16.5.1951
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Mayıs 1951

— Muğla :

Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü, Çalışma Bakanı Nuri Özsan, Manisa Milletvekili Fevzi Lûtfi Kara Osman oğlu ve kendilerine refakat eden Milletvekilleri, Aydın ve Muğla Valileri olduğu halde saat 14.30 da Muğla'ya gitmek üzere Aydından hareket etmişlerdir.

Aydın hududuna kadar yol üzerindeki köylüler kendilerini hararetle karşıla­mışlar, Çineliler de büyük bir kafile halinde istikbal etmişlerdir.

Çine Belediye binasını ziyaret eden Başbakan, burada bir müddet kalarak halkın dileklerini dinlemiştir.

Muğla hududunda Kavak altı mevkiin­de büyük bir otomobil kafilesi halinde başta Belediye Başkanları, Demokrat Parti îl ve Merkez İdare Kurulu başkan ve üyeleri, Muğla ve Yatağanlılar, Muğlaya 40 kilometre mesafede Kayırlıda da Cumhuriyet Halk Partisi ve Millet Partisi Başkanları ve idare kurulu üyeleri tarafından karşılan­mışlardır.

Milas yol kavuşağmda da Milas Bele­diye Başkanı ve Demokrat Parti Baş­kam ve üyeleri kafileye iltihak etmiş­lerdir. Bütün yol boyundaki köylüler davul ve zurna ile kafileyi sevinçle karşılayıp uğurluyordu.

Muğla'yayaklaştıkçakafilegittikçe

büyümekte, Başbakan ve arkadaşları bütün bu karşılayıcıları selâmlıyarak kendileri görüşmekte idiler. Yollarda o kadar duruya mecbur olundu ki, bu yüzden Muğla'ya giriş programın­da bir kaç saat teehhür oldu. Bütün yol boyunca köylüler ne kadar güzel söz söylemek kabilse söylediler, ne kadar ikram etmek kabilse ettiler. Her­kes şen, herkes güler yüzlü ve her şey içten geliyordu.

Muğla'ya giriş ise, hakikaten görüle­cek bir manzara teşkil ediyordu. Cum­huriyet Meydanına bir iki kilometre mesafede, bütün Muğla halkı kadını, erkeği ve çocuğu ile iki taraflı yolları doldurmuş misafirlerini alkışlıyor, «hoş geldiniz»» diye bağırıyor ve pencere­lerden mendiller sallıyorlardı. Küçük yavrular misafirlerine birçok buketler sundular. Çok büyük bir intizam için­de kafileye yol açılıyor ve birbiriyle elele vererek bu insan akışı önünde misafirlerini götürüyorlardı.

Başbakan ve arkadaşları bu coşkunluk havası içinde Demokrat Parti İl Mer­kezine geldiler. Başbakan Parti binası balkonundan Muğlalılara hitap ede­rek dedi ki:

«Sizler bu tezahürlerinizle bizi bütün imkân ve kabiliyetleri kullanarak mem­leket hizmetinde çalışmıya teşvik ve hattâ mecbur ediyorsunuz. Türk mil­letinin emrinde olmak saadetlerin en büyüğünü teşkil eder. Hepinizi mu­habbet ve sevgi ile selamlar, kendim ve arkadaşlarım namına teşekkürlerimi arz ederim. Sağ olun sevgili Muğlalılar.

Başbakan ve beraberindekiler buradan doğruca Demokrat Parti İl kongresinin toplandığı Halkevi gazinosuna gitmiş­lerdir.

2 Mayıs 1951

—Ankara :

Marshalt Plânı Türkiye Misyonu tara­fından bugün açıklandığına- göre, İs­tanbul'da inşa edilecek ve İstanbul'un fethinin 500'üncü yıldönümü olan 1953 yılma kadar tamamlanacak olan 300 odalı otelin mimar ve mühendislik fir­ması ücret ve masraflarını karşılamak üzere Marshall Plânı yardımından 210.000 doların kullanılmasına müsaa­de edilmiştir.

Diğer taraftan Marshall Plânı Türkiye Misyonu bu otelin finansmanına yar­dım olmak üzere karşılık paralar fo­nundan 4.500.000 Türk lirasını serbest bırakmayı da kabul etmiş bulunmak­tadır. Finansmanın büyük bir kısmını Türkiye Emekli Sandığı temin etmek­tedir ki, bunun takriben 14.000.000 li­rası inşaat ve mefruşat için kullanıla­caktır.

Otelin inşasından sonra Türkiye'nin turizm bakımından cazibesi artacağı gibi, Akdeniz'e çıkan seyyah gemileri­nin de İstanbul'a uğramaları ve bu li­manda daha fazla kalmaları sağlanmış olacaktır.

Marshall Plânı Türkiye Misyonunun bir sözcüsü bu münasebetle demiştir ki:

«Türkiye'ye gelecek turist adedinin artması için şüphesiz iktisadî bir ehem­miyeti haizdir. Misyonumuz, Türkiye-nin tabiî güzellikleri ve tarihî servet­lerini diğer milletler mensuplarına ta-nıtmıya yardım etmiş olmakla büyük bir memnuniyetduymaktadır.»

—Aydın :

Başbakan Adnan Menderes ve Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü, Manisa Milletvekili Fevzi Lütfü Karaosmanoğ-lu ve diğer misafirler bu sabah Muğ­la'da Memleket hastanesine ilâve edi­len elli yataklı dahiliye ve verem pav­yonu ile inşasına başlanan bir İlko-kullun temel atma törenine iştirak et­tikten sonra, kongre çalışmalarını takibetmiş, öğleyin Demokrat Parti ta­rafından verilen ve bütün delegelerin iştirak ettiği yemeği müteakip tekrar kongre mesaisini takip eylemiştir. Kon­gre geç vakta kadar devam etmiş, misafir Milletvekilleri ile Muğla Milletvekillerinin konuşmalarından sonra Çalışma Bakanı Nuri Özsan delege­lerin üzerinde durdukları dileklere cevap vermiştir. Kongre Başkanı Ma­nisa Milletvekili Fevzi Lûtfi Karaos-manoğlu bir hitabede bulunmuş ve bunu, Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü'nün konuşması takip etmiş­tir. Fuat Köprülü, Parti çalışmaların­dan elde edilen parlak neticeleri an­lattıktan sonra, Dış politikaya geçerek, dünyanın buhranlı vaziyetinde tesa-r.üdü ve millî birliği sayesinde Türkiye nin harice karşı dimdik duran ulvî bir manzara gösterdiğini belirtmiştir.

Müteakiben Başbakan Adnan Mende­res bir saat kırk dakika süren ve sü­rekli alkışlarla ve kongrenin tasvibiy-le karşılanan nutkunda, bütün mem­leket meselelerini ve partiler arası mü­nasebetleri ve dileklerde tezahür eden istekleri hükümetin daha şimdiden karşılamak yoluna girmiş olduğunu izah etmiştir.

Başbakan yirmiyi on geçe nutkunu bi­tirmiş ve kongrenin kapanmasını mü­teakip 21'de Muğla'dan ayrılarak 0.30 da Aydm'a dönmüştür. "

3 Mayıs 1951

— Muğla :

Başbakan Adnan Menderes, Muğla D.P. kongresi kapanırken verdiği nu­tukta kongrede delegelerin ders ola­cak bir olgunlukla bütün memleket meseleleri konuştuklarını zevkle din­lediğini söyledikten sonra kongrede bulunan ve dışarda kendisini dinleyen muhalefet mensuplarına teşekkürü va­zife bildiğini, kendilerini uzaktan ve güleryüzle karşıladıklarını ve bu ha­reketleriyle partiler arasındaki mü­nasebetlerin normalleşmesi yolunda girişilen teşebbüsü lâyıkiyle anladık­larını gösterdiklerini, bunun hürriyet nizamının kolayca ve sarsıntısız ku­rulması bakımından kuvvetli bir be­şaret teşkil ettiğini öyledi. Buna rağ­men muhalefet çevresine mensup ba­zı kimselerin bu hareketten telâşa düştüklerini izah ederek dedi ki:

Toplantılarda, Mecliste, gazetelerde velhasıl nerede fırsat bulursanız ten­kitlerinizi yapınız. Fakat hemen işe başladığımız birkaç ay zarfında görü­len kötü ve insafsız tarza nihayet ve-

rerek...» dediğimiz zaman buna cevap almak mümkün olmalıdır. Siyasî sulh teşebbüsünden kaçmak isteseler de peşlerinden gideceğiz. Bilhassa Halk Partisinin taşra teşkilâtını olgun gör­düm. Bunu memleketin istikbalinde kuvvetli bir istinad noktası olarak ka­bul etmek lâzımdır. Demek ki ilk gün­lerin fırtınaları bittikten ve sisler da­ğıldıktan sonra memleket çocukları kolayca birleşiyorlar. Geri kalan ze­hirlenmiş mahdut insanları da kendi yolumuza çekeceğimize şüphe yoktur.»

Başbakan bundan sonra kongrede di­leklerivetenkitleri dikkatle dinledi­ğinivebunlarıninailıveölçülü olduğunusöylediDelegelerdenbiri­nin temas ettiği Balıkesir nutkundaki vaadler meselesi üzerinde durarak mu­halefetinDemokratPartininiktidara geldiğinin ilk aylarında umumî bir ta­arruza geçtiğini, elde başka silâh bu­lamayıncabunukullandıklarınıve vaziyeti açıklaması icap ettiği için bu vaadlerinneolduğunusordu.Yerine getirilmiyenlervarsasöylersiniz,va­adler olsa olsa Partimizi ilzam edecek programımız,tüzüğümüz,beyanname­lerimizve seçim beyannamelerimizde yer almış olan vaadlerdir. Muhalifleri­mizin bize isnat ettiği ve bazı kimse­lerin şurada burada ölçüyü kaçırarak sarfettiğisözlerDemokratPartiyiil­zam etmez dedim. Bu hücum silâhının ne kadar çürük olduğunu sabahtanberi burada cereyan edenmüzakereleris­patetmiye kâfidir.Sizlervicdanınız­dan gelen sesleri tam olarak söylemek serbestisinemâlikinsanlarsınız.Bas­ma kalıp söz söyliyen bir topluluk de­ğilsiniz,herşeyiaçıkçasöylememiye sizlerikimicbaredebilir.Onuniçin âtiye emniyetle bakabiliriz, bu yalnız buradadeğil,yurdunher köşesinde aynidir.İştebu toplantılar,yollarda gördüğümüz heyecan ve sevgi tezahür­leri hatalı yolda olmadığımızı anlata­cak delillerdir. Endişemiz yoktur. Her-şeyin birden değişmesi imkânsız olan bir şeydir. 10-12 ay bir milletin haya­tında büyük bir şey ifade etmez. Bi­zimtılsımlı bir değnek ve sihirli bir fırça ile bütün manzarayı değiştirdiği­miziifadeetmekçokbüyükinafız-hk olur."

Başbakan bundan sonra, bazı memur­lardan olan şikâyete karşı bu hususta büyük bir salâh mevcut olduğunu, kısa bir zamanda memnuniyet verici bir tahavvülbulunduğunu,memurların

sür'atle yeni iktidara intibak ettikleri­ni, içlerinden bazıları henüz bunu an-lamamışsa onların da yola girecekleri­ne, fakat insanların derunî hissini bil-mekliği ve izhar edilmemiş hislerini muhakeme etmekliği istemenin ancak engizisyon mahkemelerinin kârı oldu­ğunu, memlekette memurun, tüccarın ve bütün Türk çocuklarının hürriye­tin âşıkı olduklarını, mütemerrid in­sanların ise mutlaka yola geleceklerini ve istisnaların umumî kaideleri boza-mıyacağmi ve bugün hükümetin çeh­resinin değiştiğini, halkın hizmetinde bir hükümet olduğunu, memurların halkı güleryüzle karşılamak zorunda bulunduğunu, şikâyetleri salahiyetli makamların dinleyip derhal harekete geçeceğini anlatarak «inkılâbın kök­leşmesi yolunda dikkatimizi bir an bile eksiltmiyeceğiz» dedi.

Başbakan bundan sonra zaman geç­tikçe muvaffakiyetin daha iyi anlaşı­lacağım ve o zaman herşeye rakkam-larla cevap verileceğini ve hiçbir şeyin bundan 11 ay evvelkinden daha kötü olduğunu söyliyecek tek bir adam bu-lunamıyacağmı, kongredeki tenkitlerin ve temennilerin ise hedefe bir an ev­vel vasıl olmak hasretinden doğduğunu söyledi ve sürekli alkışlar arasında kongrede istenilen şeylerin birçokarı-na daha şimdiden başlanmış olduğunu ve bu yıl içinde mutlaka biteceğini ve Milletvekili Yavuz Başer'in verdiği izahatın uzun bir istikbale muzaf ol­mayıp derhal yapılacak işlerden oldu­ğunu ve bunların yalnız Muğlada değil 63 Vilâyette de böyle olduğunu ilâve etti.

Başbakan daha sonra ziraat işlerine ve çiftçilerin durumuna geçerek bu çalış­kan kitlenin durumunun ıslahı için herşeyin yapılmakta olduğunu ve ya­pılacağını, fakat şimdiye kadar geçen hükümetlerin bir istihsal sistemi tut­madıklarım ve nüfusumuzun % 90'ınm köylü olduğu unutularak devlet bütçe­sinin en mühim kısmının bir netice vermeyen büyük işlere hasredilmek suretiyle millî servetin dondurulduğu­nu izah etti ve bundan sonra tapulama işine geçerek bu işin on senede ikmal edileceğini ve sosyal dâvaların sıkı su­rette ele alınacağını ve bu kadar ih­mal edilmiş bir işde milletin arzusunun mümkün olursa daha evvel başarılmıya çalışılacağını, orman kanununun da bu arada olduğunu beyan etti. BaşbakanDevletinmanevîşahsiyetinin elinde bulunan arazinin de süratle dağıtılacağını, kurutulan bataklıkların çiftçinin eline geçeceğini, Devlet elinde­ki çiftliklerdeki fazla arazinin ve bu arada Dalaman Çiftliğindeki fazla top­rakların da köylüye dağıtılacağını ve bilhassa ziraatin makineleşeceğini söy-liyerek dedi ki:

«Biz, karasapandan pulluğa değil, ma­kineye atlıyoruz. Her yanda dağlara tırmanan kamyonlara bakınız. Bu, mil­letin kaderinin kağnıdan, karasapandan kurtulmakta olduğunu göstermektedir ve bu hareket yalnız çiftçiye inhisar etmiyecek, esnaf, tüccar ve bütün memleket bu varlıktan faydalanacak­tır. Zannederlerdi ki köylü eline ne geçirirse rakıya, davula zurnaya verir. Onun için Devlet ellerinden ne alırsa kârdır. Biz, bu yanlış inanışın adam­ları değiliz. Türk çiftçisinin malı para ettikçe şevki daha artıyor. O, kurunu-vuta adamı değildir. İşte önümüzdeki manzara, sizler onun temsilcilerisiniz. Her yanda çiftçi şevk içindedir. Sanıl­dığı gibi hiç de tembel değildir. Bu bir iftiradır. İmkân bulunca toprağına na­sıl sarıldığını görüyoruz. Bu yurdun bütün sathında hal böyle cereyan et­mektedir. Türkiye'nin büyük istikba­linin hazırlanmakta olduğuna emni­yetle bakabilirsiniz. Hükümetin vazi­fesi bu hamleye her sahada yakından yardımcı olmaktır.»

Başbakan kongrede dinlediklerinden derin bir tahassüs içerisinde bulundu­ğunu bildirerek Muğlalılara tekrar şükranlarını sunduğunu söyledi.

— Muğla :

Kongrede söz alan ve gerek iç gerek dış politikaya ait kısımları sürekli al­kışlar ve derin bir tasviple karşılanan nutkunda Dışişleri Bakanı Prof. Fuat Köprülü ezcümle dedi ki :

«Bazı arkadaşlar muhaliflerimizin ken­dilerine Demokrat Partinin iktidara geçtikten sonra ne yaptınız dediklerini işaret ettiler. Vaadleri yerine getirmek ve getirmemek, yapmak ve yapmamak meselesi üzerinde durmakta mâna yok­tur. Biz iktidara gelmezden evvel ne diyorduk? İnsan hak ve hürriyetleri tesis edilecek, hürriyet rejimi, demok­rasi rejimi kurulacak, eski usul ve âdet tek Parti, tek Şef zihniyeti orta­dan kalkacaktır. İşte başlıca iddia ve dâvamız. Yalnız bununla bir parti olur mu? Daha ilk günde programında memleket işlerini nasıl görüyoruz, na-

sıl ele alacağız, bunları tesbit edecekti denecek. Fakat her şeyden evvel de­mokrasinin kurulması, Şef sisteminin ortadan kalkması gerekti. İlk ortaya çıktığımız zaman Şef sisteminin temel­leri sarsıldı. Mecliste bir grup meyda­na çıktıktan sonra eski rejim kudretini kaybetti. Herşey tenkit, mütalâa edil­meye, yalnız Mecliste değil, Demokrat topluluklarında görüşülmeye başlandı. İktidara geçtikten sonra ise ebediyen tarihe karıştı. Çünkü vaktiyle evvelki inkılâplarda tâ 1908'den itibaren inkilâp denilen şey bir avuç serbest meslek erbabının bir avuç memurun yaptığı inkilâp özentisinden ibaretti, fakat bi­zim hareketimiz tamamiyle bunlardan farklıdır. Çünkü memleketin % 90 mı teşkil eden köylü vatandaşlar bu hare­ketin sahibi oldu. Eğer bu dâva, köylü vatandaş tarafından tutulmasaydı, ^can-la başla müdafaa edilmeseydi şehir­lerdeki bir avuç halk buna muktedir olamazdı. Şeflik sistemi daha uzun yıllar ensemizde boza pişirmekte de­vam ederdi. Milletin ruhundan, kökün­den geldiği içindir ki inkılâpların, hiç­birine benzemez. Çünkü temelini mil­letin ruhundan almıştır. Sarsılmasına, değişmesine şunun bunun tarafından istismar edilmesine ve artık tek parti usulünün Türkiye'ye avdetine imkân kalmamıştır. Türk milletinin kendi re­yini kendi fikrine göre hareket eden kendisinin inandığı siyasî zümrelere vermek hususundaki kararı tamamiyle şuurludur. Bunu tâ 946'da açıkça izhar etmiştir. Muğla bu hususta daha o za­man kendini göstermiş demokrasinin zaptedilmez bir kalesi olduğunu ispat etmiştir, b

Prof. Fuat Köprülü bundan sonra tek parti ve Şef sisteminin ne kadar kuv­vetli ne kadar iyi niyetli olsa da yine bin türlü zararları olduğunu ve etrafına toplanan halkanın yalana istinat ettiği­ni, demokraside ise yalanın yer tutmı-yacağmı, buna cesaret ediiemiyeceğini, Millet iradesinin derhal tecelli ederek bu gibileri bertaraf edeceğini izah ey­ledikten sonra yeni iktidar iş başına geçer geçmez çıkarılan gürültülere geçti ve dedi ki:

«Hakiz tenkitlere devam edilirse muhalefet bunda İsrar ederse, bu kendileri için de, memleket için de zararlı olur. Çünkü kimse inan­maz, yalnız şunu söylemek icap eder ki burada bir arkadaşımın özle­diği ahlâkî inkilâp ancak demokratik rejimle kaimdir.İşte sevgili arkadaşlarım idare makinesinin değişmediği hakkında ileri sürülen mütalâalar tek parti devrinden arta kalan şeylerdir. Kusurlarımızı, eksiklerimizi söylemek­te devam ettikçe eski zihniyet değişe­cek ne dalkavukluklara ve ne de bun­dan hoşlanan ahmaklara yer kalacak­tır. Bu izahlardan sonra dünyanın umumî vaziyeti ve memleketin dış siyaseti hakkında izahat vereyim. İk­tidara geldiğimiz zaman dünya vazi­yeti yavaş yavaş salâha gidiyordu. Or­tada bir gevşeme vardı. Sulha doğru bir gidiş vardı. Dünya iktisadî işleri de harp iktisadiyatından sulh iktisadiya­tına akıyordu. Bir ferahlık manzarası mevcuttu. Kore meselesi dünyanın gö­zünü ve bu arada Am-erika gibi büyük devletlerin gözünü açtı. Zahirî bir sü­kûn içinde endişe edecek bir vaziyet vardı. Dış siyasette de iç siyaset gibi vuzuh ve açıklık daima iyidir. Kapalı­lık korkuludur. Tehlikeyi açık açık görmeli. İnsanlar için olduğu gibi mil­letler için de bu böyledir. Dünya vazi­yeti çok nazik ve buhranlıdır ve bu nazikvaziyetimuhafazaetmektedir.

Bunun kargısında milletlere düşen ve bilhassa hürriyetinin, istiklâlinin hay­siyet ve şerefinin müdafii olan, bun­ları herşeyden aziz tutan milletler için birinci vazife kararlı ve ,hazır olmak­tır. Tehlikeden kurtulmaları evvelâ uzaktan görmek ve kararlı olmakla mümkündür. Türk milleti tarihi bo­yunca istiklâlini, şerefini, toprağının kudsiyetini herşeyin üstünde tutmuş­tur. Bugün de bu manevî evsafını mu­hafaza eden fedakârlığın en son had­dine kadar giden bir millet olmuştur.

Dışardan bakınca bu asîl manzaranın azameti göze çarpmakta, yedisinden yetmişine kadar azimkar, kararlı, şe­refini, vekarmı, haklarını, mevcudiye­tini muhafaza için kanını dökmiye ha­zır bir millet manzarası göstermekte­dir. Gerçi biz tarihin türlü türlü se­bepleriyle fakir düşmüş ve geri kalmı­şızdır. Fakat buna rağmen efendiliği­mizi, asaletimizi muhafaza eden vasfı­mızı hergeyin üstünde tutmasını bilen ve bunu ispat eden büyük bir milletiz Kore'deki evlâtlarımız hâlâ nasıl canlı ve kararlı olduğumuzu bilmeyen ya­bancılara bunu ispat etti. Türk mille­tinin tek bir kalp, bir vicdan gibi ha­reketi ve tesanüdü bu buhranlara ve herşeye alnı açık dimdik hazır oldu­ğunu dünyaya gösterdi. Çünkü milleti­miz kararını evvelden vermiştir. Hü­kümetiniz ise hâdiseleri günü gününe takip etmekte ve her türlü tedbiri al­maktadır. Bundan emin olmanızı rica ederim.»

—Aydın:

Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Prof. Fuat Köprülü ve refa­katlerinde bulunan misafir Milletve­killeri bugün Aydın'da kalacaklardır. Manisa Milletvekili Fevzi Lütfü Kara-osmanoğlu sabahleyin İzmir'e gitmiştir.

—Aydın :

Ege mmtakasmda birkaç gündenberi devam eden üç İl Kongresi yalnız ma­hallî birer parti kongresi halinde di­leklerin, ihtiyaçların tesbit edildiği top­lantı değil, Bakanların, Milletvekille­rinin iştiraki ile ehemmiyetli bir siya­sî toplantı olmuş ve bütün memleket işleri üzerinde durularak temel fikir­ler yeniden ele alınmış, memleketin kalkınması için alman tedbirler izah olunmuştur.

Bu kongrelerde Bakanlardan başka Milletvekillerinin de bulunması yalnız hükümet icraatını değil, Büyük Mil­let Meclisindeki teşrii faaliyetin de geniş ölçüde izah edilmesine yol açmış ve Milletvekillerinin söz almaları kon­greleri bir kat daha canlandırmıştır. Aydm'da, Denizli'de olduğu gibi Muğ­la'da da Başbakanla birlikte seyahat eden Milletvekilleri söz almışlardı.

Yavuz Başer Milletvekillerinin teşrii Çalışma mecburiyetine rağmen kol-lektif bir tarzda iş gördüklerini, birçok yerleri dolaştıklarını, Kongrede serde-dilen arzuların mühim bir kısmının tahakkukunun temin edildiğini söyli-yerek bu yıl yapılmakta ve yapılacak olan işleri yer ve rakam zikretmek suretiyle izah eylemiş ve bu çalışma­nın bütün yurda teşmil olunduğu za­man işin alacağı ehemmiyeti belirt­miştir.

Kemâl Hünal, Ankara'dan gelirken Başbakan Yardımcısı Samet Aağaoğlu-nun Muğlalılara iblâğını rica ettiği selâm ve saygılarını bildirmiş ve bu­na büyük bir sempati tezahüratiyle mukabelede bulunulmuştur.

Delegelerin üzerinde durduğu maden işleri ve Milletvekillerinin teşrii ha­yattaki faaliyetine dair geniş izahatta bulunan Kemâl Hünal'dan sonra Ay­dın Milletvekili ve Demokrat Parti müfettişi Doktor Namık Gedik ateşli bir hitabede bulunmuş Muğla'nın, Başbakanve arkadaşlarınıkümehalindeki karşılamasına ve gösterdiği vefaya işaret ederek, kendisinin 1946 kongresinden ilham aldığını ve Muğla muhalefette nasıl ateşli heyecanlı ça­lıştı ise iktidarda iken o kadar vekar ve temkinle bu işe devam ettiğini söy­ledi.

Kocaeli Milletvekili Doktor Ethem Vassaf, birkaç gündenberi dolaştığı yerlerden aldığı ihtisasın derinliğini anlatarak büyük milletlerin eserlerile ölçüldüğünü ve milletimizin demokrasi zaferi ile yeni bir kudret gösterdiğini, Amerika'da bulunduğu sırada edindi­ği seçim intibalarile mukayesesinde memleketi için ayni gururu duyduğu­nu soy Uy erek memleketin yükselmesi için elbirliğile çalışmak lüzumuna işaret etti.

Bundan sonra Çanakkale Milletvekili Kenan Akmanlar, Muğla'nın tezahü­ründen iftihar duyduğunu ve bunun demokrasi dâvasına inanışın bir eseri olduğunu söyledi, ve iktidara geçişle bugünün arasında yapılacak bir mu­hasebenin bütün iddialara rağmen otuz yıl memlekette yaşamak imkânının verilmediğinin anlaşılacağını ve bunu herşeyi Devlete mal ederek kudretin şuraya buraya serpilmesinden, geri fi­kirlerden doğduğunu izah etti ve kon­grenin çok berrak bir görüşle memle­ket ihtiyaçlarını teşvik ettiğini ve bun­dan kendisinin gurur duyduğunu bil­dirdi.

Kongre ikinci Başkanlığına seçilmiş olan Doktor Sedat Barı, daha 1946'dan itibaren Demokrat Partiyi Mecliste temsil etmiye muvaffak olan Muğla­lıları bu seçimde de ikinci zaferi ka­zanmış olmalarından önümüzdeki se­çimlerde de aynı muvaffakiyeti başa­racaklarından emin olduğunu ifade ederek kongreyi büyük tezahürler ara­sında kapadı.

— Muğla :

Manisa Milletvekili Fevzi Lûtfi Ka-raosmanoğlu, kongre üzerinde büyük bir tesir yapan ve sık alkış ve sempati tezahürü ile kesilen en güzel hitabe­lerinden birini irad etti ve toplantılar­da, kongrelerde konuşma ve karşılıklı dertleşmenin âdeta bir an'ane haline geldiğini, güzel bir kasabada necip in­sanlar arasında içi heyecanla dolu ol­duğunu ve konuşmanın bir tefekkür mahsulü bulunduğuna göre, konuşacak kudrette olmadığını, sadece delegeler­den aldığı izahat üzerinde duracağım söyliyerek dedi ki:

Demokrat Parti toplantıları, en iyi bir imkân vasfının meydana gelmesi için bir mektep halini almıştır. Çünkü burada işlerle beraber, insanî mesele­ler ve karşılıklı itimat hürriyet mese­lesi en önde konuşuluyor, insan Cemi­yetini bir çobanın önünde bir sürü ha­linden kurtaran asil duygunun eseri hürriyet aşkıdır. Demokrat Parti ne yaptı diye soruyorlar. Ben bu suale muhatap olacak kadar haricî âlemle meşgul olmadım. Ben bu camianın içinde yapılanlarla meşgulüm. İnsan­ları bir araya toplamak, karşılıklı ko­nuşturmak, insanlık vasıflarını en ulvî bir şekle çıkarmak yüksek insan ce­miyetine ulaştırmak. İşte yapılan... Ya-pılmıyan da çoktur. Türk milleti en ileri cemiyet haline gelinciye kadar bu ihtiyaç durmıyacaktır. Özlenen mede­niyeti arayan ve bulan insanlar bir araya geldikten sonra bu toprakların derinliğinden neler çıkmaz ki.. Karşı­mızda iyilik nü var, fenalık mı var, düşüneceğiz. İşte şevk bunda ve bu, devam edecektir ve durmamasını isti-yelim, durmamalıdır. Durur ise yapa­cak iş yoktur. 14 Mayıs zaferi onbir ayı geçti. Bazıları için bu uzun görü­lür. Halbuki, millet hayatında kısa bir kaç ayın ifadesidir.»

Bundan sonra bir memleketin içinde ömür süren cemiyetin unsurlarından biri olan memurun, cemiyetin geçmiş günlerin meselelerinin an'anelerine, usullerine, ahlâkına tâbi olmasının tes­lim edileceğini, fakat zamanın yürüyü­şüne uyacaklarını, uyması icabettiğini, böyle yetişen memur, tüccar, her mes­lek erbabının herhangi bir iyi yola gitmesi için herşeyden evvel hürriyet nizamının kök salması gerektiğini söy-liyen hatip sözlerine şöyle devam etti: ><Halkı sevmeyi bilelim. Memurları ikaz etmek isterim. Halkı sevmek, da­ha doğrusu halktan olmak gerektir. Bu kolay değildir. Talimü terbiye ile beraber Demokrat Partinin meydana getirdiği inkılâbın kök salmasına, hür- * riyet ahlâkının yer etmesine bağlıdır. İnsanlar birbirine saygı gösterecek, kim olursa olsun milletin ulvi arzusu önünde bu yola geleceklerdir. Bu su­retle bugün beğenilmeyen memur ya­rının en iyi insanı olacaktır. Başka imkân yoktur.

Bir arkadaşım burada elleri nasırlı köylüler dedi. Bunlar işler düzeldiği zaman, en ileri cemiyet olduğumuz za­man, Türk köyü memleketin rengâ­renkmanevîunsuruolduğuzaman, fakrü sefalet görmiyeceklerdir. Elle­rindeki nasırı bir güzellik alâmeti ola­rak göstermiye başlıyacaklardır. Türk köylüsünün, Türk işçisinin en mukad­des işareti budur dediğimiz zaman, en büyük gönül ferahlığı duyulacaktır ve işte o gün bu memlekette aldanmak, aldatmak kalmıyacaktır. Aldatan in­san bu memlekette yaşıyamıyacaktır. Çünkü o madrabaz, aldatacak insan bulamıyacak ve aldatılmak istenen in­san onun karşısında dimdik duracaktır. Vaktile bu memlekette hükümet ida­re etmek, insan idare etmek, aldat­mak demekti. Hükümet adamlarının ağzında en makbul söz atlattım, kata­kulli okudum cümlesi idi. Demokrat Parti inkılâbının memlekete getirece­ği inkilâp dörtbaşı mamur hale geldiği zaman bu, ortadan silinecek, bu gibiler en menfur adamlar olacaktır. Her ne soyuyorsak hakikattir. Milletin vebali­ni hep birden üzerimize alan bizler ve sizler şüphe halindeki yalan sözlere toplantılarımızda tesadüf etmiyeceğiz. Bu ümitleri yıllarca besledik, özledik. Artık bu beklemenin sonu geldi. Artık yapacağız. Herşey kat'î karar sahasın-dadır ve bunları yapmak için milletle beraber taahhüt altındayız.

— İstanbul:

Dünya Güreş Şampiyonasını kazanan güreşçilerimiz bugün saat 22.45 de S.A.S. uçağı ile şehrimize gelmişlerdir. Güreşçilerimizi hava meydanında Be­lediye Reis muavini Necati Çiller, Em­niyet Müdür vekili Mehmet Ali Alp-sar, Beden Terbiyesi Bölge Müdürü Sait Selâhattin, Parti Temsilcileri, sporcular, talebe teşekkülleri ve bin­lerce kişi karşılamıştır.

Güreşçilerimiz uçaktan başlarında Gü­reş Federasyonu Reisi Sadullah Çiftçi-oğlu, Antrenör Nuri Baytorun olduğu halde çıkmışlar ve birlikte İstiklâl marşını söylemişlerdir.. Meydana inen güreşçilerimiz halkın önünden geçer­ken şiddetle alkışlanmışlar ve kendi­lerine yüze yakın buket verilmiştir. Bu sırada Şehir Bandosu İstiklâl Mar­şım çalmış, güreşçilerimiz ve binlerce kişi hep bir ağızdan İstiklâl marşını söylemişlerdir.

Güreş Federasyonu ve kafile başkanı Sadullah. Çiftçioğlu Helsinki intibala-rmı şöyle anlatmıştır :

«Çok iyi bir seyahat yaptık. Ümit ve tahmin ettiğimiz neticeyi almış bulu­nuyoruz.Çocuklarımızüzerlerinealdıkları vazifeyi lâyıkiyle başardılar. Bu arada Finlandiya'da gördüğümüz misa­firperverlik ve yakın alâkayı zikretme­den geçemiyeceğim. Her yerde büyük bir dostluk ve samimiyet gördük.» Güreşçilerimiz de şunları söylemişler­dir :

52 kilo Dünya Şampiyonu Ali Yücel: «Üzerimizealdığımız vazifeyi yaptık. En sıkı güreşi İranlı Molla Kasımı ile yaptım. Şampiyonolarakdöndüğüme çok memnunum.»

57 kilo dünya şampiyonu Nasuh Akar : "Milletimi düşünerek güreştim. Mu­vaffakiyetimiz milletindir. Finlândiya-da iyi bir intiba bıraktığımız kanaatin­deyim. »

62 kilo Dünya Şampiyonu Nurettin Zafer :

«Çok çetin müsabakalar yaptık. Allahm izni ile kazandık.»

67 kilo Dünya Üçüncüsü İbrahim Zen­gin :

«Büyük tecrübe sahibi oldum. Çok he­yecanlı idim. İnşallah ilerde daha iyi neticeler alacağım.»

73 kilo Dünya Şampiyonu Celâl Atik : «Milletime bir şampiyonluk daha hedi­ye ettiğimden dolayı çok mes'udum. Çok kuvvetli rakiplerle güreştim. Yü­zümüzün akı ile döndük.» 79 kilo Dünya Şampiyonu Haydar Za­fer :

»Üzerimize aldığımız vazifeden başka birşey yapmadık. Yabancı bir diyarda Millî Marşımızı söyletmek insana çok büyük heyecan veriyor.»

87 kilo Dünya Şampiyonu Yaşar Doğu: «Gittik. Allahm izniyle kazanıp dön­dük.»

4 Mayıs 1951

— İzmir:

Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü, Çalış­ma Bakanı Nuri özsan, Beraberlerin­deki Milletvekilleri ve Aydm Valisi Ankara'ya dönmek üzere Aydm'dan ayrılmışlardır.

Başbakan, Bakanlar ve beraberlerinde bulunan Milletvekilleri gidişlerinde ol­duğu gibi dönüşlerinde de her geçtik­leri kasaba ve köyde halkın sıcak te­zahürleri ile karşılanmış ve ayni şe­kilde uğurlanmışlardir. Adnan Menderesve beraberindekiler

Söke, Kuşadası, Selçuk ve TepekÖy'de tevakkuf ederek halkın dileklerini din­lemişler ve hükümetçe alman tedbir­leri izah etmişlerdir. SÖke'de İzmir Valisi Osman Sabri Adal ve Garnizon Komutanı tarafından kar­şılanan Başbakan ve Bakanlara Aydın Valisi burada veda etmiştir.

Başbakan, Bakanlar ve Milletvekilleri İzmir hava alanında Generaller, İzmir Belediye Başkanı, Genel Meclis üyeleri, D.P. İl İdare Kurulu Başkan ve üye­leri ile Basın mensupları tarafından karşılanmışlardır ve saat 12.45'te kal­kan özel uçakla Manisa Milletvekili Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu ile birlikte Ankara'ya hareket etmişlerdir.

— İstanbul :

Şehrimizde bulunan ve yaptığı iki maçta her bakımdan büyük bir takdir ve sempati toplıyan Porteguesa Des-portes takımı üçüncü maçını bugün İnönü Stadında Beşiktaş ile yaptı.

Günlerden cuma olmasına rağmen mi­safir takımını bir daha seyretmek üze­re stadda yine tahminen yirmi bini aşan bir seyirci kitlesi toplanmış bu­lunuyordu.

Muayyen saatte bugün de kırmızı for­ma giymiş bulunan Brezilyalı futbol­cular taşıdıkları iki büyük Türk ve Brezilya bayrağı ile sahaya çıktılar ve halkın sürekli alkışları arasında bir tur yaptılar.

Müteakiben büyük bez bir levhada yazılı şu cümle ile halka veda ettiler:

"Brezilya takımı, İstanbul sporseven-lerine vedalarım bildirirken, büyük ve şerefli Türk milletini selâmlar.»

Biraz sonra Beşiktaş takımı alkışlar arasında sahaya çıkarak halkı selâm­ladı, kısa bir merasimden sonra takım­lar karşılıklı şöyle yer aldılar :

Desportes : Muca - Manduco, Jakob -Santos, Brandosinho, Ceey - Julio, Re-nato, Nininho, Pinga, Simao.

Beşitktaş : Mehmet - Kâmil, Vedii - Eş­ref, Ali İhsan, Fahri - Süleyman, Recep, Şevket,Hüseyin, Faruk.

Hakem Sulhi Garan.

Maçı seyretmek üzere İtalyan Millî genç takım futbolcuları da Stada gel­mişlerdi. Futbol Federasyonunun mi­safiri olan Beynelmilel Federasyon Başkanı M. Jül Rime, oyun başlamadan evvel sahaya çıkarak Beşiktaşlı ve Brezilyalı futbolcuların elini sıktı ve başlama vuruşunu yaptı ve 1949 yılında bir uçak kazasında ölen İtalyanm To-rino takımı futbolcuları için bir daki­kalık saygı sükûtunu müteakip maça başlandı.

Oyun yine eski maçta seyrettiğimiz gibi Brezilyalıların yerini bulan pas-lariyle başladı. Bir makine gibi müte­madiyen çalışan misafir futbolcular bugün ilk devrede lehlerine olan rüz­gârı da gözönünde turarak uzaktan sık sık şüt çekiyorlardı.

16!incı dakikada sağ içden sola, sol iç-den ortaya gelen topu santrfor köşeyi bulan bir sütle Beşiktaş kalesine soka­rak ilk golü yaptı.

İ7'inci dakikada sol haf Fahrettinin ye­rine Nüzhet girdi.

20'inci dakikada sola kayarak derin­lemesine bir pası yakalıyan Brezilyalı sağ iç sıkı bir sütle ikinci golü çıkardı.

24'üncü dakikada Brezilyalıların sol­dan kazandıkları korner, Beşiktaş ka­lesini karıştırdı. Bu sırada topu yaka-hyan Brezilyalı sol iç isabetli bir vu­ruşla üçüncü golü kaydetti.

29'uncu dakikada güzel bir hücum ya­pan Beşiktaşlıların yakaladıkları fır­satı Süleyman bozuk bir vuruşla dışarı atarak kaçırdı.

Brezilyalı futbolcuların baş döndürücü deplasmanlı ve paslı oyunu devam ederken 40'mcı dakikada Beşiktaşlı müdafiin sertçe bir hareketi neticesin­de Brezilyalı santrforun sakatlan­ması oyunu bir dakika durdurdu.

Bu sırada sağ bek Kâmil oyundan çık­mış yerine Kemal girmişti.

Oyun tekrar başlayınca Beşiktaşlılar hücuma geçtiler. 43'üncü dakikada top 18 içinde Brezilyalı santrhafm eline çarptığından hakem penaltı verdi ve çekilen penaltıdan Beşiktaşlılar bir gol kazandılar. Biraz sonra devre 3-1 bitti.

İkinci devrede Beşiktaş takımından Nüsret çıkmış, sol hafa Hüseyin geç­miş, Kâmil santrfora, Recip sol içe alınmıştı.

Bu devrede Beşiktaş rüzgârla beraber oynuyordu. Sekizinci dakikada Brezil­ya kalesi mühim bir tehlike atlattı. Süleymanın ortaladığı topu Recep bir kafa vuruşu ile tamamladı ise de ka­leci zamanında yaptığı plonjonla topu yakaladı. Rüzgârla beraber oynayan Beşiktaşlılar, ilk devredeki gibi te­şebbüsü tamamen Brezilyalılara kap­tırmıyorlar ve tehlikeli hücumlar ya­pıyorlardı. 15'inci dakikada Brezilyalı santrforun vurduğu kafa direği sıyı­rarak avuta gittikten hemen bir daki-sonra Süleymanın bir vuruşu da Bre­zilya kalesini aynı şekilde tehdit ede­rek avutla neticelendi.

20'inci dakikada sağdan ortaya uzanan bir Brezilya hücumunda sol açık yer­den bir sütle dördüncü golü yaptı.

Bu golden sonra Beşiktaş kalesine Fevzi girdi. Brezilyalılar dördüncü gol­lerini kazandıktan sonra teşebbüsü tek­rar ele almışlar, boylarının müsait ol­masına rağmen, topu mümkün merte­be havaya kaldırmıyarak yerini bulan süratli paslarla oynamağa başlamışlar­dı. Brezilyalılar 37'inci dakikada hü­cum hatlarında iki oyuncu değiştidilar.

Brezilyalıların baskısı devam ederken oyun 4-1 sona erdi.

8 Mayıs 1951

— Ankara :

Demokrat Parti Meclis Grubu Başkan­lığından :

Demokrat Parti Meclis Grubu umumî Heyeti 8/5/1951 salı günü saat 15'te İstanbul Milletvekili Fuat Hulusi De-mirelli'ninbaşkanlığındatoplanmıştır.

Gelir, Kurumlar ve Esnaf Vergisi Ka­nunlarının tatbikatında görülen aksak­lıklar ve bunların ıslâhı hususunda hükümet görüşünün neden ibaret ol­duğuna mütedair verilmiş olan üç söz­lü soru önergesine cevap veren Ma­liye Bakanı Hasan Polatkan, Gelir, Kurumlar ve Esnaf Vergileri Kanun­larının eski ikjtidar zamanında çıka­rılmış olan kanunlar olduğunu, seçim­leri müteakip işbaşına gelen hüküme­tin tatbik edilmeğe başlanmış olan bu kanunları devir almak mevkiinde kal­dığını, bu kanunların İlk tatbik yılını tamamlamış olduğunu, bu münase­betle önceden meçhul olan neticelerin nereye doğru gitmekte olduğunu tes-bit ettirmek için 50'ye yakın Maliye Müfettişi ve hesap uzmanının 40 vilâ­yette vazifelendirilmiş bulunduğunu, vergi mevzuunda ileri bir adım sayıl­ması icap eden ve daha âdit esasları ihtiva etmesi gereken Gelir ve Esnaf Vergileri Kanunlarının aksak ve şi­kâyetimucipolannoktalarınınbir yıllık tatbikatı müteakip ortaya çıktı­ğını, bu aksaklığı tesbit olunan nokta­lar tayin olununca kanunlarda icap eden tadillerin yapılacağını ve hazine gelirinde bir azalmıya sebep olsa dahi herhangi bir adaletsizliğe bilerek mey­dan vermek için noksan gelir göster­melerine imkân veren ve bu suretle ha­zine gelirinin azalmasına sebep olan noksanlıkların da giderileceğini ve önümüzdeki yıl tatbikatında Gelir ve Esnaf vergilerinde şikâyeti mucip bir nokta bırakılmaması için çalışılmakta olduğunu, Gelir Vergisinin tatbikiyle 75 liralık muafiyet haddinin kaldırıl­ması dolayısile Emekli, Dul ve Yetim aylıklarında hasıl olan azalmanın ya­kında giderileceğini ve kanunlarda ya­pılacak bu tadilâta ait çalışmalarda Meclis Grubunun yardımlarının da şükranla karşılanacağını açıklamıştır.

Bunu müteakip söz alan önerge sahip­leri ile diğer Milletvekillerinin mütalâ­aları da dinlendikten sonra verilen bir takrir üzerine Gurup Maliye İhtisas Komisyonunun faaliyete geçerek Ge­lir, Esnaf vergilerinin noksan ve aksak hükümlerinin tadili için hükümetçe yapılan çalışmalarda teşriki mesaî ey­lemesi kararlaştırıldı. Bundan sonra gündemde bulunan İkinci Cihan Harbindenberi askerde hastalanan memleket çocuklarının te­davilerinde hükümet olarak ne gibi hizmetler görülmekte olduğu hak­kındaki sözlü sorunun müzakeresine geçilerek Millî Savunma Bakanı Hu­lusi Köymen tarafından verilen izahat dinlenmiş ve önerge sahibi ile diğer Milletvekilleri de görüşlerini açıkla­mışlardır.

Vaktin .gecikmesi hasebiyle gündem­deki diğer maddeler gelecek oturuma bırakılarak celseye son verilmiştir.

— Ankara:

Brezilya'nın Portuguesa Desportes futbol takımı, bugün şehrimizde ikinci karşılaşmasını 25.000 kadar seyirci önünde Galatasaray takımı ile yapmış­tır.

Desportes - Galatasaray maçından ev­vel bugün şehrimize gelen dünya şampiyonu olan güreş takımımızdan Celâl Atik, Yaşar Doğu ve Âdil Can-demir, bölge müdürü Mithat Ertuğ tarafından halka takdim edildiler ve halka hitaben birkaç söz söylediler. Güreşçilerimiz, halkın coşkun tezahü­ratına vesile oldular. Müteakiben Desportes takımı oyuncuları ellerinde Türk ve Brezilya bayrakları olduğu halde alkışlar arasında sahaya çıktılar, onları Galatasaraylılar takip etti.

Takımlar sahada şöyle yer aldılar:

Desportes : Muco - Manduco, Jaco -Santos, Brandaosinko, Ceci - Julie, Re-nato, Nininho. Pingo, Simao.

Galatasaray : Samim - Naci, Fazıl - Öz-can. Doğan, Rober - Muhtar, Hikmet, Gündüz. Muzaffer, Recep.

Hakem :Zülbahar.

Oyun çok süratli başladı. Beşinci daki­kada Brezilyalı sol iç Pingo, Galatasa­ray bekinin hatasından istifade ederek kaleye yaklaştı ve takımının ilk go­lünü attı. İki dakika sonra yine Pingo vasıtasiyle Brezilyalılar ikinci gollerini kazandılar.

Bu iki golden sonra, Galatasaray ha­sım kaleyi sıkiştırmıya başladı. Gün­düz, Brezilya kalesine çok tehlikeli an­lar yaşatmakta idi. 19'uncu dakikada Gündüz'den güzel bir pas alan Muzaf­fer, gol çıkaracak bir pozisyonda olma­sına rağmen çektiği sütle, top avuta gitti. Devre sonuna kadar Galatasaray hâkimiyeti elden bırakmadı.

İkinci devrenin ilk dakikası içinde santrayı yapan Galatasaraylılar Bre­zilya kalesine doğru indiler. Muhtar sağdan topu ortaladı ve Gündüz kafa ile topu hasım kaleye soktu. Galatasa­ray bu golden sonra tekrar hâkimi­yeti ele aldı. Her iki taraf da canla başla oynamakta idi. 25'inci dakikada, Brezilya bekleri 18 pas çizgisi yakının­da Gündüz'e faul yaptıkları için ha­kem faul verdi. Naci'nin çektiği kuv­vetli bir sütle top hasım kale direğine, oradan yere çarptı. Hakem bu golü saymayınca Galatasaraylılar buna itiraz ettiler. Birkaç dakika münakaşadan sonra oyun tekrar fakat sinirli bir hava içinde başladı- 25'inci dakikada, Brezil­ya sol içi Pingo, kaleci Samim'in ileri çıkmasından faydalanarak topu Sami­m'in üzerinden aşırttı ve böylece oyun 3-1 Desportes lehine oldu.

Bundan sonra her iki taraf da sinirli bir oyun oynamıya başladı. Fauller bir­birini takibediyordu. Devre sonlarında Brezilyalılar birkaç tehlik-ali akın yap-tılarsa da netice değişmedi ve oyun 3-1 Brezilyalılar lehine sona erdi.

9 Mayıs 1951

—İstanbul:

Brezilyanın Portugueso Desportes ta­kımı oyuncuları bu sabahki ekspresle Ankaradan şehrimize gelmiş ve Konak Otelinde misafir edilmişlerdir.

11Mayıs 1951

—Ankara :

Cumhurbamşkanmm riyaseti altında, Başbakan ve Dışişleri Bakanının hu­zuru ve bazı Büyükelçilerin ve Dışiş­leri Bakanlığı Umumî Kâtibi ile Mil­letlerarası İktisadî İşbirliği Teşkilâtı Genel Sekreterinin ve Dışişleri Siyasî Daireler Reislerinin iştirakiyle 23 Nisan 1951'denberi cereyan eden müzakereler hakkında, Dışişleri Bakanı Prof. Fuat Köprülü'den vâki sualimize cevaben, Bakan şu beyanatta bulunmuştur:

«Roma, Paris, Londra ve Washington Büyükelçilerimiz Ankara'ya, istişare maksadiyle davet edilmişlerdir. Muh­telif meseleler etrafında esaslı fikir teatisine imkân vermesi bakımından büyük faydası görülen bu gibi istişa­releri bundan sonra usul ittihaz etmiye karar verdik. Mesele bundan ibaret­tir.»

12Mayıs 1951

—İstanbul:

15 gün evvel Helsinki'ye gitmiş olan Emniyet Müdürü Kemal Aygün, bu sabah saat 8.30'da Brezilya uçağı ile ve Roma yoluyla şehrimize dönmüştür. Emniyet müdürü, kendisi iîe görüşen bir arkadaşımıza, seyahatinin tama-miyle hususî mahiyette olduğunu söy­lemiş, bu arada Kuzey Avrupa mem­leketlerinin bazı şehirleriyle İsviçre, Paris ve Roma'yı ziyaret ettiğini ilâve eylemiştir.

—Samsun:

Büyük Ata'mn, Millî Mücadeleye baş­lamak üzere Samsun'a ayak bastıkları tarihin yıldönümünde Ankara'da bu­lunmak üzere her sene Samsun'dan yola çıkarılan ve genç sporcuların el­den ele Ankara'ya kadar götürdükleri bayrak, bugün parlak bir törenle Sam­sun'dan ayrılmıştır. Bu münasebetle Atatürk Anıtı önünde yapılan törende Vali, Garnizon Komutanı, Belediye ve Parti Başkanları, hükümet erkânı, Ba­sın Mümessilleri, Lise ve Orta Okullardan gelen talebeler ve kalabalık bir halk kitlesi hazır bulunmuş, bayrak bir numaralı atlete teslim edilmiştir. Bayrağı taşıyan atletin geçtiği sokak­ları binlerce Samsunlu doldurmuş ve Ankara'ya götürülmekte olan bayrağı alkışlarla uğurlarnışlardır. Her iki ki­lometrede başka bir atlete teslim edilen bayrak gece Havza'da Atatürk'ün Millî Mücadele yıllarında misafir olarak kaldığı binada muhafaza edilecektir.

— İsparta :

Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes ve kendilerine refakat eden Milletve­killeri Afyon'dan İsparta'ya gelinceye kadar yol boyunca sevgi tezahürleriyle karşılanmışlar ve birçok yerlerde du­rarak halk ve köylü topluluklariyle hasbıhallerde bulunmuşlardır.

13 Mayıs 1951

— Ankara :

Üç karşılaşma yapmak üzere dün şeh­rimize gelen İngiliz Birinci Ligine mensup Burnley futbol takımı, bugün ilk karşılaşmasını Demirspor ile tak­riben 10.000 kadar seyirci önünde yap­mıştır. 3-1 İngiliz takımı lehine sona eren maçın tafsilâtı aşağıdadır: Malûm seremoniden sonra Burnley ve müteakiben Demirspor ilân edilen sa­atten yarım saat sonra şu kadroları ile sahaya çıktılar :

Burnley : Macnuly - "VVoodruff, Matter -Adamson, Cummins, Attwell - Samuels, Shannon, Holden, Macilroy, Lyons. Demirspor: Emin - İskender, Salih -Muzaffer, Süleyman, Mustafa - İsmail, Kadri,Mehmet,Ridvan,Kâzım.

Hakem: Reşat Önen.

Oyun ağır bir tempo ile başladı. Birin-■ ci dakikada, Demirspor müdafaasının adam tutmamasından bilistifade Burn­ley sağaçığı ortadan aldığı bir pası gü­zel bir şutl-e gole tahvil etti. İlk anlar­da her iki taraf da bozuk bir oyun oy­namakta idi. Beşinci dakikadan iti­baren Demirspor nisbeten ağır basmı-ya başladı. İngiliz takımının zayıf for­vetine nazaran kuvvetli olan müda­faası, Demirspor akınlarını muvaffaki­yetle önlüyordu. Nihayet yirminci da­kikada Demirspor santraforu Meh-met'den bir pas alan solaçık Kâzım, uzaktan güzel bir sütle takımının yegâne golünü attı. Bu golden sonra oyun nisbeten hızlandı. 25'inci dakika­dan itibaren İngiliz takımı akınlarım arttırdı. 27'inci dakikada güzel bir paslaşmayı müteakip İngiliz forveti­nin en iyi oyuncusu olan ve ilk golü atan sağaçık Samuels, ikinci golü de attı. Devre misafir takımın akınları arasında 2-1sona erdi.

İkinci devreye Demirspor sol beke Ke­mal'i ve santrafora Naci'yi alarak çık­tı. Devre, Burnley'in akınları ile baş­ladı. Oyun birinci devreye nazaran çok sür'atlenmişti. 23'üncü dakikada, Burn­ley soliçleri vasıtasiyle bir gol daha kazandı. Böylece vaziyet 3-1 Burnley lehine oldu. Demirspor forveti ikinci devre ortalarında bir gol daha atmak için uğraştı ise de İngiliz takımı müda­faası, bütün, akınları kesti ve maç böy­lece 3-1Burnley lehinesona erdi.

14 Mayıs1951

— Bursa :

BaşbakanAdnan Menderesbusabah Fatih'in doğduğu evi, Muradiye Camii ve Türbesini, İkinci Murat, Sultan Os­man ve Orhan Türbelerini ziyaret et­mişveMerinosFabrikasıtesislerini gezmiştir.BüyükMilletMeclisiBaş­kanı, Başbakan, Millî Savunma Bakam. Manisa Milletvekili Fevzi Lütfü Kara-osmanoğlu, kendilerinerefakateden Milletvekilleri ve Bursa Milletvekilleri Merinos Fabrikasında hep beraber ye­mekyemişler,bundansonraYeşil Camive Türbesiziyaretedilmişve onu Cumhuriyet Halk Partisi, Demok­rat Parti, Millet Partisi ziyareti takip etmiştir.Başbakan Halk Partisi ziya­retinde Parti Başkanına, «Bugün bura­dabulunmakhğ]mmünasebetiyle14 Mayıs Bayramını sizin şahsınızda bü­tün Halk Partililerine kutlarım» demiş veBaşkanbilmukabeletebriklerini sunmuş ve ziyaretlerini müteakip An­kara'yahareketetmeküzereuçak meydanına gelinmiştir. Meydanda, ba­şında bando bulunan bir müfreze se­lâm resmini ifa etmiş. Vali Vekili, Ku­mandan,BelediyeBaşkanı,üç Parti temsilcileri ve dostları tarafından uğur-lanmıştrr.

— Ankara :

Bugün, 14 Mayıs seçimlerinin birinci yıldönümü münasebetiyle Demokrat Parti Teşkilâtınca bir tören tertip edil­miştir.

— İzmir :

14 Mayıs'm birinci yıldönümü bugün şehrimizde tam bir bayram havası içinde kutlandı.

Bu mutlu günün ilk yıldönümü dola-yısiyle şehir sabahtan itibaren bayrak ve yeşil dallarla süslenmiş ve hazırla­nan kutlama programı gereğince Küî­türparkta tertip «dilen şenîik ve eğlen­celer sabahın erken saatlerine kadar devam etmiştir.

Bu münasebetle Fuarda tahminen 20 bin kişinin iştiraki ile bir de miting yapılmıştır. Bu mitingte sırasiyle De­mokrat Parti İzmir İl Başkanı Pertev Arat, İzmir Milletvekili Abidin TÖken ve Belediye Başkanı Rauf Onursal, gü­nün mâna ve ehemmiyetini belirten birer konuşma yapmışlardır.

Mitingin sonunda Rauf Onursal'm tek­lifiyle ve meydanı dolduran binlerce kişinin izhar ettikleri arzu üzerine Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'a şu tel­grafın çekilmesi kararlaştırılmıştır:

SayınBayar Cumhurbaşkanı

ANKARA

14Mayıs mes'ut yıl dönümü münase­betiyle Küîtürparkta toplanan binlerce
İzmirlininsize selâmvesevgilerinitopluluğunkararı ilearzeder,saygı­
larımı sunarım.

İl Başkam Pertev Arat

15Mayıs 1951

— İstanbul:

Vatan müdafaası uğrunda hayatlarını feda eden aziz Hava Şehitlerimizin ha­tıralarını anmak maksadiyle bugün saat irde Fatih Tayyare Parkında bir tören yapılmıştır.

Törende Vali adına Vali Muavini Fuat Alper, Hava Generali. Azmi Türkay, İst. Dz. Komutanı Amiral Burhanettin Erilkun, İst. Merkez Komutanı Albay Reşit Erkmen, Hava Kurmay Başkanı, davetliler, askerî kıtalar, Üniversite ve Lise talebeleri ile kalabalık bir halk topluluğu hazır bulunmuştur.

Törene aziz şehitlerimizin hatıraları­nı taziz için bir dakikalık saygı duruşu ile başlanmış müteakiben ordu adına bir Hava Üsteğmeni, Türk Hava Ku­rumundan avukat İrfan Kösemihaloğ-lu ve Üniversiteli bir genç heyecanlı birer konuşma yapmışlardır.

Hitabelerden sonra bando matem mar­şını çalmağa başlamış ve biraz son­ra da bir subay komutasında bir man­ga manevra fişeğiyle üç defa havaya ateş etmiştir.

Bundan sonra geçit töreni başlamış ve bando refakatiyle sırasiyle askerî kıta, yaya hava müfrezesi, bir polis taburu ile Üniversite ve Lise talebeleri davet­lilerin önünden geçmiştir. Törene bu suretle son verilmiştir.

— Ankara :

Haşimî Ürdün Meliki Abdullah Haz­retleri bugün saat 13.45'de Ürdün Ha­va Kuvvetlerine ait özel uçakla şehri­mize gelmişlerdir. Melik Hazretlerinin uçaklarına üç Ürdün uçağı daha refa­kat etmekteydi.

Haşimî Ürdün Meliki Abdullah Haz­retlerini Etimesgut hava alanında Cumhurbaşkanı Celâl Bayar karşıla­mışlardır. Bu karşılama esnasında Bü­yük Millet Meclisi Başkanı Refik Ko-raltan, Başbakan Adnan Menderes, Dış­işleri Bakanı Prof. Fuat Köprülü, Dış­işleri Bakanlığı Umumî Kâtibi Büyük Elçi Faik Zihni Akdur, Protokol Umum Müdürü Tevfik Kâzım Kemahlı, An­kara Valisi Necati İlter ve Ürdün Se­firi Bahaeddin El-Toukan da hazır bu­lunmuşlardır.

Ürdün Hava Kuvvetlerine ait ve Melîk Hazretlerini hamil uçak hava alanına indiğinde Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Haşimî Ürdün Meliki Abdullah Haz­retlerine «hoş geldiniz" demişler ve bu sırada alanda başta Cumhurbaşkanlığı bandosu bulunan bir piyade taburu selâm resmini ifa etmiş ve bando Ür­dün ve Türk Millî marşlarını çalmıştır. Bando Millî Marşları çalarken mey­dandaki bayrak direklerine dost Ür­dün Devleti bayrağı ile Türk bayrağı çekilmiş, daha sonra Melîk Abdullah Hazretleri ihtiram kıtasını teftiş et­mişlerdir.

Düny.a için merak etmiyorum. Öyle zannediyorum ki harbi-darptan bıkmış milletler selâmet tariki arıyorlar ve harp arzu eden reislere ve zalimlere hoş bakmıyacaklar.

Başka birşey söyliyecek değilim. İn­şallah her vakit Allah nasip eder ve buraya tekrar gelirsem sizi sıhhat ve afiyette görerek mes'ut olurum."

— Ankara :

Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprü­lü, memleketimizin misafiri bulunan Haşimî Ürdün Meliki Abdullah Haz­retleri şerefine bu akşam saat 21'de Hariciye Köşkünde 30ö'e yakın davet­linin hazır bulunduğu bir kabul resmi tertip etmiştir.

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ve Bayan Bayar kabul resminde bulunmak üzere Saat"21J5'de Hariciye Köşküne gelmiş­lerdir. Kabul resminde Melik Hazret­lerinin maiyetleriyle, Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Baş­bakan Adnan Menderes ve Bayan Men­deres, Devlet Bakanı Başbakan Yar­dımcısı Samet Ağaoğlu, Eski Cumhur­başkanı İsmet İnönü ve Bayan İnönü, eski Meclis Başkanı Ali Fuat Cetaesoy, Bakanlar, Genelkurmay Birinci ve İkinci Başkanları, Cumhurbaşkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı Umumî Kâtip­leri, Protokol' Umum Müdürü, Büyük Millet Meclisi ve Demokrat Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Gru­bu Başkanvekilleri, Üniversite Rektö­rü, Büyükelçi ve Elçilerle Kordiplo­matik mensubini, yargıtay, Danıştay ve Sayıştay Başkanları, Bankalar Mü­dürleri, Bakanlıklar müsteşarları eş­leriyle birlikte hazır bulunmuşlardır.

17 Mayıs 1951

— Ankara :

Başbakan ve Bayan Menderes tarafın­dan memleketimizin misefiri bulunan Haşimî Ürdün Meliki Abdullah Haz­retleri şerefine bugün Barajda bir öğ­le yemeği verilmiştir.

Yemekte, Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Bakanlar, Genelkurmay Baş­kanı, Meclis Başkanvekilleri, Cumhurbaşkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı Umu­mî Kâtipleri, Protokol Umum Müdürü, Başbakanlık Müsteşarı ve Dışişleri Ba­kanlığı Daire Müdürleri, eşleriyle bir­likte hazır bulunmuşlardır.

— Ankara :

Haşimî Ürdün Meliki Abdullah Haz­retleri bu akşam ikametlerine tahsis edilen Köşkte saat 20.30'da Cumhur­başkanı ve Bayan Celâl Bayar şerefi­ne bir akşam yemeği vermişlerdir.

Yemekte Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Başbakan ve Bayan Menderes, eski Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve Bayan İnönü, Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu, Dışişleri Bakanı ve Bayan Köprülü, Dışişleri Bakanlığı Umumî Kâtibi ve Bayan Akdur, Genelkurmaybaşkanı Nuri Yamut, Amman Elçisi Agâh. Ak-sel, Protokol Umum Müdürü Tevfik Kâzım Kemahlı ile Pakistan, İran, Afganistan Büyükelçileri ve Suudî Arabistan, Suriye, İrak Elçileriyle, Hindistan, Mısır ve Lübnan Maslahat­güzarları hazır bulunmuşlardır.

—Ankara :

Haşimî Ürdün Meliki Abdullah Haz­retleri yarın saat 15'de İstanbul'a ha­reket edecekler ve gelişlerinde oldu­ğu gibi gidişlerinde de aynı merasimle uğurlanacaklardır.

19 Mayıs 1951

—Ankara :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı dolayisiyle 19 Mayıs Stadyomunda yapılan gös­terilerden evvel şu demeçte bulun­muşlardır :

Sevgili genç evlâtlarımız,

Bu sene de, 19 Mayıs gününü, Gençlik ve Spor Bayramı olarak, neşe ve hu­zur içinde kutlamak için burada top­lanmış bulunuyoruz.

Bugünü tesid etmenin gelenek halin­de başladığını ve sonraları da bir ka­nunla teyid edildiğini biliyoruz.

Bugünün, bir kanunla bayram olması için rey veren Milletvekilleri, 19 Mayıs 1919'u, insanlık ve medeniyet lehinde, beşer tarihinin talihini ve gidişini de­ğiştirdiği gün olarak kabul etmişler; bu suretle vasıflandırmalardır. Bu şekil düşünce ve hareket tarzında ufak bir mübalâğadahi yoktur. Yalnız, hakikatler, müsbet şekliyle ifade olunmuştur.

Evlâtlarım,

Türkün büyük evlâdı Atatürk'ün Sam­sun'a ayak bastığı gün, memleketimi­zin içinde çalkandığı korkunç şartları ve siyasî durumumuzu şöylece gözden geçirdiğimiz zaman anlarız ki : Bu ta­rihten sonra elde edilen neticelerin, millet hayatındaki tesiri, ölümden kurtarılıp şerefle yaşaması temin edi­len bir insanın haline benzemektedir.

Böyle bir saadete erigen bir kimsenin, hayatını kurtaran ve istiklâlini emni­yet altına alanlara karşı neler hisse­derse böyle bir yıl dönümünü tesid ederken biz de, onun büyük banisine karşı aynı hislerle mütehassis bulunu­yoruz; ve onun asil ruhunu taziz edi­yoruz.

Büyük milletimizin ümit ve istikbalini temsil eden gençlerimiz,

Bu topluluğunuzun, ifade ettiği mâna büyüktür. Gözlerimizi bir kere daha maziye çevirerek, tarihî hâdiseleri kı­saca hatirlıyalım :

Memleketimiz istilâya uğradığı zaman, bütün yurdu kaplıyan heyecan vata­nın muhtelif kısımlarında yer yer par-lıyan mukavemetler .19 Mayıstan son­radır ki, tam şuurunu bulmuş ve en sağlam prensiplere dayanarak millî kı­yam halini almıştır.

