26.2.1951
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Ocak 1951

—İstanbul:

'Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, bugün sa­at 11 de Vilâyette toplan ti salonunda, «istanbul Göçmenlere Yardım Komitesi» üyelerini kabul etmiştir. Başbakan Adnan Menderes'in de hazır bulunduğu bu kabulde Cumhurbaşkanı, İstanbul Göçmenlere Yardım Komitesi» Başkanı Vali Profesör Gökay'dan Koenitenin çalışmaları üzerinde izahat al­mıştır.

Cumhurbaşkanı, Komite Başkanının göçmenlere yardım için İstanbul hem ­şehrileri nin kurdukları muhtelif ekip­lerle ticarî komitelerin, esnaf teşekkül­lerinin, üniversiteli gençlerle bayanlar komitesinin çalışmaları ve yapılacak iş­ler hakkında izahlarını dinledikten son­ra göçmen dâvasını şümullü bir şekilde (kavrayarak işe başlamış olan İstanbul'­un seçkin teşekküllerinin temsil eylediği "(komiteye teşekkür etmiş ve tarihî bir an yaşadığımızı belirterek, memleketi­mize gelecek olan ırkdaşlarımızın mem-leketimıiz için hayırlı ve verimli bar un­sur olarak miUıettin şefkat sinesinde yer alacaklarına işaretle komitenin çalışma­larını irşad edecek tavsiyelerde bulun­muştur.

ırkdaşlarımızın da Türkiye'ye gelmek arzusunda" bulunduklarını belirtmeleri üzerine Hepisin! ala­cağız ve bîr kardeş olarak bakacağız. Inşaallah gideceğiniz güzel yerlerde ra­hat edersiniz.» demiştir. Cumhurbaşkanı son olarak misafirha­nedeki Kızılay aş ocağını gezmiş ve bu­radan göçmenlere verilen yemeği yiye­rek çok iyi ve lezzetli olduğunu belirt­tikten sonra beraberi erin d ekil eri e göç­menlerin içten tezahüratı arasında mi­safirhaneden ayrılmıştır.

2Ocak 1951

—İstanbul :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar beraberle­rinde Barbakan Adnan Menderes, İstan­bul Milletvekili Salih Fuad Keçeci, Vali ve Belediye Başkanı Prof. GÖkay oldu­ğu halde saat 16 da Belediyeye gelerek toplantısı devam etmekte bulunan şe­hir meclisi müzakerelerini dinleyici lo­casından takip etmiştir. Meclis üyeleri, salona girişlerinde Cum­hurbaşkanını hararetle alkışlamışlar ve Başkan Veklili Ferzan Araş ziyaretin­den dolayı CurrJhurbaşkanma Meclisin teşekkürlerini bildirmiştir. Cumhurbaşkanı müzaikereleri takip et­tikten sonra Şehir Meclisinden ayrıl­mıştır.

3Ocak 1951

—Edirne:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar beraberin­de Başbakan Adnan Menderes istanbul ve Edirne milletvekilleri, istanbul Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay oldu­ğu halde bu akşamı saat 18 de, kalaba­lık bir halk kütlesi ve Edirne'nin ilce ve köylerinden gelen heyetlerin iştirak ettiği toplantıda hazır bulunmuştur. Toplantıdan önce Edirneliler Cumhur­başkanına ve refakatinde bulunanlara kendilerine karşı gösterdikleri yakın alâkadan dolayı teşekkür etmişler, Cum­hurbaşkanımız da cevaben şunları söy­lemiştir :

«SayınEdirneliler,

Bana ve bana refakat eden arkadaşlara büyük hüsnükabul gösterdiniz, hepinize .teşekkür ederim.

Edirne'ye karşı içimizde bar sempatinin, bir yakınlığın yaşadığına inanmakla memnuniyet duymaktayız. Edirne tarihi bir şehrimizdir. Bütün milletin kalbinde yer almaktadır. Sizlerle beraberiz ve beraber olmakta devam edeceğiz, im­kânlarımız neyi gösteriyor, neye müsa­ade ediyorsa, siain kadar yerine getir­meğe çalışacağımıza itimad ediniz.» Cumhurbaşkanımızın bu sözleri Edirne­liler tarafından büyük bâr memnuniyet ve tezahüratla karşılanmış, müteakiben, önce Belediye Başkanı ve sonra Edirne­liler Cumhurbaşkanı ile Başbakana şehri ilgilendiren çeşitli dileklerini bil­di nmişlerdir.

Bundan sonra söz alan Başbakan Ad­nan Menderes şu hitabede bulunmuştur: «Muhteremarkadaşlarım,

Benim Başbakan olarak sizlere arzede-ceğim sîhetler şunlardır: Edirne şehrinin dertleri ve dilekleri ile-peik yakından, elimden geldiği kadar 'meşgul olmağa çalışacağım ve en kısa zamanda aldığım neticeleri sizlere ar-ze^mekle bahtiyar olacağım. Belediye Başkanı adına konuşan arkadaşım, biri­ken işlerin bdr yıl içinde bitirilemediğin­den üzüntü duyduğunu söyledi. Bizim de hükümet olarak kendilerinin karşı­laştıkları zorluklarla karşı karşıya kal­dığımızı söyleyebilirim. Memleket şu veya bu sebeple, bir çok hususlarda sıkıntılı vaziyetler arzetmek-tedir. Bununla beraber, bu güzel vata­nımızın yarını çok güzel ümitler vade-diiyor. Buraya gelirken uğradığımız yer­lerde bütün vatandaşların işleri ile meş­gul ve yeni idareden emin olduklarını bîr kere daha müşahade ettik. Tani vatandaş siyasi istikrarının tesis edil­miş olmasından emiin bulunmakta ve 'memleketin â-tüsinden hiiç bir suretle en­dişe duymamaktadır. Hiç kimsenin kal­binde bir siyasi irtüoa, bir siyasi teşev­vüş vukubulacağı yer etmemektedir. Bu meydana yeni iktidarın vaatlerini yeri­ne getirmemiş olduğu yolundaki iddia­ların yersiz olduğunu da söylemek is­terim. Yeni iktidar muhalefette iken, atiye ait iyi niyetlerine rağmen, bütün işlerin altı ayda veya bir senede düzele­ceğini hiç bir zaman söylememiştir. Bu­nu böyle göstermek isteyenler zihinleri.

Cumihurbaşkanı ve beraberindekiler sa­at 12 de KirkIareline gelmişlerdir. Baş­tanbaşa bayraklarla donanmış olan Kır ki ar elinde cadde ve sokakları kap­layan kesif bir halk kütlesi Cumhur-ibaşkantmızı büyük coşkunluk ve heye­canla karşılamış ve dakikalarca alkış-] an'mıştır.

Curnhurbaşikanrmız, müteakiben kendi­sini karşılamağa gelen Vali Cahit Ortaç, Garnizon Komutam ve Demokrat Parti İle C. H. P. temsilcileri ve beraberinde­kilerle birlikte önce valâyeti ve sonra sırasiyle Demo&rait Parti ve C. H. P. il merkezlerini ziyaret etmiştir.

— Kırklareli:

Başbakan Adnan Menderes bugün saat 13 te D. P. ti merkezi salonunda kala­balık bir partili kitlesinin ve Kırklareli-lilerinhazırbulunduğu bir toplantıda şu hitabede bulunmuştur: Sevg-îli Kırklarelili vatandaşlarım, Gösterdiğiniz muhabbettendolayıçok saym Cumhurbaşkanımız adına ve naçiz şahsım içinen kalbiteşekkürlerimizi prz ederim.

Şahsım namına arzedeceğim şudur ki, Kırklareli'ne ilk ilk defa gelmekteyim ve bu fırsatı daha evvel bulamamış ol­maktan hakikî bir üzüntü duyuyorum. Trakya'daki bu seyahatimiz sırasında uğradığımız yerlerde vatandaşların işle­ri ile meşgul oldukları ve demokrasi yo­lunda hep birlikte tam bir anlayışla yü­rüdükleri açıkça görülmektedir.

Bunu müşahade için derin tetkiklere hiç de ihtiyaç yoktur. Senelerden beri de­vam edegelen siyasi mücadelelerin so­nunda millet iradesiyle yeni iktidarın iş başına geçmesini vatandaşlar memleket âtisi için bir teım'imıat olarak kaibul et­mekte ve yarma emniyet ile bakmakta­dırlar.

Bunlar memleketin idaresinde mesul in­sanlar olarak bizlere büyük bir memnu-niyet kaynsği oluyor.

Partilerarası münasebetlerde de esaslı bir olgunlaşma yoluna gidilmiş olduğu­nu tereddütsüzce söyliyebilirim. Siyasi ayrılıklarının ve çok partili millî bir idarenin kurulmuş olması ve dâvalarda birbirimizi sarsıntıya uğratmayacağı, şimdi daha ziyade bir emniyetle söyle­nebilir.

Memleketimizin bu kadar derin siyasî, idari değişiklikler içinde bulunmasına rağmen durumun bu ferah verici man­zarası dosta ve dost olmıyana karşı memleketimizin itibarını artıracak me­sut bir hâdisedir.

Trakya'da Sayın Cumhurbaşkanımızın refakatinde olarak büyük ehemmiyet verdiğimiz göçmen işini görmek maksa-diyle seyahatte bulunuyoruz. Bu husus­ta gördüklerimiz hepimize iç ferahlığı verecek mahiyettedir. Milletimizin göç­men ırkdaşlarmı sevgi ile bağrına bas­tığım iftiharla görmetkteyiz, Hüküme­tin de milletini'izm de b u necip hislerine muvazi olarak göçmen işlerinde elinden geleni yapacağından emin olmanızı rica ederim.

Biz bu defa karşılaştığımız göçmen işini mesut bir hâdisenin millî bir vazife ol­duğuna kani bulunduğumuz kadar onla­rın vatanımızda yerleşmeleri ile yeni faydalar ve hayırlı neticeler bulabilece­ğimize eminiz. Bu hâdiseyi iyi bir şe­kilde neticelendirmekten geri kalmıya-cağız.

Göçmen işlerinin iyi surette idaresi yal­nız memleketin maddî kuvvetini artır­makla kalmıyacak, âleme karşı memle­ketimizi manen de kuvvetlendirmiş ola­caktır.

Büyük dâvalarda vatandaşların küçük hesapları, fikrî ayrılıkları bırakarak be­raber yürümelerinde büyük faydalar sağlanır.

Hepinizi muhabbetle selâmlarım aziz vatandaşlarım.

8 Ocak 1951

— Tekirdağ:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Başbakan Adnan Menderes beraberlerinde İstan­bul, Muğla ve Tekirdağ Milletvekilleri, Tekirdağ Valisi Hayri Orhon, İstanbul Valisi ve Belediye Başkam Prof. Gökay, Yaverleri ve Başbakanlık Hususi Kalem. Müdürü Basri Aktaş ile Basın temsilci­leri olduğu halde bu sabah saat 10 da Toprak ve İskân Müdürlüğünün 1, 2 ve 3 numaralı göçmen evlerini ziyaret et­miş ve buralarda aiktarma muameleleri­nin tamamlanmasını bekliyen göçmen­lerle görüşmüştür.

Geçmenİer Cumhurbaşkanımızın kendi­lerini ziyaretinden son derece heyecan­lanmışlar ve sevinç gözyaşları dökerek: «Bizleri azaptan kurtardınız. Allah siz­lere uzun Ömür versin, başımızdan ek­sik etmesin, çok azap çektik, fakat şim­di sevinçliyiz. Oradaki kardeşlerimizi da getirin» dernıişl erdir.

Cumhurbaşkanımız genç, yaşlı bütün göçmenlerle teker teker meşgul olmuş, hatırlarını sorduktan sonra şunları söy­lemiştir:

«Anayurda kavuşmanızdan memnuniyet duyuyoruz. Orada bıraktıklarınızdan daha iyi bir hayata kavuşacak, mal ve mülk sahibi olacaksınız. Rahat edeceksi­niz. Diğer kardeşlerimizin de hepsini a-lacağız.»

Cumhurbaşkanımız göçmen evlerinin yatakhane, yemekhane ve aş ocaklarını da gezdikten sonra göçmenlerin samimî muhabbet gösterileri arasında göçmen evinden ayrılmıştır.

—İstanbul:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Başbakan Adnan Menderes beraberlerinde İstan­bul Milletvekili Salih Fuat Keçeci, Muğ­la Milletvekili Nadir N-adi, Tekirdağ Mi 11te vekili eri Şevket Mocan ve Zeki Erataman, İstanbul Vali ve Belediye Başlkanı Prof. Gö'kay, Yaverleri ve Baş­bakanlık Hususi Kalem Müdürü Basri Aktas olduğu halde bugün saat 17 de Tekirdağ'dan hareketle İstanbul'a gel­mişlerdir.

Cumhurbaşkanı Tekirdağ'dan hareke­tinden itibaren yol boyunca yer yer kendisini davul ve zurnalarla karşıla­mağa çıkan köy ve bucaklar halkının sevgi tezahürleriyle uğurlanmıştır. CunıKurb aşk anımız bu arada Muratlı Bucağı ile Çorlu ve Silivri İlçelerinde kısa bir müddet durarak büyük bir coş-kunlulkla kendisini karşılayan halk ve öğrencilerle hasbihalde bulunmuş, dilek­lerini dinlemiştir.

Cumhurbaşkanımız ve beraberindekiler istanbul hududunda da aynı hararetle karşılanmışlar ve doğruca İstanbul Vi­lâyetine gitmişlerdir.

— Ankara:

Ankara Radyosunun kısa dalga postala­rında 12 yabancı dille yapılan neşriyata ilâve olarak bu akşamdan itibaren İtal­yanca yayınlara başlanmıştır. Tükr - t-talyan dostluğunda yeni bir bağ teşkil eden olan bu neşriyatın açılışı münase­betiyle bu akşam saat 2.1,45 te 31,7 met­re üzerinden yapılan yayında İstiklâl Marşı ve İtalyan Millî Marşı çalındıktan sonra Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü şu demeci vermiştir:

«Bugün burada Türkiye'nin sesini İtal­yan milletine ulaştıracak bir radyo ser­visinin açılış merasimi vesiylesiyle top­lanmış bulunuyoruz, bu vasıtadan fay­dalanarak Türk milletinin selâm ve mu­habbetlerini İtalyan mîlletine bildirmek fırsatına nail olduğum için kendimi bah­tiyar addetmekteyim.

Bu servis ile yapılacak neşriyatın Akde-nizin güzel kıyılarında yaşıyan ve dün­ya medeniyetine kıymetli eserler vermiş olan milletlerimizin birbirini daha iyi tanımalarına ve aramızda mevcut dost­luk bağlarını kuvvetlendirmeğe yarıya-cağını ümit etmekteyim.

Şerefli mazis-ini en küçük yaşlarından itibaren tarih kitaplarından öğrenmeğe başladığımız İtalya'ya karşı vatandaşla­rım, müzik, edebiyat ve daha ince yük­sek sanat eserlerinin yarattığı alâka ile daima artan hürmet ve talkdir hisleri beslemiş ve İtalyan milletinin geçirdiği felâketli günlerde onun dertlerini yakın­dan paylaşmıştır. Bugün bu kudretli memleketin her sahada gösterdiği bü­yük ilerleme ve inkişaf Türkiye'de son­suz bir memnuniyetle takip edilmekte­dir.

Dünyanın şimdiki karışık devrinde birer barış unsuru olan memleketlerimizin sulhu koruma yolunda azimle yürümdk-te olduklarını müşahade etmekten duy­duğum memnuniyeti- bu vesile ile belirt­meği bir vazife bilir ve Türkiye'nin dost­luk hislerini bir kere daha ifade ederek en hararetli temennilerimi sunarım.Merhumun Bahriye Okulundaki takrir­lerinden vücude gelen dört ciltlik eseri o zaman mekteplerde yapılmakta bulu­nan din tedrisatında yeni bir çığır aç­mıştır. Bu kitaplar başka islâm memle­ketlerinde de takip edilmiştir.

Merhum kıymetli eserleriyle bütün is­lâm âleminde tanınmıştır. Ahmet Ham­dı Akseki Karaşi'de toplanacak olan büyük islâm Kongresine de başkanlık etmek üzere davet edilmiş bulunuyordu.

—An'kara:

Pakistan tarafından Türkiye'ye hediye edilen Azadi (Hürriyet) isimli filin aym 12 sinde İstanbul'a gelmes-İ beklenmek­tedir.

Fil Port-Sait'e ve oradan Loredan isimli diğer bir gemi ile istanbul'a mütevecci­hen hareket etmiştir.

—İstanbul:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar bugün Vi­lâyette İstanbul Üniversitesi Rektörü Ord. Prof. Ömer Celâl Sarçı, Kocaleli Valisi Burhanettin Teker ve Rum Orto­doks Patrikhanesi Heyetini kabul et­tir.

Cumhurbaşkanımız öğleden sonra bera­berinde Başbakan Adnan Menderes, İs­tanbul Milleit'Vehilleri Salih Keçeci, ve Dr. ilükerreım Saral Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay ve Başbaikaaılılî Hususi Kalem Müdürü Basri AMaş ol­duğu halde Büyüikdere'ye gitmiş ve Bul­garistan'dan gelen göçmen kardeşleri­mizin iskânı- için çayır başında hazırla­nan tesisler1! gözden geçirmiştir.

Büyükdere'den dönüşte Rumeli Hisarın­da bir müddet duran Cumhurbaşkanı­mız 500 üncü fetih yılı münasebetiyle Fatih'in eseri olan hisarlarda yapılacak hazırlıklar hakkında Vali ve Belediye Başkanından izahat almış ve mütaaki-ben beraberindekilerle birlikte Sümer-bank Defterdar Mensucat Fabrikası zi­yaret etmiştir.

Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile bera­berindekiler fabrika işçilerin coşkun ve samimî tezahüratiyle karşılanmıştır. Fabrikada bir müddet idarecilerle konu­şan Cumhurbaşkanımız mütaakıben iş­çilerin arzusuüzerinetoplu bir halde

bulundukları yemekhane salonuna git­miştir.

Cumhurbaşkanı ile Başbakanın salona girişleri işçiler arasında dakikalarca de­vam eden alkışlara ve sevgi tezahürle­rine sebep olmuştur. Cumuhrbiskanımız salonda kendilerine «varolunuz milleti­mizin hakikî babaları» diye tezahüratta bulunan işçilere hitaben şunları söyle­miştir:

Aziz arkadaşl arım,

Ankara'dan memleketin en büyük dâva­larından birisi .olan göçmen meselesi ü-zerinde tetkiklerde bulunmak üzere se­yahate çıkmış bulunuyoruz.

Aziz arkadaşını Başbakanla birlikte Trakya'nın muhtelif bölgelerinde tetkik­ler yaptık, istanbul'a gelişimizde büyük Önem verdiğimiz memleket iktisadiyatı üzerinde de tetkiklerde bulunmayı fay­dalı gördük. Memleket iktisadiyatı ba­his mevzuu olunca işçi hayatı önemli bâr tetkik mevzuudur. Memleket iktisa­diyatı ve işçi hayatı hakkındaki tetkik­lerimize de ilk olarak bu fabrikadan başlamış bulunuyoruz. Fabrikanıza bu ziyaretimizi yaparken işittik ki, bizimle karşı karşıya konuş­mak, görüşmek arzusunu izhar etmiş­siniz. Sizin bu arzunuz muhakkak bize karşı olan muhabbet ve itimadınızın ese­ridir. Bize itimat göstermekte haklısı­nız. Dünya şartları ne olursa olsun, bu­günkü iktidar işçinin en yakın dostu ve arkadaşı olduğunu ispat etmiştir. Dost­luğumuz ve karşılıklı itimadımız daimî olacaktır. Hepinize derin teşekkürleri­mi sun'makla bahtiyarım. Cumhurbaşkanımızın sık sık alkışlarla kesilen bu hitabesinden sonra Başbakan Adnan Menderes de şu konuşmayı yap­mıştır:

işçi arkadaşlarım,

Geçimini doğrudan doğruya alın teri ile kazanan bu topluluğun karşısında ko­nuşmaktan dolayı bahtiyarlık hisset­mekteyim. Hepinizi muhabbetle selâm­larım. İşçi dâvaları daima muhtelif isti­kametlerden istismara çalışılmıştır. Bu memlekette de işçi dâvasım istismar et­mek isitiyen cereyanlar mevcut değildir denemez. Fakat sizler gibi Türk işçile­rinin huzurunda kısa bir an dahi bulun­mak Türk işçisini gizli maksatlara göre istismar etmenin ne kadar zor olduğumu anlatmağa kâfidir.

Türk işçisi millî dâvalara bağlıdır. Mu­hakkak ki yüzde yüz vatanperverdir. En kıymetli bir istihsal unsurumuz ol­duğu gibi, millî haysiyetimizin, istiklâ­limizin ve bayrağımızın müdafaasında da kendine Üüşen vazifeyi yapmağa canla başla hazırdır.

Bugün bize gösterdiğiniz muhabbet ve İtimat hürriyet idaresine nekadar bağlı olduğunuzu ifade eder. Bunda haklısı­nız, çünkü hürriyet idarelerinde hakları daha kolay elde olunur. Bunu elbette hissetmekle, bilmektesiniz.

Fabrika'dan ayrılırken de işçilerin coş­kun muhabbet gösterileri ile uğurlanan Cumhurbaşkanı ile beraberindekiler A-dalet Mensucat Fabrikası önünden ge­çerken yol boyunca kendilerini karşıla­mağa çıkan işçilerin isteği üzerine Cumhurbaşkanı fabrikaya girerek önce burada bulunan mensucat sanayii işve­renleri ile bir müddet görüşmüş ve mü-taaki-ben kendilerine sevgi tezahüratın­da bulunan işçileri selâmlıyarak fabri­kadan ayrılmış ve vilâyete gelerek millî işçi sendikaları birliği mümessillerini kabul etmiştir.

Başbakan ile Başbakan Yardımcısı Sa-met Ağaoğlu'nun da hazır bulundukları bu toplantıda sendüka temsilcileri Dev­let Başkanına dileklerini bildirmişlerdir. Cumhurbaşkanı ve beraberindekiler sa­at 21,30 da vilâyetten ayrılmışlardır.

10 Ocak 1950

— İstanbul:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, beraberin­de Başbakan Adnan Menderes, Baştoa-kan Yardımcısı Samet Ağaoğluı İstan­bul Milletvekilleri Salih Keçeci ve Dr. Mükerrem Sarol, Vali ve Belediye Baş­kanı Prof. Gökay ve Başbakanlık Hususi Kalem Müdürü Basri Aktaş olduğu halde bugün saat 10,15 te Millî Eğitim Bakanlı­ğı Kız Teknik olgunlaşma Enstitüsüne ■gitmiş, Enstitütünün çalışmaları etrafın­da idarecilerden izahat alarak atelyeleri gezmiştir.

Cumhurbaşkanımız mütaakıben berabe-rindeKilerel birlikte İstanbul Üniversi­tesine giderek Üniversite Senatosu üyeleri ve talebe birlikleritemsilcileriyle-görüşmüştür.

Üniversitede binlerce öğrencinin içten ve coşgun tezahürleriyle karşılanan Cumhurbaşkanımız Rektörlük binasım. ziyaretten sonra beraberinde Rektör Ord. Frof. Ömer Celâl Sarç olduğu hal­de önce Tıp Fakültesi dershane ve oku­ma salonlarım ve sonra Hukuk ve îkti-sat Fakültelerini gezmiş ve Fakülte de­kanlarından izahat almıştır. Bu arada Hukuk Fakültelerinin 1 numaralı ders­hanesine giderek Ord. Prof. Schuarz'm Roma 'Hukuku dersini takip eden ve dershaneye girişinde öğrencilerin daki­kalarca süren alkışlariyle karşılanan Cumhurbaşkanımız dershaneden ayrılır­ken talebeye şu hitabede bulunmuştur:

«Aziz Üniversiteliler,

Sizlerin aranızda bulunmaktan hakikî bir bahtiyarlık duyuyorum. Aranızda geçirdiğim bugünün hâtırasını ebediyen muhafaza edeceğim. Hepinizin hayatta muvaffak olmanızı dilerim. Hoşça kaim aziz Üniversiteliler» Cumhurbaşkanımız bundan sonra Üniversitenin enstitüler kısmı ile istirahat salonlarını gezmiş. Üniversite İdarecileri ve talebelerle has­bıhalde bulunarak dileklerini dinlemiş-tir.

Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile bera­berindekiler talebelerin aynı şekilde sa­mimî muhabbet gösterileri arasında saat 13 te Üniversiteden ayrılmışlardır.

— İstanbul:

Bugün İnönü Stadında Yugoslavya'nın Sarejova takımı ile İstanbul Üniversi­tesi muhteliti hakem Sulhi Garan'm ida­resinde oynadılar.

Sarajevolular her zamanki kadrolarım muhafaza etmelerine rağmen Üniversite takımı şu şekilde sahaya çıktı: Erdal - Gültekin, Rahmi - Tekin, Melih, Memduh - Süleyman, Isfendiyar, Kâmil, Galip, Kâzım Maça başlamadan evvel Sarejevolulana «Misafirperverliğinize teşekkürler» ya­zısını taşıyan büyük afişleri sahada bu­lunan üç bin kişi tarafından şiddetle al­kışlandı. Oyuna hemen Üniversiteliler başladı ve nispeten hâkimiyet kurmağa muvaffak oldular ve nihayet bu devrede 20 nci dakikada Kâzım'm ve 40 mcı da-

İtikada da Isfendiyar'm attıkları iki gol­le Üniversite takımı 2-0 devreyi bitirdi. İkinci devrede 15 inci dakikada üniver­site takımı lehine veril&n penaltıyı Me­lih dışarı attı ve bundan sonra takımla­rında değişiklik yapan Sarajevolular 19 ve 22 nci dakikada iki gol kazandılar. Oyunda bir muvazene hâsıl olduğu sıra­larda Sarajevolular 35 ve 44 üncü daki­kalarda da iM gol kazanarak sahadan 4-2 galip ayrıldılar.

II Ocak 19S1

—Ankara:

Birkaç günden beri istanbul, ve Edirne'­de tetkiklerde bulunan Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, bu sabahki eksprese bağla­nan özel bir vagonla şehrimize dönmüş­lerdir.

Cumhurbaşkanı, garda Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Bakan­lar, Milletvekilleri, Genel Kurmay, Yar­gıtay, Sayıştay Başkanları, Basm-Yayın ve Turizm Genel Müdürü, Emniyet Mü­dürü, Garnizon ve Merkez Komutanları tarafından karşılanmıştır.

Garda, kalabalık bir halk kütlesi Cum­hurbaşkanını coşkun tezahüratla alkış­lamıştır.

—İzmir:

Kore'de çarpışmakta olan kahramanla^ rımıza gönderilmek üzere İzmirliler ta­rafından verilen hediyeler bu sabah saat 10 da rıhtım boyunda yapılan bir tören­le İtalyan Bandıralı Lugi Noli vapuruna yükletümiştir.

Vali, Belediye Başkanı, askerî ve mülkî erkân, Yüksek Ekonomi ve Ticaret O-feulu talebeleri ile halkm iştirak ettiği törene, şehir bandosu tarafından çalman İzmir Marşiile başlanmış, mütaakiben yüksek tahsil talelebelerinden Demir Parmaksız oğlu heyecanlı bir konuşma yapmıştır.

Tören bandonun çaldığı İzmir Marşı ile saat 10,30 da sona ermiştir.

Büyük bir ihtimamla hazırlanmış olan hediye sandıkları üzerine kırmızı boya ile ay yıldızlar resmedilmiş ve «İzmirden gazilerimize» ibaresi yazılmıştır.

— Ankara:

Dışişleri Bakanlığından bildirilmiştir: Yugoslavya'daki Türk emlâk ve menfa­atlerinin tazminine mütedair olarak hü­kümetimizle Yugoslavya Federatif Halk, Cumhuriyeti Hükümeti arasında 5 Ocak 1950 tarihinde İmzalanan protokolün ükinci maddesi gereğince karma komis­yona terfik edilecek iki ilgili temsilcinin seçimi için Bakanlığımızca yapılan an­ket neticelenmiş bulunmaktadır. 14 Aralık 1950 tarihinde Dışişleri Ba-ka'nhğında dosyası bulunan müracaat sahiplerinin adreslerine gönderilen an­keti muhtevi mektuplara 10 Ocak 1951 akşamına kadar gelen cevaplar tasnif edilmiştir.

Gelen cevaplardan, büyük bir çoğunul-ğun seçilecek iki ilgili temsilcisini hü­kümetimizin rey ve tensibine bıraktığı anlaşılmaktadır. Temsilcilik hususunda en çok rey alan vatandaşlarımız sıra-siyle aşağıdadır.

Sadık Talu, Yusuf Tanık, Enver Malik Ottova, Muzaffer Alp, Hurşit Güneş, Celâlettin Kanar, Hüsrev Gerede, Tahir Boraydın,

Nihaî olarak tesbit edilecek iki temsil­cinin adları sonra ayrıca ilân edilecek­tir.

— Ankara :

Diyanet İşleri Başkanı Alıımeıt Hamdı Alkseüti'nin cenazesi buıgün saat 11 de Numune Hastanesinden kaldın'lmış ve Hadbayraım'da kılınan cenaze namazı­nı müitaaJkıp ebedî Lstiralıgâhıria tevdi edilmiştir.

Büyük Millet Meclisi Başikanı Refik Komltan,_ Bakanlar, MMıletvefeıUeri, Ge­neraller, Müslüman Memımlelketler Bü-yiüfcelçi ve Elçileri, MüMtli ve Askerî Er­kân ile kalabalık bir halk (kütlesinin ha-zıt bulunduğu cenaze maımazradan son­ra 'merhumun tabutu omuzlar üzerinde Cebeci'ye kadar götürüüıniüş ve orada cenaze arabasına konarak Asri Mezar­lığa nakledilmiştir.

Mezarı başında Diyanet İşleri Müşave­re Kurulu Üyesi Hasan Feıhmi Başoğlu, merhuımum eserlerinden bahsetmiş ve Yayın Müdürü Dr. İbrahim Kutluk ta­rafından da resmi ve hususi hayatın daki çalışkanlığı, vazife severliği, Millî Mücadeledeki hizmetleri ve insanlığı belirtmiştir.

Bir ihtiram 'kıtası defin töreni esnasın­da selâm resmini ifa etmiştir.

İstanbul :

Pakistan halkı tarafından Türkiye'ye hediye edilen yavru fil yarın sabah is­tanbul'a gelecektir.

Fil saat 2.30 da Dolmabahçe rıhtımına Çikarılacaikitır.

Pakistan'ın Türkiye'ye hediye ettjği filin isimi hürriyet mânasına gelen «Azadı» dlr ve Doğu Pakistan orman­larından yakalanmıştır. Azadı, terbiye edilmiş bir fildir ve refakatinde gel­mekte olduğu bakıcısının emrinde bir­çokişler yapabilmektedir.

Ankara :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, bugün Çankaya'da Aımerifka Büyükelçisi Ek­selans Wadsworth'un refakatinde mem­leketimizde misafir olarak bulunan Amerika'nın. Doğu - Atlantik ve Akde­niz Filosu Komutam Oramiral Robert B. Caniıey'i, Filo Kurmay Başkanı Ami­ral F. Borger'i ve Amerika Askerî Yar­dım Kara Grupu Başkam Gen:eral Ar-nold'u kaıbuıl etmiştir.

Bu kabulde Millî Savunma Balkanı Re­fik Şevket ince ve Genelkurmay Başka­nı Orgeneral Nuri Yamut hazır bulun­muşlardır.

—Ankara :

Dün şehrimize gelmiş olan Amerika Birleşik Devletleri Doğu Atlanitilk ve Akdeniz Donanmaları Başkomutanı Amiral Robert B. Carney şerefine bu akşam saat 1'9 da Genelkurmay Başka­nı Orgeneral Nuri Yamut tarafından Ankara Palas salonlarında bir Kokteyl verilmiştir.

Kokteylde Büyük Millet Meclisi Başka­nı Refik Komitam, Dışişleri, Millî Sa­vunma, Maliye. Ulaştırma ve Bayındır­lık Bakanları, bazı Milletvekilleri, Ge­nelkurmay ikinci Başkanı, Dışişleri Ba­kanlığı Umuımi Kâtibi, Basın, Yayım ve Turizm Genel Müdürü, Genelkurmay HaberaLma Başkanı, Genelkurmayikmal Dairesi Başkanı, G-enelkurmay De­niz, Kara ve Hava Kuvvetleri Komu-tanlurı, Askerî Şûra Üyeleri, Garnizon Komutan Vekili, Merkez Komutanı, Amerikan, İngiliz ve Kanada Büyükel­çileri, Aimerikan Askerî Yardım Heyeti Kara, Deniz ve Hava Grupu Başkanları ve Basım Mümessilleriyle seçkin bir da­vetli kitlesi hazır bulunmuşlardır.

Kokteyl geç vakte kadar samimi bir hava içimdecereyan etmiştir.

12 Ocak 1951

— Ankara :

îki güınideaıberi şehrimizin misafiri olan Amerika Birleşik Davletlerinin Doğu Atalamtik ve Akdeniz Filoları Başko­mutanı Robert B. Carney buradaki te­maslarını bitirmiş ve beraberinde eşi, Kurmay Başkanı Amiral Böiğer, Ame­rikan Büyükelçisi Mr. "W Adsworth ve Amerikan Askerî Yardım Heyeti Baş­kanı General Wllllanı 'Arnold olduğu hal'de bu'gü-n saat 15 te dört motorlu özeli Dakota uçağiyle F-semboğa Hava Alanından istanbul'a harekat etmiştir.

Eseınlboğa Haav Alanında bir ihtiram -kıtası tarafından selâmlanan Amiral Carney Aimerikan ve Türk millî marş­larının çalınmasını takiben kendisini uğurlamayagelenlerleveda. etmişve uıçaığa binmiştir.

Arnirail,alandaGenelkurmayikinci Başkanı Korgeneral Zekâi Okan, ve eşi, Genelkurmay Harekât Başkanı Korge­neral Yusuf Âdil Egelıi, Deniz Kuvvet­leri Kcfmultanı Tümamiral Sadiik Altm-can, GenelkurmaıV Ha.beral.mıa Başkanı Tuğamiral Aziz Ulusan ve eşi, Kırşehir Milletvekili Rifat Özdeş, Garnizon Ko­mutan Vekili Tuğgeneral Fahri Ener, Merkez Komutanı Albay Necaiti Olcay ve Deniız Kuvvetleri Komutanlık Yaveri Binbaşı Hsyri Bars tarafından uğnrianmıştır.

Esenboğa Hava Alanında kendisiyle gö­rüşen Anadolu Ajansı muhabirine Ami­ral Oarney, Ankara'da kaldığı müddet­çe Türk askerî makamlariyle temaslar­da bulunduğunu söylemiş ve peik yakın­da tekrar Türkiye'ye geleceğini bildir­miştir.

Toplantıya Talebe Federasyonu Azası bulunan Lozan Türk Talebe Cemiyeti, Zonguldak Teknik Okulu Talebe Cemi­yeti, îamir Yüksek Ekonomi ve Ticaret 'Okulu Talebe Cemiyeti, Ankara Üniver­sitesi Talebe Birliği, Anikara Yüksek-Tahsil Talebe Birliği, İstanbul Yüksek Okullar Talebe Birliği, istanbul Teknik Üniversitesi Talebe Birliği, istanbul Ü-niversitesi Talebe Birliği delegeleri ka­tılacaklardır.

Talebe Federasyonunun Genel İdare Ku­rulu toplantısında Türk yüksek tahsil gençliğinin içtimai, kültürel ve sportif İhtiyaçlarının umumi bir program dâhi­linde karşılanması keyfiyeti ve bilhas­sa talebe sitesi mevzuunda yapılan ça­lışmalar ve atılan adımlar görüşülecek­tir.

Bundan başka Türkiye Millî Talebe Fe­derasyonu Genel İdare Kurulu, milliyet­çiliğimiz meseleleri mevzuunda gençliğe bir beyanname yayınlayacaktır. Talebe Federasyonu Genel idare toplan­tısı üç veya dört gün devam edecektir.

— İzmir :

Bir müddettenberi memleketimizde bu­lunan Milletlerarası Mülteci Teşkilât: Heyeti mensuplarından General Morris Luhs göçmenlerin iaşe, ibate ve iskân­ları işleriyle meşgul olmak üzere bugün saat 14.20 de uçakla İstanbul'dan şeh­rimize .gelmiştir.

Hava alanında Vali Muavini, Emniyet Müdür Vekili, Göçmen ve Mültecilere Türkiye Yardım Birliği İzmir Şubesi Başkanı ile basın mensupları tarafından karşılanan Mr. Lush hemen vilâyete gi­derek Vali Osıman Sabri Adal'ı ziyaret etmiş ve göçmen işleri hakkında gerek­li izahatı aldılktan sonra Balçova göç­men misafirhan esindeki ırkdaşlarımıza ziyaret etmiştir.

Morris Lush kendisiyle görüşen Anadolu Ajansı muhabirine Tra.kya'daki tetkik­lerine ait intibalarını şöyle anlatmıştır: «Evvelâ şunu söyliyeyim ki Türkler çak çalışkan ve çok misafirperver in­sanlardır.

Arkadaşlarla beraber Edirne ve Tekir­dağ'a giderek göçmenlerin durumlarını ve alman tedbirleri yakından gördük. Buhusustaumumikanaatimsudur:

Türkiye bu muazzam gözmen dâvasını halkın sonsuz vatanperverliği ve hükü-mejtin yakın alâkası sayesinde halletme­yeçalışmaktadır.

Bulgaristan'dan gelen trenlerde görmüş olduğum göçmenlerin vatanlarına dön­mekten mütevellit sevinçlerini emin olun hiçbir zaman unutmayacağım.

—İstanbul :

Şeh'nimizde bulunan Birleşmiş Milletler Mülteciler Teşkilâtı Heyeti Başkanı Mr. ;Mayer Cohen ile h'eyet üyelerinden Dr. Coıgny ve Mrş, Robertson bugün Yalova tarikiyle Bursa'ya hareket etmişlerdir. Heyet üyeleri Bursa, ile civarında iskân edilen göçmenlerin durumlarını tetkik edecekler ve Çarşamıba günü şehrimize dönerek Ankara'ya gideceklerdir.

r>iğer taraftan heyet üyelerinden Gene­ral Lush ve Devlet Bakanlığından E3c-rem Apaydın da İzmir ile civarına yer­leştirilen göçmenlerin durumları üzerin­de tetkiklerde bulunmak üzere bugün uçakla İzmir'e gitmişi erdir.

15 Ocak 1951

— İzmir :.

Tütün piyasası .bu saibah saat 8 de Ege (bölgesinin her tarafında açılmıştır. Ödemiş'te tekel 230, geri 220, The Ame­rican 220, yerli tüccar 220, Kiraz'da te­kel 225, The American, Austro Türk, Hermans Freres firmaları ida 225 den payasayı açmışlardır. Adagide de tekel 250 kuruşla mübaya--aita başlamıştır. The American piyasa­ya iştirak ediyorsa da henüz mübayaata başlamamıştır. Tire'de tekel 230, The American 225 den müibayaaya başlamış­lardır. Diğer firmalar henüz mübayaata iştirâik etmemişi erdir. Gördes'te tekel 23-0 dan Amerikan kumpanyaları ve yerli tüccar 180-230 arasında tütün al­maktadır. Aikhisar'da tekel 270 den pi­yasayı açmışltir. Felemenk, Amerikan kumpanyaları, tütün ltmited ve yerli tüccar 190-255 arasında tütün almakta­dırlar. Salihli ve Manisa'da henüz alım­lar başlamamıştır.

—■ Ankara :

Pakistan Hükümetinin memleketimize (hediyeolarak gönderdiği Azadı(hürriyet) adlı fil bu sabah. Samsun postasına bağlanan özel bir vagonla İstanbul'dan şehrimize getirilmiş ve banliyö treniyle Orman Çiftliğine götürülerelk Hindistan Başbakanının Türk çocuklarına gönder­diği Mahini'nin yanma konulmuştur. Orman Çiftçili Hayvanat Bahçesi Mü­dürü Necdet Pençe'nin verdiği izahata göre Azadî, 10 yaşında olup îKi tan ağır-lığmdadır. Günde 60 kilo et, iki' kilo çeltik ve bir miktar hayvan pancarı ye­mektedir.

Diğer taraftan Mohini'nin gelişinden be­ri geoen ilik altı günlük zaman zarfında hayvanat bahçesini ziyaret edenlerin sayısı 4445 kişi olup 1262 lira gelir te­min edilmiştir. Buna mukabil geçen se­ne aynı tarihe tesadüf eden günlerde Hayvanat Bahçesini ziyaret den 133 ki­şiden ancak 25 liraeldeedilmiştir.

Fillerin beslenmesinin fazla bir masrafa yol açacağı yolundaki iddiaların da. yer­siz olduğunu belirten Hayvanat Bahçesi Müdürü filleri ziyarete gelenlerden elde edilecek gelerin masrafı kat kat karşı­layacağını söylemiştir.

18 Ocak 1951

—Ankara :

Pakistan Başbakanının refikası Begüm Rana Liyakat Ali Han'ın davetlisi ola­rak Pakistan'a gidecek olan Türk Ka­dınlar Birliği Başkanı Bayan İffet Ha­lim Orus, buıgün saat 16.30 da Pakistan Basm Ateşeliğinde bir basın toplantısı yapmıştır.

Bayan Orus, Pakistan Kadınlar Birliği­nin Başkanı olan Begüm Rana'ya nazik davetinden dolayı teşekkür etmiş ve se­yahatinin gayelerini şöyle hülâsa etmiş­tir:

«Türk kadınlığı adına Pakistan'ı ziyaret ederek inkilâp sahasında kadınlığımızın yapmış olduğu muhtelif hamileler hak­kında izahat vereceğiz. Bilhassa taadü-dü zevcat aleyhinde vereceğimiz konfe­ranslarla hukukî bakımdan kadınlığın hakları üzerinde duracağız. Seyahatimi­zin en fazla bir ay süreceğini tahmin etmekteyim,.,»

Bu meyanda Pakistan'da toplanmakta olan İslâm. Konferansına d'a işltirak ede­ceklerini açıklıyan Bayan Orus, göçmen meselesine de temas ederek Pakistan'ın göçmenlerin iskânı bakımından çok tet­kik edilmeye değer bir memleket oldu­ğunu ve tetkiklerinin bu sahayı da ihti­va edeceğini söylemiştir. Bayan îffet Halim Orus, bu ilk seyaha­tin ilerde geniş çapta yapılacak temas­ların bir başlangıcı mahiyetinde olduğu­nu 'sözlerine İlâve etrrJiş ve bu temas­larım gelişmesinde büyük gayretleri do­kunan Bayan Mian Beşir Ahmet'e te­şekkürlerini bildirmiştir.

— Ankara :

İtalyan Ordu Futbol Talkıımı bu sabah Atatürk'ün Muvakkat Kabrini ziyaret etmüş ve saygı duruşunda !bulunm.uşutr. Daha sonra, îtalyan futbolcuları Anka­ra Valisi Necati llter'i ve Belediye Baş­kanı Atıf Benderlioğlu'yu makamların­da ziyaret etmişlerdir. Öğleden sonra Ankara Garnizonu ziya­ret edilmiş ve 19 Mayıs Stadında hafif foir -antremam müteakip, Btalya Büyük­elçisi Kont Luca Pıetromarchi'nin Elçi­lik (binasında verdiği kokteyle gidilmiş­tir. (Kokteylde Genelkurmay Harekât Dairesi Başkanı Korgeneral Yusuf Ege­li, Eğitim Dairesi Başkanı Tuğgeneral Salih Coşgün, Ordu Sp'ocr Kurulu ileri gelenleri, kordiplomatik ve basın men­supları hazır bulunmuştur. Oblk saırriimî bir hava içerisind-e geçen ıbu Ikdkteytde italyan Ordu Takımı Ka­file Başkanı Albay VocaJtu.ro, basın men­suplarına beyanatta bulunarak ezcümle şunları söylemiştir:

«Geçen sene İtalya'ya ıgelen Türk Ordu Futbol Takımı, çok iyi bir intiba bıraktı. 1951 yılı ordular arası futbol birincili­ğine biz katılmak istemiyorduk. Fakat, geçen sene elde ettiğimiz İntibaı kuvvet­lendirmek maksadı ile Türkiye'ye gel­mek isledik. Burada, tahminimizin üs­tünde hir misafirperverlik gördük ve görmekteyiz. Pazar günü yapılacak ma­çı (kazansak da kazanmasak da Kahi-re'ye gidecek olan Türk ekibine muvaf­fakiyetler dileriz. Bütün ümüdimiz, oyun­cularınızın kıymet itibarı İle sizinkileri-neeşitolmasıdır.

Sizlere İtalya'dan Bülenıt ve Şükrü'nün selâmlarınıgetirdik. Türk ordusuna ve milletine bize göster­diği ımisafirseverlikten dolayı tekrar te­şekkür ederiz.Tünk forveti ilk dakikalarda hasım yarı sahasına yerleşti ve maçın sonuma ka­dar hâkimiyeti elinden bırakmadı. Türk forvetinin yaptığı hücumları, İtalyan müdafaası büyük bir azimle önlüyordu. 14 üncü dakikada Erol sağ açıktan to­pu süridü, Refiğe pas iverdi. Refik topu Salime .g-eçireceği yerde uzak mesafeden has:ım kaleye bir şilt çekti. Avut.

23 üncü dakikada, Erolun çok tehlikeli bir sütünü İtalyan kalecesi güçlükle bertaraf etti. İtaıLyan kalecesi güzel kurtarışlar yapıyor.

Türkler, daimi olarak rakip kaleyi sı­kıştırdıkları halde tür netice alamıyor­lar.

D-evrenln 'bitmesine iki dakika kala İtal­yanlar, Türk oyuncuların kendi kalele--rane yaklsşfriklarr bâr anda, topu söktü­ler. Süratli açık santraforları Türk ka­lesi önüne kadar geldi ve santrforları sağdan takınıiann ilik golünü âttı ve devre böylece 1-0 İtalaynlar lehine so­na erdi.

İkinci ıdovre, Türk takımında bazı de­ğişiklikler yapılmış, sol içe Mustafa, sag içe Fahrettin ve sağ hafa Nusret geçmişti, oyun sürt'atli bir tempo İle başla'dı ve nispeten sertleşti. Mustafa'­nın forvete geçmeisi ile Türk takımının akınları daha tehlülkelioluyordu.

Türklerin bir hücumu esnasında birinci golde. olduğu güfcâ topu bir an ■ellerine geçiren İtalyanlar süratli sanrforları vasTtıasîyle bir gol daha kazandılar ve vaziyet 2-0 lehlerine olıdu. Türk takımı ne kadar fırsat kaçırıyor idi ise İtal­yanlar da fırsatlardan o kadar istifade etmesini biliyorlardı.

Nihayet 10 uncu dakikada, Saliım yakın mesafeden Tünk takımının yegâne go­lünü atitu

Bundan sonra oyun daha sertleşti. Bi­raz sinirli olan italyan oyuncuları, ha­kemle ve oyuncularla dakikalarca mü­nakaşayabaşladılar.Sondakikalarda

yorgun gözüken İtalyanlar topu silk sık uzun sütlerle taca yolluyorlardu. Maç Türk takımının akımları arasında 2 -1 İtalya Ordu takımı lefhine sona erdi. Hakem oyunu fena idare etti.


22 Ocak 1951

— Ankara :

Büyük Su Kongresi bu seıbah saat 10 ■da Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi ■Konferans Salonunda ilk toplantısını yapmıştır.

Kongrede Cumlhurbaşkanı Celâl Bayar, ■Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri, Bayındırlık .Balkanı Kemali Ze-ytin-oğlu, milletvekilleri, Ankara Üniversi­tesi rektör ve profesörleri, bakanlıklar ive bankalar temsilcileri, C. H. P. ve M. P. 'genel sekreterleri, mühendisler ile davetliler ve basın mensupları hazır bu­lunmuştur.

iKonigreyi 'Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu şu hitabe ile açmıştır: Aziz misafirlerimiz ve Büyük ;Su Kon­gresinin muhterem azaları. Yeni bir metot ve zihniyetle ele aldığı­mız yurt bayındırlığı dâvasının ana kol­larından biri olan su işleri üzerindeki 'Çalışmalanmı'zın istikamet ve cihetini bize .gösterecek ölen büyük kuvveti, Bü­yük Kongreyi hürmetle selâmlarım. Konigereyi açmak şerefini ve bahtiyar­lığını bana bahşettiğinizden dolayı da derin şükranlarımı arzederim.

Muhterem arkadaşlar, Kongremizin mesaisinde faydalı olur müiâıhazasile Hükümetimiızin su işleri mevzuundaki görüşlerini ana hatlariyle kısaca aırzetmekligi'me yüksek müsaa­delerinizi istirham ederim. 'Milletçe var İlığımızın ve tekâmülümü­zün teminatı m'illî ekonomimizin, millî istihsalimizin gelişmesinde, başka bir tabirle, halkımızın refah seviyesine eriş­mesinde görüyoruz. İstihsal kaynakları­mızı tekniğin ve ekonomik kanunların çerçevesi içinde ileri bir metot ve ras­yonel bir çalışma ile işletmek' başlıca hedefimizdir.

iSu işleri kollarının her birini ya istih­sali imkân ve emnliyet altına alacak ya-■hutifca müstahsilin can, mal vıe sağlığını koruyacak mahiyette 'İşler olıarslk telâk­ki ediyoruz. îşte bu düşüncelerdir ki bi­zi su işlerini en büyük bir dâva ve bu­nun hallinin de Hükümetin başlıca va­zifelerindenbiriolarakbenimsemeye ve programlaştırmağa sevtketmiş bu-lunmaktaidır.

İBugüne kadar dağınık çalışmalar ha­linde yürütülmök istenilen su işleri mevzuunu esaslı programlara göre ter­tiplemekteyiz. iBu tertip ve tanzimde başlıca tercih sebebini verimlilik dere­cesi teşkil etmektedir.

[Büyük su işleri yanında aız masrafla ve (kısa vâdeld ive fakat istihsalin girtışinda (ve emniyetinde büyük neticeler tevlit edecek mahiyetteki küçük su işlerini de ■bütün icaplarlle el-e almış bulunuyoruz. "Bunun içindir ki, 1951 yılı bütçesi ta­sarısında, Devlet masraflarımın bir çok Ibölümlerinlde kısıntılar yapmağa çalış­tığımız îıalıde, Baıyımdırlılk işlerinin diğer kollaınnda olâuğ-u gibi, büyük su isteri için de avıveliki bütçelere nazaran iiki nüsüne yakın tahsisat ayırmağa mu­vaffak olduk. Diğer tarafitan küçük su İşlerile halkın yapacağı su işlerinde ise ■eski bütçelerle kıryas kabul etmiyeoeik musibette bir fazlalık temin ettik, öyle "(ki, bunların yekûnu 34 milyon Mrayı te­cavüz etmektedir,

"Su işleri politikasının (Milletçe benim­senmiş olması ve sizlerin şu kıymetli, yakm alâkanız bu yoldaik'i çalışmaları­mızda muvaffakiyetin en büyük âmî'lıi olacaktır.

Su işlerine verdiğimiz ©hemmiyetm ikinci işareiti, 'değerli üyelerimizin' tet­kikine arzolunan «Devlet Su İşleri Ge-mel Müdürlüğü» ve «iSu Ortaklıkları» Kanunu itasar il arının hazırlanmış bu "1-unm asıdır.

"Üçüncü tasarı mamleketlteki bütün su­ların ve bu sular üzerindeki tesislerin .birbirlerine ve vatandaşlara karşı olan münasebetlerini bir nizam içersine alaı-cak olan (su hakları) kanununa aittîr. "İlk üki kanun tasarısı ile başlıca şu maksatları istihdaf etm-elkteıyiz:

— Su;işlerânemalîkaynafklarbuîînaik,

— .Su işleri tesisi eiln'den faydalanan"Vatandaşları tesis ve işletme masrafla­
rına iştirak dttirmeik,

4 — Su işlerine hususi teşebbüslere imkân vermek,

5 — ,Su işleri faaliyetinde Devlet uhde­sine düşen işleri selâmetle yürütebile­cek kifayetli bir teşkilât kunmak, Derhal arzedeyim ki, bu teşkilâtın' nü­vesini teşkil edecek tecrübeli, ehliyetli ve feragatli bir kadroya şimdiden sahip bul ummaktayız.

Hedefleırimlize milletimizin engin kabili­yet ve zekâsına güvenerek kısa. zaman­da erişebileceğimizi iddia etmekte te­reddüt etmiyoruz.

•Muhterem arkadaşlar,.,

Arzettigim bu kanun tasarıları ile.bro­şürler ve verilecek izahlı konferansla­rın kongre çalışmalarrmıızı kolaylaştı­racağında şüphe yüHatur. Kongremize t ak dd'm edilen meseleler üzerindeki tartışmalarsmızı ve alacağı­mız isalbetM kararlar, çalışmalarımızda llhsım ka:ynağı olacaktır.

Kongreye hayırlı başarılar diler, göster­diğiniz geniş ve samimi alâkaya min­net ve şüikrainlammı anzederim.

Baymdırlitk Bakanının bu hitabesini mü-■taakıp başkanlıık seçoımi yapılmış Millî Eğitim Balkanı Tevfilk Beri oybirligile ıbaşkanlrğaı seçilımişt'ir. Seçimi -mütaakıp kürsüye gıejen Tevfilk tleri şu konuşma­yı yapimıştm

Çok anuıhterem meslektaşlarım ve su dâvasına yakın alâka gösteren muhte­rem misafirler, hepinizi; saygı ile selâm­ları/m,

Su dâvasında bugüne kadar bir.çoik işler yapılmıştır. Fakat bu yapılan işlerin çok dağınık olması ve yanlış bir su ipoîitil-fcası yüzün'd-en emek ve sarfedilıen para île mütenasip "bir netice alınamamışta. Bu işte fedakârlıklarla çalışmış olan, birçok tecrübelere sahip bulunan Türk mühendisimin, esaslarını bu kongrede ha-zırİDyacaJklan ve Hükümetin kendisine mal edeceği programların tatbiMnden yurdun maddi kaılkı-mmasında büyülk faydalar elde edileceğine inanmaktayız. Kalkınma dâvamızın temel taşlarımdan birisi olan su dâvasına Hükümetiiimisz yol dâvası kaidar önem venmâktedir. Muh­terem Bayındırlık Bakanı arkadaşımın da temas ettiği gaibi, bugüne kadar ele alınmış olan küçük su politikası hem Türk [köylüsünün hem de emeklerinin meyvelerim ikısa zamanda görecek olan Türk mülheridislerin'inyüzünügüldüre­cektir.

