20.11.1950
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Kasım 1950

—İstanbul;

Yıldız Şale 'Köşkümde olan Milletlerarası Sivil Havacı C .A. O. Kongresi delegelerini Cumhuriyet Bay­ramı taltil günelrinde İzmir götüren Denizyollarının lekendenin vapuru [dün saat 14 te İzmir'den, ayrılmış ve bugün saat 1,2 de İtmamımıza gelmiştir. Delegeleri rıhtımda ilgililer ve kalabalık bir (halk kitlesi karşılanmıştır.

Yolculuk büyük bir samimiyet ve neşe İçinde geçmiş, gece gemide' çeşitli eğ­lenceler tertip edilmiştir. Delegeler ge­mide gördükleri intizamdan ve gösteri­len misafiırlseverllikten mütehassis kal­mışlar ve gemi komutanına teşekkürle­rini bildirmişlerdir. Dönüş gecesinin1 en büyük süpriz delegelere refakat eden gazetecilerimizin gemide çıkardıkları «İskenderun Postası» adlı gazete olmuş veli fıkraları muhtelif dillere çev­rilerek hoparlörlerle gemiye yayılmış, delegelere neşeli saatler geçirtmiştir.

Plânlı ve programlı tertip ve tatbik ııan bu güzel seyaüi'aıt deleıgeler üzerinde çok müsait intiba bırakmıştır.

Delegeler müttefikan şöyle demişlerdir : «Şimdiye kadar iböyle iyi idareedülen çok müteşekkir bir kongre göranedilk ve memnunuz.»

— New-York :

Türkiye Cuımihuıriyetiniiı 27 nci yıldöniümü mücaaselb'etiyle Amerfkan-Türk Cumhuriyetini verdiği ziyafette Amerika Bir­leşik Devletlerinin Türkiye nezdindeki İBüyüfk Elçisi George A. Wadısworth'un aşağıdaki m^esajı okunmuştur :

«Size Türkiye'delki Amıerükalıl'arua selâ­mını yolluyorum. Türkiye'nin bu nesil boyunca' yaptığı fevkalâde inkişafı çok dikkatli ve en dostane Mislerle takip et­tik vedemokratik hayatta elde edilen. muvaffakiyetin .meş'esini paylaştık.

[Buiglun meımlek'etleriimiz beraberce, Sov­yet emperyalizmimin Batıya doğru ya­yılması karşıısmda, demokratik kuvvet­lerden mâiteşektkil bir istihkâm olarak dumıakta-dır. Dünya sullıünün kurulma­sı .ve muhafazası için' sadece aslkerî ha­zırlık ve iktisadi kalkınma sahalarında değil kültürel miübaldele ve siyasi gay­retlerde de gayet sıkı işbirliği yapmak­tayız.

Türkiye'de kutlanan bu bayram müna­sebetiyle Amerikan halkının şimdiki fay­dalı işbirliğimizin devam edeceğini ve istikbalinTürkiyeCumhuriyetinesaa-

det ve inkişaf g-e'tirmeye devam edece­ğini ümît ettiğine eminim.»

— Ankara :

.Ankara Üniversitesinin 1950-5,1 ders yı­lı açılış töreni, Dil ve Tarih-Goğrafya Fakültesi Konferans Salonunda, seçkin ibir davetli kitlesinin ve salonu hınca hınç dolduran1 binlerce üniversitelinin iş-tirakiylıe 'bugün öğleden evvel yapılmış­tır.

Rektörün moldern üniversite vazifelerini belirten nutkundan sonra beşinci yıldö­nümünü 'kutlanması temenni edilmiş ve Rektörün konuışıması alkışlar arasında son bulmuş ve müteakiben, Refik Koral-tan ve Bakanlar Rektör ile Üniversite profesörlerini tebrik etmişlerdir.

2 Kasım 1950

—. İstanjbul :

Istanibul Radyo Müdürü Zahir TÖrüftnikü-ney bugün saat 16 da Gazeteciler Ce­miyetinde yaptığı basın toplantısında 5 Kasımdan itibaren tatbik edl'ieoek yeni radyo programlıarı hakkında gazetecile­re izahat vererek demiştir İd : «Şimdiye kadar tecrübe malüyetiınide olarak yapılmakta olan eğlence yerlerin­den nakil yayınları yeni programa göre haftada bir ilâ, iki defa yapilacaMiT.

Dinleyici Isteklıeri saatinde dinleyicile­rin isimlerini okuma usulünün kalkıması üzerinde istek mektupları yüzde altmış nispetinde azalmıştır. Ben de şahisen isimlerin okunmaması taraftarıyım.» Radyoda yapılmakta olan ilânların fi­yat tarifelerime de temas eden Radyo Müdürü bu tarifeyi tesibit için Bakanlar Kurulumdan bir kararnamenin çıkması icaibettiğini, bu hususta hazırlanmış olan projenin henüz Maliye Bakanlığında tet­kik edilmekte olduğunu, söylemiş ve ya-kmda Bakanlar Kuruluna sunulacağını ilâve etmiştir.

Teni programa göre temsil saati hafta­da bire indirilmiştir,

— îstanîbul i

Vali ve Belediye Başkanı Pnf. Gökay, önümüzdeki Pazar günü yapılacak olan Ermeni Patriği seçimi hakkında [bugün gazetecilere aşağıdaki izahatı vermiş­tir S

«Pazar günü seçim bölgeleri olarak ka­bul edilen kiliselerde 18 yaşını ikmal et­miş olan Ermeni vatandaşlar oylarını kullanarak kendi aralarından delegele­rini seçeceklerdir. Seçilen bu delegeler­le kilisenin en yaşlı papazı 9 Kasını gü­nü toplanarak Ermeni Patriğini seçe­ceklerdir. Patriğin peskopos olup olma­ması, onların dahilî işidir, bizi ilgilen­dirmez. Esasen vilâyetin bu seçimdeki rolü iBakanlar Kurulu kararnamesini tebli ğetimek ve her seçimde olduğu gi­bi seçmenlerin huzur içinde oylarını kul-lanma.la.nni teminden ibarettir.»

— Ankara :

Devlet Bakanı Fevzi Lütfü Karaos-manoğlu ve Marshall Plânı Türkiye özei Misyonu Başkanı Orta Elçi Mr. Ruısseî H. Dorr, bugün aşağıdaki açıklamayı -yapmışlardır :

Türkiye'ıdeki Marshall Plânı Misyonu, Türkiye'nin zirai ve sınai istlhsalâtıiım artınla/bilmesi ve Türk milletine diğer istifadeler sağlamak maksadiyle, kon-trparti (karşılık) fonu hesaplarından 125.CtO0.00O Lira istimal edilmesi husu­sunda müsaade verilmesi için salâhiyet almıştır.

Kontrparti fonları, katılan memıleketler-de^Marshall Plânı programının bir par­çasıdır. Marshall Plânı İdaresi, herhan­gi katılan bir memlekete bir dolar veya diğer .bir Avrupa parası tahsisi yaptığı zaman, o memteket bu'paranın karşılı­ğını kendi parası ile Merkez Bankasına yatırır. Kontparti fonu diye isimlen<3iri-len bu paraların istimali ise, o memle­ketin iktisadi kalkınmasına hasredilmek üzere, Marshall Plânı İdaresi ile katılan-ımemleket makamlarının varacağı an- bağlıdır.

Bugüne kadar Türkiye'ye hibe suretiyle tahsis e'dülen dolar ve diğer yabancı pa-ralaon tutan 242.800.0ÛO liraya baliğ olmuştur ki, bu meblâğın 198.000.000 li­rası kontrparti fonuna yatırılmış bulun­maktadır.

— Londra:

Devlet Bakanlığı ile Türkiye Marshall Pliânı özel Misyonu halem kontrparti fo­nunun sarf programını hazırlamakla meşguldürler. Bu program, Türkiye envestisman programına sıkı surette bağl: olarak koo-rdine edilmiş olacaktır.

İlktiisadi İşbirliği İdaresi Türkiye Özel Misyonu Şefi, Orta Elçi Rıussell H. Dorr, bugün kontrparti fonunun ilik kısmının 'kullanıl'abileceğine dair İktisadi İşbirli­ği idaresinden gelen müsaade haberini açıklamıştır^

Türk Hükümeti ile Misyon arasında va­rılan1 mutabakata göre bu meblâğın 82.680.000 lirası Devlet envestismanlari-na ve 42 milyon 450 bin lirası da hususi teşebbüslere kredi olarak tahsis edile­cektir. Hükümetle Misyon arasında b'i paraların ne gibi kalkınma işlerinde isti-ımal edileceğine dair anlaşmaya varıl­dığı zaman, icalbeden mütemmim malû­mat Misyon tarafından tekrar açıklana­caktır.

Mr. Dorr, vermiş olduğu bir - demeçte, konitrparti fonunun istimali hakkında şunları söylemiştir r

«Bu tahsislerden Türk halkı da dolayı-siyle istifade edecektir. Bizce, bu para­ların kull-anılımaısiyle, her iki tarafça ar­zu edildiği veçjhüe, Türkiye iktisadiyatı­nın inkişafı ve yeniden, canlandırılması yolunda mühiım bir adım atılmış olacak­tır..

Bu paralardan zirai kredilere ayrılacak olan tahsisatla daha birçok çiftçi trak­tör alabilecek, yeni sahaların ziraate açılıaıbümesini sağlayacak ve bu suretle ide Türkiye'nin zirai istihsalâtı artmış bulunacaktır.

