14.9.1951
×

Hakkında

Künye

İletişim

Eylül 1951

— İstanbul :

Bu sabah saat 10 dan itibaren Şale Köşkünde çalışmalarına devam, eden 40 inci Parlâmentolar ara sı konferansın­da delegelerin alkışları arasında kür­süye gelen Dışişleri Bakanı Prof. Fuat Köprülü aşağıdaki hitabede bulunmuş: tur :

«Herşeyden evvel, Büyük Millet Mec­lisimizin Başkanı tarafından size hi­taben söylenen hoş geldiniz sözlerine benim da hararetle katılmama ve Türk milletinin, konferansınızın toprakların­da içtima etmesinden dolayı duyduğu gurur hislerine tercüman olmama mü­saadeetmenizi ricaederim.

Konferansınızın çalışmalarına ve «Mil­letlerarası sulh dâvası ile milletler­arasındaki işbirliğinin inkişafı» yolun­daki gayesine kargı memleketimde hu­susîbir alâkave anlayış bulacaksı-

Filhakika bu fikir, memleketimin dış politikasının ana prensiplerinden biri olan aşağıdaki esas içinde mündemiç­tir :

Türkiyenin dış politikası milletlerin hukukî müsavatına, kollektif emni­yete ve iyi komşuluk münasebetlerine dayanmaktadır.

Bu prensipi realite haline getirmiş ol­makla iftihar ederiz. Münasebetlerimiz kendilerindekarşılıklıhislerbuldu-

ğumuz komşularımızla dostanedir. Me­safelerin bu kadar kısaldığı bugünkü dünya içinde komşuluk mefhumu çok uzaklara gitmektedir. Biz de onu böy­lece anlıyor ve tatbik ediyoruz. Hür dünyanın bütün memleketlerile iyi geçinmekten, ekserisi ile samimî mü­nasebetler idame etmekten birçok memleketlerle dostluk muahedelerine mâlik olmaktan ve teşkilâtlanmış bir çok beynelmilel camialara mensup bu­lunmaktan gurur- duymaktayız.

Milletlerarasındaki dostluk münasebet­leri ancak hukukî müsavat üzerine sağlamca isnad ettikleri takdirde mümkün ve devamlı olabilirler. Bu lüzumu sadece anlamak değil, aynı za­manda tahakkukları için icap eden yo­lu açmış olmanın da devrimize ait bir şeref olduğuna inanıyoruz. Bu düşün­ce, istiklâllerini elde ettikten sonra beynelmilel camiamızda yerlerini alan devletlerin adedinin arttığını ve ta­mamlandığım görmek ümidimizde bi­zi teşci eylemektedir.

Kollektif emniyete inanış dış politika­mızın başlıca esaslarından biridir. Bu sebeptendir ki, gayeleri arasında bey­nelmilel sulh ve emniyeti korumak ve milletler arasında, halkların kendi mu­kadderatlarım bizzat tayin etmelerini haklarına ve hukukî müsavatlarına hürmet esaslarına dayanmış dostane münasebetler inkişaf ettirmek azmi bu­lunan Birleşmiş milletler teşkilâtına kuvvetle bağlı bulunuyoruz.

İskilip de Tokat gibi dereler içine ku­rulmuş bir kasabamızdır. Bir sene içinde dört defa tekerrür eden sel fe­lâketi sonunda 46 ev ve beş değirmen tamamen yıkılmış, 119 ev hasara uğ­ramıştır. Mahalleleri birbirine bağla­yan dokuz köprüyü su götürmüş ve maalesef sekiz vatandaşımız ölmüştür. İskilip'in en ehemmiyetli ihraç mah­sulü olan elmanın mühim bir miktarı yok olmuş ve bahçeler moloz ve bal­çıkla dolmuştur. Bunların temizlenmesi çok güç olacaktır. Ağaçların bu sebep­le kuruyacağım ve temizlenecek bah­çelere yeniden ağaç dikilmesi icap edeceğini mütehassıslar söylüyorlar. Şehrin yıkılmış bulunan su tesisatının kısa bir zamanda tekrar yapılması ve bazı yerlerde kalmış bakiyesinin ta­miri için İller Bankasının bir su mü­hendisi incelemelerini yapmış ve ra­porunuBankayavermiştir.

Bütün bu musibetlerin vukua gelme­linin başlıca sebebini, kasabaların ku­ruluş şekillerinde ve yerlerinde bul­mak mümkündür. Civardaki çıplak dağların daima sel halinde yağmur yağmasına müsait bir hale girmesi ve sel yataklarının ve derelerin fazla su­yu almağa yeter genişlikte bulunma­ması her zaman bu kabil felâketleri doğurabilir. Bunun için önleyici ve esaslı tedbirleri aramak üzere müte­hassıs heyetlere her iki kasabada ince­lemeler yaptırıyoruz. Tavsiye edecek­leri çareleri vakit geçirmeksizin tatbika çalışacağız. Tokat ve İskilip'teki za­rarların miktarı şimdiden milyonları aşmış bulunmaktadır. Hükümet elin­deki bütün malî imkânlardan fayda­lanmak suretiyle maddî zararların te­lâfisine elbette gayret edecektir. Yurt­taşlarımızın da bu iki kasaba halkının maruz kaldığı felâketin hafiflemesine yardım edeceklerinden emin bulunu­yoruz.

— İstanbul:

Yıldız Şale Köşkünde toplanan 40 mcı Parlâmentolar Konferansına iştirak eden delegelerin aileleri bu sabah sa­at 9.30 da Parkotelde buluşarak husu­sî otobüslerle Dolmabahçeye inmişler ve Türk Kadınlar Komitesinin tertip ettiği bir gezi programı gereğince Dol-mabahçe Sarayı ve Deniz Müzesini g-szmişlerdir.

Misafirler daha sonra Maçkaya çıka­rak Şark Kahvesinde bir müddet istirahat etmişler ve bilâhara Taksime dönmüşlerdir.

— İzmir :

Birleşmiş Milletler saflarında insanlık ve hür dünya için çarpışırken yarala­nan 106 gazimizi getirmekte olan Da­nimarka bandıralı Jutlandia isimli Kı­zılhaç gemisi bu sabah saat 10.30'da, limanımıza gelmiştir.

Gazilerimiz Yenikale açıklarında Bay­raklı Körfez vapurunu hususî surette kaldırmış olan yüksek tahsil gençliği tarafından Mendirek dışında da Vali Osman Sabri Adal, Milletvekili, Be­lediye Başkanı, Tümen Komutanı Tümgeneral Fazıl Bilge, Yurt içi böl­ge Komutanı Tuğgeneral Cihangir Berker, Gaziemir Motorlu Birlikler O-kulu Komutanı, şehir ve İl Genel Meclisleri üyeleri, Emniyet Müdürü, siyasî partiler temsilcileri ve Basın mensupları tarafından karşılanmışlar­dır.

Saat 9.30 da Jutlandia hastahane ge­misine çıkan Vali, Milletvekilleri, Be­lediye Başkanı, Generaller gemi gü­vertesinde saf olmuş gazilerimizin te­ker teker ellerini sıkarak kendilerini tebrik etmişler ve gazilerimiz de bü­yüklerine ellerini öpmek suretiyle mukabelede bulunmuşlardır.

Bu esnada gemide bulunan Danimar­kalı Tuğgeneral Kaihammerich gazile­rimize ve diğer misafirlere hitaben bir konuşma yapmış, Vali Osman Sabri Adal da misafir Generale teşek­kür etmiştir.

Gazi kahramanları hamil hasta­hane gemisi saat tam 10.45 de Cumhu­riyet alanı önünde rıhtıma yanaşmış­tır. Bu esnada Cumhuriyet alanını dolduran yüzbine yakın muazzam bir halk kitlesi gazilerimiz lehine müte­madiyentezahüratta bulunuyordu.

Bu tezahürat gazilerin vapurdan çıkıp İzmir askerî hastahanesine naklediliş-lerine kadar durmadan devam etmiş­tir.

Yaraları henüz iyice tedavi edilme­miş olan kahramanlarımızın gemiden karaya vinçle indirilişleri ise, muaz­zam halk topluluğunun kızıllar aley­hine tezahürat yapmasına vesile teşkil etmiştir.

Yolda gelirken bir ameliyat neticesin­de şehitlik mertebesineulaşmışolan

Tarsuslu er Emin Çiçek'in cenazesi de Türk bayrağına sarılı olarak indiril­miştir. Hemen Asker hastahanesine nakledilen cenaze bilâhara hastahaneden törenl-s kaldırılarak Şehitliğe def-r.edilmiştir.

Birkaç tanesi hariç gazilerimizin hep­sinin sıhhî durumları iyidir.

106 kişilik yaralı kafilesine başkanlık eden Yüzbaşı İhsan Sarpkaya kendi­siyle konuşan Anadolu ajansı muhabi­rine şunları söylemiştir :

«1 Ağustos günü yola çıktık. Bir ay kadar süren yolculuğumuz çok iyi geç­miştir. Gemide başta Danimarkalı Ge­neral, Doktorlar ve hastabakıcılar ol­duğu halde bütün mürettebat Türk gazilerine karşı çok büyük bir alâka ve ihtimam gösterdiler. Bir yaralımıza kan verilmek icap ettiği zaman Dani­markalı Generalin bu kanın kendisin­den tedarik edilmesini teklif ve icabı kadar kanı vermesi, bu alâkanın de­recesini gösteren unutulmıyacak bir hâdisedir.

Gelirken sırasiyle Singapour, Aden, Süveyş ve Port-Said'e uğradık. Bilhas­sa Aden'deki Müslümanlar Cemiyeti tarafından gazilerimize gösterilen alâ­ka ve yakınlık bizleri çok mütehassis etmiştir. Bu müslüman kardeşlerimiz Türk gazilerine fazla miktarda hedi­yeler ikram etmişlerdir.

Yolculuğumuz esnasında bizi çok üzen yegâne §ey bir gazimizin şehit olma­sıdır. Sağ salim gelenler 11 subay, 7 gedikli, bir mütercim subay ve 88 ça­vuş ve er olmak üzere 106 kişidir.»

Jutlandia hastahan-s gemisinde mem­leketlerine dönmekte olan 43 Yunanlı, 8 İngiliz, 6 Fransız, 4 Hollandalı ve .7 Belçikalı yaralı bulunmaktadır. Gemi yarın sabah Pire'ye mütevecci­hen limanımızdan ayrılacaktır.

— İstanbul:

Parlâmentolararası Birliği Konferan­sının bu sabahki celsesinde ilk olarak söz alan Lord Stansgate, beşinci defa olarak kendisini Birlik Başkanlığına seçmiş olduklarından dolayı arkadaş­larınateşekkürlerinibildirmiştir.

l.ord Stansgate bundan İstifade ede­rek arkadaşlarını karşılıklı anlaşma ve uzlaşmaya davet etmiştir.

İtalyan delegesi M. Macrelli, italyan Delegasyonunuprotestomakamında olarak konferans salonunu fcerket-tiği hakkında bazı gazetelerde çıkan haberleri katiyetle yalanlamış ve İtal­yan grupunun 40 mcı konferansa ve Parlâmentalar Birliğine bağlılığım te-yid etmiştir.

Başkan, beyanatından dolayı İta]yan heyetine teşekkürlerini bildirmiştir. Pakistan delegesi Tamizuddin Han, Hindistanm müslüman halkının Batı­nın liberal ve demokratik emellerini paylaştıklarını, fakat sefalet ve bazı ayrılıkların kötü ' tesirler yarattıkları­nı ve Rusyanın zararlı ideolojisini yay­mak için hudutlarda fırsat kolladığı­nı bildirmiştir.

Müteaddit delegelerin muhtelif mev­zular hakkında görüşlerini bildirme­lerini müteakip, söz alan Alman dele­gesi M. Carlo Schmidt Parlâmentolar Birliğinin mazinin hesaplarını tasfiye ile mükellef bir adalet divanına çevri-lemiyeceğinden bahsetmiş ve burada bulunan Parlâmento üyelerinin anlayış zihniyeti içinde el ele vererek istik­bal ve barış için çalışmaları gerekti­ğini söylemiştir.

Türkiye delegelerinden Sedat Zeki örs, Birleşmiş Milletler ve Güvenlik Konseyindeki zaafın yalnız veto hak­kından ileri gelmediğini, ideolojiler arasındaki farkın Birleşmiş Milletler mekanizmasını baştan başa bozduğunu söylemiştir.

İktisadi sahada, Batı ve Doğu arasın­daki işbirliğini geliştirmek için her türlü teşebbüse girişmek gerektiğini, geçmişte bu işbirliğinin gerek hars ve tamaha, gerekse müstemlekeciliğe ya­ni Doğu memleketlerinin Batı memle­ketleri tarafından istismarına dayan­dığını söyledikten sonra, kapitalizmin Doğuya iyilikler getirdiğini ve Türki-yenin ecnebi sermayelerin yardımın­dan hiç bir vakit feragat etmediğini belirtmiştir.

Sedat Zeki Örs, bu eski zamanların geçtiğini, yalnız devletler arasında de­ğil, şahıslar arasında dahi işbirliğinde bulunmak ve intikam hislerinden vaz geçilmek iktiza ettiğini söylemiştir.

Türk grupu, Sedat Zeki Örs vasıta-siyie verdiği takrirde, îstanbulda top­lanan 32 milletin hürriyet ve demok­rasiye âşık bütün ırk ve dinlere men­sup devletleri barış için birleşmeğe davet etmiştir.

Fransız, Yunan, Hollanda ve Belçika yaralılar grupu başkanları şe­refine bu gece saat 21 de Fuar Gazi­nosunda Belediye başkanı Rauf Onur­sal tarafından bir ziyafet verilmiştir. Ziyafette Vali Osman Sabri Adal, Tü­men Komutanı Tümgeneral Fazıl Bil­ge, Yurdiçi Bölge Komutanı Cihangir Berkir, mülkî ve askerî erkân hazır bulunmuşlardır.

2 Eylül 1951

— Eskişehir :

Demokrat Parti bugün saat 10.30 da şehrimizde ikinci açık hava toplantı­sını yapmıştır. Toplantıda on bini aşan bir dinleyici kütlesi hazır bulunmuş, Maliye Bakanı Hasan Polatkan, Ba­yındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğhı, Eskişehir Milletvekilleri Muhtar Baş­kurt, Abidin Potuoğlu, Konya Milletve­kili Himmet Ölçmen, Kütahya Millet­vekili Ahmet Kavuncu da toplantıya iştirak etmişlerdir.

Milletvekilleri ve diğer hatipler Halk Partisinin çeşitli hataları üzerinde dur­muşlar, Demokrat Parti iktidarının bir buçuk yıl içinde başardığı işleri saymış­lardır.

Maliye Bakanı Hasan Polatkan kahra­man ve hürriyetsever ruhlu Eskişehir­lilerin 946 ve 950 yılları seçimlerinde olduğu gibi 16 Eylülde yapılacak olan ara seçimlerinde de yeni bir zafer ka­zanacaklarından emin olduğunu teba­rüz ettirerek söze başlamış, Eskişehir-in hummalı bir faaliyet içinde bulun­duğunu, bir buçuk yıl içinde şehrin ana caddelerinin asfalt yapılmasına başlandığını, işçi barındırma yurdunun, ikiyüz yataklı verem hastanesinin, ada­let binasının, şehir stadyomunun ve işçi evlerinin inşasına, Eskişehir ovasını sulayacak ve feyezandan kurtaracak olan sulama kanallarının açılmasına başlandığını, koy yollarının, köy içme suları tesislerinin inşa halinde oldu­ğunu, Halk Bankası açıldığını, Eski­şehir'in elektrik dâvasının ve daha bir çok işlerin ele alındığını söylemiş, bu şekildeki çalışmaların yalnız Eskişe-hirde değil bütün Vilâyetlerde ve bü­tün bir vatan sathı üzerinde devam et­tiğini, bu çalışmalarla övünmediklerini, zira daha başaracak çok işleri olduğu­nu, Demokrat Parti iktidarındageçen yılın yeni başarılarla tamamlanacağını ilâve etmiştir.

Maliye Bakanından sonra söz alan Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu Demokrat Parti iktidarının yurt ba­yındırlığı işleri üzerindeki icraatını geniş ve rakamlara müstenit olarak anlatmışve ezcümledemiştir ki :

..Demokrat Parti Hükümeti 22 Mayıs 1950 de işbaşına geçtiği zaman Halk Partisi iktidarının hazırladığı ve bü­yük bir kısmım da sarfettiği 950 büt­çesinin kalan kısmı ile seneyi doldur­mak mecburiyetinde kalmıştır. Bina­enaleyh bizim hakikî faaliyetimiz ken­di programımıza ve memleket ihtiyaç­larına uygun bir şekilde hazırladığı­mız 951 yılı bütçesinin tatbiki ile baş­lamıştır. İşte şimdi sizlere altı aylık müddet zarfında yaptığımız ve yap­makta bulunduğumuz işîeri teker teker sayacak olursam hükümet olarak nasıl emsal kaydedilebilecek bir çalışma içe­risindebulunduğumuzanlaşılacaktır. >

Bayındırlık Bakanı bundan sonra yol, su ve diğer nafıa hizmetlerinin geniş bir bilançosunu yapmış ve sözlerini şöyle bitirmiştir:

«İşte hemşehrilerim, görüyorsunuz ki onları huzursuzluğa sevkeden bizim müsbet faaliyetlerimiz ve bu faaliyetler üzerindeki muvaffakiyetlerimizde. Fa­kat onlar muhalefet vazifelerini insaf ölçüleri içerisinde yapmasını becereme-mekte devam ederlerse yakın bir âtide ortaya dökülecek olan eserlerimizin karşısında Türk milletinin yüzüne nasıl bakacaklarını gene kendileri düşünme­lidirler.»

— Eskişehir :

Bugün Eskişehir'in 29 uncu kurtuluş yıldönümü münasebetiyle muazzam bir kutlama töreni yapılmıştır. Bu yıla ka­dar görülmemiş bir heyecan ve alâka içinde kutlanan kurtuluş bayramına on binlerce Eskişehirli iştirak etmiştir. Merasimde Maliye Bakanı Hasan Polat­kan, Bayındırlık Bakanı Kemal Zey-tinoğıu, Eskişehir Milletvekilleri, Vali ve Garnizon Komutanı hazır bulun­muşlardır. Bakanların merasim yeri­ne gelişleri on binlerce halkın coşkun sevgi tezahüratına vesile olmuştur. Merasimi Belediye Başkanı Hicri Se­zen bir hitabe İle açarak 29 sene ev­vel Eskişehir'in kurtuluş hatırasını anlatmıştır.

Çekiç atma :

image001.gifClark (B.Britanya) 54.12

Douglas(B.Britanya):52.13

Balcı Tamer (Türkiye) 49.05

Muzaffer iskender (Türk) 43.17

400 metre engelli :

image002.gifWhittle (B. Britanya):54 3/10

Scott (B. Britanya). 55 1/10

Burhan Cengiz(Türk):55 9/10
4_ Doğan Acarbay (Türk) 56. 8/10

4x400Bayrak :

image003.gif1_ Büyük Britanya:3.20.7/10 2— Türkiye:3.28 4/10

Puvanlar: Büyük Britanya 103, Tür­kiye 75.

Müsabakaları müteakip derece alan at­letlere madalyaları verilmiş ve bu arada Akın gazetesi sahiplerinden Ca-vit Yamaç, Akın " gazetesinin ortaya koyduğu iki kupayı en iyi derece alan İngiliz atleti Bailey ile Cahit Önele vermiştir. Mükâfat tevziini takiben Millî Marşlar çalınmış, bayraklar me­rasimle indirilmiş ve müsabakalar so­na ermiştir.

3 Eylül 1951

— Doğu Bayazıt:

Ağrı dağının zirvesine tırmanarak Türk bayrağını dikmeye muvaffak olan subay ve -erlerimize ihtisaslarım soran muhabirimiz aşağıdaki telgra­fı göndermiştir :

Ağrı dağının tanı zirvesine bayrağımı­zı dikmek suretiyle dağcılıkta büyük başarı gösteren Üsteğmen Cevat Gökmenoğlu, Üsteğmen Mukbil Gır-divan, Teğmen Münir Kısakürek ve Doktor Yüzbaşı Kemal Gümüşçü ve onlara Önemli yardımda bulunan Al­bay Rüştü Narter ile Albay Necati Çakanışık'la ayrı ayrı konuştum. Al­bay Rüştü Narter bu çıkış hakkında şu izahatı verdi: «Tecrübe maksadiyle Üsteğmen Cevat Gökmenoğlu Komu­tasında 105 erden mürekkep bir grubu hazırladık ve icabeden malzeme ile teç­hiz ettik. Kendilerine saçtan bir flama ile içlerine dağcıların isimleri yazılı kâ­ğıtlar ihtiva eden beş' şişe de verdik. Bu arslanlar birçok zorlukları yene­rek bayrağımızı tam zirveye diktiler. Bundaniftiharduydum» Albay Necati Çakanışık ise şunları söyledi: «Ağrı dağının volkanik ve ge­çit vermiyen tam zirvesine çıkmak üzere bir ekip hazırladık. Birçok spor meraklılarının bugüne kadar başara­madıkları bu müşkül işi Türk subayı ile Mehmetçiği bütün zorluklara rağ­men başardı ve şanlı bayrağımızı tam zirveyedikmeyemuvaffakoldu.»

Üsteğmen Cevat GÖkmenoğlundan da bu başarıları hakkında bir şey söyle­mesini rica ettim. Gökmenoğlu şunları söyledi : «Şimdiy-e kadar çıkılmayan bu muazzam dağın buzla Örtülü zirvesine Türkün şanlı bayrağını dikmek heves: bende uyanmıştı. Bu maksatla Emrim­de bulunan 105 Mehmetçikle Doğu Ba-yazıt'a geldim. Hazırlıklarımı ikmal ederek hareket 'attik. Koca dağ, yak­laştıkça Mehmetçiğin azmi önünde feü-çülüyGrdu. Ertesi gün yanımda Mukbil ve 9 erle zirveye tırmanmıya başla­dık. Bize Öyle geliyordu ki dağ gittik­çe yüks-aliyordu, zorluklar başgoster-mişti. Mehmetçiğin bütün .bu güçlük­leri yeneceğine güvenim vardı. Dağ, kaya, buzlarla mücadele ederek şanlı bayrağımızı tam zirveye diktik.»

Teğmen Münir ise ihtisaslarını şöyle anlattı: «Vahşi manzaralı garip fakat çok muhteşem bir dağda hem üşüdü­ğümü hem de terlediğimi hayretle gördüm. Ayak izlerine rağmen bu dağın vahşi sakinlerine tesadüf ede­mediğimden müteessirim. Zirvede bayrak çekilirken heyecandan gözle­rim yaşardı».

Üsteğmen Mukbil geçen sene dağ kur­su görmüş olduğunu, bundan fayda­lanmak istediğini söyledi ve dedi ki : »Ekibe iştirak ettim. Bu iş bana ayrı­ca bir zevk verdi. Bütün arzum zirvede kayakla kaymaktı. Zirve bu arzumu yerine getirmedi. Havanın bulutlu ve soğuk olması fazla kalmamıza imkân vermedi. Son bir gayretle bayrağı zir-veya diktik».

Doktor Yüzbaşı Kemal Gümüşçü ise şunları söyledi :

İlk anlarda dağa çıkmak bana bir eğlence gibi geliyordu. Fakat irtifa art­tıkça ve arazi arızalaştıkça işin güçlü­ğünü anlamıya başladım. Bihassa ajans muhabirinin yanımızda bulunması bu yorucu yolculuğumuza bir kat da­ha neş'e veriyordu. Ertesi gün Cevat Gökmenoğlu ile beraber zirveye tır­manmıya başladık. Beş saat tırmanma

image004.gifneticesinde ayni yerde olduğumu gör­düm ve bu işden vazgeçtim. Lâkin son derece cesur arkadaşım Cevat ve Mukbil ile 9 er tam zirveye bayrağa dikmeye muvaffak oldular. Erler se­vinç içindeydi. Bunların sevinçlerini paylaşarak yanlarından ayrıldım.»

— Ankara :

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Harry S. Truman'm Kongrenin 20 Temmuz 1942 tarahinde verdiği salâ­hiyete dayanarak Türk Silâhlı Kuvvet­leri Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut'a gösterdiği fevkalâde ba­şarıdan dolayı verdiği liyakat madalya­sının «Komutanlık rütbesi- bugün sa­at 11 de Amerikan Büyükelçiliğinde tertip edilen bir törende Amerikan Askerî Yardım Kurulu Başkanı Tüm­general William H. Arnold tarafından Orgeneraletevdiedilmiştir.

Genelkurmay İkinci Başkanı Korge­neral Zekâi Okan, Dışişleri Bakanlığı Umumî kâtibi Büyükelçi Faik Zihni Akdur, Protokol Umum Müdür mua­vinlerinden Samim Yemişçibaşı ile Fuat Kepenek, birinci daire başkanı Bülent Uşaklıgil, Genelkurmay daire başkanları ile kuvvetler başkanları ve Amerika Askerî Yardım Heyeti men­supları ve Basın mümessillerinin ha­zır bulunduğu törende ilk sözü Ame­rikan Büyükelçisi Mr. Wadsworth ala­rak gösterdiği .fevkalâde hizmetlerden dolayı Nuri Yamut'a ve kendisine Amerikan Hükümeti tarafından veri­len madalyanın kabulüne müsaade eden Türk Hükümetine teşekkür ede­rek sözü General Arnold'a bırakmıştır. Amerikan Askerî Yardım Kurulu Başkanı bunun üzerine aşağıdaki me­sajı okumuştur :

«Türk Silâhlı Kuvvetlerinde Orgeneral Nuri Yamut, 21 Ağustos 1950 den Tem­muz 1951 tarihine kadar Türk Silâhlı Kuvvetlerinin Genelkurmay Başkam sıfatı ile ifa ettiği fevkalâde hizmetler­de müstesna hareketi liyakatkâranesi ile temayüz etmiştir. General Yamut, samimî işbirliği, meslekî iktidarı ve hürriyet dâvasına olan merbutiyeti ile Amerika Birleşik Devletleri ile Tür­kiye Hükümeti arasında dostane mü­nasebetlerin gelişmesine bariz surette yardım etmiştir. General Yamut, Kore mücadelesine Türk Silâhlı Kuvvetleri­nin iştiraki ile alâkalı Milletlerarası büyükçaptameselelerinbihakkın takdirinde gösterdiği yüksek derecede bağlılık ve iktidarla, Birleşmiş Millet­lerin hürriyet mücadelesindeki başa-rılı çalışmalarına yardımda fevkalâde hizmet ifa eylemiştir. General Yamut,. yorulmak bilmez mesaisi ve memleke­tinin demokrasi davasına candan bağ­lılığı ile kendi vatanında da sulh dâ­vasının tervicinde büyük muvaffakiyet göstermiştir. Kendisinin bu çok büyük başarılan ve Milletlerarası sulh ve iyi münasebetlere olan sarsılmaz sadaka­ti, Orgeneral Yamut için en yüksek me­ziyet ve itibar temin ettiği gibi, Tür­kiye Cumhuriyeti Silâhlı Kuvvetleri­nin zaten şayanı takdir olan an'ane-lerini idame eylemiştir.»

Hitabesini müteakip General Arnold Madalyayı Genelkurmay Başkanı Nu­ri Yamut'un boynuna takmış ve ilk olarak kendisini tebrik etmiştir.

Bunun üzerine Orgeneral Nuri Yamut da aşağıdaki konuşmayı yapmıştır :

Ekselans Büyükelçi,

Amerika Birleşik Devletleri Sayın Cumhurbaşkanının namıma gönder­mek lûtfunda bulundukları «Komutan' Liyakat nişanını» almış bulunmaktan duyduğum derin memnuniyet hislerimi ve teşekkürlerimi ifade etmekle bahti­yarım.

Bu kıymetli nişan sayın Cumhurbaşka­nının Türk Silâhlı Kuvvetleri hakkın­daki yüksek takdir ve alâkalarının büyük mâna ve ifadesini taşımış bu­lunmaktadır.

İnsanlık hak ve hürriyetini ve millet­lerin istiklâlini gaye edinen Birleşmiş Milletler camiasında Amerikan ve Türk silâhlı kuvvetleri yanyana vazi­fe almış bulunmaktadırlar.

Samimî teşriki mesaide bulunan Türk ve Amerikan arkadaşlarımdan hepsi­nin bu nişanda birer şeref payı var­dır. Başkan bulunmak şansı bana bu değerli nişanın muhafazası payım ver­miş bulunuyor.

Sayın Cumhurbaşakinma teşekkürleri­mi saadet ve refahları için en- iyi te­mennilerimi sunduğumun iblâğım ek­selans Büyükelçiden rica ederim.

Bu güzel merasimin sefarethanede ter­tibi suretiyle gösterdikleri nezakete karşı ekselansa teşekkürlerimi ve sa­mimîdostlukhislerimisunuyorum.»

Dahasonra törendehazır bulunanlar

Genelkurmay Başkanını ayrı ayrı teb­rik etmişler ve müteakiben misafirler hazırlanan büfede izaz edilmişlerdir.

— İstanbul:

Milletlerarası Sosyal Güvenlik Konfe­ransı bu sabah saat 10.30'da Galatasa­ray Lisesi Konferans salonunda _ açıl­mıştır. Konferansa Türkiye, Yunanis­tan, İsrail, İran ve Suriye hükümetleri­nin 32 delegesi iştirak etmiştir.

Toplantıyı Çalışma Bakanı Nuri Özsan aşağıdaki konuşma ile açmıştır:

«Sayın misafirlerimiz, bayanlar, baylar.

Dost ve komşu memleketlerin, Millet­lerarası çalışma bürosunun ve Millet­lerarası Sosyal Emniyet Derneğinin kıymetli memur ve temsilcilerini, mem­leketimizde bir sosyal emniyet semine­ri faaliyetine başlamak üzere toplanmış olarak görmek, onları selâmlamak ve kendilerine hoş geldiniz demek be­nim için unutulmaz bir zevk ve bahti­yarlıktır.

Sosyal emniyetin bilhassa harp sonu dünyamızda bütün milletler için artan ehemmiyeti bizi Milletlerarası çalışma bürosu ve Milletlerarası Sosyal Der­neği ile bugün burada başlamakta o-lan seminerin tertip edilmesine teş­vik etti. Bu mevzudaki teşebbüsümüzü tahakkuk ettirmek hususunda Millet­lerarası Çalışma Bürosunun ve onu di­rayetle, şevk ve imanla idare eden Ge­nel Müdürünün ve mesai arkadaşları­nın göstermiş oldukları ilgi ve anlayı­şa karşı huzurunuzda ayrıca şükran duygularımı ifade etmek isterim.

Bütün dünyada hürriyet, emniyet ve barışın teminat altına alınması yolun­da Milletlerarası tesanüt ve işbirliği­nin bu kadar hayatî bir ihtiyaç olarak hissesildiği bir devirde ayni bölgede yaşayan milletlerin müşterek mesele­lerini müşterek gayretleri ile karşıla­maları lüzumu azalmamış ve" bilâkis her zamankinden fazla ehemmiyetli bir zaruret haline gelmiştir.

Diğer taraftan Milletlerarası çalışma teşkilâtının bir zamanlar yalnız büyük sanayi memleketleri üzerinde temerküz eden fonksiyonunu dünyanın Yakın ve Orta-Doğu bölgesi gibi ekonomik ba­kımdan az gelişmiş memleketlerine de teşmil etmesi, son yıllarda B.I.T. faa­liyetlerine verilen isabetli istikametin memnuniyetle karşıladığımızyeni bir delilini teşkil etmekte ve bu teşkilâtın hedef tuttuğu sosyal adalet idealinin icabına çok yakışan bir işaret olarak onun âlemşümul karakterini teyid ey­lemektedir.

Filhakika bugün kabul etmek lâzım­dır ki sulh gibi, emniyet ve hürriyet gibi dâvalar nasıl bir coğrafî hududun inhisarına alınamaz ve bölünmez bir mahiyet arzederse sosyal adalet ideali de öylece bölünmez bir bütün teşkil et­mektedir. Bu ideal millî gayretleri des­tekleyen milletlerarası müşterek faali­yetlerden kuvvet alarak dünyanın ikti­sadî bakımdan gelişmiş, az gelişmiş ve­ya gelişmemiş bütün ülkelerinde birden gerçekleşecek veya milletleri birbirine düşüren kısa görüşlü bir egoizm hır­sının ortaya koyduğu acı hakikatler ta­rafından mağlûp edilmiş zayıf bir ha­yal olarak kalacaktır.

Bugün memnuniyet ve iftiharla kayde­debiliriz ki demokrasi ruhunu Birleş­miş Milletler yolu ile millî seviyeden milletlerarası seviyeye çıkarmış olan medeniyet dünyası artık gelişmemiş memleketlerin iktisadî ve içtimaî me­selelerine lâyık olduğu ehemmiyeti vermiyebaşlamıştır.

Milletlerarası çalınma Teşkilâtının faaliyetlerine verilmiş olan yeni is­tikamet gibi Birleşmiş Milletle­rin ekonomik bakımdan gelişmemiş memleketlere yapmakta olduğu geniş­letilmiş teknik yardım da bütün insan­lık için faydalı ve ümit verici bir uya­nışı ifade etmektedir. Diğer taraftan millî mahiyetteki ekonomik ve sosya] meselelerin milletlerarası ve dünya öl­çüsünde bir koordinasyon ve nizama bağlanabilmesi için memleketlerin da­hil bulundukları coğrafî bölgelerin hu­susî şartlarına uygun tedbirlerin gözden geçirilmesi, müşterek gayeye giden yol­da, pratik bakımdan kaçınılmaz, zarurî bir merhale olarak düşünülmelidir.

Bu düşüncenin ışığı altında soğrafî mevki ve tarihî rolü itibariyle çok mühim olan Yakın ve Orta - Doğu böl­gesinin müşterek ekonomik ve sosyal meseleleri de bütün ehemmiyeti ile tebarüz eder. 1947 de Milletlerarası Ça­lışma Bürosunun teşebbüsü ile İstan­bul'da Yakın ve Orta Doğu toplantısı bu bakımdan aydınlatıcı bir başlan­gıç olmuştur.

Bu yıl Nisan. ayında Tahranda top­lantıyaçağırılmışolanbölgekonfe-

ransmın geri kalmış olması teessürü­müzü mucip olmakla beraber öyle ümit etmek istiyorum ki Yakın ve Orta Do­ğu sosyal emniyet semineri bu bölgeye ıil memleketlerin bazı müşterek sos­yal emniyet meseleleri üzerinde bera­berce fikir teati etmek fırsatını sağla­mak suretile bu istikamette mütevazı olsa da memnuniyet verici bir adım teşkil edecektir.

Bununla beraber bu seminere bazı memleketlerin iştirak etmeye maa-sef imkân bulamamış olmalarından mütevellit samimî teessürlerimi de bu­rada ifade etmeliyim. Müteakip toplan­tılarımızda müşterek dâvalarımızın halli İçin bütün ilgili devletlerin işbirli­ği yapmasından en büyük sevinci du­yacağımız tabiidir.

Dünyanın her tarafında sosyal barış ve adaletin teessüsü hemen bütün demok­ratik memleketlerin bağlıca gaye ve va­zifelerinden biridir. Bugünkü cemiyet­lerimizde bu gayeye varmakta gittikçe gelişen ve taazzuv eden sosyal emniyet sistemlerinin rolü bilhassa büyük ola­caktır.

19 yılında Milletlerarası Çalışma Teş­kilâtının ilk anayasasını hazırlayanlar, ır.esleki ve umumî hastalıklara, iş ka­zalarına, maluliyet, ihtiyarlık, analık zalanna, maluliyet, ihtiyarlık, analık ve işsizlğe karşı işçilerin himayesi lüzu­munu bayan ederlerken, Atlantik şar­tında herkese daha iyi çalışma şartları, daha fazla maddî refah ve sosyal emni­yet sağlaması için bütün milletlerin eko­nomik işbirliği yapmaları zarureti ilân olunurken Filadelfiya beyannamesinde ve nihayet insan hakları beyanname­sinde sosyal emniyet bir hak olarak tanınırken şüphesiz sosyal barış ve adalete doğru tarihî tekâmül adımları atılmış oluyor.

Çünkü sosyal emniyet küfeler için geîir emniyeti sağlamak yolu ile millî ekonomilerde satın alma gücünün ve iş hacminin daha yüksek bir seviye üzerinden istikrarına müte­veccih kıymetli bir rol ifa etmektedir. Memleketimiz sosyal emniyet mevzuu­nu sosyal politikanın diğer mevzuları gibi ehemmiyetle ele almıştır. Çalışma'

Bakanlığına bağlı bir devlet kurumu vasıtasiyie iş kazası, meslek hastalık­ları, analık, ihtiyarlık sigortaları ile mahallî esasa dayanan bir hastalık, analık sigortası tatbikatı geliştirilmek­tedir. Gayemiz işçi ve işverenlerin mü­savi surette söz sahibi olduğu bir idare şekli içinde daha geniş işçi ve müstah­dem kütlesi için daha müessir bir ka­nunî himayeyi en rasyonel şekilde ta­hakkuk ettirmektir. Bu yolda Millet­lerarası Çalışma Bürosunun teknik yar­dımlarından da istifade edilerek ciddî gayretler sarfedilmektedir.

Memleketlerimizin ekonomik ve sos­yal şartları ve imkânları az çok fark­larla birbirine benzemektedir. Yine az çok farklarla bir sosyal emniyet siste­mi tesis eylemek için sarfetmekte ol­duğumuz gayretlerin henüz başlangıç safhasında bulunmaktayız. Birbirimi­zin ve bizden evvel bu yolda başarı el­de etmiş olan memleketlerin tecrübe­lerinden faydalanmak için burada top­lanmış bulunuyorsunuz.

Geniş ve şümullü bir sosyal emniyet sisteminin memleketlerimizde tatbik edilmesinin güçlüklerini vazifeleriniz dolayısiyle hepiniz bizzat görmekte ve duymaktasınız. Fakat sosyal sigorta­larının hiç bir memlekette bir anda ku­rulmuş olmadığını ve sarfedilen uzun ve devamlı gayretlerin ve emeklerin neticeleri olduğunu da biliyorsunuz. Bi­zim gayretlerimiz de elbette ümitleri­mize lâyık semereler verecektir. Başla­makta olan seminer bu mevzuda mil­letlerarası tesanüt ve işbirliği anlayışı çerçevesi içinde sarfedilen gayretler­den birini teşkil etmektedir ve bu gibi teknik yardım eserlerinin tevalisi mem­leketlerimizin en halisane temennisi­dir.

