16.4.1951
×

Hakkında

Künye

İletişim

1Nisan 1951

— Ankara :

Geçenlerde, Bulgar memurlarınca Si-vilingrad'da bir diplomatımıza yapılan muamelenin avakıbı ve bu işin son durumu hakkında Dışişleri Bakanlığı nezdinde yaptığımız soruşturmalar ne­ticesinde aşağıdaki malûmat alınmış­tır :

Merkeze naklolunan Sofya Etçiliğimiz Başkâtibi Sadun Terem, egi ve küçük kızı ile Türkiye'ye trenle dönerken Sivilingrad'da 9 Mart 1951 tarihinde silâhlı Bulgar milisleri tarafından 9 sa­at aîakonulmuş, kendisinin ve ailesinin üst ve başları ve gerek yanlarındaki gerek furgondaki eşyaları inceden in­ceye arandıktan ve bunlar yapılırken cebir ve kötü muameleye maruz bıra­kıldıktan başka bu memurumuzun dip­lomatik pasaportu, lesepaseyi ve Bul­gar hariciyesince de mühürlenmek su­retiyle tasdik edilmiş kurye mektubu­nu hâmil bulunmasına rağmen yanın­daki, usulü veçhile Sofya Elçiliğimi­zin mührü ile mühürlenmiş resmî ev­rakı muhtevi iki zarf açılmış ve muh­tevası tetkik olunmuştur. Bundan baş­ka Terem'in yanındaki 3.507 Amerikan doları, 315 türk lirası, 49 altından mü­rekkep paraları ve bazı şahsî evrakıyla fotoğrafları ve klişeleri de müsadere edilmiştir.

Yukarıda kısaca anlatılan bu vaka üze­rine, Sofya Elçiliğimiz Bulgaristan Hamuamele mahiyeti verilmeye çalışıl­mıştır.

Bulgar Hariciyesinin bu notasına ce­vaben, Sofya Elçiliğimiz vasıtasiyle mezkûr hariciyeye tevdi ettirilen 31 Mart 1951 tarihli notamızda :

— Terem'in hamil bulunduğu kuryemektubunun gerek beynelmilel kaide­ler gerekBulgar hariciyesi ile SofyaElçiliğimiz arasında şimdiye kadar tat­bikedilenusûl mucibinceveüstelikBulgar hariciyesinin de mühürünü ta­şımakta bulunması dolayısiyle tam vekâmil şekildekuryemektubu vasfınıhaiz olduğu kesin delillerile isbat olun­muş,

— Esasen,farzımahalolarakbumektupmuteberaddedilmiyerekSadunTerem'indekuryevasfımhaizbulunmadığı kabul edilse dahi, Bulgarmilislerinceaçılanikimühürlü resmîzarfın açılmasının yine caiz olmayaca­ğını, zira milletlerarası hukuk muci­bince diplomatik muhaberatın masuni­
yetininkat'îsurette bunu icabettir­diği tebarüz ettirilmiştir.

— Sadun Teremveailesiefradınayapılan araştırmalar sırasında, her tür­lü milletlerarası kaidelere mugayir ola­rak, gösterilen kötü muamelenin sade­ce söz ve inkâr yoluyla vukuu bulma­dığınınisbatmairnkânbulunmadığıvakıalar zikri suretiyle tebarüz ettiril­miştir.

— Adı geçen memurumuz hakkındakullanılan kaçakçılık tâbiri ile, bu kim­senin gizli döviz ticareti yaptığı ilerisürülmek isteniyorsa, bu hususta yapı­lançokesaslıtahkikatın,bumemu­rumuzuntemizmazisininveesasenüzerindeçıkan paralar miktarının dışmemleketlerde uzun zaman hizmet gör­müş bir memur için hiç de şaşılacakbirmiktar olmamasıkeyfiyetininbuçirkin isnadın tamamen asılsız olduğu­nu isbat ettiği, Terem'in kusurunun buparalarıgümrükmemurlarınabeyan etmemiş olmasından ibaret bulunduğu,bundandolayıkendisine lâzım gelen inzibatî muamelenintatbikedileceği,esasen gümrük memurlarının kendisinebeyanda bulunmasını peşinen ihtar et­mediklerini ve Terem'in de bu paraları herhangibirşekildegizlemeyeveyaresmîkuryezarflarınaithaletmeye aslatasaddî etmemiş bulunduğu izahve isbat olunmuştur.

Esasen bu diplomatımızla ailesine tatbikedilen muameleninüzerlerinde para olup olmadığının meydana çıka­rılmasına matuf bulunmadığının bun­ların eşyalarında ve üzerlerinde yapı­lan araştırmalar sırasında Bulgar mi­lislerinin bilhassa yazılar ve fotoğrafi-ler gibi para ile ilgisi bulunmayan şey­ler üzerinde durmaları, bunların muh­tevası hakkında Terem'i sorguya çek­meleri ve paralarla ancak talî şekilde alâkadar olmalariyle de sabit bulundu­ğu meydana konulmuştur.

Bu vaziyet karşısında, Bulgar ha­riciyesi notasında meseleyi alelade bir kaçakçılık mahiyetine bürümek sure­tiyle hâdisenin asıl mühim noktasını teşkil eden resmî kurye zarflarının masuniyetinin ihlâli ile diplomatik pa­saport, lesepase ve kurye mektubu ha­mili bir diplomata kötü muameleler yapılmış olması hususlarının gölgede bırakılmaya çalışıldığı açığa vurulmuş ve,

Netice olarak, Bulgar hükümetinden:

Hâdisemüsebbiblerinintecziyesi ile neticesinin, işarı,

Resmî mühürlü mazrufların kuryeile olsun, posta ile olsun nakilleri sıra­sındabunlarınmasuniyetineriayetedipetmemek hususunda Bulgar hü­kümetinin kendisini serbest mi addet­tiğininbildirilmesiistenmiş,

Bu hâdiseyetatminkâr bir neticeverilinceye kadar Türkiye için Bulgardiplomatik kuryelerine ne duhul ne detransit vizesi verilmiyeceği ve Bulgarhükümetinin resmî kurye, mazruf, çan­ta vesairesinin masuniyetini tanıyıp ta­nımamak hakkımızın da mahfuz tutu­lacağı tebliğ olunmuştur.

31 Mart'ta Bulgar hükümetine tevdi ettiğimiz bu notaya bugüne kadar ce­vap alınmamıştır.

9 Nisan 1951

— Ankara :

İkinci Sanayi kongresi bugün saat 15'te Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi kon­ferans salonunda Ekonomi ve Ticaret Bakanı Profesör Muhlis Ete'nin bir ko­nuşması ile açılmış ve çalışmalarına başlamıştır.

Kongrenin açılışında Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Baş­bakan Adnan Menderes, Devlet Baka­nı Başbakan yardımcısı Samet Ağa-oğlu, Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü, İşletmeler Bakanı Hakkı Ge­dik,Çalışma Bakam Nuri Özsan,Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu, Ulaştırma Bakam Seyfi Kurtbek, Mil­letvekilleri, Profesörler, Banka mü­dürleri, İstatistik Genel Müdürü, Vali, Büyük Sanayi mensupları ve fabrika­törler ile ilgili Bakanlıklar temsilcileri ve basın mensupları hazır bulunmuş­lardır.

Kongreyi ekonomi ve Ticaret Bakanı Porfesör Muhlis Ete şu konuşma ile açmıştır :

Muhterem arkadaşlar,

Davetimizi kabul etmek suretiyle, kon­gremizi şereflendirdiğinizden dolayı, hepinize teşekkür ederken sizi sevgi ve saygı ile selâmlarım.

Aziz arkadaşlarım,

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşun-danberi «Sanayi Kongresi» ismi altın­da ikinci kongremizi bugün akdetmiş bulunuyoruz. Birinci Sanayi Kongresi bundan tam 21 sene evvel, yani 22 Ni­san 1930'da Ankara'da toplanmış idi. Gerek bugünkü, gerekse 21 sene ev­velki Sanayi Kongresinin başlangıcı olarak, Cumhuriyetin ilânından evvel, yani 2 Mart 1923 (17 Şubat 1933) da, İzmir'de toplanan «Türkiye İktisat Kongresi» ni göstermek de mümkün­dür. Filhakika bu kongre, çiftçi, tüc­car, sanayi ve işçi gruplarını ihtiva eden 1135 murahhasın iştirakiyle İz­mir'de toplanmış ve 16 gün devam et­mişti. Ziraat, ticaret, sanayi ve el eme­ği mevzularında çok mühim kararlar almış ve mütteükan bir «misakı ikti­sadi» tesbit ve kabul etmiştir. Kongre­nin ehemmiyetini Atatürk açış nutkun­da şöyle belirtmiştir:

• Efendiler, heyeti âliyenizin bugün ak­detmiş olduğu Türkiye İktisat Kon­gresi çok mühimdir, çok tarihîdir. Na­sıl ki Erzurum Kongresi felâket nok­tasına gelmiş olan bu milleti kurtar­mak hususunda Misakı Millinin ve teşkilâtı esasiye kanununun ilk temel taşlarını tedarik hususunda âmil ol­muş, müessir olmuş,, müteşebbis ol­muş ve bundan dolayı tarihimiz­de, tarihi millimizde en kıymetli ve yüksek hatırayı ihraz etmişse, kongremiz dahi milletin ve mem­leketin hayat ve halâsı hakikisini te­mine medar olacak düsturun esaslarım ihzar edip ortaya koymak suretiyle ta­rihte büyük bir nam. ve çok kıymetli bir hatırayı ihraz edecektir.»

İzmir kongresinde^SanayiGrupunun

İktisat Esasları» ismi altında verilen kararlar beş kısımda mütalâa edilmişti.

1— Gümrüklerde himaye usulü

Teşviki Sanayi kanunu hakkında

Yollar ve vesaiti nakliyede hususîtarife

Sanayi Bankaları

Tedrisatı Sınaiye.

1930 senesinde Millî İktisat ve Tasar­ruf Cemiyetinin daveti üzerine topla­nan Birinci Sanayi Kongresini açan o zamanın İktisat Vekili Şakir bey: «Kongrenin başlıca maksadı, Millî Sa­nayiimizin teessüs ve inkişafı çareleri­ni aramak ve göstermek olacaktır» de­mişti. Kongre, esas ruznamesini 9 mad­dede toplamış idi :

Ham madde

Sermaye ve kredi

Vergi ve rüsum

Teşviki Sanayi kanunu ve tatbikatı

Standard meseleleri

Rasyonalizasyon meseleleri

Ticaret veSanayi Odalarında sa­nayicilerin temsili

S— Smaî tedrisat

9— Nakliyat tarifeleri.

Bu mevzular yurdumuzda mevcut çe­şitli sanayi kolları içinde ayrı ayrı mü­talâa edilmiş, böylece :

Mensucat, gıda, deri, orman, taş ve toprak, kimya, maden ihracı, maden mamûlâtı sanayii olarak birer encümen teşkil edildiği gibi sermaye ve kredi, vergiler ve rüsum, Teşviki Sanayi, Ti­caret ve Sanayi odaları ve sanayiciler, tarifeler gibi bütün sanayii alâkadar eden mevzular da müştereken mütalâa edilmiştir.

Bu gongrelerden sonra 1936 senesinin ilk ayında Ankara'da «Endüstri Kongre­si" ismi ile bir toplantı daha yapılmışsa da, hedefi ikinci beş yıllık plân ile Dev­letin yapacağı işleri programlaştırmak olan ve yalnız Devlet memurları ile Devlet teşekkülleri mensuplarını ihti­va eden bir kongrede ne 1930 yılındaki Birinci Sanayi Kongresinin, ne de bu­gün toplanmış olan İkinci Sanayi Kon­gresinin hüviyetini bulmak mümkün değildir. Bu itibarla 1936 senesindeki kongreyi Devletin kendi teşkilâtı içinde yaptığı bir toplantı olarak mütalâa ve kabul ediyoruz.

Devletçilik ve dolayasiyle sanayi me­selelerinetemasedenbirbaşkakon-

gre de 1948 yılında meslekî ve ilmî teşekküllerin müşterek _ teşebbüsüyle İstanbul'da toplanan İktisat Kon-gresidir. O zamanki Hükümetin neden­se alâkadar olmadığı bu kongrede, il­mî hüviyetleri veya iş hayatındaki ba-şanlariyle tanınmış iktisatçıların her türlü şahsî menfaatlerden uzak olarak ve sırf memleket aşkiyle ortaya attık­ları ve karar altına aldıkları tezler şu şekilde tecelli ediyordu :

Cumhuriyet rejimiyle birlikte yeni bir siyaset takibine başlıyan Devlet, millî iktisat tarihimizin kuruluş devresinde kurucu ve genişletici vazifesini ifa et­miş ve iktisadî binanın temelini ata­bilmek için bir çok sahalarda işletme­ciliğe geçmiş ve bazı sahaları fiilî ve­ya kanunî inhisar altına almıştır.

Devlet, iktisadî yapının temellerini bu suretle attıktan ve kurulan müessese­leri elden çıkarmak mümkün oluncaya kadar işlettikten sonra işletmecilik fa­aliyetini ancak birinci derece âmme hizmetleri sağlıyan iğlere ve asıl vazi­fesi olan ve iktisadî siyasetin işletme­cilik dışında kalan tetkik, tanzim ve nezaret safhalarına hasretmelidir. Dev­let bu gibi hizmetler dışında kalan zi­raî, ticarî ve sınaî mahiyetteki işlerden peyderpey elini çekmeli ve bilhassa hiç bir surette serbest piyasadaki te­şebbüsler karşısında hem rakip hem de mürakip durumunda bulunmamalıdır. Devletin doğrudan doğruya işletmeei-liğe girişmesi tabiatı iktizası inhisarı mahiyette olan ve âmme karakterini haiz işlere inhisar edecek, fevkalâde lüzum ve zaruret görmedikçe yeni te­sisler ve tevsiler yapmryacak ve mev­cut işletmeleri peyderpey hususî teşeb­büslere ve kooperatiflere devretmek üzereesaslar hazırlanmalıdır.

Muhterem arkadaşlar, bütün bu hu­suslar bundan evvel toplanan iktisat ve sanayi kongrelerinde vazolunan esaslardır.

Bunları kısaca belirttikten sonra, siz­lere memleketimizde bugüne kadar tat­bik edilen sanayi politikasının aldığı istikamati göstermek isterim :

27 yıllık Cumhuriyet rejiminde Hükü­metlerin tatbik ettikleri sanayi politi­kasını bir bakımdan iki devreye ayıra­rak mütalâa etmek kabildir.

a) 1923-1938 yıllarına tesadüf eden ilk devrede sanayi politikasının esaslı ve toplu hamlesini 1933 ve 1935 yılla­rında kurulan Sümerbank ve Etibank

işletmelerinde görürüz. Bu devrede hu­susî teşebbüs ve sermayenin dikkatsiz­liğini gören Devlet, iktisadî boşluğu doldurmak ve icabında Millî Savunma ihtiyaçlarını da karşılamak üzere muh­telif tesisler kurmağa mecbur olmuştur. 1938 yılında bu tesisleri iktisadî Dev­let teşekkülleri sistemine bağlamış ve fakat bunların muayyen bir zamandan sonra hususî teşebbüslere devri der­piş etmiştir.

b) 1938-1950 yıllarına giren ikinci devrede ise bu esas kaideden inhiraf edilmiş, Devlet İşletmeciliği vasıta ol­maktan çıkarılmış, gaye haline getiril­miş, bir kelime ile Devlet kapitalizmi­nin içine girilmiştir. Bu devre ait hâ­diseleri burada zikretmeğe ne vaktimiz ve ne de kongrenin teknik karakteri müsaittir.

Saygı değer arkadaşlar,

Demokrat Parti iktidarı ele aldığı za­man memleket sanayiini bilhassa hu­susî sanayii tamamen başıboş bir du­rumda buldu, guurlu bir sanayi politi­kası takip etmek, yurdun iktisaden kalkınmasında memleket sanayimden faydalanmak gibi yüksek hedefleri bir tarafa bırakalım, Memlekette kaç sanayi işletmesi vardır? Bunlar yurt içinde nasıl dağılmıştır? Sınaî istihsal kudretimiz nedir? Küçük sanayi ile büyük sanayi arasında, istihsal vasıta­ları sanayii ile istihlâk maddeleri sana­yii arasındaki münasebetler nelerdir? gibi en iptidaî suallerin dahi cevabı verilemiyecek durumda idi.

Memleketi hangi akıbetlere sürükleye­ceği meçhul bulunan bu zararlı politi­ka, yurdun tabiî inkişafları göz önünde tutularak ilmî prensiplere, iktisadî mülâhazalara, istinat ettirilmiş olsaydı, neticede: bu bir görüş ve inanış mese­lesidir diyerek, hoş görülebilirdi. Fa-, kat memlekete çok pahalıya mal olan bu devlet kapitalizminin hedefleri ma­atteessüf keyfî ve indî kararlariyle ta­ayyün etmiştir. Bu kararlar bazan ik­tisadî tekâmül kanunlarını da inkâr ederek sözde sosyal dâvayı birinci plâ­na alan bir övünme vasıtası şeklinde tezahür etmiş, bazan da muayyen böl­gelere hoş görünmek ve parti politi­kası yürütmek gayretiyle alınmıştır.

C.H.P.'nin sanayi sahasındaki hareket tarzı üç bakımdan hatalıdır :

1 — İktisaden gelişmiş memleketlerde sanayiin büyük bir yer tuttuğunu mü-şahade eden C.H.P., teessüs ve inkişaf şartlarını hazırlamadan yurtta sanayi kurarak memleketi iktisaden kalkındı­racağını zannetmiştir. Vasıtayı gaye yapan bu görüş, sanayi, ticaret, ziraat, hayvancılık gibi. çeşitli iktisadî saha­larda verimin artmasiyle kalkınmanın sağlanabileceğini, yerine göre hattâ bir koyun ağılının bir fabrikadan daha faydalı bir iktisadî kalkınma unsuru olabileceğini anlıyamamıştır.

— Ferdlerisanayikuracakbirse­viyeye çıkaramadığı için Devlet parasiyle fabrika kurarak memleketi sanayileştireceğinizannetmiş,iktisadîha­yatta Devletin mevkiinigenişlettikçeferdlerin faaliyet sahasını daralttığınınve onları ürkek ve mütereddit bir du­ruma soktuğunun farkına varamamış­tır.

_ Devletparasiyleancakbüyükfabrikalar kurulduğuiçin C.H.P.Hü­
kümetleri ve Devletin sanayi ile ilgili
teşkilâtı yalnız Devlet sanayii ile ilgi­lenmiş bu memleketin iktisadî bünye­sine uygunolarakyurdunhertara­fına dağılmış bulunan ve sınaî istihsalkudretimizin asıl temelini teşkil edenorta ve küçük sanayi tamamen ihmaledilmiştir.

Sanayiimizi bu durumda devralan De­mokrat Parti Hükümeti, evvelâ Dev­let bünyesi içinde bugünün ihtiyaçları­na cevap verebilecek bir sanayi teşki­lâtı kurarak işe başlamak zorunda kal­mıştır.

Fakat memleketin tabiî şartlarını ve iktisadî imkânlarını gözonünde tutan şuurlu bir sanayi politikası takip ede­bilmek için mevcut sanayiimizin adet, nev'i, bünye, dağılış ve istihsal kudreti itibariyle bilinmesi ilk ele alman mev-zulardandır.

Sanayiimizin bundan sonraki inkişaf istikametlerini tayin edebilmek için memleketimizin tabiî servetlerinin ik­tisadî bir envanterine ihtiyaç vardır. Bütün iktisadî politikamızda olduğu gibi sanayi politikamızda da en doğru yol, tabiatın bize bahşettiği servetleri en verimli şekilde değerlendirmektir. Ancak bu yoldan giderek sanayi politi­kamızın yeni hedefini de ifade etmiş oluruz.

Bu hedef: şimdiye kadar yapıldığı gibi sınaî mamul ithalâtını azaltan (dolayı-siyle dış ticaret hacmimizi daraltan) sanayi yerine, ihracatımızı çoğal­tansanayiin teşvikvehimayesidir.

Sanayicilerimizi yalnız iç pazarlarda değil aynı zamanda yabancı piyasalar­da rakip memleketler ile boy ölçüş­meğe hazırlamalıyız. Bu, zannedildiği kadar imkânsız değildir. Bu memleke­tin iktisadî şartlarından doğmayan sun'i himaye tedbirleriyle ayakta tu­tulmayan, tabiî servetlerimizi en ikti­sadî şekilde kıymetlendirecek durumda olan her sanayi bu imkâna malik bu­lunmaktadır. Hükümetin vazifesi bu imkânı kuvvetlendirmek, manileri or­tadan kaldırmak, iktisadî himaye ted­birleriyle sanayiimizin serbest rekabet sahasındaki mücadele kudretini art­tırmaktır. Bu imkân büyük sanayiimiz kadar el ve ev sanayiimiz için de mev­cuttur. Bu itibarla Demokrat Parti Hükümeti, sanayi politikacında fabri­ka sanayii el ve ev sanayii şeklinde bir tefrik yapmadan, memleketin sınaî is­tihsal kudretini bir bütün olarak ele almak kararındadır. Küçük ve büyük sanayiimizin ahenkli bir şekilde faali­yetini düzenliyecek, sanayiimize emni­yet ve istikrar telkin edecek, sağlam temeller üzerinde inkişafını sağlıyacak bir sanayi kanununa ve bununla bera­ber bir sanayi sayımına ihtiyaç vardır. Sizlerin, sanayici arkadaşlarımın, sene-lerdenberi ısrarla yapılmasını istediği­niz sanayi sayımına iki üç hafta için­de yani mayısın ilk günlerinde başlı-yacağımızı müjdeleyebilirim. Bu sa­yımda güdülen en mühim hedef evvelâ sizlere faydalı olma ve aynı zamanda sivil ve askerî ihtiyaçlarımız karşısın­daki istihsal kudretimizi anlamak ve çeşitli iktisadî tedbirlerimizi doğru ra­kam ve bilgilere istinad ettirmektir. Herbirinizin yeni tesisler kurmak veya tesislerinizi genişletmek gibi esaslı ka­rarlar alacağınız veya büyük masraf­lara gireceğiniz zaman isabetli işbirli-ğinizi sağlıyacak malûmatı bir araya getirmek yahut ki Hükümet nezdinde vergi tadilâtı veya gümrük resmi in­dirilmesi gibi teşebbüslerinizde dava­mızı kuvvetlendirecek bilgileri topla­mak ve bunları en kısa zamanda siz­lerin emrinize amade bulundurmak an­cak bu sayımla kabil olacaktır.

Yalnız sanayici arkadaşlarımı değil, ay­nı zamanda bütün tüccar, esnaf ve her türlü iş sahibi vatandaşlarımızı çok yakından ilgilendiren ve yarım milyon lira gibi küçümsenmiyecek bir para harcamak suretiyle yapılacak olan bu sayımın muvaffak olabilmesi için Eko­nomi ve Ticaret Bakanlığı bütün teş-kilâtile âdeta seferber olmuş ve istatis-

k genel müdürlüğü ile kaynaşmış gibi bir çalışmaya girişmiş bulunmak­tadır.

Bu çok önemli memleket konusuna göstereceğinizi bildiğim içten alâkaya güvenerek 25 seneden beri yapılmasını arzuladığınız bu sayımın da, bundan bir kac ay önce yapılan nüfus ve tarım sayımlarında oiduğu gibi, başarı ile neticeleneceğine emin bulunmaktayım. Demokrat parti hükümetinin iş başına geçer geçmez ele aldığı bir mevzu da Sanayi Kanunudur. Yalnız kanun yap­madan evvel, memleket sanayiinin is­tinat etmesi gereken esaselarm tesbit edilmesini birinci şart koşan Hükü­metiniz, bu hususta, siz kıymetli ilim ve iş adamlarının görüşlerini öğren­mekte istical etti. Sizlere herhangi bir surette tesir etmeyi düşünmediğimizi peşinen arzetmekle beraber, birlikte tetkik etmekle mükellef olduğumuz bir sanayi politikasının istinat etmesi gereken esaslarını kısaca arzetmekte fayda mülâhaza etmekteyiz :

Arkadaşlar,

Sınaî inkişafı geri kalmış memleket­lerin mevcut sanayii genişletmek ve modernleştirmekle beraber, verimli ye­ni bir endüstri kurmak yolundaki gay­retlerinin ileri sanayi memleketleri ta­rafından desteklendiği malûmdur. Dün­ya milletlerinin refahını sağhyacak olan çok taraflı bir mal ve hizmet mü­badelesinin yalnız karşılanamamış bü­yük ölçüde ihtiyaçların mevcut bulun-masiyle değil fakat aynı zamanda ta­rafların mübadeleye imkân verecek satmalma güçlerine sahip bulunma-lariyle mümkün olacağı da bilinen bir gerçektir. Ziraat memleketlerinin sa­nayileşmesi kendilerine artan bir sa­tmalma gücü sağlayacağı gibi sanayi memleketleri mamullerine de yeni mahreçler temin edecektir.

Sanayileşmeye başlıyan ülkelerde mem­leketin tabii kaynaklarından istifade edilmesi ve iş gücüne daha verimli ça­lışma sahaları bulunması gibi faydala­rın yanında başlangıçta maliyet fiatla-rının bazı branşlarda yüksek olmasının önüne geçilemiyecektir.

Bu durumun her ne kadar makul görülmesi lâzım gelirse de kendi kendine yeterliğe kadar ileri gö­türülecek bir sanayileşme politikası­nın bünyeleri bizimkine benzeyen mem­leketler ekonomisi için ağır ve katla­nılmaz bir yük olacağım gözden kaçır-

mamak gerektir. Millî gurur şevkiyle, iyi tasarlanmamış sosyal kazanç mülâ-hazarJarıyle ölçüsüz bir sanayileşme sevdasına kapılmak ve ileri memleket­lerin teşkil ettiği kârlı pazarlardan kendini mahrum etmek doğru olmaz. Tatbik edilecek sanayileşme programı­nın memleket ekonomisinin diğer faali­yet sektörleriyle muvazeneli bîr du­rumda olması ve meselâ ziraat, müna­kalât, iç ve dış mübadele teşkilâtı, mil­li ve yabancı kaynaklar durumu ve hattâ nüfusun teknik ve meslekî bügi ve kudretiyle de ayarlı bulunması ica-beder.

Sanayileşme hareketimizde ileri mem­leketlerden göreceğimiz yardımların zarurî olarak hudutsuz olmaması ve bu hususta kullanılabilecek ve millî hudutlarımız içerisinde kalacak âlet ve vasıtaların, kapital ve malzemenin ve hattâ mütehassıs işçi ve teknisyenler ile bilgili idare elemanlarının teminin­de bir hudut bulunması sanayileşme hareketinin sıkı bir seîeksiyona tâbi tutulmasını ve müphem verimli bü­yük projelerden ziyade faydası elle tu­tulabilecek işlerin Ön plâna alınmasını i c abettirmektedir.

Filhakika yalnız büyük projeler ve dev tesisler değil, bilhassa gösterişsiz fakat her halde daha sür'atle netice vere­bilecek işler üzerinde de durmak ge­rektir.

Bundan başka sınaî kalkınmanın en kolay ve masrafsız işlerden en zoruna doğru geçilmek suretiyle ele alınması muvafık olur. Evvelâ en az yeni ser*-maye ve tesise ihtiyaç gösteren işlere başvurmak yani mevcut sanayiin ıslâhı suretiyle verimini arttırmak, daha son­ra esaslı işçi problemi doğurmayan iş­lere el atmak, yani mevcut sanayii tev­si etmek ve en sonra da en güç olan şekle yani yeni sanayii kurmak işine girişmek esas itibariyle en doğru yol olmakla beraber kolay ihracat imkân­ları vaad eden ve esaslı istihlâk ihti­yaçlarını karşılayacağında şüphe gö­türmeyen bazı yeni sanayi ünitelerinin kurulmasına derhal girişmekte de ge­cikilmemek lâzımdır.

Bu bahiste bir noktaya işaret etmekte zaruret vardır:

Yıllar boyunca tutulan, sanayii sözde himaye politikası, memlekette bugün­kü anlayışımızın kabul etmediği bazı tesislerin kurulmasına da maalesef yer vermiş bulunuyor. İleri hamlelerini özîediğimiz makul ve bu memlekete lü­zumlu sanayiin gelişmesine engel olan, tabir caizse bu tufeyli sanayii her tür­lü himayeye mazhar kılınacak saha­nın dışında bırakmak icabedeceği ka­naatindeyiz.

Yukarıda mevcut sanayi hakkındaki türlü mütalâalarımız bu şartlar içinde gözönünde bulundurulmaklâzımdır.

Sanayileşme davamızın yürütülmesini kolaylaştırmak bakımından üzerinde dıırulabilecek prensipleri ihtiva eden gündem elinizdedir. Bunlar üzerinde yüksek kongrenizin varacağı görüş birliği bakanlığımızın çalışmalarında aydınlatıcı rehber olacaktır.

Arkadaşlarım,

Bu gündemin ihtiva ettiği noktalar sa­nayicileri senelerdenberi İslahım arzu ettikleri hususlardan:

1— Sanayikredisininteminiveecnebi sermayenin celbi,

— Vergi kolaylıkları,

— Sanayişubelerininkuruluşunda priorite meselesinin tayini,

4— Devlet ve hususî teşebbüslerinin eşit hakla altında çalıştırılması, mevzuatın İslahı gibi meselelerle Hükümetimiz uğraşmaya başla­mıştır. Bunu, vereceğim şu kısa izahattan anlamak mümkün ola­caktır :

1)Kredi kolaylıkları:.

Sanayimizin muhtaç olduğu tesis kre­dilerini her sanat ve endüstri şubesi­nin hususiyetlerine uyacak bir şekilde yani uzunca müddetler ve ucuz fiat-larla temine imkân verecek kredi me­kanizmasının ' kurulması ve endüstri kredisinin dolayısiyle ticarî kredinin bir diğer şekli olmaktan kurtarılması lâzımdır.

Nitekim 1333'de kurulan Sümerbankm kanununda hususî sanayi müesseseleri­nin finansmanı da vardır. Bu hususta hazırlanan lâyihada (hareketli serma­yenin en az yarısı bankanın iştirak ve alâkası bulunmayan hususî sanayi mü­esseselerine kredi olarak tevzi etmesi kanunî bir mecburiyet olarak ifade edilmiştir.)

Fakat faaliyette bu olamamış, Sümer -bank bütün malî imkânlarını ancak kendi kurduğu tesislerin finansmanına inhisar ettirebilmiştir. Demokrat Par­ti muhalefette iken bu hususa işaret etmekten geri kalmamıştır. Hükümeti-

miz, elinde bulundurduğu bu müessese vasıtasiyle derhal hususî sanayiin im­dadına koşmak isterdi. Fakat hepimi­zin malûmudur ki, Sümerbank eski ik­tidarın aşırı devletçilik politikası ne­ticesinde, kurmağa mecbur olduğu ik­tisadî ve gayri iktisadî tesislerin 1Û0 milyonlarca lirayı geçen finansman ih­tiyacını karşılamak hususunda bile müşkülât çekmektedir.

Elindeki işletmelerden mühim bir kıs­mını hususî teşebbüse devretmeye ve­ya hususî sermayenin iştiraki netice­sinde degaje edeceği sermayenin bir kısmiyle belki hususî sanayie yardım edebilecektir.

Fakat bunun dışında merkez bankası mevzuatında yapılacak bir tadille hu­susî sanayie yardım etmek hususunda tetkikler yaptırmaktayız.

Yeni kurulan Sanayi Kalkınma Banka­sının da bu hususta yardımının gün geçtikçe inkişaf edeceğini kuvvetle ummaktayız.

Yabancı sermaye meselesi:

Sanayileşmemizin tesis ve işletme ba­kımından göstereceği yabancı serma­ye ve kredi ihtiyaçlarını karşılamak üzere sarfolunan gayretler neticesinde şimdiden birçok ecnebi sermayedarlar-, la temas halinde bulunuyoruz. Bu cümleden olmak, üzere hükümetimizin ecnebî sermaye celbinde muvaffak ol­muş başka memleketlerin kanunların­dan mülhem olarak hazırladığım ya­bancı sermaye teşvik kanunu lâyihası bugünlerde Büyük Meclise sevkoîun-mak üzeredir.

2)Vergi kolaylıkları:

Güç ve rizikolu bir faaliyet oîan sana­yiin muattal bir vergi nisbetine tâbi tutulması ve bilhassa yeni kurulacak imalâthanelerin başlangıçta birkaç se­nelik vergi muafiyetlerinden fayda­landırılması ve vergi kanunlarımızda sınaî tesislerin sür'atle amorti edilme­lerine mukabil yenileme ihtiyaçları gö­zetecek fond'larm tesise imkân vere­cek vergi tahfiflerinin derpiş edilmesi­ni düşünmüyor değiliz. Senelerden beri şikâyet konusu olan muamele vergisi­nin tadilinin artık bitmiş olduğunu siz­lere müjdeleyebilirim.

3)Gümrükhimayesininkademelendirilmesi:

Sanayi şubelerinin kuruluşunda prio­rite meselesivedünya ekonomisine

ayak uydurmak ve milletlerarası tica­rette bir mevki alabilmek için gümrük tarifelerimizle sağlanacak himaye de­recesinin bir haddi olmak icabedecek-tir. Bundan başka, yeni kurulacak ye­ni sınaî tesisleri ve eskidenberi çalış­makta olan fabrikaların başlangıçta tesbit edilen himayeden ilânihaye fay­dalanacakları mülâhazasiyle istihsal ve maliyetlerini ona göre ayarlamaları müstehlik sınıfı için de taşınması git­tikçe ağırlaşan bir yük teşkil eder. Bi­naenaleyh gümrük tarife siyasetimizi sanayi siyaseti ile ayarlarken her sa­nayi branşı için tesbit edilecek himaye derecesinin kaç yıllık devrelerde ve ne nisbetlerde azaltılacağı hususu da ön­ceden tayin ve ilân edilmelidir. Nite­kim Hükümetimizin 18 memleketle be­raber hareket etmek suretiyle tatbik etmekte olduğu yeni ticaret rejimi do-layısile hazırladığı liberasyon listeleri­nin memleket ihtiyaçlarına göre tan­zim edilebilmesi için memleket sana­yii bünyesinin bilinmesi ve sanayi po­litikasının buna göre ayarlanması lâ­zımdır. Kanaatımızca sanayi politika­mızın en esaslı mevzuu çeşitli sanayi şubelerine verilecek prioritenin bir an Önce tesbiti lâzımdır. Kongre çalışma­larında bilhassa bu husus hakkında müsbet görüşlerinizi anlamak bizim için çok mühim olacaktır:

4)Devletvehususîteşebbüslerinineşit şartlarla çalıştırılması :

Aynı imalât sahasında rekabet halin­de çalışan Devlet fabrikalariyle husu­sî sanayii himaye ve külfet bakımın­dan müsavi şartların tesbitinde azamî dikkat gösteriyoruz.

5)Sosyal politikaya azamî ehemmiyetvermekle beraber, genç sanayiimizi sı­kan bazı mevzuatı da bir revizyona tâ­bi tutmak emelindeyiz.

Demokrat Parti programına ve Hükü­met programına göre hususî sanayi ve Devlet sanayii arasındaki münasebet­ler:

Muhterem arkadaşlarım,

Gerek komisyon gerek umumî heyet müzakerelerinde tetkik edilmesini ar­zu ettiğiniz prensiplerden başlıcasımn Demokrat Parti Hükümetinin hususî sanayi île Devlet sanayii arasındaki münasebetleri ne suretle tayin eylediği olacağını biliyoruz.

Muhtelif vesilelerle ifade ettiğimiz bu temel prensipleri, muhterem huzuru­nuzda,bir defada tekraretmekten

zevk duyarım. Bu hususta koyduğumuz esaslar şunlardır:

Devlet müdahaleciliğini asgarî had­de indirmek,

Devletişletmeciliğinitabiatıvemahiyeti icabı olarak yalnız ve yalnız
hususî teşebbüsünve sermayenin hiçbir surette ele alamıyacağı işlerle âm­mehizmeti mahiyetindeolan iktisadîişlere hasretmek,

İktisadî sahada emniyet ve istikrartesis etmek suretiîe hususî iktisat sa­hasının genişlemesi imkânlarını arttır­mak,

İnhisarcı zihniyete nihayet vermek,Devlet işletmeleriyle hususî işletmelerarasında eşit şartlar tesis etmek,

FevkalâdezaruretlericabettirmedikçeyeniDevletişletmesikurma­mak, mevcutları işletme tekniğine uy­gun olarakçalıştırmak,rasyonel ted­birler alarak, işletmelerden azamî ran­dıman sağlamak,

Devletelindeçalışanişletmeleri,âmmehizmetigörenveanasanayietaalluk edenler hariç, muayyen bir plândahilindeelverişlişartlarla,herkesiniştirak edebileceği şirketlere peyderpeydevretmeye çalışmaktır.

Sayın arkadaşlarım, Dikkat buyurulduğu takdirde Hükü­met programına girmiş olan bu pren­sipler, bir çoklarınıza pek yabancı de­ğildir. Bu kaideler konuşmamın başın­da bahsettiğim İstanbul İktisat Kon­gresinde, sizlerle birlikte formüle etti­ğimiz prensiplerden, çok farklı değil­dir. Hattâ cümleler arasında çok hem de çok benzerlikler vardır. Demek olu­yor ki, Demokrat Parti ve onun Hükü­meti, her sahada olduğu gibi bu mev­zuda da, nazarî prensiplerden ziyade hakikî hayatla mücadele eden siz tüc­car ve sanayici vatanlaşlarm hakikî arzularım benimsemiş, programlaştır-mıştır ve şimdi müşterek bir revizyon­dan geçirmek ve yenilerini ilâve etmek suretiyle tahakkuk safhasına geçmek üzere bulunmaktadır.

Aylar süren bir çalışma neticesinde toplamaya muvaffak olduğumuz mal­zemeyi teksir ettirmek suretiyle sizlere tevzi etmiş bulunuyoruz. Bunlarda bir sanayi politikası ve bir sanayi kanunu için yeter malûmat bulacağınızı zan­nediyoruz. Sistemli çalışabilmeniz için, bu malzemeyi kabilse beş ayrı komis­yonda tetkik etmeyi düşündük, Kanuna ait arzularınızı tasarıya ithal etme­ye çalışacağız, bunun haricinde kalan temennilerinizden de, pek tabiî ola­rak sanayi politikamızın tatbikinde mülhem olacağız.

Arkadaşlar,

Sözlerimi bitirmeden evvel sizler­den bir istirhamım olacaktır. Bilirsi­niz ki kanunlar, nizamnameler hazır­lanır ve çıkarılır, fakat bununla iş bit­mez, asıl hüner, bunları dikkatle ve ihtimamla tatbik etmektir. Bizim kur­mak istediğimiz sistemde, yani iktisadî demokrasinin istilzam ettirdiği ademi merkeziyet sisteminde, sanayi politika­mızın tedvininde hükümetle eskisinden daha sıkı ve aktif bir işbirliği yapma­nız gerekmektedir. Biz ne kadar gay­ret edersek edelim, mahdut teşkilâtı­mızla sanayiin bütün şubelerini takip ve murakabe edemeyiz. Sizler, Ticaret ve Sanayi Odaları, meslekî birlikler etrafında birleşerek, ihtiyaçları tesbit etmeye, şahsî dilekleri objektif muta-lebat haline getirmeye çalışmalısınız, yani odalar kanunu ve nizamnamesi bütün bu selâhiyetleri size bahşetmiş bulunuyor.

Biz hükümet olarak, mesleki teşkilât­tan gelen makul ve yerinde temenni­leri memnunlukla karışlarız. Bizim ka­naatimize göre, sanayi politikasının sıklet merkezi, hususî teşebbüs olacak­tır. Ancak bu memleketin sanayileş­mesi, yaratıcı sanayicilerin azimli ve hesaplı hamleleriyle tamamlanacaktır. Kendi menfaatini yurdun iktisadî men-faatleriyle telif edebilen müteşebbis­ler, devleti, bundan böyle hem rakip ve hem mürakip olarak değil, artık yardımcı ve bir tanzimci olarak göre­ceklerine emin olsunlar.

Sevgili arkadaşlarım,

Başta, kendi Bakanları da olmak üzere, bütün Bakanlık mensuplarının emri­nize amade olduğunu arzederken, bu muazzam iktisat tezahürünün millet ve memleket bakımından hayırlı olmasını bekler,hepinizebaşarılardilerim.

Bakanın bu konuşmasından sonra kon­gre genel sekreteri Hayri Tokay tara­fından gündem hakkında delegelere izahat verilmiştir.

Müteakiben tekrar kürsüye gelen Eko­nomi ve Ticaret Bakanı kqngre başkan­lığı ve başkanlık divanı için seçim ya­pılacağını bildirmiş ve kongre baş­kanlığına gösterilen adaylar arasından

yapılan seçim sonunda 70 oyla eski sa­nayi umum müdürü Recai Turul, baş­kan vekilliklerine İzmir Sanayi Birliği Başkanı Muhittin Alam ile İstanbul Sanayi birliği Başkanı Hilmi Nailî Barlo, kâtipliklere İzmir Sanayi Bir­liği umumî kâtibi Necmi Bora, İstan­bul Sanayi Birliği Genel kâtibi Halit Güleryüz ve İstanbul Tüccar Derneği genel kâtibi Hamdi Öziç seçilmişlerdir. Seçimlerden sonra Kongre Başkanı Atatürk'ün geçici kabrini ziyaret için onbeş kişilik bir heyet seçileceğini bil­dirmiş ve komisyonlar seçimine hazır­lık yapılması için oturuma yarım saat ara verilmiştir.

İkinci oturum açılınca Kongre Başka­nı kongre gündemindeki konulara gö­re beş komisyon için seçim yapılacağı­nı söylemiş ve şu komisyonlar seçilmiş­tir:

1.— Sanayi politikasının ana hatları, 2.— Sanayiinteşkilâtlandırılması, 3.-— Sanayiin teşvik ve himayesi, 4.— Sanayim murakabesi, 5.— Sanayiin olağanüstü zamanlardaki durumu, alınması gereken tedbir­ler vesair tetkikler komisyonu.

Yarm saat 9.30'dan itibaren komisyon­lar çalışmalarına başhyacaklardır.

10 Nisan 1951

— Ankara:

Başbakan Adnan Menderes beraberin­de Dışişleri Bakanı Prol Fuat Köprü­lü, Urfa Milletvekili Reşit Kemal Ti-muroğlu, Mardin Milletvekili Cevdet Oztürk, Konya Milletvekili Himmet Ölçmen, Diyarbakır Milletvekili Dr. Kemal Tayşi, Ankara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik olduğu halde Urfa-ya gitmek üzere bugün saat 10.30'da uçakla şehrimizden ayrılmıştır.

Başbakan ve beraberindekiler Etimes­gut hava alanında Büyük Millet Mec­lisi Başkanı Refik Koraltan, Devlet Ba­kanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağa-oğlu, Bakanlar, Dışişleri Bakanlığı u-mumî kâtibi, Genelkurmay ikmal ve harekât Başkanları, Başbakanlık ve Millî Savunma Bakanlığı müsteşarları, jandarma genel komutam, garnizon komutan vekili, Basın Yayın ve Turizm genel müdürü, merkez komutanı, vali ve belediye başkanı ile şehrimizdeki Urfa Yüksek Tahsil Talebe Derneği üyeleri tarafından uğurlanmışlardır.

— İstanbul:

Dünden itibaren Yıldızdaki Şale Köş­künde çalışmalarına bağlayan Birleş­miş Milletler gayri resmî teşekküller konferansı bu sabah saat 9.30'dan iti­baren çalışmalarına devam etmiştir.

Konferans bugün üç komite halinde çalışmıştır.

Birleşmiş Milletler fikrinin haberle ya­yılması hakkındaki teknik mesleleri inceleyen birinci komitenin başkanlığı­na Irak delegesi Bayan Necla Sadun, ikinci başkanlığa İsrail delegesi M. Daniel Anster ve raportörlüğüne Türk delegesi İsmail İşman seçilmişlerdir.

Bu komitenin bugünkü çalışmaları ha­zırlık mahiyetinde olmuş ve muhtelif memleketlerin delegeleri Birleşmiş Mil­letler fikrinin yayılması hususunda kendi memleketlerinde yapılan faali­yetler hakkında izahatta bulunmuşlar­dır.

İkinci komitenin başkanlığına Mısır delegesi Tevfik Halil bey, ikinci baş­kanlığına Türk delegesi Bayan Safiye Hüseynî Elbi ve raportörlüğe Birleşmiş Milletler Federasyonu mümessili M. FrançoisDanssetseçilmişlerdir.

Bu komite Birleşmiş Milletler fikrinin yayılması hususunda bugüne kadar okullarda neler yapıldığı ve Birleşmiş Milletler Birliğinin Lise ve Üniversite programlarına ithalinin ne dereceye kadar kabil olacağı meselelerini incele­miştir.

Üçüncü komitenin başkanlığına Mısır delegesi Dr. Seühab, ikinci başkanlığına Suriye delegesi Bayan Vedat Ahed, ra­portörlüğe de Türkiye delegesi Bayan Esma Nayman seçilmişlerdir.

Bu komita de Birleşmiş Milletler istih­barat merkezlerinde. birer mahallî ko­mitelerinin teşkili hakkında teşebbüse geçilmesi ve bu mahallî komitelerin Birleşmiş Milletler istihbarat bürosu vasıtasiyle kendi aralarında işbirliği yapması ve Birleşmiş Milletlerin istih­barat merkezlerinin gayrı resmî teşek­küllerin Birleşmiş Milletlere ait faali­yetleri hakkında senede iki defa rapor neşretmesi meselelerini tetkik etmiş­tir.

