13.3.1951
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Mart 1951

— Ankara :

Kırşehir'de Atatürk heykeline menfur T)İr elin yaptığı tecavüze karşı bütün memlekette uyanan galeyan, gönülleri ferahlandıran toir hareketle .tesellisini laul muştur.

Bu elemli hadiseden haberdar olan Cumhurbaşkanı Celâl Eayar, Çankaya-da Atatürk Köşkündeki büstün derhal Kırşehir'de aynı yere konulmasını arzu etmişler ve bu sabah içişleri Bakam 'Rükne-ddin Nasuihi'oğlu da Cumhuriyet Hükümeti adına Kırşehir'e giderek tö­renle !bu "kıymetli hediyeyi Kırşehirlilere teslim etmiştir.

3u münasebetle yapılan tören, inkilâp ruhunun memlekette nasıl kökleşmiş ol­duğunu gösteren pek manalı bir şekil almıştır.

Kırşehiır'i (bugün Öğleden beri süsleyen Atatürfc büstü 95 santim uzunluğunda, 65 santim genişliğinde ve 45 santim de­rinliğinde bronzdan güzel bir eserdir. Sabahleyin erkenden Kırşehir'ine nakle­dilmiştir.

İçişleri Bakanı Kırşehir'e gittiği zaman îbüst kaidesine konmuş, üzeri bayrağı­mızla örtülmüş, önünde sureti mahsusaolduğunu sölîyerek onun heykeline karşı ika edilen bu tecavüzün bütün milletin kalbine çok ağır bir yara açtığını be­lirtmiştir.

Müteakiben sözü Ankara Milletvekili Osman Şevki Çiçekdağ almış, çok veciz ve çok 'heyecanlı hitabesiyle Atatürk inkılâplarının ibu memlekette daima ya-şıyacağıni, Atatürk'ün eîbediyen !bu mil­letin kalbinde bulunduğunu, ona yapılan tecavüzün bu millete tecavüz demek ol­duğunu söylemiştir.

Bundan sonra gençlerden (bazıları Ata­türk'edsir şiirlerokumuşlardır. Bunlardansonra İçişleriBakanısöz alarak demiştir ki:

«Kırşehir'i şimdiye ıkaldar zijyarelt et-miye imkân bulamamıştım. Bu vazifemi daha müsait 'bir zamanda tekrar gele­rek yapacağım. Benim bugün burada bulunmaklığım memleket vazifesinin, inkılâp Türkiye'sinin (bana içişleri Ba­kanı olarak tahmil ettiği bir vazifenin ifası içindir.

Bundan birkaç gün evvel gece, Kırşe­hir'de Büyük Atatürk'ün aziz bir ha­tırası, inkılabın yerinde Ibir ifadesi olan büstünün tecavüze uğradığını, tarihimi­ze, tariıhimizin bugünkü nesline elem veren bir hadise olarak öğrenmiş bulu­nuyoruz. Bütün millet aynı elem içinde (bulunuyor.

Bu tecavüz {hadisesinin faili olan toet-balıt kimse, ne ise, nereden gelmiş ise, kâmleırra maan >ve hesabıma hareket etmiş ise, elbette ortaya çıkarılacaktır, adale­tin pençesine mutlaka teslim edilecek­tir. Çünikıü millî Vicdanı ibu foetbahıtı sine­sinde meçhul bir varlık olarak asla ta­şıyamaz.

Eğer bu tecavüz, Türk cemiyetinin te­miz ve medeni hayatına, daima ileri ■hamle yapan hayatına bir dönüş ma­nası verilmek hülyasiyle işlenmiş ise, eğer ibu tecavüz siyasi bir maksadın menfur bir ifadesi ise, eğer »bu tecavüz Demokrat Parti Hükümetinin Atatürk inkilabı yolunda yürüyen ve yürüyecek olan hattı hareketine (bir engel koymak yâih'imesil'e yarpıllımış ise, yahut, fou teca­vüz Demokrat Parti Hükümetinin umu­mi efkâr önünde tendike uğratmak ha­yaliyle ikuruüimuş bozguncu ve ımerufur ıbir fikrin tetkiki ise,eğer bu tecavüz

ric'î bir mânayı ifade için hazırlanmış-ilse, ve^asıil thenhıanigi' ■ bir kasdin eseri ise ibütün 'bunlara tek cevabım şudur:

Veçhesini medeniyet ve demokrasi dün­yasına çevirmiş olan Türk, milletinin bu ileri hareketini hiçbir namert fikir, hiçbir menfuremelönliyemez.

Temenni ederim ki, bu menfur tecavüz hareketi, Fbitr .batbaMun tek ve kendisine münhasır, şuursuz (bir hareketi ve bir hezeyanı olsun, öyle olmasını temenni ederiz.

Arkadaşlar,

Atatürk, bütün Türk milletinin, yalnız Türk ^milletinin değil medeniyet âlemi­nin 'bir varlığıdır. Atatürk bir tarihdir. Türk milletine şeref veren !bir tarihdir. Atatürk, Türk milletine .mensup oldu­ğu için sağlığında ne kadar bahtiyar idiyse Türk milleti de Atatürk'ün bir-Türk çocuğu olduğu için o kadar 'ifti­har duyan Ibir millettir.

işte arkadaşlar, ıböyle Ibir varlığa, böyle bir âfoideye kirli bir adamın eli, o bet-baihta hâkim olan zihniyetin eli dokun­muştur.

Şuursuz olsun, serhoş olsun, dimağı he­zeyan içinde bulunsun, bu fbetibahitı ka­nun bulacaktır. Fakat Türk. milleti de bu betbaMm taşıdığı zilhniyeti mutlaka ezecektir. Bilhassa bunu <burada bu te­cavüz hâdisesinin vukua geldiği sahne­de aziz Kırşehirlilere ve onların huzu­runda bütün umumi efkâra söylemeğe, tarihe karşı da ezelden ebede kadar yürüyecek olan tarihe karşı da founu haykırmağageldim.

Arkadaşlar,

Atatürk'ün bizim inkilâp tarihimiz için hazin ve lekeli Ibir hatırası olan mağ­dur yaralı heykeli, menfur tecavüzün çizgilerini tamir ettirmeksizin muha­faza edeceğiz. Ta ki .bunu ileri nesiller, hayretle, ibretle, hüzünle, nihayet nef­ret ve lanetle görsün. Bu tecavüze hâ­kim olan zihniyeti ızdırap ile düşünsün. Arkadaşlar, 'bu mağdur heykelin yerine Aziz Cumhurbaşkanı Celâl 'Bayar'm bü­tün aziz ve temiz Türk milletinin ifa­desine düşünüşüne tercüman olarak ihe-diye ettiği tunç heykeli buraya dik­mek İçin geldim.

Diğer taraftan .Kırşehir'de vukubulan müessif hâdiseyi tel'in etmek üzere Sah gıümlü saat 17.30 kia Ankara Bal ve Ta­rih - Coğrafya Fakültesinde büyük bir toplantı tertip edilmiştir.

—Ankara :

Son günlerde muhtelif yerlerden Halk Partisi mensuplarının heyetler halinde Ankara'ya getirilmesi dolayısiyle, hükü­metin görüşü hakkında 'kendisine sordu­ğumuz sual üzerine İçişleri Bakanı Rüknetitin Nasuhioğlu Anadolu Ajansına şu beyanatta bulunmuştur : Halk Partisi mensuplarının bir müd­detten beri Ankara'ya (heyetler halinde igelerek Parti Liderini ziyaret ettikleri görülüyor.

Son gemlerde bu ziyaretler daha genişle­miştir. Bugün de 'bir nevi tezahürat manzarası ifade eden bir ziyaret ala­yını gördük.

Bunların ne manayla geldiğini, hükü­metten ziyade Halk Partisinin izah et­mesi lâzımdır.

Seçim yapıldıktan ve seoim mazbataları tasdik edildikten sonra, dört sene için böyle tezahüratım arkasının kesilmesi lâzım geleceği, sabık iktidar zamanm-da en selâhiyetli ağızdan mütaaddit de­falar ifade edilmiş olduğuna göre, şimdi tamamen bunun zıddına 'bir istikamet takip etmek dikkat edilecek bir mevzu­dur. Hükümete terettüp eden vazife, emniyet ve asayiş bakımından mesele­nin üzerinde durmaktır.

—Ankara :

Tanınmış Frsnsıu El diibi Türk dostu Claude Farrere, Kore'deki Türk Tuğa-yının muvaffakiyetleri üzerine gönder­diği bir mesajda şöyle demektedir : «Kore'deki Türk Tugayının, en güzel şecaat destanını yaratarak, bütün dün­yaya ve Birleşmiş Milletler ordusuna bir şehamet misali teşkil ettiğini ilân edetn haberlerden duymuş olduğum de. Tin şsvîçn ve şeref hislerini bildirmeği tir vecibe sayarım.

Aynı zamanda bu husustaki sevincime, hayranlığıma ve acılarıma bütün Fran­sa'nın da iştirak ettiğini 'belirtmek is­terim. Taltlı Anactolumuzun uzağımda bulunanermeydanındaşehitdüşen

mağrur Türk evlâtlarının düşüncesiyle kalbimin kanadığını dahi ifade eder­ken asil Türkiye'ye olan derin bağlılı­ğımla birlikte en sıcak duygulananı te­yit ederim.»

—İzmir :

Kırş&hir'de Atatürk'ün heykeline ya­pılan çirkin tecavüz yurdumuzun her tarafında olduğu gibi İzmir'de de bü­yük bir nefrette karşılanmıştır. Diğer taraftan İzmir ve civarındaki Kırşehirliler, bugün şehrimizde bir toplantı yaparak çirkin hâdiseyi tel'in maksadiyia Kırşehir Belediye Başkan­lığına bir telgraf çekmeyi kararlaştır­mışlardır.

4 Mart 1951

— Ankara

Tanınmış İngiliz Atom Âlimlerinden Doktor T. E. Alliibone bu sabah Anka­ra 'Ekspresİyl'3 şehrimize gelmiş ve is­tasyonda Ankara "Ünilversitesi adına Fen Feküîtesi Dekanı Profesör Kabakçıoğlu, Fa-kü!te Profesörleri, İngiliz Kültür Heyeti Türkiye Mümessili ta­rafından karşılanmıştır.

doktor Allibone, şehrimizde dört gün kalacak ve atom enerjisinin endüstriye tajtibikimevzuluüç konferansverecek.

tir.

İngiliz Atom Âlimi 9 Mart Cuma gü­nü Ankara'dan Eskişehir'e gidecek ve orada da iki konferans verdikten sonra memleketimizden ayrılacaktır.

—Kırşehir :

Bir hafta Önce Kırşehir'de Atatürk 'büstüne vâki menfur tecavüzü tel'in için yaryı saat 9 da Kırşehir'de yapı­lacak mitingde bulunmalk üzere Istanbul" Üniversitesi Talebe Birliği adına Temel Enderoğiu'nun Başkanlığında yüz kişilik bir kafile bugün saat 14,30 da Yerköy'e gelmiştir. "Üniversiteliler Yerköy'de Kırşehir Vah* Muavini Lütfi Bingöl, Belediye Başka­nı Şevki Akdoğan, Çiçekdağı Kayma­kamı Şefik Ülkü, D. P. İl lidare Kuru­lundan GaJip Ansan, C. H. P. adına Atıtı Aksaç, M. P. adına Osman Akça ile Miting Tertip Heyetimden İlhan Engln, Rasim Küçükel ve Kırşehir genç­leri adına 50 kişilik bîr grup tarafın­dan Karşılanmışlardır.

'Miting Tertip Heyetinin 'temin ettiği otobüslerle Yerköy'den toplu bir halde saat 17 de Kırşehir'e gelinmiştir. Yer­köy - Kırşehir yolu civarında bulunan köylüler ile binlerce halk tarafından, tezahüratla karşılanan gençler, doğru­ca Haîkevine inmişlerdir. Kırşehir'de Atatürk'ün büstü etrafında nöbet tutan Kırşehir gençleri bugün saat 18 de nöbetlerini İstanbul'dan ge. len kardeşlerine teslim edeceklerdir.

—Yozgat :

Atatürk büstüne yapılanşeni tecavü­zü tel'in maksadiyle yaprm Kırşehir'de yapılacak olan mitinge katılmak üzere öğretmen ve parti mensupları ile genç­lerden müteşekkil. 40 kişilik bir grup yarın sabah Kırşehir'e hareket edecek­tir.

—Kırşehir :

Kırşehir'de Atatürk büstüne yapılan çirkin tecavüzü tel'in maksadiyle ya­rın burada, yapılacak olan mitinge İşti­rak etmek üzere Ankara'dan hareket edem. 50 kişilik üniversiteli grubu saat 19,30 da şehrimize vasıl olmuştur.

5 Şubat 1951

—- Kırşehir:

Atatürk heykeline bir hafta kadar ev­vel yapılan ımenf'Ur tecavüzü pretosto ve tecavüzün ifade ettiği ikara zihniye­ti tel'in için İstanbul ve Ankara yüksek tahsil gençleriyle, Kırşehir gençlerinin tertip ettikleri miting bugün büyük ve vakur bir heyecan içinde saat 8.30 da başlamıştır.

Gençlik ve spor saikasında toplanan binlerce Kırşehir'li Atatürk Caddesini takiben Cumhuriyet meydanına «Dağ. Başını Duman Almış» anarşni söyleye­rek: gitmişler ve hep bir ağızdan söyle­nen istiklâl 'marşını mütaakıp İstanbul ve Ankara tiniivers^telerinin, Avanos, Kaman. Mucur, Hacıbeiktaş ilçeleriyle Kayseri îli gençlerinin getirdikleri çe-lenkler Atatürk (heykeline konulmuş­tur. Mitingi Belediye Başkanı bir hita­be ile açmış veezcümle :

«Maşeri hüviyeti ebedi'leşmiş Atatürk'e bir hafta önce uzanan sar'ah elleri (kırmak, Kırşehirlilerin teessür ve heye­canlarına iştirak 'ederek bu 'menfur hâ­diseyi tel'in etımeik için gençlerin tertip etmiş olduğu .mitingi açıyorum. Bu ve­sile ile Türk ımiMeitiriiaı uyanık gençleri­ne, gazeteci arkadaşlara ve sayın misa­firlerimize hoş geldiniz der beldemiz halkı namına sizleri hürmetle selâmla­rın» dediîkten sonra 'hazır bulunanları üç dakikalık bir Miram sükûtuna da­vet etmiştir. Bundan sonra İstanbul Üniversitesi Yüksek Tahsi'l Talebe Bir-lüği Başkanı Temel 'Enderoğlu heye­canlı bir konuşma yapmıştır, Enderoğlu bilhassademiştir ki:

«Büyük kurtarıcı, eşsiz kahraman Ata­türk'e olan sadakat ve bağlılığımızın bir [ifadesi alarak toplandığımız bu gün­de Türk gençliğinin atasına karşı içtiği andı hep beraber tekrar edelim. «Biz Türk gençliği, atasının bıraktığı mira­sa, onun Cumhuriyetine, onun înkılâp-larana, onun kudretli ve kuvvetli reji-'mine daima saıdık (kaılımağa, toprağma kanımızı, istJklâlûne canımızı vermeye şerefimiz, gençliğimiz, namusumuz ve Türklüğümüz namına yüce âbidenin Önünde söz verip and içiyoruz.»

Bültün Kırşehir 'iıalkı, İstanbul ve An­kara Üniversiteli temsilcileri hep bir ağızdan gür sesle tekrar edilen bu an-d'a üştirak etmişlerdir. Bundan sonra, hatip sözlerine Şöyle devam etmiştir: «Eğer Türkiye Cuımıhuriye'tinin dünya davlefâeri arasında ımüstesna bir kıy­meti varsa hiç şüphe edilımesin ki bu hal Atatürk ve onun izinden ayrılma­yanların sayesinde olmıuştur.

Bence sizlerin iftihar edeceğiniz veya daha doğıoı bir ifadeyle müftehir ola­bileceğiniz bir hâdise vardır. O da, gençliğin Atatünk düşmanlarına (karşı açtığı mücadelede bayraktarlık rolünde Kırşehirlilerin de bulunmasıdır. Bizce 'Kırşehir ganç^ariyle birlikte kadirşinas halkı da bu vazifeyi bütün Türkiye'ye örnek olacak Ş'eM'lde yapmıştır. Bu alanda aynı gaye ille toplanmış olan muazzamı denilebileceik (miktardaki >ka-İabalık vatandaş k'itleei !bunxuı en gü­zel delilidir. Cumhuriyet bütün umdele-riıyle beraber yaşayacaktır.»

Demir perdenin hür tarafındaki Türk nöbetçilerine kısa bir ziyarette bulun­dum. Bunlar, çok kabiliyetli askerlerdir ve bana ara sıra hudut hâdiseleri oldu­ğunu anlattılar. Meselâ, Bazan bir Bul­gar Türkiye'de bir melce aramak Üzere dikenli telleri gizlice aşmakta, veya hududun komünist tarafında yanılarak daha yeşil bir ot ariyan bir koyun Türk toprağından karşı tarafa geçmektedir. Komünistler, hududu böyle geçen ko­yunları tüfe"k ateşiyle öldürmekte ve Türk çiftçilerine hayvanlarını istirdat imkânını vermemektedirler.

Demir perdeye yaptığım ziyaret esna­sında, komünist Bulgaristan'dan Türki­ye'ye henüz kaçmış olan mültecilerden biriyle görüştüm. Komünizmden kaçan bu mülteciler meselesi, Türkiye'nin kar­şılaşmakta olduğu en zor meselelerden biridir.

7 Mart 1951

— istanbul:

Büyük Millet Meclisinin tatilinden fay­dalanarak şehrimizde bulunan İstanbul Milletvekilleri bugün öğleden sonra De­mokrat Parti İl İdare Kurulu ile müş­tereken Parti Merkezinde bir toplantı yapmışlardır.

Bu toplantıda parti çalışmaları hakkın­da görüşüldükten sonra, bilhassa Mart ayından itibaren tatbik edilmekte bulu­nan gelir vergisinden müteessir olan emekli, dul ve yetimlerle bunlara mü­masili 'maaş ve ücret sahiplerinin üzücü durumları üzerinde durulmuş ve bu mevzuda esaslı tetkiklerde bulunulmuş- . tur.

istanbul Milletvekilleri, vaktiyle Halk Partisi tarafından hazırlanıp yürürlüğe girmiş olan Gelir Vergisi Kanununda, menfaatleri ile ilgilenilmemiş bulunan bu kabîl vatandaşların zararlarım bir an evvel önlemek üzere, esasen bu me­seleye el koymuş olan Hükümeteı tet­kikleri sonunda edindikleri bilgiyi ver­meğe ve bu yoldaı hazırlanacak kanun tasarısının âzami süratle Meclise sevk hususunda teşebbüs ve yardımda bulun­mağa karar vermişlerdir.

— Zonguldak:

Kırşehir'de Atatürk'ün heykellerine ya­pılan çirkin tecavüzü tel'in maksadiyle bugün Maden Teknik Okulu Öğrenci. Derneği tarafından, başta Vali ve Be­lediye Başkanı olduğu halde binlerce kişinin katıldığı bir miting tertip edil­miştir. Mitinge Atatürk'ün heykeline çelenkler konulduktan sonra İstiklâl Marşiyle başlanmış ve iki dakikalık bir ihtiram sükûtunu mütaakıp bir çok ha­tip söz alarak heyecanlı hitabelerde bu­lunmuş ve Atamıza olan bağlılığı be­lirtmiştir.

8Mart 1951

—- Ankara:

Kabine bugün istifa etmiş ve Cumhur­başkanına aşağıdaki istifanameyi sun­muştur :

Yüksek Cumhurbaşkanlığına

«Türlü çeşit hâdiselerin çok kesif ola­rak cereyan etmiş olduğu bir devirde vazife görmüş olan Hükümetimiz yeni iktidarın ilk bütçesinin kabulü ile açı­lan bir devrenin başında istifa etmek suretiyle 'bugünkü şartlara göre bir katıma teşebbüısüne liımkân vermeği uygun görmüştür.

Ben ve Kabine arkadaşlarım zaman za­man ehemmiyetli vaziyetlerle karşılaş­tıkça yüksek yardımlarınıza mazhar ol­manın şükranını daima muhafaza ede­ceğimiz1: derin saygılarımızla arzederiz.:»' Cumhurbaşkanı Hükümetin istifasının kabulü ve vekâleten vazifede devamı hakkında aşağıdaki tezkereyi gönder­miştir:

Sayın Adnan Menderes

İstanbul Milletvekili

«Hükümetin çekilmesi kabul olunmuş­tur. Şimdiye kadar ifa buyurduğumuz kıymetli hizmetlerden dolayı teşekkür ve yeni Hükümet kuruluncaya kadar vekâleten vazifede devam etmenizi rica ederim.»

Cumhurbaşkanı. Celâl Bayar

9Mart1951

— İstanbul:

İttihat ve trakki Hükümetinin son Sad­razamıTalâtPaşa'nmşehitoluşunun.

image001.gif30 uncu yıl dönümü münasebetiyle 15 Mart Perşembe günü Millî Türk Talebe 'Biıriiğİ taraf nidam Çiçek Palas lokaMn-toplantısı yapılacaktır.

12 Mart 1951

—■ Erzurum:

Bugün, Erzurum'un kurtuluşunun 33. üncü yıldönümü, binlerce Erzurumlunun coşkun tezahürleri ile kutlanmıştır. Törene tarihî günün temsilî bir gösterisi ile başlanmıştır. Milis süvari kuvvetleri, İstanbul kapısından şehre girmiş, müf­reze komutanı tarafından Hükümet meydanındaki serene bayrak çekilmiş ve tarihî .kıyafetle 300 atimin meydana gelmesi ile İstiklâl Marşı çalınmıştır. Söz alan hatipler mutlu günün önemini belirtmişler, kurtuluş menakibine dair hatıralarından bahsetmişlerdir. Mütaakiben şehrimizde bulunan Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri, alkışlar arasında kürsüye gelerek bu tarihî gü­nün mâna ve ehemmiyetini anlatan ve­ciz bir konuşma yapmıştır. Bundan sonra yapılan bir geçit resmî ile törene son verilmiş ve töreni mütaa-kıp Miiîî Eğitim Bakanı Tevfik İleri ile Gümrük ve Tekel Bakam Rıfkı Salim Burçak beraberlerinde Vali, Ordu ve Kolordu Komutanları ile Vilâyet daire müdürleri olduğu halde Belediyeye gi­derek şehri temsil eden Belediye Baş­kanını tebrik etmişlerdir. Bu münasebetle gece eğlenceler tertip edilmiştir.

14 Mart 1951

—> Ankara:

14 Mart Tıp Bayramı bugün saat 10 da Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesinde yapılan büyük bir törenle kutlanmıştır.

—İstanbul:

'Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürü Halim Alyot bu sabahki ekspresle An­kara'dan şehrimize gelmiştir. Halim Al­yot, İstanbul'da bir kaç gün kalarak turizm İşleri île meşgul olacaktır.

16 Mart 1951

—İstanbul:

■Şehrimizde fouüuaatn seyyahlardan 300 kiş bugün öğle yemeğini Park Otelde yemişlerdir.

Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlü­ğü tarafından hazırlanan İndependence

-İstanbul adlı İngilizce gazeteyemek
sırasında seyyahlara dağıtılmıştır.
■Sayyaılriar yemekten sonra Park Otelden
ayrılarak guruplar halinde otomobiller­
le Dolmabahçe ve Ankara Caddesi yol­
larını takiben Topkapı Sarayına gelmiş­
lerdir.Sarayın,tarihihakkındatercü­
manlar tarafındankendilerineizahat
verilmiştir.

Daha sonra seyyahlar Kapahçarşıyı zi­yaret etmişler ve çarşıda alış veriş et­mişlerdir. Diğer taraftan akşam kız sa­nat okulları ile kız sanat enstitüleri öğ­rencilerinin hazırladıkları elişleri ve re­simler bugün îndependence gemisinde teşhir edilmiştir.

—İstanbul:

Şehrimizde bulunan Maliye Bakanı Ha­san Polatkan tetkiklerine devam etmek­tedir. Bu arada İstanbul Kambiyo Mü­dürlüğüne, Beyoğlu, Galata, Eminönü vergi dairelerine giderek alâkalılarla temas etmiş, gelir vergisi beyannamele­rinin verilmeleriyle ilgilenerek yapıl­makta olar. işler hakkında izahat al­mıştır.

Bakan bu incelemeleri esnasında Vergi mükellefleri ile de temas etmiş ve aksak-gördüğü bazı hususların düzeltilmesi için direktifler vermiştir. Dördüncü Vakıf Hanında bulunan Kam­biyo Müdürlüğünün yerleşme tarzını uygun bulmayan Bakan iş sahiplerinin Kambiyo Müdürlüğü ile olan işlerini hem daha kolay olarak görebilmeleri hem de kiradan tasarruf maksadiyle bu Müdürlüğün Gal'ata'daki vergi dairesi binasma nakli hususunda alâkalılara emir vermiştir.

Öğleden sonra sehrimizdeki bazı banka­ları da ziyaret etmiş olan Maliye Ba­kam,tetkiklerine devam edecektir.

—■ İstanbul:

16 Mart şehitlerini anma töreni bugün saat 15 te Eyup'ta binlerce kişinin işti­rakiyle yapılmıştır.

Törende İstanbul Valisi namına Vali Muavini Fuat Alper, İl Jandarma Ko­mutam, Eyüp Kaymafcamı, Mâlûİ Gabi­ler Derneği temsilcileri,. Şehir Meclisi üyeleri, Partililer, kalabalık bir halk kütlesi hazır bulunmuştur.

, Patrikhanede davetlilerin ve ruhanilerin tebriklerini kabul etmiş­tir.

17Mart 1951

— istanbul:

Şehrimizde tatbik edilen glakson yasa­ğının isabetini gösteren bir istatistik yapılmıştır.

Bu istatistiğe göre, glakson yasağı tat­bik edilmeden önce, 5 Ocaktan 5 Şubata kadar Beyoğlu mmtakasmda 37 kaza kaydedilmiş ve bu kazalarda 3 kişi öl­müş, 27 kişi yaralanmıştır. Bu muıtaka-da glakson yasağı tatbik edildikten sonra ise, 5 Şubattan 5 Marta kadar 7 kaza kaydedilmiş ve hiçbir ölüm vakası olmamıştır.

18Mart 1951

—• Ankara :

17 Mart tarihli Kudret Gazetesinde Başb akan Yardımcısı Samed Ağaoğ-lu'mın Ankara Sergisini ■ himaye etti­ğine dair bir yazı intişar etmişti. Bu­günkü Zafer Gazetesi bu hususta aşa­ğıdaki açıklamayı neşretmiştir : «Başbakan Yardımcısı Samed Ağaoğ-lu 17 Mart 1951 tarihli Kudret Gazete­sinde i'Ağaoğlu'nun himaye ettiği Sa­nayi Sergisi) 'başlığı ile, çıkan ve Yal­çın Uraz imzasını' .taşıyan yazıda, isim­leri geçen sonattkârlarüan Turgut Za-im'den madasıin tanımadığını, 'bu sa­natkârın iki arkadaşı ile vâki müraca­atları üzerine İlgisi dolayısiyle Ekono­mi ve Ticaret Bakanına gitmelerini bil­dirdiğini, bu senginin açılmasında ve sergiye hususi veya resmî müesseseler­den her hangi bîrinin iştirakini temin hususunda her hangi bir müdahalesi o'ımadığmı, yazıda kendisine taallûk etmek üzere iddia edilen hususların ta­mamen hakikat hilafı olduğunu, bir muharririmizin suaii üzerine ifade ve beyan etmiştir.

Ayn: mesele hakkımda eski Ticaret ve Ekonomi Bakanı ZÜhtü Velibeşe'nin malûmatıma müracaat eden muharriri­mize Sayın Veli'beşe, sergi mümessille-


rinin kendisine normal bir şekilde mü. racaat ettiklerini, Bakanlığının da yine hu sergiye yardıım edilmesi için, her sergide olduğu gibi umumi bir tasviye-de bulunduğunu, Başbakan Yardım­cısının sergiyi himaye ettiğine ait id­diaların tamamen hakikat hilafı oldu­ğunusöylemiştir.»

—■ Çanakkale :

Çanakkale, 18 Mart 19-14 Zaferinin se­vinci İçinde iki gündür bir bayram ha­vası yaşıyor.

Cumartesi günü saat 13 ten itibareiı resmî ve hususi binailar, rıhtımdaki ka­yıklar, motörler ve vapurlar bayrak­larla süslenmiş ve gece de bol ışrkla aydınlatılmıştı.

Pazar gün-ü sahaibm erken saatlerinde kadın erkek binlerce Çanaikkaleli Cum­huriyet Alanına doğru akma başlatmış­tı. Cadde ve sokaklar bir insan seli ile dolup taşıyordu. Saat 9 da 18 Mart tö­renine katılmak üzere Bandırma Va­puru ile İstanbul, Ankara ve İzmir Üniversite gençlerinden bin kişilik bir kafile Çanakkale'ye gelmiş ve rıhtım­da hararetle karşılanmıştır. Gençler önlerinde askerî bando olduğu halde şehir içinde bir yürüyüş yapıldık­tan sonra. Orduevine giltmiş ve orada 18 Mart Zaferi hakkında verilen bir konferansta hazır bulunmuşlardır. Saat 11 de başta Millî Savunma Baka. m Hulusi Köymen olduğu halde Çanak­kale Milletvekilleri, VaH ve Müstah-fce'in Mavki Komutanı Cumhuriyet Ala­nıma gelmişler ve bunları üniversiteli gençlerin toplu bir halde gelişleri ta­kipetmişttir.

Törene bandonun çaldığı İstiklâl Mak­siyle başlandı. Bundan sonra gençleri^ miz İstanbul'dan getirdikleri üç muaz­zam çelenkle muhtelif teşekküllere ait 15 kadar çelenk törenle Atatürk Anıtı­na konuldu. Bu merasimi mütaakıp Ça­nakkale Valisi Raif Pek, kürsüye gele­rek 18 Mart Zaferine katılmak zahme­tini ihtiyar eden Millî Savunma Baka­nı ile Üniversütelilerimize ve halka te­şekkürlerini bildirmiş ve 38 yıl önce cihan tarihinde büyük ün bırakan Meh­metçiğin kahramanlıklarını belirten bir hitabede bulunmuştur. Sık sık alkışla­nan bu söylevden sonra subaylar adına

image002.gifEmeıkli Yarbay Şemsettin Çamoğlu ve bunu takiben de Üsteğmen Yusuf Ak-■gıiiilıü, öğretmen Mürüvvet Bayar, ts« tanbui Türk Talebe Birliği adına Emel Enveroğlu, Ka.mur.an: Evliyaoğlu, Rah-mi Erdem, Ankara Üniversitesinden Emin ürel, Teknik Üniversiteden Tur­han Onur, îzmir Yüksek Ticaret Okulu adına Rasim Küçüikel ve ■ Çanakkale Yüksek Tahsil Gençliği ile sporcular adunaı birer konuşma yapıldı.

iki saat kadar süren bu konuşmala­rında gençlerimiz, dün Çanaıkkale'de ve bugün de Kore'de çarpışan Mehmelt-■ çiğin kahramanlıklarından, fedakârlık-larından sitayişle bahsedecek türk sün­gü ve Türk imanı 36 sene evvel muaz­zam bir düşman kuvvet ve donanması­nı Çanakkaıle Boğazının temiz sularına nasıl gargedip mağlup etti iıse bugün de ona saldırmak behbaıtlığında bulu­nanlara aynı iman ve şevfele karşı koy­mağa azımettiğini belirtmişler ve bu­günün in!ki!â,p gençliğinin Atasının izinden yürüyerek onun. emanetlerini ilelebet muhafaza ve .müdafaa' edeceği­ni ilâveetmişi erdir.