Müsaadenizle sözlerime bize tecrübe ve bilgilerini ve kıymetli yardımlarını getirmiş bulunan muhterem konferans­çılarımıza teşekkür etmekle son ver­mek isterim. Bununla hepinizin kalbî hislerinize tercüman olduğundan şüp­he etmiyorum.

Sizlere başarılar ve memleketleriniz için hayırlı çalışmalar ve bu arada Türkiyede hoş günler geçirmenizi dile­rim.

— Ankara :

Rütbe ve makamının hizmet ve vazife­lerini ve sürelerini tamamlamış olma-

an sebebiyle fiilî hizmetleri nihayet bulan generallerin adlarını aşağıda bil­diriyoruz.

Uzun yıllar çalışarak ordunun kalkın­masında büyük hizmetleri görülen ve ordu şeref belgesini kazanmış olan Ge­nerallerimize Genelkurmay Başkanı ta­rafından gönderilen mektupta, kanun hükümleri ordu topluluğu içindeki fiilî görevlerine son verirken Generallerin değerli hizmetlerinin hazırladığı şe­refli bir mazinin sahibi olarak övülme-ğe lâyık bulunduklarına işaret edil­mekte ve vicdan huzuru içinde mes'ut günler geçirmeleri temenni edilmekte­dir :

Orgeneral MuharremMazlumIskora, Orgeneral Mahmut Berköz, Orgeneral Zeki Doğan, Korgeneral Sami Topçu, Tümgeneral Zeki Erkmen, Tümgeneral İsmail Hakkı Tekçe, Tümgeneral Kâzım Dudaş, Tümgeneral Hakkı Talay, Tümgeneral Cemil Ulusoy, Tümgeneral Cemil Kantemir, Tümgeneral Rahmi Egemen, Tümgeneral Hüsnü Ersü, Tümgeneral Alâettin Yakal, TümgeneralSeyfettinÇalbatur, Tümamiral Necati Özdeniz Yük. Müh. Korgeneral Ö. Kadri Koray, Lv. Tümgeneral Sabri Kurtman, Vet.Tümgeneral Mehmet güner, Tuğgeneral KâmilErigür, Tuğgeneral Selâhattin Çuhacı, Tuğgeneral NerimanFevzi Talimcioğ. TuğgeneralNazmiOktay, Tuğgeneral İzzetIşık, Tuğgeneral HıfzıBetin, Tuğgeneral Hilmi Akkaşoğlu, Tuğgeneral Halit Aykut, Tuğgeneral Burhane'ttin Özkök, Tuğgeneral Reşat Paşakay, Tuğgeneral Remzi Atasü, Tuğgeneral Bozkurt Kaplangı, Tuğamiral Tarık Ersuna, Tuğamiral Burhanettin Erilkun, Hv. Tuğg. Azmi Turkay, Lv. Tuğg. M. Ali Enuysal, Lv. Tuğg. Hâmit Tümer, Lv. Tuğg. Kemal Üzel, Yük. Müh. Tuğg. Osman Nuri İnceler, Tbb. Tuğg. Edip Opan, Ecz. Tuğg. Suphi Aygün. Tbb. Tuğg. Rüştü Bilge, Vet. Tuğg. Enver Gürsel, Vet. Tuğg. Tacettin Anman, Tuğgeneral eşidi As. Yargıç C. Ergut, Tuğgeneral eşidi öğretmen R. Ayyıldız.

—Ankara :

Eski İzmir şehrini meydana çıkarmak için Ankara Üniversitesi ve Atina'daki İngiliz Arekoloji Enstitüsü adına Prof. J. Cook ve Prof. Ekrem Akurgat idare­sinde yapılan çalışmalar şimdilik r^iha-yet bulmuştur. Dört yıl süren. kazılar neticesinde İzmir'in beşbin yıl öncesi­ne ait prehistorik devirleri ile İon me­deniyetinin en eski mabedi ve en eski evleri ortaya çıkarılmıştır. Burada el­de edilen ve şimdi İzmir'deki Fuar mü­zesinde kısmen teşhir edilmekte olan eserlerin Batı Anadolunun henüz ka­ranlık olan tarihini aydınlatacak ehem­miyette olması eski İzmir hafriyatına karşı dünya ilim çevrelerinde büyük bir ilgi uyandırmıştır.

Prof. Ekrem Akurgal ile görüşen bir arkadaşımız Ankara Üniversitesinin Batı Anadolu'daki ve bilhassa îzmir-deki faaliyetine bundan sonra da devam edeceğini öğrenmiştir. Prof. Ekrem Akurgal ayrıca şunları söylemiştir:

Eski İzmir tarihinin henüz aydınlatıl­mamış meseleleri için Bayraklı'da ba­zı tamamlayıcı çalışmalara devam edi­lecektir. Fakat Ankara Üniversitesinin bundan sonraki çalışmaları Milli Eği­tim Bakanlığının ve İzmir Belediyesi­nin yapacakları yardımlarla daha çok İzmir agorası üzerinde teksif edilecek­tir. İzmir agorası bugünkü hali ile bi­le Atina agorasından ve Roma'daki Forum'lardan daha _ iyi muhafaza edil­miş bir durumdadır. Şimdi bu güzel ve muazzam sanat eserinin geri kalan revaklarmı da toprak altından çıkar­mak ve bilhassa bazı kısımlarını res­tore etmek gerekmektedir.»

—İstanbul :

Parlâmentolararası Birliği Konferansı bugün öğleden sonra Şale Köşkünde çalışmalarınadevametmiştir.

Saat 16 da açılan oturumda göçmen ve mülteciler mevzuu ele alınmış ve söz alan İsveç, İran, Seylân, İrlanda, Yugoslavya, İsrail ve Brezilya delege-.leri göçmenin kendilerine göre bi­rer tarifini yapmışlar ve bu mevzuda fikirlerini beyan etmişlerdir.

Diğer taraftan demirperdeden kaçan mülteciler teşkilâtından Aurel Decei ve Gazi Han Bessolt tarafından «göç­menlerin gittikleri memleketler tara­fından kabul edilmeleri hususunda» temenni mahiyetinde bir takrir veril­miştir.

image005.gif—İzmir :

Cumartesi günü Danimarka bandıralı Jütlandia hastane gemisi ile Kore'den yurdumuza dönen ve şehrimiz askerî hastahanesinde tedavi altına alınmış bulunan 106 gazimizin sıhhî durumları, mezkûr hastahane doktor, hemşire ve hastabakıcılarının büyük dikkat ve ih­timamları sayesinde, gün geçtikçe daha iyiye doğru gitmektedir. Bilhassa va­ziyetleri diğer arkadaşlarına nazaran biraz daha ağırca olan 8-10 gazimizin smhatleriyle hassasiyetle meşgul olun­maktadır. Gazilerimiz hastahaneye ya­tırıldıkları gündenberi aileleri, arka­ca' aşları ve vatandaşlar tarafından sık sık ziyaret edilmekte, kendilerine muhtelif hediyeler verilmekte ve ha hatırlarısorulmaktadır.

Bu cümleden olarak bugün Kızılay Derneği İzmir merkezi adına 3 kişilik, bir heyet yaralılarımızı ziyaret ederek hatırlarını sormuş ve 87 ere 25 er lira para ile birer paket incir ve ikişer pa­ket Uludağ sigarası, 7 subay ve 11 ge­dikliye de birer paket incir ve ikişer paket Uludağ sigarası hediye etmiştir.

İzmir yüksek tahsil gençliği de bugün gazilerimizi yatmakta oldukları hasta-hanede ziyaret ederek hatırlarını sor­muş ve muhtelif hediyeler dağıtmış­tır.

4 Eylül 1951

—Kırşehir :

Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Sarrvst Ağaoğlu, beraberinde Ankara Milletvekillerinden Abdullah. Gedikoğ-lu ve Hamdi Bulgurlu olduğu halde dün saat 10.15 de şehrimize gelmiştir.

Başbakan yardımcısı, vilâyet hududun­da Vali, Belediye başkanı, Jandarma komutanı ve D.P. İl İdare Kurulu üye­leri tarafından karşılanmış, Kaman il­çesi yakınlarında ise Ankara Milletve­kili Dağistan Binerbay, Kaman Kay­makamı, Belediye başkanı ve D.P. İlçe İdare Kurulu üyeleri kafileye katıl­mıştır.

Kaman'dan geçerken, yolun iki tarafı­na sıralanmış olan yüzlerce halkın te­zahürat ve ısrarı Ü2erine biraz durmak mecburiyetinde kalan Başbakan Yar­dımcısı, Kamanlılarm dertleriyle ya­kından ilgilenmiş ve bir şikâyetleri olup olmadığını sormuştur. Halk hep bir ağızdan «hayır, yoktur, sağolunuz»

diye haykırmıştır. Samet Ağaoğlu sua­lini tekrar ederek muhalif vatandaş­ların cevap vermesini istemiş, bunun üzerine C.H.P. liler de aynı şekilde "Hayır, yoktur» mukabelesinde bulun­muşlardır.

Kamanlılara veda ederek yoluna de­vam eden Başbakan Yardımcısı ve be­raberindekiler, şehrin methalinde, Kır­şehir Milletvekili Rıfat Özdeş, Ankara Milletvekili Ömer Bilen, Niğde Millet­vekili Halil Nuri Yurdakul. Vali Mua­vini, Avanos, Mucur ve Hacıbektaş il­çeleri Belediye başkanları ve parti tem­silcileri ile diğer mülkî erkân ve kala­balık bir halk kitlesi tarafından candan "tezahüratla karşılanmışlardır.

Halkın nyaşa, varol" sadaları ve alkış­ları arasında Vilâyet Konağına kadar yürünmüştür.

Vilâyet konağında kısa bir istirahatı müteakip, Samet Ağaoğlu ve berabe­rindekiler, Mucur ilçesine hareket et­mişlerdir.

Başbakan Yardımcısı Mucur'da kendi­lerini coşkun tezahüratla karşılayan muhtelif partilere mensup Mucurlu-larla samimî bir hasbıhalde bulunarak dilek ve şikâyetlerini dinlemiş, Mu­cur'a bu sene bir okul yapılacağım, topraksız ve yoksul vatandaşlara ucuz fiatla buğday verilmesi için gereken tedbirlerin alındığım, yakında satışa başlanacağını, yol ve su davalarının da ele alındığını ve işe başlandığını söyledikten sonra sözlerine şunları ilâ­ve etmiştir :

«Mes'ul. bir adam olarak huzurunuza geldim. Bir şikâyetiniz varsa söyleyi­niz. Tetkik edeceğim ve icap ederse se­bebiyet verenleri tecziye edeceğim. Si­ze şu veya bu partidensiniz diye tazyik eden var mı? Bilhassa muhalif. arka­daşlar size soruyorum, Ulus gazetesine gb're Kırşehir'de bir korku havası esi-yormuş, idarî makamlar vatandaşları tazyik ediyormuş? İşte Valiniz, Kayma­kamınız, Jandarma Komutanınız ya­nımda. Böyle bir şey var mıdır?»

Başbakan Yardımcısının bu suallerine gerafc muhalif ve gerekse muvafık bü­tün Mucurlular «hayır, yoktur» diye cevap vermişlerdir.

Bunun üzerine Samet Ağaoğlu ezcüm­leşunları söylemiştir :

«Biz her şeyden evvel Devletin vatan­daşa eziyet etmemesi lâzım geldiği kanaatindeyiz. Biz hiç bir devlet memu­runun politika ile uğraşmasını istemi­yoruz. Birinci hedefimiz budur. Aradı­ğımız yegâne şey sizlerin reyinizi hür olarak kullanmanızdır. Sonra arkadaş­lar aranıza gelip sizlerle yakından dert­leşmemizi uygun görmüyorlar. Di­yorlar ki, Devlet işlerini, vatandaş ihti­yaçlarını Ankara'dan masa başından takip ediniz. Siz bu kanaatte misiniz?» Başbakan Yardımcısının bu sualine ha­zır bulunanlar hep birden «Hayır» de­mişler ve bir C.H.P. li vatandaş ta «fır­sat buldukça sık sık geliniz» demiştir. Samet Ağaoğlu ve Beraberindekiler, Mucur'dan Hacıbektaş ilçesine hareket etmişler ve alkışlar arasında uğurlan-mışlardır.

Hacıbektaş ilçesinde de aynı sıcak sevgi tezahürleriyle karşılanan Başbakan Yardımcısı,, burada da her partiden vatandaşlarla samimî bir hasbıhal yapmış, mahallî dert ve şikâyetleri dinliyerek gerekli notları aldıktan ve tevcihedilen sualleri cevaplandırdık­tan sonra Kaman ve Mucur'daki sual­lerini tekrar etmiş ve yine muhalifler de dahil olduğu halde «hayır» ceva­bını almıştır.

Hacıbektaş'tan da vatandaşların sami­mî muhabbet tezahüratı arasında ay­rılan Başbakan Yardımcısı ve berabe­rindekiler, saat 14.30 da Kırşehir'e av­det etmişlerdir.

Samet Ağaoğlu, Kırşehir'den Ankara-ya dönerken, beraberinde Ankara Mil­letvekillerinden Abdullah Gedikoğlu ve Hamdi Bulgurlu ile Vali ve Jandar­ma Komutanı olduğu halde Malya Dev­let Üretim Çiftliğine uğramış, çiftliğin çalışmaları hakkında gerekli izahatı al­dıktan ve akşam yemeğini de orada ye­dikten sonra Ankara'ya müteveccihen hareket etmiştir.

— îstanbul:

Parlâmentolar Konferansının bu sa­bahki oturumunda göçmen ve mülte­ciler mevzuunun müzakeresine devam edilmiştir.

Söz alan, Pakistan, Büyük Britanya, Danimarka, Fransa, Irak, Birleşik A-merika, Brezilya, Almanya, İrlanda, Seylân, Lübnan, İtalya delegeleri bu hususta görüşlerini belirtmişler ve göçmen ve mültecilere daha iyi imkân­lar sağlanması temennisinde bulun­muşlardır.

Türk delegasyonundan Zeyyad Ebüz-ziya bu mevzuda söz alarak Avrupada-ki mülteciler hakkında mütemmim ma­lûmat vermiş ve bu yolda devamlı ola­rak çalışan Milletlerarası teşekkülleri saydıktan sonra Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliğine bu mevzuda ve­rilen salâhiyetin ve emrin tahsis edilen vasıtaların yetersizliği üzerinde dur­muştur.

Zeyyad Ebüzziya sözlerine devamla bu mültecileri kabul edecek memleketler bulunmasmdaki güçlüğü belirtmiş ve Türkiyeye Bulgaristandan 1 milyona yakın yani nüfusunun yüzde yirmisi nisbetinde bir göçmen kafilesinin ge­leceğini söyliyerek demiştir ki :

*Bu tedbir Türkiyeye baskı olmak üze­re Sovyet Rusya tarafından alınmıştır. F'akat Türkiye bu vaziyetlerinden memnun olduklarını söyliyen Bulgar azınlıklarını büyük bir âlicenaplıkla si­nesine kabul büyüklüğünü göstermek­tedir.»

—Sivas :

Büyük Kongrenin Sivasta toplanışının 32 inci yıldönümünü Sivas halkı bü­yük bir heyecan ve tezahüratla kutla­maktadır.

Bu münasebetle yapılan ve Vali Taki Gürkök, Tümen Komutanı ve kalaba­lık bir halk kitlesinin iştirak ettiği tö­rene İstiklâl Marşıyla başlanmış ve ve Lise Müdürü Adanan Çakmak-çıoğlu'nun veciz bir konuşmasın sonra Atatürk'ün büstü ziyaret edilerek say­gı duruşunda bulunulmuş ve Atatürk Müzesi gezilmiştir.

—Bozüyük :

İki gündenberi Eskişehir'de bulunair Maliye Bakanı Hasan Polatkan ile U-laştirma Bakanı Seyfi Kurtbek berabe­rinde Eskişehir, Kütahya ve Kocaeli Milletvekilleri olduğu halde bu sabah Bozöyük'ün kurtuluş bayramında hazır bulunmak üzere Bozüyük'e gelmişler­dir.

Bakanlar ve Milletvekilleri Demok­rat Partinin tertiplediği açık hava toplantısına iştirak etmişler ve birer konuşma yapmışlardır. İlk defa söz alan Maliye Bakanı Hasan Polatkan Bozüyüklülerin kurtuluş Bayramını kutladıktan sonra demiştir ki :

«Halk Partili hatipler, Bakanlar neden geziyorlar, Ankara'ya dönsünler, diyorlar. Bizler eski idare gibi eski Bakan­lar gibi milletle irtibatımızı keserek Ankara'dan dışarı çıkmayan, odalara kapanarak sizlerle alâkasını kesen po­litikacılar olmayacağız. Aranızdan çık­tık aranızda bulunacağız.» Bakan sözlerine devamla, Halk Partili hatiplerin Halk Partisinin mallarının gasp edildiğinden bahsettiklerini,' 932-den bu yana Halk Partisinin 65 milyon lira gelir elde ettiğini, dünyanın hiçbir yerinde siyasî partilerin vergilerden toplanan bütçelere el atarak iktidarda kalma yolunu tuttuklarının görülmedi­ğini, fakat Halk Partisinin bütçelere el attığım, 33 vatandaşı ilamsız ve karar­sız kurşuna dizdiren bir iktidar men­suplarının gjasbtan bahsedemiyecek-I-erini, Halk Partili hatiplerin Bozüyük-te bütçe açıklarını müzayedeye çıkarır­casına 500, 700, 800 milyon lira ortaya attıklarını, rakkamlarm yalana taham­mülü olmadığım, bütçe rakkamlarının bütçe kanunlarında yazılı ve neşredil­miş bulunduğunu, yine Halk Partili ha­tiplerin Halk Partisi tarafından De­mokrat Parti iktidarına devrolunan ha­zineye ait altınların Demokrat Parti tarafından tüketildiğini ileri sürdük­lerini, bu iddianın âdi bir yalandan ibaret olduğunu, Demokrat Parti ikti­darının Halk Partisinden 148 ton altm devir aldığını, bu altınlardan 4 tonu­nun Demokrat Parti iktidarından da­ha Önce Halk Partisi hükümetleri tara­fından bir Amerikan Bankasına rehine edildiğini, Halk Partisi hükümetinin Ödememesi yüzünden daha evvel iki defa tecdit edilen borcun Amerikan Bankası tarafından bir defa daha tec­dit olunmaması yüzünden Demokrat Parti hükümetinin kurulduğu günler­de Amerikan Bankası tarafından mah­sup olunduğunu, buna göre Demokrat Partinin 144 ton altın teslim aldığını ve altınların bir gramının dahi tüke­tilmediğini, altm mevcudunun Merkez Bankası tarafından her hafta neşrolu­nan plânlarla sarahatle gösterildiği hal­de Halk Partisinin bu bayağı yalanı uydurmaktan utanmadığını, Demokrat Parti iktidarının adaletsiz bir. vergi elan yol vergisini gelecek sene tama­men kaldıracağını, sayım vergisini ka­demeli olarak ortadan kaldırmaya ka­rar verdiğini ve İlk adımı attığını, De­mokrat Parti iktidarının nüfusun % 82 si çiftçi olan Türkiye'nin kalkındırıl­masının Türk çiftçisinin kalkındırılma­sına bağlı olduğuna inandığını, bu yüzden ziraati ve çiftçiyi kalkındırma için hudutsuz kuvvetler sarfedilmekte ol­duğunu izah ederek "yalanlar, tezvir­ler, iftiralar hükümet otoritesini, millî bünyeyi, Devlet kudretini sarsmaya matuf çirkin faaliyetlerle memlekete hizmet edilemiyeceğini, vatan hizmeti­nin herşeyin üstünde tutulması ve dü­rüst çalışmak lâzımgeldiğini anlatmış­tır.

Maliye Bakanının konuşması sık sık sürekli alkışlarla kesilmiş ve coşkun tezahürata vesile olmuştur.

Maliye Bakanından sonra söz alan U-laştırma Bakanı Seyfi Kurtbek Bozü-yüklülerin kurtuluş bayramlarını kut­layarak kahramanlıklarını ve vatan­perverliklerini övmüş ve ezcümle de­miştir ki :

«Bu kadar büyük hasletlere sahip olan ve daima hakikate inanan sizlere şim­di kalkıp diyorlar ki, yeni iktidar ne yaptı? Yapılan işleri görmemek için insanın kör, duymamak için sağır ol­ması lâzımdır. Baskı yapılıyormuş, ev­leriniz basılıyormuş, yalan söylüyorlar. Onlar şunu bilmelidirler ki, bu millete bundan sonra yalan söylenemiyecektir. Milletçe bir kalkınma seferberliği ha­lindeyiz.»

Ulaştırma Bakanı sözlerine devamla, yapılan işleri tek tek izah etmiştir. Ba­kan sözlerine şu cümle ile nihayet ver­miştir :

«27 yıl memleketi imha edenler bu memleketin dertlerini görmek ve din­lemek istemeyenler şimdi millet huzu­runa nasıl çıkabiliyorlar? »

Bakanlardan sonra son olarak söz alan Eskişehir Milletvekili Muhtar Başkurt da çok heyecanlı bir hitabede bulun­muştur.

— Ankara :

Vali Necati İlter bugün saat 17 de vilâ­yet makamında yaptığı Basın toplan­tısında şu beyanatta bulunmuştur :

Bugünlerde, bazı gazetelerde, emniyet ve asayişe dair müteaddit yalan ve yanlış haberler çıktı. Bunları yalanla­dık ve düzelttik. Fakat bu haberlerin birbiri ardından ve ısrarla yayınlan­ması ve arkasının tamamen kesilme­mesi bizi, bu bahis üzerinde etraflı bil­gi vermeye şevketti. Gerçi emniyet bahsinde hakikat, teneffüs ettiğimiz havadan bile sezilip değerlendirilebilir;

bununla beraber, iç huzurumuzu ve moralimizi ilgilendiren bu konu o ka­dar önemlidir ki, bunun üzerinde şüp­heye yer vermek asla caiz değildir. Onun için, vatandaşlarımıza, gerçek durumu, emniyet ve huzurları yolun­da zabıta kuvvetlerinin nasıl'çalıştığını, uyanıklığım ye hassasiyetini, düne na­zaran bugün daha iyi durumda olduğu­muzu ve yarın daha iyi olacağını açık­lamayı lüzumlu bulduk.

Vatandaşlarımıza şunları duyurmak istiyorum :

a) Zabıta, vatandaşın emniyet ve huzurunu sağlamak için 24 saat fasıla­sız vazife başındadır.

Bu eskiden de böyle idi. Fakat zabıta mensupları, gayrı muayyen bir çalışma mükellefiyetine tâbi idi. 12 saat; hattâ daha fazla çalışırlar, geceleri de evle­rine gidip dinlenmezlerdir. Noktalarda 6 saate kadar çıkan nöbetlere tâbi tu­tulurlardı. Bu çalışma tarzı yüzünden zabıta, hemen daima yorgun bulunur­du.

Bugün ise 3 saat mesaiye tâbi üç ekip halinde çalışıyor. Sıkı bir çalışmadan sonra 16 saat yuvasında istirahat edi-ycr ve daima zinde bulunuyor. Bunu inblp raporlariyle tesbit ettik. Şimdi gece yarısından sonra bile zabıtaya işi­niz düşse, eskiden olduğu gibi yorgun­luktan uyuklayan ve dikkati eksimliş insanlarla değil, zinde ve hizmete ha­zır kimselerle karşılaşırsınız.

b) Zabıta, yakın ilgisini duyurarak vatandaşa hizmet ve yardıma amade­dir. Süratle harekete geçmek için her türlü tedbirler alınmıştır. Telsiz ve mo­tor zabıtanın hizmetine girmiştir. Şehir ve vilâyet hudutları içinde bunlardan çok faydalanıyoruz.

Hâdise ve vakalar karşısında kalınca çok defa bunlara belki de lüzumundan fazla önem veriyoruz. Çünkü bir taraf­tan maddî tesir ararken öte yaraftan da meral ve psikolojik tesiri hesaba katı­yoruz. Bu suretle gelecekteki suçlar üzerinde müessir olmaya çalışıyoruz.

Şehirde, merkez ve karakollardaki nor­mal kuvvetlerden başka motorlu hazır kuvvetimiz, motosikletli ve bisikletli ekiplerimiz bir telefon haberiyle sür­atle yardıma koşmıya amadedir.

Bunun gibi, vilâyet hudutları içindeki takviye ihtiyaçlarına karşı motorlu jandarma kuvvetimiz emre amadedir.

Bütün bu kuvvetler her gün çeşitli şe­killerde vazife görmektedirler.

Klâsik emniyet tedbir ve tertipleri içinde donup kalmış da değiliz. Daima yeni imkânlar, yeni sevk ve idare usul­leri ve daha iyi faydalanma şekilleri araştırıp buluyoruz.

— Ankara :

Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dok­tor Ekrem Hayri Üstündağ bu akşam saat 20 de radyoda şu konuşmayı yap­mıştır :

«Aziz dinleyicilerim,

Son defa yurt içinde yaptığım gezi es Hasında muhtelif vilâyetlerde halkın streptornyein bulamadıklarından dola­yı üzüldüklerini belirten şikâyetlerini dinledim. Oralarda bu ilâç hakkında kendilerine gereken izahatı vermiş ol­makla beraber gidemediğim başka yerlerde de ayni üzüntünün bulunabi­leceğini düşünerek bu çok mühim mev­zu hakkında yurttaşlarımı aydınlatmak maksadiyle radyoda konuşmayı uygun buldum.

Streptomycin, şimdiye kadar bulunan verem ilâçları içinde en çok ümit veren ve hastalığın bazı şekillerinde hakika­ten tesirli olanıdır. Bununla beraber her türlü veremin en kesin ilâcı ol­maktan çok uzaktır. Bir de uzun müd­det tatbik edilmekle verem mikroplan üzerinde bu maddeye karşı bir nevi mukavemet meydana gelir ki bu ba­kımdan da ilâç yerinde ve zamanında bilgili bir mütehassısın kontrolü altın­da ve bilhassa tam lüzumlu miktarda tatbik edilmezse çok acıklı neticeler bile doğurabilir. Streptomycin'in şim­diye kadar bilinen tesiri verem basil­lerini öldürmek şeklinde olmayıp yal­nız üremelerine mâni olmaktan ibaret­tir. Bundan başka bazı tanınmış mü-dekkikler bu ilâcın mikroplar üzerinde üç çeşit tesirindenbahsetmektedirler.

Bunlara göre Streptomycin bazı verem mikroplarına yalnız bakteriostatik ola­rak tesir eder, yani bunların üreme­lerine mâni olarak vücuda, hastalıkla mücadele etmek fırsatını temin eder. Diğer bir kısım verem mikroplarına hiçbir tesiri yoktur. Bunlar iltica karşı dayanıklıdırlar. Yani Streptomycin bunların üremesini ve dolayısiyle has­talığın seyrini değiştirmez. Üçüncü bir cins verem basilleri ise bu ilâç veril­diği zaman mebzul surette çoğalmıya

image006.gifbaşlar ve böylece hastalığın seyri va-himleşir. Bu vakalarda, ancak ilâç ke­sildikten sonra mikropların üremesi durur ve vücut mücadele imkânını ka­zanır. Bu sebepten bilhassa lâboratu-var bulunan yerlerde tedaviye başla­madan evvel veya başlar başlamaz ba­silin ilâca olan reaksiyonunu kontrol etmek ve ona göre hareket eylemek lâzımdır. Eğer mikropların dayanıklı olduğu veya ilâç tesiriyle üredikleri tesbit edilirse tedaviye başlamamak veya başlanmışsa hemen kesmek lâ­zımdır.

Tatbikine mutlak lüzum görüldüğü yerlerde, Streptomycin, istirahat ve besleme gibi diğer tedavi vasıtalariyle birlikte kullanılmak şartiyle faydalı olabilir. Ameliyatla tedavileri icap eden veremlilerde, süratli seyreden şiddetli vakalarda, tüberküloz menenjitinde, granüli adı verilen şekillerde, gırtlak vereminde erkenden ve bir mütehassıs eliyle kullanılırsa iyi netice vermesi mümkün, fakat bu da her vakit garan­tili değildir. Başka tedavi usulleriyle iyi olabilecek bir hastaya Streptomycin yapılması, telâfisi imkânsız fena so­nuçlar verir. Çünkü yerinde olmiyan bu tedavi sırasında mikroplarda biraz evvel bahsettiğim ilâca karşı mukave­met hassası husule gelir ve bir zaman sonra hastada mutlaka bu ilâçla teda­viyi gerektiren bir durum hasıl olursa artık Streptomycin'den faydalanmak kabil olmaz, böylece zavallı hasta için tek ümit kapısı kapanmış olur.

İş bununla da kalmaz: Streptomycin'e karşı mukavemet kazanmış olan mik­ropların bulaştırdığı kimselerde daya­nıklı mikrop nesilleri üreyerek bun­ların bu ilâçtan faydalanmaları imkân­sız olur. Bu hâdise şahıstan şahısa âdeta bir zincirleme yolu takip ederek bünyelerinde mukavim mikrop taşıyan hastalar etrafları için de birer tehlike teşkil ederler.

Son zamanlarda zararlı tesirleri azaltıl­mış olmasına rağmen, Streptomycin hâlâ bir çok tehlikeli ihtilâtlara da se­bep olmaktadır: İşitme bozuklukları, hattâ sağırlık ve nâdir olmakla bera­ber ara sıra görülen kan bozuklukları yani granülositopeni, aplastik anemi ve hemoliz meydana gelir. Bilhassa bu sonuncu kan ihtilâtı çok vahimdir. Çünkü Streptomycin'in tesiriyle kanın al yuvarları erimekte ve buna karşı çare de bulunamamaktadır. Meselâ sizlere burada bu korkunç ihtilâtm çok yeni ve acı bir misalini de verebilirim: Pek yakınlarda bir bayan doktorumuz, kendisine yapılan Streptomycin teda­visinden sonra kanındaki al yuvarlar sür'atle erimeye başlamış ve baş vu­rulan bütün tedbirlere ve mükerrer kan vermelere rağmen kurtarılamamış­tır. Streptomycin cilt ihtilâfları, baş dönmesi, senkop ve nadir olarak da ölümle neticelenen ansefalit vakaları­na sebep olabilir.

Streptomycin'in lüzumsuz, yersiz, bil­gisizce yani gelişi güzel kullanılması­nın verdiği zararlar bu kadarla da kal­mıyor : Bir defa mikropta meydana gelen mukavemet sebeiyle zamanla hastalara tatbik edilen miktarın arttı­rılması gerektiğinden yukarıda bah­settiğimiz zararlı tesirlerin görülmesi ihtimali de artıyor. Bundan başka da bin bir müşkülâtla ve döviz fedakâr -lıklariyle memlekete getirilebilen bu ilâcın böylece israfı yüzünden piya­sadaki miktarı azalıyor ve ondan ha­kikaten fayda görmeleri mümkün olan bir çok hastalar ilâçtan mahrum ka­lıyor.

Birleşmiş Milletler dünya sağlık teş­kilâtından alman raporlarda da belir­tildiği gibi bir çok memleketlerde St­reptomycin'in kullanışı bazı tahdit ve murakabelere tâbi tutulmakta ve an­cak mütehassısların gösterdikleri lü­zum üzerine hastanelerde ve kontrol altında hastalara tatbik edilmektedir. Bütün bu bahsettiğim noktalar gözö-nünde tutularak hekimlerimizin mut­lak bir lüzum olmadan streptomycin'i kullanmaktan çekineceklerini umar, halkımıza da bu hususta doktorları müşkül duruma koymamalarım tavsi­ye ederim.

— Ankara :

İçişleri Bakanı Halil özyörük Anadolu ajansına şu beyanatta bulunmuştur :

Çankırı ile buna bağlı ilçeler ve köy­lerde ve Şabanözü ve Araç bölgelerin­de vuku bulan yer sarsıntısı ve Tokat İl merkezi ile İskilip ilçesindeki sel fe­lâketleri sebebiyle zarar gören, evsiz ve yiyeceksiz kalan yurttaşlarımızın yardımına derhal koşulmuş ve kendi­lerine, çadır, ekmek ve sıcak yemek temin edilmişti. Bu iptidaî ve âcil yar-damlarla açıkta kalmaktan kurtulan vatandaşların kış gelmeden barınacak birer meskenesahip olmaları için de civar orman işletmelerinden kâfi mik­tarda kereste getirtilmiş ve diğer ge­rekli malzeme verilmiş ve henüz dö-ğülmeyen harmanlarının bir an evvel kaldırılmasını sağlamak üzere Tarım Bakanlığınca beş harman makinesi gönderilmiştir.

Tokat ve İskilip'te evsiz kalan veya evleri hasara uğrayanlar yakın akra­balarının evlerine sığındığından bun­ların çadıra ihtiyaçları olmamıştır.

Evvelce de söylediğim gibi, deprem bölgesi olan Çankırı ve İlgaz'dan baş­layıp Eskipazar'a kadar devam eden ve Arac'ın Boyalıbucağı köyleri ile Şa-banözü ilçesindeki köyleri ihtiva eden saha jeolojik bakımdan tetkike muhtaç olduğu için buralara mütehassıslardan mürekkep ekipler gönderilmiştir. İnce­lemelerden alınacak neticelere göre. bazı köylerin bulunduğu yerlerden kal­dırılması zarureti hasıl olursa, bunla­rın da yerleri derhal tayin edilecek ve inşaata başlanacaktır.

Felâket gören yerlere hükümet ve Kı­zılay tarafından gönderilmiş ilk para yardımlarından başka bugün de bazı Bakanlık ve Umum Müdürlük bütçe­lerinden yapılan tasarruflarla karşılan­mak üzere Bayındırlık bakanlığı büt­çesine 930.000 lira ödenek eklenmesine ve bunun yer sarsıntısı ve diğer âfet­lerden doğan hizmetlere harcanmak üzere Kızılay Derneği Genel Merkezine devredilmesine Bakanlar Kurulunca karar verilmiştir. Bu paradan yüzer bin lirası hemen Tokat ve îskilip'e gön­derilmiş ve geriye kalan 730 bin lirası da yer sarsıntısından zarar gören yer­lere tahsis edilmiştir.

Hükümet, bilhassa felâket anlarında vatandaşların yardımına koşmaktan hiçbir zaman hâli kalmamış ve ıstırap­larını gidermek için elinden gleni yap­maktan geri durmamıştır. Gerekirse, diğer yardımlar bunları takip edecek­tir. Bundan kimsenin şüphe etmeğe hakkı olamaz.

— Bozüyük :

Bugün ilçemizin 29 uncu kurtuluş yıl­dönümü geçen yıllarda görülmemiş bir alâka ve tezahürat içinde binlerce Bo-züyüklünün iştirakiyle kutlanmıştır.

Bu törene Eskişehirden gelen Maliye Bakanı Hasan Polatkan, Eskişehir Mil­letvekillerinden Abidin Potuoğlu, Muh­tar Başkurt, Kütahya Milletvekili Süleyman Nasuhoğlu, Konya Milletvekili Himmet Ölçmen, Kocaeli Milletvekili Dr. Ethem Vassaf Akan ve Bilecik Mil­letvekilleri hazır bulunmuşlardır.

Törene top sesleri arasında kurtuluş mücadelesine ait kıyafetlerle sembolik olarak ilerliyen süvarilerin meydana gelişi ile başlanmış ve bunları takiben süngü takmış olarak piyade müfrezesi kasabaya girmiştir. Bu sırada Türk bayrağı direğe çekilmiş ve hürriyeti temsil eden beyazlar giymiş bir kızın önünde Belediye adına bir hatip kur­tuluş gününü canlandıran bir konuşma yapmış ve törene son verilmiştir.

Tören sırasında Kore'den avdet etmiş olan iki Bozüyüklü gazi asker Maliye Bakanı ve Milletvekillerine takdim e-dilmiş ve gaziler merasim sonuna kadar Bakanın yanında kalmışlardır.

Bozöyükte propaganda ile meşgul bu­lunan Kasım Gülek ve arkadaşlarının Bozüyük'ün kurtuluş bayramına işti­rak etmiyerek merasimin başladığı sı­rada kasabayı bırakıp gitmeleri halk arasında derin bir teessür uyandırmış­tır.

—İstanbul:

Parlâmentolararası Birliği Konferansı­nın bugün öğleden sonraki oturumun­da, gıda maddelerinin adilâne bir şe­kilde tevzii mevzuu ele alınmış ve bu yolda konuşan delegeler fikir ve te­mennilerini belirtmişlerdir.

Saat 18 de oturuma son verilmiş ve Seylân delegeleri memleketlerine ait bir film göstermişlerdir.

Aynı mevzuun görüşülmesine yarın da devam edilecektir.

—İstanbul:

Parlâmentolararası Birliği konferansı­nın bugün öğleden sonra Şaîe Köş­künde yaptığı oturumda söz alan Ame­rikan delegelerinden Kuzey Carolina Milletvekili Harold Cooly şu hitabede bulunmuştur:

İnsanların büyük bir kısmı bugün aç, çıplak ve ümitsiz yaşamaktadır. Beşe­rin bu sefaleti ruhumuzu galeyana ge­tiriyor. Bu vaziyetin düzelmesi için mutlak bir çare bulmak lâzımdır. Bu yolda sadece toplantılar yapıp kararlar almak, insaniyetin ıztırapları karşısın­da şefkatle konuşmak kâfi değildir. Bütün bu samimî hisler, düşünceler, nutuklar aç ve yersiz bir insana fayda temin etmez. Aç ve çıplak kalan bir in­san komünizmin ahlâksız, dinsiz akba­balarına kolay bir avdır ve komünizm bir mezar kadar açtır. Karnı tok ve hür bir. adamın evi onun sarayı, kalesidir. Fakat yerini yurdunu terkeden bir mülteci. Dünya onun için bir zindan, ruhu da hayatı aklına getirince gözya­şı dökmektedir. Bu mülteci eğer tavanı basık bir kulübe veya sundurma'mn kimsesiz sahibi, hükümdarı olmuş ol­saydı, belki de ruhu coşacaktı. Fakat kum döşeli bir mağarada yaşar ve aç­lığın savletine uğrarsa, onun için ümit namına birşey kalmaz, kursağı beslen­diği takdirde de -bir kurt sürüsünün gönüllü yoldaşı olur.

Kölelik kuvvetlerini durdurmakla mü-kellefsek, açlık acı ve ıstıraplarını tes­kin etmeliyiz. Tekrar ediyorum, bir-şeyler yapmak zorundayız.

Amerikan kaynakları dipsiz bir varil değildir. Diğer milletler kendi iktisadi­yatlarını, kendi kendini idare edecek bir esasa bağlamak mecburiyetindedir­ler.