Ayrıca bu komitede Birleşmiş Millet­lerin güçrnenler için yaptığı hizmet­lerin, istihbarat bürosu eli ile film ve broşürlerle mufassal bir şekilde halka yayılmasımeselelerid-eincelenmiştir.

Konferans yarın saat 9.30'dan itibaren çalışmalarına üç komite halinde devam edecektir.

1! Nisan 1951

—İstanbul:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar bu sabah, beraberinde Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, Genelkurmay Başkanı Or­general Nuri Yamut, Birinci Ordu mü­fettiş vekili Korgeneral Şükrü Kanat­lı, Başyaverleri Kurmay Yarbay Nu­rettin Alpkartal, Sular İdaresi Müdürü ve Sular İdaresi Şehir Meclisi mürakip üyeleri olduğu halde, evvelâ Kâğıtha-nedeki terkos süzme havuzları tesisa­tını ve bilhassa yeni döşenilen 42 km. lik su boruları tefrişati ile elektrik te­sislerini gözden geçirmiş ve "terkos fabrikasına giderek İstanbul'un su ih­tiyacını karşılayan tesisler üzerinde izahat almışlardır.

Cumhurbaşkanımız, yolda giderlerken, başta Kolordu komutan vekili ve tü­men komutanı bulunduğu halde ken­dilerini ihtiram duruşunda selâmla­yan alayımızı teftiş ve memnunluk­larını izhar etmişlerdir.

Müteakiben öğle yemeğini terkos'ta yiyen Cumhurbaşkanı, dekovil ile göle kadar gitmişler ve o civardaki tesisleri gezerek, uzun yol boyunca yapılan tef-rişaütan dolayı memnunluklarını Su­lar İdaresi Müdürüne bildirmişlerdir.

Terkos'ta ve yol güzergâhmdaki köy­lerden kendilerini karşılamaya gelen köylülerle hasbihallerde bulunan Cum­hurbaşkanımız, hararetli tezahüratla uğurlanmalardır.

—Diyarbakır :

Saat 15'de Urfa'yı terkeden Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Pro­fesör Fuat Köprülü ve Beraberindeki­ler Silvan'a gelerek kısa bir müddet kaldıktan ve halkla görüştükten sonra Siverek'e vasıl olmuşlar ve D.P. ilçe merkezi binasındaki toplantıda hazır bulunduktan sonra Diyarbakır'a uğur-lanmışlardır.

Başbakan ve Dışişleri Bakanı saat 19.30 da Diyarbakır'a varmışlar, vaktin geç olmasına rağmen Diyarbakırlıların coş­kun sevgi gösterileri arasında Beledi­yeye giderek bir müddet Diyarbakırlı­larla görüştükten sonra Orduevinde Belediye tarafından şereflerine verilen ziyafette hazır bulunmuşlardır.

Siz elbetteki kökü dişarda bulunan fikirleri kendinizden saymaz­sınız, işte sizlerin memleket düşünce­lerini herşeyin üstünde tutmanız bu­nun en büyük delilidir. Aramızda içti-had farkları olabilir. Şu gayeye eriş­mek için şu yoldan veya bu yoldan gi­delim diyenler bulunabilir. Fakat mem­leketi saadete ulaştırmak hususunda yolumuz, hedefimiz şaşmaz. Hepimizin kalblerimizin tek kalp olarak çarptığı gaye, memleketin saadeti, refahı, bu topraklar üzerinde alnımız açık olarak, efendi olarak, şerefle yaşamaktır.

Bu Diyar, asırlarca ve asırlarca Türk­lüğün bir kalesi olarak dayanmış, ka­nını, malını bekletmiş bulunmaktadır. Sizler de bu büyük fedakârlıkları ya­panların evlâdları olarak Allah göster­mesin, icap edince yarın aynı fedakâr­lığı göstereceğinizden kimse tereddüt etmez.

Bizi birleşmiş kalplerimizle bütün dün­ya bir metanet örneği olarak gösteri­yor. Hiç bir kimse bunu ihlâl cesare­tinde bulunamaz. Şerefini müdafaa için Ölümü göze almış bir milletin karşısına çıkmak hiç kimsenin hakkı ve haddi değildir.

Sizlerin kalbinizde bu hisler hâkim ol­dukça, memleketin her yerinde her bu­cağında vicdanlar bu hissi taşıdıkça mes'ut günler yakındır, bu günleri hep birlikte idrâk edeceğiz ve çektiğimiz sıkıntıların mükâfatını hep birlikte gö­receğiz, yarın gözlerimizi kapadığımız zaman çocuklarımıza mesut, hür ve her hakkı emniyet altında bir vatan terkedeeeğiz.

13 Nisan 1951

— İstanbul :

Pazartesi gününden beri Yıldızdaki Şa-le köşkünde çalışmalarına devam eden Birleşmiş Milletler Yakın ve Ortadoğu gayrı resmî teşekküller konferansı bu­gün saat 12.30'da sona ermiştir. Bu sabahki toplantıda üç gündenberi çalışmalarına devam eden komiteler raporları Genel Kurula arzedilmiş ve bunlar oybirliği ile tasvip edilmiştir. Raporların kabulünü müteakip söz alan birçok delegeler Hükümetimizin ve İs­tanbul Belediyesinin konferansa gös­terdikleri müzaharetten dolayı teşek­kürlerini bildirmişler ve memleketi­mizden çok iyi intibalarla ayrılmakta olduklarını ifade etmişlerdir.

Toplantıdan sonra kongre başkanı Prof. Mukbil Gökdoğan konferans çalışma­ları hakkında gazetecilere aşağıdaki beyanatta bulunmuştur: «Dört günden beri devam eden bölge konferansını bugün kapatmış bulunuyoruz. Üç ko­mite halinde çalışmış bulunan bu kon­feransta müsbet neticeler almak im­kânı elde edilmiştir. Birleşmiş Milletler fikrini ve haber­lerini yaymak mevzuunda çalışan bi­rinci komitenin raporunda bilhassa şu noktalar göze çarpmaktadır:

— BirleşmişMilletlereait haberle­rin yayılmasına daha fazla kuvvet ve­rilmesi.

— Birleşmiş Milletler ve insan hak­larıbeyannamesininilânıgünlerineönem verilmesi.

— Her memlekette koordinasyon ko­mitesinin teşekkülü.

— BirleşmişMilletlerhaberlerinintercüme edilerek yayılmasının temini,

— Radyolarda haftada en az 5 daki­kalık Birleşmiş Milletlere ait bir konuşmanın sağlanması,

— HermemlekettebirBirleşmişMilletler Derneği kurulması.BirleşmişMilletlertedrisatıbakımın­dan çalışan ikinci komite de şu netice­lere varmıştır :

— Birleşmiş Milletlere ait malûma­tınmektepkitaplarına alınmasıiçinMillî Eğitim Bakanlıkları nezdinde te­şebbüse geçmek,

— İstanbul'dabirresmîBirleşmişMilletler haberleşme merkezi kurulma­sını temin etmek,

— 1952 yılında yeni bir konferansın toplanması için şimdidenhazırlıklarabaşlamak,

Umumî meseleler mevzuunda çalışan üçüncü komite de çeşitli teknik mese­leler ile göçmen ve kadın hakları mev­zularında bazı kararlara varmıştır. Konferansa iştirak eden delegeler ya­rın, Belediye tarafından kendilerine tahsis edilecek otobüslerle şehrimizin tarihî ve görülmeğe değer yerlerini ge­zeceklerdir. Delegeler yarın akşamdan itibaren memleketimizden ayrılacaklardır.

18 Nisan 1951

— Ankara :

Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdür­lüğü, yaz saatinin başlangıcı olan 22 Nisan Pazar gününden İtibaren, hazır­lamış olduğu yeni ve geniş kısa dalga yabancı dil neşriyatı programını tatbi­ke koyacaktır.

10 Mart 1951 tarihli bir pro­testo notası tevdi eylemiştir.

Aradan 9 gün geçtiği halde bu nota­mıza cevap verilmemiş olması dolayı-siyle, Ankara'daki Bulgaristan Elçili­ğine 19 Mart 1951'de Bakanlığımızca bir nota tevdi edilerek Elçiliğimizin no­tasına tatminkâr bir karşılık gelince­ye kadar :

— Bulgar diplomatik kuryelerineTürkiye için transit veya duhul vizesiverilmiyeceği,

— Bulgarresmîkuryesiniihtivaedecek her nevi kap için muafiyet ta­nıyıp tanımamak hakkını mahfuz tu­tacağımız bildirilmiştir.

21 Mar 1951 tarihinde Bulagaristan Dış­işleri Bakanlığı Sofya Elçimize ce­vabî notasını tevdi eylemiştir. Bu no­tada: Sadun Terem'in elindeki kurye mektubunda mumaileyhin kaç adet resmî kap taşıdığının yazılmadığından bunun kurye mektubu vasfından mah­rum «alelade bir kâğıt" olduğu ve bin-netice hamilinin bu sebeple kurye sı­fatım haiz olamıyacağı iddia ve muma­ileyh ile ailesi efradının eşyası ve üzer­leri aranırken cebrü şiddet kullanıldığı inkâr edildikten sonra Sadun Terem­in üzerinde yabancı döviz bulunduğu bildirilmekte ve bunları beyan etme­miş olduğuna işaretle mumaileyhin dö­viz kaçakçılığı yaptığı beyan olunmak suretiyle vakıaya alelade bir kaçakçı­lıkvukuu halindeyapılmasımutad

— Malatya :

Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı •Samet Ağaoğlu, beraberinde Demok­rat Parti Malatya bölge müfettişi İoel Milletvekili Hüseyin Fırat olduğu hal­de bugün saat 12.50'de uçakla Anka­ra'dan şehrimize gelmiştir.

Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu'nun şehrimize gelece­ğini duyan binleroa Malatyalı ilçeler­den, gelen Demokrat Parti Heyetleri de dahil olmak üzere hava meydanına top­lanmış bulunuyordu.

Başta Vali vekili olmak üzere binlerce Malatyalının alkışları arasında uçak­tan inen Devlet Bakam Başbakan Yar­dımcısı kendisini selâmlayan askerî kı­tayı teftiş etmiş ve tezahürat arasında şehre inerek doğruca Hükümet kona­ğına gittikten sonra meydanda toplan­mış olan Malatyalılara şu hitabede bu­lunmuştur :

«Aziz Malatyalılar,

Şahsımda yeni iktidara gösterdiğiniz bu büyük muhabbete kargı şükranları­mı arzederim.

Aziz ve kahraman Malatyalılar,

Hükümetim ve şahsım namına hepinizi hürmet ve saygı ile selâmlarım. Ara­nızda kalacağım günler zarfında siz­lerle etraflı bir şekilde konuşacağım, ve dertlerinizle yakından alâkadar ola­cağım.

Malatyalı vatandaşlarım, selâmlarınızı ve teveccühlerinizi hükümetinize gö­türeceğim. Demokrasi inkilâbınm fe­yizlerini Malatya'da da yakinen gör­düm. Bunu Hükümetinize bildirmeyi bir vazife bilirim.

Benim için zahmet ettiniz. Yine görü­şürüz, sağolun aziz Malatyalılar.»

Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı daha sonra daire müdülerini, resmî te­şekküller ve Partililer mümessillerini Hükümet konağında kabul etmiştir.

— Ankara :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar bugünden .sonra yeni açılan Türk fotoğraf ajan­sını ziyaret etmiştir.

Bu ziyaret esnasında bazı milletvekil­leri, Ankara Valisi Necati İlter, Baş­bakanlık müsteşarı Ahmet Salih Korur, Başyaver Kurmay Albay Nurettin Alp-kartal hazır bulunmuştur.

— İstanbul:

26-29 Nisan tarihlerinde Helsinkide ya­pılacak dünya serbest güreş birincilik­lerine iştirak edecek olan millî takımı­mız cuma günü saat 10 da hava yoliyle Finlândiyaya hareket edecektir.

19 Nisan 1951

—- Malatya :

Şehrimizde bulunan Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu dün öğleden sonra beraberlerinde Vali vekili ve Partiler bölge müfettişleri ol­duğu halde Belediyeyi, garnizon ko­mutanlığını ziyaret etmiştir. Daha son­ra Demokrat Partiyi ziyaret eden Sa­met Ağaoğlu burada ilçelerden gelen heyetlerin dilek ve arzularını tesbit et­tikten sonra Halk Partili vatandaşlara şu hitabede bulunmuştur :

«Halk Partili vatandaşlar,

Size Hükümetin selâm ve sevgilerini getirdim. Sizin de selâm ve sevgileri­nizi Hükümetinize götüreceğim.

Malatyalı vatandaşlar,

Hepimiz hangi Partiye mensup olursak olalım, ister Demokrat Partiye, ister Halk Partisine mensup olalım, her şey­den evvel Türk milletinin mensubuyuz ve bu memlekete hizmet etmek mev­kiinde bulunuyoruz. Bu hizmetten do­layı da haz ve şeref duyuyoruz. Bunun için de bahtiyarız. Malatya'nın dertleri ve ihtiyaçlariyle yakinen alâkadarız. Hepimiz, sık sık Malatya'ya gelerek Malatya'nın dertlerini mahallinde gö­rüp orada halledilmesi gerekenleri ora­da, Hükümette halledilmesi icabeden-leri Hükümette halletmeğe çalışacağız. Bu memlekette çok büyük bir inkilâp olmuştur. Milletin reyi ile iş başına ge­len Hükümet, hangi Partiye mensup olursa olsun, her şeyden evvel, milletin Hükümetidir.

Halk Partili Arkadaşlar,

Bu memlekette Demokratik hayatın nimetlerinden en âzami şekilde istifa­de etm-ek için kardeşlik bağlarının kuv­vetlendirilmesi, Partililer arasındaki yanlış düşüncelerin kaldırılması lâzım­dır. Parti düşünceleri arkadaşlarımıza, kardeşliğimize tesir etmemelidir. Eğer bunun aksi olan ciheti kabul ederseniz, millet ve Allah nezdinde mesul olur­sunuz. Hepimiz ve hepiniz kanun nez­dinde ayni hakka sahibiz. Dâvayı bu şekilde anlar ve öyle kabul edersek saadet günü açılmış olacaktır. Önümüz­de bir seçim vardır. Bu seçimin kanun hükümleri içerisinde yapılacağından emin olmalısınız. Seçimi hangi Parti kazanırsa kazansın, ister Demokrat Parti ister Halk Partisi kazansın, on­dan sonra sizlere düşen vazife ona el­birliğiyle müzahir olmak ve yardım et­mek olmalıdır.

Hükümet olarak, biz, bu vazifemize devam ediyoruz. Sizlerin de vatandaş olarak vazifeniz bizlere yardımcı ol­manızdır. Bu seyahatimde Malatya'yı çok canlı ve uyanık gördüm. Üç sene evvel Malatya'ya ilk geldiğimde Ma­latya bu kadar canlı değildi. O zaman siz Halk Partililer bile bu şekilde top­lanmak cesaretini gösteremiyordunuz. İşte yalnız sizin ve bizim değil, hepimi­zin müşterek eserimiz olan bu neticeyi elele vererek daha ileriye götürmek hepimizin vazifesidir.-

— Ankara :

5 Ocak 1950 tarihli Türk-Yugoslav ti­caret anlaşmasına ek listelerin yürür­lük sürelerinin uzatılmasına dair 13 Nisan 1951 tarihinde Dışişleri Bakan­lığı ile Yugoslavya federatif halk cum­huriyeti büyük elçisi arasında mektup teatisi suretiyle bir anlaşmaya varıl­mıştır.

Bu hususta teati edilen mektuplar aşa­ğıdadır :

Bay Büyük Elçi,

Mefadı aşağıda yazılı bugünkü tarihli mektubunuzu aldığımı bildirmekle şe­ref kazanırım.

«Ayni tarihli ticaret anlaşmasına ek 5 Ocak 1950 tarihli mektuba ve Yugos­lavya Federatif Halk Cumhuriyeti Bü­yük Elçiliğinin 20 ocak 1951 tarihli no­tasına atfen, Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti Hükümetinin, tica­ret anlaşmasının 2' nci maddesinde sö­zü geçen (a) ve (b) mal listelerinin yü­rürlüğünün 30 Haziran 1951 tarihine kadar ve mezkûr listelerde derpiş edi­len kontenjanların yarısı için olmak üzere uzatılmasında mutabık olduğunu size bildirmekle şeref kazanırım.

Şurası mukarrerdir ki bu devre zarfın­da daha büyük miktarlar hakkında ta­lepler vuku bulduğu takdirde Yugos­lavya Federatif Halk Cumhuriyeti Hü­kümeti bunları hayırhahlıkla tetkik et­meğe gayret edecektir.

Bu temditten sonra yukarıda sözü geçen listelerin yürürlüğü, iki tarafın de­ğişiklik yapılması hususunda mutaba­kata varmaları hali mahfuz olmak üze­re, ekli bulundukları ticaret anlaşma-sile ayni tarzda ve ayni müddetler için uzatılmış sayılacaktır.

Ekselansınızdan, yukarıdaki hususlar hakkında Türk Hükümetinin muvafa­katini bildirmenizi rica ederim.

Yukarıdaki hususlar hakkında Hükü­metimin mutabık olduğunu size bildir­mekle şeref kazanırım.

Derin saygılarımın kabulünü rica ede­rim Bay Büyük Elçi.

Fatin Rüşiü Zorlu

Bay Elçi,

Ayni tarihli ticaret anlaşmasına ek 5 Ocak 1950 tarihli mektuba ve Yugos-layva Federatif Cumhuriyeti Büyük Elçiliğinin 20 Ocak 1951 tarihli nota­sına atfen, Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti Hükümetinin, ticaret an­laşmasının 2 inci maddesinde sözü ge­çen (a) ve (b) mal listelerinin yürürlü­ğünün 30 Haziran 1951 tarihine kadar ve mezkûr listelerde derpiş edilen kon­tenjanların yarış: için olmak üzere uzatılmasında mutabık olduğunu size bildirmekleşerefkazanırım.

Şurası mukarrerdir ki, bu devre zar­fında daha büyük miktarlar hakkında talepler vuku bulduğu takdirde Yugos­lavya Federatif Halk Cumhuriyeti Hü­kümeti bunları hayırhahlıkla tetkik et­meğe gayret edecektir.

Bu temditten sonra, yukarıda sözü ge­çen listelerin yürürlüğü, iki tarafın değişiklik yapılması hususunda muta­bakata varmaları hali mahfuz olmak üzere, ekli bulundukları ticaret anlaş-masile ayni tarzda ve ayni müddetler için uzatılmış sayılacaktır.

Ekselansınızdan, yukarıdaki hususlar hakkında Türk Hükümetinin muvafa­katini bildirmenizi rica ederim.

Derin saygılarımın kabulünü rica ede­rim Bay Elçi. Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti Büyükelçisi L. Radovanoviç

— Malatya :

Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu bu sabah saat 10.30'da Hükümet alanında toplanmış olan Ma­latyalılar huzurunda şu konuşmayı yapmıştır:

Her çeşit tahriklere kulakları­mızı tıkayalım. Biz burada memleke­tin her tarafında olduğu gibi evvelâ Hükümet olarak, mutlak bir şekilde Türk milletinin Hükümeti olarak, Türk vatanının Hükümeti olarak ka­nunların pürüzsüz tatbiki peşinde ko­şacağız. Bizim için birinci gaye Hükü­met olarak vazifemizi yerine getirmek olacaktır. Ancak Hükümet olarak bu vazifemizi yerine getirirken partili ar­kadaşlarımızın hangi partiye mensup olursa olsunlar Hükümete yardımcı ol­maları icap eder. Hükümetin kanunları tam olarak tatbik etmesi için büyük bir hüsnüniyetle Hükümetin elinden tutmaları icap eder. Böyle yapılmadığı takdirde bir takım tahriklerle bu dost­luk elinin sıcaklığı soğutulmaya çalı­şıldığı takdirde aziz Malatyalıların ve aziz Malatyalıların muhtelif partilere ayrılmış olan, siz partililerin şahsî za­rarlarınız çok küçük kalır, memleket büyük zarara uğrar. Bunu size hatır­latırım.

Muhterem Malatyalılar, millî birlik, partiler arası iyi münasebetler bu memlekette yepyeni bir devir açacak­tır. Bugün artık ortada bir Malatya meselesi yoktur. Bugün ortada Türk milletinin itilası için çalışan partilerin fikir mücadelesi, centilmence fikir mü­cadelesi yapması vardır. Biz istiyoruz ki bu fikir mücadelesi daima bugünkü şekilde devam etsin, gayri mesul bir takım adamlar bu güzel münasebetleri bozmaya niyetlenmesinler. Neden bu­nun üzerinde bu kadar durdum? Arka­daşlar, biliyorsunuz ki, Malatya'da bir seçim vardır. Belediye seçimi mevzuu vardır. O kanaatteyim ki, partili ar­kadaşlarımız, her iki taraf arkadaş­larımız seçimi muhakkak kazanmak için yapacakları gayretler yanında, se­çimi pürüzsüz geçirmek için aynı gay­reti gösterirlerse aziz Malatyalılar rey­lerini kime vereceklerini çok iyi takdir ederler. Parti mücadelelerini tahrik edici köşelere çekmeyelim. Vatandaş­lara her iki parti olarak en iyi nam­zetlerimizi irae edelim. Hükümet kanu­nun tam olarak tatbikini temin edecek­tir. Partiler Hükümete yardım ettiği takdirde bir ay sonra Malatya en iyi Belediyesine kavuşacaktır. Çünkü ar­kadaşlar, halkın sesi hakkın sesidir. Çünkü arkadaşlar milletin yükselme­sinin temelini, o milleti teşkil eden fertlerin hür vicdanla reylerini kullanmaları hâdisesi teşkil eder. 14 Mayıs­ta bu hâdisenin temeli atıldı. Bu yeni devrin temeli atıldı. Ondan sonra yapı­lan bütün seçimler aynı şekilde cere­yan etti. Simdi Malatya Belediye seçi­mi de 14 Mayıs seçimi gibi bütün Ma­latyalılara ve bütün Türk milletine if-. tihar verici bir şekilde geçecektir. Bu­na emin bulunuyoruz.

Muhterem Malatyalılar, müsaade eder­seniz sözlerime bir hatıra ile nihayet vereyim. Bundan üç sene evvel iki muhterem arkadaşla beraber gene bu­raya gelmiştim. O zaman Demokrat Parti idare heyetini teşkil eden üç dört arkadaşla hasbihallerde bulunmuştum. Malatya halkı bizi yeni görüyordu. So­kakta dolaştıkça onları okşadıkça ya­vaş yavaş etrafımıza sokuldular. Yine burada bu meydanda kendilerine hitap ettik ve dedik ki: «Bizim gayemiz Türk milletinin yükselmesinden iba­rettir. Biz bu gaye üzerinde yürüye­cek, günün birinde iktidara geleceğiz. Ve o zaman bu yükselmenin tedbir­lerini alacağız.»

Çok bahtiyarım. Ne fani insanlarız ki, üç sene evvel söylediğimiz söz, Malat­yalılara verdiğimiz söz, Malatyalıların karşısında yaptığımız yemin yerine ge­tirilmiş bulunmaktadır. Bu geçmişe dayanarak yine size cesaretle şunu söylüyorum. Hükümet olarak, yeni ik­tidar olarak Malatyalıların ihtiyaçları­nı karşılayacağız. Malatyalıları lâyik oldukları medeniyet ve refah seviye­sine en kısa bir zamanda ulaştıracağız.» Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Öğleden sonra saat 17 de mensucat fabrikasını ziyaret ederek işçilerin dertlerini dinlemiş ve saat 18'de de Öğretmenler Lokaline giderek öğret­menlerle konuşmuştur.

Samet Ağaoğlu akşam mensucat fab­rikasında her iki parti tarafından şe­refine verilen ziyafette hazır bulun­muştur.

20 Nisan I951

— İstanbul:

Helsinki'de yapılacak dünya güreş bi­rinciliklerine iştirak edecek olan millî takımımız bu sabah saat 30 da İskan­dinav hava yollarının bir uçağı ile yo­la çıkmıştır.

Güzel bir havada yola çıkan güreşçi­lerimiz, Yeşilköy Hava Alanında böl­ge mensupları, gazeteciler ve kalaba-

lık bir halk kütlesi tarafından muvaf­fakiyet temennileriyle uğurlanmışlar-dır.

Kafilemiz üç idareci, bir hakern ve do­kuz güreşçiden ibarettir. Kafileye gü­reş federasyonu başkanı Sadullah Çift-çioğlu başkanlık etmekte idareci ola­rak da ikinci başkan Dr. Saip Koydar-tı, antrenör Nuri Baytorun ve hakem Vefik bulunmaktadır.

Giden serbest güreş millî takımımız şu güreşçilerden müteşekkildir:

52 kilo: Ali Yücel, 57 kilo: Nasuh Akar, 62 kilo N. Zafer, 67 kilo: İbra­him Zengin, 75 kilo Celâl Atik ve Ne­cati Morgül, 79 kilo Haydar Zafer, 87 kilo Yaşar Doğu, Ağır: Adil Cande-mir.

Hareketten evvel kendisi ile görüşen bir arkadaşımıza kafile başkanı Sa­dullah Çiftçioğlu bu müsabaka için programlı bir şekilde çalışarak iyi ha­zırlanmış olduklarını, kuvvetli bir ümitle yola çıktıklarını, inşallah yüz­lerinin akıyla döneceklerini söylemiş­tir.

Antrenör Nuri Baytorun ise muhtelif milletlere mensup yüzden fazla güreş­çinin katılacağı müsabakaların çetin ve çekişmeli olacağım tahmin ettiğini, takımımızın en az dört birincilik al­ması ihtimalinin çok kuvvetli olduğu­nu, takım itibariyle dünya serbest gü­reş birinciliğine en kuvvetli namzet ol­duğumuzu söylemiştir.

Güreşçilerimizin hemen hepsi kazan­mak için bütün gayretleri ile çalışacak­larını belirtmişler ve bütün emellerinin yurda galibiyetlerle dönmek olduğunu söylemişlerdir.

— Ankara :

Haber aldığımıza göre, Avrupa konse­yi âzası devletlerin kendi aralarında kültür anlaşmaları akdetmelerini tav­siye hususunda konseyin Bakanlar komitesince 5 Kasım 1949 Paris top­lantısında alınmış olan karara tevfi­kan, Türkiye ile Yunanistan arasında bir müddetten beri cereyan eden mü­zakereler neticesinde hasıl olan mu­tabakat üzerine bugün Dışişleri Bakan­lığımızda bir kültür anlaşması imza­lanmıştır.

Anlaşmayı Türkiye Cumhuriyeti Hü­kümeti namına Dışişleri Bakanlığı umumî kâtibi büyük elçi Faik Zihni Akdur, Yunanistan Krallık Hükümeti adına Yunanistan'ın Ankara büyük elçisi ekselans M. Alexandre Contou-mas imzalamışlardır.

İmza töreninde Dışişleri Bakanlığı bi­rinci Daire Reisi Elçi Bülend Uşaklıgil ile umum müdür Rıfki Zorlu ve Yuna­nistan Büyük Elçiliği Başkâtibi M. Georges A. Warsany, Kâtip M. Andre E. Tendis hazır bulunmuşlardır.

İki memleket arasındaki kültür müna­sebetlerini inkişaf ettirecek olan ve Avrupa Konseyi üyesi devletler ara­sında takarrür eden umumî esaslardan mülhem bulunan bu anlaşma, ilmî ve meslekî elemanlar ve talebe teatisi, burslar ve yaz tatili kursları ihdası, ilim cemiyetleri ve terbiyevî gaye gü­den gençlik ve spor teşekkülleri ara­sında teşriki mesai temini, Maarifle ilgili sergiler açılması, faydalı eser ve neşriyat mübadelesi gibi hususları der­piş eylemektedir. Bu anlaşmanın iki komşu memleketi yekdiğerine bağlı-yan dostluk rabıtalarını takviyeye me­dar olacağı şüphesizdir.

—Ankara :

Yedek Subay Okulunun 33'üncü döne­minin sona ermesi münasebetile bugün Yedeksubay Okulunda saat 15.30'da bir tören yapılmıştır.

Törende Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen, Ulaştırma Bakanı Seyfi Kurtbek, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları, Kur­may başkanları, Millî Savunma Bakan­lığı Müsteşarı, Generaller, Üniversite Profesörleri, Vali, Emniyet Müdürü, Merkez Komutam, Amerikan Askerî Yardım Heyeti Kara Gurubu mensup­ları ve kalabalık bir davetli kütlesi hazır bulunmuştur.

21 Nisan 1951

—İstanbul:

Bu sabah saat 10'da Heybeliada Deniz Harp Okulunu bitiren genç subayları­mıza törenle diplomaları verilmiştir.

Törene istiklâl marşı ile başlanmış ve müteakiben okul komutanı tarafından kısa bir hitabe ile mezunlara diploma­ları verilmiştir.

Törende, Eğitim komutanı Tuğamiral Tacettin Talayman, Vali muavini Fu­at Alper, Adalar Kaymakamı ve yük­sek rütbeli subaylar hazır bulunmuş­lardır.

Tek başıma dilediğim gibi ve aklıma geldiği gibi karar vermek ve hareket etmek benim yapacağım bir iş değil­dir. Bize tevcih edilmiş olan suallerin çoğunun cevabını Büyük Millet Mecli­sinin ve mesul heyetlerin kararlarında bulmak mümkündür. Bunları gazeteler radyolar her gün umumî efkâra bildir­mektedir. Meselâ lâikliği vicdan hür­riyeti manasında anladığımızı ve bu­nun tatbikatta ne suretle tecelli ede­ceğini birçok defalar ifade etmiş bulu­nuyoruz. Böyle olmasına rağmen yeni yeni sualler sorulmasını, dilek ve te­mennilerde bulunmak mahiyetinde ka­bul etmek icap ediyor. Yeni yeni talep ve dileklerin ise parti nizamına ve pro­gramımıza uygun olması ve mahiyetine göre büyük kongremizin kararma ar-zolunması gereklidir.

Meselâ işçilerimizin durumu hakkında birçok tenkidler ve temenniler ileri sürüldü. Herhangi bir sosyal sınıf adı­na aynı dilekler ileri sürülürken, ta­leplerde bulunurken Ölçünün kaybe­dilmemesi memleket umumî şartları­nın ve umumî menfaatinin gözden uzak tutulmaması icap eder.

İşçilerimizin haklı, ölçülü ve memle­ketin umumî menfaati ile telifi kabil olan isteklerini programımız dahilinde yerine getirmek bizim için en zevkli bir vazife olacaktır. Fakat işçi mesele­leri, sosyal davalar üzerinde görüşü­lürken içinde yaşadığımız topluluğun çok bariz hakikatlarmı unutmamalıyız.

Bu memlekette sosyal adaletin sadece işçi meselelerinden ibaret olduğunu sanmak hata olur. Nüfusumuzun % 80'ni köylerde yaşamaktadır. Bunun büyük bir kısmı ziraatle, çifçilikle meş­guldür.

Büyük çoğunluğu itibariyle toprağa bağlı vatandaşlarımızın yaşama şart­larının işçilerimizinkinden daha iyi ol­duğunu maalesef iddia etmek asla mümkün değildir. Bu memleketin en büyük sosyal davası, nüfusumuzun en büyük kısmını teşkil eden ve geri şart­lar içinde yaşıyan köylü ve çiftçimizin kaderini değiştirmek teşkil eder. Bu­nu söylemekte maksadım memleket meselelerinin parça parça ve bir bir-leriyle nisbet ve münasebetlerini gö­zetmeden ele almanın hatalı olduğunu işaret etmekten ibarettir.

Bütün istihsal şubelerini ve bunlarda çalışan vatandaş zümrelerini birisi ek-


sik olmaksızın hepsini birden gözö-nünde bulundurmak mecburiyetinde­yiz. Tedbirlsrimizdeki isabet derecesi ancak böyle bir memleket görüşüne sahip olmağa bağlıdır.

Mütemadiyen ileri atılan vaidler me­selesine sözü intikal ettiren Başbakan, bu meseleyi de uzun uzadıya izah ede­rek demiştir ki:

Arkadaşlar,

Vergi kanunlarımızdan ahti demokra­tik kanunlardan ve daha birçok ka­nunlardan şikâyetler ileri sürüldü. Bütün bunların üzerinde Büyük Mil­let Meclisinin ve hükümetinizin büyük bir hassasiyetle çalıştığını ifade etmeyi dahi lüzumsuz addederim.

Millet iradesini temsil eden Büyük Meclisin ve millet hizmetinde bulunan Hükümetin bu kürsüde ifadesini bulan dert ve meselelerden haberdar olma­masını elbette kabul etmezsiniz. Bir taraftan asırlarca geri kalmış bir mem­leketin birikmiş 1001 derdi ortada du­rurken diğer taraftan dünyanın baş döndürücü bir hızla ilerlemekte olma­sının topluluk hayatımızda bugünden yarma yarattığı yeni yeni bir sürü ih­tiyaçlar karşısında şikâyet etmemek ve dertlenmemek mümkün olmaz. An­cak bütün bunların kısa bir zamanda giderilmesini istemek de insafsızlık olur. Bu bahiste zamanın ve imkân­ların en büyük tesiri haiz olduğunda şüphe yoktur. Buna rağmen imkân­ların çok iyi kullanılmakta olduğunu sizlere vicdan huzuru içinde ifade ede­bilirim.

Sözüm buraya gelmişken artık Demok­rat Partinin vaidleri ve bu vaidlerin yerine getirilmediği masalını da bir sona bağlamak lüzumuna işaret etmek isterim.

Kimler tarafından, ne gibi vaidler ya­pılmış olduğunu bilmiyorum. Şayet şu­rada burada Demokrat Parti adına se-lâhiyet sahibi olmaksızın şu veya bu şekilde sözler söylenmiş ise, vaidlerde bulunulmuş ise bunların Partimizi il­zam etmiyeceği pek tabiidir.

Şahsen o vaidleri yapanlar, yine şah­sen o vaidleri yerine getirmeye çalış­sınlar. Fakat biz Parti olarak an­cak parti nizamnamemizdeki, prog­ramımızdaki taahhütlere ve seçim be­yannamelerimizde ifade ettiğimiz vaid­ler ne ise yalnız ve yalnız onlara bağ­lıyız. Nizamname ve programımız resmî beyanldar ve seçim beyannameleri­mize göre yapmak mecburiyetinde ol­duğumuz neler varsa bunları zaman ve imkânlar ölçüsüne vurarak münakaşa etmeğe daima hazırız.

Bundan sonra belediye başkanlarının ve Hükümet başkanının aynı zamanda Parti Başkanı olmamaları hakkındaki mütalâaya cevap veren Adnan Men­deres bu meseleyi de izah ederek de­di ki :

Arkadaşlar,

Delege arkadaşlarımızdan birisi beledi­ye başkanlarının aynı zamanda parti başkanı olmamalarını söyledi ve bu bahaneye dayanarak Hükümet Baş­kanlığı ile Demokrat Parti Başkanlığı­nın bir kimsenin uhdesinde bulunma­ması lüzumunu ileri sürdü. Derhal söylemeliyim ki bu mesele evvelâ bir nizamname meselesidir. Nizamnamenin müsaade ettiği bir hususu memnu kıl­mak kimsenin hakkı değildir. Delege arkadaşımız sözlerine şunları da ilâve etti:

Belediye başkanı aynı zamanda Parti başkanı olursa belediyeden şikâyeti ki­me yapacağız. Partinin bir şikâyet mer­ciinden başka birşey olmadığını kabul eden bu zihniyette isabet görmüyorum. Belediyelerin sevk ve idaresi şehir ve kasaba halkı tarafından serbest rey ile seçilmiş meclislere mevdudur.

Bundan başka Hükümet de Belediye ça­lışmalarım murakabe ile vazifelidir. Ve nihayet kanun vardır. Mahkeme var­dır. Bu mevzuda partiye düşen bir va­zife varsa o da ancak çalışmalarda ahengi temin etmek suretiyle hizmet olabilir. Parti kademelerini bir şikâyet ve icra mevkii haline getirmek dünün çok haklı olarak şikâyetlerimizi mucip olan vaziyetine düşmek demek olmaz mı? Demokrat Parti Başkanlığı ile Hü­kümet Başkanlığının bir arada olma­ması bahsine gelince: Biliyorsunuz ki, biz vaktiyle Devlet Başkanlığı ile Par­ti Başkanlığının bir zatın uhdesinde yerleşmemesi prensibini parti olarak müdafaa ettik ve iktidara gelir gelmez Devlet Reisi seçilen muhterem Başka­nımız bu prensibe sadık kalarak derhal Parti Başkanlığından istifa ettiler. Bi­naenaleyh, Hükümet Reisinin parti başkanı olnııyacağma dair ne kabul et­tiğimiz bir prensip ne de nizamname­mizde bir hüküm vardır.

Arkadaşlar,

Hattâ başka demokrat memleketlerde de böyle bir prensip mevcut değildir. Aksine olarak bir çok hallerde parti başkanları aynı zamanda hükümet başkanlarıdır. Delege arkadaşım ne gibi zaruretler ve mahzurlara dayana­rak böyle bir tenkid ileri sürmüş ol­duğunu izah etmiş bulunsaydı kendi­sine daha geniş cevap vermek fırsatını elde etmiş olurdum. Fikrimce hele şu yeni bir nizamı tesis ve muhafaza et­mek devresinde Hükümet mesuliyet-leriyle parti programının tatbiki zaru­retlerini en iyi şekilde telif edebilmek için parti başkanının aym zamanda Hü­kümet başkanı bulunması da ayrıca faydalı olur.

Sonra meselenin diğer bir tarafım da açmanın sırası gelmiştir. Kabinede va­zife alanlar Parti Genel Kuruluna aza seçilmemelidir, yolunda fikirler de tel­kin edilmeğe çalışılmaktadır. Bazı Ba­kan arkadaşların Genel Kurulda aza bulunmaları ancak Hükümet ve Parti arasında memleket menfaatlerinin ica-bettirdiği işbirliğinin teminine yarar. Büyük Kongre şayet falan veya falan zatın Genel Kurulumuzda Partiye fay­dalı hizmetler görebileceğine kail bu­lunursa, sırf Bakan oldukları için on­ların bu hizmetlerinden müstağni kal­mak zaruretine ne için ve ne sebeple hükmolunabilir. Asıl mesele Hükümet­te olan vazifenin daima muvakkat ol­duğu ve zamanla mukayyet olmadığı keyfiyetidir. Fikrimi biraz izah edeyim: Partide kendisinden hizmet umulan in­sanlar Bakan oldukları için Genel Ku­rula seçilmezlerse büyük kongreden kısa bir müddet meselâ bir ay sonra Hükümet değişir ve Bakan olmazlarsa o halde kendilerinin tecrübeye daya­nan hizmetlerinden partinin sebepsiz olarak Öbür kongreye kadar yani iki yıl mahrum kalması neticesini verir.

Sevgili delege arkadaşlarını bu nok­taya şöyle cevap vermektedir :

«Adam mı bulamıyoruz? Bir insana hem partide hem Hükümette vazife veriyoruz. Niçin iki vazife bir şahısta toplanıyor?»

Kendisine derhal cevap vereyim :

Bir şahısta iki vazifenin birleşmesi, müsterih olsunlar katiyen anti demok­ratik değildir ve nihayet kimi isterse onu seçmek ve dilediği gibi kararı al­mak hakkı sadece büyük kongreye aittir.»

Halkevleri meselesine geçen Başbakan, meselenin uzun boylu tetkik edildiğini ve proje hazırlandığını ve meclis gru-pu idare kurulu üyelerine tevdi edil­diğini ve yakında bir karara bağlana­cağını ifade etmiş . ve partiler arast münasebete geçerek partiler arasın­da esaslı bir selâhm husul bulmasına dikkat edildiğini ve Türk milletinin partilerin birbirleriyle kavga etmeleri­ni değil sevgi bağlariyle hareket etme­lerini arzu ettiğini söylemiş ve parti­lerin arasında münakaşalar, mücadele­ler olacağını fakat bunun gırtlaklaşma demek olmadığını beyan etmiştir.

22 Nisan 1951

— Balıkesir :

Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan dün gece Demokrat Parti kongresinde sık sık alkışlarla ve kon­grenin tasvipleriyle karşılanan çok gü­zel bir hitabe irad etmiş ve Balıkesir­lilerin kendisine karşı gösterdikleri sevginin şükranını andıktan sonra çe­şitli Parti ve Devlet işleri hakkında izahatta bulunmuştur.

Başkan bu arada demiştir ki:

«Balıkesir'e geldiğimizin hemen aka­binde bazı arkadaşların haklı olarak tebarüz ettirdikleri gibi millet irade­siyle kurulmuş olan iktidar devresinde kongrelerini yapmış bulunuyorlar. Bu, Balıkesir'in tarihî hayatında büyük bir gündür.

Delege arkadaşlarım çok güzel ve zevk­te takip ettiğim konuşmalar yaptılar. Bunların bir kısmı malî dertlerdir, bir kısmı memleketin umumî ihtiyaçları üzerinde temerküz ediyor. Elbette ki sayın Adnan Menderes bunlara tatmin edici cevaplar verecektir.

Arkadaşlar,

Bu milletin çocukları böyle bir devrin, böylebirizdırabınmahrumiyetleri içindengeçerekbugünküDemokrat Parti iktidarını kurmuşlardır ve şim­di de bu ızdirap ve mahrumiyetleri gi­dermek için çalışıyorlar. Toprak saha­sında, büyük sular bahsinde, yol da­vasında ve bütün memleket ihtiyaçla­rında elbetteki göğüs kabartıcı şekil­de ilerlemeler olmuş ve Hükümetiniz, Büyük Meclisiniz bunları ehemmiyetle elealmışbulunmaktadır.Milletlerin kalkınması hem zor, hem de kolaydır. Yeter ki bu ihtiyaçlar bu milletin ru­hunda ve vicdanında yerleşmiş olsun.

Türk milleti kendi işini kendi eline al­mış da ne zaman başaramamıştır. Köylünün ve müstahsilin büyük ihtiyaç­ları en kısa zamanda cevaplandırıla­caktır. Yüksek Meclis ve Milletvekil­leri ana dertlerüzerindevesizlerin

ızdıraplarımzı gidermek için çalışıyor­lar.»

Büyük Millet Meclisi Başkanı Kon­grede de bahis mevzuu olan göçmen meselesine temas ederek demiştir ki: «Hükümet, binbir iş içerisinde, göç­men davasını da esaslı surette ele al­mıştır. Bugüne kadar milletçe yapılan yardım miktarı 10 milyona yakındır. Aynî yardımlar milyonların üstündedir. Milletimizin göçmenlere karşı gösterdi­ği hüsnükabul göğüs kabartıcı bir şekil­dedir, Kahraman Türk köylüsü Bulga­ristan'dan gelen yurtdaşlarım davul zurnalarla karşılıyarak bağrına bas­maktadır. Diğer taraftan böyle bir mu­haceret yaratarak Türkiye'yi iktisadî bir sıkıntıya maruz bırakmak isteyen meşum politika ise tam bir hezimete uğramış ve memleketimizin kuvvet ve kudreti bu sahada da kendini göster­miş ve bunu hazırlıyanlara en ağır dar­beyi indirmiştir.^

Büyük Millet Meclisi Başkanından son­ra söz alan Manisa Milletvekili Fevzi Lütfü Karaosmanoğlu çok heyecanlı ifadelerle dolu olan ve sürekli alkış­larla kesilen nutkunda ezcümle demiş­tir ki:

«Sözüme başlarken evvelâ kendimden bahsedeceğim.Busabahuykudan uyandığım zaman kendimde büyük bir inşirah duydum. Çünkü kıymetli arka­daşlarımınrefakatindehürriyetve demokrasiuğrundaçalışan hemşehri­lerimin arasına karışmış olacaktım. İş­te güzel bir bahar sabahında dinç bir insan halinde yola çıktım, Balıkesirli­leri, eski dostlarımı memleket ihtiyaç-îariylebaşbaşakalmış insanları gör­mekle bahtiyar oldum.

Muhterem Balıkesirliler,

Bu memleketin çocukları sıkıntılı gün­lerde bile ümitlerini kaybetmemişler­dir. Bu kudret hâlâ devam etmekte­dir. Memleket tesanüdünün bozulma­ması ve Demokrat Partinin muvaffak olması için herşeyi yapmakta asla te­reddüt etmemişlerdir. Bu memlekette Demokrat Partinin istihsal ettiği §ey hürriyettir. Hürriyet istihsal edildik­ten sonra bu hürriyeti kökleştirmek de onun vazifesidir. Partiler arasında te-sanüd ve ahengi temin için. herşeyden evvelHürriyetnizamınınmünakaşa

götürmez bir hakikat olduğu unutul­mamalıdır."

Fevzi Lütfü Karaosmanoğlu bundan sonra memlekette çiftçi kütlesinin baş-lıbaşma bir mesele olduğu hakikati üzerinde durmuş, bu meseleyi uzun uzadıya teşrih ederek halli zamanının geldiği yolundaki kanaatini izah et­miştir.

