17.7.1951
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Temmuz1951

— İstanbul :

Denizcilik Bayramı müna­sebetiyle bugün Öğleden evvel Tak­sim Meydanında ve Beşiktaş daki Bar­baros Anıtı önünde İki tören yapılmış­tır.

Taksimdeki Törene saat 9.30 da Şehir ve Deniz Bandolarının müştereken çal­dığı istiklâl marşıyle başlanmış ve bu arada Şeref direğine bayrağımız çe­kilmiştir.

Törende Vilâyet adına Vali Muavini Fuad Alper, İstanbul Deniz Komutanı Tuğamiral Bur hane D. Deniz Yollan Genel Müdürü Yusuf Zi­ya Önİş, Deniz Harb Okulu Kurmay Başkanı Kurmay Yarbay Necdet Uran, Deniz Kuvvetlerimize mensup bir bir­lik. Deniz Harp Okulu ve Kolej öğren­cileri, Yüksek Denizcilik Okulu öğren­cileri, Şehir ve Deniz Bandoları hazır bulunmuşlardır.

Deniz ve Şehir Bandolarının çaldığı İs­tiklâl Marsından sonra İstanbul Bele­diyesi, Donanma Komutanlığı 1 inci Ordu Müfettişliği, Deniz Eğitim Ko­mutanlığı, Yüksek Denizcilik Okulu, D. Denizyolları Genel Müdürlüğü, Li­man ve Deniz İşleri Müdürlüğü, Siyasî Partiler, Armatörler Birliği ve Balıkçı­lar Cemiyeti adına hazırlanmış olan çe-lenkîer âbideye konulmuş müteakiben D.DenizyollarıGenel Müdürü Yusuf

Türk Denizcisi Barbaros Hayreddin ve kahraman deniz şehitlerimizin aziz ruhlarını taziz için bîr dakikalık ihti­raın sükûtu yapılmıştır.

Bundan sonra bir manga deniz eri ha­vaya üç defa yaylım ateşi yapmış ve Deniz Bandosunun çaldığı Denizciler marşı ile törene son verilmiştir.

Denizcilik ve Kabotaj Bayramı müna­sebetiyle bugün saat 15 te Moda Ko­yunda müsabaka, ve yarışlar tertip edil­miştir. Denizyolları Genel Müdürlü­ğünün tahsis ettiği vapurlar, öğleden sonra davetlileri Moda Koyuna götü­recektir.

— Ankara:

Türk Hava Kurumu Kurultayı bugün saat 10 da Dil ve Tarih - Coğrafya Fa­kültesinde Büyük Millet Meclisi Baş­kan vekiller inden Erzurum Milletvekili Mustafa Zer en'in Başkanlığında son toplantısını yaparak. Tüzük Komisyo­nu raporunu müzakere ve kabul etmiş ve Kurumun yeni Merkez Kuruluna gizlioylaşu zevatı seçmiştir:

Mustafa Zeren (Erzurum Milletvekili), Enver Güreli (Balıkesir Milletvekili), Lâtif Akiizüm (Kars Milletvekili), İb­rahim Kirazoğlu (Kayseri Milletvekili), Raif Aybar (Bursa Milletvekili), Mah­mut Goloğlu (Trabzon Milletvekili), Maahar Şener (Giresun Milletvekili), Abdurrahman Melek (Hatay Milletvevekili), Rüştü Oktar (Eski Van Millet­vekili), Sait Koksal, Cemal Eyüboğlu (Trabzon Milletvekili), Celâl Sait Si­ren, Salıir Kurutluoğlu, Esat Budak-oğlu (Balıkesir Milletvekili), İrfan Er­dem, Halit Zarbun (Gümüşhane Millet­vekili), Ziya Soylu (Erzincan Milletve-kilİ),Macit Bumin (Çoruh Milletve­kili), Celâl Rainazanoğlu (İçel Milletve­kili), Fikret Karabudak (Denizli Millet­vekili), Kasım Küfrevî (Ağrı Milletve­kili), Şevket Turgut, Şevki Yazman, Ce­lâl Maral, Kemal Tanoğlu, Mahmut Nedim Gündüzalp, Rifat Özdeş (Kır­şehir Milletvekili), Nahit Pekçan (Er­zincan Milletvekili), Şeref Mengü, Ri-iat Öçtem (Sivas Milletvekili).

JDeneiçiler :

Kaşit Fırat (Ordu Milletvekili), Mah­mut Nedim Zabcı, Ali İhsan Sabis (Af­yon Milletvekili), Şevket Turgut.

Seçim yapıldıktan sonra Başkan şu sözlerleKurultayıkapamıştır:«Beş

gün devam eden Kurultayda memleket hesabına masruf kıymetli Mesainizden, dolayı hepinize teşekkür eder ve ba­sanlar dilerim."

—Samsun:

Türk sularında kabotaj hakkının Türk bayrağına geçmesinin. 26 inci yıldönü­mü olan 1 Temmuz Denizcilik Bayramı bugün şehrimizde parlak bir törenle kutlanmıştır. Cumhuriyet Alanında ya pilan törene bir kıta asker, bütün kurul ve müesseselerle kalabalık bir halk kit­lesi iştirak etmiştir. Merasime saat 11.50 de Şehir Bandosunun çaldığı İs­tiklâl Marşile başlanmış ve deniz savaş­larında canlarını feda eden kahraman Türk denizcilerinden şehit düşen­lerin ruhlarını taziz için ihtiram sü­kûtu yapıldıktan sonra Karadeniz böl­gesi Liman ve Deniz İşleri Müdürü ta­rafından günün ehemmiyetini belirten bir söylev verilmiştir. Müteakiben Parka gidilerek Atatürk Anıtına çe-lenkler konmuştur. Öğleden sonra Park iskelesi önünde çeşitli deniz gösteri­leri, yüzme, kayık ve motor yarışları yapılmıştır. Gece denizde büyük bir fener alayı yapılacaktır. Şehir ve de­nizdeki bilûmum vesait bu münase­betle bayraklarla donatılmıştır.

—İzmir :

1 Temmuz Denizciler Bayramı bu sa­bah şehrimizde parlak bir törenle kut­lanmıştır. Bu münasebetle sabahtan itibaren limanda bulunan, küçük ve büyük Türk deniz taşıtları flamalarla süslenmiş ve binalar da bayraklarla donatılmıştır.

Cumhuriyet Alanındaki törene iştirak eden Deniz Komutanlığı kıtası Konak meydanında, Gençlik ve Spor Kulüp­leri de Alsancaktaki Dcmirspor Lokalin­de saat tam 8,30 da toplanmış bulunu­yorlardı. Demirspor Lokalinde kafile B-slediye Bandosunun refakatinde saat 9,15 de, Konak önündeki kıt'a da Askerî Bandonun refakatinde olmak üzere sa-.at 9.30 da yürüyüşe geçerek Cumhuri­yet Alanında toplanmışlardır.

Cumhuriyet Alanındaki tören saat 10 da tören âmirinin verdiği işaret ve bu­nu müteakip bandonun çaldığı İstiklâl Marşı ile başladı. Bu esnada göndere sancak çekildi ve Anıta çelenkler ko­nuldu.

Verilen' işaret üzerine Limanda bulu­nan gemiler birer dakika olmak üzere üç selâm düdüğü çaldılar ve bu suret­le de buradaki tören sona erdi. Bayram dolayısiyle Akdeniz tJsler Ko­mutanlığı ve Devlet Denizyolları İda­resince Karşıyaka'da hazırlanmış olan sahada yelken, kürek ve yüzme yariş-lariyle muhtelif deniz eğlenceleri ya­pıldı. Buradaki eğlence ve yarışlara saat 18 de başlandı.

Denizciler Bayramı dolayısila bu gece Körfezde fener alayı yapılacaktır.

—İzmir:

Memleketimizde geçen 15 günlük mi­safirlikten sonra İskenderiye'ye dön­mekte olan Arap Birliği Genel Sekre­teri Abdurrahman Azzam Paşa, bera­berinde Bayan Azzam, kızı ve maiyeti erkânı olduğu halde bugün Adana va­puru ile İzmire gelmiştir.

Azzam Paşa'yı öğleden sonra Vali Os­man Sabri Adal vapurda ziyaret et­miştir.

Arap Birliği Genel Sekreteri Vapurda intibalarmı soran Anadolu ajansı mu­habirine şunları söylemiştir :

»Ankara'da Devlet ricali ile temasla­rımdan çok memnun kaldım.

Türkiye kısa zaman içinde hakikaten büyük terakkiler kaydetmiştir. Her gittiğim yerde ileriye doğru gidildiği­ne şahit oldum. Türkler de müreffeh bir hayat sürmektedirler."

Adana vapuru bu gece yarısı Pire'ye müteveccihen limanımızdan ayrılacak­tır.

—Ankara :

Hindistan Millî Eğitim Bakanı Mevlâ-na. Ebül Kelâm Azâd bugün saat 10.30 da Ankara Erkek Teknik Öğretmen Okulunu ziyaret etmiştir. Okulun lâ-boratuvar ve atölyelerinde tetkikatta bulunan ve gördüklerinden memnun olan misafirimiz aynı zamanda dün törenle halkın ziyaretine açılmış bulu­nan okulun sergisini de gezmiş ve ya­pılmış bulunan işlerin mükemmeliye­tini ifade ederek takdirlerini Okul Mü­dürüne bildirmiştir. Mevlâna Ebül Ke­lâm Azâd okulun hatıra defterine şu satırları yazmıştır :

-Bugün Erkek Teknik Öğretmen Oku­lunu ziyaret etmiş bulunduğumdan do­layı çok mütehassisim. Millî hayatın bihakkın takviyesi bahsinde, milletin sanayi kurması ve hariçten mal itha­line lüzum bırakmıyacak şekilde ihti-

yaçlarının kendisi tarafından temin edilmesine gayret göstermesi esastır. Bu öğretim müessesesi de işte bu gaye ile kurulmuş ve gayesinde de çok mu­vaffak olmuştur. Okulun bu yolunda daha geniş başarılar kaydetmesini can dan dilerim.il

Erkek Teknik Öğretmen Okulundan sonra Yapı Enstitüsü Atölyelerini zi­yaret eden misafirimiz Enstitünün şe­ref defterine ihtisaslarını ve takdirleri­ni kaydettikten sonra Gazi Eğitim Ens­titüsünü ziyaret etmiş ve her üç okul­da gördüğü intizam, kuruluş ve mü­kemmeliyetten dolayı takdir ve teb­riklerini bildirerek ayrılmışlardır.

—İstanbul:

Atletizm Ajanlığından : Atletizm Ajanlığı tarafından tertiple­nen 3 üncü kategori atletleri arasındaki Gül Kupası müsabakaları bugün sona ermiştir. Fenerbahçe, Galatasaray, Be­şiktaş, Beyoğlu Spor ve Kurtuluş at­letlerinin katıldıkları müsabakalar muntazam bir şekilde cereyan etmiş­tir. Müsabakalar sonunda umumî tas­nifte Fenerbahçe 66 puanla birinci, Beyoğlu Spor 53 puanla ikinci, Galata­saray 16 puanla 3 üncü; Kurtuluş 9 puanla dördüncü olmuşlardır.

—Ankara :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar yanların­da Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri ol­duğu halde bugün saat 19.30 da Ankara Erkek Teknik Öğretmen Okulunu zi­yaret etmiş ve ders yılı sonu münase-betile hazırlanan sergiyi gezmişlerdir.

Cumhurbaşkanı, okulun porselen, se­ramik, marangozluk, kuyumculuk, elektrik, motor, demir ve döküm atel-yelerini gazmîş ve ilgililerden geniş izahat almışlardır. Cumhurbaşkanı Ce­lâl Bayar, atelye ve lâboratuvarlarda yapılan numuneleri işaret ederek «Türk herşeyi yapar ve en iyisini ya­par. Biz bu devreyi geçirdik. Şimdiki çalışmalarımız daha ziyade memleke­tin iktisadî gelişmesini sağlamıya ve memleket çocuklarının bugün yapa­cakları, öğrenecekleri işlerde kendi­lerinde kazanç sevgisi uyandırmak ve refah bir geçim sağlayabilmeleri yo­lunda olmalıdır. Bir memlekette me­deniyetin kurulması, teessüs etmesi için demir sanayiinin kurulması, te­kemmül ettirilmesi de lâzımdır.» de­mişlerdir.

Toplantıda, Cumhurbaşkanı Celâl Ba-yar ile Başbakan Adnan Menderes'e birer telgraf çekilmiştir.

—İstanbul:

Kabotaj Bayramı münasebetiyle bu­gün öğleden sonra Moda Koyunda de­niz yarışları yapılmış ve kesif bir se­yirci kitlesi taralından takip edilmiş­tir.

—Ankara :

Birkaç gündür şehrimizde misafir bu­lunan Hindistan Milli Eğitim Bakanı Mevlâna Ebül Kelâm Azâd, bu akşam­ki ekspresle İstanbul'a müteveccihen şehrimizden ayrılmıştır.

Mevlâna Ebül Kelâm Azâd, Garda Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri, Dış­işleri Bakanlığı Protokol Umum Mü­dür Muavini, Millî Eğitim Bakanlığı ileri gelenleri ile Sefaret erkânı tara­fından uğurlanmıştır.

2 Temmuz1951

— İstanbul :

Şehrimizde bulunan Ekonomi ve Tica­ret Bakanı Prof. Muhlis Ete, bugün saat 17 de gazeteciler Cemiyetinde bir Basın toplantısı yapmış ve aşağıdaki beyana­tına Barker Heyetinin raporu mesele­siyle başlamış ve şunları söylemiştir ;

«Milletlerarası İmar ve Kalkınma Ban­kasının maruf iş adamlarından Mr. Barker'in Başkanlığında tertip eyledi­ği bir heyet iktisadi tetkiklerde bulun­mak ve Hükümetimize bir rapor ver­mek üzere memleketimize gelmiş bulunuyordu. Türkiye tetkikleri 2-3 ay gibi kısa bir müddete inhisar edeceği için Hükümetimiz bu heyeti tenvir ve gerekli dokümantasyonla teç­hiz edebilmek nıaksadiyle gerek Dev-iel teşkilâtından, gerekse iş hayatın­dan seçtiği tanınmış iktisatçılarla ta­nıştırmıştır. Memleketimizde maattees­süf çok az kalabilen bu heyet gerekli malûmatla Amerika'ya avdet etmiş ve yazdıkları raporu bir sene sonra bİ2e ve Milletlerarası İmâr ve Kalkınma Bankasına verebilmiştir.

Bu aynı ilk günlerinde Ankara'ya ge­len Bankanın murahhas âzası Mr. Gar-ner bu raporu bize getirmiş bulunuyor. Kap orun özünü gazetelerimiz neşr et­mişlerdir. Rapor, Hükümetin teşkil et-

tiği hususî bir komisyon tarafından tetkik edilmekle beraber ayrıca alâ­kalı Bakanlıklar tarafından gözden ge­çirilmekte ve esasen yap ila gelmekte olan işlerle mukayese edilmektedir.

Görüyorsunuz ki hükümetimiz raporun yazılmasına mukaddem hazırlıklarda bulunduğu gibi rapor verildikten son­raki tetkikleri de ihmal etmiş değildir.

Binaenaleyh, Muhalif Parti Genel Sek­reteri dostum Kasım Gülek merak bu-yurm asini ar, D.P. Hükümeti, bu rapo­ru, kendi iktidarları zamanında veril­miş yerli ve yabancı uzmanların rapor­larını, iktidara gelmeden önce tetkik etmiş ve bunlardan kendi görüşlerine uyanlarını bir senedenberi kıymetlen­dirmeye çalışmıştır.

Yabancı sermaye ve ödünç para verme isleri kanunu. Memleket Ekonomisini bir an evvel kalkındırmak için yabancı sermayenin celbini düşünen ve prog­ramına koyan Hükümetimiz hazırladığı kanun tasarısını Meclise sevketmig bu­lunuyor. Bugünler komisyonlarında görüşülen bu layihanın bir haftaya ka­dar Büyük Meclise arzolun a cağını tah­min etmekteyim.

Bunun yanında Ödünç Para Verme Ka­nunun faize müteallik olan birkaç maddesini tadil eden bir kanun tasarı­sı da Meclis Komisyonlarında müzake­re edilmektedir. Merkez Bankasının ıs­konto haddinin değişmesiyle alâkadar ölen Banka faiz hadlerinin dinamik bir unsur olmak itibariyle kanun metnin­den çıkarılarak zaman zaman ayarlan­malarını mümkün kılmak üzere bir teknik komitede görüşüldükten sonra Bakanlar Kurulu tarafından tesbit edil­mesini ve geniş İktisadî şartlara göre tanzim edilmesini daha uygun bulduk. Yalnız bu t-sşebbüsün yanlış rivayet­lere yol açmasını önlemek için derhal şu hususu belirtmek isterim :

Bu kanun tadilâtı ile borçlu hesaplar­dan alınacak faizlere mütenazır olarak mevduata verilecek faiz miktarları ayarlanırken, küçük tasarrufların Ban­kalarda toplanmasında âmil olan ikra­miye usulünün kaldırılmasını değil, ancak, bu ikramiyelerin bankalar ara­sında yersiz bir rekabet mevzuu teşkil etmemesini derpiş etmekteyiz. Zira, küçük tasarrufların bankalara gelme­sinde tek ve müessir âmil, sadece faiz değildir.

İlk iş olarak bu sahalardan pek çoğu aramıya açıldığı gibi mekşuf sahaların da hususî Jeşebbüs tarafından işletilme­si için gerekli kanunî merasime girişil­miş, hattâ bunlardan bir kısmında fa­aliyete dahi geçilmiştir. Bunların baş-lıcaları şunlardır :

Muğla, Gaziantep, Eskişehir, Erzurum, Hatay, Kastamonu, Maraş ve daha 22 Vilâyette muhtelif madenlerdir. En çok linyit ve krom sahalarıdır.

Diğer taraftan maden işlerini kökün­den düzeltecek şekilde bir maden ka­nunu hazırlanmıştır. Bugünlerde Bü­yük Millet Meclîsine gelmesi beklenen bu kanunla sergüzeşt peşinde koşanlar mümkün mertebe bertaraf edilecek ve yeraltı servetlerimizin işletilmesi, mu­ayyen bir zaman zarfında bunları çalı­şıp değerlendirmeğe muktedir olacak sermayesi ve ehliyeti olan insanlara açılacaktır.»

Bundan sonra Bakan, gazetecilerin sor­muş oldukları bazı sualleri cevaplan­dırmış ve bu arada Emniyet Sandığı ile Belediyenin ihtiyaç sahiplerin* eş­ya mukabilinde ikrazda bulunmak üzere bir Şefkat Sandığı tesis etme ka­rarını verdiğini söylemiş ve ekmek, sebze ve balıkçılık meseleleri üzerinde durmuştur. Bakan, bilhassa ekmek mevzuunda alınacak tedbirleri izah et­miş ve bilâhare Ticaret ve Sanayi Oda­ları seçimlerine dair izahat vermiştir.

— Ankara :

İşçi Sigortaları Kurumu Genel Kuru­lunun altı gündenberi devam eden top­lantısı bugün sona ermiştir. Bugünkü toplantıya sayın Cumhurbaşkanı Celâl Bayar da şeref vermiş ve konuşmaları dikkat ve alâka ile takip etmişlerdir. Geliş ve dönüşlerinde Genel Kurul üye­lerinin büyük saygı tezahürleri ve çok sürekli alkışlariyle karşılanan sayın Cumhurbaşkanımız Kongre üyelerine ve bu arada işçilerimize de İltifatlarda bulunmuşlardır.

Genel Kurulun bugünkü oturumu so­nunda kapanış nutkunu veren Çalış-ma Bakam Nuri Özsan, sürekli alkışlar arasında kürsüye gelerek şu beyanatta bulunmuştur :

«Muhterem arkadaşlar, Dâvasına inanmış, sosyal meselelerin mâna ve ehemmiyetini takdir etmiş in­sanların olgun şuuru içerisinde cere­yan eden Genel Kurul toplantısını ta­kip ettim. Konuşan değerli arkadaş­larımızın bize ışık veren yapıcı ve iyi niyetli tenkitlerini dikkatle dinlemiş bulunuyorum. . İtiraf edeyim ki icraa­tımızda bize rehberlik edecek olan bu dilek ve tenkitlerinizden çok istifade ettini. Hayatını alın teri ve emeği ile kazanan, millî ekonomimizde mühim yeri bulunan milliyetperver, vatanse­ver, kıymetli ve asil Türk işçisi­nin ve onların yanı başında de­ğerli ve kadirşinas işverenlerin hizme­tinde olmanın büyük zevk ve gururunu duyuyorum. (Alkışlar ve sağol sesleri). Henüz 5 yılı aşmıyan kısa müddetli mesai içinde sosyal sigorta alanında kaydedilen gelişmeleri burada belirt­mek nezaket ve kadirşinaslığını göste­ren delege arkadaşlarıma, bu kurumda vazife almış, feragatle bu dâvanın me­suliyet yükünü omuzlarında taşımış mesai arkadaşlarım adına şükranlarımı ifade etmeyi bir borç bilirim. Ve bu şekilde takdirlerinize mazhar oldukla­rından dolayı kendilerini tebrik ede­rim.

Bazı delege arkadaşlar, aradan bîr se­ne geçmiş olmasına rağmen bir kısım dileklerin yerine getirilmemiş olduğuna temas ettiler. Hakikaten iş hayatında bir yılın büyük önemini takdir ederim. Fakat arkadaşlar, memleket ekonomi­siyle ve malî takatimizle sıkı sıkıya a-lâkalı olan meselelerde sonu belirsiz, gelişigüzel tesadüflere terkedilen icra­ata girişmenin acı neticeler doğuran isabetsizlikleri olabileceğini de takdir buyurursunuz. Sağlanması gerekli gö­rülen bazı ihtiyaçların karşılanırı asın­da bu mülâhaza ile gecikmeler husule gelmiş ise bunları hüsnüniyetimize ba­ğı Ilıyacağınızdan eminiz. Sosyal dâva­larımızın tahakkukunu önemli bir va­zife olarak ele almış olan Hükümetiniz kuvvet ve cesaretini ve başarısını ge­rek işçilerimizin gerekse işverenleri­mizin olgun anlayışlarında ve bize o-Ian yardımlarında bulmaktadır. Arka­daşlarım, yapılan tenkitler zabıtlara geçmiştir. Biz de takip ettik, not aldık. Bundan sonraki icraatımızda bunlar­dan geniş ölçüde faydalanacağımız mu­hakkaktır. Hakikaten büyük gayret ve emek sarfı ile tesbit edilmiş bulunan-dilekleri birer birer ele almak suretiyIe bunların leh ve aleyhinde bir takım mütalâalarda bulunmak mümkündür. Fakat şimdiden bunları teker te­ker cevaplandırmak istemiyorum. Çün­kü benira bu konulardaki görüşlerim şahsî mütalâalar çerçevesini geçmez. Halbuki biz bir taraflı görüşmelere göre değil, daha ziyade ilmin ve tecrü­benin ışığı altında yapılacak etüdlere kıymet vererek bunların müsbet neti­celerine göre tatbikata gegmek kara­rındayız- Onun için bu tesbit edilmiş dileklerinizi kendi elemanlarımızın ve diğer taraftan Milletlerarası çalışma bürosundajı celbettiğimiz uzmanların ve bunların yanında memleketimizin değerli ilim adamlarının ve bilhassa bu Genel Kurulda bütün günlerini bu dâvaya hasretmek suretiyle aramızda bulunmuş olan kıymetli akademisyen arkadaşlarımızın iikir ve mütalâalarını alarak bunların kabili tatbik olanlarını sırasiyle yerine getirmeyi bir borç bi­liriz. Buradaki hedefimiz bu müesse­seyi yaşatmak, gün geçtikçe inkişafını tendin etmektir. Bu itibarla kıstasımız, kaynaklarımızı iş göremez hale gel­mekten kurtarmak ve müessesenin tahammülünün üstünde yük yüklemek suretiyle iş göremez hale sokmamak olacaktır. Gelecek sene huzurunuza tekrar çıktığım zaman bunların kabili tahakkuk olanlarının yapılmış olduğu­nu göreceksiniz. Bu sosyal dâvalarda yakından alâka gösteren siz kıymetli delege arka d ağlarıma candan şükran­larımı sunarım.»

Çalışma Bakanı bundan sonra memle­ketin dört bucağından gelmiş bulunan İşçi ve İşveren delegelerine ve ilim adamlarımıza Bakanlığın Sosyal Sigor­talar mevzuu dışında kalan diğer faa­liyetleri hakkında da geniş malûmat vererek ikmal edilen ve edilmek üzere bulunan çeşitli kanun ve tüzük tasarı­larınınana hatlarınıbe I i rt m iştir.

Delegelere sevgi ve başarı dileklerini tekrar etmekle sözlerini bitiren Çalış­ma Bakanı, Geni Kurul üyeleri tara­fından, sürekli alkışlar arasında saat İÜ da toplantıya son vermiştir.

Bugünkü Genel Kurul Toplantısı sona ereceği sırada, ilk toplantı günü ken­disine Genel Kurulun şükranlarını bil­dirmek üzere gönderilen telgrafa Sü­reyya İlmen'in İstanbul'dan verdiği ce­vap da ayrıca tezahürlere vesile olduş-tur. Hatırlarda olduğu üzere Süreyya İlmenMilyonlardeğerindebulunan


Maltepe'deki çiftlik sahasını işçi Sana-toryomu inşası için İşçi Sigortalan-Kurumuna bağışlamış bulunmaktaydı.

— İstanbul:

Şehrimizde misafir bulunan Hindistan Millî Eğitim Bakanı Mevlâna Ebiilke-lâm Azâd bugün saat 17.30 da Teknik Üniversite Konferans Salonunda Hind kültürü mevzuunda bîr Konferans ver­miştir.

Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gokay, Profesörler Millî Eğitim Müdürü, Hin­distan Elçisi ve kalabalık bir dinleyici kitlesinin hazır bulunduğu toplantıyı İzmir Milltvekİli Profesör Halide Edip Adı var kısa bir hitabe ile açmış, Hindistan Millî Eğitim Bakanını din­leyicilere tanıtmakla büyük bir haz duyduğunu söylemiş ve Mevlâna Azâd'-ır. Hindistam büyük bir memleket yap­mak emeli ile Gandi ve Nehru gibi liderlerle çalıştığını ve bütün hayatını «ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz»' sö­züne uydurduğuna işaret etmiştir.

Müteakiben kürsüye gelen Mevlâna Azâd, Hindistan kültürünün birçok un­surlardan mürekkep bir kültür oldu­ğuna işaret etmiş ve Hind medeniyeti ile Hind edebiyatının çok eski olduğu­nu, hattâ Batı felsefesinin temelini teş­kil eden Yunan felsefesinin Milâttan önce 600 senelerinde ilk belirtilerini gösterdiği zaman Hint felsefesinin bu talihte çoktan seher devrini aşmış bu­lunduğunu belirtmiştir.

Mevlâna Azâd sözlerine devamla bu­gün Hindistanda konuşulan bütün dil­lerin içinde birçok türkçe arapça ve farsça kelimeler bulunduğunu, hattâ çok derin Hint müziğinin dahi Türk ve Arap musikisinin tesiri altında kaldı­ğını söylemiş, esasen ilim, kültür ve medeniyetin harita olmadığım, ilim ve kültürün bütün nev'i beşerin mirası ve bütün dünyanın malı olduğunu ifade eylemiştir.

Bu sebeple ilim ve kültürün hiçbir za­man siyasetle karıştırılmaması gerek­tiğine işaret eden Bakan sözlerine şöyle son vermiştir:

Birkaç gündenberj memleketinizde bu­lunmaktayım. İnanınız ki birkaç gün değil, senelerdcnberi Türkiyede bulu­nuyor muşum gibi içimde bir his var. Memleketime dönerken yalnız gitmi-yeceğim hepinizin sevgilerini de bir­likte götüreceğim.»

image001.gifSakarya'da Sanyar mevkiinde ve onun etrafında 7 kademede kurulacak Ba­rajlarla hem bu havalinin sulanması tenlin edilecek, hem de 502 metrelik bir düşüşle muazzam bir enerji istîh-sal olunacaktır. Bütün tesisat bittiği zaman 600 bin kilovat enerji alınacağı hesap edilmiştir. Sade bu sahada temin edilecek kilovat saat 2,5 milyardır. Halbuki bugün Türkiye d eki bütün enerji miktarı 800 milyon kilovat saat­tir.

İlk büyük hidrolik enerji santralı için S ak aryanın tercih edilmesindeki sebep, bu mıntıkanın hem enerji istihsaline müsait olması, hem barajı tesis eden toprağın su geçirmeyen sahaya sahip bulunması, hem de Elektrik İstihlâk Merkezlerinin ortasında olmasıdır.

Bu tesisle, garpte Istanbula, Bursaya, cenupta Eskişehir ve Ankara'ya, şarkta Kırıkkale ve Karabüke, şimalde Zon­guldak'a enerji verilmesi kabil olacak­tır.

Sarıyarda yapılacak ilk Baraj, 1954 se­nesinde bitmiş olacak ve ilk olarak 80 bin kilovat elektrik istihsal edilecek­tir. Bundan sonra sırasiyle Sakarya-nin diğer kademelerindeki barajlar yapılacaktır. Bu kademelerden biri olan Paşalar Boğazmdaki Baraj 1960 senesinde bitecektir. Buradan 40 bin kilovatlik bir enerji istihsal edilecek­tir. Hamidabât'da tesis edilecek baraj ve santralle 300 bin kilovatlık bir enerji istihsali mümkün olacaktır.

Halen ilk çalışmalar Sarıyar'da teksif edilmiş bulunmaktadır. Buradan Is­tanbula sevkedilecek enerji ile Çatal-ağzmdan gelecek enerji, Adapazarm-da birleştirilecek ve Adapazarı bü­tün enerjinin düğüm noktası olacak­tır. Bugünkü vaziyette İstanbul 60 bin kilovat istihsal etmektedir, şüphesiz bu santraller ve bu tesisler ikmal edi­lince ve enerji Istanbula gönderildikçe bu istihlâk daha da artmış olacaktır.

Diğer taraftan Çatalağzmda kurulan santralın istihsal imkânının 60 bin ki­lovat olduğu hatırlardadır. Çatalağzı enrjisi daha çok Kömür Havzasında kullanılacaktır ve şimdiden bir kısmı da kullanılmaya başlanmıştır. Bunun için Zonguldak'ta amenajmanlara de­vam edilmektedir. Hatlar ikmal edilin­ce Çatalağzından ilk olarak Istanbula 30 bin kilovat verilecek, fakat sonradan Zonguldaktakiimkânlar hazırlandıkça Çatalağzından Istanbula verilecek e-nerji azaltılacak, tam o sırada Sanyar Barajı imdada yetişecek ve böylece İs­ta nbulun ihtiyaçları geniş ölçüde te­min olunacaktır. Bu büyük tesislerin memleketin ekonomik kalkınmasında büyük bir rolü olduğu aşikârdır. Bil­dirildiğine göre ilk senelerde 3,5 kuruşa mal olacak kilovat, sonradan 2,5 kuru­şa kadar düşecektir.

Bu kadar ucuz enerjiye kavuşacağını düşünen İstanbul ve Ankara Belediye­leri de Sanyar Barajının inşası için malî bakımdan yardımda bulunacak­lardır. İstanbul Belediyesinin yardımı 32 milyon lira, Ankara'nın ise 6,5 mil­yon liradır. Bu paralar senelere taksim edildiği zaman görülür ki, şimdi bu Belediyelerin mevcut tesislerinin bakı­mı, tamiri için sarfedilecek miktardan çok azdır. Bu paralar Belediyelerin büt­çelerinde Sanyar Barajından istihsal başlayıncaya kadar geçen zaman zar­fında temin edilecek tasarruftan ve kârdan ayrılan bir nispetten temin olu­nacaktır. Sakarya bölgesindeki elektri-kifikasyon için gereken bütün tesisler, 640 milyon liraya mal olacaktır. Yal­nız Sanyar Barajı için sarfedileeek pa­ra 130 milyon liradır. Buradan istihsal edilecek enerjinin kısa bir zamanda bü­tün masrafları itfa edeceği muhakkak sayılmaktadır. Bu Baraj için bu sene' sarfedilecek miktar 60 milyon lirayı bulacaktır. Şimdiden hattı havailer, gereken jeneratörler, santraller ısmarlanmış tır.

İnşa edilecek Baraj hakkında bir fikirvermek için şunu ilâve edelim ki, Ba-. raj 1 milyar 900 milyon metre küp su­yuihtivaedecektir.BugünÇubuk barajı 13 milyon metre küp su almak­tadır. Sanyar Barajmdaki göl 130 bin hektar arazi üzerine kurulacaktır.

Yalnız Sarıyar Barajında istihsal edi­lecek enerji eğer kömürle elde edil­meye kalkilsa bunun için 300 bin ton taşkömürü harcamak lâzım geldiği bildirilmektedir. Sakarya üzerinde 7 kademede yanılacak diğer bütün tesis­lerle elde edilecek 600 bin kilovathk enerji ise, 2 milyon ton kömüre mua­dildir. Havzanın bugünkü istihsali ise 2,5 milyon tondur.

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, Sarı­yar köyünde alâkalılarla bu mevzu üzerinde etraflı bir şekilde konuştuk­tan sonra, refakatinde bulunan zevat­la birlikte Sakarya'dan Kelekle karşı

tarafa geçmişler ve burada barajın vü-cude getirilmesi için kayaların nasıl atıldığını görmüşler, bir müddet bu ka­yalık ve sarp araziden yaya olarak gö­lün kurulacağı sahaya kadar gitmişler ve vaziyeti yerinde tetkik buyurmuş­lardır.

Cumhurbaşkanımız, yino bir kilomet­relik kayalık sahadan yaya olarak kö--ye dönmüşler ve halkın tezahüratı ara­sında Ankaraya hareket etmişlerdir. Cumhurbaşkanımız Beypazarından ge­çerlerken caddede toplanan Beypazar-lûar tarafında büyük tezahürat ve sü­rekli alkışlarla karşılanmışlar ve orada bir müddet istirahat ederek Beypazar-Iılarla konuşmuşlardır.

Cumhurbaşkanımız, bu arada Beypaza­rında iskân edilen göçmenlerin vazi­yeti hakkında da malûmat almışlar ve hepsinin iskân edildiğini ve işe güce başladıklarını, birer istihsal unsuru ol­duklarım öğrendikleri zaman mem­nunluklarını beyan etmişlerdir.

Bu arada bir göçmen Cumhur b aşk anı­mızınyanınayaklaşarakdemiştirki :

»Sayın Cumhurbaşkanı, ben beş ay, evvel Bulgaristandan Türkiyeye gel­dim.Eksikolmayınİstanbul'dabizi

ziyaret etmiştiniz ve bize «hoş geldi­niz» demiştiniz. O zaman biz anayurda gelmiştik fakat henüz misafirhanede idik. Şimdi, Bey pazarında yerleştik. Evimiz barkımız var. Buranın yerlisi olduk. Bugün s!z bize misafir geliyor­sunuz. Bunun için biz size. hoş geldi­niz, diyoruz."'

Cumhurbaşkanımız, bu göçmenin söz­lerinden mütehassis olmuşlar, ve Bey­pazarı nd a ne kadar göçmen bulundu­ğunu sormuşlardır. Verilen izahata gö­re şimdiye kadar Beypazarma 53 ha­nelik göçmen gelmiştir. Bunların hepsi yerleştirilmiş, hepsi istihsal unsuru ol­muştur.

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar Bey-pa2anndan hareket ettikten sonra yol boyunca Ay aslılar tarafından karşılan­mış ve civarda üç kilometre mesafede bulunan Ayaş İçmelerine ve kaplıca­larına davet edilmişlerdir. Sayın Ba­yar, bu içmeleri de ziyaret etmişlerdir. Burada 160 yataklı bir otel ve bir banyo vardır.

Verilen izahata göre, İçmeler bir­çokmidevebarsakhastalıklarına

şifa temin etmektedir. Kaplıcalarda da siyatik ve romatizma kürü yapılmak­tadır. Cumhurbaşkanımız bu oteli ve kaplıcaları işletenlerden etraflı izahat almışlar, bilâhare Ayaş'a hareket et­mişlerdir. Cumhurbaşkanımız Ayaş'ta halk tarafından sevgi tez amirleriyle karşılanmış ve bir müddet askerî mah-felde istirahatten sonra Ankara'ya mü­teveccihenhareket etmişlerdir.

Sayın Bayar, Ayaş Beli eteğinde bulu­nan Yetiştirme Yurdu önünden geçer­ken buradaki öğrenciler tarafından karşılanmışlar ve vâki davet ü.z«riîic bu okulu ziyaret etmişler ve akşam geç vakit Ankara'ya dönmüşlerdir.

4 Temmuz1951

— Erzurum :

Atatürk'ün Erzurum a ayak basışının 32 inci yıldönümü dün parlak bir tö­renle kutlanmıştır. Ayni zamanda Er-zurumlulann vatanın istiklâli uğrunda gösterdikleri hamasetin en parlak nu­munesi olan Aziziye savaşında şehit düşenler için de bir ihtifal yapılmıştır.

Her iki tör&nde Vali, Ordu Müfettişi, Kor Komutanı, Siyasî Partiler Mü­messilleri, askerî ve mülkî erkân ve kalabalık bir halk kütlesi hazır bu­lunmuştur.

Törene İstiklâl Marşiyle başlanmış, mü­teakiben söz alan hatipler Erzurumlu­ların Atatürke besledikleri vefakâr bağ­lılığı ve bu büyük askerle vatanın kur­tuluşu için nasıl işbirliği yaptıklarını belirten nutuklar söylemiştiler, O'nun şahsına ve inkılâplarına karşı besledik­leri sevgi ve bağlılığın hiçbir zaman ekşilin iveceğini bilâkis gün geçtikçe kuvvetlenerek artacağını belirtmişler­dir.

Törene bir geçit resmi ile son verilmiş­tir. Toplantıda hazır bulunanlar bu­radan Aziziye Şehitliğine gitmişler ve çelenkler koymuşlardır. Şehitlerin hu­zurunda yapılan bir saygı duruşu ile ziyaret nihayete ermiştir.

— Ankara :

H aş imi Ürdün Millî Bayramının yıldö­nümü münasebetile Cumhurbaşkanı­mızla Ürdün Kral Naibi Emir Naİf Hazretleri arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir.

Elçisi Jha olduğu halde bu sabah saat 10.30 da İstanbul Üniversitesini ziyaret etmiştir.

Üniversitede Rektör Ord. Proi Kâzım İsmail Gürkan, Üniversite Genel Sek­reteri Profesör Hasan Refik Ertuğ ve Profesör Zeki Velidi Toğan tarafından karşılanan misafir Bakan Tıp Tarihi Enstitüsü ile Üniversitenin diğer kı-sımlarım gezmiş ve saat 11.30 da Üni­versiteden ayrılmış ve refakatindeki zevatla birlikte İslâm Müzesine gide­rek müzeyi gezmiştir.

—İzmir :

Öğrendiğimize göre, Ekonomi ve Tica­ret Bakanlığı Yirminci İzmir Enternas­yonal Fuarında memleketimizin ekono­mik kudretini gerek ecnebi ekspozan-lara ve ziyaretçilere gerekse dünyaya türlü resim, broşür, istatistik ve nu­munelerle tanıtmak maksadiyle bir Enformasyon Bürosu kurmaya karar vermiştir. Bu maksatla şehrimize Ba­kanlık Sergi ve Fuarlar Servisi Ra­portörü Sulhi Arer başkanlığında bir heyet gelmiştir. Bakanlık Dekaratör-lerinden Hakkı Arman ve Ticaret Ba­kanlığının özel müşaviri Harun Bayır­dan müteşekkil olan heyet Fuardaki çalışmalarına başlamıştır.

—- İzmir :

Birleşmiş Milletler çayır ve mera mü­tehassıslarından Mr. Donald, Ege böl­gesindeki çayır ve mera durumunu tes­pit etmek ve bu hususta alâkalılardan malûmat almak üzere bugün uçakla şehrimize gelmiştir. Avusturyalı müte­hassıs birkaç gün Ege bölgesini geze­rek çayır ve meralarda incelemeler ya­pacaktır.

—Ankara :

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut Kore Savaş Birliğimiz Komu­tanlığına aşağıdaki mesajı göndermiş­tir :

Kore Türk Savaş Birliği Komutanlı­ğına :

Yurdun İstiklâli uğrunda yılmadan sa­vaşarak Türk Tarihine yeni ve parlak zaferler kazandırıp büyük Türk mil­letinin sevgisine ve güvenine mazhar olan ve bu güvene lâyık kalmağı ken­disi için şaref bilerek çalışan Kore Türk silâhlı kuvvetleri mensubu tekmil arkadaşlarımın ana yurttan uzak­larda geçirdikleri Şeker Bayramlarını kutlar ve en iyi temennilerimle başarı

dileklerimi sunarım.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral N. Yamut

—İskenderiye :

•Adana, vapuru ile Türkiye'den İs­kenderiye'ye dönen Arap Birliği Ge­nel Sekreteri Azzam Paşa Basma gu demeci vermiştir :

-Ziyaretim çok iyi neticeler verdi. Zi­yaretimin Türk - Arap münasebetleri tarihinde, dünya sulhu yararına, yeni bir sahife açacağını ümit ediyorum.»

Azzam Paşa Arap memleketleri ile Türkiye arasında anlaşmalar yapılması mevzuunda, asıl meselenin Türklerle Araplar arasında mevcut gerginliğin izalesi ile güvenlik ve dostluk esasları­na dayanan yeni münasebetler ihdası imkânlarını bulmak olduğunu belirte­rek, sözlerini şöyle bitirmiştir:

«Bu suretle, gerek Türkiye ile Arap Birliği ve gerek Türkiye ile ayrı ayrı Arap Devletleri arasında müstakbel anlaşmalara zemin hazırlıyoruz.»

—İstanbul:

Şehrimizde Misafir bulunan Hindistan Millî Eğitim Bakanı Mevlâna Ebüke-lâm Azâd, bugün öğleden evvel radyo evini ziyaret etmiş ve Ankara radyosu vasıtasiyle yayınlanmak üzere aşağıda­ki mesajı plâğa aldırmıştır.

«Bu güzel memleketten ayrılmadan ön­ce Türk Hükümetine ve Türk milletine samimî ve candan teşekkürlerimi bil­dirmek isterim. Nereye gittimse yakın bir alâka gördüm. Kiminle konuştumsa en sıcak bir dostluğa muhatap oldum.

Hindistan İstiklâline kavuştuğu tarih-tenberi tarihî kıymeti sonsuz olan memleketinizi ziyaret etmeyi düşünü­yordum. Birçok medeniyet ve kültürün terakki ve tedennisine sahne olan, ni­hayet büyük bir liderin dehası, ileriyi görme kabiliyeti ve aklıselimi sayesin­de yeniden gençlesebilen kadim bir di­yarı kendi gözümle görmek istiyordum. Böyleea Türk Hükümeti beni resmî misafiri olarak davet edince Hindistan Hükümeti bu daveti memnuniyetle kabul etti.Gerekkendi namıma,gerekse Hükümetim adına vâki davete ve burada gördüğüm hüsnükabule te­şekkür ederim.

Kemal Atatürk'ün mesajına muhatab sadece Türkiye değil, fakat bütün Sark idi. Temelini attığı gelişme hamlesinin modern Türkiye şeklinde fevkalâde bir neticeye varmış olmasını görmek beni mes'ut ediyor. Bilhassa Eğitimin muh­telif alanlarında sarf edil en gayretler hayranlığımı celbetti. Ankara'daki Ha-sanoğlan Koy Enstitüsü, Teknik Ensti­tü ve Yüksek Okullar, Ankara ve İs-tanbuldaki Kız Teknik Okulları, eği­tim plânınızın ne kadar dikkatli bir şekilde hazırlandığına delildirler. Eîde etmiş olduğunuz nıüsbet neticeler ise ileride sizleri bekliyen daha büyükv muvaffakiyetlereemaredir.

Türkiye'de ancak birkaç gün geçirdim. Fakat bu günlerin o kadar samimî ve mes'ut bir havası vardı ki artık kendi­mi memleketinize yabancı hissetmiyo­rum. Sisinle beraberken dostlarını ara­sında yaşadığıma kaniim. Sanki vata­nımın bir parçasında bulunuyor gibi­yim. Zaten bundan böyle Türkiye'yi ikinci bir vatanım telâkki edeceğim.

Geçen gün Türkiye ile Hindistan ara­sındaki kültürel bağları yenilemek ve takviye etmek maksadiyle bir kültür anlaşması İmza ettik. İsmi geçen an­laşma nesillerdir mevcut bir durumu sadece yazı ile aks ettirmiştir. Memle­ketlerimiz birbirleriyle daima dost ol­muşlardır. Talihin Uzun seyrine göz atarsak Türkiye ve Hindistan arasında bir ihtilâfa veya herhangi bir ahenk­sizliğe rastlamıyoruz. Dünyanın küçül­mekte, mesafelerin kısalmakta, mem­leketlerin birbirine yaklaşmakta ol­duğu bugünlerde aramızdaki dostluğu takviye eder ve senelerin geçişiyle bir­birimize daha fazla yaklaşmağa mu­vaffak olursak eminim kî dünya sulhu ve kardeşliğine büyük nisbette yar­dım ederiz.

Türkiyeye Hindistan Hükümeti ve Hint milletini temsilen geldim. Sizlere memleketimden 1000 seneden eski bir ■ tarihe mâlik münasebetlerimizi yeni­lemek arzusunu taşıyan dostluk ve kardeşlik mesajı getirdim. Şimdi Alla­haısmarladık demek zamanı geldi, fa­kat ümit ederim ki tekrar buluşabile­ceğiz. Manen Türkiye'den hiçbir za­man ayrılmış olmıyacağim. Türkiyeye yalnız geldim.Fakatgiderkendostluğunuz ve sevginiz benimle beraber­dir.»

— İstanbul :

Hindistan Millî Eğitim Bakam Mev-!âna Ebülkelâm Azâd, bugün saat 16.30 da Parkotelde bir Basın toplantısı yap­mış ve şehrimiz yerli ve yabancı Basm mensuplariyle görüştüğü sırada şunları sû yi emiştir:

Bundan bir müddet önce Türk Hükü­meti bana bir davette bulundu ve res­mî misafiri sıfatiyle Türkiyeyi ziyaret etmemi ileri sürdü. Bahsi geçen daveti Hükümetim büyük bir memnunlukla kabul etti. Zaten istiklâlimize kavuştu­ğumuz tarihtenberi Hükümetim benim Türkiyeye gitmemi Hindistan Hükü­meti ve Hint milleti adına Türklere bir dostluk mesajını bizzat ulaştırmamı arzu ediyordu. Böylece Türkiye Hükü­metinin daveti, uzun zamandanberi ge­rek hükümetimin vs gerekse benim arzu ettiğimiz bir İmkânı hazırlamıştı. Şahsım namına olduğu kadar Hükü­metim adına da Türk Hükümetinin da­vetine ve memleketinizde gördüğüm samimî hüsnükabule teşekkürü vazife bilirim.

Türkiye'de ancak bir haftadan biraz fazla kalabildim. Fakat bu kısa zaman içinde Türk milletinin hayatiyetine, şevk ve gayretine hayran kaldım. Eği­tim müesseselerini, Kültür Cemiyetle­rini, Kütüphaneleri ve Müzeleri gez­dim. Her tarafla yeni bir hayat tarzının emarelerini gördüm. Modern Türkiye'de müşahede ettiğim bir olay, bende bilhassa derin bir tesir bıraktı. İlim ve teknik eğitimde terak­ki bahsinde Osmanlı İmparatorluğunun 250 senede yapabildiğinden fazlasını Modern Türkiye başarmağa muvaffak olmuştur.

Misafir Bakan, söylerine şöyle devam etmiştir :

Hasanoğlandaki Köy Enstitüsünü ziya­ret ettim. Bu müessesenin köylerdeki eğitim ve kalkınma hareketine yaptığı yardıma hayran kaldım. Bahsi geçen Müesseselerden müteşekkil bir teşki­lâtın evvelden hazırlanmış bir plâ­na göre çalışması şimdiden Türk köy­lerinin manzarasını değiştirmiştir. Şahsen şuna kaniim ki zamanla bu müesseseler Türkiyenin millî hayatın­da en kuvvetli bir yeri işgal eden un­surlar haline gelecektir.

Delegeler tarafından verilen bir takrir üzerine söz alan Genel Sekreter Kasım Gülek 14 Mayıstan sonra Halk Partisinin varlığını kaybettiği hakkın­da ileri sürülen iddianın varit olmadı­ğını söylemiş, memleketin ekonomik meselelerindeki noktai nazarını izah ettikten sonra devlet otoritesinin her türlü maddî kuvvetin üzerinde bir üs­tünlük ifade etmesi lüzumunu ileri sürmüş, inkılâp aleyhinde işlenen suç­lara karşı kat'î hareket edilmesini iste­miş ve Kongreye başarılar dilemiştir.

Kasım Gülek'ten sonra söz alan Pro­fesör Nihat Erim, Demokrasinin tekâ­mülünden bahsetmiş, Demokrat mem­leketlerde muhalefet vazifesinin de ik­tidar hizmeti kadar bir ehemmiyet ta­şıdığını hatırlattıktan sonra Cumhuri­yet Halk Partisinin dün olduğu gibi bugün de memlekete hizmeti bir vazife ve mevcudiyeti için bir gaye bildiğini söylemiştir.

Eundan sonra oturum saat 15 e talik edilmiş, Kongre delegeleri davetlilerle "birlikte Atatürk'ün geçici kabrini ziya­ret ederek bir çelenk koymuşlar ve saygı duruşunda bulunmuşlardır. Dele­geler, Kongrenin kararı gereğince Ata­türk'ün Orduevi karşısında geçenlerde bir tecavüze uğramış olan heykeline giderek oraya da bir çelenk koymuş­lardır.

—İstanbul:

Türkiye Milli Talebe Federasyonu ya­rın (9 Temmuz) kuruluşunun dördüncü yılını kutlayacaktır. Bu münasebetle Ankara, İzmir vs Zonguldakta ve şen-rimizdeki Talebe Cemiyet ve Birlikleri birer toplantı ile bugünü tes'id ede­ceklerdir. Öğleden sonra Marmara Lo­kalinde bir çaylı toplantı yapılacak ve Akşam radyoda bu günün ehemmiye­ti belirtilecektir.

—İstanbul

Türk - Yunan Atletizm raüsab akalarına bugün de saat 16 dan itibaren Mithat-paşa Stadında devam edilmiştir.

Alman teknik neticeler aşağıdadır: 200 Metre

— Petrakis (Yunan)22 2/10

— Çolakis(Yunan)22 9/10

— Seyfi Alanyalı23 2/10

Fenerbahçe takımı3.27 1/10

Karagücü takımı 3.29 9/10

Müsabakaları müteakip derece alan­lara Atletizm Federasyonu tarafından mükâfatlanverilmiştir.

— İstanbul:

İstanbul Sergi Komitesiyle Gazeteciler Cemiyetinin müştereken tertipledikleri Bayram Kupası Maçlarının finali bu­gün Mithatpaşa Stadyomunda 20 bini aşan bir seyirci kütlesi önünde Atina -İstanbul karma takımları arasında yapıldı.

Saat 18.45 de her iki takım oyuncuları da ellerinde birleştirilmiş Yunan ve Türk bayrakları olduğu halde sahaya çıkarak seyircileri selâmladılar.

Türkiye bugün Avrupanın en kuvvetli devletlerinden biri haline gelmiştir. Yunanistan, Türkiyeyi böyle kuvvetli devlet olarak görmeğe muhtaçtır. Yu-nanistanın da kuvvetli bir devlet ol­ması iki memleketin menfaatine uy­umaktadır.

Sayın Celâl Bay ar tarafından kabul edilmekten şeref duydum. İki milletin birbirleri ile daha sıkı dostluk duygu-larile bağlı bulunmaları lüzum ve za­ruretini ve bu dostluğun iki memleke­tin menfaati icabı olduğunu anlamış bulunmaktayız.

Gerek Cumhurbaşkanın ızdan ve gerek Başbakanınızdan Atina halkına birer mesaj götürüyorum. Sayın Menderesin Yunan Başbakanına gönderdikleri me­saj da beraber imdedir. Bu mesajları Atinalılara bir an evvel götürmek için istical ediyorum.™"

Mösyö Koçyas sözlerine şöyle devam etmiştir :

Sizlere gıpta etmiyorum. Sizleri sevi­yor ve bu duygumla iftihar ederek sizi tebrik ediyorum.»

M. Koçyas Türk Yunan dostluğunun takviyesi için iki memleket gençliği arasında daha sıkı bir işbirliği yapıl­ması gerektiğini ve bu arada diğer mil­letlerle karşılaşmak üzere bir Türk -Yunan muhtelit futbol ekibi ile yine-muhtelit bir Atletizm ekibinin teşkil edilmesi lâzım geldiğine işaret etmiş ve vaki davet üzerine Ankara Belediye Başkanı ile İstanbul Vali ve Belediye Başkanının yakında Yunanistan! ziya­ret edeceklerini ilâve eylemiştir.

Misafir Belediye Başkanı memleketine dönmek üzere yarın uçakla şehrimizden ayrılacaktır.

— İstanbul:

Pakistan'ın Türkiyeye hediye etmig ol­duğu Panter, bakıcısı Seyit Abdülalî ile birlikte bu akşam saat 20.30 da İtalyan bandıralı bir vapurla Haydarpaşaya gelmiştir.

Dört yaşlarında olan hayvanın boyu 1.80, yerden yüksekliği 90 santim, alır­lığı 70 kilodur. 13 Ocak 1951 de bakı­cısı Seyit Abdülali tarafından Stilhıt ormanlarındayakalanmıştır.

Limanımıza geldikten sonra Arma­ğan» adı verilen panter yarın sabah vapurdan çıkarılacak ve 1.40 treniyle Anka raya götürülecektir.

— İstanbul:

Şehrimizde bulunan Atina Belediye Reisi Dr. Koçyas bugün saat 16 da Be­lediyeyi ziyaret etmiştir. Atina Bele­diye Reisi Şehir Meclisi salonunda Vi­lâyet ve Belediye erkânı, Şehir Mec­lisi üyeleri, ve Basın mensupları tara­fından karşılanmıştır. Belediye Reisi hazır bulunanlara takdim edildikten sonra heyecanlı bir sesle şunları söyle­miştir :

»Aranızda bulunmakla bahtiyarım. İkinci Dünya Harbi esnasında Atina çok sıkıntılı günler geçirdi. Harp gün­lerinde İstanbul Belediyesi memurları tarafından gönderilen gıda paketlerini hatırdan çıkarmağa imkân yoktur. Ts-tanbul Belediyesinden 25 kişilik bir heyeti Atina Belediye memurlarının misafiri olarak davet ediyorum. Tür-kiyede ve îstanbulda gösterilen samimî hüsnü kabulden, sıcak alâkadan çok mütehassisim. Bütün hayatımda bu­günü unutmiyacağmı.»

Misafirimiz Atina Belediyesinin resmî alâmeti hakkedilmiş kıymetli bir mer­mer levhayı Belediyeye hediye etmiş­tir ve Şehir adına kendisine teşekkür edilmiştir.

12 Temmuz 1951

— İstanbul;

Şultanahmette inşa edilecek Adalet Sarayının, temeli bugün saat 12.15 te törenle atılmıştır.

Törende Adalet Bakanı Rüknettin Na-suhioğlu, Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu, şehrimizde bulunan Mil­letvekilleri, Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gök ay, İstanbul Üniversitesi Rektörü Kâgım İsmail Gür kan, Cum­huriyet Savcısı Nail Özkan, İstanbul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç, Ba­ro Başkanı Prof. Yörük, Vilâyet, Bele­diye ve Adliye erkânı ile Basın men­supları hazır bulunmuşlardır.

Temel atma töreninden evvel Adalet Bakanı Rüknettin Nasuhioğlu, aşağı­daki konuşmayı yapmıştır :

Aziz İstanbullular,

Senelerce evvel yanmış olan İstanbul Adalet Sarayının şimdiye kadar yapı­lamamış olması İstanbul Adalet Teşki­lâtı ile davacıları, davalıları ve müda­faa müessesesininsayın mensuplarını büyük müşkülâta maruz bırakmıştır. Hatta bu müşkülâta ıstırap da denile­bilir ve hâlâ da böyledir.

Hükümetiniz bu üzücü duruma müm­kün olduğu kadar sür'atle son vermek kararını almış bulunuyor. Yurtta Ba­yındırlık işlerinin ikmalini sistemli bir şekilde -ale alan Bayındırlık Bakanlığı da İstanbul Adalet Sarayını tahakkuk ettirmek yolundadır. Şu anda yurdu­muzun diğer 4 yerinde de Adalet dai­relerinin inşa halinde olduğunu üç yer­de de ihale edilmek üzere bulunduğu­nu memnuniyetle kaydetmek isterim.

Adalet Sarayının inşası ile Adalet mensuplarını, avukatları, dâvâlıları ve davacıları icap eden rahatlığa kavuş­turmak başlıca gayemizi teşkil etmek-, tedir.

Karşımızda yükselen Türk Mimarisi­nin şaheseri Sultanahmet camii İstan-bulun eşsiz güzelliğinin bir parçasını nasıl ifade edebiliyorsa bugün temeli atılacak olan adalet sarayı da bu gü­zelliğe lâyık bir âbide olacaktır. Ayni zamanda Adalet Sarayı sahasının haf-, riyatı sırasında meydana çıkan tarihî kıymeti haiz âbideler de nazarı itibara alınarak muhafaza edilecektir. On sekiz sene evvel karşı sahilden yan­dığını seyrettiğim Adalet Sarayının te­meline ilk harcı koymak ve ilk ameleligini yapmak benim için unutulmaz bir şeref olacaktır. İstanbul Adalet Sarayı Türk adaletinin ebedî muhafızı ve te-celligâhı olacaktır. Bu güzel eserin. İstanbul a uğurlu olmasını dilerim.

Müteakiben Adalet Sarayının Temeli­ne ilk harç Adalet Bakanı tarafından konulmuş. Bayındırlık Bakanı Kemal * Zeytinoğlu eserin İstanbullulara ha­yırlı olması temennisinde bulunmuş, Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay da Adalet Sarayının tahakkukundan dolayı İstanbul şehri adına Hükümete teşekkür etmiştir.

Bilâhare davetlilere inşaat sahası gez­dirilmiş ve gerekli izahat verilmiştir.

— Ankara :

İşletmeler Bakanı Hakkı Gedik, kömür ve pamuklu dokuma meseleleri hak­kında şu beyanatta bulunmuştur :

Bir müddettenberi hemen bütün ga­zetelerde, taş ve kok kömürü fiatlarına şu veya bu nisbetlerde zam yapılacağı yahut tamamile bunun aksine olarak

kömür fi ati arının hiç değişmiyeceği yolunda türlü haberler neşredilmek­tedir. Bilhassa son günlerde kok kö­mürü tevziatı mevsiminin yaklaşması dolayısiyle bu neviden haberler daha sık görülmekte ve bunlara, bu sene halka kok kömürü verilmiyerek yalnız linyit satılacağı veya kok tevzii nisbet-Itrinde büyük indirmeler yapılacağı, gece kondular a kömür verîlmiyeceği, kömür dağıtımının geciktirileceğî gibi söylentiler de eklenmektedir.

Bir taraftan memleketin sanayi ve nak­liyat hayatını ve binnetice geniş mâ-nasile yurt ekonomisini, diğer taraftan bir teshin vasıtası olması bakımından büyük halk kitlelerini yakından ilgi­lendiren kömür mevzuu etrafındaki bu birbirini tutmayan haberler kargısında alâkadarlar ,haklı olarak tereddüde düşmektedirler.

Muhitte yapacağı rnüsbet veya menfi ruhî tesirleri düşünmeden her mevzuu umumi efkâr önüne açıkça sermekte' halk psikolojisi İtibar ile zarar değil fayda mülâhaza eden bir iktidarın mes'ul bir Bakanı olarak kömür-içini ana hatlar ile izah edeyim: Gerek ikinci Dünya Savaşı devresinde, gerekse harp sonrası senelerinde, dış memleketlerde olduğu gibi, yurdumuz­da dahi ekonomik sahalarda büyük elçüde değişiklikler olmuş ve kıymet seviyesi yükselmiş bulunduğundan, çeşitli malların fiatları gibi hizmet üc­retleri de mümkün mertebe bu yeni şartlara uymuş veya uydurulmuştur. Yalnız kömür satış fiatlarmda, türlü sebeplerle, maliyetleri takiben bu ayarlama serbestçe yapılmamış, daha doğrusu yapılmasından çekinilmiş ve bu yüzden Etibank'm kömür işlerile alâkalı müesseseleri zararlı bir duruma düşmüştür.

Yalnız Ereğli Kömürleri İşletmemizin senede (7) milyonla (19) milyon lira arasında değişen zararının son (10) se­ne zarfındaki yekûnu aşağı yukarı (100) milyonu bulmuş ve bunun bir kısmı eski hükümetlerce başka kanal­lardan kapatılmakla beraber mühim bir kısmı da Etibank'm sırtında kal­mıştır. Bu hal, memleketimizde ma­dencilik ve büyük elektrik santralları mevzuunda geniş teşebbüslere girişmiş olan Etibank'ı, tesis ve işletme faali­yetleri itibarile hayli sıkıntılı bir du­ruma soktuğundan, bu bankanın millî ekonomimizdekirolünüaksatmamak

İçin, biraz geç kalınmış dahi olsa cezrî bazı tertip ve tedbirlere başvurmak yoluna gidilmesi uygun görülmüştür. Mevzuu bu görüşle ele alan Bakanlı­ğımız, yapılan uzun tetkiklerden sonra Şu kararlara varmıştır :

1 — Taş kömürlerinin .(30) Ura olan vasati kompozisyon fob satış fi-atları aynen muhafaza edilecek ve arttırılırı ly a çaktır. Bu suretle sanayi tesisleri]e demir ve deniz yollarında kullanılan bu kömür­lerin fiatı değişmiyeceğinden, ._en-düstrİ maddelerinin maliyeti" ve ulaştırma hizmetlerinin ücretleri de artmamış olacaktır.

S — Karabük demir ve çelik fabrika­ları ile Ankara, İstanbul ve İzmir havagazı müesseselerine şimdiye kadar zararlı olarak yapılan ten­zilâtlı taş kömürü satışları kaldı­rılacaktır. Buna mukabil, bunlar­dan satın alınan kok kömürleri­nin fiatları kendilerine tenzilâtsız olarak verilecek taş kömürü fiat-lariyle ayarlanmak suretiyle bil­hassa havagazı tarifelerinde bu yüzden bir artış olmasına imkân birakılmıyacaktır.

Z — Ev yakıtı olarak kullanılmak üze­re kömür satış ve tevzi müessese­si vasıtasiyle dağıtılan taş kö­mürlerine zararlı olarak tatbik edilegelen tenzilâtlı satış fiatı da­hi kaldırılacaktır. Böylece ev ya­kıtı olarak linyit ile taş kömürü arasında mevcut gayrı tabiî fiat farkı linyit lehine ayarlanmış bu­lunacaktır.

4— Asıl ev yakıtı olarak kullanılması

teknik ve ekonomik İcaplara uy­gun düşen linyit kömürlerinin fob satış fiatları da arttırılırılyacaktir. Bu suretle linyit kömürlerinin ehven fiatlarla temini mümkün olacaktır.

5— Kok kömürlerine gelince, kok kö-

mürü esas itibariyle lüks bir ya­kıttır. Hele Karabük Fabrika­larında istihsâl olunan rnetalorji. koklarının kalorifer ve sobalarda yakılarak sanayi sahasında isti­mallerine imkân bırakılmaması izahı güç bir israf hareketidir.

Buna ilâveten, kok kömürü senelerden-beri Ankara, İstanbul ve İzmir şehir­lerinde zararına olarak ucuz satıldığı halde, diğer bütün şehir ve kasabala­rımızda pahalı satılmış ve böylece bu üç şehir âdeta imtiyazlı bîr duruma getirilmiştir.

Bu itibarla kok kömürlerinin yakıt ola­rak istihlâkini makul bir seviyede tut­mak ve satış Hatlarında mevcut Ada­letsizliği gidermek maksadile kok Kat­larında memleket ölçüsünde bir ayar­lama yapılacak ve ev yakıtı olarak tevzi edilen kok kömürleri zararına satılmıyarak, yeni ahş fiatlarüe nakil ve depo masraflarına göre fiatlar bil' miktar arttırılacaktır. Bu artışı rakam halinde ifadelendirmek Iâzımgelirse, bir ton kok kömürü müş­teri vasıtasına teslim depo satış fiatı Ankara'da (67), İstanbul'da (69), Iz-mird-e (68) lira olacaktır. Diğer şehir­lerimizde satılacak teshin kokları için de vagonda veya limanda teslim (58,50) lira tek bir sif maliyet esası üzerin­den, mahalli idarelerce tesbit olunacak masraflar ve kâr hadleri ilâve edilmek suretile takarrür edecek fiatlar tatbik edilecektir ki, bu yeni fiat ayarlanma-sile, yalnız üç büyük şehir lehine de­vam edegelen adaletsizlik ortadan kal­karak fiatlar bütün şehirlerde birbiri­ne yaklaşacak ve diğer şehirlerdeki kok fiatları eskisine nisbetle biraz da­ha ehven bir hale getirilmiş buluna­caktır.

6— Sanayidekullanılankokkömür-

lerinin satış fiatları, tıpkı taş kö­mürlerinde olduğu gibi, değişıni-yecek ve aynen şimdiki Hatların, tatbikine devam olunacaktır.

7— Kok ve bilhassalinyittozların-

dan biriket yapmak suretiyle hal­ka daha kullanışlı bir yakıt te­mini için muhtelif merkezlerde ufak ölçüde biriket fabrikaları kurmak yolunda da çalışmaları­mız devam etmektedir. Bu mesai müsbet ve fiilî sahaya intikal et­tikten sonra halkımız için çok cazip bir yakıt metai elde edile­ceği şüphesizdir.

8— Yeni mevsim için kömür tevzia-

tına bu ay ortalarında başlana­caktır. Tevzi miktar, nisbet ve usulleri hemen tamanıile geçen senenin aynıdır. Yalnız Ankara ve İstanbuldaki kaloriferli binalar­da kok nisbeti bakımından An­kara lehine mevcut olan fark kal­dırılacaktır.

— Ankara :

Çalışma Bakanlığı İş ve İşçi Bulma Kurumu Genel Müdürlüğünce gençlere meslek ve okul seçmede yol göstermek maksadile devrim ilkokulunda «mes­leğe yöneltme servisi»açılmıştır.

Bu münasebetle yapılan açılış törenin­de çalışma Bakanı Nuri Özsan, Bakan-hk Müsteşarı, îş ve İşçi Bulma Kuru­mu Genel Müdürü ve yardımcılarile kurum ileri gelenleri meslekî kabiliyet ölçme uzmanı Albay March, mesleğe yöneltme servisi mütehassısı Remzi Öncü, davetliler ve Basın mensuplar! hazır bulunmuştr .

Çalığına Bakanı Nuri Özsan servisi bir hitabe ile açmıştır.

14 Temmuz 1951

—Ankara :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar bu sabah saat 8 de beraberlerinde Ankara Mil­letvekili Mümtaz Faik Fenik, Kırşehir Milletvekili Amiral Rıiat Özdeş Kocaeli Milletvekili Ethem Vassaf A-kan, Şose ve Köprüler İdaresi Reis Muavini Aziz Torun, Ziraat Bankasj Genel Müdürü Mithat Dülge olduğu halde Kırşehir ilinde tetkiklerde bu­lunmak üzere hareket etmişlerdir.

—Kırşehir :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, beraber­lerinde Kırşehir Milletkevili Amiral Rıfat Özdeş, Ankara Milletvekili Müm­taz Paik Fenik, Kocaeli Milletvekili Ethem Vassaf Akan, Bayındırlık Ba­kanlığı Şose ve Köprüler Dairesi Reis Muavini Aziz Torun, Ziraat Bankası Genel Müdürü Mithat Dülge olduğu halde bugün saat 11.45 te şehrimizi şe­reflendirmiş! erdir.

Binlerce Kırşehirli tarafından tezahü­ratla karşılanan Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, şehir methalinde otomobillerin­den inmişler ve halkın şevki gösteri­leri arasında yaya olarak doğruca hü­kümet konağına gitmişlerdir.

Cumhurbaşkanı Vilâyette kısa bir müddet istirahat! müteakip Avanos İl­çesinin Topaklı köyünde sel felâketine uğrayanları ziyaret ve tahribatı mahal­linde tetkik etmek üzere şehrimize 65 kilometre mesafede bulunan Topaklı'ya hareket etmişlerdir.

Celâl Bayar Topaklı köyünden sonra Hacıbektaş ilçesine gideceklerdir.

— İstanbul:

İstanbul Konkuripik ve1 Ordu Atı Şam­piyonasına hazırlık mahiyetinde olmak üzere bugün saat 10 da Ayazağa Sü­vari Binicilik Okulunda atlama göste­rileri yapılmıştır.

Basın Mensuplarının takip ettiği gös­teriler Okul Atlama Alanında ve on maniada oniki atlayış üzerinden yapıl­mıştır.

— Eskişehir :

Şehrimizde bulunan Bakanlar ve Mil­letvekilleri bugün Belediyeyi ziyaret­ten sonra muhtelif tetkiklerde bulun­muşlar, Sağlık Bakanı Ekrem Hayri Üstündağ hastalı an eler i gezmiş, diğer taraftan Çalışma Bakanı Nuri Özsan, Maliye Bakanı Hasan Polatkan, Ba­yındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu, Devlet Demiryolları Fabrikalarının bütün tesislerini dolaşmışlar, işçilerden izahat almışlardır.

Saat 12 30 da İşçi müessilleri ile bir toplantı yapılmıştır. Toplantıda, Ba­kanlar ile Eskişehir Milletvekili Abidin Potuoğlu ve İçel Milletvekili Halil Ata-lay da hazır bulunuyorlardı. İşçi mü­messilleri, kendi dileklerini izah et­mişler. İşçi Baremi, Emeklilik meselesi, rreslek hastalıkları ve diğer hususlarda temennilerde bulunmuşlardır. Kendi­lerini dinliyen Bakanlar ve Milletvekil­leri mevcut kanunlar ve aksaklıklar hakkında malûmat vermişler ve bun­lar üzerinde durarak not almışlar ve lâzımgelen tedbirleri alacaklarını söy­lemişlerdir. Bu toplantıda İşçi mümes­sillerinin bilgi, anlayış ve nezaket esa­sına istinad eden güzel konuşmaları dikkati celbetmekte ve takdir uyandır­makta idi. İşçi mümessilleri bütün di­lekleri üzerinde durarak meselelerini kendi meseleleri gibi alan Bakanlar ve Milletvekillerineteşekkür etmişlerdir.

Saat 13.30 da Vah' Arif Özgen tarafın­dan misafirler şerefine bir yemek ve­rilmiş, Vilâyet ve Belediye erkânı ile partiler mümessilleri davetü olarak bu yemekte hazır bulunmuşlardır.

Yemekten sonra Bakanhr ve Milletve­killeri Hasırca Çiftliğindeki tesisleri görmiye gitmişlerdir.

— Eskişehir :

Bakanlar ve Milletvekilleri öğleden sonra Hasırca Çiftliğine ve Baraja ka­dar gitmişler, saat 18.30 da yeni verem hastanesinin temel atma töreninde ha­zır bulunmuşlardır. Eskişehir'in en güzel ve havadar bir yerinde inşasına başlanan hastahane, memleketin mü­him bir derdine karşı gösterilen yakm ilginin bir «seri olarak sür'aile yükse­lecektir.

Törene, Vali Arif Özgen'in bir nutku ile başlanmış tır. Vali bilhassa hüküme­tin bu mühim eseri meydana getirir­ken yaptığı fedakârlıklar arasında hal­kın gösterdiği hizmet ve yardıma işa­ret etmiş, kereste, tuğla, taş vesaire gibi levazımın tedarikindeki gayret­lerine ve her husustaki yardımlarına teşekkür etmiştir.

Bundan sonra Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Ekrem Hayri Üstündağ, Eski­şehir Valisine ve halka bu hayırlı ese­re karşı gösterdikleri yardım ve gay­retler dolayısile teşekkür ederek de­miştir ki : Vatandaşlarım, bugün temelini atmak üzere olduğumuz şu binanın memleke­timize ifa etmesi mukadder olan hiz­metleri bilmem bir an olsun hatırınız­dan geçirdiniz mi? Bu binayı, yalnız vereme tutulmak bedbahtlığına uğra— trnş olan hastalar için sadece bir teda­vi merkezi telâkki etmek, çok zayıf bir Hüsünce olur. Bu bina buraya yatacak olan hastaları sadece tedavi etmekle kalmıyacak, muhitinizde binlerce va­tandaşın bu hastalığa tutulmalarını Ön­lemek gibi çok mes'ut ve çgk hayırlı bir hizmet de görecektir. Bugün bir veremli hastanın en aşağı on sağlam İnsanı as ılıyabileceği artık bütün dün­ya doktorları tarafından kabul edilmiş bir hakikattir. Şu halde bu bina içinde senede 300 hasta vatandaşı barındır­makla 3000 vatandaşı hastalıktan ko­rumak gibi muazzam bir hizmet ifa et­miş olacağız. Bu binanın yapacağı hiz­met, yalnız bundan da ibaret değildir. Memleketimizde hasta ve ölüm sayısı azalarak nüfusumuz çoğalacak ve bu­nun neticesi olarak millî ekonomimiz İnkişaf ederek halkımız da refaha ka­vuşacaktır. Bu durumun bir de siyasî ve askeri bakımdan milletimize temin edeceği büyük faydaları teemmül eder­sek şimdi birkaç yüzbin lira sarfetmek suretile kuracağımız bu bina- sayesin­de milyonlarla ifadesi kabil olmıyan muazzam bir kazanç da elde etmiş ola­cağız.

Sayın Eskişehir halkının çok kıymetli müteşebbislerini kabul ederek bu ha­kikatleri görmesi ve teşkil ettikleri Verem Savaş Derneğini büyük bir gay­retle desteklemeleri son derece şayanı memnuniyettir. Ancak bütün bu millî davalarda müteferrik çalışmanın bir netice vermiyeceği tecrübelerle sabit olduğundan Sağlık Bakanlığı da va­tandaşların bu yoldaki mesailerini bü­yük bir hüsnüniyetle desteklemek ka­rarım alarak bütçesine bu Derneklere yardım için yüzbinlerce lira ilâve et­miş, bu meyanda memleketimizin muh­telif merkezlerindeki tesis ve dernek­lere kâfi derecede maddî ve manevî yardımlarda bulunduğu gibi Eskişehir Derneğine de büyük ölçüde müzaheret etmiş bulunmaktadır. Bakanlığımız bütçesine bu gibi hayatî meselelerde tereddüt etmeksizin kâfi derecede tah­sisat verenHükümetimizevesayın

Milletvekillarimize burada ayrıca te­şekkür etmeyi bir vazife bilirim.» Bundan sonra Bakan ve diğer Bakan­lar ve Milletvekilleri temele birer kü­rek harç .atmışlar ve hayırlı neticeler dileğinde bulunmuşlardır.

Sağhk ve Sosyal Yardım Bakanı töre­ni müteakip otomobille Ankara'ya ha-re.ket etmiş ve arkadaşları tarafından uğurlanmıştır. Bakanlar bundan sonra D. P. binasına gelerek Tayyare Fabri­kası İşçi mümessillerini kabul etmişler ve kendilerile görüşmüşlerdir. Akşam D.P. tarafından misafirlere bir yemek verilmiştir.

— İstanbul:

Pazar günü yapılacak olan Eskişehir D.P. Kongresinde bulunmak üzere İs­tanbul D.P. İl İdare Kurulu Başkanı İstanbul Milletvekili Doktor Müker-rem Sarol, İl İdare Kurulu üyelerinden Selâhattin G-enç, Ziya Köktürk, Selâ-hattin Güvendiren. Necini Ateş, Hayri Erdoğu, bir kısım partililer ve Basın mensupları bu akşam 18.20 ekspresiyîe Eskişehire hareket etmişlerdir. Her bayındırlık işi gibi sulama şebe­keleri de Bayındırlık Bakanlığı tara­fından tesis edilmiş olmakla beraber işletmenin tara olarak teessüs etmesin­den sonra bütün tesisatın tamamlle bundan istifade eden çiftçilere, devre­dilmesi esas prensiplerimizden birisi­dir. Halk kendisine faydalı olan tesis­lerin kendi malı olduğunu bildiği tak­dirde daha titizlikle ve daha itinalı bir surette muhafaza edeceğine daha rr.üsbet bir şekilde işleteceğine kani bu­lunuyoruz.

Bu prensibi sağlamak üzere gerekli o-lan kanun tasarıları hazırlanmış bu­lunmaktadır. Bu tasarılar kanun hali­ne getirildiği takdirde kuracağımız or­taklıklara bütün tesisleri devredeceğiz. Tesislerin verimlilik derecesine göre tayin olunacak muayyen amortisman müddetleri zarfında amorte edildikten sonra tesisat tamamiyle çiftçinin malı olacaktır.