Son 10 sene içinde hükümetimiz, bağış, para kredisi, eşya ve hizmet şeklinde 80 milyar dolar yardımda bulunmuş­tur. Zafer günündenberi 31,5 milyar do­lar tutarında, zaferden evvel de 49 mil­yar dolarlık yardım yaptık. Bu yardım­ların bir kısmı bize geri ödenmiş bu­lunmakta, fakat bağış olarak verilen miktardan en azı 60 milyar doları İa­de edilmeyecektir.

5 Eylül 1951

—İstanbul:

40 mcı Parlâmentolararası Konferansı­na iştirak eder. Alman heyeti bugün saat 11.30 da Şale Köşkünde bir Basın toplantısı tertip etmiştir. Bu toplantı­da Alman heyeti ve Federal Alman Meclisi başkanı Dr. Ehlers Basın men­suplarının suallerini cevaplandırarak Almanyanm bugünkü durumundan bahsetmiş, Doğu ve Batı Almanyayı birbirine bağlayan ruhî münasebetlere temas ederek Doğu Almanyanm Bolşe­vik propagandası altında bulunmasının bugünkü durumu yarattığını söylemiş­tir. Dr. Ehlers bu arada Almanyanm tekrar silâhlanması için her hususta serbest olması icap ettiğini halbuki bu­günkü durumun buna müsaade etme­diğini beyan etmiştir.

Diğer bir suale cevap veren başkan Almanyanm iştiraki olmadan bir Av­rupa müdafaası teşkil edilemiyeceği kanaatinde olduğunu belirtmiştir.

Almanyanm ticarî münasebetleri hak­kında da Dr. Ehlers bugün istihlâk mad­delerinin yüzde ellisini ithal.eden Al­manyanm diğer memleketlerle ticarî münasebtlermi geliştirmek istediğini" ilâve etmiştir.

—Nazilli:

Nazilli'nin kurtuluşunun 29 uncu yıl­dönümü büyük bir törenle kutlanmış­tır.



Dahası var. Biz hür dünyaya yalnız yardımla kalmadık, hür dünyayı mü­dafaaya da çalıştık. Bu malî yılın so­nunda, geniş hürriyet müdafaası dün­yasında, masraflar, zafer gününden bu yana 196 milyar dolara baliğ olacaktır. Gelecek malî yılma kadar da bu. gibi masrafların senede 100 milyar dolara çıkacağı sanılmaktadır. Tekrar ediyo­rum: Amerikan kaynakları dipsiz bir varilden fışkırtılmamaktadır. Ameri­kan vergi mükelleflerinin böyle mu­azzam meblâğları ödemelerine artık nihayet verilmelidir.

Mültecilere yiyecek ve giyim eşyası, mesken ve iş bulunmalıdır. Aylaklık­la çürümekte, sıkıntı ile yaşamakta de­vam etmemeli ve yeis içinde ölmemeli­dirler. Tekrar ediyorum, Birşeyler yap­malıyız. Hitabım bütün milletleredir ve bütün milletlerin bu hususta epey­ce mesuliyet hisseleri vardır.

—Erzincan :

Toprak Tevzi Komisyonu merkeze bağ­lı Mügüfü köyünde, 81 çiftçi ailesine 1438 dönüm arazi ve 1500 dönüm mer'a dağıtmış ve bu arazilerin tapuları çift­çilere yapılan bir törenle verilmiştir.

Bu arada, Bulgaristan'dan gelmiş olanı 6 göçmen ailesine de, gene bu köyde 145 dönüm arazi dağıtılmıştır. Göçmen vatandaşlarımız, kışlık ekim hazırlık­larına başlamışlardır.

Toprak Tevzi Komisyonu, yakında Ka­rakış, Gencide ve Şıhlı köylerindeki muhtaç çiftçi ailelerine toprak dağıt­ma işine başlıyacaktır.

—Ankara :

Yeni adalet yılı, bugün saat 11 de Hu­kukFakültesindeyapılanbüyükve

muazzam bir törenle, Yargıtay başka­nının bir nutku ile açılmıştır.

Törende Başbakan Adnan Menderes, Meclis Başkan Vekillerinden Fikri Apaydın, Adalet, İçişleri, İşletmeler ve Ekonomi ve Ticaret Bakanları, Millet­vekilleri, Yargıtay, Danıştay başkan ve üyeleri, Sayıştay başkan vekili ve üye­leri, Askerî Yargıtay başkan ve üyeleri, Üniversite Rektörü, Fakülte­ler Dekanları, Profesörler, Baro baş­kanı, Yargıçlar, Savcılar ve Avukatlar, Askerî Yargıçlar, diğer meslek men­supları ve şehrimiz münevverlerinden büyük bir kitle ile öğrenciler hazır bu­lunuyordu.

Törene, askerî bir bandonun çaldığı İs­tiklâl Marşiyle başlanmış, müteakiben Yargıtay başkanı sık sık alkışlarla ke­silen uzun bir açış hitabesi irad etmiş­tir :

— İstanbul:

Şehrimizde toplanmakta olan 40 inci Parlâmentolararası Konferansında ha­zır bulunan bir kısım Avrupa Konseyi üyeleri bugün saat 13 de Şaîe Köşkün­de bir Basın Konferansı tertip etmiş­lerdir.

Avrupa Konseyindeki Türk delege­lerinden Suat Hayri Ürgüplü, Osman Kapanı ve Zeyyat Ebuzziya'nm da iş­tirak ettiği bu toplantıda Avrupa Kon­seyinin Birleşik Amerika gibi kendi Parlâmentosu ve icra kuvvetleri ile bir «Birleşik Avrupa» kurulması yolundaki çalışmaları izah edilmiştir :

Konsey üyeleri Avrupa Birliği fikrine Güney Avrupa Devletlerinin taraftar, Kuzeydekilerin ise aleyhtar olduğunu ifade etmişlerdir.

Bu arada Merkezî Avrupadaki bazı devletlerin bazı hususlarda karşılıklı yardımlar sağlayan birliklerin kurul­masından sonra Avrupa Birliğine doğ­ru gidilmesini ileri sürdüklerine işaret eden Konsey üyeleri Ekim devresinde Konseyin «ziraat birliği" mevzuunu müzakere edeceğini bildirmişlerdir.

— İstanbul :

40 mcı Parlâmentolararası Konferansı bugün de Şale Köşkünde çalışmalarına devam etmiştir. Bu sabahki oturumda geçmen ve mülteciler meselesi ile gıda maddelerinin tevzii mevzuunda söz alan birçok delege, grupları adına gö­rüşlerini bildirmeye devam etmişlerdir.

Söz alan Türk grubu üyelerinden Fethi Çelikbaş, göçmen ve mülteciler mevzu­unda bir konuşma yaparak Konferans­ta muhacirler meselesinin geniş bir görüşle müzakere edildiğini, kolay me­selelerin halline gidileceğine ayni me­selelere doğru tek bir husus üzerinde durulduğunu ifade etmiş ve raporda Türk muhacirlerine hiç temas edilme­miş olduğunu bildirmiştir.

Fethi Çelikbaş müteakiben yerleşmiş oldukları topraklardan koparılan ve bütün imkânları ellerinden alman mu­hacirlerin acıklı durumuna temas etmiş ve bu duruma Kremlin'in emperyalist emellerinin sebebiyet verdiğini söyle­dikten sonra muhacirler meselesinin yalnız insanî ve hissi sebepler değil, dahilî veya haricî politik meseleler de gösterdiğini belirterek insanların ızdı-rapları ve aralarındaki ihtilâfları ile beslenen böyle bir rejimin bu hareketi memleketimizin sosyal emniyetini ve dünya sulhunu tehlikeye atmak için bir vasıta olarak kullanmakta olduğu­nu bu vaziyete bir hal çaresi buluna­bilmesi için de, umumî efkârın fikir ve hislerini dinlemek gerektiğini, insanlık şuurunun ise bütün adaletsizliklere a-yaklanmak arzusunda olduğunu ilâve etmiştir.

Çelikbaş adilâne bir hal çaresinin biı an evvel bulunması temennisi ile söz­lerini .bitirmiştir.

— İstanbul:

40 mcı Parlâmentolararssı Konferan­sının kapanması dolayısiyle birlik baş­kam Vikont Lord Stansgate delegelerin memleketimizde gördükleri hüsnü ka-* bulu hararetli bir lisanla belirttikten sonra, Türkiyenin demokrat geçinen birçok memleketlere imtisal numunesi olacak bir demokratik rejim kurduğu­nu söylemiş ve memleketimizde kadın­ların işgal etmekte olduğu mühim mev­ki üzerine üyelerin dikkat nazarını çekmiş ve bu halin bundan 30 sene ev­vele nazaran inamlmıyacak bir terak­ki olduğuna işaret etmiştir.

Lord Stansgate'den sonra kürsüye gelen Amerikan Senatörü Ferguson Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar'm de­legasyonlara göstermek lûtfunda bu­lunduğu büyük hüsnükabulden dolay: kendisini Konferans âzalarının ayağa kalkarak alkışlamasını teklif -etmiş ve bu teklif ittifakla kabul edilerek bütün delegeler ayağa kalkarak Cumhurbaş­kanımızı alkışlamıştır.

Senatör aynı zamanda Türk makam­larına teşekkürlerini bildirmiş ve Ba­yan Nazlı Tlabar'ın bir ahlâk anayasası teklifini alkışlamalarını istemiştir.

İtalyan delegasyonu başkanı muavini Chios Kergi Türk delegasyonundan gördükleri iyi kabulü belirterek teşek­kürlerini bildirmiş, Belçika delegasyo­nu adına konuşan M. Van Remoortel de uzun zaman birliğin başkanlığında bulunmuş olan müteveffa Carton de Viard'm hatırlanması dolayısiyle gerek Belçika delegasyonu, gerekse milleti adına şükranlarını sunmuştur.

Konferansı kapatan Cihad Baban, Türkiyenin hakikî demokratik ve libe­ral çehresini göstermek fırsatını verdi­ği için konferansın memleketimizde yapılmış olmasından duyduğu memnu­niyeti belirtmiş ve konferans saat 18,45 tealkışlararasındakapanmıştır.

— Kastamonu :

Devlet Bakanı ve Demokrat Parti Mer­kez İdare Kurulu üyesi Fevzi Lûtfi Ka-raosmanoğlu bugün öğleden sonra Kas­tamonu'da kalabalık bir halk topluluğu önünde bir hitabede bulunmuş mem­leketimizdeki demokratik gelişmelerin geniş bir izahım yapmıştır.

Devlet Bakanını dinlemek üzere. Cum­huriyet meydanına toplanmış olan Kas­tamonululara, kendisini demokrasinin rehberlerinden bir tanesi diye takdim eden Demokrat Parti İl ikinci başkanı­nın bu takdim tarzına temasla söze "başlıyan Fevzi Lûtfi Karaosmaniğlu, «Ben bu memlekette demokrasi reh­berlerinden biri değilim, ben sizlerin safınızda sizlerle beraber diz dize ça­lışmış demokrasi için gücü yettiği ka­dar mücadele etmiş bir arkadaşınızım» demiştir.

Bundan sonra ara seçimler münasebe­tiyle halen memleketin 17 ilinde yapıl­makta olan siyasî toplantıları bahis mevzuu etmiş ve sözlerine şöyle de­vam etmiştir :

Demin bir muhalefet sözcüsü, burada yaptığı bir konuşmada, «bir çok yerde pek çok topluluklarda bulundum, ko­nuşanların bir kısmını beğendim fa­kat çoğu hiç hoşuma gitmedi ve üzün­tümü mucip oldu» dedi. Ben ise bilâkis bu toplantıları,busiyasîfaaliyetleri,

bu demokrasi icaplarını gördükçe, de­mokrasiye iman etmiş bir vatandaş sı-fatiyle fevkalâde memnun oluyorum, Allah'a hamdüsena ediyorum. Bu top­luluklarda bir aday diğer adaya bazı tarizlerde bulunabilir, bunlardan in­cinmeler doğabilir. Bunları dsmokı âsi­ye intibakta bir intikal devresi geçir­mekte olduğumuzun aâlmeti gibi'almak gerekir. Demokrasi yolunda siyasî ter­biyemiz ilerledikçe bu hal, en güzel kıvamım bulacak ve en güzel şekline girecektir.

Sabahları geceleri kadar karanlık olan, söz hürriyetine mesağ vermeyen, sözleri kesen, insanları sessiz yaşatan bir de­virden yeni çıkmış bulunuyoruz. Bu­gün, konuşabiliyoruz diye hep beraber sevinmemiz, hep beraber şükretmemiz lâzımdır. Millî hâkimiyetin millette bulunmasından korkulduğu ve konuş­manın günah olduğu bundan evvelki devirde, millet önünde hesap vermek, halk topluluklarında konuşmak müm­kün d-eğildi. Bugün ise, bunu milletçe yaptığımız bir devirdeyiz. Süratle geli­şecek olan siyasî terbiyemizle, iyi ko­nuşan ve fena konuşan bizzat millet tarafından tefrik edilecektir. Milletimi­zin konuşmasından, bir arada toplan­masından, fikir teatisinde bulunmasın­dan, tek kelime ile millî hakimiyetin fiilen, tecellisinden hiçbir zaman kork­mamalı bilâkis bundan dolayı daima se­vinmeliyiz. Şüphe yok ki o karanlık devirdeki iktidarın adamları bundan ürkecekler, üzüleceklerdir. Fakat bi­zim gibi halkın içinde yetişmiş, halkın içinden çıkmış, kalabalığın örsünde dö­vülmüş, halk terbiyesi görerek bazan onun muhabbetini bazan muhabbetsiz-liğini tatmış insanlar için halk önünde konuşmak, halka hakikatleri söylemek, halka hesap vermek en sevinçli bir ha­rekettir.

Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu bundan sonra muhalefette bulunanların bu top­lantılarda konuşurken hakikatleri sak­lamakta olduklarına işaret etmiş, bun­ların kendilerine acıtmak, merhamet celbetmek ve partice mağdur vaziyette görünmek suretiyle rey almak için ko­nuştuklarını belirtmiş ve demiştir ki:

Her parti, iktidarda bulunsun veya muhalefette olsun bilhassa seçimlerde halkın reyine muhtaçtır. Milletimizin, halkımızın reyleri bizim için muhte­remdir. Ben burada aynı hareket meb­dei ile konuşmayacağım.Azizvatandaşlanmız reylerini istediklerine vere­bilirler. Sizin reylerinizi kaybettiğimiz zaman da hiç gam yemeden yine ha­kikî bir muhalif olarak çalışırız. Biz sandalyeye yapışmış insanlardan deği­liz.

Yalnız burada bilhassa kaydetmek is­tediğimiz bir hakikat vardır. Bunu siz­lere söyliyeceğim. Ondan sonra reyle­rinizi istediğiniz yere verirsiniz. Siz­lerden yapmanızı rica edeceğim teklif şudur.

Bu memleket, İmparatorluğun inkıra­zından sonra, canını kurtarmak için bir hayat memat mücadelesi yaptı. Bu, bi­zim istiklâl mücadelemizdir. Bu müca­dele sonunda iki büyük nimeti elde et­ti. Bunlardan bir tanesi istiklâl, öteki­si de millî hâkimiyettir.

İstiklâlimiz, payidardır ve ebediyen de payidar olacaktır. Hür ve muştaki] bir millet olarak bugün burada konuşuyo­ruz. Millî hâkimiyete gelince, bu bir müddet devam ettikten sonra sekteye uğradı. Millet eline geçirmiş olduğu hâkimiyeti kaybetti. Bu devre, C.H.P. devresine rastlar ve bu devre boyunca devam eder. Milletimiz ancak 1945 se­nesinde başlıyan Demokrat Partinin ciddî, dürüst, vatan sever ve cansipe­rane mücadelesi neticesindedir ki hâ­kimiyetini yeniden eline aldı. Millî irade, böylece yeniden yaratıldı. Haki­kat budur, hâdiseler buna şahittir.

Halbuki bugün Halk Partisi hatipleri yeni demokratik iktidarın iş göremedi­ğinden huzursuzluk yarattığından bah­sediyorlar. Beni affetsinler, onların içinde benim çok aziz arkadaşlarım vardır. Bu şekilde hakikati ketmet-meleri artık şaşırmış ve iş göremez hale gelmiş olmalarına delildir.

Karaosmanoğlu bundan sonra muha­lefet partisinin partilerarasmda ahenk­li münasebatm esas olduğu halbuki bugünkü iktidarın Halk Partisini tas­fiye etmek kararında bulunduğu hak­kındaki iddialarına temas etmiş ve ez­cümle şöyle demiştir :

Türkiyede artık demokratik nizam, partili nizam kurulmuştur ve bunu Demokrat Parti kurmuştur. Parti tü­züğümüzde partiler arasında kardeşlik yapılması için kayıt vardır: Nasıl olur­da biz bugün kalkar bir partinin tasfi­yesini isteyebiliriz. Esasen tasfiye bi­zim elimizde değildir. Ben bir vatan­daş olarak bir partiyi tasfiye edebile-

cek iktidarda değilim. Bu memlekette artık hiçbir kimse hiçbir gün hâkimi mutlak olamıyacaktır. Eğer bir tasfiye bahis mevzuu ise — ki bahis mevzuu­dur — bunu yapacak, yapabilecek yal­nız sizlersiniz, yalnız Türk milletidir. Artık geriye dönmek, bir daha dikta­törlüğe rücû etmek yoktur. Bu vazi­yette, Halk Partisinin iktidara gelemi-yeceği de bir emri tabiîdir. Onun dik­tatörlüğü altına girmek, bu millet için ^rtık imkânsızdır. Demokrat Partide şef sistemi vardır. Diktatörlüğe gidil­mektedir, diyorlar. Bu gibi sözler bel­ki geçici bazı şüpheler uyandırabilecek fakat, hakikatler, realiteler süratle bu yalanları susturacaktır. Bu, bizim her­hangi bir baskı yapacağımız değildir. Buna imkân yoktur. Fakat bizzat Türk milleti, makşuş ve gayri hakikî sözlere artık iltifat etmiyecektir. Millî hâkimi­yeti ortadan kaldıranlarla millî hâkimi­yeti yeniden getirenler arasında tefri­ki, bizzat milletimiz yapacaktır.

— İstanbul:

40 inci Parlâmentolar arası konferansı­na bugün öğleden sonra Şale Köşkün­de devam edilmiştir.

Genel Sekreterlik raporu üzerinde söz alan Büyük Britanya, Suriye, Brezilya, İsrail delegelerinden sonra son olarak kürsüye Türk grubundan Nazla Tlabar raporundaki tarafsızlıktan, ilham aldı­ğını ifade ile söze başlamış ve lügatler -deki «politika» kelimesinin izahını oku­yarak beceriklilik, kuvvet," manevra gibi kelimelerle tarif edildiğini, bu ke­limenin insanların ruhunda da aynı şe­kilde ifade bulduğunu, bu ruh haleti içinde dünya dertlerinin hal edilemiye-ceğini ve daha pek çok vakit kaybedi­leceğini ileri sürdükten sonra nasıl harp mücrimleri için beynelmilel bir mah­keme kurulabiliyorsa politikacılar için de bütün dünya Meclislerinde kabul ettirilecek bir ahlâk anayasasının lü­zumlu olduğunu müdafaa etmiştir.

Tlabar, Konferansta büyük bir tezahü­ratla karşılanan konuşmasının sonun-Türk grubu adına yabancı delegelere 40 mcı Parîâmentolararası Konferansa karşı gösterdikleri alâka ve devamlı­lıklardan dolayı teşekkür etmiş ve iyi yolculuklar temenni etmiştir.

Daha sonra söz alan Birlik Genel Sek­reteri M. Boissier, siyasî rapor üzerin­deki takdirlerine teşekkür etmiştir.

Elmalı bendi halen 1 milyon 800 bin metre küb su toplamaktadır. Yeni ya­pılacak bend ise 10.000.000 metre küp su ihtiva edecektir. 300 bin nüfusa adam başına günde 200 litre su verebi­lecektir. Bu suretle Anadolu yakasının 35-40 senelik ihtiyacı karşılanmış ol­maktadır.

İkinci bendin inşası için açılan Millet­lerarası müsabakaya 7 yabancı firma iştirak etmiş ve teklifleri tetkik eden jüri 5 milyon 700 bin liraya bendin in­şasını ihale etmiştir.

Bu sevinçli günümüzde sayın Cumhur­başkanımıza, Cumhuriyet hükümetine Milletvekillerine, Şehir Meclisi üyele­rine istanbul adına teşekkür ederim.

Bu toplantılar memleket evlâtlarının neler yapabileceğini göstermek içindir. Halk ve millet hizmetinde bulunanlar için övünmek vasıtası değildir. Yolu­muzda yürüyoruz ve en büyük dayan-eımız milletimiz hizmetinde bulun­maktır».

Bundan sonra Cumhurbaşkanımız Ce­lâl Bayar da şu hitabede bulunmuş­lardı :

«Görüyorum ki îstanbulun hayatî me­selesi ve en büyük ihtiyacı hal yolu­na girmiştir. Başta İstanbul Valisi zâtı-âliniz olduğu halde Şehir Meclisi aza­larına ve bu işte hizmeti görülenlere teşekkür eder, başarılar dilerim.

Bu tahassüslerimi ifade ettikten sonra dost bir milletin müteahhitlerine kar­şı da bir kaç kelime ile düşündüklerimi söylemeyi ve teşekkür etmeyi bir va­zife biliyorum.

Alâkalıların ifade ettiklerine göre ye­ni su bendi 5 milyon 700 bin liraya çı­kacaktır.

Bu memleketimize gelen yabancı bir sermaye ve taahhüt işi- için müte-vazi bir rakkamdır. Fakat, yabancı ser­mayenin ilk defa bu vesile ile yeni ik­tidar zamanında memleketimize gel­miş olmasını muhabbetle karşılıyoruz.

Üzerlerine aldıkları taahhütlerinde mu­vaffak olmalarını dilerim. Taahhütleri­ni zamanında yerine ge tir e çeklerinde şüphe etmiyorum. Bu takdirde bizden daima müzaheret göreceklerdir."

Müteakiben Elmalı bendinden kayık ve motÖrlerle ikinci su bendinin inşa

mahalline gidilmiş ve burada temele ilk harç Cumhurbaşkanımız tarafın­dan konulmuştur.

—İstanbul:

Cumhurbaşkanı Celâl Beyar beraber­lerinde Ulaştırma Bakanı Seyfi Kurt-bek, Çalışma Bakanı Nuri Özsan, Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, Baş­yaverleri Kurmay Yarbay Nurettin Aîpkartal olduğu halde bugün saat 15.30 da Acar motörü ile Beykoza git­mişler ve iskelede toplanan binlerce Beykozlunun içten tezahürleri ve al­kışları ile karşılanmışlardır.

Cumhurbaşkanımız İskele gazinosunda bir müddet Beykozlularla hasbihal et­tikten sonra beraberindekilerle birlik­te Beykozlularm hararetli uğurlayış­ları arasında otomobille Maltepeye git­mişlerdir.

Cumhurbaşkanımız Maltepede Süreyya İlmen'in Çalışma Bakanlığına bağışla­dığı çiftlikte inşa edilmekte olan İşçi S ana tory omunun binasını gezmişler ve Çalışma Bakam Nuri Özsan'dan izahat almışlardır. Cumhurbaşkanımız bu a-rada kendilerini karşılayan Süreyya İlmen'e iltifatta bulunmuşlar ve teşek­kürlerini tekrarlamışlardır.

9 EylÛl 1951

—İzmir :

İzmir'in kurtuluşunun 29 uncu yıldö­nümü münasebetiyle bu sabah muaz­zam bir tören yapılmıştır.

Sabahın daha erken saatlerinden iti­baren şehrimizdeki bütün evler dük­kânlar, hususî ve resmî müesseseler, caddeler ve her türlü kara ve deniz vasıtaları bayraklar ve yeşilliklerle donatılmış, zafer alayının geçeceği yol­lara taklar kurulmuştu. Kalabalık bir halk kitlesi 9 Eylül meydanı, Basma­hane, Keçeciler, Mezarlıkbaşi, Arasta içi, Bağcılar, Başdurak Kemeraltı, Hü­kümet Konağı ile Atatürk meydanını neşe ve sevinç içinde doldurmuştu.

Merasim saat 8 de Atatürk'ün, Türk ordularının İzmir'i istirdat etmek üze­re şehre girerken bir müddet istirahat ettiği Belkahve mevkiinde başlamıştır. İzmir ve civar köylerden gelen müte-kâsif bir vatandaş grubunun katıldığı bu toplantı çok candan olmuştur.

image007.gif—İstanbul:

Müsteşrikler kongresi tertip heyeti baş­kanı Prof. Zeki Velidi Togan, bugün saat 17 de bir Basın toplantısı yaparak kongrenin çalışmalarından dolayı mem­nuniyetini ifade etmiş ve demiştir ki:

Müsteşrikler kongresi delegeleri, bu se-neki kongrenin İstanbulda toplanma­sından dolayı büyük bir memnuniyet içindedirler. Ancak dünkü toplantılar­da Türk ve îran delegeleri arasında şiddetli münakaşalar olduğuna dair matbuata akseden bir mevzuu tavzih etmek mecburiyetindeyim.

Hâdise Türk ve İran delegeleri ara­sında olmamıştır. Prof. Ali Nihad Tar-lan'm tezine itiraz eden. İranlı değil, Azarbeycanlı bir Türk olan Turhan Gençeli'dir ve divan edebiyatında Türk dehasının belirtilmemiş olduğunu, yal­nız İran edebiyatından alman mevzu­ların işlenmiş olduğunu söylemiştir. Bu da ilmî bir münakaşadan başka bir şey değildir.

Avnca kongrenin intizamsızlığına dair yapılan bazı neşriyattan dolayı da mü­teessirim.

Kongre sona erdikten sonra çalışmalar iki ciltlik bir kitap halinde yayınlana-çaktır.

—Manisa :

Devlet Bakanı Fevzi Lûtfi Karaosma-noğlu beraberinde Manisa Milletvekili Refik Şevket İnce ve Muhlis Tumay olduğu halde bugün saat 18'de şehri­mize gelmiştir.

Bakan vatandaşlarla hasbıhallerden sonra akşam yemeğini müteakip şeh­rin Demokrat Parti semt ocaklarından bazılarını ziyaret -etmiştir.

Bakan §u konuşmayı yapmıştır :

«Hemşehrilerimizi tıpkı gezdiğim se­çim bölgelerindeki vatandaşlar kadar vazife başında imiş gibi canlı, alâkalı ve heyecanlı gördüm. Gözlerinizden anlıyorum ki, son zaferin heyecanı ve sevinci içindesiniz. Bu zaferden sonra şimdiye kadar mütemadiyen Demokrat Partiye hücum eden, iş görülmediğin­den hattâ diktatörlüğe gidileceğinden korktuklarını söyleyen bazı İstanbul matbuatının ne yapacağını düşünüyo­ruz. O İstanbul matbuatı ki, müstakil olduklarından bahsederler. Muhalifiz deseler bunun mânasını anlayacağız. Muhaliftirler, muhalif safta kalan mil-

let parçasının fikirlerini temsil ediyor diyeceğiz. Hem müstakil hem tenkidi hücum haline getiren matbuatın neyi, kimi, hangi zümreyi veya kanaat erba­bını temsil ettiklerini anlayamıyoruz. Anlaşılan ve sorulması lâzımgelen bir nokta var: Bir buçuk senedenberi bu kadar ileri hücumda bulunan bu müs­takil gazeteler bundan sonra neye is-tinad edeceklerdir ve şimdiye kadar mesnetleri ne idi? Analaşılıyor ki ef­kârı umumiyeyi temsil ettiklerini söy­leyen bu müesseseler ve arkadaşlar kendi dört duvarları arasında vatanın ve milletin arzularından, iştiyakların­dan, zevklerinden ve ıztıraplarmdan uzak ve bihaber olarak meçhul bir va-himenin esiridirler.

Sevgili Manisalılar, muhterem hemşeh­rilerim,

Eski dostlarıma ve eski mesleğimin mensuplarına bu serzenişi ancak sizin gibi bana en yakın olan insanlar Önün­de yapabilirdim. Dostlardan dostlar huzurunda şikâyet edilirse ne şikâyet eden yerinir ne de şikâyet edilenler incinir. Benim bildiğim ve görüyo­rum ki sizin de kanaatiniz budur.

Dostlar incinmesinler.»

Bakan yarın Turgutlu ilçesine hareket edectir.

19 Eylül 1951

— Gaziantep muhribi :

Gaziantep muhribi İmroz adasına git­mek üzere saat 18.de Çanakkale önün­den geçerken deniz vasıtalariyle kar­şıya gelen Çanakkaleliler Cumhurbaş­kanını büyük sevgi tezahürleriyle se­lâmlamışlar ve ağır bir seyirle geçen Gaziantep muhribini bir müddet takip mislerdir. Bu sırada bir sahil bataryası 21 pare top atımı ile Cumhurbaşkanına selâm resmini ifa etmiştir.

Çanakkale Önünde bu sevgi dolu te­zahür çok heyecanlı olmuştur. Bura­da Birinci Ordu Komutanı Korgeneral Şükrü Kanatlı ile Çanakkale Milletve­killeri ve Vali muavini Cumhurbaşka­nına mülâki olmuşlardır.

Gaziantep muhribi süratli bir seyirden sonra saat 20.30 da İmroz adası önlerin­de demirlemiştir. Gece olmasına rağ­men İmroz rıhtımına hemen bütün İm-rozlulartoplanmışbulunuyordu. Cumhurbaşkanım getiren motor rıhtıma yanaşınca küçüklü büyüklü bütün imrozlular sevgi ve saygı tezahürleriyle Cumhurbaşkanım karşılamışlar ve el­lerini öpmeğe başlamışlardır. Bu coş­kun ve içten, gelen tezahürlere muka­bele eden Cumhurbaşkanı sahildeki kahvede bir müddet istirahat etmişler­dir. Bu sırada İmroz ve Bozcaada Met-ropolidi Mediton Cumhurbaşkanına sevgi dolu ve veciz bir hitabede bu­lunmuştur.

Metropolid «adamıza hoş geldiniz» di­yerek söze başlamış ve bu ziyaret do-layısiyle İmrozlularm duydukları se­vinci ifade etmiş, İmrozlularm hakikî tir demokrasi havası içinde yaşamakta olduklarını, din, fikir, söz serbestisin­den ve adalet teminatından faydalan­makta ve tam bir emniyet ve asayiş içinde bulunduklarını belirtmiştir.

Bu hitabeye Cumhurbaşkanı Celâl Ba-yar şu sözlerle mukabelede bulunmuş­lardır :

«Aziz vatandaşlar,

Güzel adanızı ziyaret etmeği çok . za-mandanberi düşünmekte idim. Bugün biraz geç kaldık. Fakat bu gecikme zi­yaretimize hiçbir suretle mâni olamaz­dı. Bize karşı gösterdiğiniz sevgi ve itimadınıza teşekkür ederim. Sizin em­niyet ve huzur içinde işiniz ve gücünüz­le meşgul olmanız beni mütehassis etti. Hayatta muvaffak olmanızı, kazancı­nızın artmasını, ilim ve irfan yolunda ilerlemenizi temenni eder ve bunu görmekle bahtiyar olurum. İhtiyaçları­nızı Cumhuriyet Hükümeti da-ima na­zarı itibare alacak ve yerine getirmeğe çalışacaktır. Buna emin olmanızı su­reti mahsusada rica eder hepinize sıh­hat ve iyi günler temenni ederim.»

Bundan sonra Cumhurbaşkanı adanın iktisadî vaziyeti hakkında izahat almış ve bilhassa süngercilik ve sünger istih­sali ve ihracat imkânları üzerinde dur­muş, adalıların bu mevzudaki istek­leriyle alâkadar olmuşlardır.

Cumhurbaşkanı adada yarım saatlik bir dinlenmeyi müteakip yine halkın coşkun sevgi tezahürleri arasında Ga­ziantep muhribine gitmek üzere motör-le adadan ayrılmışlardır.

— Çanakkale :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, İmroz adasını ziyaretten sonra dönüşte Ça­nakkale'ye de uğramışlardır.

Gaziantep muhribi saat 24 de Çanak­kale önünde demirlemiş ve Cumhur­başkanı, Birinci Ordu Komutanı Kor­general Şükrü Kanatlı, Çanakkale Mil­letvekilleri, Vali Muavini, Ziraat Ban­kası Umum Müdürü, Deniz mahsulleri müdürü ve Sınaî Kalkınma Bankası mensupları olduğu halde Çanakkale'ye çıkmışlardır.

Geceyarısı olmasına rağmen rıhtım ve ana caddede muazzam bir halk kütlesi Cumhurbaşkanını karşılamak üzere toplanmıştı. Bu taşkın sevgi ve sevinç tezahürleri arasında Cumhurbaşkanı güçlükle ilerleyebiliyor ve halk, Cum­hurbaşkanının «nasılsınız" sualine- iç­ten gelen bir sesle «sağol» mukabele­sinde bulunuyordu.

Celâl Bayar, rıhtımda biraz yürüdük­ten sonra yolunun üzerinde bulunan Demokrat Parti binasında bir müddet oturdular.

Cumhurbaşkanı, bu esnada halkın de­vam etmekte olan sevgi tezahürlerine aşağıdaki kısa hitabe ile mukabelede bulunmuşlardır:

«Sevgili Çanakkaleliler,

Güzel şehrinize bu üçüncü gelişimdir. Daha evvelki gelişlerimde de memle­ket dâvalarını beraberce konuşmuştuk. Sizlerin demokrasi dâvasına karşı alâ­kanız ve bağlılığınız malûmdur. İkti­dar sizlerin bütün istek ve ihtiyaçları­nızı tesbit etmiştir. Bu ihtiyaç ve is­teklerin mevcut imkânlara göre yerine getirilmesine çalışacağız. Hepinizi mu­habbetle selâmlarım.»

Cumhurbaşkanı bundan sonra demok­rat Parti binasından ayrılmışlar ve Orduevince şereflerine verilen ziyafet­te hazır bulunmuşlardır.

Cumhurbaşkanı, yemek sonunda Ça­nakkale'de balık istihsali sanayii hak­kında verilen izahatı dinlemişler, balık istihsal sanayii ve ihracatı meseleleri ile yakından alâkadar olmuşlar ve Gaziantep muhribine dönmüşlerdir.

— Ankara :

Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığının 1 Eylül 1951 tarihinden 15 Eylül 1951 tarihine kadar olan Çalışmaları hak­kında aşağıdaki malûmatı aldık :

Kocaeli ve Eskişehir illerinde B.C.G. verem aşısı tatbikatını organize etmek üzeremerkez hıfzıssıhhamüessesesi müdürü bu illere gönderilmiş bulun­maktadır.

Bakanlıkça devralman Geyve verem dispanserinin biran evvel faaliyete ge­çirilmesi için tesis masrafı olarak vali­lik emrine kâfi miktarda ödenek gön­derilmiştir.

Kastamonu ilinde zuhur eden tifo do-layısiyle gönderilen mücadele ekibine ilâveten, merkez hıfzıssıhha müessese­sinden bir bakteriyologla seyyar bir bakteriyoloji lâboratuvari gönderilmiş­tir.

Güney illerimizde fare ve haşere mü­cadelesine devam edilmekle beraber kara hudutlarımızda alman tedbirleri mahallinde tetkik etmek üzere de mü-tahassıs bir müfettiş gönderilmiştir.

4871 sayılı sıtma savaşı kanunu muci­bince, her sene yapılan genel muaye­nelere halen 14 bölgede başlanmış olup diğer bölgelerde de bu hafta içinde başlanmış olacaktır. Bu muayenelerde 12409 köydeki 5,717,394 nüfus sıtma bakımından kontrol edilmiş buluna­caktır.

34 sıtma savaş bölgesine tahsis olunan D.D.T.'lerin mahallerine şevki igi ik­mal edilmiştir. Bir taraftan umumî muayeneler yapılırken diğer taraftan da sıtma savaşma dahil köylerin son­bahar kalıcı D.D.T. tatbikatı yapılmış olacaktır.

Ankara'da Kızılay genel melezine ait olup yarım kalan ve Bakaı intikal

edecek olan Cebecideki hastahane bi­nası inşaatının ikmali ile, Ankara Do-ğumevine yapılacak bazı yeni tesisler için Marshall yardımından 7.300.000 liralık ödenek sağlanmıştır. Yakında hastahanenin ikmali inşaatına ve Do­ğumevinin tesislerine başlanacaktır^

Bozüyükte Bakanlıkça bir bina satın alınarak ve bütün tesisatı ikmal edile­rek 14 Eylül 1951 de bir sağlık merkezi açılmıştır.

İstanbul yatılı ebe yurdundan 17, Balı­kesir köy ebe yurdundan 97, Konya koy ede okulundan 39, Ankara sağlık ı memurları okulundan 82 ve İstanbul sağlık memurları okulundan 55 kişi mezun olmuştur.

Ankara ve İstanbul sağlık memurları okullarına 30 ardan 60 talebe ve İstan­bul yatılı ebe yurduna da 15 talebe ka­yıt ve kabul olunmuştur.

— Ankara:

Parlâmentolar Birliği Genel Sekreteri Leopold Boissier, Birliğin İstanbul kon­feransına başkanlık etmiş olan Türk grupu başkanı İzmir Milletvekili Cihad Baban'a, Cenevre'den aşağıdaki mek­tubu göndermiştir:

-Bay başkan,

Cenevreye döndüğümde İlk vazifem, Parlâmentolar ar ası Birliğinin Türikede, ekselans Cumhurbaşkanından, Büyük Millet Meclisi başkanından, Dışişleri Bakanından, İstanbul Valisinden, Türk grupundan ve komitesinden görmüş ol­duğu parlak hüsnü kabulden dolayı size teşekkür etmektir.

Sîz de, konferansın bütün çalışmaları­nın müsbet surette sonuca bağlanma­sını intaç edecek bir tarzda büyük bir kiyasetle müzakerelere başkanlık et­tiniz.

Delegelerin memleketinizde edindiği unutulmaz hatıralar üzerinde ısrar et-mekliğime ihtiyaç dahi yoktur. Dele­geler yalnız vatandaşlarınızın dillere destan olan misafirperverliklerini gör­mekle kalmadılar, fakat ayni zamanda Türk milletinin bütün sahalarda kay­dettiği terakkileri de müşahede etmek fırsatını buldular.

Bu suretle delegeler, birçok tecrübe­lerin verdiği zenginlikle ve vatanınıza karşı hayranlık hisleriyle memleket­lerine avdet etmişlerdir.