Bu tahsisatla yapılacak yollarla çiftçi­ler elde ettikleri mahsuKıeırBini daha ko­laylıkla merkezlere sevk .edebilecekler ve bunları daha iyi fiyatlarla satabile­ceklerdir. Bu suretle şehirli vatandaş­lar daha mebzul gıda maddeleri bulaM-'1 eleklerdir.

Mulitelif sanayi kollarına ayrılacak tah-isdisatlar ise, iş hacmini büyültecek, istih­sali artıracaktır..

TürMıye bugüne kadar Amerika'dan, memleket yollarının inşası için lazım igel'eoı teçhizat mukaıbili 11.SOO.000 dolar yaıni takriben 3S.O0O.0OO liralık tahsisat temin etmiş bulunuyor. Bu yeni kon.tr-paritii fonlarının istimali ile, yol progra­mının tahakkuku için daha 36.800.000 lira tahsis edilmiş oluyor. Bu yeni tahsi­sat,üçsenelikprogramdamevzuu-

mahis olan 3000 kilometrelik yol inşası­na hizmet edecektir.

Geçen iki sene zarfında, Marshall Plâ­nından zirai kalkınma için 35.000.000 dolar, yani 98.000.000 lira tahsis edilmiş­tir. Bu kerre kontrparti fonumdan bu işler için verilecek 15.30O.0ÖO liralık mü­temmim tahsisatla, çiftçilere, kendileri­ne yeni ziraat makineleri alabilmeleri için geniş imkânlar temin edilmiş ola­caktır.

Ziraat Bankası son zamanlarda, Misyon­la mutabık oalrak, geniş zirai krediler sağlamak esasını kabul etmiştir. Bu kre­diler ziraat makinelerinin teminimi ko­laylaştıracak ve bu suretle istihsaî ar­tacak ve daha ziyade arazi sürülebile­cektir.

Bunun neticesi olarak zirai makineler satın almış olan zürra, diğer yardımcı makine ihtiyaçlarını temin edebilecek ve aynı zamanda bu makinelerin en iyi nasıl kullanılabileceğine dair malûmat toplayabilecektir. Zirai kredilerin tanı semeresi işfce o zaman temin edilmiş ola­caktır. Diğer taraftan bugüne kadar bir traktör ile pulluk alabilmiş zürra bu ke­re bu yeni krediler vasitasiyle geri kalan ihtiyaçlarını temin, edebilecek ve maki­neli ziraaitte 'kullanılan bütün malzeme­yi elde etımiş olacaktır. Kontrparti fonundan takriben 20.000.COO lira da Zonguldak kömür havzasının in­kişafı için tahsis edilecektir. Bu paralar elektrik ve mihaniki nakliye malzeme­sinin kurulması ve Marshall Plânının ti­raj haklarından istifade suretiyle satın alınmış bulunan lâvuarTarm yerleştiril­mesi için kullanılacaktır.- Bu paranın [bir kısmını da Marshall Plânı yardımı ile yapılmakta Oılan Zonıguüfdalk Limanı­nın masraflarını karşılayacaktır. Bu fondan takriben 10 milyon lira Ça-talağzı'ndan İstanbul'a kadar yapılmak­ta olan havaî enerji halttım inşaatımda kulanılac aktır. Bu suretle ajjır sımaî merkezlerinden bîri olan îstanibu'1'a bol enerji temin edilecek ve bilvesile Soma, Değirmisaz ve Tunçbilek'iteki kömür ma-ıdenlertniin ve muhtelif maden projeleri­nin istihsalini artıracaktır. Bu projeler halen Marshall Plânı yardımı ile hali inşaadadiıiar.

Kontrparlto fonundan 42.484.000 lira hu­susi teşebbüslere tahsis edilmektedir. Bu

fondan Türik Hükümeti, iş adamlarının teikiM ettikleri projel'erin hükümet ve misyon tarafından kaibuil ve taısıdük edi­lenlerine krediler tahsisedecektir.

Bugüne kadar tasdik edilmiş bulunan hususi projeler m ey anında şunlar mev­cuttur: Ikflısi İstanbul'da biri de İzmir-de olmak üzere üç çıinıen!to fabrikası için İİİİJ3O0.0OO lıirıa, geçen Martita suların ta'lırip efttiğri Eskişehir Caım Fabrikası­nın yeniden inşası için 75.0C0 lira, tamir-dıe bir pamuk temizleme ve bir de yağ fabrikası içim 462.000 lira veİstanbul­'da bir soğuk hava deposu inşaatı isin de Sil .00 lira.

3 Kasım 1950

istanbul:

Ermeni Patrik Kaymakamı Aslanyan beraberinde vekili ve istişare heyeti ol­duğu halde bu akşam saat 18 de Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay'ı ziya­ret etmiştir.

Arslanyan bu ziyareti esnasında Valiye Ermeni Cemaati arasında huzur temini yolunda gösterilen alâka ve aynı za­manda Patrik seçimi hususunda delâlet­leri dolayısiyle duydukları teşekkür his­sini bildirmiş ve dini örf ve teamüller ile bir kısım formalitelerin tamamlana­bilmesi için del&ge seçim tarihinin 25 Kasım ve 2 Aralık tarihlerine talikini rica etmiştir.

Vali ve Belediye Başkanı cevaben esa­sen Hükümetin cemaat işlerine müdaha­le etmemeyi esas umde telâkki ettiğini, Vilâyetin ise Bakanlar Kurulunca bir defaya mahsus olmak üzere yapılması­na karar verdiği seçimi tebliğ etmek ve ermeni vatandaşların huzur içinde se­çimlerini yapmalarını teminden başka bir vazifesi olmadığını ifade ederek bu müracaatı ilgililere ilân edeceğini bil­dirmiştir.

Patrik Arslanyan ve beraberindekiler Igşerelk Ourahurîyeit Hjüıkâjrnî-eltiine ve ri'Ca-line ve gerelkse İstanbul Valiliğine te-şetokürlerina ifade etmişlerdir.

5 Kasım 1950

Ankara:

Türk Havacılar Derneği Ankara Kulü­bünün açılış töreni, bugün saat 16 da

Türk Hava Kurumu Merkezinde Millî Savunma Bakanı Refik Şevket înce, Millî Eğitim Bakanı Tevfik Heri, Güm­rük ve Tekel Bakanı Nuri Özsan, Baş­bakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur, Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı, îh-san Hürkuş, Türk Hava Kurumu Başka­nı Celâl Maral, Merkez Heyeti üyeleri ve seçkin bir davetli kütlesinin1 iştira­kiyle yapılmıştır. Misafirler program gereğince Türk Ha­va Kurumu Merkez binası methalindeki sergiyi gezmişler, Türk Hava Kurumu Uçak Fabrikası Müdürü Salâhattin Be­ler ve Motor Fabrikası Müdürü Fikret Çeltikçi sergi hakkında ayrı ayrı izah­larda bulunduktan sonra, Millî Savunma Bakanı Refik Şevket İnce, hayırlı olsun dileği İle kordelâyı keserek Türk Hava­cılar Derneği Kuübünül açmış ve Kulüp 'misafirler tarafından gezilmiştir.

Bu arada Kulüp lokalinde Dernek Baş­kanı Basri Alev misafirlere şu hitabede bulunmuştur:

Aziz misafirlerimiz,

Bugün Derneğimizin yeni lokalinde sizi karşılamakla havacılık hayatının en mesut dakikalarından birini yaşıyorum. Sivil havacılığın bir uç beyliği olan ha­vacılık derneğini, 1946 da birkaç havacı kurdu. Maksadı, memleketimizde hava­cılık gelişmelerini, bizzat hakikî mensup ve ehilleri tarafından ilerletmek ve bü­tün Türk gençliğini bu uğurda vazifelen­dirmekti. Güç şartlarla- bu dâva uğrunda çok çalıştık, birçok müşküllerle karşı­laştık, fakat yılmadıfc. Bugün, bu çalış­maların belki de en önemlisi olan bir neticeye varmış bulunuyoruz. Türk Ha­va Kurumu da bu gayemizi çok büyük bir ilgiyle karşıladı ve bize burada geniş bir lokal temin etti1.

Bugün bu neticeden memnunuz, sevini­yoruz. Çünkü, bu sayede daha kolay ça­lışma imkânları sağlamış bulunuyoruz. Artık hiç çekinmeden kendimize çizdi­ğimiz çalışma yolunda jlerliyebileceğiz.

Bütün Türk gençliğinin havacılığa gel­melerini candan diler, bize bu imkânları hazırlıyan Türk Hava Kurumu Başkanı Celâl Maral'a ve Kulübümüzün açılış törenine şeref veren siz misafirlerimize kendim ve arkadaşlarım namına saygı ve sevgilerimi sunarım.

Sayın Celâl Baya Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Adnan Menderes Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Anskaroi

17 devletin ve dört Beynelmilel teşek­külün iştirakiyle İstanbulda Yıldız'da Şale Köşkünde toplanan Beynelmilel Sivil Havacılık İkinci Ortaşaırk Kong­resi azalan bugün akdettikleri kapa­nış umumi lıeye't celsesinde' mesai prog­ramlarının fevkalâde mahmul alması dolayısiyle Anikara'ya gelerek zâtı devletlerine tazim hislerinin bizzat ar­zına îmlkân bulamadıklarından petk ımü-teessir olduiklamıı ve Türkiye Cuırnhu-riyet HHSMâmöfci makamlarından gör­dükleri uMtulmaz hüsnü kalbul kadar, konferans mesaisinin muvaffakiyetle intacını kolaylaştırmış olan mükemmel hizmet teşkilâtı dolaıyısiyle zatı devlet­lerine en sıcak teşekkürlerini arza itti­fakla kara.r vermişlerdir. En derin tazim ve saygı duygularımla arzederim.