Son olarak kürsüye gelen Millî Savun­ma Bakanı Hulusi Köymen aşağıdaki nutku söylemiştir :

«Sayın ÇanaJkkalelİIer, değerli misafir üniversiteli gemlerimiz,

Dünyanın savaş tarihinde müstesna bir kiyanelt taşıyan 18 Mart Zaferinin yıl­dönümü olan bu kutlu günde aranızda (bulunmaktan mütevellit duyduğum bahtiyarlık ölçüsüzdür. Ankara. İstan­bul ve îzmir gençliğinin, bu tarihsel gü_ ne kajtılımal arından ötürü de kendileri­me teşekkür etmeyi ayrıca bir borç bi­lirim.

'Sayın arkadaşl-ar,

Maddî imkânlar bakımından nispetsiz üstünlükte düşman kuvveleri karşısın­da Türk ordusu, vatan ve millet aşkı, 'mulıafo'beti 'gönlünü tutuşturan ve kı-Mlmayan arami ilıe her zaman harikalar yaratmaya hazırdır. Gelibolu'nun en dair cephesinde ©t ve kemikten yükse-' len kaleler arkasında imanla saıvaşır-ken vücutlarını toprağa bırakarak göz­lerini yurdun semasına dikerek müba­rekruhlarını Tanrıya teslim edenşe-

hitlerimiz Türk milletinin şerefli ordu­sunda IbaaBü ıbâdelmevt sırrına kavuşa­caklardır. Ordunun küçük bir cüzü olan Kore'deki şanlı tugayın emsalsiz kahramanlıkları bunun en kesin ispa­tını dünyanın idrakime sermiştir.

Türk milletinin iradesini temsil eden Büyük Millet Meclisi, milletin gözbebe­ği kadar aziz ordusunu bağrına bas­mıştır. Bu kıymetli varlığın ihtiyaçları­nı karşılamak için hiıçtoir fedakânlılt-tan kaçınmamıştır. Dünyanın bu en. karışık ve karnahk yiûinda sosyal1 ve iktisadi kalkınmamız için bütçede ay­rılan tahsislerle Hükümet -büyük teşeb­büslere girişmiştir. Bunlar, orduya hu-duitsuz itimadın sarih ifadesi olarak karşılanmak lâzımdır.

'En kötü santiar içinde dahi emsalsiz zaferler toplayan Türk ordusuna mu­habbetimiz derindedir. Bu orduya şe­refle dolu miras hazinesi bırakan mü­barek selimlerimize Türk milletinin şükranı elbedidir. Onların ruhları şad ve Türk milleti varolsun.»

Gençlerimizin ve Başkanın bu ateşli sözleri Cumhuriyet Alanını dolduran 'bdn'Ierce Çanaıkkaleli tarafından şiddet­le alikışlanımıştır.

Bu nutuklardan sonra askerî kıtaların, okulların ve ünivesiteLilerin iştirakiyle bir geçit resmi yapılarak törene saat 13,15 te son verilmiştir. Öğleden sonra saat 14,30 da otomobil­lerle şehitliklere gidilmiş ve muhtelif" ■teşekküller adına birer çelenk konu­larak nutuklar söylenmiş ve bir askerî birlik tarafından saygı ateşi yapılmış­tır.

19 Mart 1951

— îstanibül :

Türkiye MiIİÎ Taleibe Federasyonu ta­rafından Basın ve Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğünün himayesi aıltında tertip edilen (Talebe Turizm Konferan­sı) öğleden sonrâlki oturumda iki ko­misyon şeklinde çalışmalarına devam Gitmiştir. Birinci komisyonun mevzuu seyahatlerin artırılması ve Ifou meselede gösterilecek kol ay İlıklardır. İkinci ko­misyonun mevzuu teşkilâm1 geliştiril­mesi ve diLe kıl erdir.

da Ankara'dan -gönderilmiş olan bir bando yer almış ve mektepliler, dört beş ibin Kırşehirli de etrafını sarmış bu­lunuyordu.

■Büyük Türk'e ve onun vücuda getirdiği inkilâba sadakette ıbirliği gösteren bir manzara da üç partinin, Demokrat, Halk ve Millet Partileri mümessillerin hep beraber mevki almış olmaları idî.

Bu sabah İçişleri Bakanı Rükneddin Nasuhioğlu refakatinde Kırşehir Millet­vekili Amiral Rifat Özdeş, Ankara Mil­letvekili Osman Şevki Çiçekdağ ve An­kara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik olduğu halde Ankara'dan hareket etmiş­lerdir.

İçişleri Bakanı şehircivarında yer yer-bütün partilere mensup Kırşehirliler ta­rafından karşılanmış ve doğru Cumhuri­yet Meydanına gidilmiştir.

istiklâl Marşı dinlendikten sonra Kırşe­hir Valisi Edip Yavuz Iıeyacanlı bir 'hi­tabe irad etmiş ve bütün inkilâplarımı­zın sembolü olan Atatürk (heykeline ya­pılan tecavüzü tel'in ederek failinin el­bette yakın bir zamanda (bulunacağını ve cezasmı göreceğini söylemiştir. Bundan sonra Ortaokul Müdürü Sabri Brgül çok candan bir hitabe irad etmiş ve Atatürk'ün Türk milletinin sembolü

(Bu yerler 4'çin vali ve kaymakamlar muhtarlara işyer­lerine ait bir liste doldurtacaklardır.) ib) Sayınım ev sanayii ile olan münase­beti :

Yu'karda da işaret edildiği gibi ev sana­yii 2000 den fazla nüfuslu koy, (bucak, ilce ve il merkezlerinde sayıma dâlıil edlimiyecektir. Ancak 2000 ve daha az nüfuslu köy ibucak merkezlerindeki muh­tarlara dolûurtulacak işyeri cetvellerin­den ıbaşka içinde ev sanayii ile meşgul ■aileler bulunan köyler için vali ve kay­makamlara ayrı bir liste doldurtulacak-tır.»

Bu toplantı sırasında basın mensupları­na makine daireleri 'gezdirilmiş ve tas­nif, tashih ve modern hesap makineleri hakkında uzmanlar tarafından izahat verilmiştir.

— İstan/bul :

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu ve Millî Eğitim Bakam Tevfik İleri bugün saat 15 te vilâyette Türkiye Millî Talelbe Federasyonu tem­silcilerini kabul ederek son hâdiseler üzerinde hasbihalde bulunmuşlar ve Fe­derasyon temsilcilerinin görüşlerin: din­lemişlerdir. Bu arada Federasyon idare Kurulu Üyesi iMemduh Kutdemir Ba­kanlara son hâdiselere sebebiyet veren birkaç talebe ile iberaber olmadıklarını bildirerek ibu talebelerin hareketlerinden' duydukları tessürükaydetmişlerdir.

Talebelerle hasbıhalden sonra Vilâyet toplantı salonunda İstanbul "üniversitesi ve Teknik Üniversite Rektör ve Dekan-lariyle görüşen Devlet Bakanı ve Baş­bakan Yardımcısı i!e Millî Eğitim Ba­kanı beraberlerinde İstanbul Valisi ol­duğu halde mütaakılben Teknik Üniver­siteye giderek orada yapılan mühendis­ler günü törenine iştirak etmişler ve da­ha sonra basın mensuplarını davetle rmhüşterek olarak aşağıdaki 'beyanatı vermişlerdir :

«Bir kısım talebe teşekküllerinin bazı idareci ve mensuplarının bağlı bulun­dukları birlikleri politika sahasına sü­rüklemeğe çalıştıkları anlaşılmıştır. Bu gayretin neticesi olarak kanunlar ihlâl edilmiş, mitingler tertip edilmiş, suçlu-

ları korumağı istihdaf eden beyanname­ler çıkarılmış ve beyanatlar verimiştir.

Bütün bu vahim hâdiselerin muharrik­leri adalete teslim edilmişlerdir ve edi­leceklerdir. Ancak, ibu-hareketlerin al­tında bir takım politikacıların olduğu ■da görülmektedir. .Bu politikacılar mem­lekette mevcut olmayan irticadan bah­setmek suretiyle dini siyasete alet et­mekten çeknimemişlerdir .

Memlekette 'hürriyet niızammınmuıhafa-zası vazifesi ile mükellef olan Hükümet bu nizamın kayıtsız ve şartsız işlemesi tedbirlerini almakta tereddüt etmiyecek-tir. Vicdan hürriyetini sokak nümayiş­leri, mitingler, gürültü ve patırtı ile bas­kı altına almak gibi har.ektler 'karşısın­da iktidarın tereddüde düşmesini bekle­yenler ihüısnana. uğuamişLandır. Vatan­daşların vicdanına hükmekmek isteyen­lere en katî ve en şiddetli bir şekilde karşı gelinecektir.

■Son olarak şu noktayı foelitrmek isteriz: İstanbul Üniversitelerine mensup vatan Çocuklarının pek büyük çoğfuiiluğımuaı bu hâdiselerle alâkalı olmadığı ye. on­ları takbih ettikleri de bir (hakikâttir.»

— Ankara :

Büyük Türk Mütefekkiri Ziya Gökalp'-xn doğum yıldönümü münasebetiyle, «Türk Büyüklerini Anma, Yaşatma Der­neği» tarafından bugün saat 17,30 da Ankara Haikevinde bir tören tertip edil­miştir.

Toplantıda bir konuşma yapan Seyhan Milletvekili Remzi Oğuz Arık, Ziya ÖökaLp'm, hayat ve İfade vertiği ideolo­jisini tarih, çerçevesi içinde izah ederek, siyasi görüşünü, hürriyet aşkını ve is­tibdat aleyhtarlığını, muhtelif devirler­de ve muhtelif sahalardaki çalışmaları­na* onunla başlayan Türkçülük cereyanı­nın merhalelerini, ona inananların vacu-da .getirdikleri millî mukavemet cephele­rini, memleketin uyanışında ve inkılâp-lanmızdaki mühim tesirlerini belirtmiş

ve nihayet Ziza Ctökalp'ı içinden yetiş­tiği ■m'iılloti ibiü-tün ceplh el eriyle ele alan /bir İnsan olarak vasıflandıhmıştır.

Hatip, bu büyük insanı anmaktan ve-yaşatmaktan duyduğu zevki izhar ede­rek sözlerine son vermiştir.

image003.gifBüyük Millet Meclisinin 2 Mart 1951 tarihindeki toplantısı :

Ankara : 2 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'de Başkanvekillerinden Kayseri Millet­vekili Fikri Apaydm'in başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman İzmir Milletvekili Cihat Baban, Meclisin tatil devre­sinde, milletvekillerinin göçmenlere yardım dâvasına müzaharet etmelerini rica etmiş bundan sonra gündemdeki maddelerin müzekeresine geçilmiştir. Konsolosluk Kanunu tasarısının geri verilmesi hakkında Başbakanlık tez" keresi ile Burdur Milletvekili Mehmet Özbey'in, Devlet, Gümrük ve Tekel Ulaştırma ve İşletmeler Bakanlıklarının kaldırılması, Diyarbakır Milletveki­li Ferit Alpiskender'in, Devlet memurları aylıklarının tevhit ve teadülüne dair olan 3656 sayılı kanunun 10 uncu maddesine bir fıkra eklenmesi ve Kon­ya Milletvekili Ümran Nazif Yiğiter'in, Türk Ceza Kanununun 12 nci mad­desinin değiştirilmesine dair olan kanun teklifinin geri verilmesi hakkındaki «nergeler okunmuştur.

Bundan sonra İhtiyarlık Sigortası Kanununun 40 inci maddesinin kaldırılma-.sı için İstanbul Milletvekili Ahmet Topçu tarafından yapılan kanun teklifi ile Çalışma Komisyonu raporunun ivedilikle müzakeresine geçilmiştir. Okunan komisyon raporunda, işçilerin haklarını haleldar eden bu maddenin kaldırılmasına oy birliği ile karar verildiği bildirilmekte idi. Bu hususta söz alan Hulusi Köymen raporun kabul edilmesini istemiş ve şu izahatı vermiştir:

«Sayın arkadaşlarım, kabulü teklif edilen tasarının mevzuu İhtiyarlık Sigor-~tası Kanununun 40 inci maddesinin kaldırılmasına mütedairdir. Bahsi geçen bu kırkıncı madde, kanuna göre ihtiyarlık aylığından faydala­nabilecek bir duruma gelen işçilerin gerek kendi arzuları ile işlerini terkede-rek artık istirahata çekilmesi, gerekse ihtiyarlık aylığından faydalanacaklar düşüncesiyle işveren tarafından işlerine son verilmesi halinde kendilerine iş yerinde geçmiş bulunan hizmet seneleriyle mütenasip olarak, işveren tara­fından bir kıdem tazminatı verilmesi mecburiyeti olmadığını belirtmektedir. Malûmları bulunduğu üzere, (3008) sayılı İş Kanununun 13 üncü maddesi, bugün yürürlükte bulunan şekle göre, süresi muayyen olmıyan iş akitlerinin iş veren tarafından iş bitmezden önce feshedilmesi halinde işçiye bir kıdem tazminatı verilmesini âmirdir. Böyle bir kıdem tazminatından istifade edebil­mek için işçinin iş yerinde üç yıldan fazla çalışmış bulunması şarttır. Tazminat tutarı, İş Kanununa göre, işçinin işe başladığı tarihten itibaren, her "bir tam iş yılı için onbeş günlük iş tutarıdır. Meselâ, işçi 10 sene çalışmış ise, ^5) aylığına tekabül eden bir parayı kıdem tazminatı olarak alacaktır.

208 — 2

image004.gifimage005.gifimage006.gifimage007.gifimage008.gifBingöl Milletvekili Feridun Fikri Düşünsel'in Gedikli Erbaş Kanununa ge­çici bir madde eklenmesine dair kanun teklifi ve Millî Savunma Komisyonu raporu ivedilikle müzakere ve kabul edilmiştir. Kabul edilen geçici maddede şöyle denilmektedir :

Millî Eğitim sanat enstitüsünde :

Millî Savunma Bakanlığı hesabına sanatkâr yetiştirilen öğrencilerden 1949
1950 ders yılı Eylül döneminde mezun olanlar bu ders yılına mahsus olmak
üzere 1 Ekim 1950 tarihinden itibaren gedikli üstçavuş nasbedilirler.

Bu enstitülerde Millî Eğitim Bakanlığı veya kendi hesaplarına okuyarak
1949 - 1950 ders yılının Haziran döneminde mezun olanlardan 5619 sayılı ka­
nunun yürürlüğe girmesinden önce müracaat ederek hizmete alınmış olanlar
ile bu ders yılından evvel mezun olup da 1949 - 1950 mezunları arasında hiz­
mete almanlar bu kanunda yazılı altı aylık fabrika stajını başarı ile ikmal et­
tikten sonra gedikli üstçavuş nasbedilir. Ve nasıpları aynı sene Haziran dö­
neminde mezun, Millî Savunma Bakanlığı hesabına okuyanların nasıp tarih­
lerine götürülür.

(b)fıkrasmda yazılı olanlardan aynı ders yılı Eylül dönemi mezunlardan
hizmete ahnanlaar, keza fabrika stajını başarı ile bitirenler hakkında da (a)
fıkrası hükümleri tatbik olunur.

Yukrıdaki hükümler gereğince nasıplarıgeriyealınanlara geçen zaman
için maaş farkı verilemez.

Müteakiben Millî Savunma Bakanı Refik Şevket İnce söz istemiş ve tütün ikramiyelerinin malûllere, şehit çocuklarına verilmekte olan nisbetlerinin, yeni Tekaütlük Kanunu ile mesnetsiz kalması karşısında bu ikramiyelerin verilmesini derpiş eden bir kanun teklifi olduğunu bildirmiş ve ivedilikle gö--rüşülmesini istemiştir.

Millî Savunma Bakanının teklifi kabul edilerek, müzakîre edilmiş ve tasarı kanunlaşmıştır.

Yeni kanuna göre, malûl ve şehitler bu ay içinde tütün ikramiyelerini alabi­leceklerdir.

Başkan, milletvekillerinin seçim bölgelerinde tetkikat yapabilmelerini sağ­lamak İçin 26 Mart Pazartesi gününe kadar bir ara verilmesini teklif etmiş ve bu teklif kabul edilerek, 26 Mart Pazartesi günü saat 15 te toplanmak üze­re oturuma son vlrilmiştir.

Başbakan Adanan Menderesin Milliyet Gazetesi Başyazarı Ali Naci Karacaya beyanatı :,

Ankara : 17 (A. A.) —

Başbakan Adnan Menderes, bugün kendisinden mülakat rica eden Milliyet Başyazarı Ali Naci Karacan'ı Başbakanlıkta kabul ederek, yazılı olarak sor­duğu üç suale şu cevapları vermiştir:

S. 1 — Bugün memleketi meşgul eden üç mühim iç politika meselesi üzerinde hükümet görüşünü öğrenmek istiyorum. Vereceğiniz cevapların halk efkârını

image009.gifgereği gibi aydınlatacağını ve ortalıktaki politika sislerini dağıtacağını umu­yorum. Öğrenmek istediğimiz birinci mesele şudur :

Teşkil ettiğiniz yeni kabine bazı çevrelerde bir süpriz tesiri yarattı. Yeni bir kabine teşkili için Cumhurbaşkanlığına yazdığınız tezkerede gösterdiğiniz se­beplerle kabine şeklinin telif edilemez olduğu iddia edildi, Bu akisler karşısın­da ne düşünüyor sunuz?

C. 1 — Sualinizin Sayın Cumhurbaşkanına tevdi ettiğim istifa tezkeresinden kabinenin toptan değiştirileceği mânasının çıkarılmış olduğunu anlatmaktadır, istifa mektubumdan nasıl olup da böyle bir mâna çıkarıldığını anlamak güç­tür. Kabinenin çok daha geniş bir değişikliğe tâbi tutulmasına taraftar olan­lar bulunabilir. Böyle düşünenlerin kabinenin' muvaffak olmadığı kanaatma dayanmaları lâzmıgelir. Halbuki ben her bakımdan en nazik bir intikal dev­resinde ve çok zor şartlar altında vazife görmüş bir hükümetin reisi olarak değişen kabinenin muvaffak olmadığı kanaatmda değilim. Nerede kaldı ki bir çok. sual takrirlerinin müzakeresi komisyonlarda cereyan eden dikkatli ince­lemeler ve nihaylt haftalarca geceli gündüzlü devam eden bütçe tartışmaları neticesinde kabinemiz kahir bir ekseriyetle Büyük Millet Meclisinin itimadına mazhar olmuştu. Hal böyle olduğuna ve kabinenin teşkili vazifesi de tekrar "bana tevdi edildiğine göre, istifa mektubundaki «kabinenin .bugünün şart­larına göre teşkiline imkân vermek» tâbirinden benim anladığım, işte yeni kabinenin kuruluşunda eskisine nazaran yapmış olduğum tadillerden iba­rettir.

Kabine altı bakanın yerlerinin değişmesi ve üç bakanın açıkta kalarak yer­lerine yeni üç bakanın tayin olunması benim takdirinıce günün şartlarına gö­re kabinenin kurulmuş olması demektir.

S. 2 — Memleketin muhtelif yerlerinde yer yer irtica hareketleri görüldü­ğünden, Atatürk inkılâplarına karşı çeşitli belirtilerden şikâyet edilmekte­dir. Bu arada Konya'daki Demokrat Parti kongresinde bir partilinin fes, çar­şaf ve Arap harfi istediğinden bahsolunmaktadır. Bu vaziyet karşısında hükü­met ve parti başkanı olarak düşündüklerinizi öğrenebilir iniyim?

C. 2 — Demokrasinin esası tahammül ve müsamaha ruhuna dayanır. Hanr gi istikametten gelirse gelsin taassubu, tahammül ve müsamaha ruhu ile ve binnetice demokratik nizamla telif etmek mümkün değildir. Din ve vicdan hürriyetini baskı altında bulundurmakta devam etmek ve taassup göstermek dahi şüphe yok ki, hürriyet nizamında yeri olmıyan bir harekettir. Ortada haklı bir sebep mevcut değilken irtica vardır diye memlekette heyecan ya­ratmağa çalışmak da dini siyasete âlet etmenin bir başka nev'i olur. Düşünelim ki. Demokrat Partinin bütün nahiye, kaza ve vilâyet merkezle­rinde ve bundan başka hemen, hemen memleketin bütün köylerinde teşki­lâtı vardır. Bütün bu teşkilâtın onbinleri bulan kongreleri bu aylarda yapıl­mış ve yapılmaktadır. Bunların hiç birinin irtica tehlikesinin mevcudiyetine delâlet edecek bir ses ve belirti gelmemiştir. Hâl böyle iken ve bu hakikati bir tarafa bırakarak, Konya'nın bir kazasında, bir parti kongresinde, velev dinî taassup ifade etse dahi, bir vatandaşın sözleri ele alınarak ve memleket­te irtica vardır diyerek heyecan uyandırmağa çalışmayı, eğer bir siyasî mak-

image010.gifimage011.gifimage012.gifsat güdüîmüyorsa, en az vicdan hürriyetine karşı bir nevi baskı ve taassubun tezahürü saymak icabeder.

Bu münasebetle meslenin çok hazin bir tarafına da işaret etmek yerinde olur. Vaktiyle Konya'nın geçirmiş olduğu elim hâdise bu vesile, ile hatırlara gel­mekte ve bir vilâyet halkımız bu yüzden üzüntüye sevkedilmiş bulunmakta­dır. Böyle bir halin devamı ne kadar teessürle karşılanırsa azdır.

Bu arada bazı kimselerin, zümre veya siyasî teşekküllerin kendillrini Ata­türk inkılâplarının bekçileri saymaları ve bu imtiyaz ve inhisarı kendilerinde görmeleri, yine bir siyasî maksat güdüîmüyorsa, fuzulî bir gayretkeşlikten ibarettir. Dikkat edilecek olursa bu gayretkeşlik ancak şöyle izah olunabilir : Onlar demek istiyorlar ki, bu memleketin her tarafında irtica körüklenerek büyük bir tehlike yaratılmak ihtimal ve imkânı vardır. Yani birkaç mutaasıp adam Türk milletini pişine takarak dini siyasete âlet etmeğe ve tehlikeler ya­ratmağa muktedir olabilir. Hakikat asla böyle değildir. Eğer onların düşün­cesine bir an için iştirak edecek olursak Türk milletinin irtica ve dinî taassup bakımından çok iptidaî bir hal ve seviyede bulunduğu iddiasını da kabul et­mek zarurî olur. Böyle asılsız bir iddia ve faraziye ile ortaya atılmak, -eğer derin bir gaflet eseri değilse, muhakkak ki, Atatürk inkılâplarının fuzulî bek­çiliği sıfatını takınmak suretiyle siyasî maksatlar takip olunduğunun delilini teşkil eder.

Lütfen kabul olunmalıdır ki, Türk milleti siyasî şuuruna sahip olduğu kadar din ve dünya işlerini, din ile siyaseti biribirindln ayırt, edecek kadar olgunlu­ğa da sahiptir. Binaenaleyh bu memleketin hayrına olarak gerçekleşmiş bu­lunan inkılâpların bütün memleket sathına yayılmış ve sayısız koruyucuları vardır ve inkılâpların hakikî bekçisi bizzat Türk milletidir. Demokratik ni­zam içinde meclise ve onun hükümetine düşen vazife ise, vicdan hürriyetini teminat altına almak ve bu hususta mevcut kanunlara aykırı hareketler vâ­ki olursa bunları takip ve cezalandırmaktan ibarettir.

S. 3 — Son bütçe nutkunuzda partiler arası münaslbetler bakımından kul­landığınız müsamahalı lisan halkta ve basında iyi tesirler tarattı. Muhalefet matbuatı, o vaidlerin gerçekleşmesini beklediklerim, büyük dâvalarda hü­kümeti desteklemeğe hazır olduklarını yazıyorlar. Bu iddiaların samimiyetini görmek, memlekette ahenkli ve yalnız vatanperverlikten ilham alan bir zih­niyet ve karşılıklı tesanütle hareket etmek üzeri partiler arası münasebetleri yeni bir zemin üzerinde verimli bir hale koymak nasıl ve ne zaman mümkün olacaktır?

C. 3 — İkinci sualinize verdiğim cevapta işaret ettiğim gibi demokraside ta­hammül ve müsamaha esastır. Devlet emniyetinin ve büyük fedakârlıklar ba" hasma Türk milletinin nihayet 14 Mayıs'ta tahakkuk ettirdiği büyük inkılâ­bın mahfuz bulundurulması zaruretinin çizdiği hudutlar içinde geniş ve mü­samahalı bir zihniyetle hareklt etmeği Demokrat Partinin Türk milletine kar­şı taahhüt ettiği çok mühim bir esas olarak kabul etmekteyiz. Ancak, yalnız bir tarafın sulhu istemesi ile sulhu istihsal etmesi mümkün değilse partiler arası iyi münasebetlerin tesisi için de yalnız bir tarafın iyi niyeti ve müsama­halı hareket etmesi kâfi gelmez. Biz bu husustaki niyet ve düşüncelerimizi

image013.gifimage014.gifimage015.gifmuhtelif vesilelerle ve nihayet bundan onbeş gün evvel bütçe müzakereleri münasebetiyle en açık surette istifade etmiş bulunuyoruz. Halbuki, mesuli­yet taşıyan bir insan sıfatiyle yaptığım bu son hitabı takiben görmekte oldu­ğumuz mukabele ümit verici değildir. Hatta diyebilirim ki, hücumlar eski­sinden de şiddetli derecelere vardırılmıştır. Partiler arasındaki münasebet­lerin iyileşmesini bir türlü istememek ve partilerinin menfaatini mutlaka çe­kişmede aramak gibi bir niyeteri olduğuna hükmetmek çok teessüfe şayan bir hal olur. Hükümet olarak, parti olarak kanunun suç saydığı hakaretlere maruz kaldığımızda şüphe yoktur. Şahısları tezyif maksadiyle yapılan hü-cumlarsa elem vericidir. Bu halin nerede biteceğini düşünmek fikrimce on­lara düşmektedir.

Maliye Bakanı Hasan Polatkan Gelir Vergisi hakkında basına be­yanatı...

İstanbul: 17 (A. A.)—

Birkaç gündenberi şehrimizde bulunan Maliye Bakanı Hasan Polatkan bu­gün saat 12 de Defterdarlıkta bir basın toplantısı yapmış ve muhtelif mevzu­larda sorulan sualleri aşağıdaki şekilde cevaplandırmıştır :

1 — Gelir vergisi tatbikatının bizzat müşahede eylemek maksadiyle Galata, Beyoğlu, Eminönü vergi dairelerine giderek yapılmakta olan işler hakkında alâkalılardan izahat aldım. Bu arada vergi mükellefleriyîe de görüştüm be­yannamelerin alınmasının ve bunlara göre vergilerin tahakkuk ettirilerek ka­nun hükmüne göre yarı miktarının tahsili işinin intizamla cereyan etmekte olduğunu gördüm. Henüz tatbikata başlanmış bulunan gelir tatbikatının vere­ceği neticeler hakkında şimdiden kat'î bir şey söylenemez. Eskiden kazanç vergisine tabi olan ve yeni sistemde kurumlar vergisi ödeyecek bulunan ku­rumların beyannamelerini verme zamanları Nisan ayıdır. Bu-sebeple tatbik etmeğe yeni başlamış olduğumuz vergi sistemlerinin ne netice verdiği hak­kındaki suali cevaplandırmak için vakit henüz erkendir. Bu münasebetle şu cihetin belirtilmesini faydalı görüyorum. Noterde defter tasdik ettiren gelir vergisi mükelleflerinin sayısı İstanbul'da 16 bin küsur olarak tesbit edilmiş­tir. Sene içindeki gelire tabi olanlarla gayrimenkul sermaye iradı doîayısiyle beyanname vermesi lâzımgelenler 4 bin kadar tahmin edildiğine göre İstan­bul'da beyannameye tabi mükellef sayısı 20 bini bulacaktır. Bu mükellefle­rin beyannamelerini Mart ayı içinde vermesi lâzımdır. Mart ayının yarısını geçirmiş olmamıza rağmen şimdiye kadar ancak 3 bin mükellef beyanname vermiştir. Şayet mükellefler beyanname vermek için ayın günlerini bekle­yecek olurlarsa vergi idaresinin bunları karşılaması güçleşecektir. Onun için mükelleflerin işlerinin biran evvel bitirilmesi ve son günlere kalmak sure­tiyle Mart ayı içinde beyanname vermemek gibi bir durumla karşılaşarak kanunun cezai müeyyideleriyle karşı karşıya kalmamaları için Mart sonuna kadar behemehal beyannamelerini getirip vermeleri lâzimgelmektedir.

image016.gifimage017.gifTürkiye ile Federal Almanya Hükümetleri arasındaki tediye anlaş­masına dair teati edilen mektup metinleri.

Ankara : 29 (A. A.) —

Türkiye - Federal Almanya tediye anlaşmasının 3 üncü maddesi ekinde rau--sarrah tediyelere yeni ilâveler yapılması hakkında 7 Mart 1951 tarihinde Frankfurt'ta mektup teatisi suretiyle iki hükümet bir anlaşmaya varmışlar­dır. Teati edilen mektup metinleri şunlardır :

Frankfurt/Main, 7 Mart 1951 Sayın Başkan,

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Almanya Federal Cumhuriyeti Hükü­meti arasında aşağıdaki hususlar üzerinde mutabık kalınmış olduğu teyit ey­lemekle şeref duymaktayım:

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Almanya'nın Amerikan, İngiliz ve Fran­sız askerî guvernörleri arasında aktolunan 15 Ocak 1949 tarihli tediye anlaş­masının 3 üncü maddesi eki olup, 23 Haziran 1950 tarihinde teati olunan mek­tuplarla bazı ilâveler yapılan câri tediyelere müteallik liste berveçhi âti geniş­letilmiştir :

— «Diplomatik, konsolosluk ve sair resmî temsil teşkilâtının masraflarına
ve faaliyetlerinden doğan hasılata ait tediyeler"

— «Transit ticaretinden doğan masraflar ve gelirler.»

— «Fuar ve sergi masrafları.»

— «Kefalet ve teminat mükellefleriyle ilgili tediyeler.»

— Reasürans ve mükerre reasürans sahalarına ait (sold, prim tazminata
iştirak gibi) bilumum muamelelerle ilgili tediyeler.»

— «Kanunî veya ahdî mükellefiyetlere müstenit nafaka ve yardım tediye-
leriyie, hastane ücretleri.»

Üstün saygılarımla kabulünü rica ederim sayın başkan.


Alman Heyeti Başkanı Sayın Bay Dr. Kurt Schöne

Frankfurt/Mam


Nizamettin Ayaşlı

Frankfurt/Main, 7 Mart 1951


SayınBaşkan,

Almanya Federal Cumhuriyeti Hükümeti ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti arasında aşağıdaki hususlar üzerinde mutabık kalınmış olduğunu teyit eyle­mekle şeref duymaktayım:

Almanya'nın Amerikan, İngiliz ve Fransız askerî guvernörleri ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti arasında aktolunan 15 Ocak 1949 tarihli tediye anlaş­masının 3 üncü maddesi eki olup 23 Haziran 1950 tarihinde teati olunan mek­tuplarla bazı ilâveler yapılan carî tediyelere müteallik liste berveçhi âti geniş­letilmiştir :

image018.gifimage019.gifimage020.gifİşbu protokol Frankfurt/Main'da 7 Mart 1951 tarihinde her iki dildeki metin­ler muadil sayılmak üzere ikisi Türkçe ve ikisi Almanca olarak dört nüsha ianzim edilmiştir.