Genel sekreter ve onun iş arkadaşları­na gelince, konferansın bütün persone­linin nazik yardımlariyle, en zevkli şartlar altında çalışmalardır.

Minnettarlığımız Parlâmentolararası Birliği Türk grupuna ve onun komite­sine iblâğını sizden bilhassa rica ede­rim.

Bu hissiyata ilâveten size şahsen borç­lu olduğum minnettarlığımı da bildi­rir ve müessesemizin gelişmesi için ic­ra komitesinde sizinle birlikte çalış­makta ne kadar bahtiyar olacağımı da en derin saygılarımla arzederim.

Genel Sekreter Leopold Boissier

— Gelibolu :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, beraber­lerinde Genelkurmay Başkanı Orgene­ral Nuri Yamut, Birinci Ordu Müfettişi Korgeneral Şükrü Kanatlı, Çanakkale ve Tekirdağ Milletvekilleri,. Kolordu Komutam, Ziraat Bankası Genel Mü­dürü, Sınaî Kalkınma Bankası men­supları ve balıkçılık enstitüsü uzmanı olduğu halde bugün saat 9.45 de Gazi­antep muhribinden Settİlbahir'e çık­mışlar ve otomobille Kirteye uğradık­tan sonra Anafartalara kadar giderek Mehmet Çavuş âbidesini, Conkbayırı ziyaret etmişler, Birinci ve İkinci Ana-farta savaşları hakkında Kurmay su­baylar tarafından verilen izahatı din­lemişlerdir.

Müteakiben Eceabat'ta kısa bir müddet dinlenen Cumhurbaşkanı, saat 14.30 da Gelibolu'yu şereflendirmişlerdir. İlçe sınırında Kaymakam ve Belediye baş­kanı tarafından karşılanan Cumhur­başkanı, şehrin giriş yerinde binlerce Gelibolulunun coşkun sevgi tezahür-leriyle karşılanmışlardır. Cumhurbaş­kanı bu tezahürat ve şiddetli alkışlar arasında Orduevi önüne gelmişler, bu­rada askerî törenle karşılanmışlardır. Celâl Bayar, Orduevi önünde sıralanan komutan ve subayların ellerini sıkmış­lar ve başta Alay Sancağı bulunan bir merasim kıtası tarafından selâmlanmiş-lardır.

Cumhurbaşkanı, kendilerini coşkun tezahürlerle bekleyen Gelibolululara aşağıdaki hitabe ile mukabelede bulun­muşlardır :

-Sevgili vatandaşlarım,

Gösterdiğiniz muhabbete karşılık he­pinize ayrı ayrı teşekkür ederim. Size memleket meseleleri hakkında söz söy-

liyemiyeceğim için müteessirim. Yal­nız şu hakikati ifade etmek isterim ki, ihtiyaç ve arzularınızı yakından bilen bir insanım. Sevgili milletimizin hiz­metinde ve emrindeyiz. Bütün vüsatı-mızla çalışmaktayız ve çalışmağa de­vam edeceğiz. Öyle ümit ediyorum ki, Cenabı Hak bizi bu yolda muvaffaki­yete eriştirecektir.

Hepinize tekrar teşekkür eder, sağlık ve başarılar dilerim.»

Cumhurbaşkanı, beraberindeki zevatla Bolayır'a hareket etmişlerdir.

—İzmir :

İzmir radyosu programını bugünden itibaren değiştirmektedir.

Fuarın kapanışından sonra devamlı o-larak neşriyat yapması kararlaştırılan radyo, kış sezonuna başlarken mevsi­min icaplarını, istifade edebileceği programların durumunu ve elinde bu­lunan bütün imkânları gözönünde tu­tarak yeni programında gerekli deği­şikliği yapmış bulunmaktadır.

Radyo, yeni programı gereğince Ankara radyosundan okunmakta olan ajans haberlerile yine ayni radyoda 20.15'de-ki radyo gazetesi yayınlarını naklen İzmir radyosu vasrtasile de memleke­te duyuracaktır.

—Ankara :

Adalet Bakanlığı Seçim Bürosundan alman bilgiye göre, 16 Eylül 1951 ara seçiminin kat'î neticeleri ve umumî seçimlerle mukayeseli rakkamları aşa­ğıdadır :


Anadolu ajansının notu :

A, B, C, sahifeleri soldan sağa doğru yanyana konulduğu zaman bu üç sa-hife tam bir cetvel halini alacak ve ko­lay mukayeseler yapmak mükkün ola­caktır.

— Gaziantep n muhribi:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Genel­kurmay başkanı, Çanakkale ve Tekir-dağ Milletvekilleri ve diğer zevat ol­duğu halde 16.30 da Bolayır'a girerek Gazi Süleyman Paşanın ve Namık Ke­malin türbelerini ziyaret etmiş, tekrar Gelibolu'ya dönerek motörle Lapseki-ye geçmiştir.

Cumhurbaşkanını, iskelede bütün Lâp-sekilüer çok geniş ve o nisbette hara­retli sevgi tezahüratı île karşılamışlar­dır.

Cumhurbaşkanını görmekten mütevel­lit büyük bir sevinç ve heyecan içinde bulunan Lâpseki'liler, bir bayram gü­nü yaşıyorlardı. Cumhurbaşkanı Çı­narlı meydari'da Mr müddet istirahat etmişlerdir. Bu istirahat esnasında bü­tün Lâpseki'liler sevgili Cumhurbaş­kanlarının etrafında toplanmış bulunu­yorlardı. Celâl Bayar, Lâpsekililerin bu canlı tezahürlerine aşağıdaki hitabe ile -mukabelede bulunmuşlardır :

Sevgili Lâpsekililer,

Vilâyetinizin hemen her kazasını gez­dim. Buraya da gelmek için iki sene -evvel verilmiş bir sözüm vardı. Şu da­kikada huzurunuzda bulunduğumdan ■dolayı çok memnunum. Bu suretle eski bir borcu ödemiş bulunuyorum.

Memleket meselelerine gelince kanun ve demokrasi teamülü benim umumî konuşma hududumu çizmiştir. Sizin beklediğiniz gibi konuşamazsam beni mazur görürsünüz. Bütün kalbim ile Türk milletine ve sizlere bağîı olduğu­mu takdir edersiniz. Huzurunuzda bu hislerimi ifade etmek benim için büyük bir zevktir. Sevgili milletimin ihtiyaç­larını yakinen bildiğimi sanmaktayım. Sizlerin de beni olduğum gibi bildiği­nize kaniim. Şu halde düşündüğünüzü ortaya koymaya lüzum kalmıyor. Emin olunuz sizin irade, sizin çalışma, sizin demokrasiye ve millî hâkimiyete sıkı sıkı bağlılığınız sayesinde iktidara ge­len hükümet, sizleri, sizin kadar dü­şünmektedir ve hiçbir fırsatı kaçırmı-yacak kadar uyanıktır. Sizin arzunuza

göre hareket eden ve bunu bir vazife sayan iktidardan memnun olduğunuzu görmekteyim, bu, bugünkü iktidar için en büyük bahtiyarlıktır. Bana ve ar­kadaşlarıma gösterdiğiniz iyi kabul ve sevgiden dolayı hepinize ayrı ayrı te­şekkür ederim.

Şık sık alkışlarla kesilen bu hitabeyi müteakip Cumhurbaşkanı ve beraber­lerindeki zevat Lapseki'den motörle ayrılmışlar ve kendilerini açıkta bek­lemekte olan Gaziantep muhribine bin­mişlerdir.

Gaziantep muhribi saat 18.40 da hare­ket etmiştir.

—Gaziantep muhribi:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar saat 22.30 da Erdek'i ziyaret etmişlerdir.

Cumhurbaşkanını, Balıkesir Milletve­killeri, Balıkesir Valisi muhribe ge­lerek karşılamışlardır. Gece olmasına rağmen bütün Erdekliler sahilde top­lanmış bulunuyorlardı.

Erdek elektrik ve meşalelerle donatıl­mıştı. Cumhurbaşkanı halkın sevgi ta­şan bu coşkun tezahürleri arasında sa­hile çıkmışlar ve sahil civarındaki bir bahçede bir müddet oturarak halk ile yakından temasta bulunmuşlar ve saat 23.30 da gene halkın tezahüratı arasın­da muhribe dönmüşlerdir.

—İstanbul :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Beraber­lerinde Genelkurmay başkanı Orgene­ral Nuri Yamut, Tekirdağ ve Çanakka­le Milletvekilleri, Ziraat Bankası U-mum Müdürü olduğu halde saat 17 de Gaziantep muhribi ile limanımıza dön­müşlerdir.

Cumhurbaşkanı Acar motörü ile muh­ripten ayrılırken subaylar ve mürette­bat tarafından selâmlanmıştır. Celâl Bayar, Dolmabahçe Sarayına çıkmış­lar ve bir müddet sonra Acar motörü ile Yalovaya gitmişlerdir.

—İstanbul :

Milletlerarası Parlâmentolar Birliği Ge­nel Sekreteri Leopold Boissier, Türk grupu genel Sekreteri Adato'ya aşa­ğıdaki mektubu göndermiştir :

«Güzel bir yolculuktan sonra memle­ketime avdet etmiş bulunuyorum. İs-tanbuldaki konferansı tertip ve idarede gösterdiğiniz şayanı takdir muvaffaki-

image008.gifyet dolayısiyle Milletlerarası Parlâmen­tolar Birliğinin ve Genel Sekreterinin duydukları minnet hislerini bilhassa tebarüz ettirmekle memnunluk duy­maktayım. Bu muazzam teşkilâtta her şey okadar iyi tertiplenmiş idi ki, bu sa­yede delegeler ve Cenevre Bürosu ha­kikaten müstesna şartlar içinde çalış­mak, memleketiniz Türkiyeyi yakinen tanımak ve dinlenmek imkânını bul­dular, îstanbuldaki ikametleri, ■ bütün delegeler için fevkalâde bir hatıra ola­caktır.

Şimdi biz konferansta alman karar su­retlerini hükümetlere ve Parlâmento­lara göndereceğiz. Hareketimden evvel memleketinize ve Milletlerarası Parlâ­mentolar Birliğine olan bağlılığınızın bir delilini teşkil eden hakikaten müs­tesna faaliyetiniz dolayısiyle duydu­ğum derin minnet hislerini yeniden te-yid etmeği lüzumlu gördüm.

Bilvesile derin hürmetlerimi ve can­dan sevgilerimi ifade etmekle bahti­yarım.»

21 Eylül 1951

— Marmara adası:

Cumhurbaşkanının balıkçılık mevzu­unu mahallinde incelemek için Marma­ra bölgesinde yaptıkları seyahatte ken­dilerine refakat eden Ekonomi ve Ti­caret Bakanlığının bu mevzu ile ilgili sözcüsü memleketimizin su mahsulleri sahasında kalkınması için son bir sene içinde alman tedbirler ve bundan son­ra yapılacak işler hakkında Anadolu ajansı muhabirine aşağıdaki malûmatı vermiştir:

1 — Mevzuat 1927 senesinde meriyete konulmuş olan zabıtai saydiye ni-zamnamesiyle ek ve tadillerine ait kanunlar artık memleketin ihtiyacına tekabül etmediğinden balıkçılık ve süngercilik sahasın­da kalkınma için alman tedbirler meyanmda evvel emirde mevcut mevzuatın tadil ve ıslahı ciheti­ne gidilmiştir. Yabancı memle­ketler mevzuatını tetkik etmek ve bugünkü ihtiyaçları nazara al­mak suretiyle Ekonomi ve Tica­ret Bakanlığınca su mahsulleri kanunu tasarısı hazırlanmış, bu yılın Mart ayında su mahsulleri müstahsil, işleyici, imalâtçı ve tacirlerinin iştirakiyletoplanan

su mahsulleri kongresinde ilgili­lerin görüşleri ve Bakanlıkların mütaalâları alındıktan sonra Bü­yük Millet Meclisine sunulmuş­tur.

İstanbul Üniversitesi ile Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı arasında yapılan an­laşmaya dayanılarak İstanbul Balta Li­manında hidrobioloji enstitüsü kurul­muştur. Enstitü laboratuarı lüzumlu malzeme ve âletlerle teçhiz edilmiş yerli ve yabancı uzmanların idaresine tevdi olunmuştur. Almanyaya sipariş edilen bir hidrograf gemiyle, üç etüd gemisinin faaliyete konulması üzerine başlanmış olan mesai teksif edilecek­tir. Ele alman tetkiklerden neticeler pratik bir şekilde memleket su mah­sulleri müstahsillerinin istifadesine arz. olunacaktır.

Milletlerarası F.A.O. (Tarım ve gıda teşkilâtı) kanalı ile teknik asistan, staj­larından faydalanılarak pek yakında memleketimize muhtelif uzmanlar cel-bedilecektir. Bu uzmanlar balıkçılara pratik bir şekilde, mütemmim olmayan avlanma usullerini Öğretecekler, gerek imalâtın ıslahı ve gerek ticarî kıymet­lendirme sahasında tavsiyelerde bulu­nacaklardır.

Memleketimizin balık istihsali yüksek olan on bölgesinden muhtelif kapasite­de soğuk hava, buz ve buz muhafaza tesisinin kurulması kararlaşmıştır. Bunlardan Samsun, Marmara adası,. Çeşme ve Çanakkalede kurulacak olan­ların binalarının inşasına başlanmıştır. Diğerlerinin inşaatı da yakında ele a-lınacaktır. Bu tesislere ait bütün ma­kineler ve malzeme yurda gelmiştir. İleride imkân nisbetinde diğer bölge­lerde de bu gibi tesislerin kurulması cihetine gidileceği gibi ayrıca konser­ve fabrikalarının kurulması da derpiş olunacaktır. Halen mevcut konserve fabrikalarına 300.000 dolar kıymetinde makine ve malzeme temin olunmuş ve aralarında taksim edilmiştir. Bu su­retle imalât kapasiteleri yükseltilerek su mamullerinin ıslahı sağlanmıştır.

Yakında su mahsulleri müstahsillerine ihtiyaçları bulunan 12.000 paket ağ ip­liği ve 42 adet münferit deniz motorü-nün tevziine başlanacaktır.

Su mahsulleri müstahsillerine kredi temini hususu takarrür etmiştir. Ziraat Bankası kanununa yapılacak ilâve ile Toprak mahsulleri müstahsillerineol-

image009.gifduğu gibi su mahsulleri ile ilgili olan­lara da kredi açılacaktır.

Halen Toprak Mahsulleri Ofisi tarafın­dan yapılan işleri görmek üzere bir şir­ket kurulması mutasavverdir. Bu şir­ketin sermayesi Toprak Mahsulleri O-fisi gibi, Bankalar tarafından sağlana­caktır. Ayrıca kooperatiflerin iştiraki de mümkün kılınacaktır. Şirket kurulmak­ta olup, kurulacak soğuk hava buz ve buz muhafaza tesiserinin işletilmesini, yakında yurda gelecek olan soğuk ha­va tesisleri, sekiz adet nakliye gemisi­nin faaliyetini ve iç müstehlik nakli­yatını idare edecektir.

Memleketimizde kurulacak sınaî te­sisleri meydana getirmek üzere yabancı sermayeden istifade edilmesi konusu da ele alınmış olup bu hususta muhtelif memleketlerle yapılan temaslar da İler­lemiş bulunmaktadır. Son defa meri­yete girmiş olan yabancı sermaye hakkındaki kanun yabancı sermayeden istifade hususunu teşkil etmiş bulun­maktadır.

Memleketimizde yer yer mevcut olan ve kurulmakta bulunan Balıkçılık Ko­operatiflerinin statülerinin halihazır şartlara uygun olarak yeniden tanzimi konusu da ele alınmış bulunmaktadır.

—Ankara :

Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdür­lüğünden aldığımız malûmata göre, son 24 saat içinde yurdumuzda hava, Trak­ya, Marmara ve Karadeniz bölgelerin­de çok bulutlu ve yer yer yağışlı, di­ğer bölgelerde az bulutlu geçmiştir. Yağışlar yağmur şeklinde olmuştur. Son 24 saat içinde yurdumuza düşen yağış miktarları metre karede Zongul­dak'ta 37, Karadeniz Ereğlisinde 18, Kartal'da 17, Yeşiköyde 16, Adapaza-rında 12, Florya, Ordu ve Pmarhisarda 11, Göztepe'de 9, Bandırmada 8, Bursa-da 6, Lüleburgazda 5, Bolu, Kocaeli, Sarıyer ve Samsunda 4, Kırklareli, Çorlu ve Merzifon'da 2, Bursa - Yeni­şehir, Bilecik ve Edirnede 1 Kilogram­dır.

Günün en yüksek sıcaklığı Urfada 35, düşük sıcaklığı Erzurumda 7 derece­dir.

Bugün Ankarada saat 15'deki sıcaklık 22 derece idi.

—Burdur :

Bu yıl ilimiz çiftçilerinin elde ettiği hububat Toprak Mahsulleri Ofisince de­vamlı surette alınmaktadır. Köylü va­tandaşlar alım merkezlerinde bekletil­meden mahsullerini teslim edip para­larını alıyorlar. Yalnız merkezde dört bin tona yakın hububat alınmıştır. Ofi­sin anbar ve depoları tamamen dolmuş bulunduğundan Valilikçe Ofise yeni depolar temin edilmiştir.

Hükümetin çiftçi emeğini kıymetlen­direrek mahsulü yüksek fiatla alması köylünün yüzünü güldürmüş ye mu­hitte büyük bir memnuniyet yaratmış­tır.

—Ankara :

On gündenberi Bolu, İzmit, İstanbul, Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne vilâ­yetleri dahilinde tetkik gezisi yapan Toprak ve İskân Genel Müdürü Haşim İşcan bugün Ankara'ya dönmüştür.

Edirne, Tekirdağ, Kırklareli Valileri­nin ve bu vilâyetler Toprak Komisyonu başkanlariyle İskân Müdürlerinin, Or­man İşletme Müdürlerinin, İstanbul ve Trakya Orman bölge Başmüdürünün iştirakiyle Toprak ve İskân. Müdürü­nün başkanlığında Lüleburgazda yapı­lan toplantıda Trakyada İskân edilen göçmenlerin süratle müstahsil hale ge­çebilmeleri için icabeden esaslar tesbit edilmiş ve ayrıca iki ay içinde bu vi­lâyette iki bin göçmen evinin yapılma-sj kararlaştırılmıştır. İstanbul'da şim­dilik Rami'de iki bin, Çengelköyünde kırk, Beykozda altmış göçmen evinin yapılması takarrür etmiştir.

Ramide kurulacak göçmen evleri saha­sında bir okul, Cumhuriyet meydanı, cami, karakol, dispanser yerleri de ay­rılmış bulunmaktadır. Bütün bu saha alâkalılarla birlikte İskân Umum Mü­dürü tarafından gezilerek tesbit edil­miştir.

İstanbulda bu işlerle meşgul olmak ü-zere dünden itibaren bir iskân ve imâr bürosu kurulmuş ve bu büro Rami, Çengelköy ve Beykoz'da arazi üzerin­de şimdiden faaliyete geçmiştir.

Ramide yapılacak iki bin göçmen evi­nin temelleri on güne kadar atılacak­tır. Ayrıca Kocaeli Vilâyeti dahilinde 400, Bolu vilâyeti dahilinde 250 göç­men evinin yapılması da karar altına alınmış ve faaliyete geçilmiştir.

—Ankara :■

M. S. B. Temsil Bürosundan bildirilmiş­tir :


YedekSubayOkulunun35 inci dönem kayıt muamelesi 8-18 Ka­
sım arasında yapılacaktır.

Bu döneme yalnız Fakülte ve yük­sek okullar mezunları ile çeşitli
sebeplerle Fakülte ve yüksek okul­larda tahsillerini tamamlayamamış
olanlar ve Yedeksubay Okulunun evvelki dönemlerinden hava deği­
şimi almak suretiyle ayrılmış buluanlardanrapormüddetinita­
mamlamış olanlar katılacaklardır.

Deniz sınıfına ait öğrencilerin ay­rılması doğrudan doğruya şubele­
rince yapılacak ve bu sınıfa Yük­sek Deniz Ticaret Okulu ve Teknik
Üniversiteningemiinşaatkısma mezunları ayrılacaktır.

Deniz Yedek Subay Okulu 1 Ka­sım 1951 de Heybeliadada açıla­caktır.

4—Yedeksubaylarm sınıflara ayrılma­
sı işi test usulü ile yapılacaktır.

—Ankara :

Öğrendiğimize göre, Preveze deniz za­ferimizin yıldönümüne rastlayan. 27 Ey­lül 1951 Perşembe günü (donanma gü­nü) olarak İstanbul, İzmit ve Gölcükte törenle kutlanacaktır.

Bu törene İstanbul, İzmit ve Gölcükte harp filomuza ait denizaltı ve denizüstü gemilerimiz iştirak edeceklerdir.

Törene katılan gemiler 26 Eylül 951 den itibaren halk tarafından gezilebi­leceklerdir. Günün hatırası olarak ha­zırlanmış olan rozetler ziyaretçilere da­ğıtılacaktır.

27 Eylül 951 gecesi saat 24 e kadar Be­şiktaş önünde bulunan harp gemileri­miz ışıkları ile Barboros türbesini ve şehri tenvir edeceklerdir. Ayni şekil­de tenvirat İzmit ve Gölcükte de töre­ne katılan gemiler tarafından yapıla--caktır.

27 Eylül 951 günü Taksim Cumhuriyet âbidesine ve Barbaros türbesine mera­simle birer çelenk koncakür.

Karada yapılacak geçitresmine deniz birlik ve müesseselerinden müteşekkil bir alay katılacaktır.

—İstanbul:

24 Eylül Pazartesi günü limanımızı zi­yaret edecek olan İngilterenin Akdeniz filosu komutanıAmiral Sir John H.

Edclften K.C.B.C.B.E. komutasındaki Liverpool, Euryalus, Surprise kruva­zörleri ile Chequers,, Chevron muhrib-leri, Placock, Lochmore, Lochscavait ve Lacherragie fikateynlerinin ziyaret programı aşağıdadır:

Saat 8 de misafir filo başta Liverpool sancak kruvasörü olduğu halde limana girerken Selimiyenin bir buçuk mil açı­ğında 21 atım topla şehri selâmlayacak ve şehrimizden ayni atım topla muka­bele edilecektir.

Saat 8.30 da gemiler Dolmabahçe önün­de demirledikten sonra İstanbul Deniz Komutanı Tuğamiral Taceddin Talay-man ve müteakiben donanma komuta­nı Tümamiral Ridvan Koral, Liverpool kruvazörüne giderek misafir Amirale -Hoş geldiniz^ diyeceklerdir..

Saat 9.55 te Amiral Sir Edelften, Dol-mabahçede sahile çıkarak sırasiyle İn­giltere Büyükelçisini, Vali ve Belediye başkanını, 1 inci ordu komutanını, mü­teakiben donanma ve deniz komutan­larını ziyaret edecektir.

Öğleden sonra İngiltere Büyükelçisi, 1 inci Ordu Komutanı ve Vaîi ve Bele­diye başkam Liverpool sancak kruva­zörüne giderek misafir Amiralin ziya­retini iad« edeceklerdir.

Amiral Sir John Edelften, Çarşmba günü saat 10 da Taksim Cumhuriyet anıtına bir çelenk koyacaktır.

Misafir filo 29 Eylül sabahı limanımız­dan ayrılacaktır.

—İstanbul :

Bugün Belediyede Vali Belediye Reisi­nin iştirakiyle şehrimizde yapılacak olan 300 odalı Hilton oteline ait görüş­meler yapılmıştır. Görüşmede şehrimiz­de bulunan Maliye Müsteşarı ile Emekli Sandığı Genel Müdürü Ulvi Yenal da bulunmuştur.

—İstanbul:

Yarın Öğleden sonra Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökay şehirde yapılmakta ve yapılacak olan işlerin heyeti umu-miyesi üzerinde görüşmek ve kararlar almak üzere saat 14 te Vilâyet salonun­da büyük bir toplantı yapacaktır. Top­lantıya şehir içindeki fen, imar, ba­yındırlık müdür, mühendis ve mimar-lariyle bu ilçelerdeki başmühendisler çağırılmışlardır. Bu vadide ileride gö­rülecek şehir işlerinin süratlendirilmesi

ve ıslahı bakımından toplantıya büyük bir önem verilmektedir.

—Ankara :

Başbakan Adnan Menderes bu akşam Associated Press, Agence France Presse ve Reuter ajanslarının Ankara mümes­sillerine, müracaatları üzerine, aşağıda­ki beyanatı vermişlerdir:

«Türkiye'nin eşit hakları haiz bir âza sıfatiyle Atlantik Paktına kabulü le­hinde Ottawa'da verilmiş olduğunu öğ­rendiğimiz karar pek tabiidir ki hükü­metçe büyük bir memnuniyetle karşı­lanmıştır. Bu kararın aynı zamanda, Türk umumî ef kârınca da memnuni­yetle karşılanacağında şüphe yoktur. Bu müsbet gelişmeye, hükümetimizin takibetmekte olduğu ve millî politika olarak umum efkârımızın da kuvvetle desteklemekte bulunduğu müstakar, barışçı ve azimli siyasetin kat'î bir ne­ticesi nazariyle bakmak doğru olur.

Atlantik Paktı Konseyince alman ka­rarın alâkalı memleketler Parlâmento­ları tarafından tasdiki, bu memleket­lerin anayasaları icaplarmdandır. Bu tasdik keyfiyetinin en kısa bir zaman­da tekemmülü neticesinde memleketi­mizin pakt camiasında kendisine düşen şerefli mevkii fiilen işgal etmesinin ge-cikmiyeceğinden emin bulunuyorum.

Bu hâdise elbette demokrasi âleminin müşterek emniyet gayesinin istihsali ve bu maksatla tesanüt ve Birliğin te­mini bakımından yeni ve mühim bir adını teşkil etmektedir.

Atlantik Paktı camiasında memleketi­miz, diğer âza devletlerle yapacağı iş­birliğinde, dış siyasetimizin farikasını teşkil eden hüsnüniyet, samimiyet ve ahde vefa esaslarından daima mülhem olacaktır. Ben, bu his ve düşünceleri­mizi, diğer âza devletlerin tamamiyle takdir etmekte olduklarından emin bu­lunduğumu bu münasebetle ifade et­mekten derin bir zevk duymaktayım.»

—İstanbul :

Beynelmilel ikinci İstanbul Basketbol turnuvası karşılaşmalarına bu akşam Spor ve Sergi Sarayında devam edildi ve günün ilk maçında İran Avusturya-yı 43-37, ikinci maçta da turnuvanın favorilerinden Yugoslavya Mısırı 43 -36 mağlûp etmişler ve sıra nihayet gü­nün en heyecanlı ve şampiyonun tayi­ninde büyük rolü olan maçına gelmiştir. Bu maçta Türkiye ile Fransa karşı karşıya sahaya çıktılar.

Oyun başlar başlamaz seri ataklarla Fransızlardan üstün oynıyan takımımız arayı iki sayı açtıysa da gerek verilen serbest atışların onda dokuzunu sayıya çevirememeleri ve gerekse, buna mu­kabil Fransızların verilen bütün serbest atışları sayıya kalbetmeleri neticesinde ilk devre 28 - 24 aleyhimize neticelen­miştir.

İkinci devrede takımımız morali bozuk olarak oynamaya başlayınca Fransızlar farkı 4 baskete kadar çıkardılar, fakat oyunun sonuna doğru, bilhassa Yılma­zın soğukkanlı oyunu ve arka arkaya kaydettiği iki basketiyle kendini top­layan takımımız maçın bitmesine bir dakika kala 53 - 51 galip duruma yük­seldi. Fakat son dakikada oyalama ta­biyesi tatbik edileceğine tekrar sayı yapmağa çalışınca topu Fransızlara kaptırdılar ve Fransızlar son saniyede bir basket daha kaydederek 53-53 be­raberliğe ulaştılar ve oyun beş dakika uzatıldı.

Temditte Yalçın, Yalım ve Sacit ile Er-doğandan mahrum olarak oynayan ta­kımımız yine güzel oynamakla bera­ber şanssızlıkla bir serbest atış ve bir de basket kaçırınca neticede bu mü­him ve son derece heyecanlı maçı bir tek sayı farkla ve 57 - 56 kaybettiler. Millî takımımız yarın Mısırla oynaya­caktır.

22 Eylül 1951

— Tokat:

Dün akşama doğru Turhal İlçe Merke-zile buraya bağlı Cimorta, Dere ve Sarnı köylerine yağan çok şiddetli yağ­murlar neticesinde Çivril ve Bağcaşar dereleri taşmış ve bu derelerden gelen kuvvetli seller, Turhal Şeker Fabrikası mahallesile adı geçen köyleri basmış­tır. Sellerin, baskınına maruz kalan Ci­morta, Dere ve Sarnı köyleri kısmen harap olmuş, yiyecek ve eşyalar seller tarafından sürüklenmiştir. Cimorta kö­yünde suların azamî derecede kabar­dığı bir anda yayılmadan dönen 500 kadar irili ufaklı hayvan sellerin hü­cumuna uğrayarak Yeşilırmağa sürük­lenmiş ve büyük bir kısmı telef olmuş­tur. Yine bu köyde 30 ev tamamen yı­kılmış olup üç ölü vardır. Samı köyün­de de 15 hayvanın öldüğü anlaşılmış­tır.

, İstanbul gibi cok zengin tarihe mâlik bir şehirde sıcak kabulle karşılanmanın heyecanı içinde bulunduğunu, burada dostlar­la temaslarını ne kadar uzatmak im­kânı olursa o nisbette mütehassis ola­cağını ifade etmiş Vali ve Belediye başkanı da dost ve müttefik İngiltere filosunun İstanbul'u ziyaretinden duy­duğu hisleri belirterek tarihte Kırım harbinde birlikte savaşmış ve bugün İstanbulun sinesinde kahramanlarının medfun bulunduğu milletin asil komu­tanını selâmlamaktan duyduğu hazzı ifade ile İstanbul'da kaldığı müddetçe kendilerini bütün İstanbulluların kıy­metli misafiri olarak görmekle bahti­yar olacağını belirtmiştir.

Amiral bundan sonra Vali ile şehri il­gilendiren mevzular üzerinde görüşmüş ve Veliyi Londra'da misafir etmekle büyük zevk duyacağını ilâve eylemiş­tir.

Visamiral Edelften, vilâyete geliş ve gidişinde bir polis ihtiram kıtası tara­fındanselâmlanmıştır.

—Anrara :

Millî Savunma Bakanlığı Temsil Büro­sundan bildirilmiştir:

3 ilâ 10 Ekim 1951 arasında Almanyada yapılacak olan müttefik orduları manevrasında müşahit sıfatiyle bulun­mak üzere ordumuzdan, Birinci Ordu Müfettişi Korgeneral Şükrü Kanatlı başkanlığında, sekizinci Kor. Komu­tanı Tümgeneral Salâhaddin Selışık ile Genelkurmay İrtibat Bürosu başka­nı Kurmay Yarbay Hayri Sanerden müteşekkil bir heyet gidecektir. Heyet 1 Ekim 1951 Pazartesi günü Yeşilköy hava alanından kalkacak olan bir uçak­la Frankfurt'a hereket edecektir.

—Ankara :

Millî Savunma Bakanlığı Temsil Büro­sundan bildirilmiştir:

Türkiye'nin Atlantik Paktına girmesi­ne karar verilmiş olması münasebetiyle bazı gazetelerde Türkiye'nin, pakta da­hil devletlerin müşterek kuvvetleri için 300 bin kişilik askerî bir kuvvet tef­rik edeceğine ve Avrupa ordusu karar­gâhına da irtibat temini maksadiyle muhtelif rütbede subayların gönderi­leceğine dair yapılan yayınlar şimdilik mevsimsiz ve hiç bir esasa dayanma­maktadır ve asılsızdır.,

—Ankara :

Millî Savunma Bakanlığı Temsil Bü­rosundan bildirilmiştir:

Millî Savunma Bakanlığı Temsil Büro­sunun 21.9.951 gün ve 33 sayılı tebliği ile 21 Ekim 951'de İstanbul'a geleceği bildirilmiş olan 1800 kişilik değiştiril­miş ikinci kafilenin, alman son haber­lere göre, «Bollu» gemisiyle 22 Ekim 951 de îstanbula gelmiş olacağı öğre­nilmiştir.

—İstanbul:

Limanımızda misafir bulunan İngiliz filosu başkomutanı Amiral Edelften bugün saat 16 da Amiral gemisi Liver-pool kruvazöründe bir Basın toplantısı tertip etmiştir.

Amiral Edelften Türk Basın mensup­larım Amiral gemisinde selâmlamakla bahtiyarlık duyduğunu söyledikten sonra şu hitabede bulunmuştur: «Fi­lomla meşhur şehrinizi ziyaret ve Amiral Rıdvan Koral'm komutasın­daki Türk filosunun Malta ziyaretini iade etmekten memnunluk duymakta­yım.

Türk ve İngiliz donanmaları arasında­ki bağlar çok eski olup savaş haslet­leriniz kargısında büyük bir hayranlık duymaktayız. Her iki donanmanın iler­de daha sıkı bir işbirliği yapacaklarım evvelce olduğu gibi bundan sonra da yanyana çalışacaklarını ümit etmekte­yim.

Türk askerlerinin Korede gösterdikleri cesaret bütün dünyanın hayranlığını çekmiştir. Türkiyenin alâkalı devletler tarafından Kuzey Atlantik teşkilâtına kabul edilmesi bugünkü meseleler kar­şısında Türkiyenin işgal ettiği mevki­in ehemmiyetini belirtmektedir. Hür­riyet için mücadele eden milletler ara­sında memleketinizin mühim bir rol oynıyacağııidan hiç şüphe etmiyorum, îngiliz donanmasının en samimî selâm­larının vasıtanızla Türk milletine iblâ­ğını rica ederim«.

Bundan sonra Amiral Edelften Basın mensuplarının sordukları muhtelif su­alleri cevaplandırmış toplantı samimî bir hava içinde sona ermiştir.

Basm toplantısını müteakiben gazete­cilere gemi gezdirilmiş ve izahat veril­miştir.

—Ankara :

MillîEğitim BakanıTevfikİleri, okullarda, yeni ders yılmm başla­ması münasebetiyle dün akşam rad­yodabîrhitabeiradetmiştir.

—İstanbul:

Bugün Liverpool gemisinde yapılan Basın toplantısında gazeteciler, Amiral Edelften'e bazı sualler sormuşlar ve aşağıdaki cevapları almışlardır :

Akdenizde Türk ve İngiliz filoları müşterekmanevralaryapacaklar mı?

Henüzböylebir manevra bahis mevzuu değildir. Fakat Türkiye Atlan­
tik Paktına kabul edildiğinden ilerde müşterekmanevralarınyapılması
mümkündür.

Türkiye'ninAtlantik Paktınagir­mesi İskandinav memleketlerinin iddia
ettiklerigibiharp tehlikesiniarttır­ mış mıdır, yoksa azaltmış mıdır?

Bilâkis Türkiye'nin Atlantik Paktı­na girmesi Akdenizde harp tehlikesini
azaltmıştır. Hırsız, bir evde alınmış olan tedbirleregörehareketeder.Bu
tedbirler ne kadar iyi alınmışsa hırsı­zın girmesi ihtimalleri o kadar azalır.

Atlantik Paktı kara kuvvetleri mi yoksa deniz kuvvetleri mi daha süratle
gelişmektedir?

İçinde bulunmadığım için kara kuv­vetlerinin gelişmesi hakkında kat'î bir
şey söyleyemem.Fakatumumiyetle deniz kuvvetleridaha sür'atle geliş­
mektedir.

Geçenlerde Yugoslavya'nın Split li­ manını ziyaret ettiniz ve Mareşal Tito
ile görüştünüz. Bugün Mareşal Tito'nun durumu ne şekil almıştır? Batıya daha
fazla yaklaşmakta mıdır?

Yugoslavya'ya bir nezaket ziyareti yaptık, bunun siyasetle alakası yoktur.
Mareşal Tito ile gayet kısa bir görüş­ mede bulundum. Çok sevimli bir insan.
Kendi memleketinin hürriyet ve istik­ lâlineverdiğikıymetihepimizinve
bütün memleketlerin hürriyet ve istik­ lâllerine de vermektedir.

25 Eylül 1951

—Ankara :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Beraber­lerinde Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen ve Ankara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik olduğu halde bu-

gün saat 11.45 de uçakla İstanbul'a ha­reket etmişlerdir.

Cumhurbaşkanı hava alanında Başba­kan Adnan Menderes, Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu, Devlet Bakanı Fevzi Lûtfi Karaosma--noğlu, Bakanlar, Yargıtay başkanı, Danıştay ve Sayıştay başkan vekilleri,. Yargıtaybaşsavcısı,Milletvekilleri,.

Başbakanlık ve Millî Savunma Bakan­lığı Müsteşarları, Millî Savunma ve Ge­nelkurmay erkânı, Vah, Belediye baş­kanı, Emniyet Genel Müdürü, Basın -Yayın ve Turizm Genel Müdür vekili, Merkez, Garnizon ve Jandarma Komu­tanları tarafından uğurlanmışlardır.

—İstanbul :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, beraber­lerinde Büyük Millet Meclisi başkanı-Refik Koraltan, Millî Savunma Bakanı Hulusi KÖymen, Ankara Milletvekili" Mümtaz Faik Fenik ve başyaverleri. Kurmay Yarbay Nurettin Alpkartal ol­duğu halde, bugün saat 13.15 de uçak­la Ankaradan şehrimize gelmiştir.

Cumhurbaşkanı hava alanında şehri­mizde bulunan Milletvekilleri, Vali ve' Belediye başkanı prof. Gökay, Cum­hur başkanlığı Umumî katibi Nurul-lah Tolon, Deniz Kuvvetleri Komutanı Tümamiral Sadık Altmcan, İstanbul Deniz Üssü, Tümen ve Merkez Konvu-tanlariyle Emniyet Müdürü tarafından karşılanmışlardır.

—Yozgat:

İstanbulda toplanan Müsteşrikler kon­gresi delegelerinden 62 kişilik bir grup Boğazköy ve Alacahöyükte tetkikler yapmak üzere dün Yerköy'e gelmiş, İstasyonda Yozgat valisi, Belediye Baş­kanı, Millî Eğitim ve Lise Müdürleri tarafından karşılanmıştır. İstasyon bü­fesinde Yerköy Belediyesi tarafından izaz edilen misafirler akşam üzeri oto­büslerle Yozgata gelmişlerdir. Yozgat Belediyesi tarafından, Öğretmenler Birliğinde, heyet şerefine bir akşam yemeği verilmiştir. Geceyi Lisede ge­çiren misafirler bu sabah Alacahöyüke müteveccihen hareket etmişlerdir.

