24.8.1951
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Ağustos 1951

— Artvin :

Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen, beraberinde Corum Milletvekili Hakkı Ye­meniciler, Ordu Müfettişi Korgeneral Nu-reddin Baransel olduğu halde bugün saat 11'de Artvin'e gelmiştir. Bakanı Pazar ya­kınlarında Garnizon ve İl Jandarma Ko­mutanları, Demokrat Parti ve C.H.P. II İdare Kurulu Başkanları karşılamışlardır. Halk grupları da Bakanı şehirden beş kilo­metre- mesafede otobüslerle karşılamışlar­dır. Şehre girerken bir kıt'a asker tarafın­dan selâmlanan Bakan, yolları dolduran halkın sevgi gösterileriyle karşılanmıştır. Bir küçük öğrenci Bakana bir çiçek buketi sunarak «Atvin'e hoş geldiniz sayın Baka­nımız» demiştir. Bakan öğrenciye iltifat etmiş, yolları dolduran binlerce Artvinliyi selâmlamış ve hatırlarını sormuş ve onla­rın arasından yürüyerek Şehir Kulübü bah­çesine gelmiştir. Burada etrafını saran ka­labalık halkın yol. okul, ziraat mevzula-rındaki isteklerini dinlemiş ve ilgililerden bu hususta izahat almıştır.

Bakan Şehir Kulübünden ayrılmadan önce, halka hitaben ezcümle şunları söylemiştir:

«Çoruh'a geldiğim andan itibaren haşin ve sert tabiatla Çorunlunun yaptığı büyük mücadelenin ve insan azminin zaferini gör­müş olmakla bahtiyarım. Sizleri dinlemek ve dertlerinize maddî imkânlar içinde or­tak olmak üzere gelmiş bulunuyorum. İs­tekleriniz, arzularınız nedir söyleyin». Bundan sonra Çoruh ve Çoruhlunun dert-


Afganistan Büyükelçisi Ekselans Esadullah Seraj ve Sadaret Protokol Müdürü Serdar Mehmet Ali Han olduğu halde bu sabah saat 9,20'de şehrimize gelmiştir.

Dost Afganistan Başbakan ve Başkuman­danı, garda Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, İstanbul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç, Merkez Komutanı Albay Re­şit Erkmen, Emniyet Müdürü Kemal Ay-gün, Afganistan Elçilik erkânı ve başta "bando olmak üzere bir ihtiram kıt'asi ta­rafından karşılanmıştır.

Altes Başbakan, ihtiram kıtasını teftiş et­miş ve askere «merhaba» dedikten sonra emrine tahsis olunan hususî motörle Ka­bataş'a geçerek doğruca Perapalas oteline gitmiştir.

Altes Serdar Şah Mahmut Gazi Han, ta­hassüsleri hakkında Anadolu Aiansı muha­birine şunları söylemiştir:

«Memleketinizi, memlekctinizdeki büyük mamureleri, devlet büyüklerini, Tiirk or­dusunu ve bütün Türk kardeşlerimi gör­mektençokmemnunvemesudoldum.

Biliyorsunuz ki, uçaktan inip sevgili ve kardeş Türk toprağına ayak bastığımdan itibaren kendimi kendi topraklarımda his­settim ve o andan beri aynı aileden oluşu­muz hissi bende her saat fazlalaştı. Dev­letinizin büyüklerinden gördüğüm muamele bende kardeşlerim arasında bulunduğum hissini takviye etti. Türkiyenin bütün dün­yâ içinde en kuvvetli mevkii almasını, her gün daha ileri gitmesini ve kuvvet bul­masınıCenabihaktandilerim.

Kardeşlerimizin kuvvetini ve iyiliğini ken­dimizde de hissederiz. Yarın memleketinizi terkederken kendi vatanımdan ayrılışımda duyduğum heyecan ve hüznü duyacağıma emin olunuz.»

— Ankara :

Son günlerde bazı gazetelerde çıkan ve Sümerbank'a bağlı bazı fabrikaların kapa­tılacağına veya istihsalin durduğuna, bazı­larının mamullerini tahdit ettiğine dair o-lup aslı olmayan veya mübalâğalandınlan "haberler hakkında Sümerbank Umum Mü­dürlüğünden aldığımız tebliğlerde izahat verilmekte ve bazıları tekzip olunmaktadır. "Bu tebliğler aşağıdadır:

1 — Sümerbank Çimento Sanayii Mües­sesesinin genişletilmesinin durdurulduğu hakkında çıkan bir havadis üzerine aşa­ğıdaki açıklamanın yapılmasına lüzum gö­rülmüştür:

Bumüessesemizinistihsalininikimisline 'çıkarılması için gereken bütün makineler

Sivas'a gelmiş olup montajına hararetle devam edilmektedir. Bu arada ikinci dö­ner fırının yıl sonuna doğru istihsale baş­laması umulmaktadır, Diğer kısımklar ise 1952 yılı ortasında ikmal edilecektir. Bu itibarla tevsiin durdurulması hiç bir suretle bahis konusu değildir.

2— SümerbankMerinosMüessesesinde,bir kısım yapakların çürütülerek (150) binliralık bir zararın husule geldiği hakkında bazı İstanbui ve Ankara gazetelerinde in­tişar eden haberler üzerinekeyfiyetalâ­kalıBankanınTeknik ve İdarî müfettiş­leri tarafından incelenmiş ve hâdisenin, ye­ni dökülmüş taze bir beton üzerine konulanbir miktar yapağın alt kısımlarında haki­katenbirsararmavukuundanibaretol­duğu anlaşılmıştır.

Yapılan letkikat ve muayene sonunda ha­sara uğrayan yapak miktarının (51) kilo ve tamamen işe yaramaz namiyle tefrik edi' len miktarın ise yalnızca (4) kilo bulun­duğu görülmüştür.

— Defterdar YünlüSanayiiMüessese­sinin kapatılacağı hakkında bazı İstanbulgazetelerinde çıkan havadisin aslı yoktur.Fabrika mutad faaliyetine devam etmekteve herhangi bir sebeple kapatılması düşü­nülmemektedir.

— Songünlerde bazı gazetelerde Tür­kiye Demir ve Çelik Fabrikaları müesse­semiz mamullerinin ihracı dolayısiyle piya­sada pik ve inşaat demiri sıkıntısı çekil­diği hakkında haberler yayınlanmaktadır.

Karabük fabrikalarımız çeşitli şekil ve Ölçüde hadde mamulleri istihsal etmekte olup kapasitesi dahilinde istihsal eylediği bütün hadde mamullerini memleket dahi­linde satışa erzetmektedir.

Ancak, taleplerin fazlalığı dolayısiyle is­teklileri bir sıraya koymakta ve imalâttan ihtiyacı karşılamaktadır.

Bu itibarla hadde mamulü ihraç edildiği yolunda ortaya atılan haberler doğru de­ğildir. Müessesenin bütün hadde istihsali yurd ihtiyacını karşılamağa tahsis olun­muştur.

Memleketin döküm piki ihtiyacı da fazla-siyle karşılanmaktadır.

Bu yılın pik istihsalinden ancak 5 bin ton ihraç edilmiştir.

Haddehanede azamî kapasite dahilinde is­tihsal olunan mamuller münhasıran iç pi­yasa ihtiyacına tahsis edilmektedir. Hadde imalâtiyle bir alâkası bulunmayan cüz'î miktardaki pik ihracının demir sıkıntısına sebep olmiyacağı aşikârdır.

Şimdiye kadar elde edilen malûmata göre, Mısır 280, Yunanistan 181, Suriye 128, Yugoslavya 124, İtalya 122, Türkiye 99 atletle Akdeniz Olimpiyatlarına iştirak e-decektir.

—Van:

Sayın Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar'ın yarın saat 12'de şehrimize şeref verecek­lerine dair haber bugün süratle bütün İl'e yayılmış ve şehrimizde olduğu kadar İlçe­lerde de bir bayram sevinci yaratmıştır. Şehir baştanbaşa bayraklarla donatılmıştır. Halk heyecan içinde yann aziz Cumhur­başkanımızı bağırlarına basacağı ânı bek­lemektedir. Her tarafta halk geniş hazır­lıklar yapmaktadır. Bilhassa Üniversite ye­rinin tesbit edileceği haberi şehrimizde de­rin bir memnuniyet uyandırmıştır.

3 Ağustos 1951

—Van :

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, uçakla bugün saat 12.20'de Van'a muvasalat etti. Doğu İllerimizde pek yakında doğacak maarif güneşinin müjdesi olarak, yanında Millî Eğitim Bakanı, milletvekilleri ve 12 profesörden mürekkep ilim kurmay heyeti ile Van'a gelen Celâl Bayar'ı bütün şehir halkı ve bu güzel vesileyle civardan şehre gelenler misline rastlanmamış bir muhab­bet ve heyecanla karşıladı. Hava alanın­da her türlü vasıtalarla şehirden 9 kilo­metre öteye kadar gelmiş olan binden fazla Van'h toplanmıştı. Cumhurbaşkanımızı u-çaktan inerken Vali Emin Ergüven. Bele­diye Başkanı Şükrü Reisoğlu, Gümüşhane Milletvekili Yörükoğlu. Belediye Meclisi üyeleri, Demokrat Parti, C. H. Partisi ve Millet Partisi İl Başkanlariyle İl İdare Ku­rulu üyeleri. Yedinci Kolordu Komutanı General Yakup Gürkaynak. hava generali Sabrı Göknar, mülkî ve askerî yüksek me­murlar, Emniyet Müdürü ve her türlü Cemiyetler ve Müesseseler temsilcileri ve Türk basını mensupları karşıladılar.

Büyük bir kafile halinde şehre varıldığı za­man, Cumhurbaşkanımız, çarşıbaşmda oto­mobilden inmiş, Vali Konağına kadar halk­la beraber yürüyerek gösterdikleri bu sevgi gösterisine mukabelede bulunmuşlardır.

Van şehrinin 14.000 nüfusunun kadın - er-

kek hemen hepsi Doğu'ya kültür ışığı ge­tiren Devlet Başkanını selâmlamak, alkış­lamak için çarşıyı doldurmuştu. Evlerin pencere ve damları da hıncahınç doluydu. Herkeste Doğu Üniversitesinin kurulacağı mahallin tesbiti yolunda ilk müsbet adımın atılmasının doğurduğu memnunluk vardı. Atatürk, Beşinci Büyük Millet Meclisinin 3'üncü devre açılışında, 1937 nutkunda de­mişti ki:

«Doğu Bölgesi için Van Golü sahillerinin güzel bir yerinde herşeyden evvel ilkokul­ları ile ve nihayet Üniversitesi ile bir kül­tür şehri yaratmak yolunda şimdiden fiili­yata geçilmiştir.»

Atatürk'ün Doğu kalkınması bahsindeki bu idealin, bu vasiyetinin tahakkukunun ilk müsbet adımını atmak bahtiyarlığı 1937 senesinde Başbakan olan Cumhurbaşkanı­mız Celâl Bayar'a 1951 senesinde bugün nasip olmaktadır. Memleketimizin cennet köşelerinden biri olan Van'ın yerlileri di­yorlar ki :

«Van'ın herşeyden nasibi vardır. Yalnız şimdiye kadar alâkadan nasibi olmamıştır. Fakat bugün Van tarihinin, bu makûs ta­rafını da kırdı. Yıllardır beklediği alâkayı nasipleri arasına aldı.»

Vanlıların bugünkü bu düşüncesi, kuru­lacağı yer tesbit edilmek üzere bulunan Doğu Üniversitesinden dolayı bütün Doğu'-nun da fikridir. Van, bugünkü sevinci ile bütün Doğu illerinin sevincine tercüman olmaktadır. Çünkü Doğu'nun hakikî kalkın­ması bugün başlıyor.

— Ankara:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar. Doğu Üni­versitesinin kurulacağı yer hakkında ma­hallen tetkiklerde bulunmak üzere bu sa­bah saat 8.45'te özel bir askerî uçakla Van'a müteveccihen hareket etmîşlerdİı.

Cumhurbaşkanına Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri. Ankara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik, Kütahya Milletvekili Ahmet Gürsoy, Siirt Milletvekili Mehmet Daim Süalp, Van Milletvekili İzzet Akın, Ankara ve İstanbul Üniversitelerinden Profesör Afet İnan. Ordinaryüs Profesör Dr. Mu-hiddin Erel, Ord. Prof. Hamid Ongunsu. Ord. Prof. Besim Darkot, Ord. Prof. Fikret Saatçİoğlu, Prof. Celâl Tanınan, Dr. Mu-hiddin Dilemre, Prof. Hamid Sadi Selen, Prof. Abdullah Türkmen, Prof. Muk-bil Gökdoğan. Prof. Kemal Ahmet Aru, Prof. İlhami Civaoğlu. Prof. Fuat Ku-lunk, Başyaver Kurmay Yarbay Nureddin Alpkartal, yaver Yüzbaşı Fikret Yüksel, CumhurbaşkanlığıÖzelKalemMüdürü Fikret Belbez. Ziraat Bankasından Ticarî Krediler Müdür Muavini Dündar Kıhçöte, Millî Eğitim Bakanlığı Yüksek öğretim "Umum Müdürlüğü Şube Müdürü Sait Tu­ran refakat etmektedirler.

Cumhurbaşkanı Celâl Bayan, hava alanın­da Bakanlar, bazı milletvekilleri, Genelkur­may Başkanı, Genelkurmay İkinci Başka­nı, Başbakanlık Müsteşarı ve Müsteşar Muavini, Cumhurbaşkanlığı Umumî Kâti­bi, Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürü. Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı, Hava Kuvvetleri Komutanı. Garnizon Komutanı vekili. Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarı. Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Heyeti Başkanı, Ankara Valisi, Emniyet Umum Müdürü uğurlamalardır.

—Ankara:

Aldığımız malûmata göre, Türk Hava Ku-rumu'nun gezici bir sinema ekibi bu sabah, sinema görmiyen kasaba ve köyler halkına parasız olarak sinema göstermek üzere Kırşehir - Kayseri - Sivas ve Erzincan voliyle Doğu İllerine hareket etmiştir. E-kip, Aşkale'den başlamak üzere sırasiyle şu yerlere uğrayacaktır:

Erzurum, Hasankale, Tortum. Oltu, Gole, Kars, Sarıkamış, Kağızman, İğdır, Doğu­beyazıt, Diyadin, Karaköse, Erciş. Van. Gevaş, Tatvan, Bitlis, Muş, Varto. Bingöl. Erzincan.

Köylü vatandaşlarımızın havacılık bilgi­lerini arttıracak ve Türk Hava Kurumu­nun çalışmaları hakkında kendilerini ay­dınlatacak olan ekibin beraberinde Hava­cılık, Tarım. Hayvancılık, Sağlık ve Kül­tür filmleriyle, Broşür. Afiş ve çeşitli Ha­vacılık yayınlan bulunmaktadır.

4 Ağustos 1951

—İstanbul:

İran Hükümetiyle petrol ihtilâfını görüş­mek için Tahran'a gitmek üzere dün saat 18'de Londra'dan hareket eden Mührühas Lordu ve iptidaî maddelerle vazifeli Bakan Richard Stokes'in başkanlığındaki İngiliz-Hükûmeti Petrol Heyeti bugün saat 7.40'-da uçakla Roma voliyle Yeşilköy hava meydanına gelmiştir.

İngiliz Hükümeti Petrol Heyeti arasında Yakıt Bakanlığı Daimî Müsteşarı Sir Do-nald Ferguson ve İngiliz - İran Petrol Şirketi müdürlerinden E. H. Elkinston da uçakta bulunmaktadır.

İngiliz Heyetini. Tahran'a götürmekte olan uçak Yeşilköy hava alanında bir saat kalmış ve8.40'da Tahran'a müteveccihen havalanmıştır. Uçağın Yeşilköy'de kaldığı müddet zarfında Bakan Lord Richard Stokes ve diğer heyet üyeleri uçaktan in­medikleri gibi gazetecilerle de görüşmek istememişlerdir.

—Erzurum:

Cumhurbaşkanı, Doğu Üniversitesi tetkik­leri münasebetiyle buraya da gelmeleri ha­beri şehrimizde büyük bir .sevinç ve alâka ile karşılanmıştır. Bütün Erzurum münev­ver ve gazeteleri Doğu Üniversitesi mese­lesi ile meşgul olmaktadır.

—Ahlat:

Dün öğleden sonra, Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, yanıda Millî Eğitim Bakanı, Milletvekilleri ye Profesörler bulunduğu halde. Doğu Üniversitesinin kurulacağı mahallin tesbitinde ilk yer olarak Gevaş'a vardığı zaman, bu şirin kaza merkezinin bütün halkı tarafından muhabbet ve heye­canla selâmlanmıştır.

Cumhurbaşkanımız refakatindekilerle bir­likte gece Van'a dönmüş ve askerî mahfelde Van Belediyesinin verdiği ziyafette bulun­muştur.

Belediye Başkanı söylediği bir nutukla bü­tün hemşehrilerinin bugün duydukları se­vince tercüman olmuş ve demiştir ki:

«1914 harbinin derin yaralarını, 1945 dep­reminin acılarını hâlâ yüreklerinde taşıyan Van'lılar. en büyüklerini dertlerine deva bulmak ye yaralarına sargı sarmak için aralarında görmekten sonsuz bir bahtiyar­lık içindedirler. Geçen devrin acı ve ıstı-raplariyle. ihmalin pençesinde gün görmek­ten mahrum kalmış olan bu İl ve bu şehir, memlekette hürriyete, hakka ve adalete yer veren, millete ve memlekete refah ve saadeti getiren demokrasi inkılâbının ni­metlerine kavuşmanın verdiği huzur için­dedir.

Bugün İlimizde üç milyon liralık inşaat yapılıyorsa, bu, Demokrat idarenin kalkın­ma ve imâr kudretile olmaktadır. Bu ih­mal gören İlimizin Demokrat Hükümet ta­rafından, irşatlarınızla gelişip güzelleşece-ğine inanıyoruz.»

Belediye Başkanı, bundan sonra Doğu U-niversitesi mevzuuna temas etmiş ve de­miştir ki:

«Kasım 1950 Büyük Millet Meclisini açış nutkunuzda Atatürk'ün vasiyetine, Van'da açılacak Doğu üniversitesine temas buyur­muştunuz. O gün bize bir müjde olan bu işaretiniz, bugün uğurlu ayağınızı Van top­raklarına basmanızla tahakkuk yoluna gir­miştir.Van'daYükselenbu irfanâbidesiyle eşsiz Atatürk'ün aziz ruhu da şâd olacaktır.»

Van Belediye Başkanından sonra diğer ha­tipler de Doğu kalkınmasında bugünün e-hemmiyetinİ belirterek bütün Van Gölü bölgesi halkının Doğu Üniversitesinin ku­rulmasını dört gözle beklediklerini söyle­mişlerdir.

Cumhurbaşkanımız buna cevaben Doğu Bölgesi ve Doğu Üniversitesi hakkında candan tezahürata sebep olan aşağıdaki nutuklarını söylemişlerdir:

«Muhterem Van'lı kardeşlerim, şahsıma ve refakatimdeküere içten gelen samimî duy­gularla çok güzel bir kabul gösterdiniz. Bu muhabbetinizin minnettarıyım. Van civarı, bütün güzellikleri, feyzi ve bereketi sine­sinde toplamıştır. Benim temennim şu­dur ki, Van bu güzelliklerin, bu feyiz ve bereketin semeresini ve mükâfatını yakın­da görmek saadetine erişsin

Biliyorsunuz: memleketimizde maarife bü­yük kıymet veriyoruz. Su işlerine büyük ehemmiyet atfediyoruz. Yolun ve kolay münakalenin Önemini takdir ediyoruz. Bü­yük Türk milletinin iradesi ile iktidara sa­hip olan ve hakikî mânası ile Türk mil­letini temsil eden Hükûmeümiz bu esaslar üzerinde azimle ve ciddiyetle çalışmakta­dır.

Memleket ihtiyaçlarını sıralamaya lüzum yoktur. Pek çok şeye muhtacız. Pek çok şey istiyoruz. Şüphesiz ki. bu ihtiyaçlarımız gün geçtikçe daha da artacaktır. Çünkü milletin içtimaî seviyesi gün geçtikçe yük­selmektedir. Nitekim memleketimizin gü­zideleri bugün içinde bulunduğumuz hayat şartlarını dâhi sıkıcı bulmaktadır. Fikri ilerleme aynı zamanda iktisadî ilerleme ile beraber yürümezse istenilen netice hiç bir zaman tam olarak alınamaz. Bugünkü Hü­kümetimiz esas iktisadî temeli ziraatte bul­duğundan, biraz evvel söylediğim gibi, su İslerine ve yol işlerine büyük kıymet ver­mektedir. Su mevzuunun içinde, içme su­yundan bağlıyarak sulama ve sudan enerji istihsali de vardır.

Ben sizin Üniversite hakkındaki temenni­lerinize umumî olarak cevap vereceğim: Bu husustaki sözlerim yainız bir muhite ait değildir. Bütün Doğu'yu istihdaf et­mektedir. Buranın hususiyetine gelince, önümüzde güzel bir göl, tabiatın bütün güzellikleri vardır.

Büyük Atatürk, Şarkın ilerlemesine ve memleketin ilerlemesine esas ittihaz ettiği içindir ki, sırf kendi arzu ve iradeleriyle bu bölgede birÜniversite kurmak fikrini

ileri sürmüştür. Biz onun bu fikrine tesa­hup ediyoruz. Demokrat Parti, Şarkta bir Üniversite kurmak ve medeniyete burada ileri bir hız vermek esasını programına al­mıştır. Millet de bunu tasvib ettiği için kendisine itimadını göstermiştir, bugünkü Hükümet milletin bu umumî tasvibi kar­şısında bu meseleyi ciddiyetle ele almak zaruretindedir. Üniversite, Doğu Üniversi­tesi, Doğu kalkınması için bir cüz ve vası­talardan biri değil, esas temeldir.

Bu Üniversite nerede kurulacak? Nasıl yapılacak? Memleketimizin irfanını temsil eden güzide profesörlerimiz, muhterem ho­calarımız bunu tetkik edip en iyi şeklini bulacak ve ifade edeceklerdir. Biz, bütçe imkânları nisbetindc tahakkuk ettirmeye çalışacağız.

Muhterem Vanlılar,

Sizin gayretiniz her şeyi halledecektir. Siz. toprağmıza, mazinize bağlısınız. İstikbal sizler içindir.

Bize düşen vazife, bize gösterdiğiniz iti-mad karşısında size minnetlerimizi arzet-mektir. Biz bu iştiyak içindeyiz. Bizleri muhabbetle karşıladınız. Bu sevginizin minnettarıyım. Teşekkürler ederim.»

—Ahlat:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, refakatindeki zevat ve Van'dan katılanlarla beraber bu. sabah saat 7'de vapurla Van Gölü'nün di­ğer sahil bölgelerini tetkike çıkmışlardır.

Tatvan, Tuğ ve Erciş'e gidilecektir.

—Tuğ:

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, refakat­lerinde Millî Eğitim Bakanı, milletvekil­leri, profesörler ve kafileye Van'da iltihak eden heyetler olduğu halde, vapurla saat 14'te Ahlat'a gelmişler ve Bitlis Vahşi ile kalabalık bir halk kitlesi tarafından iske­lede karşılanmışlardır. Cumhurbaşkanı ve. beraberindekiler Şehir Kulübünde bir müddet istirahat etmişler ve bu esnada Ahiat'lilarla Doğu üniversitesi mevzuunda hasbihalde bulunulmuştur. Müteakiben. kasaba civarı ve Selçuklardan kalan âbide ve harabeler gezümiştir.

Cumhurbaşkanı ve beraberindekiler saat 16'da Ahlat'tan halkın coşkun tezahüratı arasında ayrılmışlar ve saat 19da Tatvan'a varmışlar, yine kalabalık bir halk kitlesi tarafından karşılanmışlardır.

— İstanbul:

1951 İstanbul konkuripîklerine Süvari 0-kuîunun Ayazağa'daki sahasında bugün sa­at 17'de devam edilmiştir. Güreşlere yarın da Mithatpaşa Stadında devam edilecek ve final müsabakaları yapı­lacaktır.

5 Ağustos 1951

— İstanbul:

4 Temmuz Çarşamba günü açılmış bulunan İstanbul Sergisi, bu gece saat 24'de törenle kapanmıştır. Törende Vali, Komutanlar, Şehir Meclisi üyeleri. Vilâyet ve Belediye erkânı, şehrimiz Ticaret ve Sanayi çevre­lerine mensup şahsiyetlerle gazeteciler ve kalabalık, bir halk topluluğu hazır buLun-muş ve Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, bu münasebetle aşağıdaki kapanış nutkunu söylemiştir:

«Sevgili hemşehrilerim.

Su dakikada İkinci Dünya Harbinden sonra şehrimizde açılan ve gelenek halinde ara vermeksizin devam ettirdiğimiz Üçüncü İstanbul Sergisini kapatıyorum. Bir aydır acı tatlı tenkitlerle üzerinde alâka topla­mış olan sergiyi kapanış ânına kadar (806340) vatandaş gezmiş bulunuyor. Bi­rinci ve ikinci sergiyi uzatmıştık. İzmir Fuarının açılma zamanı pek yaklaşmış bu­lunduğu için kardeş şehrin Fuarına her­hangi bir surette zarar vermemek maksa-diyle, halkın devam isteğine rağmen, bu sergiyi uzatmıyoruz. İstanbullular tarafın­dan tutulmuş olan bir kısım eğlencelerine eski karar dairesinde devam edilecektir.

Tenkit bir teşekkül için, âtisi bakımından en kuvvetli enerji kaynağıdır. Bu yön­den sergi hakkında söylenmiş sözleri Ko­mite dikkatle toplamıştır. Bu seneki sergi geçen yıllara nazaran deha ferahh olmuş­tur. Bilhassa San'at Enstitülerimizin, San'at Okullarımızın ve ressamlarımızın eserleri, Belediye Sular ve Elektrik idareleriyle sey­rüsefer ve şosya! mimar cephesinin çalış­maları aynı zamanda şehircilik ve şehirli tesanüdü bakımından terbiyevî bir değer taşımaktadır. Devlet Ticaret ve Sanayi pavyonları itina ile hazırlanmışlardır. Hu­susî millî sanayiimizin daha penis mikyas­ta İştirak etmesini arzu ederdik. Maama-fih bunların da sayısı yine geçen seneki-lerden az değildir.

Bu serginin bir faydası da san'atkârlarımi-za, gençlerimize gelişme sahası teminine ya-ramasıdır. Ayrıca Lunapark ve Buz revüsü gibi milletlerarası değerde eğlenceleriyle halkımıza bir hayli neş'eli zaman geçirt­miştir. Bütün bunlar birer realitedir. Bun­dan dolayı sergiyi kaparken Komite üye­lerine, iştirak eden müesseselere, çalışanlara teşekkür eder, 1952 Sergisinin daha başarılı olması dileğiyle hepinizi saygı, sevgi İle selâmlarım.»

Vali ve Belediye Başkanının kapanış nut­kundan sonra, törende hazır bulunanlara Sergi Tertip Komitesi tarafından bir çay verilmiştir.

—Elâzığ:

Birkaç günden beri Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar ve refakatlarindeki ilmî heye­tin Doğu Üniversitesinin yerini tesbit için yaptıkları tetkik seyahatleri şehrimizde de büyük bir sevinç yaratmıştır. Bu münase­betle şehrimiz İleri gelenleri ve Elazığlı Üniversite gençleri, Cumhurbaşkanımıza ve ilmî heyete sunulmak üzere bir rapor ha­zırlamış ve bunda Elâzığm Doğu Üniver­sitesi için müsait unsurları tesbit edilmiştir. Celâl Bayar'ın ve ilmî heyetin Elâzığı zi­yaretleri sabırsızlıkla beklenmektedir.

—Doğu Beyazıt:

Millî Savunma Bakanı Hulusi KÖymen, Çorum Milletvekili Yemeniciler ve Ordu Komutanı Korgeneral Nureddin Baransel ile beraber dün saat 15.30'da İlçemize gel­miş, Kaymakam, Garnizon Komutanı, si­yasî partiler temsilcileri ve kalabalık halk tarafından samimî tezahüratla karşılan­mıştır. Gece Garnizon Komutanlığı tara­fından, Bakan şerefine bir ziyafet veril­miştir.

—Tokat:

Bölgede Amasya ile Kayabaşı arasında kurulacak ikinci Şeker Fabrikası dolayi-siyle bugün Turhal'da Şeker Fabrikaları Genel Müdürü Baha Tekant'ın başkanlı­ğında Tokat, Samsun, Amasya ve Sivas bölgelerini temsil eden 31 bin çiftçinin grup başkanlarının iştirakiyle büyük bir top­lantı yapılmıştır.

Toplantıyı açan. Genel Müdür. Türkiye Seker Fabrikalarının kuruluş, çalışma ve müstahsil durumu üzerinde geniş açıkla­malarda bulunmuş ve ezcümle bir şeker fabrikasının 100 bin fon pancar işlemesi karşısında bugün her bölgedeki istihsal miktarının 250-300 bin tona yükseldiğini ve bugünkü fabrikaların bu miktarı işle­mesi takdirinde yıpranıp faal durumdan çıkacağını belirterek, bu hali önleyip nor­male götürmek için Hükümetin özel ser­mayeye verdiği imkândan faydalanmak su­retiyle bölge ziraî mukadderatının yeni bir veçheye yönelmesini teminen iki şeker fabrikasının Amasya çevresinde kurulma­sının takarrür ettiğini ve en az 15 milyon lira sermayeyi istihdaf eden ve beheri 5OO7erliralıkhisselimahdutmesulivetli

büyük bir kooperatifin kurulması gerekti­ğini ifade etmiş ve bu kooperatifin kendi kendini en mükemmel bir şekilde çalıştı­racak seviyeye gelinceye kadar fabrikanın elinden gelen bütün yardımları yapacağını vâdetmiştir.

Bu konuşmayı müteakip Statü, Heyeti U-mumiyeye arzedilmiş ve kabul olunduktan sonra, orada hazır bulundurulan Noter hu-zuriyle 12 kişilik Kurucular Heyeti tesbit olunarak toplantıya son verilmiştir.

ikinci Kooperatif toplantısı yarın Amas­ya'da yapılacaktır.

— Diyarbakır :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, yanlarında Millî Eğitim Bakanı, milletvekilleri, profe­sörler heyeti ve Kolordu Komutanı oldu­ğu halde saat 16.30'da uçakla Van'dan Di­yarbakır'a gelmiş, Vali, Belediye Başkanı, mülkî ve askerî erkân tarafından karşı­lanmışlardır. Gerek uçak alanında, gerek yollarda toplanmış olan büyük halk kit­leleri Cumhurbaşkanımızı alkışlıyorlardı. Cumhurbaşkanımız, Vali konağında biraz îstirahatten sonra Belediyeyi ziyaret etmiş­lerdir. Belediye meydanında muazzam bir halk kitlesi toplanmış bulunuyordu. Diyar­bakırlıların bu tezahürlerine mukabele e-den Cumhurbaşkanımız, Belediyeden hal­ka hitap ederek şu sözleri söylemişlerdir: ((Muhterem Diyarbakırlılar, sevgili vatan­daşlarım. Sizi içten gelen samimî bir mu­habbetle selâmlıyorum. Daimî afiyet te­menni eder, neşeli bir hayat geçirmenizi dilerim.

Hatırlarsınız, güzel şehrinizi birkaç defa ziyaret ettim. Her defasında bana ve bana refakat lûtfunda bulunan arkadaşlarıma şimdi olduğu gibi, çok içten gelen samimî bir muhabbet gösterdiniz. Bu defa da bu candan tezahürat karsısında görüyorum ki muhabbetiniz devam etmektedir. Bununla iftihar ediyorum.

Sevgili vatandaşlarım, hayatta bilhassa res­mî hayatta muvaffak olmak için iş başın­da bulunanların milletin muhabbetine ve itimadına dayanmaları lâzımdır. Bugünkü iktidarın bu itimadı ve muhabbeti tama-miyle haiz olduğunu görmekle bahtiyarım. Görüyorum ki bu muhabbet ve itimat de­vam ediyor. Bu muhabbetle ve karşılıklı tesanütle memlekete hizmet edeceğinize ve bu hizmetlerin iyi neticeler vereceğine ina­nıyorum. Bir kerre daha hepinizi sevgi ile selâmlar,teşekkürlerederim.»

Cumhurbaşkanımızın bu sözleri halkın ge­niş ve devamlı tezahürlerine vesile olmuş­tur.

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, refakatin­dekilerle birlikte bu sabah erken saatte Tuğ'dan hareket ederek vapurla Van'a dönmüşler. Van'da Belediye'yi. Tugay Ko­mutanlığını, Demokrat Parti ve Halk Par­tisi İl merkezlerini ziyaret etmişlerdir. Bu ziyaretler esnasında yeri tesbit edilmek üzere bulunan Doğu Üniversitesi mevzuu ile Van'ın pek yakında su ihtiyacını tat­min edecek çalışmalar ve diğer yeni faa­liyetleretrafındakonuşmalar yapılmıştır.

Millî Eğitim Bakanı ile profesörler he­yeti ise, bu müddet zarfında Van kalesini gezerek tetkikler yapmışlardır.

Cumhurbaşkanımız ve refakatindeki zevat saat 10'da uçak'la Van'dan hareket etmiş­lerdir. Uçak, Doğu Üniversitesinin tesisine uygun iki mahalden biri olan Erciş üzerinde alçaktan iki tur yaptıktan sonra, diğer ma­hal olan Diyarbakır'a teveccüh etmiştir.

— Bursa:

İstanbul'da bulunan 560 Fransız turisti bugün vapurla Mudanya'ya gelmiş ve ora­dan otobüslerle saat 12'de şehrimize gele­rek tarihî âbideleri ve camileri ziyaret et­miş ve akşam aynı vapurla İzmir'e hareket etmiştir.

— İstanbul :

1951 İstanbul konkuripiklerine bugün de Ayazağa Süvari Binicilik Okulu alanında devam edilmiştir.

Müsabakalarda İstanbul Valisi adına Va­li Muavini Fuat Alper, birinci Ordu Mü­fettişi Korgeneral Şükrü Kanatlı, İstan­bul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç, Korgeneral Abdülkadir Seven, Tertip ve Hakem Kurulları Fahrî Başkanları, emekli General Fahreddîn Altay, Okul Komutanı Albay Şevket Şendil ve kalabalık bir da­vetli kitlesi hazır bulunmuştur..

-— Diyarbakır:

Cumhurbaşkanımızın refakatinde seçkin profesörlerden mürekkep bir heyet olduğu halde Doğu İllerimizde tetkik seyahatına çıkması ve Doğu Üniversitesinin tahak­kuku yolunda ilk müsbet faaliyete geçil­mesi bütün Doğu bölgemizde çok geniş akisler uyandırmış ve büyük memnunluk doğurmuştur. Doğu bölgesinin her tarafın­dan gelen haberler bu memnuniyeti teyid etmektedir.

Profesörler heyetinin mahallî tetkiklerde bulunduğu her yerde halk ve temsilcileri, bu Üniversitenin kendi bölgelerinde ku­rulmasını istemekle beraber böyle bir Üniversite tesisinin herneredeolursa olsun hakikî Doğu kalkınmasının başlangı­cını tegkil edeceğini belirtmekten hali kalmamaktadırlar. Nitekim bugün Van'da Cumhurbaşkanımızın C. H. P. İl Merke­zine yaptığı ziyaret iadesi esnasında Celâl Bayar'm bir şikâyetleri olup olmadığı su­aline hayır cevabı verilmiş ve ayrıca Dev­let Başkanımıza Doğu Üniversitesi fikri­nin tahakkuk sahasına intikal ettirilmesin­den dolayı bütün Doğulular adına minnet­tarlık hisleri izhar edilmiştir. Aynı min­nettarlık Van D. P. İl merkezinde yapı­lan ziyaret iadesi esnasında da izhar olun­muştur.

Profesörler heyeti bu akşam Diyarbakır ve civarını gezmiştir. Yarın sabah Elâzığ'a ve oradan da Erzincan'a hareket edilecektir.

— Ankara:

Kore'ye gitmekte olan değiştirme birliği gedikli ve üstçavuşları uğurlama münase­betiyle bugün saat 18'de Millî Savunma Bakanı adına Genelkurmay İkinci Başka­nı Korgeneral Zekâi Okan tarafından ha­rita mahfelinde bir kokteyl verilmiştir.'

Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Ko-raltan. Ulaştırma Bakanı Seyfi Kurtbek, Çalışma Bakanı Nuri özsan. Genelkurmay Balkanı Orgeneral Nuri Yamut, Büyük Mille§ Meclisi başkanvekillerinden Mus­tafa Zeren, Genelkurmay Harekât Başkanı Korgeneral Yusuf Âdil Egeli, Millî Savun­ma Müsteşarı Kenan Yılmaz, generaller, Emniyet Genel Müdürü Servet Sürenkök, Ameriljan Askerî Yardım Kurulu Kara Grubu Başkanı General Robert Cannon ile yeni Kore Birliğimiz Tugay Komutanı Kur. Alb, Danyai Yurdatapan, Alay Ko-mutsm Albay Nuri Pamir,. Vali. Emniyet müdürünün hazır bulundukları toplantıda topçu üstçavuş Hasan Şaşmaz söz alarak Kore'de hürriyet uğruna çarpışan Türk kahramanlarından nöbet devralmaya git­tikleri, kendilerinin de daha evvel gitmiş olan kardeşlerinden geri kalmamaya azmet­miş bulunduklarını, zira bu isteğin zaten asîl kanlarında mevcut olduğunu söylemiş ve kendilerine böyle bir fırsat düştüğünden dolayı duyduğu sevinci belirtmekle sözüne son vermiştir. Diğer bir çavuşun da aynı hislere tercü­man olmasını. müteakip Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan bir hita­bede bulunarak demiştir ki:

Şerefli bir vazifenin bahtiyar yolcuları, genç yavrularım,

Taşıdığınız şerefli vazifenin mânasını as­lan ruhunuzun ifadesi olarak genç arka­daşlarınızçokgüzel belirttiler.Şutarihî anda benim söyleyecek hiçbir şeyim kal­madı. Bir arkadaşınız hislerinize tercü­man olarak tarihen ebedîleşen ecdadımı­zın ruhlarının şâd olacağım söyledi. Bu tamamen hakikatin ifadesinden başka bir-şey değildir.,

Türk milleti tarih boyunca insanlığın hu­zur ve saadeti bahis mevzuu olduğunda kendi varlığını korumakla kalmamış, bü­tün insanlığın huzur ve saadetini korumak için kendisine düşen mukaddes vazifeye koşmaktan geri kalmamıştır.

Bu hakikat bir defa daha 20'inci asrm or­talarına doğru insanlığın, beşeriyetin teh­dit altma girdiği bir zamanda kendi şere­fini korumak ve milletlerin huzur ve sa­adetlerini korumak için kendi yuvasını ko­rur gibi milletlerin müşterek emniyetini korumak için bir kahramanlık yoluna gir­miş bulunuyor. Sizden evvel Kore'ye gi­den kardeşleriniz bu şerefli vazifenin kah­raman mümessilleri olduklarını isbat et­tiler. Ondan hiç şüphemiz yok ki sizler de elinize alacağınız şerefli bayrağı ve Bir­leşmiş Milletlerin diğer kahraman çocukla-riyle beraber dünya huzurunu tekrar mü­tecavize karşı şerefle koruyacaksınız ve mukaddes emaneti yere düşürmeyeceksiniz.

Büyük Atatürk «Ne mutlu Türküm diye­ne» demekle hakikati ifade etmişti. Bunu iki ay evvel Kore'ye giden arkadaşlarınızı uğurlarken ben şunları ilâve etmiştim:

«Ne mutlu Türk milletinin şeref ve hay­siyetini korumak için ordu mensubu olan­lara. Ne mutlu bu seferde ordunun bir uzvu olarak Kore'ye destanlar yazmaya- giden siz kahramanlara.»

Şu anda asla şüphe etmiyorum. Sizler de vazifelerinizi sizden evvelki arkadaşlarınız gibi tam başarı ile yapacaksınız. Sizler de medeniyeti koruyan asîl insanların dâva­sında büyük rol sahibi Amerikan milletinin çocuklarİyle 2-afer yolunda beraber doğüş-meğİ devam ettireceksiniz. Asîl dâvanızın kuvvetli birer müdafii olacaksınız. Ne mutlu Türküm diyene.

Koraltan konuşmasından sonra her çavuşu ayrı ayrı kucaklayarak alınlarından öpmüş, başarılar ve iyi yolculuklar dilemiştir.

Dİğer taraftan saat 19.30'da da Orduevi salonunda yine Millî Savunma Bakam adı­na Genelkurmay İkinci Başkanı Korgene­ral Zekâi Okan tarafından Kore'ye git­mekte olan Birlik subayları şerefine başka bir kokteyl verilmiştir.

Burada da Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Tarım Bakanı Nedim Ökmen, AdaletBakanı RükneddinNasuhioğlu. Ulaştırma Bakanı Seyfi Kurtbek, Çalışma Bakanı Nuri Ozsan. Genelkur­may Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, Bü­yük Millet Meclisi Başkanvekillerinden Türk Hava Kurumu Başkanı Mustafa Ze-ren, milletvekilleri, generaller, Vali, Beledi­ye Başkanı hazır bulunmuşlardır.

Türk gibi kuvvetli sözünü bütün dünyaya bir kerre daha tanıtan kahraman mehmet-çiğin değerli komutanlarının bir neş'e kay­nağı haline getirdikleri toplantı, çok sa­mimî hasbıhallere yol açmış ve Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan kahraman Türk komutanlarına şu hitabede bulunmuştur:

((Türk adı kahramanlar ve erkek bir ırkın adı olarak dünya tarihinde yer almıştır. Türkgibigüçlü,Türk gibi kuvvetli...

Ona inanıyorum ki, sizden evvel Kore'ye giden kardeşleriniz meçhul olan bir diyar­da Türk milletinin vasıflarını, tahakküme karşı sarsılmaz imanlarını, Türk gibi kuv­vetli vecizesini bir kerre daha ifade etti­ler.

Kahraman milletin kahraman evlâtları o-larak sîzin aranızda bulunduğum zaman heyecanlanırım. Ne zaman ordunun şerefli mensupları arasında bulunsam doğduğum andan beri aranızdaymışım gibi bir haz duyarım. Emin olun ki Türk milleti sizlere çok bağlıdır ve sizler gibi kahramanlar yetiştirdiğinden dolayı çok bahtiyardır. Sizler her mukaddes dâva uğrunda kanı­nızı dökmekten çekinmedikçe bu vatanın istikbali müemmendir. Nineleriniz, babala­rınız ve Büyük Millet Meclisinde toplanan ağabeyleriniz sizlerin de vazifelerinizi ba­şaracağınıza tam bir itimat "beslemektedir­ler.

Kore'de size emanet edilecek vazifeyi ba­şarmakta, tahakküme karşı girişilmiş mu­kaddes bir dâvada diğer Birleşmiş Milletler kuvvetleriyle beraber elinizden gelen gay­reti esirgemeyeceğinize tam bir İtimat bes­lemekteyiz.

Kore'deki tehdit karşısında tarihte hiçbir millet büyük Amerikan milleti kadar para­ca, orduca, fedakârlık yapmamıştır. Mil­letimiz de erkek ve vefakâr bir millet olan Amerikan milletini bu dâvada desteklemiş­tir.

Bugün milletler haykırıyor: İnsanlık tehli­kededir. Siz gelin medeniyet kurtulacak­tır. Hür dünyanın hür insanları tehdid-den kurtulacaktır, diyor. Ne mutlu size kahraman bir milletin kahraman ve asil evlâtlarısınız, Allah muininiz olsun. Siz­leri tekrar bağrımıza bastığımız günün heyecanını duyar gibiyim. Sağ olun.Koraltan'ın hitabesini müteakip Kore Bir­liğimizin yeni Tugay Komutanı Kurmay Albay Danyal Yurdatapan da kısa. fakat veciz bir konuşma ile Büyük Millet Meclisi Başkanının hitabesine mukavelede bulun­muş ve ezcümle demiştir ki:

Hakkımızda gösterilen iltifata şahsım ve arkadaşlarım adına teşekkürlerimi ve şük­ranlarımı arzederim. Zaman zaman tarihi» seyrini değiştiren bir milletin evlâtları ola­rak iftihar duyuyoruz. Bir asker yurt içini de, yurt dışını da mukaddes bilir. Biz ka­rada, denizde, havada icabında her yerde canımızı seve seve vermeğe yeminliyiz. Bu memleket bize emanettir. Tevdi edilen her vazifeyi tam bir liyakatle başaracağız.» Bundan sonra Büyük Millet Meclsi Başka­nı Refik Koraltan ,yeni Tugay Komutanı Kur. Alb. Danyal Yurdatapan ile Alay Komutanı Albay Nuri Pamir'i alınlarından öpmüş ve komutanların şahsında kahraman mehmetçiklere ve onların değerli komutan­larına başarılar ve iyi yolculuklar temenni­sinde bulunmuştur. Toplantı geç vakte ka­dar samimî bir hava içinde devam etmiş­tir.

6 Ağustos 1951

— Elâzığ:

Doğu Üniversitesi tetkik seyahatini yap­makta olan Cumhurbaşkanımız Celâl Ba-yar ve refakatindekiler saat 10.30'da Di­yarbakır'dan hareket ettiler. Uçak alanında Vali Emin Nihat SÖzeri, Belediye Başkanı1 Nuri Onur ve Diyarbakır milletvekilleri tarafından uğurlandılar.

Üçüncü Kolordu Komutanı General Yakup Gürkaynak, Cumhurbaşkanımıza Diyarba­kır'dan Elâzığ'a kadar refakat etmiştir. Saat ll'de uçakla Elâzığ'a gelen Cumhur­başkanımız, Vali Muharrem Balasaygun, Belediye Başkanı Kâzım Bayer, Tümen Komutanı General Fasih Kayabalı, Elâzığ D. P.. C. H. P. ve M. P. Başkanları, Cemi­yetler temsilcileri, -Elâzığ Kültür Derneği üyeleri, Elazığlı Üniversiteliler ve kalaba­lık bir halk kitlesi tarafından karşılandı. Elâzığ sokaklarında ve Vilâyet konağı^ Ö-nünde de büyük halk kitleleri Doğu Üni­versitesi gezisi yapmakta olan Cumhurbaş­kanımızla profesörlerimizi şiddetle alkış­lamışlardır.

Celâl Bayar, Elazığlıların samimî teza­hürlerine cevap vererek Elazığlılara te­şekkür etmiş ve iyi temennilerde bulunmuş­tur.

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, refakatle­rindeMillîEğitimBakamTevfikİleri,,

Ankara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik. Kütahya Milletvekili Ahmet Gürsoy, Van Milletvekili İzzet Akın. Başyaver Kurmay Yarbay Nureddin Alpkartal, Hususî Kalem Müdürü Fikret Belbez olduğu halde Hava Tüm Komutanı General Sabri GÖknar ku­mandasındaki uçakla öğleden sonra Erzin­can'a hareket etmektedir. Erzincan'dan An­kara'ya döneceklerdir.

Profesörler heyeti, diğer bir uçakla Doğu Üniversitesi tetkiklerine devam etmek üze­re, Elâzığ'dan Erzurum'a gidecektir.

Öğrenildiğine göre, Atatürk Doğu Üniver­sitesinin kurulacağı yer hakkında mahallî araştırmalarını bitirmesinden sonra başka profesör ve mütehassısların da iştirakiyle "bu ay ortalarına doğru bir yuvarlak masa konferansı tertip olunacaktır. Bu konfe­ransta geniş fikir teatisi yapılacak, iptidaî mahiyette bazı mahaller tesbit edilecektir. Bilâhare bu mahaller arazi, su ve elektrik enerjisi, iklim, sıhhî şartlar, şehircilik, mü­nakale ve diğer bakımlardan daha derin tetkiklere tâbi tutulacak ve Doğu Üniver­sitesinin kurulacağı mahal bir raporla Hü­kümete teklif olunacaktır.

Profesörler heyeti, daha evvel Doğu Üni­versitesi mahalline namzet illerden gelecek raporları da tetkik edecektir. Profesörler heyeti aynı zamanda Doğu Üniversitesinin nasıl bir mahiyet arzetmesi, nasıl bir ilmî tümye alması ve ne gibi bir tedris sistemi takip etmesi, bidayette hangi Enstitülerin faaliyete geçmesi ve Üniversitenin nasıl bir gelişme göstermesi icap ettiği hakkında da fikirlerini bir teklif halinde bildirecektir. İlk umumî plânlar da böylece ortaya çık­mış olacaktır. Bilindiği gibi Adnan Men­deres Hükümeti, Demokrat Partinin prog­ramında yer almış bulunan bu büyük Doğu kalkınma eserinin ilk tetkikleri mas­raflarını karşılamak üzere bu yıl bütçesine 50 bin lira tahsisat koymuş bulunmaktadır. Profesörler, heyetinin tetkikleri herhalde önümüzdeki yıla kadar bitirilmiş olacak ve Hükümetimiz de önümüzdeki yıl bütçesinin vereceği imkânlar nisbetînde bir taraftan bu bölgenin kalkınması içîn gereken tesis­leri vücude getirirken, öte yandan da Doğu Üniversitesi sitesinin ve ilk Enstitülerin temellerini atacaktır.

—- Amasya:

Şeker Fabrikaları Genel Müdürü Baha Te-kant, beraberinde Umum Müdürlük uz­manları olduğu halde şehrimize gelmiştir.

Bu bölgede kurulması düşünülen şeker fab­rikası İçin bir kooperatif teşkil olunmak ü-zere Sinema Salonunda Amasya Valisi Esat

Onat, Amasya Milletvekili Cevdet Topçu ile Amasya, Merzifon, Gümüşhacıköy. Lâ­dik, Havza, Vezirköprü ve Kavak'tan ge­len 600'e yakın pancar müstahsilinin ha­zır bulunduğu toplantıya iştirak eden U-mum Müdür, uzun ve etraflı bir konuşma yaparak yeni fabrikanın kurulmasını gerek­tiren sebepleri ve Kooperatifin sağlayacağı yardımı izah etmiş ve neticede Yardım Kooperatifinin kurulması kararlaştırılmış­tır.

Bu hayırlı teşebbüs şehrimiz ve civar İl ve İlçeler halkı tarafından memnuniyetle kar­şılanmıştır.

—Erzurum:

Doğu'da kurulacak Üniversitenin yerini tayin maksadiyle Cumhurbaşkanımızla bir­likte bir tetkik gezisine çıkmış bulunan Profesörler Heyeti, bugün saat 16.15'te uçakla Elâzığ'dan şehrimize gelmiştir.

Heyeti hava alanında Vali Cemal Göksan, Kor Komutanı Fehmi Türesen, Ordu Kur­may Başkanı Ragip Gümüşpala, Belediye Başkanı, Millî Eğitim Müdürü, siyasî par­ti temsilcileri, öğretmenler ve kalabalık bir halk kütlesi samimî tezahüratla karşı­lamışlardır. Heyet, istikbale gelen zevat ile birlikte, otomobillerle şehre geİmiş. Er­zurum lisesine misafir edilmiştir.

Lise binası Önünde askerî ve mülkî erkân, kalabalık bir halk kütlesi aynr tezahüratla Profesörler Heyetini karşılamışlardır.

Heyet üyeleri Lisede bir müddet istirahat-ten sonra resmî makamları ziyaret etmiş­ler, müteakiben şehri gezerek tetkiklerde bulunmuşlardır.

Heyet Başkanı Profesör Hâmit Ongunsu Anadolu Ajansı muhabirine şunları söyle­miştir :

«Hükümet bize bu vazifeyi, mevzuu ob­jektif olarak tetkik etmek üzere tevdi etti. Maddî ve manevî mevcut şeraiti tetkik edip ona göre bir karara varacağız. Şim­dilik Üniversitenin nerede kurulacağı hak­kında herhanbi bir şey söylemeğe salahi­yetli değilim. Bunu ancak î 5 Ağustos'ta İstanbul'da toplanacak olan Profesörler Heyeti bir karara raptedecektir.»

Profesörler Heyeti, yarın saat 10'da An­kara'ya hareket edecektir.

—Elâzığ:

Cumhurbaşkanımızla refakatlerindeki Millî Eğitim Bakanı ve Profesörler Heyeti şere­fine verilen öğle yemeğinde. Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri. Elazığlıların Doğu Üniversitesi mevzuu ile alâkalı temennile­rine cevab vermiştir.

Millî Eğitim Bakanı ezcümle demiştir ki: «Biz memleketi Doğu ve Batı gibi tarif­lerle muhtelif parçalara bölünmüş görmeği arzu etmiyoruz. Fakat bu memlekette kıs­men ilerlemiş, az ilerlemiş, çok geri kal­mış bölgelerin mevcut bulunduğu da bir hakikattir. Memleketin bir bütün olabil­mesi için bu seviye farklarını gidermeğe ihtiyaç vardır ve Hükümet memleketin bu geri kalmış bölgelerini diğer bölgeler seviyesine getirmek kararını almıştır.»

Tevfik İleri, bu mevzu ile alâkalı olarak eğitim vaziyeti hakkında mukayeseli izahat vermiştir. Dogu'da. meselâ Siirt'te tahsil çağındaki yüz çocuktan yalnız İO'S u okula gitmektedir. Halbuki Batıda bu nisbet yüz­de seksen, yüzde doksandır. Memleketin muhtelif kısımlarında bu nisbetin yüzde onla yüzde yirmi beş arasında değiştiği bölgeler de vardır.

Millî Eğitim Bakanı sözlerine şöyle devam etmiştir:

<cBu vaziyette bütün bu bölgelerin hep be­raber ve birlikte yürüyeceğine, yürüyebi­leceğine inanmak safdillik olur. Az ilerle­miş, geri kalmış bölgeleri diğerlerinin se­viyesine çıkarmak için tedbirler almak lâ­zımdır.»

Millî Eğitim Bakanının izahatında belirt­tiği gibi. bu yolda da tedbirler alınmakta­dır. Hükümet ilk bütçe yılında bu faaliyeti neticesinde, meselâ eğitim bakımından se­kiz buçuk milyondan yedi milyonunu Doğu'ya tahsis etmiştir. Doğu'nun muh­telif illerinde büyük sayıda okullar ya­pılmakta ve açılmaktadır.

Tevfik İleri demiştir ki :

«Doğu Üniversitesini de aynı düşüncenin meydana çıkardığı tabiî bir neticedir. Do­ğu Üniversitesini 1937 senesinde Atatürk ileri sürmüştü. Şimdi 14 sene sonra bizzat Cumhurbaşkanımızın Büyük Millet Mec­lisini açış nutuklariyle yeniden ele alın­mıştır. Doğu Üniversitesi bizim programı­mızda bulunmaktadır. Bu Üniversite Do-âu'nun kalkınmasında, memleketin muhtelif bölgeleri arasındaki farkın giderilmesinde çok büyük rolü olacak bir müessesedir. Cumhurbaşkanımızın, geçen gün Van'da söylediği nutukta belirtmiş oldukları gibi, Doğu Üniversitesi Doğu'nun kalkınmasın­da bir cüzü, bir vasıta değil, fakat bu kal­kınmanın esas temelidir.»

Millî Eğitim Bakanı. Doğu Üniversitesinin nerede ve nasıl kurulacağı bahsinde de şu izahatı vermiştir:

«Bizim Hükümet olarak bu hususta bir fikrimiz yoktur. Bunu halen ilmî bir heyet tetkik etmektedir. Doğu'da her bölgenin bu Üniversiteyi kendi sinesinde görmeyi istemesi pek tabiidir. İlim adamlarımız meseleyi derin tetkiklere dayanacak objek­tif görüşleriyle ve hislerine kapılmaksızm en iyi bir tarzda halledeceklerdir. Maksat geri kalmış İllerimize ışık getirmektir. Do­ğu Üniversitesi, nerede kurulursa kurulsun, yalnız oraya değil, fakat bütün Doğu'ya, bütün memlekete ışık verecektir.»

-— Erzincan:

Saat 15'te Elâzığ'dan uçakla hareket eden Cumhurbaşkanımız ve refakatlerindeki ze­vat saat lÖ'da Erzincan'a varmışlar ve ha­va alanında Vali. Belediye Başkanı. Tü­men Komutanı, İl Genel Meclisi ve Be­lediye Meciisi üyeleri tarafından karşılan­mışlar ve bir müddet istirahatten ve Er­zincan'ın işleri hakkında izahat aldıktan sonra saat 17'de Ankara'ya hareket etmiş­lerdir.

— Ankara:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, beraberlerin­de Mîllî Eğitim Bakanı Tevfik İleri, An­kara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik, Kü­tahya Milletvekili Ahmet Gürsoy. Van Milletvekili İzzet Akın. Siirt Milletvekili Mehmet Daim Süalp, Başyaver Kurmay Yarbay Nureddin Alpkartal ile Özel Kalem Müdürü Fikret- Belbez olduğu halde bugün saat 19'da uçakla Erzincan'dan şehrimize dönmüşlerdir:

Cumhurbaşkanı, hava alanında B. M. M. Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes, Bakanlar, milletvekilleri, Genel­kurmay Başkanı, Genelkurmay İkinci Baş­kanı, Harekât Başkanı, Başbakanlık Müs­teşarı ve Muavini, Cumhurbaşkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı Umumî Kâtipleri, Millî Savunma ve Mîllî Eğitim Bakanlıkları Müsteşarları, Emniyet Genel Müdürü, Ba-sm-Yayın ve Turizm Genel Müdürü, Vali, Belediye Başkanı. Garnizon ve Merkez Komutanları ile Emniyet Müdürü, İl Jan­darma Komutanı tarafından karşılanmış­lardır.

— Karaköse :

Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen, bugün Demokrat Parti İl merkezîni ziya­retinde bir konuşma yaparak ezcümle de­miştir ki:


«Doğu bölgesi birçok ihtiyaçların tazyiki altındadır. Bugün Hükümetin bu bölgeye verdiği ehemmiyetin fiilî ve maddî tesirleri karşısında Doğu, yarına büyük bîr ümitle bakan zengin bir bölge manzarası arzet-mektedîr. Doğu'nun kalkınması, imarı ve kültürü için Hükümet bütçesinden mühim miktarda para ayırmıştır. Halkı cehalet­ten kurtarmak, lâyık olduğu içtimaî sevi­yeye kavuşturmak için hukukî birçok hiz­metler yapmış ve yapmaktadır.»

Son zamanlarda sinsi bir propaganda mem­lekette asayişsizlikten bahsetmektedir. Sualine Millî Savunma Bakanı, «Eski ik­tidar zamanında Doğu bölgesinde bazı müessif hâdiselere sebebiyet verildiği ha­tırlardadır. Fakat iktidarın partimize inti­kalinden beri geçen müddet zarfında bu bölgede, bütün •Türkiyemizde olduğu gibi, bir asayişsizlik asla bahis mevzuu değil­dir.» cevabında bulunmuş ve şöyle devam etmiştir:

«Doğu bölgesinde bir emniyetsizlik, bir asa­yişsizlik var diyenlerin müsbet vak'alara istinat etmiyen mücerret mahiyetteki bu iddialarının politik maksatlara müteveccih olduğu şüphesizdir. Uç bin kilometreye ya­kın seyahatimide, hakkına tecavüz edilene veya gasptan bahsedene rastlamadığımı memnuniyetle ifade etmek isterim. Hükü­metin zecrî tedbirler almasına lüzum yok­tur.

Bakanlığımı ilgilendirmemekle beraber Ağrı hastahanesinin fecî durumu karşısın­da umumî bütçeye alınmasını. Ziraat Ban­kasının Şube haline ifrağını, şehirlerarası telefon konuşmasının temini zımnında ilgili Bakanlıklar nezdinde teşebbüse geçeceğim. Tutak ve Patnos'ta askerlik şubesi açılma­sına ve özel idarece satılmasına karar ve­rilen Komutanlık binasının biran evvel ele alınmasına çalışacağım.»

Mîllî Savunma Bakanı bundan sonra as­kerî ve sivil hastahaneleri ziyaret etmiş ve öğleden sonra da askerî birlikleri teftiş ettikten sonra, Vilâyeti, Adliyeyi, Beledi­yeyi, C.H.P. ve M.P. ni ziyaret ederek halkla hasbıhallerde bulunmuştur. Halk, Bakanın bu ziyaretinden memnunluk duy­makta ve kendisine muhabbet tezahürle­rinde bulunmaktadır.

7 Ağusios 1951

— Erzurum:

Dün şehrimize gelen Ankara ve İstanbul Üniversiteleri profesörlerinden mürekkep ilim heyeti şerefine dün gece Belediye salo­nunda bir akşam yemeği verilmiştir. Yemekten sonra Erzurumlular profesörlerle hasbihallerde bulunmuşlar ve başta Bele­diye Başkanı Şevket Arı olmak üzere bü­tün söz alanlar. Doğu Üniversitesinin Er­zurum'da kurulması için ısrarlı temenni­lerde bulunmuşlardır. Profesörler Heyeti Başkanı Ordinaryüs Profesör Hâmit On­gunsu henüz Üniversitenin kurulacağı yer hakkında hiçbir karar alınmadığını söy­lemiştir.

Bu sabah erkenden şehri gezerek tetkikle­rine devam eden profesörler saat 10.20'de uçakla Ankara'ya hareket etmişlerdir.

—İstanbul:

Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gokay'ı ziyaret etmiş olan New York'taki Türk -Elen Dostluk Cemiyeti Reisi Mr. Goutas, kendisiyle görüşen gazetecilere şunları söy­lemiştir:

«Bir istanbullu sıfatiyle Amerika'ya dön­meden önce, sayın Valiniz Gökay'a veda etmek için kendilerini ziyaret ettim.

Amerika'da Türk - Elen milletleri arasında dostluk bağlarının kuvvetlenmesine çalışan bir cemiyetin başkanıyım. Prof. Gökay'ın Amerika'daki eski vatandaşlarına ve Türk dostlarına ulaştırmak üzere söylediği sami­mî sözlerden çok mütehassis oldum. Tahmi­nimin üstünde bir hüsnü kabul gördüğüm­den son derece müteşekkirim. Valinizin Amerika'daki eski vatandaşlarını İstanbul'a davet eden sözlerini her vasıta ile alâka­lılara duyuracağım. 41 yıl evvel ayrıldığım ana vatanımda bugün büyük ilerlemelere memnuniyetle şahit oldum. Derin sevgi hisleriyle dolu olarak Türkiyeden ayrıla­cağım.

—Erzurum:

Pasinlerden Erzurum'a hareket etmiş olan Millî Savunma Bakanı Hulusi KÖymen, Erzurum Valisi, Dokuzuncu Kolordu Ko­mutanı, Demokrat Parti Başkanı ve -De­mokrat Parti İdare Heyeti üyeleri ve bü­yük bîr halk kitlesi tarafından Horasan'da karşılanmıştır.

Burada halkla bir müddet samimî hasbı­halde bulunan Hulusi Köymen. öğle üzeri Erzurum'a hareket etmiş ve saat 14.40'da şehrimize gelmiştir. Askerî ve mülkî er­kân, bir kıta asker ve kalabalık bir halk kitlesi tarafından tezahüratla karşılanan Bakana, Belediye Başkanı şehir adına «hoş geldiniz» demiştir. Askerî kıtayı teftişten sonra halkla görüşen Hulusi Köymen isti­rahat etmek üzere, Ordu Komutanlığı bi­nasına gitmiştir.

Garı dolduran kesif kalabalık arasında Amerikan Askerî Yardım Heyetinin yük­sek rütbeli subayları da görülüyordu.

Kafile, saat 6,da Sarıkışla'dan askerî bîr bandonun refakatinde hareket ederek Ulus meydanından istasyona doğru inmeğe baş­layınca halk. yollarda kendilerine candan tezahürat gösteriyor ve yanları sıra akın akın istasyona iniyordu. İstasyon bir anda kesif bir kalabalıkla dolmuştu.

Garda bando marşlar çalıyor, halk kahra­manlarımıza buketler atıyor, mehmetçik-ler ise kendilerini uğurlamaya gelenlere tebessümlerle mukabelede bulunuyordu.

Hareketten birkaç dakika evvel bando İs­tiklâl Marşını çaldı ve müteakiben tren hareket etti. Kahramanlarımız, istasyonu dolduran halkın «güîe güle. yolunuz açık olsun» sedaları ile uğurlandı.

—İstanbul;

Ağustos sonunda şehrimizde toplanacak o-lan Müsteşrikler Konferansına iştirak ede­cek olan delegeleri Denizyollarının Tarsus yolcu gemisi memleketimize getirecektir.

—İzmir:

İzmir Katolik Başpiskoposu Monsenyör Toseph Descuffi aşağıdaki beyanatta bu­lunmuştur :

«Türk Hükümetinin Selçuk'ta Panaya Ka-pulu mevkiindeki Meryem Aana evinin zi­yaretlere açılması hususunda lütfettiği kıymetli alâka ve burada dini âyinler ya­pılmasına müsaadede bulunması ve İz­mir'deki mahallî makamların bu uğurdaki verimli çalışmaları bütün Hıristiyanlık â-leminde geniş alâka ve sempati İle karşı­lanmaktadır. Vatikan mahfilleri ve radyo­su da İzmir'deki çalışmalardan vasıtamla haberdar olmakta idi. Bu defa Papa 12'nci Pius'un. Papalık Bakanı Montini eli ile yazılı olarak bana yaptığı resmî tebliği açıklamak imkânını elde ettiğimden dolayı büyük sevinç ve şeref duymaktayım, şöy­le ki:

— Papa,Efes'dePanayaKapulu'dakiMeryemAnaevineyapılacakziyaretleri
sırasında.Meryem Ana'ya mahsusMiraçduasının bütün rahipler tarafından burada okunması imtiyazını bu mevkie bahsetmiş­lerdir.

— Papa ayrıca ziyaretler sırasında es­ki Efes şehri içindeki Konsil Kilisesinde
veSaint Jean yortusunda daSelçuk'takitarihîSt.JeanKilisesinde âyinleryapıl­ masına müsaade etmiştir.

3 — Panaya Kapulu'daki Meryem Ana evinin restorasyonunun ikmali ve buraya giden yolların hazırlanması münasebetile 19 Ağustos 1951 günü yapılacak ziyaret sonunda, bu merasime iştirak edeceklerin Papa adına takdis edilmesi salâhiyeti, ken­dileri tarafından bana bahşedilmiştir.»

—İstanbul:

Beyoğlu İlk Yardım Hastanesi, bugün saat 16,30'da törenle açılmıştır. Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr. Ek­rem Hayrı Ustündağ, İstanbul Vali ve Be­lediye Başkanı Prof. Gökay. İstanbul Üni­versitesi Rektörü Prof. Kâzım İsmail Gür-kan, Sağlık Müdürü Dr. Faik Yargıcı, hastahane başhekimleri, doktorlar, basın mensupları ve kalabalık bir davetli toplu­luğu törende hazır bulunmuştur.

9Ağustos 1951

—İstanbul:

Şişli Çocuk Hastahanesİ Laborant Hemşire Okulundan bu yıl mezun olan 26 öğrencinin diplomaları bugün saat 12'de törenle veril­miştir.

Bu törende Sağlık ve Sosyal Yardım Ba­kanı Dr. Ekrem Hayrı Ustündağ, Vali ve Belediye Başkam Prof. Gökay. İstanbul Milletvekili Dr. Mükerrem Saroî. Çocuk Hastahanesİ tabip ve hemşireleri, kalabalık bir davetli kütlesi ile basın mensupları hazır bulunmuşlardır.

10Ağustos 1851

—Ankara:

Ankara radyosu 12 Ağustos Pazar günü, saat 12.15 - 12.30 arasındaki Kore saa­tinde Kore'deki Türk Tugayına komünist­lerle muharebedeki cesaret ve şecaatlerin­den dolayı verilmiş olan Cumhurbaşkanlığı liyakat nişanının tevdii törenini plakla ya-yınlıyacaktir.

Bu program 164â metre uzun dalga ile bir­likte 16 ve 19 metre kısa dalgadan yapı­lan neşriyatta da dinlenilebilecektir.

—İstanbul:

Kore savaş birliğimizden yurda dönecek birinci gazi kafilesi 14 Ağustos Sah günü Amerikan bandıralı Langflitt gemisi ile şehrimize gelecek ve Galata yolcu salonu Önündeki rıhtıma yanaşacaktır. Kahraman gazilerimiz Galata rıhtımından Şehirhatti vapurlariyle Haydarpaşa'ya nak­ledilecek ve oradan da Selimiye kışlasına misafir edileceklerdir.

—Ankara:

1951 Ankara konkurhipiklerinin son günü müsabakalar bugün saat 17.00'de Ankara Hipodromunda yapılmıştır.

Ulaştırma Bakanı Seyfi Kurt bek. Genel­kurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut. Ordu Müfettişleri, Deniz, Kara ve Hava Kuvvetleri Komutanları, Ankara Valisi Necati İlter. Merkez Komutanı Necati Ol­cay ve çok kalabalık bir halk kütlesi tara­fından takip edilen müsabakalar heyecanlı geçmiş ve şu neticeler alınmıştır:

Günün ilk müsabakası «Düşürçık» müsa­bakası idi. Bu müsabakada Üsteğmen Aslan Güneş Şentay'la 59 saniyede 10 mania at-lıyarak birinciliği. Yüzbaşı Fuat Yolal, Çu­kurova ile 40 saniyede 6 mania aşarak ikinciliği, Teğmen Kemal Toppare, Koca-"kışrakla 46 saniye 1/4 ile üçüncülüğü ka­zanmışlardır.

İkinci müsabaka handİkaplı Düşürçık mü­sabakası idi.

Üsteğmen Tahsin Engin, Şahin'le bir da­kika 30 saniyede 15 mâni aşarak birin­ciliği,

Yüzbaşı Ekrem Birgören. Cesurla bir da­kika 22 saniye 3/5 ile 15 mâni atlıyarak ikinciliği.

Üsteğmen Kılıç Omay, Ceylânla 1 dakika 30 saniyede 14 mâni aşarak üçüncülüğü kazanmışlardır.

Günün son müsabakası. Millî Kupa yarış­ması idi. Bu müsabakaya Yüzbaşı Bedri Büke. Ünal'la 1 dakika 13 saniye 4/5 ile hatasız birinci. Binbaşı Eyyüp Öncü, Si-yok'la 1 dakika 5 saniyede bir hata ile ikinci, Yüzbaşı Mennan Pasİnli, Leylâ ile 1 dakika 57 saniye 2/1 ile üçüncü gelmiş­lerdir.

Derece alan subaylarımıza Ulaştırma Ba­kam ve Genelkurmay Başkanı tarafından mükâfatları dağıtılmıştır.

—Tokat:

D. P. İl Kongresi bugün merkez ve ilçe­lerden gelen delegelerin ve Tokat'ta bu­lunan milletvekillerinin iştirakiyle Tokat Milletvekili Halûk Okeren'in Başkanlığın­da açılmıştır.

Ata'ya üç dakikalık ihtiram sükûtundan sonra gündeme geçilerek İl Başkanı tara­fından İdare Kurulunun senelik mesai ra­poru okunmuş, rapor hakkında söz alan bir kısım delegelerce seçimler hakkında ileri sürülen tenkitlere İl Başkanı tarafın­dan cevap verilmiş ve rapor kabul edil­miştir.

İkinci oturum açılır açılmaz Başbakan Adnan Menderes'ten Tokat D. P. Başkan­lığına gelen bir telgraf okunmuştur. Baş­bakan bu telgrafta şöyle diyor:

Şayet fevkalâde zaruret ve işlerim mâni olmasaydı. Tokatlı arkadaşlarımın benî çok mütehassis ve müteşekkir eden davet­lerine koşa koşa gelirdim. Çok yakında İlinize gelmem mukarrerdir. Teşekkürle gözlerinizden öperim.»