Kongrenin meımleiket için hayırlı karar­lar almasını temenni eder, hepinizi tek­rar hürmetle selâmlarım. Bundan, sonra Başkan, Kongre içini iki başkan vekili ile üç kâtibin seçileceğini billdirmiş ve Kongre Başkanvekillikleri-ne Elâzığ1 Milletvekili Şevki Yazman ile Konya Milletvekili Remzi Birant seçil­mişlerdir. Üç kâtiplik için yapılan ■se­çimden sonra, Su işleri Genel Müdürü söz alarak Kongre çalışmalarının 4 ko­misyon halinde yapülması teklifinde bu­lunmuştur.

Delegeler komisyon adeidinin arttırılması için tekliflerde bulunmuşlardır. Mü­zakerelerin kifayeti haiklkınıda verilen ö-nergeden sonra teklifler oya konulmuş ve Hazırlık Komitesinin teklif ettiği :

- Malî Kaynaklar Komisyonu

- $sme Sulan Komisyonu

- îşlbirligi Komisyonu

- Plânlama Komisyonu

olarak: dört komisyon halinde çalışmala­rın yapılması teklifi kabul edilmiştir. Bundan sonra Komisyon üyelerinin, tes-bitime geçilmiş ve komisyonjarm touigün-den itibaren çalışmalara başlamasına karar verilerek umumi heyet toplantısı sona ermiştir.

Kongre toplantısınla! bitmesinden sonra Su Kongresi münaselbeftiyle hazırlanan maket, harita ve fotoğraflardan müte­şekkil sergi gezdlmişitir. Sergiyi gezen Cumhurbaşkanı Celâl Ba-yar sengi hakkında Su işleri Genel Mü­dürlüğü ilgili erkânı tarafından verilen izahatı dinlemişlerdir.

23 Ocak 195)1

— Ankara :

Belediye Kanunu Tasarısı Tetkik Kon­gresi, bugün saat İS te İçişleri Bakan­lığında toplanarak çalışmalarına deıvam etmiştir.

Bu toplantıda, tasarının tümü üzerinde görüşmelerde bulunulmuş, söz alan de­legeler, bilhassa belediye başkanlarının doğrudan doğruya şehıir halikı tarafın­dan seçilmesi, seçim neticelerinin kayıt­sız şartsız kabul edilmesi, belediyelerin tam: muhtariyeti havi mahallî idareler olması, idari ve mülki vesayetlerin kal­dırılması, belediye başkanına ve mecli­sine işten elç ektirmenin adlî teminata, bağlanması, kat mülkiyetinin tanınma­sı, belediye gelirleri ile meclburi hizmet­leri arasında "bir aihenik temin edilmesi, belediye bütçelerinden hiç bir yere gi­der açılmaması ve nihayet iktidar hükü­metinin parti programının gözö'nünıde tutulması hususları üzerinde "duramışlar, yapılacak kanunun ehemiyetini belirte­rek, demokratik esaslara uygun ve iler­de mümkün olduğu kadar tadil edilemi-yecek derecede mükemmel bir kanun olması temennisinde bulunımuşlardiır.

Birinci oturumda verilen on dakikalık fasıladan sonra, ikinci oturuım açıldığı vaikilt, söz alan birkaç delege, yine ta­sarının tümü hakkında aynı esaslar da­iresinde konuştuktan sonra görüşmele­rin yeterliği hakkında verilen takrirler oya konularak kabul edi'limiŞtir. Bunu mütaakıp tasarının maddelerinin müza­keresine geçirtmesi ile, komisyonlar teş­kil edıilerek çalışılması tezleri ileri sü­rülmüş, neticede komisyon teşkilime lü­zum kalmadan maddelerin ayrı ayn gö-rüşülımesi üzerinde karar kılınmıştır.

Bu sırada söz alan bir delege, Atatürk'­ün muvakkat kalhrine bir çelenk konul­masını ve memlekete her liususta mü­zahir olan, kongre çalışmalarını mem­lekete duyuran mıaitlbuata teşeflskür edil­mesini teklif etmiş, her iki teklif te it­tifakla kabul edilmiştir.

Vaktin gecikmesi dolayısiyle maddele­rin görüşülmesi yarınki toplantıya bıra­kılmıştır.

— Ankara :

Kore Türk Silâhlı Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Talhsin Yazııcı, Basm-Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğüne aşağıda­ki telgrafı göndermiştir :

«Kurumlardan ve birçolk zevattan tel ve mektupları ve yıllbaşi tebrikleri almak­tayız. Bu İltifatlar Kore Türk silâhlı kuvevtleri için büyük bir bahtiyarlık ve kuvvet kaynağı olmaktadır. Birliğim bu yakın ilgi ve sevgi ile müftehirdir, Ay­rı ayrı teşekküre imkân bulunmadığın­dan şükran ve minnetlerimizin arzına vas:ita olmanızı rica ederim.

İlgili makamlardan yukardaki hususları kanunlaştıracak tedbirlere en kısa za­manda tevessül etmesi temenni olun­muştur.

işbirliği Komisyonu raporu, hulâsası: Su işleri müstakil ve mücerret bir iş ol­mayıp bir çok memleket meseleleriyle sıkıdan sıkıya alâkadardır. Bu itibarla bir su işinin ele alınmasında, icrasında ve işletilmesinde ilgili Bakanlık:, daire, müessese ve hususi teşebbüslerle işbirli­ği yapılmasının mutlak bir zaruret oldu­ğunda ittifak vardır. Bu işbirliği, Bayın­dırlık Bakanlığınca hazırlanmış olan «Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü» ve «su ortaklığı» kanun tasarılarında yer almış olmakla beraber daha enemmiyet-li ve plânlı olmasını temin içni su işle­riyle Hgili kolların en yetkili uzmanla­rını içine âaln «Büyük Su Şûrası» ku­rulması ittifaka yakın bir ekseriyetle temenni edilmiştir.

Bu rapor Genel Kurul toplantısının itti­fakla tasvibine mazhar olmuştur, îçme suları komisyonu raporu hulâsası: îçme su ve kanalizasyon mevzuunda be­lediyelerin içme su inşaatlarının bugün­kü hızını kaybetmeden yürütülebilmesi için lüzumlu malî ve idarî tedbirler üze­rinde durulmuş, kanalizasyon işinin öne­mi belirtilerek bugün için büyük mik­yasta inşaata geçilmesinin malî bakım­dan i mkâr; sizliği gözönünde tutularak şimdilik bunlara ait projelerin Önemle ele alınması uygun görülmüştür, îller Bankasınca yaptırılan içme su ve kanalizasyon projelerinin Bayındırlık ve Sağlık Bakanlıklarınca tasdik edilme­dikçe tatbikma girişilmemesi hususunda halen mevcut mevzuatın faydasızlığı ve işleri sürüncemede bırakmak bakımın­dan verdiği zararlar gözönünde tutula­rak bütün bu iğlerin iller bankasının tam salâhiyet ve mesuliyeti altında yü­rütülmesi. Bakanlıkların sadece umumî şekilde murakabe ile iktifa etmeleri za­rureti kabul edilmiştir. Diğer taraftan köy içme suları mevzuunun önemle ele alınması lüzumu belirtilerek merkezî bir teşkilât kurulması senede 20-25 milyon lira sağlıyacak hususi bir fon tesisi uy­gun görülmüş ve 'bu fonun teşkiline ya-rıyacak malî kaynaklar tesbit edilmiş­tir.

Plânlama komisyonu raporu hülâsası:

Plânlama Komisyonu başlıca: plânlama­nın hedef ve gayesini, plânlamanın tek­niğini, plânların yapılmasını ve tatbi­kini bu hususlarda verilen fkararları in­celemiştir.

Plânlamanın hedef ve gayesi suculuk bakımından istihsal dâvasına maddî ve manevî âzami yardımı yapmaktır. Bir taraftan kısa vadeli ve çabuk verimli işler üzerinde duruîacak, diğer taraftan memleketin gıda ve giyim sanayii ile ilgili nebatların sulu ziraatle yetiştiril­mesine ve artırılmasına gayret edilecek­tir. Taşkın ve sel gibi can ve mal kayı-bina sebep oaln konular ilk plânda ele alınacaktır.

Bu arada yeraltı sulan da çabuk bir etüde tabi tutularak iktisadî görüldüğü takdirde bundan da istifade cihetine gi­dilecektir.

Plânlama tekniğini teşkil eden verimli­lik prensibi, küçük su büyük su tefriki, havza veya bölgelerde teksifi, önce su­lama ve elektrik gibi gaye bakımından tercih yapılması gibi prensip ve usulle­rin, teşkili kararlaştırılan Yüksek Su Şûrasmca tesbit ve tatbiki muvafık gö­rülmüştür.

Plânların yapılması ve bunların devam­lılığının temini bahsinde bu vazife ve yetkilerin Yüiksek Su Şûrasına verilmesi ve bütün plânların bu Şûradan geçiril­mesi uygun görülmüştür. Plânların tatbikatında ise, kültür teknik ilmine vâkıf elemanların kullanılması ve bunları yetiştirmek üzere bir kültür teknik fakültesinin açılması temenni e-ıdinüş İve bunun Millî Eğitim Bakanlı­ğından rica edilmesi kararaştınlmıştır.

Raporların kabulünden sonra çalışmala­rın sona ermesi münasebetiyle kürsüye gelen Bayındırlık Balkanı kemal zeytin-oğlu, «Kongre çalışmalarının memleket için hayırlı olacağmi ve kongrenin irşat­ları dairesinde hareket edileceğini, malî imkânlar nispetinde bu işin başarılaca­ğını ve dünyanın her yerinde ilim he­yetlerinin tatbikatta yol gösterici oldu­ğunu belirterek kongre üyelerine teşek­kürlerini bildirmiştir.»

Bundan sonra söz alan kongre başkam Millî Eğitim Bakanı Tevfi kileri su işlerinde faydalı kararlar alınmasından duyduğu memnuniyeti belirtmiş ve dele­gelere teşekkür ederek kongreye son verilmiştir,

29 Ocak 1951

— İstanbul:

Türkiye Millî Talebe Federasyonu, sö­mestr tatili dolayısiyle Şubat ayı içinde tatbik edilmek maksadiyle yurt içinde ve yurt dışında bir çok geziler tertip e-dilmiştir. Yurt içi geziler 30-50 kişilik kafileler halinde güney doğu Anadolu'­ya yapılacaktır. Bundan başka ayrıca Uludağ'da ve Abant'ta kayak sporlarını da ihtiva eden kamplar tertiplenecektir.

Yurt dışı geziler Fransa, Suriye, Lüb­nan, Mısır ve Irak'a yapılacaktır. Tale­be federasyonu tarafından tou memle­ketlere yapılacak geziler için Maliye Bakanlığına müracaat edilerek döviz is­tenmiştir. Federasyon bu gazilerin en mükemmel ve faydalı bir şekilde cere­yan etmesi için yabancı millî talebe te-

şekkülleriyle işbirliği etmektedir. Müta-akib-en bu memleketlerden de yurdumu­zu ziyaret ve tanımak maksadiyle ya­bancı talebe kafileleri gelecektir. İlk yabanıc talebe kafilesi, Mısır'dan 5 Şu­batta İstanbul'a gelecektir. Bu kafile, Mısır îbrahim Üniversitesi Hukuk Fa­kültesi talebelerinden iki profesörün de katıldığı 50 kişilik bir gruptur. Talebe Federasyonu, önümüzdeki büyük yaz tatilinde İngiltere Millî Talebe Fe­derasyonu ile işbirliği ederek Amerika-ya bir gezi tertip edecektir. Gidiş ve geliş uçakla, olmak ve Amerika'da bir ay kalmak şartiyle bu gezi 1500 liraya ■mal olacaktır. Bundan İbaşka ingiltere Millî Gençlik Komitesi, 1951 büyük Bri­tanya festivali dolayısiyle Türkiye Millî Talebe Federaskönundan 15 kişiyi, mas­rafları Gençlik Komitesi tarafından ö-denmek üzere İngiltere'ye davet etmiş­tir. Bu münasebetle Talebe Federasyonu Londra Halkevinde bir Türkiye sergisi açacaktır. Bu mevzudaki çalışmalara şimdiden başlanmıştır.

Bu cevaplarla değiî soru sahibi arkadaşımızın, bizim dahi tatmin edilmemize imkân yoktur. Çünki Erzincan'a sarfedilen bir milyon ikiyüz küsur bin lira­dan kalan 7 milyon küsurun sarf mahalli açıkça gözükmemektedir.

Şimdi üçüncü suale cevap arz ediyorum. Sorunun bu maddesinde bugüne ka­dar yurt içi ve dışından yapılan yardımlar haricinde hükümetin Erzincan'ın imarı için yaptığı yardımlar sorulmaktadır.

Depremin vuku bulduğu 1939 yılından bugüne kadar Erzincan merkezinde muhtelif bakanlıklar ve teşekküllere ait yaptırılan işleri sırasiyle arzediyorum;

— Erzincan Hükümet Konağı inşaası 952.206.64

— Erzincancezaeviinşası 211.798.38

— Erzincan tebhirhane inşası 196.060.69

— Erzincan Belediye binası inşası 146.053.74

— Erzincan ilkokulbinasıinşası 341.041.64

— Erzincan ortaokul binası inşası 178.098.91

— Erzincan pansiyon binası inşası 7.890.00

— Erzincan şehir içi yollarının yapımı 371.679.89

— Erzincan 196 daireli kerpiç ev. (49 aded) 430.000.00

— Erzincan otel ve gazinosunun ikmali 72.000.00

— Kızılay Pavyonlarının onarımı (90 aded) 30.000.00

— Erzincan Ziraat Okulunun tamiri 1.216.53

— Erzincan Ziraat Okulu memur ikametgâhı inşası 77.5.80

— Erzincan P. T. T. binası inşası 193.588.22

— Erzincan Tekel binasıinşası 65.000.00

— Erzincan Ziraat Bankası ve 8 aded ev inşası 295.181.00

.17 — Erzincan ofis alım binası ve lojmanları inşası 68.780.00

— Erzincan Yanık Harbiye Kışlası ikmâli inşası 500.000.00

— Erzincan erat pavyonları inşası 226.529.00

,20 — Erzincan iki aded teçhizat anbarı inşası 120.000.00

— Erzincan kurs subay binaları 119-000.00

— Erzincan akaryakıt deposu inşası 7.772.00

— Erzincan Ordu Donatım Fb. alanının taş parkelenmesi59.534.00

— Erzincan Or. Donat F.b. baraka ve blokaj gru beton 67.627.00

— Erzincan Ordu Donatım dış elektrik tesisatı 41.984.00

— Erzincan Ordu Donatım su tesisatı 51.645.00

— Erzincan Ordu Donatım erat helaları 12.950.00

— Erzincan Ordu Donatım istimlâk işleri için 62.254.80

— Erzincan hâli hazır harita alınması işi 11.712.48

— Erzincan Hastanesine mubayaa edilen röntgen 30.000.00

— Esirgeme Kurumunu yardım 40.000.00

— Erzincan'da Yenişehir'dekurulan 652 aded Avusturya'dangetirtilen

takmaev- 6000.000.00

33— Erzincan için idarî ve müteferrik masraflar 92.494.39

Toplam11.004.874.11

Bunlara ilâveten Erzincan merkezinde belediyece 35, özel idarece 15, maliyece 42, P.T.T. İdaresince 16, Tekel İdaresince 11 ve Millî Eğitim Kooperatiflerince 5 ev yaptırılmıştır.

4126 sayılı kanunla Erzincan Belediyesine ikraz edilen ve bilâhare 5586 sa­yılı kanunla hibe edilen (2.000.000) lira ile Erzincan Belediyesince de şu işler yapılmıştır.

Otel ve gazino için 288.257.00

Ev inşasına 763.064.00

Meydan ve anıt için 153.774.00

Şehiryollarına……..,......393.944.00

Pazar yeri yapımına ……..64173.00

Elektrik tesisatına 164.107.00

Çeşme ve suyollarıyapımına 24.201.00

Asrı mezarhk ve yolların yapımına 24.618.00

Dükkân inşaasma'.7.828.00

Park, bahçe ve bahçelendirmeğe 23.611.00

Deliktaş - konur ocağıyoluna 17.004.00

Muvakkat şehirde otel ve lokanta yapımına 26.785.00

Kanalizasyoninşasına 9.564.00

Septik çukuru inşaasma 7.368.00

İmar plânının tatbiki ve diğer müteferrik işler 26.702.00

Toplam2.000.000.00

4 — Avustralya'dan satın alınan takma evlerin fiyatları ve bu fiyatların üze­rinde tenzilât yapılması hususuna gelince:

Bu evlerin adedi 652 olup bunlardan 315 adedi 4 odalı, 268 adedi 3 odalı ve 69 adedi iki odalıdır. Bu evler birer kat olup ayrıca her evin altında kısmî "bodrumları vardır.

Dört odalılar 80 metre karelik, üç odalılar 51 metre karelik ve iki odalılar da 41 metre karelik sahalar üzerine plânlanmıştır.

Evlerin temelleri ve bodrum duvarları betondan ve üst kısımları Avusturya'­dan satın alman panolardan müteşekkildir. Döşemeleri ahşap, tavanları sıva, çatı örtüsü de kiremittendir. Bugüne kadar dört odalı evler için yapılan mas­raf (11.094) üç odalılar için (7.796) ve iki odalılar için (6.898) liradır. 30 sene müddetle Emlâk Kredi Bankasına yapılacak ipotek muamelesinden dolayı bu evlerin maliyetine mühim bir sigorta bedeli de ilâve edilmiştir. Bu suretle sahiplerinin borçlanacağı miktar dört odalılar için (15.634) lira, üç o-dalılar için (10.986) ve iki odalılar için (9.723) liraya baliğ olmaktadır. Görülüyor ki, bu maliyetler büyük felâket görmüş ve yardıma en çok muh­taç olan vatandaşların ödeme imkânının çok üstündedir. Bunu nazarı itibare alan Hükümetiniz bunların maliyetini, Erzincanlıların ödeme kabiliyetlerine uygun bir şekilde indirmek kararındadır.

Bunun için bir komisyon çalşmalarma devam emektedir, inşaat bir yıldan beri ikmal edilmiş olduğu halde, maliyetlerin yüksekliği yüzünden haklı ola­rak evlerini işgal etmek istemiyen Erzincan halkı hükümetinizin bu mev-zudaki yakın alâkasını görerek ve mağduriyeti er nin izale edileceğine ina­narak emin ve müsterih bir şekilde yuvalarına yerleşmişlerdir. Murzatım bundan ibarettir.

Bakanın izahatını mütaakıp söz alan soru sahibi Zeki Erataman, dâvayı bir Erzincanlı kadar kavramış olan Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu'na te­şekkür etmiş ve 11 yıldanberi eski iktidar tarafından gösterilen ihmal yü­zünden, Erzincanlıların ıztıraplarının dinmediğini, evlerin maliyetinin çok yüksek olduğunu, birçok vatandaşın evsiz ve mühim bir kısmının da sıhhî şartlardan uzak barakalarda ikamet etmekte olduklarını söylemiştir.

Hatip konuşması sırasında, o zamanki devlet reisinin Kemah istasyonundan, hususi treniyle geçmekte iken bazı arkadaşları ile birlikte oyun oynadıkla­rını gördüğünü kaydetmiştir.

Tekrar söz alan Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu şu açıklamada bulun­muştur :

Efendim, Avusturya'dan alman takma evlerin maliyetlerini arzederken bun­ların içine faizin dâhil bulunmadığını söylememiştim. Bu fiyatlara sigorta ve faizler dâhil değildir. Bunlar doğrudan doğruya maliyetlerdir. Bu maliyetleri şu şekilde arzetmiştim, dört odalı evler 11.094 lira, üç odalı evler, 7.796 lira,, bir ve iki odalı evler 6.898 liraya, yalnız bunlara Emlâk Kredi Bankasına ipo­tek muamelesinden dolayı faiz ve sigorta bedeli de ilâve edilince dört odalt evler 15 bin küsur, 3 odalıhlar 10.900, 2 odalılar 9.700 küsur liraya çıkmak­tadır.

Takdir buyurursunuz ki bu fiyatlar, Erzincan'daki inşaat rayiçlerine nazaran çok yüksektir. Bunu muhalefetimiz esnasında da defaatla söyledik. Fakat o zamanlar bize bu fiyatlar küçük gösterilmek sürüyle bunların pahalı olma-ığı iddiasında buluuldu. Şimdi hükümetiniz, bunların pahalı olduğunu ve Er­zincan'daki felâketzede vatandaşlarımızın bu yükü kaldırmıyacaklarmı bil­diği içindir ki, meseleyi bir komisyonun tetkikine tâbi tutulmuştur. Şunu da derhal söyliyebilirim ki ve soru sahibi arkadaşımı da bu ifadelerimle tatmia edeceğimi tahmin ederim. Komisyonun tetkiki neticesinde bu fiyatları 6,. 7, 8 bin liraya indirme imkânını bulacağız. Yani iki odalıları 6.000, üç odalı­lar 7.000 ve dört odalılar 8.000 lira üzerinden bu evleri felâketzede hemşehri­lerimize teslim edebileceğiz. Esasen bu çalışmalarımızı bildikleri içindir ki,. barakaların hemen hepsi bir seneden beri boş kalan bu binaları "halen işgal etmiş bulunmaktadırlar.

Yerli ve yabancı ser­mayenin emniyetle iş sahalarına sokulmasını temin etmiştir. Bu mevzudaki kanun tasarıları Bakanlar Kurulunda müzakere edilmektedir. Münevver iş­sizliğine karşı da tedbirler almaktayız.»

Soru sahibi, Bakanın izahatının kendisini tatmi netmediğini ileri sürerek, Türkiye'de işsizlerin miktarının bir milyondan fazla olduğunu söylemş ve işçi sendiklarınm bu mevzuda kendisine vermiş olduğu malûmatı açıklamış ve bir «millî kalkınma plânı» nın vücude getirilmesi fikrini savunmuştur.

Tekrar söz alan Bakan, sendikaların verdikleri işsizlik rakamlarına o kadar güvenilmemesi lâzımgeldiğini belirtmiş ve hükümetin bu mevzuda çok has­sas olduğunu bir kere daha ifade eylemiştir.

İstanbul Milletvekili Andre Vahram Bayar'ın, ecnebi ilâç müstahzarlarının memleketimizdeki satış fiyatları hakkında Sağlık ve Sosyal Yardım Bakan-lığıdan sğzlü sorusuna cevap veren Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Doktor Ekrem Hayri Üstündağ, yurda giren ecnebi ilâçların ne türlü gümrük tari­felerine tabi tutulduğunu izah etmiş ve halkın İhtiyacına yarayan birçok ilâçlardan gümrük resminin alınmadığını söylemiştir.

Soru sahibi de, bazı eczanelerin bu ilâçlardan fahiş kârlar sağladıklarını ve Bakanlığın bu hususta çok hassas davranması lâzımgeldiğini ileri sürmüştür. Antalya Milletvekili Burhanettin Otıat'ın, memleketin sağlık urumunu ve teşkilâtını düzenlemek için ne gibi tedbirler düşünüldüğüne dair Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığından sözlü sorusuna yine Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Doktor Ekrem Hayri Üstündağ aşağıdaki izahatiyle cevap vermiştir; Takrir sahibi sayın meslekdaşım takdir ederler ki bir memlekette sağlık du­rumunun umumi durumu ile çok sıkı bir alâkası vardır. Ekonomik durum düzelmedikçe ne kadar ilmî çalışılırsa çalışılsın, ne kadar ciddî gayretler sar-fedilirse edilsin, sağlık işlerimizi gönlümüzün istediği seviyeye yükseltmek mümkün değildir. Bununla beraber memlekette çocuk ishali, sıtma gibi sos­yal âfetler bakımında olduğu kadar bulaşıcı hastalıklar bakımından da her yıl, bir yıl Öncesine nisbetle hissedilir bir azalma görülmektedir. Zaten böy­le olmasa idi 1945 sayımında 17.800.000 olan nüfusumuz beş sene sonra 20.000 e yükselmezdi. Beş senede meydana gelen artış, binde 21,5 gibi bir çok Garp memleketlerinin erişemedikleri bir nisbettir.

Bakan, birçok Garp memleketlerindeki düşük nüfus artışları hakkında ra­kamlar verdikten sonra şöyle devam etmiştir:

Bir memlekette nüfusun artması veya eksilmesi bakımından en çok değer verilen âmiller arasında çocuk ishali ile salgın hastalıklar yüzünden vuku-bulan ölümler gözönünde tutulur. Sağlık Bakanlığı, şimdi vereceğim rakam­larla göreceksiniz ki bu sahada çok mühim başarılar elde etmiştir. Sıtma sa­vaşı bölgelerinde lululan istatistiklere göre 3938 de bin, diri doğumda 161 olan çocuk ölüm nisbeti 1944 te 105, 1949 da 73 gibi küçük miktarlara inmiş, bulunmaktadır.

Mütaaddit müracaatlarımıza rağmen, bu suretle memleketimize sokulan bini mütecaviz vizesiz' şalısın iadesine tevessül ettiğimiz halde, Bulgar makam-larmca, kabul olunmaması neticesinde meydana gelen müşkül vaziyet kar­şısında hududun kapatılmasından başka çare kalmadığına hükmedilmiş ve bildiğiniz gibi. hudut 7 Ekim 1950 tarihinde Hükümetimiz tarafından kapa­tılmıştır. Bu tarihten itibaren, hududun açılması için Bulgar Hariciye Neza­reti Sofva Elçiliğimiz nezdinde müteaddit teşebbüslerde bulunmuş ise de bu. müracaatların hepsine, ancak, memleketimize vizesiz sokulan şahısların he­men geri alınacağı, bundan böyie vizesiz kimselerin gönderilmiyeceği ve ge­lenler arasında böyleleri buulnacak olursa derhal Bulgaristan'a kabul edile­cekleri taahhüt olunmak şartiyle hududu açabileceğimiz yolunda cevap ve­rilmiştir. Bulgar Hariciye Nezareti elçiliğimizle yaptığı mütaaddit temaslar sonunda şartlarımızı tamâmiyîe kabul etmiş olduğundan biz de hududun açıl­masına muvafakat ettiğimizi 29 Kasımda Sofya Hükümetine bildirdik.

Hâsıl olan bu mutabakat neticesinde hudut 2 Aralık 1950 tarihinde normal münakalâta açıldı. Bu husustaki anlaşmanın esasları aynı gün yayınlanan bir tebliğ ile umumî efkâra erzedildi. Anlaşma, Bulgar hükümetiyle aramızda müteakiben imzalı metin teatisi suretiyle değil, Sofya'daki maslahatgüzarı­mızın 29 Kasım 1950 tarihinde Bulgaristan hariciyesine, Bulgar hükümetinin huutlarm açılmasına dair talebine cevap teşkil etmek üzere, matbuamızda neşredilen tebliğdeki esasları ihtiva eden bir metin kabul edildiği aynı ta­rihte vukubulan bir mülakatta Bulgar Hariciye Nazır Muavini Bay İvkof'un maslahatgüzarımıza resmen, şifahen bildirmesi üzerine nasıl olmuştur. Diplomaside (Gentlemen Agreement) aı verilen bu nevi şifahî anlaşmaların imzalı metinler kadar kıymeti vardır. Bulgar Hükümetinin buna tamamiyle-riyate edeceği ümidini beslemekteyiz.

Sual 2 — Yurdumuza gelecek göçmenlerin sayısı hakkında mutabakat var mıdır? Varsa ne kadardır?

Cevap: Bulgar Hükümetiyle yapılan anlaşma, yurdumuza gelecek göçmen­lerin sayısı hakkında herhangi bir kaydı ihtiva etmemektedir. Bu itibarla. maddî imkânlarımızla mütenasip adedde göçmen gelmesine müsaade etmek hususundaki tabii hakkımız mahfuz bulunmaktadır.

Hudutlarımızın açılması tarihi olan 2 Aralık 1950 den bu ayın ilk gününe ka­dar takriben 18847 göçmen memleketimize kabul olunmuştur. İmkânların âzami müsaadesi nisbetinde kabule devam edilmektedir.

Sual 3 — Göçmenlerin yurda gelmeleri için bir müddet konmuş mudur, kon-muşsa bu müddet nedir?

Cevap: Göçmenlerin yurda gelmesi için anlaşmaya herhangi bir müddet kon­muş değildir. Malûm olduğu üzere, Bulgarlar 250 bin soydaşımızın üç ay zar-

fında, yani 10 Kasım 1950 tarihine kadar, memleketimize kabulünü talep et­mekte idiler. Varılan mutabakatta gerek miktar ve gerek müddet bakımından bu kayıtlar bertaraf edilmiş ve Bulgarlar eski haksız ve manasız taleplerin­den tamamiyle vazgeçmişlerdir. Diğer bir ifade ile, 1925 tarihli Türk - Bulgar mukavelesi hükümlerini yeniden tanımışlardır.

Sual 4 — Göç edecek Türklerin, Bulgaristan'daki menkul ve gayrimenkul mallarının tasfiyesi ve bedellerinin Türkiye'ye getirilmesi hakkında anlaş­ma hükümleri nelerdir?

Cevap: 1925 tarihli Türk-Bulgar mukavelesi, Bulgaristan'daki soydaşlarımı­zın anavatana göç etmeleri halinde menkul mallariyle hayvanlarını beraber­lerinde getirmek hakkına sahip olacaklarını ve gayrimenkullerini serbestçe tasfiye edeceklerini âmir bulunmaktadır. Göçmenlerin menkul ve gayrimen­kul mallarını satmalarından mütevellit meblâğların Türkiye'ye nakli şeklini tesbit etmek üzere iki taraf arasında bir anlaşma yapılması da yine mezkûr anlaşma cümlesindendir. Ancak böyle bir anlaşma, muhtelif Bulgar Hükü­metlerinin muhalefeti ve eski hükümetlerimizin maalesef fâfi erecede alâka ve İsrar göstermiyerek ihmalkâr davranmaları yüzünden, bu güne kadar ak-tedilemerniştir. Bulgar Hükümetinin göçmen meselesi hakkında verdiği no­talarda göçmen malları mevzuuna temas edilmemiş olduğundan, cevabî no­talarımızda bizim için çok büyük önemi olan bu noktaya işaretle, ikamet mu­kavelenamesinin derpiş ettiği şekilde anlaşma yapılmasını talep ettik. Hu­dudun açılmasiyle ilgili olarak Bulgarlarla yapılan temaslar sırasında da menkul ve gayrimenkul mallar hakkındaki noktai nazarımızın mahfuz kal­ığını ve ihtilâfın bir anlaşmaya raptmı istediğimizi tekrar ettik. 8 Aralıkta Ankara'daki Bulgar Elçiliğine, bahis konusu anlaşmanın akdi için müzake­reye girişmeğe âmâde olduğumuzu tebliğ ettik. Vaziyetten haberdar edilen Sofya Maslahatgüzarımız, bu mesle hakkında Bulgar Hariciye Nazır Muavini ile vâki konuşmasında, mumaileyhin açılmasını istediğimiz müzakereler için

teknik hazırlıklar yapılmakta olduğunu ve yakında müsbet bir cevap verile­ceğini beyan ettiğini bildirdi.

Şimdilik vaziyet bu merkezde olup Bulgar Hükümetinin bu husustaki vadini yerine getirmesine intizar etmekteviz.

Muhterem arkadaşlar,

Sözlerime nihayet vermezden evvel şunu da ilâve etmek İsterim ki, Bulgaris­tan Hükümetinin, maalesef, ihdas edegeldiği ihtilâflardan ancak birisi olan

bu göçmenler işinde, diğer ihtilâflarda olduğu gibi, biz, daima, ahdî hüküm­lerle, milletlerarası hukuk ve adalet kaidelerine ve medeni devletler arasın­da câri diplomasi usullerine harfiyen sadık kalmaktan asla fariğ olmıvan en büyük ihtimamı gösterdik ve göstermekteyiz. Göçmenler meselesinde Bulgar Hükümetinin bize tevdi ettiği notalara verdiğimiz cevapların metinleri pey­derpey matbuatımızda neşrolundu. Bu metinlere göz atmak, bütün itiraz­larımızı mukabelelerimizi arzettiğim esas ve şekillere istinat ettirdiğimizi isbata kâfidir.Bundan dolayıdır ki,ihtilâfımızı milletlerarası adalett makamlarının takdirine arzdan dahi çekinmediğimizi aynı notalarımızda teba­rüz ettirdik,

Muhterem arkadalşar,

Hükümetiniz göçmenler işindeki hareket tarzı ile haklarını müdafaa husu­sunda ne kadar kararlı ve tereddütsüz olduğunu ve icabında fiilî tedbirler­le de bunu teyit etmekten geri durmayacağını bütün dünyaya göstermiştir, Bazı muhalefet erkânının, bu işin böyle bir neticeye vardırılamıyacağı hak­kındaki kötümser tahminlerinin ne kadar yanlış görüşlere dayandığı da bu suretle meydana çıkmıştır. Önümüze çıkacak her meselede aynı şekilde ha­reket edeceğimizden emin olabilirsiniz.

Muhterem arkadalşar,

Atinin ne gibi sürprizler sakladığını bilemeyiz. Fakat bu şekilde yani dai­ma hakka dayanarak, kararlı ve temkinli surette, hareket etmek prensibin­den ayrılmadıkça karşılaşacağımız her meselede cihan efkârı umumiyesi mu­vacehesinde daima alnımız açık ve vaziyetimiz kuvvetli bulunacak ve hak­larımızı ergeç bütün dünyaya tanıtmak daima kabil olacaktır. Maruzatım bundan ibarettir. (Alkışlar)

Bakanın izahatını mütaakıp söz alan Sinop Milletvekili Server Sabuncuoğlu (C. K. P. ), Bakana verdiği açık izahattan dolayı teşekkür etmiş ve Bulgar notasının hangi maksatlarla verildiğini izah ettikten sonra millî beraberliğe işaretle demiştir ki:

Hükümeti hangi parti kurarsa kursun, dış politimada, ana dâvalrımızla, inkı­lâplarımızın korunmasında ve muhafazasında iktidara yardım etmek vazi­femizdir.

İstanbul Milletvekili Andre Vahram'm yerli tıbbî müstahzarlara karşı em­niyet ve rağbeti artırmak maksadiyle bir kontrol lâboratuvarı kurulmasına dair olan sözlü sorusuna, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Ekrem Hayri Üs-tündağ cevap vermiş ve şunları söylemiştir:

Yerli tıbbî müstahzar imali yetkisi, 4348 sayılı kanunun 5 inci maddesi ile (1) tabib, eczacı, kimyagerlere ve ihtisaslarına taallûk eden hususlarda da veteriner ve diş tabiblerine verilmiştir.

Müstahzar imali müsaade ve ruhsatnamesi alınabilmek için aynı kanunun 6 ncı (2) maddesi gereğince müstahzar formülü, prospektüsü ve satış fiyatiy-le birlikte Bakanlığımıza müracaat edilir.

Yapılan bu müracaat müstahzarları tetkik komisyonu tarafidan (3) (4348) sayılı kanunun yedinci maddesi gereğince (4) müsaade talep eden kimsenin kanuni selâhiyeti, tevdi edilen formülün müstahzar halinde piyasaya arzına faydası, kullanılmasında sıhhî mahzur olup olmadığı, sanata muvafık yapıl­ması, uzun müdet muhafazası halinde bozulmağa müsait olup olmadığı, fiyat ve isminin de uygun bulunup bulunmadığı tetkik edilerek kabul veya red kararı alınır.

Kabul edilmesi kararlaştırılan tıbbî müstahzarlar numunesi Hıfzıssıhha Mü­essesesine gönderilerek kimya, farmakodinami ve lüzum görüldüğü takdirde

ayrıca bakteriyoloji ve klinik icelemeler de yaptırılarak bu neticeler'de uy­gun bulunduğu takdirde imal için müsaade ve ruhsatname muamelesi intaç edilir ve reçetesiz veya reçeteli satılacağı kaydı da gerek ruhsatname ve ge­rekse müstahzar ambalajı üzerine ilâve edilmesi hususu temin olunur. Piyasada mevcut yerli ve ecnebi müstahzarlardan da Bakanlığımızca görü­lecek iüzum üzerine (4348 sayılı kanunun 10 uncu madde) (5) ayrıca usulü dairesinde alman numuneler yine aynı müessesede tahlil ve tetkikleri yapı­larak formülüne uygun görülmiyen müstahzarlar âmilleri hakkında 4348 sayılı kanunun 18 inci maddesi ve bu kanuna ek 1 inci madde (6) gereğince kanuni muamele yapılır.

Yani arkadaşımızın arzu ettiği gibi kontrol tamamen yapılmaktadır. Zaten kontrolsüz ilâca müsaade verilmez. Müsaade isteyen arkadaş bir istida ile evvelâ Sağlık Bakanlığına müracaat eder ve bir formülünü de verir. Ecza­neler Umum Müdürü bu formülü tetkik eder farmolojiye muvafık mıdır, muhalif midir, terkibinde ne vardır bunu araştırır. Ondan sonra kodekse uy­gun mudur, değil midir, numunesi formülüne uygun mudur, değil midir tah­lil ve tetkik. ettikten sonra bir formoloji eksiği ve emokoblitesi mevcutsa onu reddeder veya bu eksikleri yoksa muvafık görür ve o zaman bir komisyoa havale eder. Bu komisyon mütehassıs ve profesörlerden mürekkeptir. Bu he­yet de tetkik eder ve fiyatını tesbit eder. Ondan sonra Sıhhat Ensittüsüne gön­derilir, orada da tetkik ve tahlil edilir, tabii profesör ve mütehassısları tara­fından, eğer numunesi formüle uygunsa hakikaten iddia olunan fevaidi ca­mi ise o zaman ruhsatname verilir, hiç bir mahzuru yoktur denilir. Ancak bu komisyon haftada bir defa toplanır, sekiz kişiden ibarettir. İki senede bile cevap alamadık diyorlar. Hakikaten vâkıdır. Bazı ilâçların kliniklerde tecrü­be edilmesi lâzımdır. Yalnız neticesi elde edilen raporla hareket etmek ek­seriya caiz değilir. Bunu için ilâcın hastahanelerde hastalar üzerinde tecrü­be edilmesi lâzımdır. Ekseriya bu tatbikat uzun sürmektedir. Bir sene, altı ay sürenler vardır. Bu uzun sürme, Sağlık Bakanlığındaki komisyonun ih­mal ve terahisinden ileri gelmemektedir. İcabı böyledir. Kendilerinin mut­main olmasını rica ederim. Katiyen, terahi ve ihmal yoktur. Bazı milletvekilliklerini dokunulmazlıklarının kaldırılması hakkındaki Baş­bakanlık tezkeresi ve Karma Komisyon raporları okunmuştur. Bu raporda, dokunulmazlığın kaldırılmasını mucip bir hal olmadığı belirtile­rek gerekli takibatın devre sonuna bırakılması zikredilmekte idi. Oya su­nulan raporlar ekseriyetle kabul edilmiştir.

Vakit geciktiğinden saat 19.20 de oturuma son verilmiştir. Meclis Pazartesi günü toplanacaktır.

Tahkikatın bitimine göre bu işde alâkalı olanlar sıfat ve hüviyetleri ne olur--sa olsun haklarında kanunî gereğinin yapılacağı ve hükümetin silâh kaçak­çılığı işinde çok dikkatli ve çok hassas bulunduğunu arzederim. Söz alan soru sahibi Kemal Demiraiay, bu silâh kaçakçılığı hâdisesine Urfa'-da muttali olduğunu, bu işde adı mevzuubahsedilen Hasan Oral'm muhalefet saflarında bulunmasından müteessir olduğunu, bundan istifade ederek muha­lefet aleyhinde herhangi bir mütalâa serdetmek niyetinde bulunmadığını ve en büyük temennisinin, Hasan Oral'in adalet önünden tertemiz çıkmak oldu­ğunu söylemiştir.

Bundan sonra söz alan Urfa Milletvekili Hasan Oral da bu kaçakçılık hâdi­sesi ile hiçbir ilgisi olmadığını ileri sürmüştür.

Bu mütalâa üzerine tetrar söz alan içişleri Bakanı Rüknettin Nasuhioğlu, şa­hıslara ve şereflere hiçbir suretle leke sürmek istemediğini, bundan evvelki beyanatının şimdiye kadar yapılan resmî tahkikatın bir hulâsası olduğunu, "bununla beraber tahkikatın henüz devam etmekte bulunduğunu ve bu hu­susta hiçbir karara varılmadığını, adaletin tecellisini beklemekten başka ça­re olmadığını hatırlatmıştır.

Çorum Milletvekili Hasan Ali Vural ve Kars Milletvekili Abhas Çetin'in, ba­zı suç ve cezaların affı hakkındaki 5677 sayılı kanunun ikinci maddesinin (ç) bendiyle, üçüncü maddesinin yorumlanmasına dair önergesi ve Adalet Ko­misyonu raporu okunmuştur.

Raporda, böyle bir yoruma ihtiyaç olmadığı belirtilmekte idi. Teklif sahiple­rinden Hasan Ali Vural, böyle bir yoruma ihtiyaç olduğu mütalâasında bu­lunmuştur. Yapılan müzakereler neticesinde Adalet Komisyonu raporu oya konmuş ve kabul edilmiştir.

Geçen oturumda müzakeresi yapılan Devlet Demiryolları ve Limanları İş­letme Genel Müdürlüğü 1950 yılı bütçesinde değişiklik yapılması hakkında­ki kanun tasarısı açık oya konmuş ve tasarı kanunlaşmıştır. Bundan sonra, Rize eski Milletvekili Fuad Sirmen'in Dilekçe Komisyonunun 15/4/1940 tarihli haftalık karar cetvelindeki 1159 sayılı kararın Kamutayda görüşülmesine dair önergesi ve Dilekçe, Adalet ve İçişleri Komisyonunun ra­porları okunmuş, mezkûr raporlar kabul edilmiştir.

Balıkesir Milletvekili Sıtkı Yırcalı ve 8 arkadaşının, Belediye Gelirleri Ka­nununun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının değiştirilmesi hakkındaki ka­nun teklifinin müzakeresinde, söz alan milletvekilleri, belediye hududları ha­ricinde bulunan mahallelerden tanzifat ve tenvirat vergisinin alınmasını der­piş eden bu kanun tasarısının leh ve aleyhinde bulunmuşlar neticede tasarı­nın bir de Bütçe ve Maliye Komisyonlarında incelenmesi kabul edilmiş ve tasarı mezkûr komisyonlara verilmiştir.

Hatay Milletvekillerinin seçim tutanakları hakkında Tutanaklar İncelme Komisyonu raporunun müzakeresi neticesinde, yerinde İnceleme yapılmak üzere rapor komisyona iade edilmiştir.

Bundan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1950 yılı Haziran, Temmuz ve Ağustos ayları hesabı hakkında Meclis Hesaplarıİnceleme Komisyonu, raporu okunmuş ve bu hususta ıttıla hasıl olmuştur. Büyük Millet Meclisi Çarşamba günü toplanacaktır. '

Ceza Mahkemeleri Usulü Kanununun 200 üncü maddesinin değiştirilmesi hak­kındaki, kanun tasarısının birinci müzakeresi neticelenmiş ve tasarı ivedilikle kabul olunmuştur.

Keza meşhut suçların mahkeme usulü hakkındaki 3005 sayılı kanunun 6 mcı ve 13 üncü maddelerinin yürürlükten kaldırılması hakkında kanun tasarısının da müzakeresi yapılmış ve tasarının birinci görüşülmesi sonuçlanmıştır.

Gümrük Muhafaza Genel Komutanlığı emrindeki deniz teşkilâtının askerleşti-rilmesi hakkındaki 3015 sayılı kanunun 3 üncü maddesinin değiştirilmesine da-İr kanun tasarısının da birinci konuşulması yapılmıştır.

Meclis Cuma günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 12 Ocak 1951 tarihindeki toplantısı :

Ankara: 12 (A. A.)

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Başkanvekillerinden Balıkesir Milletve­kili Sıtkı Yırcalı'nm başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman söz alan Ordu Milletvekili Refet Aksoy, Avrupa istişarî konseyine iştirak eden milletvekillerinin, orada cereyan etmiş müzakereler hakkında aydınlatıcı malûmat vermelerini istemiş, bunun üzerine kürsüye gelen Kayseri Milletvekili ve Konseydeki Türk Grubu Başkanı Suat Hayrı Ürgüplü, bu mevzuda geniş açıklamalarda bulunmuştur.

Avrupa Konseyinin ve istişarî meclisin kuruluş gayelerini izah etmekle söze başlıyan Ürgüplü, mezkûr teşkilâtın dayandığı ana temelleri mufassaîan an­latmış, konseyin mesaisini hulâsa etmiştir. Suat Hayri Ürgüplü bundan son­ra konseydeki Türk heyetinin mesaisi mevzuuna geçerek, Türk heyetinin ken­disine verilen vazifeyi, bu gibi ecnebi ve milletlerarası içtimalara ilk defa iştirak etmesine rağmen, cidden başarı ile yaptığını tebarüz ettirmiş, bu ara­da Türkiye'nin, Başkanlık Divanında bir; daimî komisyonda iki yer almış ol­duğunu, keza yüksek hususi komitede yedi, Hususî Ziraî Komitede bir ve diğer Hususi bir komitede yine bir azalık elde ettiğini açıklamıştır. Bu durumun is­tihsalinde Türk heyetinin yalnız mütevazi çalışmalarının âmil olmadığını ifade eyleyen Ürgüplü, Türk milletinin 14 Mayısta göstermiş olduğu olgunluğun ve dünya sulhu dâvasına samimî inanışmm ve beynelmilel taahhütlere ciddi bağ­lılığı ifade eden Kore hâdisesindeki hükümet kararının da siyasî itibarımızı çok yükselttiğini ve bundan dolayı da konseydeki mezkûr azalıklara Türk de­legelerinin seçilmiş-bulunduğunu söylemiş ve alkışlanmıştır. Suat Hayri Ür­güplü konseyin çalışmalarını izah ederken Bulgarların 250 bin vatandaşımız hakkında reva gördükleri gayri insanî muamelelerin konsey tarafından şiddet­le protesto ve Bulgar Hükümetinin alenen takbih edildiğini bildirmiş ve Kont Sforza tarafından Daimi Komiteye arzolunan bu kararın ayni zamanda umumî heyette de ittifakla tasvip edildiğini beyan eylemiş ve bu çetin mesaide ken­disine yardım, eden arkadaşlarına teşekkür etmiştir.

Suat Hayri Ürgüplü'nün konuşmasından sonra, usul hakkında söz alan Ha­tay Milletvekili Abdurrahman Melek, Avrupa Konseyine iştirak etmiş olan heyetin meclis teşekkülü olmayıp yanız meclis içindeki arkadaşlardan müte­şekkil bulunduğunu, Büyük Millet Meclisini temsil etmediğini bu bakımdan bunun müzakere mevzuu olamıyacağmı söylemiş, başkan da açılacak müza­kerenin sırf tenevvür etmek maksadına matuf olabileceğini, bir karara varma­lım mevzubahs olamıyacağmı belirtmiş ve bu hususta İstanbul Milletvekili Salamon Adato tarafından verilmiş olan bir önergenin oya sunulacağını bil­dirmiştir. Avrupa Konseyi İstişarî Asamblesine iştirak eden milletvekillerinin verdikleri izahatın tetkik edilmek üzere Dışişleri Komisyonuna havalesini ta-zammun eden önerge de kabul edilerek bu mevzudaki konuşmalara son ve­rilmiştir.

Bundan sonra Bakan olması dolayısiyîe Hulusi Köyrnen'den boşalan Meclis Başkanvekilliği seçimi yapılmış ve neticede 250 oyla Erzurum Milletvekili Mustafa Zeren Başkanvekilliğine seçilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Ban­kası arasında akdedilmiş olan Garanti Anlaşmasının onanması hakkındaki kanun tasarısının müzakeresinde ilk sözü alan Niğde Milletvekili Necip Bil­ge İmar ve Kalkınma Bankasının Hükümetle olan anlaşması hakkında iza­hat verilmesini istemiş, Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü de yaptığı açıklamada, mezkûr Bankam ikrazda bulunduğu bütün devletlerle aynı for­mül dairesinde mukavele yaptığını, Bankaya fazla imtiyaz verilmenin düşü­nülmediğini, bütün devletlerin kabul ettikleri ve bugünün hukuki telâkki­lere uygun buldukları ve kendi hâkimiyetlerine mugayir addetmedikleri bir formülü, Hükümetimizin de kabulde tereddüt etmediğini söylemiştir.

Seyhan Milletvekili Cezmi Türk, maliyeti yüksek tesisler ve açıklar mevcut iken yeniden sınai kalkınma bankası kurmanın memleket icaplarına uyma­dığını ileri sürmüş, bunun üzerine kürsüye gelen Maliye Bakanı Hasan Po-latkan, mezkûr Bankanın durumu hakkında şu açıklamayı yapmıştır :

((Bu banka Devlet sanayiini finanse etmek için değil, hususi sanayim tevsi­ine ve modernleşmesine yardım etmek için kurulmuştur. Bankanın serma­yesi tamamen hususi bankalar ve ticari, sınai teşekküller tarafından temin edilmiş olup sermaye 12,5 milyon Türk lirasıdır. Bundan başka Merkez Ban­kası da adı geçen bankaya 12 milyon 500 bin lira Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bakası da 9 milyon dolar yani 25 milyon Türk lirası ikrazda bu­lunmayı kabul eylemsilerdir. Cezmi Türk arkadaşımızın kouşmalarmdan da ecnebi sermayesinin memlekete girmesinin iyi olmadığı zımnında bir hava sezdim. Hükümetimiz ecnebi sermayenin mümkün olduğu kadar memlekete T^ol getirilmesi ve bol girmesi için çalışmaktadır. Diğer taraftan şahsî teşeb­büse de âzami kıymet vermektedir. İşte bu kalkınmaya yardım etmek için de mezkûr bankayı kurmuş bulunuyoruz. Bu arada bu bankaya kimlerin İştirak ettiğini söyliyeyim: İş Bankası, Osmanlı Bankası, Yapı ve Kredi Ban-

kası, İstanbul Ticaret Borsası, istanbul Ticaret ve Sanayi Odası, Türkiye Ga­ranti Bankası, Selanik Bankası, Türk Ticaret Bankası, Akbank, Banka Kom-merçiyale İtalyana, Çukurova Türk Anonim Ortaklığı, Hollndische Bank Üni, İzmir Pamuk Mensucat Şirketi, Türk İmar Bankası, Türk Kredi Ban­kası ve mütaaddit hususi şahıslar.»

Tasarının tümü hakkındaki görüşmeler, bakanın bu izahatından sonra de­vam etmiş, bu mevzuda söz alan bir çok milletvekilleri, Banka nezdinde ya­pılan kredilere Hükümetin kefil olup olmayacağı, mezkûr bankanın kalkın­ma mevzuunda ne gibi tedbirlere başvuracağı, hususi sermayeye ne kadar yardımda bulunacağı, vereceği faiz hadleri hakkında Hükümete bir çok su­aller tevcih etmişler, Maliye Bakanı Hasan Polatkan da bu sualleri cevap­landırmıştır.

Mütaakıben tasarının maddelerinin müzakeresi yapılmış ve neticede tasarı kabul edilmiş olup sermaye 12,5 milyon Türk lirasıdır. Bundan başka Merkez Bankası da, adı geçen bankaya 12 milyon 500 bin lira, Milletlerarası İmar ve ivedilikle ve açık oyla kabul edilmiştir.

Bundan sonra Lübnan'ın frank sahasman çıkarılması maksadiyle Türkiye ile Fransa arasında teati olunan mektupların onanması hakkında kanun tasa­rısı ve Dışişleri ve Ticaret Komisyonları raporları ile Türkiye-Finlândiya Ödeme Anlaşmasının 5 inci maddesinin değiştirilmesi için mektup teatisi su­retiyle yapılan anlaşmanın onanması hakkında kanun tasarısı ve Dışişleri ve Ticaret Komisyonları raporları ve Türkiye-İsveç Ticaret ve Ödeme Anlaş­maları ile 14 Mayıs 1949 tarihli Ek Protokolün yürürlük sürelerinin uzatıl­ması hakkında yapılan anlaşmanın onanması hakkına kanun tasarısı ve Dış­işleri ve Ticret Komisyonları raporlarının birinci görüşülmeleri yapılmıştır. Meclis Pazartesi günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 15 Ocak 1951 tarihindeki toplantısı :

Ankara: 14 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Başkanvekillerinden Kayseri Millet­vekili Fikri Apaydm'm başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açılır açılmaz, Eskişehir Milletvekili Abidin Potuoğlu'nun gelir ve kurumlar vergileri mükellefleri tarafından «Göçmen ve Mültecilere Türki­ye Yardım Birliği» ne yapılacak yardımların vergi matrahına ithal edilme­mesi hakkındaki kanun teklifi öncelik ve ivedilikle görüşülerek kanunlaş­mıştır.