—İstanbul :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar Yeşilköy hava alanında karşılandıktan sonra be­raberinde Büyük Millet Meclisi Baş­kam Refik Koraltan, Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen, Ankara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik, İstanbul Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, Riyaseticumhur Umumî Kâtibi Nurul-lah Tolon, Deniz Kuvvetleri Komutam Tümamiral Sadık Altmcan, ve başya­ver Kurmay Yarbay Nureddin Fuad Alpkartal olduğu halde Florya Deniz Köşküne gitmişlerdir.

Cumhurbaşkanı Deniz Köşkünde bir müddet istirahat etmiş, müteakiben be­raberlerindeki zevatla Acar motörüne binerek Dolmabahçe Sarayına gitmek üzere Floryadan ayrılmıştır.

Cumhurbaşkanının bulunduğu Acar motörü saat 15.30 da limana girdiği sı­rada, İngiltere Akdeniz Donanmasına mensup «Liverpool» «Surprise» «Eur-yalis» »Chequers» «Chevron» «Pea-cock» «Loch Scavaig» «Loch Gragie» ve «Loch Mere» gemileri ile İspanyol mektep gemisi ve Türk donanmasına mensup gemilerin 21'rer top atımı ile selâmlanmıştır.

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar misafir donanmanın demirli bulunduğu saha­dan geçerken millî marşlar çalınmış ve misafir filo tarafından Devlet Baş­kanlarına mahsus hususî merasim tat­bik olunmuştur.

Dost ve müttefik İngiliz filosu gemileri­nin hepsinde mürettebat çimariva ha­linde cumhurbaşkanımızı üç defa hurra" sesleriyle selâmlamışlar ve İs­panyol mektep gemisi de ayni şekilde saygı gösterisinde bulunmuştur.

Cumhurbaşkanımız bu tezahürlere se-lâmla mukabelede bulunmuştur.

Saat 16 da dolmabahçe sarayına çıkan Cumhurbaşkanımız rıhtımda İstanbul Milletvekili Salih Fuad Keçeci ve do­nanma komutanı Tümamiral Rıdvan Koral tarafından karşılanmıştır.

Dolmabahçe Sarayında bir müddet is­tirahat eden Cumhurbaşkanımız saat 17 de misafir dost ve müttefik filo ko­mutam Vis-Amiral Sir Edelften'i ka­bul buyurmuştur.

Kabul resminde Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen, Deniz Kuvvetleri Ko­mutanı Tümamiral Sadık Altıncan, Donanma Komutanı Tümamiral Rıdvan Koral, İngiltere Büyükelçisi Sir Neel Charles, misafir filo Kurmaybagkam Commodore TM. Browningg hazır bu­lunmuşlardır.

—Ankara :

Türk ve Amerikan makamlarının teş­riki mesai ve yardımları ile, gayesi Türklere ingilizce, Amerikalılara türk-çe öğretmek, konferanslar, konserler ve buna mümasil toplantılar tertip etmek suretiyle iki memleket arasındaki mevcut dostluğu takviye etmek olan. bir «Türk - Amerikan Derneği» kurul­duğu haber alınmıştır.

—Bursa :

Bugün şehrimizde altıncı tümenin Ge­rilla savaşları için hazırlanan Geril­la bölüğü, başarılı ve halk tarafın­dan büyük bir takdirle karşılanan bir tatbikat yapmıştır. Belediye başkanı, tü­men Kurmaybagkam, tümen mensupla­rı, askerî Lilse Müdür ve öğretmenleri, Erkek Sanat Enstitüsü Müdür ve yar­dımcısı, Basın mensupları ve kalabalık bir halk topluluğunun hazır bulunduğu bu tatbikatta, bazokalar da dahil ol­mak üzere piyadenin bütün silâhları ile atışlar yapılmıştır. 5 saat süren ha­rekâtta kahramanlarımız büyük başa­rı göstererek seyircilerin hayranlıkları­nı kazanmışlardır. Tatbikattan sonra başarı gösterenlere mükâfatlar dağıtıl­mıştır.

26 Eylül1951

—- Ankara :

Kuzey Atlantik Paktına Kabulümüz münasebetiyle İngiltere Başbakanı Mr. Attlee tarafından Başbakan Adnan Menderes'e aşağıdaki mesaj, gönderil­miştir :

«Ottawa'da bulunan Mr. Morrison'dan, şimdi Atlantik Konseyinin, dün, Millî Parlâmentolar tarafından tasdiki kay-dile, Türkiye'nin Şimalî Atlantik mu­ahedesine iltihaka davet olunmasını tavsiye etmeğe karar verdiği haberini aldım. Bu haberi, hiç şüphesiz, daha evvel, Konsey başkanından ve Mr. Morrison'un Ottawa'dan Dışişleri Ba­kanınıza göndermiş olduğu mesajdan Öğrenmiş bulunuyorsunuz.

Bu münasebetle Konseyce alman bu isabetli karardan mütevellit büyük memnuniyetimi ifade etmek isterim. Müşterek güvenimiz, Türkiye'nin ya­pabileceği yardımlardan büyük bir ka­zanç sağlıyacaktır.«

—İstanbul :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, beraberlerinde Savunma Bakanı Hulusi Köy-men, İstanbul Milletvekili Mükerrem Sarol, Ankara Milletvekili mümtaz Fa­ik Fenik, Kâtibi Umumî Nurullah To-lon, başyaver Nurettin Alpkartal ol­duğu halde, Ankara Ekspresine bağla­nan hususî bir vagonla saat 20.05 de Ankaraya müteveccihen hareket etmiş­lerdir.

Cumhurbaşkanı Köprüden Haydarpaşa vapuruna binerken binlerce vatandaşın içten gelen tezahüratı, haydarpaşada da İçişleri Bakanı Halil Özyörük, İstanbul ve diğer bazı Vilâyet Milletvekilleri, Vali ve Belediye Reisi Profesör Gökay. Harp Akademisi Komutanı Korgeneral Fevzi Mengüç, İstanbul Merkez Ko­mutanı Tuğgeneral Reşit Erkmen ve büyük bir halk kütlesi tarafından al­kışlar arasında uğurl anmışlar dır.

27 Eylül 1951

— Ankara :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, beraber­lerinde Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen, İstanbul Milletvekili Müker­rem Sarol, Ankara Milletvekili Müm­taz Faik Fenik, Genel Kâtip Nurulîah Tolon ve başyaver Yarbay Nureddin Alpkartal olduğu halde bugün saat 9,11 de İstanbuldan şehrimize dönmüşlerdir.

Cumhurbaşkanı Garda, Başbakan Ad­nan Menderes, Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu, Bakanlar, Milletve­killeri, mülkî ve askerî erkân ile kala­balık bir halk kitlesi tarafından karşı­lanmışlardır.

Celâl Bayar, trenden inişlerinde ve gardan ayrılışlarında İstasyonda bu­lunan kalabalık halk tarafından derin sevgi tezahüratiyle alkışlanmışlardır.

Cumhurbaşkanı gardan, beraberlerin­de Başbakan Adnan Menderes ve Dış­işleri Bakanı Prof. Fuat Köprülü oldu­ğu halde Başbakanlığa gitmişlerdir.

— İstanbul:

1538 Preveze zaferinin 413 üncü yıldö­nümü münasebetiyle bugün şehrimizde bir askerî tören yapılmıştır.

Saat onda Taksim Meydanında başla­yan törende Vali adına Vah muavini Fuat Alper, Donanma Komutanı Tü­mamiral Rıdvan Koral, Merkez Komu­tam Tuğgeneral Reşit Erkmen, İstan­bul Deniz Komutam uğamiral Tacet tin Talayman, Harp Filosu Komutanı Tuğamiral Zeki Özak, Ordu ve Donan­maya mensup üst subaylar, misafir İn­giliz filosu Komutanı ve yüksek rütbeli subaylar, Emekli Amiral ve Generaller, askerî birlikler, Türk gemi adamları Sendikası adına bir grup ve kalabalık bir halk topluluğu hazır bulunmuştur.

—İstanbul:

Bir haftadanberi limanımızda bulunan «Juan Sebastian Elcano» adındaki İs­panyol mektep gemisi bugün saat 13 de Akdenize müteveccihen hareket etmiş­tir.

—İstanbul:

İstanbulun kurtuluş bayramı 6 Ekim Cumartesi günü kutlanacaktır. Vilâ­yetçe hazırlanan programa göre, o gün bütün binalar bayraklar ve gece de ışıklarla donatılacaktır.

Sabahleyin saat 10 da başta Vali ve Belediye başkam olmak üzere, îstan-bulda bulunan Milletvekilleri, Üniver­site Rektörleri, Profesörler, Genel Mec­lis üyeleri, siyasî Partiler, Malûlgazi ve eski muharipler, Adalet ve Baro men­supları, Mülkiye, Belediye, Millî Eğitim erkânı, Gazeteciler, Cemiyetler, Banka­lar, Şirket Müdürleri ve iktisadî mü­esseseler temsilcileri toplu bîr halde ordu Müfettişliğine giderek halkın or­dumuza olan şükranını arzedeceklerdir.

Heyet buradan Taksimde merasim ye­rine gidecektir. Taksim meydanında bayrak töreni yapıldıktan sonra, âbi­deye çelenkler konacak, gençlik adına bir öğrenci ile şehir adına Genel Mec­lis üyesinden bir zat nutuk söyliyecek-ler ve müteakiben geçit resmi yapıla­cak ve geceleyin de Taksim meydanın­da şehir bandosu millî parçalar çala­cak ve fener alayları yapılacaktır.

Merasim akşamı Vali ve Belediye baş­kanı tarafından ordu şerefine bir ziya­fet verilecektir.

28 Eylül 1951

— Ankara :

23.8.1951 tarihinde Türkkuşu Genel Müdürü Şer afettin Tarakçıoğlu'nun idaresinde yurt gezisine çıkan Türk Hava Kurumunun 5 uçaklık bir filosu 2600 kilometrelik bir uçuşla kayseri, Sivas, Erzincan, İğdır, Karaköse, Van, Diyarbakır,Urfa, Gaziantep, îskenderun, Adana, Karaman ve Konyayı ziya­retten sonra bugün saat II de Etimes­gut'a dönmüştür.

Filo, Türk Hava Kurumu Genel Sekre­teri Server Ziya Gürevin ile Kurum mensupları tarafından karşılanmıştır-

Türkkuşu Genel Müdürü Şerafettin Tarakçıoğlu seyahat intibalarmdan bahsederek bu seyahatin daha ziyade memleketin öz yapısı olan bu uçakla­rın kapasitesini gerek vatandaşlarımı­za gerek dünya havacılarına göster­mek .gayesiyle yapıldığını, anormal ha­va şartları içinde yapılmış olmasına rağmen seyahatin başarı ile neticelen­diğini ve bu seyahat vesilesi milletimi­zin havacılığa karşı olan sevgi ve alâ­kasını müşahede etmekten büyük bir memnuniyet duyduğunu, bu alâkaya mukabele olarak da kendilerini uçur-duklarmı, bilhassa Doğu Anadoluda fazlasiyle rağbet gördüklerini söyle­miş ve «her yerde halkın gösterdiği saygı, sevgi ve alâkaya sonsuz şükran­larımızı arzederiz» demiştir,

— Ankara :

Millî Savunma Bakanlığı Temsil Büro­sundan bildirilmiştir:

-Ulus» gazetesinin 28 Eylül 1951 tarih ve 10.868 sayılı nüshasında çıkan «mil­lete doğruyu söylemeli» yazısına karşı­lıktır:

Kore'de Birleşmiş Milletler cephesinde savaşan Türk Tugayı standard mev­cutla bulundurulmaktadır. Tugayın ha­reket ve muharebe kabiliyetini muha­faza etmek için, personel ikmali ve de­ğiştirilmesi de yapılmaktadır.

Türkiye'den. Kore'ye gönderilmekte o-lan bu ikmal ve değiştirme kafileleri­nin Kore'ye varışlarından bir müddet sonra yaralı ve değiştirme personeli Kore'den geri alınmaktadır.

Bunun için Kore'den dönecek yaralı ve değiştirme kafilesi ile Türkiye'den gön­derilen kafile aynı zamanda ve kısa bir müddet içinde, Kore'de birleştikle­rinden, Türk personelinin bu durum­daki mevcudu standard rakkamı zaru­rî olarak aşar.

«Ulus» gazetesinde adları bildirilen ya­bancı dergi ve gazetelerin, tugayımızın mevcudu hakkındaki rakkamları, bu kafilelerin Kore'de Birleşmiş oldukları zamana tesadüf eder.

Düşmanla savaş halinde bulunan bir birliğin zayiat ve ikmal miktarlarının ve kendi kuvvesinin efkârı umumiyeyi tenvir maksadiyle de olsa açıklanması faydadan ziyade düşmana bilgi vermiş olmak bakımından, çok mahzurlu olur.

29 Eylül 195İ

—İstanbul:

Vali ve Belediye başkanı Prof. Gökay bu sabah gazetecilere aşağıdaki beya­natta bulunmuştur:

«Darülaceze mevzuunu bu vazifeye başladığım dakikadan itibaren önemle ele aldım ve müfettişler gönderdim. Müfettişlerin teftişleri uzun sürdü ve bu arada idareyi değiştirerek tasarruf­lar temin ettik. İşleri yola koyduk ge­çen sene Şehir Meclisi bütçe müzake­releri sırasında gizli bir toplantı yaptı­rarak Vali olduğum güne kadar cere­yan eden hâdiseleri açıklattırdım ve salahiyetlileri konuşturdum. Şehir Mec­lisinden bir heyetin bu mevzuu incele­mesini rica ettim. Heyet çalışmalarım bitirdi. Ne gibi yolsuzluklar bulundu ise gerekli takibat yapılacaktır. Hiçbir suretle Darülaceze gibi milletin şefkati ile yaşayan bir müessesede yolsuzluk­lara müsaade edemeyiz. Bu hâdiseler şimdiki zamanın değildir. Müsebbipler af kanunundan istifade etseler dahi, yapılan yolsuzluklar, Meclis Komisyo­nu ile meydana çıkarsa, mes'ulîeri hak­kında hiç olmazsa tazminat dâvası a-çılır ve bir daha bu yollarda ihmal ve lâkaydinin af konunu ve zaman aşımı­na dahi uğrasa affedilemiyeceği ibret dersi şeklinde umumî efkârın önüne konur. Şahıslar hakkında inzibatî ce­zalar da verilir.

Şunu da söyliyeyim ki bunlar hakkın­daki evrakı ilgili makamlar tetkik et­mektedirler. Neticeyi bana bildirecek­lerdir. Emniyet Müdürlüğü de bu me­sele ile meşgul olacaktır.

—Ankara :

Şimalî Atlantik Paktına kabulümüz kararı üzerine, İngiltere Başbakanı Mr. Attlee tarafından gönderilen mesaja Başbakan Adnan Menderes aşağıdaki cevabı yollamıştır :

«Şimalî Atlantik Andlaşması Konseyi­nin, Ottawa toplantısında, Millî Parlâ­mentolar tarafından tasdiki kaydiyle, Türkiye'nin bu andlaşmaya iltihaka davet edilmesini tavsiyeye karar vermiş olması münasebetiyle göndermek lûtfunda bulunduğunuz mesajdan do­layı çok mütehassis oldum.

İsabetli olduğunu işaret buyurduğunuz bu karar neticesinde bize terettüp ede­cek vazifelerin ehemmiyetini tama-miyle takdir etmekte olduğumuzu tek­rar eylemek isterim.

Türkiye'nin şimalî Atlantik Paktına ka­tılmasının büyük bir kazanç teşkil ede­ceği hususundaki takdirkâr sözlerinize bilhassa teşekkür etmekten derin bir zevk duymaktayım.»

30 Eylül 1951

—Ankara :

Hükümetimizle Birleşmiş Milletler gı­da ve tarım teşkilâtı ve Birleşmiş Mil­letler ve Milletlerarası İmâr ve Kal­kınma Bankası tarafından müştereken kurulan «Kalkınma projeleri iktisadî tahlil Enstitüsü Akdeniz Yetiştirme Merkezi» 1 Ekim 1951 Pazartesi günü saat 17 de Akdeniz Devletleri temsilci­lerinin iştirâkile Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesinde açılacaktır.

Ziraî Kalkınma plânlarının ve bunlara müteferri projelerin iyi ve kolayca tet­kik edilebilecek bir tarzda hazırlan­masını sağlamak maksadile uzman ye­tiştirmeği hedef tutan Akdeniz Yetiş­tirme Merkezinin açılış nutku, merkez direktörü, Ekonomi ve Ticaret Bakanı Profesör Muhlis Ete tarafından verile­cek, daha sonra kurs KodirektÖrü Şe­fik Bilkur Teknik Yardım mevzuunu izah eden bir konuşma yapacaktır.

Son olarak Birleşmiş Milletler gıda ve tarım teşkilâtından Dr. Ezekile, kurs­lardaki Tedrisat programının mahiyeti hakkındaaçıklamalarda bulunacaktır.

2 Ekim Salı gününden itibaren kurs çalışmalarına başlanacaktır.

—Çorum :

Bu sabah erken saatte Ankara'dan ay­rılan Devlet Bakanı Başbakan Yardım­cısı Samed Ağaoğlu, Refakatinde Ço­rum Milletvekillerinden Hakkı Yeme­niciler ile Hüseyin Ortakçıoğlu olduğu halde otomobille İlimize gelmiştir.

Yozgat vilâyet hududunda Yo2gat Va­lisi Sait Bâli, vilâyet jandarma komu­tanı albay Rernzi ve Yozgat Milletve­killeri tarafından karşılanan Başbakan

Yardımcısı Yerköy'e kadar yol boyun­ca toplanmış olan. köylüler tarafından sık sık durdurularak otomobilinden in­dirilmiş, nihayet Yerköy Kasabası dı­şında halk tarafından istikbal ve İstas­yon gazinosuna davet edilmiştir. Burada halkla kasabanın ihtiyaçları hakkında uzun bir hasbıhalde bulunan Başbakan Yardımcısına köylüler Ziraat Bankası palâsmamnm arttırılması, Yapı Kredi Kooperatifi için kredi temini ve kazaya şehirlerarası santral tesisi hakkında di­lek ve ricalarda bulunmuşlardır.

Kısa bir konuşma yapan Başbakan Yar­dımcısı bu dileklerin sür'atle yerine getirilmesi hakkında alâkadar Bakan­lıklarla derhal temasa geçeceğini va-detmiş ve buradan Demokrat Parti, Millet Partisi ve C.H. Partisini ziyaret etmek üzere ayrılmıştır. Ziyaretler ga­yet samimî hasbıhaller içinde geçmiş ve partiler önünde toplanan halk Baş­bakan Yardımcısına samimî tezahürat­ta bulunmuştur.

Samed Ağaoğlu ve beraberindekiler Yerköy'den ayrılarak yollarına devam etmişler, Alaca'da da bir müddet dur­muş ve istikabale gelen halkla konuş­muşlardır. Bu sırada kendilerine mü­lâki olan Çorum Valisi Eşref Erkut ile Çorum Milletvekillerinden Ahmet Ba-şıbüyük, Şevki Gürses, Sedat Baran, Saip Özer, Baha Koldaş, Hasan Ali Vu­ral, Belediye başkanı Baha Çorbacı ve Jandarma Komutam Albay Sıtkı ile birlikte Çorum'a hareket etmişlerdir.

Şehrin methalinde büyük bir halk topluluğu ile Belediye Meclisi üyeleri, parti temsilcileri ve vilâyet erkânı ta­rafından hararetle karşılanan Başbakan Yardımcısı, halkın tezahüratı arasında yaya olarak Demokrat Parti Lokaline gitmiş ve ısrarlı ricaları üzerine, mey­danda toplanmış olan halka balkondan hitabederek minnet ve teşekkürlerini bildirdikten sonra yapılmakta bulunan Demokrat Parti İl Kongresinde etraf­lıca konuşacağını söylemiş ve Çorum­lulara tekrar tekrar sevgilerini arzet-miştir.

— Çorum :

Demokrat Parti İl Kongresi bugün ili­miz açık hava sinemasında toplanmış, idare heyeti raporu kabul edildikten sonra dileklere geçilmiş ve muhtelif hatipler söz alarak düşüncelerini ifade etmişlerdir.

Başbakan Yardımcısı ve Demokrat Parü Genel İdare Kurulu üyesi Samet Ağaoğlu'nun Basma beyanatı.

Ankara : 8 (A. A.) —

cc Vatan gazetesi baş muharriri bay Ahmet Emin Yalmanın 5 Eylül tarihli gazetesinde çıkan yazısı üzerine umumî efkârda husule getirilmek iste­nen yanlış telâkkilere meydan vermemek maksadiyle, velevki ehemmi­yetsiz dahi olsa siz arkadaşlarımı çağırarak şu beyanatta bulunmayı lü­zumlu gördüm :

Evvelâ bir noktayı kat'î olarak açıklamak isterim: Bay Ahmet Emin Yal­man bir müddettenberi şahsıma taarruz eder gözüktüğü halde asıl hedefi ben dğil, Demokrat Partidir. Esasen iddialarını şahıslar üzerinde polemik yolu ile ortaya atarak asıl taarruz noktasını maskelemek, bugün sayın Menderese, yarın kardeşim gibi gayet samimî dostluk kelimeleri kullan­mak suretiyle Fevzi Lûtfiye, daha Öbür gün ilmini methederek gururunu zemmetmek suretiyle Köprülü'ye, hülâsa her gün birimizi ele alarak ve bir başka hava çalarak hakikatte hepimizin şahısları gerisinde Demokrat Partiye hücum etmek Bay Yalman'ın 5 yıldanberi müşahede ettiğimiz başlıca metodudur. 5 yıldanberi diyorum. Zira, Ahmet Emin Yalman da­ha Demokrat Parti muhalefette iken ve kendisi onu müdafaa eder görünür­ken bile Demokrat Partinin bütün milletçe benimsenmiş kuvvetli bir siyasî teşekkül olması hâdisesi karşısında daima ürkmüş, Demokrat Partinin günün birinde iktidara gelmesi ihtimalini önlemek maksadiyle bazan açık, bazan gizli mücadeleden geri durmamıştır.

Partimizin 950 seçimlerinde 100, en fazla 150 Milletvekilliği ile iktifa et­mesi lâzımgeldiğini yazan odur. Gazetesinde her iki partiden mahlut lis­teler tanzim ederek vatandaşları bu listelere rey vermeğe davet eden odur. Demokrat Partinin millî hâkimiyeti kurtarmak için o zamanki ikti­darla boğaz boğaza geldiği sıralarda iktidara inkiyad etmesini muhtelif yazılariyle telkin eden odur. Bu suretle muvazaa iddialarına hak verdi­recek bir hareketi meydana getirerek partimizin inhilâlini hazırlamağa çalışan odur. 950 seçimlerinden sonra ise, daha iktidarımızın ilk ayından itibaren, daha devleti teslim alması işi dahi bitmeden, tecrübesizliğimizi ileri sürerek muvaffak olamıyacağımızı yazan da odur.

Meclis grupunda cereyan eden normal çarpışmaları partimizin bir parça­lanmak delili olarak tasvir eden odur. Hükümete itimad etmemek gibi çok tabiî bir Milletvekilliği hakkını dile dolayarak itimad oyu verenleri köle, vermiyenleri medenî cesaret sahibi diye tavsif ve tefrik ederek ha­yalinde canlandırdığı bir parçalamayı dehşetlendirmeğe çalışan yine odur.

Milletvekillerimizin ayrı ayrı peşine düşerek köşede bucakta yakaladık­larına şahıslarımızı ve politikamızı çekiştiren, diktatörlük ve şeflik do­ğuyor vahimesini aşılamağa çalışan parti ve hükümet başkanını kâh dik­tatörlük temayülüne sapmış, kâh bazı arkadaşlarının tahrik ve tesirine kapılmış göstererek mesul hükümet adamlarını birbirine düşürmek mak­sadiyle beyhude, avare ve seviyesiz bir faaliyete' koyulan daima odur.

O halde bu saydığımız ve saymadığımız birçok delillere bakarak bu zat hakkında Demokrat Partinin düşmanı hükmünü vermek yanlış mıdır? Demokrat Partinin başında bulunanlartenkide mütehammildeğildir

diyor. Bir buçuk senedenberi bize mütemadiyen taarruz ederken biz ona ne yaptık? Kendisinin manevî hüviyetini çırılçıplak senelerce teşhir eden biz mi idik. Halk Partisi sözcülerinin ve gazetecilerinin bir zamanlar ya­zıp söyledikleri gibi mütarekedeki mandacılığından mı bahsedildi? Yine Halk Partisi gazetecilerinin ve sözcülerinin günlerce yazdıkları gibi siyasî mazisinin teferruatına mı girildi? Yine o sözcülerin ve gazetelerin yaz­dıkları ve bizim hiç bir haysiyetli adam için asla tasvip etmediğimiz ga­liz teşbihler mi kullanıldı? Daha dün kurulmuş olan Millet Partisi söz­cülerinin ve gazetelerinin Demokrat Parti ikinci kongresi esnasında yaz­dıkları «melu'n çıfıtın leşi sergi sarayının merdivenleri önünde yere se-rilmelidir» tarzında bir taarruza mı uğradı? Hayır bunların hiç birisi ol­madı. Yalnız su oldu :

14 Mayıstan sonra iş başına gelenler devleti ve partiyi bir nevi siyaset megalomanı kesilen bay Yalman'm gündelik arzularına ve ruhunda mek­nuz temayüllerine göre idare etmediler.

O halde ilmi ile, fikri ile, görüşleriyle bu memleketin en ileri adamı ol­duğu vehmine kapılmış olan bir muharririn yülardanberi devam eden infialini, teşhisi bu şekilde koyduktan sonra mazur görmek lâzımgelir.

Şu ifadelerimle bay Ahmet Emin Yalmanın asıl hedefinin Demokrat Par­tiyi parçalamak ve kuvvetten düşürmek olduğunu açıkça ortaya koymuş bulunuyorum.

Partimizin Ahmet Emin Yalman hakkındaki görüşü bundan ibarettir.

Bana atfettiği «demokrasi adetler rejimidir» nazariyesine gelince, bunun ilmî bir hakikat olduğunu kendisine bu münasebetle bir kere daha tekrar edeyim. Vatandaş reyi ve çoğunluğunun iradesi demokratik idarenin te­meli olduğuna göre, bu telâkkinin dışında demokrasi mefhumu ancak faşist ve totaliter nazariyelerde yer alabilir. Her diktatörlük gibi Ahmet Emin Yalmanın yazısında telkin etmeğe çalıştığı münevver diktatör­lük de demokrasiye muhaliftir.

Ahmet Emin Yalman'm şahsî hücumlarına gelince, kendisine haber ve­reyim ki, hakkımda kullandığı kelimeler, yaptığı imalar bu sahada ken­disine beni cevap verdirmeğe tenezzül ettirenıiyecek derecede seviyesiz­dir. Partimize yaptığı ve daha da yapacağı hadsiz, yersiz, izansız ve mak­satlı hücumlarına ise, hangi mevkide olursam olayım, ister Başbakan Yar­dımcısı masası başında, ister yalnız bir muharrir, nihayet sadece bir va­tandaş olarak daima şiddetle karşıkoyacağmıdan, yapmak istediği tahrik­leri önlemek için var kuvvetimle savaşacağımdan hiç şüphe edilmemelidir.

Son olarak şunu da katiyetle ifade ve ilâve edeyim:

Şahıslarımızı ayrı ayrı ele alarak yere vurmağa çalışmak suretiyle bizi parti ve hükümet olarak parçalamak yolundaki bütün gayretleri beyhu­de olacaktır. Bir dâvayı bütün hayatları pahasına beraberce ve yalnız memleket aşkı ile ele almış olanlar o dâvayı kendi mukadder hedeflerine beraberce ulaştıracaklardır.

Parti Genelkurul üyesi olarak bir çatı altında bulunanları ve aynı hükü­metin mesuliyetine iştirak edenleri birer birer ele alarak birbirinin karşısına çıkartmak gibi eski ve yıpranmış bir fitne metodunun muvaffak olacağını zanneden bu başmuharrir ve onun gibiler bütün hükümlerinde aldandıkları sibi bunda ola aldanmaktadırlar.image010.gifDiyor, evet yalvararak âdeta kendine bir zavallı yoksul hali vererek bu­gün, bu lisanı kullanıyor.

Halbuki, reylerinizi tıpkı 14 Mayıstaki gibi, yine bize verirseniz, bu­nu da biz söylemiyoruz, bu da dâvayı bizim görüş tarzımız... Evet rey­lerinizi tıpkı 14 Mayıstaki gibi bize verirseniz, bir kerre 14 Mayıs kararı­nızı teyid etmiş olacaksınız.

İkincisi de kararınızdaki isabete henüz inanmakta olduğunuzu beyan etmiş olacaksınız.

Muhterem vatandaşlarım,

Halk Partisi bir yandan böyle sürünerek ve yalvararak sizleri yumuşata­cağını, kendini açındıracağını umarken bir yandan da bizi sizin gözünüz­den düşürmek istiyor. Bu, onun ikinci tabiyesidir. Bu ikinci tabiyesini de iki yoldan yürütmeye çalışıyor.

Bir geliyor, «efendim baskı var, bunlar, zaten Anayasayı da hiçe saya­rak tek parti tesis etmek istiyorlar...» diyor. Bir geliyor, «Bunlar vaat­lerini tutmadılar, sizi aldattılar ve atlattılar, bunlar yalancıdır.» diyor.

Baskı var iddiası ile bizim tek parti rejimini tesis etmek istediğimizi bu işin .mütehassısı kendileri olduğu ve sizler de bunu gayet iyi bildiğiniz için bunlar, yatsıdan dahi önce sönecek neviden mumlardır. Bu yalanlar muhakemenin sert duvarını aşamazlar.

Fakat bizim vaidlerimizi ve taahhütlerimizi yerine getirmediğimiz iddi­ası, doğrudan doğruya hepinize birden tevcih edilmiş bir bühtandır.

Sevgili kardeşlerim,

Biz, mücadele meydanlarında, köylerde, mahallelerde, memleketin her karış toprağı üzerinde omuz omuza yürüdük ve 14 Mayısı böyle idrak ettik. 14 Mayıs, sizlerin eserinden yani millî iradenin "tecellisinden başka bir şey midir? Biz, tek parti rejimine nihayet vererek siyasî hürriyetler rejimini, vatandaşın can, mal, mesken masuniyetini, söz hakkını,, vicdan hürriyetini tesis edeceğiz dedik. Soruyorum sizlerden, bütün bunlar daha 14 Mayıs günü olmadı mı? O günün fecrinden sandıkların mühürlenerek tasnife arzedildiği saate kadar sizler ve bizler, dediğimizi yapmadık mı? Bu hürriyetlerimizi hak yiyen bir vasi veyahut bir mütevelli gibi yiyip sömüren siyasî teşekkülü çelip devirmedik mi? Biz, bundan başka ne vâdetmiş olabilirdik? Bundan büyük ne vaitte bulunabilirdik? Bundan daha hayırlı ve "mübarek bir netice var mıdır?

Benim bildiğime göre, bütün bu dâvada şu parti buna, o parti ona değil, bizzat Türk milleti, kendine birşey vâdetmiştir. Medenî bir insanın hayat haklarını...

Beraberce taahhüt ettiğimiz, bu değil miydi? Bu değil miydi, kar, çamur, mesafe, zor, baskı, tehdit ve hile önünde yılmadan, tam beş küsur sene peşinde koştuğumuz ve 14 Mayısta emniyete aldığımız?

Bakın, bu ara seçimlere bakın, onlar da dahil, herkes nasıl konuşuyor, Bakın onlar, yalan söylemekten dahi, iftira etmekten dahi nasıl men edil­miyorlar. Neden edilsinler ve buna ne lüzum var? İstediklerini söylesin­ler, radyoda konuşturulmadıklarmdan şikâyet ederek üstelik bir de kü­çük düşsünler. Onların ağızlarını asla kapatacak değiliz. Bilâkiz, onlar konuştukça, millet dünkü haksızların bugün hak ve hakikat avukatlığı yapmasına gülecektir.

Tutulmamış vaitler ve taahhütler derken eğer memlekete hizmet yolunda .görülmesi lâzım işleri kastediyorlarsa,

Aziz vatandaşlarım,

Bizim seçim beyannamesini okuyunuz,

Neşrettiğimiz ve içinde bugüne kadarki mütevazı hizmetlerden bah­
sedilen kitaba bir göz atınız,

Ve bir de bu memleketi bütün aksaklıklarile birlikte onların bize nasıl devrettiklerini düşününüz,

Ondan sonra da her türlü kusurlarını unutturmak isteyerek bugünün yal-varıcılarma inkilâb edenleri yeniden tıpkı 14 Mayısta yaptığınız istihfafı­nıza mahkûm ediniz.

Ediniz, çünkü bugün dahi müstahaktırlar..

Ediniz, çünkü eğer bir ihtar lazımsa bu ihtarın, asıl onlara tevcih edilmesi lâzımdır, sevgili kardeşlerim, sizlerden ayrılırken reyinizi bize veriniz, demiyeceğim. Biliyorum ki yalnız rey veren değil, reyini niçin verdiği­ni de bilen bir vatandaşla konuşuyorum. Eğer böyle olmasaydı, 14 Mayıs tahakkuk etmezdi. Onun için, sizlere sadece veda ediyorum,

Muhabbetle, bağrıma basarak veda ediyorum.»

Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samei Ağaoğiu'nun Ay­dındaki hitabesi.

Aydın : 11 (A. A.) —

Çok muhterem vatandaşlar, sevgili Aydınlılar, '

Sözlerime başlamadan evvel, büyük hemşeriniz, Partimizin Başkanı, Hü­kümetimizin Reisi ve hepimizin sevgili arkadaşı Adnan Menderes'in selâm ve muhabbetlerini getiriyorum.

Ara seçimlerinin çok yaklaştığı bir zamanda size hitep ederken her şeyden Önce bahsetmek istediğim mevzu seçim emniyeti meselesi olacaktır.

1950 seçimlerinden sonra bu mevzua bir daha avdete mecbur bırakılmış olmayı teessüf ve teessürle kaydediyorum. Artık bu memlekette seçimlerin serbest ve türlü baskıdan azade olarak yapılacağı ve reylerin sandıklar­dan atıldığı gibi çıkacağı hakkında hiçbir tereddüt ve şüphe olmamak lâ-zımgelir. Millî hâkimiyetin temeli ve yeni kurulmakta olan rejimin baş şartı seçimlerin her bakımdan serbest ve emniyetli olması ve hiçbir va­tandaşın vicdanında bu mevzuda bir şüphenin yer bulamamasıdır.

Ne yazık ki bugün bunlardan tekrar bahsetmek Tnecburiy etinde bulunu­yorum. Çünkü karşı taraf gayet sistemli bir tabiye ile ne zamandanberı secim emniyeti üzerinde şüphe ve tereddütler yaratmak peşindedir. Bu­rada baskı yapılmakta olduğunu, yapılan kat'î tekziplere rağmen iddiada devam ediyor ve hattâ seçim emniyeti aleyhinde açıktan açığa propagan­da yapıyor.

Bövle bir tabiyenin manasını anlamak £Üç değildir. Seçimi kaybedeceğini şimdiden anlamış olan muhalefet bu hezimetini örtmenin yollarını ara­maktadır. Bundan başka baskı mevcutmuş ve seçimler emniyet içinde ce-revan etmiyecekmiş gibi bir hava yaratarak iktidar partisini milletin gözünden düşürmek suretiyle seçimlerde kendi lehine neticeler almaya çalışmaktadır.

Aziz Aydınlılar,

İddialarını hesap ve delile istinad ettirmek cihetine gidemezler. Çünkü bu mümkün değildir. Ele aldıkları bütün bu tenkit mevzularında şayet cid­dî bir münakaşaya girmek isterlerse iyi bilirler ki vazifeyi devraldığımız günle bugün arasındaki fark yüzde yüz aleyhlerine çıkacaktır. İktisadî ve malî durumumuzun manzarasını her fırsat elverdikçe rakamlara da­yanarak ortaya koymuş bulunuyoruz. Asayiş bozukluğu şöyle dursun ak­sine olarak memlekette huzur ve emniyetin mütemadiyen kuvvetlen­mekte olduğunu istatistikler ve rakamlar kat'î olarak göstermektedir.

Dış politikamızın muvaffak bir yolda yürütülmekte olduğu dünyanın gözönünde cereyan etmekte olan bir hâdisedir.

Muhalefetin bütün diğer iddiaları da hep bunlara benzer. Meselâ şimdi bu iddialardan muhalefetin en çok işine geleni ve en çok kullandığı iddia­yı ele alacağım. Muhalefetin daha iktidara geldiği ilk günden başlıyarak partimizi maruz bıraktığı demagojik bir hücum vardır. Bu hücumun pa­rolasını «Demokrat Parti vâtlerini yerine getirmemiştir» iddiası teşkil etmektedir.

Aziz vatandaşlarım,

Şayet karşımızda akıl ve iz'ana hitap etmeğe ehemmiyet veren, insaf his­sinden nasibi olan bir muhalefet bulunsaydı, biz kendilerine sormadan önce, onlar Demokrat Partinin vâtlerinin nelerden ibaret olduğunu, on­lar nerede yazılmış ise, nerede söylenmiş ise göstermek şartiyle birer bi­rer ele alırlar ve bu vaidlerin yerine getirilmemiş olduğunu da hâdiselere, vesikalara ve rakamlara istinad ederek ortaya koyarlardı. Yazık ki böyle makul ve faydalı bir muhalefet metodunun tatbikini gözleri iktidar hırsı ile dönmüş politikacılardan beklemenin ne kadar boş bir hayal olduğunu, hâdiseleri dikkatle takip eden umumî efkârın takdir etmekte gecikmemiş bulunduğunda asla şüphe yoktur. Onların, metodu yuvarlak ve kaypak lâflarla umumî efkârı memleket işleri etrafında mümkün olduğu ka­dar şaşırtmaktan ibarettir.