Türk Heyeti BaşkanıAlman Heyeti Başkanı

(N. Ayaşlı)(Dr. Schöne)

Büyük Millet Meclisinin 30 Mart 1951 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 30 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'de Refik Koraltan'm başkanlığında top­lanmıştır. Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, localarından meclis müzakerelerini ta­kip etmekteydiler.

Oturum açıldığı zaman, başkan, 'yeni hükümeti kuran İstanbul Milletvekili Adnan Menderes'in, programını okuyacağını söylemiş, bunun üzerine kürsü-ve gelen Başbakan, hükümet programını okumuş ve şiddetle alkışlanmıştır.

Başbakanın programını okumasını müteakip, Eskişehir Milletvekili Abidin Potuoğlu tarafından verilen ve programın müzakeresinin önümüzdeki Pazar­tesi gününe bırakılmasını teklif eden Önerge, ittifakla kabul olunmuştur. Bundan sonra gündemdeki maddelerin müzakeresine geçilmiş ve Amasya Milletvekili Kemal Eren'in, gayrimenkule tecavüzün define dair olan 2311 sa­yılı kanunun 2 inci maddesinin değiştirilmesi hakkındaki kanun teklifinin ge­ri verilmesine dair önergesi ile Ankara Milletvekili Salâhattin Benli'nin, gay­rimenkule tecavüzün define dair olan 2311 sayılı kanunun 2 inci maddesinin değiştirilmesi hakkındaki kanun teklifinin geri verilmesine dair önergesi ka­bul edilmiştir.

1944 bütçe yılı kesinhesabma ait genel uygunluk bildiriminin sunulduğuna da­ir Sayıştay Başkanlığı tezkeresiyle 1944 yılı kesinhesabı hakkında kanun ta­sarısı ve Sayıştay Komisyonu raporunun müzakeresinde söz alan Maliye Ba­kanı Hasan Polatkan, izahlarda bulunarak, mezkûr yılın gelir ve giderlerini rakamlarla bildirmiş ve böylece geçen birleşimde bu mevzuda Niğde Millet­vekili Necip Bilge tarafından sorulan sözlü soruya da cevap vemiştir. Bakanın açıklamasını müteakip söz alan soru sahibi, geçmiş senelere ait bir bütçe hakkında Bakanın vermiş olduğu izahlardan dolayı teşekkür etmiş ve böylece 1944 bütçe yılı kesinhesabınm, bütün eksiklikleri ve anormalliği ile ortaya çıkmış bulunduğunu beyan eylemiştir.

Bundan sonra, tekrar incelenmek üzere, raporun komisyona geri verilmesini derpiş eden önerge oya sunularak kabul edilmiş ve rapor komisyona geri ve­rilmiştir.

Meclis Pazartesi günü toplanacaktır.

Arkadaşlar;

Kökü dışarda olan teşkilâtın faaliyetini fikir hürriyeti çerçevesi içinde mü­talâa etmek ve müsamaha ile karşılamak bizim, için mümkün değildir. Bir çete halinde ve gizli teşkilât olarak muhayyel bir istilânın öncülüğü vazife­sini görmeğe yeltenenlere karşı kanunî tedbirlerimiz daima şiddetli olacaktır. Bu nevi faaliyetleri biz, fikir hürriyetiyle asla alâkalı görmemekteyiz. Bu mücadelemizde ilk programımızda da izah ettiğimiz gibi birinci hedefimiz ka­nunî kıstaslar elde etmektir. Türk hâkimine bu neviden 'suçları teşhis edip cezalandırabilmek imkânlarını vermek lâzımdır. Bunun için sarih tarif ve kıstaslara dayanan kanun maddelerine ihtiyaç aşikârdır. Bu ihtiyaca uyarak hükümetçe hazırlanan kanun tadilleri Yüksek Meclisin komisyonlrmda tet­kik ve müzakere halindedir.

Yine bunun gibi vicdan hürriyetiyle telifini mümkün görmediğimiz ve artık geçmişe ait telâkki edilmesi icap eden birtakım zaruretlerin itiyat haline ge­tirdiği hareket ve teşebbüslere de katı olarak son vermenin icap ettiği kana­atindeyiz. Din ile dünya işlerini biribirinden ayrı tutmayı ve vicdan hürri­yetini baskı altında bulundurmamayı demokrasinin ana prensiplerinden ad­detmekteyiz. Bu hususta parti programımızda Türk Milletine karşı taahhüt etmiş bulunduğumuz esastan hiçbir tahrik bizi inhiraf ettirmiyecektir. Ne dindarların, ne de kendini dinle alâkalı görmeyenlerin biribirlerini karşılıklı olarak baskı altına almalarına ve bu suretle vatandaşların zümreleşip iki ka­rargâh haline gelmelerine asla müsaade etmemek icap eder. Gayrı mesul şahısların veya zümrelerin, vicdan hürriyeti sahasında kendi" lerini vazifeli ve bir nevi vasi telâkki ederek harekete geçmelerini ve kanun­ları ihlâl etmelerini yine kanunlara dayanarak mutlak surette önleyeceğiz. Milletleri yükselten ileri ve medenî fikirleri ve prensipleri destekleyip mu­zaffer kılmak, iç politikamızda daima gözönünde tutacağımız bir esas ola­caktır.

Arkadaşlarım;

Matbuat hürriyetini hattâ bütün hürrüyetlerin teminatı saymak çok yerinde oluı. Bu itibarla matbuat hürriyetinin büyük bir hürmet ve hassasiyetle mu­hafazasına çalışılacağını hiçbir tereddüde mal bırakmıyacak katiyetle ifade etmek isteriz. Ancak, hiçbirimizin gözünden kaçmadığına ve bütün vatan­daşları ve hakikî matbuat hürriyetine samimî olarak bağlı bulunan matbuat müntesiplerini mustarip ettiğine eminiz ki şahsa hakaret, iftira, teşhir ve hat­tâ şantaj mahiyetini taşıyan birtakım neşriyat alıp yürümüştür. Bu kabil neş­riyatın fikir, tenkit ve matbuat hürriyetiyle ve âmme menfaatinin müdafa-siyle bir alâkası olmadığını söylemeğe lüzum yoktur. Bu tarzda neşriyat ka­nunî usul ve müeyyidelerin noksan oluşunun delilini teşkil eder. Bu itibarla

image021.gifimage022.gifhürriyet nizamım liyakatla tatbik eden büyük demokrasilerde mevcut olan .hüküm ve müeyyidelerin tetkikini ve bunların bir tasarı halinde Yüksek Meclise arz ve tekliflerini kararlaştırmış bulunuyoruz.

Sevgili arkadaşlarım;

Bu kısa izahlarımızla devlet hayatında hürriyet nizamına kâtî bir istikrar ver­meğe çalışacağımızı ve kanun ve hukuk devleti kurmak esasına sadakatle bağ­lı kalacağımızı ifade etmek istediğimizi takdir buyuracağınıza eminiz.

Filhakika memlekette vatandaşların fikir hürriyetinden, vicdan hürriyetinden ve şahsî, içtimaî ve siyasî hürriyet ve masuniyetlerin nimetlerinden gereği gi­bi faydalanmaları ancak müstakar bir devlet hayatının temin edilmiş olması­na bağlıdır. Ayni zamanda istikrarı devletin dışta itibarını yükseltecek, dost­larımızla münasebetlerimizi takviye edecek, memleketimize karşı besîlnme-si muhtemel haksız ve kötü emelleri önliyecek en esaslı âmil olarak telâkki etmekteyiz.

Memleketimizin haklı olarak istediği dış emniyetin her bakımdan temin edil­mesinin siyasî ve idarî istikarara ve iç huzur ve emniyete sıkı sıkıya bağlı olduğu şüphesizdir. Dünyanın bugünkü ağır şartları içinde, iç bünyeleri her gün siyasî buhranlarla sarsılan istikrarsız memleketlerin millî varlıklarını muhafaza bakımından ne büyük tehlikelerle karşı karşıya bulunduklarını düşünmek istikrar zarureti hakkında maruzatımızın ehemmiyetini belirtme­ğe kâfidir.

Arkadaşlar;

İçişlerindeki prensibimiz, bütün idare cihazını halkın hizmetine vermektedir. Bununla kasdettiğimiz mâna, idare cihazımızın demokratlaşmasıdır. Zabıta kuvvetlerini tevhit etme kararını vermiş bulunuyoruz. Yaptığımız tet­kiklerden anlaşılmaktadır ki, zabıtanın tevhidi bu cihazın iyi işlemesini te­min edeceği kadar bize mühim tasarruflar yapmak fırsatını da verecektir. Bu tasarruflar, bize zabıtamızın modern vasıtalarla teçhizi ve ıslahı imkânını ve­recektir. Bu husustaki kanun tasarısının Yüksek Meclise sunmak üzereyiz.

Memurin Muhakemat Kanununu, parti programımızda yazılı olduğu gibi, kal­dıracağız. Ancak idarî sisteminden idare cihazının murakabesi sistemine ge­çerken, bir intikal devresinin mahzurlarını önliyecek tedbirleri de almak lâ-zımgeldiğine kaniiz.

Mahallî idareler teşkilâtını, bu müesseseleri vazifeleri itibariyle müsbet su­rette çalışacak veçhile ıslah etmeği ve bu meyanda mahallî idarelerin, varidat ve muhasebe teşkilâtını maliye teşkilâtına ithal etmek ve vilâyet bütçelerinin, merkeze ve diğer ait olduğu müesseselere vermekte oldukları hisseleri, ma­hallî idareler lehine terketmek suretiyle bu teşkilâtı radikal bir reforma maz-har kılmak esasını ihtiva eden kanun lâyihası hazırlanmış olup son tetkikleri yapılmaktadır.

Nüfus idarelerinin içinde bulundukları karışık duruma rasyonel bir nizam bahşeden ilmî esaslara müstenit ve teknik mükemmeliiyeti haiz bir nüfus ka­yıt ve işleme sistemini tesis ve temine hadim Nüfus Kanunu tasarısı hazırlan­mıştır, yakın bir zamanda Yüksek Meclise sunulacakta.

image023.gifimage024.gifimage025.gifimage026.gifArkadaşlarım;

Ziraat işlerimizin hakkında da kısaca maruzatta bulunmağı lüzumlu görmek­teyiz.

Ziraat ve hayvancılığın, iktisadi bünyemizin temelini teşkil ettiğini hiçbir za­man gözden uzak tutmamaktayız.

Ziraat ve hayvancılığı ön plâna alan bir görüşle hareket ederek, ziraî kredi dâ­vasını, ziraat âlet ve vasıtaları meselelerini, hastalık ve haşerelerle mücadele, iyi tohum ve tohumları ıslâh mevzularını, ziraat tekniğine ilerletme çarelerini ehemmiyetle göden geçirmiş ve tatbİka başlamış bulunuyoruz.

Şimdiye kadar tatbik olunan ormancılık politikasının, memlekete fayda ve
halka refah sağlamaktan ziyade yurt ve yurttaş için bir ıstırap kaynağı oldu­
ğunu gözönünde tutarak hazırladığımız kanun tasarısı önümüzdeki günlerde
Büyük Meclise takdim edilmiş bulunacaktır. Bu kanun tasarısı haklı şikâyet
mevzularını halledecek, ormancılık tatbikatına, memleket ve halk menfaati­
ne, ormanın korunmasına, kalkınmaları orman mahsulâtına bağlı vatandaş­
ların yakacak ve pazar ihtiyaçlarını temine yarıyacak hükümleri ihtiva et­
mektedir..9

Hayvancılık işlerimizin başında bulaşıcı ve paraziter hastalıklarla mücadele gelmektedir. Bu sahada koruyucu aşılama ve ilaçlamalara geniş Ölçüde yer verilmiş bulunmaktadır.

Tekel ve gümrük, işlerimize de temas edelim;

Memlekette iş hacmini daraltan ve bu itibarla bir tetkika tabi tutulması uy­gun görülen tekel konuları üzerindeki çalışmalar sona erdirilmiştir. Bu çalış­malar neticesinde kibrit, av malzemesi inhisarlarının tamamen kaldırılması uy­gun görülmüş ve bunun için gerekli olan kanun tasarıları hazırlanmıştır.

İspito ve ispirtolu içkiler tekelinin bilhassa vatandaş sağlığı bakımından, is­pirto ve somaya hasredilerek bunlardan yapılan bira, likör, rakı ve kanyakin imallerinin serbest olmasına imkân verecek kanun tasarısı üzerindeki çalış­malar sona erdirilmek üzeredir. Tasarıların kanuniyet kesbetmeleri halinde vatandaşlar için yeni iş sahaları da açılmış olacaktır.

Gümrük tarifesinin gerek tasnif ve gerekse resim hadleri bakımından yurdun ekonomik ve malî ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde ve milletlerarası çalışma­larla ahenkli olarak yeniden tanzimini lüzumlu görmekteyiz. Gümrük ve tekel kaçakçılığı ile müessir bir tarzda mücadele için gerekli ted­birleri almak kararındayız.

Arkadaşlarım,

Bayındırlık işlerimize, yurt kalkınmasına en kısa zamanda ve âzami randı­manla yardım edebilmesi için, evvelâ ziraat ve millî ekonomi ile çok yakından ilgili mevzular olarak, sonra da bu sahadaki faaliyetleri memlekette iktisadî ve manevî bütünlüğü sağlayacak mlseleler olarak kıymet vermekteyiz.

Bilûmum nafıa hizmetlerini memleketin hakikî ihtiyaçlarına ve iktisadi icap­larına göre ayarlamak, devamlı plân ve programlara bağlamak kararındayız. Karayollarımızı kifayetli bir şekle sokmak zaruretini duyuyoruz. Koy yolla-

image027.gifimage028.gifrını ayrı bir şube olarak, bütün bir yol manzumesi içerisinde mütalâa etmek ve onunla beraber ahenkli olarak yürütmekte fayda mülâhaza ediyoruz. Memleketin kıyı teşekkülâtı, kara ulaştırma sistemi, denizlerde seyrüsefer şartları limanlar mlselesinin hallinde' hareket noktalarını teşkil etmektir. Bü­yük limanlar programının ödeneklerine taallûk eden kanun tasarısı Büyük Meclise sevkedilmiştir.

Kara, deniz ve demiryollarından mürekkep münakale sisteminin ahenkli şe-kilde ve biribini tamamlayıcı olarak geliştirilmesi gerektiğine kani bulunu­yoruz.

Büyük ve küçük su işleri esaslı programlara bağlanmıştır. Şimdiye kadar ih­mal edilen küçük su işleri üzerinde ehemmiyetle durmaktayız. Su işlerimize yeni yehçe verecek kanun tasarıları hazırlanmaktadır. Ulaştırma işlerimiz hakkında da söyliyeceklerimiz çok kısa olacaktır. Ulaştırma işlerimizin iktisadi faaliyetlerinin inkişâfına yararlı bir istikamete tevcihi hususundaki gayretlerimze devanı edeceğiz.

Denizyolları idaresine yeni bir şekil veren kanun tasarısı önümüzdeki gün­lerde Yüksek Meclise getirileceği gibi devlet demir ve havayolları ve posta, telgraf ve tllefon hizmetlerinin de rasyonel şekilde işlemelerini temin yolun­daki tedbirlere devam olunacaktır.

Arkadaşlar;

İş hayatının düzenlenmesinde, Demokrat Parti programının sosyal adalet yo­lundaki hedeflerinin tahakkukuna çalışılacaktır, işçilerimizin haklarının ko­runması ve geleceklerinin teminat altına alınması, işçi ve işveren münase­betlerinin adaletli ve tatminkâr bir nizama bağlanması hususundaki gayret­lere hızla devam olunacaktır.

Ücretli mezuniyet veya hafta tatili hakkında, partimiz programında yazılı pren~ sibin tahakkuku için hazırlanan kanun projesi yakında Büyük Mlclise sunu­lacaktır.

Sendikaların işçilerimiz için daha faydalı bir teşekkül olması maksadiyle ka­nunda icap eden tadiller üzerinde çalışılmaktadır.

Aziz arkadaşlarım;

Memlekette ilk, orta, yüksek ve teknik öğretim şubelerinin bir tek umumî maarif siyasetine göre idare edilmesi yoluna girilmiştir. Bu suretle muhtelif derece ve istikametteki maarif müesseselerinin ahlnkli bir şekilde gelişme­leri sağlanmış olacaktır.

Teknik öğretim okullarında ziraat ve yol kalkınmasının makineleşmesine mu­vazi olarak bölge ihtiyaçlarına lüzumlu vasıtaları yetiştirmek üzere kurslar ve şubeler kurulacaktır.

Köy okulları inşaatında Doğu illeri ile bu iller kadar geri kalmış diğer illerin ihtiyaçları ön plânda tutulacak ve köylü vatandaşlarımızı mükellefiyete tabi tutan mevzuat kaldırılacaktır.

Doğuda bir üniversitenin temeli atılacaktır. Umumî terbiyemizde millî ve in­sanî hedefleri gözden kaçırmadan ilmî ve pedagojik esaslara göre karakter, şahsiyet ve maneviyat gelişmesine ehemmiyet vereceğiz.

YANKILAR.


image029.gifBu istifanın sebebi neydi...

Yazan : Mümtaz Faik Fenik

11 Mart 1951 tarihli Zafer'den :

Umdukları dağlıara kar yağdı ve Ad­nan Menderes kabinesi yeni elemanlar­la takviye edilerek kısa bir zamanda kurulup, tefkrar iş başına geçti. Onlar istiyorlardı ki, Delmokrat Parti .içinde ihtilâf olsun, herkes birbirine düşsün, kabine uzun zaman kurulamasın; ve 'böylelikle muhalefete de dedikodu yap­mak, ve .bugünkü iktidarı alaibildiğine hırpalamak için fırsat çıksın.. Fakat akıllarından geçen olmadı; temennileri tahakkuk etmedi! Onllar, Demokrat Parti kabinesi içinde vazife alan va­tandaşların, bulundukları mevkide kay-■di hayat şartiyle bağlı insanlar olma­dıklarını bir türlü taihmin edemiyorlar --dı. Herkesi de kendileri gibi zannedi­yorlardı; demokrasi rejiminde bir nö-faet değiştirmenin mevcut alacağına ■akılları yatmıyordu. Bir kaıbine istifa ■ederse onun üzerine büyük hırslar çar­pışacağını tahmin ediyorlardı. Yemi ik­tidardaki bu tebeddül ispat etti ki, de­mokrasiye ihtiras de'ğil, vaziıfe hâkim­dir. Ve gaye, sadece, bu millete ve memlekete elden geldiği ve imkân yet­tiği kadar hizmetten ibarettir; Yeni ka­bine kuvvetli bir şekilde kurulunca, de. dikodu ve kışkırtma hayallerinin tıpkı iskambil kâğıdından yapılmış bir kule ■giîbi çöktüğünü gördüler ve ümitlerinin ne kadar dipsiz kile boş ambar olduğu­nu fark ettiler.

■Şimdi iddiiaları şudur : Adnan Mende­res Hükümeti bütçe müzakereleri' so. nurtda ekseriyet partisi milletvekillerin­den tam. bir itimat reyi almıştır. Bütçe,

Adnan Menderes'e karşı gösterilen bü­yük sevgi tezahürler iyi e tasdik edilmiş­tir. Yani Büyük Millet Meclisi Adnan Menderes Hükümetine, «İşte bütçemiz,tatbik 'ediniz.Size güvenimiz var-

dır.» demiştir. Böyle bir vaziyette Men­deres Hükümeti nasıl istifa eder?..

İşi, yalnız şemdiye kadar tek pariti dev­rinde alışageldiğimiz parti disiplinli ba­kımından tetkik ederseık ilk bakışta bu it ir ataların biraz yerinde olduğu gitoi bir neticeye varmamız mümkün olabilir. Ama vasiyet öyle değilıdlır; izah edelim: Büyük Millet Meclisinde iktidar parti­sine mesup bir çok milietv ekilileri de bazı bütçeler hakkında esaslı temkidler yapmışlardır. Meselâ Tarım Bakanlığı bütçesi de bu tenikidlere dâhildir. M.esul kalbimenin başında bulunan bir zat, eğer demokratik icapüan tora tatbik et­mek istiyorsa, Meclis'iu temayüllerini ve bazı Bakanlıklara ait tenkidleri he­sap ederek onları gözönüride bulundur­mak mecburiyetindedir. Adnan Mende­res, eski iktidar zamanında olduğu gibi yalnız parti disiplini veyahut yalnız şahsı etrafında ittifak eden itimatla ye­tinen bir kimse olmadığı için «Meclis 'bana nasıl olsa güven oyu vermiştir. Bundan sonrası benim bileceğini şey­dir.» deyip işin içinden çıkmamıştır. ■Hâdiselerin gidişini Meclis'e kendi par­tisine mensup olan milletvekillerinin, bazı Bakanlıklara ait tenkidlerini ve düşüne ederini gözönüne almış ve De­mokrat Partinin ilk bütçesini tatbik etmeğe başlamadan evvel, umumi te­mayülleri ve' kanaatleri bir defa daha yoklamak ihtiyacını duymuştur. Kana­atimizce istifanın sebebi, budur. Ve Ad­nan. Menderes bunu yapmakla sandsjl-■yaya ve .mevkie değil, yalnız ve yalnız demokratik esaslara bağlı olduğunu is­pat etmiştir. îşte Menderes'in bütün kuvvet ve kudreti buradan gelmektedir. Bu istifadan sonra, Sayın Devlet Baş­kanımız Celâl Bayar, bulunduğu yük­sek mevkiin, icaıbı olaraik tam bir ta­rafsızlıkla istişarelerini yapmış,Büyük

Miıllet Meclisindeki partilerin Grup ■Başkan Vekillerini kabul etmiş, onlasın kabineteşkili hakkındaki noktaina-

image030.gifzarlarını, kanaatlerini dinlemiş ve an-■cak bundan sonradır ki, yeni Hüküme­tin teşkili vazifesini tekrar Adnan Men­deres'e tevdi etmiştir. Böylece Başba­kan Adnan Menderes'in, Devlet Baş­kanımızın tarafsız ve -yüksek istişare­lerinden sonra tekrar Hükümetin başı­na geçmiş olması, Büyült Millet Mecli­sinde kendisine karşı verilen güven oyunun sade bir parti disiplinine değil, belki ta.m bir sevgi ve kalpten bir iti­mada dayandığını umumi efkâr gözö-nünde bir defa daha: ispat etmiş bulun, ■maktadır. Bu, kaibinenin önümüzdeki çalışma devresinde yeni îıamleler yap­masında ve memlekete çok nafi işler görmesinde bilhassa âmil olacaktır.

Adnan Menderes, yeni Hükümeti kurar­ken, Büyük Millet Meclisinde tezaihür eflen temayülleri ve yeni ıbütçenin tat­bik imkânlarını ve şaftlarını da <gö-zönüne alarak, kabinede bazı tadiller de yapmıştır. Elbette ki bunda takip edilen gaye, memleket .lehine daha iyi neticeler temin etımek ve bazı kıymet­lerdenyerli yerioıdefaydalanmaktır.

Bütün bunlar gözönünde bulunurken, şimdi bu istifa dolayisiyle muhalefet ■tarafından yapılmak istenilen dediko­duların mahiyetini pek âlâ anlamak kabildir.

Sözümüzün hulâsası şudur : ■Geçen Mayıs sonlarından bu Mart ba­şına kadar geçen zaman, bir enkazın kaldırılması1, bir tesviye devresi idi; bundan sonra yeni bütçe ile taan bir yapıcılık devresi başlamıştır. Ve Aid-man Menderes Hükümeti bu devreye emin ve metin adımlarla girmektedir.

Basına dikkat...

Yazan : Nadir Nadi

18 Mart 1951 târiühü Cumhuriyet'-

'Kendimizi övmek gibi olmasın ama son yıllar boyunca Türk basını parlak bir imtihan geçirmiştir. Güdümlü bir reji­mi birdenbire bırakarak başıboş bir îıürriyet rejimine kavuşan bir cemiyet­te her kafadan karmaikanşik sesler çıkması kadar tabii bir şey olamaız. Zıd

cereyanların için İçin kaynaştığı, hattâ* kabarıp taşma emareleri gösterdiği bir sırada, bunları aksettlriş tarzı itibariy­le basının rolü mühimdir.

İftiharla söyllye'biliriz "ki, ezici . çoğun­luğu ile Türk basını, ileri hürriyet şart­larını yurdumuzda gerçekleştirmeğe çalıştığımız gündeniberi yüzde yüz inki.. lâpcı, yüzde yüz Atatürkçü kalmasını bilmiştir. Gazet ei erimiz umumiyetle söz ve yazı hürriyetini savunurken mil­lî bağımsızlığımızı tehlikeye düşürecek aşırı sağ ve aşırı sol cereyanlara yüz vsrmekten dikkatle sakınmışlar, genç Gu.nhuriyeti koruma amacını herşeyîn üsitünde tutmuşlardır.

Gazetelerimizin umumi politikaları ara­sında büyük farklar vardır. Çeşitli memleket dâvalarını şu veya bu parti­nin görüşüne uygun oâaraik görenlere, yahut da tamamiyle şahsi bir yol tu­tanlara raslarız. Fakat komünizm, ırk-çılnk ve irtica gibi temel konularda bunlar göğüs kabartıcı bir birlik man­zarası göstermektedirler. Yarının hesa­bına bize güven veren başlıca olayda,

budur

Yukarda adı geçen üç belânın (■komü­nizm, ırkçılık ve irtica) propagandası­nı yapmak istiyemler Türk basın ailesi içinde en küçük bir destek bulamamış­lar, kendi vasıtaılarıyle dergiler, risale­ler, broşürler çıkarmak zorunda kal­mışlardır. Bunları şüphesiz basın aile­mizin normal ferdleri saymakta mazu» ruz. Dışarıda kurulmuşlardır, dışarıda kalmağa mahkûmdurlar. Bunların ya­yın sahalrı dardır, okuyucuları da her-günkü gazete okuyucuları, yani aydın­lar zümresinin dışındadır.

Demokrat Parti muhalefeti devrinde, hi'çıbir politik mülâhazaya kapılma ksi-zm, sırf normal hürriyet şartlarının yurdumuzda tatbiki uğruna basın mü­essesemizin harcadığı gayretler unutul­mamış olmalıdır. O kadar ki Parti ileri gelenleri her fırsatta bu .gerçeğiifade

etmişler, yaptıkları ımücadelede gaze­teleri öncü kuvvet olarak göstermişler­dir. Şimdi de aşırı cereyanlarla savaş baılısinde basınımız, ezici çoğunluğu ile, aynı vazifeyi başarmağa çalışmak­tadır.

image031.gifYukarıya çıkardığım, bu düşünceler, Cumhurbaşkanımızın aynen söylediği sözlerden ziyade Milliyet Başyazarınım intihalarıdır. Atatürk inkılâpları sahici bir tehlikeye uğradığı takdirde Baya-r'ın ük heyecanlanacak inkılâpçılardan biri, hattâ birincisi olacağına inandığı­mız için bu serin kanlı ifadeye baka­rak kendi telâşımızın belki de yersizli­ğinehükmetmek istiyoruz.

Ezici çoğunluğu ile Türk milletinin ta­assubundan hoşlamnuyan, açık fikirli Jbir millet olduğuna şüpiıe yoktur, me­deniyet düşmanlarının, bütün sinsi gay­retlerine rağmen, Atatürk'ü ve eserini kısa zamanda benimsemesi, bağrına basması bunum açıik delididir. Türk sa­mimiyetten hoşlanır, akıl ve mantık yolunu hurafeye daima tercih, eder. Kl-1İ yıldanberi bütün irtica ayaklanma­larının daha başlangıçta tepelenmesi, her defasında ileri Bikirlerim zafere ka­vuşması mümkün olmuştur. Bugün müslüman cemiyetle'ri abasında Avru­pai mânasiyle yegâne bağımsız millet Türkiye ise, bumu her şeyden önce dün. ya işlerini kavrayışımızdaki realist gö­rüşümüze borçluyuz. Hürriyet ve me­deniyet yolunda yüz elli yıllık bir savaş tarihimiz vardır. Bu tarihin enşerefli

sahif eı'.erini Atatürk'ün önderliği' altın­da yazmışızdır.

Beş altı yıldır belirtileri görülen irticaî kımıldanışların birgün bir fırtına ha­linde yurdu altüst edebileceğine, müta­reke devrinim yüz kıızartıcı kara günle­rinin tekrar ufkumuzu kaplayacağına biz de inanmıyoruz. Zaten içinde yaşa­dığımız dünya şartları buna imkân vermez. Bundan böyle her millet için yalnız iki ihtimal var: Ya devrimiz prensiplerinin ışığı altında bağımsızlı­ğını korumak, yahutda DemirPerde

gerisinde bir Moskof uşağı haline gir­mek.

İşte bir müddettir gözümüze çarpan, yobazlık faaliyetleri karşısında zaman zaman ürperti geçirmemizin sebebi, ibu ikinci ihtimale -küçüikde olsa- bir kapı açılması korkusudur. Evet bu memle­kette bir 31 Mart vak'aSi, yahut bir Şeyh Said isyanı bit1 daha olmaz. Fa­kat şayet bir 31 Maırt'm onda biri, bir Şeyh Said isyanının elMde biri ile bir gün karşılaşırsak, bu, düşmanlarımız " hessıbma heves kaımçılaıyıcı "bir hâdise olmaz mı ? Böyle ;bir imkâna ne diye kendi elimizle yol açalım ?

Muhterem Devlet Başkanımız, Ata­türk inkılâplarını korumak hususunda gerekirse yeniden kanuni tedbirler ala­bileceğimizi de hatırlatarak yürekleri, mize su serpiyor. Biz, bugün yürürlük­te bulunan kanunlarımız iyi uygunlaa-dığı takdirde başkaca tedbirlere lüzum kalmaksiızın inkılâpların korunacağın­dan eminiz. Dünkü Cumhuriyet'te vic­dan hürriyetine dair güzel bir yazısmi ■okuduğumuz Ceza Hukuku Doçenti Dr, Nurullah Kunter bu noktayı etraflı bir şekilde açıklıyor. Ceza Kanunumuzda «lâiklik esaslarına aykırı olarak dev­letin içtimai veya iktisadi veya siyasi veya hukuki temel nizamlarını, kısmen de olsa dinî esaslara ve inançlara uy­durmak amacı ile veya siyasi menfaat veya şahsi ' nüfuz temin ve tesis eyle­mek maksadiyle her ne suretle olursa olsun propaganda yapan veya telkinde bulunan» kimseler için yeter derecede ağır cezalar vardır. Din perdesi altında dört beş yıldır her gün bu suçları işle­yen irili ufaklı dergi sahiplerinden şim­diye kadar bu yüzden yazık ki hemen hiç biri takibe uğramamıştır.

Cumhurbaşkanımızın değerli irşadla-rmdan sonra hükümetim hu konuya da­ha yakm bir ilgi göstermesini temenni ediyoruz. Yoksa vicdan hürriyeti umu­mi parolası altında vicdanlarımız ezile­cek ve ibu da demokrasimiz adına bir kazanç oLmıyacaıktır.