—Balıkesir :

Bu sabah Büyük Millet Meclisi Başka­nı Refik Koraltan, beraberinde Kocaeli Milletvekili ve Kızılay Genel Sekrete­ri Ethem Vassaf olduğu halde bir göç­men, misafirhanesini ziyaret etmiştir. Misafirhanedeki göçmenler mürettep yerlerine sevkedilmiş olduklarından yalnız bir kaç aile bulunuyordu. Göç­menler her yerde, yollarda, vapur ve trenlerde, misafirhanelerde gördükleri şefkat ve ilgiyi gözyaşları ile belirt­mişler ve teşekkür etmişlerdir.

Refik Koraltan göçmenlerden aldığı izahattan memnun olarak ayrılmıştır.

Kızılay Genel Sekreteri ayrıca Kızı­lay'ın yangından sonra 20 bin lira sar-federek yaptırmış olduğu muvakkat dükkânları gezmiş ve esnaf Kızılay'ın hareketinden çok büyük memnunluk duyduklarını söylemişlerdir.

Doktor Ethem Vassaf bundan sonra memleket doğum hastahanesini gezmiş ve ev hemşiresi kurslarını da ziyaret etmiştir.

—Ankara :

Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes ve beraberlerindeki zevat bugün saat 15.45'te özel bir uçakla Balıkesir'den şehrimize dönmüşlerdir.

Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Baş­bakan hava alanında Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu, Bakanlar, Milletvekilleri, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, Ame­rikan Askerî Yardım Heyeti Başkanı General Arnold ile askerî ve mülkî erkântarafındankarşılanmışlardır.

Cumhurbaşkanı adına Başyaver Kur­may Yarbay Nureddin Alpkartal Bü­yük Millet Meclisi Başkanına ve Baş­bakana «hoş geldiniz» demiştir.

23 Nisan 1951

—Ankara :

MillîEgemenlikBayramının31'inci yıldönümü ve çocuk bayramı bugün yurdun her tarafında tertip edilen tö­renlerle coşkunluk içinde kutlanmak­tadır. Bu mutlu gün, şehrimizde de ifa­de ettiği mânaya uygun bir şekilde kutlanmıştır.

Şehrimizde yayınlanan bütün gazete­ler birinci sayfalarını tamamen Millî Egemenlik ve Çocuk Bayramının taşı­dığı büyük mânayı belirtmeye tahsis etmişlerdir.

Başkentteki kutlama programına saat J)'da, başlarında Atatürk İlkokulu Öğretmenlerinden Şükran Alpay ve Meliha Ağımın bulunduğu ve her İlk­okuldan ikişer öğrencinin iştirak ettiği bir grubun Atatürk'ün geçici kabrini ziyaret ederek saygı duruşunda bulun-masiyle başlanmıştır.

Ulus Meydanı, Zafer Anıtı, Cebeci Ça­yırlığı ve Samanpazarmda dört grup halinde yapılan toplantılara, bando re­fakatinde hep bir ağızdan söylenen İs­tiklâl Marşıyla başlanmış ve daha son­ra söz alan genç hatipler, 23 Nisan 1920 tarihinin millî hayatımızdaki tesir ve önemini tebarüz ettiren konuşmalar yaparak muhtelif gürler okumuşlardır. Genç İlkokul öğrencilerinin tertip et­tiği ve kalabalık halk kitlelerinin ka­tıldığı törenlerde genç hatiplerin yap­tıkları konuşmalar coşkun tezahürlere yol açmış ve her fırsatta büyük Ata'nın aziz ruhu tazimle yad edilmiştir.

Alan ve Anıtlarda yapılan törenleri müteakip öğrenciler hep bir ağızdan and içerek tören yerlerinden ayrılmış­lar ve kendi İlkokullarında tertip edi­len eğlencelere katılmışlardır.

Öğleden evvel törenlere iştirak etmiş olan bandolar öğleden sonra da Çocuk Sarayı bahçesinde, Gençlik Parkında, Emniyet Âbidesinde ve Cebeci Çayı­rında çocukları eğlendirme faaliyetle­rine devam etmişlerdir.

— İzmir :

23 Nisan Millî Egemenlik ve Çocuk Bayramı sabahtan itibaren fasılasız ya­ğan yağmur dolayısiyle saat 11'de Vi­lâyet konağı altındaki salonda yapılan bir törenle kutlanmıştır.

Vali Osman Sabri Adal, Belediye Baş­kam, Garnizon Komutan vakili, Vali muavinleri, Millî Eğitim ve Emniyet Müdürlerinin hazır bulunduğu törende çocukların bayramları tebrik edildik­ten sonra şehir bandosunun çalıdığı İs­tiklâl marşiyle törene başlanmış ve Ço-


image001.gifcuk Esirgeme Kurumu İzmir merkezi Başkanı İsmail Hakkı Ulukartal 23 Ni-san'm mâna ve önemini belirten veciz bir konuşma yaptıktan sonra 3 öğrenci tarafmdan gürler okunmuştur.

Müteakiben öğrenciler tarafından mil­lî oyunlar oynanmış ve muhtelif marş­lar söylenerek saat 12'de törene son verilmiştir.

Diğer taraftan Çocuk Bayramı dolayı-siyle şehrin bütün İlkokullarında özel surette törenler tertip edilmiş ve Öğ­rencilerin gösterileri velileri tarafından alâkayla takip edilmiştir. Aynı zaman­da Çocuk Esirgeme kurumu tarafmdan Fuar Gazinosunda verilen çocuk balo­su da büyük bir alâka toplamıştır.

Eğlenceler gece saat 24'e kadar devam edecektir.

— Ankara :

Marshall plânı özel misyonu başkanı Orta Elçi Russell H. Dorr bugün, «hür dünyanın bir ön kalesi olan» Türki­ye'ye, ekonomisini takviye etmek üze­re, Marshall plânı karşılık paralar fo­nundan ilâveten 164.840.000 liranın ser­best bırakıldığım açıklamıştır.

Bu meblâğın serbest bırakıldığını bil­diren Mr. Dorr verdiği beyanatta şöyle demiştir: «Bu ilâve tahsisat, hür dünya­nın bir ön kalesi olan Türkiye'yi kuv­vetlendirmek hususundaki müşterek gayretlerimizin hızını arttıracaktır. Türkiye'nin ziraî istihsalini arttırmak, endüstrileşmesini hızlandırmak, dün­yanın diğer memleketleriyle olan mal mübadelesini kolaylaştırmak, müşterek emelimizdir.

Serbest bırakılan bu meblâğ, sanayi ve tarımı . modernleştirecek projelerin tahakkuku ve bu sahalarda çalışacak elemanların yetiştirilmesi için sarfedi-lecektir.

Modern tarım ve sanayi metodlarını tatbik eden türk işçisinin sayısı ne ka­dar çoğalırsa, ziraî istihsalin, ham mad­de, kömür ve fabrikalarda işlenen mal miktarının da o nisbette artacağı ta­biidir. İstihsalin bu şekilde fazlalaşma­sı, memlekette mahallî ihtiyaçların karşılanması imkânlarını çoğaltacağı gib$, diğer memleketlerle olan mal mübadelesini de genişletecek ve ayni zamanda Türkiye'nin Kore'de kahra­manca kendini göstermiş olan muaz­zam askerî gücünü de desteklemeğe hizmet etmiş olacaktır.

Bu dela karşılık paralar fonundan ser­best bırakılan 164.840.000 lira ile geçen Ekim'de tahsis edilen 125.000.000 lira, bugüne kadar temin edilen meblâğı 289.840.000 liraya çıkarmıştır.

Bu meblâğ ile tahakkuk ettirilecek projelerin hedefi Türk halkının yaşa­ma seviyesini yükseltmektir. Bulgaris­tan göçmenleri için 30 milyon, çiftçi­lere ikraz edilmek üzere 8 milyon, has-tahane ve doğumevleri inşa ve teçhizi için 7.300.000, kuyu sondajları için özel teşebbüslere 5 milyon, şehir su ve elek­trik işleri için 5.900.000 lira olarak ay­rılan tahsisler bu meyandadır.»

Bu paralardan bir kısmının Bulgaris­tan göçmenlerine yardım için kullanı­lacağından duyduğu memnuniyeti iz­har eden Mr. Dorr sözlerine şöyle de­vam etmiştir: «Misyon, göçmenlerin durumu ile ilk andan beri alâkalanmış ve bu ilgisini bugün yardımla destek­leyecek vaziyete getirmiştir. Bu para ile göçmenlere mesken, hayvan, tarım âletleri ve tohum temin edilecek ve bu suretle komünist istibdadı kurbanları­nın mesut ve müstahsil Türk vatan­daşları olmalarına hizmet edilmiş olu­nacaktır.

Diğer mühim bir proje, pamuk müs­tahsillerinin daha fazla kazanç temin etmelerini ve memlekete daha fazla döviz kazandırmalarını sağlayacak­tır. Bu projelerin hedefi, harice satılacak pamukların daha iyi bir şe­kilde hazırlanmasını temin etmektir. Malûm olduğu üzere halen tatbik edi­len metodlarla değişik kalitelerdeki pa­muklar bir arada balyalanmakta ve bu da fiatlari düşürmektedir. Halbuki dün­yanın bir çok yerlerinde tatbik edilen modern hazırlama metodlarmm benim­senmesiyle pamuk müstahsilleri daha geniş ve daha yüksek fiat veren pazar­lar bulabileceklerdir.»

Mr. Dorr: «Yeni tahsisler, Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye Cumhu­riyeti arasında Marshall plânının işle­yişini tanzim eden anlaşma gereğince, Türk Hükümeti tarafından hazırlanmış olan programa göre, her proje-için ay-, nca serbest bırakılacaktır. Karşılık paralar fonu, Marshall plânı çalışma­larının mühim bir kısmını teşkil. eder. Marshall plânından hibe olarak yapı­lan dolar yardımlariyle finanse edi­lerek Türkiye'ye ithal edilen ma­kine, traktör, ilâç ve sair emtianın satışı neticesinde elde edilen Türk liraları,merkezBankasındakihususî

bir hesaba yatırılmaktadır ki bunlara karşılık paralar fonu ismi verilmekte ve bu paralar memleketin umumî men­faatine hadim olacak şekilde kullanıl­maktadır » diye izahat vermiş ve söz­lerine devamla: «Karşılık paraların serbest bırakılmasiyle tahakkuk ettiri­lecek, yukarıda adı geçen projelerden maada, Türk Hükümetiyle Marshall plânı Misyonu tarafından üzerinde mutabakata varılan diğer projeler nıe-yanında özel endüstrinin gelişme ve modernleştirilmesi için ikraz edilen 12 milyon lira (bu miktara geçen dev­reden kullanılmadan devredilmiş 30 milyon lirayı da ilâve etmek lâzımdır.) memleketin iktisadî kalkınmasında, Türk makamlarına yardımcı olmak üzere Marshall plânı kanalıyla celbe-dilnıiş olan Amerikan teknik uzman­larının Türkiye'deki masraflarını kar­şılamak üzere 1 milyon lira, İstanbul-da inşası tasarlanan Hilton oteli finans­manına yardım olarak 4.500.000 lira, işlenmemiş arazinin ziraate açılması projeleri, çiftçinin eğitimi programının geliştirilmesi, tarım tecrübe istasyon­larının genişletilmesi, hayvan üretme servisleriyle diğer servisler için 60.640.000 lira, enerji ve yakıt proje­leriyle Hükümete bağlı diğer sanayi projeleri için ise 30.500.000 lira mevcut­tur» demiştir.

— Ankara :

Sayın Cumhurbaşkanı, bugün öğleden sonra saat dörtte Millî Hâkimiyet ve Çocuk Bayramı münasebetiyle kendi­lerini tebrike gelen Ankara okulları öğrencilerinden müteşekkil bir grubu Çankaya Köşkünde kabul etmişler ve kendilerine bir hitabede bulunmuşlar­dır. Radyo evi mümessili tarafından tesbit edilen bu konuşma aşağıdadır :

31 yıl evvel bugün Türk mil­letini saran ve Türk milletini mahve­deceği iddia olunan büyük bir felâket­ten, kâbustan kurtulmak için çare ara­nırken 23 Nisanda Büyük Millet Mec­lisi açılmıştır.

Büyük Millet Meclisinin açılmasiyle Millî Hâkimiyetin temelleri atılmıştır. Aynı zamanda Beynelmilel bir vesika ile Türk vatanını, Türk milletini esa­ret altına almak için hazırlanan Sevr muahedesi Büyük Millet Meclisinin gayreti ve iradesiyle yırtılmıştır. On­dan sonra biliyorsunuz ki tarih sırasile bize Ebedî şeref verecek inkılâplarımız vücut bulmuştur. Bugün Türk milleti 23 Nisan ile ne kadar iftihar etse hakkıdır. Böyle sevinçli bir günde evlât­larımın, irfan ordusunun beni ziyaret

etmesinden fevkalâde mütehassisim, hepinize ayrı ayrı teşekkür eder, göz­lerinizden öperim.

Babalarınıza yol göstermek ve onları millî irade etrafında toplamak suretile dünyanın en büyük evlâdı olduğunu gösteren Atatürk de bugün manen si­zinle beraberdir. O'nun ruhunun üs­tümüzde pervaz ettiğini hissetmekte­yiz. O'nun evlâtları olarak yaşayaca­ğız. Vazifeniz istikbalde Türk vatanı­nı mamur etmek, Türk milletini mesut etmektir. Ecdadınız size bunu temin edecek bir eser bırakıyor ve o eseri ikmal etmek sevgili evelâtlarim size te­veccüh etmektedir. Mesut olunuz, bah­tiyar olunuz. İstikbalde büyük bir ümit ve büyük bir başarı, millî refah sizi beklemektedir.

Teşekkürlerimi tekrar ederim.»

— Ankara :

Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, bugün öğleden sonra Millî Hâkimiyet ve Çocuk Bayramı müna­sebetiyle kendisini tebrike gelen An­kara okulları öğrencilerinden ve Çocuk Yuvası yavrularından müteşekkil bir grubu kabul etmiş ve kendilerine bir hitabede bulunmuştur. Radyoevi tara­fından plâğa alman bu konuşma aşa­ğıdadır:

Simdi, ben size, bir tarihin, sanki bu­gün o tarih canlanmış, dile gelmiş ese­rini vermiş, şerefli bir tarihin, bir kaç kelime ile hatırasını söyliyeceğim :

Böyle mâmur bir Ankara yoktu. Yur: dun dört tarafı da düşmanla sarılmıştı. Gafil düşman bir şeyi bilmiyordu, Tür­kün asil cevherinin yok olduğunu zan­nediyordu. Onun için saldırmışlardı. Tarihte ne zaman ciddî tehlikeler be­lirirse şahlanmasını bilen aziz Türk ruhu, bugün dile geldi ve Türk milleti­nin bağrından yetişen kahraman, bir insanın, adı Mustafa Kemal olan Ebedî insanın etrafında toplanmasını bildi. İşte 31 yıl evvel bugün onun etrafında yeniden bütün milletlerin, bütün tari­hin, tanıdığı, sevdiği ve saydığı yeni bir Türk devleti kuruldu.

Onun adı Türkiye Büyük Millet Mec­lisi Hükümeti idi. Onun taşıdığı mâna dün olduğu gibi, yarın da ebediyete gi­ren bir sesin hâkim olması günü idi, egemenlik günü idi, Türkün ebedî ola­rak tarihte müstakil olarak kalmasının ilân edildiği bir gündü. (Alkışlar). Eğer o gün olmasaydı, eğer o gün Türk ruhu yeniden dile gelmeseydi, eğer o gün onun bağrından yetişen bir Mus­tafa Kemal çıkmamış olsaydı, aziz yav­rular, gönüllerin meyvesi çocuklar kimbilir Türk kaderi ne olabilirdi ?

Hayır, hayır, daima gaflette bulunan mütecavizler, saldırıcılar en nihayet hüsranla karşılaştılar. İşte bugün bü­tün dünyanın tanıdığı, bir defa daha önünde eğildiği kahraman Türk mille­tinin aziz varlığının, aziz devletinin ümitle dolu yarınının dile geldiği, ku­rulduğu, temelinin atıldığı gündür. O-nun canlı delillerini mi ararsınız. Çi­çekler, gönül bahçesinin çiçekleri, sev­gili aziz yavrular, size ümit bağlıyan ecdadınız, babanız hep böyle çalışmış­tır.

Allah sizin hayatınızı, neşenizi soldur­madan ebediyete giden bu güzel yol üzerinde daima ve damia dimdik ola­rak bu aziz varlığın şerefli timsali ola­rak istikbale şan ve şerefle yürüyünüz.

Bayramınız kutlu olsun sevgili yavru­lar. (Alkışlar ve sağ ol sesleri).

24 Nisan 1951

— Ankara :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Trygve Lie bugün saat 19.30'da Birleş­miş Milletlere ait özel bir uçakla ve be­raberinde eşi ve Birleşmiş Milletler Teşkilâtı mensuplarından A. H. Faller olduğu halde şehrimize gelmiştir.

Mr. Trygve Lie Etimesgut hava alanın­da Hükümet adına protokol şube mü­dürü Fuat Kepenek, Dışişleri Bakan­lığından 3'üncü daire müdürü Nurettin Pınar, Norveç Maslahatgüzarı M. Erik Nord, İsveç Sefiri Von Post ve basın mümessilleri tarafından karşılanmıştır.

Hava alanında kendisiyle görüşen ba­sın mümessillerine Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Trygve Lie şu demeçte bulunmuştur :

«Türkiye'yi ziyaret edebilmekten ha­kikaten memnunum. Bu memleket bir­çok fırsatlarda isbat etmiş olduğu veç­hile gerek müşterek güvenliğin gerek Birleşmiş Milletlerin kuvvetli bir des-tekleyicisidir. Biz, Kore'de Birleşmiş Milletler bayrağı altında çarpışan Türk kuvvetlerinin gösterdiği kahramanlık­tan dolayı bilhassa gurur duymakta­yız.

Memleketinize olan ziyaretimden ve Türk hükümeti erkânı ile konuşma­larımdan iyi neticeler elde edileceğin­den eminim. Dünyanın bu kısmındaki diğer memleketleri olduğu gibi burayı da ziyaretimin gayesi meseleleriniz ve istekleriniz hakkında bizzat mümkün olanı Öğrenmek ve barışın müdafaası hususunda dünyanın en kuvvetli ümi­dinin dayandığı Birleşmiş Milletler da­vasının ilerlemesini sağlamak için elim­den geleni yapmaktır.»

Mr. Trygve Lie hava alanından doğruca ikametine tahsis olunan Ankara Palas­taki dairesine gitmiştir.

—Ankara :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Trygve Lie şerefine bu akşam saat 20.30 da Dışişleri Bakanı Prof. Fuat Köprülü tarafından hariciye köşkünde bir ye­mek verilmiştir.

Yemekte Başbakan Adnan Menderes, Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu, Bakanlar, Birleşmiş Milletler üyesi Deletler Büyük Elçi ve Elçileri ile Büyük Millet Meclisi Dı­şişleri Komisyonu üyeleri ve Dışişleri Bakanlığı ileri gelenleri hazır bulun­muşlardır.

25 Nisan 1951

—Ankara :

Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu, bugün saat 13'de Ana­dolu kulübünde şehrimizde bulunan Birleşmiş Milletler Teşkilâtı Genel Sekreteri Mr. Trygve Lie şerefine Hü­kümet adına bir yemek vermiştir.

Bu yemekte Ekonomi ve Ticaret Ba­kanı Prof. Muhlis Ete, Dışişleri Bakan­lığı umumî kâtibi Faik Zihni Akdur, protokol umum müdürü Tevfik Kâzım Kemahlı, Dışişleri Bakanlığı birinci daire umum müdürü Bülent Uşaklıgil, ikinci daire umum müdürü Nuri Birgil, üçüncü daire umum müdürü Nurettin Pınar, protokol şube müdürü Fuat Ke­penek ve eşleri hazır bulunmuşlardır.

—Ankara:

Birleşmiş Milletler Teşkilâtı Genel Sekreteri Mr. Trygve Lie, bugün saat 16.30'da Başbakan Adnan Menderes'i makamında ziyaret ederek kendisiyle saat 17'ye kadar görüşmüştür.

Bu ziyaret esnasında Dışişleri Bakanı Prof. Fuat Köprülü de hazır bulun­
muştur...

Brezilyalıları takiben de Fenerbahçe­liler, çok değişik bir kadro ile sahaya çıktılar. Kısa süren bir seramoniyi mü­teakip takımlar karşılıklı olarak şu şekilde dizildiler :

Fenerbahçe: Erdal, - Müjdat, Orhan, M.Ali,İlhan,Yüksel,Lefter,Erol,

Burhan, Akgün, Abdullah. Desportes :Muka, - Manauko, Jako, -

Brandosinio,Santos,Sessi,-Julio, Renetto, Nininho, Bingj, Leopoldo.

Oyunun başlaması ile Brezilyalıların soldan yaptıkları ilk hücumda top, Er-dalm elinde kaldı.

Rahat bir oyun çıkaran misefirler boy­larının çok müsait olmasına rağmen yerden oynamayı tercih ediyorlardı. Ani ve sür'atli hücuma geçerek derhal gollük pozisyona girmeği iyi bilen mi­safir futbolcular bu hücumlarının neti­cesini almak imkânını bulamıyorlardı Muhacim hattı, müdafaadan daha göz doldurucu görülüyordu. Bilhassa dep­lasman bakımından fevkalâde idiler. Hücum yaptıkları sıralarda beş muha­cim çok sür'atli yer değiştirmelerle daima demarke kalmağa muvaffak oluyorlardı. Hülâsa sür'at, paslaşma, deplasman bakımından Desportes göz dolduruyordu. Yalnız kale önünde ne­tice almak bakımından zayıf görünü­yorlardı.

Misafir takımın baskısı devam eder­ken, 15'inci dakikada Fenerbahçeliler soldan bir hücum yaptılar. Sol açıktan gelen topu fevkalâde bir stopu müte­akip aynı derecede güzel bir şutla ta­mamlayan Lefter Fenerbahçeye oyu­nun ilk golünü kazandırdı. Bu gol, mi­safir takıma tesir etmemişti. Yine aynı yerini bulan kısa paslı ve deplasmanlı tempo ile teşebbüsü elinde tutan mi­safir takım, hücumlarına devanı edi­yordu. Eğer kale önünde netice almak­ta gecikmeseler, bu müddet zarfında rahatça bir kaç gol yapabileceklerdi.

Nihayet 32'inci dakikada Erdal'ın topa ters yumruk vuruşundan faydalanan Brezilyalı şağiç kaleye arkası dönük vaziyette yatarak yaptığı bir vuruşla topu sol köşeden kaleye sokup bera­berliği temin etti.

Devrenin bundan sonraki kısmı, misa­fir takımın cazip oyunu ve rahat hü­cumları ile geçti. Devre 1-1 sona erdi.

İkinci devre : Bu devre gene çok sür­atli bir tempo ile başladı. İlk hücumu karşılayanFenerlilersağdantehlikeli bir akın yaptılar. Erolun yakın­dan çektiği sıkı şut kalecinin elinde kaldi. Hemen akabinde Brezilyalı san­trforun müdafilerden sıyrılarak çek­tiği şutu da Erdal karşıladı.

Brezilyalı futbolcular, 5'inci dakikadan sonra tek kale oynamağa başlamışlar­dı. Misafir takım, bugüne kadar mem­lekete gelen takımlar içinde muhak­kak ki, en cazip ve en artistik futbolu oynayantakımdır.

16 ve 19'uncu dakikalarda Fenerbah­çelilerin sağdan yaptıkları iki hücum Brezilya kalesi için çok tehlikeli oldu. Bu hücumlardan birisi avutla netice­lendi. İkincisi de kalecinin elinde kaldı.

21'inci dakikada Erol'un çektiği güzel bir korneri de yine kaleci kurtardı.

25'inci dakikada Fenerliler muhakkak bir gol fırsatı kaçırdılar. İkinci devre­de sağ haf oynayan Nedim'in çektiği frikiki Brezilyalı kaleci iyi bloke ede-miyerek elinden kaçırdı. Fakat Akgün boş kalan kaleye topu sokamıyarak müdafiye kaptırdı.

Birinci devrede olduğu gibi fevkalâde hücumlar yapan Brezilyalılar sık sik gol pozisyonuna giriyor, fakat bir türlü netice atamıyorlardı. Bir çok kolay po­zisyonlardan bozuk ve zayıf vuruşlarla istifade edemeyen Brezilyalılar nihayet 37'inci dakikada sağdan çekilen bir kornerden santrforlarının güç pozis­yonda olmasına rağmen cambazca vu­ruşuyla ikinci gollerini kazandılar. 40'mcı dakikada da sol içleri Fener müdafaasından süzülerek ters bir vu­ruşla üçüncü golü de yaptı.

Ve maç da az sonra Brezilyalıların bas­kısı altında 3-1 sona erdi.

— Aydın :

Bugün saat 20'de nihayet bulan De­mokrat Parti İl Kongresinde en son söz alan Başbakan Adnan Menderes, Salonu dakikalarca çınlatan alkışlar ve candan bir sevgi gösterisi içinde kür­süye gelerek gerek Parti, gerek Hü­kümet işleri üzerinde Hükümet icra­atı üzerinde uzun bir konuşma yapmış ye ezcümle demiştir ki:

Ankara'dan çok mühim işlerimiz ol­masına rağmen ısrarla davetiniz üze­rine kongrenizde bulunmak üzere gel­dik, aranızdayız. Aydın'a ne kadar sık gelirsem yine hasretim dinmez. Bu sözlerimle aranızda bulunmaktan ne kadar büyük bir memnuniyet duymakts olduğumu anlatmak istiyorum. Bü­tün yol boyunca bizleri güîeryüzîe, tatlı dille, sevgi ve heyecanla karşıla­dınız. Aydın şehrinin güler yüzünü de bizi karşılamak için toplanan, binlerce evlâdımızın simasında gördüm.

Güler yüzlü hemşehrilerim,

Son aylarda memleket içinde yaptığı­mız birçok seyahatlerden Partimize karşı muhalefette iken beklenen iti­madın iktidara geldikten sonra zaafa uğramak şöyle dursun daha kuvvet­lenmiş olduğu intibaını edinmiş bulu­nuyorum.

Vaadler yerine getirilmemiştir, terane­siyle Partimiz aleyhine yaratılmak is­tenen hoşnutsuzluk havasının asla yer tutmadığını katiyetle ifade edebilirim. Türk milleti zaman ve mekânın neler yapılmasına müsait olduğunu takdir edebilecek bir olgunluktadır. Asırlar­ca geri kalmış olmamızın ortaya koy­duğu dert ve ihtiyaç yekûnunun ve asırlık dert ve ıztıraplarımızm beş on ay içinde ortadan kaldırılabileceğini insaf ve iz'an sahibi hiç kimse beklememek­tedir. Buna rağmen daha bir seneye varmayan iktidarımızın memlekette huzur ve ferahlık yaratmış olduğunu bu memleketin havasını teneffüs eden tarafsız ve maksatsız insaf sahibi va­tandaşlar teslim ve kabul etmektedir­ler. Demokrat Parti iktidarının inkıta yaratmamış olduğunu haliniz ve tav­rınızla sizler de ispat etmektesiniz.

Şimdi memlekette bütün vatandaşlar sevgi ve alâkalarını umduğum, kadar, itimatsızlıklarını da göstermekte tam bir hürriyete malik bulunuyorlar. Şa­yet Demokrat Parti iktidarı inkisar yaratmış ve itibardan düşmüş olsa idi, iktidarın memleketteki hal ve manza­rası elbette başka türlü olurdu.

Seçimlerden evvel, Halk Partisi ikti­darda kalmadığı takdirde, memlekette zuhur edebilecek fenalıklara dair ter­tip edilen listeleri bir hatırlayınız, Partimizi ima ederek on yaşında, dört yaşında çocuğa memleket idaresi tes­lim edilir mi? diye vecizeler icat edil­mişti. Halbuki iç politikada, dış poli­tikada, idarede, iktisatta, maliyede işlerin dünden daha kötüye gittiiğini delillere istinad ederek iddia etmeye imkân yoktur. Böyle bir iddiaya biz­leri inandırmak ise asla mümkün de­ğildir. Çünkü işinizde, gücünüzde, gündelik hayatınızda ve memleketin umumîgidişindegördüklerinizinve hissettiklerinizin sizlere memleket ida­resinin ehliyetle ele alınmış olduğu kanaatini vermekte olduğundan hiç şüphe etmiyorum.

Fakat sevgili hemşehrilerim, bunun kolay bir iş olmadığım takdir etmeniz çektiğimiz güçlüklerin mükâfatını teş­kil edecektir. Filhakika uzun yıllar tek parti hâkimiyeti altında yaşamış siyasî, idarî, iktisadî bütün tedbir ve Ölçülerini bu rejime göre ayarlamış olan bir memlekette hürriyet ve de­mokrasi esaslarına uygun bir idare kurmak kolay bir iş değildir. Sevgili vatandaşlarım, bugün milletçe iftihar edebiliriz ki, tek parti sistemini bütün müesseseleriyle tasfiye etmek üzere­yiz. Bu sisteme vücut veren cemiyet ise çoktan yıkılmış bulunuyor.

Artık haklarımız ve hürriyetlerimiz te­minat altındadır. Muhalefet bir hak olarak teminat altındadır ve vatandaş­lar yarma emniyetle ve huzurla bak­maktadırlar.

Hiç şüphe yoktur ki, on dört Mayıs, bir devrin kapanmasına ve yeni bir devrin açılmasına tarihî bir başlangıç olmuştur. Fakat on dört Mayıstan bu­güne kadar geçen zaman da daha az ehemmiyetli olmamıştır. Bunun için­dir ki, 14 Mayısta Türk Milletinin alın yazısının değişmiş olduğunu tam bir itimadla ancak şimdi söyleyebiliriz.

Demokrat Parti Nizamnamesinin Bi­rinci maddesi, partiler arasında sevgi ve hürmetin cari olmasını istemektedir. Demokrat Parti muhalefette iken ni­zamnamesinin bu maddesini daima tekrar edegelmiştir. Her zaman söy­ledik, mücadelemiz bir zümreye, her hangi bir şahsa karşı değil, bir zihni­yete, tahakküm ve tek parti zihniyeti­ne karşıdır. Bu memlekete Demokrat Parti hiçbir zaman kardeş kavgası ge­tirmeyecektir, demiştim. Bu iki nokta üzerinde daima ısrarla durdum. İktida­ra gelmiş, vaziyetini bilen bir parti olarak dün muhalefette iken ne söyle­miş, ne taahhüt etmiş isek bunları kendimize şiar ittihaz etmemiz icap ederdi. Öyle yaptık. Dedik ki, partiler arası münasebetler iyileşmelidir. Biz, kardeş kavgasına aynı toprağın çocuk­ları olarak müsaade etmemeliyiz. Sev­gi ve hürmet vazifesine riayet lâzımdır. Bu sözlerimizin ve teşebbüslerimizin muhalefet saflarında da iyi akisler bı­rakmaya başladığını memnuniyetle müşahede ediyoruz. Şimdiden bu yoldahayli mesafeler katetmiş bulunuyoruz. Aydm'da da bu iyi ve hayırlı teşebbüslerimizin akislerini gördük. Huzurunuzda teşekkür makamında söylerim ki, Halk Partisinin İl İdare Kurulu ve arkadaşları, başlarında par­ti müfettişleri olduğu halde İncirlio-vada bizi istikbal ettiler. Bu, bizim bu teşebbüsümüzün onlar tarafından iyi anlaşıldığının bir delilini -teşkil eder. Bu yolda yürüyeceğiz. Yalnız bizini bu teşebbüsümüz ne tek taraflı bir mü­tareke ne de muharebedir. Sadece bir vatan, siyasî ahlâk, siyasî olgunluk borcudur. Nihayet bu, bütün gayreti­mizle korumaya mecbur olduğumuz de­mokrasinin temel şartıdır. Biz muha­lefetin susmasını, tenkitten vaz geç­mesini istemiyoruz. Demokratik reji­min bütün teminatına sahiptirler. An­cak insaf ölçüsünü bir tarafa bıraka­rak sınıf kavgacılarının ihtilâlci me-todlariyle bir mücadeleye girişmenin faydalı olmadığım anlasınlar istiyoruz. Tenkitte insaf ölçüsü kendi hayırları­na olduğuna kadar hürriyet nizamının da hayrınadır.

Muhterem arkadaşlar,

Demokrat Parti İktidarının onbir ay-lık bir tecrübe sonunda hayal kırıklı­ğı yaratmadığını söylemiştim. Ne ha­yal kırıklığı olabilir? Bugün memle­kette hayat şartlarının 14 Mayıstan ev­velki devirden daha kötüye gittiğini sÖyliyecek bir insan ortaya çıkabilir mi? Söylesinler, göstersinler, ispat et­sinler. Dünden bugüne kötüye giden hiç bir taraf yoktur. Yeni idaremiz düne nazaran Halka hizmet bakımın­dan asırlarca mesafe katetmiştir.

Dünkü asık çehreli, çatık kaşlı Hükü­met yerine size güleryüzle muamele­ye mecbur bir Hükümet karşısmdası-nız. (Sürekli alkışlar). Bundan sonra Başbakan, Aydın Millet­vekili Ethem Menderes'in kongredeki beyanatında rakamlarla belirttiği gibi, Hükümetin 11 ay zarfında yalnız Ay­dında nasıl müsbet bir iş politikası ta-kibettiğini, ve bunun gibi diğer İllerin de aynı nimetten istifade ettiklerini, yeni açılan demokrasi devrinde ikti­sadî salâha, malî kalkınmaya gidildi­ğini izah eylemiş ve bunun Demokrat Partinin mücadelesiyle açılan bir dev­re borçlu bulunduğunu söylemiş, tek partili bir devreye göre ayarlanmış olan bir topluluk hayatının yeni de­mokrasi rejimine göre ayarlanmasının zor olduğunu belirttikten sonra demiş­tir ki:

Demokratik nizam ve hürriyet içinde idare, açık denizde kaptanlık etmek kadar güçtür. Tek parti sistemi içinde, Devlet otoritesine dayanarak vatan­daşlara hiçbir hak ve hürriyet tanı­madan icrayı hükümet etmek kadar kolay bîrşey yoktur. Jandarmanın silâ­hına dayanarak hükümet idare etmek havuzda kayık yüzdürmeye benzer.

İşte 14 Mayısı' takibeden günlerde omuzlarımıza yüklediğiniz vazifelerin zorluklarını bu kısa cümlelerle ifade etmek istedim. Huzurunuzda hesap vermeye geldim.

Aziz arkadaşlarım,

Bunun ne demek olduğunu bir örnek ile ifade edeceğim. Bütçenin müzake­resi sonunda, Meclis üç ay geceli gün­düzlü muhalifi muvafıkı birlikte büt­çeyi tetkik ve bir yılda Hükümetin ne yapacağını tayin etti. Nihayet Büyük Millet Meclisi Hükümetinin bir yıllık programı olan bütçe yapılabilenlerin en iyisidir. Sana itimad reyini veriyo­rum dedi. Bunu takip eden haftalar içinde bir istifa mecburiyeti hasıl oldu. Hükümet programında bir değişiklik mevzuubahs değildi. Buna rağmen bu istifayı derhal birçok mahfiller vesile ve fırsat saydılar. Demokrat Parti ik­tidarım sarsmak için Adnan Menderes Hükümetini yere vurmak sırası geldi­ğini zannettiler. Daha iki üç hafta ev­vel itimad reyi almış olan Hükümeti, fena bir hükümet olarak gösterdiler. Bir takım gazeteler amansız bir mü­cadele açtılar. Bilhassa şahsımı istihdaf ediyorlardı. Ah şunu bir yere vursak demiye başladılar. İstanbul'da ayak­lanmalar gece toplanmaları Hüküme­tin kararları aleyhine usulsüz ve ka­nunsuz olarak mitingler tertibine baş­landı. Evvelden hiç vaki olmayan bir hareket başladı. Bir hafta içinde mem­leketin 12 yerinde Atatürk'ün heyke­line tecavüze girişildi. Bunları, ne gibi zorluklarla karşılaştığımızı anlatmak için tekrarlıyorum. Bütün bunlar âde­ta bir merkezden bir maksada müte­veccih olarak bir elden tertiplenmiş zanmnı verecek bir mahiyet arzediyor-lardı. Tekrar itimada mazhar olduk. Bir beyaz rey fazlasiyle işbaşında kal­sak bile bu itimadın bize tevcih ettiği vazifeyi memnuniyetle kabul ederek bu vazifeye devam edeceğiz. 61 kırmızı reyin olsa olsa ancak bir Hükümete olan itimadı teyid edici mahiyeti var­dır. İlk itimad, programımıza idi. Çün­kü nasıl hareket edeceğimiz henüz belIı değildi. İkinci itimad reyi ise, daha ziyade bütçeye matuf sayılabilirdi. Bun sonra bazı gazetelerin ve muha­lefete mensup birçok çevrelerin kesif tahrikatına rağmen hükümetimiz yine itimad reyi aldı. Aylardan beri hazırla­nan tertipler ve kesif tahriklere rağ­men ancak 61 kırmızı reye karşı kahir bir ekseriyetle tecelli eden bu itimad on aylık icraatımızın tasvibini tazam-mun eden en hakikî bir itimad olmuş­tur.

Hükümet itimad reyi aldı. Artık hey­keller kırılmıyor, gençlik tahrik edil­miyor, şayanı şükran olarak söyliye-yim ki, muhalefetin tenkidleri insaf Ölçülerine vuruluyor.

Milletin iradesiyle iş başına gelen De­mokrat Parti iktidarının dört sene va­zife göreceği artık herkesçe kabul edildi.

Başbakan bundan sonra memleketin iktisadî kalkınması ve imarı yolunda yeni iktidar Hükümetinin aldığı ted­birleri ve bunun için bütçeye konulan rakamları zikrederek toprak, su, imar, ta pulama işlerinde alman kararları saydı ve yurtta istihsalin ve millî ser­vetin nasıl emniyet ve huzur içinde in­kişaf ettiğini belirterek sözlerine şöyle son verdi:

«Bu suretle vatandaşların birbirlerini, partilerin birbirlerini vatandaşlık bir­liği şevki içinde kucaklaması icap eder. Bunun neticesini demokratik hayatı­mızın sür'atle kökleşmesinde görece­ğiz. Sözlerime sizin bana daima ibzal ettiğiniz lütuflannıza teşekkürlerimi sunmakla son vereceğim. Sizleri derin muhabbetle kucaklıyarak huzurunuz­dan ayrılıyorum.

— Aydın :

Dün Başbakan Adnan Menderes, Dışiş­leri Bakanı Profesör Fuat Köprülü, Çalışma Bakanı Nuri Özsan, İzmir, Ay­dın, Denizli ve Muğla Milletvekilleri­nin huzuruyla açılan Demokrat Parti İl Kongresi bugün de çalışmalarına devam ederek bu akşam saat 20'de me­saisi sona ermiştir.

Başladığı andan itibaren geniş bir alâka ve dikkatle büyük bir vatandaş topluluğu tarafından takip edilen kon­grede delegeler gerek mahallî gerekse bütün memleketi alâkadar eden me­selelerin hemen hepsine temas ederek tenkit ve temennilerde bulunlmuşlardır.

Kongre kapanmazdan evvel delegelerin arzusu üzerine, sırasiyle Aydın Millet­vekili Şevki Hasırcı, Seyhan Millet­vekili Sedat Barı, İzmir Belediye Baş­kanı Rauf Onursal, Aydın Milletvekili Dr. Namık Gedik, Çanakkale Millet­vekili Kenan Akmanlar, Aydın Millet-veki Ethem Menderes söz alarak mem­leket meseleleri üzerinde konuşmuş­lardır.

Bundan sonra Çalışma Bakanı Nuri Özsan, Manisa Milletvekili Fevzi Lût-fi Karaosmanoğlu, Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü sık sık alkış­larla kesilen konuşmalar yapmışlar, en sonra kürsüye gelen Başbakan Adnan Menderes de iç politikayı, partiler ara­sı münasebetleri, memleketin bellibaş-lı davalarım, Hükümetin faaliyet ve tedbirlerini izah eden bir konuşma yapmıştır.

—Aydın

Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü, Çalış­ma Bakanı Nuri Özsan ve Manisa Mil­letvekili Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu ile şehrimizde bulunan Milletvekilleri, kongre delegeleri ve misafirler şere­fine bu akşam saat 20.30'da Belediye tarafından Askerî Mahfelde bir yemek verilmiştir.

Başbakan ve Dışişleri Bakanı ile bera­berlerindeki zevatın yarın sabah De­nizliye hareketleri muhtemeldir.

—Aydın :

Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprü­lü bugün kongrede söz alarak Aydın­lıların kendisini seçim esnasında, bu­radan milletvekili seçmek istemelerin­den duyduğu minneti bildirdikten son­ra demiştir ki:

(Şimdi burada •mesul bir Hükümet adamı olarak değil, sadece Partili bir arkadaşınız olarak konuşmak istiyo­rum. Bizim için en büyük şeref partili arkadaşınız olmak sıfatıdır. Millet Ve­killiği geçici hizmetlerdendir. Tek ta­şıyacağımız vasıf sizin eski bir arka­daşınız olmak vasfıdır. Bu sıfatla soy-liyeyim ki kongrenizde gördüğüm ruh, canlılık, tenkit hissi beni çok müte­hassis etti. İlk gününde olduğu gibi Demokrat Parti, serbest, atılgan tenkit yapmakta aynı insaf ruhunu taşımak­tadır. Bu memleketin mukadderatını çeviren ve şarkta ilk defa millet ira­desiyle iktidarın bir elden diğer ele geçmesinitemineden mucizeyi yaratan sizlersiniz. Sizin Yıllardanberi hiç­bir tehdide aldırmayarak mücadeleniz bu mes'ut neticeyi temin etmiştir. Ken­di memleketimizde serbest ve hür in­sanlar olarak hiç bir tehdide maruz kalmadan her düşündüğümüzü ifade etme kudretine sahip insanlar olarak geziyoruz. Kendi iradesine yüksek si­yasî bir terbiyeye sahip olarak tanın­mış oluyoruz.

Sevgili arkadaşlar,

Seçimlerden bir iki gün evvel tasav­vur ve tahayyül edemedikleri bu ne­tice hangi silâh veya sırla alınmıştı. Demokrat Parti programında şöyle kü­çük bir cümle vardır: «Türk milletinin siyasî olgunluğuna inanır». Evet De­mokrat Parti bu anlayışa inandığı için karşılıklı inanla 14 Mayıs zaferini te­min etmiştir.

Biz iktidara geçtikten biraz sonra, mu­halefet kaç yıllık tecrübeden istifade etmesi icap ederken garip ruh haleti içinde «Türk milleti tehlike içindedir, aldatıldı, aldatıldığını İdrâk etti» gibi nakarat çıktı. İşte hazin müşahede, an­lamamışlardır ki bu, Türk milletinin siyasî olgunluğuna inanmayısın bir te-cellisidir. Biz demokrasi hayatında mu-muhalefeti zarurî bir uzuv telâkki ede­riz. Tek parti ile demokrasi olmaz. De­mokratik rejiminin teessüsü için mille­tin de ona inanması lâzım. Türk mil­leti buna inanmıştır.

Havadan yapılan itirazlar arasında Demokrat Parti vaadlerde bulundu. Hangisi tahakkuk etti dediler. Bu ten-kidler iktidara gelişimizin üçüncü dör­düncü ayında başladı. Demokrat Par­ti hiç bir zaman rey avcılığı için ya­lanlar vaad etmiş değildir. Esasen ya­landan vaadlerle Türk milletini aldat­mak kabil edğildir. Aldatmak isteyen­ler de bu cesareti kendilerinde bula­mazlar. Muhalefetlerin tenkit sadece hakları değil, vazifeleridir. Yalnız bu tenkitlerin insaflı ve hakikate uygun olması lâzımdır.

Bugün Demokrat Parti programmm-ne kadar ihtiyaca cevap verdiğini bir ke­re daha sabit olmaktadır. Bu milletin Demokrat Partiye sarılması programı­na inanışından meydana gelmiştir. Ara­mızda açık konuşmak, birbirimizin ek­siklerini söylemek şiarımız olmalıdır. İyi niyetle birbirlerimizin eksiklerini tamamlamak esastır. Parti içinde bu iyi ruhun, sevgi ve saygının açık ten­kidin devam etmesi lâzımdır. Bu ruhu.

Biz maddî kuvvet­lerden ziyade manevî ve ahlâkî kuv­vetlere inanan insanlarız. Bunlara inanmamış olsa idiniz, Demokrat Par­ti saflarında bu mücadeleye atılmış olmazdınız. Bunlar bizde sabit olunca daima ayakta duracağımızda asla te­reddüt edemeyiz.