Bu telgraf Kongre delegelerine okunmuş ve sürekli ve hararetli alkışlar arasında kendisine bir şükran mesajının gönderil­mesi ittifakla kabul olunmuştur.

Bundan sonra dilekler bölümüne geçilmiş­tir. Delegeler mühim olarak ileri sürülen Almus barajı, tütün imalâthanesi, Erbaa, Turhal ve Zile ovaları ile Kazova sol sa­hilinin ve Erbaa'nın Karayaka sağ sahili­nin sulanması işleri üzerinde ehemmiyetle durmuşlardır. Köylü delegelerin mühim bir kısmı ucuz ziraat âletlerile köylünün teç­hiz edilmesini, fennî gübre işlerinin halle­dilmesini, Orman Kanununun bir an evvel çıkarılmasını ileri sürmüşler ve bazı müte­ferrik idarî işler üzerinde durmuşlardır.

Gündemde bulunan diğer maddelerin görü­şülüp karara bağlanmasını müteakip Ge­nel Kongre'ye iştirak edecek delegelerin seçimi yapılmış ve 18 delege seçildikten sonra, İl Yönetim Kurulu seçimi gizli oyla yapılarak Kongre mesaisine son verilmiş­tir.

—Antakya:

Demokrat Parti Hatay İl Kongresi, Afyon Milletvekili Kemal Ozçoban'm Başkanlı­ğında bugün saat 10'da açılmıştır.

Kongre başından sonuna kadar partililerin karşılıklı hüsnüniyetine dayanan samimî bir tenkit havası içinde cereyan etmiş, di­lekler faslında Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri, Hükümet adına notlar almış ve de­legelerin sorularını cevaplandırmıştır.

Kongre seçimleri müteakip gece yarısına doğru sona ermiştir.

—Antakya:

Bugün Hatay İl Kongresinde bir konuşma yapan Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri, vazifeli vatandaşların seneler geçtikçe en çetin fikirlerini daha olgun bir tarzda kongrelere getirdiklerini, çekişme ve müna­kaşalardan sonra kol kola vererek ayrıl­dıklarını ve bunun örnek bir demokrasi hayatına başlangıç teşkil ettiğini söylemiş ve sözlerine söyle devam etmiştir:

Kur'an işitildiğini, bunun ise keza dine ve Kur'an'a aykırı bir hareket olduğunu iddia edecek kadar ileri gitmiştir. Bu milLetin bü­tün fertlerinin Kur'an'a kargı büyük bir saygısı olduğu gibi, sarhoşun da, ayyaşın da aynı saygıyı duyduğu muhakkaktır. Bi­naenaleyh radyoda Kur'an işitildiği zaman düğmeyi çevirmesini bilirler. Kur'an irticai reddeder. Kur'an sözünün duyulmadığı yer­de irtica olur.»

Millî Eğitim Bakanı, Reyhanlı delegelerin isteği üzerine Rayhan'da bîr Ortaokul açı­labileceğini beyan ederek, İskenderun'da bir Lİse açmanın şimdilik mümkün olamı-yacağım, bütün sebeplerile izah etmiş, ((Açtık demek için açmanın aleyhindeyim. Bunun memlekete kâr değil, zarar getire­ceğine kaniim.» demiştir.

Müteakiben spor mevzuuna temas eden Tevfik İleri, yeni kanunun meriyete gir­mesini müteakip Beden Terbiyesi Umum Müdürlüğünün lağvedileceğini söylemiş ve bu Umum Müdürlükdekİ birçok suiistimal­leri etraflıca anlattıktan sonra demiştir ki:

«Ben eski iktidarın kötü bir zihniyetine temas ederek diyeceğim ki, bu memleketi bir sihirbaz marifetiyle altı ayda, bir senede Amerika'ya çevirmek iddiamız yoktur. Böyle bir şey olamaz. Bütün vatandaşları­mızın dikkat edeceği nokta şudur:

Demokrat iktidar doğru yolunu seçebildi mi? Doğruyu seçebilmek için hüsnüniyet sahibi olduğumuzu, bu azimde insanlar o-larak işbaşına geçtiğimizi millete kabul ettirmek lâzım. Muhaliflerimiz bizlere asla suiniyet isnad edemiyeceklerdir. Biz elimize akhğımi2 herhangi bir dâvada onun üze­rine bütün kalbimizle eğilmekteyiz. Bir ye­re müfettiş gönderdiğimiz zaman arkasın­dan, kalbimizi de gönderiyoruz. Biz mutlak olarak eski zihniyeti tamamen tasfiye ede­ceğiz. Allah bizi o zihniyetin insanları ol­maktan muhafaza etsin.»

Bakan, parti ve memurlar üzerinde de du­rarak, particilik yapan memurların bu ha­reketleri tesbit edildiği zaman behemehal tasfiyeye uğnyacaklarım, fakat vazifele­rinde herhangi bir particilik hissi altında kalmıyan memurlara da kötü dedirtmemek için göğüs gerileceğim belirterek demiştir ki:

«Bunların günahları dünkü rejimin güna­hıdır, dünkü zihniyetin günahıdır. Memura düşen vazife akı! yoludur. Bİz hiçbir za­man memuru parti işlerine sokmıyacağız ve bu niyette olanlara da asla müsamaha göstermiyeceğiz. Bizim rejimimiz vatandaşa kulak veren rejimdir. Bu milletten olduk­ça, bu milletin içinde oldukça, bu milletin elini elimize alıp nabzına bakmasını bil­dikçe, bir doktor gibi kulağımızı kalbine vermesini bildikçe, bu millet bize rey ve­recektir.

Sen de böyle yapacaksın nüfus memuru. Sen de böyle yapacaksın tapu memuru. Sen de böyle yapacaksın kaymakam, sen de böyle yapacaksın ve rüşvet almadan ba­na yardım edeceksin memur arkadaş.»

Bundan sonra sözlerini Doğu Üniversitesi bahsine intikal ettiren Bakan, bu hususta da kongreye karşı şu izahatta bulunmuştur:

«Doğu Üniversitesinin kurulması Demok­rat Parti programında yer almıştır. Hü­kümet programında da vardır. Üniversite ne bir dispanserdir, ne de bir ortaokul. Ü-niversîteler uzun senelerde kemale erer. Doğu Üniversitesinin temeli eğer bugün atılırsa ancak 25 sene sonra biraz gelişmiş olur. Biz istiyoruz ki, Doğu Üniversitesinin temelini atalım. Üniversite hep bilirsiniz ki, bir ilim müessesesidir. Öyle bir anda yaşıyoruz ki, herşeyin altında ve kökünde ilim vardır. Bugün harp, ziraat, ticaret dahi müsavi ilim ve fendir. Üniversite Doğu'ya ne getirecek diye bir sual sorulacak olursa, cevabı şudur:

Doğu'ya ilim gelmesini istemiydim mi? Eğer Doğu'da Üniversite kurulacak olursa 8.000 Doğulu çocuğumuzdan 6.000'i oku­mak imkânını bulacaktır. Doğu'da Üniver­site kurmazsak, bunun belki 600'ü okuya­bilir. Şu halde 6.000 mi, 600 mü okusun? Doğu'da Üniversitenin temelini atacağız ar­kadaşlar. Biz Doğu'nun doktorunu, mühen­disini, mimarını, veterinerini Doğu Üni­versitesinde yetişuirerek Doğuda bıraka­cağız ve Doğu'nun kalkınmasını sağlıyaca-ğız.' Doğu'da Üniversite açmak gayemiz bu maksatlara dayanmaktadır. Dua edelim ki Allah bizi bu gaye ve maksadımıza ka­vuştursun.»

Bakanın bu konuşması birçok yerlerinde delegelerin şiddetli alkıglariyle kesilmiştir. Bakan geceyi Antakyada geçirecektir.

— Kastamonu:

D. P. İl Kongresi delegelerin ekseriyetinin, Kastamonu ve bazı misafir Milletvekilleri huzuruyla açılmış ve İl Başkanı Kuddusi Akay'ın açış hitabesinden sonra Kongre Divanı seçimlerine geçilmiş ve ittifakla İstanbul Milletvekili Hüsnü Yaman Kon-'greBaşkanlığınaseçilmiştir.Saat10'da

başlayan Kongre, delegelerin geniş alâka-siyle gece 24'e kadar devam etmiş ve şeh­rimizde bulunan Milletvekilleri sonuna ka­dar takip ederek dilekler hakkında not al­mışlardır ve birçok hususatta, memleket meseleleri ve umumî mevzular etrafında tatminkârcevaplarvermişlerdir.

İl İdare Kurulu seçiminden sonra, Haysi­yet Divanı ve Kurultay delegeleri seçilmiş ve saat 00.30'da Başkan Hüsnü Yaman, Kongrenin nezih ve memleket için faydalı bir çalışma yaptığını, bu şuurlu ve manalı çalışmadan çok mütehassis olduğunu ve bu havanın Ankara'ya da iftiharla duyurula­cağını, delegelerin Başbakan ve Meclis Baş­kanına ve diğer zevata gösterdiği sevgi, bağlılık tezahüratını kendilerine ulaştıraca­ğını söyleyerek önümüzdeki seçim için iyi çalışmalar, muvaffakiyetler temenni ede­rek Kongreyi kapatmıştır.

Gecenin geç saatine kadar samimî hasbıhal­ler devam etmiş ve misafirler uğurlanmış-tır. Kastamonu Milletvekilleri tetkiklerde bulunmak üzere İlçelere hareket etmişler­dir.

—Ankara:

Dün geceyi Aband'da geçiren Cumhurbs.g-kanı Celâl Bayar, bu sabah 9.da Kocaeli yolu ile İstanbul'a hareket etmişlerdir.

—Adapazarı:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar. bugün gaat 12.30'da şehrimize gelmişler. İl hududunda Kocaeli Valisi Ethem Yetkiner, Tümen Komutanı General Mahmut Kayaaip, Em­niyet Müdürü Ekrem Anıl tarafından kar­şılanmışlardır. Cumhurbaşkanımızın şeh­rimizden geçeceklerini haber alan halk sev­gi tezahürleriyle kendilerini alkışlamışlar­dır. Belediyenin daveti üzerine öğle yeme­ğini Çark mesiresinde yiyen Cumhurbaş­kanı, İlçe işleri hakkında Kaymakam Se­lim İmece'den, Belediye çalışmaları hak­kında da Belediye Başkan vekili Ali Di-lek'ten izahat almışlar, şehrin bilhassa su işlerine temas ederek suyun biran evvel şehre isalesi için direktifler vermişlerdir. Yemekte Cumhurbaşkanının refakatindeki zevatla Adapazarı Demokrat, Halk ve Mil­let Partisi Başkanları da hazır bulunmuş­lardır. Saat 14'de Cumhurbaşkanımız ya­nındaki zevatla birlikte İzmit'e mütevec­cihen şehrimizden ayrılmışlardır.

— İstanbul :

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar berarerle-rinde Cumhurbaşkanlığı Genel Kâtibi Nu-rullah Tolon, Başyaverleri Kurmay Yar­bay Nurettin Alpkartal, Özel Kalem Mü-

dürü Fikret Belbez, Kocaeli Valisi Ethem Yetkiner olduğu halde, bugün saat 17.30'da İzmit'ten şehrimize gelmişler ve Vilâyeti hududunda Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, Demokrat Parti İl Başkanı İstan­bul Milletvekili Dr. Mükerrem Sarol, İs­tanbul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç, Birinci Ordu Kurmay Başkanı Tuğgeneral Suad Kuyaş, Merkez Komutanı Albay Re­fik AIpmen, Emniyet Müdürü Kemal Ay-gün tarafından karşılanmışlardır.

Cumhurbaşkanımızı İstanbul hudut köyü Samandıra'da kalabalık bir halk kitlesi ve partililer coşkun hararetle istikbal etmiş­lerdir.

Cumhurbaşkanımız köy odasında bir müd­det istirahat ettikten sonra Ümraniye yolu üzerinden İstanbul'a hareket etmişlerdir. Cumhurbaşkanımız ve beraberindekiler yolda Çamhca'ya uğrayarak burada yeni inşa edilen Turistik yolu görmüşler ve yol hakkında Vali ve Belediye Başkanından izahat almışlardır.

Cumhurbaşkanımız müteakiben Üsküdar'a gelmişler ve burada birikmiş olan halk ta­rafından coşkun ve sürekli alkışlarla kar­şılanarak araba vapuru ile Kabataş'a geç­mişler ve oradan doğruca Florya'ya geç­mişlerdir.

Cumhurbaşkanımız, seyahat intihalarını soran gazetecilere, Ankara'dan itibaren yolda uğradığı yerlerde yurttaşlarım neş'e içinde gördüklerini, İstanbul'a dinlenmek için geldiklerini ve bütün yol boyunca gör­dükleri canlı kalkınma hareketlerinden memnuniyet duyduklarını ifade etmişler­dir.

Cumhurbaşkanımız aksam Florya köşkün­de bugün Avrupadan gelen Dışişleri Ba­kanımız Fuat Köprülü'yü kabul etmişler ve yemeğe alıkoymuşlardır.

Yemekte İstanbul Valisi ile, İstanbul Ko­mutanı. Birinci Ordu Kurmay Başkanı ve Merkez Komutam hazır bulunmuşlardır.

— îznıir:

Dünden beri şehrimizde bulunan Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr. Ekrem Hayri Üstündâğ, beraberinde Vali Osman Sabrı Adaİ. Sağlık Bakanlığı Sağlık İşleri Genel Müdür Muavini Dr. Razi Maner. İstanbul İli Sağlık Müdürü Dr. Faik Yargıcı, İlimiz Sağlık Müdürü Dr. Saraçoğlu ve Sıtma Savaş Başkanı Dr. Halil Çavdarlı olduğu halde Bugün sabahtan Öğleye kadar Dok­tor Behçet Uz Çocuk Hastahanesi ile. Em­razı Sariye, Eşref Paşa ve bazı hususî has-tahaneleri.Tepecik'tekiVeremTecritha-

nesini gezmiş, bu sağlık merkezlerinde ya­tan hastaların hatırlarını sormuş, hekim­lerle temas etmiştir.

—Hendek:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, bugün saat 12'de Bolu - Düzce yoliyle İlçemize gel­mişlerdir. Hükümet dairesinde onbeş daki­kalık bir istirahatten sonra halkın içten Selen sevgi tezahürleri ve alkışlar arasında Adapazarma müteveccihen uğurlanmışlar-dır.

—Ankara:

Bugün saat 21.34'de Ankara'da evvelâ ha­fif aşağıdan yukarıya, sonra da Kuzey­doğudan Güney-baüya doğru gittikçe şid­detlenen bîr deprem olmuştur.

Biraz sonra Çankırı muhabirimiz Kadri Korman'dan ve bilâhare de diğer muhabir­lerimizden aşağıdaki haberleri aldık:

Çankırı:

Saat 21.30'da hafiften başlayan ve sonradan devamlı olarak şiddetlenen çok korkunç bir deprem oldu. Bütün halk sokaklara fır­ladı.

Çankırı merkez İlçesi İçinde hemen her evde az çok duvar sıvaları çatlamış ve dökülmüştür. Kazalardan henüz sarih ma­lûmat gelmedi. Yalnız Kurşunlu İlçesinde Posta Telefon ve Telgraf binası çökmüş-' tür. Muhaberatın temini için telgraf ve telefon cihazları dışarıya nakledilmiştir.

Çankırı merkezinde Halkevi sinema bina­sının tavanının çöktüğü öğrenilmiştir.

Malûmat geldikçe bildirilecektir. İnegöl:

Bugün saat 21.35'de 40 saniye süren orta şiddette ufkî bir deprem olmuştur. Hasar yoktur.

İstanbul:

Hafif bir deprem kaydedilmiştir. Eskişehir:

Şehrimizde oldukça şiddetli ve sürekli bir deprem kaydedilmiştir. Hasar yoktur.

Çankırı:

Bu akşam yurdun muhtelif yerlerinde his­sedilen zelzele hakkında İlçelerimizden yavaş yavaş haberler gelmektedir.

Çerkeş ve İlgaz'da hasar olmadığı öğrenil­miştir. Fakat burada deprem şiddetle his­sedilmiştir.Tosya'da ve komşumuzKastomonu'da deprem hafif hissedilmiştir. Ancak Kurşunlu İlçemizde şiddetli geçen zelzele neticesinde bir minare ahşap olan P.T.T. binası üzerine yıkılmış ve bina çok-? müştür. P.T.T. binasındaki makinelere bir-şey olmamıştır.

Zelzelenin Çankırı'da en şiddetli surette hissedildiği haber alınmaktadır.

Kayseri:

Şehrimizde orta şiddette bir deprem his­sedilmiştir. Hasar yoktur.

—istanbul:

KandilliRasathanesindenbildirilmiştir; Bugün Türkiye yaz saatiyle 21'i 34 dakika 18saniyegeçeçokşiddetlibirdeprem kaydedilmiştir.

Aletlerin hepsi depremin şiddetinden dolayı bozulduğundan, mesafenin Rasathaneden takriben 280 kilometre kadar uzakta oldu­ğu hesaplanmıştır.

—Merzifon:

Bugün saat 21.34'te şehrimizde orta şid­dette bir deprem olmuştur. Hasar yoktur.

—Amasya:

Bugün şehrimizde şiddetli bir deprem ol­muşsa da hasar ve insanca zayiat yoktur.

—İstanbul:

Bugün yurdumuzun muhtelif bölgelerinde vukubulan deprem hakkında aldığımız ha­berlere göre, Bursa ve Edirne'de kayda değer birşey olmamış, deprem Yalova'da hafif surette hissedilmiştir.

—Çankırı:

Zelzele hakkında muhtelif kaynaklardan şimdi alman mütemmim malûmata göre, Çankırı şehri içinde iki ev tamamen, bîr ev ve iki dükkân kısmen yıkılmış. Hü­kümet binasının sıvaları dökülmüş ve ba­caları uçmuştur. Emniyet binasında da çatlaklıklar vardır. Belediye gazhanesi du­varları oldukça yıkılmış ve gazlar dökül­müş, Belediye garajının duvarları yıkılmış­tır.

Halkevi sinemasının duvarları çatlamış, tavan kısmı hokkabaz seyredenlerin üze­rine dökülmüştür. Fakat zayiat yoktur. Şehirde sadece iki hafif yaralı vardır. Kur­şunlu İlçesinden gelen haberlere göre, Kur­şunlu'da bütün binalarda hasar vardır. İki minare yıkılmıştır. Minarenin biri P.T.T, binasını hasara uğratmıştır. Kurşunlu köy­lerinden gelen ilk haberlere göre, Kurşun­lu merkezinde bir ölü ve bir yaralı var-

dır. Çapkefe, Yılanlı, Yeşilöz, Eyiboran köylerinde hasar büyüktür. Yaralı ve ölü oldukça fazladır. Göynükoren ve civarın­dan henüz malûmat alınamamıştır. Yeşilöz köyünde yangın çıkmıştır. Akkaracalar bucağında ve Çiflik köyünde birer yaralı vardır. Çerkeş İlçemizde bazı binalarda hasar varsa da insanca zayiat yoktur. Halk geceyi dışarıda geçirmektedir. Kurşunlu İlçesi Çonıaköy binalarında hasar olmuş­tur, üç yaralı vardır. Vilâyet bu mahallere iki sağlık ekibi göndermiş ve ilâç yolla­mıştır. Piyade Okulundan temin edilen kâfi miktarda çadır, Kurşunlu istikameti­ne yola çıkarılmıştır. İlgaz İlçemizde de dıvar sıvalarının yıkıldığı bildirilmektedir. Köylerinden henüz kâfi malûmat alınama­mış bulunmaktadır. Şabanözü İlçemizde bi­nalar ayni derecede hasar görmüştür, köy­lerinden malûmat yoktur.

—Çerkeş:

Saat 21.34'de hissedilen çok şiddetli dep­rem, binalarda hasar meydana getirmiştir. Halk sokaklara fırlamıştır. Deprem kısa fasılalarla devam etmektedir.

14 Ağustos 1951

—İstanbul:

Kore Savaş Birliğimizden yurda dönmekte olan birinci gazi kafilesini hamil Amerikan bandıralı «General W. C. Langfitt» gemisi bu sabah tam 9'da limanımıza girmiş ve Galata yolcu salonu önüne yanaşmıştır.

Sabahın erken saatlerinde, dünden hazır­lanmış bulunan Denizyolları İdaresinin Ülev, Suvat ve diğer vapurları ile büyük sayıda motörler karşılayıcıları açıklara kadar götürmüşler ve «Lanşfitt» gemisi ilk olarak şehrimiz halkı ve Üniversiteliler tarafından1 Yeşilköy Önlerinde selâmlan-mıştır.

Havanın, bütün gün sıcak devam edeceğini belirten hafif sabah sisi arasında ağır yol­la hareket eden bayraklarla donanmış Langfitt gemisi 8.30'da liman ağzına var­dığı sırada limanda demirli bulunan yerli ve yabancı bütün vapurların sürekli düdük sesleriyle selâmlanmıştır.

Dolmabahçe önlerine doğru yol aldıktan sonra ağır ağır Galata rıhtımı istikametine ilerleyen gemiyi ve Kore gazilerimizi kar­şılamak için büyük bir tehalük ve heye­canla rıhtım boyuna toplanan halkın man­zarası, İstanbul'un sayılı günlerinden birini daha yaşadığım gösteriyordu.

Yolcu salonu Önündeki rıhtımda başta Cumhurbaşkanımız adına Kore gazilerimizi

karşılamaağ gelen Başyaver Kurmay Yar­bay Nurettin Alpkartal; Vali ve Belediye Başkanı Prof. GÖkay, İstanbul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç, Tümen Komutanı Tümgeneral Vedat Garan, Merkez Komu­tanı Albay Reşit Erkmen, Emniyet Mü­dürü Kemal Aygün, şehrimizde bulunan Melletvekilleri, Şehir Meclisi ve Daimî Komisyon üyeleri, D. P., C. H. P.. M. P., Üniversite ve Yüksek tahsil gençliği heyet­leri, Ankara Belediyesi adına Başkan ve­kili Efdal Ciliv, Salih Burgurluoğlu ve Sa­lih Türkben yer almış bulunuyorlardı.

Basta bando olmak üzere, bir askerî kit'a ve ayxrca Şehir Bandosu gemi rıhtıma ya­naştığı sırada muhtelif havalar ve marşlar çalmakta idi.

Geminin alt ve üst güvertelerini ve küpeş­tesini dolduran gazilerimiz, halkın heye­canlı alkış tufanı ve yaşa varol sesleriyle karşılanmışlardır.

Gemiye önce Vali ve Belediye Başkanı ile birlikte Başyaver Kurmay Yarbay Nurettin Alpkartal. Generaller, Komutanlar ve Ba­sın foto muhabirleri girmişlerdir. Başyaver Nurettin Alpkartal, Cumhurbaşkanımız adına Kore gazilerimize «Hoş geldiniz» demiş ve Cumhurbaşkanımızın selâm, sev­gi ve takdirlerini ifade etmiştir.

Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, şehir adına gazilerimizi selâmladıktan son­ra kafile başkanı Binbaşı Ahsen'e bir bu­ket vererek İstanbul hemşehrilerinin se­lâm ve tahassüslerini bildirmiştir.

Prof. Gökay. bundan sonra, Langfitt ge-mİsi süvarisine de ayrıca bir buket vererek İstanbul'a hoş geldiniz demiştir.

Gemi süvarisi, İstanbul halkının Kore ga­zilerimizi karşılamakta gösterdiği asıl ve sıcak tezahürün, kendi meslek hayatında unutulmaz ve pek muhteşem bir gün teşkil ettiğini söyliyerek teşekkürlerinin kabulünü Prof. Gökay'dan rica eylemiştir.

Kore gazilerimizle birlikte yurdlarma dön­mekte bulunan Yunanlı yaralıları da ziya­ret eden Prof. Gökay ve Komutanlarımız kafile başkanlarına bir buket vererek afi­yet temennisinde bulunmuşlardır. Kore gazilerimize şehrimizdeki muhtelif teşek­küller adına yüzden fazla buket hediye e-diîmiştir. Kore gazilerimiz arasındaki yara­lılar hazırlanan ambulanslarla Deniş Has-tahanesine sevkedilmişler ve geri kalan kısmı da bayraklarla donatılmış Denizyol­ları tarafından tahsis edilen vapurlarla Haydarpaşa'ya getirilecekler ve orada ya­pılan törenden sonra Selimiye kışlasında hazırlanan kısma misafir edileceklerlerdir.

leri hakkında ilgililer ve vatandaşlar ta­rafından verilen izahatı dinlemiş, yapılan talepleri not ettirmiş, bu husustaki Hükü­met görüşlerini izah etmiştir.

Bakan bundan sonra sözlerine devamla «(Yıllardan beri ihmale uğramış bu güzel vatan köşesi inşallah ömrümüz vefa eder ve bir gün vatandaş olarak ziyaretinize mazhar olursam, umarım ki sizleri bugün­den çok ve pek çok mesut göreceğim. He­piniz sağolun, varolun sevgili Artvinliler)). Bakan bunu müteakip halkın sevgi gösteri­leri arasında ayrılmıştır.

Bakan, Belediye tarafından verilen öğle yemeğini müteakip C.H.P ve D.P.'yi ziya­ret etmiş, daha sonra askerî birlikleri tef­tiş ederek saat 14'de Ardahan'a gitmek üzere buradan ayrılmıştır.

—Ardahan :

Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen ve beraberindeki zevat saat 21'de Artvin'den buraya gelmişler ve Belediye tarafından şereflerine verilen akşam yemeğinde bulun­duktan saat 22'de Kars'a hareket etmiş­lerdir.

—Kars :

Millî Savunma Bakanı ve refakatindekiler saat bir buçukta buraya gelmişlerdir.

—İstanbul :

Memleketimizin misafiri dost Afganistan Başbakan ve Başkumandanı Altes Serdar Şah Mahmut Gazi Han Ankara ekspresine bağlanan hususî vagonla beraberinde kızı.


İl Merkez Bucağına bağlı Kurgu köyünde

ölü vardır.

— İlgaz'ınCendereköyünde1, Dengiköyünde 4, Belveren köyünde 15. Çiftlik
köyünde 1, Bucura köyünde1, Eskice'de1 yaralı vardır.

Belveren köyünde 20, Elbe köyünde 5, Bucura köyünde 1, Eskice'de 1 ölü var­dır.

Yine Belveren köyünde 100 ev harap ol­muştur. Çörekçiler köyünde de 50 ev ha­rap olmuş ve hasara uğramıştır.

Kurşunlu merkezinde 2 ölü. 2 yaralı, Siv­rice köyünde 3 ölü, 30 yaralı, Çatkise köyünde 3 ölü ile Yılanlı köyünde 1. Ko-cahasan köyünde 2, Cuma köyünde 3, At-karacalar'da1yaralı vardır.

Kurşunlu merkezinde 2 minare yıkılmış, birisi P.T.T. binasının üzerine düşerek bi­nayı harap etmiştir.

3— EskipazarHükümetkonağıoturulamıyacak bir şekilde, Baraklı Bucağında
cami, Sağlık memuru ve Okul binası ha­sarauğramış,birkısım binalarınduvar­
larında çatlaklıklar husule gelmiştir. Sarıkaya köyünde Karakol binası ile cami ha­sara uğramıştır.

Bu mıntakada hayvan zayiatı da kayde­dilmişse de miktarı henüz tesbit edileme­miştir.

4— Kastamonu:AraçİlçesiveBoyalıBucağı köylerinde:

Denirsek köyünde 4 hafif yaralı olup. 4 ev de yıkılmıştır. Halilobası köyünde ca­mi, köy odası ve 9 ev yıkılmıştır. îçsırnas köyünde 1, Sıraköme köyünde 5, Yukarı-yazı köyünde 7, Yenice köyünde 7, Ak-köprü köyünde 3, Atnarlı köyünde 1 ev yıkılmıştır.

Arac'ın İğdır Bucağı merkezinde P.T.T. binası duvarları çatlamış, 1 ev yıkılmış­tır. 2 hafif yaralı vardır.

Yine bu İlçeye bağlı köylerden Okçular köyünde 1, Uğru köyünde 2, Erenli kö­yünde 1, Kışla köyünde 1, Mendek kö­yünde 4. Susuz köyünde S, Düzlük köyün­de 4, Sarıhacı köyünde 9, Tavşanlı kö­yünde 24, Karacık köyünde 19. Memiş köyünde 5 ev yıkılmıştır. Bu köylerden Mendek köyünde 1, Tavşanlı köyünde 3 hafif yaralı ve 1 ölü vardır. Hayvan za­yiatı mecmuu 8'dir.

Boyalı Bucağı merkezinde Sağlık memu­runun evi yıkılmış, okul ve cami hasara uğ­ramıştır.

—■ Kırşehir,Amasya,Samsun.Sinop,Çorum,Bolu,Zonguldak. Niğde de dep­
rem olmuş ise de hasar ve zayiat olma­mıştır.

— Depremden en çok zarar gören Çan­kırıİlineKızılay'danilk yardımolarak
2500 lira para. 200 çadır,10OO ekmek, 1ton un ve 1 sandıkilâçgönderilmiştir.
İllerce tertiplenen yardım ekipleri felâketbölgelerine gitmiş bulunmakta ve gereken tedbirleralınmaktadır. Peyderpeyalına­cak malûmat ayrıca arzolunacaktır.

—İstanbul:

Şehrimizde toplanan Yakın-Doğu Zoo-Coğ-rafya Kongresindeki Mısır delegelerinden Gahar Beyin getirdiği ilgi çeken bir kül­tür filmi yarın saat 18!de Fen Fakültesi Konferans salonunda gösterilecektir. Film Mısır Hidroloji Enstitüsü tarafından ha­zırlanmış olup, Kizıldenizde yaşayan hay­vanların çeşitlerini, üreme ve yaşama tarz­larını göstermektedir.

—İstanbul:

Atina'da muhtelif milletlere mensup. atlet­ler arasında yapılacak olan müsabakalara katılacak Osman Coşgül, Cahit Önel, Ek­rem Koçak, Doğan Acarbay ve Turhan GÖkerden müteşekkil beş kişilik Atletizm ekibimiz, bugün saat 18,10'da Skandinav Havayolları uçağı ile Atina'ya gitmişler­dir.

—İstanbul:

Pakistan'ın istiklâlinin dördüncü yıldönü­mü münasebetiyle Türkiye - Pakistan Kültür Cemiyetinin İstanbul Şubesinin tertip ettiği kutlama toplantısı bugün saat 17.30'da Eminönü Halkevinde yapılmıştır. Toplantıda Pakistan Büyükelçisi Ekselans Beşir Ahmet ve eşi Begüm Beşir Ahmet, İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Kazım İsmail Gürkan, Profesörler. Üniversiteli gençler, Basın mensupları ve diğer davet­liler hazır bulunmuştur.

Türkiye - Pakistan Kültür Cemiyeti Baş­kanı Prof. Kâzım İsmail Gürkan'ın kısa süren açış konuşmasını müteakip toplan­tıya İstiklâl Marşı ve Pakistan Millî Mar­şı ile başlanmıştır.

Müteakiben söz alan Pakistan Sefiri Beşir Ahmet, İstiklâllerini kazanmaktan duydu­ğu sevinci ifade ederek Pakistan milletinin memleketimiz ve Atatürk hakkında bes­lediği sevgiden bahisle, Pakistan'ın Tür­kiye'yi örnek aldığını söylemiş ve sözlerini şöyle bitirmiştir:

— Çankırı:

Dün geceki depremin yaptığı hasar ve can kaybı hakkında bugün akşama kadar top­ladığım malûmat aşağıdadır.

Çankırı İli dahilinde bu ana kadar tesbit olunan ölü miktarı 43'ü bulmuştur.

İlgaz'da:

Belveren köyünde 20 Ölü, 15 yaralı vardır. 100 ev tamamen harap olmuştur. Hayvan kaybı da fazladır. Çörekçiler köyünde 50 ev yıkılmıştır. Alpa köyünde 5 ölü vardır. Bucura ve Eskice köylerinde birer öiü var­dır ve hayvan zayiatı olmuştur. İlgaz merkezinde Hükümet konağı ve Ortaokul­da çatlaklıklar olmuş, Selektör binası, iki ev ve bir samanlık tamamen yıkılmıştır. Diğer binalardan %10'u oturulamıyacak hale gelmiştir.

Kurşunlu'da:

Kurşunlu merkezinde Hacıbekir mahalle­sinde 50 ev tamamen yıkılmıştır. 2 ölü ve

yaralı vardır. 3 camiin minaresi yıkılmış,bir cami tamamen yığın haline gelmiştir. Sivrice köyünde 85 ev yıkılmıştır. 10 Ölüve 30 yaralı vardır. Çatkise köyünde ise

ölü, 2 yaralı tespit edilmiştir

Çankırı merkez köylerinden Kargun'da üç ev yıkılmış olup bir ölü vardır. Yapraklı Bucağında cami, İlkokul ve Sağlıkevi ile Sankaya köyünde cami ve karakol hasara uğramıştır.

Kurşunlu ve İlgaz'ın felâkete uğrayan köy­lerine Çankırı'dan gönderilen sağlık ekip­leri çalışmalarına devam etmektedir. Yara­lılar, Kurşunlu istasyonunda kurulan 10 çadıra taşınmakta olup bilâhare ara tre­niyle Çankırı'ya sevkedilerek Devlet Has-tahanesine yatırılacaklardır. Bunun için hastahanede gerekli hazırlıklar ikmal edil­miştir.

Diğer taraftan felâketzedelerin iaşesini te­min maksadiyle Yurtiçi Bölge Kumutanlığı fırınlarında hazırlanan 1000 ekmek Piyade Okulu kamyonlariyle felâkete uğrayan köylere gönderilmiştir.

—Osmaniye:

Dün akşam saat 21.35'te 30 saniye süren orta şiddette bir deprem olmuştur. İnsan­ca zayiat ve hasar yoktur.

—Karabük:

Dün akşam İlçemizde biri saat 21.33'te 8 saniye süren, diğeri 2,04'te iki saniye sü-

ren iki deprem olmuştur. Bazı evler hasara uğramıştır. Bir yaralı vardır.

15 Ağustos 1951

—Ankara:

Memleket kalkınmasını bir an önce tahak­kuk ettirmeğe çalışan Demokrat Parti Hü­kümeti, memleket ekonomisinde yeter de­recede teraküm etmemiş olan millî serma­yeyi ecnebi sermaye ile takviye etmek maksadiyle Yabancı Sermaye Yatırımlarını Tesvİk Kanunu tasarısın! hazırlamıştı. Büyük Millet Meclisinin tasdik ettiği bu ta­sarı kanuniyet kesbetmiş bulunuyor.

Bu kanuna göre memlekete gelecek serma­yenin sanayi, enerji, maden, bayındırlık, ulaştırma ve turizm işlerine yatırılması şarttır.

Yabancı sermaye, yeni tesisler kurulmasını, kurulmuş olanların genişletilmesini veya işler hale getirilmesini istihdaf etmek üzere döviz olarak nakit, tesisat, âlât, edevat ve bunların yedek parçalan ve imtiyaz, ihti­ra beratı, alâmeti farika gibi gayri maddî hak şeklinde getirilebilir.

Aynî ve gayri maddî haklar olarak geti­rilen sermayenin kıymeti giriş tarihindeki rayiçlere göre ve menşe memleketin para­sı üzerinden eksperlerce tesbit edilir ve Komite karariyle tekemmül ettirilir.

Bu kanuna göre. getirilen yabancı serma­yenin %10'unu geçmeyen yıllık kâr, faiz ve dİvidantlarımn harice çıkarılması müm­kündür. %10'u aşan miktar %10'dan az netice veren yıllarda transfer hakkı %10'a iblâğ edilerek çıkarılabileceği gibi deblo-kaj suretiyle ve ana sermaye ile birlikte de çıkarılabilir.

Kanunun istihdaf ettiği gayelere matuf o-larak yabancı memleketlerden yapılacak uzun vadeli borçlanmaların resülmal ve faizleri de bu kanunla kabul edilen trans­fer kolaylıklarından faydalanır. Bu kabil borçlanmalara yekûnu 300.000.000 Türk lirasını geçmemek üzere Bakanlar Kurulu karariyîe teminat mukabilinde kefalet et­meğe Maliye Bakanlığı İçin yetki tanın­mıştır.

Siyasî ve iktisadî sahadaki istikrarlı po­litikamızı takdir eden ve muhtelif mevzu­lar üzerinde memleketimizle alâkalanan ec-nebî grupların bu kanundan faydalanacağı umulmaktadır.

—Çankırı:

Bugün tesbit edilen resmî listeye göre depimage001.gifrem neticesi meydana gelen hasar ve can kaybı, bütün İl ve çevresi dahil şöyledir:

432 ev, 7 resmî bina, 6 camı tamamen yı­kılmıştır.

38 ölü, 86 yaralı ve henüz tesbit edilemi-yen çok miktarda hayvan kaybı vardır. Valilik bugün de İlgaz ve Kurşunlu İlçe­lerine yarım ton bulgur, 200 kilo yağ ve bin ekmek göndermiştir.

Ayrıca Kızılay Genel Merkezinin Vilâyet emrine gönderdiği para ve yiyecek yardı­mıİlçelere tevzi edilmiştir.

Vali Hikmet Kümbetlioğîu, İlgaz ve Kur­şunlu deprem bölgesinde tetkiklerde bu­lunmaktadır.

Dün gece de muhtelif saatlerde 3 hafif deprem daha olmuştur.

— Ankara:

İçişleriBakanlığındanbildirilmiştir:

13/8/951'de vukubulan deprem hakkında 15/8/951 günü ilgili Valiliklerden alınan mütemmim malûmat aşağıdadır:

— ÇankırıİlmerkezinebağlıKurguköyünde3evileYapraklıveSarıkaya
köyleri okul ve camilerinin yıkıldığı,

— Kurşunlu İlçesininÇatkise köyünde

yaralıilebuİlçeköylerinde135ev,P.T.T. binası ve bazı camilerin harap ol­
duğu.

— İlgaz Merkez İlçesi Hükümet kona­ğı, 2 okul ve 3 evin harap olduğu, Eskice
ve Gaziler köylerinde birer yaralı bulun­duğu,

— Kastamonu'nunAraçİlçesinebağlıBoyalı Bucağının Memiş köyünde 40 evin yıkıldığı.Sarıhacı, Memiş. Göalük köyle­rinde birer ev, Mizrek köyünde 4 yaralı ve yine bu köylerde 12 hayvanın öldüğü,Çavuş köyünde iki evin yıkıldığı, 35 evinhasara uğradığı ve 2 kişinin öldüğü. Oklukköyünde 20, Muratlı köyünde 20 evin ha­sara uğradığı.2ağır ve 3 hafif yaralıbulunduğu.Dirvanaköyünde2evinyı­kıldığı. 16 evin de hasar gördüğü, DorukköyündeSev.Kadirde1evinkezayı­kılmış olduğu, Eolu'nunGeredeİlçesiköylerinde3 yaralı bulunduğu ve 30 evin yıkıldığı,

— Bazı köylerdeki bina, insan ve hay­van zayiatının tesbitine çalışıldığı.

15/8/951 günü saat 17'ye kadar tesbit edilen genel zayiat durumu: Çankırı İl çevresinde: 43 ölü. 66 yaralı, resmî binalardan l'i yıkılmış. 14'ü hasar görmüş, keza hususî binalardan 293'ü yı­kılmış ve 8'i hasar görmüştür.

Kastamonu İlinde: 4 ölü, 22 yaralı, 11, res­mî, 166 hususî bina hasara uğramış, 6 res­mî ve 158 hususî bina da yıkılmış ve 20 hayvan zayiatı olmuştur.

Bolu İl çevresinde: 3 yaralı, 1 resmî bina ve 30 hususî bina yıkılmitir ki cem'an:

Yaralı Hayvan

Hususî bina YıkılanHasar

— Ankara:

İçişleri Bakanı Halil özyÖrük ile Bayın­dırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu yanların­da Çankırı Milletvekilleri olduğu halde deprem bölgesinde incelemelerde bulunmak üzere otomobillerle bu akşam Çankırı'ya hareket etmişlerdir.

— İstanbul:

Kore'de Birleşmiş Milletler ideali uğrunda aylarca devam eden kahramanca savaşlar­dan sonra anayurda dönen gazilerimiz bu­gün saat 14.30'da misafir edildikleri Seli­miye kışlasından hareketle Şehİrhatü va­purları ile Sarayburnu'na gelmişler ve mü­teakiben yürüyüş kolu halinde Taksim meydanına giderek Cumhuriyet anıtına, üzerinde ay-yildız ve «Kore Gazileri» iba­resi bulunan bir çelenk koymuşlardır. Bu münasebetle şehrimiz bugün müstesna gün­lerinden birini daha yaşamıştır.

Kahramanlarımızın Sarayburnu'na çıka­cağını duyan binlerce halk günün erken saatlerinden itibaren Gülhanc Parki'nı doldurmuş bulunuyordu. Saat 14.30'da Ga­zi kafilesini taşıyan Şehirhatti vapurları rıhtıma yanaşmış, karaya çıkan kahra­manlarımız başta bando olmak üzere bir askerî kıta tarafından karşılanmışlardır.

Gazi kafilesi kendilerini görmeğe koşan ve heyecanı tam haddini bulmuş olan binler­ce kişinin içten gelen sevgi tezahürleri ara­sında, başta bando ve selâm kıtası olduğu halde Gülhane Parkı'ndan çıkmış, Sİrkeci-Köprü - İstiklâl caddesi yolu i!e Taksim meydanına gelmiştir.

Gülhane Parkı'ndan Taksim meydanına kadar bütün yolları ve caddeleri dolduran on binlerce İstanbullunun coşkun sevgi gösterileri, sevinç gözyaşları, serpantin've çiçek sağanağı altında devam eden bu yü­rüyüş, şehirde millî büyük bir heyecana vesile olmuştur.

İzmir

Kastamonu Kırşehir

Muğla

Sinop Sivas

Zonguldak

—Kurşunlu:

İçişleri Bakanı Halil Özyörük ve Bayın­dırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu yanların­da Çankırı Milletvekili Celâl Boynuk, Kâ­zım Arar, Kemal Atakurt ve Çankırı Va­lisi Hikmet Kümbetlioğlu olduğu halde 8.3O'da İlgaz'a hareket etmişlerdir.

9.3O'da İlgaz'a varmış olan* Bakanlar' ve Milletvekilleri doğruca depremden çok fazla çatlamış ve hasar görmüş olan ve beş yıl evvel yapılmış bulunan Hükümet konağına gitmişler devrem hakkında Kay­makamdan izahat almışlardır. İlgaz İlçesi dahilinde zarar bilançosu şudur:

21 ölü, 1058 hayvan, 25 ağır yaralı, 110 hafif yaralı vardır. 14 resmî bina yıkılmış, 26 resmî bina hasar görmüştür. Yıkılan hususî bina sayısı 350, oturulamıyacak hale gelen 650, hasar gören 1190'dır. 716 samanlık, 23 ahır ve 1 değirmen de yıkıl­mıştır.

Bu arada mezkez İlgaz Cezaevi oturulamı­yacak hale gelmiştir. İlk yardımlar mahal­lerine gelmektedir. İlgaz'a 1000 ekmek, 250 kilo bulgur, 500 kilo un. 100 kilo yağ ve 100 çadır gelmiş ve dağıtılmasına baş­lanmıştır.

—Erzincan:

Depremden sonra iktisaden büyük bir dur­gunluk geçiren şehrimizin kalkınmasını sağlamak için gerekli faaliyetlere girişilmiş bulunulmaktadır.

Bu sabada ilk olarak Fıratm ıslahı ve Er­zincan Ovasının sulanması işine başlanmış­tır.

20 kilometre genişlik ve 5 kilometre enli­lik gösteren ve 3500 dönüm araziyi ihtiva eden Erzincan Ovası, yurdun en az yağ­mur alan bölgesi olduğundan kendisinden yeter derecede istifade edilemiyordu. Ya-

İzmir C.H.P. İl Başkanı (eski Maliye Ba­kanı)

Eski Tanm Bakanı

C.H.P. Divanı üyesi (eski Kırşehir Millet­vekili)

C.H.P. Genel İdare Kurulu üyesi (eski Ti­caret Bakanı)

Avukat, eski Sinop Valisi

C.H.P. Divanı üyesi (eski Millî Eğitim ve Çalışma Bakam)

C.H.P. Genel İdare Kurulu üyesi (eski Ulaştırma Bakanı)

pılan hesaplara göre Erzincan Ovasında bir hektar araziye 6000 metre küp suya ihtiyaç hissedilmektedir.

Fıratm ıslahı ile Erzincan Ovasının 10C bin dönümlük kısmı her çeşit tarıma ve meyveciliğe elverişli bir arazi haline gel­miş olacaktır.

Hükümetin bu iş için ayırdığı 3 milyon liradan 1.283 bin liralık ilk kısmı yani Fırat'ın seddeleme ve ıslahı işi 4 Eylûl'de Ankara'da ihale edilecektir.

—Ankara:

Çankırı ve havalisinde vukua gelen deprem neticesi, felâkete uğrayan vatandaşlara Kı­zılay tarafından yapılan yardımlara devam edilmektedir.

Bu defa da Kızılay Genel Müdürlüğü Çan­kırı Valisi emrine İlgaz ve Kurşunlu'ya gönderilmek üzere 400 çadır, mevcut en­kazdan acele barınaklar yapmak üzere 5 ton çivi göndermiştir. Her gün 1000 ek­mek ve bir ton un gönderilmesine devam edilmektedir.

—Ankara:

Kısa zamanda büyük bir gelişme gösteren Türk silâhlı kuvvetlerinin spor çalışmaları çok verimli bir. safhaya girmiş bulunmak­tadır.

Bu çalışmaların müsbet bir Örneği 25 ve 26 Ağustos günleri 19 Mayıs Stadında yapılacak Türk silâhlı kuvvetleri atletizm şampiyonasında görülecektir.

Aldığımız haberlere göre, bu sene çok kuv­vetli kadrolarla bu şampiyonalara katılacak Kara, Deniz ve Hava Orduları atletizm takımlarında bazı tanınmış elemanlar ol­duğu gibi, birçok genç istidatlar da bulun­maktadır.

Hastahanede 19 kadın, 16 erkek, 2 çocuk ve bugün gelen 4 yaralı kazazede olmak üzere 41 hasta tedavi görmektedir.

İçişleri Bakanı Halil Özyörük, hastahane-den ayrıldıktan sonra Ankara'ya hareket et­miştir.

—İstanbul:

İstanbul Beynelmilel Tenis Müsabakalarına iştirak edecek ecnebi tenisçilerden bir grup bu akşam saat 2O.4O'da bir İsviçre uçağı ile şehrimize gelmiştir. Gelen tenisçilerin adlan şunlardır: Ampon (Filipin), H. Weiss ve Bayan Weiss (Arjantin). Bayan Max Ouirile (Amerika), Bayan Geocaudes (Yunan) ve bay Zafiriu (Yunan).

17 Ağustos 1951

—Vatikan:

Papa. İzmir Başpiskoposu Monsenyör Des-cuffi'ye Pazar günü, Panaya Kapulu'da Meryem Ana'nin evinde yapılacak olan dinî törende, kendi adına takdis müsaade­sini vermiştir.

Efes civarında yapılacak olan bu merasi­me Türkiye Katolikleri ile birlikte Lübnan, Suriye ve Kıbrıs Katolik hacdan da işti-Tâk edeceklerdir,

İlk defadır kî, bu kadar kalabalık bir Hı­ristiyan hacılar kafilesi, Hazreti Meryem'in son demlerini geçirdiği ve son zamanlarda restore edilmiş olan evini ziyaret edecek­tir.

Papalık makamının Türkiye mümessili Monsenyör Andrea Cassul da bu dinî me­rasime iştirak edecektir.

İzmir Valisi de Hazreti Meryem'in evinin açılış töreninde, bulunmak arzusunu izhar etmiştir.

Türk matbuatının bu büyük hâdise ve Türkiye ile Papalık arasında siyasî mü­nasebet tesisine dair gösterdiği yakın alâka Roma'daki Papalık çevrelerinde memnuni­yetle karşılanmıştır.

—İstanbul:

Ankara ve İstanbul gazetelerinin mümes­sillerinden ve Türkiye'de bulunan muhte­lif yabancı ajans ve gazete muhabirlerin­den mürekkep bir grup, Basın - Yayın Ge­nel Müdürlüğü tarafından tertip edilen programa göre bugün Bandırma yolu ile İstanbul'dan îzmir'e hareket etmişlerdir.

Bu gazeteciler grupu İzmir'le Efes'in mu-valasmı temin etmek üzere Adnan Mende­res Hükümetininaldığıkararmucibince

geçen sene inşaatına başlanan ve büyük turistik önemi haiz bulunan 75 kilometre uzunluğunda ve 11 metre genişliğindeki İzmir - Efes, Efes' - Panaya Kapulu dağ yolunun açılış töreninde bulunacak, Mer­yem'in hayatının son devrini yaşadığı ika­metgâhını görmek üzere Panaya Kapulu'ya gidecek. Efes'teki tarihî harabeleri geze­cek ve İzmir Fuarının açılma merasimine de iştirak eyliyecektir.

Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdürü Doktor Halim Alyot da bu merasimde hazır bulunmak üzere İzmir'e gitmiştir.

Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü film ve fotoğraf operatörleri de bu gezin­tiye alt intihalarını tesbit edeceklerdir.

—Ankara:

Numune ve Devlet Hastahanelerindeki ya­tak adedi günden güne arttırılmaktadır. Adnan Menderes Hükümeti, bunu ehem­miyetle ele almıştır. 1950 yılından evvel sayısı 6899 olan Numune ve Devlet Has-tahanelerine 1950 yılında 430 yatak ilâve edilmiş ve böylece mevcut 7329'a çıkarıl­mıştır. 1951 bütçesine de 210 yataklık kadro konmuştur. Bu yataklar mevcut has-tahanelere tevzi olunmak suretiyle yatak mevcudu 8039'a iblâğ edilmiştir.

İlâve edilen yataklar, hastahanelerde eski­sine göre nisbeten bir ferahlık doğurmuş­tur. Yeni iktidarın çalışmaları sayesinde bu miktarın çok daha arttırılacağı muh­temeldir.

—Çankırı:

Çok şiddetli olarak vukubulan ve zelzele­nin merkez üssünü teşkil eden Çankırı dep­rem sahasını dolaştıktan sonra gördüğüm umumî durum şudur:

Deprem İlgaz'dan başlayarak Devrek Çayı boyunca 40-50 kilometre uzunluğundaki saha içinde bütün şiddetini ve fecaatini göstermiştir. İlgaz ve Kurşunlu İlçelerinin en az onar köyü tamamen bir yığın enkaz haline gelmiştir. Pek çok köylerde de yüz­lerce bina hasara uğramıştır.

Görülen muazzam tahribat ve hasara rağ­men ölümün az oluşu zelzelenin, köylünün uyanık bulunduğu saatlarda oluşundandır.

— Çankırı:

Şiddetli depremin çevrelediği saha içinde­ki arazi üzerinde de birçok tahribat olmuş­tur. Öğrendiğime göre Kurşunlu'nun Ça-vundur Kaplıcasında mevcut menbalardan başka biri soğuk diğeri sıcak iki su menbaı daha hâsıl olmuştur. Evvelce heyelan ha-linde bulunan İlgaz'ın 120 hanelik Dengi köyü kaymasını arttırmıştır. İlgaz'ın Dal-gov köyünde «Su Çıkan» adındaki mem­badan 3 değirmen çevirecek su fışkırmağa başlamıştır. Kurşunlu'nun Sankaya köyü civarında büyük bir dağ ikiye ayrılarak kaymaya başlamış ve tepesinden toz çık­makta olduğu sorulmuştur. Bu mevkideki arazi tamamen yarıklar içinde kalmıştır.

— Ankara:

Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri, bugün aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:
Vatandaşlara her vesile ile lüzumsuz mü­kellefiyet yüklemeyi kolay bir usul ola­rak benimsemiş olan eski iktidar zama­nında köy oktıllariyle öğretmen ve sağlık
memurları evlerinin yapımı 4247 sayılıkanunla köylüye tahmil edilmişti. Bu ka­
nuna göre, köylü sözü geçen binaların ya­pılması masraflarını salma suretiyle öde­
diği gibi, imece suretiyle fiilen de binala­rın yapımına iştirake mecbur tutuluyordu.
Kısa zaman içinde tatmin edilen bu ağırmükellefiyetler yüzünden köylü halk bü­
yük bir tazyik altında bulunuyordu. Bilâ­hare 5210 sayılı kanunla nakdî mükellefi­
yet kaldırılmış ise de bedenî mükellefiyet muhafaza edilmiştir. Bu da vatandaşların
mütemadi şikâyetlerine yol açmakta yahut okul binalarının yapılamaması gibi bir ne­
tice vermekte idi.

Hem yukarıda bahsi geçen kanunlarla, hem ,de Köy Kanunu ile okul, öğretmen ve sağlık memurları evleri yapımı gibi köylü halkımıza nakden ve bedenen yükletilen bütün mükellefiyetler son defa çıkarılan bir kanunla kaldırılmış ve köylü geniş .bir nefes almıştır. Bundan böyle köy. okulları da şehir okulları gibi tamamen devlet ve­ya hususî idare bütçelerinden yapılacaktır.

Bu ylı Millî Eğitim Bakanlığı bütçesine konan 8.800.000 liralık köy okulları inşa­atına yardım tahsisatının 4 milyon lirası tahsil çağındaki çocukların ancak yüzde 25'i kadarını okutabilen İllere (on İl) ve* rilmiştir.

Bu suretle: Diyarbakır'da 40, Urfa'da 30, Mardin'de 27, Van'da 25, G. Antep'te 18, Ağrı'da 18, Bingöl ve Bitlis'de 15'er. Siirt'te 17, Tunceli'de 15, Hakkâri'de 9 ilkokul inşa edilmektedir.

2.O31.OOO lirası ise tahsil çağındaki çocuk­larının %2S, %50 kadarını okutabilen İl­lere (16 İl) tahsis edilmiştir.

Geri kalan miktar da tahsil çağındaki ço­cuklarından %50'den fazlasını okutan 37 İle tevzi edilmiştir. Böylece bu para en muhtaç İllere verilmiş bulunmaktadır.

— Ankara:

Çamaltı tuzlasında ihraç maksadiyle istih­salin arttırılması hususunda yapılmakta olan tevsi işlerine devam olunmaktadır. Bunun için bu sene 495 bin dolarlık mal­zeme sipariş edilmiştir. Bunların bir kıs­mı gelmiş, yerlerine konmuş, bir kısmı da yolda bulunmaktadır. Bu yıl dış piyasa­lara 150 bin ton tuz ihraç edilmiştir.

Tuz nakliyatının her mevsimde arızasız o-larak yapılmasını sağlamak üzere, Koçhisar Tuz Gölü'ndeki Yavşan ve Kaldırım tuz­lalarının Devlet Karayollarına bağlanma­sına ve İzmir'in Çamaltı tuzlasını Çiğli istasyonuna bağlayan yolun da ıslâhına çalışılmaktadır. Bu işler için gerekli 403 bin 500 liranın Marshall Yardımı karşılık pa­ralar fonundan verilmesi için İktisadî İşbir­liği Teşkilâtı ile bir anlaşma yapılmıştır.

■— Ankara:

Öğrendiğimizegöre,ToprakKomisyonla­rıncatoprakdağıtımınadevamedilmek­tedir. Son defa 14/8/951 günü Ankara'nın I PolatlıİlçesinebağlıHacıosmanoğlu kÖ- | yünde73 çiftçi ailesine15.243 dönüm, i 15/8/951günüEskişehir'inMerkezİlçe­sine bağlı Çifteler köyünde 216 çiftçi aile­sine 8.934 dönüm ve16/8/951tarihinde de İzmir'e bağlı Karaburun İlçesinin 4 kö­yünde 92 çiftçi ailesine 913 dönüm olmak üzere 3 gün içinde cem'an25.090 dönüm arazi değıtılmış bulunmaktadır. Bu suretle 1951bidayetindenberidağıtılantoprak miktarı 325.774 dönüme ve topraklandın-1 lan çiftçi ailesi yekûnu 6244'e baliğ olmuş- I tur.

Önümüzdeki aylarda dağıtımın daha hız-1 lanacağı ve yıl sonuna kadar bir milyon I dönümden fazla toprak verileceği beklen-1 pektedir.

—Kurşunlu:

Bugün saat 11.10'da orta şiddette bir zel­zele daha olmuştur. Bazı evlerin duvarları yıkılmıştır.İnsancazayiatyoktur.

—Ankara:

Ağrı dağına çıkmak üzere bir müddetten beri genç dağcılarımızın yapmakta olduk­ları hazırlık son safhasına gelmiş ve dağcı kafilemiz çıkış teşebbüsüne başlamak üze­re Doğu Beyazıt'a muvasalat etmiştir.

Dağcılarımızın büyük bir şevk ve cesaret eseri olan bu hareketlerini Doğu - Beyazıt muhabirimiz kafileye iltihak suretiyle ta­kip edecektir.

18 Ağustos 1951

— Ankara;

Milletvekilleri Yüksek Seçim Kurulu Baş-

îliAdı ve Soyadı

AydınDoktor Mustafa Kentli

AydınAvukat Ertuğvuİ Akça

AydınDoktor Cemal Islak

BalıkesirAvukat Nihat Akpinar

BursaOrd. Prof. Vasfi Raşit Sevig

DenizliDr. Raif Yesari Bilgisev

EskişehirAvukat Nurettin Ardıçoğlu

İstanbulGeneral Sadık Aldoğan

İstanbulİktisat Doktoru Ahmet Oğuz

İzmirGeneral Rasim Aktoğu

KastamonuGeneral $efik Çakmak

KırşehirAvukat Ahmet Tahtakılıç

SinopSuphi Batur

ZonguldakProf.Sadrettin Topsi

kanlığından:

16/Eylû]/591 tarihine tesadüf eden Pazar günü yapılacak Milletvekilliği ara seçimi sebebile Millet Partisi tarafından Kurulu­muza verilen ve aşağıda yazılı olan liste I 5545, sayılı Milletvekilleri Seçimi Kammu-I nun 38'inci maddesi hükmüne tevfikan ilânl olunur.

Millet Partisi Genel Başkanı M. P. Genel Y. Kurulu üyesi M. P. Aydın İl Y. Kurulu üyesi

M. P.Genel Y. Kurulu üyesi

M. P.Genel Y. Kurulu üyesi

M. P.Genel Y. Kurulu üyesi

M. P.İzmir İl. Y. Kurulu Başkanı

M. P.Genel Sekreteri

M. P.Genel Y. Kurulu üyesi

M. P.İstanbul İl Y. Kurulu Başkanı



-— Ankara:

Haber aldığımıza göre. Türk Hava Kuru­munun 5 uçaklık bir filosu, 20 Ağustosta bir yurt seyahatine çıkacaktır. Filo Kay­seri, Sivas, Erzincan, Erzurum, Kars, İğ­dır, Karaköse, Van, Diyarbakır, Urfa, Ga­ziantep, İskenderun, Adana, Karaman ve Konya'ya uğradıktan sonra Ankara'ya dö­necektir. Filonun indiği yerlerde hava gös­terileri yapılacak, şehir ve kasabalara be­yannameler atılarak halkımıza Türk Hava Kurumunun şükran duyguları ulaştırıla­caktır. Ayrıca, ikinci bir filo yakında Ege bölgesini ziyaret edecektir.

— Ankara:

Tarım Bakanlığından alman malûmata gö­re, ziraî mahsullerimize musallat olan çe­şitli hastalık ve zararlılar Millî Ekonomi­mizde de her yıl ortalama 500 milyon zarar yapmaktadır. Bu zararın önlenmesi için mücadele işleri yeni ve esaslı bir şekilde eîe alınmış bulunmaktadır.

43 İlde tatbik edilen fare mücadelesi ne­ticesinde 2.708.000 dekar fareli saha te­mizlettirilmiş, 54 İlde yapılan domuz mü-

cadelesi neticesinde 6850 domuz öldürül­müş, 39 İlde zuhur eden çekirgelere karşı hayvan ve insan zehirlenmesi bakımından tehlike teşkil etmiyen ilâçlarla, motorlu vasıta ve yardımcı verilmek suretiyle ya-l pılan mücadele şimdiye kadar gelen icraat raporlarına göre 500 bin kilo çekirge öl­dürülmüştür.

— »Ankara:

Hükümet memleketin su işlerinin halli içini genişÖlçüdegayretsarf etmektedir.

Eski iktidar münferit su mevzularında! yaİnız uzun vadeli su işlerine ehemmiyeti vermiştir. Halbuki yurdun hemen her ye-l rinde nisbeten az masrafla ve nihayet biri iki yıl gibi kısa vâdeler içinde kendisimi tamamen amorti edecek, mühim ve fay-j dah neticeler elde edilecek su işlerimizi vardır. Bunlar tamamen ihmal edilmiş bu-| lunuyordu. Umumî surette de olsa etüdleril dahi yapılmamıştı. Mahallî halkın ıstırap-1 lanm kısa zamanda giderecek olan bu mü­him mevzu ehemmiyetle ele alınarak teş-l kil olunan ekiplerle büyük bir kısmı tesbitl edilmiş bulunuyor.

Sular Bölge Müdürlüğü ve Kayma­kamlık tarafından dere kenarlarını tah­kim için emaneten yaptırılmakta olan mah­muz duvarlarında esaslı tahribat yapmıştır.

—İzmir:

Yarın 20'nci İzmir Enternasyonal Fuarı'nı açacak olan Ekonomi ve Ticaret Bakanı Prof. Muhlis Ete, bu sabah 8.30'da İstanbul vapuru ile şehrimize gelmiştir.

Rıhtımda Vali Osman Sabri Adal, Belediye Başkanı Rauf Onursal, 2'nci Yurtiçi Bölge Komutanı Tuğgeneral _ Cihangir Berker, Bölge Ticaret Müdürü. İhracat Başkontro-lörü, İhracatçı Birlikleri Umumî Kâtibi ile Demokrat Parti İl İdare Kurulu üyeleri ve şehrimizin tanınmış tüccarı tarafından karşılanan Bakan, doğruca Tüccar Kulü­büne gitmiş ve kısa bir müddet istirahatı müteakip Kulüpte hazır bulunan tüccarın ricaları üzerine bir toplantı yapılarak Ba­kan, ihracatımızın kolaylaştırılması mev­zuunda tüccar tarafından ileri sürülen gö'-rüş ve temennileri dinlemiştir.

Ekonomi ve Ticaret Bakanı bilâhare Tüc­car Kulübünden ayrılarak Vali Osman Sabri Adal ile birlikte bugün Panaya Kapu-lu'da yapılmakta olan dinî töreni takip et­mek üzere Efes'e gitmiştir.

Bakan, akşam üzeri şehrimize avdet ede­cektir. Prof. Muhlis Ete'ye Bakanlık Zat İşleri Müdürü refakat etmektedir.

-Bolu:

Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Saıfıel Ağaoğlu beraberinde Bolu Milletvekillerin­den Mahmut Güçbilmez. Mithat Dayioğlu. İhsan Gülez ile Ziraî Donatım İdare Ku­rulu üyesi Turgut Nalcıoğlu, Orman Genel Müdür muavini Seyfi Tuncer ve kendisine Gerede'de mülâki olan Vali, Tugay Komu-tani, Belediye Başkanı. Jandarma İl Ko­mutanı olduğu halde bugün saat 11.50'de şehrimize gelmiştir.

Başbakan Yardımcısı ve beraberindeki ze­vat şehrin methalinde Gümrük ve Tekel Bakam Rıfkı Salim Burçak, Bolu Millet­vekillerinden Fahri Belen, Zuhuri Danış­man, Kâmil Bozak, siyasî partiler başkan­ları, mülkî ve askerî erkân ile kalabalık bir halk kütlesi tarafından karşılanmış, başında bandosu bulunan bir askerî kıt'a selâm resmini ifa etmiştir.

Yolun iki tarafını dolduran halk coşkun tezahüratta bulunmuş ve buradan yaya olarak toplu bir halde Belediye binasına kadar yürünmüştür.

Bir anda Belediye binası önünde toplanan kesif kalabalığın tezahüratı ve ısrarlı da­veti üzerine balkona gelen Samet Ağaoğlu şu hitabede bulunmuştur:

«Zahmet ettiniz muhterem Bolulular, he­pinize Başbakan adına ve Hükümetiniz adına çok teşekkür ederim.

Güzel şehrinizde muhabbet göğsünüzü bize karşı açmakla iktidarımıza olan itimadını­zı göstermiş oldunuz. Bunun için göğsümüz iftiharla doluyor. Huzurlarınızla alınlarımız yükseklere doğru kalkıyor aziz vatandaşlar.

Daima size hizmet eden bir iktidar olarak size lâyık olmanın iftiharını taşıyacağız.

Bir daha minnet ve şükranlarımızı arzede-rim aziz Bolulular.»

— İstanbul:

Türkiye yüzme birinciliklerine Lido havu­zunda bugün saat 10'dan itibaren devam edilmiş ve aşağıdaki neticeler alınmıştır:

200 metre serbest:

1.— ibrahim Sulu (istanbul) 2'.26".5

2— gükrü Ağaçoğlu (Adana) 2'.29"

3.— Nejat Nakkaş (İstanbul) 2'.35".9

100 metre sırtüstü:

1.— Ahmet Güslüoğlu (Adana)1'.24".6. 2.— Hamdi İşsağ (Adana) 1'.24".8. 3.— Orhan Sağlam (Adana)1'.25".8. 3X100metre karışıkbayrak yarışı:

1.— Adana takımı 3'.47".S (yeni Türkiye rekorudur) 2.— İstanbul takımı4'.03"

400 metre serbest:

1.— İbrahim Sulu (İstanbul)5'.25".1.

2— Lazo Tavukçuoğlu (İstanbul) 5'39".8. 3.— Halil Yüksel (Adana) 5'.44".9.

Kule atlamalarında derece alanların isim-leri:

1.— Ergun (Adana) 101.78 puan

2.— Muammer (İstanbul) 96.91 puan

3.— Mehmet (Bursa)57.16 puan. Moda Spor ile Seyhan takımları arasında yapılan Sutopu müsabakaları da 7-6 Sey­han'ın galibiyetiyle neticelenmiştir.

— Ankara:

Demokrat Parti Genel İdare Kurulu bu­gün saat 16'da Genel Başkan Adnan Men­deres'in başkanlığında toplanmıştır.

Toplantı saat 20'ye kadar devam etmiştir.

Bir milyondan fazla pamuk balyası memlekete bir milyara yakın bir servet ge­tirmeye hazırlanıyor. Vaktinde dağıtılmış bol tohum, mahsulün çokluğuna rağmen yüksek tutulmuş olan fiatlan, ziraî kredi sahasında eski iktidarın son yılma nis-betle 220 milyon Ura fazla ikrazat, 100 mil­yonluk bir ziraî borcun tecili, ziraat âletler-rinin en uzak memleket köşelerine kadar götürülmüş olması gibi sebepler Allahtn İnayetiyle birleşerek iktidarımızın daha ilk yılında ziraî istihsal sahasında milletin yüzünü güldürdü. Ziraî Donatımın onların idaresi zamanında 6 yılda getirdiği trak­tör 2 binden biraz fazladır. Bizim idaremiz 10.000 traktör üzerinde çalışmıştır. Onlar o yılda 40 milyon liralık ziraî âlet getirdi­ler, bİ2 İS ayda 104 milyon liralık. Banka­lardaki mevduat son bir yılda yarım mil­yona yakın bir nisbette artmıştır.

îşte arkadaşlar, cesaretle iddia edebiliriz: Türkiyemizin çehresi değişmkete, Türkiye-miz büyük medeniyetin eşiğinden atlamak­tadır.

Dokuzuncu Büyük Millet Meclisi memleket mukadderatını genç ve titiz ellerinde kuv­vet ve maharetle idare ediyor. Birinci Mec­listen sonra ilk defadır ki, Dokuzuncu Mil­let Meclisi 10 ay mütemadiyen çalışmış, içtimaî ve iktisadî sahada birçok esaslı kanunlar çıkarmıştır. Ücretli Hafta Tatili Kanunu. Ecnebi Sermayeyi Teşvik Kanunu gibi esaslı kanunlar çıkmış bulunuyor. Me­murin Muhakemat, Köy, Belediye. Sanayi Kanunları tasarıları gibi. yine esaslı tasa­rılar Meclise sevkedilmiştir. Burada biraz Orman Kanunu üzerinde durmak isterim. Bu kanun tasarısı aylardan beri Mecliste esaslı bir şekilde tetkik edilmektedir. Önü­müzdeki sene muhakkak surette kanuniyet kesbetmiş olacaktır. Milyonlarca vatanda­şımızı alâkadar eden öyle bir mevzu üze­rinde dikkatle durmak vicdanî borcumuz­dur.

Memleketimizde ilk defadır ki. küçük su işleri, köy içme suları iktidar tarafından ele alınmış bulunuyor. 55 küçük su işin­den 40'dan fazlasının ihalesi yapılmıştır. Asırlardan beri yol yüzü görmemiş mem­leket parçalan yepyeni yollarla birbirine bağlanmaktadır.

Devlet bütçesinde israf durdurulmuş, ver­gilerde ıslahat başlamıştır. Hayvan Vergisi azaltıldı, kararımız büsbütün kaldırmak­tır. Yol Vergisini behemehal kaldıracağız.

Dış ticaret politikamızın esası olan serbest ticaret karan çok kısa bir zamanda muaz-

zam neticeler verdi. İstanbul limanı ağzına kadar gemi ve eşya ile doludur.

Arkadaşlar, hakikat budur. Fakat bu ha­kikate karşı gözlerini kapayan, iftira, tezvir ve isnat yollarında dini, mektebi ve ordu­yu biîe politikaya âlet etmekten çekinmi-yen bir muhalefet var. Bu muhalefetin vicdanları isyana sevkeden hareketleri var. Daha dün totaliter bir idarenin mutlak mes'ulleri, 1946 seçimlerini yapanlar, va­tandaşları sorgusuz, sualsiz kütle halinde kurşuna dizdirenler, tabutluklar ve işken­celer rejimini tatbik edenler, bugün karsı­mıza çıkmışlar, hürriyet kahramanı, fazilet mücahidi, ahlâk davacısı kesilmişlerdir.

Vicdanlar buna razı olamaz. Fakat arka­daşlar, onların gösterdikleri bu manzara mukadderdir. Mukadderdir çünkü, memle­kette bir inkılâb oldu. Onların mümessili oldukları rejim ve zihniyet ebediyen yı­kıldı, şimdi hâlâ o rejim ve zihniyetin hâkim olduğu devirlerin, hâtıraları içinde yeis ve ıstırapla çırpınmaktadırlar.»

Başbakan yardımcısı bundan sonra Halk­evlerinin millete intikali bahsine geçmiş ve şöyle demiştir:

«Belediyelerden. Hazineden, Hususî İdare­lerden zorla aldıkları ve değer yekûnu belki 300 milyon lirayı bulan mallan tekrar millete iade eden ve memlekette i!k defa olarak milletin reyi ile seçilmiş bulunan Dokuzuncu Meclise dil uzatmaktan çekin­mediler ve emirlerle mebus tayin ettirmiş olanlar, milletin seçmiş olduğu Meclisi iti­bardan düşürmeğe ve onu tehdide cür'et ettiler. Hattâ Meclis âzalarının günün bi­rinde şahsî mallarına el koyacaklarını ilân ettiler. Onların bütün bu hareketleri mil­let nazarında kendilerini bir kere daha mahkûm etmiş bulunuyor.

Bunun içindir ki, iktidar hastalarını kendi beyhude emel ve ihtirasları içinde boğul­mağa bırakarak yolumuza devam edeceğiz.»

Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu, De­mokrat Partinin, daha uzun yıllar milletin itimadına mazhar olarak memleket için çalışacağını söyledikten sonra, millet hu­zurunda hesaplarımızı daima açık olarak verdik ve vereceğiz, diyerek sözlerini bi­tirmiştir.