Truman doktorini çerçevesinde 1947 de tatbikine girişilen Ibu yardım, Türkiye'­nin toprak 'bütünlüğüne, bağımsızlığına karşı (Birleşik Amerika'nın verdiği ehem­miyeti gösteren delillerden biridir. Ocak ayı sonlarında biz <bu meseleyi Türkiye Büyük Elçisinin vâki müracaatı üzerine resmen tetkike başladıksa da, iBirleşi'k Amerika tarafından alınacak ■tahhiüitler ımeselie&i Washington ve Aın-!ka-ra'da 'iki seneden/beri müzakere edil­mektedir.»

3 Mart 1951

— Paris :

«Le IMonde» Gazetesi bugün dış [politi­kaya taihsis ettiği başmakalesinde, Tür­kiye'nin savunması meselesini ele al­maktadır. Gazete evvelâ Vaşinıgtondaki Tünkiye Büyük Elçisinin Amerika'ya 1939 tarihînde Fransız - ingiliz - Türk ittifakına iltihak etmesi yolunda yaptığı daveti hatırlatarak, İÖSO senesi Nisan Ayında Türkiye ve Yunanistan'ın At­lantik Paktına dâhil .memleketlere mü-racaatte bulunmaları ve bu müracaatın reddedilmesi muvacehe inde Türkiye Bü­yük elçisinin yeni talebinin daha iyi an­laşılabileceğini 'belirtmektedir. Gasete şöyle devam etmektedir:

«Ankara Hükümeti geçen sene muvaf-fakiyetsizliğe uğrayan teşebbüsüne 'bu­gün başka (bir şekil altında yeniden gi­rişmektedir. Türkiye için ehemmiyetli olan Norveç veya Portekiz'in ittifakı ■değil, fakat Birleşik Amerika ile müt­tefik olmaktır.

Yunan Hükümeti henüz aynı yolda bir müracaatta bulunmamakla beraber Baş-, bakan Venizelos'un 19 Şubatta verdiği beyanattan Yunanistan'ın Jıemen hemen aynı durumda olduğu anlaşılmaktadır. Yunan Başbakanı Ibu beyanatında,' Tür­kiye - Yugoslavyaya ve Yunanistan Hü­kümetleri arasında bir ittifak aktedile-rek bu üç memleket ordularının Eisen-howerin kumandası altına konulmasını teklif ve Yunanistan'ın Atlantik Paktı­na alınmasını talep ediyordu.»

«Yunan .Başkanının Ibu sözleri Türkiye'-.nin .bugün ileri sürdüğü talebin daha İyi anlaşılmasına imza koyması temenni edilmektedir. Zira, Türkiye'nin Batı sa­vunma plânına belirli ve emin bir şekil­de iltihakı istenmektedir. Türk Ordusuna eğitim ve malzeme yar­dımı şeklinde yapılan fiilî yardıma rağ­men, gönderilen silâhların1 kâfi olma­dığı düşünülmektedir. Bundan başka, Hollandaya 100 aıdet tepkili uçak vaad edildiği halde Türk Ordusuna bu uçak­lardan verümiyeceği üzüntü ile müşahe­de edilmektedir. Türk donanmasına ve­rilen küçük gemiler ise ISovyet Rusya-ya harp ganimeti olarak .tahsis olunan italyan gemilerinin ancak onda birine1 muadil bulunmaktadır. A.nk3ira Hükümeti, 'Batının Türkiye'yi kendi başına terketmiyeeeğine emin ol­makla beraber, esasları evvelden tâyin-edilecek bir programı gerektiren resmî yardım vaadi beklemektedir.» Le 'Monde Gazetesi, yazısına şöyle son vermektedir:

«Orta doğunun savunması hakkında Birleşik Amerika ile ingiltere arasında mevcut fikir ayrılıkları, durumu büyük bir iFrtrırCeJük ehemmiyet arzeden Türki­ye'nin savunma Statüsünün tâyinini da­ha uzun müddet geciktirmemelidir.»

7 Mart 1931,

— Karaşi :

Türk Askerî Heyetinin Pakistan'ı ziya­retleri için büyük bir program hazır-, lan mistir.

Türk Askerî Heyetini teşkil eden Gene­ral Zekâi Okan, Amiral Sadık Aİtmcan, G-ene.r.ail .Suphi GÖker ve diğer üyeler Umumi Valinin ıSaraymda misafir edi­leceklerdir.

Türk Heyetine Pakistan'ın Ankara'dakI AakeTÎ Ataşesi Aılbay Mustafa .Han da refakat edecektir. 'Heyetin üç hafta sü­recek olan ziyareti esnasında beraber­lerinde bir de Pakistanlı 'General bulu­nacaktır. Pakistan Hava Kuvvetlerine mensup bir uçak da; bütün seyahat müd-detümce Türk Askerî Heyetinin emrinde olacaktır.

Pakistan 'Başbakanı Liyakat Ali Han,. Umumi Vali E! - Hac HocaNizamud-

din ve Siad Valisi 'Din IMohammad Türk Heyeti şerefine ziyafetler tertip ede­cektir.

—Rawalpindi :

Dünya Müslümanlar Konferansına işti­rak eden Türk delegelerinden üç kişilik -bir grup Hür Keşmir topraklarım ziya­ret etmiştir.

Delegeler seyahatlerinin sonunda Hür Keşmir Başbakanı 'Seyid Ahmed Şah ve kabinesine mensup -bakanlar tarafından karşılanmışlardır. Başbakan Hür Keş­mir halkının Türklere karşı duymakta olduğu yakm hisleri ifade etmiş ve Türk Delegelerinden Tekirdağ Milletvekili is­mail Hakkı Ibuna cevap vererek, Hür Keşmir halkına mücadelesinde 'başarı­lar dilemiştir.

Diğer 'bir vesile ile konuşan Al: Vasfi Atanan da, Türkiye ile Pakistan'ın coğ­rafi bakımdan birbirlerinden uşak ol­malarına rağmen .her iki memleketin de dünya sulhunu temin yolunda büyük iş­ler yapabilecek durumda olduklarını söylemiştir.

11 Marti 95tl

—İstanbul :

Avrupa Konseyi Türk Delegesi İzmir Milletvekili Cihat ıBaıban ıbugün saat 16 da uçakla Peris'e [hareket etmiştir. Cihat .Baban hareketinden evvel kendi­siyle görüşen muhabirimize şu beya­natta bulunmuştur:

«Avrupalı olupta Konseyde temsil edil­meyen, mîlletlerin huikuk ve menafimi (korumak maksadiyle Avrupa Konseyi içinde kurulmuş olan Komisyona Türk Delegesi olarak iştirak etmek üzere Pa­ris'e hareket ediyorum. Komisyon ayın 17 sinde Paris'te toplanacak ve Avrupa Birliğinde yer almayan Yugoslavya, Is-panya ve Portekizin durumu ile meşgul olacaktır. Faaliyet ilerledikçe komisyo­nun iştigal sahası da ellbet genişleye­cektir.

Oradan Par!âmenjtolı&r Arası Birliğinin (Monako'da içtima edecek olan Konsey toplantısına İstanbul Milletvekili Saîa-mon Adato arkadaşımız ile beraber ka­tılacağız. Bilirsiniz ki, ıgeçen sene Ey­lülde Dublin'de yaptığımız bir müraca­atla Parlâmentolar Arası Konferansının

İstanbul'da toplanmasını teklif etmiştik; Maksadımız 52 Devletin tanınmış siya­set adamlarına Türkiye'nin yeni demok­ratik veçhesini tanıtmaktır.

Bu seferki -Monako 'Konsey içtimamda, 'Kongrenin İstanbul'da toplanmasını ka­rarlaştırdıktan onra iStrasburg'da 7 Ni­sanda toplanması mukarrer Avrupa Konseyi Daimî Komisyonu içtimalarma da Suat Hayri Ürgüplü ile katılacağım. Malumdur ki, Avrupa Konseyi şimdi es­kisi gibi senede bir kere ve bir ay müd­detle değil 15 er ıgünden ibaret olmak üzere senede i'ki defa toplanmaktadır.

13 Mart 1951i

—■ New - York :

Amerika'nın Sesi Radyosu Türkiye'ye 'hitaben her akşam yaptığı neşriyata bir yenisi ilâve etmektedir. Her akşam Tür­kiye kış saatİIe 2'2.00 ilâ 22.15 arasında yapılacak olan bu 15 dakikalık progra­mın ilk 10 dakikası haberlere, son beş dakikası da dünyaya ait yorumlara tah­sis edilecektir. Bu yeni neşriyat 16.85, 19.72, 25.62, 25.45 ve 31.43 metreler üze­rindenyayınlanacaktır.

Amerika'nın ,Sesi fen yeni yayımı ile Ko­re'ye yolladığı harp muhabirinden aldığı en son haberleri Türk efkârı umumiye-sine sunabilecektir.

18 Mart 1951

— İstanbul :

Pakistan Hükümetinin davetlisi olarak Pakistan'da bir tedkik gezisi yapacak olan Türk Askerî Heyeti bu sabah saat 7,30 da Panamerikan Uçağı ile Karac-hi'ye hareket etmiştir.

Genelkurmay İkinci Başkanı Korgeneral Zekâi Okan'ın başkanlığında ve Deniz Kuvvetleri Komutam Tümamiral Sadık Altıcan, 1 inci Hava Tümen Komutanı Tuğgeneral Suphi GÖker'den mürekkep heyet Yeşilköy Hava Alanında İstanbul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç, Or­du Kuırmay Başkanı Tümgeneral Vedaıd Garan, İstanbul Deniz Komutanı Tuğ­amiral Burhaneddm. Erilkun ve Merkez

Komutanı Albay Reşid Erkunen tarafın­dan uğurlanmıştir.

Mart 195(1.

—Lake Success:

Alfabe sırasına g"öre Mart ayında Gü­venlik Konseyine Başkanlık etmesi ge­reken Hint Delegesi Sir Benegal Rau, Hindistan'ı doğrudan doğruya alâkadar etmesi hasebiyle, Hint - Pakistan mese­lesinin tetkiki sırasında oturumlara baş­kanlık etmiyeceğini bildirmiştir: Bu oturumlar esnasında Güvenlik Kon­seyine Hollanda Delegesi Van Ballusek başkanlık edecektir.

Sir Benegal Rau, bu kararım Güvenlik Konseyinin dün Öğleden Sonraki otum-mu açılımca biil dikmiştir,

4 Mart 1951

—Londra:

Bu sabah Londra'da çıkan gazeteler, Pravda gazetesi tarafından Birleşmiş Milletlere yapılan hücumları yorumla­maktadırlar.

Observer gazetesinin siyasi yazarının fikrine göre, Paris görüşmelerinin ari­fesinde Pravda'da yayınlanan bu maka­le, Rusya'nın Birleşmiş Milletler Teşki­lâtına sadık olup olmadığı meselesini ortaya atmaktadır. Yazarın ilâve etti­ğine göre, tou .makale, Sovyetler Birliği­nin Birleşmiş Milletler Teşkilâtı karşı­sına, komünist nüfuzu altında yeni bir teşekkül çıkarmayı tasarladığını göste­ren yeni bir emare olarak görünmekte­dir.

Diğer taraftan, geçen son haftalar zar­fında Rusya'nın «barış» hareketi lehin­deki davetlerini sık sık tekrar ettiği .de işaret olunmaktadır.

Sunday Times'İn Moskova Muhabiri de «Herkes hem Paris Konferansı ve hem de Dünya Barış'Konseyi tarafından teik-lifedilen barış paktıetrafındaendişe

duyuyor» demekte ve Stalin'İn Birleş­miş Milletler Teşkilâtına yaptığı son hücumları hatırlatarak bu hücumların şu veya bu kisve altında mütemadiyen tekrar olunduğuna işaret etmektedir.

« LMart 19501

—r Lake Suecess:

Güvenlik Konseyinin dün geceki oturu­munda söz alan Pakistan Dışişleri Ba­kanı Muhammed Zafirullah Han, Keş­mir ihtilâfının müspet şekilde halli için Pakistan'ın sarfettîği gayretlerin Hin­distan tarafından akim bırakıldığını be­lirtmiş ve Birleşmiş Milletlerden, Hin­distan ile Pakistan arasındaki ihtilâfın halline salahiyetli bitaraf bir şahsiyetin, tâyinini talep etmiştir.

Zafirullah Han Hindistan'ın güttüğü gayenin Keşmir'deki durumunu sağlam­laştırmak ve her gün artan bir Müslü­man kitlesini mülteci sıfatiyle Pakis­tan'a sürerek yerlerine Hintlileri yer­leştirmekle Keşmir nüfusunun terkibini ihlâl etmek olduğunu, söylemiştir. Muhammed Zafirullah Hanın konuşma­sını mutaakıp Güvenlik Konseyi Keşmir meselesinin müzakeresini Cumaya talik etmiştir.

14 Mart 1951

—■ Lake Suecess:

Yetkili kaynaklardan alman haberleri Güvenlik Konseyinin Keşmir Meselesini muhtemelen gelecek hafta zarfında gö­rüşeceği yolundadır. Konseyin bu mese­leyi Perşembe günü müzakere etmesi icap edâyordu.

Hindistan'la Pakistan arasında mevcut görüş ayrılıklarına bir hal çaresi bulmak maksadiyle muhtelif heyetlerle Hindis­tan ve Pakistantemsilcileriarasında

image032.gifhususi mahiyette istişareler devam et­mektedir.

Mamafih bahis mevzuu kaynaklardan alman haberler bu istişarelerden şimdi­ye kadar müspet bir netice elde edile­mediğimerkezindedir,

— Lake Success:

Genel Asamblenin 3/11/1050 de Acheson Plânı gereğince kurulmasını oybirliği ile kabul ettiği «Sulh Müşahade Komis­yonu» ilk toplantısını Cuma günü Lake Success'de yapacaktır.

Bu komisyon, 5 i büyük devlet olmalk üzere 14 memleketin temsilcilerinden müteşekkildir. îştirak eden memleket­ler şunlardır: Birleşik Amerika, İngil­tere, Fransa, Sovyet Rusya, Çin, Kolom­biya, Hindistan, Irak, İsrail, Yeni Ze­landa, Pakistan, îsveç, Çekoslovakya, Uruguay.

Sulhu Müşahade Komisyonunun vazife­si, uzaması malletli&rarası su'llıu ve gü­venliği tehlikeye düşürmesi melhuz mil­letlerarası geırginli'k (bulunan her bölge­deki durumu müşahade ve Asambleye t>ir raporla bildirmektir.

1Ö Ma*t 1951

-—■ Lake Success:

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Try-gve Lie'nin diğer Uzak Doğu meselele­rine temas etmeksizin Kore'de ateş kes­mek için Batılı heyetleri yokladığı söy­lenmektedir. Söylendiğine göre, Lde, İngiliz, Amerikan, Fransız temsilcileri ve Birleşmiş Milletler Arabulma Ko­misyonu liderleri ile görüşmüştür.

28 >lart 1951'

—■ Lake Success:

Kore meselesinde siyasi bir anlaşmaya varmak maksadı ile Vaşington'da oldu­ğu gibi Tokyo'da da yapılan çeşitli te­şebbüsler Birleşmiş Milletler diplomat­ları daha sonra ne yapacaklarını bil­mez bir duruma düşürmüştür. Bu mesele ile meşgul olan en az dört ayrı teşekkül mevcuttur ki şöyle sıra­lanabilirler.

1 — Birleşmiş Milletler Arabulma Ko­misyonu kiGenel Kurul Başkanı Nas-

rullah întizam, Meksika Delegesi Pa-dinla ve îsveç Delegesi Şven Grafstrom dan müteşekkildir.

2—■ Kore'de çarpışmalara iştirak eden­
lerin teşkil ettiği «14 millet komisyonu»
bukomisyonVaşington'daAmerikan
Dışişleri Bakanı Yardımcısı Dean Rusk-
un başkanlığı altında harpgayeleri ve
prensiplerinedair bir beyanat hazırla­
maktadır.

3--Tokyo'dakiGeneralMacArthür
GenelKarargâhı, buda son günlerde
Çinlileri ateşkesilmesi için görüşmede
bulunmağa davet etmiştir.

4— Nihayet, İngiltere, İsveç ve Hindis­
tan'ın birliktesarfettikjerigayretler.
Filhakika bumemleketlerin gönderdiği
mümessiller halen Pekin'de resmî şahsi­
yetlerden bazı cevaplar elde etmek üze­
redevamlıteşebbüslerdebulunmakta­
dırlar.

Bazı heyetler üyeleri Çinlilerin bu du­rum karşısında kiminle ve hangi şartlar üzerinde görüşeceklerini tâyin hususun­da bazı müşkülâta uğramış olmaktan endişeettiklerini belirtmişlerdir.

Çinliler doğrudan doğruya General Mac Arthür veya Arabulma Komisyonu ile mi yoksa bilvasıta İsveç veya Hindis­tan'la mı anlaşmalarının icap ettiği ya-hutta herhangi bir teşebbüste bulunma­dan evvel Vaşington Komisyonu harp gayeleri mevzuunda ne ileri süreceğini beklemelerinin doğru olacağı hususunda tereddüt içindedirler.

29 Mart 1951;

— Lake Success:

Bugün Hindistan'dan, Pakistan'la Keş­mir meselesinde düştüğü ihtilâf için Bir­leşmiş Milletlerin hakemliğini kabul et­mesi istenmiştir.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, teşkilâtın hakemlik yapması esasına da­yanan İngiliz - Amerikan karar sureti lehinde oy vermeye mütemayildir. Bre­zilya Büyük Elçisi Joao Karlos Muniz Konseyde «Bir hakemliğe müracaat et­meden Keşmir meselesinde Hindistan'la Pakistan arasındaki ihtilâfı halletmek için başka bir çare yoktur» demiştir, îki taraf da preisip olarak Keşmir hal­kının hür ve tarafsız olarak bir plebisi-

image030.gifte iştirak ettirilmesini kabul etmişler­dir. İki memleket arasında tek ihtilaflı nokta 1948 - 1949 karar suretlerinin tat­biki meselesinde ortaya çıkmaktadır. Birleşmiş Milletler Hindistan ve Pakis-■tam ve Komisyonunun kafaul ettiği. Ibu karar sureti referandum için şart ola­rak Keşmir'den her iki taraf kuvvetleri­nin çekilmesini ileri sürmektedir.

Murıiz'rn formülü haıkemı heyetinin, İn­giliz - Amerikan karar suretinin tâyi­nini istediği gibi Birleşmiş Milletler Temsilcisi ile her iki taraftan birer ha­kemin iştiraki ile teşkilini ileri sürmek­tedir.

30 Mart 1951;

—■ Lake Success:

Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ve Kore meselelerini hal ve Çin müda-Jıalesini bertaraf etmek çarelerini ara­mak üzere Genel Kurul tarafından vazi­felendirilmiş olan «Üçler Komisyonu» na Mao Tse Tungım Komisyonla tema­sa geçmeği reddettiğine dair hiç bir teyit gelmemiştir.

Mao Tse Tmng'un .reddini Taİpeh haber vermiştir. Taipeh de bu malûmatı Pekin radyosundan elde ettiğini bildirmiştir, îki aydan beri Pekİn'le temasa geçmeğe çalışan üçler komisyonu muvaffak ol­maktanümidini kesmemiştirve Pekin

Hükümetininsükûtunu,müzakerelere . girmeği katî surette reddettiği yolunda tefsireylememektedirler.

—■ Lake Success:

Hindistan Güvenlik Konseyinde dün, İngiltere ve Birleşik Amerika'nın ileri sürdüğü Keşmir meselesinin halli ile alâkalı hakem usulü teskMfini kabul edemiyeceğinibıiılditrmiştir.

Hindistan Delegesi Sir Benegal Rau hakem usulü teklifinin 1948 de Hindis­tan ile Pakistan arasında kabul edilen karar suretini ihlâl ettiğini söylemiştir. Türk Delegesi Seîim Sarper ise Hükü­metinin İngiliz Amerikan karar suretini esasta tasvip ettiğini, zira bu karar su­retinin ihtilâf hakkında taraflarca ileri sürülen belli başlı noktaları nazarı iti­bara aldığını söylemiş ve anlaşmazlığın başka sebeplerinin usul meseleleri ile ortaya çıktığı kanaatinde olduğunu be­lirterek bunların aşılmaz olduğuna ina-namıyacağmı ilâveetmiştir.

Selim Sarper, ileri sürülecek yeni bir husus veya her hangi bir değişiklik muvacehesinde takınacağı durum mah­fuz olmak üzere Türk Heyetinin İngiliz-

Aımerikan kasrar suretini heyeti umumi-yesi itibariyle destekliyeceğinj söylemiş ve yegrâne gayesinin dostane bir hal ça­resiolduğunu belirtmiştir.

Birleşmiş Milletler "uçakları 800 çıkış yapmışlar­dır. Üstün uçarkalıeler komünist ulaş­tırma hatlarına 180 ton bonılba atmış­lardır. Cepheden alman haiberıl erden anlaşıldığı veçhile, Kore haırbi başladı-ğündanberi düşman dünkü kadar ağır kayıplarvermemiştir.

9

1951

-- Tokyo :

Mac Art'hur Genel Karaigâhı tarafın, dan bu saıbsıh yıayatlansıı tebliğde Bir-■leşmiş Millıetler kuvvetlerindin dün bü­tün Kore cephesi boyunca 1 ilâ 3 ■mil İlerledikleri bildiri'ımektedir.

Kore'de .Sekizinci Ordu Genel Karargâ­hından bu sabah şu teMAğ yaymlanmış-

ti.r :

Kiırmpo yarımadasında düşmanla çok biz temasta ib

Batı cephesinde 25 inci Amerikan Tü­menine mensup birlikler 500 ilâ 1500 metre 24 üncü Tümene mensup birlik­ler de 3000 ilâ 4000 meltre ilterlemişler­dir.

Bu birlikler yer yar hafif ye şiddetli bir düşman mukavemeti ile karşılaş­mışı ardır.

Yaanıgduri ve Hoengsoııg bölgelerinde BinLeşmİş Milletler kuvvetleri bir üâ 3 bin metre kadar ilerlemişlerdir. Bu kuvvetler de hafif düşman mukaveme­ti ile karşılaşmışlardır. Birleşmiş Mil­letler kuvvetleri Hoengsongun Doğu­sunda >ve GüBsy Doğusunda arazi arı­zalı olduğu için fazla -bir ilerl'eıme kay­dedeni emişlerdir.

Soksun'n.i.n Güneyinde ve Hajimburi bölgesinde düşmanın şiddetli mukave-ti ve tazyiki devam etmektedir.

10 Mart 1&31

— Tokyo :

Sekizinci Ordudan yayınlanan rf smî telb-liğ ve cepheden ıgelen halberlere nazaran, 70 mil uzunluğundaki merkez cephesin­de 25 inci Amerikan Tümeni Han nehri­nin Kulaeyinde Çinlilerin, zayıf iartçı kuvvet terini llararak hin ilâ dört hin. yarda 'ülerlemaştıir.

Bir kol iBatıya dönerek Seul'un 10 mil ■doğusundaki Tokso'yu tehdit etmeğe [başlamıştır.

24 üncü Amerikan Tümeni Yangpong"'a hâkim Süfli ;mühiım tepeyi İkanla çarpışma­lardan sonr azaptetmiştir. Hücum halin­de olan Yunan kıtaları bugün 4 mil iler­lemişlerdir: (Bu kesimde hiçbir düşman mukavemetine rastlanmamıştır. İngiliz ve Güney Koreli kıtalar Çinlilere rastla­madan mühim toprak kazancı elde et­mişlerdir. İkinci Amerikan Tümeni 3 saat süren 'kanlı bir savaştan sonra iHoengsonig'ıuiı 5 mil Doğusunda bulunan stratejik Önemi haiz bir dağ yolunu, Ku­zey Koreli müdafileri dağıttıktan sonra ele (geçirmişlerdir.

İkinci Güney Kore Kolordusuna mensup Yedinci Tümen merkez cephesinin Do­ğu kesiminde bugün şafakla 'beraber hü­cuma geçmiş ve düşmanın hafif bir mu­kavemetiyle karşılaşarak evvelce elde ettiği arazi .kazançlarım geri almağa ça­lışmıştır. Güney Kore kıtaları nez-dinde çalışan Amerikan subaylarının 24 saat içinde Güneylilerin eski mevzilerini ye­niden tesis edebileceklerini (bildirmişler­dir.-

■11 Mart 11951

— Tokyo :

General Mac-Arthur karargâfomca bu sabah yayınlanan tebliğin metni aşağı­dadır :

«Birleşmiş Milletler kuvvetleri taarruz­larına dün de devam etmişler ve 1500 ilâ 3000 metre kadar ilerlemişlerdir». «.Dün kaydedilen en mühim harekât, Ho-engsong İle Taemidong arasında vuku-Ibulmuştur. Bu bölgede bulunan Ameri­kalı ve Güney Koreli birlikler şiddetli ibir düşman mukavemetine rağmen mah­dut ilerlemeler elde etmişlerdir».

«Batı kesiminde Kuzeye doğru ilerliyen Amerikan birlikleri hafif bir düşman mukavemetiyle karşılaşmışlardır. ■sDiğer taraftan Birleşmiş Milletler uçakları dün 800 den fazla çıkış yapa­rak hava harekâtını desteklemişlerdir», ingiliz knıazörü «Manchester» Doğu sa­hilinde .Sıongkin [bölgesinde bulunan stra­tejik ehemmiyeti haiz düşman hedefle­rini bombalamıştır.

22 Mart 1951

—Tokyo :

General Mac-Arthur Genel Karargâhın­dan yayınlanan tebliğde Birleşmiş Mil­letler kuvvetlerinin dün Seul'un Kuze­yinde g-eride kalmış bulunan Kızıl bir­likleri müteaddit şiddetli çarpışmalara ■giriştikleri, bunun dışında kara taarru­zunun, sadece maüıalıli muharebelerle karşılanan. Birleşmiş 'Milletler ileri un­surlarıyla devamı ettiğiı 'bildirilmektedir.

24 Mart 1951

—Tokyo :

General Mac - Artlhur, bu sabah. Tokyo'­dan Kore cephesine hareket etmeden önce verdiği beyanatta, Kore'de düşman Kuvvetleri Başkomutanı ile görüşmeğe hazır olduğunu ibildirmiş ve ezcümle şunları ilâve etmiştir: Elimde mevcut salahiyetler çerçevesi dâhilinde Kore'de daha fazla kan dökül­meden Birleşmiş Mıleltler siyasi gay­retlerinin tahakkukunu mümkün bir hal çaresi bulmak maksadiyle harekât sa­hasında Düşman Kuvvetleri Başkomu­tanı ile görüşmeğe haziran.

—Tokyo :

General Mac - Arthur, bu sabah Tokyo'­dan Kore cephesine hareket etmeden önceaşağıdakibeyanatıvermiştir:

Askerî harekât, hazırlanan plân çerçe­vesi dâhilinde devam etmektedir. Gü­ney _ Kore'deki teşkilâtlandırılmış Ko­münist kuvvetleri geniş çapta tasfiye edilmiştir. Hava ve deniz yolu ile giriş­tiğimiz ağır bombardımanlar neticesin­de düşman takviye (hatlarının hasara uğraması ile düşmanın çok kötü vazi­yete düştüğü aşikârdır. Bu suretle za­yıf duruma düşen düşmanın bu halinden kara kuvvetlerimiz mükemmel surette istifade etmesini bilmiştir, însan dalgası halinde hücuma geçen ■düşmanın bu tabiyesi kendi zararına ol­muştur. Zira kuvvetlerimiz bu savaş tarzına alışmışlardır. (Düşmanın sızma faaliyetelri de neticesiz kalmıştır. Fa­kat tâbiyevî sahada elde ettiğimiz mu­vaffakiyetlerden çok daîıa mühim bir vakıaile karşı karşıya gelmiş bulunu-

yoruz. Askerî kuvveti pek çok izam edilen hu yeni düşman, yani Kızıl Çin, modern haribde esas olan sınai kudret­ten mahrumdur. Kızıl Çin, hava ve de-nia kuvvetini İdame ettirebilmek için şairt olan ham maddelerden mahrum­dur ve kara harekâtının muvaffakiyetle neticelenmesinde âmil olan tank ve top gibi 'bazı silâhları nispeten azdır. Deniz ve hava yollarının kontrolü, iaşe, ulaştırma ve taşıt yollarının konerolü demektir. Bu kontrol mevcut olursa ve kara kuvvetlerimizin, silâh sahasındaki fajjkiyeti de nazaırı itilbare alınırsa düş-maınm körü körüne cesareti ve insan kayıbına hiç ehemmiyet vermemesi üs­tünlüğümüzü asla sarsmaz. Kızıl Çin silâh kuvvet: Üe Kore'yi istilâ edecek durumda değildir. IKore meselesinde 'bir anlaşmaya varıl­ması için büyük müşküllerle karşılaşıl­maması ıcab eder. Fakat Formoza ve Komünist Çim'in Bdril eşmiş Milletlere -ka­bulü gibi doğrudan doğruya Kore'ye bağlı olmayan meseleler bu işi müşkül bir safhaya sokmaktadır. Zalim bir tahribata uğrayan Kore Mil­leti feda edilmemelidir. En birinci ga­yemiz işte budur. Harbin gidişatı neti­cesinde halledilen askerî meselelerin ya-nıbaşmda esas meseleler siyasi mahiyet­tedir ve tou meselelerin diplomatik çev­relerde halledilmesi gerekmektedir. Bir askerî komutan sıfatiyle harb sa­frasında Düşman Kuvvetleri Başkomuta­nı ile görüşmeğe her an hazır olduğumu söylemeğe bilmem lüzum varmı? Da-ha fazla kan dökülmeden Birleşmiş Millet­lerin Kore'de güttükleri gayenin tahak­kuku ancak tou suretle mümkündür.

!2i5 llart 1951.

— Tokyo :

Pazar sabahı Mac - Artlıur Genel Ka­rargâhından neşredilen tebliğ Birleşmiş kara taarruzunun Cumartesi günü ar­tan düşman mukavemetine rağmen de­vam ettiğini bildirmektedir. .Seul'un Ku­zey batısında Birleşmiş Milletler bir­likleri hafif bir mukavemetle karşılaş­mışlar ve esaslı kazançlar elde etmiş­lerdir.

Uijonbu'mra Kuzey ve Doğusundaki böl­gede ve Merkez cephesinin dağlık keşi-.

aninde Kızılların anudane mukavemetine rağmen ileri harekât devam etmiştir.

26 Mart 1951

— Tokyo :

General Mac - Arthur Karargâhından OPaızartesi günü" neşredilen tebliğde ibil-ıdirildiğine göre Kore cephesi üzerinde mutedil mahiyette faaliyet kaydedilmiş -ve düşmanın gittikçe azalan mukave­metine karşı Kuzey istikametinde top­rak kazançları elde edilmiştir.

Oüney Kore (Deniz Kuvvetleri Batı Sa-jhilinde TaedorgBun'un Güneyinde Waru

Yarımadası üzerinde hücumlar yaparak düşmana (bir çok kayıplar verdirmişl er­dir.

[Doğu sahilinsin denizden bombalanması devam etmiştir.

30 Mart I195K

— Tokyo :

■General Mac - Artlhur Genel Karargâ­hından bugün yayınlanan resmî tebliğ­de, Komünistlerin (geciktirme hareket­lerine rağmen Birleşmiş Milletler kuv­vetlerinin dün Batı Kore cephesinde ilerlemelerinde devam ettikleri ■bildiril­mektedir.