Ordu Milletvekili Feyzi Boztepe ve Zonguldak Milletvekili Rifat Sivişoğlu'-un, umumi ve katma bütçelerle, İktisadi Devlet Teşekküllerinden maaş, üc­ret ve yevmiye alarak çalışanlardan aynı müessese ve teşekküllerde başka nam ile hizmet kabul edenlerin mevcut olup olmadığına dair sözlü sorusu münasebetiyle izahatta bulunan Maliye Bakanı Hasan Polatkan, halen yürürlükte olan bir takım mevzuata göre bazı kimselerin bilgisinden birkaç yerde İstifade etmek ve kısmen tasarruf sağlamak maksadiyle bilhassa dok­tor, mühendis ve Öğretmenlerin ek görev almalarının mümkün olduğunu kaydettikten sonra bunların miktarları ve bulundukları yerler itibariyle şu malûmatı veımiştir :

Soru üzerine dairelerle müesseselerde topladığımız malûmata nazaran umu­mi muvazeneye dâhil olan dairelerde 18017 kişi ek. görev almış bulunmakta­dır. Bu miktarın meslek grupları itibariyle dağılış keyfiyeti şu şekildedir :

212Doktorluk veya başhemşirelik

179Veterinerlik

212Mühendislik ve mimarlık

391Öğretmenlik

14500İlkokul başöğretmenliği

2312Okullarda müdürlük veya müdür yardımcılığı

114İmam ve hatiplik

97Muhtelif vazifeler

Katma bütçeli dairelerde de 494 kişinin ek görev aldığı anlaşılmıştır. Bun­lardan 54 doktorluk, 278 mühendislik, 42 Öğretmenlik, 120 rektörlük, dekan­lık ve profesörlük ek görev olarak idare edilmektedir.

İktisadi Devlet Teşekküllerinin merkezlerinde de 51 kişi ek görev almış bu­lunmaktadır. Bu ek görev daha ziyade muhtelif müesseselerin yönetim ku­rulları üyelikleriiyle murakıplıklarına inhisar etmektedir Umumî muvazeneye dahil dairelerle, mülhak bütçeli idarelerde ve iktisadi Devlet teşekküllerinin merkezlerinde bulunan ek görevlerin sayısı ce'nıan 18562 dir.

Bakan, buların daireler ve müesseseler itibarile dağıtılışları hakkında müfre­datlı izahat verdikten sonra demiştir ki:

Bu hususta ne düşündüğümüze gelince, ilâve görevlerin müfredatı hakkında verdiğim izahattan da anlaşılacağı Üzere bu görevlerin siklet merkezini, dok­torluk, mühendislik ve öğretmenlik teşkil etmekte, bunların haricinde kalan hizmetlerin miktarı cüz'î bulunmaktadır. Bazı vazifelerin, mahiyeti itibariyle, müstakillen bir kimsenin bir günlük mesaisini dolduracak durumda olmaması, böyle bir vazifenin müstakillen bir kimseye tevdii halinde daha fazla aylık ve­ya ücret verilmesi mecburiyetinde kalınması, bir şahsın bilgisinden aynı za­manda birkaç yerde birden faydalanma zarureti ek görev usulünün ihdasına sebep olmuştur. Bu noktai nazarların içinde bazı vazifeler için hakikat hissesi bulunmakta ise de bu usulün bir kısım şahıslara ilâve aylık vermek suretile Çok suiistimale uğramış olduğu da bir hakikattir.

Binaenaleyh bu mevzuun hassasiyetle ele alınarak incelenmesi bazı kanunla­rın değiştirilmesi ve hakikaten İlâve vazife olarak işin gordürülmesinde hem hizmetin ve hem de malî faydası bakımından lüzumlu ve yerinde görülenlerle, hizmet icabettirmediği halde sırf bir kısım kimseleri tatmin etmek rnaksadüe ihdas edilmiş olanların ayıklanarak bu mevzuuun bir esasa bağlanması lâzım-gelmektedir. Esasen rasyonel çalışma icabatı da budur, (sağdan, bravo sesleri, alkışlar) Binaenaleyh rasyonel çalışma konusunda hâlen yapılmakta olan tet-kikat ile birlikte ve o tetkikatm alınacak neticelerine göre hükümet bu mev­zuu halletmek kararındadır, (soldan bravo sesleri, alkışlar) Bakanın izahatınmüteakipkürsüye gelen her ikisoru sahibide, bakanın enerjik çalışmalarını övmüşler ve verdiği izahata teşekkür etmişlerdir. Zonguldak Milletvekili Abdurrahman Boyacıgiller'in, tarım âletleri fabrika­ları ve orman sanayii kurulması için ne gibi tedbirler alındığına dair sorusuna Tarım ve İşletmeler Bakanları tarafından cevap verilmiştir. Tarım Bakanı Nihat İyriboz, 1950 nihayetine kadar memleketimize girmiş olan makineler bedeli yekûnunun 286,5 milyon lira olduğunu, 1953 senesi nihaye­tine kadar da yedek parça bedellerile birlikte 254,5 milyon liralık makineye ihtiyaç bulunduğunu söylemiş ve sözlerine devamla şu izahatı vermiştir: Bu makine âletleri tamir veya yenilerini yapmak için Marshall Yardımından küçük fabrikalar tesisini düşünmemiş değiliz. Fakat İşletmeler Bakanı arka­daşımın askeriyeden devraldıkları Devlet fabrikaları ve şahıslara ait bazı fab­rikalara dikkatimizi çekmesi üzerine derhal harekete geçtik. Ankara'daki si­lâh fabrikası, marangozfabrikası, Mamak'takimaske ve makinefabrikası,. Kırıkkale'deki Çelik ve Hadde Fabrikası, Hava Kurumu fabrikaları, Adapaza-rı'ndaki Donatım Fabrikası ve Gazi Çiftliğinde atelyemiz mütehassıslarını ve fakülte proförlerini bir araya toplayarak bu meselenin hallini kendilerinden rica ettim. Memleket dahilinde bu işi başarabilmek için müzakereler ve tet­kikler başlamış bulunmak tidir. Esasta İşletmeler Bakanlığı ile sıkı bir işbir­liği halindeyiz. Bu makine ve âletleri ve senelik ihtiyaçlarımızı tetkik etmek-e beraber muhtelif fabrikalarda deneme mahiyetinde çalışmalara başlamış bu­lunmaktayız. Önümüzdeki hafta içinde hangi fabrikaların, hangi işleri başa­rabilecekleri, fabrikalararası işlerin başarılabilmesi için bir koordinasyon, fab­rikaları kapasiteleri ve bu kapasitelerin artrılması için lüzumlu işletme ser­mayesinin tesbiti ve bundan başka hususî şirketler ve şahıslara ait fabrika­larla atölyelerin de bu işe yardımlarını temin etmek üzere gereken plân hazır­lanacaktır. Fakat takdir buyurursunuz ki, bütün bunlar zaman meselesidir. Bu müesseselerimiz bu işleri başaracak bir duruma gelinceye kadar biz daha bir kaç sene gittikçe azaltmak şartile makine ithaline mecburuz. Sanat okulları ve sanat enstitüleri meselesine gelince, iş başına geldiğimiz gÜn-denberi biz bu memleketteki sanat okullarının işlemelerini gördük. Hatta ku­ruluşları dahi bu memleketin karekterine göre değildir. Filvaki sanayi mek­tepleri çok güzel çalışıyorlar. Amma karekterimize uygun değildirler. Dahasonra İğriboz, bu hususta Millî Eğitim Bakanlığı ile sıkı bir işbirliği ya­pıldığını, sanat okullarımıza tarım âletleri derslerinin konduğunu söylemiş ve orman sanayii meselesinde de temas ederek, geçmiş hükümetler tarafından yapılmış olan iç iskânın düzensizliği yüzünden orman köylülerin zor durum­da bulunduklarını fakat bu hususta hazırlanmış olan yeni plân gereğince bu derdin giderileceğini bildirmiş ve izahatını şöyle bitirmiştir: Yalnız bizim yeni bir teşebbüsümüz vardır k, o da memlekette bir kovancılık sanayiinin tesissidir. Bu hususta Ankara Arıcılık Kooperatipine müteşekkiriz, çünki ilk teşebbüs onlar tarafından olmuştur. Ormanda artık kerestelerden istifade edilerek kovancılık sanayiinin inkişafına çalışılacaktır.

Bugün memleketin muhtelif yerlerinde ve bilhassa Ankara'da büyük fabrika­lar vardır. Millî Eğitim Bakanlığına bağlı büyük fabrikalar vardır. Meselâ Mil­lî Eğitim Bakanlığının sanat enstitüleri atölye değil büyük fabrikalardır. Hatta o kadar büyük bir fabrikadır ki askerî fabrikaları aşmaktadır. Bu itibarla noksan kapasite mevcuttur. Fakat kısa bir müddet zarfında arzuladığımız şeyleri imal etmek, bu fabrikalarda birçok şeyler yapmak mümkün fakat me­sele yapmak değil, ucuza mal etmek, yapılanları satmaktır. O itibarla çok dik­kat ediyoruz ve memleketin kapasitesinin azamî derecesinden istifadeyi dü­şünüyoruz. Şunu itiraf edeyimki, Hava Kurumu fabrikalarından uzun zaman istifade edilemiyecektir. Çünki bu şekilde kurulmamıştır, tayyare yapmak için kurulmuşlardır, yapılan tayyareleri Millî Savunma Bakanlığı almaktadır. Bun­ları uzun zaman sürüklemek mecburiyetindeyiz. Hükümetimiz bu meseleyi ele almış bulunuyor.

Amasya Milletvekili Kemal Eren'in Turhal Şeker Fabrikasının tevsii hak­kındaki gen soru münasebetiyle izahatta bulunan İşletmeler Bakanı Frofesör Muhlis Ete, son senellrde şeker pancarı ekiminin 50 bin hektarı bulduğunu, başlangıçta günde bin ton pancar işleyen Turhal Fabrikasının 2 bin 300 ton işleyebilecek derecede tevsi edildiğini, bundan daha fazla tevsiini istemenin, yeni bir fabrika daha kurulmasını istemek demek olacağını ve hükümltçe ka­bul edilen prensibe uygun olarak, kısmen Devletin ve kısmen de Marshall fo­nundan faydalanarak hususi teşebbüsler tarafından biri Adana'da şeker kamışı ile ve biri Adapazarı'nda şeker pancarı ile işleyecek iki fabrikanın kurula­cağını ve bu şekilde dışarıdan hiç şeker getirmeye lüzum kalmıyacağını söy­lemiştir.

Soru sahibi Kemal Eren, pancar ekimi için konan tahdidin genişletilmesini ve ekiciye verilmekte olan prim yerine fabrikada hisse sahibi olmasını iste­miştir.

Bunun üzerine tekrar söz alan İşletmeler Bakanı Muhlis Ete, tahdidin kal-dırılmıyacağını izah etmiş ve müstahsilin hissedar kılınması meselesine te­masla demiştir ki:

«Hükümetinizin de iktidara geldiğindenberi düşündüğü şey budur. Hakikat­en eskidenberi düşündüğümüz bu idî ve iktidara geldiğimiz gündenberi de bu iş üzerinde durmaktayız. Bu hususta şeker şirketi mensuplariyle konuş­tuk. Bir çok memleketlerde olduğu gibi bizde de fabrikaların asıl sahipleri olan şeker müstahsiline devretmeyi düşünüyoruz. Bunun için bir vazife al­dık. Komisyon mesaisini bitirmiş, etüdler yapmıştır. Yeni bir kanun tasarı--siyle huzurunuza geleceğiz. Pancar müstahsilini, müstahsil bir hale getirmek ve hem de şirkete hissdar yapmak için bu husustaki kanunla yüksek huzu-nuza geleceğiz.»

Kars Milletvekili Esat Oktay'ın memleketimizde ne kadar cüzamlı bulundu­ğuna, bu hastalıkla mücadele için ne gibi tedbirler düşünüldüğüne ve akıl hastalıkları da dahil olmak üzere cüzamlılarla iş tedavisi tatbikine dair Sağ­lık ve Sosyal Yardım Bakanlığından sözlü sorusu Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Doktor Ekrem Hayri Ustündağ tarafından şöyle cvaplandırılmıştır : «Cüzam ihbarı mecburi olan bir hastalıktır. 1941 - 50 kayıtlarına göre has­tanelere sevkedilen cüzamlı nisbeti sudur:'

Kars, Ağrı, Van Tunceli, Bingöl Maraş illerinde yüzde 0.02, Erzurum, Bit­lis, Elâzığ, Maltya ve Hatay'da yüzde 0.01, Çoruh, Muş, Hakkâri, Siirt, Mar­din, Diyarbakır, Erzincan, Amasya, Sivas, Kayseri, Antep, Seyhan, İçel ve Afyon'da 0.001, diğer illerde ise bu nisbetten de azdır. Hâlen İstanbul'daki yüz yataklı cüzamlı hastanesinde 75, Elâzığ'daki 225 yataklı hastanede ise 221 cüzamlı tedavi edilmektedir.

Bakan bundan sonra tedavi vasıtalarını, ileri memleketlerde kurulan has­taneleri anlatmış ve mevcut akıl hastanelerimizde bazı cüzam hastaların ça­lıştırıldığını ve böylece tedavi edildiklerini söylemiştir. Soru sahibi de cüzam hastalıklarının tedavisinde kullanılan usuller hakkında izahat vermiş ve bu usullerin memleketimizde de kullanılması dileğindi bulunmuştur. Erzurum Milletvekili Bahadır Dülger'in, Anıt - Kabir inşaatı hakkında Ba­yındırlık Bakanından sözlü sorusuna cevap veren Bakan Kemal Zeytinoğlu şu açıklamayı yapmıştır:

Erzurum Milletvekili Muhterem Bahadır Dülger'in Anıt-Kabir inşaatı hak­kındaki sorularına cevaplarımı arzediyorum.

Sual 1 — Anıt - Kabir inşaatının müteahhidi kimdir?

Cevap — Anıt - Kabir inşaatında bugüne kadar üç ihale yapılmıştır. Birin­ci ihale bir kısım toprak işleri ile istinad dıvarlarını ihtiva eden bir milyon liralık taahhüddür. Müeahhidi Nur Hayır Şirketidir. Mukavele tarihi 9/11/944dür.

İkinci ihale, mozule ve müştemilât binalarını ihtiva eden on milyon liralık kı­sımdır. Müeteahhidi Ror Şirketidir. Mukavele tarihi 29/9/945 dir. Üçüncü iha­le yollar taşdoşeme tesisat işlerini ihtiva eden ikibuçuk milyon liralık kısım­dır ki müteahhidi Amaç Şirketidir. Mukavele tarihi 12.10 50 dir. Sual 2 — İnşaatın taş ve beton kısımlarının keşif plânına göre, metre mikabı olarak ayrı ayrı miktarı nedir?

Cevap — İkinci kısmın inşaat, ki sorulan meseleler bu ikinci kısım inşaata dahildir, ikinci kısım inşa9atm keşif cetveline nazaran kârgir ve beton miktar­ları şudur: Moloz, kaba yonu, hatıl taş inşaatı 42.984 metre mikabı ve ince yo-nu ve kesme taşlar inşaatı 10.757 metre mikabı olmak üzere cem'an yekûn 53.741 metre mikabıdır. Keza demirsiz betonlar 11,170.00 metre mikap ve de­mirli betonlar 11 193 metre mikap olmak üzere cem'an yekûn 22.363.00 dür Sual 3 — Taş ve beton kısımların metre mikâp başına keşif bedeli nedir? İhalede müteahhit tarafından bu keşif bedelleri üzerinden ayrı ayrı indirilen miktar nedir?

Cevap — Keşif evrakmdaki beton ve taş duvar fiatîarı şunlardır: Moloz du­var metre mikâbı 43.62 lira ,kaba duvar metre mikâbı 105.29 lira, ince yonu (muhtelif) metre mikâbı 195.97 - 298.91 lira, betonlarda dozajına göre metre mikâbı 34.96 - 61.85 Uradır.'

Müteahhit bu fiatlarm her birinde yüzde 21.66 tenzilât yapmıştır.

Sual 4 —Projenin tatbikina başlanmasından sonra temellerin takviyesi su­retiyle arttırılan beton kısım miktarı nedir?

Cevap — İlk proje ile tatbik edilen temel projesi arasındaki beton farkı 12000) metre mikâptır.

Anıt Kabirin üstünün açık olarak inşaasma karar verilmişinin esbabı mucibe-sini sormuş ve bakanın bu hususu ifade eylemesini istemiştir. Tekrar kürsüye gelen Kemal Zeytinoğlu şunları söylemiştir :

Efendim, Anıt - Kabir projesinde yapılan tadilâtın ne gibi tetkiklere ve etüt­lere istinat ettiği hepinizin malûmu olduğu üzere gazetelerde beyanat ver­mek suretiyle açıklamıştım. Fakat, belki bazı noktaların iyice aydınlatılma­mış olması karşısında, bu hususta soru sahibi arkadaşımın da arzuları üze­rinde, kısaca izahatta bulunayım: Hükümetiniz iş başına geçtiği zaman uzun yıllardanberi pürüzlü ve sürüncemede kalmış bulunan ve bilhassa bu gibi büyük bir inşaatın artık temizlenmesi ve bir neticeye bağlanması için tetkik­ler yapmayı, Bayındırlık Bakanlığına bir vazife olarak tevdi etmişti. Bakan­lığımız, bu husustaki tetkiklerini hükümete bildirdi.- Anıt - Kabir inşaatının karekterine, vasfına, asaletine ve azametine halel gelmiyecek şekilde tadil projesinin ancak kabul edilebileceğini ileri sürdü ve bunun da gerek mimari zevkinizi, gerkse bu inşaat üzerinde hassasiyetle duran efkârı umumiyenizi tatmin edebilmek için projeyi yapan jüri heyetine tekrar bunun tetkiki tevdi edildi. Anıt - Kabir projesini yapan jüri heyeti, yani hepinizin malûmu bu­lunduğu üzere Teknik Üniversite profesör ve doçentleriyle, Güzel Sanatlar Akademisi profesörlerinden müteşekkil böyle bir yüksek ihtisas komisyonu­nun projeyi tadil imkânı olup olmadığı şekli mevzu verildi, heyet çalışmaları sonunda Anıt-Kabir inşaatının yani kubbe kısmının hazfedilmesi suretiyle bu inşaatın karakterine, güzelliğine, azametine ve asaletine herhangi bir şe­kilde halel gelmiyeceğine ittifakla karar verdi. Abidenin karakterine halel getirilmiyeceği hakkındaki kararın malî cihetini de tetkik ettik. Bunun ne­ticesinde de bugün için hiçte küçümsenmiyecek bir miktarda, 6-7 milyon lira arasında bir tasarruf sağlanabileceğini gödük. Hepiniz bilirsiniz ki Türk milletinin yeni Türkiye'nin banisi bulunan Aziz Ata üzerinde ve onun uğrun­da yapacağı herhangi bir masrafı ne Türk milleti ne de Yüksek Meclisiniz esirgemez. Fakat bunun yanında tasarrufu mümkün olan işleri ihmâl ederek israfil bir şekilde inşaat yapmak Aziz Ata'nm ruhunu herhalde muazzap ede­ceği cihetle hiç birinizin terviç edeceğine kani değiliz. İşte bu Isaslar gözönün-de bulundurulmak suretiyle, bazı muhaliflerimizin polemik hareketleri ve tah­rikleri karşısında dahi kararımızı bozmadık. Bu 7 milyon liralık tasarrufu sağ­lamak ve bazı tadillerle âbide eskisinden daha güzel bir şekilde şekillendi­rilmiş olmaktadır. Verdiğimiz bu karar dairesinde inşaata devam edeceğimi­zi arzederim.(alkışlar)

Bundan başka, bu tadil neticesinde, yani kubbenin hazfedilmesi neticesinde tasarruf edilen taş duvar ve beton aksanımdan dolayı bugün ihalesi yapılmış bulunan işler dolayısiyle müteahhitlerin herhangi bir şekilde menfaatleri yok-tur.Yani muhtelif şekillerde aksettirilmiş bulunduğu gibi himaye edilen her­hangi bir şahıs yoktur. Bunu çok iyi takdir edersinizki himaye prensibi her kim olursa olsun hiç bir zaman yer bulamıyacaktır. Müsterih olabilirsiniz. (bravo sesleri)

Yozgat Milletvekili Avni Doğan'm eski Cumhurbaşkanı Malatya Milletvekili ismet İnönü'nün deprem dolayısiyle Erzincan'a ve İkinci Dünya Harbi sırasında Kahire'ye yaptığı seyehatlerde harcırah aldığına dair iddiaların mahi­yetinin açıklanması hakkında Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ile Başbakan­lıktan sözlü sorusuna cevap veren Meclis idareci Üyelerinden İhsan Şerif Özgen, henüz tahkikat neticelenmediğinden dolayı bu husustaki açıklamanın 22 Ocak günündeki oturumda yapılacağını söylemiştir. Müteakiben oturuma 15 dakika ara verilmiştir.

İknci oturumda, Büyük Millet Meclisi, Cumhurbaşkanlığı ve Sayıştay 1949 yılı Kesin Hesapları İnceleme Komisyonu raporları meclisin itilama arzedil-miştir. Bunu takiben ikinci defa görüşülecek işlerden Meşhut Suçların Muha­keme Usulü hakkındaki 3005 sayılı kanunun 6 inci ve 13 üncü maddelerinin yürürlükten kaldırılması hakkında kanun tasarısı ile Gümrük Muhafaza Ge­nel Komutanlığı emrindeki deniz teşkilâtının askerleştirilmesi hakkındaki 3015 sayılı kanunun 3 üncü maddesinin değiştirilmesine dair kanun tasarı-sınm ikinci müzakeresi yapılmış ve tasarılar kanunlaşmıştır.

Bundan sonra bir defa görüşülecek işler meyanmda Türkiye ile Belçika -Lüksemburg Ekonomik Birliği arasındaki ödeme anlaşması süresinin uzatıl­masına dair olan mektupların onanması hakkında kanun tasarısı, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İsrail Devleti Hükümeti arasında imzalanan Mo-düs Vivendi ile ticaret ve ödeme anlaşmalarının hakkında kanun tasarısı ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Almanya'daki Amerika, Birleşik Devlet­leri, Birleşik Kırallık, Fransa İşgal Bölgeleri Askerî Hükümetleri arasındaki ödeme anlaşmasına bazı cari tediyelerin ilâvesine dair olan mektupları onan­ması hakkında kanun tasarısı ile Türkiye Belçika Ödeme Anlaşmasının 9 un­cu maddesinin değiştirilmesi için teati olunan mektupların onanması hakkın­da kanun tasarısının müzakeresi yapılmış ve mezkûr tasarılar kabul edil­miştir. Meclis Çarşamba günü toplanacaktır.

Demokrat Parti Meclis Grubunun 16 Ocak 1951 tarihindeki top-

Ankara : 16 (A. Â.) —

D. P. Meclis Grubu Umumî Heyeti 16/1/1951 Salı günü saat 15 de Eskişehir Milletvekili Abidin Potuoğlu'nun başkanlığında toplanmıştır.

— Geçen oturum tutanak özeti okunup ve kabul edildikten sonra Kore'­
den gelen ve Ankara ve İstanbulhastanelerinde yatanyaralılarımızı Grup
Umumî Heyeti namına ziyaret etmek üzere, ayrı ayrı beşer kişilik iki heyet
seçilmesine karar verilmiştir.

— Yurda gelen göçmen ve mültecilere bir yardım olmak üzere bu hususta
teşekkül etmiş bulunan göçmen ve mülteciler Türkiye Yardım Birliğine bü­
tün grup üyelerinin asgarî (250) şer lira vermesi alkışlarla ve ittifakla kabul
edilmiştir.

—Bundan sonra gündemde bulunan gelir vergisinin hizmet erbabına tat­
bik edilip edilmiyeceği hakkında Denizli Milletvekili Hüsnü Akşit tarafından verilen bir sözlü soruya geçilerek bir çok milletvekilleri görüşlerini açık­lamış,

Bu hususta Başbakan ve Maliye Bakanı tarafından geniş izahat verilmiş, hü­kümetin gelir vergisinin hizmet erbabına tatbikine aleyhtar olmadığı, bu mevzuda Bütçe Komisyonunda ve Yükslk Mecliste varılacak kararın en isa­betli yol olacağı ifade edilmiştir.

Bundan sonra grubu tenvir için umunmî vaziyet hakkında Başbakan tara­fından uzun izahat verilmiş ve vektin gecikmesinden dolayı gündemdeki dİ-ğer maddelerin görüşülmesi gelecek toplantıya bırakılarak saat 21 de oturu­ma son verilmiştir.

Büyük Millet Meclisinin 17 Ocak 1951 tarihindeki toplantısı :

Ankara : 17 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Başkanuvekillerinden Kayseri Millet­vekili Fikri Apaydm'm başkanlığında toplanmış ve gündemdeki sözlü soru­ların müzakeresine başlanmıştır.

Tekirdağ Milletvekili Şevket Mocan'm, Türk — Fransız Komitesinin 1 Luvre Salonunda tertiplediği konferansta cereyan ettiği bildirilen hâdiselere dair başbakanlıktan sözlü sorusu Dışişleri Bakanı Prof.. Fuad Köprülü tarafın­dan cevaplandırılmıştır. Bakan bu cevabında şunları söylemiştir:

Arkadaşımın bu takrirde mevzuubahis ettiği hâdiseyi biz de gazetelerde oku­muştuk. Kendisinin bu takriri üzerine hâdiseyi ben Paris Sefaretinden telle sordum. Tam. bunu sorduğum zaman, teli gönderir göndermez, onlarda bura­dan giden gazetede okumuşlar, mesele hakkında sefaretten bir tahrirat geldi. Arkasından tele cevap verdiler, telde de tahriratı teyit ediliyordu. Hâdise hak­kında resmî malûmat şudur:

Paris'te bir Türk - Fransız Dostluk Cemiyeti vardır. Bu cemiyet muhtelif sa­lonlarda konferanslar tertip etmektedir. Louvre,da da bir hanım tarafından (Türk evi) diye sanat tarihine ait, eski Türk evinin hususiyetlerine ait konfe­rans tertip edilmiş, konferans epeyce kalabalık, bu arada sefir ve sefaret erkâ­nı da gelmişlerdir. Fakat burada herhangi bir kavga, gürültü patırtı olduğu, şunun bunun yaralandığı tamamile asılsızdır. Böyle bir hâdise olmamıştır. Olan tek hâdise,konferans dağıldığı sırada kapının önünde bir Fransız gencinin Komünist propaganda beyannameleri dağıtmasıdır. Bu sırada talebe müfettüşi yahut Paris'teki Kültür Ateşesi, yani konferansta hazır bulunan memurumuz: bu talebeyi Türk zanneder, niye bunu yapıyorsun, ayıp değil mi? Tarzında çı­kışır. Halbuki bunu yapanın Türk olmadığı anlaşılır. Bunu bir Fransız genci yapmış, hatta kendisine söylenen sözleri de anlamamıştır. Onun üzerine polis te bu beyannamenin dağıtılmasına mâni olur. Fransa,da bu gibi toplantı kapı­larında böyle hâdiselere sık sık tesadüf edilir. Binaenaleyh hâdise bundan iba­ret kalmıştır. Fransız genci bu beyannameleri dağıtmaya muvaffak da olama-

iniştir. Gürültü patırtı olduğu, yaralı filân bulunduğu asıl ve esastan âri imiş-Meseîe, resmi tahkikat bundan ibarettir.

Diğer şeylere gelince, Paris'te kendilerine (Progresist) terakkiperver yeni tâ­birle Jon Türkler adı verilen bir teşekkülün mevcut olduğunu gazetelerde gö­rüyoruz. Orada beyanname ve broşür neşretmek ve bunlardan bir kısmını ba­ban memleketimiz dahiline göndermek suretile oldukça küstahça hareketler­de bulunuyorlar. Bunlar hakkında dört, beş ay evvel Paris'te bulunduğum zamsn talebe müfettişinden bunlar hakkında izahat almıştım. Bunlar arasıra hükümetten tahsisat alan talbe bulunmadığını ifade etmişti. Bunların Komü-nsit propaganda merkezlerinden para alıp beslediğini söylüyorlar ki, başka türlü ecnebi bir memlekette zeten yaşamalarına imkân yoktur. Fakat kimler­dir, sayıları nedir? Ne yapıyorlar? Bu hususta pek fazla malûmatım yoktur. Benim seyahat esnasında edindiğim ve arzedebileceğim resmî malûmat şim­dilik bundan ibarettir.

Yalnız orada böyle bir fuvayye, fesat ocağı bulunduğu ve bunların buralara kadar nüfuz ettikleri, buraya öteberi gönrdermek suretile propaganda yap­tıkları ve yapmağa çalıştıkları bir vakıadır.

Bakandan sonra kürsüye gelen soru sahibi, memleket dahilindeki Komünist tahrikatına karşı daha hassas davranılması gerktiği mevzuunda durmuş ve bu husustaki ceza müeyyidelerinin ağırlaştırılmasını istemiş, diğer taraftan Dış­işleri Bakanının, Paris'te bulunan ve Komünist faaliyetlerine iştirak eden Türk talbelerinin isimlerini bilmesi lâzımgeldiğini ileri sürmüştür. Tekrar söz alan Dışişleri Bakanı şunları söylemiştir:

Efendim, hükümet, bu memleketin varlığına, milletin köküne suikast eden hareketler karşısında daima âzami hassasiyet göstermiştir. Bundan böyle de âzami hassasiyet gösterecektir. Bütün arkadaşlarım bundan İmindirler. Çün­kü bütün memleketin aynı hassasiyete sahip, hükümetinizin bundan başka türlü hareket etmesine ve başka türlü düşünmesine imkân yoktur.

Bunlar kimlerdir? Kimlerden mürekkeptir? Ben şahsen bunların isimlerini bilmiyorum, dedim. Mamafih arkadaşımın ikazından mütebennih olarak, şah­sen bunların isimlerini öğreneceğim. Bir milletvekili olarak, Hariciye Vekili olarak değil. Fakat hükümetin diğer alâkalı dairelerinin malûmatı olmadığını söyliyemem. Ben Hariciye-Vekili sıfatiyle malûmatım yoktur, dedim. Oradan yaptığım tahkikata göre, bunların hükümetten tahsisi almadıklarını, oradaki malûm merkezlerden tahsisat alarak geçindiklerini söyledim. Maarif Vekilinin bu hususta malûmatı olması icabeder. Benim malûmatım talebe müfettişi­nin verdiği malûmattan ibarettir ve benim tahkikatım sırf şahsî bir merak sa-ikle, bir vatandaş sıfatile eskidenberi söylenen bir hâdiseyi öğrenmek arzu­sundan ibarettir. Hükümetin bu hususta azamî alâka göstereceğini de ve ica-beden kanunî müeyyideleri, mevzuatımız bu çeşit cürümleri layikiyle tâyin ve teşhise kâfi gelmiyorsa, icabeden bütün müeyyideleri koyacağında heyeti muhteremenizin tereddüt etmiyeceği gayet tabiidir.

Arkadaşımın lisanında ufak bir yanlışlık oldu. Onu tashih etmek isterim. Ken­dilerinin de bana iştirak edeceklerine, aynı fikirde olduklarına kaniim. Tabii Türkiye, Şarkında ve Garbında, şu veya bu hududunda herhangi bir kötü niyete maruz kalacak olursa, bunun kargısında boynu hiçbir zaman büyük dfr-ğildir, Başı daima yukardadır. Çünkü kararını vermiştir. (Sürekli alkışlar) Tekirdağ Milletvekili Zeki Erataman'm 14 Mayıstan evvel ve sonra yurdu­muza gelen göçmenlerin sayısı ile nerelere iskân edildiklerine ve biran evvel müstahsil hale getirilmeleri için alınması düşünülen tedbirlere dair sözlü so­rusuna cevap veren Tarım Bakanı Nihat İğriboz şöyle demiştir:

1943 yılından 1949 yılı sonuna kadar her yıl memleketimize gelen göçmen ve mülteci sayısı yılda 1500 ü geçmemiş iken 1950 yılında bu miktar 54 bini geçmiş bulunmaktadır. Bu miktarın ancak 7.000 i iktidarı ele aldığımız güne kadar gelmiştir. O tarihten beri yani bugüne kadar yurdumuza tehcir şek­linde sürülen ırkdaşlarımızın yekûnu 57 bini tecavüz etmiş bulunmaktadır. Bulgar hududu açıldıktan sonra her gün vizeli olarak 500-800 göçmen hudu­dumuza girmekte idi. Bulgarlar bir buhran yaratacakları ümidi ile yaptık­ları bu hareketin memleketimizde arzu ettikleri tesirin yaratılmasına mey­dan verdirmediğimizi görerek henüz ayrılmamış ırkdaşlarımızın 1951 ver­gisi alınmadan hicretlerine müsaade etmemek ve bir yaşındaki çocuklardan dahi tren parası almak gibi gösterdikleri son bir soygunculuk hareketi dola-yısiyle bir iki gün kadar hudutlarımızdan giren göçmenler miktarı 250-300 e kadar düşmüş ise de her şeyi göze alarak hudutlarımızdan içeri can atmak kararım vermiş olan ırkdaşlarımız her ne pahasma olursa olsun Bulgarların bu arzularını da yerine getirerek memleketimize hicret müsaadesini almamış olduklarından yeniden gelen göçmenlerin adedi günde 800-1000 kadarı bul­muştur. Bu hesapça malî sene sonu olan 1951 Şubat sonuna kadar ortalama daha 40.000 göçmenin memleketimize gireceğini kabul etmek lâzım gelir. 2 — Hükümetin serbest vize ile gelen göçmenlere karşı her hangi bir taah­hüdü yoktur. Fakat bu geliş normal bir serbest muhaceret mefhumunu aş­mış olduğundan bir taraftan Devlet ve bir taraftan da asıl ve nlcip halkımız tarafından mevcut imkânlar dâhilinde büyük yardımlar görmektedirler. Gel­miş ve gelecekler için bugünkü mevcut imkânlarımıza göre takip ettiğimiz muamele bunları ancak muvakkat bir zaman için kışın tesirlerinden muha-faaz edecek şekilde barındırmaktan ibarettir.

Bunlardan bir kısmı akrabalarının yanma çoğu da köylerde ve kasabalarda misafir olarak yerleştirilmiş bulunmak tadır İr.

Kendilerine hududa girdikleri günden itibaren yerleştirildikleri yere kadar 12-15 gün kadar Devlet yardımı yapılmakta ve bundan sonra da mahallî hal­kın ve bilhassa son zamanlarda Saym Cumhurbaşkanımızla değerli Meclis Başkanının işaret ve prensipleriyle hummalı faaliyet devresine girmiş olan Muhacir Yardım Komitelerinin tasavvurlarımızdan çok daha fazla yardım­ları dokunmaktadır.

Bugüne kadar iller itibariyle sevkıyatımız 58.000 dir. Bundan sonra gelecek­ler için tevziat plânımız mevcut olup bu plâna göre sevkiyat yapılacaktır. Halen misafirhanelerimizde 3000 kadar da göçmen vardır. Bir göçmene hu­duttan girdiği günden itibaren ancak 12 gün yardım edebiliyoruz. 12 gün zarfında beher nüfusa :

Kemal Türk-oğlu teklifinin müdafaasıı yaptıktan sonra söz alan milletvekilleri, bu tek­lifin Anayasaya aykırı olduğunu ileri sürerek, milletvekilleri ödeneklerinin1 bugün, ancak geçinmeye medar bulunduğunu söylemişler ve bu arada Ba­lıkesir Milletvekili Sıtkı Yırcalı ile Kayseri Milletvekili İbrahim Kirazoğlu, teklifin bir de Aayasa Komisyonunda incelenmesi fikrinde bulunmuşlar, Ke­mal Türkoğlu'nun, milletvekilleri Ödenekleriyle yolluklarının indirilmesine mütedair olan kanun teklifi ret ve bu husustaki Bütçe Komisyonunun rapo­ru kabul edilmiştir.

Bundan sonra Lübnan'ın frank pahasından çıkarılması maksadivle Türkiye-ile Fransa arasında teati olunan mektupların onanması hakkında kanun ta­sarısı ile Türkiye - Finlandiya ödeme anlaşmasının 5 inci maddesinin değiş­tirilmesi için mektup teatisi suretiyle yapılan anlaşmanın onanması hakkın­da'kanun tasarısı ve Türkiye - İsveç ticaret ve öeme anlaşmalariyle 14 Ma­yıs 1949 tarihli ek protokolün yürürlük sürelerinin uzatılması hakkında ya­pılan anlaşmanın onanması hakkında kanun tasarısının ikinci görüşülmesi yapılmış ve tasarılar açık oyla kabul olunmuştur.

Birinci defa görüşülecek iğler meyanrnda bulunan Damga Resmi Kanununun-32 nci maddesine 3765 sayılı kanunun 5 inci maddesiyle eklenen 79 uncu nu­maranın değiştirilmesi hakkında kanun tasarısının da birinci görüşülmesi. neticeledirilmiştir.

Balıkesir Milletvekili Müfit Erkuyumcu ile Rize Milletvekili İzzet Akçal'ın,. Adliye Harç Tarifesi Kanununun 98 inci ve 99 uncu maddelerinin değiştiril­mesi hakkında kanun teklifinin de birinci müzakeresi yapılmıştır. Meclis Cuma günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 19 Ocak 1951 tarihindeki toplantısı :

Ankara :19 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat on beşte Başkanvekillerinden Kayseri Mil­letvekili Fikri Apaym'm başkanlığında toplanmıştır.

İzmir Milletvekili Abidin Tekön'ün, İzmir'de Halkapmar mevkiinde kurul­makta olan Sümerbank Mensucat Fabrikasının hudutları dâhilinde bulunan şahıslara ait arazi ile sabun imalâthanesinin muhtevi bulunduğu arazinin ne suretle satın alındığına dair sözlü sorusuna İşletmeler Bakanı Profesör Muh­lis Ete cevap vermiştir.

Bakan, eski iktidar zamanına Sümerbanka ait olmak üzere 30 milyon lira. değerinde bir mensucat fabrikası kurulması için teşebbüse geçildiğini, bura­daki arazinin, mevzuatın müsait olmaması yüzünden istimlâk ile alınamadığı­nı, belediyece takdir edilen kıymetleri arazi sahipleri kabul etmediklerinden, pazarlık usulü ile satın alındığını kaydetmiş ve sözlerine devamla Fevzi Beler'e ait 18.200 metre karelik arazi ile sabun imalâthanesinin 300 bin liraya satın alındığını bildirmiştir.

Soru sahibi Abidin Tekön, bu satışların normal olmadığını, eski iktidarın ya­kınlarından olan Fevzi Beîer'in himaye edildiğini ileri sürmüştür.

Tekrar söz alan İşletmeler Bakanı Muhlis Ete, bu gibi arazi spekülâsyonları­nın her zaman olageldiğini ifade ettikten sonra, asıl meselenin böyle bir fab­rikaya ihtiyaç olmadığı noktası olduğunu bildirmiştir.

Bakan, eski iktidarın bu fabrika için 7 milyon lira harcadığını, geri kalan kıs­mın ise yeni iktidara bırakıldığını sözlerine ilâve etmiştir.

İstanbul Milletvekili Sani Yaver'in, kâğıt ve maden' paralar, esham ve tah­villerle, posta pulları üzerine konacak resimlere, Türkiye Merkez Bankasına verilen emisyon işlerinin şimdiye kadar düzen ve ayarlanarak Maliye Ba­kanlığının mutabakatına arzediîip edilmediğine ve 1397 sayılı Türkiye Bü­yük Millet Meclisi kararının uygulanış şekline dair sorusu münasebetiyle Maliye Bakaı Hasan Poiatkan izahat vermiştir.

Bakan bu izahatında, kâğıt pnralarm ihraç imtiyazının 1715 sayılı kararla Merkez Bankasına verildiğini, resim ve remizlerin tesbiti işinin de Bankaya ait olduğunu/ bununla beraber bu gibi ahvalde danışmanın mûtat haline gel­diğini madenî paraları basmak ve remizlerini tâyin etmek yetkisinin Maliye Bakanlığına verildiğini, pul işlerinin P. T. T. idaresine bırakıldığını bildir­miş ve izahatına devamla. 1397 sayılı kararın altın sikke basmağa dair oldu­ğunu, bundan böyle bu kıymetlere konacak resimlerin, Cumhuriyetimizin banisi Atatürk'e ve remizlerin de millî geleneklerimize ait olması için yeni bir karar projesi ile Meclise geleceğini söylemiştir.

Mütaakıben birinci defa görüşülecek işler meyanmda bulunan Türkiye Cum­huriyeti Hükümetiyle Yunanistan Hükümeti aarsmda münakit Veteriner Sözleşmesinde değişiklik yapılması hakkında teati olunan mektupların onan­masına dair kanun tasarısı ile 4598 sayılı kanunun 5049 sayılı kanunla değiş­tirilen 6 ncı maddesinin b fıkrasının 3 sayılı bendinin yorumlanmasına dair Başbakanlık tezkeresi ve Bütçe Komisyonu raporunun birinci konuşulmala­rı yapılmıştır. Meclis Pazartesi günü toplanacaktır.

Başbakan Adnan Menderes'in grup müzakereleri hakkında Basına Beyanatı :

Ankara :19 (A. A.)

Grup müzakereleri hakkında basında çıkan yazılar üzerine buneşriyatın doğru olup olmadığını öğrenmek üzere Başbakan Adnan Menderes'e müra­caat ettik. Başbakandan aşağıaki beyanatı almış bulunuyoruz : «Biliyorsunuz ki bahis mevzuuolan müzakereler Demokrat Parti Meclis -Grupunun kapalı toplantılarında cereyan etmiştir. Kapalı toplantılarda ce-

Baştoakan Adnan Menderes de bu arada göçmenlerin yakın Mr gelecekte müstah­sil duruma geçebilmeleri için hükümetin aldığı tedbirler hakkında izahatta bulun­muş ve bütün memleketin, Cumhurbaş­kanımızın işaret etitiği üzere, şevik ve heyecanla bu millî davada vazife almış olduğunu tebarüz ettirmiştir. Cuımhurbaşkanımı.z, müteakiben, bera­berinde Başbakan Adnan Menderes, İs­tanbul Milletvekili Salih Fuat Keçeci, ■istanbul Valisi ve Belediye Başkanı Prof. Göikay, İskân Umum Müdürü Yek­ta Aytan. Yaverliği ve Başbakanlık Hu­susi Kalem Müdürü ve basın temsilci­leri olduğu halde Sirkeci misafirhanesi­ne giderek orada bulunan göçmenleri ziiyaret etmiştir.

Misafirhanenin y&taikhan el erini, revirini ve yemekhanesini gezen Cumîıurbaşknı ibu arada göçmen ırkdaşlarımızla da gö­rüşmüş, nereden geldiklerini, nereye yer­leşeceklerini, rahat olup olmadıklarını sormuştur.

Cumhurbaşkanımızı samimî bir hava içinde karşılayan göçmenler Türkiye'ye ayak bastıkları andan itibaren rahatla­rının yerinde olduğunu ve şimdiye ka­dar çektikleri sıkıntıyı böylece unuttuk­larını ifade ederök kendisine teşekkür etmişlerdir.Göçmenlerin,daha birçok reyan etmiş olan müzakerelerin basına intikal etmesi hâdisesi karşısında bu gibi neşriyatın bazı sızıntılara dayanılarak yakıştırma ve uydurma yazılar­dan ibaret olduğuna hükmetmek pek tabiidir. Bu sebeple Parti Grupumu-zun kapalı müzakerelerinde bana atfolunan ve bundan böyle de bana isnat olunması muhtemel bulunan söz ve fikirlerin tamamiyle aynı mahiyette te­lâkki olunması icabedeceğini kayda lüzum görmekteyim.

Büyük Millet Meclîsinin 22 Ocak 1951 tarihindeki toplantısı

Ankara :22 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat on beşte Başkanvekillerinden Erzurum Mil­letvekili Mustafa Zeren'in başkanlığında toplanmıştır.

Zonguldak Milletvekili Hüseyin Balık']n Zonguldak limanı hakkındaki sözlü sorusuna İşletmeler Bakanı Profesör Muhlis Ete cevap veımiştir. Bakan bu cevabında, bir sözlü soru münasebetiyle eski iktidarın o zamanki Ekonomi Bakanının Hollândalılarla müzakere halinde bulunulduğunu, bi­naenaleyh herhangi bir Türk. firması tarafından yapılacak müracaatın naza­rı itibara alınacağını Mecliste söylediğini, bu beyan üzerine Yol Yapımı Limi­ted Şirketince müracaatta bulunduğunu fakat mezkûr şirkete verilen cevap­la Bakanın ifadesinin birbirini tutmadığını, asıl calibi dikkat olan cihetin, tamamen bir âmme hizmeti olan liman inşaatının, Bayındırlık Bakanlığına verilmeyip Etibank ve Ereğli Kömür idaresine bırakılması olduğunu kay­detmiş ve izahatına devamla, Ereğli limanı inşaatı ile mukayese yapılarak Zonguldak limanının 12 milyon lira daha ucuza yaptırılabileceği yolunda soruda ileri sürülen hususu, Bayındırlık, İşletmeler ve Ulaştırma Bakanları temsilcilerinden mürekkep bir teknik heyete incetelliriîdiğini, bu heyetin vermiş olduğu raporda, tamamen ayrı karakterde olan bu iki liman inşaatı­nın mukayese ediiemiyeceğinin bildirildiğini söylemiştir.

Muhlis Ete izahatı esnasında,, bu limanın 45 milyon liraya mal olacağını, bu kadar büyük ve pahalı bir liman yaptırılmasının doğru olmadığını, bu fakir milletin bu yükü çekecek durumda bulunmadığını, bununla beraber, eski iktidarca başlanmış olan bu işe bütün imkânsızlıklara rağmen devam edil­mek zorunda bulunulduğunu sözlerine ilâve etmiştir.

Soru sahibi Hüseyin Balık, Ereğli limanı inşaat hesapları ile Zonguldak li­manı inşaat hesapları arasında mukayeseler yapılmış ve Zonguldak hesapla­rının çok yüksek olduğunu ifade etmiştir.

Bunun üzerine tekrar söz alan İşletmeler Bakanı Muhlis Ete, soru sahibinin bildiği herhangi bir yolsuzluk varsa kendisine ihbar etmesini, bütün hassasi­yetiyle mesele üzerinde durarak, gerektiği takdirde mesullerinin Divanı Ali­ye şevkine çalışacağını söylemiştir.

Balıkesir Milletvekili Ali Fahri İşeri'nin, Manyas gölüne ait tesisatın, yeni mültezim tarafından bugüne kadar yaptırılmaması sebebine ve eski mültezimden alınan teminat akçesine dair sözlü sorusuna Maliye Bakanı Hasan. Polatkan cevap vermiştir.

Bakan yaptığı geniş açıklamada, bu işte gayrikanuni bir cihetin bulunmadı­ğını belirtmiştir

Soru sahibinin meselede bazı yolsuzluklar olduğu iddiasına da cevap veren Hasan Polatkan, kendisine vesaik verildiği takdirde, durumu yeniden ince­leteceğini bildirmiştir.

Balıkesir Milletvekili Ali Fahri İşeri'nin Trakya'nın Enez Bucağı hududu da­hilindeki Beylik Koru merasından Maliyenin ne derece istifade temin etti­ğine ve bu yerin halen kimlerin tasarrufunda bulunduğuna dair olan diğer bir sözlü sorusu da Maliye ve Tarım Bakanları tarafından cevaplandırılmıştır. Maliye Bakanı Hasan Polatkan, adı geçen meranın bu intikal safhalarını et­raflı şekilde izah ettikten sonra Tarım Bakanı Nihat İyriboz, elde mevcut ni­zamnamelere göre meradan Bekir Kara ile ortaklarının hayvan otlatmak için istifade etmekte olduklarını ve bu istifade ettirilme işinde herhangi bir yol­suzluk bulunmadığını söylemiş ve yeni hazırlanmakta olan Orman Kanunu tasarısının, bu gibi yerlerden vatandaşların mütesaviyen istifade etmeleri ci­hetini -derpiş ettiğini bildirmiştir.

Soru sahbinin, Bekir Kara ve ortaklarının bir takım yollardan giderek bura­yı kendi inhisarlarında bulundurduklarını ileri sürmesi üzerine tekrar söz, alan Tarım Bakanı Nihat İyriboz, bu işte herhangi bir yolsuzluk olduğuna da­ir müdellel vesikalar verildiği takdirde, Bekir Kara'yı buradan çıkarmağa âmâde olduğunu söylemiştir.

Yozgat Milletvekili Avni Doğan'm, eski Cumhurbaşkanı Malatya Milletveki­li İsmet İnönü'nün deprem olayısiyle Erzincan'a ve İkinci Dünya Harbi sıra­sında da Kahire'ye yaptığı seyahatlerde harcırah mahiyetinin açıklanması hakkında Büyük Millet Meclisi ile Başbakanlıktan sözlü sorusuna ilk önce Meclis Başkanlığı adına İdareci Üye, Kütahya Milletvekili İhsan Şerif Öz­gen cevap vermiş ve şunları söylemiştir :

«Meclis kuyudatında yaptığımız tetkikatta bütçeye böyle bir tahsisat konma­dığı gibi böyle bir paranın tediyesine de tesadüf etmedik. Maruzatım bundan ibarettir.»

Mütaakıben kürsüye gele nsoru sahibi Yozgat Milletvekili Avni Doğan, Ça­nakkale Milletvekili Süreyya Endik'in, eski Cumhurbaşkanı İnönü'nün Er­zincan felâketi sırasında yetmiş bin lira harcirah aldığı iddiasının üzerinde durmuş ve hak ile hakikatin tezahür etmesi için, söz hakkı bakî kalmak üze­re, kürsüdeki yerine Süreyya Endik'e bıraktığını söylemiştir. Bu arada bir çok milletvekilleri, bu soruya hükümetin de cevap vermesini istediklerinden Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu, Süreyya Endik'in ko­nuşmasından sonra Hükümetin cevap vereceğini söylemiştir

Söz alan Çanakkale Milletvekili Süreyya Endik, kendisine bu husustaki ih­barın itimat ettiği bir arkadaşı tarafından yapılmış olduğunu ve bundan do­layı, Çanakkale'de vesikalara lüzum görmeden halkla bir konuşma yaptığı sırada bu ihbarı açıkladığını söylemiş ve bu arada tahsisatı mesture hakkın- da izahatta bulunarak, ismet İnönü'nün 1943 teki Kahire seyahatinden dön­düğüne 4510 sayıh bir kanunla Meclisten acele olarak 500 bin liralık mun­zam bir tahsisatın alındığını, bu paranın belki inönü'nün cebine girmediğini fakat namına para aşırmalarına meydan verdiğini ifade eylemiştir. Süreyya Endik'ten sonra kürsüye gelen Maliye Bakanı Hasan Polatkan, 19/1/1944 yılında 4510 sayılı kanunla Meclisten 500 bin liralık ek ödenek Çıktığını söylemiştir.

Bundan sonra kürsüye gelen soru sahibi, günlük temayülleri mevzuubahis ederek/ bunan evvelki Meclis toplantılarının birisinde Ekonomi ve Ticaret Bakanının bir açıklaması üzerinde durmuş ve Ekonomi ve Ticaret Bakanının o açıklamasında, 1934 yılında Amerikalı mütehassıslar tarafından hazırla­nan «Türkiye'nin iktisadi bakımdan umumi bir tetkiki» isimli raporun yüz­lerce nüshasının imha edilmek üzere kâğıt fabrikasına göderildiğini söylemiş olduğunu hatırlatarak, bu beyanatın realiteye uymadığını ve smaileşme pla­nı yapılırken bu rapordan âzami surette istifade edildiğini, İnönü'nün harcı­rah aldığı iddiasının da tıpkı Ticaret Bakanının o beyanatı gibi hakikate uy­madığını, iddiayı serdeden milletvekilinin bu mevzuda tek bir vesikayı ib­raz edemediğini, tahsisatı mesture müessesesinin Başbakanlık ile Maliye Ba­kanlığının murakabesi altında bulunduğunu ve bu tahsisatın daima hükü­metin namus ve İffetine terkolunduğunu ve bunun muhasebesinin aleni ola­rak görüşülemiyeceğini beyan etmiştir.