— Bolu:

Dün Bolu İl Kongresinde söz alan Güm­rük ve Tekel Bakam Prof. Rıfkı Salim Burçak.Bakanlığını ilgilendiren hususlar hakkında Kongreye şu izahatta bulunmuş­tur:

Kalafat yerinde bir motür batmıştır. Yedİ-"kuleden hareket eden motorlu bir spor tek­nesinin kasırgaya yakalandığı öğrenilmiş ve yardımına herhai serî bir motor tahrik edilmiştir.

Saat IS'e kadar insanca hiçbir zayiat kay­dedilmemiştir.

— İzmir:

20;inci İzmir Enternasyonal Fuarı bugün saat 19'da Kültürpark'm Lozan Kapısı Ö-nünde yapılan muazzam bir törenle kapıla­rını ziyaretçilere açmıştır.

Bayrak direklerinde şanlı bayrağımızın ya­nında 12 milletin (Almanya, Amerika. Bel­çika, Çekoslovakya. Finlandiya, Hollanda, İngiltere. İsveç, İsrail, İtalya. Macaristan, Yugoslavya) de bayraklarının dalgalandığı Lozan Kapısı önündeki büyük meydan tö­ren saatmdan çok evvel halkla hıncahınç dolmuştu.

Törende Ekonomi ve Ticaret Bakanı Pro­fesör Muhlis Ete. Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Doktor Ekrem Hayri Üstündağ, Maliye Bahanı Hasan Polatkan. Çalışma Bakanı Nuri Özsan, Tarım Bakanı Nedim Ökmen, şehrimizde bulunan Milletvekilleri. Va!İ Osman Sabri Adal, Basm - Yayın ve Turizm Genel Müdürü Doktor Halim Al-yot. Komutanlar, İl Genel Meclisi ve Şe­hir Meclisi üyeleri, siyasî partiler mümes­silleri. İtalya ve Yugoslavya Büyükelçi­leri, Finlandiya, Hollanda ve İsveç Elçi­leri, İsrail Maslahatgüzarı, Batı Almanya ve Finlandiya'nın İstanbul Başkonsolosla­rı, İzmir'de bulunan bütün Başkonsolos ve Konsoloslar. Ataşeler, yerli ve yabancı Ba­sm ve Ajans mümessilleri ile mülkî ve as­kerî erkândan mürekkep seçkin bir da­vetli kitlesi hazır bulunuyordu.

Tam saat 19'da Şehir bandosunun çaldığı İstiklâl marşı ile törene başlandı. İstiklâl marşını müteakip İzmir Belediye Başkanı Rauf Onursal, kürsüye gelerek aşağıdaki süslerle davetlilerini ve halkı selâmladı:

«Pek sayın Ticaret Bakanımız, saygı de­ğer Bakanlarımız, MületvekiHerimiz, ya­bancı devletlerin güzide mümessilleri, kıy­metli hemşehrilerim,

20'nci Enternasyonal Fuarımızın açılış tö­reninde bulunmaklığmıza dair vâki daveti­mize icabet ettiğinizden dolayı İzmir şehri adına şükranlarımı arzetmek isterim.

Milletlerarası fuarlar, milletler tüccarları­nın, sanayi adamlarının, çiftçilerinin, tek-

nik sahada çalışanların zekâ, kabiliyet ve tecrübelerinin yarattığı eserleri birbirlerine tanıttıkları meşherdir. Fuarımız da bu ideale yaklaştığı nisbette insanlığa olan va­zifelerini yerine getirmiş olacaktır.

Bu seneki çalışmalarımızın başında Fuarı­mızın karakterini tayin etmek geliyordu. Bu karakter «İhracat Fuarı» olarak tayin edilmiştir. Bundan sonra bütün gayret ve çalışmalarımız buna matuf olacaktır.

Bu seneki Fuarın hazırlanması için Fuar İdaresi, yarım milyon liradan fazla bir mik­tar sarfetmiştir.

Işık tertibi, ecnebi devletlerle yerli ve ya­bancı firmaların iştirak nisbetleri geçen se­nelere nazaran rekor teşkil etmektedir.

Dünyayı saran tehlike bulutlarının karan­lıkları altında menfaatleri birbirine zıt o-lan milletleri bir saha içinde birleştiren 20'nci Enternasyonal Fuarımızın bu zul­metleri yırtarak insanlığın özlediği kardeş­lik ışığına kavuşturacağına inanıyorum. İşte bu inancın verdiği heyecan içinde İzmirliler adına bütün dünya milletlerini selâmla­makla bahtiyarlık duymaktayım.»

Belediye Başkanının şiddetle alkışlanan nutkundan sonra Ekonomi ve Ticaret Ba­kanı Profesör Muhlis Ete şu nutku irad etmiştir:

«Aziz yurddaşlarım, kıymetli misafirleri­miz.

Sayın Başbakan Adnan Menderes, bu se­ferki Fuarı bizzat açmak için İzmir'e gel­mek üzere iken mühim işleri çıktı, maatte­essüf gelemedi. Sizlere telefonla selâmlarını gönderdi ve Fuarımıza başarılar diledi. Bu gerefli vazifeyi bana tevdi eyledi. Yal­nız bir Ekonomi Bakanı olarak değil, Sergi ve Fuarlarla çok meşgul olmuş bir iktisatçı sıfatiyle bu ödevi memnunlukla yerine ge­tiriyorum.

izmir'imizde kurulan Türkiye'mizin biricik Enternasyonal Fuarını açarken, buraya gerek mallarını teşhir etmek suretiyle, gerek Fuarımızı ve memleketimizi görmeğe gelen yabancı misafirlerle, Türk ekspozan ve zi­yaretçileri hürmetle selâmlar ve Fuarımızla memleketimize karşı gösterdikleri alâkaya Hükümet. Şehir ve Fuar İdaresi namına candan teşekkür ederim.

Arkadaşlarım, önce millî ve sonra beynel­milel bir karakter taşıyan Fuarımız bu yıl 20'nci yaşını idrâk ediyor. Pazarlar tari­hinde büyük bir yaş ifade etmemekle be­raber. Cumhuriyetin bir eseri addolunan İzmir Fuarının açılışı memleket ölçüsünde bir tezahür sayılmaktadır. Böylece bu yıl Karadenizin hem gelir ve hem gideri Demokrat Parti iktidarı tara­fından ayarlı bir müdahaleye tâbi tutul­muştur. Neticede fındık müstahsili bir kilo kabuklu fındığına 4-5 kilo mısır alabilecek bir iştira kuvvetine sahip kılınmıştır.

—İstanbul:

Yeşilköy Meteoroloji merkezi bugünkü kasırga hakkında aşağıdaki malûmatı vermiştir:

Birkaç günden beri yurdumuz üzerinde sı­cak bir hava kitlesi mevcuttu. Bugün Po­lonya, Romanya ve Bulgaristan üzerinden gelen soğuk hava kitlesi İstanbul'da fevka­lâde bir kasırga hâdisesi meydana getirmiş­tir. Karayel rüzgârının hızı bazen sa­niyede 22 metreyi bulmuştur. Yarım saat­lik müddet içinde YeşilkÖyde sağanaklı yağ­murun beher metre kareye bıraktığı yağış miktarı 6 kilogram kadardır. Kasırga doğ­rudan doğruya Karadeniz istikametine gel­miş ve şehrimiz üzerinden geçerken doğuya istikamet aldığı görülmüştür. Orta Anado-luya, Karadenizin orta kısımlarına tedri­cen ilerliyerek doğuya doğru gitmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Marmara'da umu­miyetle tesirini göstermiştir.

—İstanbul:

Emekli Orgeneral İzzettin Çalışlar'ın cena­zesi bugün ikindi namazın: müteakip as­kerî merasimle Beyazıt camiinden kaldırıl­mıştır.

Merasime Kurmay Albay Zeki Ozsan'm komutasında sancağı ile birlikte bir piyade alayı, bir süvari bölüğü, deniz kıtası, jan­darma - bölüğü ve polis müfrezesi iştirak etmiştir.

Merasimde Cumhurbaşkanı adına Başya­ver Kurmay Yarbay Nureddin Alpkartal, Vali ve Belediye Başkanı adına Fuad Al­per, Ordu Müfettişi General Şükrü Kanatlı, İstanbul Komutanı General Nazmi Ataç, Üçüncü Ordu Komutanı Nureddin Baran-sel; Deniz Harp Akademisi Komutanı Tümamiral Necati Özdeniz ve pek çok e-mekli generaller, subaylar hazır bulun­muşlardır.

Askeri merasim Saraçhanebaşrnda sona e-rerek, tabut top arabasından cenaze oto­mobiline nakledilmiş. Edîrnepakı şehitli­ğinde hazırlanan ebedî medfenine tevdi o-lunmuştur.

—Bilecik:

Bu sabah (Demokrat Parti Milletvekille­rine açık mektup) başlığını taşıyan ve bir­takım mânâsız ve asılsız iddialarıihtiva edenbirbeyannameninotomobilleoraya buraya dağıtıldığı görülmüştür. Seçim Kurulu kararı ile 12-14 arasında kendilerine açık hava toplantısı sırası verilen Cumhuriyet Halk Partililer namına toplantıyı açanAvukatŞemseddinErdinç'indebu beyannameyiaynenokuduğuişitilmiştir. Beyannamenin tetkikinde halkı, asılsız haberler yayarak, heyecana şevke matuf birçok yazılar bulunduğu ve bu beyannamenin

Seçim Kanununun 135'inci maddesine aykırıolduğu görülereksanıkŞemseddin

ErdinçSavcılıkçaSuçüstüMahkemesine verilmiştir.

Sanık, mahkemede, beyannamenin bilhassa üçüncümaddesinindikkatiniçektiğinive beyannameyi veren Kars Milletvekili AbbasÇetin'ebuhusususöylediğini,fakat onun,okunmasındaısrarettiğini,bunun üzerinekendisinindeokuduğunusöylemistir.Hâkimbubeyannamelerinderhal toplattırılmasınakararvermiş,bazıhususlarınvebumeyandabeyannamelerin Ulusmatbaasındabasılıpbasılmadığımn tetkiki için mahkemeyiÇarşamba gününe talik etmiştir.

Bu beyannameler aynı zamanda Küplü ve Söğüt'te dağıtılmıştır.

—Doğu - Beyazıt:

Dağcılarımızın Ağrıdağına bir çıkış yapacağınıbildirmiştim.ÜsteğmenCevat

Gökmenoğlu komutasında Teğmen Münir Kısa, Doktor Yüzbaşı Kemal Gümüşçü ve 105 erden müteşekkil kafile Ağrı dağının buzlarla örtülü zirvesine çıkmak üzere bugün saat 5.45'te hareket etmiştir. Kafile,başta Alay Kumandanı ve subaylar olduğu haldehalkınbaşarıtemennileriyleuğurlanmıştır.

21 Ağustos1951

—Ankara;

Son günlerde Çankırı, Kastamonu ve Bolu İllerinde vukubulandepremden müteessir olan halka ilk ve âcil yardımları yapmış olan Kızılay Genel Merkezi, bu yurddaşlara daha geniş yardım sağlanması için vatandaşlarınyapacaklarışartlıbağışların bir an evvel merkeze gönderilmesini şubelerine tamimen bildirmiştir. Bu bağışlar son depremfelâketzedelerinetahsisolunacaktır.

— Ankara:

DünakşamBilecik muhabirimizden aldığmr.z bir haberde İl merkezi ve İlçelerde

tahrik edici bazı beyannamelerin dağıtıldığı ve Halk Partisi açık hava toplantısında parti başkanı avukat Şemseddin tarafından okunduğu ve Cumhuriyet Savcılığının işi Suçüstü Mahkemesine verdiği bildirilmekte idi. Bu hâdise hakkında malûmat vermesi­ni rica ettiğimiz Adalet Bakanı Rükneddin Nasubioğîu bize aşağıdaki beyanatta bu­lunmuştur :

Demokrat Parti Milletvekillerine mek­tup) başlığı ile matbu bir beyannamenin Bilecik ve civarında halka dağıtıldığı ha­ber alınmıştır. Bu beyannamenin altında vatandaş Mehmet, vatandaş Ali, vatandaş Ahmet ve vatandaş Durmuş vesaire adlarla 14 matbu imza bulunmaktadır.

Münderecatı her türiü meşru seçim mü­cadelesine uymamaktadır. Tahrik edici bir edâ ile kaleme alınmıştır. Halka tevzi edi­len bu matbuanın ihtiva ettiği bazı kısım­lar memlekette anarşinin hüküm sürdüğü mânasını ihsas edecek ve vatandaşın Hü­kümete güvenini sarsacak mahiyettedir. Altındaki İmzaların da hakikî hüviyet sa­hipleri olduğu henüz anlaşılmış değildir.

Mahallî Savcılığının bize bildirdiğine gö­re bu matbu beyannameler Ankara'da Ulus matbaasında basılmış ve ara seçimi olan mıntakalara dağıtılmıştır. Bu arada Kars Milletvekili Abbas Çetin tarafından Bile-cik'e de getirilmiştir. Bilecik Cumhuriyet Halk Partisi merkezinde bunlardan 1.471 adet bulunmuştur. Bu beyanname Bilecik Cumhuriyet Halk Partisi Başkanı Avukat Şemseddin tarafından bir açık toplantıda okunmuştur. İşe alâkalı savcılıklarca el konulmuş ve adlî takibata geçilmiştir.

— Ankara:

Yedek Subay Okulu 31'İnci dönem eğiti­mini başarı ile bitiren yedek tabiblerİn diploma tevzii törenleri, bugün Yedek Su­bay Okulunda yapılmıştır. Törende. Millî Eğitim Bakam Tevfik İle­ri. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, ikinci Başkanı Korgeneral Zekâi Okan, Askerî Şûra üyelerinden Orgeneral Muzaffer Tuğsavul. generaller, yüksek rüt­beli subaylar ve Basın mensupları hazır bulunmuşlardır.

Törende okul konferans salonunda toplan­mışbulunanasteğmenlerinhepberaber söyledikleri İstiklâl marşiyle başlanmıştır. Bilâhare Okul Komutanı Kur. Alb. Lûtfi fGüvenç genç asteğmenlere bir hitabede bulunmuş,bunagençasteğmenlerdenbirisi Icevap vererek, Türk Ordusunun şerefli saf-.'arına katılmaktan duyduklarıgururuar­kadaşları adına ifade etmiştir.

Daha sonra Genelkurmay Başkanı tarafın­dan bölüğün birinci, ikinci ve üçüncülerine okulca hazırlanan mükâfatlar verilmiştir. Mükâfat tevziini müteakip kısa bir konuş­ma yapan Orgeneral Nuri Yamut, ezcümle «Katılacağınız ordu saflarında bilhassa Mehmetçiğin engin ruhu ile temasa gelme­lisiniz. İşte o zaman gözlerinizin önünde yepyeni bir ufkun açıldığını göreceksiniz. Genç hekimler, nurlu yolunuzda şerefli ba­şarılar dilerim» demiştir.

Bundan sonra sınıf birincisi tarafından yaş kütüğüne çivi çakılmış ve Yedek Subay marşı iie törenin bu kısmı sona ermiştir.

Müteakiben okul binası önünde yapılan ve davetlilerin büyük takdirlerini kazanan çok muntazam bir geçit resmi ile törene son verilmiştir.

—İsparta:

Bir yandan İsparta halısının cihanşümul şöhretini muhafaza ettirmek, diğer taraftan İsparta halıcılığının kalkınmasını sağlamak maksadiyle Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı çok yerinde bir karar almıştır.

Bakanlığın bu karara istinaden bütün Ti­caret Odalarına yaptığı bir tamime göre, bundan böyle İsparta adıyla dış piyasalara sevkedîlecek halılarda İsparta Ticaret Oda­sının soğuk kontrol damgasının bulunması şart koşulmuş, aksi takdirde menşe şeha-detnamesi verilmemesi bildirilmiştir.

Bu karar bütün şehrimizdeki halıcıları se­vindirmiştir.

22 Ağustos 1951

—İstanbul:

Efes'te Hazreti Meryem'in son ikametgâhı olan Panava Kupulu'ya yeni yapılan İzmir-Efes. Efes - Panaya Kapulu yolunun açılış töreninde bulunmak, ayni zamanda İzmir Fuarının da açılma merasimine iştirak et­mek üzere Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdürü Doktor Halim Alyot ile birlikte İzmir'e giden Ankara ve İstanbul gazete-cüerile memleketimizde bulunan muhtelif yabancı ajans ve gazete temsilcilerinden müteşekkil gurup, bugün sabaha karşı Ban-dırma'vapuru ile İstanbul'a dönmüşlerdir.

— İzmir:

Şehrimizde tetkik ve temaslarda bulun­makta olan Çalışma Bakanı Nuri Ozsan,

dün sabah İşçi Sigortaları Kurumuna gi­derek bîr müddet meşgul olmuştur. Nuri Özsan saat 15.30'da sanayi Birliğinde İz­mirli işverenlerle işçi mevzuunda bir saat kadar konuşmuş ve saat 18.30'da da Tekel Sigara Fabrikası salonunda İzmir İşçi Sen­dikaları temsilcileri ve İşçi mümessilleri­nin iştirakiyle yapılan bir toplantıda hazır bulunmuştur.

Fasılasız iki buçuk saat süren bu toplantıda Bakan, salonda bulunan bütün temsilci ve mümessillerin ayrı ayrı dilek ve şikâyet­lerini dinleyerek cevap vermiştir. Bakan demiştir ki:

«Arkadaşlarım, izmirli işçilere teşekkür etmekle sözlerime başlayacağım. Çünkü İzmirli isçi arkadaşlarım Meclisten yeni çiknnş olan Ücretli Hafta Tatili Kanunu hakkında büyük bir anlayış göstermişler­dir.

Bu kanun kabul edildikten sonra bazı yeiler işçilere tatil günleri tam yevmiye verilme­sini talep ettiler. Gerçi bu şekilde taiepler gayet mahdut yerlerden gelmiştir. Biz Hü­kümet olarak is ve işçi nizamını tanzim etmeyi ve isçilerimizin refahını sağlamayı kendimize vazife edindik.

Biz ücretli hafta tatili tasarısını hazırlar­ken hafta tatili ücretlerini tarrî olarak ver­mek niyetiyle hareket ettik ve bu. mak­satla da tetkiklere başlamıştık. Fakat ma­alesef tetkiklerimiz neticesinde buna. im­kân görülemedi. Sebebi de malûmunuz ol­duğu üzere maddî imkânsızlıktır.

Arkadaşlar, bildiğiniz gibi başta köylerimiz olmak üzere memleketimizde yaşama sevi­yesi düşüktür. Bu seviyeyi yükseltmek lâ­zımdır. Bunu da bîr taraftan değil, her ta­raftan birden tutarak kaldırmak lâzımdır. İse evvlâ, köylerimizi kalkındırmakla, köy­lülerimize hayat hakkı tanımakla başladık. Bir sene içinde İllere'tahsis ettiğimiz para­larla hemen hemen bütün köylerimizde ye­niden yollar, su tesisleri yapıldı, buna de­vam edeceğiz de...

Ücretli Hafta Tatili Kanununu kabul et­tirmekle Hükümete 25 milyon lira yükle­miş oluyoruz. Eğer bu 25 milyon lirayı İllere dağıtmış olsaydık, geri kalmış köyle­rimizde daha birçok şeyler yapmak imkâ­nı hâsıl olacaktı. Ama biz memleket kal­kınmasını kül olarak ele aldığımızdan, iş­çilerimizi de ihmal etmedik ve Ücretli Haf­ta Tatili Kanunu ile isçi dâvalarından biri­ni halletmiş oîduk.

Arkadaşlar, 25 milyon lira düşünürseniz az para değildir. Konuşmalarınız arasında Grev Kanunundan bahsedildi. Arkadaşlar,

biz hazırlamış olduğumuz Grev Kanunu tasarısını sizlerin ve diğer kimselerin tet­kikine sunarken şunu düşündük:

Noksansız ve milletimizin istediği şekilde mükemmel bir kanun çıksın. Elinizdeki taslak hakkında fikirlerinizi serdedeceksi-niz. Biz bunları nazarı itibara alacak, ye­niden grev mevzuu üzerinde tetkiklerde bu­lunacağız ve tasarıya son şeklini vereceğiz. Zannetmeyin ki kanun sizin okumuş oldu­ğunuz taslaktaki şekilde çıkacaktır. Belki de üzerinde daha pek çok retuşlar yapı­lacaktır.

Bazı arkadaşlar da İş Kanunundan ve yeni Teşkilât Kanunundan bahsettiler. İş Kanununu bazı kayıtlar altında daha çok şümullendireceğiz. Teşkilât Kanunumuzda da esaslı bir ıslahat yapılacaktır.

Malî külfetlerden şikâyet eden arkadaşlar da oldu. Bu arkadaşlara Gelir Vergisi Ka­nununun yeniden tetkik edilmeye başlan­dığını haber verebilirim. Belki işçilerimiz bu suretle şikâyet ettikleri külfetten kur­tulmuş olacaklardır.

Diğer taraftan Hastalık Sigortası Kanunu İzmir'de de derhal tatbik edilecektir. Ba­kanlık Umum Müdürü bu iş için İzmir'e gelmiş bulunmaktadır. Kanunun tatbiki için yeni hastahane binasının inşasını beklemi-yeceğiz. Hastahane olabilecek bir veya iki ■ bina bulduktan sonra kanunu derhal İz­mir'de 'de tatbik edeceğiz. Öyle zannediyo­rum ki bu is 1952 yılı Mart ayı içinde halledilebilecektir. Arkadaşlar, emin olabi­lirsiniz ki hükümetiniz mümkün olan her-şeyin en kısa zaman içinde yapılabilmesi için büyük gayretler sarfetmektedir. Hepi­nize islerinizde başarılar temenni ederim.»

— İzmir:

Üç günden beri şehrimizde bulunan Tarım Bakanı Nedim Okmen, tetkik ve temasla­rına dün de devam etmiştir. Birçok ziraî tesis ve teşekkülleri gezen Bakan saat 16'da Bornova Ziraat Okulunda şehrimizde vazi­feli bütün ziraat, orman ve veteriner mü-dür, memur, teknisyen ve mütehassıslarının iştirakiyle bir toplantı tertip etmiştir. Ha­zır bulunanların gayet memnun olarak ay­rıldıkları bu toplantıda Nedim Okmen ez-cümie demiştir ki:

«Muhterem arkadaşlarım, davetime tam olarak gelişinizden dolayı sizlere çok teşek­kür ederim. Siz arkadaşlarımla temas imkâ­nını bulabildiğim için şu anda büyük fe­rahlık duymaktayım. Her gittiğim yerde bütün arkadaşlarınıza söylediğim gibi bu­rada da söylemek lüzumunu duymakta­yım ki, İkinci Menderes Kabinesinde bana

Tarım Bakanlığının tevdi edileceğini Öğ­rendiğim zaman bu vazifeyi kabul etmekte hiç tereddüt etmedim. Çünkü bundan bir müddet evvel 8 ay kadar aranızda bulu­narak sizlerin ne kadar çalışkan ve iş başa­rır insanlar olduğunuzu öğrenmiş bulunu­yordum.

Ziraatçıların memleket ölçüsünde yüklen­diği vazifenin ehemmiyet ve ağırlığı ma­lûmdur. Millî gelirin ana kaynağının zira­atçılık olduğunu her zaman söylemekteyim. Bunun böyle olduğuna sizlerin de tam ola­rak inandığınıza kanaatim vardır.

Gezip temas etmekten çok fayadlar sağ­lanmaktadır ve gerek birinci gerekse ikinci seyahatim cidden çok şeyleri yakından gör­meye vesile olmuştur. Bu defa izmir'deki müesseselerimizi de görmek imkânını bul­dum. Bu müesseselerimizin hiç şüphesiz ki tenkit edilecek tarafları vardır. Fakat be­ğenilen çok tarafları da olduğunu bilhassa tebarüz ettirmek isterim.

Memleketimizde ziraat teşkilâtımız tam mânasiyle muvaffak olmuş bir teşkilât de-ğüdİr. Ziraat teşkilâtında malzeme bol, feîlgili kimseler çok olmasına rağmen, niçin istenilen neticealınamamıştır?

Hiç şüphesiz ki bunun sebebini hepiniz bi­liyorsunuz: Arada bir işbirliğinin bulun­mamasıdır. Ben derhal tesisi istenilen bu işbirliğini merkezde kısmen temin etmiş bulunuyorum. Gelen haberlerden öğrendi­ğime göre. bu işbirliği tedricen merkezden teşkilâta da sirayet etmektedir.

Ben şuna inanmışımdır ki, teşkilâtımızda aşağısı yukarısını sayacak, yukarısı da a-şağismı severek hareket edecek olursa her-şey hallolacaktır.

Muvaffakiyet sizliğimizin bir başka sebebi de ziraat teşkilâtının mesailerini halka ka­dar intikal ettirememesidir. Bunda da âmil bu Bakanlığın koyu bir merkeziyetçilikle hareket etmiş olmasıdır. Yeni Hükümetin bir takım ana prensipleri vardır. İşte bu prensipler arasında merkeziyetçilikle mü­cadele prensipi de bulunmaktadır.

Arkadaşlar, kendi teşkilâtımızda artık bundan böyle her arkadaş kendi salâhiyeti hudutları dahilinde gayet serbst ve hüsnü­niyetle hareket etmekte izinlidir. Hiçbir makam başkalarının salâhiyetlerine lüzum­suz olarak müdahale etmemelidir ve bunun için mücadele etmeliyiz. Serbestçe hareket edilmedikçe muvaffakiyet yoktur.»

Bundan sonra İzmir ziraat teşkilâtı hakkın­da çıkan dedikodulara temas ederek bun­ların ne maksatla ve nasıl çıkarıldığını izah

eden Tarım Bakanı, sözlerine şöyle son vermiştir:

((Benim sizden tek dileğim daima işbirliği, gönül birliğiyle çalışmaktır. Bu takdirde muvaffak olmamak için sebep yoktur. He­pinize tekrar tekrar teşekkür ederim.»

Bakanın konuşmasından sonra toplantıya iştirak eden ziraatçilerden, ormancılardan ve veterinerlerden bazıları söz alarak kendi teşkilâtlarını alâkadar eden bazı aksaklık­ların giderilmesi için Bakandan dilek ve temennilerde bulunmuşlardır. Bu arada söz alanlardan genç bir ziraatçının yaptığı çok güzel konuşma salondakiler tarafından uzun uzun alkışlanmış ve memleket için büyük bir istikbal vaadeden bu genci Ba­kan alnından öpmek suretiyle tebrik etmiş­tir.

Tekrar söz alan Tarım Bakanı Okmen, stajyerler işinin halledilmek üzere olduğu­nu, bunlar için hazırlanan tasarının Mec­lisin kış devresinde kanunlaşacağını. Ziraat Bakanlığına mensup memur, teknisyen ve mütehassısın bilfiil tarlada, ormanda ça­lıştırılacaklarını, kırtasiyeciliğe mutlaka son verileceğini de söylemiştir. Bakan bu arada İzmir'de kurulmuş bulu­nan Çekirdeksiz İncir Araştırma Lâbora-tuvarmm yine kendi arkadaşlarının arzu­suyla lâğvedilmiş olduğunu da bildirmiştir.

— İzmir:

Şehrimizde bulunan Ekonomi ve Ticaret Bakanı Prof. Muhlis Ete ile Maliye Ba-, kanı Hasan Polatkan, dün sabah Sanayi Birliğini ziyaret ederek Birlik İdare Kurulu üyeleriyle sanayicileri ilgilendiren muhtelif konulan görüşmüşlerdir.

Ekonomi ve Tjcaret Bakanı, bu konuşmalar sırasında yeni yürürlüğe giren Odalar ve Borsalar Kanunu gereğince bu teşekküllere muhtariyetler verildiğini, Odalar tarafından yapılacak esaslı incelemelerin Bakanlığın mesaisine yardım edeceğini, sanayicilerin diledikleri takdirde tüccarlardan ayrı Sa­nayi Odaları halinde teşkilâtlanabilecekle-rini. bu suretle iktisadiyatımızda ilgili mevzuların gerek sanayici, gerekse tüccar tarafından ayrı ayrı tetkikine imkân hâsıl olacağını söylemiş ve sanayiin kredi ihti­yacına temasla Marshall Yardımından fay­dalanılarak 54 milyon liralık bir meblâğın Türkiye Sınaî Kalkınma Bankasına dev­redildiğini, Bankaya verilen prjorite lis­tesine göre kuruluş sermayesinin karşıla­nacağını, işletme sermayesinin de Merkez Bankasından cüz'î bir faizle temini için. çalışılacağını müjdelemiş ve bu husus sa­nayiciler tarafından memnuniyetle karşılan­mıştır.

Başbakanlık, Devlet Başkanlığı ya­pan İnönü'nün dünkü politikacı gibi konuş­maması, isim zikrederek vazıh bir şekilde söz söylemesi lâzımdı. "Bir de Mütemadiyen Basına iltica ediyor, demokrasiyi siz koruyacaksınız, diyor. EI-bette ki Basın vazifesini her zaman yapa­caktır. Fakat, Basının maruz kaldığı bas­kıyı gözden geçirirsek, zannederim ki, en çok tazyik onun Başbakanlığı. Devlet Baş­kanlığı zamanında olmuştur. Birçok gaze­tecilerin takip edildiğim hepiniz biliyorsu­nuz. Bizzat ben de buna maruz kaldım.

Halkevlerini ilgilendiren kanun hakkındada şu cümleyi kullanıyor:

Siyasetin millet hayatında bu kadar vahim bir hareketi gözünü kırpmadan yapabilmesi milletler tarihinde, hattâ Ortaçağda eşi ol­mayan bir yıkımdır.

.Bu cümlelerin altındaki maksat belli değil midir? Kanun, Türkiye Büyük Millet Mec­lisi tarafından çıkarılmıştır. Türk tarihin­de ilk defa olarak millet iradesiyle gelen meşru bir Meclisin ismini siyaset ismiyle örterek bu devri Ortaçağ olarak vasıflandı­rıyor.

Eğer Ortaçağ hâdiseleri misalleri isterseniz tekrar edelim: Daha dünkü tabutluklar re­jimi, kimsenin hafızasından silinmemiştir. Hesapsız kitapsız kurşuna dizilmeler daha dün oldu. Söyleyiniz Ortaçağ zihniyeti han­gisidir? Burada da cesaretten mahrumdur. V uncu Büyük Millet Meclisi diyemiyor, siyaset diyor.

Halkevleri üzerinde yakında Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ın etraflı İzahatı olacaktır. Bu suretle umumî efkâr tamamyile tenev­vür edecek. Yalnız, şunu söyliyeyim ki, ver-■£İ kaçakçılığı yapmak maksadivle 300 mil­yonluk malı 3 milyon gösterdiler, bir mil­yonluk malı 7 bin lira diye tescil ettiler. Bunları yapan insanlar Halkevleri Kanunu­nu Ortaçağ zihniyeti, eseri diye zikretmek­ten — kelimeyi mazur görünüz — utanmı­yorlar.

İşte sizlere elime geç vakit geçmiş olan bu beyanatın bir kaç noktasına böylece temas ettim.

Kısmî seçimlerin en katî bir emniyet içe­risinde cereyan edeceğinden hiç bir va­tandaşın şüphesi yoktur. Şimdiye kadar Halk Pariili gazeteler müstesna kendi teş­kilâtlarından bile tazyik yapıldığına dair tek kelimelik bir şikâyet vâki olmuş de­ğildir. O halde kısmî seçimlerin arifesinde siyasî ahlâka, insanlık ahlâkına, vatandaş­lık ahlâkına katiyen, uymayan yalan ve tez­vir yollarına kapılarak gizli beyannameler bastırmaksuretiylehalkıkıyamateşvik metotlarını bir tarafa bırakmak memle­ket için olduğu kadar kendileri için de çok faydalı olacaktır.

Adalet Bakanı Rükneddin Nasuhioğlu da bu şikâyet konusuna temas ederek seçim mücadelesi açıldığından beri hiç bir vatan­daş, hiç bir parti teşkilâtından tek bir şi­kâyet gelmediğini, bazı gazetelerde çıkan iddiaların esassız olduğunu. Muğla ve Es­kişehir'deki baskı iddialarının da böyle boş lâflardan ibaret olduğunu, Eskişehir Seçim Kurulu Başkanının istifasının kendisine istediği kadar kâtip verilmemesinden ileri geldiğini, fakat, Başkana ancak nüfus ve tahsisat nisbetinde kâtip alınabileceği izah edildikten sonra istifasını geri aldığını ve bunun haricinde Bakanlığa aksetmiş hiç bîr hâdise bulunmadığını söyliyerek, herhangi bir usulsüzlük varsa herkesin ortaya koya­bileceğini beyan etmiş ve şimdiye kadar da böyle bir şikâyet olmadığını sözlerine ilâve etmiştir.

— İstanbui:

İstanbul 6'cı Enternasyonal Tenis Tur­nuvasına bugün T. E. D. Kulübü kortla­rında devam edilmiş ve aşağıdaki neticeler alınmıştır:

Tek erkekler:

Fehmi Kızıl - Chartier 1/6. 10/8, 6/4 Tek kadınlar:

Bahtiye - Procter 6/2. 6/0 Çift erkekler:

Seyman, Sezai - A. Çip, S. Nemli 8/9. 6/0. Diğer müsabakalar havanın muhalefetin­den dolayı yapılamamıştır.

— Ankara:

Her yıl 30 Ağustos Zafer töreni münase­betiyle, Millî Mücadelede düşmanın bağ­rımıza en ziyade sokularak geri püskürtü'-düğü nokta olan Polatlı - Karaboğaz'dan itibaren bütün savaş mmtakalanni yaya olarak katetmek ve ilk mevzîlerden ala­cakları gazi memleket toprağını Dumlupı-nar'da Başkumandanlık Meydan Muhare­besi şehidlerine götüren Türkiye Anadolu Oymağı'nin bu an'anevî seyahati bugün başlamıştır.

Oymak'm Ankara Şubesi gençlerinin ilk ka­filesi bugün 19.20 ekspresiyle Polatlı'ya hareket etmiştir. Bu kafile Polatlı'dan iti­baren Sivrihisar. Ümraniye, Emirdağ üze­rinden Afyon'a yürüyerek 21 Ağustos'ta Afyon'un Kurtuluş vıldönümünde bulun­duktan sonra Dumlupınara geçecek. 29-30 Ağustos gecesi sabaha kadar Meçhul Asker anıtında meşaleler yakarak nöbet bekliye-ceklerdir. Yürüyüşü Zafer Tepe'de bitire­cek olan gençler, 31 Ağustos'ta Kütahya'da, 2 Eylül'de de Eskişehir'in Kurtuluş bay­ramında Türk gençliği adma bulunarak, buralardan Atatürk'ün geçici kabrine tevdi olunmak üzere alacakları şehit topraklariy-le birlikte Ankara'ya döneceklerdir.

Beraberlerinde mühim miktarda gazete, dergi, sağlık propagandası broşürü, hava­cılık ve spor terbiyesi veren kitaplarla toz ve tablet halinde muhtelif ilâçlar götür­mekte olan gençler, bunları yol boyunca köylülere dağıtacaklardır.

— İzmir:

Bu sabah şehrimizden ayrılan .Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr. Ekrem Hayri Ustündağ, hareketinden evvel kendisiyle konuşan Anadolu Ajansı muhabirine 21 A-ğustos tarihli Cumhuriyet gazetesinde İs­tanbul ilk Yardım Hastanesi hakkında çıkan bir yazı dolayısiyle şunları söyle­miştir:

«Evet, ben de o yazıyı gördüm ve hayretle karşıladım. Bilhassa bu yazıya ait diye konulan resmi de gördükten sonra sayın Cumhuriyet gazetesinden bu törende kim­senin bulunmadığına kani oldum. Çünkü bu resim İlk Yardım Hastahanesinin küşad resminde alınmış olmayıp Şişli Çocuk Has-tahanesindeki Hemşire ve Laborant Okulu diploma tevzii merasimine aittir.

Beyoğlu İlk Yardım Hastahanesinin arka tarafta bulunan birinci pavyonu acele yatı­rılması icap eden. taşradan gelmiş hastalara tahsis kılınmış ve aylardan beri faaliyete geçmiş bulunmaktadır. Birçok vatandaşları barındırmakta ve buradan hastalıklarının derecelerine göre diğer verem sanatoryum ve hastahanelerine scvkedilmektedir. Ev­velce harap bir halde iken avlardan beri yepyeni şekle getirilen ve içerisine mükem­mel yeni bir röntgen ve modern sterüizas-yon cihazı, ameliyat masaları ve bütün lü­zumlu dhazlariyle 40 yataklı kadro ile açı­lan cerrahî kısmının operatörleri, Kan Ban­kası mütehassısı ve diğer personeli tayin edilmiş ve tarafımdan açılış töreni de ya­pılmıştır.

Bu törendeki nutkumda da tebarüz ettirdi­ğim gibi, cerrahî pavyona da Eylül orta­larına doğru hasta kabulüne başlanılacak ve âcil cerrahî vakalarına ilk yardımlar ya­pılacaktır. Takdir edersiniz ki, bu çok ha­yatî bir meseledir. Tasrih ettiğim veçhile iki pavyondan ibaret bulunan İlk Yardım Has­tahanesinin verem kısmı esasen çalışmakta

olup cerrahî kısmının da tabip ve diğer personeli tayin edilmiştir.

Şu hale göre, müessenin kapısına kilit asılmış değildir ve asılmiyacaktır. Kan Bankası cihazlarına gelince:

Cerrahpaşa, Numune ve Haseki Hastaha-nelerinde mevcut Kan Bankalarının bir benzeri de İlk Yardım Hastahanesinde ku­rulmuştur. Bakanlık bu tesisle de kalmıya-rak kuru kan plasması istihsal edebilecek modern tesisler de vücuda getirmeye çalış­maktadır. İstanbul, Ankara ve İzmir'de kuru kan plasması çıkaracak bankaları kur­mak maksadiyle firmalarla temas etmiş ve yakında ihaleleri de yapılmak üzere bulun­maktadır.

Önümüzdeki Şubatın son haftalarına doğ­ru işler bir halde teslim alınacaktır.

-— İzmir:

Birkaç günden beri şehrimizde tetkik ve temaslarda bulunan Çalışma Bakanı Nuri Özsan, bu akşam trenle şehrimizden hare­ketle Aydın'a gitmiştir. Bakan oradan da seçim bölgesi olan Muğla'ya giderek bir müddet seçmenleriyle temaslarda buluna­caktır.

Diğer taraftan Nuri Ozsan, bugün de saat 10.30'da İşçi Sigortaları Kurumu İzmir Şubesine giderek bir saat kadar meşgul olmuştur. Bakan burada bilhassa İzmir'de de tatbik edilmesi kararlaştırılmış olan Has­talık Sigortası Kanunu üzerinde durmuş ve Genel Müdür Yardımcısı Sadri Aksoy ile Kurum İzmir Şubesi Müdürü Hulusi Tokay'dan gerekli izahatı almıştır.

Hastalık Sigortasının 952 yılı Mart ayı içinde tatbik mevkiine konulabilmesi İçin şimdiden hazırlıklara başlanmış, İzmir'de kurulacak olan hastahane ile dispanserler ve sağlık istasyonlarının yerleri tesbit edil­mektedir.

— İzmir:

Tanm Bakanı Nedim Ökmen, beraberinde İzmir Teknik1 Ziraat Müdürü ve İzmir'de­ki bazı pamuk mütehassısları ile Bakanlık Özel Kalem Müdürü olduğu halde bu sabah Menemen İlçesine gitmiştir.

Bakan burada ovanın en büyük derdi olan sulama mevzuu üzerinde durmuş ve alâkalı­lardan bu hususta izahat almıştır.

Nedim Ökmen, avdet etmiştir,

image002.gif—Ankara:

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı İs­met İnönü bugün bir basın toplantısı yap­mış ve bu toplantıda halkevlerinin kapatıl­ması üzerinde durarak güzel sanatlar gibi bir gelişme kolunda bu ev ve odaların yeri­nin nasıl doldurulacağını tasavvur etmek mümkün olmadığını söylemiş ve: siyasetin Millet hayatında bu kadar vahim bir hare­keti gözünü kırpmadan yapabilmesi Millet­ler tarihinde hatta ortaçağda eşi olmıyan bir yıkımdır, demiştir.

Bundan sonra Muhalefet Partilerinin duru­munu izah eden İnönü, basının ara seçim­deki rolüne geçmiş ve şunları söylemiştir : Ara seçimlerinin dürüst yapılması için gaze­telerimiz bugün en mühim teminatımızdan biridir. Basınımızın demokratik rejimin dürüst kurulup doğru gelişmesi için basiretli ve sebatlı bir murakabe yapacaklarına bü­tün vatanseverler haklı olarak ümit bağla­mışlardır.

Hâdiselerin gidişi odur ki, bundan sonra, her gün muhalefet için daha güç olacaktır. Her yerde, adaylarımız aleyhinde şikâyet­ler, mazbatalar, takipler başlamıştır. Bası­nın, rejimi müdafaa kaygusu ile, bu hâdi­selere alâka göstermesini bilhassa teminat olarak isteyişimiz bundan dolayıdır.

Bilecik hâdisesine gelince:

Ortada bir hâdise var, takibat yapılıyor. Suç mu, değil mi? Buna karar vermek hâ­kimin hakkıdır. Bir politika adamının bu hususta konuşması, iktidarın kendisini ne-kadar kaybettiğinin bir misalidir.

C. H. P. Genel Başkanı gazetecilerin sual­lerine verdiği cevapta, ara seçimlerinde C. H. P. nin şansı nerede olacağını söylemek mümkün olmadığını programında şimdilik bir seyahat kararı bulunmadığını, Bitlis'te aday göstermek müddeti içinde yetiştire-bilirse o zaman aday gösterebileceğini söz­lerine ilâve etmiştir.

23 Ağustos 1951

—Çankırı:

Bir müddet evvel şehrimizde vukubulan şiddetli deprem dolayısiyle hasara uğramış olan Hükümet konağı İle Emniyet Müdür­lüğü binasının durumları bir fen heyetine tetkik ettirilmiş ve fen heyetinin verdiği rapora göre Hükümet konağının üst kat­ları ile Emniyet Müdürlüğü binasının ta­mamının boşaltılması iktiza ettiğinden adı geçen binalar boşaltılmaya başlanmıştır.

Valilik, Defterdarlık. Millî Eğitim, Sağlık,. Seferberlik ve Hükümet Tabibliği daireleri,. P. T. T. binasının Başmüdürlük kısmına, İl Jandarma Komutanlığı, Emniyet Müdür­lüğü ve Defterdarlık şubeleri Halkevine taşınmaktadırlar.

Felâketzedelere yardımlar devam etmekte­dir. Şimdiye kadar dağıtılan çadır miktarı iki bini geçmiştir. İaşe yardımı da devam ediyor. Askerî ekipler enkazın kaldırılması

için hummalı bir şekilde çalışmaktadırlar. Deprem bölgesindeki harmanların sürülüp savurulması ve biçilmiyenlerin biçilmesi için Ankara'dan İlgaz'a iki harman maki-nası ile Kurşunlu'ya bir biçer-döğer ve bir harman makinası gönderilmiştir.

Bayındırlık Bakanlığı tarafından gönderi­len bir fen heyeti, deprem bölgesindeki ha­sar miktar ve derecesini tesbit etmek üzere İlgaz'a gitmiş ve çalışmalarına başlamış­tır. Vali, iki günden beri deprem bölgesini dolaşarak yapılan yardımları ve ihtiyaçları-mahallinde tetkik ve tesbit etmektedir.

Bu sabah saat 6.31'de hafif bir deprem da­ha duyulmuştur. Hasar yoktur.

— Ankara:

Millî Savunma Bakanlığı Temsil Bürosun­dan tebliğ edilmiştir:

Haklarında kanunlarımızda mevcut harp' ve seferberlik hükümlerinin uygulanması 3/L1940 sayılı kararla kabul edilen Kore'­deki Birleşmiş Milletler Türk Silâhlı Kuv­vetlerine mensup subay, askerî memurlarla astsubayların rütbelerine ait beldeme sü­relerinden indirme yapılmasına dair Millî Savunma Bakanlığının 17/7/951 tarihli ve 65761 .sayılı yazısı Bakanlar Kurulunca 5/8/951 tarihinde incelenerek:

— Kore'de bulunanBirleşmişMilletlerTürkSilâhlıKuvvetlerinemensupsubay ve askerî memurların Teğmen - Tuğgene­ral ve muadili rütbelerine ait bekleme sü­relerinin toplamından 4273 sayılı kanunun10'uncu maddesinin (a)fıkrasıgereğincebir yıl indirilmesi.

— Birinci maddedeadıgeçenbirliğemensup astsubayların rütbelerine ait bekle­
me sürelerinden bir defaya mahsus olmaküzere 5802sayılı kanunun16'ncı madde­
sinin (a)fıkrası gereğince bir yıl indiril­mesi,

— Rütbelerinin4273sayılıkanunun10'uncu maddesinde yazılı sürelerini bitir­
miş olmalarından dolayı bulundukları rütbelerden bir yıl indirilmesi mümkün olma­yanlar için bu indirme müteakip ilk rütbe­de yapılması,

— İndirilmişsüreleregöreyükselmeiçin de 4273 ve 5802 sayılı kanunlarda ya­
zılı diğer terfi şartları aranması,

— Sicilleri yükselmiyemüsait olmadı­ğından dolayı bulundukları rütbelerin indi­
rilmiş veya indirilmemiş bekleme sürelerisonundaterfiederniyenleriçinmüteakip
rütbelerde bu indirmenin yapılması ve ta­mamlanması,

— Nasıplarındandolayıbuindirilmişsürelere göre yükselmeden yurda avdet e
denlerin haklan mahfuz tutulması, karar­laştırılmıştır.

— İstanbui:

Milletlerarası Parlâmentolar Birliği Türk Heyeti Başkanı, İzmir Milletvekili Cihad Baban, bugün saat 15.30'da Gazeteciler Ce­miyetinde yaptığı Basın toplantısında Par-lâmentolararası Birliğinin 60 vıllık mazisi olduğunu söyliyerek, tarihçesinden bahset­miş ve 31 Ağustos'ta Şale köşkünde 40'mcı birleşimin çalışmaları etrafında izahat ver­miştir.

Memleketimiz dahil olmak üzere 31 mille­tin fiilen iştirak edeceği ve Milliyetçi Çin ile Brezilya'nın müşahit göndereceği bu Konferans. 31 Ağustos günü Büyük Mil­let Meclisi Başkanı Refik Koraltan'm «hoş geldiniz» hitabesiyle açılacak ve Baş­kanlık Divanı seçiminden sonra 6 Eylül akşamına kadar devam etmek üzere çalış­malarına başlayacaktır.

Parlâmentolararası Birliğinin Şale köşkün­de yapacağı 40'ıncı birleşime millî heyet­leri ile iştirak edecek olan memleketler şunlardır:

Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Avusturya, Belçika, Birmanya, Seylân, Danimarka. Mısır, Finlandiya, Fransa, Büyük Britanya, Hindistan, Irak, İrlanda, İzlanda. İsrail, İtalya, Lübnan. Lüksem-burg, Monako, Norveç. Pakistan, Hollan­da, İran. Filipinler, İsveç, İsviçre, Suriye, Tayland ve Yugoslavya.

Yunanistan, seçimler münasebeti ile bu birleşime delege gönderememektedir.

Konferansın devamı müddetince gündem­de görüşülecek mevzular Birlik Statüsünün 17'inci maddesinin tadili, mülteciler mese­lesi, iaşe ve gıda maddelerinin âdilâne bir tarzda tevzi ve taksimi, ve bu meseleler hakkında Başkanlık Divanını verilecek takrirlerin oya konulması işbrid!:'.

31 Ağustos sabahı Konferansın açılışını müteakip umumî müzakere bağlayacak ve aynı gün öğleden sonra da devam edecek­tir. 1 Eylül cumartesi günü umumî müza­kereye devam olunacaktır. Öğleden sonra ve pazar günü delegeler şehri gezmek üze­re serbest kalacaklardır. 3 Eylül pazartesi günü İç Statünün 17'nci maddesinin tadili sabah oturumunda ve mülteciler meselesi öğleden sonraki birleşimde görüşülecek, 4 Eylül salı günü sabah oturumunda aynı mevzuun müzakeresi devam edecek, öğle­den sonraki birleşimde iaşe ve gıda mad­deleri mevzuuna temas olunacak, 5 Eylûî çarşamba günü sabahı iaşe maddeleri mü­zakeresi sona erdirilecek, öğleden sonra de­legeler serbest kalacak, 6 Eylül perşembe sabahı mülteciler ve gıda maddeleri mev­zuları hakkında muhtelif hayetler tarafın­dan verilecek takrirler oya konacak ve muhtemel olarak umumî müzakereler aynı gün nihayet bulacaktır.

Oturumlar sabahlan saat 10'dan 13'e ve öğleden sonra 15.30'dan 17.30'a kadar de­vam edecektir.

Türk Heyeti Konseyi. 30 Ağustos per­şembe günü saat 16'da ve müteakiben l'in-cİ birleşimin sonunda olmak üzere 2 defa toplanacaktır.

30 Ağustos perşembe günü Parlâmentolar-arasi Türk Heyeti saat 2O.3O'da Beylerbeyi sarayında bir kabul resmi verecektir. 1 Ey­lül cumartesi günü saat 2O'de Dolmabahçe sarayında Cumhurbaşkanımız delegeleri kabul edeceklerdir.

Eylûî Cumartesi günü delegeler saat Q daTaksim meydanında toplanacaklar ve bu­
radan emirlerine tahsis edilecek vasıtalarlaşehrimizin tarihî âbidelerini, müzelerim, ca­
mileri ve başka görülmeğe değer yerleri ge­zeceklerdir.AynigünöğleyemeğiTürk
Heyeti tarafından ikram edilecektir.

Eylül pazartesi günü hava müsait olduğutakdirde saat21.30'da açık hava tiyatro­
sunda bir Folklor gecesi tertiplenecektir.

Eylül salı günü akşamı Vali ve BelediyeBaşkanı Gökay tarafından Taksim Gazino­sunda bir kabul resmi verilecektir.

Eylül çarşamba günü delegeler hususî birvapurla saat 15'te Boğazda bir gezinti ya­
pacaklar ve oradanBüyükada'ya geçerekAnadoluKulübündeDışişleriBakanıve BayanKöprülütarafındansaat20.30 daverilecek kabu! resmindebulunacaklardır.

Delegelerin refakatinde bulunan zevce ve kızlarının. Konferansın devamı müddetin­ce şehrimizi gezmeleri için teşkil edilen kaadmlar heyeti kendilerine refakat edecek ve türlü kolaylığı gösterecektir.

Delegeler Park Otel, Konak, Perapalas, Kontinental, Ozipekpalas, Alp ve Yeşilköy-de Denizpark otellerine misafir edilecek­lerdir.

Sale köşkünde toplanacak Parlâmentolar Birliği kırkıncı birleşiminde hazır buluna­cak delegeler 25 Ağustos cumartesi günün­den itibaren deniz ve havayolları ile şeh­rimize gelmeğe başlayacaklardır. Muhte­lif memleketler heyetlerine mensup dele­gelerin isimleri ayrıca bildirilecektir. Türk Heyeti aşağıdaki zevattan mürek­keptir :

I—CihatBaban( İzmirMilletvekili, Grup Başkanı)

OsmanKapani(İzmirMilletvekili.Grup Başkan vekili)

Adato(İstanbulMilletvekili,GrupGenel Sekreteri)

4— RükneddinNasuhioğlu(EdirneMil­letvekili, Adalet Bakanı)

Ahmet Tokur (Antalya Milletvekili)

Bayan Nazlı Tılabar (İstanbul Mil­letvekili)

7— ZeyyadEbuzziya(KonyaMilletve­kili)

8-— SuatHayriÜrgüplü(KayseriMil­letvekili)

'9— Cahit Zamangil(C. H. P. Trabzon Milletvekili)

10— Abdurrahman Melek (C. H. P. Hatay Milletvekili)

II—HayrettinErkmen(GiresunMillet­vekili )

12— Halûk Saman (Bursa Milletvekili).

— Ankara:

Başbakan Yardımcısının dünkü Basın top­lantısında yapılan ve tarafımızdan aynen neşredilen beyanatının «Ulus»'ta çıkan metne uymaması üzerine kendisine vâki müracaatımız üzerine sayın Samet Ağaoğlu şu beyanatta bulunmuştur: «Dün yapmış bulunduğum Basın toplantı­sında söylediğim sözler «Ulus» gazetesi tarafından baştanbaşa tahrif edilmiştir. Di­ğer gazetelerin birçoğunda işaret ettiğim gibi Başbakan Yardımcısı ve Demokrat Parti Genel İdare Kurulu üyesi sıfatiyle konuştum.

Hakikatten kaçan, yalan habarlerle durma­dan umumî efkârı kışkırtmağa çalışan, Meclis kürsüsündeki konuşmalara kadar tahrif etmekten çekinmeyen ((Ulus» gaze-

tesinin dünkü beyanatım dolayisiyle bana atfetmiş bulunduğu sözler de şimdiye ka­dar olduğu gibi hakikatten tamamen uzak­tır.»

-— Ankara:

Bugünkü gazetelerin bazılarında Ankara Ajansına atfen:

Kastamonu Valisinin emri ile Kastamonu Halkevinin, dış kapısı mühürlenmek sure­tiyle kapatıldığı yolunda bir haber neşre­dilmiştir.

Aldığımız aşağıdaki malûmata göre bilâkis mesele kanunun emrettiği şekilde cereyan etmiştir:

Tapuya tescil suretiyle Hazineye intikal e-den Kastamonu Halkevi binasındaki men­kul eşyanın tesbiti ve muhafaza altına al­dırılması için Defterdarlık Gelir Müdürü-' nün reisliğinde teşekkül eden dört kişilik vazifeli heyet Halkevinin kütüphane odası ile sinema kısmında Halkevine ait eşyayı muhafaza altına aldırmıştır. Polisçe, hiçbir müdahale yapılmamıştır. Hattâ bu binanın bir kısmını işgal etmekte bulunan Cumhu­riyet Halk Partisi bugün de binadan fay­dalanmaktadır.

— Ankara:

Bugünkü gazetelerin bazıları Ankara Ajan­sına atfen Millî Eğitim Bakanlığınca 2 bin yardımcı öğretmenin İşine nihayet verile­ceği yolunda bir haber neşretmişîerdir.

Yaptığımız tahkikat neticesinde Ankara Ajansının mutadı veçhile yardımcı öğret­men mevzuunu da tahrif etmiş olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz.

Millî Eğitim Bakanlığından salahiyetli bir zat bu neşriyat üzerine bize aşağıdaki iza­hatta bulunmuştur:

«C. H. P. nin iktidarda bulunduğu tarih­lerde B. M. Meclisinden çıkan Yardımcı Öğretmenler Kanununun tatbik müddeti 1951 yılı Aralık ayında nihayet buluyor. Bakanlık, elinde salahiyetli yardımcı öğret­menler bulunduğu için bu kanunu temdit etmek istemiyor. Bu kanunun yürürlükten kalkması ile 98 yardımcı Öğretmen açıkta kalacaktır. Yardımcı öğretmenlerden öğ­retmen vasfını haiz olan salahiyetlilerin 32 tanesi esas kadroya alınmıştır. Açıkta kalan 93 yardımcı Öğretmenin ekseriyeti salâhiyetsiz yardımcı öğretmendir. Bunla­rın yerine, Eylül devresinde mezun olacak­lardan ve elde mevcutlardan salahiyetli öğ­retmenler tayin edilecektir. Bu suretle bu ders yılı başından itibaren orta tedrisat kadroları tamamen salahiyetli ve ehil öğ­retmenler tarafından kapatılacaktır.

Keyfiyeti İçişleri Bakanlığından tahkik ettik. Öğrendiğimize göre Hükümet daire­lerinin basıldığı ve silâh kaçırıldığı hak­kındaki iddianın hakikatle bir alâkası yok­tur. Hafik'teki hâdise şudur: 4/5 Haziran gecesi bazı kimseler adliyede, emanet dai­resinden birtakım eşya çalmışlardır. Bu eşyalar arasında sabun kalıpları, birtakım bezler, tutuklar üzerinde bulunan birkaç tabanca ve tabanca kurşunlan vardır. Bu, alelade bir zabıta vak'asmdan ibarettir. Hükümet dairelerinin basılarak silâh kaçı­rıldığı şeklinde yayılan ve memlekette sanki büyük bir asayişsizlik olduğu veh­mini uyandırmak gayesini güden haberin mahiyeti işte budur. Kurtalan ile Genç is­tasyonları arasında Giradağ istasyonunun silâhlı kimseler tarafından basıldığı ve ka­saların soyulduğu hakkındaki iddiaya ge­lince; yine İçişleri Bakanlığından öğren­diğimize göre meselenin mahiyeti şudur:

Bazı silâhlı kimselerin istasyona girdiğine dair bir ihbar yapılmıştır, bunun üzerine tahkikata girişilmiş, şüpheli gösterilen şa­hısların evlerinde arama yapılmış ve bir av tüfeğinden başka bir şey bulunmamıştır. Tahkikat derinleştirilince yapılan ihbarın hakikatle alâkalı olmadığı görülmüştür. Sonradan bu istasyonda bulunan bir ma­kasçının yerini değişttirtmek için böyle bir hâdiseyi ileri sürmüş olması ihtimali üze­rinde durulmuştur. Alâkalılar netice olarak şunu söylemektedirler:

Bütün bunlar gö'zÖnüne alınacak olursa alelade bir İhbar ile basit zabıta vakasının bütün memleketin huzursuzluk ve asayiş­sizlik içinde bulunduğu hakkındaki iddia­larla hiçbir alâkası olmadığı kendiliğinden meydana çıkar.

— Ankara:

1951 yılı Türk ordusu atletizm şampiyo­nasına, bugün 19 Mayıs Stadyumunda tö­renle başlanmıştır. Saat 18'de, şampiyona­ya iştirak edecek olan kara. hava, deniz ve jandarma kuvvetleri ve askeri okullar takımları, bandonun çaldığı marşa ayak "uydurarak sahaya gelmişler ve tribünleri dolduran halkın alkışları arasında bir geçit ' resmî yaparak sahada sıra olmuşlardır. İstiklâl marşı dinlenmiş ve müteakiben Genelkurmay Spor Bürosu Başkanı Kur­may Binbaşı Şinasi Osma bir konuşma yap­mıştır.

Şinasi Osma bu konuşmasında orduda sporun ehemmiyetine temas etmiş ve şun­ları söylemiştir;

«Orduda sporun büyük bir önemi vardır. Çünkü spor ferd ve askerin taarruz ruhu-

nu uyandırır, iradesini ve seciyesini kuv­vetlendirir, onu başarıcı, nefsini esirgemi-yen bir muharip haline koyar.»

Müteakiben, 1949 yılında yapılan Beynel­milel Askerî Olimpiyatlarda cirit atma şampiyonu olan ve birkaç gün evvel bir uçak kazasında şehit düşen Teğmen İsmet Uysal'm ruhunu tazim için bir dakika saygı duruşunda bulunulmuş ve cirit atma yerin­de, o müsabakada ciridi attığı 55 metre 20 santimetreye de bir çelenk konulmuş­tur. Müteakiben müsabakalara başlanmış­tır.

Ruhi Sarıalp, Doğan Acarbay, Kemal Ho-rulu, Osman Coşgül ve diğer birçok meş­hur atletlerimiz bu sene muvazzaflık hiz­metlerini yapmakta oldukları için, müsa­bakalar geçen senelere nazaran daha güzel olmuştur. İki gün devam edecek olan mü­sabakaların birinci gününde,elde edilen de­receler şöyledir:

400 metre engelli:

Doğan Acarbay (Kara K.) 57 9/10

Kemal Horulu (H. O.) 58 3/10

Reha Yeğenoğlu (Deniz K.) 1.02 8/10

Gülle atma:

Nuri Turan (Jand. K.) 14,21

Hayati Sezenler (Kara K.) 12.Î

Celil Uçarer (Kara K.) 12,24

1500 metre:

Osman Coşgül (Jand. K.) 4.07 1/10

İlhami Koç (Kara K.) 4.09 —

Abdullah Kökpmar (H. O.) 4.10 1/10

Yüksek atlama:

Mahir Araş (Kara K.) 1.76

Salih Pamuktan (H. O.) 1.65

Mustafa Batman (Kara K.)1.63

100 metre:

Fahrettin Cebeci (Hava K.) 11 1/10

Hamdi Gürbüztürk (Kara K.) 11 2/10

Nejat Türkyılmaz (Deniz K.) 11 3/10

4X400 metre bayrak:

Harp Okulu Takımı 3.33 2/10

Kara Kuvvetleri Takımı 3.39 5/10

Deniz Kuvvetleri 3.47 6/10

Sırıkla yüksek atlama :

Ziya Ünüvar (Deniz K.) 3.50

Münir Köseoğlu (Deniz K.) 3.40

Celâl Yemenoğlu (Hava K.) 3.20

Çekiç atma:

Muzaffer İskender (Kara K.) 43.42

Fevzi Akay (Deniz K.) 26.69

Safi Dinç (Hava K.) 21.94

—İstanbul:

31 Ağustosta şehrimizde toplanacak olan Milletlerarası Parlâmentolar Birliği Kon­feransına iştirak edecek olan memleketlerin delegeleri bugünden itibaren memleketimi­ze gelmeğe başlamışlardır.

Bugün ilk olarak saat 18'de Brezilya uça­ğı ile Senatör Vivaldo Lima, Senatör Etel-viyo Lins, Senatör Jose Vilasosa. Senatör Atilis Vivagua, Grup Sekreteri Amtonio Giloiti ile Jose Vitarins de Lima ve Gil-daris de Olivera adında iki gazeteciden müteşekkil Brezilya heyeti şehrimize gel­miştir.

Grup Sekreteri ile gazeteciler de şehrimiz­de kalmış, Senatörler ayın 29'unda dönmek üzere aynı uçakla Beyrut'a gitmişlerdir.

—İstanbul:

İstanbul'da bulunan Cumhurbaşkanı Celâl Bayar. bugün Ankara'dan uçakla gelen Dışişleri Bakanı Prof. Fuad Köprülü'yü ve Millî - Savunma Bakanı Hulusi Köy-men'i kabul etmişlerdir.

Bu kabulde Genel Kurmay Başkanı Orge­neral Nuri Yanıut da hazır bulunmuştur. CumhurbaşkanımisafirleriÖğleyemeğine alıkoymuşlardır.

—İstanbul:

Milletlerarası Parlâmentolar Birliği Kon­feransına iştirak edecek olan Mısır dele­gelerinden Ayan Meclisi Umumî Kâtibi İbrahim Abdülvehap Bey bugün saat 18:de MısırHavayollarının bir uçağı ile şehri­mize gelmiştir.

—İstanbul:

31 Ağustosta şehrimizde toplanacak Millet­lerarası Parlâmentolar Birliği Konferansın­da bulunmakla vazifelendirilen Birleşmiş Milletler Teşkilâtı Basın ve Yayın Bürosu uzmanı Leo. T. Wildnıann bugün hava yolu ile memleketimize gelmiştir.

—Ankara:

Ordulararası Atletizm şampiyonası müsa­bakalarına bugün de 19 Mayıs Stadında devam edilmiş ve müsabakalar törenle son bulmuştur. Bugün elde edilen neticeler şöyledir:

Üç adım atlama:

image003.gifNuri Sarıalp (Kara K.)13.77

KayaErdil (Okullar K.)13.25

Çetin Kurtkan (Kara K.)12.96

5000 metre:

image004.gifOsman Coşgül (Jand. K.) 15.24 1/10

Edip Özbayer (Kara K.)16.12 —

Feridun Topuzlu (Deniz K.)

16.512/10

200 metre:

image005.gifHamdi Gürbüztürk (Kara K.) 23 —

Fahrettin Cebeci (Hava K.) 23 1/10

Nejat Arkun (Kara K.) 23 5/10

400 metre:

image006.gifDoğan Acarbay (Kara K.) 50 6/10

Ahmet Comar (Okullar K.) 53 1/10

Hasan Erkilmiş (Kara K.) 54 7/10

Disk atma:

image007.gifCelil Uçarer (Kara K.) 41.42

Nuri Turan (Jand. K.) 40.18

Hayati Sezenler (Kara K.) 34.46

110 metre engelli:

image008.gifMustafa Batman (Kara K.) 15 5/10

Çetin Erim (Kara K.) 16 4/10

Necdet Eşim (Hava K.)17 S/10

Uzun atlama

image009.gifAvni Akgün (Okullar K.) 7.12.5

Yekta Sertel (Okullar K.) 6.69

Çetin Kuntkan (Kara K.)6.20

800 metre1:

image010.gif1—AbdullahKökpınar(OkullarK.)

1.58 1/10

İlhami Koç (Kara K.) 2.00 4/10

İrfan Küser (Okullar K.)2.10 2/10

4X100 metre bayrak:

image011.gifOkullar karması 46 2/10

Hava kuvvetleri 48 6/10

Jandarma kuvvetleri

Cirit atma:

image012.gifHalil Zıraman (Kara K.) 63.61

Nuri Çetinyılmaz (Okullar K.) 52.40

Yusuf Özdil (Jand. K.) 51.70

Müsabakalar sonunda puvan tasnifi yapıl­mış ve Kara Kuvvetleri Takımı 104 puanla birinci. Okullar Karması 70 puvanla


ikinci, Hava Kuvvetleri 43 puvanla üçün­cü. Deniz Kuvvetleri 38 puvanla dördüncü ve Jandarma 31 puvanla beşinci gelmiştir.

— İstanbul:

İstanbul Altıncı Enternasyonal Tenis Tur­nuvasına bugün de Dağcılık Klübu kort­larında devam edilmiştir.

Tek erkeklerin birinci dö'mifinalinde Fili­pinli Ampon, Fransız Abdesselam'ı 6/3, 6/3, 6/2 yenerek elimine etmiştir. Diğer dömifinalde ise İtalyan Ucelli tahminlerin hilâfına olarak zorlu rakibi Brezilyalı Vie-ira'yı kolaylıkla6/1,6/1,6/3yenmiştir.

Tek kadınların dömifinallerinde Avustral­yalı Bolton, C. Afrikalı Barlett'i 6/1. 6/2. Arjantinli M. Weiss, Fransız Patornİ'yi 6/3, 6/1 yenerek finale kalmışlardır.

Muhtelitin kardb'mifinallerinde ise şu neti­celer alınmıştır:

Bayan Barlett, Ampon - Bayan Davidson. Weiss, 6/4, 6/1,

Bayan McGuire, Vieira - Bayan Procter, Treponning 6/4, 2/6, 6/4.

— İstanbul:

Millî Mücadele tarihimizde zaferle netice­lenen büyük taarruzun başlangıç tarihi o-lan 26 Ağustos'un 29'uncu yıldönümü mü­nasebetiyle Malûl Gaziler Cemiyeti tara­fından tertiplenen anma ve kutlama töreni bugün saat 17.30'da Taksim meydanında yapılmıştır.. Tören, meydanın etrafını çev­releyen büyük bir halk kütlesi tarafından takip edilmiştir.

Törene askerî bandonun çaldığı İstiklâl marjı ile başlanmış ve Malûl Gaziler adına âbideye bir çelenk konulduktan sonra genç bir Teğmen tarafından şeref direğine bay­rağımız çekilmiştir. Müteakiben Malûl Ga­ziler Cemiyetinin Üsküdar Şubesi Başkanı Cenanı Bilimman günün mânasını belirten bir hitabede bulunmuştur. Askerî kıtaların geçit resmini müteakip törene son veril­miştir.

IX Ağustos 195i

- Tokat:

Dün beş altı kol halinde gelen sellerin şehrimizde husule getirdiği hasarın ilk ne­ticeleri aşağıdadır:

>oğukpınar, Horuç, Boybağı, Müfti, Meh-metpaşa, Mahmutpaşa ve Hacı Mehmet mahalleleri tamamen su altında kalmış ve bu meyanda 15 ev tamamen yıkılmış ve yüzlerce ev ağır hasar görmüştür.

Diğer taraftan şehrin biricik caddesi Beh-zat'taki mağaza ve dükkânlar istisnasız olarak suların istilâsına uğramış ve 3 ek­mekçi dükkânı ile sekiz dükkân tamamen yıkılmıştır. Dükkânların içindeki malların büyük bir kısmı sular tarafından götürül­müştür.

Erkek Sanat Enstitüsü de hasar gören yer­ler arasındadır. Enstitünün marangozhane ve motor atelyeleri sular altında kalmış­tır.

Elektrik şebekesi ve şehrin içme suyu de­vamlı bir çalışma sonunda dün geceden itibaren ıslah edilmiş ve normal bir şekilde su ve elektrik verilmeye başlanmıştır.

İnsanca kayıp olmamakla beraber maddî kaybın büyük olduğu tahmin edilmektedir.

Valilik ve Belediyece teşkil olunan ekipler seylâptan hasara uğrayan ev, dükkân ve bahçelerin tesbitine başlamıştır. Bu arada muhtelif yol ekipleri de tokat'i. civar İl ve İlçelere bağliyan yolların kapalı bulu­nanlarım açmak için gayrete geçmiş bulun­maktadırlar.

—İstanbul:

Bugün Ankara vapuru ile şehrimize gelen Milletlerarası Parlâmentolar Birliği Başka­nı Lord Stansgate kendisi ile görüşen mu­habirimize şunları söylemiştir:

«Türkiye tarafından yapılan davet büyük bir alâka ve memnunlukla karşılanmıştır.. Konferanstan çok ümitliyim. Konferans dünya barışının kurulmasına hizmet etme­lidir, çünkü Birliğimiz bir barış birliğidir ve bu Konferansta da dünya barışının te­sisi yolunda elimizden geldiği kadar çalışa­cağız.

Türkiye'ye ilk defa 1915'te Çanakkale mu­harebelerine iştirakim sırasında geldim. Bundan sonra 1926 ve 1938 yıllarında gü­zel memleketinizi tekrar ziyaret etmek, fırsatını buldum.»

Lord Stansgate 1910 senesinde Britanya Kabinesinde sandaîyesiz Nazır. 1929'da Mac Donald Kabinesinde Hindistan Nazın ve 1945 yılında Attlee Kabinesinde Hava­cılık Bakanı olarak vazife görmüş ve Mil­letlerarası Parlâmentolar Birliği Başkanlı­ğına, 1947 yılında Kahire'de yapılan top> lantıda seçilmiştir.

—İstanbul:

31 Ağustosta şehrimizde toplanacak olan Milletlerarası Parlâmentolar Birliği Konfe­ransına iştirak edecek milletlerin delegeleri deniz ve hava yolu ile memleketimize gel­mektedirler. Bugün de Ankara vapuru ile Belçika, İngiltere, Almanya, İtalya. İs­viçre ve Lüksemburg delegeleri şehrimize gelmişlerdir.

Ankara vapuru ile gelen delegeler şunlar­dır:

Büyük Britanya:

Lord Stansgate (Parlâmentolar Birliği

Başkanı)

Mr. William Wedgwood Benn

Belçika:

Mr. Edmond Portre

Mr. Cossee de Maulde Vincent

Almanya:

Hermann Ehless (Almanya Parlâmento

Başkanı)

Gebhard Seelos

Dr. Franz Tesvhoner

Dr. Cari von Campe

M. Cari Scröter

Heinrİch von Berntano

Dr. Walter Haremann

İtalya:

M. Vicenzo Meughî M. Tommare Leonetti Dr. Giovanni Tammarini M. Alberto Piaggeri

Lüksemburg:

M. Emil Reuter M. Fandel Romain M. Marcel Maris M. Pİerre Gregoire

İsviçre:

M.BoissierLeopold(Parlâmentolar

Birliği Genel Sekreteri) Delegelerden bir kısmına eşleri ve kızları refakat etmektedir.