Eu şekilde hem yapılan tesisler mahal­lî teşekküllere devredilmiş hem pek çok işletmeler teşkilinden tasarruf te­min olunmuş ve hem de memleketin her köşesinde yeni yeni tesisler teşkil etmek üzere âdeta mütedavil bir ser­maye sağlanmış bulunacaktır.

Eskişehirin iktisadî hayatında gözle görülecek kadar geniş faydalar sağla­yacak olan bu tesislere başlarken sayın Başbakanımızın da huzurları, bu İşle­rin selâmetle yürüyeceğinin en uğurlu bir delili olduğunu bilhassa arzetmek isterim.

Eu tesisatın sayın Eskişehirli hemşeh­rilerime hayırlı olmasını temenni eder­ken ilk kazmanın kıymetli Başbakanı­mız tarafından vurulmasını da hepiniz narama kendilerinden istirham ede­rim.»

Bayındırlık Bakanının bu hitabelerini müteakip Başbakan Adnan Menderes »Yurt için de ve eskişehir için de ha­yırlı olması temenni sile» diyerek kor-delâyı kesmiş ve ilk kazmayı vurmuş­tur.

Başbakan, Bakanlar ve beraberlerin­deki zevat buradan doğruca Demokrat Parti îl Kongresinin toplanmakta ol­duğu Yeni Sinema binasına gitmiş­lerdir.

— Eskişehir:

Başbakan Adnan Menderes, bugün DemokratPartiEskişehirİlKongresinde irad ettiği nutukta Eskişehirli­lere ve Kongreye sevgi ve hürmetleri­ni ifade ettikten sonra iç politikaya ve Partilerarası münasebetlere dair Kon­gre üzerinde büyük bir tesir ve alâka uyandıran bir konuşma yapmış ve konuşma gece 22.30 a kadar devam et­miştir. Bu konuşmanın esas hatlarını hülâsa olarak aşağıda vermekteyiz :

«Demokrat Parti ve onun iktidarı ay­lar ve aylardır çok ağır ve kesif bir hücum altında tutulmak isteniyor. Biz Partilerarası münasebetleri bozmamak için bütün bu ağır hücumlara karşı -fti-dal ve vekarımızı muhafaza etmekte­yiz. Fakat akıl ve şuurun hâkim ola­cak yerde bu sükûtumuz anlaşılıyor ki hücumları bilâkis teşvik etmektedir.

Demokrat Partiyi ve onun iktidarını hücumlar akrşısmda şaşırmış veya sin­miş zannediyorlar ve demokrat Parti iç gailelerile bunalmış bir vaziyettedir, şimdi ona yüklenmemizin tam zama­nıdır diyolrar ve hücumlarını perde perde yükselterek artık açık tehditlere de başlamış bulunuyorlar. Bu halin he­pimizi ve bütün Parti Teşkilâtımızı Üzmekte olduğuna şüphe etmiyorum. Partilerarası münasebetler bozulacak­tır diye katlandığımız fedakârlıklar haddini çoktan aşmıştır. Bundan baş­ka bizim memleket menfaatlerine uy­gundur diye dünkü iktidar partisine el uzatmamızı bir zaaf ve aciz eseri te­lâkki edenlerin sayısı karşı parti saf­larında gün geçtikçe çoğalmaktadır. Bu halin devamı yarın için partilerarası münasebetleri daha kötüye götürmek istidadını gösteriyor. İşte bu sebeplerle Demokrat Partinin kendisine yapılan bütün hücumlara cevap vermekten âciz olmadığını herkese açıkça ifade etmek zamanı gelmiştir sanıyorum. Di­ğer taraftan Partilerarası münasebetler iyi olsun diye en haksız hücumlar kar­sında Partimizin elini kolunu bağla­mak, ağzını tıkamak ve onu mefluç hale getirmek ta hiçbirimizin hakkı de­ğildir. Şurası kat'î olarak bilinmeli­dir ki, Demokrat Parti hiçbir zaman muhaltefetin tenkitlerini önlemek kas-dile hareket etmemektedir. Muhalefe­te iltica ise asla hatırlara gelemez. İlk kuruluş anından itibaren bütün mu­halefet nıüddetince gösterdiğimiz azim­li vs kararlı hareket hattından iktidara geldikten sonra da ayrılacak değiliz ve Partimiz sahip olduğu mücadele ruhu­nu asla kaybetmemiştir. Muhalefette iken Psrtilerarası münasebetlerin iyi olması prensibine sadık kalmağa bütün gayretimizle çalıştık. O kadar ki ata­mızda çıkan kavgacılar bizi iktidarla muvazaa yaptığımız ithamı altında bu­lundurdular ve bizi senelerce bu ifti­ralarla uğraştırdılar. Biz İktidara gel­dikten sonra devri sabık yaratmıyaca-ğız, dedik ve bu prensibe sadık kaldık. Bundan başka bir de Af Kanunu çıkar­dık. Bu surette İstiyorduk ki mazide ve büsbütün başka şartlar altında ve o zamanlara ait bir zihniyet ile irtikâp edilmiş olan bata ve suçların araştırılıp kurcalanın asile siyasî hayatta yeni yeni kin ve nefretlere meydan verilmesin.

İste çok haklı olmamıza rağmen hü­cumlar karşısında takip ettiğimiz ha­reket hattının kısaca izahı bundan iba­rettir. »

Bundan sonra Parti Genel Başkanı söz­lerini eski Başbakan Şemsettin Günal-tay'in son zamanlarda Demokrat Parti ve iktidar aleyhine yaptığı hücumlara intikal ettirerek demiştir ki :

nNe hazindir" ki daha düne kadar Baş­bakanlık mes'uliyctini üzerinde taşı­mış olan bir zat sözlerinin nereye va-r?cağını takdir etmemek ve mes'illiyet­lerini tamamen unutmak gibi kötü bir mevkie düğmektedir: Bu zat tarih ho­cası olduğundan bahsediyor ve yarını iyi görüp tahlil edecek bir mevkide ol­duğunu iddia ederek memleketin faşist bir idareye ve istibdada görtürüldüğü-nü pervasızca söylüyor. Bu zatın ne de­receye kadar tarihçi olduğunun tetkiki bana düşmez, fakat hazin olan cihet, tarihi bir tarafa bırakalım, bu zat için­de yaşadığı hâdiselerin tarihini bile famarnile unutmuş görünüyor. Şurası­nı da ilâve edeyim ki tarihçi veya ta­rih hocası olmak başka, Devlet adamı olmak başkadır. Yeni iktidarın mem­leketi istibdada veya faşist bir idareye götürdüğü iddiasına gelince, istibdadın veya faşistliğin kendi zamanlarına ait olduğunu, bu sözlerinin ise tamamen asılsız, şeametli iddialardan başka bir-şey olmadığını kat'iyetle söylemek lâ­zım gelir. Yine diyor ki: «Vazifeye ge­lir gelmez bunlar benim tayin etmiş olduğum Genelkurmay Başkanını ve bazı Komutanları azletmek sur etile or­duya politikayı soktular.» Bir an dü­şünmüyor ki kendisi de Genelkurmay Başkanı veya Komutan tayin ederken eskiden oradaolanları azletmişveya yerlerinden uzaklaştırmıştır. Kendisi için tabii bir hak olarak tanıdığı bu hareketleri yüzde yüz millet iradesile vazife basma gelmiş olan bir hükümet için günah sayıyor. Fakat hakikî mak­sadı şu veya bu sebeple vazifeden ay­rılmış veya yerleri değiştirilmiş olan komutanları veya ordu mensuplarını tahrik etmekten ve umumî efkârı da tamamıyla asılsız iftiralarla Hükümet aleyhine sevketmekten ibarettir. Asıl orduya politikayı sokan bizzat kendi­sidir ve kendisine orduyu politikaya karıştıracak surette ordu kelimesini bir daha ağzına almamasını ihtar et­mek vazifemizdir.

Yine bu zat bütün devlet memurlarını da aklı sıra aleyhimize tahrik etmek is­tiyor. Fakat bunu yapmağa çalışırken bütün devlet memurlarına da hakaret etmekte olduğunun farkına varamıyor. Bakınız nasıl. Bu zat diyor ki, yeni hükümet kendisine uşaklık etmiyeeek devlet memurlarını vazifeden uzaklaş-tırmakta ve ancak kendine uşaklık ede­cekleri kullanmaktadır. Bugün vazife başında bulunan devlet memurlarının yüzde 99 undan fazlası dünkü devlet memurları olduğuna ve ayrılanların da ancak vefat veya tekaüt müddetlerini doldurmak veya istifa suretile tabiî o-larak ayrılmış olduklarına göre, yani herhangi bir tasfiye kanunu çıkarmak suretile bizim işimize yaramaz diye hiçbir memuru tasfiye etmemiş oldu­ğumuza göre evvelâ bu sözleri nasıl sarfettiğine hayret etmek ve sonra da bütün vazife başında bulunan devlet m em urlarını uşaklıkla itham ve ha­kareti altında bulundurduğunu farke-demeyişine acımak icabeder. Biz tas­fiye kanunu çıkarmadık. Hattâ sabık devirde aşın derecede baskı yapmakla memlekette tanınmış olan belli başlı1 idarecileri dahi vazifelerinden uzaklaş­tırmak şöyle dursun hepsini münasip-oldukları yerjerde istihdam etmekte devam ettik. Çünkü biz ona kaniiz ki, bu devlet memurlarının, bu idare âmir­lerinin yüzde 99 u şayet baskı yapmış­larsa, şayet yolsuz hareket etmişlerse bütün bunlar daha evvelki devirlerin kaideleşmiş tatbikatının mağduru ola­rak ve içleri sızlıyarak bu hareketi -yapmışlardır. Bugün bunların en bü­yük ekseriyetinin yeni idare sistemine ve kanun devrine tam intibak etmiş devlet memuru olarak vazife görme­leri bu görüşümüzü ve bu hakikati a-çikça isbat etmektedir.


Çünkü bugünkü halile bu partinin bir siyasî partiden ziyade bir nevi «siyasî anonim şiket» c benzemekte olduğunu daima haklı olarak iddia edeceğiz.»

Başbakan bundan sonra yine Demok­rat Partiye yapılan hücumlar cümle­sinden olarak, partiye karşı yapılan ir­tica isnatlarına esvap vermiş ve de­miştir ki :

«Son zamanlarda bir takım tehlikeli serserilerin ticanilik kisvesi altînda yaptıkları şenî hareketleri ve hezeyan­ları, ileri sürerek hükümeti irticai ön-liyecsk tedbirler almamakla suçlandırmaya yelleniyorlar. Eu arada bir noktayı kasden unutmuş görünmeleri­ne işaret etmek isterim: Bu gibi hare­ketlerin, vuku bulacağım önceden bile­rek Atatürk Kanununu önleyici bir tedbir olarak Eüyük Millet Meclisine sevkeden, bugün irtica isnadı altında bulundurulan Demokrat Parti hükü­meti değil midir?

Bu münasebetle Atatürk Kanunu ta-sarası üzerinde de fcsaca durmak iste­rim. Atatürk heykellerine yapılan genî tecavüzler şüpye yok ki, hakikatte o heykellerin taşına, tuncuna ve madde­sin edeğil, bunların temsil ettiği zihni­yetedir, O zihniyet nedir? O zihniyet, Garbs müteveccih, ileri bir medeniyete müteveccih her hareket ve hamlenin kaynağını teşkil eden kuvvettir. Ata­türk inkılâpları deyince onlar nelerdir diye bir tâdât ve terkim ameliyesine gitmek ve bir fihrist terkibine çalış­mak tamamen hatalı bir hareket olur. Atatürk İnkılâpları, bugün ayakta du-ranlari veya devrini yaşayıp düşmüş ûlanlariyle, toptan bir zihniyeti ifade ederler ki o da biraz evvel izahına ça­lıştığım zihniyetin ta kendisidir.

İşte Atatürk heykellerinin zımnında Demokrat Parti hükümeti bu zihniyeti yani inkilâpçı ve Garbe müteveccih ileri zihniyeti müdafaa etmek istemek­tedir. Derhal söyliyeyim ki vicdan hür­riyeti bu ileri zihniyetin muhtevası arasındadır. Bu sebeple biz Atatürk inkılâplarını bir bütün olarak ele abp müdafaa ederken vicdan hürriyetini d-a müdafaa ettiğimize kaniiz.Bu noktayı böylece tavsih ettikten sonra ne ticanî hareketi ne bu veya şu hareket bizi vicdan hürriyeti hudut­larını tecavüze sevkedemiy e çektir. Çünkü milletin iradesile vazife başına gelmiş olan iktidar millî vicdanda an­cak nefretle karşılanabilecek olan bu gibi hareketleri her an ve bir darbede yoketmeye muktedirdir.»

Demokrat Parti Başkanı Adnan Men-derss, aylardanberi yap ila gelmekte o-lan ve bilhassa son zamanlarda kesa­feti büsbütün arttırılmış bulunan hü­cumların dayandığı maksada işaret ederek sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Bütün hücum ve gayretler, dikkat et­miş olacaksınizdır ki, Demokrat Parti­yi parçalamayı istihdaf etmektedir. De­mokrat Parti Eskişehir'de dağılıyor; Ad ana'da çöküyor, Zonguldak ta batı­yor diyerek ortalığı gürültüye boğan­lar, Demokrat Parti iyi idare edilmiyor nakaratile Parti mensuplarını tahrike çalışanlar elbette ki kemali hüsnüni­yetlerinden böyle hareket ediyor de­ğillerdir. Bunlar sabahtan akşama ardı arkası gelmiyen yalanlar icadile Demokrat Parti safları içine akılları sıra nifak sokmak teş-abbüslerile Parti­mizi parçalamıya veya dağıtmıya ça­lışmaktadırlar. Çünkü kendilerini ıs­lah etmek ve Türk milletinin itimat ve sevgisini kazanabilecek bir hale gele­bilmekten galiba ümitlerini kesmiş ola­caklardır ki partileri için yegâne mu­vaffakiyeti bizim partimizin çökmesin­de aramaktadırlar. Demokrat Parti iyi idare edilmiyormuş, ya kendileri parti­lerini nasıl idare ediyorlar. Daha dün denilecek kadar yakın bir mazide par­tilerinin bütün milleti, içinde topladı­ğını iddia ediyorlardı. Devlet ellerinde idi. Milletin bütün kaynak ve kuvvet­lerine vaziyet etmişlerdi. Manzara o idi ki Halk Partisini yerinden bir mi­limetre bile oynatmak mümkün de-ğiJdi. Oralardan bu hale düşenler De­mokrat Partinin iyi idare edilmediğini, şöyle oluyor böyle oluyor lâflarını na­sıl ağızlarına alabilirler? Binaenaleyh sırça köşkte oturanlara komşularına taş atmamalarını, eğer harcanacak faz­la akılları varsa onu kendilerine sak­lamalarını ve bütün gayretlerile ken­dilerini ıslaha çalışmalarını halisane tavsiye ederim.

Son Kore harbi ile şunu isbat etmiş o-Iyoruz ki, Türk milleti yalnız kendinin değil, diğer bütün medenî ve hür mil­letlerin imdadına koşmuş ve verdiği söze sadakatini göstermiştir. Aziz Türk milisti gazanızmübarek olsun. =

Bundan sonra memleketin liyakatli Başvekili ve Parti Genel Başkanı Ad­nan Menderesin Parti ve Hükümet ça­lışmaları hakkında geniş izahat vere­ceğinin ve Eskişehirlilere tekrar sevgi ve muhabbetlerini sunarak sözlerine son yermekte olduğunu söylemiştir.

—Ankara :

Başbakan Adnan Menderes dün gece Demokrat Parti İl Kongresinin son bul­masını müteakip Eskişehirden hareket etmiş ve bu sabah saat 7 de şehrimize dönmüştür.

—Ankara :

Amerikan Senatosu Haricî Münase­betler Komitesinden Theodore F. Gre-en (Demokrat), Alexander Wiley (Cum­huriyetçi), Bricn Mc Mohan (Demok­rat), H. Aîeütander Smith (Cumhuriyet­çi). John J. Sparkman (Demokrat), Bourke B. Hickenlooper (Cumhuriyet­çi), Guy M. Gillete (Demokrat), O w en Brewster (Cumhuriyetçi) ve Dışişleri Bakanlığının Senato ile münasebetleri­ni tanzime memur Bakan Yardımcısı Jack K. Maciall'dan müteşekkil 9 ki­şilik bir Amerikan heyeti bugün saat 13 de özel bir Constellation uçağı ile şehrimize gelmiştir.

Heyet Esenboğa hava alanında Hükût met adına protokol umum Müdürü mua­vini Şemsettin Mardin, Dışişleri Baka­nı adına özel Kalem Müdürü Sadi El-detn, Amerikan Büyükelçisi Mr. Wads-worth, İktisadi İşbirliği İdaresi Türki­ye İcra Komitesi Başkanı Mr. Eusseîl Dorr, Sefaret- Müsteşarı Mr. Gerald Keith, Amerikan Askerî Yardım He­yeti Başkanı General Arnold, Yardım Heyeti Kara Gurubu Başkanı General Robert Canhon ve Basın mensupları tarafındankarşılanmıştır.

Heyet Başkanı Theodore F. Green, ha­va alanında kendi sile görüşen Basın mensuplarına şu demeçte bulunmuş­tur:

-Herşeyden evvel kendi namıma ve her iki partiye de mensup Birleşik Devlet­ler Ayan üyeleri namına Ankara'yı ziyaretten çok memnun olduğumuzu bil­diririm. 1947 denberi Türkiye il* Bir­leşik Devletlerin hür dünyanın kuvve­tini arttırmakta işbirliği yapmalarına rağmen her iki Devlete mensup teşrii mümessillerin yekdiğer ler inin 'memle­ketlerini ziyaret ve fikir teatilerinde bulunmaları çok seyrek olmuştur.

Birleşik Devletler Ayan Meclisi bizi, Büyük Elçi Wadsworth ve yardımcıları ve muayyen resmî şahsiyetlerinizle her iki tarafı alâkadar eden meseleleri mü­zakere etmekle vazifelendir mistir. Bil­diğiniz gibi 1947 senesindenberi mem­leketinize oldukça fazla askerî ve ik­tisadî yardımda bulunulmuştur. Bir­leşik Devletler Ayan Meclisi bir iki haftaya kadar yeni bir askerî ve ikti­sadi yardımın şekli ve vüs'ati hakkın­da müzakerelere başlıya çaktır. Bu zi­yaretimizden dönüşte burada elde edi­len muvaffakiyetler ve yapılmak iste­nen şeyler hakkında bizzat yerinden aldığımız malûmata sahip olacağımızı zannediyoruz.

Biz Amerikalılar nesiller denberi hu­dutları haricinden gelen bütün tehli­keler karşısında millî istiklâllerini ko­rumuş olan Türk milletinin cesaretine çok hayranız. Şimdi Türkiye'nin Ko­re'de Birleşmiş Milletlerle yaptığı mü­kemmel işbirliği, istikbalinizi muhafa­za ve tecavüz tehlikesi karşısında hür dünya ile beraber bulunma azminizin e on nisanesldir.

Kore'deki yiğit birliklerinizin cesare­tinden çok mütehassis oldum. Müşterek güvenlik prensiplerini sözle old.uğu kadar böylece hareketlerile de destek­lemekle. Türkiye, diğer bazı Bİrfeş-miş Milletler üyelerimin de taklit et­mesi lâzımgelen gayet güzel bir misal göstermiştir. Türkiye ve Birleşik A-merika halkının insanlığın hürriyeti gayesi için yaptığımız bu işlerden do­layı iftihar edebileceklerini zannediyo­rum.

Tecavüz clünya sulhunu tehdit ettiği zaman beraberce geçirdiğimiz tecrü­beler, Hür Milletlerin işbirliği yaptık­ları ve mütekabil menfaatle savunma kuvvetini vücude getirdikleri takdirde neler yapabileceklerini göstermektedir. Amerika şimdi Türkiye'yi Kore'deki bir silâh arkadaşı ve dünyanın hür mil­letlerini tehdit eden tecavüz karşısında beraberce durduğu bir dost olarak se­lâmlamaktadır.Bu anlaşmanın iki memleketi yekdiğe­rine bağhyan dostluk rabıtalarını tak­viyeye medar olacağı şüphesizdir.

—Ankara :

Belçika Kiralı Birinci Baudoin'in tah­ta cülusu münasebetiyle Dışişleri Ba­kanlığı Protokol Umum Müdürü Tev-fik Kâzım Kemahlı, bugün öğleden evvel Belçika Elçiliğine giderek Cum­huriyet Hükümetinin tebriklerini bil­dirmiştir.

—Ankara :

Belçika Kiralı Birinci Baudoin'in tahta cülusu münasebetiyle Cumhurbaşkan­lığı Baş Yaveri Kurmay Yarbay Nu-reddin Alpkartal Belçika Elçiliğine gi­derek Cumhurbaşkanı adına'tebrikâtta bulunmuş ve defteri mahsusu imzala­mıştır.

—Ankara :

İki ay evvel Hükümetimizle Beynelmi­lel Teşkilât arasında yapılan anlaşma gereğince Ankara'da - kurulacak olan Akdeniz Ekonomik Kalkınma Öğretim Merkezinin idaresine beynelmilel Teş­kilâtça İstatistik Genel Müdürü Şefik Bilkur tayin edilmiştir.

Üç ay sürecek olan bu kursun hazır-L lıklanna dünden itibaren başlanılmış ve Akdeniz Kalkınma Merkezi namı­na Birleşmiş Milletler Gıda ve tarım Komisyonu (F.A.O.) tarafından Mısır, Yunanistan, İrak, İran, İsrail, İtalya, Lübnan, Libya, Fas, Portekiz, Suudi Arabistan, İspanya, Suriye, tjrdün, Yemen, Yugoslavya, Cezair ve Ti|Uius'a davetiyeler gönderilmeye başlanmıştır. Kalkınma Merkezine katılacak 'mem­leketlerin bilhassa Tarım sahasındaki projeleri üzerinde yapılacak tatbikat dersleri ve çalışmalar komşu memle­ketlerin durumunu daha yakından an­lamak fırsatını verecektir,

—Ankara :

Amerikan Askerî Yardım Heyeti Baş­kanı Tümgeneral William H. Arnold bugün uçakla Amerika'ya gitmek üze­re şehrimizden ayrılmıştır. Etimesgut.hava alanında Genelkurmay Harekât Başkanı Korgeneral Y^ısuf. Âdil Egeli ve Askerî Yardım Heyeti ileri gelenleri tarafından uğurlanan General Arnold Amerika'da üç hafta kadar kalacaktır.

—İstanbul:

Şehrimizde misafir bulunan General Sfetsion'un Başkanlığındaki Yunan Millî Savunma Okuluna mensup subay­lar bugün öğleden evvel Ayasofya ve Topkapz Müzelerini ve Sultanahmet ve Süleymaniye Camilerim gezmişlerdir.

Misafir General ve subaylar saat 12.30 ,da Yıldız'daki Harb Akademisini ziya­ret etmişler ve öğle yemeğini Akademi Komutanı Korgeneral Fevzi Mengüç'ün davetlisi olarak Akademide yemişler­dir.

Deniz, Hava ve Kara Akademileri Ko­mutanları ile Yunan Deniz ve Kara Askerî Ataşelerinin de hazır bulunduk­ları yemekte Korgeneral Fevzi Men-güç, kısa bir hitabede bulunarak misa­firleri sevgi ile selâmlamış, dost ve komşu olan milletlerin kıymetli ordu­suna mensup general ve subayları ara­mızda görmekle bahtiyarlık duyduğu-* nu ifade etmiştir.

Korgeneral Mengüç, sözlerine şöyle de­vam etmiştir :

Eu iki milletin askerleri bugün De­mokrasi cephesinde hürriyet ideali uğ­runda Kore'de omuz omuza döğüsinek­tedir. Bu askerler icab ederse ayni uğurda beraberce ve seve seve çarpışa­caktır.

İdealleri, menfaatleri müşterek dost ve komşu olan iki milletin müstakbel ko­mutanlarını samimî bir hava içinde görmek, iki memleketin menfaati için büyük bir teminat veriyor. Bilhassa komşu devletin Milli Savunma Okulu­na mensup General ve subayların ilk olarak Türkiyeyi ziyaret etmlerinin ehemmiyetini ayrıca memnunlukla tskdir ediyoruz.

Burada bulunan bütün Yunan ve Türk subayları, bugünün hatırasını kalble-rinde sakhyacaklardır.

Daha sonra söz alan misafir General Sfetsion, Türk halkının ve askerinin gösterdiği sıcak kabulden duyduğu memnuniyeti ifade ile teşekkür ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

Dostluğumuzun tam ve sağlam oldu­ğunu bütün dünya iyi bilmelidir. İki memleketin birbirine ananevi rabıta­larla bağlı tarihî hakikatini tekrarla­makla bahtiyarım. Bu vesile ile kade­himi sayın Cumhurbaşkanı Celâl Ba-yar ile Türk ordusu şerefine kaldırıyo­rum.

Eylül ayı sonunda bite­cek ve yapılacak imtihanda başarı gös­terenlere ehliyet belgesi verilecektir. Bundan başka Ferguson traktörlerini satan Tamal firmasile işbirliği yapıla­rak bu firmanın mütehassısları tara­fından 1-2 haftalık kısa süreli kurslar açılmış ve gerek teşkilât elemanlarına ve gerekse kurs öğrncilerine bu trak­törlerin hususiyetleri, kullanma ve ba­kımı hakkında bilgi verilmiştir.

Diğer taraftan yurdumuzda arıcılığın geliştirilmesi ve kalkındırılması ama-cile 47 îl ve İlçede arıcıların teknik bil­gilerini arttırmak üzere birer hafta müddetle arıcılık kursları açmak için 6 ekip halinde faaliyete geçilmiş bulunul­makta ve halen bu kurslara devam edilmektedir.

Bu kurslardan maada Bursa'da sütçü­lük, konservecilik, Manisada konserve­cilik, İstanbulda sütçülük ve tavukçu­luk kursları açılmış ve ilgili halk ta­rafından çok rağbet görmüştür. Ayrıca Ağustos ayı içerisinde Edirne de de bir sütçülük kursunun açılması kararlaş­tırılmıştır.

— Ankara ;

Bir müddettenberi İstanbulda bulunan General Sfetsion'un Başkanlığındaki Yunan Millî Savunma Okuluna mensup 37 subay ve 10 uçak mürettebatından müteşekkil askeri heyet bu sabah İs­tanbul'dan hareketle öğleyi Eskişehir Hava Okulunda geçirdikten sonra saat 15 de iki Dakota uçağile şehrimize gel­miştir.

Heyet Etimesgut hava alanında Genel­kurmay Eğitim Başkanı Tuğgeneral Salih Coşkun, Merkez Komutanı Albay Nİzamettin Karacabe, Zırhlı Birlikler Okul Komutanı Albay Tahir Ertan ve Genelkurmay Haber Almadan Kurmay Binbaşı Zeki İlter tarafından karşılan­mıştır.

Yunan Askeri Heyeti saat 16.30'da Ge­nelkurmay Eğitim Başkanı Tuğgeneral Salih Coşkun'u, bîlâhara Harekât Baş­kanı Korgeneral Yusuf Âdil Egeli'yi ve Genelkurmay ikinci Başkanı Korgene­ral Zekâyi Okan'ı makamlarında ziya­ret etmiştir.

Heyet Müteakiben saat 17.30 da Ata­türk'ün geçici kabrini ziyaret ederek bir buket koymuş ve saygı duruşunda bulunmuştur.

—Ankara :

Paris Büyükelçisi Numan Menemencı oğlunun tekaüde sevkedileceği ve ye- I rine Necmeddin Sadak'in tayin oluna- [ cağı yolundabazıgazetelerdeçıkan haberin tamamen asılsız olduğu Dışiş­leri Bakanlığından bildirilmiştir.

20 Temmuz1951

—Ankara :

Bugün Büyük Millet Meclisinde Dışiş­leri Bakanı Profesör Fuad Köprülü'nün, Türkiye'nin Atlantik Paktına girmesi hususunun Büyük Britanya Kıralİ-yet Hükümeti tarafından benimsendiği hakkında vaki geniş beyanatı gerek Milletvekili ve gerek beyanattan ha­berdar olan samiin tarafından büyük bir aiâka ile takip edilmiş ve sık sık, sürekli alkışlarla karşılanmıştır.

Sayın Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, yanlarında Genelkurmay Başkanı Or­general Nuri yamut olduğu halde bu beyanatı localarından takip etmişler­dir.

Kordiplomatik Locasında ise Büyük Britanya Büyükeçisi Sir Noel Charles ve Kanada Büyükelçisi G«neral Odlum da bulunuyorlardı.

Cumhurbaşkanımız Beyanatı mütea­kip hususî dairelerine geçmişler ve .Büyük Britanya ve Kanada Elçilerini kabul buyurmuşlardır. Bu kabulde Dışişleri Bakanı Profesör Doktor Fuad Köprülü de hazır bulunmuştur. Ga- I rüşme uzun müddet devam etmiştir.

— Ankara :

Öğrendiğimize göre, Afgan Başbakanı j Altes Mareşal Sah Mahmut Gazi 28 I Temmuz günü Ankara'yı resmen ziya- I ret edecektir.

Hatırlarda olduğu gibi kendisi bundan altı ay evvel tedavi için Amerika'ya giderken İstanbul'dan geçmişti.

Bu defa hükümetimizin Davetlisi ola- I rak Ankara'ya gelecek bulunan Afgan Başbakanı ilk defa 1936 senesinde Har- I biye Bakanı iken d«memleketimize gelmiş veAtatürk'ünmisafiriolarak Ankaradakalmıştı.

Altes Mareşal Şah Mahmut Gazi Afgan ' Kiralı Majeste Zahir Şahın amcasıdır.

—İstanbul:

Bu sabah saat 9.30 a doğru şehrimizde I yıllardanberi görülmemiş derecede gid-

detli bir kasırga patlak vermiş, sağa­nak halinde yağmur yağmağa başlamış ve bu hal 17.15 e kadar bütün şidde-tile devam etmiştir.

Yeşilköy meteoroloji merkezinden bil­dirildiğine göre (soğuk cephe) denilen bu sağanak Romanya ve Bulgaristan üzerindengeçerek TrakyaveIstan-

bula gelmiştir.

Akşam üzeri çok yüklü olan bulutlar şehrimizden Doğu itikametine geçmiş ve hava açmak temayülünü göstermiş­tir. Metre kareye düşen yağış miktarı 64 kilo 800 gramdır.

Bütün gün büyük bir şiddetle arasız devam eden sağanak yüzünden şehrin muhtelif semtlerini sular basmış ve bu hal bilhassa Kasımpaşa ve Fatihte iaz-laca tesirini göstermiştir. Yalnız Ka-sımpaşada 200 ev sular altında kalmış, Sokaklar geçilemezhale gelmiştir. Şehirde takriben beşyüz evi sular bas­mış bulunmaktadır. İtfaiye su basan semtlerde ve evlerde ekipler halinde çalışmaktadır. Yıkılma tehlikesi göste­ren binalar boşaltılmaktadır. Oldukça hasar yapan sağanak tcsirile bazı ahşap evler oturulamayacak hale gelmiş, du­varları yıkılmış bir kısım elektrik di­rekleri devrilmiştir. İtfaiye şimdiye ka­dar şehrin merkezinde 171 evin sula­rım boşaltmıştır.

Şiddetli sağanak yüzünden şehrin mü­nakalesi de bozulmuş, tramvay sefer­leri sellerden ve cereyan-tellerinin ba­zı semtlerde kopmasından dolayı za-nıan zaman aksamıştır; Bu arada tele­fon muhabereleri de sık sık kesilmiş ve bazı yerlerde telefonla konuşmak imkânsız hale gelmiştir.

Diğer taraftan Silâhtar ağa Elektrik Fabrikası civarındaki terkos boruların­da vuku bulan arıza sebebiyle bazı mıntakaların suları kesilmiş derhal fa­aliyete geçen ekipler bu mmtakalara başka kanallardan su vermeye ve arı­zanın giderilmesi için faaliyete başla­mıştır.

Şiddetli yağmur sırasında şehrin bîr çok yerlerine yıldırım düşmüştür. Ye­şilköy'de demiryolunda bir makasta çalışan üç ameleye yıldırım isabet etmiş ve bunlardan Hasan ismindeki amele derhal ölmüş, diğer ikisi ağır yaralı bir halde hastaneye kaldırılmıştır. Kı­sıklıda da bir kişi yıldırım isabetile ölmüştür.BeyoğlundaİngilizKonso loshanesinin mutfak kısmı duvarı çök­müş, yoldan geçen İstamet Angel adın­da biri duvar altında kalarak yaralan­mış, hastahaneye kaldırılırken ölmüş­tür. Beşiktaşta Patinaj yapan 74 nu­maralı Belediye otobüsünün altında kalan 60 yaşında Luca adında sağır bir kadın ölmüştür. İstanbul Sergisine pres makinelerini taşımakta olan Top­hane Sanat Enstitüsü talebelerinden .Ertuğra! Çömlekçi ile İhsan Gürel yağ­mur yüzünden kayan makinelerin al­tında kalmışlardır. Kaza neticesinde Ertuğrul Çömlekçi ölmüş, diğer genç ağır yaralı olarak hastahaneye kaldı­rılmıştır. Beyoğlunda Cennet Bahçe­sinin duvarının çökmesi neticesinde bir arabacı duvar altında kalarak Öl­müştür. Edirnekapı ve Beylerbeyinde yağmur yüzünden iki otomobil devril­miş ve altı kişi yaralanmıştır.

Dîğer taraftan limanda hiçbir deniz kazası olmamıştır.

İtfaiye, Emniyet, Elektrik, Sular ve Telefon İdarelerine bağlı ekipler şebe­keleri normal hale getirilmek için hum­malı surette çalışmaktadırlar.

Başta Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay olduğu halde Vali Muavinleri," Belediye Reis Muavinleri, Kaymakam­lar, Fen Heyeti mensupları geç vakte kadar vazife başında kalmışlar ve şeh­rin su basan kısımlarını dolaşmışlar­dır.

İstanbul Ankara arası telgraf telleri bilhassa Kartal civarında büyük hasa­ra ve bir hayli zaman telefon görüş­meleri de sekteye uğramıştır. Hava şartları yüzünden telsizlerimizde da bir hayli aksaklıklar olmuştur.

— Ankara :

Haşimî Ürdün Meliki'nin Kudüs'te Ö-lüm haberi şehrimize gelir gelmez ge­rek Hükümet Mahfillerinde gerek halk arasında büyük bir teessür uyandırmış­tır.

Bu elemli habarle memleketimiz mer­hum Melikin şahsında büyük bir dos­tunu kaybettiğine kail bulunmakta ve^ bu suretle teessürü daha derinleşmek­tedir.

Cumhurbaşkanlığı Umumî Kâtibi Nu-rullah Tolon ve Cumhurbaşkanlığı Başyaverleri Kurmay Yarbay Nurettin Alpkartal bu haber üzerine Ürdün El­çiliğine giderek "Ürdün Sefiri Bahaettin Eloukan'a Cumhurbaşkanı adına taziyetlerini ve Cumhurbaşkanımızın duyduğu büyük teessürü1 bildirmişler­dir.

Büyük Millet Meclisi Başkanı adına Özel Kalem Müdürü Eedri Akyüz El­çiliğe giderek taziyede bulunmuştur.

Başbakan Adnan Menderes ve Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Sam et Ağaoğlu adına Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur ve Başbakanlık Emir Subayı Yüzbaşı Muzaffer Ersu Ürdün Elçiliğine gitmişler ve bu elim ziyadan dolayı taziyede bulunmuşlar­dır.

Dışişleri Bakanlığı Umumî Kâtibi Bü­yükelçi Faik Zihni Akdur beraberin­de Protokol Umum Müdürü Muavini Samım Yemişçibaşı ve Bakanlık Özel Kalem Müdürü Sadi Eldem olduğu hal­de Ürdün Elçiliğine giderek Cumhuri­yet Hükümetinin derin teessürlerini bildirmiştir.

21Temmuz 1951

—Ankara :

Ankara Gül Kupası Atletizm müsaba­kalarına bugün 19 Mayıs Stadında başlanmıştır. Hava yağışlı, pist fena olduğu için Ankaralı Atletler kendi­lerinden beklenen dereceleri yapama­mışlardır. Günün en mühim müsaba­kası olan 5000 metrede Osman Coşgül 15 dakika 5 saniye 2/10 ile birinci gel­miştir.

22Temmuz 1951

—Ankara :

Yetkili çevrelerden verilen malûmata göre dün İskender unda cereyan eden hâdisenin mahiyeti sudur:

15 gün kadar evvel bir genç İsmail Al-tmdiş adında birinin kızı Sabahat'i ka­çırmış ve mahkeme de velisine teslimi­ne dair karar vermişti. Altmdiş'in ye­ğeni Feyzi Altmdig Amcasının kızının Nihat tarafından tecavüze uğradığını öğrenmesi üzerine Nihad'ın yolunu keserek tabanca ile Öldürmüştür.

Hâdiseyi müteakip maktulün yakın­larının tahrikiyle erkekli kadınlı 1500 kişi kadar bir topluluk katilin amcası İsmail Altmdig'in tuhafiye mağazası ile otel ve evine taş ve sopalarla taar­ruz ederek dışarıya taşıdıkları ev eşyasının bazılarını yakmiya yeltendik­lerinden işe vaziyet eden polis ve jan­darmanın ve bilâhare tümenden gön­derilen bir kısım kuvvetin müdahale­siyle kalabalık dağıtılmış ve hâdise müsebbiplerinden katil ile birlikte 33 kişi yakalanarak adalete teslim olun­muş ve bu suretle kısa bir zamanda sükûn iade edilmiştir.

Eu arada her ihtimale karşı Hatay'dan ssvkedilen 100 kişilik jandarma kuv­vetinin kullanılmasına lüzum hasıl ol­mamıştır.

Maktulün cenazesi bugün kaldırılmış ve hiçbir hâdise vukua gelmemiştir.

— Çankırı :

Demokrat Parti Çankırı İl Kongresi Devlet Bakanı Fevzi Lûtfi Karaosma-noğlunun Başkanlığında bu sabah da saat 9 dan itibaren çalışmalarına de­vam etmiştir.

Oturum açıldığında Bütçe ve He=ap Komisyonlarından gelen raporların müzakere ve kabulünden sonra İdare Kurulu ibra olunmuştur.

Kongrede şehrin dilek ve ihtiyaçları Üzerinde hemen bütün delegeler söz almışlar ve görüşmelerini bildirerek muhtelif memleket meselelerine temas

etmişlerdir.

Büyük bir ilgi ve intizam içinde yeni İl İdare Kurulu, Büyük Kurultay de­legeleri ve Haysiyet Divanı seçimleri yapılmış, Milletveklilerimizden Dr. Ke­nan Çığman, Kâzını. Arar, Celâl Boy-nuk ve Dr. Celâl Otman dilekler üze­rinde delegeleri tatmin edici birer ko­nuşma yapmışlardır.

Kongre sona ermeden evvel şiddetli.ve sürekli alkışlar arasında kürsüye ge­len Devlet Bakanı Fevzi Lûtfi Kara-osmanoğlu delegelere hitap ederek "ve­ciz bir konuşma yapmış ve muhtelif memleket meseleleri üzerinde delege­leri tenvir etmiştir.

Kongre saat 15.30 da sona ermiştir.

İskenderun

İskenderun muhabirimizin bildirdi­ğine göre, bir kız kaçırma vakası ne­ticesi burada vuku bulan müessif hâ­dise, bazı gazetelerde mübalâğalı ola­rak aksettirilmiştir. İsmail Altındiş'in mağaza ve evine hücum edilmiş, fakat evi yakılmamıştır. Bu arada yarala­nanlarveçocukdüşürenlerolmadığı

gibi, karışıklığa sebebiyet verdikleri için nezaret altına alınanların sayısı da 50 değil 35 dir. Hâdise ile ilgili olduğu tshmin edilen İsmail Altındiş buluna­madığından hakkında gıyabî tevkif müzekkeresi kesilmiştir.

Şehirde tara bir sükûnet hüküm sür­mektedir.

—Ankara :

Ankara Gül Kupası müsabakalarına bugün de 19 Mayıs Stadyomunda de­vam edilmiştir. İki küme üzerinden ya­pılan müsabakalar neticesinde birin­ci kümede H.O. birinci, Ankaragücü ikinci, Jandarmagücü üçüncü, Demir-spor dördüncü, Üçüncü Kümede de Do-ğanspor birinci, Cebeci ikinci ve Gala­tasaray üçüncü olmuşlardır.

—Malatya :

Bugün Belediye seçiminin devamı sı­rasında seçmenlerin sandık kurulların-daki defterlerde kendi isimlerini bula­mamaları yüzünden seçim kütüklerin­de tahrifat yapıldığı anlaşılmış, ve ya­pılan incelemeler sonunda, meselâ ÜOO seçmenli bir mahalle Sandık Kurulu" kütüğünde 300 Demokrat Partilinin İs­minin bulunmadığı ve bunun Cumhuri­yet Halk Partisi tarafından sistemli bir şekilde evvelden hazırlanmış olduğu ve buna bazı belediye memurları ile nüfus memurlarının İştirak etmiş ol­duğu neticesine varılmıştır. Şehir içe­risinde bulunan 70 küsur sasıdığın he­men hepsinde bu şekilde neticeler alın­mış ve Demokrat Partinin geniş bir cephe karşısında bulunduğu anlaşıl­mıştır. Esasen iştirakin ancak yüzde 45'i bulması da bu sakat durumu teki d etmektedir. Bunun üzerine Seçim Ku­ruluna yapılan müracaatlar ve bizzat Sandık Kurulu Başkanlarının tuttuğu zabıtlar neticesinde, mesele adalete in­tikal ettirilmiş ve bu suretle kanunu baltalama hareketi memlekette büyük heyecan ve teessürü mucip olmuştur. Halk ekseriyeti heyecan içinde olup bu işe sebebiyet veren sahtecilerin süratle cezalandırılmasını isteyen tezahüratta bulunmaktadır.

Vali Vekili Şefik San lüzumlu tedbir­lere başvurmuş ve halkı teskin etmiş­tir.

Seçim tarihimizde emsaline rastlanma­yan bu sahtekârlığın neticesini yarın alacağımızı ümit ediyoruz.

Diğer taraftan İçel Milletvekili Hüse­yin Fırat şu beyanatta bulunmuştur:

Yeniden tanzim edilmiş seçmen kü­tükleri mevcutken Demokrat Partili­lerin yüzde 40 ı yazılmamak suretiyle hazırlanan eski kütükler esas tutula­rak seçimin yapılması, netice üzerinde pek müessir olmuştur. İştirak nisbeti-nin yüzde 50 ye yakın olmasındaki âmil işte budur. Yoksa her iki parti bu se­çim için çok gayret sarfettiğine göre, iştirak nisbetinin de yüksek olması lâ-zımgelirdi. Birçok seçmenin oyunu kullanamıyarak geri dönmesi bunun bir delilidir. Seçimi kazanmış gö­rünen Halk Partisinin muvaffak ol­ması ihtimali azdır. Çünkü 27 seneden-beri, Malatya gibi ismi çok geçen bir şehrin Belediyecilik bakımından geri kalmasının belli başlı sebebi, bugünkü C.H.P. listesinde ismi bulunan zevatın çalışmamasından ileri gelmiştir. Ma-latyadaki C.H.P. lilerin Hükümet ile teşriki mesai etmekten çekinerek mu­kabil cephe alması, Belediye hizmet­lerini akamete uğratacaktır. D.P. nin aday listesi, bir yenilik yapabilecek de­recede kuvvetli idi.»

Hüseyin Fırat sözlerine devamla, as­kıya asılan seçmen kütükleri ile san­dık başlarına konulan listelerin bir­birini tutmadığını belirtmiş, D.P. ta­rafından bu hususun tesbit edilerek bu cihetin seçimi bozma sebebi olabilece­ğini de tebarüz ettirmiştir.

23 Temmuz 1951

—İskenderun :

Bugün Hatay'ın Kurtuluş Yıldönümü­dür. 19 senelik uzun esaret hayatın-sonra Hatay, 23 Temmuz 936 da ana­yurda kavuşmuştur. Baştanbaşa süs­lenen Hatay şehir ve kasabalarında halk büyük günün neşe ve heyecanı içindedir. Antakya'da Hat ayın her kö­şesinden gelen heyetlerin iştirakiyle parlak tören yapılmış, Hatay kurtulu­şunun tarihî ve milli önemi'müteaddit hatiplerin heyecanlı nutuklariyle be­lirtilmiştir. Büyük şenlikler coşkun te­zahürat içinde devam etmektedir.

—İstanbul:

Bu sabah limanımıza gelen Amerikan Filosu Komutanı Visamiral M.B. Gard-ner, beraberinde 6 inci uçak gemileri Filosu Komutanı Tümamiral D.V. Gal-lery veAmerikanDeniz Ataşesi Albay Cabler olduğu halde saat 9.20 de limanımızda demirli bulunan Giresun

Muhribine giderek Donanma Komuta­nı Tümamiral Rıdvan Koral'ı ziyaret etmiştir.

Misafir Amiral, refakatindeki zevatla birlikte saat 10 da Dolmabahçe'de ka­raya çıkarak Amerika Başkonsolosluk binasına gitmiş ve Amerika Büyükel­çisi ekselans Wadsworth'u ziyaret et­miştir.

Visamiral Gardner, daha sonra Vilâyet­te Vali ve Eelediye Başkanı Prof. Gökay'ı makamında ziyaret eylemiştir.

Prof. Gökay, ş-ehir adına misafir Filo Komutanına hoş geldiniz demiş ve bu gibi ziyaretlerin Türk - Amerikan dost­luğunu daha fazla kuvvetlendireceğini ve iki memleketi birbirine daha çok yaklaştıracağını belirtmiştir.

Prof. Gükay, sözlerine davamla 30 se­ne evvel memleketimizde bulunan Amiral Mark Bristol'un Türk - Ameri­kan dostluğuna büyük hizmetleri do­kunduğunu, bu sayede Amerikan mil­letinin Türkleri daha iyi anlamış bu­lunduğunu ifade etmiştir.

Visamiral Gardner, şehrimizde gördü­ğü sıcak kabulden dolayı Vali ve Be­lediye Başkanına teşekkür etmiş ve saat 11.30 da Vilâyetten ayrılmıştır.

Vilâyete giriş ve ayrılışında bir polis kıtası tarafından selâmlanan Visami­ral Gardner, kendisiyle görüşen Ana­dolu ajansı muhabirine, Türkiye'ye gel­mekten duyduğu memnuniyeti ifade ile şunları söylemiştir :

Tekrar geldiğim Türkiyede kendimi vatanımda bulunuyormuşum gibi his­sediyorum. 919-920 ve 1921 senelerinde Amiral Mark Bristol'un refakatinde îs-tanbulda bulundum. 30 senelik uzun bir ayrılıktan sonra tekrar şehrinize gelmekte duyduğum sevinci takdir edersiniz.

Misafir Filo Komutanı Vilâyetten ay­rıldıktan sonra İstanbul Deniz Komu­tanı Tuğamiral Burhaneddin Erilkun'u ve müteakiben 1 inci Ordu Müfettişi ^Korgeneral Şükrü Kanatlı'yı makam­larında ziyaret etmiştir.

Visamiral Gardner, Dolmabahçeye çıkış ve gemiye avdetinde bir deniz ih­tiram kıta vebandosutarafındanse-lâmlanmıştır.

—İstanbul:

Limanımızda misafir bulunan Ameri­kan Filosuna mensup Carol Sea. uçak gemisi ile Salem Sancak Kruvazörü yarın saat 14.30 da ve Çarşamba günü saat 10.30 da şehrimiz yerli ve yabancı Basın mensupları tarafından gezilecek­tir.

—İstanbul:

îstanbumn geçirmiş olduğu büyük sel felâketi dolay isiyle şehrin uğradığı za­rarların tesbiti bitirilmiştir. Şehir içi ve dışı yollarda, su kanallarında vu­kua gelen tahribatın izalesi için çalış­malara devam edilmektedir.

İstanbul Milletvekili Başbakan Adnan Menderes Belediyeye gerekli ve âcil yardımların yapılmasına Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlunu memur et­miştir.

—İstanbul:

Sanatkâr merhum Cemal Nadir Güler­in mezarını yaptırmak üzere gazeteci­ler Cemiyeti ile Türk Yüksek Mimar­lar Birliği İstanbul Şubesinin müşte­reken hazırladıkları şeref müsabakası­na iştirak eden 13 projeyi tetkik etmek üzere dün Cemiyet Merkezinde topla­nan Jüri Heyeti, iştirak eden projeler arasında en iyisi olarak Yüksek Mimar Bayan Belkis Çetiner'in projesini bi­rinciliğe, şartnarn«de değeri belirtilme­si istenilen diğr iki proje için de Yük­sek Mimarlar Muhteşem Giray, Muh­lis Tükmen, Ekrem Bahtoğlu ve Res­sam Namık Bayık'm müştereken ha­zırladıkları proje ile, Yüksek Mimar İrfan Nuralioğlu'na ait projeyi seçmiş­tir.

—Ankara :

Göçmen ve Mültecilere Yar dun Birliği İdare Heyetinin son hafta içindeki top­lantılarında müzakere edilen mevzu­lar arasında göçmenlerin iskânlarına müteallik bazı kararlar verildiğine dair Ankara ve İstanbul gazetelerinde yapı­lan ve birbirine uymayan haberler do-layısiyle umumî efkârı pek yakından ilgilendiren bu millî dâva üzerinde bi­zi tenvir etmelerini rica ettiğimiz sala­hiyetli bir zat şu beyanatta bulunmuş­tur :

Bazı Ankara ve İstanbul gazetelerinde Göçmen ve Mültecilere Yardım Birli­ğinin son günlerdeki faaliyetine dair verilen haberler baştanbaşa yanlış ve bu itibarla da tahshihe muhtaçtır.

Millî Marşları çalınmış, müteakiben Misafir Filo Komutam kırrmzı-beyaz renkli çiçeklerle süslenmiş çelengi Anıta koymuştur.

— İstanbul:

Limanımızda Misafir bulunan Ameri­kan Filosu Komutan ve subayları şere­fine bu akşam saat 19.30 da Tarabya-dakî Konak Otelinde Deniz Komutanı Tuğamiral Burhanettin Erilkun tara­fından bir kokteyl verilmiştir.

—Ankara :

Demokrat Parti Meclis Grupu Başkan­lığından :

«Demokrat Pari Meclis Griıbu Umumî Heyeti 24.7.1951 Salı günü saat 15 de Grup İkinci Başkanı Eskişehir Millet­vekili Abidin Potuoğlu'nun Başkanlı­ğında toplandı.

Devlet, Özel İdare. Belediye ve Köylere ait olup kanuna aykırı tasarruflarla si­yasî partilere evvelce terkedilmiş bulu­nan gayrimenkuller hakkında müzake­re açıldı.

Bu mevzuda memleketimizde geçmiş tatbikat gözönünda bulundurularak bu gibi hallerin tekerrürüne katî surette mâni olmanın demokratik rejimin ve âmme intizamının zaruretinden bu'.uh-duğu ve buna dair teşriî hükümlerin mevzuatımız arasına alınması ve eski­den vâki olanlar hakkında kanunî icap­ların yerine getirilmesi zarureti üze­rinde kanaat birliğine varılmıştır.

Bunun neticesi olarak bu mevzuda resmî daire ve müesseselerin siyasî partilere bedelsiz veya usule muhalif mal devredemiyccckleri ve bu daire ve müesseselerle münfesih derneklere ait olup siyasi Partilere usul dışında ter-kedilen gayrimenkullerle yine bu par­tiler tarafından genel menfaatler için yaptırılmış olan binaların eski sahip­lerine ve hazineye iadesi prensip ola­rak kabul dilmiştir.

2 — Ara seçimlerde sarfedilmek üze­re yapılan teklif üzerine Demokrat Par­ti Milletvekilleri 150 şer lira teberru vermeyi ittifakla kabul etmişlardir.»

25 Temmuz 1951 — İstanbul:

Temmuz'un 22 inci Pazar, 23 üncü Pa­zartesi günleri liman amelesinin işbaşı yapmamaları hâdisesi etrafında Hatay Valisi Rebiî Karatekin Anadolu ajansı muhabirine şunları söylemiştir :

İskenderun Limanında Tahmü ve Tahliye işlerile uğraşan amelelerin bu- | gün için miktarı 300 - 400 arasındadır. Burada daimî olarak çalışan bu amele­ler ayın 22 ve 23 üncü Pazar ve Pazar­tesi günleri işbaşı yapmamışlardır. A-yın 23 üncü günü hariçten temin edi­len 60 amle çalıştırılmıştır. Ayın 24 üncü salı günü 25 i eskilerden olmak Üzere 160 amele limanda çalışmıştır. Amelenin işbaşına gelmemesi keyfiye­tini Seyhan bölgesi Çalışma Müdürü Mustafa Atak bizzat tahkik etmiş ve İşçilerin kanuna aykırı bir şekilde ve toplu bir halde işi terkettiklerini tes-bif ederek tanzim ettiği tahkikat ev­rakını İskenderun Cumhuriyet Savcılı­ğına tevdi etmiştir. Bunlar . hakkında kanuni takibat yapılacaktır. Daimî o-larak çalışan bin amele evvelce de birkaç defa işlerini terk etmiştir. Bun­dan sonra bu gibi hallere meydan ve­rilmemesi için civar vilâyetlerden işçi terhinine teşebbüs edilmiş ve ilk olarak A|3ana'dan bir kısmı sağlanmıştır. Li-rrjan tahmil ve tahliye işlerinin bir in­tizam dahilinde yürümesi için gerekli bütün tedbirler alınmıştır. Bugün de normal mesai bağlamıştır.»

— Ankara :

Çalışma Bakam Nuri Özsan Büyük Millet Meclisine sevkedilen iki kanun tasarısı münasebetiyle Anadolu ajansı muhabirine aşağıdaki beyanatta bulun­muştur :

-İşçilere hafta tatili ile genel tatil günlerinde yarım ücret verilmesi hak­kında Bakanlığımızca hazırlanan ka­nun tasarısı Büyük Millet Mec­lisine sevkedilmiş bulunmaktadır.

Bilindiği üzere hayatını günlük çalış­ması karşılığında aldığı Ücretle kaza­nan işçilere hafta tatili ye genel tatil günlerinde ücret verilmemesi bu tatil­lerden beklenen içtimaî ve iktisadî fay­danın tam mânasile tahakkukunu güç­leştirmekte idi. Memleketimizde 394 sayılı Hafta Tatili Kanunu ile 2739 sa­yılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller hakkındaki Kanunun derpiş ettiği hü­kümleri, bugünler için İşçiye ücret hakkı tanımaksızın tam ve kâmil bir surette tatbiki mümkün olamamakta ve birçok yabancı memleketlerdeki gibi bizde de tatil günleri için ücret öden­mesi hususunda umumî bir ihtiyaç be­lirmiş bulunmakta idi.

image002.gifEdebiyat Fakültesi 2090, Fen 981, F. K. B. 781, Hukuk 3620, İktisat 1301, Tıp 2809, Diş Hekimliği Okulu 166, Eczacı 231 ve Orman Fakültesinde 209 dur.

1951 ders yılı Haziran döneminde me-I sun olanların sayısı 405 tir. Fakülte­lere bolümü şöyledir :

Edebiyat 61, Fen 32, Hukuk 69, İktisat I 21, Orman 19, Tıp 171, Eczacı 16, Diş Hekimi 16.

Mezun olanların 311 i erkek, 92 si kız­dır. Kız öğrencilerden 41 i Edebiyat Fakültesinden mezun olmuştur.

Rektör, Üniversiteye kayıt olan öğren­cilerden tahsile ara vermeden bitiren­ler .sayısının çok az olduğunu, dünya Üniversitelerine nazaran pek cüz'i bir masrafla okumalarına rağmen, normal tahsil devrelerini uzatanların üniver­siteye, kendi ailelerine ve memlekete [ sarar verdiklerini bilhassa belirtmiştir.

Bandım an alınması için üniversiteye mahdut miktarda ve imtihanla öğrenci alınması lüzumuna işaret eden rektör, hu yıldan itibaren bu usulün tatbik edileceğini, zira olgunluktaki derece takdirinin her yerde ayni olmaması dolayı siyle haksızlığa yol açtığını söy­lemiş ve demiştir ki :

"5 sanedenberi olgunluk derecesine gö­re alınan neticenin iyi olmadığına inan­mış bulunuyoruz.»

Rektör, ayrıca üniversitede öğrencilerin muvaffak olmaları için istidat arama enstitülerinin kurulmasının faydalarını İzah etmiştir".

Bu sene üniversiteye öğrenciler imti­hanla ve mahdut sayıda alınacaklardır. Bu vaziyete göre fakültelere aşağıda gösterilen miktarda öğrenci kaydedile­cektir :

Edebiyat Fakültesine 1000, Hukuk 600, İktisat 500, Fen 360, Tlp 300, Eczacı 30, Diş hekimliği 60' Kimya 50, Orman Fa­kültesine 60.

Rektör, ecnebi profesörlerin memleke­timizden ayrılmalarına temas ederek şöyle demiştir r

'Ecnebi Profesörlerin memleketimiz­den ayrılmalarına en önemli sebep harp ten sonra Avrupada normal hayatın başlamasıdır. Ayrıca memleketimizde­ki yabancı profesörlere tekaüdiye hak­kı tanınmaması memleketimizden ay-nlmalarına diğer bir sebepteşkil etmektedir. Hemen şunu da ilâve ede­yim ki, Hükümet bu. mevzuda bir ka­rar almak için hazırlık yapmaktadır. Bu karar alındığı takdirde ecnebi pro­fesörlerin yurdumuzdan ayrılmalarının önüne geçilecektir.»

Müteakiben Rektör, geçen yıl zarfında Edebiyat Fakültesine 4, Fene 1 ve îk-tisat Fakültesine 2 Profesörün geldiği­ni,bunamukabil 4 ü İktisat vebiri Edebiyatolmaküzere5 Profesörün .-memleketimizdenayrıldığımsöyle-' mistir.

—İstanbul:

Limanımızda misafir bulunan Ameri­kan Filosu Komutan ve subayları şe­refine Donanma Komutanı Tümamiral Eıdvan Koral tarafından bugün Taksim Gazinosunda bir öğle yemeği verilmiş­tir.

Yemekte Vali ve Belediye Başkam Prof. Gökay, İstanbul Üniversitesi Rek­törü Prof. Gürkan, Generaller, Amiral­ler ve davetliler hazır bulunmuşlardır.

2G Temmuz 1951

—Ankara :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, bu sabah 8.30 da beraberlerinde Bayındırlık Ba­kanı Kemal Zeytinoğlu, Ankara Mil­letvekili Mümtaz Faik Fenik, Kocaeli Milletvekili ve Kızılay Genel Sekreteri Dr. Ethem Vasaf Akan, Tokat ve Amas­ya Milletvekilleri, Bayındırlık Bakan­lığı Su işleri Dairesi Başkanı Hikmet Tur at, Ziraat Bankası Genel Müdürü Mithat Dülge, Başyaverleri Kurmay Yarbay Nureddin Alpkartal, Yaver Yüzbaşı Fikret Yüksel olduğu halde, sel felâketine uğramış olan Erbaa ve havalisinde tetkiklerde "bulunmak ve alman tedbirleri yerinde incelemek üzere uçakla Merzifona hareket etmiş­lerdir.

—iskenderun :

Hatay Valisi Rebii Karatekin İskende­run hâdisesi etrafında yapılan ve hâ­diseyi aslından uzaklaştıran neşriyat hakkında Anadolu ajansı muhabirine şu beyanatta bulunmuştur :

İskenderun hâdisesini doğuran sebep alelade bir katil vakasının hududu içindsdir. Nihat Arslan admda bir genç, tüccardan İsmail Altındiş'in kı-zıriı gönül rizasiyle kaçırmış, kızın re-

image003.gifgit olması kısa bir zamana mütevakkıf bulunduğundan adlî merciler kızı rüş-dünü idrâk edinceye kadar babası îs-mail Altındiş'e teslim etmişlerdir. İs­mail Altmdiş'in yeğeni 17 yaşlarında Seyfi Altındiş, kız kaçırma hâdisesin­den münfail olarak veya teşvik edile­rek Nihat Arslan'ı öldürmüştür. Katil hâdisenin akabinde İsmail Altındiş'in mağaza ve evine yapılan kütlevî hücu­ma gelince, bazı gazetelerin yazdıkları gibi siyasî ve mezhebi bir maksattı asla istihdaf etmediği gibi Hükümete karşı da bir isyan mânasını taşımamıştır. Ne delik deşik edilmiş bir taksi ve ne de yanmış bir ev vardır. Evden çıkma ya­sağı, biz Ar ab iz Türkiye'yi istemiyoruz gibi bağırışmalar, Hükümet kuvvet­lerine karşı bıçaklarına sarılmış ka­saplar, yağma ve ev yakma, Hükü­met kuvvetlerinden yaralananlar bu­lunduğuna dair haberler tamamiyle hakikate uymamaktadır. Katilden mü­tevellit hissi bir infialin taşmasından ibaret olan hâdise bütün detaylariyle adalete intikal etmiştir. Türk Adaleti vazifesini müdriktir, masumla suçluyu birbirinden ayıracak en hassas terazi­ye sahiptir. Bu hususta vatandaşlar müsterih olabilirler. Normal hayat hâ­disenin vukuunu takip eden saatler içinde avdet etmiştir. Halk iş ve gü­cü ile meşguldür. Sükûnet tamdır. Sizinde bildiğinia ve gördüğünüz veç­hile hâdisenin sarih veçhesi ve cep­hesi anlattığım gibidir.

. Vali, Pazar ve Pazartesi günleri toplu bir halde işlerini terkeden Liman ame­lesinin işbaşı yaptıklarını da belirterek şunları söylemiştir :

Amele tam kadrosiyle işbaşı yapmış­tır. Antakya ve Adana'dan getirilen ameleler de bu kadroya katıldığından artık amele buhranı söz konusu değil­dir, tahmil ve tahliye işlerinin bun­dan böyle aksamadan yürüyeceğini ifa­de edebilirim.

— Ankara :

Bugün Dışişleri Bakanlığında Türkiye île Pakistan arasında bir dostluk and-laşmasıİmzalanmıştır.

Andlaşmayı Türkiye adına Dışişleri Bakanımız Profesör Doktor Fuad Köp­rülü ve Pakistan adına, Pakistan'ın Türkiye Büyükelçisi ekselans Mian Bashir Ahmed imzalamışlardır.

İmza merasiminde, bir taraftan Dışiş­leri Bakanlığı ikinci Daire Reisi Orta

ElçiMuharremNuriBirgİProtokol Dairesi Umum Müdürü Tevfik Kâzım Kemahlı ve ilgili dairesi erkânı, diğer taraftan Pakistan Büyük Elçiliği Baş­kâtibi Mir Mohammed shaikh, ve Pa­kistan Büyük Elçiliği bilcümle erkânrl hazır bulunmuşlardır. TürkiyeilePakistanarasındakiçok samimî dostluk münasebetlerinin tev-İ sikine medar olanbu andlaşma,ikil Devletin, aralarındaimzaladıklarıilk V siyasî vesikadır.

Müddetle mukayyet olmayan bu andlaşmada, her iki taraf, Milletlerarası barış yararına ve Birleşmiş Milletlerf andlaşmasma. uygun olrak araların­da ebedî barış ve dostane müna­sebetler carî olacağını ve iki mem­leket halkı arasındaki samimî münase­betleri kuvvetlendirmeye çalışacak­larım beyan etmekte, aralarında bü­tün anlaşmazlıkların nıutad diplomatik yollardan dostane ve muslihane şekil-, de hal ve bunda muvaffak olamadık­ları takdirde Birleşmiş Milletler and-laşmasımn hüküm ve .kaidelerine uy-| gun olarak herhangi bir diğer usulü tatbik etmeyi taahhüt eylemektedirler. Andlaşma, bu ana hükümlerden başka, bu nevi andiaşmalarda zikri mutad o-lan, diplomasi ve konsolosluk münase-batmm idamesine, tarafların kendila-rinî ilgilendiren muhtelif mevzular hakkında ayrıca anlaşmalar yapacak­larına dair hükümler de ihtiva eyle­mektedir.

İmzayı müteakip, Dışişleri Bakanımız­la Pakistan Büyükelçisi .samimî birer hitabede bulunarak, Türkiye ile Pa-I kistan arasındaki yakın dostluğu teba­rüz ettirmişler ve bu dostluğun âtide daha da İnkişaf etmesini temenni ey­lemişlerdir.

-— Merzifon :

CumhurbaşkanıCelâlBayar,refaka-[ tinde Bayındırlık Bakam Kemal Zey-I tinoğlu, Tokat ve Amasya Milletvekil­leri ve diğer zevat olduğu halde Erba-, a'ya gitmek ve sel bölgesini ziyaret et­mek maksadiyle bu sabah bir askeri [ uçakla Merzifon'a şeref vermiştir.

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Merzi-[ fon'a bir çeyrek mesafede, Merzifon hava üssüne merbut 8 tane Sipitfayr av uçağı tarafından karşılanmış ve uçaklar dörd-ar dörder Cumhurbaşka­nımızın tayyaresinin sağında ve .solun da yer almışlardır.

Müdürünün etraflı izahat vereceğini söylemiştir. Sular Dairesi Umum Mü­dürünün verdiği izahata göre, gelecek sene ele alınacak programa göre, Er­baa'nın işleri için beş milyon harcana­caktır. Evvelâ bir regülâtör yapılacak ve bununla 50 - 55 dönüm arazinin su­lanması imkân dahiline girecektir. 5-6 metrelik bir düşüşle ayrıca bin kilovat-lık bir enerdi de istihsal edilecektir. Böylece hem sulama işleri, hem elek­trifikasyon beraberce yürüyecektir. Di­ğer taraftan her türlü feyezana mâni olmak için Kelkit deresi, yanındaki İm­bat deresine bağlanacaktır. Bu da 1952 programına alınmıştır.

Erbaalılar verilen bu izahatı büyük memnunlukla ve alkışlarla karşılamış­lar, Cumhurbaşkanımıza, gösterdikleri alâkadan dolayı şükranlarını sunarak kendisini gelecek sene su iğlerinin te­mel atma töreninde bulunmaya davet etmişlerdir.

Erbaa bilindiği gibi Türkiye'nin en mahsuldar yerlerinden biridir. Ovada senede iki kere mahsul alınmaktadır. Erbaalılar toraklarının bu verimine işaret etmişler, eğer su işi halledilirse Erbaa'nın ve bütün o havalinin ihya olacağını söylemişlerdir.

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, Er-baahlann sürekli alkışları arasında ka­sabadan ayrılmış ve bundan sonra Niksar'ı ziyaret etmiştir.

Niksarhlar sayın Celâl Bayar'ı büyük bir sevgi ile bağırlarına basmışlar, kendisine karşı çok candan sevgi te­zahüratında bulunmuşlardır. Cumhur­başkanımız bütün yol boyunca bilhas­sa Aladon, Boğama, Lâdikliler tarafın­dan davul zurnalarla ve candan sev­gilerle karşılanmışlardır. Her geçtiği yerde kurbanlar kesilmiştir. GÖkdere-liler de Cumhurbaşkanımıza karşı çok candan tezahüratta bulunmuşlardır.

Akşam geç vakitTokat'amuvasalat' edilmişve buradatoplananbinlerce halk Cumhurb aşk anımızısevgiteza­hürler ile karşılamışlardır.

Cumhurbaşkanı ve refakatindeki zeva­ta Belediyece bir akşam yemeği veril­miştir.

— İstanbul :

Yıldızdaki Polis Okulunu ve Seyrüsefer kursunu bitiren polis öğrencilere bu­gün saat 16 da okul bahçesinde törenle diplomaları verilmiştir.

—Erbaa ;

Cumhurbaşkanımızı karşılamıya gelen btomobillerden üçü Erbaa'ya on kilo­metre mesafede bir tanesinin ani fren yapması üzerine arka arkaya çarpmış ve dört kişi yaralanmıştır. Yaralanan­lar Tokat Milli Eğitim Müdürü Nec­mettin Esin, Umumî Meclis âzasından Kemal Tüfekçi, D.P. Üçe Kurulundan Emin Caner, Turhal İlçe Başkanı Sü­leyman Turgut. Şoför Lûtfi Çelekçi'dir.

Necmettin Esin ve Umumî Meclis âza­sından Kemal Tüfekçi,sademeesna­sında başlarından yaralanmışlardır. Di­ğerleri nispeten hafif yaralarla kazay atlatmışlardır.Hasarauğrayantaks Havza 49 numaralıdır ve Nejat Suba şı'ya attir. Bir tanesi Jeep'tir ve Jan­darma Tabur Komutanlığmındır.Bi Başka Jeepdeön kısmındanhasar uğramıştır.

Cumhurbaşkanımız .Celâl Bayar, mü essif bir kaza olduğunu duyar duyma derhal hâdise yerine gelmişler, yaralı larm vaziyetile yakından alâkadar ol muşlar ve üzüntülrini bildirmişlerdir Kafilede bulunan Doktor derhal ilk te d^viyi yapmıştır. Bundan sonra yara lılardan Millî Eğitim Müdürü Necmet tin Esin'le Kemal Tüfekçi sür'atle Tu kat hastahanesine gönderilmişlerdir.

Akşam geç vakit haber aldığımıza gö re, her iki yaralının sıhhî durumu iyi dir. Doktorlar bir iki gün içinde yara LJarın hastahaneden çıkacağını söyle m ektedirler.

—Ankara :

Bugün Dışişleri Bakanlığında Türkiye ile Pakistan arasında bir dostluk an laşmasınm imzalanması münasebetiyle akşam saat 20.30 da Ankara Palasta Pakistan Büyükelçisi Mian Beşir Ah­met tarafından bir kabul resmi tertip edilmiştir.

Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü, Ekonct mi ve Ticaret Bakanı Prof. Muhlis Ete Ulaştırma Bakanı Seyfi Kurtbsk, Dış­işleri Bakanlığı Umumî Kâtibi Büyük elçi Faik Zihni Akdur-, Ankara Valisi Necati İlter ve Kordiplomatik men suplarının hazır bulunduğu kabul res mi geç vakitlere kadar samimî bir hs va içinde cereyan etmiştir.


135 bin lira ile 20 kadar köyün iyi su­ya kavuşması imkân dahiline gire­cektir.

Zile Belediye Reisi Ahmet Vanlı, Bele­diyenin bugün iyi bir durumda oldu­ğunu söylemiştir. Yeni belediye işleri eski belediyeden 100 bin lira açıkla devraldığı halde bugün bu borç öden­dikten başka belediye kasasında ayrı­ca 120 bin lira mevcut bulunmaktadır.

Zileliler Bayındırlık Bakanlığından Zi­le - Çorum yolunun yapılmasını iste­mişlerdir. Bu yol yapılacak olursa Zile - Ankara yolu 170 kilometre daha kısalacaktır. Alâkalılar bu mesele ile meşgul olacaklarını bildirmişlerdir. Diğer taraftan Zileyi zaman zaman tehdit eden 3 derenin ıslahı için de tedbir alınmış ve bu işe 200 bin lira ayrılmıştır. Bu. suretle Zilenm üzerine çöken tehlike de bertaraf edilmiş ola­caktır.

Cumhurbaşkanımız Celâl Bay ar halkın sürekli alkışları arasında Belediye bi­nasından çıkarken Zileliler tarafından gösterilen sevgiye teşekkürlerini sun­muş ve coşkun tezahürat arasında ka­sabadan ayrılmıştır.

Turhal yolu ile tekrar Tokat'a dönen Cumhurbaşkanı Tokat'tan otomobille Sivas'a hareket etmişler ve yol boyun­ca heryerde köylüler tarafından sevgi ve saygı gösterileriyle karşılanmışlar­dır. Halk Yıldızelinde Cumhurbaşkanı­mıza çok candan bir karşılama yapmış­tır. Celâl Bayar binlerce halkın alkış­ları arasında bir müddet yürümüş ve Kaymakamlık dairesinde halkla konuş­tuktan sonra Sivas'a hareket etmiştir. Saat 13.30'da Sivas'a vasıl olan Cum­hurbaşkanı burada da törenle ve hal­kıncandan,sevgilerilekarşılanmıştır.

Sayın Bayar geçen sene bizzat temelini attığı Cer Atölyesi Lojman inşaatını gezmiştir. Burada 29 apartıman içinde 150 daire yapılmakta ve inşaat çok ilerlemiş bulunmaktadır. Bütün binalar bu sene zarfında bitecek ve böylece Sivas'ın mesken davasının mühim bir kısmı hallolunacaktır.

Cumhurbaşkanı, Vilâyet Konağında bir müddet istirahat ettikten sonra sa­at 15.45 de refakatlerindeki zevatla bir­likte uçakla Ankaraya hareket etmiş­lerdir.

—- Ankara :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar beraberlerinde Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu ve kendilerine refakat eden Milletvekilleri ve diğer zevat olduğu halde bugün saat 17.10 da özel bir uçakla Sivas'tan şehrimize dönmüşler­dir.

Cumhurbaşkanı hava alanında Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koral tan, Başbakan Adnan Menderes, Devlet Ba­kanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu, Dışişleri Bakanı Prot Fuad Köprülü, Bakanlar, Milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığı Umumî Kâtibi Nu-rullah Tolon ve özel Kalem Müdürü Fikret Belbez, Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur, Mallı Savun-Hava İuvvetleri Komutanı, Emni­yet Genel Müdürü, Genelkurmay Haber Başkam, Garnizon ve Merkez Komutanlariyle Vali, Emniyet Müdürü ve Belediye Başkanı tarafından karşı­lanmışlardır.

— İstanbul:

Dün uçakla şehrimize gelen Afganistan Başbakanı Altes Sah Mahmut Gazi bu­gün saat 16 da Perapalasta bir Basın toplantısı yapmıştır.

Afganistan Başbakanı Altes Şah Mah­mut Gazi, gazetecilerin sordukları su­alleri şöyle cevaplandırmıştır:

«Şahsıma karşı gösterilen yakın alâka­ya teşekkür ederim. Afganistamn kem-şulariyîe olan münasebetleri hakkında benden malûmat istiyorsunuz. Afga­nistan bütün komşularile gayet iyi ge­çinmektedir. Üç sene evvel hudut me­seleleri yüzünden Sovyet Rusya ile aramızda bazı ihtilâflar olmuştu. Fakat bugün bu mesele de halledilmiş bulun­maktadır. Onlar bizim, biz de onların işlerine karışmıyoruz. Komünist Çin ile hududumuz gayet azdır. Onlardan bize bizden onlara giden gelen olmadığı gi­bi ticarî münasebetimiz dahi yoktur. Komünist Çin'de elçiliğimiz de bulun­mamaktadır. Afganistanda komünizm cereyanı mevcut değildir. Biz islâm olduğumuz için, onların dini ile ara­mızda büyük farklar vardır. Ondan do-layj onlarla aynı gaye yolunda olma­mıza imkân yoktur. Afganistanda hiç bir zaman bir komünist partisi teşek­kül etmedi, edenıiyecektir de. Bunun en büyük âmili dindir. Afganistanda ufak tefek yeni partiler teşekkül et­miştir. Bunlar memleket menafiini ve selâmetini korumak için kurulmuş te­şekküllerdir.

Başbakan da kıt'ayı teftiş etmiş ve as­kerlere Türkçe olarak «merhaba kar­deşlerim» demiştir.

Altes Şah Mahmud Gazi tren kalkma­dan Vali Gökay'a kendisine İstanbulda gösterilen alâkaya çok mütehassis ol­duğunu, Afganlıların Türkleri daima kardeş olarak kabul ettiklerini söyle­miş ve tren hareket ederken türkce olarak Allaha ısmarladık demiştir.

28 Temmuz 1951

—- Ankara :

İki gün evvel memleketimize gelmiş olan Afganistan Başbakanı ve Başko­mutanı Altes Serdar Sah Mahmud Han beraberinde kerimesi ve sedaret teşri­fat müdürü Mehmet Ali Han olduğu halde bu sabah saat 9.05 de Ankara ekspresine bağlanan özel bir vagonla İstanbul'dan şahrimize gelmiştir.

Afgan Başbakanı garda Başbakan Ad­nan Menderes, Dışişleri Bakanı Profe­sör Fuat Köprülü, Millî Savunma Ba­kanı adına Genelkurmay İkinci Baş­kanı Korgeneral Zekâi Okan, Ankara Valisi Necati İlter, Protokol Umuru Müdürü Tevfik Kâzım Kemahlı, Dışiş­leri Bakanlığı ikinci daire başkanı Nu­ri Birgi, Garnizon Komutanı vekili Tuğgeneral Fahri Ener. Merkez Komu­tanı Albay Necati Olcay, Emniyet Mü-

dürü Selâhattin Aslankorkut, îran Bü­yükelçisi Muhammed Saed, Lübnan Ortaelçisi İbrahim El-Ahdap, Suudî A-r ab İstan Ortaelçisi Tevfik Hamza ile Türk ordusunda staj gören Afganistan­lı subaylar tarafından karşılanmıştır.

Garda başta bando olduğu halde bir ihtiram kıtası Afgan Eaşbakanma se­lâm resmini ifa etmiştir.