Ticaret ve Ekonomi Bakanı Zühtü Hilmi Velibege de, Meclis kürsüsünde da­ima delillere ve dosyalara istinat ederek konuştuğunu belirtmiş ve 1934 yı­lında hazırlanmış olan «Türkiye'nin iktisadi vaziytine bir bakış» adlı rapo­run 1943 senesinde alman bir koordinasyon karariyle hamur yapılmak üzere İzmit Kâğıt Fabrikasına gönderilmiş oluğunu söylemiştir. Bundan sonra söz alan Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu şöyle demiştir :

«Çok muhterem arkadaşlarım, Avni Doğan arkadaşımız, mevzuu, bu şekilde ele almamış olsaydı, bu mesele için huzurunuzu tekrar rahatsız etmekten elbette içtinap edecektim. Bize, Büyük Meclise bir takım ahlâk dersleri ver­diler. Dediler ki, mesnedi, hukuki neticeleri olmıyan şeyleri burada bahis mevzuu etmek beyhudedir, gayri ahlâkidir. Müsaade ederseniz, bir hâtıramı anlatacağım. Büyük Meclis Af Kanunu yaptı. Fakat fenalıkların mütemadi­yen bahsedilmesinden doğan faidei içtimaiyeyi ortadan kaldırdım demedi. (Soldan bravo sesleri) Bundan bir kaç sene evvel izmir'de ağır ceza mahke­mesi huzuruna çıktım, mevkufen. Bizi muhakeme eden büyük ve muhterem hâkim, belki şu dakikada aramızdadır, Manisa milletvekilidir, bana bir su­al sordu, dedi ki: Mütemadiyen geçen Meclis seçimlerindeki fenalıklardan bahsedip durmanın ne faydası vardır? O anda cevabımı vermedim. Oradan çıktıkta nsonra şu faydası vardır neticesine vardım. Fenalıklar bir daha te­kerrür etmeyinceye kadar onlardan durmadan bahsetmek mecburiyetinde­yiz. (Bravo sesleri) Büyük Meclisinizin Türk Milletinin kalbine ve vicdanına uygun olarak Af Kanunu çıkarken ensali âtiye ders ve ibret olan fenalıktan şikâyet kapısını kapadım, demedi. Şu kürsüden sorulariyle geçmişin her sa­hadaki fenalıklarını arkadaşlar didik didik edip ortaya dökerek ensali âti­ye bir daha bu memlekette tek şef sisteminin, tek parti sisteminin, kontrol­süz idare sisteminin gelmemesi lâzım geldiği hakkında parlak misaller ver­mektedir. (Soldan alkışlar) Mesture, ismi üstüde, kimseyi itham etmiyorum arkadaşlar. Fakat mestureyi iyi kullanmak da mümkündür, fena kullanmak da mümkündür. Eğer mestureyi kullananlar Yüksek Meclisin bu kadar has­sas murakabesi altında değilseler, eğer o zaman mesturenin kullanılması za­manında Yüksek Meclis millî vazifesini ifa etmek kudret ve imkânlarına ma­lik eğilse evleviyetle mesturenin fena istikamette kullanılmış olduğuna hük­medebiliriz. Arkadaşlar, fena kullanılmamış olduğunu ispat, onlara düşer. (Solda bravo sesleri, alkışlar) (sağdan, asla sesleri) fakat arkadaşlar, ben ar­kadaşımız Avni Doğan gibi ahlâk dersi vermiyorum. (Sağdan şiddetli gürül­tüler, soldan devam devam sesleri)

Ben ahlâk dersi vermiyorum arkadaşlar. Muhtar Ertan (Bitlis) — Sen ahlâk dersi veremezsin ... Başkan — Müdahale etmeyiniz rica ederim, hatip sözlerine devar edemiyor... Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu (devamla) — Avni Doğa arkadaşımız,istikbale muzaf olarakda tahsisatımesture yine geldi buyurdular. On sene sonra da sizi itham ederler. Amma arkadaşlar, mestu­renin dünkü devirde kullanılışyle bugünkü kullanışı arasında 10 seene sonra aynı iddiaya yer vermiyecek kadar muhteşem fark vardır.(Bravo sesleri, alkışlar)

Arkadaşlar, sözlerimi başladığım gibi bitiriyorum, ben itham etmiyorum. Hü­kümet adına Maliye Bakanının söylediği ve Süreyya Endik arkadaşımızın bahsettiği şekilde 1934 senesinde eski Ankara Milletvekili ve eski Cumhur­başkanı İsmet inönü'nün Kahire seyahatine takaddüm eden günlerde Hükü­met tarafından bir kanun teklifi yapıldığını ve bu seyahatten avdet ettikten, sonra bu kanunun Meslicçe kabul edilmiş bulunduğunu ifade ettim. Bu maruzatım, Avni Doğan arkadaşımızın telmihli ahlâk dersine bir cevap olarak bundan ibarettir. (Şiddetli alkışlar)

Samet Ağaoğlu 'ndan sonra söz alan Avni Doğan, politik nümayiş kastiyle bu önergeyi vermemiş olduğunu, hakikatin açıklanması için böyle bir soru sorduğunu söylemiş, Çanakkale Milletvekili Süreyya Endik te, bu mevzu da müspet delilleri vermiş bulunduğunu, Halk Partili milletvekillerini bu id­dianın aksini ispat etmeğe davet ettiğini, fakat onların işi lâfu güzafa dök­tüklerini ifade etmiştir.

Müteakiben başkan oturuma on dakika ara vermiştir, ikincioturumdaMeclis,sözlüsorularınmüzakeresine devametmiştir. Çankırı Milletvekili Kâzım Arar'm, Millî Eğitim Bakanlığı Teknik Öğretim Müsteşarlığmdakisuiistimaller hakkında ne muamele yapdığına ve hususi bir kanunla adı geçen müsteşarlık emrine verilen paraların sarf sureti dola-yısiyle tahkikat açılıp açılmadığına dair Millî Eğitim Bakanlığından sözlü sorusuna cevap veren Bakan Tevfik İleri şunları söylemiştir:

Teknik Tedrisat Müsteşarlığına ait umumi teftişi, Teftiş Heyetimize havale etmiş bulunuyoruz. 1941 yılından bu yana sarfedilen 300 milyon lira, bütün Türkiye üzerinde, malûm olan, sanat okulları, sanat enstitüleri inşaatına sarfe-dilmiştir. Beş on sene zarfında sarfedümiş olan paranın sureti sarfı, yapılacak teftişle kısa bir zamanda ortaya çıkamaz. Arkdaşımızm bu mevzuda bize söyli-yecekleri ve verebilecekleri ip uçları varsa, bunları bildirmesini rica ederim. Yukarda söylediğim gibi mevzu teftişe havale edilmiştir ve tahkikata devam edilmektedir.»'

Soru sahibi de teftiş işinin çok uzun sürdüğünü söylemiş ve bu iş için Maliye müfettişlerinin istenro istenmediğini sormuştur.

Tekrar kürsüye gelen Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri, şöyle demiştir: t<Bahis buyurdukları suiistimaller hakikaten mevcut ise, buna sebebiyet ve­ren Teknik Tedrisat Müsteşarını tekaüt etmek suretiyle bu işteki ayıklamala­ra başladım. Heyeti umurniyesinde bir suiistimal mevzuu var. 10 senede 300 milyon lira memleketin her tarafına serpilmiştir. Bu kadar umumi bir mev­zuu teftiş etmek, bizim dar müfettiş kadromuzla ancak uzun zamana müta-vakkıf bulunur. Bize bu hususta bir nokta üzerinde teksif edilmiş bir işaret versinler, onun üzerine elimizi basarız. Biz bu mevzuda o kadar hassasıs ki, meselâ hiç bir sözlü soru verilmeden, suiistimaller olduğunu sezdiğimiz Beden Terbiyesi teşekkülünü üç Millî Eğitim ve üç Maliye müfettişi ile derhal tefti­şe başladık ve şimdiye kadar bir milyon liradan fazla bir suiistimalin bulun­duğunu meydana çıkardık. Amma Kâzım Arar'm sözlü sorusundaki teftiş işi için Maliye Bakanlığından müfettiş istemedim, çünkü bundan evvel arzettiğim Beden Terbiyesi işindeki teftiş için Maliye müfettişlerini zorlukla almıştım. Tekrar ediyorum. Millî Eğitim müfettişleri, Kâzım Arar tarafından ileri sii-rülen suiistimal mevzuunu hassasiyetle ele almışlardır.»

Bundan sonra İçtüzük gereğince bir defa görüşülecek işler meyanında bulu­nan Trabzon Milletvekili Salih Esad Alperen'in, Dilekçe Komisyonunun 14/7/1950 tarihli haftalık karar cetvelindeki 102 sayılı kararın Kamutayda gö­rüşülmesine dair Önergesi ve Dilekçe Komisyonu raporunun müzakeresi ya­pılmış ve raporun bîr de Anayasa Komisyonunda tetkik edilmesi kararlaştırı­larak, rapor mezkûr komisyona havale edilmiştir. Meclis Çarşamba günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 24 Ocak 1951 tarihindeki toplantısı :

Ankara: 24 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Baskanvekillerinden Erzurum Millet­vekili Mustafa Zeren'in başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman gündemde mevcut bulunan sözlü soruların müzakere­sine başlanılmıştır.

Eskişehir Milletvekili Muhtar Başkurt'un, Amerika Birleşik Devletleri harp ekonomisi hazırlıklarının memleketimiz ekonomik hayatı üzerinde yapacağı tesirlere, karaborsacılığa ve harp halinde yapacağı' tesirlere ve harp halinde

temini mümkün olmıyan ithal malları ile buğday istihsalâtımıza, akaryakıt ve münakale vasıtaları yedek aksanıma dair sözlü sorusu, Ekonomi ve Tica­ret Bakanı Zühtü Velibeşe tarafından cevaplandırılmıştır. Bakan bu açıklama­sında şunları söylemiştir:

Muhtar Başkut arkadaşımızın irat buyurdukları bu sual hakikaten bir çok zihinleri meşgul eden bir mevzudur.

Dünya ahvali birdenbire dikkati çekecek bir hal almıştır. Daha birkaç ay ev­vel ekonomi âlemi her yerde gerek ham madde, gerek imalâtın haddinden faz­la olacağı, binaenaleyh bunu tahdit etmek lâzım geleceği düşünüldüğü bir sı­rada, birdenbire Kore hâdiselerinin almış olduğu yeni şeMİ, iktisadi vaziye­ti bütün dünyada baştan başa değiştirmiştir.

Bunun sebebi, mahallî bir manzara arzeden Kore buhranının bir gün umumi bir ihtilât haline gelmesi ihtimali ve buna karşı dünyanın her tarafında çok seri ve kuvvetli bir harp hazırlığına geçilmiş olmasıdır. Nitekim, Birleşik A-merika Hükümeti bu seneki bütçesine 50 milyarlık tahsisat koyduğu gibi önü­müzdeki 951-952 seneleri bütçesine de millî savunma Ödeneği olarak yüz mil­yar dolar koyacağı tahmin edilmektedir, böyle söylenilmektedir. Bu suretle en yüksek hadde baliğ olan Amerika Birleşik Devletleri bütçesi ise 90 mil­yardı.■

Her tarafta birdenbire başlıyan harp hazırlıklarının neticesi olarak dünyanın bilhassa harbe maruz addedilen memleketlerini toplamak dünya piyasaların­da ve pazarlarında sonsuz bir fiyat yükselmelerine ve sıkıntılara sebebiyet vermektedir, iktisadi vaziyetleri, bütçelerinin imkânları geniş olmıyan mem­leketlerde bunun oldukça sıkıntı yaratacağını tasavvur etmek icabeder. Çün­kü stokları- gerek doğrudan doğruya piyasaya yaptırmak, gerek hükümetin kendisinin yapması gibi vaziyetlerde çok büyük rakamtara baliğ olan meba-liğ sarfını istilzam etmektedir. Bunun içindir ki, size bir fikir verebilmek için söyliyeyim, dünya piyasasında bazı maddelerin fiyatı, üç ay evvelkine nazaran yüzde yüzü aşan bir raddeye vâsıl olmuştur. Bu vaziyele inzimam etmek üze­re bir de nakliye meselesini zikretmek lâzım gelir. Kore Harbi için lâzım ge­len asker, vesair askerî malzemenin şevki için bir çok gemiler kullanıldığı gibi, Avrupa memleketlerinin kendi ihtiyaçlarına kâfi gelmiyen ve mutlaka Amerika'dan celbine mecbur oldukları milyonlarca tona baliğ kömürün nak­li için de nakliye gemileri hemen hemen tanıarniyle kapatılmış vaziyettedir. Bunun için navlun fiyatı çok yükselmektedir. Bu gün dünya ekonomisinde, milletlerarası alış verişte artık fiyat ve vâde istikrarı diye bir şey kalmamış­tır. Dünya pazarlarının son iki .ay içinde varmış olduğu bu durum memleketi­miz piyasalarında da kendisini hissettirmeğe başlamıştır. Lâkin bizde bu du­rumun inikası diğer memleketlerdekine nazaran mukayese edilemiyecek de­recede hafiftir. Bunun sebebi esasen memleketimizin ham madde müstahsili olması, bu mevsimde elde kâfi derecede para bulunmaması ve sonra birçok mallara geniş bir ithal imkânı vermiş olduğumuzdan dolayı pek geniş mik­yasta ithal yapılmasmdandı.

Bu nisbetsiz sükûtun daha ne kadar devam edeceğini, her halde uzun müddet devam edeceğini tahmin etmek müşküldür.

Ankara: 28 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Başkanvekillerinden Erzurum Millet­vekili Mustafa Zeren'in başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman hayvan hırsızlığının men'i hakkındaki 5617 sayılı ka­nunun 14 üncü maddesinin kaldırılmasına dair kanun tasarısının geri verilme­si hakkında Başbakanlık tezkeresi ve Ordu Milletvekili Refet Aksoy'un genel ve katma bütçelerle özel idare ve belediyeler bütçelerinden ve İktisadi Devlet Teşekküllerinden aylık ve Ücret alan memurların siyasetle uğraşamiyacakla-rma dair kanun teklifinin geri verilmesi hakkında önergesf ile Tekirdağ Mil­letvekili Yusuf Ziya Tuntaş'm, Türkiye Cumhuriyeti Emlkli Sandığı Kanu­nuna ek kanun teklifinin geri verilmesine dair önergesi Meclisin ıttılaına sunulmuştur.

Bundan sonra sözlü soruların müzakeresine geçilmiştir.

Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu'nun, Dolmabahçe Sarayı karşısında yap­tırılan stadyom sahasına katılan arazi hakkında İçişleri ve Maliye Bakanlık­larından sözlü sorusu önce Maliye Bakanı Hasan Polatkan tarafından cevap­landırılmıştır. Malîye Bakanı bu cevabında bu sorudaki Istabı Âmirenin Be­den Terbiyesi Müdürlüğüne devrolunmasma kadar geçirriği safhaları anlat­mış ve arazi üzerinde bulunan binaların hangi mütaahhitler tarafından yıktı­rılmış olduğunu ve bu işe takdir edilen ücret miktarını açıklamış ve bugün Hazineinin, Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğünden bu binaların bedelini is­temekte bulunduğunu ifade eylemiştir.

İçişleri Bakanı Rükneddin Nasuhioğlu da İstanbul Valiliğinden istemiş ol­duğu mütemmim malûmatın henüz gelmemesinden dolayı bu cevabın bir haf­ta sonraya talikini rica etmiştir.

Bundan sonra İçtüzük gereğince bir defa görüşülecek işlerin müzakeresine ge­çilmiş ve 1945 yılı millî korunma bilançosunun gönderildiğine dair Başbakan­lık tezkeresi ve Sayıştay Komisyonu raporu, Bolu eski Milletvekili İhsan Yal­çın ve iki arkadaşının, Geçici Dilekçe Komisyonunun 18/3/1949 tarihli haf­talık karar cetvelindeki 1231 sayılı kararın Kamutayda görüşülmesine dair önergesi ve Dilekçe Komisyonu raporu, Rize Milletvekili İzzet Akçal'm 431 sa­yılı kararın (1) numaralı bendindeki (ve emsali idarelerin) şümulüne İmralı Ceza Evinin de dâhil bulunup bulunmadığının yorumlanmasına dair önerge­si Sayıştay Komisyonu raporu kabul edilmiştir.

Ağrı Milletvekili Celâl Yardımcı'nm, hastane, okul, perk, nıeydan, cadde, stadyom ve emsali müessese ve yapılara, yaşıyan kişi adının konmaması hak­kında kanun teklifinin müzakeresinde söz alan Seyhan Milletvekili Heşad Güçlü, Kars Milletvekili Abbas Çetin, Niğde Milletvekili Necip Bilge, kanun teklifinin Anayasaya mugayir olduğunu ileri sürmüşler, Ankara Milletvekili Osman Çiçekdağ, Ankara Milletvekili Hamit Şevket İnce kanunun kabul edil­diği takdirde, memleketteki riya ve tabasbus ruhunun ortadan kalkacağını söylemişlerdir

Dışişleri Bakanı Profesör Fuad Köprülü'nün Anadolu Ajansı Muhabirine beyanatı :

Ankara: 27 (A. A.) —

Sual: Son zamanlarda, bilhassa Arap memleketleri matbuatında, Türkiye Hü­kümetinin Arap devletleri aleyhinde bir siyaset takip ettiğine dair bir takım haberlere sık sık tesadüf olunmaktadır. Bu vaziyet hakkında bizi tenvir et­meyi münasip görör müsünüz?

Cevap : Ben de aynı haberleri esefle okunmaktayım. Sualiniz bana iyi bîr açıklama fırsatı vermiş oluyor.

Çıkarılan uydurma haberler burada ayrı ayrı zikredilmiyecek kadar çok ve muhteliftir. Onun için size, yalnız karakteristik olanlarına işaret etmekle ve diğerlerinin de doğru olamıyacağmı anlamaya kâfi gelmek üzere bazı umumi malûmat vermekle iktifa edelim.

Bizim İsrail ile bir ittifak yaparak Arap Birliğine karşı cephe aldığımız iddia olunuyor. Bunu ispat için de istinat olunan hususların baglıcaları, geçenlerde General Dayan'm memleketimize gelmiş olması keyfiyeti ve bazı İsrail mal­larının Türkiye'den Türk malı damgasiyle Arap memleketlerine sevkedildi-ğine dair çıkarılan bir haberdir. İsrail generalinin bilhassa bir askerî ittifak hazırlamak üzere memleketimize geldiği iddia edilmektedir. Halbuki Gene­ral Dayan hükümetimizle, değil bir askerî ittifak, herhanbi bir meseleyi gö­rüşmek için gelmiş değildir. Onun tamamiyle hususi mahiyette olan gelişiyle herhangi bir ilgimiz yoktur.

İsrail menşeli malların Türkiye'den Türk malı damgasiyle Arap memleketle­rine ihracı rivayetine gelinces İsrail ile aramızda gayet normal ve hiçbir gizli tarafı olmayan ve herkesin metnim tetkik edebileceği bir ticaret anlaşması vardır. Bu anlaşmada böyle bir muameleyi mümkün kılabilecek herhangi bir hüküm mevcut bulunmadığı gibi, Türkiye'den ihraç edilecek malların behe­mehal menşe şahadetnameleriyle ihracının kanunlar iktizası bulunduğu da malûmdur. Bu vaziyet karşısında Türkiye'den resmen bu şekilde İsrail malla­rının Arap Ülkelerine ihraç edileceğine inanmak ya safdillik yahut kötü niyet mahssulü olabilir. Binaenaleyh, eğer böyle bir mal ihracı vukubuluyorsa, bu, bazı Arap ülkelerinden bile vâki olduğunu duyduğumuz şekilde, ancak kaçak­çılık neticesi olabilir. Böyle bir kaçakçılığın vukuu tesbit edilememişse de, ihtiyaten ilgili makamlarımızın nazarı dikkati çekilmiştir. Kaçakçılık vukuu tesbit edilirse elbette müsebbipleri cezalandırılır.

Bizim Orta Şark ve Arap memleketleri hakkındaki siyasetimizi müteaddit kerreler açıklamış bulunuyorum. Bunun ana hatlarını size tekrar edeyim: Biz dünyanın her yerinde olduğu gibi, doğrudan doğruya ilgili bulunduğumuz Orta Şark'ta da, her devletin hükümranlık ve bütünlük haklarına tam riayet prensipine müstenit bir sulh ve istikrarın kökleşmesini istiyoruz. Arap devlet­lerine karşı, samimî ve her türlü gizli maksattan âri faal bir dostluk siyaseti takip etmek suretiyle, hem onların hem kendimizin menfaatleri için çalıştı­ğımız kanaatindeyiz. Bu prensiplere istinat eden bir dış siyesetle, bize isnat edilmek istenen, Arap devletlerine karşı, herhangi bir şekilde bir ittifak yapmak, hattâ sadece çalışmak kabili telif değildir. Burada kaydedeyim ki hükü­metimizin dış siyasetinin gizli hiçbir tarafı yoktur.

Vaziyeti izah ederken, Arap devletlerine kargı beslediğimiz samimî dostluk hislerine temas etmeyip sadece tabii ve siyasi icapları zikrettim. Bunun ye­gâne sebebi bu dostluk hislerinin zikre şayan olmadığı değil, sadece bu dost­luğu bozmak için çıkarılan uydurma haber ve tefsirlerin mantıksızlığını man­tık yolu ile ispat etmek isteyişimdir. Arap devletlerine karşı bestediğimiz, her türlü hasis düşünceden âri, samimî dostluğun dış politikamızın değişmez esas­larından birini teşkil ettiğini bir kere daha belirtmek isterim. Dünyanın içinde bulunduğu vahim buhran her yerde, herkesin sinirlerine çe­tin bir imtihan geçirtmektedir. Bu itibarla, zemin, bulanık suda "balık avla­mak isteyenler için çok müsaittir. Bu gibilerin, kötü niyetlerini tahakkuk et­tirmelerini önlemek, ancak hükümetlerin ve mesul mahfillerin mütekabilen gösterecekleri, hüsnüniyet ve uyanıklık sayesinde mümkün olabilir.

Kendisine taallûk ettiği nisbette hükümetimiz bu vazifeyi gereği gibi yerine getirmekte kusur etmemektedir.

Büyük Millet Meclisinin 29 Ocak 1951 tarihindeki toplantısı :

Ankara: 29 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Baskanvekillerinden Balıkesir Millet­vekili Sıtkı Yırcalı'nm başkanlığında toplanmıştır.

Tunceli Milletvekili Hidır Aydm'm Garp illerine nakledilip bilâhara eski yer­lerine dönmelerine müsaade edilen Tunceli'nin serbest ve boşaltılmış bölge halkı ile yasakhğı kaldırılan Tunceli, Sason ve Zeylan'm. yasak bölge vatan­daşlarının durumları hakkındaki sözlü sorusu sırasiyle Tarım ve İçişleri Ba­kanları tarafından cevaplandırılmıştır.

Tarım Bakanı Nihat İyriboz verdiği izahatta şunları söylemiştir: "Tunceli'nin yasak bölgesinden 1084 hanede, 5203 nüfus ve boşaltılmış bölge­sinden 575 hanede 3025 nüfus olmak üzere ceman 1659 hanede 8228 nüfus Garpte iskân edildikleri yerlerden -5088 sayılı kanunun çıkması üzerine-1947 yılında Tunceli'ne dönmüşlerdir. Döndükleri yerlerde iskâna tabi olan bu vatandaşlardan, sonradan 669 hanede 3281 nüfus tekrar Garba dönmüşler ve bu suretle Tunceli yasak ve boşaltılmış bölgeler hakkında iskâna tabi olarak bu ilde 990 hanede 4967 nüfus kalmıştır.

Bunlardan 459 hanede 2948 nüfusa 11.258 dekar arazi verilmiştir. Ayrıca 54 dekar tutarında ev arsası verilmiş, 299 ailenin evi yapılmıştır. Keza bunlara 319 çift hayvanı, 64 pulluk, 489 baş keçi, 142 metre mikâbı kereste, 907 kilo çivi verilmiştir. Ziraat Bankasınca borçlandırma suretiyle yapılan yemeklik ve tohumluk yardımlardan başka doğrudan doğruya iskân tahsisatiyle 184,497 kilo yemeklik buğday ve 45.083 kilo tohumluk verilmiştir. Kendilerine baş­kaca şimdiye kadar ceman 610.510 lira nakden iaşe yardımı yapılmıştır. Bunların evvelce Tuncelin'nde bıraktıkları araziden tevzi edilenlerin bedelle­ri 5420 sayılı kanuna göre Maliye Bakanlığınca ödenmektedir. Tevzi edilmemiş olan arazileri geri verilmiştir. Harap olan binalarına karşı bir tazminat ve­rilmesi kanunen mümkün değildir.

Yasaklığı kaldırılan bölgelere dönen vatandaşlara iskân yardımı yapılması hakkında kanunda bir hüküm yoktur. Yasak bölgelerden olup ta yasaklığı 1/7/1950 tarihinde kaldırılmazdan evvel o civara dönmüş olan eşhasa yukarda yazılı yardımlar yapılmıştır. Bütçe imkânları nisbetinde bu yardımlara devam olunmaktadır.

Tunceli'nin fidan ihtiyacının Elâzığ ve Erzincan fidanlıklarının cüzî bir bedelle sağlanması mümkün bulunmaktadır. Bu sebeple Tunceli'nde ayrı bir fidanlık tesisi şimdilik mümkün değildir.

Arıcılığın memleket ölçüsünde inkişafını sağlamak üzere son defa Ankara'da bir Arıcılık Enstitüsü kurmuş bulunuyoruz. Bu enstitü faaliyeti içine Tunceli'­ni de almıştır. Diğer vilâyetler arasında Tunceli'nde de enstitü tarafından mü­tehassıslar gönderilecektir. Bunlar hem halkı yetiştirecekler, hem de fennî ko­van ve diğer arıcılık malzemesi vererek teşvikte bulunacaklardır. Tunceli'ne bundan bir ay evvel bakanlığımızca bir tavukçuluk mütehassısı gönderilmiş ve tavukçuluk kursu açılmakla beraber ihntavukçuluk ve arıcılık durumu da tetkik ettirilmiştir. Önümüzdeki ilkbaharda bu ilde arıcılık kalkınması için faaliyete geçilecektir. Dut fidanı için de yukarıda arzettiğim Erzincan ve El­âzığ fidanlıklarından faydalanmak daima mümkündür. Bu sene vilâyete dut fidanı gönderilmemiştir.

İpek böcekçiliğinin tetkikatı da önümüzdeki mevsimde ele alınacaktır. Dut fi--danı verilmemesinin sebebi mahallinin zamanında müraacat etmemiş ve son­raki müracaatında da parasız fidan istenmiş olmasıdır.

Tunceli koyunculuğunun kalkındırılması için Savak koyunlarının mıntıkaya teşmiline ve Savak Aşiretinin yaptığı tulum peynirlerinin esaslı tetkikatla önü­müzdeki mevsimlerde, imkânlar nisbetinde burada da istihsaline başlamak ni­yetindeyiz.

Tunceli'nde Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu uyarınca arazi dağıtılması için şimdilik bir karar alınmış değildir. Kadro, eleman ve tahsisat imkânları müsati oldukça yurdun her bölgesinde arazi dağıtılması için peyderpey komisyonlar kurulmaktadır. 1951 malî yılında yeniden 30 toprak komisyonu kurulması hak­kında bu sene Toprak ve İskân Genel Müdürlüğü bütçesinde teklifte bulun­muştur. Yüksek Meclise kabul buyrulduğu takdirde önümüzdeki malî yıl için­de Tunceli'nde de toprak dağıtımına başlanması derpiş olunmaktadır. Yasak bölgeye dönen vatandaşların evvelce sahip bulundukları gayrimenkul-lerin yalnız intifa hakkına tasahup edilebilecekleri hakkında kanunda bir hüküm yoktur. Bunlar yasak bölgeye avdet ettikleri takdirde 5098 sayılı ka­nunun geçici ikinci maddesi hükümlerine göre gayrimenkullerin mülkiyetine sahip olacakları tabiidir. Bu bölgede yeniden köyler kurulması ve idarî teşki­lâta alınması konularında İçişleri Bakanı arkadaşım cevap vereceklerdir.» Müteakiben İçişleri Bakanı Rüknettin Nasuhioğlu da şunları söylemiştir: «Bu mıntıkalarda toprak dağıtım işleri hakkında Sayın Tarım Bakanı maru­zatta bulundu. Bendeniz de bakanlığıma ait hususlarda maruzatta bulunacağım.

Bakanlar Kurulu kararı ile bu mıntıkalar serbest olduktan sonra Tunceli böl­gesinde kırk bir köyün 459 hanesinin 2058, Ağrı bölgesinde 32 köyün 1818, Zi-lan bölgesinde 22 köyün 165 hanesinde 1007, Sason bölgesinde 24 köyün 3315,. cem'an 1740 hanede 8188 vatandaş yurtlarına dönmüş bulunmaktadır.

Evvelce sabık hükümet zamanında orada nakiller yapılırken burada bulunan köylerin şahsiyeti hükmiyeleri kaldırılmıştır. Halen vaziyet bu şekildedir. Buralara dönen vatandaşlarımızın topluca rahat ve serbest bir halde yaşama­larını temin için, hayatı medeniyetlerinin tanzimi için icabeden yerlere kara­kollar tesisi için alâkalı vilâyetlerden bazı malûmat istedik. Mevcut köylerin. yerlerinde bırakılması doğru mudur, yoksa bunları birleştirip esaslı yerlerde mi bu köyleri kurmak lâzımdır, bütün bunların üzerinde durmakla beraber eski köy hayatına nihayet vermek zarureti vardır.

Biz bu dört yerdeki köylerin tesisi için gerekli malûmatın verilmesini alâkalı -vilâyetlerden istedik.Kanun hazırdır,yalnız takdimedemiyoruz, çünki bit malûmatı almadan verirsek eksik tarafların kalmasından endişe ediyoruz. Tah­min ediyorum ki bir aya kadar bu malûmat alınmış ve bu bölgelerdeki köy­lerin kurulması hakkında kanun ikmal edilmiş olacaktır.» Bakanların izahatından sonra söz alan soru sahibi, bu bölge halkının güç du­rumuna işaret etmiş ve bir an evvel tedbirler alınmasını istemiştir. Bunun üzerine tekrar söz alan İçişleri Bakanı Rüknettin Nasuhioğlu, bu müta­lâaların dikkate alınacağını bildirmiştir.

Bundan sonra Trabzon Milletvekili Mustafa Reşit Tarakçıoğlu'nun maarif teş­kilâtına dair olan 789 sayılı kanunun 22 nci maddesinin yürürlükten kaldırıl­ması hakkında kanun teklifi ve Millî Eğitim Komis3^onu raporunun müzake­resine geçilmiştir.

Bu mevzuda söz alan bir çok milletvekilleri teklifin lehinde konuşmuşlarsa da^ bir neticeye varılmadığı için gelecek birleşime bırakılmıştır. Meclis Çarşamba günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 31 Ocak 1951 tarihindeki toplantısı :

Ankara : 31 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de Başkanvekülerinden Balıkesir Millet­vekili Sıtkı Yırcalı'nm başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman İstanbul Milletvekili Senihi Yürüten, Bazı Suç ve Ce­zaları Affı hakkındaki kanunun 6 inci maddesine bir fıkra ilâvesine dair olan. kanun teklifinin geri verilmesine dair önergesi okunmuş ve bundan sonra, Trabzon Milletvekili Mustafa Reşit Tarakçioğlu tarafından verilen ve Millî Eğitim Bakanına Öğretmenlerin nakil selâhiyetini veren 789 sayılı Maarif Teş­kilât Kanununun 2 nci madesinin yürürlükten kaldırılması hakkındaki kanun teklifinin müzakeresine devam edilmiştir.

Bu mevzuda söz alan komisyon sözcüsü Çanakkkale Milletvekili Ömer Martr teklifin komisyonca reddedilmiş olduğunu ve komisyon raporunun buna görehazırlanmış bulunduğunu belirtmiş. Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri de, ge­çen oturumda bu hususta ileri sürülen mütalâalara karşı şunları söylemiştir. «Sözlerimi, kaldırılması istenen 22 nci madde ile, bu mevzuda ileri sürülen fikirler üzerinde olmak şartiyle iki noktada toplayacağım. Geçen oturumda, Vasfi Mahir Kocatürk arkadaşım, 22 nci maddenin bakanlık elinde bir, çok suiistimallere uğradığından bahsettiler. Meselâ onun sözlerine göre, Komü­nistliği, iffetsizliği sabit olmayan bir öğretmen dahi bu madde gereğince, bu­lunduğu yerden başka bir yere gönderilebiliyor. Bu hususta müfettişlerin ver­miş oldukları raporlar, bakanlıkça derhal kabul ediliyor.» Millî Eğitim Bakanı bundan sonra bazı müfettiş raporları okumuş ve bu ra­porların altında Millî Eğitim Bakanlığı Müfettişi Vasfi Mahir Kocatürk'un imzasının da bulunduğunu söyleyerek sözlerine şöyle devam etmiştir: ((Şimdi bahis konusu olan 22 nci madde hakkındaki kanaatlarmıızı kısaca arzedeyim.

Bu madde kötü ellerde az da olsa haksız yere öğretmenler aleyhinde kullanı­labilir bir mahiyettedir.

Bu maddeye dayanılarak kitlevî olarak eski iktidar zamanında yapılan na­kil işlerine tipik misal İstanbul'dan yapılan son 152 öğretmenin nakli işidir. Bu nakil keyfiyetinin haksız ve ölçüsüz olduğuna inanan ve tesbİt eden muh­terem selefim Avni Başman bunların bir kısmını yelerine iade etmişti. Geri kalanları da vazifeye başladığımdan kısa bir zaman sonra yerlerine ben idae ettim.

Biz bu madddeyi memleket ve milletin istikbalini ellerine gurur ve itimatla tevdi ettiğimiz aziz öğretmenlerimizin bir tekinin aleyhine ve haksız yere kullanmadık ve kullanmıyacağız. Bir yanlışlık eseri olarak tatbik ettiğimizi anladığımız takdirde tashihini vazif bileceğiz ve hatasını düzeltmiş insan­ların vicdan huzurunu tadacağız. Bu maddeyi hangi unsurlar hakkında tatbik ettiğimizi büyük bir ekseriyetle sıkı temas halinde bulunduğumuz Yüksek Meclisin muhterem üyeleri bilirler. Bu maddein bizim zamanımızdaki tat­bikinden huzursuzluk duyanlar bu millete huzursuzluk vermiş olan ve ver­mekte bulunanlardır. Biz doğru bildiğimiz ve memleket ve milletin hayrına olduğuna inandığımız yolumuzda kıl kadar şaşmadan yürüyeceğiz. Bu maddenin kaldırılmasını ve fakat yerine hizmetin ifası ve öğretmen hak­larını koruma bakımından zarurî olan ve demokratik bir hüviyete sahip bir kanunun ikamesi suretiyle kaldırılmasını arzu ediyoruz ve bu hususta öğ­retmenlerin terfi, tecziye ve nakilleri- hakkında bir kanun tasarısı hazırla­makla meşgulüz. Bu tasarının hazırlanmasında Türkiye öğretmen dernek­leri millî birliği ile temas halindeyiz.

Şunu kısaca belirtmek isterim ki yarınki Türkiye'yi bütünü ile kendilerinden beklediğimiz Türk öğretim ailesinin maddî ve manevî refah, huzur ve em­niyet içinde çalışmaları tek arzumuzdur. Bu yolda mesai sarfetmekten hiç bir zaman fariğ olmıyacağız.

Kanunların iyi hazırlanıp icra makamına tevdii işi Yüksek Meclise aittir ve mesuliyeti de elbetteki Yüksek Meclisindir. -Biz icra mevkiinde olanlar elimi-

ze verilen kanunun iyi tatbik edilip edilmemesinden sorumluyuz. Bu itibar­la Yüksek Meclis bu maddenin derhal kaldırılmasını arzu ederse bir tek ke­lime ile itiraz etmeyip bu kararın bir hak kararı olduğuna inanarak hürmet­le telakki edeceğim. Yok Yüksek Meclis sevkedeceğimiz tasarıya kadar bu maddein devamını uygun bulursa bu takdirde bu maddeyi hiç bir suretle kö­tüye kullanmıyarak sadece zararlı unsurlar aleyhinde tatbik edeceğimizi ve gayri adilâne tatbikattan kendimizi korumk için titiz ve hassasiyetle çalışa­cağımızı arzeder ve bu vesile ile aralarında çalıştığım müddetçe en mühim bir vatan hizmeti yaptığıma inandığım ve gurur duyduğum aziz Türk öğret­menlerine selâm ve hürmetlerimi sunarım.»

Bakan sözlerini bu husustaki karar Büyük Millet Meclisininir.» diyerek bi­tirmiştir.

Bakandan sonra söz alan milletvekilleri, teklifin lehinde ve aleyhinde konuş­muşlar, teklifin sahibi müdafaasını yapmış, komisyon sözcüsü de komisyon rapou üzerindeki fikirlerini izah etmiştir.

Bıı münasebetle kürsüye gelen Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu da şunları söylemiştir :

«Çok muhterem arkadaşlar, her şeyden evvel müzakere edilmekte bulunan tasarının, bir prensip meselesine dokunulduğunu tebarüz ettirirek söze baş­lamak istiyorum. O prensip meselesi şudur: Devlet idaresinde siyasî mesuli­yetler tekabbül etmiş bulunan kimseler komisyonlar tarafından mı sevkü idare edileceklerdir? Bunu halletmek mecburiyetindeyiz. 22 nci madde ile Millî Eği­tim Bakanlığına verilmiş olan salâhiyet, doğrudan doğruya suiistimal halinde kenisine mesuliyet veren bir salâhiyettir. Bunu kendisinden aldığımız takdir­de Yüksek Meclis karşısında mesuliyet sahibi kimse kalmıyacak ve memurlar komisyonunun sevkü idaresi Devleti daresine hâkim olacaktır. Evvelâ bu nok­tam halledilmesi lâzım gelir arkadaşlar.

Sonra arkadaşlar, bu prensip meselesinin yanında Yüksek Meclisinizin yeni bir iktidar zihniyetini temsil eden bir meclis olması sıfatile giriştiği bir mü-mücadele vardır. O mücadelenin mahiyeti, hedefi, bu prensip kadar bu mem­leket için ehemmiyetle üzerinde duracağı bir manzara göstermektedir. Arkadaşlar, biliyoruz ki, ismini telâffuz etmekten kat'iyyen içtinap etmediğim mel'un bir mezhep memleketin şurasında, burasında yuvalar kurmağa mu­vaffak olmuştur. Bunu temizlemek, siyasî mesuliyet sahibi insanların ve Bü­yük Meclisin vazifesidir. Bu temizleme için yapacağımız mücadelenin silâh­larını komisyonların ellerine bırakamayız. Bu meseleyi de halletmek mecbu­riyetindeyiz.

Görüyorsuuz ki, yalnız Millî Eğitim Bakanlığına ait bir salâhiyet bahis mev­zuu değil hükümetin tekabbül etmiş bulunduğu vazifeleri kâfi mesuliyeti ve iktidarla yapabilmesi meselesi mevzuu bahistir. İşte kararınızı bu iki zaviye tahtında vermek gibi millî bir vazife karşısmdasınız arkadaşlar.

ediyoruz;; ve bundan sonra başaracağı­mız büyük işlerde de yine bu asil Türk milletine güveniyoruz.

Ancak yapılan inkılâp bitmiş, her şeyi tamam olmuş sayılmaz; şef zihniyeti, dikta 'Zihniyeti en ufak İbir fırsatta baş-kaldimmak ve idareyi yine bizzat eline almak için fırsat gözleyecektir. Buna karşı çok müteyaikkız olmamız, çok dik­katli olmamız lâzımıdır. Çünkü maazal­lah o zaman dünkünden de daha fecî şartlar altında düşmemiz ihtimal dalıüi--ne girebilir, amma 'bu (tehlikeye karşı da en büyük sigortamız, fbu milletin sağ­duyusu, .kendi kendisine olan itimadı ve kuvvetidir. Bu sayededir ki, eski şek­linde bir idare tarzı bu memlekette asla "hotlamıyacak ve aynı zamanda dış teh­likelere karşı da millî birliğimizle karşı "koyacağız.

1951

Kimsenin, bugün mevkilerin den oldukla­rı için mütemadiyen menfî propaganda yapan, .mahdut bir kaç muhterisin boş sözlerine kulak astığı yoktur. Bütün vatandaşlar, vaziyeti kavramışlar, ve îier türlü tehlikeye karşı birleşik bulun­mamın zaruretini tam ımânasiyle idrak etmişlerdir. -Hak ve hürriyetlerimiz, her engele karşı kanun yoluyla behemahal korunacaktır. îşte (biz 1961 yılma bu kararla ve imanla igiriyonız. Yeni yılın bütün Türk milletine ve bütün "beşeriyete iyilikler getirmesini Cenabı Haktan temenni ederiz.

Yazan: Hüseyin Cahit Yalçın 1 Ocak 1951 tarihi! Ulus'tan:

Beşeriyet .1951 senesinin eşiğini astlar­ken, tarihin işmdiye kadar kaydetme­miş olduğu müthiş ihtimallerle dolu ka­ranlık !bir çukura düşüyor gibidir. İn­sanlığın hayatında herhalde büyük fa­cialar eksik değildir. Fakat bugünkü fsıcia dünyanın az çok geniş bir saha­sına inhisar edip de diğer taraflarda normal hayat imkânını verecek bir ma­hiyette değildir. Cereyan edebilecek hâ­diseler dünyanın hiçbir tarafını, insan­ların hiçbir topluluğumu lakayt IbîraSkmıyaıcaktır. Bütün insanların mukadde­ratı bahis mevzuudur.

Orta yerdeki çarpışmada boîşevik kuv­vetleri galip geliverecek olursa, bugüne kadar devam eden fikir ve ruh gelişme­sinin verdiği eserler ve kaydettiği iler­lemeler tamamen mahvolacak kati su­rette vafoşi ve geri bir seviyeye düşecek, asırlarca müddet ruhlar karanlık içinde çürüyecektir.

Hiçbir zaman, bütün dünyanın ve me­deniyetin istikbali bugünkü gibi kıl üs­tünde kalmamıştı. îlakat ümitsizliğe düşmemek ve kendimizi yeis ve fütur içinde adalete terkeitmek için derin se­bepler yoiktur. Sadece, tehlike büyüktür, ciddidir ve cihanşümuldur. Büyük, an­layışlı ve cihanşümul gayrete, fedakâr­lığa ve elbirliğine İhtiyaç göstermekte­dir.

Asıl bedbinlik, hallerin ve şartların ilâç kabul etmez surette tehditkâr olmasın­da değil, bu kadar muazzam, bir felâket karşısında kalan insan cemiyetlerinin vahameti anlry anlamalarında, küçük İlişlerden ve hesaplardan kendilerini kurtarmaktan âciz görünmeler in dedir. Avrupa'nın bu perişan hali çok şükür ki Birleşik Amerika'nın azim ve iradesi üzerinde tesir yapamadı Birleşik Ame­rika Cumhurbaşkanı ve yakut yardım­cıları hayranlıkla karşılanması icabe-den bir program dairesinde Amerikan efkârı uımurniyesini aydınlatmak, bolşe-vik tehlikesinin ciddiyetine Amerikan Milletini inandırmak hususunda çalıştı­lar. Bu mücadele bugün kazanılmıştır diyebiliri'Z. Ameriîka zafere giden yolun ilk merhalesine muvaffakiyetle ulaşmış­tır.

Ataerika ile beraber, İngiltere'nin de ni­hayet ciddî kararlar aldığı görülüyor, îkinci harbin başlangıcından beri sıkı bir mahrumiyet, haltta' perhizkârlık ve riyazet içinde yaşıyan İngiliz milleti ye­ni mücadelenin yüklediği fedekârlıfklara da katlanacak kadar kendisinde metanet hissediyor. İngiltere'nin hazırlamağa başladığı ordunun dört milyonu geçece­ğinden bahso Ummaktadır.

İngiltere ile Amerika müdafaa hazırlık­larına bu kadar esaslı bîr surette giri­şince Avrupa devletlerini de kendi izle­rinde az çok yürütebilirler. Son .günler­de îspanya ile münasebetlerin düzelmesi Batı dünyası hesabına bir kârdır. Al­manya'nın da .müşterek Batı ordusuna alınması kararlaştığı zaman daha ra­hat bir nefes almak imikânı hasıl ola­caktır j

1951 senesi işte bizlere bu ümitleri geti­riyor. 'Buhranın en tehlikeli 'günleri ar­kada kalmış olduğuna inanabiliriz. Ko­re savaşının gözleri agmaik ve kızıl teh­like hakkında zihinleri aydınlatmak hu­susunda büyük hizmeti olduğu inkâr edilmez. Moskova Batı dünyasının ha­zırlıksız ve kararsız bulunduğu zaman­lardan istifade etmesini bilmemiştir. Bundan sonra eski gafletin tekrar ira­deleri körletmesi imkân haricine çık­mıştır. Gün geçtikçe Anglosakson kuv­vetleri hazırlıklarını daha tamamlamak­tadır.

Fakat, netice ne olacak ? Biz şüphe ve buhran devrinin yeni başlıyan sene zar­fında nihayete ereceğini ümit etmekte­yiz. Şu veya bu surette bolşevik tehdidi­nin ortadan kalkması, yeryüzünde hak­ka ve adalete- müstenit normal bir ha­yatın temin edilmesi lâzımdır. Bunun gecikmesi belki de çok nahoş sürprizler doğurabilir. Teknik icatların ne şekil alacağı kestirilemez, ikinci Cihan Harbi biraz daha uzasaydı blöf zannedilen Al­man silâhlarının acı 'bir hakikat şeklinde karşımızadikildiğinigörecektik.

Moskova nasıl Amerüka ve Avrupa'nın hazıılıksız bulunduğu devreden istifade etmesini bilmenıişse Batı dünyası da hazırlıklarını ikmal edince Moskova ile bir daha dünya için bir tehdit teşkil edemiyecek surette bir anlaşmaya var­makfırsatını ihmaletmemelidir.

Muhakkak olan bir şey varsa o da bu-~günkü halin daha fazla ■devamına im­kân olmadığıdır.. ingiltere ikinci Cihan Harb'.nin lüzum gösterdiği fedakârlıik-Iarın yükü altından hâlâ kendisini sıyır­mağa muvaffak olamamıştı. Şimdi tek­rar mecbur olduğu fedakârlık onun ha­yat kaynaklarını kurutmak derecesine varmak icafteder. Aynı yorgunluk Ame­rika için de düşünülebilir. 3NTe yapmak lazımsa 1951 senesi içinde foir karara bağlanmalıdır. Bu sene içinde Beti de­mokrasilerinde bu azim- ve kararın hâ­kim olduğunu görürsek 1951 tarihi in­sanlığın hayatında en mesut bir dönüm noktası teşkiledecektir.

İlk şart basısı hürriyeti...

Yazan: Nadir Nadİ

3 Ocak 1951 tarihliCumhuriyet'-

ten :

Ne zaman yurdumuzda söz ve yazı hür­riyetinin genişletildiğini görsek, arka­sından hürriyet düşmanı bir talkıım aşırı cereyanlar belirir. Devlet sorumunu yüklenenler . hürriyetlerimizi korumak hevesine kapılırlar. Bu maksatla bir ka­nun hazırlanır.

—. irticaa karşıdır, geriliğe karşıdır, canımi'za kaisdedenlere karşııdır, gerçek hürriyetseverlerkorkmasın!

Gibi vaidlerlıe yürürlüğe konur. Netice­de ise hürriyeti muhafaza buyursun di­ye kendi ellerimizle alkışladığımız ka­nun, bir de balkarız, her şeyden önce :bizim ağzımıza bir kilit vurmuştur.

Herhalde tuhaf toir hürriyet amLayışsmiE var. Bilmemki ne zannediyoruz? — Vatandaş fikrini açıkça yazsın, baş-kalannın hürriyetine saidirmaımak şar-tiyle dilediği gibi konuşsun!

Dediğimiz ve rejimimizi de bu esaslara .göre ayarlandığımız zaman ortalığın eskisi" giîbi sakin kalımıyacağını nasıl anhyamıyoruz ? Hürriyet demek, bir bakıma gürültü patırdı rejimi demektir. Her kafaden bir ses çıkacaktır, iyinin yanın'da az iyi veya kötü, doğrunun ya­nında afe doğru veya yanlış da konuş­mak imkânını bulabililecektir. Hangi fikrin faydaiı, hangisinin zararlı oldu­ğunu kestirmek yetkisi demokrasilerde ancak halk efkârına tanınmış bir hak­tır. Bu, şüphesiz kolay bir idare şekli sayılamaz. B.i!igi ister, tecrübe ister, sağ-ıdoıyu ister <ve hepsinden önemli geniş bir hoşgörürlük zihniyeti ister. Bu da (bir cemiyete ancak uzun yılların, hattâ yüzyılların sağleıyabileceği bir olgun­luktur. Bunca gayretlere rağmen bugün yeryüzünde gerçek demokrasi prensip­lerine uygun olarak idare edilen millet­lerin sayiismı şöyle zihnimizde bir he­saplarsak vaziyeti daha yakından kav­ramak imkânını buluruz.

Fevkalâde ahvalden bahsediliyor; ırk­çılık, yobazlık ve solculuk maskesi al­tında gerçekdüşmanımızınsinsi sinsi çalışarak masumları zehirlediği ileri sü­rülüyor. Doğrudur. Tehlike bu kadar yakın olmasaydı:

—Varsıoı zehirlesin.O zehirinbiricik panzehiri hürriyettir!

Diyebilirdik. Buıgün bu derece kaygu-suz davranamıyoruz. Dikkat ederseniz ırkçıların da, yobazların da solcuların da Atatürke karşı birlikte cepîıe kur­dukların: görürsünüz. Birbirlerlîe bağ­daşmaz sanılan bu mezheplerin Atatürk düşmanlığımda elele vermeleri gözden kaçacak bir olay değildir. Halkın yüre­ğinden. Atatürk sevgisini söküp atma­ya çalışmak, Türk cemiyetini 1948 yılı­nın ümrdsiz karanlığına doğru itmekle birdir. Şimdi ne yapalım? Dediğim gibi teîılike bu kadar yatandan burunu gös-tenmeseydi:

—'Bırakın, beş on biçareyi aldatsınlar,Atatünkü bu milletin kalbinden hiç bir
kuvvet çıkaramaz!

Atatürkün aziz hatırası­nı korumak mafesadile kanun yapmak her şeyden Önce Atatürkümüze karşı tür saygısızlık olmaz mıydı? «'Hürriye­tin köfcüye kullanılmasından doğacak mahzurların en tesirli bir şekilde iza­lesi gene hürriyeti© mümkündür» diyen o büyük adam buncan böyle aramızda yalnız fikir olarak yaşayaoalktur. Fikir ise ancak hürriyete dsıyandığı nlöbeftte fikirdir.

Omun. için gene bu bahisle şöyle düşü­nüyoruz :

.Eveit, içinde yaşadığımız şartlar ırkçı­lık, yobazlık ve solculuk maskesi altın­da can düşmanımızın yurdumuzdaki faaliyetine göze yummamızı, yahut bu faaliyeti mazur görmemizi aıffetmiye-ceik derecede vahimdir. Uyanık olmak, tedMrlî davranlmak zorundayız. Fakat gözlerimizi uğuşturur ve tedbirlerimizi a-lirken fikir hürriyetini baltalamak su-retile bindiğimiz dal: kesmemeye dikkat etmeliyiz. Aşın sağ nerede başlar? aşı­rı sol nerede biter? Bu noktaları ka­nunla çizmek ve yurddaşla'ri takip et­mek işini de hükümete yahut onun eanrile hareket eden makamlara bırakmak yanlışitır. Bugünkü hükümetin valeleri­ni de istikbal için bir teminat sayamı­yoruz; çünkü hükümetler geçici, kanun­lar ise devamlıolduğunagöre(Sayın

Menderes sözünde dursa bile) yarın iş­başına geçecek -başka birînin nasıl ha­reket edeceğini ne bilelim?" Memleketin yüksek menfaatlerine aykırı, yurdun varlığını tehlikeye koysıcak aşırı sağ -ve sol cereyanlarla ünıücadele bahsinde biz jüri usulümün kabulünü teklif edi­yoruz. Siyasi partiler temsilcilerinden, Üniversite profesörlerinden, Yargıtay üyelerinden, milletvekilli erinden, tanın­mış yazarlardan kurulacak bir jüri bu gibi vak'alarda söz sahlibi olmalı, onun suç gönmedliği hallerde sanıklar mahke­meye verilmemelidir. Ceza Kanununda yapılması istenen değişiklikleri de eski faşist italyan kanunlarına benzetmek arzusundan artık vazgeçmeli, devleti her şey ve yurttaşı sıfır yerine koyan o zihniyetten uzakîaşılmalıdır. Yaşadığımız şartlarım bizi her itibarla dikkatli olmaya ' zorladığını yukarda kaydetmiştik. Bir noktaya şuracıkta tekrar işaret edelim: Asıl üzerine titre­memiz gereken büyük değer söz ve yazı hürriyetidir. Vatandaş h'alk ve hürriyet­lerini korumanın, insan gibi yaşamanın, ileri ve ku.'vveıtli bir cemiyet olmamın tılsımını başka yerde aramamalıdır.

irticaın kökü kazınmalıdır...

Yasan : Mümtaz Faik Fenik

6 Ocak 19S1 tarihli Zafer'dea t

Son zamanlarda, bazı dergiler ve bro­şürler, diü perdesi altında irtica ve yo­bazlığı körüklüyen neşriyata hız vermiş­lerdir. O kadar ki, bunlara şöyle bir göz gezdirdiğiniz zaman, «Nereye gidiyoruz? Bu adamlar, ne yapmak istiyorlar?» Diye acı acı düşünmekten ve hakkiyle endişe duymaktan kendimizi alamazsı­nız.

Şurasını hemen söyliyelim ki, insanlığa hakiki Varlığını anlatan, ona manevî hayatta olduğu kadar içtimaî hayatta da en büyük mesnet olan din, bizim için en kutsi, en berrak, ve en temiz bir kudret kaynağıdır. Din mefhumunun zayıfladığı cemiyetlerde ahlâk mefhumu, aile mefhumu insanlıfc mefhumu zayıf­lar; ve bu büyük kıymeti kaybedenler tereddiye doğru sürüklenip mahvolurlar.

Bakım ve sağlık durumu bura­da da memnunluk vericidir. Anayurda geleli bir kaç gün olan göçmen kardeş-lerrmliz .artık inanılmaz realiteye alış­mış gibidirler. Bulgaristan'da iken çek-tüklerini anlaıta anlata bitiremiyorlar ve yurdunuzda gördükleri iyi kelbaıte nasıl teşakikür edeceklerini bilemiyorlar. Hep­simin biricik isteği (bir an Önce müstah­sil duruma geçip ımemlelkete faydalı ol- millete hizmet etmek.

Hükümetin çalışmaları da daha ziyade bu rastıikamette teksif olunmuştur. Göç­menler, öyle .gelişigüzel şuraya buraya dağntıilımıyaealk, her biri mesleğine,- sa­natına g-Öre çeşitli bölgelere yerleştiril­dikten sonra bt'ün İmkânlardan fayda­lanmak suretiyle -bunlar müstslhsil kılı-nacaiktır. Yuriddaşlarıımızm, bîMısssa toprağa bağlı halkımızın, göçmen dâvası karşısındaki hassas alâkası göğüs ka-bartacaik dereoöde yülksektir. Aynı alâ­ka şehirlerde ve varMklı muSıüıtlende de çoğaldığı (takdirde kızıl cehennemin ba­şımıza çorap örmeik maJksaidüe ortaya attığı bu mes'elıe yurdumuz besaibıma en mesut neticelere yol açacaikj düşman-larranızı çaltacalktır. Yalnız insanilik ve barış ülküsü etrafında toplanan dost devletlerin de bu dâvada bizi yalnız bırakmaması lâziim'dır. Toprağımdan zor­la sökülen bir fidan bile medeni Ihir in­sanın yüreğini burkar, içini sızlatır. Yüzlerce yıllıik yuvalarımdan atılan ma­sum kütleler karşısında hürriyetçi mil1-letler elbette kayıdsız duralmııyacaklar-dır. Zorbalığın henüz ceza görmediği Iblr dünyada hiç değilse gaıdre uğrayan­lar şefkatten ümîıd kesmemelidirler.

Bîr Nezaket ziyareti...