—İstanbul:

31 Ağustos'ta toplanacak olan Parlâmen­tolar arası Konferansa iştirak etmek üzere Mısırlı ve Suriyeli delegeler bugün saat 16.20'de bir Panamerikan uçağı ile şehri­mize gelmişlerdir. Delegelerin İsimleri aşa­ğıdadır :

Suriyeli delegeler: Adel Ceçkia, Abdelrah-man Azem. Hüsnü el Baray ve karısı Be-hire el Bavaz, Faik Manan, Riad Salame Hayidar.

Mısırlı delege:Muhammed Çhattab.

—Aydın:

Buraya gelmiş olan Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu, bugün saat 16'da Vilâ­yetGenelMeclisininyaptığıolağanüstü

toplantıda Genel Meclisin çalışmalarını ta­kip ettikten sonra saat 17'de yanında Ay­dın Milletvekilleri Ethenı Menderes, Dr. Namık Gedik İle Aydın Valisi Dilâver Ar-gun. Demokrat Parti İl Başkanı Mithat Levent ve Çine İlçesi Genel Meclis üye­leri olduğu halde Muğla - Aydın yolunda 35'inci kilometrede inşa edilmekte olan Çaltı köprüsündeki çalışmaları incelemiş ve oradan Kahramanlar köyüne gitmiştir.

Kendilerinden şikâyet ve dertlerini soran Bakana köylüler, yıllardan beri kendi köy­leriyle birlikte Çİne İlçe merkezini de teh­dit eden Kalabak deresinin Hükümetçe ele alınmasını, başkaca dertleri olmadığını söylemişlerdir.

Bakan, Su İşleri Müdüründen mahallinde izahat aldıktan sonra bu derenin zararlarını izale edecek etüd ve projelerin süratle ha­zırlanmasını emretmiş ve 1952 yılında de­renin ıslah ameliyesinin ele alınacağını köylülere ifade eylemiştir.

Buradan Çine İlçe merkezine giden Bakan, Çİne halkı ile uzun boylu konuştuktan sonra halkın sevgi gösterileri arasında Ay­dın yolu ile saat 21.30'da İzmir'e hareket

etmiştir.

—Muğla:

Seçim mücadelesi Vilâyetin her yerinde bütün hızıyla devam etmektedir.

Demokrat Parti adayı Natık Poyrazoğlıı, ilk konuşmasını merkezde Kocahan Kıra­athanesinde yapmıştır. Bundan sonra ko­nuşmalarına Fethiye. Köyceğiz İlçeleri ile Karaova ve Ula Bucaklarında devam et­miştir.

Muğla Milletvekillerinden Zeyyat Manda-lind. Yavuz Başer ve Cemal Hünal, Milas, Yatağan ve Fethiye civarlarında dolaş­makta ve Hükümetin şimdiye kadar olan icraatı hakkında vatandaşlara izahat ver­mektedirler. Köylüler, umumiyetle kendi­lerine. 27 senedir C. H. Partisi iktidarının hiçbir icraatını görmediklerim, halbuki bir senelik Demokrat Parti iktidarının su ve yo! dâvalarını hallettiğini söylemekte ve Milletvekillerini, Valiyi. Bucak Müdürünü her zaman gördüklerini, ihtiyaçlarının biz­zat onlar tarafından müşahede edilerek ya­pıldığını sözlerine ilâve etmektedirler.

23 Ağusios 1951

—Tokat:

Tokat seylâbı ile beraber ve emsali görül­memiş bir şiddetle buz halinde yağan yağ­murlar neticesinde gelen büyük seller Tur­hal ve Tokat'ın merkez köylerinden Edipse.

Gagay. Üstüncük. Güğümler. Taşlıçiftlik, Cinlioğlu, Marazlar, Söngüt, Çerki ve En-düzler'deki arazileri basarak mahsulâttan büyük bir kısmını tamamen yok etmiş, Marazlar'dan ve Taşlı çiftlik'ten gelen bü­yük sular Cinlioğlu Çiftliği'nde toplanmış mahsulleri sürükliyerek ırmağa götürmüş­tür. Arazi hâlen sular altındadır. Ayrıca birçok dere yataklarından gelen kaya par­çaları ve kum yığınları geniş bir araziyi kum yığını haline getirmiştir.

Valilik tarafından adıgeçen köylerde faali­yete geçmek üzere gönderilen yardım ekip­leri bir günde ancak Cinlioğlu Çiftliği'ndeki .zararı tesbit edebilmiştir. Diğer köylerdeki ekiblerden henüz hiçbir haber alınamamak­la beraber bu köylere yakın yerlere temin ettiğim bir jiple giderek bizzat yaptığım incelemelere göre felâketin çok ağır oldu­ğunu gördüm.

Tokat seylâbına ait zarar ve ziyan tesbit-leri devam ediyor. Yukarıda saydığım köylerle birlikte mahsulât ve eşya hasarı­ma resmî kaynaklardan edindiğim ilk tah­minlere göre birkaç milyonu aştığına mu­hakkak nazariyle bakılmaktadır.

Felâkete uğrayan 10 köy için ilk âcil yar­dım olarak para ve toprak temizleme ma-kİnalarına ihtiyaç vardır.

t— Ankara:

31 Ağustos'ta İntanbul'da toplanacak olan Milletlerarası Parlâmentolar Birliği Kon­feransına iştirak edecek milletlerin delege­leri memleketimize gelmeye başlamışlardır.

Pakistan Meclis Başkam Tazimuttin Khan başkanlığında ve İbrahim Khan ile Ali Afzal'dan müteşekkil Pakistan heyeti dün gece Toros Ekspresiyle şehrimize gelmiş­tir.

Pakistan delegeleri bu akşamki Ankara Ekspresiyle istanbul'a hareket edecekler­dir.

Heyet başkanı Tazimuttin Khan kendisiyle .görüşen Anadolu Ajansı muhabirine Pa­kistan'ın Türkiye ile tarihî ve kültürel bir­takım bağları bulunduğunu, her Pakistan­lının Türkiye'yi ziyaret etmek istediğini belirttikten sonra demiştir ki:

((Milletlerarası Parlâmentolar Birliğine katılacak olan delegeler bu seneki Konfe­ransın Türkiye'de yapılacağını öğrendikle­ri zaman çok memnun oldular, zira bu bü­yük memleketi ziyaret fırsatına sahip ol­dular.

İstanbul'a giderken Ankara'ya uğramamı-.zm sebebi ise, bu büyük Cumhuriyetin baş­şehrini ziyaretle Pakistan'ın büyük bir hür-

met beslediği modern Türkiye'nin büyük mimarı Atatürk'ün aziz hâtırasına bir say­gı duruşunda bulunmaktan ibarettir.

Memnuniyetle ifade edilebilir ki, Türkiye'­de kısa bir devre içinde fevkalâde bir iler­leme olmuştur.»

Heyet başkanı sözlerine devamla Pakista­n'ın devlet oluşundan bahsetmiş ve Pakis­tan'ın hürriyeti ve güçlükleri hal yolunda tam bir karara sahip olduğunu bilİdrmiştir.

—İstanbul:

31 Ağustosta şehrimizde toplanacak olan Milletlerarası Parlâmentolar Birliği Kon­feransına iştirak edecek milletlerin delege­leri memleketimize gelmektedirler.

Bugün saat 16.30'da İngiliz uçağı ile, İn­giliz heyetinden Sir Drummond Chiels, Cari of Listovel. Cyril Osborne, S. Lİdder-dale, Tilney. Birmanya heyetinden, Bir­manya Parlâmento Genel Sekreteri U. Hla-kyaing ve U. Shvreni şehrimize gelmişler­dir.

—Ankara:

Tokat'taki sel felâketi dolayısiyle evleri yıkılan muhtaç vatandaşlara yardım mak-sadiyle Kızılay Genel Müdürlüğü Tokat Kızılay Şubesine 7500 lira göndermiştir.

—İstanbul:

Brezilya Cumhurbaşkanı Muavini Ekselans Cafe Filho bugün saat 17'de uçakla şehri­mize gelmiştir. Kendisini Yeşilköy hava alanında Brezilya delegeleri ve konsolosluk erkânı karşılamıştır.

—İstanbul:

Şehrimizin misafiri bulunmakta olan Bre­zilya Cumhurbaşkanı Muavini Joao Cafe Filho bugün saat 19'da Parkotel'de bir Ba­sın toplantısı yapmıştır.

Kendisi ile görüşen gazetecilere Brezilya devlet adamı, memleketimizde bulunmak­tan duyduğu memnuniyeti ifade ettikten sonra seyahatinin tamamen hususî mahi­yette olduğunu ve İsveç sanayicilerinin daveti üzerine evvela İsveç'i ve sırasiyle Norveç, Danimarka. Almanya, İsviçre. Yu­goslavya, Yunanistan'ı ziyaret ettiğini söy­lemiş ve şöyle devam etmiştir:

aBugün Amerika'da hâkim olan kanaate göre, Avrupa'da bir kararsızlık hüküm sür­mektedir. Bunun bilhassa manevî bakım­dan olduğu zannedilmektedir. Fakat seya­hatim esnasında maddî veya manevî ba­kımdan Avrupalıların sür'atle kalkınmakta olduklarını gördüm. Bu kalkınma manevî bakımdan daha barizdir.»

Dünya havacılığının ne büyük bir hızla geliştiğini ve milletlerin havacı yetiştirme işine ne kadar önem ver­diklerini hep biliyoruz. Memleketimizde havacılık, sürekli bir emek ve geniş bir gayret istemektedir. Halk yardımı ile millî havacılığımızı kökleştirmek ve genişlet­mek hizmetini üzerine almış olan Türk Hava Kurumu'nun başarı gösterebilmesi ve plânlı bir çalışmayı yürütebilmesi istikrarlı bir gelirle desteklenmesine bağlıdır. Bugü­ne kadar yetiştirilen ve sayısı (3332) yi bu­lan pilot, plânörcü ve paraşütçüyü birkaç misline çıkarmak ihtiyacındayız. Hava sporunu, kısa bir zaman İçinde, yurt genç­liği içine yerleştirmek zorundavız.

Türk Hava Kurumu, bütün kuvvetini Türk milletinin sevgisinden ve himayesinden a-lan bir halk cemiyetidir. Havacılık çalış­malarını yurdun kalabalık merkezlerine yayarak Türk gençliğine maletmek ve millî savunma ihtiyaçları için uçucu personel yetiştirmek gibi her ikisi birbirinden önem­li iki dâvanın hedefe ulaştırılması işi, an­cak bu sevgiye dayanarak muvaffak ola­bilir, bütün halkımız şuna inanmalıdır ki bizim zamanı idaremizde halkdan aldığımız paranın bir kuruşu Kurumun gayesi hari­cine sarfedilmiyecek, maksad, gösterişe fe­da edilmiyecektir.

Havacılık Haftası dolayısiyle. halkımızdan memleket havacılığı için daha candan bir ilgi beklemekte ve 1950 yılı içinde iki mil­yonu aşan millî yardımı minnet ve şük­ranla karşılamaktayız.

30 Ağustos bayramı, aziz yurddaşlanmıza kutlu olsun.»

— Doğu Beyazıt:

Şimdiye kadar Türk ve yabancı hiç kim­senin ayak basmadığı Büyük Ağrı zirve­sine ilk defa olarak Türk dağcıları çık­maya muvaffak olmuşlardır. Başlı başına bîr âlem olan Ağrının buzlarla kapalı zir­vesi şimdiye kadar birçok meraklıları ha­rekete getirmiş ve 27 Ağustos 1940 da Nuhun gemisini aramaya gelen Amerikalı Mister Smith'in başkanlığındaki heyet de büyük zirveye varamamıştı. O zaman ken­disine refakat ettiğim Mister Smith, bana birçok dağlara çıktım, fakat bu kadar hey­betli ve muhteşemini görmedim, demişti. Şimdiye kadar kimsenin ayak basmasına müsaade etmeyen bu muazzam zirve ilk defa olarak bir Türk gerilla kafilesine, Türk azmine râm olmuş bulunuyor.

Bu tarihî hâdiseyi hayatlarının büyük mu­vaffakiyetiolarakkaydetmeyemuvaffak

olanlar şunlardır: Kafile Komutanı Üs­teğmen Cevat Gökmenoğlu, Doktor Yüz­başı Kemal Gümüşçü, Teğmen Münir Kı-sakürek, 105 çavuş ve er...

Altı aydan beri Ağrı İlinde talim görmek­te olan gerilla kursuna mensup bu kah­ramanlar, zirveye çıkmak için 13 Ağus­tos 1051 günü Ağrı'dan hareket etmişler­di. Ben kendilerini Doğu Beyazıd'a 80 ki­lometre mesafede bulunan Yoncalı köyünde karşıladım. Silâhları omuzlarında, çanta­ları sırtlarında uzun mesafeden gelen bu Türk çocuklarında en küçük bir yorgunluk belirtisi yoktu. Büyük Atalarının çok sev­diği (Dağbaşını duman almış) marşını söy-liyerek neş'e içinde tarihî bir iş başarmaya gidiyorlardı. Bunları gördükçe Ağrı'nın o heybetli, hattâ korkunç zirvesi, gözlerimde küçüldü. Bu Türk çocukları o kadar aza­metli idiler kî...

20 Ağustos sabahı serin bir hava Doğu Beyazıt *ı sarmıştı. 2 gün evvel yağan yağ­mur Ağrı'yı hafif yeşillendirmişti. Beyaz bulutlar, lâcivert gökün altında zirveyi sar­mış bulunuyorlardı. Dağcı kafilesi saat 5.30'da askerî garnizon binası önünde ha­rekete hazır bir vaziyette toplandı. Alay Komutanı Albay Rüştü Narter. kafileyi teftiş etti, kısa bir konuşma ile subay ve erlere başarılar diledi. Aynı dileğe katıian halkın muvaffakiyet temennileri arasında saat5.45'te yola çıktık.

Cebekünbet yaylasına varmıştık. Köy kız­ları, önlerinde sürüleri, şarkılar söyliyerek dağdan yaylaya doğru iniyorlardı. Bu yoi-ları evveîce Amerikalılarla beraber de geç­miş olduğum için biliyordum. Arkadaşlarım pervasız yollarına devam ederlerken ben yapacağımız işin azametinin tesiri altında gözlerim zirveye dikilmiş, dalgın yürüyor­dum. Arkadaşlar latifelerle beni ikaz etti- j îer. Yorulmuş ve susuzluktan dudaklarımız kurumuştu. Biraz ilerde çadırlarından bizi gören yayla halkı ayranlarla yanımıza gel­diler ve hepimize, birbirlerine rekabet e-dercesine bir sür'atle, tas tas ayran dağıt­maya başladılar. Bu temiz ve sâf köylü- j lerin misafirperverliği karşısında burasını mola yeri olarak seçtik. Yemeklerimizi ye­dikten sonra saat 13'te Şihli'ye doğru yol almaya başladık.

Zorluklar başgöstermişti. Artık yol voktu. Yalçın kayaların birinden diğerine athya-rak ilerliyor ve ağırlığımız bizi güçlükle takip ediyordu. Saat 19'da Şihli'ye vardık. Hemen portatif çadırlarımızı kurarak ye-1 meğimizi yedik ve yarınki yola kuvvetle devam edebilmek için derin bir uykuya daldık.

M. Holmback tarafından sunulan projeye göre. göçmenlerin gerek kendi memleket­lerinde, gerekse kendilerini kabul etmiş memleketlerde yeniden iskân edilmeleri ahlâkî ve fiilî bir mesuliyet meselesidir.

Göçmenleri bizzat kabul ve iskân etmek imkânsızlığında bulunan memleketler yal­nız maddî bile olsa, göçmenlere mümkün olan yardımı yapmağa çalışmalıdırlar.

Bu noktanın hususî bir ehemmiyeti vardır, çünkü Göçmenler Yüksek Komiserliği, göçmenlerin yerleştirilmesi için gereken tahsisatı ancak bütün ilgili memleketlerin tavsiyesi üzerine Birleşmiş Milletlerden alabileceklerdir.

Karar projesi aynı zamanda yeter derecede gelişmemiş memleketler için göçmenlerin gayet faydalı bir unsur olacağını hatırlat­makta ve Milletlerarası Çalışma Teşkilâ-tiyle bu hususta temasa geçmek lüzumu­nu Hükümetlerine bildirmelerini delegeler-den dilemektedir.

-— İstanbul :

Parlâmentolararası Konferansı Basın Bü­rosu bildiriyor:

Parlâmentolararası Konferansına iştirak eden İngiliz Heyeti Başkanı ve Parlâmento­lararası Birliği Başkanı Lord Stansgate Büromu? muharrirlerinden birine aşağıdaki beyanatı vermiştir:

İstanbula gelmekten son derece memnu­num. Toplanma yeri olarak bu güzel şeh­rin seçilmiş olması çok yerinde bir karar­dır. Burada, Doğu ile Bati'hın birleştiği bu şehirde Doğu ve Batı memleketlerini temsil edenlere, görüşmek, anlaşmak im­kânı sağlanmıştır.

Bilindiği gibi, Parlâmentolararası Birliği, Milletlerarası Birliklerin en eskisidir. Ga­yesi dünya yüzünde yalnız sulhu temin de-ğil," onu idame ettirmektir. Birliğimiz Ce­miyeti Akvanrın ve La Haye'deki Millet­lerarası Yüksek Mahkemenin kurucuların­dan olmakla iftihar eder. Her memleket dilediği zaman Birliğimize dahil olabilir. Bizde, kabul edilmek için veto hakkı diye birşey yoktur. Bu konferansın sağladığı en büyük faydalardan biri ayrı siyasî gö­rüş ve fikirlere sahip kimselerin birleşme­sini temin ve aradaki ihtilaflı noktaları yüzyüze, dostaç halle çalışmasıdır. Tabiî, bu görüşmelere iştirak edenler Hükümetle­rinin sözcüleri olmaktan ziyade, o mem­leketinsiyasîveentellektüelhayatında

önemli rol oynayan kimselerdir, bunların görüşü ve beyanatları tanıamiyle şahsîdir.

Şimdiye kadar birçok memleket dolaştım. Hemen hemen her yerde sulha karşı bü­yük bir arzu ve İştirak mevcut olduğunu gördüm. Bu arzuyu prensip ve temel taşı kabul ederek işe başlıyoruz.

Türkiyede gördüğüm dostluk ve misafir­perverliğin hayranıyım. Bu dostluk ve muhabbet havasını daha Marsilya'da An­kara vapuruna ayak basar basmaz hisset-miye başladım. Gemi süvarisi Şerif Gogün, kaptandan en küçük tayfaya kadar bütün mürettebat birer nezaket ve dostluk tim­sali idi.

Bundan sonra Lady Stansgate de şunları ilâve etmiştir:

Memleketinizin yabancısı değilim. Bu güzel şehrinize bundan evvel iki kere daha gel­miştim. Milletlerin kültür, sosyal ve din dâvaları ile yakından alâkadarım. Türki­ye'nin, bilhassa Büyük Atatürk'ün başarmış olduğu inkılâplarınızın hayranıyım. İstan­bul'da bulunduğum müddetçe tarihî kıy­met taşıyan yerleri ziyaret etmek, haklla temas edip memleketiniz hakkında daha iyi fikir edinmek arzusundayım.

Lord ve Ladv Stansgate İngiltere'nin ta­nınmış ailelerine mensup kimselerdir. Her ikisinin de babaları mebusluklarda bulun­muştur/Hâlen oğulları Mr. Anthony Wedg-wood Benn Parlâmento âzasıdir. Lord Stansgate'e İkinci Dünya Harbinden sonra Lord unvanı verilmiş ve Attlee Kabine­sinde Hava Nazırlığında bulunmuştur.

—İstanbul:

Parlâmentolar Birliği Konferansına iştirak edecek, Ayan âzasından Giovanni Percico'-nun başkanlığındaki İtalyan heyeti, bugün öğleden sonra uçakla şehrimize gelmiştir.

Ayrıca Amerika Birleşik Devletlerinden Thomas C. Cochran da Konferansa müşahit olarak katılmak üzere memleketimize gel­miştir.

—Ankara:

önümüzdeki ara seçimleri için, Seçim Ka­nunu gereğince. Ankara, İstanbul ve İzmir radyolarında yapılacak seçim propaganda konuşmalarının saatleri, 1 Eylül Cumartesi günü saat 10'da Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğünde. Noter huzurunda ve siyasî partiler temsilcileri önünde kura ile tesbit edilecektir.

Ara seçimleri 16 Eylül Pazar günü yapı­lacağına göre. seçim propagandası konuş­maları. Seçim Kanunu gereğince radyola-

nmızda 6 Eyiûl Perşembe günü başlıyacak ve 12 Eyiûl Çarşamba akşamı sona erecek­tir.

—Ankara:

Aldığımız malûmata göre, Hükümetimizin teşebbüs ve müzaheretile Milletlerarası Çalışma Bürosu tarafından Yakın ve Orta-Doğu memleketlerinin Sosyal Sigorta ida­recileri

için bir tekâmül kursu mahiyetinde olarak tertip edilen Sosyal Emniyet Seminedi, 3 Eylül Pazartesi günü saat 10 da İstanbul'da Galatasaray Lisesi binasında açılarak çalışmalarına bağlıyacaktır.

Milletlerarası Sosyal Emniyet Derneğinin Genel Sekreteri M. Wildman ile Milletler­arası Çalışma Bürosundan Reşdan Uşaklı-gil, dün sabah Cenevre'den Ankara'ya gel­mişler, Dışişleri ve Çalışma Bakanlıkları ile temaslarda bulunduktan sonra, gerekli hazırlıkları tamamlamak üzere aynı gün İstanbul'ahareketetmişlerdir.

Uç hafta devam edecek olan Sosyal Em­niyet seminerine Türkiye'den başka Yuna­nistan, İran, İsrail ve muhtemel olarak Suriye Hükümetleri Sosyal Sigorta Teşki­lâtı mümessilleri iştirak edeceklerdir. Dün­yanın bu sahada tanınmış uzmanları tara­fından sosyal sigortaların idarî, iktisadî, malî ve tıbbî cepheleri üzerinde fransızca ve ingilizce olarak münakaşalı konferans­lar verilecek, ayrıca İşçi Sigortaları Ku­rumumuzun tesisleri tetkik ve ziyaret edi­lecektir.

Memleketimizin sosyal sigorta mevzuatı hakkındaki seri konferanslar, İstanbul Ü-nİversitesi Hukuk Fakültesi profesörlerin­den Doktor Ferit hakkı Saymen tarafından Fransızca olarak verilecektir.

Seminere, Çalışma Bakanlığınca seçilen memurlardan başka, İşçi Sigortaları Genel Kurulu işveren üyelerinden Hakkı Avun­duk ve işçi üye Hayri Pozan da iştirak edecektir.

30 Ağustos 1951

—Ankara;

Bundan 29 sene evvel bugün müstevliye öldürücü darbeyi vurmaya muaffak olan Türk Ordusu ve onunla beraber bütün Türk milleti, 30 Ağustos bayramını bir ke­re daha sevinç içerisinde törenle kutlamak­tadır.

Ankara Şehri, sabahın erken saatlerinden itibaren bayraklarla süslenmiştir. Halk, şehrin muhtelif yerlerinde yapılmasına baş­lanan askerî törenleri takip etniktedir.

Hazırlanan program mucibince, saat 8'de Yedek Subay Okulu Öğrencileri tarafından Atatürk'ün Orduevi Önündeki anıtına, Harp Okulu tarafından Ulus Meydanındaki anıta ve muhafız kıt'ası tarafından da Ata­türk'ün geçici kabri önündeki anıta birer çelenk konulmuştur.

Saat 8.30:da Genel Kurmay Başkanı Or­general Nuri Yamut, İkinci Başkanı Kor­general Zekâi Okan, Askerî Şûra Üyelerin­den Orgeneral Muzaffer Tuğsavul ve Orge­neral Mahmut Berköz, Askerî Yargıtay Başkanı Orgeneral îshak Avni Ak-dağ, Kara Kuvvetleri Kurmay Baş­kanı Korgeneral İsmail Hakkı Tuna-boylu, Hava Kuvvetleri Komutanı Kor­general Muzaffer Göksenin, Jandar­ma Genel Komutanı Korgeneral Yaşın-kılıç, Genelkurmay Harekât Dairesi Baş kanı Korgeneral Yusuf Egeli. Genelkur­may İkmal Başkanı Korgeneral Fevzi U-çaner, Genelkurmay Personel Başkanı Tümgeneral Hakkı Turan, Hava Kuvvet­leri Kurmay Başkanı Tümgeneral İhsan Orgun ve Garnizon Kunıutanı Tuğgeneral Mithat Akçakoca Atatürk'ün Muvakkat kabrini ziyaret etmişler ve her general ay­rı birer buket bırakarak saygı duruşunda bulunmuşlar, Ata'nm manevî huzurunda saygı ile eğilmişlerdir.

Müteakiben. Amerikan Askerî Yardım Ku­rulu adına Kurul Başkanı General Arnold ve Harp Okulu Öğrencileri adma da öğren­ciler tarafından muvakkat kabre birer çe­lenk konulmuştur.

—Ankara:

Zafer bayramı münasebetiyle Genelkur­may Başkam Orgeneral Nuri Yamut, Ge­nelkurmay Başkanlığında bugün saat 9,-dan itibaren ordu adına tebrikleri kabul etmişlerdir. Askerî erkânın tebriklerinden sonra saat 9.30'dan itibaren başta Başba­kan Adnan Menderes ve şehrimizde bulu­nan Bakanlar olduğu halde, Büyük Millet Meclisi üyeleri, Yargıtay, Danıştay, Sa­yıştay Başkanları, Bakanlıklar mensupları, siyasî partiler ileri gelenleri, Bankalar tem­silcileri, yardım cemiyetleri, ilmî kurumlar ve müesseseler mensupları, tebriklerini sunmuşlardır.

—Ankara:

Her gün yeni şeamet destanları yaratan kahraman mehmetçiğin dünya tarihinin al­tın sayfalarına süngüsüyle yazdığı Türk zafer bayramı bugün bir yaşını daha idrâk etmiş bulunuyor.

Başkent bu sabahtan itibaren bu mutlu günün derin heyecanını yaşayarak Hipod-

image013.gifromda tertip edilen büyük geçit resmiyle iftihar hazzını tatmin etmiş bulunuyor.

Geçit resmini takip eden Anadolu Ajansı muhabiri intihalarını şöyle anlatmaktadır:

«Saat 10.30... Genelkurmay Başkanı Orge­neral Nuri Yamut, geçit resmine iştirak e-decek kıtaları teftiş ediyor. Bir top gürle-mesini andıran «Sağol» sesleri ile herşeye boyun eğdirmesini bilen kahraman mehmet-çik büyük askeri selâmlıyor.

Teftişi takiben İstiklâl marşı başladı. Ban­donun çaldığı marşın «Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen alsancak, sönmeden yur­dumun üstünde tüten en son ocak» güfte­sine uyan kıtaların sancakları mehmetçiğin arşa yükselen sesi arasında iftiharla dalga­lanıyor, törende bulunan asker, sivil, kadın, erkek, çoluk, çocuk tek bir kalp halinde çarpıyordu.

Topçu Asteğmen Aşir Özözer yaptığı bir konuşma ile «Mohaç önlerinde. Hindistan kapılarında ve Afrika çöllerinde dünyayı sarsan bir neslin ahfadı olarak hür ve mesut vatanda en büyük bayramı bütün heyeca­nıyla kalplerimizde yaşatıyoruz. Asil bir jr-km İstiklâl için şahlanışı ve büyük Türk Cumhuriyetinin temeli olmak bakımından 30 Ağustos muhteşem ve ebedî bir eserdir.

Bİr millet ki ezelden beri hür ve başı gökte Bir vatan ki şehit kanından sancak Hangi, hangi eller ona zincir vuracak.»

derken büyük bir heyecanla Türkün his­lerine tercüman oluyor ve «ey şehit yüz-başmv gazi onbaşım, ey isimsiz kahraman­lar, ölümlerinde bile arzın göğsüne sığma-yıp bir bulut kucağında sonsuz lâcivertli­ğin yıldız çiçekli bahçesine yükselen yi­ğitler. Cihana şan oldunuz, tarihe mololdu-nuz. Uğruna bütün varlığınızı feda ettiği­niz şu aziz vatan için, sizin Sakarya'ya ka­rışan kanınızdan gelen bizler neyimizi e-sirgeriz ki? Yurdu yuvamız, Türklüğü aile­miz, hürriyeti namusumuz diye öğrendik ve biz vatanın saadeti için daha doğarken ateşe hazırlandık)) sözleriyle de ne baha­sına olursa olsun bu aziz vatanı korumaya ahdetmiş bir askerin asü duygusunu bü­yük bir vecd içinde ifade ediyordu.

Bu genç Asteğmen bakın büyüklerine ne­ler söylüyor:

«Ey Trablus'ta aldığı yarayı Balkan'da sardıran, Kafkasta donan ellerinin buzunu çölde eriten büyüklerimiz, en kanlı ellerini Sakarya'da yıkayan, 30 Ağustosta kükre-yip 9 Eylülde denize ulaşan kahramanlar, ruhlarımızda yükselttiğiniz kahramanlık âbidesiyle şimdiden zafere andiçtik.Gön-

lümüzde andı yolunda ölümü az görenlerin mert yangını, göğsümüzde topa yüz çevirten çelikten bir îman var. Tanrının ceza ateşi bütün dünyayı sarsa, gökler alev yağdırıp denizler kızgın aksa sen yine korkma, ana­mız vatan. Sınırlarında çelik bileklerin tut­tuğu çelik süngülerle ordun var, Kore'de harikalar yaratan Mehmedin var.»

Daha sonra Türk Hava Kurumu adına Zeki Fişıloğlu da bir konuşma yaparak günün Önemini belirtti ve vatan sınırlarını havacı bir nesle, kanatlanmış bir gençliğe emanet etmenin bir zaruret olduğunu ifa­deden sonra «Zafer ve Uçak Bayramının bu mutlu yıldönümünde Türk Hava Ku­rumu milletimizin öz malı olan şanlı or­dusunu ve onun yiğit komutanlarını, subay ve erlerini saygı ve şükran duygulariyle selâmlar»diyerek sözlerine son verdi.

Müteakiben Garnizon Komutanı Tuğgene­ral Mithat Akçakoca da şunları söyledi:

«Dünyamızın siyasî ufuklarının karardığı şu buhranlı günlerde, 30 Ağustos Zafer Bayramını bu yıl da, yurdumuzda geniş bir hürriyet, sulh ve sükûn havası içinde idrâk ediyor ve büyük bir güvenle istikbale ba­kıyoruz.

Millî tarihimiz, hiçbir millete nasip olma­yan pek büyük ve parlak zaferlerle süslü­dür. Fakat istiklâlimiz, hürriyetimiz ve millî varlığımız bakımından Türk milletinin 30 Ağustos Meydan Muharebesinde kazandığı kesin neticeli zafer eşsizdir. Ve harp tari­himizdeki müstesna mevkiini daima muha­faza edecektir. Bu bakımdan İstiklâl Sava­şımızı tam bir zaferle sona erdiren Baş­komutanlık Meydan Muharebesinin taşıdığı mâna ve Önem,çok büyüktür.

Bu, büyük bir savaş gücünün mümessilleri bulunan Büyük Harbin galiplerine ve bütün Türk düşmanlarına karşı, Türk milletinin kendi kaynaklariyle tek başına yaptığı sa­vaşın ve muzafferiyetin destanıdır.

Bu zafer, tarih boyunca daima hür ve müs­takil yaşamış ve bu idealler uğruna dur­madan çarpışmış olan Türk milletinin is­tiklâline tecavüz edilemiyeceğini katiyetle ispat etmiştir.

Yine bu zafer, halsiz ve bitkin düştüğü sanılan bir zamanda ve durumda dahi, Türk milletinin şahlanan iradesi karşısın­da, yenilmez zannedilen kuvvetlerin boyun eğmek zorunda kaldığının münakaşa götür­mez bir delilidir.

Bu sebeple, Zafez Bayramını her kutla­yışta içimizde aynı tazelikle bir hayranlık, takdir ve takdis hislerinin dalgalandığını duvarız.

Milletimizin tekâmülü, hepimizin ideali ol­duğuna göre yarınki genç neslin de sizden daha üstün yetişeceğine inanmanızı istiyo­rum.

Asker camiası hepimizin mukaddes ocağı­dır. Vazife aşkı bunun sönmez ateşidir. Aydınlığımşehitlerinebedîruhlarından

alır.

İlk rütbeyi aldığınız bu günde şu noktayı tekrar hatırlatmak isterim:

Askerlik... fazilet, feragat, fedakârlık, sev­gi, saygı, inan, güven ve tahammül istiyen yalnız ve yalnız maneviyata dayanan bir şeref mesleğidir.

Fedakârlıkta, vatanperverlikte, kahraman­lıkta hiçbiriniz diğerinize karşı Üstünlük iddiasında bulunmasın.

Çünkü bu ocağa gelip göçen sayısız ve isimsiz askerlerinin ölçüye sığmaz fedakâr­lık ve kahramanlıkları karşısında bizlere düşen vazife, hürmetle eğilmek ve onlara lâyık evlâtlar olmaya çalışmaktır.

Temiz alnınızla, parlayan gözlerinizle yüz-lerinizdeki tatlı heyecan bizlere bunu gös­teriyor.

Bu heyecan, memleketin şeref ve hizmetini omuzlarınıza aldığınız bu ânın büyük bir mâna ve ifadesidir.

Bu sözlerim, hayatının dönüm noktasına gelmiş evlâtla onun sevgisini gönül derin­liklerinde saklayan bir babanın konuşma­sıdır.

Nurlu ve şerefli yolunuz açık olsun.»

Daha sonra Millî Savunma Bakanı Hulusi Koymen de bir tihabede bulunmuş ve de­miştir ki:

«Genç arkadaşlarım,

Hepinizin bu mesut gününde duyduğunuz heyecan ve süruru ben de kendi ruhumda duyuyorum. Heyecan duyuyorum, çünkü, sizi görmekle milletin tükenmez feyiz ve kudret kaynağını görmüş oluyorum. Mîl­letin ebediyeti sizin varlığınızda canlı bir timsal olarak karşımda dikili duruyor. Bü­tün hazzını, bütün heyecanım bu düşün­celerimin mahsulüdür. Siz genç, gürbüz, memleket içîn tükenmez ideali temsil eden arkadaşlar, bu memleketin mesut istikba­linin yaratıcı, yapıcı ve koruyucu mimar-lansmız. Sizi bu sıfatla tebrik ediyorum. Hepinize muvaffakiyetler diliyorum. Gün­den güne bütün gayretlerinizin ecdadınızın ulaştığı merhaleleri daha ileri ufuklara gö^ tiirecek kadar engin olmasını temenni ede­rim.

Hepiniz sağolun, varolun.»)

Müteakiben okul birincisi tarafından >aş kütüğüne çivi çakılmış ve sancak mezun olan subaylar tarafından okul öğrencilerine törenle devir ve teslim edilmiş ve Harp Okulu marşıyla törene son verilmiştir.

Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Ya-mut'un okula selis ve avrıb=larında basta bando bulunan bir ihtiram bölüğü selâm resmini ifa etmiştir.

—İstanbul:

30 Ağustos Zafer Bayramı münasebetiyle Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ile Genel­kurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut arasında aşağıdaki telgraflar teati edilmiş­tir:

Sayın Orgeneral Nuri Yamut Genelkurmay Başkanı

Ankara

Liyakatli komutanız altındaki Silâhlı kuv­vetlerimiz adına Zafer Bayramı tebrikiniz­den fevkalâde mütehassis oldum. Teşekkür­ler ederim.

Kara, Hava ve Deniz Kuvvetlerimizin, bir kelime ile Cumhuriyet Ordusunun her gün artan kudreti ile büyük milletimizin güve­nine lâyık olduğunu görmekle müftehirim.

Her zaman varlığımızın en büyük teminatı olan ordumuza, Türk millî hayatının en büyük dönüm noktalarından birini teşkil eden zaferimizin kutlu olmasınıdilerim.

TürkiyeCumhurbaşkanı Celâl Bayar

Sayın Celâl Bayar Cumhurbaşkanı

Florya

Büyük Türk milletinin olduğu kadar tekmil dünya milletlerinin de sevgi, güven ve hayranlığına mazhar olan ve bu güveni şeref bilerek ona lâyık kalmağa çalışan Türk silâhlı kuvvetleri camiası adına 30 Ağustos Zafer Bayramı tebriklerimizi say­gılarımla arzederim.

Genelkurmay Başkanı

Orgeneral Nuri Yamut

—Bilecik:

Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu. bugün saat 13.15'te otomobille şehrimize gelmiştir. İran: A. Hezanma Hafi. Almanya: Hasemann.

Belçika: Kari Schroter. Mısır: Muhammed Ferid Zaaluk, A. Salakani. V. Haekal. El Kalakani, T. Habib, Kekhia, Antaki, Huneidi. Suriye: Rızkallah, Dr. Tevfik. İsrail: Klebanoff, D. Haclıoen. Lüksemburg: Gregoire. Reuter. Belçika: Brumell, Paul Stuye, Ronse. İngiltere: Geo. Wathers, Malcolm Stoddart Scott. Pakistan:SrîsChaudrachattİpo Dhugaya Yahyeuddin Han. Filipinler: Giusti Parades, Osias. Birmanya: Shevenis, Rea Sciyaing. İrlanda: O. Conaill. Avusturya: Dr. Koref, Sturghl. Türkiye: Baban, Adato. Yugoslavya: Vladimir Simitch. Başkan. Konferans için Genel Sekreter tarafından hazırlanmış olan raporları tak­dim etmiştir. Bu raporların ilki idarî işlere tahsis edilmişti ve Birliğin gelişmesi ile heyetlerin kendi millî Parlâmentolarmdâki hareketlerinin kuvvetlenmesini tebarüz et­tirmekteydi.

Siyasî meselelere tahsis edilmiş olan ikinci raporun müzakeresi umumî toplantıya ha­vale edilmiştir.

Konsey, 26 Temmuz 1951'de Cenevre'de mültecilerle plâkalı anlaşmayı parafe eden diplomatik konferansın neticelerinden ma­lûmatlar edilmiştir.

Parlâmentolararası Birlik adına Belçika delegesi Mr. Rolin'in sarfetti.ği gayretlere rağmen, anlaşma Birliğin derpiş ettiğinden daha mahduttur.

Konsey aynı zamanda milletlerarası sahada nafaka mükellefiyetini temine matuf Bir­leşmiş Milletler Teşkilâtı Sosyal Komisyo­nunun çalışmaları hakkında malûmat al­mıştır.

1931'deiı beri bir devlette tesbit edilen nafakaların ayni zamanda diğer bir dev­lette de mecburî olmasını isteyen Parlâ­mentolar Birliğidir.

Konsey Parlâmentolararası Birliğin bütçe­sini hazırlamıştır.

Hesapların tetkiki ile vazifeli makamlar­dan biri, Belçika'dan Norveç'e geçmiştir. İkinci makam yine bir sene için Lübnan heyetinin uhdesinde kalmıştır.

Cihad Baban'm 40'ncı Konferansın başkan­lığına seçilmesi, bu yüksek şahsiyete ve ayni zamanda Türkiye'nin ParlâmentQİar-arası Birİiğe gösterdiği samimî misafirper­verliğe karşı Asamblenin duyduğu şükran hislerinin hararetli tezahürüne vesile teşkil etmiştir.

— İstanbul:

Pariâmentolararası Birliği Basın Bürosun­dan bildirilmiştir:

Parlâmentolar Birliği Genel Sekreteri ya­rın delegelere sunacağı raporunda Türkiye ve Yunanistan'ın Atlantik Paktı Teşkilâtına iştirakleri hususunda şöyle demektedir:

(*Bu yıl Parlâmentolararası Birliği diplo­matik faaliyetin en kesif olduğu bir böl­gede toplanmak talihine mazhar olmuştur. Aşikârdır ki, geçmişte olduğu gibi, bugün de Türkiye ve Yunanistan'ın istikballeri milletlerarası münasebetlerin gelişmesi ü-zerinde büyük bir tesir icra edecektir.

Harp sona erelîden beri Türkiye vaziye­tini çok kuvvetlendirmiştir. Bunu. millet­lerarasında barışı muhafazaya matuf teş­kilâtların çalışmalarında faal bir rol almış olmasına. Uzak-Doğu'da müşterek emniyet dâvası ve memleketlerinin şerefi uğrunda ölen askerlerinin kahramanlıklarına ve dış. siyasetinindevamlılığına medyundur.

Bu devamlılık, külliyetli miktarda silâh yardımı. Avrupa Konseyinde üyelik — ki bu suretle Türkiye. Avrupa ile tesanüdünü göstermiştir ve geçen sonbaharda Ak-denizin müdafaası mevzuunda yapılan ko­nuşmalara iştirak gibi müsbet neticeler ver­miştir. Fakat Ankara Hükümeti bunları kâ­fi addetmemektedir. Müttefiklerine ve Batılı dostlarına itimadı ne kadar fazla o-lursa olsun. Hükümet Türkiye'nin umumî Avrupa müdafaa sistemine dahil edilme­sini ve bunun için de Kuzey Atlantik Pak­tını imzalamasını istemektedir.

Amerika Birleşik Devletleri de bu fikre iştirak etmektedir ve Türkiye'nin Pakta alınmasını Batılı ortaklarına resmen tek­lif etmiş bulunmaktadır. Biz bu satırları yazarken muhtelif Dışişleri Bakanlıkların­da bu mevzuda müzakereler cereyan etmek­tedir. Türkiye'ye karşı ötedenberi samimî hisleri besleyen Londra'da, Hükümet ve Parlâmento çevreleri, bu memleketle ara­daki askerî rabıtaları kuvvetlendi rmeye ta­raftardır. Ancak bunun ne şekilde yapıla­cağı hakkında nihaî bir fikir serdedilmiş değildir. Britanya Yakın-Doğu'da an'anevî bir siyaset takip etmektedir. Bu, beheme­hal kendisinin bu bölgedeki memleketlerle münasebetlerinin, çok fazla sayıda Hükû-


metin alâkadar bulunduğu muayyen bir diplomatik vesika çerçevesi içine sokulması mânasına gelmez. Mıntakavî bir paktın ayni derecede tesirli olması da ihtimal da­hilindedir. Diğer taraftan, Amerikan teşeb­büsünün Roma'da çok iyi karşılandığı an­laşılmaktadır. Akdenİzin müdafaasını At-lantiğin müdafaası ile koordine edebilsek, herhangi bir şey İtalya'nın diplomatik ve stratejik durumunu kuvvetlendirecektir. Fransa, henüz niyetlerini açıklamamıştır, fakat Türkiye ve Yunanistan'ın Pakta alın­masına muhalefet etmemesi çok muhte­meldir. Fakat, Kuzey Atlantik Paktının Akdenizden daha uzak mesafelerdeki men­zilleri, Paktın müessir olacağı esasen geniş bölgeyi dafa fazla yaymak hususunda te­reddüt etmektedirler.

Türkiyeyi iyi koordine edilmiş bir müda­faa sistemine dahil etmek zarureti şüphe götürmez. Halen cereyan etmekte olan mü­zakereler bu hususta bir usul tesbit etmek içindir.

—İstanbul:

Parlâmentolar Birliği Türk Grubu tarafın­dan yarın toplanacak 40'incı Parlâmento­lar Birliği Konferansına iştirak eden dele­geler şerefine tertip edilen tanışma toplan­tısı, .bu gece saat 21'de Beylerbeyi Sarayı salonlarında yapılmıştır.

Bu toplantıda Konferansa iştirak eden de­legeler ile B. M. M. Başkanı Refik Koral-tan. Dışişleri Bakanı Prof. Fuat Köprülü. Tekel Bakanı Rıfkı Salim Burçak, şehri­mizde bulunan Milletvekilleri. Vali ve Be­lediye Başkanı Prof. Gökay, Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdürü Dr. Halim Al-yot. Birinci Ordu Müfettişi Kongeneral Şükrü Kanatlı. Merkez Komutanı Tuğge­neral Reşit Erkmen. Emniyet Müdürü Ke­mal Aygün. gehir Meclisi üyeleri, gazeteler başmuharrirleri ile eşleri hazır bulunmuş­tur.

Geç vakte kadar devam eden toplantıda Parlâmentoiararası Türk Grubu üyeleri ta­rafından misafir delegelere saray gezdiril­miş ve hazırlanan büfede izaz ve ikram edilmişlerdir.

31 Ağustos 1951

—İstanbul:

'40'ıncı Parlâmentoiararası Konferansı bu sabah saat 10.15'den itibaren Yıidız'daki ŞaleKöşkündeçalışmalarınabaşlamıştır.

Girİs kapısında Konferansa delege ve mü-.şahit gönderen 31 devletin bayrakları dal-

galanan Şale Köşkü, sabahın erken saat­lerinden itibaren hummalı bir faaliyete sah­ne olmakta idi.

Saat 9.30'dan itibaren gelmeye başlayan delegeler ve davetliler saat 10 da mera­sim salonundaki yerlerini almış bulunu­yorlardı.

Konferansın açılış oturumunda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Ko-raltan, Adalet Bakanı Rükneddin Nasuhi-oglu, Dışişleri Bakanı Prof. Fuad Köprülü, Tekel Bakam Prof. Rıfkı Salim Burçak, şehrimizde bulunan Milletvekilleri, Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay. Basın - Ya­yın ve Turizm Genel Müdürü Dr. Halim Alyot, Birinci Ordu Müfettişi Korgeneral Şükrü Kanatlı, Merkez Komutanı Tuğge­neral Reşit Erkmen, Parlâmentoiararası Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu üye­leri, şehrimizde bulunan yabancı devletler Elci ve Konsolosları davetli olarak hazır bulunmakta idiler.

Konferansı yüze yakın yerli ve yabancı ajans ve gazete temsilcileri de kendilerine ayrılan yerlerden takip etmekte idiler.

Saat 10.20'de alkışlar arasında kürsüye gelen Türkiye Büyük Millet Meclisi Baş­kanı Refik Koraltan bir nutukla Konfe­ransı açmıştır.

—Bursa:

30 Ağustos Zafer Bayramı dün şehrimizde törenle kutlanmış ve askerî birlikler geçit resmi yapmışlardır. Cumhuriyet meydanın­da toplanan binlerce Bursalı muhtelif ha­tiplerin günün ehemmiyetini belirten ko­nuşmalarını dinlemişler ve Atatürk anıtına çelenkler konulmuştur.

—İstanbul:

Bugün saat 10 da Yıldız Sarayında açılan Parlâmentolararası Konferansın­da Türkiye Büyük Millet Maclisi Başkanı Refik Koraltan'ın açış nutku­nu müteakip Parlâmentoiararası Kon­seyi Başkanı Vikont Lord Stansgate kürsüye gelerek geçenlerde vefat eden fah­ri başkan Kont de Wiart için hazır bulu­nanları bir dakika ihtiram duruşuna davet etmiştir. İhtiram duruşundan sonra Lord Stansgate 50 devlet Parlâmentolarının işti­rakiyle teşekkül etmiş olan Birliğin geliş­melerini belirtmiş ve bu Konferansta 31 Pa rlâmento ile ayni zamanda Birleşmiş Milletlerin, Milletlerarası Mülteciler Teş­kilâtının, Milletlerarası Çalışma Bürosunun ve Avrupa Konseyinin de temsil edildik­lerini söylemiş ve şöyle demiştir:


— İstanbul:

Parlâmentolararasi Konferansında Ameri­kan delegasyonuna mensup Senatör Fer-guson. Senatör Smith ve Temsilciler Mec­lisi üyesi Cooley'den müteşekkil bir heyet bugün Sale Kösünde bir Basın Konferansı tertip etmişlerdir. Senatör Ferguson, Ba­sınla temas etmekten daima zevk duydu­ğunu ve bunun iyi bir işbirliği olduğunu "belirttikten sonra, daha ilk günden bir be­yanatta bulunamı ya cağını söylemiş ve so­rulacak suallere cevap vermeğe hazır oldu­ğunu bildirmiştir.

Bunun üzerine. Parlâmentolararası Konfe­ransında İsrail ve Alman delegelerinin yer almaları, bir.taraftan Amerika, ingiltere ve Fransa, diğer taraftan da Mısır arasın­da Süveyş ihtilâfı mevzuunun ortaya atıl­ması ve muhtelif memleketler delegasyon­ları arasında zıt cereyanların bulunması keyfiyetinin Konferans havasını ihlâl edip -etmeyeceği hakmda Senatörlere bir sual tevcih edildi. Senatör Ferguson bu hususta ,. şu cevabı verdi:

«Bu meseleler birer mühim dâvadır. Par-, lâmentolararasıKonferansınıngayesibu dâvaların hallinden ziyade açıkça münaka­şasınıyapmaktır.Biz burada Hükümeti­mizin mümessili olarak değil, temsil etti­ğimizmemleketlerhalkınıntemsilcileri olarak bulunmaktayız. Biz, Amerikan Hü­kümetini değil, Amerikan Kongresini tem­sil ediyoruz. Bu Konferansta, ortaya atılan fikirler, mensupolduğumun Hükümetlerin resmînoktainazarlarıolmayıpherkesin ve bilhassa milletlerin dilekleridir. Ve biz "buradabudilekleriaçıkçagörüşüyoruz. Fikirlerimiz farklı olabilir. Fakat görüşül­mesinde daima fayda vardır. Biz, Ameri­kan halkının tercümanı olarak kendi sulh anlayışımızı anlatıyoruz. Bizim istediğimiz harbe karşıbirsigortateminetmektir. Vakit kazanmak,ve kazandığımız bu za­man zarfındainsanlarınakıllanmasınıve sulh yolunun bulunmasını temenni ediyor ve bunun için çalışıyoruz. Bugün hür dün­yanın elinde kuvvetli bir koz vardır. Bu koz da,hakikatigizlememektir.Dünya meseleleriniSovyetRusvavepeyklerile görüşmek yerindeolur.Ortadaikicephe ivardır. İki görüş ve feîsefe farkıvardır. :Onlar kapalı kapı ardında iş görüyorlar ve !yer altında çalışıyorlar. Bizim kapımız a-Icıktır; gizlenecek hiç bir şey yoktur. Bu-ii3 rağmen Ruslar ve peyklerile konferans­larda buluşmak ve görüşmek mahzurlu de-I ğil. hattâ kanaatimce faydalıdır da. Nite­kim. 1937 senesinde Mısır'da toplanan Par-ilâmentolararasıKonferansındapeyklerle |ibuîuşup görüşmemizfaydadan haliolma-

mıştır. Bu hususta size şahsî bir hatıramızı anlatayım. Konferans sırasında bir yemekte yanımda peykli bir mümessil vardı. Ken-disile basın hürriyeti mevzuunda konuş­tuk. Kendi memleketinde de basın hürri­yetinin mevcut olduğunu ileri sürdü. Ote­lime döndükten sonra bu zat, iddiasını is­pat etmek gayesiyle kendi memleketinin gazetelerinden bir paket göndermişti. Fa­kat gönderdiği bir mektupla da bu gazete­lerden bir kısmı bir müddetten beri artık çıkmıyor diye ilâve etmekten kendini ala­mamıştır. Dünyada bugün en büyük dert­lerden biri, bazı devletlerin, halkın mem­leketi idare etmesini hor görmesidir. Bence, böyle toplantılara peykleri davet etmek ve memleketlerin birbirlerini tanımasını sağ­lamak faydalıdır. Aradaki tezatlar azalır. Fakat ben eminim ki, ileri sürdüğü bu fi­kirler yüzünden Amerika'ya dönüşümde ne idam edileceğim, ne de hapise atılacağım, onların da bir gün bö;"'e bir emniyete sahip olmalarını dilerim.

Şimalî Karolina Ayan âzası Mr. Smith de durumu basın hürriyeti bakımından tahlil etmiş ve bu ikiliğin ortadan kalkması ve arzu edilen anlaşmanın sağlanması için hür matbuata kafi ihtiyaç olduğunu belirterek «Demir Perde gerisinde basın hürriyeti temin edilir ve bu konuşmalar her iki ta­rafta da aynı açıkhla halka anlatılırsa bü­yük faydalar temin edilir*) demiştir.

Bundan sonra beynelmilel siyasî mesele­lere temas edilmiş ve İngiliz - İran ihti­lâfından bahis açılmıştır. Mr. Cooley, İran meselesinin hakikaten çok ciddî bir meşe-îc olduğunu belirtmiş ve şövle demiştir: «Böyle bir hâdise geçmişte bir harbin baş­lamasına kâfi gelirdi. Bugün Birleşmiş Mil­letler mefhumu herkesin vicdanında ve fikrinde yer etmiştir. Bu fikre bütün mil­letler tam olarak iştirak etmezseler bile, o-nun mevcudiyeti İran'da nekadar bol petrol olursa olsun, bir yangın çımasını önle­meğe yetecektir. Türkiye'ye yapılan as­keri yardımın arttırılmasının mevzuubahis oîup olmadığı sualine de Cooley şu cevabı vermiştir: «Geçen hafta Kongreye verilen bir lâyihada dünyanın bu tarafına yapı­lacak askerî yardım meselesi görüşülmüş ve kuvvetli bir şekilde olması istenmiştir. Bunun ne kadar olacağını söyliyecek du­rumda değilim, yalnız şunu belirtmek is­terim ki bu yardım meseleleri askerî stra­tejiye bağlı işlerdir. Ve askerî idare eden­lerin göstereceği lüzum nispetinde artmakta veya azalmaktadır. Maksat, tek bir yerin müdafaası değildir. İstenilen birleşmiş mü­dafaayı temin etmek için ihtiyaçları sağ­lamaktır.AmerikayanazaranTürkiye

müşterek müdafaaya dahildir, gayelerimiz menfaatlerimiz müşterektir, netice de el­bette müşterek olacaktır.

Amerika'nın bedeli mukabilinde dahi Arap­lara silâh vermediği hakkında bir Suriyeli gazetecinin sorduğu suale de şu cevabı ver­miştir: «Arap devletleri hakikaten dünya stratejisinde çok mühim bir yer işgal etmek­tedir. Kendilerine silâh sevkiyatımn Ame­rikan Hükümeti tarafından menedilnıesi mevzuubahis değildir. Bu olsa olsa, ya bu­günkü dünya durumu muvacehesinde fab­rikaların daha mühim telâkki ettikleri yer­lere silâh sevketmeleri veyahut da bazı silâh fabrikalarında Yayudilerİn bulunması yüzünden böyle bir netice doğmaktadır. Son olarak, Parlâmentolararasi Konferansı­nın Güvenlik Konseyindeki veto hakkının kaldırılmasında müessir olup, olamıyacağı hakkındaki suale de su şekilde cevap ver­miştir: «Böyle bir şeye kani değilim; çün­kü bu hakkı kullanmak isteyen bir çok devletler vardır ve bundan vazgeçmek ni­yetinde görünmemektedirler.»)

Toplantı saat 1.45'te sona erdi.

— İstanbul:

Parlâmentolararası Birliği Konseyi Başka­nı Lörd Stansgate, Parlâmentolar Birliği onferansının bugünkü açılış oturumunda şu demeci vermiştir:

Delege arkadaşlar,

4û'ınci Konferansın açıldığın! ilâve etme­den evvel, ilk ifa etmek istediğim bir va­zife vardır. Son toplantımızdan bu yana Birliğimiz çok ağır — hattâ telâfisi imkân­sız diyeceğim — bir kayba uğramış bulu­nuyor.

O muhterem şahsiyeti, .Kont Carton de Wiart'i hatırlarsınız, hepimiz hatırlarız. O, hayatını kanunun payidar olmasına ve be­şerî anlayışın gelişmesine adamış bulunan bir insandı. Onunla tanışmış olanlar, ken­disini yakından bilenler sonsuz müsamahası, yakınlığı ve anlamak kabiliyetinin tesiri altında kalmış, bundan mütehassis olmuş olmalıdırlar. Kendi payıma şuna eminim ki, o asla unutmıyacağım bir dosttu.

Kendisine daima refakat eden zevcesinden. Kontes Carton de Wiart'tan iki gün evvel bir mektup aldım. Kontes bu mektubunda, bana, Parlâmentolararası Birliğinin koca­sının ve kendi hayatlarında daima en büyük alâka duydukları bir teşekkül olduğunu yazmakta, bizlere muvaffakiyetler dilemek­te ve düşüncelerinin hep bizimle beraber olduğunu temin etmektedir.


Onun bu mektubuna cevap verirken çok sevgili eşinin hatırasını anmak üzere ayakta bir dakika ihtiram sükûtunda bulunduğu­muzu söylemek istiyorum.

(Bu sırada delegeler ayağa kalkarak mü­teveffa Kont Carton de Wiart'ın hâtırasına hürmeten sükût içinde durmuşlardır.) LordStansgate sözlerine şöyle devam et­miştir:

Simdi Parlâmentolararası Birliği Konferan­sını açmakla şeref duyarım. Ben bundan başka nutuk verecek değilim, yapılacak da1 tek bir vazifem vardır. Fakat Birlik hak­kında birkaç söz söylemek için birkaç da­kikalık müsamahanızı dileyeceğimiz bu Konferansta yegâne düşmanımız vakittir. Ben hükme uymağa, sadakat göstermeğe ça­lışacağım. Sizlerden de ayni harekete uy­manızı isteyeceğim.

Fakat evvelâ Türk dostlarımıza teşekkür etmek isterim. İstanbul'un işgalinin 500'ün-cü yılım tes'ide hazırlanmakta olan Türk­lerin bu tes'ide. Parlâmentolararası Birli­ğine evsahipliği ederek başlamaları dikkate şayan bir keyfiyettir. Türkiye'nin büyük bir tarihi vardır. Türkiye İmparatorluğu dünya tarihinde büyük bir rol oynamıştır, j Türkler kendî memleketlerinin tarihinden1 gurur duymakta haklıdırlar. Fakat öz ül­kelerinin geçmişteki tarihinden böyle gurur dıiyabilirlerse, yeni Türkiye'yi, bugün mev­cut olan Türkiye'yi, kurmak için yapıtıkj larından kimbilir haklı olarak ne kadar çok öğünebileceklerdİr.

Hatırlarım,25seneevvel idi, Ankara'da ilkbuîunuşumdu.Meclisyenibinasında j toplanıyordu,KemalAtatürkdebüvük I icraatına başlıyacakti. Yaptığı işlerden ba­cılarınıaklınıza getiriniz:Kadınlaratam] serbesti verilmesini başardı. Diğer millet­lerin kendi milleti ile daha fazla temasa gelmelerinisağlayacakyazıyıdeğiştirdi, Maarifin yayılmasını hızlandırdı. Memle­ketinin istihsal kudretini arttırdı.

Bunların hepsinin üstünde, biz parlâmento] cular için mühim, dikkate değer bir şey başardı. Türkiye'ye yalnız şeklî olan de­ğil, tam mânasiyle hakikî bir Parlâmento verdi. Türkiye'nin değişiklikleri kabul ediş tarzı, bütün dünyada bir çok insanların dikkat edebilecekleri bir Parlâmento ruhu misal ve Örneğidir.

Ben şahsen Türkiye'ye dört defa gelmiş bulunuyorum. İlk defa hemen hemen davet edilmeden, gerçekte tamamiyle aksine gel­dim. 1914 senesinde Suyla Körfezinden Anafarta denilen küçük bir kasabaya kısa.' bir seyahateçıkmıştık.Mesafe uzun de-

ğildi. Fakat yol epey uzun sürdü ve haki­kat şudur ki. menzili maksudumuza asla ulaşamadık. Bunda da şaşılacak bir şey yoktu. Çünkü karşımızda, Gelibolu Yarım­adasında Mustafa Kemal Paşa vardı.

Her ne kadar İngilizler ağır bir felâkete uğramış iseler de şu kanaatteyim ki, bu hal — bu İngiltere'nin Türkiye ile giriştiği yegâne harptı — aramızda hudutsuz bir dostluk meydana getirmişti. Muharipler birbirlerine hürmet beslemekte idiler ve iki memleket dostluğu imzalanmış, mühürlen­mişti. (Alkışlar).

Şimdi konferansımıza geliyorum. Dört beş sene zarfında, Parlâmentolararası Birliğin­de bariz bir gelişme olmuştur. Bu, başlıca — ki hepimiz bunun böyle olacağını bili­yoruz, fakat her konferansta tekrarlanması da şarttır — M. Boissier ile Cenevre'deki Büromuzun gösterdikleri tam ve sürekli çalışmadan ileri gelmiştir. (Alkışlar).

Geçen Konferansta tarih Öğretimi ve bü­tün milletlerin mutabık kalacakları ve ka­bul edecekleri bir tarihin yazılıp yazılma­yacağı hususunda bir müzakere cereyan etmişti. Fakat eğer M. Boissier'İn yıllık rapor ciltlerini saklayacak olursanız, gayet dikkatli hazırlanmış bir dünya hâdiseleri tarihine malik olmuş olursunuz, ve şunu da öğrenmiş bulunursunuz ki, bu vesikalar­da, herhalde size şahsî fikirler yürütmek imkânını verecek, her ne şekilde olursa ol­sun taraf tutan veya zararlı hiçbir şey yoktur ve bu eser büyük bir başarıdır.

Bu Konferansa fiilen 31 devlet delege gön­dermiştir. Üyelerimizin sayısı daha fazladır. Fakat bugün bu toplantıya katılanlar bu kadardır. Burada diğer temsilcilerimiz de vardır. Birleşmiş Milletler Genel Sekreter yardımcısı da Konferansta hazır bulunmayı arzu etmişse de gelememiştir.

Milletlerarası Mülteciler Teşkilâtı delegesi ulan Fransız Büyükelçisi M. Henri Ponsot da aramızdadır. Milletlerarası İş Bürosun­dan bir delege ve Avrupa Konseyinden de ! bir müşahit bulunmaktadır.1

Hakikat şudur ki, bu gibi Konferanslar pek revaçladır. Fakat herkes bu Konuferansla-rm yalnız cazibesini değil, ehemmiyetini de takdir etmektedir.

Deliceler arasında büyük sayıda Bakanlar, eski Bakanlar ve Meclis Başkanları bulun­maktadır. Bugün dünyada bir iş başarıl­masını isteyen insanlar bir çok toplantılar yapmaktadırlar. Bu takdire savan bir key-fiyettir. Fakat bizim toplantı bir iş gören insanların toplantısıdır. Her birimizin memleketlerimizde ciddî bir mesuliyet yükü taşıdığımızı hepimiz ayrı ayrı müdri­kiz. İşte bizi elbette ki Birleşmiş Milletler hariç, diğer bir çok topluluklardan ayıran da budur.

Delegelerimiz Filipinlerden, İzlanda'dan, Brezilya ve Birmanya'dan gelmişlerdir. Bü­tün dünya Birliğimize katılmıştır. Sözüme son vermeden şu suali sormak ve tamamiyle tarafsız bir cevap vermek isti­yorum. Cok hitabeler dinledim. Fakat hi­tabeye pek öyle inananlardan değilim. Bu hitabeler boşuna gidiyor amma bu yüzden her zaman fikrimi bilhassa değiştirmişler­den değilim.

3u Birliğin böyle hızlı hamlelerle gelişmek­te olduğunu sade ve mütevazı bir şekilde izaha çalışalım. Neden gitgide daha fazla devletler Birliğe katılmaktadırlar. Malî du­rumumuzun mütemadiyen iyileşmekte ol­ması nedendir? Gelirimiz iki sene içinde %2S artmıştır. Bu sualin hakikî cevabı nedir? Elbette, bazıları diyeceklerdir ki, delegeler Konferansa gelmekten hoşlanı­yorlar.

Dün gece Türk Grubu tarafından izaz ve ikram edilenlerden hiçbiri bunu inkârı ak­lından geçiremez. Fakat hükümetlerin bi­ze misafirperverlik göstermeleri, meşgul insanların gelip bütün vakitlerini bizimle beraber geçirmelerinin bütün sebebi bu o-lamaz. Burada, delegelerimiz muayyen bir serbesti ve şahsî düşünce kudretine sahip­tirler.

Eğer bu teşkilâtın neden muvaffak oldu­ğunu isterseniz, biraz gerilere. Birliğin tarihine dönmemiz lâzımdır. Bu Birlik bu­gün gördüğümüz şekilde parlak ve muvaf­fak bir teşekkül olarak kurulmadı. Birliği­mizi, Dördüncü George zamanında pek Öy­le iyi tahsil görmemiş, fakat Parlâmento üyeleri bir araya gelirlerse sulha faydaları dokunacağına dair kat'î bir fikri bulunan aksi huylu bir adam olan Randal Cremel adında bir İngiliz işçisi kurdu. Crtemel Fransaya gitti. Orada kendisi gibi düşü­nen bazı kimselere rastladı ve onlarla Con­tinental otelinde küçük bir odada topla­narak ilk konferansı yaptı. Sonra Başkan Clevelad'ın alâkasını celbederek hep bir­likte Vaşington'a gittiler. Bu suretle iki te­mele, dünya nizamı ve dünya birliği teme­line dayanan bir sulh. teşkilâtı büyüdü, ge­lişti. Ve bu iki umde bugünkü mesaimizin temelidir.

Bu teşkilât dikkati celbeden bir kuruluştu, harp sebeplerini bulmağa çalışan bir araş­tırma enstitüsü idi. Sulh engellerinden bahsederler. Bu teşkilât üyeleri, kendilerini harbe karşı bir engel olarak seçtiler. Bir vecize lâzım idiyse bunu Clemanceau şöy-

le söylemişti: «Harp askerlere bırakılma­yacak kadar çok ciddî bir meseledir.)) Bugün silâhlanmanın arttığını görüyoruz. Bu hususta tek bir kelime söyleyecek de­ğilim amma bunun farkındayız. Sir Edward Grey'in «25 yıl» adlı kitabını ve bunun son faslını okumanızı tavsiye ederim. Bu fasılda şöyle denmektedir;_ Milletlerarası ayrılıkların hallini araştırmaksızın silâhla­rın yığılması, sadece harbe giden bir yol­du.» Bunun tamamiyle doğru olduğuna ina­nıyorum. Hiç bir millet harp istemez. Hiç­bir hükümet isteyerek harbe girmez. Bir çocuk sesinin çığa sebep olması gibi, barut fıçısına bir kibrit düşürülebilir. Ayrılığın sebeplerini araştırıp meydana çıkararak, beşer anlayışını yayarak sulhun muhafa­zasına yardım edebiliriz. Büyük tesellimiz, dünya halkının bizi desteklediği, arkamız­da olduğudur. Bütün dünyadaki köylüler, işçiler sulh istemektedirler ve bu da niha­yette Parlâmentolararası Birliğini destek­leyen kuvvet ve kudrettir. (Sürekli alkış­lar).

— Muğla:

Dün saat 17'de Hocagân Kıraathanesinde vatandaşlarla bir hasbihal yapan Çalışma Bakanı Nuri Özsan, vatandaşların teker teker dileklerini dinlemiş ve kendilerine tatmin edici cevaplar verdikten sonra ez­cümle demiştir ki:

«Ara seçimleri münasebetiyle yeni baştan iki rejim, iki zihniyet millet huzurunda karşı karşıya çalışmakta ve hesaplaşmak­tadır. 14 Mayısta bütün dünyayı hayran bırakan bir olgunlukla büyük bir inkılâp yaptınız. Eski bir devri kapadınız. Türk milletinin kederini ve alın yazısını değiş­tiren bir devir açtınız. Çeyrek asır devam eden bir şeflik sistemini ve kökleşmiş bir İstibdat rejimini bütün zihniyetiyle, an'ane ve itiyadlariyle yıkarak mazi ve ve tarihe devrettiniz. Bütün kanunsuzluklarivie her türlü seyyiat ve günahlariyle bir diktatör­lüğü söküp atan Türk milleti, halkın ve hakkın hâkim olduğu bir hukuk devleti kurdu. İşte arkadaşlar bir tarafta dünün zalim, cebbar, insafsız ve milletin bütün haklarını inkâr etmiş, hürriyetlerini çiğ­nemiş, milleti istismar etmiş diktatörlüğün hizmetkârı, o devrin iştiyak ve hasretini çeken bir zihniyet, diğer tarafta dürüstlük ve miliî iradeye hürmet eden hür vatan­daşlar rejimi.

İstibdat ve suiistimal devrinin mesuliyetle­rine iştirak etmiş, vatandaş vicdanının mahkûm ettiği bir takım politika cam­bazları, devri sabık yaratmıyacağız temi-natına ve çıkarılan Af Kanununun müsa­mahasına sığınarak, yüzlerinde maskeleriy­le bir Mesih edası takınarak uydurdukları binbir tezvir ve iftira ile halkı hüsrana ve nevmidiye sürüklemek ümit ve gafletine düşmüşlerdir. Bütün mazinin günahlarını korkunç bir kambur gibi sırtlarında taşı­yan bu politika hastaları 14 Mayıs inkı­lâbını millî bir gaflet günü ve mîlletin, efendilerine karşı nankörlüğü mahiyetinde telâkki etmekte ve «Millet aldanmıştır, şimdi bunun pişmanlığını duymakta ve dizini dövmektedir, Türk milleti bir daha aldanmıyacaktır» demektedirler. Hayır, hâlâ gafletten uyanmıyan, milletin olgun­luğuna, şuuruna ve hükümranlık haklarına hâlâ inanmayan efendiler, Türk milleti al-danmamıştır. Bilerek ve istiyerek şefliği, istibdadı yıkmış, bilerek ve isteyerek ulus hâkimiyetini kurmuş ve hürriyeti seçmiştir. Evet. halk bir daha aldanmı ya çaktır. Dü­nün her türlü günahını, mesuliyetini, mil­letin ıstırap ve göz yaşlarını bir kambur gibi sırtlarında taşıyan, köşe başında pusu kurmuş, yüzleri maskeli müstebit ve za­limlere fırsat vermiyecektir. Hürriyeti tek­rar onlara kaptırmıyacaktır. Çünkü aklı­selim sahibi Türk milleti hürriyet düşman­larının dünkü kamçılı ve dipçikli İdaresi­nin suiistimallerini, yüz milyonlarca millet parasını nasıl menfaatlerine aktararak milleti yoksul ve perişan bıraktığını hâlâ unutmamıştır ve unutmıyacaktır. Bu millet artık bir daha sürü kalabalığı haline gel­memeye karar vermiş ve azmetmiştir. İşte elde ettiği hürriyet nimetini muhafaza et­mek kararında olduğunu ispat etmek için ara seçimlerinde de dünkü iktidarın yıp­ranmış şahsiyetlerine rey verip onların ce­saret ve cür'etini arttırmıyacaktır. Milleti hâlâ hürriyet ve kanun hâkimiyetine muh­taç bir varlık olarak değil, diktatörlük, is­tibdat ve şefliğin sembolü Halk Partisine ve onun efendilerine hasret çeken bir sürü zanneden zavallılara son ihtarını yapacak ve onlara haddim bildirecektir. Politika hastalarına tekrar hatırlatalım ki. artık Otuzbir Mart hâdisesinin ümitlerini akılla­rından silsinler.

Bu konuşmayı müteakip Bakan coşkun te­zahürat ve alkışlar arasında Kıraathaneden ayrılarak parti binasına gelmiş, burada kendisini bekliyen köylülerin dertleriyle uzun müddet meşgul olmuştur.

Bundan sonra Pİsi, Kafaca. Bayir köyle­riyle Yatağan İlçesine ve Turgil Bucağına giden Nuri Özsan. vatandaşlarla hasbihal-îerde bulunmuş ve saat 23'de Aydm'a mü­teveccihen hareket etmiştir.

Büyük Millet Meclîsinin 1 Ağustos 1951 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 1 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'de Başkanvekülerinden Kayseri Millet­vekili Fikri Apaydm'm başkanlığında toplanmıştır. Oturum açıldığı zaman, Denizbank kanun tasarısının incelenmesi için bir Karma Komisyon ku­rulması teklifi kabul olunmuş, bundan sonra kanun tasarıları ve kanun tekliflerinin müzakeresine geçilmiştir.