Bandonun Afgan ve Türk Millî Marş­larını çalmasını müteakip Altes Serdar $ah Mahmud Han ihtiram kıtasını tef­tiş etmiş ve Ankara'daki ikametleri müddetine e kendilerine tahsis edilen misafir köşküne gitmiştir. Gardan ayrı­lışları sırasında burada toplanmış bu­lunan halk tarafından giddetle alkış lanrmştır.

—Ankara :

Bugün saat 10 da Türk Havacılık Der­neğinin Etimesgut'taki alanında topçu pilot kursunu bitiren subaylara tören­le bröveleri verilmiştir. Törende Ku­rum Başkanı Büyük Millet Meclisi Baş­kan vekillerinden Mustafa Zeren, Ge­nelkurmay İkinci Başkanı Korgeneral Zekâi Okan, yüksek rütbeli subaylar,, Türk Hava Kurumu erkânı hazır bu­lunmuşlardır.

—Ankara :

Afgan Başbakanı ve Başkomutanı Al­tes Serdar Şah Mahmud Han saat 12 de beraberinde Afganistan'ın Ankara Bü­yükelçisi olduğu halde Başbakan Ad­nan Menderesi makamında ziyaret et­miş ve 12.30 a kadar görüşmüştür.

—İstanbul:

Matbuat Hürriyetinin 43 üncü yıldönü­mü münasebetiyle Gazeteciler Cemiye­ti tarafından tertip olunan gazeteciler bayramı bugün saat 18 de Taksim Be­lediye Gazinosunda tes'it edilmiştir.

Bayramda, şehrimizde bulunan Millet­vekilleri, Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, Basın Yayın ve Turizm Ga-nel Müdürü Dr. Halim Alyot, Emniyet Müdürü Kemal Aygün, yabancı Basın Ataşeleri, Demokrat Parti ve Cumhu­riyet Halk Partisi İl İdare Kurulu Baş­kanları, ve yerli ve yabancı Basın men­supları eşleriyle birlikte hazır bulun­muşlardır.

Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Burhan Felek bayramı kısa bir hitabe ile aça­rak Basın hürriyetinin mâna ve ehem­miyetini belirtmiş ve Türk Matbuatı­nın bu yoldaki hamlelerini saymıştır.

Cemiyet Başkanı sözlerine son verir­ken, bayrama iştirak eden davetlilere teşekkür etmiş ve Cumhurbaşkanı Ce­lâl Bayarın göndermiş oldukları tebrik telgrafını okumuştur.

Bayram gayet samimî ve neş'eli bir hava içinde saat 21 de sona ermiştir.

—Ankara :

Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprü­lü, bu akşam saat 21'de hariciye köş­künde, Afgan Başbakanı ve Başkomu­tanı Altes Serdar Şah Mahmut Han şerefine bir yemek vermiştir.

Ziyafette Büyük Millet Meclisi Başka­nı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes, Bakanlar, Milletvekilleri, Ankara Valisi ile Belediye Başkanı ve kortiplomatik hazır bulunmuşlardır.

—Ankara :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, gazete­ciler bayramı münasebetiyle Gazeteci­ler Cemiyeti Başkanına aşağıdaki teb­rik telgrafını göndermiştir :

Sayın Burhan Felek,

Gazeteciler Cemiyeti Başkanı İstanbul

Matbuat Hürriyetinin 43'üncü yıldönü­münün tes'idi münasebetile vâki olan davetinizden fevkalâde mütehassis ol­dum. Bütün Matbuat mensuplarının huzur ve neş'e içerisinde mesleki ve daimî muvaffakiyetlere mazhar olma­ları dileğimi tekrar eder, bayramınızı bütün kalbimle tebrik ederim,.

Celâl Bayar

29Temmuz 1951

—Ankara :

Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Fuat Köprü­lü beraberinde Özel Kalem Müdürü Sa­di Eldem olduğu halde bugün öğleden sonra saat 13.15 de uçakla İstanbul'a müteveccihen şehrimizden ayrılmıştır. Dışişleri Bakanımız Strazbourg'ta top­lanacak olan Avrupa Konseyi Bakan­lar Kurulu toplantısında hazır buluna­caktır.

Dışişleri Bakam hava alanında, Devlet Bakanı Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu, Dışişleri Bakanlığı Umumî Kâtibi Faik Zihni Akdur ve Muavinleri, Bakanlık Daire Reis ve Umum Müdürlerile yük­sek Müşavirler, Fransız Büyük Elçisi ekselans Lescuyer, Suriye Elçisi Emir Adil Arslan, İtalya maslahatgüzarı M. Rus o tarafından uğurlanmı şiardır.

Cumhurbaşkanlığı Umumî Kâtibi Nu-rullah Tolon Cumhurbaşkanı adına Dışişleri Bakanına iyi seyahat temen­nisinde bulunmuştur.

30Temmuz1951

—Ankara :

İki gündenberi şehrimizin misafiri bu­lunan Afgan Başbakanı ve Başkomu­tanı Altes Serdar Sah Mahmut Han beraberinde Afganistan Büyükelçisi Assadollah Seraj olduğu halde bu sa­bah saat 10.50 de Harp Okulunu ziya­ret etmiştir.

Okul dışında bir ihtiram kıtası tarafın­dan selâmlanan Başbakan Okulda Ge­nelkurmay Harekât Başkanı Korgene­ral Yusuf Âdil Egeli. Eğitim Başkanı Tuğgeneral Salih Coşkun ve Okul Ko­mutanı Kurmay Albay Nizamettin karşılamışlardır.

Türkiye'deki Merkez Akdeniz Havzası, Gün ey-Doğu Avrupa ve Orta-Doğu memleketlerini içine alacaktır. Her iki merkez de bir Ekimden yıl sonuna ka­dar çalışmalarına devam edecektir. Bu hususta Hükümetimizle Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankası ve Birleş­miş Milletler gıda ve tarım teşkilâtı arasında Nisan sonlarına doğru bir an­laşma imzalanmıştır. Bu anlaşma, 5801 ssyili kanunla Türkiye Büyük Millet Meclisince de tasdik edilmiştir. Anlaş­maya göre, Ankara'da ziraat ve zira-atle ilgili olmak üzere bir yetiştirme merkezi kurulacaktır.

Yetiştirme Merkezinin çalışmalarında şu esaslar göz önünde tutulacaktır;

Kalkınma projeleri ne şekilde hazır­lanmalı, tetkik edilmeli ve takdim edilmeli ki, milli ve Milletlerarası te­şekküller tarafından finanse edilsin.

Çalışmalarda altı ana mevzu üzerinde Konferanslar verilecek, bunun yanında hususî konulara ait kısa dersler de yer alacaktır. Konferansları verecek olan kimseler kendi sahalarında beynelmi­lel otoriteler olacaktır. Bu arada mem­leketimizden de 5 - 6 zat bulunacaktır.

Ankara'da kurulacak olan Yetiştirme Merkezinin idaresi, İstatistik Genel Müdürü Şefik Bilkur'a tevdi edilmiş­tir. Yetiştirme Merkezine ehliyetli, bil­gili ve selâhiyetli kimselerin gönderil­mesi için F.A.O. Türkiye teşkilâtı ta­rafından üye olan 23 Devlete davetiye gönderilmiştir.

Memleketimiz bu iş için lüzumlu olan 160 bin dolara yakın (tahminen yarım

milyon lira) bir parayı Birleşmiş Mil­letler emrine tahsis etmek üzere Os­manlı Bankasına yatırmıştır.»

— Ankara :

Üç gündenberi şehrimizin misafiri bu­lunan Afgan Başbakanı ve Başkomu­tanı Altes Serdar Şah Mahmut Han beraberlerinde kızı ve Sadaret Teşrifat Müdürü Serdar Mehmet Ali Han oldu­ğu halde bugün saat 21.05 ekspresine bağlanan hususî vagonla İstanbul'a müteveccihen şehrimizden ayrılmıştır.

Afgan Başbakanı garda Büyük Mil­let Meclisi Başkanı Şefik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes, Genelkur­may Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, Millî Savunma Bakanı yerine Genel­kurmay İkinci Başkam General Zekâi Okan, Ankara Valisi Necati İlter, Pro­tokol Umum Müdürü Tevfik Kâzım Kemahlı, Dışişleri Bakanlığı İkinci Daire Reisi Nuri Birgi, Ankara Garni­zon Komutan Vekili Tuğgeneral.Fahri Ener, Merkez Komutanı Albay Necati Olcay, Emniyet Müdürü Selâhaddin Aslankorkut, İran Büyükelçisi Muham-med Saed, Suudî Arabistan Orta Elçisi Tevfik Hamza, Suriye Elçisi Emir Âdil Aslan, Hindistan maslahatgüzarı Jha ile Türk ordusunda staj gören Afganis­tanlı subay ve öğrenciler tarafından uğurlanmıştır.

Cumhurbaşkanliğı Başyaveri Kurmay Yarbay Nureddin Alpkartal Afgan Baş­bakanına Cumhurbaşkanı adına iyi yolculuklar temennisinde bulunmuştur.

Misafir Başbakan garda bir polis müf­rezesi tarafından selâmlanmıştır.

Afgan Başbakanı tren hareket ederken halk tarafından muhabbetle alkışlan­mıştır.

Büyük Millet Meclîsinin 13 Temmuz 1951 îcsrihîndekî toplantısı.

Ankara : 13 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'te Başkanvekillerinden Kayseri Mil­letvekili Fikri Apaydm'm başkanlığında toplanmıştır.

Vergi Usul Kanununun bazı maddeleri ile kanuna bağlı cedvelde değişiklik yapılmasına ve bu kanuna bazı maddeler ve fıkralar eklenmesine dair kanun tasarısının müzakeresinde söz alan Çorum Milletvekili Ahmed Ba-şıbüyük, Van Milletvekili Ferit Melen, Balıkesir Milletvekili Ali Fahri İşeri, Seyhan Milletvekili Cezmi Türk, bilhassa tasarıdaki ceza müeyyi­deleri mevzuunda tenkitlerde bulunmuşlar, müteakiben söz alan Maliye Bakam Hasan Polatkan, halihazırdaki kanunda mevcut olan müeyyide­lerin çok zayıf bulunduğunu, yeni tasarı ile müeyyidelerin sadece ağırlaş­tırma yoluna gidilmediğini, bu kabil usulsüzlüklerin ıslahı çarelerine baş­vurulduğunu söylemiş, diğer taraftan, Gelir, Esnaf Vergileri kanun tasa­rılarının da Ekim ayında Yüksek Meclise sunulacağını sözlerine ilâve et­miştir.

Neticede kanun tasarısının birinci görüşülmesi neticelenmiştir. Almanya ile harp haline nihayet verilmesine dair kanun tasarısının müza­keresinde söz alan, İstanbul Milletvekili Hamdi Başar, Almanya ile harp halinin sona ermesinin hukukî ve fiilî mânasını sormuş, Trabzon Millet­vekili Cahit Zamangil, Türk tütünlerinin Almanya'da satılması için ne gibi çarelere başvurulduğunun açıklanmasını istemiş, İzmir Milletvekili ve Komisyon sözcüsü Osman Kapanı, sorulan sualleri cevaplandırarak, bu meselelerin ancak tasarının kabulünden sonra arada teessüs edecek mü­nasebetler neticesinde halledilebileceğini söylemiştir.

Bundan sonra söz alan Dışişleri Bakanı Prof. Fuad Köprülü, ezcümle şun­ları söylemiştir:

«Arkadaşlarım tütün meselesinden bahsettiler. Temin ederim ki, Hükümet bu mevzuda azamî hassasiyetle hareket etmektedir. Ve kabil olan her şeyi yapmaktadır. Bu, gayet tabiî bir vazifedir. Diğer taraftan, Almanya'dan alacaklı olan Türk vatandaşlarının alacaklarını temin için icabeden ihti­yatî tedbirler alınmıştır. Bu tasarı kabul edildiği takdirde, Almanya ile harp hali nihayete erecek ve diğer meseleler de dostça samimî olarak hal­ledilecektir. Harp haline nihayet verildikten sonra, bilhassa iktisadî me­şelerde kâfi hukuku hükümraniye malik bulunan Alman Hükümetiyle sıkı temaslar yapacağız ve Türk vatandaşlarının alacakları için müzakere­lere girişeceğiz. Bu işler, şimdiye kadar geç kalmıştır. Fakat bunun mes'u-liyeti bugünkü Hükümete raci değildir.»

Bakanın bu izahatından sonra tasarının birinci görüşülmesi sona ermiştir.

Bundan sonra, Yüksek Öğretim öğrenci yurtları ve aşevleri hakkındaki 5375, 5661 sayılı kanunların bazı maddelerinin değiştirilmesine dair kanun tasarısı ile Gelir Vergisi Kanununun 24'üncü maddesine bir fıkra eklen­mesi hakkında kanun tasarısı ile Erzurum Milletvekilleri Enver Karan ve Fehmi Çobânoğlu'nun, Gelir Vergisi Kanununa bir madde ve 24'üncü maddesine bir fıkra eklenmesine dair kanun tekliflerinin ve Seyhan Mil­letvekili Sinan Tekelioğlu'nun, Sivas Kongresince seçilen Temsil Heyeti üyeleriyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin birinci döneminde bulunan üyelere ve vatanî hizmet tertibinden aylık bağlanması hakkındaki 5269 sa­yılı kanunun 4'üncü maddesinin değiştirilmesine dair kanun teklifinin birinci görüşülmeleri yapılmıştır.

a — Tecavüzlerin hedefi alelıtlak heykel ve büstler değil, bir şahıs olmak­tan çıkıp, Türk inkılâbının ve Türk Cumhuriyetinin sembolü haline gelmiş olan Atatürk'ün heykel ve büstleridir.

b — Dağıtılan beyanname, açıkça Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet reji­mi aleyhine müteveccihtir.

c — Gerek beyanname tevzii teşebbüsleri ve gerek tecavüz hâdiseleri, bir merkezden ve plânlı olarak idare edildiği intibaını uyandıracak şekilde," yurdun birbirinden oldukça uzak bölgelerinde birbirine pek yakın zaman­larda vâki olmuştur.

d — Önce saklanmağa dikkat ve gayret eden mütecavizler, gitgide cür'-etlerini arttırarak, bir nevi kahramanlık ve fedailik tezahürü şeklinde işi nümayişkâr bir aleniyete kadar götürmüşlerdir.

e — Nihayet bütün bu vakalarla ilgili olarak yakalanan şahıslar, Ticanî denilen teşkilâtı bir topluluğa mensup kimselerdir. Ticanîlik nedir? Ti­canî tarikatı, Ahmet Ticanî adında biri tarafından bir buçuk asır önce Fas'ta kurulmuştur. Bu tarikat, memleketimizde ötedenberi mevcut ve malûm olan ve her biri muayyen bir tasavvuf mesleğini temsil eden dok­trin sahibi maruf tarikatlardan değildir ve bunlardan herhangi birile ilgisi tesbit edilememiştir. Kuruluşundan itibaren ancak Şimalî Afrika'da inki­şaf edebilen Ticanî tarikatı, memleketimize tarikatlar kapatıldıktan çok sonra bir Mısırlı vasıtasiyle sirayet ettirilmiştir. Abdülkadir Medenî adın­daki bu Mısırlı ile İstanbul'da bir otelde tesadüfen tanışan Kemal Pilâv-oğlu, ondan aldığı ilhamla 1936 yılında Ankara'da bu tarikatı kurmuştur.

Tarikatın bir şeyhi ve müteaddit halifeleri vardır. Tarikata yeni intisap edenler muhip unvanını alarak bir tecrübe devresi geçirdikten sonra şey­hin itimadını kazanırlarsa, müritlik mertebesine çıkarlar. Müritler de Fedaî ve Kahraman unvanlariyle mertebelere ayrılır.

Tarikatın şeyhi Kemal Pilâvoğlu'dur. Tarikat mensupları şeyhe kayıtsız şartsız itaatla mükelleftirler. Şeyhin izni olmaksızın tarikata ait herhangi bir hususun yabancılara bildirilmesi kat'iyetle memnudur.

Muhterem arkadaşlarım, bu durum karşısında Ticanîlerin, reislerile, ha­life namı altındaki kol baş il ar il e, mensupları arasındaki hiyerarşik müna­sebetlerle ve nihayet bunları tarikata bağlayan sıkı kaidelerle tam bir teş­kilâtlı topluluk mahiyeti arzettiklerini kabul etmek lâzımdır.

Zannediyorum ki, muhterem Osman Kavrakoğlu arkadaşımız, Ticanîlerin Hükümetçe malûm bir dernekleri var mıdır? diye sorarken bunların Cemiyetler Kanunundaki nıânasile bir dernek kurmuş olup olmadıklarını değil, teşkilâtlı olup olmadıklarım öğrenmek istemiş olsalar gerektir. Bu maruzatımla sualine müsbet cevap vermiş oluyorum.

Ticanîlerin siyasî partilerle münasebetlerine gelince, mensuplarının ferdî ilgileri haricinde, bir teşkilât olarak herhangi bir siyasî parti ile münase­betlerinin mevcudiyeti hakkında kat'î beyan ve maruzatta bulunmaya im­kân verecek müsbet vakıa ve deliller henüz elde edilmiş değildir.

Muhterem Osman Kavrakoğlu arkadaşımız önergesinde pek önemli bir noktaya, Ticanîlerin siyasî maksatlarla tahrik edilmekte olmaları ihtima­line temas etmektedirler.

Muhterem arkadaşlarım,

Bu bir ihtimal değildir. Hür dünyanın her yerinde olduğu gibi, memle­ketimizde de huzur ve sükûnun bozulmasından menfaat umanların bu gibi hâdiseleri her vasıta ile ve her şekilde tahrik ve teşvike çalıştıkların-

Ziya Öniş, Kabotaj ve Denizcilik Bay­ramının ehemmiyetini belirten bir hi­tabede bulunmuştur.

Yusuf Ziya Öniş, 1 Temmuz 1926 dan bıı yana Türk Ticaret Filosunun gös­terdiği gelişmeyi belirterek yurdumu­zun coğrafî vaziyeti dolayısiyle Deniz­ciliğimize verilmesi gereken ehemmi­yeti tebarüz ettirmiş ve D. Denizyolla­rına verilmesi düşünülen şekil1 üzerin­de de kısaca durarak sözlerini bitir­miştir.

Müteakiben söz alan Yüksek Denizci­lik Okulu Öğrencilerinden Metin Leb-lebicioğlu, veciz bir konuşma yaparak bayramın taşıdığı mânayı ifade etmiş­tir.

Bundan sonra Deniz Harp Okulu son sınıf öğrencilerinden Nejad Önür, De­niz kuvvetlerinin ehemmiyetim ve si­vil denizcilikle olan teşriki mesaisini belirten bir hitabede bulunmuş, Tak­sim Meydanında yapılan geçit resmin­den sonra Beşiktaştaki Barbaros Anı­tına gidilmiştir.

Saat 10.30 da Barbaros Anıtı önünde Şehir Bandosunun çaldığı istiklâl mar­şı ile törene başlanmıştır.

Bu arada hazırlanmış bulunan Çdenk­ler Barbaros Anıtına konulmuş ve De-r.iz Harp Okulu öğrencilerinden Baki Ergülar'in celâdet ve kahramanlık menkıbeleri ile dolu Denizcilik Tarihi­mize dair yaptığı bir konuşmadan son­ratörendehazırbulunanlar,büyük dan asla şüphe edilemez. Haricî ve dahilî tahrikçilerin bu gafiller zümresi içinden şuurlu müttefikler tedarik ettikleri sabit olmasa bile, mevcudiyeti muhakkak olan tahrik konusu üzerinde Hükümetiniz büyük bir hassasiyetle durmaktadır.

Azia arkadaşlarım,

Teşkilâtlı bir topluluk olan Ticaiıî tarikatı tarafından inkılâp ve rejimimiz aleyhine tevcih edilen faaliyetler karşısındayız. Bu faaliyetin şimdiye kadar tezahür eden safhaları adalete intikal etmiş bulunmaktadır. Bun­dan sonraki tezahürleri Önlemenin kat'î çaresinin bu faaliyetin mürettifai olan teşkilâtı kökünden tasfiye etmek olduğuna kani bulunuyoruz. (Bravo seslen, alkışlar).

1936'da başlayıp 1943 yılından beri mevcudiyetini belli ettiği ve müteaddit defalar zabıta ve adalete intikal eden zararlı faaliyetleri görüldüğü halde şimdiye kadar yaşayan ve hattâ gelişen Ticanîliği tamamen ortadan kal­dırmak kararındayız. (Alkışlar). Bunu temin edecek tedbirleri almış bu­lunuyoruz. Adlî tahkikatın vereceği neticelere göre gerekirse yeni kanunî tedbirlerle de huzurunuza geleceğiz. (Alkışlar).

Maruzatım bundan ibarettir.

Soru sahiplerinden Rize Milletvekili Osman Kavrakoğlu, Hükümetin bu mevzuda kendisine düşen vazifeyi basiretle başarmış olduğundan dolayı memnuniyetini belirtmiş ye inkılâpların korunmasında bütün memleke­tin hassasiyetle harekete geçmesini, bu inkılâpların payidar olacağına en güzel bir misal teşkil eylediğini söylemiştr.

Avrupa İktisadî İşbirliği Teşkilâtına dahil memleketler arasındaki müba­deleleri serbestleştirme amacile mezkûr teşkilâta dahil memleketler ara­sında imzalanan (Avrupa Tediye Birliği Anlaşması) na katılmamız hak­kında kanun tasarısı ve Dışişleri ve Ticaret. Komisyonları raporlarının müzakeresinde, metinde görülen bazı tercüme hatalarından dolayı, tasarı tekrar Komisyona verilmiştir.

Meclis Çarşamba günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 18 Temmuz 1951 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 18 (A. A.) —

Büyük Mîllet Meclisi bugün saat 15'te Başkanvekillerînden Erzurum Mil­letvekili Mustafa Zeren'in başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu Kanununa ek kanun tasarısının geri verilmesine dair Başbakanlık tezkeresi okunmuş ve bundan sonra ikinci defa görüşülecek işler meyamnda bulunan kanun tasarısı ve kanun tekliflerinin müzakeresine geçilmiştir. Böylece Yüksek Öğretim ve Öğrenci Yurdları ve Aşevleri hakkındaki 5375, 5661 sayılı ka­nunların bazı maddelerinin değiştirilmesine dair kanun tasarısı, Gelir Ver-' gisi Kanununun 24'üncü maddesine bir fıkra eklenmesi hakkında kanun tasarısı ile Erzurum Milletvekilleri Enver Karan ve Fehmi Çobanoğlu'-nun, Gelir Vergisi Kanununa bir madde ve 24'üncü maddesine bir fıkra eklenmesine dair kanun teklifleri, Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu'-nun, Sivas Kongresince seçilen Temsil Heyeti üyeleriyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin birinci döneminde bulunan üyelere vatanî hizmet ter­tibinden aylık bağlanması "hakkındaki 5269 sayılı kanunun 4'üncü maddesioin değiştirilmesine dair kanun teklifi, Vergi Usul Kanununun bazı maddelerile kanuna bağlı cetvelde değişiklik yapılmasına ve bu kanuna bazı maddeler ve fıkralar eklenmesine dair kanun tasarısı, Almanya ile harp haline nihayet verilmesine dair kanun tasarısı kabuî olunmuş ve kanun halini almıştır.

Hasankale'nin Sıçanlı köyünde kayıtlı Karacaoğlu Hacı Şenin Ölüm ce­zasına çarptırılması hakkında Başbakanlık tezkeresinin müzakeresinde söz alan Mardin Milletvekili Kâmil Boran, Erzurum Milletvekili Bahadır Dül­ger, Zonguldak Milletvekili Rifat Sivişoğlu, asker iken üstünü öldüren Hacı Şen'in, bu suçu bir tahrik neticesinde de işliyebileceginî ileri sürerek cezasının müebbed ağır hapse çevrilmesini istemişler, Komisyon sözcüsü de bu iddialara verdiği cevapta, suçta tahrik unsurunun bulunmadığını söylemiş, neticede Başbakanlık tezkeresiyle Adalet Komisyonu raporu kabul edilmiştir.

Bundan sonra sözlü soruların müzakeresine geçilmiştir.

İstanbul Milletvekili Senihi Yürüten'in, İstanbul'da tramvaylara asılan vatandaşlara yapılan muameleye, yakalanan dilencilere tahsis olunan ika­metgâh ile Mevlânekapı'daki Kimsesizler Yurdu'nun durumlarına dair İçişleri ve Millî Eğitim Bakanlıklarından sözlü sorusuna cevap veren Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri, İstanbul'da tesis edilen Çocukları Koruma İstasyonunda 70 kimsesiz çocuğun bulunduğunu ve Bakanlıkça bu mü­esseseye yılda on bin liralık yardım yapıldığı gibi ayrıca İstanbul Vilâyeti tarafından 31 bin liralık ödenek verildiğini söylemiş ve buradaki bakımın her cihetten mükemmel olduğunu sözlerine ilâve etmiştir.

İstanbul Milletvekili Füruzan Tekil'in, İstanbul'da Ofis tarafından tayin olunan un paçalından aşağı evsafta un imal eden bazı değirmenlerle eksik ve bozuk ekmek çıkaran fırınlar hakkında Ekonomi ve Ticaret ve İçişleri' Bakanlıklarından sözlü sorusu evvelâ İçişleri Bakanı tarafından cevap­landırılmıştır. İçişleri Bakanı Halil Özyörük bu cevabında, İstanbul'da bozuk un çıkaran değirmencilerin mahkemeye verildiğini, 140 fırıncı ile 37 ekmek bayiine ceza yazıldığını söylemiş, Ekonomi ve Ticaret Bakanı Prof. Muhlis Ete de, Toprak Ofisin değirmenlere dağıtmış olduğu un pa­çalının iyi evsafta bulunduğunu, ekmeği bozuk çıkarma suçunun fırıncı­larda aranması lâzım geldiğini beyan etmiş ve paçalı tanzim etmek için 16 bin tonluk Haydarpaşa Silosuna elkonulacağım, İş Bankasına ait olan Kasımpaşa değirmeni ile bir anlaşmaya gidileceğini belirterek, bu suretle istanbul'un ekmek işinin hallinin sağlanacağmı sözlerine ilâve etmiştir.

Soru sahibi de, verdiği izahattan dolayı her iki Bakana teşekkürlerini bil­dirmiştir.

Tekirdağ Milletvekili Şevket Mocan'm, muhtelif tarihlerde memleketimize iltica edenler hakkında yapılan muamelelere ve memleketimizde komü­nistliğin üreme ve yaşamasına âmil olanlara dair Başbakanlıktan sözlü sorusu Adalet Bakanı tarafından cevaplandırılmıştır. Adalet Bakanı Rük-neddin Nasuhioğlu bu mevzuda şunları söylemiştir:

Muhterem arkadaşlar,

Sorulan hususlar hakkında Dışişleri, İçişleri ve Millî Savunma Bakanlık­larından alman bilgilere göre, İkinci Cihan Harbinin başından itibaren memleketimize muhtelif devletler tabiiyetini haiz askerî şahıslar iltica et­miş ve bunlar bitaraf bir devlet olmamız itibarile harbin sonuna intizaren Yozgat'ta kurulan kampta enterne edilmişlerdir.

Bazı suç ve cezaların affı hakkındaki 5677 sayılı kanunun 6'ncı maddesine bîr fıkra eklenmesine dair kanun tasarısının birinci müzakeresi de Mec­lisin bu birleşiminde sona ermiştir. Bu tasarıya göre, çeşitli sebeplerle tedip ve tenkil hareketine maruz kalmış olmasından dolayı yabancı devlet ülkesine iltica etmiş olanlardan 1111 Numaralı Askerlik Kanununun 83, 84, 35, 86, 89, 96 ve 97'nci maddelerine göre muameleye tâbi bulunanların işbu muamelelerinin ifası, ikinci fıkrada yazılı müddet zarfında, yurda dönüp resmî mercilere teslim olmaları şartile, 1 Nisan 952 tarihine kadar tehir olunacak, bu gibilerden sevkedilmiş olanlar, isterlerse ayni tarihe kadar hizmetlerini sonradan tamamlamak üzere terhis edileceklerdir. Meclis Pazartesi günü toplanacaktır.

Ankara : 20 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında Kocaeli Milletvekili Dr. Ethem Vassaf Akan tarafından Büyük Millet Meclisine şu sözlü soru su­nulmuştur:.

Atlantik Paktına iltihakımız hakkında İngiltere Dışişleri Bakanı Mr. Mor-rison'un ahiren Avam Kamarasında vâki beyanatım basınımızda okuduk. Dışişleri Bakanının Meclisimizi bb hususta tenvir etmesini rica ederim. TakririnokunmasınımüteakipDışişleri BakanıProfesör Doktor Fuad Köprülü gu beyanatta bulunmuştur:

Sayın Milletvekilleri,

Arkadaşımız Kocaeli Milletvekili Ethem Vassaf Akan'ın, dost ve müttefik Birleşik Kır allık Dışişleri Bakanı Mr. Morrison'un Avara Kamarasında Atlantik Paktına iltihakımız hakkında ahiren vâki beyanatı üzerine ver­diği sözlü soru vesilesiyle bana bu hususta Yüksek Meclisinize izahat ver­mek imkânını bahşettiğinden dolayı kendisine müteşekkirim.'

Bildiğiniz gibi, Hükümetiniz iktidara geçer geçmez ilk iş olarak dünyanın bugünkü karışık durumunda yurdumuzun emniyetini sağlam esaslar üze­rine kurmağı başlıca hedef ittihaz etmiş ve çalışmalarını bu saha üzerinde teksif eylemiştir.

Umumî emniyet dâvasının taksim kabul etmez bir kül olduğuna ve Av­rupa ölçüsünde kurulması lâzımgeldiğine inanan Cumhuriyet Hükümeti, kendi emniyetimizin ve dolayısiyle dünya sulh ve istikrarı dâvasının, bu Misaka girmemizle en müessir şekilde temin edilebileceği kanaatına var­mıştır.

Bunun içindir ki şimdiye kadar müttefik ve dostlarımız nezdinde bu ga­yenin tahakkuku için faaliyet sarfından bir an fariğ olmadık.

Bu haklı dâvamızın müttefikimiz İngiltere tarafından da büyük bir an­layışla benimsendiğini şimid ıttılaınıza arzetmekle büyük bir bahtiyarlık duymaktayım.

Filhakika, Basınımızda da görmüş olduğunuz veçhile Mr. Morrison, bu beyanatında, ezcümle, İngiliz Hükümetinin Türkiye ile Yunanistan'ın At­lantik Paktına alınması meselesini dikkatle ve bütün şümulü ile incele­dikten sonra bu meselenin en mükemmel hal suretinin bu iki memleketin Pakta alınmasında bulunduğu neticesine vardığını, diğer taraftan, Türkiye'nin Orta-Doğu'nun savunmasında kendisine düşen rolü oynamasını zi­yadesiyle arzu ettiğini, Pakta iltihak hususunda âkit devletlerin görüşle­rini de nazarı itibara almak lâzimgeldiğini ve bu umumî hatlar dairesinde Kırallık Hükümetinin elinden gelen gayreti anlaşmaya varmak için tabia-tiyle sarfedeceğini vazıh şekilde ifade etmiştir.

İngiltere Hükümetinin, emniyet dâvamızı büyük bir anlayış ile benimse­mesini ve bunun tahakkuku için elinden gelen gayreti sarfedeceğini beyan etmiş bulunmasını huzurunuzda büyük bir memnunlukla kaydet­mek isterim.

Dış siyasetimizin temel taşlarından biri addettiğimiz iki memleket arasın­daki ittifakın yeni bir tezahürünü teşkil eden bu beyanatın, dâvasını bü­yük bir ilgi ve hassasiyetle yakından takip eden efkârı umumiyemiz ta­rafından da aynı memnunlukla karşılanmış olduğunu burada tebarüz et­tirmeği vazife bilirim.

Kökleri milletlerimizin hislerinin en derinliklerine kadar giden rabıtalarla bu ittifaka bağlı bulunan memleketimiz dost ingiltere'den esasen başka bir şekilde hareket beklemezdi.

Şu noktaya da işaret etmek isterim ki, Orta-Şark müdafaasının gerek stra­tejik, gerek ekonomik bakımlardan Avrupa'nın korunması için zarurî bu­lunduğuna kaniiz. Bu itibarla, Türkiye Atlantik Paktına iltihak edince, Orta-Şark'da bize düşen rolü müessir bir surette ifa ve gerekli tedbirleri müştereken ittihaz için ilgililerle derhal müzakereye girmeğe amade ola­caktır.

Diğer taraftan, bundan bir müddet evvel, Atlantik Paktına tam üye olarak iltihakımızı teklif suretiyle emniyet dâvamıza samimî bir anlayış gösteren büyük dostumuz Birleşik Amerika ve bu dâvada bize müzaheretini esirge­meyen Akdeniz komşumuz İtalya gibi, müttefikimiz Fransa'nın da Hükü­meti teşekkül eder etmez müşterek müttefikimiz İngiltere'yi takip ede­ceğini ve diğer dost âkit devletlerin de aynı anlayışı göstereceklerini ümit ve temenni ediyorum.

Tehlikenin hür dünyanın kapısına dayandığı bir sırada bütün emirimizin, taarruza karşı mukavemet cephesinin kuvvetlenmesinde mühim bir âmil olacak olan emniyet dâvamızın bir an evvel tahakkuku ile, Batı earaiasile birlikte bağlı bulunduğumuz ideallerin müdafaasına tam bir tesanüt içinde çalışmak olduğunu bir kerre daha belirtmek isterim.

Devlei Bakanı Başbakan Yardımcısı Scmet Ağaoğîu'nun Ana­dolu Ajansı muhabirine beyanatı.

Ankara : 21 (A. A.) —

Vatan gazetesi Başmuharriri Ahmed Emin Yahnan'ın Devlet Bakanı Baş­bakan Yardımcısı Samed Ağaoğlu hakkında yazmış olduğu yazılar müna­sebetiyle düşüncelerini soran bir muharririmize Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

«Vatan gazetesi Başmuharriri Bay Ahmed Emin Yalman, hakkımda yaz­mış bulunduğu iki makale ile bir takım iddialar ileri sürmüş ve bu iddia­ları teyit zımnında da şu hâdiseleri göstermiş bulunmaktadır:

1 — Güya ben kendisine bir konuşma esnasında memlekette münevverin az olduğunu, Demokrasinin âdetler rejimi olduğunu, ekseriyetin fikrine göre hareket etmek mevkiinde bulunduğumuzu, binaenaleyh ekseriyetin dinî temayüllerini okşiyacağımızı söylemişim.

— İstanbul'da irticaa karşı galeyana gelen gençliği susturup sindirmek
vazifesini üzerime almışım.

— Ne garip bir tecellidir ki, Atatürk Kanunu müdafaası da bana düş-
müsmüş.

Bay Yalman'm bütün bunlardan çıkardığı netice de şudur:

Memlekette taassup ve irtica yolundaki temayülün uyanmasında en büyük tarihî mes'uliyet benim omuzlarcmdaymış.

Bu mantık ve akılla izahı mümkün olmıyan iddiaları tekzip etmek için değil, sırf iddia sahibinin herkesçe malûm olduğu veçhile şahsî infiallerle hareket ettiğini bir kerre daha göstermek maksadiyle şu vak'aları zikrede­ceğim:

1— Bay Ahmed Emin Yalman'm söylediğimi iddia ettiği sözlerin, ekse­
riyetin temayülünü okşamak için politikamıza istikamet vereceğimiz yo­
lundaki kısmı bana ait değildir ve olamaz. Çünkü ben bir partinin men­
subuyum ve gerek şahsen takip edeceğim politika, gerek içinde bulundu­
ğum Hükümet politikası ancak parti programiyle uygun politikalar ola­
bilir.

Demokrasinin ekseriyet rejimi olması ise, kendisinin de k.abul etmesi lâ­zım gelen bir hakikattir. Her çeşit istibdat gibi münevver istibdadı namı verilen ve kendilerini münevver addeden, kendi fikirlerinden başka fikir­leri kabul etmek istemiyen, bu fikirleri zorla susturmağa çalışan insanların kurmak istedikleri rejimler de elbetteki demokrasiye muhalif totaliter re­jimlerdir.

— Diyanet İşleri bütçesinin, Bütçe Komisyonundaki müzakeresi esna­
sında bir iki mecmuanın yaptıkları dinî neşriyat münasebetiyle bana tev­
cih edilmiş bulunan bir suale cevap verirken, bu tahrikleri Hükümetin
hassasiyetle takip, eski iktidara nisbetle çok daha fazla bir şiddetle suç­
luları adalete teslim ettiğini, irtica temayülü uyandığı takdirde bunu şid­
detle önliyeceğimizi söylemiştim ve bu sözlerim- gazetelerde çıkmıştı. O
gunler.de İstanbul'a giderken vagonda yanıma gelen Bay Yalman beni bu
sözlerimden dolayı tebrik etti.

— İstanbul'da talebe ile yaptığım hasbihalde söylediğim şu sözleri biz­
zat Vatan gazetesinin 24.3.951 nüshasından alıyorum:«İrtica, hakikaten
vâki olduğu takdirde, irtica suçları, kanunların şümulüne girdiği anda el­
betteki kafası ezilecektir."

İstanbul'da talebe ile yaptığım konuşmanın ne kadar tatminkâr olduğunu ise o zamana ait gazetelerden ve bizzat Talebe Birliklerinden öğrenmek Ahmed Emin Bey için mümkündür..

4— Büyük Millet Meclisinde Atatürk Kanunu tasarısını müdafaa ederken
söylediğim sözleri, Bay Yalman ertesi günü kendi imzasiyle gazetesinde
«Samet Ağaoğlu'nun müdafaası hakikaten çok kuvvetli îdi» diye yazmak
suretiyle tamamen tasvip etmişti.

Şu kısaca zikrettiğim vakalar Bay Yalman'm benim hakkımda son iki ma-kalesiyle ileri sürdüğü iddiaların boşluğunu göstermeğe kâfidir. Fakat bu vakaların asıl isbat ettikleri hakikat ise, Bay Yalman'm şahsî infial ve hislerinin tesiri altında dün yazdığını bugün unutarak, hakikatleri tahrif etmekten çekinmiyerek uluorta konuşacak bir ruh haleti taşımakta oldu­ğudur.» Usul hakkında söz alan Tekirdağ Milletvekili ismail Hakkı Akyüz, Komis­yon raporunun usule aykırı olarak tanzim edildiğini ileri sürünce, kürsüye gelen anayasa Komisyonu Başkanı İstanbul Milletvekili Fuad Hulusi De-mireîli, mazbatada muallel bir nokta bulunmadığını belirtmiş, mazbataya yedi leh ve yedi aleyhte oy verildiğini, bir kişinin de müstenkif kaldığını söylemiştir.

Diyarbakır Milletvekili Ferid Alpiskender de, tasarının, Anayasanın 69'un-cu maddesine muhalif olup olmadığının tetkiki için Komisyona gönderilme­diğini, bütün Anayasa hükümlerine aykırı sayılıp sayılmıyacağmın ince­lenmesi için mezkûr Encüme havale edildiğini, halbuki Encümenin, yal­nız 69'uncu madde bakımından tasarıyı tetkik edip ona göre, fikrini bildir­diğini beyan etmiş ve rapordaki muhalefet şerhlerinin de okunmasını, di­ğer taraftan raporun usule aykırı olduğunu iddia eden önergenin kabulünü istemiştir.

Bursa Milletvekili Selim Ragıp Emeç, raporun kabulü lehinde konuşmuş, neticede raporun reddini tazammun eyleyen önerge kabul olunmamış ve tasarının tümü üzerinde müzakerelere geçilmiştir.

Giresun Milletvekili Arif Hikmet Pamukoğlu, tasarıyı demokrasi, Anayasa Hukuku, Ceza Hukuku, ahdî mevzuat bakımından kısaca gözden geçirdik­ten sonra, Hükümetin bu kanun tasarısı üzerindeki ısrarının mânasını an­lamadığını söylemiş, Pamukoğlu'ndan sonra kürsüye gelen, Anayasa Ko­misyonu Başkanı, İstanbul Milletvekili Fuad Hulusi Demirelli, metnini ay­rıca verdiğimiz konuşmasını yapmıştır.

İzmir Milletvekili Vasfi Menteş, tasarının hakikî bir lüzum ve ihtiyaca cevap verdiğini ve kabul edilmesi icap ettiğini belirtmiş, İzmir Milletvekili Behzat Bilgin, hukukî bakımdan tasarının aleyhine serdedilen mütalâalara temasla, Atatürk için bir imtiyazın düşünülmediğini, Atatürk Kanununun, sırf bu cemiyetin âmme nizamının korunması dolayısiyle, âmme nizamları­nı ihlâl edebilecek hâdiselere sebebiyet verilmemesi için düşünülmüş bir tasarı olduğunu ve bundan dolayı kabulünün lâzım geldiğini söylemiştir, tir. Meclis saat 17'de birleşimine 10 dakika ara vermiştir.

Ankara : 23 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında, Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkında kanun tasarısı müzakere edilirken, tasarıya karşı ileri sürülen tenkitlere, Anayasa Komisyonu Başkanı, İstanbul Milletvekili Fu­ad Hulusi Demirelli ezcümle şu cevabı vermiştir:

Tasarı, esasında Anayasamızın 70'inci maddesinde iltizam olunan düşünce, söz ve yayım hürriyetlerine ve tarihçinin tenkid haklarına dokunuyor mu? Hayır. Hükümet namına da tenkid hakkının muhterem olduğu ve bundan, dolayı kimsenin cezalandırılması akla bile gelemiyeceği açıkça ifade olun­muştur. Fakat arkadaşlar, kim iddia edebilir ki, söğmek serbestliği, tenkid hürriyetinin bir şartıdır.

Bizim bildiğimize göre, tenkid objektif ve lisanı da nezih olmalıdır. (Bravo sesleri, alkışlar). Şayed ben, söğüntüsüz tenkid yapamam diyecek bir kimse çıkarsa ona ne müverrih denir, ne münekkid. O, sadece küfürbaz bir kişidir. Tasarıdaki hükümleri Ceza Kanununun içine almakla, ayrı bir kanun halinde bırakmak arasında hiç bir fark mülâhaza edilemez, ikisi de mümkündür. Şu kadar ki, bu bahiste tasarının söğme ve hakaret suçlarını ve unsurlarını hiç bir tereddüd ve endişeye, hattâ vahimeye bile yer bı­rakmayacak bir vuzuha kavuşturması, Ceza Hukuku bakımından temenni­ye şayandır. Bu ciheti de Komisyonunuz raporunda yüksek huzurunuza, ancak işaret ve temenni şeklinde arzetmiş bulunmaktadır. Çünkü Ana­yasa Komisyonunuz tasarının metni üzerinde çalışmağa kendisini yetkili görmemiştir. Heykel ve büstlerin tahribi suçuna gelince, bunda Ceza Ka­nunumuzun 516'ncı maddesine nazaran tasarıda gözetilen fark, yalnız ce­zanın ağırlaştırılmasından ibarettir. Bu ise, milyonlarca Türkün teessür ve nefretle şahidi olduğu hâdiselerin icabettirdiği bir ağırlaştırma ola­caktır.

Hülâsa arkadaşlar, biz tasarının başlığında Atatürk aleyhine işlenen suç­lar hakkında diye zahirde bir şahıstan bahsolunduğuna bakmıyoruz. Ata­türk'ün hâtırasına, heykel ve büstlerine karşı irtikâp edilen suçların iç­yüzünde rejime, hattâ Anayasamızın, bahsettiğimiz 69 ve 70'inci madde­lerindeki müsavat ve hürriyet esaslarına karşı sistemli bir taarruz görü­yoruz. Su halde tasarıya nasıl Anayasaya aykırı diyebilirdik ki, zahirde Atatürk'e karşı işleniyor şanılabilen suçlar hakikatte millî ve içtimaî bün­yemize ve bizzat Anayasamıza karşı irtikâb olunmaktadır. Yerli ve ya­bancı herkes bir hakikate vâkıftır. Bu garib ve elîm gerçek ancak bazı gafillerin cehil ve taassubunu tahrik ve istismar etmek isteyen mahdud ellerin eseridir. Amma Dokuzuncu Büyük Millet Meclisinin ve Anayasa­yı korumaya yemin etmiş olan milletvekillerinin hürriyet ve Cumhuriyet rejimine karşı gelen her cereyanı durdurmak, hem hakları, hem de vazi­feleri cümle sin dendir. Bunu da eldeki tasarıya vereceğiniz çok vazıh ve müessir şekille temin buyuracağmıza şüphe yoktur.

Maruzatımın neticesi şudur ki, tasarının istihdaf ettiği gaye Anayasaya aykırı olmadıktan başka, Anayasanın esaslrmı korumktan ibarettir. Ta­sarı olsun, iki Komisyonunuzun raporları olsun, bu ruhu taşımaktadır. Her hususta olduğu gibi, bunda da son söz yüce heyetinizindir.

Ankara : 23 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisinin saat 17.10'da yapmış olduğu ikinci oturumunda, Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkındaki kanun tasarısının müzakere­sine devam edilmiştir.

Hatay Milletvekili Tayfur Sökmen, Türk milletinin, Atatürk'ün eser ve inkılâplarını kötü ruhlu insanların tecavüzünden koruyacak olan kanunun reddedilmesini asla iyi karşılamayacağını ve Meclise gelen kanunun her­hangi bir sebep veya noksanlık vesilesiyle kabul olunmadığı takdirde, mü­tecavizlerin cesaretlerinin artacağını söylemiş ve tasarının kabulünü is­temiştir. İstanbul Milletvekili Mükerrem Sarol, Atatürk'ün heykellerine uzanan elleri kırmanın, Anayasa'yı müdafaa etmek demek olduğu fikrini savunmuş, Çanakkale Milletvekili Bediî Enüstün ise, tasarının Anayasa'ya muhalif olduğunu, antidemokratik ve teokratik bir mahiyet taşıdığını, şeflik zihniyetinin tekrar yaşatılması için bir bahane sayılabileceğini ileri sürmüştür. Bunun üzerine kürsüye gelen Devlet Bakanı Başbakan Yar­dımcısı Samet Ağaoğlu şunları söylemiştir:

Çok muhterem arkadaşlarım, Çanakkale Milletvekili arkadaşımız, beya­natı arasında Hükümeti karıştırarak Hükümetin şeflik zihniyetini ve sis­temini tekrar yaşatmak için bahane aradığını söylemeseydi bu münakaşa­lar arasında huzurunuza çıkmaktan içtinap edecektim. Fakat huzurunuzda bir dakika duracak ve arkadaşıma diyeceğim ki münakaşaların seyrine niçin ve hangi maksatlarla Hükümeti karıştırmak yoluna getirmektedir?

Meclis bundan sonra Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkında kanun tasarısının müzakeresine devam etmiştir.

Geçenki oturumda, tasarının birinci maddesi, şekil bakımından tadil edil­mek üzere Adalet Komisyonuna verilmişti. Komisyon mezkûr maddeyi, yeniden incelemiş ve Meclise sevketmiştir. Bu mevzuda söz alan millet­vekilleri, birinci maddenin birinci firasi üzerinde durarak «manevî var­lık» kelimesinin «hâtıran olarak değiştirilmesini, diğer taraftan fıkraya «aleniyet» kelimesinin konmasını istemiştir. Neticede bu teklifler kabul olunmuştur. Müteaiben tasarının diğer maddelerinin müzakeresi de ta­mamlanmış ve böylece, Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkındaki kanun tasarısı alkışlarla kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Tasarının tadiîen kabul edilen şekli şudur:

Madde 1. — Atatürk'ün hâtırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Atatürk'ü temsil eden heykel, büst ve âbideleri veyahut Atatürk'ün kab­rini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir seneden beş se­neye kadar ağır hapis cezası verilir.

Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse, asıl fail gibi cezalandırılır.

Madde 2. — Birinci maddede yazılı suçlar, iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu olarak veya umumî veya umuma açık mahallerde yahut basın vasıtasiyle işlenirse hükmolunacak ceza yarı nisbette arttırılır. Bi­rinci maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar zor kullanılarak işlenir veya ■ bu suretle işlenmesine teşebbüs olunursa verilecek ceza bir misli arttırılır.

Madde 3. — Bu kanunda yazılı suçlardan dolayı Cumhuriyet savcılıklarınca re'sen takibat yapılır.

Madde 4. — Bu kanun yayımı tarihinden itibaren yürürlüğe girer. Madde 5. — Bu kanunu Adalet Bakanı yürütür.

Hayvanlar Vergisi Kanununun 4226 sayılı kanunla değiştirilen 18 inci mad­desinin değiştirilmesine dair kanun tasarısı ile Balıkesir Milletvekili Sıtkı Yırcalrnm, Hayvanlar Vergisi Kanununun bazı maddelerinin değiştiril­mesi ve ayni kanuna geçici bir madde eklenmesi ve Erzurum Milletvekili Sabri Erduman ve Çoruh Milletvekili Mecit Bumin'in, Hayvanlar Vergisi Kanununun yürürlükten kaldırılması hakkında kanun teklifleri ve Malîye, Tarım ve Bütçe Komisyonları raporlarının müzakeresinde söz alan ha­tipler, ilkönce Bütçe Komisyonunun raporunu tenkit etmişlerdir. Rapor­da, 1952 yılı bütçesinin hangi ahval ve şerait altında tanzim edilebilece­ği malûm olmadan, hayvan vergisinin kaldırilmasiyle devlet gelirlerinden 30 milyon lira gibi bir mikdarm tenzilini mucip olacak olan bir kararın bugünden alınmasına imkân görülemiyeceği bildirilmekte idi. Erzurum Milletvekili Sabri Erduman, Diyarbakır Milletvekili Remzi Bucak, vergi­nin kaldırılmasını teklif etmişler, Bütçe Komisyonu sözcüsü ise, bütçe mülâhazası ile, bunun şimdilik mümkün olmadığını belirtmiştir. Bu ara­da, tekrar söz alan Diyarbakır Milletvekili Remzi Bucak, Bütçe Komisyonu Başkanı Çanakkale Milletvekili Emin Kalafat'a sözle tecavüzde bulunmuş, Başkan, hatibe ihtar ederek, sözlerini geri almasını istemiş, hatip bunu yapmayınca kürsüden indirilmiştir.

Büyük bir teessürle kaydetmeliyiz ki, uzun müddet iktidarı elinde tutan Cumhuriyet Halk Partisi, milletin kalp ve vicdanında derin yaralar açan ve bugün acı tezahürleri görülen böyle bir yolu ihtiyar eylemiştir. Bu parti eskiden beri siyasî nüfuzuna mütenazır olarak malî kudretini de ne bahasına olursa olsun, artırmak için mahiyetine bakrmyarak her çareye başvurmakta beis görmemiştir. Büyük şehirlerden en fakir köylere kadar bir çok yerlerde irat getirebilecek âmmeye ait belli başlı gayri menkul­leri, ya nüi'uz kullanmak veya muvazaalı yollara sapmak gibi kanun ha­rici tasarruflarla uhdesine geçirmiştir.

Vilâyet, Belediye ve köylerin ellerindeki gayrimenkulleri bir taraftan kendi namına kaydettirirken diğer taraftan bunların bütçelerine de ta­sarruf etmiş, ve mahallî hizmetlerden bir çoğunun eldeki oayrikâii vari­datla tatmin edilememesine rağmen vergilerden mütehassıl mütevazı büt­çe gelirlerini, kendine bağlı halkevlerine ve halkodalarına yardım namı altında, fakat kendi hesabına istismar etmekten çekinmemiştir. Filhakika kendisine bağlı ve yalnız kendi mensuplarına açık olan ve kültür müesse­sesi diye tavsif edilen halkevleri menfaatine resmi, hususî ve hakikî şah­siyetlerden çeşitli isimlerle toplanan paraların yüzde altmışından fazlası, verenlerin gayesi hilâfına olarak Halk Partisinin kendi günlük ihtiyaçla­rına veyahut partiye akarlar teminine tahsis edilmiştir.

Eski iktidarın kendi partisine para temini uğrunda ne derece karışık yol­lara müracaat ettiğini de göstermek için bir çok neviler içerisinden bir iki şekli izah etmenin faydalı olacağına, kaniiz:

Belediye veya Özel İdarelere ait olup resmî daire olarak kullanılan binalar bu idareler tarafından, kanunî hükümler hilâfına Halk Partisine bağışlan­mış, intikali yaptırılmış, fakat aynı zamanda yeni sahibi olan Halk Parti­sinden kiralanarak ona kira bedeli verilmek suretiyle yine aynı resmî daire halinde kullanılmaya devam edilmiştir. Hattâ bir takım okul bina­ları bile böyle kombinezonlarla Halk Partisine maledilmiş ve okul kendi binasında kiracı vaziyetine girmiştir. Böyle yüzlerce misal vermek müm­kündür. Hattâ bunların arasında Belediyeden bedelsiz alınıp da mahallî Halk Partisi Başkanlarının hususî ikametine tahsis edilenlerde vardır.

Kendi namzetlerini zorla basma geçirmek için en ufak bir derneğin veya herhangi bir meslekî teşekkülün idare kurulları seçimlerine kadar müda­hale eden iktidarın bunların emvalini devralmak veya statü ve kararla­rını istediği istikamete sevketmek için ne derece tazyik yaptığını tasav­vur etmek güç değildir. Bu cümleden olarak bazı derneklerin statülerine infisahı takdirinde emvalinin Cumhuriyet Halk Partisine intikal edeceği­ne dair hükümler koydurmuş, ondan sonra fesih kararı aldırılarak emvali devrettirilmiştir. Bazılarına ise fesihle birlikte böyle bir karar verdiril­miştir. Türk Ocakları, Muallimler Birlikleri bu usulllerin en bariz misal­leridir. Bunlardan bir kısmının ihticaca salih ve kanuna uygun kararları bile ortada olmadığından.intikal muameleleri devrin içişleri Bakanının hiç bir vesikaya istinat etmiyen mücerret beyanı ile yapılmış ve kanun hükümleri, hukuk prensipleri hiçe sayılmıştır. Böylece Cumhuriyet Halk Partisinin çeşitli karışık yollardan eline geçirdiği gayrimenkullerin adedi binleri aşmakta, vergi kıymeti elli, fakat hakikî kıymeti yüzlerce mil­yona baliğ olmaktadır. Devlet, Vilâyet, Belediye, koy, iktisadî devlet te­şekkülleri gibi yalnız resmî daire ve müesseselerden aldığı paraların ye­kûnu da altmış milyonu geçmektedir. Bunlardan başka meslekî teşekkül­lere, muhtelif birliklere bir kısım malî müesseselere ve halka tazyik ve tehdit ile tahmil edilen teberrular, ianeler ve sair nakdî mükellefiyetler­den mütehassil paralarla aynı teberrulann ve bedenî işlerin karşılıklarını da hesap etmek lâzımdır. Yukarıki miktarların haricînde kalan bu gelirle­rin miktar ve kıymetini ancak Allah bilir.

Dünkü iktidar partisi, varlığının yüzde 93 buçuğu, işte bu gayri kanunî, gayrimeşru ve gayritabiî membalardan gelmektedir.

Bunları yazmaktan maksadımız mücerret bu kanun teklifine bizi sevk-eden sebeplerin izahından ibarettir. Çünkü kanaatımızca iktidardaki bir partinin millet hizmetinde bulunduğunu hiç bir zaman unutmaması, ken­di menfaatlerini asla düşünmemesi lâzımg'eldiğini, aksi takdirde iktidarı bir yağma ve istismar sahası haline getirmenin hangi feci neticelere ka­dar varabileceğini, fazilet ve ahlâk düsturlarının bu ruh içinde ne hale gelebileceğini, bu neticelerin milletin ruhunda, vicdanında, hukuk anla­yışında ne tahripkâr ve derin inikaslar husule getirdiğini, memleket bün­yesini nasü sarstığını canlı bir surette tavsir etmeden teklif edeceğimiz kanunun türlü tefsirlere yol açması mümkün olabilirdi.

Geçmiş iktidarın içine düştüğü bu acı ve elem verici yolu bütün açıklığı ile vatandaşlara göstermenin gelecek iktidar partilerini intibaha sevkede-ceğine inanmış bulunuyoruz. Fakat yalnız intibah kâfi değildir. İnsanlar gibi insan topluluklarının da bazen ihtiraslarına zebun oldukları tarihen sabittir. Binaenaleyh, memlekette ahlâk telâkkilerine uygun bir siyasî arvane tesisini üzerine alan Demokrat Parti için bu sahada da tarihî ve içtimaî vazifesini yerine getirmek zamanı geldiğine kaniiz.

İşte teklif ettiğimiz kanunun hedefi budur. Milletin malı olan ve milletin hizmetine tahsis edilen malların cebir ve ikrah ile manevî tazyikler ile muvazaalar ve çeşitli tertiplerle iktidardaki siyasî partiye temliki gibi bir gayritabiîlıği, gayrimesru tasarrufları bundan sonra imkânsız hale getir­mektir. Teklif ettiğimiz kanun daha ilk maddesinde bu esası tesbit etmek­tedir.

Bu âmme İntizamı hükmiyle siyasî ahlâk ve faziletin icaplarını istikbale matuf olarak teessüs ederken kanuna muhalefetin, yolsuzluğun, haksızlı­ğın, millet malında gayrimeşru tasarrufun bir âbidesi olarak milletin gözüne batan halihazır vaziyeti, maşerî vicdanın ısrarlı taleplerine kula­ğımızı kapayarak idame etmek mümkün olamazdı. Bu sebeple teklif etti­ğimiz kanunun müteakib maddeleri bu haksızlığın izalesine taallûk eden hükümleri ihtiva etmektedir. Ancak Demokrak Parti bu memlekette de­mokratik lıukuk rejiminden zerre kadar inhiraf kabul etmiyen siyasî bir an'ane tesis etmek azmindedir. Biz de bundan ilham alarak teklifin hazır­lanmasında, bir haksızlığın izalesini başka bir haksızlıkla telâfiye çalışmak­tan dikkatle içtinap etmeyi kendimize düstur ittihaz etmiş bulunmaktayız. Aksi takdirde teklifimizin Yüksek Meclis tarafından reddedileceğine şüp­hemiz yoktur.

Bu itibarla teklifimizde arzettiğimiz hükümler heyeti umumiyesi itibariyle hukuk vicdanını zerre kadar rencide etmiyen ve hak mefhumuna tama-miyle mutabık olan esaslara müstenittir. Murakabeden azade ve maksa­dını yaptırmaya kadir olduğu gibi, bütün memurları kendi emrinde ve tabiî âzası telâkki eden Halk Partisinin resmî daireleri kanunsuz yola sevkettiği biraz evvel misalleriyle izah edilmişti. Kanunî hükümlerle neh-yedilmiş olmasına rağmen siyasî partiye bedelsiz veya sembolik cüzü bir bedel takdiriyle devir ve ferağı yaptırılmış ve verdiğimiz bir iki misal ile hüsuü nyetten uzaklık derecesi gösterilmiş olan bu gayri menkul tasar­ruflarının esasen bâtıl olduğu ve bir hüküm ifade etmediği ve bunların meşru sahiplerine iadesi hukukî olduğu kadar ahlâkî ve millî bir vazife teşkil ettiği aşikârdır. Binaenaleyh bu gibi emvalin kanunî eşkâl ve me­rasimetâbitutulmaksızınhaksahiplerine iadesi maksadıgözetilmiştir.

Halkevleri binalarından yukarı kategoriye girmiyenler, ya kanunen dev­lete intikal etmesi lâzımgelen veyahut tamamen Devlet, Özel İdare ve Be­lediye bütçelerinden verilen paralarla, yahut cebren millete tahmil edilen mükellefiyetler ve toplanan ianelerle inşa edilmiş olan binalardır. Yuka­rıda verdiğimiz rakamlar bu meblâğların ehemmiyetini belirtmiş olduğuna göre bunların hangi partiye mensup olursa olsun bütün vatandaşların is­tifadesine arzedilecek bir şekilde kullanılmak üzere devlete geri verilmesi hak mefhumunun icabatmdandır.

Halkodaları ise tamamen bulundukları yerlerdeki vatandaşların emek ve teberrulariyle meydana geldiklerinden oranın malı olarak yerine göre kö­yün tüzel kişiliğine veya kasabanın belediyesine bırakılmıştır.

İade edilen gayrimenkullerin şuyulanmasma, şuyuun izalesine, üçüncü şa­hısların bunlar üzerindeki haciz ve ipotek haklarına dair mevcut mevzu­attaki hukukî esaslar teklifimiz de nazara alınmış ve bular da müktesep hakları ihlâl etmemek üzere vaziyetin icabı olarak aynı usullere mütenazır hükümler dercedilmiştir.

Genel, katma ve özel bütçeli dairelerin şimdiye kadar Halkevleri namına verdikleri paralardan Halkevlerine sarfedilmiyen kısımlar üzerinde ku­rulmakta belki mümkün olabilirdi. Lâkin kanaatimizce Cumhuriyet Halk Partisinin bütün varlığının menşeini ve bunların meşruiyet derecesini tet­kike müncer olacak bir nevi tasfiye yolunun ihtiyarî bir takım hukukî ihtilâtata ve partiler arasında, binnetice siyasî hayatımızda uzun müddet bir huzursuzluğun devamına sebebiyet vermesi muhtemel olduğundan teklif ettiğimiz kanunda bu cihetlere temas edilmiyerek yalnız menşeine nazaran bir takım gayrimenkullerin hakikî sahiplerine iadesine ve bu iadeden mukaddem hukukî tasarruflardan doğan zarurî icaplara dair hü­kümler konulmkla iktifa edilmiştir.

Takdim olunan işbu kanun teklifimizin alâkadar Komisyonlara ve Büyük Millet Meclisi Umumî Heyetine sevk buyurularak kanuniyet kesbetmesine tavassut buyurmalarını rica ederiz.»

Manisa MilletvekiliKayseri Milletvekili

Refik Şevket İnceKâmil Gündeş

Balıkesir Milletvekiliİzmir Milletvekili

Sıtkı YircalıZühtü Velibeşe

Afyon K. MilletvekiliAnkara Milletvekili

Kemâl ÖzçobanOsman Şevki Çiçekdağ

Diyarbakır MilletvekiliBurdur Milletvekili

Ferit AlpiskenderFethiÇelikbaş

Büyük Millet Meclisinin 27 Temmuz 1951 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 27 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'de Başkan vekiller in den Erzurum Mil­letvekili Mustafa Zeren'in başkanlığında toplanmıştır. Müteakiben ikinci defa görüşülecek işler mey anında bulunan, Yüksek Öğretim Öğrenci Yurtları ve Aşevleri hakkındaki 5375, 5661 sayılı kanun­ların bazı maddelerinin değiştirilmesine dair kanun tasarısı ve Mîllî Eğitim ve Bütçe Komisyonları raporları ile bazı suç ve cezaların affı hakkındaki 5677 sayılı kanunun 6'ncı maddesine bir fıkra eklenmesine dair kanun tasarısı ve Millî Savunma ve Adalet Komisyonları raporları da kabul edil­miş ve böylece tasarılar kanun haline gelmiştir.

İstanbul Milletvekili İhsan Altmel ve Ağrı Milletvekili Celâl Yardınıcı'mn, İş Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkındaki 5518 sayılı ka­nunun 2'nci maddesinin (a) fıkrasının değiştirilmesine dair kanun teklifi ve Çalışma Komisyonu raporu incelenmek üzere Bütçe Komisyonuna ha­vale edilmiştir.

Sağır, Dilsiz ve Körler Müessesesinin Millî Eğitim Bakanlığına devri hak­kında kanun tasarısı ve Sağlık ve Sosyal Yardım, Millî Eğitim ve Bütçe Komisyonları raporları ile tütün ve müskirattan alınacak Müdafaa Ver­gisi hakkındaki 2460 sayılı kanunun (b) ve (c) fıkralarının değiştirilmesine ve bu kanunu değiştiren bazı hükümlerin yürürlükten kaldırılmasına dair kanun tasarısının ve Avrupa İktisadî İşbirliği Teşkilâtına dahil memleket­ler arasındaki mübadeleleri serbestleştirmek amaciyle mezkûr teşkilâta dahil memleketler arasında imzalanan (Avrupa Tediye Birliği Anlaşması) -na katılmamız hakkında kanun tasarısı ve Dışişleri ve Ticaret Komisyonları raporları ile Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı Kuruluş ve Memurları Kanununda ve bu kanuna ek 4862, 5087 ve 5194 sayılı kanunlara bağlı kadro cetvelleriyle 1951 yılı Bütçe Kanununa bağlı (L) işaretli cetvelde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ve Bütçe ve Sağlık ve Sosyal Yardım Komisyonlarından kurulan Karma Komisyon raporunun birinci görüşülmeleri yapılmıştır.

Meclis pazartesi günü toplanacaktır.

Büyük Mîllet Meclisinin 30 Temmuz 1951 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 30 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'te Başkanveülerinden Kayseri Mil­letvekili Fikri Apaydm'm başanlığmda toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman Turizm Endüstrisini Teşvik Kanunu tasarısının geri verilmesi hakkında Başbakanlık tezkeresi ile Erzurum Milletvekili Emrullah Nutku'nun, Hazine, Hususî Muhasebe ve Belediyelerden Halk­evleri namına alınarak Cumhuriyet Halk Partisi hesabına geçirilen pa­raların geri alınması hakkındaki kanun teklifinin geri verilmesine dair önergesi okunmuş ve bundan sonra kanun tasarılariyle kanun teklif­lerinin müzakeresine geçilmiştir. Bu meyanda Amasya Milletvekili Kemal Eren ve Ankara Milletvekili Salâhattin Benli'nin, gayrimenkule tecavüzün define dair kanun teklifi ve İçişleri ve Adalet Komisyonları raporları tekrar incelenmek üzere, değiştirgeleriyle birlikte Adalet Komisyonuna verilmiştir.

Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu tasarısının müzakeresinde söz alan Ticaret ve Ekonomi Bakanı Prof. Muhlis Ete, tasarının ivedilikle görü­şülmesini teklif etmiş ve bu teklif kabul olunmuştur. Bugünkü konuşul­malar neticesinde tasarının, üçüncü ve yedinci maddeleri, değiştir gel eriyle birlikte Komisyona geri verilmiş ve onuncu maddeye kadar olan kısım­ları kanunlaşmıştır. Bunlara göre, memleket ekonomisinin kalkınmasına yarayacak mahiyette olmak, Türk hususî sermayesine açık işlerden bu­lunmak, herhangi bir inhisar ve imtiyazı tazammun etmemek şartiyle ve sanayi, enerji, maden, bayındırlık, ulaştırma ve turizm sahalarına yatırıl­mak üzere getirilecek yabancı sermaye, bu kanunda yazılı olan hak ve menfaatlerden faydalanacaktır. Birinci maddede yazılı teşebbüslerin ku­rulması veya kurulmuş olanların tevsii veyahut işler hale konulması için hariçten getirilecek aşağıdaki unsurlar sermaye sayılacaktır:

a — Döviz olarak getirilecek nakdî sermaye,

b — Tesisat, makine, alât, edevat ve bunlarla birlikte getirilecek yedek parçları ile lüzumlu inşaat malzemesi,

c — İmtiyaz ve ihtira beratı, alâmeti farika gibi gayri maddî hakİar.

Diğer taraftan birinci maddede yazılı iş ve istihsal sahalarında yerli ser­maye ve teşebbüslere sağlanmış ve sağlanacak olan her türlü hak, muafiyet ve kolaylıklardan ayni şartlarla, mümasil iş kollarında çalışan yabancı sermaye ve teşebbüsler de istifade edecektir.

Uluborlu ilçesi merkezinin Senirkent kasabasına ye Senirkent Bucağı merkezinin de Uluborlu kasabasına kaldırılmasına, İlçe adının Senirkent, Buca kadının da Uluborlu olarak değiştirilmesine dair kanun tasarısı ve İçişleri Komisyonu raporunun müzakeresinde söz alan milletvekilleri, İlçe merkezinin Uluborlu'dan Senirket'e kaldırılmasının doğru olmayacağı ka-.naatini savunmuşlar ve hâlen Bucak olan Senirkent'in de İlçe haline ifra­ğını teklif etmişlerdir. Neticede bu mevzuun Bütçeyi alâkadar etmesi do-layısiyle, tasarının Bütçe Komisyonuna gönderilmesi kabul edilmiş ve tasarı mezkûr Komisyona gönderilmiştir.

Bundan sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü Teşkilâtı hakkındaki kanunda değişiklik yapılmasına dair olan 3821 sayılı kanuna ek kanun tasarısı ve Bütçe Komisyonu raporu, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Meteoroloji İşleri Umum Müdürlüğü teşkilât ve vazifeleri halandaki 3127 sayılı kanunun 15'inci maddesinin değiştirilmesine dair kanun tasarısı ve İçişleri Komis­yonu raporu, 3803, 4274 ve 4459 sayılı kanunların köy okulu, öğretmen evi, köy sağlık memurları ve ebeleri evleri inşa et tiril m esiyle ilgili maddele­rinin değiştirilmesi ve 5012 ve 5082 sayılı kanunların kaldırılması hakkın­daki 5210 sayılı kanunun l'inci maddesinin değiştirilmesine ve 5, 6 ve 7'nci maddelerinin kaldırılmasına dair kanun tasarısı ile Burdur Milletvekili Mehmet Özbey'in, 5210 sayılı kanunun l'inci maddesinin (b) fıkrası ile 5,6 ve 7'inci maddelerinin yürürlükten kaldırılması hakkında kanun tek­lifi ve Millî Eğitim, İçişleri ve Bütçe Komisyonları raporları, hariçten :satm alman buharlı ve motorlu gemilerle memlekette yapılan mümasilleri için getirilecek eşyanın gümrük resminden istisnası hakkındaki kanunun yürürlük süresinin uzatılmasına dair kanun tasarısı ve Gümrük ve Tekel, Ulaştırma, Maliye ve Bütçe Komisyonları raporları, Teşkilâtlanma ve genel müzakere hakkı prensiplerinin uygulanmasına müteallik 98 numa­ralı Milletlerarası Çalışma Sözleşmesi» nin onanması hakkında kanun ta­sarısı ve Çalışma Komisyonu raporu «Ücretli İş Bulma Büroları Hakkın­daki 96 numaralı Sözleşme (1949 tadili)» hin onanmasına dair kanun ta­sarısı ve Çalışma Komisyonu raporunun birinci

müzakeresi yapılmıştır.

Meclis çarşamba günü toplanacaktır.

Türk deniş ticaretinin inkişafını durdurdu. Gerçi devlet denizciliği bu himaye yolile iflâstan kurtulduysa da denizciliğimizin ar­matörler kolu da felce uğradı. Armatör­ler, senelerce gemi almadılar. 193î'de ku­mlan Denizbank devlet denizciliğini geniş ölçüde kalkındırmak yoluna girerken araya dahib" siyaset karıştı. Bu müesseseyi kuran sayın Celâl Bayar, Başbakanlıktan ayrıl­dıktan sonra, Denizbank ilga edildi ve ye­rine Devlet Denizyolları ve Devlet Liman­ları Genel Müdürlükleri kuruldu. 1939'da İkinci Dünya Harbi de patlayınca Türk denizcilisinin inkişafı büsbütün durdu. Harp içinde sabık iktidarın asın devletçilik politikası, ilk Türk denizcilik şirketi aynı zamanda ilk Türk ticaret şirketi olan Şir­keti Hayriye'yi de bir bahane ile ortadan kaldırdı.

Harb bittikten soma, Devlet Denizyolları İdaresi yeni bir hamle yapmak istedi. 194ö sonlarında Ansaldo firmasına 8 semi, Hol­landa tezgâhlarına da 6 Boğaz Remisi ıs­marladı. 1947-48'de, Amerika'dan ve İs­veç'ten yolcu ve yük gemileri satın aldı. Bunlardan ikinci parti olarak satın alınan 10 seminin macerası malûmdur. Bu cemi­leri satın alan Fuad Zincirkıran heyetinin suiistimal yaptığı yalanı ortaya atıldı. Ge­milerin tanırı ve teslimi aylarca gecikti. Ansaldo firması da mızıkçılık ettiği için sekiz gemi dörde indirildi ve iki yılda tes­hini lâzım gelen bu gemiler de ancak dört. sene sonra gelebildi.

Bu arada. Devlet Denizyollarının himayesi ve inhisarı devam etmekte olduğu için ar­matör gemilerine konulmuş olan tahdidi er kaldırılmadığından ticaret filomuzun bu kolu hâlâ mefluç idi. Armatörlere vâdedilen himaye de lâfta ve Hükümet programla­rında kalmıştı. Armatörlere sadece bir miktar döviz müsaadesi verildi. Bu müsa­ade sayesinde eski armatörler bası cemiler aldıkları gibi-, yeni armatörler de ortaya çıktı. Harb içinde armatör gemilerine karşı tatbik edilen ve onların ticaret serbestisini zincirliyen tedbirler 1949 Haziranında kal­dırıldığı için hususî teşebbüs denizciliği sür'atle inkişafa başladı. Bugün armatör­lerin elinde, devletten hiç bir maddi ve malî yardım görmemiş olmalarına rağmen, 601 tondan büyük olmak üzere, 300 bin dedveyt tonluk 70 gemi vardır. Bunların, arasında büyük şilepler, hattâ tankerler mevcuttur. Armatörlerin büyük gemileri, tamamiyle ecnebi limanları arasında çalış­makta ve memlekete senede 20 milyon lira-

ya yakm karşılıksız döviz sağlamaktadır­lar.

Fakat son zamanlarda armatörleri hayret ve endişe içinde bırakan iki karar alındı ki bunlarınbirincisi:

1949 Haziranında serbest bırakılmış ulan 601 dedveyt tondan yukarı yük gemilerinin dış seferleri için 25 Mayıs 19Sl*den iti­baren tekrar Ulaştırma Bakanlığından İzin alınmak mecburiyetidir. İkincisi de gene aynı tarihten itibaren serbest bırakılmış olan öOl tondan büyük gemilerin navlun­ları hakkındadır. Bu karara göre, evvelce uygulanmakta olan navlun tebliği sonradan yapılan zamlarla birlikte 25 Mayıs 1951 tarihinden itibaren tekrar yürüdüğe ko> nulnruştur. Bu kararla 1949 Haziranında serbest bırakılmış olan navlunların, şimdi tekrar Hükümetçe tayini yoluna gidilmiş­tir.

Her iki karar, 1949 Haziranından evvelki harb zamanı takyidlerinin iadesi demektir ki ticarette serbestliği kabul etmiş bulunan Demokrat Parti prensipine aykırıdır, Türk deniz ticaretinin en büyük inkişaf arz ve vâdeden armatörler kolunu gene zînc i diye­cektir.

Deniz ticaretimize zarar verdiği tecrübe ile sabit olduğu için eski iktidar tarafından kaldırılan Millî Korunma Kanununa müs­tenit koordinasyon kararlarının yeniden yürürlüğe konulmasındaki hikmeti anlamak kabil değildir.

Geçenlerde İstanbul'a gelerek benimle de gÖTÜşmüs olan bir Yunanlı denizcilik mü­tehassısı gazeteci tarafından neşredilen bir makalede, Türk denizciliğinin inkişafı. De-nizbank'ın kurulması kadar, hattâ daha ai-yade hususî teşebbüsün, yani armatörlerin başarısına bağlı olduğu uzun uzadıya izah edilmektedir. Nitekim bütün dünya deniz­ci milletlerinde görüldüğü üzere, 2 milyon­dan fazlası Panama gibi başka bayraklar altında bulunan 4 milyon tonu mütecaviz Yunan ticaret filosunu da armaiörler vü-cude getirmişlerdir.

Denizciliğimizin 25'inci bayramını kutladı­ğımız bugünlerde, tekrar eski. hatalara dü-şülrniyerek Denizbank'ı biran evvel kur­makla beraber, hususî teşebbüsü teşkil e-den armatörlüğü de köstekleyen kararların ilgasını temenni ederiz.

Bayram...

6Temmuz1951tarihli Yeni Sa-! bah'tan

Bugün İslâm âleminin en büyük günlerin­den birini idrâk etmiş bulunuyoruz. Dünyanın dört köşesine yayılmış (450) mil­yonluk kitle, aynı dinî hislerle dolu olduğu halde bir nevi vahdet manzarası göstermek­tedir. Hüzün ile itiraf etmek lâzımdır ki, henüz bu âlemin mühim bir kısmı, hürri­yet ve istiklâline sahip olamamış, yabancı ve istismarcı memleketlerin ellerinde bu­lunmaktadır. Afrikamn bütün şimal kıyısı Fas, Cezayir, Tunus ile bu acıklı durumda­dır. Trablusgarp ve Bingazi, son zamanlar­da bir nevi muhtariyet idareye sahip ol­muşlardır. Maamafih buralarda istiklâl tam değildir.

Buna mukabil, son birkaç sene içinde, iki büyük islâm camiası istiklâl ve hürriyetle­rine kavuşmuşlardır. Pakistan ve Endonez­ya'yı kasdetmek istiyoruz. Pakistan (80) milyonluk nüfusiyle en kalabalık İslâm devleti olmak mevkiine yükselmiştir. Fa­kat teşkilât bakımından henüz çok kuvvet­li denilecek bir mevkide değildir. Hele bü­yük ve yakın komşusu Hindistan ile Keşmir hususundaki ihtilâf ve gerginlik, her iki yeni hükümetin de aleyhindedir.