Atatürk'ün bizzat davetiyle, Ankara'da toplanan Büyük Millet Meclisi, O'nun dâhi Başkanlığı altında kurtuluş ha­reketinin kalbini ve dimağını teşkil et­miştir. Bu sayede Millet birçok istika­metlerden tevcih edilen istilâ ve imha felâketinden kurtulmuş, millî, muasır ve tam mânasiyle medenî bir hayat ve idareye kavuşmanın yolunu tutmuş­tur.

Tecelli e'den bütün bu muvaffakiyet­lerin sırrını, O'nun, milletinin kabili­yetine ve yüksek karakterine güvenin­de aramalıdır.

Atatürk, bütün icraatında milletine da­yanmış, ve o kudretli varlığı derin bir muhabbetle sevmiştir; diğer taraftan Atatürk, kültürünü, irfanını ve bütün maddî ve manevî mevcudiyetini, Türk içtimaî heyetinden almıştır; O'nu, Türk milleti yetiştirmiştir. Şu halde, karşılıklı, birbirleriyle iftihar etmekte haklıdırlar; şerefte müşterek­tirler. Bu sözlerimle Atatürk'ün başa-


rılarını takdir etmenin, bizatihi Türk milletini övmek olduğunu açıklamak istiyorum.

Türk gençleri,

Türk Cumhuriyetinin, sizlere emanet edilişinin gururunu yaşadığınızı biliyo­rum. Elinizdeki vedianın ruhu, demok­rasi mefkuresini taşıyan, lâyik Cum­huriyettir. Cumhuriyet idaresi, mede­nî devlet şeklinin özü olan demokra­siyi, bütün şümulü ile ihtiva eder. Şim­di, millet iradesiyle inkişaf ve teteâ-, mül yolunda ilerlemekte olan Cumhu­riyetimizi, mukaddes emanetinizi müs­bet şekilde koruyacaksınız.

Bir defa daha sizlerden bunu istiyoruz. Aziz gençler,

Geçit resminizi takdirle seyrettim. Ba­na yerilen serhaddin, hürriyet ve iktik-lâl rayihası neşreden mukaddes topra­ğım heyecanla aldım.

Sizlerle iftihar ediyoruz. Büyük bay­ramınız kutlu olsun.

—Ankara :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, beraber­lerinde Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Men­deres, Bakanlar, Genelkurmay Başka­nı, Kara, Deniz ve Hava kuvvetleri ko­mutanları, Cumhurbaşkanlığı Umumî kâtibi, Özel Kalem Müdürü ve yaver­leri bulunduğu halde bu sabah saat 9'u beş geçe Atatürk'ün muvakkat kab­rini ziyaretle bir buket koymuşlardır.

Cumhurbaşkanı muvakkat kabre geliş­lerinde Ankara Valisi, Mezkez Komuta­nı ve bir ihtiram kıtası tarafından se-lâmlanmıştırlardır.

—Ankara :

Bugün 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bay­ramı münasebetiyle 19 Mayıs Stadyo-munda yapılan gösteriler esnasında, Helsinki'de dünya şampiyonluğunu ka­zanan güreşçilerimize Beden Terbiyesi Güreş Federasyonu tarafından hazır­lanan hediyeler Cumhurbaşkanı Celâl Bayar tarafından tevzi edilmiştir.

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar hediyele­ri tevzi ederlerken güreşçilerimizi ka­zandıkları büyük başarıdan dolayı teb­rik ve taltif etmişlerdir.

—Ankara :

Atatürk'ün Türk vatan ve istiklâlim kurtarmak için Samsun'a çıkışlarının 32'inci yıldönümü olan 19 Mayıs, Gençlik ve Spor Bayramı, bütün yurtta ol­duğu gibi şehrimizde de tertip edilen parlak bir törenle kutlanmıştır.

Bu münasebetle şehir baştanbaşa bay­raklarla süslenmiş ve Ankara'da çıkan gazeteler birinci sayfalarında 19 Mayı­sın millî .hayatımızda ifade ettiği kut­sal mânayı belirten yazılara yer ver­mişlerdir. Sabahın erken saatlerinde Ticaret Lisesinde toplanan erkek izci grubu ile törene iştirak edecek okul ve klüplerden seçilmiş birer temsilciden müteşekkil bir kafile başlarında Millî Eğitim Müdürü Faik Binal ve Beden' Eğitimi ve İzcilik Müdürü Mehmet Ar­kan olduğu halde aziz Atatürk'ün ge­çici kabrini ziyaret etmiş ve Büyük Ata'nın manevî huzurunda tazimle eği­lerek bir çelenk koymuştur. Saat se­kizden itibaren harekete geçen okul­lar muhtelif istikametlerden törenin yapılacağı 19 Mayıs Stadyomunda yer­lerini almaya başlamışlardır.

19 Mayıs Stadyomunda yapılan töreni takip eden Anadolu Ajansı muhabiri müşahedelerinişöyleanlatmaktıdır:

19 Mayıs Stadyomu, bugün en kalaba­lık ve tarihî günlerinden birini daha yaşamıştır. 30 bini aşan muazzam bir kalabalık stadyomu hıncahınç doldur­muştu.

Şeref locasında Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Men­deres, eski Cumhurbaşkanı İsmet İnö­nü, Bakanlar, Genelkurmay Birinci ve İkinci Başkanları, Cumhurbaşkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı Umumî Kâtiple­ri, Kara, Hava ve Deniz Komutanları, Vali, Emniyet Müdürü ile Garnizon ve Merkez Komutanları vekilleri hazır bulunuyorlardı.

Törene saat tam 9.30'da başlanmıştır. Sırasiyle kız okulları, erkek okulları, Gazi Eğitim Enstitüsü öğrencileri, Ha-sanoğlan Köy Enstitüsü öğrencileri ve nihayet Harp Okulu, stadyornu doldu­ran halkın alkışları arasında geçit res­mi yaparak sahadaki yerlerini aldılar. Hep bir ağızla ve bando refakatinde söylenen İstiklâl marşından sonra Millî Eğitim Bakanı Tavfik İleri metnini ay­rıca verdiğimiz bir hitabede bulunmuş ve bunu Kız Lisesi öğrencilerinden genç bir kızımızın konuşması takibet-miştir. Genç öğrenci kahraman Ata­türk'ün Samsun'a ayak bastığı günden bu yana 32 yılın geçtiğini belirterek söze başlamış ve Türk gençliğine emanet 'edilen bu vatanı gelecek nesillere bir mamure halinde teslim edeceklerini ifade ettikten sonra sözlerine şöyle son vermiştir:

Aziz hâtırasını yürekten andığımız, büyük eserlerine bekçilik ettiğimiz Atatürk'ün fâni olmayan manevî var­lığını bu güzel Mayıs gününde teneffüs eder gibiyiz. Manevî huzurunda itimat ve cesaretle haykırıyorum: «Müsterih ol Atatürk. Birinci vazifemizin Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini ilelebet mü­dafaa ve muhafaza etmek olduğunu unutmuyoruz ve unutmıyacağız.

Vatan sevgisini her sevginin üstünde tutuyoruz. Türk olmanın büyük gururu bize zevk veriyor. Her sahada çalışıyor, dimağlarımızı muasır medeniyetin ye­ni bilgileriyle teçhiz ediyoruz.»

Daha sonra sahada yer almış okullar ve teşekküllerin hep beraber söyledik­leri dağ başım duman almış marşı ve halkın şiddetli alkışları arasında, bay­rak ve sınır toprağı Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'a teslim edilmiştir.

Türk Ulusu ve onun Cumhurbaşkanı şerefine çekilen üç sağoldan sonra, kız Öğrenciler müzikle ritmik hareketlere başlamışlar ve bunu erkek öğrencilerin spor hareketleri takibetmiştri. Beden Eğitim Enstitüsü ve Hasanoğlan Köy Ensttiüsü öğrencilerinin de takdir top­layan gösterilerinden sonra Harp Oku­lu öğrencileri sahaya gelmişlerdir. Alkışlar arasında Harp Okulu öğrenci­lerinin sahaya temsilî bir şekilde yaz­dıkları «Birleşmiş Milletlerin kahraman ayyıidızı Mehmetçik Kore'de» ibaresi stadyomu dolduran onbinlerce Ankara­lının muazzam ve içten gelen gösteri­lerine yol açmış ve bu sırada komuta mevkiinde bulunan Harp Okulu spor Öğretmeni Hüsameddin Güreli'nin "Ko­re'deki Türk Tugayı Komutanı Tuğ­general Tahsin Yazıcı ile Kurmay Baş­kanı Albay Celâl Dora da Harp Oku­lunda öğrenci idiler. O zaman aramızda idiler, şimdi omuzlarımız üzerinde» demesiyle beraber okul öğrencilerinin omuzlarında biri General Tahsin Yazı-cı'yı diğeri Celâl Dora'yı temsilen ha­vaya iki meçhul askerin yükselmesi, halktaki heyecanı son haddine çıkar­mış ve tezahürat bir kat daha artmış­tır.

Müteakiben Harp Okulu öğrencileri muhtelif gösterilerde bulunmuşlar, ni­hayet süngülerle sahaya çizdikleri bir Türk haritasında Ankara'dan yükselen

image001.gifbir tak üzerine Atatürk'ün büstünü dikmelerini müteakip halkın sevgi gösterileri arasında tören sona ermiş­tir.

— İzmir ^

Spor ve Gençlik Bayramı olarak kabul edilen Büyük Ata'nın vatanı düşman­dan kurtarmak azmiyle 19 Mayıs 1919 da Samsun'a çıktığı mutlu günün 32'in-d yıl dönümü, bu sabah şehrimizde parlak bir törenle kutlandı. Bayram do-layısile şehir dünden itibaren bayrak ve yeşilliklerle süslenmiş bulunuyordu. Sabah saat 8.30'da Cumhuriyet alanın­da İzmir gençliğini temsilen Mithat Pa-şa Sanat Enstitüsü izcileri Atatürk hey­keline törenle bir çelenk koydular. Al-sancak Stadyomundaki merasim ise saat tam 10'da Valinin yanında Komu­tan, Belediye Başkanı, Millî Eğitim Müdürü olduğu halde tören kıtasını teftişini müteakip şehir bandosunun çaldığı İstiklâl Marşı ile başladı. Marşa, sahada hazır bulunan bütün gençler ve halk hep bir ağızdan söylemek su­retiyle iştirak ettiler.

Vali Osman Sabri Adal'ın gençliğe hi­tabesi ve bir liseli öğrenci ile bir sporcu gencin günün mâna ve ehemmiyetini belirten konuşmalarından sonra yine bandonun da iştirakiyle hep bir ağız­dan «Dağ başını duman almış» marşı söylendi. Atletlerin Bel-Kahve'den ge­tirdikleri bayrak Valiye takdim edildi, müteakiben geçit resmi yapıldı.

Nihayet sırasiyle erkek ve kız öğrenci­leri, Kızılçullu Köy Enstitüsü ve Hava Gedikli İkmal Okulu talebelerinin -spor gösterileri ile merasim sona erdi.

— İstanbul :

Şehrimizde misafir bulunan Hâşimî Ürdün Meliki Abdullah Hazretleri bu­gün saat 16'da Dolnıabahçe sarayında basın mensuplarını kabul etmiş ve ken­dileri ile samimî hasbıhallerde bulun­muşlardır.

Melik Hazretleri bu arada beyanatta bulunarak demişlerdir ki: «Bu ziyaretim geçen sene vâki olacaktı. Bu hususu Reisicumhur Hazretleri de biliyorlardı. Bu sene yeni elçi Agâh Bey geldiği zaman bana Reisicumhur Hazretlerinin iltifatlarını tebliğ etti ve ziyaretimin beklendiğini söyledi. Bu­nun üzerine geleceğimi vâdettim ve sırf şahsî bir ziyaretle işte o vaadimi yerine getirmiş bulunuyorum. Bu se­yahatimdegüzelmemleketinizi,yeni hükümet merkezinizi daha güzelleşmiş ve inkişaf etmiş buldum. Yer yemyeşil, yüzler gülüyor, her yerde hayatiyet ve faaliyet var.

Tabiîdir ki kardeş memleketler dünya­nın bu endişe verici devresinde birbir­lerine sual tevcih ederek yekdiğerinin vaziyeti hakkında istifsarda bulunur­lar.

Ben sorduğum şeylere karşı verilen ce­vaplardan ziyadesiyle memnun kaldım, kendileri de elbette benim cevaplarım­dan memnun kalmışlardır. Esasen bu memnuniyetlerini yüzlerindeki alâim-den anladım.»

Bu arada, basın mensuplarının Orta-Şark'ta bloklaşma cereyanı, komünizm tehlikesi ve İranın durumu hakkında sordukları sualleri cevaplandıran Melik Hazretleri sözlerine şöyle devam etmiş­lerdir:

«Orta-Şark'ta bloklaşma arzuları her yerde mevcuttur. Ancak bunu karar altına almak mütekabil ziyaretlere mütevakkıftır. Görüşlerimiz birdir. Yalnız bu görüşü karara tahvil etmek için daha ziyade, anlaşmaya lüzum vardır. Şunu kat'iyetle ilâve edeyim ki, bir tehlike bahis konusu olduğu zaman, Türkiye nerede ise Ürdün orada ola­caktır. »

«Komünizm hakkında ancak şunu söy­lemekle iktifa edeceğim:

«Bir müslüman olduğum için komüniz­min düşmanıyım.»

Melik Hazretleri İran'ın bugünkü du­rumu hakkında da fikirlerini şöyle ifa­de etmişlerdir:

ran'ın bugünkü endişe verici duru­munun kısa zamanda düzeleceği kanaa­tindeyim. »

—İstanbul :

Şehrimizde misafir bulunan Hâşimî Ürdün Meliki Abdullah Hazretleri bu­gün saat 18'de beraberlerinde İstanbul Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, İstanbul Milletvekili Salih Fuat Keçeci, Ürdün Maliye Bakanı Süleyman Paşa, başyaver M. Ali Paşa ve Ürdün Elçisi Bahaeddin El-Kavkan olduğu halde Acar motörü ile Boğazda bir gezinti yapmışlardır.

—Ankara :

Bugün saat 16.30'da Çankaya köşkü bahçesinde yaptırılan Atatürk anıtı bü­yük ve parlak bir törenle açılmıştır.

20 Mayıs 1951

—Samsun :

Büyük kurtarıcı Atatürk'ün Samsun'da Anadoluya ayak basmasile Türk tari­hinin mesut devrini açan ve Türk mil­letine kutsal bir mücadele başlangıcı oîan 19 Mayıs Atatürk ve Gençlik Bay­ramı dün şehrimizde parlak bir tören­le kutlandı. İnkılâp tarihimizin mebdei ve remzi olan bu güzel şehir baştan­başa bayraklarla süslenmiş, binlerce halk merasimin yapılacağı park civa­rını sabahın çok erken saatlerinde dol­durmağa başlamıştı. Saat 9'da başta Vali olmak üzere Belediye ve Parti Başkanları, mülkî ve askerî erkân, bir kıta asker, okullar, esnaf kurulları ve binlerce halk kendilerine ayrılan yerle­ri almış bulunuyorlardı. Saat 9.15'de Atatürk'ün üniformalı fotoğrafı konan motoru prova düzeninde takip eden motorler hep birlikte Limandan, hare­ket ettiler. Bu esnada deniz ve kara nakil vasıtaları, fabrika ve atelyeler, motorler iskeleye yanaşmcaya kadar durmadan düdüklerini çalıyorlardı. Motor iskeleye yanaşır yanaşmaz 21 pa­re top atılarak Atatürk'ün bundan 32 yıl önce Millî Mücadeleye başlamak üzere Samsun'a çıkışları sembolik ma­hiyette selâmlandı. Gazi iskelesine ya­naşan motörden Atatürk'ün fotoğrafı ihtiramla alınarak binlerce halkın sü­rekli alkışları arasında Atatürk anıtı­na getirildi. Bandonun çaldığı İstiklâl Marşından sonra Büyük Kurtarıcı'nm aziz hâtırasına hürmeten üç dakika sü­kût edildi. Müteakiben anıta çelenkler konuldu. Şehir tam mânasile bir bay­ram havası yaşamaktadır. Gece fener alayı ve şenlikler yapılmıştır.

—İstanbul:

Şehrimizde misafir bulunan Haşimî Ürdün Meliki Abdullah Hazretleri bu sabah saat 10'da beraberlerinde Vali ve Belediye Başkanı Prof. GÖkay, Ürdün Maliye Vekili Süleyman Paşa, Nablus Belediye Başkanı ve Ayan âzası Süley­man Bey, başyaver Mehmed Ali Paşa, şeyh Münevver Bey, şeyh Emin Efen­di, Ürdün Elçisi Bahaeddin El Tevhan Bey olduğu halde Topkapı Sarayı Mü­zesini ziyaret etmişlerdir.

Melik Hazretleri, Topkapı Sarayı dış medhalinde İstanbul Milletvekili Salih Fuad Keçeci ve Müze Müdürü Tahsin Öz tarafından karşılanmış ve ilk ola­rak müzenin Çin porselenleri paviyo-nunu gezmişlerdir..

Melik Hazretlerine bundan sonra el yazmaları ve minyatürler, Türk ku­maşları, eski silâhlar ve Sancak-ı Şe­rifin bulunduğu paviyonlar gezdiril­miş ve izahat verilmiştir.

Melik Hazretleri bilhassa eski silâhlar hakkında geniş malûmat almış ve Fatih ile Harunürreşid'in kılıçlarını çıkarta­rak yakından tetkik etmiş ve sarayın Kubbe altı kısmım da gezdikten sonra beraberlerindeki zevat ile birlikte Dol-mabahçe sarayına dönmüşlerdir.

—Ankara :

Bugün 19 Mayıs Stadında İngiliz bi­rinci ligine mensup Burnley takımı ile İstanbul ligi birincisi Beşiktaş arasında bir futbol maçı yapılmıştır. 20.000 ka­dar seyirci önünde cereyan eden ve 0-0 berabere biten maçın tafsilâtı aşağıda­dır:

Takımlar şu kadroları ile sahada yer­lerini aldılar:

Burnley: McBulty - Woodruff, Mather-Adamson, Binns, Attvrell - Samuels, Shannon, Holden, Mollry, Stephenson. Beşiktaş: Mehmet - Kâmil, Vedii - Eş­ref, Ali İhsan, Hüseyin - Süleyman. Recep, Bülend, Şevket, Faruk.

Hakem: Refik Güven.

Oyun, Beşiktaş'ın üstün oyunu ile baş­ladı ve 20'inci dakikaya kadar hâkimi­yeti elden bırakmadı. Onuncu dakika­da İngilizler iki tehlikeli akın yapı­larsa da netice alamadılar.

15'inci dakikada Beşiktaş'tan Süley­man midesine sancı girdiği için oyun­dan çıktı ve yerine Ahmet girdi. Devre ortalarında Burnley vaziyetini düzelt­ti. Burnley müdafaası, Beşiktaş'ın bü­tün akınlarını fevkalâde adam adama oynayarak ve görerek kesmekte idi. Devre sonlarına doğru Beşiktaş tekrar hâkimiyeti ele aldı ise de haftayım 0-0 berabere bitti.

İkinci devreye Beşiktaşlılar sür'atli ve tehlikeli akınlarla başladılar ve hemen bütün devre Beşiktaş üstün oynadı. Hem fevkalâde oynayan ve hem de çok şanslı olan Burnley müdafaası, bü­tün Beşiktaş akınlarını Önledi ve maç 0-0 berabere sona erdi.

21 Mayıs 1951

—Ankara :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar beraberle­rinde Millî SavunmaBakanıHulusi

Köymen, Antalya Milletvekili Akif Sarıoğlu, İzmir Milletvekili Mehmet Aldemir, Ankara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik, Kırşehir Milletvekili Ami­ral Rıfat Özdeş, Genelkurmay Başka­nı Orgeneral Nuri Yamut, Deniz kuv­vetleri Komutanı Amiral Sadık Altm-can, Hava kuvvetleri Komutanı Kor­general Muzaffer Göksenin, General Akçakoca, Cumhurbaşkanlığı başyave­ri Kurmay Yarbay Nureddin Alpkar-tal ve Genelkurmay Başkanlığı başya­veri olduğu halde bugün saat 9'da özel bir askerî uçakla Adana'ya mütevecci­hen hareket etmişlerdir.

Cumhurbaşkanı Etimesgut hava alanın­da Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes, Bakanlar, Milletvekilleri, Başbakanlık ve Millî Savunma Bakanlığı müsteşar-ları,^ Cumhurbaşkanlığı Umumî Kâtibi ve Özel Kalem Müdürü ile mülkî ve askerî erkân tarafından uğurlanmışlar-dır.

İkinci bir uçak deniz harekât kurmayı Binbaşı Kemal Kutokan ile Cumhur­başkanlığı deniz ve hava yaverleri, ha­va ve deniz kuvvetleri emir subayları ve basın mensuplarını götürmektedir.

— Adana :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar beraberle­rinde Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen, Genelkurmay Başkanı Orge­neral Nuri Yamut, Deniz Kuvvetleri Komutanı Tümamiral Sadık Altmcan, Hava Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Muzaffer Göksenin, Kırşehir Milletve­kili Amiral Rifat Özdeş, Antalya Mil­letvekili Akif Sarıoğlu, İzmir Milletve­kili Mehmet Aldemir. Ankara Millet­vekili Mümtaz Faik Fenik olduğu hal­de saat 10.45'de özel bir uçakla şehri­mize gelmişlerdir.

Cumhurbaşkanı Adana hava alanında Adana Valisi Ahmet Kınık, Seyhan Milletvekillerinden Zeki Akçalı, Mah­mut Kibaroğlu, Reşat Güçlü, Balıkesir Milletvekili Ahmet Kocabıyıkoğlu, Üçüncü Ordu Komutan vekili Korge­neral Şahap Gürler, Sekizinci Kor Ko­mutanı Tümgeneral Salâhaddin Sel-ışık, Donanma Komutanı Tümamiral Ridvan Koral ile Demokrat Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi Başkanları ve hava alanında toplanmış kalabalık bir halk kütlesi tarafından karşılanmışlar­dır.

Bir ihtiram kıtası hava alanında Cumhurbaşkanına selâm resmini ifa etmiş­tir.

Halkın tezahüratı arasında alandan ay­rılan Celâl Bayar bayraklarla baştan­başa donanmış olan şehir sokaklarından alkış ve sevgi gösterileri arasında ge­çerek doğruca Vilâyete gelmişlerdir.

Vilâyette şehrin dilekleri üzerinde il­gililerden izahat alan Cumhurbaşkanı daha sonra Belediyeyi de ziyaret etmiş­lerdir.

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar saat 12.30 da Belediye tarafından şereflerine Şe­hir kulübünde verilen öğle yemeğinde hazır bulunmuşlardır.

Cumhurbaşkanı ve beraberlerindeki ze­vat saat 14.30 da otomobillerle İskende­run'a hareket edeceklerdir.

—- İstanbul:

Şehrimizde misafir bulunan Hâşimî Ürdün Meliki Abdullah Hazretleri bu sabah saat 10.30'da Vilâyete gelerek Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay'ı makamında ziyaret etmişlerdir.

Melik Hazretleri, Profesör Gökay ile yaptığı görüşmede İstanbul'un tabiî ve bediî güzelliklerinden bahisle Boğazi-çinde her yıl birkaç gün gelip kalmak üzere bir yalı tedarik etmeği düşündü­ğünü söylemiş ve İstanbul'da kendisini evinde telâkki ettiğini ifade buyurmuş­lardır .

Melik Hazretleri Vilâyetten ayrılırken Vali ve Belediye Başkanına vazifesinde hayır ve muvaffakiyetler temennisinde bulunmuşlardır.

— İskenderun :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar beraber­lerinde Millî Savunma Başkanı Hulusi Köymen, Genelkurmay Başkanı Orge­neral Nuri Yamut, Deniz Kuvvetleri Komutam Tümamiral Sadık Altmcan, Hava Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Muzaffer Göksenin, Kırşehir Milletve­kili Amiral Rıfat Özdeş, Antalya Mil­letvekili Akif Sarıoğîu, İzmir Milletve­kili Mehmet Aldemir, Ankara Millet­vekili Mümtaz Faik Fenik ve Adana Valisi Ahmet Kınık olduğu halde saat 14.30'da Adana'dan halkın sevgi göste­rileri arasında ayrılmışlardır Cumhurbaşkanı yolları üzerinde İn­cirlik mevkiinde yeni hava alanı çalış­malarını ve tesislerini incelemişler ve daha sonra Hoca-ali mevkiindeki pet­rolarama tesislerini ziyaretetmişlerdir. Burada petrol mühendisi Hulusi Berikmen ve petrol işçileri tarafından karşılanan Cumhurbaşkanı, petrol ara­ma faaliyeti hakkında geniş izahat al­mışlardır.

Müteakiben yollarına devam eden Ce­lâl Bayar, Ceyhan'da kendilerini istik­bale gelen Ceyhanhlann coşkun teza­hürat ve sevgilerine mukabelede bulun­muşlar, kendilerini aralarında görmek isteyen Ceyhanlılara ilk fırsatta Cey­han'a gelmeye çalışacaklarını söylemiş­lerdir.

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Hatay İl hududunda başta Hatay Valisi Rebii Karatekin, Hatay Milletvekili Abdur-rahman Melek, Tümen Komutanı Tüm­general Avni Aynagöz, İskenderun, An­takya, Dörtyol, Payas ve Erzin Bele­diye ve D. P. ile C.H.P. temsilcileri ol­duğu halde 36 otomobilden müteşekkil büyük bir kafile tarafından tezahürat­la karşılanmışlardır.

Erzin, Dörtyol ve Payas'ta da halkın sevgi gösterileri ile karşılanan Bayar, daima otomobillerinden inerek halkla hasbihalde bulunmuşlar ve muhtelif di­lekleri tesbit etmişlerdir.

Cumhurbaşkanı saat tam 18.45'te İs­kenderun'ugereflendirmişlerdir.

Şehir methalinde başta bando bulunan bir alay tarafından selâmlanmışlar ve methalden kaymakamlık binasına ka­dar olan meydanı hıncahınç dolduran İskenderunluların sevgi ve muhabbet­leri arasında onları selâmlıyarak güç­lükle . kaymakamlık binasına girebil­mişlerdir.

Burada kısa bir istirahat! müteakip saat 18.55'te Antakya'ya müteveccihen İskenderun'dan ayrılan Cumhurbaşkanı yol boyunca kısım kısım toplanan hal­kın tezahüratı arasından geçerek saat 20'de Antakya'ya vasıl olmuşlardır. Her yerde olduğu gibi Antakya'da da içten gelen bir sevgi ile istikbal edi­len Celâl Bayar, Vali konağında bir müddet istirahat buyurmuşlar ve mey­danı dolduran halkın şiddetli alkışları arasında şu hitabede bulunmuşlardır: «Antakyalı vatandaşlarım,

Ne vakit güzel şehrinizi ziyaret etsem bana en büyük muhabbeti gösterirsiniz. Kıymetli hâtıranızı hasretle muhafaza ederim.

Bu defa da en müstesna hüsnü kabul­lerinizden birini daha gösterdiniz. Bil­miyorum sizin içinizde yaşadığım muhabbeti, memleket sevgisini, demokra­si aşkını nasıl tebarüz ettireyim. Şunu söyleyeyim ki, sizin gibi vatanperver . insanlara hizmet etmek bizim için bü­yük bir zevktir, büyük bir borçtur. Sizlerin de bizim, daima hizmetinizde olduğumuza inanmanızı temenni ede­rim.

Çok çok teşekkür ederim Antakyalılar. Allaha ısmarladık."

Cumhurbaşkanı hitabelerini müteakip halka veda etmişler ve tezahüratla uğurlanarak saat 22'de İskenderun'a dönmüşlerdir.

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, askerî mahfelde şereflerine verilen yemekte hazır bulunmuşlardır.

Cumhurbaşkanı, beraberlerindeki zevat ile birlikte yarın sabah bir muhrible Mersin'e hareket edeceklerdir.

—İstanbul:

Şehrimizde misafir bulunan Haşimî Ürdün Meliki Abdullah Hazretleri, bu­gün saat 15.30'da beraberlerinde İstan­bul Milletvekili Salih Fuad Keçeci, Va­li ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, Tuğamiral Fuad Uzgören ve maiyetin­deki zevat olduğu halde Acar motörü ile Dolmabahçe'den Giresun muhribine gitmişlerdir.

Melik Hazretleri muhrib zabitanı ve mürettebat. tarafından merasimle kar­şılanmışlardır.

Ürdün Meliki Abdullah Hazretleri muhribden ayrılırken gemi zabitamna musanna gümüş bir çiçeklik, Tuğami­ral Fuad Uzgören ve muhrib komuta­nına da birer dürbün hediye etmişler­dir.

Melik Hazretleri gemide bir müddet kaldıktan sonra deniz kuvvetlerine mensup Yıldız motörü ile Dolmabah-çe'ye dönmüşler, müteakiben otomobil­le beraberlerindeki zevatla Emirgân köşküne gitmişlerdir.

—Ankara :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, bacanağı emekli Kur­may Albay İrfan Durukan'm vefatı münasebetiyle cenaze merasiminde bu­lunmak üzere bu akşam saat 21'de ekspresle İstanbul'a hareket etmiştir.

23 Mayıs 1951

—Ankara :

Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı, küçük sanatlar politikasınınesaslarınıtesbit

etmek maksadiyle bu sanatlarla alâ­kadar Bakanlık ve fakültelerin uzman­larını dün bir toplantıya davet etmiş­tir. Bu toplantıda Ekonomi Bakanı Muhlis Ete, Müsteşar Faruk Sünter, Teftiş Heyeti Başkanı Abdullah Aker, Sanayi Umum Müdürü Hayri Tokay, Küçük Sanat ve Kooperatifler Umum Müdürü Mennan Yiğiter ve muavini Ali Celâl Artüz, İstanbul Milletvekili Salih Fuat Keçeci, Burdur Milletvekili Profesör Fethi Çelİkbaş, Ankara Ziraat Fakültesi köy sanaları Profesörü Dr. Tevfik Eşberk ve muavini Dr. Musta­fa Harmancı, ziraat sanatları profesör­lerinden Dr. Arif Akman ve Dr. Sait Tahsin Tekeli, İstanbul Üniversitesi Doçenti Dr. Orhan Tuna ve Asistan Halûk Çillov, Millî Eğitim Bakanlığı Meslekî ve Teknik ve Tedrisat Umum Müdürlüğünden Yusuf Demirmen, Ta­rım Bakanlığı Ziraî Sanatlar Müdür­lüğü, Halk Bankası Umum Müdürü Nusret Uzgören, Ziraat Bankası iktisat müşaviri Asım Süreyya îloğlu ve ziraat müşaviri Necati GÖnençer, yüksek mü­hendis Fahri Fuat Orsan, Millî Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Heyeti üye­lerinden Mükerrem Aker ile Ferit Sa-ner, Ankara Esnaf Dernekleri Birliği Başkam Abdullah Caner bulunmuşlar­dır.

—İstanbul :

Türkiye'deki İngiliz mezarlıklarını zi­yaret maksadiyle memleketimize gel­miş olan İngiltere bahriyesine mensup Koramiral Nasmith, bugün refakatin­de İngiliz Başkonsolosu ve Ataşenaval yardımcısı ile üç İngiliz subayı olduğu halde İstanbul Deniz Komutanlığına bir nezaket ziyareti yapmıştır.

Koramiral bu akşam Ankara'ya gide­rek iki gün kaldıktan sonra İstanbul'a dönecektir.

—Bursa :

Haşimî Ürdün Meliki Abdullah Haz­retleri Bursa'dan ayrılırlarken Belediye Başkanı Yücel kendilerine tarihî Bur­sa bıçakçılığının sembolü olan çok kıymetli bir bıçak takdim etmiştir. Bu hediyeyi memnuniyetle kabul ettikle­rini beyan buyuran Melik Hazretleri Bursa'dan çok iyi intibalarla ve tahas­süslerle ayrıldıklarını bildirmişler ve Belediye Başkanını Amman'a davet eylemişlerdir.

Belediye Başkanı, Nablus Belediye Başkanı Şevket Paşaya ve diğer misafirlere de Bursa'nın orijinal mamulle­rinden hediyeler vermiştir.

— Antalya :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar beraber­lerindeki zevatla birlikte saat 17'de Antalya'yı şereflendirmişlerdir.

Daha Antalya limanı açıklarında mo-törlere binmiş Antalyalılar tarafından istikbal edilen Cumhurbaşkanı limana girdiklerinde donanmanın bir kısmının yarın yapacağı manevralara iştirak edecek olan Gelibolu, Gemlik muhrip­leri ile Ayancık, Amasra ve Ayvalık arama, tarama gemileri alay sancağı ile donatılmış oldukları halde cima-riva yerlerinde «Sağol» nidaları ile Celâl Bayar'ı selâmlamışlardır.

Daha sonra Antalya Valisi İhsan Sabri Çağlayangil, İsparta Valisi Mustafa Bağrıaçık, Antalya Milletvekillerinden Burhaneddin Onat, İbrahim Subaşı, Antalya ve İsparta Belediye, Demok­rat Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi Başkanlarından mürekkep bir heyet Muavenet muhribine gelerek Celâl Ba-yar'a hoş geldiniz demişlerdir.

Harp filosu Komutanı Tuğamiral Münci İlhan ile İkinci Muhrip Filotillası Ko­modoru Albay Tevfik Samurkaş'm da Cumhurbaşkanını Muavenet muhribin­de selâmlamalarını takiben Celâl Bayar saat tara 17'de Antalya limanı çevresi­ni dolduran binlerce Antalyalının coş­kun tezahüratı arasında rıhtıma çık­mışlardır.

Rıhtımla Vali konağı yolunu iki taraflı dolduran halkın şiddetli alkışları ve sevgi gösterileri arasından geçen Celâl Bayar, Vali konağında muhtelif ilçe­lerden gelen heyetleri kabul ederek bir müddet konuşmuşlardır.

Cumhurbaşkanı daha sonra Vali kona­ğı önünde toplanan halkın arzusu üze­rine şu hitabede bulunmuşlardır:

«Sevgili vatandaşlarım,

Görüyorum ki, en gencinizden en ih­tiyarınıza kadar burada bulunmak su­retiyle benim şahsımda temsil ettiğim fikirlere muhabbetinizi izhar için top­lanmış bulunuyorsunuz.

İnsan hissiyatını ifade etmek için ke­limelere müracaat eder. Fakat ben şu anda çok güzel şehrinizde asil halkı­nızla karşı karşıya bulunurken kulla­nacağım kelimeleri bulmaktan izharı aczediyorum.

Sizin bu samimî muhitinizde demok­rasi dâvasına karşı öteden beri göster­diğiniz bağlılığınızı tebarüz ettirmek ve ona karşı hislerimi ifade için cidden âciz bir durumda kalıyorum.

Her zaman her vesile ile sizin memle­ket muhabbetinizin ve demokrasi dâ­vasına ne kadar yakından bağlı bu­lunduğunuzun şahidi oldum. Bütün hislerinizi biliyorum. Sizin, bu yoldaki kararınız ve kanaatiniz devam ettikçe bütün isteklerimizin tahakkuk edeceği­ne ve bütün millî dileklerimizin yerine geleceğine emin bulunuyoruz.

Mevkiimiz ne olursa olsun, şahsen si­zin hizmetkârınız iz. Size karşı en ufak bir fayda sağladığımız zaman hayatı­mızın en büyük mükâfatını kazanmış oluruz. Sizi maddî ve manevî bir şe­kilde sıcak muhitinizde fazla tutma­mak için bana ve arkadaşlarıma karşı gösterdiğiniz muhabbete teşekkür ede­rim. Hepiniz ve millet için saadetler dilerim.»

Celâl Bayar, hitabelerini takiben şid­detli alkışlar arasında Vali konağın­dan ayrılarak saat 13.40'da Belediyeyi ziyaret etmişlerdir. Bu ziyaretleri es­nasında da meydanda toplanan halkın coşkun tezahüratı arasında Belediye balkonundan sık sık alkışlarla kesilen şu beyanatta bulunmuşlardır:

»Sevgili vatandaşlarım,

Her zaman gelişimde sizleri daima neş'eli, sıhhatte ve aynı zamanda da dâvamıza karşı azimli gördüğüm için sevinmekteyim. Bu defa da aynı hali gördüm ve kendi hesabıma büyük bah­tiyarlık duydum. Bugün burada size umumî ahvalden ve takip olunan bü­yük politikadan bahsetmeye imkân ol­madığım takdir edersiniz. Yalnız şu kadarını söyliyebilirim ki, milletimiz şimdiye kadar sarfedilen gayretin se­meresini mutlak olarak elde edecektir. Tekrar edeyim, bu neticeyi de kendi azim ve iradesiyle elde edecektir.

Kim iş basma gelirse gelsin, millî ira­deye inkiyad etmek mecburiyetindedir. Milletimizin bu husustaki azim ve ira­desinin çelik gibi olduğunu söylemeğe lüzum yoktur. Şu halde muvaffak ol­mak istiyenlerin bunu nazarı itibara almaları zarurîdir. Biz bütün gayreti­mizi milletimizin beklediği ve muhtaç olduğu eserlere vermek için sarfedece-ğiz. Bütün gayretimizi sarf edeceğiz derken sizin iradenizle i§ başına gelen


mes'ul hükümeti kastediyorum ve bu­günkü iktidarın da tamamen sizin ira­denize ve arzularınıza göre çalıştı­ğım size ifade etmek istiyorum.

Sevgili Antalyalı vatandaşlarım,

Yalnız vatanın değil, dünyanın en gü­zel yerlerinden birinin sakinlerisiniz. İkliminiz ve muhitiniz tabiatin topla­dığı bütün feyiz ve berekete sahiptir. Siz de çalışmasını biliyorsunuz. Bu iki kuvvet bir araya gelince muvaffak ol­mamak için sebep yoktur. Böyle çalı­şırsanız sizin çoluğunuz ve çocuğunuzla mes'ut ve müreffeh bir şekilde yaşaya­cağınıza eminim. İşte sizin hepiniz için duam ve temennilerim bunlardır."

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar sözlerine devamla her zaman Antalya'da şahsı­na karşı gösterilen muhabbetin min­nettarı olduklarını beyan etmişler ve bu defaki ziyaretlerinin, ayrı bir husu­siyet olduğunu ifade ederek Türk de­niz kuvvetleri hakkında şunları söyle­mişlerdir:

«Türkiye Cumhuriyeti donanmasının bir kısmı limanınızda mahabetle demir atmış bulunuyor.

Besaletin, şecaatin ve kahramanlığın delili' olan bu donanmayı limanda zevkle, heyecanla ve muhabbetle sey­rederken sizin de millî gururunuzun okşandığından eminim. Zaten Barbaros ve Turgut Reis gibi kahramanları si­nesinde yetiştiren bir milletin bağrın­da başka türlü bir duygunun yaşamı-yacağı tabiîdir.

Antalya bugün şirin donanmamızın bir kısmını sularında görmekle büyük bir bayram günü yaşamakta ve ben de ara­nızda bulunmakla aynı sevinci duy­maktayım. Her zaman olduğu gibi sı­cak muhabbetinizin minnettarıyım. Sağ olun sevgili vatandaşlarım."

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar daha son­ra Demokrat Partiyi ve Cumhuriyet Halk Partisini ziyaret etmişler ve An­talya parkında kısa bir gezintiyi mü­teakip askeri mahfelde şereflerine ve­rilen yemekte hazır bulunmuşlardır.

24 Mayıs 1951

— Ankara :

Yüksek Sağlık Şûrası, bu yılın ikinci kanunî toplantısını, bugün saat ll'de Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığında yapmıştır. Bu toplantıya Ord. Prof. Gnl. Tevfik Sağlam, Ord. Prof. Dr. A.


Kemal Atay, Ord. Prof. Dr. Fahreddin Kerim Gökay, Ord. Prof. Dr. Tevfik Remzi Kazancıgil, Ord. Prof. Dr. Saim Ali Diiemre, Prof. Dr. Gnl. Zeki Hakkı Pamir, Prof. Gnl. Zeki Faik Ural, Millî Savunma Bakanlığı Sağlık İşleri Dai­resi Başkanı Gnl. Dr. Kâzım Dalmacı, Dr. Tevfik İsmail Gökçe, Bakanlık Müsteşarı Dr. Ekrem Tok, Danışma ve İnceleme Kurulu Başkanı Dr. Ali Süha Delilbaşı, Sağlık İşleri Genel Müdürü Dr. Arif Aml, Sosyal Yardım İşleri Ge­nel Müdürü Dr. Seyfeddin Okan işti­rak etmişlerdir.

Şûranın gündeminde dört adlî ihtibar mevzuu ve 46 meslek hastalığı mevzuu ve yurdun sarî ve içtimaî hastalıklar durumunun ve diğer sağlık konuları­nın incelenmesi vardır.

—Antalya :

Haşimî Ürdün Meliki Abdullah Haz­retleri Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'a aşağıdaki telsizi göndermişlerdir:

«Fehametmeab Cumhurbaşkanı Haz­retlerine,

Teveccühkârane ve biraderane telgraf-namei fahimanelerini Bursa'dan avdet ederken Giresun muhribinde aldım. Bana her vakit ibraz buyurulan kar­deşlik hislerinden pek mütehassis ve müftehirim. Gerek Giresun sefinesinde gerek Bursa'da gördüğüm fevkalâde inayet ve lütufkârlıktan dolayı tekrar teşekkür ederim efendim.

Abdullah»

—İstanbul:

Şehrimizde misafir bulunan Haşimî Ürdün Meliki Abdullah Hazretleri, be­raberlerinde İstanbul Milletvekili Sa­lih Fuad Keçeci, Tuğamiral Fuad Uz-gören. mihmandarları Behçet Özdoğan-cı ve maiyetleri erkânı olduğu halde bu sabah Sultan Mahmut türbesine giderek büyük pederleri Şerif Ali mer­humun kabirlerini ve müteakiben Aya-sofya müzesini ziyaret etmişlerdir.

—Kırşehir :

Atatürk'ün büstünü kırmaktan sanık Sabahaddin'in Kırşehir Asliye Ceza mahkemesinde yargılanması yapılmış ve suçu sabit görülerek iki yıl iki ay hapse mahkûm edilmiştir.

—Edirne :

Edirne bugün Kırkpmara hâs günleri­ni yaşamağa başlamıştır. Şehrin muh
telif semtlerinden davul zurna sesleri yükselmektedir. Bazı pehlivanlar ise faytonlarla dolaşmaktadırlar. Güreşle­rin zevkli geçmesi ve şehre gelenlerin istirahatlerinin sağlanması için daimî ve intizamlı bir gayret sarfolunmakta-dır.

Bugün akşama kadar Tertip Komite­sine 80 deste, 40 orta, 20 başaltı ve 6 baş pehlivanı müracaat etmişler ve sicii defterine kaydolunmuşlardır. Başa gü­reşecek pehlivanlar için kayıt üçüncü güne kadar açık kalacaktır.

Bu seneki Kırkpınar güreşlerinde ta­kip edilen prensipler üç noktada top­lanmaktadır ki, bunlar da:

1.— Danışıklı güreşe mâni olmak,

2.— Yenielemanlarainkişafimkânı vermek,

3.— Yağlı güreş pehlivanlarının sicili­ni tanzim etmektir.

Salahiyetli kimseler alman bu tedbir­ler sayesinde güreşlerin çok güzel ge­çeceği kanatindedirler.

Bu akşama kadar başa güreşmek üzere şu pehlivanlar kayıtlarını yaptırmış­lardır:

Smdırgılı Şerif, Çolak İsmail, Tarzan Mehmet, Gönelli Kara Hüseyin. Bun­dan başka hakem heyeti İrfan Atan'ı da başa çıkarmayı düşünmektedir. Di­ğer taraftan eski baş pehlivanlardan Tekirdağh Hüseyin ile Mülayim peh­livanın da hazırlandıkları ve baş peh­livanlık için Kırkpmar'a gelerek gü­reşecekleri söylenmektedir. Başaltına kaydolan tanınmış pehlivan­lar arasında İrfan Atan, Orhan Atan, Necmi Yıldız ve Mahmut pehlivan bu­lunmaktadır.

Yarın başlayacak olan deste güreşle­rinde tanınmış serbest güreşçilerimiz­den Kemal Demirsüren ile geçen sene bu güreşçi karşısında zorlu bir güreş çıkaran Arabacı İbrahim'in karşılaşma­sının çok zevkli olacağı tahmin edil­mektedir.

25 Mayıs 1951

— Edirne :

Tarihî Kırkpınar güreşleri bugün saat 15'de Sarayiçi mevkiinde yapılacaktır. M.utad merasime hu sabah saat 10'da Belediye önünde toplanan kalabalık bir halk kitlesinin huzuriyle başlanmış­tır.

Gündüz tatbikatı esnasında sis perdesi gerisinde kütle halinde torpido hücu­muna kalkan kırmızı muhrib filotilla­sının hücumu karşısında mavi kuvvet­ler muhtelif isabetler alarak geri çe­kilmişlerdir. Daha sonra gece safhasına intikal eden tatbikatta tenvir mermi­leri ile harekât sahasını aydınlatmak suretiyle yapılan topçu muharebesi de çok enteresan olmuştur. Gece geç vakte kadar devam eden manevralar Cum­hurbaşkanı Celâl Bayar ve beraberin­deki zevat tarafından büyük bir ilgi ile takip edilmiştir."

— Edirne :

Tarihî Kırkpmar güreşlerine bugün saat 15'de Sarayiçi'nde merasimle baş­landı. Güreşlere iştirak eden 204 peh­livan halkın huzurunda yer aldıktan sonra askerî bando İstiklâl Marşını çal­mış, geçen senenin baş pehlivanı Hay-rabolulu Süleyman şeref direğine bay­rağımızı çekmiştir. Müteakiben Vali Emin Altıncı Kırkpmar'a iştirak eden pehlivanlara başarılar dilemiş, Tertip Komitesinden Rasim Gürkan da misa­firlere hoş geldiniz demiştir.

Bunu takiben pehlivanlar askerî ban­donun çaldığı marşla Sarayiçi çayırında bir geçit resmi yapmışlardır. Bu me­rasimden sonra Cazgır Halil pehlivan duasını yapmış ve deste pehlivanları­nın güreşlerine geçilmiştir.

Saat 19.30'a kadar alman neticeler şun­lardır:

Deste küçük boyda Hüseyin Can (Ba­baeski), Kemal Demirsüren (İstanbul), Niyazi Özcan (Edirne), Salih Kırallı (Malkara), Refet Sarı (İzmit), Hasan Şentürk (Şile), Sinan Gamsız (Mandı­ra), Turhan Çakar (İzmit), Mehmet Sıtkı Kıran (Akyazı), Hâşim Dal (Kırk­lareli), Tosun Türkoğlu (Edirne), Rah­mi Doğan (Biga), Niyazi Yapakçı (Kırklareli), Mehmet Yetkin (İstanbul), Fikri Dik (Kartal), Emin Çiftlik (Kırklareli), Hasan Yılmaz (İstanbul), Hâşan Kafadar (Kırklareli), Ali Filiz (Manisa), galip gelmişlerdir.

— îzmir :

Doğu Akdeniz bölgesindeki manevra­lardan dönmekte olan Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ile beraberlerindeki zevatı hâmil ve Cumhurbaşkanı forsunu taşıyan Muavenet muhribi ile Gelibolu, Gemlik, Sultanhisar, Gayret, Demirhi-sar ve Giresun muhripleri saat 17.50'de İzmir limanına gelerek borda nizamın­da demirlemişlerdir.

Cumhurbaşkanı İzmir limanlarına gi­rişlerinde Garnizon Komutanlığından atılan 21 pare top atımı ile selâmlan­mışlar ve bu sırada motörle Muavenet muhribine gelen Vali Osman Sabri Adal, Belediye Başkanı Rauf Onursal, İkinci Ordu Müfettiş vekili Korgene­ral Şahap Gürler, Beşinci Kolordu Ko­mutan vekili Tümgeneral Necati Ta-can, Tümen Komutanı Tümgeneral Fa­zıl Bilge, İkinci Yurtiçi Bölge Komuta­nı Tuğgeneral Cihangir Berker, De­mokrat Parti İl Başkanı Pertev Arat ile basın mensupları, Celâl Bayar'a hoş geldiniz demişlerdir.

Cumhurbaşkanı Muavenet muhribin­den ayrıldıkları sırada muhribden atı­lan 21 pare topla selâmlanmışlar ve saat 18.10'da Konak vapur iskelesine çıkmışlar ve Konak meydanını baştan­başa dolduran binlerce İzmirlinin mu­azzam tezahüratı, muhabbetiyle karşı­lanmışlardır.

Burada başta bando bulunan bir ihti­ram alayı, Cumhurbaşkanına selâm resmini ifa etmiş ve mülkî ve askerî erkân ile Cumhuriyet Halk Partisi îl Başkam Şevket Adalan, Celâl Bayar'ı karşılamışlardır.

Cumhurbaşkanı daha sonra halkın coş­kun tezahüratı arasından geçerek Vi­lâyete gelmişler, balkondan büyük te­zahürata yol açan ve sık sık alkışlarla kesilen şu hitabede bulunmuşlardır:

«Aziz vatandaşlarım,

Donanmamızın tatbikatında ve talim terbiyesinde bulundum. Denizcilerimi­zin kahramanlıklarından bütün millet­çe eminiz. Bu defa kendilerinin mes­leklerinde pek ileri gittiklerini, büyük bir heyecan içinde memleket müdafa* ası için vazifeye sarıldıklarını iftiharla gördüm. Bundan bahsetmemin sebebi, sizin bu yoldaki millî arzularınıza ter­cüman olduğumdan dolayı bahtiyar bulunmamdır.

İşte böyle mesut bir vakıa dolayısile ilham kaynağı olan İzmir'in aziz va­tandaşları arasında şimdi zevkle, heye­canla mevki almış bulunuyorum.

İzmirlilerin dâvalarına karşı olan du­rumlarından bahsetmeğe lüzum his­setmiyorum. Dâvalarının ne olduğunu

İzmirliler takdir etmekte ve hattâ dâ­vasını azim ve irade ile ellerinde tut­maktadırlar. Bu hususta bize düşen vazife sizlerin arzu ve iradenize göre hareket etmekten ibarettir.

İzmirliler her zaman olduğu gibi bu defa da büyük bir muhabbetle beni ağuşunuza aldınız. Bilmiyorum size na­sıl tegekkür edeceğim ve teşekkür ke­limelerini nasıl sıralıyacağım. Benim size karşı ne kadar samimî bağlarla bağlanmış olduğumu gayet iyi bilirsi­niz. Her zaman olduğu gibi muhabbe­tinizin derin minnettarıyım.

Hepinize ayrı ayrı saadetler dilerim. Bahtiyar olun aziz İzmirli hemşehri­lerim. »

Cumhurbaşkanı Vilâyetteki konuşma­larını müteakip sırasile Garnizon Ko­mutanlığını, Belediyeyi, Cumhuriyet Halk Partisini ve Demokrat Partiyi zi­yaret etmişlerdir.

Celâl Bayar bütün bu yerleri ziyaret ve ayrılışlarında halk tarafından şid­detle alkışlanmışlardır.

Cumhurbaşkanı daha sonra saat 21.30 da Vilâyet tarafından Tüccar Kulübün­de şereflerine verilen yemekte hazır bulunmuşlardır.

— Ankara :

Kore'ye gidecek olan değiştirme birli­ğinin anavatandan ayrılmak üzere ol­ması dolayısiyle bugün Millî Savunma Bakanlığı, biri Harita Genel Müdürlü­ğü mahfelinde birliğin gedikli erbaşla­rını, diğeri Ankara Orduevi salonunda subaylarını uğurlama maksadiyle bi­rer kokteyl parti vermiştir.

Bu toplantıda, Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Ad­nan Menderes, Devlet Bakanı Başba­kan Yardımcısı Samet Ağaoğlu, Ba­kanlar, Milletvekilleri, Genelkurmay İkinci Başkam Korgeneral Zekâi Okan ve diğer askerî erkân bulunmuşlar ve heyecanlı tezahürler olmuştur.

Kore marşı ve Harp Okulu marşları çalınmış, Büyük Millet Meclisi Başka­nı Refik Koraltan heyecanlı bir hitabe­de bulunarak ezcümle şunları söyle­miştir:

«Atatürk ne mutlu Türküm diyene, de­mişti. Ben de bu söze şunu ilâve edi­yorum: «Ne mutlu genç olup da insan­lık ve .medeniyet dâvasını korumak iğinsaldırganlarınkarşısınaçıkan Türk kahramanlarına.» Babalarınız, ağabeyleriniz, bugüne kadar Türkün kudret ve satvetini, kahramanlığını is­pat ettiler. Siz de onların yere düşür­mediği şanlı bayrağı alıp bağrınıza ba­sacaksınız. Siz de onlar gibi medeniyet ve insanlık dâvasını saldırganlara karşı koruyacaksınız.

Şurası muhakkak ki, insanlık ve me­denî âlem veba gibi beşeriyeti vakit vakit saran yıkıcı mikroplar gibi bir tehlike ile karşı karşıyadır.

Medenî dünyanın meşru hakkım mü­dafaa eden insanlar içinde bazıları, hâ­lâ ve hâlâ tereddüt ve zaaf içindedirler. O zaaf ve tereddüdün yersiz olduğunu, ölümden korkan insanların bizatihi ölüm tehlikesine maruz kaldıklarını bilmek zamanı gelmiştir.

Siz kahraman evlâtlar gittiğiniz bu şe­refli yolda müteredditlere, zayıflara, «Korkmaymız, yanınızda insanlık dâ­vasının yolunda kahraman Türk bek­çileri vardır». Bu sesinizle bu imanınız­la bir defa daha medenî dünyaya ol­duğu kadar bu medeniyeti tehdit eden saldırganlara da asil, kahraman, vefalı, erkek, kabadayı durumunuzu ispat edeceksiniz.™

Büyük Millet Meclisi Başkanı sözlerini kahraman yolculara muvaffakiyet te­mennisiyle bitirmiştir.

Müteakiben Başbakan Adnan Mende­res etrafım çevreleyen kahramanlarla bir hasbihalde bulunarak, kendilerine başarılar dilemiş ve yakın bir zaman­da tekrar şen ve muzaffer olarak ken­dilerini görmek temennisinde bulun­muştur.

Başbakan bilhassa, «Sizlerin orada evi­nizi müdafaa eder gibi davranacağınız­dan eminim.» diyerek hayırlı yolculuk­lar dilemiştir.

Bu heyecanlı ve samimî toplantı marş­lar okunmasiyle sona ermiştir.

26 Mayıs 1951

— Ankara :

24/Mayıs/1951 tarihinde gündemindeki konuları incelemeğe başlamış olan Yüksek Sağlık Şûrası, Bugün de Sağ­lık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr. Ekrem Hayri Üstündağ'm başkanlığında top­lanmış, ruznamesinde bulunan adlî ih-tibar ve meslek hastalıkları konularını inceleyerek kararlara bağlamış ve 1951 yılında yurdumuzda görülen sarî ve iç-

image002.giftimaî hastalıklar durumunu gözden geçirmiş ve bu hususta alınmış olan tedbirleri uygun bularak çalışmalarına son vermiştir.

—Ankara :

Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprü­lü, beraberlerinde Manisa Milletvekili Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu, D-enizli Milletvekili Eyyüp Şahin, Ordu Millet­vekili Fevzi Boztepe, Kütahya Millet­vekili Yusuf Aysal, Büyük Millet Mec­lisi ve Başbakanlık Özel Kalem Mü­dürleri Bedri Akyüz ve Basri Aktaş olduğu halde saat 12.30'da özel bir u-çakla Adana'ya hareket etmişlerdir.

Büyük Millet Meclisi Başkanı, Başba­kan, Dışişleri Bakanı ve arkadaşları hava alanında Devlet Bakanı Başba­kan Yardımcısı Samet Ağaoğlu, Bakan­lar, Milletvekilleri, mülkî ve askerî er­kân, Ankara Valisi, Belediye Başkanı, Merkez Komutan vekili tarafından u-ğurlanmışlardır.

—Ankara :

Kore'deki kahraman tugayımızın er ve subaylarının yerini alacak olan değiş­tirme birliğimizin bir kısmı bugün saat 11.15'de Ankara'dan hususî bir trenle İskenderun'a hareket etmiştir.

Sarıkışla'dan hareket eden birlik, Çan­kırı caddesi, Ulus meydanı yoliyle baş­ta bando olduğu halde caddeleri dol­duran halkın sevgi tezahürleri ve şid­detli alkışları arasında istasyona gel­miştir.

Saat 9.30'dan itibaren istasyonu doldu­ran binlerce halk ellerinde çiçekler ve çeşitli hediyelerle kahraman subay, ge­dikli ve erlerimizi karşılamışlardır. Üniversite, lise, orta ve ilkokullardan kız, erkek binlerce öğrenci de ellerinde buketler ve kırçiçekleri ile kahraman­larımızı uğurlamak için istasyonda yer almışlardı. İstasyonu dolduran mah­şerî kalabalığın kesilmeden yükselen alkış tufanları arasında atılan çiçekler, verilen buket ve hediyeler vagonları doldurmuştu. Saat 11.15'de bandonun çaldığı İstiklâl marşı ile tren yavaş yavaş hareket etti. Ağır ağır uzaklaşan vagonların arkasından on binlerce el sallanıyor ve bilhassa şu levha göze çarpıyordu: «Mehmetçik Allah'a ema­net ol.

— İstanbul:

Bir haftadan beri şehrimizin misafiri bulunmakta olan Haşimî Ürdün Meliki Abdullah Hazretleri, bugün hususî su­rette kabul buyurdukları Anadolu Ajansı muhabirine aşağıdaki beyanatta bulunmuşlardır:

«Bu memlekette küçüklük ve gençlik intibaatımm hâlâ tesiri altındayım. Bu büyük ve kadim şehir birkaç yüz sene Şarkın emcadmi ve tarihini yaşamış ve yaşatmıştır. Binaenaleyh şehri azi-mi tezyin eden kubbe ve minareler ba­ki kaldıkça her mü'min ve muahhidin bu şehri kendisinin hissemendi mefha­reti olarak bileceği kanaatindeyim.

Üçüncü defa olarak bu mahbub beldei muazzamayı ziyaret ediyorum. Birinci ziyaretim Atatürk merhumun zamanın­da idi. Bu, iftirakı tarihiyi müteakiben ve birkaç sene sonra olmuş idi. O za­man Beylerbeyi sarayına misafir edil­dim ve gördüğüm izzet ve ikramı şim­di bu satırları yazrırırken tahattur et­tim.

İkinci ziyaretimde, Reisicumhur, İsmet İnönü Hazretleri idi ve davetle ve zi­yareti resmiye ile geldim. O vakit dahi bu büyük saraya nazil oldum. Hepini­zin hatınndadır, aziz olarak şehrinize geldim ve aziz olarak müfarakat ettim.

Bu seferki ziyaretim ise, resmî olma­makla beraber, bana, Celâl Bayar Haz­retlerinin ve Hükümeti haziranın ve halkın gösterdiği mihmannüvazlık âdeta resmî bir şekilde oldu. Üste de, kardeşlik ve muhabbet riayetini gör­düm. Şehrinize ve muaşereti kerime­nize doyulmaz. Allah isterse yarın memleketime avdet ediyorum. Bu bü­yük Cumhuriyetin ve ona nisbetle kü­çük olan Ürdün memleketinin görgü­leri hemen bir hedefe doğru gidiyor. O hedef ise vatandaşlarımızın izazı, si-yaneti, halkına temini adalet ve refa-hiyet ve iki ümmetin kardeşliğini isfaat ve takviye esasları olacaktır.

Cenabıhak her iki bilâdı korusun. İn-tibaatım, temenniyatım bundan ibaret­tir. Benim selâmımı ve muhabbetimi vasıtanızla her Türke tebliğ ediyorum. Rica ederim vasıta olunuz.»

— Adana :

Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprü­lü beraberlerinde Demokrat Parti Ge-

nel İdare Kurulu üyelerinden Manisa Milletvekili Fevzi Lûtfi Koraosmanoğ-lu, Ordu Milletvekili Fevzi Boztepe, Kütahya Milletvekili Yusuf Aysal, Ay­dın Milletvekili Ethem Menderes, De­nizli Milletvekili Eyüp Şahin ile Bü­yük Millet Meclisi Başkanlığı Özel Ka­lem Müdürü Bedri Akyüz ve Başbakan­lık Özel Kalem Müdürü Basri Aktaş olduğu halde bugün saat 14'de Özel uçakla şehrimize gelmişlerdir.

Meclis Başkanımız ve Başbakanı hava alanında dün sabaha karşı şehrimize gelmiş olan Tarım Bakanı Nedim Ök-men, Seyhan Valisi Ahmet Kınık, İçel Valisi Şakir Canalp, Seyhan ve İçel Milletvekillerinden Doktor Cezmi Türk, Mahmut Kibaroğlu, Doktor Se­dat Barı, Arif Nihat Asya, Doktor Sa­lim Serçe, Zeki Akçalı, Doktor Yusuf Ziya Eker, Profesör Remzi Oğuz Arık, Tevfik Coşkun, Doktor Celâl Ramazan-oğlu, Salih înankur, Şahap Tol, Dok­tor Aziz Koksal, Seyhan ve İçel De­mokrat Parti İl başkanlariyle Cumhu­riyet Halk Partisi Seyhan İl ve İlçe İdare Kurulu başkanları ile Demokrat ve Halk Partileri mensuplarından ka­labalık bir halk kitlesi tarafından te­zahüratla karşılanmışlardır.

Meydanı dolduran Adanalıların "Yaşa­yın, -varolun, hürriyet kahramanları" nidaları ve sürekli alkışları arasında uçaktan inen Meclis Başkanı ve Baş­bakan hazır bulunanlara ayrı ayrı te­şekkürde bulunduktan sonra selâm res­mini ifa eden bir kıt'a askeri teftiş et­mişlerdir.

Başbakan Adnan Menderes, hava ala­nında hazır bulunan Demokrat Parti teşkilâtı mümessillerinin hararetli gös­terilerine ayrı ayrı mukabelede bulun­duktan sonra misafirlerimiz alanı dol­duran halkın coşkun tezahüratı, ara­sından geçerek otomobille Mersin'e hareket -etmişlerdir.

— Mersin :

Adana uçak alanından doğruca Mer­sin'e hareket eden Büyük Millet Mec­lisi Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü, Manisa Milletvekili Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu ve kendilerine Adana'da iltihak etmiş olan Tarım Ba­kanı Nedim Ökmen ile diğer misafirler ve yine kafileye katılan İçel ve Seyhan Demokrat Parti müfettişi ve Milletve­killeri, İçel ve Seyhan Valileri, Mer­sin, Ceyhan, Tarsus Belediye Başkanları ve sair karşılayıcılar hep beraber büyük bir kafile halinde saat 15.45'te şehrimize gelmişlerdir.

Misafirler yol boyunca her tarafta ha­raretle selâmlanmışlar ve Tarsus'ta bu tezahürler en yüksek derecesini bul­muştur. Şehrin methalinde bir askerî müfreze selâm resmini ifa etmiş, ma­hallî memurlarla başta Halkevi ban­dosunun bulunduğu teşekküller mü­messilleri ve büyük bir kalabalık ha­linde Tarsuslular misafirleri candan selâmlamış ve alkışlamışlardır. Burada Büyük Millet Meclisi Başkanı, Başbakan ve Bakanlar, karşılıyanları selâmlamışlar ve kendilerine gösterdik­leri iyi kabule teşekkür ettikten sonra yollarına devam etmişlerdir.

Mersin'e varış büyük tezahürlere se­bep oldu. Denizyolları iskelesi civarın­da otomobilden inen misafirlere bir askerî müfreze selâm resmini ifa etti ve Belediye Başkanı Müfide İlhan şe­hir adına «hoş geldiniz» dedi. Burada Mersinliler büyük bir kalabalık halin­de misafirlerine karşı çıkmış bulunu­yor, onları sevgi ve heyecanla alkışlı­yorlardı. Yollarına devam eden misafir­lere çarşı boyunca candan bir kabul gösterildi ve alkışlar arasında Vali ko­nağına varıldı.

Saat 17'de Akkahve salonunda Tarsus delegesi, Avukat Mustafa Nuri Gür-kan'm başkanlığında yapılmakta olan Demokrat Parti İl kongresine gidildi. Kongre, misafirleri dakikalarca süren alkışlar arasında karşıladı. İdare Ku­rulu raporunun okunmasından sonra bütün delegeler bir ağızdan Başbakanı konuşmaya davet ettiler. Bunun üze­rine Büyük Millet Meclisi Başkanı ve İçel Milletvekili Refik Koraltan kürsü­ye gelerek şu beyanatta bulundu:

-Her vakit olduğu gibi bu defaki geli­şimizde de siz değerli hemşehrilerimi­zin Başbakanınıza ve diğer arkadaşlara gösterdiğiniz sevgiyi teşekkürle karşı­lıyoruz. Hepimiz ve bilhassa değerli Başbakanımız sizlerin arzu ve dilekle­rinizi dinledikten sonra bunlara cevap verecek ve umumî memleket durumu­nu izah edecektir. Şimdi müzakereye devam ediniz. İhtiyaçlarınız ne ise on­ları söyleyiniz, biz de icap eden cevap­ları vereceğiz. Müşterek duygularımız olan İçelli hemşehrilerimizin dilekleri­ni zevkle karşılıyacağız.»

Refik Koraltan'm bu beyanatı delege­ler ve hazır bulunanlar tarafından «İçel


sizinle iftihar eder» sözleri ve alkışlarla karşılanmıştır. Kongre devam etmektedir. Gece bu­rada geçirilecektir.

— Ankara :

Büyük Millet Meclisi Anayasa Komis­yonu Başkanlık divanından tebliğ olunmuştur :

Atatürk aleyhinde işlenen suçlar hakkındaki kanun tasarısının Anayasa Komisyonundaki müzakeresi sonunda oyların ne suretle verildiği ve netice­nin nasıl tesbit edildiği gazetelerimizce başka başka şekilde nakledilmiş oldu­ğundan aşağıdaki tavzihe lüzum gö­rülmüştür :

Adı geçen tasarı görüşülürken onbeş Komisyon üyesi hazır bulunuyordu. Başkanlık rey yetkisini haiz olan Mil­letvekillerinin bu mahdudiyeti dolayı-sile her birinin sözle oy vermesini tek­lif etmişse de bazı üyelerin itirazları üzerine gösterme oyuna baş vurdu.