Geçen oturumda müzakeresine başlanan ve 3 ile Vinci maddeleri, formüle edilmek üzere değiştirgelerle birlikte Komisyona havale edilen Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanununun konuşulmasına bu birleşimde de devam edilmiş ve Komisyona gönderilen mezkûr maddeler, gelmiş bulunduğun­dan kabul olunmuş ve neticede tasarı kanunlaşmıştır.

İskân Kanununun bâzı maddelerinin kaldırılmasına, değiştirilmesine ve bu kanuna yeniden bâzı madde ve fıkralar ilâvesine dair olan 5098 sayılı kanunun 12'inci maddesinin değiştirilmesi ve yasaklığı kaldırılan yerlerle 5227 sayılı kanunun birinci maddesinin 4'üncü bendinde zikredilen idare-ten boşaltılmış bölgelerde köyler teşkili ve halkının yerleştirilmesi hak­kında kanun tasarısı ile Niğde Milletvekili Halil Nuri Yurdakul ve 6 ar­kadaşının ve Tunceli Milletvekili Hıdır Aydm'm, İskân Kanununun tadili hakkında 5098 sayılı kanunun 12'inci maddesinin kaldırılmasına, değişti­rilmesine ve bu kanuna bâzı hükümler eklenmesine ve yasaklığı kaldırılan yerlerle idareten boşaltılmış bölgelerde köy tesisine dair kanun teklifleri ve Geçici Komisyon raporunun ivedilikle yapılan müzakeresinde teklifin dört maddesi kabul olunmuştur. Buna göre:

Madde 1.— 5098 sayılı kanunun 12'inci maddesi aşağıdaki şekilde değiş­tirilmiştir;

Kars İlinin Hı-ca, Ağrı İlinin Tokatlı, Serdarbulak, Karnıyarık, Şehrigerden ve Yukarmiço köyleri doğularından geçirilen hattın doğu kısmında kalan ve içinde Küçükağn Dağı da bulunan yasak bölgeye ordu ve zabıta kuv­vetlerinden maada Bakanlar Kurulu kararı olmadıkça hiçbir kimse gi­remez.

Madde 2.— Yasaklığı kaldırılan ve idareten boşaltılan bölgelerde ihtiyaca göre köy kurulacak olan yerler Tarım, Bayındırlık, Sağlık ve Sosyal Yar­dım Bakanlıklarının tâyin edecekleri birer mütehassıstan müteşekkil üç kişilik heyet tarafından tesbit edilir.

Madde 3.— Yasaklığı kaldırılan ve idareten boşaltılan bölgeler ahalisinden olup da:.

5227 sayılı kanunla tâyin edilen iki yıllık müddet içinde iskânını iste-
miyenler,

Mürettep iskân yerlerinde verilen gayrimenkullerini Hazineye terke-
derek eski illerinde veya bu İllere civar İllerde iskân edilmiş olanlar,

e) Mürettep iskân yerlerinde verilen gayrimenkullerini satmak suretiyle eski İllerinde veya bu İller civarında 2510 sayılı kanunun 15'inci maddesi­nin üçüncü bendi gereğince borçlanma yoliyle ev yeri ve toprak verilenler,

ç) Mürettep yerlerinde iskân görmemiş ve yasak bölge ile idareten boşal­tılmış bölge civarında iskân edilip de iskânına muhassas gayrimenkullerini Hazineye iade etmemiş olanlar,

Bu kanunla derpiş edilen iskân hak ve yardımlarından faydalanamazlar. Madde 4.— Yasaklığı kaldırılan ve idareten boşaltılan bölgeler ahalisinden olup 3'üncü maddenin şümulü haricinde kalan yardıma muhtaç ve bu ka­nunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde yasaklığı kaldırılan ve idareten boşaltılan bölgelerde iskânını isteyenlerin İskân Kanunları hükümleri dairesinde iskânları yapılır.

Bundan sonra, Tunceli Milletvekili Hıdır Aydın tarafından verilen ve geçici bölge halkına tazminat verilmesini tazammun eyleyen ve bu mev­zuun geçici madde halinde tasarıya girmesini derpiş eden önerge kabul edilmiş ve teklif, redaksiyonu yapılmak üzere Komisyona verilmiştir.

Sağır, Dilsiz ve Körler müessesesinin Millî Eğitim Bakanlığına devri hak­kında kanun tasarısı ve Sağlık ve Sosyal Yardım, Millî Eğitim ve Bütçe Komisyonları raporları, tütün ve müskirattan alınacak Müdafaa Vergisi hakkındaki 2460 sayılı kanunun (b) ve (c) fıkralarının değiştirilmesine ve bu kanunu değiştiren bâzı hükümlerin yürürlükten kaldırılmasına dair kanun tasarısı ve Gümrük ve Tekel ve Bütçe Komisyonları raporları, Av­rupa iktisadî işbirliği Teşkilâtına dahil memleketler arasındaki mübade­leleri serbestleştirmek amaciyle mezkûr teşkilâta dahil memleketler ara­sında imzalanan (Avrupa Tediye Birliği Anlaşması) na katılmamız hak­kında kanun tasarısı ve Dışişleri ve Ticaret Komisyonları raporları, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı Kuruluş ve Memurları Kanununda ve bu kanuna ek 4862, 5087 ve 5194 sayılı kanunlara bağlı kadro cetvelleriyle 1951 yılı Bütçe Kanununa bağlı (L) işaretli cetvelde değişiklik yapılma­sına dair kanun tasarısı ve Bütçe ve Sağlık ve Sosyal Yardım Komisyon­larından kurulan Karma Komisyon raporunun ikinci müzakereleri yapıl­mış ve mezkûr tasarılar kanunlaşmıştır.

Müteakiben İç Tüzük gereğince bir defa görüşülecek işler meyanında bu­lunan altın meskukât ile ziynet altınları hakkındaki Başbakanlık tezkeresi okunmuş ve bu husustaki Anayasa Komisyonu raporu kabul edilmiştir.

İlk tahsil üzerine bir yıllık meslekî tahsil görmüş olan köy ebelerinin, Memurin Kanununun 2919 sayılı kanunla değişen 64'üncü maddesi hük­müne göre- kadrosuz stajyer olarak istihdam edilip edilmediği hususunun yorumlanması hakkında Başbakanlık tezkeresi ve Geçici Komisyon ra­poru akçayı alâkadar ettiği için, incelenmek üzere Bütçe Komisyonuna gönderilmiştir.

İzmir Milletvekili Avni Başman ve Muhiddin Erener'in, Gümrük Muhafaza. Komutanlığı eski tayfalarından Ali oğlu Hüseyin Toycanlar'a aylık bağ­lanması hakkında kanun teklifi ve Maliye ve Bütçe Komisyonları rapor­larının müzakeresinde, Bütçe Komisyonu raporu red ve Maliye Komisyo­nunun raporu kabul edilmiştir. Bu hale göre, Hüseyin Toycanlar'a yüz liralık bir maaş tahsis edilmiş bulunmaktadır. Bu husustaki kanun tasa­rısının birinci konuşulması yapılmıştır.

Sümerbank Genel Müdürlüğü müfettişlerinden Hüseyin Kâmı Ezgü hak­kında mahkemeden sâdır olup kesinleşmiş bulunan karardan sonra itti­haz olunan Dilekçe Komisyonu kararı gereğince bir muamele ifa edil­memesi hususunda, bu hâdiseye hâs ve münhasır olmak üzere, yeniden bir karar ittihazı hakkında Başbakanlık tezkeresi ve Anayasa Komisyonu raporu da, incelenmek üzere Dilekçe Komisyonuna havale edilmiştir.

Meclis Cuma günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 3 Ağustos 1951 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 3 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'te Başkan vekiller inden Kayseri Mil­letvekili Fikri Apaydm'm başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman, Erzurum Milletvekili Fehmi Çobanoğlu'nun, Ulu­sal Bayram ve Genel Tatiller hakkındaki 2739 sayılı kanunun 2'nci mad­desinin (d) ve (c) fıkralarının değiştirilmesi hakkındaki kanun tekilimin geri verilmesine dair önergesi kabul edilmiş ve bundan sonra kanun tasa­rılarının müzakeresine geçilmiştir.

Geçen birleşimde ivedilikle müzakeresine başlanan yasak bölgeler hakkın­daki kanun tasarısının konuşulmasına bu oturumda da devam edilmiş, yerlerinden çıkarılıp Garba sevkedilen vatandaşlara tazminat verilmesini tazammun eyleyen ve İçişleri Komisyonu tarafından kabul edilen geçici madde bu defa da Umumî Heyetçe kabul olunmuş ve böylece tasarı ka­nunlaşmıştır.

Müteakiben Kocaeli eski Milletvekili İsmail Rüştü Aksal'm, Dilekçe Ko­misyonunun 9.5.1949 tarihli Haftalık Karar Cetvelindeki 2124 sayılı ka­rarın Kamutayda görüşülmesine dair önergesi ve Dilekçe Komisyonu ra­poru,

Samsun eski Milletvekili Hüsnü Çakır'in. Dilekçe Komisyonunun 6.1.1950 tarihli Haftalık Karar Cetvelindeki 2696 sayılı kararın Kamutayda görü­şülmesine dair önergesi ve Dilekçe Komisyonu raporu,

Çanakkale eski Milletvekili Ali Kıza Kırsever'in, Dilekçe Komisyonunun 22.12.1948 tarihli Haftalık Karar Cetvelindeki 1573 sayılı kararın Kamu­tayda görüşülmesine dair Önergesi ve Dilekçe Komisyonu raporu,

Kocaeli eski Milletvekili ismail Rüştü Aksal'm, Dilekçe Komisyonunun 16,2.1950 tarihli Haftalık Karar Cetvelindeki 2931 sayılı kararın Kamu­tayda görüşülmesine dair önergesi ve Dilekçe Komisyonu raporu,

Tokad Milleıvekili Mustafa Özdemir'in, 1 Numaralı Geçici Dilekçe Ko­misyonunun 20.7.1951 tarihli Haftalık Karar Cetvelindeki 1008 sayılı ka­rarın Kamutayda görüşülmesine dair önergesi ve 1 Numaralı Geçici Di­lekçe Komisyonu raporu kabul ve Gölcük İlçe merkezinin Değirmendere'-den Gölcük kasabasına kaldırılması hakkında kanun tasarısı ve İçişleri Komisyonu raporu Bütçe Komisyonuna havale edilmiştir.

Bu arada, demiryolu ile eşya nakliyatına müteallik Milletlerarası Muka­veleye ek olarak Berne'de akdedilen mukavelenin onanması hakkında kanun tasarısı ve Dışişleri ve Ulaştırma Komisyonları raporlarının birinci görüşülmesi yapılmıştır.

Erzurum Milletvekili Emrullah Nutku'nun, İstanbul limanının tevsii hu­susunda Sahpazarı ve Haydarpaşa'nın intihap edilmesinin hangi sebebe dayandığına, Sahpazarı ve Haydarpaşa limanlarının tevsii şekline ve mu­hammen inşaat ve tesisat bedellerine dair Bayındırlık Bakanlığından sözlü sorusu Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu tarafından cevaplan­dırılmıştır. Bakan bu .cevabında istanbul limanının tevsi ve ıslahı konusu üzerinde şimdiye kadar müteaddid incelemeler yapılmış olduğunu ve 5678 sayılı kanunla onanan Kredi Anlaşmasına göre, Haydarpaşa'da 330 metre tulünde rıhtım, 600 metre tülünde de bir dalgakıran ve 11 bin metre kare transit ambarlarının inşa edileceğini, ayrıca Salıpazarı'nda 310 metre uzunluğunda rıhtım inşa olunarak rıhtım önünün 10.50 met­reye kadar taranacağını, diğer taraftan burasının tahmil ve tahliye tesis­leriyle teçhiz olunacağını söylemiş ve Haydarpaşa limanının ıslâhı ve teç­hizine iç ödenekten 14.5 milyon Türk lirası ve krediden de 1.100 milyon dolar sarf edileceğini, Salıpazarı limanı için de iç ödenekten 8.140 milyon Türk lirası ve krediden de 1.44 milyon dolar harcanacağını sözlerine ilâve etmiştir.

Zonguldak Milletvekili Abdurrahman Boyacıgiller'in Türkiye Cumhuri­yeti Emekli Sandığının yıllık geliri ile gideri miktarına, sandık mensup­ları için ev inşasının düşünülüp düşünülmediğine, Emekli Sandığı ile İşçi Sigortalarının tevhidi hususundaki çalışmalara ve bu konuda bir kanun tasarısının hazırlanıp hazırlanmadığına dair Başbakanlıktan sözlü sorusu­na Maliye Bakanı Hasan Polatkn cevap vermiştir.

Maliye Bakanı bu cevabında, Emekli Sandığına iştiraki olanlara ev inşası mevzuunun üzerinde durulduğunu, 1950 yılı bilançosuna göre Sandığın yıllık gelirinin kesenek ve karşılıklar tahsilatı olarak 78.900.000, sermaye­sinin işletilmesinden mütevellid gelirlerin 13.799.000 ve cem'an yekûn 92.699.000 lirayı bulduğunu, bu normal gelir haricinde Sandığın eski de­virlere ait sermaye tahakkukunun 250.135.000 liraya yükseldiğini ve bu meblâğdan nakid ve tahvil olmak üzere cem'an 160.500.000 liranın tahsil edildiğini ve toptan ödeme, emekli,_ dul, yetim aylıklarının 11.061.250.28 lira olduğunu söylemiş ve Sandığın, İşçi Sigortaları ve İhtiyarlık Sigortası üe münasebeti hakkında izahat vermiştir.

Kırşehir Milletvekili Halil Sezai Erkut'un, Karabük Demir ve Çelik Fab­rikalarında çalışan mühendis, memur ve teknisyenlerden bazılarının işle­rinden uzaklaştırılması sebebine, tahsil ve ihtisas durumları ile sicillerine nazaran gördükleri ceza ve taltif işlemlerine ve nakillerin randımana yap­tığı tesir derecelerile yerlerine yapılan ve yapılacak tayinlere dair İşlet­meler Bakanlığı sözlü sorusunu cevaplandıran İşletmeler Bakanı Hakkı

Gedik, Karabük Demir ve Çelik Fabrikalarından nakledilenler hakkında izahat vermiş ve bu memurlarla mühendislerin, yeni kurulan veya tevsi edilen fabrikalarda görevlendirildiklerini ve bu elemanların nakilleri ne­ticesinde randıman eksikliği meydana gelmediği gibi, gelmesinin de mev-zuubahis olamıyacağmı ve lüzum hâsıl oldukça yetkili makamlar tara­fından usule ve mevzuata uygun olarak bu nevi tahvil, becayiş ve nakil­lerin yapılacağını söylemiştir.

Soru sahibi mevzuubahis nakillerin particilik görüşü ile meydana geldi­ğini iddia etmiş, Bakan da, hiç bir işletmede, bundan böyle siyasî kanaatler yüzünden hiç kimsenin yerinden edilmiyeceğini ve ileri sürülen iddiala­rın yersiz, mesnetsiz olduğunu belirtmiştir.

Kırşehir Milletvekili Halil Sezai Erkut'un, gelirleri mahdut ve bütçeleri dar olan mahallî idarelere ait hastahane ve sağlık müesseselerile Kırşehir Hastahanesinin umumî muvazeneye alınmasının düşünülüp düşünülme­diğine, Özel İdare ve Belediye hastahaneleri genel giderlerine yardım için 1951 yılı bütçesine konulan paranın ne ölçüde ve nerelere tevzi edil­diğine ve Kırşehir Hastahanesine yapılan yardım miktarına dair Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığından sözlü sorusuna cevap veren Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Doktor Ekrem Hayri Üstündağ, ilkönce Bakanlığın hasta tedavisi hakkındaki görüşlerini bildirmiş ve koruyucu tababet mevzuunda geniş açıklamalarda bulunmuş ve müteakiben Kırşehir Hastaha-nesine yapılan yardıma geçerek 1951 yılında bu hastahaneye 20125 liralık bir yardım yapıldığını, mezkûr hastahanenin sıkıntılı durumunun gözönün-de tutulduğunu ve ileride bir miktar daha yardım yapılması için tetkik­lerde bulunulduğunu söylemiştir.

Kastamonu Milletvekili Şükrü Kerimzade'nin, muzır ve yabancı madde­leri muhtevi olarak İngiltere'ye ihraç edilmiş olduğu söylenen kuru üzüm hakkındaki havadisin ciddiyet ve sıhhat derecesine, bu hususta ne mua­mele yapıldığına, ihraç mallarımız üzerinde bu gibi teşebbüslere meydan verilmemesi için ne gibi tedbirler alındığına, ithal mallarında ithalâtçının mâruz kaldığı ve kalabileceği ahvalde koruyucu mevzuat olup olmadığına dair Ekonomi ve Ticaret Bakanlığından sözlü sorusunu cevaplandıran Ekonomi ve Ticaret Bakanı Muhlis Ete, İngiltere'ye ihraç edilen kuru üzümlerin içerisinde yabancı maddelerin bulunduğu hakkındaki haber geldiği zaman, Hükümetçe derhal harekete geçildiğini ve mezkûr üzüm­lerin hangi firma tarafından gönderilmiş olduğunun sorulduğunu, fakat bu hususta İngiltere'den bir cevap gelmediğini ve şikâyet mevzuu üzüm­lerin 1949 yılında İngiltere'ye gönderilen mallara ait olduğunu ve 1950 yılında gönderilen malların ise fevkalâde beğenildiğini söhlemiş, ve hâdise üzerine alman tedbir ve yapılan muamelelere temasla, hâdise hakkındaki tahkikatın henüz neticelenmediğini, netice alındıktan sonra bu hususta daha geniş malûmat verileceğini ve üzümlerimizin şöhretine nakise getir­mek istiyenlere karşı daha şiddetli tedbirlere tevessül edileceğini sözlerine ilâve etmiştir.

Meclis Pazartesi günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 6 Ağustos 1351 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 6 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'de Başkanvekillerinden Kayseri Mil­letvekili Fikri Apaydm'ın başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman Erzurum Milletvekili Emrullah Nutku'nun Arıcılık Kanunu teklifi ile 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Ka­nununun 4'üncü ve 100'üncü maddelerinin değiştirilmesi hakkındaki kanun tekliflerinin geri verilmesine dair önergeleri okunmuş ve kabul edilmiştir. Bundan sonra, kanun tekliflerinin, sözlü sorulardan önce görüşülmesi ka­rarlaştırılmıştır.

Manisa Milletvekili Refik Şevket İnce ve 7 arkadaşının, resmî daire ve müesseselerin siyasî partilere bedelsiz mal devir edemiyeceklerine ve bu daire ve müesseselerle münfesih derneklere ait olup siyasî partilere terke­dilmiş olan gayrimenkul mallarla bu partiler tarafından genel menfaatler için yaptırılmış olan binaların sahiplerine ve Hazineye iadesine dair ka­nun teklifi ve Anayasa, İçişleri, Maliye, Adalet ve Bütçe Komisyonları raporlarının müzakeresine başlanırken, kanun teklifinin ivedilikle konu­şulmasını tazammun eden önerge kabul olunmuş ve kanun teklifinin ge­rekçesi okunduktan sonra, tümü üzerinde ilk sözü Demokrat Parti Meclis Grubu adına Burdur Milletvekili Fethi Çelikbaş almıştır.

Fethi Çelikbaş ezcümle şunları söylemiştir:

«Muhalefet matbuatı bu kanun teklifi mevzuunda Grubumuzun çalışma­larını. Komisyonların ve Büyük Meclisin vazifesini, bir nevi tescil vazifesi haline getirmek suretiyle ittiham etmiştir. Komisyonlarda cereyan eden müzakerelerde sabit olmuştur ki, yine Yüksek Meclisinizin kanun teklifinin maddelerini tetkik ederken yapacağınız çalışmalarla millet hu­zurunda sabit olacaktır ki, bu, hakikatla taban tabana zıttır. D. P. millî hâkimiyet uğrunda mücadele ederken elbette ki onu Yüksek Meclisin Parti Grubunda tezekkür edebilir, fakat bunu bir' nevi tescil halinde be­lirtmek doğru değildir. Komisyondaki mesai tamamiyle bir kanun teklifi­nin incelenmesi mahiyetinde cereyan etmiş ve Yüksek Meclisinizdeki me­sai de aynen bu ruh ve anlayış içinde cereyan edecektir. Bu itibarla muha­lefetin bu vadide yapmış olduğu tenkidler külliyen hakikatin hilâfmadır.

Ancak iktidarda bulunmanın mesuliyetini üzerinde taşıyan bir parti ol­mak itibariyle ve bugün millî vicdanı müteessir ettiğine hiç kimsenin şüphesi olmaması lâzım gelen bir mevzuda elbette bir prensip kararma varmak zarurî idi. Bu itibarla Grubumuzca bir prensip kararma varmış olmakla tamamen giriştiği mücadelenin hedefleri istikametinde çalışacak ve hiçbir suretle Büyük Millet Meclisinin mukaddes vazifesini güçleştire­cek bir adım dahi atmıyacaktır.» (Soldan bravo sesleri, alkışlar).

Fethi Çelikbaş müteakiben Halkevleri tesisine devredilen malların liste­sini okumuş ve çok partili devre girildikten ve Demokrat Partinin ikti­dara gelmesinden sonra, milletten alman bu malların tasfiyesi için yapılan tetkiklerden bahsederek, D. P. iktidarının bu mevzuda uzlaşma yolunu takip ettiğini ve uzlaşma için C. H. Partisine el uzattığını, fakat her uz­laşma mevzuunda olduğu gibi, burada da tek taraflı niyetlerin kâfi gel-' mediğini ve C. H. P.'nin işi bir çıkmaza sokmak istediğini söylemiş ve bu kanun teklifinin Halkevlerini yokedeceği hakkında muhalefetin izhar ettiği endişeye cevap vererek konuşmasını şu şekilde bitirmiştir:

«Kanun teklifinde — ne sarih ve ne de zımnî olarak — böyle bir şeyin katiyen yer almadığı görülmektedir. O kadar ki bununla alâkalı bazı yer­lerde Halkevlerinin bütünlüğünü muhafaza etmek, fakat Bakanlar Kuru­lunun tayin edeceği esaslar dairesinde mesaisine devam etmek hükümleri de vardır. Bu mevzuda karar Yüksek Meclisinizindir arkadaşlar.

Nihayet sözlerime son verirken milletin tarihine ve demokratik gelişme­mizin istikbaline muzaf olan bu hükümlerin bir yandan âmme vicdanını tatmin edeceğine, diğer taraftan da demokratik gelişmemizin teminatı vazifesini göreceğine biz kani bulunmaktayız. Bu esaslar içerisinde Yük­sek Meclisin maddeler üzerinde temayülâtını izhar etmesi ile yine muh­terem heyetinizin tesbit edeceği esaslar dairesinde kanun teklifine en iyi bir şekil vermek sizlerin elinizdedir.»

Fethi Çelikbaş'dan sonra söz alan C. H. P. Genel Başkanı İsmet İnönü, kanun teklifinin ana hatlarının Halkevlerini fiilen ilga ettiğini, bütün bu muamelelerin Anayasaya aykırı olduğunu, Halk Partisinin 1947 yılındaki Kurultayında Halkevlerinin bir tesis haline ifrağının prensip olarak kabul edildiğini, bu işin tahakkuk ettirilmemesinin sebebini o zamanki muhale­fet partisi ile bir anlaşmaya yarılamamasında aramak icap ettiğini, Halk­evleri meselesini bugünkü iktidarla müzakere halindelerken, bu kanun teklifinin ortaya çıktığını ileri sürmüş ve çokluğu teşkil eden iktidar par­tisi üyelerinin Grup kararı ile, arzu edilen reye daha evvelden bağlandık­larını, bu şartlar altında Komisyonların Büyük Millet Meclisine sundukları raporların manen muallel olduklarını iddia etmiştir.

Anayasa Komisyonu adına İzmir Milletvekili Behzad Bilgin ise, İnönü'nün ileri sürdüğü iddialara cevap vererek, eski iktidarın Halkevleri mevzuunda kendi çıkardığı kanunlara dahi riayet etmediğini, rakkamlara dayanarak açıklamış, Halkevlerien ayrılan tahsisatın hukukî bir mahiyet taşımadığını söylemiş ve sözlerini şöyle bitirmiştir:

«Hukuk bakımından da, esasen Bütçeye Halkevleri adına bir tahsisat ko­nulamaz. Niçin konulamaz? Hazine, vatandaşların ödediği vergilerden te­rekküp eden devlet gelirini eşhası hususiyeye teberru edemez, hattâ Bü­yük Millet Meclisi dahi, Bütçeden eşhası hususiyeye teberru yapamaz. Hususî bir cemiyete teberru yapılması, ancak o cemiyetin menafii umu-Bilyeye hadim bir cemiyet olmasiyle mümkündür. Şayet Halkevleri bir kurum ise, onun menafii umumiyeye hadim bir kurum olduğunun tevsik edilmesi icabeder. Bu tevsik nerededir? Halkevleri kurum ise, bunun ida­resini deruhte eden bir heyet lâzımdır. Bunun statüsü nerededir?

Halkevleri statüsü hususî kanun haricinde bir suiistimale dayanmaktadır. C. H. P., bir âmme müessesesine, bir cemiyete, bilfarz Halkevlerine âm­me menfaatine hadim bir müessese sıfatiyle bir şey verdiği zaman, aynı âmrne idaresi aynı prosedürle bunu ondan nezetmeğe yetkilidir. Yani Halkevlerini de, Halk Partisini de nezetmeğe muktedirdir. Bunların ma­melekleri Hazineye avdet eder. Çünkü nereden tahsis verilmişse oraya girer. Binaenaleyh devletten teşriî akseriyetin suiistimalile alman, fakat alındığı dahi mevcut' kanunların ve mevzuatın ihlâli suretiyle ele geçiri­len ve yine bunların ihlâli suretiyle Halk Partisine, Halkevlerine inkılâp eden bu emval üzerinde Halk Partisinin maalesef gasıplıktan başka bir sıfatı yoktur. Bu gasıplığm nef'i de âmme nizamının salâhiyeti dahiline girmektedir. Yapılmış olan, daha doğrusu tasvibinizle yapılacak olan da budur. Bu hakikati Türk umumî efkârının buradan. Yüce Meclisten işit­miş olacağını düşüneerk ferahlık duymaktayız.

Eehzad Bilgin'den sonra söz alan Zonguldak Milletvekili Muammer Ala-kanat da ezcümle şöyle demiştir:

^Biliyorsunuz ki, mahkemelerde Anayasaya mugayeret cihetinin tetkikine imkân yoktur. Halk Partisi yıllarca Meclisten Bütçe Kanunu namı altında tahsisat almağa devam etmiştir. Bugün mahkemeye gitsek, dâva etsek, mahkeme evvelâ salâhiyet bakımından tetkik etmez. Sonra evvelce bir Türk Ocakları teşkil edilmiştir. Bunu kuranların hepsi âkil ve reşit adam­lardır. Fakat sonradan bir kararla Türk Ocaklarının bütün emvali Halk­evlerine verilmiştir. Bu o zamanki rejimin bir icabıdır, bir hukuku husu­siye tasarrufudur. Bunun hakkında hüküm vermek ve meşru haline irca etmek Büyük Millet Meclisinin salâhiyeti dahilindedir. Bu şekilde, Par­lâmentolarda emsal vardır ve bugün Büyük Millet Meclisi bu kararı kabul etmekle sadece gayri meşru bir vaziyeti meşru vaziyete irca etmekle kalmıyor arkadaşlar, istikbal için bir âbide rekzediyor. İstikbal için hu­kuku âmme kaidesi vaz ve tesis ediyoruz. O da şudur: Bundan sonra ik­tidara gelen padtiler elde ettiği ekseriyetle kendi menfaatlerine, kendi parti menfaatine servetler temin edemiyecekler, Büyük Millet Meclisin­den, Belediyelerden, Genel Meclislerden milletin âmme hizmetleri için tahsisini istediği paralardan milyonlarca lirayı kendi nefislerine hasrede-miyeceklerdir. Bugün bunun müeyyidesini bu mağsup malları almakla koyuyoruz. Fakat bundan sonra gelen Büyük Millet Meclisleri bu şekilde milletin paralarını, mallarını alanların ellerinden bunları almakla kalmı-yacaklar, kendilerini siyasî mesuliyetle karşı karşıya bırakmak için lâzım gelen kanunî mrecilere, yani yüksek divanlara havale edeceklerdir. Bugün Demokrat Parti kendi selâhiyetini kendi kendisine tahdit etmekle ken­disine bu şekilde gerek Belediyeler ve gerekse Meclisi Umumîlerden mal verilmesinin önüne geçilmesi suretiyle bu işlerdeki samimiyetini en şüp­heli, fakat bitaraf olabilecek vicdanlara, kalplere karşı isbat etmektedir. Arkadaşlar, tuttuğumuz yol hak yoludur.»

Arkadaşlar, teklifimizin hedefi, herşeyden evvel, herşeyde olduğu gibi, bu memlekette siyasî ahlâkın temelini kurmaktır. Siyasî ahlâkın teme­lini kurmak diyorum. Evet, kanun teklifimizin birinci maddesi intizamı âmme hükmünü korumaktır. İntizamı âmme hükmünü yalnız bugün de­ğil, yarını da garanti altına almaktır. Farzedelim arkadaşlar, Allah gös­termesin bir başka iktidar geçer ve yine dünkü usullere başvurursa, eğer yarın herhangi bir şekilde iktidardakiler gaflete düşer, dünkü usullere, başvurup kendi siyasî tahakkümü, kendi partilerine mensup olan insan­ların menfaatma organize etmek yoluna gittiği takdirde o zaman arka­daşlar, hiç olmazsa aradan yirmi sene geçmiş de olsa, hattâ hususî hukuk hükümlerine göre yine millet iradesile gelecek olan bir Meclis hesap so­racaktır diye bu yola sapmaktan mutlaka korkacaktır arkadaşlar.

Sıtkı Yırcah'dan sonra söz ajan Manisa Milletvekili Hamdullah Suphi Tanrıöver ise, gazetelerde şahsına karşı yapılan neşriyata cevap vermiş ve Türkocaklarının nasıl kapatıldığına dair uzun açıklamada bulunmuştur.

Büyük Millet Meclisi saat 22'de tekrar toplanmak üzere birleşimine son vermiştir.

Ankara : 6 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bu akşam saat 22'de toplanarak, Manisa Milletvekili Refik Şevket İnce ve 7 arkadaşının,- resmî daire ve müesseselerin siyasî partilere bedelsiz mal devir edemiyeceklerine ve bu daire ve müesseselerle münfesih derneklere ait olup siyasî partilere terkedilmiş olan gayrimen­kul mallarla bu partiler tarafından genel menfaatler için yaptırılmış olan binaların sahiplerine ve Hazineye iadesine dair kanun teklifinin müza­keresine devam etmiştir.

Midisin bu birleşiminde C. H. P. milletvekilleri salonda bulunmamakta idiler.

Oturum açıldığı zaman ilk sözü, Manisa Milletvekili Refik Şevket İnce almıştır.

Manisa Milletvekili Refik Şevket İnce bu mevzuda ezcümle şunları söyle­miştir:

Aziz arkadaşlar,

Yüksek huzurunuza arkadaşlarla birlikte takdim etmiş olduğumuz kaunn teklifi üzerinde cereyan eden müzakerelerde, bu kanun hakkında söylen­mesi lâzımgelen bütün hakikatler, bütün üryanlığı, çıplaklığı ile gösteril­miş, esbabı mucibe tarih huzuruna bizi açık alınla, parlak bir şekilde çı-. karacak vaziyette tezahür etmiştir. Her kanun bir ihtiyacın ifadesidir. Her kanunda, ahlâk ve fazilete istinad etmek suretiyle cemiyet nizamını koru­mak esastır, asıldır. Biz bu kanunu teklif ederken milletçe duyulan, hattâ Halk Partisince duyulan bir ıstırabın önüne geçmek hedefini takibettik. C. H. P.'nin Halkevlerini, Kongresinde mevzuubahis etmesi ve Demokrat Parti ile teşriki mesaiye yanaşması, ortada müşterek surette halledilmesi lâzımgelen içtimaî bir derdin olduğuna en güzel bir delil teşkil eder. Halk Partisi o kadar nizamşiken ve o kadar kendini muayyen bir çerçeve içinde koymaktan müstağni tanımaya alışmış ki kendi Kongresinin kararma dahi 5 sene zarfında itaat etmemiştir! Kanun tanımayan, Kongresini dinleme­yen, hülâsa nizam ve fikir mânasından kendini uzak tutarak keyfî hareketi ailevî, siyasî ve zümrevî birliklerden kurulur. Halbuki C. H. Partisi ailevî telâkkilerimizi yıkmış, ana baba ile çocuk arasında dil uçurumları vücu­da getirmiş, bu suretle ailevî bağları boğmuş, siyasî partilere bir hakkı hayat tanımamış ve tek parti inhisarı altında iktidarı ebed müddet elinde tutmak istemiştir.

Sonra, meslekî zümrelerden hangisi mevcut? Muallimler Birliğini kapa­tanlar kendileri değil midir? Türk Ocaklarını kapatanlar kendileri değil midir? Bütün meslekî zümrelere el uzatan ve bütün bu cemiyetleri Halk Partisi sakan altında toplamaya çalışan ve başka cemiyetlere hayat hakkı tanımayan bir siyasî prtinin bu memlekette inkılâp yptığı nasıl iddia olu­nabilir?

Şimdi Anayasayı bu kadar bariz şekilde çiğniyenlerin Anayasayı bir bay­rak olarak kullanmalarına benim aklım ermiyor.

Arkadaşlar,

Bir mülkün hukukan ciheti t as ar ruf iyesi bulunmadığı zaman esasından bâtıldır. Belediyelerin, Hususî Muhasebelerin, Vakıflar İdaresinin, hükmî şahsiyetlerin herhangi bir siyasî partiye bir hibede bulunması ne bizim kanunumuzda, ne de medenî milletlerin hiç birinde görülmemiştir.

Arkadaşlar, vakit çok geçmiştir. Kıymetli zamanlarınızı işgal etmek iste­mem. Biz teklif sahihlerinin getirdiği ve Demokrat Parti tarafından be­nimsenen bu yeni kanun teklifimizle yeni ahlâk sistemini, yeni hukuk sistemini getirmiş oluyoruz. Bunu kabul ve tasvip buyuracak olursanız, müstakbel nesil için güzel, ahlâkî bakımdan bir örnek olacaktır.

Meclis yarın saat 15'te toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 7 Ağustos 1951 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 7 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'de Başkanvekillerinden Kayseri Mil­letvekili Fikri Apaydın'm başkanlığında toplanmış ve Manisa Milletvekili Kefik Şevket İnce ve 7 arkadaşının, resmî daire ve müesseselerin siyasî partilere bedelsiz mal devir edemiyeceklerine ve bu daire ve müesseselerle münfesih derneklere ait olup siyasî partilere terkedilmiş olan gayrimen­kul mallarla bu partiler tarafından genel menfaatler için yaptırılmış olan binaların sahiplerine ve Hazineye iadesine dair kanun teklifinin tümü üzerindeki müzakerelere devam edilmiştir.

Meclisin bu birleşiminde de C. H. P. milletvekilleri salonda bulunmamakta idiler.

Oturum açıldığı zaman, konuşmaların on dakika sürmesini tazammun ey­leyen Önerge kabul olunmuş ve söz alan Ankara Milletvekili Osman Şevki Çiçekdağ, Manisa Milletvekili Muhlis Tümay, İstanbul Milletvekili Mü-kerrem Sarol, Ağrı Milletvekili Celâl Yardımcı, Konya Milletvekili Fahri Ağaoğlu, İçel Milletvekili Hüseyin Fırat, umumiyetle dünkü birleşimde muhalefet tarafından ileri sürülen iddialara cevap vererek, kanun tekli­finin Anayasaya aykırı olmadığını, C. H. P. tarafından haksız bir şekilde iktisap edilmiş bulunan malların, bu kanunla, millete geri verileceğini belirtmişler, ayni zamanda, teklifin hukuk bakımından geniş bir şekilde izahını yapmışlardır.

Büyük Millet Meclisi saat 16.45'te birleşimine ara vermiştir. Bunlar, içtimaî ve siyasî bünyemiz içinde tamamiyle abes, beyhude, geri ve bir yabancı uzuv halindedirler. Bunları demokratik fikirlerin neşir ve tamimi için bir mektep haline getirmek hayali gene arkaik, dar bir te­lâkkinin mahsulü olmaktan başka bir mâna ifade etmez.

Bilmiyorlar mı ki, Demokrat Parti çalışmalarına başladıktan sonra bu memleket bir baştan Öbür başa, demokratik bir mücadele ve faaliyetin tatbikat sahası haline gelmiş bulunuyor. Hâlâ bir vesayet zihniyeti ile serlerde ve limonluklarda buğday yetiştirme nevinden demokrasi mek­tepleri açmak hayali peşinde koşacaklarına, bu memlekette esasen mevcut olup kendi basküariyle bir türlü inkişafa mazhar olamayan ve tezahür­lerini gösteremeyen demokratik ruh ve terbiyenin sarsıntısız inkişaf ede­bilmesi için parti olarak yukarıdan beri bahsettiğimiz soysuzlaştırıcı ve kin ve nefrete götüren yollarda yürümesinler.

Bir de diyor ki: «Hazineye intikal edecek Halkevlerinin dağıtma ve kul­lanma yetkisi Bakanlar Kuruluna verilmektedir)). Tapusu devlet üzerinde olan ve devlet hizmetlerine tahsis edilmiş bütün emvalin tahsis suretle­rini tayin ve tesbit hakkının Bakanlar Kuruluna ait olduğunu bilmiyor mu?

Tasarıyı umumî efkâra olduğundan başka türlü tanıtmak maksadiyle, Halk Partisi Başkanı sözlerine devam ederek şöyle diyor: «Halk Partisine teberru ve satma şeklinde geçenbazı emvalintasarrufutanınmıyor.

Hazine, intikal ettirdiği Halkevlerinin, yapılmış veya yapılmakta olsun, kendileri alındıktan sonra borçlarını Halk Partisine yüklüyor ve menkul malları, hukuk prensipleri dışında mütemmim cüzü addediyor.»

Bu iki iddia ve isnada benden evvel konuşan arkadaşlarım en inandırıcı ve en susturucu cevapları vermiş buulnuyorlar. Benim Halk Partisinin Başkanına bu husustaki mukabelem bir iki sual sormaktan ibaret kala­caktır:

Teberru suretile geçen bazı emvalin tasarruflarının Halk Partisine tanın­madığından bahsolunuyor. Bu zora ve cebre dayanan teberru ve satın almalara teberru demek ve' bunları normal birer alım satım muamelesi kabul etmek mümkün müdür?

Ve asıl mühimmi, Halk Partisi Halkevlerine sarfedeceğim diye Bütçeden, Hususî İdarelerden, Belediyelerden, Köy Sandıklarından aldığı paralar­dan mühim bir kısmını Halkevlerine sarfedecek yerde doğrudan doğruya zimmetine geçirmemiş midir?

Halkevleri kurulmazdan evvel hayır cemiyetlerinden sayılarak ve Halk­evleri kurulduktan sonra da bu bahane ile Halk Partisinin millet kesesin­den alıp zimmetine geçirdiği paralar muazzam yekûnlara varmaktadır.

Halk Partisi lideri diyor ki, bir mahkemece sabit olmadan Halk Partisinin devlet ve âmme müesseselerinden zimmetine para geçirdiği iddiası, mak­satla uydurulmuş bir efsaneden ibarettir.

Bu cümlede, bu iddiada gösterilen hüner, mahkeme kararının siperi ar­kasına kaçmaktan ibarettir. Halbuki, Halk Partisinin hesapları, elbette doğru tutulmuş olması gerekir. O halde biz, sübut delili olarak kendi mu­hasebelerini ve kendi hesaplarını göstererek bunların bir hülâsa ve bilan­çosunun umumî efkâra arzolunmasını teklif edeceğiz.

Arkadaşlar,

İşte burada karşımızdaki politika hünerverinin maharetle vücude getirmek istediği inşanın hatları belirmeğe başlıyor.

Demokrat Parti Komisyonlarında tasarılar hazırlanıyor, ve binaenaleyh Büyük Millet Meclisi değil, Demorat Parti milletvekilleri kanun yapıyor. Bu kanun ile mevzuat ayaklar altına alınıyor. Hâkimlerin yargılama salâ­hiyeti ortadan kaldırılıyor. Ve muhalefet mahkemelere müracaat hakkın­dan ve binaenaleyh her türlü teminattan mahrum bırakılıyor. Geçmiş Büyük Millet Meclislerinin muameleleri iptal olunmak suretile devlet ha­yatındaki daimiyet ve istikrar parçalanıyor. Ve en vahimi, Anayasa vahim surette ihlâl ediliyor.

Arkadaşlar,

Politika hünerverinin resmetmek istediği bu levha ne kadar düne benzi' yor ve bugünden nekâdar uzaktır?

Hal, tasavvur ve resmetmek istediği gibi ise, dudaklarının ucuna yapışıp kalan cümleyi, o halde biz söyliyelim:

«Vatandaşlar, manzara bu kadar karanlıktır. Ne duruyorsunuz? Kalkın ey ehli vatan.» Öyle mi?

Bu isnatların hepsini kendinin tek başına hâkim bulunduğu devrin vakıa­ları olarak tamamen kendine red ve iade ediyoruz. Bundan başka bazı va­tandaşların vicdanında tehlikeli tereddütler yaratabilecek olan ve şu su-rele vuzuha çıkardığımız iddialarının mâna ve maksadı hakkında tekrar kürsüye gelerek açık beyanatta bulunmasını, taşımakta olduğu manevî mesuliyetin, kaçınılmaz bir icabı olduğunu kendisine hatırlatmayı bir va­zife saymaktayım.

Aziz ve sevgili arkadaşlarım,

Gönül isterdi ki, karşımıza sözcü veya mes'ul olarak hürriyet dâvalarını ağızlarına en az yakışacak insanlar değil, Halk Partisinin içinde mevcudi­yetini bildiğimiz ve bu dâvaları konuştukları takdirde hüsnüniyetlerinden elbette şüphe ve tereddüt caiz olmıyacak kimseler çıksınlar.

Halk Partisinin mazisinden gelen cebir ve tahakküm neticesi sırtına yığı­lan yüklerden ve mazinin her türlü rüsubundan tamamile kurtularak millet huzurunda ve karşımızda sıhhatli ve gürbüz bir muhalefet olarak vazife görmesini yürekten temenni ediyoruz.

Halk Partisi bir zaman bütün milleti içine aldığını iddia eden bir teşekkül idi. Onun başındakiler ise bu bâtıl ve kâzip hayalin gururuna kendilerini kaptırmışlardı. Hakikatler başka türlü tecelli etmeye başlayınca ve bu memlekette demokraik hayat ilerledikçe bir hayalin sukutu karşısında kendini cemiyetin ve ilerlemenin mağduru sayacak olan bir ruh ve zih­niyet, bugünün muhalefetinin hem kendisi için hem memleket için selâ-rnetli yollarda yürümesine ciddî bir mâni teşkil etmektedir.

Halbuki biz, Halk Partisini millî siyasî varlığımızın değerli bir parçası ve demokrasimizin ihmal olunmaz bir unsuru telâkki ediyoruz. İşte eli­mizdeki bu kanun tasarısı Halk Partisini mazideki tahakkümün mahsulü olan yüklerden kurtararak onu umumî efkâr karşısına muhalefete daha ehil bir teşekkül olarak çıkabilmesini mümkün kılacak vasıta ve mer­halelerden birini teşkil edecektir.

Başbakanın sık sık sürekli alkışlarla kesilen bu nutkundan sonra tasarının tümü üzerindeki müzakere bitrniı ve maddelere geçilmiştir.

Büyük Millet Meclisinin 8 Ağustos 1951 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 8 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat İ5'de Başkan vekillerinden Kayseri Mil­letvekili Fikri_ Apaydm'm başkanlığında toplanarak Manisa Milletvekili Refik Şevket İnce ve 7 arkadaşının, resmî daire ve müesseselerin siyasî partilere bedelsiz mal devir edemiyeceklerine ve bu daire ve müessese­lerle münfesih derneklere ait olup siyasî partilere terkedilmiş olan gayri­menkul mallarla bu partiler tarafından genel menfaatler için yaptırılmış olan binaların sahiplerine ve Hazineye iadesine dair kanun teklifinin mü­zakeresine devam etmiştir.

C. H. P. milletvekilleri bugünkü birleşime de iştirak etmemişlerdi. Kanun teklifinin 6'ncı maddeye kadar olan kısımları dünkü konuşmalar netice­sinde kabul edilmiş bulunmaktaydı.

Teklifin yedinci maddesi üzerinde söz alan Anayasa Komisyonu sözcüsü Zonguldak Milletvekili Muammer Alakant ezcümle şunları söylemiştir:

«Sayın arkadaşlar, dünkü celsemizde bugün müzakere etmeğe devam ede­ceğimiz yedinci maddenin âmme hukukiyle ve Anayasa hukukiyle alâka­dar olan kısımları hakkında bazı sualler tevcih edilmişti. Zannederim Hayrettin Erkmen'le Necip Bilge arkadaşlarımız sualleri tevcih edenler arasında bulunuyorlar. Sırf bu hususa müteallik olmak üzere Anayasa Komisyonunun noktai nazarını arzedeceğim. Evvelâ yedinci madde ile iki hüküm tesis etmekteyiz. Birinci hüküm, yani bir âmme hükmü ve bu ta­sarının heyeti umumiyesiyle âhenktardır. (Herhangi bir tüzel kişinin malı iken bedelsiz olarak siyasî partilerin mülkiyetine geçirilmiş olan gayri­menkul mallar, bu tüzel kişi mevcut ise adına, değilse devlet adına tescil edilir. Bu tüzel kişiler mevcut ise o tüzel kişiye, tüzel kişi eğer hayatta değilse Hazineye bu mallar intikal eder) kaydını ihtiva eder.

Şimdi bu hükmün mütalâasında Türkocakları ve Muallimler Birlikleri gibi dernekler hatıra gelmektedir ve hakikaten bu dernekler vaktiyle mevcut olup bilâhare mevcut olmamış bulunan dernekler meyanmdadır. Bu hu­susta Türkocakları ve Muallimler Birliklerinin yaşayan derneklerden mi­dir, yaşayan derneklerden ise eski Türkoc akların m malları kendiliğinden Türkocaklarma intikal edecek midir, hususları Anayasa ve Bütçe Komis­yonlarımızda müzakere edildi. Bir çok milletvekili arkadaşlarımız hukukî görüşlerini izah ettiler. Bu görüş., aynı zamanda, İdare Hukukunun ve bu­günkü Jüris Prüdansın bir görüşüdür. Türkocakları infisah ettiği için, bir fert gibi, hükmî bir şahıs da ölür. Ondan sonra gelen başka bir hükmî şahsiyettir. Bu, milletvekillerinin hukukî mütalâalarıdır. Bu hususta hü­küm vermek idarî kazaya taallûk eden bir mesele hakkında hüküm ver­mek olur. Büyük Millet Meclisi bu şekilde bir hükme varmağa gitmeme­lidir. Esasen maddenin içerisinde Türkocakları olduğu için vâki olan bu beyanat Büyük Millet Meclisinin bu hususta bir kararı mahiyetinde de­lildir. Arzettiğim gibi Türkocakları bilâhare eski vaziyetine konulsa da bunu İdarî Mahkemeye müracaat, Şûrayı Devlete müracaat ederek bu dâvayı takip etmek imkânını kaldırmalıdır. Biz burada bu şekilde hüküm vermiş olursak, kazaî hükme varmış oluruz. Bu da Anayasanın Büyük Millet Meclisinin salâhiyeti dışında kalır.

İkinci kısım, Hükümete intikal eden bu mallar, gayrimenkuller münasip gördükleri müesseselere iki sene müddetle intifa hakkı vermek keyfiyeti Anayasaya mugayir mi, değil mi? Arkadaşların pek çoğunca malûmdur ki, ilk tasarı sahibi milletvekili arkadaşlarımız tarafından teklif edildiği zaman Hükümete verilmiş olan bu salâhiyet mutlaktı, yani bu zamanla mukayyetti. Hükümet istediği zaman bu şekilde Hazineye intikal etmiş olan gayrimenkulleri müesseselere yerebilir mahiyette idi. Fakat biz bunu âmme hukuku prensiplerine mugayir bulduk ve âmme hukuku prensip­leri yazılı olsun, yazılı olmasın (De Guvi) tarafından da ifade edildiği gibi, her medenî memlekette ve hukuk vicdanının hakikaten yerleşmiş ve te­essüs etmiş olduğu her memlekette tatbik edilen prensiplerdir ve bunlar tatbik edilmezse o memlekette bir reaksiyon yaratılıyor. Hakikaten He­yeti Celilece de bu şekilde bir reaksiyon yaratıldığını müşahede ettik. İşte bu bakımdan vâki olan teklifler üzerine iki senelik salâhiyeti bir senelik salâhiyet haline indirdik. Teklif sahipleri evvelce bu teklifi kabul ettiler.»

Bütçe Komisyonu adına da İzmir Milletvekili Behzad Bilgin, şöyle de­miştir

Bu yedinci madde hükmü vazıhtır. Birinci kısımda diyoruz ki: Her­hangi bir tüzel kişi malı iken bedelsiz olarak siyasî partiler mülkiyetine geçirilmiş olan gayrimenkul mallar bu tüzel kişi mevcut ise adına değilse devlet adına tescil edilir. Şimdi bu hüküm muvacehesinde Türkocakları veya Muallimler Birliği gibi feshedilmiş cemiyetlerin durumu ne oluyor? Bunu dün de arzetmiştim. Türkocaklarınm veya Muallimler Birliğinin, hattâ kerhen feshettiğini biz bu kanun gereğince esasen kabul, etmiş bu­lunuyoruz. Yani fesihte ikrah olduğunu kabul ediyoruz. Hattâ daha ileri giderek arzu edilirse bu feshin keenlemyekûn olduğu da iddia edilebilir. Amma buna rağmen yine Türkocaklarınm infisah halinde olduğu key­fiyeti ortadan kalkmaz. Bu infisah, orada verilmiş olan karardan neş'et etmiyor, dün Necip Bilge arkadaşımın da üzerinde durduğu gibi bizatihi Medenî Kanunun ve Cemiyetler Kanunundan doğan bir neticedir. Çünkü bir cemiyetin hayatı inkıta kabul etmez. Bir cemiyetin mevcut olması için .Yönetim Kurulunun her sene intihap edilmesi, heyeti umumiyesinin her sene toplanması gibi kuyudu kanuniye vardır. Bu kuyudu kanuniye ye­rine gelmedikçe cemiyet esasen infisah haline girer, gerek Medenî, ge­rekse Cemiyetler Kanunu gereğince. Binaenaleyh yeniden bir cemiyet kurmuş olsalar dahi bu Cemiyetler Kanunu gereğince senelik toplantıla­rını yapmadıkları ve Yönetim Kurullarını intihap edemedikleri için tabi-atiyle gayri mevcut olmuşlardır. Binaenaleyh bu kanuna nazaran geri alın­mış malların kime inhisar edeceği meselesi sarihtir.

Balıkesir Milletvekili Vacid Asena da ezcümle şu fikirde bulunmuştur:

Adalet Komisyonunda yapmış olduğumuz müzakerelerde bu fıkraya şu şekilde mâna verilmesine karar verilmiştir. Arzediyorum: «Partilerin mülkiyetine verilmiş gayrimenkul mal bu tüzel kişiler mevcutsa» tâbi­rinden bizim anladığımız mâna şudur: Bu tüzel kişi bu kanunun mer'iyete gireceği tarihe kadar müstemirren hükmî şahsiyetini muhafaza etmiş, fa­aliyette bulunmuşsa bu halin tahakkukunda o mallar o tüzel kişi adına tahsis edilecektir. Aksi takdirde yani o tüzel kişi herhangi bir isim ve nam altında olursa olsun faaliyette bulunup da malı gasbedildikten sonra zeval bulmuş ise zeval sebebleri ve malların gasrp saikı asla mülâhaza edilmeksizin onun mevcudiyetini bu kanun tanımıyor ve tanımadığı için­dir ki, bu mallar doğrudan doğruya devlete intikal ettiriliyor.

Maruzatımı telhis edersem bu iki kısım üzerinde duracağım: Malı gasbe-dilen tüzel kişi gasıp tarihinden itibaren bu yeni kanunun mer'iyete gir­mesi tarihine kadar bilâfasıla şahsiyeti hükmiyeyi muhafaza ettiği tak­dirde o mallar o derneğe verilir. Yine Rifat Sivişoğlu arkadaşımızın 5 yıllık kira bedellerinin geri alınması hakkındaki teklifine Komisyon adına iştirak edemiyeceğimizi sarih olarak beyan ederim. Çünkü böyle bir muhasebeye gitmek lâzımgelirse bunun hududu bulunmaz. Böyle bir istirdadın da mesnedi olmaz. Yani bu kanun çerçevesi dahilinde arzet-mek istiyorum. Çelikbaş arkadaşımın da izah ettiği gibi bu gibi kaybedil­miş olan, Halk Partisinin yedi intifamda kalmış olan kira bedelleri ve-saireye mukabil kabul etmek lâzımgelir ki, Halkevleri, ne suretle inşa edil­miş olursa olsun, menşeleri ne olursa olsun, geri alındığına göre, bu ba­histe de belki kendi kaynaklarından kendilerine geçmiş olan bazı miktarlar Hazineye intikal edecektir ve bir nevi takas vaziyeti de mevcuttur.

Sonra saym Ortakçıoğlu 14 Mayıs'a kadar geri dönmek hususundaki tak­ririnde zannederim ısrar etmezler. Çünkü 1 Temmuz 1951 tarihinden ev­vel kiraya verilmiş ve bu kanunun meriyetinden sonra dediğimize göre zaten 14 Mayıs'tan evvelkiler bunun şümulüne girmektedir. Bu madde vuzuh ile vaziyeti tsebit etmiş olduğundan aynen kabulünü ve önergelerin nazarı itibara alınmamasını rica ederim.

Bu görüşmeler neticesinde sekizinci madde, müteakiben 9'uncu madde ka­bul edilmiştir. Onuncu maddenin müzakeresinde Erzurum Milletvekili Bahadır Dülger, Tokat Milletvekili Muzaffer Önal, bu kanuna tâbi tutu­lan gayri menkullerin üç ay içinde değil, bir ay içinde tahliyesini teklif et­mişler, Balıkesir Milletvekili Ali Fahri İşeri bu müddetin 15 güne indiril­mesini istemiş, Erzurum Milletvekili Emrullah Nutku da tahliyenin ih­bardan bir ay sonra yapılmasını ileri sürmüştür. Bu mevzuda söz alan Manisa Milletvekili Refik Şevket İnce, ezcümle şunları söylemiştir:

Arkadaşlar,

Eu kanun1 üzerinde mütalâa yürütürken hepinizin ittifak ettiği bir nokta, bîr hakkı yerine getirmek noktasıdır. Bir hakka istikamet verirken, bir hak tarafını, yolunu tutarken, elimizdeki terazinin adalet kaidelerine uy-.gun olması gayet lâzımdır. Üç ay, bir ay dâvası, nedir? İade edilmesi lâzım-gelen binalardan çıkın diyoruz. Çıkacak müessesenin bina araması için zamana ihtiyacı vardır. Eşyasının nakli, şu veya bu gibi şeyleri nazarı dikkate alarak, burada siyasî bir parti muhatap olduğuna göre, parti hak­kında en ufak hususî bir tesirin altında bulunmadığımızı göstermek için insafa yakın olarak tesbit edilen günün kabulünü rica ediyorum. (Gürül­tüler, bir ay kâfi sesleri). Ben kendi hesabıma kabil olsa daha fazlasını kabul ederim. Bir ay olacağına 3 ay olacaktır. (Halkın tahammülü yok, seçim zamanına geliyor sesleri). Halkın tahammülü vardır. Bir arkadaş, bu işin seçimle alâkasını söylediler. Bunu şiddetle reddederiz. Bunun bir tesadüf eseri olarak seçim tarihlerine rastlamasından üzüntü duyarım. Bu itibarla burada toleransımızı gösterelim arkadaşlar. (Bir ay, bir ay sesleri).

Anayasa Komisyonu adına Zonguldak Milletvekili Muammer Alakant da şöyle demiştir:

Arkadaşlar,

Bu şekilde bütün demokrat milletvekilleri beraberce bu işlerde yürümekte iken, muhtelif Komisyonlar, muhtelif teklif sahibi arkadaşlar arasında bir müddet için ihtilâf çıkarmanın bir hikmete uygun olduğuna kanaat geti­renlerden değilim. Binaenaleyh mukavelelerin bu kadar eski bir zamana teşmil edilmesini yerinde bulmuyorum.

İkincisi, üç aylık müddeti üç Komisyon da kabul etmiştir. (Hayır sesleri, gürültüler). Anayasa Komisyonu bu müddeti kabul etmiştir, Bütçe Komis-

Eğer Önümüzdeki zamanda seçim meseleleri olmamış olsa idi bir partinin 17 Vilâyette seçim işlerini tedvir keyfiyeti olmamış olsa idi, bir aylık müddet üzerinde durmak mümkün olabilirdi. Fakat arkadaşlar, sizin en güzel, masum, temiz fikirlerinizi bu şekilde propagandaya âlet etmek ihtimalleri mevcuttur. Bu müddetin uza­tılması, kısaltılması için bu şekilde bir itham altında bulunmak keyfiyeti mevcut değildir. Demokrat Parti seçim hürriyetini her şeyin üstünde tutan bir partidir. Bu hususta hiç bir milletvekilinin karşı partinin seçim vazi­yetini ihlâl etmek fikri olduğuna inananlardan değilim. Hiçbir Demokrat Partili yoktur ki, bir binanın tahliyesinde, zaten kazanacağı muhakkak olan bir seçimi emniyet altına almak için karşı tarafa mecburiyet koysun. Hepinizin kalpleri, fikirleri asildir. Bu kadar asil kalblere malik olarak çıkarılan böyle bir kanunda bu türlü bir hükme yer bırakılmasın.

Müteakiben Antalya Milletvekili Akif Sanoğlu müddetin bir aya indiril­mesi fikrini desteklemiş, İçel Milletvekili Hüseyin Fırat da aynı kanaatta bulunduğunu belirtmiştir. Diyarbakır Milletvekili Mustafa Ekinci üç ay müddetin yerinde kalmasında, Afyon Milletvekili Ahmet Veziroğlu, Ça­nakkale Milletvekili Süreyya Endik, Ankara Milletvekili Hamid Şevket İnce, Ankara Milletvekili Talât Vasfi Öz, bir aylık müddet üzerinde ısrar etmişler, Adalet Komisyonu sözcüsü Vacit Asena mezkûr madde için bir değiştirge vermiştir. Neticede onuncu madde, bu değiştirgenin kabul edil­mesiyle şu şekilde kanunlaşmıştır:

«Bu kanunla iadeye tâbi tutulan gayrimenkulleri kısmen veya tamamen işgal eden siyasî partiler, bu kanun hükümlerine göre yapılacak tescil veya tashihin ihbarından bir ay zarfında bunları tahliye ve teslime mec­burdurlar.»

Bunu takiben teklifin .diğer maddeleri, de kabul edilmiştir.

Maddelerin müzakeresi bittikten sonra, kanun teklifinin leh ve aleyhinde olmak üzere iki milletvekiline söz verilmiştir.

Kanun teklifinin lehinde konuşan Bingöl Milletveili Feridun Fikri Düşün­sel ezcümle şunları söylemiştir:

Aziz arkadaşlar,

Türkiye Büyük Millet Meclisinin uzun tarihinde ve hattâ belki aziz mil­letimizin bütün hayatında en mühim bir günü, adalet ve hakikat gününü yaşıyoruz. Çünkü yıllardan beri bu memleketin havasında hüküm sürmüş olan boğucu bir kâbusu, milleti hakikî hâkimiyetine kavuşmak ve bu su­retle ancak bu kavuşmadan sonra hakikî terakki ve kurtuluş yoluna gire­bilmekten alıkoyan bunaltıcı durumun tasfiyesine doğru katî bir îman ve sarsılmaz bir azim, ancak bugün kendini gösterebilmiştir. Binaenaleyh bugün imkânların müsaadesi nisbetinde bazı hakikatleri daha ortaya koy­mak saati çalmış bulunuyor. Evet arkadaşlar, bugün milletin her türlü tesirden azade hiç kimsenin işaret ve iş'arı olmadan ancak aziz milletimizin kendi takdir, idrâk ve temyizile vücude gelebilmiş olan şu muhterem Millet Meclisinin azamî bir samimiyet ve tam bir îmanla milletin hakla­rını toplamak iradesini gösterebildiği şu günde milletimizin huzurunda bu hakikatleri sermek bir millî vazife olmuştur.

İlk tebarüz ettirilmek lâzimgelen nokta şudur: Bugün intaç etmekte ol­duğumuz tasarının Anayasaya aykırılığı iddia olunmuş ve bunun vahim bir Anayasa ihlâli olduğu ilâve edilerek hakikat ve hak aşküe yanan bir memleket heyecanlandırılmak istenmiş ve kimbilir daha neler istenmiş­tir. Bunun için evvelâ bu nokta üzerinde durmak lâzım geliyor.

Türk işçisi hiçbir yabancı ideolojiye kapılmıyacak ka­dar vatanına bağlıdır» sözlerile kürsüden inmiştir.

Kütahya Milletvekili Yusuf Aysal, yıllardan beri en tabiî haklarından mahrum bırakılan Türk işçisinin fedakârane çalışmalarından bahsederek T)u suretle işçinin sosyal hayatında yeni gelişmeler olacağını kaydetmiş «Bu yolda alınacak yeni kararların ilk müjdecisi bu karar olacaktır» de­miştir.

İstanbul Milletvekili İhsan Altınel de bu tasarı münasebetiyle Bakana ve Hükümete teşekkür etmiştir.

Yaktin geç olmasından Meclis yarın sabah saat10'da toplanmak üzere oturumtna son vermiştir.

Büyük Millet Meclisinin 9 Ağustos 1951 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 9 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'de Başkanvekillerinden Kayseri Mil­letvekili Fikri Apaydm'm başkanlığında toplanmıştır. Oturum açıldıktan sonra Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinde Türkiye'yi, temsil etmek üzere Strasbourg'a giden Dışişleri Bakanı Fuad Köprülü'ye İçişleri Bakanı Halil Özyörük'ün vekillik edeceğine dair Cumhurbaşkanlığı tezkeresi ile Elâzığ Milletvekili Şevki Yazman'm, Elâzığ Halkevinin ve bu arada bütün Halkevlerinin hukukî durumu hakkında Hükümetin ne düşündüğüne ve bu durumun ıslahı bakımından ne gibi tedbirler alınacağına dair olan sözlü soru önergesinin geri verilmesi hakkında önergesi okunmuş, müte­akiben Denizbank Türk Anonim Ortaklığı Kanunu tasarısının tümü üze­rindeki müzakerelere devam olunmuştur.

Bu mevzuda söz alan Zonguldak Milletvekili Cemal Kıpçak, tasarıdaki iki maddenin, kanunun umumî ruhu üzerine müessir olabilecek bir kifayet­sizlik gösterdiğini ileri sürerek, 3460 sayılı kanun bütün ahkâmı ile meri­yette bulunurken, devlet teşekküllerine mütenazır yeni bir teşekkülün kurulmasının karışıklığa yol açacağını söylemiş ve yalnız Hazine tarafın­dan temsil edilen bu Ortaklığın bilfiil Maliye Bakanlığı idaresine tâbi ka­lacağını, böylece Ulaştırma Bakanlığı idaresindeki Deniz İşletmesinden farksız olacağını ileri sürmüştür.

Trabzon Milletvekili Cahit Zamangil (C. H. P.) tasarının prensip kusur­ları ihtiva ettiğini beyanla, bu tesis ile devletin 255 milyon lirasının her türlü kotnrol dışına çıkarılacağı fikrinde bulunmuştur. İstanbul Milletvekili Hamdi Başar, Karma Komisyon Başkanı sıfatiyle, Komisyonun çalışma­ları hakkında izahat vermiş ve tasarının sür'atle çıkması için geceli gün­düzlü çalışıldığını, zira memlekette düzenlenmesine ihtiyaç bulunan bir mevzu ile karşı karşıya bulunulduğunu belirtmiştir.

Bingöl Milletvekili Feridun Fikri Düşünsel, «Anonim Şirket» tâbirinin bünyesi üzerinde durarak, hukuk tekniği bakımından bu mefhumu ince­lemiş ve devlet sermayesinin mühim bir kısmına malik bulunan Deniz­bank Anonim Ortaklığının, diğer devlet teşekküllerinden farkını izah et­miştir.

Erzurum Milletvekili Emrullah Nutku, denizciliğin, devletçiliğe uymayan bir ticaret şekli olduğunu, bu mevzuda inhisarcılık telâkkisi kalktığı anda, bol miktarda para kazanılacağını izah etmiş ve Denizbank Kanununun bu yolda atılmış cesur bir adım sayılabileceğini söylemiştir.

İktisadî devlet teşekküllerinin kendi kablarında sıkıntıya uğradığı büyük teşkilât değişikliğine muhtaç bulundukları bir hakikattir. Onlar bu halde iken biz kendi bünyemizi onlara uydurmakla bir ileri hamle yapmış ola­mayız, iktisadî devlet teşekküllerine takılmak bir nevi alışkanlıktır. Mah­zurları da olsa alışılmış olan bir şekildir, ona ittiba edelim diyen fikirler de mevcuttur. Fakat bütün devletin iştirak ettiği her türlü iktisadî teşekkülün mutlaka bir tek statüye tâbi kılınmasında mecburiyet fikrini anlamıyo­rum. Şüphesiz ki her çeşit iktisadî teşekküüln müşterek unsurları mevcut olduğu gibi çok uzak unsurları da vardır. Bugün bir kömür fabrikasiyle dünya denizlerinde rekabet yapacak, mal ve insan nakledecek ve binbir mücadele şekilleriyle muvaffak olup kazanacak vaziyette olan bir vapur­culuk işletmesinin bünyesinin aynı olması imkânsızdır, bunlarda bir çokJ ayrılıklar mevcuttur. Bu itibarla partimizin göstermiş olduğu hedefe de I mümkün olduğu kadar yaklaşmak için bu şekli bulduk. Bu bir hamledir, hattâ bir hamle olmakla da kalmıyor, bu sahada kıymetli bir tecrübe de] edinmiş olacağız.

Abdullah Gedikoğlu (Ankara) — 300 milyonla tecrübe olmaz.

Ulaştırma Bakanı Seyfi Kurtbek (devamla) — Efendim, yapacağımız ham­lede elimizdeki kudret şüphesiz esastır. Hamleyi kudretimiz nisbetinde yapacağız. Başka memleketlerle yapacağımız rekabet bu kudrete tâbi ola­caktır. Böyle bir hamle, plâfon yapmak için de fikrimce doğru değildir. Şu halde bu prensip esas kabul edildikten sonra artık maddeler üzerinde konuşulabileceği kanaatindeyim. Çünkü murakabe maddesine girmiyen şeyler, murakabenin azlığı veya çokluğu mevzuubahis olabilir. Bu o mad­de üzerinde tafsilâtiyle görüşülebilir.

Şu kadar arzedeyim ki, murakabenin tamamiyle mevcut olduğunu kabul, ediyoruz. Gerek malî murakabe, gerek devlet murakabesi mevcuttur. Bundan başka Ulaştırma Bakanlığının kendi Statüsünde bütün hususî ve i resmî ulaştırma vasıtalarını milletin ihtiyaçlarına tevafuk edecek şekilde işlemelerini temin maksadı ile bir murakabe mevcuttur. Bugünkü Bakan­lık teşkilâtı bu murakabenin yapılmasına müsait değildir. Fakat Bakanlık için tasavvur ettiğimiz ve yakında yüksek huzurunuza sunacağımız sta­tüde bu murakabe daha çok genişletiliyor. Demokratik memleketlerden Örnek alarak bu murakabeyi iki şehir arasında işleyen otobüs, kamyona varıncaya kadar sıkı bir murakabe altına almak hususî ve resmî bütün ulaştırma vasıtalarını koordine etmek için Bakanlığımızı teçhiz etmek fikrindeyiz.

Bu Banka ile Denizyollarının bugünkü kifayetsiz durumu düzeltilecek ve i ileriye doğru bir adım atılacaktır. Partimiz bugüne kadar büyük adımlar atmıştır. Bu da cesaretle atılmış bir adım olacaktır. Bugün merkezden idare edilen ve tamamen bürokratik olan müessese bu bağlardan kurtu­lacak ve serbestçe çalışmasına imkân bulacaktır. Şüphesiz her işte olduğu, gibi bu kanunun tatbikinde de hüsnü niyet ile çalışmak esastır ve çalışı­lacaktır, ve bütün imkânlarımızla murakabesini yapacağız. Bir kanun hüsnüniyetle tatbik edilirse iyi netice verir, değilse memlekete bundan birçok zararlar doğabilir, aynı Anayasa değil midir kî, bugün mükemmel ve demokratik bir idare kurulmasına imkân vermiş ve aynı Anayasaya istinaden memleket yıllarca diktatör bir idare altında kalmıştır. Bu kanun ve Demokrat Parti elde ve iş başında bulundukça kanun da hüsnüniyetle tatbik edilip muvaffak olunacağı aşikârdır. Biz bu zihniyeti muhafaza et­tiğimiz takdirde muvaffak olacağımıza tamamen eminim. Bu kanunun kabulü ile dış hatlarda yolcu tekelini kaldırmış bulunuyoruz. Bir çok arkadaşlar, tekelin bir kısmının muhafaza edilmiş olmasına itiraz

etti. Boğazlarda ve âmme karakteri kuvvetli olan can kurtarma, fener gibi işlerde tekeli muhafaza ettik. İstanbul limanını tamamiyle serbest bir hale koyamayız. Liman disiplin ve bir nizama bağlıdır. Bundan dola-yıdır ki, bu İstanbul limanını muntazaman idare etmek için böyle bir tekelin tanınmasını mecburî gördük. Bu sebeble memlekete, memleket ekonomisine, Türk denizciliğine büyük hizmetler yapacağına ve büyük hamleler temin edeceğine kani olarak bu tasarıyı yüksek huzurunuza ge­tirmiş bulunuyoruz. Yüksek tasvibinize mazhar olmasını rica ediyorum.

Müfit Erkuyumcu (Balıkesir) — Bir sual sormak istiyorum. Başkan — Buyurun.

Müfit Erkuyumcu (Balıkesir) — Efendim, Devlet Ulaştırma İdarelerinin zarar ettiklerinden bahis buyurdunuz ve bu kanunun getirilmesine âmil olan sebeplerden birinin de bu olduğunu ifade buyurdunuz. Denizyolları İdaresi bu sene ne miktar zarar etmiştir, bu zarar yeni satm alman gemi­lere yapılan masrafın ilâvesinden mi, yoksa normal midir? Bunu izah et­melerini rica edeceğim.

Ulaştırma Bakanı Seyfi Kurtbek (Ankara) — Efendim, ulaştırma işlerinin zararını net olarak ifade etmek gayri mümkündür. Çünkü burada bir işletme muhasebesi maalesef tutulmamaktadır. Bu bakımdan işletme mu­hasebesi olmayan, bilanço ismi ile tavsif edilebilecek bir bilançosu olma­yan bir müessesenin zararının ne olduğunu ve neden ileri geldiğini tesbit emek hakikaten güçtür.