12 Ocak 1951 tarihli Yni Sabahtan

Çok muhterem Devlet Reisi .Bayar ve Hükümet Başkanı Adnan Menderes, Gazeteciler Cemiyetini ziyaret ederek, matbuat mensuplarının şevkini artır­mak zahmetini ihtiyar etmişlerdir. Şim­diye kadar bir devlet reisinin gazeteci­leri evlerinde ziyaret ettiği ve buna ilti-

fat eylediği vâki değildir. Halk Partisi­nin eski şefleri kendilerini millet ve matbuatın o derece üstünde sayar ve tu­tarlardı ki bu cemiyetin, kapısını çalma­ğı âdeta bir küçülme sayarlardı. Demok­rat Cumhurbaşkanının bu eski ve kötü geleneği kırmış olması çok şükrana lâ­yıktır. Zaten Devlet Reisinin milletten uzaklaşmasına sebep olan bütün engel­leri teker teker kaldırmak ameliyesine ilk dakikadan itibaren başlanmıştır. Se­petli motosikletli gürüılitü ve patırtılı muhafızlar grupu yokedilmiştir. îstan-bula gidiş ve gelişteki o mahut sarı tren kaldırılmış şimdi mutat katara bir ser­vis vagonu bağlanmakla iktifa olun--makta bulunmuştur.

Demokrasinin tabii gelişmesi sayılacak bu tezahürlerden memnun olmamak ve bunu tesbit etmemek insafsızlık, olur. Fakat hakikatleri gizlemeğe ne lüzum var. Zaten saklansa da faydası yok. MalttbuüaJt ve gazetecilere"' yaıpıîan bu ilti­fat ve okşamaya rağmen gazete kâğıdı fiyatalrma, oldukça kuvvetli bir zammı, yeni iktidar kabul etmiştir. Demokrat Partiye mensup bazı muharrir Milletve­killeri, baş yazılarında, bu zam keyfiye­tine hücum etmişler fakat kabahati iz­mit Selüloz Fabrikası idaresinde bula-"rak onun üzerine çullanmiştır. Matbuat mensuplarından mürekkep bir heyet İz­mit Kâğıt Fabrikasında maliyet fiyatıüzerinde tetkikler yapmış ve gazete kâ­ğıtlarının 65 değil daha ucuz bir bedele bile satılacağına kani olmuşlardır. Fa­kat birdenbire (80) kuruş yâni (15) ku­ruşluk zam karşısında kalınmıştır ve-böylece yüzde yirmi beş nispetinde bir ilâve olmuştur.Bu gazete kâğıdı bedeli hikâyesi çok tâli ve sad'ece her hangi bir malın fiyatında yükselme keyfiyetinden ibaret basit bir hâdise değildir, öyle olsa idi pekâlâ ga­zete fiyatları da yükseltilir ve böylece durum normal bir hale gelirdi. Ama ga­zete fiyatının yükselmesi gazete idare­lerini belki masraflarını karşılamağa sevkeder ama okuyucu kitlesinin behe­mehal daralmasını, azalmasını intaç e-der. Halbuki yeni inkişafa başhyan de­mokrasimizde, -milletin ne kadar çok ferdi okur ve yazarsa vatandaşlık vazi­felerini o derece iyi yerine getirebilir. Demokrasi milletin hâkimiyeti olduğuna

ve türlü seçimlerle bu hâkimiyet tecelli edeceğine göre okumak ve yazmağı ne derece kolaylaştırır ve teşvik ederse o nispette bu sistemin memlekette kökleş­mesine yardım etmiş oluruz. Yoksa ga­zete okumağı blie bir lüks ve sefahat haline sokarsak, harf inkılâbından son­ra, sayısı artacağı kuvvetle umulan ve fiilen de az çok çoğalan okuyucu tem­posunu durdurmuş olmak tehlikesi ile acaba karşı karşıya kalmaz mıyız ? Ga­zete kâğıdının fiyatı her hangi diğer bir metaın fiyatı gibi. sayılmamalıdır ve sa­yılamaz. Hele bizim memlekette... Çün­kü kitap okuma zevki henüz halkımızın hemen hiç bir tabakasında yoktur. Yük­sek muhitler de dâhil olduğu halde... Fi­kir ve kültürün tek gıdası gündelik ga-zetelerhnizdir. Bu kaynağı da çok paha­lı ve her keseye elverişsiz bir hale so­karsak bundan memleketin irfan ve an­layış durumu bakımından zararlar gör­memiz tabii sayılmalıdır. Kaldı ki gaze­te kâğıdına bir ilâve ve zam yapmadan da izmit Fabrikasının zarara duçar ol­maması çareleri bulunur. Çünkü fabri­ka sade gazete kâğıdı değil çeşitli kâ­ğıtlar, mukavvalar vesaire çıkarmakta­dır, öbür kısımlara yapılacak zam ve bindirmeler sadece ve iktisadi bir mali­yet fiyatı kabarması yaratır ve onunla ikahr. Yoksa manevi tesiri pek olamaz.

Bize öyle geliyor ki Demokrat Hükümet bu karariyle isabetsiz bir adım atmıştır. Nitekim sakıt iktidar, İzmit Fabrikası­nın bu yoıldaki müikerrer müracaatları­na rağmen, gazete kâğıdı fiyatlarına zam etmemek itiyadını senelerce ya kendiliğinde-! göstermiş yahut yapılan tavsiyelere riayet etmiş idi. Sayın Cumhurbaşkanı ve Başbakan, bu ziyaretlerinde, matbuata ve memlekete' kâğıt fiyatı hakkında, bir müjde ve he­diye getirselerdi ziyaretin manevi kıy­meti bir kat daha artardı..

Dindarlar ve dinsizler...

Yazan: Mümtag Faik Fenfrjc

12 Ocak 1951 atrilıli Zafer'den:

Tüık gençliğinin Atatürk inkılâplarını korumaık için biiyüik hassasiyet gösterdi­ğiniderin bir .nıemnunliaımüsaıhadeedi-

yoruz. Brzî, bugönikü medeniyet seviyesi­ne eriştiren inkılâplara eiibeitte daima sa-dik kalacağız; ©lib&tibe onlardan en ufak tıiür 'inhirafı ve varlığımız?,, ve bekamıza karşı irtikâp edilmiş bir suç sayacağız. Geçen gün, Üniversitelilerden mürekkep bir gruptan aldığımız bir mektup, bu in­kılâpları muhafaza etmek hususunda gençliğe" karşı beslediğimiz güvenin ne kadar yerinde olduğunu bize bir defa daha ispat etti. Bu Üniversiteliler, Ata­türk in.kılâip.l'arın;'. (korunmak j'Çin bir dergi çıkaracaklarını, bunun bütün' masrafla­rını kendi üzerlerine aldıklarını ve ge­rekirse, dergiyi sokaklarda bizzat tevzi edeceklerini yazıyorlar, ve bizlerden ya­zı yardımı istiyorlardı. Gençliğin bu ar­zusunu desteklemek, elimizden gelen bütün yardımları yapmak, bizim için bir vatan borcudur.

Atatürk inkılâpları denildiği zaman ne anlıyoruz? Bugün bunları bir tek esasa irca. edebiliriz: Bu inkılâplar, Türkiye'yi her mânada medeniyet'nuruna kavuştu­ran, kara taassubu ortadan yok eden büyük hamlelerdir. Atatürk nesli Türk Milletinin, sağduyusuna dayanarak, ve ondan kuvvet alarak bu inkılâpları ba­şarmakta muvaffak olmuştur. Onun fe­yizlerini idrak eden bugünkü nesil bun­ları canı gibi korumağa devam edecek­tir. Gençlik bu şuurla ve bu inanışla, kendisine çizdiği nurlu yolda yürümek­tedir.

Evvelki gün Cumhurbaşkanımız Sayın Celâl Bayar, İstanbul'da Üniversiteliler­le yaptığı bir konuşmada bu mevzu üze­rinde ehemmiyetle durmuş, bu inkılâp­ların behemehal korunacağını ve irticaa asla müsaade edilmiyeceğini söylemiş-tir.Bayar sözlerine şunu da ilâve etmiş­tir: «İnkılâpları insanca yaşatmak için yapnıık, yine insanca yaşatmakta de-vatoa etmek :'ıstjyorsqik mıkıîâplarryaşalta-caği'z.»

Kiç kimsenin mıeçhulü değildir ki, bazı kimseler, memleketimizdeki son demok­ratik gelişme neticesinde meydana gelen geniş hürriyet nizamını, memlekette ka­ra taassubu körüklemek ve bir takını cahilleri kendilerine uydurmak için bir âlet gibi kullanmağa kalkışmışlar ve or­talığa din bahanesiyle nifak tohumları ekecek kadar işi ileri götüreceklerini zannetmişlerdir.

Yangın yerlerindeki inşaatın çirkinliği, alelâcaiip manzarası.. Bütün sahillerimi­zin tâ Florya'dan Pendik'e kadar berbat bir halde oluşu hep bu zihniyetin, bu müsamaha ve mutavaatın çirkin mah­sulüdür.

Memlekette yerleştirilmiş olan bu keyfî havanın demokrat iktidarının idareyi eline alması üzerine bir sihirbaz değne-ğiyle külliyen bertaraf olduğunu da te-vehhüm etmek caiz değildir. Çünkü ay­nı şekilde, ufak çapta da olsa, nüfuz Hs-timalleriyle mevzuatın ayaklar altına alındığına bir delil, bin delil vardır. A-partmanalra nizam hilafı yeni kat çık­malar, şehrin güzellik bakımından vazi­yetine rahne vuracak karakterde bulun­malar devam ed>ip gitmekte ve kanun ve nizamın koyduğu engeller, bir türlü, halkkiyle iŞIiyemenıektedir.

Bu geri Şark zihniyeti hâkim oldukça da etek dolusu pana sarfedip Garptan mütehassıs getirmekte ne fayda vardır? Faraza sahilden on metre belediyeye alt olacak iken Boğazın bazı yerlerinde tâ denizin kenarına hattâ denizin içine kadar sokulmuş binalar vardır. Evvelce yayaların olsun geçmesine müsait olan 'bir metre kadar yeri de bu, Bnosit plânı­nın tatbikmdan sonra bırakılmamıştır. Bu inşaat göz göre göre, belediyenin ne­zareti altında ve şüphesiz onun müsaa­desiyle yapılmış idi...

İstanbul'un imarı işi sadece bir para işi değildir. Çünkü istikraz voliyle para te­mini doluma kabilidir. Nitelklilm bu zayıf ve âciz halde bile, bundan kırk yıl evvel bir Fransız banfeasmdan Cemil Paşa iki milyon küsur altın liralık ödünç para a-labilmiştir. O zamanki İstanbul geliri de (200,000) liradan ibaret iüi. Şimdiki va­ridat f40) milyon olduğuna göre (400) milynluk bir istikraz akdi bile kabildir. Ama mahalline sarfedilmiyecek, prog­ram tatbik olunmıyacak, vakit ve za­manın nüfuz v-e menfaat sahiplerinin keyiflerine ve emirlerine valilerimiz ve belediye reislerimiz uyacak olduktan sonra bunlardan ne fayda ? Hem Öyle farzettik ki vali ve belediye reislerimiz şahsi menfaat hiç takip etmiyen na­muslu zevattır. Bir de başka sahaların menfaatime şahsi menfaatde karışırsa seyreyleyin gümbürtüyü.

Amiral Carney'în Ankara ziya­reti...

'Yasan : Mümtaz Faik Fenik.

1-1Ocak 1951tarihli Zafer'den :

Birleşik Amerika'nın Doğu Atlantik ve Akdeniz Filoları Başkomutanı Amiral Carney'in Ankara'da yaptığı temaslar­dan memnun olarak memleketimizden ayrıldığı, İstanbul gazetelerine verdiği beyanattan çok güzel anlaşılmaktadır. Sayın Amiral demiştir ki :

«Tünk Genelkurmayı ile Akdeniz'in sa­vunması ve bu arada Türkiye'yi alaka­dar eden meseleler üzerinde müspet bir neticeye vaıımaktan memnunum. Çünkü böylece aramızda herhangi bir fikir ay­rılığı ohnıyacaktır.»

Evvelce de memleketimizde bulunmuş o-lan Amiral Carney'in Devlet merkezi­mizde yaptığı ıbu yeni ziyaretin Anka­ra'da da 'Çjök iyi bir tesir bıraktığı mu­hakkaktır.

Amiralin herkese itimat telan eden de­ğerli şahsiyeti, stratejik meselelere olan derin vukufu ve hele dünya vaziyetini kavramaktaki geniş anlayışı Ankara'­da yapılan konuşmaların çok ımüsait bir s?iöh,3.'âa iiikişaifısıa. hsr hailde büyük öl­çüde yandım etmiştir. Şurasını da bir defa daha tebarüz ettire­lim ki, Türkiye'nin dış politikası ve bu­nunla beraiber yurdunu savunma tedbir­leri hiç bir .devlet aleyhine müteveccin değildir; ancaik herhangi bir tecavüz ih­timaline karşı gereken bütün hazırlıkla­rı yapmak da vazifemizdir. Dünya durumunun çok karışık olduğu bir zamanda, dost Amerika'nın Amiral Carsıey gibi çok mühim bir şahsiyeti Ankara'ya yollamış olması, geretk A'k-deniz'in ve gerek bütün dünya barışı­nın korunması hususunda her halde ye­ni imkânlar sağhyacaktır. Bir kaç kere bu sütunlarda yazdığımız bir noktayı burada 'bir defa daha tekrar edelim:

Mimar Kemal'i kaytoelttiyseık onların ye­rini tutacak daha pek çoklarımız var.. Bütün ibu varlıklarımıza rağmen İstan­bul'a yapılacak otelin bir Tünk damgası taşıyamaması bizim için çolk hazin ola­caktır. , 'Gönül istiyor ki, İstanbul'u Aimerika'hlardan daha iyi bilen İstan­bullu sanatkârlar bu eseri ortaya koy­sunlar..

24 Ocak 195(1 tarihli Cınmhuriyet

Sekiz aylık bir serbest secim, hayatın­dan sonra başlıca partilerimiz arasın­daki münasebetler halâ normal yolunu bulamadı. Yeni iktidarın ne yapacağını anlaımaik için biraz beklemek gererirken Halk Partisi acele etti, ezlbere tenkidle-re, uluorta hücumlarına girişti. Halbuki iş başında uzun tecrübe yılları geçirmiş î>ir teşekkül olarak bu partiye düşen, muhalefette beankinli davranmak, îtk zamanlar ikaza önem vererek tenkidle-rî sonraya, hücumları ve şiddetli taar­ruzları ise daha- sonraya bırakmaktı. Yaşadığımız nazik .günler itibarile mem­leket îıesabına çok faydalı olabilecek iböyle bir soğukkanlılığı C. H. P. gös­teremedi. İlk günü, yeni ütdidara elin­den gelen yardıtmı es'ir.g'emliyeceğini ilân ■etitiği îıalde, aradan dört hafta geçme­den va'dini unuttu ve gittikçe- şiddeltli artan bir sinir taarruzuna başladı. Yeni İbir hükümetin politikasındaki kusurla­ra işaret edebilmek için hiç değilse o îrülkûûmetin hazırladığı ilk bütçeyi göz­den geçirmek lâzım gelmez miydi ? Halk Partisi bu kadasrcıik bile sabır gös­teremedi, kendisine yakıştıramadığımız ibir asalbiyet hasvasma kapıldı gitti.

Demdkrat Parti gerçi henüz taze bir varlıktı; fakait onun basında uzun bir politika tecrübesi olan tanınmış şahsi­yetler vardı. Gönül isterdi ki, serbest seçimler sonunda, büyük bir çoğunluk­la işbaşına geçen bu parti, her şeyden önce yena vazifesinin güçlüklerini hesa­ba katsın ve faydasız dedikodularla vakit öldürecek yerde dört yıllık devre­nin her daikUkasını millete hikmet uğru­na harcaisın. Mecliste program nutkunu okuyanBaşbakanbuhususta büyük ümidler vermiş, «Bir devr'i sabık mıyiacağiz» diyerek lâftan ziyade işe 'bakma'k üstediğini anlatmıştı. Yazık ki, Başbakanın iyi niyeti ortalık­ta esen havaya h&kim olamadı, onun doğnu sözleri çabuk unutuldu. Başlan­gıçta o kadar kaçmıldığı halde devr'i sabık yaratılmıştır. Sekiz aydanberi devr'i sıabık'tan başka bir şey konuşul­mamaktadır. Halk Partisinin elbette kötü ve hatalı işleri vardır. Bugün tou-nun aksini iddia etmek son seçimlerin neticesini inkârdan farksızdır. Millet elini vicdanına koymuş ve 1.4 Mayısta Halk Partisi hakkındaki hükmünü ver­miştir. .Artik 14 Mayıstan itibaren bu hususta söylenen bütün sözler millete bir şey Öğretmediği için lüzumsuzdur. Halk psikolojinin ince tarafları üzerin­de kafa yoranlar bilirler ki, düşenler üzerine (bu derece yumruk sallamak netice itibarile yumrufcçularaı da zarar verebilir. Hele bu arada dayanaksız (bir talkım iddialarla şahsiyat kavgaları­na yol açmak, tamamile manasız hare­ketlerdir.; Türle milleti bu gibi hareket­leri kat'iyyen sevmez. İşte, dediğim gibi sekiz aylıüt bir (De­mokrasi) hayatından sonra kalbur üs­tü genen siyasi partil-erimiz arasındaki anjünasıebetler bu merkezdedir. Eğer işıbaşındalki aydınlarımız hürriyeti böy­le anlıyor ve halka da böyle anlatmak istiyorlarsa, şimdiden haber verelim ki bu hürriyetten memlekete hayır gelmi-yecektir. Bir zamanlar Balkan devletleri arasında cari usullerle millet idane edi-lettıiyeceğini tarih göstermiştir. Tutulan yanlış yolda boşuna ısrar edersek bu fakir millete sahiden yazık olacaktır. Halkı bir an önoe lâyıik olduğu saadete kavuşturmak istiyorsak hatamızı vaCSîit kaybetmeden görmeli ve doğru yola yüzümüzü ç evi rimelliyiz. :Bu hususta asıl sorumun şimdiki iktidara.düştüğünü ilâ­veye bilmem ayrıca lüzum var mı ? Mu­halefetin kendine mahsus bir üslûbu olmakla beraber, aidi üstünde umumî gidişiînitzin vebali elbette iktidarın om­uzlarımda olacaktır. Sisler arasında tehlikeli, kayalarla çevrili İbir bölgede devlet gemisini selâmete ulaştırmak vazifesini yüklenenler, soğukkanlılıkla­rını koruyıamazlarsa o mühiım vazifeyi sonra nasıl başaracaklardır.

Bir murakabe ve tevzi siyasetine tabi tu­tulması icap eden ham madde bahsinde Fransa İngiltere ve Birleşik Amerika-dan mürekkep bir yüksek teşekkülün ihdası ile neticelenen Vaşington kararla­rından beri, Avrupa İktisadi İşbirliği Teşkilâtının ikinci plânda kalacağı tah­min edilmeiktedir.

Bu kararla, adı geçen teşkilâta, üye memleketler arasında bazı memnuniyet­sizlikler yer almış ve bilhassa teşkilât başkanı Stikker, İngiltere Dışişleri Ba­kanı ile yaptığı ve hiç bir netice elde e-demediği son görüşmede bu ademi mem­nuniyetin tercümanı olmuştur. Bu suret­le, ham madde bahsinde bütün kararlar bu yeni teşekkül tarafından alınacak, mamafih Avrupa îşMrliği Teşkilâtı adı geçen teşekkülle sıkı bir İşbirliği yapa­caktır.

Teşkilâtın istikbaldeki faaliyeti ikinci mesele üzerinde, yani artan bir istihsal ve ıbunun ahenkleştirilmesi keyfiyeti üzerinde tekasüf edecektir. Bugün toplanacak olan Bakanlar, At­lantik Paktı çerçevesi dâhilinde gittikçe Mr leştir ilmeğe doğru yol alan Avrupa iktisadi siyasetini tam olarak gözden geçirmekle mükelleftirler.

14 Ocak 1951

— Paris :

Türkiye Devlet Bakanı Fevzi Lütfi Ka­ra osmanoğlu, France Press ajansı mu­habirine verdiği! mülakatta, Türkiye ile Almanya arasındaki iktisadi münase­betler meselesiyle iki memleket arasın­daki ticari münasebetlerin gelişmesi için yapılmakta olan müzakerelere temasla şüyle konuşmuştur:

«Almanya'dan geçerken Ekonomi Baka­nı Ehrard ve Federal Cumhuriyetin Av­rupa İktisadi İşbirliği Teşkilâtı nezdin-deki temsilcisi Franz Bluecher ile gö­rüştüm. Beni son derece samimî olarak karşıladılar. Bundan çok mütehassis oldum. Halen iki memleket arasındaki iki tisadi münasebetleri tanzim ve sağlam­laştırmak üzereyiz. Dış ticaret mütehas­sıslarımız Almanya'da bulunmakta ve orada Alman temsicileriyle bilhassa tü­tün meseleleri üzerinde müzakerelerde bulunmaktadırlar. Türk eksperler Al­manya'da kaldıkları esnada ayrıca muh­telif sigara fabrikalarım da gezmişler­dir. Müzakereler 'devam etmekle be­raber şimdiye kadar elde edilen neti­celer son deiece memnuniyet vericidir.» Karaosmanoğlu bundan sonra, Türkiye-ye dönmezden evvel bir kere daha Al­manya'ya giderek önümüzdeki haftanın ortasına doğru Frankfurt'ta Türk ve Alman mütehassıslarının yaptıkları top­lantıda hazır bulunarak elde edilen iler­lemeler hakkında bilgi edineceğini söy­lemiş ve şöyle devam etmiştir:

«Bize karşı gösterdikleri anlayış o dere­ce yüksektir ki, halen yapılmakta olan müzakerelerin çok iyi neticeler verece­ğini ümit ediyorum.»

Bununla beraber Bakan anlaşmanın ne vakit imzalanabileceğim belirtmemiştir.

18 Ocak 1951

— Frankfurt:

Devlet Bakanı F. Lüttfi Karaosmanoğlubu sabah trenle Paris'ten Frankfut'a gelmiştir.

Bilhassa Türk tütünlerinin Batı Alman­ya'ya ihracı mevzuunda Federal Cum­huriyet temsilcileri ile yapılan müzake­relere başkanlık etmek üzere Frank­furt'a gelen Devlet Bakanına Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı Müsteşarı Faruk Sunter ile özel Kalem Müdürü Necmi Aran refakat etmektedir. Frankfurt civarında Halchst'de cereyan edecek olan müzakereleri Devlet Bakanı Karaosmanoğlu namına Ekonomi ve Ti­caret Bakanlığı Müsteşarı idare ede­cektir.

Bu (müzakerelerde Türk Ekonomi ve Ti­caret Bakanlığına mensup mütehassıs­lar da hazır bulunacaklardır.

—Lake Success :

Birleşmiş OVIHietlıar Genel Asamblesi Si­yasi Komisyonu bulgun mahallî saatle 15.30 6a toplanmıştır. Bİrleşük Amerika, Birleşmiş Milletler G-enel Asamblesinin Komünist Çin'in «Kore'de mütecaviz olduğunu» .ilân et­mesini isteyen resmi .karar suretini bu­gün sunmuştur.

Takriben Çin Halk Cumhuriyetinin, Kore'de Birleşmiş Millıeti'er kuvvetleri­ne karşı giriştiği muhasemata son ve-renek kuvvetlerini geri çek'mesi, Birleş­miş Milli etlerin. Kore'de tecavüzü Önle­mek kararının taayîdî, Birleşmiş Millet­lere mensup bütün ımillet ve makamla­rın Ei.nles.-nis Milliertler'in Kore'deki faa­liyetine yardım, etmeleri ve mütecavize müzaheretten kaçınmaları, .müşterek tedbirler komisyonunun vaziyetin müs-tace'liyeKne binaen alınması gıerekeiı mütammin tedbirleri tâyin ederek Ge­nel Kurula bi'üdirinre&i, Genel Kurulun Kore meselesini sulh yolu ile (naJlletmek yolunda vsnmiş olduğu kararın teyidi ve T>u meseleyle meşgul olarak İlik fır­satta Gene: Kurulla temasa geçmek üzene üç üyenin seçitimesi teklif edil-mekfc&dir.

22 Ocak 1951

—Karaşi :

Keşmir meselesini görüşecek oilan Gü-"vemlilk Knseyiniın toplantısında bulun­mak üzere Lake Succsse'e gitmek üzere Londra'ya hareket eden Pakistan Dış­işleri Baaknı Zaferullah Han, şu beya­natıvermiştir :

Kocnünins: Çin HülkÜmetinin Birleşmiş Milletler tarafından ileriye sürülen ateş kes teklifini reddetmesiyle, mütaaıkıp müzakere imüî&nfeunmn ortadan kalktı­ğım sanıyorum. Bu mesele, sadece aka­demik veya nazarı esaslar , dâhilinde karara bsğlanaıcak soydan değil, şu veya Tdu ks.rs.rdan doğacak neticeler meselesidir.

Bütün dâva, dünyayı diğer 'bir silâhlı tecavüzden korumaktır. Henkese düşen mesuliyet te ağur ve ciddidir.

— LakeSuceess :

Komünsit Çin'e karşı süratle İktisadi ve siyasi nıüeyyedeler taıtbik edilmesi malksadıyla Birleşmiş Miletler nezdinde faaliyette bulunacağını Birleşik Ameri­ka Hükümöti açılkça ifaıde etmiştir.

Amerikaiı Murahhası Ernest Grosa, United Press Ajansı muliabirine verdi­ği beyaınnatlta, Cumartesi günü açıkla-na karar suretinin biran evvel mües­sir cezaî tedbirler alnamasi için hazır­lık mahiyetinde olduğunu bilidirmiştir. Bu hafta zarfında kabul e'dülmesi muh­temel alan bahis mevzuu kaırar sureti, Birleşmiş MillietLeırin Pekin Hükümetini mütecaviz ilân etmesini ve 14 kişilik Birleşmiş Milletler Kami'syonunun teoa-vüzü durdurmak üzere munzaan tedbir­ler almasını derpiş etmekledir.

Gross, Müşterek Tedbirler Komisyo­nunun bitr Üki güne kaıdoır çalışmağa başlaıması ve Pekince kaırşı harekete g'eçümesi maksadıyla biran evvel ■müsbat teikıliflerde bulunması yolunda Birleşik Asmerika'nın anausunu ifade etmiştir.

Kendisine tteovıh edilen "bir sual üzerine Gross, Birleşik Amerika'nın Komünist Çin'e karşı ikitisadi. aîblulka ve siyasi .müeyyed&lıer taitbik edilım'esi yolundaki isteğini açıkça belirtmiştiır. Kanaafcince Amerikan karar suretinin kabul edileceğini söyllyen Gross, şunla­rıilâveetmiştir :

For.ııoza ,m:eıse!esi hakkında müzakere­lere girişi'ldiği takdirde Milliyetçi Çin Hüküinıelti de dâhil okmak üzere doğru­dan döğrmıya alâkadar hükümetlerin bu görüşmelere dâhil; o-linıası gerekmeMe-dir.

Gross, Amerikan karar suretinin büyük bir ekserjıyetle kaıbul edileceğ-ini kana­atini taşTimaktadır.

Son ateş kes teklifine Bekin Hükümeti­nin cevabını katî bir ret olarak kabul etomek istemeyen Asya devletleri blofcu Armerikam karar suretimin kabulünü ge­ri bıraktıracak yeni "barış esasları buil-ma& için daha fazva gayret sarfetmek-tedirlor. Mevcut emareler, Hint Heyeti­nin ileri sürdüğü muksJbil teklıifler hak­kında Pekin Hükümetinden izahat iste­yeceği yolundadır.

Birleşmiş Milletler nerede?..

3 Ocak 1951 tarihli En Son Daki-İkaMan

Birleşmiş Milletler .Kore meselesinde çok bir duruıma düşmüştür: Komünist ■Çin ile Kore'mde harbe devam etmek, Sov­yet Rusya'nın Amerika'yı Çin kuvvetle­riyle felce uğratmak ve kendisi Avru-pada serbest kalmajk için uzattığı bir tuzağa tutulmaktır; fakat Koreyî îıarp-siız olarak boşaltmak da dünyayı tecdit eden komünist tecavüzlerine karşı ka­yıtsız kalmaık ve BirleşmSş" Milletlerin iflâsını ilân etmektir. Onun iğin Birleş­miş Milletler öüivenlik Konseyin'deki üç­ler koim.itesm.in: mütareke İle müzakere teklifine Pek'in'in red cevaibı vermesi üzerine ortalama 'bir çare düşünülüyor­du: Çinlilere her iki tarafın askerlerini çekmeleri ve sonra müstakil bir devlet fkuruîmaık leîn müzakereye girişilmesi teklif edilecekti.

îşte Bîrleşfmiş Milletler bu türlü düşün­celer içinde tereddütler geçirirken Ko­re'de sayısı bir milyona yaklaşan Kızıl Çin 'kuvvetleri Birleşmiş Milletler ordu­su üzerine beklenen büyük taarruzunu yapmıştır. Kızılların bu taarruzu madde­ten Kore'ddki Birleşmiş Milletler ordu­suna karşıdır; fakat manen taarruza ihedef olan Lake Success'de toplanan Birleşmiş Milletlerdir. Birleşmiş Millet­ler Başkomutanı Mac Artîhur'a Güney Koreyi müdafaa emrini veren Birleşmiş Milletler Kızıl! Çin'in bu meydan oku­yuşuna ne yapacak? Bunu biLmiyoruz. Fakat bize ıgöre mesele basittir: Üç dört misli üstün sayıda olan miütearrız kuv­vetlere karşı Birleşmiş Milletler ordusu­nun muvaffakiyet ile vazdfe gonmesi için ya süratle yeni kuvvetler gönderilm.esi veyahut atom, bombasının artık ortaya çıkarılması lâzım/dır. Böyle yapıl­madığı ve Birleşmiş Milletler ordusu üs­tün sayıdaki kızıllar karşısında yalnız ve yardımsız bırakıldığı tafedirde Birleşanıiş Milletlerin iflâsı ilân edilmiş olacak­tır. Harpten sorara bütün sulüıçu dünya mil­letlerinin kendisine yürekten ümit bağ­ladığı Birleşmiş Milletlerin resmen iflâ­sını ilân edecek inidir?

BirleşmiyenBirleşmişMillet­ler...

Yasan: M. Nermi

23Ocak195,1tanftHi Yeni Isitan-

îlk dünya savaşından, sonra kısa ömür­lü Milletler Derneği, Birleşik Am'erîka Devlefc Başkanı Wilson'un yardımiyle kurulmuştu. iBu teşkilât, üyeleri bakı­mından, savaşta üıstgel eni erin teşkilâtı idi. Ötelki milletler de barış sevgilerini, piolitiıka olıg-unluklarım ispat ettikçe, üye olabilecekler ve dünya barışının sağlan­masına ellbiırli ile 'Çalışacaklardı. Millet­ler Derneğini Birleşik Amerika Milleti desteklömedi. Politikacıların yayınladık­ları bu konuya sik sık dokunulmakta ve Milletler Derneğinin, umulduğu gülbi i'şleyemamiş olması, Jkinci Dünya Sava­şının alevlenmesini kolaylaştıran başlı­ca selbeplerden biri olarak gösterilmek­tedir. Milletler Derneğinin, teşkilât ola­rak, İş g-örem;eımesi, Birleşik Amerika­nın bu teşkilâtı benimsememiş olmasın­dan değil, üyelerin:, keniditerine gröre bir barış düşünmelerinden ve eski dağıtıcı politika geleneklerine körü (körüne toağ-lanmal'armdajn ileri gelmişti. Bu ehernı-nüeyitîi olayı bir yana bırakarak yalnız Milletler Derneğinin kudretsizliğine gö­re hüküm vermek son derecede yanlış­tır. Millet çerçevesini aşan bu gifoi teş-(kilâtlar, büyük sebepler olmadıkça gev-şeyamez ve kudretsizleşmezler. Biz şim­di, bu kudretsizliğin nasıl gelliştiğini Bir­leşmiş Milletler Teşkilâtında1 görüyo­ruz.

Milletler Derneği, nasıl, mevcut duru­mu devam ettirmek maksadiyle ilk dün­ya harbinden sonra kurulmuşsa, Birleş­miş Milletler Teşkilâtı da Milletlerarası karışıklıkları tam zamanında önlemek ve barışı tehlikeye düşürecek imkânları gidermek fikriyle yaratılmıştır. Bildiği­miz gilbi bu teşkilâtın yaşaması için Birleşik Amerika Devletleri elinden ge­leni yapmaktadır. Artık hiçbir devlet, Amerika bu işi benimsemiyor diye biT şey söyleyemez. Fakat Birleşmiş Millet­ler, ciddî bir dâva karşısında kalınca, hemen karar verecek yerde, Milletler Derneğinin baht yolunu çizen ehemmi­yetli görüş ayrılıklarına düşmektedir. Demokrasi ideallerime bağlı milletlerin bundan derin ve haklı bir üzüntü duya-mamaları imkânsızdır. Biliyoruz ki; Komünist Çin Hükümeti­nin saldırgan sayılıp sayılmaması dâva­sı, günlerdenberi, Birleşmiş Milletler Po­litika Komisyonunda incelenmektedir. Şimdiye değin henüz bir netice elde edi­lememiştir. Söylenen sözleri beyin yıp­ratarak bulunmuş politika terimlerin­den sıyıracak olursak, görüş ayrılıkları­nı küçümsememek zorunda kalırız. Ne kadar şaşılacak İbir şeydir ki; Birleşik Milletler, ciddî zamanlarda karar ver­mek bakımından, eski Milletler Derneği­nin çok gerilerinde kalmaktadır. Mus-solini Italyası Habeşistana saldırdığı zaman, Milletler Derneği, son bir irade hamlesi göstererek karar vermek lü­zumunu duymuş ve 11 Ekim 1935 te hem İtalya'nın saldırganlığı noktasında birleşmiş hem de sanksiyonlarm yürür­lüğe konmasını doğru bulmuştur. Hal­buki; BirleşmişMilletlerin şimdi karş:

karşıya kaldığı dâva Habeş dâvasından kat kat ehemtmiyetlidir. Komünist Çin, üye milletlerden birine ka>rşı değil, bü­tün Birleşmiş Milletler teşkilâtına ve onun, Uzaikdoğu barışı için kahramanca güreşen ordusuna karşı saldırganlık suçunu işlemiştir. Üstelik, bu saldırgan Çin, üye de değildir.

Son aldığımız haberlere göre, sanksiyon-lara hemen .geçilmemek şartiyle, Batılı demokrasiler, Amerikan görüşünü des­tekleyebileceklerdir. Demek oluyor ki; saldırganlık konusu üzerine bir anlaş­maya varılırsa, daha ziyade formül an­laşması yolu seçilmiş olacaktır. Böyle fbir anlaşmanın dünya politikasındaki yapıcı tesirlerini anlamak gerçekten çok güçtür. îrade ve karar isteyen tarih durumlarında formül anlaşmalarının nasıl bir değeri olabilir? Çin'e karşı yöneltilecek sanksiyonlarm tepkilerini 'büyültemıediğknaz gi-bi küçültenleyiz de.. Çim, uzun savaşlar yüzünden çok yıp­ranmış ve ekonomik kudreti de temel­lerinden sarsılmıştır. Onun için bu mem­leketin hem ithalâtı, hıem de ihracatı saniksiyonlarından büyük zararlar gör­meyebilir. Fakat ekonomik bakımdan olduğu kadar, geniş ülkeyi birbirine (bağlayan yollar bakımından da elveriş­siz bir duruma düşmüş bir Çin için dı­şardan gelen her damlanın çok büyük bir ehemmiyeti vardır. Bunu da hiç kü­çümsememek gerekir. Fakat hepsinden de daha eihemmiyetli olan ibir şey varsa o da, Birleşmiş Milletlerin nihayet bir kudret olarak belirmesi zaruretidir. Türkiye bu son politika tezini benimse-ımökle, şerefini sezmiş bir üeye olduğunu göstermiştir. Tebliğde ilâve edildiğine göre Birleşmiş Miletier kuvvetlerinin Doğu kesiminde ağır bir düşman tazyüki karşısında bu­lunduklarını teslim etme'ktedir. Tebliğde ilâve edildiğine göre Birleşmiş Milletler hava kuvvetlerine mensup u-çaklar dün Kore harbinin başlangıcın­dan beri ilk defa tesadüf edilen büyük bir hava hücumuna geçmişlerdir.

Dün tek foir günde bu uçaklar 812 çıkış yaparak rekor kırmışlardır. Bundan ev­vel tek bir günde yapılan çıkış 80O idi.

3Ocak 1951

—Kore :

Bir Türk eri, kendisini bulan 25 inci' A-merikan, Tümenine mensup bir manga­nın erleri arasında büyük bir sempati yaratımağa muvaffak olmuştur. Bir kelime İngilizce bilmediği için kim­senin ismini ögrenemediği bu er, bir keşif hareketi esnasında kaybolmuştu. Kendisini bulan 25 inci Amerikan, Tü­menine mensup mangada da «Türk» is­mi ile tanınmıştır.

Er, bu manga ile bidkaç gün geçirmiş ve arkadaşları ile işaretler vasıtasiyle anlaşmıştır. Er kemdi birliğine iltihak için hareket ettiği zaman Amerikalı ar­kadaşları çek müteessir olmuşlardır. Ça­vuş şunları söylemiştir : Bu küçük muharip harikulade idi." Her şeyde bize yardım etti-. Hiç kimsenin, yapılması icap eden şeyi kendisine izah etmesine hacet yoktu. Sanki 6 ncı bir hisse malikti.

Çavuş, Türk eri hareket ettiği zaman mangasının en mükemmel erini kaybet­mekten, mütevellit derin bir tessür duy­duğunu söylemiştir.

4Ocak 1951

—Tokyo :-

Perşembe günü neşredilen Mec-Arüıur tebliğinin son cümlesini müşahitler yeni Suwon4dhön-Won;ju müdafaa hattının Birleşmiş Milletler kuvvetleri tarafından tutulmayac£ğı ihtimalinin bir belirtisi olarak tefsir etmişlerdir. Bir kere daha Çin komünistleri merkezi Kore'deki dağ­lar boyunca Seul'un 100 kiîome'ire doğu-

sunda bulunan V/onju'ya doğru, Birleş­miş Milletler kuvvetlerine karşı geniş bir çevirme harekti yapmaktadırlar. Mac-Arlthur'ün tebliğine inanmak lâzım ge­lirse al!tı Çin ordusu ve Hungnam tahli­yesinden sonra serbest kalan iki Kuzey Kore kolordusu birlikleri Seul mıntaka-sını müdafaa eden Birleşmiş Mîlletler kuvvetlerinin sağ cena'hma ve Güneye ilerlemeye doğru başlamışlardır. Seul, Pyongyang'da olduğu gibi muharebesia terk edilmiş ve geniş bir çekilme hare­keti başlamıştır. Emniyet sebeplerimden dolayı yeni Çekilmenin nerede duracağı­nı söylemek İmkânsızdır.

Tebliğler umumiyetle kapalı bir ifade ile kaleme alınırken Perşembe günkü tebliğ «Wonju'nun düşmesini düşmanın Chcohon, ybnju ve Andong'tan geçen ve Pusan'a giden yoldan istifade etme­sini sağlıyacağmı açıkça beyan etmek­tedir.

9 Ocak 1951

— Ttolkyo :

Mac Arithur genel karargâhından bugün yayınlanan tebliğin metni aşağıdadır: Komünist Çin kuvvetleri Kaesong ve Seul'un Güneyinde ilerlemeğe devam et­mektedirler.

Cephenin Batı kesimimde düşman kuv­vetleriyle Birleşmiş Milletler kuvvetleri arasında şidedtli çarpışmalar cereyan etmektedir.

Komünist kuvvetler Kumdıon'un 3 üâ 4 mil Güney Doğusunda bulunmaktadır­lar.

Cephenin merkez ve Doğu kesimlerin­de Birleşmiş Milletler kuvvetleri mevzi­lerini kuvvetlendirmeğe devam etmiş­lerdir.

Beşinci Hava Filosuna mensup hafif bornlbardıman uçakları Kimpo hava ala­nını ve Seul'u bombalamişiardır. Seul'un Doğusunda komünistlerin işgalimde bu­lunan köyler bu uçaklar tarafından hü­cuma uğramışlardır.

Öğleye kadar bu uçaklar 300 e yakın çıkış yapmışlardır. Bugünkü hava akın­larında komünist işgalinde bulunan 130 bina hasara uğratılmıştır, tki düşman tankı ve beş taşıt vasıtası tahrip edilmiştir.

Khee, Çin kuvvetlerine kütle halinde karşı koymak üzere topyekûn bir se­ferberliğe girişilmesini istemiş, silâh bekleyen 800.000 gence ilâve olaraJk 250.000 Güney Koreli döğüşmeğe hazır beklemekitediır, demiş ve şunları ilâve etmiştir:

Güney Kore Hükümeti, Komünist sal­dırganlarla SEivaşlmak üzere kütle ha­lindeki orduyu tarihiz etmek için silâh temini hususunda Birleşik Amerika'ya ■defadarca başvurmuş bulunmaktadır.

-— Tokyo :

İnanılır kaynaklardan öğrenildiğine g'öre, General Mac Arithur'ün komutası altındaki Birleşmiş Milletler kuvvetleri Kore'de mağlubiyete"uğramış değildir ve Kore'den çekilmiıyec eklerdir. Bilakis yeni bir taarruza geçmek için emir bek­lemektedirler.

Diğer taraftan ITnltes Press Muhabiri­nin haber aldığına göre, Kore'den gön­derden haiberler üzerindeki sansürün kaldırılması düşünüknektedir. Ve Mao Arthur, sansürü kaldırmak için Was-hington'un mütalâasına müracaat et­miştir.

Diğer taraftan iyi haber alan Kaynak-lardan öğrenildiğine göre. General MaıC Arthur, Çin'in borbsımdıman edilmesini ve gerekli diğer tedbirlerin alınmasın: meneden takyidler karşısında ne şekil­de harekat edeceğini kararlaştırmak üzere BirleŞmiiş Milletlerden talimat b&kl emektedir.

— 'Sekizinci Ordu Genel Karargahı: Cuma aikşamı yayınlanan resmî tebliğe göre, Doğu Merkez kesimimde son 24 saat oldukça sakin geçmiştir. Birleşmiş Milletler 'kuvvetleri yalnız düşmanla değil,aynızaımanda Şiddetlisoğukve

kar fırtınası ile mücadele etmektedirler. ■Kar kalınlığı bu bölıgede 20 satinme yükseltmiştir. Wonju bölgesinde ise bir Amerikan Alayı mahallî saatle 14 de "VVonju'nun Güney _ Batısında bir mevki­de taarruza geçmiş ve havan toplarımın

da yardımile Kamllan iyice hırpalamış­tır. Öğleden sonra saat 16.40 ds hare­kât sadece piyade tüfeklerinin ateş tea­tisine inhisar etmiştir. Diğer taraftan uçaklarla yapılan keşif­ler neticesinde Wonju'd£n Güney isti­kametine ilerleyen ve bazı mıntakalarda istihkâmlar ksjzan dört Komünist Alayı müşahede edilmiştir. Yine keşif uçak­ları neticesinde Wonju'nun Güney - Do­ğusundaki kesimde kızılların kuvvet yığdıkları tesbiitedilmiştir.

— Londra :

B. B. C. Radyosu tarafından Avrupa ve Uzak-Doğudaki dinleyicilerine yayın­lanan bir yorumunda,' tanınmış İngiliz tefsircisi Geoffrey Hudson, Kore'de sa­vaşmakta olan Türk Tugayı hakkında şöyle demiştir :

Son haftalar içinde Kore'de cereyan e-den savaşlarda Türk Tugayı, Mirleşmiş Milletler kuvvetleri arasında bilhassa temayüz etmiştir. Birleşmiş Milletler or­dusu Kuzey Kore'den çekilmek zorunda kaldığı zaman, Türk Tugayı harekete geçmiş ve 4 gün süren müessir savaş­lar vererek ve kendinden sayıca pek üstün kuvvetlerle çarpışarak Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin geri çekilmesini emniyete almaya muvaffak olmuştur. Bu kahramanca hareketten sonra,, Ge-narel Mac Arthur yayınladığı bir tebliğ­de, Türk Tugayının kafhralmaîilığmı öv­müş ve bu birliğin, Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin uğradığı talihsizliğin felâ­kete müncer olmaması için sarfettiğl ■gayreti belirtmiştir. Bu savaşlar sıra­sında Milletlerarası güvenlik uğrunda çarpışan Amerikan, ingiliz ve Türk bir­likleri arasındaki dostluk ve işbirliği, Güney Kore'nin müdafaası için girişil­miş olan harbin, Batılı «emperyalist» ordular tarafından Asya'nın işgalinden 'başka, bir şey olmadığı yolunda, Sovyet ve komünist Çin propaganda mekaniz­maları tarafından ileri sürülen iddiala­rın tamamiyle yanlış ve esassız olduğu­nu göstermiştir.

Tarihte bundan önceki bazı hâdiselerle ispalt edilmiş olduğu veçhile, Türkiye'den Rus emperyalizmine karşı mukavemet politikası, Amerika'nın Truman doktrini çerçevesi dahilinde yaptığı yard'jn, ne­ticesinde doğmuş olmayıp bilâkis, Türkiye'ye bu yardımın yapılmasına yol açmıştır. Türklerin, müessir bir yardım temini hususunda, Amerika'dan teminat almalarından pek çok önce, Sovyet ik­tidarına itimat etmeyişi, ikinci dünya harbini takip eden. devre zarfında en cesaret verici hâdise olmuştur. Diğer milletlerden hiçbiri millî bağımsızlığını müdafaa etmek ve kuvvetlendirmek hu­susunda Türkiye kadar azimle çalışmış değildir.

Birinci dünya harbi sonlarında ve eski Osmanlı İmparatorluğunun çöküşü sı­rasındaki karışık devrede Kemal Ata­türk bu bağımsızlığın müdafii olarak İleri atılmış ve müttefikler tarafından Türkiye'ye kabul ettirilmek istenilen şartların esaslı bir şekilde değiştirilme­sini sağlamaya muvaffak olmuştur. Bu sıralarda Türkiye, yend kurulmuş olan Sovyet Rusya'nın dostuydu. Mussoüni İtalyası tehlikesi karşısında Türkiye, îngütereyle ittifak ettiği zaman bu itti­fakın Rusya aleyhine müteveccih olmı-yacağı açıkça belirtilmişti. Bu suretle Türkiye taahhütlerine sadık kalmış olu­yordu. Bununla beraber, Hitler ile Stalin 1951 da, Polonya'nın işgaline mün­cer olan meşhur antlaşmalarını imzala­dıkları zaman. Rusya, Türkiye'ye karşı o kadar mütecavizane bir durum almış­tır ki, Türkiye, Sovyet Rusya'ya karşı taMbefctiğl politikayı tekrar gözden ge­çirmek zorunda kalmıştır. Hitler'e karşı girişilen harbin nihayetinde, Sovyet or­duları Doğu-Avrupa memleketlerinin çoğunu işgal edip her tarafta komünist­ler tarafından kontrol edilen peyk dev-letler kurunca, Rusya, Karadeniz ve Akdeniz'e açılan boğazların kontrolünü sağlayacak olan üslerin kendisine veril­mesini İsrarla istemeğe başlamıştır. Bu talepleri, tehditler takip etmiştir. Tür­kiye, kuvvetli komşusunun tehditleri karşısında tek başına, bulunmakla be­raber bu tehditlerden katiyen yılmamış­tı. İşte ancak o zamandır ki, Başkan Tru-man, Birleşik Amerika'nın Türkiye'nin mukavemetini destekliyeceğini bildirdi. Bu beyanatı Türkiye'nin kalkınarak or­dusunu teçhiz edebilmesi ve iktisadi ge­lişmesini daha iyi sağlayabilmesi için bir ekonomik yardım takip etmiştir. Türkiye, Rusya tarafından vaki olabi­lecek herhangiâni bir taarruza karşı, hazır bulunabilmek için ordusunun bü­yük bir kısımını seferber etmiş ve son. üç sene zarfında kuvvetli bir orduyu silâh altında tutmuştur.

Türk Hükümeti, dünyanın hiç bir za­man doğrudan doğruya ilgilenmiş ol­madığı bir bölgesine kuvvet gönderdiği zaman, her halde bir gün kendisinin de Birleşik Amerika'dan askerî yardam, ta­lep edebileceğini ve bu sebepten Ame­rika'nın başlıca mesuliyetini yüklenmiş bulunduğu Milletlerarası bir teşebbüse katılmasının ihtiyatlı bir hareket ola­cağını düşünmüştür. Bu hareket, her memleketin, kendi menfaatlari doğru­dan doğruya bahis mevzuu olmasa dahi, kendisi de bir gün tehlikeye düşünce diğer memleketlerden aynı mahiyette bir yardım talep edebilmesi için, tecavü­ze karşı koymakta işbirliğine iştirakten ibaret olan müşterek güvenlik prensip­lerini Türklerin anlamış olduklarını ifa­de edişin diğer bir şeklidir. Türkiye, yalnız bu hareketteki kendi menfaatleri sebebiyle ve herhalde Çin'e karşı has-mâne bir tavır taşınmış olmak için de­ğil, uzağı sezen siyasî idarecileri Bir­leşmiş Milletlerde ve bu teşkilâtın oto­ritesinde dünyanın daha küçük mem­leketlerin bağımsızlık ve toprak bütün­lüğünün en kuvvetli teminatını gördüğü için Kore'ye asker göndermiştir. Sayıca az fakat ruhça büyük olan Türk milleti geleceğini, mütecavizi yatıştırmaya ça­lışmak veya hürriyet her .gün bir mem­lekette tahrip edilirken, çekingen bir tarafsızlık politikası taikip etmekle de­ğil, Devletlerarası nizamı müdafaa maksadiyle hür milletler safında azimle yeraimsk suretiyle temin etmek iste­mektedir.

Türk tugayının, Uzak-Doğuya gönde­rilmesinde diğer bir mâna daha vardır. Türkiye 19 uncu asırda, Hindistan, Çin ve Japonya giıbi, Avrupanm iktisadî ve siyasî bakımlardan yayılmasının tazyi­kini hissetmiş ve diğer birçok milletler gibi yeni reformlar yapmak ve modern dünyaya uymak meselesiyle karşılaş­mıştır. Türkiye'nin bu şekilde değişmesi (bir çok gayretler sonunda Kemal Ata­türk tarafından sağlanmıştır. Atatürk, siyasî, idarî ve içtimai reformları ka­bul ettirmek^ için şiddete dayanan bir dünya ihtilâli doktrine^ bağlanmaya ve-

image001.gifya, Avrupayla Amerika'nın daimî düş­manı olarak Kr emlinle ittifak etmeğe lüzum bulunmadığım bütün dünyaya ispat etmiştir. Türkiye de, Çin gibi, bir içtimaî ihtilâl devresi geçirmiştir. Fa-■kat Türkiye totaliter istibdadı devletin en yüksek ve nihaî şekli haline getiren ■bir sistelmıe ■gitmeksizin, karşılaştığı me­seleleri milliyetçi ve demokratik bir esasa dayanaralk halletmesini b:ilmıiştir. Tek bir parti Türkiye'de senelerce ikti-ıdarda kalmış olmakla berlaıber serbest (bir [muhalefetin de dahil olduğu parlö-manter demokrasi idealini öyl'esine ka­bul e'tmişifeir ki, muhalefet partisi son seçimlerden muzaffer olarak çıkmıştır. Bu hâdise devleti zayıflatmamış, alîsine Türk milletinin siyasî olgunluğunu ve tesanüdünü ispat etmiştir. Atsyada şart­ların daima nazik olduğu ve komüniz­min milletleri kurtarması mümkün tek çare olarak gösterildiği bölgelerde, is-lâlhat yapmtaik istiyen şeflerin, Türkiye ■misalini dikkatle tetkik etmeleri ve bu suretle bir mdlletin komünizmin çizme­diği bir terakki yolunu takip etmesinin nasıl mümkün olduğunu görmeleri el^-zemdir.

17 Ocaik l95l

— Tokyo :

Kore'de ateş kesilmesini derpiş eden Birleşmiş .Milletler teklifini komünist Çin Dışişleri Bakam Şu En Lay bugün redddbmiştir.

Pekin Radyosunda bugün Çin lisanında yaptığı konuşmada vaziyetinin 22 Ara­lıkta ateş kes tekliflini reddettiği za-manlkinin aym olduğuna: belirten Çin ıDışişleri Balkanı yeni yapılan teklif îıalkkindaşunlarısöylemiştir :

— Bu teklif sade BirleşikAmerikakuvvetlerinedinlenmekimkânını vere­cektir.

— Formoza Adasından ve 'boğazındanAmerikan silâhlı kuvvetlerinin geri çe­kilmeleri ve Uzak Doğu meseleleri kon­feransı gündemine alınmalıdır.

— Bu konferansa: Çin Halk Cumhuri­yeti,Sovyet Rusya, Fransa,ingiltere, Birleşik Amerika,HiTUdistan. ve MısırÖştirâık edeceklerdir.

Yedi devlet konferansında, Birleşmiş milletlerde Çin Halik Cumlıurî yetinindurumu tâıyin edilecektir.

4 — Bu konferans Çin topraklarında yapılacaktır.

19Ocak 1951

—Tokyo :

Mac Arfthur Genel Karargâhın aan neş­redilen tebliğ, Kore'de hizmet gören Amerikajı generalleri arasında bir devir sistemi kurulduğunu haıber vermektedir. Telbliğ şöyle devametmektedir :

Hartbiye Bakanlığı Kore'de saıvaşîara iş­tirak eden 'generallerin tecrübelerinin Amerikan savaş kudreti seferberliğinin zarurî kaldığı dereceye varmasını temim etmek maksadıyla bir- devir sistemi te­sisi arzusunu izhar eyledi. Komaı-tanlıik, Kore'de bu derece temayüz eden fevka­lâde muktedir şeflerinden aiyrıldığı esef­le kaıbul etmiştir.