İstanbulYıldız-Beynelmilel SiviL Havacılık İkinci Ortaşark

Konferans Başkanı Naki Köstem

9 Kasım 1950

— Ankara :

Cumhuruakkanı Celâl Bayar, Altatürk'-üa ölüm yıldönümü vesilesiyle kendile­rinden ihtisaslarını istiyen Millî Türk Talebe Birliğine, muhtelif gazete ve mecmualara aşağıdaki mesajın bil'diril-mesiîie Anadolu Ajansını 'memur etmiş­lerdir :

Bir kaç defa tekrarladım. Sevgili Ata­türk içim jbenden «hatıra» istenildiği za­man adeta 'müfekkiremin durduğunu hisseder, bu azametli varlık karşısında ne söylemek Iâzımg-eleceğini tâyin et­mekte büyük müşkülâta uğrarım. Düşünürüm :

Bu dâhi askerin zaferlerinden misal mi .vereyim. ?

'Bu büyülk devlet adamının, yenj bir devlet kurmaktaki kudretini mi izah edeyim?

>Bu 'eims'alsiz .diplomatın, siyasi kaide haiinö gelen vecizel erinden, «'millî im­sak»ınldanmı bahsedeyim?

Asîl muhitinde bulunan mesai arkadaş­larının her dem çalışma heyecanını, azmini artıran telkinlerini imi anlata­yım?

Memleket meselelerini ele .alış tarzını ve bu yoldaki örnek fedakârlıklarını mı nıaıkledieyim ?

Arkadaşlık hayatına ait İnsanî duygu­larını, vefasını mı öveyim?

Ve nihayet, cihanı hayrete düşüren iç­timai İnkılâplarını mı tafsil edeyüm? İşte bültün bunlar, "benim için teer um­man halliîni alır, bu harika Tünkün ha­yatını her cephesinde bahis konusu et­mek, o ummaînları aşmak kadar zorla­şır.

Fakat burada,, kendisini, kısmen olsun, bizzat ken'disinden diinlıeyeıbılliriz : «Hürriyet ve istllklâl beniım karakrterim-!dıir. Ben milletimin ve büyük ecdadınum, en kiyimetli mevrusatmdan olan aşta -istMâl İle ımaftur bir adamım. Bence bir millette şeırıefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka 'bulabilimesi mutlaka o devletlin hürri­yet Ye istiklâline saihijp olıması ile ka­imdir.

Ben şehsen, bu saydığım evsafa çak ehemmiyet veririm, bu evsafın kendiım-d'e mevcudiyetini iddia eidebiimek için ımdllefcin de aiym evsaf iLe muittasıf' ol­masını şartı - esasi ibillirim. Ben yasayabilmek için muitllâtka müsta­kil bir mîlletim evlâdı kalmalıyım. Bu sebeple miliî istiklâl bonoe birhayat

Atatürk'ün bu sözlerini, en büyük eseri o.iSirak tebcil ettiği Büyük Millet Mecli­sinin Birinci Yıldönümü münasebetiyle işiltmiş bulunuyoruz. O Meclis ki ruhun­da «hâkimiyet, kayıtsız şajritsız milletiin-diT» düsturu mündemıîçtir.

Aradan bir kaç sene geçiyor. Bu büyük, adam, müstevli kuvveti «vatanın hari-mi ismetinde» boğduktan sonra başm-dalki zafer iklili ile Ankara'ya döndü­ğü vakit, bazı kimslerin «halifemiB olu­nuz, sultanımız olunuz.'» Tekliflerine arka ç'e'vkımesini biliyor. Bülfcün şerefli ânüstaMl milletuım imtöıyazsız evlâdı kalmaktabuluyor.

Atatürk dehasının tahlili gibi iki büy-iHk parçaya böldü. Birinci bölümde biyolojik ve sosyolojik bakımlarından zekâ, afal ve deha mefhumlarını derin­leştirdi ve dehayı temyiz ettiren menevî gerçeklik, insanî (kültür ve değer unsur­larını kaydetti.

Atatük'ün fani varlığı üstünde bu var-hğm faniliğine rağmen ebedî şahsiye­tini temsil "eyliyen dehasını askerli-k, si­yaset ve değer dehası saflarında tipik misallerle açıkladı. Askerlik ve siyasete ait dehasının realite ve müsbet değer şuurlariyle özelleşmiş olan manevî de­hasında çok derin, bir belagata erdiğini anlattı ve o bakımdan Türk inkılâp ve inkılâpçılığına orijinal bir hüviyet sağ-hyan. temelleri, Atatürk'ten metinler zikrederek ortaya koydu. Bu muazzam hayat ve ilim 'eserinin eski ve yeni ideo­lojilerle karıştırılmasına müsait olma­yan cepheleri birer birer teşrih etti.

Netice olmak üzere Atatük'ün, kendi ifadesiyle kabul ettiği fani ve ebedî Mus­tafa Kemal tasnifine döndü, ebedi, Mus­tafa Kemal'de hayran kaldığımız insanî değer, hayat ve aşkına tekrar dikkati çekti ve bu "kıymet dehasında devlet ve servet mefhumunun asla hizmet vası­tası olmaktan ileri gitmediğini ve her İkisinin de, en ıg"elişmdş safhalariyle, sevgili milletine emanet edilmiş oldu­ğunu işaret ederek Şair Baki'ye ait şu beytin Atatürk ağzından cihana yönel­tilmiş bir hitap gibi tefsir edilebileceğini söyledi.

Minnet hudaya devleti dünya fena bulur Baki tcalur sahifei âlemde namımız.

Profesör Necati Akder'in, bu konuşma­sından sonra il adına çelenk konmak üzere hep birlikte Muvakkat Kabre gidilmiştir.

Atatürk'ün matem günü dolayısiyle Halkevinde ve okullarda aynca anma töreni yapılmıştır.

—İstanbul :

Büyük kurucu ve kurtarıcı Atatürk'ün .12 nci ölüm yıldönümü [münasebetiyle bugün şehrimizdeki yüksek Öğretim mü­esseselerinde ve Halkevinde anma tö­renleriyapılmıştır.

Törenlere saat 9.05 te başlanmış ve beş dakikalıkihtiram sükut söz alan hatibler, büyük Ata'nın Türk milletine olan hizmetlerini ve İstiklâl Savaşının kazanılmasından sonra yapı­lan inkılâblardaki rolünü belirten hita­belerde bulunmuşlardır. Bu arada îstanbul Üniversitesi konfe­rans salonunda tertiplenen törende şeh-rimizdeki milletvekilleri, Vali ve Bele­diye Başkanı, îstanbul Üniversitesi Rektörü ve dekanlar, profesörler, İstan­bul Emniyet Müdürü, askerî ve mülkî erkân ve üniversite öğrencileri hazır bu­lunmuşlardır.

Saat 9.05 te töreni açan Üniversite Rek­törü Ord. Prf. Ömer Celâl Saraç, Cum-ınuriyetlmizin banisi Atatürk'ün 12 nci ölüm yıldönümü münaseibetiyle hazır bulunanları 5 dakikalık ihtiram sükû­tuna davet etmiş, müteakiben kürsüye gelen Hukuk Fakültesi Dekanı Prf. M. Şevket Bilgin Atatürk'ün şahsiyeti ve yurd hizmetleri hakkında uzun bir ko­nuşma ile şunları söylemiştir: Atatürk'ün 12 nci ölüm yıldönümünde kalbimizde her sene biraz daha artan hürmet ve saygı hisleriyle burada top­lanmışbulunuyoruz.

Büyük kurtarıcıyı toprağa vereli bugün tam> 12 sene oluyor. Fakat onun kalb-lerimizdeki hatırası, heyecanı teessürü bugün kaybettiğimiz gün kadar derin. Atatürk'ün keskin zekâsı, ilmin bütün derinliklerine nüfuz edebilecek kabili­yette idi. Büyük adam Atatürk, inkılâp­çı Atatürk, milletin temayüllerini sez­miş ve onun için iyi ibir önder olmuştu. Atatürk inkılâbı millî hayatımızın ve millî bünyemizin en derinliklerine nüfuz edebilecek mahiyettedir.

Atatürk, inkılâblarmı daima ilimlere İs­tinat ederek tekeıvvün ettirmiştir. Atatürk'ü Türk milleti yetiştirmiş o da bumillet içinömrününsonunakadar çalışmıştır.

ölümünün 12 nci yıldönümünde onun aziz hatırasını anarken büyük eseri Türkiye Cumhuriyetinin ve inkılâbları-nın ilelebet payidar olacağını milletçe ifade ederiz.

Bundan sonra toplantıda hazır bulunan­lar Sarayburnu'ndaki Atatürk Anıtına giderek Üniversite,, Demokrat Parti ve Üniversite Talebe Birliği aidma hazırla-;elenkleri koymuşlardır.

Turizm sanayiimiz henüz kuruluş safha­sındadır. Bu sanayiin kuruluşunda ve inkişafında hususi teşebbüse büyük yer vermek, hususi teşelhbüsün yapacağı iş­leri desteklemek esas prensip olarak ele alınmaktadır.