Fakat bizim vardığımız kanaat şudur:

İstanbul limanı sıkışık bir vaziyettedir. Bundan hem liman teşkilâtımız, hem de tüccarlarımız gayri memnundur. Meselâ gece insan çalıştıramıyo­ruz. Tesisatımız yotur, malzeme alacağız Artırma ve Eksiltme Kanunu gereğince alıncaya kadar malzeme fiyatları artmaktadır.

Netice itibariyle bu müessesede işletme ekonomisi tatbik edilmediğinden bu .aksaklıklar ve zararlar husule gelmektedir.

İşte bu aksaklıklara mümkün olduğu kadar erken son vermek için bu kanunu ivedilikle huzurunuza getirmiş bulunuyoruz.

Müfit Erkuyumcu (Balıkesir) — Sayın Bakan benim sualime cevap ver­medi.

Bu sene idare zarar mı etmiştir, etmişse rakkamla miktarı nedir? Bu zarar yeni satm alman vapurlardan mı husule gelmiştir, yoksa idarenin bünye­sinden doğmuş eski zararlar mıdır?

Ulaştırma Bakanı Seyfi Kurtbek (devamla) — Efendim, yeni satm alman vapurlardan ziyan vardır. Fakat Denizyollarının ziyanını buna atfede-meyiz.

Abdullah Gedikoğlu (Ankara) — Bütçe Komisyonu müzakerelerinde Ba­kan ve yanında bulunan müşavirler Denizyolları bahsi konuşulurken ya­kında yeni bir Teşkilât Kanunu ile, yeni bir proje ile geleceğiz demişlerdi. Bu Denizyolları bu millete milyonlarca lira zarar verdiğine göre ve bunun işletmesinde de b.azı kösteklemeler olduğuna göre, altı ay'sonra, Meclis kapanırken bunu buraya getirmek doğru değildir.

Ulaştırma Bakanı Seyfi Kurtbek (devamla) — Müsaade buyurursanız arzedeyim.

Demokrat Parti Hükümeti idareyi ele alınca bütün işletmelerin fena va­ziyette olduğunu tesbit etti. Şimdi bu kadar geniş, 11 işletmeden ibaret olan bu deniz işletmesinin Statüsünü bir çırpıda değiştirerek, 3-4 ay içinde huzurunuza bir kanun sevk etseydik işte o zaman sizin bizi hayretle kar­şılamanız lâzımgelir.

Bu tasarıyla beraber huzurunuza aşağı yukarı 10-11 tasarı getirmiş bulu­nuyoruz. Bunun üzerinde de mümkün olduğu kadar, gücümüzün yettiği kadar incelemeler yaptık. İvedilik kararı istememizin sebebi ise tatil za­manında kanunun icraatına geçmeyi arzu edişimizdendir, yoksa bir tatil atmosferine sıkıştırmak gibi bir şey aklımızdan geçmiş değildir.

Maruzatım bundan ibarettir.

Denizbank kanun tasarısının Büyük Millet Meclisinde müzake­resi sırasında Maliye Bakanının beyanatı.

Efendim, bendeniz sadece bir iki noktaya temas edeceğim. Bu da Komis­yon tasarısı ile Hükümet teklifi arasındaki fark olacaktır.

Ahmet Hamdi Başar arkadaşımız biraz evvel işte Maliye burnunu sokarsa böyle olur, şöyle olur, Hazine parmağını sokarsa böyle olur şeklinde, işte Mülhak Bütçe idi, Muvazenei Umumiye idi, Katma Bütçe idi, iktisadî Devlet teşekkülleridir, işte murakabe vesaire, diye öyle bir hava içinde anlattılar ki, hakikaten Komisyonun düşüncesini aksettirdiler. Nitekim, tasarıda da bunu görmek mümkündür. Şu şekilde mümkündür ki, mura­kabeye ait olan ve hakikaten murakabeyi en hafif bir şekilde koymuş olan 24'üncü maddeyi topyekûn ilga etmişlerdir. Ve yine maliye maliye, hazine hazine, diye bahseden Hamdi Başar arkadaşıma şunu samimane arzedeyim, kanunları okumadan bunları müzakere ve kabul etmişler. Neden? Eğer okumuş olsalardı 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanununun ikinci mad­desinin «devletin emvali, devletçe tarh ve cibayet olunan her türlü tekâlif ve rüs"um ile devlete ait nukut ve esham, her türlü menkul ve gayrimen­kul eşya, emval kiyem bunların hasılatını... satış bedellerini murakabe eder" maddesini görmüş olmaları lâzımdı. Aynı zamanda 2296 sayılı Ma­liye Vekâleti Teşkilâtı Kanununun beşinci maddesinin ikinci fıkrasında: «imtiyazlı şirketlerle sermayesi devletin iştiraki ile teşekkül etmiş mü­esseselerle salahiyetli makamların isteği ve Maliye Vekâletinin müsaade-sile teftiş olunabilir.» fıkrasını da görmüş olmaları gerekirdi. Yani Ko­misyon bir çırpıda Hükümetin teklif ettiği 24'üncü maddeyi ilga edivermiş, bu suretle kurulacak olan teşekküle artık Hükümet murakabesi girmez olmuştur. Ne mânada? Yine Komisyon Başkanı muhterem Hamdi Başar diyorlar ki: Bu Anonim Şirkettir, kendi murakabe uzuvları vardır. Teş­kilât Kanununun yine 5'inci maddesinin üçüncü fıkrası:

«Alelûmum cemiyetlerin ve bilhassa devletten malî yardım görenlerin malî noktadan teftişlerine Maliye müfettişleri salahiyetlidir» der. Ve Bütçe müzakereleri sırasında Yüksek Heyetiniz Kızılaym, Çocuk Esirgeme Kurumunun ve Hava Kurumunun teftişini benden bilhassa istemiştiniz. Şimdi hâdiseyi bir dakika şöylece topyekûn müşahede edelim. Kızılayı, Hava Kurumunu, Çocuk Esirgeme Kurumunu teftiş ve murakabe edece­ğiz. Üzerinde hassasiyetle duracağız. Fakat Hazineden millet malı olarak 500 milyon, 300 milyon kıymet vererek kurduğumuz bir teşekkülün kapı­sından Hazine mürakibi olarak giremiyeceğiz. (Alkışlar).

Karma Komisyon Başkanı Ahmet Hamda Başar Giremiyeceğiz diye bir kayıt koymadık.

Büyük Millet Meclîsinin 10 Ağustos 1951 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 10 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat ll'de Başkanvekillerinden Fikri Apay-dm'ın başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman Başkan, gündemdeki işler bitirildiği takdirde Ri­yasetin yaz tatili kararını Meclisin tasvibine sunacağını söylemiş, müte­akiben Denizbank kanun tasarısının müzakeresine devam edilmiştir.

Bu arada söz alan Maliye Bakanı Hasan Polatkan şu konuşmayı yapmıştır: Dürüst bir gazetenin vazifesi vatandaşlara yalan haberler yaymak değildir. Gerçi Ulus gazetesinin tamamen hilafı hakikat ve tahrif edilen yazılarına vatandaşlar artık alıştı. Vatandaşlar arasında, Hükümetle Meclis arasında ve Hükümet içinde ayrılıklar varmış gibi ortaya, kuşkulu bir eda ile, ze­hirli haberler serpmesine artık alıştık. Bu sabah Ulus gazetesini alınca şu haberleri hayretle okudum: «Maliye Bakanı, Ulaştırma Bakanının ak­sine olarak tasarı lehinde konuşmadı. Kurulacak Denizbank'm hesapları­nın çİevlet tarafından müdahalesini temin eden 24'üncü maddenin tasarı­dan çıkarılmış olmasını tenkit etti. Maliye Bakanı, Ulaştırma Bakanı ile bazı bakımlardan ayrı fikirlerde olduğunu belirtti.»

Bu haberlerden sonra da dünkü konuşmamın son kısmını Meclis zabıtların­dan aynen okuyorum: «Bendeniz kanunun heyeti umumiyesinin kabulü ile maddelere geçildiği zaman Komisyonun, arzettiğim değiştirdiği mad­delerin değil, Hükümetin teklif ettiği ve üzerinde çok durulmuş, uzun müddet meşgul olunmuş olan maddelerin gözönünde bulundurularak Hü­kümetin teklifinin nazarı itibara alınmasını rica ederim.» Zabıt orada ve konuşmam bu şekilde iken, bir Hükümet tasarısının altında kendi imzam hilâfına konuşmuşum, Hükümet tasarısını tenkit etmişim gibi tamamen hilafı hakikat ve yalandan ibaret olan bu yazıyı gördüğüm zaman üzül­medim. Çünkü biraz önce arzettiğim gibi artık Ulus gazetesinin bu yalan haberlerine, tahriflerine ve hilafı hakikat yazılarına tamamiyle alıştık. (Millet de alıştı sesleri). Fakat efkârı umumiye Önünde bunu açıklamak şarttır. Zira vatandaşların tamamı burada Yüksek Heyetinizin müzakere­lerini takip etmek imkânına malik değildir. Amma Ulusu açtığı zaman bu hilafı hakikat yazıları hakikatmiş gibi okuması mümkündür. Daha dün çıkan bir kanuna, Halkevleri Kanununa bir şekavet kanunu diyecek kadar yolunu şaşırmış, ne yazdığını bilmez hale düşen bu gazetenin yazı­larının, elbetteki, nasıl karşılanacağı malûmdur. (Kudurdular sesleri), {hakkında tahkikat açmalı sesleri).

Suat Başol (Zonguldak) — Cibilliyetini göstermiş.

Maliye Bakanı Hasan Polatkan (devamla) — Bahis mevzuu gazetenin ya­zılarını bu şekilde bir tarafa koyduktan sonra dünkü son cümlemi bir daha tekrarlamak isterim: Hükümet bu tasarının üzerinde uzun müddet durmuş ve meşgul olmuştur. Bu kanunu Denizyollarının ıslahına bir adım-say­mıştır. Onun için kanunun heyeti umumiyesinin kabulü iîe maddelere geçilmesini ve dün arzettiğim maddelere sıra gelince Hükümet teklifin­deki maddelerin değiştirilmeksizin kabulünü rica ederim.»

Maliye Bakanından sonra söz alan Komisyon sözcüsü Şükrü Kerimzade, dünden beri ileri sürülen tenkitlere karşı şu cevabı vermiştir:

Muhterem arkadaşlarım, dür) burada Karma Komisyon adına sayın Komis­yonumuz Başkanı Hamdi Bar;ar etraflıca izahat ve malûmat verdi. Bu izahat arasında unutulmuş veyahut müphem kalmış hususların ikmaline elim­den geldiği kadar çalışacağım.

İktisadî devlet teşekküllerinin verimli bir faaliyet göstermediği hepimizce malûm ve müsellemdir. Şu nokta üzerinde tekrar durmak istiyorum ki, 938 senesinde çıkarılan İktisadî Devlet Teşekküllerine ait 3460 sayılı kanunun 39'uncu maddesi, bilhassa bu teşekküllerin Anonim veya Limited Şirket haline konması hususunu değil, bu teşekküllerin kuracağı şirketlerin Ano­nim veya Limited Şirket olacağını ve ileriye doğru gidilmesi kanaatiyle yazılmıştır. Buna rağmen 39'unuc maddede bunu temin edememiş olduğu görülmüş olduğundan, bu işte tekrar İktisadî Devlet Teşekkülleri şekline gidilmesinde elbette ki fayda mülâhaza olunmamıştır. Daha mütekâmil ve bugünkü ihtiyaçlara daha çok tekabül edecek bir Anonim Şirket ku­rulması yoluna gidilmesinde daha çok fayda vardır. Muhalefet partisine mensup bir arkadaşımız bu İktidasî Devlet Teşekküllerinin inceden inceye bir daha gözden geçirilerek, daha esaslı bir hale, bugünkü ihtiyaçlara ce­vap verecek daha mütekâmil bir hale sokupta bu gibi katma bütçe ile idare edilen teşekküllerin bu nam altında ve devletin azamî kontrolü altında meydana getirmek mümkün değil mi şeklinde bir konuşma yaptılar. Ha­kikaten muhalefete mensup arkadaşımız burada, bu ifadesinde çok hak­lıdır. Çünkü, senelerden beri memleket iktisadiyatını devletçi bir zihni­yetle, merkeziyetçi bir zihniyetle idare etmeğe alışmış bulunuyorlar. Bu kanaat ve zihniyet onların tahteşşuuruna yerleşmiştir. Bu merkeziyetçi­lik onlara şöyle bir keyif vermektedir, memleketin iktisadiyatına hâkim ve nafiz olacaklardır, bütün memleketin iktisadiyatını elleri altında idare edeceklerdir. Memleket iktisadiyatı üzerinde bu saltanatı kurmak hakika­ten insanlarda, hepimizde mevcut olabilecek zayıf noktalara temas etmek­tedir. Bundan büyük bir haz, saltanat hazzı duymaktadırlar. Binaenaleyh, bugünkü şekle girebilmek için birdenbire bu kanaatlerini, bu zikniyetle-rini, bu arzularını ve bu heveslerini terk etmek hakikaten onlar için güç bir iştir. Bunun içindir ki hedefte beraber olduğumuz dedikleri işlerde daima merkeziyetçi sistemle devletin memleket iktisadiyatını daima elinde bulundurmak için bu sistemin tekrar vücut bulmasını bizden de beklemek­tedirler.»

Müteakiben Ekonomi ve Ticaret Bakanı Muhlis Ete şu açıklamayı yap­mıştır:

«Muhterem arkadaşlarım, sizi kısaca rahatsız edişimin sebebi dün bazı arkadaşların bu husustaki mütalâamı söylememi arzu etmeleri dolayısiy-ledir.

Üç nokta üzerinde toplanabilecek mütalâalardan biri, bu teşekkülün ne­den Anonim Şirket şeklinde kurulmak istenmesidir.

Arkadaşlarım da bu konuyu bir hayli izah etmiş bulunuyorlar. Bendeniz de yüksek huzurlarınızda şunu ifade etmek isterim ki, hakikaten başka memleketlerde de buna benzer şirketlerle idare edilen müesseseler vardır. İngiltere ve sairede böyle Anonim Şirketler vardır.

Nitekim bizde de Anonim Şirket halinde idare edilen teşekküller mevcut­tur. Meselâ Emlâk ve Kredi Bankası devlet sermayesini de ihtiva etmekle beraber, Anonim Şirket halinde kurulmuştur. Binaenaleyh İktisadî Devlet Teşekkülleri dışında ayrıca Anonim Şirket şeklinde bir devlet işletmesinin kurulması mümkündür.

Asıl üzerinde durulacak mühim nokta, Hükümet tasarısında ifade edilmiş­tir. Fakat bu iyi anlaşılmamıştır. Bu 500 milyonluk sermayeyi ihtiva edecek şirketin murakabesi diğer murakiplerle beraber umumî murakabe neye-

tine bırakılmıştı ve bu heyet devlet namına, Meclisiniz namına bu teşek­külü murakabe edecekti. Bu murakabe idarî bakımdan, malî bakımdan, teknik bakımdan olacaktır. Bu itibarla heyeti aliyeniz her sene müste-mirren bu şirketin gidişi hakkında malûmat iktisap edeceksiniz. Bu itibarla Komisyon ısrar etmediğine göre, Hükümet tasarısında olduğu gibi bunun öbür murakabe yanında murakabe heyetinin murakabesine vermekte isa­bet vardır. Murakabe heyetinin 10 senelik murakabe mazisile hakikaten çok iyi neticeler elde edilmiştir. Bu murakabenin tesisi, Meclisinize de em­niyet verecektir.

Bir nokta daha vardır, o da sermaye meselesi. Hükümet tasarısında serma­ye miktarını tesbit ederken bu sabit kıymetler takdir ediliyor ve sabit kıy­metlere inzimam etmek üzere 50-60 nisbetinde bir mütedavil sermaye ih­tiyacı tesbit ediliyor ve sabit kıymetler + mütedavil kıymetler ihtiyacı da bu müessesenin itibarî sermayesini teşkil ediyor. O itibarla muayyen kıs­tasa göre, hesap edilmiş sermayenin Hükümet tasarısında olduğu gibi, bırakılmasında zannediyorum ki, isabet vardır. O itibarla maruzatta bu­lunmuş oluyorum.»

Müteakiben, tasarının tümü hakkındaki konuşmaların yeterliğini tazam-mun eyleyen önerge kabul edilerek, maddelerin müzakeresine geçilmiştir. Tasarının birinci maddesinin müzakeresi sırasında söz alan hatipler, «De-nizbank» kelimesi üzerinde durarak, bu kelimenin Türkçeye uygun olma­dığını söylemişler, neticede «Denizbank» tâbiri «Denizcilik Bankası» ola­rak değiştirilmiş ve madde bu şekilde kabul edilmiştir.

Bundan sonra tasarının sekizinci maddesine kadar olan bölümler kabul edilmiştir.

Meclis öğleden sonra saat 15'de taplanacaktır.

Ankara : 10 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'de Başkanvekülerinden Fikri Apay-dın'm başkanlığında toplanmıştır.

Bu birleşimde «Denizcilik Bankası» kanun tasarısının müzakeresine devam edilmiştir.

Tasarınm onbeşinci maddesinin konuşulması sırasında, Seyhan Milletve­kili Cezmi Türk, bankacılık mefhumlarına uymayacak şekilde bir banka­nın kurulduğunu ileri sürerek, bu şekildeki bir tesisin verimli bir netice ' sağlıyamayacağmi söylemiş, bu iddiaya cevap veren Maliye Bakanı, ku­rulacak bankanın, her bakımdan bankacılık mefhumlarına uygun olduğu­nu belirtmiştir. Neticede, onbeşinci madde yerine Hükümet tehlifinin 16'ncı maddesi, 22'nci maddesi yerine de Hükümet teklifinin 24'üncü maddesi ka­bul edilmiştir. Yirmi dördüncü maddenin müzakeresi sırasında, Başbakan Adnan Menderes şu açıklamayı yapmıştır:

Cemal Kıpçak arkadaşımızı dinlerken hakikaten biraz hayrete düştüm dersem beni mazur görmenizi rica ederim. Müdürü Umumîyi şayet Ba­kanlar Kurulu tayin edecek olursa neler olacakmış, neler olacakmış. Mü­saade buyururlarsa ben kendilerinin bu noktai nazarına asla iştirak etmi­yorum. Bakanlar Kuruluna Elçi tayin etmek hakkını verirsiniz, Vali tayin etmek hakkını verirsiniz, devletin idaresini toptan verirsiniz, fakat bir Anonim Şirketin Meclisi İdaresine hüdanekerde bir müdür tayin etmek salâhiyetini verecek olursanız, işte çok sevgili Cemal Kıpçak arkadaşımın burada uzun boylu tasvir ettiği felâketlerin vukua gelmesi mukadder olur.

Adalet Bakanının Anadolu Ajansına beyanatı.

Ankara : 26 (A. A.) —

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri Kasım Gülek'in İstanbul Basın toplantısındaki söylediklerini dünkü 25 Ağustos tarihli Ankara gazetele­rinde okudum.

Malûm beyannameyi mevzuubahis ederek bunun kendi tarafından ya­zılmış ve bastırılmış bir şekil propogandası olduğunu, bu işte herhangi bir suç mahiyeti bulunmadığını söylüyor. Bu arada benden de bahse­diyor.

Kendisine sormak lâzımdır. Hiç aslı. olmadığı halde bir mektup icad ede­rek o mektubu Demokrat Parti milletvekillerine gönderilmiş gibi göster­mek suretiyle altına da hakikî olmayan imzalar basarak böyle bir beyan­name neşretmek hangi memleketin hangi milletvekili namzedinin seçim propagandasıdır. Böyle bir hareketi kanun bakımından mütalâa etmez­den önce ahlâk bakımından mütalâa etmek lâzımdır. Buna, okuyanları iğfal etmeğe çalışmak derler. Bir seçim mücadelesi halkı iğfale çalışmak­la değil, seçmenlerin muvacehesine mertçe ve dürüst bir tavırla çıkmakla olur.

Beyannamenin üçüncü maddesinde bahsolunan Hükümet daireleri bası­larak silâhlar kaçırılıyor, istasyonlar basılıp kasası soyuluyor, mala ve cana tecavüz arttı, fıkralarının Ulus gazetesinin neşriyatına istinad etti­ğini söylüyor. Hükümette vazife ve mesuliyet deruhte etmiş bir zatın bir gazetenin havadis tarzındaki neşriyatına değil, o neşriyatın tahakkuk eden resmî neticelerine ve hakikatin en beliğ ifadesi olan resmî malû­mata istinad etmesi lâzımdır. Bu vakaların hakikî mahiyeti İçişleri Ba­kanlığınca etrafiyle izah edilmiştir. Basit ve bir kısmı tahakkuk etmeyen münferit zabıta vakalarını ele alarak umumî emniyet ve asayişi bozul­muş göstermek ve bunun sonu ne olacak diye kaleme alman bir beyan­name, benim bundan evvelki sözlerimde de işaret ettiğim gibi, tekrar ediyorum, münderecatı itibariyle meşru bir seçim mücadelesi vasıtası de­ğildir ve vatandaşın Hükümete güvenini sarsacak mânaları taşımaktadır.

Bundan başka 24 Ağustos tarihli Ulus gazetesinin Bilecik mahkemesinin hâdisede suç görmedi tarzındaki yazısı da hakikate uygun değildir. Mah­keme savcının talebi veçhile işi Ceza Kanununun 161'inci maddesi bakı­mından vazifesi dışında görmüş ve yetkili olan Ankara Askerî Garnizon Mahkemesine göndermeğe karar vermiştir.

Ben Adalet Bakanı olarak, hâdiseleri daima takip etmek vazifesinde ve mevkiin deyim. Görüşlerimi icabına göre açıklarım. Beyannamenin muh­teviyatı hakkındaki görüşümü ifade etmemi, mahkemeye tesir edecek bir hareket mahiyetinde ele aldılar. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı da bunu bir Basın toplantısında mevzuubahis etti.

Bir mevzu hakkında görüşümü sadece ifade etmek değil, Adalet Bakanı olarak şahsıma ait bir işte davacı da olabilirim, yine başkası tarafından dâva da olunabilirim. Tarafeynden olduğum o dâvalar tesir altında mı kalacaktır. Öyle mi zannediyorlar?

Böyle düşünmek herşeyden önce kanun ve vicdanından başka hiçbir kuv­vet önünde eğilmiyeceğine âmmenin kani olduğu muhterem Türk, hâki­mine saygısızlıktır. Buna kimsenin hakkı yoktur.

Kaşına ait olan şerefleri kendine ve kendi meşhur Kabinesine tahsis etmek huyundan vazgeçsin. İnönü de, bu zat da daima Halkevlerinden bahsedi­yorlar. Şunu söyliyelim ki, Halkevleri bir kalıp olarak yaşadı ve Türk kültür hareketleri, bunların içinde değil, dışında inkişaf etti. Halkevlerin­de yalnız, arasıra bazı muteber kimselerin epeyce nişan ve düğün davetleri verilerek bazı genç ve uysal zekâların yanı başında bazı istidatlı dema­goglar rejim adına emanete alındı... Bu kadar...

Gelelim bu ara seçim mücadelesinde beliren bir diğer simaya: Genel Sek­
reterlerine...

Günlerden beri birtakım siyasî ayıplarla dolu olduğu söylenen bir Halk Partisi broşüründen bahsedilmektedir ve günlerden beri, Genel Sekre­terleri, hiç tmmamaktadır. Birden dile gelerek broşürü kendinin hazırlat­tığını, bunun kendine ait bir seçim propagandası olduğunu ve altındaki Durmuş, Mehmet, Ahmet, Fatma gibi imzaların da temsilî olduğunu beyan ediyor.

Temsilî vatandaşların temsilî imzaları... Buna şaşmamak lâzımdır. Çünkü bunların kendileri de, partileri de öteden beri hep «temsilî vatandaş» lar ile münasebette bulundular. Bizim gibi hakikî vatandaşlarla, kahvede, so­kakta, meydanda dizdize gelmeğe alışmadılar.

Keza şaşmamak lâzım... Çünkü bu zat keza temsilî mahiyette olan ve para ile tedarik edilmiş bulunan bir yığın diplomasını eski vakfiye tomar­ları gibi birbirine ekliyerek Milletvekilliği, Vekillik ve daha sonra da "Atatürk Partisinde...» Genel Sekreterlik payelerine merdiven dayama­sını bilmiştir.

Yalnız sormak lâzımdır.

Devlet tehlikeler geçirmiş... Bunu senin broşürün iddia ediyor, broşürünü buluyorlar, sen ortada yoksun... Seni buluyorlar, temsilî vatandaşlar ile iş gördüğünü bildirerek devlet ve millet işlerini bu temsilî vatandaşların müzebzeb ve tehlikede gösterdiğini beyan ediyorsun.

Sen bir hokkabaz mısın, yoksa, ciddî bir partinin bir Genel Sekreteri inisin?

8u ara seçimleri arifesinde, Halk Partisinin umumî manzarası bu kadar ağlanacak bir haldedir. Ağlanacak halde diyorum, çünkü karşımızda mu­halefet vazifesini hakkiyle yapacak bir parti göremiyoruz. Halk Partisi yalnız vatandaşı felâkete sürükleyip huzursuzluk yaratmak istiyor. Hitler, Mussolini ve bunlar gibi diktatörlerin işbaşına geçmek için seçtikleri yol da bu olmuştur. Mesaiye ademi iştirak ve rejimi kundaklamak... Bu mem­lekette partilerin mânası anlaşılmazsa demokrasi kurulamaz, partilerin de mânası bunlar dürüst çalışmadıkça anlaşılamaz. Halk Partisi yeni rejime intibaktan mahrumdur. Aklı, fikri yalnız mugalataya, bozgunculuğa ve kundakçılığa eriyor. Bu artık anlaşılmıştır. Muhalefette nöbet beklemesini öğrenmeden iktidara avdet hırsları içinde kıvranıyor ve iktidara, rejimi çürüterek, sakatlıyarak gelmeyi tasarlıyor. Hakikat budur. Halk Partisi ya demokratik muhalefet nedir, öğrenecek; yahut silinip gidecektir.

Bu memlekette çok partili hayat, Türk milletinin parçalanması için kurul­mamıştır. Partiler âmme efkârının fesat kazanları olamazlar ve bu yoldan vatandaşı ifsad edemezler. Halk Partisi bu milleti eskiden, onu bölmek isteyenler gibi siyasî ihtiras uğruna ikiye, üçe bölmek istiyor ve bu suretle devletin temelini zedeleyerek bir facia pahasına da olsa iktidarı ele ge­çirmek istiyor. Bizim buna karsı tatbik edeceğimiz en salim tedbir, va­tandaşlarımıza, Halk Partisinin hangi istikametlerde yol almaya çalıştığını göstererek kararı kendilerine bırakmaktır.

Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu'nun Bozö-yük'îeki beyanatı.

Bozöyük : 31 (A. A.) —

«Çok aziz BÖzöyüklüler,

Sözlerime başlamadan evvel Hükümetin mesul bir adamı sıfatiyle sizleri ve sizlerin şahsında bütün Bileciklileri hürmetle selâmlarım.

Burada partimiz, iktidarımız, Hükümetimiz hakkında veya görülen yalan, iftira ve isnatlara, bu yalan, iftira ve isnatların yapıldığı yerde cevap ver­meye geldim.

Sözlerime başlarken bir hususu kısaca ele alacağım: Diyorlar ki, Bakan­lar seçim propagandasına çıkıyorlar, tarafsız bulunmaya mecbur olduk­larını unutuyorlar. Bu ne biçim mantıksız söz, ne biçim asıl ve esası olma­yan bir iddiadır? Onlar çıkacaklar, memleketin her köyünde, her kasaba­sında, her şehrinde Bakanlar ve Hükümet hakkında ağız dolusu, avuç! avuç iftiralar savuracaklar, diledikleri gibi küfredecekler, yalan söyleye­cekler, şahıslarımıza hücum edecekler, fakat biz konuşamıyacağız, susa­cağız.

Sayın vatandaşlar, bir vatandaş olarak da, bir parti mensubu olarak da ve nihayet mesul Hükümet adamları olarak da bize yapılan her tenkide her isnad ve iftiraya Millet Meclisinde olduğu gibi, halk huzurunda da cevap vermek hakkımızdır ve cevap vereceğiz. (Alkışlar).

Sonra arkadaşlar, burada dağıtılmış uydurma imzalı ve memleketi anarşi ve hercümerç dalgaları içinde boğulmak üzere gösteren bir beyanname dolayısiyle benim ve Adalet Bakanının gazetelere verdiğimiz izahatı hâ­kime bir tazyik ve tesir hareketi diye karşılamak istediler. Hattâ memle­ket mukadderatını uzun yıllar bir diktatör olarak idare etmiş ve Türk hâ­kimine nüfuz ve tesir kullanmaya teşebbüs etmekten geri durmamış olan Başkanları bile bu yolda söz söylemekten çekinmedi. Halbuki hiç olmaz­sa onun bu mevzuda konuşmaması lâzım gelirdi. 27 senelik Cumhuriyet tarihinde onun hâkime nüfuz ve tesir etmeye çalıştığına ait nice emsaller vardır. Yavuz ve Havuz dâvasından, milliyetçilerin ırkçılık bahanesiyle işkencelere maruz bırakıldığı o meşhur dâvaya kadar Halk Partisi Baş­kanının Hükümet Reisi sıfatiyle Meclis Kürsüsünde ve Divanı Âlilerde, Devlet Reisi olarak açık meydanlarda söylediği sözler henüz hafızalardan silinmemiştir.

Aziz Bozöyüklüler, Türk hâkimi vicdanının sesinden başka hiçbir sesin tesiri altında değildir ve olamaz. (Alkışlar). Onun en büyük teminatı hü­küm ve kararlarının Türk milleti adma olmasındadır. Bu teminat ise Anayasa ile tanınmıştır. Hal böyle iken bu efendiler hâkime baskı yapıl­dığından, nüfuz ve tesir kullanıldığından nasıl bahsedebilirler. Demek ki onlar Türk hâkiminin nüfuz ve tesir altında kalabileceğinden şüphe et­mektedirler, demek ki onlar Türk hâkiminin vicdan ve ahlâk salâbetine inanmamaktadırlar.

Arkadaşlar, şimdi onların burada yaptıkları bir iddia üzerinde durmak istiyorum:

Karakollar basılarak silâhlar kaçırılıyor, istasyonlar basılarak paralar alı­nıyor, cana, mala ve ırza taarruzlar tabiî bir hal oldu dediler ve bu suretle sanki memleketin her tarafında karakolların ve istasyonların basılmakta).

Hububatın yarabasında yine aldığımız cesur kararlar neticesinde pamuk bir yıl içinde aslî bir istihsal maddesi haline geldi. Pamuk fiyatlarını tah­dit etmemek, pamuk ihracını serbest bırakmak kararları müstahsili o kadar teşvik etmiştir ki, meselâ yalnız Hatay Vilâyetinde geçen yılın 10 bin dönüm ekimine mukabil bu yıl 600 bin dönüm ekilmiştir. Bütün güney İlleri, Maraş, Elâzığ, Malatya geniş nisbette pamuk ziraatine başlamıştır. Bu yıl pamuktan Türk köylüsünün eline geçecek para 1 milyar lira kadar tahmin edilmektedir.

Vaktinde alınmış tedbirlerle Karadenizin büyük kıtlık ıstırabı ebediyen giderilmiştir.

Bu yıl bütçesiyle kabul edilmiş olan 65 küçük su işinden 55'inin ihalesi yapıldı.

Köylerimiz ilk defa olarak su tesislerine kavuşuyorlar.

Onların topraksız köylüye altı senede dağıttıkları 800 bin dönüme mukabil

biz onbeş ayda 1 milyondan fazla dağıttık.

Ziraî krediyi 220 milyon lira fazlalaştırdık. Çiftçi başına eskiden veril­mekte olan en fazla 800 lira krediyi 4000 liraya çıkardık, 100 milyondan fazla çiftçi borcunu gelecek yıllara terkettik.

Vatandaşlar bu saydığım ve saymadığım cesur kararlar istihsal sahalarını daha şimdiden yüzde yirmiden fazla bir nisbette arttırmış bulunuyor. Baş­ladığımız küçük su işleri bittiği gün, yani gelecek yıl bu zaman bu nisbet yüzde kırkı aşmış olacaktır.

Millî Eğitim sahasında, uzun yıllar ihmal edilmiş olan Şark Vilâyetleri­mizde yalnız bu yıl zarfında 200'den fazla ilkokul açmış bulunuyoruz.

Sağlık bahsinde onların 25 yılda yapabildiklerinden fazlasını bir yılda yaptık. Onlardan aldığımız hastahane yatağı adedi 4000 idi. Buna 4000 ilâve etmekteyiz.

BozÖyüklüler, kısaca anlattığım şu umumî manzara karşısında cesaret ve iftiharla diyebiliriz ki yepyeni bir memleket doğmak üzeredir ve Türk milleti medeniyetin kapısından geçmiştir.

Vergi sahasında da evvelâ köylümüzü ele aldık. Hayvan Vergisini azalt­tık. Bir iki yıla kadar tamamen kaldıracağız. Önümüzdeki sene Yol Ver­gisini de kaldırmak kararını vermiş bulunuyoruz.

Arkadaşlar, burada size şöyle bir telkin yapılmak istenilmiş:

Güya milletvekillerimz, Demokrat Parti milletvekilleri, bir kelime ile Türkiye Büyük Millet Meclisi ekseriyeti murakabe vazifesini yapmıyormuş, Partinin ve Hükümetin başında bulunanlara körü körüne tâbi imiş.

Tayin edilmiş mebuslardan mürekkep Meclislere istedikleri kanunu veya kararı köşklerinde dikte ederek çıkartan insanların gösterebildikleri şu cürete bakınız. İlk defa olarak millet reyiyle seçilmiş bir Millet Meclisi ekseriyeti hakkında bu tarzda konuşmak için insan ne kadar vicdansız ve insafsız olmalıdır.

Hiçbir Hükümet, Demokrat Parti Hükümeti kadar kendi partisine mensup milletvekilleri tarafından bu kadar sıkı murakabe ve kontrol altında tu­tulmamıştır. Memleket ve millet işleri en küçük noktalarına kadar hiçbir Meclis tarafından bu kadar didiklenerek ele alınmamıştır. Meclis zabıt­ları ve onları yazan gazeteler meydandadır.

Fakat arkadaşlar size bir hakikati açıklıyayım:

Halk Partisinin Mecliste mevcut milletvekillerini Meclis içtimalarmda görmek hemen hemen mümkün değildir. Onlara ait sıralar daima boş gibi­dir. Hükümeti asıl murakabe ve kontrol eden yine Demokrat milletve­killeridir.

Arkadaşlar, karşımızdakiler durmadan vaitlerinizi yerine getirmediniz di­ye bağırıyorlar. Bütün yaptıklarımızı birer birer yüzlerine vurduğumuz zaman da yalnız hayatı ucuzlatacaktınız, ucuzlatmadınız diyorlar. Eğer bu birbuçuk yıl içinde eşya fiyatlarında yükselme oldu ise bunun birinci se­bebi dünya şartlarının ağırlaşmış olmasıdır. Dışardan memleketimize ge­len eşya fiyatları dısarda yükseldiği içindir ki içerde de fiyatlar arttı. Fakat bu artış bizde diğer memleketlere nisbetle en azdır. Başka memleketlerde yüzde otuzu geçen artış bizde yüzde altı ile on arasında bulunmuştur. Çünkü, içerde icab eden tedbirleri derhal aldık. Piyasada ihtikâra meydan vermedik. Şimdi de Sümerbank mallarını ucuzlatmak gibi tedbirler üze­rindeyiz.

Aziz Bozöyüklüler, 14 Mayıs 950'de Türk milleti kendi içinde, kendi arzu ve hasretleriyle yoğurarak yetiştirdiği yepyeni insanlardan mürekkep De­mokrat Partiye itimat etti, onu iş başına getirdi. Aradan geçen 15 ay içinde bu itimadını kaybetmesi için hiçbir sebep yoktur. Fakat biran için farzede-lim ki millet itimadını artık bizden esirgemektedir. Bu hiçbir zaman onun daha dün kendisine en ağır bir istibdat rejimini reva görmüş, kendisini hesapsız ve kitapsız istismar etmiş, hakir ve zelil saymış insanlara dön­mesi demek değildir? Yaşadıkları uzun saltanat yıllarının tatlı hâtı­raları içinde bir gün yine iktidara gelmeyi ümit edenler bir hakikati unu­tuyorlar:

İnsanlar hortlaklardan korkarlar.»

Bu husustaki Hükümet kararı, ilgililere tebliğ olundu. Bu karardan memnun olmı-yanların sayısı tahmin ederiz ki, çok ola­cak ve bunlar bu kararın yersiz olduğunu ileri süreceklerdir. Belki, bazı parti kongre­lerinde, bu yasağın, vatandaşın seyahat hürriyetini tahdid eder mahiyette olduğu bildirilerek Hükümet tenkit edilecektir.

Bu rnütalea, bu şekilde düşünüşün çok yer­siz olduğu muhakkaktır. Yabancı memle­ketlerde, sâri hastalık yokken bile, yüzden fazia vatandaşımızın geçen sene yabancı illerde hayata gözlerini kapadıklarını, ne büyük sıkıntı ve sefalete düştüklerini bili­yoruz. Ancak, zengin vatandaşlara farz olan bir ziyaretin, tarlasını, hayvanını satıp, borca giren fakir köylüler tarafından bile yerine getirilmesi, geçen senelerde uygun bulunmuyor, üstelik milyonlarca memleket dövizinin dışarı aktığından sızlanıyorduk.

Hükümetin kararında, bu esbeblere inzi­mam eden, sârî hastalığın âmil olduğuna inanıyoruz ve kararın zamanında, memle­ket ve vatandaş menfaatine uygunluğunu tasvip ediyoruz. Dinî bir fariza, her zaman ifa olunabilir, fakat binlerce vatandaşı, göz göre göre, ölümle kucak kucağa getir­meyi kolaylaştırmak, bir Hükümetin vazi­fesi değil, bilâkis vatandaş sağlığını koru­mak bakımından, bilâkis müşkilât çıkarıcı tedbirler almak vazifesidir. Hacca gitme yasağı, bu yönden yerindedir.

Yazan:Selim Ragıp Emeç

3 Ağustos 1951 tarihli Son Postadan

Demokrat Parti iktidarının en ziyade ten­kide uğrayan prensiplerinden biri de, mem­leketin iktisadî hayatını serbest bir müba­dele nizamına istinad ettirmek istemesi ol­maktadır.

Devlet eliyle kurulan bir çok fabrika ve işletmelerin şimdiye kadar ya zararına ça­lışmaları, yahut da haricin rekabetine karşı gümrük himayesile muhafaza ve si-yanet edilmiş olmaları, bugünkü rejimin, bu bahiste, ilham aldığı belli başlı esastır. Bu bakımdan; hücum ve tenkitleri idare eden Cumhuriyet Halk Partisinin haksız­lığı şüphe götürmez.

Devlet İşletmeleri istenildiği kadar rasyo­nel çalıştırılmak ve sıkı bir tasarruf zih­niyetiileidareedilmekistensin;nadir

memleketler hariç olmak üzere, bunda mu­vaffak olanlar pek az görülmektedir. Sebe­bi basittir:

Kendi sermayesile kurulan bir teşebbüsü, onu kuran devlet, ister istemez himaye et­mek lüzumunu duyar. Gümrük duvarı, ilk akla gelen tabiî ve kolay tedbirdir. Devle­tin kendisini himaye etmek mecburiyetinde bulunduğunu gören bir teşebbüs için, artık, rasyonel çalışmak, bir nazariyeden ibaret kalır.

Orası, zamanla, bazı nüfuzlu insanların yakınlarına iş teminine yarayan bir geçim mahalli haline gelir.

Teşebbüsün hacmile mütenasip ve mahdut olmak lâzım gelen memur ve işçi kadrosu,, gittikçe kabarır. Bu da maliyetleri arttırır. Bizim, devlet eliyle kurulan ve bugünkü Demokrat Parti iktidarının başına, bir ba-kima belâ olan fabrika ve işletmelerin he­men kâffesi bu vaziyettedir.

Dünyanın her tarafında alkollü maddeler bedava denebilecek bir fiyatla satılırken bizim Tekelin metelik indirme yapamaması bundandır. Keza, devlet dokuma fabrika­larının esaslı bir fiat tenzilâtına gİdeme-melerini de ayni sebebe irca edebiliriz.

Bu hale; Devlet İşletmelerini idare eden­lerin ticarî olmaktan uzak bulunan zihni­yetlerini ve iş başında bulunanların iyi se-çilmcmeleri yüzünden bunlara mesuliyet­lerine uygun salâhiyetlerin tanınmaması da eklenince, Demokrat Partinin, devletçi­likten ve bu arada, bilhassa devlet kapita­lizminden kaçınmak istemesinin haklı se­bebi daha iyi anlaşılır.

Bugün serbest piyasajnıza bir göz attığımız zaman, burada çalışan birçok müteşebbisin, eskiden Devlet İşletmelerinin başında bu­lunmuş bir kısım insanlar olduklarım gö­rürüz. Oralarda yetişen; alışveriş kaide ve cereyanlarını devlet müesseselerinin başın­da iken öğrenen bu İnsanların, ilk fırsatta hususî teşebbüs sahasına atlamalarının se­bebi; hem Devlet İşletmelerinde gerekli bir istikbal bulamamaları, hem de, emaneti vazife telâkkisinin gittikçe soysuzlaşan ve suiistimale uğrayan mahiyetidir.

İşte bütün bu sebepler, hakiı olarak. De­mokrat Partiyi, tesis ve işletmesinde dev­let elinin müdahale zarureti olmıyan ve bugün devletçe idare edilen teşebbüslerin tasfiyesi prensibini benimsemiye sevk ve mecbur etmiştir. Fakat tasfiye edilecek olan müesseselerin genişliği ve devletçe bu müesseselere tahsis edilmiş bulunan ser­mayenin azameti, şimdiye kadar bu işin ta­hakkuk ettirilmesine mâni olmuştur ve ne-

zaman neticelendiriiebiieceğini kestirmek de şimdi mümkün değildir.

Beni bugün; değişmez bir demokratik prensip olarak kabul ve tespit edilen böyle bir mevzua avdet ettiren sebeb; son za­manda göz gezdirmek fırsatını bulduğum Fransız muharrirlerinden Lacour - Gayet'-nin bir esendir. M. Lacour - Gayet, İkinci Cihan Harbi biter bitmez, Fransada ida­reye fiilen el koyan General «De Gaulle»'-iin tesirile tatbik edilmiş olan ve beş sene devam eden devletçilik sistemini teşrih e-dlyor. İkinci Cihan Harbinden sonra Fransa'da tatbik mevkiine konan devlet­çilik de, tıpkı bizdeki gibi esaslı bir plâna -ve itinalı bir görüşe istinat ettirilmemiştir. Neticeis de, bizdekine benzer bir fiyasko ile nihayetlenmiştir.

Su farkla ki. onlar; ulaştıkları başarısızlı­ğı sarih rakamlarla tesbit edebildikleri hal­de, bizde, bu netice, hâlâ karanlıklar için­de gömülü bulunmaktadır. İşte bu rakam­lardan bir kaç tanesi:

Millî Fransız Şimendifer İdaresinin beş senelik zararı: 226 milyar frank. 1946 dan-beri Fransız Eİektrik İsletmesinin ziyanı: Yedi milyar frank, devletin 12 milyar franklık yardımına rağmen 1948 ve 1949 senelerinde Fransız Millî Gaz İdaresinin zararı: 37 milyar. 1946 ile 1948 seneleri arasında Kömür İdaresinin kaybı: 7,5 mil­yar. Hava Sanayiinin zivâm: 876 milyon. Hava Motor Sanayii: 3.5 milyar, Ajans Havas'ın açığı:110 milyon.

Bu müesseselerin muhasebeleri o derece karışık tutulmuştur ki. bugün, yukarıda verilen rakamlara kat'î değil, takribi ola­rak bakılmak lâzım gelmektedir.

Bu arada, bir takım bilançoların da. bir­birini tutmazlıklan dikkati çekmektedir. Zİra, «Air'-Francei) Havacılık Şirjketinin resmen (73.000) frank kazanç temin ettiği iddia olunduğu halde, Şirketin bilançosu. 1949 ve 1950 yıllarının ikişer milyar açık verdiğini kaydetmektedir.

Bu şartlar altında delvet kapitalizminin, biz de dahil olmak üzere, bazı memleket­ler için, nasıl bir felâket olduğu meydan­dadır ve bunun ağırlığını çeken de, mali­yecilerin kısaca «mükellef» diye vasıflan­dırdıkları, biz. zavallı vatandaşlardır,

Bir kere daha, eski iktidar adamlarının te­emmülüne arzederim.

Bîr vazife...

Yazan: Nadir Nadi

4 Ağusios 1951 Jarihli Cumhuriyetten

Son gördüğü muameleye gücendiği için Cumhuriyet Halk Partisinin önümüzdeki ara seçime girmiyeceği söyleniyordu. Dün­kü Ulus'ta bu haberin valanlandığını gör­dük. Temenni edelim ki, parti organının yazdığı gibi, C.H.P. ara seçimlere katıl­maktan çekinmeksizin hazırlıklarını ta­mamlasın ve bir kaç güne kadar başlayacak olan kampanyada üzerine düşen vazifeyi başarmaya çalışsın.

Biz prensip olarak hiç bir .partinin seçim­lerden kaçınmasını hoş görenlerden değiliz. Yurdumuzda kökleştirmeğe gayret ettiği­miz demokratik nizamın rahatça işleye­bilmesi için iktidar kadar muhalefete de ağır bir sorum payı düştüğüne inanıyoruz. Demokratik müesseseler içinde ara seçim­lerinin ehemmiyetli bir rolü vardır. Halk efkârının temayüllerine dair ortalığa ay­dınlık serpecek, iktidara ve muhalefete kendi durumlarını görmek, basınlarının veya başarısızlıklarının derecesini ölçmek imkânını sağlayacak en tesirli vasıta ara seçimleridir. Bu müessesenin işlemesi için devlet bütçesinden hiç de azımsayamıyaca-ğımız bir ödenek ayrılmıştır. Muhalefet seçimlerden kaçındığı takdirde yapılan masraflar boşa gitmiş olacak, fakir millet zarara girecektir.

Sonra unutmamak gerekir ki, herhangi bir siyasî karar ancak bir gayeye hizmet ettiği nİsbette bir mâna taşır. Ara seçim­lere girmemekle Halk Partisi ne gibi bir netice elde etmek isteyebilir? Bugünkü Büyük Millet Meclisi serbest seçimlerle kurulmuş, ezici çoğunluğu Demokratların elinde bulunan bir teşekküldür, önümüz­deki ara seçimlere H. Partisi katılmazsa bundan dolayı ne Meclisin kudreti sarsılır, ne de iktidarın vaziyetinde bir değişiklik olur. Halbuki ara seçimleri normal şartlar altında yapıldığı takidrde, reiimimiz, hiç değilse yeni girdiğimiz demokratik yolda ileriye doğru müsbet bir adım atacak, mil­let de ileride bunun elbette faydasını göre­cektir.

14 Mayıs seçimleri bir çoklarımız için bir sürpriz sayılmıştı. Halk Partisinin kaybe­deceğini akıllarına bile getirmiyen Halkçı­lar tahminden pek fazla idi. Hele bu derece ağır bir mağlûbiyeti karşı tarafta bile kimse hesaplıyamarmştı. Bu da gösterir ki memleket idaresinde rol oynayan aydın dediğimiz vatandaşlar milleti henüz iyi tanımaktan uzaktırlar. Kendi kendimize bir şeyler söy­leyip biribirimizi kandırmaya çalışıyoruz. Ama milletin ne dediğine pek kulak astı­ğımız yok. Ona 14 Mayısta ilk defa konuş­ma fırsatı verdiğimiz zaman hepimiz ağız­lar bir karış açık, hayretten dona kaldık. Önümüzdeki ara seçimlerinde millet ikinci defa olarak söz alacaktır. Gerçi bu sefer 14 Mayıs'ta olduğu gibi kesin bir söz duy-mıyacağiz; fakat ne de olsa milletin bir işaretile karşılaşacağız ki, göstereceği isti­kamet bakımından bu, büyük mânalar ta­şıyabilecektir. Muhalefetin böyle bir im­kânı ortadan kaldırmaya hakkı var mı­dır?

Uzun bir demokratik geleneği olan mem­leketlerde seçimlerin neticesi hakkında önceden az çok bir fikir edinmek müm­kündür. Çünkü oralarda halk efkârının zikzaklarını kollayacak çeşitli vasıtalar bulunur. Yeni ve değişik bir kanunla se­çimlere girdiği halde Fransada yapılan tahminler hayrete değer bir kesinlikle doğru çıkmıştı. Bu hususta hiç tecrübemiz olmadığı içîn biz karanlıkta yol arayan kimseler vaziyetindeyiz. 14 Mayıs neiice-lerini gozönünde tutarak tahmine kalkı­şırsak Demokrat Partinin önümüzdeki ara seçimlerinde gene ezici bir çoğunlukl sağ­laması gerektiğini düşünebiliriz, BÖyle ol­sa bile muhtelif İllerden toplanacak oyla­rın geçen seenkilerle mukayesesini yapmak arada kimin lehine farklar başgösterdiğini görmek, bunların sebeblerini araştırmağa yardım etmesi bakımından, başlıbaşına bir kazanç olacaktır.

Herhalde hangi cephesinden bakılırsa önü­müzdeki ara seçimleri mühimdir ve lüzum­ludur. Demokratik gelişmemize yardımını azırasayamayacağimiz bu fırsatı siyasî partilerimiz baltalamamalı. tersine millet hesabına ondan en verimli bir şekilde is­tifadeye çalışmalıdırlar.

Yazan: Hüseyin Cahit Yalçın

9 Ağustos 1951 tarihli Ulus'tan

Demokrat Partinin Halkevlerini istirdat bahanesiyle Cumhuriyet Halk Partisinin bütün varını yoğunu elinden almak, hattâ kendisini borçlu bile bırakmak için tertip ettiği suikastten pek haklı olarak derin bir infial duyan Halk Partililerden bir kıs­mının ara seçimlere iştirak etmemek sure-

tiyle bir protesto yapılmasını düşündükle­rini gazetelerde okudum.

Bütün memleketteki Halk Partisi azalan, karşılaştıkları bu tavsife sığmaz tecavüz ve kötülük karşısında ne kadar müteessir olsalar azdır. Çünkü bu hakîkaten bir kö­tülüktür ve sırf düşman bir hissin ilhamı olarak düşünülüp taşınılmış ve nihayet, ne olursa olsun diye göze alınmış fena bir ha­rekettir.

Mesele meşru parti mücadelesi sahasından çıkmış ve tamamen haksız, sırf kuvvet ve tahakküme dayanır bir gasıp şeklini almış­tır. Bunun böyle olduğu akıl ve muhake­mesi yerinde ve tarafsız vatandaşların, hattâ Halk Partisine karşı tarafgir davran­maları akıldan bile geçemiyecek Millet Partisi mensuplarının bile nefret ve tak­bihini uyandırmıştır. Eğer bu işin içinde ufak bir hak bulunsaydı pek tabiîdir ki memlekette bu kadar muhtelif insanlar ve zümreler böyle açık ve umumî bir memnu­niyetsizlik içinde birleşmezlerdi.

Fakat, buna karşı en iyi tepki acaba se­çimlere İştirak etmemek midir? Benim fik­rimce, böyle bir hareket, her şeyden evvel, demokratların ekmeğine yağ sürmek olur. Muhalif partinin hak ve kanun mefhumu­nu çiğnenmiş görerek seçimlere iştirak et­memesi ağır bir protestodur ama anlıyana. Halk Partisinin mal ve mülkünü müsade­re etmeyi düşünen ve nihayet tatbike ka­rar veren demokratlar böyle bir şeyi göze almışlar demektir. Hattâ bunda kendileri için bir fayda düşünmüş olduklarını tah­min bile edebilirim.

Demokratlar bir seneden beri gittikçe ar­tan bîr üzüntü ve sinir içindedirler. İktidar, âlâ. Ganimetlere konmak, eşi dostu, hısım ve akrabayı kârlı yerlere yerleştirmek, fa­lan filân, her şey iyi ama Türk efkârı u-mumiyesini en yapmalı? Halk mırıldanı­yor, sızlanıyor ve memnuniyetsizliğini açık açık söylemeğe başlıyor. Hem de sesini yükselterek. Seçim nutuklarınızda cebiniz­den sigara pekitini çıkararak bunu biz beş kuruşa satacağız diye bağırmıştınız, hani nerede? diye bir demokrat şefinin karşı­sına dikilen vatandaş şikâyetlerin en hafif tarafını canlandırmıştır. Memlekette hal­kın iyiliği, rahatı, menfaati ve emniyeti na­mına hiçbir şey yapılmadıktan başka eski durum da berbat edilmiştir. 1945 - 1950 muhalefet devresinde. İandarma kuvvetle­rine, zabıtaya ve Hükümet otoritesine karşı yapılan çılgınca hücum ve iftiralar memlekette Hükümet otoritesini zangır zangır asrstı. Simdi her taraftan bunun ko­kulan geliyor. Bütçe açığı bir uçurum gibi kendilerini boğacak bir dehşet gösteriyor ve hayat pahalılığı, en büyük sebebi kendi idaresizlikleri olmak üzere, günden güne artıyor.

Bütün bunlara ilâveten halk hâkimiyetinin alfabesinin bile bir kenara atılarak kanun ve adalet, hak mefhumlarının çiğnendiği ve matbuatın susturulması çarelerinin a-randığı münevverin de, münevver oimıya-nm da gözüne batıyor.

Böyle bir zamanda. Halk Partisinin se­çimlere girmemesi demokratlara rahat bir nefes aldırmaktan başka bir şeye yaramaz. Seçimlere gireceğiz ve kazanacağız. İşte son tertip ettikleri gasıp muamelesine karşı en acı cevap bu olacaktır. Bundan kor­kuyorlar. Çünkü Malatya seçimlerinin ken­tlileri için teşkil ettiği maddî ve manevî hezimet darbesi altındadırlar.

Malatya ötedenberi Halk Partisi idealine sahip ve sadık bir merkez idi. Orada Be­lediye seçimlerini kaybetmeleri tabiî görü­lebilirdi. Fakat halkın hissiyatına karsı Malatya seçimlerini kazanmak için göster­dikleri hırs ve hararet ve yaptıkları taz­yiktir ki bu seçimlerin mânasını arttırmış ve Demokrat Partiyi sarsmıştır. Normal düşünebilseler ve geniş görebilselerdi Ma­latya Belediye seçimlerinin cereyanını ken­di haline bırakırlar ve alacakları makûs neicteyi kendileri için bir dürüstlük nişa­nesi olarak ileri sürebilirlerdi.

Fakat şimdi yapılacak ara seçimlerindeki mağlûbiyetin mânası daha büyük ve daha umumî olacaktır. Çünkü bu açılan yerlerin hepsi demokrat yeridir. Bunlarda mağlûbi­yet halk efkârı umumiyesinde demokrat­lar aleyhinde değişikliğe delâlet edecektir. Malatya'daki mağlûbiyelteri sadece Türk milletinin zora gelmediğini, fikir ve kana­atini izhar ve müdafaadan geri kalmadığını gösteren bir şehadettir. Ara seçimlerindeki mağlûbiyet ise halkın demokratlardan, sid-kı sıyrıldığını ve onları iyice anladığı mâ­nasını ifade edecektir. Açık milletvekillik­lerinden birini bile kaybetseler bu olnara karşı efkârı umumiyenin bir ihtar cezası demek olacaktır.

Hiç böyle bir fırsat kaçırılır mı? Bugün ihtiras ve husumet yolunda dolu dizgin gi­den demokrat şeflerini uyandırabilecek bir şey varsa o da Türk milletinden seçimlerde yükselecek:

— Kendine gel!

Avazı olabilir. Halk Partisi seçimlere işti­rak etmezse bu büyük fırsat ve nimet kay­bedilecektir.

Değişmez kader...

Yazan: Selim Ragıp Emeç

9 Ağustos 1951 tarihli Son Posta'-dan

Dokuzuncu Büyük Millet Meclisinin hak­sız iktisaplara ve gayri meşru mal edin­melere artık topyekûn son vermek ve da­ha evvel edinilmig olanları da sahiplerine iade etmek için müzakere ettiği ve neti­celendirdiği kanun tasarısı kızıLca bir kı­yametin kopmaisna sebep oldu. Tasarının müzakere mevzuu'edilmek üzere bulunduğu sıralarda C.H.P. Sİ saflarında bu hâdisenin yarattığı rahatsızlığın genişliği, esasen böy­le bir gürültünün beklenilmesi gerektiği sezintisini veriyordu. Şimdiki şamata, tah­minlerin tamamen yerinde olduğunu gös­termiş ve 14 Mayıs inkılâbiyle beraber memlekette hâsıl olan değişikliğin de, böyle bir esaslı yasa tedvin edilmeden, gerçek sayılamıyacağını ispat etmiştir.

Bu meselenin düğümü şudur; C.H.P.'si 1932 yılından 1950 senesine ka­dar devlet bütçesinden, hususî idarelerden, belediyelerden ve Belediyeler Bankasın­dan, köy bütçelerinden ve devlet İktisadî teşekküllerinden 48.637,780 lira almış.

Yine ayni devre içinde ayrıca, dokuz kü­sur milyonu mesture tahsisatından olmak üzere 17.216,885 lira gelir temin etmiş ki bunların yekûnu 65.854.665 lira tutmakta­dır. Bunlar hayalî değildir ve şimdiye ka­dar Maliye Bakanlığının teftiş teşkilâtı vasıtaisyle bizzat partinin defterlerinden alınmış olan rakamlardır.

Ayrıca, bu partinin (871) i bina, (363) ü arsa olmak üzere (1234) adet gayri men­kulü olduğu da, yine ayni kaynaklardan tesbit olunmuştur. Az vergi vermek ve İn­tikal ettirdikleri sırada fazla harç ödeme­mek için de. bu gayri menkullerin kıymeti az gösterilmiş. Bu sebeple, bunların tapu değerleri, sadece 3 milyon 672.187 liradan ibaret.

Türlü baskılarla ve değerlerinedn çok aşağı kıymetlerle eski iktidar partisinin mülki­yetine geçirilmiş olan bu malların partiye mal edilmesi hâdisesinin üzerinden bir hay­li zaman geçmiş. Bu bakımdan, bunların, bir nevi gasıp yoliyle sahiplerinden alınma­ları hâdisesini tamir için normal adalet vasıtalarına başvurma imkânı kalmamış. Elde, kala, kala, Büyük Millet Meclisinin kanun mecrasiyle bu kepazeliği ıslâh çaresi kalmış,

Simdi yapılan bu. Fakat mal canın yongasıdır, derler. C. H. P.'si de, bu kanun ile meydana gelmekte olan yeni vaziyetin bünyesinde açacağı rahneyi hissederek basıyor feryadı... Bu. diyor, kanun yolİyle kanunsuzluk yapmaktır.Yapılacakşeymahkemelere gitmekti.

Fakat yine biliyor ki, bu yol kapalıdır.

Ayrıca, bir tesis yaparak anlaşalım, diyor. Amma. istiyor ki, bu malların mülkiyeti kendi üzerinde kalsın.

Dâvayı her neresinden alırsanız alınız; tek partili rejimlerin hayale dahi sığdırılması kolay olmıyan bu igbi yağmacılık tema­yüllerine artık bir son vermek; memleketin demokratik inkılâbına düşen bir vazife idi. Simdi ve bilvesile yerine getirilen bu vazi­fenin de. onu ifa edenlere herhangi bir intifa temin edememesi yeni kanunun mü-eddası cümlesİndendir.

Yani C. H. P/sinin haksız olarak aldığı ve gimdi iade etmek mecburiyetinde bu­lunduğu mallar onun siyasî muarızına de­ğil, sahiplerine intikal edeceği gibi, bun­dan böyle hiç bir siyasî parti, devletle u-zak yakın alâkası bulunan müesseselerden mal satın alamıyacaktır. Ve şayet, bu ka­nuna rağmen, bunu yaparlarsa, ilerisi, on­ların düşüneceği bir iş olacaktır. İşte vaziyet bundan ibaret.

Fakat bu vaziyet C.H.P.!sinin işine gelir mi?

Gelmediği için mütemadi ağlamalar, sızla­malar ve...

Cumhurbaşkanı bu kanunu tasdik etme­meli gibi telkinler.

Yani çizmeden yukarıya çıkmalar...

Amma. bütün bu tezahürlere rağmen millî iradenin hedefini şaşırabilmesi için Türk milletini Dokuzuncu Büyük Millet Mecli­sinde temsil eden yüzlerce insanın ne iste­diklerini şaşırmaları lâzım ki bu da im­kânsız. Şu halde mukadderat yerini bul­maktadır.

Cumhurbaşkanının rolü...

Yazan: Asım Us

10 Ağustos 1951 tarihli Vakit'den

Müsadere kanunu Meclisten geçti. Demok­rat Partili hukukçular Anayasaya aykırı olmadığı fetvasını verdikleri için buna an­tidemokratik diyecek yerde inkilâp kanunu adını verdiler. Büyük Millet Meclisi inkilâp kanunu yapmak salâhiyetini haiz­dir; fakat bunun formalitesi başkadır. Ancak Anayasanın tadili usulleri ile ve millî bir zaruret ile olur. Müsadere ka­nununun Meclisten çıkarılmasında Ana­yasa usulerine uyulmadığı gibi Halkev­lerini ve Halk Partisinin mallarını ada­let usullerine de aykırı bir şekilde idarî makamlar vasıtasiyle müsadere için veya denildiği gibi partilere resmî yerlerden yeya bazı hudut aşırı mal verdirmemek için böyle bir kanunun çıkarılmasında hiç bir millî zaruret yoktu.

Demokratlar bu kanunu çıkarmak için mil­letin malını millete iade ediyoruz. Mahke­meler vasıtasiyle İmkân bulunmayan mü­sadereleri kaldırıyoruz, diyorlar. Tapuları Halk Partisinin üzerinde olan bu mallar Halkevi plarak bugün yine milletin hizme­tine vakfedilmiştir. Halk Partisi bu malları kanuni şekilde birer tesis haline getirmek için hazır bulunduğunu da İlân etmiştir.

Atatürk'ün kurduğu Halkevleri bir tesis haline estirilince milletin malı millete şek­len de İade edilmiş olacaktır. Nitekim Demokrat Partililer 1947 senesinde Halk Partisi Kurultayı tarafından verilmiş olan tesis kararı yerine getirilmiş olsaydı bu­gün böyle bir kanunun çıkarılmış olmaya­cağını da söylüyorlar.

Halbuki diğer taraftan Halk Partisi Genel Başkanı İsmet İnönü Halkevlerinin şimdiye kadar bir tesis haline getirilmemesi De­mokrat Parti İle şartlarında bir anlaşmaya varmak için çalışılmış olmasından ileri gel­diğini Mecliste söylemiştir. Demokrat Parti ile Halk Partisi arasında Halkevleri­nin bir tesis haline getirilmesi için bir alnaşma müzakeresi başladığı ve aylarca bu müzakerenin devam ettiği, fakat bu mü­zakere devam edip dururken birdenbire Demokrat Parti Meclis Grubuna bir Mü­sadere Kanunu tasarısı getirildiği herkesçe malûmdur.

İşte bu şartlar altında Anayasaya aykırı olarak Büyük Millet Meclisinden bir ka­nun çıkarılmış olması, ve bu yüzden par-tilerarası münasebetlerin tamamiyle bozul­ması halk efkârının dikkatini Cumhurbaş­kanımız Celâl Bayar'a çevirmiştir. Celâl Bayar Cumhurbaşkanlığı makamının par-tilerarasında tarafsız bir rol oynaması dâ-vasını müdafaa etmiştir. Cumhurbaşkanı olarak seçildikleri zaman Demokrat Parti Grupunda:

— Örnek bir Devlet Başkanı olarak va­zife görmeğe çalışacağım.

Demiştir.

Anayasamıza göre Cumhurbaşkanımızın herhangi bir sebeple isabetsiz gördüğü bir kanunu yeniden müzakeresi için Meclîse iade etmeğe hakkı varıdr. Müsadere Ka­nunu Meclise iade edilirse Halkevlerinin kanunî şekilde tesis haline getirilmesi için Halk Partisine bîr fırsat ve imkân verilmiş olur. Bu takdirde Anayasaya aykırı olarak Meclisten bir Müsadere Kaimim çıkarıl­masına da artık Demokrat Parti iktidarı bîr ihtiyaç görmez.

Halkevlerinin Hazineye geçmesi, zaman ile parpa parça satılması ve Atatürk'ün kurdu­ğu ve yıllardır mensuplarının fedakârlıklar­la koruduğu Halkevlerinin yokluğa mahkûm edilmesi demektir. Lâzım olan Halkevleri­nin yokolması değil, İdaresi tarzının nihayet çok partili rejime intibak ettirilerek tesis haline getirilmesidir. Müsadere Kanununun tasdik edilmiyerek yemden müzakeresi için için Meclise iadesi bu imkânı verecektir. Umumî olarak siyasî partilerin muayyen bir hudut dışında mal ve mülk edinmeme­leri ve mevcut siyasî partilerin bu haddi aşan mallarının ve mülklerinin tasfiyesi bahis mevzuu ise bunun için kanunda ay­rıca bir değişiklik yapılabilir.

Yazan: Ahmet Emin Yalman

10 Ağustos 1951 tarihli Vaian'dan

Ecnebi sermayesini «teşvik» dâvası hak­kında bir makale yazdıktan sonra şu hâ­tıram tazelendi: 194S'te San Fransisko Konferansının muhitinde eski mektep ar­kadaşım ve aziz dostum W. W. Cumber-land'a rasgeldim. Columbia Üniversitesin­de dört seneye yakın müddet, ayni içtima­iyat, iktisat, maliye ve tarih derslerini takip ettiğimiz bu dinamik ve dürüst ruhlu Amerikalı, sonradan iktisat ve ma­liye sahalarında ihtisas kurdu. 1920 ip­tidalarında General Harbord'un reisliği al­tında bir Amerikalı heyet Türkiyeye geldiği zaman Cumberland'ı iktisat mü­şaviri sifatıyle beraberinde getirdi. Ar­kadaşım, heyet gittikten sonra da İstan-bulda kaldı ve tetkiklerine devam etti. Bu vazifesini tamamlayınca muhtelif Ce­nubî Amerika memleketlerinde ve Hay-ti'de malî müşavir sı fatiyle mühim vazi­feler gördü. Arkasından serbest teşebbüs sahasına geçti. Nevyork'un, sermaye ya­tırma faaliyetleriyle meşgul en mühim fir­malarından birine ortak sıfatiyle girdi. A-merika Hükümeti, hususî iktisadî ve sınaî müesseseleri, San Fransisko'daki heyeti nezdinde vazife görmek üzere bir müşavir tayinine davet edince, Cumberland hususî müesseselerin ittifakiyle bu mühim vazi­feye seçildi.

Arkadaşım bana San Fransisko'da dedi ki:

—Ben, yeni bir Türkiye'nin, yaman birİstiklâl mücadelesi neticesinde nasıldoğ­
duğunukendigözümlegördüm.Harbordheyetinin- iktisadîmüşavirisifatiyleyap­
tığım tetkikler,Türkiye'nin istikbali hak­kındabanabüyükümitlerverdi.Ortağıbulunduğumşirket, kendi elindeki serma­yeleri hariçte sağlam göreceği bazı teşeb­büslereyatırmakkararındadır.Ortakları­mın benim reyime güvenleri vardır.Ben, ilktecrüöeolmaküzere,Türkiye'yebirmiktar sermaye yatırmak üzere kendilerini teşvike hazırım. Türkiye'nin döviz sıkıntısıiçindebulunduğunu,koyacağımızserma­yeyi veya bunun senelik gelirini döviz oiarakhariceçıkarmaküzerebirtaahhütaltına giremiyeceğini, girse bilebunutu­tabileceğinin muhakkak olmadığını bilirim:Ben, böyle bir taahhüt altına girmeden deteşebbüsegeçmeğehazırım.Hükümettenhiç bir teşvik, yerli sermaye ve teşebbüs­ten ayrı hiç bir muamele beklemem, yeterki varlık vergisi gibi keyfi müsadere tedbir­lerine bîr daha baş vurulmayacağına dair içime emniyet gelsin ve Türkiye'de normalçalışma şartları mevcut bulunsun...

Hayretle arkadaşıma sordum:

—Sermayeninkârını,icapederse aslımharice çıkarmak imkânı olmadıktan sonra,
herhangibirecnebimemleketesermaye yatırmağı nasıl göze alabilirsin?

Sualime şu cevabı aldım:

—Mesele basittir: Konulacak sermayeninkârı,genememlekettekalır.Bununlaiş genişletilirveyayeniyeniteşebbüslere'girişilir.Sermaye sahipleri,Türkiyegibi lâtif bir memlekette bizzat yerleşirler, gü­nün birinde belki Türk vatandaşı olurlar.İnkişaf halinde bulunan ve normal suretteişleyen teşebbüsün dolara tahviline ihtiyaç hâsıl olursa,bunun, muayyen bir andakikıymeti ile, dolar olarak Amerika'da baş­kalarına devredilmesine her zaman imkân vardır.

Amerika'nın sınaî inkişafını misal diye ele alalım: Bugün bütün dünyaya nisbetle bil sahada ön safta yürüyen Amerika bu muaz­zam gelişmesini, Amerikalı sermaye ve te­şebbüs sahibine ve ihtisas adamına mı borç­ludur? Ne gezer... Amerikanın basit bir ziraî hayattan yüksek bir sınaî varlığa intikali, tamamile ecnebi sermaye, teşebbüs ve ihti-

sası sayesinde olmuştur. Yakın bir zamana kadar Amerika'da her sınaî is ecnebi ser­mayesinin elinde idi. Gitgide bu sermaye, eski kaynaklariyle alâkasını kesti. Ameri­ka'da yerleşti. Amerikan akıncı ruhu; böy­lece temeli atılan yeni gidişleri gitgide be­nimsedi, dinamik vasıflarını ve teşkilât dehasını bunlara kattı. Bu sayede eski ta­lebe, az zamanda ustalarını geçti ve bizzat sermaye İhracına başladı. Bugün meselâ Kanada'nın inkişafına hizmet eden serma­ye, teşebbüs ve tecrübenin büyük kısmı Amerikan kaynaklarından gelmiştir, fakat çoğu artık doğrudan doğruya Kanada, millî sermaye ve teşebbüsü halini almıştır. Ver­gilerini Kanada:ya verir, Kanada kanunla­rına tâbi olur, kendi mukadderatını Kana­da'nın mukadderatına bağlı görür. Diğer memleketlerde de ayni nevi vaziyetler in­kişaf halindedir. Normal bir surette işleyen bir modern idare cihazı; sermayeyi ve ser­mayedarı kendi bünyesinde temsil işini ta­biî bir şekilde yürütür.))

Cumberland'm bu sözlerini duyunca, mem­leket hesabına yeni yeni ufukların açıldığı intibaına vardım. Heyetimizin erkânına koşarak, işittiklerimi bir müjde şeklinde tekrar ettim. Bunların arasında bulunan salahiyetli bir 'zattan şu mukabeleyi gör­düm:

—Bİz kendi memleketimizde istediğimiz vergiyi koyarız. Varlık vergisi, malî naza­
riyeler bakımından makul bir vergidir. Caâıınız isterse bunu tekrar ederiz. Zaten bi­
zimecnebisermayesine' ihtiyacımızyok­tur.