Arkadaşlar,

Biraz da Hükümet mesuliyetine iştirak eden arkadaşınız sıfatiyle dış siyaseti­mizden bahsetmek istiyorum. Demok­rat Parti dıg siyaseti iç siyaseti gibi ahlâkî esaslara dayanan, komşusuna göz dikmeyen, kendisine de göz dik­tirmeyen açık bir siyasettir. Bu yalnız Hükümetin, Partinin değil, Türk mil­letinin siyasetidir. Türk milleti kom­şularının bağına göz dikmez, tecavüz etmez, kendi haysiyet ve şerefine, va­tanının kutsiyetine karşı kem nazarla bakılmasına asla müsaade edemez. Biz iktidara geldikten sonra dünya vaziyet­lerinde mühim değişiklikler, buhran­lar oldu. Hükümetiniz Türk milletinin iradesine ve itimadına emin olduğu için bu açık ve dürüst siyasetinden zerre kadar inhiraf etmedi. İsabeti gün geçtikçe memleket dışında görülen bu dürüst siyasetinde devam etti. Bu si­yaset sayesinde Türk milleti büyük itibar ve şeref sahibi oldu. Son zaman­larda bazı sefirlerimizin merkeze çağı­rılması Hükümetin malûmat alıp ver­mesi, matbuatta tefsirlere yol açtı. Hü­kümetler muhtelif memleketler nez-dindeki mümessillerini zaman zaman çağırır, müdavelei efkârda bulunur. Bizim yaptığımız da bundan ibarettir. Biz de dünya milletlerinin yaptığını yapıyoruz. Yalnız şunu arzedeyim ki, bütün bu buhranlı vaziyetlere karşı Türk milleti kendi şeref ve istiklâlini muhafaza hususunda uyanık hareket etmektedir. Türk milletinin bu sarsıl­maz azmi ve siyaseti millî iradeye da­yanmaktadır. Memlekette harice karşı tam ittihad ve ahengin mevcut olması fena niyetlileri doğru yola seyketmek-tedir. Bu heybetli manzara karşısın­da kötü niyet beslemek imkânsızdır. Türk milleti millî vazifesini bilir ve ya­par. Bugünkü millî birliği muhafaza etmek bütün vatandaşlar için millî va­zifedir. (Sürekli alkışla).

29 Nisan 1951

— Aydın

Manisa Milletvekili Fevzi Lûtfi Kara osmanoğlu dün akşam Aydın Demok­rat Parti İl Kongresinde söylediği nu­tukta çeşitli konulara temas ederek demiştir ki:

«Muhterem Aydınlılar, Değerli kardeş-deşlerim,

Sizlere karşı hayretimi biraz olsun gi­derebilmek ve sizlere olan yakınlığımı kısa sözlerle ifade edebilmek için söz almış bulunuyorum. Hükümet mesuli­yetini üzerlerine alan arkadaşlar ve Aydın Milletvekilleri dileklerinize te­mas ederek Aydm'm inkişafı için ya­pılan çalışmaları açıkladılar. Ben bu­rada bazı delegelerin temas ettikleri birkaç noktaya huzurunuzda işaret et­mek istiyorum. Bunlardan biri, ziraat ve köy derdidir. Diyeceksiniz ki, Fev­zi Lûtfi tekrar bu bahsi açıyor. Nasıl lüzum duymayayım ki bilhassa 5 se-nedenberi her toplulukta, memleketin dertlerine ait karşılıklı konuşmalar sı­rasında bu mevzua daima îztırapla te­mas edilmektedir. Nazillili bir arka­daşımızın köylerde doktorsuzluktan çe­kilen sıkıntıyı ifade eden sözlerinin bende bıraktığı intibaı önünüze ser­mek isterim. Bugün için köyde otur­mak mahrumiyettir. Fakat bir gün göreceğiz, köyde oturan insan, ziraat-le meşgul insan en bahtiyar insan ola­caktır. Her mesleğe mensup insan köy­lünün gıptacısı olacaktır. Bir müddet daha sabretmek lâzımdır.

Bu arada her zümreye mensup iş adamları iş ve fikir hayatında ahenkli bir vuzuha doğru gidecektir. Çiftçi sı­nıfının menfaatini takdir etmek mec­buriyetindeyiz. Bugünkü iktidar Türk köylüsüne ve Türk çiftçisine dayan­maktadır. Bu memleketin nizamsız ka­lacağını sananlar aklanacaklardır. Bu memlekette hürriyet ve demokrasi ni­metleri vatandaşlar arasında seyyanen tevzi edilmiş olacaktır. Bu toprakları bundan sonra kahrı çekilir, yaşanılır olarak daha çok seveceğiz. Bu toprak­lar bizimdir, demokrasi bizimdir. İle­riye doğru ferahla, ümitle bakmakta­yız.

Hepinizi candan selâmlarım.»

Evvelki gün şehrimize gelmiş olan Baş­bakan Adnan Menderes, Dışişleri Ba­kanı Prof. Fuat Köprülü, Çalışma Ba­kanı Nuri Özsan, Manisa Milletvekili Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu ve berabe­rindekiler bu sabah 9.15'de otoray ile Denizli'ye hareket etmişler, Aydın garında kalabalık bir halk kütlesi tara­fından hararetle uğurlanmışlardır.

—İstanbul:

Bugün saat 10'da Fener'deki Rum Orto­doks Patrikhanesi kilisesinde paskal­ya yortuları münasebetiyle büyük bir dinî tören yapılmıştır. Bizzat Rum Or­todoks Patriği Atenagoras'm idare et­tiği törende Milletvekilleri, Vali ve Belediye Reisi, Birleşik Amerika, ve Yunan Büyük Elçileri ile Müsteşarları, şehrimizdeki Konsoloslar, memleketi­mizde bulunan İngiltere'nin eski Har­biye Bakam Hoar Belisha, Merkez Ko­mutanı, Mülkî erkân, Şehir Meclisi üyeleri ve davetliler hazır bulunmuş­lardır.

Cumhurbaşkanımız ve Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan Pas­kalya münasebetiyle birer buket gön­dermişler ve tebriklerini bildirmişler­dir.

Patrik paskalya münasebetiyle Cum­hurbaşkanımıza tazimlerini, Büyük Millet Meclisi Başkanı ile Başbakan ve Hükümet Erkânına, İstanbul Valisine en iyi dileklerini iblâğ ve ifade etmiş­tir.

—İstanbul:

Porteguesa Desportes takımı ikinci ma­çını bugün yine 20 bini bulan bir se­yirci kitlesi önünde Galatasarayla yaptı.

Brezilya takımı bugün sahaya beyaz forma ve beyaz pantalonla çıktılar. El­lerinde bir Galatasaray bayrağı taşı­yan misafir takım, karşılıklı tribünlere birer demet çiçek attılar ve stadı dol­duran 20 bin kişi tarafından şiddetle alkışlandılar. Misafirleri müteakip de Galatasaraylılar sahaya çıktılar.

Kısa süren bir seremoniyi müteakip takımlar karşılıklı şöyle yer aldılar :

Muca - Manduco, Jaco - Santos, Bran-daosinda sinho, Cecy - Julio, Renato, Mininho, Pinga, Simao.

Turgay - Naci, Necmi - Özcan, Doğan, Rober - Muhtar, Hikmet, Gündüz, Re­cep, Celâl.

Hakem Sulhi Garan.

Oyunun başlamasiyle Brezilyalılar dünkü tempolarını tutturmakta gecik­mediler. Kısa ve uzun yerini bulan paslar, çeşitli deplasmanlar, birbirini takip etmeğe başladı. Misafir takım hemen ilk dakikalarından itibaren, ga-

yet rahat bir oyunla Galatasaray yarı sahasına tamamen yerleşmişlerdi. Ga­latasaray müdafaası, seri halindeki hü­cumları önleyebilmek için biraz sertli­ğe kaçtığı görülüyor. Hakem bu sert tempoyu önleyebilmek için sık sık Ga­latasaray aleyhine favul vermek zo­rundakalıyordu.

Brezilyalı sol iç, 20'inci dakikada kö­şeyi bulan bir gutla birinci, dört daki­ka sonra da Turgayın müdahalesine meydan vermeden ikinci golü yaptı, 27'inci dakikada soldan sağa geçen to­pu sıkı bir şutla sağ açık üçüncü defa Galtasaray kalesine soktu. Dün gol çı­karmak bakımından biraz şanssız olan Brezilyalılar bugün Galatasaray kar­şısında yalnız o cazip tempolarını tek­rarlamıyorlar, aynı zamanda dünkü şanssızlıklarının da acısını çıkarıyor­lardı1.

32'inci dakikada ortadan sağa uzanan bir Brezilya hücumunda sağ açığın ortasını sol iç, Turgayı seyirci bıra­kan bir kafa vuruşu ile tamamlayarak dördüncü golü yaptı.

Bu golden biraz evvel bir Brezilya hü­cumunda sol bek Necmi sakatlanarak oyundan çıkmış, yerine Fazıl girmişti. 44'üncü dakikada havadan bir Gala­tasaray hücumunu Brezilyalı müdafi el müdahalesiyle karşıladığından pe­naltıya sebebiyet verdi. Galatasaraylı­lar Nacinin vuruşu ile bu penaltıdan bir gol kazandılar.

Devre,4-1sona erdi.

İkinci devrede Galatasaray takımında ufak bir değişiklik olmuş Celâl çıkmış Recep sol açığa alınmış, sol içe Muzaf­fer girmişti. Oyun başlar başlamaz hü­cuma geçen Galatasaraylılar Gündü­zün yerinde bir vuruşu ile ikinci gol­lerini çıkardılar.

Bu devrede Galatasaray ilk devreye nazaran canlı ve derli toplu bir tempo tutturarak Brezilya müdafaasını zorla­mağa başlamıştı.

Altıncı dakikada Muhtarın volesini Brezilyalı kaleci güçlükle kurtardı. Onuncu dakikada da Gündüz çok mü­sait pozisyonda yakaladığı topu isabet­siz bir vuruşla avuta çıkardı.

Galatasarayın enerjik oyunu, bir ara­lık Brezilyalıların temposunu sekteye uğratmış ve sarı kırmızılılar oyuna ha­kim olmuşlardı.

Galatasaraylılar güzel ve enerjik tempolarını devam ettirerek rakip takıma teşebbüsü kaptırmadılar.

35'inci dakikada: Doğan Sakatlanarak oyundan çıktı, Abdullah sol içe girdi Muzaffer de santrhafa geçti.

Oyunun son kısımları müsavi ve dur­gun geçti. Maç bu şekilde 4-2 Brezilya takımınıngalibiyetileneticelendi.

— Denizli :

Denizli Demokrat Parti İl Kongresi de Aydm'da olduğu gibi şuurlu, heyecan­lı, en geniş ve serbest fikirlerin sahibi, söylediğini, istediğini bilen ve söyle­nenleri tartan heyecanlı bir topluluğun muhteşem manzarasını arzediyordu. Kongre dün başlamış olmasına rağmen bugün de ayni heyecan temposu geç vakte kadar devam etti. Delegeler bir taraftan mahallî ihtiyaçları teşrih eder­ken, sözü memleketin umumî menfaati üzerine de intikal ettiriyorlar ve be­ğenmedikleri kanunları teşrih ediyor­lar v-3 yapılan işlerin de hoş görmedik­leri taraflarını geniş bir serbesti ile tenkitten çekinmiyorlar di. Bu arzula­rın ve tenkitlerin birçoklarına Denizli Milletvekilleri ve Başbakanla beraber Ankara'dan veya İzmir'den, Aydm'dan gelen Milletvekilleri ve partililer ce­vap verdiler. Ve ortaya konulan me­selelere karşı büyük Millet Meclisinin ve Hükümetin tedbirlerini izah etti­ler. Bütün bu müzakereler esnasında karşılıklı sevgi ve anlayış ruhu her şeyin üstünde görülüyordu. Başbakan, Dışişleri Bakanı, kendi şahıslarına ve Hükümete gösterilen bu heyecan ve içten gelen yakınlık karşısında büyük bir heyecanla ve derin bir bağlılıkla mukabelede bulundular. Hükümetin güttüğü yolu, onbir aylık çalışmayı ve bu çalışmaların verdiği meyveleri bi­rer birer ortaya koydular. Başbakan sık sık. ve coşkun gösterilerle kesilen nutkunda birçok konulara temas ede­rek sözlerine şöyle başladı:

«Evvelâ yapılması uhdeme tevdi edilen bir vazifeyi yerine getireyim. Sevgili Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, Anka­ra'dan ayrılırken bana, bu kongreniz­de aranızda bulunamadığından dolayı müteessir olduklarım ve bunu sizlere söylemekliğimi bildirdiler. Bu zevkli vazifeyiyerinegetiriyorum.

Saatlerdenberi aranızda sizleri dinle­mekte ve hissetmekteyim. Birçok ar­kadaşlar ne güzel konuştular, şikâyet­lerini, temennilerini ne güzel ve Ölçülü ifade ettiler.Bunugururla, iftiharla seyrettim. Demek oluyor ki beş yıllık mücadelesinde Demokrat Parti mem­leket işleriyle yakından alâkadar olan ve bunları ifadeyi bilen on binlerce vatan çocuğu yaratmıştır. Bunun Par­timizin istikbali için ne kuvvetli, ne büyük bir beşaret haberi olduğunu söylemek zaittir sanırım. Ben Denizli­nin muvaffak ve muktedir çocuklarını dinlerken bir taraftan gurur duyuyor, diğer taraftan da imtihan sırası gelen bir mektepli gibi derece derece heye­canım artıyordu. Bu topluluğunuzun bana ilham ettiği en başta gelen duygu ve düşünce Partimizin muhalefette iken duymuş olduğu heyecanı hâlâ muhafaza etmekte olduğu hakikatidir.

İktidara geldikten sonra Parti heyeca­nını, kudretini kaybetmiştir diyenlerin şu manzarayı seyretmeleri onlara kâfi bir cevaptır. Aranızda muhaliflerimiz varsa onları hürmetle selâmlarım ve derim ki, şu gördüğünüz manzara inki­sara uğramış insanların manzarası mı­dır? Gördüğümüz mücadele, ben bunu yapacağım, sen bunu yapacaksın gibi ne bir rekabet, ne de bir yarışma idi. Onların inandıkları ve bizim inandığı­mız bir şey vardı. Ve bu insanlar ak ile kara kadar birbirlerinden ayrı idi. Onlar tek parti zihniyetine inanmış, teşkilâtları bu zihniyetle yuğrulmuş bir zümre idiler. Onlara tek parti ha­kimiyeti memleketi saadete götürecek yol değildir dedik. îki zihniyet çarpı­şıyordu. Biz ise onların karşısına yep­yeni bir zihniyetin temsilcisi olarak çıktık. Bu memleketi saadete götüre­cek yolun demokratik sistem, çok par­tili sistem olduğunu söyledik. Biz ina­nıyorduk ki şayet bu millet kendi iş­lerini kendi eline alacak olursa, kendi kaderine sahip olacak olursa memle­keti ıstıraba sevkeden şikâyetler ken­diliğinden kalkma yoluna girecektir. Biz buna inanarak çalıştık.»

Başbakan bundan sonra bu iki zihni­yet arasındaki bariz farkı teşrih ede­rek Demokrasinin ne demek olduğunu geniş bir surette izah etmiş, mamure­lerin şen ve mes'ut vatandaş kütleleri­nin, hürriyet havasının estiği diyar­larda meydana geldiğini, harabelerin ise hürriyetin uğramadığı yerlerde ol­duğunu belirtmiştir.

Başbakan sözlerine devamla demiş­tir ki :

"Sizlerden aldığım ikinci intiba şudur: Muazzam bir tesanüt manzarası görü­yorum.Birbirlerimizemes'uliyetmakamına getirdiğimiz bütün arkadaş­larımıza inanıyoruz. Bunu araştırmağa ve sormağa hacet yok. Çehrelerinizden bellidir. Bu tesanüdünüz sizin, bütün memleketin hayrına ve saadetine ma­tuftur. Bu tesanüt bütün yurtta bütün teşkilâtımıza ayni kuvvetle müyesser olsun, bunu dilerim. Bu tesanüdü kay­bettiğimiz gün bu memleketin ufukları kararır, siyasî ve iktisadî istikrarı şüp­heye düşer.

Dünyanın en tehlikeli bir devrini ya­şadığımız bugünlerde dört sene İçin bu memleketin mukadderatına De­mokrat Parti hâkim olacaktır. Bu devri kökleştirmek, perçinleştirmek mecburiyetindeyiz.»

Başbakan bundan sonra bütçenin he­nüz iki aydanberi tatbik edildiğini, bü­tün Umumî Meclislerin, Belediyelerin ve İller Bankasının tamtakır devralın-dığıni, buna rağmen Hükümetin aldı­ğı tedbirleri, ne su işleri, ne yol işleri, ne de iktisadî tedbirleri geri bırakmı-yacağım, şimdiden birçok imkânların yaratılmış olduğunu izah etti ve dilek­ler arasındaki orman işine geçerek orman kanununun Encümenlerde mü­zakere edildiğini, bu kanunun değiş­mesinin bile bir devrin kap?ndığma delâlet ettiğini belirterek, son zaman­larda sosyal kanunların tadilâtı ve memleketin iktisadî durumu üzerinde durdu ve dedi ki:

«Millî geliri en kısa zamanda arttıra­cağız ve bu yola girdik. Hiçbir vergi zammına başvurmadan, sırf millî ge­lirin artması sayesinde, devlet bütçesi­nin bir misli artacağını şimdiden ha­ber vermek bir hata olmaz. Bir kaç sene sonra memleketin manzarası kül­liyen değişmiş olacaktır. Biz henüz geçmiş seneler bütçelerinin tesirinden tamamiyle kurtulmuş bir bütçe ile gel­miş değiliz. Bu seneki bütçe de yüzde doksan ister istemez geçen yılların te­siri altında kalmıştır. Gelecek yıllarda bu tesir gittikçe aşalacak ve nihayet tamamiyle kaybolacaktır.»

Adnan Menderes bundan sonra hayat pahalılığından bahsetmiş ve dünyanın Kore harbi dolayısiyle geçirmekte ol­duğu buhrandan ve fiat yükselmelerin­den en az müteessir olan memleketler­den birinin Türkiye olduğunu ve bu­nun da hükümetin aldığı önleyici ted­birler sayesinde mümkün olduğunu söylemiş ve gelir vergisini yeni iktida­rın yapmadığım, hatta iktidara geldiği zamantatbikedilirvaziyettegördügünü ilâve etmiş, görülen aksaklık­ların tesbit edildiğini ve izalesi için kanunda gereken tadilâtın yapılacağı­nı, ayni zamanda memleket iktisadî hayatının inkişafına mâni olan mua­mele vergisinin tadil edileceğini ve ay-rıca hayvanlar vergisinden de köy­lünün kurtarılacağını söylemiş ve an­tidemokratik kanunların kaldırılması için komisyonlar kurulduğunu ve ça­lışıldığını, Türk milletinin olgunluğu inancına itimad eden vicdan hürriyeti­nin her şeyin fevkinde tutulduğunu kaydederek, demokrotik' idarenin te­essüsüne geçmiş ve demiştir ki :

™DÖrt yıl devam -eden tek parti ve de­mokratik idare mücadelesi adım adım ilerleyerek kaleyi 14 Mayısta fethet-miştir. Artık Türk milleti bu kaleyi yadellere asla bırakmıyaçaktır. Çünkü iki devir, orta çağ bakiyesi zihniyetiy­le bütün insanlığın ileri fikri olan de­mokrasi ideali fikri çarpıştı. Çarpışan Demokrat Parti ile Halk Partisi değil­dir. İki zihniyettir. Bunu, aşılması mu­kadder bir merhale olarak ele almak lâzımdır. Bunu, parti programımızı ya­zarken idrâk etmiş insanlarız. Herkes kanunların tam teminatı altındadır. Başkalarının hürriyetine tecavüz et­medikçe bütün hürriyetler herkes içindir.

O devri hasenat ve seyyiatı ile maziye terk ediniz. Düşününüz, bugün tek parti isteyen bir kimse var mı? (Yok sesleri) şu halde siz bu zihniyeti yen­diniz."

Bundan sonra Başbakan partiler ara­sında iyi münasebetlerin lüzumuna ,bir kere daha işaret ederek sürekli alkış­lar arasında sözlerini bitirmiştir.

— Denizli :

Kongrede Başbakandan sonra söz alan Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprü­lü, kongrelerde dinledikleri neticesin­de artık Demokrasi rejiminin bir daha gitmemek üzere yerleşmiş olduğuna iman ettiğini, 14 Mayısın Sark millet­leri tarihinde asırlardanberi ilk görü­len bir hâdise olduğunu ve bunu için­de yaşanılan bir muhitte anlamanın güç olduğunu, fakat hatıralar 1945'e irca edilirse mücadelenin büyüklüğü­nün ortaya çıkacağını belirterek de­di ki :

«Fakat bu artık rahat rahat oturacağız demek değildir. Muhafaza ve inkişaf ettirmek zorundayız.Geri kalmamızın en büyük âmili 1944'e kadar memle­kette hürriyet ve münakaşa hakkının olmamasıdır. Hürriyet rejimi hâkim olan memleketlerde insanlar daima neşelidir, iş, çalıgma ve kazanma heve­si vardır. İstibdat memleketlerinde in­sanların ağzını bıçak açmaz, yüzlerde tebessüm görülmez, endişe okunur, önümüzde yapılacak çok şeyler var­dır. İhtiyacımız sonsuzdur. Fakat buna bakarak ümitsizliğe düşmeyelim. Da­ha bütçemizi yeni tatbik ediyoruz. Ek­siklerin hepsine çare bulacağız. Lâyık olduğumuz saadete ve refaha elbetteki kavuşacağız. Geçtiğimiz yerlerde gör­düklerimiz önümüzde bir bereket yılı olacağını gösteriyor. Herkes ümid ve neşe içinde çalışıyor. İktidara geçtiği­mizden sonra dünya hâdiselerinde umumî değişiklik oldu. Bu hâdiseler­den evvel bütün dünya ucuzluğa, bol­luğa gidiyordu. Fakat şimdi sulh ikti­sadı yerine harp iktisadı kaim oldu. Fakat gafil avlanmadık, icabeden ted­birleri almakta kusur etmedik. Parti hayatında gönül ferahlığı ile gördüğü­nüz gibi samimiyetle, kardeşlik hisle­riyle hareket edildiği takdirde partimiz bu siyasî faaliyette de muvaffak ola­caktır. Hükümetinizin muvaffakiyeti­nin tek çaresi sizin ona itimadınız ve onun da sizin direktiflerinize riayeti­dir. »

Bundan sonra âti için, iktidarın istik­rarı için tesanüdün lâzım olduğunu ve daima basiretli hareket edilmesi ica-bettiğini izah eden Köprülü, sözlerine şöylece son verdi :

«14 Mayıs ruhumuz devam ettikçe her şeye muvaffak olacağız. Bu kongrede gördüğüm manzara bu kanaatimi tak­viye etti. Hepimiz için bu yolda yürü­mek bir vicdan borcudur.»

Bundan sonra söz alan Manisa Milletve­kili Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu, kon­grenin alkışları arasında güzel hitabe­lerinden birini daha yaparak, takip et­tiği kongrelerde yeni bir havanın 'es­meğe başladığını, yeni bir zihniyetin içimizde esaslı surette yerleştiğini, De­nizli'de de ayni ruhun belirdiğini söy-liyerek dedi ki :

«Daha evvelleri mütemadiyen bir has­retten, aziz bir yolcunun gelmesinden, hürriyetten bahsederdik. Şimdi dua­larımızı bitirmiş ve beklediğimizin gel­diğini görmüş olarak nıüsbet mesele­lerden bahsediyoruz. İmardan, işleri­mizi nasıl ileri götüreceğimizden bah­sediyoruz.

Büyük Millet Meclisinin 2 Nisan 1951 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 2 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15!te Refik Koraltan'ın başkanlığında top­lanmıştır.

Başbakan Adnan Menderes'in, geçen birleşimde okumuş olduğu yeni hü­kümetin programı üzerinde müzakereler yapılacağından Meclisin bugünkü toplantısında dinleyici locaları kamilen dolmuş olduğu gibi, Meclis bah­çesinde toplanmış olan büyük bir kalabalık da konuşmaları hoparlörlerden takip etmekteydi.

Oturum açıldığı zaman Başkan, C.H.P. Meclis grupu başkan vekillerinden
Trabzon Milletvekili Faik Ahmet Barutçu'ya söz vermiş, kürsüye gelen
Faik Ahmet Barutçu, hükümet programı hakkında partisinin görüşünü
açıklamıştır. Sözlerine, birinci Adnan Menderes hükümetinin istifasının
ve kurulan yeni hükümette eskisine nazaran yapılan ufak çaptaki değişik­
liklerin üzerinde durmayacağını söyliyerek başlıyan hatip, eski hüküme­
tin 10 aylık icraatı süresinde, memleketin ana meselelerine taallûk eden
ve bir zamanlar verilmiş olan vaitlerin ele alınmamış bulunduğunu ileri sür­
müş ve birinci Adnan Menderes hükümeti gibi, ikinci Adnan Menderes
hükümetinin de umumî olarak memleketin ihtiyacına cevap verecqk bir
karakter taşımadığını ifade eylemiştir.

Faik Ahmet Barutçu sözlerine devamla, program bakımından yeni hükü­metle eskisinin farklı olmadığını, yalnız yeni hükümetin programında yeni bir siyasî üslûba ve bazı yeni görüş ve fikirlere yer verildiğini, ilk Men­deres hükümetinin 14 Mayıs'ta elde edilen büyük demokratik neticeyi bir taraflı bir eser olarak farzetmek haleti ruhiyesini taşıdığı halde bu defa böyle bir hava ile karşılaşılmadığmı, fakat istikrarlı bir devlet nizamı kurmak ödevini üzerine alan yeni hükümetin bu hususta harekete geçe­ceğine dair. bir imada bulunmadığını, bugünkü iktidar muhalefette iken tenkit ettiği antidemokratik kanunların bugün hâlâ yürürlükte olduğunu, siyasî mevzuda olduğu gibi on aydan beri malî ve ekonomik sahada da iyi neticeler elde edilmediğini, hayat pahalılığına karşı alman tedbirlerin ki­fayetsiz olduğunu söylemiş ve bundan sonra sözü programın memlekette huzursuzluk yaratmak amacını güden ve demokrasi idaresini yıkmak is­teyen bazı hareketlerden bahseden kısmına naklederek kendilerinin 14 Mayıs değişmesini bir tekâmül merhalesi olarak saydıklarını, bu rejimi yıkmak isteyenlere karşı hükümetin alacağı tedbirleri ve keza kökü dı-şarda olan muzur cereyanlara karşı alınacak tedbirleri memnuniyetle kar­şılayacaklarını ifadeden sonra bu tedbirlerin vicdan, tefekkür ve ifade hürriyeti gibi demokrasinin temelini teşkil eden esasları sarsmaması lâ-zımgeldiğini beyan etmiştir.

Faik Ahmet Barutçu, hükümetin partizan bir politika değil, memleketçi bir politika takip etmesini gönülden beklediklerini söyledikten sonra millî birliğin millî varlığın esasını teşkil ettiğini ileri sürmüş, iktidardaki hü­kümetin memleket ve Meclisle elele yürümesi temennisini izhar etmiştir.

Demokrat Parti iktidarının buna bütün varlığı ile müzahir olacağını söylemiştir.

Seyhan Milletvekili Remzi Oğuz Arık, Demokrat Partinin daha iktidara ilk geldiği gün, «devri sabık yaratmıyacağız» şeklindeki ifadesi ile bir af kanunu çıkarmak için sarfettiği gayretin, Menderes hükümetinin ne büyük bir hüsnü niyetle işe başladığına açık bir delil olduğunu hatırlata­rak söze başlamış ve bu zihniyetle, muhalefetin bugün takındığı tavrın bir mukayesesini yapmış ve irtica meselesine temasla, irticaın ümmilik olduğunu, iktidarın ümmiliği destekliyen en ufak bir hareketi görülme­diğini bilâkis, ümmilikle mücadeleye girişildiğini, millî eğitim dâvasına en çok yer verildiğini, Unesco ile daha yakın münasebetler temin edildiğini söylemiştir.

İzahatına devam eden hatip, inkılâpların hazmediîmediği ve iktidarın ir­ticaî hareketlere vesile verdiği yolunda ileri sürülen iddiaların vebalinin, bugünkü iktidardan ziyade geçmiş iktidara ait olduğunu kaydetmiş ve yeni iktidarın vicdan hürriyeti bakımından giriştiği hareketlerin eski iktidarca başlanılanları daha da inkişaf ettirmekten ibaret bulunduğunu, hal böyle iken bugün muhalefetin bu çeşit telkinlere girişmesinin yersiz ve mânâsız olduğunu ifade etmiştir.

Bundan sonra söz alan Demokrat Parti İzmir Milletvekili Osman Kapani, Faik Ahmed'in tenkidlerine cevap vererek, garp demokrasilerinin bir ço­ğunda hükümet başkanlarının parti başkanları olduğunu söylemiş ve böy­lece Demokrat Parti başkanının aynı zamanda hükümet başkanı olmasın­da hiç bir mahzur bulunmadığını, bu halin demokrasiye aykırı olmadığını belirtmiştir. Müteakiben oturuma 15 dakika ara verilmiştir.

İkinci oturumda Manisa Milletvekili Muzaffer Kurbaoğlu (D. P.) da mu­halefet partisinin ileri sürdüğü iddiaları cevaplandırmış, onu takiben söz alan Demokrat Parti İstanbul Milletvekili Selim Ragıp Emeç, Faik Ah­met Barutçu'nun Basın Kanunu hakkındaki sözlerine temas ederek, Ad­nan Menderes hükümetinin, basının hürriyetini sağlayan yeni Basın Ka­nununun çıkması hususunda sarfettiği gayretleri izahla, bizzat Başbakan Adnan Menderes'in, Adalet Komisyonuna giderek, bu kanunun tez elden çıkarılması için icap eden alâkayı yakından gösterdiğini anlatmış ve böy­lece Demokrat Parti iktidarının, memleket basınına verdiği ehemmiyeti belirtmiştir.

Millet Partisi adına kürsüye gelen Kırşehir Milletvekili Osman Bölükbaşı. partisi adına hükümetin programını tenkid ederek, hükümet programında, vicdan ve din hürriyetinin korunacağının söylendiğini, şu halde memle­kette bu hürriyetleri tehdit eden bir kuvvetin mevcut olacağını ve hü­kümetin bu hususta malûmat vermesi icap ettiğini ileri sürmüş ve mem­lekette din hürriyetinin mevcut olmadığını, diyanet işleri hükümetin elin­de buulndukça, devletin dine tahakküm edeceğini, buna mâni olmak için de bir cemaat teşkilâtının kurulmasına ihtiyaç olduğunu söylemiştir.

Bağımsız Mardin Milletvekili Kemal Türkoğlu da, yeni hükümet progra­mının pek az farkla eskisinin ayni olduğu mütalâasında bulunmuştur.

Müteakiben Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü, ondan sonra Başbakan Adnan Menderes, metnini ayrıca verdiğimiz beyanatlarda bulunmuşlardır.

Başbakanın beyanatını takiben tekrar söz alan C.H.P. Meclis grup başkan vekillerinden Trabzon Milletvekili Faik Ahmet Barutçu, kendisinin asla mücerret tenkidi erde bulunmadığını, sırf tenkit etmek için tenkit yapma­dığını söyliyerek sözlerine başlamış, iktidarla muhalefetin memleket me­selelerinde ayni şerefli vazifeyi görmekte bulunduklarını, iktidarın yap­makla, muhalefetin söylemekle mükellef olduklarını beyan etmiş, bu ara­da eski C.H.P. hükümetlerine karşı yapılan tenkitlere de cevap vererek, 27 senelik müesses bir iktidarın bazı köstekleyici noktalara malik bulun­duğunu, müesses itiyatları yıkmanın güç olduğunu, halbuki yeni bir ruh taşıyan Demokrat Parti iktidarının bu nevi itiyatlarla malûl olmadığını ve böylece her şeyi yeni baştan ve daha iyi bir şekilde yapabileceğini söylemiş ve bu hususu da yeni hükümetten beklediğini sözlerine ilâve etmiştir.

Bundan sonra verilen yeterlik Önergesi kabul edilmiş hükümete itimad oyu verilmesine geçilmiştir. Açık olarak yapılan oylama neticesinde, oya 395 Milletvekili iştirak etmiş, bunlardan 345'i lehte, 50'si ise aleyhte oyunu kullanmıştır.

Neticelerin belli olmasını müteakip Başbakan Adnan Menderes kürsüye gelerek,kendisine karşı gösterilmiş olan bu itimattan dolayı teşekkürle­rini bildirmiştir. Meclis çarşamba günü toplanacaktır.

Ankara : 2 (A. A.)

Büyük Millet Meclisinin bugün yeni hükümet programı üzerindeki müza­kereleri sırasında dış siyaset hakkında ileri sürülen mütalealara cevap ve­ren Dışişleri Bakanı Profesör Fuad Köprülü şunları söylemiştir:

Muhterem arkadaşlar,

Faik Ahmet Barutçu arkadaşımızın muhalefet namına yapmış olduğu be­yanatta, dış siyaset hakkındaki mütalealarma müsaadenizle cevap vermek istiyorum. Evvelâ şunu söyliyeyim ki, ilk defa olarak muhalefet adına, hükümetin takibettiği dış siyaseti umumî hatlariyle tasvip edici ve sarih bir ifade dinledik. Bundan dolayı hakikaten çok memnunuz ve kendilerine teşekkür ederiz.

İktidarın ve muhalefetin dış siyaset meselelerinde mutabakat halinde ol­maları hiç vüphe yok ki bir memleketin manevî kuvvetlerinden ve büyük mesnetlerinden birini teşkil eder. Bir memleketin dış itibarı, takibettiği dış siyasetin bütün memleket efkârı umumiyesi tarafından desteklenme­sinin herkes tarafından anlaşılması ile meydana çıkar. Bu itibarla kendi­lerinin ilk defa olarak dış siyasetimiz hakkında sarih ve tasvipkâr beya­natta bulunmalarını memleket hesabına memnuniyetle karşılamak ica-beder.

Arkadaşımın sözleri gösteriyor ki, hükümetiniz bundan aylarca evvel Kore meselesindeki kararını almakla ne kadar uzak görüşlü ve isabetli bir ha­reket hattı takibetmiştir ve muahharen Meclisin kapalı bulunduğu bir za­manda aldığı bir kararın sonradan Meclis toplandıktan sonra yüksek Mec­lisin ve ayrıca bütün milletin tasvibine mazhar olması Türkiye'nin dış itibarını bugün gördüğümüz vaziyete getirmiş bulunmaktadır. Bundan dolayı Meclisiniz iftihar etmekte haklıdır arkadaşlar. İlk zamanlarda bu kararın mahiyeti hakkında tereddüt izhar edenler, aylardanberi bunun doğurduğu mes'ut neticeler ve inkişaflar karşısında artık tereddütlerin­den kurtulmuşlardır. Daha ilk günden beri bu karara şiddetle taraftar olan milletin kanaatin a iştirak etmek suretile muhalefetin eski hattıhare-ketinde bir değişiklik göstermiş olması memnuniyetle karşılanacak bir ha­rekettir.

Arkadaşlar,

Faik Ahmet Barutçu'nun bir iki nokta hakkında ileri sürdükleri tenkid-leri müsaadenizle tahlil edeyim. Kendileri iptida Parlamentosuz iş görme­mek lüzumundan bahsettiler. Demokrat Parti hükümeti hiç bir zaman Parlamentosuz iş görmek niyetinde ve itiyadında değildir. Çünkü kendi hareketlerinin doğru olduğuna ve bir karar aldığı zaman onun doğru ol­duğuna kanidir ve bunu bütün memleket kargısında daima müdafaa et­meğe hazırdır. Bunun için hiç bir zaman Parlamentosuz iş görmek bizim şiarımız değildir. Bunu asla tasavvur edemeyiz.

Diğer taraftan bazı endişeler izhar ettiler. Meselâ, Parlamentosuz iş gör­mek, karşılığı olmıyan veya karşılıklı olmıyan kanunî külfetler yüklemek.

Arkadaşlar,

Birkaç kere daha burada yüksek huzurunuzda teyid ettim. Hükümet her­hangi bir iş hakkında bir taahhüt alacağı zaman daima Anaysa icabı bunu yüksek Meclise açıkça getirmek ve onun tasvibini almak mecburiyetinde­dir. Bunun aksi hattı hareket ne bizim hükümetimiz için, ne de diğerleri için kabili tasavvur değildir.

Birkaç defa tekrar ettiğim bir hususu bu vesile ile, eğer kendilerinin bir endişeleri varsa, hâlâ kalmış ise, bertaraf etmek için açıkça söylüyorum.

Yine Faik Ahmet Barutçu arkadaşımız gayet haklı olarak ve yerinde ola­rak ahdî bir bağın lüzumundan bahsettiler. Yani hukukî esasa dayanan bir emniyet sistemine girmemizin lâzım geldiğini ifade ettiler ve Birleş­miş Milletlerin bu emniyeti tam olarak temin edemediği noktası üzerinde durdular.

Hükümetiniz daima aynı kanaatta bulunmuş ve iktidara geldiği ilk gün­den bugüne, son hükümet beyannamesine kadar aynı noktai nazarı vazıh olarak ifade etmiştir. Kendilerinin müdafaa ettiği bu fikir, hükümet prog­ramımızda gayet sarih olarak ifade edilmiştir.

Arkadaşlar,

Bizim noktai nazarımız, ilk iktidara geldiğimiz günden beri şudur ki, biz, Birleşmiş Milletler idealine ve paktına, onun tahmil ettiği vecibelere bağlı kalmış olmakla beraber, bir kaç kere burada muhterem heyetinizin huzu­runda arzettiğim gibi, biz bugünkü vaziyetle bunun henüz müşterek emni­yeti sağlıyacak kuvvette olmadığı kanaatindeyiz. Eğer böyle olmuş ol­saydı onun dışında meselâ Atlantik Paktı gibi bir takım müşterek emniyet kombinezonları yapılmasına lüzum kalmazdı. Biz bu noktai nazarı daima müdafaa ettik ve burada muhterem heyetinize muhtelif defalar arzettim. Daha Kore hâdisesinin ilk zuhurunda, o zaman bir Amerikan ajansına yaptığım beyanatta aynen şunu söylemiştim:

Herhangi bir saha, Atlantik Paktı gibi müşterek bir emniyet dahiline alın­madığı takdirde o saha dışarıdan agresyonu, tecavüzü davet edecek bir mahiyet taşır. Bu Kore hâdisesi bunun neticesidir, demiştim. Aşağı yukarı aynı noktai nazarı Faik Ahmet Barutçu arkadaşımız da ifade ediyorlar. Bu hususta tamamen kendileriyle mutabıkız. Hiç bir zaman zıddını söyleme­dik ve hareket etmedik. Dış siyasetimiz muhterem heyetinize arzettiğim gibi, idealist dediğim zaman, mahiyetlerine sadık, ahlâkî esaslarına bağlı, tecavüz ve taarruz fikrinden uzak, namuskâr, dürüst, millet iradesine ta-mamiyle sadık, herhangi bir taarruz karşısında bir milletin açık ve dürüst siyasetidir. (Alkışlar).

Bizim Atlantik Paktına alınmamız için yaptığımız müracaat yalnız kendi emniyetimizi sağlamak bakımından değil, yani kendi vaziyetinden şüphe eden, kendi kuvvetinden, kararından şüphe eden bir müracaat, bir devle­tin müracaatı mahiyetinde değil, onun da dışında, kendi emniyetini dü­şünmek birinci derece vazifesi olmakla beraber. Türkiye'nin emniyeti­nin temini, dünya sulhunun temini bakımından birinci derecede bir me­sele olduğunu ve Türkiye'nin bunu yapmak azminde, kararında ve kud­retinde bulunduğunu göstermek için yapılmıştı. O zaman buna dair, bu pakta girmek için pakta dahil büyüklü, küçüklü bütün muhtelif edvletle-rin müttefikan bir karar vermeleri lâzımdı. O zaman böyle bir karara varamadılarsa, ki bunun da başka sebepleri vardır ve biz yalnız herhangi bir müdafaa, Akdenizin müşterek müdafaası plânına iştirak için bizi da­vet ettilerse bu, arkadaşlar, onun heyeti mecmuasını teşkil eden muhte­lif devletlerin hepsinin birden, çünkü bir tanesinin itirazı karar alınma­sına mânidir, realist bir siyaset takip etmemelerinin neticesidir. Hâdise­lerin zaruretini idrâk edememelirinin bir neticesidir. (Bravo sesleri). Ne-tekim o zamandan bugüne kadar dünya hâdiselerinin inkişafı tarzı bizim ne kadar haklı olduğumuzu, bu müracaatımızın hakikî mânasını dünya efkârı umumiyesine açıktan açığa hergün daha kuvvetle anlatmış bulunu­yor. (Soldan bravo sesleri). Bu anlaşıldığı gün, mesut neticeleri elbette iktitaf edeceğiz. Ve bundan, yalnız Türkiyenin değil, dünya sulhunun muhafazasına taraftar olan bütün hür milletlerin aynı memnuniyeti du­yacaklarından emin bulunuyoruz.

Arkadaşlar,

İktidara geldiğimiz günden beri, malûmu âlinizdir ki, yarma ait herhangi bir mesele hakkında hayalî bir tahminde bulunmak, vaktinden evvel ümitler vermek âdetimiz değildir. Biz herhangi meselede yüzde yüz katî neticeler aldıktan sonra onu gelip muhterem heyetinize arzetmeği ken­dimiz için zarurî bir vazife biliriz. Bunda da aynı şekilde hareket edeceği­mizden emin olabilirsiniz. Hükümetiniz, memleketin emniyeti dâvasında en realist bir görüşle, tereddütten, evhamdan şu ve bu şüpheden âri ola­rak, tamamiyle açık, dürüst bir siyaseti müdafaa etmekte ve bu noktai nazarı azimle, kuvvetle takip eylemektedir. Biz dünya hâdiselerinin nasıl bir istikamet takip etmekte olduğunu çok iyi biliyoruz ve bu istikametin Türkiye'nin emniyetinin ahdî bir şekilde teminat altına alınmasının da dünya sulhu için bir zaruret olduğuna kaniiz. Ve bütün dünyanın bunu günden güne daha iyi anladığını görüyoruz. Bunu temin etmenin, süratle temin etmenin en büyük şartı da Türk milletinin her türlü taarruza karşı kendi haysiyetini, şerefini, toprak bütünlüğünü müdafaa hususundaki sar­sılmaz azmidir. Bu hususta, bütün Türk milletinin, muvafık, muhalif şu fikri, bu fikri benimseyen bütün vatandaşların aynı his ve aynı şekilde hareket etmeleri en büyük kuvvetimizdir. Bu büyük kuvvet elimizde ol­dukça varmak istediğimiz neticelere süratle varabileceğimizden emin ola­bilirsiniz. (Alkışlar).

Ankara : 2 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında yeni hükümet programı üzerinde ileri sürülen mütalealara Başbakan Adnan Menderes aşağıdaki cevabı vermiştir:

Muhterem arkadaşlar, saatlerdenberi hükümet programı etrafında devam etmekte olan müzakereleri büyük bir dikkatle dinledim. Bilhassa muha­lefete mensup olan arkadaşlarımızın mütalealarma daha büyük bir dikkat atfetmiş bulunuyorum.

İtiraf edeyim ki, tenkitlerden istifade etmek daima mümkündür ve ben de, hükümetimle beraber bu tenkitlerden azamî derecede istifade etmiş ola­rak huzurunuzdan ayrılmış olacağım. (Alkışlar).

Muvafakat adına konuşan arkadaşlarımız, muhalefet adına ileri sürülen iddia ve mütalealara kâfi derecede cevap vermiş oldular. Bendeniz sadece mühim farzettiğim 3-4 mevzu üzerinde durmak suretile programda ifade etmiş olduğumuz bazı noktaları bir miktar daha izah etmek yoluna gide­ceğim.

Bu sebeple hükümetin tarzı terkibi, istifa ve yeniden teşkili hakkındaki mütaleaları cevaplandırmayı lüzumsuz addetmemekteyim.

Muhterem arkadaşlar, ötedenberi dillere dolanmış ve mütemadiyen De­mokrat Parti iktidarının muvaffak olmadığını isbat etmek için ileri sürül­mekte olan ve Demokrat Partinin seçimden evvel millete karşı taahhüt, etmiş olduğu vaadleri yerine getirmemiş olduğu iddiasını da müsaade ederseniz cevaplandırmak için bir iki cümle arzedeyim.

Hakikaten bu iddialar söylene söylene meselenin esasta varit olup olma­dığı unutulur ve söylendiği gibi kabul edilmesi şeklinde bir vaziyet hasıl olabilir. Bu itibarla Demokrat Parti vaidlerini yerine getirmedi yolundaki iddialara kısaca cevap vermek zarureti vardır.

Demokrat Parti, vaidlerinin bolluğu, vaidlerinin cazipliği vasıtasiyle ikti­dara gelmiş değildir. Demokrat Partinin vaidleri seçim beyannamesinde tesbit edilmiştir. Nitekim o günkü iktidar partisinin vaidleri de seçim be­yannamesinde tesbit edilmişti. Cazip olmak bakımından her iki partinin vaidleri arasında büyük bir fark var ise, o farkı, Halk Partisinin vaidleri­nin daha geniş ve daha parlak olmasında aramak lâzımdır. (Soldan, bravo sesleri).

Her iki beyanname Türk milleti huzurunda okunmuş ve bunlar, vesikalar olarak tarihe intikal etmiş bulunuyor. Arzu edenler her iki partinin kar­şılıklı olarak Türk milletine neler vâdetmiş olduklarını mukayese ede­bilirler. Ve bundan çıkacak netice de, herhalde, Demokrat Partinin bir sürü tahakkuk ettirilmiyecek vaitlerle milletin huzuruna çıkmış olması­nın," iktidarı kazanmış olmasına sebep teşkil etmediğini teslim edecekler­dir. Bunun için bir polemik ve hücum vasıtası olarak kullanılmakta olan Demokrat Parti vaitlerini yerine getirmemiştir, sözleri yerine hangi va-itlerin yerine getirilmemiş olduğunu, hangi vaitlerin şu müddet ve şu şart­lar zarfında yerine getirilmesi mümkündü de Demokrat Parti, yerine ge­tirmemiştir, bu cihetin tasrih suretile iddia ve dâvanın millet huzuruna, serilmesi lâzım gelir. Aksi takdirde dürüst bir tenkidin icabına riayet edil­memiş olmak gibi bir vaziyet hasıl olur.