Oya arzedilen takrir mucip sebepleri ihtiva ediyordu. Takririn kabulü yo­lunda yedi ve reddine yedi işaret ve­rildiği görüldü. Sayın üyelerden Faik Ahmet Barutçu verdiği reyi izah et­mek istediğini söyleyip muhalefetinin takrirdeki mucip sebeplere iştirak et­mediğinden ileri geldiğini açıkladı. Muhterem Sabit Sağıroğhı takririn ne lehinde işaret vermiş, ne aleyhinde el kaldırmıştı. Kendisi müstenkif kaldı­ğını iki kere sözle de bildirdi. Zaten işaretler sayılırken k-endj. tarafından hiç bir işaret verilmemiş olmasından dolayı oy sayısında hiç bir tarafta sa­yılmaması îç tüzüğün 137'inci madde­sinin 14'üncü fıkrası icaplarmdandı. Sayın Ercüment Damalı da takririn le­hinde oyunu kullanmış olduğunu teyid etmiştir. Bu suretle onbeş üyeden bi­rinin çekimserliği ve kalan ondört üye arasında oy eşitliği bulunduğu sözle de izah edilen gösterme oylaması netice­sinde anlaşılmış oldu. Başkanın bulun­duğu taraf takriri kabullenmiş oldu­ğundan netice İç tüzüğün 144'üncü maddesinin ikinci fıkrası hükmüne gÖ-re belli olmuştu. F.aik Ahmet Barutçu tasarıya daha iyi bir şekil verilmesi teklifinde bulunup bu teklifinin reye arzını istemişse de takrir kabul edilip netice belli olmuş bulunduğu ve esa­sen Kamutayca komisyondan istenen mütalâa tasarının esası hakkında ol­mayıp sırf Anayasaya aykırı olup ol­madığınoktasınamünhasırbulunduğu cihetle bu teklif hakkında oylama yapılmasına imkân görülmemiştir.

Komisyon sözcüsü tarafından adları okunan sayın üyelerin hiç biri meselâ müstenkif olmadığı yahut takririn aleyhinde oy vermişken yanlışlıkla lehde rey verenler arasında sayıldığı yolunda bir ifadede bulunmamış oldu­ğu cihetle neticenin sıhhatinde tered­düdü ve başkanlıkça muhterem üyelere sual tevcihini gerektirir bir sebep, hat­tâ buna usulen cevaz olmadığı ise be­yandan müstağnidir.

— Ankara :

İki gündenberi şehrimizde misafir bu­lunan Batı Almanya futbol şampiyonu Karlsruche takımı bugün ilk maçını beş bine yakın bir seyirci önünde 19 Mayıs Stadında Ankaragücü takımı ile yapmıştır.

Oyuna saat 18'de Refik Güven'in ha­kemliğinde başlandı. Takımlar sahada şu şekilde dizilmişlerdi:

Ankaragücü: Semih - Fikri, Hayri -Halûk, Fethi, Ercüment - Hüseyin, Ha­san, Celâl, Fikret, Kenan.

Karlsruche: Scheib - Fischer, Roth -Dannennayer, Gartner, Trenkeî - Kum-kel, Pastetter, Seeburger, Ruhtz, Traub.

Daha oyunun ilk dakikalarında hâki­miyeti ele alan misafir takım, Anka­ragücü kalesini sıkıştırmaya başladı ve ilk golünü 13'üncü dakikada santrfor­larının ayağı ile kazandı. Bundan sonra «W» ve «M» sistemi ile çok güzel bir oyun tutturan misafir takım sırasiyle 2Q'inci, 33'üncü ve 40'mcı dakikalarda üç gol daha attı. Buna mukabil 41'inci dakikada Celâl'in ayağı ile bir gol ka­zanan Ankaragüçlüler biraz canlanır gibi oldularsa da gol kazanamadılar ve birinci devre 4-1 misafir takımın gali­biyetiyle neticelendi.

İkinci devreye kaleci Semih'in yerine Hikmet'i alarak oyuna başlıyan Anka­ragüçlüler bu devrede biraz daha canlı oynadılarsa da misafir takımın güzel müdafaası ve yerden kısa paslarla oyu­nu açmaları yüzünden bir şey yapama­dılar.

İkinci devrenin onuncu dakikasından sonra sırasiyle 10'uncu, 17'inci dakika­larda iki gol daha çıkaran misafir ta­kım 6-1 galip duruma geldi. Misafir takımın bilhassa santrforları, sağiçlerî ve kalecileri çok güzel oyun göstermiş­lerdir.

Saat 13'de gençlerin gösterileri bitti ve 1950-51 yılı Okullararası Mükâfatları dağıtımına başlanarak törene son ve­rildi.

— Ankara :

Bugünkü Zafer gazetesi Atlantik Pak­tı, Türkiye ve Times başlığı ile şu baş­makaleyi neşretmiştir:

Türkiyenin Atlantik Paktına diğer üye devletlere eşit haklarla alınmasına da­ir son zamanlarda Amerika Birleşik Devletleri tarafından resmî bir teşeb­büs yapıldığını biliyoruz. Bu teşebbü­sün uyandırdığı tepkiler basın sahasın­da kendini göstermeğe başlamış bulu­nuyor. Times'in Çarşamba günkü nüs­hasında rastladığımız uzun bir yazı bunlardan biridir. Vakıa bu gazete ta­rafsız bir organdır, bu itibarla İngiliz hükümetinin görüşünü aksettirir sayıl­maz. Bununla beraber, Anglo-Sakson memleketlerinde basının umumî efkâra yaptığı tesiri, -umumî efkârın da sorum­lu hükümet adamlarının fiil ve karar­larına veçhe verirken dikkat nazarına almaları gereken esaslı âmillerden biri olduğunu düşünerek Times'in bu ya­zısını lâyık olduğu ehemmiyetle telâk­ki etmemiz lâzımdır.

Bu büyük Londra gazetesi memleketi­mizle Yunanistan'ın Atlantik Paktına katılmaları meselesini, bu dâvanın baş­lıca unsurlarını gözden geçirerek, ince­liyor, böyle bir talepte bulunmamızı haklı kılan sebepleri hatırlatıyor, ve sonra yazısını saydığı delillerin tabiî muktezasma uygun olmaktan uzak bir sonuçla bitiriyor. Bu sonuç şöyle bir endişenin ifadesidir: Türkiye ile Yuna­nistan'ın Pakta alınmaları acaba Sov­yetlerde Batı devletlerinin, esas gaye­leri olan savunma arzusunu aşan bir maksat takip etmekte oldukları gibi bir his uyandırmıyacak mıdır? Gazetede aynen şunu okuyoruz: "Şimal Atlantik Paktı harbe mâni olmak için ihdas olunmuştu, ve âkit devletler sarahaten savunma gayesi ile ihdas olunan ted­birlerle, meydan okuyor hissi verebi­len sair tedbirler arasındaki farkı da­ima gözönünde bulundurmak zorunda­dırlar."

Evet, sevgili okuyucularım, bu satır­ları gözden geçirirken sizin de yüzleri­nizde beliren hayret ifadesini görür gi­biyim.

Sulha bağlılığın tek bir nişanesini ver­mek şöyle dursun, dünyanın beş kıtasına kendi korkunç hüküm ve nüfuzu­nu yaymak azminden başka bir maksat gütmediğini gösteren saldırgan bir ida­reye karşı millî varlıklarını korumak üzere bir araya gelen Batı Devletleri­nin vücuda getirdikleri siyasî tesis sulhu koruyucu bir tesistir. Ve hemen ilâve edelim ki, bunda şüphe de yok­tur. İmdi, bu devletlerin ellerindeki ye­tersiz vasıtaları arttırmak lüzumunu nihayet teslim ederek bunun esbabına tevessül eylemeleri bir nefsi koruma hareketidir. Fakat ayni ihtiyacı, coğ­rafî durumları dolayısiyle, onlardan zi­yade hissetmekte olan ve, diğer taraf­tan sulh ve demokrasi dâvalarına ne dereceye kadar sadık olduklarını fiilen göstermiş bulunan iki Akdeniz devle­tinin mevcut zümreye katılmaları te­şebbüsü bu zümreye tecavüzkâr bir mahiyet verebilecektir. Sebep? Çünkü Türkiye Müttefikler arasına alınırsa onun topraklarında hava meydanları inşasına başlanılması ihtimali varmış, bu takdirde Sovyetlerin bundan kuşku­lanmaları mümkün olurmuş.

Kulağımıza gelen haberler doğru ise bazı Fransız mahfillerinde de buna ben­zer düşüncelere yer verilmekte, Dört Büyükler arasında bir toplantı yapıl­ması ve bir anlaşmaya varılması ha­yali henüz tamamiyle zail. olmadığına göre bu aralık Moskova zimamdarları­nı «tahrik» mânasında telâkki oluna­bilecek kararlardan ve icraattan çeki-nilm-asi isabetli sayılmakta imiş.

İngilterenin kifayetsiz bulduğu kendi korunma vasıtalarını takviye için A-merika Birleşik Devletlerinin bu mem­lekete hayli zaman evvel uçan kaleler gönderdiği malûmdur. Biz böyle bir hareketin Sovyetlerce «savunma gaye­sini aşan bir karar» sayılabileceği en­dişesine o zamanlar Times sütunların­da rastlamış olsaydık gazetenin bugün­kü mülâhazalarını onun mutad bir te­lâkkisinin beyanı sayardık ve haklı bulmasak da biraz mazur görürdük. Amerikalıların Fransız topraklarında uçak meydanları yapmak tasavvuru ba­sında yayınlandığı zaman da ne îngi-liz, ne de — hatırımızda kaldığına gö­re — Fransız matbuatında tenkit ifa­de eden yazılar çıkmış idi. Zira işin aslı dünyaca bilindiği için böyle bir şey yapmak kimsenin aklından geçe­mezdi.

Hal böyle iken şimdi, sıra memleketi­mize gelince bu nevi seslerin yükselme­sinde makul ve samimî bazı kanaatlerin

ifadesinden ziyade açığa vurulması is­tenilmeyen bir takım gizli düşüncele­rin tesirini seziyoruz dersek yanılmış mı oluruz?

Londralı refikimizi hemen temin ede­lim ki, Türk milleti memleketinin mad­dî inkişaf ve refahını sağlamaktan, bu­günkü Türkiye'nin farikası olan ileri zihniyeti barış ve huzur içinde kökleş­tirmekten başka bir hedef gütmüyor. O, küçük, büyük, uzak, yakın hiçbir devlete karşı bü gayeyi aşan emeller beslemediği gibi farzımuhal böyle emeller besliyenler de olsa onların ta­hakkukuna vasıta olmayı arzu etmez. Bütün arzumuz kendi varlığımızı ko­rumak, kendi egemenliğimize toz kon­durmamak niyetiyle sınırlanmıştır. O-nun tahakkuku vasıtalarını araştırmak­taki hakkımız ise dost İngiliz milleti-ninki derecesinde müsellem bir hak sayılmak lâzımgelir.

Bu cihete işaret ettikten sonra (Ti­mes) in mülâhazalarım birer birer ele alalım: Gazete gerek Türkiyenin gerek Yunanistan'ın kendilerini Sovyet em­peryalizminin tehdidi altında gördükle­rini yazarak bu iki devletin "Komüniz­me karşı koymak azim ve kabiliyetin­de olduklarını^ belirtiyor, Kore'ye her türlü egoist maksattan âri olarak yar­dım gönderip kahramanca döğüştüğü-müzü yazıyor, Atlantik Paktına dahil diğer devletlere Amerikanın yapmakta olduğu askerî yardımın biz bu teşek­küle girince azalması gibi bir mahzuru tevlid edeceğine dair küçük, hattâ bü­yük bazı devletlerce izhar edilen endi­şenin yerinde olmadığını ve hele "Em­niyet bakımından hiç de müsait bir mi­sal teşkil etmemiş olan Kore mesele­sinden sonra Pakta alınmamız için o kadar kuvvetli sebepler mevcut olma­sına rağm-an ona iştirake davet edil­memekten haklı olarak şaşırmış oldu­ğumuzu» söylemek hakşinaslığını gös­teriyor, ki bundan dolayı refikimize teşekkür ederiz.

Atlantik Paktının bu deniz kıyısındaki memleketleri içine aldığı ve daha u-zak sahalara kadar teşmilinin ona bu mahiyetini kaybettireceği mealinde ba­zı Kuzey Avrupa Devletleri tarafından ileri sürülen itirazın abesliğini de Ti­mes «Kaçamak bir yol aramak için bulunmuş bir kelime oyunu» sözleriyle tebarüz ettiriyor.

Amma bütün bu mülâhazalardan sonra gazete,buyazımızınbaşındadediğimiz gibi, ifadesine başka bir istikamet vererek «Akdeniz Komutanlığı ve Plânlama Kurulu teşkil edilmedikçe Türkiye ile Yunanistan'ın bir savunma projesine iştirakleri temin edilemiye-ceği» görüşünü de haklı buluyor. Ya­zar vardığı bu beklenmedik neticeye büsbütün acaip diğer bir düşünce kat­maktan da çekinmemektedir. Bakınız ne diyor: «Şimal Atlantik Paktının kurucuları nazarında bu Pakt basit bir askerî ittifaktan başka bir şey olacak­tı. Atlantik sahillerinde yaşayan ve ta-rhileri, ananeleri, hükümetleri birbiri­ne girift bir şekilde bağlı bulunan mil­letleri birbirlerine bir kat daha yak­laştıracak olan, Atlantik camiasının ve belki de bir Atlantik Birliğinin teşki­line zemin hazırlıyacaktır.»

Bu bizler için bir ostracisme ifadesi midir? Atlantik Paktına taallûku iti­bariyle bu suale verilecek cevap -«evet» tir. Fakat «Batı Devletlerinin kendi durumlariyle ilgilendiklerine» de makalesinin bir yerinde işaret eden sa­yın yazar Türkiye ile Yunanistan'ı At­lantik Paktının değil «Akdeniz savun­masının bir parçası» saymak semalıa-tini göstermemezlik etmiyor.

Şu ifadeler üzerinde biraz durmamız gerekir: Evvelâ Batı Devletlerinin bi­zim durumumuzla ilgilenmeleri temi­natını ele alalım:

Bu devletlerin başlıcalarmdan ikisi, İn­giltere ile Fransa, bugün Türkiye'nin müttefikidirler. Bu ittifak ani bir ka­rarın eseri değildir, devamlı ve birbir­leriyle hemahenk olduğunu hâdiselerin teyid ettiği karşılıklı büyük menfaatle­rin yarattığı bir zarurettir. Amerika ise kendisiyle aramızdaki münase­betlerin son dünya harbindenberi ge­lişmeğe başladığı bir memlekettir. Tür­kiye yalnız kendi varlığını değil, Ba­tılı müttefiklerinin de en esaslı men­faatlerle bağlı bulundukları Orta-Do-ğunun ve Akdenizin bize yakın kıyıla­rının istilâdan korunmasını temin için 12 yıldanberi Avrupanm en kudretli ordusunu, ayakta tutuyor, ve bunun için iktisadî bir nefis fedakârlığına katlanıyor. Müşterek menfaatlerin bundaki kazancını teslim etmeyen yok­tur. Büyük müttefikimiz ise harbin kendi bünyesinde açtığı yaraları barış yıllarında iyileştirmeğe çalışmış ve, takdire şayan bir azim ve gayretle, ik­tisadî durumunu düzelterek bugünkü gıpta verici mertebeye ulaşabilmiştir. Times refikimiz bizim zayıf maliyemi-

zin ve son harp tekniğine göre cihaz-landınlması icabeden ordumuzun ihti­yaçlarını sağlamakta Batılı müttefik­lerimizin, değil de kendisine bugün bile herhangi ahdî bir bağla merbut bu­lunmadığımız Amerika Birleşik Dev­letlerinden yardım gördüğümüzü ve güvenliğimizle bu realist devletin ilgi­lendiğini yazmış olsaydı hakikate da­ha uygun bir ifade kullanmış olurdu. Umumî menfaatleri elbirliğiyle koru­mağa talip oluşumuzda karşılaştığımız tereddüdü, hattâ çekimserliği bir müd­det için «güvenliğimizle ilgilenmesi» mânasına telâkki edemiyorsak bunda mazur görüleceğimizi umarız.

Diğer taraftan, Atlantik topluluğunda kendilerine yer verilmek istenilmeyen Türkiye ve Yunanistan'ın bir Akdeniz savunma teşkilâtına girebilecekleri hakkında gazetede belirtilen ihtimal de bu bölgede müşterek komutanlığın tesisi gibi bir şartın tahakkukuna bağ­lanmaktadır. Yalnız Anglo-Saksonları değil, bütün Lâtin memleketlerini de ilgilendirmemesi mümkün olmayan bu mesele ne çabuk, ne de kolayca hal­ledilecek bir meseledir. Bugün varken yarın yok olmak gibi bir ihtimal ile karşılaşan milletler, mukadderatlarının siyasî istirkaplardan doğan böyle ego­ist çekişmelere bağlı kaldığını görmek­ten sinirleniyorlarsa onlara hak ver­mek lâzımdır.

Times'in yazısında en manalı bulduğu­muz cihet Atlantik Paktının kurulma­sında güdülen gayeye dair olan kısım­dır. Gazeteye göre gayenin ne olma­sının lâzım geldiğini yukarıda işaret et­miş bulunuyoruz.

Yüz yıl savaşlarından tutunuz da bü­tün 17, 18 ve 19 uncu asırlardaki İn­giliz dış politikasının herkesçe bilinen tezahür şekillerini hükümetler arasında "girift, sıkı bir anane ve bağlılık ku­rulmasına» yaramış âmiller meyanm-da sayıyor görünen Times gazetesinin bu telâkkisi üzerinde durmağı zait ad­detmekle beraber biz muhterem refi­kimize hatırlatalım ki bugün İngiliz mesul ricalinin de tasvibi ile vücude getirilmiş olan ve kendisine dahil dev­letleri aynı bir ülkü ve müşterek pren­sipler etrafında topladığını statüsünün daha ilk satırlarında tebarüz ettiren diğer bir gerçek teşekkül vardır: Av­rupa Birliği.

Türkiye ile Yunanistan'ın da faal iki üyesi oldukları bu Birlik hürriyete âşık, demokrasiye sadık milletlerin bir topluluğudur ve bugün demir perde arkasında ıstırap çekmekte bulunan insan camialarına da kendisine iltihak imkânım elde etmelerine intizaren, açık bulundurulmaktadır. Avrupanm hakikî kurtuluşu ve ayni zamanda ba­rışın korunuşu, sınırlarinı Okyanus kı­yılarına yakın mesafelerde çizeceğimiz bir topluluğun bu dar toprak parçası üzerinde güç belâ tutunması sayesin­de değil, tek ve bölünmez bir mefhum olan müşterek güvenliğe canla başla hizmet etmeğe azmetmiş olduklarını gösteren bütün milletlerin her türlü gizli hesaplardan ve geçmiş asırlardaki siyasetlerin farikası olan rekabetlerden azade olarak yapacakları işbirliği sa­yesinde mümkün olacaktır.

Bu imanın henüz her tarafta yerleşme­miş olmasına teesüf etmeliyiz. Daha dün Strazburg'da Türk temsilcilerinin cevapsız bırakılan haklı müşahede ve şikâyetlerine yer veren zihniyetten kurtulmadıkça ne Doğu'nun, ne Batı'-mn, ne de seyyal bir zemin üzerine ku­rulmak istenilen Atlantik Camiasının tehlikeden yakayı kurtaramıyacakla-rından emin olabiliriz.

Birinci Dünya Savaşında İngiltere'nin mukadderatı üzerinde büyük tesiri ol­muş olan bir siyaset adamı Lloyd Ge-orge, şu sözleri tekrarlamaktan hoşla­nırdı: «Ben insandaki akıl ve fetanete sonsuz bir itimad beslerim, ve onun ni­hayet bir şeye üstün geleceğine inanı­rım.»

Temenni edelim ki, Thames kenerla-rmda inkişafına şahit olduğumuz zih­niyet bu büyük Devlet adamının iyim­ser kanaati için yıkıcı bir darbe teşkil etmesin.

— Eskişehir

İstiklâl Savaşında İnönü muharebesin­de kahramanca cenkleşen aziz şehitle­rimizin hâtıralarını anmak üzere bu­gün saat 10.30 da Bozöyük'deki İnönü şehitliği âbidesinde muhteşem bir tö­ren yapılmıştır.

Törene Büyük Millet Meclisi adına İs­tanbul Milletvekili Ahmet Hamdi Ba­şar, Başbakanlık, Ordu, Partiler, An­kara, İstanbul, Bursa İlleri temslicileri ile Eskişehir, Bursa, Kütahya, Bilecik Valileri ve Eskişehir, Bozöyük, Pazar­cık Belediye Başkanları ve binlerce halk iştirak etmiştir.

Gelen heyetler âbideye birer çelenk koymuşlar ve Tertip Komitesi Başkanı

Bozöyük Kaymakamı törende bulu­nanları üç dakika ihtiram, sükûtuna davet etmiş, bunu müteakip İstiklâl marşı ile törene başlanmıştır.

İlk olarak Bozöyük kaymakamı kısa bir hitabede bulunduktan sonra sıra-siyle Büyük Millet Meclisi adına İstan­bul Milletvekili Ahmet Hamdi Başar, Ordu adma bir subay, Afyon Milletve­kili Ali İhsan Sâbis, Kayseri Millet­vekili İsmail Hakkı Berkok ve son ola­rak da Türkiye Millî Talebe Federas­yonu adına bir genç heyecanlı konuş­malar yapmışlardır.

Konuşmalar esnasında uçaklar Şehit­lik üzerinde uçuşlar yapmışlar ve söy­levleri müteakip bir ihtiram kıtası ta­rafından havaya ateş edilmek suretiyle törene son verilmiştir.

— Mersin :

Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü ve beraberlerindeki Milletvekilleri sa­bahtan saat 14.30'a kadar Mersin De­mokrat Parti İl Kongresini takip et­mişler ve sırasiyle Refik Koraltan. Fevzi Lûtü Karaosmanoğlu, Başbakan Adnan Menderes ve Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü söz alarak dış ve iç meseleler hakkında konuşmalar yapmışlardır.

Misafirlere Belediye bahçesinde bir öğle ziyafeti verilmiş ve saat 16 da otomobillerle Tarsus'a hareket edilmiş­tir. Tarsus'ta Çarşı boyunu ve Belediye alanını binlerce halk doldurmuş bulu­nuyordu. Davullarla misafirleri karşı­layan Tarsusluların coşkun sevgi gös­terileri karşısında kısa bir müddet Tarsus'ta kalınmıştır. Belediye bina­sından bu sevgi gösterilerine teşekkür­lerini sunan Refik Koraltan şiddetle alkışlanmış ve halkın şiddetli istekleri üzerine Başbakan Adnan Menderes mikrofona gelerek bizzat teşekkür et­miştir. Her tarafta «yaşa, varol» sesle­ri işitiliyordu. Heyecan son haddini bulmuştu. İlerlemek hemen hemen mümkün olmuyordu. Herkes Büyük Millet Meclisi Başkanının ve Başbaka­nın elini sıkmak arzusu ile sevgisini göstermek istiyordu. İçel Valisi Şakir Canalp, Demokkrat Parti Başkanı Ham­di Ongun, Mersin Belediye Başkanı Müfide İlhan ve Tarsus Belediye Baş­kanı Mustafa Çınar ve İçel Milletve­killeri misafirleri Tarsus istasyonunda uğurlamışlardır.

Tren saat 17'de Adana'ya hareket et­miştir.

— İstanbul:

Burnley takımı ikinci maçını bugün tahminen yedibini aşmayan bir seyir­ci kitlesi önünde Fenerbahçe ile yaptı. Sahaya evvelâ İngiliz takımı çıkarak halkı selâmladı. Kısa bir fasıla ile de Fenarbahçe sahaya çıktı, seremoniyi müteakip takımlar karşılıklı şöyle yer aldılar:

Burnley:

McNulty - Woodruff, Mathei- - Adam-son, Binnis, Attwell - Samuels, Mar-timdale, Clarke, Shannon, Stehenson.

Fenerbahçe:

Metin - Müzdad, Orhan - Nedim, İlhan. M. Ali - Erol, Lefter, Burhan, Akgün,

Abdullah.

Hahem; Feridun Kılıç.

Oyun başlar başlamaz hücuma geçen Burnley'Iiler, beşinci dakika tamam­lanmadan sağ içlerinin sol içe kaya­rak yakından çektiği şutla bir gol ka­zandılar.

Bu golden sonra Fenerbahçe harekete geldi ve ll'inci dakikada Lefter'in ka­çırdığı iki mükemmel gol fırsatından sonra Fenerbahçeliler hemen tamamen teşebbüsü ele aldılar.

30'uncu dakikaya kadar devam eden Fenerbahçe baskısı neticesiz geçti. 30'uncu dakikadan sonra İngilizler üst-üste birkaç hücum yaptılar, kolaylıkla kesilebilecek bu hücumlar defansın bozuk temposu yüzünden Fenerbahçe kalesi için hayli tehlikeli oldu. Nihayet 39'uncu dakikada Fenerbahçeliler orta­dan âni bir hücum yaptılar. Lefter'in güzel bir pasım iyi kullanan Erol sıkı bir şutla takımının beraberlik golünü yaptı.

Devre bu şekilde 1-1 sona erdi.

İkinci devre : İkinci devrede Fenerbah­çe kaleye Erdal'ı, santrhafa İzmirli Fik-reti almıştı.

Devre, çok süratli başladı. Rakiplerinin üst üste yaptıkları birkaç hücumu karşılayan Fenerbahçeliler, altıncı da­kikada oyunu Burnley sahasına geçir­diler. Bu sırada topu yakalayan Lefter 30 metreden çektiği sol üst köşeyi bu­lan fevkalâde bir şutla takımına ikinci golü kazandırdı.

1901 Do­lar para toplamış ve kendilerine öde­neklerinin bu kadar noksan gönderil­mesini ve bu paranın göçmenlere yar­dım için yatırılmasını istemişlerdir.

Öğrendiğimize göre, Kore kahramanla­rımızın bu necip istekleri ait olduğu makamca yerine getirilmiş ve kendi­lerine teşekkür edilmiştir.

— İstanbul:

Zafer gazetesi başyazarı Mümtaz Faik Fenik'in başkanlığında Cumhuriyet'-ten Ahmet Hidayet Reel, Yeni İstan­bul'dan Bedii Faik, Vatan'dan Sinan Körle, İzmir Ticaret ve Ziraat gazete­sinden Agâh Batur ve Ulus'tan Bülent Ecevid'den müteşekkil gazeteciler he­yeti İngiltere hükümetinin davetlisi olarak 30 Mayısta İngiltereye hareket edecektir. H-ayete İstanbul İngiliz Ba­sın Bürosundan bir zat mihmandarlık edecektir.

Bu ziyaret îngilterenin son yüz sene içinde başardığı en yüksek işleri dün­yaya tanıtmak gayesini güden Britan­ya festivaline tesadüf etmektedir.

14 gün sürecek olan ziyaret esnasında, Türk basın mensupları, festival mer­kezlerini, içtimaî yardım müessesele­rini, resmî daireleri, B.B.C. yi, Times gazetesi idarehanesini, meşhur Scot-land Yard'ı ve bellibaşlı İngiliz Üni­versitelerini gezeceklerdir.

Seyahate çıkan gazeteciler şerefine 29 Mayıs salı günü İstanbul İngiliz Baş­konsolosluğu bahçesinde, İngiliz Baş­konsolosu Mr. Napier've Basın ataşe­si Mr. Grant tarafından Türk Basın mensuplarına bir kokteyl verilecektir.

— İzmir :

Parlâmentolararası Turuzm Birliğinin Türkyie Büyük Millet Meclisi Grubu İdare Kurulu üyelerinden Bolu Millet­vekili Zuhuri Danışman, Elâzığ Millet-kili Naci Berkman, Tokat Milletvekili Fevzi Çubuk, Bolu Milletvekili Mithat Dayıoğlu'dan mürekkep bir heyet Es­kişehir - Bursa - Balıkesir ve Ayvalığı ziyaretten sonra Bergama'ya gelmişler ve Kermes'e şitirâk etmişlerdir.

Heyetin bir kısım üyeleri Bergama ha-habelerinde tetkikler yapmışlar, diğer bir kışım üyeleri de Cumhurbaşkanı ile birlikte Efes'e giderek Meryem Ana'nm mezarı konusunu yerinde in­celemişlerdir.

Heyet İzmir'de bulunan Turistik eser­leri şahsen de incelemiş olan Bayın­dırlık Bakam Kemal Zeytinoğlu'ya Bergama ve Efes yollariyle İzmir -Bandırma yolunun asfaltlanması zaru­retinden bahsetmiş ve Bakan bu hususu İkinci Bölge Yollar Müdürlüğüne iş programı olarak vermiştir.

Heyet bugün Ege Turizm Cemiyetinin daveti ile cemiyet merkezinde müşte­rek bir toplantı yapmıştır. Üç saat ka­dar süren bu toplantıda cemiyet baş­kam Suat Yurtkoru Milletvekillerine cemiyetin çalışmaları üzerinde durdu­ğu konular ve bu arada Meryem Ana'-nın son ikametgâhı konusu üzerinde geniş izahat vermiş, Milletvekilleri cemiyetin çalışmalarım destekliyecek-lerini söylemişlerdir.

Heyet üyeleri öğleden sonra Arkeolo­ji müzesini, Agora'yı, Kadife Kale'yi, İnciraltı plajını ve Karşıyaka'yı gez­mişler ve Ege Turizm Cemiyeti Baş-kaniyle birlikte bu cemiyete geniş hiz­metleri olan İzmir Katolik Başpiskopo­su Monsenyör Diskufi'yi ziyaret etmiş­lerdir.

—Adana :

Başbakan ve Dışişleri Bakanı bu sa­bah Adana mezbahasına gitmişler ve bu müessese hakkında ilgililerden iza­hat almışlardır.

Tarım Bakanı Nedim Ökmen dün Ha­rayı bu sabah da Adana Ziraat teşki­lâtını ziyaret etmiştir.

Bu akşam saat 19'da Büyük Millet Mec­lisi Başkanı, Başbakan ve Dışişleri Ba­kanı Adana C.H.P. İl merkezine git­mişler ve oradan Adana barajına gi­derek barajı ziyaret etmişlerdir. Ak­şam Büyük Millet Meclisi Başkanı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı. Adana Şehir Kulübünde şereflerine verilen ziyafette bulunmuşlardır.

—İzmir :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar beraber­lerinde Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen, Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu, Genelkurmay Başkanı Nu­ri Yamut, Vali Osman Sabri Adal, İkinci Ordu Müfettiş vekili Korgeneral Şahap Gürler, Kırşehir Milletvekili Rı­fat Özdeş, Ankara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik ve Antalya Milletvekili Akif Sarıoğlu olduğu halde bu sabah saat 10'da İzmir Yüksek Ticaret ve Ekonomi Okulunu ziyaret etmişler ve daha sonra 10.30'da KızılçuUu Köy Enstitüsüne gitmişlerdir. Enstitüde kız öğrenciler tarafından tezahüratla kar­şılanan Cumhurbaşkanı Enstitünün di­kiş atölyesini, resim ve elişi sergisin: gezdikten sonra Kemalpaşa'ya gitmek üzere Öğrencilerin sevgi gösterileri ara­sında KızılçuUu Köy Enstitüsünden ayrılmışlardır.

Celâl Bayar Enstitüyü ziyaretleri sı­rasında hâtıra defterinde 19.8.1938 ta­rihinde yazmış oldukları yazının altını imzalamışlardır. Yazı aynen şöyledir: "Öğretmen ve eğitmenler için kabul edilen terbiye sistemi ilerisi için bize büyük ümitler vermektedir. Rejim, köylüler için çalışmayı vazifesinin ba­şında görmektedir. Bu yeni eserden katî muvaffakiyetler elde etmeliyiz, ve edeceğiz.»

Yol boyunca yer yer toplanan halkın tezahüratı arasından geçen Cumhur­başkanı Celâl Bayar Belkahve mevki­inde kısa bir müddet tevakkuf ederek buradaki kitabeyi okumuşlar ve yolla­rına devam ederek saat 12.30'da Ke­malpaşa ilçesini şereflendirmişlerdir. Başta İzmir Milletvekili Mehmet Alde-mir, İzmir Belediye Başkanı Rauf Onursal, Demokrat Parti İzmir İl Baş­kanı Pertev Arat olduğu halde Ke-mapaşalılar Devlet Başkanlarım coş­kun tezahürat ve sevgi ile karşılamış­lardır.

Halkın şehir methalinden itibaren Be­lediyeye kadar kesif bir şekilde dol­durduğu caddeden büyük bir muhab­bet dalgası arasından Kemalpaşalılarm sevgisine mukabele ederek geçen Celâl Bayar Belediyede kısa bir istirahatı müteakip Kemalpaşalılara hitap ederek demişlerdir ki:

«Sayın Kemalpaşahlar, aziz vatandaş­larım,

Bizleri candan karşıladınız. Gösterdi-.ğiniz teveccüh ve muhabbetin minnet­tarıyım. Size candan teşekkürlerimi arzederim.Sağolun,bahtiyarolun.»

Cumhurbaşkanı alkışlarla karşılanan hitabelerini müteakip sırasiyle Cum­huriyet Halk Partisini ve Demokrat Partiyi ziyaret etmişler ve Kemalpaşa İlkokulunda şereflerine verilen öğle yemeğinde hazır bulunduktan sonra saat 14'de halkın coşkun tezahüratı ile uğurlanarak 14.50 de İzmir'e avdet et­mişlerdir.

İzmir'dedoğrucaPasaportiskelesine gelen Devlet Başkanı Tarzınevin va puru ile Çamaltı Tuzlasına hareket et mislerdir. Saat 17'de Tuzlaya çıkaı Celâl Bayar Tuzla tesislerinde incele melerde bulunmuşlar ve Müdürden ge rekli izahatı aldıktan sonra 20.35'dt İzmir'e dönmüşlerdir.

Cumhurbaşkanı İzmir'e döndükte: sonra, işçilerin davetine icabet edere Tekel Tütün Fabrikasına gitmişler v burada işçiler tarafından tezahüratı karşılanmışlardır. Fabrikada bir has bihal yapan Cumhurbaşkanı işçileri: hatırlarını sorduktan sonra dileklerir dinlemişler, kendilerinin izahat vere cek durumda olmadıklarını beyan il işçileri görmek- ve eski hâtıralara canlandırmak üzere geldiklerini, faki kendilerine refakat eden iki Bakan aı kadaşınm gerekli izahatı vereceklerh söylemişlerdir.

İşçiler adına konuşan İşçi Sendikala: Genel Sekreteri İş Kanununun tam; men tadil edilmesini ve Çalışma Koi gresinin bir an evvel toplattırılmasın! teminini istemiştir. Bu isteklere ceva veren Millî Savunma ve eski Çalışır Bakanı Hulusi Köymen, İş Kanununu değiştirilmesi hususunda Hükümeti azamî gayret sarfettiğini ve hazırlıl larm tamamlanmış olduğunu, böylc likle İş Kanununun yeni hükümle ihtiva edecek bir şekilde ve yakmc tadil edileceğini söylemiş ve" Çalışır Kongresinin de yakında toplanacağı: belirterek İzmir'de müstakil bir Mahkemesinin kurulması yolunda isteğe de cevaben Adalet Bakanlığın: imkân aradığını ve bulur bulmaz iş ve işveren dâvalarının kesif olduj yerlerde Müstakil İş Mahkemelerin açılacağını söylemiştir.

Daha sonra tezahürat arasında işçile: veda eden Devlet Başkanı Tüccar K lübüne dönmüşler ve Ticaret ve Sana Odası tarafından şereflerine verili yemekte hazır bulunmuşlardır.

— Adana :

Bu gece saat 21.30'da Adana Kulul tarafından Başbakan Adnan Mender ve arkadaşları şerefine Kulüp bahç sinde verilen yüz kişilik ziyafetin s nunda söz alan «Bugün" gazetesi ba yazarı Nevzat Güven, Adanalıların s mimi duygularını belirtmiş ve Parti ■ politika nüansı gözetmeden Kulüp üy lerinin bir duasını burada tekrar ed oeğini söyliyerek İktidarın muvaffal yetinin duacısıyız»demiş ve bu sc

ler yemekte bulunanların samimî te­zahüratına vesile teşkil etmiştir.

Bundan sonra söz alan Başbakan Ad­nan Menderes kısa bir hitabede bulun­muş, Nevzat Güven'in bu çok samimî sözlerine teşekkür etmiş, Adana Kulü­bünün sinesinde muhtelif siyasî kana-atları taşıyan üyelerin bulunmalarını memnuniyet verici bir olay olarak va­sıflandırmış ve bunun girmekte oldu­ğumuz demokrasi hayatına bir geliş­me teşkil ettiğini, bu gece gösterilen muhabbet hislerinin arkadaşları ve kendisi için çok müstesna bir mazha­riyet olduğunu kaydetmiş ve «Adana­lıları bu gece sevgi ve saygılarla selâm­lıyorum. 4 senelik bu iktidar bir par­tinin iktidarı değil, siz bütün milletin iktidarıdır. Onun muvaffakiyeti, bü­tün sizlerin muvaffakiyetidir» demiş ve tekrar teşekkürlerini bildirmiştir.

Menderes'in bu konuşması yemekte bulunanlar tarafından üstün sevgi te­zahürlerine vesile teşkil etmiş ve zi­yafet bu samimî hava içerisinde gece­nin geç saatlerine kadar devam etmiş­tir.

29 Mayıs 1951

—İzmir:

Beş gündenberi şehrimizin misafiri bu­lunan Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, beraberlerinde Millî Savunma Bakanı Hulusi KÖymen, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, Deniz Kuvvet­leri Komutanı Tümamiral Sadık Altm-can, Milletvekilleri ve Basın mensup­ları olduğu halde bu sabah saat 10'da Muavenet muhribi ile İstanbul'a hare­ket etmişlerdir.

Pasaport İskelesinde Bayındırlık Ba­kam Kemal Zeytinoğlu, Vali Osman Sabri -Adal, Milletvekilleri, Belediye Başkam, Generaller, mülkî ve askerî erkân ve D. P. İl Başkanı tarafından uğurlanan Cumhurbaşkanına rıhtım boyunca toplanmış olan çok kalabalık bir halk kütlesi tarafından büyük ve içten gelen sevgi tezahüratı yapılmış­tır.

Gelibolu, Gemlik ve Giresun muhrip­leri Muavenet muhribine refakat et­mektedir.

—Adana :

Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes, DışişleriBakanıProf.FuatKöprül ve Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu bu sa­bah Adana Demokrat Parti İl Kongre­si müzakerelerini ve dilekleri takip etmek üzere salona girdikleri zaman büyük sevgi gösterisi ile karşılanmış­lardır.

Bir üyenin dileklerin geri bırakılarak kendilerinin söz almasını teklif eden takriri ve bunun aksini istiyen bir. tek­lif üzerine Başbakan Adnan Menderes, delegelerin sürekli alkışlan arasında şu beyanatta bulunmuştur:

«Şevki Duman arkadaşımın teklifine mutavaattan bir zevk duyarım. Arka­daşlar ne gibi sual tevcih etmek ister­lerse cevap vereceğiz. Arkadaşlarımı­zın sözlerini dinledikçe kendimizi daha hazırlıklı hissederek takririn reddini ben ve arkadaşlarım istemekteyiz.»

— Ankara :

Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr. Ekrem Hayri Üstündağ bu sabah saat İTde Bakanlıkta, bir Basın toplantısı yapmış ve şu beyanatta bulunmuştur:

-Bu sene Dünya Sağlık Teşkilâtı As-samblesinde mevzuubahis edilen me­seleler hakkında size izahat vermeden evvel, Dünya Sağlık Teşkilâtının ne vakit kurulduğu ve bunun gayesinin ne olduğunu izah etmek isterim: Çün­kü gerek matbuatta ve gerek sair mü­nevver zevatla yaptığım temaslarda bu teşekkülün ne gibi vazifelerle alâ­kadar olduğu hakkında sarih bir fikir mevcut olmadığını gördüm.

Dünya sağlık mevzuunda ilk milletle­rarası teşekkül 1907'de Roma Andlaş-masiyle teessüs etmiş ve 1919'da Pa­ris'te resmen faaliyete geçmiş olan Beynelmilel İjyen Ofisidir.

Cemiyeti Akvam teşekkülünden sonra ise bu cemiyetin bünyesine dahil ol­mak üzere bir de Cemiyeti Akvam Sağlık Teşkilâtı meydana getirilmiştir. Bu sonuncunun icra salâhiyeti yoktur. Yalnız istişarî mahiyettedir. Bunun vazifeleri: Düyna sağlık mevzuunda teknik, epidemolojik haberleri topla­yıp yaymak, tıbbî istatistikleri tanzim etmek, aynı zamanda millî sağlık ida­releri arasında bir irtibat organı ol­maktan ibaretti.

1945'de Birleşmiş Milletlerin Sanfran-sisko'da yaptıkları toplantıda dünyada refah ve istikrarın inkişafı için gerekli faktörler arasındasağlığın hayatî bîr

rolü kabul edilmiş ve sağlık işini de mevzuları arasına almıştı. 15/2/1946'da bu şekilde Sağlık Teşkilâtının kurulma­sına karar verildi. Bunun üzerine bir hazırlık komisyonunun meydana ge­tirdiği Anayasa 26 Devlet tarafından imza edilince meriyete girdi. Hâlen 66 Devlet Anayasayı tatbik etmek sure­tiyle teşkilâta âza olmuş bulunuyor. Hükümetimiz bu Anayasayı 9.6.1947 tarih ve 5062 sayılı kanun ile kabul etmiş bulnmaktadır.

Dünya Sağlık Teşkilâtının bir Asam­blesi vardır ki, yılda asgarî' bir defa toplanır. Buna bütün âza Devlet mü­messilleri kalabalık heyet halinde iş­tirak eder. Bu heyetler arasında ekse­riya hekimlerden başka hukukçular ve maliyeciler de bulunur. Asamblenin ekseriyet halinde verdiği kararların bü­tün âza Devletlerce tatbiki mecburî­dir. Teşkilâtın bütün meseleleri, yıllık Asamble toplantılarda halledilemiyece-ği için ayrıca bir de İcra Konseyi var­dır ki bu lüzum görüldükçe toplantıya davet edilir. Ve senede en aşağı iki defa toplantı yapar. Dünya Sağlık Teş­kilâtının en salahiyetli organı Asam­bleden sonra bu İcra Konseyidir. Bu Konseye 13 Devlet âza tayinine sala­hiyetli olup, bu Devletler üç senelik müddetle Umumî Asamble tarafından seçilir. Hükümet 1949 Ağustosunda se-Çİlerek o tarihten itibaren İcra Kon­seyindebirâzabulundurmaktadır.

Dünya Sağlık Teşkilâtının bundan başka bir de icra vasıtası Genel Di­rektörü ve buna bağlı da teknik şube­leri yardır.

Dünyanın muhtelif bölgelerinde ortaya çıkan sağlık problemleri o kadar çe­şitli ve bunların hepsi iklim, coğrafî ve topografik, durum ve kültür gibi mahallî şartlarla o kadar sıkı sıkı il­gilidir ki, merkezî bir teşekkülün bun­ları gerektiği gibi teferruatiyle bilip ona göre tedbirler alması çok müşkül­dür. İşte bunu dikkate alan Anayasa 10'uncu maddesiyle hudutları Assam-blece tayin edilecek olan rejyonlu te­şekküllerin kurulmasını derpiş etmiş ve bu suretle bir (Decentralisation) ademi merkeziyet temin edilmiştir. Bu bölge teşekküllerinin her biri Dünya Sağlık Teşkilâtının birer uzvudur ve birer komitelerile birer de büroları vardır. Bu bürolar bir rejyonlu direk­törün emrinde çalışır, hâlen faaliyette bulunan bölge teşekkülleri şunlardır:


1— «Doğu Akdeniz Bölgesi" ki, buna 19 Devlet dahildir.

— Güney Asya,

— Batı Pasifik,

4—Amerika,(Pan-AmerikanSaniteriBüro),

5—Avrupa (henüz teşekkül halinde­dir).

Bizim de dahil olduğumuz Akdeniz Bölgesi, merkezi İskenderiye'dedir.

Dünya Sağlık Teşkilâtında memleketi­mizin şimdiye kadar elde ettiği fayda­lar.

Hükümetimiz 5062 sayılı kanunla Ana­yasasını tanımış olduğu Dünya Sağlık Teşkilâtının bütçesine muayyen bir hisse ile iştirak etmektedir. Bu hisse 1950 yılı için 63.992 Dolardır.

Temin ettiği faydalar:

— İstanbul'da faaliyete geçen VeremMücadelesi Tekâmül Merkezi,

— 1949-1950yılında(6)burs«buburslar,yabancımemleketleregidişgelişyolparasıvestajmüddetinceikamet yevmiyesi, kitap ve neşriyat te­mini için tahsisat»,

— 1951bütçesine9burs"10adetmikroskop,birD.D.T.pülverizatörü,
bir epidiyaskop, neşriyat, kitap ve do­kümanlar».

— Yenifrengitedavisimetodlarıhakkında istişare için gönderilmiş olan
bir 'yabancı eksper.

— Akciğer vekalpcerrahisineaiten modern ve enteresan ameliyat de-
monstrasyonlarıyapmaküzereDani­markalıbirprofesörün başkanlığında
bir mütehassıs heyeti gelmiş ve memle­ketimizde üç hafta kalarak İstanbul'da
veAnkara'damüteadditameliyatlaryapmıştır.Buheyetberaberindege­tirdiğiçok kıymetliâlât ve teçhizatıda teberru ederek avdet etmiştir.

— Sonuncu ve en mühim yardım dasondefaHükümetimizingöçmenlere
ilâç ve tıbbî yardım hususunda yaptı­ğımüracaat,TeşkilâtınGenel Direk­
törü tarafından Ocak1951ayı içindeCenevre'detoplananİcraKonseyine
arzedilmiş ve bu Konseyde ilkönce sa­lâhiyetsizlik noktasından bazı itirazlar­
la karşılaşılmış ise de,Hükümetimizitemsiien Konseyde âza bulunan müs­
teşarmuavinimizingöçmenlerinfecidurumu hakkında verdiği izahat üze­
rineBulgaristan'dangelen Türkgöçmenlerine ilâç ve tıbbî levazım yardı­mı olarak 55 bin Doların sarfı için ek­seriyetle Genel Direktöre salâhiyet ve­rilmiştir.

Bu son defaki Dünya Sağlık Assam-blesinde görüşülen mevzular çok çe­şitlidir. En çok üzerinde durulanlar bilhassa sağlık hizmetleriyle meşgul olan tabiblerle hekim yardımcısı per­sonelin yetiştirilmesi ve kısmen de tıb mesleği idi.

Bu mevzuları münakaşa için üç tâli çalışma grubu kuruldu. Bunlardan yardımcı personelin yetiştirilmesini tetkik eden gurup bütün dünyada hü­küm süren hemşire darlığı ve bunu önleme çareleri üzerinde durdu ve bu hususta ileri derecede faaliyet gösterip geniş programlar, hazırlıyan ve bütçe­lerine gerekli tahsisat koyan memle­ketlere Dünya Sağlık Teşkilâtının tek­nik yardımının sağlanması, öğrenci personel gönderilmesi, tedris levazımı temini, dış memleketlerde hemşirelik tahsili için burslar tahsisi kararlaştı­rıldı.

Hemşire yetiştirilmesi. hususundaki tavsiyeler üç noktada toplanıyordu.

— Hükümetlerin mümkünolduğutakdirde kendileri hemşire mektepleriaçtıktan başka bu işi yapmak istiyenteşekküllerlediğerhukukîteşebbüs­leri teşvik etmeleri,

— Hemşire sınıfının çalışma şartla­rınınkanun venizamlarlatesbiti ve
istikballeriningerektiğigibiteminisuretiyle bu mesleğin dahacazipbir hale konması,

— Büyük hastahanelerde birer hem­şiremektebiaçılması,yahuthiçde­ğilsemevcuthemşirelerinbilgileriniartırabilmeleriiçinburalardakurslarihdası.

Koruyucu ve umumî sağlık idaresinde çalışacak hekimlerin yetiştirilmesi hu­susunda çeşitli noktai nazarlar ileri sü­rüldü. Bilhassa bu sahada çalışmağa razı olan hekimlerin her tarafta az ol­duğu belirtilerek kendilerine hususî tababet yapan hekimler kadar değilse bile biraz müreffeh yaşayabilmeleri için gereken maddî şartların temini lüzu­mu müttefikan kabul edildi. Bu hekimlerin yetiştirilmesi meselesin­de hâkim noktai nazar bunların Üni­versite dışında verilecek ayrıca bir ih­tisas kursu ile temini oldu. İşte bizde bunu temin edecek olan müessese şim­dilikmaalesefbutçaimkânsızlıkları

yüzünden gayri faal bir durumda olan Ankara'daki Hıfzıssıhha Mektebidir. Halbuki bu mektepte bilhassa en mü­him meşguliyet sahası olan koruyucu hekimlik personeli yetişecektir.

Tıb meslekleri mevzuunda bilhassa ba­zı memleketlerde (bizde olduğu gibi) lüzumsuz bir mütehassıs bolluğu mü­şahede edildiği, bunun ise her mem­leket için daha lüzumlu ve faydalı olan pratisyen hekimliğin rağbetten düşme­sini ve dolayısiyle de küçük kasaba ve köylerin doktorsuz kalmasını intaç ettiği belirtildi. Buna çare bulmak için de ihtisas işini çok ciddî bir şe­kilde mütalâa eden bazı memleketler­de olduğu gibi, mütehassıs olmak isti­yen gençlerin başlangıçta çok sıkı bir süzgeçten geçirilmesi ve ihtisas için gereken staj müddetinin uzatılması tavsiye edildi. Bu suretle hem az, hem de çok üstün vasıflı mütehassıs yetiş­tirilmesi mümkün olabileceği netice­sine varıldı. (Meselâ İsviçre'de cerrahî ihtisas 6 yıldır).

Bunlardan başka tetkik edilen mevzu­lar arasında Dünya Sağlık Teşkilâtı­nın 1950 senesi faaliyet raporu ile 1952 yılı çalışmaları programı vardı. Bun­ların her ikisinde de bütün faaliyet kesafetinin daha ziyade iktisaden az gelişen memleketlerin sağlık bakımın­dan kalkındırılması üzerinde toplan­dığı görülüyordu. Ruznameye dahil olan diğer mevzular da şunlardır:

— Çocuksağlığı için(Unicef)yaniMilletlerarasıÇocuğaYardımFonuTeşkilâtıarasındauzunvadelibirprogram hazırlanması,

— İcra Konseyinin 7'inci toplantısı­na ait kararların tetkik ve kabulü,

— İktisaden az gelişen memleketle­re teknik yardım,

— DünyaSağlıkTeşkilâtınayenikatılmak isteyen Devletlerin taleblerinin tetkiki,

Nihayet gündemin en mühim mevzu­larından biri de 1926 tarihinde Paris'te kurulan bir Milletlerarası Konferansta kabul edilerak sonradan bazı tadil ve eklerle bir sözleşmeler külliyatı haline gelmiş olan Milletlerarası Sağlık Söz­leşmesinin tadili ve günün ihtiyaçla­rına cevap verecek bir tek sözleşme haline getirilmesi için hukukî bir ko­misyon tarafından hazırlanmış olan tasarının tetkikini teşkil ediyordu. Bu­na ait görüşmeler benim hareketime kadar bitmemişti.

Farzı muhal girse bile böyle bir parti içinde uzun müddet tutunmasına kopmuş olan bu cereyan öyle bir cere-îmkân yoktur. Bu milletin şuurundan kopmuş olan bu cereyan Öyle bir cere­yandır ki, onun saffetini bozacak te­şebbüsleri sinesinden atar ve yolunda azimle ebediyen yürür. Demokrat Par­ti iktidarı vatandaşların ıstırapları ü-zerinde zevk ve sefa tahtları kurmak için gelmiş değildir. Bu parti saflarında faal rol almış insanlar hiç bir zaman şahsî emelleri peşinde koşamazlar ve koşmıyacaklardır. Yine farzı muhal böyle talihsiz insanlar çıksa bile demin arzettiğim gibi bu teşkilât içinde tu-tunamıyacaklardır.

Arkadaşlar,

Biliyorsunuz Demokrat Parti ilk kuru­luşunda da türlü isnadlara maruz kal­dığızamanlardabileşiarınıasla ter-ketmedi. Vatan ve memleketin yüksek menfaatlerine taallûk eden meseleler­de millî birliği muhafaza fikrini daima üstün tuttu. Partilerarası münasebetle­rin daima kardeşlik ve karşılıklı hür-, met esası üzerinden olması prensibin­den bir an için ayrılmadı. Siyasî parti­lerarasındakimücadeleler,fikirler arasındaolur.Bumücadeleaklîve mantıkî delillerle birbirini iknaa çalış­mak demektir. Demokrasinin esası da budur.Bir partiadamtoplamak için türlü tertip ve isnatlar yapmaya kalkı­şacak olursa, böyle bir topluluğu siya­sî birpartiolarakaddetmeyeimkân yoktur.Hakikîdemokrasikarşılıklı sevgivesaygıesaslarıçerçevesinde hareketle mümkün olur. Her parti bir­birinikötülemeye,helevatanınyük­sekmenfaatlerininbahismevzuuol­duğu sıralarda kötülemeye kalkışırsa, şahsîrekabetlerebaşlarsa,bunamu­vazi olarak omemlekette mutlak bir anarşi başlamış demektir. Bugün dün­ya vaziyeti çok karışık, çok müşküldür. İki büyükideoloji,demokrasiideolo­jisi, mülkiyete,'aileye ve insan hakla­rına kıymet veren bir ideoloji, bir de bunlarakıymetvermiyenbaşkabir ideoloji mücadelehalindedir. Bu mü­cadele halen en şiddetli devreye var­mıştır. Bu mücadele arasında, kendini, inanınıvebirlikimanınıkaybeden manevî istinatgahlardan mahrum kal­mış milletler uçuruma yuvarlanmışlar­dır. Bu memleketler felâket uçurumu­na yuvarlandıktansonra durumu an­ladılar, fakat son pişmanlık fayda ver­medi.

Fakat Türk milleti bütün bu hâdise­lerden ders alacak kadar vatanperver- . Iık ruhuna sahip bir millettir. Türk milleti artık bu memlekette bir takım şahsî ihtirasların peşinde koşan insan­lara âlet olacak bîr millet değildir. Karşılıklı olarak medenî mânada, fikir mücadelesi esaslarına inanmış olan bir partinin fikirlerine hürmet ederiz. Ama yabancılara karşı bizim istiklâ­limize, şerefimize göz dikenlere' karşı içimizde bozgunculuk yapılmasına ta­hammül edemeyiz.

Büyük vatan meseleleriyle karşıkarşı-ya kaldığımız sırada, öyle bir bozgun­culuğu ruhlarında yaşatan insanlar, şayet bu toprak üzerinde varsa, bunlara Türk denemez. Türk milleti geçen 14 Mayıs'ta yaptığı büyük inkılâpla bü­tün dünyanın hayranlığını kazanmış­tır. Sizin sarsılmaz iradenizle iş başına gelen iktidarın Kore kararını almakla gösterdiği dirayet Türk milletine dün­ya milletleri arasında hakikî mevkiini kazandırmıştır. Türk şeref ve haysiye­tinin yeryüzünde bu kadar yüksek ol­duğu devir mevcut değildir. Bunu te­min eden sizlersiniz. Bunu temin eden sizlerin bütün tazyikler karşısında- e-ğilmez ruhunuz, katî karar ve fedakâr-lığmızdir. Bu vaziyet karşısında, Türk milletinin gösterdiği yüksek şuur ve millî birlik karşısında Türk milletine hürmetle bakmıyacak bir millet yer­yüzünde mevcut değildir. Türk millî şuurunun Kore sahasında bütün insan­lığın hürriyeti namına yaptığı hiz­metleri gördükten sonra Türk vatanına eğri bakacak bir millet asla çıkmıya-caktır. Bu millî vahdeti bugün olduğu gibi yarın da ve daima göstereceğiniz­den emin olarak hepinizi saygı ile se­lâmlarım. »

— Adana :

Demokrat Parti Adana İl Kongresininbugünkü celsesinde söz alan Büyük
Millet Meclisi Başkam Refik Koraltandakikalarca alkışlanan ve sık sık he­
yecanlı tezahürata vesile olan bir ko­nuşma yapmıştır. Kongre salonunu
dolduran büyük bir vatandaş kitlesininsürekli alkışları arasında mikrofon ö-
nüne gelen Koraltan, Adana'nm tarihîhususiyetlerini veciz ifadelerle belirt­
tikten sonra, «Şimdiye kadar milletmeselelerinde aldığı vazifeleri. daima
büyük başarılarla neticelendirmiş olanaziz Adanalılar» hitabiyle şunları söy­lemiştir..


Bahtiyar bir millet çocuğu olarak si­zinle konuşurken duyduğum gururun hududu yoktur. Size bu hudutsuz gu­rur içinde hitabetmek fırsatını buldu­ğum şu anda bahtiyarlığımı bir kere daha hissetmekteyim. Büyük eserler meydana getirmiş, büyük evlâtlar ye­tiştirmiş ve büyük mücadeleler yapmış olan asil ruhlu Adanalılarla temasa gel­mek insana cidden zevk vermektedir. Refik Koraltan sözlerine devamla, bir yılda Demokrat Partinin ne yaptığı şeklindeki tarizkâr bir suali cevaplan­dırmış ve bu bir yıl zarfında Çukuro­va'da başarılan işleri belirtmiş ve sözü 14 Mayıs'tan sonraki yapıcı ve içtimaî terakkilerenaklederekdemiştirki:

Evvelki yıllarda böyle bir zamanda bu şekilde saatlerce toplantı yapıp konuşa­bilir miydiniz? Böyle bir şeye teşebbüs etmek insanı ne büyük badirelere sevk-ederdi. Acaba bir zabıt varakası mı tu­tacaklar diye milletin titrediği zaman­lar olmuştu. Üzerinde yaşadığımız top­raklarda gezerken, konuşurken, emni­yet ve istikbâle ait meseleleri görüşür­ken, huzurumuzun ihlâl edileceği en­dişeleri mevcuttu. Ne kadar müsbet düşünülerek yapılırsa yapılsın Hükü­meti tenkid etmek tehlikeli ve netice­sinin ne olacağı malûm olmayan bir husustu. Biz bugün bütün bu siyah bu­lutları dağıtmış, sizlerin müşterek ver­diği 14 Mayıs kararı ile nura çıkmış bulunuyoruz. Bugün memlekette yaşa­yan ve kökü milletin kalbinde olan demokrasi rejimi yine sizlerin hüsnü­niyeti, samimî anlayışı, ileri görüşü ile bu memleketin hayatına girmiş bulun­maktadır.

Sözlerinin bu kısmında salonu çınlatan alkışlarla karşılanan Refik Koraltan, partilerarası iyi münasebetlerin lüzu­muna bir kere daha işaret ederek mem­leket içinde manevî bütünlüğü garanti edecek karar ve düşüncelerin bugün milyonlarca vatandaşın ruhunda ve yü­reğinde yer ettiğini belirtmiş, bu me-yanda sabırsız ve kararsız münferit şahısların da mevcudiyetine dikkati çekmiştir. Koraltan bu hususta demiş­tir ki:

En şiddetli günlerde, en haşin muame­lelere maruz kaldığımız zamanlarda dahi kendi haysiyetimizi, kendi şerefi­mizi kıskanır gibi onların da haysiyet ve şereflerini düşünerek kimseye ağır söz kullanmadık. Bugün size karşı sa­bırsızlık gösterenlere olan hislerimiz de aynıdır. Asıl gayemiz, vatandaşları hiç bir fark gözetmeksizin refaha kavuş­turmaktır. Sizin, bizim, hepimizin müşterek mücadelemizin esası da bu­dur. Haysiyetlere, millî gururlara el uzatmak, neşriyat yapmak asla doğru bir hareket olamaz. Zira Arapların söylediği gibi «Dil yarası kılıç yara­sından ağırdır». Dil ve gönül yarası aç­mak gafletine düşenlere karşı dikkatli olacağız. Bir takım muayyen şahısların hususî maksatlarla yaptıkları bu ha­reketlere karşı azamî derecede dikkatli olmak vazifemiz olduğu kadar, bu gibi hallere müsamaha da edemiyeceğiz. Mel'umın mel'unu, iblisin iblisi, iki a-yaklı şeytan, Kcminformun karşımıza her kılıkta çıktığı bir devirde şerefle­rimizi kırmak hedefine matuf tahrik­lere, tahriplere nasıl olur da lakayt kalırız?

Sözleri salonda heyecanlı tezahüratla karşılanan Refik Koraltan konuşmasını şu cümlelerle bitirmiştir:

Türk milleti kabadayı, yüksek karak­terli, Müslüman, sözüne ve imzasına sadık, namuslu ve aile mefhumuna sa­hip bir millettir. Türk milleti bütün dünya milletlerinin ve tarihin iyi tanı­dığı müstesna bir varlık olduğu için namusunu, varını yoğunu kıskanmasını ve korumasını da pek mükemmel bilir. Milletimiz meş'um zihniyetler karşısın­da sağlam bir duvar olduğunu bugün medenî dünyaya karşı bir kere daha ispat etmiştir. Şeytanî kuvvetlerin bu milletin bünyesinde rahneler açamıya-cağmı bütün âlem görmüş ve buna inanmıştır. Böylece bütün fertleri bir­birine sarılmış, bir millet olarak yek-diğerimizi daima seveceğiz. Düşüncesi, aşkı, birbirini ve dostlarını sevmek olan milletimizin istikbalinden en kü-ÇÜk bir endişe duymak bir kelime ile

bedbahtlıktır. Huzurunuzdan ayrılırken hepinizi bir kere daha hürmet ve mu­habbetle selâmlarım, aziz ve demokrat Adanalılar.»

— Adana :

Dışişleri bakanı Fuat Köprülü'den son­ra söz alan Demokrat Parti Genel İda­re Kurulu üyelerinden Manisa Millet­vekili Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu, sık sık alkışlarla kesilen bir konuşma yap­mış ve şunları söylemiştir:

«Sevgili Çukurovahlar,

İtiraf edeyim, ki, memleketinizi çok se­verim. İşi işime, havası havama, ruh­larınız ruhuma uygun. Fakat Çukurovalılarm bir sert tarafı var. O da. belki iklimin tesiriyle biraz sert ve aceleci­lik. Gönüllerine soktukları fikri, izah. edemezlerse kalp kırmaya kadar gi­den insanlar olurlar. Memleket işleri görüşülürken fikirlerimizin ayrı ve bir­birine uymayan tarafları olabilir. On­ları kalp kırmaya kadar götürdüğümüz zaman fikirlerin münakaşasını ayrı yolda bırakarak geri dönmüş oluruz. Geri dönmeden ileriye doğru gitmek istiyenler fikirlerini ciddî olarak serin kanlılıkla müdafaa «den insanlardır.

Bundan sonra Kore'ye giden kahra­manlarımıza ait bir hâtırasını anlatan Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu konuşma­sına şöyle devam etmiştir:

Biz büyük kahramanlıklar karşısında insanın güzelleştiği suret ve siretini gösterdiği anda ağlayan, içini çeken insanlarız. O halde artık ahdüpeyman edelim, bizim kongrelerimizde fikir mücadelesi yapılır ve yapılacaktır. Ko­nuşurken kardeşçe ifadei meram et­mek en güzel şiarımızdır. Hürriyet ni­zamı hiç bir zaman huşunet istemeyen bir nizamdır. O halde her şeyden ev­vel kalp kırmamaya mecburuz. Ken­dimizi ve fikirlerimizi güzel göstermek için manen ve maddeten buna mecbu­ruz. Çünkü bu noktada aksine hareket ettiğimiz zaman bu memlekette zalim­ler ve mazlumlar zümresi gibi iki züm­renin meydana gelmesi bir tehlike teş­kil eder. Bu topraklar üzerinde uzun müddet bir taraf zulmetmiş, diğer ta­raf zulüm görmüştür. Bu zulüm insa­nın kalbini kırmaktan öldürmeye ka­dar türlü çehrelerle görünmüştür. Fa­kat artık bu topraklar üzerinde zalim ve mazlum diye iki sınıf asla mevcut olmıyacaktır.

Bundan sonra FevziJLûtfi Karaosman­oğlu son zamanlarda, yapılmakta olan C.H.P. kongrelerinde bahsedilen huzur­suzluk meselelerine temasla konuşma­sını şöyle sona erdirmiştir:

Huzur kalmadı demekle neyi kasdet-tiklerini açıklamamakla beraber biz anlıyoruz. Bu memlekette bir kısım insanlar var ki, ruhlarının huzurunu ancak idare dizginlerini ellerinde bu­lundurmakta görürler. Emin olsunlar, bundan bir yıl evvelinin muhasebesini yapmak aklımızdan geçmiyecektir. Bu memleketin yarını artık selâmete er­miştir. Hürriyet nizamının teessüsü ile vatandaşlar huzur içindedirler.»

— Muavenet muhribi:

Donanmamızın bir kısmının yapmakta olduğu tatbikatın sona ermesi münase­betiyle tertip edilen geçit resminden ev­vel Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Mu­avenet muhribinden telsiz telefonla yaptıkları bir konuşma ile donanma mensuplarına şu mesajı göndermişler­dir:

«Cumhuriyet donanmamızın şerefli mensupları, amirallerimiz, subayları­mız,erlerimiz,

İskenderun'dan beri aranızda bulun­makla hususî bir hayatın zevkini taşı­yorum. Yaptığınız tatbikatı yakın bir alâka ile takibettim. Biliyorum ki, kah­ramanlık sıfatı Türk silâhlı kuvvetle­rinin tabiatı haline gelmiştir. Ve o sı­fat tabiatiyle Türkün malı olmuştur. Ben bütün dikkatimi bir nokta üzerin­de topladım ve gördüm ki, dünyanın en modern silâhları sizin liyakatli elle­rinize tevdi edildiğinde tamamiyle va­zifelerini görmüş olacaklardır. Silâhla­rımızı, bilhassa modern silâhlarımızı liyakatle kullanmanın büyük meziye­tini sizlerde gördüğüm için iftihar et­tim ve içimden gelen samimî bir duy­gu ile bilaistisna donanmamızın şerefli mensuplarını tebrik etmekteyim.