O halde evvlâ onlara düşen vazifeyi biz yapmaya çalışalım. Demokrat Partinin şimdiye kadar yerine getirilmeyen şu meşhur vâtleri acaba ne­lerden ibarettir? Bunu beraberce araştıralım :

Demokrat Partinin muhalefette iken halline çalışmak için girişmiş bulun­duğu taahhütlerin nelerden ibaret bulunduğuun ancak 1950 seçimleri münasebetiyle partimizin neşretmiş olduğu seçim beyannamesinde ara­mak lâzımgeldiği reddedilemez bir hakikat olduğu halde Demokrat Par­tinin vaidlerinin tek vesikası olan 1950 seçim beyannamesine şimdiye ka­dar muhalefetin bir defacık olsun işaret dahi etmemiş bulunmasını çok dikkate şayan bir hâdise olarak arzetmek isterim. Eğer vazifesini hak-kiyle kavrayan, memlekete karşı mesuliyetini takdir eden bir muhalefet olsaydı ve bu muhalefet yeni iktidarın millete karşı yaptığı vâtleri yerine getirmemiş olduğuna samimiyetle kani bulunsaydı, onun tutacağı yol, beyannamemizi ele alarak ve burada zikri geçen vaidleri teker teker göstererek bunların yerine getirilmemiş olduğunu, milletin gözönüne sermek­ten ibaret olurdu. Ne yazık ki bunca yıldır memleketi idare etmek mesu­liyetini omuzlarında taşımış olan insanlar ve onların mensup bulunduğu siyasî teşekkül bugünün muhalefeti olarak kendilerine düşen vazifeyi idrâk etmekten çok uzak bulunmaktadırlar.

Muhterem vatandaşlar,

Demokrat Parti ne kadar ağır bir mesuliyet deruhte etmiş olduğunu da­ha ilk kurulduğu günden itibaren tamamen idrâk etmiş ve bütün faali­yetleri bu mesuliyet hissinin tesiri altında cereyan etmiştir. Bu iddiamı­zın ne kadar doğru olduğunu şimdi mevzuumuzu teşkil eden 1950 secim beyannamemizle de apaçık ispat etmek mümkündür. Bizi hiç bir zaman yerine getirilemiyecek vâtlerde bulunmakla itham edenlere en susturucu cevap olarak seçim beyannamemizdeki şu cümleleri okuyacağım :

«Demokrat Partinin seçim beyannamesi olarak umumî efkâra sunacağı bu vesika rastgele akla geliveren bir takım iş ve hizmetlerin liste veya cetveli mahiyetinde olmıyacaktır. Asırlarca geri kalmış bir memlekette bugünün ileri seviyesine girebilmek için duyulan ihtiyaçların sonsuz ol­ması partileri ölçüsüz vaidlerde bulunmyaa sevkedebilir. İktidara gelmek veya onu muhafaza edebilmek arzu ve hırsı da bir takım cazip vâtlerle ortaya çıkmayı teşvik edebilir. Ancak. Türk milletinin vekar ve ciddiye­tine lâyık olabilmek endişesi tahakkuk ettirilmesi imkânsız ve hattâ şüp­heli vaidlerde bulunmaktan bizi alıkoymaktadır. Karşımızdakiler gibi gerçekleşmesine imkân olmayan hayalî vaidlerle vatandaş reyi kazanma­yı asla düşünmüyoruz ve böyle bir düşünceyi Türk milletinin yüksek an­layışına, tenkid ve muhakeme kudretine karşı açık bir hürmetsizlik sa­yıyoruz.»

İşte partimiz 1950 seçimlerine girerken Türk milletine açık olarak böyle hitap etmişti.

Demokrat Partinin çok evvelki bu görüşünün ne kadar haklı ve doğru ol­duğunu çalışan insanların sükûtunu istismara kalkışan hasımlarımızın, bugünkü iddiaları ve faaliyetleri ispat etmektedir.

İşte böyle bir muhakeme ve zihniyetle millete programını arzeden Demok­rat Partinin o zaman bu vesika ile yaptığı vâtler, bir kısmı siyasî bir kıs­mı da iktisadî ve malî politikaya ait olmak üzere iki sahaya şamil bulun­maktadır.

Siyasî sahada iptida, iktidar değişikliğinin memlekette maddî ve ruhî bir sarsıntıya, devri sabık yaratmak gibi meşum temayüllere meydan verme­mesini vadetmişti. On beş aydanberi bu prensibe ne kadar titiz bir itina ile riayet ettiğimizi, hattâ bundan dolayı şiddetli muahezelere uğradığımı­zı, insaf ve vicdan sahibi vatandaşlarımızın takdir edeceğinden şüphemiz yoktur.

Demokrat Parti iktidarı, siyasî bünyemizin yeni bir demokratik zihniyet­le tanzimi için, iktidarın seçimlerle değişmesini, vatandaş kalbinde en ufak bir endişe yaratmıyacak tabiî bir hâdise haline getirmeyi millî bir vazife saymıştır. Milletin bağrından doğan, onun tarafından iktidara ge­tirilen Demokrat Parti kendi kuruluşuna esas olan zihniyet ve prensip­lere yaptığı çetin mücadelenin ruh ve mantığına böylece sadık kalmıştır ve daima sadık kalacaktır.

Siyasî sahadaki vaidlerin ikincisi millete mal olmuş inkılâplarımızı ve De­mokratik inkılâbın elde edilmiş neticelerini mahfuz tutmayı Demokrat Partinin en mühim vazifesi saydığıdır.

Dış politikamıza gelince : İktidara geldiğimiz gündenberi takip etmekte olduğumuz dürüst ve kararlı siyaset, dostlarımıza emniyet ve memleke­timizde gözü olanlara çekinme hissi telkin eden bir yolda inkişaf ediyor. Bu hususta fazla söz söylemeye lüzum görmiyerek şu kadarını kaydede­lim ki, dış politikamızın inkişafları, bütün vatandaşların ve bütün dün­yanın gözleri önünde milletimizin haysiyet ve menfaatine, insanlığın hayrına en uygun şekilde cereyan etmektedir. Hal ve manzara böyle iken halk Partisi genel başkanının, gerek dış politika ve iç emniyet mesele­lerimiz, gerekse, iktisadî ve malî vaziyetimiz hakkında radyo konuşma­sında söyledikleri hakikatlere ne dereceye kadar taban tabana zıt bir manzara teşkil ediyor. İnönü, dış politikada hükümeti, Büyük Millet Mec­lisinin malûmat ve kararları dışında hareket ediyor gibi göstermek isti yor. Bütün siyasî hayatında, Millet Meclisini keyfî ve şahsî karar ve mua­melelerinin bir tevsik ve tescil cihazı olarak kullanmış olan ve bu suretle ömrü boyunca Millet Meclisini istihfaf etmiş olan bir zatın, şimdi akıllara hayret veren bir gaflet ve gurur hissi ile Büyük Millet Meclisini âdeta hi­mayesi altına almak ister gibi bir tavır takınması, kaderin çok ibret ve­rici bir cilvesi oluyor. Halbuki Halk Partisi Genel Başkanının bahis mev-zuu etmek istediği bu meseleyi, kendisinin imzasını taşıyan bir gensoru münasebetiyle Büyük Millet Meclisi Anayasaya uygun olarak çoktan hal­letmiş bulunuyor.

Sevgili vatandaşlarım,

Halk Partisi Genel Başkanı, siyasî ve idarî baskıdan, vatandaşlara eşit muamele yapılmadığından, hükümetin bir partizan zihniyetiyle hareket etmekte olduğundan da bahsedebiliyor. Tesis ettiği siyasî nizam ile vatan­daşların yer yer ve kafile kafile, sorgusuz sualsiz kurşuna dizilmelerine müsaade eden, muhaliflerini türlü sebeplerle tabutluklarda işkencelere maruz bırakan, partimiz mensuplarına hükümet kuvveti ile türlü haka­retler ve tazyikler yaptıran ve onları hapishanelerde süründüren İnönü, baskıdan, partizanlıktan, vatandaşların huzur ve emniyet içinde bulun­madıklarından nasıl ve ne yüzle bahsedebiliyor. Şayet hükümeti ve yeni. iktidarı itham altında bulunduran bu iddialar, vesika ve delillere istinad ettirilmiş olsa idi ve yine bu iddialar bir hâdiseler silsilesinin mantıkma bağlanmış bulunsaydı, maziyi ve bilhassa Halk Partisi Genel Başkanının vatandaş hak ve hürriyetleri bakımından çok taksirli ve günahkâr olan siyasî mazisini unutarak bu iddialarını ciddiyetle ele almak vazifemiz olurdu. Halbuki bu iddialar tamamiyle mesnetsiz ve her türlü delil ve vesikadan mahrum iftiralar halinde kalmaktadır. Çünkü iç huzursuzluk ve emniyetsizlik hakkındaki yegâne delili, iki belediye reisinin kanun hü­kümlerine göre taayyün etmiş vaziyetlerini ele almaktan ibaret kalıyor. İçişleri Bakanlığı bu iki belediye reisi hakkında yapılan muamelenin ta­mamiyle kanuna uygun olduğunu elbette umumî efkâra izah edecektir. Bir de bula bula delil olarak devlet radyosunu ele alıyor. Bu devlet rad­yosunun vatandaşları demirperde arkası radyo neşriyatı gibi huzursuz bıraktığını ve onların sinirlerini bozduğunu ileri sürüyor. Vatandaşların asabını bozan ve memlekette iç huzursuzluğu ve emniyetsizliği yaratma­ya bütün gayretleri ile uğraşanların kendileri olduğunu tereddütsüz ifade edebilirim. Kurdukları ajanslar ve gazetelerle her gün yalanlar uydurup fikirleri te$vişe çalışmaktadırlar, o kadar ki bunların her gün tekzibinden biz usanmış bulunuyoruz.

Muhterem dinleyicilerim,

Halk Partisi Genel Başkanının, yaklaşan ara seçimlerde seçmen vatandaş­ların hükümet tarafından aldatılmasından ve korkutulmasmdan bahsede­bildiğim de hayretle görmekteyiz. Vaktiyle Kırkbinden, mübalâğasız otuz binini kazandığımız muhtarlıkları, seçim neticelerini tahrif ederek bine indiren ve hafızam beni aldatmıyorsa Nazilli'nin Bilara köyünde Demok­rat Parti muhtarını isinden .etmek için ardı sıra beş defa seçim yaptırmak­tan çekinmeyen bir idarenin mümessili olan, bütün hayatı müddetince va­tandaşın reyi ile istihza etmiş olan 1946 seçimlerine memleket şümul bir siyasî sahtekârlık manzarası verenlerin başında bulunan ve dört sene, Cumhurbaşkanlığına seçilmediği halde Cumhurbaşkanı olarak devletin en yüksek mevkiini yedi gasbmda bulundurmuş olan Halk Partisi Genel Baş­kanı, bu memlekette vatandaş reyinin, seçim hakkının, siyasî hürriyetlerin müdafii olarak karşımıza çıkamaz. Türk milletine bütün hayatı boyunca inanmamış, bu milletin kendisinden başka kime olursa olsun teveccühü­nü bir aldanma, bir esaret, bir sapıklık olarak görmüş olan bu zat, bugün bile yalnız kendi Partisine rey verecek olan seçmen vatandaşı hür, müs­takil iradeli, korkusuz ve kâmil bir vatandaş olarak tasvir etmekle seçi­min tecelli edecek neticesini ve Türk milletinin izhar edeceği iradeyi şimdi­den muallel göstermek hazırlıklarını yapıyor. Şahsiyeti, mazisi, siyaseti ve idaresi malûm olan bu zat ile vatandaş hak ve hürriyetleri bahsinde münakaşa etmek bir taraftan bir haksızlık diğer taraftan da çok ibret ve­rici bir hâdise teşkil ediyor.

Muhterem vatandaşlarım,

Ara seçimlerinin memleketimize hayırlı ve mutlu neticeler getirmesine dua ederek huzurunuzdan ayrılmaktayım.

Türkiye'nin Atlantik Paktına kabulü hakkında Qüawa'da ve­rilen karar üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı İsmet İnönü iîe Millet Partisi eski başkanı Hikmet Bayur'un ileri sürdükleri mütalâalara karşılık Başbakan Adnan Menderes'in Anadolu Ajansına beyanatı.

Ankara : 23 (A. A.) —

«Atlantik Paktına eşit haklarla kabulümüzün, ahiren, Ottawa'da toplantı­sını bitiren Atlantik Konseyinde kararlaştırılması ve bu kararın Pakta dahil devletler Parlamentolarınca tasvibinin tavsiye olunması keyfiyeti, memleket içinde olsun dışarıda olsun umumî ve haklı bir memnunluk uyandırdı.

Memleket içindeki memnunluk, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne herhangi bir taraftan yöneltilebilecek bir taraftan yöneltilebilecek bir taarruzasonuna kadar karşı koymak azminde olduğu herkesçe bilinen Türk milletinin kendisini müdafaada yalnız kendi imkânlarile iktifaya mecbur kalmayıp, başta Birleşik Amerika olmak üzere bütün Batı de­mokrasilerinin fiilî işbirliğinden faydalanmayı sağlamış bulunmasından ileri gelmektedir.

Her şeyden önce, İçişleri Bakanlığının en önemli vazifesi olan emniyet ve asayişin korunması mevzuunda matbuatın oynadığı esaslı role işaret et­mek isterim. Matbuat, hâdiselerin hakikî mahiyeti hakkında vatandaşı ay-dmlatamk ve bu hâdiseleri en doğru bir şekilde tefsir etmek suretiyle va­tandaş şuurunda emniyet v huzur içinde yaşamanın ilk psikolojik şartı olan itimat hissinin yerleşmesine kuvvetle âmil olur.

Pek malûm bir hakikattir ki huzursuzluk ve emniyetsizliğin başlıca sebebi müphemiyet ve meçhuliyettir. Mahiyeti ve şümulü bilinen tehlike insanda ekserya mücadele azmni keskinleştirdiği halde, nereden ve nasıl geleceği belli olmayan tecavüz tehditleriyle dolu bir hava, cemiyete her türlü ya­ratıcı faaliyetleri kötürümleştiren bir husuzsuzluk hissi doğurur. Her ce­miyette aradasırada âmme nizamını bozan hâdiseler olur. Emniyet ve hu­zur hissi cemiyette böyle hâdiselerin hiç vukua gelmemesiyle değil, bun­ların hangi şartlar dahilinde, hangi ölçüde vukua geldiğinin ve ne gibi tedbirlerle karşılandığının açıkça büinmesiyle doğar.

işte burada matbuatın aydınlatıcı fonksiyonu ehemmiyetle kendini gös­terir. Türk matbuatının bu fonksiyonu tam bir millî hizmet şuuru ile ye­rine getireceğine ve böylelikle vazifemizin ifasında bizim en yakın yar­dımcımız olacağına asla şüphe etmiyorum.

Demokrat Parti iktidarı işe başladığı günden itibaren emniyet ve asayi­şin muhafazası mevzuunda iki başlı bir vazife ile karşılaşmıştır:

Bir taraftan siyasî ve iktisadî istikametlerde inkişaf eden derin bünye tahavvülünün kaçmlmaz sarsıntılarını önlemek, diğer taraftan inandığı­mız ve temsil ettiğimiz yeni zihniyetin memlekette nizam ve asayişin ko­runmasında dahi eskisinden daha müsbet neticeler vereceğini ispat et­mek. Başka bir ifade ile, bir taraftan kanun ve nizama riayetsizliğin yani kayıtsız, şartsız hareketlerin demokrasi icabı olduğu fikrini, diğer taraftan vatandaşın kanun ve nizama riayetinin ancak cebir ve şiddet kullanarak huşunet yolu üe sağlanabileceği kanaatim ortadan kaldırmak zorunda idik ve _ bunu yaptık. Bir buçuk senelik Demokrat Parti iktidarı yalnız bunun mümkün olduğunu değil, aynı zamanda huzur ve sükûnun muhafazası ba­kımından çok daha tesirli bulunduğunu da isbat etmiştir.

Sonra seçimler de açıkça göstermiştir ki, artık milletimiz siyasî bünye de­ğişikliğini sarsıntısız atlatmıştır. Demokrat Partinin idarede keyfî hareket yerine kanun hakimiyeti, cebir, şiddet ve huşunet yerine ciddiyet nezaket ve metanet kelimeleriyle hülâsa edilebilecek olan prensibi, iç idarenin er. mühim işi olan emniyet ve asayişin korunması mevzuunda tam bir zafer kazanmıştır. Memleket, idaresini teslim aldığımız şartlar içinde, yalnız asa­yiş durumunun büyük ölçüde vahimleşmesini önlemek bile bir başarı sa­yılabilirken biz üstelik bu durumu biraz daha düzeltmek imkânını bul­duk. Bu üç rakam bunun kat'î ve sarih delilidir: Asayişe müessir vakaların yekûnu 1949 yılında 1644, 1950 yılında 1539, 1951 yılının ilk altı ayında ise 718 dir.

Her hakikî inkılâp millî vicdanın derinliklerinde yavaş yavaş kök salan ar­zu ve ihtiyaçların fiilen tezahürü demektir. Bu itibarla inkılâpların vukuu anında gerçek ihtiyaçlara cevau verecek derişmelere halk şuuru çoktan ha­zırlanmıştır. Buna mukabil, daima eski iktidarın prensip ve usullerine göre çalışmış olan ve bir takım köklü teamül ve itiyatlara bağlanmış bulunan idare ve zabıta mekanizmasının inkılâbın icaplarına intibakı halka nis-betle daima güç, bazan da imkânsız olur.

Demokrat Parti iktidarı, 14 Mayısın milletçe derinden hissedilen arzu ve ihtiyaçların doğurduğu büyük ve hakikî bir inkılâp hâdisesi olduğunun

tam şuuru içinde bu imkânı yaratmayı ve bu güçlüğü yenmeği başlıca vazifelerinden biri saymıştır. Memnuniyetle ifade edebilirim ki, idare ve zabıta cihazımız milletimizin hakikî arzu ve ihtiyaçlarına uygun bir te­kâmül yoluna girmiş bulunmaktadır.

Artık vatandaşın en masum harketlerini dahi afiş ve jurnal mevzuu ya­pan iptidai hafiyelik zihniyeti yerine, millî menfaatlere aykırı en küçük hareketleri dahi gözden kaçırmayan uyanık bir şuur kaim olmuştur. Artık dayak ve işkence, kaide ve usul olmaktan kat'î olarak çıkmıştır. Bunların yerini yalnız kanundan kuvvet alan ciddî ve metin bir otorite almaktadır. Artık zabıta, vatandaşa korku ve nefret değil, saygı ve sevgi telkin ede­cektir.

Artık keyfe göre suç icat etmek, vatandaşı tereddüt ve huzursuzluğa sev-keden fuzulî tehlike çanları çalmak yoktur. Fakat, millî bünyemize ve in­kılâplarımıza tevcih edilen hiçbir tecavüz, hiçbir mülâhaza ile müsamaha göremez.

İdare ve zabıtamızda gerçekleştirmek yolunda olduğumuz zihniyet deği­şikliğine muvazi olarak, teşkilât ve teknik bakımlardan da esaslı ıslahata girişmiş bulunuyoruz. İkinci Cihan Harbinden sonra General Mac Arthur-ün emrinde Japon polisini — tabir caiz ise — demokratize etmek ve yeni­den teşkilâtlandırmak işinde çalışan bir Amerikalı mütehassıs dört arka­daşı ile birlikte Emniyet Genel Müdürlüğünde çalışmaktadır.

Yıllardanberi daima sözde kalan zabıtanın tevhidi işini ciddî olarak ele almış bulunuyoruz. Bu mevzuda salahiyetli şahsiyetlerden teşkil edilen bir komisyon çalışmalarını bitirmiş ve tevhidin prensiplerini tesbit et­miştir.

Zabıtanın tevhidi işi ile birlikte, şehir ve kasabalarımızda yardımcı bir zabıta teşkilâtı olan ve halkımızı pek yakından ilgilndiren çarşı ve ma­halle bekçilerinin durumunu ıslah için yeni bir kanun tasarısı hazırlan­mıştır.

Demokrasi hayatında yeri ve önemi söz götürmeyen umumî toplantılar mevzuunu yeni ihtiyaçlara uygun bir şekilde nizamlayan genel toplanma­lar kanun tasarısı Büyük Millet Meclisine sunulmak üzeredir.

Bakan sözlerine şöyle devam etmiştir :

«Memleketimizde zaman zaman su baskını, zelzele, yangın gibi âfetler vu­ku bulmakta, bu yüzden halkımız ağır mal ve can kayıplarına maruz kal­maktadır. Demokrat Parti iktidarı, şimdiye kadar iptidaî bir cemiyette ol­duğu gibi çaresiz dövünmeler, adetâ refleks halinde acele, gelişi güzel ve noksan tedbirlerle ve daima isişten geçtikten sonra karşılanan bu afetleri mümkün olduğu kadar Önlemek, vukua geldikleri takdirde zararlarını der­hal ve plânlı bir şekilde telâfi etmek işini ehemmiyetle ele almış ve bayın­dırlığa taallûk eden tatbikat, konmuş tedbirlere ilâveten Bakanlığımızca «umumî hayata müessir âfetlerden önce ve sonra alınacak tedbirler hak­kında kanun tasarısı» hazırlamıştır. '

Halkımızın haklı şikâyetlerini mucip olan ve hakikaten perişan bir halde bulunan nüfus işlerimizin ıslahı yolundaki çalışmalar neticelendirilmiş ve Nüfus Kanunu ile Nüfus Yazımı Kanunu tasarıları hazırlanmıştır.

Ziraatimizde görülen büyük inkişaf muvacehesinde, bilhassa köylü vatan­daşlarımız için hayatî bir ehemmiyet kazanan gayri menkule tecavüzün men'i hakkındaki 2311 sayılı kanunu yeni ihtiyaçlara uygun şekilde değiş­tiren kanun tasarısı Büyük Millet Meclisinde müzakere edilmektedir.

Yıl 1951 : 14 Mayıs seçimleri çoktan geçmiş, eski muhalifler ezici bir ço­ğunlukla iktidarı ele almışlardır. Mec­liste, Basında, her yerde ileri geri ko­nuşulmakta, yazılıp çiziîmekt-adir. Ge­çen yıla kadar bir kardeş gibi yamnda gördüğü gazetelerin bugünkü tenkid-îeri ve ikazları Demokrat Parti iktida­rını sinirlendirmektedir. Şimdilik eko­nomik baskı metodu ile bunların ezil­mesine çalışılıyor. 161 inci madde her ihtimale karşı ayrıca eldedir. Tek par­ti rejimine karşı savaş açanlar, tek par­ti zihniyetinden kendilerini henüz kur­taramadılar.

Geçenlerde Ankarada bir devlet ada­mımızla görüşüyordum. Gazetelerin gi­dişatını beğenmiyordu.

—Dört başyazarın keyfine göre mem­leket idare edilir mi?Buna müsaade
edemeyiz diyordu.

Muhalefet yıllarında iken hükümete ne kadar çatsak az bulan sayın devlet ada­mımız şikâyetinde haksızdı. Dört baş­yazarın değl dört yüz başyazarın da keyfi ile elbet hükümet idare edilemez. Hükümet sorumunu yüklenen bir dev­let adamı, tek başına da kalsa hak bildiği yoldan ayrılmamalıdır. Fakat halkın duygularım aksettirmekten gayri bir emeli olmiyan gazetelere arasıra kulak asmak, hiç değilse bun­lara kızmamak da demokratik iktida­rın başlıca vazifelerinden değil midir?

Yıl 1991 : Seksen üç yaşıma bastım. Zihnimi bir türlü toparlıyamadığım-dan sekiz yıldır yazı mazı yazdığım yok. Dün hatırımı sormak için lütfen evime uğrayan Sağlık ve Sosyal Yar­dım Bakanı gazetelerden uzun boylu şikâyet ettikten sonra :

—Memleketiuçurumasürükyorlar. Gerekirse topunu birden kapatırız !

Dedi.

Sonra gönlümü almak kaygusu ile ola­cak :

—Sizin zamanınızda böyle miydi üstad?Oağırbaşlı,efendicetenkidler
nerede şimdi?

Diye içini çekti.

Devri sabık yaratmamak ha­yali...

Yazan: SelimRagıpEmeç

U Eylül 1951 iarifali Son Posta'dan

Bursanın dağlık mmtakasmda kâin ve merkezden seksen kilometre içeride bulunan Orhaneli kasabasmdayız.

Günlerden 8 Eylül 1951 Cumartesi O gün, memlekette mevcut üç partinin üçü de açıkhava toplantısı yapmak için saat almış.

Millet Partisi ondan on ikiye kadar ko­nuşacak.

D.P. öğle ile saat on dört arasında va­tandaşları kendisini dinlemiye davet etmiş. C.H.P. si ise on dört ile saat on altı arasında halk mahkemesinin hu­zurunda bulunacak.

Fakat saat on üç olduğu halde Millet Partisinin hiç bir faaliyeti yok. Bu arada D.P. halk ile hasbıhalini yapmış ve konuşmasını sona erdirmiştir. Derken Millet Partisinin sözcüleri gö­rünüyor ve geç kalmış olduklarından dolayı alâkalı idarecilere başvurarak müsaade istiyorlar.

Bu bahiste kanun kesindir.. Saatini ge­çiren parti konuşamaz. Buna rağmen Millet Partisi konuşuyor ve orada bulunan D. P. Milletvekilleri olan bizler, buna, müsamaha gösteri­yoruz.

D. P. nin memlekette baskı yaptığı hak­kındaki iddialara (!) bu hâdiseyi, bir misal olarak arzediyorum.

7 Eylül 1951 Cuma. İnegöldeyiz. Saat on dört buçuk.

Hoparlör taşıyan bir araba,ciyak ci­yak çarşıda bağırıyor: (Vasfi Raşid Hoca) konuşacak. Herkes dinlemiye davetlidir.

(Vasfi Raşid Hoca) konuşacak. Merak ediyoruz :

(Vasfi Raşid Hoca) da kim? Diyanet işleri riyaseti İnegöle yeni bir vaiz ta­yin etti de onun vereceği vaiz mı ilân olunuyor?

Halbuki, bu gibi cami konuşmaları usulen çarşı, pazarda ilân olunmaz; biliyoruz.

Netice üzerinde düşünceler...

Yazarı: Nadir Nadi

21 Eylül 1951 tarihli Cumhuriyet'-

ien

Çok şükür, ara seçimleri de geldi geç­ti. Netice itibarile büyük bir tesiri ol-mıyacak yirmi Milletvekili için bu ka­dar gürültü yapmak, milleti böylesine heyecanlandırmayaçalışmakbilmem doğru mu idi? Her ne ise oldu bir ke­re. Daha ziyade adayların şahsını he­def tutan sinirli, hırçın, biraz dalü­zumsuz bir mücadeleden sonra Meclis­teki boş yerler dolduruldu, milletin de nabzı yoklanmış oldu. Buvesile ileCumhuriyet Halk Par­tisiniteselliyemuhtaçgörenarka­daşlar belki bulunacaktır. Bence, Halk Partisi teselliden ziyade tecrübeye ih­tiyacıolanbirteşekküldür.Yurdu­muzdaki seçmen kadrosunun ezici bir çoğunluklaköylülerdenkurulduğunu gözönünde tutmak,seçim kampanyası programım daonagörehazırlamak, netice üzerine fazla tesir etmese bile, daha realist bir politika olurdu.De­mokrat Parti Hükümeti, îşbaşma gel­diği gündenberi bütün dikkatini köyü ve köylüyükalkındırmadâvalarıet­rafında toplamıştı. Bu uğurda belki bi­raz acele, belki biraz başı bozuk bir şekilde hareket-a geçilmişti.Zaten bir buçuk yıl gibi kısa bir zaman parçası içindekırk bin ünitelik muazzam bir kütleninrefaha kavuşturulmasınıiçi­mizde bekliyen yoktu. Fakat köylü ye-m iktidara bağladığıümitlerinboşa gideceğine dair ortada bir emareye he­nüz rastlanmamıştı.Tersine,köylü­müz karşısında kendi dâvaları ile uğ­raşmaya niyetli bir hükümet görmüştü. Bu yılın bereketli mahsulü deonun yüreğindeki iyimserlik duygularını art­tırmaya yaramıştı.—Londra:

Perşembe akşamı geç vakit neşredilen bir beyanatta, İngiliz - İran Petrol Şir­keti, kumpanyanın iç siyasete karıştı­ğı,İran ilemünasebetlerindeiktisadî

tazyika başvurduğu ve memlekette ser­bestisinden faydalanmak üzere, iğva çarelerine başvurduğuna dair itham­ları bir kere daha reddetmekte ve şöyle devam etmektedir:

Kumpanya İran'daki faaliyetleri ile münasebettar herhangi bir iğva ve if-sad vasıtasına başvurduğunu kesin ola­rak tekzip eder. Bunun aksini isbat e-decek hiçbir delil gösterilmemiştir ve gösterilemez.

Bu ithamları desteklemek üzere İran propagandası tarafından ileri sürülen, yani geçen Haziranda kumpanyanın Tahrandaki bürolarında ele geçirilen, vesikaların bu ithamlarla hiçbir alâka­sı yoktur. Veya bu vesikalar yanlış bir şekilde neşredilmiştir. İran Hüküme­tine çeşitli vesilelerle yapılan geniş avanslar bu ithamların çürüklüğünü ispat eder mahiyettedir.

-— Londra :

Kralın 15 ay evvel kendisini akciğerin­den ameliyat eden Operatör Dr. Price Thomas tarafından ameliyat edilece­ğini babasından öğrenmesi üzerine 8 yaşındaki Jill Stebbings, Krala bir teş­vik ve teşci mektubu yazmıştır. Fairlop (Essex) de ikamet etmekte olan küçük kız, mektubunda şöyle demektedir:

Sevgili Kral,

Sizin rahatsız olduğunuzu işitmekle çok müteessir oldum. Yakın zamanda iyileşeceğinizi ümid ederim. Babamın, doktorlarınızdan birinin Mr. Price Thomas olduğunu söylemesi üzerine o-nun tarafından yapılmış ciddî bir ak­ciğer ameliyatı geçirdiğimi düşünerek endişe etmemenizi söylemek istedim. Şimdi ben sıhhatli ve iyiyim. Mr. Tho­mas zeki ve iyi bir insandır.

Sevgilerimle, Jill Stebings

— Londra:

.22 Memleketi temsil eden delegeler bir dünya hükümetinin prensip ve kuv­vetlerini ortaya koyan bir anayasa ha-zirlamışlardır. Bunun hazırlanmasında mühim bir rol oynayan Lord Silkin'in dünya tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak vasıflandırdığı anayasa, dünya hükümeti mevzuundaki Parlâ­mento konferansında hazır bulunan 300 delege tarafından oy birliği ile tas-vib edilmiştir.

Daha ziyade Parlâmento üyelerinin ka­tıldığı bukonfrans,bumahiyetteki

ilk konfranstır. Anayasanın suretleri dünya yüzündeki bütün Parlâmentola­ra ve teşriî uzuvlara gönderilerek hak­kındaki görüşlerinin bildirilmesi istene­cektir.

Sözü geçen anayasaya göre milletler-üstü hükümet, dünya camiasını millet­lerarası bir tecavüze karşı korumak üzere polis ve silâhlı kuvvetler teşki-lince ve hazır bulundurmağa ve mahallî polis kuvvetlerinin ve emrindeki si­lâhların vüsatini tâyine, silâh imalâtı­nı kontrole ve nihayet beynelmilel ih­tilâfların barışçı bir şekilde halli için hazırlıklı bulunmağa selâhiyetli ola­caktır.

Anayasa, ayrıca bir Parlâmento üye­leri Dünya Birliği de ihdas etmekte ve buna teklif edilen milletlerüstü hü­kümete ait selâhiyetleri tanzim etmek vazifesini tahmil etmektedir.

Londra görüşmelerine katılan delegeler sırasiyle Glasgow, Cardiff-ve Edim-bourg'da yapılacak toplantılarda hazır bulunmak üzere bugün Londra'dan ay­rılmaktadırlar.

—Londra :

İngilizHükümetininAbadanPetrol meselesiniGüvenlikKonseyinetevdi etmeğe karar verdiği söylenmektedir. Bu söylentiler ne teyid, ne de tekzip edilmiştir.

—Londra:

Muhafazakâr Parti lideri "VVinston Churchill bugün, partisi gelecek ay ik­tidara geldiği takdirde İngiltere'nin silâhlanması esnasında fazla kârlara konmuş olan vergileri kaldırmıyacağım söyliyerek siyasî çevrelerde hayret u-yandırmıştır.

Churchill'in imzasını taşıyan Muhafa­zakâr Partinin seçim beyannamesi, bir muhafazakâr hükümetin daha yüksek vergiler ihdas edeceği yolunda işçile­rin ileri sürdükleri mülâhazalara bir cevap teşkil etmektedir. İngiliz devlet adamı hâlâ dost bir Rus­ya ile beraber yaşanacak bir devrin mümkün olduğunu zannettiğini söyle­mekte ve «içinde bulunduğumuz kar­gaşalığa rağmen ümitlerimizi terket-memeliyiz» demektedir. Churchill bundan sonra Birleşmiş Mil­letlerin üç desteği olarak İngiltere milletler topluluğu ve imparatorluğu­nun terakki ve bağlılığını, İngilizce ko­nuşanmilletlerarasındakibirliğive Demirperde memleketlerinin de dahil bulunacağı bir Avrupa Birliğinin ta­hakkukuna doğru terakkiyi göstermek­tedir.

Muhafazakâr lider, ayni zamanda iş başına geldiği takdirde partisinin ta­kip edeceği siyasetin anahtarlarını da belirtmektedir:

1— Muhafazakâr Parti, İşçi Hükümeti tarafından hazırlanmış olan 4.700.000.000 İngiliz liralık silâh­lanma programını tatbik edecek, fakat bu işe tahsis edilmiş olan muazzam insan gücü ve paradan azamî istifadeyi sağlamaya çalışa­caktır.

2— Devletleştirmetekliflerinikabuletmiyecektir.

3— Bölgeleremünhasırkalmaküzere demiryolu ve nakliye sistem­lerinde halk mülkiyetini tanıya­caktır.

4—- Kömür madenlerinin millileştirilmesi kararını muhafaza edecektir.

5— Kârlar üzerine konmuş olan vegileri tekrar gözden geçirecektir.

8 — İnhisarcılığı bir nizam altına ala­cak ve sanayiin bütün şubelerin­de tahdit edici tedbirlerle müca­dele edecektir.

Churchill, nihayet partisinin her türlü lüzumsuz hükümet masraflarına da son vereceğini bildirmektedir.

— Londra :

Umumiyetle güvenilir bir kaynaktan bildirildiğine göre, İngiltere'nin İran ihtilâfı yüzünden toplanmasını isteye­ceği hemen hemen muhakkak olan Güvenlik Konseyinin fevkalâde top­lantısında hazır bulunmak üzere Bir­leşmiş Milletlerdeki İngiliz delegesi Gladwyn Jebb bu hafta sonunda u-çakla New-York'a gidecektir.

Sir Gladwyn Jebb, Konsey toplantı­sında İngilizlerin Abadan tasfiyehane­sinden çıkarılması hususunda İran Hükümeti tarafından verilen emrin sulh için muhtemel bir tehdit yarata­cağını ileri sürecektir.

Fakat elde edilebilen bütün delillere bakılacak olursa, İngiltere Hükümeti, Birleşik Amerika'nın böyle bir hali tasvipcihetinegitmeyişikarşısında,

Abadan'da kalmak için kuvvet kulla­nacak değildir.

Başkan Truman Attlee'ye gönderdiği hususî bir mesajda, İran'a asker gön­derilmesi aleyhinde olduğunu bildir­miştir.

İngiltere hükümeti memleket dışına çıkarma emrinin Anglo - İranian Petrol Şirketinin devletleştirilmesi halinde nihaî karara kadar İran petrol sahaları­nın normal işlemesine mâni olacak hiç­bir şey yapılmamasına dair La Haye Adalet Divanının 5 Temmuz kararının açık bir surette ihlâlini tazammun et­tiği mütaleasmdadir.

29 Eylül 1951

—Londra :

İngiliz Hükümeti petrol ihtilâfım Gü­venlik Konseyine sunmağa karar verdi­ğini dün gece yayınladığı 500 kelimelik bir tebliğle resmen bildirmiştir.

Tebliğde şöyle denilmektedir:

İran Hükümetinin 27 Eylül 1951 tari­hinden itibaren bir haftalık müddet zarfında İngiliz - İran Petrol Şirketin­deki İngiliz memurlarının İran'ı terk-etmeleri yolunda almış olduğu karar neticesi ortaya çıkan vaziyeti İngiliz Hükümeti derhal tetkik etmek zorun­da kalmıştır.

—New-York :

İngiltere pazartesi günü Güvenlik Konseyinden Abadan'daki petrol tas-fiyehanesindeki İngiliz murahhasları­nın İran'da kalabilmesi için İran Hü­kümeti nezdinde teşebbüste bulunma­sını isteyecektir.

İngiliz heyeti bu maksatla pazartesi sabahı Konseye bir karar sureti tasa­rısı sunacaktır. İngilizler, İngiliz me­murlarının hudut harici edilmesi ka­rarının infaz tarihi olan önümüzdeki perşembe gününden evvel Konseyin harekete geçebileceğini ümit etmekte­dirler.

—Londra :

Kralın doktorları bu sabah Bucking-ham sarayında mutad muayenelerini yaptıktan sonra onuncu sağlık bülte­nini yayınlamışlardır. Bültende şunlar yazılıdır:

«Kralm ameliyatından beri altı gün geçmiştir. Bu müddet içinde hiçbir ihtilât olmamıştır. Majesteleri her gün biraz daha kuvvet bulmaktadırlar.»

Maamaiih, endişe devrinin geçmesi için bir hafta daha beklemek icap edecek­tir.

Prenses Elisabeth Kanada seyahatine aithazırlıklarımtamamlamaklameşguldür. Prenses Margaret uçakla îskoç-ya'ya dönecektir.

30 Eylül 1951

— Londra:

İngiltere festivali bugün sona ermiş ve kapılarını ziyaretçilere kapamıştır.

Pleven Hükümetinin ilk mağ­lûbiyeti...

Yazan: Mücahit Topalak

7 Eylül 1951 iarihlî Zafer'den

Fransa'yı 32 gün hükümetsiz bırakan bir buhrandan sonra nihayet sakat bir kombinezon neticesinde iktidara gelen Pleven Kabinesi, iki gün evvel Millî Mecliste ilk ciddî mağlûbiyete uğramış bulunmaktadır. Hükümetin iç politika bahsinde halletmek zorunda bulundu­ğu buğday ve ekmek fiyatları meselesi üzerinde müzakereler cereyan ederken, Pleven bu konudaki müzakerelerin sonraya bırakılmasını istemiş ve bu ta-leb reye konulduğu zaman hükümet dı­şında kalan üç büyük Partinin, yani Komünist, Sosyalist ve De Gaulle'cüle-rin aynı istikamette rey verdikleri gö­rülmüştür. Neticede hükümetin müza­kereleri talik talebi 279 oya karşı 324 oyla reddedilmiştir.