Bir yandan turisti ceîfoedecek tesislerin biran evel yapılmasını sağlamak yolun­da çalışınken bir yandan da memlekete gelecek turistlere her türlü ko'jayhğ: göstermek işi üzerinde de durmaktayız. Gayelerimize ulaşabilmek için mevcut ikanunılarımızda tadiller yapmak zarure-tiyel karşı karşıya kaldık. Yeni Mealisin ilk toplantı devresinde ka­bul etmiş olduğunu bildiğiniz pasaport, ecnabilıerin Türkiye'de ikametleri ve se­yahatleri hakkımdaki mevzuatla bu iş­ler kolaylaştırılmış bulunmaktadır. Yasak bölgeler mevzuu da ele alınmış­tır ve Bakanlar arası bir komisyonda bu mevzu görüşülmektedir. Turizmi Teşvik Kammu, turizm müesse­seleri vücuda getirecekler için bazı mu­afiyetler tanımıştı.

Turizm müesseseleri kuracakların rağ­betlerini artıpmak malksadiyle bu ka­nundaki muafiyetleri genişleten ve da­ha şümullü bir şekilde kavrayan bir ta­dil ön projesi hazırlamış bulunuyoruz. Bu hususta ilgililerle konuştuktan ve yakında toplanacak olan Turizm Danış­ma Kurulunun mütalâalarını dinledik­ten sonra proje bizce son şeklini alıp salahiyetli mercilere tevdi olunacaktır. Bu projenin temin edeceği muafiyetle­rin ve kolaylıkların turizmin inkişafın­da büyük rol aynijyaeafcları muhakkak­tır.

Turizm tesisleri kurulmak işi bir ve dört senelik olmak üzere iki esaslı plâ­na bağlanmıştır. Bu plânlara göre tu-rislik ehemmiyeti itibariyle Istanlbuı, Bursa, tamir ve Antalya'da birinci mın-taka içine .alınmıştır.

Turizm dâvasının tahakkukunda pek ta­bu olarak bütçe imkânlariimızın müsaa­desi nispetinde faaliyette bulunulacak­tır. Bu itibarla da yurdununsun .turizm (bakımından büyük değeri bulunan şehir­lerimiz, ehemmiyet derecelerine göre mıntakalara ayrılmıştır. İlk iş olarak ta İstanbul'da bir otel inşası dâvası ele alınmıştır.

Bildiğiniz gabi uzun çalışma ve hazırlık­lardan sonra Amerika'nın en büyük otel­cilik müessesesinin başında bulunan Hil-ton memleketimize gelmiş ve kendisiyle İstanbul'da bir otel inşa ve işletme mev­zuları üzerinde birer prensip anlaşması­na varılmıştır.

ıBunun dışında kan ve yurdumuzun muh­telif bölgelerindeki konaklama merkez­lerimde yerlerine göre otel, ofberj, lokan­ta, servis istasyonları tesisi program-laştırlımısitir.

Her turistik merkeze yol bakımından ulaşma imkânı tahakkuk eder etmez, umumi plânın o merkeze ait kısmı da tatbik safhasına konulacaktır. Bayındırlık Bakanlığı Karayolları Ge­nel Müdürlüğü ile Basm-Yayın ve Tu­rizm Genel Müdürlüğü mütehassLsJarın-dan mürekkep bir heyet Karayolları Ge­nel Müdürlüğü nezdindeki Amerikan uizmanılannın ihtisaslarından da fayda­lanmak suretiyle yapılmış ve yapılmakta olan kara yollarımız güzergâhını 10 iti-nerere ayırarak bu itinererler üzerinde (turistik bölgeleri mahallinde tetkik et­mektedir.

Şimdiye kadar yapılan tetkik gezilerin­de Kayseri, Ürgüp, Göreme, Konya, Bey­şehir, Eğirdir, İsparta'da hangi nevi tu­rizm tesisleri vücuda getirilmesi gerek­tiği tesblt edilmiştir. Heyet, iç ve dış turizm için elverişli gö-.rülen her bölgede turizm dernekleri ve 'turizm tesisLeri meydana getirilmesi için. hususi sermaye veya mahallî idarelerin iştirakiyle şirketler kurulması sağlan­maktadır.

Adnan Menderes Hükümetinin eiıemmi-yeitle ele aldığı tuırizm dâvamızın biran evvel gerçekleşmesinde alâkalı idareler­le işbirliği yapmağı şiar edinen Genel [Müdürlük Denizyolları Genel Müdürlüğü ite yaptığı temaslarda turist celbi, turis­tik seyahatler tertibi, kontoine .biletler üh-d'ası, turistik propaganda yanında işbir­liği yapılması esaslarını kararlaştırmış­tır.

IKara ve Denizyolları Genel Müdürlükle­rinin kıymetli müzaheretleriyıle elde edi­len neticeler dâvamızda ve turizm ku-rumlariyle talebe federasyonlarının kur­muş oldukları turizm kollları bize kuv­vet kazandırmıştır.

'Bu teklifler de alındıktan sonra bir 1ta-rara varılacaktır. Adnan 'Menderes Hü­kümeti televizyon hususunda yapılmış veya yapılacak olan teklifleri büyük bir ehemmiyetle ele alarak istasyonların [kurulması için lâzım gelen Kolaylıkları gösterecektir.

17 Kasım 1950

Ankara:

Avrupa Konseyi Dışişleri Bakanları Ko­mitesine iştirak eden iDışişleri Bakanı Profesör Fuad Köprülü bu sabahki eks­presle İstanbul'dan şehrimize dönmüş ve garda Dışişleri Bakanlığı Umumi (Kâtibi Büyükelçi Faik Zihni Akdur, Protokol Umura Müdürü Tevîfök Kâzım Kemahlı, 'Ekonomi ive Ticaret Bakanlığı Müsteşarı Faruk ıSünter, Dışişleri Ba­kanlığı ileri gelenleri ve -dostları tara­fından karşılanmıştır.

Ankara :

Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdür­lüğü ile Birleşmiş [Milletler Eğitim, E> lim ve 'Kültür Kurulu i(Unesco) arasın­da vâki anlaşma gereğince teknik per­sonel yetiştirmek maksadiyle Ankara Radyosunda açılması takarrür^ eden (Ises -alma) ve (mikrofona ' vazetme) "kurslarına (bulgun .öğleden sonra Ankara Radyoevinde 'başlanmıştır. Bu kurslar Fransa 'Radyo İdaresi Müte­hassıslarından Jose Bernhard ve Wile-red Carlet tarafından idare edilecektir. Her iki kursa, radyolarımızdan, Anka­ra Fen Fakültesinden, Devlet Konser-vatuvarından, Devlet Tiyatrosundan ve Erfeek Teknilî Öğretımen Okulundan iş­tirak edecek elemanlarla bu «müessese­lerin müdürleri de bulunduğu halde ya­pılan ilk toplantıyı saat 15,30 da Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü' adı­na Radyo Dairesi 'Müdürü Oevat Mem-•dulı Altar kısa [bir konuşma ile açmış ve her iki mütehassısın da kursların mahiyeti (hakkımdaki 'görüşlerini açıkla­malarından sonra .çalışmalara fiilen başlamıştır. Mütehassıslar gördükleri iyi karşılanıştan, teknik ve artistik sa­hada bu kurslar için Ankara Radyosun­da yapılmış olan hazırlıklardan ibüyük 3rir .memnunluk duymuiş olduklarını söy.leımiş ve Türkiye radyolarına bu sahada yapacakları hizmetin kendileri için şe­refli bir vazife olacağını ifade etmişler­dir.

— Ankara .1

Öğrendimize göre, Bulgaristan'dan ge­lecek 'göçmenler hakkında Bakanlar Kurulunca bir karar alınmıştır. Bu ka­randa şöyle denilmektedir: Bugünlerde 'Bulgaristan'dan memleketi­mize külliyetli miktarda gelmesi muh­temel bulunan ıgöçmenlerin önümüzdeki aylar içinde en iyi ve isabetli bir şekil­de ibarmdınlmaları için gerek Hükümet, gerekse millet olarak işbirliği yapılması zarureti günün en Önemli olayları ara­sında yer almaktadır.

Bu maksatla, gelecek göçmenlerin ille­rimizin iktisadi ve içtimai durumlarına, iklim şartlarına, sevk imkânlarına ye mevcut köy sayılarına göre bu kış için barındırıl abilecekl eri 'göçmen sayısı tet­kik ve .tesbit edilmiş ve buna nazaran ilinizde muayyen ibir "miktarda göçmen barındırılması kararlaştırılmıştır. Aşağıdaki esaslara göre ilinizde fcarın-dırılalbilmesi mümkün bulunan göçmen adedinin acele tetkikiyle doğurdan doğ­ruya Toprak ve iskân Genel Müdürlü­ğüne derhal tellenmesilâzımdır.

1 — İlinize ibu kış barındırılmak üzere tertip edilecek .bu 'göçmenflerin il .mer­kezine ve ıbağlı ilce, Ibucak ve Köylere taksiminde veya şehir ve kasabalarda -mevcut mirî ve askerî <boş binalarda toplu bir halde t)arındırılmalarında ma-(hallî şartlara, icap ve imkânlara göre valiliğiniz tam bir serbestliğe sahiptir.

2 — İlinize müret/tep göçmenlerin sev-ıki işi izdiham ve karışıklığa mahal ve­rilmemek için peyderpey gönderilmek suretiyle yapılacaktır.