Tatbikata iştirak eden tayyarelerimize de hususî bir kıymet ve mevki ayırmak lâzımdır. Onlar da göğsümüzü kabar­tacak şekilde vazifelerini yapmışlardır. Ben bugün ve şu dakikada aranızda bulunmak gibi büyük bir saadetin, bü­yük bir şerefin hazzını taşıyarak hepi­nizin memleket vazifesinde muvaffak olmanızı temenni ederken Türk mille­tinin saadetine, Türk milletinin istik­lâline yarayacak hareketlerin ne kadar büyük bir kıymet taşıdığını bir kere daha hatırlatmak istiyorum.

Bugün üzerinde seyrettiğimiz denizle­rimizde ecdadımızın şehametle dalga­landırdığı bayraklar güzümün önünde tecelli etmektedir ve her an için on­ların mukaddes ruhlarının bizimle be­raber olduklarını şu dakikada hisset­mekteyim. Barbaros'un, Turgut'un ev­lâtları, Türk milleti size güvenmekte­dir ve güvenmekte de büyük bir hakka sahiptir. Bilaistisna hepinize sıhhatler, afiyetler temenni ederim. Vazifeleri­nizde her zaman muvaffakiyete maz-har olmanızı Cenabı Hak'tan dilerim. Tebriklerimi ve teşekkürlerimi tekrar ederim. Var olunuz, bahtiyar olunuz.»

Karaosman'm dediği gibi, fazla heyecana kapılarak yıkılmıyacak bir şeyler varmış gibi savletlerde bulunmak manzarasından çekinmeliyiz. İşte istediğimiz parti te-sanüdünün bozulmaması ve herkesin birbirine hürmet göstermesidir. Çekiş­mek kongreyi terke kadar gitmek doğru hareket değildir. Fakat bunu da dediğim gibi iklimin hayatiyetine ve delege arkadaşlarımın fazla hayatiyet ve heyecanına atfediyorum. Başka hiç bir sebep yoktur. Cemiyetler, topluluk­lar nizamnamelerin hâkim olmasiyle yaşarlar.»

Bir dinleyici bu sırada geriden «Ben Halk Partisindenim, bütün söyledikle­rinizi tasdik ediyorum, size inanıyo­rum ve artık sizin yolunuzdan gide­ceğim» diye bağırmış ve Başbakan «Aziz hemşehrimin bu sözlerim büyük bir memnuniyet ve hazla dinledim» di­ye mukabeleden sonra emniyet hiz­metlerinden ve memurlardan vâki şi­kâyetlere geçmiş, Devlet memurlarının kendilerine verilmiş hizmetlere tam bir liyakatle hizmet edeceklerinin, Demok­rat Partinin hizmetinde bile bulunma­malarının esas olduğunu, asayiş mese­lesinde İse millet iradesiyle iş başında bulunan halk hükümetinin nizam ve asayişin bozulmaması için lâzımgelen bütün kudreti haiz olduğunu ve ica-bında kuş uçurtmryacak derecede kuv­vetli tedbirler almak iktidarında bu­lunduğunu, 14 Mayıs'tan sonra hemen hemen umumî olan şikâyetlerin şimdi ufak tefek vakalara inhisar ettiğini, memurların murakabesinin Devlet ta­rafından tam olarak yapılması icap et­tiğini ve memurların da vazifelerini göreceklerini izah ederek «Siz bizi ve biz de onları murakabe ediyoruz. Onla­rın murakabesini bizlere terkediniz. Demokrat Parti iktidarı tam mânasiy-le telsim almıştır. Hangi memur hangi ümide kapılarak şu veya bu partiye hizmete meyledebilir?»

Başbakan bundan sonra bir yılda ya­pılan işleri birer birer izah etmiş ve bu işlerin mütezayit bir tempo ile de­vam edeceğini söylemiş ve her zaman yarın da, yirmi sene sonra da hâlâ ya­pılmadı denilecek işler bulunacağını ve bunun sebebinin ileri hamleli bir cemiyetin her an çoğalan ihtiyaçlarının birer ifadesi olduğunu söyliyerek şun­ları ilâve etmiştir:

Şunu beşaretle arzedeyim ki, çok nurlu müreffeh bir hayatın kapılarına gelmiş, dayanmış bulunuyoruz. Yeni bir âlemin eşiğinden içeri gireceğiz. Mes'ul bir insan olarak bunu soyuyo­rum. Her attığımız adım verdiğimiz sözlerin bir eseri olacaktır. Türk mil­leti her şeyin iyisini yapar. Demok­rasinin de en iyisini yapmış, yaratmış­tır. Memleketimizde ihtilâf halinde olduğumuz esaslı meseleler yoktur. Partiler arasında mevcut ihtilâflar da programlara taallûk eden ufak tefek şeylerdir. Vatandaşlarımızı parça par­ça edecek hiç bir ihtilâf mevcut de­ğildir. Önümüzde arslan gibi bir millet var. Türk milletinin olgunluğu en gü­zel eserleri vücude getirecek bir ke­maldedir. Önüme koyduğunuz bütün meselelerin, emin olunuz ki Hüküme­tiniz, Büyük Millet Meclisiniz hepsini eline almış ve tetkike başlamıştır. Bun­ları başaracaktır. Bu arada Çukurova'­nın daha verimli olması için her şeyi yapacaktır. Çukurova'nın çehresi de- . ğişecektir. 1954'te tekrar millet huzu­runa çıkarken bir çok işlerimizin so­nuna gelmiş olduğunu ifade etmek su­retiyle rey istiyeceğiz. İdarî baskıya, sandık hilelerine ve yalancı propagan­dalara dayanarak değil, yaptığımız iş­lerin yekûnunu milletin önüne yığa­rak işte işlerimiz, beğenirseniz reyinizi bize, beğenmiyorsanız başkasına veri­niz diyeceğiz. İleri, daima ileri gitme­nin ortaya çıkaracağı bir çok ihtiyaç­lar yeni baştan doğacaktır. Bundan yılmıyacağız. Çünkü bu bir sağlık alâ­metidir. Türk milleti kaderini yenmiş­tir. Siyasî kaderini yendiği kadar ik­tisadî kaderini de yenmesini bilecek­tir. Medenî demokratik devletler ara­sında şerefli mevkii ne ise daha şim­diden almış bulunmaktadır. Kongreni­zin hayırlı olmasını temenni ederken yeni idare heyetinize de başarılar di­lerim. »

Başbakanın bu nutkunu müteakip bü­tün Kongre ayağa kalkmış, bir taraf­tan durmadan kendisini alkışlarken di­ğer taraftan delegeler bir tehacüm şeklinde tebrike gelmişler ve içten bir veda yapmışlardır. Bu tahassüs sokağa kadar taşarak yüzlerce Adanalının toplandığı sinema önü heyecanlı bir günün manzarasını almış ve coşan bu halk kitlesi Büyük Millet Meclisi Baş­kanı, Başbakan, Dışişleri Bakam ve ar­kadaşlarını sürekli alkışlarla uğurlamışlardır.

Büyük Millet Meclisinin 2 Mayıs 1951 tarihindeki toplantısı,

Ankara : 2 {A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'te Başkan vekillerinden Kayseri Mil­letvekili Fikri Apaydın'ın başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman Hayvanlar Vergisi Kanununun 4226 sayılı kanunla değiştirilen 18'inci maddesinin değiştirilmesine dair kanun tasarısı ile Ba­lıkesir Milletvekili Sıtkı Yırcalı'nın, Hayvanlar Vergisi Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesi ve aynı kanuna geçici bir madde eklenmesi ve Erzurum Milletvekili Sabri Erduman ve Çoruh Milletvekili Mecit Bu-min'in, Hayvanlar Vergisi Kanununun yürürlükten kaldırılması hakkında kanun teklifleri ve Maliye, Tarım ve Bütçe Komisyonları raporlarının öncelik ve ivedilikle müzakeresine başlanılmıştır.

Bu mevzuda söz alan teklif sahipleri ve diğer Milletvekilleri, umu­miyetle hayvan vergisinin kaldırılması mevzuunda konuşmuşlar ve bu kaldırma keyfiyetinin de, bu seneki bütçeye zarar] dokunmaması için 1952 malîy ılındani tibaren başlamasını istemişlerdir. Neticede Bütçe Komis-konu sözcüsü, bu hususta verilen önergelerin de nazarı itibara alınması hususunu kabul ederek, teklifleri ve kanun tasarısını tekrar incelemek üzere tasarıyı geri almıştır.

Sivas Milletvekili İlhan Dizdar'm, tababet ve şuabatı sanatlarının tarzı ic­rasına dair olan 1219 sayılı kanunun 32 inci maddesinin değiştirilmesi hak­kında kanun teklifi ve Millî Eğitim ve Sağlık ve Sosyal Yardım Komisyon­ları raporlarının müzakeresi, çoğunluk bulunmadığı için gelecek oturuma bırakılmıştır.

Meclis cuma günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 4 Mayıs 1951 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 4 (A, A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'te Refik Koraltan'ın başkanlığında toplanmıştır.

Bugünkü müzakereleri Cumhur Başkanı Celâl Bayar huussî localarından takib etmişlerdir.

Zonguldak Milletvekili Abdurrahman Boyacıgüler'in, İstanbul'da yeniden ihdas edilen iki Noterliğe ve buraya terfian tayine müstahak noter bulu­nup, bulunmadığına dair sözlü sorusuna Adalet Bakanı Rükneddin Nasu-hioğlu cevap vermiştir.

Bakan, İstanbul'da gerek nüfusun, gerekse sanayi ve iş hacminin artması yüzünden, yeniden Noterlikler ihdasına zaruret hasıl olduğunu izah ettikten sonra hazırlanmakta olan yeni Noter Kanunu tasarısının yakında Mec­lise getirileceğini ve Noter tayininin daha âdil esaslara bağlanacağını be­lirtmiştir.

Soru sahibi halen mevcut Noter Kanununun tayin işlerinde bazı haksız­lıklara yer verecek mahiyette bulunduğunu söylemiş ve yeni tasarının biran Önce getirilmesi temennisinde bulunmuştur.

Mardin Milletvekili Cevdet Öztürk'ün Suriye ile aramızda emlâk mesele­sinin halli için ne düşünüldüğüne, iktisadî gelişmemizi sağlamak üzere Mardin'in Suriye hududundaki kapıların çoğaltılarak pazar yerleri kurul­masına ve Mardin'in turistik bir merkez haline getirilmesi hakkındaki sözlü sorusuna sırasile Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı, İçişleri Bakanı ve Dışişleri Bakanı cevap vermişlerdir.

Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu şunları söylemiştir:

Muhterem arkadaşlar, kıymetli Cevdet Öztürk'ün sorularından birisi Baş­bakanlığı ve şahsımı alâkadar ettiği için mevzu itibarile ona ben cevap vereceğim. Diğerleri hakkında İçişleri ve Dışişleri Bakanları lâzım gelen maruzatta bulunacaktır.

Arkadaşımızın bilhassa Mardin şehri için hakikaten ehemmiyetli olan so­rusuna tam bir vuzuhla cevap vermek ve bu suretle bütün Mardinlileri tamamen tatmin edebilmek için cevabımı yazılı hazırladım, müsaade eder­seniz okuyacağım.

Turizm üzerindeki çalışmalarımızın pek yeni olduğu yüksek malûmlarıdır. Hükümetiniz, memleket turizminin inkişafını ve yepyeni bir turizm en­düstrisinin kurulmasını ehemmiyetle ele almıştır.

İç ve dış turizmin inkişafını temin edecek programlı ve plânlı çalışmalara başlanmış olmakla beraber, bu millî ve medenî dâvanın hallinin, pek ya­kında yüksek Meclise sunulacak olan (Turizm endüstrisini teşvik kanunu tasarısı) nın kabul edilmesine bağlı bulunduğunu işaret etmek isterim.

Gerek Özel teşebbüs ve sermaye sahiplerinin, gerek yabancı'sermayenin, turizm sanayiine rağbet göstermesi ve dolayısile turistik tesislerin kurul­ması ve Türkiye turizm endüstrisinin yaratılması ancak, bu kanunun teş­vik ve himaye hükümleriyle mümkün olabilecektir.

Memleketimiz turizmi bir bütün halinde mütalâa edilmekte bulunduğun­dan, bu mevzuda programlı bir inkişaf temini için yapılan hazırlıklar ve çalışmalar arasında, Mardin ili de, memleketşumul umumî plânda yer al­mış bulunmaktadır.

Şimdi bu plâna göre Mardin'le ilgili çalışmaları arzedeyim:

Memleket ölçüsünde hazırlanan turizm tesisleri ihzarı projesinde, tu­
rizme müsait diğer yerler için olduğu gibi, tam konforlu ve turistik evsafı
haiz bir otel inşası tesbit olunmuştur.

Bu otelin inşasını sağlamak için, özel sermaye ve teşebbüslerin, Bele­
diye ve Özel idarenin harekete geçerek bir şirket tesis etmeleri.

Yine Mardin'in turizm çalışmalarında mahallî kıymetlerinden fayda­
lanmak ve halkın ilgisini çekmek için, bir turizm cemiyeti kurulması tek­
lifi, bütün illere yapılan tavsiyeler arasındadır.

Bütün memlekette mevcut eski eserlerin, anıtların tahriri ve bunlardan
onarılmaya muhtaç olanların onarılmaları, alâkalı Bakanlık ve dairelerden istenmişti. Millî Eğitim Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Genel Mü­dürlüğü, 1950 yılı inşaat ve onarım ödeneğinden 9.768 lira sarfederek Mar­din'deki (Zinciriye medresesi) ni tamir ettirmiştir.

5)İller için ve yıllara taksim edilerek muhtelif dillerde hazırlanmakta ve
yayımlanmakta olan broşür, prospektüs, turistik plân ve depliyanlar gibi
propaganda ve tanıtma eserleri arasında Mardin İli için de neşriyat ha­
zırlanmaktadır.

Yine muhtelif dillerde neşredilecek olan ve hâlen ilmî bir heyete ha-
zırlattırılmakta bulunan ve asgarî üç yılda tamamlanacağı umulan (bü­
yük Türkiye rehberi) nde, diğer İl]er gibi Mardin İli de şüphesiz turistik
ehemmiyeti ile mütenasip şekilde yer alacaktır.

Ankara radyosunda yapılmakta olan«Haftanın Turizm Konuşması»
adlı yayınlarında, Mardin de memlekete tanıtılacaktır.

Bunlardan başka, pek yakınlarda tamamlanacak ve neşredilecek olan
(Türkiye Turistik Tezahürleri), (Avcılık ve Turizmibroşürlerinde Mar­
din İli, her iki bakımdan ehemmiyeti derecesinde bahis konusu edilecektir.

Film çekilerek tarihî eserlerin mevcudiyeti bütün Türkiye ve dünyaya
bildirilmiş olacaktır.

İç İşleri Bakanı Halil Özyörük de verdiği izahatta, Güney hudut kapıları­mızın bir taraflı kararla arttırılamıyacağını bildirmiş, yeniden kapı ve pa­zar yeri açılması için ihtiyarî icap eden külfetler karşılığında temin edi­lecek faydaların ehemmiyetsiz olduğu kanaatini izhar eylemiş, bununla beraber, mevzuun Mardin'de yapılacak ikinci derece hudut makamları toplantısında tetkik edilmesinin mümkün olduğunu ilâve eylemiştir.

Aynı soru münasebetiyle Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü de ko­nuşmuş ve şu izahatta bulunmuştur :

«Arkadaşımın verdiği izahata ve takrirdeki bazı suallere cevap vere­ceğim :

Cevap 1.— Filhakika, 30 seneye yakın bir zamandanberi Türkiye ile Su­riye arasında bir emlâk meselesi vardır.

Ben, Dışişleri Bakanlığını deruhte ettiğim zaman, hükümetimizin, Arap devletleriyle aramızdaki dostluğun en sıkı ve samimî bir mahiyet alması hususundaki —her bakımdan tabiî ve zarurî— siyasetini kuvveden fiile çıkarmak için yapılması lâzım gelen şeyleri tetkik ederken, gerek Suriye ve gerek, — aynı surette aramızda bir emlâk meselesi bulunan — Lübnan ile dostluğumuzun kuvvetlenmesine, bu emlâk işlerinin hallinin büyük yardımı olacağını düşünerek ve bu işlerin muallakta kalmasının vatan­daşlarımız için mucip olduğu zararları bildiğim için, gereken tetkikatı yaptırmıştım. Gördüm ki, 1932'de bu işin tasfiyesi için, o zaman mandater devletle aramızda akdedilmiş bulunan mukavelenamenin akim kalması, hakları sabit olan vatandaşlarımızın dahi haklarının verilmesine, o zaman­ki, karşı tarafın dahilî vaziyetinde hâkim olan bâzı siyasî esbap mâni ol­muş. Bundan sonra, meselenin heyeti umumiyesinin hallinden vazgeçi­lerek muhtelif müracaatların, münferit meseleler olarak ele alınması yo­lu tutulmuş, fakat münferit meselelerin birçoğunun halli, işin heyeti umu­miyesinin hallini icabettirir bir mahiyette görülmesi yüzünden bunlar da muallâkta kalmış. Arada, bilâhara, tekrar umumî müzakerata girişilmesi takdirinde vaziyete hâkim olabilmek için, her iki tarai da, hakları sarih

olan karşı taraf tebaasının emlâkine bir nevi (ambargo) koymuş, yani bu malların satılmasını, ipotek edilmesini velhasıl bunlar üzerinde tam tasarruf hakkının istimalini her taraf da menetmiş Bugünkü vaziyet, kısaca budur. Şüphe yok ki, seneler geçtikçe bu karışık vaziyet kendi ken­dine çözülememiş, bilâkis müşkülleşmiştir.

Vaziyetin halli hususundaki arzumuza, şimdi gerek Lübnan gerek Suriye dostlarımızda müsait bir makes gördüğümüzü memnuniyetle soyliyebilirim.

Tatbikata gelince, dediğim gibi, zamanla büsbütün carplaşıklaşmış me­sele karşısında bulunduğumuz cihetle, tedrici şekilde hareket etmeği mu­vafık gördük ve, bunun için, kolaylıkla halli mümkün görülen kısımların halli suretiyle, daha müşküllerinin halli zımnında müsait bir hava yarat­mak yolunu tuttuk. Bu usulü tatbiken, Lübnanlı dostlarımızla temaslara girişmiş bulunmaktayız. Ümit ederim ki, bu temaslarımız matlûp seme­reyi verdiği takdirde Suriyeli dostlarımızla da yapmağa hazırlandığımız temasların intacı kolaylaşacaktır.

Bu temasların başlaması için gereken hazırlıklar yapılmaktadır. Hazırlık tâbiri ile kasdettiğim, elimizdeki dosyaların birer birer tekrar elden geçi­rilmesi, eksiklerinin tesbit ve ikmaline çalışılması ve bu dosyaların mahi­yetleri itibariyle tasnifidir, ki bu işlerin bir veya iki aydan fazla sürece­ğini tahmin etmiyorum.

Mardin Milletvekili Öztürk arkadaşımızın sualinde emlâk işinin heyeti umumiyesine fer'i şekilde temas edilmiş oluı:, asıl fuzulî işgal meseleleri üzerinde durulmaktadır. Buna rağmen hulasaten, emîâk işini de anlatmış olmaklığım sebebi bu meseleye verdiğimiz ehemmiyeti tebarüz ettirmek maksadına matuftur.

Fuzulî işgal, yani bir kimseye ait bulunan bir male başka bir kimse tarafın­dan herhangi bir hakkı olmadan tasarruf edilmesi, halli gayet basit bir me­seledir. Bu itibarla biz böyle bir muameleye maruz bulunan vatandaşları­mızın işlerini, yukarıda hülâsa ettiğim emlâk işinin heyeti umumiyesinin hallile talik etmeğe, bittabi hiç bir veçhile lüzum görmeden teker teker taki petmekteyiz. Bu hususta kısa'zaman içinde, müsbet netice elde edil­mesi için hiç bir sebep görmemekteyiz. Bazı fuzulî işgal hallerinde, sağil-lerin, hak sahiplerinin sarih senetlerine karşılık, bazı hukukî tesahup sebepler ileri sürmek suretile işi muhakeme mevzuu yapmak istedikleri de vâkidir. Bu vaziyetlerde de bunların haksızlığının ısbatına çalışılmaktadır. Suriyeli dostlarımızın, emlâk işlerinin heyeti umumiyesinin halline giriş­tiğimiz zaman gösterecekleri hüsnüniyetin güzel bir miyarını verecek olan bu basit meselelerin hallinde istiğna göstereceklerini tahmin etmek için hiç bir sebep yoktur. «O halde ne için hemen hallolmuyor?» denebilir. Uzun seneler haklarını elde edemiyerek zararlara duçar olmuş hak sahip­lerinin sabırsızlanmalarını tamamen anlayışla karşılamak lâzımgelir. An­cak, yine uzun seneler sürmüş meselelerin ayıklanmasında da biraz sa­bırlı olmak zarureti vardır. Bu sözlerimi fuzulî iş"gal meselelerinin halli­nin daha fazla uzamasını makul gördüğüm ve mazur göstermek için de­ğil, sadece bugüne kadar neden hallolamadığmı izah için söyledim. Bina­enaleyh, sözlerim atiye değil, dostlarımızla anlayış siyasetine germi ver­diğimiz — nisbeten kışa— maziye racîdir.

Cevap : 2.— Suriye ile sınırımızda pasaport hamillerinin geçebildikleri 14 hudut kapısı ile pasavanlılara açık olan 138 adet geçit noktası tesis edil­mesi daimî hudut komisyonunun 1930 senesindeki ikinci toplantısında kararlaşmıştır. Komisyonun müteakip toplantılarında bu geçit noktalarından az kullanıldıkları veya hiç kullanılmadıkları görülenler gerek hükü­metimizin gerekse karcı tarafın talebi üzerine kaldırılmıştır. Suriye hükü­meti 14 hudut kapısından ancak onunun karşısına mukabil kapı açmıştı. Bu kere de aradaki kapılardan birisinin kapatılması hususundaki taleplerine, bu kapıdan istifade eden vatandaşlarımızın külfetini mucip olmaması için muvafakat edilmemiştir.

Demiryolu istasyonlarının her birinde 'birer hudut kapısı açılması ve bazı­larında pazar yerleri kurulması hudut havalisindeki ticarî mübadelenin daha az külfetle yapılabilmesini sağlıyacağı gibi, Ulaştırma Bakanlığımı­zın kanaatine göre, Devlet Demiryolları idaresine mühim varidat getir­mekle memleketimize bir döviz kaynağı olabilecektir. Ayni zamanda Su­riye halkı ve demiryolları için menfaat temin edecek olan bu tedbir dost komşumuzla rabıtalarımızın arttırılmasına ve iki memleket arasında yol­culuğun kolaylaştırılmasına yanyacağmdan, Bakanlığımızca faydalı görül­mektedir. Ancak, Suriye ile bu hususta müzakereye girişmeden önce kendi dahilî imkânlarımızın buna müsait olup olmadığının tesbit edilmesi lâzım gelir. Son haftalar içinde Suriye Demiryolları İdaresinin bir müracaatı üzerine hudutta yeniden bazı stasyonlarda kapılar açılması hususunda ilgili Bakanlıklarımız arasında yapılan danışmalar neticesinde şimdilik bu işin yapılmasına dahilî imkânlarımızın elverişli olmadığı anlaşılmıştır. Yeni kapı teşkilâtlarını kurup işliyecek bir hale getirmeğe kendi durumu­muz müsait olduğu anda bu ihtiyacın karşılanmasına tevessül edileceği ta­biîdir.»

Söz alan soru sahibi Mardin Milletvekili Cevdet Öztürk, hükümetin bu yol­daki çalışmalarından sitayişle bahsetmiş ve çok mühim olan bu mesele­lerin halli gerektiğini beyan ederek bazı temennilerde bulunmuştur.

Gaziantep Milletvekili Süleyman Kuranel'in, îl Merkezlerinden kaçında hükümet konağı bulunduğuna ve Gaziantep'e 1952 yılında hükümet ko­nağı yapılmasının düşünüp düşünülmediğine dair Maliye Bakanlığından sözlü sorusu Bakan tarafından cevaplandırılmıştır. Bakan bu cevabında, halen 52 Vilâyet Merkezinde Vali konağının bulunduğunu, Bursa, Gazi­antep, Kocaeli ve Çorum'da mezkûr binaların bulunmadığını söylemiş ve hükümetin, İl merkezlerinde Vali Konağı inşası yerine, diğer daha ehem­miyetli inşaata önem verdiğini ve 1952 bütçesine, Gaziantep Vali Konağı inşası için bir ödenek konulup konulmıyacağı hakkında şimdiden bir şey söliyemiyeceğini ifade eylemiştir.

Bundan sonra, Atatürk aleyhine.işlenen suçlar hakkındaki kanun tasarısı ve Adalet Komisyonu raporunun öncelik ve ivedilikle müzakeresine ge­çilmiştir. Bu mevzudaki konuşmalar başlamadan önce, kanun tasarısının müzakerelerinin bir suitefehhürne yol açmaması için. Çanakkale Millet­vekili Vediî Enüstün tarafından verilen ve Atatürk'ün manevî huzurunda üç dakikalık saygı duruşunu isteyen önerge kabul edilmiş ve Meclis He­yeti Umumiyesi, Atatürk'ün manevî huzurlarında üç dakikalık bir saygı duruşunda bulunmuştur.

Müteakiben ilk sözü alan Ankara Milletvekili Selâhaddin Âdil, şahıs için bir kanun yapmanın, demokratik zihniyetle telif edilemiyeceğini söyle­miş, müteakiben Giresun Milletvekili Arif Hikmet Pamukoğlu, Ankara Milletvekili Osman Şevki Çiçekdağ, Çanakkale Milletvekili Bediî Enüstün, Diyarbakır Milletvekili Mustafa Ekinci, hukuk ilmi bakımından böyle bir kanunun çıkarılamıyacağı hususunda konuşmuşlardır.

Bu hatiplerin sözleri bittiği zaman, Adalet Bakanı Rüknettin Nasuhioğlu, kürsüye gelerek bir Milletvekili sıfatiyle fikirlerini beyan edeceğini söyle­miş ancak Milletvekili sıfatiyle söz sırasına .girip girmediği hakkında mü­nakaşalar cereyan etmiş, neticede Rüknettin Nasuhioğlu Adalet Bakanı olarak konuşacağını bildirmiş ve şunları söylemiştir :

Arkadaşlar,

Yüksek huzurunuzda takdim etmiş olduğumuz bu kanun tasarısı hakkında gerek Adalet Encümeninde, gerekse Matbuatta uzun münakaşalar oldu ve türlü yazılar çıktı. Bu iş memleket umumiyeti içinde geniş ve hisli bir mevzu halini aldı. Malûmu âliniz bundan birkaç zaman evvel, hemen bir hafta 15 gün içinde memleketin muhtelif yerlerinde Atatürk büstüne, res­mine bir çok tecavüzler vâki oldu. Biz bu tecavüzlerin mahiyeti ve mânası önünde yüksek huzurunuza bu kanunu getirmek lüzumunu hissettik — şüp­hesiz ki, bu kanunun lehinde ve aleyhinde beyan olunan bütün mütalâa­lar hukukî kıymeti haiz olabilir. Bu itibarla bu kanunun aleyhinde konuş-şanlarm görüşlerine ve hukukî telâkkilerine hürmet etmek vazifesi için­deyim— fakat şu noktayı bilhassa arzetmek isterim ki. tenkit olunan mevzular bilhassa 2-3 noktaya inhisar etmektedir. Biri, kanunun anaya­saya mugayir olduğu, yine anayasanın bir maddesine istinat edilerek ileri sürülmektedir. İkincisi de, antidemokratik olarak bahis mevzuudur. Üçün­cüsü de, bir şahıs için bir kanun.yapılamıyacağı mevzuudur.

Bütün bunlar, gerek Adalet Komisyonu müzakerelerinde, gerekse Meclis konuşmalarında bu mânayı ifade etmektedir.

Kanunun anayasaya mugayir olması meselesi, bir telâkki tarzından çıkı­yor. Biz bu kanunu sevkederken böyle bir taarruz ve böyle bir vaziyet görmüş değiliz, onun için bu kanunun anayasaya mugayir olduğunu ka­bul etmiyoruz.

İkinci bir mesele ise, dendi ki, şahıs için kanun çıkmaz. Bu kanun anti­demokratiktir. Arkadaşlar, bir kanunun demokratik veya antidemokratik olduğunu anlamak veya düşünmek için, o kanunun mahiyeti üzerinde biraz durmak icabeder. Eğer bir kanun mânası ve emri itibariyle bir fer­de veya Cemiyete bir vecibeyi men ediyorsa, yahut bir kanunun mânası Cemiyete veya ferde haksız bir külfet ve bir mükellefiyet tevdi ve tahmil ediyorsa bu çeşit kanunların demokrasiye uygundur veya değildir mânası­na almak ve düşünmek lâzımdır. Halbuki bu kanun mücerret hiçbir külfet tahmil etmemektedir, bilâkis zaten kanunen cürüm olan bir mevzuu daha genişleterek ve yalnız bunun takibini âmme hakları meyanma almak su­retiyle doğrudan doğruya takibat yolunu açmaktır. Bundan antidemok­ratik denecek bir mâna nasıl çıkar bunu anlıyamadım.

Diğer bir noktai nazar, bu kanunun böyle münferit bir kanun olarak de­ğil, Ceza Kanunu araşma alınması mevzuubahis oldu, Biz, böyle bir ka­nunun Ceza Kanunu arasına konmasını hukuk kaidelerine mugayir bul­duk. Çünkü, biliyorsunuz ki, Ceza Kanunu, doğrudan doğruya gayri şahsî bir kanundur. Orada hiçbir şahsın ismi mevzuubahis olamaz. Binaenaleyh Ceza Kanununda yer almasından ziyade ayrı bir kanun olarak tedvin me­selesi lâzımdır. Bu mevzuda konuşurken hislerle konuşur gibi, biraz da mevzua geniş edebiyat karıştırarak, Atatürk'ün ruhundan ilham alarak, Atatürk'ün ruhuyla konuşur gibi konuşmak değil, hâdiselerin ışığı altında bu millet efkârı umumiyesine tercüman olarak konuşulması lâzımgelir.

Cevdt Soydan (Ankara) — Meclise saygı göstermek lâzımdır.

Başkan — Cevdet Soydan arkadaşımızdan rica ediyorum, Bakanın sözü­nü kesmesinler.

Önünde söylemek isterim ki dünkü ve bugünkü Savcılar ara­sında hiçbir fark yoktur, bunu iyi bilsinler. (Sağdan bravo sesleri, alkışlar). Devlet

Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu (Manisa) — muhte­rem arkadaşlar, kendilerinden yine bir şey soracağım. (Gürültüler) bili­yorum Milletvekillerinden sual sorulmaz, müsaade buyurun, kürsüde is­tediğiniz gibi konuşuyorsunuz, ben mes'ul bir insan olarak soruyorum ki bu sözünüzün mânası nedir, bunu da burada gelip tavzih etmek mecburi­yetindesiniz.

Kâmil Baron da, hükümetin son zamanlarda almış olduğu tedbirleri, ilk terbirlerle bir saydığını ileri sürmüş ve son tedbirlerden sonra tek bir hâdisenin kaydedilmemiş olduğunu sözlerine ilâve etmiştir.

Bundan sonra Başbakan Adnan Menderes kürsüye gelerek şunları söyle­miştir :

Muhterem arkadaşlar,

Atatürk'ün manevî şahsiyetine veya manevî şahsiyetini temsil eden eser­lerine yapılan tecavüzlere son zamanlarda hükümetin almış olduğu ted­birlerden ziyade, belki böyle bir kanunun tedvinine teşebbüs edilmiş ol­masının şayi olması mâni olmuştur. Şurasını arzedeyim ki arkadaşlar, Kâmil Boran arkadaşımız hükümetin daha önce tedbirde kusur ettiğini ifade etmekle mesnetsiz bir iddiada bulunmuş olduğunu ifade etmeliyim. Bu mesnetsiz iddianın ispatı kendilerince mümkün olmamıştır.

Mehmet Kâmil Boran (Mardin) — vakıalar gösteriyor. Başkan — Müsaade buyurun.

Başbakan Adnan Menderes (devamla) — Eğer tedbirde kusur tâbirinden kastolunan mâna Atatürk eserlerine vâki olacak tecavüzleri kâfi derecede şiddetle karşılamamak veya teşvik edici bir tavır ve eda takmmaksa ken­dilerine derhal söyliyeyim ki bu hatayı kendileri irtikâp etmişlerdir. (Sol­dan şiddetli ve sürekli alkışlar).

Ölümünün hemen arkasından paralardan, pullardan Atatürk'ün re­simlerini sildirenler onlardır. (Soldan alkışlar).

Arkadaşlar,

Kendi reislerinin resimlerini hâvi olan pulları beş sene daha tüketemiye-ceğimiz adette bastırmış olanlar yine onlardır(soldan, şiddetli alkışlar).

Başbakanın konuşması bittikten sonra sözü Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu almış ve kendisinin burada 20 milyonluk Türk milleti namına konuştuğunu söyliyerek söze başlamış ve bu yirmi milyon Türk'ün, bu şekilde bir kanunu istemediklerini sözlerine, ilâve etmiştir.

Müteakiben Başbakan Adnan Menderes tekrar kürsiye gelerek, metnini ayrıca verdiğimiz ikinci konuşmasını yapmıştır.

Başbakanı takiben, C.H.P. Meclis Grubu adına kürsüye gelen Yozgat Milletvekili Avni Doğan, kanun lâyihası ile gerekçenin birbirlerine uygun olmadığın ileri sürmüş ve kanun metninin gerekçede belirtilen kanaat ve zaruretlere uygun bir sekle sokulması noktası üzerinde durmuştur.

Avni Doğan'dan sonra Başbakan Adnan Menderes tekrar kürsye gelerek şöyle demiştir:

Muhterem arkadaşlar,

Bir küçük noktaya dikkatinizi çekmek isterim. Şimdiye kadar konuşan arkadaşların hiç birisi tasarının lehinde bulunmadı. Bundan sonra da an­laşılıyor ki bir sıra takiben aleyhte olarak devam edecek ve lehte olanlara asla sıra gelmiyecek. Bunun ifade ettiği mâna şudur arkadaşlar, daha ön­ceden konulmuş ve aleyhte olanlar söz almakta istical etmek suretiyle böyle bir netice hasıl olmuş demek oluyor. Böyledir deseniz de demese-niz de netice buraya varıyor.

§u noktaya da dikkatinizi rica ederim, eğer şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da hep aleyhte devam edeceksek ki ayni şeylerin tekrarın­da bir zaruret yoktur, o halde bu kanun Meclisimizin ademi tasvibi ile karşılaşmış demektir. (Hahrr, hayır sesleri).

Müsaade ederseniz arkadaşlar; alınmış bir karara itiraz etmek için değil, (karar nöbetleşedir sesleri) dikkatinizi bir noktaya çekmek için bu kür­süye gelmiş bulunuyorum.

Neticede iç tüzük hükümlerine uyularak, tasarının lehinde konuşacak Milletvekillerine tercih hakkının verilmesi kabul edilmiştir.

Tasarının lehinde konuşan Erzurum Milletvekili Enver Karan, Atatürk'e minnettarlık borcunun ödenmesi için bu kanun tasarısının kabul edilmesi lâzımgeldiğini söylemiş ve bu kanun ile hiç bir hürriyet tahdidinin mev-zuubahis olamıyacağmı belirtmiştir.

Bundan sonra Meclis, oturumuna yirmi dakika ara vermiştir.

Meclisin ikinci oturumunda ilk sözü alan İstanbul Milletvekili Firuzan Tekil, bugünün şartları içinde bu kanunun kabul edilmesi icabettiği te­zini savunmuş, Erzurum Milletvekili Bahadır Dülger, tasarının anayasa Komisyonuna havalesini ileri sürmüş, Diyarbakır Milletvekili Yusuf Âziz-oğlu, Zonguldak Milletvekili Abdurrahman Boyacıgiller, Tekirdağ Millet­vekili Süreyya Endik tasarının aleyhinde konuşmuşlar, İzmir Milletvekili Behzat Bilgin ise, tasarıyı müdafaa etmiştir.

Müteakiben vaktin çok geç olmasından dolayı, mezkûr kanun tasarısı üze­rindeki müzakerelerin gelecek birleşimde devam edilmesi kabul olun­muştur.

Meclis pazartesi günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinde, Atatürk aleyhine işlenen suçlar hak­kındaki kanun tasarısının müzakeresi sırasında ileri sürülen tenkitlere Başbakan Adnan Menderes'in cevabı.

Ankara : 4 (A. A.) — -Muhterem arkadaşlar.

Evvelâ küçük bir lâtife ile söze başlıyacağım. Çok sevdiğimiz arkadaşı­mız Sinan Tekelioğlu, memleket şümul bir plebisit yapmış 20 milyon Türkün arzusunu tesbit ederek huzurunuzdabu şekilde konuşmuştur.

Onu biz bir demokratik inkılâbın muvaffaki­yetli bir başarıcısı olarak mütalâa etmek mevkiinde olmıyacağız. Onun eserlerinden bugünün zihniyetine uymıyanlarmı kabul etmemekte, ten­kit etmekte elbette devam edeceğiz. Bizim maksadımız tenkid hürriyetini, vicdan hürriyetini, fikir hürriyetini takyid etmek değil, tahkir ve tehzil hürriyetini kaldırmaktır. Biz bunu istiyoruz. (Soldan bravo sesleri, al­kışlar).

Atatürk demokratik inkılâbı tahakkuk ettirmemiştir, yarıda bırakmış­tır dediğim zaman benim takibe üğrıyacağım, benim gibi konuşan, Üni­versitede ders veren Profesörlerin bu kanun çıktıktan sonra takibedile-ceğini bir hukukçu olarak ispat etmek lâzımdır. Aksi takdirde bu kanu­nun reddi için yapılanın demagoji olduğuna hükmetmek icap eder. Böyle birşey yoktur arkadaşlar, tenkit hürriyetini kaldırmıyoruz, hakaret ve terzil hürriyetini ortadan kaldırmak istiyoruz.

Ondan sonra, farklı muamele olmazmış dediler.

Arkadaşlar,

Dikkat buyurunuz farklı muamele yokmuş. Bundan bir saat evvel Ata­türk'ün ismi zikredildiği zaman bütün vatandaşlardan ayrı bir muamele ve ayrı bir duygunun tesiri altında Türk milletinin iradesini temsil eden bizzat Büyük Meclisiniz olmuştur.

Arkadaşlar burada, hangi zatın ismi zikredilir de Büyük Meclisiniz ayağa kalkar, farklı muamele olmazmış da, niçin böyle yaptınız?

Sonra şahsa mahsus kanun olmaz deniyor. Neyle ispat ederler? Başka memleketlerde yokmuş? Bunu nereden biliyorlar? Anayasanın imtiyaz ve fark tanımıyan maddesinin bir ölünün hatırasını hakaret ve tezyiften kur­tarmak için böyle bir mana taşımadığını açıkça söyliyebilirim. Aksini dü­şünenler noktai nazarlarını ispat etsinler.

Sonra kişi denildiği zaman, hukukçu arkadaşım, bu tâbir ölülere râci de­ğildir, diriler içindir. Bunun aksini ispat etmek için telif hakkının 30 se­ne mahfuz bulunacağından bahsettiler.

O, kanunun tedvin ve tesbiti için konmuş hükmî bir ifadedir. Kişi son­ra mı vefat ediyor, veya vefatından 30 sene sonra mı bunu böyle kabul ediyorlar?

Bir an için düşünelim', kim muztarip olacak, kim zarardide olacaktır, bu kanunun çıkmasından hangi fert, hangi zümre? Zatî hürriyet mi? Ana­yasa mı? Sureti katiyede ortaya konulan maddenin bu mevzu ile aslâ ala­kası yoktur.

Abdurrahman Boyacıgiller (Zonguldak) — Size öyle geliyor.

Başbakan Adnan Menderes (devamla) — Zümre yaratacakmışız, tefrik yaratacakmışız. Medenî Kanunumuzda hüküm varmış. O hüküm ne imiş? Vârisi takibedermiş. Bizim gibi fânilerin vârisleri, belki bizlere yapılacak tariz ve hakaretleri takip edebilirler. Fakat Atatürk'ün, emsale hâkim olmuş olan bir insanın, mazide ve gelecekte nesillere hâkim olmuş ve olacak bir insanın elbette icraatını yaparken çiğnediği, zarardide ettiği bir çok menfaat zümreleri olacaktır.

Bunların bütün memleket sathında bulunacak insanların yapacağı haka­retleri sadece tek başına kalmış hemşiresinin takibine bırakmak aslâ doğru değildir. Atatük manevî şahsiyet olarak aramızda yaşamaktadır, onun için Selimden, Fatih'ten bahseden yok, Fatih'in heykeline dokunulmuş, Selim'in mezarına taarruz edilmiş, böyle bir şey yok. Fakat şu hâdise gös­teriyor ki, Türk büyüklerinin hepsini bir araya getirmek suretiyle seyya­nen bir muamele takibetmek neticesini elde etmek gayretleri beyhudedir. Çünkü Fatih, Selim, bugün için aktüel bir mevzu değildirler. Bir Fatih me­selesi yoktur. Bir Selim meselesi yoktur, bir Namık Kemal meselesi yoktur. Ama biliyoruz ki bugün bir Atatürk meselesi vardır. Onlar için reel bir vaziyet olsaydı onlar hakkında da yüksek heyetiniz tedbir almakta ge­cikmezdi.

Atatürk'ün yaptığı hamle 150 senedenberi devam eden inkılâp hareket­lerinin safhasından ibaretmiş. Öyle de olsa bu Atatürkün eserini küçül­tür mü? Atatürk'ü Millî Mücadelede Türk milletinin birinci adamı olarak Türk milletinin kurtuluş davasında, kurtuluş mücadelesinde bütün millî gayretleri hedefe tevcih etmek cesaretini, kuvvetini ve vatanperverliğini nefsinde cem etmiş bir adam olarak hepmiz Onu tevkirden geri kalma­maktayız. Esaslı bir tezat içinde olduklarını görüyorum muhterem arka­daşlarım. Bir taraftan onun eşsizliğini ve büyük hizmetlerini ifade eder­ken diğer taraftan böyle bir kanuna lüzum yoktur diyorlar. Sebep, şahsa kanun çıkmazmış, imtiyaz yaratırmış, sebep Anayasa Kanununa aykırı imiş. Bu sebeplerin hiç birisi bence sabit olmuş değildir ve şahsan beni ikna etmiş değildir. Ondan sonra, tekrar edeyim, ne fikir ne şahıs ve ne de tenkit hürriyetini sureti katiyede alâkadar eden bir mevzu değildir. Ha­karetleri önlemek için yapılmış bir kanundur. Buna niçin lüzum gördük? Arzedeyim: Kırşehir'de bir heykelin burnuna çekiç vuruluyor, istanbul Kırşehire akın ediyor. Filân-yerde gene bir heykelin .bir tarafı kırılıyor. Bütün gazeteler bunu mevzu olarak ele alıyor. Falan yerde heykele bir yafta yapışıyor, bütün gazetelerin ayakta olması için haklı bir mevzu. Bu memleketin manevî cephesini yıpratmak istiyenler elbette vardır. Bu yol­la yıpratmak için bir çok fedakârlıklara da gayret tabiî katlanabilirler.

Tasavvur ediniz ki tenha bir mahalde şu veya bu köyde gecenin yarısında kimsenin bulunamıyacağı bir sırada bir heykele bu yolda vaki olacak bir tecavüz ile memleketi heyecana sevkedip bu heyecanı istismar etmek is­tiyenler daima bulunabilir. Millet hayatında bu daima olabilir. Ama' dik­kat edilecek olursa, burada kendileri de ifade ettiler, bu nazik zamanda buyurdular, bilhassa hükümet kuvvetinden kaybetti, düşecektir gibi söy­lentiler çıkarılıp hükümet kuvvetinden şüphe hissi uyandırılmak isten­diği bir zamanda bu hâdiselerin tekerrür etmiş olması dikkatinizden kaç­mamıştır. Dünyanın hangi şartlar içinde yaşadığını, biliyorsunuz. Arka­daşlar bir gecede elli tane heykele hücum edebilmek ve memlekette fev­kalâde bir hal vardır manzarasını uyandırmak ve memleketi baştanbaşa heyecana sevketmek zor bir şey değildir. Bütün bunları vaktinde hesap etmek ve kanunî tedbirleri almak mecburiyetindeyiz.

Sonra arkadaşlar, hükümet tedbir aldı, almadı, diye daha şimdiden bu
kürsüde konuşuluyor. Bu memleketin sathına serpiştirilmiş olan heykel­
lerin taarruza uğradığı takdirde bunun günahı niçin hükümete teveccüh
etmiş olsun? Bizi itham ederek konuşan Kâmil Boran arkadaşımız, vak­
tiyle tedbir almakta kusur edildi de onun için böyle oldu dediler. De­
mek ki siyaseti, hükümetin siyasetini yıkmak için aleyhte bir delil olarak
kullanmak kasti de, mevcuttur. Bundan istifade etmek istiyenler olacak­
tır. Türk milleti bunu istemiyormuş da denildi. Bunların hiç birisi varid
değildir. İmtiyaz varsa Reisi Devlete de vardır. Varsa, Meclise de imtiyaz vardır, varsa, Bakanlara da imtiyaz vardır, varsa burada da vardır. Fakat hiç birisinde imtiyaz yoktur. Doğrudan doğruya suçu irtikâp edenlerin sıfatlarına göre, mağdurun vaziyetine göre ceza tayininden ibarettir. Bu vaziyet içindeyiz.

Bence kanun arzettiğim şekil ve mahiyettedir, asla endişeyi mucip değil­dir ve hututu umumiyesi itibariyle bizim vicdanımızın sesinin bir ifade­sidir. Binaenaleyh maddelerde gerekli görülecek tadil yapılmak suretiyle bu kanunun kabul edilmesinde ben memleket namma fayda mülâhaza ederim arkadaşlar. (Alkışlar).

Müteakiben Sivas Milletvekili Nurettin Ertürk, İsparta Milletvekili Sait Bilgiç, tasarının aleyhinde konuşmuşlar, Bursa Milletvekili Selim Ragıp Emeç'le Kastamonu Milletvekili Rifat Taşkın, kanun tasarısının kabul edilmesini istemişlerdir. Tasarının üzerinde konuşan Kocaeli Milletvekili Lûtfi Tokoğlu da, bunun bir de Anayasa Komisyonunda incelenmesi fik­rini savunmuş, Balıkesir Milletvekili Ali Fahri işeri ise, Atatürk heykel­lerine çelenkler konması aleyhinde bir konuşma yapmıştır. Giresun Mil­letvekili Arif Hikmet Pamukoğlu, tasarının hukuk ilmine aykırı olduğu tezini savunmuştur.

Bundan sonra Seyhan Milletvekili Cezmi Türk kürsüye gelerek şunları söylemiştir:

Atatürk inkılâplarını korumak için bir kanun lüzumuna kaniim. Bu ka­nuna bugün değil Atatürk öldüktenberi iki sene geçtikten sonra ihtiyaç vardır. Bu inkılâplara manevî sahada aykırı hareket tâ o günden başla­mıştır. Bunu yer yer hepimiz gördük. Yani Merkez İdaresinden tutun mülhakata kadar. Size şöyle küçük küçük misaller vereyim. Müsamaha­nızı suiistimal etmeden: Atatürk'ün ölümünden evvelki tarikatçılık bugün­kü gibi mi idi?

Atatürk'ün olumundan evvelki ilk tedrisat telâkkimiz bugünkü gibi mi idi?

Atatürk'ün ölümünden evvelki milliyetçilik telâkkimiz bugünkü gibi mi idi? Ve ilâ.. Ve nihayet Atatürk'e karşı hürmetkârlığımız, saygımız, bağ­lığımız bugünkü gibi mi idi arkadaşlar?

Atatürk inkılâplarını korumak için kanun lâzım olduğu, hükümetin ver­diği istatistikı malûmattan meydana çıkmaktadır. Dediler ki: 14 Mayıstan evvel 67 tecavüz olmuş, bunun 51'i manevî şahsiyetine, 4'ü heykeline, büstüne.

Demek ki hükümet bu tasarıyı ters getirmiş 4 büstü korumağa kalkıyor.

Halbuki evvelâ Atatürk'ün manevî şahsiyetini korumak lâzımdır. 14 Ma­yıstan sonra 9 tane büst ve heykeline, beş tane manevî şahsiyetine teca­vüz edilmiş deniyor. Manevî şahsiyetine tecavüzleri takip etmek: tesbit etmek çok -güçtür. Bendenizce Atatürk inkılâplarını korumak için, pren­siplere, usulüne, hedeflerine taarruz edilmesi, Atatürk'ün şahsına, hatı­rasına, büstüne, fotoğrafına ondan çok sonra geliyor.

Onun için arzediyorum ki, Atatürk'ün inkılâplarını koruyacak bir kanun lâzımdır. Atatürk'ün yalnız büstünü, heykelini değil, Atatürk'ün inkılâp­larını, bütün maneviyetiyle koruyacak bir kanun lâzımdır. Bu inkılâplar durmuş, donmuş inkılâplar değildir. Bu inkılâplar kanunla konmuştu^ bir müddet daha korunacaktır.

Avni Doğan (Yozgat) — Geçmiyor, geçmiyor artık.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu (Devamla) — Af buyurun Avni Doğan bey, af buyurun. Şimdiye kadar tasarı üzerinde ko­nuşanlar muhalefet değil Demokrat Parti arkadaşlarımızdır, sözlerimin büyük kısmı size değil onlara ait olacaktır, niçin tahammül etmiyorsunuz, niçin sabretmiyorsunuz?

Başkan — Müsaade buyurun efendim, devam edin.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Samet Ağao.ğlu (devamla) — Şimdi izin veriniz arkadaşlar, ortaya atılan fikirleri birer birer kısaca ele alarak tasarı hükümleri ile ve mantık ölçüleriyle karşılaştıralım. Hisleri­mizi karıştırmamak şartile hakikatle ne dereceye kadar ilgilidir mütalâa edelim.

Tasarı Atatürk'ün resimlerine, heykellerine, hakkındaki eserlerine karşı vâki olacak tecavüzleri suç addetmektedir.

Evvelâ arkadaşlar iki gündenberi tekrar edilen «Ata'ya ait eserler» sÖ-zü nereden çıkıyor? Bir arkadaş dedi ki, C.H.Partisi de Atatürk'ün eseri­dir. Bozuk lisan da Atatürk'ün eseridir. Tasarıda Atatürk'ün eserleri diye bir şey yoktur. Atatürk hakkındaki eserler vardır. Mantık mefhumuna sokalım. C.H.Partisi Atatürk hakkında bir eser midir? Bu düşünce yapı­sına muhaliftir. Atatürk hakkındaki eserler başka şey, Atatürk'ün eser­leri b^şka şeydir.

Sonra arkadaşlar, sonra aziz arkadaşlar, tasarının kullandığı kelimelere dikkat buyurmanızı çok rica ederim. Tecavüz, tahkir ve tezyif kelimeleri hukukçu arkadaşlarımız ve bütün arkadaşlarımız gibi hukukçu arkadaş­larımız çok iyi bilirler, tecavüz kelimesinin mânayı adlîsi çoktan ta­ayyün etmiştir. Tezyif kelimesinin mânayı adlisi çoktan bellidir. Jüriler teşekkül etmiş ve yıllardanberi bu jürilerin meydana koyduğu esaslar mahkemeler için çoktan içtihad haline gelmiştir. Bu kelimeler tasarıya girmiştir. Binaenaleyh bu kelimelerin ifade ettiği hukuk ve adlî mâna dışında her hangi bir mâna tasavvur etmemek gerektir. Amma günün birinde ya bir genç hâkim arkadaş veya müddei umumî arkadaş veya şu ve bu şekilde gaflete düşmüş bir vazifeli arkadaş bir tecavüz mahiyeti olmıyan bir hâdiseyi tecavüz addedebilir mi ?

Arkadaşlar,

Bu bir kaza gibidir, damdan başa düşen bir taş gibidir. Sokaktan giderken başınıza düşen bir taş gibidir. Böyle bir adlî hataya da, kazaya da maruz kalmak. mümkündür, olağan şeylerdendir. Bir kısım arkadaşlar, iftiraya yol açar, dediler. Beş ahlâksız kimse her zaman yanyana gelir ve hepimiz için ayrı ayrı cebimden parayı aldı der. bizi karakola kadar götürebilir. Daha sonra iş Müddeiumumiye aksedebilir, Müddeiumumi aldanmışsa mahkemenin huzuruna da çıkarız. İftira Öyle bir çirkef dalgasıdır ki bir kere insan kapılmasın. Müfterilik daha çok manevî bir illet olduğu için kanunlar ve dinler tarafından telin edilmiştir. Binaenaleyh tasarının if­tiraya müsait olduğu hakkındaki tez, bunu söyliyen arkadaşlar affetsin, kabili müdafaa bir tez değildir.

Af buyurun arkadaşlar, hukukun kuru dehlizleri içinde sizi bir dakika için sürüklemek cüretinde bulunduysam, işte bu, mevzulara arkadaşları­mızın çok mantıkî noktalarmış gibi sık sık yapışmalarından doğan bir zarurettir.

Türk milletinin uzun mazisinin bu yana milyarlarca efradı ölmüştür. Birkaç zaman mezarlara hürmet edilir ve sonra mezarlar ta­rumar edilir.

Burada bir arkadaşımız dedi ki, Halk Partili arkadaşlarım gücenmesin­ler, arkadaşlarıma cevap veriyorum, şimdi böyle bir kanun yaparsak, ya­rın onlar iktidara gelirlerse kendi Şefleri için de böyle bir kanun yapmaz­lar mı?

Arkadaşlar,

BÖyle bir kanun yapmak zaruretini duyarlarsa veya zaruret duymadan böyle bir kanun yapmak isterlerse, ekseriyette olacaklarına göre biz ister yapalım, ister yapmıyalım, onlar böyle bir kanun yapacaklardır. (Sağdan o o o o sesleri) kendileri Şeflerine Millî Şef demediler mi? (Soldan al­kışlar) binaenaleyh bu da bir delil teşkil etmez.

Bir arkadaşımız da dedi ki bu kanun tasarısı Atatürk'ü sevenlerin tazyiki ile yapılmıştır.

Arkadaşların hepsi bir noktada ittifak ediyorlar. Türk Milleti Atatürk'ü seviyor. O halde kanun tasarısı bütün milletin tazyiki ile yapılmış de­mektir.

Arkadaşlar,

Gizli maksatlarla Atatürk'ün şahsına manevi varlığına hakaret, hücum, tahkir yolları ile memlekette huzursuzluk yaratmak hedefini önlemek bakımından getirdiğimiz tasarı herşeyden evvel cemiyetin bir asayiş meselesini halle matuf bir kanundur. Ondan sonra arkadaşlar, bu mille­tin tarihinde çok karanlık bir günde sembol olmuş olan, bir millî müca­dele sembolü olmuş olan bir adamın hatırasına hürmet kanunudur.

Şu anda, hatıralarım Birinci Meclise kadar gidiyor. Küçücük bir çocuk­tum. Bursa'nın düştüğü gün, yahut ertesi gün Birinci Büyük Millet Mec­lisinde cereyan eden müzakerenin safhaları hatırlıyorum. O zamanki tâbirle kürsüye «puşidei siyah» konulmuştu. O gün Milletvekilleri kür­süde heyecan ve teessürden ağlıyarak nutuklarını bitirmeden inmekte­dirler.

Birisi çıkıyor Namık Kemalin Şiirinden bir parça okuyor:

«Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini. Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini.»

Bu anda Meclisi bir ölüm sükûtu sarıyor.

Alaca karanlık içinde — o zaman mecliste bulunanlar bilirler — genç bir adam ayaklarının ucuna basarak kürsüye doğru ilerliyor, yüzü sapsarıdır konuşmıya başlıyor, sözlerinin her kelimesi Meclis salonunun pencere­lerinden taşarak Ankara'yı ve oradan bütün yurdu sarıyor, «Kendi namı­ma, sizlerin. her biriniz namına, bütün Türk milleti namına dünyaya ilân ediyorum :

«Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini, Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini.»(Alkışlar).

İşte arkadaşlar, konuştuğumuz kanun bu adamı hakaretten kurtarmak, bu hatıraya saygı göstermek için yaptığımız kanundur. (Bravo sesleri, sürekli alkışlar).

Geri kalan ve Bulgaristan göçmenlerinin ihtiyaçlarının sağlanmasına hasredilen 1.011.789 liranın,

376.528 lirası Göçmen Misafirhanelerinin yeniden kurulmasına, mevcut­larının genişletilmesine, onarımına ve aş ocaklarının idare mas­raflarına,

479.936 lirası yolda ve mahallerinde geçici müddete ait iaşe işlerinde, 105.240 lirasıkarayollarınakliyatı ileYunanveBulgarDemiryolları

parkur ücretlerine, 50.085 lirası da tedavi ve saire gibi müteferrik ihtiyaçlara.

1.011.789

harcanmıştır.

Ayrıca Kızılay Derneğinin iaşe masrafları karşılığı olarak 200.000 lira raddesine ve Devlet Demiryolları idaresine de Yunan ve Bulgar Demir­yolu parkur ücreti olarak 80.000 lira kadar borçlu kalınmıştır. Bu para­lar. 1951 bütçesinden ödenecektir.

1951 yılı bütçesinin İskân yardımları tahsisatından da bugüne kadar Bul­garistan göçmenlerinin iaşe, yollama ve Misafirhane masrafları için 200.000 lira raddesinde sarfiyatta bulunulmuştur.

1950-1951 yıllarında Bulgaristandan gelen göçmenlere aynî nakdî serma­ye olarak henüz hiç bir şey verilmemiştir.

6 — 7) Göçmen ve mültecilere Türkiye Yardım Birliği vasıtasiyle 19.4.1951 tarihine' kadar teberru yolu ile muhtelif kaynaklardan toplanan paraların miktarı 8 milyon 107 bin 40 liraya baliğ olmuştur. Bunun 2 milyon 250 bin lirası Bankalardan, 4 milyon 462 bin 664 lirası ticaret müesseseleri ile hal­kımız tarafından başlanmıştır. 1 milyon 306 bin 653 lirası mahsus kanuna göre tertip edilen Piyango hasılatıdır. Geri kalan 87 bin 723 lirası da ya­bancı kaynaklardan sağlanmıştır.

8 — Bulgaristan'dan 1950 yılı bidayetinde- 550 bin Türk ve 300 bin Müslü­man Pomak bulunduğu tahmin edilmekte ve bunlardan bilhassa Türklerin ana vatana gelmek arzu ve iştiyakında bulundukları anlaşılmaktadır. 1951 yılı sonuna kadar daha takriben 100 bin kadar göçmen geleceği ve bu su­retle 1950-1951 yılları içerisinde Bulgaristandan gelen ve gelecek olan göç­men yekûnu 220 bine baliğ olacağı umulmaktadır.

Ayrıca Yunanistanda evvelce Bulgaristan'dan Yunanistan'a geçmiş olan 2500 nüfus ve Şarkî Ürdün'den 250 nüfus göçmenini 1951 yılı içinde mem­leketimize kabulü takarrür etmiş bulunmaktadır. Bunlardan başka Av­rupa Kamp mültecilerinden de bu yıl içinde 500 kadar göçmenin ana yurda gelmek ihtimali mevcuttur.

Niğde Milletvekili Necip Bilgenin, Birleşik Amerika Devletleri senatosun­ca Batı Avrupa Savunma Plânına iştirake davetimiz hususunda alman kararın hukukî değeri ile şümulünün açıklanmasına dair Dışişleri Baka­nından sözlü sorusu, Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü tarafından cevaplan­dırılmıştır. Fuat Köprülü bu cevabında şunları söylemiştir :

Muhterem arkadaşlarım,

Bu sorulan suallere müsaadenizle kısaca ve toplu olarak cevabımızı ar-zedeceğim.

Cumhurbaşkanı Mr. Trumanın Avrupaya asker göndermek selâhiyeti meselesi hakkında Senatonun 4 Nisan 1951 tarihli karar metnine 41'e karşı 45 reyle yapılan bir ilâvede, İspanya ve Batı Almanya ile Türkiyeve Yunanistan'a ati askeri ve sair kaynaklardan, bu menmleketler arzu ettikleri takdirde, istifadeyi sağlayacak şekilde Avrupanm müdafaası plânlarının tekrar gözden geçirilmesi icap ettiği kanaati belirtilmiştir.

Görüldüğü gibi, Türkiye'nin adı sarahaten zikredilmiştir. Kongre kararı mahiyetini iktisap etmesini teminen işbu karar, tetkik edilmek üzere, Temsilciler Meclisine sevkedilmiştir.

Senato'nun bahis konusu kararı, bir kanun mahiyetinde olmayıp/bir te­menniden ibarettir.

Maruzatım bundan ibarettir.

Trabzon Milletvekili Mahmud Goloğlu'nun, Trabzonda yapılması karar­laştırılan hava meydanının bugünkü inşa durumu ile bir an evvel ikmal edilmesi için ne gibi tedbirler alındığına, müddetlere riayet etmiyen mü­teahhit hakkında ne muamele yapıldığına ve istihkakının tamamen öde­nip ödenmediğine dair Bayındırlık Bakanlığından sözlü sorusuna cevap veren Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu, hava meydanı inşasında, müteahhidin şartlarına riayet etmediğinden dolayı, çalışmasına son ve­rildiğini, müteahhidin iflâs ettiğini, bu hususta henüz katî hesap yapıl­mamış olduğundan, ücretlerini almıyan işçilerin iflâs masasına müracaat­ları lâzımgeldiğini söylemiştir.

Balıkesir Milletvekili AH İşeri'nin, süt, yağ, peynir ve sütten mamul bi­lûmum gıda maddeleri hakkında Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığından sözlü sorusu, Sağlık Bakanı Vekili, Çalışma Bakanı Nuri Özsan tarafın­dan cevaplandırılmıştır.

Nuri Özsan bu cevabında, soru sahibinin istediği gibi süt, yoğurt ve ben­zeri maddelerin tam yağlı ve yağsız olarak iki tip halinde imâlinin gerek tabiat ve gerekse müstehlik bakımından mümkün olamıyacağmı, hiç yağsız bir tipi ortaya çıkarıp vatandaşa gıdaî kıymeti olmıyan maddeleri yedirmenin doğru görülemiyeceğini söylemiştir.

Gaziantep Milletvekili Süleyman Kuranel'in yurdun imar ve kalkınması için ne gibi tedbirler alındığına, ne gibi plân ve programların hazırlandı­ğına, bazı Bakanlık Fen Heyetleriyle Bölge Müdürlüklerinden tasarruf yapılması, Bayındırlık Müdürlüklerinin ıslâhı ve arttırma, ve eksiltme ve ihale kanununun değiştirilmesi için ne düşünüldüğüne dair Bayındırlık Bakanlığından sözlü sorusuna cevap veren Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu, bu soruyu içerisine alan, su işleri, liman ve iskele inşaatı. Devlet yapıları, istimlâk kanunu, artırma, eksiltme ve ihale kanunu hak­kında geniş izahat vermiş ve Havza amenaj manlar mm ve sulama tesis­lerinin bir an evvel tamamlanması için teşebbüslere geçildiğini, inşa hâ­linde bulunan Ereğli, Trabzon, İnebolu ve Zonguldak limanlarında, inşa faaliyetinin devam ettiğini, bu yıl, Kefken barınağı ile Mudanya. Rize, Finike, Marmaris iskeleleri inşaatının eksiltmeye çıkarıldığını, Devlet yapılarında tasarrufa azamî olarak yer verildiğini, istimlâk kanunu ile ar­tırma ve ihale kanunlarının günün şartlarına uygun bir şekilde değişti­rileceğini, bu husustaki tasarıların hükümetçe tetkikte olduğunu söyle­miştir. Bundan sonra tasarıların müzakeresine geçilmiştir.

Manisa Milletvekili Nafiz KÖrez ve dört arkadaşının, Demirci kasabası yangın yerindeki arsaların tevhid, ifraz ve tevzii hakkında kanun teklifi­nin müzakeresi neticesinde, mezkûr kanun teklifi öncelik ve ivedilikle ve açık oyla kabul edilmiştir.

210 Burada hissenin, gayret­lerin kime ait olduğunu bir tarafa bırakarak bugünü Türk milletine mal edelim ve millî bayram olarak kutlayalım.»

Bundan sonra Partinin İç işlerine temas eden Adnan Menderes, Demok­rat Partinin iktidara gelmekle büyük mesuliyet deruhte ettiğini ve bu işi de tefsirine imkân yoktur. Programımızda Milliyetçilik, Lâyıklık ve bunun için de tam bir tesanüd ve gönül bağlılığı ile Partinin dimdik ayakta dur­ması gerektiğini, bunun ise ancak tesanüd, disiplin ve nizam ile kabil ol­duğunu izah ederek demiştir ki:

«Parti programı etrafında sımsıkı bağlanmak lâzımdır. Şu veya bu şekil­de tefsirine imkân yoktur. Programımızda Milliyetçilik, Lâyiklik ve bunun gibi esas teşkil eden hususlar sarahatan vardır. Programımızı olduğu gibi alıp el ele verip üzerinde çalışmamız lâzımdır.