Tam Asyalı bu iki büyük hükümetin, ara­larındaki görüş farkını bertaraf ederek eiele vermeleri ve maddeten yükselmek için bütün gayretlerini teksif eylemeleri ne kadar temenniye değer. Çünkü, hem Hin­distan, hem Pakistan içtimaî teşkilât bakı­mından en mütekâmil bir safhaya ulaşmış. değillerdir. Yeni kavuştukları hürriyet sa­yesinde, medeniyet sahasında kate de çek­leri daha çok mesafeler vardır. Binaenaleyh ilk adımlarda nizalarla uğraşmak kıymetli kuvvetlerin heder olmasını intaç eder. Bu­günkü İslâm âlemine bakıldığı vakit Tür-kiyemizin, birinci plânda ve en büyük ön­der olarak parladığı, gurur ile müşahede edilir.

Bir buçuk asırdan beri Avrupa medeniyeti ve Garp dünyası ile temas halinde bulun­mamız, onların çalışma metod ve maddî kuvvetlerinin sırlarını iyice kavramış bu­lunmamız, Türkiyemiz için en büyük üs­tünlüğü sağlamıştır. Mazinin bağlarına sım­sıkı takılarak hareketsiz ve mumvalaşmış j;ibi râkid kalmak, her türlü ilerlemeğe en­geldir. Şuursuzca hareketlerle her tebed­dülü, her değişikliği bir terakki addetmek ve alkışlamak da aynı derecede terakkiye mânidir. Milletler benliklerini, -hususiyet­lerini, meziyetlerini ve ahlâklarını muha­faza ederek ve kendilerini yeni hayatın icaplarına intibak ettirerek muttasıl yük­selmek yol ve çarelerini bulurlar. Bu bab-da İngilizleri örnek almak kabildir. Hem geleneklerine, mazilerine, düşünce ve inanç­larına sadık kalmasını bilmişler, hem de taassubun, dar kafalılık gayyasına düşme­mek yolunu tutmuşlardır.

Milletlerin mazideki köklerinden birdenbire kopup ayrılmaları, tarih, din, dil ve bütün bağları kaldırmalarının iyi netice verdiği, tarihte görülmüş değildir.

Müslüman dünyası için mübarek olan bu­günün Türk Müslümanlık için de mutlu olmasınıdileriz.

Atina - İstanbul...

9 Temmuz 1951 tarihli Cumhuri-yei'te-n

Okuyucularımızın hatırında olsa gerektir; bundan iki sene kadar evvel, Atina'da bi­zim futbolcularımızla İtalyan millî futbol takımı arasındaki maçtan sonra çıkan ve her saman tesadüf edilen küçük bir hâdi­senin mevzi ile sürümemesi yüzünden Tür­kiye ve Yunanistan arasındaki spor müna­sebetleri kesilmiş ve bu küçük hâdiseyi hakikate irca edemiyen salâhivetli unsurla­rın ataleti yüzünden de siyasî münasebet­lerimiz bile şeker renk olmuştu.

Burada Türk - Yunan siyasi ve iktisdaî, hattâ askerî işbirliğinin lüzumu hakkında artık fikir beyan etmenin geç kalmış bir vaiz olacağı kanaatinde olduğumuz için, vakıaların ışığı altında zaten bütün cepho-leriyle herkese ayan olmuş olan bu zaru­reti izaha lüzum görmeyiz. Ancak qok defa vaktinde önlenememiş olan. ehemmiyetsiz ufunetlerin geciktikçe yayılması nev'inden tesiri-sen i si em iş olan bu hâdisede, iki mem­leket arasındaki münasebetlerin normalleş­tirilmesi ve 'tarafların hakikî dostluk his­lerini bir kere daha teyid etmeleri lüzumu­nu İhsas, hattâ ihtar etmekte idi. Gerçi Yunan askerî futbol ekibinin Türk Ordu takımile, memleketimizde yaptığı maçlar bu yolda iyi bir adım teşkil etmişti. On­dan sonra Türk atletlerinin Atina'da yap-tıkian parlak temaslar da bu adımı sıklaş­tıran bir teşebbüs idi. Lâkin hayretle gö­rüldü ki bizim Ordu takımının ve İstanbul Şehir Tiyatro trupunun Atina'ya gitmesine Atina Sefaretimiz bir hâdise çıkmasından endişe ederek dostluğu takviyeye matuf bu teşebbüslere mâni oldu.

Halbuki iki tarafın samimî arzularına rağ­men bazı vahimeli unsurların tesirile du­raklamış olan dostluk tezahürlerini mutlaka temadî ettirmek ve şu eski ve köhne hâ­diseyi silmek lâzımdı.

Bu sırada Gazeteciler Cemiyeti bayram ta­tilinden, istifade ederek İstanbul Sergi Ko­mitesinin müzaheretile tertib etmeyi dü­şündüğü futbol maçlarını iyi bir vesile bil-

di ve Türk dostluğu ile tanınmış Atina Belediye Reisi M. Kociyas'ın cok kıymetli yardımîyle Atina'lıları İstanbul'a davet et­ti. İsrailli dostlarımızın da katıldığı turnu­vanın tam başarı ile yapılmış olmasından ayrı olarak misafir sporculara karşı İstan­bul halkının gösterdiği hüsnükabul, Atina Belediye Reisi M. Kociyas'ın da İstanbul Belediyesinin davetini kabul hususunda gösterdiği alâka, Atina'da bozulmuş olan iyi münasebetlerin daha kuvvetli bir şekil­de İstanbul'da tekrar tesisine muvaffakiyet Basıl oldu.

İki tarafı da — maalesef — lüzumundan fazla üzmüş olan bu hâdiseden alınacak bir ders vardır ki; artık ahvalin icbarı ve talih beraberliği yüzünden bir cephede dö­vüşmesi mukadder olan bu iki memleket evlâdı, bundan sonra, kontrol altına alın­ması kabil olmıyan unsurların tesiri veya nagihanî bir heyecan sevkile vukubulması muhtemel küçük hâdiselere her yerde olan vak'alardan fazla ehemmiyet vermemeyi bilmeli ve gene iki memleket müdiranı da karşılıklı yüksek menfaatlerin küçük his­lerin tesiri altında hırpalanmasına asla müsamahaetmemelidirler.

Politik ve jeopolitik sebebi erle birbirine yaklaşmış olan iki memleketin âlî siyaseti, futbol maçlarının köpükleri arasında bozu­lursa, bunun vebali maç tiryakilerine değil, bu tiryakilere yakasını kaptıracak mes'ul idarecilere ait olur. Onun içindir ki; iki sene sonra ve bir hayli gayretle düzelmiş ve düzelişi iki memleket çocuklarını sevin­dirmiş olan münasebetleri herkesin el süre­ceği seviyeden biraz daha yukarıda tutmak iki tarafın da en eiddî kayg'usu olmalıdır.

Bir yalan daha yakalandı...

Yazan: Mümtaz Faik-Fenik

11 Temmuz 1951 tarihli Zafer'den

Geçen gün Cumhurbaşkanımız Celâl Ba-yar. Sarıyar Barajındaki inşaat vaziyetini tetkik ettikten sonra, Ankara'ya döner­ken, Beypazarı'nda kendisini büyük sevgi ve saygı tezahürleriyle karşılayan halkla konuşmuş ve bu arada göçmenler vaziyeti hakkında da izahat almıştır. Bu mevzuda gazetemizde çıkan haberin içinde bir göç­menin gayet güzel sözleri vardı ki, bunu bu sütunlarda bir defa daha belirtmeği zevkli bir vazife telâkki ederiz.

Sayın Celâl Bayar, halkla ziraat vaziyeti, göçmen meseleleri etrafında konuşurken bir göçmen vatandaş ortaya gelmiş ve ken-. dişine şöyle demiştir:

«— Bundan beş buçuk ay kadar evvel, İs­tanbul misafirhanesinde bizi ziyarete gel­miştiniz. Ve hatırımızı sorarak bize »Hoş geldiniz» demiştiniz. O zaman biz, ana­yurda yeni gelmiştik. Henüz misafirdik, Şimdi buraya yerleşmiş bulunuyoruz. Evi­miz, barkımız var. Bugün siz bize misafir Keldiniz. Biz size «Hoş geldiniz!» diyoruz.

Cumhurbaşkanımız, diğer göçmenlerin vazi­yeti hakkında da malûmat almış, orada bulunanlar, Beypazarmda 53 hane göçmen bulunduğunu, hepsinin yerleştiğini, ve hep­sinin de iş güç sahibi olduğunu memnun­lukla beyan etmişlerdir.

Beypazarmda yerleşen göçmenler gibi yur­dun daha birçok yerlerinde binlerce, onbin-lerce göçmen anayurdda birer müstahsil unsur olmuşlar ve mesut bir halde yaşama­ğa başlamışlardır.

Hakikî vaziyet bu iken, bir de Halk Parti­sinin meşhur propagandacısı Şemseddin Günaltay'ın İstanbul C.H.P. kongresinde söylediği tamamen yalana ve düzene da­yanan, sözlerini gözden geçirelim: Eski Baş­bakan bu kongrede göçmen işlerinin peri­şan bir halde olduğunu iddia etmiş, mem­lekete giren 130 bin kadar göçmen ailesin­den henüz bir ailenin — dikkat buyurulsun, bir tek ailenin — yerleştirilmediğini, mu­vakkat iskânın tamamlanmadığını, ırkdas.-larımiK arasında sefalet başladığını, ölüm nisbetinin arttığını ve hattâ bazılarının dilendiklerini bile söyliyerek, herkesin kö­zü Önündeki hakikatleri baştan başa değiş­tirmekten çekinmemiştir.

Karilerimiz bu beyanatı isterlerse 23 Ha­ziran tarihli Ulus'un beşinci sayfasının 3 üncü sütununda ve Vatan gazetesinin aynı tarihli sayısında görebilirler.

Simdi, hakikatler gayet açık bir şekilde or­tada dururken, sabık Halk Partisi iktida-nnın son Başbakanı Şemseddin Günalta­y'ın bu sözlerine ne mâna verilmek lâzım geldiğini umumî efkârın takdirine bırakı­yoruz. İşte canlı misal meydandadır. İşte Şemseddin Günaltay'ın sözleri de yine meydandadır. Dürüst muhalefet, müsbet tenkid bu mudur? Bugün memleketin hangi bölgesine giderseniz gidiniz, oralara gön­derilen göçmenlerin tamamiyle iskân edil-diklerinive sür'atle müstahsil bir hale gel­diklerini görürsünüz. İzmir'de böyledir, An­talya'da böyledir. Ankara ilçelerinde böy­ledir .Hulâsa her yerde vaziyet aynidir.

Daha dün gazetelerde Toprak ve İskân Genel Müdürünün Edirne'de verdiği bir be­yanat intişar etmiştir. Bunda on binlerce göçmen ailesi için neler yapıldığı uzun boyluanlatımı aktadır..Muhaliflerimiz,

herkesin gözü önünde cereyan eden hâdi­seleri bu şekilde tahrif ederler ve tama-miyle asılsız propagandalarla ortalığı iğ­fale çalışırlarsa, diğer mevzularda nasıl ko­nuşurlar artık siz hesap ediniz! Herkes gayet iyi bilir: Demokrat Parti iş başına geçtikten kısa bir müddet sonra birdenbire bu göçmen meselesiyle karşı­laştı. Bulgaristan'dan gelecek soydaşları­mızı sür'atle iskân etmek, bunlara is bul­mak, kendilerini bir an evvel müstahsil hale getirmek hakikaten üzerinde durulması gereken bir büyük dâva idi. Yeni iktidar bu işe lâyık olduğu derecede ehemmiyetle sarıldı. Bir taraftan Hükümet, bir taraftan millet seferber oldu. iskân meselesinin düzenle yürümesi için elden gelen bütün gayretler sarfedildi. Ve herkesin gayet iyi "bildiği gibi, göçmen ve mültecilerin mem­lekete alınması, ve bunlarm yerleştirilme­di işi sür'atle bir nizama bağlandı. Yuka­rıda da bir misalini verdiğimiz gibi, bugün göçmen dâvası muntazam bir şekilde yürü­mekte ve bundan yurdumuza Relcn soydaş­larımız da, buradaki vatandaşlarımız da, memnunluk duymaktadır. İşin iç yüzü bu iken, Şemseddin Günaltay gibi yaşlı başlı bir zatın, ve nede vaktiyle Hükümette büyük mes'uliyeUer deruhte ■etmiş ve Başbakanlık yapmış bir profesö­rün parti propagandası için bu şekilde yalan konuşması, düpedüz ayıptır; ve dü­rüstlükle asla telif edilemez bir harekettir. Muhalefet bir defa daha suçüstü yakalan­mıştır. İşte dünkü iktidarın bugünkü hazin hali!

Yeni Namzetler...

12 Temmuz 1952 iarihli Yeni Sa-bah'ian

Partiler, dün de işaret ettiğimiz gibi, ara seçimleri için şimdiden hazırlık yapmağa başlamışlar ve bazı namzetlerin1 isimlerini ileri sürmüşlerdir. Bilhassa muhalefet par­tilerinden Halkçılar, adayların adlarını, hakikî veya tecrübe mahiyetinde gazete ■sütunlarına akseltirmişlerdir. İktidar par­tisi henüz bu hususta fazla malûmat ver­mek ister görünmemektedir. Yalnız İstan­bul Valisi, kendisinin Eylülde milletvekil­liği için teşebbüste bulunacağını reddetmiş ve idarî vazifede devam niyetinde olduğu­nu tebarüz ettirmiştir.

Halkçıların ön plâna geçirmek istedikleri ■simaların seçilmesinde, çok büyük dikkat ve hassasiyet gösterildiği seziliyor. Demok­rasi hevesi bu partide kabardıktan sonra, şeflik ve tek particilik devrinin kodaman-

larından ziyade, yeni ve genç elemanlara dayanılmak isteniliyor. Adaylar arasında Profesör Nihat Erim, İsmail Rüştü, Kasım Gü-Iek gibi kimselerin bulunması, eski ve kökleşmiş metod ve zihniyetlere fazla ilti­fat olunmıyacağım göstermektedir. Maa-mafih listelere sokulacağı rivayet olunan bazı isimler üzerinde, şimdiden durmak ve dikkat nazarı çekmek bu parti hesabına zarurîdir. Namzetler arasında Şevket Ada-ian'ın da, İzmir'den ismi karışması, her tarafta, ancak hayret- ve teessüf uyandır­mıştır. Bu zatın nefreti mucip Varlık Ver­gisi tedhişi faslında en faal rol oynaması ve Fuad Ağralı ile Saraçoğlu'ların sağ kolu vazifesini görmesi, ve bu noktaların bir mesai arkadaşı tarafından yazılan bir eserde bütün çıplakhğile teşhir edilmesi ar­tık politika hayatında bu sahsa fa2İa bir yer verilmiyeceği kat'î kanaatini uyandır­mış idi. Eski Defterdar, çok hücumlara uğrayan eserinde, Şevke t'in rolünü bütün çıplaklığı ve çirkinliği ile teşrih ve teşhir etmektedir. O, tamamile bir zulüm ve iş­kence âleti olmak vazifesini üzerine almış ve Saraçoğlu ile Ağralı'nın aletlisini bazen seve seve, bazen de mevki ve külah kap­ma ümidile yapmıştır. Bilâhare bu hizmet­lerinin mükâfat ve cazihesini bol bol almış ve Bakanlıklara kadar getirilerek taltif e-dilmiştir. Varlık Vergisi faiciasının bir le­ke teşkil ettiği muhakkaktır. Medenî bir cemiyet zihniyeti ile telifi kabil olmayan ve yapıldığında da artık şüphe caiz bu­lunmayan tasnifler, vatandaşlar arasındaki elim tefritler, bu işlere elleri bulaşmış o-kınların bir daha âmme umurile iştigal­lerine müsait olmamak icap eder. Halkçı­lar nasıl olur da, demokratik bir sisteme girdikten ve onun esaslarına uymak için gayretler sarf et tiklerini söyledikten sonra. bir Şevket Adalan'a mebusluk listelerinde, yer vermek gafletinde bulunurlar. Sevket'in kazanıp kazanmaması ayrı bir dâvadır. Mühim olan cihet bir siyasî partinin hâlâ eski hatâlarından en mühimlerini kabul ve itiraf etmek hususunda tecahül veya te-gafül göstermesidir. Bir adamın iyi bir âlet, uysal bir maşa veyahut canlı bir partizan olması bu gibi mükâfatlara sebep olmalı mıdır? Olabilmeli midir? Bu gaflet ne va-kite kadar...

Atatürk Kanunu...

Yasan: Nadir Nadi

17 Temmuz 1951 tarihli Cumhuri­yet'ten

Anayasaya aykırı olmadığına dair bir oy farkla (Başkanın oyu) Komisvondan çıkan

Atatürk Kanunu, yarın Büyük Millet Mec­lisinde yeniden görüşülecektir. Bu cok na­zik konu üzerinde yanlış anlaşmalara mey­dan verilmemesi ve rejimin menfaatlerine en uygun bir neticeye varılması bizim bi­ricik kaygumuzdur.

İlkönce şurasını belirtmek isteriz ki, Ata­türk'ün aziz hâtırasına bağlılık hususun­da, Millet Meclisi ezici çoğunluğu ile yek­pare bir kaya gibi ayaktadır. Bir parça iz'an sahibi olup da bu Büyük Adamın İstiklâl Savasında ve ondan sonraki inkı­lâp devrinde, gördüğü hizmetleri takdir etmemeğe zaten imkân var mıdır? 20'nci yüzyıl Türk mucizesinin ön safında yer alan daimî kahraman elbette Atatürk'tür ve daima Atatürk kalacaktır. Sunulan ka­nunun itirazlara uğramasını bahane ederek Mecliste güya bir Atatürk düşmanlığı var­mış Sİbi bir düşünceye kapılmak yanlıştır. Gerek Adalet ve Anayasa Komisyonların­da, gerek Umumî Heyette kanun projesini tenkid eden milletvekillerinin çoğu Ata­türk'e en az o projeyi savunanlar kadar bağlıdırlar. Tenkidler, daha ziyade varıl­mak istenen hedefe bu metnin elveremiye-ceği kaygusundan doğmak tadır.

Başbakan Adnan Menderes'in evvelki gün Eskişehir D. P. kongresinde söylediği gibi, Atatürk heykellerine karşı girişilen taarruz­lar «Abidelerin taşım, tuncunu değil, on­ların temsil ettiği inkılâbı» kasdetmekte-dir. Esasen şimdiye kadar yurdumuzun bir çok köselerine dikilmiş olan heykel ve büstler de Atatürk'ün unutulmaz çizgileri sayesinde gene sadece inkılâbı temsil et­mek gayesini güder. Kurtuluş Harbi ve Türk devrimi olmasaydı Atatürk elbette lâalettayîn bir paşadan başka bir şey olmı-ya.cak, devrini öylece tamamlayıp göçe-cekti. Atatürk heykellerine saldıranlar ha­kikatte Türk inkılâbın; yıkmak istedikleri içindir ki Atatürk'e ve eserine aşkla bağ­lanan vatandaş haklı olarak düşünüyor:

— İnkılâbı korumak için en uygun tedbir bu mudur?

Farzediniz ki Ticanîlerin hepsini yakaladık ve heykel kıncılariyle Atatürk sovücüle-rinin cezasını 10 yıla çıkardık. Böylelikle inkılâbı ve Atatürk'ün ("taştan, tunçtan gayri) bugün yaşayan'asıl varlığını koru­yabilecek miyiz? Adı geçen proje bu şe­kilde kanunlaştığı takdirde din simsarları­nın faaliyeti duracak mıdır? Atatürk hey­kellerine dokunmağa cesaret edemiyen yo­bazlar doğrudan doğruya inkılâba pala sal­lamaktan çekinecekler midir? Kadını eve kapamak, Arab harflerine dönmek. Mede­nî Kanunu lâğvetmek, onun yerine şeriat ahkâmınıyenidentesisetmekgibiyarı


açık, yarı gizli hâlâ devam eden propa­gandalar böyle tedbirle önlenebilecek mi­dir?

Unutmamalıdır ki, inkılâbı temsil eden eserler sadece Atatürk heykellerinden de ibaret değildir. Yarın bir yobaz çıkar da, meselâ Menemen'deki Kubilây âbidesini kırarsa, bu hareket mubah mı görülecek­tir?1

Bizim kanaatimizce inkilâbları koruyabil­mek için ilkönce yürürlükteki kanunları iyi tatbik etmek, gerekirse bunları kuvvet­lendirmek lâzımdır. Kıyafet Kanununa. Harf Kanununa aykırı hareketlere maalesef bir müddettir sıkça rastlanmaktadır. Dini siyasete âlet etmek hedefini güden teşeb­büslere karşı mevzuatımızı yeniden göz­den geçirmeğe de ihtiyaç vardır. Bunun dışında inkılâbı temsil eden her türlü sanat eserlerine (heykel, büst, resim, levha ve-saireye) karşı işlenecek suçlara ağır ceza­lar konmalıdır. Sinesinde memleketimizin en kuvvetli hukukçularının yer aldığı Bü­yük Millet Meclisi, Atatürk'ü ve eserini gerçekten koruyacak hukukî formül hangisi ise onu bulmakta elbette güçlük çekmıye-c ektir.

Amerikan Senatörleri Anka­ra'da...

Yazan: Mümtaz Faik Fenik

17 Temmuz 1951 tarihli Zafer'den

Amerikan Ayanı Haricî Münasebetler Ko­misyonu üyelerinden sekiz Senatörle, A-merikan Dışişleri Bakan Yardımcılarından Jack McFall, ve Amerikan Yüksek Savun­ma Heyetinden mühim şahsiyetler, dün­den beri .Ankara'nın misafiri bulunmakta­dırlar. Kendilerini Türkiyenin başkentinde selâmlamakla bahtiyarlık duyarız.

Bu Amerikan Heyetinin ziyaretlerinden maksat, muhtelif Avrupa memleketlerine yapılan askerî ve iktisadî yardımların na­sıl kullanıldığını ve daha ne gibi ihtiyaç­lara lüzum hasıl olduğunu tetkik etmek ve böylece kendi hükümetlerine görüşlerini bildirmektir. Ziyaret programında Ankara-dan başka Londra, Madrid, Roma, Frank­furt ve Paris dahildir.

Ümit ederiz ki Amerikan Senatörleri ve he­yete dahil bulunan diğer zevat Türkiyenin dünya barışı dâvasına büyük ölçüde yap­tığı yardımları, bizzat müşahede ve takdir edecekler, ve memleketimizden çok iyi in­tibalarla ayrılacaklardır. Bundan dolayı bu ziyaretin iki devlet arasındaki münasebetIerin daha fazla inkişafına hizmet edece­ğini, ve esasen mevcut dostane münasebet­leri daha da arttıracağını söylemek vazi­femizdir.

Amerika umumî efkârı Türkiyeyi ve Türk­leri çok iyi bilmektedir. Bilhassa Kore me­selesinde müşterek dâvaya, gözümüzü kırp­madan, yoptığımız yardım dolayısiyle. Tür­kün kahramanlığı ve alide vefası, en kısa bir zaman zarfında, Amerikanın her tara­fına geniş ölçüde yayılmıştır. Amerikan Senatörleri buradaki temasları neticesinde memleketimizi elbette daha yakından ta­nıyacaklar, ve Amerikaya döndükleri za­man, Türkiyenin Orta Şarktaki büyük kud­ret ve kuvvetini kendi milletlerine daha iyi izah edeceklerdir.

Siyaset adamlarının, dostluk münasebetleri kurdukları ve bilhassa müşterek emniyet için beraber çalışıp mukadderat birliği-yaptıkları memleketleri ziyaret edip orada­ki gayretleri görmlerinde daima büyük bir fayda vardır. Çünkü böylece gazetelerde yazılanlar, radyolarda söylenenler bizzat müşahedelerle yerinde teyid edilmiş olacak ve şahsî dostluklar ve temaslar, iki mem­leket arasındaki bağları çok daha kuvvet­lendirecektir.

Türkiye coğrafî durumu itibariyle, bugün Akdeniz bölgesindeki komünizm tehlikesi­ne karşı asılmaz bir kaledir. Türk mille­tinin vatanını herhangi bir istilâya karşı kanının son damlasını akıfıncaya kadar müdafaa edeceği artık bütün dünyaca bi­linen bir hakikattir. Yalnız barışın korun­ması enirinde seferber olan Türk cengâ­verliği ve kahramanlığı dost Amerikanın maddî kaynaklariyle birleştiği zaman, bîr mütecaviz istilâ emellerini tatbik mevkiine koymazdan evvel uzun uzun düşünecek, ve bu hırsın kendisi için ne büyük bir felâket olacağını anhyacaktir. Amerikan Senatör­lerinin ve diğer devlet adamlarının bu noktayı Ankara'da bir defa daha tesbit ederek memleketlerine o intibalarla döne­ceklerine inanmak sağ duyunun hakkıdır.

Su muhakkaktır kî, Türkiye kendi­sine yapılan askerî yardımları en iyi kullanan bir memlekettir. Fakat yalnız askerî yardımla iktifa edilemez. İktisadî yardımın da arttırılması ve hızlandırıl­ması lâzımdır. Millî bünyeleri, iktisa­dî refahın çok daha kuvvetlendirdiğini kim­se inkâr edemez. Türkiyenin ekonomjk gü­cünün artması, elbette bansın korunması enirinde daha mühim faydalar Bağlıyacak­tır, Hiç şüphe yoktur ki, Türkiye bu ikti­sadî yardımları da askerî yardımlar gibi daimayerindekullanacaktır.Memleketimizin Akdeniz'le Karadeniz arasında uza­nan hususî vaziyeti RÜzünündc bulunduru­lacak olursa, yapılan iktisadî yardımların hiç de kâfi olmadığı kendiliğinden anlaşılır. Bunun takviyesi artık bir zaruret halini al­mıştır. Türkiye'ye yapılacak her türlü yardımların barış cephesini daha çok kuv­vetlendireceği muhakkaktır. Çünkü mem­leketimiz coğrafî bakımdan Akdenizin, do­lay isiyle Avrupanm. siyasî bakımdan müş­terek emniyetin kilit noktasıdır.

Amerikan Senatörlerinin ve devlet adam­larının bu hakikati bir defa da burada tesbiL ederek memleketlerine döneceklerine ve bu hususta gereken süratli teşebbüsleri yapacaklarına eminiz..

Hacılara izin yok...

Yazan;Nadir Nadi

21 Temmuz 1351 tarihli Cumhuri­yet'ten

Arabistan Yarımadasında bir müddettir hüküm süren kolera salgını yüzünden Hü­kümetimizin ■ bu yıl hac seferlerini yasak edeceği söyleniyor. Bakanlar Kurulunun önümüzdeki hafla bu hususta müsbet bir karara varacağını umuyoruz.

Bir çok ağır isler arasında yurdun sağlığını korumak vazifesini de sırtında taşıyan Hü­kümet, hac mevsimi henüz başlamamışken elbette gerekli tedbirleri almakta gecikmi-yecektir. Hacı adayı vatandaşlarım 12 m gurbet illerinde bulaşıcı hastalıklara yaka­lanıp mahvolmasını, yahut o hastalıkları yurdumuza sokarak burada epidemilere meydan vermesini bu asırda kayıtsızlıkla seyretmeğe imkân göremiyoruz. Geçenlerde ((Cumhuriyet 11 te yazdığı iki olgun yazıda vukuflu din adamımla Ömer Rsza Doğrul, hac diyarında görülen uygunsuz şartlardan. uzun uzun şikâyet etmiş, lıacca gitmek is­teyenleri yola çıkmazdan önce epeyce dü­şünmeğe çağırmışlı. Bir zamanlar Osmanlı ülkesinin bir parçası olan o diyarlar, bugün yarı bağımsız bir devlet halinde idare edil­mektedir1. Tabiî kaynakları zayıf, ekonomik takati yetersiz olduğundan, bu devletin başlıca geliri hacıların bıraktığı dövizlerle sağlanmaktadır. Hacılar ise orada geçir­dikleri bir kaç hafta boyunca bir çok tehli­kelerle karşılaşmaktadırlar. Sağlık şartları kötüdüT. Yatacak, yiyecek ve içecek ihti­yaçları tatmin edilememektedir. Allah rızası için bir bardak su isteseniz bunu bazan bir Türk lirası ödemekle elde edebileceksiniz-dir. Tanrı esirgesin, işin içine bir de salgın hastalık bahsi karıştı mı, sevab işleyim derken, insan hem tatlı canından olur, hem de o hastalığı başka din kardeşlerine aşı­lamak suretiyle üstelik bir de günaha girer. Onun için biz Hükümetin bu noktada titiz davranmasını yerinde buluyor ve yakında kesin bir yasak kararma varmasını diliyo­ruz.

-Zaten hac konusunda, biz, dört bes. yıldir tutulan yolun demokrasiye de. inkılâba da, millî ekonomi prensiplerine de aykırı ol­duğu kanaatindeyizdir. İslâm dîni, hali vak­ti yerinde olan Müslümanların Ömürlerin­de bir defa hacca gitmesi esasını koyduğu zaman ortada millî ekonomi, döviz tahdi­datı, pasaport. Sınır gibi bir takım zaru­retlerden eser yoktu. Bövle olduğu halde ailesinin nafakası pahasına hac seferini göze alan bir Müslümamn hareketini Kur'-an makbul saymaz. O devrin ailesi ise bu devrin milleti demektir. Ne kadar zengin olursa olsun, hiç bir vatandaş bugün pa­rasını dilediği Sibi yabancı memleketlere çıkaramaz. Kendi hesabına tedavi görmek üzere seyahat etmek isteyen paralı hasta­lara Hükümet döviz müsaadesi vermekten çekinmektedir. Mesleğine dair dışarıda in­celemeler yapacak bir doktor, bir Üniver­site profesörü bir çok güçlüklere uğramak­tadır. İstisnasız bütün vatandaşlar bu va­ziyette iken sadece hacı adaylarına seyahat kolaylığı gösteren bîr Hükümete lâik sıfa­tını yakıştırmak güçtür. Böyle bir Hükü­met düpedüz klerikal sayılır. Seyahat hür­riyeti şüphesiz demokratik hakların başta gelenlerinden, biridir. Herkes dilediği zaman dilediği yere gitmekte serbesttir. Fakat hu konuda vatandaşları ayrı ayrı muameleye tâbi tutmak, umumî mevzuat çerçevesi içinde hususî müsaadelere yer vermemek gerektir. Düşününüz ki buradan uçağa bi­nen bir hacı adayı, milletin alın terini ifa­de eden elindeki dövizden mühim bir kıs­mını uçaktan iner inmez yabancı bir dev­let maliyesine «ayak bastı» parası olarak ödemektedir. İçtimaî adalet öyle emreder ki, bizim devlet de aynı miktarda bir pa­rayı hareketlerinden önce bu kabil vatan­daşlardan «ayak kesti» parası olarak alsın ve bütçeye koysun. Hac seferleri için bir yılda harcanan para ile yurdumuzda kaç yetimi okutmak, kaç fakiri doyurmak, kaç "hastayı iyi etmek imkânı bulunduğunu dü­şündükçe memleket namına üzülmemek el­den gelir mi?,

Dediğimiz sibi bu konuyu lâik ve demok­ratik esaslara göre yeniden incelemek ve her bakımdan en doğru karara varmak Hükümetimizin ihmal edemiyeceği bir me­sele ha İme gelmiştir.

Eyeî ve Hayır...

Yasan: Nadir Nadi

28Temmuz1951iarîhîi Cumhuri-

yei'ien

Halkevlerinin durumu ve umumiyetle C. H. Partisinin malları hakkında Hükümetle muhalefet arasında aylardan beri sürüp giden konuşmalar bir netice veremediği için, son günlerde. Demokrat Parti Meclis GruDu tek taraflı olarak bir Müsadere Ka­nunu tasarısı hazırlayıp Meclise sunmaya karar verdi. Böylelikle partiierarası müna­sebetler yeniden tehlikeli bir şekilde bo zulmaya yüz tuttu. Demokrat Parti Mec­liste ezici çoğunluğu elinde tutan bir kuv­vet olduğundan, Halkçılar bu hareketi hu­kuk devleti mefhumuna aykırı buluyor, iktidarı mülkiyet hakkını ayaklar altında çiğnemekle suçlandırıyorlar.

Tek parti devrinde ve inkılâb yıllarında Halk Partisinin çeşitli yollardan pek çok mal mülk edindiği bilinen bir şeydir. Parti ile devletin hemen hemen aynı varlık sa­yıldığı bir devirde Hazineye ait kıymet­lerden lüzumlu görülenler parti adma ta­puya kaydettirilmiş, lâğvedilen bazı teşek­küllerin emvali beri tarafa aktarılmış, e-mir veya hibe usuîile bir takım binalar partinin mülkiyetine geçirilmiştir.

Tek parti devri sürüp gittiği müddetçe, o zamanki iktidar, Halkevleri adı altında toplanan tesisleri daha ziyade inkılâbın kökleştirilmesi, millî kültürün işlenmesi yolunda kullanmağa çalışıyor ve kendisini devletle bir tuttuğu için de, bu uğurda yaptığı masrafları Belediye ve Hususî İda­re bütçelerine, hattâ Umumî Muvazene bütçesineyüklemektençekinmiyordu.

Tek parti devri son bulduktan sonra, bu halin devamı imkânsızdı. İktidarda olsun, muhalefette olsun, bütün siyasî teşekküller kendi yağlariyle kavrulmak, millete yük ol­mamak zorunda idiler. O zamanki muhale­fet organı Demokrat Partinin ısrarlı iddia­ları karşısında nihayet Halk Partisi de du­rumu kavramış ve son yıllarda Halkevleri­ni siyasi maksatlar uğrunda kullanmak âde­tinden vazgeçmişti. Fakat tek parti zama­nından kalma, çoğu muvazaa yoliyle elde edilmiş, bir kısmı muhteşem sarayları an­dıran bin küsur binayı devlet bütçesinden yardım görmeksizin sırf kendi imkâniarîyje korumak, tamir etmek ve yaşatmak da pek güç bir şeydi. Sonra bu binalar ne işe yarayacaktı? Devletin resmî ideolojisi res­men ortadan kaldırılmıştı. Milletin malı olduğu Halk Partisince de kabul edilen bu yerlerde politika da yapılmadıktan sonra ne konuşulacaktı? 14 Mayıs seçimleriadeiî çok ünce, eski iktidar partisi, elindeki Halk-evlerinden bir kısmını kendine gelir sağla-mak üzere suna buna kiralamaya başladı. Gençliğin kültürünü yükseltmek gayesile bazan pek israfa kaçılarak — millet pa-Tasile yapılmış o güzelim binalarda, bakı­yordunuz, özel iş adamları halka kötü A-raerikan filmleri gösteriyor, piyasa şarkıcı­ları meyhane musikisi dinletiyor, balolar, müsamereler veriliyordu. İktidar değişiminden sonra bu hale bir son verilmek istendi ve muhalefet ile Hükümet atasında Halkevlerinin durumuna dair ko­nuşmalara başlandı. Yanılmıyorsak Halk Parüsi adma sayın Faik Ahmet Barutçu'-nıın yürüttüğü bu konuşmalar bugüne ka­dar neden bir neticeye bağlanamadı bilmi­yoruz. Fakat Hükümetle bir anlaşmaya varmak istediğini vaktile açıkça beyan et­tiğine göre. Halk Partisinin de, bu bina­ların mülkiyeti üzerinde kesin bir iddiası olmadığını kabul etmek gerekir. Hal böyle iken işin birdenbire böyle bir

mecraya dökülmesini biz anlayamıyoruz. Daha iktidarda iken millete aidiyetini zım­nen açıkladığı binalar için Halk Partisi Simdi niçin illâki «benim de benim» diyor? Arada ne konuşuldu, hangi nokta üzerinde dikenler belirdi? bilmiyoruz.

Bununla beraber, siyasî mahiyeti çok ağır basan böyle hukukî bir ihtilâfın Demokrat Parti tarafından Büyük Millet Meclisi kanalı ile tasfiyesi yoluna gidilmesini biz doğru bulmuyoruz. Hukuk devleti dediği­miz rejimin memleketimizde kurulması ve yürütülmesi için ilk şart kuvvetler ayırımı prensipİne inanmak ve onu doğru dürüst tatbika çalışmaktır, iktidarı ele geçiren bir parti, sırf iktidarda olduğuna dayanarak hâdiseleri tek. taraflı bir görüşle inceleyip karara bağlayamaz. Ortada çözülmesi ge­reken bir hak dâvası olduğuna göre, bunu Adalet cihazının tarafsız varlığına ema­net etmek, bu mümkün değilse Üniversite otoritesinin tamamile ilmî görüşüne bırak­mak lâzımdır. Aksi takdirde körpe rejimi­mizi içinden çıkılmaz güçlüklerle karşılaş­tırmış oluruz.

—İzmir :

1951 yılı Frankfurt, Hannover ve Co-lonya ilkbahar fuarlarında teşhir edi­len ve bugünlerde de Almanya'nın birçok şehirlerinde teşhir edilmek üze­re olan şaraplarımızın gördüğü rağbet hakkında alman malûmata göre, Al­manlar Misket şaraplarımıza büyük rağbet göstermişlerdir. Şimdiye kadar yapılan satışlarda Türk malı Misket şaraklarmin halen Alman piyasalarına karşı başarılı bir rakip olarak çıkabi­lecek durumda olduğu anlaşılmaktadır.

Misketten sonra Almanların bizden al­mak istedikleri şarap nevi olarak Pa-paskarası şarapları gelmektedir.

İZ Temmuz 1951

—Ankara :

•Natinoal ]STewsletter, adîi haftalık si­yasi bülten Türkiye, Yunanistan ve Nato (Şimalî Atlantik Paktı Teşkilâtı) başlıklı yazısında mezkûr memleket­lerin Pakta alınması hususunda Ame­rika tarafından yapılan teklifin üze­rinden iki aya yakın zaman geçtiğine işaretle Türkiye ve Yunanistan'ın At-lSntikten hayli uzakta bulunmaları üs­telik Türkiye'nin Rus taarruzuna kur­ban gitmesi muhtemel ilk memleket olması gibi mülâhazalarla İngiltere ile Fransa'nın bu Amerikan teklifini mü­sait karşılamadıklarını kaydetmekte ve İngilterenin bu hareket tarzını Türki-yenin müdafaası ile Britanya'nın ya-kmdan ilgilendiğine dair Morrison'in sözleriylekabili telifbulunmamakta-

Makale şöyle devam etmektedir :

Türkler bu vaziyete çok sinirlenmİş-ierdir. İngiltere ile Fransa'nın zaten Türkiye ile ittifak andlaşmalan oldu­ğuna işaretle, hinihacette bu andlaşma-daki hükümlerin yerine getirileceğini farzeden Ankara, Türkiye'nin Nato'ya almmasiyle işlerin karışacağı hususun­daki itirazları haklı olarak manasız kılmaktadır. Türkleri bilhassa siner-lendiren hâdiselerden birisi de Bul­garca yapılan bir yayında B.B.C.'nin

İngiliz halk efkârının Türklerin Nato-ya alınmasına taraftar olmadığını ileri sürdüğü iddiasıdır. 'Bu yayın Türk mahfillerine e Bulgarları atıştırmaya matuf bir hareket addedilerek bilhassa nefretle karşılanmıştır. Zira Türkler bazı sebepler dolayısile Bulgarları Rus­lar kadar düşman saymaktadırlar.

Türklerin metin, vatansever ve kendi­lerine güvenilir kimseler oldukları, yardım görseler de görmeseler de is­tiklâlleri uğrunda ölünceye kadar çarpışacakları ve Koredeki Birleşmiş-Milîetler kuvvetlerine büyük hizmet­lerde bulundukları gözönünde tutula­rak bu meselenin artık halledilmesi ge­rekmektedir. Güçlük doğuran asıl se­bep Orta - Doğunun müdafaası husu­sundaki Aeglo - Amerikan plânlarının çok yavaş inkişaf etmesidir. İngilizler Orta - Doğu, Orta - Doğu Natosu gibi, cidden esaslı bir müdafaa plânı tertip­lenebildiği takdirde Türkiye ile Yu­nanistan'ın bu plânın mihverini teşkil edeceğini ummaktadırlar. Orta - Doğu müdafaasının münasip şekilde planlan­masına mâni olan müteaddit güçlük­lerden birisi Arap - İsrail meselesidir. Diğer güçlükler arasında Keşmir anlaş­mazlığıvardır.

Bu hâdiseler karşısında en doğru hareket tarzı Türkiye ile Yunanistanı biran evvel Nato'ya almaktır."

Wbitetıall Letter, adlı haftalık siyasî bülten ise "Nato'nun Türkiye'ye ihti­yacı™ başlıklı yazısında ezcümle şöyle demektedir:

^Türkiye ile Yunanistan'ın Atlantik Paktına alınmalarına İngiltere'nin mu­halif olduğu intibaını gidermek için İngiliz Hükümeti bu hafta bir teşeb­büste bulunmuştur. Ortada şu hakikat mevcuttur ki Türkiye ile Yunanistan'ın Atlantik Paktına alınma hususunda yaptıkları teklifi İngiltere destekler gözükmemiştir. Türkiyenin pakta alın­ması Mısır'la İngiltere arasında daha iyi bir anlaşma kurulmasına zemin hazırhyacaktır. Tamamiyle Garbe da­ha i I edilgi takdirde Türkiye'nin Garbin müdafaasında müstesna bir rol oynıyacağı şüphesizdir. Türkler Rus­ları Atlantik Paktı Devletlerinden daha iyi tanımaktadırlar ve uzun seneler türlü Rus emellerine kuvvetle karşı durmuşlardır. İngiliz Basınında pek fazla mevzuu bahis olmamakla bera­ber Türkler Kore'de diğer milletlerin hepsindenfazlacesaretvesavaşma kudreti göstermişlerdir. Atlantik Pak-tma dahil bir Türkiye Cenubî Rusya-dükî müslümanlar üzerinde Moskova­lım nüfuzunu azaltmak hususunda bü­yük yardımdabulunabilir.Aynıza­manda Türkiye Orta - Doğu meselele­rini Batı namına,çeşitlicephelerden Batımn bugün yaptığındançok daha iyi şekilde İdare edebilir. Bazı ufak Batı devletleri Türkiye ile Yu­nanistan'ınPaktad ahitedilmeler ilekendilerine yapılmakta olan Amerakan Yardımının azalacağından korkmakta­dırlar. Halbukibuendişeyersizdir. Amerika zaten bu iki memlekete yar­dım etmektedir,buiddiaAmerikan teklifi veçhile İspanya da Pakta dahil edildiği takdirde varit olabilir. O kadar geniş bir orduyu modern silâhlarla teç­hiz etmek hakikaten büyük bir mese­ledirve her ne kadar İspanya bugün Avrupa'nın en büyük ordularından bi­rinesahipsedeİspanyolaskerlerini kendimemleketidışındakullanmayı düşünmek büyük hatadır. Türkiye ile Yunanistan'ınvaziyetleritamamiylc başkadır.Hararetle temenni edilir ki İngiliz Hükümeti bu kadar ileri gidip de bu memleketlerin Pakta dahil edil­meleri aleyhinde olmadığını ilân ettik­ten sonra şimdi de onların en kısa za­mandaPakta dahil edilmelerinisağ­lamak için çalışsın. Atlantik Paktı u-mumî toplantısı herhalde Eylülden ev­vel olmıyacaktır. Toplantı açıldığı za­man Türkiye ile Yunanistan'a icabe-den davetler yapılmalıdır.»

— Ankara :

«Europain Review» adlı dergi, Temmuz nüshasında, ..Avrupa'nın doğu cephe­sin başlıklı bir makale yayınlamıştır. Sovyet taarruzundan korunmak için dünya çapında bir müdafaa sisteminin kurulması lüzumunu belirten makale, hâlen en tehlikeli bölgenin Avrupa ol­duğuna temas ederek, şöyle demekte­dir:

«Kforveçten İtalyaya kadar uzunan böl­gede General Eisenhower'in idaresinde müttefik kuvvetler vücude getirilmek­tedir. Vaktinde tamamlanabildikleri takdirde bu kuvvetler tecavüze karşı çetin bir mania teşkil edeceklerdir. Lâ­kin sadece Batı Avrupa'nın savunma­sını sağlamak hiç de kâfi değildir, Av­rupa'nın Doğu savunmasındaki muaz­zam gedik sür'atle kapanmadığı tak­dirde, yapılmakta olan gayret ve feda­kârlıklar beyhude olacaktır.

Son zamanlarda, bir Doğu Akdeniz Sa­vunma Teşkilâtının kurulmasından uzun uzun bahsedilmiştir ve bu teşkilâtın Komutanlığına bir İngiliz veza Amerikan Amiralinin getirilmesi tekiiiolunmuştur.

Bu teklifi tetkik ederken şu nok­tayı gözönünde tutmak ieabeder ki bir harbin patlak vermesi halin­de dünyanın bu bölgesi mutlak suret-to bir deniz harekât sahnesi olmıya­caktır. Bazı iaşe gemilerine refakatte bulunmak ye Cebelitarık Boğazmdsn veya Çanakkale yolu ile Akdenize arssira geçebilecek birkaç Sovyet ete-nizaltısmj avlamak gibi vazifeler istis­na edilirse, askerî harekâtın hemen hemen hepai karada ve havada cere­yan edecektir. Bundan başka burada kurulacak bir cephe sadece tedafüi bİT cephe olmıyacaktır. Kızıl ordu Batıya bir darbe indirdiği takdirde muhak­kak ki Doğu Akdeniz üslerinden ha­valanacak bombardıman uçaklarının cenubî Rusya'daki sınaî merkeplerini ve petrol tesislerini bombalaması iste­necektir. Hattâ, geçenlerde Yımai: Başbakanı tarafından teklif edildiği gibi muhasematm şu veya bu safha­sında batı üzerindeki düşman tazyikini azaltmak maksadile Balkanlarda bir ikinci cephenin açılmasına karar ve- r-jlebilir.

Başlıca stratejik ve siyasî meseleler halledilmedikçe, teşkilât ve komutan­lık meselelerini müzakere ve münaka­şa etmek mevsimsiz olur. Evvelâ, yeni savunma teşkilâtının hangi sahalara şamil olacağı, kararlaştırılmalıdır. Hiç güphe yoktur ki böyle bir teşkilâia Türkiye ve Yunanistan dahil edilmeli­dir. Her ikisi de Avrupa Konseyine Üye olmakla beraber kelimenin tam mânasüe Batı camiasına mensupturlar Türkiye'ye gelince, bu memleket üste­lik Fransa ve İngiltere ile aktdilmiş bir savunma ittifakının munzam bir hal­kasıdır. Lâkin Avrupa tesanüdü va resmi muahede vecibeleri bir tarafa bırakılsa dahi, Batı Devletleri Ceııup-Doğu Avrupa'da vukubulacak bir Sov-1 yet tecavüzüne ister istemez mukave­met etmek zorunda kalacaklardır.

Geçmişte Rusya Akdenize yerleşmek için müteaddit teşebbüslerde bulun­muştur ve bu teşebbüsleri haklı ola­rak kendi emniyetleri için bir tehdit sayan Batı Milletleri harp pahasına dahi olsa Rusya'ya karşı koymak hususunda asla tereddüt etmemişlrdir. Rus kudretinin hâlen hayatî ehemmi­yeti haiz bu blögeye teşmili aynı dere­cede büyük bir tehlike teşkil eder ve tahakkuku halinde böyle bir tehlikeye synı azimle karşı koymak şarttır.

Fakat Türkiye ile Yunanistan, sadece müdafaa edilecek topraklar değillerdir. Bizzat onlar, Batı emniyetinin sağlan­masına müsbet yardımlarda bulunabi­lecek bir durumdadırlar. Umumî nü­fuslarına nisbeten, bu memlek etlerin orduları Avrupa'nın en büyük orduları arasındadır ve onların teçhizat durumu vasatın çok üstündedir. Yunan sivil harbi ve Kore'deki Türk tugayının başarıları bu memleketlerin savaş ka­biliyetleri hakkında yeni bir delil teş­kil eder. Bundan başka, her iki nıem-lek-st bir müddettnbcri Amerika'dan "büyük ölçüde askerî yardım görmekte olduğuna göre, onların Batı savunma sistemine dahil edilmesi diğer mütte­fiklere verilmekte olan askerî malze­menin zar üreten azalmasını intaç et­mez.

Türkiye ile Yunanistan'ın Atlantik Paktı azâlığma kabul edilmesi defaatle teklif olunmuştur. Bundan maksat, bu iki memleketin savunmasının Şimal Atlantik Paktı Teşkilâtının siyasî ve stratejik kontrolü altında bulundurul­ması ise, diyecek bireşy yoktur. Ancak, Türkiye ile Yunanistan'ın emniyetin­den doğrudan doğruya General Eisen-hower'in mes'ul tutulması teklif edili­yorsa ileri sürülecek iki amelî itiraz vardır. Evvelâ Versay gibi uzak bir rrahalde bulunan bir karargâhtan Bal­kanlardaki ve Anadoludaki harekâtı müessir bir şekilde idare etmek imkân­sızdır. İkinci ve daha mühim itiraz da şudur :

Kendi başlarına Türkiye ile Yunanis­tan lâyikiyle işliyebilecek bir askerî komutanlık teşkil edemezler, zira bü­yük bir Sovyet taarruzuna maruz kal­maları halinde Mısır, Sirenaika, Malta, Kıbrıs ve İrak'ta üslenen İngiliz ve Amerikan kuvvetlerine müracaat et­mek zarureti hâsıl olacaktır. Bu kuv-vetlr ise münhasıran Türkiye ile Yu­nanistan'ın savunmasına tahsis edile­mezler. Bilhassa İngiliz kuvvetleri, Or­ta Sarkın hayatî bölgelerinin korun­ması bahsindeki mevcut meşguliyetle­rinden azat edilemezler. Bundan başka Türkiye ile Yunanistan ne kadar mü­him olurlarsa olsunlar, Rusya'nın Cenup cephesi boyunca müdafaa edilmesi gereken hattın ancak bir kısmını teşkil ederler. Bu İki memleketin cenahı çev­rilse ve İran, İrak ve Yakın Şarktan geçecek Sovyet ordularının Doğu Ak­deniz sahilinde yerleşmesine müsaade olunsa Türkiye ile Yunanistan'ın duru­mu müdafaa edilemez bir hal alır.

Binaenaleyh savunma maksatları için Türkiye, Yunanistan ve bütün Orta -Doğu memleketlerinin tek bir hareket sahası telâkki olunması ve ilgili askerî plânların buna göre tertiplenmesi lü­zumu aşikârdır. Durumun bu tahlilin­den bazı neticeler çıkarılabilir: Gerek kendi emniyetleri ve gerek bütün Av­rupa'nın emniyeti bakımından Türkiye ile Yunanistan Batı ittifakının şümul sahasına alınmalıdır. Onların savun­ması, ancak Orta - Doğudaki komşu toprakların savunması ile birlikte de­ruhte edilebilir Bu Orta - Doğu mem­leketlerine resmî garantiler verilmesi­ne lüzum olmamakla beraber, Atlantik Paktı Devletleri bütün bu bölge bo­yunca Rusya tarafından girişilecek bir tecavüze kollektif bir şekilde karşı koymıya hazır olmalıdır. Bu ise. ayrı bir askerî komutanlığa ihtiyaç göste­recektir ve General Eisenhower'in Ko­mutanlığı gibi bu komutanlık da Şimal Atlantik Paktı Teşkilâtının çerçevesi içine alınmalıdır.

Dünyanın bugünkü buhranlı durumu, bu yeni komutanlığın kurulmasında hiç bir yeni gecikmeye müsaade etmemek­tedir. Zaten ilgili hükümetler takip edilecek siyaset hakkında kendi ara­larında bir anlaşmaya varmaları hayli vakit ve mesaiye bağlıdır. Kafi bir nticeye varmayan müzakereler aylar-danberî devam etmektedir. Karar ver­me vakti çoktan gelip geçmiştir.

— Londra:

«Fleet Street preview» adlı haftalık siyasî bülten, «kapı dışarı edilen Türk­ler» başlıklı yazısında Bulgari st and an koğulan Türkler hakkında ezcümle şöyle demektedir :

-Son aylar zarfında Bulgaristan'dan Türkiye'ye 90.000 kadar Türk gelmiş­tir ve her gün 800 ilâ 900 kişi ataları­nın memleketine dönmektedir. Bunlar­dan hemen hiç biri daha evvel Türki­ye'de bulunmamıştır. Bu insanların ekseriyeti iki ayrı sefer halinde Bal­kanlardan Viyana önlerine kadar akan muharipinsanlarıntorunlarıdır.Bul-

garistan'daki Türklerin hudut harici edilmeleri kararım Moskova vermiştir. Zira Fevkalâde bir durum karşısında bu insanların tehlikeli olabileceklerin­den korkulmuştur. Muhacirlerin bütün malları gaspedildiğinden Bulgar Hükü­metinin bu İşte zararı olmamaktadır. Ankara bu ihraç hareketinin Bulgaris­tan'daki 800.(100 Türke teşmil edilmesi ihtimalinden endişe duymaktadır.»

10 Temmuz1351

—Atina :

Yunanistan'da seyahatte bulunan Türk talebeleri dün Yunan Millî Eğitim Ba­kanını ziyaret ederek Bakarı vasitasile Yunan milletine Türk milletinin en sa­mimî temennilerini ifade etmişlerdir.

Bakan, Türk - Yunan dostluğundan si­tayişle bahsederek Türk talebelerini iki memleket arasındaki samimi bağ­ları idame maksadils gayret sarf etme­ye davet etmiştir.

28 Temmuz1951

—Amerika'nın sesi radyosu :

Bir müddet evvel Avrupa'da bir tetkik seyahati yapan ve Türkiye ve Yuna­nistan'ı da ziyaret ederek Washington'a dönmüş bulunan Birleşik Amerika Se­natosu Dış Münasebetler Komisyonu üyelerinden dördünün bu gezi hakkın­daki beyanatları bu akşam Amerika'nın sesi radyosu ile yayınlanmıştır.

Demokrat Senatör Teodore Gresn şun­ları söylemiştir :

Komitenin programı gayet hızlı bir se­yahat yapmaktı. Seyahatimiz acele ol­duğu halde, bulunduğumuz yabancı memleketlerin devlet adamlarile, me­murlarının bize sağladıkları İevkalâde fırsatlar dolayısiyle yerinde malûmat elde etmek bakımından çok faydalı ol­muştur. Birçok memleketler halkın­dan da ehemmiyetli intibalar edindik. Seyahat muvaffakiyetli olmuştur. Hem Türkiye ve hem de Yunanistan'da hal­kın, hükümete ve vatandaşlarına karşı olan hakikaten demokratik tavırları üzerimizde büyük bir tesir bırakmıştır. Size verebileeğim birçok misallerden ancak ikisini anlatacak kadar vaktim var.

Yunanistan'daki bu demokratik hare­ket karşısında Kral ve Kraliçe de mem­leketin her tarafında en mütevazı vadaşlara kadar herkesle temas halinde bulunmak için ellerinden geleni yap­maktadırlar. Bu tarzı hareket, Yunan­lılar tarafından çok takdir edilmek­tedir.

Türkiye'de ise, kendi memleketimizde gelişmiş olan parti sisteminin demok­ratik esasları bu yeni cumhuriyetin va­tandaşları tarafından büyük bir işti­yakla kabul edilmiştir. Son seçimler, o zamana kadar azınlıkta olan parti­nin çoğunluğa gitmesiyle neticelenmiş­tir. Her zaman bugünkü neticeler mağ­lûbiyete uğrayan parti tarafından ko­lay kabul edilmeyen notkalardır. Böy­le olduğu halde seçimler hakkaniyetle ve doğrulukla yapılmış ve netice her iki parti ile Türk milleti tarafından demokratik bir hükümet seçiminin bir veçhesi olarak kabul edilmiştir. Bil­hassa ayni zamanda dünyaya Türk Cumhuriyetinin sağlamlığını isbata hizmet etmiştir.

Cumhuriyetçi Senatör Aleksander Wi-lev de şunları söylemiştir :

Arkadaşlarımın söylediklerine aynen iştirak ederek Senatör Green'in bah­settiği bu iki harikulade memlekette yaptığımız seyahat hakkında konuş­maktan gayet memnunum. Bu iki memlekette şevkli insanlarla karşılaş­tık. Zaten mühimi olan şey de şevk ve ruh canlılığının mevcudiyetidir. Bugün Türklerde ve Yunanlılarda vatanları­nın ruhu hakikaten yaşamaktadır. Bundan hürriyete ve güzel şeylere karşı besledikleri sevgiyi kastediyo­rum. Bugün, bizim desteklediğimiz şeyler de bunlardır. Atalarının, uğrun­da savaştıkları ve öldükleri hürriyet­ten daha kıymetli bir şyin mevcut ol­madığına iman eden böyle necip, ka­rakterli milletlerle işbirliği yaptığı için Amerika hakikaten müftehirdir.

Türkiye ve Yunanistan sarsılmaz bir şekilde durmaktadırlar. Bunlar da bi­zim kıymetli addettiğimiz şeyleri ko­rumak için cephe almaktadırlar. Biz, onları aramızda müttefik olarak gör­mekle bahtiyarız. Bu memleketlerin liderleri ve halkı tarafından iyi kar­şılandık. Onları kendi seviye ve tip­lerimize uygun bulduk. Memleketimize kafa ve vücutça kuvvetlenmiş olarak ve hür dünyanın ilerlemeye başladığı­nı ve çökmeyeceğini, bilâkis hayatta kalacağını hissederek dönüyoruz. Ama-rika Birleşik Devletlerindeki vatan­daşlarıma ve ziyaret ettiğimiz o fev-

kalâde kimselere selâmlarımı gönder­mek bnim için büyük bir zevktir. Tür­kiye ile Yunanistan'daki dostlarımıza «Allahaısmarladık- demiyelim, sadace «gene görüşelim» diyelim.

Demokrat Senatör Guy Gillette de şu konuşmayı yapmıştır:

Her ne kadar Orta - Doğu ziyaretimiz gayet kısa bir zaman içerisinde yapıl­mış ve ancak Türkiye ile Yunanistan'a münhasır kalmışsa da edindiğimiz in­tibalar bize bu ziyaretimizin hakikaten faydalı olduğunu göstermiş ve bizi bir kat daha cesaretlendirmiştir. Zira, zi­yaretimiz bize bu iki memleketle bi­zim aramızda büyük bir karşılıklı men­faatler sahasının bulunduğunu bütün şaraba tiyle anlatmaktadır.

Bizim Türkiye ile Yunanistan'a ihtiya­cımız vardır. Türkiye ile Yunanistan'ın da bize ihtiyaçları vardır ve bu iki memleketin bizden devamlı teknik ve askerî yardım görmelerini sağlamak için biz onlarla olan işbirliğimizi ge­nişletme çarelerini bulmalıyız ve mu­kabilinde bîze de bu iki memleketin hür dünya prensiplerine kargı besledik­leri içten bağlılığın ifade ettiği bütün bir manevî hazineyi ve ecdatlarından miras kalan yenilmez cesaret ve şevki kazanırız. Aramızdaki karşılıklı fayda için daha kuvvetli işbirliği bağlarını birlikte tahkim edeceğiz. Esasen bu nevi mıntaka hareketleri Birleşmiş Milletler anayasasının genel çerçevesi içind'3 derpiş edilmiş bulunmaktadır. Amerika Birleşik Devletlerinin vasıta ve usullerinin bir arsya konmasın­dan hasıl olan milliyetçi birlik amacına giden her yolu arttırmaya hazır oldu­ğundan emin bulunuyoruz. Bu mîllet­lerle birlikte başlıca insan hürriyetleri­nin korunması ve muhafaza edilmesi uğrunda büyük bir vazifeye girişmiş "bulunuyoruz. Ayrı ayrı hareket edersek kaybedebiliriz. Fakat birlikte davra­nırsak kaybetmemize imkân yoktur.

CumhuriyetçiOwen Brewsterintiha­larını şöyle anlatmıştır:

Geçen Dünya Harbinden bu yana Tür­kiye ve Yunanistan'ı ziyaret etmiş o-lan herhangi bir kimse bu iki mem­leketin her tarafında- eserleri görülen iktisadî hayatın sür'atle kalkınması karşısında derin intibalarla mütehassis olmaktan kendini alamaz.

Karşılaştıkları ağır meselelerin hâlâ mevcudiyetine rağmen, her iki memle­kette de hem halkın hem de hükümetin cesarat ve güvenliğinin arttığını gös­teren geniş emaraler mevcuttur.

Orta-Doğu Tâli Komitemiz Senato Dış Münasebetler Komitesi üyelerinden altı kişilik bir grubun bu seyahatimize iş­tirakini memnunlukla karşılamıştır. Komite üyelerinin ekseriyetini teşkil eden bu gruba Senatör Green Başkan­lık etmekteydi. Yunanistan'ın iktisadî kabiliyetinin hacmini kendi kendini doyuracak derecede ihya ve tevsi et­mek herkesin kabul ve tasvip edeceği bir hedeftir. Bütün hürriyetseverler iş­birliği yapmıya hazır ve amade olan memleketlerin müdafaa İşlerini geliş­tirmek yükünü adilâne bîr şekilde pay­laşmayı tabiî görürler ve işbirliği ya­pan memleketler arasında da Türkiye ve Yunanistan bilhassa Kore'de Birleş­miş Milletler gayretlerine yapmış ol­dukları aşikâr yardımları neticesinde yüksek bir mevkiie hak kazanmış bu­lunmaktadırlar. Biz Amerikalılar, hür dünyanın yeniden kalkındırılması ve müdafaası hususlarına muktedir oldu­ğumuz nisbette yardımda bulunmakta­yız ve bu kabil yardımların azamî hak­kaniyet ve maksatla sağlanmasına mü­temadiyen gayret etmekteyiz. Ame­rika Birleşik Devletleri Senatosu Dış Münasebetler Komitesi üyelerinin ge­çen hafta Türkiye ve Yunanistan'a yapmış oldukları ziyaret, hür dünyaya müteveccih halihazırda dostluk muva­cehesinde Doğu Akdeniz'in haiz bu­lunduğu stratejik Öneme karşı Ameri­kan milletinin beslemekte olduğu çok büyük ilginin kuvvetli bir ispatıdır.

1Temmuz 1951

—Londra:

Pazar sabahı çıkan. Londra gazeteleri Korede ateş kesileceği ümidini izhar etmektedir. Birleşmiş Milletler Nez-dindeki Sovyet delegesi Malik'in radyo ile yayınlanan nutkunda ileri sürdüğ teklifte samimî olduğu kanaati artık her tarafta hâkimdir. Bununla beraber Koredekî Birleşmiş Milletler Başkomu­tanının mütareke tekliflerine Pyong-yang ve Pekin Hükümetlerinin vereçekleri cevap sabırsızlıkla beklenmek­tedir.

—Ne w-York :

Dün burada neşredilmiş olan bir rapor­da 1 Haziranda Kore harbine iştirak eden 18 memleket kuvvetleri şu mik­tardır.

Avusturalya.Kara kuvvetleri bildi­rilmemiştir. 3 muhrip, 1 avcı uçağı fi­losu. Belçika. Takviye gönderme va­diyle 1000 kişi, Kanada. Bir tugay piyade grupu, 3 muhrip,

1 hava filo­su. Kolombiya. Takriben 1080 piyade ve bir firkateyn. Habeşistan. 1069 pi­yade. Fransa. Bir piyade birliği ve bir ganbot. Yunanistan. Bir kara kuvveti birliği. Lüksembourg, Bir piyade mangası. Hollanda. Bir piya­de taburu ve bir muhrip. Yeni Zelan­da. Bir muharip birlik ve iki firka­teyn. Filipinler. 5000 kişiden müte­şekkil bir alay. Siyam. 4000 kişi ve

2korvet.GüneyAfrika.1 Avcıfi­losu. Türkiye 4000 kişilik bir tugay.
İngiltere. Kara ve deniz kuvvetlerilebir hava birliği. Birleşik Amedika. 3
kolordu ve bir denizpiyade tümeni.Ayrıca deniz birlikleri, bir kısa men­
zilli hava kuvveti, bir bombardıman fi­losu ve bir taşıt filosu.

Bu raporda rakamların ve yekûnunun kafi olmadığı da bildirilmektedir.

—Kere cephesi :

Amerikan hava kuvvetleri bu sabah Kuzey Kore'de Komünistlerin Yang-dangdog hava meydanına hücum et­mişlerdir. 32 tepkili F-80 uçağı pike bombardıman yaparak düşmanın uçak­savar top mevzilerine 10 ton bomba at­mışlardır.

— Londra :

Dışişleri E ak anlığına mensup bir söz­cü her ne kadar dün gece yaptığı de­meçte Korede ateş kesileceği hakkın­da çok ümitli olduğunu söylemiş ise de bazı işçi Partisi çevrelerinde bu sabah belirtildiğine göre, Pekin ve Pyong-yang'm sükûtu biraz endişe vericidir.

Komünist Çin ve Kuzey Kore radyoları­nın şimdiye kadar General Ridgawy'in tekliflerinden tamamiyle habersiz ol­dukları kaydedilmektedir.

Aksine olarak Pekin radyosunun, din­leyicilerinden mücadeleyi şiddetlendir­melerini istediği de tesbit edilmiştir.

Pazar günleri çıkan îşçi Partisine men­sup The People gazetesine göre, bu hal Çinlilerin savaşa son vermek hususun­daki arzularım şüplıe ile karşılamağa yol açmaktadır.

The People, Pekinin sükûtunun Sovyet hapr malzemesinin bedeli hakkında Ruslar ve Çinliler arasında çıkan ağır bir ihtilâftan ileri geldiğine atfedil­mektedir.

İşçi Partisi gazetesi ise ayrıca şunları yazmaktadır:

«Herbert Morrison, Malik tarafından ileri sürülen mütareke teklifinin sami­mi olduğuna ve Rusların bir mütare­keye varılmasını samimî olarak iste­diklerine kanidir.«

—Tokyo :

Pekin radyosunun saat 13 neşriyatında bildirildiğine göre, Korede ateşin kesil-

meşine ait karar bugün Kuzey Kora Halk Hükümeti Orduları Komutanı Ki-milsung ve Koredeki Çin gönüllüleri Başkomutanı tarafından müştereken alınmıştır.

—Tokyo:

Pekin radyosu mütareke şartlarının tesbiti için yapılacak müzakerelerin 10-15 Temmuz arasında Wonsan yeri­ne Kaesongda yapılmasını teklif etmiş­tir.

—Washington :

Dışişleri Bakanlığına mensup resmî şahsiyetler Komünist cevabi haberini sadece ajans haberlerinde öğrenmiş ol­duklarını söylemişlerdir. Washington resmî şahsiyetlerinin ilk olarak üzerin­de durdukları nokta cevabın şartı mahi­yette olmasıdır. Görüşmelerin mahalli için yapılan mukabil teklif manalı gö­rülmektedir. Bu çevreler General Rid-gway'in Komünist topraklan içinde bir yeri teklif ettiğine, fakat Pekinin 38 inci Arz Dairesinde bir kasabayı şart koştuğuna işaret etmektedirler. Son malûmata göre Kaesong pratik se­beplerle «Ne Mans Land» kısmmdadır. Fakat müttefik kıtaları halen kasaba­yı ellerinde bulundurmakta iseler de buraya hâkim olmayı tasarlamakta idi­ler.

Pekinin Kaesong bölgesini görüşme ma­halli olarak tesbit etmesi hem Washing­ton ve hem de Birleşmiş Milletler mer­kezinde kabul şartlarını şumullendirâ bir mahiyette mütalâa edilmektedir. Bu, Kuzey Kore ve Çin komutanları­nın Birleşmiş Milletler Komutanı ile bir «Mağlubiyet havası» içinde buluş­mamaları hususunda ısrar ettiklerini telkin etmektedir.

—Roma:

Korede ateş kesilmesi hakkında Gene­ral Ridgway teklifinin Kuzey Kore ko­münist kuvvetleri komutanlığı tarafın­dan kabul edilmesi Roma resmî çevre­lerince memnunlukla karşılanmıştır. Bununla beraber, yakında başlıyacak olan görüşmelerin neticeleri hakkın­da bir hayli ihtiyattı bulunulmaktadır.

—Washington :

Dışişleri Bakanlığı Komünist komu­tanlarının Kore mütarekesi müzakere­lerinde bulunmak üzere Birleşmiş Mil­letler temsilcileri ile buluşmayı kabul

ettiklerini bugün Başkan Trumanla Dışişleri Bakanı Dean Acheson'a bil­dirmiştir.

Haber Potomac Nehrinde Williams-burg yatı ile dolaşmakta olan Trumana derhal telsizle ulaştırılmış Sandy Sp-rings Maryland çiftliğinde bulunan Dean Acheson'a da telefonla bildiril­miştir.

"Uzak - Doğu meselelerine memur Dış­işleri Bakan Yardımcısı Dean Busk ve Dışişleri Bakanlığına mensup diğer şahsiyetler mütareke müzakerelerinin 10-15 Temmuz arasında 38 inci Arz Dairesi civarında Kaesong bölgesinde yapılmasına dair Çinlilerle Kuzey Ko­relilerin ileriye sürdükleri teklif hak­kında mütalâada bulunmaktan kaçın­mışlardır.

— Tokyo:

Kürede mütareke müzakerelerine baş­lamak hususunda Komünistlerin Pa-* zar günü ileri sürdükleri mukabil tek­lif hakkında ne General Ridgway ne de ona yakın çevreler herhangi bir mü­talâada bulunmak istememektedirler.

Bununla beraber General Ridgvray'in Cumartesi günü yayınladığı mesaj münhasıran Danimarka gemisinde bir toplantı teminini isteyen Dışişleri Ba­kanlığı emrine dayandığından bugün­kü durum muvacehesinde Başkomuta­na Washingtondan yeni talimat gön­derilmesinin iktiza edeceği sanılmak­tadır.

Fakat beri yandan şurası da belirtil­mektedir ki, Birleşmiş Milletler Başko­mutanı General Hidgway Komünist teklifleri kargısında gerektiği şekilde harekete mütareke tekliflerinin yer ve zamanmı tayin ve tesbitine tam bir su­rette yetkili bulunmaktadır. Komü­nistlerden gelen cevap hususunda Was­hington a danışmak mecburiyetinde olmamakla braber yine de alâkalı ma­kamlarla görüşeceği .ihtimal dahilin­dedir.

Dışişleri Bakanlığının en son Komünist teklifi hakkında General Ridgway'e he­nüz bir talimat göndermediği, Başko­mutanın herhangi bir malûmata ihti­yacı olmadığı takdirde böyle bir tali­mat verilmiyeceği de anlaşılmaktadır. Uzak - Doğu meselelerine bakan Dışiş­leri Bakan Yardımcısı Dean Rusk Ko­rede askerleri bulunan 15 Birleşmiş Milletler üyesi temsilcileri ilederhal istişarelere girişmek tasavvurunda de­ğildir. Fakat bu temsilcilerin lüzumu halinde kendi sile görüşebileceklerini temin için makamından ayrılmamayı kararlaştırmıştır.

Truman'ın bu gece geç vakit Washing-tona dönmesi beklenmektedir. Amerikanın mahallî saatüe saat 16.30 da General Ridgway'in Komünist tek­lifleri hakkındaki resmî raporu henüz Amerikan Dışişleri Bakanlığına gelmiş değildir.

— Washington :

Ayan ve Temsilcilerin çoğu Komünist mütareke teklifini karışık duygular içinde, bazıları ihtiyatlı bir şüphe ile karşılamışlardır.

Başkan Truman'ın Uzak Doğuda ta­kip ettiği siyasetin amansız muarızı olan Ayandan Cumhuriyetçi Taft ko­münist komutanlarının mütareke mü­zakereleri için ileri sürdükleri yer ve zaman şartını ^Kaçamaklı» diye va­sıflandırmış ve şöyle demiştir : «Verdikleri bu kaçamaklı ve baştan savma cevap samimiyetleri hakkında bizi şüpheye düşürebilecek mahiyette­dir. Ateşin kesilmesini istiyorlarsa, bu­na neden derhal yanaşmıyorlar?

Ayan Dss Münasebetler Komisyonu Başkanı Conally de şöyle demiştir:

«Kızılların teklifleri teeyyüd ederse ateşin kesileceği ve sulhun meydana geleceği ümidi ile çok memnunum, j

Ayandan Cumhuriyetçi Kenneth Wher-ry ise fikrini şöyle hülâsa etmiştir :

«Korede ateş kes hali için bir toplantı teklifi karşısında memnuniyetimi be­lirtirim. Ancak müzakerelere oturdu-nıuz zaman sürekli bir sulha müncer olacak ve muhakkak hiç bir yatıştırma yoluna gitmiyecek maddeler üzerinde konuşmamız icap eden hükümet bu madde ve şartların ne olduğunu bilir. Şöyle ki: Kore Milletine bundan bö'yie bir tecavüze uğramıyacağına dair mut­lak teminat vermek, Kızıl Çini Bir­leşmiş Milletlere kabul etmemek.

Ayandan Kari Mund ta şöyle demiştir: Komünistler mukabil tekliflerinde sa­mimî iseler böyle bir müracaatı kabul etmek değer. Fakat şurasını da teslim ve itiraf etmeliyiz ki Korede ateşin ke­silmesi ya sulh için bir mukaddime yahut ta bir başka Münih veya Yalta mizanseni olacaktır.

Hükümetimizin cesur, yapıcı zihniyetü salim düşünceli elebaşılığı ele alması­nın tam zamanıdır. General Ridgway'in ileri sürdüğü ateş kes teklifi general Mac Arthur'ün bundan üç ay evvel Kızıl Çine yaptığı fakat o zamanlar Dışişleri Bakanlığınca reddedilen ve General Mac Arthur'ün azarlanmasına sebep olan teklifin tıpkısıdır. Bu kanlı potu tamir için şimdi elimize ikinci bir fırsat geçnıiç bulunuyor.»

—Londra :

Dışişleri Bakanlığına mensup bir sözcü Kuzey Korelilerin ve Çinlilerin Kore­de ateş kesilmesi mevzuunda görüşme­ler yapılması teklifini kabul ettikleri haberinin İngiliz resmî çevrelerinde iyi karşılandığını söylemiş Pekin radyo yayını müstesna komünist hattı hare­keti hakkında İngiliz Hükümetine he­nüz hiçbir haber ulaşmamış olmakla beraber komünist kararının tatminkâr göründüğünü fakat daha sür'atle ha­reket edilmesinin İngilterece şayanı te­menni olduğunu ilâve etmiştir.

2 Tsrcımuz 1951

—Washington ;

Kuzey Kore ve Çin Başkomutanlığının Korede ateş kesilmesine matuf teklifini, Pazar günü haber alan Birleşik Ameri­ka Parlâmento üyeleri memnunlukla karşılamışlardır. Ayan Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkam Demokrat Tom Conrally Pekin Kadyosunun yayınla­dığı mesajdan fevkalâde memnun ol­duğunu ve Korede muhasematm ya­kında duracağını ümit ettiğini söyle­miştir.

Cumhuriyetçi Ayan üyeleri hâdiseyi daha mesküt geçmişlerdir. Memnun olduklarını belirten Ayandan Magnu-son ile Wailey, bugüne kadar Birleşik Amerikanın yatıştırma siyaseti takip ettiği hususunda Birleşerek, Pekin radyosu mesajının ihtiva etmesi ihti­mali bulunan bir tuzağma karşı Birleş­miş Milletler adına müzakereye girişe­cek olanları teyakkuza davet etmişler­dir.

—Tokyo:

Pekinin müzakere teklifini Prensip iti­bariyle kabul ettiğinden sonra yayın­lanan ilk tebliğde Kuzey Koreyi kap­layan kesif sise rağmen, Birleşmiş Mil­letler deniz harekâtının mümkün olan heryerde düşmana kargı devam ettiği bildirilmiştir.

Tebliğde bilhassa Wonsan yakınındaki kıt'alar tahşida tiyle topçu kuvvetleri­nin deniz ve havadan bombardıman edildiklerini haber vermektedir.

—Pusan :

Sulh söylentileri münasebetiyle bura­da dün mitingler tertip edilmiştir. Gü­ney Kore Meclisi Başkanı Shin İk Hi bir meydanda toplanmış olan onbes bin Kuzey Kore Mültecisine hitaben yap­tığı konuşmada Güney Kor enin her türlü müzakereye davet edilmesini ve bütün Çin kuvvetlerinin Yalu Nehri­nin gerisine çekilmelerini istemiş, ve Korenin mütarekeye muarız olmadığı­nı fakat memleketin komünistlerin tu­zağına düğmesini önliyecek şartların öne sürülmesini isteyeceğini bildirmiş­tir. Meclis Başkanının bu konuşması halk tarafından hararetle alkışlanmış­tır.

Umumiyetle Kore şunları istemektedir: Çin komünistlerinin Yalu Nehrinin ge­risine çekilmeleri, Kuzey Kore ordu­sunun silâhtan tecrit edilmesi, üçüncü bir devletin Kuzey Koreye askerî ve malî bir yardımda bulunmasının ön­lenmesi, Güney Korenin her türlü kon­feransa İştirak ettirilmesi ve nihayet Korenin hükümranlığı ve toprak bü­tünlüğüne aykırı hiç bir plânın veya hareket hattının takip edilmemesi..