Birleşmiş Milletler, aynı tecavüzde suçüstü Çin'i görünce «Sayım suyum yok» diyerek kuvvete taviz vermek yolunu tutmuş, Amerika­nın elini kolunu bağlamıştır. Bu misal de göstermiştir ki mütecaviz bir büyük ve kuvvetli memleket olunca Birleşmiş Milletlerden hayır yoktur.

General Mac Arthur'un hakkı vardır: Birleşmiş Milletler kuvvetleri Kore'ye daha çok fazla asker göndermedikçe ve komünist Çin hazırlık ve yığmak merkezleri bombardıman edilmedikçe Kore'de harbi kazanmak imkânsızdır. Halbuki Birleşmiş Milletlerden Kore'ye asker gönderip Uzak-Doğu'da Çin'le harbe tutuşmak istiyen yoktur. Bilhas­sa İngiltere, Fransa, Hindistan böyle bir hereketin aleyhindedirler.

Kısaca:Kore harbine, komünist Çin un­suru hiç hesaba katılmadan girişilmiş­tir. Eu unsur işe karıştıktan sonra Kore harbinin, kurtarılmak istenen Kore'nin harabeye dönmüş olmasından başka bir netice vermesini, General Mac Arthur başta, Amerikalılar bile ertık ummu­yorlar. Bahusus ki Kore'de çarpışan iki yüz bin kişiye ve o silâh ve levazıma yârın, Avrupa'nm can alacak bir nokta­sında ihtiyaç olabilir, diyorlar.

Kore'de harp talihi döndü...

37 Mart 1951 tarihli Zafer'den :

Son günlerde Kore'de çok mühim inki­şaflar olmuş ve harbin talihi tekrar Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin lehine değişmiştir. Gelen haberlerden öğrendi­ğimize göre, şimdi Birleşmiş Milletler ordusu muhtelif yerlerden 38 inci arz dairesini geçmiş, ve şimale doğru ilerle­meğe başlamıştır.

Hatırlarda olduğu üzere, geçen defa Mac Arthur (bu hattı altlayıp da M-ançuri hu­duduna dayandığı zaman, to-aızı kimseler bunu doğru bulmamışlar, çünkü bu yüz­den (kızıl Çin'im harbe girmesini tahrik ettiğini ileri sürmüşlerdir. Fafkat şuna dikkat etmek lâzımdır (ki, 38 inci arz dairesi, ne futbol . sahasındaki penaltı çizgisi gibi kireçleçizilmişçizgiye, ve

nede iki tarta arasındaki surun tâyin eden sapan 'izine "benzer. 38 iınci arz dai­resi, dağlardan, {bayırlardan, derelerden gecem mevhum'bir çizgidir, Bundan dola­yıdır ki, Birleşmiş Milletler kuvvetleri­nin bu hatta gelip de burada bir cephe kurmaları imkânı zaten yoktur. Bir baş­komutan elbette ki, kendisine en uygun yerleri sağladıktan sonra istikrarlı bir cepheyi tesis edecektir. Kaldı ki, Kore-de esasen çök az bir kuvvetle savaşan Birleşmiş Milletler daha çok imha har­bi yapabilmek için seyyal bir cephe tut­mak mecburiyetindedirler. İşte bu defa da aynı şekilde hareket etmişler ve 38 inci arz dairesinin ilerisine geçerek iler­lemeğe başlamışlardır. Mac Arhut kuv­vetlerinin, şimdi bu vaziyette, ileriye paraşütle indirilen askerlerin de yardı-miyle, düşman kuvvetlerini sararak ve muhtelif cepheler vücude getirerek Çin­lileri çok müşük duruma düşürecekle­rinden şüphe etmemek lâzımdır. Daha şimdiden 60 bin kişilik bir Çin ordusu­nun sarıldığı ve imha edilmek üzere ol­duğu bildirilmektedir. Gerçi Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin miktarı Kızıl Çinülere nazaran çok az­dır. Fakat bir takım üstünlükleri var­dır ki, bu, Çinlilerde yoktur. Bu üstün­lüğün başında cesaret ve kahramanlık gelir. Kore harbi bize bir harpte, kemi­yetten daha çok keyfiyetin rol oynadı­ğını ve harbin gayesini idrak etmiş in­san unsurunun en başta geldiğini ispat etmiştir. Halbuki kızıl Çinliler niçin harbettiklerini dahi bilmemekte, yalnız bir emperyalizm gayesi uğrunda mez­bahaya sevkedüir gibi harcandıklarını görmektedirler. Bu vaziyet, hem cesa­retleri az, hem maneviyatları bozuk olan Çinlileri büsbütün sarsmıştır. Üstelik komünistler dâhilde de bir çok zulümler yapmışlar, ve bir habere göre, son za­manlarda milliyetçi diye bir milyon ka­yar Çinliyi enselerinden birer kurşun sıkarak öldürmüşlerdir. Ve nihayet Çin­liler, uzun zaman kendilerine Başku­mandanlık yapan Mao-Tse-Tung'un soa zamanlarda birden bire ortadan koybol-masma da bir türlü akıl erdirememekte-dirler. Kızıl Çin Generali ne olmuştur? Hasta mıdır ? Moskova'ya mı götürül­müştür ? Yoksa bir yerde harcanmış mı­dır ?Bunu bilebilen yoktur.Demek

image033.gifkomünizm denilen, cadı, kendisine en candan hizmet eden insana karşı bile vefalı değildir. Onu da İstediği zaman harcamaktan çekinmez!.

îşte bir taraftan kızıl Çin'in bu durumu, diğer taraftan Birleşmiş Milletler kuv­vetlerinin cesareti, kaihıraim aralığı ve iha-va, ıpemlz 'üstünlüğü, ibu>günikü durumun meydana gelmesinde bilhassa âmil. ol­muştur. (Bu vaziıyeitte Çinililerin eğer dı­şardan başka bir müdahale olmazsa uzun müddet dayanacakları tahmin edi­lemez.Hatırlardaolduğugibibir kaç

gün evvel General Mac Arthur bir be­yanatta bulunarak, mesul Çin komutan-"lariyle mütareke şartlarım konuşmağa hazır olduğunu bildirmişti. Resmen ya­pılan bu teklife henüz cevap verilmiş değildir. Öyle anlaşılıyor ki, kızıl Çin mütarekeye çoktan razıdır. Fakat Mac

Arthur'ün teklifini kabul edecek dere­cede yürekli bir komutana malik değil­dir; çüııikü îböyle foir komutam so­nunda belki Mao-Tse-Tung gibi harca­nacağını bilmektedir.ı

Kore meselesi, şimdi çok müsait bîr safhadadır. Birleşmiş Milletler her şeye rağmen Kore harekâtiyle her müteca­vizin behemehal cezalandırılacağını is-bat etmişlerdir. Bu neticenin alınmasın­da bizim kahraman askerlerimizin yap­tıkları hizmet çok büyüktür. Tarih bu hizmetleri daima en şerefli sayfasında takdirle yadedecektir. Umumi durumu bu şekilde hulâsa ettik­ten sonra şunu söyliyebiliriz ki, Kore meselesinin siyasi safhasında yakın za­manda askerî safhada olduğu gibi Bir­leşmiş Milletler lehine çok mühim inki­şaflar bekliyebiliriz.

image034.gif1 Mart 1951

—Moskova :

[Dörtler toplantısı hakkındaki hazırlık ■konferansına, iştirak edecek Sovyet mu­rahhas heyeti için Fransa'nın Moskova Büyük Elçiliğinden bugün vizeler isten­miştir.

—Moskova ;

I>Ört büyüklerin konuşmaları hakkında Batılıların notasına mukaJbİL verilen Sovyet cevabı bugün ingiliz Dışişleri Bakanlığına gelmiş ve tetkik edilmeye başlanmıştır.

4 Mart 1951

—Londra :

Dörtlü konferans hakkında beyanatta bulunan Başbakanlık Lordu Herbert Morrison, «Barışı idame için Birleşmiş Milletler tarafından sarfedilen gayret ve yapılan teşebbüsleri baltalamak ga­yesini güden» Sovyet siyasetinden ba­hisle, Sovyet hükümeti hareket tarzım değiştirmedikçe İngiltere'nin, kendisini korumak için gerekli bütün tedbirleri almak mecburiyetinde kalacağını ifade etmiş», Rusya'yı mağlup etmek için muazzam ordular bulundurmuyoruz. İPakat sadece Rusya ile harbe mâni ola­bilecek kudrette askerî kuvvetlere sa­hibiz» demiştir.

■Muhafazakâr Parti Lideri erinden Lord Salisbury ise aynı konu hakkında konu­şarak, «Stalin'in daha fazla ileri git­mesini önlemek için, yegâne çare, In-igiltere, Amerika ve müttefiki erinin Sovyet Rusya'dan korkmıyacaklarım derhal ve açıkça bildirmek olacaktır» demiştir.

Muhafazakâr Lider şunları ilâve etmiş­tir:» belki o zaman Stalin müzakereye

yanaşacak ve Rusya ile diğer Batılı Devletleri ayıran bütün 'meselelerin şe­refli bir şekilde tasfiyesine çalışacaktır.

—Moskova :

îzvestia ve diğer gazeteler bugünkü nüshalarında ihzari dörtler konferan­sında Rus heyetine başkanlık edecek olan Gromyko'nun Paris'e muvasalâtını neşretmektedirler. Hükümet gazeteleri müstesna diğer gazeteler, İngiliz, Ame­rikan ve Fransız hükümetlerini Batı Almanya'da Nazizmi yeniden canlandır­makla suçlandıran eski Sovyet itham­larını tekrarlamaktadırlar.

5 Mart 1951

—Paris :

Dört büyük Devlet dışişleri bakan yar­dımcıları bugün öğleden sonra Pembe (Mermer Sarayın merasim salonunda toplanmışlardır.

—Paris :

[Dışişleri bakan yardımcıları konferan­sında Brnest Davies ,üç Batılı Devlet adına aşağıdaki gündemi sunmuştur :

;1 — Hali hazırdaki beynelmilel gergin­lik sebeplerinin tetkiki,

— Avusturya barış antlaşmasının so­
na erdirilmesi,

'— Alman birliği ve Alman barış an­
laşmasının hazırlanması.

Diğer taraftan. Gromyko, Sovyet Rusya adına aşağıdakigündemi sunmuştur :

—■ Almanya'nın silâhsızlanmasıhak­
kında Potsdam Anlaşması hüküinl erinin
tatbiki,

—- Almanya ile barışAntlaşmasının
imzalanması ve İşgal kuvvetlerinin geri
■çekilmesi,

— Dört büyük Devlet silâhlı kuvvet­
lerinin azaltılması.

image032.gif■— Paris :

Dışişleri bakan yardımcıları konferansı Çevrelerinden bildirildiğine göre bugün, sunulan gündem projeleri hakkında müzakereler cereyan etmiştir.

6 Mart 1951

— Paris :

Dışişleri bakan yardımcıları konferan­sında ileri sürülen Sovyet teklifinin bi­rinci maddesi ile Batılıların projesinin birinci noktası iki grup arasında, mev­cut görüş farkını açıkça göstermekte­dir.

Almanya'ma silâhlanması meselesini ele almak için Sovyetler Potsödjıı Anlaş­ması hukukî hükümlerine istinad et­mekte, Batılılar ise Avrupa'da mevcut gerginlik gibi siyasi bir sebepten bah­setmektedirler.

Alman Barış Andlaşması her iki gün­demde de mevcuttur. Ancak Batılılar evvelemirde Almanya birliğinin tahak­kuk etmesi gerektiğine işaret etmekte, halbuki Sovyetlerin metninde «birlik» kelimesi mevcut olmadığı gibi işgal kuvvetlerinin Almanya'dan çekilmesin­den bahsedilmektedir. Avrupa'da vaziyetin düzelmesi mesele­sini ele alan ve umumiyetle Batılıların birinci noktasına tekabül eden Sovyet gündeminin üçüncü noktası ise »dört devlet askerî kuvvetlerinin derhal azal­tılmasını derpiş etmektedir. Muhtemel olarak Lake-Success'de red­dedilen ve silâhlı kuvvetlerin üçte biri­nin azaltılmasını derpiş eden Sovyet teklifi bahis mevzuudur. Bu teklif, geniş çapta askerî kuvvetlere malik devletlerin leJhindedir. Pembe Mermer Sarayda cereyan eden ilk oturum esnasında Uzakdoğu mese­lelerinden veya Kasım ayındaki Sovyet notasının ele aldığı Prag kararlarından hiç bahsedilmemiştir. ■Bugün söz alacak olan Birleşik Ameri­ka murahhası Philip Jessup ile Fransız 'temsilcisi Alexandr 'Parodi, hükümet­lerinin görüşünü izah edeceklerdir.

— Paris :

Batılı 3 dışişleri ibakan yardımcıları bu-;gündörtlerin ikincitoplantısından ev-

vel noktai nazar teatisinde bulunmak, üzere Fransız dışişleri bakanlığında gö­rüşmüşlerdir.

—ı Paris :'

Dört dışişleri bakan yardımcıları bugün yaptıkları ikinci toplantıya Türkiye saa­tiyle 14 de 'başlamışlardır ,

— Paris :

Dışişleri bakan yardımcıları konferan­sının ikinci oturumunda Sovyet heyeti­nin, bariz bir surette sertleşmiş bir ha­reket hattı takındığı görülmüştür. He­yetler noktai nazarları üzerinde İsrarla durmuşlardır. Sovyet murahhası Gromy-ko'mm .meselelere sert ibir eda ile temas etmesi üzerine söz alan diğer devletler murahhasları, bakan yardımcılarının .meseleleri müzakereye değil, fakat yal­nız bunları testoitle mükellef bulunduık-tarmı kendisine ihtar etmişlerdir. Saat 14 de başlayan toplantı, saat 19 da sona ermiştir.. Oturuma İngiliz murahhası [başkanlık etmiştir.

iBugonkü top'-antıda Gromyko'dan sonra söz alan Birleşik Amerika Murahhası Jessup, dün sunulan iki gündem hak­kında hükümetinin noktai nazarını bil­dirmiştir. Jessup, toplantı gayesinin, bakanlar tarafından, bilrtıara müzakere edilecek noktaları tesbit olduğunu, muh­telif meselelerin müzakeresinin bahis mevzuu olmadığını söylemiş ve bu hu­susta izahatta bulunmuştur. Jessup'tan sonra söz alan Alexandre Parodi, Baftifa Devletlerin teklifi erinin [Sovyet temsilcilerinin kerjü gündemin­de temas ettiği meselelerin müzakeresi­ne hiç bir mani teşkil etmediğini söyle-difeten sonra Avusturya meselesimi ele almış ve bunun Sovyet gündeminde ba­his mevzuu edilmemesine hayret ettiği­ni belirtmiştir.

İngiliz Murahhası Ernest Davies, Alman meselesinin bir kül teşkil ettiğim, bina­en aleyh münferiden müzakere edile-miyeceğini söylemiş ve bu noktai nazar 'Sovyetler tarafından kaibul edilmediği takdirde, dörtler konferansının fiilen lüzumsuz olacağını belirtmiştir. Ernest Davies'den sonra söz alan Gro-myko, Batılılar adma dün İngiliz yar­dımcısıtarafındansunulanteklifleri

image035.gifimage036.gifimage037.giftetkik ettiğini 'bildirmiştir. Gromyko ■bunların bazı noktalarım tenkit ve Rus ■gündeminin avantajlarını Heri sürmüş­tür. Birleşik Amerika temsilcisi Jessup, Gromyko'ya verdiği sert bir cevapta, meselelerin tetkikinin bakanlara ait bu­lunduğunu hatırlatmıştır. Gromyko Avusturya meselesi gibi Avrupa mese­lelerininbakanlartarafındantetkik

edilmesini kabul ettiğini, fakat bunun Alman ve dıLğeır meseieterl'e kari'şltırılma-ması gerektiğini belirtmiştir. Yarınki' toplantı saat 14 de açılacaktır.

—Paris :

Dışişleri ibakan yardımcılarının bugün öğleden sonraki toplantılarından anla­şıldığına göre, dör tdışişleri bakanları muhtemel konferansı gündemi tanzimi meselesinde bütün murahhaslar kendi noktai nazarları üzerinde durmaktadır­lar.

8Mart 1951

—Paris :

Dışişleri ibakan yardımcıları konferan­sına iştirak edecek olan Batılı murah­haslar Öğleyin dışişleri bakanlığında gö­rüşmüşlerdir.

9Marti 195İİI

—Paris :

Avusturya Dışişleri Bakanı Kari Grufcer dün, Sovyet Dışişleri Bakam Gromyko, Fransız Dışİ-şCeri 'Sakamı' 'S.dhuıman <v& İngiliz Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ernest Davies ile görüşmüştür.

Yarın, .başlayacak olan Avrupa iktisadi İşbirliği idare Meclisi toplantısı sebe­biyle Paris'te bulunan Kari Gruber, an­laşıldığına göre, dörtlerin dünkü müza­kereleri ışığında Avusturya Sulh And laşması mevzuunda gayri resmi g-örüş-meler yapmıştır.

Bakan yardımcıları Avusturya Sulh Andlaşmasmın dört büyük dışişleri ba-kanlarmır-ı toplantı gündemine alınmasını görüşmüşlerdir.

Gruber, dün Amerikan Fevkalâde Bü­yük Elçisi Jesup İle Avusturya Sulh Andlaşmasma mütaallık meseleleri mü­zakereetmiştir.

—■■ Paris :

Dört Dışişleri .Bakan Yardımcıları kon­feransında ingiltere ve Fransa dün pro­pagandaya son verilip faaliyetler in kon­feransın asıl maksadı üzerinde teksif edilmesiniistemişlerdir.

Dörtler toplantısını hülasa eden bir Ba-tıh sözcü ezcümle şöyle demıiıştir:

«ilerlemeden bahsetmek için henüz va­kit erkendir. Fakat görüşmelerin daha pürüzsüz cereyanını sağlayacak 'bir ça­lışma metodu elde etmekteyiz.» Fransız heyetine mensup bir sözcü ise, Dışişl&ri Bakanları toplantısının günde­mi hususundaki ımüzakerel'erde kayda şayan bir iterleme kaydedilmediğini söy­lemiştir.

—Paris :

Dışişleri Bakan Yardımcıları konferan­sının bugün öğleden sonraki oturumun­da, bahis mevzuu edilen bütün mesele­lere yeniden temas edilmiştir. Fransız heyetli sözcüsüne göre konferan­sın umumi havasında bir değişiklik ol­mamıştır, iyimser veya kötümser olmak için hususi hiç İbir sebep yoktur. Birleşik Amerika Delegesi Philip Jes­sup, Vaşingtanla telefonla görüşmekte ol'duğumdan, oturuma yarım, saat gecik­me ile başlanmıştır.

ilk olarak söz alan Parodi, bilhassa Sov­yet 'gündemi hakkında bazı mülahazat­tabulunmuştur.

Silâhlı kuvvetlerin azaltılması meselesi­ne temas eden Parodi, büyük devletler kuvvetlerinin üçte bir nispetinde indiril-mesıi hususunda Sovyetlerin Birleşmiş Milletlere yaptıkları teklifi telmih ede­rek, Gromyko tarafından teklif edilen .gündemde gizlenen maksadın, silâhların bulgünkü durumda azaltma yapmak ol­duğunu söylemiştir.

Parodi, harpten sonra Fransa kuvvetle­rinin sıfıra .innıdş olduğunu, halen çok aşağı duru-mda bulunduğunu, sil'âhlarrn indiiriim>esi meselesinde anlaşmanın Ba­kan Yardımcılarına değil, Bakanlara ait olduğunu söyledikten sonra, Gromyko'-nun dünkü oturumda gündemleri incele­mek suretiyle meseleyi daha vazıh bir şekle soktuğundan dolayı onü övmüş­tür.

image038.gif12 Mart' 1951

— Annecy-Fransa :

Dört Dışişleri Bakanı Robert Sohuman dün g-ece Iburada verdiği beyanatta Dört Dışişleri Bakan Yardımcısının Paris konferansının dünya .gerginliğini azalt­ması için gayret sarfetme&i lüzumunu belirtmiş ve «ne kadar ufak olursa, ol­sun 'bu yolda hiç (bir fırsatı ihmal etme­meliyiz» dem:ş ve dış politika mevzuun­da Batılı devletlerin Rus yayılmasına, karşı hazır bulunmaları İcap ettiğini söylemiş ve daha sonra Almanya'ya te­masla demiştür ki:

«Almanya Batılı devletler camiasına gi­recek imkanlara sahip olmalıdır. Biz AI-jnanya'yı kendi mukadderatı ile başba-şa bırakmamalıyız, aksi halde bu, Al­manya'nın mazide düştüğü hataları tek­rarlaması tehlieksini doğurur.

Almanya yeniden silâhlanm alıdır, biz Almanya'nın milli bir ordu kurarak, kendi siyasi menfaatlerine hizmet etme-

.sini istemiyoruz. Fakat diğer bütün memleketler gibi Almanya da müşterek ■gayrete iştirak ederek hissesine düşen vazifeleri yapmalıdır. îşte bunun için dir ki "biz Almanya'nın Avrupa ordusu­na dâhil olmasınınlîüznjımluolduğuna

"kani ■bulunuyorum.

Bundan sonra Avrupa kömür ve çelik ağır sanayiinin birleştirilmesi plânına temas eden Schuman mezkûr plânın ta­hakkuk etmek üzere olduğunu söylemiş, plânınihtilalcibirmahiyettaşımakla

beraber içtimaî ve iktisadi bakımdan Avrupayi daha rahat yaşamak imkânını temin edeceğini sözlerine ilâve etmiş­tir.

— Paris :

Dün M. Gromyko kendi Hükümetiyle is­tişarelerde bulunmuş ve talimin edildi­ğine göre bugün öğleden sonra Batı ^devletlerimin tadil ederek teklif ettikleri ■gündem hakkında Rusya'nın görüşünü [bildirecektir. Bu hafta sonunda Batılı temsilciler de istitşarelerde bulunmuş­lardır.

ingiliz Temsilcisi M. .Davies, eski Dış­işleri Bakam M. Beyin ve onun yerine 'gelen M. Morrison ile görüştükten sonra

Paris'e dönmek üzere Londra'dan ayrıl­mıştır.

M. Davies dün akşam Londra'dan ayrıl­madan evvel înıgiilte'lerin Batı devletüe-rin/jn yeni tekliflerini tetkik etmelerime müsaade eden bu haifta tatilinden sonra Bakan Yardımcıları ıbugüjı öğleden son­ra yeniden toplandıkları zaman daha kol-ay bir anlaşma formülü bulabilecek­leri ümidini izhar etmiştir. M. Davies Paris'e varır varmaz Batı devletlerinin 3 temsilcisi bugün öğleden sonrarki top­lantı hakkında alınacak ■tertibatı tetkik etmek üzere derhal toplanmıştır

Daily Herald Gazetesinin Paris Muha­birine göre Batı devletleri, tadil edilen gündemin Rusya'nın, bilhassa tetkikini istediği Almanya'nın yeniden silâhlan­ması meselesinin Dışişleri Bakanları ta­rafından tetkik edilmesi daha kolaylaş­tıracağı kanaatinde dir ler. Faka+ Batı devletleri bu mesele hakkında bir tasarı tanzimini kabul etmek niyetinde değil­dirler. Zira bu, Rusya'nın Almanya ve aynı zamanda konferansın en nazik noktasını teşkil eden Alman meselesinde kimin haklı veya kimin îıaksız oMuğu meselesinde Rus görüşünü haklı addet­tir ebllir.

— Paris :

Dört Büyük Dışişleri Bakanlarının top­lantısına bir gündem hazırlanması hu­susunda bir anlaşmaya varmak ün idi ile Bakan Yardımcılarının yedinci top­lantısından çıkan 'Sovyet Murahhas Kg. yeti mensubu bir sözcü sokakta muha­birlere beyanatta bulunmuştur. Geçen hafta sunulan Sovyet gündeminde deği­şiklik yapılması hususunda Moskava ile ıbu hafta sonunda istişarelerde oulun-duktan sonra Sovyet Delegesi, D sis'eri Bakan Yardımcısı Gromyko, bugün Öğ­leden sonra toplantıya gitmiştir. Gele­cek toplantı yarın saat 15 te yap:lac?k-tır.

Şimdiye kadar Sovyet Murahhas Heyeti hiç "bir resmî basın toplantısı yapma-■mıştır. Fakat bu akşam, ikinci defa ol­mak üzere, Sovyetler tarafından son alı­nan -tedbirleri gazetecilere sokakta bil­dirmek üzere heyete mensup b r a-;a memur edilmiştir.

image039.gifimage040.gif14 Mart 1951

— Paris :

Dışişleri Bakan Yardımcılarının dünkü toplantısında ilk Önce söz alan Fransa Murahhası Alexandre Parodi ezcümle Şunlarısöylemiştir:

«Alman birliğinin İhdası ve barış and-"laşmasının imzalanan asını derpiş eden Sovyet gündeminin ikinci noktasının ye­ni metni müsbet 'bir gelişme teşkil et­mektedir. Mamafih kanaatimce Batılı­ların teklif ettikleri gündem şayanı ter­cihtir. Almanya meselesi ayrıca görüşül-memeli, fakat geniş bir çerçeve dahilin­de müzakere edilmelidir. "Başlıca meseleler vazıth bir surette te-T^arüz ettirildiği takdirde, konferansın müsbet bir neticeye varması ihtimalleri artar. Halbuki Almanya meselesini, da-"hil olduğTi umumi meseleden ayırdığı­mız takdirde siılâiılanma, ve bilhassa Almanya'nın silâhlanması meselesini va­zıh ibir surette ortaya atmış olmalıyız. Bu sebepten -dolayıdır ki, «Almanya'nın silahsızlandırılması ve tekrar askerî ha­le getirilmesinin men'» yolunda Sovyet heyetinin teklif ettiği formül karışık ve kabulüimkânsızdır.

Müteakiben söz alan İngiltere Temsil­cisi Ernest Da<vies, Milletlerarası ger­ginliğin ortadan kalkması lüzumunu be­lirten Batılı gündemin birinci noktasını müdafaa ederek şunları söylemiştir: «Batılı devletler, Almanya'nın silâhlan­ması meselesinin konferans gündemin­de ayrı ibir mesele olarak yer almasını kabul edemezler. Bu mesele, halihazırda mevcut huzursuzluğun umumi tetkiki sırasında müzakere edilebilir. Binaen­aleyh Batılıların tekM ettiği gündemin birinci noktası bu meseleyi İhtiva et­mektedir. Batılılar, Sovyet Rusya'nın ortaya atmak istediği meselelerden her­hangi birini bertaraf etmek arzusunda asla değildirler, fakat 'bu meseleleri tet­kik edecek olan Dışişleri Bakanlarıdır». Müteakiben Andrei Gromyko aşağıdaki îbeyanatıvermiştir:

-«Batılıların itirazları üzerine, sundu­ğum gündem tasarısının ikinci noktası­nın metnini değiştirdim. Şimdi de Batı­lıların yeni itirazlarda bulunmalarını ve (bilhassa «barış andlaşmaeının imzalan-

ması» cümlesine itiraz etmelerini hay­retle karşıladım. Hazırlık» kelimesi «imzalanması» manasını taşımaz. Bina­enaleyh «imzalanma» kelimesini tercih ediyorum.

Sovyet Rusya'dan korkulduğu için bu­günkü vaziyetin mevcut olduğu, yolun­da Parodi'nin öarfettâği sözleri utaun bir beyanatla reddeden Gromyko, şunları ilâve etmiştir:

«Sovyet Rusya'nın, Almanya'nın silâh­lanmasından ve aynı zamanda askerî 'hale konmasının menedilmesinden bah­setmek istemesi tesadüfi değildir. Bu İlci mesele aynı zamanda görüşülmeli­dir.

Kanaatimce henüz -konferansın akamete uğramasından bahsedilmem elidir, bu konferansa iştirak eden herkesin müs­pet bir neticeye varmayı samimi olarak arzu ettiğine inanmak İsterim».

Müteakiben söz alan Birleşik Amerika Murahhası Philip Jessup, kelimelere çok fazla bağlanmamak şartiyle her iki gö­rüş şekli 2rasmda bir yakınlaşma te­min etmenin İmkân dahilinde olduğunu ve görüşülecek mevzuu hakkında muta-fbik kalındığı takdirde kelimeleri seç­mekte güçlükle karşılaşılması gerekti­ğini tebarüz ettirmiştir. Batılıların gündeminde Gromykc'nun niçin nruhalefet ettiğini anlamadığını söyleyen Jessup, bu gündemin üç mev­zunda terakki imkânlarım tesbit ettiğini söylemiştir:

— Tecavüz korkusunu bertaraf etme­
ğe matuf tedbirler.

— Şimdiye kadar İmzalanan andlaş-
maların teıvlidettiği vecibelerin yerine
getirilmesi.

— Silâhlanma işi ve bu sahada Al­
manya'yıalâkadareden meseleler.

Jessupşunları ilâveetmiştir: «Gromykoile Davies arasında cereyan eden münakaşa bu iki mesele arasında mevcut bağı ortaya koymuştur ve bi­naenaleyhbunoktada(biranlaşmaya varmak imkân dahilindedir,». Tekrar söz alan Gromyko, şunları söy­lemiştir:

«Sovyet heyetinin gündemi Alman me­selesine hasretmek tasavvurunda olma­dığını tasrih etmek isterim. Fakat Sov-

208 —image041.gifimage042.gifyet 'heyetinin kanaatine e bu mesele fev­kalâde ehemmiyeti haizdir. Halbuki Ba­tılılar bu meseleyi gayri vazıh bir metin içinde dağıtmak istiyormuş hissini ver­mektedirler».

Alman Barış Andlaşması hakkındaki Sovyet formülü ile Batılıların formülü­nün çok farklı olmadığını söyl'iyen Amerika Murahhası Jessup, daha baş­ka mühim 'müşküller mevcut olduğunu ve bunların halledilmesi gerektiğini te­barüz ettirmiştir.

Oturum Türkiye saatiyle 21.30 da niha­yet bulmuştur. Dışişleri Bakan Yardım­cıları bugün Türkiye saatiyle 17 de top­lanacaklardır.

16 Mart 1951

—Paris :

Bakan Yardımcıları Konferansına işti­rak eden İngiliz delegelerinden biri be­yanatta bulunarak demiştir ki: «bugün­kü oturumda hiç bir ilerleme kaydedil­memiş ve hiç bir yeni teklifte bulunul­mamıştır. Konferans olduğu yerde say­maktadır.

—Paris :

Dört Dşkişleri Bakanları konferansının gündemini hazırlamak üzere Paris'te toplanan Bakan Yardımcılarının müza­kereleri bugün üçüncü haftaya girmek­tedir. Batılı temsilciler bugün öğleden sonraki toplantıdan evvel aralarında is­tişarede bulunacaklardır. Basın Tnuha-birlerine g"Öre, Batılı temsilciler, Grom-yko'nun, Almanya'nın silahsızlandırıl­ması ve dört devlet silâhlı kuvvetlerinin azaltılmasına dair Sovyet teklifleri gibi en çok münakaşa mevzuu olan mesele­lerin halli için batı devletlerine yeni bir uzlaştırıcı teklifte bulunmasını mümkün kılacak talimatı Moskova'dan aldığını ümit etmektedirler. Basın muhabirleri­nin belirttiklerine göre, Batı devletleri bu iki meseleyi 'müzakereye hazır olduk­larını bildirmişler ve Almanya'nın silah­sızlandırılması meselesinin ayrıca -değil Milletlerarası gerginliğe sebep olan me­selelerin çerçevesi içinde müzakere edil­mesine İsraretmektedirler.