İl İdare Kurulu raporundaki tenkitlere geçen Başbakan Genel Kurul üye­lerinden bazılarının Bakan olmalariyle yerlerinin boş olup işlerinin ak­sadığı mütalâasına karşı Bakanların Partideki vazifelerine de muntazam devam ettiklerini, haftada iki defa muntazaman toplanıldığmı. Demokra­tik memleketlerin her birinde de Merkezî İdarelerde vazife almış olan­ların hükümette vazife almamalarının mevzuubahis olmadığı, İngiltere'de iktidardaki partinin 20 kişilik merkez idaresindeki üyelerinden, yanılmı-yorsa, 7 ilâ 8'nin Bakan olduğunu izah ettikten sonra antidemokratik ka­nunların kaldırılmasına geçti ve dedi ki:

«Hepiniz kullanacağınız ve kullanmıyacağmız derecede hürriyetlere sa­hipsiniz. Herhangi bir vatandaşın hürriyet ve haklarının baskı altında bulunduğu söylenebilir mi?»

Memurin Muhakemat Kanunu bahsini uzun uzadıya izah eden Başbakan, bu kanunun tâdili işinin Mecliste müzakere edilmekte olduğunu ve artık memleketin başta gelen meselesi olmaktan çoktan çıktığını, herhangi usulsüz bir muamele yapanların cezasız kalmasının asla varit olamıyaca-ğını, Demokrat Partinin idareyi elinde bulundurmakta olduğunu ve bu idarenin şüpheli bir vaziyeti kanun dahilinde bertaraf etmek, kahretmek iktidarına sahip bulunduğunu belirtmiştir.

Vaadler meselesine geçen Başbakan bu hususta da şunları söylemiştir:

«Demokrat Parti iktidarının vaadlerini imkân ve zamanla yerine getir­diğini birçok delegelerin ağzından şükranla dinledik. Parti muhalefette iken söylediklerinden hulfetmiş olsaydı herşeyden evvel sizler bu kon­grenizde bu hava içinde toplanmazdınız. Ağzınızdan çıkan sözler çok acı olurdu. Kongreniz havasında böyle bir vehim yoktur. Güleryüzlerinizde bu vehmin mevcut olmadığını ve propagandaların üzerinizde tesir yap­madığını görüyorum. Bu hal hükümeti elinde bulunduranlar için en bü­yük hazdır. Sandıklı'da Dinar'da gördük. Hele İsparta'ya gelişimizi hep beraber müşahede ettik. Vaadlerini yerine getirmeyen hükümet, vatan­daşların arzusuna, iradesine riayet göstermiyen iktidar böyle mi karşı­lanır. Hakikati hayale tercih etmesini her zaman bilmiş olan topluluk hükümetinin neler yaptığını, neler yapabileceğini anlamakta her millet­ten ileri gitmiştir. Hayalî vaadler olsaydı bu olgun Türk milleti bunu an­lar ve bu hayal içinde koşan partinin arkasından gitmezdi. Aksini iddia etmek Türk milletinin olgunluğuna bir bühtandır. Millet hayatında bir yılın ifade ettiği mânayı, bir yıl içinde mevcut vaziyetin ne dereceye kavdar değişeceğini aziz halkımızdan daha iyi takdir edecek kimse yoktur-Hükümet ve mes'ul insanlar Türk milletinin bu kemaline inanarak ve vicdan ferahlığı içinde çalışıyorlar. Bizimle kalp kalbe ve beraber olmanız bizleri sevgi ile taltif ve tasvip etmeniz ileride beşer kudretinin üstün­deki çalışmalarımızın kaynağını teşkil edecektir.»

Başbakan bundan sonra Milletvekillerinin 14 Mayıs'tan sonra muhitte da­ha az göründükleri hakkındaki tenkide geçerek bunun doğru olmadığını, vazifeleri icabı zamanlarının mühim bir kısmını Millet Meclisinde geçir­meleri gerektiğini, aynı sözün kendisi ve Bakanlar için de söylenebilece­ğini, fakat deruhte edilen ağır mesuliyeti her zaman her yerde hazır bu­lunmakla telif etmek imkânı olmadığını söyledi ve mahallî ihtiyaçlara, di­leklere temas ederek İsparta'nın bir istihsal ve medeniyet kaynağı olaca­ğını, maddî imkânsızlıklar ne olursa olsun Sütçüler yolu ve elektrik san­tralı konularının imkânsızlıklar içinde imkânlar yaratarak başarılacağını izah ile Halkevleri meselesinde de iki parti arasında dostane bir hal tarzı tercih edildiğini ve bugünden yarma intikal edecek yeni hatıralar ihdas etmemenin yerinde olacağını, onun için de bu gibi mevzuları dostane bir hal şekline sokmak yolunda bulunulduğunu ve Halk Partisinin Halkev­lerini bir tesis haline getirecek bir tasarı tevdi ettiğini ve bunun yakında halledileceğini bildirdi.

Partilerarası münasebetlerin iyi olmasına Demokrat Parti iktidarının ehemmiyet vermesinin birinci sebebinin Türk Milletinin nizadan, kardeş kavgasından hoşlanmaması olduğunu ve vatandaşlar arasında millî bir­liği bozacak boş mücadeleler yerine sevginin hâkim olmasını arzu etti­ğini, fakat bunun tenkit edilmek istenümediği mânasına gelmediğini ve bazı taraflardan gelen ağır hücum ve isnadlarm Demokrat Parti aleyhi­ne hiçbir tesir yapmamış olması bu gibi hallerden korkulmıyacağmm bir alâmeti olduğunu söyliyen Başbakan sözlerine şöyle devam etti:

«Millet iradesinden kuvvet alan Demokrat Parti iktidarının tenkitten korkmayacağını bir kere daha huzurunuzda söyliyeyim. Büyük Millet Meclisinin ne yaman bir mürakip olduğunu takdir edersiniz. Burada bile huzurunuzda imtihan vermekteyiz. Kaşlarınızın çatık veya yüzülerinizin güler olması hareketimizi1 tanzimde müessirdir. Türk milleti istediğini, istemediğini nasıl ifade edeceğini iyi bilir. İşte demokratik bir idarede millet iradesi böyle hâkim olur. Tenkidin memnu olduğu devir geçmiştir. Tenkidi sevmiyecek, buna set çekmek istiyecek bir hükümetin payidar olacağına kail değilim. Muhalefetin de Meclisin bir parçası olarak, teşkilâtı ile memleketin de bir parçasını içerisine alarak diğer taraftan da matbuatı vasıtasiyle bu tenkitleri yapmasını daima isteyen insanlarız. Bir takım Halk Partililer bu teşebbüs ve hamlemizi lâyık olduğu mânada anlıyamadılar. Fakat çoğunluğun Demokrat Parti iktidarını geçici bir sa­man alevi görmek, devam etmiyeceğini sanmak gibi telâkkilerle siyasî ve idarî sapıklıklara kapılmadığını ifade ederim. 14 Mayıs'ta milletin tecelli eden iradesine göre hareket etmek lüzumunu kabul ettikten sonra mu­halefet her türlü tenkide karşı muhabbet görecektir. Bunu Partinin Baş­kanı olarak iftiharla arzederim. Programımızın birinci maddesi Partiler­arası münasebetlerin iyileşmesini, karşılıklı sevgi ve hürmetin tesisini âmirdir. Memnuniyetle müşahede ediyoruz ki, bu programımızı tahakkuk ettirmekteki tarzı hareketimiz İktidar Partisinin, Halk Partililerin veya partisiz vatandaşların büyük ekseriyeti tarafından memnuniyetle karşı­lanmaktadır. Halk Partisi taşra teşkilâtı bunu herkesten iyi anlamakta­dır. Bunu yalnız İsparta'da değil, son günlerde gezdiğim bütün İtlerde gördüm. Aynı ruh ve aynı manzaranın bana verdiği itminanla arzediyo-rum. Bu memleket asla kardeş kavgasına girmiyecektir. Fena niyetler hüsrana uğrayacaktır. Büyük Türk milleti olarak el attığımız işleri en iyi tarzda başarmayı bilen bir milletiz. Kurtuluş Mücadelesini en iyi şekilde başardık. Hürriyet mücadelesini de Garplı medenî devletleri gıpta ettire­cek tarzda başaracağımızdan eminim. Demokrat Parti Türk milletinin ol­gunluğuna inanarak kurulmuş ve bu inancından dolayı muvaffak olmuş­tur. Mesul insanlar olarak izhar ettiğiniz temennilerin yarınki icraatı­mızda müessir olacağını temin ederim.»

Büyük Millet Meclisinin 14 Mayıs 1951 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 14 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'te Başkanvekillerinden Balıkesir Mil­letvekili Sıtkı Yırcalı'nm Başkanlığında toplanmıştır.

Gündemde mevcut dört sözlü sorudan bazıları, alâkalı Bakanların mehil istemesi, bazıları da soru sahiplerinin hazır bulunmaması yüzünden baş­ka oturumlara bırakılmıştır.

Topkapı Sarayından Ankara'ya nakledilen mücevherat ile mücevheratı hâmil kasa anahtarlarına dair olan sözlü soruya Maliye Bakanı Hasan Polatkan 28 Mayıs pazartesi günü cevap vereceğini bildirmiştir.

Devlet Orman İşletmelerinin bazı vergilerden muaf tutulması hakkmdaki 4920 sayılı kanunun üçüncü maddesinin yorumlanmasına dair Başbakan­lık tezkeresi ve Tarım, Maliye, İçişleri ve Bütçe Komisyonları raporları müzakere ve kabul edilmiştir.

Kabul edilen rapora göre, orman işlerinde çalışan ve nakliyatı kolaylaş­tırmak için tomrukları parçahyan işçilerin gündelikleri her türlü vergi­den muaftır.

Muğla Milletvekili Nuri Özsan'ın, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 39'uncu maddesinin (b) fıkrasının yorumlanmasına dair Öner­gesi ile Maliye, Geçici ve Bütçe Komisyonları raporlarının mükere-sinde söz alan Balıkesir Milletvekili Ahmet Kocabıyıkoğlu, mezkûr 39'uncu maddenin (b) fıkrasının antidemokratik olduğunu, zira demok­raside bir kafaya, bir çift dudağa mukadderatın bırakılmaması lâzım gel­diğini söylemiş, Niğde Milletvekili Necip Bilge, yorum teklifinin ve bu hususta hazırlanan Komisyon raporlarının reddini istemiş, Komisyon adı­na konuşan Trabzon Milletvekili Mahmud Goloğlu, Komisyonun bu mad­denin tefsirine lüzum olmadığı yolunda karar vermesinin esaslarını izah etmiş ve kanaatince en doğru işin, bu maddenin kanundan çıkarılması olduğunu, böyle bir teklif yapıldığı takdirde Komisyonun bu teklife işti­rak edeceğini bildirmiş, Giresun Milletvekili Hikmet Pamukoğlu, Kars Milletvekili Abbas Çetin, Trabzon Milletvekili Hamdi Orhon, Ordu Mil­letvekili Refet Aksoy, Tefsirin reddi zımnında konuşmuşlardır. Vakit gecikmiş ve ekseriyet de kalmamış olduğundan, müzakerenin devamı ge­lecek birleşime bırakılmıştır.

Meclis Çarşamba günü toplanacaktır.

Manisa Milletvekili Fevzi Lûtfî Karaosmanoğlu'nun Demokrat Parti Bursa İl Kongresindeki beyanatı.

Bursa : 14 (A. A.) —

Bursa Demokrat Parti İl Kongresinde söz alan Manisa Milletvekili Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu şu hitabede bulunmuştur:

Ben, Karaosmanoğlu, Manisa'dan Milletvekili se­çildim diye size ne vaitte bulundum: Naçizane bir hizmet. Ama siz bana vâdettiniz ki beraber çalışacağız diye. Şimdi nereye kaçıyorsunuz? Dert­leşmek için bu kürsüye çıktım. Siz bana vâdettiniz öyle değil mi?

Bu memlekette irtica şahlanırsa ne olur? Vicdan hürriyeti istiyoruz de­diniz. Din işlerini dünya işlerine karıştırmak isteyen olursa o, bu Parti­nin fikirleriyle beraber olmıyan adamdır dedik. Her gün radyoda kur'an okunsun ve onun arkasından mekteplerde din dersi okunsun diyen Bur­salılarla mücadele etmek bizim için en mühim bir vazifedir. Yarın da biri çıkar, Diyanet İşleri Reisi kabineye girsin der. Buna da mı evet diyece­ğiz ? Dışişleri, Ticaret veya diğer Bakanlıkların yanında Diyanet İşleri Bakanlığının bulunmasını isteyen o insanlarla mücadeleye hazırız. Bu memleketin başına geçirdiği insanlardan hizmet bekleriz. Bazıları biz­den evvelki insanlardan da şeriat istemişlerdir. Hem de arapça ezan oku­nurken, Şeyhülislâm da varken... O zaman şeriat yok muydu? Mahke­meler şer'iye mahkemeleri idi. Ama yine şeriat istemişlerdir. İktidarlar­dan hizmet isteyen ve hizmetten başka bir şey düşünmeyen halk namına şeriat istemek en yersiz bir iştir. Bu memlekette irtica yoktur ve olmıya-caktır. Fakat mürteciler bulunacaktır ve vardır. İşte Türk milletine dü­şen şey, Bursalılara düşen şey bu mürtecilerle mücadele etmektir. Hiz­met isteyen vatandaşın sözünü şeriat istemek şeklinde gösteren ve poli­tika madrabazları isteyen vatandaş dünyanın en habis, en namussuz ve en iğrenç insanıdır. Türk vatandaşı vicdan hürriyeti içindedir. Dünya iş­leriyle din işlerini karıştırmıyacağız. Yani bu memlekette 20 milyon in­san sarıklı mı olacak? Bunu mu istiyorlar.. Hayır onlar sarık sarmıyacak-tır. Arkadaşlar, bu memlekette işimizi gücümüzü bırakıp beş vakit na­maz kıldırmak mı istiyoruz? İsteyen kılar istemeyen kılmaz. Kılanlara hürmet ve itibar ederiz. Amma benim gibi kılmıyanları da hor görmemek lâzımdır. Müslümanlığımızı unutmamakla beraber herşeyden evve] Türk­lüğümüzü üstün tutacağız. Müslümanlık tehlikeye düştüğü gün onu en evvel kurtarmıya koşan bu asil millet oldu, Türk oldu. Bu memleketin içine komünistlik düştüğü gün bizi Türklüğümüz kurtarır. Müslümanlık ulvîdir amma müsiümanlığı kurtaran da yine Türklüktür... Bursalılar, bana gücendiniz mi? (Hayır sesleri) darılmadmız değil mi ? (Hayır ses­leri ve alkışlar). Bu hakikatleri her zaman biribirimize söyilyeceğiz. fa­kat darılmıyacağız. Hakikatleri olduğu gibi söylemezsek bir gün bakarız ki dalâletin göbeğine saplanmışızdır. Batağa, çamura saplanmamak için ha-kikatperest olacağız. (Şiddetli ve sürekli alkışlar).»

Cumhur Başkanımız Celâl Bayar'm, Hâşimî Ürdün Meliki Ab­dullah Hazretleri şerefine verilen ziyafetteki nutku.

Ankara : 15 (A. A.) —

Cumhurbaşkanı ve Bayan Celâl Bayar tarafından memleketimizi ziyareti münasebetiyle Ürdün Melik'i Abdullah Hazretleri şerefine bu akşam sa­at 20.30'da Çankaya Köşkünde verilen ziyafette Cumhurbaşkanı Celâl Bayar şu hitabede bulunmuşlardır :

Şevketmeab,

Zatı mülukânelerinin memleketimizi ve bizi şereflendirmelerinden derin bahtiyarlık duymaktayız. Bunu, burada teyid ederken bir misafire hitap ettiğimiz hissini taşımıyoruz: Filhakika, necip Hâşimî Ürdün ile Türkiyemiz arasındaki rabıtalar o kadar kardeşçedir ki, onun, büyük sevgi ve saygı bağlariyle bağlı bulunduğumuz Şevketlû Meliki'nin burasını kendi evleri telâkki buyurmalarını bekleriz. Ankara'dan sonra ,İstanbul ve Bur-sa'da bir müddet geçirmeyi ihtiyar buyurmakla, zatı mülukâneleri, bu telâkkimize, bizi son derece mütehassis eden bir mukabelede bulunmuş oluyorlar.

Dünya, hodbin maksatlar ve hesaplarla dolu huzursuz ve tehlikeli günler yaşamaktadır. Böyle bir devirde iki memleketimizin yekdiğerine karşı beslediği tam itimad ve hayırhahlığm teyid ve tebciline vesile vermesi itibariyle, bu buluşmamız, bizim için ayrıca haz ve itminan kaynağı teşkil eylemektedir.

Memleketlerimiz, dünyanın en nazik ve hassas bir mmtakasında bulun­maktadır. Bu itibarla, bu mmtakadaki devletlerin istiklâllerini, bütünlük­lerini- bir kelime ile, mevcudiyetlerini muhafaza ve müdafaa için tesa-nütlü, istikrarlı, insicamlı ve kuvvetli olmaları lâzım gelmektedir. Bu du­rumun, hem kendi menfaatlerimiz, hem de bu mmtakanın ve dolayısiyle dünyanın menfaati için hepimize terettüp ettirdiği vazife çok büyüktür. Bu hakikati tamamen müdrik olan Türkiye, dostlarının kuvvetlenmeleri­ni ve gelişmelerini samimiyetle arzu eder. Çünkü, onların, bu ulvî gaye­lerin tahakkukunda ancak bu suretle en nafiz ve en müfid duruma gire­cekleri kanaatindedir.

Yalnız, derin manevî rabıtalarımızdan dolayı değil, aynı zamanda bu se­beplere mebnidir ki dost Hâşimi Ürdün'ün ümranının, refahının, geliş­mesinin gün geçtikçe arttığını büyük bir sevinç ve alâka ile müşahede eylemekteyiz. Bu güzel eserin kudretli banisine, bu mes'ut fırsatla, his­lerimizi bir kere daha şahsen ifade eylemekten ziyadesiyle bahtiyarız. En samimî hislerle bağlı bulunduğumuz zatı mülukânelerinin sıhhat ve afiyette dâim olmalarını, bu yoldaki muvaffakiyetlerinin temadisini ve bu sayede, necip Hâşimî Ürdün milletinin sulh ve sükûn içinde refah ve inkişafının artmasını candan temenni eyleriz.

Cumhurbaşkanının konuşmasını müteakip Ürdün Meliki Abdullah Haz­retleri şu hitabeyi irad etmişlerdir.

Cumhurbaşkanımız tarafından şerefine verilen ziyafette Ürdün Meliki Abdullah Hazretlerinin mukabil nutku.

Fehametmeap Cumhur Reisi Hazretleri,

Beni bu güzel memleketinize seyahate sevkeden sebep, işaret buyurdu­ğunuz gibi bu iki memleketi sıkı tarihî bağlarla bağlıyan alâkadır.

Tahattur buyurursunuz ki, sevimli memleketinize ilk seyahatimi merhum Atatürk zamanında yapmıştım, ilk umumî harp sonunda, ikincisini de fehametmeab selefiniz zamanında yapmıştım.

Bu üçnücü ziyaretimi de Amman'da Elçinize kardeş ve samimî işaretinize imtisal ederek yapıyorum. İşte şimdi buyurduğunuz gibi kendi evimde ve ailem arasında ve kendi milletimi sevdiğim kadar sevdiğim ve hürmet ettiğim milletiniz arasında bulunuyorum.

Ona eminim ki, âlem bugün bir fütur geçiriyor. Eskiden istimarın istib­dat ve kuvvete müstenid olan yanlış hareketine karşı bugün gizli itikad-lar kapalı örtüler altında maslahatçı muğtesip hafi rağbetler kaim oldu. Pek acı günler geçiren Sark çok sabırlı idi. Ve artık kendi mevcudiyetini muhafaza ve müdafaa ve istikrarın tesisi için çalışacaktır ve ona emi­nim ki bu arzuya inandığınız kadar biz de inanıyoruz.

Necip milletiniz için Cenabı Hakkın inayeti ve tevfikatı samedaniyesin-den hayırlar diler ve Orta-Şarkta sulh ve selâmeti koruyan milletlerin başında bulunmanızı Cenabı Haktan dua ederim.

Büyük Millet Meclisinin 16 Mayıs 1951 tarihindeki toplantısı.

Ankara: 16 (A.A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'te Başkan Vekillerinden Balıkesir Milletvekili Sıtkı Yırcalı'nm Başkanlığında toplanmıştır.

Balıkesir Milletvekili Ali Fahri İşeri'nin, Millî Korunma Kanununun kal­dırılması hakkındaki sorusu münasebetiyle izahatta bulunan Adalet Ba­kanı Rükneddin Nasuhioğlu, adı geçen kanunun hangi şartlar altında tedvin edildiğini söylemiş ve Millî Korunma Kanununun vaziyet icabı, zaman zaman kiracı lehine ve zaman zaman da mal sahibi lehine gördüğü tadilleri etraflıca kaydettikten sonra, mal sahiplerini koruyacak şekilde bir tasarının hazırlanmış olduğunu, bununla beraber Millî Korunma Ka­nununun şimdilik kaldırılmasına mahal olmadığını belirtmiştir.

Soru sahibi, verilen izahatı tatminkâr bulmadığını, millî Korunma Kanu­nunun behemehal kaldırılması icabettiğini söylemiştir.

Toprak Mahsulleri Ofisi namına hariçten ithal olunan hububat ve un­larla bunların naklinde kullanılacak çeşitli kab ve malzemenin gümrük ve rıhtım resmiyle, diğer resim, vergi ve harçlardan muafiyeti hakkın­daki kanun tasarısı müzakere ve kabul edilmiştir.

Muğla Milletvekili Nuri Özsan'm, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 39 uncu maddesinin (b) fıkrasının yorumlanmasına dair öner­gesinin müzakeresi sırasında söz alan Milletvekilleri, yorumun leh ve aleyhinde konuşmuşlar, Komisyon sözcüsü de, bu husustaki Komisyon raporlarını müdafaa etmiş, neticede tefsir önergesi ile Maliye, Geçici ve Bütçe Komisyonlarının raporları kabul olunmuştur. Buna göre, otuz se­nelik hizmetten sonra 55 yaşını dolduran memurlar emekliye ayrıldıkları zaman, Danıştaya müracaat edemiyeceklerdir.

Bundan sonra 1944 Bütçe yılı kesin hesabına ait genel uygunluk bildiri­minin sunulduğuna dair Sayıştay Başkanlığı tezkeresiyle 1.944 yılı kesin he­sabı hakkında kanun tasarısı ve Sayıştay Komisyonu raporu, Samsun eski Milletvekili Hüsnü Çakır'm, .Dilekçe Komisyonununun 9.11.1949 tarihli haftalık karar cetvelindeki 1754 sayılı kararın Kamutayda görüşülmesine dair önergesi ve Dilekçe Komisyonu raporu,

Devlet Hava Yolları Genel Müdürlüğü 1945 Bütçe yılı kesinhesabma ait uygunluk bildiriminin sunulduğuna dair Sayıştay Başkanlığı tezkeresiyle Devlet Havayolları Genel Müdürlüğü 1945 yılı kesinhesabı hakkında ka­nun tasarısı ve Sayıştay Komisyonu raporu.

Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğünün 1954 Bütçe yılı kesinhe­sabma ait uygunluk bildiriminin sunulduğuna dair Sayıştay Başkanlığı tezkeresiyle Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü İ945 Bütçe yılı kesinhesabı hakkında kanun tasarısı ve Sayıştay Komisyonu raporu,

Posta, Telgraf ve Telefon İşletme Genel Müdürlüğü 1945 Bütçe yılı kesin­hesabma ait uygunluk bildiriminin sunulduğuna dair Sayıştay Başkanlığı tezkeresiyle Posta, Telgraf ve Telefon İşletme Genel Müdürlüğü 1945 Bütçe yılı kesinhesabı hakkında kanun tasarısı ve Sayıştay Komisyonu raporu;

Kabul edilmiştir.

Keza, Zonguldak Milletvekili Abdürrahman Boyacıgillerin, Ereğli Hav-zai fahmiyesi maden, alemelesinin hukukuna müteallik kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkında kanun teklifine dair Ekonomi, Çalışma ve Bütçe Komisyonları raporları da kabul ve bu suretle kanun teklifi reddedilmiştir.

Eski Ekonomi Bakanı ve Kocaeli Milletvekili Sırrı Bellioğlu'nun hüküm­lü bulunduğu cezanın affına dair Adalet Komisyonu raporu ile Millî Ko­runma Kanununun 4648 sayılı kanunla değiştirilen 65 inci maddesinin de­ğiştirilmesi ve 4945 sayılı kanunla değiştirilen 66 ma maddesinin yürür­lükten kaldırılması hakkında kanun tasarısı ve İçişleri ve Adalet Komis­yonları raporlarının ikinci müzakeresi yapılmış ve bu tasarılar kanunlaş­mıştır. Meclis cuma günü toplanacaktır.

Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri'nin, 19 Mayıs Stadyumundan Türk gençliğine hitabesi.

Ankara: 19 (A. A.) —

Aziz Cumhurbaşkanımız,muhterem yurttaşlarım, sevgili Türk gençliği;

Biraz evvel hep beraber söylediğimiz İstiklâl marşımızı söyliyebilmek ve dinliyebilmek uğruna,

Türkün millet olarak tarihe doğduğu günden bugüne kadar, yurt için, hürriyet ve istiklâl için can veren milyonlarca Türk çocuğunun kanîariyle kızarmış şu mübarek Türk Bayraklarının, daima böyle güzel, daima böyle al kalabilmesi ve hiç bir zaman kara bağlamaması uğruna,

Bu topraklar üzerinde doğanların daima hür ve müstakil yaşaması, Bu topraklar altındaki ecdadımızın huzur içinde yatmaları uğruna,

Ve milletçe mukaddes tanıdığımız bütün kıymetler uğruna ve adı, Türk milliyetiyle birlikte ebedîleşen büyük Atatürk'ü rahmet ve mihnetle anarak 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramını açıyorum.

Aziz Türk gençliği,

Her milletin tarihinde, millî hasletlerini bilhassa temsil eden, sembolleş-miş muayyen günler vardır. Milletler bu günlerini içten duyarak kutla­makla onların delâlet ettikleri kıymetleri daima korumak ve yaşatmak imanını taşıdıklarını gösterirler ve gelecek günler için daha kuvvetli ol­manın manevî gıdasını alarak, istikbale emniyetle bakmanın huzuru için­de milletçe bir bayram günü yaşarlar.

Türk milleti bütün tarih boynca böyle mutlu günlere malik bahtiyar mil­letlerin başındadır.

19 Mayıs nedir ?

Sevgili çocuklar: Sizinle birlikte biran için 32 sene önceye dönelim.

Bu millet, tarihinin en karanlık, en acı günlerini yaşamaktadır. Atatürk-ün ifadesiyle: «düşmanlar büyük bir galibiyetin mümessilidirler. Cebren ve hile ile ordularımız dağıtılmış ve yurdun bir çok köseleri bilfiil işgal edilmitir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere mem­leketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içindedirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini müstevlilerin siasî emelleriyle birleştirmişlerdir. Millet, fakru zaruret ünde, harap ve bitap düşmüştür.»

Sevgili gençler :

Bütün bu kötü şartlar içinde bu millette var olan tek şey, onun hür ve müstakil yaşamak azim ve iradesiydi.

Milletleri büyük yapan vasıflardan birisi de bağrından büyük evlâtlar ye­tiştirebilmek kabiliyetidir. İşte Mustafa Kemal büyük Türk milletinin bü­yük evlâdı ve onun hür ve müstakil yaşamak iradesinin sembolü olarak 32 sene evvel bugün Samsun'da Anadolu toprağına ayak bastı ve milleti­nin başına geçti.

Böylece (19 Mayıs) — Ya istiklâl, ya ölüm— diyen bir milletin şerefli ve büyük mücadelesinin bir sembolü olmak itibariyle Türk tarihinin mut­lu bir günü olmuştur.

Diğer taraftan, Milletlerin gelecekteki yaşamak iradesini temsil eden varlık da bu iradeyi tahakkuk ettirecek şekilde yetiştirilmiş gençliğidir.. Bunun içindir ki, Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini Türk gençliğine emanet eden Atatürk: 19 Mayıs Türk milletinin istikbaldeki hür, müstakil ve bü­yük bir millet halinde yaşamak, iradesini temsil eden sizlere bir bayram günü olarak armağan etmiştir.

Türk gençliği:

Vazifen çok şerefli ve çok ağırdır. Sen şerefli olduğu kadar ağır olan bu vazifenin hakkından gelebilmek ve senden evvelkilerden teslim alacağın büyük emaneti senden sonrakilere hicap duyarak değil, bir nesil olarak gurur içinde daha gelişmiş ve daha mükemmel bir şekilde devredebilmek için çok çalışmağa, hattâ medenî milletlerle aramızdaki mesafeyi süratle kapatmak için bütün milletlerin gençlerinden daha çok çalışmağa mec­bursun.

Biz de seni, zekândan, kabiliyetlerinden ve yaratılısmdaki yüksek vasıf­larından bu milletin tamamiyle istifade edebileceği, bilgili oldğu kadar ahlâklı ve karakterli, milliyetçi ve vatanperver olduğu kadar bilgili ve 'sanatlı birer genç olarak yetiştirmekle mükellefiz.

Seni bizlerden daha iyi yetişteremediğimiz gün, vazifesini yapmamış in­sanlar olarak tarih karşısında hicap duyacağız.

Sen ancak, bizim kadar yetişebilip, bu memlekete ancak bizim kadar hiz­met edebildiğin gün en basit ifadesiyle bu millet ileri gitmemiş, yerinde saymış olacaktır.

Hele sen, senden evvelkiler kadar da bu millete hizmet edemiyecek şekil­de fena yetişir ve yetiştirilirsen, dünya milletlerinin medeniyet yolunda son süratle ilerledikleri bu çağda Türk milletinin gerilemesine sebep olur ve bu milletin istikbalde hür ve müstakil ve büyük bir millet olarak ya­şamak iradesini gerçekleştirememiş ve ecdadımızın lanetine maruz kal­mış olursun.

Şu anda, Atatürk'ün, Cumhuriyetimizin Onuncu yıl dönümünde burada söylediğini, gür ve imanlı sesinden tekrar işitir gibiyiz.

O, «Türk"milletini en kısa zamanda muasır medenî.milletlerin seviyesine,
ulaştıracağız» diyordu. Hayvanlar Vergisi Kanununun 4226 sayılı kanunla değiştirilen 18'incî maddesinin değiştirilmesine dair kanun tasarısı ile Balıkesir Milletvekili Sıtkı Yırcalı'nm Hayvanlar Vergisi Kanununun bazı maddelerinin değiş­tirilmesi ve aynı kanuna geçici bir madde eklenmesi, Erzurum Milletve­kili Sabri Erduman ve Çoruh Milletvekili Macit Bumin'in, Hayvanlar Vergisi Kanununun yürülükten kaldırılması hakkındaki kanun teklifleri ve Komisyon raporları müzakere edilmiş ve 1952 senesinde Hayvanlar Vergisinin kaldırılması için lâzım gelen incelemelerin yapılması kaydiyle tekliflerin Komisyona iadesine karar verilmiştir.

Ağrı Milletvekili Celâl Yardımcı'nm, Hastane, okul, park, meydan. Cadde, stadyum ve emsali müessese ye yapılara yaşayan kişi adlarının konmaması hakkındaki kanun teklifi ve İçişleri ve Adalet Komisyonları raporlarının birinci müzakeresine başlanmıştır.

Adalet Komisyonu raporu, tasarının lehinde, İçişleri Komisyonu raporu ise aleyhinde idi. Söz alan Milletvekillerinden bir kısmı tasarının kanun­laşması lâzım geldiği, bir kısmı da böyle bir kanuna lüzum olmadığı mü­talâasını ileri sürmüşlerdir.

Tasarının reddi hususunda verilen takririn kabul edilmemesi üzerine maddelere geçilmiştir.

Birinci maddenin iç tüzük hükümlerine göre tekrar incelenmek üzere Komisyona iadesi hakkında verilen takrir kabul edilmiş ve madde Ko­misyona gönderilmiştir.

Vakit geciktiğinden oturuma son verilmiştir. Meclis çarşamba günü toplanacaktır.

Devlet Bakam Başbakan Yardımcısı Samet Agaoğlu'nun İstan­bul Basın toplantısındaki beyanatı.

İstanbul: 21 (A. A.) —

İstanbul Belediye seçimleri günlerindenberi İstanbul gazetecileri arkadaş­larımla bir arada konuşmak fırsatını bulamadım. Bu sefer babamın ölüm yıldönümü için geldim. Bunu aynı zamanda sizinle tekrar konuşmak için bir fırsat saydım. Yarın yeni iktidarın devlet işlerini fiilen ele aldığınım tam yıldönümüdür. Bunun içindir ki hasbıhalimiz bu bir yılın iç politika ve devlet idaresi bakımından tarihçesi etrafında toplanacaktır. Sizlere bir yıllık icraatımızın kısa bir bilançosunu verirken, bir noktayı. tebarüz ettir­mek isterim. Bundan evvelki konuşmalarımız tam bir samimiyet içinde geçmiştir ve bu sefer de öyle olacaktır. Daima hakikatler üzerinde kalmak, devlet ve hükümet işlerinin iyi ve fena taraflarını açıkça konuşmak ikti­darımızın değişmez bir prensibi olduğu gibi muvaffakiyetin de esaslı şart­larından biridir.

İsterseniz hiç bir tereddüde mahal vermiyecek bir şekilde ve hiç bir menfi kuvvet veya düşüncenin sarsamıyacağı bir sağlamlıkta yerleşmiş bulu­nan hürriyet rejiminden artık bahsetmiyelim.

Vatandaş hak ve hürriyetleri her sahada mutlak olarak tahakkuk etmiş bulunuyor. Mukabele ve tenkit bugün mahalle ve köy muhtarlarından en yüksek icra makamına kadar âmme hizmetlerini yürütmek vazifesiyle mükellef olanları devamlı bir dikkat ve basiret içinde çalışmağa mecbur kılmaktadır. 22-5-1950'den yani iktidara geçtiğimiz günden 17-5-1951'e kadar dağıtılan toprak 820.488 dönüm, aile sayısı 19.017, köy sayısı 323. Komisyon adedi 45'dir. Demek ki, beş senelik tatbikatla bir senelik tatbikat mukayese edil­diği takdirde eski iktidara nisbetle beş misli fazla bir hızla çalışılmış bu­lunulmaktadır.

Ticarî sahada:

Ticarî sahada Parti programına sadık kalarak verdiğimiz ilk esaslı karar serbest ticaret sahasını ehemmiyetli nisbette genişletmek oldu. Bunun neticesidir ki, ihracatımız geçen yıla nisbetle 200 milyon liralık bir faz­lalık göstermektedir. Faiz haddi Merkez Bankası reeskont muamelelerin­de yüzde bir buçuk nisbetinde indirilmiş bulunuyor. Ticarî muameleler için ise aynı nisbette indirmeler temin edecek kanun Meclise sevkedil-mek üzeredir.

Hayat pahalılığı artmış olmakla beraber, derhal ilâve edeyim ki, artış nisbeti 1950 yüz itibar olunduğu takdirde toptan fiatlarda vasatı olarak yüzde 6 ile yüzde 10 arasıdır. Halbuki bu nisbet, Amerikada yüzde 15, Almanyada yüzde 16, İngilterede yüzde 17, Belçikada yüzde 20'dir. De­mek ki, yalnız dünya şartlarının ağırlığından ileri gelmekte bulunan ha­yat pahalılığı alınmış olan tedbirler sayesinde en az tesirini memleketi­mizde göstermektedir.

Bu tedbirler nelerdir:

1.— Yeni bütçe hazırlanırken memur kadrolarından zarurî olmayan ih­tiyaçlara kadar muhtelif sahalarda yeni masraflar ilâvesinden kaçınılmış olması. Bunu bir rakamla izah edersek, iktidarımızın ilk bütçesine kadar her sene vasati olarak 50-55 milyon lira fazlalık gösteren kadro masraf­larında bu yıl bu miktar yoktur. Normal devlet bütçesi masraflarında yüzde yedi buçuk umumî bir tasarruf ayrıca yapılmıştır. 2.— Eski iktidarın başlamış bulunduğu zarurî olmıyan büyük tesisat dur­durulmuştur.

3.— Mensucat gibi bazı sanayi şubelerinde bir arahk kendisini gösterme­ğe başlıyan ihtikâr ve sun'î kıtlık temayülü Devlet İşletmelerinin bu yıl ciddî çalışmalariyle elde edilmiş yeni stoklar sayesinde durdurulmuştur. Meselâ halen Sumerbankm elinde 70 milyonluk bir mensucat stoku bu­lunmaktadır.

4.— Nihayet yeni iktidarın her çeşit suiistimallere karşı açmış bulunduğu amansız mücadele ki, İkinci Dünya Harbinde bu çeşit suiistimallerin ha­yat pahalılığını nasıl yükselttiği malûmdur.

İçtimaî sahada:

İçtimaî sahada yeni iktidarın attığı yeni adımlar şöyle hülâsa edilebilir:

1.— Memleket içinde şu ve bu sebeple ihdas edilerek artık lüzumsuz yere devam ettirilmekte bulunan yasak bölgeler kaldırılmıştır.

2.— Geçen iktidarın uzun yıllar zarfında temin edebildiği 2.000 verem yatağına mukabil bir' yılda 2000 verem yatağı temin olunmuştur. Bu ara­da yeni iktidar ilk defa olarak koruyucu hekimliği birinci plâna almak su­retiyle vatandaş sağlığına verilen ehemmiyete yeni bir istikamet çizmiştir.

Umumî sıhhat sahasındaki çalışmanın yeni hızına bir misal olmak üzere geçen yıla kadar 16 sağlık merkezi mevcut iken bunlara bir yıl zarfında 10 yeni sağlık merkezi ilâve olunduğunu gösterebiliriz.

S.— İş ve işçi meslelerine gelince, bu sahada yeni iktidar Parti progra­mında ilân edilmiş bulunan yeni prensiplerin etüdlerini bitirmek üzeredir.

Türkiye'ye ve Fransa'ya stajyer kabulüne dair anlaşmanın onanması hak­kında kanun tasarısı ve Dışişleri Komisyonu raporu,

Atatürk Anıt-Kabir inşaatına ait işlerin 2490 sayılı kanununun 135'inci maddesi hükümlerinden istisnası hakkında kanun tasarısı ve Bayındırlık, Maliye ve Bütçe Komisyonları raporları,

Milletlerarası Gümrük Tarifesi Yay m Birliği mukavelenamesiyle, uygu­lama nizamnamesini ve imza zabıtnamesini değiştiren protokolün onan­ması hakkında kanun tasarısı ve Dışişleri ve Gümrük ve Tekel Komis­yonları raporlarının birinci müzakeresi yapılmıştır.

Keza, limanları inşa, tevsi, ıslâh ve teçhize dair kanun tesarısı ve Bayın­dırlık, Maliye ve Bütçe Komisyonları raporları da ivedilikle ve açık oyla kabul edilmiştir.

Meclis cuma günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclîsinin 25 Mayıs 1951 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 25 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'de Bagkanvekiİlerinden Kayseri Mil­letvekili Fikri Apaydm'm Başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman gündemdeki soruların müzakeresine geçilmiştir.

Çorum Milletvekili Ahmet Başıbüyük'ün, Âmme hizmetlerinde kullanılan her türlü nakil vasıtalarının suiistimalini Önlemek için hükümetçe ne gibi tedbirler alındığının ve alınmakta olduğunun açıklanmasına dair Başba­kanlıktan sözlü sorusu Maliye Bakanı Hasan Polatkan tarafından cevap­landırılmıştır. Bakan bu cevabında şöyle demiştir :

Çorum Milletvekili sayın Ahmet Basıbüyük arkadaşımızın, âmme hizmet­lerinde kullanılan her türlü nakil vasıtalarının suiistimalini önlemek için hükümetçe ne gibi fiilî ve hukukî tedbirler alınmış veya alınmakta oldu­ğu hakkındaki sözlü sorularına Başbakanlık adına cevap arzediyorunı.

Yüksek Meclisin resmî taşıtlar mevzuundaki hassasiyetini bilen hüküme­timiz bu mevzuu ele almış ve suiistimalleri önliyecek hükümleri ihtiva eden bir kanun tasarısı hazırlama vazifesini Maliye Bakanlığına tevdi et­miştir.

Maliye Bakanlığı, yüksek heyetinizde muhtelif tarihlerde bu hususta ce­reyan eden müzakerelerden de mülhem olmak suretiyle hazırladığı taşıt kanunu tasarısını Bakanlar Kuruluna göndermiş bulunmaktadır.

Mühim bir konuya temas eden ve ötedenberi uzayıp giden bir derde son verme maksadını taşıyan bu" tasarı önümüzdeki günlerde Bakanlar Kuru­lundan müzakeresi yapılarak Yüksek Meclise sunulacaktır.

Bir taraftan meselenin kanunî esaslarla halli için arzettiğim şekilde ha­zırlığı yapılırken diğer taraftan da Başbakanlıktan 2.2.1951 ve 6-400 ve 383 sayılı yazı ile bütün dairelere yapılmış olan bir tamimde 3827 sayılı Taşıt Kanunu hükümlerine aykırı olarak kullanılan taşıt bulunduğu tak­dirde bunların istimalden kaldırılması ve kanuna uygun olarak satın alın­mış bulunan taşıtların da tahsis edildikleri hizmetler dışında kullanılma­ması emredilmiş bulunmaktadır.

Önümüzdeki günlerde Yüksek Meclise intikal edecek olan Taşıt Kanunu tasarısı, üzerinde büyük hassasiyet gösterilen bu mevzuun nihaî olarak halledileceğine kani bulunmaktayız.

İçel'in bir parçası olan Aslan Köyüne de arslan payı verilmiştir. Bütün bunları arzederken şunu veya bunu yaptık diye huzu­runuzda öğünmekten de hicap duyarız, zira, tek vazifemiz ancak yap­maktır. Milletimizin ve memleketimizin iktisadî bünyesi teşekkül ettik­ten sonra istikbale daha emin nazarlarla bakabileceğiz. Bunun tahakkuku ve az zamanda imkân dahiline girmesi ise yukarıda da arzettiğim gibi uzun sürmiyecektir. Bünyemizde manevî varlığımızda herhangi bir sar­sıntıya da asla meydan vermeden emin hamlelerle istikbale gidiyoruz. Partilerarası münasebetlere gelince, bu hususta söyliyeceklerimiz gayet sarihtir. Mazinin acı misallerinden ders alarak partiler ve partililer ara­sında ahenkli, insicamlı çalışma gerektiğini takdir ediyor ve bunun lü­zumuna kani bulunuyoruz. Muhalefette iken samimiyetle arzu ettiğimiz partilerarası tesanüdün vücut bulmasına bugün iktidar Partisi olarak ehemmiyet verm'ekteyiz. Biz içeride olduğu gibi dışarıya karşı da müt­tehit ve mütesanit görünmekle çok şeyler kazandığımızın farkındayız. İçeriden olduğu gibi dışarıdan da fethedilemez bir kudrette bulunduğu­muzu her vesile ile isbat etmek prestijimizi olduğu derecede vatandaşları­mızın yekdiğerine karşı itimat ve samimiyetini de kuvvetlendirmektedir. Sağ olun, aziz İçelliler.

Başbakan Adnan Menderes'in Demokrat Parti Mersin İl Kon­gresindeki beyanatı.

Mersin : 27 {A. A.) —

Başbakan bugün Mersin Kongresinde saat 12.30'da söz almış ve bu hita­besi 14.30'a kadar devam etmiştir. Adanan Menderes'in konuşması kongre üzerinde çok derin bir tesir yapmış ve büyük tezahürlere vesile teşkil ederek sık sık alkışlarla kesilmiştir. Kongrenin büyük bir sempatisi ve heyecanlı karşilamasiyle kürsüye gelen Başbakan söyleyiceklerini iki kısma ayıracağını, bunlardan birinin bir Parti hasbıhali ve ikinci kısmı­nın ise memleket işlerine sür'atli bir göz atmaktan ibaret olacağını söy-liyerek demiştir ki:

«Sevgili Mersinli arkadaşlarım, bundan evvel Mersin'de bu çatı altında bir kaç defa huzurunuzda konuşmak fırsatını buldum. Son konuşmamı iki sene evvel yaptım. İçinizde bulananlar hatırlarlar ki o zaman haksız bir takım meseleler, yersiz iftira ve hücumların müdafaasını yapmak mec­buriyetinde kalmıştım. O zaman biliyorsunuz Partimizin içinde vukua gelen bir gruplaşma hareketi, Partiyi bölmeye, parçalamıya, tarih ölçü­sünde bir savaşı sona erdirmiye matuf bir hareket karşısında kaldık. Ve ben o zaman bizlere tevcih edilmiş hücuma mukabele etmek ve konuş­mak mecburiyetinde kaldım. Bize içimizden ayrılmak sevdasında, kastın­da olanlar Demokrat Partinin Halk Partisi ile birleşmek iddiasını ileri sürerek muvazaa efsanesini ortaya attılar. Sizlerin vicdanlarınıza bir ve­him sokmak istediler. Partinin parçalanacağı, tarihî vazifesini yapmak­tan geri kalacağı vahimesine kapıldılar. İşte o zaman burada saatlerce konuştum, yalan olduğunu söyledim, o günü elemle hatırlıyor ve bugün o yalanların memleket huzurunda asılsızlığının sabit olduğunu sevinçle görüyoruz. Bugün burada kimse bundan bahsetmedi. Bütün Türkiyede de bahsedilmiyor. Dünün ıztırabmı hatırlamak yarın için bir devadır. Böy­le bir hasbihalde bulunmayı faydalı gördüm. Demokrat Partinin ilk inkisafı zamanında faaliyetlerini kösteklemek, engellemek kötü niyetli kim­selerin hattâ dış memleketlerin işi oldu. Çünkü Demokrat Parti muvaf­fak olursa hürriyet nizamı içinde memlekette beraberlik teessüs edecek ve vatandaşlar sevişerek ileriye doğru mesut adımlar atacak, mütesanit bir kütle teşekkül edecektir. O gün bunu istemeyenler olduğu gibi bugün de bu gibi insanlara, devletlere tesadüf olunabilir. Bunlar doğru yoldan gelip sizinle görüşmezler, sureti hakdan görünürler, sefahat yoluna gider­ken hacca gidiyormuş gibi konuşurlar. Dün nasıl tahakküm ve muvazaa iddiaları uydurulmuş ise bugün yeni iftiralar uydurmak isteyenler bulu­nabilir. Bunlara karşı uyanık davranmak lâzımdır. Şimdi arkadaşlar kon­grede gördüğüm bir manzarayı tahlil edeceğim. Konuşan arkadaşlar bil­hassa Fevzi Lûtfi arkadaşımız güler yüz ve tatlı dilin ehemmiyetinden bahsettiler. Ben de bu mevzu üzerinde duracağım. Dün burada beni bu konuşmaya sevkeden bazı sözler geçti. «Mel'un zihniyet» gibi birbirinizi itham eden sözler söylendi. «Şahsî emellerine müsait cereyan yaratmak için» gibi cümleler duydum. Bunlar birbirlerinize söylenecek bir ifade tarzı olmak şöyle dursun, başka bir parti ve başka bir memlekete ait olsa bile bu tarz konuşmalardan sakınmak gerekir. (Sürekli alkışlar).

İdare Kurullarında vazife almış arkadaşlarımız kusurlu, ayıplı, hacil mevkide bulunan insanlar değildir. Hiç bir kimseye kongre olarak toplan­dığımız zaman bir şamar atacak tarzda hareket etmemeli. Demokrat Parti şiarı buna muhaliftir. Partimizde sevgiyi hâkim kılmak emelimizdir. İl İdaresinde çalışanlar esir insanlar değildir. Yüksek memleketin dâvasını üzerine almış olanlar ellerinden geldiği kadar vakitlerini, hattâ maddî im­kânlarım feda etmişlerdir. Hemen şunu söyliyeyim ki Parti yüksek kade­mesine çok lûtufkâr davrandınız. Müteşekkir ve minnettarız, fakat bazan öyle delegelere rastladım ki (burası için söylemiyorum) birçok kongreler­de birçok kimseleri tanıdım, gördüm, bir saatlerini bile bu Partiye vermiş değildirler. Daha dün intisap etmiştirler. Elbetteki bunlar da azamî hak­lara sahiptirler. Fakat bunun da bir haddi vardır. Böyle kendilerini ifrat şeklinde harcamış olan arkadaşlara sizin topluluğunuzu kendi nefislerinde cemetmiş sayarak İl İdaresinin üzerine yüklenmeleri bir elem teşkil eder. (Şiddetli alkışlar). Bazı delegelerin sahte etiket taşıdığı söylendi, tasfiye­den bahsedildi. Bunlar tarafınızdan cevaplanmadı, bunların az çok haki­katle teması var demektir. O halde Parti Başkanı olarak kendimi bazı mesuliyetler karşısında buluyorum. Onun için böyle bir hasbihale lüzum gördüm. Genel kurulda, İl İdare Kurulunda, Ocak ve Bucak Kurullarında vazife almak ve mesul mevkie getirildikten sonra ensesine şamar vurmak usulüne ne Parti ne Hükümet olarak tahammül etmek niyetinde değilim.

Vicdan hürriyetini kökleştirmek ve herkesin kalbine bunu sokmak niye­tinde isek vatandaşlar arasında sevgi ve iyi muameleyi üste çıkarmak lâ­zımdır. Hürriyet hakkı vardır diye gönülleri kıracak, vatandaşlara taarruz edecek olursak hürriyeti soysuzlaştırmak tehlikesine düşeriz. Hürriyetin misafir olduğu bazı memleketler vardır ki bu suretle soysuzlaşan hürriye­tin yerine istibdadın en şiddetlisi kaim olmuştur. Bir çocuk, eline verilen kıymetli bir vazoyu atıp kırmakla ilk kuvvetini denemek isterse, biz de elimize verilen en kıymetli vazo olan hürriyeti yere vurup parcalamıyalım. (Sürekli alkışlar). Tenkit yapılır, ben yaptım. Fakat bu tenkidin kırıcı ol­ması icap etmez. Tenkidin müessir olması için edebli ve terbiyeli olması gerektir. Biz Partiyi Hükümet deposundan istifade edenler Partisi ol­maktan korumaya mecburuz. Ben zihniyet tasfiyesini burada görmekte­yim. Bu zihniyet tasfiyesi, maddî tasfiyeyi de icabettirebilir. Bu neviden şahısların tasfiyesini de göze almak cesaretindeyim. Hoyratça iftira ya­pan insanlar nerededir? Onlar bizden ayrıldılar. Onlar bu çatının altında bulunacak insanlar mıydı ? Zihniyetleri bu camia içinde bulunmıyacak in­sanlardı, çekildiler. İktidara geçtikten sonra içimize sokulabilirler. Dikkat edeceğimiz budur. Gurublaşmalar bir parti hayatında en tesirli harekettir. Hele bu hareket, prensipler esasında olmaz, gizli koridor köşelerinde, kuy­tu yerlerde olursa tahripkâr olur, camiayı parçalamak tehlikesini ortaya atar. Aramızda sureti haktan görünerek parti birliğini sevgisini ve itima­dını sarsacak insanlar bulunabilir. Onların sözleri üzerinde dikkatle duru­nuz. Onları bugünün dünden kötüye gittiğini isbata davet ediniz, bugünün dünden daha kötü olduğuna sizi inandıracak adam doğmamıştır. (Bravo sesleri ve şiddetli alkışlar). Bunu yalnız burada değil başka yerlerde de gördüğüm için Partimizin bütün kademelerine gitmesi lüzumuna kail ola­rak soluyorum. Bütün nazarlar yeni kurulmuş rejime ve bunun nasıl tat­bik edilmekte olduğuna dikilmiştir. Bütün nazarlar bu partinin hürriyet nizamı içinde memleketi idare edip edemiyeceğini soruşturmakta toplan­mıştır. Memleket içinde de dışında da gözler kongrenin üzerinde adeselen-miştir. Alacağımız neticenin memleket içinde hattâ dünya ölçüsünde, dün­ya çapında hâdiseler vücuda getirebileceğini hatırınızdan çıkarmamanız lâzım.

Bu muhataralara işaret etmek suretiyle parti başkanınız bir ümitsizliğe mi düşmüştür? Böyle bir düşünce hatıra gelebilir. (Asla sesleri).

Değil yalnız müşkülâtın her çeşidine karşı mücadele etmek azmini, kara­rını, şevkini de vicdanımızda bulmaktayım. Parti Başkanlığı vazifesi üze­rimde bulundukça Parti yüksek menfaati ve tesanüdünü bütün gayretimle temin edeceğim. Bu hususta bütün arkadaşlarımızın kararı kafidir. Biz geçirdiğimiz günlerde mücadelelerden ders almışızdır. Önümüze çıkacak herhangi bir engelden dolayı yeise kapılacak olanlardan değiliz. Hepimiz bu mücadeleleri yapmış ve yapacak olan insanlarız. Söyleyiniz şimdi de muvazaa var mı? (Kat'iyyen sesleri, alkışlar). İki yıl, etrafı muvazaa var di­ye çınlattılar. Yemin ettik, Vallah Billâh dedik. (Sürekli Alkışlar).

14 Mayısta sabık iktidarın muhalefete düşmesi ve Demokrat Partinin ikti­dara gelmesi de mi muvazaadır?

Şimdi arkadaşlar memleketin umumî meselelerine temas edeceğim. Bunlar kısa olacaktır. Çünkü en uzak yerde oturan köylülerimizin cibillî zekâsı bü­yük kültürlü bir memleket evlâdı olmak mazhariyeti onları memleket iş­lerine vâkıf bir vatandaş haline getirmiştir. Umumî dertlerimiz üzerinde vatandaşların bizzat kendilerinin meşgul olması bizim için bir beşarettir. Herkesin memleket vazifesine ne kadar yakından bağlı olduğuna en büyük teminattır. Hürriyet devrinin en büyük başarısı bunda tecelli eder. Neme-lâzımcılık devri artık ortada yoktur. Evvelden tepeden inme bir hükümet vardı. Vatandaşın düşüncesinin ehemmiyeti yoktu. Reyini kullanmak hak­kını haiz değildi. Onun için vatandaş memleket işlerine sırtını çevirmişti, şimdi her şeyi rakam olarak düşünüyor, tenkidlerinizi realitelere istinat et­tiriyorsunuz. Söylediklerinizi ve istediklerinizi biliyorsunuz. Kongrenizin üzerinde durduğu işlerden biri de Mersin Limanı meselesidir. Liman ya­pılacaktır arkadaşlar. Bunu Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Milletvekil­leri tebşir ettiler. Yollar, sıhhî ihtiyaçlarınızın süratle giderilmesi için tedbirler düşünülmektedir. Bu sene ilk bütçemizdir. İmkânlarımız dar­dır. Buna rağmen evvelden başlamış işlerin hiçbiri durdurulmadı. Bilâkis hızlandırıldı. Bütün müşküllere rağmen yepyeni mevzular ele alındı ve tahakkukuna geçildi.

Eski iktidar büyük işleri 15 yıl vâde ile ele almıştı. Bu işleri üç dört se­nede tahakkuk ettirmek yolundayız. Liman işlerimizi süratlendirdik. Eli­mizde memleketin en mühim meselesi olan küçük su işleri vardır Küçük

su dâvası eski iktidarca malûm değildi. Ele aldıkları bir kaç proje hakikî küçük su işleri projesi değildi. Bu mevzuda eski etüd've projelerimizin 65?ini bu yıl tatbike koydurduk. 40'ı ihaleye çıkarıldı. Diğerleri çıkarıla­caktır. Gelecek sene 150 sini, onu takip eden yıl da 300'ünü ele alacağız Eski işler süratlendirilecektir. Seyhan Barajını mutlaka ele alacağız ve ' mutlaka yapacağız.

Milletlerarası. Kalkınma Bankasının hesabı nedir bilmiyoruz. Fakat biz kendi hesabımızı başkalarından daha iyi biliriz. Eğer onların hesaplarına uygun gelmiyorsa ve bu mühim işin yapılmasına sermayeleri le iştirak et­mek istemezlerse biz kendimiz yapmasını bileceğiz. Çukurovayı bütün bir vatan verimliliğine yükseltmek gayemizdir. Yalnız ve yalnız halka hizmet gayesiyle iş başında bulunan hükümetiniz bu mühim dâvayı ele alacak­tır. Vazife başına geldiğimiz zaman bir Belediyenin bozulmuş elektrik mo-törünü tamir için tavassutumuzu istediler. İller Bankası 1953 yılma kadar bağlandı diye küçük bir para bulamadı. O günden bugüne yalnız o Beledi­yenin değil, 150 Belediyenin işini yaptık. Daha da yapacağız. Memleket hizmetini gaye edinen hükümetiniz buna imkânlar bulacaktır. (Şiddetli alkışlar). Bizim Ölçümüz, hesaplarımız böyle mütezait surette devam ede­cektir. Memleketimiz ziraat memleketidir. Ziraatimizin kalkınması için her şeyi yapıyoruz.

Siz, bundan evvelki senelerle mukayese edildiği takdirde Ziraat Banka­sının faaliyetinde bir fark görmüyor musunuz? Burada bir şikâyete rast­lamadım. Yapılan yardım yarım milyardır. Geçen seneye göre fark yüz elli milyondur. Tarım Bakanlığı bütçesini hemen hemen bir misli arrtir­dik. Tohum, haşarat meseleleri için daima hazır vaziyetteyiz. Köyleri­mize tekniği götürmek için her türlü hazırlıkları yapıyoruz. Dünden bu­günün daha üstün olmadığını kim sÖyiiyebilir? Hükümetin eski ceberut çehresi var mı? Demokrat Parti zaten işe başladığı gündenberi hüküme­tin çehresi yumuşamıştır. İktidara geldikten sonra böyle bir çehre kal­dı mı? Su veya bu daire müdüründen şikâyetler var. Şikâyetler buna münhasır ise yalnız bu büyük bir fark değil mi? Şikâyetlere sebebiyet verenler de bu işleri gece karanlığında yapıyorlar. Çünkü hükümetin mu­rakabesinin ve sizin şikâyetinizin müessir olacağına kaildirler. Orman Ka­nunundan bahsediliyor. Bu kanunun kötülüğü bugün mü ortaya çıktı? Daha tatbike başlar başlamaz ıztırap göründü. 15 senedir de bağırıyorsu­nuz. Orman Kanunu Meclistedir, en kısa zamanda çıkacaktır. Demokrasi devri galmese idi 15 sene daha bekleşeniz bu Orman Kanunu devam ede­cekti. Dertlerin çoğu ele alınmış ve hattâ bazıları intaç edilmiştir. Beş senedir sizlerle beraber dizdize oturduk. Birbirimizin derdine aşina ol-mıyan insanlar değildiz. Demokratik ruhla iş başına geldik. Ne isterseniz sorunuz hepsine cevap vermeğe amadeyiz.

Başbakan bundan sonra İş Kanunu ve işçiler hakkındaki suale cevap vermiş ve işçilerin asıl mühim dâvasının iş sahasının dar olduğu ve mem­lekette istihsalin yükselmesiyle bu dâvanın kendiliğinden halledileceği­ni biricik çarenin memleketin zengin olmasında bulunduğunu söylemiş ve demiştir ki:

Geçen sene Teknik Bürolar buğdayı 6-7 kuruş düşürnıezsek hükümetin işin altından çıkamıyacağmı söyledi. Buna rağmen biz fiatı tuttuk ve ekmeği indirdik. Bu büyük bir fedakârlıktı. Bunun mânası çiftçinin ma­lının değerini arttırmaktı. Memleket bu yıl büyük istihsal arif esindedir'. Geçen yıllarda olmıyan bir mahsul alacağız. Hükümetiniz fiatı makul hu­dudunda tutmak için rekolte mikdan ne olursa olsun zararını hazineye çektirmek pahasına olsa da bu programdan vazgecmiyecektir. Hattâ acaba bir iki kuruş üzerine koyabilir iniyiz diye de düşünmekteyiz. Köylü ne ka­dar çalışırsa çalışsın, ne kadar istihsal ederse etsin öyle hükümet var ki mutlaka onun malını değerlendirecektir. Tütün de böyle oldu. İş başına gel­diğimiz zaman bütün tahsisat tükenmişti. Sekiz on milyon tütün çiftçide bırakılır mı? Hepsini aldık. Ondan sonra daha büyük bir rekolte geldi. Tekel Bakanı İzmir'e gitti. Son yaprağına kadar alacağız dedi. Karade-nizde de böyle yaptık. Çiftçinin müsterih olması lâzımdır. Mahsullerini değerlendirmek ve bu değeri ile sattırmak vazifesini üzerinde gören, bir hükümetiniz var.

Bundan sonra pamuk işine geçen Başbakan, eski hükümetlerin fiatları zorla indirmek ve tahditlerle uğraşmak politikasını, yaptığı zararları teş­rih ederek fiatları indirmek kaldırmak usulünden dolayı haksız servetler meydana geldiğini, bu illetin kökünden kaldırılarak iktisadî bir sisteme bağlanmak lâzım geldiğinin görüldüğünü ve bu yapıldıktan sonra pamuk istihsalinin şevkle ele alındığını ve tedbirlerin yerinde olduğunu burada duymaklığm en büyük mükâfat teşkil ettiğini söyledi ve dedi ki:

Bir yıllık bir hükümet olarak iş başında bulunmamız sizin yakın itima­dınıza mazhar olmamızdandır. Bizi tutan geniş vatandaş kitlesidir. Eğer umumî efkâr parçalanmış olsaydı büyük harekette yarı yolda kalırdık. Memleketin nasıl bir istihsal şevki içinde olduğunu her gittiğimiz yerde gördük. Çiftçi şimdi elindeki fazla parayı istihsalini çoğaltmak, tedbir­lerini almak, evini mamur etmekle meşguldür. Türk milletinin siyasî ol­gunluğu kadar iktisadî olgunluğuna da inanan insanlar olarak iş başında bulunuyoruz.

Türk vatandaşı, vatandaş kitlesi ne istediğini bildi. Eski iktidar ka­dere boyun eğmekten başka çare olmadığını anladı. Bugün de bu istikrarı sizler temin ediyorsunuz. En karışık bir devrenin içinde birinci derecede mesul insan olarak iş başına geldik. Geçen zamanlardaki heyecanlarınızı biliyoruz. Bugün sizin teveccühünüzden hiçbir şey eksilrriediğini mefha­retle müşahede ediyoruz. İstikrarın sebebi işte budur. İstikrarın hürriyet nizamı içinde temin edilemiyeceğini söyliyenlere en susturucu delil budur.

Başbakan bundan sonra sorulan birçok suallere cevap verdikten sonra Kore üzerinde heyecanla ve iftiharla duran kongre delegelerinin sualine karşı demiştir ki:

Kore kararı kolay alınmış olmadı. Başımıza neler geldiğini biliyorsunuz. Maruz kaldığımız hücumların yapılacağını evvelden biliyorduk. Fakat memleketin yüksek menfaatleri bu kararın 24 saat zarfında verilmesini icabettirdiği için şahsen ve hükümet olarak hiç tereddüt etmedik. Bu ka­rarın isabetini hep beraber görüyoruz. Millî mücadelede harp eden Türk ordusunun kıymet ve satvetini kaybettiğini sananlar vardı. Aramız­da bile son teknik ilerlemesinin endişelerini duyanlar bulunuyordu. Or­dusuna güvenmiyen milletin siyasî kıvamı noksan olur. Manevî kalkın­manın ordusunun kıymetini bilmekle kaim olduğuna kani idik. Bu sade bir manevî kazanç olarak kalmadı. Böyle harp etmesini bilen prensiplere bağlı kalmasını bilen ve dâvası uğruna en ağır kararları almasını bilen böyle büyük bir milletle teşriki mesaî edecek milletler bulunabilir. Dün­kü Türkiye ile bugünkü Türkiye arasında da dıştan görünüş itibariyle de çok fark vardır.»

Adnan Menderes Kongreye teşekkür ederek tekrar büyük sempati teza-.hürleri. arasında sözlerine nihayet verdi.

Sayıştay Komis­yonu raporu ile Devlet Denizyolları İşletme Genel Müdürlüğü 1943 Bütçe yılı kesin hesabına ait uygunluk bildiriminin sunulduğuna dair Sayıştay Başkanlığı tezkeresiyle Devlet Denizyolları İşletme Genel Müdürlüğü 1943 yılı kesin hesap kanunu tasarısı ve Sayıştay Komisyonu raporu müzakere ve açık oyla kabul edilmiştir.

Meclis cuma günü toplanacaktır.

? 0 halde. Atatürk'e lâaîetta-yin bir vatandaş gibi hak tanıyacak ka­dar garp demokrasilerini tutmuşlardır. Ta­rikat kurup hû çekenlerle birliktirler; çünkü vicdan hürriyeti vardır; eski harf­lere dönmeği istiyenlerle beraberdirler, çünkü herkes dilediğini yapmakta serbest­tir; İster sarık sarınız, ister başı açık ge­ziniz; ister şapka giyiniz, kim size ne der? Çünkü onlar geniş hürriyetler sisteminde, lâiklik prensibinin müdafiidirler...

Öyle ise kır Atatürk heykelinin çenesini!.. Çünkü eski bir telâkkiye göre gölgesi düşen tasvir haramdır! Ama madem kî gölgesi düşen tasvirharamdır; o halde medeniyeti, ileri hareketleri ve garplılaşma dâvasını gölgelendiren bu demokrasi kuklalarının tasvirlerini yıkmak bizim de vazifemiz olmalıdır.

Bilmiyoruz, bu zevat eskiden nerede idi? Neden meydana çıkıp da «selli seyf» et­memişlerdi ?

İnkılâplara sadık bir Demokrat Parti memleket mukadderatını eline alacak, yurt içinde demokratik bir reform yapacak, ve bunlar da, mevcut hürriyetler nizamını ga­nimet bilip Atatürk'ten şahsî intikamlarını alacaklardır! Hayır, Demokrat Parti asla ve kafa bu fırsat düşkünlerine eski kin­lerini tatmin etmek için imkân vermek üzere kurulmamıştır. Programı malûmdur; yolu malûmdur; fikirleri ortadadır. O hal­de Atatürk'e küfrederek, Atatürk'e saldıra­rak veyahut küfredenlere veya saldıran­lara güya millet zararına hürriyet temin edeceklerini zannedip bir şöhret yapmak isteyenler çok aldanmalardır..