—Tokyo:

Birleşmiş Milletler harp gemileri dün de Kuzey Korenin Doğu sahillerini bir sis perdesi arkasından bombalamıya devam etmişlerdir. İki Amerikan muh­ribi Vonsandaki düşman tabyalarını doğmuştur. Huron Kanada muhribîle Everett Amerikan firkateyni Songjin-deki komünist kuvvetlerini ateşe tut­muşlardır. Tolcdo Amerikan ağır kru­vazörü ve Bradford muhribi Songjin bölgesindeki yol ve demiryolu kavşak-larmı bombalamıştır. Los Angeles ağır kruvazörü ile iki muhrip Kansong böl­gesindeki komünist kıtaları ve tabya­larını ateş altına almışlardır. Batı sahilinde de Glory İngiliz gemi­sinden havalanan uçaklar ikmal yolla­rını ve düşman topluluklarını bomba­lamışlardır.

—Londra:

Londra'dan bildirildiğine göre, Birleş­miş Milletlerin General Ridgway tara-

lından yapılan ateş kes teklifine Kore -Çin komutanlıklarının, verdiği cevap hakkında Birleşik Amerika, İngiltere, Fransa ve Kore'de kıtaları bulunan di­ğer 13 devlet temsilcileri arasında isti­şareler yapılmaktadır. Umumiyetle iyi haber alan siyasi çevrelerdeki kanaate göre, komünist komutanlığının ateş kes teklifini kabul ettiği haberini iyi karşılamış olan İngiliz hükümeti, bu­nun Kuzey Kore Generali Kim İl Sung ve Çin Generali Penk Teht Huai tara-fmdan teklif edilen 10 Temmuz tari­hinden evvel tatbikini temenni etmek­tedir.

İngiliz Diplomatik çevreleri dün İşçi Partisi Kongresinde verdiği nutukta fikrini belli eden Savunma Bakam Era-roanuell Shimvsll'in kanaatine iştirak etmektedir. Filhakika Shinwell, Kore ihtilâfının hallinin dört Dışişleri Ba­kanları konferansını kolaylaştıracağı kanaatinde olduğunu bildirmişti. Dişil­leri Bakanlığında bildirildiğine göre İngiliz Hükümeti böyle bir Konferan­sın akdine daima taraftar d ir ve hu hususta Paris'teki Bakan yardımcıları konferansının son toplantısında Sovyet Hükümetine yapılan teklifler hâlâ ba­kidir.

— Londra :

Dışişleri Bakanı Morrison, bugün öğ­leden sonra Avam Kamarasında Ku­zey Kore ve Çinlilerin General Ridg-way tarafından yapılan ateş kes tekli­fine verdikleri cevap hakkmda beya­natta bulunarak demiştir ki :

İngiliz Kükûmeti bu yolda inkişafı iyi karşılamakta, General Ridgway'in Ku­zey Kore mesajına müsbet cevap ver­mesini beklemektedir. İngiliz Hükü­meti General Ridgway'a tam itimadını belirtmekte ve bir mütareke şartları üzerinde çok ileri tahminlere karşı A-vam Kamçırısım tayakkuza davet et­mektedir.

Muhalefet adına Eden, Morrisoıı'un be­yanatına ve bilhassa General Kidg-way'e karşı itimada ait olan kısma iş­tirak etmiştir.

Güney Kore hükümetinin yersiz teza­hüratı hakkında bir İşçi mebusun sor­duğu suali cevaplandıran Morrison de­miştir ki:

ingiliz Hükümeti adı geçen Hükümet veya diğer herhangi biri tarafından ya­pılacak bu nevi tezahürlere muhaliftir.

—Pusan :

Güney Kore hükümeti mütareke mü­zakeresine iştirake karar vermiştir.

—Tokyo:

General Rîdgway, bu sabah Kuzey-Kore kuvvetleri başkomutanı Kim İl Sung ile Kore'deki komünist Çin kuvvetleri kumandanına bir mesaj göndererek «ateş kes» müzakereleri için Kacsung şehrine bir heyet göndereceğini bildir­miştir.

Birleşmiş Milletler kuvvetleri başko­mutanının düşman başkomutanlarına gönderdiği mesajın metni şudur:

30/6/1951 tarihli mesajıma verdiğiniz cevabı aldım. Kore'de ateşin kesilmesi için cereyan edecek müzakerelerin 10 Temmuzda Kaosong'da yapılmasını mu­vafık buluyoruz. Fakat bu hususta yapacakları hazırlıkları temsilcileriniz daha evvel tamamlarlarsa müzakere­lere daha yakın bir tarihte de başlıya-bi liriz. Müzakerelere başlamak için kaybedilen her an, çarpışmaların uza­masına ve kayıblarm artmasına sebep olacaktır.

l]k karşılaşmaya ait birçok teferruatın müessir bir şekilde tanzim edilmesini sağlamak üzere üç irtibat subayımla sizin üç irtibat subayınızın Kaesong'da 5 Temmuzda veya mümkün olduğu ka­dar daha yakın bir tarihte ihzarı mahi­yette toplantı yapmalarını teklif ediyo­rum. Bu teklifimi kabul ettiğiniz tak­dirde hiç birinin rütbeleri Albaylığı aş-mıyacak olan irtibat subaylarım 4 Tem­muzda saat 2 de veya toplantının ya­pılacağı günün ayni saatinde Seul'un Güney Batısında bulunan Kimpo ha­va alanından Helikopterle Kaesong'a hareket edeceklerdir. Hava Şartları uçuşa müsait olmadığı takdirde üç ir­tibat subayımız 3 Jeeb'den müteşekkil bir kafile ile Seul - Kaesong yolunu takip ederek toplantı mahalline vara­caklardır.

Her Jeeb'de büyük beyaz bir bayrak bulunacaktır. Kafile 4 Temmuz günü saat 2 de veya toplantının yapılacağı günün ayni saatinde Seul - Kaesong yo­lu üzerindeki İmi in Nehrini geçe­cektir.

Sizin irtibat subaylarınızı getirecek o-lan kafilenin toplantı yerine gelişi ve dönüşü sırasında kuvvetlerimiz tara­fından hücuma uğramaması için bütün emniyettedbirlerialınacaktır.Tabiî bunu sağhyabilmemiz için kafilenizin hangi yolu takib edeceğini, programım ve kuvvetlerimin onu nasıl tanıyabile­ceklerini bana bildirmelisiniz.

Btt husustaki cevabınız beklenmekte­dir.

—Kore cephesi

S inci Ordu Karargâhı tarafından bu ak­şam yayınlanan tebliğde bildirildiğine göre Chorwon'un Kuzey Doğusundaki bölgede düşman kuvvetleri mutedil bir mukavemet göstermeğe devam etmiş­lerdir. Cephenin diğer kesimlerinde düşmanla hafif bir temas kaydedilmiş­tir.

Tebliğde ilâve edildiğine göre Korang-pori'nin Kuzey Batısında Birleşmiş Mil­letler kuvvetleri bir düşman takımına mensup birliklerle çarpışmışlar ve bir düşman bölüğünü dağıtmışlardır. Batı ve merkez cephelerinin diğer ke­simlerinde küçük düşman grupları ile hafif bir temas kaydedilmiştir.

Doğu cephesinde küçük düşman grup­ları ile hafif bir temas kaydedilmiştir,

Konsong'un Batısında ve Kuzey - Do­ğusunda Birleşmiş Milletler kuvvetleri iki düşman bölüğü ile çarpışmışlardır.

—Washington :

Buradaki askerî şahsiyetler komünist­lerin Korede ateş kes görüşmelerini geciktirmeleri sebebinin, müzakereleri ikmal edebilecek bir kuvvet kazan­mak ve yeni bir taarruzda bulunmak olabilmesinden çekinmektedirler. Si­yasî şahsiyetler böyle bir ihtimali varit görmemekte fakat bu geciktirmeye se­bep olarak kızılların sulh şartlarını gö­rüşmeye henüz hazır olmadıklarını göstermektedirler.

Komünistler görüşmelere başlamak için 10 ilâ 15 Temmuz arasını talep etmiş­ler, General Ridgway ise bu teklifi ka­bul etmiş, fakat harp kayıplarına bir an evvel son vermek maksadiyle 5 Temmuzda Kaesongda ihzari görüşme­ler yapılması arzusunu izhar etmiştir. Bu arada Korede askeri bulunan 17 millet temsilcileri bugün Washingtonda toplanarak Kore sulh şartları hakkın­daki yeni fikirler üzerinde müzakere yapmışlardır.

Temsilciler Ridgway'm daha erken bu­luşma teklifini komünistlerin kabul edeceği ümidindedirler. Askerî ve siimage004.gifyasî şahsiyetler komünistlerin görüş­leri geciktirmekteki muhtemel se­beplerin mevcudiyetinde ittifak et­mektedirler. Bilindiği üzere komü­nistler, bir müddettenberi Mançurya-dan muharebe bölgesine mühimmat ve iaşe sevkiy atında bulunmaktadırlar. Bu sevkıyat hafta sonunda hattâ ko­münist kumandanların sulh müzake­relerinde bulunmağı kabul etmelerini müteakip bile aynı hızla devam etmiş­tir.

4 Temmuz1951

—Washington :

Müşterek Genelkurmay Başkanı Omar Bradley dün Temsilciler Meclisi Dişiş-leri komisyonunun gizli toplantısında söz alarak Kore d e ateş kesilmesine dair yapılacak müzakere hazırlıkları­nın tamamiyle askerî mahiyette oldu­ğunu' söylemiştir.

Komisyon Başkanı James Richardson'-un bildirdiğine göre, General Bradley ile Uzak Doğu işlerine memur Bakan yardımcısı Dean Rusk'un, ateş kes tek­lifinin ileri sürüldüğünden beri alınmış ve alınmakta olan tedbirler hususunda müşterek Genel Kurmaylarla sivil si­yaset adamlarının tam mutabakat ha­linde olduklarını bildirmişlerdir.

—Kore Sekizinci Ordu Karargâhı :Sekizinci Oldu. Karargâhındanbugün şu tebliğ yayınlanmıştır:

Birleşmiş Milletler kuvvetleri Hovang-pori'nin Kuzey bölgesinde düşman ta­burları ile çarpışmışlardır. Yonchon'un Batı ve Kuzey-Batısında düşman ağır havan topu ve bataryalarını da faali­yete getirmiş, hücuma geçen Birlenmiş Milletler kuvvetleri Pyongyang'm Gü­ney -Doğu bölgelerinde arazi ve tepe­leri ele geçirmişlerdir.

Kore cephesinin geri kalan kısımların­da düşmanın kâh hafif, kâh mutedil mukavemetleri devam etmekledir.

—Washington :

Burada Kore mütarekesi hakkında ya­pılmakta olan görüşmelerde Kore'de fii­len kuvvetle bulunduran 16 memleketin temsilcileri 38 İnci Arz Dairesi boyunca otuz kilometre genişliğinde askerlikten tecrid edilmiş bir bölge ihdas edilmesi­nin lehinde bulunmuşlardır.

Mütareke müzakere'erinde komutan­ların şu tekliflerin kabulünü isteme­leri beklenmektedir: Koreye her türlü takviye kuvveti ve harp malzemesi sevkiyatı yapılmaması, esir mübadele­si, mütareke ahkâmının ihalâline mâni olunmak üzere teftişler yapılmasının ve bu işle meşgul olanların emniyet altında bulunmaları.

—Kore cebhesi.

Mütareke için yapılacak ihzari konfe­ransın cerayan edeceği Kaesong bölge­sine ne gazete muhabirleri, ne de fo­toğrafçıları kabul edileceklerdir.

S'inci Ordu Genel Karargâhı tarafından alman tedbirlere göre muhabirler ve fotoğrafçılar Kimpo hava alanında ve­ya Jeep kafilelerinin hareket edeceği mahalde Eidgway'm murahhaslarının' hareketinde bulunabilecekler, resim­lerini çekebilecekler, fakat konuşan»-yapaklardır.

—Paris :

Moskova radyosu, Kore ihtilâfının ba­rışçı bir şekilde halli meselelerine Sov­yet gazetelerinin büyük bir ehemmiyet atfettiğini ve bu sabah ateş kesilmesi­ne ait Kore teklifini kabul eden Gene­ral Ridgway'm cevabını neşrettiğini bildirmiştir.

Bugün de bu hususta her türlü tefsir­den kaçman Sovyet radyosu Pravda ve îzvestiya gazetelerinin, Pekin'de çıkan halk gazetesinin mütarekeye dair neş­rettiği makalelerden geniş hülâsalar verdiğini kaydetmektedir.

—Pusan :

Dışişleri Bakanlığına mensup yüksek rütbeli bir memur, bugün Basma ver­diği beyanatta Birleşmiş Milletler tara­fından ileri sürülen 7 mütareke şartı­nın aşağıdaki sebeplerden dolayı gayri kabili kabul olduğunu bildirmiştir :

1.— Ateş kes emri. Birleşmiş Milletler ve Çin kuvvetleri mütareke şart­ları ük erinde anlaştıktan sonra tatbik edilebilir.

2. —t Bilfiil ateş kesilmeden evvel Bir­leşmiş Milletler kuvvetlerinin gü­venliğini temin etmek üzere Çin kuvvetlerinin tamiyle çekilmeleri ve Kuzey Korelilerin silâhsızlan­dır ilmaları meseleleri şart olarak, ileri sürülmelidir.


Güney Kore kabinesinin mütare­ke komisyonuna bir temsilci gönderme­ğe veya Konferansa boykot etmeğe he­nüz karar vermediğini söylemiş, öte-yandan Kaesong şehrinin intihabının Birleşmiş Milletler için bir hezimet teş­kil ettiğini, zira şehrin 38'inci Arz dai­resi Güneyinde bulunduğunu ilâve ey­lemiştir.

— Tokyo :

Mütareke müzakereleri hazırlıkları ya­pıldığı şu günlerde Tokyo'daki diplo­matik çevrelerin kanaatine göre, Kore harbi sona erdiği takdirde bu yalnız Doğu ile Batı arasında devam eden soğuk harbin bir safhasının sonu ola-•çaktır.

Soğuk-harp, Kaesong'da Konferans ma­sası etrafında devam edecektir.

3u çevrelere göre, taraflardan hiç bi­rinin gayretleri neticesi elde ettiği ka­zançları kaybetmek istemiyeceği aşi­kârdır.

Birleşmiş Milletler kuvvetleri Pekin radyosunun istediği gibi 33 inci Arz Dairesinin Kuzeyinde stratejik mev­ziler işgal ederleken güneyine çekil­meği kabul edecekler mi?

Öteyandan Komünistlerin mütareke hükümlerinin tatbikini murakabe et­mekle vazifeli Birleşmiş Milletler Ko­misyonunun Kuzey Kore'ye girmesine müsaade etmelerine pek ihtimal ve­rilemez.

Çinlilerin hedefinin daha ziyade, niha­yet müzakerelerle Batılı kuvvetlerin en iyi birliklerini Kore'de tutmak, ken­dileri Kore'den çekilerek Çin Hindi veya Siyam gibi diğer bir sahada yeni­den teşkilâtlanmak olduğu söyle'nil-mektedir. Ayni çevrelerdeki kanaate göre, Birleşmiş Milletler için iki hal çaresi vardır:

1— Yerindesaymak,ziraPyongyang'ı elde etmek için ve Yalu'ya1 kadar gitmek için de 10 tümene daha ihtiyaç vardır. Öteyandan Çinliler de daha fazla ilerleye­mezler, zira taarruzları Birleşmiş Milletlerin halen işgal etmekte oldukları mevziler önünde kırıl­mağa mahkûmdur.

2— Mütarekeakdetmek.

Ayni çevreler, nihayet mütareke akte-,dilse dahi soğuk harbin devam edeceği, zira Kremlin'in siyasetini değiştir-miyeceği, sadece soğuk harp cephesini başka yere nakille iktifa edeceği kanaa-tindedirler.

— Tokyo:

Komünist yüksek komutanlığının Ge­neral Ridgway tarafından ileri sürülen ihzari sulh görüşmeleri yapılması tek­lifini kabul etmesi üzerine dört gün-denberi devam eden şiddetli çarpışma­lardan sonra bugün Kore'de silâh ses­leri durmuştur.

Komünistler görüşme tarihinin 5 Tem­muz yerine 8 Temmuz'a tehirini iste­mişlerdir. Birleşmiş. Milletler Komu­tanının vakit geçirmeden buna muva­fakat edeceği zannedilmektedir.

Pyongyang'm Güney Doğusundaki So-. bang dağlarında ilerleyen yorgun Müt­tefik askerleri Çinlilerin artık dövüşe-miyecek durumda olduklarını müşahe­de'etmişlerdir. Komünistler 1500 kadar kayıp verdikten sonra Pyongyang'a doğru mahdut miktarda gerilemişlerdir.

Birleşmiş Milletler müfrezeleri Yang-bu ve İnje'nin Kuzeyinde komünist topraklarının üç kilometre içerisine girmişler, bazıları gizlenmiş bombalara tesadüf ederek Müttefik hatlarına dön­müşlerdir.

Aşağı rütbedeki subayların usul mese­leleri üzerinde yapacakları ihzarı gö­rüşmelerin mütareke müzakerelerinden iki gü.n evvel başlaması ve görüşmelere katılacak subayların helikopter veya jeep otomobilleri vasıtasiyle kızılların elinde Kaesong'a gitmeleri beklenmek­tedir.

5 Temmuz 1951

— Washington :

Birleşik Amerika Başkenti gazeteleri kızılların mütareke müzakerelerine Pazar günü başlamayı kabul ettiklerini 8 sütun üzerine bildirmektedirler. Washington Star gazetesinin birinci sa-hifesi Kor ede muhasematm durması imkânlarını incelemektedir. Kalın puntolarla şu başlıklarokunmaktadır;

-Koreda sulh, Batı ile Doğu Asya ile Avrupa arasındaki başka ayrılıkların halline de yol açabilir.»

"Mütareke müzakereleri için Van Fle-et'in hususi treni hazırlanmıştır»

Müzakerelerin başlaması için Pekinin teklif ettiği tarih kabul edilmiştir..»

Korede sulh olacağı söylentileri istiklâl şenliklerinin havasını daha da neş'elen­ti irm iştir.

—Londra:

Muhafazakâr akşam gazetesi Evening News, Sovyet Rusya'nın İngiltere, Fransa, Sovyetler Birliği, Çin ve Bir­leşik Amerika'nın iştirak edeceği beşli bir Konferans arzu ettiğini büyük baş­lıklar altında haber vermektedir.

Muharrire göre, bu Konferans, Korede ateş kesilmesinin ilânından hemen son-ı s toplanacaktır. Muharrir yazısına şöyle devam etmektedir :

Bu konferansın mevzuu, Batılılar ile komünistlerin ihtilâf halinde bulun­dukları bütün "Uzak - Doğu meseleleri­nin halline matuf olacaktır.

Sanıldığına göre, Kremlin, Kore'de ate­şin kesilmesinden hemen sonra böyle bir Konferans toplayacaktır. Sovyet İdarecilerinin kanaatlerine göre Kore meselesi, daha umumî bir barış çerçe­vesi dahi)inde halledilebilir.

Moskovsmn bir kere daha Atantik Paktı meselesini muhtemel Beşler Kon-îeransı gündemine almağa teşebbüs et­mesi mümkündür.

Öteyandan Nehru, beş büyüklerin ya­nına Hindistan ve Mısır'ın da katila-csğı 7 li bir konferans tasarısı hazırla­maktadır. Bu 7 ii konferans Yeni Del­hi'de toplanabilir ve Nehru'nun kanaa­tine göre, Kora meselesi, Uzak Dqğu meselelerinin umumî hal çerçevesi da­hilinde tesviye edilmelidir.

—Londra:

İngilizce Konuşanlar Cemiyetinin Çar­şamba günü şerefine verdiği bir ye­mekte konuşan General Eisenhower, [Avrupa'da olduğu kadar Uzak - Şark­ta da, Korede Birleşmiş Milletler kuv­vetlerinin yapmış oldukları kahraman­ca müdafaanın ihtar sayılması" lüzu­mundan bahsetmiş ve sözlerine devam­la :

«Emniyetimizi temin için sarîetmiş ol­duğumuz gayretler, Kore'deki kuvvet­lerimize evsaf teşkil eden aynı cesaret ve kudretle devam ettirilmelidir. Kar­şımızda soğuk ve dar fikirli bir ideolo­ji yükselmektedir. Öyle bir ideolog, ki, diktalörlöüncephaneliğinde bulunan her silâhı kullanmağa hazırdır. Teca­vüz, propaganda, silâhlı taarruz her gün dostlarımıza ve bize karşı cihanşü­mul bir hücumun parçası sayılmalıdır. Korede ateş kesme talebi, komünist li­derlerinin tavır ve siyasetlerinde bir değişikliğin müjdecisidir. Eğer şayanı tasvip bir değişiklik husule gelirse, Birleşmiş Milletler kuvvetleri kahra­manlarının bundaki his esini, hiç bir zaman unutmayalım» diyen General, Kore'ye birlik gönderen devletlerden çoğunun bunu büyük fedakârlıklar pa­hasına yaptıklarını, fakat oradaki kuv­vetlere eklenen her yeni askerin h.ür milletler arasındaki tesanüt ve bağlı­lığı daha kuvvetle tebarüz ettirerek komünistlere ders verdiğini söylemiş­tir.

General sözlerine son vermeden Önce, Birleşmiş Milletlerin ellerindeki im­kânlar! n hudutsuz olmadığını, Avrupa-mn tam bir birlik kurarak ve kuvvet­lenme gayretlerini arttırarak herhangi bir muhtemel tecavüze karşı daima ha­zırlıklı bulunması lâzım geldiğini söy­lemiş v eskisine nisbetle Avrupa dev­letleri arasında gittikçe artan tesanüdü övmüştür.

—Washington :

Amerikan Deniz Hareketleri Dairesi Başkanı Amiral Forrest Sherman, Ko­re'de bir haftalık teftiş gezisinden dö­nüşünde yapmış olduğu bir Basın top­lantısında, Komünist tehlikesi karşısın­da Amerikan silâhlı kuvvetlerinin ge­nişletilmesi programının Kore'deki mü­tareke D ol ay ı sile yavaşlat ılmıyacağını söylemiştir.

Diğer suallere cevap veren Amiral, Ko­re mütarekesinin, Formoza ile Çin ana toprakları arasında vazife gören 7'inci filonun hareketlerine mâni bknıyaca-ğmı bildirmiş ve halen mevkii tatbi­katta bulunan Amerika'nın müdafaası programının Kore harbi çıkmazdan ev­vel icraata sokulduğunu hatırlatmıştır.

Sözlerine devam eden Amiral Sher­man, Amerikan erkâniharbiyesinin, ev­velce 1954 de tamamlanacağını bildik­leri millî savunma programının 1952 de tamamlanacağını bildirmiştir.

7 Temmuz 1951

—Washington :

Birleşik Amerika Hava Bakanı Tlıo-mas Finletter, Kore için tahsis edilen

image005.gif3.530,000.000 dolan da muhtevi 6.500.000.000 dolarlık savunma imalat programım tetkik etmekte olan. Ayan Meclisi Silâhlı Kuvvetler Komisyonu önünde dün verdiği izahatta »Kore'de harbin sona ereceğine dair hiçbir te­minat yoktur. Kore'de sulha kavuşul-aa bile bu, askerî kuvveti azaltmağa değil çoğaltmağa bir işaret olmalıdır» demiş sözlerine şöyle devam etmiştir:

Kore'de mütarekenin tahakkuku muh­temeldir. Fakat bununla beraber biz doğru veya yanlış olarak askerî tesis ve kuvvetlerin azaltılmasına matuf olabi-Icek her hususu kabulden kaçınmalıyız.

Kanaatime göre Kore'de mütareke ilân edildiği takdirde gayretimizi askerî kuvvetimizi arttırmağa tevcih etmeli­yiz. Hattâ bu takdirde savunma tesis­lerimizin kuvvetini arttırmaktan daha. iyi ve isabetli bir hareket olamayacağı kanaatindeyim.

—Kore 8'inei Ordu Karargahı :

8'inci Ordu Karargâhından bugün gıı tebliğ yayınlanırı ıstır :

Müttefik zırhlı devriye kolları, dün pyongyang'm dolaylarında yoklama faaliyetlerinde bulunmuş ve düşmanın "ancak hafif mukavemeti ile karşılaş­mışlardır.

Daha Doğuda is s Kaesong'un Doğusun­da Kumson civarında bir düşman ta­buru ile muharebeye tutuşularak 350 kızıl öldürülmüş, 200 ü de yaralanmış­tır.

Chorwon'un Kuzey Doğusunda mütte­fik devriye kolları hafif düşman mu-üavemetine maruz kalmışlardır. Kızıl­lar, dun gece Kumhwa'mn doğusunda yoklama faaliyetlerine kalkışmış ise­ler de bütün hücumları geri püskürtül-müştür.

Yanggu'nun Kuzey Batısında düşman iki defa yoklama faaliyetine teşebbüs etmilş, her ikisinde de lardenil­miş, bu sabah şafaktan evvel de yap­tığı bir hücumu 10 dakika süren bir mukabeleden sonra akamete uğratıl­mıştır.

Doğu kesiminde Inje'nin kuzeyinde kı­zıl devriye kollarile muharebeye girişil­miş ve düşman müttefik topçu ateşinin yardımı ile geri püskürtülmüşler.

—Ssoul:

Koesong ihzari konferansıyle alâkalı herşey hakkında 8'inci ordu genel ka­rargâhında mutlak bir sır muhafaza edilmektedir. Müzakerelerin başlamasından 24 saaj evvel Seoul'a toplanmış olan 18 millete mensup 100 kadar gazete muhabiri, bütün gayret ve hilelerine rağmen ne müttefik" murahhaslarının, hüviyetleri­ni, ne de Kaesong'a gitmek üzere fay­dalanacakları taşıt vasıtaları hakkında ufak malûmat elde edememişlerdir. Muhabirler, bütün hâdiselerden şu ne­ticelere varmışlardır :

Tokyo'dan hareket edecek olan üç mu­rahhas 3 Albaydan ibaret olacaktır. Bunlardan birisi bahriye silâhendaz-larına mensup olup ayni zamanda kara ve deniz kuvvetlerini temsil edecektir İkincisi hava kuvvetlerini temsil ede­cek. Güney Kore ordusuna mensup olan üçüncüsü de müzakerelerde Gü­ney Kore'yi temsil edecektir.

Seoul civarındaki hava meydanında bekliyen helikopterlerin kullanılacağı hususunda aşağı yukarı mutabakat ha­sıl olmuştur.

Fakat düşman, Müttefik murah­haslarının karadan gelmelerini tercih etliğini bildirmiştir ve üç jeep d:.in 8'inci Ordu Genel Karargâhından İm-jin Nehri kıyılarına hareket etmiştir. Mamafih İmjin'den Kaesong'a giden yol evvelâ komünistler, bilâhare de müttefikler tarafından üst üste mayın­lanmıştır.

Mayındantemizlemenindeherza­manümitedilenneticelerivermedi­ğini tecrübe ispat etmiştir. Binaenaleyh helikopter mi, yoksa jeep mi kkulanıla-cağı henüz malûm değildir. Kat'î olan bir şey vardır : Murahhaslar yarın sa- ı bah hava veya kara yoliyle Kaesong'a gitmedenevveltmjiricivarındata-1 vakkuf edeceklerdir.

Murahhasların hüviyetleri hakkında hâkim şüpheyi fazlalaştirmak için 8'in­ci Ordu Genel Karargâhı, bugün tâli noktalar ürerinde bilhassa murahhas­ları nakledebilecek olan helikopter ve jeep'lerle pilot ve şoförlerin hayatları hakkında geniş malûmat vermiştir.

Jeepler yeni boyalı olacaktır ve silâh ] ve radyo ile mücehhez bulunmıyacaktir.

Kapot, kapalı olacak, yerde kum tor­baları bulunacaktır.Sağtarafta 1.15 bîr direk üzerinde 45/30 cm. ebadında bir beyaz bayrak bulunacak­tır.

Kore cephesi:

Mütareke hakkında Kaesong'da yapı­lacak ihzarî mahiyette konferans ari­fesinde neşredilen 8'inci ordu tebliğin­de Kore cephesinde hafif bir temas kaydedildiği bildirilmektedir. Birleşmiş Milletler kuvvetleri devriye harekâtına devam etmişlerdir.

Yonchon'un batısında havan topları topçu faaliyetinin arttığı bildirilmek­tedir. Sabahın erken saatlerinde Küm-hwa'nm doğusunda düşman tara­fından yapılan keşif harekâtı püskür­tül m üştür.

Hwachon'un Kuzey Batısındaki devri­ye kuvvetleri, takriben bir bölük ka­kaçlar düşman askeri ile karşılaşmış­lardır.

Doğu cephesinde hafif temaslar kayde­dilmiştir.

Birleşmiş Milletler kuvvetleri Kaesong-ım Batı ve Kuzey Doğusunda bir düş­man taburuna rastlamışlardır.

Tokyo - Pusan - Kore :

İyi haber alan kaynaklardan bildirildi­ğine güre başlıca ateş kes gÖrüşmeleri-02 4 Güney Kore temsilcisinin iştirak edeceği anlaşılmaktadır. Gene! Kur­mayda yüksek bir mevki işgal eden bir Güney Koreli Albay yarınki ihzarı gö­rüşmelere katılacaktır. Albay ingilizce-yi gayet iyi konuşmaktadır.

Yüksek rütbeli Güney Kore subayları bugün bir konfrenas tertip etmişlerdir. Güney Kore Savunma Bakanı Lee Ki Poong ve yardımcısı KİI Vi Hvani, Ge­nel Kurmay Başkanı General Lee Chong Chanı hava ve deniz kuvvetleri ileri gelenleriyle görüşmüşlerdir.

Gene ayni kaynaklara göre Güney Ko­rt hükümeti diğer talebler ileri sürül­meden evvel şimdiki muharebe hattı­nın bir tampon bölge olarak tesis edi­leceğine dair kat'î teminat isteyecektir.

; Bu, komünist Çin kuvvetlerinin nıan-çurya'dan geri çekileceği ve Kuaey Kore'nin üçüncü bir taraftan müdahale veya yardım görmiyeeeği teminatlarını ihtiva etmektedir.

- Tokyo:

Kore'de ateş kesilmesi hakkında yarın taşlıyacak olan ihzarî görüşmelere iş.tirâk edecek olan Komünist delegeleri­nin Pyongyang'dan hareket etmiş ol­maları muhtemeldir.

Yanlarında tercümanları ve diğer şa­hıslar hazır bulunan üç delege Ka-esong's muvasalat etmek için 150 kilo­metre yol katetmek mecburiyetinde­dirler.

Birleşmiş Milletler temsilcileri İS'S he­nüz Seul'u terketmemiştir. Bımlar hava müsait olduğu takdirde Kaesong'a he­likopterle gideceklerdir.

8 Temmuz 1951

— Korcde Sekizinci Ordu Karargâhı:

Bugün komünistlerle Kaesong'da izharı mütareke görüşmelerinde buluttan Müttefik Heyeti mensuplarından Albay Anrirewkinney bu akşam tertip ettiği Basra toplantısında «Kaesong toplantı­sının hiçbir hâdise çıkmadan sona erip, İJk ateş kes müzakerelerinin de aynı mahalde 10 Temmuzda yapılmasına ka­rar verildiğini» bildirmiştir.

Müttefik mütareke heyetinin vazifesin­de muvaffak olup olmadığı hakkında sorulan bir suale Albay Kinney «yüade yüz» cevabını vermiştir.

Kaesong'u komünistlerin işgal edip et­medikleri hususunda sorulan bir sua-,1e de Albay Kİnney "memleketin ve şehrin mahdut kısmını gördüğünü ve kızılların Kaesong'u tamamen kontrol-lari altında tutup tutmadıklarından emin olmadığını» söylemiştir.

Kinney sözlerine devam ederek komü­nist irtibat heyetinde hiç bir KafKasya-h bulunmadığını ve bundan başka ko­münist heyetinde hiçbir kadın âza ol­madığını belirttikten sonra ihzarî mü­tareke konferansının hususî bir ikamet­gâhtan ziyade bir saraya benzeyen bir Öinada yapıldığını ve konferans oda­sında S ta Ün ve Kim İl Sung gibi komü­nist liderlerinin resimleri bulunmadığı­nı söylemiştir.

Kinney Kaesong toplantısının «askerî nezaket» hudutları dairesinde yapıldı­ğını belirttikten sonra, her iki murah­has heyet mensuplarının tonlantıda si-îâh taşımadıklarını sözlerine ilâve ede­rek konuşmasına son vermiştir.

Kor ede beşinci hava kuvvetleri Genel karargâhı :

Korenm Kuzey Batısında cereyan eden hava muharebesinde F. 86 uçaklan 3

—Kore - Sekizinci Ordu Karargâhı :

Sekizinci ordu karargâhından bugün şu tebliğ yayınlanmıştır :

Birleşmiş Milletler ve komünist kıtaları yaklaşmakta olan ateş kes müzakere­lerini hiç kale almadan bugün Doğu merkez cephesinde bütün gün şiddetle çarpışmışlardır.

Kızıllar giriştikleri muhtelif mukabil hücumlarda Birleşmiş Milletler kıta­larını Yanggu'nun Kuzey Doğusu dağ­larındaki müstahkem mevkileri nden geri sürmüşlerdir.

Birleşmiş Milletler kuvvetleri sürekli ve şiddetli topçu ateşi himayesinde, Pa­zar günü mahdut bir taarruza girişerek evvelâ Kuzeye doğru ilerlemiş ve ya-rım-ınil kadar komünist hatlarının .içe­rilerine girerek, hedefe varmış tam bu sırada düşmanın mukabil ateşi başla­mıştır.

Birleşmiş Milletler kıtaları dağın tepe­sine ulaşmağa muvaffak olmuşlar, fa-1 kat Çinliler muhkem koruganlardan hafif silâh, otomatik makineli tüfek­ler ve havan topları ile mukabil ateşe devam ederek cephede lıakimiye ti erini sağlamışlardır.

Havalarda da üçüncü gündür harekât durmamış ve birleşik Amerika uçak-lan Rus yapısı bir Mig 15 tepkili savaş uçağını düşürmüşlerdir.

—Tokyo :

Genel karargâh Basın bürosu, ateş kes konferansına iştirak edecek murahhas­ların hava imkânlarına göre, ya uçak yahut ta motörle bu gece G.M.T. ayarı ile saat 23 de İmjin Nehrini geçecek­lerini bildirmiştir.

Muhabirlerin murahhaslarla konuşma­larına ve fotoğraf çekmelerine müsaa edilmiştir.

Güney Kacsong'da ileri üs :

Mütareke müzakerelerini idare yetki­sini haiz iki Amiral ve üç Generalden mürekkep Birleşmiş Milletler murah­has heyeti, Çinli süngülülerin muhafa­za ettikleri tarafsız bölgeye yarın gire­rek komünistler île sulh konuşmalarına başlıyac akl ardır.

Toplaiıtı Kaesong'un kuzeyinde Kvan-mung Don Mundon'un dış mahallesin-. de yapılacaktır.

10 Temmuz 1951

—Seoul:

Ateş kes konuşmalarının sabah ceJse-sinin nihayet bulduğuna dair haber geldikten sonra General Ridgway, Munsan'dan Seoul'a uçakla hareket et­miştir.

General bu sabah Batı cephesinde çar­pışan tümenlerin karargâhını teftiş et­miştir.

—İmjin Nehri sulh kampı :

Ordu karargâhından bildirildiğine gö­re, Kaesong'da yapılan ilk resmî kon­ferans Türkiye saatiyle 11.30'da sona etmiş ve konferansa katılan Birleşmiş Milletler temsilcileri de 11.50'de avdet etmişlerdir.

Helikopterler yağmurlu bir havada bi­rer dakika ara ile yere inmişler ve he­men sonra sema birdenbire berraklaş­mıştır. Uçaklar 43 dakika kadar ge­cikmişlerdir. Fakat bu gecikmenin se­bebi açıklanmamıştır. Amiral Joy bu­günkü ilk mühim toplantı hakkında tefsirde bulunmağı reddetmiştir. Ma­mafih Amiral helikopterden çıkarak çadırına doğru yürürken çok iyi bir haleti ruhiye İçinde olduğu görülüyor­du. Helikopterlerden inen diğer tem­silcilerin de yorgun oldukları görül­mekteydi. Motörler durur durmaz mu­habirler ve fooğrafçılar alana atılmış­lar fakat temsilcilerin sadece müte-bessimçehreleriylekarşılaşmışlardır.

—- Kore Merkez Batı Cephesi:

Chorwon - Kumhwa - Pyongyang üç­geni dahilindeki 5 mevkide Çin kıt'a-ları bugün Birleşmiş Milletler müfre­zelerine ateş açmışlardır. Hava keşif uçaklarındaki müşahitler çok sayıda küçük komünist gruplarının bu bölge­ye sızmakta olduklarını bildirmekte­dirler. Kuzey Merkez kesiminde dört müttefik müfrezesi düşmanın makineli hafif tüfek ateşine maruz kalmıştır. Kumhwa ile Pyongyang yolunun orta­sında bir mevkide bulunan beşinci müfreze ise top ve havan mermileriyle döğül muştur.

İstihbarat subayları, Çinlilerin bu böl­genin kontrolünüellerine almak iste-

diklerini bu maksatla ve muhtemel ola­rak müttefik müfrezelerini pusuya dü­şürmeğe kâfi gelecek kadar asker gön­derdiklerini söylemektedir.

Bugünkü çarpışma ve düşman ateşi, es­ki demir müsellesin aşağı kısımlarında geniş müfreze faaliyetlerinde bulunan müttefik kıtalarına düşman kuvvetleri­nin 5 gündenberi giriştikleri ilk geniş mukabil harekettir.

—Tokyo:

Genel karargâh Tokyo saati ile 23.10 da ateş kes müzakerelerine ait şu tebliği yayınlamıştır :

Bugün saat U de Kaesong'da resmî bir hava içinde mütareke görüşmelerine ait ilk toplantı yapılmıştır. Birleşmiş Mil­letler Komutanlığı başmurahhası Bir­leşik Amerika donanmasından Amiral C. Turner Joy her iki tarafın tetkik edilmek üzere hazırlamış oldukları gündemleri sunduklarını bildirmiştir. İkinci toplantı 1-1 Temmuz çarşamba günü saat 10 da yapılacaktır.

—Kaesong :

Mütareke konferansının ilk günü sona ermiş ve General Ridgway'in temsilci­leri şimdi karargâhlarına dönmüşler­dir.

Müzakereler bu sabah, Birleşmiş Mil­letler temsilcilerinin Kaesong'a geliş­lerinden hemen sonra, pek erken baş­lamıştır. İlk oturum bir buçuk saat de­vam etmiştir. Biraz sonra delegeler tekrar toplanmışlar ve 2 bucuk saat görüşmüşlerdir.

İlk oturum esnasında Birleşmiş Mîllet­ler murahhas heyeti başkanı Amiral Joy bir demeçte bulunmuş ve bu de­meç bilâhare gazetecilere açıklanmıştır. Amiral Joy bu demecinde, Birleşmiş Milletler temsilcilerinin Kaesong'a bir tek vazife ile gelmiş bulunduklarını ve bu vazifenin de bir mütareke anlaşması imzalamak olduğunu söylemiş ve de­vamla demiştir ki :

«Temsilciler bu gayeye vasıl olmak için sadece Kore'yi ilgilendiren askerî meseleleri inceliy e çeklerdir.»

Birleşmiş Milletler heyeti siyasî veya iktisadî meseleleri incelemek niyetin­de değildir. Bu heyeün başkanı, Birleş­miş Milletler kuvvetleri Başkomutanı­nı temsil etmekte ve onun adına konuş­maktadır. Heyet başkanı bugün burada başlamış olan müzakerelerin bütün dünya milletleri için araettiği büyük ehemmiyeti tamamen müdrik bulun­maktadır. Pek tabiidir ki, mütareke şartları üzerinde bir anlaşmaya varı-' İmcaya ve her iki tarafın kabul ettiği bir mütareke komisyonu işe başlayın­caya kadar muhasamat, tarafsız ilân edilen bölgeler hariç bütün bölgelerde devam edecektir.

Birleşmiş Milletler heyeti, muhasemata son verecek bir anlaşmaya varmak için elinden gelen her şeyi yapmağa hazırdır. Bu, Birleşmiş Milletler müta­reke heyetinin yüklendiği yegâne va­zifedir.

Kore - İmjin Nehri Sulh Kampı:

Birleşmiş Milletlerin ilân edilen prog­ramına göre, müttefikler Korede müta­rekenin akdi hususunda tamanıiyle as­kerî bir anlaşmaya varılmasını istemek­tedirler ve esas meselenin siyasî, as­kerî ve iktisadî olup olmadığını müza­kere edecek değildirler.

Komünist radyosunun yayınlarından ise, kızılların programı şumullendir-meğe çalışacakları ve Birleşmiş Mil­letler ordularının KLoreyi boşaltmaları­nı talep edecekleri anlaş i inaktadır.

—Kore Sulh Kampı:

Birleşmiş milletlerin mütareke müza-kerelrine memur heyeti başkanı Ami­ral Charles Turner Joy'un resm sözcü­sü deniz yüzbaşısı George Campbell gazetecilere verdiği bir beyanatta ol­dukça İhtiyatlı bir iyimserlikle konuş­muş ve ezcümle şöyle demiştir :

»Amiral Joy iğlerin, yolunda gitiği his-sindedir. Memnuniyetini belirtmem^k-tedir amma, mütareke müzakereleri gündeminde bir anlaşmaya varmak hu­susunda terakki kaydedilmiş bulun­maktadır. Başka bir şey söylemeğe mezun değilimi»

—Kore —İmjin Nehri sulh kampı:

Birleşmiş Milletler mütareke müzake­relerine memur heyetin üyeleri ile ko­münist murahhaslar arasındaki toplan­tı kıdemli Amerikan murahhası Amiral Joy'un komünist murahhaslarının res­mî hüviyetlerini tetkiki ile başlamı§tır. Müzakereleri takip eden alâkalı istih­barat subayı, bu belgelerin Çince, Ko­rece veya İngilizce mi kaleme abnmış olduklarını kestir em emiştir.

—Tokyo, 8 inci Ordu Genel Karargâhı; Genel karargâh tarafından yayınlanan
tebliğdedüngecedüşmanahücumeden Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin
Kumsong'un güney ve güneydoğusundadüşmanın anudane mukavemetle kar­
şılaştığı bildirilmektedir.

Kore harp cephesinin diğer kesimlerin­de düşmanla ya hafif temas olmuş ve­ya hiç olmamıştır.

13 Temmuz1951

—Tokyo :

Japon Kyodo ajansına mensup Ameri­kan üniforması giymiş 4 Japon gaze­tecisi, konferans mahalline gazetecile­rin mevcudiyeti meselesiyle inkıtaa uğramış bulunan Kaesong mütareke müzakerelerinin yeniden başladığına dair haberleri sabırsızlıkla bekleyen 100 kadar gazetecinin bulunduğu «ba­rış treni» ne gelmişlerdir.

Bu 4 gazeteci, dün gelen 18 Japon mu­habiri gTupuna mensuptur. Japon ga­zetecileri, harbin başındanberi ilk defa Kore'ye girebilmektedirler.

Gazeteciler müsaadenin evvelden ha­ber verilmeden ansızın geldiğini, hal­buki bir senedenberi Japon basınının muhabir göndermeğe müsaade edilme­si için yaptığı taleplerin başkomutanlık tarafından reddedildiğini söylemişler­dir.

Bütün diğer muhabirler gibi bu gaze­teciler de kollarında »Birleşmiş Millet­ler harp muhabiri» işaretim taşımak­tadırlar. Japon gazetecilerinin nihayet Koreye gelmiş olmalarına rağmen, meslekdaşları konferansa kabul edil­diği veya konferans normal şartlarla devam ettiği takdirde Kaesong'a gir­meleri pek ihtimal dahilinde görüle­memektedir.

Kore cephesi —- ileri kampı:

Birleşmiş Milletler Komutanlığı bugün komünistlerden Kaesong'daki kuvvet­lerini geri çekmelerini ve «ateş kes» müz ak ere! erine devam için Birleşmiş Milletler temsilcilerine tatbik olunan »gayri makul» tahditleri kaldırmalarını istemiştir. Müzakerelere şu anda henüz tekrarbaşlanmışbulunulmamaktadır.

General Ridgway yedi dakika devam eden ve radyo ile yayınlanan bir beyanatında Kuzey Kore ve Ko­münist kuvvetleri komutanlarına hi­tap ederek müzakerelere devam için şartlarını bildirmiş ve mev­cut inkitam mesuliyetini komünist­lere yüklemiştir. Bütün müttefik rad­yo istasyonları tarafından yayınlanan ve basın dairesi şefinin okumuş olduğu bu mesajında General Ridgway müt­tefik memleketlere mensup muhabir­lerin, .konferans odasına olmazsa bile, Kaesong'a kabul edilmeleri hususunda ısrar etmiş ve ayrıca şu şartları ileri sürmüştür :

1.— Kaesong'un etrafında 8 kilometre kutrunda bir tarafsız bölge tesis edilmesi ve bu şehre giden bütün yollarda hiçbir silâhlı şahıs bu­lundurulmamalıdır. (Kaesong'da yapılan ilk iki toplantıda Birleş­miş Milletler temsilcileri daimî olarak silâhlı muhafızların neza­reti altında bulundurulmuşlar ve şehre giderken komünist askerleri arasından geçmişlerdir).

2.— Konferans devam ettiği müddetça her iki taraf bu bölgede muhase-mata devam etmemelidir.

3.—; Bu bölgede personel mevcudu her bir taraf için 150'yi aşmamak. (Bundan önce bu hususta her­hangi bir tahdit konulmamışsa da komünist delegelerin sayısı Bir­leşmiş M illetler i nkini epeyce aş­maktaydı.)

4.— Her birdelegasyonuteşkiledecek şahıslar yalnız o tarafça se-çitebilmeli ve diğer tarafın veto­suna tâbi olmamalı. (General Ridgway komünistlere müttefik gazete muhabirlerinin de konfe­rans .mahalline geleceklerini ha­ber vermiş fakat komünistler bu­nun «zamansız» olduğunu ileri sürerek itiraz etmişlerdi. Buna rağmen komünist gazeteciler gel­miştir.)

—Kaesong (ileri üs) :

Komünistler, Kor ede ateş kes müza­kerelerine yeniden başlamak hususun­da Birleşmiş Milletlerin ileri sürmüş ol­dukları şartları kabul ettiklerini bugün bildirmişlerdir.

Pyongyan radyosu, General Ridgtvay'a gönderilen ve Kuzey Kore Başbakanı ve Başkomutanı Kim İl Sımg ile Çin Komutanı General Peng Ten Huai'nin imzalarını taşıyan cevabın metnini ya­yınlamıştır.

Buna göre, kızıllar, Kaesong'da konfe­rans mahallinin tarafsız hale sokul­masını ve 20 Batılı muhabirin şehre girmesini kabul etmektedirler.

Kızıllar, General Ridgway'rn ültimato­muna 32 saat sonra cevap vermişlerdir.

—Tokyo:

Pekin radyosu bugünkü ingilizce ya­yımında Çinlilerle Kuzey Koreli komü­nistlerin Kaesong şehri etrafında tarafsız bölgenin ihdasına, şehre varan böl­ge ile yollardaki bütün kıtaların geri çekilmesine ve Birleşmiş Milletler mu­habirlerini ateş kes konferansına ka­bule muvafakat ettiklerini bildirmig-tir.

Bu suretle, komünistlerin General Rİd-gway'a verdikleri cevabın metni hak­kında alâkalılarca izhar edilen bütün tereddütler ortadan kalkmış bulunmak­tadır.

Hülâsa olarak, komünistler şu noktala­rı kabul etmektedirler:

1.— Ateş1 kes müzakereleri devammca, Kaesong bölgesi tarafsız bölge olarak kalacaktır.

2.— Bu bölgelerdehiç birhasmane hareket vefaaliyettebulunuimı-yac aktır.

3.— Tarafsız bölgeveburaya varan yollardakibütünsilâhlıkıtalar buralardan çıkarılacaktır.

4.— Uygunolmamaklaberaber, 20 muhabir Birleşmiş Milletler mü­tarekemüzakerelerinememur heyetin cüz'ü olarak şehre almacakür.

— Birleşmiş Milletler Sulh Kampı:

'Mütareke müzakerelerine memur he­yetle, yirmi müttefik muhabirine yarın mahalli saatle 7 de Kaesong'a hareket edilmek ihtimaliyle hazırlıklfı bulun­maları bildirilmiştir.

—Kore, Sekizinci Ordu Genel Karar­gâhı:

Cumartesi günü, müttefik kıtaları, ko­münistlerin merkezî Kore de kurdukları bölgeye karşı giriştikleri ilerleme ha­reketlerini durdurmuş ve bütün cephe boyunca devriye faaliyetlerinde bulun­makla yetinmişlerdir.

Şiddetle yağan yağmurlar ve çok alçak­lara inen bulutlar yüzünden müttefik hava kuvvetleri ancak 197 müessir çı­kış yapmışlar ve geceleyin mahdut şe­kilde komünist ikmal yollarını bom­bardıman etmişlerdir.

Kumsung'un güneyinde geçici hatlar kurmuş olan Birleşmiş Milletler kuv­vetlerine mensup devriye kollarına, si­per kazmakta olan kizıl kıtaları maki­neli tüfek ateşi açmış, bu suretle ko­münistlerin 38'inci Arz Dairesinin 20 -25 mil kuzeyindeki yeni yığmak bölge­sine yaklaşmalarına mâni olmuşlardır.

Cepheden gelen haberlere göre komü­nistler sulh müzakereleri akamete uğ­radığı takdirde, muhtemelen tekrar ta­arruza girişmek maksadiylc Kaesong-un kuzeyinde yeniden tahşidatta bu­lunmak üzere nisbî durgunluktan fay­dalanmağa çalışmaktadırlar.

.15 Temmuz 1S5İ

—Korede ileri bir üs :

Mü z ak epelerin Pazar günü mahallî sa­atle 14 te yeniden başlaması yolunda Amiral Joy arafından yapılan tekiif, müttefik irtibat subayı tarafından Ku­zey Kore ordusu subaylarından Albay Chang'a verilmiştir.

o dakika sonra General Kam İl, murah­hasları Seul saatiyle 14 de beklediği ce­vabını vermiştir.

—Kore cephesi (İleri üs) :

Pazar günü mahallî saatle 11.30'da ha­reket edecek olan 20 muhabirin hare­ketleri bir saat geciktirilmiştir.

—Kore'de ileri sulh kampı:

Kaesong'a bugün müttefik Basın tem­silcilerinin de ilk defa kabul edilmesinimage006.gifden sonra Birleşmiş Milletler ve komü­nist mütareke heyeti 2 saat süren bir toplantı yapmışlardır.

Kaesong'da konuşmalara mahallî saatle 14'te başlanmış ve saat 16'da müzake-reler talik olunmuştur.

Kore'de harbe son vermek üzere yapı­lan müzakereler 3 gün süren bir İnki-tadan sonra ve General Ridgway'in Kaesong'dan bütün kızıl silâhlı kuv­vetlerin geri alınması ve murahhas he­yetine Basın mensublarmm da dahil olması hakkındaki tekliflerinin ko­münistler tarafından kabul edilmesi Üzerine konuşmalara bugün tekrar baş­lanılmıştır.

Bugünkü konferansın hitamını mütea­kip Amiral Turner Joy'un riyasetinde bulunan Birleşmiş Milletler heyeti Kaesong'un hemen cenubunda bulunan i'eri bir müttefik kampına mahalli sa­atle 16.23'de helikopterle varmıştır.

İçinde Basın mensuplarının da bulun­duğu diğer bir müttefik heyeti mütta-iik hatlarına kara yolu ile dönmüştür.

Amiral Turner Joy, Kaesong'a hava yolu ile saat ! 3.57 de gitmiştir. Amiral Joy ile Tuğgeneral Oraigie, diğer 3 müttefik müzakerecisi gibi helikoptere binmiyerek kara yolundan Kaesong'a gitmeği tercih etmişlerdir.

Kaesong bölgesi ve konferansın yapıla­cağı yere kadar olan yolun tarafsız ol­ması irin har iki taraf arasında varılan anlaşmayı ne dereceye kadar komünist­lerin tatbik ettiklerini görmek üzere-Amiral Joy'un Kaesong'a gitmek üzere helikopter yerine jeep'i tercih ettiği anlaşılmaktadır.

— Kore'de 8'incİ Ordu Karagâhı :

Bugün bildirildiğine göre Kore'de A-merikan 9'uncu Kolordu Kumandanlı­ğına Tümgeneral Edward Almond'un yerine General CIovis Byers tayin edil­miştir.

Genel karargâhtan bildirildiğine gö­re Amerikan 25'inci tümen kumandan­lığına General J.S.B. Radley'in yerine General İran Swift tayin edilmiştir.Almond, Amerika'ya dönerek Pensilvanya'da ordunun Harbiye Koleji ku­mandanlığı vazifesini deruhte edecek­tir.

GeneralBradley"iseWashington'da müşterek Genel Kurmayda vazife ala­caktır.

—Kore'de ileri kapm :

Bugün saat 15'te başhyan Kaeaong kon­feransı oiurumu saat 16.01'de sona er­miştir. Birleşmiş Milletler murahhas­larından helikopterle gelenler ileri kampa saat 16.18 de varmışlardır. Ka­ra yolu İle döıen kafilenin 17.45'te gel­mesi beklenmekledir.

16 Temmuz1951

—Kore ileri kampı:

Birleşmiş Milletler murahhaslarından beşi Pazartesi günü mahallî saatle 9.30 da helikopterle hareket etmişlerdir. Bütün gece ince bir yağmur yağmışss da hava helikopterlerin hareketinden evvel açılmıştır.

—Kore. Sulh Heri Kampı:

Birleşmiş Milletler motorlu kafilesi b; sabah mahallî saatle 9.08 de Kaesong'i varmıştır.

Burada erken saatlerde şiddetli yağ­murlar yağmışsa da şimdi hava a?û-maktadır.

Müzakere heyeti, saat 9.30 u biraz ge­çe helikopterle konferans mahalline hareket etmiştir.

—Kore İleri Kampı :

Birleşmiş Milletler murahhas heyetleri mahallî saatle 14.55 de ileri kampa dön--nr;üşlerdir. Müzakereler 4 üncü günü sa­at 14.17 de bitmiştir. Murahhas heyeti hiç bir tebliğ yayınlamamıştır.

17 Temmuz195Î

—Kore'de 8'inci ordu karargâh) :

Müttefik keşif kolları Doğu ve Merkez cephelerinde faaliyetlerine devam et­mişlerdir. Merkez cephesinde Birleşmiş Milletler keşif kolları Kumwa'nm ku­zeyinde takriben 2 mil ilerlemişlerdir.

Kaesong'un kuzeyinde müttefik keşif kolları ile düşman kuvvetleri arasında kısa süren iki çarpışma olmuştur.

5'inci hava kuvvetleri karargâhından bildirildiğine göre müttefik hava kuv­vetlerine mensup uçaklar bugün 180 den fazla çıkış yapmışlardır. Uçaklar Kuzey Kore'deki iaşe yollarına hücum etmişlerdir.

Kaesong'da Cuma günkü toplantı ni­haî . olacaktır, zira Başkan Truman ve Dışişleri Bakanı Aclıeson da General Ridgway gibi, Koredeki kuvvetlerin çekilmeleri meselesinin, ateşkes ve mütarekeyi hazırlamağı hedef tutan Konferans gündemine alınmasına mu­halefet etmektedirler. Onlara göre bu . siyasî bir meseledir ve ancak daha son­ra yapılacak bir barış konferansında incelenebilir.

Ayni şahsiyetin kanaatince, komünist­ler ya Amerikanın bir nokta üzerindeki tezini kabul etmek mecburiyetindedir­ler veyahut da müzakereler bir müddet için kesilmeli ve Çinliler bir karara varmalıdırlar. Eğer btt karar menfi ise Kore harbi devam edebilir.

Ayni şahsiyet Pyonyang ve Pekinin makul hareket etmeleri ümidini izhar efmiş ve demiştir ki:

Her ne olursa olsun, General Kidgway, yabancı kuvvetlerin koreden çekilme­leri meselesinin terkedilmesini Çinli­lere kabul ettirmesi imkân dışında ka­lırsa, müzakereleri ilânilıaye davam et­tirmek tasavvurunda değildir.

—Kore ileri kampı :

Birleşmiş Milletler mütareke Heyeti taşan nehir ve yolların geçit vermeyisi yüzünden Kaesong'a varamadıkları iğin bugün yapılacak olan sekizinci top­lantı tehir edilmiştir.

Birleşmiş Milletler heyeti ileri kampa dönmektedir.

Şiddetli yağmurlar yolların bazı taraf­larım bozup tahrip etmiştir.

—Washington :

Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı Acheson demeçte bulunarak Kore'deki Komünistlerin, burada bulunan bütün kuvvetlerin çekilmesi meselesini orta­ya attıklarını söylemiş, bunun yalnız Birleşmiş'Milletler ve alâkalı hükümet­ler tarafından halledilecek siyasî bir mesele olduğunu ve mütareke heyeti­nin bu meseleyi ele alamıyacağım be­yan etmiş ve devamla demiştir ki;

«Samimî bîr barış tesis edilinceye ka­dar Kore'de Birleşmiş Milletlere men­sup bir kuvvetin kalması lâzımdır. Bir­leşmiş milletlerin burada bırakacakları kuvvetlerin mevcudu şartlara ve bil­hassa mütarekenin adilâne bir surette tatbik edilip edilmemesine bağlı ola­caktır. Acheson bundan sonra, bundan önce Kore'de bulunan yabancı kuvvetlerin Kore ihtilâfını halletmek maksadiyle tanzim edilmiş plân mucibince geri çe­kilmiş olduklarını fakat Komünistlerin bu harekete meydan okuyarak harp açtıklarını hatırlatmış ve böyle bir hareketin tekerrürüne müsamaha edi-lemiyeceğini ilâve eylemiştir.

— Imjin nehri sulh kampı:

Ateş kes müzakerelerinde Birleşmiş Milletler heyeti başkanı Amiral Tur-ner Joy, hava muhalefeti dolayisiyle konferansın toplandığı Kaesong şehrine yarın uçakla veya kara yolu ile gide­mediği takdirde hem karada hem suda seyreden bir vasıtadan istifadeye çalı­şacaktır.

Bilindiği gibi Kaesong bölgesini sular bastığından bugünkü müzakereler ya­pılamamıştır.

21 Temmuz 1951

— Korode ileri kamp :

Koesong konferansına iştirak eden Birle§miş Milletler murahhas heyeti sözcüsü General Ailen, gündemin ka­leme alınmasına mâni olan anlaşmazlı­ğın, Kore'den yabancı kuvvetlerin çe­kilmesi yolunda komünistlerin ileri sürdüğü teklif olduğunu bugün ilk de­fa olarak bildirmiştir.

SÖzcü, bugünkü Kaesong konferansı ve konferansın 25 Temmuz'a taliki hak­kında herhangi bir tafsilât vermemiş­tir. General Ailen komünist temsilci­lerin hükümetleri ile istişarede bulun­mak arzusunda olduklarını bildirmekle iktifa etmiştir.

Gündem hakkında yegâne anlaşmazlı­ğın komünistlerin Koreden yabancı kuvvetlerin çekilmelerini istemeleri mî olduğu yolunda bir gazetecinin sualine General Ailen, şu cevabı vermiştir :

rafın da anlaşmazlığa yol açacak yeni «Gündem tesbit edilmedikçe her iki ta-meselefer ortaya atması muhtemeldir.»

—- Kaesong ileri üssü :

Komünistler, mütareke heyetlerinin Pyongyang'a döneceğini beyanla Bir­leşmiş Milletler irtibat subayı Albay Andrew Kinn«y'den geçecekleri yolla­rın herhangi bir müttefik hava taarru­zuna karşı emniyet altına alınmasını istemişlerdir.

image007.gifKorangpoi, Seul'un 50 kilometre kadar kuzeyinde ve 38 inci Arz Dairesinin hemen güneyinde dir.

Tebliğde müttefiklerin mutedil bir mu­kavemetle karşılaştıkları, Kummlıa'mn doğusunda hücuma maruz kalan bir komünist taburunun iki saatlik topçu baraj ateşini müteakip geri püskürtül-düğü ilâve edilmektedir.

Denizde Ceylon hafif ingiliz kruvazörü, Wonson'u topla döven 5 Amerikan des­troyerinden mürekkep bir filoya iltihak etmiştir. Daha Kuzeyde Mançurya ve Sibirya'dan ^onsan'a giden yol boyun­ca bir firkateyn ve 2 destroyer Song'-un yakınlarındaki demir ve kara yolu köprülerini döğmüşlerdir. En az 3 isa­bet kaydedilmiştir.

— Korede ileri kamp ;

Birleşmiş Milletler ve komünist dele­geleri bugün ateşkes müzakereleri için bir gündem tesbitine muvaffak olmuş­lardır.

İleri karargâhtan bu münasebetle neş­redilen tebliğde şunlar bildirilmekte­dir :"

Bugünkü öğleden sonra Korede muha­rip kuvvetleri temsil eden murahhas­lar Kaesong'da yapılan konferans so­nunda askerî mütareke görüşmeleri için bir gündem üzerinde anlaşmaya varmışlardır.

Bu gündem aşağıdaki şekildedir :

1.— Gündemin kabulü,

2. — Muhasamata son verilmesinin başlıca şartı olan askerden tecrit edilmiş bir bölgenin ihdası için her iki taraf arasında bir askerî hudut hattının tesisi,

3.— Korede ateş kesilmesi ve müta­rekenin temini için müsbet anlaş­malar ve mütareke ile ateş kes Şartlarının tatbikini kontrol ede­cek olan bir teşkilâtın tarzı te­şekkülü, selâhiyet ve vazifeleri­nin tesbiti,

4.— Harp esirlerine müteallik anlaş­malar,

5- — Her iki tarafın hükümetlerine ya­pılacak tavsiyeler.

Bir gündem üzerinde anlaşmaya varıl­dıktan, sonra askerî mütarekenin g art­ları üzerinde hakikî bir konferansa baş­lamak üzere murahhaslar için yol açılmıştır. Bu müzakerelerde en mühim meseleler halledilecektir. Muvaffakiye­tin temin edilip edilmiyeceği hususun­da bir şey söylemek için henüz vakit çok erkendir.

Gündem üzerinde anlaşmaya varıldık­tan hemen sonra mümkün olduğu ka­dar çabuk bir şekilde korede kanlı mu-hasemata son vermek üzere ihzari ko­nuşmalara başlanılmıştır.

— Korede ileri kamp :

Komünist ve müttefik müzakerecileri gündemi kabul ettikten sonra Korede muhasemata son verecek olan resmi konuşmalaraderhalbaşlamışlardır.

Bugünkü Kaesong konferansının baş­lamasından 9 dakika sonra Amiral Joy, müttefiklerin muvafakatini bildirmiş, bunun üzerine söz alan komünistlerin baş murahhası General Naim İl «gün­dem üzerinde bir anlaşmaya varılması mütarekeye doğru atılmış ileri bir adımdır"» demiştir.

İleri karargâhta bulunan bir müttefik sözcüsünün bildirdiğine göre, «yabancı kıtaların geri alınması hakkında ko­münistlerin ileri sürdükleri uzlaşmanın Birleşmiş Milletlerce kabul edilmesi üzerine her iki taraf gündem üzerinde . derhal anlaşmaya varmıştır.»

Gündom üzerinde anlaşmaya Kaesong-da yapılan on toplantıdan sonra varıl- ] mistir. Bu arada vukua gelen iki inkı­ta da konferansın ıhuvafîakiyete ulaş­masını ciddî bir şekilde tehdit etmişti.

Gelec&k toplantının yine Kaesong'da yarın mahallî saatle 10 da yapılması kar arla ştır ilmi ştır.

—Kore ileri kampı:

İki taraf murahhas heyetleri, hudut hattının tesbiti için yapılacak müzake­relere devam etmek üzere yarm ma­hallî saatle 10'da Kaesong'da toplana­caklardır.

27 Temmuz 1951

—Kore ileri kampı:

Kaesong konferansına iştirak eden Bit-' leşmiş Milletler şahsiyetlerinden ve ga­zetecilerden müteşekkil kafile mahallî j saatle 7,30 da Kaesonga hareket etmiş-tir.

Birleşmiş Milletler temsilcileri mahallî I saatle 9,30 da helikopterle Kaesong'a j hareket etmişlerdir.Kor edeBirleşmişMilletlerilerikampı ;

Kaesong'da toplanmakta olan, Birleş­miş Milletler vo komünist delegeleri, düşman kuvvetler arasında, gayri as­kerî bir bölge tayini bahsindeki müza­kerelerinde gayet az bir terakki kay­detmişlerdir.

Bu münasebetle neşredilen tebliğin metnini aşağıda veriyoruz :

Mütareke konuşmalarının bugünkü o-turumıında, gerek komünist gerek Bir­leşmiş Milletler heyetlerinin, evvelce tesbit edilmiş olan ve her iki taraf kuvvetleri arasında gayri askerî bir bölge İhdasını derpiş eden madde üze­rinde yaptıkları müzakerelerde, noktai nazarlarında ısrar ettikleri müşahede olunmuştur.

Komünistlerin, müzakerelerin açılışın­da yaptıkları izahlara cevap veren A-rairal Joy, konuşmaların askerî mev­zulara müstenit olması lüzumu üzerin­de ısrarla durmuştur. Buna sebep, ko­münistlerin, açılış konuşmalarında mü­tareke müzakerelerine yabancı mese­lelere temasları olmuştur.

Öğleden sonraki oturumda Amiral Joy, Birleşmiş Milletlerin mevkiini tasrih eden kısa beyanlarda bulunmuştur.

Saat 16.05 de son buluna bugünkü top­lantıdan gayet zayıf neticeler elde edil­miştir.

—Koreileri kampı :

Kaesong Konferansının bugünkü otu­rumu mahallî saatle 14.05 te sona er­miştir. Bu oturum şimdiye kadar ya­pılan toplantıların en uzunu olmuş ve ara vermeden 3 saatten fazla sürmüş­tür.

Gelecek oturum yarın sabah saat İlde toplanacaktır.

—Korede ileri kampı:

Birleşmiş Milletler kuvvetleri karar­gâhından bildirildiğine göre, bugünkü Kaesong konferansı 3 saat S dakika sürmüştür. Konferans yarın mahallî saatle 11 de toplanacaktır.

Bugün cereyan eden müzakereler gün­demin 2 inci maddesine yani gayri as­kerî bir bölgenin ihdasına inhisar et­miştir.

Mütareke müzakerelerinin cereyan et­tiği müddetçe Kore cephesinde çarpışmalara devam edilmesi hususunda her iki taraf ta mutabık kalmıştır.

—Korede Doğu cephesi :

Yanggiı'nuıı kuzey doğusundaki tepe-Jerde tesis ettikleri mevzilerden Ku­zey Koreli komünistler bugün kaçmış­lardır.

Bu tepeler, 5 gün süren şiddetli çarpış­malardan sonra Birleşmiş Milletler kuvvetleri tarafından ele geçirilmiştir.

Müttefikler bundan evvel savunma batlarına bağlı bitişik tepeleri ele ge­çirmişler, sonra da geriye kalan tepeye üç koldan taarruza geçmişlerdir. Ko­münistler bunun üzerine sarılmamak için geriye kaçmışlardır.

Cephenin Doğu kesiminde harekât nis-beten hafif bir mukavemet gösteren kızıllarla keşif kolları faaliyetine in­hisar etmiştir.

—Kore Sekizinci Ordu Karargâhı:

Müttefik savaş uçakları bugün Kuzey Kore baş şehri Pyongyang'a hücum et­mişlerdir. Bu münasebetle komünist 'radyosu »şehir halk komisyonu bina­sının» (Belediye dairesi) yıkılmış ol­duğunu bildirmiştir.

Müttefik uçakları düşmana darbeler indirirken, Birleşmiş Milletler kara kuvvetleri, beş gün süren bir muharebe sonunda bütün bölgeye hâkim son tepe silsilelerini zaptederek Doğu merkez cephesinde mühim bir zafer kazanmış­lardır.

Müttefik tepkili, savaş ve bombaıdı-man uçakları Pyongyang'a yaptıkları hücumda müthiş yangınlar çıkarmış­lardır. Havaya yükselen duman sütun­larının kesafetinden verilen zarar ve hasarın derecesi tesbit edilememiştir.

Fena hava şartları yüzünden çarpışan iki Corsaire uçağı da dahil, müttefik­ler üg uçak kaybetmişlerdir.

Her üç uçağın pilotlarına kaybolmuş nazariyle bakılmamaktadır. Hava kuv­vetlerine mensup uçaklar, fena hava şartlarına rağmen 405 başarılı çıkış yapmışlardır.

—Londra :

Kore'deki mütareke görüşmelerini yo­rumlayan Daily Herald şunları yazı­yor :

Kaesong görüşmeleri pratik mahiyette bir imtihan teşkil etmektedir. Konıünist yüksek komutanlığı, bir anlaşma için müzakerelere başlangıç teşkil et­mek üzere hakikaten bir mütareke ak­dini istednıekte inidir? Yoksa yeni bir taarruza başlangıç olmak üzere askerî bakımdan üstünlük teminine mi çalış­maktadır? Ne yazık ki, ikinci ihtima­lin doğru olduğunu zannettirecek'de­liller belirmiştir.

Komünistler Birleşmiş Milletler kuv­vetlerini itinalı bir şekilde hazırlanmış bİE savunma hattını bırakarak, muha­rebeler tekrar başladığı takdirde tutul­ması gayet müşkül olacak mevzilere çe­kilmeye mecbur edecek bir ayırma hat-fcmn tesbitini istemektedirler. Bu sa-fiyane bir «sondaja hareketi olabilir. Bununla beraber insan komünistlerin maksadının ne olabileceğini sormaktan kendini alamamaktadır.»

31 Temmuz 1951

—Kore cephesi ileri kampı :

Birleşmiş Milletler tebliği, bugün kon­feransının gündeminin ikinci maddesi üzerinde her iki heyet tarafından ifade edilen noktai nazarlarda hissedilir bir değişiklik meydana gelmediğini bildir­mektedir.

—Kore cephesi ileri kampı :

Kaesong mütareke konferansının bu­günkü oturumuna dair neşredilen Bir­leşmiş Milletler tebliğinin metni aşa­ğıdadır :

«Kaesong Konferansının 15 inci oturu­munda gündemin ikinci maddesi üze­rinde her iki heyet tarafından İleri sü­rülen noktai nazarlarda hissedilirbir değişiklik'olmamiştır. Bir saat 34 da­kika süren bugünkü oturumun ilk kıs­mı Birleşmiş Milletlerin tavrını izah ve noktai nazarı kabulü ile her iki taraf için meydana gelecek faydaların be­lirtilmesi yolunda Amiral Joy'un sar-fettiği gayretlere hasredilmiştir.

Oturumun ikinci kısmında, komünist heyeti başkanı evvelce izah ettiği nok­tai nazarını tekrarlamıştır.

Bugünkü oturumun neticesinde hiçbir terakki kaydedilmemiştir,

16 inci oturum yarın sabah mahallî sa­at 11 de yapılacaktır.

— Korede Sekizinci Ordu Kcrargâhı:

Merkez cephesinin dağlık bölgelerinde savaşan Birleşmiş Milletler kuvvetleri­ne bugün 19 tane C. 19 tipindeki taşıt uçakları 70 ton iaşe maddesi ve mühim­mat atmışlardır.

Çift motorlu taşıt uçakları ilk defa sa­vaş sahası üzerine geldikleri sırada ha­vadan mühimmat atmağa muvaffak olamamakla beraber, iki saat sonra yollanılan C. 19 tipindeki büyük taşıt uçakları 400 metre, gibi rekor teşkil edebilecek alçak bir irtüada uçarak müttefik kıtalarına iaşe meddeleri ve mühimmat atmışlardır.

Yerden Komünistlerin açtıkları kesif ateş C. İS uçaklarından birisin: hafif hasara uğratması üzerine düşman ateşi Birleşmiş Milletler kuvvetleri tarafın­dan susturuluncaya kadar uçaklar bir müddet için harekât sahasından ayrıl­mışlardır. Bununla beraber bu harekât sonunda müttefikler safında hiç bir kayıp olmadığı bildirilmektedir.

9Temmuz 1951

—- Londra :

İngiltere Dışişleri Bakanı Herbert Mor-rison bugün Avam Kamarasında söz alarak İngiltere, Fransa ve Birleşik Amerika tarafından müştereken veri­len karar gereğince bu üç memleket İle Almanya arasındaki harp halinin bu­gün son bulduğunu bildirmiştir.

Morrison sözlerine .devamla bu kara-rm üç memleketin Almanya ile ara­larında normal münasebetler tesisine mâni olan bütün engelleri bertaraf et­mek azminde olduklarını gösterdiğini söylemiştir.

—Bonn:

Mısır, Hindistan, Brezilya, Meksika, Hollanda ve Irak devletleri de Alman­ya ile harp haline son vermişlerdir.

—Ottava :

Kanada'nm bugünlerde belki de yarın Almanya ile harp haline son vereceği burada söylenilin ekte ve Bonn'daki Kanada heyeti başkanı Davis'in Büyük Elçi olacağı ilâve edilmektedir.

10Temmuz1951

—Londra:

Berlin'deki muhabirlerin bildirdikleri­ne göre, İngiltere, İngiliz milletler Topluluğu memleketleri ve diğer mem­leketlerle Almanya arasında harp ha­line nihayet verilmesi simdi Almanya'­nın Batı Avrupa'nın müdafaasına ka­tılmasını mümkün kılmaktadır. Böy­lelikle bir Avrupa ordusuna katılacak olan Almanlar diğer milletlerinkine müşabih bir statüye mâlik olacaklardır.

12 Temmuz 1951

—Bonn:

Salahiyetli bir kaynaktan bildirildiğine göre silâhlanma konferansında Batı Almanya'yı temsil eden Theodore Blank, Avrupa ordusu için Pariste ce­reyan eden konuşmaların çıkmaza gir­mesi hususunu Başbakan Konrad Ade-nauer'e bugün izah etmiştir.

Müşahitler, Blank'm Başbakandan tali­mat alacağını belirtmektedirler. Bir Amerikalı resmi şahsiyete göre, Blank, Amerikan yüksek komiseri John Mc Cloy'u Cumartesi gününe kadar ziya­ret edecektir.

Konferans faaliyetine ait raporu Bonn hükümetinin kabul etmemesi üzerine Blank'm, geçen hafta Parise yollandı­ğını bir Alman sözcüsü açıklamıştır.

Salahiyetli mahfillerde Fransa ile Batı Almanya arasındaki ihtilaflı noktalar aşağıdaki şekilde gösterilmiştir :

1.— Batı Almanya, Avrupa ordusuna iştirak eder etmez müsavi haklara sahip olmayı talep etmektedir.

2,— Almanya,savaşbirliklerinin600

kişiye inhisar etmesini talep eden Fransız teklifini şiddetle reddet­miştir.

3.— Almanlar yüksek mevkilerde üst

subaylarına Fransızların müsavi bir şekilde yer verm iye çeklerini kuvvetle tahmin etmektedirler.

15 Temmuz1951

— Londra :

«Times And Tide» dergisi «Almanya ile harp nahiyete eriyor» başlığı altında şöyledemektedir :

«Almanya ile harp haline son verilme­si Batılı Almanlara teknik mahiyette bazı müsbet faydalar sağhyacaktir. Fa­kat bunun asıl kıymeti psikolojik ma­hiyettedir. Bununla beraber pek bü­yük bir hassasiyet göstermemeli ve Naziler tarafından işlenen cürümleri unutmamalıyız.»

3 Temmuz 1951

— Washington :

Müdafaa Bakar.ı George Marshall A-merika Temsilciler Meclisi silâhlı kuv-s vetler komisyonunda dünkü izahatı sı­rasında Birleşik Amerika Kuzey At­lantik Paktı Müttefiklerinin muhtemel bir komünist tecavüzüne karşı 1954 se­nesine kadar 5 milyon askeri hazır bu­lunduracaklarını umduklarım açıkla­mış ve Birleşik Amerikanın umumî harp çıkmadığı takdirde Avrupaya ha­len altı tümenden iazia asker gönder­mek tasavvurunda olmadığım belirt­miştir.

Hükümetin dost memleketlere sekiz buçuk milyar dolarlık müşterek askeri ve iktisadi yardım programı hakkında izahatta bulunan Marshall demiştir ki :

"Avrupa hür milletleri Kore harbi baş-Iiyahdanberi müdafaa bütçelerini 3 misli arttırmışlardır.»

Marshall, İspanyayı Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtı içinde görmek arzusunu tekrarlamış b fakat bu, diğer üye mem­leketleri sinirlendirmek bahasına ol­mamalıdır» demiştir.

7 Temmuz 1951

— Washington :

Washington'd ak i yetkili çevrelerden te-yid edildiğine göre, Amerikan hava kuvvetleri, Avrupaya, bilhassa Fransa-ya, avcı bomba uçaklarından mürek­kep gruplar göndermeğe hazırlanmak­tadır.