22 Mart 1951

—Paris :

Dışişleri- 3akan Yardımcıları dün Gro-myko'nun iki saat süren 'konuşmasından sonra, oturumu talük etmiştir. Baem muhabirleri, dünkü konuşmaların (bir karışıklık içinde nihayete erdiğini .bildirmekte ve Gromyko'nnın daima bir­birini tutmayan aynı delil ve mütalâa­ları ileri sürmesinden dolayı Batılı mu­rahhasların müzakerelerde büyük terak­kiler elde etmeyi beklemediklerini ilâve etmektedirler.

Dışişleri Bakan Yardımcıları ihzari kon-f er angındaki ingiliz Delegesi Davies, dünkü müzakere sonunda verdiği bir mülakatta, Gromyko'nun hiç bir tavizde bulunmamış olduğunu söylemiş fakat ümidini kaybetmediğini ilıâ-ve etmiştir. Bununla beraber Sovyet delegesi tara­fından takınılan tavır karşısında, Sov­yet Hükümetinin, bir dörtler konferansı aktedilmesini isteyip istemediği sorul­maktadır.

—Paiis :

Dört Dşılş'eri Bakan yaırdımcilan bu­günkü toplantıyı talik etmişlerdir. Yarın saat 15 te taplattinıaik hususunda mutabakata varrmş'jardır. Dört büyük Dışişleri Bakan yardımciılan, İngiltere 'Büyükelçiliğinde öğle yemeğinden son­ra bugünkü toplantıyı geri b:ırakmağ*a karar vermişleridir.

Hali hazır çıkmazın halli edileceği ümit edilmekte idi.

Batı devletlerine mensup bir sözcü şun­ları söylemiştir :

«Hiç bir netice alamadık. Hiç bir yeni teklif yapılmadı ve dunumda1 hiç bir de­ğişiklik olmamıştır.»

tki hafta evvel görüşmelerin başlaana*-smdanberi ilk defa olarak bir celse ta-!ıik edilmiştir.

21 Mart 1951;

—Parois :

Dışişleri Bakan yardımcıları, konferan­sının bugünkü oturumunda 'hiç bir te-raıkki kaydedilmediği sanılmaktadır. Bakan yardımcıları, Dışişleri Bakanları konferansının gündemini görüşmeğe devametmişlerdir.

image043.gifimage044.gif— Paris:

Bakan Yardımcılarının bugün yaptıkları toplantı anlaşmazlığın artması ile sona ermiştir. Yeni teklifi hakkında müspet cevap alamadığından dolayı gayri mem­nun olan Gromyko, Sovyet gündemi pro­jesine iki yeni ilâvede bulunmuştur. Batılı diplomatik çevreler bunun kabu-


lünün imkânsız olduğunu bildirmekte­dirler.

31 Mart 1931

— Paris:

Dört Büyük Devlet Dışişleri B&kan Yardımcıları bugün saat 17 de yapacak­ları toplantıyı talik etmişlerdir. Yardım­cılar, Pazartesi günü öğleden sonra toplanacaklardır.■

image045.gifKsand-a tümenleri kıt'aya .geçip de ha-zıırhikllair ileri eyinceye kadar Almanya meselesi Dörtler arasında görüşülseek­ti.

Bu hususta bir ön .an.] aşmaya varıldı ve işte iki gündür Paris'te toplanan 'Ba­kan yardımcıları ibu yeni pîye&im miza-nesıini hazırlamağa çalışıyorlar.

Dikkat edilecek olursa, fou seferki 'top­lantı ne Rusya'nın baskısı, ne de Ame­rika'nın z-a'fı 'veya gerilemesi ntetiee-cesiııcia meydana; gelmiş sıayulaımıaız. Ar­tık isonuncuS'U olduğunu tahmin ' ettiği-ımlz on tim tizdeki denemede, daha ziya­de Fransız - İngiliz diplomasisin bîr eser.": diye ele alınmalııdir. AJttİee'nin. ve Bicıven'in çalışmaları olımaısaych, Kare­deki Çin tecavüzü karşısında Birleşik AiTieriikıa iherşeyi göze -almaktan çekim-miyecekti. O zamanı Rusya, Baltı Arvru-p&lılann sandığı gübi, acaba gerçekten üçüncü bir dünya harbini göze alır mıydı ? Tecrübe edilmediği için 'bu so­ruya cevap 'vermek imkânsızdır. Şimdilük 'bir mütareke devri yaşadığı­mızı söylemekle yetinirsek, galiba du­numu gerçeğe en 'yakın >bir şeikilde ifa­deetmiş oluruz.

Yazar, :Necmettin Sadcüc

13 Mart 1951 ftarfhlM Akşam'dan :

Siz yeni toir ihük-ümet kuruluşunu sey­rederken dünya sulhunu il'gilendiren ehemmiyetli hâdisöler olmuştur. iBeıtı Almanya'nın idare ve işgfal şekli değiştirilmiştir. (Federal Almanya Hii-İfcümetâ bir Dışişleri Bakanlığı kurabi­lecek ve başka memleketlere siyasi temsilciler .gönderecektir. ıBu mösaıaote, S?tı Al-mamya'nın istiklâline ıdoğru atıî-■mış ilk iadınıdir.

■Batı A]:manya'nm askeii İş:gal teşkilâ-tısnda değişmeler olmuş, işgal kuvvet­lerine verilmiş 'Ijazı haklar ıkaldırılımış, bazıları hafifletilin iştir. Almanya, iç idaresinde tamamen .hükümran kılın­mış, 'dış ticaretin kontrolü ıgevşetilımdş-■tir.

Amerika, İngiltere, Fransa ile Federal Alman -Hükümeti laraeımda im'zıaılanan 'anlaış'm.a .gereğince, şimdiki Aknatn Hü­kümeti, esiki Ihükümeitm hailbden önceki haırici ıborçlaıhını benümüsemüş ve ımütte-fikLer tarafınûıan 1945 yılmdıanberi ©di-nâ'.en ekonomik yardımları da borç ta-numıştur.

Bu .karıarl'arm Almanya -ve Avrupa için eüıeimmıiıyeti toüyüktür. İBu suretle, is-■tüS^Iıâline ve hükümranlık haklarına sa­hip olmaya başlıyan Batı Almanya, Av­rupa Jşfoirliğ'iiiide ve Atlantik .müdafaa­sında yeriıni alacaktır. Almanya Hükü-m'eti hu. müdafaaya katılmıak için siya­si haıkisTuâaın eşiitlik istemişti.

■Gsçıen haftanın daha ehemmiyetli Mr hâdisesi dıe, dört devlet temsilcilerinin Paris'te toplanıp konuşmalarıdıtr. Rus­ya'nın - Almanya meselesini görüşmek üzere - teklif ettiği Dört Dışişleri Ba­kanı konferansının gündemini Jıazurla-■mak 'için buluşan tensileiler, geçen hafta ibir neticeye varanra'nıış'lardı. Az çök i[yimser bir hava içinde " ibaşliyan konferans her zaman olduğ'U giıbi, Rus­ya 5te 'Batı ıdevleıtlerd .arasındıa karşılık­lı bir :ltiham 've Buçla.ma şekl'ini almış­tır.

Sovyet Rusya temsilcisi, üç maddelik blır ıgündem teklif etmiştir : Almainya'-nını siılâihs:a!fanlması hakkHi'da Postdaım kararlarının tatbiki ve Almanya'nın Sati müdafaasına kaltılmaıması; Al-imaniya İle sultan tacili ve işgal kuşet­lerinin çekilmesi; dört d!eVletiın silâhla­rının azaltılması suretiyle Avrupa •va­ziyetinin düzelmesi.

Üç Batıla müttefik de şu üç 'noktanın 'müzakeresıiıli telklliıf ettiler: Avrupada-ki Biystsi gerg'inl'iğin. ortadan ikalikmıası içiın çareler; Avusturya sulhunun imza-lannrası; Almıanyıa birliğinin gerçekleş­mesi ve sulhun temim edilmesi.

R.uslar, su'lhu tehlikeye sokan sebepleri Almanya'nın silâıhlanmalamda ve Atlan­tik Paktı devletlerinim askerî hazırlık-lıırıaıda buiu'nuyorl'ar. Batiüı ımütteifiîk-■1er 'İlse, Doğu Almanya'nın silâMıanmış olduğımu ■ ve Bulgaristan, Romanya, 3VÜ3.C3.r:stan'ıiı sulih muahedelerime ay­kırı faızla askerî kuvvetler yığmış ol-malr:nm sulhu te'Mifceye düşürdüğünü ileri sürüyorlar.Avusturyaileyıllar-

image046.gifdır sürüncemede kaftan sulûıun artık imzalanması dileğine karşı da Rus tem­silcisi Trieste meselesini ortaya attı.

Batılı müttefikler geçen hafta­nın son günü, yeni ibir tadil teklifi yap­tılar, gündemin ilk maddesine şu cüm­leyi ilâve ettiler : «Tecavüz korkusunu yok edecek tedbirler, imzalanmış and-laşmalar hükümlerinin icrası, teslina-tın bugünkü 'derecesinin ve bu sahada Almanya'ya ait meselelerin tetkiki gi-îbi Avrupada siyasi gerginliğin sebep­lerini incelemek...»

■Sovyet temsilcisi Uı-omiko bu yeni tek­lifi de pek naraırdtli toarşılainamış, Pa-' zartesiye (dün) cevap vereceğini bildir­miştir.

■Herkes birbirinin 'dilimden o kadar anla­maz g-örünüyor kâ Ib'aaı muhabirler bu konferansa şimdiden «Sağırlar konuş­masın admı veriyorlar. Biz de ilâve edebiliriz : Çok dilli sağırlar!

Dört devlet temsilciilerini;n îı.u 'mücade­lesi yailnız konferamsın gündemi üae-rindedlr,meselemin esasınagirişmiyor-

laa*. Gündem haziirlaaacak ve sonra Dış­işleri Bakanlsın toplıanıp, bu güademe gör-e asıl meseleleri konuşacaklar.

Rusya'nın bütün gayreti Batı Alman­ya'nın silâhlanmasından vaKgeçümesi-d'ir. Kuvvetlenmiş bir Almanya Rusya'­nın Batıdaki emellerine set çekecektir. Almanya sil&hlıanmadıkga ıBatı Avrupa-nm Rus akıının'a karşı :nıüdaf aıası ise imkânsızdır. Bundan 'dolıaıyı Amerika A'Imanyayı Batı :müdafa;asına katmak­ta ısrar ediyor, ingiltere ve Fransa'da ise, Rusya halkikî suJlı ve uzlaşma ta-rraıraftarlığı gösterdiği takdirde, bir ta­viz olarak, -Batı Almanya'nın silâhlan­masından vaag-eçmek temayülü vaırdır.

Bu konferans, gerginliği gidermek ve Rusya ile anlaşmak için son deneme­dir. Bundan netice çıkmazsa Önümüz­deki yaz ve sonhalbarda Avrupa çok kötü günler geçirecektir.

Şimdiki, halde, her iki ■ taraf, karşıdaiki-nin, taviz ve fedakârlıkta nereye kadar gideceğini denemek için ayak diremek­tedir, tpler kopuncaya kadar.

Şefi Hava Tümgenerali Robert Tay­lar tâyin olunmuştur. General Eisenhower güney Avrupa Teş­kilât ışe'masımı ve bu bölıgenkı savunma­sına memur edilecek askerî şeflerin isimlerini daha sonra tesbit ve ilân ey-Hyecektir.

Bu bölgenin kara kuvvetleri komutan­lığı, ismi bilâhare açıklanacak bir İtal­yan generaline tevdi oUmacaktır. Başkomutanm doğrudan doğruya en ya­kın yardımcılarından biri millî silâhlı kuvvetlerin teşkilât, talim ve hazırlık­larını ikmal ve temine memur Mareşal Montgomery ve diğeri yine Atlantik Başkomutanlığı emrine tevdi olunacak hava kuvvetlerinin tanzim ve koordine edilmesi işini teşkilâtlandırarak Başko-tana yardımcılık ve müşavirlik edecek olan İngiliz Hava Mareşali Saunders olacaktır.

Zaruret hissedildiği takdirde, ileride de­niz kuvvetlerini idareye memur yüksek rütbeli bir deniz subayı daha tâyin edi­lebilecektir.

21 Maıit 19511>

' —- Washington:

Dışişleri Bakanı Dean A :heson bugünkü basın toplantısında Türkiye ile Yunanis­tan'ın Kuzey Atlantik Paktına iştirake davet edilmeleri meselesini Birleşik A-merika'nm ciddi bir şekilde tetkik et­mekte olduğunu söylemiş ve sözlerine devamla bu meselenin inkişafı hususun­da henüz tamamlayıcı malûmata sahip bulunmadığım bildirmiştir. Diğer resmî çevrelerden belirtildiğine göre, komünist aleyhtarı antlaşmaya Türkiye ile Yuna­nistan'ın aslî âza olarak kabul edilme­leri hususunda Birleşik Amerika Atlan­tik Paktına dâhil ortaklarını ikna etme­ğe çalışmaktadır.

Halen. Atlantik Paktına müşahit sıfatı île iştiraklerine izin verilmiş olan bu iki devlet savunmalarını Ujızim etmek üze­re Birleşik Amerika'dan askerî yardım görmektedirler.

122 Mart 1951

— Washington:

New-York Herald Tribüne gazetesinde çıkan Washington menşeli bir haberde şöyle denilmektedir:

«Birleşik Devletler, Türkiye ve Yuna­nistan'ın Atlantik Paktına alınması ve­ya bu iki memleketle ayrı bir ittifak an­laşması yapılması hususunda tetkiklerde bulunmaktadır. Yüksek bir Hükümet memuru, önümüzdeki iki üç ay içinde bu mevzuda bir karara varılacağını söy­lemiştir. Washington, Ankara'nın gös­terdiği faaliyeti sempati ile karşılamak­tadır ve bir ittifak paktı altında kendi­sine emniyet sağlanması hususunda bir formül aramaktadır.» Yine aynı gazeteı yayınladığı bir baş-makaiede, Akdeniz'in Avrupa müdafaa­sında oynıyacağı mühim rolü ve Yuna­nistan ve Türkiye'nin bu bölgede haiz oldukları stratejik mevkii belirtmekte ve her iki memleketin Atlantik Paktına alınmasını güçleştiren bazı teşriî forma­litenin bertaraf edilmesi lâzım geldiğini kaydetmek! fidir.

Bu sabahki Washington Postgazetesi başyazısında diyorki: «Türkiye'nin Küre savaşlarında, göster­diği yüksek ruh ve mükemmel işbirliği dolayısiyle, kendisinin Atlantik Paktına tam üye sıfatiylekabuledilmesi için ıkuvvetli sebepler mevcuttur. Bahusus ki Amerikan askerî mahfilleri Orta Doğu­daki stratejik hava üslerine yeniden ilgi göstermektedirler.Türkiye,hem Orta Doğuda bir kuvvet kalesi, hem de ateş hattında muhteşem bir soğukkanlılık nümunesidir. Amerikan yardımı ile Türk silâhlıkuvvetleri hatırı sayılırmodern . savaş birliklerihalinesokulmuştur ve Türk 'milletisağlanırcaBatıyakarşı rüoham kazanmış Ibuluınmaiktaidır. Türkiye ile Yunanistan'ın Atlantik Pak­tına kabul edilmek talebinde bulunduk­ları bir sır değildir. Geçen son baharda bu memleketlere bir nevi mahdut iştirak haık'kı tanınmıştı. Lâkin (bildirildiğime gö­re, Türklerdahasağlam bir emniyet garantisiiçin İsraretmektedirler ve Türkiye, ingiltere, Fransa arasında kar­şılıklı Yıardıım paktımın, ■Birleşik Ameri­ka'yı içine alacak şekilde, genişletilme­sini teklif etmiştir. Halbuki bu muahe­denin bugün içinnoksan tarafları var­dır.

Bundan, başka, Birleşik Amerika, iki ta­raflı savunma muahedelerine şimdiye kadar girişmemiştir. Memleketimiz, kol-

image031.giflektif emniyet prensibine taraftardır. Ve böyle mahdut bir muahede Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtı mefhumunu ih­lâl eder.

Türkiye ile Yunanistan'ın bu teşkilâta alınması bahsinde umumiyetle ileriye sürülen sebep, bu iki memleketin diğer pakt üyeleriyle hem hudut bulunmama­larıdır. Fakat Atlantik Paktının yüzde yüz Jnmtaîkası mahiyeti, meselâ İtalya-' mu iîainiiü ile zaten dıhlâl edilmiş bulunu­yordu. Atlantik Yaktı biraz genişlemek suretiyle, Türkiye ile Yunanistan'ı içine almak kabildir.

Bundan başka bu memleketlerin pakta alınması neticesinde, gerek Amerika'nın gerek Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtının girişmiş bulunacağı taahhütlerim tahak­kuk İmkânlarını aşacağı korkusu, fazla esaslı bir korku değildir. Zira Türkiye ve Yunanistan taarruza uğradığı tak­dirle ortalık zaten karışacak ve memle­ketimiz ile ortakları esasen savaşmak zorunda kalacaklardır. Yapılacak şey Türkiye ile Yunanistan'ın muhteşem bir şekilde seferber edebilecekleri insan kuvvetini destekliyecek surette hava ve deniz kuvvetlerinin ihtilâf bölgeline sü­ratle şevkidir.»

27 Mart 1951

— New-York:

Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtına ait Güvenlik meseleleri üzerinde Londra ve Paris'teki Amerikan resmî şahsiyetleri ile konuşmak üzere Fransız ve İngilfz Başkentlerine 6 günlük bîr ziyaret yap­mış olan Dışişleri Müsteşarı James Webb Pazartesi günü uçakla New-York'a dön­müştür.

Avrupa İktisadi İşbirliği Teşkilâtının 1952 Nisanından itibaren lâğvedilmesi lâzımgeldlğine dair ayan üyelerinden Taft tarafından yapılan beyanat hak­kındaki fikrini soran gazetecilere Webb doğrudan doğruya cevap vermekten im­tina etmemiş fakat şu bayanatta bulun­muştur:

«Avrupa'daki Resmî Şahsiyetler ve bil­hassa Avrupa İktisadi İşbirliği İdareci­si Milton Katz, adı geçen teşkilâtın Ku-.zey Atlantik Paktının hazırlanmasında çok müessir olduğuna işaret ettiler.»

30 Mart 1951

—■ Washington:

Fransız Dışişleri Bakam Robert Schu-man, dünkü basın toplantısında ezcümle şöyle demiştir:

«Akdeniz müdafaası bahsinde, geçenler­de Malta ve İstanbul'da yapılmış olan­lardan daha mühimce konuşmalara gi­rişmek lâzımdır.

Dışişleri Bakanı Dean Acheson'la Akde­niz müdafaası meseleleri bölünüp, mü­dafaa edilecek memleketler tecrit edil­mez. Akdenizi bir bütün olarak telâkki etmeden ve bilhassa Kuzey Afrika'yı nazarı itibara almadan, Ortadoğu müda­faası bahis mevzuu edilemez, İşte bu sebepledir ki Malta ve İstanbul'da cere­yan eden müzakerelerden daha geniş Ölçüde konuşmalar yapılması fikrinde­yim.

Türkiye ve Yunanistan'ın Atlantik Pak­tına, girmeleri meselesine gelince, geçen senenin Ekim ayında Atlantik Konseyi tarafından müzakere edilmiş olduğun­dan bu hususta söylenecek yeni bir şey yoktur. Atlantik Konseyinin o toplantı­sında, Fransa diğer Atlantik Paktı üye­lerinin fikrine uyarak pakta yeni üye alınmasının güçlüğünü kabul etmiş fa­kat Türkiye ve Yunanistan'ın güvenliği meselesi görüşülmesi kanaatinde oldu­ğumu bildirmiştir.

İspanya'nın Atlantik Paktına alınması­na gelince, Fransa Hükümeti bu hususu müzakere sadedinde herhangi bir talep ve teklif almamış olduğundan, hiç bir fikir beyan edemez.

Anladığıma göre Birleşik Amerika'nın açıkça teklif etmesi ve işe girişmesi İle Madrit'te bu mevzu tarafında iki taraflı görüşmeler yapılmıştır. İspanya müstakil bir memlekettir. Silâh­lanma imkânları varsa Fransa'nın buna mâni olma hakkı yoktur, ispanya'nın Atlantik Paktına alınması işi, bambaşka bir meseledir ve bu husus­ta 12 pakt üyesinin muvafakati lâzım­dır. Ben Ispanya'nm pakta girmesini sağlıyacak oybirliğinin elde edilebilece­ğini imkânsız görüyorum. Sözü 1939 Türkiye Fransa İttifakına ge­tiren Schuman sözlerine şöyle devam et­miştir :

image047.gif1 Mart

—İstanbul :

İktisadi 'İşbirliği İdaresi Türkiye İcra Komitesi Başkan-vekili Mac Junkinıs ıbu-ıgün öğleden sonra Panamerİkan, uçağı İle New York'a 'hareket etmiştir. Mac Junkins senelik mezuniyetini Amerika'­da geçirecek ^e iki ay sonra memleke­timize dönecektir.

10 BUEacR 1951

—Vaşington :

İktisadi Işfbirliği İdaresi dün Milliyetçi Çin'e (ıPormoza) 222.0000, Çim Hindiıs-nına 4.000, ISiyaım'a 5.000, 'Birmanya'ya 5.000 dolar kredi açmıştır.

12 Mart İ1951

—Vaşinıgton :

İktisadi İşbirliği İdarecisi Wüliam Fos-ter radyo ile yayınlanan demecinde Marslıall plânının 11952 müddeti (bittik­ten sonra yabancı memleketlere Ameri­kan yardınımn kesilmesine taraftar ol­duğunu söylemiştir.

Foster'in derpiş ettiğine göre, bazı müs­tesna hallerde ekonomik yardım devam etmelidir.

17 Man 1951

—Ankara :

İktisadi İşbirliği İdaresi Türkiye özel [Misyonu Başkanı Elçi Mr. Russell H. Dorr'un bugün açıkladığına göre, özel surette (hazırlanmış gıda maddelerinin Amerika'ya satışını antrmak için lâzım olan usuller hakkında imalâtçılarlar İh­racatçılara tavsiyelerde [bulunmak üze­re Marsihall plânına mensup !bir uzman gıda maddeleri ticareti hususunda mü­şavirlik yapmak üzere Nisanın sekizin­de Türkiye'yi ziyaret edecektir .


Bahis mevzuu müşavir Mr. George W. Fotöber evvelce Stokely-Vam Exftort Oor-poration'un IBaşkan Yardımcısı idi. Mr. Fostes şimdi [MarshalI plânına dâhil memleketlerden 12 sini ziyaret edecek­tir.

Mr. Poster, Türkiye'de kalacağı bir haf­ta zarfında da Ankara,, İzmir ve İstan­bul'daki imalâtçılarla temas edecek ve incir, zeytin, zeytinyağı, kuru üzüm, li­mon, portakal, peynir ve diğer yiyecek maddelerine Pazar temin limkânları üze­rinde görüşecektir.

Mr. Foster'in ziyaretinin gayesi özel su­rette (hazırlanmış olan ,gida -maddelerinin Birleşik Amerika'ya satışını .arttıraJbil-mek üçin ihracatçılara yol ıgostermek ve Amerikan «pazarlarında alıcı temin etmesi ihtimali olan maddeler hususun­da da müstahsile yardıma çalışmaktır.

20 Mart 1ÖSİ1,

— Şikago :

İktisadi İşbirliği Teşkilâtı İdarecesi Mu­avini Poul Porter, «Amerikan Coğrafya­cılar iBirliğnide» Pazartesi günü verdiği ■beyanatta ezcümle şunları söylemiştir : Güney Doğu Asya'yı komünizmin istilâ etmemesi için iBirleşik Amerika ile Ba­tılı devletlerin müessir bir şekilde hare­ket etmeleri lâzımdır.

(Malî yıl zarfında Güney I>oğu Asya'ya

59.000,000 dolartaihısıis 'edilmesikâfi

grelecetotir.

■Formoza'da da esaslı bir gayret sarfe-

dilnıesi gerekmektedir.

Birleşki Amerika ile Batılıların yapaca­ğı yardım teknik ve istişarî mahiyette olmalıdır: 'İktisadi İşbirliği Teşkilâtı As­ya'da 'Çok gayret sarfetmiştir. (Fakat daha da fazla sarfetmesi lâzımdır. Çin'e yardım programı maalesef çok geç baş­ladığından tesirsiz kalmıştır.

Adenaüer kabinesinin daiha çok .siyasi sadlklerle hareket ederek iSchuman Plânına katıldığı etrafında şayialar çık­mıştır.

(Sdıuman Plânı hakkında nühai kararı -vermekg"eneİlgilimemleketlerinpar-

lâmentolarına düşen foir .vazife olacak­tır. ıBu merhale aşıldıktan sonra da plân gereğince teşkili derpiş edilen «'parlâ­mentolar üstü İdare Kurulu» en ciddî mânileri yenmek mecburiyetinde kala­caktır.

image034.gif1 Manı İMİ

—■ Paris :

Pleven Hükümetinin istifası Paris 'ga­zetelerinde büyük başlıklarla yayınlan­mıştır, ©ütün başyazarla,!' buhranın de-vaım edeg&ldiğinde mütltefiMMıer.

PleveiV'üı yerine geçmesi muhtemel kimseler arasında 'bilhassa ibu isimler üzerinde durulmaktadır : Eski Başba­kan ve iSo&yaılist 'Partiden Paul Rama-dier, Raıdıikal Henri Quetıille, Cumhuri­yetçi Halik Hareketinden Bidault. Ma­mafih ,bazı igazetelende yeni hükümetin Pleven tarafından kurulması ihtimalin­den 'bahsedilmektedir. Sağ" cenaha .men­sup siyasi tefeinciler vaziyeti şiddetle tenkit etmektedirler.

Fig-aro Gazetesi, pek lüzumsuz olan bu buihranin kifayetsiz Seçim .Kanunundan ileri geldiğini tebarüz .ettirmektedir.

Cu.mliurtyet.ci Halllk Hareketüıin gazete­si «L'aube», bu buhranın önlenebilece­ğinden bahsetmektedir.

Populaire 'Gazetesi, Ibir laınlaşmaya va­rılması ve buhranın önlıenımesl iğim Sos­yalist Partisinin iler türlü 'gayreti sar-fettiğini ibelirtmekteıdir.

— Paris :

■Koalisyon Hükümetine menısup parti­ler iSeçilm Kaınununda yaıpıl'aoak ıslâhat hususumda mutabık o'lmıadıklarından Pleven istüfa etmek 'mecburiyetinde kal­mıştır.

Pleven'in, tekrar iş başına ig-etiriılmesi imkân dâhilinde olmakîa beraber yeni bir Başbakanın bir .uzlaşma çaresi bul­ması 'belki de daha kolay olacaktır.

■Mesele Rıadikal Partîısinden Queuıille, radiıkaileri :çok dahaı kolay fckna ede-ıbilir.

Aynı şekilde Bidault Başbakan olduğu takdirde Cumihurlyet Halk Hareketi 'ile kolayca "uzlaşaıbiılir.

■Halıiîhaızırda istişai-eleriıne devam eden Başkan Auılorün .üç paırtinin biir uz'laş-'irra çaresi bulımasını temenni edefeile-cek bîr şalısiyeti iş başına getirmesi ge­rekmektedir.

8Mart 1951

— Paris :

Yeni kaibineyi feurmağa memur Henri Qu.ei'll'e, bu salbah sıaıat 9 dan itibaren birbiri ardısıra mUikavemet cephesi 'Sos­yal ve Demokrat Birliği Murahhas He­yeti ile bağımsızlar ıgruiıbu-nu (kabul ede­rek 'buhranı İzaleye -matuf istişarelerine tekrar başlamıştır.

9Mam 1951

—■ Paris :

Cumhurbaşkanı tıarafmdan kabineyi teşkille memur edilen Henri ÇJueİlle, [bu­gün Millî Mecliste demeçte bulunmuş­tur.

Fransa'nın iç siyaseti lıakıkında 'görüşü­nü Ib'ildirdikten sonra dış siyasetten bahseden Henri Queille, ezcümle şöyle demiştir :

«Pa;ris bugün-, pembe mermer 'sarayın­da ıbüyük devletlerin delege'lserimi kabul etmektedir.

Yarın Devlet Şetfiımlz, müttefikiımiz ■Amerjkahlairın misafiri olaoaktır.

Medeniyetin müdafaası hususunda, Fransa İmparatorluğu anavatanla1 lş-'birliğiaıi teyitetmektedir.»

Çin 'Hindin'-de Kore'de çarpışmakta olıan Fıraınsız kuvvetlerinin kahraman­lıklarını övdükten sonra, Henri Que111e milleti birliğe davetetmiştir.

image047.gif14ı SVW 1951

—Londra :

Dün Başbakanlık binalsmda îtalya ve ingiltere Başbakanları ile Dışişleri Ba­kanları arasında cereyan eden görüşme­lerde, Triyeste serbest "bölgesi meselesi müzakere edilen başlıca mevzuu teşkil etm iştir.

İngiltere Başbakanı Attîee italya Baş­bakanına, ingiliz tezini şu şekilde izah etmiştir: «ingiliz tezinde îıiç. bir deği­şiklik . yoktur. İngiliz Hükümeti, 19-48 senesi Mart ayında yayınlanan Fransız -ingiliz - Amerikan müşterek beyanatı­na istinad etmektedir. Bu beyanatta, üç müttefik devlet bütün Triyeste serbest bölgesinin İtalyaya verilmesi lehinde ol­duklarım belirtmiş bulunuyorlardı.'

Bununla beraber Başbakan Attlee, Tri­yeste meselesinin katî surette hallinin ancak Roma ile Belgrad arasında varı­lacak bir anlaşma ile mümkün olaca­ğını belirtmiştir.

Attlee sözlerine şöyle devam etmiştir: «■Bu mühim meselede İtalya ve Yugos­lavya'nın, bir anlaşmaya varmaları için uzlaşma yoluna girmelerini çok arzu 'ediyoruz».

Siyasî çevrelerde hâkim, olan kanaate göre, Triyeste meselesinde italya'nın ta­kındığı tavırda meydana gelecek olan müspet foir gelişme İngiltere'yi çok memnun edecektir.

Aynı çevrelere göre, bütün Triyeste ser­best bölgesinin hiç tahditsiz olarak italya'ya iade edilmesi ehemmiyetli mahzurlar doğurabilir ve bu variyetten de kominform propagandası Mareşal Tito aleyhine harekete geçmek için ge­nişşekilde istifadeedebilir.

15JMart 19511

— Trieste :

Trieste serbest bölgesinin ingiliz - Ame­rikan kesimi eski Komutanı General Sir Terence Airey, dün ıbu (bölgenin ital­ya'ya iade edilmesi icabettiğini söyle­miştir.

''Generalin Eisenhower Genel Karargâ­hında deruhde ettiği istihbarat işleri için buradan hareketinin hiçbir'siyasi manası yoktur.

General Ezcümle şunları söylemiştir: ingiliz - Amerikan kesimi sivil şefle­riyle yaptığım görüşmelerde Avrupa sulhu ve emniyeti bakımından bu böl­genin ekseriyeti teşkil eden italyan hal­kı ile anavatana iade edilmesi icap et­tiğine tamamen kani oldum.