Bu millet Atatürk'e küfrettirmez. Bu bir kanun müeyyidesinden çok evvel bir vicdan ve bir insaf müeyyidesidir.

Bütün bir millet O'nun arkasından ağla­mıştır; ve o göz yaşının tuzu hâlâ içi­miz dedir.

Atatürk için....

Yazan: Selim Ragıp Emeç

6 Mayıs 1951 tarihli Son Posta'dan

Türk parlâmento hayatında tesiri silin­mez hâdiselerden bîri de Atatürk ve inkı­lâplarına ait hatıra ve eserlerin mahfuzi-yetini temin maksadiyle ikinci Adnan Menderes kabinesinin dokuzuncu Büyük Millet Meclisine sunmuş olduğu kanun tasarının ulaşacağı akıbet olacaktır. Bi­lindiği gibi bu tasarının' tamamı,Adalet

Komisyonundan yediye karşı dokuz rey­le geçmiştir. Maddelerinin müzakeresi de. ikiye karşı on reyle tasvip görmüş ve Büyük Millet Meclisi umumî heyetine in­tikaletmiştir.

Meclis Adalet Komisyonundan bu derece güçlükle kurtulabilen bu tasarının, bu Komisyondan yakasını sıyırabiimesi, Baş bakan Adnan Menderesin zaman zaman en yüksek zirveleri bulan talâkatinİn muka­vemetinin mukakavemet edilmez belâgati sayesinde mümkün olabilmiştir. Ayni ta­sarının cuma günkü meclis umumî heye­tince bir hamlede reddedilmemiş olması­nı da, hükümet Başkanının karşılanması ekseriya imkânsız la şan selaseti sayesinde kabil olmuştur.

üzün bir tarih süresine idarelerin en keyfî olanlarını ve en müstebitlerini yaşıyan bir memleketin; nimetlerin en mukaddesi sa­yılan demokrasi gibi ideal bir rejime ulaştıktan sonra onun büyük bir titizlikle muhafaza etmek istemesi tabiî görülmek lâzım gelir.

Atatürk ve inkılâplarını muhafazaya ve her nevi taarruzdan masun tutmaya ma­tuf olan bir kanun tasarısının D.P. Mec­lis saflarında uğradığı itirazı, sadece, süt­ten ağzı yanan bir kimsenin yoğurdu üf­leyerek içmek arzusundan başka bir mak­sada mal etmek, insafsızlık olur. Bu ba­kımdan, bu titizlik, dokuzuncu Büyük Millet Meclisinin inkılâpçılık hüviyetine bir eklil gibi yakıştırılmak lâzım geîen bir vasıf olarak kabul edilmek icabeder. Milletvekilleri tarafından hürriyet idea­line karşı beslenmekte olan bu saygı ve alâka nişanesinin yanında, bir de, hükü­metin, böyle bir kanun tasarısını Mecb'se sevketmekle güttüğü maksadın aşikâr olan hususiyeti gelir ki, bunu da gözden uzak bulundurmamak; dâvayı müsavi va-viyelerden tetkike tâbi tutmak bakımın­dan ayrı bir ehemmiyet arzeder.

Bugünkü hükümeti böyle bir kanun tasa­rısını tanzime ve Büyük Millet Meclisine sevkettiren âmiller hiç kimsenin meçhulü değildir. Allahın günü bir nümayiş; yer yer heykel tahripleri; türlü neşriyat ile huzuru bozulan bir cemiyetin mukaddera­tını idareye memur olan bir icra çarhı-nm, Atatürk gibi ömek bir Türk evlâdı­nın siyaset üstü tutulmak lâzım gelen ha­tırasını politika anaforlarından siyanet mecburiyeti yanında günlük idare vecaî-bini bir türlü gayri melhuz hâdiselerin muhtemel tesirlerinden uzak bulundurmak zarureti, bu tasarının tertip, tanzim ve tatbike arzolunmasmda başlıca saik olmuş­tur, kanaatindeyim.

Ba­kanlık, iki üç sene sonra, göçmen dâvası hafifleyip bitince, yani göçmenler, alelade vatandaşlar haline gelince, artık lüzumsuz ve işsiz kalacak, ilgası icab edecektir. O zaman açıkta kalacak bir çok memurun akıbetini şimdiden derpiş etmek isteme­sek bile böyle iki üç senelik işler için yeni Bakanlıklar ihdasında İsabet görmeyiz. Zaten İskân Bakanlığı, İç İşleri, Ziraat Ekonomi Bakanlıklarını alâkalandıran işlerle meşgul olacağına göre, bu vekâlet­lerle daima arasında bir sürtünme mev­cut olacağını, devlet dairelerinin işbirliği babmdaki zihniyetini bilenler hemen teslim edeceklerdir. Bununla beraber, is­kân işlerinin bugünkü halile devamı da onu talî ehemmiyette bir dâva haline dü­şürmekte, bu yüzden göçmen işini yüksek mevkili siyasî zevatın şahıslarile takviye zarureti hissolunmaktadır.

Bütün bu mülâhazaları gözönünde tuta­rak iskân işlerini, tıpkı diyanet işleri, ev­kaf işleri gibi bir umum müdürlük veya müsteşarlık halinde Başvekâlete bağla­makta, böylece vazifesi zaten koordine et­mek olan bir makamın salâhiyet gölgesi aitmda onun adına çalışan bîr daire haline koymakta daha ziyade fayda mülâhaza et­mekteyiz.

Böylece teşkil edilecek müsteşarlığa lüzum­lu memurlar, alâkalı dairelerden istiare edilerek alınır ve işleri bitince tekrar yerlerine dönerler. Devlet hem yeni yeni kadrolar yapmaktan, hem de müsteşarlı­ğın ilgası halinde kadro haricinde kala­cakları yerleştirmek külfetinden azade kalır.

Basın hürriyetine yapılan çok ağır bir tecavüz...

Yazan: Mümtaz Faik Fenik

8 Mayıs 1951 iarihli Zafer'den

Dün Büyük Millet Meclisinde bazı Mil­letvekilleri, gazetemize ve şahsımıza kar­şı çok ağır hücumlarda bulunmuşlar ve basın hürriyetine en ağır bir şekilde ta­arruzetmişlerdir.

Evvelâ şunu tebarüz ettirelim ki hürri­yetlerrejiminikurmakiçinmilletin

iradesiyle iş başına gelen veinkılâpçı vasfını daima muhafaza eden Dokuzuncu Büyük Millet Meclisini, böyle bir hare­ketten tamamiyle tenzih ederiz. Bu hâdi­seyi çıkaranlar mahdut birtakım kimse­lerdir. Bunlar Atatürk'e karşı yapılan te­cavüzleri önlemek için hazırlanan kanun tasarısını şiddetle müdafaa etmemizi ve bu kanunun aleyhinde bulunanların esa­misini bir liste halinde yayınlamış olma­mızı beğenmemişler, bundan dolayı bize taarruzetmişlerdir.

Hâdiseyi kısaca anlatalım:

Büyük Millet Meclisinde kanunun aley­hinde konuşan Diyarbakır Milletvekili Ferit Alpiskender, gazetemizin neşriyatını bahis mevzuu edince, etraftan gürültüler kopmuş, hattâ pek şecaatli bazı Millet­vekilleri «Kahrolsun Zafer gazetesi!» di­ye bağırmışlar ve sıra kapaklarını vur­muşlar, isim tasrih ederek şahsımıza hü­cuma geçmişlerdir. Bunun üzerine Başkan celseyi tatil etmiş fakat sonradan da yine mahdut bazı kimseler ayni müessif ha­vayı devam ettirmekten asla çekinmemiş­lerdir.

Memlekette basın hürriyetine karşı bir kaç şahıs tarafından tevcih edilen bu ağır darbeyi burada büyük teessürle kay­dederiz.

Anayasa kamu haklarında vicdan hürri­yeti, söz hürriyeti gibi yazı hürriyetini de anahaklardan olarak tanımıştır. Her va­tandaş dilediğini istediği gibi yazmakta serbesttir. Bizim demokrasi uğrundaki mücadelemizin esaslarından biri de bu olmuştur. Bu memlekette haber alma hürriyeti vardır; haber neşretme hürriye­ti vardır. Atatürk Kanununun aleyhinde konuşan bu zevat, söylediklerini hakika­ten çirkin mi telâkki ediyorlar ki isimleri nesredildiği zaman bu kadar hiddete ka­pılıyorlar ve bunu bir kara liste diye ad­landırıyorlar? Demek oluyor ki, onlar, Atatürk Kanununun aleyhinde konuşur­larsa mesele yoktur; fakat biz konuştuk­larını yazarsak, o zaman bütün kabahat, suç bizimdir; acaba basın hürriyetini böyle mi anlıyorlar?.. Bir milletvekili kür­süde fikirlerini söylemekte ne kadar ser­beste, bir gazeteci de sütunlarda fikirleri­ni ve kanaatlerini yazmakta ve haberleri vermekte o derece serbesttir. Yazık ki bu hakikati bazı Demokrat Milletvekille­rine buradan bir defa daha haykırmak, ve bu husustaki mücadelemize yine devam etmek mecburiyetinde bulunuyoruz.

Garip olan taraf şudur: Bazı Milletvekil­leri Atatürke yapılacaktecavüzlere kargı

kanuna, bu, tenkid hürriyetini baltalar, Atatürk'ün şahsı hakkında kimse bir şey söyliyemez, yazamaz. Bu, demokrasiye ay­kırıdır, diye itiraz etmişlerdir. Halbuki, şimdi sade kendi haklarında yapılan tenkid-lere değil, doğru havadis neşrine bile ta­hammül göstermemişler, ve sıra kapakları­nı vurarak «kahrolsun Zafer gazetesi, kah­rolsun Mümtaz Faik!» diye bağıracak ka­dar asabileşmişlerdir.

Zafer gazetesinin, Mümtaz Faik'in kaba-kabahati nedir? Bu memleketin göz bebeği olan Atatürk'ün şahsına, ve bu arada inkı­lâplarımıza karşı yapılacak tecavüzleri ön-liyecek bir kanunu müdafaa etmek, ve kim­lerin bu kanunun aleyhinde bulunduğunu haber vermek olarak yazmak, kanunen bir suç mudur? Eğer böyle telâkki edi­yorlarsa, şunu kendilerine bir defa daha haber verelim ki, ne sıra kapaklan, ne kahrolsun sesleri, ne herhangi bir tehdit veya bask] bizi hak yolundaki bu müca­delemizden asla çevirmiyecektir. Hiç kimseden korkumuz yoktur; hiçbir baskı­dan endişe etmiyoruz; biz vazifemizi bile­rek dâvamıza inanmış insanlarız.

Bu zevat bilmelidirler ki, vicdanlar üzeri­ne tefekkür üzerine, ve yanı hürriyeti üze­rine hiçbir baskı konamaz.

Bu yazılarımızı neşretmeden evvel kendi­lerine sansür mü ettireceğimizi zannediyor­lar? Biz herkesi arzusuna göre değil, sa­dece kendi fikir ve kanaatlerimize göre yazı yazmakla mükellef insanlarız. Bizi bu kararımızdan ve azmimizden hiç kim­se döndüremez. Köprü üstünde gazeteci Samim'in Öldürüldüğü devirler, ve sıkıyö­netim zamanlarındaki sansürler çoktan geçmiştir!

Bİz, son nefesimize kadar Atatürk'ü ve başardığı inkılâpları müdafaa etmekle an­cak şeref duyarız.

Atatürk'ün heykelleri ve resimleri vasıta edilerek onun inkılâplarına ve büyük şah­siyetine yapılması muhtemel herhangi bir tecavüzü Önliyecek bir kanununun aleyhin­de bulunanların, bugün kendileri hakkında yazılan doğru bir habere dahi tahammül edememeleri hakikaten çok hazindir.

Ataürk'ün heykeli kırılacak, resimlerinin gözü oyulacak da ses çıkamayacağız; fa­kat Atatürk Kanunu aleyhinde konuştular diye bazı kimselerin isimleri bir gazetede neşredilecek olursa o zaman Basın hürri­yeti dahi kökünden baltalanacak, öyle mi?

Sorarız; demokrasi burnudur? Basın hürri­yeti bu mudur? Demokrasi, bir muharri­rin kalemini kırmak, onu. fikirlerini açıklamaktan, bir haberi vermekten alıkoy­mak mıdır? Eğer bu zevat demokrasiyi böyle arılıyorlarsa, biz seneler senesi yap­tığımız mücadeleye bugün de yeni baştan başlarız. Belki gırtlağımız onlar kadar bağırmağa müsait değildir; fakat cesaret­te de kimseden aşağı kalmıyacağımızı bilmelidirler.

Sözlerimize son verirken bir noktayı bil­hassa bir defa daha tebarüz ettirmek is­tiyoruz: Dokuzuncu Büyük Millet Mec­lisi bir inkılâp meclisidir. Ve büyük mü­cadelelerden sonra iş başına gelmiştir. Şunu büyük bir inşirahla kaydedelim ki, Meclis Umumî Heyeti, basın hürriyetine gem vurmak isteyen bu gibi mahdut in­sanlarla asla beraber değildir ve olamaz.

Kral Abdullah'ın ziyareti...

17 Mayıs 1951 tarihli Yeni Sabah'-tan

Ürdün hükümdarı Abdullah Hazretleri, memleketimizi ziyaret etmek ve birkaç gün ikamet eylemek üzere, Ankara'ya gelmiş­lerdir. Kral hava meydanında Cumhur­başkanı sayın Celâl Bayar ve hükümet erkânı tarafından, lâzım gelen ve usulden olan merasimle karşılanmıştır.

Dünya ahvalinin ve bilhassa Orta Şark hâdiselerinin hakikaten bîr Arap saçı gibi karmakarışık olduğu şu sıralarda yapılan bu ziyaretin her tarafta alâka uyandırdığı şüphesizdir. Filhakika seyahatin siyasî bir mâna ve hususiyet taşımadığı iddia olu­nuyorsa da, resmî dillerden dökülen bu cümleleri hakikatin tâ kendisi diye kabul etmek zordur. Orta Şarkta büyük bir kay­naşma vardır. İran petrolleri yüzünden Tahran hükümeti ile ingiltere arasında başgösteren ihtilâf ve mücadele, ufukları hayli karartmıştır. Mısır hükümeti ve Hicaz krallığı, Ürdün Arap hükümetinin siyasetinden harikulade memnun değillerdir. Müşterek bir cephe kurulmak arzularına, Amman hükümetinin kâfiderecede iyi ce­vap vermediği kanaatinde buiunanlar çok­tur. Irak ile Ürdün münasebetleri, tah­tında oturan hükümdarların sıhriyeti do-layısiyle daha canlı ve sıkı fıkı ise de, İrandaki olayların, bu münasebetler üze­rine de bazı zıt tesirler yapması ihtimal dahilindedir. Çünkü İrak hükümeti de, tıpkı İran gibi, kendi ülkesindeki pet­rollerin İngilizler tarafından işletilmesinde lâzım olduğu kadar pay almadığına ka­nidir. Nitekim Tahrana istihsalden elde edilecek kânn yan yarıya taksimi, Ingilizlerce teklif olunduğundan, aynı seklin İraka da teşmili normal sayılmaktadır. Ürdün ise, Londra ile çok sıkı bağlarla ballıdır ve politikasına daha ziyade, Tay-mis nehri kenarında esen hava hâkimdir. Yoksa Dicle kıyılarındaki tatlı meltemler değil.

Cumhurbaşkanımız tarafından, misafir hükümdarın şerefine verilen ziyafette iki devlet reisinin söylediği nutuklar da, sa­dece bir tenezzüh ve istirahat seyahati ya­pılmakta olduğu hissini takviye edecek mahiyette sayılamaz. Misafir hükümdar demiştirki :

«Şuna eminim ki âlem bugün bir fütur geçiriyor. Eskiden istismarın istibdat ve kuvvete müstenit olan yanlış hareketine karşı bugün sizli itikatlar, kapalı Örtüler altında muğtasıb hafi rağbetler kaim ol­du. Pek acı günler geçiren Şark, kendi mevcudiyetini muhafaza ve müdafaa ve istikrarın tesisi için çalışacaktır.»

Hakikaten dünyanın tehlikeli durumlarla karşılaştığı muhakkaktır, fakat şu nok­taya işaret etmeden geçmek kaabil değil­di ı ki. Şarkta istikrarın tesisine engel olanlar herhalde Türk hudutlarının ce­nubunda kâin olan ülkelerdir. Daha dün, hattâ bugün İsrail ile Arap kuvvetleri arasında çarpışmalar olmuştur. Bütün dünyada istikrar istiyenlerin evvelâ ken­di sahalarında istikrar unsuru olmaları ve istikrarı yurtlarında ve civarlarında tesis eylemeleri şarttır. Kendileri kom-şulariyle ihtilâf ve niza halinde olanların istikrardan bahseylemeleri, muhataplar üzerinde, umulan tesiri kolay kolay ha­sıl eylemez.

Türkiye, cidden Orta Şarkta ve Yakın Doğuda bir temkin unsuru olmuştur. Hiç­bir tecavüz veya harp ile en ufak bir şaibe taşımamakta bulunmuştur. Bugün İrandaki huzursuzluklar denilebilir ki Arap - İsrail çatışmalarından da az çok kuvvet almaktadır. Suriye ve Telaviv bir infilâk merkezi halinde kaldıkça, istikrar düşmanlarının bu kaynaklardan faydala­nacakları bedihîdir. Eskiden istismarın istibdat ve kuvvete dayandığı muhakkak­tır, maamafih o faslın bile tamamiyle kapandığı kabul olunabilir mi? İyi bir politika, realitelere daha fazla kıymet vermeli ve hâdiseleri olduğa gibi anlama­ğa çalışmalıdır. Yoksa tahayyül, temayül ve temennilerle sağlam temeller kurula­maz. Dost memleket hükümdarının, yur­dumuzdaki ikametinin mes'ut olmasını dileriz.

19 Mayıs ruhu ve ateşi...

Yazan: Abidİn Daver

19 Mayıs 1951 iarihli Cumhuriyei'-ien

Otuz iki yıl evvel, bugün 19 Mayıs 1019 da. Türk tarihinde — hattâ dolayısiyle dünya tarihinde— mühim bîr devir aça­cak bir hâdise vuku buluyordu; fakat o zaman bu hâdiseye hiç kimse ehemmiyet vermiş değildi; tıpkı beşer tarihinde ebe­dî hayata mazhar olan ölmez insanların dünyaya geldikleri günde, . alelade bir doğum vak'ası vukua geldiği gibi, üçüncü Ordu Müfettişi Ferik Mustafa Kemal Pa­şanın da Samsuna çıkışı öyle alelade bir hâdise telâkki edilmişti.

İzmirin Yunanlılar tarafından işgali fa­ciasının hepimize kan ağlatan tafsüâtile dolu İstanbul gazeteleri, bir ordu müfet­tişi paşanın vazifesi başına gitmek üzere Samsuna varmış olmasını, belki iki satır­lık bir haber olarak dahi neşre lâyık gör­memişlerdi.

İşte o zaman bu kadar ehemmiyetsiz te­lâkki edilen bu hâdise, yalnız îzmiri kur­tarmakla kalmamış, bütün Türk vatanını parçalanmak felâketinden, Türk milletini istiklâlini katbetmek faciasından kurtar­mıştı. 1919 da kimsenin farkına bile varmadığı 19 Mayısı seneler geçtikçe kıy­met ve ehemmiyeti daha iyi idrâk edilen büyük bir millî bayram olarak kutluyo­ruz.

Atatürk, yalnız Türk milletinin tarih bo­yunca yetiştirdiği büyük adamlardan biri değildir; aynı zamanda Allahin talihli ya­rattığı insanlardan da biridir. Mustafa Ke­mal Paşa, Mondoros mütarekesinden bi­raz sonra, Yıldırım Ordular grupu ku­mandanlığından istifa edip İstanbuîa gel­mişti. Henüz harb yıllarında memleketin mukadderatını elinde tutmuş olan yüzde yüz ittihad ve Terakki fırkası mensupla­rından mürekkep Mebusan Meclisi, o za­man Tevfik Paşa kabinesinde Harbiye Nazın olan Birinci Ferik Abdullah Paşa­yı ordunun perişan hali hakkında bir is­tizaha çekmişti. Abdullah Paşa, kâğıt üsfünde mevcudu bir milyon kişiyi bulan ordunun mütareke hükümleri mucibince yapılan mecburî terhisten ve firarlar yü­zünden 45-50 bin kişiden ibaret kaldığını, ordunun elden çıktığını ve yapacak hiç bir şey kalmadığını söylemişti. O istizah günü sivil giyinmiş, sarışın genç bir zat koridorlarda mebuslarla görüşüyor.

19 43'de Stalin, Türkiye'nin Mihver Devletleri safında harbe girmesinin müttefikler için amelî bakımdan kötü neticeler doğurabileceği bir anda bita­raf kalışı dolayısiyle, Türkiye'yi Öven bir beyanat neşretmişti. Lâkin o ta­rihte Türkiye Hitler'le her ne pahasına olursa olsun uzlaşmak siyasetini gütme­diği gibi, bugün de her ne bahasına olursa olsun Stalin'le uzlaşmak siyase­tini takip etmemektedir.

Ötedenberi Türkler hürriyetlerini ko­rumak için yüksek bir bedel ödemiş­lerdir. 13 seneden beri Türkiye evvelâ Hitler'e karşı ve harbin sonundan beri de Stalin'in tehditlerine karşı koymak için askerî bir ekonomiyi desteklemek zorunda kalmıştır. Bu 13 senelik müd­det zarfında Türk millî bütçesinin tak­riben yüzde 40'ı doğrudan doğruya as­kerî tahsisata, diğer bir yüzde 10'u da askerî durumun gerektirdiği gelişmele­re sarfedilmiştir. Sırf askerî bir eko­nomiye dayanan bir memleket için bu korkunç bir yüktür.

İkinci Dünya Harbini müteakip Birle­şik Amerika, harpten hasar görmüş memleketlerin imarına ve kalkınması­na yardım etmek için bir plân kabul etmişti. Türkiye topçu ateşi ve bom­balarla tahrip edilmiş değildir, lâkin buna karşılık iktisadî bakımdan yıpra-tıîmıştır. Binaenaleyh ona da yardım edilmesine karar verilmişti. Muhakkak ki bu yardımın pek büyük bir değer ta­şımaktadır. Amerikan askerî heyeti is­tişare ve talim sahalarında olduğu gibi, modern silâhların temininde de iyi bir iş başarmıştır. Marshall Plânı hem u-zun vadeli projeleri desteklemiş, hem de Türkleri bütün teşebbüs sahaların­da daha büyük gayretlere teşvik et­miştir. Bütün bunlar Türk halkı üze­rindesilinmezbirtesirbırakmıştır.

Türkiye'nin Marshall Plânına dahil diğer memleketlerden daha az yardım görmüş olmasına rağmen, Amerikalı­ların bu sahalardaki faaliyetlerinin tenkit edildiğine asla rastlanmamakta­dır.

Her ne kadar bu yardım elzemse de ve Türkler tarafından takdirle karşı­lanmakta ise de, Türkiye'nin asıl iste­diği ve asıl muhtaç bulunduğu şey, bu değildir. Her Türkün, bilhassa inandığı bir nokta vardır ki o da Şimal Atlan­tik Paktını teşkil eden hür devletler camiasına resmî bir ortak olarak alın­mağa müstahak olduğudur.

Aylarca evvel Türkiye âzalık için mü­racaat etmişti. Bugün Türkiye'nin tek­lif edebileceği fiilî kuvvetler, İngiltere müstesna, diğer herhangi bir ortağm-kinden büyüktür, ve 19 muharip Tü­menden ve deniz ve hava birliklerin­den mürekkep bu kuvvetler Şimal At­lantik Paktının muhtaç olduğu unsur­lardır. Buna rağmen Türkiye'nin o za­manki teklifi reddedildiği gibi, bugün­kü teklifleri de reddedilmektedir.

Kore'ye milyonlarca Dolar döken, oğul­ları Kore'de hayli yalnız bir durumda savaşan, ve dünyanın sair taraflarında da gene hayli yalnız bir durumda ta­ahhütlere girişmiş bulunan Amerikan milleti biraz durup bunun sebebini so­racak olursa iyi eder. Türkiye'de, on senedenberi faik kuvvet ve imkânlara karşı metanetle ve devamlı bir surette karşı koyan, komünizme karşı gayri kabili rücu bir durum takınmış olan hür ve demokratik bir millet yaşamak­tadır. Türkler bu durumlarını 1945'-denberi de devam ettirmişlerdir. Dün­yanın geri kalan kısmı hüsnü kuruntu­lar ve hayaller içinde bocalarken, Tür­kiye'nin 30 bin evlâdı gönüllü olarak Kore'ye gitmek için müracaat etmiş­lerdir. Burada öyle bir millet yaşa­maktadır ki, «hürriyet dünyanın hangi tarafında tehdit ediliyorsa, benim hu­dutlarımoradadır»demektedir.

Türkiye niçin Atlantik Paktına alın­mamaktadır? Amerikan milletinin, sırf kendi oğullarının ölmesini istemesi yü­zünden mi? Türklerin teklif edecek bir şeyi olmadığından mı? Onlara itimat edüemiyeceğinden mi? Ankara'daki Büyük Elçimiz George Wadsworth'a Amerikan Askerî Heyeti Başkam Ge­neral William H. Arnoîd'a Amiral Wiliiam L. Reese'e, hava grupundan Tuğgeneral Edward Alexander'a, İkti­sadî İşbirliği Heyeti Başkanı Russel H. Dorr'a sorunuz ve bunların herhangi birinin size söyleyebileceği gibi, tek bir bütün olan dünya hürriyetini millî aç gözlülükten üstün tutmaları için Bir­leşik Amerika'nın hasta Avrupa millet­lerine yalvardığı bir sırada Türkiye bunu kendiliğinden yapmıştır.

Lâkin asla yanlış anlaşılmasın ki Tür­kiye'nin en fazla arzu ettiği şey Birle­şik Amerika ile bir ortaklıktır, zira Türkiye yalnız Birleşik Amerika'nın hürriyeti koruyabilecek kabiliyette ol­duğunu ve kendisine maddî bir kâr te­min etmek için bu işe girişmediğini bilmektedir.


29 Mayıs 1951

— Cenevre :

Birleşmiş Milletler Avrupa İktisadî Komisyonunun bugün Cenevre'de 6'ıncı oturumu açılacaktır.

Toplantıya iştirak eden devletler şun­lardır:

Türkiye, Birleşik Amerika, İngiltere, Fransa, Sovyet Rusya, Doğu Avrupa memleketleri, Benelux devletleri, İtal­ya, İskandinav memleketleri, Yunanis­tan vs İsviçre.

image003.gif15 Mayıs 1951

— New-York :

Bugün buradan bildirildiğine göre, Suriye ve İsrail, Güvenlik Konseyinin 8 Mayıs tarihli «ateş kes» karar sure­tini kabul etmişlerdir. Kudüs'deki Fi­listin Uzlaştırma Komisyonu nezdin-deki umumî istihbarat subayının gön­derdiği bir mektupta, Mütareke Ko­misyonugenelkarargâhındayapılan

gayri resmî toplantılarda anlaşmaya varıldığı bildirilmektedir.

Her iki taraf şu hususları kabul etmiş­lerdir: Ateş kes emrine riayet etmek, askerlikten tecrit edilmiş bölgeden as­kerî kuvvetleri çekmek, bu bölgede veya bu bölgeye karşı hiçbir tecavüzî harekette bulunmamak, Mütareke Ko­misyonu Başkanının salâhiyetini tanı­mak ve bu bölgede vazifeli olan Bir­leşmiş Milletler müşahitlerine kat'î bir hareket serbestisi tanımak.

23Mayıs 1951

—Tokyo :

Genel Karargâhtan bugün yayınlanan tebliğde Müttefik kuvvetlerinin doğu kesiminde düşmanın kuvvetli baskısı yüzünden mahdut surette geri çekil­dikleri bildirilmekte ve şöyle denil­mektedir:

<

Bu kesimde, dost kuvvetleri daha mü­sait mevzilere çekilirken, kuvvetli olan düşman, Birleşmiş Milletler birlikleri­ne karşı şiddetli taarruzlarda bulun­muştur.

Batı-merkez ve doğu-merkez kesimle­rinde ise, Birleşmiş Milletler birlikleri, düşmanın kâh. hafif kâh mutedil mu­kavemeti ile karşılaşarak 2-4 mil ka­dar bir ilerleme kaydetmişlerdir.

24Mayıs 1951

—Tokyo:

8'inci Ordu tebliğinde bildirildiğine gö­re, Doğu Cephesinde düşmanın faaliye­ti hissedilir şekilde yavaşlamıştır ve Birleşmiş Milletler kuvvetleri hücum­larına devam etmişlerdir.

Bundan sonra tebliğ Kapyong'un alın­dığını teyid etmekte ve Batı Cephesin­de düşman kuvvetlerinin sür'atle ve muntazaman çekildiklerini bildirmek­tedir.

Bu kesimde Güney Kore birliklerinin İmjin nehri boyunca mevziler tesis ettikleri tebliğde tasrih olunmaktadır.

Kapyong'un almışına dair tebliğ, Ame­rikan birliklerinin, şehrin batı bölgesi müstesna, pek az - bir mukavemetle karşılaştığını belirtmektedir.

Merkez Cephesinde Birleşmiş Milletler birlikleri Kangye'nin batı ve kuzey­batısında 6 kilometre ilerlemişlerdir.

27 Mayıs 1951

Sekizinci Ordu Genel Karargâhı : Hvaşon, İnje ve Hiyonni, komünistlerin başlıca ric'at yollarını kesmek için, sür'atle taarruz eden Birleşmiş Millet­ler kuvvetleri tarafından işgal edilmiş­tir.

Merkez-boğu Cephesinde İkinci Tümen­de bulunan United Press muhabiri Stackhouse, İkinci Tümene mensup tankvepiyadebirliklerininİnjeve

Hiyonni'yi bugün öğleden sonra birbiri peşi sıra işgal ettiklerini bildirmekte­dir.

İkinci Tümen Komutanı General Clark Ruffner, United Press muhabirine ver­diği beyanatta şunları söyî-emiştir:

«Bugün cephe üstünde uçakla yaptığım bir dolaşmada, komünistlerin ric'at yolları üzerinde bulunan iki mühim kavşak noktasını teşkil eden İnji ve Hiyonni'nin askerlerimiz tarafından tanıamiyle işgal edilmiş olduklarını gördüm.

Tanklarımız saat 16.30'da Hiyonni'ye girmekte ve sağa sola ateş ederek son düşman mukavemetini kırmaktaydı­lar.

Piyadelerimiz de hemen tankların ar­kasından şehre girmekteydiler. Bundan sonra înje üzerinde dolaştım. Kuvvet­lerimiz şehre girmiş bulunuyorlardı."

İkinci Tümen subaylarından biri de Hiyonni'de ric'at eden düşmanın ard-çılariyle temasa geçildiğini ve düşma­nın Amerikalılardan çabuk kaçmak için bütün cephane ve teçhizatını bı­raktığını söylemiştir.

Bu subayın bildirdiğine göre, İnje ve Hiyonni arasında büyük sayıda düş­man kuvvetleri tuzağa düşürülmüşler­dir.

Sekizinci Ordu sözcüsü de Hwachon'un saat 14.30'da işgal edildiğini bildirmiş­tir.

28 Mayıs 1951

Kore'de Sekizinci Ordu karargâhı : 8'inci ordu karargâhmca yayınlanan resmîtebliğinmetni aşağıdadır:

«Çunçan Kuzey-batısmda girişilen ha­rekâtta iki binden fazla Çin komünisti esir alınmıştır. Ayni bölgede miktarı tesbit edilemiyen düşman yaralanmış veya öldürülmüştür.

Çunçan kuzey-batısmda .ilerliyen Öncü kuvvetler zayıf bir düşman mukave­meti ile karşılaşmışlardır. Müttefik kuvvetler kuzey istikametine doğru kaçmaya çalışan düşmana müteaddit hücumlarda bulunmuşlardır.

Kore Batı-merkez Cephesi:

Binlerce Çinli asker Chunchon'un ku-zey-batısmdaki dağlık arazide şimdiye kadar Kore harbinde hiç tesadüf edil­memiş yeni tip modern Rus silâhlariyle birlikte teslim olmuştur.

Bundan evvel 5 ilâ 20 kişilik gruplar­dan daha büyük sayıda esir almamış olan Amerikan, askerleri bütün bir gü­nü tepelerdeki esirleri toplamak ve bunları kampa sevketmekle geçirmiş­lerdir. Ayrıca Amerikalıların eline cephane ve silâh yüklü sekiz kamyon da geçmiştir.

Bu silâhlar arasında piyade tüfekleri, ağır makineliler, uçaksavar makineleri, tekerlekler üzerinde taşman Browning tipi makineli tüfekler ve el bombaları bulunmaktadır.

Bu esirler iki Amerikan Tümenine mensup öncü kuvvetlerin geri çekil­mekte olan Çin kuvvetlerinin ric'at yollarını kesmesile alınmışlardır. Bun­ların sayısı yedi bindir. Bu kuvvetlerin esir düşmesi şu şekilde olmuştur: Ame­rikalıların takibindan kurtulmağa te­şebbüs eden bu kuvvetler birden ken­dilerini Amerikan mevzileri içinde bul­muşlardır. Siperlerde mevzi almış olan Amerikan askerleri derhal düşmana ateş açmışlardır. Çarpışma bütün gece devam etmiş, nihayet Çinliler sabahın ilk saatlerinde toptan teslim olmuşlar­dır. Esirler arasında bir tabur komu­tanı, bir Tümen kurmay subayı ve bir­çok ta bölük komutanı bulunmaktadır.

Tercüman vasıtasiyle sorguya çekilen bir esir şunları söylemiştir:

«Kore'ye Mart ayı içinde sevkedildik. Ve Yalu nehrinden cepheye kadar olan mesafeyi yürüyerek aştık. Hepimiz Rus yapısı dağ tüfekleri, piyade tüfek­leri ve ağır makinelilerle teçhiz edil­miştik. Hiçbir zaman -alimize geçen Amerikan ve İngiliz silâhlarını kullan­madık. Subaylarımız bizden hangi or­duya mensup olduğumuzu daima sak­ladılar. Yalnız bildiğimiz şey yedi gün­den beri harbin aleyhimize döndüğü­dür. Karşılaştığımız en fena büyük zorluk açlık olmuştur..»

29 Mayıs 1951

— Londra :

Muhafazakâr Daily Telegraph gazetesi bu sabahki baş yazısında, Kore'de du­rumun komünistler için vahametini muhafazada devam ettiğini ve kızılla­rın binlerle teslim olduklarını yazmak­ta ve ezcümle şöyle demektedir:

-Bundan başka Birleşmiş Milletler kuvvetleri, komünistlerin harp sahasın­da bıraktıkları mühim miktarda askerî malzeme ele geçirmeye devam etmek­tedirler. Birleşmiş Milletler kuvvetleri şimdi, Kore'de harbi sona erdirebilrnek için kazandıkları bu zaferlerden isti­fade edebilirler. Filhakika Birleşmiş Milletler Pekin'e hitapla Kore'de ba­rışın tesisini, yani Kore'nin birleşti­rilmesini ve bağımsızlığa kavuşturul­masını isteyebilecek durumdadırlar. Kore'nin birleştirilerek bağımsızlaştı-rılmasmdan başka, Birleşmiş Milletle­rin tarafsız kontrolü altında hür se­çimler de yapılmalıdır. Artık komünist­lere müzakere teklifinde değil, Birleş­miş Mîlletlerin kabul edebileceği tek­liflerde bulunmak zamanı gelmiştir. Hür Milletlerin Kore'de kazandıkları zaferleri heba etmemek elzemdir. Bir­leşmiş Milletler, Kore'yi, arzettiği stratejik ehemmiyeti dolayısiîe veya diğer menfaatler yüzünden müdafaaya kalkmamış yeni yeni tecavüzleri ön­lemek azmi ile hareket etmişlerdir. Birleşmiş Milletlerin vazifesi, barışın idamesini temindir.

Kore'de barışın temini Uzak-Doğu'da diğer bir takım akisler yapacaktır. Fil­hakika 1946'danberi Ruslar, Batılılara zarar vermek için her türlü tedbire başvurmuşlardır. Şimdi ise kendilerini toparlamak lüzumunu hissedeceklerdir. Batılılar, silâha müracaat icap etse bi­le barışı idameye azmetmişlerdir. Bi­naenaleyh, Çinliler Kuzey Kore'den kuvvetlerini çektikleri takdirde, bir mütareke akdedilmemesi için hiç bir sebep yoktur.»

SekizinciOrdu GenelKarargâhı :

Bu akşam neşredilen Sekizinci Ordu tebliği, Güney Kore kuvvetlerinin İm-po nehrini geçtiklerini bildirmektedir. İki ufak düşman grubu Hvvachon'un güney-batısmda Ordu birliklerine tes­lim olmuştur. Birleşmiş Milletler kuv­vetleri Hwachon barajının güney sahi­line varmışlardır. Dost kuvvetler Yanggu'nun güney-doğusunda bir düş­man alayı ile temasa geçmiştir. İn-jen'in kuzey-doğusundaki bölgede düş­man mukavemeti devam etmektedir. Doğu sahilindeki Güney Kore kuvvet­leri ilerlemektedirler.

image004.gifKore harbinde yeni bir saf­ha...

9 Mayıs 1951 iarihli Milliyet'ten

SonhaberleregöreMançurya'dakikızıl idlerinin hava kuvvetleri tarafından bom­bardımanedilmesinekararverilmişgi­bidir.VakıaKore kuvvetleriBaşkuman­danıhareketserbestisinihaizolduğuna dair henüz emir almamıştır. Fakat Vaşing-tonhükümetibunakararverdisiniilân ettiğine göre meseleye bir emrivaki naza­riyle de bakılabilir. Her gün ajans haber­lerinden Kore semalarındaen son tipte Rusuçaklarınıngörüldüğünü,kızılların artıkkeşif hava hücumlarıyapacakdu­ruma da girmekte olduklarını öğrenmek­teyiz.Şimdiye kadar kendi hava kuvvet­lerinden, yalnız Kore hudutları dahilinde, büyükyardımlargörendemokrasiordu­sunun bundankısmen bile mahrum kal­masışüphesizçokdüşündürecek bir hâ­disedir. Bunu önlemek içindir ki Amerika-hükûmetitarafından yuarıda işaret etti­ğimiz karar alınmış, bazı kayıt ve şartlar­la, bilhassa harekete geçmeden evvel harp sahasına asker göndermiş olan diğer dev­letlere haber verilmek vadiyle tatbik edi­leceğiBirleşmişMilletlerebildirilmiştir. Harbin umumîleşmesinin hattâ kızıl ■ Çi­nin muharipaddedilmesininÖnüneseç­mek için şimdiye kadar çok çalışmış olan İngilizveFransızlarınyinebazıitiraz­larda bulunarakbu kararıtatbik mev­kiinekonmakÜzereikendurdurabilme­leribudefaimkânsızgibigörünmekte­dir.MacArthurünAmerikadakigeniş faaliyeti netice vermekte, artık yarım ted­birlerle hareket edilmesine imkân kalma­dığı kanaati hasıl olmaktadır. General diyor ki:«Korede her gün yüz­lerceinsan kaybettiğimize görevaziyet sarihtir.Kızıllarlaharphalindeyiz.Eli­mizde muhtelif üstün silâhlarımız ve im­kânlarımız varken ne diye bunlarla düş­manıimhayaçalışmıyor,çocuklarımızın öldürülmesine meydan veriyoruz.»Haki­katensabıkBaşkumandanı. iddiasında haksız bulmak müşküldür. Mademki harp eden ordu yüzde doksan Çin kuvvetlerin­den terekküp ediyorve bu kuvvetlerin üslerideMançurya'dadır,o halde Çin

kuvvetlerinin mevcut bütün vesaitle im­hası cihetine gitmek en doğru yol ol­maz mı? Çimdiye kadar olur cevabı ve­rilemedi. Bilhassa Avrupa devletleri za-manm lehlerinde çalıştığını ileri sürerek buna mâni oldular. İngilterenin bir Ame­rikan peyki haline geldiğini iddia edenler aldanıyorlar. Birleşik Krallık hâlâ çok kuvvetli ve bilhassa siyaset sahasında daima muvaffakiyetle söz söyliyecek kudrettedir. Nitekim harbin en buhranlı günlerinde Mac Arthur'e istediği salâhi­yetlerin verilmesine mâni olmuştu. Fakat Generalin yapmağa başladığı propagan­da ve açıkladığı bazı hakikatler artık Amerikaya, kızıllara sert mukabelelere başlamak lüzumunu hissettirdiği kanaatini teyit eylemektedir.

Mançurya üsleri bombardıman edilirse bunun neticesi ne olabilir? Rusya derhal harbe müdahale eder ve yeni bir dünya savaşma girişir mi? Buna Rusyayi iyi bi­lenler imkân vermiyorlar. Onlar da Mac Arthur gibi «Eğer Moskova harbe karar vermis.se her ne bahasına olursa olsun bu­nu yapacaktır, hattâ Birleşmiş Milletler Koreyi kızıllara terkederek çekilseler dahi ' yine harp olacaktır. Fakat harbe girmemeği kendi menfaatine uygun buluyorsa Çin ve Mançurya havadan, Çin sahilleri denizden bombardıman edilse, hattâ Çin hürriyet orduları Çin toprak­larına naklolunsa dahi yine harbe girmi-yecektir» diyorlar. O halde harp ve sulh Mançurya ve Çin üslerinin bombardıma­nına değil Rusyanm kararına bağlıdır. Binaenaleyh Avrupa siyasîlerinin vaziyeti kurtarmağa çalışmaları da nafiledir. Bu takdirde de son kararından dolayı Ame-rikayı haklı bulmamak kabil değildir. Mu-, vazzaf ordusunun üçte ikisini harbe sok­muş olan bu büyük devlet işin alabildiği­ne uzamasına bilhassa düşmanın bütün imkânlarla imha edilmemesine elbet de daha fazla müsaade edemezdi.

Kanaatimizce harbi uzatmak için çıkaran Rusların Mançuryanm bombalanmasına ses çıkarmamaları çok variddir. Onlarca matlûp ■ demokrat memleketlerin başına bir dert açmaktı, muvaffak oldular, ken­di başlarına natİcesi~feci olacak bir dert açılmasını ise elbet istemezler.

210—3

image005.gif5 Mayıs 1951

—Paris :

Dört büyük devlet Dışişleri Bakan Yardımcılarının bugün yaptıkları 44'üncü toplantıda Batılı delegeler Sovyetlerin silâhlanma meseleleri hak­kındaki görüşlerini kabul edemiyecek-ler ini bidirmişlerdir. Bunun üzerine Sovyet delegesi Gromyko da Batılı devletlerin teklif ettiği şekli kabul ede-miyeceğini tekrarlamıştır. Bundan sonra yeni bir teklif yapılmamış ve de­legeler toplantıyı pazartesi gününe ta­lik etmişlerdir.

7'Mayıs 1951

—Londra

İngiltere Dışişleri Bakanı M. Morrison, 9 hafta evvel Paris'te başlayan Dörtlü Müzakereler hakkında izahat vererek demiştir ki:

«Batılı Devletler Rusya'ya dürüst ve haklı bir teklifte bulundular, şimdi dört Dışişleri Bakanları Konferansının toplanmasını isteyip istemedikleri hak­kında karar vermek Ruslara aittir. Gromyko, Batılıların müdafaa tedbir­lerini askıda bırakmağa ve Sovyet bloku kuvvetlerinin durumunu muha­faza etmeğe çalıştı. Batılılar bunu hiç­bir zaman kabul edemezler. Almanya'­nın silâhsızlanması umumî bir silâhsız­lanma dahilinde müzakere edilmelidir. Nisan ayı başında Ruslar Önce dünya gerginliğinin sebeplerinin incelenme­sini kabul ettiler. Batılılar da Alman­ya'nın silâhsızlanmasının müzakere edilmesine razı oldular. Fakat Gromy­ko başka tavizler de istedi. Bu mese­lenin kendi istediği şekilde müzakere edilmesinde ısrar etti. Bu da Bakanları her devletin silâhlarını azaltması mese­lesini müzakere etmeğe mecbur edi­yordu. »

15 Mayıs 1951

—Paris :

Birleşik Amerika delegesi Philip Jes-sup'un başkanlığında bugün saat 15'te açılan Dışişleri Bakan Yardımcılarının 52'inci oturumu saat 15.02 de sona er­miştir,

Oturumu açarken Jessup söz alacak de­lege bulunup bulunmadığını sormuş ve kimseden cevap alamadığından kon­ferans yarın saat 15'e talik edilmiştir.

25 Mayıs 1951

—Paris :

Dışişleri Bakan Yardımcıları konferan­sının 61'inci oturumu bugün saat 18.30'-da sona ermiştir.

Gromyko, Atlantik Paktı mevzuunu ihtiva etmeyen gündemin Sovyet he­yeti tarafından kabul olunamıyacağım bildirmiştir.

Gromyko'ya cevap veren Fransız de­legesi Parodi, Sovyet temsilcisinin bu sözleriyle tezada düştüğünü söylemiş­tir.

Demecine devam eden Parodi, Sovyet teklifinin hakikî bir ültimatomu andır­dığını ve Atlantik Paktı mevzuunda bidayette Sovyet temsilcileri tarafın­dan ihtiyar edilen sükûtun bir tuzak olup olmadığını sormuştur.

28 Mayıs 1951

—Londra:

Paris'te toplanmakta olan Dört Bakan Yardımcısı Konferansına hasrettiği bir başmakalede Manchester Guardian ga­zetesi şunları yazmaktadır:

"Batı, güvenliğimizin temellerini teş­kil eden Atlantik Paktı hakkında Rus­ya ile bir uzlaşmayı derpiş edemez. Fakat bu, bahis konusu Pakt hakkında Ruslarla konuşmayı reddetmemiz için bir sebep teşkil eylemez.

Stalin'e gönderilen notalara üç de gün­dem ilâve edilmiş bulunmakta ve Ba­tılı Devletler ikinci gündemin konu­şulmasına taraftar olduklarını beyan etmektedirler. İkinci gündemdeki meseleler şunlardır:

1— Milletlerarasıgerginliğinsebeb ve tesirlerini müzakere,

2— Silâhlanmamuvazenesinivesilâhsızlanmayollarınıaraştırmak,

— Almanya'nın silâhsızlanması,

— Almanya ve Avusturya Sulh Andlaşmalarımnmüzakereleri,

5— İtalya Sulh Andlaşması ile Trieste ilealâkalıkısmınneticelendiril-mesi,

6— Harp tehlikesi ve tecavüz korkusunungiderilmesinimüzakere.

Notada, Batılı Devletlerin gündemde ikinci madde olarak kabul ettikleri Ku­zey Atlantik Paktı müzakeresinin gün­deme alınmasına ısrardan vazgeçip geçmediği Sovyet Rusya'dan sarahatle sorulmaktadır.

— New-York :

Bugünkü Amerikan basını, Dört Dışiş­leri Bakanları Konferansı ile yakından alâkadar olmaktadır. Chicago Tribüne gazetesi, Bakan Yardımcılarının top­lantılarının bir netice vermediğine gÖ-re, en iyi hal çaresinin dört Dışişleri Bakanının toplanması olacağını yaz­maktadır.

New-York Times ise, Batılı demokrasi­lere prensiplerinden en ufak bir feda­kârlık yapmamaları tavsiyesinde bu­lunarak hür devletlerin müzakerelere girişmekten kaçınmadığım, fakat ba­rış isteyemen Rusların yeni bir konfe­ransa iştirakten çekindiklerini belirt­mektedir.

image006.gif9 Mayıs 1951

—Londra :

İngiltere Dışişleri Bakanı Herbert Mor-rison, Kuzey Atlantik Paktına dahil memleketlerin, Türkiye ve Yunanis-tanın Akdeniz savunma plânına alın­maları hususunu incelediklerini söyle­miştir.

Avam Kamarasında bir üyenin kendi­sine sorduğu bir sual üzerine Morrison, Yakın ve Uzak-Doğu'nun Atlantik Paktı bölgeleri dışında olduğundan, sa­vunmalarının Doğu Akdeniz müdafaa­sı plânları için bir şubesi bulunmayan bu teşkilâtın mesuliyeti haricinde kaldığını söylemiştir.

Fakat Türkiye ve Yunanistan'ın At­lantik Paktına bağlı Akdeniz savun­ma plânına dahil edilmeleri hakkında Atlantik Paktı Konseyinde bir karara varılmıştır ve bu hususta bir teşkilâ­tınkurulmasıtetkikedilmektedir.

Türkiye ve Yunanistan'ın askerî tem-silcilerile Atlantik Paktım temsil eden bir grup arasında ihzari müzakereler cereyan etmiş bulunmaktadır.

—Washington :

Dışişleri Bakanı Dean Acheson bugün­kü Basın Konferansında Türkiye ve Yunanistan'ın Atlantik Paktı Teşkilâ­tına kabul edilmeleri meselesinin tet­kik edilmekte olduğunu söylemiş, fa­kat fazla izahat vermeyi reddetmiş ve bu hususta halen ne söylese hiçbir işe yaramayacağını ilâve etmiştir.

10 Mayıs 1951

—Washington :

Güvenilir kaynaklardan bildirildiğine göre Yakm-Doğu işleri Dışişleri Bakan Yardımcısı George McGhee, bugün Akdenizin müdafaasiyle alâkalı üç ih­timal hakkında İtalyan Büyükelçisiyle görüşmüştür.

Bu Kaynaklara göre, görüşülen üç şık şunlardır:

1— Türkiye ve Yunanistan'ın Atlantik Paktına alınmaları,

2— Atlantik Paktı ile sıkı alâkası olan bir Akdeniz Paktının yapılması,

3— HalenTürkiyeveYunanistan'la yapılmakta olan stratejik müda­faa istişarelerinin Atlantik Paktı Strateji Şubesi tarafından Gü­ney Avrupa için tetkik edilmiş olan plânlara dahil edilmesi.

Bu kaynakların ilâve ettiklerine göre, McGhee, Akdeniz Paktına iştirak ede­cek memleketlerin isimlerini verme­mişse de İsrail ile Arap devletlerinin aralarındaki ihtilâfları halletmedikçe böyle bir Pakta alınacakları sanılma-maktadır. Bu Pakta Türkiye, Yunanis­tan, Birleşik Amerika, İngiltere, Fran­sa ve İtalya'nın iştirak etmeleri muh­temeldir.

Türkiye ile Yunanistanm Atlantik Paktına üye olmaları meselesine ge­lince, bu kaynaklara göre Birleşik Amerikanın evvelâ bu hususta İngilte­re ve Fransanm çekingen durumlarını yenmesi ve Danimarka ile Norveç'in itirazlarını bertaraf etmesi lâzımdır. Bu son iki memleket bu Paktın yal­nız Atlantik'e sahili olan memleketleri içine aldığını ileri sürerek bu teklifi reddetmektedirler. Halbuki İngiltere ile Fransa'nın Türkiye ve Yunanis­tan'ın Pakta iştirakleri hususunda mü­sait davranacakları sanılmaktadır. Bu memleketlere göre, Türkiye ile Yuna­nistan'ın Atlantik Paktına alınmaları Türk hava üslerinin yakınlığı dolayı-siyle Sovyet Rusya tarafından soğuk harbin genişlemesi şeklinde telâkki olunacaktır.

Yine aynı kaynakların ilâve ettiklerine göre, üçüncü şık Türkiye ve Yunanis­tan'ın bugünkü rollerine Atlantik Pak­tı Stratejik Plânlar Şubesine daha bü­yük bir ehemmiyet vermektedir. Bu kaynaklar Atlantik Paktına iştirak eden memleketlerin sayısı arttıkça em­niyet tedbirleri ile alâkalı sırların ka­çırılması imkânlarının da artacağını işaret etmektedirler.

Birleşik Amerika, İngiltere ve Fransa baş grupu teşkil etmektedir. Akdeniz ve Atlantik Deniz Komutanlıkları me­selesini tetkik etmekte olan bu grup Türkiye ile Yunanistan'ın durumları belli oluncaya kadar kararlarını açık­lamayacaktır.

12 Mayıs 1951

— Londra :

Siyasî çevrelerde hâkim olan kanaate göre, Kuzey Atlantik Paktına dahil on iki millet, Türkiye ve Yunanistan'ın Pakt aslî âzalığma kabul edilmelerini müzakere etmek üzere muhtemelen bu yaz başlarında toplanacaklardır.

Kuzey Atlantik Paktı teşkilâtı Bakan Yardımcılarıböylebirtoplantının

Temmuz veya Ağustosta yapılması imkânları üzerinde hükümetleriyle ha­len istişarelerde bulunmaktadırlar.

Buradaki kanaate göre, Batî Avrupada olduğu gibi, Akdeniz ve Atlantik'te de müşterek komutanlık bünyesinin inki­şafı, Türkiye ve Yunanistan'ın aslî âza-lığa kabulü imkân ve ihtimallerini art­tıracaktır.

Atlantik Konseyinin New-York'ta ya­pılan son toplantısında Türkiye ve Yu­nanistan'ın aslî üyeliğe kabul edilme­leri teklifi reddedilmiş, fakat her iki devletin Akdeniz'deki Atlantik Paktı devletlerinin askerî plânlarına dahil edilmesi kararlaştırılmıştı.

O zamandan beri her iki Hükümet mü­teaddit defalar bağlılığın bu müphem Şeklinin vaziyete uygun olmadığı ve Birleşik Amerika'nın aslî âzalığa ka­bulün lüzumuna kanaat getirmiş oldu­ğunun da bir hakikat ifade ettiği yo­lundaki görüşlerini ısrarla belirtmiş­lerdir.

Akdenizin savunması mevzuundaki müzakereler, ergeç, Türkiye ve Yuna­nistan'ın ya General Eisenhower'in Ko­mutanlığına veyahut da şümullü bir Akdeniz Komutanlığına dahil edilme­leri yolunda bir karar alınmasını za­rurîkılacaktır.

14 Mayıs 1951

—Londra :

Atlantik Paktı memleketlerindeki A-merikan diplomatları ve askerî tem­silcileri, çarşamba ve perşembe günleri Londra'da toplanarak Avrupa savunma sisteminin ihdası için h«r memlekete yapılması gereken yardımın miktarını müzakere edeceklerdir.

16 Mayıs 1951

—"Washington :

Dışişleri Bakanlığından bildirildiğine göre1, Birleşik Amerika, Türkiye ile Yunanistan'ın Kuzey Anlantik Paktına alınması imkânını araştırmak maksa-diyle diğer müttefikleri nezdinde ze­mini yoklamaktadır.

Türkiye ile Yunanistan'ın Kuzey At­lantik Paktına alınmasını uzun zaman­dan beri isteyen Birleşik Amerika bu mevzuda daima İngiltere'nin ileri sür­düğüitirazlarlakarşılaşmıştır.

Atlantik Paktının herhangi bir üyesi, yeni bir devletin Pakta alınmasına mu­halif olduğu takdirde, veto hakkını kullanabilir.

Birleşik Amerika'nın Londra Büyükel­çisi Walter Giffords, İngiltere Dışişleri Bakanlığı Daimî Müsteşarı Sir "William Strang ile salı günü görüşmüştür. Bu görüşme, Türkiye ile Yunanistan'ın Pakta alınması maksadiyle Amerika'­nın sarfettiği yeni bir gayret şeklinde tefsir edilmektedir.

Dışişleri Bakanlığınca aşağıdaki beya­nat yayınlanmıştır:

Birleşik Amerika Hükümetinin kanaa-tince Türkiye ile Yunaistan'm emni­yetini koruyan yeni anlaşmalar yapıl­masının, görüşülmesi için haklı sebeb-ler mevcuttur. Fransa ve İngiltere Hü­kümetleri ile Türkiye Hükümeti ara­sında bu gibi anlaşmalar zaten mev­cut bulunduğundan, düşüncesi bu mer­kezde olan Birleşik Amerika Hüküme­ti, İngiltere ve Fransa Hükümetleri ile birlikte bu meseleyi ele almıştır. Bu gibi emniyet anlaşmalarını sağla­manın bir çaresi, Kuzey Atlantik Pak­tı teşkilâtı üyeliği olduğundan, Kuzey Atlantik Paktı üyesi bulunan bütün memleketler hükümetleriyle birlikte yakın bir gelecekte bu meseleyi görüş­mek tasavvurundayız.

Türkiye ile Yunanistan, Atlantik Pak­tına dahil olmayı müteaddit defalar istemişlerdir. Fakat Atlantik Paktının bazı üyeleri Paktın çok fazla genişletil­mesinden endişe etmişlerdir.

İleri sürülen diğer bir itiraz da Birleşik Amerika'nın Türkiye ile Yunanistan'a çok miktarda silâh sevketmesi ve Batı Avrupa'yı silâhlandırmak yolunda Bir­leşik Amerika'nın sarfettiği gayretin gevşemesi ihtimali idi ,

Amerika'nın silâh imalâtı süratle art­tığından Birleşik Amerika yakında yeni taahhütlere girişebileceğini ümit etmektedir.

16 Mayıs 1951

— Londra :

İngiltere Hükümeti, gelecek hafta, Dış­işleri Bakanı Morrison Almanya'dan döndükten sonra, Türkiye ile Yunanis­tan'ın Kuzey Atlantik Paktına alınma­ları meselesini inceleyecektir.

Bu konuda Birleşik Amerika'nın, Dışiş­leri Bakanlığının Türkiye ile Yunanis-

tan'ı Atlantik PaKtına davete karar verdiğini' Yunan Hükümetine bildirmiş olduğuna dair Atina'dan yayılan bazı haberler mevsimsiz sayılmaktadır.

— Londra :

Türkiye ile Yunanistan'ın Atlantik Paktına alınmaları hususunda Ameri­ka'nın müttefikleri nezdinde resmen teşebbüse geçeceğine dair İngiliz Bası­nında son günlerde haberler ve yorum­lar çıkmaktadır.

Sunday Times gazetesi, Vaşington mu­habirine atfen şöyle demektedir:

Birleşik Amerika, Türkiye ile Yuna­nistan'ın tam âza sıfatiyle Şimal At­lantik Paktına alınmalarını yakında müttefiklerine tavsiye edecektir. Muh­telif şıkları* uzun uzadiya inceledikten sonra, Amerikan Dışişleri ve Savunma Bakanlıkları, arz ettiği muhtelif mah­zurlara rağmen bu iki memleketin emniyetini garanti etmek bahsinde en az zorluk arzeden hal şeklinin bu iki memleketin Pakta alınması teşkil etti­ğine bu hafta zarfında karar vermiş­lerdir.

Vaşington, böyle bir teklifin, ilk Şimal Atlantik Paktı mefhumunu altüst ede­ceğini tamamiyle müdriktir. Mamafih meseleyi aylarca tetkik ettikten sonra, Vaşington, ayrı bir Doğu Akdeniz veya Yakm-Doğu Paktının veya bu memle­ketlere ayrı ayrı ve doğrudan doğruya garanti vermenin hiç de amelî bir ha­reket olmayacağı neticesine varmıştır.

Yeni plân ilk defa olarak Amerika'nın Yakm-Doğu'da doğrudan doğruya bir askerî teahhüde girmesini tazammun etmektedir. Bugüne kadar Birleşik Amerika, böyle bir teahhütten kaçın­mağa gayret etmiştir. Evvelce varılan anlaşmalar mucibince, hu bölgeden bu­güne kadar sırf İngiliz Başkomutanlığı mesuldü. Türkiye'de hava üsleri temin etmek arzusunda bulunan Birleşik Amerika Hava Ordusu, bu yeni siya­setin en kuvvetli müdafii olmuştur. Karada daha şimdiden fazla teahhüt-lere girişmiş bulunduğunu müdrik olan Amerikan Kara Ordusu, hayli te­reddüt etmiştir. Lâkin netice itibarîyle Hava Ordusunun makul mütalealarmı kabul etmiştir.

Bu durum karşısında Müşterek Kur­may Başkanları Türkiye ile Yunanis­tan'ın Şimal Atlantik Paktı teşkilâtına alınmasının, Arap memleketlerinin de kabulünü icabettirebilecek olan yeni ve ayrı bir askerî komutanlığın tesisine müreccah olduğunu kararlaştırmışlar­dır: Bu arada, Akbeniz Komutanlığı ile ilgili müzakereler, Şimal Atlantik Paktı teşkilâtının buradaki Daimî Gu­rubunda devam etmektedir. Amerikan ve İngiliz plânlarına istinaden Komu­tanlık meselesinin halline gayret edil­mektedir. Akdeniz Başkomutanının emrinde biri Doğu ve diğeri de Batı Akdeniz için iki Komutan bulunacak­tır. Bundan başka uçak gemileri için hususî bir Komutanlık, Fransa ile Şi­mal Afrika'daki Fransız üslerini birbi­rine bağlayan bir Fransız Komutanlığı, Cebelüttarık için bir Deniz Komutan­lığı ve sair bazı Komuatnlıklar ihdas edilecektir. Bugüne kadar herhangi bir kat'î netice alınmamıştır. Lâkin Müş­terek Kurmay Başkanları Akdeniz Baş­komutanlığının İngiltere'ye verilmesi­nin ve en mühim harekât Komutanlık­larının Amerikan subaylarına tahsisi­nin lehindedirler.

Mamafih bizzat Amerikan askerî lider­leri arasında ve onların görüşleri ile bazı İngiliz teklifleri arasında mevcut ihtilâfların halli az çok zamana bağlı­dır.

Aynı gazetenin diplomatik muhabiri «Bir Akdeniz Anlaşması Ümidi» baş­lıklı yazısında şöyle demektedir: «Şimal Atlantik Muahedesi teşkilâtı içinde kurulacak olan Akdeniz Komu­tanlığının bünyesi mevzuunda İngil­tere ile Amerika arasında başgösteren görüş ayrılıklarını telif etmek için son iki hafta zarfında müstacel gayretlerde bulunulmuştur. Mevcut çıkmazın henüz bertaraf edilemediği zannedilmekle be­raber, İngiliz Kabinesi bu ayın sonuna kadar bir anlaşmaya varılabileceğini hâlâ ümit etmektedir. Tahmin edildi­ğine göre bidayette Mr. Shinwell tara­fından geçen Ekimde teklif edilen İn­giliz Milletler Camiası Savunma Ba­kanları toplantısının ilk oturumu Ha­ziran sonuna doğru ve muhtemelen Londra'da aktedile çektir. Orta-Doğu-nun savunması meselesinin İngiliz Mil­letler Camiasını bilhassa alâkadar eden bir mevzu olduğu kabul edilmekle be­raber, bu memleketlerin Savunma Ba­kanlarının bu meseleyi müzakere ede­bilmeleri için Akdeniz Komutanlığı* nin ve bilhassa bunun doğu kısmının bünyesi hakkında İngiliz ve Amerika­lılar arasında bir anlaşmaya varılma­sının şart olduğu aşikârdır.

İngiltere Dışişleri Bakam Herbert Mor-rison, geçen hafta Parlâmentoda soru­lan bir suale verdiği cevapta, Atlantik Paktı memleketlerinin bir tasarıyı in­celemekte olduklarını söylemiştir. Buna göre, Türkiye ve Yunanistan Pakta âza sıfatiyle iltihak etmeksizin Pakt savun­ma sistemine katılacaklardır^.

Bununla beraber, Birleşik Amerika bu iki memleketin tam hakka sahip âza sıfatiyle Pakta alınması hususunda ıs­rar etmektedir.

Amerikan görüşüne göre, Türkiye ve Yunanistan Pakta alınmadığı takdirde General Eisenhower'in Atlantik Ordu­sunun cenahları emniyette olmryacak-

tır.

Pakta dahil Avrupalı devletlerinkine kıyas edilecek olursa, Türkiye ve Yu­nanistan, büyük ordulara sahip bulun­maktadırlar. Bu sebeple Amerikan çev­releri Türkiye ile Yunanistan'ın Pakta kabul edilmeleri neticesinde Orta-Doğu güvenliğinin korunacağına inanmakta­dırlar. Aynı çevreler Doğu Akdeniz gü­venliğinin Orta-Doğununkinden ayrıla-mıyacağı kanaatindedirler.

—Oslo :

Türkiye ile Yunanistan'ın Atlantik Paktına iltihaka davet edilecekleri yo­lundaki haberler Oslo'daki yetkili çev­reler tarafından büyük bir ihtiyatla karşılanmıştır.

Bu çevreler Paktın genişletilmesi neti­cesinde hüviyetini kaybetmesinden ve ' Akdeniz güvenliğinin takviyesi yolun­da stratejik sebepler ile İspanya'nın da kabulü zaruretinin belirmesinden çe­kinmektedirler.

17 Mayıs 1951

—Roma :

İtalya, Türkiye ile Yunanistan'ın At­lantik Paktına alınmalarını temenni et­mektedir.

Bu iki memleketin bu Pakta alınmaları hususunda Birleşik Amerika'nın giriş­tiği teşebbüsü müsait karşılayan Bası­nın yayınlarından çıkan mâna budur. Gazeteler, yarı resmî bir muhtıradan mülhemolarak,Akdenizdekihususî

vaziyetinden dolayı, bu işin daha baş­langıcında İtalya'ya danışıldığını be­lirtmektedirler.

Muhtırada şöyle denilmektedir:

Birçok sebepler İtalya'yı, bu iki Ak­deniz devletinin talebini gözönüne al­mağa sevketmiştir. Herşeyden Önce, Güney kesiminin müdafaası için daha sıkı bir işbirliği lüzumu ve umumî gü­venlik için de esaslı mevkilerin taay­yün etmesi zarureti kendini göstermek­tedir. Roma bu meselenin müstaceliye­tini müdriktir ve bu iki memleketin Atlantik Paktına alınmaları hususunda her gecikmeyi, hem Atlantik devletle­rinin itibarına, hem de bu iki memleke­tin güvenliğine zararlı görmektedir. Bundan dolayı Türkiye ile Yunanis­tan'ın Pakta alınmaları temenni edil­melidir.

23 Mayıs 1951

—Paris :

Atlantik Paktı teşkilâtı Malî ve İkti­sadî Konseyinin ilk toplantısı dün Ma­liye Bakanlığında, Bakan Yardımcıları Konseyi Başkanı Büyükelçi Charles Spofford'un riyasetinde yapılmıştır.