Şimdiki halde 24 üncü Tümen Komuta­nı General Ohurch ile 7 nci Tümen Ko­mutanı General Ba-rr'm değiştirileceği resmen haber verilmiştir, öteyanidan hatırlarda .olduğu gibi, Uzaik Doğudaki Amerikan, Bomibardıman Uçakları Kuvvetleri Komutanı General' O Donnell, Birleşik Amerika'ya çağrılmis ve vazifesine muavini General Briggsgetirilmiştir.

23 Ocak 1931

—Londra :

Tanınmış İngiliz yoruımcul arından J. M,. Spey şunları yazmaMadır : Türk yaralılarına memleketlerine götür­mek üzere İngiliz hava kuvvetleri ta­rafından Kore'de ihdas edilen hava ser­visi gayet iyi işlemektedir. Batı Avru-panm diğer memleketlerine de aynı ko­laylıkların temini- düşünülmektedir. Hastings tipinde hususi surette hazır­lanmış hasta nakliye uçakları Tokyo'da Hane«3a Hajva Alanından kalkarak teda­vi için anavatana dönen Türkleri taşı­maktadırlar. Bu erler, Çinliler Güneye* doğru ilerlerken Türk Tugayını çember 'içine aldıkları zamıan; cereyan eden müt­hiş savaşlar esnasında yaralanmışlardır. Arslanlar gübi savaşan Türkler kurtul­mak için düşmana süngü ile hücum et­miş ve ağır kayıplara uğratmıştır. Fa­kat bu hücum, neticesinde birçok Türk şehitdüştüğü gifbimuharebemeydanmda birçok da yaralı kalmıştır. Bu ya­ralılar Kore'deki İngiliz ha'stahanesinde ve Tokyo civarında İnlgiliz Milletler Top­luluğu Kuvvetleri Kampının küçük has-tafaanesinde tedavi edilmişleridir. Bu hastahanelere Türk yaralıları gel­meye 'başladığı zaman Birleşmiş Mil­letlere mensup bazı kuvvetlerin ya­ralılarının naklinin 'büyük müşkülât doğurduğu anlaşıldı.

—KoneCephesi :

Batı cepihesindeki müşterek Tünk-Aıme-rikan birliğine refakat eden United Press Muhabiri William Burson bildiri­yor :

Türk piyadeleri ve Amerikan tankçıları dün komünist Çinlilerle Kfore harbine girdikleri günden bdrl aldıkları dersle­rin en acısını talttırmi'Şlardır. Bu ders, soğuk ve sıcak çeliğin işbirliği netice­sinde verilmiştir.

Hâdise, Îçon-Suwon yolunun ortasında bulunan Kuimyan.gj.ang- şehrinin bekle­nildiğinden önce zapt edilmesidir. Şehir bir Türk piyade talburu ile Ame­rikan hafif tanklarından* mürekkep müş­terek, kuvvetler tarafından alınmıştır. 'Strateji bakımından bu iş basit olarak şu şekilde hall-ödil'miştir: Amerikan tariki arının 75 miliımetreliik topları Çinlileri siperlerden çılkmaya mecbur etmiş ve bu anda Çinliler kes­kin Türlk süngüsü ile karşılaşmışlardır. Şehrin 27 saat önce ele geçirilişi, Türk­leri ve Amerikalıları çok sevindirmiştir. Tanlk Bölüğünün Kumandanı Amerikalı Yüzbaşı Raymond Riıggsfoy, «bu işe ha­kikaten çok sevindim,. Bu taarruz düş­mana Türk sürigüsünün ne demek oldu­ğunu bir defa daha göstermiştir. Türk­ler ,çok kahramanca d öpüşüyorlar. Şehre 27 saat önce girmeğe muvaffak oldu­lar. Şehre tanklarımız ve piyademizle ımuntazam bir şekilde girdik. Çinliler küçük çaplı silahlarla üzerimize ateş ediyorlardı. Onların şehrin Günıey-Doğu-suttida bulunan başlıca vadiye bakan te­pelerde olduklarını gördük. Şehrin mer­kezine geldiğimiz zaman havanları ile ateşe başladırlar. Bir menmli en öndeki tankın bir kaıç metre ilerisine düştü. Silâhlarımızı bu tepeye tevcihederek 400 - 500 metre mesafeden üzerlerine ateşe başladık, önce 30 ve 50 milimet­relik toplarımızı kullandık. Şaşırarak tepeden aşağıya inmeye başladıkları sı­rada 75 milimetrelik toplarımızı hare­kete geçti. Ve nihayet Türk süngüsüyle karşılaştılar, işte Ku-myangjang' zaferi­ni böyle kaza'nıdik» denıişltir.

28 Ocak 1951

—Tokyo:

General Mac Arthur, Bu sabah saat 8.;10 da Tokyo'dan hareket ederek Seul'-den 25 kilometre mesafede bulunan Su-won Hava Alanına inmiş ve General RMgvray tarafından .karşılanmıştır. Mac Aröıur verdiği beyanatta şunları söylemâştir :

Buraya ilik defa bu sefere başlamak ü-zere 7 ay evvel .gelmiştim. 'Bugünün ta­hakkuku için çarpıştığımız gaye Kore'­den daha mühimdir. Bu, Asya'nın hür­riyetidir.

Birleşmiş Milletler Başkomutanı, bu­günlerde iyi haiberler aldığı Kore hrafo-ceıbhesini 9 uncu defa ziyaret etmekte­dir.

Ridgvvay, Başkomutana 1 Ocaiktan bu­güne kadar asgarî 40.000 komünistirr öldürüldügünü ve 120.000 inin de yara­landığını bildirmiştir. Cuma günü elegeçiırilen Suwon Hava Alanında Başkomutanı karşılamak üze­re birçok general toplanmıştı. Bunlar arasında Türk, İngiliz ve Güney Kore komutanlarıda bulunmaktaidi.

—Tokyo:

General Mac Arthur, bugün uçak hü-cumlarıyla baştanbaşa harafo bir hal& gelen S,uwon'ûa Birleşmiş Milletler ala­yının tarassud mahallini teftiş etmiş­tir, Şehrin eski dıvarlariyle kapıları da. yıkılmıştır.

Alay Komutanı Generale, Çinlilerin ta­arruz etmeden önce öttürdükleri bir neıvi boru vermiş, General de köyle de­miştir :

Gürültü, Çinlilerin büyük silâhıdır. Gü­rültü ile korkutup düşmanlarının mane­viyatlarını kırmağa teşebbüs ederler.

—(Kore Cephesi :

Türk kıtalarının Batı cephesinde aldık­ları Çinli esirlerinsöylediklerinegöre

Kore'deki Çin kuvvetlerine müdafaada kalmak emri verilmiştir. Bu esirler, yüksek rütbeli subayların Mukden'de bir toplantıya çağrıldıklarını ve Çin kuvvetlerinin halen Seul'de toplan/makta olduklarınıilâve etmişlerdir.

Esirlerin iyi gıda alamadıkları yüzlerin­den belli oluyordu. Ayaklarında bir kıs­mı ketendenyapılmışbir nevitenâs

kunduraları vardı. Bol gıda alamadık­larını ve Kuzeyden büyük güçlüMerle ulaştırıldığından- mühimmat darlığı çek­tiklerini söylemişlerdir. Batı cephesinde son günlerdeki mahdut taarruza iştirak eden Türk kıtaları iler­ledikleri 3 gün içinde 500 Çinli öldür­müşlerdir, 50O de esir almışlardır. Ken­di kayıbları 4 ölü ile birkaç yaralıdan ibarettir.

En başta uzlaştırıcı rol oynayan ve Pe-itm HükliLmdtiyle temas eden HintKs-feanidır. Nettim, Çin Hükümetiyle konu­şulmasında ısrar gösteriyor ve Aimeri-toa'ınnn siyaısetüni açıikça benikıt ediyor. Bir de Arap ve Asya dıevlıetterinden on iki kişilik tair ıgmp var ki bunlar da, Çin'im tekiri: ettiği yedi devlet konfe­ransının hemen toplanmasını istiyorlar. Aımerika, Çin'in mütecaviz ilân edilsme-si haıkıkinldalki teklifini! Siyasi Komis­yondan püçjbe ilki ekseriyetle geçirebilir. Çünkü bütün Cenuibî Amerika devlet­leri kendisiyle iblrMktir. Fakait birçok Avrupa ve Asya devletlerinin aleyhte rey vermeleri vıeya müstenlkif kalma­ları kararımın kuvvetini ajzaltaoaJktır. Bundan doilayi konuşmalara 'devaan et-meıktedilr. Amerika'nın kaaatmce, her türljü uz'laşmaya başvurulmuş, hatltâ son teklifle Çin'e karşı tavizlere ileri gâdilımiştir. Bundan sonrası zararlı olur ve kamünLstl'er'e cesaret verir. Nihayet İstediği de Çin'in sadece mıüTtecavÜz ol­duğunu ilân ehmeMten iibar-etitir.

İngiltere ise, 'böyle bir kararın Çin İle her türlü anlaşma kapılarını kapıyaca-ğmdan, Atmıenüka'mm tou kaı^ardan son­ra Çin'e karşı hardkıeit'lıeıre girişmek is­temesinden endişe ediyor ve Ajsya do-ininyoilaTKO'in yatıştırma siyasetimden ayrılmak daişinegelmiyor.

Eğer denediği gibiKomünist Çi­n'in eevabu, Birleşmiş Milletler arasın­da ve Batı siyaset cepheSinıâe ayrılıklar yaraitma'k hedefini gütmüş ise bumda muvaffak olmuştur. Çünkü Ramüaıisit Çin'e karşı şiddet hareiketi, hatltâ daha fazla tavize gitmemek filkrl iyice gevşe-'iniştir. Komünist Çim, bu Jaararsızlıgı arıttırmak içtin, 'Hindistan vasitasiyle üç teklifte dalha bulunimuş, fıakalt Kore'de aiteş kesmek emri vermeden önce yedi devlet »konfaransinm toplanmasında ıs­rar etmiştir. Maiksadı Birleşmiş Millet­ler içinde görüş ayrılığını devam etti-reüî vakit kazanmak mı? Yoksa Ame­rika'yı yalnızlığa sevkeitmekmi?Her

ikisi de oüaibilir, her ikisi de olmakta­dır.

Kore'de Birleşmiş Milletler karariyle büyülk fedalkârlı'klara girişmiş oilan Amerilkıa, mütecaviz, Komünist Çin gibi tehlükeM biir döv^et olunca herkesin ge­rilediğini ve yalnız kaldığını hissetmek­te, bundan derin acı duymaktadır. Aımerika, Blirlıeşmaş Milletlerin, bilhas­sa înıgiılltere ve Fransa'nın kararsızlı­ğında. «Müşterek emniyet» fikrinin çü­rüklüğünü seamektıe, bu ihtiyatı anlamajmakitadır. «De IMonlde» gazetesinin Vasiınıgton muhlabiri 22 tarihin yazısın­da, Am&rilka ePkânndaki salbırsızîlığı belirterek Avrupa'mın bu çekin;genlllğti-nin Aimerilkıa'yı tek başına Ihareikete mecburedebileceğini bildiriyor.

Tdhl:;ke ille yanyaına gelmiş olan Hin­distan Komünist Çin'in — Kore mülkâ-f atiyi eyatıŞtınimasmı istemekte halklıdır. Asya deivlıstleri eltoette vaikit :kal^anımayı tercih, iedierler. İngiltere, menfaaitlıerii baikımımıdan ve Dominyon­ların teslniyile, uzlaşma yolunun kapan­mamasını islter. Fransa, Koımıünist Çin'­le konuşmanın HİnÜl Çin'i meselesini de halletmeye yarayacağını umar. Bü­tün BMeştmüış Mllle'fcLer, Komünist Çin cliolaiyıs'iylıe Sovyet Rusya'nın hanbe ka­rışmasının — en az ihtimal ile dahi — ön'lemeik- arzusunda frakındırlar. Niha­yet Kare harbi tecrübesi, Birleşmiş Mil­letlerin ve Almeritea'nın, askerî kudret bakımımdan., henüz her mütecavizi ön-leyeoök durumıda olmadıklarını göster­di. Bu sebepler dolayısiyle Komünist Çin'e karşı hier karar ve harekette ih­tiyatlı olmak belkii de günün en akıllı siyasetidir.

Faıkat bu manzara karşısında insan, bitıassa baleler, kendi kenidine şu suali sormaktan geri kalamıyor : Mütecaviz güçlü kuıvVetli Olunca ve bu tecavüz — uzakitan uzağa dahi genişleme ihtimali gösterince Birleşmiş Miletler hemen geri .mi basacalklar ve müstevliye ağız­larını açmakitan dahi kork&calklar imi? Manza;ı-anın gösterdiği asıl tehlike bun­dadır.

—Londra:

Batı Almanya'daki İngiliz malî mümes-.silliğine General SMney Kırkman tâyin edilmiştir. Eu tâyin, .Batı Almanya'daki İngiliz savunma 'kuvvetlerinin takviyesi hususunda alınan kararlardan sonra ya­pılmıştır.

İngiliz Hükümeti Federal Almanya Hü­kümetinin masraflarını mümkün olduğu kadar azaltmak istediğinden, Batı Al­manya'da askerî kuvvetler sayısının ar­tırılmasından mütevellit yeni masrafları en ince teferruatına kadar incelemek üzere buraya ibir uzman göndermeye İtarar vermiştir.

13 Oeak 1951

—Klel:

Almanya'daki İngiliz Yüksek Komiseri dfoon Kirckpatrik, bugün yap'tığı bir ba­sın toplantısında demiştir kî:

«Almanya'nın gelecek ay içinde dış si­yasetinin idaresini kendi eline alacağını zannederim. Lâkin bu hal, pürüzlü, Al­manya harb borçları meselesinin halline bağlıdır.

Geçen senenin Eylül ayında New-Ycrkta üç dışişleri bakanı tarafından tasvip e-dilmiş bulunan işgal statüsü tadilâtı, Batı Almanya Hükümeti, nazilerin eski borçlarını tanıymcaya kadar tetbik mevkiine konamaz Nitekim Bonn Par­lâmentosu komisyonları böyle bir 'mesu­liyeti tasvipten çekinmemişlerdir. Kir-ckpatrik dün gece Hamburg''da söyle­miş olduğu «Almanya Batı müdafaası uğrunda fedakârlık yapmaya hazırlan­malıdır» sözünü tefsir ederek, bununla Almanlar Doğu ile Batının yeniden bir­leşme ümidinden vazgeçmelidirler, de­mek istemiyorum. Birleşme çoğu 3umse-nin sandığından çok daha evvel de te­celli edebilir. Fakat her şeyden önce lâ­zım, olan şey müm'kün olduğu kadar sü­ratle kuvvetlenmektir» demiştir.

14 Ocak 1951

—Bonn:

Adenauer, Batı Almanya'daki bütün radyolar tarafından yarın Alman hal­kına yayınlanacak olan beyannamesin­de Alman, ve yabancı basım huzurunda, Doğu Almanya Cumhurbaşkanı Grote-wohl'ün Almanya'nın birleştirilmesi yo­lundaki teklifler karşısında Batı Al­manya'nın durumunu izah edecektir.

Adenauer, kabine üyeleri ve parlâmen­todaki grup şefleriyle haftalarca müza­kereden sonra hükümetinin, bazı şart­larla, Grotewohl'ün teklifleri üzerinde müzakerelere girişmeğe hazır olduğunu ■bildirecektir.

İyi haber alan çevrelerden elde olunan bazı malûmata nazaran Federal Hükü-imetin ileri süreceği şartlar şunlardır:

— Dört işgal bölgesinde müttefik veyamilletlerarası(kontrol aütmdaserbest
umumi seçimlerin yapılması,

— Doğu LAlmanya Hükümeti tarafın­dan bu seçimlerin neticesine hürmet edileceğine dair teminat verilmesi,

— Halk Polisinin mevcudu ve silâhla­rının azaltılarak normal güvenlik polisi vaziyetine getirilmesi,

— Almanfabrika ve sermayelerininSovyetbölgesindenRusya'dakisınai
tröstlere nakledilmesine son verilmesi,

5— Doğu Almanya Hükümetinin Po­lonya ile bir sene evvel yapmış olduğu
ve Öder - Neisse hattının hudut olaraktanınacağını derpiş eden Goerlitz anlaş­
masının muvakkat mahiyettaşıdığının bildirilmesi.

30 Ocak 1951

—Bonn;

Dün kabinenin Schuman plânım görüş­mek üzere yaptığı fevkalâde toplantı­dan sonra Federal hükümet sö'zcüsü şu demeci vermiştir:

«Halen mevcut güçlüklere rağmen Av­rupa çelik ve demir sanayiinin birleşti­rilmesi hususundaki anlaşma Clıunıan plânı kongeransma iştirak etmiş olan memleketler arasında yakında parafe edilecektir.

image002.gif4 Ocak 1951

—İstanbul :[

Paris'te toplanacak Avrupa İktisadi İş­birliği Bakanlar Konseyinde memleketi­mizi temsil edecek olan Devlet Bakanı Fevzi Lütfi Karaosmanpğlu ile birlikte Frankfurt'a ve Paris'e gidecek olan he­yete dâhil Ekonomi ve Ticaret Bakanlı­ğı Müsteşarı Faruk Sünter bu sabahki ekspresle Ankara'dan şehrimize gelmiş­tir.

11 Ocak 1951

—Paris.:

Avrupa İktisadi İşbirliği Teşkilâtında yarın başlıyaeaik oları Balkanlar Konse­yi toplantısında Türk Heyetine başkan­lık edeceik olan Devlet Bakanı Fevzi Lütfi Ksraosmanoğlu, bu sabah trenle Brüksel'den Paris'e gelmiştir. Hususi Kalem Müdürü Neomi Aran, kendisine refakat etmektedir. Bakanın Paris'te ikameti esnasında ha­zırlanan proramı henüz açıkl anmamış­tır. Ancak Fevzi Lütfü Karaosmanoğlu, Avrupa İktisadi İşbirliği Teşfcilâti Kon­seyinin, bütün toplantılarına iştirak ede­cektir. Bu toplantıların ilki gün davam edeceği sanılmaktadır. Türkiye'nin Paris Büyülk Elçisi Nuanan Mememencioğlu'nun bugün Türkiye Bü­yük Elçiliğinde vendiği, ziyafet esnasın­da Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu bazı Fransız ve ecnebi şahsiyetlerle temas edecektir.

Fevzi Lütfi Karaosmamoğflu, Fransız A-dalet Bakanı Rene Mayer, Marshall Plâ­nının Avrupa Büyük Elçisi Milton Katz, Avrupa İktisadi îşfbirliğ"i Teşkilatı Ge­nel Sekreteri Rob,ert Marjolin, Fransız Dışişleri Bakanlığında iktisadi Mesele­ler Müdürü Ortaelçi Oharpentier ve da­ha birçok şahsiyetlerle temas edeceüötir.

—Paris :

Avrupa İktisadi İşbirliği Bakanlar Top­lantısı bugün öğleden sonra demeçte bulunan Maliye ve İktisadi İşler Bakanı Maurice Petsche, mübadelelerin serbes­tisini ve yüzdeliğinin 60 dan 75 e çıka-rultnası meselesi hakikmda geçen Ekim ayında Fransa tarafından ileri sürül­müş alan üıtizarî kayıtların kaldırılmış olduğunu büdirmiştir.

—Paris :

Avrupa İktisadî İşbirliği teşkilâtının b-u sabah saat 11 e doğru açılan hususi oturumunda alâkalı bakanlar, Genel Sekreter Robert Manjolin ve Avrupa İktisadî işbirliği teşkilâtı İcra Komitesi Başkanı Sir Edmund Hail Patch hazır bulunmuşlardır.

Görüşmelere iştirak: eden memleketler arasında Dışişleri Bakanı Robert Schu-man ile Maliye ve İktisadi Meseleler Bakam Maurice Petsche Fransa'yı, Marshall Plânının Avrupa Büyükelçisi Milton Katz Birleşik Amerika'yı ve Büyükelçi Sidney Pierre ise Kanada'yı temsil etmektedirler.

14 Ocak 1951

—Amerika'nın .Sesi Radyosu :

İktisadî işbirliği teknik yardım prog­ramı çerçevesi dahilinde bir sene müd­detle staj görmek üzere i kişilik bir mühendis grubu Türkiye'den Amerika'­ya gelmiştir. Mühendislerin 4 ü de Tür-ikiye Hükümeti elektrik işleri etüd da­iresine mensuptur.

Ali Mutdoğan, Mehmet Şaban Canaya-kın, Kemal Noyan ve Osman TJğur'dan ımüreûîkep olan grubun sözcüsü, Ameri­ka'da öğrenecekleri modern usullerden Türkiye'de elektrik santrallerini arttır­makyolundahazırlananuzunvadeli programın tatlbitkinde istifade edileceği­ni söylemiştir. Su kuvvetile elektrik istihsal eden santrallerin çoğalmasıyla Türkiye'de elektriği ucuzlayacağını ve hayat seviyesini yükseleceğini belirten sözcü Alt Mutdoğan, bu santrallerden daha fazla randıman almmasiyle Tür­kiye'de, bir taraftan dahilî ihtiyaçlar için kullanılan kömürden muinim bir kıs­mının ihraç edilmesine, diğer taraftan da hariçten ithal edilen petrol miktarı­nın azalmasına imkân hasıl olacağını ilâveetmiştir.

16 Ocak 1951

—Cenevre :

Avrupa iktisadi Komisyonu yol müte­hassısları 'bugün Cenevre'de görüşmelere başlamışlardır. Görüşmelerin mevzuunu yeni Milletlerarası Avrupa yollar teşkil etmektedir. Bu hususta Türkiye, Avus­turya ve Yugoslavya'nmda teklifleri na­zarı itibara alınacaktır.

Görüşmelere iştirak den devletler şun­lardır :

Avustralya, Belçika, Danimarka, Fran­sa, İtalya, Hollanda, İsveç, İsviçre, Tür­kiye, ingiltere ve Birleşik Amerifka.

22 Ocak 1951

—- New-York :

İktisadî İşbirliği Teşkilâtı Avrupa Bü­yük Elçisi Milton Katz ile Kuzey At­lantik Paktı Dışişleri Bakan Yardımcı­ları Konseyi Birleşik Amerika Üyesi Oharles Spofford, istişarelerde bulun-maik için Washington'a gitmek üzere bugün Londra'dan buraya gelmişlerdir.

27 Ocak 1951

—Paris :

Avrupa İktisadî İşbirliği Teşkilâtı Genel Sekreteri Rabert Marjolin bu sabah Londra'dan Paris'e gelmiştir. Robert Marjolin Londra'da Haziae Bakanlığına mensup şahsiyetlerle ham maddeler me­selesini görüşmüştür.

—VValsftıington :

iktisadî tştıirliği İdaresi Başkanı Wil-liam C. Foster, bugün hür dünyanın silâhlanmasıyolundaManshalplânımn

gittikçe ehemmiyet kesbeden rolünü te­barüz ettirerek, «Marshall plânımn ko­münizmin Batı Avrupa'da ilerlemesine ımiâni olması sayesinde dahili tecavüze kiarşı açılmış bulunan mücadele kaza-nılmaiktadır, şjımdi kuvvetlerimizi ve varlığımızı bir araya getirmek suretiyle haricî tecavüze karşı müdafaa sistemi teşkil ve Avrupa kalkınma programının yarattığı iktisadi temeli elimizde (bulun­durmamız lâzımdır»demiştir.

Foster bu beyanattım, «Amerika Birleşik Devletlerinden hür dünyaya kuvvet» ru­muzunun ilânı rn.ünasebeitiyle yapmıştır. Bu rumuz bundan böyle Aıvrupa ve Güney-Doğu Asya'ya gönderilecek olan Amerikan malzemesinin üzerindeki ECA armasında görülecektir. Bu, tondan öv-velki rumuz olan «Avrupa'nın kalkın­ması için U. S. A. tarafından gönderil­miştir»in yerinialmaktadır.

Başkan Foster beyanatında şunları İlâ­ve etmiştir:

«Bu rumuzun kabulü E. C. A. nm dünya mes öl el erindeki yeni rolünün timsalidir. Avrupa'nın harp sonrası kalkınması Marshall plânı vasıtasiyle tahakkuk et­mektedir. E. C. A. nm seferberlik sa­hasındaki mesuliyeti artmış ve Marshalî plânı dünya çapında bir program olmuş­tur. Ve halen Avrupa memleketleri, de­nizaşırı dominyonlar ve Güney-Doğu Asya'da da faal bukmmarktadır.

Güney-Doğu Asya'da Hindicini, Endo­nezya, Birmanya, Siyam ve Formoza'nm istikrarını sağlamak üzere E.. C. A. teknik ve iktisadi bir programının tat­bikine başlanmıştır.»

Mr. Foater, komünizmi bugünkü hudut­ları dahilinde tutmak üzere, Marshall plânı yardımının yeni bir programla de­vamı ettirileceği hususu üzerinde bilhas­sa durmuştur.

Mr. Foster, Amerikan yardım malzeme­sinin yeni alâmeti farikasını «hürriyet hudutları içinde gelişmeğe başlyan bir­lik ve kuvvetin en hakikî bir sembolü» olarak vasıflandırmış ve sözlerini şöyle bitirmiştir :

«jKömünizırjden gelecek yeni hücumlara karşı koymek. üzere hür dünya, kuvvet­lerinin biraraya toplandığı zaman iki şeye ihtiyaç olduğn aşikârdır. Kuvvetli bulunmalı ve birleşmiş olmalıyız.»

Ankara'daiki, Marshall plânı Türkiye Misyonu Başkan vekili Mr. Orren R. Mcjunkins, «Foster'in beyanatı E. C. A. Em Türkiye'deki çalışmasının mânâsım foelirtmeîttedir. Bu misyon, memleketin ekonomik kalkuumasma her bakımdan yardım edebilmek, üzere çalışmalarını muntazaman gözden geçirmekte ve Türk Hükümeti ile ahenkli ve yakın bir iş­birliğiyapmaktadır»demiştir.

28 Ocak 1951

— İstanbul :

Avrupa İktisadi İşbirliği idaresine da­hil memleketlerde hayvan hastalıkları üzerinde tetkiklerde bulunmak üzere Isaac Newson, Raffacllo Zeötti ve Ray-moBd Russell Burche'den mürekkep bir veteriner heyeti bugün saat 17,30 da uçakla Atinadan şehrimize gelmiştir. Heyet memleketimizde bir hafta ka'a-cak ve bu arada Ankara'ya giderek ilgililerle temaslarda bulunacaktır.

—L heye :

General Eisenhöwer'in Hollanda askeri şahsiyetleriyle yaptığı görüşmeler etra­fında büyük bir ketumiyet muhafaza edilmektedir.

Ancak, bilindiği veçhile görüşmelerinana hatları, siâhanma mevzuunda Ho
îanda'mn karşılaştığı güçlüklere taalluketmektedir. Şimdiye kadar Holanda asikerî kudretini Endonezya'dakl askerîharekâta sarfetmiştir.Halihazırda Hollanda Avrupa kıtasın­daki en zayıf noktalardan birini teşkiletmektedir...

Şimdiki halde Hollanda'da küçük, bir türrien mevcuttur. Alâlkalı makamlar, Endonezya'dan .geri donen askerlerle teşkil edilecek iki tümeni l$5ıl senesi nihayetine kadar Hollanda silahlı kuv­vetlerine katılabileceğini ümit. etmekte­dirler.

1951 senesi nihayetine kadar ceman ye­kûn 75.000 kişi askere ahnabilecefctir. Eu rakam az zamanda 100.000 e çıka­bilecektir.

Hollanda'nın. elinde silMı ve teçhizat bulunmaması şimdiye kadar 2skerî gay­retini yavaşi atmıştır.

—Londra :

Resmen bildirildiğine göre Atlantik Paktı Ordusu Başkomutanı ~ General E:senhower gelecek hafta İngiltere'ye gelince Başlbaikan Attlee ve Dışişleri Bakanı Be^in ile görüşecektir.

—Londra :

Umumiyetle iyi haber alan siyasî mah­fillerden bildirildiğine göre General Eisenhower, önümüzdeki Salı günü Londra'da toplanacak olan Atlantik Paktı Dışişleri Bakan . Yardımcıları Konseyine iştirak edecektir.

—La Heye :

Atlantik Kuvvetleri Başikomutanı Gene­ral Eiisenhower, bugün öğleden sonra L Heye'den ayrılarak Kopenhag'a hare­ket etmiştir.

—La Heye :

Eisenhovrer'in bugün yaptığı görüşme­ler esnasında askerî yardım programı dahilimdeHollanda'yaverilen silâhve

teçhizatın sevfkini hızlandırmağa sÖs verdiğisanılmaktadır.

Bu arada Hollanda'nın askerî hizmet müddetini bir seneden' iikti seneye çıka­racağı ve Başfcomutanlıtk enirine 2-3 tü-merilik Hollanda kıtası tahsisinin ana­yasa hükıümlerine muhalif olmadığı ima edilmektedir.

12 Ocak 1951

—Oslo :

Atlantik Orduları_Baskomutani General Dvvight Eisenhower. bugün öğleden son­ra Oslo'ya 50 kilometre kadar mesafede ■bulunan Gardermoen Hava Alanına muvasalat etmiştir.

—Londra :

Yarın öğleden sonra Londra'ya gelecek olan General Eisenlıovrer, b-urada kısa 'bir müddet kalacaktır. Atlantik Orduları Başkomutanı Pazar günü Kral Altıncı George'a takdim edil­mesi ihtimali dahilindedir.

General Pazartesi günü Attlee'nin refa-(katında Dışişleri Bakanlığına giderek ■Savunma Bakanı ve ingiliz Genel Kur­may Başkanı Emmanuel Shiawell ile görüşecektir.

General Eisenluovrer, Salı günü Lizbon ve Roma'ya gitmek üzere hava yoluyla Londra'dan ayrılacaktır.

—Oslo :

Oslo'ya gelen General Eisenihüwer ba­sma verdiği demeçte şunları söylemiş­tir :

«.Askerî teşkilâtımızın gayesi bir zafer kazanmak değil, fakat sulhu ve emni­yeti sağlamaktır, s-

General başka1 bir diyeceği olmadığını, bu vazifeye yeni tâyin edildiğini ve t'e-fe'üllerde bulunmaktan hoşlanmadığını 'belirttikten sonra sözlerini şöyle bitir­miştir :

Hür dünyanın hürriyetlerini ve kültürü­nü muh'afaza etmesi için halen kuvvete ihtiyaç hissedilmektedir. Atlantik Pak­tı memleketleri- arasındaki İşbirliğinin ^müessir olması için de bütün hülkümet-lerin ve bütün vatandaşların sulh da­vası lehinde fedakarlıklarda bulunma­larıgereıkitir.

«Bizimle beraber oln-.dk isteyen her hür memlekete kollarım açıktır. Hiç bir mücadele de bu kaıdar çoik müttefikim bulunmamıştı».

27 Ocak 1951

—Gttawa :

General Eisenh.ower Cuma giinü Otta-wa'ya varmıştır. Bu suretle, Atlantik Paktı devletlerini ziyaret eden G&neral Eisenhx>wer seyahatinin son safhasına geknişbulunmaktadm

Hava meydanında Kanada Başbakanı Louis Saint-L.aurent'ın karşıladığı Gene­ral Eisernhower, uçaktan inince aşağı­daki beyanatı vermiştir:

«Ziyaret ettiğim bütün Avrupa başkent­lerinde mevcut hava b-ana çok cesaret verdi. Herkes, Atlantik Paktını destek­lemeğe hazır vaziyettedir.

Atlantik Paletinin gayesi «kuvvet saye­sinde barışı sağlamaktır».

Kanada Komünist Partisi, General .Bis©nlhıower'inkalacağı otel karşısında

!bir protesto nümayişi hazırlamış bulu­nuyordu.

nümayişçilerin taşıdığa levhalarda «Ka­nadalılar Amerikalılar hesabına harbet-mek için yaşamıyorlar» ve «Koreıdeki Kanadalı askerleri geri çağırın» şeklin­de yazılar göze çarpıyordu.

Barbakan Saint-Laurent'la görüşen Ge­neral Eisenhower, müteakiben General Alexan<3er'in şerefine verdiği ziyafette düngecehazır bulunmuştur.

General E:senıbjower bu sabah Birleşik Amıerikaya hareket edecektir,

29 Ocak 3951

—Paris :

Feld Mareşal Montgomery ve General Juin'in yeni Atlantik Paktı rnüdafaasm-dalîî yüksek kuımandanlıiklara tâyin edil­dikleri hakkında bugün burada tsyid e-dici bir haber yofctur. MaTnafüı Atlan­tik Kuvvetleri Yüksek Genel Karargâ-mndaki kurmay subayları, Montgoonery-nin General Eisenhower'in yardımcıhğı-na, Juin'in ilse Merkez Kara Kuvvetler! Komutanlığına tâyinlerine muhakkak nazariyle bakılmaktadır.

? Ve bu gibi mühim ve hayatî mevzuların salâhiyet derecesi her halde mahdut olan sözcüler tarafından halledilmesi kabil midir? Atlantik Misakı tasrruza karşı bir mü­dafaa vesikasıdır. Türkiye tecavüze uğ­rarsa İngiltere ile Fransa imdada koşa­caklar. Fakat, Türkiye'nin tecavüze uğ­raması ingiltere ile Fransa'nın da teca­vüze uğraması mânasını ifade edecek-midir? Onlar Türkiye'nin yanında harp ederlerse bir taarruza uğradıklarından dolayı değil, Türkiye'ye yardıma mec­bur olduklarından dolayı kendiliklerin­den harbe girmiş sayılamazlar mı? Ve Atlantik Devletleri böyle bir. mütalâa ile harbe seyirci kalamazlar mı? Ankara Muahedenamesinin bir hususi­yeti de, Türkiye'yi İngiltere ile Fransa-mn yanı sıra bir müdafaa harbine An­cak harb Akdeniz'e intikal ettiği takdir­de mecbur tutmasıdır. Türkiye'ye do­kunmadan Batı cephesinde başhyacak bir taarruz üzerine Türkiye'nin Fransa veya İngiltere'ye yardım etmeğe hiçbir mecburiyeti yoktur. Demek oluyor ki Ankara Muahedenamesinin bir «köprü» vazifesini ifa edebilmesi çok su götürür bir keyfiyettir.

Bundan başka, Ankara Muahedenaıinesi imzalandığı zaman, Fransa'nın Suriye-de mühim bir ordusu vardı ve derhal Türkiye'ye faydalı bir yardımda bulu­nabilirdi. Bugünkü şartlar içinde Fran­sız yardımının ne kadar zaman içinde ve ne kıymette bize erişeceğini de dü­şünmek kabil değildir. Açıkça konuşmak iktiza ederse deriz ki bugün hepimiz yardımı Amerika'dan bekliyoruz. Bütün iyi niyetlerimizle kendi kendimize kâfi gelebilecek durum­da değiliz. Ciddi bir hücuma karşı Batı­da kendisini müdafaaya bütün varlığiiy-le çalışacak bir Fransa'dan Yakm-Şark-ta biz, makul ve mentıkî bir surettte, ne kadar yardım ümit edebiliriz ? Bu kadar dost ve müttefikimiz / olan Fransa, eğer Dışişleri Bakanlığının söz­cüsünün görüşlerini kayıtsız ve şartsız tasvip ediyorsa, bunu Vaşington'da izah edip Birleşik Amerika'ya da kabul etti­rir ve keyfiyet resm? bir vesika ile teyit olunursa ancak o zamandır fes Türkive efkârı umumiyesi hakîkî bir memnuni­yetduyabilir.

Türk Amerikan yakınlığı...

Yasam-: Hüs&yitn. Cahit Yalçın

27 Ocak1951 tarihli Ulustan:

Paris Radyosu, Ankara'daki Fransız Telgraf Ajansının muhabirine atfen çok dikkate değer bir haber yaydı. Fransız gazetecisine göre, Birleşik Amerika Hü­kümeti bu defa kendiliğinden Türkiye-nîn Atlantik Misakma girmesi için te­şebbüse geçmek niyetindedir. Memleke­tlimiz hakkında büyük ehemmiyeti haiz olan bu haberden tam .bir memnuniyet duyabilme.miz için onun Amerika kay­naklarından çıkması ve «niyet» ten de­ğil filiyata geçmiş bir teşebbüsü ilan et­mesi daha sağlam görünürdü. Eğer A-nıeriya'ya atfolunan bu niyet doğru ise, Türkiye'nin az çok yakın bir zamanda Atlantik Misakı devletleri arasına gir­miş olacağı muhakkaktır. Çünkü İngiltere ile Fransa esasen müt­tefiklerimiz olduğu için, onlar tarafın­dan Amerikan teklifine hiç bir itiraz beklenemez.^Diğer Avrupa devletlerinin yardımlarını ise biz kendilerine bağışla­rız. Fakat, buna rağmen, şekil itibariyle bir zorluk düşünülürsa, Amerika, İngil­tere ve Fransa aynı fikirde olduktan sonra, Türkiye'yi içine alacak herhangi bir müdafaa misakı bizi tatmin edebilir. Misakm adı bizce ehemmiyeti haiz de­ğildir. Meselenin bütün ruhu Amerika­nın üzerinde toplanmıştır. Onun niyeti ve rızası zorluğu halletmeğe kâfidir. Yukarki telgrafta da denildiği gibi, At­lantik Misakmm Akdeniz müdafaası ko­mitesine Türkiye'nin davet edilmesi tek­lifi fcı'.zi tatmin etmeğe kâfi değildir. Bir Akdeniz müdafaa komitesi teşkil edilir ve Akdeniz'deki irili ufaklı devletler bu­na iştirake davet olunursa Türkiye'nin dîşarda bırakılması akıldan geçemezdi. Fakat böyle bir teklif Türkiye'nin yalnız Akdeniz'de değil, Yakm-Şark'm ' kilidi ve yegâne canlı kalesi olmak itibariyle Avrupa müdafaasında oynıyacağı rol bakımından haiz olduğu kıymet ve e-hemmiyet ile hiç mütenasip olmıyan su-dgn bir alâka olmakta üeri geçemez ve beklediğimiz garantiyi bize vermiş ola­maz. Fransız telgraf ajansının muhabiri An­kara'daki yabancı mahfillerin Türkiyeye şimdi Amerika'nın bambaşka bir nazar­la bakmağa başladığı kanaatinde olduk­larım da yazışma ilâve ediyor. Amerika­lılar Türkiye'nin sağlam bir müttefik olduğuna kanaat getirmişler. Onun için, Türkiye ile olan münasebetlerinde ha-Mkate daha fazla dayanan bir siyaset takip etmeleri kuvvetle tahmin edili­yormuş. Eğer Kore harbine Türık kuv­vetlerinin iştiraki böyle bir netice tev­lit etmişse oralarda hayatlarını feda e-den evlâtlarımızla kıymetli kanı hakika­ten Türk vatanı uğrunda akmış oldu­ğunda hiç şüphe kalmaz.

Türkiye, bütün tarihi boyunca, sözüne daima sadık kalmış ve dostlarını hiç bir zaman hayal sukutuna uğratmamıştır. Birleşik Amerika milletine karşı Türki­ye'de muhabbetten itimattan ve hayran­lıktan başka bir his ydktur. Kore'de, yanyana doğüşen ve lisan bilmedikleri halde birbirleriyle kardeş gibi anlaşan ve sevişen Türk ve Amerikan gençleri harb sahneleri içinde en samimî bir te­sanüt hamelsi ile bir anlaşma misakı yazmışlar ve bunu kanlarîyle imzala­mışlardır. Bu- anlaşma ve tesanüt resmî bir mahiyet aldığı gün, Yakın Şark ka­lesinin medeniyetin müdafaası savaşın-

da yıkılmaz bir kudret keşfedeceğinde şüphe kalmaz.

Biz Amerika ile hakikî surette anlaş­mayı, yahut Atlantik Misakma girmeyi hariçten gelecek yardımı bekliyerek. fe­dakârlıktan çekinmek ve Amerika'yı is­tismar etmek fikriyle istemiyoruz. Va­tanımızı müdafaa hususunda en büyük vazifenin bize düştüğünü [biliyoruz, Bu uğurda azami fedakârlığa hazırız. Fa­kat bu fedakârlığın lâyık olduğu seme­reyi verebilmesi kuvvetlerimizden, yüzde yüz istifade edilmesine bağladır. Evvelce de söylediğimiz gibi, Türk Or­dusu yüzde yüz makineleştirilmek, zırh­lı hale sokulmak, hava ve deniz kuvvet­leri de buna g-öre ayarlanmak ister. Bu­nu ancak Amerikan yardımı yapabilir. Modern silâhlarla teçhiz edilmiş, iyi ta­lim görmüş altmış, yetmiş tümenlik bir Türk ordusunun Yakm-Şarkta ne İşler görebileceğini Kore'deki küçük tugayı­mız tereddüde mahal bırakmayacak, su­rette bütün dünyaya İsbat etmiştir. Me­deniyet ve hürriyet dâvasının emrinde Türk vatanını müdafaa için harekete geçecek bu modern orduyu bir dakika bile kaydetmeden teşkile çalışmak icap eder.

Dörtler değil Beşler Konfe­ransı...

Yazan: Asım Uz

3 Ocak 1951 tarihli Vakit'ten:

İki mühim dünya hâdisesi aynı günde gazete sütunlarına geçti: Uzak Doğuda Birleşmiş Mületer ordusuna karşı ko­münist Çinlilerin büyük taarruzu ile Dörtler Konferansının toplanması hak­kında Sovyet Rusya'nın Müttefiklere cevabı... Bu iki hâdisenin gazete sütun-armda alynı günde bir araya gelmesi belki bir tesadüf eseridir. Fakat bu te­sadüf îltSzamî olarak yapılmış kadar manalıdır. Şu itibarla ki, Uzak Doğu hadis el erindeki son gelişmeler Rusların toplantıya çağrılmasını istedikleri dört­ler konferansının beşler konferansı ha­line gelmesini icap eden bir safhaya girmiştir.

Bilindiği gibi Moskova Hükümeti Al­manya meselesini halletmek için dörtle­rin toplanmasını istediği vakit Uzakdo-ğnda henüz komünit Çin Kore meselesî-ne müdahale etmiş değildi. Kore mese­lesi sadece Birleşmâş Milletler veyahut Amerika ile Sovyet Rusya arasında bir anlaşmazlık manzarasını muhafaza edi­yordu. Moskova Hükümeti Kore mese­lesini açtıktan sonra Müttefiklerin Batı Almanya'yı silâhlandırması işine hız verdiklerini görmüş ve tehdltkâr bir no­ta İle bu hareketin önüne geçmek İste­mişti, ingiltere, Fransa, Amerika Sov­yet Rusya'nın teklifine muvafık cevap verdiler; fakat dörtler konferansının toplanması için Rusya ile aralarındaki bütün ihtilaflı meselelerin konuşulması­nı da şart koştular. Kore meselesi Rus­ya île Amerika, İngiltere ve Fransa ara-smda bir anlaşmazlık mevzuu oldukça dörtler konferansının toplanmasında bir mâna olabilirdi. Fakat komünist Çin'in Kore işine silâhlı müdahalesinden sonra büvük dünya meselelerinin durumu da değişmiştir.

Dünya meselelerinin bugünkü safhasın­da Kore meselesini Japonya sulhünden ayırmak mümkün olmadığı gibi Alman­ya sulhünden de ayırmak mümkün de­ğildir. Dünya sulhu parçalanmaz bir bütün olmuştur. Sulh işinde Uzakdoğu ile Batı Avrupa ayrı ayrı mütalâa edile­mez. Vaziyet böyle olunca dörtler kon­feransının toplanarak sadece Avrupa'-daki ihtilaflı meseleleri konuşmaların­dan bir netice çıkamaz. Sovyet Rusya ile ingiltere, Amerika ve Fransa Avusturya sulhunun şartları ü-zerinde geçen sene konuştular ve anlaş­tılar, îşte sadece muahedenin yazılıp im­zalanmasına kalmıştı. Fakat Moskova hükümeti, zihninde Avusturya mesele­sini Almanya meselesinden ayıramıyor. Almanya meselesi halledilmediği için Avusturya meselesini de muallakta tu­tuyor. Dışişleri yardımcıları yüzlerce defa toplandıkları halde Avusturya me­selesini bir türlü neticelendireraediler. Avrupa'da Doğu Almanya'yı işgaîd al­tında tutan Sovyet Rusya tamamiyle A-merika'nm İşgali altına giren Japonya sulhunun şartları ne olacağını anlama­dıkça Doğu Almanya'daki imtiyazlı mevkiini terketmek istememekte, bir Doğu Almanya'da teşlkilâatlandırdığı komünist kuvvetlerini Batı Almanya üzerine sevkedebilmek imkânım bir koz olarak elinde tutmaktadır. İngiltere, Amerika ve Fransa Rusya ile yeşil masa etrafına toplanarak araların­daki bütün ihtlâflı meseleleri konuşa-caklarsa Japonya sulhunu Almanya ve Avusturya sulhünden ayıramazlar. Yu­karda izah ettiğimiz sebepler dolayısiyle bugün Japonya meselesinde ise silâhlı kuvvetleri ile Kore'ye girmiş olan komü­nist Çin'i ihmal etmek mümkün değildir. Bu takdirde dörtler İkonferansı yerine beşler konferansının toplanması ve Ko­re'de Birleşmiş Milletlerin mütareke ve anlaşma teklifini reddeden komünist Çin de mütarekeye katılması lâzım gelmez mî?

Milletlerarası durum gözden geçiriioekler.

12 Ocak 1951

—Londra :

İngiliz Milletler Topluluğu Başbakan­ları Konferansının bugün sona eırmesi ve bu akşam bir tebliğ yayınlaması bektenim effidtödjr.

Başbakanlar Keşmir meselesini incele­mek üzere bugün özel bir toplantı ya-p-acaSdardır.

—Londra :

İngiliz Milletler Topluluğu memleketle-rinan harp gemileri, 30 Ocakta başlıya-raJk 10 hafta devam edecek olan ma­nevralara iştirak eitımek üzere Avust­ralya karasularında toplanacalküandır. Yeni Zelanda. Güney Afrika, .Pakistan Hindistan ve Kanada'nın iştiraik edece­ği v© Avustralyalı bir amiraluı komu­tası a'Jtında yapılacak olan .manevralar iki safhada cereyan edecektir. îlk saf­hayı deniz manervraları teşkil edecek, harekâta denizaltılar iştirak edecek ve bahriye silâh-enidazlar: çıkarma yapa-calkl'ardır. Bundan, sonra da harp gemi­leri Avustralya limanlarını ziyaret ede­rek ikinci ve son safhayı teşkil edecek olan taktik harekâta geçmek üzere top­lanacaklardır.

— Londra :

ingiltere Milletler Topluluğu Başbakan­lar Konferansı bu akşam bitmiş ve son ■bir tebliğle bir [beyanname yayınlamış­tır.

Beyanname milletleri dünya sulhunu kurmağa davet etmekte ve belli başlı şunları istemektedir:

— Almanya ve Japonya ilesür'atiebarış andlaşması imzalamalı'dıır.

— DevletbaşkanlarıkademesindeStalin ve MDao Tse Tung İle görüşmeler
ypıpımaıkdvr.

—• Başbakanlar Sovyet Rusya, Çin veherhangi bir memleketin içişlerine ka-
iışımak istemediklerini, bütünarzulan­ma tecavüze uğrarız endişesini duyma­
dan kendi işlerine devam etmekten iba­ ret olduğunu teyit ederler.

— Londra :

İngiltere Milletler Topluluğu Başba­kanlar Konferansı bittikten sonra ya­yınlanan tebliğde, konferansın (belli baş­lı gayesinin Milletlerarası duruimu göz­den geçirmek ve ingiltere Milletler Topluluğu hükümeti er inin sulhu temin ve sağlamlaştırmak üzere ne gibi ted­birler alabileceğini incelemek olduğu ■tasrih edilmektedir.

Başbakanlar tatmin edici bir hal çare­sine varılmasının ehemmiyet ve müsta­celiyeti hususunda mutabık kalmışlar­dır.

Tebliğ görüşmeler müddetince İngilte­re M&letler Topluluğu Washington, tem­silcileriyle başbakanlar arasındaki sıkı münasebeti belirttikten sonra, başba­kanların yeni girişilmiş bulunan teşeb­büsün neticede Uzak Doğu'nun belli başlı meselelerini halledeceğini kuvvet­le umduklarım ilâve etmektedir.

13 Ocak 1951

— Londra :

ingiliz Milletler Topluluğu Başbakan­ları, bugün toplantılarında Stalin, Mao Çe Tuıig ve diğer dünya liderlerinin yüzyüze gelip sulh müzakerelerinde bulunmalarını sağlayacak tertipler ara­mışlardır.

Başbakanlar, 9 gün süren toplantılarını Batılı liderlerle, dünyadaki iki büyük komünist millet, başbakanlarının ara­sında toplantı yapılmasını «müşterek insaniyet namına» isteyerek nihayet-lendirmişlerdir.

Dışişleri Bakanı Ernest Bevin, İngiliz Milletler Topluluğunun bu dileği ile il­gili karar hulasalarını dış memleket­lerdeki İngiliz elçilerine göndermiş bu­lunmaktadır .

WhithaH'deki resmi şahsiyetlerin bil­dirdiğine göre. en büyüklerin yapacağı bu toplantı evvelce ileriye sürülen dört devlet müzakerelerinin yeırini tutacak değildir.

Başbakanların tebliğinde teklif edilen konferansta Batıyı kimlerin temsil ede­ceği tasrih olımmamaktadır. Batılı temsilcilerin Truman, Attleevemuhtemelen Fransız Başbakanı Pleven'in bu (konferansa gûdecök heyete katılacakları aşikârdır.

Başbakanlar toplantısı ile ilgili bir şah­siyetşöylte idamiştir :

«Eğer dünya sulhunun kurulmasına ya-rayacalksa dört veya beş kişilik değil 24 kişilik bir konferansı dahi karşiüa-maya hazırım.»

Tebliğde, İngiliz Mİlleitler Topluluğu­nun, atoim h'arbi ile ilgili karışık mes'e-leteri haille uğraşmak huısusun:da Stalin ve Mao ile apaçık görüşmıeler-de bulun-

Ma yı memınunlukla karşılayaoağ:ı bil-diriilmekıte'dir.

Tabii bütün bu teklifler, resmi tavsiye

olmaktan ziyade sadece temenni mahi­yetini taşımaktadır.

13 Ocak 1951/

— Londra :

Bugün Öğjleden sonra Londra'ya gelen EisenihüW'er, hava alanm'da İnıgüliz Sa­vununa Balkanı Shiinwell, Birleşik Aime-ri'ka'nın Londra Büyük Elçisi Walter Gifford, Ajmirallük Birinci Lordu Fra-ser ve muhtelif îrugilâz ve Amerikan şahsiyetleri tarafından karşılanmıştır. General, Salı gününe kadar Londra'da kalacaktır.

20 Ocak I95lt

—■ Londra :

İngiliz Dışişleri Bakanı Bevin ile Birleş­miş Milletler Genel Sekreteri Trygve Lie, Çin komünistlerinin Kore'de aiteş kesilme teklifini kabul etmeyişleri key­fiyetini g-örüşimeîc üzere bugün buluş­muşlardır.

îyi haber alan kaynaklar, Birleşilk A-merika'nıaı «kuvvetli» baskısı altında İngiltere'nin1 Çin'i «müıtöcaviüz» olarak tanımaya razı olabil eceğini, fakalt Pekin Hükümetlinle karşı zecrî tedbirler alın­masına muhaelfet ettiğini bildinmi&kte-dirler.

2,2 Ocaik 1951)

— Londra r

Beş haftalık tatilden sonra İngiliz Par­lâmentosu yeniliden toplanitıl arına başlı-yacafklardır.

önümüzdeki günlerde Parlâmentonun dükkat nazrlarmı çekecek başlıca me­sele İngiltere'nin yeniden silâhlanması programıdır. Bu mesele bugün kabine­de müzakere edilmektedir. UimuimiyDtle iyi haber alan çevrelere gÖ-re, General Ei'sen!h:ower'itiı Londra'yı zi­yaretinden sonra 1Ö51-52 malî senesi içinde askerî masrafların bir misli art­tırılarak bunların 800 milyondan bir milyar "beş yüz bin İngiliz lirasına çı­kartılmasına kabinece karar verilmiştir. Başbakan Attlee'nan bu mesele hakkın­da hafta noihayetine doğru bir demeçte bulunması beiklenımetktediır.

—ı Londra :

tngiliız Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, dün gece verdiği bir beyanatta ezcümle şöy­le demiştir :>

Birleşik Amerika, İngiltere ve Fransa'­yı, Sovyet Rusya'ya kaırşı mütecaviz niyetler beslemekle itham eden Sovyet notası eskisinden biraz daha kaba ol­makla beraber eslki ithamları geniş Öl­çüde teıkrar eden bir vesika maüniyetint taşıımaıktadır.

ingiltere ve Fransa'ya ayrı ayrı veril-miş olaa Sovyet notalarının meıtönleri
alâkalı hükümetlerin eline Pazar günügeigmiş ve tetlkik edilmeğe başlanimııştır.
Bu metinler, Cumartesi günü Moskıova'daki İngiliz ve Fransız Büyük. Elçjiıleri-ne tevdi edilmiş ve keyfijy&t Pazar sarbahı MJoıskovaı Radyosu tarafından ya­yınlanmıştırt
Fransız Dışişleri Bakanlığı Sözcüsüşöyle bir göagezdittdiği notada, «eski bi­
linen iddialar tekrarılanmaKta. ve içindeyeni bir şey bulunmamaktadır.» demiş­
tir.

2:3. Oeakı 195İ

— Londra :

îngiHiz ve Alman tarihçileri, 1990 yılın­dan, l!9Oi4 yılma kadar Avrupa'da vulku-bulan hâdiseleri doğru ve bitaraf bir gözle te'tkik ederek yazmaik için çalış­maktadırlar. Çünkü, meselâ Birinci Dünya Hanbini kimin çıkardığını, Bis-matfk'm değeri, Napolyon'ua büyük bix lider mi yoksa âdi bir cani mi olduğu, her mektep talebesine bulunduğu mem­lekete göre değişik şeMde Öğrenilmek­tedir.