Ancak, iner ühtknale karşı valiliğinize bunlar hemen ve defaten 'gelecekmiş gi-Ibi hazırliklı bulunulması ve bu 'hususata gereken her türlü tedbirlerin derhal ve zaman geçirilmeden alınması lâzımdır. 3 3— îtinize tertip edilecek 'göçmenlerin ilk sevk .merkezlerinde tefriki yapılır­ken sanat ve meslekleri ve 'çiftçi olan­ların ziraatın hamgi kısımlarında uğraş­mış oldukları bölgemizin (hususiyetlerine

göre dikkat nazarına alınacaktır. Vali-liğinizce de bunların 11 dâhiline serpiş-tirilmelerinde ibu esasların "bilhassa göz önünde tutulması icabeder.

4Hükümetçe sağlanması çare­leri aranmaktadır.Bununla beraber valiliğinizce bu husus­ta Hükümet tarafından yapılacak yar­dım nazara alınmaksızın gereken bütün mahallî tedbirlerin ittihaz edilmesi ve ilinize mürettep göçmenlerin bakımları ve ^arındırılmaları ve Jbiran evvel ken­di kendilerini geçindirir duruma getiril­melerinin temin edilmesi zaruridir.

5—, Bumaksatla il(merkezindebirgöçmenkomisyonuile,11 merkezi vebağlı ilçelerle Ibucak ve hatta -köylerdegöçmenlereyardımkomitelerikurul­ması,bu komiteleremahallîhürmet,
muhabbet ve itimadı haiz erkek ve ka­dın vatandaşlarınkatılmaları,ilmer­kezindekikomisyon vekomitenin biz­
zatbaşkanlığınızaltındabulundurul­ması, komiteler vasıtasiyle halktan top­lanacak aynî ve nakdî her türlü iane veteberrülerinKızılayşubelerinde,olma­yan yerlerde ziraat ıbanikalarında bu işiçin açtırılacak özel hesaplarda toplan­ması ve bunlar elindemuhafazası, buhesaplardan yapılacak her türlü sarfi­yatın mahallî idare komitesi kararı veil merkezinde vali :ve ilçelerde kayma­kamın onayı ile icra edilmesi lâzımdır.Bu suretle elde edilecek teberru ve ia­nelerİleşehirşeMrvekasabalardatoplu bir halde barındırılacak olanlarınher .türlü ihtiyaçları karşılanacağı gibiköylere misafir edilmiş olan göçmenleredelüzumu halinde .gerekli yardımalrdabulunulacaktır.

H içindeki yardım komitelerinin toplantı iane ve teberrüleri valiliğiniz, vilâyet dâhilinde hasıl olacak lüzum ve ihtiyaç­lara göre sarf ve idareye mezundur.

6 — Gelecek göçmenlerin uzun müddet iaşe ve i aib etelerine imkân olamayaca­ğından valiliğiinizce bunlara en kısa müd­det içersinde birer iş temini cihetine gi­dilmekle beraîber ıbu durum kendilerine de münasipLisanlaanlatılacak ve ilk

barmdırilmalarmdan itibaren (15) güm içinde birer iş tutmalarının konusu üze­rinde önemle durulacaktır.

7 — Bu 'memleket şümul hizmetin aziz, Türk Milletinin asilâne anlayışı, civan­mertliği ve fevkalâde misafirperverliği sayesinde kolaylıkla başarılacağına emin bulunuyorum. Valililerimizin de alacak­ları isabetli tedbirlerin bu işıin iyi bir şekilde yürütülmesinde ve sağlanmasın­da birinci derecede âmil ve müessir ola­cağına kaniyim..

Bu hususta ilinizce vilâyet dahilindeki bütün mülkî teşkilâtın her türlü im-ikânlardan faydalanmak suretiyle gere­ken bütün tedbirlerin .plândı ibir şekilde-ve zamanında alınmasını., 'gönderilecek göçmenlerin hiçbir suretle sef al etlerine mahal bırakmayacak şekilde barındı­rılmalarının ve misafir edilmelerinin sağlanmasını ve kendilerine elden gelen her türlü şefkat ve ihtimamın gösteril­mesini üstün gayret ve vazife severli-ğinizden .bekler başarılar dilerim.

20 Kasım 1950

— Ankara :

Bulgaristan'daki göçmenlerin vaziyeti hakkında Sofya Maslahatgüzırlıgma at­fen, muhtelif îstanbul gazetelerinde in­tişar eden beyanatın1 aslı olmadığı, esa­sen ıSofya Maslahatgüzarımızın hiçbir gazeteye beyanatta Ibulunmadığı anla--sındığı, Dışişleri Bakanlığından bildiril­mektedir.

— Karacabey 'Harası :

Cumhurbaşkanı Celâl IBayar, yanlarında İngiliz Büyükelçisi olduğu halde diur akşam şehrimize gelmişler ve sabahle­yin saat 10 da (Karacabey Harasının-muhtelif çalışma mevzularını tetkik et­mişlerdir.

Cumhurbaşkanı Hara hatıra defterine-şu ihatırayı yazmışlardır: «Atı çok severim. IBurada gördüklerim en çok zevkimi okşan, .takdirimi mucip-oldu. Karacabey Harası at neslinin bü­tün memlekette yayılmasını dilerim. Buna muvaffak olduğumuz takdirde dns bakımından bu dâva halledilmiş sa­yılır. Haraya uzun zamandanberi çok: para ve büyük emek harcanmıştır. Bugünkü elemanlarla .başarılı neticeler alınacağım intibaına vasıl oldum. Mü­nevver veterineri arimize yeni baştan muvaffakiyetler diler, teşekkür ede­rim.»

—Bursa ;

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Karaca­bey harasmdaki tetkiklerini bitirerek, bugün saat 18.30 da, beraberindeki ze­vatla birlikteşehrimizegelmişlerdir.

Cumhurbaşkanı, doğruca Merinos Fab­rikasına gitmişler ve saat 20 ye kadar fabrikada tetkiklerde bulunduktan son­ra Çelikpalasta istirahata çekilmişler­dir.

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, 'bu sabaJh Ankaraya müteveccihen şehrimizden ayrılacaklardır.

21 Kasım 1950

—Ankara :

7 numaralı resmî tebliğ. Millî SavunmaBakanlığındanbildiril­miştir:

Çete tenkilinin büyük zorluklarına rağ­men Kore Savaş Birliğimiz. 19 Kasım harekâtı esnasında aldığı mükemmel tertibatla düşmanın baskın teşebbüsü­nü boşa çıkarmakla kalmamış, aynı za­manda zayiat verdirerek esirler almış­tır. Bu başarılı harekâtta kıtamız hiç­bir zayiat .vermemiştir.

23 Kasım 1950

—İstanbul :

Elektrik, Taramvay ve Tünel İşletme­leri İdaresinin Beşiktaş Tramvay De­posunda tesis edilen «tramvay işçileri Dinlenme Lokali» bugün saat 12 de tö­renle açılmıştır.

—Ankara :

Başbakanlık İstatistik Genel Müdürlü-ğimden ■bildirilmiştir :

Ekim 1950 ithalât ve ihracatının mik­tar ve kıymetleri bir evvelki ay ve bîr yıl evvelki aynı ayla mukayeseli olarak aşağıdagösterilmişitİT.

Atatürk'ün 1937 yılı nutuklarında Van Oölü'nün güzel bir yerinde bir Doğu "ütniversitesi açılacağı luakikındaiki söz­lerinin tahakkukunu yıllarca bekleyen h'alkımız bu defa Cumhurbaşkanımızın Büyük Millet Meclisinin açılış nutkun bu müjdeyi tekrarlamaları üzerine AMat'm bu Üniversitenin kurulması İçin en g-özel ve münasip yer olduğu hu­susunda teşebbüse geçmek üzere bir heyieit seçilmiş ve heyet bütün, kasaba halkının hararetli tezahürlerSylıe uğur-lanarak dün Ankara'ya, hareket etmiş­tir.

Cook Seyahat Acentası geai'iş ölçüde av seferleri ter­tibine başlamıştır. Muhtelif bölgelerde .tatbik. edi'lıecek olan bu seferler trenler -veya otobüslerle olacak ve bunlardan .birlncde! 3 Aralık 1950 Pazar günü Şi­le îlcesıicivarında yapılacaktır.

—t Ankana ;

Bir kaç ıgündenberi şehrimizde bulunan Komedi Fransez Sasy eteri erinden Vera Corenne ve 'arkadaşları şerefine, Fran­sız Büyükelçisi M. Jean Lescuyer ve ve eşi, bugün saat 18 de Fransız Sefa­retinde bir kokteLy parti verımiştdr. Dışişlıeıri Bakanı Fualt Köprülü. Beledi­ye Başkanı Atıf Benderliloğiu, bir çok g"ÜE.ide aevaît ve basın mensuplarının, da haızır bulunduğu kokteyl parti, samimi bir hama içimde geç vakte kadar devam

25 Kasım 1950

—- Ankara :

Bir müddetten beri Aydm'da bulunan Başbakan Adnan Menderes, beraberin­de Ekonomi ve Ticareît Bakanı Zühtü Hilmi Velifoeşe olduğu ihlalde bugün saat 14.30 da uçakla İzmir'den şehrimize gelmiştir1. Başbaıkan Adnan Menderes hava alanında Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Büyük Millet Meclisi Başkanı, Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı, B. M. M. 'Başkanvekilileri, Baikanlar, foazı Milletvekilleri, Başbakanlık ve Ekonamî ve Ticaret Bakanlığı Müste­şarları, Basın Yayın ve Turiam Genel Müdürü, Ankara Valisi ve dostları ta­rafından kaırşıl-amımışfrır.