16Mart 1951

—-Londra :

«Manchester Guardian» Gazetesi, Lond­ra'da cereyan eden Ingiliz-İtalyan mü­zakerelerinin neticesinde neşredilen teb­liği yorumluyaark şunları yazmaktadır: «Birçok meseleler müzakere edildi. Tri­este meselesi hususunda ise italya ve Yugoslavya'nın kendi aralarında bir ka­rara varmaları lâzımdır. Gayet tabiî olarak bu meselede İtalya umumi efkâ­rın görüşünü nazarı itibare almak mec­buriyetindedir. Bu son zamanlar Yugos­lavya'da daha makûl görünmektedir. Yugoslavya Trieste'nin ehemmiyetini azımsamaya gayrte etmekte olup hu­duttaki bazı kontroller gevşetil mistir. Yugosyav Borba Gazetesine göre Ma­reşal Tito, Yugoslavların tam vatandaş­lık haklarına sahip olabileceği serbest Trieste'nin teşkiline taraftardır.

Yugoslavya'nın tavrını değiştirmesi üze­rine bir karara varılacağımuhakkak-

image048.giftır. italyanlara da vatandaşlık hakları verilmeden Yugoslavlara böyle bir hak verilmesi doğru olmaz. İtalyanların Tu-goslavlardan şikâyeti, tm hakkın kendi­lerine Trieste'nin Yugoslav bölgesinde verilmesinden ileri gelmektedir. Diğer taraftan İtalya ve Yugoslavya iktisadî meseleler üzerinde de bir anlaşmaya varabilirler, zira her ikisinin de refahı bir Trieste şehrine ihtiyaç göstermekte­dir.»

18 Mart 1951

—■ Roma

İngiltere'ye üç günlük bir ziyaret yapan İtalya Başbakanı Alcide De Gasperi, Londra'da muvaffak olamadığına dair dolaşan rivayetleri yalanlamış ve ken­disini karşıhyan gazetecilere Kısaca şun­ları söylemiştir:

Ixmdra'da bilhassa hürriyet ve sulh dâ­vası için fevkalâde 'münasebetler tesis ettik. Bu rivayetler iç siyaset tabiyesin­den başka birşey değildir. image034.gif4 Martı 1951

— Atina :

Türkiye, Yunanistan: ve Yugos'laıvya'nın Bulgaristan'a ikairşu istilâcı emeller bes­lediklerini Birleşmiş ■Milletler Teşkilâtı Gene* ıSeknterime bildiren Bulgar Hükü­metinin bu husustaki şikâyetine muta-aMi'k haberler üzerine g-azetecilere be­yanatta bulunan Yunan Başbakanı Ve-nizelos, Bulgaristan'ın, Yımaaıistian, Yu­goslavya ve Türküye hakkındaki itham­larının, uzun zıaımaiudamberi kominjfonm tarafından ağılmış olan sinir harbinin bir parçasını teşkil ettiğ"jni söyletmiştir. Diğer taraftan aıynı ikionu (haikkımda de­meçte ■bulunan Yunam Dışişleri Balkıan-■lığı daimî Müsteşarı Jean Poliltis, lco-■mintformuiı (bu uyduırma hikâyelerini yalanlamış ve bir müd'detteniberi ko-minform tarafnıdan iboş yere tekrarla­nan ve Yunanâıstam'ını istilâcı emeller güttüğünü ifade eden bu yalanlan Bul­gar :millıetinin ekseriyeti üzerinde îıiç ■bir tesir ııyandırmadığını söylemişve

demiştir ki : «Bulgıaır ■milleti, demirper--nezdandöki temsilcisi Tsalıdaris : «Tür­de ıdışmda askerî sahada yapulanlıaırın Yunanistan'a karşı son zamanlara ka­dar .devam eden ve üç sene sürmüş otlan ■kominform taarruzuna benzer ve doğ­rudan doğruya veya ■dolayısıiyle i'ka edi­lecek bir teoaîV'üz vukuunda savunma-miızı sağ'-ıamak gayesiyle yapıldığını pek âlâ bilımektedir.»

İS Mant 1951

— Londra :

Bir hafta evvel Londra'ya ıgelip eslki Dışişleri Bakanı Bevin ve Muhalefef Li­deri Ohurohiıll ile Akdeniz ımüdafaası hususunda görüşen Y'unanis-tan'm AV-;rupa 'Konsieyi Umumi îşler Komıiteisİ kiye ile Yunaoîstan'm bir Akdeniz mü­dafaa plânına iştirak, ettirilmesi im--kânlarını görüştük» demiştir. ■Görüşmenin memnunluk verici olduğu­nu ilâve eden ve itoaşka yorumlarda bu­lunmak istemeyen Tsaldaris, bugün. Londra'dan lAtina'ya faıareiket etmiştir.

image049.gif11 Mart 1951

—- Juliana:

Yugoslavya Dışişleri Bakam dan akşam burada verdiği demeçte Batı Devletleri­nin Yugoslava'ya karşı besledikleri alâ­ka ve kuraklıktan doğan güçlükleri ber­taraf etmesi İçin yaptıkları yardımdan duyduğu memnuniyeti belirtmiştir. Ba­kan, bu suretle sosyal bünyeleri başka başka olan memleketlerin barış içinde yaşıyabildikten maada birbirlerine yar­dım ettiklerinin de ispat edilmiş olduğu­nu ilâve etmiştir.

Yugoslavya İçişleri Balkanı eski Yugos-lavya muhariplerine hitaben yaptığı de­meçte, kominformun tehdidi kajşismda, halkın askerî malûmat sahibi olmasına yardım etmeleri lâzimgeldiğini söylemiş-. Ür.

17 Mart 195(1)

— Londra:

İngiltere'yi ziyaret etmekte olan Yugos­lav Parlâmento Heyeti bugün Londra-dan ayrılmaktadır.

Dün akşam Heyet azaları B. B. C. nin Avrupa servisleri tarafmdan şereflerine verilen 'bir ziyafete .gitmişlerdir. Rad­yoda yaptığı b-ir konuşmada Heyet BaşkanıB. B. Cnünbitaraf ve ob-

jektif olmaic için elinden her geleni yaptığını gördüğünü söylemiştir. Baş­kan Yugoslav halkının da istediği radyo neşriyatım dinlemekte serbest olduğunu, söylemiş, fakat Rusların pek çok aşikâr yalan söylediklerinin meydana çıktığını ve bu sebepten Yugoslavlarm Moskova radyosunu dinlemez olduklarını belirt­miştir.

Bu sabah Times gazetesi başmakalesin­de Yugoslav Delegelerinin ziyareti hak­kında şöyle demektedir: Bu ziyaretler hiç olmazsa müşterek bir antlaşmanın temellerini atmaya muvaf­fak olabilir. Diğer taraftan böyle bir zi­yaret Yugoslavya'ya Batı Devletlerinin Birliğinin Doğu Avrupa peyklerinin sis­teminden ne kadar elâstikî olduğunu göstermiştir. Bunun da Yugoslavaya'ya. dışişlerinin idaresinde faydası olur ve Sovyetlerin tavırlarından alınacak darsi Öğretir. Bgöylece belki Yugoslavya in­firat politikasından ayrılmaya teşebbüs eder. Yugoslavya Moskova'ya bağlı ol­madan bir komünist devletinin yaşiya-bileceği nazariyesini tatbika koymağa. çalışmaktadır. Belki bu nazariye Stalin doktrininden daha liberal olur ve belki de camianın komünist olmıyan kısmı ile ahenkli bir şekilde yaşıyabilecek bir şekilde yaşayabilecek bir tip komünist devletin kurulmasına yardım edebilir.

image034.gif7 Mart 1951

— Tahran :

Iran Başbakanı General Razmara'da su­ikast tertip edenlerden, üç kişi intühara teşebbüs etmişse de -polis tarafından yakalanarak hapsedilmiştir.

Şallı, Büıkümet ileri gelenlerina ıtoplanltı-ya çağırmıştır. Örfi idare ilân edilmesi muhtemel görülmektedir.

Hükümet çevrelerinden 'bildirildiğine gö­re General, camie gitmeden önce kendi­sine suikast tertip edildiğinden haber­dar edilmişti. Bununla ıberaber henüz daha fazla tafsilât alınamamıştır. 48 yaşında öldürülen General Razmara değerli bir asker ve eski Iran Genelkur­may Başkanı idi. 10 ay Önce Başbakan­lığa getirilmiş ibulıman General Raz­mara Fransa'da Saint Cyr .Askerî Aka­demisinde okumuş ve Doğu kültürü ile Batı kültürünü meczetmesini .bilmiştir.

Katilin, suikast hâdisesinin vukubuldu-ğu camide 'hafızlık yapan ve aynı za­manda marangoz olan Abdullah Raste-dai olduğu tesbit edilmiştir.

Katil (hâdisesi Türkiye saatiyle 9 da ol­muştur.

İktidarda 'bulunduğu sırada Iran ile Rusya arasında sıkı bir dostluk tesis ve R-usya ile uzun vadeli bir ticaret and-laşması imza etmiş oîan General Raz­mara mesai arkadaşlarının ifade ettik­lerine göre, memleketinin 'bağımsızlığını korumak için daima çalışmış, diğer ta­raftan meslekî ihtisasını yapmış olduğu Batı dünyası ile de dostluk idamesine gayret sarfetmiştir. iranlı resmî şahsi­yetler, maktul Başbakanı faal bir adam olarak vasıflandırmaktadırlar. Filhaki­ka General her gün muntazaman 1.6 sa­at çalışmakta idi. Genelkurmay Başkan-

lığı sırasında da meml ek e tinin fizikî coğrafyası hakkında bir seri kitap ha­zırlanmasına nezaret etmişti.

Tahran Radyosu, suikastın bütün Iran milletine hayret ve teessüre, düşürdüğü­nü bildirmiş ve Şahın, Başbakanlığa Razmara kabinesinde Devl-et Bakanı olan Halil Fahmıi'yi tâyin ettiğini ha­ber vermiştir.

Katil, Generalin üzerine üç mermi bo­şaltmış, mermilerden i;kisi Başbakanın basma isabet etmiştir. Katilin iki sene evvel Şah Muhammet Rıza Pehlevi'yi ağzıdan yarahyan ve o zaman yakala-namiyan adam olduğu sanılmaktadır.

8 M«rt 1951

—- Paris :

Muhafazakâr Le Monde Gazetesi tran Başbakanı Ali Razmara'mn katli hâdi­sesini tefsir ederek bunun sebebini Baş-'bakanın TaJıran'da bazı 'menfaatleri çiğ­nemiş olmasına atfetmektedir.

Le Monde şöyle devametmektedir:

Başbakan Razmara'nın programına ka­raborsayı kaldırmak ve düşük politika­cılarla mücadele etmek dahildi. Bu yüz­dendir ki Jb.ir.cok düşman kazanmıştır.

Razmara, memleketinin istiklaline halel getirmeden Rusya ile anlaşmak husu­sunda büyük ıbir muvaffakiyet göster­miş ve Batılılarla dostane münasebetleri idame ettirebilmiştir.

11 Mart 1951

— Tahran :

Iran Şahı, şimdiye kadar Devlet Bakanı olan Halil Fa'himi'yi yeni kabineyi kur­makla vazifelendirmiştir.

image050.gifimage051.gifFakat buradaki Batılı kaynaklar, du­rumda bazı ümit belirtileri sezmekte ve Meclisin aldığı kararda ibiihassa Rus taraftarlığı değil de yabancı aleyhtar­lığa duygusunun hâkim olduğunu ve mil­lileştirme keyfiyetinin, !Sovyet Rusya'­nın daüıl, arzuladığa petrol imtiyazlarını elde edemiyecegi manasına geldiğini söylemektedirler.

iran'ın dahilinde ise bazıları, İran'ın se­nede 32 milyon ton petrol çıkaran Aba-dan'daki muazzam tasfiyehane ve tesis­leri işletecek mali ve teknik kaynakla­ra malik olmadığına işaret etmektedir­ler. Bu çevrelerin fikrine göre, önünü arkasını düşünmeden acele yapılan 'bir hareket İran'ı, büyük ölçüde milli .geliri destekleyen petrol gelirlerinden yoksul ■bırakbilir ve malî kaynakları iflasa sü­rükleyebilir.

Diğer kaynaklar da şu kanaattedirler: Millileştirme isinin iki ay müddetle tet­kik olunmasını, tavsiye eden petrol ko­misyonunun lîran kendi elemanlarını ye­tiştirdiği sırada petrol tesislerinin nıiid.-detsiz olarak işletmek üzere Anglo İran Kumpanyasına vermesinin ihtimali var­dır. Bu kanaat rapordaki şu maddenin tefsirinden ıdoğımuetur. Petrol tesisleri devir ■aJlıındiktan sonra ecnebi mütehas­sıslar daa'et oüunabillifrlıer. Bununla be­raber bir başka tefsire göre İran, baş­ka mıemletoetlıerden, belki de Rusya'­dan bile,teknisyıen getirtebilir.

17 Mart 119611

—Londra :

İran Parlamentosunun petrol sanayiini devletleştirmek hususunda aldığı kararı müteakip İngilterenin Iran Hükümetine gönderdiği notanın tam .metni aşağıda­dır :

—Tahran:

iyi haber alan kaynaklardan bildirildi­ğine göre, ingiliz - İran Petrol Kumpan­yasının 585 milyon İngiliz lirası kıyme-tindöki hisse senetlerinin millîl eştir il­mesinden sonra da ingiltere ihtiyacı olan bütün Iran petrolünü alacaktır. İleri gelen şahsiyetlerden müteşekkil t>u kaynakların kanaatine göre, İran Meclisinin petrolün millileştirilmesi yo­lundaki kararı komünizmin gelişmesi ve

Sovyetlerin petrol imtiyazları yolunda­ki taleplerini önlemek için, zaruri bulun­makta îdi.

Millîleştirmeden sonra îran Hükümeti halen İngiliz - İran Petrol Şirketinde çalışan İngiliz teknisyenlerini çalıştır­makta devam edecektir. Bu kaynakların kanaatine göre, haliha­zır durum devam ettiği takdirde, İran­lılar zorla Rusların kucağına atılacak ve o zaman petrol İngilizlerin elinden zorla alınacaktır.

20 Mart 1951

—Tahran:

İran Senatosu Meclisin petrolün devlet­leştirilmesi yolundaki kararını bugün oy birliği iîe tasvip etmiştir.

—Tahran:

Yeni İran Başbakanı Hüseyin Âlâ bugün kabinesini Şaha takdim etmiştir.

İran'ın Washington Büyük Elçiliğini yapmış olan Hüseyin Âlâ Başbakanlık­tan maada Dışişleri Bakanlığım da üze­rine almaktadır.

Ali Deşti Devlet Bakanı Ittisamulmülk Tarım Bakam, Habibullah Amuzger Millî Eğitim Bakanı, Şemsettin Emira-,layi Adalet Bakanıdırlar. Diğer Bakan­lıklara henüz kimse tâyin edilmemiştir. Diğer taraftan, İran'da örfi idarenin, ilân ■edilmesiyle Şahın .emri altında en yüksek, murakabe mesuliyetini elinde tutmakta olan General Hicazi, memle­kette emniyet ve asayiş tamamiyle iade edilinceye ve yeni Başbakan Hüseyin Âlâ Hükümetini kuruncaya kadar bu vazifedekalacaktır.

Hüseyin Âlâ'nm siyasi katiller ve ikti­sadi buhran yüzünden kabinesini ta­mamlamakta güçlük çektiği bildiril­mektedir.

Para cihetinden darlığa düşmüş bulu­nan 'Hükümelt, askerlerle1 ımemurlarm aylığını ödemekte takriben üç hafta ge­cikmiştir.

— Tahran:

Yeniîran Kabinesibugün şu şekilde

teşekkül etmiştir:

Başbakan ve Dışişleri Bakanı: Hüseyin.

Âlâ

image052.gifMaliye Bakam: Karasteh

Adalet Bakanı: Şemsettin Emiralâî

Devlet Bakanı: Ali Daşti

Millî Eğitim Bakanı: Habibullah Omuz-

gar

Tarım Bakanı:Ziya Elmülk Faramant

P. T. T. Bakanı: Azizullah Zenge

Harbiye Bakanı: General Nagdî

21 Mart İ195İİ

—: Paris:

Fransız Hükümeti tarafından dün neş­redilen bir tebliğde İran Hükümetinin petrol sanayiini devletleştirme kararı yorumlanmaktadır. Tebliğde İran eko­nomisinin şimdu bulunduğu durumda bu kararın çok tehlikeli bir tedbir oldu­ğu belirtilmekte ve diğer taraftan Iran petrolü istihsalinin durdurulması ve ya­hut azaltılmasının diğer memleketler için doğurabileceği tehlikeli neticelere de işaret edilmektedir, ı

—Tahran:

Bugün Nevruz münasebetiyle Mermer Saraydan, radyo ile memleketine hitap eden Iran Şahı ezcümle demiştir ki: «Öyle ümit ediyorum ki, bütün dünyaya yayılmış olan karışıklığa rağimen stra­tejik bir mevkide bulunan İran Milleti güven ve istiklâlini muhafaza edecektir.» İran'ın Birleşmiş Milletler Teşkilâtının taşıdığı ruh çerçevesi dâhilinde vazife­sine devam edeceğini söyliyen Şah'tan sonra Kraliçe Süreyya, ilk defa olarak radyoda konuşmuş ve Iran ;Milletdınliın Nevruz Bayramını teibrükle ımemlelke-tin refahı yolunda faal bir surette ça­lışacaklarını umduğunu ibeyan 'etmiştir.

212 Mart 1951

—Tahran:

ıBuraya gelen haiberler, Iran hududu bo­yunca Sovyet ordularının harekâtı tes-fbit edildiği yolundadır. (Sovyet Rusya ile hemhudut olan Azerbaycan eyaletinden gelen seyyahlar, Sovyetlerin, iran'dan kaçan komünist firarileri yetiştirdiğini bildirmektedirler.

ıSovyet-îran Ticaret Andlaşmasinm im­zalanmasını mütaakıp Moskova Radyo­su iran'a karşı daha yumuşalk bir lisan 'kullanmağa başlamıştır. Fakat son iki (haftadan beri Sovyetlerin iran'a karşı takındıkları tavır sertleşmiştir. Buna. sebep, 7 Martta cereyan eden Başbakan Alj. Ramzara'nın katli hâdisesini müta-akıp iran'ın eski Vaşinıgton Büyük Elçi­si Hüseyin Alâ'nın Başbakanlığa tâyin edilmesidir.

—■ Tahran:

Razmara Kabinesinde Eğitim Bakanı bulunan AJbdÜlhamid Zemgenan 19 Mart­ta kendisine karşı yapılan suikast teşeb­büsü esnasında aldığı yaralardan bugün ölmüştür.

29 Mart 193(1

—■ Tahran:

Anglo Iralan Petrol Kumpanyasının, baş­lıca merkezi olan Mescidi Süleyman'da igrev hareketinin başladığı bugün emin (bir kaynaktan bildirilmiştir. Grevcilerin sayısı îbu suretle 5.000 i bulmuştur. İşle­ri başlarına gitmeyen işçilerin sayısı 10.000 den fazlaodır. Şimdiye kadar hiç bir hâdise olmamıştır. Yalnız üç tevkif yapılmıştır.

Diğer taraftan öğrenildiğine göre, Tudeh Partisinin müşevviklerinden Mus­tafa Enkarani halen petrol bölgesinde fbulunm aktadır.

3ll Mart 1931

-— Tahran:

Geçenlerde İranlı işçilerin grev yaparak hükümet dairelerine hücum ettikleri İs­fahan'da Cuma gecesi bir suikast hâdi­sesi daha olmuş ve Gaffarı adındaki bir çavuş, Iran Kraliçesi Süreyya Fenlevi'-

nin yeğeni Yahya Battıtiyari'ye taibanea ile ateş etmiştir.

Ciğerinden yaralanmış bulunan Yahya Raktiyari'nin yaşayacağı umulmaktadır. Cinayetin sebebi henüz bilinmemektedir.


208 — T

image053.gifPetrol sanayiini devletleştirdiğine dair İngiltereye gönderilen İran notasının tam metni:

«İngiliz Hükümeti, İngiliz - İran Petrol Kumpanyası tarafından işletilen pet­rol sanayiini devletleştirmek hususunda İran parlamentosunun aldığı karar­dan duyguyu esefi bildirir. İngiliz Hükümeti, İngiltere ve İran arasında dost­ça münasebetlerin idamesini arzu etmekte ve hatta buna büyük bir ehemmi­yet vermektedir. İngiliz Hükümeti, İran halkının hayat seviyesini yükseltmek ve bazı İslâhatın tatbiki için İran Hükümetinin plânlarını büyük bir alâka ile takip etmiştir. Binaenaleyh İngiliz Hükümeti, Iran Hükümetiyle İngiliz - İran Petrol Kumpanyası arasında 1949 senesinde imza edilen ve İran Hükümetine verilen senlik tahsisatın artmasını sağlayan antlaşmayı memnuniyetle karşı­lamıştı. Bu antlaşma mucibince İran Hükümeti her ton petrol üzerinde daha fazla menfaat temin etmekte idi. Bu menfaatler hiç bir Orta Doğu Hüküme­tine verilmemiş olup aynı zamanda İran Hükümetine kendi plânlarının tat­bikini kolaylaştırmak imkânını sağlamakta idi. ingiliz Hükümeti bu anlaş­manın tasdiki için meclisin gösterdiği müşkülât ve gecikmeler yüzünden bu­nun derhal meriyete giremiyeceğini bilmekte idi. Fakat bu arada İngiliz Hükü­meti İran Hükümetinin malî müşküllerine yardım etmek için hal çaresi ara­makta idi. Binaenaleyh İngiliz Hükümeti memnuniyetle öğrenmiştir ki son za­manlarda, antlaşmanın Meclisten geri alınmasına rağmen, İngiliz - İran Petrol Kumpanyası İran Hükümetine verdiği tahsisatı kendi arzusu ile artırmayı tek­lif etmiştir. Bu artma 1951 senesine kadar- 8,5 milyon İngiliz lirası tutuyordu. Bu miktar 1933 senesinde yapılan antlaşma esasında Iran Hükümetinin tah­min edildiği miktardan çok daha fazladır. Kumpanyanın bu teklifi Hükümet tarafıdan kabul edilmiş olup kumpanya parayı ödememiştir. İngiliz Hükü­meti, aynı zamanda Milletlerarası bir mahiyeti de olan İngiliz - İran Petrol Kumpanyasının menfaatlerine lakayt kalamaz. Bunun içindirr ki İngiliz Hü­kümeti kumpanyanın imtiyaz antlaşması sona ermeden Meclisin Petrol Ko­misyonunun bu sanayileri devletleştirmeğe karar vermesini derin bir tees­sürle Öğrenmiştir. İngiliz Hükümetinin bu hususta İran Hükümetinin naza­rı dikkatini celbetmek istediği bazı noktalar daha vardır. Normal yollarla mü­zakere edilmiş ve 1933 senesine kadar muteber olan bir antlaşma mucibince ve bu antlaşmanın sağladığı itimada dayanarak teşkilâtının gelişmesi için mü­him miktarda para sarfeden ve İranda çalışan bir sanayiin devletleştirilmesi ve istimlâk edilmesi arasında mühim bir fark gözetmek gerektir.

İngiliz Hükümetine açıklandığına göre, bu antlaşma mucibince kumpanyanın çalışmaları bir devletleştirme ile kanuni şekilde nihayet bulmaz. Filhakika bu antlaşmanın 22 nci maddesi mucibince, aralarında fikir ayrılıkları ve ya-

hut bazı ahvalde müşkülât çıktığı takdirde Milletlerarası Adalet Divanının Başkanı ve yahut başkan muavinine müracaat edeceklerine dair, Iran Hü­kümeti ve İngiliz - İran Petrol Kumpanyası anlaşmış bulunmaktadırlar. İngiliz Hükümeti aynı zamanda İran'da efkârı umumiyenin İngiliz - İran kumpayasmm çalışmaları ve niyetleri hakkında lâyıkiyle ve doğru olarak tenvir edilmemesinden de teessür duymaktadır. İran Hükümetinin de bildi­ği gibi kumpanyanın yegâne arzusu, İran Hükümetiyle işbirliği yaparak ken­di kanunî çalışmalarına devam etmektir. İngiliz Hükümeti ise, İran Hükü­metine verilen tahsisatı artırmak için kumpanya tarafından 1948 senesinde yapılan teşebbüsü memnuniyetle karşılamıştır. Bu anlaşmanın menfaatleri hiçbir zaman halka anlatılmamış ve antlaşma hiçbir zaman, bu mesele hak­kında antlaşmanın çerçevesi haricinde bulunan meseleleri görüşen meclis ta­rafından hakkıyle müzakere edilmemiştir.

Binaenaleyh İngiliz Hükümeti bu münasebetten istifade ederek, bu antlaşma tatbike konduğu takdirde buna gerek Iran halkı ve Hükümetinin menfaat­lerini gerek kumpanyanın menfaatlerinin müdafaasını sağlayacağını İran Hü­kümetine bildirmek ister. İngiliz Hükümeti aynı zamanda yakın bir istikbal­de bu mesele hakkında dürüst, makul ve dost bir hava içinde cereyan ede­cek müzakerelerin başlayacağını ümit etmektedir.»

Tahran'da olup biten nümayişlere mevzii bir hâdise olaradt bakmağa im­kân yoktur. Bundan dolsiyıd:r ki, İran hâdiseleri bütün ımedeni âlemde büyük bir dikkatle taikib edilmektedir. Çünkü toir 'ahundun elinde pathyan tabanca, 1914 de Sarayfbosna'da patlıyan taban­ca gibi bir dünya harbinin başlangıcı olabilir. Ve İran cephesi bütün Orta Şark'a, ve oradan Avrupa ve Asya'ya kadar yayılaibi'l'ir. Bu bakımdan evfvel emirde Iran Hükümetimin kısa bir za­manda vaziyete hâkim olmasını ve Ina-n'ıtn isti'klâliyle beralber dünya barışma karşı suikast yapanları tenkil etmesini can ve gönülden, itememni ederiz.

İran petrolleri...

Yazan : Ömer Sami Coşar

17 Mart '195(1 latrıifaHd Cumlıuriyet'-

t e n ı

Kremlm'in, Batıda yeni adımlar atami-yacak 'bir hale geldiği ve Pasifik cep-heisin.de de yayılma, hareketlerinin sı-nırlsnd'jrildıgı şu sırada Sovyet Rusya'­nın G'üney hudutları artan bir ehemmi­yet kesbetmeye başlamıştır. Bahusus ki, hür dünya için hayati ehemmiyeti haiz kilit noktalan, petrol kuyularını ve ham madde stoklanın müdafaa edem bu cephede zaaf alâmetleri görülmek­tedir. Bu cephenin 'en doğru kanadında Hindicini'de kızıllarla silahlı muhasa­mat devam etmektedir. Maleyza üe Birmanya komünistlerin sızma ve ka­rıştırma faaliyetine' son verilmiş değil­dir. Hindistanla Pakistan arasında, Moskova'nın her zaman istifade edebi­leceği Keşmir ihtilâfı tehlikeli bir seyir takip etmekte ve .bıı iki devlet arasında sağlam bağların teşkilini engellemekte­dir. Efg-anistan - Batıktan hududunda doğan ihtilâflar halledilememiş, ve bu hal bir müddettenberi Kabil ile Karaşi arasında esmekte olan igergin havanın izalesine mân: olamanı-jştır. Son zaman­larda inkişaf eden Hindistan - Efgan dostluğunun daha çok Karaşi'ye hedef ittihaz eden bir seyir takip ettiği görül­mektedir. Daha Batıda îran toprakla­rında «petrol mücadelesi» tehlikelibir

manzara artzetmerye başlamıştır. Bu cephede, sağlam durumu ve «iyi kom­şuluk» siyaseti ile Türkiye tam mâna-siyle bir istisna teşkil etmektedir. Tahran Parlâmentosunun, İran petrolle­rinin devletleştirilmesini istiyen bir ko­misyon teklifini müttefikan kabul et­mesi Güney cephenin en zayıf nokta-s:ada tehlökeli günlerin başladığına işa­ret midir? Bu kairar, doğrudan doğru­ya Arnglo - li-anian P&trolı Kumpanya­sını hedef ittihaz etmektedir. «Anglo -îranian» eshamlarının büyük bir kısmı­na sahip olan İngiliz Hükümetinin son dakikada Tahran'a yaladığı protesto notası Parlâmento üzerinde bir tesdr yapmamıştır.

Yinminci asrın rbaşında altm madenle­rinde zengin olan D'Arcy isminde biri İran'da petrol bu]unduğ"unu Öğreniyor ve Tahranda giderek ŞehinşaJî Muızaf-fer'den .mühim tavizler koparıyordu. 1902 senesinde başlayan araştırmaılar 1908 senesinde semere veriyor ve 1909 da d'a ilk «Anglo - Persian» Kumpanya­sı 'teşıkil ediliyordu. Birinci Cihan Har-■bi başında petrolün ehemmiyeti büsbü­tün takdir edildiğinden İngiMz Amiral­lik Dairesi kumpanyaya dâhil oluyor ve iıki mıilıyon sterlin veriyordu. 1933 senesine kadar D'A^cy ile Muzaffer Şah aras:nda akdedilen andlaşma kLsmea ' meriyette kalmıştır. Bu andlaşma, kumpanyaya İran'ın ıbeş Kuzey eyaleti hari'ç bütün toprakla ir in da petrol ara­mak, istihsali ve İhraç etmek hakkını tanımakta idi. 1933 te Riza Pehlevi bu ■nnadde'Ierde degjş Eklikler yaptırmaya muvaffsJt oldu. Kumpanyanın faaliyet100.000 ikdlomıeitre murabbaa indi-i, fakat çalışma müddeti 1933 e ka-■dar uzsitîldı. O zamana kadar Hüküme­te yüzde 16 veren kumpanyanın o ta­rihten itibaren yüzde yinmi vermesi de kararlaştırıldı.

ikinci Cüıan Harnbini mütaakjp bu and-laşmanm feshedilmesi yolunda bir ce­reyan belirdi. îran petrollei-Hiin İran'a verilmesini talep edenler çoğaldı. Gene--nai Razmara, Anglo - îranian tesisleri­ni İran'ın tek babına işletemiyeceğini belirterek işi halletmeye çaJaşti ve memleketin diğer bölgelerinde çıkarıla­cak petrol kuyularında devlet müessese­leri teşkiled:'e:?eğjıi,zamanlaAba-

dan'ın da ele geçirileceğini belirtti. Fa­kat İm siyaseti, katline yol açtı.

Son İBİhaıtiıstîadreırıe göre, dünya petrol ro­lünün yüzde onuna Rusya, yüizde 43 üne de Birleşik Amerika sahiptir. Dün­ya petrol ihıtiyatliarıaıın geri kalan yüz­de 47 sinûn Orta Doğumda ve bilhassa İran'da bulunduğu ibelirtilirse şimdi TaJhrân'la Londra arasında başlamakta olan mücadelenin ehemmiıyeti kendiii-" ğin'den ortaya çıkar.

İran'ın durumu...