Bu sözler, memleketin iktisadî inkişaf im­kânları bakımından bir an için daldığım hülyalardan beni uyandırdı. Arkadaşımı tekrar görünce, dedim ki:

—Türkiye'ye sermaye yatırmak için birmüddetdaha beklemek lâzımdır.Şimdiki
kırtasî zihniyetimiz ve telâkki ve usulleri­miz değişmeden teşebbüse girecek olursan,
isinyürüyememesiihtimalikuvvetlidir.Bu takdirde ilk fena misal, diğer teşebbüs
sahiplerininhevesinivecesaretinikırar.Halbuki bizim iktisadî terakki yoluna gir­
mek için münferit ve tesadüfi bir teşebbü­se değil, geniş ölçüde sermaye faaliyetlerine
ihtiyacımız vardır.»

Bir zamanlar Çarlık Rusyasi, memleketi­mizin iktisadî İnkişaf imkânlarını baltala­mağı is edinir, meselâ demiryolu şebeke­mizi Şarka doğru tamamlamamıza mâni olurdu. Bugün bu imkânların karşısında engel olarak bizim kendi dar zihniyet, te­lâkki ve usullerimiz duruyor. Ecnebi ser­mayesini«Teşvik»Kanunu,istediğimiz

hedefe varmamıza imkân verecek bir köp­rü olmaktan uzaktır. Eğer cidden işlerimizi hesaba vurmak ve ecnebi sermayesinin ve ihtisas ve tecrübesinin işbirliği olmadan in­kişaf dâvasının altından kalkamayacağımı­zı kavramak safhasına varmışsak. böyle baştan savma tedbirlerle kendi kendimizi aldatmamalı, işin tetkikini ve dertlere çare bulunmasını esaslı ve ciddî surette ele al­malıyız.

Yazan: Sedat Sitnavi

11 Âğusios 1951 tarihli Hürriyeî'yei'ien

Eğer Demokrat Parti seçimleri kazanır ka­zanmaz Halk Partisinin mülküne derhal el koysaydı, bu hareketini .efkârı umumiye belki sevinçle karşılardı ve şimdi olduğu gibi itiraz sesleri ayyuka çıkmazdı.

Fakat... Fakat, seçimler geceli bir buçuk sene oldu.. Efkârı umumiye bu müddet içinde çok değişti. Haİk Partisine lanet o-kuyanlar, şîmdi yavaş yavaş onu arıyorlar bile.. Bu vaziyet karşısında milletin hissi­yatını hiçe sayarak Halk Partisinin malı­na, mülküne el koymak, en hafif tâbirle, bir gaftır.

Demokrat Parti iktidara gelelidenberi yap­tığı gaflara, bu sonuncusunu da eklemiş oldu. Bir buçuk senelik iktidar Demokrat Partiye o kadar gaflar yaptırdı ki, bunla­rın ürkmemek ve istikbalden endişe etme­mek elden gelmiyor.

Geçen gün. Demokrat Partinin yaptığı bü­yük gafları şöylece bir hulâsa edeyim de­dim. Aklımdan bunları sıralamağa kalkış­mam bile beni korkuttu. İktidarın yaptığı hataları yakında sizinle beraber gözden ge­çireceğiz. Bu partiye ne kadar taraftar olursanız olunuz, o hataların sıralanışı karşısında muhakkak siz de benim gibi üzülecek ve içinizin sızladığını hissedecek­siniz.

Hayır, Demokrat Partinin muarızlarını yık­mak için, onların mallarına Demokrat Parti keyfî surette et uzataniaz. Belki Halk Partisinin malları haksız iktisaplara dayan­maktadır. Lâkin bunları geri almanın yolu bir hukuk devletî içinde Demokrat Parti­nin seçtiği yol değildir.

Kaldı ki, Halk Partisinin mallarını elin­den almak bu partiyi budamak istemek de­mektir. Hepimiz biliyoruz ki, budanan bir ağaç daha iyi meyva verir ve daha çok dinçleşir. Küçük ve büyük su işleri hakkında burada tafsilâta girişecek değiliz. Karilerimiz yeni iktidarın bu işe ne kadar ehemmiyet ver­diğini gazetelerde çıkan haberlerden elbet­te çok yakın bir şekilde takip etmişlerdir. 'Tortum şellâesine eı konmuştur. Erzincan, Muş ovalarının sulanması işi plânlaştırıl-maktadir. Sarıyar barajının inşasına baş­lanmıştır. Bir çok hidroelektrik santralleri kurulmaktadır. Hem su işlerine verilen ehemmiyeti tebarüz ettirmek için uzağa gitmeğe ne hacet? Daha geçen sene Ankara susuzluktan kırılırken, bugün hararetin gölgede 42'ye çıktığı zamanlarda bile," Baş­kent musluktan patlatircasma kuvvetli bir suya kavuşmuştur.

Mekteplere ve maarife ne kadar ehemmiyet verdiğimizi söylemek için yalnız Doğuda kurulacak kültür merkezinin ehemmiyeti üzerinde durmıyacağız. İlkokullardan dahi misal vereceğiz:

Van'da yeniden 25 koy okulu inşa edilmek­tedir. Böylece Van Vilâyetindeki köylerde­ki okul sayısı 77 yi bulacaktır. Hesap meydandadır. Demek Demokrat Parti ik­tidarı tarafından yapılanların üçte birini tara bir senede tahakkuk ettirmektedir..

O Halk Partisi iktidarı ki, koskoca Bitlis Vilâyetine dahi bir tek Liseyi çok görmüş, fakat .buna mukabil Çamkoru'da orman sarayları kurmuştur!

Bir senede her sahada başarılan işleri bir gazete makalesi içine sığdırmak elbette imkânsızdır. Yukarıda saydıklarımız, bin bir başarı içinde şöyle aklımıza geliveren bir kaç misalden ibarettir.

Ya dış itibarımız? Ya Türkiye'nin millet­lerarası sahadaki mevkii?.. Onu Halk Par­tisi muhalefetyi elbette yine meskût geçe­cektir. Kore'de çarpışan kahramanlarımız için verilen Tahsisat Kanununa aleyhte kırmızı rey verenlerden daha başka ne bek-Iiyebilirsiniz?

Biliyoruz,, onlar .hâlâ ayni terane ile sora­caklardır: Hani D. P.'nin vaidieri?...

Sorarlar; çünkü yapılan iyi şeyleri göre­mezler. Meşhur bir şiirdir:

Rencide olur dide-i haffaş ziyadarı

Türkçesi: Gecekuşunun gözlerine ışık do­kunur!..

Yazan:M. Nermi

13 Ağustos 1953 tarihli Yeni İstan]

Sermaye; biriktirilen değil, iktisat değer­leri yaratan, çalışan ve işleyen paradır. Osmanlı cemiyeti, büsbütün parasız, pul­suz değildir, derece derece zenginleri de vardır. Özel zenginliklerin nasıl doğduğu­nu da biliyoruz. Fakat rastladığımız para biriktirmelerinde sermaye karakteri yoktur. Ekonomik değerler yaratmak kudretimiz hiçtir. Masraflarımızı karşılamak için bü­yük güçlüklerle güreşmekteyiz. Hükümet ne orduyu besleyecek durumdadır, ne de memur yığınını... Bunun neticesini tah­min edebilirsiniz. Açlık, sıkıntı, biliyoruz, sosyal disiplinin dağılmasından başka bir-şeye yaramamıştır. Osmanlı devleti, vatan­daş güvenini sarsan böyle bir gelişme gös­termektedir. Eski cemiyette, paranın bir türlü sermayeleşemeyişi ayrı ayrı sebep­lerden ileri geliyor. Biz, cemiyet ve devlet hayatındaki işlerimizi, ilkönce, besüyenler ve beslenenler anlayışına göre ikiye böl­müşündür. İdare edenler, silâh kullananlar başlibaşma bir zümredir. Devlet, bir din devleti olduğu İçin, bu zümrede, genel ola­rak, toplananlar Müslümanlardır. Besliyen zümre ise, cizyesini, vergisini verebilmek için, mutlaka çalışmak zorunda kalan baş­ka dinli insan zümresidir. Ekonomik haya­tımızda bunun çok büyük bir tesiri olmuş­tur. Kısaca anlatalım:

Beslenen zümre, daha doğrusu, idare ve savunma zümresi, memleketin ekonomik faaliyetinden el, etek çekmiştir. Teşkilâtı­nı aynı şekilde kuran bütün İslâm ülkele­rinde de aynı ekonomik neticeleri görebi­liriz.. Cizye ve vergi veren aümre, zamanla, bütan ekonomik kaynakları, işleri ele ge­çirmiş, refaha kavuşmuş ve artmıştır. İdare ve savunma zümresi ise, değişen şartlar karşısında çok güç bir duruma düşmüştür. Bundan sonra da cemiyetimizin faiz anla­yışı gelir. İslâm hukukçuları, on kuruşa alman bir şeyin, on beş kuruşa satılmasını anladıkları halde, ödünç olarak verdiğimiz 100 lira ile. sözgelişi, 300 lira kazanandan 1 lira gibi ufak bir kazanç payı, faiz al­mamızı kötü bir hareket sayarlar. Eski ki­lise hukukçuları da başka türlü düşünme­mişlerdir. Bu faiz politikası, bir zamanlar, Avrupa'da da aynı neticeyi vermiş ve bütün ekonomik hayat yabancı unsurların eline geçmiştir. Avrupa ekonomisinin nasıl geliş-

tiğini çok iyi bildiğimiz için, sermaye teşek­külünün sebeplerim daha kolay kavrıyabi-liriz. Halbuki: bizim ne kültür tarihimiz yeni metodlara göre araştırılmıştır, ne de politika tarihimiz. Onun için, birçok ehem­miyetli dâvalar karşısında yanlış hüküm­lere kaymaktan kendimizi kurtaramıyoruz. Bir hükmün yanlış oluşu özel insan haya­tında, belki, o kadar tehlikeli değildir, am­ma, bir politika sistemi kurulduğu zaman hükümlerin gelişi güzel verilmemesi lâzım­lar. Biz, Cumhuriyetin kuruluşundan beri güdülen sermaye politikamızda bu hüküm yanlışlığının acı neticelerini birer birer görmüş bulunuyoruz.

Biz, ne cemiyet, ne devlet hayatımızın ııiçîn aksadığını çok köklü incelemelerden
geçirmeye lüzum görmeksizin, ekonomik çöküşümüzün bütün sebeplerini yabancıla­
ra kapitülasyon adı altında verilmiş imti­ yazlarda görmekle büyük ölçüde yanılmı-
şızdır. Halbuki: Bu imtiyazlar da sosyal yapının doğurduğu neticelerden başka bir
şey değildir. Aynı yapıdaki bütün cemi­yetler bu çeşit yabancı imtiyazlar vermiş­
lerdir. Hürriyetini sezen, yeni bir hayat dü­zeni yaratmaya karar veren her millet,
bu gibi imtiyaz sistemlerini mutlaka kal­dırmak zorundadır. Biz de buna son ver­
dik. Millet egemenliğimiz; şeref duygumu­zu çok inciten bu bağların sökülüp atılma-
siyle. hiç şüphesiz, tamamlanmıştır. Fakat yabancı imtiyazların kaldırılmasından son­
ra anladığımız bir hakikat varsa,#o da, ser­maye politikamızın, çok başka kaynaklar­
dan gelme sakatlıkları oluşudur.

Yeni devlet kurulur kurulmaz, sermaye po­litikamızı gerçekleştirmek maksadiyle Ban­kalarımız birer birer doğmaya başlamıştır. Bugün bankalarımızda biriken halk serveti, gerçekten, ehemmiyetlidir. Faaliyet konu­ları bakımından, bizim Bankalarımızla yabancı memleketlerdeki eşitleri arasında birçok farklar vardır. Biz bunun, iş hac­miyle ilgili olduğunu kabul edebiliriz. Ban­ka kurmak, sermaye politikası gütmek de­mektir. Millet hayatımızda çok ehemmi­yetli bir konaktır bu. Yalnız, bir yandan sermaye politikası güdülürken, öte yandan da bu politikayı büsbütün kounsuz bıraka­cak ekonomik faaliyetlere girişilmiştir. Bi­riken sermayeye yer hazırlamak, daha doğ­rusu iş hacmini genişletmek lâzımdır. Hal­buki: bu imkânlar hazırlanmazsa, sermaye politikası da, tam mânasiyle bir hayal ola­bilir.

Türkiye Hıristiyanlar için bir

25 Ağustos İS51 tarihli En Son Da-kîka'dan

Basın ve Yayın Umum Müdürlüğünün adına son teşkilâtta bir de (Turizm) keli­mesinin ilâve edilmesindeki isabet kısa bir zaman içinde fiilen anlaşılmıştır. Basın ve Yayın Umum Müdürü Halim Alyotun de­vamlı gayretile Hıristiyanlar için bir Hac yeri olarak tanılan Efes'de Meryem Ana'-nın evindeki açış töreni istikbal için büyük ümitler vermiştir. İstanbul basınından tÖ-rene iştirak için giden arkadaşların heye­canlı ifadeleri bu yoldaki ümitlerimizi kuv­vetlendirmiştir.

İzmir Enternasyonal Fuarı memlekette ik­tisadî faaliyetleri teşvik eden bir âmil ol­duğu kadar dahilî turizmi calnandirmak noktasından da tesirli bir teşebbüs olmuş­tur. Aradan geçen zamanlar bu teşebbüsü kıymetten düşürmemiş, seneler geçtikçe mahallî bir gelenek haline gelmiştir.

Bu defa Bülbül dağında keşfedilen Mer­yem Ana'nm evi ise İzmir bölgesinde da­hilî turizmden ziyade haricî turizm hareket­lerini kuvvetlendirecek ve bu arada tabiî olarak memleketimizin diğer tarihî kıymet­leri üzerinde de dünya milletlerinin dikkati çekilecektir.

İsİâm dini Hazreti Muhammed'i âhir za­man Peygamberi olarak' tanımakla beraber Hıristiyanlığa da saygı gösterir. Müslü­manlar Meryem Ana'nın İsa'ya kız olarak hâmile kaldığına inanırlar. Hıristiyanlık ile Müslümanlar arasındaki bu şekilde müşterek inanç noktalan bulunması Müs­lümanlıkta vicdan hürriyetinin Hıristiyan­lık âleminden çok zaman evvel başlama­sına hizmet etmiştir. Efes'teki Meryem Ana evinin Hıristiyanlar için bir Hac yeri olarak tanınması ve Türkiyenin bu bakım­dan haricî turizme açılması Müslümanlık­la Hıristiyanlık âlemi arasındaki yakınlığı da artıracak ve bu suretle milletler arasında yeni bir sulh âmili olacaktır.

Yazan:M.Nermi

27 Ağusios 1951 tarihli Yeni İstan­bul'dan

Türkiye Büyük Millet Meclisinde boşalan, yerleri doldurmak için yakında ara seçim­leryapılacak.Yurdumuzdapropoganda faaliyeti başlamıştır. Her parti iyi bir ne­tice elde edebilmek fikriyle elinden geleni yapıyor. Gün geçtikçe mücadele heyecanı da biraz daha kabarıyor. Şimdiye değin yapılmış olan ara seçimler belli başlı bir ilgi uyandırmaksızın geçmiştir. Bunun se­bebi de ara seçimin bir seçim değil, doğ­rudan doğruya bir formalite oluşudur. Ye­ni Seçim Kanunu kabul edildikten sonra ara seçim de, asıl seçim gibi büyük bir ehemmiyet kazanmışoluyor.

Propaganda, demokrasilerde, seçimin ru­hudur. Partiler, bu suretle, geniş seçmen yığınlarını aydınlatıp hazırlarlar. Biliyoruz ki: her memlekette olduğu gibi. bizde de. oylarını kullanan vatandaşların ezici bir çokluğu, partililer değil, tarafsızlardır. Parti teşkilâtına girenlerin sayısı her yer­de son derecede azdır. Hattâ vatandaşlarına istediğini yaptıran bütüncül (totaliter) devlet seçimlerinde bile durum, böyledir. Kızıl Rusya'da Komünist Partisine üye olanların sayısı, tahminlere göre, dört mil­yon kişiyi geçmemektedir. Sovyet vatan­daşlarının sayısını ortalama 180 milyon hesaplarsak, partililerin yüzde kaç tuttu­ğunu kolayca anlamış oluruz. Bİz, burada, sırf bir fikir vermek için, Sovyetlerden bahsediyoruz. Yoksa, Sovyetlerde, bizim anladığımız mânada, bir parti hayatı olma­dığını biz de biliyoruz.

Seçimler, yalnız partililerin bir işi olsaydı, seçim propagandalarına gerçekten en ufak bir ihtiyaç duyulmazdı. Teşkilât adaylarını seçer ve netice de önceden belli olurdu. Bütüncül idare sistemlerinde böyle yapılır. Halbuki: demokrasilerde söz vatandaşındır, ve bir vatandaşın politika teşkilâtına girip girmemesi ehemmiyetli değildir. Hattâ A partisine yazılı bir vatandaş, seçim günü, isterse, B partisini destekliyebilir. Oyunu istediği gibi kullanmak onun hakkıdır. Bu bakımdan, propagandanın başlıca vazifesi, teşkilât üyelerini olduğu gibi, bilhassa teş­kilât dışında kalan vatandaştan da hazır­lamaktır.

Partileri iş başına getiren veya iş başından uzaklaştıran kudret, doğrudan doğruya, tarafsız vatandaşların iradesidir. Her parti bu durumu gözönünde tutmak ve ona göre hareket etmek zorundadır. Çok dar mânada bir particilik anlayışı partileri her zaman sürprizler karşısında bulundurabilir. Hal­buki, bizim asıl bir türlü anhyamadığımız şey budur, particiliği ilk plâna almış gibi görünüyoruz, 14 Mayıs 1950 seçimi de bi­zim bu anlayışımızı fazla değiştirmiş de­ğildir. Bilinen bir hakikattir: Demokrat Parti tarafsız halk yığınlarının destekleme-siyle iktidar partisiolabilmiştir.Tarafsız

vatandaşların dilekleri ise apaçıktır. İste­nilen şey, ilkönce, ekonomik kalkınmamı­zın sağlanması, vatandaş haklarına, çeşit çeşit bahaneler uydurularak dokunulmama-sı, daha kısa ve anlaşılır bir deyişle sosyal güvenin y er leşm esidir. Bu ehemmiyetli konuların dışında girişilen her türlü faali­yet, vatandaşta, yalnız hayal yıkılışı ve ümitsizlik yaratabilir. Demokrasi hürriye­tinden doğan her hükümet, doğrudan doğ­ruya bizim dünya işlerimizle uğraşmak zorundadır. Çünkü: demokrasi devleti. Vatican tipinde bir kilise devleti değildir ve olamaz da...

Bundan da anlaşılıyor ki: Seçim propa­gandasının konusu yalnız bizim cemiyet ve hayat işlerimiz olabilir. Bu sınır aşıldı mı, hangi parti tarafından yapılırsa, yapılsın, her propaganda, sosyal düzene karşı çev­rilmiş tehlikeli bir kışkırtma halini alır. Biz, onun için, propagandanın tertemiz bir anlayış çerçevesi içinde güdülmesini son derecede lüzumlu görüyoruz. Düşünmeliyiz ki: biz imam değil, milletvekili seçiyoruz. Milletvekilinden bahsettiğimiz zaman da aklımıza hemen gelen şey, Anayasanın dile getirdiği kutsal devlet ve cemiyet vazife­leridir. İğrenç ve kötü bir demagoji uğruna bunlardan hiç birini feda edemeyiz biz. Bir milletin, demokrasiye bağlılık ölçüsü, ana hakların savunulmasına karşı gösterilen ilgiden başka bir şey değildir. Halkımızın buna ehemmiyet vermesi demokrasimiz için çok güzel bir müjde sayılmalıdır. Yal­nız bir takım durumlarda partilerimiz pro­pagandanın koİay taraflarına kaymaktan kendilerim alamamaktadırlar. Biz bunu sosyal gelişmemiş bakımından, hayırlı bir belirti gibi görmemekteyiz. Bize oy der­leme hüneri değü, sağlam bir demokrasi hayatı lâzımdır ve bütün seçim propagan­dası bu anlayışa göre ayarlanmalıdır. Ara seçimlerde böyle bir anlayışla 'ıarekete ge­çen parti, yalnız bugünün d'-ğil, gelece? Türk nesillerinin de sevgisini, hiç şüphesiz. kazanmış olabilir.

Yazan:Nihat Erim

29 Ağustos 1951 tarihli Ulus'îan

Her kanun bir maksat için çıkarılır. Seçim Kanununun maksadı, vatandaşlara şur,.u sağlamaktır:

Seçeceği kimseleri, hiç bir maddî ve manevî devlet ve fert baskısı altında kalmaksızın gösterebilmek.

image014.gifSeçim Kanunu 170 esas ve 7 geçici madde ile bu neticeyi sağlamak istemiştir.

Fakat kanun koyanların maksadı, kanun metni ile — bilhassa karışık muamelelere ihtiyaç duyulan iğlerde — tam olarak ko­runmamız. Az çok müphem noktalar, yanlış ifadeler, unutmalar veya önceden tahmin ve tasavvur edilemiyen haller kabildir.

Bu eksikleri gidermek için kanunun mak­sadına, ruhuna göre hareket edilir. İyi ni­yetli ve dürüst bir tatbikle boşlukları mümkün mertebe azaltılır.

Büyük dikkat ve ihtimamla hazırlanmış olan Seçim Kanunumuzda, bazı eksiklerin veya kötü niyetin maksadı çiğnemesine im­kân veren boşlukların kaldığı tecrübe ile meydana çıkmaktadır. Bazı noktalarda ise, yanlış anlama veya dar ve şekilci davranma yüzünden kanunun ruh ve maksadı zede­lenmektedir.

Bir misal verelim: Seçmenlerin adlarının yazıldığı seçmen kütükleri, her yıl Haziran ayında gözden geçirilir ve eksiği, fazlası giderilir. Sonra bir hafta müddetle herkesin kolayca görebileceği yerlere asılır. Nereye asıldığı«mutat vasıtalarla ilân olunur.»

Bu yıl bu noktada şöyle bir durum hâsıl olduğu görülmüştür: Seçmenler ve partiler kütüklerin asılı bulunduğu müddet esnasın­da kendilerine düşen vazifeyi çoğunca ihmal etmişlerdir. Kütüklere bakmamışlardır. Ara seçimi yaklaşınca kütükleri hatırlamışlar­dır. Elde bir nüsha bulundurmak için. Se­çim Kurullarına başvurarak birer suret is­temişlerdir.

Kanunda partilere seçmen kütüklerinden suret verilmesini emreden bir hüküm yok­tur. Fakat menedİcİ bir kayıt da yoktur. Bazı yerlerde Seçim Kurulları partilerin isteğine menfi cevap vermişlerdir.

Şüphesiz kanun bu noktada eksik veya müphemdir. Kanunun maksadı nedir? Seçmenlik hakkını haiz olanların bu hak­tan mahrum edilmelerini, bu haklan haiz okuyanların da fuzulî olarak hak sahibi gibi davranmalarını önlemektir.

Maksadı sağlamak için, memleketin bugün idnde bulunduğu şartlara göre, seçmen kü­tükleri her yıl gözden geçirildikten sonra, düzeltmeveilâveler,istedikleritakdirde.

siyasî partilere resmen tebliğ edilmelidir. Esas kütüklerin birer sureti de, keza iste­dikleri takdirde, siyasî partilere verilmeli­dir.

Bu suretle seçmenlik hakkı daha sıkı bir murakabeye tâbi kılınmış olacaktır. Siyasî partiler ve mensupları kendi taraftarlarının listelere dahil edilmediği veya karışıklık yapıldığı şüphesinden kendilerini ancak bu yoldan kurtarabileceklerdir.

Kanaatimizce bu hususta kanunun metnin­de bir değişikliğe zaruret yoktur. Kanunun ruh ve maksadını gözönünde tutarak varı­lacak bir karar meseleyi halledecektir.

Seçim gününden önceki muamele veya ha­reketlerde halli lâzım gelen noktalardan biri de şudur:

Seçim devresi 23 Temmuzda başlamaktadır. Bu tarihten oy verilinceye kadar Devlet vasıtalarının ve kudretinin partiler karşı­sında tamamen tarafsız kalması, her biri­ne eşit muamele yapması lâzımdır.

Halbuki bu yıl ara seçimleri devresinde kanunun ruhuna aykırı bir takım hare­ketler eksik değildir. Meselâ Devlet radyo­sunun ekseriyet partisi propagandacısı o-larak çalıştırılması, Seçim Kanununun sa­dece ruhuna değil, aynı zamanda metnine de aykırıdır, bir suçtur. Diğer taraftan Bakanlardan bazıları seçim propagandası mahiyetindeki gezilerini Devletin ancak Bakanlıklarına ait resmî işler için tahsis eylediği servis arabaları iîe yapmaktadırlar. İdare âmirleri seferber edilmiş gibidirler. Ara seçimi olan İllerden bazılarının Vali­leri ekseriyet partisi ile birlikte seçim mü­cadelesinde muhalefete karşı çalışmakta­dırlar. Valiler bu hareketi şüphesiz gördük­leri baskı üzerine yapmaktadırlar. Ekseri­yet partisinin Valileri bu yola girmeye zor­laması da Seçim Kanununun ruhuna ay­kırıdır. Vali politikacı değildir. Kimin se­çileceği onun vazifesini ilgilendirmez. İk­tidar partisi ve muhalifler karşısında Vali seçim zamanında her vakitkinden daha ta­rafsız davranmaya mecburdur.

Tatbikata bakınca şu neticeye varılmakta­dır: Seçim Kanununa idare âmirlerinin ta­rafsızlığı bakımından yeni hükümler ilâ­vesi lâzımdır. Yeni müeyyideler koymak icabetmektedir.

12Ağustos 1951

—New-York :

Türkiye Krom Müstahsilleri Birliği baş­kanı Kemal Onurad dün akşam uçakla Paris üzerinden Türkiyeye hareket etmiş­tir. Birleşik Amerikada yirmi gün kalan Kemal Onurad uçağa bindiği sırada bası­na verdiği beyanatta Birleşik Amerikada ikameti esnasında krom kullanan sanayi­ler temsilcilerile faydalı temaslarda bu­lunduğunu ve bunlardan çok memnun kal­dığını söylemiş ve bu ziyaretinden sonra Türkiyenin Birleşik Amerikaya yaptığı krom ihracatının artacağım tahmin etti­ğini bildirmiştir.

13Ağustos 1951

—Atina :

Strazbourg'dan dönmekte olan Dışişleri Bakam Profesör Fuat Köprülü Denizyol­larına ait Ankara vapuru ile Pire'den geç­miştir.

Bakan Pazartesi günü Öğleden sonra Is-tanbuldaolacaktır.

—New-York :

Türkiye murahhası Selim Sarper, Brezil­ya murahhası joao Carlos Munig ve Ekua-tör murahhası Antonio Guevedo'dan mü­rekkep olan Birleşmiş Milletler arabulu­cular heyeti Süveyş Kanalı ihtilâfının mahkemeye baş vurulmaksızın halli yo­luna gidilip gidüemiyeeeğini belirtecek Mısır cevabını bugün geç yakıt alabile­ceğini ümit etmekte idi.

Hatırlarda olduğu gibi Güvenlik Konseyi, Süveyş Kanalındaki Seyrüseferi tahdidatı Mısır tarafından kaldırılmasını derpiş eden tasarının müzakeresini konseyin Mı­sın alenî surette takbih etmesine meydan vermeden meselenin siyasî yollardan hal­line vakit' ve imkân sağlamak imkân ve ümidi ile bu .haftaya tehir etmiştir. Ara­bulucular geçen hafta Mısır murahhası Mahmud Feyzi beyle müteaddit görüşme­lerde bulunmuşlar ve rivayet edildiğine göre, Fevzi bey Mısıra ve Kahireye veri­lecek bazı taminat mukabilinde Süveyş kanalının yeniden seyrüsefere açılmasını derpiş eden bir formül ileri sürmüştür.

Fevzi bey, bu hususta etraflı malûmatı bugünalabileceğiniumduğunusöylemiş.

arabulucular da kendisiyle bugün geç sa­atlerde temasa geçmeyi kararlaştırmışlar­dır.

Arabulucularla ilgili siyasî kaynakların bildirdiklerine göre, Fevzi bey Mısırın tahdidatı gevşeteceğine dair henüz bir şey söylemiş değildir. Haftalık tehiri isteyen murahhas heyetleri son dakikada girişileck gayretler bir netice vermediği takdirde, mukarrer olduğu üzere perşembe günü konsey toplantısına katılmağa hazırlan­maktadırlar.

Yetkili kaynaklara göre, üçüzlu kararda Türkiye ve Yugoslavya ne surette oy ve­recekleri hususunda, hükümetlerinden he­nüz talimat aİmışdeğildirler.

16 Ağustos 1951

— Flushing Meados :

Bugün beyanatta bulunan Türkiye dele­gesi Selim Sarper ezcümle şunları söyleş mistir :

Abluka meselesi Araplarla İsrailliler ara­sında bir ihtilâf mevzuudur ve Orta Do­ğunun istikrarı ve Milletlerarası deniz seyrüsefer serbestisi gibi umumî mesele­lere tesiri vardır.

Meselenin o kadar karışık ve sarih bir karara varmak hususunda güçlük doğuran öyle noktaları bulunuyor ki uzlaşma mü­zakereleri ile memnuniyet verici bir neti­ceye varılacağıumulmuştur.

İşte bu sebepledir ki dostane bir hal yolu bulmak için hiç bir gayretten kaçınılma­ma kta dır.

Brezilya ve Ekuatör murahhaslarının yar­dımı ile en son dakikaya kadar muvaf­fak bir hal yolu bulmaya çalıştım, fakat esefle kaydedeyim ki işlerin artık nor­mal yollarla müzakere edilerek haldedile-miyeceğineticesine vardık.

Türkiye üçüzlü kararı destekleyecek ve bu kararın kabulü için gerekli yedinci oyu temin edecektir. Şimdiye kadar fikrini açıklanmamış bulunan Ekuatör'ün de leh­te oy vereceğine eminim.

Türkiye bölgede sulh sağlanıncaya kadar Fihstindeki nazik mütareke anlaşma sis­temine dokunuîmaması hususunda şiddetle ısrar eder. Bu yüzdendir ki üçüzlü teklifi desteklemeğekararverdik.

Şurasını belirtmek isterim ki. bu karara sırf, bu meselenin taşıdığı hususî ehem­miyeti mülâhaza ederek varmış bulunuyoruz ve hiç bir veçhile de bu, dost Mısıra karşı tarafımızdan takınılan bir tavır ola­rak tefsir edilmemelidir.

17 Ağusios 1951

— Atina :

Dün Atinada Panatinaikos Stadında baş­layan ve dokuz memleket atletlerinin iş­tirak ettikleri Panatbenian müsabakalarında şu teknik neticeler alınmıştır :

110 metre :

Cirit :

1.— Kalimanis (Yunan) 64 m. 20,5 2.— Mateutsi (İtalyan) 64 m. 11,5. 3.— Papageorgiu (Yunan) 57 m. 37. A.— Roubanis(Yunan)56 m.41.

5000 metre :

1.— CahitÖnel15'20" 1/10. 2.~~ Mavrapostolos (Yunan)15'27"7/1O.. 3.— Melidonis (Yunan)15'44"2/10. 4.— Theys (Belçika)16'05".

3 adım :



1.— Clausen (İzlanda) 15"4 2.— Bernard (İsviçre) 15"4 3.— Kambadelis (Yunan)

800 metre :

1.— Mihail(Yunan)13m.80. 2.— Dudos (Yunan)13 m. 51. 3.Adamopulos (Yunan)13 m.

Maraton :



1.— Gleve (Alman) 1'54"7

2.— Ekrem (Türk)1'55"

3.— Bossman (Belçika)1'56"2.

Bu müsabakada TurhanGökerdördüncü

gelmiştir.

Gülle :

image015.gif1.— Yataganas (Yunan)15 metre 18 sm.

2.—■ Profeti (İtalyan) 14 metre 8 sm.

3.— Vordisi (Yunan) 13 metre 20.

4.— Clauzen (İzlanda) 13 metre 20 sm. 10.000 metre yarışında Osman Coçgül bi­rinci gelmiştir. Diğer koşucular müsabakayı terketmişîerdir.

18 Ağustos 1951

— Atina :

DÜn akşam yapılan Panatinia atletizm o-yunlarmda atletlerimiz muvaffakiyetli koşular çıkararak girdikleri müsabakaları kazanmışlardır :

400 m. manialı :

image016.gif1.— DoğanAcarbay54"3/10. 2— Kozmas(Yunan)55"8/10. 3.— Symimiotis (Yunan)57"7/10. 4— Nikitakis (Yunan)61".

200 metre :

image017.gif1.— Petrakis(Yunan)22" 3/10. 2.—Sillis(Yunan)22" 8/10. 3— Kormalis (Yunan) 22"9/10.

1500 metre :

image018.gif1— Ekrem Koçak 3'57"7/10. 2.— Turhan Göker 4'02" 8/10. 3— Kanellidis(Yunan)4'08"8/I0, 4.—Adamopulos (Yunan)4/10" 3/10.

1.— Hogrek (Alman)2saat 45'40" 2.— Dervenis (Yunan) 3 saat 04'30". 3-— Weber -(Avusturya)3saat7'20".

21Ağustos 1951

— Francfurt :

Albay Fehmi Adalının komutasındaki Türk askerî heyeti batı Almanyada bulu­nan Amerika kıtalarını ziyarete bugün de devam etmiştir. 7'inci Amerika ordusu komutanı General Mantons Reddy, altı subayı, Stuttgart'daki genel karargâhında kabul etmiştir. Bunlar ordunun muhtelif depolarını gezdikten sonra, istihkâm uz­manı ve Türkİyedeki Amerika askerî he­yeti üyesi Albay Lelanb Kuhre'nin refa­katinde Boebün'deki 54'üncü Amerika İs­tihkâm taburunun tevakkuf mahalline gitmişlerdir.

Türk heyeti yarın Bavyerada, Guenzberg civarında Tuna üstüne köprü kurulurken orada bulunacaktır.

22Ağustos 1951

— Ankara:

Tribüne de Geneve gazetesi, muhabiri Paul du Bochet'nin Dışişleri bakanı Prof. Fuat Köprülü ile yaptığı bir mülakatı ihtiva eden makalesi aynen şudur :

«Mayıs 1950 seçimlerini müteakip bir­denbire iktidar mevkiine gelen genç De­mokrat Partinin güzide şahsiyeti, Atatürk zamanında Başbakanlık yapan iktisatçı ve maliyeci Celâl Bayar ve çiftçilik yap­mış olması dolayısiyle ziraî meselelere ve köylü tabakalarının zihniyetine vukufu bulunanvehükümetBaşkanlığınıalan

image001.gifAdnan Menderes ile Tarih Profesörü ve Şarkiyat âlimi olan ve Dışişleri Bakanlı­ğınıüzerinealanFuatKöprüfü'dür.

İçinde yaşamaya mahkûm olduğumuz em­niyetsizlik ve karışıklık devresinde mem­leketinin haricî politikasının esaslı umde­lerini bana Fuat Köprülü kadar iyi izah edecek salahiyetli başka biri mevcut de­ğildi. Arap ve Acem üslûbunu «discret» bir şekilde hatırlatan Ankara'daki nadir binalardan bîri de Dışişleri Bakanlığıdır. Kavasların biraz gösterişli hareketleri, memurların nezaket ve zerafeti koridor­larda hâkim olan esrarlı sükût her yerdeki diplomasi mabetlerinin mergup olan ni­zam ve hususiyetini hatırlatmaktadır, bu­rada ziyaretçi kendinin, Küçük Asyanm taşlık geniş stepleri ortasında, sanki bir ada içinde, bulunduğunu güçlükle tasavvur edebilir, Bakanlığın şefi ile karşılaştığı za­man daha kuvvetli bir intiba altında bu­lunduğunu hisseder. Zira, onun ağzından Avrupa ve bizzat Avrupa zihniyeti konuş­maktadır. Hayatını vakfettiği uzun teteb-büler tesiri ile milletinin hareketli mazi ve menşeleri Bay KÖprülü'nün hafızasında daimî bir yer işgal etmektedir. Hattâ ken­disi Türk ırkçılığının nazariyecilerinden biridir. Bundan dolayı Asya'ya kuvvetle ehemmiyet atfetmektedir. Fakat entellek-tüel formasyonu, siyasî içtihatları, ahlâkî kriterleri itibarile tam bir garplıdır. Bi­zim eski Demokrasilerimizin yıllanmış mümessillerinde maalesef tesadüf ede-miyeceğimiz bir hasleti de bir nevi mü-cadeleciliği ve ateşin olmasıdır.

Mülakat talebimle birlikte verdiğim sual listesinde dikenli bir mesele olan Türki­ye'nin Atlantik camiasına kabulü mese­lesi de vardı. Bunu yapmakla hassas nok­taya dokunduğumu biliyordum. Fakat Bakan bundan kaçınmadı ve mükemmel "bir fransızca ile müttefik diplomatları ile mülakatlarında bir çok kerre müdafaa et­tiği gibi tezini izah etti :

«Bütün siyasetimiz Sanfransisko şartına dayanmaktadır. Şartın, hükümlerini tes-bit ettiği bu tesanüt, Avrupa'da olduğu kadar bütün dünyada da cari olmalıdır. İşte bu zihniyetle, biz, Birleşmiş Milletler çerçevesi dahiiinde ilk bölge anlaşması olan Strazbourg'daki Avrupa Konseyine iltihak ettik. İdeolojileri, bu teşkilâtın hikmeti vücudu olan prensiplerle açıkça tezat halinde bulunan bazı âza memleket­lerin hattı hareketleri dolavısiyle Birleşmiş Milletler Teşkilâtı maalesef felce uğratıl­mış bulunmaktadır. Veto hakkının da bu ayni prensiplerle telifi kabil olmadığı

kanaatindeyiz. Bununla beraber, biz şim­diki zıddiyetin git gide azalacağına inanı­yoruz, zira modern tekniğin inkişafı ile dünya o kadar küçülmüştür ki, işbirliği bütün milletler için kaçınılmaz bir zaru­ret olmuştur. Fakat bu ümit gerçekleşin­ceye "kadar, biz, insan hürriyet ve haysi­yetini, bütün milletlerin istiklâl ve müsa­vat haklarını, ahlâkî ve manevî kıymet hükümlerini müdafaa eden devletler me-yanmda yerimizi almaktan büyük bir gu­rur duyuyoruz. Zira bütün bu manevî kıymetler haricinde hakikî hiçbir mede­niyetin mevcut olmadığına kaniiz.» Bu mukaddemeden sonra, Bay Köprülü asıl mevzua girdi.

«Atlantik Paktının yegâne gayesi, henüz Milletlerarası emniyeti sağlayacak durum­da olmayan Birleşmiş Milletler Teşkilâtı­nın zaafına çaresaz olmaktır. Fakat pak­tın kendisinde vahim bir gedik vardır. Müdafaa mekanizması, neticede, Adriya-tik'de nihayet bulmaktadır. Halbuki Ak­deniz bir bütün teşkil ediyor. Tecavüz, vuku bulduğu takdirde, Cebelüttarık'tan değil fakat Doğudan gelecektir. Müteca­vizin cesaretini kırmak için yegâne vasıta mukavemete azmetmiş devletleri kuvvetli bir blok halinde, bir araya getirmektir. Her halde Türkiye, Amerika'nın iktisadî ve askerî yardımı ile, gelecek her nevi teca­vüze karşı koymağa ve her darbeye bir darbe ile mukabele etmeye azmetmiştir. Kollektif mes'uliyet hissesini kendiliğinden kabul etmiş bulunmakla, müşterek garanti­den de istifade etmek istemektedir.»

Türk diplomasisinin şefi, altı ay evvel At­lantik Paktına girmek hususunda yaptığı talebin karşılaştığı muhalefet dolavısiyle hissettiği merareti gizlememektedir.

«Türkiyenin pakta kabulünün Rusya'ya karşı bir tahrik olacağı iddia olundu. Biz de Kore'ye kıtalarımızı göndermemek için ayni iddiayı ileri sürebilirdik. Esasen ge­rek Truman doktrini gerek 1939 yılında Büyük Britanya ve Fransa ile imzaladığı­mız yardım andlaşmasile Batı camiasına zaten sıkı sıkıya bağlı değil miyiz? Bu iki devlet bize karşı evvelce almış olduk­ları taahhütleri diğer müttefiklerile tak­sim etmenin bizzat kendi menfaatleri ik­tizasındanolduğunuanlamalıdırlar.))

Bundan birkaç ay evvel Büyük Britanya diplomasisi, Paris'in de muvafakati ile, Türkiyenin doğrudan doğruya Atlantik ittifakına alınacak yerde, Akdenize sahil-dar devletleri ihtiva edecek hususî bir pakta girmeğe davet edilmesini telkin et-

misti. FakatAmerika'nın topyekûn ve otomatik yardımını sağlayacak herhangi ahdî bir formülü kabule mütemayil olan muhalefet Partisinin durumuna rağmen Bay Köprülü böyle bir hal tarzına şiddetle muarızdır. «Müdafaa mekanizmasının bu surede kompartmanlara ayrılması, Sovyet­lerde hür milletler arasındaki ittihatta, gö­rüş birliği mevcut olmaktan uzak bulu­nulduğu hakkındaki fikri takviye edecek ve onlara bu milletlerden bazılarının, ica-bettiği takdirde, işin içinden, tereyağın­dan kıl sıyrılır gibi, çıkacakları intibaını verecektir. Onların komünist propaganda­ları, Almanlar ve komşumuz olan Asya milletleri nezdİnde Türkiye'nin müttefik­ler tarafından ikinci mmtakaya dahil bir ortak olarak muamele gördüğü şeklinde bir propaganda mevzuu çıkarmakta kusur etmiyecektir. Bu itibarla meselenin en mantıkî, en basit ve en müessir hal tarzı doğrudan doğruya Atlantik Paktına ithali-mizdir ve Amerika Birleşik Devletlerine, bu keyfiyeti anladıklarından dolaya min­nettarız.»

Mükâleme sırasında, Bay Bakan, kendi memleketinin yakın ve Orta-Şark devlet­leriyle olan münasebetlerine de temas eî-tî. Açık ve kısa olarak şunları söyledi: ((Onlarla en samimî münasebetler idame etmekteyiz ve bütün sempatilerimizin ken­dileriyle beraber olduğunu biliyorlar. On­lardan hiçbir şey istemiyoruz, zira ne nü­fuz siyaseti ne de prestij siyaseti peşinde değiliz.»

Kendisinden müsaade alacağım sırada Bay Köprülü sözü İsviçre mevzuuna inti­kal ettirdi.

Kat'iyyen şüphe bırakmıyan bir edâ ile «İki milletimiz arasında açık ve samimî bir dostluk vardır» dedi. «Medenî kanu­numuzla, borçlar kanunumuzu sizden al­dığımızı ve ekseriya, hattâ bugün de, uzmanlarınızdan istifade ettiğimizi, öğren­cilerimizin Üniversitelerinizden en iyi ha­tıralar muhafaza ettiklerini ve mamulâtı-nizın memleketimizde bilhassa rağbet gör­düğünü bu vesile ile size hatırlatırım. Fa­kat sözü uzatmaya ne hacet, «dostluk» kelimesi her şeyi ifade ediyor.»

— Ankara :

Washington Post gazetesi, Ankara muha­biri Ray Brook'un, «Türkler Atlantik Paktına alınmalarını arzu ediyorlar ve berşeyden evvel bir Amerikan garantisi istiyorlar» başlığı altında bir makalesini neşretmiştir.

Muhabir, bu yazısında ezcümle diyor ki :

«Türkiye, kuvvetli ordusunu İngiliz ko­mutası altına vermek suretiyle Atlantik Paktına girme keyfiyetini satın almıya-caktır. Bu hal, Türk milletinin, muhteme­len parçalanması ve bir tehlikeye maruz kalması demektir.

Türkiye, hem Avrupa'nın Güney - Doğu cephesini nezaret altında bulundurabilir — ve bulunduracaktır — hem de Orta -Doğu'nun bu köşesindeki müdafaa kalesi­ni idame ettirebilecek bir vaziyettedir.

Türkiye'nin Atlantik Paktına girmek iste­mesinin yegâne gayesi, Amerika'nın ga­rantisini temin etmektir. Gerçi Türkiye'ye bu garanti, Amerika'nın Türkiye'ye «Tür­kiye'ye yardım için müşterek müttefik yardım heyetim» (Jammat) gönderdiği zamandanberi başlamıştı, şimdi de Tür­kiye'nin müstesna vaziyetini, Sovyet Rusya'ya karşı hakikî bir müdafaa bloku içinde halletmek ve sona erdirmek için, yalnız Amerika'nın resmî rızasına ihtiyaç vardır.

Bunlar, Türk hükümet liderlerinin bana izah ettiklerine göre, Türk Dış siyasetinin üç esaslı noktasıdır, bu noktalar, her şey­den evvel, Amerikan Sefiri George Wads-vorth'un noktai nazarına da uygundur ve dünyanın bu hayatî mıntakasmda bir mu­habir olarak üç ay müddetle yakinen yap­tığım tetkikat neticesinde anladığıma gö­re. Türk halkı ile ordusunun ve idarecileri­nin üzerinde ısrarla durdukları meseleler­dir. Bunlar, Büyük Britanya ile Atlantik Paktına dahiî memleketler ekseriyetinin görüşleri olmamakla beraber, fikrimce, sonunda galip gelecek görüşler yine bun­lardır.

Zira. Türkiye'nin iyi teçhiz edilmiş, üs­tün bir talim ve terbiye görmüş ve dün­yanın en cesur askerlerinden teşekkül et­miş 26 tümeni vardır. Türkiye'nin strate­jik vaziyeti, Güney - Doğu Avrupa'nın, Doğu Akdeniz'in ve Orta - Doğu'nun «ölüm köşesi» olan kısmının müdafaaları bakımından çok önemlidir. Esasen hepsi de önemli olan bütün bu yerleri, İkinci Cihan Harbinde, Almanlar ellerine geçir­meğe çalışmışlarsa da muvaffak olama­mışlardı.

Hitler, Balkanları. Yugoslavya hariç, bir kilim gibi yuvarlıyarak eline geçirdi, fa­kat Türkleri yerinden kımıldatamadı. Ak­deniz'in Doğu sahillerindeki Fransız or­dusunun çöküşüne — ki bu orduya, Orta Doğu'daki İngiliz kuvvetleri arasında «iki


adam, bir çocuk» denilirdi — ve Wehr-raacht ile Luftwafe'nin azgınlık ve dehşe­tine rağmen, Türkler, topraklarından bir santim dahi terketmeği, Çanakkale Boğa­zının kontrolünden vazgeçmeyi ve Alman­ya'nın istediği stratejik harp malzemeleri­ni vermeyi reddetmişlerdi.

Türkler, vakitsiz bir harbe girmeleri için Ruslar tarafından yapılan tazyiki de red etmişler ve Adana Konferansına rağmen —- ki bu Konferansta, muhasemat vuku­unda Türklere silâh ve hava yardımı vaat edilmişti (bu yardım tahakkuk etmemiş­tir) —, Türkler, diplomatik ve siyasî sa­halarda, dünyanın her yerinde Rus teca­vüzüne karşı azimle savaşmışlardır.

Türkiye'nin Kore'de çarpışan birliği ce­saret ve mukavemeti ile dünyanın takdir hislerine mazhar olurken, bu memleketin Birleşmiş Milletler nezdindeki sözcüsü Selim Sarper de Rusya'nın Lake Success'e ihraç edebileceği en mükemmel adamları­nı fikir, konuşma ve manevra bakımından saf harici etmiştir.

Atlantik Paktı Devletleri Kore'ye asker göndermeği istemediği ve bunun için pa­zarlığa giriştiği zamanlarda Türkier, Ko­re'ye asker akıtmağa devam etmişler, kudretli ordularını talim ve terbiye et­mişler ve Türkiye'nin Atlantik Paktına alınmasının birçok askerî sebepler dola-yısiyle Türkiye'ye olduğu kadar, üye dev­letler için de faydalı ve lüzumlu olduğu­nu diplomatik yollarla esaslı bir şekilde onlara anlatmışlardır. Türkiyesiz —veya üvey evlât muamelesi gören bir Türkiye ile— Güney-Doğu Avrupa'yı, Doğu Ak­deniz'i ve Orta - Doğuyu müdafaa etmek, son derecede güç olacaktır.

Nihayet Washington'daki Beyaz Saray İle İskandinavya devletlerinin oradaki Elçi­likleri hakikati görmeğe başladılar. Atlan­tik Paktı kuvvetleri, Türk - Yunan mente­şesi mevcut olmadığı takdirde, Avrupa ve Orta - Doğu'da Rus tecavüzüne karşı kul­lanılacak kapının kapanmış sayılamıyaca­ğını anladılar.

Beyaz bir elbise giyen ve kırmızı kıra vat takmış olan İngiliz heyeti reisi, İran Maliye Bakanı Ali Vareste'nin elini sa­mimîtezahüratla sıkmıştır.

Takdim merasiminden sonra her iki heyet mensupları bahçedeki havuzun başına gi­derek beraberce çay içmişlerdir.

Varın Abadana gidecek olan Lord Stokes'e Harriman da refakat edecektir.

Amerika Elçiliğinin bir sözcüsü Harri-man'm müzakerelere kar ışmıya cağını söylemiş fakat istişareye devam edilecek olursa iştirak edeceğini bildirmiştir. Ka­bine âzalariyîe Petrol Komisyonu mensup­ları bu sabah erkenden Dr. Musaddık'm evinde müşterek bir toplantı yaparak ruz-nameteklifinigörüşmüşlerdir.

Kabine içtimaını müteakiben Ayandan Ebul Necmülmülk Reuter muhabirine mü­zakerelerin 15 gün içinde bitecğini bildir­miştir. Heyetler Londradan gelen İngiliz Büyükelçisi Francis Shepperd gazetecilere ümitli olduğunu söylemiştir.

—- Abadan :

İngiliz petrol heyeti başkanı Richard Sto­kes ile Truman'ıri husus temsilcisi Averell Harriman, dünyanın en büyük petrol tas­fiyehanesinin bulunduğu bu bölgeyi gez­dikleri sırada başlıca kavşaklarda silâhlı ve polis ve askerî kıtalar nöbet beklemiş­lerdir.

İngiltere aleyhine vukuu melhuz herhangi bir nümayişi önlemek maksadiyle, muha­fızlar hazır bulundurulmuşlardır. Hiçbir hâdise olmamıştır.

İngiliz heyeti, Salahiyetli İngiliz ve İranlı şahsiyetlerle görüşmek üzere bu sabah uçakla Tahran'dan buraya gelmişlerdir.

— Tahran :

İran kabinesi 3 saat devam etmiş olan dün geceki toplantısında Mührühas Lordu Ri­chard Stokes'in dünkü ilk petrol müzake­releri esnasında İran heyetine şifahen bil­dirildiği İngiliz noktai nazarına ait muhtı­ra üzerinde müzakerelerde bulunmuştur.

Yarın öğleden sonra saat 5 de Şahap Ga-rininin sarayında İngiliz heyetiyle yapıla­cak ikinci toplantıya hazırlık olmak üzere bu sabah kabine ve petrol Komisyonu bir müşterek oturum daha yapacaklardır.

8 Ağustos 1951

—Tahran :

İran hükümeti, bugün İngiltereye müraca­atla Abadan petrol sahası bölgesindeki Başkonsolosunu geri çekmesini ve İran memurları hakkında sarfetmiş olduğu şid­detli sözleri reddetmesini istemiştir.

Hürrem Şehirdeki İngiliz Başkonsolosu Francis Capper Pazar günü gazetecilere verdiği beyanatta «İran memurlarından bazıları Petrol sahalarından defedilmeli-dir» deşimti.

Başbakan Yardımcısı Hüseyin Nazimi, İngiltere Büyükelçiliğine şiddetli bir pro­testo notası tevdi ile şöyle demiştir :

İngiltere hükümeti. Capper'i geri çekmi-yecek olursa, bu onun fikirlerini kabul ve teyid ettiğine aşikâr bir işarettir.

—Tahran :

Merhum Başbakan General Ali Razmara-nın katili Halil Tamassibinin muhakeme­sine bu sabah başlanmıştır. Fedaiyanı İs­lâm Cemiyeti başkanı Safavî'nin taraf­larından müteşekkil kalabalık bir grup Adalet sarayının önünde toplanarak Ha­lil Tamassibi ve şefleri Savafi'nin serbest bırakılmalarını istemiştir. Bakanlığın et­rafı mitralyözlerle mücehhez polisler ta­rafından tutulmuştur.

—Tahran :

İran Ayan Meclisi Abadanda sıkı yöneti­mi iki ay daha uzatmağı kabul etmiştir. BaşbakanDr.Musaddık'mevindeyapılan fevkalâde kabine toplantısından son­ra, Başbakan Yardımcısı Hüseyin Fatimî, Pazartesi günü ihzarî müzakerelerde, İn­giltere tarafından sunulan muhtıraya, İranın bu gece cevap vereceğini bildir­miştir. Öte yandan İngiliz müzakere heyeti baş­kanı Richard Stokes, «Şimdi sıra İranlı­lardadır. İranlıların ne diyeceklerini bekli­yorum. Fakat ben müşahhas teklif getirmiş değilim.» demiştir.

Richard Stokes, dün Abadan'da bulundu­ğu sırada oradaki İngiliz tebaasına, «Esas mesele, İranı komünist olmaktan korumak­tır.» demiştir.

Bugün de beyanatta bulunarak ezcümle şunları söylemiştir :

«Günün en mühim, âcil dâvası, mümkün olduğu kadar yakın bir zamanda petrolün akışını temin etmekte toplanmaktadır. Bu­radaki resmî şahsiyetler, bir hal yolunun bulunmasını istiyorlar. Dr. Musaddık ile iki defa buluştuk. Görüşmelerimiz çok sa­mimî oldu. Onu kolay geçinilecek bir insan buldum.))

—Tahran :

Richard Stokes'in başkanlığındaki İngiliz heyeti, yine Kralın yazlık sarayının bah­çesinde İran temsilcileri ile ikinci bir top­lantı yapmıştır.

İran heyeti Pazarteri günü samimî bir hava içinde yapılan ilk toplantıyı müte­akip İngiliz heyeti başkanının tevdi ettiği Muhtıraya cevap vermiştir. Bu muhtıra, ihtilâfın devam ettiği üç ay zarfında İngi­liz hareket tarzının bir hülâsasını ihtiva etmektedir.

—Tahran :

Tahramda yapılmakta olan Petrol kon­feransının ikinci oturumu hakkında ya­yınlanan tebliğde bugün bazı ilerlemeler kaydedildiği bildirilmekte ve üçüncü otu­rumunu Pergembe günü saat 18 de yapıla­cağı ilâve edilmektedir.

Iran heyetinin sözcüsü, Perşembe günkü oturumda umumî görüşmeler yapılacağını basma açıklamış, ve şunları ilâve etmiştir: «Yarın teknik mevzular üzerinde meşgul olunacaktır. İyimser olmak için daha çok erken olmasına rağmen petrol meselesini halledeceğimizden eminbulunuyoruz.»

Sözcü, Stokes'in İran heyetine müşahhas tekliflerde bulunduğu iddiasını yalanla­mıştır.

10 Ağustos 1951

— Tahran :

İngilizlerle Petrol ihtilâfım müzakere et­mek üzere kurulan 7 âzalı İran petrol mü­zakere heyeti dün Başbakan Musaddık ve Millî Eğitim Bakanı Kerim Sencabî ile görüşmeler ve toplantı sonunda akaryakıt gemilerinin makbuz durumu üzerinde tah­kikat yapıp bir anlaşma teminiyle vazifeli bir tâli komisyon kurulduğunu bildir­mişlerdir.

Matin Daftaro bu hususta verdiği demeçte: «İngilizlerin petrolün devletleştirilmesini kabul etmelerinden sonra makbuz verme meselesi kendiliğinden ortadan kalkmış­tır.

Çimdi paraların nasıl ödenmesinin lâzım-geldigini halletmek lâzımdır» demiş ayni heyete_ mensup olan Hassabİ ise «İngiliz­lerin İranlılarla anlaşmaları kendi men­faatlerinedir. Bu anlaşma olsun olmasın biz devletleştirmemize devam edeceğiz» demiştir.

Birinci günkükonuşmalar sırasındaİn­giliz heyetinin verdiği muhtırahakkında İranlılar, heyet başkanı Richard Stokes'teıı bu muhtıranın bazı noktaları üzerinde açık­lamalarda bulunmasını talep etmişlerdir. Butoplantıdansonraîngilizlerhiçbir beyanatta bulunmamışlardır. Stokes bugün Sahi ziyaret edecektir. İranBaşbakan YardımcısıFatimi,akar yakıtgemileri tali komisyonununİngiliz hükümetindenDonaldFerguson,İngiliz -İranPetrolŞirketindenbirtemsilciile İran hükümetinden Ali Sayegan'dan mü­teşekkil olacağını bildirmiştir.

Fatimi bundan sonra, tasfiyehane çalış­maya başlamazdan önce petrolün satışı hakkında bir formülün bulunması lâzım geldiğini izah ederken şöyle demiştir: «Tasfiyehanenin çalışmaya başlamasından evvel biz ilk defa petrolümüzü satıp pa­ramızı nasıl temin edeceğimizi öğrenme­liyiz.»

Hali hazır petrol stoklan sadece iç istih­lâkte kullanılacak akar - yakıt gemilerine tasfiyehanenin çalışmağa başladıktan son­ra istihsal ettiği petrol tahsis olunacaktır..

— Tahran :

Petrol Konferansmdaki İngiliz ve İranlı murahhaslar sarnıç gemileri kaptanlarının imzalayacakları makbuzların muhtevası ile petrolün ihracı meselelerini incelemek

üzere, İngiltere Yakıt Bakanlığı daimî müsteşarı Sir Donald Fergusonla İraniı mebus Seyid Hasan Sayegan'ı seçmişler­dir.

11Ağustos 1951

—Tahran :

Şah ile birkaç saat süren, bir konuşmadan sonra, Başbakan Musaddık, kabineyi uzun bir içtimaa davet etmiştir.

İran Petrol Komisyonu da bu toplantıya iştirak etmiş ve başkan Hüseyin Mekki, mufassal izahat vermiştir.

Diğer taraftan Harriman, Azerbaycan'dan ayrılmadan evvel Meçhul Asker Âbidesine bir çelenk koymuş ve radyoda verdiği be­yanatta Amerikalıların, İranın inkişafı ve Azerbeycanm ziraî kalkınmasile alâkadar olduğunu söylemiştir.

—Tahran :

Parlâmento Petrol Komisyonu raportörü Hüseyin Mekki bugün, yaptığı Basın top­lantısında, İran hükümetinin îngilterenin Hürremşehir Konsolosu Francis Capperin takındığı tavrı İngiltere nezdinde resmen protesto etmekten vazgeçtiğini bildirmiş ve İngiltere hükümetinin konsolosu Capperi çağırmağı vadetmesi üzerine bu kararı al­dığını tasrih etmiştir.

—Tahran :

İngiliz ve İran petrol müzakere heyetleri­nin bugünkü toplantısından sonra İranlı sözcü, «bu akşam gerçekten çok büyük terakki elde edilmiştir»demiştir.

Maarif Bakanı Dr. Sincabı de gazetecilere şunları söylemiştir : «İyimserlik hisset­meğe «başladığımızı samimiyetle beyan edebilirim.»

12Ağuslce 1951

—Tahran :

îrandaki İngiliz hükümet heyetinin başka­nı mührühas Lordu Richard Stokes dün akşamki toplantıdan sonra verdiği beya­natta: «Eğer anlaşmaya vanlacaksa her iki millet arasında işbirliği yapılmalıdır. Dostane işbirliği esasları dahilinde her iki memleket çalışacak olurlarsa bir anlaşmaya varmak üzere herhangi bir ciddî zorlukla karşılaşılmayacaktır» demiştir.

Stokes bundan sonra sözlerine devam e-derek İranlılara İngiliz - İran Petrol şir­ketindeçalışanİngilizpersenoünancak

İngiliz idaresi altında çalışabileceklerini söylediğini bildirmiştir..

Stokes ayrıca şunları bildirmiştir :

nİran, İngiltere tarafından teklif edilen umumî prensipleri kabul etmiştir. Müm­kün olduğu kadar, çabuk petrolün Aba-dan'dan dışarı alınmasını temin etmeli­yiz, fakat bunun için İranın ilk defa su­nulan teklifleri kabul etmesi lâzımdır.

Harrimanla beraber daima sıkı bir şekil­de çalıştık». "

—Tahran :

Yetkili resmî bir kaynaktan öğrenildiğine göre, dünkü petrol konferansı sırasında, .Richard Stokes İran murahhas heyetinin dikkat nazarlarını aşağıdaki noktalar üze­rine çekmiştir:

Anglo - İranianPetrolKumpanyası40.000 hissedarınınvemezkûr kum­panya personelinin istikballeri,

İran Petrol meselesinin muhtemel birhalsuretindeAnglo - İranianKum­panyasınınuzunzamandanberi edin­miş olduğutecrübedenistifadeedil­mesi,

İranınkendi basmatemin edemiyeceği petrolün deniz aşın memleketlere

irsalâtı,

4—İranınderuhteedemiyeceğiecnbî memleketlere satışlardaki zorluklar.

Richard Stokes'in bu dört nokta hakkında müsbet tekliflerde bulunacağı bu çevreler­ce sanılmaktadır.

Aynı zamanda İran hükümetinin bu nok­talan yarın tetkik edeceği ve gelecek top­lantının salı gününe geri bırakılacağı dahi sanılmaktadır.

—Tahran :

İngiliz ve İran petrol heyetleri bu akşamki yoplantılarını yarma tehir etmişlerdir. Res­mî bir tebliğde şöyle denilmektedir :

«İki heyet arasında bu akşam yapılması mukarrer olan toplantı, lüzumlu vesika­ların hazırlanması için zaman temini gaye­siyle ve her iki tarafın rızasiyle Pazartesi gününe tehir edilmiştir.»

İyi haber alan kaynaklar, mührühas Lordu Richard Stokes'in dün gece vâdettiği tek­liflere bir şekil vermek maksadiyle da­ha zaman isteyen ingiliz talebi üzerine te­hirin kabul edildiğini söylemektedirler.

Richard Stokes'in Fiilen anlaşma tasarı­sıolacakolantekliflerinitakdimetme-


den evvel İngiliz Dışişleri Bakanlığı ile son istişarelerde bulunmak üzere mühlet istediğizannedilmektedir.

Buradaki yetkili kaynaklar ingilizlerin İran petrolünü işletmek ve satmak için müşterek bir İngiliz - İran Şirketi teklifin­de bulunacaklarını söylemektedirler.

Dün gece Stokes'in vâdettiği umumî anlaşma tasarısının başlıca noktasını bu teklifin teşkil ettiğine inanılmaktadır.

14 Ağustos 1951

—Tahran :

Bakanlar Kurulu dün akşam Başbakan Musaddık'm evinde toplanarak Stokes'in tekliflerini incelemiştir :

Toplantıdan sonra Bakanlar, İngiliz teklif­lerinin 'tetkikini bitiremediklerini, bugün tekrar toplanacak olan Bakanlar Kurulun­da daha derin tetkiklere devam edileceğini söylemişlerdir.

Başbakanlık Müsteşarı Hüseyin Fatimî de, petrol sanayiinin devletleştirilmesi kanunu­nun 9 maddesine tevafuk etmedikçe hiç bir anlaşma yapılamıyacağım tekrar etmiştir.

—Tahran :

Başkan Trumanm hususî temsilcisi Averell Harriman, bu sabah saat 10.30 da sarayda İran Şahı İle uzun bir görüşmede bulun­muştur.

İyi bir kaynaktan öğrenildiğine göre Ave­rell Harriman İngiliz tekliflerinin kabu-İünde Sanın Başbakana itidal tavsiyesinde ısrar etmiştir.

Petrol meselesi hakkında dün tevdi edilen İngiliz tekliflerinin tetkikine devam etmek için kabine toplantısı yapıldığı sırada Şah ile Averell Harriman arasındaki bu görüş­meye siyasî çevreler hususî bir ehemmiyet atfetmektedirler. Şah ile yaptığı görüşme­den sonra Harriman, Başbakan Musaddı-kııı nezdine gitmiştir.

Başbakan kendisine kabinenin İngiliz tek­liflerinin tetkikini henüz bitirmediğini bil­dirmiştir.

—Tahran :

Uç saatten fazla süren Bakanlar Kurulun­dan sonra bu sabah basma demeçte bulu­nan Maliye Bakanlığı müsteşarı ve İran murahhas heyeti üyesinden Kâzım Hasibi İran heyetine sunulan İngiliz teklifleri ma­hiyetinin İran hükümetini tatmin edemiye-ceğinivecereyanedengörüşmelerinis-

tikbali hususunda iyimser bulunmak için: hiç bir sebebin mevcut olmadığını bildir­miştir.

15Ağustos 1951

—Tahran :

Petrol müzakerelerindeki İngiliz heyetinin başkanı Richard Stokes, petrol ihtilâfının bir anlaşmaya ulaştırılması maksadı ile kendisi tarafından yapılmış olan teklifleri İran Başbakanı doktor Muhammed Mu­saddık'm red etmiş olduğu yolundaki ha­berleri bugün yalanlamıştır.

Stokes «hiçbir şey reddedilmemiş, hiç bir şey kabul edilmemiştir» demiş, iki heyet arasında yarın bir toplantı daha yapılacağı ümidinde olduğunu sözlerine ilâve etmiştir.

—Tahran :

Müzakerelerin anlaşmazlığa son vermek imkânını bulamamaları üzerine İran bugün İngiltereye petrol ihtilâfı mevzuunda üç maddelik bir ültimatom tevdi etmiştir. İran bununla, talepleri kabul edilinceye kadar petrol görüşmelerine ara vermek tehdidin­de bulunmaktadır.

İngiltere, İrana, evvelce İngilizlerin sahip olduğu Anglo - İranian Petrol Şirketi tara­fından işletilen petrol , sahalarının İran hükümetine teslim edilmesini teklif fakat ayni zamanda İngilizlere petrolün Batıya tevzi teşkilâtını idare salâhiyetini derpiş eden 8 maddelik bir plân takdim etmiştir.

İran Eğitim Bakanı Kerim Sincabi İngiliz tekliflerinin «hiç de tatminkâr olmadığını» söylemiştir.

16Ağustos 1951

—Tahran :

Petrol üzerinde cereyan eden İngiliz - İran-müzakereleri az çok bir çıkmaza girmiş gibidir ve Harriman bu çıkmazdan kurtar­mak için sarf ettiği gayretleri arttırmıştır. Stokes Şahla bir mülakat yapmıştır. Dün akşam gece yarısından sonraya kadar de­vam eden ziyafette Harriman her iki ta­rafın görüşlerini telif etmek için faaliyet göstermiştir. Bir ziyafetten sonra bir İranlı murahhas demiştir ki :

«Münakaşa ya akılla veya kalple yapıla­bilir. Harriman bütün kalbi ile konuştu ve diyebilirim ki ikna etmeğe muvaffak oldu.»

İranlı olmayan yetkili çevrelerde, Harri-manm 13 Ağuctosta Stokes tarafından üeri sürülen tekliflerin kaleme alınmasına yardım ve bunları tamamiyle tasvip ettiği ima olunmaktadır. Bundan dolayıdır ki İran makamlarının bu teklifleri reddi Harrimanı cidden şaşırtmıştır. Mamafih Harrimanın 'ümidini tamamiyle kestiği sanılmamakta-dır. Bundan dolayı her iki taraf arasını bulmakta istical göstermiştir. İyi haber alan çevrelere göre, gelecek 7 inci oturum Saheb Garanienin sarayında Cumartesi gü­nü toplanacaktır.

—Tahran :

Bşkan Truman'ın hususî temsilcisi Averell Harriman bugün İran Şahmı ziyaret et­miştir. Müşahitler, petrol müzakerelerinin muvakkaten inkıtaa uğramasiyle neticele­nen İngilizlerle İranlılar arasındaki görüş farklarını bağdaştırmak içîn, Harrimanın İran Şahmın mutedil tesirinden faydalan­mağaçalıştığını söylemektedirler.

İnanıldığına göre, Harriman Richard Stokes'un teklifinin sıhhatli ve sağlam bir iş esasına istinad ettiğini ve bunun da İranın İstikbalde petrol sanayiini idare et­meği ümit edebileceği yegâne esas olduğu­nu delilleriyle ikna etmeğe çalışmaktadır. Harriman'a yakın bir kaynağın bugün Reuter muhabirine söylediğine göre, Har­riman İranlılara açıkça anlatmıştır ki, İran .petrol sanayii müşterileriyle Stokes'un tek­liflerinin ihtiva ettiği teminat ve garantiler altında iş görmedikçe dünya piyasalarında rekabet edemez.

İngiliz ve. İran petrol heyetlerinin Cumar­tesi gününe kadar resmî bir toplantı yap­maları şimdilik mevzu bahis değildir. Fa­kat her iki tarafın teknik mütehassıslarının bugün ve yarın gayrı resmî görüşmelerde bulunmak üzere toplanmaları beklenmek­tedir.

—Tahran :

İngiliz petrol heyeti başkanı Richard Stokes bu gece beyanatta bulunarak ilânihaye İranda kalmiya niyeti olmadığını belirt­miştir.

Salahiyetli çevreler Richard Stokes, petrol ihtilâfını hal yolunda İngiliz heyetince ileri sürülen teklif reddedildiği takdirde Cu­martesi gecesi uçakla Londraya harekete hazır bulundurduğunu söylemiştir.

Î8 Ağusîos 1951

—Tahran :

İran petrol müzakerelerinde İngiliz heye­tine başkanlık etmekte olan mührühas Lor-

du Richard Stokes müzakerelerin gelişme­si hakkında aydınlatıcı malûmat vermek maksadıyle bugün basma beş maddelik bir tebliğ vermiştir. Bu tebliğde bildirildiğine göre:

Stokesşimdiye kadar tekliflerinin İranlılar tarafından reddedildiğine dairhiçbir tebligat almamıştır. Stokes ge­çen çarşamba günü yapılan toplantı­dansonra petrolmüzakerelerine bu­günsaat16.30 dadevamedileceğini
bildirmiştir.

BaşkanTrumanınhususîtemsilcisiAverellHarrimanİngiliztekliflerin­den haberdar edilmiş ve o da bunlarıtamamen tasvip ederek kendi bulmuşolduğuformüleuygunnazarıile bakmıştır.

Stokes şunları söylemektedir :

«Hiç bir şeyin beni tekliflerimdeki prensiplerden ayıramıyacağmı tek­rarlamak isterim. Bunlar yapabilece­ğim en iyi tekliflerdir. İleri sürecek yedek tekliflerim yoktur. Teklifleri­min teferruatı hakkında müzakereye hazırım.»

Süratlebiranlaşmayavarılmasılâ­zımdır. Çünkü petrol istihsalinin inkitaauğramasıbüyüksayıdakiİngilizpetrol teknisyenlerinin buradan ayrıl­masını tevlit edecektir. Halen buradabulunanteknisyenlerindahauzunmüddetkalmalarıbeklenemez.Buarada bunlarkendilerinibeklemekteolan ve ihtisaslarıdahilinde bulunandaha iyi işler aramaktadırlar.

İngiliz teklifiİranlıların petrol satış­larındanşimdiyekadaraldıklarınınüç misline sahip olacaklarını ifade et­mektedir.

19 Ağustos 1951

— Tahran :

Petrol Konferansının sekizinci toplantısı Öğleye doğru sona ermiştir.

Toplantı sonunda İran murahhasları der­hal başbakan Dr. Musaddık'm evine git­mişlerdir.

Murahhaslar hiçbir demeçte bulunmamış­lardır. İngiliz murahhas heyeti başkanı Richard Stokes, yanında murahhaslardan bazıları olduğu halde az sonra Sahip Ka-raniye Sarayından çıkmış fakat henüz Baş­bakanı ziyaret etmemiştir.

Bu arada nereye gittiği malûm değildir.