Vaitlerin yerine getirilmemiş olduğu meselesini konuşurken çok muhte­rem Milletvekili arkadaşlarıma şurasını arzetmek yerinde olur:

D. P. iktidara geldikten sonra ekilmiş olan arpaların hasadı bile yapılma­mıştır. D. P. iktidara geldikten sonra acaba gökten yağan yağmurların birer altın damlası halinde dökülmesi bekleniyordu da, bu mu tahakkuk etmemiştir? Vaitlerle bir milleti aldatmış olmak milletin aldanmış olduğu iddiasını zahire çıkarır ki biz, Türk milletinin sadece kuru vaitlere alda-narak reyini ve iradesini kullanmış olduğunu asla kabul etmiyoruz. (Sol­dan bravo sesleri, alkışlar). Vaitlerin tahakkuk ettirilmemiş olması bah­sinde, antidemokratik kanunların kaldırılmamış olduğu ileri sürülmektedir. Derhal arzedeyim ki antidemokratik kanunların ve hükümlerin ne lerden ibaret olduğunu tesbit ve bunları tâdil için Adalet Bakanlığın bir komisyon kurulmuş, aynı zamandaDemokratParti -Millet Mecli Grubu da böyle bir komisyon kurmak suretiyle işe ve vazifeye başla bulunuyor. Ancak bu münasebetle şurasını arzedeyim ki, kanun hüt leri nelerden ibaret olursa olsun, evvelâ değişmesi lâzımgelen şey zil: yetlerde ve telâkkilerdedir. (Soldan bravo sesleri). Anayasa hiçbir sureti değişmemiştir. 25 sene, otuz sene evvelki Anayasa devrinde tek parti kûmeti ve totaliter bir sistem kurulmuş olduğu gibi yine aynı Anayasa hükümlerinin hükümran olduğu bir devirde demokratik bir idare kur ması mümkün olmuştur. Anayasanın insan hak ve hürriyetleri mevzut daki hükümleri mevcut olduğu bir sırada cemiyet kurmak, parti teş etmek haklarının, vatandaşlara Anayasa mucibince verilmiş olmasına ra men, hepimiz çok iyi biliyoruz ki, seneler ve senelerce hiçbir vatanda bir parti kurmak teşebbüsüne geçememiştir ve bu memlekette bir ikin parti kurulamamıştır. Uzun zamanlar, sayın arkadaşlarım çok iyi bilirgir ki, Ankara'da 20 sene, 25 sene Ulus'tan başka bir gazete çıkarmak da mümkün olamamıştır. Ama kanunlar, Anayasa bunları vatandaşlara ha olarak tanımış bulunuyordu. Bunları söylemekten maksadım, zihniyetler-deki değişikliğin esas olduğunu belirtmek içindir. Bu memlekette, Öyle bir, kökten zihniyet değişikliği vuku bulmuştur ki, şimdi artık kanunların hü­kümleri antidemokratik olsa dahi hiç bir hükümet, hiç bir teşekkül onlarm antidemokratik hükümlerini tatbike koyabilmeğe imkân bulamaz, onları, demokratik olarak tatbik etmek zarureti hasıl olur.

Bir muhterem arkadaşım, İller Kanununu niçin değiştirmediniz, dediler. Muhterem arkadaşlar, ötedenberi kurulmuş bir idarenin devamı şeklinde vazife başına gelmiş bir hükümet olsaydık,bu gibitarizleri görmemizi tabiî telâkki ederdik. Fakat hepiniz takdir edersiniz ki bütün şartların altüst olduğu bir zamanda yepyeni bir idarenin kurulmasının zarurî bu­lunduğu bir devrede vazife başına gelmiş bulunuyoruz. Yine takdir bu­yurursunuz ki idare cihazı, devlet memuru uzun yılların vermiş olduğu itiyat vealışkanlıklarla büsbütün başka yollardan,büsbütün başka bir zihniyetle çalışmaktadır ve bir çokları tek partinin, tamamen eski iktida­rın cazibesine kapılmış olarak, tamamen o devrin itiyatlarının esiri altın­da hareket etmek gibi bir vaziyete getirilmiş bulunuyorlardı. Hepiniz ve bütün memleket, çok iyi kabul ve takdir edersiniz ki, esaslı ve kökten değişikliklerinyapılmasılüzumunudaimailerisüregelmiştik.Valinin kaldırılması,kaymakamın kaldırılması,nahiye müdürünün kaldırılması, nüfus memurunun kaldırılması haklı olarak hepiniz tarafından ileri sürül­mekte ve hattâ memleket tarafından istenmekte idi. Tam böyle bir manda o istenilen takallübü yapmak, gayet samimî olarak arzediyorı ki, mümkün olamazdı ve memleketin belirmiş olan ihtiyaçlarına uyma Yeni idareye karşı mukavemetler o derece ileriye gidiyordu ki, hakikate elde mevcut kanunlarla,samimî olarak arzediyorum,bunun hakkında gelmeğe imkân bile bulamıyorduk.BununıstıraplarınısizMilletve arkadaşlarım, hepiniz ayrı ayrı çekmiş ve bana muhtelif vesilelerle, gaye hicranlı sözlerle ifade etmiş bulunuyorsunuz. Bu ifadeyi bütün memleke almak ve eski idareyi tasfiye etmek ve eski zihniyetin yerine tama yenisini ikame etmek kolay bir iş değildir. Hattâ o kadar ki, bir çoklar bugün hâlâ idarenin şurasında, burasında mevcutolan mukavemetler bertaraf edilmesi için Tasfiye Kanunu çıkarmaktan bahsetmektesiniz, kışlar). Hâdise şartları, nazarî olarak değil, oldukları gibi görmek milleti ve memleketin bağrından aksettiği gibi takdir etmek ve ona göre tedb almak hükümetlerin borcu ve vazifesidir arkadaşlar. (Soldan: bravo leri, alkışlar).

Bir vatandaş kendi köşesinde yaşarken hiç bir kimse bir şey söylemez. Fakat umumî hayata, politikaya karıştığınız zaman artık sahneye çıkmış-smızdır, senki kazadan kendinizi kurtaramazsınız. O güne kadar sizin kı­lığınız, kıyafetiniz, elbiseniz, sununuz bununuzla hiç alâkadar olmıyan vatandaşlar ve insanlar, başlarlar konuşmaya. Bunlardan çok mustarip olan arkadaşlarımız içinizdedirler. İşte bunu kanunî müeyyidelerle önle­mek istiyoruz. Bunu, biraz evvel arzettiğim gibi Adnan Menderes veya hükümeti yapacak değildir, biz böyle düşünüyoruz, yüksek Meclisiniz bu­nu kabul ve takdir edecek olursa, kanuniyet kesbedecektir.

Bizim kanun kabul ettirmeğe, hüküm kabul ettirmeğe, herhangi bir şeyi empoze etmeğe hakkımız, selâhiyetimiz yoktur ve kudretimiz mevcut de­ğildir. Bunun böyle yapılabildiği eski devirler, Büyük Millet Meclisine kanun kabul ettirebilmek devirleri artık tarihe gömülmüştür. (Soldan, bravo sesleri, alkışlar).

Arkadaşlar, en ağır hücumlar dahi şahsî dâva açmağa bağlıdır, şahsî dâva açıldığı takdirde ise hücum ve hakarete uğrayan mağdur bu defa müdafaa hakkına dayanan maznunun daha ağır hücumlarına-maruz kalmak tehdidi altındadır. Bunu önlemek lâzım gelir. Matbuat sütunlarında şahsa haka­reti mahfuz tutmak, himaye altında bulundurmak, bir âmme dâvası mev­zuu haline getirmek lâzım gelecektir. Bu hususta tekliflerimiz olacaktır. Kabul edip etmemek iradesi yüksek heyetinizindir. Biraz evvel arzettiğim gibi politikaya girmek, siyasetle meşgul olmak, âmme işlerinde vazife al­mak serdengeçtilerin veya maceracıların kârı olmaktan çıkarılmak icab eder. Vatandaşların haysiyetleri her hususta emniyet altında bulunmak îâzımgelir. Matbuat hürriyetinin selâmeti ve teyidi tedbirlerini bunda görmekteyiz.

Muhterem arkadaşlar,

Partiler arasında tesisine çalıştığımız iyi münasebete halel vermiyeceğini,, vermemesini temenni ederek maruzatta bulunacağım.

Demokrat Parti hükümetinin bütün icraatı antidemokratiktir, çok sevimli Faik Ahmet Barutçu arkadaşımızı dinleyenler beliğ ifadeleri, şeklen ikna edici beyan tarzları karşısında böyle bir zehaba kapılmaktan kendilerini kurtaramazlar. Hakikat böyle değildir arkadaşlar. Türk milletinin büyük bir mucize yaratmış olduğuna kani olmak lâzımdır. Lâtife olarak arzedi-yorum, katiyen alınmasınlar, iki sene evvel hafızasını kaybetmiş olan bir vatandaş farzediniz, o bu kürsüden, bu çatı altında neler konuşulduğunu biliyor, fakat iki seneden beri hafızasını kaybetmiştir ve âni olarak Faik Ahmet Barutçu arkadaşımız kürsüde konuşurken içeriye gelmiştir. Onun hakikaten dünyada neler olmuş diye hayretler içinde kalmaması ve Türk ■milletinin en büyük mucizeyi yaratmış olduğuna inanmaması mümkün değildir. (Soldan, şiddetli alkışlar).

Şimdi arkadaşlarım, bütçe tevazününe giderek;

«Feyizli bir istidat elde edecek yerde kâğıt üzerinde bir tevazün tercih edilmiştir.»

nİktisadî sahada lüzumlu şartlara uymayan bir politika yoluyla murakabe ihmal edilmiştir."

«Kredi enflasyonu vardır.» «Emisyon yükselmiştir."

«Eşya fiyatları yükselmiştir.» dediler, enflasyon nerede? İspat edilmesi lâzımgelir. Emisyon yükselmiştir. Neden? Bunların rakamlarla ispat edil-

image002.gifmesi lâzımgelir. Tedavüldeki paranın hacmi iş hacmi ile mütenasip inidir, değil midir? Bu gayet ince tetkiklerden sonra millet huzuruna getirilme­lidir.

Hükümet programını bir edebiyat olarak ifade ettiler. Ben kendilerine bu İspat edilmemiş iddialarla ve vecizelerle dolu tenkitlerine bakarak bir hü­kümetin sadece edebiyatla tenkit edilebileceği kanaatma sahip oldukla­rını iddia edeceğim. (Soldan alkışlar). Anlaşılıyor ki Halk Partili arkadaş­larımız hâlâ vecizeler devrini unutmamış bulunuyorlar. (Soldan gülüşme­ler ve alkışlar).

Arkadaşlarım,

Hayat pahalılığından bahsettiler. Demokrat Partinin, birinci hükümetinin programında hayatı ucuzlatacağız demişiz. Ondan sonra hayatı ucuzlat­mak şöyle dursun hayat pahalüanmış. Tenkit etmek istiyenlerin hepsi bunu ele aldılar. Sanki bulunmaz Hint kumaşı imiş gibi. Bulunmaz Hint kumaşı gibi diyorum. Belki bu sözüme bakarak yine kürsüden çok sert konuşuyor olduğumu ileri süreceklerdir. Belki devlet adamına böyle sert konuşmak yakışmaz diyeceklerdir, fakat, dâvasına, kanaatlarma sahip olan insanların dâva ve kanaatlarmı şiddetle müdafaa etmelerini tabiî görmek icabeder.

Adnan Menderes ismi bu kürsüden hiç olmazsa bin defa tekrar edildi. Adnan Menderes, o nelermiş, o müstebit, o bir ceberut, siz yoksunuz, he­piniz pençei kahrımdasmız, ne Meclis vardır, ne devlet vardır, ne muha­lefet vardır, hepsi benim yedi kahrımdadır. Ondan sonra diyorlar ki sen mukabele etme, yolunda yürü. Sağdan şamarlıyalım, soldan şamarlıyalım. Bu tenkittir. Ben herşeyi yaparım, sen mukabelede bulunamazsın, di­yorlar.

Böyle şey olmaz. Tenkid edenlerin tenkide maruz olmayı kabul etmeleri gerektir.

Hayat pahalılığından bahsediyordum, arkadaşlar. Hakikaten ilk progra­mımızda hayatı ucuzlatacağımızı ifade etmiştik, hattâ hayatı ucuzlatmak için tedbirler de almıştık ve bu tedbirlerimiz vaktinde yüksek huzurunuza arzolunmuş, tasviplerinize mazhar olmuştu. Ondan sonra ne oldu? Fev­kalâde hâdiseler çıktı, bir Kore harbi çıktı, bir dünyanın harp ekonomi­sine girmesi hâdisesi çıktı, bütün dünyada fiyatların bu sebeplerle süratle yükselmesi hâdisesi çıktı. Ben şimdi desem ki hayatı ucuzlatacağım, ik­tidarı devraldığımız günden evvelki seviyenin altına indireceğim. Arka­daşlar bana gülersiniz ve aklımı kaybettiğime hükmedersiniz. Hakikat bu kadar açık ve hal böyle iken hayatı ucuzlatacağınız yerde pah alıl andırdı­nız. Hayatı neden ucuzlatmıyorsunuz, diyorlar. İnsafına müracaat edece­ğim sayın Faik Ahmet Barutçu arkadaşım diyor ki, vatandaşın aile büt­çesinin nasıl kapatıldığına bakarız. Mühim olan odur. Bütün bir memle­ket ekonomisini bu zaviyeden görmeğe ne zamandan beri başlamışlar, bu­nu kendilerine sormak istiyorum. (Soldan gülüşmeler).

Arkadaşlar,

Hakikaten vatandaşın kendi hususî hayatını ve hayatının icablarmı mü-talea etmesi hali olduğu gibi millet ve devlet olarak ileriye gitmesinin nasıl olması lâzımgeldiğini düşünmek vazifesi de vardır. Bu sözler bizim her imkâna başvurmak suretiyle müstahsili destekliyeceğiz, istihsali art­tırmağa çalışacağız, müstehlikin de menfaati bu noktadadır diye ifade ettiğimiz prensibin bir cevabı olarak gelmektedir. Cevap olarak diyorlar ki. bunlar edebiyattır. Biz ona bakmayız.

Jok muhterem arkadaşlarım, biraz evvel Dışişleri Bakam arkadaşım Halk rtisi namına söz söyliyen Faik Ahmet Barutçu'nun mütalealarma cevap

verdi. Benim de ilâve edeceğim taraflar vardır. Söylediklerini, mütaleala-

ıi cidden kıymetli buldum. Yalnız kıymetli bulmakla kalmadım, devlet

jnfaatını temin edici, davalarımızı takviye edici mahiyette buldum. Bu-

n söylemekle büyük bir bahtiyarlık hissediyorum. Aynı zamanda dün

mevcut olmıyan bir vuzuha gelmiş olmalarını da yine memleket menfaati

mma çok hayırlı görüyorum. Dün şekle mi, esasa mı, belli olmaz şe-

ilde zaman zaman o, zaman zaman bu tarzda hareket ettiler. Şimdi, Kore

neselesi hakkındaki itirazlarının bir vuzuha gelmiş olmasını ve Halk Par-si arkadaşlarımızın ağzından ifade edilmiş olmasını memleket hayrına

telâkki etmekteyim. (Soldan bravo sesleri).

lükûmet milletin malı olmalıdır, dediler, hükümet milletin malı değil de kimin malıdır? Diyorlar ki, bir zümrenin malıdır. 14 Mayıs seçimleri ile iş başına gelen bir hükümetin, bir zümrenin malı olduğunu iddia etmek caiz değildir. O zümre malı hükümetler, hattâ şahıs malı hükümetler eski devre ait olanlardır. (Soldan bravo sesleri, alkışlar).

imdi arkadaşlarım, gayet ciddî, gayet samimî olarak partilerin iyi mü­nasebette olmalarını arzu etmekteyiz.

Fakat Halk Partisi arkadaşlarımızın bir zihniyet ve telâkkiden kurtulma-:ı çok zaruridir. Bakınız bu zihniyet istemeden Faik Ahmet Barutçu arkadaşımın ağzından çıkan bir cümlede ifadesini bulmuş oldu. Bir züm­reye ait hükümet diyor.

Arkadaşlar,

Bu, bir iç duygunun ifadesidir. Bugüne kadarki tenkidlerinde ve 14 Mayıs seçimlerinin neticelerini ele alışta ve bütün tavrı hareketlerinde hükûme-in sağlamlığında, metanetinde, meşruiyetinde âdeta sakatlık varmış gibi ir telâkkinin sahibi olmak, partilerarası münasebetlerin iyileşmesi husu­sunda Halk Partisi arkadaşlarımızı müşkülâta uğratmaktadır. Bunu içle­rinden çıkarmaları lâzımgelir. 14 Mayıs seçimleriyle Türk milletinin ken­dileri hakkında vermiş olduğu hükme razı olurlarsa Halk Partisi ile De­mokrat Partinin münasebetlerinin iyileşmemesi için bir sebep kalmaz.

Muhterem arkadaşlar,

Hükümet hatasız hareket ettiği iddiasında değildir. Hükümet insanlardan müteşekkildir. İnsanlar, hata ve savap işleyebilirler. Biz kendimizi hiç bir zaman düsturu mükerrem addeden insanlardan değiliz. O bir başka devre aitti. Şimdi kendimizi kırmızı reylerin karşısında, âciz --ve naçiz, millet iradesi karşısında hiç bir iktidara sahip olmayan insanlar olarak görmek­teyiz. İlâhî bir kudrete sahip olmak gibi telâkkiler, devri sabığa aittir. (Soldan devamlı ve şiddetli alkışlar). Bu itibarla hatalarımızla ve hase­natımızla, programımızla huzurunuza gelmiş bulunuyoruz.

Sözlerimi bitirirken, tekrar arzedeyim ki, Halk Partisine karşı sözlerimde LÜfe tarzında bir mukabedelen başka hiç bir tariz kastı mevcut değildir. (Soldan alkışlar). Ben Halk Partisi ve Demokrat Parti münasebetlerinin iyi ir çığıra, iyi bir yola, hattâ şimdiden girmiş olduğunu kabul etmekteyim. Ve ne yapılırsa yapılsın bu yolda yürümek azmindeyim. Bunun iyi neticele­rinden memleketimiz mutlaka fayda görecektir. Hakikî demokrasinin te­essüsü bunun içinde mündemiçtir. İki parti mutlaka çarpışsın. Mutlaka

image003.gifİkisinden birisi yaralansın, öbürü kazazede olsun diye tahrikte bulunanlar ve bundan kendi ümit ve emellerine pay çıkarmak istiyenler hüsrana rayacaklardır.(Soldan bravo, sesleri). Kendilerine elimi uzatarak te arzederim. Bunları beraberce hüsrana uğratalım arkadaşlar, hep birlil (Soldan bravo sesleri, sürekli alkışlar).

Büyük Millet Meclisinin 4 Nisan 1951 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 4 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat onbeşte Başkan vekillerinden Erzurum Milletvekili Mustafa Zeren'in başkanlığında toplanmıştır.

Manisa Milletvekili Refik Şevket İnce'nin Devlet Bakanlığından çekildi­ğine dair Cumhurbaşkanlığı tezkeresinin okunmasını müteakip sözlü so­ruların müzakeresine geçilmiştir.

Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu'nun Ceyhan ilçesinin su işinin biran evvel tamamlanması için ne düşünüldüğü ve Adana elektrik tahsildarı Osman Umay'ın zimmetine geçirdiği para hakkındaki sorusuna İçişleri Bakanı Halil Özyörük cevap vermiş ve Ceyhan İlçesinin içme suyunu t& min için gerekli boruların İller Bankası vasıtasile ihaleye verilmiş oldu­ğunu, tesisat hazırlıklarına başlanıldığını ve yakında bu işin ikmal edile­ceğini bildirmiştir.

Tahsildar Osman Umay hakkında da Bakan, zimmete geçirilen paranın 89 bin küsur lira olduğunu, sanığın muhakemesi neticesinde beş yıl hapse, üç sene memuriyetten men'e ve paraları ödemeye mahkûm edildiğini, fa­kat sanık karara itiraz ettiği cihetle, karar kesbi kat'iyet eyledikten sonra cezanın tatbikedileceğinisöylemiştir.

Bingöl Milletvekili Feridun Fikri Düşünsel'in, hava tebdili ve resmî izinli | bulunan gedikli erbaşların tayın bedelinin verilmemesi sebebine dair so­rusu münasebetile izahatta bulunan Millî Savunma Bakanı Hulusi Köy-men, bu gibilere tayın bedellerinin verilmemesi hususunda elde mevcut kanunda sarahat bulundğunu ifade eylemiştir.

Bingöl Milletvekili Feridun Fikri Düşünsel'in, Bingöl merkezini demiryo­luna bağlayacak olan Murat suyu üzerindeki köprünün inşa ve ikmali için ne düşünüldüğüne dair sorusuna Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu cevap vermiştir.

Bakan, adı geçen köprünün inşaatı sırasında bazı teknik zorluklarla kar­şılaşıldığını, bunu gidermek için Almanya'dan sipariş edilen malzemenin gelmiş bulunduğunu, inşaatın 1951 sonlarına doğru tamamlanacağını, ay­rıca Murat - Bingöl yolunun derhal yapılması için hazırlıklara başlandı­ğını söylemiştir.

Bingöl Milletvekili Feridun Fikri Düşünsel'in, Kiği kazasının Bingöl mer­kezi ve Palu ile olan muvasalasını temin için Peri suyu kenarını takip edecek bir yolun inşası hakkında ne düşünüldüğüne dair Bayındırlık Ba­kanlığından sözlü sorusuna cevap veren Bayındırlık Bakanı Kemal Zey­tinoğlu, mezkûr yol inşasının, devlet yolları şebekesine dahil bulunmadı­ğını, ancak bu hususta evvelce bir projenin hazırlanmış olduğunu söyle­miş ve ilk fırsatta bu projenin tatbikine gidileceğini bildirmiştir.

Yine Bingöl Milletvekili Feridun Fikri Düşünsel'in, Tarım Bakanlığı teş­kilâtında stajyer olarak çalışmakta bulunan İzmir Ziraat Okulu memur­larının durumları hakkında Tarım Bakanlığından sözlü sorusu Tarım Bakanı Nedim Ökmen tarafından cevaplandırılmıştır. Bakan, ziraat okulu mezunlarının durumları hakkında izahat verdikten sonra bini aşan kad­rosuz elemanlara vazife verilmek üzere bir kanun tasarısının hazırlan­dığını ve bu tasarının pek yakında Meclise getirileceğini söylemiştir.

Bundan sonra Trabzon Milletvekili Salih Esad Alparen'in, Dilekçe Komis­yonunun 14.VII.1950 tarihli haftalık karar cetvelindeki 102 sayılı kararın Kamutayda görüşülmesine dair Önergesi ve Dilekçe ve Anayasa Komis­yonları raporlarile Afyonkarahisar Milletvekili Ali İhsan Sabis'in, Büyük Millet Meclisi azasının tahsisat ve harcırahları hakkındaki 1757 sayılı ka­nuna ek 3050 sayılı kanunun 2 inci maddesinin değiştirilmesine dair ka­nun teklifi ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları raporları kabul edilmiştir. Meclis cuma günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 6 Nisan 1951 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 6 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'te Başkan vekillerinden Erzurum Milletvekili Mustafa Zeren'in başkanlığında toplanmıştır.

Urfa Milletvekili Necdet Aç an al'm, süne haşeresi ile mücadele için ne gibi tedbirler alındığına dair sözlü sorusuna Tarım Bakanı Nedim Ökmen ce­vap vermiş ve geçen sene Urfa, Mardin, Elâzığ, Tunceli ve Diyarbakır İl­lerini ihtiva etmek üzere bir süne bölge mücadele reisliği kurulduğunu, reislik emrine lüzumu kadar alev makinesi, motorlu vasıta ve memur ve­rildiğini, toplama suretiyle 25 ve yakma suretiyle de 142 ton süne haşere­sinin imha edildiğini, bu yıl daha esaslı mücadele edileceğini, merkez mü­cadele enstitüsünde yapılan ilâçların iyi neticeler verdiğini, ayrıca bu haşereye karşı daha mukavim olan Floransa buğday tipinin teammümü için üretme çiftliklerinde çalışmalar yapıldığını söylemiştir.

Kars Milletvekili Hüsameddin Tugaç'ın, ikinci dünya harbinde bakımsız­lık ve idaresizlik yüzünden öldüğü söylenen askerler hakkındaki iddia mahiyetinin açıklanması hususundaki sözlü sorusu münasebetiyle Millî Savunma Bakanı Hulusi KÖymen şu izahatta bulunmuştur:

«İkinci dünya harbinin, l.Eylûl.939 tarihinden başlıyarak 7.Mayıs.945 ta­rihinde sona erdiği müddet olan 5 yıl, 9 ay, 7 gün zarfında kara, hava, deniz birliklerimizden subay, gedikli, er, öğrenci olarak hastahaneler da­hilinde ve muhtelif hastalıklardan ve arızalardan ölenlerin rakkamları ordu yıllık sıhhî rapor kayıtlarından çıkartılarak aşağıda arzolunmuştur:

22.663 ölüm tesbit edilmiştir. Bunun mevcut kuvveye nazaran binde nisbeti vasati 6,15'dir.

Bu rakamlar yalnız hastahanelerde ölenlerin sayısını ihtiva eder. Bunun dışında hastalanıp da hava değişimi ile veya izinle memleketlerine ve ev­lerine giden ve orada ölen asker vatandaşların sayıları dahil değildir. (Sağdan Alkışlar).»

image004.gifSoru sahibi Hüsameddin Tugaç, Bakana verdiği izahattan dolayı teşekkür etmiş ve bir münasebetle Afyon Milletvekili Ali İhsan Sabis'in ölenlerin sayısının 100 bine yakın olduğu yolundaki sözlerinin hakikat olmadığını söylemiştir.

Bunun üzerine söz alan Ali İhsan Sabis, Bakanın vermiş olduğu rakamların yalnız hastahanelerde ölenleri ihtiva ettiğini, halbuki bunun dışında has-tahanelere sevkedilmeden birçok askerin ölmüş bulunduğunu izah etmiştir. Meclis pazartesi günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 11 Nisan 1951 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 11(A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'te Başkan vekillerinden Kayseri Mil­letvekili Fikri Apaydm'm başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman, gündemdeki sözlü soruların müzakeresine geçil­miştir.

Zonguldak Milletvekili Abdurrahman Boyacıgiller'in, köy telefonları hak­kında İçişleri ve Ulaştırma Bakanlıklarından sözlü sorusuna cevap, veren İçişleri Bakanı Halil Özyürük'le Ulaştırma Bakanı Seyfi Kurtbek, mevcut 35.596 köyden 30.167'sinde telefon bulunmadığını, yeni tesisat yapılması için en aşağı 300 milyon liraya ihtiyaç buulnduğunu, bu işin de ancak se­nelere taksim edilerek bir plân dahilinde yapılması gerektiğini söylemiş­ler ve telefonun köylere kadar götürülmesi meselesinin daima gözönünde tutulacağını belirtmişlerdir.

Soru sahibi, demir ve çelik fabrikalarıyla, makina - kimya endüstrisi ye Türk Hava Kurumu fabrikalarında, telefon ahizelerinin ve diğer tesisatın yapılabileceğini ileri sürmüş, böylece daha az bir parayla köylere telefon temin edileceğini beyan eylemiştir.

Erzurum Milletvekili Enver Karan'm,kuriye Fuat Güzaltan'm ölümü hakında Millî Savunma Bakanlığından sözlü sorusu da, Bakan Hulusi Köymen tarafından cevaplandırılmıştır. Bakanın metnini ayrıca verdiği­miz cevabından sonra kürsüye gelen soru sahibi, Fuat Güzaltan'm ölümü hakkında, Ruslarca ileri sürülen iddialara inanmanın zor olacağını, Fuat Güzaltan'm intihar edecek bir karakterde bulunmadığını söylemiş ve bu husustaki adlî incelemenin, yalnız Rusların verdikleri malûmata göre ya­pılmış olduğunu ifade etmiştir.

Zonguldak Milletvekili Suat Başol'un, Zonguldak Ticaret ve Ekonomi Mü­dürlüğü ile Maden Umum Müdürlüğü mühendis kadrolarının takviyesi için bir tedbir düşünülüp düşünülmediğine dair, Ekonomi,ve Ticaret Ba­kanlığından sözlü sorusuna cevap veren Bakan Prof. Muhlis Ete, mevcut baremle, ihtisas kadroları olan ve münhal bulunan bu kadrolara hiç bir mütehassısın gelmediğini ve bunun için ayrıca bir meslek baremi kurmak yoluna gidileceğini söylemiştir.

Meclis cuma günü toplanacaktır.

Ankara : II(A. A.) —

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında, bir sözlü soru münasebe­tiyle Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen, Rusya'dan memleketimize gelirken yolda vefat eden kuriye Fuat Güzaltan'm ölümü hakkında şu amayı yapmıştır:

Değerli arkadaşlarım, sual sahibi sayın Enver Karan'm sorularından bi­rincisi, bu gibi gönderilen kuriyelerin iki kişiden mürekkep olması, iktiza îtmesi mutat bulunmasına göre, gönderen makam hakkında ne gibi bir muamele yapıldığı sualidir.

Bu soruya şu şekilde cevap arzetmek yerinde olacaktır: Kuriye gönderil­mesi Genelkurmay Başkanlığınca neşredilmiş olan, «Kuriyelerin tarzı ha­reketlerine dair talimat» a göre tek olarak tesbit olunmuştur. Yine aynı limat mühim zamanlarda kuriyelerin çift olarak gönderilmesini esaslı bir tedbir olarak vasıflandırmıştır.

Fuat Güzaltan merhum, Dışişleri Bakanlığınca o tarihte fevkalâde tedbir-er alınmasını gerektirecek bir vaziyet olmadığı mütalâa edildiğinden, tek

olarak gönderilmiştir. Nitekim merhumdan evvel 17 Mayıs ve 18 Eylül

18 tarihlerinde Moskova'ya tertip olunan kuriyeler tek olarak gönderil-

nişlerdir. Buna nazaran kuriyeyi tertip edenler hakkında bir muamele

yapılmasına lüzum görülmemiştir.

Bu maruzatım ikinci sualin de cevabını teşkil etmektedir.

İkinci sual: Bu şekilde tek olarak kuriye gönderen makam hakkında ve­yahut vazifeli hakkında ne gibi muamele yapılmıştır. Bu cevap onun kar­şılığını teşkil eder.

Sual 3 — Mumaileyhin, merhumun ölümünün ne suretle husule geldiği?

Sovyet resmî makamlarının Moskova'daki büyük elçiye verdiği izahata göre, Fuat Güzaltan'm Ölümü şu suretle olmuştur:

0Mayıs 949 günü saat 04.30'da Sovyet Hariciye Nezareti protokol mü­
dürü Moloçkof büyük elçiliğe telefon ederek, Ankara'ya avdet etmekte
olan diplomatik kuriye Fuat Güzaltan'm 30 Mayıs'ta trende sağ şakağına
bir kurşun sıkmak suretile intihar ettiğini, kendisinin Soçi civarında Hoşta
mevkiindeki hastahaneye kaldırıldığını ve doktorların operasyon yapmak
hususundaki teşebbüslerine kuriyenin mâni olduğunu söylemiş, ameliyata
muvafakat edilip edilmiyeceğni sormuş, ayrıca kuriye çantasının mühür-

erinin muntazam olarak muhafaza altına alındığını ve bu hususta ne yapmak arzusunda olunduğunun bildirilmesini söylemiştir. Büyük elçilik­çe cevaben, kuriye çantasının büyük elçiliğe iadesi, operasyon için bura­dan bir şey söylemeğe imkân olmadığı, yaralının durumu mutlak bir ame­liyata ihtiyaç gösteriyorsa fennî tedbirlerin alınmasında bir mahzur gö­rülmediği bildirilmiştir.

Diğer taraftan büyük elçilikçe, vaka mahalline yakın olan Batum konso­losluğuna, derhal gidip yaralıyı görmesi emredilmiş, Soçi ve civarı memnu mmtaka olduğundan konsolosa müsaade edilmesi müstacel bir nota ile Sovyet hariciyesinden istenmiştir.

1Mayıs akşamı yapılan görüşmede, intihar hâdisesinin 30 Mayıs'ta saat
14.00 ile 14.15 arasında vukubulduğu, kuriyeye bugün ameliyat yapılarak
kurşunun çıkarıldığı, maamafih sıhhî durumunun ciddî olduğu, konsolosa
her türlü yardımda bulunulması için mahallî diplomatik ajana talimat ve­
rildiği Sovyet hariciyesinden öğrenilmiştir.l/Haziran/1949 tarihinde de
Sovyet hariciyesinden telefon edilerek alman bütün tıbbî tedbirlere rağ­
men o gün 01.30'da kuriyenin vefat ettiği bildirilmiştir.

Batum konsolosu hâdise mahalline l/Haziran saat 15.00'de varabilmigtir. Kendisine yaralının vefat ettiği söylenmiş, polis ve hastahaneden hâdise hakkında şu bilgiler verilmiştir:

Şayet Önümüzdeki haftalarda hava şartları müsait gidecek olursa mükem­mel bir hasat idrâk olunacak ve bolluk ve ferahlığın kapılarından il adımlar atılmış olacaktır.»

Bundan sonra memleketin huzur ve emniyetinin teminine, vatandaş hak­larının masuniyetine ve partilerarası münasebetlere geçen Başbakan nu kuna şöyle devam etmiştir:

«Arkadaşlar,

Bu müşahedelerin taşıdığı değeri ve memleketimizin dış itibarını arttı mak hususunda haiz olduğu tesirin ehemmiyetini takdir etmek güç de ğildir. Bu huzur ve emniyeti ve dış itibarımızı arttırmak ve diğer taraftar henüz kısa bir zamandanberi tatbikine başlanan hürriyet nizamını . güzelananeler üzerine kurmak hususundapartilerarasımünasebetleri demokrasiyi iyi tatbik eden memleketlerde olduğu gibi, tabrîleştirmenin de büyükehemmiyetiolacağını uzunboylu izaha lüzum görmüyorum. Muhalefetinkendisinitamteminataltında hissetmesi ve vatandaşların bütün hak ve hürriyetlerinin kanunla ve kanunun icra vasıtası olan i kûmet tarafından müdafaa edileceğinden emin bulunmaları şarttır, ty bu düşünceler neticesidir ki iktidar ve muhalefet arasındaki münasebetleri ileri memleketlerde olduğu hal ve şekle getirmeğe azmetmiş bulunuyoru Partilerin herbiri kendi programlarının memleket idaresinde en hayırlı neticeleri vereceğine inanmakta serbesttirler ve hattâ haklıdırlar. Bu iti barla her parti kendi programını müdafaa ve yersiz bulduğu fikir, kana ve icraatı tenkid etmekte en geniş hakka sahiptir. Fakat fikir ve siya mücadeleleri, ne de tenkid hakkını geniş ölçüde kullanma selâhiyeti, bir zaman birbirini yıkmaya, yoketmeğe uğraşmak ve boğazlaşmak den değildir. 14 Mayıs seçimleriyle bir devrenin kapanmasından ve mâzii tasfiyesinden sonra artık herkesin bunu böyle anlaması icap eder. Mille verilmiş olan hükme riza göstermek ve bunu gönül ferahlığı ile kabul mek vatanperverlik duygularının telkin ettiği bir zaruret ve hattâ : buriy ettir.

Bu sözlerimle partilerarası münasebetleriniyileşmesine vermekte ( ğumuz ehemmiyeti ölçmek imkânını verebilmiş olduğumu zannediyor Bu sebepledir ki partilerarası münasebetleri iyileştirmek, tâbir caiz göl lürse. memlekette hürriyet nizamı içinde siyasî sulhu tam ve pürü; olarak tesis edebilmek yolunda hiçbir şüphe ve tereddüde yer v cek bir açıklıkla yürümek kararındayız.»

Başbakan en nihayet yaşadığımız dünya şartları ve bunun karşısında ligimizin muhafazası zaruretinden bahsederek demiştir ki:

«Kısır düşüncelerin, haset, kin ve infialin zebunu olanlar veyahut ş

^ menfaat veya ikbalini partiler arasında bir kör doğuşunun hüküm süı meşinde arayanlar partilerin saflarında bulunabilir, hiç bir partiye mesup olmayanlar arasında da hususî maksatlarla hareket eden siyasî bozguncularına rastlanabilir. Demokrasimizi hepimizin müşterek malı

Türk milletinin bir eseri olarak korumağa çalıştığımız şu devrede işte gibi sakat düşünce ve temayüllere kendisini kaptırmış olanları hangi pa tide olurlarsa olsunlar derhal teşhis etmek ve bunların zararlı faaliye

ierinin önüne geçmek dirayetini göstermek mecburiyetindeyiz. Bunla siyasî sulh cephesinin firarileri olarak yakalamak ve umumî efkârın hül müne tevdi etmek demokrasiyi hakikaten sevenlerin vazifeleri olmalıd Biz kendi hesabımıza bu vazifeyi yerine getirmeğe daima çalışacağız. Meselâ büyük bir hulûs ve samimiyetle muhalefete el uzatışımızın mukab leşi olm-ak üzere«bizi susturmak mı istiyorlar, buna asla muvaffak olmıyacaklardır»şeklinde bazı ifrat taraftarlarınıntaarruzlarınauğrs

bulunuyoruz. Biz bu gibi hareketleri siyasî sulh cephesinin bozgunculuk teşebbüsleri olarak vasıflandırıyor ve böylece umumî efkâra arzediyoruz. Memnuniyeti mucip olan cihet şudur ki bu hareket ve teşebbüsler şim­dilik münferit vakalar halinde görülüyor.

Bundan başka içinde yaşadığımız dünya şartları her zamandan ziyade birliğimizi muhafaza etmek zaruretini telkin etmekte olduğuna şüphe yoktur. Dünyada hâkim siyasî şartların çok daha az tehlikeli olduğu za­manlarda bile, daima millî birlikten bahsolunmak ve millî birliği temin maksadı ileri sürülerek vatandaşları en esaslı hak ve hürriyetlerinden mahrum bırakmak âdet olagelmişti. Herkesin insafına müracaat ederek iddia ederiz ki dünya şartları son bir kaç sene içinde bu derece tehlikeli bir hal almamıştı. Bununla beraber bizim sözlerimizden vaktiyle takip edilegelmiş olan bir politika taktiğinin tekrarı hevesinde bulunduğumuz mânası asla çıkarılmamalıdır.»

Başbakan Adnan Menderes sözlerine devamla demiştir ki:

«Yeni iktidar memlekette iç huzur ve emniyeti ve idare ve hükümete karşı beslenmesi zarurî olan itimadı daha bugünden temin etmiş bulu­nuyor. Bundan sonrası için de bu hususta esaslı hiçbir endişemiz yoktur. Maksadımız memleketimizi içden bozguna uğratmak isteyenlerle, dıştan bize iğri gözle bakacakların arzu ve teşebbüslerini tam bir hüsrana uğrat­maktan ibarettir. Yoksa siyasî istikrarı, huzur, sükûn ve emniyeti anar­şiye, oligarşiye ve siyasî irticaa karşı her zaman koruyabilecek imkânlara malik bulunuyoruz.

Demokrasimizi, garbın anladığı mânada, tekemmül ettirmeğe çalışacağız. Aziz dinleyicilerim, bir defa daha tekrar edeyim ki mahdut ve muayyen çevrelerde koparılan gürültülere rağmen memleket, asayiş ve manevî hu­zur içinde olduğu gibi bir irtica tehlikesine de asla maruz bulunmamak­tadır. Vatandaşı vicdanî kanaatlerine göre dininde hür ve serbest bırak­mak bir takım baskı ve memnuiyetlerin doğurduğu türlü sapkınlıkların önlenebilmesinin de en münasip çaresini teşkil eder. Vatandaşların, bir takım esaslı hak ve hürriyetleriyle beraber vicdan hürriyetinden de mah­rum edildikleri devir artık geride kalmıştır. Vatandaşların bütün hak ve hürriyetlerinden her suretle faydalandıkları bir devirde vicdan hürriyetini baskı altında bulundurmanın mümkün olamıyacağmı artık herkesin an­laması ve dini bir politika mevzuu olarak istismardan çekinmesi lâzım-gelir. Herkes bilmelidir ki vatandaş hak ve hürriyetlerinin kanunî bekçisi ancak hükümettir.))

Büyük Millet Meclisinin 13 Nisan 1951 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 13 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat onbeşte Başkan vekillerinden Kayseri Milletvekili Fikri Apaydm'ın başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açılır açılmaz başkan, Orman Umum Müdürlüğü Teşkilât Kanunu tasarısının Meclise gelmiş olduğunu, Bolu Milletvekili Zuhuri Danışman'm Orman Kanunu tasarısı hakkında bir teklifi bulunduğunu söylemiş, bun­ların hâlen Orman Kanunu tasarısını incelemekte olan geçici komisyona havale edilmesini teklif etmiş ve bu teklif kabul edilmiştir.

Bolu Milletvekili Kâmil Kozak'm, Ankara - Bolu - İstanbul şosesi hakkın­daki sözlü sorusuna Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu, başka bir otu­rumda cevap vereceğinibildirdikten sonra,AnkaraMilletvekiliTalâtVasfi Öz'ün difteri aşısının mecburî olarak tatbik edilmesine dair kanun teklifi ve Sağlık ve Sosyal Yardım ve İçişleri Komisyonları raporlarının müzakeresine geçilmiştir.

Okunan her iki raporda 'da, tasarının reddi istenmekte idi. Söz alan teklif sahibi Dr. Talât Vasfi Öz, difteri âfetinin tahribatından bahsetmiş ve bu aşının mecburî olması lâzımgeldiği mütaleasmda bulunmuştur. Müteaki­ben izahatta bulunan Hüseyin Ülkü de, komisyon kararı aleyhinde bulun­muş ve tasarının kanunlaşmasında fayda olduğunu söylemiştir.

Ayni mevzu üzerinde konuşan Milletvekillerinden Cezmi Türk, Namık Gedik, Ethem Vassaf ve Hüsnü Türkkan, böyle bir mecburiyetin memleket realitelerimiz ve aşının tatbikattaki güçlüğü bakımından bugün için im­kânsız olduğunu belirtmişlerdir.

Neticede, tasarının komisyona iadesine karar verilmiştir. Meclis pazartesi günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 16 Nisan 1951 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 16 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat onbeşte Başkan vekillerinden Erzurum. Milletvekili Mustafa Zeren'in başkanlığında toplanmıştır.

Zonguldak Milletvekili Abdurrahman Boyacıgiller'in, köy dâvamızın halli için, iç ve dış iskân işlerini de içine almak üzere, Köy Bakanlığı kurulma­sının düşünülüp düşünülmediğine ve iç ve dış' iskân konusu hakkındaki çalışmalara dair sözlü sorusu üzerine Tarım Bakanı Nedim Ökmen şun­ları söylemiştir:

'(Hükümet olarak, bütün mesaimizin hedefi köye ve köylüye dair olduğu cihetle ayrıca bir Köy Bakanlığı kurmayı düşünmekteyiz.

İskân işleri hakkrndaki kısma gelince, bu husustaki çalışmalarımız hak­kında 9 Mayıs'ta cevap vermeme müsaadenizi rica ederim.»

Afyonkarahisar Milletvekili Gazi Yiğitbagı'nm mason dernekleri hakkın­daki sözlü sorusu münasebetiyle İçişleri Bakanı Halil Özyörük, sorunun kendisine ancak bugün geldiğini, bu itibarla 27 Nisanda cevap vereceğini bildirmiştir.

Yozgat Milletvekili Faik Erbaş'm, Ziraî Donatım Kurumu Ankara depo müdürlüğünde satılan traktörler ile 1.11.1950 tarihinden 30.11.1950 tarihine kadar yapılan satışa, an kovanlarının kaça satıldığına ve küçük çiftçilerin kalkınması için ne gibi tedbirler düşünüldüğüne dair sözlü sorusuna Ta­rım Bakanı Nedim Ökmen cevap vermiştir.

Bakan, gerek Marshall Plânından, gerekse serbest dövizle gelen traktör­lerin hiçbir vasıta olmadan mahallî Tarım teşkilâtınca verilen vesikalara göre tevzi edildiğini, adı geçen tarihler arasında 18 traktör satıldığım, ge­len traktör bedellerine yüzde 20 masraf ilâve edildiğini, arı kovanlarının Ziraî Donatım Kurumunca 32,5 liraya mal edildiğini ve yüzde on kâr ilâ­vesi ile satışa arzedildiğini söylemiştir.

Küçük çiftçinin kalkınması için alınan tedbirler hakkında da etraflı ma­lûmat veren Bakan, tohumluk, modern ziraat âletleri ile teçhiz ve toprak­sız köylünün topraklandırılması ve ziraî kredi bakımlarından sağlanan büyük faydaları rakkamlarla izah etmiştir.

Rodniks» usulü ile asfaltlanmakta olduğunu ve yakmda bütün yolların bu yeni sistemle asfaltlanacağını söylemiş ve şose üzerindeki arızaların normal olduğunu sözlerine ilâve etmiştir.

Denizli Milletvekili Fikri Başaran'm küçük sanat erbabının kalkındırıl­ması gayesiyle Muamele Vergisi Kanununun tadilinin düşünülüp düşü­nülmediğine dair Maliye ve Ekonomi ve Ticaret Bakanlıklarından sözlü sorusuna önce Maliye Bakanı Hasan Polatkan cevap vermiştir.