Ayni çevreler henÜ2 askerî sırlar saha­sında bulunan bu müstakbel hareket-Iera dair daha fazla sarih malûmat ver­mekten İmtina etmekle beraber Hava­cılık Bakam Finletter'in beyanatım ha­tırlatmaktadır. Filhakika bu beyanat­ta Finletter demiştir ki; «Programı­mız, kısa mesafe hava kuvvetlerimizinen büyük kısmının Atlantik Paktı Dev­letlerinetahsisiniderpişetmektedir.»

9 Temmuz 1951

—Paris :

Bugün burada toplanacak olan Atlan­tik Paktı Devletleri temsilcileri bir Avrupa ordusunun kurulması hususun­da 4 aydanberi cereyan eden müzake­relere devam edeceklerdir.

— Paris:

Avrupa ordusu Konferansındaki Alman heyeti başkanlığına federal hükümetin tayin etmiş olduğu Theodore Blank bugün öğleden sonra konferans baskını Fransız Büyükelçisi Herve Alphand ta­rafından kabul edilmiştir.

Öğleden sonra Blank'm iştirak etmedi­ği bir toplantı yapılmış ve bu toplantı Alman ve İtalyan heyetlerinin Fransız tasarısı hakkında verdikleri bazı tadil ve tashihlerin tetkikine hasredilmiştir.

Yarın umumî toplantı yapılacak ve bugünkü neticeler belirtilecektir.

18 Temmus1951

—Washington :

Güvenilir bir kaynaktan öğrenildiği­ne göre, Türkiye ve Yunanistan Tem­muz sonuna doğru veya Ağustos ayı­nın ilk haftalarında Atlantik Paktına alınacaklardır.

Türkiye ve Yunanistanın İştirakine dair hazırlıklar bitmiş ve Washington, Lon­dra, Paris arasındaki istişareler bir an­laşma ile sona ermiş bulunmaktadır.

Washingtondan bildirildiğine göre, an­laşmaya İngilterenin uzlaşma formülü­nün Eİrleşik Amerika tarafından ka­bulü neticesinde varılmıştır. Bu uzlaşma formülünün tafsilâtı henüz meçhul ise de General Eisenhower'in

başkomutanlığı altında bir Avrupa ve Akdeniz komutanlığının ihdasını der­piş eylediğibilinmektedir.

îngilterenin Malta ve Kıbrısta işgal et­tiği durum, bu suretle ihdası tasarla­nan komutanlıkta kendisine şüphesiz mühim bir rol ayrılmasına âmil' ola­caktır.

Bilindiği gibi iki ay evvel Birleşik A-merika, Türkiye ve Yunanistanın At­lantik Paktı Teşkilâtına dahil edilme­lerini resmen talep etmişti. O zaman bu teklif, bilhassa Londrada bazı iti­razlarla karşılanmıştı. Atlantik Paktı çsrçevesi dahilindeki diğer komutan­lıklardan farklı, ve coğrafî bakımdan Orta Doğuyu içine alan bir komutan­lık ihdası üzerinde varılan anlaşma ile, evvelki itirazların bertaraf edildiği sa­nılmaktadır.

—Paris :

General Eisenhower, maiyetindeki ko­mutanlarla dün 6 saat devam eden gizli bir toplantı yapmıştır.

Toplantıdan sonra resmî bir tebliğ neş-redilmemesine rağmen, askeri kaynak­lardan öğrenildiğine göre, görüşme mevzuunu bilhassa hava ve kara üsleri ile bazı teknik ve idarî hususlar teşkü etmiştir. Ayni kaynaktan öğrenildiği­ne göre, Atlantik Paktı hükümleri mucibince, Almanyaya gönderilecek o-lan ll'inci İngiliz zırhlı tümeninin du­rumu gözden geçirilmiştir.

—Londra :

Türkiye ile Yunanistanın Atlantik Paktına alınmaları mevzuunda bugün Avam Kamarasında cereyan eden mü­zakereler esnasında İngiliz Dışişleri Bakam Herbert Morrison ezcümle şun­ları söylemiştir:

İngiliz hükümeti Türkiye ile Yuna­nistanın Atlantik Paktına alınması meselesini dikkatle ve bütün şümulü ile inceledikten sonra, bu meselenin en mükemmel hal suretinin Türkiye ile Yunanistanın Pakta alınmasında bu­lunduğuna karar vermiştir.]'

Aynı zamanda îngiliz hükümeti Tür-kiyenİn Orta Doğunun savunmasında kendine düşen rolü oynaması üzerinde ısrarla durmaktadır.

Ankara Hükümeti bizim görüşümüzü paylaşmaktadır. Dünyanın mühim kı­sımlarından olan bu bölgenin emniyetinde tam bir şekilde iştirakini sağla­yacak anlaşmaların pek yakında akte-dileceğini ümit etmekteyim.

Türkiye ile Yunanistanın Atlantik Paktına alınması meselesine gelince ben halen sadece İngiliz hükümetinin görüşünü ifade etmekteyim. Atlantik Paktına dahil bir çok devletlerin de görüşlerini nazarı itibara almak lâzım­dır ve bu mesele üzerinde umumî bir anlaşmanın ne zaman aktedileceğini bugün ifade edebilecek durumda deği­lim. İngiliz Hükümeti ifade ettiğim umumî hatlar dairesinde bir anlaşmaya varabilmesi için elinden gelen gayreti sarf etmektedir.»

—Washington :

Dışişleri Bakanı Dean Acheson bugün­kü haftalık. Basın Konferansında Tür­kiye ile Yunanistanm Atlantik Paktına ithali prensibinin İngiltere Dışişleri Bakanı Morrison tarafından kabulünü Amerikan hükümetanin büyük bir memnunlukla karşıladığını belirtmiştir,

Acheson bununla beraber, alâkadar Devletlerin kısmı azaminin aynı pren­sibi kabul edip etmedikleri hususunu belirtmekten kaçınmıştır,

19 Temmuz1951

—Londra :

İngiliz Dışişleri Bakanının, Türkiye ve Yunanistan'ın Kuzey Atlantik Paktına alınmaları meselesi hakkındaki demeci­ni yorumlıyan Times Gazetesi ezcüm­le şunları yazmaktadır :

ükûmet, Türkiye'nin, Atlantik Pak­tına alınması hakkındaki taleplerini desteklemiye karar vermiştir. Herbert Morrison dün Avam Kamarasında, bu­nun Doğu Akdenizin güvenliğini temin etme yolunda en iyi hal tarzı olduğuna kani olduğunu beyan etmiştir. Hükü­metin ileriye doğru atılacak en iyi adımı nihayet seçtiği sanılmaktadır. Nazarî bakımdan belki de bu ideal bir hal tarzı olmıyabilir, fakat Pratik ola­rak başka bir hal çaresi bulmak im­kânsızdır. Hiç şüphe yok ki Morrison sağlam iki siyasî vakıadan mülhem ol­maktadır. Evvelâ, Büyük Millet Mec­lisinde ezici bir çoğunluk Demokrat Partiye deyanan Türk kabinesi Atlan­tik Paktına alınmayı prestij meselesi yapmıştır ve aynı zamanda Batılı Dev­letlerin de güvenliği demek olan Türkiyc'nin güvenliğini sağlamanın en iyi yolunun andlaşma olduğu fikrindedir. Amerika Türk kuvvetlerini modern si­lâhlarla teçhiz etmekle iyi bir iş yap­maktadır. Fakat Türk Hükümeti için bu sadece güvenliğin başlangıcıdır. Türk Hükümeti, Güvenliğin tecavüze karşı birleşmiş geniş bir cephe tesisine bağlı olduğunda ısrar etmekte ve ayrı ayrı akdedilecek paktların bu cepheyi zayıflatacağı kanaatini taşımaktadır. Bir harp vukuunda Türkiye'nin ilk ön­ce taarruza uğramasının pek az muhte­mel olduğunun söylenmesine rağmen Türk Bakanları da aynı fikirdedir. Baş-bca tehlikenin daima Batı Avrupa'da olduğu söylenmekte ise de aynı şekil­de düşünen azimli insanlara göre, har­bin patlamasını önlemenin çaresi kar­şılıklı bir müşterek yardım andlaşma­sına iltihak etmektir. Yunanlıları Atlantik Paktına iltihak arzusuna sev-keden muhakeme tarzı da budur. Bü­tün teminata rağmen iki memleket ay­rı olarak imzalanacak mahallî bir pak­tın statü bakımından daha az ehemmi­yetli olmasından korkmaktadır. Hiç şüphesiz, Morrison'a veçhe vermiş olan ikinci mülâhaza Atlantik Paktını tam nıânasile desteklemiş olan Amerikan Kongresinin Amerikalılar tarafından ayrı bir taahhütte bulunulmasına ve daha uzak bir pakt akdine muvafakat­lerini bildirmeden önce istical göster­memeleri mümkündür. Bu mülâhaza da muhakkak ki Türklerin zihnini işgal etmektedir. Türkler müstakar menfa­atler sistemine dahil olmak arzusunda­dır. M. Morrison kabinenin, Türkiyenin Orta - Doğu savunmasında kendisine düşen rolü oynamasına çok ehemmiyet verdiğini söylerken bakışlarını çok uzaklara çevirmiştir. Bu, şimdi sisli o-ian geniş bir ufku açmaktadır. Hiç kimse uzağı gördüğünü iddia edemez, fakat Türkiyenin Batıb Devletlere il­tihakını sağlamakla bu. memleketin desteklenmesinin, kendi istikrarını ve Orta - Doğu'da istikrar sağlayıcı Devlet sıfatile haiz olduğu kudretli nüfuzunu arttıracağı söylenebilir.

Muhafazakâr Daily Telegraph gazetesi ise bu konuda şunları yazmaktadır :

Uzun süren bir tereddütten sonra hü­kümet, prensip itibarile, Türkiye ile Yunanistan'ın Atlantik Paktına alınma­ları hususundaki Amerikan görüşünü kabul etmiştir. Bilhassa Türkiye bu is­tikametteki âcil arzusunu izhar için iz-


tirap duymuştur ve bu karar memnu­niyetle karşılanmak icabeder. Türkiye ve Yunanistan bağlıca gayesi savunma­yı takviye maksadile bir pakt imzala­mış olan Batı Avrupa ve Atlantik Dev­letlerinden uzaktırlar. Fkat her iki memleketin AK denizin savunmasına sıkı sıkıya bağlı oldukları da aşikârdır. Filhakika İtalya'nın pakta alınması be­yan edildikten sonra Türkiye ile Yu­nanistan'ın alınmaması mantıksızlıktır. Atlantik camiasına mensup bütün üye devletlerin, Atlantik Paktı Teşkilâtının Orta - Doğu gibi tehlikeli ve uzak böl­gelere doğru genişletilmesi bahsinde ayni fikirde olmadıkları kabul edilmek lâzımdır. Fakat zamanımızda harp gibi savunmanın da bölünmez olduğu basit bir vakıadır. Türkiye ile Yunanistan'ın Orta - Doğu'yu ihtiva edecek diğer bir pakt zincirine bağlı olup olnııyacağı meselesi başkadır. Şimdiye kadar bu neviden bir pakt yoktur ve iki memle­ketin herhangi bir savunma plânından hariç bırakılması, yalnız kendi güven­likleri İçin değil fakat aynı zamanda bütün Batı Devletleri camiası için bir gedik teşkil eder.

— Londra :

Türkiyenin Atlantik Pkatına kabul e-dilmesi hakkında İngiliz Dışişleri Ba­kanı Herbert Morrison tarafından dün Avam Kamarasında verilen beyanatın tam metni aşağıdadır :

«İngiliz Dışişleri Bakanı, kendisinden, Türkiyenin Batı savunma sistemine iş­tirakten hariç bırakılması mevzuunda endişe izhar eden Türkiye Başbakanı­nın geçenlerde yaptığı resmî beyanatın dikkatini çekip çekmediğini ve bu ko­nuda hükümetler arasındaki rnüzake-kerelerin ne zaman sona ereceğini tah­min ettiğini soran Dunean Sandys'in sorusunu cevaplandırmak maksadile bu demeci vermiştir.»

Morrison demiştir ki:

Son onbeş gün içinde böyle bir d«meç yapıldığından malûmatım yoktur. Sa-ym Sandys eğer daha Önce yapılan be­yanata telmih ediyorsa, diyebilirim ki Türk dostlarımız tarafından Batı sa­vunma plânına iştirak ettirilmeleri ko­nusunda gösterilen endişeden haberda­rım ve kendilerine karşı büyük bir sempati beslemekteyim. Gerek Türk gerek Yunan Hükümetini hareket tar­zımızdan haberdar ettimve şimdiki halde her ikisinin de bu konuda mem­nun olduklarına inanmam için sebepler mevcuttur. Meclis hatır! lyacaktır ki, Türkiyeye ol­duğu kadar Batıya da daha büyük bir emniyet ve kuvvet saghyacak olan Türkiye'nin savunma ihtiyaçları me­selesine bir hal çaresi bulmaya azmet­miş olduğumuzu 30 Mayısta beyan et­miş, Türkiye'nin Kuzey Atlantik Pak­tına tamamen iltihakı imkânlarına ber­taraf etmediğimizi fakat bu meseleyi daha fazla itina ile incelemek ve bu­nun en iyi hal tarzı olduğuna emin ol­mak İstediğimizi ifade etmigüm. Bun­dan sonra da Yunanistan hakkındaki durumumuzun ayni olduğunu bildir­miştim. Türkiye hakkında, başlıca güç­lük bu memleketin Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtına alınmak arzusunun Orta - Doğu genel savunması karşısın­daki durumunu uzlaştırmak meselesi olmuştur.

İngiliz Kraliyet Hükümeti şimdi bu meseleyi tamamen incelemiş ve en iyi hal tarzmm, Türkiye ile Yunanistanm Kuzey Atlantik Teşkilâtına alınması olduğu neticesine varmış bulunmakta­dır. Hükümet, ayni zamanda Türkiye-nin Orta - Doğunun savunmasında ken­disine düşecek rolü oynamasına çok ehemimyet vermektedir. Türk Hükü­meti de bu görüşü paylaşmaktadır ve dünyanın bu ehemmiyetli kısmının gü­venliğine matuf plâna Türkiyenin ta­mamen iştirak ettirilmesi için gerekli tedbirlerin derhal alınacağını ümit et­mekteyim.

Mamafih şuna da işaret etmem lâzım­dır ki, Türkiye ile Yunanistan'ın Kuzey Atlantik Paktına alınmaları bahsinde sadece İngiliz Kraliyet Hükümetinin görüşünü arzetmekteyim. Diğer birçok memleketlerin görüşlerinin de nazarı itibara alınması lâzımdır ve ne zaman umumî bir anlaşmaya varılacağını söy-liyebilmem imkânsızdır, Tabiatile bil­dirdiğim ana hatlar dahilinde bir an­laşmaya varmak için elimizden geleni yapmaktayız.

— Paris :

Birleşik Amerika Deniz Harekât Daire­si başkanı Amiral Forest Sherman, At­lantik Paktı kuvvetleri Başkomutanı General Eisenhower ile İspanyanın Ba­tı Avrupa savunma sistemindeki rolü hakkında görüşmüştür.

Amiral Sherman, gazetecilere verdiği beyanatta İspanya seyahati hakkında herhangi bir izahat vermemiş ve Cuma günü Londra'ya hareket edeceğini ve bilâhare Washington'a döneceğini bil­dirmiştir.

—Londra:

Washington'dan verilen bazı malûmat hilâfına olarak Türkiye İle Yunanis­tan'ın Atlantik Paktına iltihakları key­fiyetinin haftalar geçmeden ve belki de önümüzdeki Ekim ayından önce tahak­kuk etnıiyeceği kanaati İngiltere Baş­kentinin diplomatik çevrelerinde hâ­kim bulunmaktadır.

Her ne kadar bu iki devletin Atlantik ittifakına iltihakları tamamiyle temin edilmiş ise de ayni çevreler bu hususta cereyan edecek müzakerelerin Londra-da Atlantik Paktı Merkezinde devam etmesi zaruri olduğunu belirtmektedir­ler.

İngiltere Dışişleri Bakanı Morrison, dün Avam Kamarasındaki beyanatı sı­rasında bu iki memleketin Pakta ilti­haklarına ait ifadesinde yalnız İngil­tere Hükümetinin görüşünü belirtmiş olduğunu kaydetmiş ve şöyle demiştir;

Birçok memleketlerin görüş tarzlarını hesaba katmak lâzımdır. Eu itibarla bu mevzuda umumî mahiyette bir an­laşmaya ne zaman varılabileceğini he­nüz söyliyccek durumda değilim.

Hakikaten de bazı memleketlerin ve bilhassa Danimarka ile Norveç'in bu iki Doğu Akdeniz Devletinin Atlantik Pakiına iltihakları hususunda daima ileri sürmüş oldukları şiddetli itirazdan bir hamlede vazgeçmeleri ihtimali ul-raadiğı sanılmaktadır.

Ve gene bu münasebetle cereyan ede­cek yeni müzakerelerde İngiltere'nin kendi görüş tarzını kabul ettirmeğe te­şebbüs eylemesi ihtimali mevcuttur.

Son günlerde Londra; Paris ve Was-hlngton'da Türkiye ile Yunanistan'ın Atlantik Paktına iltihakları etrafında varılan anlaşmanın mahiyeti malûm bulunmamaktadır.

—Lındra :

Liberal Manchester Guardian gazetesi İngiliz hükümetinin Türkiye İle Yuna­nistan'ın Atlantik Paktı Teşkilâtına kabul edilmesi lehinde olduğu haberini memnunluklakarşılamakta,bununla beraber İspanya'nın Batı Avrupa'nın müdafaasına muhtemel bir iştiraki hu­susunda Birleşik Amerika tarafından yapılan teşebbüsler hakkında bazı ih­tiyat kayıtları ileri sürmektedir. Gaze­te yazısına şöyle devam etmektedir :

•Türkiye ile Yunanistan'ın tam olarak Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtına ka­tılmaları lehinde pek çok şey söylene­bilir. Franko İspanyasının aynı teşki­lâta alınması aleyhinde ise çok şeyler ileri sürülebilir. Bu ittifakın gaye­si, Birleşmiş Milletlerin prensiplerini korumaktır. Türkiye ile Yunanistan bu ittifakın gayelerini tahakkuk ettir­mek yolunda haklı bir rol talep edebi­lirler.

Aynı ga2ete, bunu müteakip, İspanya ile daha sıkı bir işbirliğine karşı mu­halefetini açıkça belirttikten sonra, M. Morrison'un Avam Kamarasında Türkiye ile Yunanistan hakkında yap­mış olduğu demeci tasviple yazısına şöyle devam ediyor:

'İspanya'nın iltihakıyle sağlanacak o-lan stratejik menfaat küçük olacaktır. Halbuki Türkiye ile Yunanistan'ın kıymeti pek büyük olacaktır. Bilhassa Türkiye bir kilit mevkiinde bulunmak­tadır. Bu memleketin Rusya ile müş­terek bir hududu vardır, Rusyanın baş­lıca petrol kaynaklarının yakınandadır ve Rusların Akdeniz'e uzanan yolları üzerinde bulunmaktadır. İspanya'nın aksine olarak, bu memleket tehlikeye maruzdur ve gene İspanya'nın aksine olarak kendi müdafaası için dövüşe­bilir.

Manchester Guardian, Türkiyenin At­lantik Paktına kabul edilmesi aleyhin­de diğer üyeler tarafından ileri sürüten itirazların ortadan kalkmasını temenni ederekyazısını bitirmektedir.

— Atina :

Dışişleri Bakanlığı daimî Sekreteri Po-litis, İngiliz Dışişleri Bakanı Morrison-ıoıı Avam Kamarasında Yunanistan'ın Atlantik Paktına ithal edilmesi husu­sunda yapmış olduğu beyanatiyle ilgili olarak şunları söylemiştir :

«Yunanistan, başlangıçtanberi, haklı bir hal çaresinin bulunacağı kanaatini izhar etmiştir. Morrison'un demeci, Yunanistan'ın büyük bir güvenle bek­lemekte haklı olduğu, kat'î ve şayanı arzu hal çaresine doğru büyük bir te­rakki teşkil etmektedir.

— Londra:

Türkiye ve Yunanistan'ın Atlantik Paktına alınmasının ■ İngiltere tarafın­dan tasvip edilmiş olması bugünkü in­giliz gazetelerinin ele aldığı başlıca mevzuu teşkil tatmektedir.

Bu arada bağımsız Times Türkiye ile Yunanistan'ın Atlantik Paktına alın­ması hakkında başka memleketlerde beslenebilecek endişelerin ortadan kalkması temennisinde bulunmaktadır.

Muhafazakâr Daily Telegraph'da rison'un demecini memnuniyetle kar­lamakta, «Türkiye ve Yunanistan Ba­tının savunmasının ayrılmaz birer par­çasıdır»demektedir.

Gazete yazısına şöyle devam etmekte­dir: «Bazı kimselerin bu karara itiraz­ları olabilir, fakat muhakkak olan şey, harp gibi savunmanın da bölünmez bir bütün haline geldiği ve bülün dünyayı saracak bir harbe bütün dün­yanın hür milletlerinin iştirak etme­sinin lâzım olduğudur.»

20 Temmuz1951

—Madrid :

İspanyol Radyosu dün akşamki yayı­nında, Maraşel Titoya hiç bir yardımı asirgemeyen İngiltere hükümetinin İs­panyanın müşterek müdafaa gayretle­rine iştirakine muhalefetini tenkit et­miş ve demiştir ki :

Türkiye ve Yunanistan! Atlantik Pak­tına kabul etmekle İngiltere İspanyanın kabulüne karşı veto hakkını kullana­cağını ümit etmektedir. İngiltere hat­tâ Birleşik Amerikayı Franco ile iki taraflı bir anlaşma imzalamaktan m en'e çalışmıştır.

—Londra:

Türkiye ile Yunanista'nm Atlantik Paktına alınmalarını yorumlayan Daily Mail gazetesi ezcümle şunları yazmak­tadır :

«İngiliz hükümeti nihayet dış politika­da iyi bir adım atmış, Türkiye ile Yu-nistan'in Kuzey Atlantik Paktı Teş­kilâtına alınmaları için Amerikan hükümetiylemutabıkkalmıştır.

Bu cesur ve kahraman milletleri mem­nuniyetle karşılıyoruz. Bu, tabiidir ki, bizler için yeni bir takım mükellefiyet­ler yüklenmek demektir. Atlantik Pak­tınınbu muhtemelüyeleritaarruza

image008.gifuğradığı takdirde hepimiz onlara yar­dıma mecburuz. Fakat onlara karşı ta­ahhüde girişmiş olsak da olmasak da yine bunu yapmıya mecburuz, Türkiye ile Yunanistan'ın Atlantik Paktına it­hali, komünizmi Doğu Akdenizde dur­durmak hususundaki plânı tamamla­maktadır. Haritaya bir bakışta, her iki memleketin Batı savunmasında işgal ettiği kilit mevkii durumu görülür. Bi­naenaleyh İspanya'ya sırtımızı çevir­mekle gerek Batı Akdenizde gerek At-lantikte bırakılan gediği müşahede et­mek çok daha gariptir. İspanya'nın At­lantik Paktına alınmasını şimdiki hal­de teklif etmiyoruz. İspanya Franeo-nun idaresinde demokrasi, hürriyet ve kanunu müdafaaya hazır olmadığı için belki de buna lâyık değildir. Fakat bir parçasını teşkil ettiği camiaya yardım etmemesi için sebep göremiyoruz.»

21 Temmuz 1951

— Amerika'nın Sesi radyosu :

Dünkü Amerikan gazeteleri makale­lerini Kuzey Atlantik Paktına ve İn­giltere'nin bu Pakt etrafında aldığı son duruma tahsisetmektedirler.

New-York Times gazetesi «İngiltere ve Türkiye» adlı başmakalesinde şöy-le demektedir :

İngiltere'nin Türkiye ile Yunanistan'ın Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtına alın­malarını desteklemeğe karar vermesi çok memnunluk verici bir haberdir. Birleşik Amerika'nın böyle bir hare­keti çoktan muvafık bulduğuna ve Fransanm da bunu desteklediğine gö­re, bu iki memleketin pakta ithal­leri için pratik bir usulün yakında bulunacağını bekliyebiliriz.

Ohio eyaletinin mühim bir şehri olan Cincin aSi'de çıkan Cincinati Times Star gazetesi aynı konuyu ele almakta ve İngiltere'nin Türkiye ile Yunanis­tan'ın pakta alınmasını desteklemesini takdire sayarı ve gayet makul bir ha­reket olarak tavsif etmektedir.

Cincinati gazetesi yazısına devamla, Yunanistan'ın ve bilhassa Türkiyenin bir taraftan memleket içindeki iktisadî meselelerini hallederken diğer taraf­tan da askeri güçlerini kuvvetlendir­diklerini kaydetmektedir. Türkiye ile Yunanistan'ın Hazer denizinden Batıya yapılacak bir hamleye karşı uyanık birer nöbetçi olduklarını belirten Cincinati gazetesi, Türkiyenin aynı zaman­da Orta Doğunun siyasî karışıklık için­deki bölgelerinin de cenahında bulu­nan çok önemli bir memleket olduğu­nu kaydederek başmakalesine son ver­mektedir.

Ifew-Yörk Hcrald Tribüne gazetesi ise, durumu daha geniş olarak tahlil et­mektedir. «Geliştiren sistem» adlı baş­makalesinde Heraid Tribüne şöyle de­mektedir :

İngiliz Dışişleri Bakanı Morrison dun Avam Kamarasında verdiği beyanatta yalnız Türkiye ile Yunanistan'ın Kuzej' Atlantik Paktına alınmalarım destek­lemekle kalmamış ayni zamanda Tür­kiye'nin etrafında toplanacak bir Ya­kın - Doğu müdafaa sistemi de teklif etmiştir. Bu iki program hiç bir şe­kilde birbirine zıt değildir. Daimî bir Sovyet tecavüzü tehdidine karşı barış) sağlamak için yapılacak en iyi şey birbirine bağlı pakt sistemleri kur­maktır.

Heraid Tribüne, barış ve hürriyeti mü­dafaa etmek meselesinin dünya ölçü­sünde bir konu olduğunu İran'm açık­ça göstermekle olduğunu tebarüz ettir­mekte, hiç bîr bölgenin, hattâ dünya­nın öbür ucunda vukubulacak bir te­cavüzün sademesinben dahi masun kal-mıyac ağını kaydetmektedir. Stalin'in takip edilen stratejisinin, genel bir harpten kaçınmak ve bazı zayıf nokta­lara saldırmak: olduğunu yazan gaze­te, makalesine devamla, bu gibi zayıf ■ noktalar mîllî müdafaa sistemleri vasi-tasiyle korunur ve bölgeler dünyanın diğ-sr hür milletlerinin bütün vasıta ve kaynaklariyle desteklenirse o zaman mahallî çarpışma tehlikesi ve Sovyet­ler Birliğinin tatbik ettiği diğer taz­yik şekilleri azalmış "olacaktır, demek­tedir.

Heraid Tribüne başmakalesini şöyle bi­tiriyor :

Batının takip ettiği siyasetin asıl he­defi, Sovyetler Birliğini tecavüz siya­setinden yıldırmaktır. Bunu sağlamak için de Sovyetlere şunu açıkça göster­mek gerekmetedir : «Türkiye'ye teca­vüzle veya Sovyetlerin peyklerinden birinin Yunanistan'a sataşmasiyle, ko­münistlerin sınırlarını kolaylıkla ge­nişletmesinin artık zamanı geçmiştir. Komünizm bu gibi tecavüzlere ge­niş çapta girişmek isterse o zaman da­ha büyük kuvvetlerle karşılaşacaktır.

Gelişen fikir...

Yazan: Nadir Nadi

12 Temmuz 1951 tarihli Cumhuriyei'ien

Birleşik Amerika Dış İşleri Bakan Yar­dımcısı McGhee'nin evvelki gün söyle­diği nutku büyük bîr memnunlukla oku­duk. Geçen yıl memleketimize de gelerek Cumhur başkanımız tarafından kabul e-dilen, burada Hükümetle doğrudan doğruya temas imkânını bulan sayın Yardımcı, nutkunda, Atlantik -Paktına alınmamız hususunu şiddetle müdafaa ederken günün realitesine dayanan kuvvetli sözler bulmuş ve bunları güzel bîr şekilde ifade etmiştir. Şüphesiz Amerikan Hükü­metinin görüşünü de aksettiren bu özlü sözlerden ötürü McGhee'ye burada açıkça teşekkürü bir vazife biliriz.

Komşumuz Yunanistanla beraber Atlantik Paktına alınmamıza dair son zamanlarda Amerika'da kuvvetlenen cereyan, öyle gö­rünüyor ki oradan Avrupa'ya da sirayet et­miş, gerek ingiltere'de, gerek Fransa'da dikkate değer yankılar uyandırmağa başla­mıştır. Geçenlerde Londra'da bir İngiliz yüksek memurile gazetecilerimiz arasında geçen üzücü konuşmanın bir yanlış anlaş­ma neticesinde meydana geldiği iliss, za­manda anlaşılmıştı;1. Sayın Morris on'un sonradan Komün Meclisinde yaptığı açık­lama ve hemen arkasından Türkiye'ye va­zifesi başına dönen Büyükelçi Ekselans Cahrles'in Yeşilköy'de uçaktan iner inmez basınımıza verdiği demeç, Türk efkârı ta­rafından uygun duygularla karşılanmıştır. Böylece aradaki geçici bulutları dağıtmağa yaradığı için o tatsız hâdiseyi bile şimdi sempati ile hatırlamak ister gibiyiz. Gene, dünkü «Cumhuriyet» te arkadaşımız Metin Toker'in Paris'ten gönderdiği bir ha­berde, Atlantik Paktına alınmamız lüzu­muna dair Fransız Millî Meclisinde kuv­vetlenen cereyandan bahsediliyordu. Son seçimlerde komünistleri de geri bırakarak 100 şu kadar mebusla başta gelen R.T.F. Partisi liderlerinden Bay Palevsky:. arka­daşımıza İngiltere'deki müsait gelişmeler karşısında Fransa'nın daha fazla gecikmesi bizzat Fransa menfaatleri aleyhine ola­cağını söylemiş, o arada Bidault gibi, Schu-man gibi siyasî rakiblerini (Pakta alınma­mızı istemiyorlar iddiası ile) kötülemiştir.De Gauile partisinin Türkiye hakkındaki iyi niyetlerini aynı iyi niyet duygulariyle cevabi an d ırmakla beraber, biz Schuman ye Bidault'nun hakkımızda menfî düşünce taşıdıkları iddiasını kabul etmekte mazu­ruz. Şahsan tanıdığımız ve muhtelif vesi­lelerle görüştüğümüz bu iki Fransız dış po­litika üstadının Türkiye Cumhuriyetine karşı besledikleri müsbet duygulara yakın­dan şahid ohnuşuzdur. Müşterek Avrupa savunması bahsinde, gerek Bidault, gerek Schuman Türkiye'nin ne büyük bir kıy­met teşkil ettiğini iyi bilen kimselerdir. Avrupa Konseyine katılmamız lüzumunu bizzat Schuman müdafaa etmiştir.

Bugüne kadar gelişen hâdiselerden anladı­ğımıza göre, dâvanın esası Türkiye'ye ve­rilecek garantinin şekli etrafında toplan­maktadır. Bize ve Yunanistan'a hukukî teminat sağlanması noktasında hiç bir fi­kir ayrılığı yoktur. Bu hususta herkes müt-' tef ik tir. Yalnız, İngiltere'ye ve dolayısile Fransa'ya hâkim oian fikir, bu teminatı, Amerika'nın da katılacağı bir Akdeniz ve­ya Doğu Akdeniz Paktına bağlamak mer­kezinde idi. Amerika ise esasen önderliğini yaptığı Atlantik Paktını bize doğru uzat­mak suretile aynı savunma sistemini ge­nişletmek istemektedir. McGhee evvelki günkü nutkunda bu meseleye tekrar dokun­muş; »Türkiye ile Yunanistan'a askeri ga­rantiler verebilmenin en mantıkî- yolu bu­dur» diyerek hükümeti adına itirazcıların fikrine itiraz etmiştir.

Şimdiye kadar bir kaç defa yazdığımız gi­bi, biace mühim olan. Batı Avrupa devlet­lerine sağlanan Amerikan garantisinin biz­den de esirgenmemesidir. Gerçi, hürriyet dünyasının müdafaası, bu müdafaa ancak bir büîün olarak eie alındığı zaman yüzde yüz gerçekleşebilecektir. Tecavüz nereden başlar ve nereyi hedef tutarsa, bütün mil­letler olanca kuvvetierile saldırgana karşı harekete geçmelidirler. Belki bir gün bu düşünce gerçekleşecektir. Fakat mademki henüz o günlere ulaşmış değiliz, hiç değil­se başkalarına yapılan muamelenin aynını hakkettiğimiz kabul olunmalıdır. Birleşik Amerika, Atlantik Paktı dışında yen; kom-binezanlara girmekten sakındığına göre, dostlarımızın Washington'dan gelen teklif­ler karşısında daha fazla ısrar etmemelerini temenni ederiz.

Muhalefette ısrar ederlerse...

Yasan: Abidin Da-v'er

30 Temmuz 1951 tarihli Cumhuriyet'ten

Türkiye ve Yunanistan'ın Atlantik Pakn-na alınmaları meselesi. Rene sarpa sarmak­tadır. Filvaki Washinj;(t>n'dan verilen yeni bir habere göre, Amerika'nın bu yoldaki talebi, Pakta dahil devletler arasında de­rin bir muhalefet meydana getirmiş imiş. Amerika'nın teklifine ilk muhalefet edenler, müttefiklerimiz İngiltere ve — bir dere­ceye kadar da — Fransa idi.

İngiltere bir hayli bocaladıktan sonra, türk-çemizde «karışık ismi fail» denilen bir şe­kilde Türkiyenin Orta - Doğu'da kendi­sine terettüp eden taahhüdlerî kabul et­mesi şartile, kaydını ileri sürerek Pakta alınmamıza razı oldu. Seçimlerden, sonra henüz yeni Kabinesini bir türlü kurama­mış olan Fransa da, Dışişleri Bakanı Schu-man'm bir kaç rüti evvel. Dışişleri Ba­kanlığımıza gönderdiği bir mektupla bizi des teki iye ceğini bildirdi. Böylece Pakta alınmamıza Amerika. İngiltere, Fransa ve İtalya müzahir olacaklardır.

Bu meselede İngiltere'den ayrılmıyacağı tahmin edilen Kanada'yı da ilâve edersek 5 devlet eder. Geriye Holanda. Norveç, Danimarka. Belçika, Lüksemburg. Porte­kiz ve İzlanda kalıyor. Holanda'nın şiddet­le muarız olduğu, Danimarka'nın ise he­nüz nihaî bir karara varmadığı da yayın­landı. Yukarıda bahsettiğimiz Washington haberîndeki derin muhalefet, işte bu yedi devletin bazılarından geliyor, demektir. Bunların bir tanesi blie muhalefette inad ve ısrar ederse. Türkiye ile Yunanistan'ın Pakta girmeleri mümkün olamıyacaktır.

Aynı Washington telgrafına göre. Ameri­kan resmî çevreleri. Eylül ayının ikinci haftasında Amerikan başkentinde toplan­ması icab eden Üç Büyükler (Vani Ame­rikan, İngiliz ve Fransız) Dışişleri Bakan: larının bu konferansına kadar, ihtilâfın halledilebileceğini ümid etmektedirler. Bu konferanstan bir hafta sonra. Kanada'nm merkezi Oltawa'da da. Atlantik Paktı Konseyi toplanarak Türkiye ile Yunanistan'ın Pakta kabulleri ile Almanya'nın silahlan­dırılması mevzularuıi en" mühim mesele­ler olarak ele alacaktır.

Böylece Pakta alınmamız meselesi «vuslat yine mi kaldı başka bahara?» sözüne uy­gun olarak ilkbahardan sonbahara atıla atıla, bakalım, hangi baharda müsbet veya menfi bir karara bağlanacak? Buna şaş­mamak lâzımdır. Çünkü bu gibi mesele­lerde demokrasi rejimlerinin çarkı çok a-ğır döner; onlar yumurta kapıya gelmeden karar veremezler. Bu Batı Avrupa devlet­leri, kendi silâhlanma işlerinde de, Ame­rika'nın muazzam yardımlarına rağmen. sene işi çok ağır almıyorlar mı? Meselâ büyüklerden Fransa, şimdilik 10 Tümen teçhizine çalışıyor; iki yıl sonra 10 Tü­men daha haaırlıyacakmış. Böylece Gene­ral Eisenhoıver'in komutasındaki müttefik ordusu 1953 başında 2 buçuk milyon ola­cakmış.

ingiliz Savunma Bakanı Shinwel, Sovyet Rusya'nın-5.670.000 kişilik bir orduyu si­lâh altında bulundurduğunu, yarısı ihti­yatta olmak üzere 50.000 tank ile 19.000 den fazla uçağa sahip olduğunu söylüyor da, onlar gene silahlanmakta aceleye lü­zum görmüyorlar. Amerika'nın teşvik ve gayreti, muazzam silâh ve malzeme yar­dımı olmasa, yan gelip rahatlarına ve safa-larına bakacaklar. İşte bu devletlerdir ki Türkiye ve Yunanistan'ın 2,5 milyon sün­güsüne karşı naz ve istiğna gösteriyorlar. Halbuki asıl onların Türkiye ve Yunanis­tan'a, Pakta girmeleri için yalvarmaları ve bizlerin naz ve istiğna göstermemiz lâzım­dır. Bir defa daha bu sütunlarda vazdığı-mız gibi. dâva, bir «arz ve taleb meselesi» haline gelmiştir.

Onların gösterdikleri bu naz ve istiğnanın açıklanmıyan bir sebebi de, Avrupa mü­dafaa manzumesinin Doğu Akdenızdeki sağ kanadını açık bırakarak Sovyet Rusya'nın Batı Avrupa'yı, yani kendilerine değil de, Türkiye ve Yunanistan'a tecavüz etmesini kolaylaştırmak düşüncesidir. Kizii Çarlı­ğın harbe karar verirse bize hücum ederek kendilerini rahat bırakacağını sanan bu devletlerin ne kadar yanlış düşündükleri ve nasıl tatlı bir hayalin gafleti içinde ol­duklarını anlamaları için, İkinci Dünya Harbinde Hitler'in, evvelâ Norveç'le Dani­marka'ya, arkasından da Belçika, Lüksem-burg ve Hallanda'ya saldırdığını hatırla­maları yeter. Bu devletler, o zaman da ta­rafsız kalacaklarını söylemekle kendileri­ne dokunulmıyacağı hülyası içindelerken müthiş bir taarruza uğnyarak istilâ edili­vermişlerdi.

Temmuz 1951

—Washington:

İktisadî İşbirliği Teşkilâtı, Türkiyeye Marshall Yardımı ve askerî yardım programı çerçevesi dahilinde 17.692.000 dolarlık tahsisat verildiğini dün bil­dirmiştir. Tahsisat aşağıdaki şekilde ayrılmıştır :

Ziraat malzemesi2.680.000

Mensucat mamulâti için1.146.000

Traktöryedek. parçalarıve kullanılmış traktörler için1.540.000 Ziraate musallatolanhaşereilâgları için 792.000 Motorlu nakil vasıtaları için500.000
Tıbbî ve kimyevî müstahzarat­lar için 500.000 Değirmenlere mahsus demir ve
çelik malzeme için2.510.000Canlıhayvanvedavardanmaadahayvanlarınüretilme­si için250.000 Matbaa levazımati için400,000 dolar.

10 Temmuz1951

—Washington :

İktisadî İşbirliği İdarecisi WiJliam Foster, ayan meclisi dış münasebetler komisyonu huzurunda yaptığı bir ko­nuşmada Güney Doğu Asya memle­ketlerine yapılacak olan yardımın za­rurî olduğunu söylemiştir.

Bilindiği gibi Ayan Meclisi dış müna­sebetler komisyonu yabancı memleket­lere yardım için istenilen 8.500.000.000 dolarlık tahsisat hakkında tetkiklerde bulunmaktadır.

Wi!Iiam Foster, Güney Doğu Asya memleketlerine yapılacak olan Ameri­kan yardımının zarurî olduğu üzerinde ısrarla durarak sözlerine şöyle devam etmiştir :

En memleketlerin çoğu yakın zamana kadar müstemleke halinde idi ve gene bunların ekserisi ikinci dünya harbin­de çok büyük zararlar görmüşlerdir. Bu memleketler yardımsız bırakıldık­ları takdirde bundan yegâne istifade edecek olanSovyet Kusyadır.

Asya memleketleri tabiî kaynakları bakımından zengindir. Fakat bu kay­nakları işletecek sanayi merkezleri mevcut değildir ve bu devletler iktisa­dî sahada Birleşik Amerika'nın yardı­mına güvenmektedirler.

Asyanın emniyeti, Birleşik Amerika'­nın ve Batılı devletlerin hür Asya memleketlerine yapacakları yardıma bağlıdır.

14 Temmuz1951

— Paris :

Avrupa İktisadî İşbirliği İdaresi Teş­kilâtı Bakanlar Konseyi toplantısı dün öğleden sonra sona ermiştir.

Evvelki gündenberi uMuette» şatosun­da toplantı halinde bulunan 18 mem­leket temsilcileri, geçen 7 Nisanda, Av­rupa İktisadi İşbirliği Teşkilâtı tara­fından takip edilen mübadele liberas­yonu programı dahilinde serbest bıra­kılan mamullerin müşterek listesini tetkik etmekte idiler. Bu liste daha zi­yade, ham, yarı mamul, veya mamul mensucat malları, bazı ziraî ve kimyevî mamuller, deri, kereste ve kâğıt gibi maddeleri ihtiva etmekteydi. O tarihte Türkiye ve İrlanda delegeleri konseyin aldığı karara muvafakat cevabı verme­mişler ve durumlarını aynen muhafa-. zada ısrar etmişlerdir. Evvelki günkü toplantıda İrlanda heyeti karara uy­mayı kabul, fakat Türkiye ise eski ka­rarını muhafaza etmiştir. Bunun neti­cesi olarak Konsey 7 Temmuz kararını tekrar Bakan Yardımcılarının tetkiki­ne sunmağı kararlaştırmıştır. Türkiye müstesna, diğer memleketler 31 Tem-

muz tarihinde bu kararın tatbik mev­kiine konması neticesine varırsa ve anlaşıldığı üzere Türkiye de buna mu­halefet etmezse, müşterek listeden yer alan mamuller Avrupa İktisadî İşbirli­ği Teşkilâtı üyesi bulunan memleket­ler arasındaki mübadelelerde serbest bırakılacaktır. Öte yandan Konsey, Av­rupa İktisadî İşbirliği Teşkilâtı ile Av-rupaya ait iktisadî meselelerle meşgul olan diğer beynelmilel teşekküller ara­sında teati edilen raporları tetkik va­zifesini ayrı bir iş grubuna yazmıştır.

Bahis konusu grup, Türkiye, Fransa, Almanya, İtalya, Hollanda, İsviçre ve İngiltere temsilcilerinden müteşekkil olacaktır.

15 Temmuz1951

— Ankara :

Tktisadî İşbirliği İdaresinden bildiril­diğine göre, Birleşmiş Milletler gıda ve tarım teşkilâtının tarım ve buna mü-teferri kalkınma projelerinin ihzarını tacil maksadiyle bir yetiştirme mer­kezi kurulması yolunda Türkiye tara­fından yapılan gayretlere Milletlerara­sı teşekküller de katılmaktadırlar.

Sağlam esaslara istinad eden proje­lerin ihzarında Akdeniz memleketleri­nin resmî memurlarına yetişme imkânı bahşetmek suretiyle yeter derecede gelişememiş bölgelerin kalkınmasına, Türk Hükümeti ile de teşriki mesaî ederek, yardımda bulunmak hususun­daki Milletlerarası teşekküllerin müş­terek gayretlerine mütedair tasavvur ve plânları bugün açıklanmıştır.

1 Ekim tarihinden 31 Aralık 1951 ta­rihine kadar devam etmek üzere An­kara'da gelişme projelerinin İktisadî kıymetlendirilmesi hakkında bir ye­tiştirme endüstrisi meydana getirile­cektir. (Tarım ve buna müteferri proje­ler Akdaniz merkezî). Bu merkez Tür­kiye Hükümeti, Birleşmiş Milletler gıda ve tarım teşkilâtı, Birleşmiş Millet -letler ve Milletlerarası İmar ve Kalkın­ma Bankası tarafından müştereken ku­rulacaktır.

Güney Avrupa'nın Akdeniz memleket­leri olan Yunanistan, Yugoslavya, İtal­ya, İspanya ve Portekiz ile Kuzey Af­rika ve Orta Doğu memleketleri dahil Akdeniz bölgesindeki memleketler ile bu bölgedeki toprakları idare eden hükümetlere gıda ve tarım teşkilâtı ta­rafından davetiyeler gönderilmektedir.

Yetiştirme işi, tarım ve buna müteferri sahalarda geliştirme projelerinin for­müle edilmesine mütedair prensip ve tecrübeler ile bunların iktisadî uygun­luğunun takdir ve kıyme ti end irilmesi­ni ihtiva edecektir.

Katılacak olanların görecekleri öğre­nim ve yetişme tarzının, projelerin ih­zarı ve plânlaştırılm asında umumî eh­liyet ve liyakat seviyesini yükseltmek suretiyle ilgililerin kendi memleket­lerinde sağlam ve güvenilir bir ekono­mik gelişmenin tahakkukunu sağlıya-cağı ümit edilmektedir.

Son toplantısında F. A. O. ve beşinci yıllık raporunda da Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankası tarafından beyan edildiği veçhile şimdiye kadar bu sa­hada kayda değer bir noksanlık de­vam edegelmektedir. Gelişme projeleri bunları seçip tatbik mevkiine koymak ve finanse etmekle sorumlu olan milli ve Milletlerarası teşkilâtlara tevdi edil­meden önce esaslı ve mufassal bîr şe­kilde hazırlandıkları takdirde bunlar süratle tahakkuk ettirilebilir.

Muhtelif memleketlerden gelecek olan kadm ve erkek elemanların Akdeniz yetiştirme merkezinde görecekleri eği­tim, dış finansmana ihtiyaç bulunan millî geliştirme teşekkülleri veya özel sermaye sahipleri gibi mahallî müesse­selerle özel veya devlete ait milletler­arası finansman teşekkülleri tarafın­dan nazarı itibara alınacak iyi formüle ve tanzim edilmiş bulunan projelerin meydana getirilmesine yardım ve do­layı siyle memleketlerine hizmet etmiş olmalarını sağliyacaktır.

Davet eden Milletlerarası teşkilâtın herbirî ile Türk Hükümeti merkezdeki yetiştirme için konferanslar ile teknik müşavirler temin edecek ve merkezin diğer masraflarım paylaşacaklardır.

Davet eden tarafların iki temsilcisi o-lan gıda ve tarım teşkilâtı iktisatçı sidir. Mordecai Ezehiel ile ekonomik gelişme uzmanz olup Birleşmiş Milletler teş­kilâtında çalışan Kemal Süleyman Va-ner Türk Hükümetinin ilgili makam­ları ile yetiştirme merkezine ait esas­ları tesbit etmek ve hazırlıkları yap­mak üzere Mart ayında Türkiye'yi zi­yaret etmişlerdi. Uzun tecrübe sahibi bulunan muktedir bir Türk elemanı yetiştirme merkezinindirektörlüğünü

yapacak ve ayrıca Birleşmiş Milletler­ce de bir direktör yardımcısı tayin edi­lecektir.

Bu yeni yetiştirme merkezi 1950 yılı sonunda Pakistan'ın Lahor şehrinde gıda ve tarım teşkilâtı Birleşmiş Mil­letler ve Milletlerarası Banka tarafın­dan meydana getirilen Asya yetiştir­me merkezine banzemektedir.

Bu yetiştirme merkezi iştirak edenler arasında büyük bir alâka ve şevk do­ğurmuştur. Akdeniz yetiştirme merkezi ise bu gibi merkezlerin üçüncüsünü teşkil etmektedir. Geçen yıl Pakistan-da meydana getirilen bu merkeze ilâve olarak halen Güney Amerika için de bir merkez organize edilmektedir. Bu yetiştirme merkezleri davet eden mil­letlerarası teşekküllerin yeter derece­de gelişmemiş memleketlere olan tek­nik yardım programlarına dahil bulun­maktadır.

16 Temmuz1951

—Ankara :

iktisadî İşbirliği İdaresi özel Misyonu başkanı Ortaelçi Mr. Russel H. Dorr, beraberinde elektrik işleri etüd idaresi genel Müdürü Emin Yümer, Eti-bank İnşaat Şubesi Müdürü ve Banka­nın Amerikalı Müşavir mühendisleri ile teknik elemanları olduğu halde dün Marshall Yardımından temin edilen ödeneklerle inşa edilmekte olan Sarı-yar barajı ve hidroelektrik santralı in­şaatını tetkik etmiştir.

Mr. Russel H. Dorr, Ankara - Nallıhan şosesinden itibaren baraj yerine kadar inşa edilmekte olan servis yolları, site ve Sakarya nehri üzerindeki köprü ile tünel tesislerini ve yakında inşasına başlanacak olan baraj ve santral yer­lerini gezerek gerekli izahatı almıştır.

Sarıyar tesislerinin dışarıdan getirile­cek makine, teşhizat ve malzemesi ile teknik hizmetleri tutarı olan 27.200.000 dolar tahsisatın 8.200.000 doları Mars­hall direkt yardımından, 1S.000.000 do­ları ise Avrupa tediye birliğindeki baş­langıç kredimizden temin edilmekte­dir.

20 Temmuz 195!

—Ankara :

Milletlerarası İktisadî İşbirliği Teşki­lâtı Genel Sekreterliğile İktisadi İşbir birliği İdaresi Türkiye özel Misyonu Başkanlığı tarafından müştereken ya­yınlanmıştır:

Tekel idaresi tarafından tevsi edilmek­te olan İzmir'deki Çamaltı ve Konya civarındaki Yavşan tuzlalarının mem­leketin umumî karayolları şebekesine bağlanmasını temin eden yol programı­nın ikmaline yardım olmak üzere Mars­hall Plânı karşılık paralar hesabından 403.500 liranın serbest bırakılması hu­susunda Milletlerarası iktisadi İşbirli­ği Teşkilâtı Genel Sekreteıiiğile İktisa­di İşbirliği İdaresi Türkiye Özel Mis­yon Başkanlığı arasında bugün bir an­laşma imza edilmiştir.

Keşif ve projelerine nazaran 807.112 liraya malolacak bu yollarla tuzlalar umumî şebekeye bağlanacak ve bu su' retle artmakta olan tuz istinsah' kolay­lıkla ve sür'atle nakledilebilecektir.

Marshall Plânı fonlarından geçen se­ne Avrupa tediye birliği kanalı ile S40.000 bu sene de 495.000 do­larlık malzeme yardımları görmüş olan Tuzlalar, girişilen tevsi işi­nin ikmalile, dahilî istihlâki karşıla­maktan maada senevi 200.000 ton tuz ihraç edebilecek kapasiteye erişecektir. Bu bakımdan nakliye kolaylıkları sağ­layacak olan yol inşaatının ayrıca ih­racatın arttırılmasında da büyük rolü olacaktır.

Anlaşmayı imzalayan Mr. Dorr ve Fa-tin Zorlu bu münasebetle demişler­dir ki :

«Bilindiği gibi karşılık paralar Mars­hall Plânı hibe yardımları mukabilin­de tahassül eder ve Türk Hükümetinin yatırımlarında kullanılır. Kalkınma programlarının tahakkuku için zaman zaman bu paralardan bir miktarının serbest bırakılması, hür memleketleri iktisadî kudret ve emniyete ulaştıracak yol üzerinde atılmış yeni ve müşterek adımlarsayılmalıdır.»

23 Temmuz 1951

— Ankara :

Milletlerarası İktisadî İşbirliği Teşkilâ­tı Genel Sekreteri Fatin Rüştü Zorlu ile İktisadî İşbirliği İdaresi Türkiye özel Misyonu Başkanı Mr. Russel Dorr arasında bugün imzalanan anlaşma ge­reğince karşılık paralar fonundan bir milyon Türk lirası İstatistik Genel Müdürlüğü emrine serbest bırakılmıştır. Bu suretle serbest bırakılan meblâğ 1P50 yılı tarım sayımı neticelerinin iş­lenmesi ve değerlendirilmesi işi ile zi­raî mahsul ve hayvancılık hakkındaki rapor ve tahminlerin daha iyi bir şe­kilde ihzarına tahsis olunmak üzere İs­tatistik Genel Müdürlüğünce kullanı­lacaktır. Bu nevi malûmat Türk çiftçi­liğine büyük faydalar temin edeceği gibi eiftçildere.. hububat ve hayvan tüc­carlarına ve müstehlike de yardım sağ­layacaktır.

Bu is, istatistik uzmanlarından müte­şekkil bir Amerikan kurulu ile-teşri­ki mesai etmek suretiyle deruhte edi­lecektir. Bu Amerikalı uzmanlar halen E.C.A.'nın bir teknik yardım projesi gereğince İstatistik Genel Müdürlüğün­de çah§maktadırlar.

Anlaşmayı imzalayan Fatin Rüştü Zor­lu ile Mr. Russel Dorr şöyle demişler­dir :

.Çiftçiler ve tüccarlar tarafından mün­ferit plânlaştırma ile bir hükümet pragranımın verimli bir tarzda ted­viri, ziraî İstihsal hakkında yeter derecede bilgi mevcudiyetine istinat eder. Kanaatimizce bugün tahsis edil­miş olan mezkûr fonlar bu lüzumlu malûmatı sağlamakla kalmayacak, fa­kat Türkiye'nin geniş ziraî programı için sarfedilmiş bulunan diğer bütün fonların verimliliğini geniş Ölçüde art­tıracaktır. »

30 Temmuz 1951

— Washington :

İktisadî İşbirliği İdaresinin dün bildir­diğine göre, Türkiyenin muhtelif sana­yişubelerinemensup14teknisyenmodern sanayiin teknik ve prensip­leri üzerinde 6 aylık bir tetkikte bu­lunmak üzere Birleşik Amerikaya gel­miştir.

Teknik yardım çerçevesi dahilinde İk­tisadî İşbirliği İdaresi tarafından ha­zırlanmış ve Türkiyenin sanayi istih­salini arttırmağa matuf proje 14 kişi­nin Birleşik Arnerikada tetkiklerde bu­lunmasına izin vermiştir. Bu 14 kişi, Sümerbanka mensuptur;

—İstanbul :

İktisadî İşbirliği İdaresi Türkiye İcra Komitesi başkanı Russel Dorr, bera­berinde eşi olduğu halde yaz tatilini geçirmek ve Akdeniz sahillerinde bir seyahat yapmak üzere bu akşam saat 18.30 da Rüya isimli kotra ile Akdeniz istikametinde hareket etmiştir.

31 Temmuz1951

—Paris:

İktisadî İşbirliği İdaresi servislerinden bildirildiğine göre, İngiltere ve İrlan-dayı takiben, Portekiz ve İsveç de Mars-hall Plânının temin ettiği faydalardan vazgeçmişlerdir.

Bu hususta bu iki memleketin iktisadî durumunda kaydedilen düzelmede, Av­rupa Tediye Birliğinin oynadığı rol be­lirtilmektedir.

Mamafih, İsveç ve Portekiz, İktisadî İşbirliği İdrasenic iştirakte devam edecek ve Avrupa İktisadî İşbirli­ği Teşkilâtında üye olarak kala­caklardır. Bundan başka Atlantik Teş­kilâtına iştirak eden Portekiz, askerî yardım programından istifadeye de­vam edecektir.

Diğer bir spor yazarı da Ray Sugar Robinson'u gördükten sonra ona - Su­gar - şeker değil, ölüm Ray denilmesi 1 âzı mg e İd iğin i bildirmiştir.

— Londra :

îngüiz kabinesi bugün saat 11 de Clement Attlee'nin Başkanlığında toplan­mıştır. Siyasî çevrelerde sanıldığına göre Bakanlar Kurulu diğer mes'eleler arasında Abadan ve Tahrandaki duru­mun son gelişmelerini de görüşmüş­lerdir.

Dışişleri Bakanı Herbert Morrison'un bugün öğleden sonra Avam Kamara­sında yeniden konuşması beklenmek­tedir.

10 Temmuz 1951

— Londra:

Nisan ayında İngiliz kabinesinden isti­fa eden Bakanlardan Aneurin Eevan, Harold yilson ve John Freeman tara­fından imzalanmış olup 30 kadar işçi mebusun görüşlerini açıklayan Broşür dün sabah Londra'da «Tekyol» ismi al­tında neşrolunmuştur.

Broşürde bilhassa son İngiliz büdçe-sinde kabul edilen vüs'at dairesinde İngiliz silâhlanma programının tatbi­kine mani olan sebepler izah olun­maktadır.

Müstafi Bakanlar dış siyaset bakımın­dan İngiltere'nin Amerika'ya daha sert bir mukavemette bulunmasını tavsiye ettikten sonra aşağıdaki noktaların tat­bikini talep etmektedir :

1.—İngiltere, Birleşik Amerika ile olan münasebetlerinde realist ve muhtar bir siyasete sahip olma­lıdır.

2. — Rusya tarafından vaki bir teca­vüze karşı Batılılar Yugoslavya'ya tam bir askerî yardımı garanti et­melidirler.

3.— Atlantik Paktına dahil devletler çalışmalarına Batı Almanya'nın yeniden silâhlanması ve Japon­ya'nın pakta alınmasına ısrar et­meden devam etmelidir.

4.— Asya,AfrikaveOrta Doğudaki sosyal devrimin 20 inci asrın en göze çarpan hâdisesi olduğunu kabul etmek lâzımdır.

5.— BatılılarRusya'yasulhteklifinde bulunm abdırlar.

12 Temmuz 1951

—Londra :

Avam Kamarasında bugün beyanatta bulunan ingiliz dışişleri Bakanı Her­bert Morrisonezcümle demiştir ki:

«Japon sulh andlaşnıasi tasarısı ortaya konurken, Birleşik Amerika ile İngil-terenii). Çinin durumunu tayinde uy­gun bir hal şekline varmamaları esef edilmeğe şayandır, fakat, tasarıyı ha­zırlayan devletler, tanınması gerekli Çin hükümetinin tesbitini Japonyaya bırakmakla çok iyi etmişlerdir.»

17Temmuz1351

— Londra:

İki aydanberidir ortadan kaybolan Dış­işleri Bakanlığı memurlarından Donaid Mac Lean ile Guy Burgass'in atom sır­ları hakkında malûmat sahibi olduk­ları Dışişleri Bakanlığından yalanlan­ın; ştır.

Dışişleri Bakanlığının bu iki eski me­murun demirperde arkasında bulun­dukları hususunda bazı Amerikan çev­relerinde beslenen kanaate iştirak edip etmediği hususunda sorulan suale Dış­işleri Bakanlığı sözcüsü şu .cevabı ver­miştir :

Hayır. Onların nerede olduklarını hâlâ bilmiyoruz.

18Temmuz 1951

—Londra radyosu :

İngiliz Maliye Bakanı bugün Britan­ya'nın Güney Gal eyaletinde Avrupa-nın en muazzam çelik fabrikasını aç­mıştır. Mumaileyhin açış nutkunda belirttiğine göre, takriben 220 hektar yer kaphyan ve senede takriben 650 bin ton soğuk haddeden geçmiş çelik ve teneke levha çıkarması umulan bu yeni fabrika Britanya'nın kendi istik­baline karşı duyduğu itimadın bir de­lilidir.

Maliye Bakanının işaret ettiği veçhile Eritanya'nm denizaşırı ticaretini ye­niden kurabilmesinin en mühim âmili çeliktir. Çünkü ihracatının yarısını ma­denî eşya teşkil etmektedir.

22 Temmuz 1951

—Londra :

Başbakan M. Attlee İngiltere'nin silâh­lanma programı hakkında ileri sürülen tenkitlere cevap vermiştir. Başbakan muhaliflerin üç senelik devre zarfın­da sarfı kararlaştırılan 4.700.000.000 sterling tutarındaki tahsisatın çok ol­duğunu ve hiçbir mantıkî temele da­yanmadığını ileri sürdüklerini söyliye-rek bu iddiaların asılsız olduğunu be­lirtmiştir. Başbakan bu programın as­keri kuvvetlerin ve üç yıl içinde teda­riki mümkün teçhizatın katî bir tah­mine dayandığını söylemiştir.

M. Attlee herhangi bir yerde bir sa­vaşın çıkabileceğini gözönünde tuta­rak İngiliz kuvvetlerinin en mükem­mel teçhizata malik1 olmaları gerek­tiğini beyan etmiştir.

26 Temmuz 1951

— Londra:

Avam Kamarasında müzakereleri açan ingiliz Dışişleri Bakanı Herbert Morrison, Orta Doğu meselelerini incele­mek niyeti olmadığını pek fazla tafsi­lâtlı olmasa da İran hakkında yapacağı kısa bir demecin iyi karşılanacağı ka­naatinde olduğunu söylemiş ve şunları ilâve etmiştir :

M. Harriman'dan öğrendik ki İran Hükümeti İngiliz Hükümeti ile müzakerelere tekrar başlamak ar­zusundadır. Bazı zaviyelerden İran­ın tavrı henüz sarih değildir ve bunun için daha fazla tafsilât istenmiş­tir ve bunlara intizar edilmektedir. Şimdiki halde daha fazla tafsilât ver­memi Avam Kamarası benden isteye­mez. Hükümetimi, İngiliz İran Kum­panyası memurlarının tahriki ve işle­rine müdahale edilmesine İran'ın hü­kümetin ne dereceye kadar son verme­ye hazır olduğu meselesiyle Kumpan­yanın faaliyetleri meşgul etmekte ve şimdi bu meşaleler tetkik edilmekte­dir. Bu arada, bir defa daha, İran'daki Kumpanya personeline beslediğimiz sempatiyi izhar etmek ve kendilerine yerlerinde kalmak ve şimdiki durumun çıkardığı güçlüklere katlanmakla me­selenin kabul edilebilir bir hal tarzına bağlanmasına ne derece yardım ettik­lerini anlatmak isterim.»

İngiliz politikasının gayeleri hakkında Bakan şunları söylemiştir :

»Gayemiz herkes için barıştır. Fakat barışı her neye mal olursa olsun iste­miyoruz. Biz, sosyal ve iktisadî inkişa­fımızıdevam ettirmektebizi serbest bırakacak ve bu vazifenin başarılması­nı sağlıyacak bir barış istiyoruz. Zira neticede, Milletlerarası dâvalarda mü­him olan şey diğer memleketlerle iş­birliği yapmak, mültecileri yerleştir­mek, geri kalmış bölgelerin kaynak­larından daha iyi surette istifade ede­bilmek iğin buralara yardımda bulun­mak ve açlıkla fakirliğin önüne geçmek için istihsali arttırmaktır. Çünkü aç­lık, fakirlik ve irtica, aşırı milliyetçili­ğin, komünizmin ve harbin ilk şart­larıdır. Demek oluyor ki, dış siyaseti­miz atbaşı giden iki gayeye tevcih edil­mek icabeder. Bunlar da bir taraftan hürriyet ve emniyet, diğer taraftan da içtimaî adalet ve iktisadî refahtır. Bu Gayelerden birine eri şilm eksi­zin diğerine varılamaz. Bunun yal­nız İngİlterede değil diğer millet­ler arasında da iküsadî plânları ta-^ zammun ettiği asla unutulmamalı­dır. Bu gayelere doğru ilerlerken Bir­leşmiş Milletleri tam mâna siyle des­teklemekteyiz ve Birleşmiş Milletler çerçevesi dahilinde diğer milletlerle aynı görüşü paylaşarak sıkı bir işbirli­ğinde bulunuyoruz.»

Kuzey Atlantik Paktına temas eden Dışişleri Bakanı şunları ilâve etmşitir:

«Şekil itibariyle karşılıklı güvenlik an­laşmaları tarzında tanzim, edilmiş olan pakt yeni bir zihniyet ve ruh içinde meydana getirilmiştir.»

27 Temmus 1951

— Londra :

İngİlterede toplanacak olan dünya hü­kümeti kongresine dünyanın her tara­fından delege gönderileceği bugün açıklanmıştır.

Parlâmento Encümeni Reisi Lord Boyd ile Liberal lider Clement Davies birer hitabedebulunacaklardır.

Bir hafta devam edecek olan kongre 24 ile 27 Eylül arasında Londra'da top­lanacak ve bundan sonra, Cardiff, Edin-bourg dahil, bir çok şehirlere gidile­cektir.

Toplantı mevzuu, bir dünya hükümeti zarureti, müşterek bir müdafaa siyaseti lüzumu, iktisadî kaynakların tevhidi ile Afrika, Asya ve diğer yerlerdeki geri kalmış memleketlere yardımdır.

Bir dünya hükümeti kurmanın yolu da ayrıca görüşülecektir.

İngiltere, elinde olan her türlü imkân­larla bu hizmette bulunmağa hazırdır.

Orta;-Doğuda istikrar ve güvenliğin temel taşlarından biri de Mısır ile İn­giltere arasındaki dostluk ve işbirliği­dir. Biz Mısırın mevki ve durumunu anlamıya çalıştık. Fakat sabır ve anla­yışlı halimiz her zaman aynı mukabe­leyi görmedi. Hâlâ, bugünkü realiteler­le hiçbir münasebeü oîmiyan talepler­de uzlaşma kabul etmez ısrarlar karşı­sında bulunmaktayız» diyen İngiliz Dışişleri Bakanı sözlerine şöyle devam etmiştir :

«Mısır'da ingiliz kıtalarının bulunuşu bir İngiliz - Mısır mesele ve dâvası de­ğildir.

Biz, bir bütün olarak, geri kalan ingil­tere Milletler Topluluğu ile Batı müt­tefiklerinin namına Orta - Doğu'da mes'uliyet yüklenmiş bulunan bir dev­letiz.

Mısırın dünya efkârına meydan okuya­rak, Süveyş kanalında serbest seyrüse­fer hakkında tatbik etmekte bulundu­ğu tahdidatı tâdil cihetine hâlâ gitme­mekte olmasına esef duyuyoruz. Mı-sırm bu mesuliyet tanımıyan hareketi, hedef tutulan kurbanlar kadar, üçüncü şahıslan da en azı aynı derecede îarar ve sıkıntıya sokmaktadır.

Mısır, bazı bakımlardan Orta - Doğu­nun kilidi mesabesindedir. Umumi bir ihtilâf halinde, Mısırın tarafsız kalabi­leceğini sanmak sadece bir hayaldir. İki deniz arasında bu köprüde ve Doğu Batı yarım kürelerinin arasındaki de­niz münakalelerinin hayatî sahillerinde bulunan Mısır herhangi bir mütecaviz devlet için birinci derecede ehemmiyeti haiz bir hedeftir."

Herbert Morrison bundan sonra, sözü Türkiye ve Yunanistana intikal ettire­rek şöyle demiştir :

"İngiltere hükümeti, Türkiye ve Yu­nanistan m Kuzey Atlantik Paktına almamaları hususunda, mümkün mer­tebe çabuk bir anlaşmaya varılacağını, bu suretle bir mütecavize arka kapı­dan Avrupaya giriş yolunu kapayarak, Kuzey Atlantik müdafaası Teşkilâtının tamamlanacağını umar.

Mamafih, Türkiyenin müdafaası Av­rupa için sadece bir mesele olarak kal­mamaktadır, aynı zamanda Orta - Do­ğunun müdafaası ile de yakından alâ­kalıdır. Türkiyenin Orta - Doğunun mü­dafaasında da lâyik olduğu rolü oyna­masını çok isteriz. Binaenaleyh, Türki­ye Dışişleri Bakanının, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 20 Temmuzda yaptı­ğı beyanatta, Türkiyenin Orta-Doğuda , payına düşeni müessir surette yapma­ğa, alâkalı taraflarla müzakerelere gi­rişmeğe ve gerekli müşterek tedbirleri almağa amade olduğunu bildirmesi, zi­yadesiyle memnuniyete" şayandır.

Orta - Doğunun müdafaası, Batı dün­yası ile İngiltere için Avrupa müda­faasının kendisi kadar hayatîdir. Av-rupada her hangi bir mütecavize karşı tesirli bir müdafaa imkânı veren bir sistem kurulmuş bulunmakadır. Dü­şündüğümüz de, Orta - Doğuda buna benzer bir sistem görmektir. Fakat Orta - Doğu meseleleri Avrupa mese­lelerinden farklıdır. Binaenaleyh tıpa tıp eş bir örneği burada kullanamayız. Orta-Doğunun bünyesine uygun bir şekil hazırlanmak mecburiyetindeyiz. Hükümet bu meseleleri müttefikleriyle birlikte tetkik etmektedir.

İngilterenin Ora - Doğudaki hedeflerini şöylece hülâsa edebilirim :

1.— Orta-Doğu bölgesindeki devlet­lerin refah ve emniyete kavuşma­larını arzu ederiz. Bu gayeye var­mak için de mümkün olan her çareye baş vurarak onlara yardım edeceğiz..

2.— Tecavüzüdurdurmak,hudutanlaşmazlıklarını, mütareke anlaş­malarını ihlâl hareketlerini ve ilerideki muhasebatı önlemek için elimizden geleni yapacağız.

3.— Hariçten gelecek herhangi bir tecavüze karşı Orta - Doğu bölge­sini muhafazaya azmetmiş bulu­nuyoruz. Morrison sözlerineşöyle nihayet ver­miştir :

Bu hususta muvaffakiyetimizin dere­cesi, Orta - Doğu devletlerinin müşte­rek davaya yapabilecekleri hizmet ve arzusuna bağlıdır. İngiltere, bu bölge­deki öz meşru hak ve menfaatlerini korumaya devam edecektir. Bunda ne 1 emperyalist bir gaye vardır, ne de Or­ta - Doğudevletlerininmenfaati eriyle herhangibirsuretleihtilâfmevzuu

bahistir.

—Londra :

Muhalefet namına konuşan Muhafaza­kâr Parti Başkanı Wintson Churchill, İran'da olup bitenlerden bahsederek şöyle demiştir :

General Eisenhower'in mesuliyeti altı­na giren bölge de İran ve İrak hâdise­lerinintesiri altında kalmıştır.

Türkiye, Avrupa'da vuku bulduğu tak­dirde Sovyet tecavüzüne kargı kuru­lacak herhangi bir cephenin sağ kana­dını teşkil edecektir ve eğer Sovyetler Hazer denizinin hemen güneyindeki bütün bölgeleri kontrolleri altına ala­cak olurlarsa, Türkiye'nin durumu zi­yadesiyle tehlikeye girecektir.

31 Temmuz IS53

—Londra:

Avam Kamarasında müzakerelerde söz alanlara alkışlar arasında cevap veren Başbakan Cleraent Attlee demiştir ki:

İram tamamiylc tahliye etmek niyetin­de değiliz. İngiliz personelinin bazı petrol sahalarını ve Abadan'in bazı kı­sımlarını terketmeleri icap edecektir. İngiltere petrol buhranının halli gay­retleri sırasında yabancıların hoşnut­suzluğu ile karşılaşmaktadır. İhtilâfı hal için müzakerelerde çok daha sa­bırlı olmak lâzımdır.

Daha sonra petrollerin devletleştiril­mesi prensipinin kabulü hakkındaki sualleri cevaplandıran Başbakan, Ame­rika'nın bu mevzuda ingiltere'yi çok tazyik etmiş olduğunu söylemiş ve şöyle devanı etmiştir :

Petrolün İran'a ait olduğunda hemfi-kiritn. Telâkki şudur ki petrol, evvelâ İran'ın menfaaleri güzönünde bulun durularak işlenmelİdir. Üzerinde çalı­şılması isabeli olacak husus şudur :

Bilgiyi biz vereceğiz ve diğer bütün cihetler herkesin menfaatine uygun o-larak İranlılarca yürütülecektir.

Mesele, bu hususta bir nevi işbirliği­ne varmaktır. Biz halen bu prensipi kabul ediyoruz. Teferruat üzerinde ça­lışmak lâzımdır.

Attlee, bundan sonra bir anlaşmaya varılabileceğinden çok ümitli olduğu­nu, fakat yabancı düşmanlığının çok yaygın olduğu bir milletle karşı kar­şıya bulunulduğunu sözlerine ilâve et­miştir.

— Londra :

Djşişleri Bakanı Morrison'un Orta-Do-ğu hakkındaki beyanatım yorumlıyan Times şöyle demektedir :

«Eğer hayatı mahiyeti haiz olan Orta-Doğu'nun herhangi bir tecavüze karşı korunması gerekiyorsa Birleşik Ame­rika ve Fransa ile işbirliği edilmasi el­zemdir. ».

Daily Telegraph da şunları yazmak­tadır :

«Mr. Chruchill, hükümetin müzakere­ler için bir temel bulunduğu takdirde Tahran'a bir heyet göndermek kara­rını tasvip etmek ve herhangi bir mü­zakere için esas şart olarak İngiliz te­baalarına hâlen tatbik edilen muame­lenin değiştirilmesi için ısrarını takdir­le karşılamakla beraber, petrol anlaş­mazlığı üzerinde cereyan eden müza­kerelerden endişe duyan umumî efkârı çok ferahlatacak bir demeçte bulun­muştur. Mr. Churchil müzakerelerin makul bir esas bulunması şartile deva­mını istemiş, gerektiği takdirde petrol sahalarının tahliyesine razı olmuş, fa­kat tasfiyehanelerin, kuvvete başvur­mak gerekse dahi, bırakılmasını red­detmiştir.

S TesnmuK 1951

—Paris radyosu :

Fransız Millî Meclisi 17 Haziran seçim­lerinden sonra ilk defa olarak Perşem­be günü toplanacaktır. Meclisin ilk ça­lı gınaları, bürolarını seçmek ve son seçimlerin cereyanı hakkında ileri sü­rülen itirazları incelemek olacaktır. Ancak bu pürüzlü meseleler halledil­dikten sonra Meclis normal müzake­relerine başlıy ab ilecektir. Herriot'un Meclis Başkanlığı için yeniden aday gösterileceği sanılmaktadır. Diğer ta­raftan Fransız Ayan Meclisi de Perşem­be günü öğleden sonra Gaston Mener-ville'in başkanlığı altında toplanacak ve geçen 23 Mayısta seçimler münase­betiyle geri bırakılmış olan müzakere­lerine devam edecektir.

9 Temmuz 1951

—Paris :

Federal Almanya hükümetinin Savun­ma meseleleri müşaviri Blank, Pleven plânı ile derpiş edilen bir Avrupa or­dusu kurulması hakkındaki müzakere­lere devam etmek maksadiyle bugün Paris'e gitmiştir.

Bu husustaki müzakereler, Fransa, Al­manya, Belçika, Lüksemburg ve İtalya Temsilcileri arasında geçen Şubat aym-danberi devam etmektedir. Yarın bu. hususta bir rapor yayınlanması pek muhtemeldir.

12 Temmuz 1951

—Paris :

İistifa etmiş olan Başbakan Henri Qucuille yeni hükümeti kurması için vâki teklifi reddetmiştir.

—Paris :

Unesco'nun 10'uncu Kongresi dün sona ermiştir. Paris'te yapılanbu Kongrede alman en önemli tedbirlerden biri, okuyup yazma bilmemekle mücadele işine 20 milyon dolar tahsis eden 12 senelik bir bütçenin kabul edilmesi ol­muştur. Uzak - Doğuda ve bilhassa Hindistan, Ekvator Afrikası ile Yakın Doğuda öğretmen yetiştirmek için 6 merkez kurulacaktır. Şimdiden Mek­sika'da bir merkez kurulmuş bulun­maktadır.

14 Temmuz 1351

—Paris radyosu :

Alman kaynaklarından verilen bazı haberlere cevap mahiyetinde olmak üzere Fransız Dışişleri Bakanlığı tara­fından yayınlanan bir tebliğde, Fran­sa'nın Sarre politikasının değişmemiş olduğu ve bu politikanm, Sarr'a, Fran­sa ile iktisadî birlik çerçevesi içinde nihaî bir ha! çaresinin temini amaciyle kendi müesseselerini geliştirmek inıkâ-nım sağlamayı hedef tuttuğu bildiril­mektedir.

18Temmuz 1951

—Paris :

Kabineyi kurmakla vazifelendirilen Maurice Petsche, istişareleri hakkında Basma beyanatta bulunarak hükümet programında ihtilaflı noktaları teşkil-eden tedrisat ve ücretler bahislerinde umumi bîr anlaşma elde edildiğini bil­dirmiştir.

Petscbe, nihaî kararından Cumhurbaş­kanını Perşembe günü öğleye doğru ha­berdar edeceğini ilâve eylemiştir.

19Temmuz Î95İ

—Paris :

Yeni kabineyi kurmak üzere Cumhur­başkanı tarafından davet edilen Rene Mayer Elysee Sarayından ayrılırken ga­zetecilere demiştir ki:

24Temmuz 1951

—Paris :

Avrupa ordusu mevzuundaki Pleven plânı konferansı başmurahh asları, ko­mitelerin teknik çalışmalara koyulma­larından önce bir muvakkat rapor im­zalamışlardır.

Batı Alman hükümetinin dün bildirdi­ğine göre, konferans General Eisenho-wer'in genel karargâhını kendisiyle ya­kın bir işbirliği içinde çalışmağa davet edecektir.

Avrupa ordusuna iltihak eden memle­ketler Pleven plânı altında kendi ba­ğımsız millî ordularını Avrupa kıtası­na terkedeceklerdir.