Stokes, görüşmelerin sona ereceği sırada Başbakanın yanından ayrılmadan bir kaç dakika evvel, Doktor Musaddık'ın «ihtilâf hakkındaki yeni İran tekliflerini muhtevi» iki zarfı hiç bir tefsirde bulunmadan ken­disine tevdi ettiğini ve ayni anda da zarf­ların muhteviyatının metninin Tahran rad­yosu ile yayınlandığını söylemiş «vesika­ların alâkalı tarafa tevdiinden önce ya­yınladığı bir müzakere şimdiye kadar işit­medim. Ben de bu sırada muhtemel bir hal çaresi üzerinde münakaşa ediyordum.» demiştir.

Stokes Çarşamba gecesi geç vakit ve Per­şembe günü hareketinden -evvel Şaha bir nezaket ziyaretinde bulunacağını, hareke­tinin Başbakan Musaddık'a ve hükümet mensuplarına, yapacağı nezaket ziyaretleri sebebiyle ancak birkaç saat gecikebileceği-sözlerine ilâve etmiştir.

—Tahran :

Başkan Truman'ın arabulucusu Harriman demiştir ki :

Petrol müzakereleri akamete değil inkıtaa uğramıştır. Böyle bir çıkmaza girilmesin­den müteessirim. Pratik bir hal çaresi bu­lunması için müzakerelere yakında başla­nacağını ümit ederim. Her geçen gün İran sanayii için büyük bir kayıptır.

Buradaki bitaraf İngiliz ve Amerikan meh-fillerinde hâkim olan kanaate göre Harri-man'in beyanatı nikbin temennilerin ifade­sidir. Bir anlaşmaya varılması için her iki taraftan da anlaşma zihniyetine ihtiyaç vardır. Musaddık Başbakan oldukça İranla anlaşma İhtimali olamaz.

24 Ağustos 1951

—Tahran :

Veda için dün gece Başbakan Musaddık'ı ziyaret eden Averell Harriman Başbakanla petrol meseleleri üzerinde 1 saat 45 daki­ka süren bir görüşme yapmıştır.

Daha sonra görüşmede hazır bulunan Tran resmî şahsiyetlerinin United Press muha­birine açıkladıklarına göre, İngilizlere ve­rilecek tazminat üzerinde görüşen Başbakan Musaddık, tedavülde mevcut hisse sened-lerine istinaden Anglo - İranian Petrol Şir­keti emvalinin İngilizlerin hesapladığı gibi 3 milyar değil. 200 milyon sterling olarak tesbit edildiğini Harriman'a bildirmiştir.

Harriman, Londrayı ziyareti sırasında Baş­bakan Attlee ile müzakere etmek üzere bu hususu not etmiştir.

Musaddık. Harriman'a ayrıca İngilizlerin-petrollerinin devletleştirildiği 20 Marttan-beri İrandan 150.000.000 sterling kıymetin­de petrol çektiklerini ve bunu İrana öde­meleri icâp ettiğini de söylemiştir.

Petrol sahalarının İngilizler tarafından mü­dafaa ihtimali mevzuundaki Attlee ve Jo-witt'in yaptıkları beyanat üzerinde tef­sirde bulunan Başbakan Yardımcısı Fate-mi «devletleştirmeyi tanıdıklarına göre İngilizlerin petrol bölgelerinde müdafaa edecek menfaatleri olmadığını» söylemiş­tir.

İranın Doğu bolukundan mütehassıs te­min edip etmeyeceği sualine verdiği ce­vapta «hür dünyada Iranın talebini kar­şılayabilecek kadar mütehassıs olduğuna kaniim»demiştir.

Başbakan Yardımcısı Fatemi, Harrimaıı'm Musaddık'a Londrayı ziyaretinden sonra İrana dönmesinin muhtemel olduğunu açıklamıştır.

Harriman, son beyanatına ait İran ceva­bını almak üzere bugün hareketinden ev­vel Başbakanı tekrar ziyaret edecektir.

—Tahran :

Yetkili çevrelerden bildirildiğine göre, bu akşam Tahrandan Belgrada hareket ede­cek olan Truman'ın temsilcisi Harriman,. Yugoslavya başkentinde iki gün kalacak, oradan Paris ve Londrayagidecektir.

—Tahran ;

Truman'ın hususî temsilcisi Harriman İn­giliz - İran petrol müzakerelerinin kesil­mesi üzerine bu gece hususî uçağı ile İran­dan ayrılmıştır.

25 Ağustos 1951

—Tahran :

Başbakan Musaddık ile Harriman arasında cereyan eden son görüşme esnasında Tru-man'm hususî temsilcisi İran Başbakanına bir ayaklanma esnasında Azerbaycana ye­gâne geçit vasıtası olan Tahran - Tebriz demiryolunun bitirilmesi için lüzumlu mai-zemenin satın alınması için Birleşik Ame­rika hükümetinden 25 milyon dolarlık yardım temin maksadiyle her türlü gayreti sarfedeceğini vaad etmiştir.

Bu vesile ile hatırlatıldığına göre, Ameri­kan uzmanları raporlarında bu demiryolu­nun İnşası lüzumunu ittifakla belirtmişler­dir. Diğer taraftan Harrimanın Amerikada okuyan İranlılara vardım edilmesi maksadiyle hükümete beş bin dolarlık bir hibe­de bulunmuş ve bu vesile ile kendisine as­kerî mektep tarafından bir miğfer, iki mu­sanna kılıç, iki tabanca, bir örme zırh ve bir eski kalkan hediye edilmiştir.

26 Ağustos 1951

— Tahran :

İran kabinesi Anglo - Iranian Petrol Şir­keti idaresinin sona ermesi neticesi hasıl olabilecek iktisadî buhranın önüne geçmek üzere lüzumlu tedbir ve kararları almak maksadiyle Cumartesi gecesi 3 saat süren bir toplantı yapmıştır. İran Millî Bankası Müdürü ve malî mütehassıslar müşavir o-larâk bu toplantıda hazır bulunmuşlardır.

Görüşülen başlıca tedbirler arasında, tas­fiyehane ve tesislerin kapanmasını mütea­kip işsiz kalmış olan işçilere iş temini için Kuzİstan petrol bölgesi inkişaf plânları a-na hatlarının hazırlanması da vardı.

— Tahran :

İran, Anglo - İranian petrol kumpanyası ile 1949 munzam petrol anlaşmasını imzala­mış bulunan eski Siraz valisi general Gol-şayan Abbaskııli ile İranın Türkiye büyük elçisi Mehmet Sayid'i bugün vazifelerin­den affetmiştir.

.İran Meclisi bu anlaşmayı tasvip etmemiş­ti.

Daha ziyade dünya müdafaa sistemini alâkadar eden bu çok mühim mesele karşısında İngilterenin de Harriman prensiplerini kabul ettiği anla­şılmaktadır.

Son gelen bir habere göre çok yakında bir İngiliz heyeti, fevkalâde salâhiyetleri haiz olarak, İrana gidecek ve müzakerelere baş-hyacaktır. Dünya çapında bir tehlike ar-zeden bu dâvanın, büyük heyecanlar, son­suz tehditve sert münakaşalardan sonra

halledilebilecek bir mesele şeklini alması her tarafta memnuniyet uyandırmıştır. Moskovanm evvelâ müdahaleye taraftar göründüğü, sonraları ise âdeta alâkadar de­ğilmiş gibi bir hereket tarzı takip ettiği bu siyasî hâdisede komünistlerin bütün ümitle­ri hilâfına demokrasi âlemi birbirine girme­miş, İngiliz - Amerikan ihtilâfı çıkmamış, İran hükümeti ise nihayet makul bir teklifi kabul etmiştir. Halbuki Moskova demok­rasi alemindeki büyük ihtilâfı bu vesile ile meydana koymuş olduğunu zannediyor ve çok büyük ümitlere kapılıyordu. Hâdise­nin bu suretle hal yoluna girmesi İranla yüzlerce kilometrelik hududu olan Türkiye için bilhassa memnunluk uyandırıcı bir ne­ticedir.

3Ağustos 1951

—New-York :

Süveyş Kanalında Mısırın tatbik ettiği abluka yüzünden ortaya çıkan ihtilâfa dip­lomatik bir hal çaresi bulunması ümidi ile Güvenlik Konseyinin gelecek hafta Salı gü­nü yapacağı toplantı Perşembe gününe ta­lik edilmiştir.

4Ağustos 1951

— İskederiye :

Birleşik Amerikanın Mısır Büyükelçisi Jefferson Caffery bugün Mısır Dışişleri Bakanı Muhammed Salâhaddin Paşa ile Süveyş Kanalından İsraile müteveccihen geçen gemilere konmuş olan tahdidatla alâkalı bir mülakatta bulunmuştur.

Diğer taraftan El Ahram gazetesi Mısırın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ile Süveyş Kanalı meselesi hakkında âdil bir hal çaresi bulmak için işbirliği yapmayı arzu ettiğini yazmaktadır.

Bu ihtilâf halen Güvenlik Konseyine tevdi edilmiş bulunmaktadır.

5Ağustos 1951

—Kahire :

Mısır bugün gazeteden mahrum kalmıştır. Filhakika Gazeteciler Sendikası tarafından verilen emre itaat eden gazeteler, Basın hürriyetini tahdit eden 3 tasarının' Parlâ­mentoya verilmesini protesto etmek üze­re, intişar etmemiştir.

Bu üç tasarının geri alınmasına rağmen son iki hafta zarfında bütün memlekette cereyan eden şiddetli savaşlar neticesi Ga­zeteciler Sendikası bütün Pazar günü için grev emrini idameye karar vermiştir.

6Ağustos 1951

—Kahire :

MısırDışişleriBakanıSalâhaddinPaşa

bugün Mecliste verdiği beyanatta 1936 İn­giliz - Mısır andlaşmasinm Kralın sene so­nuna doğru söyliyeceği nutuktan evvel fes­hedileceğini bildirmiştir. Dışişleri Bakanı bundan başka Mısırın yeni bir Dünya Harbi vukuunda İngilterenin yanında yer almıyacağım da söylemiştir.

Salâhaddin Paşaya göre, her hangi bir dünya harbi tehdidi mevcut olsa dahi İn­giliz kuvvetlerinin Mısırda bulunması ka­bul edilmiyecektir. Sudan da Mısırın ayrıl­maz bir parçası telâkki edilmektedir.

Mecliste, İngiltere Dışişleri Bakanı H. Morrişon, son hareketleri ve konuşmaları ile ingiltere-Mısır anlaşmasına kapıyı kapamakla itham edilmiştir.

8 Ağustos 1951

— New-York :

Buradaki resmî şahsiyetler. Mısırın Süveş Kanalını abluka etmesi meselesinde mah­keme harici bir hal çaresine başvurmak ümidini hemen hemen terk etmişlerdir.

Mısırı ablukayı terke davet ettiği anlaşı­lan ve Güvenlik Konseyinin pelrşembe gün­kü toplantısında verilecek olan karar su­retinin nihaî şekli dün Mısır Başmurahhası Mahmut Fevzi Beye Tevdi edilmiş ve derhal kabineye ulaştırılmıştır.

Anlaşıldığına göre Kahiredeki İngiliz ve Amerikan Büyükelçilerine meseleyi Mısır hükümeti nezdinde takip etmeleri için ta­limat verilmiştir. Bir Amerikan kaynağı bu hareketlerinin Mısırı ablukayı kendi arzusu ile terk etmeğe ikna edecek yegâne ümidi temsil ettiğini söylemiştir. Bu ta­hakkuk ettiği takdirde karar suretinin Kon­seye sunulmasına ihtiyaç kalmayacaktır.

İyi haber alan kaynaklar İngiltere, Birleşik Amerika ve Fransa tarafından desteklenen karar suretinde şu hususların yer alacağını söylemektedirler:

1— GüvenlikKonseyi,MısırıKanaldan geçen gemilere tatbik ettiği takyitleri


ve her nereye gidecekse gitsin mallar üzerindeki bütün müdahaleleri terke davet etmektedir.

2— Mısır hükümeti, gemilerin emniyeti ve mevcut beynelmilel anlaşmalara riayet bakımından bu esas haricinde kalan deniz ticareti üzerindeki bütün müdahalelere son vermelidir.

—Kahire :

Mısır gazetelerinin birkaçı, İngili - Mısır andlaşmasmın Mısır tarafından feshedile­ceğine dair Dışişleri Bakanı Salâhattin Paşanın Pazartesi günü verdiği beyanatın, bir hükümet buhranı intaç ettiğini bu sa­bah ilân etmektedir.

Muhalefet gazetelerin'den El Ahirül Lahza'-ya göre, Mısır Dışişleri Bakanının sözleri Başbakan Nahas Paganın ha3;retini mucip olduğu gibi diğer Bakanlar için de bir sürpriz teşkil etmiştir.

Yeni bir harp vukuunda İngilizlere hiçbir yardımda bulunulmayacağına dair Salâhat­tin Paşanın sarfettiği sözler de yine her­kesi şaşırtmıştır.

Yeni bir harp vukuunda Mısırın İngiltere-ye karşı takınacağı tavrın gözden geçiri­leceğine dair hükümet tarafından verilen bîr beyanat ile Dışişleri Bakanlığının söz­leri arasındaki tezat kimsenin dikkat naza­rından kajmamıştır.

10 Ağusios 1951

—Kahire ;

Süveyş Kanalı nakliyatının tahdidi mese­lesinde Güvenlik Konseyi Mısır aleyhin­de bir karara vardığı takdirde, Azzanı Pa­şa Arap' Birliği Konsey ve Siyasî Komite­sinin derhal toplantıya çağırılacağını bil­dirmiştir.

Arap Birliği Genel Sekreteri, bu meselede Mısıra yapılacak her türlü tazyik karşısın­da bütün Arap memleketlerinin mütesanic! hareket edeceklerini bildirmiştir.

15 Ağustos 1951

—Kahire :

Arap Birliği Genel Sekreterliğine göre, Arap devletleri 10 Eylülde Pariste topla­nacak olan Filistin Arabulma Komisyonu toplantısına iştiraki kabul edeceklerdir. Genel sekreterlikten ilâve edildiğine göre, Arapdevletleri,murahhaslarınınİsrail

delegeleri ile aynı masada oturmamaları şartını ileri sürmektedirler.

—İskenderiye :

Arap Birliği Kaynaklarından bugün bil­dirildiğine göre, Arap Devletlerinin ° Ey­lülde Paris'te toplanacak olan Filistin Uz­laştırma Komisyonu toplantısına İştirak edecekleri sanılmaktadır.

İlâve edildiğine göre, Arap Devletleri, hüs­nüniyet ve işbirliği hususunda besledikleri arzuyu ispat etmek ve Filistinin taksimi ve Arap mültecilerinin yerlerine iadesi yo­lundaki Amerikan kararını kuvveden fiile çıkarmak istemektedirler.

Bununla beraober, Arap murahhasları kon­feransta İsrail delegeleriyle aynı masada oturmak istememektedirler.

16 Ağustos Î951

—Kahire :

Mısır. Japon barış andlaşması üzerinde San Fransİsco'da yapılacak konferansa iş­tiraki reddetmektedir. Dışişleri Bakanı ta­rafından Bakanlar Kuruluna verilen rapor­da Mısır ile Japonya arasındaki harp ha­line son verme kararının alınmaması ile,, bu memleketle yapılacak barış konferan­sına iştiraki reddi teklif edilmektedir.

Al Ahram gazetesi bu konu hakkında şun­ları yazmaktadır :

Mısır müşterek müdafaa bahanesiyle ya­bancı işgal kuvvetlerinin idamesini ihtiva eden herhangi bir anlaşmayı tasvipten im­tina edecektir.

Al Mısrî gazetesi de Japonya ile Mısır arasında ayrı bir barış anlaşması İmzasını, teklif etmektedir.

19 Ağustos 1951

—Kahire :

Mısır matbuatı, bugünkü yazılarında, Mısır - İngiliz andlaşmasmın feshini taki­ben neler olabileceği hakkında tahminler yürütmektedir. El Ahram gazetesi ezcüm­le şöyle demektedir :

«İngilizlerin Herhangi bir tezahürü halin­de, Mısır, Süveyş Kanalı bölgesindeki İn­giliz garnizonunu bir düşman kuvveti ola­rak ilân edecek, kapmlarda çalışan Mısır]] işçileri geri, çekecek ve yiyecek ve içecek maddelerini kesecektir.

1 Ağustos 1951

—Amman :

Kral Abdullah ve Riad El Sulhu yapılan suikast sanıklarını muhakeme etmek üze­re bir mahkeme teşkiline dair kararname naip tarafından imza edilmiştir.

Hâkimler heyetini Arap lejyonuna men­sup üç subay teşkil ve iddia makamını da hukuk müşaveri işgal edecektir.

18 Ağustos 1951

—Londra:

Kral Abdullah'ın ölümü ile neticelenen sui­kast sanıklarının muhakemesi alenî ola­caktır.

Arap Lejyonuna aid Abdali'deki karargâh­ta yapılacak olan muhakemede yerler mah-dud olduğundan 120 davetiye dağıtılacak­tır.

Tuğgeneral Abdulkadir Paşa üç kişilik mahkeme heyetine başkanlık edecektir.

İddia makamını işgal edecek olan Halid Bey, iddianamenin okunmasının üç saat süreceğini söylemiştir.

Mahkeme safahatına ait haberler sansür edilecektir.

Suikastın faili Kudüslü Mustafa Şükrü, Kralın muhafızları tarafından vakayı mü­teakip öldürülmüştü.

—Amman :

Kral Abdullah'ın katli ile alâkalı olduk­ları iddia edilen on kişinin muhakemesine bugün başlanmıştır. Celse iddianamenin okunması ile açılmış bunu müteakip müt-tehimlerin mü daf ilerin den Avukat Hamid bu davanın hususî bir mahkemede görül­mesinin anayasa ve ceza muhakeme usu­lüne aykırı olduğunu söylemiş ve mah­kemenin kendini salâhiyetsiz ilân etmesini istemiştir. Avukat ayni zamanda müvek-killeriyle de temas etmek arzusunu gös­termiştir.Herikitalebinreddedilmesini

müteakip Başsavcı Velid Salâh söz al­mış ve Kral Abdullahın hangi şartlar al­tında katledildiğini ve bu tertibe dahil bulunan müttehimler arasındaki irtibatı izah etmiştir.

Baş Savcının ithamları müttehimlerin iti­raflarına ve bunların evlerinde bulunan ve­sikalara istinat etmekteydi.

îîundan sonra başkan müttehimlerin her birine ayrı ayrı suçlu olduklarını kabul edip etmediklerini sormuş fakat hepsi bu tertiple bir alâkaları olmadığını söylemiş­lerdir. Yalnız Abdi Okke bu tertipten ha­beri olduğunu, bunu resmî makamlara ihbar etmemekle suçlu mevkiine düştüğünü söy­lemiştir.

Müteakiben aralarında Keyhüda Emin Şangitinin de bulunduğu şahitler içeri alın­mıştır. Emin Şangiti Dr. Musa Hüseyini katil hâdisesinin vukuundan yarım saat evvel Kral Abdullaha sadakatini teyid ederken görmüş olduğunu bildirmiştir. Şahitlerden Abud Şit, Kral Abdullahın Öl­dürüldüğü tabancayı tanımıştır. Bu taban­ca Farahat adında birine aittir. Bundan sonra Savcı Farahat tarafından gönderil-, miş olan beyannameyi okumuştur. Bu be­yannamede Farahat tabancayı Abid Okke-ye vermiş olduğunu kabul etmektedir.

Müdafilerden Avukat Attalla müekkille-riyle görüşmek için celsenin talikini iste­miş ve bu talep kabul edildiğinden mahke­me yarın sabaha kalmıştır.

20 Ağustos 1951

— Amman :

Kral Abdullahın katline iştirak edenlerin mahkemesinde suikasttan üç gün evvel cinayet plânlarının tertibi için yapılan gizli toplantının mahiyeti ifşa edilmiştir.

Şehadette bulunan Mahmut İshak Antepli, cinayeti müteakip bir bomba atmak sure-tile, kaatilin kargaşalıktan istifade ile kaç­masının teminini kendisinden istediklerini açıklamıştır.


1Ağustos 1951

—Washington :

Birleşik Amerika, Çekoslovakya ile olan ticarî münasebetlerinde gümrük tarifelerin­de tatbik edilen imtiyazlı muameleyi kal­dırmaya karar vermiştir.

Amerikan Dışişleri Bakanlığının bildirdiği­ne göre. tarifeler genel anlaşmasının âkit taraftarları, gelecek Eylül ayında Cenev­re'de yapılacak olan gümrük tarifeleri kon­feransında Çekoslovakya ile Birleşik Ame­rika arasındaki bütün ticarî vecibelere son verilmesini talep edeceklerdir. Bu husus. Birleşik Amerika ile Çekoslovakya arasın­daki münasebetlerin günden güne bozul­ması üzerine kararlaştırılmıştır.

—Washington :

Başkan Truman Sovyet Rusya, Komünist Çin ve bazı peyklerine tanınmış olan ticarî tavizlerin kaldırılmasını bugün emretmiştir.

Başkan Truman, hiçbir devletten ismiyle bahsetmİyen. fakat alâkalı milletlere res­mî tebligatın gönderilmesi hususunda ge­reken zemini hazırlayan bir beyanname imzalamıştır.

2Ağusios 1951

—Washington :

Temsilciler Meclisi. Dışişleri Komisyonu başkanı Demokrat James Richards Baş­kan Truman'ın yabancı memleketlere S bu­çuk milyar dolarlık yardım programından 700 milyon dolarlık bir kesinti yapılması­nı teklif etmiştir.

Bu miktarın 150 milyonunun Pasifik bölge­sine yapılacak yardımdan, 550 milyonunun da Avrupaya yapılacak iktisadî ve askerî yardımdan kesilmesi teklif edilmiştir.

Richards bu teklifin şahsî olduğunu, bütün komisyon üyelerinin görüşlerim aksettir­mediğini bildirmiştir.

—Washington :

Birleşik Amerika hava kuvvetleri Genel­kurmay başkam General Hoyt Vanden-berg, Temsilciler Meclisi Silâhlı Kuvvetler Komisyonunda birkaç zaman evvel yaptığı fakat dün neşredilen beyanatında Birleşik Amerikanın Sovyet Rusyanm gittikçe ar­tan hava kudreti ile müsavi kudrete mâlik olması zaruretine işaret etmiş, son sene­lerde Sovyet Rusyanm yalnız atom bom­basına mâlik olmakla kalmayıp Birleşik Amerikanı rikinden üstün bir hava kudreti. ihdasına muvaffak olduğunu söylemiştir.

—Washington :

General Eisenhov/er'in Kurmay başkanı General Alfred Gruenter Ayan Dışişleri ve Silâhlı Kuvvetler Komisyonlarında verdiği izahatta Birlşik Amerikanın yabancı mem­leketlere yapılacak 8,5 milyon dolarlık ve Askerî Yardım Programını bir senede tatbik etmek suretile bir hayli tasarruf sağ­lanacağını söylemiştir.

General. Bu yardım iki seneye taksim edildiği takdirde General Eisenhoverin emrine verilmek üzere teşkil edilecek olan tümenlerde dörtte bir. nisbetinde bir kesinti olacağını belirtmiş ve Avrupadan da müm­kün olduğu kadar çok malzeme almakla büyük tasarruflar sağlıyacağını işaret et­miştir.

Bu toplantıdan sonra gazetecilere beyanat veren Dışişleri komisyonu başkanı Tom Connally aynı üniforma altında tek bir Avrupa ordusu teşkili meselesinin General Gruenter ve senatörler tarafından tetkik edildiğini söylemiştir.

General Gruenter de Avrupaya gönderilen Amerikan askerlerinin tek Avrupa ordusu teşkil edilse dahi üniformalarını ve müs­takil nizamnamelerini muhafaza edecekle­rini bildirmiştir.

—Washington :

Silâhların standardize edilmesi hususunda 4 devlet arasında yapılacak konferansın yarın Millî Müdafaa Genel Karargâhında toplanacağı bugün bu Bakanlıktan resmen bildirilmiştir.

Bu konferansa Amerika namına Millî Mü­dafaa Müsteşarı, İngiltere Fransa ve Ka­nada namına da bizzat Bakanlar iştirak edecektir.

Konferans Kanada Millî Savunma Bakanı Claxton'un arzusu üzerine toplanmaktadır.

—New-York :

Birleşik Amerika yakında atom silâhları da dahil, bütün silâhların ve silâhlı kuvvet­lerin kontrolü ve zamanla azaltılması ile meşgul olmak üzere bir Birleşmiş Milletler tarafından bir teşkilât kurulmasını teklif edecektir. Bu karar Birieşmiş Milletler klasik silâhlar ve atom enerjisi komisyon­larının birleştirilmesinin ne derece yerinde olacağını tetkik eden Genelkurulun Komis­yonunda konuşan Amerikan deLegesi Frank B. Nash açıklamıştır. Komisyondaki Türk delegesi de Amerikan görüşünü destekle­miştir.

Bu teklif yeni Komisyonun ilk iş olarak, dahilî emniyet ve polis kuvvetleri de dahil, bütün silâhlı kuvvetlerin milletlerarası bir şekilde kontrol edilebilmesi için bir plân hazırlanmasını istemektedir. Bu teklife yeni komisyon eski iki komisyonun faali­yetlerini kendine esas kabul edecektir.

—Washington :

Bugün yaptığı Basın Konferansında Baş­kan Truman, Birleşmiş Milletler İktisadî ve Sosyal Konsey nezdindeki Birleşik Ame­rika heyetine Asya, Afrika ve Lâtin Ame-rikadaki toprak ıslahatı meselelerini mü­zakere ve münakaşa etmek müsaade ve salâhiyetinin verilmiş olduğunu bildirmiş­tir. Konsey halihazırda İsviçrede Cenevre şehrinde toplanmaktadır.

Başkan Truman, Birleşik Amerika'nın dün­ya iktisadî gelişmeleri için başlıca sıçrama tahtası mesabesinde olan, dünyanın bu bölgelerinde toprak ıslahatı yapıp yapma­yacağına dair gazetecilerin sorduğu bir suale yukarıdaki cevabı vermiştir.

Başkan Truman'ın sadece Birleşik Ameri­ka murahhaslarının bu meseleyi müzakere ve münakaşa edeceklerini söylemekle kal­masına rağmen, diğer resmî şahsiyetler, istihsalâti arttırabilecek ve ciddî iktisadî huzursuzluklara sebebiyet vermeyecek şe­kilde bütün camianın iktisadî refahına yardımıdokunacak,neredevene zaman

başarılabilirse başarılsm toprak ıslahatını, şimdiki hükümetin gayet müsait karşıla­dığına işaret etmektedirler.

Birleşik Amerika resmî şahsiyetleri toprak ıslahatına, bazı yerlerde, halkın yaşama seviyesini yükseltmek için bir hizmet ola­rak usulü dairesinde ve ihtimamla hazırlan­mış plânlı şekilde tatbik edilebilecek ted­birler gözüyle basmaktadır. Fakat mesele­yi dikkat ve basiretle mütalâa etmelidir, ve teferruatı hakkında pek az şey ortaya atılmış bulunmaktadır.

Çünkü görünüşe göre, hükümet ayrı ayrı yerlerde başka usullerin daha amelî ve ter­cihe şayan olacağı intibaını taşımaktadır.

Başkan Truman, Ayan dış münasebetler Komisyonu başkanı Tom Conally'nin son günlerde Uzak - Doğudaki yabancı memle­ketlere yardım programından dolayı İkti­sadî İşbirliği Teşkilâtına reva gördüğü hü­cumundan dolayı alenî teessüflerini bildir­miştir.

Conally, İktisadî İşbirliği Teşkilâtının, giriştiği bu işten 'nasıl çıkabileceğini dü­şüneceği yerde, para harcama yolları tasar­ladığına işaret ederek İktisadı İşbirliği Teş­kilâtı bütün faaliyetini Avrupa üzerine teksifetmelidir,demiştir.

3Ağustos1951

—Washington :

Dün akşam bildirildiğine göre Birleşik Amerika Rusyanın kendisine verilmesini istediği 13 küçük Alman gemisini teslim etmeyi reddetmiştir. 1947 de Alman gemi­lerinin Birleşik Amerika, İngiltere ve Rus­ya arasında taksimi için bu üç devlet uz­manlarının hazırlamış oldukları plân mu­cibince bu gemilerin Rusyaya verilmesi icap etmektedir. Fakat Ruslar bazı güçlük­ler çıkarmışlar ve uzun müddettenberi plânı tetkik etmekte olduklarını bildirmiş­lerdir. Birleşik Amerika Rusyaya gönder­diği bir notada üç senelik müddetin tet­kik için fazla olduğunu belirtmiştir.

4Ağustos 1951

—Washington :

Ayan Meclisi Demokrat üyelerinden Tom Conally, bugün verdiği bir beyanatta şöyle demiştir :

«Türkiyeye doğrudan doğruya tevcih edi­lebilecek herhangi bir tecavüz tehlikesi Amerikanın bu memlekete yaptığı yardım sayesinde kısmen bertaraf edilmiştir.

8 Ağusîos 1951

— New-York :

Chwernik'in Başkan Trumana gönderdiği mesaj ve yüksek Sovyet Şûrasının kabul ettiği karar suretinin Sovyetlerin evvelce yaptıkları tekliflere Birleşmiş Milletler noktai nazarından yeni bir unsur iîâve et­mediği kanaati Birleşmiş Milletler evre­lerinde hâkim olmakla beraber bu mahfil­ler her iki Sovyet vesikasında kendi yet­kileri çevresi dahilindeki noktaları incele­mekle iktifa etmişlerdir.

Mesaj ve karar sureti silâhların kontrolü meselesine dahi yeni bir şey ilâve etme­mektedir.

Filhakika daha Kasım 1948 den itibaren Sovyetler Biriliği tasarladığı bir silâhsız­lanma programını, kontrol ve teftiş me­selelerinin bahis mevzuu edildiği Birleşmiş Milletler Genelkuruluna sunmuştu.

Bir sene sonra 1949 da ve daha sonra 1950 senesinde toplanan Genelkurulda Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanı Vichinski silâhsız­lanma meselesi üzerindeki Sovyet tezini tekrar etmiş atom silâhlarının kayıtsız şartsız yasak edilmesi ve Milletlerarası kon­trolün tesisi yolunda Birleşmiş Milletler ta­rafından amelî mahiyette tedbirler alınması hususunda kaydedilen gecikmeye bir ni­hayet verecek olan beşli bir paktın akdini teklif etmişti.

Vichinski'nin ileri sürdüğü bu muhtelif noktalar Chwernik'in mektubunda olduğu kadar Sovyet Şûrası tarafından alınan ka­rar suretinde de tekrar edilmektedir. Bir­leşmiş Milletler uzmanları her iki metnin incelenmesi neticesi evvelce Vichinski veya diğer Sovyet delegeleri tarafından Birleş­miş Milletlerde izah edilmemiş yeni fikir­lere tesadüf etmemişlerdir.

— Washington :

İyi haber alan kaynaklardaki, kanaate göre, Dean Acheson haftalık Başın Konferansın­dan faydalanarak Chwernik taraf m dan1 ileri sürülen beşli pakt teklifi hakkında, hü­kümetinin nihaî tavrını izah edecektir.

Bu tavrın beşli bir konferans tertibinde Birleşik Amerikanın hiç bir menfaat gör­mediği merkezinde olacağına şüphe yoktur.

Binaenaleyh Amerikalılar tarafında, mesele burada kalacak ve yeni bir Sovyet teşeb­büsü olmadığı takdirde üç Batılı Devletin Sovyet Rusya ve komünist Cinle karşılaş­maları için hazırlıkta bulunmak üzere el­çilikler arasında müzakereler başlamıya-caktır.

Waşingtonun tavrında âmil olan sebepler, daha evvel Dışişleri bakanlığı sözcüsü ta­rafından izah edilmişti. Bu sebepler incelen­diği takdirde Birleşik Amerikanın Sovyetler tarafından uçurulan bu nevi tecrübe balon-larında Japon barış andlaşmasmı gecik­tirmek ve bu andlaşmada tadiller elde et­meğe matuf bir manevradan başka bir şey olarak kabul etmediği görülür.

Amerikalı mütehassıslar çok evvelce Ja-ponyanm ve Almanyanın silâhlanması ih­timalleri karşısında Kremimin- çok fazla hassasiyet gösterdiğini müşahede etmiş­lerdi. Bu mütehassıslar her İki hedefin Sovyetler Birliğini endişeye düşürdüğünü ve bahis mevzuu iki kesimde tepkiler ya­ratmak ve diğer noktalarda oyalama hare­ketlerine meydan vermek tehlikesini orta­ya atabileceğini bilmektedirler.

— Washington :

Dışişleri bakanı Acheson bugünkü haftalık Basın toplantısında Birleşik Amerikanın Hindistan ve Pakistana aralarında artmak­ta olan gerginlik karşısındaki teessürlerini ifade ettiğini bildirmiştir. Acheson iki memleketin Keşmir ihtilâfından doğan gerginliği izale etmek için her türlü gay­reti göstereceklerini ümit ettiğini sözleri­ne ilâve etmiştir. Bakan bundan sonra Rus sulh teklifine temasla Rusyayı Birleşik Amerika ile elele vererek Birleşmiş Millet­ler yolu ile sulha ulaşmağa davet etmiştir.

Gazeteciler Dışişleri Bakanına Japon sulh konferansının toplanmasından evvel Rus­ların daha başka sulh taarruzlarında bu­lunup bulunmayacaklarını sormuşlardır. Acheson bunun mümkün olabileceğini söy­lemiş ve' şöyle demiştir :

Japon sulh konferansı toplantısından evvel Rusların büyük bir propaganda faaliyetine geçmeleri beklenebilir.

Sovyet Rusya sulh arzusunu yalnız lâfla değil Birleşmiş Milletlerin çizmiş bulun­duğu programa ve kabul etmiş olduğu ka­rarlara uymakla da isbat etmelidir. Sulha giden hakikî yol budur. Bu kararların te­sirli olabilmesi için Rusyanm hür dünya ile işbirliği yapması lâzımdır. Bunun için kapılar kendisine açıktır. Başkan Truman-

la Chwernik arasında teati .edilen mektup­lar Sovyet siyasetinde hiçbir değişikliğin vuku bulmadığını göstermiştir. Dostane mektup teatileri Sovyet tabiyesinin değiş­tiğine işarettir. Fakat siyaset değişmemiş­tir. Rusya beş devlet arasında bir sulh paktı yapılmasını istiyor.

Halbuki biz 60 milletin iştirakiyle ya-kelimesini çok fazla kullanıyoruz. Biz sul­hun bir sözden ibaret bulunmasını istemi­yoruz. Sulh bütün insanlar için hürriyet, adalet ve terakki demektir.:»

Acheson müteakiben General Ridgway'm azimli hareketini tasvip ettiği henüz ko­münistlerin de generalin son mesajına ce­vap vermediklerini söylemiştir.

Nihayet Dışişleri Bakam petrol ihtilâfının halli için İngiliz ve İran hükümetlerinin gösterdikleri iyi niyetten duyduğu mem­nuniyeti ifade etmiş ve bu meselenin iyi bir şekilde halledilebileceğinden ümitli oldu­ğunu ilâve etmiştir.

9 Ağustos 1951

—Amerikanın Sesi Radyosu :

Amerika Birleşik Devletleri ordusu, Türk ordusuna gönderilmek üzere 3500 binek atı ile 2300 katır satın almaktadır. Satın alma muamelesine yakında başlanacaktır.

—Washington :

Başkan Truman bugünkü haftalık Basın Konferansında umumî gerginliği azaltmak ve elde edilmez zannetmediği sulh'a yak­laşmak ümidiyle ileri gelen Sovyet şahsi­yetleriyle muhabereye devam edeceğim bil­dirmiştir. Başkan Trumana göre, Sovyet­ler Birliği Başkanı ile teati ettiği mektup­lar Milletlerarası gerginliğin azaltılması yolunda şimdiye kadar hiç bir fayda ver­memiştir, Sovyet hükümetinin son ceva­bında Rus halkı ile diğer milletler arasın­da set çekildiğini iddia etmesini Başkan Truman hakikate mugayir olarak vasıflan­dırdıktan sonra şöyle demiştir:

«Son cevapta Sovyet hükümetinin ne de­mek istediğini ve siyasetinde değişiklik yap­mağa niyetli olup olmadığını anlamaya çalıştım. Fakat bu hususlara dair aydınla­tıcı hiçbir emareye rastlamadım.

Başkan Truman bundan sonra hususî tem­silcisi Harriman'ı Süveyş meselesinin halli için Mısıra göndermek niyetinde olduğunu bildirmiştir. Ayni zamanda Başkan Tru­man New-York Valisi Thomas Dewey'ide son Uzak - Doğu seyahati esnasında edin-

diği intibaları görüşmek üzere Washingto-na davet etmeyi düşündüğünü söylemiştir. Truman nihayet General Eisenhower'in ge­lecek seçimlerde Demokrat Parti tarafın­dan Cumhurbaşkanlığına namzed gösteri­leceğini zannettiğini, generalin Cumhuri­yetçiler tarafından namzet gösterilmesi hu­susunda da fazla bir yardımı dokunmıya-cağını söylemiştir.

Trumana göre, gelecek seçimlerde Senatör Robert Taft Cumhuriyetçi Parti tarafın­dan Başkanlığa namzet gösterilecektir.

10 Ağustos 1951

— Washington :

Dün yaptığı Basın Konferansında Başkan Truman, Süveyş Kanalı meselesi üzerinde Mısır makamları ile müzakere etmek üzere Kahireye gid_eceği yolunda Harriman'a atfedilen niyetten rnalûmattar olmadğını bildirmiş, Harrimanın hâlen Tahranda çok mühim bir vazife ile meşgul olduğunu be­lirtmiştir.

Başkan Truman, bu vazifeden sonra, Har-riraan Kahireye gitmeği faydalı bulduğu takdirde bunda hiç bir mahzur görmediğini bildirmiştir.

—■ Washington :

Başkan Truman'ın dün akşamki Basın Kon­feransında Rusyaya ait beyanatının tam metni aşağıdadır :

((Halkımızın Sovyet halkına dostluğunu ve dünya sulhunu tesis etmek üzere derin arzularını ifade eden Amerikan kongresi­nin karar suretine Sovyetler Birliği hükü­meti cevap vermiştir.

Sovyet hükümeti bu karar suretini bir aydan fazla bir müddet halkından gizli tut-muşsa da bazılarının bundan, Amerikanın Sesi Raryosu vasıtası ile haberdar olduk-ları muhakkaktır.

Şimdi Sovyet hükümeti bu karar suretini nihayet Sovyet radyo ve gazeteleri vasıta-siyle yaymağa karar vermiştir.

Milyonlarca Sovyet vatandaşının Amerikan halkının temsilcilerinin kabul ettikleri ka­rar suretini şimdi okuyup ve dinlemelerini temin ettiklerinden dolayı çok memnun ol­dum.

Tabii olarak Chvernik'in cevabı burada alınır alınmaz derhal neşredilmiştir. Zira hür bir memlekette böyle bir haberi sak­lamak için bir sebep ve arzu yoktur.

Geçen sene Güney Korenin komünistler tarafından istilâya uğraması, dünyanın şimdiye kadar görmediği bir askerî işbir­liğinin doğmasına sebep olmuştur. Zama­nın kimin için çalıştığı hakkında kanaat farkları vardır. Komünistler zamanın ken­dileri için çalıştığını zannediyorlar. Bana kalırsa zaman istifadesini bildiğimiz tak­dirde bizim için çalışmaktadır. Kendimizi koyverir ve lüzumlu azmi göstermeye de­vam etmezsek o vakit Ruslar haklı çıkabi­lirler.»

15 Ağustos 195İ

— Washington :

Geçenlerde Batiya kaçmış olan bir Rus binbaşısının sorgusu esnasında tutulan notlar Dışişleri Bakanlığının bir raporun­da açıklanmıştır.

İsmi gizli tutulan bu Sovyet binbaşısı sor­gusu esnasında çocukluğundan bugüne ka­dar geçen hayatının muhtelif safhalarını anlatmış ve-Rusya hakkında birçok malû­matvermiştir.

Rus binbaşısı şunları söylemiştir;

«Sovyetler halkı komünist rejimden gayri memnundur. Sovyet hükümetinin tekrar Rus halkının düşüncelerini kontrol edebil­mesi için aradan 10 ilâ 20 senenin geçmesi lâzımdır. Bu memnuniyetsizliğin en büyük kaynağı harbin zarurî neticesi olan Batı ile temaslardır.»

Bir Polonyalı kıza âşık olan ve onunla evlenebilmek için Batıya kaçan binbaşının verdiği izahat," Amerikan makamları ta­rafından en güvenilir malûmat olarak va­sıflandırılmıştır. Çünkü Rus binbaşısı memleketini ideoloji yüzünden değil, aşk yüzünden terketmiştir.

Binbaşı harp esnasında bu Polonyalı kıza rastladığını ve evlenmeye karar verdiğini söylemiştir. Binbaşı Almanyadaki işgal kuvvetlerinde bir vazifeye tayin edilmiş ve bunu bir nimet bilerek Batıya kaçmak çarelerini aramağa başlamıştır. Nihayet sevgilisinin de yardımiyle Demirperdeyi aşmağa muvaffak olmuştur.

Rus binbaşısı şöyle devam etmiştir:

(fRusyada siyasî bir hatâ alelade bir cürüm işlemekten daha tehlikelidir. Evin erkeği karısile işleri ve düşünceleri hakkında ko­nuşmaktan korkar. Çünkü aralarında bir geçimsizlik mevcutsa karışının derhal po­lise haber vereceğini bilir.

Sovyet işçileri komünizm hakkında fikir-

lerini serdedemezler. Çünkü hapishanelerin^ temerküz kamplarının kendilerini bekledi­ğini bilirler. Rusyada bir rejim değişikliği­nin yegâne ümidi Stalinin Ölümü ile vuku-bulacak bir ihtilâldir. Sovyetler halkı ko­münizm ile Amerikan demokrasisi arasın­daki farkı gayet iyi bilmektedir. Fakat A-merikalılar atom bombası kullanarak Rus. halkına kütle halinde azap verecek olurlar­sa bunun tepkileri fena olacaktır. Rus hal­kının karakteri içinde yaşadığı sefil şart­lardan dolayı bozulmaktadır. Verem ve zührevî hastalıklar bütün memlekete ya­yılmıştır.

Rus halkı gizli polisin tethişi altında ya­şamaktadır. Fakat buna karşı hiçbir hür­met hissi beslememektedir.»

Nihayet binbaşı B.B.C. nin yayınlarının Amerikan radyo yayınlarından daha iyi ol­duklarını, fakat Amerikanın Sesi Radyo­sunun daha fazla saat tahsis ettiğinden do­layı Rus halkı tarafından tercih edildiğini ve Rusyadan gayet iyi dindendiğini, maa­lesef Rusyada dağıtılan Amerikan propa­ganda mecmualarının Rus halkının hiçbir zaman eline geçmediğini söylemiştir.

—Washington :.

Başkan Truman'ın' dün geceki nutku­na cevap veren Ayan üyesi Mac Carthy demiştir ki :

Truman «Mac Carthysm» e karşı mücade­leyi, gelecek seçim kampanyasının mevzu­larından biri olarak seçmek istiyorsa ser­besttir. Bilindiği gibi Truman, komünist­likle itham edilmek korkusu ile kimsenin kendilerine karşı gelemiyeceği derecede karşısındakiler! isterik bir hale getirme­ğe çalışan iftira bezirganlarına hücum et­mişti.

Öte yandan Ayandan Taft da «Truma'mn histerik olduğunu zannediyorum» demiştir.

16 Ağustos 1951

—New-York :

R. C. A. Radyo Şirketi başkanı David Sarnoff, dün yaptığı bir Basın toplantı­sında «Amerikanın Sesi» nin Dışişleri Ba­kanlığından ayrılarak bir İstihbarat Ba­kanlığı haline konulmasını ileri sürmüştür.

Bu Bakanlığın Savunma. Dışişleri, Ticaret ve diğer bazı Bakanlıklar ve iş, eğitim, din ve sanat teşekkülleri temsilcilerinden mü­teşekkil bir Müdürler heyeti tarafından idare edilmesini isteyen Sarnoff, şöyle de­miştir :

Kore sulhunun vazgeçilmez bir unsuru olduğunu beyan etmişler. Çin'in mü­dahalesinden evvel1 Mac Arthur'ün Kuzey Korelileri Yalu Nehrinin ötesine atmış ol­duğunu re şimdi sınır çizgisinin bu kadar Güneye indirilmesinin Çin prestijini art­tıracağını belirtmişlerdir.

—Washington :

Bugün Kongreye gönderdiği bir mesajda Başkan Truman'm samimî bir hareketle sulh arzularını işbat etmesi lâzım geldiği­ni, Rusyanin bugünkü tecavüz siyasetinin hakikaten değiştirmeği arzu ettiğini isbat etmesini söyledikten sonra Kongrenin Millî Güvenlik ve dünya sulu programında ha­rekete geçmesinde ısrar etmektedir. Başkan Truman. Sovyetler halkına dostluğunu ifa­de eden ve Kongre tarafından kabul edil­miş bulunan karar suretine Sovyetler Bir­liği Başkanı Chvernik'in göndermiş olduğu cevabı Temsilciler ve Ayan Meclislerine vermiştir.

Başkan Truman mesajında Sovyetler Bir­liği Başkanlığının karar suretiyle beraber göndermiş olduğu mektupta hâdiseleri yan­lış aksettirdiğinden dolayı Chwernik'i itham etmektedir. Truman Rus vesikalarının ha­len dünyayı tehdit etmekte olan yayınla­ma siyasetinde değişiklik vuku bulduğu hakkında hiç bir teminat vermemesinin şa­yanı teessüf olduğunu söylemekte ve şöyle devam etmektedir :

«Sovyet Hükümeti sulhe doğru bazı te­rakkiler elde etmek istiyorsa Birleşmiş Mil­letlerin yetkisi ile alaya sonvermelidir.»

Truman bundan sonra Rusyanm her türlü bozguncu hareketlerini durdurmasını tek­lif etmektedir. Başkan ayni zamanda Rus-yanın insan hakları bahsinde daha liberal olmasını ve hakikî bir silâhlanma ile atom enerjisinin kontrolü için de iyi niyetlerle kendilerine katılmasını istemektedir. Tru­man «bu hareketler lâftan ziyade Sovyet Rusyanm hakikaten sulh istediğini göste­recektir» demekte ve şöyle son vermekte­dir :

Rusyanm siyasetini değiştirdiğine dair ba­riz bir emare görmedikçe Kongreye Birle­şik Amerikanın siyasetini değiştirmesini tavsiye etmeyeceğim.

22 Ağustos 1951

—Washington :

Rusların Macarıstanda yaptıklarını takbih eden yüz kadar nümayişçi bugün ellerinde

yazılı levhalarla Rus sefaretinin mümkün olduğu kadar yakınında tezahüratta bulun­muşlardır.

Nümayişi tertip eden Amerikan - Macar Federasyonu mensupları Sovyet Sefareti­ne 170 metre mesafede durdurulmuşlardır.

Zira resmî, bir karar ecnebi devlet mülkü civarında nümayişi men etmektedir.

Bunun Üzerine tezahürat yapanlar sefa­retten iki bina Ötede bîr sokakta beş aşağı beş yukarı dolaşmışlardır.

Nümayişçilerin taşıdıkları.levhalardan ba­zılarında şunlar yazılı idi :

—Kızıl cellâdların kökünü kazıyın - Kah­rolsunırzdüşmanlarıvekızıl katiller -
kanlı ellerinizi Macaristandan çekin - esiredilen Macarları serbest bırakın.

Bu levhaları taşıyan nümayişçilerin başın­da bulunan 5 yaşında bir Macar kızı şu levhayı taşımakta idi :

«Babamı Sibiryaya sürdüler.»

—Washington :

Birleşik Amerika Temsüciler Meclisi Cum­huriyetçi âyelerinden O. K. Armstron bu-Rün beyanatta bulunarakezcümleşöyle

demiştir:

Alelade bir vatandaş gibi parasını cebimden vererek San-Francisco'da yapılacak sulh Konferansına gidip Sovyet Rusya murah~ haslarına şu suali sormak istiyorum:

Japonya'nınPearlHarbour'ataarruzedeceğini Rusyanm bildiğive bunu
Birleşik Amerikayahaber vermediğidoğru mudur.Hal Öyle ise. bu bir
müttefike karşıhiçdürüstolmayanbir hareket değil midir?

Sovyet Rusya, karımla beni, Ruslarınbu memlekette nail oldukları aynı ser­
besti ile^ memleket içinde gezmeğe bı­rakır mı?

Sovyet Rusya. Japonya ile yalnız altıgün harp helinde bulunmuş olduğuna
göre.ne hakla başka milletlere, Ja­pon sulh andlaşmasmın ne şekilde ha­
zırlanacağını öğretmeğe kalkışır?

Sizler de kızıl Koreli ve kızıl ÇinlilerKorede harbe hazırlanmışmütecaviz
değil misiniz?

Henüz ne oldukları açıklanmayan bü­tün o Japon ve Alman harp esirlerini
ne yaptınız?

Dünya sulhüne çalıştıklarına dair te­minat vermesine rağmen Sovyet Rus-
yanmsicilinde«tecavüz»keyfiyetikaydedilmişbulunmaktadır.Buiti­barlaSan-Francisco'yatekrar gelmekve âlemin basma yeniden gaileler çı­karmaktan sıkılmıyor musunuz?

Heryerdekibütünaskerîmevzularıalenî surette teftiş,atomsilâhlarını
murakabe etmekvebütündünyayaşamil hakikî kollektif güvenliği sağla­
makşartıilehakikîbirsilâhlanmaprogramı hazırlamak yolunda bize ka­tılır mısınız?

— Washington :

Acheson bugün yaptığı Basın Konferan­sında İngiliz - İran Petrol müzakerelerinin düştüğü çıkmazdan çok endişe duyduğunu ve cesaretinin kırılmış olduğunu söylemiş­tir.

Başkan Trumanın hususî temsilcisi Har-nman'ı müzakerelerin inkitaa uğramasına mâni olmak için sarfettiği gayretlerde mu­vaffak olacağını ümit ettiğini ilâve eden Bakan Türkiye ve Yunanistanm Atlantik Paktına alınmaları meselesinin Pakt Kon­seyinin Ottawada yapacağı toplantıda mu­hakkak tetkik edileceğini belirtmiştir. Acheson bundan sonra bu iki Akdeniz memleketinin Atlantik paktına alınmaları hakkında Pakt üyelerinden çoğunun muta­bık kaldıkları yolunda Londradan gelen haberleri teyid edemeyeceğini bildirmiştir. Bu iki memleketin Pakt Konseyi tarafın­dan kabul edilip edilmeyeceklerini de kat'î olarak söyleyemiyeceğini ilâve etmiştir.

Türkiye ve Yunanistan bir müddettenberi Pakta alınmaları hususunda ısrar etmekte oldukların fakat bazı üyelerin son günlere kadar buna muhalif bulunduklarını bunun sebebinin de bu iki memleketin Paktın mü­dafaasını üzerine aldığı Atlantik bölgesin den uzakta bulunmaları olduğunu söyleyin Acheson bundan sonra Japon sulh konfe­ransı meselesine temasla diğer sekiz dev­letin daha konferansa iştirakleri hususun­daki niyetlerini yarı resmî bir şekilde bil­dirdiklerini ve pek yakında keyfiyeti res­men ilân edeceklerini bildirmiştir.

23 Ağustos 1951

—Washington :

Savunma Bakanlığından bildirildiğine göre, 28/8/1951 tarihine kadar Koredeki Ame­rikan kayıpları 81.006 kişiyi bulmuştur.

30 Ağustos 1951

—Washington :

Milletlerarası eski muharipler Federasyo­nu Genei Sekreteri Elliot Newcomb'ıra bildirdiğine göre, bu federasyon harbin kaçınılmaz olduğu fikrinin aksini isbat et­mek ümidiyle Milletlerarası sulhun geliş­mesine yardım etmek üzere dünyadaki mevcut gerginliğin sebeplerini araştıracak­tır.

Genel Sekreter EHiot, federasyonun dün­yanın her tarafındaki muhariplere en iyi teçhizatı temin etmek için dünya çapında bir program tatbik edeceğini söylemiş ve meselâ herhangi bir memlekette yeni tip bir sun'î bacak yapılmışsa bundan ihtiyacı olan. bütün muhariplerin faydalanmasını mümkün kılacağını bildirmiştir.

Türkiye, İsrail, Yunanistan, Luxenbourg, Hollanda. Filipinler, Fransa, Belçika, İtal­ya, Yugoslavya ve Birleşik Devletlerden giden üyelere ilâveten diğer 6 devletten daha gelen muharip temsilciler Roma'da yapılan Konferansa iştirak etmişlerdir. Konferansta temsil edilmemiş olan Pakis­tan, Portekiz, Danimarka, Finlandiya, Ka­nada ve İngiltere muharipleri yakında bu federasyonun yeni üyeleri olacaklardır.

Genel Sekreter, bu federasyona üye olma­ları için bütün D-emirperde memleketleri­ne davetiye gönderildiği halde yalnız Çe­koslovakya'daki muharipler grubunun ce­vap verdiğini ve onların da toplantıya iş­tirak etmelerine hükümetin izin vermedi­ğini bildirdiklerini söylemiştir. Türkiye, bu federasyon geçen sene Paris'te ilk kurulduğu zaman temsil edilen 6 mem­leketten biridir. Milletlerarası eski muha­ripler Federasyonu Birleşmiş Milletler ekonomik ve sosyal komisyonu tarafından gayrı resmî bir teşekkül olarak tanınmış­tır.

Rusya her tâbiri kendine göre kullandığı için tam mânasiyle bir kontrolü kabul edeceği bilinmeden bu nokta üzerinde de şüpheli davranılmaktadir.

Her halde Sovyet mesajının ilk tesirleri müsbet değildir. Bu çeşit sözlere, teklif­lere, propaganda edebiyatına karnı doy­muş olan Amerika ve Avrupa efkârı lâf yerine iş beklemektedir. Bu teminatın ve bu tekliflerin ciddî, samimî olduğuna ina­nan azdır.

O halde Sovyet Rusya, en yetkili maka­mından bu teklifleri yeniden niçin ortaya attı?

Bu mesaj, Sovyet Rusyanın son aylarda hız verdiği sinir harbinin, sulh propagan­dasının, gevşetme ve ayırma siyasetinin yeni ve kuvvetli bir safhası sayılıyor. Bu­nun sebebi de bilhassa şudur: Gelecek ay başında Japonya ile sulh imzalanacaktır. Gene gelecek ay içinde Almanyanm silâh­lanması işine, Atlantik Paktının daha kolay yürür ve işler hale gelmesine karar veri­lecektir. Herkesle iyi geçinmek, sulh içinde yaşamaktan başka bir gaye gütmediğini ilân ederek anlaşma teklifleri yapan Sov­yet Rusya, çoktandır bu yola gidilmesini isteyen, bugünkü gergin durumdan bezmiş o_lan, silâh masraflarından şikâyet eden bir kısım Avrupa ve Amerika efkârı üzerin­de tesir yapmak, diğer taraftan da gelecek hâdiseler karşısında kendini haklı çıkar­mak, bu hazırlıklara engel olmak istemek­tedir.

Amerika Meclisi komisyonu 1952 Temmu­zuna kadar Millî Savunma bütçesi olarak 56 milyar dolar tahsisat kabul etmiştir (200 milyar Türk lirası). Bu müthiş ye­kûnda ne Kore harbi masrafları, ne askerî üsler tesisatı, ne de müttefiklerine yardım

parası dahil değildir. Amerikanın bu mu­azzam hazırlık programı, bir senedir tuttu­ğu azimli yol. Kore harbi dersi Rusyayı düşündürmeye başlamıştır. Bunlara engel olmaya çalışıyor. Biliyor ki Batılı müt­tefikler her noktada henüz birlik değildir­ler ve cephede gedik açılması belki müm­kündür.

Fakat bu Sovyet mesajını, içindeki tek­lifleri, çoktan alışılmış, komünist tarzı propaganda edebiyatının yeni bir gösterisi, bir siyasî tuzak, eski şarkı sayarak hiç. ehemmiyet vermeden bir tarafa atmak mı gerekir?

Böyle bir hareket asla doğru olmaz. Was­hington ve Londradan gelen ilk haberler de uzun tecrübenin verdiği haklı şüphe ve te­reddütlere pay ayırmakla beraber, bu ve­sikanın incelenmesi, üzerinde durulması lâzırn geldiği kanaatinin hâkim olduğunu bildiriyor. Esasen propagandayı Önlemek, bu cesaretli mesajın bir kısım halk efkâ­rında yapacağı derin tesirleri gidermek,, gevşemeye ve avunmaya yer bırakmamak için bu konuşma kapısını kapamak şart­tır. Rusyadan, her nokta hakkında açık­lamalar istemek, siyasetinin değişeceğine dair şayet iyi niyetler beslediği kanaati uyanırsa konferans fikrini reddetmemek hem İngilterenin, hem Fransanm gayeleri­dir. Gerçekten, o zaman, ya Rusyanın, olur a — mucize kabilinden — iyi niyet­leri yavaş yavaş anlaşılır, yahut ortaya at­tığı bu anlaşma ve sulh tekliflerinin kuru lâftan ibaret olduğu bir daha kesin şekil­de meydana çıkar.

Bu sonbaharda, Rusyadan Amerikaya bir sulh ve dostluk teminatı mesajı gitmesi, neticesiz de kalsa, Amerikan siyaseti bakı­mından hoş bir başarıdır.

image019.gif6 Ağustos 1951

—Hiroşima :

Topraklarına ilk atom bombasının atılı­şından altı sene sonra, Hiroşima halkı, şe­hirlerini bugün resmen «ebedî dünya sulhüne» adamışlardır.

Sulh adına kurulmuş fakat tamamlanma­mış olan kilisenin çanı, 1945 senesi 6 Ağus­tosunda, bir Amerikan uçağının yetmiş bin evi toprakla bir edecek ve 100.000 Hi­roşima vatandaşım öldürecek olan ilk atom bombasını attığı aynı saatte yani, ■saat 8.İS de çalmağa başlamıştır,

16 Ağustos 1951

—Tokyo :

Japonya İmparatoru bugün Mecliste sulh andlaşması imza Konferansının yaklaş­makta olduğunu görmekle duyduğu mem­nuniyeti ifade etmiş ve müttefiklerin bu hususta gösterdikleri iyi niyeti Övmüş ve memleketin kalkınmasındaki muvaffaki­yetinden dolayı Japon milletine teşekkür etmiştir. İmparator bugün harbin hitamın­dan beri yapılmış olan fevkalâde toplan­tılardan 12 incisini açmıştır.

Üç gün sürecek olan bu fevkalâde toplan­tı esnasında Japon Meclisinin bazı müp­hem noktaları aydınlatması ve sulh and-laşmasi hakkındaki endişeleri dağıtması beklenmektedir.

Bundan başka Meclisteki Sosyalist Parti komitesi bu sabah Başbakan Yosjda'dan Mebusan ve Ayan Meclisleri Dışişleri ko­misyonunun yapacakları müşterek toplan­tıda Japonyanm siyasî meseleleri hakkın­da daha mufassal izahat vermesini isteme­ye karar vermiştir.

19 Ağustos 1951

—Londra Radyosu :

Japon Parlâmentosunda Başbakan Yoşida,

barış muahedesi tasarısının hattâ Rusya Konferansa iştirak etse bile herhangi bir şekilde yeniden gözden geçirilmesine, htU kûmetinin muarız olduğunu söylemiştir.

Mumaileyh muahedede Japonya'nın yeni­den silâhlanmasına dair gizli bir madde bulunmadığını tekrarlamış, halihazırda Ja­pon iktisadî durumunun esasen zikre şa­yan bir derecede yeniden silahlanmağa im­kân veremiyeceğini sözlerine ilâve etmiş­tir.

22 Ağustos 1951

—Washington :

Sah akşamı Washington ve Tokyo'da neş­redilen mektubunda, Japon Başbakanı Shigeru Yoshida, Japon barış andlaşması tasarısının neşri münasebetiyle General Ridgway'den «istikbalde de evvelce ol­duğu gibi serbestçe ve cömertçe yardımın şu direktiflerini esirgememesini» talep et­mektedir.

General Ridgway, Yoshida'ya verdiği ce­vabında, barış andlaşması tasarısının neş­rinin, Japonyanm tam hâkimiyetinin yeni­den kurulmasını çok daha fazla yaklaştır­dığına İşaretle, Japon milletinin, büyük vasıflan sayesinde gelecek senelerde, hür dünyanın tayin ettiği hedeflere ulaşmak gayretlerine büyük bir y_ardımda buluna­cağını ilâve etmektedir.

27 Ağustos 1951

—Tokyo :

Japon İmparatoru bugün öğleden sonra sa­rayın muayede salonunda San Francisco Konferansına iştirak edecek olan altı Ja­pon delegesini kabul etmiş ve merasimle Başbakan Yoşİda imparatordan sulh and-laşmasmi imzalama salâhiyeti almıştır.

Yoşida daha evvel resmî ikametgâhında Japon heyeti üyelerine ve bunlara refakat edecek olan Meclis Temsilcilerine bir öğle yemeği vermiştir.

4 Ağustos 1951

— Jakarta :

Endenozya Dışişleri Bakanlığı Umumî Kâ­tibi Dr. Darmsetiawan bugün yaptığı bir Basın, toplantısında Endonezyanm Japon sulh andlaşması tasarısmda bazı değişik­liklerin yapılmasını görmek istediğini söy­lemiştir. Bu değişiklikler şunlardır :

Endonezya ikinci defa hazırlanışındakaldırılmışolanhükümranlıkfaslı­
nın tekrar konulması,

Japonyanmelindenalınacakolantopraklarda bir plebisit yapılması,

Doğruveödemesikabiltazminatınprojede tasrihi.

Nihaî metnin tetkiki ve aralarında gö­rüşteatisindebulunmalarıiçinSan
Franciscokonferansınaiştirakedenmemleketlerekolaylıkgösterilmesi.BuBirleşik Amerikanınteklifetmişolduğubeyanatlarınokunmasındanfarklı olacaktır. Rusya ve Komünist Çinin adnlaşmasimn hazırlanmasına iştirak için gös­terecekleri herarzudesteklenmelidir.

5 Ağusios 1951

— Paris :

jakarta radyosunun bugünkü neşriyatında bildirildiğine göre, halen Endonezya'da se­yahatte bulunan Alman Reichbank Müdü­rü Dr. Schasht yarın Endonezya Başbaka­nı ile ilk görüşmesini yapacaktır. . Dr. Schacht malî ve teknik meseleleri görüşe­cektir.

Alman iktisatçısı Jakartaya Endnnezya Başbakanının daveti üzerine gelmiş bu­lunmaktadır.

7 Ağustos 1951

— Washington :

Endonezya dün Cumhurbaşkanlığı temsil­cisi John Foster Dulles'a tevdi ettiği bir

muhtıra ile Japon sulh anlaşması mevzu­unda bazı itirazlar İleriye sürmüştür.

Birleşik Amerikadaki Endonezya Büyük­elçisi Ali Sastro tarafından tevdi edilen bu beş maddelik muhtırada Japonyadan geri alınmış olan bütün topraklarda buralarda ikamet edenlerin hakikî arzularını tesbit ve teyid maksadiyle plebisit yapılması, San Fransisko'da yapılacak olan sulh kon­feransına Sovyet Rusya ve komünist Çi­nin iştiraklerine müsaade edilmesi gibi ta­lepler yer almaktadır.

16 Ağusios 1951

— Djakarta :

Endonezya kabinesi dün gece yarısına ka­dar toplanarak çok şiddetli emniyet ted­birleri almıştır.

İlk olarak, 16 mebus tevkif edilmiştir. Komünist Partisi merkezi askeri kıtalar tarafından sarılmıştır. İçlerinden 3 ü ko­münist mebus olmak üzere 20 kişi daha hapsedilmiştir.

Yarın tes'it edilecek olan istiklâl bayramı­nın arifesinde hükümet bir beyanname neşrederek, yarın kanunsuz silâh taşıyan­ların" idamedileceğini tebliğ etmiştir.

Java ve Sumatrada kanuna karşı gelme hareketlerinin çoğalması üzerine buralarda son derece şiddetli tedbirler alınmıştır.

Resmî binalarda ve Bakanların evlerinde muhafaza kıtaları bulundurulmaktadır.

Bütün bunlara rağmen yarın için bütün şehirler donanmakta takı zaferler çiçekler­le süslenmektedri. Hürriyet sembolü her tarafta göze çarpmaktadır. Başkan Ahmet Sokarno. yarın sarayın balkonundan halka hitap edecektir. Son haberlere göre. 9 ko­münist elebaşısı daha tevkif edilmiştir. Hükümet siyasî vaziyet bakımından ka­nuna krşai gelecek her şahsı insafsızca ce­zalandıracağını ilân etmiştir.

En son dakika Sumatrada ve Java'da ko­münist Şefleri ile Ticaret Odası Reisi tev­kif edilmişlerdir.

2 Ağustos 1951

— Yeni DeLhi :

Hindistan Eğitim Bakanı Mevlâna Ebül-kelâm Azâd, Türkiye'yi ziyaretiyle ilgili olarak beyanatta bulunmuş ve ezcümle şöyle demiştir :

«Türkiye'de, Cumhurbaşkanı da dahil herkesten büyük hüsnükabul gördüm. Dai­ma minnetle anacağım bir şey varsa o da Hindistan'a karşı Türkiye'de duyulan sev-

Kemal Atatürk'ün temelini attığı modern Türkiye'de başarılan en büyük hamle, teok­ratik devlet fikri yerine laik devlet anla­yışının ikamesİdir. Türkiye coğrafî ba­kımdan küçülmüştür, fakat kuvvet bakı­mından en yüksek devresini yaşıyor.

Zamanımın müsaade ettiği kadar Türk Eğitim sistemini gözden geçirdim. Kadın eğitimi bahsinde atılan müsbet adımlar Üzerimde pek büyük tesirler bıraktı. Türk kadınları her sahada büyük rol oynamak­tadırlar.»

6 Ağustos 1951

—Yeni Delhi :

Hindistan Parlâmentosunun son oturumun­da söz alan Hindistan Cumhurbaşkanı ez­cümle şöyle demiştir:

«Mecbur edilmedikçe Hindistan ile harbe girmekten kaçınmağa karar vermiş bulun­maktadır. Bütijn komşularımızla olan münasebetlerimiz samimîdir ve işbirliği esasına dayanmaktadır. Pakistanla aramız­da sürüp giden ihtilâftan dolayı ziyadesiyle üzüntü duymekteyim.»

10 Ağustos 1951

—Yeni Delhi :

Son günlerde Keşmiri ziyaret ettikten sonra Pakistan Başkenti Karaşjye giden Birleşmiş MilletlerKeşmirarabulucusu

Frank Grahamm yarın Delhiye dönmesi beklenmektedir. Grahamm vazifesi bitmek üzeredir. Çünkü Birleşmiş Milletler Ka­rarma göre, Mayıs sonlarında gelmiş olan arabulucu üç ay zarfında raporunu vere­cektir.

12 Ağustos 1951

— Karaşi :

Keşmri anlaşmazlığının halli için Hindis­tan Başbakanı Nehru'ya gönderdiği mek­tupta Pakistan Başbakanı Liyakat Ali Han ezcümle şunları yazmıştır :

((Keşmir milletini bir tecavüze karşı mü­dafaa etmek istediğinizi ileri sürdüğünüz halde, Birleşmiş Milletler Başkanlığı al­tında hür bir pİebisit'in kararını kabul et­mek cesaretini göstermemeniz garip de­ğil midir?»

15 Ağustos 1951

— Yeni Delhi :

Bugün bütün Hindistan İstiklâlinin 4 üncü yılını kutlamaktadır.

Yeni Delhi'de, İngiltere devletinin eski sembolü Kızılkale önünde bir tören ya­pılmış, 50 bin kişi tahmin edilen halk ka­labalığına hitap eden Nehru dünya duru­mundan bahsetmiş, sonra Cumhurbaşkanı Rajendra Prasad ile birlikte, millet babası Mahatma Gandi'nkı medfun bulunduğu mukaddes toprağı ziyaret etmişrlerdir.

— Yeni Delhi :

Hindistan hükümeti dün akşam Yeni Del­hiye gelen Japon Barış andlaşmasi nihaî metnini incelemektedir. İyi haber alan çev­relere göre, metinde, Hindistamn ileri sür­düğü müşahedeler nazarı itibara alınma­mıştır ve Hindistamn andlaşmayı imza­laması ve hattâ konferansa İştiraki pek az muhtemel görülmektedir.

image020.gifHindistan Hükümetinin resmî cevabının bir kaç günden evvel bildirilmeyeceği sa­nılmaktadır.

18 Ağustos 1951

—Yeni Delhi :

Hindistan Kabinesi Dışişleri Komisyonu bugün toplanarak San Fransiskoda yapıla­cak Japon sulh Andlaşması imza merasi­mine katılıp katılmamak hususunu müza­kere etmiştir. Toplantıdan sonra beyanat neşredilmemiştir.

Yetkili kaynakların belirttiğine göre, Hin-distanmBirleşik Amerikanın yaptığı da­vete vereceği cevap, Hindistanm Vaşing-ton Büyükelçisi Bayan Pandit Yeni Delhi-ye döndükten sonra gönderilecektir. İsti­şarelerde bulunmak üzereçağrılmış olan Bayan Pandit'in Pazartesi günü Yeni Del-hiye gelmesi beklenmektedir. Hükümetinnihaî Japon sulh andlaşmasi muvacehesindeki durumu hakkında bugün burada hiç bir emare görülmemiştir.

Hindistan ve Pakistan...

Yazan: Sedat Simavi

9 Ağustos 1951 tarihli Hürriyei'ien

Hindistan ve Pakistan, bu iki dost devlet, Keşmir meselesinden dolayı yine büyük bir ihtilâfa düştüler.

Diyorlar ki, bu iki milletin arası bulunmaz­sa ve Keşmir meselesi halledilmezse, maa­lesef Hindistan ile Pakistan arasında bir harp zuhur edecektir. Biz, bu iki devletin samimî ve bitaraf bir dostu olmamız iti­bariyle, bu işin, her iki tarafın müşterek zararlarına dahi olsa, ahlledilmesİ zarure­tine inanıyoruz.

Pakistan ve Hindistan, birer Cumhuriyet­tirler. Kısa tarihlerinde ise harbin ne de­mek olduğu yazılı değildir. Kendilerine hatırlatalım ki, bu iki kardeş milletler ara-sıdna zuhur edecek her hangi kanlı bir sa­vaş,onlarımahvesürükleyebilir.Yeni

kurtuldukları ecnebi müdahalesi tekrar başlarına ekgiyebilir. Hindistan'ın ve Pa­kistan'ın bir harbin sonunda maruz kala­cakları felâket elli tane Keşmire'e bedel­dir.

Dostlarımız unutmamalıdırlar ki, burun­larının dibine kadar gelen ve Tibet'i istilâ eden komünizm âfeti, Hindistan'a ve Pa­kistan'a ayak basmak için hiçten bir vesile arıyor. Ben umuyorum ki, kabiliyeti ve zekâsiyle maruf olan Nehru ve tecrübeli bir vatansever olan Liyakat Ali Han, Keş­mir ihtilâfını silâh çekmeden ve kan dök­meden halletmenin yolunu bulacaklardır. Bu işte Liyakat Ali Han'ın teklif ettiği «Sulh Plânı» yabana atılacak bir fikir de­ğildir. Her halde ne pahasına olursa olsun, bu iki millet anlaşmak zorundadırlar. Zira, esavsen milletler ailesine yeni katılan bu iki devlet, şayet bütün dünyayı kana boya-yacak olurlarsa, bu, doğuşlariyle beraber bütün dünyanın nefretini kazanmaları da demek olacaktır.

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106