28 Kasım 1950

— Anikara :

Unitıed Press Ajansının Avrupa Büro­sundan bildirildiğine .göre, 1920 yılın­dan bu zamana kadar dünyada 36 bü­yük uçak 'kazası olmuş ve bu kazalarda vasati 40 ar yolcu ölanjüştür. En çolk ölüme selbep olan kaıza 1950 yılında İn­giltere'de Kardif'de olimıış ve uçakla futbol 'maıçına giden 80 kişi ölmüştür, ikinci büyük kaza 1933 te Birleşik Dev­letlerde New Jersey'de olnnuş 73 İkaşi ölmüştür. 1950 yılımda Roma'da Katolik

Hacılarını göitüren bir Amerikan Uçağı da Grenoble yakınında Alplere düşerek parçs.lanımış, 58 kişinin ölümüne sebep olmuştur. Alplerdeki kaza, aded itiba-riyte üçüncü büyük kazadır.

29 Kasım 1950

— Ankara :

k Saydatm iHıfzıssıhha Müessesesin­de kurulmuş olsn B. C. G. Verem Aşısı Lâboratuvarı bugün saat 15 te yapılan bir törenle açılmıştır.

Ankara :

îki günden beri çalışmalarıma .devam etmekte bulunan Verem Savaş İstişare Komisyonu/bugün de çalışmalarına de­vanı etmiş, öğleden evveltki toplantıda B. C. G. Komisyonu raporunu incelemiş ve memlekette kısa bir zamanda büyük bir B. C. G. Verem Savaşı. faaliyetinin başlamasına lüzum görmüş ve Ibazı ta­dillerle raporu kabul ile kanun ve tü­zük inceleme komisyonunun hazırladığı temennilere aiıt rapor tetkik edilımiştir. İstişare Komisyonunca tasvip edilmiş bulunan rapor ve temenniler ve kanun tasarısı Bakanlığa sunulmuş ve bu su­retle komisyonun nıesaüsî sona ermiştir.

İstanbul :

Milletlerarası Güreş Federasyonu tara­fından 2 ve 3 AraKk'ta şehriımizde ter­tip edilen Dünya Şampiyonluğu Revanş [Müsabakalarına bacı güreşçilerimizin iştirak efcmi'yecekleri hakkında basında çıkan yazılar üzerine Federasyon Baş-kamı Vehbi Emre şu açıklamada bulun­muştur :

«Milletlerarası Federasyon tarafından 2 ve 3.Aralık'ta İstanbul'da tertip edi­len «Dünya Şampiyonluğu Revanşı» Müsabakalarına şahsen davet edilen şampiyonlardan Milletlerarası Federas­yon iştirak edeceklerine dair birer ta­ahhütname istemiştir. Bu suretle işti­rak etmek isltemiyen veya edemiyeceik olanların yenine nizamname mucibince ikinci veya üçüncüleri vaktinde davet imkânını düşünmüştür. Federasyonu­muza vâikı tebligat üzerin<e ibu müsaba­kalara daveıt oluraan 7 güreşçimize key­fiyet 21/9/l'9S0 tarihinde bıidlrilmişve

isiteniien cevaplar 7 güreşçimizin hep­sinden müspet olarak tahriren verilmiş­tir. Cevaplar aynen Milletlerarası Fede* raısyona ıbilidirlilmüş ve müsabakaların resmî tfiksitürü de gelmiişltir. Şimdiye kadar resmen hiç 'bir goireşçi--miz inüsaib^alkıalara iştirak etmelerine mâni 'nıazereltieri bulundulfunu brldir-memişlerdi'r.Gazetelerde bazı güreşçi'lerifmdEiiın müsa­bakalara iştirak etmemekistediklerini okuduk. Müsabaikala.ra iki üç gün kala böyle bir hareket eğer cliddi ve ehem­miyetli bar manii yoiksa, MMletleırarası taahhütler ve mevikömiızle tezat teşkil eder.

Büitüsı .mllleibiii taikdir vıe üzerinde taşıyan sporou'larümizın' böyîe Milletlıeiraraısı ibiT vaızifeden kajçınmıya^-eaklarım taşıdıkları asil hisılerden 'bek­lemek hakkımızdır. Benim burada yapmak istediğim vazife, Tarım Bakanlığı ve bütün liyakatli ziraat mensupları arkadaşlarımı yeni bir hız ve yeni bir gayret hamlesiyle netice almağa davet ve kendilerine başarılar dilemek olacaktır-Avrupahlararası İktisadi İşbirliği çerçevesi içinde sağlanan yardımlardan zi­raat mevzuuuna 1950-1951 yılı için (28) milyon lira ayrılmıştır. Formalitesi tamamlanınca faaliyete geçilecektir.

Memleketin, millî menfaat ve ihtiyaçlarına göre, ticareti, sanayii ve felâket haline gelen yangınları ile hallini beklediği bir dâva vardır: Orman dâvası. Bunun da tafsilâtına girişilmesini lüzumsuz sayacağınızdan eminim. Hazırlanan yeni Orman Kanunu tasarısı, yakında yüksek meclisinize takdim olunacaktır.

Toprak dağıtım işlerini, topraksız çiftçinin şiddetli arzu ve intizarında muka­bele edecek derecede hızlandırmak zarureti karşısındayız.

1950 yılı. iptidasından 17 Ekim akşamına kadar dağıtılan arazi yekûnu (372.915) dönüm ve topraklandırılan aile sayısı da (7.135) dir. Ölçü işleri bit­miş durumda olan (280.000) dönümün de yıl sonuna kadar tevzii mümkün olacak, böylelikle 1950 yılında dağıtılan toprak miktarı (650.000) dönümü bu­lacaktır. Bunlar için dönüm başına masraf olarak 3 lira 30 kuruş harcanmış olacaktır.

Topraksız köylüye ayrılan tevziattan başka, (238.000) dönüm mera da köy hükmî şahsiyetleri adına tesbit ve tahsis olunmuştur.

Memleketin bu büyük sosyal ve ekonomik dâvasında komisyonların sür'at ve katiyetle daha rasyonel çalışmaları için Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ile sıkı bir işbirliği sağlamak lâzımdır. Sayın milletvekilleri,

Memleketimizde turizim inkişafı, turizm endüstrisinin kurulması ve buna mu­vazi olarak hariçte neşriyat ve propaganda işleri, ehemmiyetle üzerinde duru­lacak konulardandır. Yeniden hazırlanmakta olan, «Turizm Endüstrisi Teşvik Kanunu» tasarısı bu devre.içinde meclisinize takdim edilecektir. Vakıflar idaresini, kuruluşundaki maksat ve gayenin tahakkukunu temin ede­cek tedbirleri almak suretiyle, bugünkü durumundan kurtarmak zarureti var­dır.

Erzurum ve Erzincan'da bilhassa subay ve memurları büyük sıkıntılarda bıra­kan mesken darlığım gidermek üzere, vakıflar idaresinin imkânlarından da faydalanarak, önümüzdeki inşaat mevsiminde apartımanlar ve yurtlar yaptır­mak için gerekli tedbirler alınmıştır- (alkışlar ve bravo sesleri) Bu yıl bütçesine, «Hademei hayrat» m terfihi için bir mikdar zam yapılmıştır, (alkışlar ve bravo sesleri) kademeli bir sistem dahilinde önümüzdeki yıllarda da yapılacak zamlarla bunların geçim seviyeleri lâyık olduğu dereceye ulaş­tırılacaktır.

Muhterem arkadaşlarım,

İktisadi hayatımızın en büyük ehemmiyeti hâiz olan ciheti, ticaret ve ekonomi âleminde istikrarlı bir gidişin sağlanmasıdır. Bu itibarla hükümetin muraka­besi: Müdahaleyi tazanımun etmeyen, ekonomik kaideleri zorlamıyan, müstehlıkin menfaatini koruyacak bir rekabete meydan veren muayyen bir politikaya hasredilnıelidir.

Bu sahada son zamanların en mühim meselelerinden biri, şüphesiz ki; ticaret rejimimizin ilânıdır. Bu istihale devresinin ilk merhalesinde tamamiyle objek­tif esaslar tesbit edilmiş, bütün formaliteler en az haddine indirilmiştir. Bu suretle dış ticaretimize genişlemek imkânlarını verecek bir istikamet gösteril­miştir.

İthalâtın, bu rejimle kolaylaştırılmasmdan başka Avrupalılararası İktisadi İş­birliğine dahil memleketlerden yapılacak ithalâtın büyük bir kısmı serbest ce­reyan edecektir. Tediye vasıtası bakımından büyük kolaylıklar sağlanmıştır. Böylece halkın ihtiyacını teşkil eden maddelerin serbest rekabete meydan ve­recek surette memlekette bol miktarda bulunması temin edilmiş olmaktadır. Bu halin, fiyat bakımından müstehlik lehine normal bir surette müessir olma­sı beklenebilir.

ihracat hususunda her türlü tahditler hemen tamamen kaldırılmıştır. İhracat mevsimi henüz başlamış olduğuna göre, bu yeni rejimin tesirini hak-kile ölçmeğe müsait olacak, kâfi bir zaman geçmemiştir. Bununla beraber, yal­nız Ağustos ve Eylül aylarına münhasır olmak üzere geçen sene ile mukayese edildiği takdirdfe, geçen yılın bu aylarındaki cem'an: 69.147.000 liraya muka-bli, bu sene 110.927.000 liralık ihracat-yapıldığı tesbit edilmiştir. 42-000.000 li­raya yaklaşan bu artışın, yeni ticaret rejimi lehine kuvvetli ümitler verdiğini kabul etmek lâzım gelir.