Altı Alman ve Altı İnigâiz tarihçisi ge­çen yaz bir toplantı yaparak İngilia Al­man tarihimde yalkm zamanda vuikuıbu-lan hâdiselerin, objektif bir gözle yazı­labilmesi için müzaıkeredende bulunmuş- -lardır.

—• Londra :

Kabinenin bu saibah yaptığı fevkalâde toplan'tısınidan sonra, Kabinenin Saıvun-ma Komitesinin bugün yahut yarın, bir toplantı yapacağı samümaHtadır. Diğer taraftan siiyasi çevreler, Başba­kan Albtlee'nin Kore hâdiseleri hakkın­da yarın Avam Kamarasında siyasi ve askerî mahiyette demeçte bulunmasını beki em ektedirler.

Bu demeçten sonra, Churıchill'in savun­ma meselelerini müzakere için Avam. Kamarasının, gizli bir toplantı yapması­nı İsrarla istemesi de muhtemeldir.

— Londra :

İngiltere Başbakanı Attlee bugün İngil-tere'nin, Komünist Çin'i Kore'de doğru­dan doğruya mütecaviz olmakla itham eden Amerikan teklifini desteklemeğe henüz hazır bulunmadığını söylemiştir. Avam Kamarasında ihltiyaJtikâr bir li­sanla konuşan Attlee, İngiltere'nin Ko-re'dısfci Çin müdahalesini, «mütecavizi destekleme» şeklinde takbihe hazır bu­lunduğunu, halbuki Birleşik Amerika'­nın Çin'i doğrudan doğruya tecavüzle suçlandırmak istediğini1 söylemiştir. A'tt'lee bumdan başka İngiltere'nin, Ko­münist Çin'e* karşı diğer tedbirler alın­masını» mülâhaza etmeye de hazır bu­lunmadığını bU'diToniŞtir. Attlee bu sözleri ile görünüşe göre, zec­rî ted/bdırler veya Çin'e karşı tatbik edi­lecek deniz ablukasına atıfta bulunmak­ta idi.

Attlee bu konuşmasını Muhafazakar Parti Lideri Winston ahurıchill'in, İn­giltere'nin Çin karşısındaki durumunun aydınlatılmasını istemesi üzerin.e yap-mıştır.

Başbakan Avam Kamarasındaki konuş­masını, bu sabah anî olarak toplanan kabine içtiımaında bakanlarla istişarede bulunduktan sonra yapmıştır. Atltlee şöyle konuşmuştur :

İngiliz KııraOlıik Hükümeti Kore'deki va­ziyetin inkâr kaibul etmez hakikatlerine vâkıftır ve Komünist Çin'in mütecavi­zi desteklemekte ollduğu kanaatindedir. Fakat, diğer bazı tedbirler düşümmek için vaklfcin henüz gelmıediğine kani bu­lunmaktayım,»!

Ajttleekonuşmasını bitirdiktensonra Churchillşu suali sormuştur:«Başba­kan, politikamızla BMeşik Amerika po­litikası ve Sovyet Rusya'nın açıktan a-çığa işine yarayacak manevralarla Bir­leşmiş Milletler üyeleri arasımda belire-bilecek ciddî ayrılfikîar çıktığı takdiirde mâruz kalabileceğimiz büyük tehlikeleri takdir etmekte miıdür? Attlee şu cevabı vermiştir : «Tabiatiylebu hususlarıgözdenuzak

tutmuyoruz. İngiliz İmparatorluk ca-maiısı, Birleşik Amerika ve barış isteyen bütün mi'Uietlerle ittihadımızı muhafaza etmemiz son derece ehemımiyetlidir. Ve bizleri ayırıp dağıtmak gayesini güden her türdü teşebbüse karşı da mütayak-kız bulunmamız lazımıdır. Aynı zaman­da bütün dünyanın alâkadar olduğu ba­rışçı bir hal çaresi bulunması mevzuun­da meivcuıt olabilecek herhangi bir ümi<-di de ihtiyatsızlık rve düşüncesizlikle bir kenara bırakıp terk edem eyiz.» Attlee bumdan başka, Komünist Çin Dış­işleri Bakanının 2 Ocak'ta Pekün'dekİ Îng-İliz Maslahatgüzarının, Hind Dele­gesi tarafından Birleşmiş Milletler Siya­si Kamtbsyonuna sunulan mukabil tekli­fin bir suretini verdiğini de açıklamış­tır.

Attlee sözlerine devamla, Çin tarafından ileri sürülen tekliflerin henüz vazıh ol­madığını söylemiş ve «omların hakikî niyetlerini katiyetle tâyin edemeyiz» de­miştir. Bu gibi vaziyetlerde kendi dost­larımızla istişarelerde bulunmağa de­vamı etmemiz lâzımdır. Asya'da beliren bu anlaşmazlıkta bilhassa Asıyalı mem­leketlerin görüşleri üzerinde durmamız gerekmektedir.»

—Londra :|

Attlee'nin konuşması Muhafazakâr ve İşçi mebuslar tarafından iyi karşılan­mıştır. Bununla beraber her iiki partide de hükümet politikasını daha ziyade ten­kit eden üç grup-un mevcudiyeti müşa­hede edilmektedir. Sİdney Silvermann'-m etrafımda toplanan İşçi Partisi aşırı, sol cenehıma mensup birkaç kişi AUtlee'-den Çin'e karşı Amerikalılar tarafından tatbiki istenen zecrî tedbirler politika­sını daha katı surette reddetmesini is­temektedirler. Muhafazakâr Parttiiıdıe a-şırı sağ cenaha mensup bazı kimseler, ise Çin'in takındığı durumun daha şid­detle takbih edilmesi fikrindedirler.

29 Ocak 19&1

—Londra: :r

İngiliz kabinesi, bu sabatfı Başlbakan dememît Attlee'ntn başkanlığında top­lanmıştır.,

Başbakan, İngiltere'nin yeni silâhlanma programı hakkında bugün öğleden son­ra Avam Kamarasında vereceği' deme­cin mahiyeti hakkında kabine arkadaş­larına gereken izahati vermiştir.

30 Arahk 1950 tarihinde Sovyet Hükümetinin Fransa, İngiltere ve Birleşik Amerikaya gönderdiği notaya Fransanın 22 Ocak tarihinde verdiği cevabî notanın metni:

Paris : 24 (A. A.) (AFP)

— Fransa Büyükelçiliği Sovyet Rusya Dışişleri Bakanlığının 30 Aralık 1950
tarhinde verdiği notayı aldığını bildirmekle şeref duyar ve hükümetinden al­
dığı emir üzerine aşağıdaki cevabı arzeder:

— Fransa Hükümetinin gayesi halihazır Milletlerarası durumda, dünya ba­
rışını tehdid edebilecek bütün meselelerin müzakeresi yolunda vaziyetteki ger­
ginliği gevşetmektir. Bu sebeple Fransa verdiği cevapta bu gibi müzakerelerin
istinad ettirilebileceği esasları aramakla iktifa edecektir.

— Sovyet Hükümetinin cevap metnini nazara alan Fransız Hükümeti Sov­
yet Rusya'nın dört hükümet temsilcileri arasında ihzarı bir toplantı yapılma­
sına muhalif bulunmadığını müşahade etmiştir.

-— Fransa Hükümeti 22 Arahk tarihinde verdiği notada Prag Beyannamesine
göre Almanya'nın silâhtan tecridi meselesini görüşmek ve başka bîr mevzuu ele
almamak üzere bir dışişleri bakanları toplantısı yolundaki Sovyet teklifinin
kabul edilmesinde imkân olmadığını bildirmiş ve bunun sebeplerini izah etmiş­
tir. Bu nota, daha ziyade Dışişleri bakanları toplantısında sadece Avusturalya
ve Almanya'ya müteallik meselelerin ele alınması ile iktifa edilmemesinin ay­
nı zamanda halledilmesi, Sovyet Rusya, Birleşik Amerika, ingiltere ve Fran­
sa arasındaki münasebetlerin hakiki ve devamlı şekilde düzenlenmesi ile hali­
hazır beynelmilel gerginlik sebeplerini ortadan kaldırmaya yol açacak mese­
lelerin de görüşülmesini teklif etmekte idi.

— Sovyet Hükümeticevabında sadece Almanya'ya müteallik meseleleri
görüşmeğe hazır bulunduğunu bildirmekle iktifa etmiştir. Bu noktada Sovyet
notası Prag Beyannamesine atıfta bulunmaktadır. Halbuki Fransa, Birleşik
Amerika ve İngiltere Hükümetlerinin belirtmiş oldukları gibi, bu beyanname
müzakerelere ne çerçeve ne de kaide olarak hiçbir suretle kabul edilemez.

— Sovyet notasıbu vaziyette,4 devletdışişleri bakanlarıtoplantısının,
Fransız notasındabelirtilen diğer meselelerinde incelenmesinemuvafakat
edip etmediğini bildirmem ektedir.

— Bu sebeple Fransa Hükümeti, Sovyet Rusya'nın bu meselelerin de dış­
işleri bakanlarıtarafındangörüşülebilecekhususlar arasındabulunmasına
Sovyet Hükümetinin muvafakat ettiğini Öğrenmekle memnun olacaktır.

8 — 22 Aralık tarihli notasında Fransa Hükümeti, bundan başka 4 dışişleri bakanları toplantısı için karşılıklı olarak kabul edilebilecek bir esas araştır-

mak ve hükümetlerine müsait bir gündem teklif etmek üzere dört hükümetin toplanmak üzere temsilciler tayin etmelerini de teklif etmişti.

9— Fransa Hükümetinin kanaatine göre, bu temsilciler mevcut meselelere
hal çaresi aramakla vazifelendirilnıiyeeeklerdi. Zira bu iş bakanların şahıs­
larına ait bulunmaktadır.

— Sovyet Hükümeti notasında, dört hükümet temsilcilerinin ihzarı bir top­
lantı yapmalarına muhalif olmadığını bildirmekle beraber, ayni notanın diğer
kısımları okununca Sovyet Hükümetinin bu ihzarı konferans çalışma ve rolü­
nün yukarda belirtildiği şekilde olmasına rıza gösterip göstermiyeceği açık­
ça anlaşılmaktadır.

— İhzarı konferansın toplantı yeri olarak Fransa Hükümeti (Paris) 'i teklif
etmektedir.

— Fransa Hükümeti 22 Aralıktayaptığı teklifiyenilemekte ve Sovyet
Hükümetinin halihazır Milletlerarası gerginlik sebeplerini kaldırmak üzere
müzakereler yapmağa ve binnetice yukarda arzedilen hususlara rıza göster­
meğe hazır olduğunu bilmesini temenni etmektedir.

Sovyet Hükümeti bu hususa rıza gösterdikten sonra Fransa Hükümeti kendi bakımından, İngiltere, Birleşik Amerika ve. Sovyet Rusya Hükümetleri ile istişarelerde bulunduktan sonra ihzarı toplantının tarihini tesbite hazır bu­lunmaktadır.

1Ocak 1951

—Caıtane :

Etna Yanardağı yeniden ve âni olarak faaliyete geçmiştir. Eskilere katılan yeni lav kütleleri 150 metre genişliğe varmıştır ve yola doğru saatte 100 met­re müsaretle ilerüemeiktedir. Yeni indi-falar 'kaydedilmektedir.

2Ocak 1951

—Catane :

Etna Yanardağının yeniden faaliyete geçmesi üzerine indıfaîar devam etmek­tedir. Yemi lavlar eskilerin in üzeninden akmaktadır. Eu yeni indifa neticesi, volkan narı beyza halinde maiddeleri se­maya Ûoğru fırlatmaktadır.

13 Ocak 1951

—Rama:

Ayan Meclisimde bugün söylediği nutuk­ta italyan Başbakanı De Gasperi, Bir­leşmiş Milletlerin Beynelmilel Kanunu temsil ettiğini bugün bütün gayretlerin bu teşkilâtı takviyeye mâttif olması lâzım geldiğini söylemiştir, ttalyanm Birleşmiş Milletlere dâhil ol­mamasından bahseden Başbakan De Gasperi memleketinin, henüz Birleşmiş Milletlere kabul- edilmemiş diğer millet­lerle hem ayar tutulamayacağını, Pots-dam Andlaşmasmm hususi maddesi ge­reğince keyfiyetin bu suretle tanınmış olduğunu belirtmiştir.

17 Ocak 195

—Roma :

Dün General Eisenhower'in ziyaretini protesto etmek maJksadiyle duvarlara yazılar yazan yüzlerce komünist tevkif edilmiştlir.

İçişleri Bakanı Parlâmentoda:, nümayiş­lerin evvelce verilen emri ihlâl mahi­yetinde sayılacağını beyan 'etmiş ve ay­nı zamanda M. Togli&tti'ye iltihak et­mek üzere MoskovaJya hareket eden iki komünist idarecisinden bahsederek şun­ları söylemiştir:

«Komünist idereciler Moskova'ya kay­maya gitmediler. Seyahatlerinin siyasi sebepleri vardır.»

Roma'dakibasınmuhabirlerineg"öre, herkes komünistlerim italya'da bir kar-gaşaHkkampanyasıaçmsikniyetinde olup olmadıJdarzm sormaktadır.

'Diğer taraftan Fransız 'Komünist Lideri M. Thorez ve İskandinav memleketleri­nin Komünist liderleri de Moskova'da .bulunmaktadır.

—Roma>:

Gen'eral Eisenhower bugün saat 20 de Roma civarında Ciampio Hava Al-anına varmıştuv

18 Ocak 1951

—Roma :

Komünistlerin nüfuzu altında bulunan iş konfederasyonu, General E:senhowe-rin Romaya gelişini prostesto eltmek maiksadıyla bugün Italyanın 96 vilâye­tinden on dokuzunda umumi grev ilân ötmiştir.

Polis bugün Sicilyada Katanyada sekiz bin kişilik bir kalabalığa ateş açmış, ■bir kişi ölmüş on üç kiş ide yaralan-tmıştır.

20 Ocak 1951

—Roma :

General Eîsenlhower'in Ronıada yatptıgı .görüşmelerdün toplanan "bakanlar kurulunida cereyan eden müzakerelerin mevzuunu teşkil. etmiştir.

Baâbaikart De Gasperi, kabine ye g"öriiş teatilerinin neticesine dair izahat ver­miştir.

Bu topteiitı sonunda neşredilen tebliğde t>iMiril-diğ--ine göre, bakanlar kurulu, KomüMstlerin emirlerine katılmayan devletmemur vemüstahdemi ile işçi-

lerin ekseriyetinin gösterıdilkleri disip­lini tebarüz ettirmiştir.

Bakanlar kurulu, Komünist teşekkülle­rin emirlerine itaat ederek Ajmerikan generalinin îtıalyayı ziyaret esnasında işlerini bırakan memurlara karşı alın­ması derpiş edilen müeyyidelerin tatbiki için yetki vermiştir.

İşlem kolaylaştıracak mahiyette debi­dir ve Sovyet notasına ittila kesıbedil-dikten sonra Vaşinıgton yetkili çevrele-rimlde muvaffakiyet ihtimalleri hakkında doğran şüpheleri haklı gösterecek mahi­yettedir.

Mamafih, hiç olmazsa Paris'te baeı menfi noktalan ihtiva eden Sovyet no­tasının, barışın idamesi için girişilecek müzakere'lere imkân bıraktığı kanaati mevcuttur. Evvelemirde, Moskova, dört (balkan konferansının hemen yapilamıya-cağmı teslim etmekte ve gündemin ba­lkan yardımcılarının ihzari mahiyette yapacakları bir toplantıda hazırlanma­sını kabul eylem ektedir. Nota, tamamiyle amelî mahiyette oldu­ğunu temin ettiği mülahazalar neticesi toplantı için New Yorktan başka bir yer talep etmektedir kii bu Meğin, hat­tâ Amerika tarafımdan tnıle, ciddi güç­lükler ortaya atacak mahiyeltte olmadı­ğı sanılmak'tadır.

öte yandan Sovyet Hükümeti, Alman­ya'nın s'il'âhtan tecridi meselesinin dört Ibakan tarafından ele alma-cak yegane mevzu olmamasını kalbul etmekte ve hatta Ibu keyfiyetin kendi kendine or­taya çıktığını kalbul eylemektedir.

Nota, 1947 senesinden beri amelî saha­da muattal kalmış olan Dışişleri Bakan­ları Konseyinin yeniden faaliyete geç­mesini ima eden bir cümleyi iht:ıva et­mek ve bu meselelerin incelenmesi işi­nin Dışişleri Bakanları Konseyi yetkisi daıhilinıde oMuğunu kaydetmektedir.

OMezkûr konsey, Postıdam Anlaşması ne­ticesi vücut bulan bir teşekkül olarak, (barış antlaşmalarına müteallik her türlü meselede yetkiyi haizdir ki bu da Ba­tılıların yalnız Alman meselesinin değil, tfaikat Avusturya Barış Andlaşmasını ve Macaristan, Bulgaristan ve Ruman-ya gibi, Almanya'nın eski peyklerinin, lı94S de imzaladıkları kendi silâhsizlan-ımalarma veya insan haklarına hürmete mütedair barış andlaşmalarmın, hüküm­lerinin Ühlali keyfiyetinin gündeme alın­masını talep eylemelerini tazammun etmektedir.

Buna 'mukabil Sovyet Rusya'nın Triyes-te meselesini ortaya atmasına intizar edîleıbilÂr. Binaenaleyh, bakanlar konseyi toplandığı takdirde Doğu ile Batı a-rasinda Avrupa hakkında mevcut ihti­lafların gözden geçiırilanesine teşebfbüs edilebilir. Hatta konsey, Moskova tara­fından ileri sürülen esasa İstinaden, Fransa yerine Çin'i alarak, Asya me­seleleri île de iştigal edebilir.

Fakat bunun tahtında Mao Tse Tungun Vaşingiton tarafından tanınması keyfi­yeti .müstetirdiir ki bu mesele baihis mevzuu bile edilmez. ■.Sovyet cevabının en az sarih olan nok­tası Almanya hakkında Sovyet bloku-na dahil devletler tarafından alman Prag kararlarına ait olan kısımdır. Sov­yet Hükümeti 'Batılıların Dörtler tara­fından incelenmeden evvel bu kararla­rın müzakerelere esas teşkil etmesinin reddi karşısında duyduğu hayreti ifade etmekte ve dörtlerin herhalde,, bu ka­rar suretinde ileri sürülen teklifleri in­celemeleri lâzımgeldiğiTide israr eyle­mektedir.

öte yandan Sovyet notası Dört Bakan Konferansında incelenecek olan mese­lelerin esasının ihzari konferans vazife­leri haricinde klalması hususunda İsrar etmektedir.

Hülâsa olarak yalnız dörtler tarafın­dan değil, hu. konferansın gündemini ha­zırlayacak olan îhzarî toplantıdan evvel de yenilecek güçlükler mevcuttur. Fa­kat herşeiye rağmen Lmdra'daki kana­at ihzarî konferansın Pariste toplana­cağı yolundadır.

— Paris :

22 Aralık tarihli Fransız notasına ve­rilen Sovyet cevabının metni aşağıda­dır;

Sovyet Dışişleri Bakanlığı, Dışişleri Ba­kanları Konseyinin toplantıya çağrıl­masına dair 3 Kasım tarihli Sovyet no­tasının cevabı olan 22 Aralık tarihli Fransız Hükümetinin notasını aldığını ve hükümetinin emrile aşağıdaki nok­taları iblâğ ile şeref durduğunu bildir­miştir :

1 —3 Kasım tarihli notasında Sovyet Hükümeti, Almanya'nın silâhtan tecridi hakkında Fostdam Koîiferansında alı­nan kararlara göre meseleyi incelemek üzere Fransa, Birleşik Amerika, ingil­tere ve Sovyet Rusya Dışişleri Bakanlan Konseyinin toplanmasını teklif et­mişti. Sovyet Hükümetinin bu teklifi yapmakla yegâne gayesi şu veya bu mesele üzerinde istişadere buluntmak üzere sadece dört dışişleri bakanları arasında bir konferans akdedilmesi de­ğil, fakat bilhassa Dışişleri Bakanları Konseyinin yetkisine dahil olan mesele­yi incelemek üzere bir toplantının zaruri olduğu idi.

Sovyet Hükümeti bu konuda herşeyden evvel, Avrupanm en müzmin meselesi olması hasebiyle, Almanya'nın silâhtan tecridi keyfiyetinin incelenmesini, zarurî telakki ediyordu. Almanya'nın silâhtan tecridi meselesinin, Milletlerarası barış ve güvenliğin takviyesi dâvasında büyük bir ehemmiyet arzettiğl ve bu mesele­nin Avrupa'nın ve herşeyden evvel Hit-ler baskısından iztirap çekmiş olan mil­letlerin başlıca menfaati eriyle alâkalı olduğu kanaatini hâlâ. taşımakta olan Sovyet Hükümeti Almanya'yı ilgilendi­ren diğer meselelerin incelenmesine rızı göstermediğini bildirirken, bunun, 3 Kasım tarihli notada ve 8 devlet ta­rafından yayınlanan Prag beyanname­sinde izah edilen Sovyet Hükümetinin durumuna tekabül ettiğini açıklamak lüzumunuduymaktadır.

Sovyet Hükümeti, Dışişleri Bakanları Konseyi gündemini hazırlamak gayesiy­le Fransa, Birleşik Amerika, îngliltere ve Sovyet Rusya temsildi erinin ihzari maihlyette bir konferansa davet efdîlme-leri yolundaki teklife muhalefet etme­mektedir. Bizzat Dört Dışişleri Bakanı Konferansında incelenecek olan mesele­lerin tetkiki keyfiyetinin, bu konifersn-sa yüklenecek vazifeler arasında oimı-yacağı bedihidir.

Sovyet Hükümeti, ihzari konferansın toplanacağı mahal hakkında konferansa iştirak edeceklerin ekseriyeti bakımın­dan 'Moskova, Paris veya Londra'nın in­kâr edilemiyecek kolaylıklar arzeyteme-is sebetbile bu toplantının New-Yorfc'ta değül, yukarda adı geçen üç başkentten ibirinde yapılmasını töklif eder.

2 ™ Prag beyannamesinin müsbet bir tıal çaresine esas teşkil edemeyeceği yolunda Fransa Hükümeti tarafından ileri sürülen iddia haklı bir tereddüt yaratmıştır. Zira bu iddia, bahis mev-

zuu teklifler dört devlet tarafından in­celemeden yapılmaktadır. Bu tekliflerin Alman milletinin ekseri­yeti tarafından reddedileceği yolundaki diğer Fransız iddiası en hafif tabirle rastgele yapılmıştır ve hakikî duruma hiçbir veçhile tekalhül etm emektedir. Herhalde, Praıg konferansı tekliflerinin, Batı Almanya da dahil olmak üzere Alman halkının geniş çevrelerince bü­yük sempati ile karşılandığı hususunda bir kanaate varmak güç olmıyacaktır. Umumi bir Alman hareketi etrafında yüksek komiserler tarafından Sovyet Kontrol Komisyonu Başkanma gönde-"' rilen ve hakikatte Aîman milleti için büyük bir ehemmiyet arzed-en bir me­seleye müphem ,bir cevap teşkil eden mek­tuplar hakkında Fransız notasının ihti­va ettiği müşshedeye gelince, bu me­sele birçok kereler dört devlet hükümet­leri arasında müzakerelere konu teşkil etmiştir .ve Sovyet Hükümetinin bu. hu­sustaki durumu iyi ibilinmektedir.

3 — Yapılan neşriyattan da anlaşıldığı ve Batılı üç Devlet Dişleri Bakanllarmm resmen beyan ettilkleri veçhile Birleşik Amerika, İngiltere ve Fransa hükümet­lerinin Batı Almanya'da yalnız polis ■müfrezeleri değil fakat tam teçhizattı tümenler halinde muntazam bir Alman ordusu ihdas etmekte oldukları açıkça meyıdana çıkmaktadır, ingiltere, Birle­şik Amerika ve Fransa hükümetleri temsilcilerin son zamanlarda Adenaur Hükümeti ile, ihdas edilmekte olan Al­man tümenlerinin sayısı, zırhlı vasıta­ları, aığır topçu da dahil, bu tümenle­rin silâhları ve yine bunların mülttahid ordular ismi verilen tümenlere katıl­ması hakkında müzakerelerde bulunduk­ları bilinmektedir. Bu teşebbüslerin Bir­leşik Amerika, İngiltere ve Fransa ve diğer Avrupa devletleri güvenliğinin takviyesi zarureti Öne sürülerek gfelen-meğe çalışılması aşikâr bir surette elle 'tutuilımaz bir mahiyet arzetmektedlr. Zi­ra îıiiç kimse bu devletleri tahdit etme-ımekte'dir. Sözde Doğu Almanya'da ce­reyan etmekte olan. yeniden silahlanma Toeyflyeti öne sürülerek Batı Almanya-nm tekrar sUâıhlanımasi plânlarını haklı göstermek üzere Fransız Hükümeti no-tasındaki gayretler de sağlam bir temele dayanmaktadır.BuhusustaFransız

kümeti notasında ileri sürülen sebep­lerin baştan başa makul bir mana ifade etmekte ve asla hakikate uymamakta­dır.

Sovyet Hükümetinin 19 Aralık tarihli notasında evvelce de isbat edilmiştir kî üç devlet hükümetlerinin bu yoldaki be­yanatı asılsızdır.

4 — Fransız Hükümetinin 11/12 tarihli notası, Almanya'nın silahtan tecridi me­selesinin dört -devlet tarafından müşte­reken incelenmesine dair Sovyet Hükü­meti tarafımdan! yapılan teklife rıza gös­terdiği "kanaatini vermektedir. Sovyet Hükümeti buna büyük bir ehemımiyet atfetmektedir. Zira Almanya'nın silâh­tan tecridinin tahakkuku, Fransa, Sov yet Rusya, İngiltere ve Birleşik Ame­rika tarafından Potsdam anlaşmasında derpiş edilmekle kalmayıp bizzat Alman milletimin millî menfaatlerine tekabül etmekte ve aynı zamanda Avrupada barış ve güvenliğin takviyesi şartı ba­kımından büyük bir ehemmiyet arzey-lem ektedir.

Bununla beraber, bütün dünyaoa bilin­mektedir ki muntazam Alman ordusu­nun, yeniden ihyası ve Batı Almanya'da harp sanayiinin tekrar tesisi yolundaki lıer türlü tediblirleri alan Fransa, İngil­tere ve Birleşik Amerika olmuştur. Bu hükümetler bahis konusu meseleler et­rafında Adenaur Hükümeti] ile resmi müzakerelerde bulunmaktadır ki, bu da, mütecaviz fikirler taşıyan bazı çevrele­rin Avrupa mili eti erini emrivakiler kar­şısında koymaktaki azmimin ifadesidir. Fransız, Birleşik Amerüka ve İngiltere hükümetlerinin bu yoldaki hareketleri­nin, Almanya'nın silâhtan tecridi zaru­reti hakkında mezkûr hükümetler tara­fından yüklenilen vecibelere gözle gö­rülür bir tezad teşikil ettiğini ve toplan­tısı bilinemeyen sebepler yüzünden mü­temadiyen tâJlik edilen Dışişleri Konse­yinin, incelenmesi lâzım gelen mesele­lerin hallimde, ciddi güçlükler ortaya çı­karmaktan geri kalmıyacağını isfoat ey­lemek lüzumsuzdur.

Sovyet Hükümeti buna müşabih notları aynı zamanda Birleşik Amerika'ya, ve ingiltere Hükümetlerine göndermekte­dir^

3 Ocak 1951

—Paris :

Moskova Radyosu, bütün Sovyet basını­nın geçmişe ait bir Ön, sözle Moskova -İle Batı devletleri arasımda bu konuya dair evvelce notalar teati edilmiş oldu­ğunu hatırlatarak Sovyet Hükümetİnan Birleşik Amerika, Fransa ve İngiltere-ye vermiş olduğu o notanın tam metnini yaymıl'adığım bildirmiştir. Bu hususta Sovyet istihbarat kurulları tarafındaîi hiçbir yorum yapılmamıştır.

ft Ocak 1951

—Londra :

Birleşik Amerika, İngiltere ve Fransa ara-'sında mevcut ittifakı sarsmak için Sovyet Rusya yeni bir gayret sarf et­miş bulunmaktadır. Çünkü Sovyetlerin (müzakerelere girmeyişi hakikaten arzu ettikleri hususunda Amerikalıların şüp­hede olmalarına mukabil Fransızlarla İngilizler bu mevzuda çok daha nibbin-dirler. Bu şartlar dahilimde de Batılı devletlerin münasebetlerinde hafif bir .gerginlik hasıl olması mümkündür. Dışişleri Bakan Yardımcıları müzake­relere başlıyabilirler, ancak yakında bir anlaşmaya varılması ve Dışişleri Ba­lkanları Konseyinin toplanması şüpheli­dir.

Diplomatların kanaatince büyük bir me-haret ve kurnazlıkla hazırlanan Sovyet notası Birleşik- Amerika, İngiltere ve Fransa arasında mevcut bazı görüş ay-rılDklarını arttırmaya matuftur. Filha­kika Sovyet notası, Çin rneşelelerinden bahsederken Dışişleri Bakanl'an Konse­yinin Uzak Doğu meselelerini görüşme­si için, kaaıl Çin'in toplantıya dahil ol­ması gerektiğini açıkça ifade etmiştir. Halbuki Birleşik Amerika, kızıl Çin'in tananmıasina kati surette muhaliftir. Almanya meselesinde ise Sovyet Rusya, Almanya'nın tekrar silahlanana sı mev­zuunda Fransa'nın gösterdiği isteksiz­likten azamî derecede istifade etmiş ve notasında Âlmanya'daki Sovyet bölgesi gayri askerî olduğu haHde Batılıların eSki Alıman ordsunu tekrar ihdas ettik­lerini ileri sürmüştür. Batılı şahsiyetler, yakımda Sovyet no­tası hakkında bir karara varacaklardır.

11 Ocak 1951

— AJtiaa :

Selanik'te bulunan Başbakan los, birkaç gün evvel vefat eden. Tür­kiye Konsolosunun bugün yapılacak cenaze töreninde hazır bulunmak üzere Selânik'e gidenTürkiye'nin AtmaBü-

yiükelcasi Ruşen Eşref Ünaydm'i kabul etmiş ve kendisiyle uzun bir görüşme yapmıştır.

Müteveffa Konsolos için bugün yapıla­cak olan cenaze merasiminde Başbakan. Venizelos ve diğer resmi yüksek zevat hazır bulunacaklardır. Konsolosun naşı Tüükiye'ye gönderile­cektir.

1.1 Ocak 1951

—Tahran :

Tahran Radyosunun bugün birdirdiğine göre, İran Şahı, Millî Mecliste verdiği beyanatta, dünya durumumun çcfe buh­ranlı olduğunu ve İran'ın hudutlarının askerî kuvevitilerle müdafaa olunması "üîitlKa ettiğini söylemiş ve bütün dünya ırülteft'lerimn endişe verici bir hızla ei-lâlhlandıklanna işaret etmiştir.

31 Ocak 1951

—Tahran :

tran'm yakında komşuları Hindistan ve Paikistan'ı takip ederek içki içmeyi ya­sak eden bir kanun kabul etmesi muihtameldjr. Filhakika İran Parlamento­sundaki bazı saylavlar bu hususta bir kanun çıkarılması için hükümet üze­ninde tazlilkite bulunmaktadırlar. İdkd yasağa lehindeki bu mücadele İran'­da birkaç senedenberidevam etmekte-

dir ve geçenlerde yine iyice alevlenmiş­tir, Bu fffltri müdafaa edenler bütün is­pirtolu içkilerim menedilanesini ve is­pirtonun «mekruh meşrubattan olduğu-nunu ifade eden Kuran'm» ibu prensibi­ne lıüikümetin. riayet etmesini talep et­mekte ve ispirtonun içHtaıai fenalıkla­rın b'aŞh'Ca sebebini teşkil ettiğini ileri sücnm ektedirler.

İçkiyi meneden kanunun çıtkanlmasma taraftar olan bir saylav geçenlerde ken­disine gönderilen ve İran'ın ileri gelen din adamlarının imzasını taşıyan bir .mektubu Millet Meclisinde okumuş ve Meclis, Başkanından, «içki denen bu menhus silâhın halkın elinden alınmasına yardım etomesini» istemiştir. Yüne bu saylav, Lak Success'lbekı İran Delegesi NasruMah Intiızam'ın meseleyi ele ala­rak bütün dünya devletlerinin alkolü yasak etmeleri mısuisunida gayret sar-fetmesin1: teklif etmiştir.


Rus İran münasebetlerinde son gelişmeler...

11 Ocak 1951 tarihli En Son Da­kika'dan :

Son zamanlarda Sovyet Rusya ile îran arasındaki münasebetlerde dikkate çar­pan bir değişiklik olmuştur. Harpten sonra İran'daki Rus işgal kuvvetlerinin geri çekilmesi Azerbeycan hadiseleri ve daha sonra petrol anlaşmasının bozul­ması ile gerginleşen iki memleket mü­nasebetlerinde yeniden bir yaklaşma gö­rülmüştür. İran'la Rusya arasında aktte-dıilen ticaret muahedesi tatbik mevkiine girmiştir. Moskova ile Tahran arasında­ki soğuk, harp kesilmiştir.

Iran Rus münasebetlerinde iyilik İsti­kametinde görülen bu değişiklik Uzak -Doğu'da Kore harbinin patlamasından sonraki buhran devrine rasladığı için her tarafta mânah bir dikkatle karşı­landı. Bu değişikliğin Moskova'dan Tah-ran'daki Rus Elçisine verilen talimat neticesi olduğunda şüphe yoktur, tran Hükümeti her vakit büytük komşusiyle iyi münasebetler tesis etmek arzusun­daydı. Ancak Moskova'nın îran üzerin­deki istilâcı emelleridir kî İranlıların ar­zu ettikleri dostluk kurulamıyordu. Bu defa İran - Rus münasebetlerinde görü­len iyilik Moskova'nın güney siyasetin-

de ıbir değişiklik alâmeti midir? Sovyet Rusya'nın siyasi geleneklerini bilenler için böyle 'bir değişiklik olabileceğine akıl ermez. Rusya'nın güney siyaseti İran'dan Hint Okyanusuna ve Basra Körfezine ulaşmaktır. îran petrolleri bile bu siya­setin yanında ikinci derecede kalır. Mos­kova Hükümeti harb içinde İran'ın A-merikan yardımlarına geçit vezifesini gördüğü sırada bu memlekete giren iş­gal kuvvetlerinden faydalanarak güney siyasetini güçleştirmek içîn devamlı ha­zırlıklar yapmıştır. Tuhde Partisi bu ha­zırlıkların bir parçasıdır. Azerbeycan'ua muhtariyeti meselesi tatbikat bakımın­dan bir tecrübe olmuştur. Tecrübenin musibet netice vermemesi Sovyet Rusya-nm gidişinde bir duraklamadır. Fakat asıl maksamdan vazgeçmiş olamaz. O-nun içân son günlerde Moskova'nın İrana karşı gösterdiği dostluk yüzünü bir tak­tik olarak almak daha 'doğru olur. İhti­mal ki Ruslar düşman olarak alamadık­larını dost maskesi altında yaklaşarak elde etmenin daha kolay olduğunu dü­şünmüşlerdir. Dost maskesiyle yaklaş­tıktan sonra kaleyi içeriden fethetmek yolu olduğu gibi en müsait bir zamanda maskeyi atarak açıktan açığa harekete geçmek imkânı da vardır. «Şirin dahi kasdetmesi cana gülerektir» mısramın büyük bir hakikat olduğunu ispat eden tarihî misaller çoktur.

Mısır, Süveyş Kanalındaki ingiliz kuvvetlerinin çekilmesi hususun-

da ısrar etmektedir. Nuri Sait Paşa şim­diki anlaşmanın bozularak, yerine bir İngiliz - Arap müdafaa plânı vücude ge­tirmesini istemektedir. Bu hazırlık müzakeerleri tamamlanın­caya kadar Arap devletleri tarafsız kal­mak veya Batı blokuna İltihak etmek hususunda bir karar ver emiyeceklerdir

3 Ocak 1951

— Washâniglton :

'Dışişleri :Bakanı Dean Actheson basın ktonferasında, iSovyet notasının, haliha­zır meseleler hakkında hiç bir imajda (bulunmadığını, sadece Sovyet noktai naızarının Dışişleri Bakamları Konseyi­nin Almanya 'meselesini görtişmeık üze­re toplanması icap ettiği merkezinde ol­duğunu yeniden tekrarl aldığını beyan eltm'işıtir..

22 Aralık tanM notaları ile Batılı bü­yükler, Rusyaıyı beynelmilel gerginliğin Sebepleri üzerinide ihzarî görüşmelere daveit etmişlerdir.

Adıeson, Sovyet cevabında görülen ye­gâne yeniliğin Rusyamn bir gündem tesbîti maksadiyle Batılnlarla müzakere­ye muvafakat etmesi olduğunu söyle­tmiş ve şunları ilâvıe etımiştiir: ^Bu, rbiziım teklifimize bir cevap teşkil etmez:. 'Sovyet Rusyanm. Almanya dâ-ütıi-1 başlıcaj meselelerin hallini müzakere teklifimizi kafbule hazır bulunduğuna kani olmadan 'evvel Sovyet durumu hak­kında* aydınlanmamızın lüzumu aşikâr-Önr.

Rusyianın bu meseleler karşısındaki du­rumu suHıcu millötlerin zUkmmâe bir îemniyetsizlâk hissi uyandırmıştır.» Dışişleri Balkanı Kore harbine diploma­tik [bir hal çaresi bulmak ümiıdine sa­hip olup olmadığı hakkında, basma feir-şey söylemekten imtina etmiştir. Aynı şekilde Hindistan Hükümetinin, Komü­nist Çin'in durumu hakkında Dışişleri Bakanlığına malûmat vermekte d&vam ddip etmiyeceği hususunda da söz söy­letmekten kaıçınmışttır. Aciheson'un bil-ıdiridiğ;i bir Dışişleri Bakanlığı hederine göre,JaponSulîı müzakereleri ile va-

zifelendirilen dairenin müşaviri olan1 John Foster Dullas sulh anlaşması hu­susunda Mac Arithur ve Japon siyasi liderleriyle görüşmek üzere Tokyaya.gldecetktir.

5 Ocak 1951

—• Wasîıinıgtton :

Morndnıg' World - HJeralidGaızetesi Tür- . kiye hakkında yayınladığı bir makaleye şöyle ıdemeikteıdir:

Türkiye Cumlhıuriiıyeiti Birleşik Ameri'-dan ^erelk kredi gerekse askerî malze­me şeklinde haltın sayılır bir yardım görmüştür. Ancak, mezJkûr yardım Tu-, nanistan'a yapmanla muikayeise olundu­ğu taîtcdinde bunun pek büyük olmadığı görülür. Meselâ nüfus itibariyle Yuna-nistanldan üç misli büyük olan bu mem­lekete Yunanistan'a yapılandan 3 defa az yasrdüm yapılmış yani 100 milyon do­larlık askerî yandilm yapılmış ve 50 mil­yon dolarlık kredi açılmıştır. Bundan 'başka Amerikan subayları da Türk Or­dusunun yeniden teşkilâtlandırılmasına' yardım etmişlerdir.

Türk Orduıs-u dünyanın bu (bölgesinde en iyi teçhiz edilmiş, en iyi talim görmüş, en disiplinli ve kuvvetli ordudur. General Mdbrıde'in dediği giibi, Türkiye­'de dünyanın diğer taraflamnda bulun-m.ayan bir şey var: Miilefcyetçi bir bîr-Mk. • Deühilıde ne ci'ddî anlıaşmaızhlk, ne manevî huzursuzluk ve- ne de Komünist faaliyeti mevcuttur. Dünyanın hiç bir tarafında bir ordu politikadan bu ka­dar uzalk olaımaz.

Türk'iye kuvvötlüdir ve bu sebeptendir kî, Ruslar bu bölgede herHangi bir ha­rekâttan çekinmelkiteidirler. Rus - Türk Tmıduldu birinci sınıf bir ordu tarafından ımühafaza olunmalktaidir.

Fakat şurasını haitırlaitayılm ki kendi memleketimizde dâhil Kuzey Atlantik Amitlaşması memleketlerinin hiç birisi henüs kâfi derecede bir iş başarmış de­ğildirler.»

Truımaaı şümdi, Avrupa'da seyahatta bu­lunan Kuzey Aitlaıitiik Ordusu Başko­mutanı General Eisenîıov.ıer'den de ba-hi'sle, «Avrupa halkının ona itimadı vardır. Omun vazifesi güvenliğimiz için hayaiti bir mahiyet taşi'maktadır.» demiŞtir.

Biırîıeşllk Amerika'nın, Avrupa'ya askerî ypjrd-jmtdan başka iktisadi yardamda da tralısniması iktiza edeceğimi beyan eden Trum?tn, bütün hür mil'letler tehlikeye m&nuız bulunmaktadırlar. Komünist ss.'ldir'ganlığmdan korunmak için, yeg'â-ne emniyet : çareleri birleşim eleri," bir araya gelin eleridir» demiş ve şunları ilâveetmiştir :

Fıntimadan kurtulmak içen, kendi ken­dine emin bir liman aramaya kalkışan hiiç bir millet, barınağa kavuşamaz. Hür milletler toirbirl-erinıdem ayrı düşe­cek olurlarsa, bunun insan hürriyetinin rmiikaddenatı üzerimde öldücürü bir te­siri oîaeakltır. Öz millî g^üvenliğiımiz di­ğer hür milletlerindi ile ilgili bulun­maktadır. Onlar nasılı bizi.m yaırdi'mi-miza muhtaç iseter, biz de ayni derece­de o-nlariîi muavenetine iMiyaç duyımafe-tayız.»

Eğıer Ea'ti Avrupa, Sovyet Rusya'nın elline düşecek olursa, Sovyetler kömü­rüm istihsalini iki, çeüfe isitihsalini de1 üç ■misli fazlalaştiracaktır.

Şayet, hür'Asya ve Afrika memleketle­ri Sovyet Rusya'nın eline ge'Çerse, atom enerjimizin esası olan Uraınium da dâ­hil, en haıyaitî ham madde kaıynaHctarı-mızı kaytoeöeceğ'ra. SO'vyetMr Avrnjpa hür miilletlePin'in insan g-ücünü de hü­kümleri altına aldıkları takdirde, eşit olimatmiız'a asla imkân bulunun ayacak olan bir askerî kudretle karşılacağız.»

— Y/ashlngltan :

Ârvandan Cumhuriyetçi Kenneth Werry. tcleviızyotıla yayınlanan beyanatında kooıüniiamln Amerika'nın emnîydt! içîn bir tehdit teşkil etmediğini iddia eden-, lerle hısım fitoir oi'madığrını söyletmiştir.

Savyet Rusya'ya karşı koymaya taraf­tar milîetrere Birleşik Amerika'nın ha­va ve deriiz yardimmda bulunması ge-.rektiğ"ini belirten Wherry, Avrupa'ya, ■munzam kara 'kuvvetleri gönderilmesi bahsinde kongrece bir karara varılma­dan Birleşik Amerika'nın herhangi bir taahhüde girişmemesi icabedier, demiş ve gıeniş bir millî emniyet programı ha­zırlanması ve Birleşik Amerika'nın te­peden tırnağa kadar silâhla niması ge-rektiğini ilâve etmiştir.

— Washingtotn :

İki De^mbkrat ve1 iki Cumhuriyetçi Kon­gre üyesi, Pazar günü radyoda verdik­leri! bayanatita Batı Avrupa ile hür dün­ya milletlerinin komünist tecavüzüne karşı savunımak için büyük bir gayret ?,rf0tmeleri gerektiğini belirtmişlerdir. Ayandan Cumhuriyetçi Fengnson, şöy­le demiştir :

Müittefiık'leriımlzle birlikte çalışmalıyız. Aneaik şurası mıuhaikkak ki Birleşik Amerika teüt başına dünyayı idare dde-mez.

Ayandan Decnolkralt Russell Long, Bir­leşik Alrnerika'nm her kıüçük devleti ay-ayrı ayrı müdafaa edemiyeceğini be-lirit:miş ve komünizme karşı girişilen tedafüi harekete iştirak etmeleri için bütün hür milletlere mütaddit teklifler­de bulunulduğuna işaret etmiştir.

Töms^ıcıil-er Meclisinden Cumhuriyetçi Clıaren-oe Bronn, muhtelif 'meseleleriTi hallim muallâkta bırakmaktan vazg^-çei'ek tedafüi sahada alınacak karar­lan küvetle desteklemeğe Birleşmiş Mil­letler üyelerini davet etmiştir.

Âyanidan Demokrat John Sparfctman, hüir dünya millıetleriinıin kendi kendileri­ni müdafaa edebilecek ' hale gelmek 'maksadıyla çalışmaları gerektiğini be-lirtımıiş ve fakat Birleşilk Amerika'nın müttefikleri yanımda bulunması icap et-tiğön* söylemiştir.

ÎO Ocak 195i

A;-nerika'nın hür milletlerle beraber, icalbında silâhla, hürriyet ve adaleti ko­rumaya aameitımiş olduğunu belirtilen Başkan Truman'ınKongreyehitaben yayınladığı yıllıik mesajımı, ileri gelen Amerikan gazeteleri komünist tecavü­züne karşı hür dünyanın yaptığı müca­delede Amerika'nın liderlik rolüne de­vam, edeceğinin bir teyidi oiar'ak gör-mciklbedirler. Makalelerin çoğu müşterek tehlikenin ve hür millıeıtieri birlborine bağ-iiyan şahsi menfa ati erin tabaruıs et­tirildiğinde müttefiktirler. Mamafih ba­zı gazeteler bu mesajın natamam oldu­ğunu ve tenkit edilen Amerîk'an siya­setinin teyidind-en ibaret bulunduğunu söyl emektedirler.

Washin,giton Post Gazetesi hu hususta diyor ki :

■Başkan Truıman, Kremlin miütecaviKJe-rine karşı yapılan geniş mücadelede Amerika'nın liderlik edeceğini aqıkça belirtmiştir. Bu bir teyit şeklinde ol­muştur. Bu teyilt, sadece Amerika'nın dünya -liderliğinle deva.mi için değil, ay­nı zamanda son günlerde Amerika'da liderlik siyaseti hakkında orîtaya çılkan şüpheleri dağitmak için de lâzımdı. Başlkan, Hoover'in tarafını tutarak ge­lecek fırtınada sadece kendilerine melce arayanları talkbitı etmiş ve müttefiki eri­mizi terlkeltmek hususunda Taft'ın ta­rafını tutanlara da müttefik terimize çevriden silâhların bize de raci olaca­ğını hatutlatmıştir. Başkan 'bu şahıslar­dan Ruslaşmış bir Avrupa'nın Ameri­kan endüstrisine yapabileceği tesirleri düşüncelerini istemiştir.

Başkan Tnnma/a'tn nuitikunu tenkit eden gaz etelerden The Wash.inıgifcan Niews da diyor ki :

Truman'ın Avrupa'da komünist tecavü­züne karşı kuvvetli bir birlik kurulması için alınmasını teklif eittîğl tedbîrler şimdiye kadar yapılan faaliyetlere uy-mamakitadır.

Faikait Birleşik Aımerika eğer icalbeder-se harp için seferberlik ilân etmeye ve monılefoeltte daha kuvvetli bir askerî teşkilât tesis etmeye nihayet başlaımış-tır. Bu haber müşterek müdafaa prog­ramının muvaffak oliması için mütte­fiklerimizin daha' fazla işbirliği yapma­larına yarıyabilir..

—VVaShingtoo,:

Dışişleri Baaknı Acheson bugün yap-foir basın toplantısında Birleşik: Amori-

ka, ingiltere ve Fransa'nın Dört B'üyük Dışişleri Bakanlarınm toplanmalarına dair Rusya'nın 30 Aralık tarihli teklif­lerine yaikm bir zamanida cevap vere­ceklerini ve Çinililerin Kore'de müteca­viz oldukları gerçeğini cesaretle karşı-lamaJdılkları takdirde, Birleşmiş Mültet-leııin prestijlerini kaybetmeğe mahkûm olduikılarım söylemiştir.

AcJıeson, son zaımanlarda" Formoza'da bulunan Çan Kal Şıelk'e askerî malzeme sekvedi lımesini, Birleşik Aıni'Crika'nüi, Milliyetçi Çin'Hükümetine karşı olan politikasında derhâl bir değişme tesar-ladığını .mânasına gelmediğine işaret e!t-

11 Ocak 1951

Ayan Meclisi Dermokratiik liderleri dış siyasette cumhuriyetçi'lenle daıha sıkı bir işbirliği yapmak çarelerini araımaya karar vermişlerdir.

Domokratiık liderler bunu, Ayan Meclisi Dış Münasebetler Komisyonu ve hükü­met vasıtası ile hamine çalışacaklardır. Demokratik liderlerden Brnest Mcfar-land, dış siiyasetıin bir parti meselesi ol­madığını belirtmiş ve cumhuriyetçilerin de dış siyaıselt hususunda işbirliğine ta­raftar olacaklarını ümit ettiğin! söyle­miştir.

Dışişleri Bakanı Dean Adheson dünkü basın toplantısında Ayandan Cuımıhuri-yatçi Taft ile dış siyaset hususunda gö­rüşmelere hazur olduğunu bildirmiştıir.

Taft da ayrıca Dışişleri Balkanlığmm cumhuriyeçilerle dış siyasetle alâkalı gö­rüşmelerde bulunacağını ftelirtmişltir.

— Washingltan :

Resmi kaynaklardan dün öğreiiildiğine göre, Birleşilk Amerika Japon Sulh Antlaşnıasi için toplanacak konferans­tan artık ümidini kesmiş bulunmakta­dır ve Amerika Japonya ile müttefik­ler 'arasındaki harp haline son vermek için, bu memleketle ayrı müzakerelere girişimeye karar vermişıtir.

Ayni kaynakiara göre, Japon Sulh Ant­laşmasının imzası işi ile mükellef John Foster Dulles Ocak ayının sonlarına doğru Tokyo'ya hareket edecek ve Mac Arthür ile gelen Japon şahsiyetlerine Amerika'nın Japonya ile hart) haline son vermek hususunda aldığı kararları bildirecektir.

Birleşl'k Amerika Savunma Bakam Ge­neral Georges- Marshall, 18 yaşında ve evli oHımiayan 450.000 genci silâh altına davet etmiştir. Marstoall Ayan Meclisi' Itomisyanl arından birinde konuşmuş ve ■mevcut Askerlik Kanununa bütün 18 yaşında-ki şahıslara şâmil yeni bir mad­de üâve edilmesi lüzumlunu belirtmiştir. Diğer taraftan Savanıma Bakanlığı Müsteşarı Anına Rosenlberg1, bu progra­mın Başkan Truman tarafından tama­men tasvip edildiğini blldirmiştl<r.

- - Wa©h::ngitoın :

Yetkili kaynaklardan bugün bildirüldiğl-"ne göre Birleşik Amerika Japonya ile umumi bir Sulh Konferansı yapılması hususundaikl bütün ümitlerini terftoefc-miştir ve miittefük'lerle Japonya arasın­daki harp haline son vermek için ayrı görüşmelerde bulummayı deney eoeMtir. Antlaşma hazırlıklarına metoıur John Fostur Duilles, General Mac Arfchur ile Japonlara Amerika'nın durumunu aaı-la/tmak üzere bu ay içinde Tokyo'ya gi­decektir.

— New - York :

New - Yorik Tdımes G-azetes'inin bugün-fkü başyazısında ezcümle şöyle denlrl-meikteıdâr :

Dean Aüheson Çarşamıba günü yaptığı basın toplantısında Amerika'nın İngiliz ve Fransızlarla .birlikte Sovyet Rusya îte bir Döifc Devlet Konferansının yapı­lıp yapılmaması huısusunda hâlâ bir karar vermediklerini, büitün Batı silâh­lanma proigramını köstekleyen bu ıme-selen'in hal'linlin gerçekten tam zaımanı o:ldu§:uınu beyan etmiştir. Sovyetlerin dört devleltin toplantısına dair ileriye sürdükleri teklif, amelî ba­kımdan pek az muvaffakiyet ümidi ta­şıyan nihayetsiz tartışmalara yol aç­mıştır.

Ruslar daıha şimdiden meseleleri, karış­tırmaya ve müttefikleri ayırmaya mu­vaffak olmuşlardır.

Şurasını hiç değilse pek iyi biliyoruz ki Ruslar, Almanya'nın silâhlanmasını ön­lemeyi çokarzu dtimektedirler.

Doğu hudutlarında Rus orduları yerleş­miş bulunan, silâhtan tecrit edi:lımiş ve tarafsız ihlale sokulmuş bîr Almanya fikrini 'muhakkak ki destekl ey emlerden değiliz.

Bütün bunlara rağmen Rusya'yı daha evvel davranıp Almanya'nın silâhlan­masını önlemek için nasıl'bir karşılık vereceğini1 bilmek faydalı olacaktır. Biz kozlarik-mln ortaya koymuş bulunu­yoruz. Ruslara da aynı şeyi yaptırma­lıyız.

12 Ocak 1951

—s Washinig'İ3on :

Savunma Balkan Yardımcısı Anna Ro-senıberg, 18 yaşındaki gençlerim askere alınması ve askerlik hizmetinin mecbu­ri kılınması yolunda Savunma Bakan­lığı tarafından ileri sürülen teklifi in­celeyen Ayan Meclisi .Silâhh Kuvvetler Komisyonumda beyanaltta bulunarak de-•mistdi' ki :

Birleşik Amerika'da sanayi ve ziraat sahasında el emeğinim lüzumlu seviyeyi muhafaza etmesi için Başkan Truman elemeği seferıberluğüiıe daür yakında ye­ni birdirelktlif verecektir.

— Washin,gton :

Başkan Truman dünkü basın toplantı­sında, General Mac Arthur'ün Kore harbine dair yapaıcağı konuşmaların tahdit edildiği' yolunda çıkan haberlerin aslı olmadığını belilrtmiş ve General Mac Arthur'ün Birleşmiş Milletler kuv­vetlerimi Kore'den çekmek için Was-hmgton'a bir teklifte bulunduğuna dair yazılan haberleri tekziibetmiştir.