Konferans, imzalanan muvakkat rapo­ru, toplantılara iştirak eden beş mem­lekete yani Fransa, Batı Almanya, İtal­ya, Belçika ve Lüksembourg'a gönde­receği gibi 7 nıüşahid memlekete (Bir­leşik Amerika, İngiltere, Kanada, Da­nimarka, Norveç, Hollanda ve Porte­kiz'e) de yollayacaktır.»

—Yeu adası:

Bir kahraman olarak yaşayıp sürgün olarak ölen Petain'in naşı Fransız Ma­reşali üniforması giydirilerek bugün siyah renkli sandukasına yerleştiril­miştir.

Petaîn yarın üniforma ve boynunda Fransanin en büyük askeri şeref ma­dalyası olan nMedaille Militaire de France" ile sürgün bulunduğu Atlantik sahilindeki adaya defnedilecektir.

Fakat ailesiyle dostları Mareşalin naşı­nın Birinci Dünya Harbinde zafere sev-kettiği adamları arasına bir gün nak­ledileceğine emin bulunmaktadır.

Öteyandan haber verildiğine göre Ma­dam Petain basın fotoğrafçılarının mü­teveffanın bulunduğu odaya gelip re­sim çekmelerine müsaade edilmesine karar vermiştir. Bu hususta eski Mare­şalin naşı tabuta konuncaya kadar hiç­bir fotoğrafın alınmadığı kayda şayan bir keyfiyettir. Yalnız bir mütehassıs memur resmî arşivlere konulmak üze­re üazı fotoğraflar almıştır.

25Temmuz 1951

—Paris :

Avrupa ordusu hakkındaki ihzarî rapor dün tamamlanmış ve müzakere­lere iştirak eden Fransa, Almanya, Belçika, İtalya, Lüksembourg heyetleri tarafından hükümetlerine sunulmuş­tur. Alâkadar hükümetler bu raporda mevcut tavsiyeleri kabul, red veya ta­dil etme mevkiinde bulunmaktadırlar.

— Yeu adası:

Adanın küçük kilisesinin çan sesleri, maten sükûtunu yırtarken, cenaze me­rasimine iştirak edecek olan ziyaretçi­ler ve ada sakinleri, başları Önüne eğil­miş, düşünceli ve soluk bakışlarla ki­liseye doğru yürümekte idiler. Hafif bir rüzgâr da, kilisedeki siyah tüllerle Fransız bayrağını kıpırdatmakta idi.

İhtiyar Mareşalin, ölümüne kadar baş ucundan ayrılmıyan yaşlı karısı ile 1940 da Fransız ordusu Başkomutanı ihtiyar General Veygand, cenazeye İş­tirak eden bellibaşh şahsiyetlerdi.

Bu basitliği içinde merasim son derece hazin olmuştur.

Mareşalin şapkası ve beyaz eldivenleri tabutun üstüne konmuş, ve Fransamn en yüksek madalyası olan askerî nişanı bir kadife minderde taşınmıştır.

Verdun'un büyük kahramanı küçük bir adada küçük bir mezara gömülmüştür. Kabrinin dört basma birer selvi dikile­cek ve ölümü ile bir tarih sayfası ka­patan bu askerin raezartaşma, sadece «Petain» ismi ile «Fransa Mareşali» iba­resi yazılacaktır.

— Paris :

Mareşal Petain'in ölümü üzerine Etoile meydanındaki meçhul asker âbidesine çelenkler konmuştur. Bu harekette bu­lunanlar «eski Verdun muharipleri» ile «Ölülere Saygı Cemiyeti» üyeleridir ve her iki Cemiyet üyeleri de başta reis­leri olduğu halde meçhul asker âbide­sini ziyaret etmişlerdir. Eski Paris Be­lediye Meclisi Reisi Trochu ile Vichy hükümeti nazırlarından Rivolet her iki Cemiyetin reisi sıfatiyle merasimde hazır bulunmuşlardır. Âbideyi saran halk bir dakikalık ihtiram vakfesinden sonra Fransız Millî Marşını hep bir ağızdan söylemiştir. Konan çelenkler üzerinde şu ibareler okunmuştur: »Fransa'nın kurtarıcısı Petain'e» ve • kalbi yaralı Fransızlardan' en büyük Fransıza».

General De Gaulle, böyle bir çıkmazın hu­sule gelmesine esasen intizar etmekteydi. «Fransız Halk Topluluğu» Partisi liderinin Haziran seçimlerine tek başına girerken su yolda bir projeyi tatbik mevkiine koy­muş olduğu söylenir: ((Yeni Meclise en kuvvetli siyasî parti olarak ekeriz. Her ne kadar ekseriyeti sağlamazsak da, merkez partileri, aralarında mevcud ihtilâflardan dolayı Koalisyon Hükümeti teşkil edemez­ler. Biz, bu siyasî buhranı idame ettirerek, yalnız De Gaulle liderliğindeki bir idare­den ümid beklenebileceğini iyice gösteririz. Böylelikle seçimler yenilenince, tereddLid edenler, müstenkif kalanlar bize dönerler, böylelikle de partimiz tek başına ekseriyeti sağliyarak iktidara geçer.»

On sekiz günden beri De Gaulie tarafından takib edilmekte olan siyaset böyle bir pro­jenin mevcud olduğu kanaatini destekle­mektedir. Daha şimdiden seçimlerin yeni­lenmesinden. Anayasanın tadilinden bah­sedilmektedir. Şimdiye kadar Başbakanlığı deruhte etmek üzere Cumhurbaşkanı tara­fından vazifelendirilmiş olan yedi siyasî şahsiyet, hedefe vâsıl olamamışlar ve bil­hassa şu iki meseleye takılıp kalmışlar­dır:

Kilisemekteblerine yapılacakdevlet yardımı,

İşçi yevmiyelerinin ayarlanması.

Aşırı saf; ile aşın sola karşı kurulabilecek bir merkez Koalisyon Kabinesinin behe­mehal şu dört grupun desteğini kazanması şarttır:

a— Müstakil köylüler,

b— Ra­dikaller,

c— Sosyalistler,

d— Cumhuri­yetçi Halk hareketi (MRP). Fakat bu gru-Da dahil siyasî partiler yukarıda mevcud iki mesele üzerinde anlaşmaya varamamak­tadırlar. Müstakil köylüler ve «MRP» li-ler Kilise mekteblerine devletin yardım yapmasında ısrarla durmaktadırlar. Sosya­listler ise eğitim hususunda lâiklik prensip­lerinin bir kanun olarak kabulünü iste­mekte ve bu yoldan katiyen dönmiyecekle-rini bildirmektedirler. Sosyalistler, Kilise mekleblerinde öğretmenlere az maaş veril­diğini, devlet parasının ise parti propagan­dası gibi başka sahalarda s atfedildiğini bil­hassa belirtmektedirler.

işçilerin yevmiyeleri meselesinde de Sos­yalistlerle diğer merkez-sağ partileri ara­sında ciddî ihtilâflar mevcud dur. Sosya­listler, yevmiyelerin bir endekse tâbi tu­tulmasını ve hayat pahalılığı ile birlikte yevmiyelerin de otomatik bir şekilde art­tırılmasını istemektedirler. Radikaller ve Müstakiller bu sisteme muhaliftirler. İki hafta evvel hükümeti kurmaya teşebbüs eden Müstakil Maliye Bakanı Petch, bu ihtilâfın şu şekilde hallini teklif etmişti: İstihsal süratle arttırılsın ve bu istihsal fazlalığından elde edilecek kâr, işçiler ara­sında taksim edilsin. Petch, Kilise mekteb­lerine devlet yardımı mevzuunda ise «bu meselenin hallini geriye bırakalım» de­mekle iktifa etmişti. Fakat mumaileyhin bu «hal çareleri» Mecliste ekseriyeti toplıya-mamış ve bu sebeble do Petch, Kabineyi kurmaktan vazgeçmişti. Bundan sonra Cumhurbaşkanı, Schuman, Rene, Mayer, Bidault, Reynaud'ya başvurmuş, fakat bunlar da bir netice elde edemeyince dün gece yeniden Petch'e dönmüştür.

Önümüzdeki günler zarfında, Fransız Par-lâmanter reiiminin en. tehlikeli imtihanını geçireceği muhakkaktır. Çünkü, eski ikti­darla işbirliği yapmaktan kaçınmakta olan De Gaulie partisi Anayasada cezri deği­şiklikler yapmak azminde olduğunu hiçbir zaman gizlememiş tir.

îngiliz - Iran Petrol Şirketinin kanunî haklarına zarar vermeksizin, kaydini ihtiva eden Millî İran Petrol Şirketi makbuzlarını imzalamaktan ibaret o-lan Henry Graydy'nin teklifini geçen Paaa günü reddeden Dr. Musaddık, bu suretle kabul edilen makbuzların pet­rol istihsalinde İran'ın hakkını iptal et­mediğini, İngiltere'nin tanıması tekli­findebulunmuştur.

Söylendiğine göre bu teklif, dün Bir-

kşik Amerika'nın Londar Büyükelçisi Wolter Gifford'un Dışişleri Bakanı ile yapüğı mülakat esnasında bildirilmiş­tir.

Şimdiki halde İngilizlerin resmî tezi, böyle bir taahhüdün beyhude olduğu, zira İngiltere'nin petrol istihsalinde İran'ın hakkını inkâr etmediği ve öte-yandan devletleştirme prensipini tanı­dığı yolundadır.

5 Temmuz 1951

— Tahran :

İran Başbakanı Dr. Musaddık İran haî-kına hitap ederek »Hükümetin petrolü millîleştirme plânları daha büyük malî güçlüklere yol açacak olursa paraları­nızı hükümet tahvillerine yatırmanız için size müracaat edeceğiz» demiştir. Tahran radyosunda konuşan Başbakan İranda ve yabancı memleketlerde hü­kümetin millileştirme kanununu boza­cak malî güçlüklerle karşılaştığı yolun­daki rivayetlere pratik cevaplar ver­mektedir.

Her gün yzlerce çak ve havale Başba­kanlığa gelmektedir. Sivil memurlar ve fakirliklerine rağmen işçiler ücretleri­nin bir kısmını bu büyük dâva için ve­riyorlar. Altın gümüş ve tasarruf et­tikleri paraları da halkımız vermekte­dir. Bazıları Millî Petrol Şirketinin ta­belâlarının yazılması İçin kanlarını vermişlerdir.

Hükümetin malî durumu bozulmuş ol­sa idi Meclisin tasvibiyle bir istikraz yapılacaktı. Fakat vatansever İran mil­letinin yardımiyle buna ihtiyaç kal­mamıştır. Bundan böyle bu kıymetli yardımı kesiniz. Bu yardımların iade edilmesi için icap eden emirleri verdim. Benim veya hükümet namına Banka-

lara para yatırmış olanların bunları çekmelerini rica ediyorum. İran petrol­lerinin eski müşterileri, gayelerini ta­hakkuk ettirmek için petrolümüzü sa­tın almaktan imtina veya bizi malî güç­lükler içinde bırakmak isterlerse o za­man hükümet millete müracaat ede­cektir. Bu şartlar dahilinde herkesin iktidarının müsaadesi nisbetinde hü­kümet tahvillerini alacağını ümit edi­yorum. Bu tahvilât Meclisin tasvibile çıkarılacaktır.

—Londra :

Dışişleri Bakanlığından öğrenildiğine göre, İran limanlarını terkeden petrol gemileri kaptanlarının, Iran resmî ma­kamları tarafından imzalamağa mecbur tutuldukları makbuzlar meselesiyle il­gili olmak üzere Dışişleri Bakanı Her-bert Morrison, İngiltere'nin Tahran Büyükelçisi Sir Francis Shepherd'e ye­nitalimat göndermiştir.

Resmî kaynaklardan bildirildiğine göre İngiltere'nin Tahran Büyükelçisiyle Birleşik Amerika'nın Tahran Büyükel­çisi arasında bugün cereyan edecek müzakerelerde başlıca bu mevzu üze­rinde durulacaktır; Resmî İngiliz çev­relerinden bildirildiğine göre, Dr. Mu-saddık'a sunulacak olan makbuzlar meselesini İngiltere'min halletmiş ol­duğunu ileri sürmek yanlıştır. Çünkü Her beri Morrison'un Francis She­pherd'e gönderdiği "talimat, Büyükelçi­nin Dr. Grady ile yapacağı görüşmede nazarı itibara alacağı noktaları bildi­ren direktifleri ihtiva etmektedir. Bir­ledik Amerika'nın Tahran Büyükelçi­sinin İran Başbakanının hakikî niyet­lerini bildiği sanılmaktadır.

Francis Shepherd, ancak Dr. Grady ile görüştükten sonra İran Başbakanı ile görüşmek isteyecektir. Diğer taraftan Dışişleri Bakanlığından ileri sürüldü­ğüne göre makbuzlar meselesinin muh­temelen halü, İngiliz - İran ihtilâfının da halledileceği mânasına gelmez. Yet­kili İngiliz çevrelerinde elde edilen ma­lûmata göre İngiliz hükümeti, Abadan tasfiyehanelerinin tamamiyle faaliyet­lerine son vermelerini önlemek için bu meselede esaslı olmamakla beraber bazı tavizlerde bulunmağa hazırdır.

—La Haye:

Milletlerarası Adalet Divanı, İran pet­rolleri ihtilâfı mevzuundaki devletleş­tirilme kararınındurdurulması yolundaki İngiliz nokta i nazarını benimse­miş ve nihaî anlaşmaya kadar İngiliz -Iran Petrol Şirketinin faaliyetlerini kontrol etmek üzere bir müşterek büro tesisini teklif etmiştir.

Kararın fransizca olarak okunmasından hemen sonra İran Orta Elçisi Hüseyin Navab ezcümle şunları söylemiştir :

Bu kararı dahilî işlerimize bir müda­hale olarak kabul ediyoruz. İran, Ada­let Divanının bu meselede salâhiyetsiz olduğunu beş gün evvel ileri sürmüş­tür. Milletlerarası Adalet Divanı emir veremez. Ancak istişarî mahiyette ka­rarlar alabilir.»

Başkan Jules Pasdevant (Fransa) ka­rarın metnini okuduğu sırada siyasî bölümdeki dinleyiciler arasında Iran Başbakanı Doktor Musaddık'm müşa­hidi Ali Sayek ve Divanın meseleyi in­celemek salâhiyetinde olmadığını be­lirten İran mesajını tevdi etmek üzere geçen hafta Tahrandan buraya gelen İran Dışişleri Bakanlığı memurlarından A. Tarsa hazır bulunuyorlardı. Bu şa­hıslar İranı resmen temsil etmemekte idiler.

Londradaki siyasî çevreler, Adalet Di­vanının kararını İran resmen reddettiği takdirde, İngilterenin kararın destek­lenmesini temin etmek üzere Güven­lik Konseyine müracaat edeceğine inanmaktad ı rlar.

Birleşmiş Milletler anayasasının 94'ün-cü maddesine göre Milletlerarası Ada­let Divanının verdiği bir kararın des­teklenmesini temin maksadiyle üye bir devlet Güvenlik konseyine müracaat edebilir.

Yine ayni siyasi çevreler, dahilî işleri­ne müdahale edildiği i d di asiyle Iranın da Güvenlik Konseyine müracaat et­mesinin kuvvetle muhtemel olduğunu b elirtmektadİrler.

8 Temmuz 1951

— Londra :

Dışişleri Bakanlığından dün bildirildi­ğine göre, İngiltere, La Haye Milletler­arası Adalet Divanının Anglo - İranian Petrol Şirketi ihtilâfı mevzuundaki ka­rarını kabul etmektedir ve bu divanın kararına uyarak petrol sanayiini idare etmek üzere bir muvakkat Büro teşkili maksadiyle derhal İran hükümetine müracaatedecektir.Bilindiğiüzere

Büro, 2 İngiliz, 2 İranlı temsilci ile î . tarafsız üyeden ibaret olacaktır.

Dışişleri Bakanlığının beyanatında Kraliyet Hükümeti Milletlerarası Ada­let Divanının kararını kabul etmekte ve her iki tarafı yaklaştıracak ve Mil­letlerarası Adalet Divanının himayesin­de tatminkâr anlaşmaya erişecek bir esas teklif edildiğine inanmaktadır. Bu, divanın kararma her iki tarafın gös­tereceği riayete bağlı olacaktır, denil­mektedir.

—Washington :

İran Başbakanı Dr. Musaddık'm Millet­lerarası Adalet Divanının kararım red­dettiği yolundaki haberler bura resmi çevrelerinde büyük bir inkisarı hayal­le karşılanmıştır. İran'ın verdiği kara­rı tekrar gözden geçirmesi beklenmek­te ve Başbakan Musaddık'm bir tale­be topluluğuna yatağından tefsirde bu­lunduğu sırada kararı reddettiğini bil­dirmesinin hâlâ gayri resmi bir mahi­yet taşıdığı kaydedilmektedir.

İran Milletlerarası Adalet Divanının kararını redde ve Divanın salâhiyetsiz olduğunu iddiada ısrar ettiği takdirde kararın tahakkuk ettirilmesini temin maksadiyle İngiltere'nin Birleşmiş Mil­letler Güvenlik Konseyine müracaattan başka bir tercih imkânına sahip olamı-yacağına inanılmaktadır.

—Tahran :

İran hükümeti tarafından La Haye Mil­letlerarası Adalet Mahkemesine veri­lecek cevabı kaleme almakla vazife­lendirilen komisyon, dün gece ve bu sabah bu mesele ile uzun uzun meşgul olmuştur.

Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün bildir­diğine göre halen Komisyon, sözü ge­çen incelemeyi tamamlamak ve alına­cak ve bilâhara bildirilecek olan yeni tedbirleri kabineye bildirmek üzere mahkemenin kararının tam metnini beklemektedir.

—Londra:

ingiliz Dışişleri Bakanı Morrison bugün beyanatta bulunarak, Sovyet RusyayJ kendi «hasis menfaatlerine» âlet etmek için peyk devletlerinin kanlarını akıt­makla itham etmiş, İran hükümetine de İranı komünist nüfuzu altına sürükle­mekte olduğu ihtarında bulunmuştur.

Ipswich'de İşçi Partisi toplantısında ko­nuşan Morrison ezcümle şöyle demiştir:

Grady, Başbakanın pek az tefsirde bulunduğunu söylemiş ve Truman'm mesajına cevap vermek niyetinde olup olmadığından bahsetmediği gibi Tru-man tarafından mesajında teklif edilen Avercll Harriman'm petrol meselesini yeniden incelemek üzere Tahran'a gel­mesini kabul edip etmiyeceğini de be­lirtmediğini bildirmiştir.

—Washington :

iran'ın Washington Büyükelçisi ve Ge­nel Kurul Başkanı Nasrullah İntizam, dün gazetecilere verdiği demeçte: »İn­giltere'nin İran ile olan petrol ihtilâ­fını Birleşmiş Milletler önüne getirme­sinin şüpheli olduğunu» bildirmiştir.

İntizam, Amerikan Hariciye Nezaretin­de toplanan gazetecilerle yaptığı basın toplantısında sözlerine şu şekilde de­vam etmiştir :

ingiliz Dışişleri Bakanı Herbert Mor-rison'un ne düşündüğünü bilmiyorum. Fakat Petrol ihtilâfı İran ile ingiltere arasında olmayıp İran ile hususi bir şirket arasında çıkmıştır.

NasruIIah intizam, gazetecilere beya­natta bulunmadan evvel Amerikan Hariciye Nezaretinde Dışişleri Bakan­lığı Birleşmiş Milletler işleri Bakan Yardımcısı ile konuşmuştur.

—Abadan :

İngiliz İran Petrol Kumpanyasının bir temsilcisi demeçte bulunarak tasfiye­hane istihsalâtının normal istihsale na­zaran beşte bir nisbetinde azalacağım. söylemiş ve bu vaziyet karsısında 150 teknisyenin açıkta kalacağını, bunların ise gelecek hafta içinde Abadan'dan tahliye edileceklerini ilâve eylemiştir.

—Tahran :

Dr. Musaddık'a yakın çevrelerde sa­nıldığına göre, Başbakan, Trumanm mesajında ileri sürdüğü Harrimam Tah­rana göndermek teklifini kabul ede­cektir. Bu mesele bu akşam Bakanlar Kuruluna sunulacak ve Trumana yarın cevap verilecektir.

—Abadan :

İran ile İngiltere arasında petrol ihti-

lâfının başladığı tarihtenberi ilk defa olarak, İsfahan ile Agjarı arasındaki Gekseran petrol sahası tamamile iran­lılara devredilecektir. Her ne kadar İranlılar, burasının mu­rakabesini üzerlerine almak istemiyor­larsa da, son dakikada herhangi bir de­ğişiklik vuku bulmadığı takdirde, pet­rol sahasını işleten 5 İngiliz memuru vazifelerinden ayrılacak ve burada ça­lı şan 500 isçi yeni devletleştirilmiş idareye tâbi olarak, ücretlerini oradan alacak ilk müstahdem kadrosunu teş­kil edeceklerdir..

Petrol sahasının bulunduğu yer dün­yanın en ücra köşelerinden biridir ve Abadamn 257 kilometre Kuzey doğu-sundadır ve senede 2 milyon ton ham petrol çıkarmaktadır.

—Abadan :

Anglo - îranian Petrol Kumpanyası di­rektörü Erlek Drake, Kumpanyanın iş­lerini Basradan telefonla idare etmek­tedir.

İran, telefon hatlarını, Kumpanyanın radyo istasyonunu ve Basraya işleyen uçak ve otobüsleri murakabe etmeğe başlamıştır.

İranlıların bu murakabeden maksatları. İngilizlerin bundan böyle takip edecek­leri politikayı ve İrandan ne zaman çı­kacaklarını öğrenmek ti r.

12 Temmaz 1951

—Tahran :

Başkan Truman'm mesajına cevap ve­ren Musaddık, İran hükümetinin dev­letleştirme prensibini kabul ettiği tak­dirde İngiliz - İran Petrol Şirketiyle her türlü ihtilâli halle hazır olduğunu bil­dirmiştir.

—Londra:

Tahrandan gelen son haberlere göre, İran Başbakanı Musaddık, İran Parlâ­mentosundan petrol gelirinin kaybedil­mesi karşısında memleketin düşmüş olduğu fena durumu düzeltmek için malî tedbirler almasını istemiştir.

14 Temmuss 1951

—Abadan ;

Iran hükümeti Anglo - İran Kumpan­yasının akdetmiş bulunduğu bütün mu­kavelelerin hükümsüz olduğunu bugün


beyan ve müstakil petrol müşterilerinin «nakdî bedele mukabilinde gelip pet­rol satın almalarını ilân etmiştir.

İran Petrollerine talip oları hüviyeti meçhul bir Amerikan. Firmasına Aba-rîana sarnıç gemisi ve nakit para gön­dermesi için telgrafla malûmat veril­miştir.

15 Temmuz 1951

— Tahran :

Uçaktan inen Harrinıan Basın mensup­larına şunları söylemiştir :

«Arabulucu sıfatiyle gelmiyorum, bu­nunla beraber tam salâhiyeti haizim, Truman'dan da Şaha. ve Musaddik'a mesajlar getirdim. Durumu İran îdare-cileriyle birlikte incelemek ve petrol anlaşmazlığı karşısında Birleşik Ame­rika'nın görüşünü izah etmek için gel­dim. Samimî ve dostane görüş teatileri neticesi tatmin edici bir hal çaresi bu­lunacağına kaniim. Müşterek menfaat­ler yalnız İran ile İngiltereyi değil, pet­rol kaynakları meselesiyle me§gul bü­tün Asya ve Batı memleketlerini de birbirlerine bağlamaktadır. İngiltere İi'an petrollerinin devletleştirilmesini prensip itibariyle kabul ettiğine göre, İngiliz - İran görüşleri arasında sanıl­dığı kadar geniş ayrılık yoktur.»

Tahran'da ne kadar zaman kalacağını henüz bilmediğini, dönüşte Londra'ya uğrayacağını söyliyen Harriman şöyle devam etmiştir :

•Birleşik Amerika milleti iran'a, geliş­mesi, hayat seviyesini yükseltmesi, ta­rım ve maden sahasında olduğu kadar bütün tabiî kaynaklarını kıymetlendir­mesi için lüzumlu teknik ve başka her türlüyardımıyapmakarzusundadır.»

Harriman Truman'la daimi teması mu­hafaza edecektir.

17 Temmuz1951

— Abadan :

Petrol devletleştirme komisyonunun Umumi Kâtibi Hüseyin Mekki, İran işçilerinin hayat şartlarını bizzat gör­mesi için Trumamn şahsî mümessili Harrimam Abadan'a davet etmeği ta­sarladığını söylemiş ve demiştir ki:

İşte o zaman, işçilerimizin seviyesinin yükselmesinin ve d o layı siyi e komü­nizmden uzak kalmanın yegâne çaresinin ancak devletleştirme olacağını ken­di de anlıyacaktır. Kanaatimce Tahran-evvelki günkü nümayişçiler, İranda Komünist Partisinin tehlikeli kudretini Harrimana göstermek maksadiyle An-glo -İranian Şirketi ajanları tarafından kasten tahrik edilmişlerdir.

—Tahran :

Anglo - İranian Petrol Kumpanyası da evvelki günkü nümayişçiler, Iranda Müdür Muavini İran askerî makam-lariyle petrol sahalarında alınması ge­rekli tedbirleri müzakere etmiştir. Mü­dür Muavini İran kuvvetlerinin bu bölgede kanun ve nizamı komyacakk-ları hususunda teminat almıştır.

19 Temmuz 1951

—Tahran :

Başkan Truman Şshinsaha gönderdiği ve metni bugün açıklanan şahsî mektu­bunda şöyle demektedir :

S elim şah ve İmparatorluk hükümetinin Harriman'a durumun inkişafı hakkında malûmat vereceklerini ve kendisi ile faydalı görüş teatilerinde bulunacak­larını ümit ederim.

Harriman dün İrandaki durumu tetki­ke devam etmiş, Saray Nazırı Hüseyin Âlâ ve meb'uslar ve Ayan Meclisleri Başkanları ile istişarelerde bulunmuş­tur. Musaddıkla müzakerelerin tekrar ne zaman başlıyacağı bilinmemektedir.

Öte yandan, İran makamları. İran barış birliği ve emperyalist petrol şirket­lerine karşı savaş birliği taraftarlarına petrol tasfiyehaneleri merkezi olan Abadanı derhal terk etmelerini bildir­mişlerdir.

—Tahran :

Ateş gazetesinin bildirdiğine göre în-giliz - İran petrol ihtilâfını halletmek üzere tahran'da bulunan Başkan Tru-man'm hususî Müşaviri Averell Har-riman'i korumak üzere İran Emniyet makamları gerekli tedbirleri almışlar­dır.

Harriman'a karşı herhangi bir suikast tertip edilmesinden korkulmaktadır. Harriman'ı daimî olarak Tahran em­niyet kuvvetine mensup üç polis ya­kından takip etmektedir.

—Tahran :

Gazetelerin bildiklerine göre, İran Başsavcısı İngiliz - İran Petrol Şirketi is­tihbarat Bürosu Müdürlerini gayri ka­nunî faaliyetlerde bulunmakla itham eden bir iddianameyi tasvip etmiştir.

Gene gazetelerin bildirdiklerine göre, Başbakan Musaddık posta ve telgraf Bakanı Dr. Yusuf'un istifasını kabul etmemiştir.

İran siyasî kaynaklarına göre, Dr. Yu­suf, bazı kabine arkadaşlarının Bakan­lığına baskı yapmak istemeleri üzerine onlarla ihtilâfa düşerek istifa etmek is­temiştir.

20 Temmuz 1951

—Tahran :

Başbakan musaddılîla yaptığı 45 da­kikalık görüşmeden sonra beyanatta bulunan Averell Harriman Dr. Musad-djkla teknik bakımdan görüş teatisin­de bulunduklarını bildirmiştir. Harri­man, petrol meselesinin teknik bakım­dan derin tetkikinden sonra bir netice­ye varılabileceğini söylemiştir.

Öte yandan yetkili bir kaynaktan bil­dirildiğine göre, dün sabahki müzake­relerde İrandaki umumî durumdan da bahsedilmiştir. Musaddık'm evinden çıkarken Harriman son günlerdekinden daha iyimser görünüyordu. Bugün Öğ­leden sonra, Harriman Şahla görüşe­cek ve Parlâmento petrol komisyonu ile teknik görüş teatisine devam ede­cektir.

—Tahran :

Hükümete mensup şahsiyetler, îngİliz -ti'an petrol ihtilâfını İngilizlerle mü­zakereyi dün gece kabul etmişlerdir.

Harriman, müşterek İran petrol komis-komisyonıı âzası ile iki saat görüşmüş­tür. İranlıların, petrol mutahassısı Kâ­zım Hasibi «İngilizlerle tekrar oturup müzakerelerde bulunmıya hazırız. Fa­kat devletleştirme prensibinden caymı-ya niyetli değiliz» demiştir.

Komisyon azaları Harriman'la yaptık­ları görüşmelerde, petrol satışını ancak devletleştirme kanunu hükümleri dai­resinde müzakereye âmâde oldukları­nı bildirmişlerdir. Akamete uğrayan ilk müzakereleri idare etmiş bulunan Doktor Ali Sayegân da, İngilizler dev­letleştirme prensiplerini kabule yanaş­madıkları içindir kî, müzakereler inkı­taa uğramıştır, demiştir. Harriman ko-

misyon azasına verdiği cevapta şöyle demiştir :

Ben, devletleştirme prensibine asla mu­arız değilim. Çünkü Birleşik Amerika hükümeti her memleketin istiklâli ile alâkalıdır. Fakat bu dâva, ancak mü­zakere yolu ile halledilebilir.

22 Temmuz 1951

— Tahran :

Anglo - İranian Petrol Şirketi Müdürü Eric Drake İran petrol durumu mevzu­unda yeniden görüşmelerde bulunmak üzere dün gece uçakla Tahrandan Lon-draya hareket etmiştir.

Eric Drake geçenlerde Londrayı ziya­ret etmiş ve kabine toplantısına iştirak ettiği gibi şirket idareci!eriyle de gö­rüşmüştür.

—Tahran:

İran Başbakanı Musaddık bugün Har­biye Bakanına eski Tahran Polis Mü­dürü Hasan Eağat'ın divanı harbe ve­rilmesini emretmiştir.

Geçen Pazar günü 15 kişinin Ölümiyle neticelenen kargaşalıklar esnasında vazifesini hapamadığı için Poh's Müdü­rü Hasan Bağat Başbakan tarafından azledilmiştir.

Geçen haftaki hâdiselerden sonra ilân edilmiş olan sıkı yönetim bu gece ya­rısı sona erecektir. Hükümet; Meclis­ten sıkı yönetimin uzatılmasını isteme­miştir.

Diğer taraftan geçen haftaki hâdiseleri İngilizlerin kışkırttığı yolunda bazı bakanların yapmış oldukları ithamları İngiliz Büyükelçisi Francis Shepberd bugün Dışişleri bakanı Kâzımı nezdin-de protesto etmiştir.

24 Temmuz 1951

—Tahran, r

İran kabinesi dün gece acele olarak toplanarak Averell Harriman'ın petrol ihtilâfı mevzuundaki yeni teklifleri üzerindegörüşmüştür.

Harriman, tekliflerini dün akşam top­lanan Petrol Komisyonuna sunmuştur. Komisyon kendisini daha önceki tek­lifleri hakkında hükümetin fikirlerin­den haberdar etmiştir. Harriman, bu­nun üzerine bazı tadiller ileri sürmüş ve bu hususlar kabineye bildirilmiştir.

Tahran meydanlarından birinde toplanmış olan onbin iranlı bövle bağırıyor ve bunu Reuter haber veriyor: İngilizleri atacaklar ve yerlerine Rusları getirecekler! Bir çıl-.gm, birkaç çılgın, her memlekette çıkabilir, her şeyi söyliyebiiir. Hattâ bir Atatürk'e sahip olmak bahtiyarlığı ile hayat bulan bir memlekette Atatürk'ün heykelleri bile kırılabilir. Fakat bu çılgınlığın, bu mür-teciliğin onbin kişi ortaya çıkartabilecek ve bütün İran Milletine ve dünya halkına karsı «Rusları getirelim» diye bağırtacak kadar umumiyet kesbetmesini norma! bir hâdise telâkki etmeğe imkân var mıdır?

Biz, Fars milletinin hep birden aklını kay­betmiş olmasına ihtimal veremeyiz. Onun içindir ki Tahran meydanındaki bu komü­nist dostlusu nümayişini normal bir hâ­dise şeklinde göremeyiz.

İngilizleri istememek: Buna peki diyelim ve İran halkının bir iç politikası veya his­siyatı addederek ses ç i karnı i yalım. Fakat yanıbaşımızda, evimizin bitişiğinde, bir sü­rü çılgının yahut haydudun müthiş bir yan­gın körüklemeğe kalktıklarını görürsek, pencereden başımızı uzatarak hâdisenin ifade ettiği mânayı anlamağa çalışmamız en tabiî vazifelerimizden birini teşkil eder.

Kore'de durdu veya duracak dediğimiz harp, henüz sağlam bir neticeye bağlan­mamış iken, nereden sıçradığı belli olmı-yan kıvılcımlar komşumuzda saçağa sarar­sa, durumun ne renk kesbettiğim, daha doğ­rusu kesbetmek istidadını gösterdiğini an­lamakta güçlük çekmeyiz.

İran'da bir petrol meselesi son zamanlarda Çalkanıp duruyor. İranlılar meşhur ve zen­gin petrol kaynaklarını «millîleştiijmek» arzusuna düştüler. İngiltere'de Sosyalist bir hükümet, İngiliz sanayiini millîlestinr-ken, İranlıların kendi topraklarından fış­kıran hazineleri millîleştirmek istemelerine ne hayref edebilir na hiddet. Meseleyi böy­le vahim tSr şekle sokmakta büyük kaba-'

hat İngiliz sermayesinde olduğu, işin tefer­ruatınave hukukîcihetlerine«irmeden,

teslim edilebilir. Burada, malûm şartlar içinde imza edilmiş mukavelelerden ve a-lmimş taahhütlerden ziyade pratik hak ve

menfaat noktainazarının hüküm sürmesi zaruridir.

İngilizler gibi büyiik bir amelî zekâya sa­hip, derin görüşlü ve, bütün muhafazakâr­lıklarına rağmen, uysal bir milletin buişi nasıl olup da böyle zor ve çok nazik bir safhaya vardırdıkları hayret edilecek bir gaflettir, Çünkii işin içinde, İran milli­yetçiliği bakımından haklı bir nokta ve boişevik fitneciliği bakımından tehlikeli bir mevzu bulunduğunu takdir ederek zarurî fedakârlıkları ilk dakikadan kabul etmeleri, hattâ, İranlıların taleplerini evvelden his­sederek, bu talepler açık bir şekil almadan, önüne geçecek müsaid malî tekliflere ken­dilerinin kalkmaları beklenebilirdi. Aynı zamanda, dünya durumunun İran'da bir mesele çıkarmağa müsait olmadığını ve bütün âmillerin İngiliz sermayesinin İran'­daki hâkimiyetine eskisi gibi serbest birsaha temin etmeğe muhalif bulunduğunu düşünmeleri lâzımdı.

İranlılar hakkımızı, malımızı, petrolümü­zü isteriz diye ayağa kalktılar. İngilizler, imtiyazdan, mukaveleden, hükümden, mah­kemeden ba iı s ettiler. Pek doğru ama, bu-ffünkü tarih 1921 değildir, 1951'dir!

İran'ın eti ne, budu ne, canı ne, kuvveti ne? Evet. bu İran işte bugün koca İngil­tere'ye meydan okuyor. Çünkü İngiliz kruvazörlerinin İngiliz tebeasim tehlikeden korumak için İran sularına yaklaştıklarını duyar duymaz, «Rusları getirelim!» diye bağırmak kaabil olacağını anlamışlardır. Bugün İran'da bir hükümetten bahsetmek biraz zordur. Hükümdar balayı içinde dün­yadan uzak; Başbakan İslâm fedailerinin tabancasından kurtulmak için Millet Mec­lisinin odalarında sığınakta. Ve hükümet, sokaktaki kalabalıkta. O kalabalık ise sa­hibinin sesini haykırmakta: Rusları geti­relim !

Kore'de şimallilcri taarruza kim geçirmiş ise, Kore'de Çinlileri yardıma kim koştur-mussa, İran'da çılgın veya biçare bir sü­rüyü haykırtan da odur. Bu nümayişi ter-

image009.giftip için Rus komünistleri ile tamahkâr ve haris İngiliz sermayedarları elele çalışmış­lardır, denilebilir.

Bolşevikler tarafında dahiyane bir plân, sağlam bir fikri takip, harikulade bir tak­tik; Batılılar tarafında haris, dar, kör bir egoistlik, inad ve anlayışsızlık. Bolşevikler çalışıyor, Batı olduğu yerde çalkanıyor. Durunuz, Fransızlar Avrupa ordusunu kur­sunlar; durunuz, İngilizler ve Amerikalılar Orta-Doğu müdafaa mıntakası komutanlı­ğının hangi millete mensup olacağını ka-

ra rlaştırsmlar; durunuz, Batıklar Rusları kuşkulandırmamak için müdafaa hattını kendi memleketleri hudutlarına kadar geri alarak yalnız kendi tatlı canlarını düşün­sünler; durunuz, komünist propagandası sulhçuluk propagandası altında Batının bütün erkekliğini kurutsun ve ferdleri çü­rük bîr yemiş pibi Moskof kucağına düşe­cek hale getirsin; ondan sonra bölşeviklere öyle bir pala çalacaklar ki! Caniyâne gaflet.

29 Temmuz 1951

— Tel-Aviv :

Partiler arasında yapılan anlaşmalar ve Merkez Seçim Komisyonu nizamna­mesi mucibince seçim kampanyası bu­gün saat 19 da sona ermiştir.

Seçimler Pazar.tesi sabahı saat 6 da başlıyacak ve saat 23 de sona erecek­tir.

Bugün saat 18 den Salı sabahına ka­dar bütün İsrail topraklarında içkiler yasak edilmiştir.

.Merkez Seçim Komisyonuna göre, .seçmenlerin sayısı 880.000'i bulacaktır.

12 Temmuz1951

— AmerikanınSesiRadyosu:

Bağdat gazeteleri, İrak hükümeti ile İrak Petrol Şirketi arasında yeni hir petrol anlaşmasının imzalandığını ha-her vermektedir. İngiliz, Fransız, Hol­landa ve Amerika tarafından kontrol edilen Şirket tatbikata geçebilmek iyin anlaşmanın derhal İrak Parlâ­mentosuna sunulmasını hükümetten istemiştir. Yeni anlaşma şartlarına göre İrak, şirketin safi kârının yarı­sını alacak ve bu miktar ham petrol ile tediye edilecektir. Anlaşma Kerkük, Musul ve Basra bölgelerindeki bütün petrol imtiyazlarınaşamildir.

30 Temmuz 1951

— Amman :

Irak Naibi Emir Abdülilâh, bu sabah uçakla Beyrut'a gitmiştir. İyi haber alan çevrelerde tahmin edildiğine göre Naip, Beyrut'ta Irak Başbakanı Nuri Said Paşa ile görüştükten sonra hususî bir uçakla Londra'ya hareket edecek-tir.

Siyasî çevrelerde Amman görüşmele­rinde varılmış bulunulan neticelerle bu seyahat hakkında hiçbir yorumda bu­lunmak istenmamekle beraber siyasî çevrelerde yakında mühim siyasi hâ­diseler cereyan edeceği fikri hâkimdir.

—Amman :

Bugün toplanan Bakanlar Kurulu, Me­lik'in büyük oğlu Emir Tallal'ın Ce­nevre'de tedavide bulunması münase-» betiyle ikinci oğlu Erair Naif'm niya­bet vazifesi görmesine karar vermiş­tir.

—Amman :

Asayişi muhafaza maksadiyle emni­yet kuvvetleri tarafından çok sıkı tedbirler alınmış .ve yeni verilecek emirlere kadar Amman şehri halkının istisnasız mahallî saatle 14.30 da ev­lerinde bulunmak mecburiyetinde ol­dukları bildirilmiştir.

—Amman :

Melik Abdullah'ın cenaze töreni 23 Temmuz Pazartesi günü burada yapı­lacak ve cesedi Kral Sarayı yakının­daki türbeye defnedilecektir. Merasim programı bilâharayaymlacaktır.

—- Beyrut :

Ürdün Meliki Abdullah'ın katli haberi burada panik yaratmıştır. Mağazaların hepsi kapanmıştır. Nümayişler yapıl­dığı ve silâhlar atıldığı bildirilmekte­dir.

—Amman :

"Ürdün polisi, Kral Abdullah'ın katili­nin Kudüs'te terzilik yapan 21 yaşın­daki Mustafa Şükrü adında biri ol­duğunu tesbit etmiştir.

Bildirildiğine göre, katil, Arap Milli­yetçi teşkilâtı olan «Cihatülrnukaddts-in âzasıdır.

"Ürdün polisi katilin evinde el bamba-lan bulmuştur.

Bugün resmen bildirildiğine göre Me­lik Abdullah'ın naşı Amman'da Kral Sarayına nakledilmiştir.

—Tel-Aviv :

Ürdün Meliki Abdullah'ın katlinden iki saat kadar sonra saat 14.15 de Am­man'da toplanan kabine Abdullah'ın ikinci oğlu Prens Naif'i Naip olarak ilân etmiştir. Kralın büyük oğlu Prens Tallal tedavi maksadiyle Avrupada bulunmaktadır.

Bu arada bütün memlekette «fevkalâ­de hal» ilân edilmiş ve 3 ay matem tutulması kararlaştırılmıştır.

Filistin'in Araplara ait bölgesindeki Ramahah radyosu katle ait haberler vermeğe devam etmekte ve aralarda Kur'an okumaktadır.

—Ankara :

Haşimî Ürdün Kralı Melik Abdullah­ırı vefatı hasebiyle Ürdün'ün Ankara sefaretinde 21 Temmuz saat 10 dan itibaren 3 gün müddetle ziyaretçiler için bir defter açılmıştır.

—İskenderiye :

Arap Birliği Genel Sekreteri Azzam Paşa bu gece derhal Amman'a gitmeğe hazırlanmaktadır. Azzam Paşa Arap dünyasının Kral Abdullah'ın katlinden duyduğu büyük teessürü beyan ede­ceğini söylemiştir.

—Bağdat :

Ürdün Meliki Abdullah'ın ölümü se­bebiyle İrak Kral Sarayında 6 aylık bir müddet için matem ilân edilmiş­tir. Ayrıca bayraklar yedi gün yarıya kadar çekilecek ve 40 gün de umumî matem, tutulacaktır.

—Ankara :

Haşimî Ürdün Elçiliği necip Türk mil­letine Melik Aptullah Hazretlerinin Camii Aksa'da Cuma namazını kılma­ya girerken, menfur bir suikast neti­cesi olarak şahadetini büyük bir tees­sürlehaberverir.

—Londra :

Bugün katledilen Kral Abdullah Orta. Doğunun en kabiliyetli ve ilgi çekici hükümdarlarından birisiydi. Abdullah dünyanın en eski ailelerinden birisi o-J.an Haşimî ailesinin hayattaki en genç Prensiydi ve 1882'de Mekkede dünya­ya, gelmişti. Babası müteveffa Kral Hüseyin bir zsmanlar Hicazda hüküm­darlık etmişti. Kral Abdullah İstan-bulda tahsil etmiş ve Osmanlı Mecli­sinde Mekke Mebusu olarak bulun­muştur. Fakat 1314-18 harbinde Ab­dullah birdenbire Türklere karşı is­yan bayrağım kaldırmış ve İngilizlerin ve bilhassa casus Lawr'3nce'in yardı-miyle döğüşmüştür. Ürdün Krallığı İngiliz himayesinde bağımsız bir dev­let olarak tanınınca, harp devammca Kral Abdullahm genel karargâhını tesis etmiş olduğu Amman Krallığının hükümet merkezi olmuştur.

1916 da Abdullah babasının yeni Arap kabinesinde Dışişleri Bakanlığına ta­yin edilmişti. Bilâhara Şaında toplanan bir Arap kongresi kendisini Irak Kralı ilân etmiş, fakat İngilizlerin tavsiyesi Üzerine Mekke'ye avdet etmiştir.

Kral Abdullahm hayatındaki hareketli ikinci devre, Fransızların en genç kar­deşi Fay s al'ı Suriye d en tardettikleri 1920 yılma tesadüf eder. Abdullah ve bin kadar taraftarı intikam almak ve Fransızlar ı Sur iyeden atmak maksa-dıiyle Ürdündcn Maan üzerine yürü­müşlerdi, fakat Abdullah Ürdünde kal­ması için ikna edildi. 1921 Martında Abdullah Amman'a dönmüş ve hükü­metin başına geçmiştir. Kral Abdul­lah evvelâ İngiliz mandası altında Ürdün Emiri sıfatiyle, ve 1946 dan sonra bağımsız Kral olarak Ürdünde 28 sene hükümdarlık etmiştir. 1950 se­nesinde Kral Abdullah Arap - İsrail harbi sırasında Filistinin kıtaları ta­rafından işgal edilen kısımlarını ilâve suretiyle Krallığının topraklarını iki misline çıkartmıştır. Kral Abdullah mütevekkil ve şakacı bir insandı. Di­nine bağlı bir rnüslüman olan Kral asla sigara ve içki kullanmazdı.

—Washington :

Kral Abdullah'ın katli hususunda A-merika'da yapılan tek resmî tefsirde, Birleşik Amerika Dışişleri Bakanlığı basın sözcüsü Michael Mc Dermot bu­gün verdiği beyanatta «bu haberi du­yunca derin bir yeise düştüm» demiş­tir.

—Tel - Aviv :

Amman'dan öğrenildiğine göre, Kral Abdullah'ın naşı Pazartesi günkü mil­li cenaze merasimi için Kudüs hava alanından Amman'a uçakla nakledil­miştir. Nâş, Amman sarayı yakınla­rındaki Kral mezarlığına defnedile­cektir.

—Paris :

Kral Abdullahm katli Fransız siyasî çevrelerinde büyük bir endişeye se­bep olmuştur.- Dışişleri Bakanlığına mensup bir sözcü, Fransamn bu cina­yeti derin bir teessüfle karşıladığını ve bilhassa Riyad El Sıüh'ün Amman-da Milliyetçi Suriyeliler tarafından öl­dürülmesinden sonravukubulanbu

hâdisede Yakın Doğudaki artan ger­ginlik ve istikrarsızlığın endişe uyan­dıran bir emaresini müşahede ettiğini söylemiştir.

Meclis koridorlarındaki siyasi tefsirci-ler, Sovyet Rusya'nın katli müteakip bulanık suda avlanmağa teşebbüs et­mesinden endişelenmektedirler.

—Londra :

Muhafazakâr lider Churchill Kral Ab-dullah'm katledilmesi münasebetiyle hissiyatını şöyle ifade etmiştir: «İngil­tere'nin dâvasından asla ayrılmamış olan bu zeki ve sadık Arap hükümda­rının katli beni fazlasiyle müteessir etmiştir.Bufecibirolaydır.»

—Washington :

Filistin'deki Birleşmiş Milletler Müta­reke Komisyonu Kurmay Başkanı Ge­neral Riley Kral Abdullah'ın katli mü­nasebetiyle şunları söylemiştir: «Ken­disi ile son üç sene içinde hem hususî hem de Filistin dâvasına ait mesele­lerde resmî bir şekilde anlaştığım mü­kemmel bir şahsiyetin kaybından bü­yük bir teessür duydum. İyi bir dost kaybettim.

21 Temmuz 1951

—Washington :

Ürdün Kralı Abdullah'ın öldürülmesi münasebetiyle Kralın büyük oğluna gönderdiği bir mesajda Başkan Tru-man duyduğu teessürü bildirmekte vç şöyle demektedir :

Kral Abdullah'ın ismi Arap dünyasın­da ebediyen yaşayacaktır. Dışişleri Ba­kanı Dean Aoheson da Kral Abdullah-ıiı katledilmesiyle duyduğu derin tees­sürü ifade eden bir mesajı Kralın bü­yük oğluna göndermiştir.

—Sam :

Başbakan Haled Adem, "Ürdün Kralı Abdullah'ın Öldürülmesinden duyduğu derin teessürü bildirmiş ve Kral Ab­dullah kaybettiğim en büyük liderdir, demiştir.

—New - York :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri yardımcısı, Ürdün Başbakanına gön­derdiği telgrafta, şöyle demektedir :

«Kral Abdullah'ın fecî ölüm haberini büyük bir teessürle öğrendim. Bu se-

"beple duyduğum derin teessürü Ürdün hükümeti ve halkına bildirmenizi rica ederim.»

—Şam:

Suriye Cumhurbaşkanı ve hükümeti Amman'a tâziyet telgrafı göndermiş­lerdir. Bugünden itibaren Çarşamba'ya kadar resmen maten ilân edilmiştir.

— Beyrut :

Ürdün Kralı Abdullah'ın ölümü bu­rada her çevrede ayni tesiri yaratmış­tır. Kralın mükemmel surette anlaş­tığı Lübnanlı Hıristiyanlar hâdise do­layısıyla son derece müteessir olmuş­lardır. Merhum Kral Abdullah Lüb­nanlıların istiklâl iştiyakını en iyi kavradığı iğin ileri gelen müslüman Lübnanlı şahsiyetlerden de birçok dostu vardı.

—Beyrut:

Kral Abdullah'ın katli haberi burada duyulur duyulmaz Lübnan kıtalarına asayişi muhafaza için hasırol emri ve­rilmiştir. Bazı kimseler 4 gün evvel Eiyad El Sulh'ün katlini takiben te­zahürata benzer sokak hâdiseleri ya­ratmak istemişlerse de askerî kuvvet sayesinde sükûnet avdet etmiştir. Am­man ile telefon mükâlemeleri kesildi­ğinden yegâne haber kaynağı sadece Amman radyosudur. Resmî bir tebliğ­de bildirildiğine göre,' katilin evinde yapılan arama neticesinde el bamba-lan bulunmuştur.

—Ankara :

Haşimî Ürdün Meliki Abdullah'm ölü­mü münasebetiyle memleketimizde resmî ve hususî müesseselerin bay­raklarıüçgün yarıyaindirilecektir.

—Ankara :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, bugün ■Çankaya'da, Muğla Valisi Sebati Ata-man'ı kabul etmişler, öğle yemeğine alıkoymuşlardır.

—Ankara :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Ürdün Kral naibine ve Başbakan Adnan Men­deres de Reisülvüzera ve Hariciye Ve­zirine aşağıdaki tâziyet telgrafını gönr dermişlerdir:

Emir Nail Hazretleri Kral Naibi Amman

Çok kıymetli büyük dostumuz Melik Abdullah Hazretlerinin elîm bir şekil­de ufûlü haberini sonsuz bir teessürle Öğrendim.

Kardeş milletin bu büyük kaybından mütevellit elemine bütün kalbimle iş-tirâk eder derin taziyetlerimi arzeyler im.

Celâl Bay ar Ekselans Semir Paşa El Rifai Reisülvüz«ra ve Hariciye Veziri

Amman

Memleketimizin büyük dostu Melik Abdullah Hazretlerinin ufûlü haberi Türk millet ve hükümetini sonsuz te­essüriçindebırakmıştır.

Gerek Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti gerek şahsım namına kardeş memle­ketin büyük kederine ansamimin kalp iştirak eder t az iy etlerimizi ar zey terim

Adnan Menderes

—Londra :

Ürdün Kralı Abdullah'ın öldürülmesi bu sabahki bütün Londra gazeteleri ta­rafından büyük bir felâket olarak teş­hir edilmektedir. Times gazetesi Ürdün Kralının katli haberinin Londra'da dehşet ve merakla karşılandığını bildir­mekte ve şunları yazmaktadır:

«Orta Sarka hâkim olan şartlar o kadar birbirini tutmamaktadır ki, bir tek ci­nayet bile vahim neticeler doğurabilir.»

—Kahire :

Kral Abdullah'ın ölümü üzerine Kral Faruk Sarayda bir hafta matem ilân etmiştir.

Bütünbayraklaryarıyaindirilmiştir.

—Amman :

Dün saat 14'den itibaren Amman'da bütün mağazalar kapatılmış ve yeni emre kadar seyrüsefer yasak edilmiş­tir. Bu sabah oparlörle mücehhez po­lis arabaları şehri dolaşarak halka saat 20'ye kadar sokağa çıkabileceğini bil­di rmişlerler. Şehrin bütün mühim noktaları askerî kuvvetler tarafından işgal edilmiş ve toplantılar yasak edil­miştir.

—Londra :

Ürdün Kralı Emir Abdullah'ın öldü­rülmesini yorumlayan Times gazetesi ezcümleşunları yazmaktadır :

»Kral Abdullah, Orta - Doğu devlet a-darnlannın en zeki ve en yapıcı olan­larından biri idi. Kargaşalığın önüne geçerek asayişi temin etme tarzı ve Arap menfaatlerinin Batı dünyası ile işbirliği yapılmasını icap ettirdiği hak­kındaki kanaati kendisine tedricen sağlam bir mevki sağlamış ve netice­de de memleketinin siyasî, bağımsızlı­ğını temin etmesine yaramıştır. İngiliz milletine itimat eden Kral iyi günler­de de fena günlerde de İngiltere'nin yanında yer almıştır. Kral Abdullah'ın ikinci dünyanın karanlık günlerinde İngiltere'ye bağlılığı burada asla uim-tulmıyacaktır. "Ürdün Kralı Melik Ab­dullah yalnız hükümdarı olduğu mil­let için değil fakat bütün Arap birliği dâvası uğrundaçalışmıştır.*

Diğer taraftan MuhafazakârYorkshİre Post gazetesi de şunları yazmakta­dır:

»Arap dünyası, arzın kolay alev ala­bilen bu kısmında barış uğrunda sar-fettiği gayretleri hudutsuz değerde olan bir devlet adamını kaybetmiştir. Bu cinayet haberi, Mısır'ın petrol nakleden gemilerin Süveyş Kanalından geçmesi­ne bazı şartlar dahilinde müsaade edeceğim bildiren haberinin israil ve Arap devletleri arasındaki münase­betlerde bir gevşeme yaratacağı ümi­dini doğurduğu bir zamanda işlen­miştir. »

— Kahire :

Kral Abdullah'ın ölümü havadisini yorumlayan bütün Mısır gazeteleri müteveffaya kimin halef olacağı me­selesi jle meşgul bulunmaktadırlar. E! Mıarî gazetesine göre. Kral yerini ala­bileceknamzetlersır asiyleşunlardır:

1— Kral Abdullah ve Irak Kralı Bi-

rinci Faysalın kardeşi Emir Zeyd. Emir halen Irak'ın Londra Bü­yükelçisi olup Hicaz Kiralı Hü-seyinin hayatta kalan tek evlâ­dıdır.

2— KralAbdullah'ınbüyükoğlu

Emir Taliâl. Halen Cenevrede sinir bozukluklarından dolayı tedavi görmekte olan Emirin bu hastalığı yüzünden tahta çıkamı-yacağı sanılmaktadır.

3— Kral Abdullah'ınölümüüzerine

Kral Naibi tayin edilen Kralın ikinci oğlu Emir Nail

4 —■ Emir Tallâl'ın büyük oğlu ve Kral Abdullah'ın torunu Emir Hüse­yin halen 14 yaşında olup tahta çıktığı takdirde 4 sene müddetle niyabet altında kalması gerek­mektedir.

Bu dört namzetten başka Kral Ab­dullah'ın yeğeni olan Irak Kral naibi Emir Abdülilâhm adı da birçok Arap çevrelerinde zikredilmektedir. Fakat Emir Abdülillâhın tahta çıkması Arap­lar arası politika dünyasında o de­rece karışık meselelerin ortaya çık­masına yol açacaktır ki, bu ihtimal pekvar idgörülmemektedir.

—Bağdat:

Irak Başbakanı Nuri Said Paşa yanın­da hükümet mensupları olduğu halde bu gece veya yarın Ürdün'ün Baş­kentinegidecektir.

İrak siyasî partileri ile basınını tem­sil eden heyetler de yarın Ürdün'e hareket edeceklerdir.

— Londra :

Halen Londra'da bulunan Irak naibi Abdülillâh ve Ürdün'ün Londra Orta­elçisi bugün öğleden sonra uçakla Beyrut'a hareket edecekler ve ora­dan hususî bir uçakla Amman'a gide­ceklerdir.

—Londra :

Kral Abdullah'ı yakından tanımak fır­satım bulmuş olan bir B.B.C. muhabi­rinin bildirdiğine göre, Ürdün, Kral Abdullah'ın idaresi altında Siyasî is­tikrar ile iktisadî istikrarın ne demek olduğunu öğrenmiştir. Kral, memleke­tini demokrasiye götürmüş ve onu temsili bir hükümet tarzı kurmağa hazırlamıştır. Bir kaç sene gibi kısa bir zamanda marhum Kral, Başkent Amman'ın küçük bir Arap köyü ol­maktan çıkarak gittikçe gelişen mo­dern bir şehir haline İnkılâp ettiğini görmüştür.

Muhabir Kralın, Filistin'den gele­rek Ürdün tarafından kabul edilen Arap mültecilerinin refah ve saadet-1 eriyle şahsen alâkadar olmuş bulun­duğunu yazmakta, Filistin'in Arap1 bölgesinin Ürdün Krallığına dahil edilmesi neticesinde onun Arap Bir­liğine dahil bazı memleketlerin hu­sumetini kazanmasına mal olduğunu hatırlatmaktadır.

—Kudüs :

İsraili Ürdünden ayıran Mandelbaum kapısından sızan haberlere göre, bugün Amman'da gerginlik devam etmek­tedir. Tepeden Tırnağa kadar silâhlı polislerle Arap lejyonuna mensup bir­likler eski şehrin dar sû kaklarında devriye gezmekte, ayrıca lejyon as­kerleri çoğu İsrail hududu yakınında olmak üzere stratejik noktalarda tah­kimedilmişmevzilerkurmaktadırlar.

bu hususta malûmat talep «den Birleş­miş Milletler mütareke heyetine alâ-kalılarca kurulmakta olan bu karakol­ların İsraili hedef tutmadığı, daha ziya­de Amman ile alâkalı olduğu teminatı verilmiş ve Amman kıtaları, mütare­ke hükümleri .hilâfına eski şehre gir­seler bile, bunun İsraile karşı tevcih edilmiş bir hareket olmıyacağı belir­tilmiştir.

Mandeibaum kapısı bugün «Amman'­ın sakallı arslanı» diye anılan merhum Ki al Abdullah'ın cenaze merasimine İştirakten dönen'diplomatlara açılmış­tır.

Eski şehirden gelen haberlere göre, geçen Cuma günü Kral Abdullah'ın katlini müteakip çıkan kargaşalıklarda 30 kişi kadar ölmüştür. Yüzlerce kişi­nin de tevkif edildiği sanılmaktadır.

Nezaret altına almanlar trenlerle Am­man ile akaba'nm yarı yolunda bulu­nan Maan'a sevk edilmişlerdir.

—Beyrut:

Amman tahtına kim geçecek? İgte Amman resmî makamları ile Ha ş i mî hanedanını meşgul eden günün pürüz­lü meselesi budur.

Cenevrede nekahat devresini geçir­mekte olan Emir Tallâl hakkında son gelen tıbbî raporlarda, veliahdın sıh­hati hakkında beş haftadan evvel kati bir şey söylenemiyeceği bildirilmekte­dir. Amman Resmî şahsiyetleri ile Irak Kral Naibi Abdülillâh'ın Reisi bulun­duğu Haşimî hanedanı meseleyi o za­mana kadar askıda bırakmayı karar­laştırmıştır.

Veliaht Tâllal'm sıhhati Melik'lik va­zifesini yapmıya engel olduğu takdir­de, yerine 15 yaşlarındaki oğlu Hüse­yin geçecek ve 18 yaşında Melik ilân edilecektir. MerhumMelik Abdullah'ınsağlığın-

da Tallâl'm haslaliğındanberi Hüseyi-ni hep yanında gezdirmesi ve mera­simlere götürmesi, yerine kimin geç­mesini istediğini zımnî surette ifade etmişolduğubelirtilmektedir.

Tallâl'm Cenevreden Amman'a kaç­tığı rivayetleri burada gülünç olarak vasiflandırılmakladır.

24 Temmuz1351

— Amman :

Ünited Press ajansı Amman muhabiri Sam Souki bugün Kral Abdullah'ın katlinden sonra Amman Naibi ilân edlien Prens Naif ile İlk hususî mü­lakatı yapmağa muvaffak olmuştur. Prens Naif bu mülakatında Ürdün Me­liki AbduIIahi istihlâf edecek olan ve halen İsviçrede tedavi edilmekte bulu­nan ağabeysi Prens Tallâl'a Cenabı Haktan âcil şifalar dilediğini söyle­miştir.

Kral Abdullahın katlinden hemen sonra Ürdün Naipliğine getirilen Prens Naif, Prens Tallâl'm memleketi Kral Ab­dullah ve kendisi ile aralarında ihtilâf olduğu için terkettiği hakkındaki ha­berleri şiddetle reddettikten sonra şöyle demiştir :

«Yemin ederim ki kardeşimi memle­keti terke kimse icbar etmedi. Bundan başka Tallâl İle aramızda hiçbir ihtilâf yoktur. Buradaki vazifesini deruhte edebilmesi için Allahtan âcil şifalar diliyorum.»

Naif Amerikalı muhabiri Kral sarayı­nın çalışma odasında kabul etmiştir. Amerikalı muhabirin «Müteveffa ba­basının kurduğu rejim aleyhinde sui-kestten sonra Ürdünde kargaşalık çık­tığı hakkındaki haberlere» temas edin­ce, Prens Naif «bunlar tamamîyle ya-!&ndır» demiştir. Herhangi bir yerde ne nümayiş yapıldı ve ne de kargaşa­lıklar oldu. Talîâl ile benim aramda fark yoktur. Sıkıntılı anlarda sinirle­rine akim olması Ürdün halkına öğre­tilmiştir. Sevdikleri ve saydıkları mü­teveffa pederim onlara disiplini öğ­retmiştir ve birçoklarının beklediği kanlı ve ciddî kargaşalıklar Ürdünde vukuagelmemiştir.

Ürdün halkı babam kadar onun ailesi­ne de itaat eder. İsler ben, ister Taliâl veya Tallal'ın oğlu Hüseyin başa geç­sin, halk bizlerle beraberdir.»

Arapların ıstırabı...

Yasan:Ahmet Şükrü Esmer 25 Temmuz 1951 tarihlî Ulus'tan

Ürdün Kralı Abdullah'ın katli Araplar ara­sındaki derin ıstırabın yeni ifadesidir. Bu ıstırap Birinci Dünya Harbinden sonra Arap milletinin duyduğu hayal kırıklığı .ile başlar ve Filistin'de İsrail'in kurulma-siyle en derin bir safhasına girerek bugüne kadar gelir. Bu vaziyetin hülâsası şudur: Otuz küsur milyonluk, eski ve parlak me­deniyeti olan ve aynı dili konuşan bir mil­let bir Lürlü birliğini kuramıyor. Yabancı devletlerin istismar mevzuu olmaktan kur­tulamıyor. Sözde «müstakil» bir düzine «devlet» halinde Orfa-Doğu'nun ve Ku­zey Afrika'nın zencin toprakları üzerinde bu millet, fakir ve zaruret iğinde yaşamak­tadır. İşte uyanan Arap milliyetperverliği onun mesullerini arıyor.

Araplar, Abdullah'ın babası Hüseyin'in li­derliği altında Birinci Dünya Harbi sıra­sında Osmanlı İmparatorluğuna karşı a-yaklandıkları zaman gelecekleri hakkında parlak ümitlere kapılmışlardır. Hüseyin ile oğulları Abdullah ve Faysal'ın da İngiliz tahrikçisi ve casusu Lavrence'e uyarak ay­nı ümitlere kapıldıklarına şüphe yoktur. Çünkü bunlar devlet işlerinde o zaman tecrübesiz insanlardı,

Filhakika İngilizler, bir taraftan Araplara istiklâl vâdederken. diğer taraftan da Ya­hudilere bu vaitlerle tezat teşkil eden baş­ka vaitlerde bulunuyorlar ve Arabistan'ı Fransa ile paylaşmak için sizli müzakere­lere girişiyorlardı. Harpten sonra Hüseyin ailesi Suriye'de Fransızlarla karşılaştı. Fransızlar, Faysal'r Suriye'den attılar ve kendi mandalarına bırakılan topraklarda birtakım hükümetler kurdular. Öte yandan îbnüssuud, Hüseyin'i yenerek Hicaz'ı eline geçirdi. Bu şartlar altında İngilizler harp içinde Hüseyin'e ve oğullarına vermiş ol­dukları vaitlere karşılık olarak, Faysal'ı İrak'a, Abdullah'ı da Filistin'den ayırdık­ları Ürdün'e yerleştirdiler.

Ürdün'de Abdullah 1946 yılına kadar Emîr ünvaniyle İngiltere'nin himayesi altında hüküm sürdü, 1946'da İngiltere manda idaresine son verdi ve Abdullah »bağımsız»

Ürdün'ün Kralı oldu. Ürdün 1946'dan sonra hükmen bağımsız bir devlet olmakla bera­ber, fiilen İngiltere'nin nüfuzu altında idi. İngilizler Ürdün'e yılda iki milyon İngiliz lirası yardım sağlıyorlar ve ordusunu da yetişti riy urlar d ı.

Bu sayededir ki, İsrail ile Araplar arasın­daki savaşta askerleri en iyi savaşan Arap ' memleketi Ürdün olmuştur. Mısır gibi A-rap dünyasın m liderliği iddiasında bulu­nan bir memleketin ordusu İsrail tarafın­dan yenildiği halde. Ürdün ordusu Filis­tin'in bir kısım topraklarını ve Kudüs şeh­rinin de bir kısmını işgal etmiştir. Böyle olmakla beraber, birçok Araplar, Abdulla­h'ın Yahudilere karşı bütün kuvvetleriyle ve eiindeki bütün imkânlarla savaşmadığını iddia etmekte ve Kralı Arap milletine kar­şı ihanetle suçlandırmakta idiler. Belki katline varan sebep de budur.

Filhakika, İsrail ile savaştıktan sonra, Ab­dullah, Yakın-Doğu'da kurulmuş olan bu yeni Arap devleti ile anlaşmak i tabettiğine inanmıştır. Bu kanaati yüzünden de İsra­il'in kurulmasını bir türlü hazırı edem emiş olan müfrit Arapların husumetini üzerine çekmiştir.

Abdullah, küçük Ürdün'ün Kralı olmakla beraber, mensup olduğu aile ve Arap mü­cadelesinde oynamış olduğu rol dolayısiyle büyük Arap liderlerinden biri savılıyordu. Akrabalık yüzünden Irak'la münasebetleri pek sıkı idi. Suriye, Lübnan, Filistin ve Ürdün'ü de birleştirerek bir »Büyük Su­riye» devletinin kurulmasına gayret sarfe-diyordu. Kralın bir hafta kadar önce Am­man'da katledilen Lübnan eski Başbakanı Riyad Elsulh ile bu meseleleri görüştüğü sanılmak ta dır.

Doğrusu şudur ki, Araplar arasında milli­yetçilik duygulan gelişmiş olmakla bera­ber, Arapların nasıl hürriyetlerine kavuşa­cakları ve Arap Birliğinin nasıl serçekleşe-eeği hakkında şuurlu bir kanaat yerleşmiş değildir. Arap dünyası içinde liderlik iddia­sında bulunanlar çoktur. Fakat bunların hiçbiri liderlik vasfını haiz değildir. Şah­siyetinin kuvveti ve uzun tecrübesiyle Ab­dullah bu liderlerden biri idi. Fakat çizdiği programla Arapları istiklâle götürmek ve temsil ettiği ideal etrafında Arapları top­lamak mümkün olamazdı.Böyle olmakla

image010.gifberaber ölümü büyük ve telâfisi kolay 0İ-mıyacak bir kayıptır. Bu ölümle Türkiye

de samimî bir dost kaybetmiş oluyor.

Kral Abdullah'ın katli...

Yasan: Hüseyin Cahit Yalçın

28 Temmuz 1951 tarihli Ulus'tan

»Müslüman Kardeşler» in 1949 senesi baş­langıcında Kahire'de Nokraşi Pasa'yi kat­letmekle Orta-Doğu'da açtıkları kanlı devre, gittikçe genişlemek üzere, devanı edip duruyor. Mısır'da «Müslüman Kar­deşler»!. İran'da «Fedaiyani İslâm» takîp ettiler. Bir Başbakanı ve bazı eski Bakan­ları öldürdüler. En son, Filistin'de «Mu­kaddes Cihad» taraftarları da Ürdün Kralı Abdullah'ı büyük ceddinin Miraca çıktığı Mescidi Aksa kapısında namazdan çıkar­ken yere serdiler. Bir kaç gün evvel, ayni hükümdarın misafiri olan eski Lübnan Başbakanı Ürdün uçak meydanında Suri­ye'nin milliyetçi fedaileri tarafından öldü-rülmüştü-

Bu dökülen kanların elbette1 bir mânası vardır. Yakın Sarkın en yakın komşusu bir devlet olan Türkiye için, çok vahim dış buhranların patlak verebileceği bîr zamanda bu hâdiselerden derin bir teessür duymak pek tabiîdir.

Önümüzde bir bolşevik taarruzu beklerken, arkamızda Arap dünyasının korkunç bir boşluk ve karanlık teşkil ettiğini bilmek hiç de hoş-a gidecek bir realite değildir. Kral Abdullah'ın Hükümeti, Arap memle­ketleri idinde hesaba katılabilecek yegâne bîr orduyu temsil ediyordu. Abdullah or­tadan kalktıktan sonra, bu ordunun ne mâna ifade edebileceği şüphelidir.

Mesele yalnız memleketimizde değil, Ame­rika dahil olmak üzere, bütün Batı hükü­metleri nezdinde de teessür ve. alâka uyan­dırmış, bilhassa İngiltere'nin Orta Şark'ta esasen zor olan durumunu bütün bütün ka­rıştırmıştır.

Rahmetli Kral Abdullah'ın hükümeti sağ­lam temellere oturan istikrarlı bir teşkilât değildi. Ürdün demek, Kral Abdullah de­mekti. Onu yıkanlar hem Ürdün'ü yıktılar, hem Arabistan'da bir büyük buhran ve zelzele vücude getirdiler. Kral Abdullah'ın şimdi hükümdarlığa geçmesi icabeden oğlu hiçbir iş görmesine imkân vermiyecek bir sinir hastalığiyle İsviçre'de günlük hayat­tan uzaklaşmış bir haldedir. Onun henüz küçük yaşta olan oğlunun iş başına gelmesi bu zamanlarda akıldanbile geçemea.

Zaman bu şartlar içinde bir Ürdün Kral­lığının ayakta durmasına ve yaşıyabilme-sine imkân bırakmamaktadır. Ürdün için en yakın vâris olarak Irak Kraİ hanedanı akla gelebilir. Esasen üçyüz bin Bedevi'­den ibaret bir nüfusa malik olan ve Abdul­lah tarafından son ilhak edilen ve kimse tarafından henüz resmen tanınım yan Ku­düs topraklarının halkı ile Ürdün'ün nü­fusu bir milyonu ancak geçiyor.

Rahmetli Abdullah, Büyük Suriye rüya­sını fiile çıkaramadan gözleri açık gitti. Onun Suriye île birleşmesine karşı göste­rilen türlü türlü muhalefetler arasmda en ciddisi gibi telâkki olunan Mısır şimdi Ürdün ile Irak'ın birleşmesine ne diyecek­tir ve Suriye ne düşünecektir? Bu işin halledilmesi Arap memleketlerine bırakılırsa, onlar merhum hükümdar için matemler tutacaklar, mersiyeler okuyacak­lar, güzel şeyler söyliyecekler, pek siyasî ve derin düşünceler ve mükemmel projeler ortaya koyacaklar, fakat hiçbir amelî ne­ticeye varamıyarak meydanı açık bıraka­caklardır.

Arap dünyasında eksik olmıyan, hattâ bol bol mevcut bulunan ince zekâların, kültür­lü şahsiyetlerin, dirayetli devlet adamları­nın yalnız nazariyat sahasında temeyyüz ederek ayakları altındaki çukuru görmeğe' vakit bulamamaları işleri bu hale getirdi, bundan sonra düzeltmek yolunun keşfedile-bilmesinden haklı olarak şüphe edilebilir.

Arap hükümet adamları, İsrail'e karşı hu­sumet dâvasında o kadar ileri gittiler ve-memleketlerinin halklarına karşı o kadar taahhüt altına girdiler ki amelî icap ve zaruretlere göre bir rranlaşma» sulhu yap­makta şahsî hayatları için tehlike görecek hale geldiler. Arap - İsrail ihtilâfı halle­dilmiş olsa idi, Orta Şarkın istikçara ka­vuşması tabiî idi. Mantık, hissiyat; «va­tanseverlik )>, hak ve adelet bakımından bu istikrarın bahasını ödemeyi akıllarına sığ-dıramıyan yüksek Arap şahsiyetleri, şimdi bütün Orta - Doğu'yu sonu görünmez bir buhran içine sokmuşlardır. Osmanlı İmpa­ratorluğunu kaybettikten sonra, Türkler de onlar gibi davranmış olsalardı, bugün biz böyle metîn ve kavi, ayakta olmıyacak-tık. Elimizdekini kurtarmak bahasına biz kalbimizin acılarını susturmasını bildik.

Arap komşularımız için korktuğumuz şey anarşik durumun, şimdiye kadar olduğu gi­bi, artmakta devam etmesi, ve bu kanlı hâdiselerin arkası kesilmemesidir. Böyle bir hal Orta - Doğu istiklâline mal olabilir. Formozarun istilâsını önlemekle vazi­feli donanmaya düşan işi mütarekenin haleldar etmiyeceğini belirten Amiral bununla beraber, ancak siyasî kararları ihtiva eden nihaî sulh andalşmasınm bu vaziyeti değiştirebileceğini sözlerine ilâve etmiştir.

Amiral Sherman sözlerine son verirken Korede çarpışan Birleşmiş Milletler kuvvetlerinden bilhassa Türk, Yunan, Fransız, İngiliz ve Güney Koreli kıta­ları meth etmiştir.

4 Temnrnz 1951

— "Washington :

Birleşik Amerikanın istiklâlinin 175 in-ei yıldönümü münasabetiyle konuşan Başkan Truman «Koredeki Birleşmiş Milletler kuvvetleri zaferi elde edebi­lirler. Fakat Birleşik Amerika ile di­ğer milletler müteyakkız bulunmalı­dırlar» demiş ve sözlerine şu şekilde devam etmiştir.

Memleketimiz de dahil olmak üzere birçok memleketler için Sovyet teca­vüzünün vukuu melhuzdur.

Başkan Truman Amerika'nın İstiklâli için yaptığı savaşı Kore harbiyle mu­kayese ederek bu hususta şunları bil­dirmiştir ;

«Biz istiklâl harbini Kuzey Amerika-dan ne İngilizleri koğmek ne de İngi­liz askerî gücünü tahrip etmek için yaptık. Biz istiklâl savaşını hür olmak ve kendi kendimizi idare hakkımızı korumakiçin yaptık.

Eiz Korede de ne Çini fethetmek ve r,e de Sovyet İmparatorluğunu imha için savaşmıyoruz. Korede sadace mil­letlerin hür olmak ve sulh içinde ya­şamak haklarını temin için savaşıyo­ruz.»

Başkan Truman bundan sonra Korede çarpışan Birleşmiş Milletler kıtalarına hitapla ezcümle şunları söylemiştir :

«Koredeki silâhlı kuvvetler mensup­ları, insan hürriyetinin müdafaası için dünya teşkilâtı bayrağı altında çarpı­şan ilk ordu olarak tarihe mal oldu­nuz. Siz fevkalâde çarpıştınız, siz Kore­de kimseyi esaret altına sokmağınız gibi higbir hür milleti mahvetmediniz. Siz hiçbir milletin kanından mes'ul değilsiniz.

Zaferi elde edebilirsiniz. Fakat, askerî bir zaferden ziyade Devletler Hukuku himayesinde hürriyet fikrinin galibi oldunuz.»

Başkan Truman Birleşik Amerikanın sür'atle askerî kuvvetlerin takviyesine devam etmesi lâzım geldiğini belirt­tikten sonra :

»Diğer hür milletlerin savunmalarının takviyesine sizin yardım etmeniz ge-" rekmektedir. Sovyet idarecileri sizden nefret etmektedirler. Zira biz hürüz ve hürriyet kuvvetinin en büyük mi­salini teşkil etmekteyiz.» diyerek söz­lerini şu şekilde bitirmiştir:

«Eğer memleketimizde askerî kuvvet­lerimizin takviyesinde enflasyonu kontrolde, dost ve müttefiklerimizin kuvvet!endirilmehsinde muvaffak ola­mazsak o zaman, muhtariyet ve insan hürriyeti dâvası kaybedilmiş olacaktır. Eğer bütün bu yapılanlarda muvaffak olamazsak hiçbir hür millet dünyanın hiçbir yerindeyaşayamaz.

Fakat biz bütün bu işlerde muvaffak olacağız.»