İthal mallarımızın liberasyon haricinde kalanları için muntazam döviz veril­meğe gayret edilmelidir. Bu müşkülât da bertaraf edildiği takdirde, haricî ti­caret rejimimizin arızasız işlemesi sağlanmış olacaktır.

Yer altı servetlerinin inkişafına hız vermek üzere maden mevzularının bu­günkü şartlara göre tanzimi için hazırlanan yeni Maden Kanunu tasarısı da bu devre içinde tetkikinize arz edilecektir.

Memleketin tabiî şartlarını ve iktisadî imkânlarını gozonünde tutan şuurlu bir sanayi politikası- takip etmek ve inkişaf istikametlerini tayin eylemek ikti­za eder.

Devletin elinde bulunan sanayi, kuruluşları itibariyle her türlü teknik kapa­siteyi haiz bulunmaktadır. Bunlar, rasyonel bir işletme tekniği ile idare edilme­lidirler. Hakikî randıman, ancak bu suretle elde edilmiş olur. Hususî teşebbü­se ait sanayi ile devlet sanayii arasında hiçbir fark gözetilmiyecektir. Bunların hepsine birden aynı şartlar altında lüzumlu yardım ve himayelerde bulunula­caktır.

Bu devre içinde Sanayi Kanunu tasarısı da yüksek heyetinizin tetkikine arz-edilecektir.

Muhterem milletvekilleri,

Bayındırlık işlerine, millî ekonomi ile çok yakından ilgili mevzular olarak kıy­
met verilmelidir...
Devlet karayolları şebekesini, programda icabeden tadil ve tevsileri de yap­
mak suretiyle kısa zamanda gerçekleştirmek lâzımdır. İl ve bilhassa köy yol-lan esaslı bir şekilde ele alınarak muayyen programlara bağlanmalaıdır. Bun­lar için Marshall Plânından faydalanma, köy yolları için ayrıca umumî büt­çeden yardım sağlama imkânları üzerinde durulmalıdır, (alkışlar ve bravo sesleri)

Yol vergisi, bugünkü şekliyle kazancı az fakir mükellefler için ağır bir yük halindedir, (alkışlar) Bu vergiyi daha adaletli esaslara bağlamak, nisbetini mükelleflerin ödeme imkânları ile ayarlamak, verginin yol ihtiyaçlarını kar­şılama maksadına dayandığını gözönünde tutmak iktiza eder- (şiddetli alkışlar) Büyük su işlerini dağınık çalışmalar halinde yürütmek değil, esaslı bir progra­ma göre tertiplemek ilk hedef olmalıdır Bunlar için, hükümetin kefaleti al­tında, tesisat gelirleriyle amorti edilecek bir istikraz yoluna gidilmesini de faydalı bulurum.

Yurdun hemen her yerinde az masraflı, kısa vadeli fakat ziraî istihsalin art­masında büyük neticeler verecek mahiyette küçük su işlerini de esaslı bir şekilde ele almak zamanı gelmiştir, (alkışlar ve bravo sesleri) Bunlar için de Marshall Plânı'nmdan 4 küsur milyon liradan aşağı olmamak üzere tahsisat ayırmakta devam olunacaktır. Bundan başka bütçemize de küçük su işleri-.nin ehemmiyetine göre tahsisat konulması prensip olarak kabul edilmiş bu­lunmaktadır. Su işleri için hazırlanan yeni kanun tasarıları yakında Yüksek Meclisinize takdim edilecektir.

Liman, iskele inşaatı da, üzerinde ehemmiyetle durulan konulardandır. Önü­müzdeki iki yıl içinde tamamlanacak olan Ereğli, Trabzon, İnebolu ve Amas­ra limanlarından başka, Milletlerarası «İmar ve Kalkınma Bankası» ndan sağ­lanan kredi ile Samsun, Haydarpaşa, İzmir, İskenderun limanlarının inşa, tevsi ve ıslahına 1951 den itibaren başlanacaktır, (alkışlar)

Umumiyetle, Kuzey-Batı Anadolu'nun ve İstanbul'un süratle artan elek­trik ihtiyacını karşılamak üzere, başlanmış olan Çatalağzı - İstanbul bağlan­tısı 1952 de, bütün hazırlıkları tamamlanan «Sarıyar» hidroelektrik santralı da 1954 te tamamlanmış olacaktır.

Arkadaşlar,

Tekel»Bakanlığı, devlet monopolünden başka birşey değildir. Bakanlığı kı­sa fasılalarla tasfiyeye tâbi tutmak yerinde bir iş olur. (şiddetli alkışlar ve bravo sesleri) Şimdilik kibrit, bira, rakı, kanyak, likör.ve av malzemesinin inhisar mevzuundan çıkarılarak şerbet ticarete bırakılması uygun görülmüş­tür, (alkışlar) Buna ait kanun tasarısı Yüksek Meclisinize takdim olunacak­tır. Diğer inhisar maddeleri hakkındaki tetkikat devam etmektedir.

«40» milyon lira sarfiyle İstanbul'un Maltepe Semtinde bir sigara fabrikası inşa ettirilmektedir. İhtiyaç ve menfaat bakımından hükümetin bu teşebbü­sü tetkik etmesini ve bir karara varmasını tavsiyeye şayan bulurum, (alkış­lar)

Muhterem milletvekilleri Ulaştırma konusunda, herşeyden evvel ifade edilecek şey yolculuk hak ve hürriyetinin ve haberleşme gizliliğinin Anayasaya göre, Bakanın mesuliyeti altında temin olunduğudur.

Fakat, mesele bu kadariyle bitmiş sayılmaz. Ordunun her bakımdan «harp gücü» nü yükseltmek zarureti karşısındayız. Askerî eğitim sisteminde deği­şiklik yapılmasını, orduda mütehassıs eleman mevcudunun artırılmasını ve bu arada gedikli erbaşlara, daha emin bir istikgal sağlıyarak adetlerinin ve-hizmetlerinin genişletilmesini mühim bir ihtiyaç olarak ele almak mecburi­yeti vardır.

Askerî eğitimdeki yenilikler ve değişikler, nazariyattan ameliyata önem ver­mek, en son harp usulünden faydalanmak esaslarına dayanmaktadır. Bunla­ra ait kanun tasarıları hazırlanmıştır. Yüksek Meclisinize sunulmak üzeredir.

Aziz arkadaşlarım,

Tarih boyunca milletimiz ve memleketimiz için devamlı bir iftihar kaynağı olagelen Türk ordusunun büyük askerî kıymetine ve bütün mensuplarının vatanseverlik ve fedakârlık duygularına her zaman olduğu gibi derin bir iti­mat beslemekteyiz.

Aziz milletvekilleri,

Memleketin mukadderatı elinizdedir. Bu emaneti sizlere büyük milletimiz vicdanî bir arzu ile teslim etmiştir. Ben, elnizdeki bu mukaddes emaneti iyi kullanacağınızdan emin olarak sîzlere başarılar dileğiyle sözlerime son veri­yorum.

Büyük Millet Meclîsinin 1 Kasım 1951 tarihindeki toplantısı :

Ankara : 1 (A. A.)

Türkiye Büyük Millet Meclisi 9 uncu dönem birinci devre çalışmalarına bu­gün saat 15 te başlamıştır.

Bu münsebetle meclisin önü kalabalaık bir halk kütlesi tarafından doldurul­muş bulunuyordu-

Cumhurbaşkanı saat 14.55 te Büyük Millet meclisine geldiklerinde cumhur­başkanlığı bandosu İstiklâl Marşını çalmış ve bir ihtiram kıtası da selâm res­mini ifa etmiştir.

Büyük Millet Meclisinin merasim salonunda Cumhurbaşkanlığı Locasında Bayan Bay ar hemen sağındaki locada Yargıtay Başsavcısı Kâzım Berker,. Sayıştay Başkanı Seyfi Oran, Üniversite Rektörü Hikmet Birant, sol taraf­taki locada Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut bulunuyorlardı. Davetlilere ayrılan locada generaller, daire müdürleri, Ankara Valisi, Mer­kez Komutanı, Belediye Başkanı, davetliler, kordiplomatiğe ayrılan locada büyükelçiler, elçiler, elçilik ileri gelenleri ve Basın Locasında yerli ve yaban--cı basın mensupları yerlerini almış bulunuyorlardı.