Gündemin bir çok mevzuları tetkik edildikten sonra toplantıya saat 18.30'-da son verilmiştir. Müteakip toplantı bugün saat 14.30'da başlıyacaktır.

—Londra :

Bugünkü Times gazetesi, Türkiye ile Yunanistan'ın arzuları veçhile Atlan­tik Paktına alınıp almmiyacaklan me­selesinitahliletmektedir.

Gazete bu memleketlerin lehine olarak bazı noktalar ileri sürmektedir:

Her iki memleket kendilerini Sovyet emperyalizminin tehdidi altında gör­mekte ve komünizme karşı mücadeleye azmetmiş bulunmaktadır. Bundan baş­ka Batı devletleri, Türkiye ve Yunanis­tan'ın istiklâllerinin kendi emniyetleri için elzem olduğunu açıklamışlardır. Atlantik Paktının belirli garantisi ol­madığı takdirde Yunanistan ve Türki­ye, Rusya veya Bulgaristan'ın tecavü­züne maruz kaldıkları takdirde, Batı devletlerinin Kore'de yaptıkları harbi Türkiye ve Yunanistan'a inhisar ettir­meğe çalışmalarından korkmaktadırlar. Kore misali dünyadaki küçük devlet­lere cesaret vermiş değildir.

İngiliz Hükümeti, bu hal tarzının Tür­kiye ve Batı için daha fazla emniyet ve daha büyük kudret sağlamak gibi bir netice doğurmasını arzu etmekte­dir. »

Türkiye ile İngiltere arasındaki iktisadî münasebetler hakkında ise Morrison, bu münasebetlerin esasını iki hükümet arasında 1940'da akt-edilen Ticaret ve Tediye Andlaşması ile tâdil edilen 1930 Ticaret ve Denizcilik Anlaşmasının teş­kil ettiğini söylemiş, her iki memleke­tin de Avrupa İktisadî İşbirliği Teş­kilâtı ile Avrupa Tediyeler Birliğine dahil ve Tarife ve Ticaret Genel An­laşmasında âkit devlet olduğunu ifade

ettikten sonra, her iki memleketin bu teşekküller çerçevesi dahilinde tam mânasiyle bir işbirliği yaptığım beyan ve Türkiye ile İngiltere arasında ge­çenlerde âkit tarafları memnun eden bir Tarife Anlaşması imzalandığını ilâve etmiştir.

— Londra :

Atlantik Paktı Teşkilâtından bildirildi­ğine göre, İngiliz Amirallerinden Sir Patrick Brind, 1 Haziran tarihinden iti­baren Kuzey Avrupadaki Müttefik Kuvvetleri Başkomutanlığı vazifesini deruhte edecektir.

Aynı tarihte Amerikan Generali Robert K. Taylor da Kuzey Avrupadaki Müt­tefik Hava Kuvvetleri Başkomutanlı­ğı vazifesine başlayacaktır.

Atlantik Paktıhakkında yabancıbasındanözetler.


Ankara: 20 (A.A.) — (Basın-Yayın)

Londra'da çıkan «Time And Tide» dünkü sayısında «Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtı ve Doğu Akdeniz» bağlığı altında aşağı­dakimakaleyi yayınlamıştır:

«AmerikaHükümetinihayetbeklendiği gibiYunanistan ileTürkiye'ninKuzey Atlantik PaktıTeşkilâtına tamüye ola­rak alınmalarını istemeyekararvermiş­tir. Bu memleketler hâlen Atlantik Paktı Teşkilâtıilesadeceirtibathalindedirler. AmerikanteklifiİngilizveFransızHü­kümetlerine resmen bildirilmiş bulunmak­tadır. Türkiye ile Yunanistan'ın Atlantik Paktınaalınmalarıhususundamuha­lefetİskandinavmemleketleriileFran­sa'dan gelmiştir.İleri sürülen sebep At­lantikSavunmaTeşkilâtınınpekfazla genişletilmişolacağıveAmerika'nınAt­lantik Paktının Batı Avrupa'daki üyeleri­ne yapmakta olduğu maddî askerî yardı­mın azalabileceği ihtimalidir.Türkiye ile Yunanistan'ın Pakta alınmalarıhususun­daİngiltere şimdiye kadar _ bir tehalük göstermişdeğildir.Çünküİngiltere,bu konudakikarana,Kuzey AtlantikPaktı teşkilâtınınAkdenizKomutanlığıbün­yesininnihaîolaraktesbîtine kadar ge­ciktirilmesifikrindedir.AkdenizKomu­tanlığının bünyesi meselesi Kuzey Atlan­tikpaktıteşkilâtınınWashington'daki daimîkomitesitarafındantetkikolun­maktadır,fakatgörüş farklarının bu ay sonunakadarizale edilebileceğitahmin edilmektedir.ButakdirdeTürkiyeile Yunanistanm Pakta alınması meselesi ye­ter bir sür'atle halledilebilir. Yine bu tak­dirde İngiltere Hükümetinin şimdiki_ itira­zındanvazgeçmesiveFransa ileİskan­dinav memleketlerinin Amerikan teklifine uymalarıkuvvetlebeklenilebilir.Hâlen Washington'damüzakereedilmekteolan Akdeniz Komutanlığıplânı,Başkomuta­nınbirİngilizolmasını(muhtemelen AmiralSirJohnEdelstein)veonabir Amerikan yardımcı verilmesini teklif et­mektedir.Bu Amerikan yardımcı savaş sırasında Başkomutan olacak ve muhte­melen Amiral RobertCarney bu işe se­çilecektir. Bu iki yüksek komutanın emri altında çalışmak üzere dört harekât dai­resi kumandanlıkları olacaktır. Batı Ak­deniz kumandanlığına bir İngiliz, Fransa iîe Fransız Kuzey Afrikası arasındaki bölge için bir Fransız, Orta Akdeniz için bir Amerikan ve Doğu Akdeniz için de bir İngiliz komutanı tayin edilecektir. Bu veya buna benzer bir plân üzerinde karar kılınması kuvvetle muhtemeldir. Türkiye ile Yunanistan'ın bu bünye da­hiline yerleştirilmeleri meselesi sonra or­taya çıkacaktır. Acaba Yunanistan kara kuvvetleri bakımından General Eisenho-ver'in Kuzey Atlantik Paktı Avrupa Sa­vunma Teşkilâtının Güney kesimine mi dahil olacaktır ? Kuvvetle muhtemeldir ki evet. Fakat Güriey kesimindeki kara kuvvetleri bir İtalyan Generalinin komu­tası altında olacaktır, hiç şüphesiz Yu­nanlılar bir İtalyan Generalinin komuta­sında hizmet görmeye itiraz edecekler­dir. Bu yüzden Güney kesimine bir İn­giliz veya Amerikan başkomutan tayin ederek Yunanistan'daki kuvvetlerin komu­tanlığını da bir Yunan Generaline ver­mek icap edebilir. Bundan başka Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtının Akdeniz bün­yesinde Yunan deniz kuvvetlerinin Ame­rikan veya İngiliz komutanlığına bağlan­ması meselesi de ortaya çıkabilir. Tür­kiye bahsinde İngiltere, Türk kara kuv­vetlerinin İngiliz Orta Doğu Komutan­lığına bağlanması ve Türkiye dahilindeki kuvvetlere bir Türk Generalinin komuta etmesi hakkında bir geçici teklifte bulun­muştur. Amerika, Türkiye'de bir hava üsleri halkası kurmak istediği cihetle Türkler Amerikan kumandanlığına bağ­lanmak arzusundadırlar. Bu teferruata müteallik meseleler zamanla yüksek as­kerî ve siyasî çevrelerce halledilecekler ve millî izzeti nefis, siyasî mes'uliyet gibi na­zik meselelerin mevcudiyetine rağmen münhasıran askerî ve teknik mülâhaza­lara bağlı kalacaklardır.

Fakat umumî olarak mütalâa edilince, hiç şüphesiz, Türkiye ile Yunanistan'ın savunması Doğu Akdenizin savunması için elzemdir, ayni şekilde Doğu Akdenizin savunması Orta Doğunun umumî savun­ması için elzemdir. Yunanistan'ın savun-

ması Yugoslavya'nın savunması ile de sıkı sıkıya münasebetlidir. Çoru dahilî olmak üzere birçok siyasî sebepler yüzün­den Yugoslavya resmen Atlantik Paktına giremez. Fakat Yugoslavya ile Yunanis­tan'ın müdafaası tek bir strateji anlayı­şının bir rüknünü teşkil eder. Bu yüzden Atina ile Belgrad arasında Normal siyasî münasebetlerin kurulmuş olmasına büyük ehemmiyet atfedilmektedir. İki memleke­tin Genelkurmayları arasında da yakında müzakerelere başlanması beklenilebilir. Hem Yunan, hem de Yugoslav Makedon-yasım ziyaret etmiş olan muharrir her iki Makedonya'nın tek ,bir stratejik bölge teşkil ettiği kanaatindedir. Geçen harpte de görüldüğü gibi düşman Makedonyaya girmek suretiyle Yugoslav ve Yunan or­dularının irtibatını kesebilir. Bunun da her memleket orduları için meş'um neti­celeri olabilir. Bundan başka Batıdan Yugoslavya'ya başlıca yol Selanik'ten, ge­çer. Türkiye'ye gelince, bu memleketin müdafaası Orta Doğunun arazi şekline ve bir Bulgar taarruzu vukuunda Yunanis­tan'ın cenahının korunmasına bağlıdır. Ayrıca, Amerikan bombardıman uçakları­nın kullanılması bakımından Türk hava alanları Batı Devletleri için sonsuz kıy­mete sahiptir.

Bu yüzden Türkiye ile Yunanistan'ın At­lantik Paktına tam olarak alınmaları le­hindeki mütalâalar gayet yerindedir.

Ankara: 24 (A. A.) —

Dünkü Times gazetesinde «Akdeniz'in sa­vunması» başlığı ile çıkan makalenin tam metni şudur :

((Türk ve Yunan hükümetleri, kendi memleketlerinin Şimal Atlantik Paktına alınmaları arzusunu ötedenberi izhar et­mişlerdir. Her iki millet, kendilerinin Sovyet emparyalizmi tarafından tehdit edildiğini hissetmektedir. Keza her iki millet, komünizmle sevaşmak azim ve ka­biliyetlerini isbat etmiştir. Bunun hod-gâm bir menfaatten mütevellit olmadığını isbat etmek için Türkiye Kore'ye bir tugay göndermiş ve bu tugay da orada bütün ■ müttefiklerin takdirini yazanmiştır.

Bundan başka* Batı Devletleri de Türki­ye iie Yunanistan'ın hürriyet ve istiklâ­linin kendi emniyetleri bakımından da elzem olduğunu defaatle teyit etmişlerdir. Truman doktrini denilen plânın esas sai-ki de zaten budur. 1947'de, bir şimal Atlantik Paktının tasarlanmasından çok önce, Birleşik Amerika bu doktrin. mu­cibinceTürkiyeileYunanistan'amalî

muavenette bulunmuş ve Türkiye ile Yu­nanistan'a yardım etmek üzere sivil ve askerî Amerikan müşevirlerini bu mem­leketlere göndermiştir. O zamandanberi, bu iki memlekete yapılan Amerikan yar­dımı umumî bir ölçüde devam etmekte­dir. Binaenaleyh onların Atlantik Paktına alınmalarının sair memleketlere gönde­rilmekte olan silâhları azaltacağı korkusu varit değildir.

Batı devletlerinin kendi durumları ile il­gilendiklerinin bu deliline rağmen, Türk ve Yunan hükümetleri bugünkü vaziyet­lerinden hâlâ memnun değildirler. Onların kanaatince, bugün bütün Batı savunma­sının nüvesi, kendilerinin dahil bulunma­dıkları Şimal Atlantik Paktı Teşkilâtıdır. Bundan başka bu iki memleketin hiç biri son derece kıymetli bir nimet olan Ame­rikan garantisini sağlıyamamıştir.

Türkiye'nin. İngiltere ve Fransa ile bir karşılıklı yardım muahedesi vardır. Ma­mafih İ939'da imzalanan bu muahedede bir Avrupa devleti tarafından girişilecek bir tecavüz derpiş edilmektedir. Hal ne olursa olsun bugün Türkiye, halihazır şartlar al­tında bir İngiliz garantisinin iyi olduğu­nu lâkin bir Amerikan garantisinin daha iyi olacağını hiçbir tarafı gücendirmeksi-zin ileri sürebilir.

Yunanistan'ın böyle bir muahedesi yok­tur. Binaenaleyh, Yunanistan, 18 Mayıs 1949"da ve geçen sene Mr. Bevin tara­fından yapılan ve İngiliz hükümetinin Türkiye, Yunanistan ve İran'ın istiklâl, tamamiyet ve emniyetine hayatî bir ehemmiyet atfetmeğe devam ettiğini bil­diren beyanatla iktifa etmek zorundadır.

Türkiye ile Yunanistan, kendilerine At­lantik Paktı dahilinde sarih bir garanti verilmediği ve. kendi memleketlerine harp sirayet ettiği takdirde, Müttefik Batı Devletlerinin Kore'de yaptıkları gibi ha­reket etmelerinden ve harbi Türk veya Yunan topraklarında tecrit etmeye uğraş­malarından endişe etmektedir.

Bütün ufak milletlerin ittifakla kabul et­tikleri bir görüşe göre, Kore meselesi em­niyet bakımından hiç te müsait bir misal teşkil etmemektedir. Türkiye ile Yunanis­tan'ın Atlantik Paktına alınmaları için bu kadar kuvvetli sebepler mevcut olma­sına rağmen Pakta iştirake davet edilme­miş olmaları Türk ve Yunan hükümet­lerini haklı olarak şaşırtabilir. Halbuki mesele göründüğü kadar basit değildir ve on iki âza devletten bazıları Türkiye ile Yunanistan'ın Pakta alınmalarına muva­fakatetmek bahsindebugüne kadar tereddüt ettilerse, bu, ne Türkiye ile Yu­nanistan'a itimat etmemelerinden ne de onların Batı savunması bakımından haiz ol­dukları ehemmiyeti takdir etmemekten ileri gelmemektedir. Bu iki memleket Şi­mal Atlantik Paktına dahil edilmeseler dahi onların istiklâlini garanti etmek ve onları Akdeniz savunmasının teşkilâtlan­dırılma mesaisine tam surette teşrik et­tirmek için başka bir çare düşünmek el­zemdir.

Doğu Akdeniz'in Şimal Atlântiğin bir par­çası olmadığı iddiası kaçamak bir yol arayan bir kelime oyunundan başka bir şey olmiyabilir. Atlantik Paktı İtalya'ya ve Fransa'nın Cezayir'deki topraklarına şamil bulunduğuna göre, Türkiye ile Yu­nanistan'a da teşmil edilmemesi için hic bir mantıkî sebep mevcut değildir. Şimal Atlantik Paktının şümul sahasını fazla genişletmenin tehlikeli olacağı hakkındaki stratejik iddia eskisi kadar mukni değil­dir. Bununla beraber muhakkak ki iîk za­ruret. Batı Avrupa'da kuvvetli bir muka­vemet nüvesi teşkil etmektir. Ancak Tür­kiye ile Yunanistan'ın Batı Emniyeti için elzem oldukları bir kerre kabul edildik­ten sonra, bir taraftan bu iki memleket ve diğer taraftan meselâ Norveç veya Dani­marka arasında bir tefrikte bulunmak göçtür:

Teşkilât meselesi çok daha ciddî bir me­seledir. Şimal Atlantik Paktı Teşkilâtına elverişli ve müessir bir şekil verilmesi işi pek yavaş gelişmektedir. Bu gün dahi Akdeniz Kumutanlığma kimin getirileceği meselesi hal edilmemiştir ve İngiltere, Fransa ve Birleşik Amerika arasında bü­yük bîr nezaket arzeden müzakerelere mevzu teşkil etmektedir. Türkiye ile Yu­nanistan'ı Pakta almak ve böylece mese­lenin tâ bidayetine dönmek, bugünkü saf­hada vahim bir gecikmeye sebebiyet vere­bilir.

Diğer taraftan, Akdeniz Komutanlığı ve Plânlama Kurulu teşkil edilmedikçe de Yunanistan ile Türkiye'nin herhangi bir savunma projesine iştirakinin zaten temin edilenıiyeceği de iddia olunabilir. Bütün mesele bundan ibaret olsaydı, ibrenin, Türkiye ile Yunanistan'ın mümkün oldu­ğu kadar kısa bir zaman zarfında pakta alınmaları lehine meyledeceği zannedile-bilirdi. Halbuki daha az kongre olan iki mülâhaza vardır. Bunlar, Şimal Atlantik Paktınınmahiyeti iledoğrudandoğruya-

ilgilidir. Paktın kurucuları nazarında, bu Pakt basit bir askerî ittifaktan başka bir şey olacaktı. Atlantik sahillerinde yaşı-yan ve tarihleri, an'aneleri ve hükümet­leri birbirlerine girift bîr şekilde bağlı bulunan milletleri birbirlerine bir kat da­ha yaklaştıracak olan bîr Atlantik camia-smın ve belki de bir Atlantik birliğinin teşkiline zemin hazırlıyacaktir. Türkiye ile Yunanistan, Akdeniz savunmasının bîr parçasını teşkil etmelidirler. Saniyen Şimal Atlantik Paktının haklı olarak asıl ehemmiyet verdiği nokta savunma mese­lesidir. Bütün savunma plânlarına dahil edilmek Türkiye ile Yunanistan'ın hak­kıdır. .Lâkin son zamanlarda Birleşik Amerika'da, Doğa Akdeniz'i daha ziyade bir mukabil taarruz'sahası olarak müta­lâa etmek temayülü başgöstermiştir. Tür­kiye'nin Şimal Atlantik Paktına alınma­sı, diğer âza devletleri şu sualle karşı kar­şıya bırakcaktır: Birleşik Amerika, Sov­yetler Birliği ile hemhudut olan Türk topraklarında bombardıman uçakları için üsler teşkil etmek yolunu tutacak mıdır, tutmiyacak mıdır?

Şimal Atlantik Paktı, harbe mâni olmak için ihdas olunmuştu, ve âkit devletler, sarahaten savunma gayesi ile ittihaz olu­nan tedbirlerle meydan okuyor hissini ve­rebilen sair tedbirler arasındaki farkı dai­ma gözönünde bulundurmak zorundadır­lar. Bazan bu fark pek ince bir fark ola­bilir, lâkin hiç bir makul insan bunun mev­cudiyetini inkâr edemez.

Bu hususta muhakkak ki evvelâ Türk hü­kümetinin görüşlerini Öğrenmek icap eder. Türk hükümeti Şimal Atlantik Paktına alınmayı arzu edebilir, fakat Türk toprak­larında yabancı üslerin kurulmamasını hiç olmazsa bu an içi tercih edebilir. Türkiye ile Yunanistan'ın tamamiyetini korumak ve garanti etmek, lâkin bunu yaparken Şimal Atlantik Paktının sarahaten tedafüî olan mahiyetini ihlâl etmemek için en iyi usulün hangisi olduğu bir dereceye kadar sırf tek­nik bir meseledir. Türkiye ile Yunanista-nın savunulması zaruretinden asla şüphe edilemez. Bu iki memleketin herhangi bi­rine yapılacak bir taarruz harbe yol açar. Bununla beraber bütün plânlarında ve ha­zırlıklarında Batı Devletleri esas gaye ve maksatlarını gözden kaçırmamalı ve Sov­yetler Birliğinin kendilerinin savunma ga­yesinden gayri bir gaye takip ettikleri his­sine kapılmasına asla meydan vermemeli­dir.»

image007.gif1 Mayıs 1951

—Paris :

Avrupa Konseyinin üçüncü âdi toplan­tısı, Strâzburg'da yapılacaktır. Ba­kanlar Komitesi 2 Mayıs'ta müzakere­lere başlayacaktır. Bu Komiteye İngil­tere Dışişleri Bakanı ilk defa iştirak edecektir. Durumunun esas itibariyle Bevin'in durumundan pek farklı ohni-yacağı sanılmaktadır. Federal Almanya Başbakanı da ilk defa mesai arkadaş­ları arasında yer alacaktır.

5 Mayıs 1951

—Strasbourg :

Avrupa Konseyi Bakanlar Komisyonu, bir Avrupa Federasyonu kurmak yo­lundaki tasarılardan hiç değilse şimdi­lik vazgeçilmesini Konsey İstişare As-samblesine tavsiye etmiştir.

7 Mayıs 1951

—Strasbourg :

Avrupa Konseyi Assamblesinin üçüncü oturumu açılır açılmaz, Türk delegesi Kapani, Sekreterliğe, san'at eserleri İle tarihî kıymeti haiz eserlerin harp za­manında muhafaza altına alınmalarına mütedair bir takrir vermiştir.

Fransa, Belçika, İngiltere, Almanya, Yunanistan ve bütün Türk delegeleri­nin imzaladıkları bu takrirde san'at eserleri ile tarihî kıymeti haiz eserlerin kültür bakımından insanlığın müşterek malı oldukları ve harp sırasında tah­riplerinin telâfisi imkânsız bir kayıp olacağı tasrih edilmektedir.

Kapani, harp çıkacak olursa, hemen başlangıçta bu eserlerden nakledilebil-meleri mümkün olanlarının emin yer­lere konmaları hususunda tedbirler a-lmmasmı, bunun için de Kültür İşleri Komisyonundan bunları muhafaza al­tınaalınacakmüntehapyerlerekoy-

makla mükellef Avrupa Konseyi dahi­linde bir teşkilât kurulmasına matuf bir nizamname tasarısı yapmasını iste­mektedir.

—Paris :

Avrupa Konseyi İstişarî Asamblesi bu sabah saat 10,da Spaak'in başkanlığın­da açılmıştır.

Geçen oturumun mazbatası kabul .edil­dikten sonra Dirk Stikker kürsüye ge­lerek Bakanlar Komitesinin raporunu okumuştur.

—Strasbuorg :

Avrupa İktisadî Asamblesinde bugün demeçte bulunan Başkan yardımcısı Suat Hayri Ürgüplü, Avrupa Konseyi­nin daha iyi işlemesi ve gayelerinin daha süratli bir surette gerçekleşmesi için Avrupa'yı ilgilendiren bütün me­selelerin nazarı dikkate alınmasını istemiş ve demiştir ki:

«Ancak hayatî meselelerin gündemde yer alması ve mütehassıslar tarafından inceden inceye tetkik edilmesi lâzım­dır.

Betahsis bazı memleketleri ilgilendiren meseleler, kendileri tarafından halle­dilmelidir. Avrupa Konseyi kendileri­ne alâkasını esirgemiyecektir.

Savunma meselesine temas eden Suat Hayri Ürgüplü, şunları söylemiştir:

Mevcut tecavüz tehlikeleri karşısında sık sık birleşmemiz lüzumunu idrâk ediyoruz.»

Ürgüplü bazı memleketlerin kötü ni­yetlerini belirtmiş ve demiştir ki:

«Vaziyetin vahametine rağmen, bun­lar, Atlantik Paktı çerçevesi içinde Av­rupa müdafaasını birlikte teemmül et­mek üzere birleşmekten kaçınmakta­dırlar. »

Suat Hayri Ürgüplü demecine şöyle devam etmiştir:

Bundan dolayı, biz, sosyal, kültürel ve iktisadî sahada tetkiklerde bulunmalı ve savunma meselelerinin halline müte­dair olanlara hükümetlere bırakmalı­yız. Bununla beraber, yardım ve ilgi­mizi esirgememeliyiz.

Bu sahada birleşmeğe muvaffak oldu­ğumuz takdirde, her sahada anlaşma imkânlarının büyük kolaylıklara maz-har olacağına eminim.»

Suat Hayri Ürgüplü, kömür ve çelik anlaşmasından sonra, Avrupa ziraî sa­hasında dahi anlaşmaya varılması ü-midini belirtmiştir.

Ürgüplü ayrıca şunları söylemiştir:

"Dolar bakımından zorluklar içinde bulunduğumuz halde, Avrupalı olarak iptidaî maddelerimizle İşlenmiş eşya­mızı karşılıklı olarak satın almak İçin hiç bir gayret sarfetmememiz güç anla­şılır bir keyfiyettir."

Ürgüplü, Asamble işlerinin hahifletil-mesi için talî ehemmiyeti haiz mesele­lerin bir tarafa bırakılmasını, bu sa­yede hayatî ehemmiyeti haiz mesele­lerle uğraşılması fikrini de ileri sür­müştür.

Suat Hayri Ürgüplü nihayet şunları söylemiştir:

"Avrupanın menfaatlerini, millî men­faatlerin üstünde tutarsak, bizimle iş­birliğinde bulunmaktan kaçınanların bilâhare bize katılmaları keyfiyetinin çok kolaylaşacağını sanıyorum. Tehli­keden korunmak için ancak bu yol var­dır. Yine bu yol sayesinde Avrupamıza uzun sulh, refah ve iyi bir hayat temin edebiliriz.»

8 Mayıs 1951

— Strasbourg :

Avrupa Konseyi İstişarî Meclisinde bu sabah müzakerelere devam edilmiştir. Tetkik edilen meseleler arasında her­kese iş bulunmasını sağlamak maksa-diyle bir Avrupa Yatırım Bankasının kurulması işi de vardı.

Meclisteki işçi temsilciler tarafından ileri sürülen bir teklif diğer sosyalist delegeler tarafından da desteklenmiş­tir. Bu teklifte Avrupa Konseyi üyesi olan 15 memleket ile ingiliz Milletler Topluluğu üyeleri ve Birleşik Amerika arasında, stratejik ehemmiyeti haiz maddelerin tevzii ile vazifelendirilecek bir Atlantik Ekonomik Konseyinin kurulması istenmektedir.

— Strasbourg :

Avrupa istişarî Asamblesinde Türk de­legesi Osman Kapanî, Avrupa Konse­yi İstişari Asamblesine verdiği bir tak­rirde, harp halinde çocukların himaye edilmesini istemiştir.

Birçok İngiliz, Alman, Fransız, İtalyan ve Belçika delegeleri tarafından imza­lanan bu takrir, halen Asamblenin Sosyal Meseleler Komisyonu tarafın­dan tetkik edilmektedir.

Asambleye sunulan metin aşağıya nak­ledilmiştir:

Dünya ve Avrupanın siyasî vaziyeti kararsızdır. Hâlen mevcut tehlikeleri müdrik bulunan Avrupa memleketleri, muhtemel bir tecavüze karşı koyabil­mek için, harp güçlerini arttırmak için gereken tedbirleri almaktadır.

Atom bombası kullanıldığı takdirde, üçüncü dünya harbi Avrupa mede­niyetini hemen hemen tamamiyle mah­vedebilir.

Modern harbin yeni şartlarında sivil halk, ordulardan büyük tehlikelerle karşılaşmaktadır.

Mütecavizin hedefi, hücuma uğrayan memleketin ekonomisini felce uğrat­mak, halkın maneviyatını kırmak ve sivil halk arkasında karışıklıklar çıkar­maktır.

Bu hal karşısında devletlerin, çocukla­rın harp tehlikelerinden korunmaları için gerekli tedbirleri almaları icap eder.

Ancak bu suretle hareket iledir ki, bu memleketler müstakbel nesillere karşı mes'uliyetlerinideruhteederler.

Çocukların emniyete altında oldukları haberi savaşta bulunan muhariplerin manevî kuvvetlerini ve şevklerini art­tırır. Memleketleri işgal edilse bile ço­cuklarının düşman ellerinde rehine o-larakkalmalarıkorkusunuyaratmaz.

13Mayıs 1951

— Strasbourg :

Avrupa Konseyi İstişare Meclisi, dün Birleşik Amerika Kongresinden, Kon­seyin çalışmalarına katılmasının isten­mesineoybirliğiilekararvermiştir.

14Avrupa memleketine mensup dele­geler İstişare Meclisine, müşterek men­
faatler mevzuunda Amerikan Kongresidelegelerilemüzakerelerde bulunmak

üzere Amerikan Temsilciler ve Ayan Meclislerile temasa geçmek hususunda yetki veren takriri kabul etmişlerdir.

Meclisin öğleden sonra yaptığı savun­ma meselesine tehsis edilmiş olan top­lantısında delegelerimizden Osman Kapani (D. P.) ve Nadir Nadi (Bağım­sız) söz almışlardır. Meclis, Strasbourg toplantısına iştirak eden memleketle­rin yapmış oldukları tekliflerin ışığı altında komisyonların bir metin hazır­lamalarını mümkün kılmak maksadile celse sonuna kadar savunma meselesi hakkında verilecek takrirler ve tavsi­yeleri oya koymamaya karar vermiştir. Bilhassa Osman Kapani'nin bu mesele­ye müdahalesi Meclis üzerinde iyi bir tesir bırakmış ve uzun uzun alkışlan­mıştır.

Delegemiz, hepsinden daha mühim olan bu meselenin terk edilmesi ile, Meclisin otoritesini ve itibarını sar­sacak zararlı bir harekette bulunulmuş olacağım söylemiş ve durumun vaha­metini, emniyeti müdafaa etmek için hür dünyanın karşılaştığı dâvaları ve tecavüze karşı koymak için Birleşmiş Milletlerin müdahalesinin fevkalâde bir misal teşkil ettiğini hatırlattıktan sonra her şeyin açıkça münakaşa edil­diği demokratik rejimlerle, ezici bir sükûtun hüküm sürdüğü totaliter re­jimler arasında bir mukayese yapmış­tır. Osman Kapani bundan sonra bu­günkü durumun bir tablosunu çizerek şöyle demiştir:

«Orta-Doğu kaynaşmaktadır. Bu böl­gede bulunan memleketler kendilerini iç ve dış tecavüzlere ve beşinci kolla­rın tahriklerine karşı müdafaadan mahrumdurlar.' Halbuki Doğu Akdeniz bölgesi, Avrupanm kilit noktası ve ham madde kaynağıdır. Avrupa, emniyeti­nin hudutlarını, Atlantik'e sahili olan memleketlere inhisar ettiremez. Şim­diye kadar Sovyet emperyalizminin eline düşmesine mâni olduğumuz Ak-denizin ehemmiyetini Avrupalılara ha­tırlatmağa lüzum var mıdır?»

Kapani bilhassa bizim Avrupa müda­faası hususundaki iki görüşümüz üze­rinde ısrar etmiştir. Birincisi: Hakikî bir Avrupa ordusunun teşkili; ikincisi de: Türkiyenin emniyetinin hiç bir müşterek müdafaa sistemi tarafından korunmadığıdır.

Delegemiz Osman Kapani, bu hususta şunları söylemiştir: «Türkiye düşman eline düşecek olursa, Avrupa çökecek,

Yakm-Doğu düşman nüfuzu altına gi­recek, Akdeniz istilâ edilecek, petrol ve diğer ham maddelerle Avrupanm insan gücü mütecavizin eline düşecektir. At­lantik Paktının Yunanistan ve Türki­ye'ye teşmil edilmesi hür dünya için de teminat olacaktır.»

Hâdiselerden geri kalmamaları için mesai arkadaşlarının birlik ve mes'uli-yet anlayışlarını harekete davet eden Osman Kapani, sözlerine şöyle son ver­miştir:

«Avrupa çapında bir strateji kurmağa gayret edelim. Kore'de hürriyet için çarpışan kardeşlerimizi düşünelim ve bu uğurda canlarını feda edenlere lâ­yık olmıya çalışalım."

Kapani'den sonra söz alan Nadir Nadi, siyasî mes'tıliyetlerini müdrik olan İs­tişare Meclisinin vahim bîr meseleye temas etmesi lâzım geldiğini belirterek şunları söylemiştir:

«Müdafaa etmek istediğimiz takdirde, Avrupa Doğu hudutlarını katiyetle tes­pit etmemiz elzemdir. Avrupanm doğu hududu Viyana'da değildir. Avrupanm müdafaası bölünemez bir bütündür. Meseleyi bu zaviyeden mütalea etmek lâzımdır. Bölge anlaşmalarına dayanan bir müdafaa tesirli olamaz».

14 Mayıs 1951

— Strasbourg:

Bugün Avrupa Konseyi İstişare Mec­lisinde, Avrupa müdafaa meselesi mü­zakere edilirken söz alan delegelerimiz memleketimizin Atlantik müdafaa sis­temine alınmasını ileri sürmüşler ve Avrupa ordusunun kurulması hakkın­daki Paris müzakerelerine davet edil­memiş olmamızdan dolayı Fransa Hü­kümetine teessürlerini ifade etmişler­dir. İlk olarak söz alan Hüseyin Cahit Yalçın, üçücnü dünya harbi ihtimali ile karşılaştığımız bu anda, Türkiye'yi Avrupadan hariç tutmak ister misiniz? diye sormuş ve şunları ilâve etmiştir:

«Bolşevizmİn tehlikelerine karşı ilk ikazda bulunan memleket Türkiye ol­muş ve Bolşeviklerin istilâ tehdidi kar­şısında 12 sene hudutlarım tutmuştur. Türkiye belki de Batıya tevcih edi­lecek bir Bolşevik tecavüzüne karşı koyacak ilk kale olacaktır. Kore'de harp patladığı zaman, bunun hakîkî bir harp olabileceğini düşündük. Harbin, zamanla Uzak-Doğu'da tahdit edilmesi için gayret sarfedildiğini gördükse de

bu meselenin kesilip atılması için katî tedbirler alındığına şahit olmadık. Zi­ra, harbin Batıya sirayet etmesinden korkulmuştur. İşte şimdi Türkiye'nin neden Avrupa dışında bırakıldığını an­lıyoruz. Batı Avrupa milletleri bomba­lanmaktan korktukları müddetçe Tür­kiye kendilerinden ayrı tutulacaktır. Çünkü memleketimiz her an istilâ edil­mek tehlikesine maruzdur. Türkiye ve Yunanistan'ın Batı müdafaa sistemine kabul edilmelerile ve memleketimizin bir hücuma uğramasiyle harp sizler için kaçınılmaz olacaktır. İşte korktu­ğunuz budur. Fakat tecavüz memleket­ten memlekete atlamak suretiyle bü­tün dünyaya yayılacaktır. İsviçre ve İsveç'in niçin müşterek müdafaa ha­zırlıkları dışında tutulduklarını anla­mağa başlıyorum.»

Hüseyin Cahit Yalçın, sözü bir ara Ge­neral Omar Bradley'-e getirerek demiş­tir ki:

-General Omar Bradley bir demecinde Batı dünyasının iki kısma bölünmüş olduğunu, birinci kısma isabet eden memleketlerde yalnız mahallî ihtilâf­ların meydana geleceğini, ikinci kısım­da ise, gerçekten müdafaa edilecek memleketlerin bulunduğunu söylemiş­tir. Bu tasnife göre Türkiye, ancak bi­rinci kategoriye dahil bulunmaktadır. Müteakiben söz alan Kasım Gülek şöyle demiştir:

«Türkiye kendini yardımdan mahrum hissetiği için Avrupa müdafaasına işti­rak etmek istememektedir. Buna mu­kabil memleketim bir müdafaa siste­mine dahil edilmese bile, mücadeleye karar vermiştir. Tek başımıza bırakıl-sak dahi, yurdumuzun muhafazası ve hayat tarzımızın idamesi için çarpışma­ğa hazırız.

Avrupada bugün Atlantik Paktına da­hil olanlarla olmayanlardan müteşek­kil iki hür millet zümresi vardır. Kana­atimce bu gayet kötü bir vaziyet ol­makla beraber tamiri mümkün bir ha­tadır.

Avrupa yalnız bazı taraflarından de­ğil, her taraftan tecavüze uğrayabilir. Avrupanm müdafaası bölünmez bir bü­tündür. »

Avrupa ordusu hakkında yapılan mü­zakerelere temas eden Kasım Gülek, şunları ilâve etmiştir: »Avrupa birleşecek olursa — ki bunun hakikat olacağını ümid ediyoruz

— Avrupa milletleri arasında farklar gözetemeyiz. Avrupa ordusu kurulması hakkında yapılan müzakerelere görüş­lerini bildirmeleri için bazı Avrupa memleketlerinin davet edilmemiş olma­sını bir takdir noksanlığı addediyo­rum.

Türkiye ordusu bugün çok kuvvetlidir. Ve Avrupa kısmındaki demir perde önünde bulunan en kuvvetli ordudur. Bu ordunun asırlara dayanan bir an'a-nesi vardır. Ve bu an'aneye sahip ol­duğunu Kore harp sahalarında göster­miştir, s

Kasım Gülek'ten sonra konuşan Zeyyad Mandalinci, İstişare Meclisinin bu celsesinde Avrupanm kararsızlıktan kurtularak kendini müdafaa etmek is­teğine kani olduğunu söylemiş ve soz-lerin-e şöyle son vermiştir:

«Türkler bugün Atlantik Paktının da­ğılacağından endişe duymaktadırlar. İşte o zaman Türkiye buna mâni olmak için elinden gelen her yardımı yapa­caktır. Türkiye Anlatktik Paktına gir­meği arzu etmektedir. Fakat bu istek daha ziyade Atlantik Paktı ortakları tarafından müdafaa edilmekten ziyade Avrupa milletlerinin müşterek müda­faasına yardım etmek içindir.»

Mandalinci'den sonra konuşan, İngil­tere temsilcisi muhafazakârlardan Ha-rold Mac Millan, Avrupa ordusunun kurulmasını istemiş, İngiltere Hüküme­tini Türkiye ve Yunanistan'ın Atlantik Paktına girmeleri meselesini hasıraîtı etmekle itham eylemiş ve ezcümle şöy­le demiştir:

. "Avrupalıların iki büyük ve kahraman milletini Pakt dışında tutmak istekleri felâkettir.

Asamblede müdafaa mevzuunda yapı­lan müzakereler hiçbir işe yaramamış olsa bile, hiç değilse Türkiye ve Yu-lnanistan murahhaslarının Atlantik Paktına alınmaları hususundaki görüş­lerini ortaya koymak gibi bir fayda sağlamış ve Avrupa milletleri Temsil­ciler Meclisinin bütün Avrupa millet­lerinin en kahraman ve en azimli iki milletini yüzüstü bırakmamağa ahdet­tiğini göstermiştir.»

Mac Millan, sözlerini alkışlar arasında şu cümlelerle bitirmiştir:

«Türk murahhaslarının demeçleri ve bilhassa Hüseyin Cahit Yalçın'm be­yanatı Türkiye ve Yunanistan'ın Pakt dışında tutulmalarının vehametini Meclise anlatmış bulunmaktadır."

Avrupa Konseyi...

Yazan: Hüseyin Cahit Yalçın

28 Mayıs 1951 tarihli Ulus'tan

İki sene evvel teşkil edilen Avrupa Konseyi üçüncü toplantısını yaptıktan sonra da­ğıldı. Müzakerelerde bir hayal sukutu ve şikâyet havasının göze çarptığı inkâr ka­bul etmez. Avrupa efkârı umumiyesinin telâkkilerinde ve muhtelif memleketlere mensup gazetelerin neşriyatında da az çok böyle bir istidat göze çarpıyor.

Bunu biraz fazla sabırsızlık addetmek in­safa daha uygun olur. Avrupa Konseyi ne demektir? Bütün Avrupa'nın birleşme­si ve birleşmiş bir Avrupa halinde hare­ket etmesi. Fakat böyle bir işi bir ham­lede, bir günde tam bir surette yapıp bi­tirmeğe imkân tasavvur edilebilir miydi? Düşünmeli ki şimdiye kadar Avrupalıların bütün gayretleri birbirlerini gittikçe faz-lalaşan bir ayrılığa doğru sevketmeğe matuf olmuştur. Tarihte Avrupa'yı, hattâ o zamanki bütün dünyayı Roma impara­torluğunun hâkimiyeti altında, birleşmiş görüyoruz. Hıristiyanlık da büyük bir vahdet temin edebilmişti. Fakat bunlar çok sürekli olamadı. Bilhassa ondokuzun-cu asrın «millî hâkimiyet» mefhumu bü­tün hudutları aşılmaz bir uçurum haline getirdi.

Avrupa içinde birbirine rakip halinde ya-şıyan ve çalışan büyük devletlerin kendi etraflarına toplıyabildikleri devlet­lerden mürekkep ittifakları ve birleşme­leri ise birer Avrupa Birliği mukaddemesi addetmeğe imkân yoktur. Mazinin asır­larca devam etmiş olan bu ayrılığı o ka­dar rekabet, mücadele, hattâ nefret ve kin hamulesiyle beslenmiştir ki Avrupa Birli­ğinden bahsetmek ve bunu kaabil görmek yakın günlere gelinceye kadar âdeta bir hafiflik ve beyinsizlik nişanesi haline gel­mişti.

İşte Avrupa Birliği teşebbüsü böyle bir Avrupa içinde doğmuştur. İki senedenberi resmen bir Avrupa Birliği kurulduğu ve Konseyi toplanıp çalıştığı halde, bir Av­rupa Federasyonu sözünü işiten bazı mil­letler kızıl bir bez görmüş bir boğa gibi

kendilerinden geçip coşuyorlar. Onun için Avrupa Konseyinin îstişarî Assamblesini birleşmiş bîr Avrupa'nın Millet Meclisi. Bakanlar Komitesi de bir Bakanlar Ku­rulu zannederek ortaya çıkardıkları iş hakkında ona göre hüküm vermek büyük bir hatâ olur.

Hakikî Avrupa Birliğine bizi götürecek yol daha çok uzundur. Henüz onun baş­langıcında bulunuyoruz, İki senede gaye­ye doğru iki adım atılabilmişse bunu bü­yük bir muvaffakiyet saymak icabeder.

Avrupa Konseyinin üçüncü yaşma basmış olması başlı başına bir hizmet ve fayda­dır. Avrupa'nın her tarafından Asamble­ye gelmiş olan delegeler yavaş yavaş «tek Avrupalı» bir vatandaş hissine ma-Jik oluyorlar. Burada muhtelif devletler ve mîlletler namına konuşulmuyor; burada muayyen bir memleketin temsilcisi sıfa-tiyle bir tavır alınmıyor. Tavırlar, söz­ler hep birlik Avrupa nammadır. Psikolo­ji dünyasının kanunlarından biri maddî tavır ve hareketlerin maneviyat üzerine tesir yapmasıdır. Mahzun ve ağlar gibi ta­vır takman bir adam, içinde bir hüznün canlanmağa başladığını hisseder. Mekanik kahkahalar içimizde bir neşe yaratabilir. Bir ibadet ve huşu vazi içimizde ruhanî duyguları tahrik edebilir. Onun için, A-samblede bir Avrupalı gibi hareket etmek hakikî bir Avrupalı düşüncesini ve duy­gusunu yaratacak bir âmil teşkil edecek­tir.

İlk atılan adımların arkasını kesmemek, bu yolda iman ile yürümek bizi daha esas­lı tesanütlere götürmekten hali kalmıya-caktır. Bu eserin yarıda bırakılması sebep olanlar için tarih huzurunda affolunmaz bir hata, hattâ bir suç teşkil eedeceğini bilme­liyiz. Avrupa Konseylerinde entrika, dedikodu, mücadele ve rekabet eksik değildir. Bun­lar olmasa hayret etmek lâzımgelirdi. Şim­diye kadar kurt olarak yaşamış bir mah­lûkun birdenbire kuzu hüviyetini alması düşünülemezdi ve beklenemezdi. Avrupa Konseyinde İngiltere nüfuzu, pek tabiî olarak ağır basıyor. Fransızların kendi topraklarında misafir bulunan bir heyet­ten kendilerine karşı biraz fazla temayül ve alâka beklemeleri insanî bir zaaf sayı­labilir. Her memlekette Avrupa dünya­sının siyasî dünyasının siyasî hayatından hisse almış delegelerden bir kısmı burada Avrupalılık vazifesini ifa ederken bu ta­rafsızlığın ve umumîliğin hususî hayatta fena tesirlerine maruz kalmamak için ih­tiyatlı davranmaları ve diplomatlık et­meğe kalkmaları zor içtinap edilebilecek zaaflardandır.

Herhalde, Türk delegeleri toplantılarda tam bir Avrupa vatandaşı gibi ideal bir­liği yaparak, İç politikamızdaki tabiî ay­rılıkları unutarak, hulûs ve samimiyet içinde çalıştılar. Bizim gibi milletler için Avrupa Birliği Assamblesinin büyük kıy­met ve ehemmiyeti vardır. Yalnız başı­mıza duyuramadığımız haklı sesimizi orada bütün Avrupa önünde yükseltmek ve millî dâvamızı izah etmek imkânı biz­lere temin edilmiş demektir.

Birleşik Amerika'nın petrol meselesinde takınacağı tavır hakkında istişarede bulunmuştur. Bilâhare Mor-rison, aynı mevzuda Başbakan Attlee ile de görüşmüştür.

Buradaki siyasî kaynaklardan Öğrenil­diğine göre, îran'a verilecek yeni İn­giliz notasının bir kopyası Washing­ton'a gönderilecektir.

—Londra :

İngiliz - İran Petrol Kumpanyasının devletleştirilmesi hususunda İran'la çı­kan ihtilâfı görüşmek üzere Birleşik Amerika'nın Londra Büyükelçisi Wal-ter Gifford bugün İngiliz Dışişleri Ba­kanlığına gitmiştir.

Siyasî mahfillere göre, İngiltere'nin İran'a muhtemelen yarın vereceği nota hakkında malûmat almak üzere Bü­yükelçi Dışişleri Bakanlığına bu ziya­reti yapmıştır.

20Mayıs 1951

—Londra :

Dün Tahran'a tevdi edilen İngiliz no­tası hakkında Basın muhabirleri, nota tevdi edildikten sonra hemen metni neşretmekle İngiliz Hükümetinin şim­diye kadar ender rastlanan bir usul ta­kip ettiğini belirtmekte ve Hükümetin, İran milletine ve dünya umumî efkâ­rına İran Hükümetinin karşılaştığı teh­likeyi anlatmak için böyle hareket et­tiğini bildirmektedirler.

21Mayıs 1951

— Londra :

İngiliz - İran Petrol Kumpanyasının devletleştirilmesi hususunda İngiltere'­nin İran'a verdiği katı ve dostane no­tayı desteklemekte bütün İngiliz gaze­teleri bugün birleşmişlerdir.

Times gazetesi bugünkü yazısında, «Kumpanyanın menfaati ile kendi hak­larını korumak ve yeni şartları görüş­mek üzere İngiliz Hükümetinin göster­diği hüsnüniyet bu meselede İngiliz Hükümetinin katî ve aynı zamanda da dostane bir tavır takındığını gösterir» demektedir.

Liberal Daily News Chronicle ise şun­ları yazmaktadır:

İran'a verilen nota katî ve aynı za­manda dostanedir ki bu mümkün olan tek hal çaresidir.»

Sağ temayüllü gazetelerden Daily Ex-press ile Daily Mail, İngiliz Hüküme­tinden notasını desteklemek üzere ha­zır olmasını talep etmektedirler.

Bu arada Daily Express şunları yaz­maktadır: «İngiltere bu hususta kesin bir karar aldığını göstermelidir. İran­lılar da bu hareketlerinde ısrar ede­cek olurlarsa, İngilizlerin bu memle­kette bulunan vatandaşlarının hayatı ile mallarını müdafaa edeceklerini an­lamaları lâzımdır.

—Londra :

İngiltere Başbakanı Attlee, Kabineyi yarın sabah içtimaa davet etmiştir. Mevsuk kaynaklardan alman haberler, Kabine toplantısında İngiliz - İran mü­nasebetlerinin görüşüleceği yolundadır. Halihazırda Almanya'da bulunan Dışiş­leri Bakanı Herbert Morrison, bu içti-mada hazır bulunmıyacak ve Devlet Bakanı Kenneth Younger tarafından temsil edilecektir.

Kabinenin perşembe günü Morrison'un iştirakiyle yeni bir içtima yapacağı sa­nılmaktadır.

24 Mayıs 1951

—Londra:

İngiliz - İran gerginliği arttığı zaman hazırol emri alan 16 ıneı Paraşüt Tu­gayı mensuplarına dün üç günlük bir izin verilmiştir. Bu üç günlük izin u-mumiyetle denizaşırı memleketlere ha­reket eden askerlere verilmektedir. Alrshot'ta bulunan 16 inci Tugay men­suplarına izinleri esnasında gördükleri talimler ve öğrenmiş oldukları malû­mat hakkında kat'î bir ketumiyet mu­hafaza etmeleri emredilmiştir.

Diğer taraftan Harbiye Bakanlığı, 16 ncı Tugayın nereye hareket ettiğinin bu hafta sonunda bir tebliğe mevzu olacağını bildirmiştir. Daily Herald ga­zetesi de Tugay mensuplarının hâki el­biseler giydiklerini, bu renk elbisele­rin de umumiyetle Orta-Doğu'ya giden askerlere mahsus olduğunu bildirmek­tedir.

— Londra :

Umumiyetle iyi haber alan siyasi çev­relerde, petrol İhtiyaçlarını büyük öl­çüde İngiliz - İran Petrol Kumpanyası işletmesinden tedarik eden bazı mem­leketlerin ve bilhassa Fransa, Hindis­tan, Pakistan ve Türkiye'nin pek yakında Tahran Hükümeti nezdinde dos­tane bir teşebbüse geçerek, adı geçen Kumpanya tesislerinin istikbali hak­kında İngiliz Hükümeti ile bir uzlaşma yoluna girmesi tavsiyesinde bulunma­ları beklenmektedir.

İran'daki Amerikan Elçisinin müraca­atının bir devamı olacak olan bu teşeb­büslerin, Musaddık'a itidal tavsiyelerin­de bulunacağı söylenmektedir.

—Lodra :

Büyük İngiliz petrol şirketleri, petrol yatakları aramak üzere Kenya'nın ku­zey hududuna uzmanlar göndermiştir. Shell Şirketine mensup jeologlar daha şimdiden Nairobi'ye gelmiş bulunmak­tadırlar.

25 Mayıs 1951

—Londra :

Eski Dışişleri Bakanı Eden, dün verdiği beyanatta, Sovyet Rusya saldırganlığı­nı lâyıkiyle önlemek için, Birleşik A-merika ile olan samimî ve dostane mü­nasebetlerimizi &cÜ surette yeniden, ih­ya etmeliyiz, demiştir.

— Londra :

Muhafazakâr Daily Telegraph gazetesi, Başkan Truman'm haricî yardım hak­kında Kongreye gönderdiği mesajı yo­rumlamakta ve şunları yazmaktadır:

»Hür dünya Amerika'nın bütün kay­naklarım, bu dünyanın komünizme karşı müdafaa teşkilâtına verdiğini bir defa daha hatırlamalıdır. Sulh zama­nında müdafaa için tahsis edilen bu yüksek miktar memnuniyet verici bir emaredir. Başkan Truman'm dediği gi­bi, Rusların canları istediği takdirde herkangi bir anda bir dünya harbi çı­karıp tecavüzkâr taktiklerine devam edebileceklerini nazarı itibare alma­mız lâzımdır. Başkan Truman bu programın, Rusların yeni fetih teşeb­büslerinde bulunma arzularını kaybet­tireceği kanaatindedir. Truraan'ın ta­kındığı tavır gayet doğrudur .ve hepi­miz elden geldiği nisbette onu destek­lemeliyiz. B

İşçi Daily Herald gazetesi, aynı mev­zuda şunları yazmaktadır:

«Başkan Truman'm hür milletlere yar­dım programı Avrupa'dan Orta-Doğu yolu ile Asya'ya kadar uzanmaktadır. Atlantik Paktı devletleri, hür Avrupa'­nın,iyimüdafaaedilmesi icap eden nazik bir bölge olduğunu ifade eden Truman'm beyanatını memnuniyetle karşılamışlardır.

Diğer taraftan, Rusya günün birinde mütecaviz siyasetini değiştirdiği tak­dirde, Amerika'nın muazzam kaynak­larının askerî sahalardan başka gaye­lerde kullanılabileceği hakkında Tru­man'm söylediği sözl-sr, Amerika'nın sulh arzusunu isbat eder mahiyettedir.»

— Londra:

Muhafazakâr Yorkshire Post gazetesi, İngiltere ve İran arasındaki ihtilâf hak­kındaşunları yazmaktadır:«Tahran'-dakiBakanlarmeselesininticarîba­kımdan çıkar tarafı olmadığını anlamış­lardır.İngiltereveBatılıdiğerhür devletler, bu mesele ile alâkadardırlar. Ziraİranpetrollerininmuntazaman gelmesini beklerler. Bu sebebledir ki, İngiltere,petrol istihsalinin idamesini temin edecek ve bu petrolün hariçte tasfiye edilmesi ve satılması için mev­cutanlaşmalaradokunmayacakbir andlaşmaya varmak istemektedir. Böy­lebirandlaşmanm akdiİngiltere ve İran'ın meniaaüicabıdır.Zira petrol istihsal edilmediği veya nakledilmediği takdirde müstehlik Batı devletleri ka­dar İran da zarar görür. Petrolün is­tihsali ve harice satılmasına mâni ol­maktan menfaat görecek olan yegâne devlet Rusya'dır. Muhakkak ki, İranlı­larınekseriyetibirandlaşmaya var­mayı ister ve şimdiki hareket tarzı ile bir şey kazanılmıyacağmı takdir eder.>

26 Mayıs 1951

— Londra :

İngiliz Hükümetiyle Anglo-İranien Pet­rol Kumpanyası bugün La Haye Mil­letlerarası Adalet Divanına müracaat ederek Şirketin muazzam kıymetteki emvalinin İran Hükümeti tarafından devletleştirilmesi işinde hakemlik et­mesini istemişlerdir.

Şirket hisse senedlerinin kısmı azamına sahip olan İngiliz Hükümeti, bu talep mevzuunda bu gece geç vakitlere doğ­ru Dışişleri Bakanlığı vasıtasiyle bir beyanname neşredecektir.

Şirket tarafından La Haye'ye gönderi­len dilekçede 1933 Andlaşmasmm 22'in-ci maddesine istinad olunmaktadır. Bu madde Kumpanyanın Hükümete ve Hükümetin de Kumpanyaya karşı her türlü şikâyetinin tahkim usulü ile hal­lini derpiş etmektedir.

Bağımsız Times gazetesi bu hususta ezcümle şöyle demektedir:

«Dışişleri Bakanı, Tahran'a hususî su­rette verdiği teminatı alenen açıkla­makla çok iyi hareket etmiştir. İran Hükümeti petrolleri devletleştirecek-tir, iyi amma bunu ne şekilde yapa­caktır? Bu hususu sarih olarak açık­lamamıştır. Tahran Hükümeti sözcü­lerinden bazıları devletleştirme ve İn­gilizlerle varmak istedikleri anlaşma tarzı hakkında ya pek az şey söylemiş­ler veya hiç söylememişlerdir. İran Hükûm-eti müzakereye yanaştığı tak­dirde şüphe yok ki, bellibaşli sanayii olan petrol sanayiinde daha fazla nü­fuz tesis ettikten başka bu ihtilâftan maddî kazançlar elde ederek sıyrıla­bilir. Fakat müzakereleri reddederse o zaman durumunun intaç edeceği ne­ticelere katlanacaktır. Bu ise İran için bir felâket olacaktır.»

Muhafazakâr Yorkshire Post gazetesi aynı konuda şunları yazmaktadır:

i karşımızda bulunan mesele İran petrol sanayii tesislerindeki menfaatle­rimizi terk mi, yoksa müdafaa mı et­mek gerektiğidir. Şimdiki halde bu iki şık da güçtür. Bununla beraber mese­lâ İran'ın, İngilizler çekildikten sonra petrol sanayiini lâyıkile idare edemedi­ğini de nazarı itibara almak lâzımdır.

O zaman ne olacaktır? Hükümete kim gelir sağlıyacaktır? Hükümet mecburî olarak iktidardan çekilecek ve o zaman da Tudeh Partisi daha fazla faaliyete geçecektir. Binaenaleyh Marrison tara­fından derpiş edilen tedbirleri tatbik mevkiine koymamız lâzımdır. Esasen İran Kabinesi de bu meselede ikiye ay­rılmış bulunmaktadır ve bazı üyeler devletleştirmeye, diğer bazıları ise mü­zakerelere taraftardır. Müzakerelere ta­raftar olanlara bir fırsat vermek ve Tahran Hükümetini müzakere masasına oturmaya ikna etmek lâzımdır. Bu me­seleyi âdilâne bir surette halletmenin yegâne yolu budur.»

31 Mayıs 1951

— Londra :

Bugünkü İngiliz Basını, Dörtler Kon­feransı, Saar meselesi, Avusturya se­çimlerinin neticeleri gibi meseleleri ele almaktadır. Muhafazakâr Yorkshire Post, dört devlet Dışişleri Bakan Yar­dımcılarınınParis müzakerelerinden bahisle, Bakan Yardımcılarının konuş­malarındaki alâka noktasının değiştiği­ni belirterek şöyle demektedir:

«Bakan Yardımcıları müzakerelere baş­ladıkları zaman, Rusya'nın gayesi, Batı Almanya'nın silâhlanmasını durdur­maktı. Batılılar ise, Almanya'nın yal­nız bir kısmını teşkil edeceği genel bir müzakere istemekteydiler. Fakat şimdi, Batılılar, Alman silâhlanmasını âcil bir mesele addetmedikleri için Ruslar, Ba­tının savunması gibi daha şümullü bir mevzu üzerinde durmaya başlamıştır. Sovyetlerin, Dörtler Konferansının gündemine Atlantik Paktının alınması hususundaki istekleri, Batılıların, Sov­yet peyklerinin silahlanmasının müza­keresi hakkındaki arzularının mukabi­lidir. Fakat arada bir fark mevcuttur. Rusların Doğu Avrupa'yı silâhlandır­maları milletlerarası andlagmalara ay­kırıdır. Halbuki Batının silâhlanması hiç bir andlaşmaya ve anlaşmaya ay­kırı değildir. Eğer Paris konuşmaları Atlantik Paktının gündeme alınıp alın­maması hakkındaki anlaşmazlık yüzün­den neticesiz kalırsa, Batı bundan bü­yük bir zarar görmiyecektir. Batının silahlanmasının hızlanmasına yol aça­cak böyle bir netice ancak Rusların zararına olacaktır. Mamafih, Batılılar, Atlantik Paktının müzakeresine itiraz­da bu kadar ısrar etmemelidir. Çünkü Rusların bütün propagandalarına rağ­men, Atlantik Paktının savunma gaye­sini güttüğünü ispat güç değildir. Batı­lılar, bazen, dâvalarında ne kadar haklı olduklarını unutur gibi görünmekte­dir. »

Daily Telegraph gazetesi, Saar mase-lesini ele almakta ve şu noktaları be­lirtmektedir:

«Amerika'nın Batı Almanya siyaseti henüz kararsızken Fransa, Saar bölge­sini siyasî değilse bile, ekonomik cihet­ten, kendine bağlamak arzusunu izhar etmiştir. Fransız noktai nazarından bu siyaset yolunun bir çok iyi tarafları vardır. Saar'm ilhakı, Fransız ekono­misinin Almanya'nın zararına gelişme­sine yol açacaktır. Fakat bugün Fran­sa'nın en büyük düşmanı Almanya de­ğil, Rusyadır ve Saar meselesi bu cihet­ten incelenmelidir. Fransızlar, Saar'm Almanya'dan ayrılışı üzerinde fazla durarak Adenauer, Alman diplomatla­rından Fransa ile dost olmayı isteyen yegâne insandır. Buna ilâveten Adenauer'in vazifesinde kalmakta devam edeceği de bilinemez.

İngiltere Dışişleri Bakanı M. Momson'un Avam Kamarasında İran hakkında verdiği beyanatın metni.

Londra : 2 (A.A.) — (Lps)

Durum şudur: 25 Nisan'da İran Parlâmentosu Petrol Komisyonu bazı tek­liflerde bulunmuştur. Bu teklifler Meclis ve Senato tarafından tasdik edil­diklerinden muhtemel olarak kanun şekîine^ girecektir. Bu tekliflerin tam metni henüz ele geçmemiştir, fakat gayeleri İran Hükümetine İngiliz - İran Petrol Kumpanyasının bütün emlâkini kontrol etmek hakkını vermektir. Bu tekliflerde Kumpanya için bazı tazminat verilmesi derpiş edilmiştir ve bunlar varidatın bir nisbet dahilinde bir bankaya yatırılması şeklinde­dir. Mamafih bu tazminat hakkında da henüz açık bir malûmat yoktur. Bu tekliflerin hedefi Kumpanyanın durumunu değiştirmektir. Bu değişiklik tek taraflı olacaktır. Çünkü İmtiyaz Anlaşması gereğince değişikliklerin kanunlarla dahi değil, ancak Kumpanya ile bir andlaşmadan sonra yapıl­ması kararlaştırılmıştır. Avam Kamarasının da bildiği gibi, bu teklifler Meclis tarafından kabul edilir edilmez, Hüseyin Âlâ Hükümeti istifa et­miştir. Yeni Hükümet Millî Cephe ismiyle tanılan Sağcı Saylav Grupu Li­deri Dr. Musaddık tarafından kurulmuştur. Şimdi durumdaki bu gelişmenin neticelerinden bahsedeceğim: Son 30 sene zarfında İngiliz - İran Petrol Kumpanyası, İran Hükümeti ile Andlaş-masınm taahhütleri icabı yalnız büyük miktarda para değil, aynı zamanda teknik teçhizat şeklinde de İran'da mühim miktarda para yatırmıştır. Bi­naenaleyh Kumpanya İran iktisadının en mühim ve en istikrarlı âmili olan bir sanayii yaratmıştır. Diğer taraftan bu Kumpanya binlerce İran­lıya iş vermiştir. Unutulmamalıdır ki, Kumpanyanın vazifesi sadece pet­rolü topraktan çıarmak değil, aynı zamanda onu Abadan tasfiyehanelerin­de tasfiye ettikten sonra, büyük bir petrol gemisi teşkilâtı sayesinde onu dünya pazarlarına göndermektir. İran Hükümeti tek taraflı olarak petrolü kendi istihsal etmek kararını aldığı .takdirde büyük müşküllerle karşıla­şacaktır. Zira, mevcut olan tesisleri işletmek ve muhafaza etmek için biraz kabiliyet lâzımdır. İstihsal meselesinden başka İranlılar, bu petrolü nakletmek ve dağıtmak vazifesini üzerlerine alamazlar. İstihsal veyahut nakliyede herhangi bir duralama işsizlik demektir. O zaman da ancak ko­münistlere yarayacak bir durum meydana gelir. Abadan'da son cereyan eden kargaşalıklar, komünistlerin eseridir ve bu bir defa daha ispat ediyor ki, onlar her zaman bulanık suda avlanmaktan hoşlanırlar.

Şimdi size İngiliz Hükümetinin bu mevzudaki durumunu açıkça izah etmek isterim. İngiltere bizim için her zaman büyük bir menfaat meselesi olan ve toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığı bizim yardımımızla her zaman müdafaa edilmiş olan İran'la dostça münasebetlerde bulunmaktadır. İran Hükümetinin de farkına varacağı gibi bu memleketin itisadî hayatı bi­zimkine bağlıdır. Bizim yegâne arzumuz, pek tabiîdir ki, kuvvetli, mü­reffeh ve hür bir İran görmektir ve kendisiyle bu hedefe ulaşmak ^için işbirliği yapmağa hazırız. Daha evvelce de söylediğim gibi İngiliz - İran Kumpanyasınınişlerinedevametmesi,bizimiçinolduğugibi,İran için de hayatî ehemmiyeti haizdir. Bizim de yardım ettiğimiz İran'ın ge­lişmesi neticesi olarak yeni bir durum meydana çıkmıştır ve gayet tabiî olarak İran halkının başlıca sanayiindeki çalışmalarda kendisine daha büyük bir pay istemesi doğrudur. Bununla beraber, Kumpanyanın imza­ladığı taahhütlerin tek taraflı olarak bertaraf edilmesini kabul edemeyiz. Hüseyin Âlâ istifa etmeden evvel, Kumpanyanın tasvibiyle Tahran'daki İngiliz Büyükelçisine, gerek Kumpanyanın gerek İran Hükümetinin men­faatlerini yeni bir İngiliz Şirketine devrederek bu Şirkette İran Hükümeti temsil edildiği gibi İranlı işçilerin sayısının da artırılması. Diğer taraftan kârların mütesaviyen taksim edilmesi.

Biz bu meseleyi müzakere yolu ile halletmek istiyoruz, fakat tehdit altın­da müzakereye girişüemez. Kendi topraklarında bulunan malları bir hü­kümetin satın alma hakkını tanıyoruz, fakat tek taraflı bir hareketle bü­tün İngiliz - İran Kumpanyasının durumunun birden değişmesini kabul edemeyiz. Bahusus ki, İran Hükümetinin herhangi bir tazyik altında ol­madan serbestçe imza ettiği Andlaşmaya bu şekilde harekete karşı mad­deler de vardır. Bu meselenin İran Hükümetiyle aramızda bir ihtilâf mev­zuu olmasını istemiyoruz ve bunun halli için makul bir hava içinde mü­zakere masasına oturmağa hazırız. Bizi İranlılara bağlayan dostluk bağ­ları ve siyasî ve iktisadî birçok müşterek menfatlerimiz böyle bir hal ça­resinin her zaman mümkün olduğunu belirtmektedir.

Avrupa Konseyîndeki Türk Heyeti Başkam Suai Hayri Ürgüp-lü'nün B.B.C. radyosundaki beyanatı.