Yazan:BîkmetBayur

20 Mart 1951 tarihli Kudretken :

İran'ın yavaş yavaş Rus nüfuzu altına girmekte olduğunda şüphe kalmamıştır. Bu olayın bütün dünya ve 'bilhassa Ya­kın Doğu bakımından önemi çok bü­yüktür. !Bu gidişin'âmil ve sonuçlarına bir ıgöz atacağız.

Petrol kuyuları ve sanayiinin 'millileş­tirilmesi Rus nüfuzunun kesinleşmesine doğru atılmış ilk adım değil, ancak y-e-ni bir adımdır. Bunun, son adım olaca­ğını da kimse temin edemez. Gecen Kasını ayında İran, Rusya ile olan tecimini geliştirecek 'bir anlaşma yapmıştı. Bu az çok tabiî 'bir iş sayıla-'bildiyse de Tahran Radyosunun artık Amerikan sesini ve İngiliz programla­rını yaymakdan vazgeçmesinin aynı za­mana tesadüf etmesi dikkate değer bir yöndü.

Bu hareket Rusya'yı memnun etmek amacım güdüyordu ve sebebi besbelli idi. Korede 'Birleşmiş Milletler ordusu­nun uğradığı yenilgiler ve 'General Brad-ley'in Amerika'nın Batı Avrupa'dan (başka yerde kuvvetlerini yıprattırmaya­cağına dair Ünlü yazısı! O vakitten beri İran'da Rus taraftarla­rının, komünist teşkilâtının ve Tudeh Partisinin çalışmaları şiddetlendi. Sov­yet radyoları jse İran Hükümetine hü­cumda devam ettiler. Başlıca hücum konusu köylünün top­raksızlığı ve halkın sefaleti idi. Ameri­kalılar dahi, özel bir biçimde olsun, bu' hücumların maddeten haklı oldukları yönleri tasdik ederek halkın tatmin edil-

mesi ve'>bu suretle komünist propagan­dasını • besleyen dertlerin azaltılması öğüdünü veriyorlardır.

■Geçen ay Şah, içinde hin 'kadar köy bu­lunan kendi pek geniş topraklarını köy­lülere ucuza satmak kararını verdi, öl­dürülen Başbakan Rezmara'nm da te­siri ile alman bu karar ve aynı yolda yürümeleri için ötoür büyük toprak sa­hiplerine verilen Öğütler komünistlerin hoşuna gitmeliydi; çünkü köylü ucuza topraklandırılmış olacaktı.

Anagik sanuıç •belklemilenıin, daha doğru­su beklenilmesi gerekenin tam tersine çıktı. Sovyet radyoları ve yerli komü­nistler Şaha karşı ateş püskürmeye ko­yuldular. Güya o, ülkesinden (kaçıp Amerikaya sığınmak İçin varını yoğunu paraya kalbetmekte İmiş.

Bu olaylar zaten bilmen feir yönü bîr kere dalıa açığa vurdu. İç ve dış komü-nlifâtıleriiu istedikleri şey durumun dü­zelmesi veya düzelme yolunu tutması değil, bilâkis kötülüğünü muhafaza et­mesi idi, ta ki devleti yıkabilecek im-kânlan azalmasın.

Bundan sonra Başbakan öldürüldü. Hü­kümet de şiddetli harekete geçebilecek durumda bulunamadı. Muhalifler ise yüreklendiler, baskı ve tehdit kullana­rak hisselerinin pek çoğu İngiltere Hü­kümetinin elinde bulunan ingiliz Pet­rol ortaklığına ait kuyularla bütün, te­sislerin millileştirilmesini sağladılar.

Karar mcclisden geçtiği sırada bir adam Başbakanın öldürülmesine işaretle «bu neticeyi iki nıiskal barutla elde ettik» diye bağırdı.

Petrollar İngiliz elinde iken tabiatiyle demirperde dışındaki ülkelere gotürülü-yorlardı. Millileştirmeden sonra nereye satılacaklarını kimse kestiremez.

Bugün İngiltere ve Amerika'ma istedik­leri petrollerin yine eski. alıcilara satıl­masıdır. iBu yolda İran ile 'belki bir an­laşma, yapılabilecektir; ancak bunun uzun zaman .yürütülebileceğine güveni-iemez. Tahran Hükümeti millileştirme işindeki olup bittiyi petrolları satış işin­de daha da kolaylıkla tekrarlıyabüir. Unutmamalıdır ki var olan anlaşmaya göre İngilizlere ta 1993 yılma kadar kuyuları işletmekhakkı verilmiş iken

image054.gifimage055.gifIbu hak, kendi rızaları olmadan ellerin­denalınmıştır.

Bir müddet sonra îran, petrollarını Rus­ya'ya satmaya koyulursa Sovyetlerin eline geçen petrol şimdikinden, yüzde sekseninden fazla artmış olur. En önemli savaş maddelerinden biri olan petrolden sıkıntı çeken Sovyet Hükü­metinin iran'a memnun edici satış şart­ları teklif edebileceği 'gibi bu işi baskı ile de sağlıyabilir. Bu bakımdan son mil­lileştirme olayı dünya çapında bir değer taşır.

işlerin nasıl böyle (bir raddeye geldiğini anlamak kolaydır.

Iran, kendi başına Rusya'ya kafa tuta­cak durumda olmadığı gibi, ülkesinin zaptı için ku 11 anılması gereken düşman ■ordusunu yeter Ölçüde yıpratacak güçte dahi değildir. Buna göre Sovyetler ken­dilerini düşündürecek kadar önemli za­rarlara uğramadan îran'ı fethedebilir­ler, iç durum da tehlikelerle doludur. Eğer Birleşmiş Milletlerde herhangi bir üyeye karşı yapılan saldırı herkese! ya­pılmış sayılıp ona ıgÖre saldırgana top­tan savaş ilan etmek esası kabul edil­seydi, veya Atlantik misakmdaki temi­nat komünist dünyasının komşu bütün ■devletlere teşmil olunsaydı. îran kendi-

sini 'güven içinde görebilirdi, çünkü ona saldıran derhal genel bir savaşa yol açacağını bilir ve çekingen olurdu, iran'a böyle bir teminat verileceği yerde kendisine Korevari yardımdan başka "bir şey umdurulmadı ve son haftalarda borçtan, para yardımından ve komşu devletler ordularının desteğinden bahse­dildi.

Bu şartlar altında îran Hükümetinin Sovyetlerce kışkırtılan propaganda ve coçkunluklara karşı koyması "beklene­mezdi ve o iboyun eğdi, yeni Koreye benzetilmek yolunu tutmaktansa pek de ■gizli olmayan Rus isteklerine uymayı daha doğru buldu.

işler böyle giderse îran'm petrollarmı toptan Rusya'ya satmaya mecbur ola­cağı gün de uzak değildir Hattâ çok: geçmeden komünist dünyasının. îran üzerinden Pakistan ve Arap alemi ile temasa girmesi de beklenebilir.

Bu acı sonuçlar, dünya barışını ve sa­vunmasını bir bütün saymaktan kaçın­manın ve Birleşmiş Milletlerde güveni Atlantik misakı ile sağlanmış olan ve olmayan iki türlü üyenin bulunması haksızlığının devam ettirilmesinden doğ­maktadır.

image056.gif3 Mart 1951

—- Was.hin.gtan :

1931 senesinden beri Washir!gton'da Mu-seum'da asılı duran, dünyanın en kıy­metli tablolarından Raphael'in Alba Ma-donna'si Rsıiların resmî sanat mecmua­sının iddiasına göre sahte olup aslı Le­ningrad'da Hermit&ge müzesinde asılı bulunmaktadır.

Amerikan mütehassıslarının bildikleri-rine göre bu resmin aslı Amerika'dadır ve bu sebepten Leningrad'da bulunma­sına imkân yoktur. Bu olsa olsa ancak, (her şeyin iyisinin Rus olduğunu iddia etmek hastalığına müptelâ olan Sovyet­lerin, italyan olan Raphael'e de Rus va­tandaşlığını bahşetmek için giriştikleri bir hareketim bastfanıgıcı. olabilir.

— Vaşington :

îyi haber alan Amerikan çevrelerinde söylenildiğine göre, Birleşik Amerika 6 ■aydan evvel yani, askerî kuvveti geniş­lemeden önce Türkiye'ye her türlü taar­ruza karşı garanti vermeğe girişemez, Bu da aglebî ihtimal Atlantik Paktı ger-cevesi dâhilinde veya İngiliz - Fransız-Türk Antlaşmasının genişletilmesi sure­tiyle olabilir.

Aynı çevrelerde belirtildiğine göre, Bir­leşik Amerika böyle bir garanti verme­se dahi, bu devre zarfında Türkiye'ye karşı yapılacak her türlü taarruz, Ame­rika'nın Türkiye'ye yardımda bulunma­sını gerektirecek ve büyük bir ihtimal­le umumi bir ihtilâfa yol açacaktır.

Bilindiği gibi Birleşik Amerika Dışişle­ri Bakanlığı halen Türkiye'yegaranti vermek mânasına gelebilecek üç ihtimal üzerinde incelemelerde ibulun makta dır : 1 ■— Birleşik Amerika'nın . 1939tarihli

Fransız - İngiliz - Türk Savunma Paktı­na katılması yolunda Ankara Hükümeti tarafından ileri sürülen talep,

'2 — Türkiye'nin müsavat İçinde Atlan­tik Paktına iştiraki,

3 — Bir Akdeniz Savunma Paktı tesisi. Bu son İhtimal pek zayıf karşılanmak­tadır. Zira, Arap ve Yahudi dünyası ara­sında mevcut 'anlaşmazlıkların bu ihti­malin tahakkukuna mâni olacağından korkulmaktadır.

Bu vaziyette Birleşik Amerika bilhassa ilk iki ihtimal üzernide durmaktadır. Birleşik Amerika'nın bu ihtimaller üze­rinde durmasını gerektiren sebeplerden, biri de, Türk ordusunun yeniden teşki­lâtlandırılması ve Kore'deki Türk birli­ğinin muharebe kabiliyet ve kıymetinin Amerikan idarecileri üzerinde uyandır­dığı müspet intihalardır.

Türkiye ile Birleşik Amerika'nın daha sıkı askerî işbirliği yapmalarını gerek­tirecek önemli âmillerden biri de Tür­kiye'nin Orta Doğu'daki petrollerin ki­lidi telâkki edilmesidir .

14 Mart 1951

■—■ Washin,gton:

Salı gecesi öğrenildiğine göre Başkan Trum.an 1 Nisanda Kongreye bir mesaj göndererek Birleşik Amerika'nın müda-fası ile alâkadar kanunların gözden ge­çirilmesini isteyecektir.

16 Mart 1951

—■ Washington:

'1952 Cumhurbaşkanlığı seçimleri aday­ları arasında ismi geçmekte olan Gene­ral Eisenhower'in 1 Şubatta Ayan Dış Münasebetler ve Slâhlı Kuvvetler Ko­misyonlarının gizlitoplantılarında ver-

image057.gifimage058.gifdiği bayanat açıklanmıştır, Bu beyana­tında Eiser±hower, bundan sonra haya­tını Atlantik Müdafaa Paktının muvaf­fak olmasına hasrettiğini söylemiştir.

r— Washington:

Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı bu-g-ün yaptığı bir basın toplantısında bir çok sualleri cevaplandırarak şöyle de­miştir:

Sovyet Rusya'nın, Japonya sulh antlaş­ması hakkında Birleşik Amerika ile mü­zakerelere tekrar başlamayı kabul ede­ceği ümidindeyim.

Birleşmiş Milletlerde, Sovyet Temsilcisi Jakop Malik, Başkan Truman'm şahsi temsilcisi Foster Dulles ile Japonya sulh antlaşması müzakerelerine devam etmi-yeceğini bildirdiği zaman hayal sukutu­na uğramıştır.

Bununla beraber, Birleşik Amerika Hü­kümeti müttefiklerin bu antlaşma etra­fında halen yapmakta oldukları müza­kerelerin bir sulh antlaşması ile netice­leneceği ve antlaşmanın bu sene içinde imzalanacağını ümit etmektedir. Bana kalırsa bu iş ne kadar çabuk olursa o kadar iyi olur.

îran Meclisinin memleket petrol sana­yiini millîleştirme kararı karşısında ne düşündüğü sorulan Acheson şu -muka­belede bulunmuştur:

Birleşik Amerika şu ümit ve inançtadır ki, İngiltere ve Iran aralarında her iki memleketin de menfaatlerini koruyacak bir hal yolu bulacaklardır. Fakat te­menni ederim ki bu anlaşma, iran'ın mühim petrol.istihsalâtının eski pazar­larına gitmesini sağlıyacak bir şekilde yapılmış olsun.

Beri taraftan, Almanya'daki Birleşik Amerika Yüksek Komiseri John Mccloy-dan aldığım bir haberden Schuman plânı ile alâkalı güçlüklerin ortadan kaldırıl­mış olduğunu .öğrenmiş bulunuyorum. Kızıl Çin de, Kore'de harbe nihayet ve­rilmesi hususunda Birleşmiş Milletlerin yapmış olduğu en son sulh tekliflerine cevap vermiş değildir. Acheson, 38 inci arz dairesinin aşılması hususunda' General Mac Arthur'un Bir­leşmiş Milletlerin iznine sahip bulunup bulunmadığını açıklamamış ve bu mese-

le üzerinde yapılacak her hangi bir tef­sirin Kore'deki askerî harekete faydası olmvyacağımbelirtmiştir.

Birleşik Amerika Dışişelrî Bakanı, Pa­ris'te dört dışişleri bakanı için hazırlan^ makta olan gündem konuşmalarında Birleşik Amerika'nın durumunu izah et­mekte ve Philip Jessup'un gösterdiği mahareti methettikten sonra bu konuş­maların safahatı hakkında tefsirde bu­lunmaktan kaçınmıştır. Bu hafta başında Dulles'in Philadelp-hia'da konuşarak «barış ihtimali uzak olduğu zaman despotlar bundan aşkla bahseder, fakat barış yaklaşınca des­potlar onu mahvetmeğe hazırlanırlar» demesi ve Rusya'nın müzakerelere de­vamı reddetmesinin buna bir misal teş­kil ettiği yolundaki sözleri ile hemfikir olup olmadığı sualini cevaplandıran Acheson bu beyanatı tamamiyle tasvip ettiğinibildirmiştir.

23 Mart 1951

— Washington;

Birleşik Amerika'nın Kolorado Senatörü Johunson dün United Presse Ajansı ta­rafından bir hulâsası verilen demecini Senatonun bugünkü toplantısında zapta geçmesiiçinalenenokumuştur,

Johnson beş sahifelik demecinin Türki­ye'ye ait kısmında aynen şöyle demiş­tir:

«Birleşik Amerika'nln Türkiye ile as­kerî bir ittifakı vardır. Ve biz bu ittifak mucibince Türklerin istiklâlini bir Rus askerî tecavüzüne karşı korumayı ka­bul etmiş bulunmaktayız. Binaenaleyh böyle bir tecavüzü defedecek silâhlı kuvvetlerin geliştirilmesi bahsinde Tür­kiye'nin gerekli savunma teşkilâtını yaratmak ve desteklemek maksadiyle Türkiye'ye askerî mütehassıslar gön­derdik. Biz, Türklerin savunma gayreti­ne yardım etmek üzere onlara yüzlerce milyon dolar verdik ve uçaksavar topla­rı dâhil olmak üzere en modern ve en müessir ağır toplar da gönderdik. Bun­dan başka Türkiye'nin savunması için zaruri addediren hava alanlarının yer­lerini seçmek, bu alanları plânlamak ve inşa etmek bahsinde yardım için oraya mütehassısAmerikanmühendislerini

image059.gifimage060.gifgönderdik. Türkiye Atlantik Paktının tam bir üyesi değilse de bu paktla ilgili bir devlettir. Türkiye Kore'de bizimle yanyana savaşan nadir memleketlerden biridir. Askerleri büyük başarılar ka­zanmıştır. Haritaya bir göz atıldığı va­kit Rusya ve bütün Orta Doğu bölgesi bakımından Türkiye'nin ne kadar stra­tejik bir mevkii işgal ettiği görülür. Doğu Akdeniz sadece bu bölgenin değil bütün dünyanın başlıca stratejik nokta­sıdır. Binaenaleyh Birleşik Amerika kendi kara, hava ve deniz kuvvetlerini tam bu noktada tertiplemelidir. îkinci Dünya Harbinde Kuzey Afrika'da mü­teaddit hava alanları inşa ettik. Bunlar derhaıl yeniden ele atomali ve Faaliyete geçirilmelidir. Türkiye'de her tepenin her yamacından uçaksavar topları fış-kırmalıdır. Türkiye'de yeni hava alanla­rı inşa edilmeli ve bunları herhangi bir ihtimale karşı müdafaa etmek üzere e-mirlerine kara kuvvetleri tahsis edilme­lidir. Havada mutla'k bir hâkimiyet sağ­lamak için pek büyük sayıda tepkili av uçakları oralarda. bulundurulmalıdır. Bundan başka Rusya'nın her hangi bir nokta'da tecavüze girişmesi halinde Rusya'daki her şehre yangın bombalan, yüksek infilâkh bombalar ve atom bom­balarını derhal yağdırmaya hazır mu­azzam bombardıman uçak filoları da emre amade bulunmalıdır.»

25 Mart ,1951>

—Shannpn:

İrlanda sahili açıklarında kaybolan dev uçağı bulmak için yapılmakta olan araş­tırmalara dün gece için ara verildiği bildirilmektedir.

—Londra:

Cuma günü 35 yolcusu ile Kuzey Atlan-tikte kaybolan Birleşik Amerika hava kuvvetleri Globemaster uçağına ait ba­zı izler bulunmuştur. Londra'daki Ame­rikan makamları biruçağaait olduğu


sanılan bir bavulun Shannon'un 630 mil Gâisaey - (Baitıfâındia bulunmuş ve Ameri-ıkaö fmeiteorotoji iganıisi Oha;r!!İe'ye alım-ımış olduğunu biıl'diınmişl-erd'ir. Boston'daki Birleşik Amerika sahil dev-riye subayları da bavulun uçağıû pilotu Lawrence Nafferty'ye ait olduğunu tes-bit etmişlerdir.

Birleşik Amerika Üçüncü Hava Tümeni sözcüsü de meteoroloji gemisi ChaTİie'-niıri 'Sihacaıom'ıuın 630 mâl ©altısında boş bir kauçuk sal bulduğunu haber vermiş­tir.

Araştırma yapan makamlar yolcuları bulmaktan ümitlerini kesmiş görünmek­tedirler.

— Londra:

45.000 tonluk Amerikan uçak gemisi «Coral Sea» ve iki destroyere Atlantik-te kaybolan «Globemaster» uçağını ara­mak üzere hâdise mahalline hareket et­meleribildirilmiştir.

Londra'daki Amerikan Donanma Karar­gâhından yayınlanan bir tebliğde her üç geminin de Norfolk'tan hareketle AJi-denizdeki 6 ncı Amerikan filosuna ilti­hak etmek üzere yolda ve Asor adaları­nın talımiınıen 900 Mıloımetre Güneyimde bulundukları bildirilmiştir. Gemiler şim­di son süratle araştırmaların yapıldığı bölgeyedoğru seyretmektedirler.

20! Maa^t 195L

— Londra:/

Reamî bir sözcü bugün, Amerikan hava kuvvetlerine mensup ve Cumadan beri kayıp olan Globemaster uçağının hava­da veya denize düştüğü sırada şiddetli bir infilâkla parçalanmış olduğunu söy­lemiştir. Coral Sea uçak gemisi bugün

Olkyanus'ita Çarşaimiba günü uıçağm ben­zin deposunun bulunduğu yerin yakınnı-da küçük parçalar bulmuştur. Uçağın infilâk ettiğinin tesbit olunuşu 53 yolcu­nun bulunması ümidini yoketmiştir.

image061.gifTınmanın 22 Kongre üyesinden aldığı mektuba cevabı.

West Florida: 15 (A. A.)(United Press)

Truman, 22 kongre üyesinden almış olduğu mektuba dün verdiği cevapta ez- * cümle şöyle demektedir:

«Sovyet Rusya herhangi hakiki, samimî bir silâhsızlanma gayretine iştirake yanaşmadığından ve» müdafaa için gerekli olan miktardan çok fazla silâhlı kuvvetleri silâh altında tutmakta bulunduğundan, hür dünya yeni baştan si-lâhlanmahdır.

Müdafaamızı mümkün olduğu kadar çabuk ve gayretle kurmak millî güven­liğimiz için esastır. Hür dünya düşmanlarının, daha ne gibi saldırıcı plânlar tasarlamakta olduklarını bilmiyoruz.

Truman, hür dünyanın, tecavüz maksadiyle silâhlandığına dair Sovyetlerin yaptığı propagandaları red ve sözlerine şunları ilâve etmektedir: «Müdafaa programımızın, Sovyetleri saldırganlıktan vaz geçirmek ve gütmek­te oldukları tabiyede bugünkü milletler arası gerginliği hafifletecek bir de­ğişiklik yaptırabilmek gibi iki maksadı bulunduracaktır ki bu da en büyük ümidimizdir.

Silâhlarla silâhlı kuvvetlerin azaltılması ve murakabe edilmesi gayemizdir, ve gayemiz olarak kalmalıdır. Fakat hür dünya bütün dünya şartları bunu icap ettirdiği ve bunu esaslı bulduğu müddetçe silâhlı kuvvetlerini kurmağa, azimle devam etmelidir.

Truman, mektubunda, alelade silâhlarla, atom silâhlarının kontrolü hususun­da Birleşik Amerikanın Birleşmiş Milletlerdeki gayret ve çalışmalarını say­makta ve şöyle demektedir :

«Fakat Sovyetler bütün teklifleri reddetmiş ve aynı zamanda Birleşmiş Mil­letlerde müsbet silâhsızlanma tekliflerine karşı daima bir engelleme yolu tut­muştur. Sovyet Rusya, istilacı dış politikasının esas veçhesi gereğince silah­lanmaktadır.»

Mektup, Birleşik Amerika ve diğer hür milletlerin ikinci Dünya Harbinden, sonra tezelden silâhlı kuvvetlerini terhis edip, sayılarını azalttıklarına işaret ettikten sonra şöyle devam etmektedir:

«Buna mukabil Sovyet Rusya, silâhlı kuvvetlerini sırf müdafaa için lüzumlu olandan çok daha yüksek bir hadde ayakta tutmağa devam etmiş, bundan baş­ka kendi murakabe ve nüfuzu altına girmiş bulunan bazı milletleri insafla te­lif edilemiyen bir programın tatbikine teşvik ve teşci eylemiştir.

İşte Sovyet bloku ile hür dünya arasındaki bu büyük teçhizat nisbetsizliğidir ki, hür dünya milletleri tarafından müştereken takip edilmekte bulunan mü-

dafaa andlaşması ve programlarının yapılmasında temel sebeplerden biri ol­muştur.

Dün dünyayı silâhlandırmakla, her şeyden ziyade tecavüze karşı hazırlanmış olmak gibi bir menfaat sağlanılır. Birleşik Amerika'nın bugünkü silâhlanma programının iki maksadı vardır. Her şeyden evvel, dünya çapında bir ihtilafı Önlerken, bir yandan da mecbur edildiğimiz takdirde, böyle bir ihtilâfa karşı koymak için müdafaamızı hazırlamak.

Bütün çalışıp uğraşmalarımız sulh ve millerlerarası nizam içindir. Hür milletleri, müdafaa plânlarını tatbikten uzaklaştırmağa matuf büyük öl-ÇÜde Sovyet propaganda faaliyeti bekleyebiliriz. Fakat biz yolumuzdan sap-mamalı, dönmemeliyiz. Amma müdafaamızı kuvvetlendirmeğe devam eder­ken, Sovyet siyasetine gerçek bir değişikliği sağlamak için mümkün olan her çareye baş vurmalıyız.»

Truman'a mektup göndermiş olan kongre üyeleri de bazı tekliflerde bulun­muşlar ve Amlrİkan kalk efkârının böyle bir hareketi uygun karşılıyacağma dair ortada emareler bulunduğunu bildirmişlerdir. Teklifler şunlardır:

— İlk adım olarak demirperde kaldırılmalı ve bu hususta teşebbüse geçil­
meli.

—Birleşmiş Milletlerin idare ve murakabesi altında bütün milletler tama-
miyle silâhsızlandırlımalıdır,

— Bu silâhsızlanma işinin usulü dairesinde seri ve tam olarak neticelen­
dirmek üzere bir Birleşmiş Milletler Komisyonu kurulmalı ve sivil asayişi
muhafaza hususunda üye devletlerin kuvvet ve teçhizatının daha üstün bir
Birleşmiş Milletler polis kuvveti ihdas edilmelidir.

Truman verdiği cevapta şöyle demektedir :

«Birleşik Amerika, silâhların azaltılması hususunda herhangi müsbet bir pro­grama başlamadan evvel, 24 Ekim'deki nutkumda anahatlarmı belirttiğim prensiplere tam bir sadakat gösterildiğine emin olmalıdır. Silâhsızlanma programı, bütün silâhları ihtiva etmeli, çok miktarda silâh v<_-sfilâhlı kuvvetlere malik bütün milletlerin oy birliği ile kabul edilmiş bulun­malı ve her türü tâdilden masun kalmalıdır.

İşte bizim dayandığımız ve herhangi bir silâh murakabe ve azaltılma plânına esas olmak üzere diğer milletlere sunacağımız prensipler bunlardır. Böyle bir program milletler arasında makûl bîr güven sağlasa bile başarılma­sı güç bir programdır. Millî hudutlar ötesinde hemen hemen imkânsızdır. Bun­da ndolayı tesirli silâhsızlanma programının tatbiki için hür haberleşme im­kânları çoğalmahdır.

Geçenlerde Sovyet Rusya'nın, hür milletlere nazaran kendi silâhlı kuvvetler sayısının az olduğu hakkında ileri sürdüğü iddialar, işte bu gibi mevsuk ma­lûmata ne derece ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Birleşik Amerika bu mev­zuun tam ve mükemmel surette İncelenmesini memnunlukla karşılar.

Silâhsızlanma işinde ısrar ve ehemmiyetle durmak, dış siyasetimizin lüzumlu ve hayatî bir kısmını teşkil eder bu meseleleri daima yeni yeni zaviyelerden araştırmağa uğraşmalı ve hakikî silâhsızlanma teklileri Üzerinde çalışmak üze­re zuhur edeclk her fırsattan faydalanmalıyız.»

image062.gifGeneral Mac Arthur Amerika Hükümetine gene danışmamış..

Yastan : Necmeddin Sadak

27 Mart1950 tarihli Akşamdan:

Geçen hafta sonu en ehemmiyetli hâ­dise, G&neral Mac Arthur'ün hayli ga-rip bulunan beyanatıdır. Kore Orduları Başkomutanı, geçen Cuma günü harp cephesini gezip döndükten sonra Tok­yo'da yayınladığı .bir beyannamede : «Düşman orduları kumandanı ile bkle-şip, samimi bir gayretle, Kore harbine, faızla kan dökülîmeden Birleşmiş Mil­letlerin Siyasi hedeflerini gerçekLeşti-recek askerî bir sonuıç aramağa hazır olduğunu...», ilân etmiştir.

Birleşmiş 'Mili/etler çevrelerinde olduğu kadar bizzat Vaşington'da .derin heye­can yaratan bu beyanname bir kaç noktadan garip görülmüştür.

Generalin Komünist Çin'e bu sulh tek­lifi bir «süpriz» olmuştur. Çünkü Va-şinıgton'dan geılen haberlere göre, çok kere bir diktatör giıbi kendi bildiğine hareket eden General, bu defa da Va-şington'a danışmaımıştır. Başkumsm-danm askerî - siyasi1 bu su'Jh teklifinden Amerikan Hükümetinin haberi olma­mış.

İkinci daha acayip nokta şudur : Baş­kan Truman'ın, bir nutuk söyleyerek Komünist Çin'e son bir anlaşma tekli­finde bulunacağı kaıç .gündür haber ve­riliyordu. Başkanın bu nutku uzua uza-d:ıya, dikkatle hazırlanmış Hariciye ile Genelkurmayla lazerinde :mutabakat ha­sıl olmuş, fakat General Mac Arthur daı-ha Önce davranaraik, ikendisl bir beyanna­me ile bu sulhu teklif ediv ermiş Bu su-retl-e, yani bir askerin söze kanşma-s'iyle, ve diğer aılâkalı: devletlerden hiç­birinin fikı^ alınmadan ortaya atılan bu teklif, diplomatik anlaşma yollarını kapamak tehlikesini doğurmuştur,■

'Hayreti çeken bir nokta da Birleşmiş 'Milletler kuvvetlerinin Kore'de zafer kazandıkları bir sırada Başkumanda­nın Çinlilere anlaşma ellini uzatmasıdır. Gerçi General Mac Arthur, iki hafta önceki bii demecinde Kore harbinin çıkmazda ojduğunu ve ibu şarf.er içinde kesin neticeye varamıyacağını söyle­mimi. Harbin neti ces inden emin olma­yan bir kumandanın, daha fazla ve lai-zumsuz yere kan 'dÖküLmesini önl-emek için, düşmanın en sııkantıh ânında ve harp talihinin de kendine gülümsediği bir sırada sulh teklif etmesi akıllıca bir hareket sayılabilir. Faikat Generalin,, sonunda sulh teklif eden beyannamesi baştanbaşa Çin'lileri kusturacak, gurur'-'larmı incitecek ımahiyette sayılıyor. Ge­neral, Çinin artık bu harbi kazanamı-yacağını, askerî kudretimin perişan ol­duğunu belirtmekte ve eğer Birleşmiş CMiHetLer harbin Kore'den dışarı teşmi­line karrar veırirse, yani Çin'e saldırış olursa, Çin'in yıkılacağını büdirnı ekte­dir. Bu görüşe cevaben, bir düşmana ■£oı!h teklif edilirken bu derece sert meydan ckumanın yersiz olduğu söyle­niyor ve Generalin bu şekildeki beyan­ını im es isinin Çin üzerinde eliverişlıi de-ğj", menfi tesirler yaratmasından endi­şe ediliyor.

Generalin beyannamesi, Başkan Tro-niscn'ra belî'.enen de'mecini suya mı du-şardü? Buna. ihtimal vermek güçtür, ■Çünkü Bir'.'eşmiş Miılletler çevreleri gi­bi Amerikan efkârı, Truman'm bu nut­kunu ümcıtle bekldıyortaT-dı. Birleşmiş Milletler, bilhase'a înıg'Htere ve Fransa, Kö:re çLkmaz:nd:an an'laşma yolu ile kurtulma çarelerini aradıkları gibi Aı.Tieriikan halkının büyülk kısmında Ko­re harbi uzayıp gittikçe, bezginlik ya­ratmağa başlamıştır. Bu ruhî hâl&ti t- Lttıip etmek v& Amerika'nm uzlaşma-image063.gifya 'hazır olduğunu 'birdahabelirtmek içindir ki Başkan Trumam buteklifini yapmakta fayda görünüştür. Şimdiye kadar hiç bir ses çıkarmayan, konuşma teküfleonecevapvermemiş olan Çin, bu yeni tekliflere kulak asa­cak mı? Amerika ve Birleşmiş Milletler ordula-

rının Kore'den çıkıp gitmesini Rusya'­nın arzu etmesi, ^aiıut Kare'da Ame­rika'nın dilediği şekilde, yani komünist

olmayan bir hükümet kurulmasına Rusya'nın razı olması güçtür. Kore me­selesi İki tarafı tatmin edecek bir şekle bağlandığı zaman dünya işleri düze­liyordemektir.

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106