Hasan Polatkan bu cevabında, bugün yürürlükte bulunan muamele ver­gisinin çeşitli kusurlarla mahmul olduğunu söylemiş ve pek yakında Mec­lise sevkedilecek olan yeni Muamele Vergisi Kanunu tasarısında, küçük esnafı kalkındıracak hususların geniş ölçüde yer tuttuğunu belirtmiştir.

Ekonomi ve Ticaret Bakanı Prof. Muhlis Ete de, geçenlerde toplanmış bulunan Sanayi kongresinde alman kararlara göre, küçük esnaftan vergi tenzilâtını ve vergi muafiyetini sağlıyacak bir plânın hazırlanmakta ol­duğunu beyan eylemiştir.

Bundan sonra Afyon Milletvekili Kemal Özçoban, Diyarbakır Milletvekili Nâzım Önen, Edirne Milletvekili Hasan Osma, izmir Milletvekili Sadık Gizin milletvekillikleri dokunulmazlıklarının kaldırılması hakkındaki Başbakanlık tezkereleri ve Anayasa ve Adalet Komisyonlarından kurulan karma komisyon raporları okunmuş ve iç tüzük gereğince, yapılacak ko­vuşturma ve yargılamaların dönem sonuna bırakılmasını tazammun eden bu raporlar kabul olunmuştur.

Afyonkarahisar Milletvekili Gazi Yiğitbaş'm Toprak Mahsulleri Ofisi Ka­nununun bazı maddelerinin değiştirilmesine ve 28'inci maddesinin kaldı­rılmasına ve bu kanuna iki geçici madde eklenmesine dair olan 5621 sa­yılı kanunda değişiklik yapılması hakkındaki kanun teklifi ivedilikle mü­zakere edilmiştir.

Teklifin müzakeresine başlanır başlanmaz, ilk sözü komisyon sözcüsü Balıkesir Milletvekili Enver Güreli almış ve tasarının ihtiva ettiği esas­lardan bahsederek, müstahsile mahsulünü satmakta kolaylık sağlandığım, ekimden evvel beyanname kaydının kaldırıldığını, afyon teslim müdde­tinin Eylül sonuna kadar uzatıldığını söylemiştir.

Tasarının tümü üzerinde konuşan Milletvekilleri lehte kanaat beyan ettik­ten sonra, maddelere geçilmiş ve tasarı kanunlaşmıştır.

Meclis cuma günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 20 Nisan 1351 tarihindeki toplantısı.

Ankara ; 20 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat İ5'de Başkan vekillerinden Erzurum Milletvekili Mustafa Zeren'in başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman Ankara Milletvekili Fuad Seyhun'un, subaylar heyetine mahsus Terfi Kanununun 16'ncı maddesinin 2'nci bendine bir fıkra ve aynı kanuna bir geçici madde eklenmesine, Aydın Milletvekili Şevki Hasırcı'nm, Askerî Memurlar Kanununun 8'nçi maddesinin değiş­tirilmesi hakkındaki kanun teklifi ile Burdur Milletvekili Mehmet Oz-ibey'in, bina yapımını teşvik kanununun7'ncimaddesininkaldırılması hakkındaki kanun teklifinin, keza Kastamonu Milletvekili Hayri Tosun-Dglu'nun, subaylar heyetine mahsus Terfi Kanununa ek 4800 sayılı ka­rı geçici maddesinin değiştirilmesine dair olan kanun teklifinin geri verilmesi hakkındaki Önergeleri okunmuştur.

Bundan sonra, Kastamonu Milletvekili Muzaffer Ali Mühto, Kütahya Mil­letvekili Remzi Koçak, Malatya Milletvekili Mehmet Kartal, Sinop Millet­vekili Cevdet Kerim İncedayı, Sivas Milletvekili Rifat Öçten'in milletve-i dokunulmazlıklarının kaldırılması hakkında Başbakanlık tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonlarından kurulan karma komisyon ra­porları okunmuş ve içtüzük gereğince yapılacak kovuşturma ve yargıla­manın dönem sonuna bırakılmasını tazammun eden bu raporlar kabul olunmuştur.

Urfa Milletvekilliğine seçilen Hasan Oral'ın seçim tutanağı hakkında tu­tanakları inceleme komisyonu raporu ve dolayısiyle seçim tutanağı da kabul edilmiştir.

Meclis 25 Nisan çarşamba günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 25 Nisan 1951 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 25 {A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'te Başkan vekillerinden Balıkesir Mil­letvekili Sıtkı Yırcalı'nm başkanlığında toplanmıştır.

Kars Milletvekili Esat Oktay'ın, korunmaya muhtaç kimsesiz çocuklar hakkındaki sorusuna, sırasile, Sağlık ve Sosyal Yardım ve Millî Eğitim Bakanları cevap vermişlerdir.

Sağlık Bakanı Ekrem Hayri Üstündağ, verdiği izahatta, Sağlık Bakanlı-ınca, korunacak çocukların mahkeme kararı ile tesbit edildiğini ve bun­ların 0-7 yaş arasındaki çocuklar olduğunu, şimdiye kadar bir anket ya­pılmadığından bütün yurdda korunmaya muhtaç ne kadar çocuk olduğu-n bilinmediğini, bununla beraber Bakanlığına vâki müracaat sayısının 28'i bulduğunu, bunlardan 66'sı için mahkeme kararı çıktığından çocuk yuvalarına yerleştirildiklerini, diğerlerinin de kanunî muamelelerinin ta­mamlanmak üzere bulunduğunu, üç yaşında olan çocuklar için günde 250 kuruş, üç yaşından yukarı olanlar için de günde 300 kuruş harcandığını söylemiş ve Bakanlık merkez teşkilâtında bir çocuk bürosu kurulmasının düşünüldüğünü sözlerine ilâve etmiştir.

Ayni mevzu etrafında Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri, Bakanlığının bu gibilerden tahsil çağında olanlarla meşgul bulunduğunu, şimdiye kadar mahkeme kararı ile tesbit edilen korunmaya muhtaç çocuk adedinin 2293 olduğunu, bunlardan 951'inin muhtelif yurtlara yerleştirildiğini, bu yıl bütçesine bu hususta daha fazla tahsisat konduğundan mütebaki çocuk­ların da derhal yerleştirileceğini, bu mesele üzerinde Bakanlığın hassa­siyetle durduğunu bildirmiştir.

Diyarbakır Milletvekili Yusuf Kâmil Aktuğ'un, Şark vilâyetlerinde ve Diyarbakır'da Mayıs 1950 tarihinden beri kaç ilk ve orta okul açıldığına ve önümüzdeki sene ne kadar açılmasının düşünüldüğüne dair olan soru­suna cevap veren Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri, şunları söylemiştir:

Helsinki :

Bu geceneticelenenSerbestGüreş Dünya Şampiyonası ferdî tasnifi:

52 kilo :

— Ali Yücel (Türkiye)

— Molla Kasımı(İran)

— Johanson (İsveç)

57 kilo:

— Nasuh Akar (Türkiye)

— Turkkila (Finlandiya)

— Yakubî(İran)

62 kilo :

— Nurettin Zafer (Türkiye)

— Ruikka(Finlandiya)

— Holmberg (İsveç)

67 kilo :

— Andenberg(İsveç)

— Nizolla(İtalya)

— İbrahim Zengin (Türkiye)

73 kilo:

— Celâl Atik (Türkiye)

— Keisala (Finlandiya)

— Müçtebabî (İran)

79 kilo :

— Haydar Zafer (Türkiye)

— Takhti (İran)

— Ekstroem (İsveç)

87 kilo:

— Yaşar Doğu (Türkiye)

— Sepponen(Finlandiya)

— Palm(İsveç)

Ağır siklel :

— Antonson (İsveç)

— Rijimaki (Finlandiya)

— Vecchi(İtlya).

14 Nisan 1951

— Moskova :

SovyetYüksekŞûrasıdünöğleden

sonra Mareşal Stalin, Molotof ve Po-

litbüro'nundiğerüyelerihuzuruile

açılmıştır.

İlk oturumda Maliye Bakanı İvan Fa-deyev 1951 bütçesini sunmuştur. Bu bütçenin gelir faslı 54 milyar 79 mil­yon, gider faslı da 54 milyar 36 milyon, Gelir fazlası 43 milyon rubledir.

1 Nisan 1951

—Tahran :

Umumiyetle iyi haber alan «Dad» ga­zetesinin bildirdiğine göre, üç İngiliz kruvazörü ve 10 muhrip dün Abadanda İran sularına gelmek üzere Bahreyn ve Adenden hareket etmişlerdir. Gaze­te İskoçyah bir deniz piyade tümeni­nin Basraya gönderildiğini haber ver­mekte ve İran Hükümetinin son top­lantısında İngiliz kararlarını inceledi­ğini ve protestoya karar verdiğini ilâ­ve etmektedir.

—Tahran :

İngiliz deniz kuvvetlerine ait birlik­lerin İran sularına geldiklerine dair bazı yabancı ajanlar tarafından veri­len ve Tahran gazeteleri tarafından neşrolunan haberleri İran Genel Kur­may Başkanlığı sözcüsü kat'î olarak yalanlamıştır.

France - Presse ajansı muhabirine be­yanatta bulunan sözcü İngiliz harp gemilerinin İran sularındaki mevcu­diyetine dair hiçbir şey bilinmediğini ve zaten bu birlikler komutanlarının İran sularına girmek istedikleri tak­dirde Devletler Hukuku ahkâmına göre, "24 saat -evvel yetkili makamlara haber vererek İran Hükümetinin mü­saadesini almaları lâzım geldiğini bil­dirmiştir. Öte yandan Basra Körfezin­den dönen inanılır bir şahsiyet Fran­ce - Presse Ajansı muhabirine, Kuveit açıklarında bulunduğu bilinen bir ha­fif İngiliz kruvazöründen, başka İran sularında hiçbir İngiliz deniz birliği­nin görülmediğinibildirmiştir.

— Tahran :

İngiliz - İran Petrol Şirketine mensup bir sözcü bugün İran'ın zengin petrol blögelerini müteessir eden grevin ida­rî memurlara da sirayetettiğini söy-

lemiştir. 12.000 işçi grav halindedir. Buna muvazi olarak saylavlar, milli­yetçi partinin şiddetle muarız bulun­duğu örfî idare kanununun tatbikini tasvib -etmek üzere yarın fevkalâde bir oturum yapacak olan mecliste ha­zır bulunmak üzere toplanmaktadırlar.

Sözcü Bender Maashui, ve Lali'de du­rumun değişmediğini ve Mescit Süley­man ve Abadan'da 500 grevcinin işleri başına döndüklerini sözlerine ilâve et­miştir.

—Tahran :

Yan resmî İttilaat gazetesi tarafından bu akşam bildirildiğine göre, Hüseyin Âlâ Hükümeti, petrol sanayiinin Dev­letleştirilmesi aleyhine İngiltere Hükü­meti tarafından 14 Martta verilen no­tayacevapvermeyi kararlaştırmıştır.

8 Nisan 1951

—Tahran :

İran Hükümeti, İngiltere Büyük El­çisine verdiği notada, petrol sanayii­nin millileştirilmesi hususunda Parlâ­mentodan mufassal plânlar beklediği­nibildirmiştir.

Başbakan Hüseyin Âlâ tarafından im­zalanmış olan nota, İran Parlâmento­sunun Anglo - îranian petrol kumpan­yasına ait petrol sahalarının millileş-tirilmesine ittifakla karar vermiş ol­duğuna işaret etmektedir. Fakat bu, İngilterenin İrana vermiş olduğu 15 Mart tarihli notaya bir cevap teşkil etmemektedir. Bu nota İran'ın kanu­nen, kumpanyanın İrandaki faaliyet­lerine millîleştirmek gibi bir hareket­le son veremiyeceğini bildirmekteydi. Bugün burada neşredilmiş olan nota, İran Hükümetinin, İngiliz ve İran halkları ve hükümetleri arasında kar­şılıklı itimadı ve dostane münasebet­leriidamevekuvvetlendirmeyi arzu ettiğini belirtmekte ve şöyle devam etmektedir :

«Petrol anlaşmasının imzalanmasın­dan beri umumiyetle dünya durumun­da, içtimaî şartlarda ve bilhassa İran umumî efkârında değişiklik olmuştur. Hâdiselerin cereyanı, İran umumî ef­kârının, İran hükümetine verilen meb­lâğın, milletin haklarını temine yet­mediği kanaatinde bulunduğunu açık­ça göstermiştir.

Bugünkü durum şudur : Mebusan ve Âyân Meclisi petrol sanayiinin miîlî-leştirilmesi prensipini ittifakla kabul etmişlerdir. Bir hususî komite millî­leştirme prensibinin ne suretle yürür­lüğe gireceği hakkında tetkiklerde bulunmaktadır.

Komite bu hususta elde edeceği ne­ticeleri nihaî karara verılması için Parlâmento ve Âyân Meclisine suna­caktır.

Halen İran hükümeti komite görüş­melerinin vereceği neticeleri bekle­mektedir.

9 Nisan 1951

— Washington :

Petrol endüstrisinin devletleştirilmesi hususunda İran Hükümetinin verdiği karara karşı müşterek bir hattı hare­ket tesbit etmek üzere İngiliz ve Ame­rikan heyetleri bugün Washingtonda toplanacaklardır.

Bu konuşmalarda Amerika heyetinin İngiltereden, İran petrol sanayiinin devletleştirilmesini prensip itibarile kabul etmesini talep etmesi beklen­mektedir.

Amerikanın bu hususta tesbit ettiği plâna göre, İngiliz İran ptrol şirketi­nin milletlearası adalet divanına mü­racaat etmeden devletleştirmeyi kabul etmesini, petrol kumpanyasının gene istihsalde bulunması, petrolü tasfiye etmesi, satması ve nakletmesini ve kâr­dan yüzde elli nispetinde hisse alma­sını derpiş eden bir konturatı da tasvip etmesini Amerika, İngiltereden talep edecektir.

Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı bun­dan bir müddet evvel verdiği beya­natta Amerikanın gayesinin İran pet­rolünün komünizm aleyhtarı dünya­ya serbest akısını temin etmekten ibaret olduğunu bildirmiştir.

Dün Tahranda îran Hükümetinin İn­giliz Elçiliğine verdiği notada, «îran hükümetinin petrolün devletleştiril­mesi hususunda parlâmentodan mu­fassal raporlar beklemekte olduğu bildirilmektedir.

Başkan Hüseyin Âlâ, bu notada ayrı­ca «İngiliz - İran Şirketine ait petrol sahalarının devletleştirilmesine İran Parlâmentosunun ittifakla karar ver­diğini ve nihaî karar için hususî bir komitenin pek yakında tekliflerini Parlâmentoya sunacağını kaydetmek­tedir.

10 Nisan 1951

—Washington :

Petrol endüstrisini millîleştirmek yo­lunda İran meclisinin aldığı kararın yarattığı durum hususunda bir anlaş­maya varmağa matuf İngiliz ve Ame­rikan görüşmeleri dün burada başla­mıştır.

Bundan evvel İran Büyük Elçisi Nas-rullah İntizam, Birleşik Amerikanın münakaşa kabul etmez bir meseleye karışmasından dolayı biraz hiddetli bir beyanat vermiştir. Büyük Elçi, Dışişleri Bakanlığı Orta Doğu Yardımcısı George Mac Ghee' ile görüştükten sonra basın muhabirleri­ne petrol endüstrisinin millileştiril­mesi kararının ortaya çıkardığı mese­lenin ancak hükümeti ile Angao-İra-nien petrol kumpanyası arasında hal­ledilebileceğinisöylemiştir.

Diğer taraftan sanıldığına göre, İngil­tere petrolün millileştirilmesi mese­lesi hakkında İran Hükümeti ile iler­de yapılacak müzakerelerde Birleşik Amerikanın tam müzaheretini iste­mektedir.

—Londara :

İran Hükümeti, 80 senedenberi İran­da görülmemiş bir çekirge istilâsı karsısında İngiltere ve Birleşik Ame­rika'nın yardımına müracaat etmiştir. Çekirgelerin hububat tarlalarına hü­cum ettikleri takdirde büyük bir aç­lık tehlikesinin baş göstermesinden endişeedilmektedir.

13 Nisan 1951

—Tahran :

İran kabinesi bugün yaptığı fevkalâ­debir toplantıda,petrolbölgesinin


bulunduğu eyaletin umumî valisinin azledilmesine karar vermiştir. Şah apandisitten mustarip bulunmasına rağmen toplantıya iştirak etmiştir. Ayrıca yüksek rütbeli bazı memurla­rın da işlerine son verilmesi kararlaş­tırılmıştır.

Gene bugünkü kabine içtimamda ka­rar verildiğine göre, General Şahbahti, Abadan'a giderek örfî idare kuman­danlığını ele alacaktır. Güney İran'da örfî idarenin hali tatbikte olduğu ha­tırlardadır.

Tahran radyosu tarafından yayınla­nan resmî tebliğde Abadan petrol böl­gesinde durumun çok vahim olduğu bildirilmektedir. Hükümet şüpheli şa­hısların faaliyetleri hakkında halkın alâkalı makamlara malûmat vermesi­ni istemiştir.

İngiliz Büyük Elçisi Sir Francis She-pherd, Başbakan Hüseyin Âlâ'yı ziya­ret ederek, İran Hükümetinin îran-daki İngiliz Tebaası ile İngiliz malları­nı korumak üzere ne gibi tedbirler aldığını sormuş, Başbakan Büyük El­çiye Abadan bölgesine takviye kuv­vetleri gönderildiğini ve hükümetin yakında vaziyete hâkim olmayı um­duğunu bildirmiştir.

—Tahran :

İran Komünistlerinin nümayiş yapa­caklarını bildirmeleri üzerine silâhlı polis kuvvetleri bugün Parlâmen­tonun bulunduğu caddede devriye gezmektedirler. Güney batı İranda -ki petrol sahalarında perşembe günü -vuku bulan müsademeler neticesinde 9 iiâ-44 kişinin ölmesi ve birçok kim­selerin yaralanması üzerine İran'da gergin bir hava hâkimdir.

Ölenler arasında iki İngiliz ve bir İtalyan gemicisi vardır. İngilterenin Tahran Büyük Elçisi Sir Francis She-pherd, Başbakan Hüseyin Âlâ'ya bu hâdiselerle alâkalı bir ziyaret yapmış­tır. Hükümetçe yayınlanan tebliğde bazı İranlılarla ecnebi tebaası bazı kimselerin öldüğü veya yaralandığı "bildirilmektedir.

Hükümet tebliğinde bu gibi hâdiseleri 'önlemek için gereken bütün tedbir­lerin alınacağı ilâve edilmektedir.

—Tahran :

İran Şahı ve kabinesi bugün yaptık­ları fevkalâde toplantıda, petrol bölge­lerinde patlak veren ve dün 22 kişinin

ölümüne sebep olan karışıklıklara kar­şı şiddetli kararlar almışlardır. Bu ka­rarların neticesi olarak Kuzistan umu­mî Valisi ve bir çok yüksek memur ile bazı yüksek rütbeli kara ve deniz su­bayları azledilmişlerdir.

14Nisan 1951

—Tahran :

İran Âyân Meclisi memleketin güne­yindeki petrol bölgelerinde sıkıyöne­tim ilân eden kanunu ittifakla kabul etmiştir.

—Tahran :

İran petrol sahasındaki grevciler bu­gün Anglo-İranien petrol kumpanyası­nın Abadandaki muazzam tasfiyehane­sinin etrafına grev nöbetçileri dikerek petrol istihsalinin 18 milyon galondan 10 milyona düşmesine sebep olmuşlar­dır.

Şirkete mensup sözcü, normal, 12 bin işçi kuvvetinden ancak üc bini­nin bu grevci safını yarıp işlerinin ba­şına gelebildiğini söylemiştir.

15Nisan 1951

—Tahran :

14 Nisan günü grevciler tarafından ya­pılan nümayiş ve Anglo-İranien Oİ1 Cy. tasfiyehanelerinin kapatılması üzerine, Abadan'da saat 19 dan 6 ya kadar so­kağa çıkmak yasak edilmiştir.

İnzibatî tedbirler takviye edilmiştir. Zırhlı birlikler petrol merkezlerini ve İngilizlerin evlerini muhafaza etmek­tedirler.

—Tahran :

Abadanda cuma günü vukubulan ka­rışıklıklar sırasında 2 İngiliz bahriye­lisi, bir İtalyan ve en az 6 İranlı vurul­muştu. Bu İranlıların defnedilmelerini protesto etmek maksadiyle bugün 20.000 işçi ve öğrenci bir toplantı yap­mıştır.

—Tahran :

Orduya mensup bir sözcü bugün ver­diği beyanatta, kıtaların ateş açtıkları sırada kimsenin ölmediğini ve kalaba­lığın dağılmağa başladığını söylemiştir. Diğer taraftan İngiliz -İran petrol şir­ketinin bildirdiğine göre, grevciler Abadan tasfiyehanesinin etrafını nö­betçilerle çevirerek, böylelikle tasfiyehaneyi 1917'den beri ilk defa olarak faaliyetini durdurmağa mecbur etmiş­lerdir.

Şirket, yeni bir ilâna kadar gemilerin limandan petrol yükleyemiyeceğini söylemektedir.

İranda petrol bölgeleri grev sahaların­da bulunan 30 Amerika mütehassısı bu­gün işlerini terkederek karışıklıkların memleket dahiline yayılması sebebiyle ailelerinin derhal tahliyelerini talep et­mişlerdir. Aynı zamanda, Abadanda bulunan birkaç İngiliz ailesi de İrandan ayrılarak İrak'a, Basra'ya gitmişlerdir. Memleket dahilind-e Abadandan, Ku­zeyde Hazer Denizine kadar karışık­lıklar müşahede edilmektedir.

Grevcileri Hükümete ve İngiliz - İran petrol şirketine karşı tahrik etmek maksadiyle diğer Ortadoğu memleket­lerinden gelen Komünist ajanların sız­mış olması muhtemel olan Abadan'a acele olarak 36 tren dolusu takviye kıtaları gönderilmiştir.

Birleşik Amerika Büyük Elçisi Henry Grady basına verdiği beyanatta, Birle­şik Amerika'nın, petrol meselesinde İran halkının ve İranın da dahil bu­lunduğu hür dünyanın menfaatlerine uygun bir hal şekline varılacağı ümi­dindeolduğunusöylemiştir.

16 Nisan 1951

—Tahran:

Anglo - İranian kumpanyasının Aba-dandaki tasfiyehanelerinin kapanması İranda ve bilhassa Tahranda bir panik hareketinin doğmasına sebep olmuş­tur. Zira memleketin güneyinde yalnız nakliye vasıtaları değil fırınlar, ban­yolar vesaire petrol istihsaline bağlı bulunmaktadır.

Hükümet tarafından yayınlanan resmî tebliğde «Tahranda üç aylık petrol ve benzin stoku bulunmaktadır. Bu itibar­la har türlü endişe yersizdir» denil­mektedir.

Bundan başka işçilerle petrol şirketi arasındaki anlaşmazlığın yakında hal­line intizar olunmaktadır.

—Tahran :

İran Başbakanı Hüseyin Alâ «Le Monde» gazetesi muharriri Edouard Sablier'e verdiği beyanatta şöyle demiştir :

İngiltere Abadan'a asker çıkardığı veya memleketin Güneyinde müda­halede bulunduğu takdirde bu hareket bağımsızlığımıza karşı bir tecavüz teg-kil etmekle kalmıyacak aynı zamanda sadece İngiliz menfaatleri bakımından ağır bir hata olacaktır.

Başbakan, bu suretle bütün memleke­tin endişesine tercüman olmaktadır. Zi­ra, Bilindiği gibi, İran - Sovyet andlag-masmm altıncı maddesi «üçüncü bir Devlet İran'a müdahalede btüunduğu veya Rusyaya zarar verebilecek faali­yetlere giriştiği takdirde Sovyet Rus­yaya muvazeneyi tesis etmek üzere İran'ın Kuzeyine asker göndermek» selâhiyetini tanımaktadır.

Filhakika bu son madde Rus ihtilalin­den sonra Beyaz Rus kuvvetlerinin İranda yeniden toplanarak Sovyetlere karşı bir harekete girişmeleri ihtimali­ni bertaraf etmek için konmuş ve o za­man kıymetini muhafaza etmişti. Fa­kat bu andlaşma henüz feshedilmedi­ğinden Sovyetler her zaman için hü­kümlerinitatbikeçalışabilirler.

Hüseyin Âlâ konuşmasına şöyle devam etmiştir :

«Mamafih İngiliz hükümetinin basire­tine itimadım vardır. Zira İngilterenin Milletlerarası barışı vahim bir şekilde tehlikeye düşürecek her türlü tedbiri bertaraf edeceğine inanıyorum. Son hâdiselere gelince : Memleketimiz­de bir grev dalgası vardır. Fakat bu her yerde olağan şeylerdendir. Bu grev hâdiseleri herhalde hiç kimseye ba­ğımsızlığımızı ihlâl veya hükümranlı­ğımıza tecavüz hakkını vermez. Artık şimdi duruma hâkim olduğumuzu da iddia edebilirim. İşçiler, bazı taleb-ler de bulunuyorlar. Fakat petrol kum­panyası da ihtilâfı yatıştırmak için ge­rekli gayreti sarfetmeğe mütemayil görünmüyor.»

Başbakan bundan sonra Le Monde ga­zetesi muhabirine millîleştirmeye mu­halif olanların çıkardıkları kargaşalık­ların sonunda sadece Sovyet Rusyanm işine yaradığını şöyle izah etmiştir :

«Bütün memlekette bazı ajanlar umu­mî bir hareket ve karışıklık havası ya­ratarak hükümetin durumunu zayıf­latmağa çalışıyorlar. Bundan da sade­ce Komünist taraftan olan Tudeh par­tisi istifade edebilir».

Hüseyin Âlâ beyanatına şöyle son ver­miştir :

«İranın bütün dostları ve bilhassa dai­ma hak ve adalet tarafını tutan Fran­sa'nın bizi destekleyerek petrolü mil­lîleştirme arzumuzun millî ve halktan gelen bir his olup bazılarının iddia et­tikleri gibi yabancı entrikaları netice­sinde ortaya atılmış bir talep olma­dığımanliyacaklannainanıyorum.

—Tahran :

İran Ayan Meclisi Başkanı Hüseyin Âlâ hükümetine oybirliği ile itimadını bil­dirdiği sırada Abadandaki Anglo-îra-nian tasfiyehanesinin etrafını çevirmiş olan grev nöbetçileri bulundukları yer­lerden çekilmiş ve 3200 petrol işçisi iş­lerinin basma dönmüştür.

Anglo-İranian petrol şirketinin haber verdiğine göre, şirketle alâkasını ke­sen 30 Amerikalı mütahassıs ile aile­leri Abadandan ayrılmış bulunmakta, İngiliz mütahassısları ile aileleri kay­naşmakta olan petrol bölgesinde hâlâ kalmaktadırlar.

Âyân Meclisinin verdiği bu güven oyu ile İran hükümeti sosyal ve iktisadî ıslâhat programı ile, mevcut buhranın halli için gereken müzahereti elde et­miş olmaktadır.

17 Nisan 1951

—Londra:

İran'ın Londra Büyük Elçisi dün akşam Londra'da demeçte bulunarak İran'ın istihsal ettiği petrolü diğer bir mem­lekete vermek istemediği gibi İngil-'tere'nin bu petrolden istifadesine mâni olmak arzusunda da bulunmadığım söylemiş ve şunları ilâve etmiştir :

«İran, îngiîitre ile İran arasındaki dost­luğu takviye etmek istemektedir. Pet­rol sanayiinin devletleştirilmesi tama­men dahilî bir meseledir ve İran hükü­meti ile İngiliz - İran petrol kumpan­yası arasında halledilmesi gerektir. Binaenaleyh bu sanayiin devletleştiril­mesini Komünist veya milliyetçi hare­ketlere atfetmemek icap eder.»

—Tahran :

İran mebusan meclisi bu sabah Hüse­yin Âlâ kabinesine bir muhalife karşı 76 reyle itimad beyan eylemiştir.

—Tahran :

İranın Güneyindeki petrol bölgelerin­den gelen ve bu sabah gazetelerde ya­yınlanan haberlerde bildirildiğine gö­re, Abadan'da sükûn-et yeniden teessüs etmiş ve birçok tasfiyehaneler tekrar çalışmağa başlamışlardır. Aynı haber­lerde ilâve edildiğine göre, Anglo-îra-nian petrol kumpanyası işçilere ilâve tazminat ödemeyi kabul etmiştir.

—Londra :

Öğrenildiğine göre, her türlü karışık­lığı önlemek üzere Abadan'da bulunan kıtaları takviye maksadiyle bu bölge­ye 1500 İran askeri ve 8 tank gönde­rilmiştir.

—Tahran :

Güney İran petrol bölgesinden son ge­len haberlere nazaran 14 bin grevciden 3 bininin işlerinin başına dönmüş olma­sına rağmen, petrol tasfiyehaneleri el­an işlememektedir. Abadandaki mil­letlerarası petrol sahasında bugün hiç bir faaliyet göze çarpmamaktadır. Yal­nız ekserisini İngilizlerin teşkil ettiği yüksek memurlar vazifeleri başına gelmişlerdi.

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü bugün yaptığı konuşmada grevin, işçilerin âcil taleplerini ihmal eden îran-îngiliz şirketinin hatasından ileri geldiğini bildirdikten sonra sözlerine devamla şirket idarecilerinin grevcileri tahrik ve tahkir ettiklerini, hükümetin, şirketin yardımı ile normal durumu yeniden tesis edeceğini umduğunu söylemiştir. Petrol sanayiinin devletleştirilmesine temas eden sözcü, bunun İran halkının umumî arzusu ile yapıldığını, yabancı basında iddia edildiği gibi hariçten çev­rilen entrikalar ve müfritlerin tazyiki ile yapılmadığını belirtmiştir.

18Nisan 1951

—Tahran :

Abadan'dan bildirildiğine göre, grev­ler yüzünden milletlerarası hava mey­danı kapatılmış bulunmaktadır.

-— Abadan :

İran kıtaları ve tankları bugün Aba­dan'da takriben 4000 kişinin tertiple­diği bir nümayişi dağıtmışlardır. Ayrıca İngiliz - İran petrol şirketinin Abadandaki muazzam tasfiyehanelerin­de patlak veren grev vahimleşmiştir.

19Nisan 1951

—Tahran :

Alâkalı makamlar Tahranda demiryo­lu şebekelerinde umumî grev teşeb­büsünü bugün akamete uğratmış ve tahrikçi ele bağılarından üçünü tevkif etmiştirGüney petrol sahalarında grevciler Anglo-İranian petrol kumpanyası tas­fiyehanelerinde işlerinin başına dön­mek isteyen işçilerin gözlerini korkut­mağa devam etmişlerdir.

Grevciler, çoğu işçilerin evlerinin Önü­ne grev nöbetçileri dikmişlerdir.

Alâkadar makamlar umumî manzarası ile grevlerde ne iyiliğe ne de çözülme­ye doğru bir gidişin müşahede edil­mediğini bildirmişlerdir.

20 Nisan 1951

—Abadan :

İran polisi dün, seksen kişi daha tev­kif etmiştir, Bu şahısların üzerinde bulunan vesikalardan hepsinin Komü­nist «Tudeh» partisine mensup olduk­ları anlaşılmıştır.

Böylece petrol bölgesinde karışıklıklar çıkarmaktan sanık olarak tevkif edilen Komünist tahrikçilerinin sayısı 180 kişiyi bulmuştur.

22Nisan 1951

—Tahran

15 bin kişilik bir öğrenci kafilesi petrol sahasında yapılan grevleri destekle­mek maksadiyle yaptıkları geçid alayı ve açık hava toplantıları hususunda emniyet müdürlüğünün koymuş oldu­ğu gösteri yasağına meydan okumuş­tur.

Öğrencilerin teşkil ettikleri kafileler Meclis binasına giden caddelerden sel halinde akarak geçmiş ve yollardaki seyirciler de bunlara katılmıştır. Po­lis Meclis methalinin etrafını sıkı bir kordon altına almıştır.

Nümayişçiler Kuzistan'da sıkı yöne­timin kaldırılmasını istemişlerdir. Tah­ran radyosu, öğrencilere hitabla siyasî gösterilere katılmamalarını nafile yere rica ve ailelerden çocuklarına söz ge­çirmelerini talep etmiştir.

Alaya katılmamalarını temin maksa­diyle mektep avlularında hapis edilen birçok Öğrenci duvarlardan aşıp atlı-yarak gösterilere iştirak etmişlerdir.

23Nisan 1951

—Tahran :

Bugün Abadan'dan gelen malûmata göre, 13.000 işçi yeniden işlerine dönmüştür ve tasfiyehaneler mühim mik­tarda istihsalâta başlamışlardır.

24 Nisan 1951

—Abadan :

Petrol tasfiyehanelerinde çalışan 28 bin işçinin dün işleri başına döndükleri bildirilmekte ve 8 petrol gemisinin tasfiyehanelerden petrol yüklemeğe başladıkları da ayrıca tasrih edilmek­tedir.

15 bin işçi ücretlerini almak üzere dün sabah davet edilmişlerdir ve 9 bin ka­darına da dün öğleden sonra ücret ve­rilmiştir.

İngiliz- - İran petrol şirketine mensup resmî şahsiyetler isçilerin greve son vermelerini memnuniyetle karşılamış­lardır.

—Londra :

Abadanda cumartesi günü tevkif edi­len İngiliz İran petrol şirketine mensup üç İngiliz memurunun serbest bırakıl­dığı bugün öğrenilmiştir.

Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden biri, İran hakkında, İngiltere Büyük Elçisi Sir F. Sheppcrd'in Başbakan Hüseyin Âlâ'ya bir nota tevdi ettiği yolunda çıkan haberlerin asılsız olduğunu bil­dirmiştir.

—Tahran :

Güney İrandan gelen son raporlara göre, Abadan tasfiyehanelerinde el'an 17 bin işçi grav halindedir.

26 Nisan 1951

—Tahran :

İran petrol sanayiini millîleştirme prensiplerini tatbikle mükellef meclis, petrol komisyonunu Anglo - İran pet­rol kumpanyasının gelirlerini kul­lanmak hakkından mahrum eden bir karar suretini kabul etmiştir. Bu ka­rar sureti şöyle demektedir :

İran petrol sanayiinin millileştirilmesi tasarısının âyân tarafından tasvip edil-mesindenberi Anglo-İranian petrol kumpanyası İranın güneyindeki petro­lü vekâleti haiz bir müessese sifatiyle işletmekte ve satmaktadır. Kumpanya bu istihsalden elde ettiğini İran halkı için muhafaza etmelidir, petrol komis­yonu, İran petrol sanayiinin millileşti­rilmesi prensipleri hakkındaki diğer kararları 28 Nisan'a talik etmiştir.

İran petrollarınm millîieştirilmesine mu-halefet eden eski Başbakan General Razmaranın katlinden sonra çıkan hâdiseler hatırlardadır. Şimdi de, en büyük petrol tasfiyehanelerinin bulunduğu Abadan böl­gesinde ingilizlere karşı bir hareket başla­mıştır. Bunda açık surette Rusların em­rinde çalışan Tudeh Partisi mensuplarının büyük bir tesiri olduğu aşikârdır. İstedik­leri şey, İran'da geniş ölçüde bir karışıklık çıkarmak, ve böylece, yukardan Sovyetle­rin müdahalesini temin etmektir. Bu tah­rikler için Abadan bölgesinin seçilmiş ol­ması herhalde, ince bir hesabın neticesi olmak gerektir. Çünkü Abadan cenupta­dır, 60 bin işçi, teknisyen ve memur ç,a-İrmaktadır. Bu kadar geniş bir kütle ara­sında İngiliz aleyhtarı tahrikler yapmanın mânası büyüktür. Hiç şüphe yok ki, hâdi­seler genişliyecek ve İngiliz tebaasının ha­yatı tehlikeye uğrıyacak olursa, İngiltere'­nin fiilî bir müdahalesi bahis mevzuu ola­bilecektir. Burada esasen İngiliz deniz kuv­vetleri vardır; vaziyete göre, daha fazla gönderilmesi de ihtimal dahilindedir. Ve nihayet senede 25 milyon ton petrol istih­sal eden bu sahayı. İngilizlerin kolaylıkla bırakacakları ve Tudehçiler karşısında ri­cat edecekleri tahmin edilemez. Bu pet­rolün hem ekonomik, hem de stratejik ba­kımdan ehemmiyeti muazzamdır. Anglo-îraniyen şirketinin 1946 da, kârın yüzde 21 i olarak İran hükümetine 30 milyon do­lar verdiğini söyliyecek olursak. İngilizlerin elinde kalan miktar aşağı yukarı 120 mil­yon dolar demektir.Bu petrolünİngilte-

re'ye temin ettiği askerî ve sınaî üstünlük ayrıca hesap edilmelidir. Bütün bunlar gözönünde bulundurulacak olursa, vaziye­tin nezaketi kendiliğinden meydana çıkar.

ÖbÜr taraftan, Rusya ile İran arasında bir anlaşma vardır; eğer herhangi bir devlet. İran'ın bütünlüğüne tecavüz edecek olursa Rusya'nın İranın şimal bölgesini işgal et­mesi kabul olunmuştur. Cenupta Tudeh'-ciler tarafından çıkarılan karışıklıkları ba­hane ederek Rusya'nın fiilî bir harekete geçmiyeceğini kimse tahmin edemez. Rus­ların petrol stratejisine hâkim olmak için fırsat bekledikleri ise muhakkaktır. Ayrıca ellerinde ikinci bir koz daha vardır:

Rus kuvvetleri, evvelce Azerbaycan'dan, ve Hazer kıyılarındaki Mazendran bölge­sinden şimal petrolleri imtiyazı mukabilin­de çekilmişlerdir. Halbuki Tudeh'çilerin bütün tazyiklerine rağmen İran parlâmen­tosu eski Başbakan Guam tarafından ve­rilen bu imtiyazı tasdik etmiş değildir. Rusların bütün bunları bahane ederek ya­kında bir harekete geçmeleri cok muhte­meldir. Kaldı ki, batı demokrasilerinin ba­tı Avrupa'nın müdafaasını daha kuvvetlen­dirmek için Kore'de kızıl Çin'e karşı Mac" Arthur siyasetini bırakıp yumuşak davran­maları, komünistlere ve Ruslara İran'a .böyle bilvasıta tecavüz için bir cesaret de vermiştir.

Bütün bunlar gözönünde bulundurulacak olursa, şu neticeye varmak mümkündür: İran'da çıkan bu yeni kargaşalıklar mahal­lî olmaktan daha ziyade milletlerarası sa­hada çok vahim tesirler doğuracak İstidatta ciddî bir hâdisedir.

Temenni edelim ki tahminimizde aldanmış olalım. Ve dost İran bir an evvel huzur ve sükûna kavuşsun.

Irak petrolleri.

15 Nisan 1951 tarihli Zafer'den

Petrol sanayiinin devletleştirilmesi, Iran parlâmentosundan sonra, dün de Irak par­lâmentosunda resmen bahis mevzuu edil­miştir. Muhalefette bulunan İstiklâl Par­tisinden on sekiz mebus, devletleştirme teklifini ileri sürerken, petrolün korunması İçin tek yol budur ve bu gayeye varmak için mücadeleye devam edilecektir, demiş­lerdir. Öte yandan, Irak hükümeti de bir beyanname neşrederek, Irak petroL kum­panyasından, hükümete ait hisse miktarının arttırılmasınıistemiştir.

İran parlâmentosunun 15 Martta paytığj gibi, Irak parlâmentosunun da petrolleri hemen derhal devletleştirme kararı alması varit değildir. Yalnız İran'daki hareketin, Irakta hükümetle petrol kumpanyası ara­sında daha eskiden mevcut ihtilâfları kö­rüklemiş ve gelişmeleri süratlendirmiş ol­duğu da inkâr edilemez. Irak petrol kumpanyasının statüsü, ayrı bir mesele olarak, uzun zamandan beri bahis mevzuudur. Fakat hâd bir devreye, ancak 1948 de girmiştir, o tarihte, Irak hükümeti, ham petrolü İsrail'de Hayfa tas­fiyehanelerine akıtan boruyu kapamış ve bu da, normal olarak yalnız Lübnan'da Trablusşam limanına gitmeğe başlıyan is­tihsali hissedilir derecede azaltmıştır. İs­tihsaldeki bu azalma, otomatik surette kumpanyanın Irak hazinesine ödediği his­seye de intikal etmiştir. Bu da, bütçe üze­rinde tesirini göstermekten hali kalmamış­tır. Ayrıca, kumpanyadan, ileriye mahsu­ben avanslar alınmış olmasının yarattığı hususî bir durum da vardır.

Bütün bunların dışında şu nokta da mev­cuttur ki, Irak petrol kumpanyası, resmî, siyasî mahfillerde dahi, taahhütlerini tut­mamakla, daha doğrusu bu taahhütleri münhasıran grupa dahi! iştirakçilerin ne-fine olarak asgarî hadler içinde tutmakla itham edilmektedir. Bilindiği gibi, Irak petrol kumpanyası, yüzde 23,75 bir hisse ile İngiliz - İran, Fransız petrol, Standard Oil - Socony. Royal Dutch Shell ve yüzde 5 Gülbenkiyan'a aittir.

Geçen Temmuzda, Londra'da Nuri Sait Paşanın idare ettiği çetin müzakereler so­nunda kumpanya Irak'ın hissesini ton ba­şına 4 altın şilinden 6 altın şiline yükselt­meyi kabul etmiştir. Fakat bir nokta, mü-nazaalı kalmıştır. Irak'a göre, altının kıy­meti serbest piyasa üzerinden hesap edil­melidir. Kumpanya'ya, göre ise, bu kıymet Londra borsasındaki resmî kıymettir. Bu dâvaya, hâlen, davalı ikametgâhı olan Londrada ticaret mahkemesinde bakılmak­tadır. Kumpanya, istihsalin arttırılmasını da taahhüt etmiştir. Bu taahhüt yerine ge­tirilmiştir. Meselâ 1948 de Kerkük'ten iki milyon ton alınırken, şimdi altı milyon ton alınmaktadır.

Bu anlaşmaya rağmen, 1950 senesi sonun­da Suudî Arabistan'ın kendi petrolleri hak­kında yüzde 50 üzerinden bir anlaşma yap­ması, Irak petrol kumpanyasına karşı hoş­nutsuzluğu fazlalaştırmiştır. Vakıa, iki kumpauyanm durumları arasında fark var­dır. Birisi, petrolünü kendisi tasfiye et­mekte, diğeri ise ham petrol satmaktadır. Fakat ne de olsa, Irak hissesi azdır. Tam bu sıralarda İran petrollerinin devletleşti­rilmesi kararının alınması, Irak'taki geliş­meleri sür'atlendirmiştir.

Irak parlâmentosunda sorulan bir suale, Başbakan Nuri Sait Paşa, hükümetin pet­rol siyasetinin, Irak hissesinin mücavir memleketlerinden daha az olmamasına doğ­ru istikamet aldığı cevabını vermiştir. Bu cevabı, muhalefet, İranı gözönünde tuta­rak devletleştirmeye doğru yürümek mâ­nasına tefsir etmişse de, ekseriyet grupu, daha ziyade Suudî Arabistan'ı düşünerek, 1 Irak hissesinin yüzde elliye yaklaştırılması mânasına almıştır.

Kumpanya ile müzakerelerin epeyce iler­lemiş bulunduğu sanılıyor. Irak hissesi ola­rak, ton başına yirmi şüinden bahsedil­mektedir. Zamanla İrandaki durumun Irak'ta da tekerrür etmemesi için, kum­panyanın azamî fedakârlıkları göze alaca­ğı, hattâ devletleştirme etrafındaki propa­gandalara son vermek için belki de petrol­leri Irakla müştereken işletmeyi teklif edeceği tahmin olunabilir. On sekiz me­busun dünkü teklifi, müzakereleri daha da süratlendirecektir.

Merkezî Amerika'da büyük bir nüfuzu olan St. Louis Post Dispatch'm kanaatı-na göre, General Mac Arthur şahsî fi­kirlerini kabul ettirebilmek için ma­fevkleri üzerinde umumî tazyikte bu­lunmak istemektedir. Gazete, "eğer kendi emrindeki herhangi bir kimse böyle bir harekette bulunmak istese idi Generalin müsamaha göstermiye-ceği aşikârdı»demektedir.

Bundan başka diğer bazı gazeteler Mac Arthur'e hak vermekte iseler de umu­miyetle generali tenkit etmektedirler.

— Washington :

Amerikan Dışişleri bakanlığı sözcüsü Modermott, General Mac Arthur'ün ihtilâfa sebebiyet veren son beyanatı hakkında İngiltere ve Fransa tarafın­dan ileri sürülen görüşlere vakıf oldu­ğunu söylemiş fakat bu görüşlerin asla bir protesto mahiyeti taşımadığını be­lirtmiştir. Sözcü, Kore meselesinin Ko-rede askerî kuvvet bulunduran 14 dev­let temsilcileri arasında münakaşa edil­mekte olduğunu, temsilcilerin bu hu­sustaki görüşmelere bugün de devam edeceklerini söylemiş, Birleşmiş Mil­letlerin Koredeki maksatları etrafında yayınlanacak beyanat üzerinde İngil­tere ile Amerikanın esas itibariyle mu­tabık kaldıklarını bildiren Londra mahreçli haberi yorumlamaktan çeki­nerek «bu mevzuda bir şey söyleyecek durumda değilim. Çünkü henüz bir şey bilmemekteyim», demiştir.