Haberi veren gazeteler, hükümetin bu muvaffakiyetsizliği ne dereceye kadar vahim telâkki edeceğine dair henüz bir emare bulunmadığını ilâve etmekte iseler de, Pleven Kabinesinin buna .ben­zer mağlûbiyetleri evvelden göze almış ■olması lâzım geldiğine göre, hükümet bir intikal kabinesi zihniyetiyle hare­ket ederek büyük meseleler hakkın­daki müzakereleri tehir taleplerinde ısrar etmek ve muhalefeti ayırabildiği mevzularda karar almak suretiyle mümkün olduğu kadar uzun zaman tutunmağa gayret edecektir.

Filhakika son seçimlerde kuvvetli bir parti olarak ortaya çıkan De Gaulle'cü Fransız Halk Topluluğu, zihniyet ve doktrin itibariyle taban tabana zıt bu­lunduğu müfrit solcularla, son hâdisede olduğu gibi, bazan mutabakat noktala­rı bulmaktadır. Sosyalistler ise, hü­kümetin teşekkülü sırasında Pleven'i desteklemiş olmakla beraber, Kabine­ye girmemek suretiyle, bir çok mühim meselelerde görüşlerini muhafaza ede­ceklerini açıkça anlatmışlardır. Bu üç muhalefetpartisinin,hükümetitasvip

etmemeleri halinde iktidar çoğunluğu­nun bu koalisyona karşı dayanması imkânsızdır.

Pleven Hükümetinin ilk mühim mağ­lûbiyetine sebep olan buğday ve ek­mek fiyatları meselesinde de böyle ol­muştur. Hükümetin bu iş üzerindeki müzakereleri sonraya bırakmak tale­bi, bu dahilî siyaset meselesinin hallini haricî politikada elde edilmesi beklenen bazı neticelere bağlamak mülâhazasın­dan ileri gelmektedir.

Pleven Kabinesi çiftçinin talebi üze­rine buğday fiyatlarını bir miktar yük­seltmek zorunda kalmıştır. Çiftçi bu zammı gayri kâfi görerek, mahsulünü bu fiyata satmaktan ise hayvan yemi olarak kulanmayı müreccah bulmak­tadır.. Binaenaleyh buğdaya yeni bir zam yapmak lüzumu hissedilmiştir. Bu ise tabiatiyle ekmek fiyatlarını ve bu başlıca gıda maddesi ile birlikte, umumî fiyatları yükseltmektedir. Bu suretle hâsıl olan hayat pahalılığının ücretler meselesini otomatik olarak or­taya attığı şüphesizdir. Hükümet, en­flâsyon tehlikesini önlemek maksadiy-le, iş hacmini arttırmadan evvel, üc­retlere zam yapmak taraftarı değildir. Halbuki, umumî fiyat yükselişiyle bir­likte kömür ve çelik fiyatlarının da anormal yükselişi iş hacmini tah­dit etmektedir. Hükümet bilhassa kömür ve çelik fiyatları mesele­sini, Alman ve Fransız Kömür ve Çelik Birliğini derpiş eden Schuman Plânının tasdiki ve yürürlüğe girmesi ile bir dereceye kadar halledileceğini ümit etmektedir. Fakat bilindiği gibi, Almanlar bu plânın tasdiki için bir yandan Ruhr'un beynelmilel idaresinin lağvını, diğer yandan Almanya'nın si­lâhlanması bahsinde bazı hususların kabulünü şart koşmuşlardır. Halen A-merika'da bulunan Dışişleri Bakanı Schuman, Japon sulh konferansından sonra toplanacak olan üç Dışişleri Ba­kanı konferansında, diğer meseleler meyanmda bunları da halletmeğe uğ­raşacaktır. Fakat işin kötü tarafı, Ruhi meselesinde milletlerarası bazı güçlük­ler mevcut olduğu gibi, Almanya me-

image011.gifselesinde de Fransız muhalefet partile­rinin görüşlerinin hükümet görüşüne tamamen uymamasıdır. Bunun için­dir ki Fransız Halk Topluluğu Partisi, daha şimdiden dış siyaset müzakereleri­nin açılmasını istemektedir. Hükümet, Fransız Halk Topluluğu Partisi, daha şimdiden dış siyaset müzakerelerinin açılmasını istemektedir. Hükümet, Schuman'm seyahatini sebep göstere­rek bu meseleyi şimdilik tehir etmeğe

muvaffak olmuş görünmektedir. Fakat dahilî bir meselenin halline kısmen medar olacağı zennedilen dış politika neticelerinin de ayrı bir münakaşa ve ihtilâf konusu teşkil etmesi, fasit dai­renin şümulünü göstermeğe kâfidir. Pleven hükümetinin karşılaştığı güç­lüklerden bir tanesinin yalnız bir veç­hesini geniş hatlariyle böyle hulâsa et­mek mümkündür.

— Washington :

İtalya Başbakanı Alcide De Gasperi, bugün verdiği bir beyanatta İtalya hükümetinin Rusya'yı İtalyan Sulh Andlaşmasınm tadili hususunda Müt­tefiklerle birleşmeğe davet edeceğini, fakat Rusya'nın bunu kabul edeceğini zannetmediğini söylemiş ve şunları ilâve etmiştir:

Rusların kabul edip etmemelerinin e-hemmiyeti yoktur. Çünkü bu davet iki milyon beş yüz bin İtalyan komünis­tini Moskova'yı veya İtalya'nın millî isteklerini tercih etmek arasında bıra­kacak ve böylece bunların hakikî mak­satları anlaşılmış olacaktır.

28 Eylül 1951

—Roma :

İtalyan Dışişleri Bakanlığı üç Batılı devletin «A» bölgesini İtalya'ya, «B» bölgesini de Yugoslavya'ya vermek ü-zere Trieste serbest bölgesi üzerinde anlaşmış olduklarına dair yabancı kay­naklar tarafından yayınlanan haberin hiçbir esasa istinad etmediğini bildir­miştir.

—Trieste :

Müttefik askerî komutanlığı merkezi önünde perşembe akşamı bir bomba patlamıştır. İnfilâk neticesi binanın cephesi harap olmuştur. İnsan kaybı yoktur.

Müttefik Komutanlığının bulunduğu mahalle etrafında polis kordonu tesis edilmiştir. Diğer polis kuvvetleri de şehiriçindedevriyedolaşmaktadır.

Rusya andlaşmanm değiştirilmesine kesin olarak razı değildir. Yugoslavya ise Triyeste meselesinde bir uzlaşmaya varılmadıkça değiştirilmesini istemiyor. Bundan başka Rusya İtalya'nın Birleş­miş Milletlere alınmasını kendi peyk­lerinin alınmalarına bağlamıştır. Ro­manya, Bulgaristan, Macaristan, Arna­vutluk ve hattâ Moğolistan gibi «Dev­letler.»Birleşmiş Milletlere alınmadıkça Rusya İtalya hakkında vetosunu kullanmaktadır.

Şu halde müttefiklerin yapacakları iş, İtalya'ya istediği vaziyetleri sağlamak için bir formüller arayıp bulmaktan ibarettir. Rus vetorsuna rağmen Birleş­miş Milletlere üye olması mümkün de­ğildir. Yugoslavya'ya rağmen Triyes-te'yi İtalya'ya devretmek kolay olmıya-caktır. Fakat barış andlaşmasmın hele silâhların tahdidine ait hükümlerini kaldırmak ve İtalya'yı manevî cezadan kurtarmak zor olmasa gerektir. 4 Eylül 1951

—Atina :

Yunanistan'daki seçim mücadelesinin son haftası dün başlamıştır. Dün 100.000 kişiye yakın bir kalabalık hu­zurunda konuşan Mareşal Papagos'tan sonra Hükümet Başkanı ve Liberal Parti lideri Sofokles Venizelos da ak­şama doğru ayni sayıyı bulan kalaba­lık bir halk kütlesine hitaben konuş­muş, partisinin programını izah ederek halkı Mareşal Papagos idaresindeki «Yunan Halk» Topluluğuna rey ver­memeğe davet etmiş ve demiştir ki:

«Bu topluluk mürteci bir grupun esi­ridir. Papagos'a rey vermek, memleket­te siyasî muvazenesizlik, karışıklık ve müfrit solcuların aksülâmellerine yol açacaktır.»

—Atina :

Dün akşam seçim mücadelesi müna­sebetiyle söylediği nutukta Başbakan Venizelos, demokratik hürriyetlere sarsılmaz itimadını belirterek Liberal Partinin daima çarpışan ihtilâflar or­tasında sağlam durduğunu ve progra­mını siyasî haklar müsavatı ve sosyal sükûnet içinde tatbik edibilmesi için Yunan milletinden itimat istediğini be­lirtmiş ve Hükümeti tarafından başa­rılan eseri izah etmiştir.

Bundan sonra Başbakan Venizelos dış politikadan bahsederek Yunanistan'ı, eski dostu ve komşusu Türkiye'ye bir­leştiren bağlara işaret ederek şöyle de­miştir:

«Müşterek menfaat ve tehlikelere kar­şı gösterilen anlayış sadece kara suları hâdiselerini dostane bir şekilde hallet­mekle kalmamış, aynı zamanda, lüzu­mu gereğince iki memleketin savunma­sı hususunda askerî sahada müzakere­lerin ilerlemesine de yardım etmiştir.

Bundan başka Meriç nehrinin her iki kıyısında girişilen, suları tanzim çalış­maları iki dost memleket arasındaki iktisadî ve teknik işbirliğinde yeni bir devir açmaktadır.»

10 Eylül 1951

—Atina :

Bu sabah alman son malûmata nazaran Mareşal Papagos Partisi başta gelmek­tedir:'

954.647 oyun kullanıldığı 2.307 sandık­ta netice şudur:

Yunan Halk Topluluğu (Papagos) 340.304 Terakki Partisi. (Plastiras) 235.920 Solcu Demokratlar125.277 Liberaller163.541 Halkçılar(Çaldaris) 50.937 Papandreau Partisi20.614

—Atina :

Yunanistan'da yapılmakta olan seçim­lerde, Mareşal Papagos'un sağ cenah kuvvetleri bugün zaferden emin görü­nüyorlar.

Reylerin dörtte üçünden fazlası sayılın­ca Papagos'un Kralcı Halk Topluluğu Partisinin, General Nikolas Plastiras'in başında bulunduğu Terakki Partisin­den epeyce ilerde olduğu görülmüştür.

Fakat müşahitlerin kanaatince, Yuna­nistan'da 1950'den beri ilk defa müsta­kar bir hükümet kurmak gayesile gi­rişilen bu seçim Papagos - Plastiras ve Sofokles Venizelos'un Liberal Partisin­den meydana gelecek bir koalisyon hükümetinin kurulması ile neticelene­cektir.

Bildirildiğine göre, Çaldaris Partisi an­cak 77390, George Papandreus'un De­mokrat Sosyalist Partisi 25176 ve Svolos'un Sosyalist Partisi de 3320 rey al­mışlardır.

—Atina :

Tasnif edilen 1.500.000 oydan aşağıdaki neticeler alınmıştır:

Mareşal Papagos'un Yunan Halk Top­luluğu Partisi 500.141oy,

General Plastiras'm Cumhuriyetçi Te­rakkiperver Partisi: 344.676 oy,

Başbakan Venizelos'un Liberal Par­tisi: 200.083 oy,

«Eda» Demokratik Birliği Bloku: 167.662 oy,.

Çaldaris'in Halkçı Partisi: 95.360 oy,

Papandreus'nun Lideri bulunduğu Sos­yal Demokrat Partisi: 29.744 oy,

Köylü ve İşçi Topluluğu:22.951 oy, Eld Sosyalist Partisi 4208 oy.

Tasnifin yüzdeliği aşağıda gösterilmiş­tir:

Yunan Halk Topluluğu: Yüzde 34,4 Terakkiperver Birliği: Yüzde 23,7 Liberaller: Yüzde 19.5.

14 Eylül 1951

—Atina :

Mareşal Papagos'un Yunan Halk Top­luluğu Partisinin, en kuvvetli parti o-larak kazandığı, fakat Hükümet kura­cak kadar çoğunluk elde edemediği pa­zar günkü Parlâmento seçimlerinin meşruiyeti hakkında itirazlarda bu­lunmak ihtimali vardır.

Halk Topluluğu Partisi, Sofokles Veni-zelos Hükümeti seçimlerin ilânından sonra çıkramış bulunduğu Fevkalâde Kanunu yürürlüğe koymamış olsaydı daha 12 mebuslukla çoğunluğu kazan­mış bulunacağını iddia etmektedir.

Yunan Halk Topluluğu lideralerind-en eski Harbiye Bakanı Panayotis Kane-iopulos Fevkalâde Kanunun, Seçim Ka­nununda esaslı bir değişiklik vücuda getirdiği hususunda Başbakan Venize-los nezdinde şikâyette bulunmuştur. Parti, önümüzdeki hafta, hususî seçim mahkemesine başvurarak bu hareketin Anayasaya uygun olup olmadığını so­racaktır.

Fevkalâde Kanun, Liberal Kabine ta­rafından seçim gününden üç hafta ev­vel çıkarılmış, Parlâmentoya arzedil-memiştir.

24Eylül 1351

—Atina :

Başbakan Venizelos, seçimlerin kat'î neticesi önümüzdeki çarşamba gününe kadar bildireceğini ümid etmektedir:

Netice bildirilir bildirilmez hükümet istifa edecektir.

Kral Paul, Atina'daki Birleşik Amerika ve İngiltere Büyükelçilerile yaptığı görüşmeler sonunda üç büyük parti temsilcileri tarafından hükümetin ku­rulmasına muvafakat etmiştir. Bu Partiler Topluluk, General Plastiras'm Epek, ve Liberal Partileridir.

Diğer taraftan Liberal Parti mensup­ları hükümeti kurmak üzere Epek Par­tisiyle müzakerelere devam etmekte­dirler.

Koalisyon tahakkuk ettiği takdirde Meclisteki 250 mebusun 127 veya 128'i-ni bir araya toplayabilecektir.

25Eylül 1951

—Atina :

Resmen bildirildiğine göre, Kral Paul Venizelos Kabinesinin istifasını kabul etmekle beraber, siyasî buhranın hal­line kadar işlerine devam etmesini rica etmiştir.

Kral Paul, istişarelerine bugün başla­yacaktır.

—Atina :

Yunan hükümeti bugün istifa etmiştir. Başbakan Venizelos, İçişleri bakanlı­ğından seçimlerin katî neticesi hakkın­da malûmat alır almaz, öğleye doğru Kral tarafından kabul edilmiş ve ken-dişile bir müddet görüşmüştür. Bu gö­rüşmeden sonra basın muhabirlerine demeçte bulunan Başbakan Venizelos kabinenin istifasını Krala takdim etti­ğini ancak, Kral'm kendisinden kabine buhranının halledilmesine kadar vazi­fesini devam etmesini istediğini söyle­miştir.

Kral ileri gelen üç parti liderlerini ka­bul edecek ve seçim sonu teşkil edile­cek kabine hakkındaki görüşmelerim öğrenecektir.

9 Eylülde yapılan genel ceçimlerin katî neticelerine göre yeni saylavlar mecli­sinde partilerin aldığı saylavlıklar şöy­le dağılmaktadır:

Yunan seçimi...

Yazan: Ahmet $ükrü Esmer

14 Eylül 1951 tarihli Ulus'dan

Yunanistan'daki seçimlerin kesin neti­cesi bu satırların yazıldığı dakikaya kadar bilinmiyordu. Fakat bu mesele hakkında gelen bilgi, seçimlerin Yu­nan iç politikasında büyük değişikliğin meydana gelmiş olduğuna şüphe bırak­mamaktadır.

Yunanistan'da İkinci Dünya Harbinin sonundan beri üçüncü defa olarak se­çim yapılmaktadır. Birincisi kurtuluş­tan hemen sonra, 1946 yılında yapılmış­tı, îç politika vaziyeti henüz durulma­mış olduğu bir sırada yapılan bu se­çimden sonra işler büsbütün karıştı. Yunanistan Moskova ve peykleri tara­fından desteklenen bir iç harbe sahne oldu. Önce İngiltere'nin, sonra da Ame­rika'nın yardımlariyle bu iç harp tas­fiye edilebildi.

1950 seçimleri daha normal şartlar al­tında yapıldı. Bir yıl sonra seçimi ye­nilemek lüzumu iki sebepten ileri gel­miştir:

1— 1950 seçimi istikrarlı bir hükümet kurmak imkânım temin edememiş­ti. Nisbî seçim sistemini kabul e-den diğer memleketlerde ve hele Fransa'da da görüldüğü gibi, Mec­listeki temsil bir çok siyasî parti­ler arasında paylaşılmış ve bu partilerden birinin, hattâ ikisinin koalisyonu ile hükümet kurmak mümkün olmamıştır. 1950 seçimi­nin belirttiği siyasî partiler kuvvet­leri sırasiyle şunlardı: Çaldaris'in liderliği altındaki Halkçı Partisi, Venizelos'un Liberal Partisi, Plas-tiras'm Millî Birlik Grupu, Papa-andreu'nun Sosyal Demokratları. Sofyanopulos'un solculariyle Mani-adokis'in daha sola meyleden züm­resi. Kâh Venizelos'un, kâh Plas-tiras'm başkanlığında koalisyon hükümetleri kurulmuş ise de bu hükümetler, iş görebilecek kadar iktidardatutunamamışlarveYu-

nanistanbuhrandanbuhranasü­rüklenmiştir.

2— Fakat eğer Yunanistan'ın iç po­litika hayatını altüst eden bir hâ­dise çıkmamış olsaydı, belki de Yunan halkının alışık olduğu bu vaziyet gelecek normal seçimlere kadar devam ederdi. Seçimin kısa bir zaman içinde tazelenmesini icabettiren asıl sebep, Yunanista­n'ın askerî kahramanı olan Mare­şal Papagos'un Kral ile arası açılarak askerlikten çekilmesi ve politika sahnesine atılmasıdır. Bu hâdise­nin iç yüzü hâlâ esrar perdesiyle örtülmüş bir haldedir. Fakat bili­nen şudur: Geçen Mayıs sonların­da ansızın Papagos istifa etti. Bu­nun arkasından da bazı askerler Atina radyosunu ele geçirmeye ve Parlâmento binasını sarmıya teşeb­büs ettiler. Sonra yapılan neşriyat bu teşebbüsleri Papagos'a bağladı.

Papagos istifasına sebep olarak, Kral sarayı erkânının kendi aleyhinde kom­plo tertip ettiklerini bildirince, bütün saray memurları istifa ettiler. Fakat Kral bu istifaları kabul etmedi. Papa­gos'un saray erkâniyle değil de, Kralın kendisiyle ihtilâf halinde bulunduğu anlaşıldı. Bir darbe ile Krallığı ilga e-derek Cumhuriyet ilân edeceğinden bahsedildi. İşte Papagos bu buhran ara­sındadır ki, bir siyasî parti kurmak kararını verdi. Buhran karşısında hü­kümet seçimi tazelemek lüzumunu duydu.

Seçim mücadelesi sert olmuştur. Papa­gos'un politika sahnesine atılması di­ğer siyasî partileri telâşa düşürmüştür. Filhakika seçimin normal bir seçim ol­madığı meydandadır. Papagos'un bü­yük şöhreti, politika sahnesine atılış, şartları, programı son seçime olağanüs­tü bir mahiyet vermiştir. Mareşalin kurduğu parti siyasî partiden ziyade Fransa'da De Gaulle'ün partisi gibi bir «halk hareketi» mahiyetini taşımakta­dır. Bu bakımdan Mareşal Papagos, De Gaulle'e benzemektedir. Muayyen siyasî ve iktisadî programı olan bir si­yasî partiden ziyade,inkılâp yapmak ve devletin temelini değiştirmek hede­fini güden bir hareket gibi görünüyor. Fakat ne yapmak istediği de kesin ola­rak belli değildir.

Seçimin neticesi, Papagos'un partisini Yunanistan'ın en kuvvetli siyasî par­tisi olarak belirtmektedir. Bu, ne kadar büyük bir sürpriz ise, Çaldaris'in ta­rihî Halkçı Partisinin tasfiyeye uğra­ması da o derece büyük bir sürprizdir. Bu arada Papaandreus'nun Sosyal De­mokrat Partisi ve diğer küçük siyasî partiler de tasfiyeye uğramışlardır. Venizelos'un Liberal Partisi ise tasfi­yeden kurtulmuş ise de hayli zayıfla­mıştır.

Şimdiye kadar gelen neticelere göre Papagos oyların yüzde kırk kadarını, Plâstiras yüzde yirmibeş kadarını, Ve-nizelos da yirmi kadarını almışlardır. Yunan Meclisinde 250 üye vardır. Bu üyeliklerin,başlıcaüçpartiarasında nasıl paylaşılacağı bu dakikaya kadar kesin olarak bilinmiyor. Küçük parti­lerin tasfiyeye uğramasında aldıkları oy sayısı muayyen bir nisbetten aşağı düşen partilere Mecliste yer verilme­mesi kaydı da âmil olmuştur. Yunan politika adamları böyle bir kayıt ile, oyların dağılmasını, siyasî partilerin çoğalmasını önlemek ve nisbî seçim sis­teminin mahzurlarım karşılamak iste­mişlerdir.

Yunan seçimi memleketin iç politika hayatına bir İnkılâp getirmiştir. Eski siyasî partiler tasfiyeye uğramış, yeni bir siyasî parti, daha doğrusu -hare­ket» belirmiştir. Ünlü bir asker olan Papagos politika sahnesinde büyük bir kuvvet halinde rol oyna'miya başlamış­tır. Yunanistan'ın kaderi üzerinde bu değişikliklerin tesiri ne olacaktır? Her­halde Yunanistan'ın komşuları ve dost­ları hayırlı olmasını dilemektedirler.

2 EylÛl 1951

—Londra :

Tito'nun beyanatını neşreden Observer, başka bir sahifesinde de ayni mevzuda bir başmakale neşretmiştir.

Türkiye, Yugoslavya ve Yunanistan, arasında kurulacak ve Fransa, İngil­tere ve Amerika tarafından garanti edilip herhangi bir şekilde desteklene­cek olan böyle bir üçlü anlaşmanın, Türkiye ve Yunanistan'ın Atlantik Paktına girmesinden daha emniyetli bir manzara arzedip etmediği tedkike değer görülmektedir.

Tito'nun Observer muhabiri Lajos Le-derer'e verdiği beyanat, son senelerde herhangi bir Avrupa devlet adamının giriştiği en mühim teşebbüslerden bi­rine yol açmaktadır. Mareşal Tito, başmuharrire göre, ideo­lojik doktrinlere değil, siyasî istiklâl ile küçük ve büyük her milletin hüküm­ranlık müsavatına dayanan realist bir devlet adamıdır. Ayni zamanda diğer devletlerin iç işlerine müdahaleyi de kabul etmez. İşte Tito, bu ölçülere göre Türkiye ve Yunanistan ile işbir­liği teklif etmektedir.

Başmakale şu cümlelerle bitmektedir: Mareşal Tito, kendi yakın komşularına bağlanacak böyle bir bölge müdafaa sistemine iltihaka hazır ise teklifleri ciddiyetle tedkik edilmeğe değer.

Bu üç memleket, komşu olmak hase­biyle ayni zamanda birbirleri için bi­rer müdafaa cenahı teşkil etmektedir­ler. Ellerinde de Avrupa'nın sayıca üs­tün ve harb etmesini bilir en iyi ordu­ları mevcuddur.

12 Eylül 1851

—New-York :

Yugoslavya bugün geçenlerde Ar­navutlukordusunamensupbirbir-

liğin hudutlarına yaptığı bir akında bir hudud muhafızının Öldürülmesiyle neticelenen mütecaviz hareketi Arna­vutluk hükümeti nezdinde protesto ettiğini Birleşmiş Milletlere bildirmiş­tir.

İlk defadır ki Tito hükümeti eski Ko-minform müttefikleriyle arasında ce­reyan eden bir hudud hâdisesine Bir­leşmiş Milletlerin dikkatini çekmiştir.

26 Eylül 1951

—Belgrad :

1 Kasımdan itibaren Yugoslavya'da ia­şe karneleri kaldırılacaktır. Bu tedbir tahdide tâbi iaşe maddelerinin elde e-dilmesi hususundaki teminatı ortadan kaldıracaksa da bu husus, aylıklarda yeni Barem'in tatbiki ile telâfi edile­cektir.

İaşe karnelerinin kaldırılması yolun­da ilk adım 1 Ekimde atılacak ve ek­mek, şeker, yağ, kakao, pirinç ve sa­bun satışı serbest bırakılacaktır.

—Belgrad :

Bugün Sırbistan'da Çaşak şehrinde elli bin kişiyi aşan bir kalabalık kütlesine hitapedenMareşal Titodemiştir, ki:

«Batı milletleri barışın muhafazası için girişilen mücadele ve küçük mil­letlerin dertlerinin barışçı yollarla ve hakkaniyete uygun olarak halli yolun­da sarfedilen gayretlerde kendilerine dost ve müttefik olduğumuzu bilmek­tedirler. »

Bundan sonra batılıların Yugoslavya'­ya yaptıkları yardımdan bahseden Ma­reşal Tito şöyle konuşmuştur:

«Batılı devletlerin hareketleri sözlerine uyduğu müddetçe biz bu devletlerin sadık müttefiki olarak kalacağız... Biz milletlerarası meselelerin sadece silâh­la halledilmesi usullerine karşı müca­dele edenlerle birlikiz.Schulz'ün anlattığı bu tertip, klâsik komünist tecavüz tekniğidir. Tertip eden, plânlaştıran, gerçekleştiren Mos­kova olduğu halde ortada Moskova yoktur. Moskova bunu Yugoslav hal­kının bir "kurtuluş» hareketi, Balkan­lıların bir «aile kavgası» olduğunu id­dia ederek kimsenin karışmamasını is­ter. «Masum» tavriyle İngiltere'de ve Amerika'da bir çok safları da kandı­rır.

İşte Yugoslavya'ya iktisadî yardım, Tito'yu iktisadî zorluktan kurtararak butertibemâniolmakdüşüncesiyle

yapılmıştır. Fakat Tito'nun da işaret ettiği gibi, daha tesirli yardım, bu gibi hallerde Batı devletlerinin ve hele A-merika'nm kayıtsız kalamıyacağmın ve peyklerden gelecek bir müdahale­nin Moskova'dan gelmiş bir müdahale sayılacağının ilân edilmesidir. Amerika devlet adamları Yugoslavya'ya yapı­lacak bir tecavüz karşısında Amerika'­nın kayıtsız kalamıyacağı hakkında çeşitli vesilelerle beyanatta bulunmuş-larsa da bu sözler kesin teminat de­ğildir. Tito'ya ve barışa yapılacak en büyük hizmet bu teminatın verilme­sidir.

19 Eylül 1951

— Washington :

Başkan Truman'ın hususî temsilcisi Averell Harriman, Anglo - İranien pet­rol anlaşmazlığında, ancak İran'ın en son yapmış olduğu teklifler dairesinde olmamak şartiyle arabuluculukta de­vama hazırdır.

İran Başbakanına gönderdiği ve Ame­rikan Dışişleri Bakanlığı tarafından Dr. Musaddık'ın Harriman'a yolladığı muhtıra ile birlikte bugün yayınlanan sert mektubunda Harriman, İran'ın X5 gün mühletti ültimatomunu İngilizlere tevdii red ve yeniden müzakerelere başlanılma teklifinin bir kere daha te­zekkürünü Dr. Musaddık'a tavsiye et­mektedir.

Harriman, bu mektubunda ezcümle petrol ihtilâfını 15 günde halletmeleri, aksi takdirde memleketten çıkıp git­meleri için İngilizlere verilecek bir -ültimatomun, zaten ciddî olan durumu büsbütün vahimleştireceğini belirt­mekte ve yeni müzakerelere girişmek için Dr. Musaddık'ın ileri sürdüğü 4 şartı belirtmekle beraber tekrar görüş­me imkânlarını da büsbütün ortadan kaldırmamakta, kapıyı aralık bırak­maktadır.

Dr. Musaddık'm ileri sürdüğü şartlar şunlardır :

Devletleştirilmiş olan Petrol Kum­ panyasının idarî ve teknik kısmını
idareedecekmuhtelitbirmüte­hassıslar idare heyeti kurulması,

Bugünkü değerliyle kıymetlendiri­lecek İngilizemlâkine ve Anglo -
İranien petrol kumpanyası stokla­rınamilletlerarasındatanınmış
devletleştirme usul ve nizamve tarafların rızasiyle kabul edilecek
diğer usuller dairesindeâdilbir tazminat tahsisi,

îranm İngiltereye senede10 mil­yon ton petrol satmayı tekeffül et­mesi,

İngiltere'nin bu 10.000.000 ton pet­rolü dilediği şekilde nakledebilece­
ğini İran'ın kabulü, fakat İngilte­re'ninartıkbaşkamemleketlere
petrol satmaması.

Harriman, mektubunda İngilizlerin bu teklifleri, milletlerarası petro Isanayii-nin amelî ve ticarî veçhelerine uyma­masından dolayı reddettiklerini belirte­rek muhtelit idare heyetinin de amelî olmıyacağmı, tazminat tekliflerine ge­lince petrol satışı İngiliz menfaatine uygun şekilde tanzim edildiği takdirde bu mesele üzerinde işlenilebileceğini, 10.000.000 ton perol teminatı ile nakli­ye tekliflerinin de bu hususta daha ge­niş Ölçüde bir piyasa ve ulaştırma teş­kilâtına ihtiyaç hissettireceği cihetle amelî olmıyacağmı ifade eylemektedir.

23 Eylül 1951

—Tahran :

İran ve Sovyet Rusya iki memleket arasındaki dostluğun arttığının emaresi olarak dün yeni bir ticarî mübadele an-laşmasmzer inde görüşmelere başla­mışlardır. Görüşmeler Başbakan Mu-sadık'm petrol ihtilâfını halletmek maksadiyle İngiltere'ye yeni teklifler sunduğu yetkili kaynaklarca bildirildi­ği sırada millî ekonomi Bakanlığında başlamıştır. Yeni tekliflerin esas itiba­riyle evvelce reddedilenlerin ayni oldu­ğu, fakat bu defa 15 günlük ültimatoma yer verilmediği anlaşılmaktadır. Teklif­ler saray nazırı Hüseyin Alâ tarafından Tahran'daki İngiliz Büyükelçisi Sir Francis Shepherd'e tevdi edilmiştir.

İhzarî mübadele anlaşmalarından anla­şıldığına göre petrol doğrudan doğruya Sovyet Rusyaya sevkedilmeyip bir mik­tarı da Polonya ve Çekoslovakya'ya gönderilecektir. Yeni anlaşma sayesin­de İran petrole mukabil daha önce İn­giltere'den satın aldığı demir, şeker, demiryolu malzemesi ve diğer malları Rusyadan temin edecektir. İngiltere, bu malların İrana ihracını menetmiştir.

25 Eylül 195!

—Tahran :

Petrol Komisyonu, iki oturumdan son­ra vardığı neticeleri Pazartesi akşamı Başbakan Musaddıka vermiştir.

Komisyon İngiltere ile müzakerelerin yeniden başlaması yolunda her türlü teşebbüsü bertaraf etmekte, Abadanda kalan ve yekûnu takriben 3007ü bulan İngiliz teknisyenlerine iş verilmesi­ne de itiraz etmektedir.

Yalnız iki mesele vardır : 1— Ameri­ka kuvvet kullanılmasına razı olacak mı? 2— Rusya'nın bu harekete kargı mukabelesi ne olacak? Amerika şim­diye kadar İngiltere tarafından petrol anlaşmazlığında kuvvet kullanılması­na razı olmamıştır. Fakat İngiltere'nin görüşü şudur, ki, Harriman'ın aracılı­ğı da neticesiz kaldıktan sonra Ameri­ka eski görüşünde ısrar etmemelidir. Esasen Abadan'a elkoymak teşebbüsü­ne geçmekle kuvveti önce İran kulla­nacağından, İngiltere ancak bu kuvve­te kuvvetle mukabele etmiş olacaktır. Fakat Vashington'un bu İngiliz görü-

şünü kabul ettiğine dair henüz ortada bir delil yoktur.

Rusya'nın mukabelesine gelince: garip­tir ki İngiltere buna Amerika'nın itira­zından daha az ehhemmiyet vermek­tedir. Tabiî ortada, Demokles'in kılıcı gibi asılı duran 1921 andlaşması var­dır ki bu andlaşma bu gibi hallerde Rusya'ya asker yollamak ve Kuzey İran'ı işgali altına almak yetkisini ver­mektedir. Fakat İngilizler Rusya'nın böyle bir harekete teşebbüs edeceğini şüpheli saymakta ve geçse ve İran iki­ye bölünse bile,. Abadan'ı terketmektense, bu taksime katlanmayı tercih etmektedirler. Fakat acaba bir defa İrana girse Rusya Abadanı İngilizlerin elinde bırakacak mı? İngilizlerin göz­leri bunu düşünmiyecek kadar karar­dı mı?

3 Eylül 1951

— Londra Radyosu :

Bağdattan bildirildiğine göre, Irak ge­çen Mayısta Hule bataklığı yüzünden İsrail ile aralarında silâhlı çarpışmala­rın cereyan etmesi üzerine Suriyeye yardım maksadiyîe gönderdiği kuvvet­leri geri çekecektir. Bir hava bölüğü, "bir uçaksavar birliği, bir tugaydan iba­ret olan kuvvetler Suriye hükümetinin isteği üzerine gönderilmişti. Son za­manlarda Suriye hükümeti, İsrail - Su­riye ihtilâfının şimdi Birleşmiş Millet­lerde ele alındığını beyan ederek Su-riyenin artık yeni bir çarpışma bekle-

mediğini, Irak'a bildirmiş olduğundan bu kuvvetler de geri çekilecektir.

21 Eylül 1951

— Londra:

Irak Başbakanı Nuri Sait Paşa, bugün, Dışişleri Bakanlığı Orta - Şark dairesi Reisi Bowker ile görüşmüştür.

Hafta başında Iraktan gelmiş olan Nuri Sait Paşa, İngiliz - İran Petrol Şirketi ile ilerde yapılacak olan işbirliğine dair temaslarda bulunacaktır.

îküsad Bakanı Abdülmed Mahmud Petrol müzakerelerine katılmak üzere Başbakana refakat etmektedir.

1Eylül 1951

—Bağdad :

Ürdün Emiri merhum Abdullahm kat­line iştirak etmekten sanık bulunan İslâm Cemiyetlerine mensup beş lider, Ürdün Kral Naibi Prens Naife gönder­dikleri telgrafta affedilmelerini iste­mişlerdir.

2Eylül 1951

—Amman :

Melik Abdullahm ikinci oğlu ve ve­liaht Emir Tallâl'ın gaybubetinde Ür­dün Kral Naibi .olan Emir Naif yarın yanında Ticaret Bakam Süleyman Sukkar Paşa olduğu halde Cenevreye hareket edecek ve Perşembe veya Cu­ma günü Emir Tallâl ile beraber döne­cektir.

5Eylül 1951

—Amman :

Emir Tallâl'ı karşılamağa memur ve-başbakan Nuri Said Paşa, Ayandan eski Başbakan Salih Cabir, Parlâmento Başkan yardımcısı Mohammed El Amr, Kurmay başkanı General Mahmud Pa­şa ve Doktor Mehmet Hasan Seliman-. dan müteşekkil Irak heyeti Özel bir uçakla bugün öğle üzeri Amman'a gel­miştir.

6EylÛl 1951

—Amman :

Dün Ürdün Kralı ilân edilen Birinci Tallâl bugün Ammana gelmiştir.

Bilindiği gibi Kral İsviçrede nikte tedavi görmekte idi. Filipinler karşılıklı müdafaa paktından evvel Japon sulh andlaşmasmı müza­kere edeceğini, fakat bunun âyanm Ekim ayının başında tatile başlamadan evvel yapılabileceğini zannetmediğini söylemiş «mamafih vaktimiz olursa ta­tilden evvel hepsini tasdik edeceğiz» demiştir.

11 Eylül 1951

— Washington :

Milletlerarası İmâr ve Kalkınma Ban­kası ile Milletlerarası para fonu idare heyetlerinin müşterek toplantısını bir nutukla açan Başkan Truman, «hür milletlerin iktisadî kaynaklarının as­kerî güvenlik ve iktisadî kalkınmaya kâfi" olduğunu belirttikten sonra dün­ya sulh ve güvenliğinin sadece askerî savunma meselesine dayanmadığını fakat sulhun istinad edeceği sağlam bir iktisadî temel bulunmasının da aynı derecede lüzumlu ve mühim ol­duğunu ifade etmiştir.

Başkan, hür milletlerin savunma ted­birlerinin bazı güçlükler vücuda ge­tireceğini söylemiş ve «bazı ana mad­delerde kısıntılar olacaktır, fakat yeni kaynaklar bulmak hususundaki gay­retlerimizi gavşetmemeliyiz, bu suret­le iktisadin geri kalmış milletlerin ha­yat şartlarını kalkmdırmış oluruz» de­miştir.

İdare heyeti, Çekoslovak delegesi Ja-roslav Docek'in Milliyetçi Çin'i para fonundan ve Bankadan ihraç teklifini reddetmiştir. Teklif üzerine söz alan Amerikan delegesi Maliye Bakanı Sny-der bu teklifin toplantıları akamete uğratmaktan başka hiçbir gayeye yar­dım etmiyeceği için üzerinde hiç du-rulmamasmı istemiştir. İdare heyeti bunu kabul etmiştir.

Banka ve para fonu idare heyetleri başkam olan Kanada Maliye Bakanı Douglas C. Abbott hür dünyanın kar­şısındaki en mühim meselelerden biri­nin enflâsyon olduğunu ve bunun ciddî tedbirler almak lüzumunu doğurduğu­nu belirtmiştir.

Abbott artan savunma masrafları ile bazı ham madde fiatlarınm enflâsyon emareleri gösterdiğine işaret etmiş ve enflâsyon meselesinin camia içindeki bütün elemanların gayretleri ile düze-lebilecek bir vaziyette olduğunu belirt­miştir.

12 Eylül 1951

—Washington :

Pazartesi günü başlamış olan Milletler­arası para fonu ve Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasının senelik kon­feransına iştirak eden 50 devletin tem­silcileri arasında Türk murahhasları da bulunmakta ve Türkiye'yi Milletlerara­sı para fonu direktörü Feridun Erin ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Ban­kası Direktörü Refii Şükrü Suvla tem­sil etmektedir.

Bütün hafta devam edecek olan konfe­ransta dünyanın iktisadî veçhesi mü­zakere olunacaktır.