Ankara : 9 (A.A.) — (Basın-Yayın)

Aziz vatandaşlarım,

Kıymetli dost ve müttefikimiz İngiltere'nin B.B.C. radyosu her zamanki lütufkârlığı ile sizlere uzaklardan sevgilerimizi yollamamız ve vazifeleri­miz hakkında haber vermek fırsatını hazırladı. Avrupa Meclisi üçüncü yıl çalışmalarına başladı. Bu defa Halk Partisinin iki kıymetli âzası Kasım Gülek ve Hüseyin Cahit Yalçın bizimle beraberlerdir. Türk heyeti bu se­fer 4 Demokrat, iki Halkçı ve iki Bağımsızdan mürekkeptir. Benim için büyük şeref olan Türk heyeti Başkanı sıfatiyle arkadaşlarımızın siyasî olgunluğunu ve Türk yurdunun temel dâvalarmdaki sarsılmaz beraberliği iftiharla size ulaştırmak vazifedir. Meclisin birinci günü seçimlerle geçti ve geçen sene olduğu gibi, bu sene de Umumî Heyet Başkan vekilliğine diğer milletlerle müsavi rey alarak seçildim. Seçimlerden sonra Kasım Gülek arkadaşımız da ilk defa Meclise müsavi haklarla iştirak eden Alman heyitini selâmladı. Bu nazik hareketten Alman mümessillerinin memnu­niyeti sonsuzdu. İkinci günü Nazırlar Komitesi Başkanı Stikker, Meclis ve Nazırlar münasebeti ve iktisadî ve siyasî hâdiseler üzerine uzun bir konuşma yoptı. Bundan sonra Nazırlar Komitesi raporu ile Meclis me­saisini gösteren uzun raporun münakaşasına başlandı. İlk sözü ben al­dım. Noktai nazarımı bildirdim. Öğleden sonra Kasım Gülek ve Zeyyad Mandalinci arkadaşlarımız da görüşlerini vukufla bildirdiler. Bu müzakere hâlâ devam etmektedir. Diğer işlere geçildikçe arkadaşlar memleket huku­kunu müdafaa ve şerefini temsilde vazifelerini yapmağa ellerinden geleni esirgemiyeceklerdir. Sizleri haysiyetle, varlıkla temsil etme mecburiyeti­nin hem mesuliyetini, hem de şerefini hepimiz müdrikiz.

1 Mayıs 1951

— Paris :

Fransız Halk Topluluğu Partisi Bakanı General de Gaulle, bugün Paris'te, Bois de Bulogne'da bir nutuk söylemiştir.

Seçimlerden ve iç siyasetten bahseden General, milletlerarası duruma da işa­ret ettikten sonra silâhlanma sahasında müsbet hiçbir şey yapılmadığını belirt­miş ve demiştir ki:

«20 Tümen, 3000 harp uçağı, modern

350.000 tonluk harp gemileri ve her­kesin elzem olduğuna kani bulunduğu silâh imalâtı nerede?»

General de Gaulle eski nutuklarında ileri sürdüğü tezi yeniden ele almış ve demiştir kî:

«Sağlam bir ordu, istikrarlı ve azimli bir hükümete sahip olalım. O vakit Avrupa'nın hür milletlerinin iradelerini kuvvetlendirdiklerini göreceğimiz gibi, demir perde gerisinde esir milletlerin zincirlerini şakırdattıklarını ve ümit­lerini mırıldandıklarını işiteceğiz.»

24 Mayıs 1951

— New-York :

Bulgar Dışişleri Bakanı, Birleşmiş Mil­letler Sekreterliğine bir telgraf çeke­rek Bulgar havalarının yeniden ihlâl edilmişolduğunu bildirmişve Yuna-

nistan'dan gelen iki bomba uçağının 14 mayısta Bulgar arazisi üzerinde hu­duttan içeriye doğru uzun bir uçuş yap­tıklarını zikretmiştir. Telgrafa göre bu uçuşlar bir kaza eseri olmayıp, Bulgar Halk Cumhuriyetinin emniyetine tevcih edilmiş kabatahriklerdir. Filhakika iyi haber alan çevrelerden bildirildiğine göre, Bakanlar Konseyi, Güney İran'daki bütün Vilâyetlerde hüküm süren ve 26 Mayısta sona erme­si lâzımgelen Sıkı Yönetim Kanununun "Londra'nın takındığı tavır neticesinde meydana gelen tehdit ve baltalama tehlikeleri yüzünden» iki ay daha uza­tılmasında olduğu gibi, İngiliz iddiala­rının reddine de ittifakla karar ver­miştir.

Parlâmentoya gelince, petrollerin dev­letleştirilmesi işiyle vazifeli Muhtelit Komisyon raportörü Maki'nin kanaa­tini paylaşmaktadır. Maki, Başbakanın yakın dostudur ve Başbakanın, Maki'­nin beyanatının kaleme alınmasına ya­bancı kalmadığı sanılmaktadır. Bu be­yanatında Maki, şöyle demektedir:

«Belki de tehlikeli anlar yaşayacağız. Fakat 18 milyon İranlının İngilizlere karşı kan dökmeğe bir an tereddüt et-miyeceklerine kaniim. İngilizler nota­larının tesiri hakkında fazla hayale ka­pılmasınlar, icab ederse mukaddes bir harp açarız. Petrol sanayii bütün saf­halarında devletleştirilecektir. >

Bu son cümle nazarı dikkati celbeder mahiyettedir. İngiliz tehdidleri sadece İran'ın uzlaşma kabul etmez tavır ta­kınmasında âmil olmuştur. Henüz bir­kaç gün evvel Millî Cephe ve muh­temel olarak bizzat Başbakan Musad-dık, petrolün yabancı memleketlere sa­tış ve naklinin belki de başka bir isim altında İngiliz - İran Kumpanyasından başka bir şey olmayacak olan bir şir­kete verilmesi imkânını mütalea et­mekte idiler.

Bugün bu devre aşılmış bulunmaktadır ve hâkim kanaate göre Dean -Ache-son'un 18 Mayısta yaptığı beyanatta, müşterek bir İngiliz - Amerikan cephe­sinin mevcut olduğunu belirtmesi, bu tavrın alınmasında büyük ölçüde âmil olmuştur.

Washington'un Tahran ve İngiliz - İran Petrol Kumpanyası ihtilâfına müdaha­le etmek istemediği azmini belirtme­sinden sonra Birleşik Amerika'nın ta­kındığı tavır, Dr. Musaddık'i o derece tahrik etmiştir ki, Başbakan, Dışişleri Bakanını, İngiliz notasına cevap ver­meden evvel, Birleşik Amerika Hükü­metine verilecek cevap tasarısını hazır­lamakla vazifelendirdiğinisöylemiştir.

Bu sabahki Tahran Basını, «Birleşik Amerika'nın şiddetli bir müdafii ola­rakgösterdiğimilletlerinhükümran-

lığı prensiplerini hiçe sayarak İran iş­lerine bir müdahale yolunda kabul et­tiği bu hareket karşısında teessürünü ifadede müttefiktir.

Bu arada Devletleştirme Kanununun tatbikiyle vazifeli Muhtelit Komisyon, kanunun İngiliz - İran Petrol Şirketi­nin derhal her türlü faaliyeti kesme­sini derpiş eden ikinci maddesi üzerin­de vardığı neticeleri Hükümete bildir­diğini haber vermiştir.

Bu gergin hava içinde Hükümet çev­releri azimli görünmekte, saray çevre­leri ise endişelerini gizlememektedirler.

Şah, dün İngiliz Büyükelçisi ile Başba­kanı kabul ettikten sonra, her iki ta­rafın da partiyi elden bırakmamağa azimli olduğu kanaatine varmıştır. Za­ten müşahitlerin umumî kanaatleri de bu merkezdedir. Filhakika müşahitler artık her ne olursa olsun, muhtemel müzakerelerin muvaffak olması ihtima­linin bulunduğundan şüphe etmektedir­ler. Bundan başka müşahitler, Şirketin tasfiyesi yolunda Hükümetin İngiliz -İran Petrol Kumpanyasına teklif ettiği müzakerelerin de herhangi bir neticeye varmayacağı kanaatindedirler.

— New-York :

New-York Times gazetesi, bu sabahki makalesinde jran petrolleri dâvasında İngiltere ile İran arasında mevcud ih­tilâfta bariz olarak İngiltere'nin tara­fını tutmaktadır.

Büyük müstakil gazete başyazarı, bil­hassa 25 sene evvel ve Harb ve Sulh Hukuku müellifi Hollanda'h hukukşi-nas Hughes Grotius tarafından vaze­dilen prensipleri hatırlatmaktadır.

Muharrir, milletlerarası anlaşmaların bu prensiplere istinad ettiğini ve bu an­laşmaların ciddî tehlikeler meydana çıkarmaksızm tek taraflı olarak ihlâl edilemiyeceğini yazmakta ve bu pren­sipleri tatbikten vazgeçmenin harb ve milletlerarası anarşi halinin ilk işare­tini teşkil edeceğini belirtmektedir. Bundan başka bu prensipleri ancak Bismark'larm, İkinci Guillaumes'larm ve Mussolini'lerin, Japon militaristleri'-nin ve Stalin'ci komünistlerin ihlâl et­tiğini kaydeden muharrir şunları yaz­maktadır:

«İran petrollerini elinde bulundurmak meselesi mühimdir. Bundan başka bu petrollerin gelirleri meselesi de mü­himdir. Zira İran bu gelirlerden mah-

rum olursa iflâs eder. Fakat daha mü­himini, İran'ın muhtar bir Devlet ola­rak devamı ve hür olmak fırsatım bul­muş olan insanların yaşamasıdır. Me­selenin müzakere ile halli bu son fır­satı temin etmektedir. Dahilde karga­şalığa meydan vermek ve milletlerarası anlaşmaları reddetmek bu sırada her­hangi bir zamandan daha fazla bir teh­like teşkil etmektedir. Bu yalnız hür dünya için değil, ilk başta İran ve İran­lılar için de bir tehlikedir.

—Tahran :

İran Parlâmentosu, petrol sanayii için 8 yabancı uzman ile mukavele yapmaya karar vermiştir. Bazı haberlere göre bu uzmanlar İsviçreli olacaktır. İran hükümeti, yeni Devlet Petrol İşletme­lerinin idaresinde bu uzmanların fikir­lerinden istifade edecektir. Bahis ko­nusu uzmanlar, Hükümetin Anglo -İranian Kumpanyasına İmtiyazlar ver­diği bölgenin ötesindeki Petrol taba­kalarının işletilmesi ile vazifelendirile-ceklerdir.

23 Mayıs 1951

—Tahran :

Bundan böyle İran'da İngiltere'ye kar­şı sinir harbi açılmış bulunmaktadır. İngiliz - İran Petrol Kumpanyasının yapacağı ithalât üzerinden Hükümetin gümrük resmi almak kararından başka, İran yetkili kaynaklarındaki kanaate göre, Hükümet, İran'da oturan İngiliz tebeasınm ikamet müddetlerini yenile-memeğe karar vermiştir. Zaten memle­kette hâkim olan hava sebebiyle, birçok İngilizin, kendilerini emniyet altında hissedemedikleri için. daha şimdiden kontratlarını bozdukları söylenmekte­dir.

Artık sarahaten görüldüğü veçhile, Londra Hükümeti — hâdiselerin gös­terdiği gibi — enerjik, hattâ tehditkâr tavrının İranlıları endişeye düşürece­ğini hesaplamışsa, yanlış hareket et­miştir.

İyi haber alan çevrelere göre, İngiltere Büyükelçisi Sir Francis Sheperd. ya­kında istişare için Londra'ya hareket edecektir.

Tahran'daki yetkili Amerikan çevrele­rine gelince, onların da, petrollerin devletleştirilmesi işinde 13 Mayısta DışişleriBakanıtarafındansöylenen

nutukta açıklanan müşterek bir İngiliz-Amerikan cephesi karşısındaki İran aksülâmelinin şiddeti ile hayrete düş­tükleri sanılmaktadır.

Bu arada, tahkik edilemeyen şayialara göre, İran dinî çevreleri petrol bölge­lerinin bulunduğu Güney'deki kabile­leri, bu Vilâyetlerde bulunan İngilizle­re atfettikleri hükümet aleyhtarı pro­pagandayı baltalamak üzere, İngilizle­re karşı kışkırtmaktadırlar. Nihayet şurasına işaret etmek lâzımdır ki, hâ­len İran'da bulunan İsviçreli jeoloji âlimleri ekibi dışında Tahran Hükü­meti, Parlâmento Petrol Komisyonu­nun gelmeleri için müsait karar verdiği diğer İsviçreli petrol mütehassısına müracaat etmek niyetinde değildir.

—Tahran :

İngiltere ile İran arasındaki petrol ih­tilâfının devam etmekte olduğu bu sı­rada Sovyet Rusya, Kuzey İran'da çe­kirge akınına karşı girişilen mücade­leye yardım maksadiyle İran'a 8 uçak ve çok sayıda teknisyen göndermiştir.

Mevsuk bir kaynaktan alman haberle­re göre, İran'a 23 Sovyet teknisyeni gelmiştir. Bu arada İran Dışişleri Ba­kanlığı, iki memleket arasında mev-cud ihtilâfı halletmek maksadiyle Tahran'a hususî bir heyet göndermeyi teklif eden İngiliz notasına verilecek cevabî İran notasını hazırlamakla meş­guldür.

25 Mayıs 1951

—Tahran :

Tahran'da intişar eden yarı resmî It-tılâat gazetesi, bugün ezcümle şunları yazmaktadır:

İngiltere ile İran arasında yeni bir pet­rol anlaşması imzalanması maksadiyle Tahran'a bir heyet gönderilmesi yo­lunda İngiltere Hükümetince 19 Ma­yısta yapılan teklifi İran reddedecek­tir.

19 Mayıs tarihli İngiliz notasına veri­lecek cevabı tesbit eden Bakanlar Ku­rulu, petrol sanayiinin devletleştiril­mesi kanununun İran Hükümetince iedkik edilmesi gerektiği neticesine varmıştır. Bu şerait dahilinde İran Hü­kümeti, bu görüşmelerden herhangi bir fayda ummamaktadır. Zira ancak İn­giliz - İran Petrol Şirketi bu mesele ile alâkadardır.

25 Mayıs 1951

— Bağdad :

Irak Hükümeti ile Irak Petrol Şirketi arasında cereyan etmekte olan müza­kereleri örten sırdan şikâyet eden Par­lâmento üyelerine cevaben, Başbakan Nuri Sait Paşa, Irak Hükümetiyle Pet­rol Şirketinin Irak'a düşen hissenin Suudî Arabistan dahil, komşu memle­ketlerin almakta oldukları hisseler se­viyesine çıkarılmasını kabul ettiklerini Ayan Maliye Komisyonunda açıkla­mıştır.

Nuri Sait Paşa, bu hisse senetlerinin Hükümetle şirket arasındaki en mühim anlaşmazlığı teşkil ettiğini ve Hükü­metin şimdi Şirket murahhasları ile Irak'ın alacağı hissenin hesap edilmesi

şekli gibi halen mevcut olan ikinci de­rece ihtilâfların tetkik edildiğini ilâve etmiş ve şunları söylemiştir:

Herhangi ,.bir vaziyette Irak'ın hissesi piyasada kararsızlığa mevzu teşkil et­memelidir. Başbakanın bu sözleri umu­miyetle Irak Hükümetiyle Şirketin kâriarı yarı yarıya paylaşmak prensi­bini kabul ettikleri yolunda tefsir edil­mektedir.

Bu taksimden, Irak Petrol Şirketinin çıkan beher ton başına altın esası üze­rinden verdiği miktar hariç tutulma­mıştır ve ihtilâf iki nokta üzerindedir: Irak Petrol Şirketi kârlarının hesabı ve bu Şirkete bağlı bulunan diğer Şir­ketler tarafından satın alınmış telâkki edilecek olan petrol üzerinden hesap edilecek faizdir.

0zamandan beri, ne General Mac Arthur ve ne de karargâhından konferans­
tatutulannotlarınyanlışolduğunadair hiçbir itiraz yapılmamıştır.

General Mac Arthur Wake adasında Başkan Truman'a: «Mukavemetin Gü­ney ve Kuzey Kore'de Kasımın son haftasına doğru'biteceğini ümit etmek­teyim.» demiştir.

Konuşmaların tutanaklarına göre, Ge­neral Mac Arthur bilhassa şunları te­barüz ettirmiştir:

— Sekizinci Amerikan Ordusunu Ko­re'den Noel'de çekebilecek, fakat Gü­
neyKore'demuhtemelbirkomünisthücumunakarşıkuvvetlibirGüneyKore ordusu bırakacaktır.

— Dünya harp tarihinde hiçbir ku­mandananasibolmayanşekilde Wa
shington'dakiservislerdenazamîmü­zaheret görmekteyim.

— Rusları da davet ederek bir Ja­ponSulhAndlaşmasiKonferansıya­
pılmalıdır. Ruslar davete icabet etme­selerdahibukonferansyinetoplan­
malı ve bu toplantıda hazırlanan SulhAndlaşmasıRuslarıntasvibinesunul­
malıdır. Eğer imzalamazlarsa, Muahe­de derhal yürürlüğe girmelidir.

— Pasifik Savunma Paktı muazzambir hareket teşkil edecektir. Fakat Pa­
sifik milletleri mütecanis olmadığındanbu Paktın fiiliyatageçirilmesi de ol­
dukça güçtür.

— Başkan Truman, General ile yap­tığı hususî görüşmede Formoza mese­
lesini uzun uzadıya müzakereden sonra Generalile ben tam mutabakat ha­
lindeyiz» demiştir.

Wake adası toplantısına Mac Arthur, General Bradley, Pasifik Filosu Ku­mandanı Amiral Arthur Radford, Bir­leşik Amerika'nın Kore Büyük Elçisi John Muccio, Ordu Bakanı Frank Pace, Albay Hamblen, Jessup, Dean Rusk ve Cumhurbaşkanının Dış siyaset müşa­viri Harriman iştirak etmişlerdir.

— Washington :

Mahallî saatle lû'u 18 geçe General Mac Arthur Kore harbi ve Uzak-Doğu'-daki Amerikan politikasının heyeti u-mumiyesi hakkında yapacağı konuş­mayı dinlemek üzere toplanan Ayan Meclisi Silâhlı Kuvvetler ve Dışişleri


Komisyonlarının bulunduğu salona sa­kin ve mütebessim bir çehre ile gir­miştir.

General büyük salona girerken gazete­cilerle fotoğrafçıların birlikte hazır bu­lunmak müsaadesi verilmiştir. General içeri girince Silâhlı Kuvvetler Komis­yonu Başkanı Richard Russell, Mac Ar.thur'ü diğer azalara takdim et­miş, bundan sonra gazeteci ve fotoğ­rafçılardan salondan çıkmaları isten­miştir.

Toplantı açılınca Richard Russell, Baş­kan sıfatiyle söz alarak toplantının ehemmiyetini belirtmiştir. Ondan son­ra Komisyon huzurunda konuşmaya • başlayan General Mac Arthur evvelâ, «Ele alman meseleler son.derece esaslı ve tek taraflı telâkkilerin üstünde ol­duğundan dolayı, hiçbir suretle tek ta­raflı bir görüşün avukatlığını yapmı-yacağını» belirtmiştir.

General Mac Arthur bundan sonra, dünyadaki diğer milletlerin Amerika'­ya karşı besledikleri itimadı baltala­mamak için sadece millî menfaatlere hizmet etmek niyetiyle konuşmak zo­runda olduğunu söylemiştir.

Ayan üyesi Russell, bundan sonra Ge­nerale bir seri sualler sormuştur. Rus-sel evvelâ Korede'ki Kara, deniz ve hava kuvvetlerinin işbirliği ve muha­rip kıtaların mücadele kıymetleriyle maneviyatları üzerinde bazı teknik su­aller sormuştur General verdiği cevap­ta, kumanda ettiği muharebe sahasın­da işbirliğinin mükemmel olduğunu bildirmiş, bundan sonra hususiyle Gü­ney Kore kıtalarının kıymeti hakkında konuşarak demiştir ki:

«Cesaret ve azim bakımından bunlar mükemmel birer askerî birliktir. Fakat asıl esası teşkil eden uzun bir askerlik ana'anesinden mahrum bulunmakta­dırlar. «

Russell bunun üzerine şu suali sormuş­tur:

— Muhtelif milletlerin askerlerinden mürekkep ordular kullanmak zorunda kalacağımız umumî bir harp vukuunda Kore'de kazandığımız tecrübelerin bize faydalı olabileceğine inanıyor musu­nuz ? Kore harbi bize ve Bir­leşmiş Milletlere dahil diğer üye­lere yardımda bulunacak derecede geniş bir vüs'atte mi cereyan etmekte­dir? Komünizmle hür dünya arasında çıkabilecek herhangi bir umumî harp

vukuunda bu tecrübenin şu veya bu şekilde fayda temin etmesini sağlaya­cak şekilde hareketle Kore'ye kâfi mik­tarda asker sevketmiş bulunuyor mu­yuz?

General bu sualleri §öyle cevaplandır­mıştır:

«Hiç zannetmiyorum. Güney Koreli'-ler hariç, Kore'de kullanılan memle­ketlerin askerleri sembolik sayıdadır.»

Bununla beraber General Kore'de kul­lanılan Müttefik birlikleri hakkmda konuşurken, Türk Tugayının şimdiye kadar birlikte harp ettiği birliklerin en iyilerinden biri olduğunu bilhassa be­lirtmiştir.

Russel bundan sonra Generale, Kore harbi en nazik safhasında bulunduğu sırada Rusların Japonyayı ele geçire-bilip geçiremiyeceklerini sormuş, buna cevap veren General de hiç zannetme­diğini belirterek Amerikan hava ve de-, niz kuvvetlerinin Japonyaya karşı Sov­yetlerin girişebilecekleri her türlü ta­arruzu akim bırakabilecek sayıda ol­duğunu belirterek üstelik Asyadaki Sovyet müdafaa kuvvetlerinin taarruza geçecek vaziyette olmadıklarını söy­lemiştir.

Bu bölgedeki Sovyet kuvvetleri hak­kında kendisinden daha vazıh malûmat istenen General demiştir ki:

"Silâhlı kuvvetleri desteklemek için büyük sayıda gerekli olan stratejik si­lâhlarla bütün malzemenin Rusyanm Avrupa kısmından hareketle Sibiryayı kateden demiryolu vasıtasiyle nakle­dilmesi zarurîdir. Bu hat şimdi Sibir-yadaki Sovyet kuvvetlerini barış za­manındaki normal seviyede tutabilmek için azamî nisbette kullanılmaktadır. Sovyetlerin Asya kıtasından hareketle bir taarruza girişebilmek için ilâve ola­rak büyük sayıda kuvvetler yığmalarını ben şahsen imkânsız bulmaktayım. Sovyet kuvvetlerinin durumu daha zi­yade tedafüi mahiyettedir. Sovyetler bizim kendilerine karşı bir taarruz ha­zırladığımız fikrini yersiz olarak o ka­dar fazla tekrarlamışlardır ki, sonunda bu fikre kendileri de inanmışlardır. Kızıl Çin'in bilhassa havalarda ve de­nizde tezahür eden zayıflığı, Sovyet­lerin müttefiklerine yardım için ge­rekli esliha ve cephaneyi nakletmek imkânsızlığından doğmaktadır.»

Bundan sonra Generalin Uzak-Doğu'-daki Sovyet uçaklarının sayısı hakkm-

da verdiği malûmat zabıttan çıkarıl­mıştır.

Mac Arthur bununla beraber Uzak Do-ğu'daki Sovyet uçaklarının kısmı aza­minin avcı uçağı olduğunu ve bunların ekserisini de tepkili uçaklar teşkil et­tiğini söylemiş, bununla beraber Sov­yetlerin malzeme ve benzin sıkıntısı çekmeleri muhtemel olduğunu da be­lirtmiştir.

Generale göre, Uzak Doğu'daki Sovyet hava kuvvetlerinin durumu ile kulla­nılış tarzından yakında bir taarruza geçmek üzere hazırlık yapıldığı mâ­nası çıkanlamamaktadır.

Bu sözlerinin faraziyelerden ibaret ol­duğunu belirten Mac Arthur konuşma­sına şöyle devam etmiştir:

«Sovyetler Çarlık Rusyası gibi sıcak denizlerde mahreçler elde etmeğe ça­lışmaktadırlar. Sovyet Rusya şu veya bu şekilde Hind Denizine kadar ine-bilirse, Akdenize doğru kıvrılmakla kalmayacak, aynı zamanda bu suretle doğrudan doğruya Afrika kıtasına hâ­kim bir mevkie geçebilecektir.» General konuşmasına devamla Rusların en büyük zayıflığının hiçbir zaman denizci olamamalarından ileri geldiğini söyleyerek şöyle konuşmuştur:

«Uzak Doğu'daki Sovyet filoları hafif gemilerden mürekkep olup ne kemiyet, ne de keyfiyet bakımından Amerikan kuvvetleriyle mücadeleye girişemez-ler.»

Mac Arthur'ün Rus denizaltılarınm sa­yısı hakkındaki sözleri sansür edilmiştir. Bununla beraber General Uzak-Doğu'-daki Sovyet denizaltılarnm Alman ya­pısı modern gemiler olduğunu, fakat harekât sahalarının zayıf ve mahdut bulunduğunu, daha ziyade tedafüi mak­satlarla kullanılabileceklerini belirt­miştir.

Ayan 'üyesi Russell bundan sonra Ge­nerale, kanaatince Sovyet stratejisinin evvelâ Avrupa'da mı, yoksa Asya'da mı harekete geçmek temayülünde ol­duğunu veyahut da Asya veya Avru­pa'da harekete geçmek üzere hâdise­lerin müsait bir şekilde gelişmesini mi beklediğini sormuş, buna cevap veren General, bir tahminde bulunmanın saçma olacağım, fakat kanaatince her­hangi iyi bir Başkomutanlığın yapaca­ğı gibi, Sovyet Başkomutanlığının da hareketlerini içinde bulunduğu zama­nınşartlarınauydurmakmaharetini göstereceğine inandığını söylemiştir. Kore'deki Birleşmiş Milletler kıtaları­nın harekâtının gelişmesi hakkında konuşan General, elinde bulunan hava ve deniz kuvvetlerinin imkânların üs­tünde kullanıldığını bir kere daha be­lirtmiş ve demiştir ki :

«Düşman kıtalarının gelişini durdur­mak, toplanmalarını önlemek ve mü­nakale hatlarını bozmak gibi hava ve deniz kuvvetlerine verilebilecek vazi­feler hakkındaki büyük stratejik görüş orada makbul değildir ve bu kuvvetle­rin bahsettiğim harekâta girişmesine müsaade edilmemektedir. Eğer hava ve deniz kuvvetlerinin tam mânasiyle kullanılmasına müsaade edilseydi, bu işi bitirmek için kara kuvvetlerinin ge­niş nisbette ■ takviyesine hiç ihtiyaç kalmiyacaktı..»

4 Mayıs 1951

—Washington :

General Mac Arthur'ün Ayan Meclisi Dış Münasebetler ve Silâhlı Kuvvetler Komisyonlarında yaptığı- beyanatın ilk safhasında başlıca iki nokta görülmek­tedir:

1— MacArthur'ünkanaatinegöre,BirleşikAmerika'nın Kore'dealabile­
ceği yeni hiçbir- tedbir, Sovyetlerin ta­kınacağı tavırda derhal bir değişiklik
yapamaz. Filhakika ya Rusya BirleşikAmerika'yataarruzakararvermiştirve bu takdirde zamanı gelince bu ta­arruzageçecektir veyahut da taarruzetmemek azmindedir. O zaman da ihti­lâfın göstereceği ikinci derecede ehem­miyetihaizherhangi bir gelişme bombardıman veya oyalama hare­kâtı onu fikrinden vazgeçirmiyecektir.

2— Birleşik'Amerika müşterek GenelKurmayBaşkanları,12Ocakta,Mac
Arthur'e göre,Mançurya'daki Çin üs­lerinin bombalanması ve Formoza'daki
milliyetçi Çin kuvvetlerinden faydalan­ması mevzularında kendisiyle mutabık
idiler.

Müşterek Genel Kurmay Başkanlarının 12 Ocak 1951 tarihli direktiflerinde mevcud bu görüşlerinin bazı şartlara muallak ve Kore'deki askerî durumun diğer gelişmelerine tâbi olduğunu Mac Arthur'ün teslim etmesi için bazı De­mokrat Ayan üyelerinin Generale va­zıh sualler sormaları lâzımgelmiştir.

Bu mefruz gelişmeler arasında meselâ, Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin Ko­re'yi tahliye ihtimali de mevcud idi. Fakat bu hususta Basın'a verilen san­sürlü vesikalarda mevcud sual ve ce-vablar meselenin bu veçhesini kati su­rette aydınlatmamaktadır. Ve General Bradley ve Genelkurmaydaki mesai ar­kadaşlarının Mac Arthur tarafından ileri sürülen taleblerine karşı birkaç aydanberi ne türlü bir tavır takındık­larım vuzuhla anlamak için Generalin beyanatına devam etmesi lâzımdır. Bilindiği gibi meselenin bu veçhesi, Amerikan halk efkârının büyük bir kısmı nazarında büyük bir ehemmiyet arzetmektedir. Filhakika Mac Art­hur'ün Savunma Bakanlığı ile kendisi arasında stratejik noktai nazardan tam bir ahenk mevcut olduğunu Kongrede teyid etmesi umumî efkârda büyük bir tesir hâsıl etmiştir.

Perşembe günkü ilk beyanattan anla­şıldığına göre askerî vaziyeden Savun­ma Bakanlığı Mac Arthur'ü tatmin et­mek istiyordu, fakat durumu umumî olarak mütalea edince Washington'daki askerî şefler bu niyetlerini tatbik mev­kiine koymaktan vazgeçmişlerdir. Bu­nun üzerine bir Ayan üyesinin Savun­ma Bakanı Marshall'm mı, yoksa Tru-man vetosu ile mi askerî şeflerin plâ­nının tatbikinden vazgeçildiğini sorma­sı üzerine Mac Arthur müsbet cevap vermiştir. Fakat bir kaç kere daha tek­rar edelim ki hâdiseler henüz vuzuh .kesbetmemiştir ve bu hususta mütea-kib müzakerelerin tam bir fikir verece­ği sanılmaktadır.

Kısaca, bu ilk sual ve cevab teatisinde General Mac Arthur, Amerikan kuv­vetlerine engel oîan hâd tahdidler yü­zünden Kore harbinin fena idare edil­diğini ve tamamiyle müdafaada kalan Rusların Asya'da bir taarruza geçmeğe niyetleri olmadığı gibi buna kadir ol­madıklarım muhtelif şekiller altında söylemiştir.

Birleşik Amerika'nın dünya siyaseti üzerinde cereyan eden bu "büyük mü­zakerelerin» neticesi, vakaların bu za­viyeden arzında henüz karanlık kala­cak unsurları aydınlatacaktır.

— Washington :

Mac Arthur, Washington'da Ayan Mec­lisi Komisyonları önünde yaptığı ilk beyanatta artık açıkça muhasım tavrı takındığı Truman idaresinin, halk ef-

kârında karanlık kalan noktalarını in­kâr edilmez bir surette aydınlatmıştır.

Umumî efkârın ne olursa olsun hoşuna gidecek bir lisanla tezini ortaya atan Mac Arthur, yarım asırlık şerefli hiz­met mazisinin verdiği bütün otorite ile i Amerikan, kanının Kore'de boşuna aktığı» ve bu harbin fena idare edildi­ğini yetid etmiştir.

Mac Arthur, Amerikanın daha şiddetli davranması ve nerede olursa olsun, Çinli düşmana hücum etmesi ve Sov­yetler Birliğinin bu yüzden bizzarure harbe girmiyeceği kanaatinde olduğu­nu söylemiş ve Moskova ile Pekin ara­sında mevcut Yardım Paktına hiçbir veçhile temas etmeden Rus ordusunun Asyada tamamiyle müdafaada kaldığı hissinin kendisinde mevcut olduğunu belirtmiştir.

Son harbin lûgatçesini kullanan Gene­ral, hava ve deniz sahasında Sovyet­lerin zaafını belirtmiş ve bilhassa hâlâ mevcut şartlar altında Rus silâhlı kuv­vetlerinin Japonya'ya en küçük bir ha­rekete kalkişamıyacaklarmı teyid ey­lemiştir. Mamafih Mac Arthur'ün söz­lerinin şümulü hakkında tam olarak bir fikir ileri sürmek müşküldür. Dün yapılan iki oturum gizli cereyan etmiş­tir. Steno ile tutulan notlar, Basma as­kerî sansürün kontrolünden geçtikten sonra verilmiştir.

Bundan başka sansürün bilhassa Atom meseleleri üzerinde öğleden sonra ce­reyan -eden müzakereler kısmını metne dahil etmediği bildirilmiştir. Asıl bu noktada General Mac Arthur ün sözle­rinin hasıl ettiği fikirde muvazenesizlik müşahede edilmektedir. Zira meselâ Generalin Rusya hakkında ileri sürdü­ğü iddia son harpteki kara ve deniz harekâtında elde edilen tecrübeye da­yanmaktadır. Hiç olmazsa karşılıklı kuvvetlerin tahmininde ve siyasî teş­hislerin gelişmelerinde Atom silâhları­nın mevcudiyeti neticesi bu tecrübenin kısmen kıymetini kaybettiği söylen­mektedir. Zaten aynı metinde Atom Enerjisi Komisyonu Başkanı sıfatiyle bu meselelerde çok geniş vukufu olan Ayandan Brian Mac Mahon'un, Mac Arthur'le olan konuşmasında, Hüküme­tin siyasetini müdafaa eden yegâne in­san olması manidardır.

Müzakereler ancak başladığından, Tru-man idaresi kenüz cevap vermemek­tedir.

Washington'daki Hükümet çevreleri karşı taarruzu tayin etmek için müza­kerelerin sonunu beklemektedirler. Şimdilik bu çevrelerde Mac Arthur'ün Atom silâhının, mevcudiyetini hesaba katmadığı ve komünist Çin'e karşı A-merika'nm alacağı tedbirleri hiçbir ak-sülamel göstermeden kabulünün temin edildiği kanaatinde olduğu belirtilmek­le iktifa edilmektedir.

Aynı çevrelerde Mac Arthur'ün bir Atom harbine arkasını çevirdiği tekrar edilmekte ve Generalin en sa­mimî taraftarlarının New-York, Şikago, veya Los Angeles'i Pekin, Mukden ve hattâ Leningrad'la değişmeğe hazır olup olamayacakları merak olunmak­tadır.

Washington'da bu mevzu hakkında tef­sirler henüz nadirdir. Mamafih bence bu hususta Washington Post'un bir makalesi zikredilebilir. Filhakika Bir­leşik Amerika başkentinin yetkili ga­zetesi, bir kere daha askerî iktidarın sivil iktidara tâbi olması meselesini ele almakta ve «harbin generallere bı­rakılmayacak derecede vahim bir me­sele» olduğuna dair Clem.enceau'nun bir yazısını zikretmektedir.

Mamafih bütün bunlar uzun ve tehlikeli safhalarla dolu görünen bir mücadele­nin ancak başlangıcını teşkil etmekte­dir.

—Washington :

General Mac Arthur'ün Ayan Meclisi Silâhlı Kuvvetler ve Dışişleri Komis­yonları huzurunda konuşması esnasın­da halkın da hazır bulunmasına imkân sağlamak üzere Cumhuriyetçiler tara­fından verilen takrir Ayan Meclisinde 37'ye karşı 41 reyle reddedilmiştir.

5 Mayıs 1951

—Washington :

General Mac Arthur'ün Ayan Meclisi Silâhlı Kuvvetler Komisyonu Önünde verdiği beyanatın ikinci günü oturum saat tam 10.30'da başlamıştır.

Georgia Eyaleti Demokrat Ayan Üyesi Richard Russell, oturumun ehemmiyeti üzerindeısrarladurmuştur.

Mac Arthur, beyanatına başlarken ev­velâ Parti dâvasının hiçbir suretle avu­katlığım yapmayacağını belirtmiş ve <(Zira meseleler çok mühimdir ve parti mülâhazaları hududunu aşmaktadır.» demiştir.

Marshall'in dinlendikleri 10 günlük tahkikattan sonra, bu işin nasıl sona ereceğinimeraketmektedirler.

Bundan başka üyeler, bu müzakerele­rin netice itibarile bir işe yarayıp yara-mıyacağmı, Hükümetin dış siyasetinin tadil veya bu siyasetin yeni bir istika­met alması gibi müşahhas bir neticeye varılıp varılamayacağını sormaktadır­lar.

Ayan Meclisi Dış Münasebetler ve Si­lâhlı Kuvvetler Müşterek Komisyonu Başkanı Demokrat Richard Russell, Ge­neral Marshall ve Mac Arthur'ün ver­dikleri beyanatı hülâsa ile bu beyana­tın aşağıdaki beş noktayı tebarüz et­tirdiğini söylemiştir:

— Kore'de harbin ^devamı usulleri,

— General Mac Arthur'ün azlindeki isabet ve bu hususta tatbik edi­len usuller,

3— Koreharbiningenişletilmesinin Rusya'y1harbesürüklemiyeceği,

— Formoza'mnehemmiyeti,

-— MacArthur'ünazlihâdisesinin Japon milleti ve Japon barış an­laşması üzerindeki tesiri.

Şehadetinin pazartesi sabahı sona er­mesi muhtemel olan General Mar­shall'in beyanatından sonra, Komisyon, Ordu Bakanı Frank Peace, Genelkur­may Başkanı Omar Bradley, Hava Kuv­vetleri Kurmay Başkanı General Hoyt Vandenberg, Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı General Lawton Collins'i ve daha sonra Dışişileri Bakanı Dean A-cheson ve nihayet Ayan Meclisi tah­kikatına yardımları muhtemel askerî şahsiyetleri dinlemek tasavvurundadır.

16 Mayıs 1951

— Washington :

General Mac Arthur'ün azli hâdisesi hakkında tahkikat yapan Ayan Komis­yonu huzurunda Genelkurmay Başkanı General Omar Bradley, salı günü be­yanat vermiştir.

Mac Arthur'ün azli hakkında 6 Nisan­da Beyaz Saray'da yapılan Konferansa Başkan Truman'm hususî müşaviri ola­rak iştirak eden Bradley, bu Konfe­rans hususunda kendisine tevcih edilen sualleri cevaplandırmaktan imtina et­miştir.

Ayandan Cumhuriyetçi Bridges, Mac Arthur'ün azli hâdisesinin Japon mil­leti üzerinde ne gibi bir tesir yaptığım Bradley'den sormuştur.

General Bradley, aşağıdaki cevabı ver­miştir :

Japon milleti bu mesele ile alâkadar ol­muştur. Filhakika Mac Arthur, Japon­ya'nın karşılaştığı meselelere yakından vakıftı ve Japon Barış Andlaşmasmm imzalanması için çalışıyordu.

Bütün bu sebeblerden dolayı Dışişleri Bakanlığı, Cumhuriyetçi müşaviri Dul-les, Japonya'ya giderek Mac Arthur'ün azlini müteakib Birleşik Amerika'nın Japonya'da güttüğü siyasetin asla de-ğişmiyeceğini Japon milletine izah et­miştir.

Müteakiben Bradley, Birleşik Ameri­ka'nın bir Asya harbinden mümkün ol­duğu nisbette kaçınması gerektiği ka­naatini ifade etmiştir.

Styîes Bridges, Bradley'e aşağıdaki su­ali tevcih etmiştir:

Hindistan taarruza uğradığı takdirde Birleşik Amerika'nın bir saat içinde harbe gireceği söylenmiştir. Bunun hakkında ne düşünü yo rsunz?

Bradley, böyle bir şey duymadığını söylemiştir.

Bridges, General Bradley'in bir Asya harbinden bahsederken Çin, Hindicini, Hindistan ve Siyam'ı da mı kasdettiği-hi sormuştur.

Bunun üzerine Bradley, şöyle demiştir: Kanaatimce halihazırda Asya'da bir harbe girişmek, müsaid olmayan bir bölgede iyi seçilmemiş bir düşmanla yanlış bir harbe girişmek demek ola­caktır.

Ayandan Cumhuriyetçi Styles Bridges, Hindistan da dahil olmak üzere bazı yabancı memleketlerin Mac Arthur'ün azlinden Kongreden önce haberdar ol­malarının «çok nahoş bir hâdise» oldu­ğunu belirtmiştir. General Bradley, böyle bir hâdiseden haberdar olmadı­ğını söylemiştir. General Bradley, bu­gün Türkiye saatiyle 17,de Ayan Ko­misyonu huzurunda beyanatına devam edecektir.

19 Mayıs 1951

— Washington :

Birleşik Amerika, İran Hükümeti nez-dindeısrarlıteşebbüslerdebulunarak

petrol anlaşmazlığının müzakere yolu ile hallini istemiştir.

Dışişleri Bakanlığı tarafından bildiril­diğine göre, İran Hükümeti, petrol böl­gesinde çalışan İngiliz teknisyenlerine işten el çektirdiği takdirde, Amerikalı teknisyenler bunların yerlerini almaya­caklardır.

Böylece Birleşik Amerika petrol mese­lesi hakkında takındığı tavrı açıklamış bulunmaktadır.

23 Mayıs 1951

— Washington :

General Omar Bradley, Ayan Komis­yonlarındaki bugünkü İ2ahatı sırasında ezcümle şöyle demiştir:

«Sovyet Rusya'nın elinde Atom bom­bası vardır, atabilir de».

Stalin'in ölümünden sonra, Sovyet Rusya'nın yeni ve daha sulhçu bir re­jime kavuşabileceği ümidindeyim.

Sovyet Rusya, Birleşik Amerika'nın Kore harbine müdahalesi ile şaşırmış­tır. Bu hareketimizin, başka yerlerdeki komünist tasavvurlarını altüst etmiş olması ihtimali vardır.

Sözü Kore'ye asker şevki meselesine intikal ettiren G-eneral Omar Bradley şöyle devam etmiştir: Kore'ye daha fazla asker şevki husu­sunda Birleşmiş Milletler üyelerini ikna yolunda sürekli müzakereler cereyan etmektedir.

Ayandan Cain şu suali sormuştur :

Neden 50 küsur Birleşmiş Milletler ü-yesi hemen hemen bir seneyi doldura­cak olan Kore harbine ancak 20.000 kara askeri göndermişlerdir.

Bradley şu cevabı vermiştir:

«Harbin sona ereceğini sandığımız için, geçen senenin Ekim ayında, hattâ bazı memleketleri asker göndermekten vazgeçirttik.

Oysa ki o zamandan beri kendi payı­mıza, mümkün mertebe çok iyi hazır­lanmış asker ihtiyacı ile karşıkarşiya bulunmaktayız.

Zannımca asıl dâva Öteki memleket­lerin de bizim gibi aynı hataya düşmüş olmalarıdır.

Onlar iki numaralı dünya harbinden sonra askerlerini terhis ettiler ve ta­lim terbiye ve teçhizat işinde çok zayıf

bir duruma düştüler, fakat öyle umu­yorum ki zaman geçtikçe bugünkü hâ­diseler karşısında harekete gelecek ve bizim gibi müdafaalarını kuvvetlendi­receklerdir. »

Müteakiben Ayandan Cain şu suali sor­muştur :

Nasıl olup da Atlantik Paktı üyesi ol­mayan ve binaenaleyh ikinci derecede müttefik diye sayılan Türkiye ve Yu­nanistan, Atlantik Paktı üyeleri ve umumiyetle ve hassaten başlıca müt­tefiklerimiz olarak bilinen İngiltere ve Fransa'ya nisbeten çok daha fazla sayıda kara kuvvetleri vermişlerdir?

Bradley şöyle demiştir :

Muhtelif şartlar ve yardımlarımız dola-yısiyle Türkiye ve Yunanistan ellerin­de bulundurdukları Tümen sayısını İngiltere'den daha iyi şekilde kullan­maya hazırlanmış vaziyettedirler. Ha­tırladığıma göre Yunanistanm 9 kadar talim görmüş Tümeni vardır. Türkiye ise gayet iyi talim görmüş 25 veya 30 Tümene maliktir. Muhakkak ki bu kuvvetler bizimkiler derecesinde teçhiz edilmiş değillerse de yine -de iyi teçhiz olunmuşlardır.

Zira yardımlarımızla üç dört senedir onları takviye etmekteyiz, öyle ki Tür­kiye ve Yunanistan nisbet itibariyle İngiltere, Fransa hattâ bizden bile da­ha iyi hazırlanmışlardır.

— New-York :

Dün gece New-York'ta Kolombiya Ü-niversitesi tarafından tertip edilen, Amerikan Kurulunun açılışı münase­betiyle konuşan Demokrat Senatör Paul Douglas, Birleşik Amerika'nın Batı Avrupayı kuvvetle desteklemesi ica-bettiğini, zira, bu memleketlerin Ame­rika için hayatî ehemmiyeti olduğunu söylemiştir.

Aynı törende konuşan Cumhuriyetçi Senatör Taft, Birleşik Amerika'nın müdafaa siklet merkezini hava ve de­niz kuvvetlerinin takviyesine istinat et­tirmesi lâzımgeldiğini ve Asya ile Av-rupaya kara kuvvetleri göndermeği ta­ahhüt eden kararlardan içtinap edil­mesi gerektiğini söylemiştir.

— Washington :

Dışişleri Bakanı Acheson bugünkü Ba-sm Konferansında Birleşik Amerika'­nın Çin'e karşı güttüğü siyaseti değiş­tirmemişolduğunusöylemişvebu mevzuda yapılacak herhangi bir tef­sirin tamamen yanlış olacağını ilâve etmiştir.

Daha sonra İran mevzuuna temas eden Acheson, bu ihtilâfın bütün, dünya için çok büyük bir ehemmiyeti haiz oldu­ğunu söylemiştir. Bakan, petrol tesis­lerini korumak maksadile İngiltere İran'a asker göndermeğe karar verdiği takdirde, Birleşik Amerika'nın İngil­tere'yi hangi noktaya kadar destekle­yeceği yolundaki Londra'dan ve başka yerlerden gelen haberler üzerinde her­hangi bir tefsirde bulunmayı reddet­miştir.

Dışişleri Bakanı belli başlı yardımcı­larından birinin Pekin'deki rejimin Çinli olmadığı yolundaki beyanatına rağmen, Birleşik Amerika'nın Kore meselesinde bir anlaşmaya varmak ga-yesile Birleşmiş Milletlerin Çin'le ya­pacağı bu görüşmeye iştirak edeceğini de belirtmiştir.

Tekrar petrol meselesine avdet eden Acheson, Birleşik Amerika'nın asla İran'ın hükümranlığını şüpheye dü­şürmek veya petrol gibi tabiî kaynak­larını kontrol etmek hakkına muhale­fet etmek niyetinde olmadığını söyle­miş, petrol mevzuundaki İngiliz menfa­atleri muvacehesinde İran'ın herhangi bir tek taraflı müsadere kararı almaya­cağı yolunda Amerikan Hükümetinin beslediği ümidi yeniden teyid etmiş ve İngiltere ile İran'dan bir anlaşmaya varmak üzere görüşmelerde bulunma­larını talep eden geçen haftaki Ameri­kan beyanatı mevzuunda İran hükü­meti tarafından izhar edilen infial do-layısile büyük bir hayrete düştüğünü sözlerine ilâve etmiştir. Acheson İran'ın Birleşik Amerika'da samimî bir dosta sahip olduğunu idrâk edeceğini ümid ettiğini belirttikten sonra Amerika'nın İran'a geçmişte yardım etmiş olduğu gibi, gelecekte de ayni şekilde hareket etmek arzusunda olduğunu belirterek sözlerine son vermiştir.

25 Mayıs 1951

— Washington :

Ayandan Demokrat Olin Johnston, dün bir gazeteciye verdiği beyanatta Gene­ral Eisenhower'in 1952 seçimlerinde Cumhurbaşkanı- adayı gösterilmesine taraftar olduğunu söylemiştir.

Johnston, Başkan Truman'm en aman­sız tenkitçilerindendir ve 1948 seçimle-

rinde de General Eisenhower'in Baş­kan adayı olmasını istemişti.

—Washington :

Amerikan Müşterek Kurmay Heyetleri Başkam General Omar Bradley, Ayan Tahkikat Komisyonlarında vermeğe devam -ettiği izahatı sırasında Ayandan Fulbright'in sorduğu «General Mac Arthur'ün Genelkurmay talimatına karşı cevab vermekte ağır davranması, Japonya'nın 1941 de Filipinlere yaptığı taarruzdaki muvaffakiyetine âmil ol­muş mudur?» Sualine şöyle cevap ver­miştir:

Bunu Mac Arthur'e veya o yıllarda Ge­nelkurmay Başkam olan George Mar-shall'e sorunuz.

Ayandan Harry Cain şu suali sormuş-

'tur;

Türkiye, Yunanistan ve İspanya, müş­terek müdafaamızın bir kısmını teşkil edecek olursa, bu hal bizde ve hür dünyada esen endişeli havayı bir hayli giderir mi?

Bu üç devletin aramıza katılması isti­kametinde herhangi bir gelişme kay­dedilmiş midir?

Bradley buna:

«Askerî noktai nazardan, Türk, Yunan ve İspanyol kuvvetlerinin Avrupa mü­dafaa tasarısı içine alınmış olmalarını isterim. Bu hususta biz ancak askerî ba­kımdan ne gibi tavsiyelerde bulunabi­leceğimizi biliriz. Bu memleketlerin aramıza katılmaları için gereken mü­zakereler elbetteki Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılır ve halen hangi saf­hada bulunmaktadır, bunu bilemem.»

29 Mayıs 1951

—Washington :

General Mac Arthur'ün azli hakkında Ayan Meclisi Tahkikat Komisyonunda ikinci defa olarak bugün konuşan Ha­va Kuvvetleri Kurmay Başkanı Gene­ral Vandenberg, komutası altında bu­lunan kuvvetlerin arttırılması için lehte kounşmuş ve Birleşik Amerika'­nın Sovyet Rusya'nın hava kuvvetleri­ne muzafferane surette karşı koyacak hava kuvvetlerine malik bulunması lü­zumunu belirtmiştir.

General, demecine devam ederek 1953 senesi bidayetinde Amerka'mn sahip bulunacağı 95 hava grubunun Birleşik

Amerika'nın muhtaç bulunduğu hava kuvvetlerinin ancak bir kısmını teşkil edeceğini söylemiştir.

31 Mayıs 1951

—Washington :

General Mas Arthur'ün azli hâdisesini tahkik eden Müşterek Ayan Komisyo­nunun çarşamba günü yaptığı toplantı Türkiye saatiyle 5.30'da nihayet bul­muştur. Ayan Komisyonu bugün Tür­kiye saatiyle 17'de toplanacak ve Ami­ral Forrest Sherman, beyanatına de­vam edecektir.

—Washington :

Ayan Meclisi'Tahkik Komisyonu, Kur­may Başkanlarından sonra Dışişleri Ba­kanı Acheson, General Albert Wademe-yer, eski Savunma Bakanı Louis John­son ve Beyaz Saray'ın Dış siyaset mü­şaviri Averell Harriman'ı dinlemeğe ka­rar vermiştir.

Ayan Komisyonu, Dışişleri Bakanlığı­nınFormozahakkındaki Aralık1949

tarihli gizli vesikasını neşredip etme­mek hususunda bir karara varmadan önce Dışişleri Bakanını dinlemeğe ka­rar vermiştir. Acheson'un perşembe ve­ya cuma günü Komisyon huzurunda beyanat vermesi beklenmektedir.

— Washington :

Ayan Silâhlı Kuvvetler ve Dışişleri Ko­misyonlarında General Mac Arthur'ün azli meselesi hakkında izahat veren Amiral Sherman Çin'in denizden ablu­kasını" teklif etmekle beraber bu hu­sustaki görüşünün Mac Arthur'ünkin-den farklı olduğunu, yani ablukanın di­ğer Birleşmiş Milletler üyelerinin de kabul etmeleriyle tatbik edilmesini ileri sürdüğünü söylemiştir.

Amiral Sherman, bu ablukanın Uzak-Doğu'daki Rus limanlarına tatbik edil­memesini de istemişti. Halbuki Gene­ral Mac Arthur, Komisyonlarda Port Arthur ve Dairen limanlarının da ablu­ka altına alınması lüzumunu belirtmiş icab ediyorsa bunu Birleşik Amerika'­nın tek başına yapmasını da tavsiye et­mişti.

Generalin müdafaası...

Yazan:Ömer Sami Co$ar

5 Mayıs 1951tarihli Cumhuriyei'-

ten

General Mac Arthur'ün izahat vermekte olduğu Ayan Meclisi Müşterek Komisyo­nunda sinirli bir havanın hâkim olduğu görülmektedir. Toplantıların gizli yapılma­sı ve General tarafından sarfedüen sözlerin sansürden geçtikten sonra Basına tevdi edilmesi Cumhuriyetçilerle Demokratlar arasında şiddetli tartışmaların yapılmasına yol açmıştır. Muhalefet partisi temsilcileri, «Generalin demeçleri fazlasile kırpılıyor» diye celsenin alenî olmasını ileri sürmüş­ler, fakat ekseriyet bu teklifi reddetmiştir.

Muhakkak ki gizli celselerde verilen iza­hatın sansürden geçen şekli, Mac Arthur -Truman mücadelesinin karanlık kalan bazı notalarının aydınlanmasına imkân verme­mektedir. Meselâ Mac Arthur, Mançurya'-mn bombalanması ve Milliyetçi Çin as­kerlerinin kullanılması hususundaki görüş­lerinin Genelkurmay Başkanları tarafından da tasvib edildiğini bildirmiş, fakat sonra­dan bu husus Başkan Truman tarafından tekzib edilmişti. Başkan, yayınladığı be­yanatta, Genelkurmay Başkanlarile istişare edip mutabakat hasıl olduktan sonra Ge­neral Mac Arthur'ü azlettiğini de ilâve etmişti.

Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin eski Baş­komutanı, dün yemden bu noktaya temasla Kurmay Başkanlarının kendisile aynı fi­kirde olduklarım tekrarlamıştır. Bu vazi­yette şu sual akla gelmektedir: «General Mac Arthur'ün siyasetine muhalefet. Kur­may Başkanlarından değil de, doğrudan doğruya Başkan Truman'dan mı geldi?» Amerikan halk efkârının da bilhassa bu sualin cevaplandırılmasını beklediği zanne­dilmektedir. Fakat sansürden geçen dün­kü beyanat bu hususta kat'î bir fikir edi­nilmesine imkân vermemiştir. Ve bu sebeb-ledir ki Cumhuriyetçiler şiddetle harekete geçmişler ve toplantılarının alenî olmasını istemişlerdir.

Alenî celse belki de Mac Arthur - Truman mücadelesinin karanlık kalan bazı noktala-

rının açıklanmasına imkân verecektir. Fa­kat bundan Sovyetler istifade temin etmi-yecekler midir? Emniyet mülâhazaları ile yapılmakta olan sansürün kaldırılmasından evvelâ Birleşik Amerika ve sonra da bü­tün hür milletler zarar gömıiyecekler mi­dir? Ruslar casusları vasıtasile elde ede­medikleri malûmatı bu celselerde temin edemiyecekler midir? Şimdiki halde bütün tehlikelere rağmen. Mac Arthur - Truman ihtilâfının bir parti mücadelesi haline dö­küldüğü müşahede olunmaktadır.

Mac Arthur tarafından Komisyon huzurun­da verilen iki günlük izahatın bilhassa şu noktası üzerinde ehemmiyetle durulmak­tadır :

«Rusya. Asya kıt'asmda tecavüze girişe-miyecek kadar zayıftır. Bu sebeble Çin'e yardım edemiyecektir. Birleşmiş Milletler elinde hava ve deniz kuvvetleri arttırıldığı takdirde ve Çin limanlan ile Mançurya bombalandığı takdirde Pekin idarecileri teslim olacaklardır.»

Generalin bu sözleri, Domokratlarla ken­disi arasında şiddetli tartışmalara yol aç­mıştır. Mac Arthur'a «Yalu nehrini geçer­sem Çin müdahalee etmiyecektir, çünkü çok zayıftır» dediği hatırlatılmış, son bü­yük taarruzdan evvel birliklerine «Noel yortusunu evinizde geçireceksiniz» diye hi­tap ettiğinden bahsedilmiştir. Birleşmiş Milletler eski Komutanına o zaman nasıl yanıldıysa şimdi de yanılabileceği söylen­miştir.

Ayan Komisyonu toplantılarının daha ikinci gününde bu şekilde tartışmaların başlamış olması Mac Arthur - Truman mücadelesinin önümüzdeki hafta çok daha gergin bir safhaya intikal etmesi ihtimal­lerini ortaya çıkarmıştır.

Her harpte zaferin pahası bü­yüktür...

Yazan: Necmeddin Sadak

7 Mayıs 195i tarihli Akşam'dan.

Amerika halkı General Mac Arthur'ü millî bîr kahraman gibi karşıladı. Senato, harbi kaybetmiş- bir suçlu gibi sorguya çekiyor.

Amerika'nın ve Birleşmiş Milletlerin bu­nu da göze almaları belki lâzımdır. Fakat böyle bir karar, tecavüze kargı aralarında müşterek yardım taahhüdü mevcut olan devletlerin işidir. Diğerleri, yani bizim gi­biler için sadece Birleşmiş Milletle­rin müşterek emniyet prensiplerine bel bağlamak bakımından Kore hâdisesi acıklı bir deneme olmuştur. Ders almış olmamız gerektir. Mac Arthur'ün dediği gibi, harb, «sembolik»kuvvetlerlekazanılmaz.

Mr. Truman'm beyanatı...

Yazan: Hüseyin Cahit Yalçın

13 Mayıs 1951 tarihli Ulus'dan

General Mac Arthur'ün Kongre huzurun­daki beyanatını Millî Müdafaa Bakanı Ge­neral MarshalFm mukabil beyanatı takib-ederken. Cumhurbaşkanı Mr. Truman da bir ziyafette bu bahse temas etmeyi mü­nasip gördü ve dünya efkârı umumiyesini aydınlatacak izahat verdi. Filhakika, va­kaların gidişi, muhtelif görüşlerin çarpış­ması, türlü türlü dedikodu ve propagan­daların işe karışması öyle bir durum hâsıl etmişti ki, zihinleri şaşırtan bütün bu sis­leri dağıtarak durum ne ise, iyi yahut fena, bunu açık açık görmeğe ihtiyaç vardı. Bu bakımdan. Amerikan Cumhurbaşkanı ha­kikaten büyük bir hizmette bulunmuş ve umumî dünya manzarasını açık açık or­taya koymuştur. Gördüğümüz ve anladı­ğımız şeylerin memnuniyet verici, iyim­serliğe sevkedici olup olmamaları başka bir şeydir. Her şeyden evvel, bir muhake­me yürütebilmek için bilinmesi icabeden noktalara vuzuh gelmesi icabederdi. İşte Mr. Truman'm yaptığı budur.

Bütün dünya efkârı umumiyesini meşgul eden tek bir mesele vardır: Bolşeviklerle bu mücadele nasıl bitecek? Dünyanın sü­kûn ve emniyeti nasıl temin edilecek? Bir harbe doğru mu gidiyoruz? Bolşeviklere karşı harp mi ilân edeceğiz?

Bu noktada Amerika Cumhurbaşkanının fikir ve kanaati şudur:

Amerika yalnız başına hareket edecek ve kendi görüşünü bütün hür dünyaya kabul ettirmeğe kalkacak değildir. Amerika Bol­şevik tehlikesine karşı ancak bütün Batı milletleri birlik surette mücadele ederlerse bunun önüne geçilebileceğine inanmıştır. Onun için, Müttefiklerinin muvafakati ol­madan bir karar aîmıyacaktır. Bundan do­layıdır ki Kore'de Ruslarla bir harbe sebep olacağına inandıkları bazı tecavüzî tedbir­leri almaktan müçtenip davranmışlardır.

Mr. Truman'm sözlerinden açık açık anlı­yoruz ki, Avrupa'da İngilizler ve Fransızlar ve onların yanısıra sair Atlantik devlet­leri Ruslarla bir harp çıkarılmasını istemi­yorlar. Uzak-Doğu'daki harp mahallî bir harp olmaktan çıkarak Bolşevikleri bütün kuvvetleriyle topyekûn bir mücadeleye sevkedecek olursa Batı Avrupa'nın istilâ­ya uğramasına, Atom,bombası ile tahrib edilmesine yol açılacağını düşünüyorlar ve bundan çekinmek için ellerinden geleni ya­pıyorlar.

"Burada bir nokta hatıra gelmemek kaabil değildir: Kore'de bir harp cereyan ediyor. Bu ne olacak? Kore harbi nasıl bitecek? Mr. Truman Kore harbini bitirmek için Çin'i bombardıman etmek, Çin'i harbe sevkederek onu tamamen mağlûp etmeğe çalışmak fikrinde değildir. Çünkü bunun Avrupa'da bir aksi tesiri görülebilir. Çin'e karşı ciddî ve geniş bir harp ancak Bolşe­viklerin işine yarıyabilir. Çünkü Avrupa'yı müdafaaya hizmet edecek kuvvetler bu su­retle eksilmiş olur.

Kore'de cereyan etmete olan harbi, Ame­rika Cumhurbaşkanına göre. kazanmak kaâbildir. Çünkü bu tarz harpte Çinliler bü­yük insan kayıplarına uğramaktadırlar. Bu zayiat böyle devam ettikçe, Çinliler taarruzun kârlı bir iş teşkil etmediğine ka­naat getireceklerdir. Çinliler taarruzdan vazgeçerlerse sulha kavuşabilirler.

Fakat bütün bunların Bolşeviklerle Batı dünyası arasındaki mücadeleyi nihayete erdirmesi kaabil değildir. Halbuki asıl me­sele budur. Kremlin'e karşı ne yapılacak? Mr. Truman dâvayı harp ile bitirmeğe ta­raftar görünmüyor. Bolşeviklerin elinde Atom bombası bulunduğunu ve bunları hattâ Amerikan şehirleri üzerine bile ata­cak kaabiliyette uçakları olduğunu kabul etmektedir. Atom bombasına karşı en iyi müdafaanın yeni bir Cihan Harbine mâni olmak olduğunu da saklamıyor.

Şu halde, sulh nasıl korunacak ve hürriyet nasıl temin edilecek? Amerikan Cumhur­başkanı bunun çaresini Batı dünyasının müttehit kalmasında buluyor. Umumî bir gayret ile çalışmalı ve kuvvetlenmeli... Fikrince, hür milletlerin kuvvetleri gittikçe artıyor; Rusların dünyayı istilâ etmek yo­lundaki plânlarının tahakkuk etmesi ihti­mali gittikçe zayıflıyor. Batı devletleri müttehit kalırlar ve nerede bir taarruz vu­kua gelirse onun cezasını verirlerse hem Kore'deki harp bitirilir, hem sulh temin edilir. Çünkü, hür milletler ne kadar kuv­vetlenir ve birleşirlerse Kremlin de kuvvet ve istilâ politikasını tadile o kadar mecbu­riyet görecektir.

21 Mayıs 1951

— Washington :

Japon Sulh Andlaşmasınm sür'atle ne­ti eşlendirilme si için Haziran veya Tem­muzda Birleşik Amerika, İngiltere, Rusya ve Komünist Çin Dışişleri Ba­kanlarının bir Konferans akdetmelerini talep eden 7 Mayıs tarihli Sovyet tek­lifini reddeden Amerikan notasını Dış­işleri Bakanlığı dün neşretmiş bulun­maktadır.

Amerikan notasına göre, Sovyet tek­lifi bir taraftan Japonya'nın kendi mü­dafaasını temin etmek maksadiyle si­lâhlı kuvvetlere sahip olmasına müsa­ade etmekte, diğer taraftan Japonya'­da yabancı kuvvetlerin bulundurulma-masını istemesi ile bizzat Stalin'in de söylemiş olduğu veçhile, tecavüze yol açacak bir mahiyet taşımaktadır.»

Notanın belirttiğine göre, Japon Sulh Andlaşmasınm esas noktaları hakkın­daki Amerikan ve Sovyet görüş fark­ları ne fazladır, ne de halledilemez bir mahiyet arzetmektedir. Amerikan notası. Rus Hükümetine, Ja­pon Sulh Andlaşmasınm Amerikan plâ­nına uygun bir şekilde kaleme alınma­sı için diplomatik müzakereler yapıl­masını teklif etmektedir.

Diğer taraftan. Amerikan notası Rus­ları Mançurya'da bir menfaat bölgesi tesis etmekle, Japonya ve Çin'le alâ­kalı Kahire beyanatını yanlış tefsirle itham etmektedir. Amerikan notası Formoza'mn Kızıl Çin'e verilmesi tek­lifini reddetmekte ve kati bir lisanla Japon Sulh Andlaşması müzakere edi­lirken Birleşik Amerika'nın mahkûm edilmiş bir mütecaviz olan Kızıl Çin'in fikrine müracaatı istemediğini bildir­mekledir,

Nota devamla, Rusya gibi Birleşik A-merika'mn ileride Japonya'nın askerî bir tecavüze girişmemesi hususunda büyük bir ehemmiyet verdiğini, bahu­sus Japonya ile yapılan harbin bütün yükünü Birleşik Amlrika'nm taşımış olduğunu, Rusların müdahalesinin ise altı günden fazla sürmediğini ortaya koymaktadır.

Formoza ile alâkalı olarak nota, Kahire beyanatına işaret etmekte ve bu be­yanatla Mançurya, Formoza, Pescado-res'in Çin Cumhuriyetine verilmesinin derpiş edilmiş olduğuna işaret etmek­te ve Sovyetlerin Mançurya'da bir menfaat bölgesi tesis etmeleriyle Sov­yet Rusya'nın ne sebeble Mançurya'nm Çin'e verilmesi meselesine temastan kaçındığını Birleşik Amerika'nın sor­mağa hakkı olduğunu ilâve etmekte­dir.

Diğer taraftan Amerikan notası Mütte­fik Devletlerin Sulh Andlaşmasiyle Japonya'yı Ryukyu ve Barin Adaların­dan mahrum etmeğe ve bunları, Rus­ya'nın da iştirakiyle kaleme alınmış olan Japon Sulh Andlaşması mucibin­ce Amerikan idaresi altında Birleşmiş Milletlerin vesayetine vermeye hakları olduğunu teyid etmektedir.

Japonya'nın işgaline gelince, Amerikan notası. Birleşik Amerika ve alâkalı di­ğer devletlerin tertip ettikleri Sulh Andlaşmasınm meriyete girmesile iş­galin hitam bulacağmnı bildirmekte­dir. Bu tarihten sonra Japonya'da bu­lunacak yabancı kıtalar işgal kuvvet­leri olarak değil, fakat Japonya'nın da arzusu üzerine yapılacak bir Müşterek Emniyet Anlaşması mucibince bulunan kuvvetler olarak telâkki edilecekler­dir. Böyle bir anlaşma hiçbir tecavüz tehdidi taşımıyacaktır.

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106