11 Nisan 1951

— Washington :

Beyaz Saray, Türkiye saati ile bu sa­bah 8'de General Mac Arthur'ün vazi­felerinden affedildiği Başkan Truman tarafından basma bildirilirken ordu servisleri vasıtasi ile gönderilen tebli­gatın da Generale verildiğini tasrih etmiştir.

Truman, Mac Arthur'ün Amerika'nın en büyük askerî şeflerinden biri olarak kalacağını ve milletin kendisine şük­ran borcu olduğunu kaydettikten son­ra, Generale Amerika milleti adına te­şekkür etmiş ve üç kurmay başkanının 6 Aralık 1950 tarihli direktifini açıkla­mıştır. Bu direktifte dış siyasete müte­allik her aleni beyanatın, verilmeden önce, Savunma Bakanlığının tasvibin-

den geçmesi lüzumu resmen bildiril­mektedir.

Truman bir de muhtıra açıklamıştır. 20 Mart 1951 tarili bu muhtırada 3 Kurmay Başkanı, Dışişleri bakanlığı­nın mühim kuvvetler 38'inci Arz dai­resini aşmadan önce, Birleşmiş Millet­lerin, Kore'de diplomatik bir hal çare­si şartlarını müzakereye hazır olduk­larını yakında açıklayacağını Gneral Mac Arthur'e bildirmiştir.

—Tokyo:

General Mac Arthur'ün Birleşmiş Mil­letler kuvvetleri komutanlığından alın­ması karargâh çevrelerinde hayretle karşılanmıştır. Başkan Truman'm bu kadar sert bir tedbire tevessül edece­ği beklenmiyordu. Haberin şehre ya­yıldığı saatlerde, komutanlık karargâ­hının önünde, Mac Arthur'ün büyük siyah otomobili duruyor ve büyük bir meraklı kalabalığı bekliyordu.

Mac Arthur'ün Japonya'nın işgal al­tında bulunduğu son beş buçuk yıllık devrede çok muvaffak olduğu kabul edilmektedir.

Mac Arthur'ün yerine 8'inci ordu ku­mandanı General Ridgway'in tayini bilhassa askerler arasında memnuni­yetle karşılanmıştır. Çünkü Ridgv/ay Kore'ye geldiğindenberi bir zafer tim­sali olmuştur.

Haber, 8'inci ordu çevrelerinde de hay­retle karşılanmıştır.

Mac Arthur karargâhına mensup yük­sek rütbeli subaylar ve -saray muha­fızı» diye anılan karargâh sözcüsü, ha­ber Tokyo'da yayıldığı zaman Başba­kan Yoşida tarafından verilen bir zi­yafette bulunuyorlar ve bu hususta hiçbir şey duymadıklarını ısrarla söy­lüyorlardı.

Diğer taraftan Mac Arthur'ün kendi­sini müdafaa etmek üzere bir beyanat hazırladığıanlaşılmaktadır.

Bu mühim değişikliğin sür'atli tesirler meydana getirmesi pek beklenmemek­tedir. Fakat Mac Arthur'ün derhal Washington'agitmesimuhtemeldir.

Mac Arthur 15 senedenberi Amerika'ya dönmemiş ve bütün davetleri reddet­miştir. Buradaki müşahitler bu mühim hâdiseyi «Mac Arthur imparatorluğu­nun yıkılışı» diye tavsif etmektedirler.

—Tokyo:

MacArthur yanındaidarî yardımcısı General Courtney Whitney olduğu hal­de bugün Türkiye saati ile 10.20 de Dai İchi binasındaki Genel Karargâhı­na gelmiştir.

— Washington :

Türkiye ve Kore'de Türk ordusunda vazife görmüş olan ve yaralandıktan sonra Amerikaya donmuş bulunan Amerikan binbaşısı Orville Munsan dün burada yaptığı basın toplantısında Türk askerlerinin kabiliyeti, cesaret ve kahramanlıklarını övmüştür.

Munsan şöyle demiştir :

Cephede yaralandığım zaman bir Türk sıhhiye eri yağan düşman ateşine al­dırmadan yardıma koştu. Kızılların daha şiddetli ateşine maruz kalacağım­dan korkarak Türk askerini uzaklaş­tırmaya çalıştım. Fakat Türk askeri kendisi ile birlikte yola çıkıncıya ka­dar yanımdan ayrılmıya razı olmadı.

Bir hâdise anlatayım: Bir seferde 300 kişilik bir Türk kuvvetinin irtibatı ke­silmiş , üstelik cephanesi de tüken­mişti. Buna rağmen hepsi de geri çe-kilmektense ölümü tercih edip sün­güleri ile döğüşmüşlerdir.

Kore'ye gitmeden sekiz ay Türkiyede kalan binbaşı Orville sözlerine şöy­le devam etmiştir :

Türkiyede komünizm yoktur. Türkler Korede niçin ve ne uğurda doğuştuk-ferini bilmektedirler.

İdealleri bizimkinin ayni olan Türk­lerle birlikte çalışmak benim için bü­yük bir mazhariyet -olmuştur. Türkler Koreye tam kadrolu savaş tuga­yı ile gelmişler, kendi sıhhiye heyetleri­ni topçu kuvvetlerinin diğer silâhlarını askeri polislerini, seyrüsefer işaretleri­ni, imamlarını da birlikte-getirmişler­dir. Türk tugayına ancak istişare salâ­hiyeti ile vazifelendirilmiş dört Ameri­kan subayı refakat etmekte ve bu su­baylar talep edilmedikçe herhangi bir tavsiyede bulunmamaktadırlar.

Türkler askerlik vasıflarları bakımın­dan mükemmeldirler, fakat ilk zaman­larda mühimmat, silâh ve malze­me darlığı çekmişlerdir. Türkler Ko­reye kendi silâhlan ile birlikte gel­mişler, fakat daha sonra Amerikan silâhlan almışlardır.

— Washington :

Truman'm beyanatı, acele Beyaz Sara-

ya çağırılan gazetecilere Türkiye saa-tile 8'de verilmiştir.

Truman'm iki numaralı dünya harbin­de Japonyayı bozguna uğratıp mağlûp eden muazzam kuvvetlere komuta eden bu meşhur komutanı azletmeği tasarladığına dair, ortada önceden hiç­bir belirti görülmemişti.

Başkan Truman, beş yıldızlı Generali vazifesinden affederken, şöyle demiş­tir :

Derin teessürlerle şu neticeye varmış bulunuyorum ki, kara Generali Doug-las Mac Arthur, kendi resmî vazifeleri­ne raci olan meselelerde, Birleşik Ame­rika hükümeti ve Birleşik Milletler si­yasetini candan desteklemeğe kadir değildir.»

Başkan Truman, Mac Arthur'e komu­tayı derhal General Ridgway'e devret­mesini ve dilediği yere seyahat etme­sini bildirmiştir.

Mac Arthur'un artık 1937'denberi ayak basmamışbulunduğuBirleşik Ameri­ka'ya dönmesi ihtimali vardır. Başkan Truman'm beyanatı şöyle de­vam etmektedir :

Birleşik Amerika anayasasının bana yüklemiş olduğu sarih mesuliyetler ve Birleşmiş Milletler tarafından da tev­di edilmiş munzam mesuliyetler mu­vacehesinde, Uzak-Doğu Komutanlığın­da değişiklik yapmam gerektiğine ka­rar verdim. Binaenaleyh General Mac Arthur'ü komutanlıklarından affettim ve yerine halef olarak General Mat-thew Ridgway'ı tayin ettim.

Millî politika meselelerinde tam ve şiddetli müzakerelere girişmek, tartış­malarda bulunmak hür demokrasimizin teşkilâtı esasiyesinin hayatî bir unsu­rudur.

Bununla beraber, askerî komutanlar, kanun ve anayasamızın sağladığı şekil­de verilen talimat ve güdülen siyasetle idare edilmelidirler. Bu mülâhaza buh­ranlı zamanlarda bilhassa tatbik mev­kiine konulmalıdır.

Tarihte General Mac Arhur'ün yeri en büyük komutanlarımızdan biri olarak teessüs etmiş bulunmaktadır. Büyük mesuliyeti olan vazifelerde ettiği üstün ve fevkalâde hizmetlerden dolayı mil­let ona minnettardır. Bu sebeple hak-, kında böyle bir harekette bulunmak zorunda kalmak lüzumu muvacehesin­de duyduğum üzüntüyü tekrar ederim.


—Tokyo:

Başkan Truman tarafından Uzak Doğu komutanlığı vazifesinden azli hakkın­da bugün fikri sorulan General Mac Arthur : «Şimdi sırası değil" cevabını vermiştir.

General Mac Arthur gazetecileri he­men kabul etmemiştir.

Azil keyfiyetinin Mac Arthur üzerin­deki tepkisini gazetecilere Başkomu­tanlık yaveri Albay Huff nakletmiştir: Huff gazetecileri Mac Arthur'ün karısı ve 13 yaşındaki oğlu ile ikamet etmek­te olduğu Amerikan Büyükelçiliğinde kabul etmiş ve General şimdiki halde rahatsız edilmek istememektedir, ile­ride belki bir beyanat yayınlayacaktır. Şu dakikada pek meşguldür, demiştir.

Truman'm, 72 yaşındaki Generali bütün Uzak Doğu komutanlıklarından azlet­tiğini bildiren beyanatı, bugün karar-gâhda öğleden sonra, patlıyan bir-bom­ba tesiri yapmıştır.

—Roma :

Vatikana yakın çevreler General Mac Arthur'ün vazifesinden affedilmesini memnuniyetle karşılamışlardır.

Aynı çevreler Birleşmiş Milletler ile Komünist Çin arasındaki münasebet­lerin bundan böyle daha iyi bir safha­ya gireceği kanaatindedirler.

—Paris :

General Mac Arthur'ün azli haberi Fransız diplomatik çevrelerinde hay­ret uyandırmamıştır. Filhakika bu çev­relerde Birleşik Amerika hükümetinin Uzakdoğuda takip ettiği siyasetin baş komutanın tesadüflere bağlı teşebbüs­leriyle tamamiyle ihtilâf halinde oldu­ğu bilinmekte idi.

Bununla beraber şerefli bir maziye ve "büyük bir isme sahip olan büyük as­ker hakkında alman bu kararın Baş­kan Truman için ne kadar müşkül bir şey olduğu teslim edilmektedir.

Başkan Trumanm bu karara varmak ve bunu Amerikan efkârı umumiye ve siyasî çevrelerinin mühim bir hizbine kabul ettirmek için kendisine lâzım gelen cesaretten sitayişle bahsedilmek­tedir.

Umumiyetle hâkim kanaat şudur ki, Birleşik Amerika kendinin o]duğu ka­dar müttefiklerinin de barış arzusuna bu derece beliğ bir delil veremezdi.

Bu banş arzusu, Uzak Doğuda olduğu gibi Avrupada da görülmektedir. Fil­hakika Uzakdoğuda herşey ihtilâfın barışçı bir şekilde hallini araştırmayı mümkün kılacak surette hazırlanmış­tır.

Halâ dörtlü bir konferansın toplanma­sına engel olan anlaşmazlığı bertaraf etmek çarelerini araştıran Dışişleri Ba­kan yardımcılarının gösterdikleri sabır Avrupadaki aynı uzlaşma arzusunun bir delilini teşkil etmektedir.

—Londra:

İngiliz akşam gazeteleri ilk sahifeleri-ni kaplıyacak şekilde başlıklarla Ge­neral Mac Arthur'ün vazifesinden af­fedildiğini haber vermekte ve" bugün kendisinin yerine geçen General Rid-gway'le birlikte. Kore cephesinde alman büyük resimlerini neşretmek­tedirler.

Mamafih yalnız işçi gazetesi «Star» başmakalesini hâdiseye hasretmekte ve şunları yazmaktadır :

«Başkan Truman cumhuriyetçi muha-sımlarından birçoklarının bu hâdise­den büyük bir siyasî kazanç elde ede-esklerini bilerek General Mac Arthur'ü vazifesinden affetti. Truman, parlak askerî mazisine rağmen müttefiklerin birliği için bir tehdit haline gelen bir şahsiyeti uzaklaştırmakla büyük bir basiret ve cesaret gösterdi. Mc Arthur-ün beyanatı ve Kore harbini Asya'da komünizme karşı daha şümullü bir sa­vaş haline getirmek icîn gösterdiği aşi­kâr arzu dünya barışını tehlikeye so­kuyordu.

—Washington :

General Mac Arthur taraftarı cumhu­riyetçiler Başkan Truman'm Uzakdoğu Başkomutanını azletmesini şiddetle tenkit etmektedirler.

Başkan Truman'i daima tenkit eden ayandan cumhuriyetçi Joseph Mo-carthy bu hususta şunları söylemiştir: «Bu karar belki de komünistlerin ka­zandıkları en büyük zaferdir.»

Demokrat âyân üyesi Robert Kerr'in ise fikri şu merkezdedir :

«Bu karara varılması icabediyordu zi­ra zaferi elde etmek için bütün askeri birliklerimizin bir küî halinde çalış­ması gerekmektedir.')

Bu işten başka Truman kadar teessür duyduğunu ifade eden Kerr şunları ilâ­veetmiştir :

Ârairleri ile işbirliği yapmak isteme­yen bir insana, savaşan erlerimizin ha­yatını teslim edemeyiz. Kanaatimce General Mac Arthur diğer askerî lider­lerle işbirliğine yanaşsa idi Başkan Truman asla böyle bir karara varmaz­dı.':

Temsilciler meclisinden cumhuriyetçi Joseph Martin herhangi bir tefsirde bulunmaktan imtina etmiştir.

Bilindiği veçhile Martin ile General Mac Arthur arasında cereyan eden mu­haberat, mevcut olan gerginliği had bir safhaya sokmuştur.

Temsilciler Meclisi dış meseleler ko­misyonundan cumhuriyetçi Walter Judd Başkan Truman'in bu kararından mütevellit hayretini ifade ederek de­miştir ki:

«Mac Arthur Asya mücadelesinden ga­lip çıkmak ve üçüncü bir dünya har­bini önlemek için mevcut yegâne yolu seçmiş bulunuyordu.

Kore hakkında komünistlerle girişile­cek her hangi bir pazarlık kızılları kuv­vetlendirecek ve Sovyet Rusya ile har­bi kaçınılmazkılacaktır.

Cumhuriyetçi âyân üyesi Alexander Wily'nin fikri şu merkezdedir :

«Bu hâdise teessürümü mucip olmuş­tur. Kanaatimce' Mac Arthur'ü azlet­mekle hiçbir mesele halledilemez.

Maamafih şimdiki vaziyette ölçülü ko­nuşmak lâzımdır.

İleride daha geniş bir beyanat verece­ğim.

Uzakdoğu ahvalini Mac Arthurle gö­rüşmek üzere Tokyoya bir kongre ko­misyonu gönderilmesini derpiş eden bir karar sureti kaleme alan ayandan cumhuriyetçi Homer Ferguson şunları söylemiştir :

Bu havadis bir ilânı harp haberi kadar âni oldu.

Bu darbeye tahammül edebileceğimizi umuyorum. Mamafih kanaatimce bir kongre komisyonu Uzakdoğu vaziyeti hakkında askeri liderlerden mahallin­de malûmat almalıdır.

Ayan meclisi cumhuriyetçi lideri Ken-neth wherry şöyle demiştir :

Bu hâdisenin kongrede ne gibi akisler u-yandıracağı belli değildir. Bu çok vahim bir karardır ve ne gibi neticelere va­rılacağını kongre ve Amerikan milleti bilmemektedir. Ortada yalnız bir Ge­neralin azledilmesi meselesi yoktur. Bahis mevzuu olan millî siyasetimiz­dir. Anlaşıldığı veçhile Acheson'la Mac Arthur'ün araları açıktı ve Başkan Truman millî siyaset hakkında kongre ve Amerikan milleti ile istişare etmek arzusunu duymadan yine Acheson'u desteklemiştir. Maamafih Başkan Tru­man şunu teslim etmelidir ki, General Mac Arthur'ün hâdiseleri Amerikan milletine açıklaması icap eder.

Ayan üyesi cumhuriyetçi Burke Hi-chenlooper demiştir ki : Bu nazik dev­rede hükümetle Dışişleri bakanlığının işlediği fecî hatalar zincirine yeni bir. halka eklenmiş oluyor.

General Mac Arthur bugün muhteme­len dünyada Uzakdoğu siyasî ve as­kerî vaziyeti hakkında söz sahibi ola­cak en muktedir salahiyetli şahsiyettir. Anlaşıldığına göre Mac Arthur kendi­sine kabul ettirilmek istenen fecî ve bazan da saçma siyasî görüşlere itiraz, etmiştir.

Anlaşıldığı veçhile General Mac Art­hur'ün büyük kabiliyetlerinin uzun za-mandanberi uyandırdığı kıskançlık ve-nefret hisleri bu hareketi intaç etmiş­tir.

Bu hâdiseye bir felâket nazarı ile ba­kılabilir ve muhakkak ki Sovyet Rus­ya Bundan cesaret alacaktır.

Trumanm kararı kongrede infial his­leri yaratacaktır.

Kanaatimce dış münasebetler komis­yonu bu meseleyi etraflıca tetkik et­melidir.

Âyaândan cumhuriyetçi William KnoJ-land şunları söylemiştir:

«Başkan Truman bu kararı vermekle. General Mac Arthur'ü tenkid eden İn­giliz ve Amerikalılara boyun eğmiş oluyor.

Ekseri siyasî müşahitlerin Uzakdoğuda bir Münih'e doğru atılan ilk adım ola­rak tavsif edecekleri bu hareketle Ja­ponya ve bütün Uzakdoğu tehlikeye girmiş bulunuyor. Bu hâdise Acheson ve Dışişleri Bakanlığı Uzakdoğu mese­leleri mütehassısları için büyük bir zafer teşkil etmektedir.

General Mac Arthur vatana döndüğü zaman Amerikan milletinin kendisine ne kadar itibar ettiğini Başkan Truma-na ve bütün dünyaya göstermek fırsa­tını bulacaktır. Morrison, bu sözleriyle sadece hükü­met ile ona karşı mes'ul bulunan se­ferdeki komutan arasında mevcut ol­ması icap eden münasebetler hakkın­daki ananevi İngiliz görüşüne dikkati çekmek istemiştir. Morrison, Mac Ar-thur hakkında Başkan Truman'm be­yanatının Birleşik Amerikanın da ay­nı görüşlere sahip olduğunu açıkça be­lirttiğini ilâve ile şöyle devam etmiştir: Mac Arthur'ün rolü ve kıymeti sadece aleni demeçlerinden bazılarına istina­den tesbit edilemez. General Pasifik harbi esnasında müttefiklere çok kıy­metli hizmetlerde bulunmuş ve parlak bir asker mevkiine yükselmiştir. Ja-ponyanm işgalini idarede gösterdiği muvaffakiyet şayanı takdirdir. Bugün­kü münakaşalar unutulduktan sonra Mac Arthur'ün kahramanlıkları uzun müddet hatırlanacaktır.

Morrison'un beyanatı bundan başka şu üç noktayı da ihtiva etmektedir :

a — Koredeki hedeflerimizde bir de­ğişiklik yoktur. Biz hür, bağımsız ve müttehit bir Kore lehinde ve ihtilâfın genişlemesi aleyhindeyiz.

b — Korede müdahil mevkiindeki milletler arasında devamlı bir gö­rüş teatisi yapılmıştır. Kore me­selesi hakkında istişarelerde bu­lunmak mevzuunda Birleşik Ame­rika her zaman gayret vs iyi ni­yet göstermiştir.

c — 38'inci Arz Dairesinin aşılması Kore ile alâkalı diğer meseleler­den ayrı olarak mütalâa edilemez. Hakikî mesele Kuzey Korelilerle Çinlilarin bir anlaşmıya varmak için görüşmelerde bulunmağa ha­zır olup olmadıklarını bildirmek­tir.

Muhafazakâr Lideri Wintson Churchil de General Mac Arthur'ün geçmişteki hizmetlerinden takdir ve sitayişle bah­setmiş, fakat Morrison'un demokrat memleketlerde askerlerin sivillere bağ­lı olmaları icap ettiği şeklindeki gö­rüşlerine Muhafazakâr Partinin umu­mî olarak iştirak ettiğini ilâve eyle­miştir.

12 Nisan 1951

— Paris :

Moskova Radyosu dün akşam General Mac Arthur'ün azledildiğini yayınla­mış ve şü mütalâada bulunmuştur.

Tahmin edildiğine göre, General, Ko­redeki vaziyeti düzeltmeğe muktedir olamadığı için azledilmiştir.

— Washington :

Burada bildirildiğine göre Uzakdoğu-daki vazifesinden alınmış olan General Mac Arthur üç haftaya kadar Ameri-kaya dönecektir.

Cumhuriyetçi şahsiyetler derhal faali­yete geçerek Generalin kongre toplan­tısına çağırılmasmı teklif etmişlerdir.

Mac Arthur bu şahsiyetlerle telefonla görüşmüş ve -Başkan Truman ve Dış­işleri Bakanı Achesonla aralarını açan dış politika hususundaki görüş ayrı­lıklarını belirtecek böyle bir fırsatı el­de etmekten memnun olacağını» söy­lemiştir.

Bu azil neticesinde her iki mecliste de hararetli müzakere ve tartışmalar ol­maktadır. Ayandan demokrat Eobert Kerr, Âyân Meclisinde beyanatta bu­lunarak ezcümle şöyle demiştir :

«Mac Arthur'ün takip etmekte olduğu siyaset tehlikeli bir mahiyet almıştı. Bunun için onu vazifesinden affetmek­ten başka yapılacak bir şey yoktu.

Generalin Noelde Amerikan askerleri­nin evlerine dönmelerini istiyorum diyerek, giriştiği «Mac Arthur - Yalu Nehri taarruzu» Kore harbinde Ame­rikalıların ağır can kayıplarına mal olan muazzam bir gaftı.

Mac Arthur'ün maksadını kavrayınca, neler yapmak istediğini anlaymca deh­şete düşüyoruz : Buna göz yummak delilik olurdu.

Robert Kerr Cumhuriyetçiler tarafın­dan desteklenen Mac Arthur'ün planı­na şiddetle hücum etmiş ve ayandan Capehart'a cevap vererek sözlerini şöy­le bitirmiştir :

Birleşik Amerika donanmasının For-moza adasını ablokaya kalkışması sa­dece milliyetçileri korumaya yarar.

Birleşik Amerika Kızıl Cinde tek ba­sma harbi kazanamaz. Capehart Ame­rika'nın Kızıl Cinde savaşmasını isti­yorsa neden kongreye bir harp ilânı sorusu vermiyor?...

Dış münasebetler komisyonu faal üye­lerinden Cumhuriyetçi Alexander Wi-ley de Mac Arthur'ün azli hakkında şöyle demiştir :

Sovyet Rusya bu azil keyfiyetini pro­pagandasınasermayeyapacaktır.Japonyada da şaşırtıcı akisler uyandır­masımuhtemeldir.

Ayandan cumhuriyetçi Knowland da şöyle konuşmuştur :

Truman'm bu hareketini Stalin ile Ko­münist Çin liderleri büyük bir mem­nunlukla kargılıyacaklardır.

Cumhuriyetçi âyân üyesi Hung Eutler şunları söylemiştir :

Mac Arthur'ü İngiliz arslamna feda ettik. Ortada bir ümit ıglğl varsa bu da Mac Arthurün Amerikaya dön­mesi ve şaşırmış diplomatlarımızla ah­valden pek az haberdar edilen halkı­mıza Uzakdoğu durumu hakkında ge­niş malûmat vermesidir.

Cumhuriyetçi temsilcilerden Waîter Judd "bu azil Yalta konferansında Amerika teslim olalıdanbari Kremlinin kazandığı en büyük zaferdir, demiş ve sözlerine şu şekilde devam etmiştir:

Kore, Japonya, Filipinler ve Doğu As-yamn geri kalan büyük kısmı komü­nizme karşı koymak üzere daha fazla Amerikan kuvvetleri harekete geçiril­mediği takdirde Sovyet kontrolüne gi­recek olursa kimse şaşmamalıdır.

İki numaralı dünya harbinde iki sene Mac Arthurün maiyetinde bulunan Demokrat temsilcilerden Samuel Yor-ty'ye göre de Mae Arthur büyük bir askerî lider sıfatı ile sürekli ve açıktan açığa meydan okuyuşlarının başka tür­lü neticelenmeyeceğini muhakkak iyi bilmekte idi.»

Ayan üyesi Robert Taft ve diğer cum­huriyetçiler milliyetçi Çan Kay Şek kuvvetlerinin Formoza'dan Çin kıtası­na hücum etmesi hususunda Mac Ar-thur'ün arzularına boyun eğmemekte hükümet idaresinin vahim bir hata iş­lemiş olduğunu ısrarla iddia etmişler­dir.

Amerika Lejyonu komutanı Carle Coeke Junior dün verdiği beyanatta şöyle demiştir :

«Mac Arthur'ün azledildiğini duyunca hareketler içinde kaldım.»

Truman bu kararı verirken şu tehli­keli hesabı yapmıştır :

«Amerikalılar daha fazla can kaybet­mesinler, Japonya Kızılların eline geç­mesin, hür milletler komünizme kar­şı savaşlarında takattan düşmesinler.

General Ridgway'in emrindeki Birleş­mişMilletler kuvvetlerinin komünizmi Asyadan silip süpüreceklerine ka­niim. Fakat şu şartla : -• Birleşmiş Mil­letler Generalini harekâtında serbest. bıraksınlar.»-

—Prag :

General Mac Arthur'ün vazifesinden affedilmesi Çekoslovak basınında bü­yük bir alâka uyandırmamıştır.

Çekoslovak gazeteleri Mac Arthur'ün azli haberini ikinci veya üçüncü sa-hifelerinde basmaktadırlar.

—Tokyo:

General Mac Arthur ailesiyle birlikte-10 gün zarfında Tokyo'dan ayrılacak­tır.

Mac Arthur'ün askerî Sekreteri Gene­ral Courtney Whitney Generale refa­kat etmek maksadiyle tekaüde şevke-dilmek istemiştir.

Whitney, Birleşik Amerikaya gittiğine göre, Mac Arthur'ün de vatana dönece­ği anlaşılmaktadır.

—Moskova :

Bütün Moskova gazeteleri New-York mahreçli 30 kelimelik bir haberle Ge­neral Mac Arthur'ün azledildiğini bil­dirmektedirler.

Bu haberde şöyle denilmektedir : .(Baş­kan Truman'm emri ile General Mac Arthur Uzak-Doğu başkomutanı vazi­fesinden azledilmiştir.«

Generalin azledilmesi sebepleri gazete­lerde yayınlanmamıştır.

Yalnız «Gazette Litteroire» bu mesele­yi etraflıca yorumlamaktadır. Gazete Mac Arthur'ün azledilmesi ile Birleşik Amerikanın Uzak-Doğu siyasetinin de-ğişmiyeceğini belirtmekte ve fakat bu-hâdisenin Amerikan idarecileri arasın­da anlaşmazlık olduğunu açıkça gös­terdiğini yazmaktadır.

—Washington :

Mac Arthur'ün vazifesinden affına se­bep olan dört vesika bugün Beyaz Sa­ray tarafından ilân olunmuştur.

Bunlardan birincisi 6 Aralıkta mügte-rek Genel Kurmay Başkanlığı tarafın­dan Mac Arthur'e gönderilen ve Baş­kan Truman'm bundan böyle askerî şahsiyetlerin askerî veya siyasî bir be­yanatta bulunmadan evvel Başkanın iznini almasını talep eden mesajı. İkincisi, Kore'nin kısmı âzami ve Gü­ney Kore'nin tamamı, düşmandan te-

mizlendiğine göre Başkan Truman'in bir beyanatta bulunarak Kore mesele­sinin sulh yolu ile hallolunmasını talep edeceğini bildiren mesajı.

Üçüncü vesikada belirtildiğine göre, aynı ayın 24'ünde Mac Arthur dört gün evvel aldığı mektubu nazarı itibara almıyarak, komünist orduları baş ku~ kumandanına sulh teklifinde bulun­muştur. Bunun üzerine yine aynı gün, müşterek kurmay şefleri, Generale, Başkan Truman'm beyanatı hakkın­daki emrini hatırlatmışlardır.

Sonuncu vesika ise, General'Mac Ar-thur'un geçen hafta cumhuriyetçi sena­tör Joseph Martin'e gönderdiği mek­tuptur. General bu mektubunda, bilin­diği gibi, Milliyetçi Çin ordularının kı­zıl Çin'e karşı harbe sokulmasını talep ediyordu.

-Lake Şuccess :

Başkan Truman, General Mac Ar-thur'u vazifesinden âni olarak affet­mesi Birleşmiş Milletler çevrelerinde müsait karşılanmıştır.

Aynı çevreler bu kararın bir ferahlık yaratacağını ve Korede suJhün temin edilmesini kolaylaştıracağını ileri sür­mektedirler.

13 Nisan 1951

—Washington :

Başkan Truman, General Mac Arthur-ün azledildiğini bildirdiği zaman Ge­neralin istifa etmek üzere olduğuna dair dolaşan şayiaları Beyaz Saray dün yalanlamıştır.

— Washington :

Ayandan cumhuriyetçi Herman Wal-ker dün, Başkan Truman'm salâhiyet­lerini, yardımcısı Alben Barkley'e dev­rederek çekilmesini telkin etmiş ve şöyle demiştir:

Bu istifa memlekette birliği, Amerika­lılar arasında itimadı sağlar. Mac Arthur'ün yerine Achesort, Olgar Hiss ve bu vatan hainleri grubuna mensup olanların hepsiatılmalıidi.

— Washington :

General Mac Arhur dün, pazartesi gü-[nü Tokyo'dan ayrılacağını bildirmiş fakat

Birleşik Amerikaya dönüp dön-raiyeceği hakkında bir şey söyleme­miştir.

John Foster Dulles. Mac Arthur e gönderdiği mektupta önümüzdeki haf­ta içinde Tokyo'da bulunacağını ve kendisile görüşmek arzusunda olduğu­nu yazmıştır.

Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün açıkla­dığına göre Mac Arthur telgrafla ce­vap vererek Pazartesi günü tokyodan ayrılacağını haber vermiş fakat nereye ne vasıta ile gideceğini belirtmemiştir.

—Washington :

General Mac Arthur'e yakın çevreler­de belirtildiğine göre, General bir an evvel Amerikaya dönüp, vazifesine malolan siyasî cereyanlarla mücadele­ye girişmek için sabırsızlanmakta ve kongrenin huzurunda konuşmak im­kânını bulacağını ummaktadır. Fakat ayandan demokrat Warren Magnuson, Japon başşehrinde dün gece radyoda yaptığı bir konuşmada, Mac Arthur'ün kongre toplantısında resmî beyanatta bulunmaktan ziyade, silâhlı kuvvetler ve dış münasebetler komisyonları ile gayrı resmî şekilde görüşmeyi tercih edeceğini belirterek şöyle demiştir :

General, Amerikaya dönünce, herhan­gi bir mevzu hususunda herhangi bir kimse ile mücadele edecek durumda değildir.

—Tokyo:

General Mac Arthur 16 Nisan pazar­tesi günü Consteliation tipi hususî uçağı ile Amerikaya hareket edecek, pazartesi öğleden sonra Sanfransis-koya varmış olacaktır. Mac Arthur'e eşi ile oğlu askerî sekreteri General Courtney Whitney, yaverleri Albay Huff ve Albay Bunker refakat edecek­tir. Uçağı Albay Story kullanacaktır,

—Tokyo:

Mac Arthur Genel Karargâhında eski askerî sekreter General Courtney Whitney bugün: «General Mac Arthur, bir yatıştırmanın yeni bir dünya harbi doğuracağına kanidir» demiştir. Kendi imzası altında yayınlanan bu beyana­tında General Mac Arthur'e karşı ya­pılan propagandalara hücum ederek, bunların komünist basım tarafından, ilham edildiğini ve yatıştırma siyaseti müdafilerinin Mac Arthur'ü harbin ya­yılmasına- taraftarmış gibi göstererek bu yolda propagandaya tevessül ettik­lerini söylemiş ve sözlerine şöyle de­vam etmiştir :

Hiçbir şey hakikate bundan aykırı değildir. Mazisi General Mac Arthur'ün her zaman dünya sulhunu müdafaa ettiğini ve Kore harbinin süratle tas­fiyesine taraftar olduğunu gösterir.

Mac Arthur, hedefe ulaşmak için tat­biki zarurî tedbirler ve çerçeveler dı­şında hiç bir zaman harbin yayılması­nı iltizam -etmemiş ve hattâ bunu dü­şünmemiştir. Mac Arthur yatıştırma siyasetinin daha kanlı çarpışmalara müncer olacağına inanmakta ve hattâ tarihî misalleri ile bu siyasetin bizatihi bünyesinde yeni bir dünya harbinin tohumlarını taşıyacağına kani bulun­maktadır."

—Londra :

Dün akşam burada öğrenildiğine göre, Irak hükümeti bir beyanname neşre­derek hükümete ait hisse miktarının arttırılmasını Irak Petrol Kumpanya­sından istemiştir.

Irak her ton petrol basma altın olarak 6 şilin almaktadır ki bu da resmî al­tın mübadelesinde 18 şiline tekabül et­mektedir.

Kumpanya meselenin bir İngiliz mah­kemesinde halledilmesini kabul etmiş­tir.

Irak Petrol Kumpanyası sahipleri An-glo - îranian Petrol Kumpanyası, Hol­landa kraliyet Shell kumpanyası, Fran­sız petrol kumpanyası, Standart Oit ve Sokoni Vakum'un sahibi bulunduk­ları Yakındoğu petrol şirketi ve ni­hayet milyoner Gülbenkyandır.

Kumpanya tarafından İrak'a verilen hissenin, Suudî Arabistan ve İranın aldıkları hisselerden aşağı olmamasına karar verildiği Irak hükümetince ge­çen hafta kumpanyaya bildirilmiştir. Ancak Kumpanyanın Londra merkezi bu haberi teyidden kaçınmaktadır.

—Londra :

Uçakla Paristen dönen mareşal Mont-gomeri, Northolt hava alanına inmiş­tir.

General Mac Arthur'ün azli hakkında ne düşündüğünü soran gazetecilere Mareşal Montgomery gülerek demiş­tir ki :

«Bu mevzu hakkında şimdiye kadar bir hayli lâf. söylendi. Bu bana ait bir mesele değildir.» Mareşal birkaç saniye düşündükten sonra sözlerine şunları ilâve etmiştir :


—Washington :

Temsilciler Meclisindeki azınlık lideri cumhuriyetçi Joseph Martin, bu sabah beyanatta bulunarak demiştir ki:

General Mac Arthur çarşamba veya perşembe günü kongrede bir konuşma yapmadığı takdirde ilk nutkunu halka hitaben New-York'ta verecektir.»

«General kongrede konuşmak için da­vet edildiği takdirde çarşamba gününü tercih edecektir."

—Washington :

Birleşik Amerikanın Uzak - Doğudaki siyaseti üzerinde münakaşalarda bu­lunmak üzere General Mac Arthur'ün Âyân Meclisi Silâhlı Kuvvetler Ko­misyonu toplantısına davet edildiğini bildiren demokrat senatör ve bu ko­misyon başkam Richard Russell demiş­tir ki :

^Amerikan halkı, güvenlik mülâhaza-lariyle açıklanmasına imkân olmıyan-lar hariç, Başkan Truman ve General Mac Arthur'ün Asyada takip olunma­sını istedikleri politikalar arasındaki ihtilâfın sebep ve durumunu öğren­mek hakkına sahiptir.

General Mac Arthur tarihe geçen en büyük kumandanlardan biridir. Bunca büyük hizmetlerden sonra onun Uzak-Doğudaki kumandanlık vazife­sinden alınmasiyle neticelenen fikir ayrılığına çok üzüldüm.»

Başkanla General arasındaki ihtilâf üzerinde konuşan Russell şöyle demiş­tir :

«General Mac Arthur Asyada komü­nizmi imha etmek için büyük bir gay­ret sarfedilmesine taraftardı. Eğer hü­kümetin politikası Asyadaki muhare­beyi Korede cereyan edenler gibi ha­rekâta irca ederek Avrupadaki hür milletlerin savunmasını takviye et­mekten ibaretse bu ihtilâfın halli için ya hükümetin politikasını değiştirmesi yahut da General Mac Arthur'ün ber­taraf edilmesi lâzımdı.»

—San Fransisko :

General Mac Arthur bugün şehrin be­lediye makamına, pazartesi günü öğle­den sonra San Fransisko'ya geleceğini ve dönüşünü kutlamak hususundaki talebi kabul ettiğini bildirmiştir.

Generalin genci karargâhı sözcüsünün tildirdiğine göre, Dulles ancak Mac Arthur'ün hareketinden iki saat sonra Haneda hava alanına inebilecektir.

16 Nisan 1951

—Tokyo:

Bayan Mac Arthur Tokyadan ayrılma­dan önce, Japon kadınlar cemiyeti kendisine çok güzel ve süslü bir taş bebek hediye etmiştir. Heyecandan Bayan Mac Arthur'ün gözleri yaşar­mıştır.

Tokyo'dan ayrılırken General Mac Arthur'ün duyduğu heyecan bariz bir şekilde gözeçarpıyordu.

—Washington ;

Demokrat parti ileri gelenleri ve üye­lerinin bir ziyafetinde irticalen söz alan Truman demiştir ki :

«Mac Arthur'ün azli meselesi etrafın­da cereyan eden münakaşaların neti­cesi benim için ne şekilde tecelli eder­se etsin barışı kazandığımız takdirde bunun benim için ehemmiyeti yoktur.»

Truman, cumhuriyetçilere ve onlar gi­bi düşünenlere hakikat ve vakıaların anlatılmasını talep etmiştir. Jefferson-Jackson günü münasebetiyle verilen ziyafette Mac Arthur'ün azline dair yaptığı konuşma hakkında Truman, bu ziyafette söylediği sözlerin Mac Arthur -le olan ihtilâfı izah ettiğini söylemiş, bu ziyafette söylediklerinin yapılması lâzım gelen siyasî bir beyanat teşkil ettiğini ilâve etmiştir.

Truman, siyasetin ana prensiplerinin Mac Arthur'ün işinden uzaklaştırılma­sını tazammun ettiğini, fakat bunun her iki parti taraftarları arasında siyasî bir mevzu teşkil etmesini arzu eylemedi-ğini söylemiştir. Truman sözlerinin hiç bir yerinde Mac Arthur'ün ismini te­lâffuz etmemiştir.

—Honolulu :

General Mac Arthur'ün dört motorlu Bataan adındaki Constellation tipi bü­yük uçağı Tokyo'dan ayrıldıktan 3 2 saat 6 dakika sonra, bugün Türkiye saatiyle 12,23'de buradaki hava kuv­vetlerine ait alana indiği sırada 200 tadar subay ile asker ve aileleri tara­fındantezahüratlakarşılanmıştır.

Başlarında Vali İngram Stainbeck ol­duğu halde resmî şahsiyetler ilerleyip


uçaktan inen General Mac Arthur'ü selâmlamışlardır.

General Mac Arthur'ün elini ilk sıkan­lardan biri, birkaç saat evvel Manila-dan buraya gelmiş bulunan Ordu Ba­kanıFrank PaceJuniorolmuştur.

General Mac Arthur kendisine sunu­lan iki çiçek çelengi çabuk bir baş ha­reketi ile reci edip, Pasifik filosu Baş­komutanı Amiral Arthur Eadford ile birlikte kendisini bekleyenlerin bulun­duğu tarafa doğru ilerlemiştir.

Bayan Mac Arthur uçaktan inince, yüksek şahsiyetlerin zevceleri tarafın­dan karşılanmış ve boynuna çelenk takılmıştır. Generalin 13 yaşındaki oğ­lunun benzi uçmuş bir halde idi. Mac Arthur, yedi sene evvel burada müteveffa Başkan Roosevelt'le yaptığı konuşmadanberi ilk defadır ki, Havai'e gelmekte idi.

Şereflerine tertip edilen kabul resmini müteakip, General ve ailesi pazartesi gecesi yahut salı sabahı erkenden San Fransisco'ya hareket edeceklerdir.

—Tokyo:

Başkan Truman'ın müşaviri Fostcr Dulles Tokyo'ya varışında beyanatta bulunarak Pasifik üzerinde General Mac Arthur'ün tayyaresile karşılaştığı­nı ve Generalle yaptığı radyo konuşma­sında kendisine müşterek politika çer­çevesi dahilinde Japon barış andlaşma-sının tahakkukuna çalışmağa devam etmek üzere Japonyaya gittiğini bil­dirdiğini söylemiştir.

Dulles'e göre, General cevabında Ja­pon barış andlaşmasımn âdil ve hak­kaniyete uygun bir şekilde kabil oldu­ğu kadar sur'atle tahakkuku için gay­ret sarfına devam etmesini rica etmiş ve kendisine bu yoldaki gayretlerini destekliyeceğini vadetmiştir.

Dulles konuşmasına son verirken bu konuşmasının Japonya'da barış andlaş­masımn akdi için başlanan işe devam yolundaki azmini arttırdığını söylemiş­tir.

—Washington :

General Mac Arthur Kongrede beya­natta bulunduktan sonra ve zaman
olursa Âyân Silâhlı Kuvvetler Komis­yonu huzuruna çıkmayı bugün kabul
etmiştir.

Kongre sanıldığına göre Mac Arthur'ü dinlemek üzere perşembe günü öğle­den sonra toplanacaktır. Hava meydanından San Fransiskoya giden yol hıncahınç dolmuştur. San Fransisko'da 100.000 kişilik bir halk kütlesi General Mac Arthur'ü hararetle karşılamıştır.

—San Fransisko :

San Fransisko'ya gelen General Mac Arthur'ün aleyhine sadece şu hâdise kaydedilmiştir. Polisin bildirdiğine gö­re üç genç duvarlara Generalin aleyhi­ne yazılar yazmışlardır. Gençler polis tarafından yakalanmıştır.

—San Fransisko :

General Mac Arthur bugün kendisini şiddetle alkışlıyan ve yarım milyon­dan fazla olduğu tahmin edilen muaz­zam bir kalabalık önünde, şu beyanatı

vermiştir :

«Siyasî hiç bir tasavvurum yoktur. Se­çim politikasına girişmek niyetinde değilim ve ismimin siyasî gayeler için asla kullanılmıyacağını tahmin edi­yorum.

Bana politika yapmak niyetinde olup olmadığını soruyorlar. Cevabım hayır­dır. Tekrar ana vatanda bulunmamın ne demek olduğunu size anlatmaktan âcizim. Sunu ne kadar şiddetle arzu ettiğimi bilemezsiniz. Yabancı mem­leketlerde bulunduğum bu kederli se­nelerde daima bunu tahayyülettim.»

—San Fransisko :

General Mac Arthur bugün Türkiye saatiyle 23.25 de uçakla Waşington'a müteveccihen hareket etmiştir.

19 Nisan 1951

—Washington :

Haftalık basın konferansında Başkan Truman Schuman plânının imzalan­masından çok memnun olduğunu söy­lemiş ve bu mevzuda basında çıkan lehte tefsirlere iştirak ettiğini bildir­miştir.

Tahakkuku için Beyaz Sarayın J. F. Dullese talimat verdiği bir Pasifik Paktı hakkında Truman, Birleşik Ame­rika, Avusturalya ve Yeni Zelanda'nın Atlantik Paktında derpiş edilen veci­belere benzeyen teminat çerçevesi da­hilinde müşterek tehlikeye karşı koy­mak için Birlikte hareket edeceklerini tasrih eylemiştir.

—Washington:

Washington halkıGeneralMacArthur'ü büyük bir merasim ve gürültü ile karşılarken Başkan Truman karısı ile birlikte bir film seyretmekte idi. Birçok foto muhabirleri darbe ve ya­ralardan masun kalabilmek için baş­larına Ragbi kaskları geçirmiş bulu­nuyorlardı.

Filhakika Generalin gelişi sırasında Birçok basın mensupları polis tarafın­dan şiddetle İtilip kakılmışlardır.

—Washington :

General Mac Arthur'ün* Çin komünist­lerine karşı tatbik ettiği tenkide uğra­yan harp usullerinin Birleşik Amerika Müşterek Kurmay Başkanları tarafın­dan tamamiyle tasvip edildiğini bildir­mesi üzerine Vaşington hayretler için­de kalmıştır.

Genel Kurmay Şefleri Başkanı General Omar Bradley, bu hafta başında, Ge­neral Mac Arthur'ün bugün yeniden ileri sürdüğü askerî iddiaları bizzat madde madde reddetmişti.

General Mac Arthur'ün kongredeki nü­fuzlu müdafilerinin Başkan Truman idaresinin durumu aydınlatmak üzere derhal beyanatta bulunmasını isteye­cekleri beklenmektedir.

Mac Arthur, Truman siyasetine, nut­kundan evvel tahmin edildiğinden çok daha şiddetle hücum etmiştir.

20 Nisan 1951

—Washington :

Demokrat temsilcilerden Melvin Price, Mac Arthur'ün beyanatından sonra söz alarak, Birleşik Amerika Genel Kur­may Başkanlarının Kore harbi mese­lesinde General Mac Arthur'ün görüş­lerine iştirak edip etmediklerini tesbit etmesini, temsilciler Meclisi Silâhlı Kuvvetler Komisyonundan talep eyle­yeceğini bildirmiştir.