Cumhuriyetçi Ayan Üyesi "VVilliam Kno-wland buıgıün Ayanda Batı Avrupa'nın komünistlerin eline düşmemesinin eısas olduğunu fak-at müdafaa kuvvetlerimin büyük bir kısmını temin etmenin Av­rupa milletlerine aüt olması lâzım gel­diğini söylemiş ve Herde Birleşik Ame­rika'nın diğer Atlantik Palktı milletle­rinin 60 tümenine karşılık 10 tümen ve­receğine işaret etmiştir. Birkaç kere Truman Hükümetinin siyasetinitenkit

eden ayan üyesi buna rağmen mesai ankadaşl arından bütün dış siyaset me­selelerinde hükümetle aralarında mev­cut görüş farklarım kaldırmalarını is­temiştir. Hoover'in infiratçılık siyaseti-ne karşı Thiamas Dewey ve John Pos­ter Dull-es,in safında yer alan Knowlant Âyanındaki Cumhuriyetçi azınlığa Ldde-ri Kenneth Wlierry'in verdiği bir karar sureti için de şunları söylemiştir : «Başkan Truiman, Başkomutan olduğu müddetçe AMamitik Paktına karşı alan vecibelerimizden bizi ayırmak İçin elle­ri bağlı olmamalıdır».

— Washington :

Başkan Truman Perşembe akşamı bir kere daha «her ne bahasına olursa ol­sun,barış» fikrini reddetmiştir.

Wa'shington'daki Millî Demokrat Ko­mitesinin ziyafetinde, bilhassa son za­manlarda Cumhuriyetçi muhalefetin kendisine ve hükümetine karşı yönelt­tiği tenkitlere cevap vermek gayesiyle irticalen konuşan Truman, kongreye verdiği mesajında belirttiği şekilde, ta­kip 'ettiği dış siyasetinde hâkim olan prensiplerin ana hatlarını hatırlatmış ve demiştir ki :

«Bu memleket ve diğer hür memleket­ler mânevi değerleri -materyalizmin fev­kine çıkarmak için gayretlerini birl-eş-tirımelidirîer. H)er ne bahasına olursa olsun tahakkuk edecek bir barış istemi-ybruım. Ben, hürriyet ve adaletle bir­likte bir barış istiyorum.»

— Washingtan :

Başkan Truiman bu akşam kongreye su­nacağı yıllık ük'tisadi mesajı vesilesiyle «ımıiüî güveiilıifk ve refahı ve bütün dün­yanın refahım» muhafaza için Ameri­kalılardan daha sıkı çalışmalarını daha çok istihsâlde bulunmalarını ve daha faeia vergi vermelerini isteyecektir. Başkan. Amerikan ekonomisinin silâh­lı bir veçhe arzettiğlni bildirecek, fakat programının teferruatına girişmiyecek-tir. Bu tefarauat daha sonra Pazartesi günü yollanacağı bütçe mesajı ile ayın nihayetine doğru vereceği vergi mesa­jımda açıklanmıştır.

Başkanın önümüzdeki Temmuz ayında başlayacak malî yılda bütçenin denkleştirilmesini talep etmesi beklenmeMedir. Bütçenün 75 milyon dolara vanması ve­ya daha fazla olması muhtemeldir. B« takdirde şimdiki vergilerin 20 milyar dolar nispetinde arttırılması iktiza ede-cekîıir, ki bu da Almerâikalılara şimdiye kadar konulmuş olası en ağır vergi yü­künü teşkil edecelktir.

— Wıashington :

Cumhuriyetçi Ayan "Üyesi Roibert Taft, Başkan Truman'ın kongrenin muvafa­kati olmadan askerî kuvvetler yollama­sı hakkında İsrarının iki parti tarafın­dan takip edilen müşterek dış siyasetin sonunuifadeettiğini bildirmiştür.

Taft, ayni zamanda Avrupa kendi mü­dafaasını takviye için gayret gösterdiği takdirde mahdut miktarda Amerikan tümeninin Avrupa'ya gönderilmesini tasvip edeceğinide ilâve etmiştir.

—i Washington :

Başkan Truman, vergilerin 1950 de ka­bul edilen 8 milyar dölâr zamdan çok dafa fasla arttırılmasını bugün kongre­den istemiştir.

Truman, kongreye sunduğu yıülık ikti­sadi raporunda ezcümle şöyle demiştir : Yeni vergiler her türlü gelire şâmil ol­malı ve arttırılmalıdır. 1-951, 1952 malî yılı «başlıca millî güvenlik program­ları» nm 140 milyar dolardan fazlaya malöiacağinî tahmin ediyorum.

Hür milletler, seferberlik yapar ve kuvvetlerini lâyıkı veçhile idare eder­lerse, umumi bir harpten kaçınmak, başladığı takdirde de böyle bir harbi kazanmalk için gerekecek her türlü as­kerî gayreti desteMayelbilirler.

Sovyetlerin taassubu yüzünden meyda­na gelmiş olan dünya buhranı muvace­hesinde Birleşik Amerika iktisadi sis­temini şu üç şekilde kuvvetiendirmeM-diı- :

— Müttefiklerimizin kuvvetlenmeleri­ne yardım ederken silâhlı kuvvetimizin
çok süratle ve geniş ölçüdeartmasınıtemin,

— Askerî malzeme istihsali takatimi­zimümkünolduğu kadarsüratle art­tırmak.

3 — Askerî istihsal ve sivil ökonornimiz için mühim olan, esas iktiisajdd kuvveti­miz idameetmek ve genişletmek.

Bu sureti* senelerce büyük Ölçüde mü­dafaa gayretlerini idame ettirmek lüzu­mu sabit, olursa, gitgide zayıf düşmek-ten ziyade kuvvetlenmiş oluruz.

Resmî bir harp hali ilân edilmiş olmak­sızın Birleşik Amerika'nın yüklendiği bu en pahalı programın malî cephesini tahakkuk ettirmek için fertler ve şir­ketler «çok daha yüksek vergiler» öde­mek zorunda kalacaklardır. Ayrıca in­dirilmiş olan vergilerin (3e arttırılması ve şuımüllendirilmesi icap edecektir.

Bu zamanda denk bir bütçeyi idame et­tirmek ve millî müdafaa masraflarım karşılamak için bu yüksek vergileri kabul ötmeyi iktisadi ve malî siyasetin birinci prensibi olarak saymalıyız.

Truman, raporunda ezcümle şunları ilâ­ve etmektedir.

Birleşik Amerika, diğer Mir milletlerle birlikte tecavüzü durdurmayı ve hürri­yet uğrunda çalışmayı taahhüt ve az­metmiş bulunmaktadır. Külliyetli sayıda kuvvetler hür dünyayı tehditetmektedir.

Sovyet komünizmimin kontrol ettiği yüksek miktarda elemeği askerî ve sı­nai kudreti tahakkuk ettirmek maksa­dıyla mutaassıp bir zihniiyet ve gayret­le harekete getirilmiş vaziyettedir.

Karşıımıiz'da bulunan kuvvetleri küçüim-sersek felâkete sürüklenebiliriz. Mama­fih hür milletlerce sarfediilen iktisadi ve askerî gayretin tevlit efleceği netice hakkında nikbin görünen Başkan Tru-man raporunda şöyle devam demekte­dir

En muazzam kaynaklar bizim elimizde-.<Mr. Tehlikeyi önliysbilmek için mütte­fik:! erimizin kuvvetlenmesine yardım etmeliyiz ve onlar da aynı şekilde bize yardımetmelidirler;

Hür milletler camiasının en kudretli üyesi olması hasebiyle ve lider sıfatiyle memleketimiz büyük mesuliyetler ta-şnmaıkitadır. Kuvvetli bir Avrupa ihdas ederken iktisadi ve askerî unsurların birbirlerine sıkı surette bağlı olduğunu asla unutmamak lâzımdır.

İkinci Dünya Hatibi esnasında millî gelirin takriben yüzde 45 1 savuıımagayeyelerindesarfedilmiştir.

Fiyatlarla ücretlerin doğrudan doğruya kontrol edilmesi, vergilerin arttırılması ve kredi tahdidatı,enflâsyonuönüyebilecek tedbirlerdir.

Vergilerinyükselmesimünasebetiyle ücretlerin artması talebindebuiumma-

■masımişçi sınıfındanisteyenBaşkan Truoıan, şuaları ilâve etmiştir :

Şimdiye kadar harica yaptığımız iıktisa-di yardımlar,muhtelif-memleketlerin iktisadiyatını kuvv-etlendirmiştir. Askerî sahada sarfedilen gayret, mem­leket iktisadiyatını sarsmamalıdır. Yar­dımımızdan müstefit olan meanlek etlerin bu yardımı müşterek gaye içinkullan­malarıicapetmektedir. Birkaç ay içinde silâhlı kuvvetlerebir milyon erk&k ve kadın kaitila çaktır.

13 Ocak 1951

—i Washington :

Bugün Birleşik Amerika idarecileri çev­relerindeki umumi intibaa göre .Japon­ya île yapılacak Sulh Antlaşması husu­sunda Aimerika bu memleketle o tarzda müzakereye girişir ki, bir barış konfe­ransı toplanmağa lüzum kalmaz ve bu suretle de Rusya'nın bir konferansa da­vet edilmesi gibi güç bir mesele kendi­liğinden halledilmiş olur. Dışişleri Baka.rihğı Cumhuriy.eitçi Müşa­viri Foster Duüles ile Demokrat Ayan Üyesi ve Dışişleri Komisyonu Başkanı Tom Connally ve bu komisyonun bazı üyeleri arasında dün yapılan toplantı­dan sonra akşam üstü Başkentin siyasi çevrelerinde böyle konuşuluyor ve Dul-Ies'un bu yakınlarda Jayonya'yu gitme­ğe hazırlandığı hatırlatılıyordu. Dünkü görüşmelerden Çîkan uımumi fi­kir, Milletlerarası bir Barış Konferansı toplanmadan normal diplomatik yollar­dan Japonya ile barış antlaşması akdi­nin mümkün olduğu merkezindedir.

15 Ocak 1951

-Washington :

Başkan Truman. Pazartesi günü, va­him bir tehlike karşısmda^ miîlî emniye­ti korumak maksadıyla gelecek malî yıl için 71 milyar 600 milyon dolarlık bir millî bütçe kabul eitımesini kongreden istemiştir. Bu rakam 30 Hazüran'da ni-hayelt bulan malî yıl bütçesini yüzde 78 i aışlmaüttaıdir.

Başkan, Asya'da hür milletlere karşı taarruza girişen ve dünyanın diğer böl­gelerinde hürriyeti tehdit eden komü­nizmle Amerikan milleltinln karşılaştığı geniş çapta yeni vecibeler neticesinde bütçede tekltff ettiği bu artışın, alıoiima-sı gereken bir tedbir olduğunu tebarüz ■ett'iıı.-îiiştir-

Yılink Mütıçe mesajında' görüşlerini açıfk-layan Truıman, gelecek 1 Temmuz'dan itibaren başlıyacak malî sene için kong"-redeoı tahsissıt is;teımlşt5r. ■Bu sene aıskerî masraflara tahsis edilen 2O.994;O00.:0O0 dolara mulkaibil Truıman'-m teklifi ebtiği bütçede askerî masraf­lara 41 milyar 42(1 milyon dolar ayrıl­mıştır. Bu para müdafaa işlerine sarfe-dilec ektir.

Bu sene .tahsis edilen 4.726.000.000do­lara mukabil Başlkam, Milletlerarası em­niyet ve dış münasebetler içlin 7.461.0O0. 000 dolar taıhls'is edilmesini' istemiştir. Askerî tahsisatın kışımı âzamiAmeri­kan ordusunun modern malzeme ite tıeç.-nizatlandurılımasma sarf edil eoeiktir. Araştırıma! ar yapılması ve silâhların te­kemmüleıtitirllmesîiçinTruman bir milyardoiâr istemiştir. Bakır, knoan, kobalt ve nikel gibisev-'külceyşi ehemmiyeti haiz hammadde-lerdan birsfcoıkbıul un durulmasıiçin bütçede 2.9OO,0O0.0ı0O. dolar ayntoıştır. Birteşıik Amerilka'nındış siyasetibah­sinde Başlkan Truman, şunları ilâve et1 ■mektedir :

Birleşik Amerika'nın Avrupa'da takip etltiğii siysset Atlantik Batktma istinat etmektedir.

G-eleoeîk aylar' zarfında Batı Avrupa mill&tleri silâihlı kuvvetler ımevcudunu gitgide arttiracak'lar ve kayiiaklarmı harp istihsalinde kullanacaklardır. Sivil ekonomilerini daha da sıkı bir kontrole tabi tutacak alan Batı Avrupa im'iHetle-ri zaten mevcut olan muştterıeik teşek­küller vasıtasiyle bizimle işbirliği ya-paralk teçhlzaltlıarını S'tandart hale geti-cekler, sevkülceyşi 've tabiiyevi saîıada müşterekplânlarhazırlıyacalkladır.

175.000.000 nüfusu olan Büyüîk Britan­ya, Fransa, tt&'lya, Belçika, Hollanda, L-ülkscmlburg, Danimarka, Portok'iz, Yu­nanistan ve Türkiye,- sarfe'dilen müşte-reik gayrette silki bir işbirliği zinliiyeti ile çaılışmaiktadırlar. Alimanya'nm müşterek müdafaa siste­mime dâhil oîıaıması için yapılan görüş­melerin yatkında müspet bir neticeye bağlamiması hakikaten şayanı temenni­dir.

Birleşik Amerika'nın Avrupa'ya yapa-oağı yardım idaha ziyade askerî olacafk-tır. Halbulki Avrupa'dan gayri memle­ketlere, bilhassa ikitiisadi yardımda bulu­nul acaikitır. Haifcı sefil bir halde bulu­nan bazı memlekete r de " feomıümîznün teşkil ettiği tehlike daha da vahimdir. Bln^.enal-eyh ilik hedefimiz emniyelti te­sis eitımelk ve hayat seviyesini yükselt­mektir.

BndenO'sya, Hindicini, Birmanya, Siyam ve Formoza'ya iktıjsadi yardımda bulu­nacağız.

Japonya'ya, iPıctisadi yardımda bulunma­ğa devam edeceğiz.

Yakın Doğu imemleık&tlerinin komünist ■tazyilkma karşı koyabilmeleri için bu ■bölged&kıi müdafaa sistemini kuvvetlen­dirmemiş elaeımıdir.

Afrika'ya tıeknilk sahada yaptığımız yardım devam e'deoeikttir. Hiiıküm,eitiım.i2in Güney Amerika'da baş­lıca gayesi, bu bölgede iMisadi sahada mıevcut zeıngin kaynalklarm İşletilmesi­ne iştiraske'tımejktir.

Mütaa'ki'ben: Milletlerarası Banka ile ih­racat - ithalât Bankasının büyük ilktjsa-!di projelere para yatırıiliraasmda. ne de-reoe mühim bir ro^i oynadığı telbaPüz et­tiren Başlkan Truman, SOO-OOO.OOO do­lar Ödünç verebilen ihracat - ithalât Bankasının bundan 'böylle .bir buçuk innjjl-yar dölâra kadar istikrazda bulunması­nı teklif etmektedir.

Atom enerjisi (bahsinde Başkam Tru­man, mesajında ezcümle şöyle demek­tedir :

1952 malî yılı zarfında atom enerjisine ayrıran taihsisat Sİ8 milyon dolardan 1.2Y7.00O.0O0 dolara yükseleceikftîr. Bu suretle aitolm silâhlarının imaili hızlandı­rıl abilecekitir.

Halen. Asya'da hürriyetleri komünistler tarafından tehdit olunan bazı milletlere askerî teçhizat gönderiyoruz. Aynı za­manda Güney - Doğu Asyanın bazı böl­gelerine ve bu arada Endonezya, Hindi­cini, Birmanya, Tahiti, Formoza ve Ki-lipinlere iktisadi yardımda bulunarak acele halledilmesi icap eden iktisadi me­seleleri halle gayret ediyoruz. Diğer ta­raftan gerek iktisadi gerekse askerî yardım programının diğer Asya memle­ketlerine teşmil edilmesi ve bu arada yürürlükte bulunan programlardan ba­zılarının da hızlandırılmasına lüzum vardır. Bundan başka süratle terakki eden Japonya'ya iktisadi yardıma de­vam etmekteyiz.

Yakın Doğuya gelince, bu bölgeye as­kerî ve teknik yardımda bulunuyor, kredi açıyoruz.

Birleşmiş Milletlerin Filistin: muhacir­leri yerleştirme yolundaki gayretlerini ■destekliyoruz. Komünist tazyikine kar­şı koymalarını desteikliyebilmek için Yakın Doğu devletlerine yardımda bu­lunmayı lüzumlu ve taibii addediyoruz. Afrika yardım programları, Batı Avru­pa devletlerinin deniz aşırı topraklan ile Avrupa kalkınma programına tahsis edilen ödenekler kullanılarak tatbik edilmektedir. Bu programlar hayat şart­larını iyileştirmek komünist tazyikinin genişlemesine mani olacak ve birinci derecede lüzumlu o^an hem maddelerin. istihsalini fazlalaştıracaiktır.

Batı yanım dünyasında ise iktisadî kuv­vet temin etmek ve müşterek müdafa­amızı kuvvetlendirir.ek için Lstln Aznc-i*Bkalı komşuilanımız!a birlikte tesriıki me. sa ediyoruz. Şiımdiys kadar "Latin Ame­rikanın iikıtîıssidsn geliştirilmesi Ameri­kan diş siyasetinin amacı olmuştur ve bundan böyle de bu vaziyet devam ede çektir. Bu pilitüka hususi istikraz nvües seselerinin kifayet etmediği bazı saha­larda millî istükraz kaymaklarının kul lanılmasiyle desteklenmektedir. Teknik işbirliği sahasında Amerikalılar arası enstitünün faaliyetleri dördüncü nokta programı anlayışının pratik b.;r teızahü-rüdür. Latin Amerika'nın iktisada te­mellerinikuvveti endir eb il m ekbakîsmndan ödünç verane ve iktisadi yardım, fa­aliyetimizin devam etmesi lâzımdır ve hür dünyanın ihtiyacı olan iptidai mad­de temininin kolaylaştırılması hayatî ehemmiyeti haizdir. Bu bölgelerin petk çoğunda Amerikan hususi sermayesi ve hayır müesseseleri tarafından mühim yardımlar yapılmaktadır.

Birleşmiş Milletler teşekkülleri tarafın­dan kısmen finanse olunan teknik yar­dım programı muhtelif bölgeelrde kıy­met kazanmaktadır.

Milletlerarası imar ve Kalkınma Bankais ve İhracat-İtbalât Bankası lüzumlu projeler için daima ödünç vermeye de­vam etmektedir. Savunma maddeleri istihsalinin arttırılmasına matuf gayret­ler îhracat-tthalât Bankasının faaliyet­lerinim kıymetini arttırmaktadır. Banka şimdi senede 500 milyon dolar ödünç verebilecektir. Bankanın ödünç verebil­me haddinin bir milyar dolara çıkarıl­masını tavsiye ederim. Avrupa haricindeki bölgelere yaptığı­mız yardım bu bölgelerin maruz kaldık­ları dahilî ve harici komünist tazyikle­rine karşı mukavemetlerini arttırmak­tadır.

Dış münasebetler :

Dış temaislanınızm faydalı neticeleri na­zik dünay durumunda gittikçe ehemmi­yet ka^b etmektedir. ' Diplomasi sahasın­daki kuvvetlimiz karşılıklı savunma programını tesirli kılmak ve teşkilâtlan-dınr,ek bakımından çok mühimidir. Si­yasi ve iktisadi haberalma sahası ile Milletlerarası bütün sahalarda daha sü-raitle çalışmak ihtiyacı, hükümete bü­yük bir yük yüklem ektedir. Hükümet diğer hü-küavetlerle işbirliği yaparalk dünyaıda mevcut emtea kıtlı­ğına çare bulmak üzere Milletlerarası bir teşk'i'jât kurmaya uğraşmaktadır. Muayyen malların müşterek savunma­ya -en fazla faydalı olacak surette kul-lar^Ynaısım terr.'n :5in piyasalaran kont-roîuna devam edilecektir. Hür rrrMl'etler arasında daha geniş çapta ticarî raüna-sdbs/tter tesisini hedef tütsn uzun vadeli p-grasr.ımızı ts.troîîî edesbn>mek için karş-.hkilı ticaret sr.^a&rraları kanununun uzat3.1îrss:aıı teklif ediyorum. MiVetleran-'.s'. h?.'oer ve eg.'.'bim prcgra-mrr-izl'a bytün dünyaya t^z'ın faa'lyct-lerimiz hakkındaki hakikati ve komü­nist tuzaklarının şeytanî gayelerini bili­yoruz. 1951 malî yılı esnasında talebim üzerine kongre bu faaliyetin g"eniş!etil-ımesini ve gerek.Arr.erllka'da gerek Av­rupa'da radyo istasyondan kurulmas:nı kabul etti. İçinde bulunduğumuz malî sene için de kongreden aynı maksat için 100 milyon dolar tahsisat ayırma­sını istemeknliyetindeyim.Bumiktar

ma3î yılı içinde 57 rr.îtlyon dolar ve

yılı içimde 166 milyon dolarlık tah­sisatdemektir.Siyasî,i'ktcsadîveas­kerî gayretlerimizinbeklenilen netice­leri vermeleri iç'i'n maksat veem&Herimiizin herkese açık bir sakildebüdiril-mesi lâzımdır.Dünyadaki hür milletlerarasında, anlaşım£yı ve birliğini artfetna-h ve tecavüzün .eftine 'düşenlere dz ümitvermel'iryiz.Hak,hür milletlertarafın­da yeraömıştır.Buavantajdantaımmanasiyle istifade etmeliyiz.»

17 Ocak 1951

— Washington :

General Mac Arthur'ün Korede'ki Bir­leşmiş Milletler Başkomutanlığı vazife­sine son verildiğine daar «Daily News» Gazstesiîide çıkan haberi Savunma Ba-kanjiığı sözcüsü tekzib etmiştir.

— Washi:nglton :

Dışişleri Bakam Dean Asheson, Ameri­ka'nın komünist Çiın'in Birleşmiş 'Millet­lere kabul edilmesine ve Fonr.oza'nra kontrolünün Pekin Hükümetine veril­mesine taraftar olduğuna dair çıkan hava dişlerin aslı olmadığı yolunda bazı kongre üyelerine teminat vermiştir.

Acheson'un bu teminatı Birleşik Arr.eri-ka'n^Tt Ateş Kes Komisyonunum Sulh programını kabul etmesin: müteakip, kongre üyelerinin yaptıkları şidde'tCi ten­kitlerecevap teşkil etmektedir.

— Washingıton :

Dean Acheson. bıuıgün yaptığı basın kon­feransında Komünîrat Çin'e Birlemiş Milletlerde bir yer verilmesine Birleşik Amerika'nın muhalefetini feefkr&rîçimiş ve Form?z?'n",tı B:rleşîrrş Milletlerin te­sir sahası haricinde bu'/rrn komün'=t Çinlilere verilımesi' aleyhinde A trer&a-nm aldığı kararlarıteyit etmiştir.

Asheson'un bildirdiğine göre, Kore'de komünist Çinlilerle Kuzey Korelilerin müdahalesine son verilmesi ve Birleş­miş Mtüetlerin gayelerine sulhcu vası­talarla varmayı daima talep etmiştir.

Acheson Birleşmiş Milletlerin aldığı ka-rarlan Amerlika'um desteklemesinin Birleşik Amerika siyasetinde bir deği­şiklik ifade etmediğini belirtmiştir.. Birleşmiş Milletlerdeki oy verme çobuk olduğundan kongre ile müşavere etmek imkânı hasıl olmairmştır. Acheson'un ilave ettiğine göre: Genel Kurulun 7 Ekimde .aldığı karar Bir­leşmiş Milletler kuvvetlerinin Kore'de gayelerinin gerçekleşmesine yetecek müddst kalmasını derpiş etmekteydi.

23 Ocak 1951

— Washington :

JVtoskova'daki Birleşik Amerikan Bü­yükelçisinin 17 Ocakta Sovyet Rusya Dışişleri Bakanlığına verdiği notada, Amerikan Hükümeti, Sovyet Hüküme­tinden «Mister Deeds Goes To Town, ve, Mister Shith Goes To Washington» adlı Amerikan fül imlerin in tadil edilmiş kop-yelıerünin Moskova sinemalarında göste­rilmesine derhal son verilmesini iste­mektedir. Amerikan notası, filîmlerinin bu şekilde gösterilmesine müsaade verilmerrûş olduğunu İddia etmektedir. No­tada bundan başka, filianüerr'n Kolombiya Şiiteetinfi :ıade edilimelk üzere Birleşik Amerika Büyükelçiliğine tevdi edilımeis istenerek tedir.

Bu hususta verilen' iziahata göre. adı geçen filimlerin kopyeleri harp sona erdikten az müddet sonra Sovyet ma­kamları tarafından Almanya'da ele ge-çiirlm.iş ve Birleşr;3î Amerikandaki hayatı ve siyasî adetleri bozuk gösterecek şe­kilde monte edilmiştir.

25 Ocak 1951

Başkan Tiunıan. bugün ya.ptığı "basın toplantımda müitecaıvizi mütecaviz ola-r:ix tavsif etmeğe taraftar olduğunu emistir. Başkan TruTnan basınla aşağıdaki beya­natıvermiştir:

«Am.er.iksn Delegesi Bülyükelçi Warren Au^t'ln AmerikanHükümetinin komünist Çinlilerin tecavüzü karşısındaki du­rumuna taalluk eden görüşlerini şiddetli ve sert bir lisanla bildirmiştir. Bu görüşler kongre, icra organı ve Bir­leşik Amerika halkı tarafından kuvvetle desteklenmektedir.

Birleşmiş Milletlere daimi her memleket bu mesele üzerinde kendi kararını ver­mek zorundadır. Ben şahsen mütecavizi açıikca mütecaviz ilân etmek gerektiği­ne inanıyorum.

Kore'deki tecavüz mevzuunda ne yapı­labileceği ve ne yapılması gerektiği me­selesi de diğer dost memleketlerle gö-rüşülmielidir.

Düşüncesiz ve yersiz hareketlere giriş­menin zamanı olmadığı da aşikârdır. Şimdi -vuzuhla ve azimle düşünmemiz lâzımdır.

Amerikan kaarr sureti bundan evvelki karar suretlerimiz gHlbi ateşin kesilmıesl için bir usul ihitiva etmekte ve esaslı meselelere barışçı bir hal yolu bulmak için çare göstermektedir. Bunu bir kere daha belirtmek isterim.»

29 Ocak 1951

— VVaishington :

Dışişleri Bakan Yardımcısı Dean Rusk dün ra'dyoda konuşmuş, bu komışina televizyonla da aksettiri'lımdştir.

Birleşik Aımerî-ka'mn Kore'de, üçüncü dünya harbini önlemek için . çarpıştığını söylemiş ve Birleşmiş Mîlletler kuvvetlerinin. Kore'­den çekilmeleri yolunda bazı cumhuri­yetçilerin Kore'den çekilmeleri yolunda bazı cumhuriyetçilerin ileri sürdükleri fikirleri cevaplandırarak «tecavüz Ko­re'de Önlendiği takdirde, mütecavizin daha büyük emeller peşinde koşmasına mani olabiliriz» demiş ve şöyle devam ■etmiştir:

«Kore'yi t erk ettiğimiz takdirde müteca­viz işlediği cinayetlerin cezalandırılacak yerde mükâfatlandırıldığım görecektir. .Mağlûp olmuş bir devlet gibi hakikatte böyle bir hal asla bahis mevzuu değil­ken, Kore'yi terkedemıeyiz. Bize, Kore'­de sayıca çok daha üstün komünist Çin kuvvetleri karşısında hâlâ niçin durdu­ğumuzu sorarlarsa cevabımız şudur: Biz Kore^de üçüncü dünya harbini önlemek, için harbediyoruz.

Milyonlarca kişinin mahvolmasına .önle­mek için Kore'de binlerce kişi hayatla­rım föûa ediyor. Biz ikinci dünya har­binde mütecavize karşı yatıştırıcı siya­set taikip etmekle öyle unutulamıyacak bir ders aldık kd, böyle bir hataya bir dahaûüşemeyiz.»

Başkan Truman ise Beyaz Saraya ha­reket etmiştir.

Başkan Truman, geç vakit Fransız Baş­bakanı FDeven ile yapacağı müzakere­lere hazırlık mahiyetimde öğleyin Dışiş­leri Baikanı Achesotı, Birleşik Amerika'­nın Paris Büyükelçisi David Bruce ve Birleşik Amerika'nın Hindicini Büyük­elçisi Donald Heatlı ile görüşmüştür.

29Ocak 1951

—WashİngTton :

Rene Pleven ve Başkan Truman arasın­daki ilk görüşme mahalli saatle 16.49 da son bulmuştur.

Mülakattan sonra gazetecilere beyanat­ta bulunan Fransa Başbakanı, konferan­sın son derece memnuniyet venici oldu­ğunu söyletmiş, fakat tefsirlere girişmek için henüz pek erken olduğunu ilâve etmiştir.

30Ocak 1951

—Wasîhington :

Başkan Truman ile Fransız Başbakanı Rene Pleven dün yaptıkları konuşmada mıüstaütibei bir tecavüze karşı koyabil­mek üzere ÇinihmdiM ve Kore'de ko­münizme karşı mücadelenin devamında mütalbılk kalmışlardır.

Güvenilir kaynaklardan, alınan haberlere göre, Pleven, Çinihindinde komünist asi--lere karşı taarruza geçi'lmesi hususun­da memleketinin sarföttiği gayretleri açiklaımaş, fakat ÇMMimiinıe Amerikan kıtaları gönderiıln-ıdsini istememiştir.

Fransız Başbakanı yatkın bir gelecekte Franisız ve Vietnamlı kıtalarının asileri ımağlûp edip komünist Çin kuvvetlerinin genı:.ş mikyasta müdahalesine mani ola­bileceklerini söylemiş ve Çioılhindine derhal ve çok miktarıda Amerikan silâ­hı gönderilmesini talepetmiştir.

Başkan Truman'in 82 ncî Kongreye mejası :

Washington: 8 (A. A.)

Seksen ikinci Amerikan konresi tarihimizde şimdiye kadar toplanmış olan kongrelerin karşılaşmadığı büyük bir meseleyle karşı karşıya bulunmaktadır. Atacağınız adımlar bütün dünya tarafından dikkatle takip edilmektedir. Bu adımlar, hayat tarzlarına öldürücü bir taarruza mâni olmaya çalışan hür bir milletin meşru olarak seçilmiş mümessilleri yolu ile ifa edecekleri hareket-lerdeki kabiliyetlerinin bir aynası olacaktır.

Biz bu taarruzu delice veya akıllıca, kahramanca veya korkakça, utanacak bir şekilde veya iftihar olunacak bir tarzda karşüıyabiliriz.

Eminim, ki 82 nci kongre bu taarruzu atalarımızın bize bıraktıkları emaneti yakışacak bir şekilde karşıhyacaklardir. Biliyorum ki toplantılarınız ciddî, iti­mada lâyık ve tesirli olacaktır. Biliyorum, ki bu toplantıların neticesinde bizi ileriye götürecek büyük kararlar alınacaktır. Bu nazik zamanda memleketimi­zin sağlam bir bünyeye sahip olduğunu söylemekle mesudum. Demokratik teşekküllerimiz sağlam ve emindir. Her zamankinden fazla kadın ve erkek çalışıyor. Her zamankinden daha fazla istihsalde bulunmağa kadiriz. Hatta diyebilirim ki istihsalimiz dünya tarihinde şimdiye kadar herhangi bir mille-tinkini aşabilir.

Eminim ki önümüzdeki imtihanı muvaffakiyetle vereceğiz. Muvaffak olacağız, fakat hissemize düşeni yapmalıyız. Hep beraber bu bü­yük cumhuriyetin vatandaşları olarak hareket etmeliyiz.

Biz bugün burada toplanırken Amerikan askerleri de Kore'de zalim bir har­bin zorluklariyle uğraşıyorlar. Cesaret, sadakat ve kahramanlıkları karşısında hürmetle eğiliyoruz.

Erlerimiz Birleşmiş Milletler mütefikleriyle beraber harbediyorlar ve bizim gibi biliyorlar ki Kore'dek tecavüz, Rus Komünist Diktatörlüğünün dünya­yı adım adım zeptetmek siyasetinin bir parçasıdır.

Erlerimiz memleketten çok uzaklarda harbediyorlar, fakat bu harp bizim ha­yatımız ve istikbâlimİE içindir. Onlar bizimi bu gün burada toplanabilmemiz ve kendimizi hür bir devlet olarak idare edebilmemiz için çarpışıyorlar.

Sovyet Rusya'nın dünyayı istila ile tehdidi hürriyetimizi ve hür ideallerin yaşıyabileceği bir dünyayı tehlikeye sokuyor. Bu tehdit bütün milletlere kar­şı tevcih olunmuştur.

.Bu tehlike millî bağımsızlıklarını ve hürriyetlerini müdafaa edebilmek için çırpman bütün milletlere karşı tevcih edilmiştir. Dünyanın diğer bölgelerinde iktisadi yardımımız daha fazla iktisadi ilerle­meye tevcih olunmalıdır. Yakın Doğu'da, Afrika'da, Asya'da, açlıktan, fakir­likten ve sefaletten kurtulmak için çırpman insanlara yardım etmek için eli­mizden geleni yapmalıyız. Ayni zamanda yarım küremizdeki komşularımıza da, iktisadi kalkınmalarını temin için, yardımda bulunmalıyız, bu hareketler hür dünya için daha fazla kuvvet demektir. Bunlar pek çok insana istikbal için emniyet ve hürriyetlerini müdafaa için sebep teşkil edecektir. Bu yar­dım onlar için ihtiyaçları olan malzemenin ve ihtiyacımız olan maddelerin da­ha fazla bir şekilde istihsali demektir.

Bundan başka kendilerini korumak isteyen memleketlerde askerî yardıma de­vam etmeliyiz. Müşteıek müdafaa hattımızm kalbi Kuzey Atlantik birliğidir. Avrupa'nın müdafaası bizde dahil olmak üzere bütün hür dünyanın müdafaası demektir. Amerika'dan sonra Avrupa dünyanın en büyük fabrikasıdır. Bm>-dan başka vatandaşlarımızın da paylaştıkları pek çok dini akîdlerin anavata­nıdır. Bu akîdler şimdi dinsiz Komünizm tarafından tehlikeye düşürülmekte­dir.Stratejik, ekonomik ve manevî noktalardan Avrupa'nın müdafaası bizim müdafamızm bir kısmıdır. Bu sebeptendir ki Kuzey Atlantik Paktına girerek bu memleketlerle işbirliği etmeği kabul ettik.

Son zamanlarda Avrupa memleketlerinin kendilerini müdafa etmek isteyip is­temedikleri meselesi uzun münakaşalara sebebiyet verdi. Bu memleketlerin hareketleri bu sualin cevabıdır.

Kuzey Atlantik Paktmdaki ortaklarımız Milletlerarası askerî talim hususun­da belirli bir sisteme sahiptirler. Pek çokları son zamanlarda mecburî askerlik müddetini uzatmışlardır. Hemen hepsi talimlerin kalitesini yükseltmek için tertibat almışlardır. Bu kuvvetler, gerek bizim ve gerekse onların fabrikala­rından teçhizat temin olunabildiği sürate bağlı olarak, genişletilmekte ve ta­lim görmektedirler. Kuzey Atlatik Paktmdaki ortaklarımız hep birlikte, bi­zimkinden daha büyük ordularvücude getirmektedirler.

Bu pakta dahil devletlerden hiçbiri, bizimki de dahil olmak şartiyle, daha ye­tecek derecede hazır değildirler. Fakat bu hakiki bir terakki durmadan husu­le gelmektedir. Birlikte müdafaa plânları hazırladık. Memleketimizin as­kerî liderleri, de bu plânları hazırlamıya yardım ettiler ve netice hiçbir zaman iktidarımızı aşmamaktadır.

Bu plânları tatbik mevkiine koyabilmek için geçen hafta Avrupa'ya en büyük kumandanlarimizdan biri olan General Dwight D. Eisenhower'i gönderdik. Ge­neral Eisenhower Avrupa'ya, Atlantik Paktına dahil devletlerin ve bu arada bizim Almanya'daki kuvvetlerimizin kumandanlığını deruhte etmeğe gitti.

Avrupa milletlerinin General Eisenhower'e itimadları vardır. Bu milletler Eisenhower'in müttefik bir muharip kuvvet yaratmaktaki kudretini biliyor­lar. Vazifesi bizim emniyetimiz için hayatî mahiyettedir. Hepimiz kendisini. destekliyerek elimizden gelen yardımı esirgememeliyiz. Vazifemizin bir kısam Avrupalı müttefiklerimize, askerî istihsalâtımız genişledikçe, malzeme gön­dererek askerî kudretini arttırmaktır.

Askerî yardım programımız kendilerini ve hürriyetlerini müdafaaya çalışan. Orta ve Uzak Şark devletlerine kadar uzanmaktadır. Sovyet Komünizmi bu;

Memleketimiz her zaman Asya milletlerinin hürriyetine taraftar olmuştur. Tarihimiz bunu gösterir ve biz bunu Filipinlerde ispat ettik. Ayrıca bunu En­donezya, Hindistan ve Çin'le olan münasebetlerimizde de belirttik. Japon mil­letini de hür milletler camiası arasına sokmağı ümit ediyoruz.

Birleşmiş Milletler Bayrağı altında, hür milletlerin hakkını korumak için si­lâha ilk defa Uzak Doğu'da sarıldık. Şimdi Komünist mütecavizlerin Koreli­leri esir bir millet haline sokmasına engel olmak için çarpışıyoruz.

Kore'nin dünya için muazzam bir mânası vardır. Kore, Birleşmiş Milletler ca­miası içinde toplanan hür milletelerin birlikte tecavüze karşı çarpılması de inektir.

Tarihimize baktığımız vakit bunun mânasını daha iyi anlarız. Eğer demokra­siler 1931 de Mançurya'nm istilâsına kargı veyahut 1935 de Habeşistan'a karşı tecavüze veya 1938 de Avusturya'nın işgaline, Birleşmiş Milletlerin Kore'de yaptığı gibi karşı dursalardı devrimizin tarahi bambaşka olurdu.

Kore'de müdafaası için çarpıştığımız prensipler doğru ve haklıdırlar. Bunlar müşterek emniyetin ve hür devletlerin geleceğinin temelidirler. Kore sadece tecavüz dehşetiyle karşılaşmış bir devlet değil, fakat ayni zamanda bir sem­boldür. Bu, dünyada hak ve adaletin tazyik ve esarete karşı mücadelesi de­mektir. Hür dünya daima bu prensipleri müdafaa etmelidir ve biz de hür dün­yayı müdafaa edeceğiz.

Programımızın üçüncü maddesi olarak Milletlerarası anlaşmazlıkların barış yolu ile halledilmesine çalışacağız. Birleşmiş Milletleri destekliyerek Anaya­sasındaki Milletlerarası işbirliğini temin için elimizden geleni yapacağız.

Her zaman olduğu gibi şimdi de Sovyetler Birliği ile şerefli bir anlaşmaya ha­zırız. Fakat hiçbir zaman yatıştırma siyaseti gütmiyeceğiz.

Sovyet idarecileri kuvvet ve hakka sahip olmamız lüzumunu pek güzel be­lirttiler. Eğer kudret temin edersek - ki ediyoruz - Sovyet diktatörleri belki ha­kikati anlamağa ve dünyayı istila etmek için hazırladıkları plânlarından vaz geçmeğe razı olurlar. Bu vücude gelmesini ümit ettiğimiz idealdir ve bunun İçin çalışıyoruz.

Barışa giden tek realist yol budur. Kudretimizi arttırmak ve barışçı bir dün­ya yaratmak için milletimizin takip edeceği bu umdelerin tatbik mevkiine kon­ması ancak kudretimizi arttırmakla olabilir.»

Bundan sonra iç politikadan bahseden Başkan Truman silâhlanmanın hızlan-dırılmasındaki lüzumu belirterek (Bazı silâhlar elimizde çok az miktarda bu­lunmaktadır ve diğer bir kısmının ise modası geçmiştir. İkinci dünya harbinde devasa görünen bazı uçaklar bugün ufak bir çocuk oyuncağından başka bir-şey değildir.) demiş ve silâhlanma uğruna çekileccek sıkıntı ve mahrumiyet­lerin mukaddes olduğunu belirterek sözlerine şu cümlelerle son vermiştir: Barış bizim için kıymetlidir. Fakat barıştan daha kıymetli olan da hürriyet ve adalettir. Eğer mecbur olursak hürriyetimizi muhafaza ve adaletin parça­lanmasına mani olmak için çarpışacağız.

Hayatımıza mana veren ve bizden dahi büyük olan şeyler bunlardır. Umdemiz barış, hürriyet ve adalettir.

Bu umdeyi azim ve tevazzu- ile takip ederek her şeyde mukadderatı ilâhiyeye tâbi olmak için Allahımıza dua edeceğiz.

image003.gifİki nutuk...

Yasan:

3 Ocak 1951 arhli Ynİ Sabah'tan:

Son günlerde, çeşiittli vesilelerle, rengâ­renk nutuklar irat olundu. Fakat bun­larım içinde iki tanesi, taşıdılkları mâna İtibariyle çok dikkati çekecek 'mahiyet­tedir.

Eski Cumhurbaşkanı ve Amerika Cum­huriyet Partisinin yeniden Cuımhurreisi namzedi Mister ■ı(iHoower) söylediği bir hitabede Demokrat Parti ve Trurnan gidişinin harici manzarasını beğenme­miş ve uzaklarda, Asya'da, Avrupa'da ■dağmıik bir müdafaa yapılması yerine Birleşik Amerika'nın kendi yarım kü­resini 'muhafaza eylemesini ve kudret ve kaynaklarım dağıtmaması yani infi­ratçılığa dönülmesini tavsiye etmiştir. Amerika'da zaman zaman nükseden bir hastalık gibi bu infiratçılık tepkileri peyda olur. Müteveffa Vilsom'un Cemi­yeti Akvama iştirakine mâni olan da bu tezahür olmuş idi'. Aıma birinci dünya harbindenberi çok hadiseler geçmiş ve Amerika ikinci bir dünya harbine de iş­tirak ederek muzaff&r çıkmıştır ve dün­yada dost ve müttefikler peyda eyle­miştir. (Hoower) in şahsiyeti mühim­edir ve Cumhuriyetçi Partinin en güzide slmalarmdandır.

Böyle bir -mevkideki zatın sözleri, bü­tün dünyada, hele İngiltere'de, derin akisler uyandırdı. Amerika Dışişleri BaaJknı derhal, isim zikretmeden ve hiç târizide bulunmadan Amerika'nın ikabu-ğrana çekilemiyeceğmi ve bütün taah­hütlerine sadık kalacağım ilân etti. Bu teminat kıymetli idi ve hâlâ da öyledir. Maamafih herkeste az çok, bir ukde k'almış idi. Acaba Amerika muhalif partisi olan Cumhuriyetçiler, harici po-"litükaıda, Mister (Hoower) in açıkladığı gibi İnfiratçılığa doğru kaymalkta mı-îdirlar ?

Bu düşünceleri bertaraf etmek için yine Cumhuriyet ça tanınmış bir şahsiyetin durumu tavzih eylemesi yerinde ol<a~ caktı. Bu •vaizifeyi, üzerine, Mister ı(!Fo-rester Duiles) almıştır. Bu zat bilindiği gibi Cumhuriyetçi Parti adına (Adne-son) a dış politikada yardım için Mis-ter Truman tarafından seçilmiş ve ikti­dara getirilmiştir. Geçen intihabı MJister Hoower kazansa idi Dişileri Bakanlı­ğına Mister (Duiles) i getirecek idi. Bi­naenaleyh harici işlerde cumhuriyetçile­rin en kuvvetli şahsiyetleri olan bu za-■tm söyliyeceği sözlerin ehemmiyeti pek ■büyüktü. Nutukta Mister Tmman'ın po­litikası ve taarruza her tarafta muka­vemet azmi katiyetle açıklanmış ve böylece (Homver) in sözlerinin uyandı­rabileceği intiba bertaraf edilmiştir.,

New - Yonk Valisi Cumhuriyetçi (De-wey) de infiratçılığın Amerika'yı ölüme sürükliyeceğlniifadeeylemiştir.

Bu vaziyete nazaran Mister (Hoower) in nutku ne mâna taşımaktadır ? Bu de­meci neye atfeylemelidir ? Bu gibi söz­lerin bu sırada saiki nedir?

Bize öylegeliyor ki Misler (Hoower) büyük otoritesiyle bilhassa Avrupalıla­ra bir ihtarda bulunmuştur. Hâlâ Al­man - Fransız ihtilâflarının halledile-memesi, üki senelik askerî hizmeti Fransa'nın kabule yanaşmaması hattâ İngiltere'nin bile bir Avrupa birliğine taraftar olmamakla beraber o istika­mette kâfi derecede âsiımle hareket eder görünmemesi, Vaşington siyaset adamlarının gözlerinden kaçmamaklta-dır. Bu sert ve infiratçı nutuk kesin ve son bir ihtar sayılabilir. Avrupa el birli­ğiyle komünizm tehlikesine karşı kâfi derecede gayret sarfetmek istemez ve her şeyi image004.gif3 Ocak 1951

—Londra :

Hindistan Başbakanı Nehru ve îngiliz Başbakanı Attlee bu akşam buluşarak Pakistan'ın îngiliz Topuduluğu Dışişleri Bakanları Konferansına iştirak etme­mesi mevzuunu görüşmüşlerdir.

Resmî kaynaklardan bildirilddğine göre, Nehru ve Attlee Pakistan Barbakanı Liyakat Ali Han'a konferansı boykot eden kararın: yeniden güzden geçirme­sini talep eden bir telgraf gönderecek­lerdir.

5 Ocak 1951

-— Washington :

Keşmir ihtilâfını ingiliz Milletler Toplu­luğu Başbakanları toplantısında hallet­mesi için Amerika Dışişleri Bakanlığı­nın İngiltere'ye bir nota yolladığı hu­susunda Washington Post Gazetesinde çıkan haberi, Amerika Dışişleri Bakan­lığı dün yalanmamıştor.

Bakanlığın Sözcüsü Miöhael Mc Der-mott, dün yapılan basm konferansında gazetenin bu haberini yalanladıktan sonra, bugün Londra'da başlayan gö­rüşmelerin Keşmir meselesi de dâhil o>knalk üzere İngiliz Milletler Toplulu­ğunu alâkadar eden muhtelif meselele­rin müzakeresine fırsat vereceğinin Amerikan Dışişleri Bakanlığı çevrele­rinde kabul edilmekte olduğunu sözle­rine İlâve etmiştir.

11 Ocak 1951

—Londra *

Pakistan Başbakanı Liyakat Ali Han ile Dışişleri Bakanı Bevin, Dün sabah îngilte 'Milletler Topluluğu Başbakanla-


rının toplantısından evvel Keşmir ihti­lâfı hakkında görüşmüşlerdir.

20 Ocak 1951

—Paris :

Hindistan Başbakanı Nehru, Fransa Başbakanı Rene Pleven ve Dışişleri Ba­kanı Rofrert Sdhuınıan ile yaptığı gö­rüşmelerde Birleşmiş Milletlerin Komü­nist Çin'in .mütecaviz ilân edilmesi hu­susunda acele bir karara varmamaları gerektiğini İsrarla ileri sürmüştür.

Başbakan Nehru, Hindistan Hüküme­tinin Pekin ile Batının arasını açacak teşebbüslereşimdilikgirişmiyeceğini

bildirmiştir.

22 Ocak 1951

—Bombay :

Hindistan Başbakanı Pandit Nehru, dün yaptığı basın toplantısında Komü­nist Çin'in ımütecaviz olarak -ilân et­mek maksadiyle Birleşik Amerika'nın giriştiği 'teşebbüsleri reddetmiş ve Ko­re harbine (bîr nihayet vermek üzere Pekin Hükümeti ile daha başka fikir teatilerinde bulunulmasını İstemiştir.

Nehru, Birleşmiş [Milletlerin tekeffül et­tiği ateş kes tekliflerini Çin'in (kabul et­meyişini katî bir karara saymanın doğ­ru olmıyacağına işaretle Mao Tse Ttmg Hükümeti ile 'müzakerelerde bulunmak, için kapının hâlâ açık bulunduğuna" emin olduğunu söylemiş ve sözlerine şunları ilâve etmiştir :

Şahsî malûmatlım, Pekin Hükümetinin bir anlaşmaya müncer olacak konuşma­ları 'memnuniyetle karşılayacağı mer­kezindedir. Başka memleketlerin1 de ay­nı şekilde düşündükleri kanaatin deyim.

image005.gifBir yaşındaki Hindistan...

Yasan: Mümtaz Faile Fenik

27 Ocak 1951 tarihli Zafer'den:

Dün dost Hindistan Cumhuriyetinin bi­rinci yıldönümüidi/ Binlerce senelik bü­yük bir medeniyetin en ünlü eseri olan bu bir yaşındaki cumhuriyeti hararetle kutlarız. Hindistan son elli sene zarfın­da her gün daha çok artan büyük bir macedeleden sonra istiklâline kavuş­muştur. Geçi 1947 yılının Ağustos ayın­da istiklâli tanınmıştır. Fakat Anayasa­sını tanzim edip, bir cumhuriyet halinde taazzuv edişi ancak bir senelik bir ma­ziye maliktir.

Hindistan bu gayeye erişmek için çok-çetin devreler atlatmıştır. Senelerce ya­bancı idteıresi altında bir sömürge olarak kalmıştır. Halbuki Hindistan sade bir memleket değil âdeta bir kıtadır; 300 milyon nüfusa saihip olan ve Asya top­raklarının sağı yukarı onda birini elin­de bulunduran Hindistan'ın istiklâline bu kadar geç kavuşmasmdaki sebepler çak mühimdir. Çünkü senelerce muhte­lif halk tabakaları arasında birlik te-fmin ■edi'l-ememiş, din ayrılıkları, dil ayrı­lıkları, mezhep aynlılkları değişik lehçeler ve sınıf farkları, yıllarca Hin­distan'ın bir topluluk halinde taazzuvu-na ve kendi isteklerini bütün dünyaya .kabul ettirmesine mâni olmuştur. Hal­buki, iktisadi bakımdan Hindistan dai­ma büyük bir devlet vasfını taşımakta­dır, îstihsal Kabiliyeti, ham madde kay­nakları, iç ve dış ticaretinin genişliği, malî imkânları, taibiî servetleri, onu bü­tün dünyada birinci derecede rol oynı-yacak bir memleket haline koymuştur. Tek, fakat en mühim eksik tarafı istik­lali olmuş, nihayet o da, Gandi gibi, Pandit Nehru gibi idealistlerin devamlı gayretleriyle temin edilmiştir.

Hindistan'ınmisali bize gösteriyor ki, istiklâl ve hürriyetin birinci şartı, mad-

dî kaynaklardan, nüfus kesafetinden, vâsi araziden daha çok milletin içindeki kültür beraberliği, anlayış birliğidir. Böylece millî tesanüt tamam olunca, istiklâl ateşinin önüne hiç bir gayret geçemez.

Memnunlukla soyliyelim ki, münevver Hint milliyetpervelerleri bu hakikati görmüşler ve bütün gayretlerini bu nok­ta üzerinde toplıyarak bugünkü mesut neticeyi elde etmişlerdir. Hiç şüphe yok ki, binlerce senedir, bir çolk medeni­yetlerin beşiği olan Hindistan, böylece inkişaf edecek ve Asya'nın bu bölgesin­de kendisini be-kliyen büyük rolü sürat­le alacaktır.

Yalnız dünyanın bu karışık devresinde Hindistan'a düşen çok mühim vazifeler olduğu asla unutulmamalıdır. Komlüniz-min en belli başlı hedeflerinden biri, ge­çen gün Amerikan Dışişleri Bakan Yar­dımcısı Mac 'Ghee'mn 'Söylediği gibi bir taraftan Akdeniz ise, öbür taraftan Hint Okyanusudur. Bütün gayretler Tibet ü-zerinden- Hindistan'a tevcih edilmiştir. Bîr takım ajanların muhtelifjıark taba­kaları arasında geniş ölçüde tahriklerde bulunduklarım ve komünist partisi ga­yelerini yaydıklarını kimse inkâr ede­mez. Kızıllar böylece, Hem Hindistan nüfusunu, hem buradaki büyük ham madde kaynaklarını ele geçirmek ve böylece, dünya hâkimiyetine doğru mü­him bir adım daha atmak kararmdadır-lar. Bundan dolayıdır ki, tehlike, Hindis­tan istiklâli için olduğu kadar, dünya medeniyeti için de büyüktür. Hiç şüp­hesiz Hindistan'ın idaresini bugün elle­rinde bulunduranlar, bu tehlikeyi önle­mek .için her tedbire baş vuracaklardır. Aksi halde, bütün Hindistan ülkesinin yeni baştan bir esaret çemberi içine düşmesi mümkündür. Bunun için, ev­velemirde Pakistan'la Hindistan arasın­daki şu müzmin Keşmir ihtilâfının hal­ledilmesi lâzımdır.. Dün hep bir arada yaşıyan ve yalnız din ayrılığından başİca aralarında esaslı hiç bir fark olmı-yan bu iki milletin bugün Keşmir anlaş­mazlığa yüzünden büyük bir rakabet ve hattâ husumet halinde bulunduklarını görüyoruz. Keşmir işinin şu veya bu şe­kilde halledilmesi hususunda bir takım tavsiyelerde bulunmak bize düşmez. Çünkü her iki devlete karşı da dostlu­ğumuz engindir. Bizimtemenni ettiğimiz şey, bu ihtilâfın kızıl ajanların fay­dalanmaması, yani Keşmir yüzünden, iki devlet istiklâlinin bir tehlikeye düş­memesidir. Bu meselenin süratle halle­dilmesini ve dost Pakistan'la dost Hin­distan'ın el ele vererek daha çok yük­selmesini görmek, bize olduğu kadar hürriyetlerine ve istiklâllerine sadık bü­tün medenî âleme bir ferahlık verecek­tir.

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106