5 Temmuz1951

—Washington :

Ayan Meclisi Demokrat Lideri Eriıest Mac Ferland dün demiştir ki:

«Ayan Meclisinin Mac Arhur'ün azli hâdisesini tahkik işi, bize dünyanın en mükemmel askerî dimağlarının ko­münizme karşı dünya mücadelesinde Birleşik Amerikanın takip edeceği ta­biyeyi hazırlamakta olduklarını isbat etmiştir.

Tahkikat Komisyonunda verilen İza­hat dolay isiyle sarf edilen iki milyon kelime bize, askerî kararlarımızı mah­dut tek bir muharebe sahasını esas tu­tarak değil de dünya çapında olarak vermemizi su götürmez şekilde gös­termiştir.

7 Temmuz1951

—Washington :

Ayan Meclisi Tahkikat Komisyonu Cumhuriyetçi üyelerinden bazılarının General Mac Arthur'ün azli için as­kerî bir sebep olmadığına dair bir ra­por hazırlamakta oldukları dün açık­lanmıştır. İran durumu hakkında sahip olduğu malûmata hayran kaldığım söylemiş ve Tahrana gitmeğe niyeti olmadığını ve Harriman ve Mc Ghes üe görüşmek üzere New-York'a yapacağı seyaha­ti de tehir etmiş olduğunu belirtmiş­tir. Bilindiği gibi Nasrullah İntizam ayni zamanda Birleşmiş Milletler Ge­nel Kurulunun başkanıdır. Diğer taraftan bu konferanstan sonra Basına verdiği beyanatta Harriman, sabahleyin İrandakİ vazifesinin muhte­lif veçheleri hakkında Dışişleri Bakanı Acheson ve Başkan Trumanla görüş­müş olduğuna işaret etmiştir. îranda-ki petrol ihtilâfı için bir nevi hakem olarak Başkan Truman tarafından Iran hükümetine teklif edilen Harri­man Cuma günü saat 20 de Tahrana müteveccihen hareket etmeyi düşündü­ğünü, fakat Washington'da halledilecek İşleri kaldığı takdirde Cumartesi sabahı hareket edebileceğini söylemiştir.

Birleşik Amerika hava kuvvetleri ta­rafından Harriman'a bir Constellatİon uçağı tahsis edilecektir. Harriman be­raberinde Dışişleri Bakanlığı Yuna­nistan, Türkiye ve İran işleri bürosu Müdürü William Rountree ve petrol mütehassısı ve eskiden İktisadî İşbir­liği İdaresinin Müşaviri Walter Levy-nin bulunacağını bildirmiştir.

William Rountree Tahran Büyükelçisi Henry Grady'nin Atina Büyük Elçi­liği sırasında müşaviri bulunuyordu.

13 Temmuz 1851

— Washington :

Dün haftalık Basın Konferansında so­rulan suallere cevap veren Başkan Truman Averell Harrİman'm, İran pet­rollerinin devletleştirilmesi neticesi İngiltere ile İran arasında meydana gelen ihtilâfta hakemlik etmek üzere Birleşik Amerika Başkanının şahsî mümessili sı fa tiyle İrana gideceğini söylemiştir.

Başkan, Harrimanm vazifesinin ehem­in iy etini belirtmiş ve muvaffakiyetle neticeleneceğiümidiniizharetmiştir.

Bir suali cevaplandıran Truman şahsî Temsilcisinin ihtilâfta olan her iki ta­rafla yani İran makamları ve İngiliz diplomatik çevreleriyle görüşeceğini bildirmiş, icap ettiği takdirde Harri-man'm Londra'da kalacağını söylemiş­tir.

Harriman Cuma günü Washingtondan hareket edecektir.

—Washington :

İran ile İngiltere arasındaki Petrol ih­tilâfında hakemlik edecek olan, Baş­kan Truman'ın hususî Müşaviri Harri~ man bugün Türkiye saati ile 20 de buradan hareket etmiştir. Pazar sa­bahı Tahrana varmış olacaktır.

Beyaz Saraym Gül bahçesinde şerefi­ne yapılan veda toplantısında kendi­sine hayırlı yolculuklar dileyen Baş­kan Truman, Müdafaa Bakam George Marsh ali ve Dışişleri Bakanı Dean Acheson'a Harriman ezcümle şöyle de­miştir :

O kanaatteyim ki, İran, İngiltere ve İran petrolüne ihtiyacı olan dünyanın diğer bütün kısımlarındaki halk ara­sında karşılıklı büyük menfaatler hâ­kim bulunmaktadır. İşte bu şartlar ve iyi niyet duyguları ile ortadaki güçlük­lerin memnuniyet verici şekilde hal­linebirçarebulunacağınaeminim.«

14Temmuz 1951

—Washington :

Dışişleri Bakanlığından dün bildi­rildiğine göre. Birleşik Amerika «Barhran» hava alanım kullanmak üzere Suudi Arabistan ile 5 senelik bir anlaşma imzalamıştır. 18 Haziran­da Jeddam'da imzalanmış olan bu an­laşma 5 senelik bir temdidi iltizam etmektedir. Birleşik Amerika İkinci Dünya Harbi arasında bu hava mey­danının inşasına yardım etmiş ve o zamandabualandanfaydalanmıştı.

Dışişleri Bakanlığının açıkladığına göre, Suudi Arabistanın Birleşik A-merikadan silâh ve savunma malzeme­si satın alması hususunda da anlaşma­yavarılmıştır.

15Temmuz 1951

—Washington :

Dışişleri Bakanı Dean Acheson 29 Ha­ziranda Amerikalı gazeteciler grubu­na verdiği fakat ancak bugün neşre­dilen beyanatında Birleşik Amerika hükümetinin bugünkü hayatî mese­leler hakkında gayet geniş mikyasta havadis neşrettiğini ısrarla belirtmiş ve şöyle demiştir : Dünya, Amerikanın durumundan ha­berdar değilse bunun sebebi okumak veya dinlemek zahmetine katlanma-masmdadır. Yalnız Dışişleri Bakanlığı Milletlerarası durum hakkında sene­de 1200 den fazla havadis bülteni neş­retmektedir. Hergün Amerikanın Sesi radyosu vasıtasiyle 320.000 kelime ya-ymlayoruz. Her gün dünyanın bütün bölgelerine radyo ile 40.000 kelimelik beş bülten yayıyoruz. Senede her biri 100 ilâ 15.000 sayfalık 20 cilt halinde siyasî vesaik neşrediyoruz. Yine sene­de 100 ilâ 500 sahifelik 70 cilt halinde günlük haberler neşrediyoruz. Niha­yet Milletlerarası andlaşmalar ve le-rnaslar hakkında 20 ilâ 500 sahife tu­tan 200 cilt 'neşrediyoruz.»

Acheson İktisadî İşbirliği, Maliye ve Ticaret Bakanlıklarının Dışişleri Ba­kanlığına nazaran üç misli fazla vesaik neşrettiklerini ilâve etmiş ve «Millet­lerarası durumun ne kadar karışık o-îursa olsun, esrarengiz hiçbir tarafı yoktur» demiştir.-

Acheson beyanatına şöyle devam et­miştir :

«Korede ne olursa olsun bir sahife çevirelim, durum daha iyi olur ve ar­tık gayretlerimize devama ihtiyaç kalmaz» şeklinde bir düşünceye kendimizi kaptır m amaliyiz. Gayretlerimi­ze devam etmezsek 6 ay veya bir se­neye kadar dünyanın herhangi diğer bir tarafında daha şiddetli bir. darbeye maruz kalacağımızı size temin edebi­lirim.-

Sekiz sahife tutan beyanatına Dışiş­leri Bakanı Acheson Birleşik Amerika dış siyasetinin felsefesini yapmış ve bugünkü dünya meselelelerinin vüs'a-tini hatırlattıktan sonra bunların çe­şitli ve girift olduklarına işaret etmiş ve devamla şöyle demiştir :

»Kat'î bir deva mevcut değildir, ve takip -edilecek hareket hattı bir değil, müteaddittir. Devrimizin bir değil, bir­çok veçhesi vardır. Ortaya attığı me­selelerin cevabı tek değil birçoktur. Asii mühim olan bugünkü durumun daha çok uzun müddet devam edece­ğini idrâk etmektir. Sihirli çareler arayan milletlerin sabırsızlıklarını fi-renleyeceğiz. İkinci mühim nokta da hususî meselelerin ehemmiyetini mü­balâğa etmemek ve onlara feci bir .mahiyet vermektenkaçınmaktır.Korede mühim olan, kendimizi kuvvet imtihanı geçirmeğe zorlamamak, aynı zamanda hasımlarımızın da buna te­vessül etmelerine müsaade etmemek­tir.

Acheson, Kore harbinin Batı ve Doğu­nun kuvvetleri arasında bir imtihan olduğu yolunda zaman zaman izhar edilmiş olan intibaa itiraz ederek bu­nun nihai mücadele olmadığını söyle­miş ve bu müşterek emniyet fikrine vakfedilen son faaliyet değildir. De­dikten sonra düşüncesini şu şekilde izhar etmiştir: «Müşterek emniyet göz kamaştırıcı sun'î bir hararla kat'î olarak tesis edilemez» Dışişleri Bakanı bunu mütemadiyen takviye edilmesi ic ab eden bir banka hesabiyle muka­yeseederek şöyledemiştir:

«Ruslar Korede karşılığının bulunma­dığını zannettikleri bir çek tevdi et­mişlerdir. Fakat veznedarın bunu öde­diğini hayretle gördüler, mühim olan bundan sonraki çekin aynı şekilde ödenmesidir.» Sovyetler Birliğinin ye­gâne meseleyi teşkil etmemesi hase­biyle durumun Birleşik Amerikanın zannettiğinden daha ciddi olduğunun kabul edilmesi lüzumunda ısrar etmiş­tir. İşte bu sebepten dolayıdır ki Ache­son Birleşik Amerika'nın bu duruma karşı koyabilmesi için iktidarında olan bütün İmkânları kullanması lâzım gel­diğini söylemiştir. Bunun tevlit ettiği güçlükleri tahlil ettikten ve tek bir çare olmadığını tekrar hatırlattıktan sonra Dışişleri Bakanı şöyle demiştir :

«Silâhlanma meselesine gelince silâh­lanmadan ekonomimizi kalkındırmak veya çürük iktisadi temellere dayanan bir silâhlanma programı takip etmek hatasından kendimizi korumalıyız. Müttefiklerimizin askerî kuvvetlerini arttırmağa çalışırken bunların sırtına ağır bir yük vurmaktan kaçınmalıyız. Silâhlanmanın bu memleketlerin ve Birleşik Amerikanın iktisadî bünyele­rini yıkmaması için dikkatle tesis edil­miş muvazeneye ihtiyaç vardır. Birle­şik Amerika siyasetinin gayelerinden biri de Milletlerarası meseleleri müza­kere yolu İle halletmektir. Kanaatimce birleşmiş Milletler İflâs etmemiştir ve bu vazifeyi yerine getirmeğe mahsus milletlerarası bir teşkilât olmakta de­vam etmektedir.

Bu bölgede bulunan Türkiye, Orta Do­ğu ve Akdenizin muvaffakiyetle mü­dafaasının anahtarını teşkil etmekte ve Yunanistan da Akdenizin kontrolü için -elzem bulunmaktadır.

Bu iki memleket, kendilerinin kıymetli muharip müttefiklerimiz olduklarım Kore harbinde ispat etmişlerdir.

28 Temmuz 1951

— Washington:

Başkan Truman bugün Kongreye Bir­leşik Amerikanın 1950 senesinde Bir­leşmiş M illetler d eki faaliyeti hakkın­da tevdi ettiği raporla beraber Birleş­miş Milletleri metheden bir mek­tup da vermiştir. Başkan Trumamn tahminine göre, bu rapor tehlike kar­sısında bir azim ve karar rekoru ve heyeti mecmuası ile de tecavüze karşı Birleşmiş Milletler üyeleri arasındaki tesanüdün rekorunu teşkil etmekte­dir.

Başkan Truman dünya harbine mâni olan unsurun bu teşkilâtın kat'î ha­reket hattı olduğuna kanidir.

Mütecavizler ve taraftarları Birleşmiş Milletlerin Güney Korenin müdafaa­sını üzerine ahnıyaeağına kani idiler, diyen Truman komünist propaganda­sının. Amerikanın Kore harbine iştira­kini emperyalizmin bîr tezahürü olarak göstermiye çalıştığına işaret ettikten sonra şunları ilâve etmektedir :

«Kürede hususî bir durum veya her­hangi bir imtiyaz elde etnıiye çalışma» dik va çalışmıyoruz. Hareketlerimizin sebebi Birleşmiş Milletler Anayasası gibi Milletlerarası Emniyetin çökmesi­ni önlemenin ehemmiyetini müdrik olmam izdir. Evvelce olduğu kadar şimdi de şuna kaniim ki Koreye yar­dım için yapılan daveti anlamamaz-bktan gelseydik ve Anayasaya karşı işlenmiş olan. bu suikaste gözlerimizi kapasaydık tecavüze karşı koruyucu oîan Birleşmiş Milletlerin ölüm çanını çalacaktık.»

Başkan Truman mütareke için halen yapılmakta olan. gayretten bahsetme-rcekte, Korede çarpışmakta olan 16 mil­lete mensup askerlerin gösterdikleri "kahramanlıklar karşısında duyduğu hayranlığı ifade ile Kore meselesinin, Güvenlik Kons-eyi bir veto ile felce uğra t: İs a dahi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun hareketegeçmeye muktedir olduğuna bir misal teşkil ettiğini belirtmiştir.

Başkan Truman mektubuna şöyle son vermektedir :

«Birleşmiş Milletler Koredeki hareketi ile beraber geçen sene geri kalmış memleketlerde açlık, hastalık, ve ce­haletle mücadeleye matuf gayretlerini dearttırmıştır.»

27 Temmuz 1951

— Washington :

Kongrede bugün beyanatta bulunan Birleşik Amerika Müdafaa Bakanı George Marshall ezcümle şöyle demiş­tir :

1952 senesi sonunda General Eisenho-wer'in Atlantik Paktı ordusu 340.000 Amerikan kara kuvveti de dahil 2.840.000kişiyibulacaktır.

Amerika hariç bütün müttefikler tam bir seferberliğe giriştikleri takdirde, hepsi birlikte, en modern silâhlarla teçhiz edilememekle beraber, 5 mil­yon kişilik bir kuvvet çıkarabilirler.

Şurasını belirtmek isterim ki, Kore ateş kes müzakereleri başlıyalıdanbe-ri müdafaa gayretlerinde gördüğüm gevşemeden dolayı fevkalâde hayrete düşmüş bulunuyorum. Kore harbine, komünizme karşı girişilmiş olan dün­ya mücadelesinde mühim hâdise gözü ile bakmalıyız.

8 buçuk milyar dolarlık dış memleket­lere askerî ve iktisadî yardım progra­mında herhangi bir kısıntı yapılmamalı ve bu tasarı süratle tasdik olunmalı­dır kanaatindeyim.

Birleşik Amerikanın Batı Avrupadaki hava kuvvetinin yekûnu 50 ı- 60.000 kişi tutacaktır. Diğer Pakt müttefik­leri 1952 sonuna kadar 2.500.000 asker temin edeceklerdir ki, bu rakama ge­rektiği zaman çağırılacak olan ihti­yatlar dahil edildir.

Fransa, bu yaz on ve her yıl beş tü­men olmak üzere önümüzdeki İki se­ne zarfında on, yani topyekûn 20 tü­men vermek vadinde bulunmuştur.

George Marshall İran'a yardım fas­lından 3 milyon dolar verileceğini açıklamış, fakat tasarlanan' yardım seklinin teferruatına girmemiş ve söz­lerine şöyledevam, etmiştir :


Faydalanmamız hususunu müzakere etmekte olduğumuz ispanyol liman ve hava üsleri en modern tipteki uçak­larımıza yarayacak en mühim ve el­verişli unsurlar olacaktır. Bu vesile ile şurasını da belirteyim ki, İspanya­nın insan gücünden faydalanmak ih­timali noktasında da bazı terakkiler kaydetmiş bulunuyoruz. Fakat ortada Avrupadaki siyasi durum vardır ki. bunun da gözönünde tutulması lâzım geldiğineişaret etmeliyim.

George Marshall bu sözlerde, İspanya­nın Atlantik Paktına alınması husu­sunda Fransa ve İngiltere tarafından yapılan itirazları ima etmek istemiş­tir.

28 Temmuz 1951

—New - York :

General Mac Arthur, yılbaşına kadar devam etmek üzere, memleket içinde uzun bir seyahate çıkacaktır. Anlaşıl­dığına göre, General bu seyahatte söy­lemek üzerealtınutuk hazırlamıştır

Eski Uzak Sark Başkomutanı, 1952 de yapılacak Başkan seçimine iştirak et­mekten tamamen vazgeçmişse de. A-merikan siyasî hayatında rol oyna­maktan sarfınazar etmiş değildir.

Bazı rivayetlere göre, Mac Arthur mu­halefeti desteklemek, ve icabında Ayandan Taft'ın Başkanlığa namzet­liğine müzahir olmak hususunda, Cumhuriyetçi Parti mensup la ri! e te­mas etmiştir.

Amerikan askerî siyasetini bir «iha­net telâkki eden Mac Arthur, ordu için­deki muhalefet hareketinin basma geçmek ister gibi görünmektedir.

Hatırlardadır ki, son bir kaç ay zar­fında, Amerikan ordusu komutan­larından birkaç General ile donanma ileri g-elenlerinden bir kaç Amiral is­tifa etmişlerdi.

İşte Mac Arthur'ün de, gelecek seçim­lerde bütün nüfuzlarını Cumhuriyetçi Parti lehine kullanmağa hazırlanan bu kumandanlar zümresine iltihakı mümkündür.

30 Temmuz 1951

—Washi$ıgton:

Bugün açıklandığına göre Birleşik AmerikaMüdafaaBakanıGeorge

Marshall geçenlerde Rusya ile harp ihtimalinin gittikçe artmakta olduğu­nu Kongre üyelerine bildirmiştir. Bu­na sebep de Rusların, ve peyklerinin mütemadiyen askerî güçlerini arttır­malarıdır.

Temsilciler Meclisi askerî tahsisat tâli komisyonunda 18 Temmuzda verdiği ve bugün açıklanan izahatında Mars­hall, Ko rede ki mütareke görüşmeleri­nin ancak 6 hafta sonra, yani Eylülün başlarında bir neticeye bağlanabile­ceğini de bildirmiştir. Marshall ayni zamanda 60 milyar dolarlık müdafaa tahsisatının sür'ati e tasvibini kongre­den istemiş ve bunun Kaesong konfe­ransında istenilen kararın alınmasına yardım edeceğini söylemiştir.

Komisyon Başkanı George Mahon iki veya üç ay evveline nazararan bugün­kü harp ihtimali hakkında ne düşün­düğünü Marshall'e sormuş Savunma Bakanı da durumun aşağı yukarı ayni olduğunu, sebebinin de Sovyetlerin devamlı silâhlanma gayretlerinin teş­kilettiğinisöylemiştir.

Koredeki sulh müzakereleri hakkın­da da Marshall komünistlerin mütare­keyi dört gözle beklediklerini, fakat görüşmelerin bazı güçlüklerle karşı­laşmaları ihtimalinin bulunduğunu bildirmiştir.

Marshall mütareke konferansı ndaki delegelerin aldıkları tedbirleri say-' diktan sonra komisyon başkanı Mahon «bu müdafaa tahsisatını temsilciler ve Ayan Meclislerine kabul ettirmek için geçecek altı hafta içinde Korede neler cereyan edeceğini bilemeyeceğiz-demiş, Savunma Bakanı da tabiatile bunun evvelden tahmin edilemiyece-ğinisöylemiştir.

Bu müdafaa tahsisatı henüz oya kon-rnaimşsa da Komisyon, üyeleri bu ta­sarıyı tasvip edeceklerini hususî ola­rak bildirmişlerdir.

—' Washington :

Cumhuriyetçi lider Taft, Cumhuriyetçi­lerin tertip ettikleri bir toplantıda de­meçte bulunarak, Birleşik Amerikanın Savunma imkânlarının müsaadesi nis-betini aşması tehlikesinden bahsetmiş, bütün dünyadaki deniz ve havalan kontrol imkânına Amerikanın sahip olduğunu, Birleşik Amerikanın İngiliz Milletler Topluluğu Devletleri ile İş­birliğiyaparakbukontrolütesiset-

m esi gerektiğini söylemiş, Birleşik Amerika Rusya ile bir kara harbine girişemiyeeeği ve komünistlerin ya­pacakları herhangi bir ilerleme dâva­sına en büyük hizmeti teşkil edece­ğini ifade ettikten sonra Norveç'ten İran'a kadar Rusyanın etrafında bu­lunan devletleri -silâhlandırmak sure­tiyle Birleşik Amerikanın Rusyayı üçüncü bir dünya harbine tahrik teh­likesini doğurduğunu ilâve eylemiştir.

— Plymouth :

Burada 25 bin Cumhuriyetçiye hitaben bir konuşma yapan Cumhuriyetçi Se­natör Robert Taft Birleşik Amerika­nın Rusyaya muvaffakiyetle karşı ko­yabilmesi için İngiliz İmparatorluğu­nun yardımı ile deniz ve hava kon­trolünü ele alması lâzımgeldîğini söy­lemiş ve şunları ilâve etmiştir: «Tam bir hava hâkimiyeti Rusyaya karşı kuracağımız müdafaanın mühim bir unsuru olacaktır. Çünkü Birleşik A-m erik a dünyanın her tarafında ayni zamanda Rusya ile karada harbede-mez. Bütün dünyada hava, deniz kon­trolünü elimize almak iktidarımız dahilindedir, onun için bunu İngiliz İmparatorluğunun yardımı ile temin etmeliyiz. Avrupa ve Asyada yapaca­ğımız bir harp çok tehlikeli ve paha­lı olacaktır. Hava ve denizleri kontrol etmekle Birleşik Amerika masun kalacak ve dünyanın herhangi bir ye­rinde komünizme karşı çarpışmalara daha fazla yardım edebilecektir.

Taft bundan sonra Cumhuriyetçi Par­ti i]e hükümet arasında dış meseleler­de birlik olduğunu fakat dahilî me­selelerde birbirlerinden ayrıldıklarını söylemiştir. Yabancı memleketlere yapılan askeri ve iktisadî yardımların lehinde bulunduğunu belirten TafI bu yardımlar yapılırken memleketin iktidarı dahilinde bulunan yekûnlar­dan daha fazlasına gidilmemesini is­temiştir.

«Kanaatimce Avrupadan her isteyene iktidarımız haricinde olanı veriyoruz ve ayni zamanda umumî programımı­zı ve tabiyemizi Uzak Doğuda tatbik etmeği reddediyoruz» diyen Taft şöy­le- devam etmiştir :

ıiKomünizmle çarpışan memleketlerin kendilerini müdafaaya azmetmiş ol­maları lâzımdır. Kendilerini müdafaa edenlere yardim edebiliriz, fakat doğrudan doğruya tehlikeye maruz olup da müdafaalarım tesis etmeyen memle­ketlere birşey yapamayız. Başkan Tru-man'la mutabık olduğum bir noktayı belirtmek isterim. Kor ede elde edilen bir . mütareke Rus tehdidini azaltmı-yacaktır. Bu mütareke müdafaa gay­retlerimizin kısılması demek oîmıya-ca İttir.»

—Washington :

Bugün Basın konferansında demeçte bulunan atom enerjisi komisyonu baş­kanı Gordon Dean, Birleşik Amerika­nın yakında yeni atom bombası tec­rübeleri yapacağını bildirmiştir.

Bununla beraber, Gordon Dean, tec­rübelerin nerede yapılacağını söyle­memiştir.

BundansonraGordonDeanşunları

söylemiştir:

Bu bombaların infilâk edip etmiye-cekleri hakkında tecrübelerde bulun­muyoruz. Bunların infilâk edecekleri­ni biliyoruz. Tecrübeler, bombaların İslahı gayesiyle yapılmaktadır. Şim­diye kadar tecrübe edilen bom­balardan hepsi infilâk etmiştir.

Hidrojen bombası hakkında sorulan suale cevap veren Gordon Dean : «Bir daha sefere bundan bahsederiz» de­mekleiktifaetmiştir.

31Temmuz1951

—Washington. :

Washington'da yetkili çevrelerdeki ka­naate göre, Averell Harriman'ın Tah-randaki vazifesi, Orta - Doğu siyaseti­nin veçhesinde derin değişiklikler meydana getirecek mahiyette, bir te­şebbüsler serisinin hareket noktası o-larak kabul edilebilir: Birleşik Ame­rika siyaseti sessiz sadasız ve hâdise­leri fazla zorlamadan, İngiliz vesaye­tinin tam bir hükümranlığa geçişi ko­laylaştırmak için Arab dünyası ile în-giltere arasında hakem rolü oyna­mağa çalışmaktadır. Mamafih Ameri­kanın hareketi tek taraflı değildir ve bunun Birleşik Amerika ile İngiltere arasında istişarelerin neticesi olduğu sanılmaktadır. Bittabi bu diplomatik görüş teatisi, şiddetli münakaşalara sebep olmaktadır. Fakat neticede müşterek menfaati hususî menfaatlere galebe çalmaktadır.Bu suretle, Washington'da sanı İd iği na göre, Dışişleri Bakanlığı, İngiltere Dışişleri Ba­kanlığı ile, Irak" Naibi Abdullah'ın Beyrut ziyareti ile ön plâna geçen büyük Suriye tasarısını uzun uzun in­celemiştir. Bu mesele üzerinde Birle­şik Amerika uzun zaman «dostane bir tarafsızlık» tavrı takınmıştı. Fakat, Sovyet dünyası ile hem hudut olan bölgede muhtemel bir »zaaf bölgesi» nin mevcut olması fikri, Amerikalıları endişeye düşürdüğünden bu tarafsız­lığın bir müzaherete doğru gelişmesi hayret uyandırmıyaeaktır. Bazı Ame­rikalı mütehassıslara göre, ikisi de Hasimî hanedanına mensup olan Irak ve Ürdün arasındaki akrabalık, Ür­dünlülerin bu tasarıya itiraz etmeleri­ne bir sebep teşkil edebilir.

Araplarla İsrail arasındaki münase­betlere gelince, halli pek uzak görü­nen bu mesele Amerikan diplomat­larını meşgul etmektedir. Bu şahsi­yetler Tel-Aviv hükümetiyle komşu­ları arasında dostane değilse de nor­mal münasebetlerin tesisine çalışmak­tadırlar. Eu hususta İngiltere de Arap memleketlerine müraeaatle İsrail dev­letinin mevcudiyetini tanımalarını ta­lep etmiştir. Nihayet, İsrail'de mühim petrol kaynakları bulunduğuna dair dolaşan haberlere hususî bir ehemmi­yet atfedilmekte ve bu hususta bir memleketin iktisadî coğrafyasının, ba- -zan siyasi inkişafını tayin edeceği be­lirtilmektedir.

Öt ey and an, Amerikalı diplomatlar, Süveyş kanalından geçerek, îsraile gidecek gemilere Kahire makamları tarafından konan ambargonun Birle­şik Amerikada memnuniyetsizlik ya­rattığını Mısır hükümetine bildirmiş­lerdir.

— Washington :

Birleşik Amerika atom enerjisi ko­misyonu bugün kongreye sunduğu 10'uneu 6 aylık raporunda aşağıdaki hususları açıklamaktadır:

Atomla işleyen denizaltı ve uçaklarla muhtelif tipte yeni atom silâhlarının tekamülüne doğru ilerlemeler kaydet-makteyiz.

Yeni atom silâhlarının yapıldığını bil­diren atom enerjisi komisyonu başka­nıGordonDean,gelecekteatomtecrübelerinin daha sıkı tekrarlanacağı­nı belirtmiştir.

Atom enerjisi komisyonu kongreye sunduğu raporda açıklanan diğer nıüs-bet neticelerarasındaşunlarvardır:

1.— Nazarî olarak istihlâk ettiği atom yakıtından daha fazlasını ve ay­ni zamanda elektrik enerjisi is­tihsal eden dünyanın ilk atomik generatörü îdaho eyaletinde Arco fabrikasındatamamlanmıştır.

Atomikgeneratör2-3hafta içindefaaliyete" geçecektir.

2. —Yeni atom tecrübelerinin nerede ve ne zaman yapılacağını atom enerjisi komisyonu açıklamıya-eaktır. Fakat komisyon geçen kış Nevado'da yapılan tecrübelerde atomik top mermileri, radyo ile idare edilen torpiller, nisbeten daha hafif uçaklar tarafından atı­labilecek ufak atom bombalarının denendiğini deteyidetmiştir.

3. — İlerdeki tecrübeler daha sonra tesbit edilecek olan deneme sa­halarında yapılacaktır.

Atom. enerjisi komisyonu atom parça­lanması ile işleyecek olan denizaltı ve uçakların ne zaman inşa edilebilece­ği hususunda düşmana fikir verecek bir açıklamada bulunmamıştır. Fakat bildirildiğine göre, General Elektrik Şirketi tarafından üzerinde çalışılan atom enerjisi ile müteharrik uçak motörisrinden son 6 ay zarfında geliş­me kaydedilmiştir.

Ayni raporda ilâve edildiğine nazaran Nükleer enerji ile çalışabilecek uçak­ların nazarî olarak yapılabileceği bu­gün artık kafiyen tesbit edilmiştir. Nazariyatta atom enerjisi ile müte­harrik motörler yeniden yakıt almadan uçakları dünyanın etrafını birçok de­fa katettirebilir. Bu uçakların oksijen ve normal yakıtlara ihtiyacı bulunma­dığından müthiş bir surette uçup şim­diye kadar ulagılamıyan irtifa a vara­bileceklerdir.

E unun la beraber atom enerjisi ile müteharrik uçağın inşası atom ener­jisi komisyonu reaktör şubesi direk­törü Lawrence Hafstad'a göre atom ile işleyen denizaltının gerisindedir. Fa­kat Halstad, bunların ne zaman ta­mamlanacağını kesin olarak bildirme­miştir. Bununla beraber deniz kuvvetlerine mensup kaynaklar atom enerjisi ile işleyen ilk denizaltının tecrübeleri­nin 1953 senesi Haziran veya Temmu­zunda yapılacağını evvelce bildirmiş­lerdi.

Donanma halen ilk atom enerjisi ile iş­leyecek olan denizaltı için 29.500.000 dolara mal olacak bir tekne inşa ettir­mekledir.

Bu atomla işleyen denizaltı, atomla İş­leyen uçaklar gibi halen kullanılan de-nizaltiların ulaşamıyaeağı mesafelere gidebilecektir

Donanma mütehassıslarına göre bu ye­ni denizaltının faaliyet sahası mürette­batının oksijen ve yiyecek ihtiyacı ile tahdit edilmektedir. Bunlar karşılandı­ğı müddetçe gemi denizin altında seyredebilecektir.

Aatom enerjisi ile işleyen motörler üzerinde son 6 ay zarfında yapılan ça­lışmaları hülâsa eden Hafstad, atom enerjisi ile müteharrik uçak ve de­nizaltı meselesinde kat'i bir ilerleme yaptık, demiştir.

Raporda, Uranium istihsalinde Birle­şik' Amerika'nın hür milletler eamia-smda belçika kongosundan sonra geldiği belirtilmektedir.

Komisyon başkanı Gordon Dean, biz halen Rusya'nın uranium istihsali hak­kında malûmata sahip bulunuyoruz, dedikten sonra bunun ne kadar oldu­ğunu söylemeği reddetmiştir.

— Washington :

Türkiye'de bir sene geçirdikten sonra üç hafta için buraya gelmiş olan, Tür-kiyedeki Amerikan askerî yardım he­yeti başkanı General Arnold gazete­cilere beyanatta bulunarak, Türk hal­kının kabiliyetine hayran kaldığını ve Rııs hududunda bulunan memleketler arasında bütçesinin en fazlasını askerî ihtiyaçlar ve müdafaa maksatları ile harcayan yegâne memleketin Türkiye oîduğunusöylemiştir.

Türk halkının fevkalâde cesur ve kah­raman olduğunu ifade eden General, sözlerine devamla, Türk askerlerinin savaşmakta eşsiz olduklarını söylemiş ve gazeteciler tarafından sorulan ' bir suale cevap vererek, Türkiyenin At­lantik Paktına girmeği arzu ettiğini, bundan başka, gireceği her paktta Amerika'nın da bulunmasını arzu et­tiğini bildirmiş ve sözlerine son ver­meden önce, bu paktın, Türk halkını, hariçten yardım görebilecekleri bakı­mındantemin edeceğini,söylemiştir.

Bu ihtiyacı karşılamak içindir ki. Dışişleri Bakanı Dean Acheson, 1950 Eylülünde Genel Kurula hitaben söylediği nutkunda şöyle demişti: ("Bü­tün dünya işimize başladığımız şekilde devam edip edemiyeceğimizi me­rak ediyor. Birleşmiş Milletler müşterek bir güvenlik sistemi kurabilmek için enerji ile hareket etmelidir. Eğer ileriye doğru hareket edilmezse geril en ecektir.

Eğer Güvenlik Koyseyinin faaliyetlerine mâni olunursa, Genel Kurul azimle vaktinde mes'uliyetlerini yerine getirebilmek için faaliyete geçe­bilir ve gec.melidir.»)

Bu karar, Birleşmiş Milletlerin barışı korumak ve tecavüze mâni olmak için bir âlet olarak kullanılmasında ileri doğru atılan büyük bir adımı işaret etmektedir. Bu kararla plânlanan program ve bilhassa bunun Bir­leşmiş Milletlere üye devletlerin Birleşmiş Milletler Birliği olarak kul­lanmak üzere silâhlı kuvveter ayırmaları ve milletlerarası barış ve gü­venliği kuvvetlendirmek ve muhafaza için takip edilecek muhtemel usul­leri tetkik ve haber vermek üzere kurulmuş olan Müşterek Tedbirler Ko­mitesine ait maddeleri hususunda büyük ümitler besliyoruz. Bu programın gayelerini ve bunu tatbik edecek Komitenin faaliyetlerini tam mânasile destekliyeceğiz.

Birleşmiş Milletler geçen sene tecavüzü karşılamak üzere yaptıkları faali­yetlerle birlikte Anayasanın gayelerini yerine getirmek üzere insanlığın kalkınması için sarfettiği gayretleri azaltmamış, bilâkis arttırmıştır.

İnsanların asil isteklerinden biri, kendi mukadderatlarını kendilerinin idare etmesidir. Yani başka bir deyişle kendi kendini idare ve istiklâl hak­larına sahip olmaktır. Kendi kendilerini idare edemeyen memleketlerin halkının kal km diril m as iyi e vazifelendirilmiş Birleşmiş Milletler Komis­yonları, geçen sene zarfında mühim ilerlemeler elde etmişlerdir. Birleşik Amerika bu husustaki gayretlere tam mânasiyle iştirak etmiştir.

Birleşmiş Milletler insanın daimî düşmanları olan açlık, hastalık ve ceha­letle savaşlarını arttırmışlar dır. Birleşmiş Milletler ve bunların İhtisas Komisyonları bir çok yollarla ve programlarla asıl gaye olan milletlerara­sındaki dostane münasebetleri yaratacak havayı vücude getirmişlerdir. Bunlar arasında bilhassa geri kalmış memleketlere yapılan iktisadî yardım bu cümledendir. Hür dünyanın 56 memleketi buna katılmış ve 48 memle­ket de kendi maddî ve insan kaynaklarını kalkındırmak ve hayat şartlarını düzeltmek için Birleşmiş Milletler Teşkilâtından istifade m aks a dil e plânlar hazırlamışlardır. Birleşik Devletler bu faaliyetleri bilfiil desteklemiş ve desteklemeye devam edecektir. 1950 senesinde Birleşmiş Milletlerin zayıf ve kuvvetli noktaları çocukluk halindeki bir insanmki gibidir. Asırlardan-beri gayret sarfedilmesine rağmen, Milletler ancak son senelerde müşterek gayretlerini ve güvenliklerini elde etmek üzere dünya çapında işbirliğine başlamıştır. Mahdut tecrübelerimizde birçok güçlüklerle karşılaştık ve istikbalde daha da karşılaşacağız. Fakat elde ettiğimiz muvaffakiyetler doğru yola yürüdüğümüzü göstermektedir. Hepimizin müstakar bir barı­şın ancak uzun çalışma devresile elde edilebileceğini anlamamız lâzımdır.

1950 senesinde, gayet tabiî olarak Birleşmiş Milletler üyeleri her mev­zuda tam mânasiyle anlaşamadılar. Mamafih sadık üyeler olarak ekserisi Birleşmiş Milletlerin gayelerine yardım için tam mânasiyle çalıştılar. Hiçbir millet zekâyı kendisine inhisar ettiremez. Ekseriyeti teşkil eden Birleş­miş Milletler gayesine bağlı insanlar arasında bu gayeyi elde etmenin en iyi usulleri üzerinde farklar doğacaktır. Fakat bu farkları umumun men­faati namma izaleye çalışırsak hiç bir millet sadece kendi istediği yolda yürüyemiyecektir. Bir çok memleketler arasındaki müzakerelerden sonra ortaya çıkan neticeler milletlerarası camianın kuvveti olacaktır.

1950 senesindeki faaliyetlerimiz, müzaheretimizi esirgemediğimizi göstere­cektir. Amerikan halkının bu yolda yürümeye devam edeceğini biliyorum.»

Amerika Sovyetlerden alaca­ğını istiyor...

Yazan: Mücahit Topalak

8 Temmuz 1951 tarihli Zafer'den

Amerika Hükümeti, İkinci Dünya Harbi sırasında. Ödünç Verme ve Kiralama Ka­nunu hükümleri gereğince Sovyet Rusya'ya verilmiş olan harp ve ticaret gemileriyle diğer mal ve malzemenin iade ve tazminine dair; dün Sovyet Hükümetine bir nota da­ha vermiştir. Amerika Dışişleri Bakanlığı bu notada, 6 Nisan ve 27 Nisan tarihli no­talarına Sovyet Rus^a tarafından henüz bir cevap verilmemiş olduğuna işaret et­mektedir.

Bilindiği gibi, 11 Haziran 1042 tarihinde Sovyet Rusya ile Amerika arasında akdo-lunan Ödünç Verme ve Kiralama Anlaş­ması gereğince Rusya'nın harp zamanında girmiş olduğu borçlar, muhasamatın ke­sildiği günden beri iki memleket arasında fasılalı müzakerelere mevzu teşkil etmiş, fakat hiçbir neticeye varılamamıştır. Niha­yet Amerika'nın Haziran 1050 tarihli nota-siyle yapılan davet üzerine müzakerelere mevzu teşkil etmiş, fakat hiç bir neticeye varılamamıştır. Nihayet Amerika'nın Ha­ziran 1950 tarihli not.asiyle yapılan davet üzerine müzakerelere Ocak 1951 de tekrar başlanmış ise de bu kere de bir uzlaşma hâsıl olmamıştır.

Görüşmelere mevzu teşkil eden Amerikan talepleri iki nokta Üzerinde toplanmakta idî:

— Amerika Hükümeti, harp zamanındaÖdünçVerme1 ve Kiralama hükümlerince SovyetRusya'yateslim edilmişolan670parçagemininderhaliadesiniistemekteidi. (Bu cemilerin556 parçası römorkör,mayın ve çıkarma gemileri gibi küçük to­najlıgemiler,84 ü yük gemisi,30 u dasarnıç gemisidir.)

— AmerikaHükümeti,ayrıca.SovyetRusya'nın, diğer fasıllardan borcu olan 10 milyar 800 milyon dolara mukabil, hesabınsilinmesi için sadece 800 milyon dolar talebetmekte idi.(BunamukabilSovyetler240 milyon teklif ediyorlardı.)

Amerikan Hükümeti, müzakerelerin talikini müteakip. 8 Şubatta neşrettiği bir notada, gemilerin durumunu tesbit ve Amerika Hü­kümetinin kullanabileceği parçaların derhal iadesini teinin etmek üzere Sovyet ve Ame­rikan mütehassıslarını toplantıya davet et­miş ve Sovyet Rusya'nın, diğer fasıllardan borcu olan 10 milyar 800 milyonluk hesa­bın kapatılması için gerekli 800 milyon doların tediyesini talebetmiştir. Bunun ü-zerine, müzakerelerde Sovyet heyetine başkanlık eden Büyükelçi Panyuşkin, hü­kümetinin, Amerika tarafından geri isteni­len gemileri veremiyeceğini, bunları satın almak niyetinde olduğunu bildirmiştir. Panyuşkin'in, bu konuda Amerikan Dışiş­leri Bakanlığına tevdi ettiği 21 Mart ta­rihli Sovyet notasında, Amerika'nın gemi­ye ihtiyacı olmadığı ileri sürülmüş ve bu­na delil olarak da son zamanlarda Ame­rika'nın, Güney Amerika memleketlerine, fazla semilerini satmış olduğu gösterilmiş-: tir. Sovyet Hükümeti, Amerika'yı, gemileri Rusya'ya satmak hususundaki vadini tut-, mamakla itham etmektedir.

Halbuki, 1942 tarihli Ödünç Verme ve Ki­ralama Anlaşmasında Rusya'ya teslim o-lunan permlerin istenildiği zaman geri alına­bileceği hususunda sarih bir hüküm mev­cuttur. Sovyet notasında bahsolunan satma vadi, 1948 senesinde bahis mevzuu olmuş ve 84 yük gemisinin ,33 milyon dolar mu­kabilinde Rusya'ya satılması tasarlanmış ise de, bu tasarı, borçların heyeti umumi-yesi Üzerinde umumî bir anlaşma şartına muallak bırakılmıştır. Bu anlaşma ise ta­hakkuk etmemiştir.

Bu şartlar dahilinde Amerika Hükümeti, 6 Nisan ve 27 Nisan tarihlerinde Sovyet Rusya'ya vermiş olduğu notalarda, gemi­lerin satılması hakkında Sovyet talepleri­ni reddederek 670 parça geminin derhal iadesini istemiş; diğer taraftan 10 milyar 800 milyon dolarlık borç hesaplarının ta­rafsız bir heyete tetkik ettirilmesini taleb etmişse de, Sovyetler bu notalara bugüne kadar cevap vermemişlerdir.

Dün Amerika tarafından Sovyetlere tevdi edildiği bildirilen notalar, işbu 6 ve 27 Ni­san tarihli notalara cevap verilmemiş oldu­ğunu kayıt ve cevabın lesriinin taleb edil­mesi zımnındadır.

Sovyet Rusya'nın bu eski borçlar mesele­sinde takındığı tavır, ve Amerika'nın bu hususta, bilhassa Kore hâdisesinden sonra daha çok ısrar eder olması, "umumî müna­sebetlerdeki gerginliği biraz daha vahim kılacak mahiyettedir.

Amerika'da komünistlikle mü­cadele...

Yazan: Ahmet Sükm Esmer

15 Temmuz 1951 tarihli Ulus'tan

Amerika'da doğrudan doğruya komünistliği meneden bir kanun olmadığı gibi, komü­nistleri siyasi parti kurmaktan meneden kanun da yoktur. Sayıları 50 bin kadar olan Amerikan komünistleri şimdiye kadar teşkilâtlı bir halde çalışmakta idiler. Ameri­kan komünist Partisinin teşkilâtı, komü­nistlerin teşkilâtlanmasını meşru sayan me­selâ İngiltere ve Fransa'daki teşkilâtlara benzer. Bir merkez idare heyeti vardır. On­dan sonra il, ilçe, bucak teşkilâtları aşağı doğru «hüceyre» adı yerilen birliğe kadar. gider. Daily Vorker adlı Novyork'ta çıkan bir gazeteleri de vardır. Komünist Partisi yakın zamanlara kadar Amerikada serbest faaliyet sarf etmiş, hattâ Cumhurbaşkanlığı seçimlerine de iştirak etmiştir.

İkinci Dünya Harbinden sonralarına kadar Komünist Partisi Amerika'da bir tehlike teşkil etmiyordu. Tersine olarak harp için­de Rusya ile işbirliğine üirişildiği saman ■Amerikan komünistleri Hitler ve Mussoli-ni'ye karşı Amerika'nın müttefiki vaziye­tinde idi. Bu sıralarda birçok münevver Amerikalılar komünist olmuşlardır. Komü­nistlik Amerikan Dışişleri Bakanlığına ka­dar sokuldu. Fakat harpten sonra Rusya bir tecavüz siyaseti takip etmiye başlayın­ca, Stalin Hitler'in yerini aldı. Moskova'­nın emriyle hareket eden komünistler de Amerika için bir tehlike olmıya başladı­lar.

Amerika için bu şartlar altında yapılacak şey komünistliği kanunlarla menetmekti. Bunu bazı Kongre üyeleri düşünmüştür. Fakat Amerikan Anayasası tarafından ga­ranti edilen hakları ihlâl edeceği düşünce­siyle bundan vazgeçilmiştir. Kongre'den geçse bile Amerikan Temyiz Mahkemesi bunu Anayasaya aykırı sayabilirdi. Çünkü Amerika'da Temyiz Mahkemesi Kongre­den geçen her kanunun Anayasaya uygun olup olmadığını inceleyip karar vermek yetkisini haizdir. Anayasaya avkırı oldu­ğuna karar verirse o kanun tatbik edil­mem.

Ancak Amerikan adliyesi, komünistlikle mücadelesinde, Kongre tarafından on bir yıl önce kabul edilmiş olan bir kanundan istifadeyi düşünmüştür. 1940 yılında Kon-gre'den Smith Kanunu geçmişti ki. bu ka­nuna göre, kuvvet istimaliyle Amerika Hü­kümetini devirmek için teşkilât kurmak ve propaganda yapmak, hapsi ve ağır pa­ra cezasını gerektiren bir suçtur. Adalet Bakanlığı, Komünist Partisinin, Smith Ka­nunu çerçevesi içine giren bir teşkilât ol­duğunu iddia ederek, partinin idare mer­kezi üyelerini mahkemeye çekmişti. Muha­keme uzun sürdü ve çetin oldu. Hakikatte-muhakeme edilen merkez heyeti üyeleri şahsında Komünist Partisinin kendisi idi. Kanun 1040 yılında Kongre'den geçtiği za­man Komünist Partisinin hedef olacağı düşünülmemişti. Ondan sonra da on yıl, Komünist Partisi hakkında tatbik edilme­miştir. Eğer Komünist Partisi, Hükümetin iddia ettiği gibi «kuvvet istimaliyle Ame­rikan Hükümetini devirecek bir teşkilât» ise, neden on yıl harekete seçilmedi? Yar­gıç Medina komünistler aleyhinde olan ka­rarını verirken, bütün bu sualleri cevap­landırdı. Ve Anglo - Sakson hukuk siste­mindeki suplesi göstermesi bakımından hüküm dikkate lâyıktır. Yargıç. Smith Ka­nununun Komünist liderlerini mahkûm e-debi I eteğine karar verdi. Yargıca göre, kıs­tas şudur: Kurulan teşkilât «açık bir teh­like teşkil ediyor mu? Komünist Par­tisi dün »açık bir tehlike» teşkil etme­diğinden Smith Kanununun şümulü içine girmiyebilirdî. Fakat bugün «açık bir teh­like» olduğundan kanunun şümulü içine girmektedir. Bu sebeplere dayanarak yar­gıç komünistleri hapse ve ağır para ceza­larına mahkûm etmiştir. Bu hüküm Tem­yiz Mahkemesi tarafından da tasdik edil­diğinden, Komünist Partisi idare heyetini teşkil eden on bir kişiden yedisi hapse tı-kılmıştır. Dördü kaçtığından aranmakta­dır.

FakaL asıl ehemmiyetli olan safha bu mah­kûmiyet karariyle açılmış oluyor. Hükü­met bu kararı aldıktan sonra Partinin yük­sek yerlerini işgal eden yirmi bir komünist liderini daha tevkif ederek aynı suçtan do­layı mahkemeye sevketmiştir. Bunlar da mahkûm edildikten sonra sıra diğerlerine gelecektir. Simdi sorulan sual şudur: Bu takipler nerede duracaktır? Amerika'da 50 . bin tescil edilmiş komünist bulunduğuna göre hepsi de mahkemeye çekilerek hapis mi edilecektir? İşin buraya vardırılmıvaca­ğı muhakkaktır. Esasen mahkemelerin Smith Kanununu bütün üyelere teşmil ede­ceği de şüphelidir. Çünkü merkez heyetinin memleket ölçüsündekiteşkilâtı«açık bir tehlike» teşkil ederken sekiz on kişilik bir «hüceyre»teşkilâtıtehlikeolmıyabilir.

Mahkemelerin bu noktada geniş takdir hakları vardır.

Öyle anlaşılıyor ki. Hükümetin maksadı başta bulunan komünistleri hapse tıkmak­tan ibarettir. Merkez heyeti üyeleri hapse girmişlerdir. Şimdi ikinci derecede «erkâ­na» sjra gelmiştir. Onlar da hapsedildikten sonra üçüncü ve belki de dördüncü bir grup ele alınarak Komünist Partisi lidersiz bırakılacaktır. O zaman parti, belki de kendi kendini feshetmek zorunda kalacak­tır. Galiba Hükümet de bunu ummakta­dır

7 Tenımuz 1951

—Tokyo:

Dışişleri Bakanlığı, Japon barış and-Iaşması konferansı için 4-8 Eylül tarihlerini tesbit etmekle beraber Ja­pon Dışişleri Bakan Yardımcısına Cumartesi gününe kadar bu hususta hiçbir resmî malûmat gelmemiştir,

Mamafih Bakan Yardımcısı, Başba­kan Yoshida'nın Japon heyetine baş­kanlık etmesi ümidini izhar etmiş, he­yetin takriben 15 kişiden mürekkep olup 24 Ağustosta Japonya'dan hare­ket edeceği, barış andlaşmasının ayni sene içinde Japon Diyet Meclisi tara­fından tasvibinin muhtemel olduğunu sözlerine ilâve etmiştir.

10 Temmuz 1951

—Londra ı

Dışişleri Bakanı Herbert Morclson Avam Kamarasında yaptığı bir ko­nuşmada, Japon sulh andlaşnıası hak­kında bu hafta sonunda bir beyanat ı/ereceğini bildirmiştir. Morrison bu hususta diğer devletlerle istişarelerde bulunulduğunu sözlerine ilâve etmiş­tir.

—Washington:

Yetkili bir kaynaktan öğrenildiğine göre, Japon sulh andlaşması tasarısı­nın kafi metni, San Fransisko sulh "konferansının açılmasından iki ay ka­dar önce, önümüedaki 12 Temmuzda yayınlanacaktır.

12 Temmuz 1951

—Washington:

Japonya ile yapılacak sulh andlaşnıası hakkında müzakerelerde bulunan John î 'o sterDullös'inbuandlaşmayıizah

için yaptığı Basın toplantısında ver­diği izahatın metni aşağıdadır :

»Japonya İle harp halinde olan elli milletin umumiyetle kabul edecekleri­ni sandığımız Japon sulh andlaşması tasarısını hazırlamış bulunuyoruz. Bu tasarıdan hiç kimse yüzde yüz mem­nun kalacak değildir. Ama yüzde dok­san beşi memnun kalmalıdır, kanaa­tindeyiz. Bu tasarının hazırlanışında, nev'ine mahsus bir veçhe takip edil­miştir. Kullandığımız usul umumî bir konferans toplamaktan ziyade siyasî müzakereleri ihtiyar etmek oldu. Çün­kü alâkalı devletlerden bazılarının di­ğerleriyle dostane münasebetleri yok­tu ve bunların bir konferans çatısı al­tına getirilmelerine imkân yoktu. Bu sebeple birçok ayrı kararlar almak ve şahsî ziyaretler yapmak gerekti. Ben, Pasifikte alâkalı devletlerden yedisi île, muavinim de ikisi ile görüştük.

Teklif ettiğimiz andlaşmanm hususi­yetlerinden biri, tamamiyle hakkiyle bir barış, uzlaşma ve andlaşma olma­sıdır. İkinci hususiyeti de şudur: And­laşma, Japonyayi herhangi bir hür milletten daha az müstakil ve farklı hale sokacak daimî tahdit ve salâhi­yetsizlikler altında tutan hükümleri havi değildir. Zamanımızda büyük ve şiddetli harplerde galipler bu prensibi totbik etmemiş ve yeni harpler do­ğuran tezlil edici, ayırt edici usulleri mağluplara zorla kabul ettirmişlerdir. Şimdiki andlaşma bu büyük hatayı-Önli ye çektir.

Andlaşmaıun diğer bir hususiyeti de Japonyanm silâhlanma meselesinin ele alınması yolundaki teklifimizdir.

Umumiyetle bilindiği gibi, galipler düşmanlarlyle yaptıkları sulh andlaş-malarmda silâhlanma tahdidini kabul ettirirler, bu tahditler nadiren tatbik mevkiine konulur,zirafarkgözetici bir hüviyet taşırlar ve çok kere berta­raf edilmesi gereken neticeler doğurur­lar. Birleşmiş milletler prensiplerinden aldığımız ilhamla, bu mevzuu yeni ve modern bir şekilde ele almış bulunu­yoruz. Bu prensip, kollektiflik esasına dayanan güvenliği sağlamaktır. Bu­nun muhassalasi ise şudur : Devlet kuvvetleri birbirleriyle öylesi­ne birleşmişlerdir ki; hiçbir devletin kuvveti bir diğeri için tecavüz tehli­kesi arze demez. İşte Japonya için tatbikini düşündüğümüz usul budur. Sağlanacak bir kollektif güvenlik andlaşması sayesinde Birleşik Ameri­ka Japonya ve belki de diğer memle­ketlerin askerî güçleri Birleştirilecek, "bu suretle Japonyanın bir intikam harbi çıkarması maddeten imkânsız olacaktır. İşte bu meselenin modern ve basiretli bir şekilde halli yolu bu­dur1.

Bu tasarı yalnız Birleşik Amerika ta­rafından değil, Birleşik Krallık ta­rafında da terviç edilmektedir. Ya­ni şunu demek istiyorum ki, bu andlaşma ile başlıca alâkalı 15 millet­ten yedisi, İngiltere Milletler Toplu­luğu üyesidir. Fransa hükümeti de üç büyük demokrasi arasındaki birli­ğin bariz nişanesi olarak bu andlaş-mayı kabul etmiştir. İstiklâllerine ye­ni kavuşmuş Asyalı milletlerin bizimle birlikte yürüyeceklerini onların fikir­lerini de nazarı itibara alarak geliş­tirdiğimiz sulh andlaşmasmı kabul edeceklerini bize ümit ettirecek sebep­ler vardır. Meselâ Hindistan ile Pakis­tan her ikisi de bu metnin tekemmü­lünde candan alâka göstermişlerdir.

—Washington:

Japonya ile yapılacak sulh andlaşması tasarısı bugün Washington, Tokyo ve kırktan fazla dünya başşehirlerinde ayni saatte yayınlanmıştır.

Bu tasarı hükümleri Japonyanın tam istiklâlini tanımakta, harp tazminatını bir kalemde silmekte ve Japonyanın anavatan adalarında kuvvetler bulun­durmasına müsaade edecek çok taraflı güvenlik anlaşmasına iki taraflı ola­rak girmesini ve andlaşmaya dahil olmıyan diğer milletlerle iki taraflı sulh andlaşmasmı imzalamasını sağ-liyac aktır.

—Washington ;

Dulles, Japonya ils sulh andlaşması imzalandıktan sonra, Japonya Büyük-

elçiliğinin kendisine teklif edilip edil­mediğini, yahut ta böyle bir vazifeyi kabul edip etmiyeceği sualini cevaplan­dırmaktan imtina etmiş ve gazetecilere şunları söylemiştir :

«Bunlar faraziyelere dayanan sualler­dir. Onun için cevap verecek değilim. Sovyet Rusyamn da andlaşmayı im­zalayacağını umarım. Fakat şurası­nı da işaret edeyim ki Sovyet liderleri andlaşmaya katılmakta henüz bir is­tek göstermiş değildirler. Bana öyle geliyor ki Çin, İtalya, Üç Hindi-Çini devletinin andlaşmayı imzalamaları ihtimal dahilindedir. Bunlardan baş­ka, andlaşmayı imzalamaları umulan devletlerden çoğu hali hazırda Çin hü­kümetlerinden biri ile müştereken imzaya yanaşmak arzusunda değil­dirler ve bu meselenin halli sonraya, Japonyanın iki taraflı sulh andlaşma-lar ı yapacağı zamana bırakılmıştır. Her ne kadar İtalya, Mihver ortağı o-larak mağlubiyetinden sonra Japonya-ya harp ilân etmişse de bu memleke­tin diğer milletler gibi aynı şartlarla anlaşmaya katılması uygun görülme­miştir.

Japonyanın and la sınanın imzasından ancak 7, 8 ay sonra müdafaasını kuv­vetlendirmeği düşünebileceğini, evve­lâ dahilî polis ve emniyet kuvvetleri­nin tensiki ile meşgul olacağını belir­ten Dulles, andlaşma yeter derecede memleket tarafından imzalanıp tasdik edildikten sonra Uzak - Doğu Komis­yonunun lağvedileceğini, elli kadar milletin davet edildiği San Fransisko Sulh Konferansı için muayyen, bir gündemin henüz hazırlanmamış oldu­ğunu söylemiştir.

— Washington :

Japonya ile sulh muahedesi tasarısı­nın son şekli, dün gerek Londra'da, gerekse Washington'da aynı zamanda ilân edilmiştir.

Aşağıda bu metnin bazı kısımlarını veriyoruz :

1— Japonya,KoreileFormoza'daki

ve mandası altındaki Pasifik ada­ları ve diğer bazı Pasifik saha­larındaki haklarından vazgeçe­cektir.

2— Müttefikler,Japonya'nınBirleş-

miş Milletlere âza olmak için gösterdiği arzu karşısında sem­patilerini izhar edeceklerdir.

3— Japonya'dayabancısilâhbkuv-

vetleri tutmak babında, Japon­ya'ya tek veya çok taraflı mua­hedelere iştirak hakkı tanınacak­tır.

4— Bazı hususîşekiller hariç, müt-

tefikler Japonya'dan bütün za­rar ziyan taleplerinden vazgeçe­ceklerdir.

Bundan başka, tasarı aşağıdaki mem­leketler arasında ekseriyetin temin edilmesini şart koşmaktadır :

Avusturalya, Birmanya, Kanada, Sey­lân, Fransa, Hindistan, Endonezya. Hoilanda, Yeni Zelanda, Pakistan, Fili­pinler, İngiltere, Sovyetler Birliği ve Amerika.

Yeni muahedenin başında belirtildiği­ne göre, muahede imza olunduktan sonra, Japonya ile diğer devletler ara­sındaki münasebetler, sulh iğin yapıcı ve dostane olacaktır ve Japonya Bir­leşmiş Milletler safhalarında yer al­dıktan sonra Birleşmiş Milletler ana­yasasının bütün İcaplarını yerine ge­tirecektir.

— Londra:

Japonya ile imzalanacak barış andlaş-masını yorumlayan Manchester Guar­dian gazetesi şunları yazmaktadır :

»Bu andlaşma. Eylül ayında San Fran-sisko'da imzalanmak istenmektedir. Birleşik Amerika'nın acele hareket et­mesi için mühim sebepler vardır. Fil­hakika Rusya barış taarruzlarından birine giriştiği takdirde başlıca hedef­lerinden birini Japon barış andlaşma -sim geciktirmek veya akamete uğrat­mak teşkil edecektir. Batının, belki de ciddiye alınabilecek olan iddialara cevap vermek için hazırlıklı bulun­ması lâzımdır.»

Gazete, bu barış andlaşmasi lehinde ve aleyhinde kuvvetli deliller mevcuttur, demekte ve şöyle devam etmektedir :

«Almanya Avrupa'da ne ise Japonya da Asya'da odur. Bu, Rusya'nın komünizm safına kazanmak isteyeceği en büyük değerdir. Asla tamamen izah edilmemiş olan sebepler dolayisiyle Japonya, Ba-

tının teknik maharetini muvaffakiyet­le kavramış olan yegâne Asyalı dev­lettir. Bu memleket, uzun sürecek mo­dern bir harpte muazzam rol oynaya­cak bir sanayi ile iktisadî sisteme ma­liktir. Bundan dolayıdır ki Rusya'nın Japonya'ya dokunmasına müsaade e-dilmemelidir.»

13 Temmuz 1951

—Washington :

Japon Diet'ine mensup 24 üye dün John Foster Dulles'i Dışişleri Bakan­lığında ziyaret ederek kendisine Japon suih andi aşması etrafında sarf ettiği gayretler için teşekkür etmiştir.

26Temmuz 1951

—Londra :

Japon sulh andlasmasmı imzalamak üzere Eylül ayı içinde San Fransisko-ya gidecek olan Dışişleri Bakanı Her-bert Morrisonun Washingtonu da zi­yaret edeceği söylenmektedir. Morri-son Washingtonda Amerikalı resmî şahsiyetlerle mühim meseleler hakkın­da müzakerelerde bulunacaktır. Morri-son Dışişleri Bakanı Dean Acheson ile hem Sanfransisko'da ve hem de Vas-hington'da görüşecektir.

27Temmas 1951

—Tokyo :

Eylül ayında Sanfransiskc'da toplana­cak olan Japon sulh andlaşması kon­feransında Japon murahhas heyetine riyaset edeceğini Başbakan Shigeru Yoshida bugün teyid etmiştir.

Bu sabahki Bakanlar kurulu toplantı­sında Japon Başbakam, Birleşik Ame­rika'dan resmî davetnameyi aldığını bildirmiştir.

öğleden sonra Japon Başbakanı Genel Karargâhında General Ridgway'ı zi­yaret etmiştir.

İnanılır kaynaklardan bildirildiğine gö­re, General ile Başbakan Japon sulh andlaşması tasarısında Japonyadaki müttefik mamelekleri fashnı tetkik et­mişlerdir.

Pasifik Paktı...

Yazan:Ahmet Şükrü Esmer

20 Temmuz 1951 iarihli Ulus'tan

Vaşington'dan gelen haberler. Uzak Doğu'-da harbe son vermek için Amerika tarafın­dan girişilmiş olan teşebbüsün Japonya ile bir barış andlaşması imzasından daha ileri gittiğini ve Pasifik bölgesinde Ameri­kan nüfuzunu Mkim kılacak geniş bir te-.şebbüsün ele alınmış olduğunu anlatmak­tadır. Bu teşebbüsün ilk adımı şüphesiz Japonya ile barış yapmaktır ki, Amerika Dışişleri Bakanlığı, John Foster Dulles va-şıtaşiyle, aylardan beri bu mesele ile meş-rui olmakta idi. Japon Barış Andlaşması-mn tasarısı hazırlanmış ve ilgili devletlere dağıtılmıştır. Amerika Barış Konferansı için San Francisco şehrini ve toplantı ta­rihi olarak da Eylül ayını teklif etmiştir.

Fakat Japon barış hazırlıklarîyle muvazi olarak Amerika, Pasifik bölgesinin kendi nüfuzu altında tanzimi itin Japon Andlaş-masından başka birtakım andlaşmalar ve paktlar da hazırlamıştır. Başkan Tru-maıı, umumî olarak, bunlardan seçen Ni­san aynıda bahsetmişti. Gelen veni haber­ler bunların mahiyeti hakkında malûmat vermektedir. Japon Barış Andlaşmasiyle birlikte Pasifik bölgesini tanzim eden üçimzalanacaktır:

1— AmerikanaskerîkuvvetlerininJa­ponya'da kalmasını temin edecek bir andlasına. Japon Barış Andlaşınasında JaponHükümetinin Birleşmiş Milletler Anayasa­sının SI inci maddesi gereğince, andlaşma­lar yapabileceği yazılıdır. Bu, Japonya'ya, Amerika ile karşılıklı yardım paktı yap­masınıteminiçinandlaşmaya konulmuşbir kayıttır.Bu yardım paktının hüküm­leri,barışantlaşmasınınşartlariylebir­likte Amerikan ve Japon diplomatları ara­sında müzakere edilmiş ve kararlara bağ­lanmıştır.

2— Japonya'nın güneyinde bulunup dabarış andlaşmasiyle bu memleketten ayrı­lacak olan Ruyuku adaları vesayet usulüile Amerika'ya bırakılacak ve Amerika buadalarda asker bulunduracaktır. Adalar bu­sun Amerika'nın askerîişgali altındadır.

3 — Üçüncü ehemmiyetli bir anlaşma, A-merika, Avustralya ve Yeni Zelanda tara­fından imzalanacak olan Pasifik Paktıdır. Vaşington'dan verilen haberler bu paktın John Foster Dulles, Avustralya Büyük­elçisi Spender ve Yeni Zelanda Büyükel­çisi Berendsen arasında uzun müzakere­lerden sonra parafe edildiğim ve Japon barışı ile birlikte imzalanacağını bildir­mektedir.

Pasifik Paktı Atlantik Paktından farklıdır. Bu pakt ile üç devlet Amerika, Avus­tralya, Yeni Zelanda — milletlerarası an­laşmazlıkları banş yolu ile ve Birleşmiş Milletler çerçevesi içinde halletmeyi taah-hüd ediyorlar. Bu andlaşmanm hükümleri­ni yerine getirebilmek için her üç devlet de karşılıklı -"ardım yolu ile birbirinin mu­kavemet kabiliyetini kuvvetlendirecektir. Öyle anlaşılıyor ki, Amerika Avustralya ve ^eni Zelanda'ya silâh verecek, bu iki dev­let de topraklarında Amerika'ya üsler te­min edeceklerdir. Andlaşmanın diğer bir maddesiyle içlerinden birine karşı yapı­lacak bir tecavüzün, di^pr ikisinin de em­niyetini ihlâl edeceğinin her üçü tarafın­dan takdir edildiği kabul edilmektedir. Bu formül Atlantik Paktından ayrılmaktadır. Çünkü Atlantik Paktına göre, üyelerden bi­rine karşı girişilecek tecavüz, hepsine karsı girişilmiş bir tecavüz addedilmektedir.

Böyle bir tecavüzü karşılamak için başvu­rulacak tedbirler hakkında Atlantik Paktı ve Pasifik Paktlarındaki hükümler de ay­rıdır. Atlantik Paktı, bütün üye devletle­rin birlikte savaşacaklarını bildirirken, Pasifik Paktına göre. üç devlet bu teca­vüzü «Anayasalarına uygun olarak karşıb-yacaklardır.» Bu, Pasifik Paktına, Atlan­tik Paktı gibi Amerika'ya yeni taahhütler yükliyen bir andlaşmadan ziyade, Monroe Kaidesinin bu bölgeye teşmili mânasını vermektedir.

Öte yandan Pasifik Paktı da Atlantik Pak­tı gibi, bir Dışişleri Bakanlarının Konse­yini kurmakta ve bu Konseye Atlantik Paktı Konseyinin vazife ve yetkilerini ver­mektedir. Pakt, Japon Barış Andlaşmasiy­le birlikte imzalanacaktır.

Bu paktın dikkate lâyık olan bir noktası ingiltere'nin paktdışındakalmasıdır. A-

image011.gifvustralya ve Yeni Zelanda'nın iki domin­yon olduğu gözönünde tutulacak olursa, İngiltere'nin pakt dışında kalması daha çok dikkati çeken bir hâdise olduğu görülür. İngiliz dominyonları arasında, Asya ve Pa­sifik meseleleri Üzerinde, biri Hindistan, diğeri de Avustralya tarafından temsil e-dilen iki fikir olduğu malûmdur. İngiltere Hindistan'ın görüşüne temayül ederek Ko­münist Çin'i tanımıştır. Avustralya ise bit noktada Amerikan görüşüne uymuştur. Simdi de Avustralya ve Yeni Zelanda, İn­giltere'den ayrılarak Amerika ile pakt im­zalamaktadırlar.

Japon barışı ve Rusya...

Yazan: Ahmet Şükrü Esmer

27 Temmuz 1351 tarihli Ulus'tan

Japonya ile Barış Andlaşmasınm imzalan­ması için Amerika- artık katî teşebbüse geçmiştir. Uzun müzakere ve temaslardan sonra hazırlanmış olan andlasma tasarısı, Japonya ile harh halinde bulunan elli ka­dar devlete yollanmış ve bu devletler Ey-lûl'ün ilk haftasında andlaşmayı imzala­mak üzere San Prancisko'ya davet edilmiş­lerdir.

Japon Barış Andlaşması su esaslara dayan­maktadır :

1— Dört büyük adanındışındakitoprakları Japonya terkediyor.

2— Silâhlanmak hususundaserbest kalıyor. İktisadî faaliyetinde diğer mağ­lûp devletler gibi bir kayda tâbi ol­muyor.

3— Amerika'ya toprakları üzerinde üsler veriyor.

Andlaşmanın en ehemmiyetli neticesi Ja­ponya ile Amerika arasında Uzak-Doğu'da bir dayanışma ve işbirliğinin kurulması­dır. Bu, Amerika'nın di s politikasında e-hemmiyetli bir değişikliği ifade ediyor. Harbten önce ve lıarb içinde Amerikan po­litikası, Japonya'ya karşı Çin - Amerikan Birliği temeli üzerine kurulmuştu. Çin, A-merika'mn dostu olacaktı. Amerika'nın harb içindeki hesapları buna dayanıyordu. Çin'in cephe değiştirerek Rusya ile birlikte yürümesiyle Amerika'nın hesapları da altüst oldu ve Vaşington Hükümeti, Uzak-Doğu politikasını yeni şartlara uydurarak, Japonya ile işbirliğine döndü. İste hazır­lanmış olan Japon barış tasarısı bu politi­kaya dayanmaktadır.

Rusya'nın hazırlanan tasarıyı kabul etmi-yeceği bekleniyordu. Nasıl ki, Sovyet ba­sını son günlerde tasarıyı tenkid etmeye başlamıştır, itiraz edilen noktalar, esasen bundan önce Japon barışı mevzuu üze­rinde muhtelif zamanlarda ve hele 10 Ha­ziranda Rusya tarafından Amerika'ya gön­derilen notalarda belirtilmişti. Rusya iti­razlarını şu mesnetlere dayamaktadır:

1 — Önce barış tasarısının hazırlanma şekline itiraa etmektedir. Rusya'ya göre andlaşma, Amerika tarafından değil, dört büyük devlet tarafından hazırlanmalı idi.

Bu dört büyük devlet de Amerika. İngil­tere, Çin ve Rusya'dan ibarettir. Yani Rusya Fransa'yı da andlaşmanın hazırlan­masına iştirak ettirmemektedir. Rusya'nın bahsettiği Çin de tabiî Komünist Çin ol­duğundan, Amerika toplantıda İngiltere ile yalnız basma kalacak, hattâ belki bazı me­selelerde İngiltere bile ayrılacağından, A-merika yalnız kalacaktır. Rusya, andlaşma tasarısının böyle dörtlü toplantıda hazır­lanması, Potsdam'da varılan karar icabı olduğunu ileri sürmüştür.

Halbuki Amerika Portsdam'da Japon Ba­rış Andlaşmasınm hazırlanması meselesi hakkında, herhangi bir karar verildiğini inkâr etmektedir. Vaşington Hükümetine göre, Potsdam'da barış andtaşmalarınm hazırlanması için verilen karar Almanya ile diğer peyk devletlerin barışları içindi.

Potsdam kararı 1 Ağustosta verildiği sı­rada, henüz Rusya Japonya ile barış ha­linde bulunuyordu. Hiroşima üzerine atom bombası düştükten sonradır ki, Rusya, Ja­pon harbine katılmış ve altı gün sonra da Japonya teslim olmuştur. Altı gün harbetti diye, barış andlaşmasınm hazırlan­masında söz sahibi olmak istiyen Rusya'­nın, bu hakkı, meselâ Fransa'dan ve Ja­ponya ile yıllarca savaşmış diğer Asya devletlerinden esirgemesini Amerika kabul etmemektedir.

2 — Rusya, Japonya'nın silahlandırılma­sına itiraz etmektedir, Rusya'ya göre, İkin­ci Dünya Harbinin diğer mağlûp devletleri s ilâh sızlandırıl dik I arı gibi, Japonya da si­lâhsızlandın İmalıdır. Amerika bu görüsü kabul etmemektedir. Çünkü. Japonya'nın silahsızlandırılması düşünüldüğü zaman, te­cavüzden de masun kalacağı sanılmıştı. Halbuki Kore hâdisesinin de isbat ettiği gibi, Uzak-Doğu'da tecavüz tehlikeleri be­lirmiştir. Japonya da hedeflerden biri ol­duğuna göre, bu devletten, kendini müda­faa için silâhlanmak hakkı inkâr edilemez. Kaldı ki, Rusya, andlaşmalarla silâhsızlan-

dinimiş olan Bulgaristan, Romanya ve Macaristan gibi peykleri silâhlan» aktadır.

3 — Rusya'nın en çok takıldığı nokta, Ja­ponya'nın toprakları üzerinde Amerika'ya askerî üsler vermesidir. Moskova bütün no­talarında buna şiddetle itiraz etmiştir ve jimdi de Sovyet gazeteleri en çok bunun üzerinde durmaktadırlar. Amerika, bunu, Japonya'ya Birleşmiş Milletler Anayasası ile tanınmış olan bir hakkın icabı saymak­tadır. Malûmdur ki. Birleşmiş Milletler Anayasasınıngaliba51 !incimaddesiher

devlete savunması için rejional anlaşmalar yapmayı hak olarak tanımaktadır. Japon­ya da Amerika'ya söre, bu hakka dayana­rak, Amerika ile bir andlaşma imzalı yac ak ve toprakları üzerinde üsler verecektir. Bu rejional anlaşmanın hedefi, barışın sağ-lamlaştinküasmdan ibarettir ki Birleşmiş Milletler Anayasasının hedeflerine de uy­gundu r.

Sözün kısası, Rusya'nın itirazlarına ra'mıen, Amerika, San Francisko'da Japonya ile Ba­rış Andlaşmasını irazalıyacaktır.

7 Temmuz 1951

—Karaşi:

Pakistan Başbakanı Liyakat Ali Han demeçte bulunarak, memleketinin, Müslüman mamleketler tarafından is­tiklâllerini korumak maks adiyle alına­cak bütün tedbirleri kayıtsız şartsız destekliyeceğini söylemiş ve Müslü­man memleketler eğer yaşamak istir yorlarsa daha sıkı bir işbirliği yapma­larının elzem olduğunu ilâve etmiştir.

12 Temmuz1951

—Karaşi:

Pakistan hükümeti, Eylül ayı içinde Sanfrancisko'da toplanacak olan Ja­pon Sulh Konferansına bir murahhas heyeti göndereceğini resmen bildir­miştir.

14 Temmuz1951

—Bombay :

İran petrol ihtilâfının ilk emaresi ola­rak, Hindistan hükümeti uçuş için lüzumlu petrollerin muhafazası mak-sadiyle, buradaki havayolları şirket­lerine faaliyetlerini azaltmaları yolun­da talimat vermiştir.

19 Temmuz 1951

—Karaşi:

Resmen bildirildiğine göre, Pakistan hükümeti, Keşmir meselesinde Hin-distanla arasında mevcut gerginliği ortadan kaldırmak için arabuluculuk teklif eden Avustralya Başbakanı Ro-bert Menzies'den bir mektup almıştır.

Bilindiği gibi Avustralya bu meseleye hususî bir ehemmiyet atfetmektedir. Menzies Aralık ayında İngiltere Mil­letlerTopluluğuKonferansındabu-

lunmak üzere Londraya giderken Ye-ni-Delhi ve Karaşide bu mesele hak­kında müzakerelerde bulunmuştur.

22 Temmuz 1951

—Karaşi:

Karaşi'de toplanan İslâm Kongresi İc­ra Komitesi, Hindistanın halen yap­makta olduğunu bildirdiği askerî tahşidat karşısında duyduğu endişeyi be­lirten ve Güvenlik Konseyinin müda­halesini isteyen bir takrir kabul et­miştir.

Komite diğer bir takrir daha kabul ederek Melik Abdullah'ın mukaddes bir yerde öldürülmesi keyfiyetinden duyduğu teessür ve infiali belirtmek­te, İslâm tesanüdünü muhafaza etmek ve korumak üzere bütün müslüman . milletlerin birleşmesini talep etmek­tedir.

Bilindiği gibi İslâm Kongresine eski Kudüs müftüsü Emin El Hüseyni baş­kanlık etmektedir.

26Temmuz 1951

—Kar asi:

Pakistan Başbakanı Liyakat Ali Han, bugün Hindistan Başbakanına gönder­diği bir mesajda, Güney Asyada sulhçu havanın iadesini müzakere etmek üze­re Nehru'yu Kara siye davet etmiştir.

fakat Liyakat Ali Han, böyle bir mü­zakereye başlamadan evvel iki mem­leket hudutları boyunda toplanmış o-lan Hind kıtalarının hazer vaktindeki mutad yerlerine çekilmelerini şart koşmaktadır.

27Temmuz 1951

—Karaşi :

Pakistan Başbakanı Liyakat Ali Han dünDelhiyebir mesajgöndererek

Nehmye Hind - Pakistan anlaşmazhk-larmın haili için beş maddelik bir plân sunmuş ve kendisini bu plân üzerinde görüşmek üzere Karaşiye davet etmiş­tir.

Liyakat Ab" Han mesajında ilk gart ola­rak Pakistan hududuna yığılmış olan Hind askerlerinin geri çekilmesini iste­mektedir.

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106