Price ve diğer Demokrat temsilcilerden Paul Kilday, müşterek Genel Kurmay Başkanlarının Mac Arthur'le ayni fi­kirde olduklarını ilk defa işittiklerini kayıtla, Mac Arthur'ün nutkunun, Ge­neral Omar Bradîey'in çarşamba günü Şikago'da verdiği beyanata uymadığını belirtmişlerdir.

Filhakika bu nutkunda Bradley, Mac Aıthur'ün fikirleri tatbik sahasına ko­nulduğu takdirde bunun, Uzak-Doğu'da ihtilâfın genişlemesi ile neticelenece­ğini söylemişti.


— New-York :

General Mac Arthur dört motorlu Ba-taan uçağı ile indiği îdlewide hava meydanından karısı ve oğlu ile otomo­bile binerek baştan başa bayraklarla donatılmış on iki mil uzunluğundaki yol boyunca biriken halkın alkış te­zahüratı arasında Valdorf Astoria Ote­line gelmiştir.

Kalabalık ve nakil vasıtalarının çok­luğundan General hava alanından otele kadar oîan yolu anca iki saatte alabilmiştir.

Polis hava meydanında, San Fransis-ko ve Washington'da görülen karışık­lığı önleyici tedbirleri almış bulunu­yordu. Ancak sayısı beşyüzü bulan seçkin şahsiyetlerle basın mensupları Bataan'in indiği tecrid edilmiş hanga­rın bulunduğu kısma alınmış, fakat bunların da Generalin etrafına üşüş­melerine müsaade olunmamıştır.

General Mac Arthur uçaktan çıkarken başım kapının üst pervazına hafifçe çarpmıştır. General bu sademe netice­sinde çarpılan meşhur kasketini he­men düzeltmiş ve meydanda bekliyen-ler kendisini hararetle alkışlamışlardır. Ordu Bando mızıkası, içinde «eski as­kerler asla Ölmez» marşı da bulunan müteaddit marşlar çalmış ve General 7 pare top atımı ile selâmlanmıştır.

Belediye Başkam Vincent İmpelliteri Generalin eline sarılarak «bu gördük­leriniz şehrin size hazırladığı merasi­min ufak bir nümunesidir» demiştir.

Bugün Generalin otelinden çıkarak, Manhattan etrafında yapılacak ve üç saat sürecek olan geçit alayına katıl­dığı dakikadan itibaren New-York'ta bütün ticarî faaliyet duracak ve büyük malî müesseselerle ticarethaneler ka­panacaktır.

Generalingeçeceğiyollarda,şehirde ' bulunankomünistlerinherhangibir hâdise çıkarmalarını önlemek için ye­di bin kadar polis vazife alacaktır.

— New-York :

American Broadcastİng muhabiri Ri-chard Rendeli Tokyodan verdiği bir haberde şöyle demektedir: Yüksek makamlardan öğrendiğime gö­re, General Mac Arthur'ün elinde Kore harbini Çine yaymak hususunda Ame­rikan Müşterek Kurmay Başkanları­nın kendi siyaseti ile mutabık olduk­larını isbat eden gerekli vesikalar bu­lunmaktadır.

—Taipeh :

Frans Press ajansı muhabirine Gene­ral Mac Arthur'ün dün kongre huzu­runda yaptığı konuşma üzerinde beya­natta bulunan Milliyetçi Çin hüküme­ti Dışişleri Bakanlığı sözcüsü demiş­tir ki :

"General Mac Arthur'ün nutku bir hareket plânından ziyade ciddî bir ih­tar teşkil etmektedir. Uzak-Doğunun korunması politikasının Washington.'da müdafaa edildiğini görmekle bahtiya­rız, fakat diğer memleketleri de ikna etmek lâzımdır.

Mac Arthur'ün sadece vatandaşlarını ikna etmekle kalmıyarak İngiltereyi de fikirlerine inandıracağını ümid ediyo­ruz, a

—Tokyo:

Bugün burada öğrenildiğine göre, Ja-ponyanm da katılacağı Milletlerarası Pasifik müdafaası kuvvetlerinin kurul­ması keyfiyeti görüşülmekte olan Pasi-. fik Güvenlik Paktının bir gelişme saf­hası oalrak mütalâa edilmektedir.

Yüksek Amerikan mahfillerinin bildir­diklerine bakılırsa Pasifik müdafaası kuvvetleri General Dwright Eisenho-wer'in komutası altında teşkil edilmek­te olan Avrupa murafaası kuvvetleri­nin eşi olacak ve Birleşik Amerika, Avustralya, Yeni Zelanda, Filipinler, İngiltere, Japonya ve muhtemel olarak diğer milletlerin göndereceği kuvvet­leri ihtiva edecektir.

Burada Japonya sulh andlaşması iyin müzakereleri idare eden Dulles heye­tine yakın çevreler, müzakere edil­mekte bulunan Güvenlik Paktları hakkında Sidney ve Londradan akse­den beyanatlardan dolayı hayrete düş­müşlerdir. Sidney'de Avusturalyanm eski Dışişleri Bakanı Herbert Evatt: Japonyanm hudutsuz bir şekilde silâh­lanması, Avustralya ile Yeni Zelânda-nın, Pasifik Paktı için ödemeye mecbur oldukları bedeldir»demiştir. ı

İngilterede Dışişleri Bakanı Herbert Morrison Avam Kamarasındaki beya­natında şöyle konuşmuştur: «İngiltere Pasifik müdafaa sistemine girmek is­ter fakat artık almmıyacağı apaçık gö­rünmektedir.

—Londra :

Bu sabahki İngiliz basım dış mesele­lerle ilgili muhtelif konuları mele­mektedir.

Haber ilk olarak dün sabah New-York Times gazetesinde neşredilmiş, Öğle­den sonraki New-York gazetelerinde tekrarlanmıştır. Orijinal haberi veren New-York Times gazetesinin Beyaz Saray muhabiri Antony Leviero, bu haberi bundan 6 ay evvel General Mac Arhur ile Başkan Truman arasında Wake adasında vukubulan görüşme mevzuunda vesaik sahibi bir kaynak vasitasiyle elde ettiğini söylemiştir.

Söylendiğine göre Wake adası konfe­ransına ait vesikalarda "VVashington'da takip edilecek politikanın icablan hu­susunda Başkan Truman ile General Mac Arthur'ün tam bir anîaşmıya var­dıkları ve Generalin 2'inci tümenini Avrupa'ya gönderebilecek bir duruma sokmayı teklif ettiği açıklanmaktadır. Fakat Komünist Çin kıtaları da harbe iştirak edince General Mac Arthur da­ha mütecaviz bir politika takibini ta­lep etmiş ve Beyaz Saray ile Başkan Truman'a muhalif bir durum almıştır. General Mac Arthur'ün yardımcıların­dan birisi olan General Courtney Whitney, Wake adası konferansı sıra­sında stenografi ile not tutulmamış ol­duğunu ve Başkanla Generalin daha çokyalnızkonuştuklarını söylemiştir.

24 Nisan 1951

— New-York :

New-York Times'in yetkili kaynakla­rından elde edilmiş malûmata atfen Antony Leviero imzası altında neş­rettiği bir makalede, Başkan Truman ile General Mac Arthur'ün Wake ada­sında yapmış oldukları görüşmede tam bir anîaşmıya varmış oldukları ve eğer Kore'de erken bir zafer elde edilmiş olsa idi son günlerde ortaya çıkan an-J aymazlıkların hiç zuhur etmemiş ola­cağı belirtilmektedir.

General Mac Arthur bu görüşmede Başkan Truman'a, Formozanm Ameri­ka tarafından işgal edilmesini tavsiye ederek hükümete kargı gelmiş olduğu için pişman olduğunu bildirmiş ve Çinin veya Rusyamn Kore anlaşmaz­lığına katılacaklarına inanmadığını da sözlerine ilâve etmiştir.

Generalin bu sözleri üzerinden bir ay dahi geçmeden Çinliler hududu geçe­rek Birleşmiş Milletlere hücum etmiş­lerdir.

General Mac Arthur'ün siyasî müşa­viri general Whitney'İn cumartesi günü

burada bildirdiğine göre Wake adası görüşmeleri tamamiyle Mac Arthur ve Truman arasında yapılmış ve herhangi bir şekilde kayıtlara geçirilmemiştir.

Wake adası görüşmelerinde mevzuu-bahis edilen diğer meseleler şunlardır:

1.— Korede zaferlerin temininden son­ra bu memleketin 500 milyon dolara mal olacak kalkındırma programı.

2.— Mümkün olduğu kadar süratle Japonya ile sulh muahedesinin imza­lanması. Muahede müzakerelerine ko­münist Çin ve Rusyamn da davet olun­ması, kabul etmedikleri takdirde, on­lar olmadan icraata geçilmesi.

3.— Başkan Truman'm pasifikle alâ­kalı bir Truman doktrinini ilân ede­rek, bu bölgede her türlü tecavüzü takbih etmesi.

—Washington :

Bugün bildirildiğine göre General Mac Arthur, azli hakkında tahkikatta bulu­nan Âyân Meclisi komiteleri huzurun­da 3 Mayısda konuşmayı kabul etmiş­tir.

Mac Arthur, Âyân Meclisi Silâhlı Kuv­vetler Komisyonu huzurunda konuşa­caktır.

25 Nisan 1951

—Washington :

Âyân Meclisindeki demokrat liderler General Mac Arthur'ün «Komünist Çini bombalamak* siyasetini şiddetle tenkid ederek bunu «atom harbini Bir­leşik Amerika topraklarına sirayet et­tirecek Üçüncü Dünya Harbine yol açacak» tehlikeli bir siyaset olarak va-sıflandırmışlardır.

New-York'un eski Valisi Demokrat Âyân üyelerinde Herbert Lehman, Ge­neral Mac Arthur'ün Uzak-Doğu siya­setine şiddetle rücum ederek sözlerine şöyle devam etmiştir :

General Mac Arthur'ün askerî ve siya­sî görüşleri ile Başkan Truman ve Amerikan Genel Kurmay Başkanları­nın takip ettikleri siyaset arasında de­rin bir uçurum açılmıştır.

Birleşik Amerika Komünist Çini bom-balamıya kalktığı takdirde araların­daki karşılıklı yardım paktı gereğince Çin, Rusya'nın yardımını talep ede­cektir ve üçüncü dünya harbi patlıyacaktır.

30 Nisan 1951

— New-York :

Mac Arthur ve ailesi bugün Türkiye saatiyle 21,45'te General Mac Arthur'un Tennesse'deki doğduğu şehre, Mur-fressboro'ya uçakla hareket edecek­lerdir.

Mac Arthur ailesi yarın akşam muh­temelen New-York'a döneceklerdir.

7 cumhuriyetçi, bazı gizli vesikaların okunması hariç, müzakerelerin alenî cereyan etmesi maksadiyle gayret sar-fedeceklerini bildirmişlerdir.

Russel, bu hususta şunları söylemiştir: Savunma Bakam George Farshall, Mac Arthur'un azli hâdisesi ile alâkalı bütün gizli askerî muhaberatı bana vermeği vadetmiştir. Bu gizli muhabe­rat umumî efkâra açıklanacaktır.

Bu arada Kızıl Çin'e karşı harekâta geçilmesi yolunda General Mac Ar­thur'un yaptığı teklifleri, Birleşik Ame­rika Müşterek Kurmay Başkanlarının tasvib edip etmediklerini belirten vesi­kalar bilhassa merak edilmektedir.

General Mac Arthur, kongrenin müş­terek içtimamda verdiği beyanatta Müşterek Kurmay Başkanlarının ken­disiyle hemfikir olduğunu ihsas etmiş bulunuyordu. Fakat müteakiben Müş­terek Kurmay Başkanları Mac Arthur ile aralarında esaslı görüş ayrılıkları mevcut olduğunu belirtmişlerdir.

Diğer taraftan Mac Arthur meselesinin çok alevlendiği bu sırada Ayandan Cumhuriyetçi Taft, Deniz, Hava ve Kara orduları Kurmay Başkanları ile General Bradley'i alenen takbih etmiş­tir.

Raporda, kuzey Kore'deki bir komünist subayının tecavüzden bir ay evvel yani geçen Mayısta, bir grup casus ve sabotajcıya söyledikleri zikredilmektedir. Rapor tecavüzün gayet dikkatli hazırlanmış bir fesadın sadece bir parçası olduğunu açıkça göstermektedir. Moskova'da talim ve terbiye görmüş olan subay, adamlarına demiştir ki:

«Kuvvetlerimiz Haziran ortalarında Güney Kore'ye hücum edeceklerdir... Güney Kore'ye yapılacak hücum, bütün Asya'nın kurtarılması için ilk adımdır.»

«Kurtarılmak» kelimesinin kullanılmasına dikkat ediniz, komünist lisa­nında bu «fetih» mânasına gelir.

Bir başka istihbarat raporu da bir komünist subayının istilâdan aylarca evvel adamlarına söylediklerini belirtiyor. Subay diyor ki: «Önümüzdeki uzun dünya inkılâbını başarabilmemiz için evvelâ Asyayı birleştirmeli-yiz... Java, Hindi-Çini, Maİezya, Hindistan, Tibet, Siam, Filipinler ve Ja­ponya bizim hedeflerimizdir. Güney-doğu Asya'daki milletlerin kurtarıl­masına mâni olan sadece Amerika'dır. Yani, bütün Asya milletlerini bir­leştirerek Birleşik Devletleri ezmeliyiz.»

İşte komünist şeflerin milletlerine söyledikleri ve varmak istedikleri gaye­ler, bütünAsyayı, Kremlin'den idare etmektir.

Bu plân, bizim inandıklarımızın tamamile zıddıdır. Biz Kore'nin Koreli­lere, Hindistan'ın Hintlilere ait olduğuna ve bütün Asya milletlerinin kendi işlerini kendi istedikleri şekilde halletmek hakkına malik oldukla­rına inanıyoruz. Uzak-Doğudaki ve diğer her yerdeki sulhun esası budur.

Uzak-Doğuda sulha yapılan hücumların arkasında komünist emperya­lizmi vardır. Kuzey Korelileri tecavüz için yetiştirip teçhiz eden Sovyetler Birliğidir. Çin komünistleri iyi talim görmüş ve iyi teçhiz edilmiş 44 tü­meni cephede toplamışlardı. Kuzey Koreliler mağlûp oldukları zaman bu kuvvetleri harbe sürdüler.

Karşılaştığımız mesele komünist fetih plânlarının bir umumî harp olma­dan durdurulup durdurulamıyacağı idi. Hükümetimiz ve Birleşmiş Mil­letlerde bizimle işbirliği yapan milletler bunun en iyi yolunun Kore'deki tecavüzü orada karşılayıp durdurmak olduğuna inanıyorlar. Yaptığımız da budur. Bu zor ve acı bir iştir. Fakat şimdiye kadar muvaffakiyetle yürü­müştür. Şimdilik bir üçüncü dünya harbine mâni olduk. Kore'de çarpışa­rak tecavüzün muvaffak olmasını ve bir umumî harp doğurmasını önle­dik. Hür dünyanın komünist tecavüzüne karşı koyma kudreti çok arttı Düşmana bir ders verdik. O, tecavüzün kolay ve ucuz olmadığını anladı. Bundan başka dünyada hür kalmak istiyen milletlerde yeni cesaret ve ümit doğmuştur. Bunlar şimdi hürriyet müdafilerinin harbedebilecekle-rini ve harbedeceklerini biliyorlar.

Kore'deki azimli vaziyetimiz Hindiçini'de ve Kore'de çarpışmakta olan hürriyet kuvvetlerini desteklemiş ve müstevlilerin kazançlarını azalt­mıştır.

Kore'de düşmanın kara kuvvetlerini, yeni bir taarruz için topladığına dair emareler vardır. Bundan başka, hava kuvvetlerinde de büyük artış ol­muştur.

Eğer yeni bir taarruz vukubulursa, Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin bunu püskürteceklerinden eminim. Zira müttefik kuvvetlen sert, kabiliyetli ve iyi teçhiz edilmişlerdir. Haklı bir dâva için çarpışıyorlar. Bütün dünyaya müşterek emniyet sisteminin kabili tatbik olduğunu isbat ediyorlar. Bu kuvvetlerin ağır şartlar altında elde ettikleri muvaffakiyetlerle iftihar ediyoruz ve dünya sulhunun mukadderatını tayin edebilecek olan gayret­lerin de muvaffak olması için dua ediyoruz.

Komünistlerin bize karşı olan tavrı hareketleri hakkında karara varmaları zamanı geçmiş değildir. Bize karşı hücuma geçebilirler. Muhasamatı geniş­letebilecek harekâta girişebilirler. Karar ve onu takib edebilecek muaz­zam mesuliyet onlara aittir. Veyahut da Uzak-Şarkta gerginliği hafifle­tecek barışçı bir hal çaresine varırlar. Bu hususta karar onlara aittir, zira Birleşmiş Milletler kuvvetleri imkân olduğu takdirde muhasamatı mevzi-leştirmeğe gayret edeceklerdir.

Biz Kore'deki anlaşmazlığın büyümesine taraftar değiliz. Üçüncü bir dünya harbinin çıkmasını arzu etmiyoruz. Böyle bir harbi önlemenin en iyi yolu ise bizim ve diğer hür milletlerin hücuma mâni olmağa devam edeceğimizi bariz bir şekilde ifade etmemizdir.

Fakat sizler, tecavüzü cezalandırmak için neden başka adımlar atmadığı­mızı merak edebilirsiniz. Niçin doğrudan doğruya Mançurya veya Çin'i bambardıman etmiyoruz? Niçin milliyetçi Çin birliklerinin Çin anavata­nına çıkarma yapmalarını temin etmiyoruz?

Eğer bu gibi hareketlere girişseydik, umumî bir harp tehlikesi ile karşı karşıya bulunurduk. Bu ise mâni olmak istediğimiz bir hâdiseyi bizim şahsen tahrik etmemiz demektir.

Böyle hareket etseydik, Asya kıtasında umumî bir muhasamata girişmiş bulunurduk ki, bu da bizim dünyadaki vaziyetimizi büsbütün güçleşti­rirdi.

Kremlini, askerî kuvvetlerimizin kızıl Çin'le tam bir harbe girişmesinden daha fazla ne memnun edebilir?

Bütün gayretlerimize rağmen komünistler harbin yayılmasına sebeb ola­bilirler, fakat bizim şahsen böyle bir harekette bulunmamız feci derecede yanlış olur.

Katiyen iyimserliğe kapılmayın. Tehlike büyüktür. Kuzey Koreli ve kızıl Çinlilerin hatlarının arkasında milyonlarca Çin askeri beklemektedir ve Çinlilerin arkasında da Sovyetler Birliğinin tankları, tayyareleri, topları, cephaneleri, askerleri ve hilekâr idarecileri bulunmaktadır.

Emelimiz muhasamatın yayılmasına mâni olmaktır.

Takip etmekte olduğumuz hattı hareket umumî bir harbe mâni olmak için en ince teferruatına kadar hesaplanmıştır. Bu harekât hattı, muhafa­zası ile mükellef olduğumuz sulh için en faideli olanıdır ve Berlin'le Yu­nanistan'daki tecrübelerimizbizim haklı olduğumuzu- göstermiştir.

Herşeyden önce, Kore'deki vaziyetin Çinlileri herhangi bir maceraya gi­rişmekten alıkoyabilecek mahiyette olduğu aşikârdır. Birleşmiş Milletler kuvvetleri Kore'de muazzam bir muharebeye girişerek düşmana feci ka­yıplar verdirmişlerdir. Kuvvetlerimiz hâlen eskisinden daha kuvvetlidir­ler. Bunlar, Çinlileri hücumlarına devam etmekten vazgeçirebilecek bariz hakikatlerdir.

Bundan başka hür dünyanın askerî kudreti günden güne artmaktadır. Birleşik Amerika'da, Batı Avrupa'da ve dünyanın her tarafında hür in­sanlar Sovyet tehdidini müdriktirler ve mâni olmak için sür'atle müdafa­alarını kuvvetlendirmektedirler. Bu, komünist liderlerini Kore'deki harp­ten ve dünyanın başka bölgelerinde yeni tecavüzlere girişmekten vazgeç­meğe ikna edebilir.

Mac Arthur bundan sonra sözü Kore harbine getirerek, Koreye müdahale etmek hususundaki Cumhurbaşkanlığı kararının isabetli göründüğünü söylemiştir. Fakat Generale göre: «Komünist Çinin müdahalesi yeni si­yasî kararlar alınmasını icap ettiren yeni bir vaziyet meydana getirmiş­tir. Fakat bu kararlar alınmamıştır.»

General Çine kara kuvvetleri göndermeyi teklif etmeden askerî zaruret­lerin şunları icap ettirdiğini ileri sürmüştür:

1.— Çin kıtasının tamamiyle iktisadî abluka altına alınması, 2.— Çinin denizden tamamen abluka edilmesi,

3.— Mançurya üzerindeki hava keşifleri tahditlerinin kaldırılması,

4.— Formozadaki milliyetçi Çin kıtalarının kullanılmasına müsaade edil­mesi.

Mac Arthur bu siyaset hakkında da şunları söylemiştir:

«Bir çok çevrelerde, bilhassa ecnebi memleketlerde tenkit edildim. Fakat kendi kurmay başkanlarımız dahil olduğu halde, mes'ul askerî makamlar tarafından bu görüşlerimin tenkit edildiğini hiç duymadım.»

Mac Arthur takviye kuvvetleri ve Çine karşı lüzumlu addettiği tedbirleri almak salâhiyetini istediğini söylemiştir. Çünkü kendi kanaatince, zaferi elde etmenin tek çaresi budur.

General, «bugünkü şartlar içinde Birleşik Amerika Kore'de tutunmak ve en müsait faraziyelerle kararsız bir sefere devam etmek ümidindedir. Ve bundan dolayı da çıkmazdan kurtulmak için mütemadiyen yeni karar­ların alınmasını istemektedir» demiştir.

Mac Arthur «harp suçlusu olduğunu» reddetmiş ve milletlerarası anlaş­mazlıkların harple halledilebileceğine inanmadığını söylemiştir.

General Mac Arthur, Birleşik Amerikanın ister istemez tam mânasiyle bir harbe sürüklenmiş bulunduğuna işaret ederek şöyle demiştir:

«Harpte kararsızlık sürüp gitmemelidir. Harpte sahte zafer yoktur.» Bundan sonra Mac Arthur Asyada yatıştırma tavsiye edenlere karşı hü­cuma geçerken sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Bazı kimseler, Rusların müdahalesinden kaçınmak için Kore harbinin bir Çin harbi şeklinde genişlemesinin bertaraf edilmelidir, diyebilirler. Bu mütalealarm hiçbirinin kıymeti yoktur. Çünkü Çin toplayabildiği bü­tün kuvvetleriyle harbe katılmış bulunmaktadır. Ve Sovyetlerin de, Bir­leşmiş Milletler harbi daha ileriye götürecek olurlarsa, kuvvetlerini Çinli kuvvetlere katacakları muhakkak değildir. Kobra yılanı gibi, her yeni düşman da askerî ve sair güçlerin dünya çapında kendi lehinde olduğu hissine kapıldığı takdirde hücuma kalkar.

Bütün dünya memleketleri arasında yalnız Kore komünizm için dünya ça­pında bir üs teşkil etmektedir. Bütün dünya milletleri içinde, büyük bir cesaretle komünizme karşı bütün varlığını ortaya koyan millet de şim­diye kadar yalnız Koreliler olmuştur ve Kore halkının manevî kuvveti her türlü tarifin üstündedir. Esareti kabul edeceğine ölüm tehlikesine atıl­mayı tercih etmiştir. Korede çarpışmakta olan evlâdlarımızm yanından geliyorum. Onlar bütün imtihanları muvaffakiyetle geçirmişlerdir. Size temin ederim ki, harikulade idiler.»

General Mac Arthur sözlerini şöyle bitirmiştir:

«Artık askerî mesleğimi sona erdiriyor ve vazifesini, Allahın gösterdiği
yolda başarmağa çalışmış, ih'tiyar bir asker olarak çekiliyorum. Allaha
ısmarladık. Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı Dean Acheson tarafından Amerika'nın Uzak Doğu ve Pasifik siyaseti hakkında dün veri­len demecin tam metni.

Washingion : 20 (A. A.) — (Usus)

«Dış siyasetimizin bir veçhesi üzerinde yeni müzakerelere girişmiş bulunuyoruz. İkinci bir veçhe üzerinde de münakaşalara başlamak üzere olduğumuzu söylemek zannedersem yerinde bir kehanet olacaktır. Üze­rinde müzakerelerin bitmiş olduğu birinci veçheyi şu hususlar teşkil et­mektedir: Kuzey Atlantik Bölgesinin müdafaası, Kuzey Atlantik Andlaş-masında Birleşik Amerika ile müttefiklerinin oynıyacağı rol, şahsî gayret, mütekabil yardım ve nihayet kumanda birliği lüzumu. Bu müzakereler bizim barışı müdafaa etmek ve harbe mâni olmak gibi temel maksatları­mızı gerektiği şekilde tebarüz ettirmiştir. Yine bu müzakerelerde, her­hangi bir tecavüz ile barış ihlâl edildiği zaman Kuzey Atlantik Milletleri­nin ilk darbe esnasında ferdî -hürriyetleri feda etmelerine meydan verme­yecek şekilde kuvvetlenmelerini derpiş eden kararlar almalarına yol açıl­mıştır.

Önümüzdeki müzakereler ise şu hususlara taallûk etmektedir: Uzak Do­ğunun güvenliği, güvenliğin temini ve müdafaasında memleketimizin menfaatleri, diğer milletlerin bu maksatla oynayabilecekleri roller, karşı­lanması lâzım gelen tehlikeler ve bu tehlikeleri karşılamak için atılmış veya atılacak olan adımlar. Bu adımların harbe mâni olmak veya oluna-madığı takdirde harpten muzaffer çıkmak gibi iki gayesi vardır.

Uzak Doğu ve Avrupa siyasetlerimizin münferit olarak müzakere olunması keyfiyeti, bizi bu siyasetlerin yekdiğerinden ayrı. olduğu gibi meş'um neticeler verebilecek bir fikre saplandırmamalıdır.

Zaman zaman nazarı dikkatimizi celbeden sun'î parçalanmalarla katiyen alâkası olmayan dünya çapında bir meseleyle karşı karşıya bulunmak­tayız.

Kore muhasamatının dramatik hakikatleri, dikkat nazarımızı daha az bariz fakat çok daha nazik olan bazı hakikatlerden yani Uzak Doğu ve Batı ya­rımküresindeki bazı meselelerden uzaklaştırabilir.

Fakat biz gözlerimizi açar ve her bölgenin arzettiği meseleleri diğer me­seleler muvacehesinde müzakere edersek neticede bütün olaylara karşı hazırlıklı bulunmuş oluruz.

Niyetim bütün Uzak Doğu meselelerini tek bir nutukla teşrihe kalkmak değildir. Fakat müzakereleri kurucu ve faideli kılabilecek bazı hatlar ta­yin etmek faideden hâli olmayabilir.»

Acheson bundan sonra Amerika'nın müttefiklerine umumî müzakerelerin Birleşik Devletlerin hayatında oynadığı yapıcı rolü hatırlatmanın faideli olduğundan bahsetmiştir.

Sözlerine devam eden Dışişleri Bakanı «bazen müttefiklerimiz ve dostla­rımız, Amerikan şahsiyetlerinin beyan ettikleri noktai nazarlardaki ayrı­lıklara şüphe ile bakmaktadırlar. Fakat onların unuttukları bir nokta var­dır ki o da bu fikir ayrılıklarından neticede daima millet çapında bir an­laşma çıktığıdır.

Hiç kimse bu müzakereler esnasında verilen demeçlerin mantıkî esaslara müsteniden veya soğukkanlılıkla yapılmasını bekliyemez. Müzakere esna­sında çoğu zaman söylenmemesi lâzım gelen sözler de söylenebilir. Fakat biz bu gibi hâdiseleri tabiî görüyor ve anlıyoruz. Biz bu şekilde bir barış istiyoruz zira, Japon milletinin büyük enerji ve kabiliyetleri sadece Pasifiğin değil, fakat bütün dünyanın güvenlik ve refahı için ehemmiyetli bir unsur olabilir. Japonya'nın sadece milletler camiasının hür bir üyesi olduğu takdirde böyle bir yardımda bulunabile­ceğini biliyoruz. Ve yine biliyoruz ki Japonlar devletlerarası sahada kendilerine düşen rolü deruhte ederek militarizmi bütün vaçheleri altında reddetmeğe ve sulhsever devletlerle Birleşmiş Milletler vasıtasiyle işbir­liği yapmağa hazırdırlar.

Bizim bakımımızdan barış prensipleri Başkan Truman'm tasvibi altında tayin olunmuş, sur'atle bir andlaşma akdini bizim kadar arzu eden diğer devletler ve Japon hükümeti ile müzakere olunmuştur. Bundan başka mezkûr prensipler General Mac Arthur'un telâkkilerine de tamamile uy­gun olup kendisinin tam tasvibile mevkii tatbike konulmuştur. Bundan başka barış andlaşması gerek Ayan, gerek Temsilciler Meclisinde tama­men tasvib edilmiştir. Bugün de Başkan Truman, Pasifikte emniyet te­mini bakımından yeni bir adım atılmış olduğunu ilân etti. Bu adım Japon­ya, Filipinler, Avustralya, ve Yeni Zelanda ile şimdiye kadar aktedilmiş veya aktedilecek sulh muahedeleri ile alâkadardır.

Başlıca işgal kuvveti olmak hasebile Birleşik Amerika 1945 baharından-beri Japonya'nın .emniyetinden mesuldür. Ne Amerika ve ne de Japonya barış andlaşması ile silâhsız ve kuvvetsiz bir memleketin mütecavizler için yem haline sokulmasına taraftardır. Bu sebeptendir ki, Japonya ve Amerika mütekabil bir anlaşma ile yekdiğeri için hayatî ehemmiyeti haiz olan bir emniyet sistemi kurmuştur.

Filipinlere gelince, bu memlekete karşı tatbik etmekte olduğumuz siyaset herhangi bir şüpheye mahal bırakacak vaziyette değildir. Birleşik Ame­rika hiç bir zaman Filipinlere karşı bir tecavüze girişilmesine müsamaha gösteremez. Tarihimiz, mütekabil saygı hislerimiz ve pratik menfaatleri­miz anlaşmalarımızı kuvvetle desteklemektedir.

Avustralya ve Yeni Zelanda'ya gelince, her iki memleketle İkinci dünya harbi esnasında teşriki mesaimizi sempatiyle hatırlıyoruz. Aramızda an­laşmalar olmamasına rağmen mukadderatımızın nekadar yekdiğerine bağlı olduğunu bize İkinci Cihan Harbi isbat etmiştir. Japonya barış müzakeresi, ileride bu iki memleketle akdetmek niyetinde olduğumuz kat'î anlaşmalar için de bir esas teşkil edecektir.

Hiç kimse için bir tehdit teşkil etmiyen mezkûr anlaşmalar sadece barış binasını inşa etmek arzumuzun yeni bir ifadesidir ve tamamiyle Birleşmiş Milletler Anayasası prensipleri dahilinde icra olunacaklardır.

Nazarı dikkatinizi Başkan Truman'm bu anlaşmaları tasvir ederek kullan­dığı «ilk adımlar» tâbirine celbetmek isterim. Anlaşmalar Pasifikte em­niyetin temini için tam bir cevap teşkil edemez. Diğer taraftan bu hava­lideki memleketlerin aralarında akdetmek isteyecekleri anlaşmalar için de mâni teşkil etmezler. Şunu da ilâve etmek isterim ki böyle mahallî anlaş­maları Birleşik Amerika hükümeti daima sempati ile karşılayacaktır.

Dün Başkan Truman tarafından aktedilecekleri bildirilen anlaşmalar, hü­kümetin askerî ve sivil bütün daireleri tarafından ve gerek Ayan, gerekse Temsilciler Meclisinin tetkik ve tasvibiyle hazırlanmıştır. Başkan bu an­laşmaları ve Japon sulh Paktını mümkün olduğu kadar çabuk akdetmek­teki azmimizi belirtmiştir. Uzak Doğu meselelerinin münakaşasında yapı­lacak veya söylenecek herhangi bir şey bu gayreti baltalamamalıdır, zira mezkûr gayret Pasifik'te ve Yakın Doğu'da barışın temini için esastır.

Sovyet stratejisinin Amerika'ya ait kısmının en büyük gayesinin, bizi tec­rit etmek, vaziyetimizi zayıflatmak, müttefiklerimizle olan bağlarımızı koparmak ve güvenliğimizin istinad ettiği kuvveti beraberce kurmamıza mâni olmak olduğunu hatırlamak faydalıdır.

Kominform stratejisinin takip ettiği taktik siyasî manevralarla tertipler yapmak, bir muhalifi tecrit etmek ve tecavüze uğrayanı mütecaviz şek­linde göstermektir. Filhakika komünistler gayelerini aldatıcı sözlerle sak­lamakta ve diğer milletler «ne kadar ordunuz var» dedikleri zaman «bun­lar mütecaviz kapitalistlerden korunmak içindir» demektedirler.

Bunlar ne kadar aldatıcı olurlarsa olsunlar- Sovyet mekanizmasının dünya mtvacehesinde manevî vaziyetimizi bozmasına, gayelerimizin yanlış anla­şılmasına, müttefiklerimizle aramızdaki ayrılığı büyütmesine muvaffak olamaz ve bizi sulh aleyhtarı olarak göstermek gayretleri gözden uzak tutulamaz. Bu stratejiyi bozmak sadece bizim hükümetimizin değil, hepi­mizin işidir. Hükümetimiz, vaziyetimizin dünya önünde açık bulunmasına ve müttefiklerimizle sulh veya inkişaftan doğan ve müşterek gayelerle büyüyen en sıkı işbirliğini temine çalışmaktadır. Fakat Sovyetlerin bizi tecrit gayelerine âlet olmamak için âmme huzurunda konuşanların mes'u-liyetlerini müdrik olarak ve ciddiyetle konuşmaları mecburidir.

Sovyet idarecileri hakkında düşündüğümüz zaman nazarı dikkate alma­mız lâzım gelen bir nokta daha vardır. Sovyetler Birliği idarecilerinden her zaman sanki onlar daima iyi haber alır, mütefekkir ve plânlı imişler gibi bahsederiz. Fakat bu daima doğru değildir. Sovyet ajanları âmirleri­nin işitmek istiyecekleri şeyleri haber verebilirler. Sovyet liderleri sade ahaliyi değil, bizzat kendilerini de propagandalariyle kandırırlar. Haricî dünyadaki şartlara karşı gözlerini kapayabilirler ve bundan daha tehlikeli olarak da yıldırım siyasetine başvuran bütün insanlar gibi aldatabilirler. Bu aklımızda tutmamız lâzım gelen yeni bir mesele doğurmaktadır. Sulh gayelerimizi ve ne demek iestediğimizi gayet açık anlatmalı ve ciddî ve azimkar bir şekilde konuşarak hareket etmeliyiz.

Bu akşam sizinle beraber münakaşa ettiğim Uzak Doğudaki faaliyetlerin programı ile Avrupa ve dünyanın diğer yerlerindeki kuvveti çoğaltmak için sarfedilen gayretin Sovyet siyaseti ile meydana getirilen maniaları aşacağına ve üzerinde sulh içinde yaşıyacağımız bir dünya vücuda geti­receğine kafiyen inanıyorum.

Bu tehlikeli ve ciddî zamanlarda bir yol tutmak diğer nevi kuvvetlerden daha fazla bir kuvvete, Amerikan halkının karakter kuvvetine ihtiyaç göstermektedir.

Bu asırda milletimize yeni ve ağır mes'uliyetler düşmüştür. Genç bir mem­leketiz, fakat büyük mes'uliyetler yüklenmiş bulunuyoruz. Dünya mil­letleri işbirliğini sağlayacak liderlik için bize bakmaktadır. Bu liderlik faaliyeti milletimizin her vatandaşı tarafından paylaşılmaktadır. Harp tehlikesini omuzlarımızdan kaldırarak sulh şartlarını ikame etmek, mes'-uliyet hissini müdrik bir efkârı ûmumiyenin varlığına muhtaçtır.

İstikbalde bizi bekliyen iş budur.»

image005.gifİki tez çarpıştı.

Yasan: Nadir Nadi

12 Nisan 1951 tarihli Cumhuriyei'-ien

Başkan Truman. Uzak-Şark Amerikan kuvvetleri Başkomutanı General Mac Arthur'ü azlederek yerine Kore'deki Seki­zinci Ordu komutanı General Ridgway'i tayin etmiştir.

Dün bütün dünyada bir bomba gibi pat­layan bu kısa haber, taşıdığı mânâ ve do­ğurabileceği tepkiler ifibarile son derece mühimdir. İkinci Cihan Harbinin sayılı kahramanlarından biri olarak her tarafta ün salan Japonya fatihi Mac Arfhur. bil­hassa Amerikada o kadar büyük bir şöh­ret ve şevki kazanmıştı' ki, kendi iradesini aşan pek zorlayıcı sebebler olmasaydı. Başkan Truman, son karara varmadan ön­ce herhalde daha uzun müddet düşünmek lüzumunu duyardı.

Dünya siyasetine dair Birleşik Amerikada iki zıd tezin çarpıştığı ötedenberî bilinen bir şeydi. Bunlardan Mac Arthur'ün tem­sil ettiği birinci teze göre vakit geçirmeden kommünizmle Asyada çarpışmayı göze almak lâzımdır; çünkü Moskova politikası ilkönce Asyayı ele geçirmek, sonra Avru-paya dönmek esasına göre ayarlanmıştır. Birleşmiş Milletler Asyanın kaybedilmesi karşısında seyirci kalır ve bütün ümidle-rini Avrupa savunmasına bağlarlarsa büyük bir hata işlemiş olurlar. Tükenmez insan ve ham madde kaynaklanle Asyayı yutan bı'r Rıısyaya karşı Avrupayı korumak büsbü­tün imkansızlaşacaktır. İyisi mi tehlikeyi hemen göze almalı, Rusyanm rahatça ça­lışıp hazırlanmasına meydan bırakılma­malıdır. Kremlin çekinir de anlaşmaya razı olursa zaten mesele kalmaz. Yok döğüşü tercih ederse, dünya kararsızlıktan kurtu­lur, bir an evvel başlayan üçüncü cihan harbi gene bir an evvel biteceği için mil­letler nisbeten daha az kan dökmüş, daha az ıstırab çekmiş olurlar.

İkinci ve zıd teze gelince: Bunu savunan­lar bütün ümidlerini Avrupa kalkınmasına bağlayanlardır. Bunlara göre Rusyanm As­yayı yutup hazmetmesi zamana bağlıdır.

Halbuki beri yanda Batı Avrupa, muaz­zam endüstrisi ve kaliteli işçi kalababğile medeniyet dünyasının bir kalesi halinde­dir. Bu kale sağlam bir bünyeye kavuştu­rulur ve kuvvetlendirilirse barışı kurtar­mak mümkündür. Bu takdirde, bütün Asya kaynaklarını ele geçirse bile Sovyet Rus­yanm Batı tekniği ve Batı endüstrisi hiza­sına ulaşabilmesi hemen hemen imkânsız­dır. Bunun aksini tasavvur etmek ise fe­lâkettir; Batı Avrupayi ele geçiriveren bir Rusyayı yenmek çok güçleşecek, hürriyetçi milletlerin zaferi neticede imkânsız sayıl­masa da, böyle bir zafer hadsiz hesabsız insan ve servet kaybına vol açacak, Batı medeniyeti yok olmak tehlikesile karşıla­şacaktır.

Bu ikinci tezin Amerikadaki kahramanı General Eisenhower'dİr. Ne tuhaftır ki Mac Arthur'ü vaktile Uzakdoğudaki Ame­rikan Başkomutanlığına tayin eden Tru­man. son zamanlarda Eisenhower'in de At­lantik kuvvetleri Başkomutanlığına getiril­mesini sağlamış, böylelikle sanki iki şam­piyonu umumî efkâr karşısında birbirlerile çarpışmağa davet etmişti.

Mac Arthur'ün geri alınması, Avrupa tezi­nin şimdilik galebe ettiğini göstermektedir. Truman'ın bu kararında Fransız ve İngiliz hükümetlerinin ısrarlı teşebbüsleri, ve ma­nevî baskılan herhalde büyük rol oyna­mıştır. Bununla beraber, hâdisenin Birle­şik Amerikadaki tepkilerini merakla takip etmek gerekmektedir. Bilindiği gibi Mac Arthur memleketinde çok sevilen bir kah­ramandır. Onun fikirlerini Ötedenberi pay­laşan muhalefet partisinin son vaziyetten de istifade ederek iktidarı hırpalamağa ça­lışacağı muhakkaktır. Bir mühim nokta da, Rusyanm ve komünist Cinin hâdiseyi nasıl karşılayacaklardır. Paristeki Dörtler Kon­feransı Moskovanın uslandığına dair şim­diye kadar bir ümid kapısına yol açmış değildir. Mac Arthur'ün değişmesinden sonra da Cinin daha uvsal davranmasını beklemek biraz safdillik olacağa benzer. Zaten bütün görünüşlere rağmen böyle bir şeyi sahiden bekleven bir kimse de politi­kacılar arasında yoktur. Dâva, iki strate­jinin arkasına gizlenen menfaat çatışma­larından ibaret görünüyor. Bu, böyle sürüp gideceğe benzer.

Atlantik Paktına dahil Batı Avrupa dev­letlerinin, millî müdafaalarını kuvvetlen­dirmek hususunda beklenen gayretleri har­camadıkları Amerikanın dikkatini çek­mekte ve Başkan Trumani güç duruma sokmaktadır. «Le Monde» gazetesinde şu satırları okuyoruz: «Amerikan ricali, şu esnada Avrupaya eskisinden fazla bir en­dişe ile bakıyorlar... Amerika, Avrupa si­yasetinin müdafaası bakımından Atlantik Paktı müttefiklerinden, daha iyi niyetli yardım bekliyor. Halbuki Fransanm ve di­ğer Batı Avrupa devletlerinin, vaitlerini yerine getirmek için lâzım gelen gayreti göstermemelerinden korkuluyor...»

Fransa, 1953 yılında yirmi tümen kurmuş olacaktı. Çin Hindindeki savaş dolayisiyle bu plânın gerçekleşmiyeceği söyleniyor. Belçika da hiçbir gayret harcamadığı için Brükseldeki Amerikan Elçisi kuvvetli te­şebbüslerde bulunmağa bile mecbur ol­muş.

Kısaca anlattığımız bu durum. Amerika bakımından dahi Atlantik Paktının maddî kuvvet olarak henüz gerçekleşmekten uzak bulunduğunu gösteriyor. O derece ki Batı devletlerinin — şu veya bu sebeple — hâ­lâ harekete geçmemeleri, iki yıl sonrası için beklenen 50-60 tümenlik ordunun ha­yal kalması, Başkan Truman'i. Avrupa mü­dafaası politikasından dolayı sıkmaktadır. Bu durumdan bizim için çıkacak netice üçtür:

1 — Atlantik Paktı diye bir vesika çoktan vardır, fakat Atlantik Paktı diye bel bağla­nacak bîr kuvvet yoktur ve kolay kolay

olamıyacağı da bir buçuk seneden .beri anlaşılmakta idi.

— Kendi millî müdafaaları için bir tür­lü gayrete geçemiyen ve her şeyi yalnızAmerikadan bekleyen Atlantik Paktı dev­letleriTürkiye ve Yunanistana arşı ta­ahhütlere girişmekten çekinirler. Çekinmeseler bile böyle bir taahhüdün değeri ol­maz. Onlar sadece Türk ordusundan isti­fade etmeğe bakacaklardır.

— Atlantik Paktınınhâlâmüspetbirnetice doğurmadığını esefle gören Ameri­
kan efkârı ve Kongresi, Mac Arthur hâ­disesininyarattığıpropagandadansonra, Amerikanın Doğu Akdenizde yeni taahhüt­lere girişmesini güç kabul edecektir.

Amerika siyaseti bakımından yeni bir hâ­dise daha var: Başkan Truman, Amerika­nın, Pasifik bölgesinde Avustralya ve Yeni Zelanda ile bir emniyet ve müdafaa sis­temi kuracağını ve Japonya ile bir ittifak imzalıyacağmı açıklamıştır. Anlaşılıyor ki Amerika, kendi müdafaası için Atlantik ve Pasifik emniyetine ehemmiyet vermek­tedir. Kuvvetlerini bu iki büyük bölgeye hasretmek emelindedir. Bugüne kadar gös­terdiği tereddütler, Pasifik sahasında giri­şeceği taahhütlere önem vermesinden ileri gelebilir. Amerika, bu durumda, üçüncü bir emniyet ve müdafaa bölgesi olarak Doğu Akdenize gelir jni?

Amerikan siyasetini ilgilendiren bütün bu hâdiseler, hiç şüphesiz, Ankaradaki toplan­tılarda gözden geçirilmiştir. Büyük Elçi­lerimiz, daha da geniş bilgileriyle, hükü­meti bu imkânlar üzerinde aydınlatmışlar­adır. Bunlara, İngiliz siyasetinin yeni geliş­melerini ve Irandaki kargaşalığın tesirle­rini ilâve etmek yerinde olur.

Dünya tarihinin bu nazik devrinde Türkiyenin en iyi.yolu tutacağına ve hükümetin millet efkârını aydınlatacağına emin bu­lunuyoruz.

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106