Konferansta dün söz alan Milletlerarası para fonu idare müdürü, tediye mese­leleri bahsinde fon'un, kaynaklarının müsaade ettiği şekilde hareket etme­diği yolundaki tenkitleri cevaplandır­mış bununla beraber bankanın ge­lecekte daha iyi işleyeceğini vâde-derek yardım bekleyen milletlerin ev­velemirde enflâsyonu önlemeleri ve ticarete konan tahditleri kaldırmaları lüzumunda ısrarla durduktan sonra bu memleketlerin âmme hizmetlerine ay­rılan masrafları kısmaları, ayrıca bu masraflar: karşılamak için vergileri arttırmaları gerektiğini beyan etmiş­tir.

Bundan sonra Milletlerarası para fonu­nun senelik raporu okunmuştur. Adı geçen raporda, Milletlerarası kambiyo mübadelelerinde serbesti sağlanması için gayret sarfına devam edilmesi icap eylediğinde ısrar edilmekte ve para­ların değerinin yeniden ayarlanması tedbirlerine kat'iyetle muhalefet edil­mektedir.

—Washington :

Massachusets İnstitute of Technologıe Üniversitesinin son dört senedir tatbik etmeğe başladığı bir yaz tedris progra­mına göre, Üniversitenin laboratuar­larında araştırmalarda bulunan 20 mil­lete mensup 77 talebe arasında bulu­nan iki genç Türk mühendisi temayüz etmektedirler.Mektepteki tetkiklerinden başka Bir­leşik Amerika dahilinde bir tetkik se­yahati yapan ve bu seyahat esnasında Amerikan aileleri tarafından misafir edilen bu talebelerin isimleri aşağıda­dır: Kimya mühendisi Karabüklü Süha Atamer, Deniz Mimarı talebesi İstanbullu Fahri Tuncer.

— Chicago :

Amerika'nın en büyük sınaî müessese­lerinden biri olan Ford otomobil fabri­kalarının bugünkü sahibi genç Henry Ford basın ve radyolarımıza intikal et­tirilmek üzere halen Amerika'da bu­lunan Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü temsilcisi Mübin Manya-siğ'e şu demeci vermiştir :

«Türkiye ile Birleşik Amerika arasın­da esasen mevcut olan dostluk ve an­layışın, Türk ve Amerikan milletlerinin kendilerini aynı ölçüde hürriyet dâva­sına vakfetmeleri neticesinde bir kat daha kuvvetlendirdiğine inanmakta­yım.

Dünya sulhunun korunması uğrunda Kore'de savaşan Türk askerlerinin şe­caati, her Amerikalı için bir ilham .kaynağı olmuştur.

Kanaatimce, Kore'deki Türk askerleri­nin bu büyük kahramanlığı, Türk mil­letinde ötedenberi takdir edilen ruh ve azmi lâyıkiyle temsil -etmektedir.»

—- Washington :

Müteaddit müşavir ve mütehassısın iş­tirakiyle Acheson ile Schuman arasın­da görüşmenin 4 saat sürdüğü öğrenil­miştir. İyi haber alan çevrelerden be­lirtildiğine göre, görüşmede büyük bir fikir beraberliği müşahede edilmiştir. Mütehassıslar bilhassa Almanya ve Hindicini meselelerini tetkik etmişler ve bilhassa Atlantik Paktı üyesi olan her memleketin silâh kudretinin müta­lâa edileceği Ottawa konferansına ze­min, hazırlamışlardır. Burada teyid edildiğine göre üye memleketler Fran­sa'nın Hindiçinî'de tek taraflı olarak sarfettiği gayretleri nazarı itibara al­malıdırlar.

Almanya meselesine gelince görüşmede daha ziyade Almanya'nın şimdiki Sta­tüde yer almayan yeniden silâhlanması bahis mevzuu edilmiştir.

.Bu şartlar dahilinde mütehassıslar, Al­manya'nın müşterek savunmaya işti­rakini mümkün kılacak yeni bir statü hazırlamışlardır.

Görüşülen mevzular arasında Orta -Doğu,AkdenizveFas'aaitmuhtelif

meselelerden başka İtalya'nın Atlan­tik Paktmdaki durumu da konuşul­muştur.

Fransa, İngiltere ve Birleşik Amerika Dışişleri Bakanları arasındaki üçlü müzakereler bugün başliyacaktır.

14 Eylül 1951

—Washington :

Japon Sulh Konferansına iştiraki mü­teakip San Fransisko'dan buraya ge­len Vietnam Başbakanı Hu Hun ve Ve-liahd Prens Savang yanlarında Hindi Çininin Amerika Elçisi olduğu halde bugün Beyaz Saraya giderek Başkan Trumanı ziyaret etmişlerdir.

Başkan Truman, Vietnam Başbakanı­na, Hindicimde sulh ve refahı yeniden sağlamak hususunda Amerikanın elin­den gelen şeyi yapacağını temin etmiş­tir.

17 Eylül 195!

—Washington :

Amerikan gazeteleri başmakalelerinde Birleşik Amerika'yı öven Sovyetler Birliğinin Birleşmiş Milletler üyesin­den bahsetmektedirler.

Sovyetler Birliği sözcüsü A.A. Soldatov geçen hafta Birleşmiş Milletler üyeleri­ne, teşkilâtın senelik idarî masrafları­nın yarısının Amerika tarafından öden­mesi lâzımgeldiğini söylemiş ve Sovyetlerin 1952 bütçesine yardımları­nın yüzde 6.98 den 9.85'e yükselmesi yolunda komisyonun yaptığı bir teklifi reddetmiştir.

New-York Times makalesinde şöyle demektedir :

Sovyetlerin Birleşmiş Milletler yardım komitesi üyesi A.A. Soldatov'un mem­leketimiz hakkında sarfettiği sitayiş-kâr sözlere ehemmiyet vermemek ne­zaketsizlik olur. Üyenin iddiasına gö­re, Amerika'nın öyle büyük bir geliri vardır ki Birleşmiş Milletlerin idare masraflarının yarısını kolaylıkla öde­yebilir.

Acaba Soldatov, Amerika'yı muazzam bir işsizler grubu ve hayat standardını daima düşüren büyük bir buhran için­de çırpman kapitalist bir memleket olarak gösteren Marksizm - Leniniz-min ilk dersini de mi unuttu? Eğer Amerika, delegenin ima ettiği kadar zengin bir devletse, bir Sovyet sözcüsü dahi buranın o kadar kötü bir mem­leket olmadığını söyliyebilir. Bu da tehlikeli bir neticedir.

Sovyetler Birliği Birleşmiş Milletler­den bir propaganda vasıtası olarak aza­mî derecede istifade etmek arzusun­dadır. Fakat masraflarının cüz'î bir kısmını ödemek zamanı gelince bunu dshi Amerika'ya yüklemeğe çalışmak­tadır.

Ayni mevzuda Philadelphia Inquirer şöyle diyor :

Soldatov, ideal şeklinde dahi komüniz­min zayıf tarafları bulunduğunu ifade etmiştir.

19 Eylül 1951

—New-York:

Dünyanın en büyük gazetelerinden biri Dİan New-York Times 100 üncü senesi­ni kutlamaktadır.

Başkan Truman da bu münasebetle Ti-mes'e bir tebrik mesajı yollamıştır. Bugün bu gazete ücret ve kâğıt için senede 36 milyon dolar harcamaktadır. Senelik yayım masrafı da 6 milyon do­lardır. Gazete her Pazar günü 300 sa-hife olarak intişar etmektedir.

21 Eylül 1951

—San Fransisko :

iktisadî istikrar idarecisi Eric Johnston Amerikan İşçi Federasyonuna ihtarda bulunarak enflâsyonun Amerikan orta sınıfını ortadan kaldıracağını söylemiş ve komünizmin dış, enflâsyonun iç düşman olduğunu bildirmiştir.

—Washington :

Washington resmî çevreleri, Başkan Truman'ın son Basın toplantısında ver­diği beyanatta takındığı tavıra büyük bir ehemmiyet atfetmektedirler.

Bu beyanatında Başkan Truman, Bir­leşik Amerika'nın Rusya ile bir anlaş­maya varsa dahi kuvvetlerini arttırma­ya devam edeceğini söylemişti.

Bu çevreler Başkan Truman'ın beya­natının (Paris'te yapılacak olan Birleş­miş Milletler Genel Kurulu çalışma­larında müzakereye gelmesi için) Rus­ya'ya bir davetiye gönderilmesiyle sona ermiş olan Washington'daki üçler toplantısı tebliğinin neşredilmesinden sonra yapılmış olmasına işaret etmek­tedirler. Başkan Truman ayni zamanda bu davetin, Rusların son üç aydanberi yaptıkları sulh taarruzuna bir cevap teşkil ettiği şeklinde telâkki edileceği­ni düşünerek durumun temel taşını teşkil eden şu noktaları tebarüz ettir­meyi lüzumlu görmüştür :

Birleşik Amerika'nın ve müttefikleri­nin, dünya çapında bir Amerikan-Sov-yet anlaşması yapılmasını mümkün kı­lacak bir durum gelecek aylar zarfın­da zuhur etse dahi silâhlanma gayret­lerini durdurmıyacaklarım Moskova-mn anlaması lâzımdır. Washington'da-ki resmî çevreler bu durumun 6 ay ev­vel temin edilemediğini, fakat bugün birçok sebeplerden dolayı bunun müm­kün olduğunu işaret etmektedirler.

Batılılar Kore harbini kaybetmiyeceklerdir. Bu harp tekrar başlıyabilir,fakat komünistlerbir mu­ vaffakiyet elde edemiyeceklerdir.

Mac Arthur meselesinin tevîid et­tiği dış siyasetin çetin tetkiki ayni
zamandahemTrumanidaresini takviye etmiş hem deGeneralin
bazı tezlerini kendilerine maledenleri mahkûm etmiştir.

Japonya'nınsilâhlanmasıvebu memleketinAsya'daBatıgayret­
lerinebir destek olarak kullanıl­ması San Fransisko Konferansının bir muvaffakiyetiveya Washing­ton çevrelerine göreiç siyasette
olduğu gibi dış siyasette deTru­man ve Acheson'un muvaffakiyet­
leridir.

Washington'daki üç büyükler top­lantısı Almanya'yı Birleşik Ameri­
ka ve müttefiklerinin safına almak hususunda bir anlaşmaya varılma­
sı için atılmış ileri bir adımdır.

OttawaKonferansıveRoma'da toplanacakolankonferansTru-
man'aAtlantikPaktıbinasmm rüzgâra mukavemet ettiğini ve bu­
nun kuvvetlendirileceğini isbat et­miştir.Böyleceİçeridekendisini
destekleyenlerin artmasıve dışa­rıda birbiri peşisıra elde ettiği za­
ferlerleitimadı artan Truman'ın baharda yapacağı birşey vardır o
da daha açık ve daha samimî ola­rak: "Moskova ile müzakereye hazırız. Bunu da kuvvetli olduğumuz ve daha da kuvvetlenmeye niyetli bulunduğumuz için İstiyoruz» de-mesidir.

Gelecek Kasımda Pariste Moskovanm talebi üzerine veya bir ara bulmak te-şebbüsiyle müzakere imkânları zuhur etse dahi Amerikan heyetinin buna yanaşmıyacağı tahmin olunabilir.

25 Eylül 1951

—Londra :

Washington'daki B.B.C muhabirinin bildirdiğine göre, İtalyan Başbakanı Gasperi'nin Amerikan kongresinde ver­diği söylev uzun uzun alkışlanmıştır. De Gasperi Amerikadan şu gayelere erişebilmesi için İtalyaya yardım tale­binde bulunmuştur: İtalyada işsizliğin azaltılması, muhaceretin ve sosyal re­form tedbirlerinin arttırılması ve si­lâhlanma programının ayni zamanda gerçekleştirilebilmesi. İtalya barış and-laşmasmın bazı hükümlerinin değişti­rilmesi ve nihayet Trieste serbest böl­gesinin İtalyaya iadesi. Başbakan Ame­rikan halkından îtalyayı, Trieste'yi ge­ri istedi diye dar bir milliyetçilik zih­niyetiyle suçlandıranlara inanmamasını talep etmiştir.

New-York Times başyazısında iktisadî ve stratejik bakımlardan Kuzey Atlan­tik teşkilâtına tahsis edilmek şartiyle İtalyan endüstrisi ve mühimmat fab­rikalarından istifade edilmesinin te­menniye şayan olduğunu beyan et­mektedir.

Trieste konusunda 1948'de Amerika, İngiltere ve Fransa tarafından yapılan ve Trieste'nin İtalyaya iadesini derpiş eden tebliğe sadık kalınması gerektiği­ni söylemekte olan ayni gazete, şim­dilik bu harekete tevessül edilemiye-ceğini de ilâve etmekte ve netice ola­rak Mareşal Tito'yıı İtalya ile anlaş­mağa teşvik etmenin en iyi çare oldu­ğunu ileri sürmektedir.

—Washington :

Türkiye ve Yunanistan'ın Kuzey At­lantik Paktı teşkilâtına kabulüne Ot-tawa'da karar verilmesi üzerine adı geçen iki memlekete Birleşik Amerika­nın askerî bir temsilci göndermesi ih­timalinden bahsedilmiş ve bu işe de Ceneral Omar Bradley'in memur edi­leceği ileri sürülmüştü.

Buradaki yetkili kaynaklardan öğre­nildiğine göre, bu işle vazifelendirile­cek olan askerî şahsiyet, ancak Türki­ye ve Yunanistanm Pakta kabulü 12 Devlet Parlâmentoları tarafından tas­vip edildikten sonra gönderilecektir.

—Washington :

General Marshall'in yerine Müdafaa Bakanı olalidanberî bugün ilk Basın, toplantısını yapan Birleşik Amerika yeni Müdafaa Bakanı Robert Lowett, Amerikan halkım ikazla atom silâhları sayesinde kolay bir zafer gününün ge­lip çatmış bulunduğuna veya yakında müyesser olacağına inanmamalarını tavsiye etmiştir.

Lowett gazetecilere ezcümle yeni si­lâhlara dair ileri sürülen iyimser fikir­lerin artık kolay ve bahalıya mal ol-mıyacak bir güvenliğe kavuşulabileceği aşırı intibaını uyandırmış olduğunu belirterek şöyle demiştir : Geliştirilmiş Amerikan silâhları hak­kında çok iyimser bir düşünüşe cesaret verdirecek atom silâhları ve gelişme­leri hususunda yayılan haberlerde epeyce hakikat payı vardır.

Gelecekteki bir çok silâhların bambaş­ka olmaları ihtimali vardır. Fakat bu arada millet denenmiş, elden geçmiş ve el altında bulunan silâhlara bel bağ-lamalıdır.

Resim tahtası veya tecrübe meydanın­daki radyo ile idare edilen mermi, ya­rınsabahKoredekisırtızaptedemez.

26 Eylül 1351

—Washington :

Çekoslovakyalım Washington Büyük­elçisi Vladimir Prochazko, Salı günü yaptığı Basın toplantısında gazeteci­lere verdiği beyanatta, Amerikalı gazeteci William Oatis meselesinin hu­kukî bakımdan kapanmış olduğunu fa­kat bu hususta iki taraflı müzakereler için kapının henüz açık bulunduğunu bildirmiştir.

Buna mukabil, Çekoslovak diplomatı, Çekoslovakya mahkemeleri tarafından Oatis'e verilen 10 sene hapis cezasını bahane ederek, Birleşik Amerikayı, memi-aketini karşı iktisadî misilleme tedbirleri almakla itham etmiş ve de­miştir ki :

i'Sanılır ki Birleşik Amerika, hükü­metinin siyasî mahiyetinden dolayı Çe-koslovakyayı cezalandırmak islemek­tedir.

—Washington :

Salı günü Acheson - De Gasperi müza­kerelerini müteakip şu tebliğ yayınlan­mıştır :

Öğleden sonra Dışişleri Bakanı Ache­son ile İtalya Başbakanı De Gasperi arasında cereyan eden görüşmede ikti­sadî meseleler müzakere edilmiştir. İtalya'nın iktisadî durumu hakkında büdçe Bakanı Guiseppe Pella tarafın­dan izahat verilmiş ve Guiseppe Pella İtalya'nın iktisadî sahada yaptığı iler­lemelere temas ederek bunu Birleşik Amerikanın yaptığı yardımın sağladı­ğını söylemiştir.

Pella, İtalya'nın Batı Avrupa ve At­lantik Paktı Devletlerinin müşterek savunmasına tamamiyle iştirake hazır olduğunu, yalnız .silâhlanma progra­mının İtalya iktisadiyatını sarstığından bahsetmiş ve Birleşik Amerika'nın ge­lecekte yabancı memleketlere yapaca­ğı yardımda bu hususu gözönünde tu­tacağını ümit ettiğini belirtmiştir.

Dışişleri Bakanı Acheson, Birleşik Amerika'nın İtalya'nın son zamanlar­da iktisadî sahada elde ettiği gelişme­lerden haberdar olduğunu bildirmiş ve Guisseppe Pella taraafmdan verilen izahatın İtalya'nın içinde bulunduğu vaziyeti anlamak bakımından çok fay­dalı olduğunu söylemiştir.

Başbakan De Gasperi ve Dışişleri Ba­kanı Acheson, bu sabah üçüncü bir toplantı yapacaklardır.

—Washington :

Dün Beyaz Sarayda İtalya Başbakanı Alcide De Gasperi ile Başkan Truman arasında cereyan eden bir saatlik gö­rüşmede şu noktalar müzakere edil­miştir :

İtalya'ya yapılacak askerî ve ikti­ sadî yardım,

İtalyasulhandlaşmasınmtekrar gözden geçirilmesi,Trieste meselesi,

İtalya'dakinüfusfazlalığı.

Bu görüşmeyi müteakip Beyaz Saray tarafındanşutebliğyayınlanmıştır : Başkan Truman ve De Gasperi dünya

sulhunu korumak için Atlantik Paktına üye hür devletlerin sarfettikleri müş­terek gayreti sarfetmiye devam etme­nin ehemmiyeti hususunda mutabık kalmışlardır. De Gasperi, İtalya halkı­nın müşterek dâvaya sarfettiği gay­retlere devam etmiye kat'î karar ver­miş olduğunu bir kere daha belirtmiş ve İtalya'nın iktisadî durumunu takvi­yeye ihtiyacı olduğunu söylemiştir. Başkan Truman, iktisadî ve içtimaî istikrarı elde etmeleri için Birleşik A-merika'nm eskisi gibi İtalya'ya ve di­ğer müttefiklere yardıma devam ede­ceğini İtalyan Başbakanına bildirmiş­tir.

Bilâhara De Gasperi, İtalya halkmın İtalya sulh andlaşmasınm gözden ge­çirilmesi hususunda beslediği arzuyu belirtmiş ve bu andlaşma ile hür dev­letler camiasında eşit haklara sahip olan İtalya'nın bugünkü durumu ara­sındaki tenakuza işaret etmiştir. Başkan Truman, Birleşik Amerika hü­kümetinin İtalya sulh andlaşmasınm adalet ve dostluk ruhu içinde gözden geçirmiye karar vermiş olduğunu bil­dirmiş ve bu meseleye tatminkâr bir hal çaresi bulunacağına emin olduğunu söylemiştir.

De Gasperi, Trieste meselesinin İtalya halkı için arzettiği ehemmiyet üzerin­de de ayrıca durmuş ve Başkan Tru­man, Amerikan hükümetinin bu me­selenin ehemmiyetini tamamiyle kav­ramış olduğunu bildirmiştir.

Nüfus fazlalığının doğurduğu ciddî du­ruma da temas eden Alcide de Gas-peri'ye verdiği cevapta Başkan Tru­man, hükümetinin nüfus fazlalığı me­selesinin halli için derhal Milletlerarası anlaşmalara ihtiyaç olduğunu tama­miyle kabul ettiğini bildirmiştir.

Görüşmenin sonunda her iki devlet adamı, sulh için sarfedilen gayretlerin devamı hususunda her iki hükümet arasındaki mevcut görüş birliği ve dostluğu teyid için elde etmiş olduk­ları fırsattan duydukları memnuniyeti belirtmişlerdir.

27 Eylül 1951

— Washington :

Dışişleri Bakanı Dean Acheson, basma verdiği yazılı beyanatta son haftaların diplomatik faaliyetini hülâsa eyle­mekte ve şunları yazmaktadır :

Onlar sulhten dem vurabilirler, fakat aslolan fiiliyattır. Şimdiye kadar yaptıkları da apaçık meydandadır. On­lar her istedikleri anda yeni tecavüz hareketlerine kalkışabilecek şekilde kendilerini hazırlamaktadırlar. Meselâ şu anda Sovyet peyklerinin silâhlı kuv­vetleri hummalı bir hızla hazırlanmak­tadırlar. Son aylarda Kremlin, Doğu Avrupadaki peyk memleketleri, ordu­larını tensik ile yeniden teşkilâtlandır­mağa icbar etmiş bulunmaktadır. Bu ordular sayıca artmakta ve büyük Öl­çüde Rus yapısı modern vasıtalarla teç­hiz -edilmektedirler.

Bulgaristan, Rumanya ve Macaristanm, halen 1947 de imzalamış oldukları sulh anlaşmaları hükümleri mucibince mü­saade edilen sayıdan çok daha büyük Ölçüde silâhlı kuvvetlere mâlik oldukla­rını biliyoruz. Yine şunu biliyoruz ki, Rumanya osn zamanlarda, Yugoslavya hududu boyunca otuz mil genişliğin­deki arazide oturan halkın buralardan çıkarılmalarını emretmiştir. Bulgaris­tan ve Macaristan da aynı şeyi yapmış­lardır. Hudut boyundaki bu bölgelerde askerî hazırlıklar devam etmektedir. Bu gibi faaliyetler, hiç şüphe yok ki muslihane emel vs meyillerin ifadesi sayılamaz.

Uzak Doğudaki durum da biraz evvel bahsettiğim hale çok benzemektedir.

Sovyet Rusya, Kuzey Kore ve Çin ko­münistlerine kara ve deniz kuvvetleri­ne yarayacak devamlı yeni teçhizat yağdrmaktadır.

Bizzat Ruslar Avrupa ve Uzak Doğuda 4 milyon askeri silâh altında bulundurmaktadırlar.

Sovyet Rusya Mançurya hududu bo­yunca Rus vilâyetlerinde kuvvetli ka­ra ve hava kuvvetleri, Japonya ile Alaska ve Rusya arasındaki denişlerde de mühim deniz kuvvetleri tahşidatı yapmaktadır.

Başkanınız sıfatiyle sizlere şunları ha­ber vereyim ki, dünyanın bizim dün­yamızın öbür taraflarındaki tehlike-,1er, Koredeki kadar büyüktür.

Sovyetlerin dünya çevresinde askerî hazırlıklara giriştiklerine dair bana her gün raporlar gelmektedir. Eğer her biriniz bu raporları görecek durumda olsanız tehlikenin ortadan kalkmış olduğu fikrinden derhal cayar, siz de

benim kadar memleketimizin silâhlı kuvvetlerini geliştirmesini, onların en modern silâhlarla teçhiz edilmesini ve müttefiklerimize yardımda bulunul­masını istersiniz. Bu hususta kimsenin zihninizi bulandırmasına müsaade ede­meyiz. Korede ne cereyan ederse et­sin, müdafaamızı elden bırakmamalı­yız.

Hür dünya silâhlı kuvvetlere mâlik ol­mak zorundadır ve bu kuvvetler ihti­yatta bulunmalıdır. Sonradan değil şimdiden herhangi bir lüzum halinde elimizde asker, gemi, uçak, tank ve bombalar hazır bulundurmalıyız. Kul­lanmak mecburiyetinde kalmayacağı­mızı umarız ve buna inanıyoruz. Fa­kat şurasını da biliyoruz ki, silâhlı kuvvetlerimiz olmazsa, dünya sulhunu tehdit eden tecavüz yangınlarını da söndüremeyiz. Hükümetimizin gayesi dünya sulhudur. Başkanlık süremi de bu gayeyi mümkün mertebe gerçek­leştirmeğevakfetmişbulunuyorum.

Bizim için gaye, Kremlinin tecavüz ve tahrip plânlarını akamete uğratmak, hür milletler arasında bu yolda birlik meydana getirmektir. Buna ulaştığımız zaman Sovyet Rusya ile geri kalan bü­tün dünya arasında sulh kurulabilir. Ben bu siyaseti gütmek için iki mad­de ileri sürdüm: Amerika umumî ef­kârı her ikisini de .reddetti. Bu madde­ler şunlardır :

Korkunçveöncedenkestirilemiyecek neticeleri kale almadan der­
hal üçüncü dünya harbine başla­mak,

Üçüncü Dünya Harbine girişmek­ten vazgeçerek kendi kabuğumuza
çekilmek.

Bu ikinci maddenin kabulü bizden baş­ka bütün dünyayı Sovyet komüniz­mine teslim etmek olurdu. İlki de sul­ha kesin şekilde yol açamazdı. Bunun içindir ki, bütün dünyaya yardım, mü­dafaa programımızın umdesini teşkil etmektedir. Bütün hür dünyada istih­sali arttırma dâvamızın hedefi cihan sulhudur. Bu vazifeyi başaracak ma­nevî ve iktisadî kuvvet ve kaynakla­ra da mâlik bulunmaktayız. Başkan Truman sözlerini şöyle bitir­miştir :

Dış politikamız ve müdafaa gayretleri­mizde tek büyük gaye, Amerikan hal­kının hal ve istikbaldeki refah ve saa­detini korumakta toplanmaktadır.

1 Eylül 1951

—Tokyo:

Buradaki müşahitlerin kanaatine göre, San Fransisko Konferansını müteakip, Japonyamn şimdiki halde bir sulh an­laşması imzalamak için Milliyetçi Cin­le yarı resmî dahi olsa müzakerelere girişmesi imkânsızdır.

İyi haber alan çevrelerden öğrenildiği­ne göre Hindistan ve Güney - Doğu Asyadaki diğer büyük devletlerin takı­nacakları tavır Japon hükümeti için Çan-Kay-Şek'in dostluğundan çok da­ha mühimdir.

Aynı çevrelerin ısrarla üzerinde dur­dukları diğer bir nokta da Japonyamn ergeç komünist Cinle ticarî münasebet­ler tesis etmek mecburiyetinde kalaca­ğıdır. Yine işaret edildiğine göre bu sonuca götürecek olan en iyi metod da her halde Taipeh hükümeti ile sulh andlaşmasmı imzalamak olmıyacaktır.

6 Eylül 1951

—Tokyo:

Japon gazeteleri, Japon sulh andlaşma­smı intikam hissi gütmeyen ve Japon­yamn hür milletler camiasmdaki yeri­ni almasına yardım edecek şerefli bir vesika olarak vasıflandırmaktadırlar. Birçok Japon yazarları, bu şekilde bir anlaşma yapılmasaydı memleketlerinin komünist dünyasının eline geçmiş ola­cağına işaret etmektedirler.

Tokyo'da çıkan Mainichi diyor ki:

«Yapılacak şey dost müttefik devlet­lerin ekserisi tarafından kaleme alman sulh andlaşmasmı imzalamaktadır. Ja­pon anayasasında da açıkça belirtildiği gibi harp sonrası Japonyasmm gayesi sulhsever ve Demokrat bir millet ol­maktır.Mutasavversulhandlaşması,

hiçbir şekilde, üçüncü bir dünya har­bine karşı tahrik edici bir unsur ihtiva etmemektedir.

Eğer komünist Çin Asya'da barış ku­rulmasını hakikaten istiyorsa dış siya­setinden dünya sulhunu tehdit eden. hususları çıkarmalıdır. Bunun için ilk olarak komünist tecavüz politikasına son vermelidir. Japonya hürriyeti se­ven ve demokrasiye sadık bir millet olmak için çok çalışmaktadır.-)

Tokyo'da çıkan Nippon Times gazete­si de diyor ki :

«Japon sulh anlaşması tarihte Pasifik bölgesini tecavüzden korumak üzere kollektif ve karşılıklı savunma anlaş­malarının yapılmasında ilk adımların dayandığı bir vesika olarak tanınacak­tır.

Pasifikteki müşterek güvenliğe doğru yapılan ilerlemeler Japonya için çok cesaret vericidir, zira kıt'adaki kızıl ordulardan korkulmaktadır. Bu sebep­ten Japonya, barış andlaşmasmm bir-parçası olarak Birleşik devletlerle kar­şılıklı savunma paktı imzalanmasını memnuniyetle karşılamaktadır. Pasi-fikte birbirine komşu adalar olan Fili­pinler ve Japonya birbirine sıkı sıkıya^ bağlıdır, zira birine karşı yapılacak te­cavüz diğerinin de güvenliğini tehdit edecektir.»

— Tokyo:

Japon Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden biri bugün verdiği bir demeçte ezcüm­le şunları söylemiştir :

«Rusların işgalinde bulunan Habomai adalarının Japonyaya iadesi için müt­tefik devletler bütün gayretlerini sar-fetmelidirler.

Hokkaido adasının kuzeyinde bulunan1 bu adalar Japonyadan ayrılamaz.


Bunlar Yalta konferansında Ruslara vâdedilen Kouril adalarına dahil de­ğildir. »

Diğer taraftan, sözcü Yalta Konferan­sını Kouril adalarının içine aldığı saha­yı kafi olarak tesbit etmediğini de kabul etmiştir.

Japon sulh andlaşmasmm kaleme alın­masında mühim bir rol oynayan John Foster Duller dün San Fransisko Kon­feransında yaptığı konuşmada Japon-yanın Habomai adaları üzerindeki hak­larını muhafaza etmesinin gerektiğin­den bahsetmiştir.

14 Eylül 1951

—Tokyo:

Bu sabah San Fransiskodan dönen Baş­bakan Yoshida yaptığı kısa bir Basın toplantısında şunları söylemiştir :

Sulh andlaşmasmın hükümetlerine pek tabiî olarak harfiyen riayet etme­liyiz ve aynı zamanda memleketimizi, yeni sulha, dünya kültür ve refahına intibak ettirmek ve diğer memleket­lerle karşılıklık anlayışımızı derinleş­tirmek için azami demokratlaştıraca-ğız.»

Yoshida sorulan suallere şu cevabı ver­miştir: Sulh andlaşmasiyle Güvenlik Paktı Diyet Meclisi tarafından müm­kün olduğu kadar çabuk tesdik edile­cek ve Japonya yakın bir gelecekte yeniden silâhlanmıyacaktır,

19 Eylül 1951

—Tokyo :

Japon sulh andlaşmasmın yürürlüğe girmesini müteakip İmparator Hirohi-to'nun oğlu Prens Akinto narama, tahttan feragat edeceği yolunda çıkan

şayiaların tamamile asılsız olduğu bu­gün resmî çevreler tarafından bildiril­miştir.

Saraya mensup resmî şahsiyetler Tai-peh'den gelen bu haberleri kat'î surette tekzip etmişlerdir. İmparator Hirohi-to'nun büyük oğlu olan Prens Akhito 18 yaşma basacaktır.

21 Eylül 1951

—Tokyo:

Japonya'da bulunan Milliyetçi Çin he­yeti başkanı General Ho Hois tarafın­dan bugün bildirildiğine göre Milliyet­çi Çin ile Japonya arasında barış and-laşmas: akdi hakkında halen Washing-ton'da görüşmeler cereyan etmektedir.

23 EylÛl 1951

—Tokyo:

Siyasî müşahitler Japonyamn Formo-zada Taipeh'de denizaşırı bir ajans te­sis etmek kararının Milliyetçi Çinin tanınması ve iki taraflı bir barış and­laşmasmın imzalanması yolunda atıl­mış ilk adım olduğu kanaatindedirler. Netekim Japonya hükümeti dün ticare­te ve konsolosluğa ait işlerini kolay­laştırmak maksadiyle Taipek, Roma, Bonn, Madrid ve Cenevre'de ajanslar tesisini kararlaştırmış bulunmaktadır.

İmzalanmış olan Japon sulh andlaş-ması komünist veya Milliyetçi Cinden birisini tanımak hakkını Japonyaya vermekte idi.

Müşahitler, Taipeh'de açılacak olan ajans, Japonyamn komünist Pekin re­jimi ile değil de General Çan Kay Sek­in Milliyetçi hükümeti ile iki taraflı bir sulh andlaşması imzalamak niye­tinde olduğunun bir delilidir, demekte­dirler.

21 Eylül 1951

— Kanberra :

Endonezya Dışişleri Bakanı Subardjo dün yaptığı bir Basın toplantısında Endonezyamn Batı Yeni Gine'nin ken­disine verilmesi için La Haye'de gayri resmî müzakerelerde bulunduğunu ve

ihzarî görüşmelerin Endonezyamn. ta­lebi hakkında resmî müzakerelere yol açacağınıümitettiğini bildirmiştir.

Subardjo burada Endonezya ile Avus­tralya arasındaki münasebetller hak­kında Avustralya Dışişleri Bakanı Ri-chard Casey ile gayri resmî görüşme­lerde bulunacaktır.

27 Eylül 1951

— New-York :

Pakistan Dışişleri Bakanı Zafirullah Han Çarşamba günü beyanatta bulu­narak, Birleşmiş Milletler Temsilcisi Frank Graham Keşmir meselesini hal­le muvaffak olamadığından, bu mese-

lenin tetkikiyle meşgul olmasını Gü­venlik Konseyinden talep edeceğini bildirmiştir.

Bu meselenin vehametini bir kere da­ha tebarüz ettiren Zafirullah Han, Keş­mir'in Hindistan ile Pakistan arasında taksimi keyfiyetine hükümetin daima muhalif olduğunu söylemiştir.

Afgan - Pakistan anlaşmaz­lığı...

Yazan: Mücahit Topalak

13 Eylül 1951 tarihli Zafer'den

Birkaç gün evvel, tarafsız bir ajansın verdiği bir haberde, Hindistan ile Af­ganistan arasındaki uçak seferlerinin kesildiği bildirilmekte idi. Sebep, Pa­kistan hükümetinin, toprakları üzerin­den bu uçaklara geçiş müsaadesi ver­memesidir.

Bu suretle, 1947 denberi Hindistan -Pakistan münasebetlerini zehirliyen Keşmir meselesine ilâveten, son gün­lerde Pakistan kaynaklı haberlerde gö­rülen polemik havasının besl-adiği Pa­kistan - Afganistan ihtilâfı da son saf­hasına gelmiş bulunmaktadır.

Filhakika, Keşmir dâvası gibi, Afganis­tan'la Pakistan arasındaki anlaşmaz­lık da, İngilizlerin Hind kıtasında iki müstakil devlet bırakarak çekildikleri tarihte başlamıştır. İngilizler, Hindis­tan'da uzun süren hâkimiyetleri zama­nında, bugünkü Pakistan ile Afganis­tan arasındaki dağlık mıntıkayı inzi­bat altına almamışlar ve burasını bir nevi serbest mıntaka halinde bırak­mışlardır. Meşhur Durand hattı bo­yunca bir şerit halinde Güneye doğru uzanan bu dağlık mmtakanın sakinleri gerek Pakistan, gerekse Afganistan topraklarına taşan yurtlarında hiçbir devletin nizamına tâbi olmaksızın ya­şamaktadırlar. Hindlilerin Patan yani . «Hür adam», Afganistanlıların ise umumiyetle Peşto d-edikleri bu kimse­ler, sayısız kabileler halinde, eşkiyalığı bir endüstri haline getirerek ve fırsat düştükçe hükümet darbelerine veya Milletlerarası silâhlı ihtilâflara bedeli mukabilinde katılarak, bir rivayete göre, 1000, diğer bir iddiaya göre çok daha fazla yıllardanberi nevi şahsına münhasır bir cemiyet hayatî idame edegelmiştir.

İngilizlerin hâkimiyeti zamanında, an­cakİngilizlertarafındanbilinenbir

hesap neticesinde, müsamaha edilen bu durum, Pakistan'ın ilânı istiklâli ile beraber vehamet kesbetmiş bulunmak­tadır. Zira, o tarihte, Afganistan, bir kısmı kendi topraklarında yaşayan Peşto'larla ırk rabıtası olduğunu ileri sürerek, bunların ve yaşadıkları böl­genin Pakistandan ayrı olduğunu iddia etmiş, ve bu bölgeyi ilerde ilhak etmek niyet ve maksadını pek iyi gizliyemi-yen bir jestle, Güneyde çok ilerlere, hattâ denize kadar giden bir Pahtanis-tan dâvasını ortaya atmıştır.

Patan, tâbiri diğerle Peştolarm yaşa­dıkları bölge, esas itibariyle Pakistan hudutları dahilinde bulunduğundan, bu müdahale Pakistanlıları sinirlendir­mekte gecikmemiş ve Afganistan'ın pek de isabetli sayılamıyacak olan bu hareketine karşı Pakistan'ın da mu­kabil tedbirler aldığı görülmüştür. Pa­kistan bir yandan Peşto'lar arasından Keşmir için «gönüllü» toplamak sure­tiyle işbu dağlı halkı kazanırken bir yandan da Afganistana iktisadî baskı yapmağa başlamıştır.

Afganistan'ın hariçle alâkası Hayber geçidinden Pakistan topraklarına giden ve Peşaver'den Karaşi'ye kadar uzanan yol ile temin edildiği cihetle, Pakistan-m Afganistan'a yüklediği ağır transit rüsumu Afganistanm esasen pek kuv­vetli olmıyan iktisadiyatı üzerinde menfi tesirler yapmakta gecikmemiştir. Bu durum iki memleket arasındaki münasebetlerin gerginleşmesine ve şid­detli bir polemiğin açılmasına sebep olmuştur. Bununla ilgili olarak Pakis-tanm, topraklarında «Afganistan de­mokratik hareketi^ adı altında bir teş­kilâta yer verdiği görülmektedir. Pa­kistan mahreçli haberlerde hemen her gün bildirildiğine göre, bu hareket, merkezini Peşaver'de kurmuş ve ka­bileler arasında partizan toplamağa başlamıştır. Maksadı, Afganistan'da bugün carî olan rejimi ve onun ida­recilerini devirmektir.

Bu ihtilâfın nereye kadar gideceği bugün için kestirilemezse de, ne Afganistan'm, ne de Pakistan'ın bu dâva­dan bir şey kazanamıyacakları aşikâr­dır. Keşmir meselesi yüzünden büyük komşusu Hindistan'la arası açık bulu­nan Pakistamn şimdi de Keşmir'e pek de uzak olmıyan ve arada din rabıtası bulunan diğer bir komşusiyle ihtilâfa

düşmesi, istiklâllerini yeni kazanmış olan körpe devlet bünyelerinin, sö­mürgecilerin giderken arkalarında türlü hesaplar netio&si bıraktıkları dertlerin kurbanı olmaları gibi hazin bir manzaradan başka bir gey ifade etmiyecektir.

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106