Atlantik Paktı­nın inkişafını büyük bir alâka ile takip etmekte ve bu emniyet sisteminin tak­viyesi için âkit devletlerle işbirliğine amade bulunmaktadır. Harbi, sulh gibi bölünmez bir bütün sayan Türkiye, bu savunma sisteminiir Doğu Akdeniz'e teşmilini arzu etmektedir. Zira hâdiseler, ezcümle Kore harbi, tecavüz kuvvetlerinin, emniyet sisteminde bırakılan gediklere tevecüh eyledi­ğini bir kerre daha göstermiştir. Bu itibarla Türkiye Doğu Akdeniz'in bu sis­tem içine ahden alınmasını ve bu suretle, fasılasız bir istikrar ve sulh cephe­sinin kurulmasını temenni etmektedir. Bunu tahakkuku için ilgili memleket­ler nezdinde şimdiye kadar yapılmış olan siyasî teşebbüsler tamamen netice­siz kalmamış ve, sayın milletvkillerinin de bildikleri gibi, Atlantik Paktı Kon­seyi adına.Amerika Birleşik Devletleri Hariciye Nazırı, Şimalî Atlantik Paktı teşkilâtının Akdeniz müdafaası ile ilgili askerî plânlaştırma mesâisi safhasına iştirake, Türkiye Hükümetini davet etmiştir. Hükümetiniz, Doğu Akdeniz is­tikrarının idamesi hususunda Türkiye'nin oynamakta olduğu mühim role işa­ret eden konseyin bu arzusunu, Türkiye'nin mezkûr plânlaştırma mesaisine iş­tirakinin Akdeniz müdafaasına manalı surette medar' olacağı kanaatine istinat ettirdiğini nazarı dikkate alarak, zaten politikasını, güvenliği ve barışı müessir şekilde korumağa hizmet esasında teksif etmiş olduğu için, bu mesaiye katıl­maya karar vermiştir. Bu temasların Akdeniz sahasının amniyeti için, gerek, askerî, gerek hukukî bakımlardan semereli neticeler vereceğini ümit ediyoruz. Şunu da gurur duyarak söyliyebilirim ki, kuvvetli ve şerefli ordusu ile Tür­kiye'nin, yalnız kendi emniyeti için değil, fakat Doğu Akdeniz'in ve orta ve şark'm sulh emniyeti için de mühim bir unsur olduğu, hür dünya devletleri tarafından teslim edilmektedir.

ingiltere:

Hür milletler sulh mefhumunun muhafazası için büyük gayretler sarfedert müttefikimiz Büyük Britanya ile dostluğumuz ve beynelmile sahada mesai teşrikimiz gün geçtikçe kuvvetini artırmaktadır. Türkiye için millî bir kıymet almış olan bu dostluk ve samimî işbirliği iki memleketin mütekabil menfa­atleri ve dünya sulh ve istikararı lehine inkişaf etmektedir, iki memleket ara­sında mevcut ve her iki hükümetin büyük ehemmiyet atfettiği ittifakı, işbir­liğimizin en müessir âmili olarak telâkki etmekteyiz. Türk milleti, ikinci Ci­han Harbinin ağır yüklerini üzerine almış olan ve harbin hitammdanberi ikti­sadi ve malî vaziyetini islâh ve içtimaî meselelerini halletmek için büyük fe­dakârlık ve mahrumiyetlere katlanmış bulunan müttefikimizin kalkınmasını hayranlık ve sevinçle müşahede etmektedir.

Fransa:

Diğer müttefikimiz Fransa ile her sahadaki münasebetlerimiz daimî bir inki-Şaf kaydetmektedir.' Türk - Fransız dostluğunun değerlenmesine ve aramızda ötedenberi müesses kültür münasebetlerinin artmasına lâyık olduğu ehemmi­yeti atfetmekteyiz- Aynı ideallere bağlı olan iki memleket arasındaki dostluk ve işbirliğinin inkişafı, demokratik rejimlerle idare olunan hür dünyanın sulh. ve emniyetini tarsine hizmet edecektir.

Yugoslavya:

Yugoslavya ile olan münasebetlerimiz normaldir. Bu devletle aramızda imza­lanan ticaret ve emlâk anlaşmasının iki memleket arasındaki münasebetlerin müstakbel gelişmesine müsbet bir âmil olacağını ummaktayız.

Bulgaristan:t

Bulgaristan'la dürüst komşuluk münasebetleri idamesi hususunda sarfettiği-miz devamlı gayretlerin karşılık görmediğini müşahede etmekle elem duy­maktayız.

Bu memleket, mevcut anlaşma hükmünü hiçe sayarak kısa bir zamanda «250» bin soydaşımızı tehcire teşebbüs ederken Milletlerarası hukuk kaidelerine ve insanlık prensiplerine aykırı gayrimenkullermi tasfiye etmek imkânından mahrum bırakıldıktan başka hudutlarımıza da perişan bir halde gelmekte­dirler.

Mesul Bulgar makamları, sayısı binleri aşan ve aralarında yabancı unsurlar da bulunan göçmenleri «vize» siz olarak memleketimize sokmağa zorlamak­tadırlar. Nihayet, teessür uyandıran bu hal karşısında hükümetimiz, Bulgar hududunu muvakkaten kapatmağa mecbur olmuştur. Bütün bu hareketlerden doğan mesuliyet, tabiatiyle Bulgaristan'a râci olacaktır.

Göçmenler meselesi hakkında Bulgaristan Hükümeti nezdinde yaptığımız teşebbüsler müsbet bir netice vermediği takdirde, hükümet, bu mühim ihti­lâfı, Milletlerarası mercilere intikal ettirmek kararını şimdiden vermiş bulun­maktadır.

Şurasını da, dahilî bir meselemiz olarak ehemmiyetle kaydetmek isterim ki, Bulgaristan'la münasebetlerimiz normal bir devreye girdiği zaman, usulünde verilmiş «vize» lerimizle memleketimize gelecek göçmenlere karşı, kardeşlik ve insanlık vazifemizi, hükümet olarak, Türk milleti olarak bütün kudretimiz­le yerine getireceğimiz tabiidir.

Bütün bunları arzederken sadece yüksek heyetinizin fikir ve arzularını açık­lamış olduğuma emin bulunuyorum.

Sayın milletvekilleri,

Türkiye Cumhuriyetinin, teessüsündenberi, millî siyasetin, Atatürk'ün «Yurt­ta sulh, cihanda sulh» prensibi üzerine kurulmuş olduğunu burada bir kerre daha ilân etmek istiyorum. Bu siyaset beynelmilel taahhütlere sadaket ve bu taahhütlerden doğan vecibeleri tereddütsüz yerine getirmek suretiyle tecelli edecektir. Bu umdeye ve milletlerin hukuk eşitliği, Milletlerarası siyasî, ikti­sadi, kültürel işbirliği, müşterek emniyet ve iyi komşuluk münasebetleri esas­larına dayanan hükümetimizin dürüst dış siyaseti aynı mefkurelere bağlı hür milletlerin saygı ve takdirini kazanmaktadır. Güvenlik Konseyine intihabımız da, bu anlayış ve takdirin ve memleketimizin Milletlerarası alandaki itibarının bariz bir delilini teşkil etmektedir. Son seçimlerde milletimizin göstermiş ol­duğu olgunluk ve sağduyusunun hariçteki itibarımızın bir kat daha artmasına âmil olduğu burada kaydetmeği bir vazife bilirim.

Sinan Tekelioğlu'nu kürsüden indirmiştir. Müteakiben Seyhan, Van ve Trabzon milletvekilleri tarafından verilen ve bugünkü birleşimde gündeme geçilmiyerek yalnız Atatürk'ün ma­nevî huzurunda beş dakika saygı duruşu yapılmasını tazammun eden öner­geler okunmuş ve Seyhan Bağımsız Milletvekili Sinan Tekelioğlu'nun muha­lif kalmasına mukabil, meelis heyeti umumiyesi tarafından bu önergeler ka­bul edilmiştir- Bundan sonra meclis büyük Atatürk'ün manevî huzurunda beş; dakika saygı duruşu yapmış ve böylece bugünkü toplantıya son verilmiştir. Meclis Pazartesi günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 13 Kasım 1950 tarihindeki toplantısı :

Ankara : 13 (A. A.) ~

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Başkanvekillerinden Balıkesir Millet­vekili Sıtkı Yırcalı'nın başkanlığında toplanmış ve bazı milletvekillerine izin verilmesi, hakkındaki başkanlık tezkerelerinin okunmasını müteakip günde­minde mevcut sözlü soruların müzakeresine başlanmıştır. Seyhan Milletvekili Sinan Tekellioğlu'nun, İstanbul'da Maçka'da Taşlık adiyle maruf sahadaki vakfa ait arşlar hakkındaki sorusuna, İçişleri Bakanı Hüknet-tin Nasuhioğlu 20 Kasım'da cevap vereceğini bildirmiş ve gündemin ikinci maddesine geçilmiştir.

Bu maddede Çoruh Milletvekili Zihni Ural'ın, Köy Kanunu ile İl İdaresi Ka­nunu karşısında idare âmirlerinin görev ve yetkileri ve köy sağlığını koru­yucu tedbîrler hususunda İçişleri, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığından sözlü sorusu bulunmakta idi.

Bu münasebetle ilk sözü alan İçişleri Bakanı Rüknettin Nasuhioğlu şu izaha­tı vermiştir:

Muhterem milletvekillerinin hukukî mevzulara ve kanunî murakabelere te­mas eden suallerine aşağıdaki cevaplarımı arzediyorum.

1— İdare âmirlerinin, Köy Kanunun ve köykalkınmasilealâkadardiğer
mevzuatın tatbikinde vazife ve selâhiyetlerinin mahiyeti umumiyetle idarî ve­
sayetin köylerin hükmî şahsiyeti haiz bir mahallî idare müessesesi olması he-
sebile böyle bir mahallî müesseseye müdahale mânasını taşımıyacak ve an­
cak müesseseyi yanlış istikametlere sevk ve idare durumundan kurtaracak
şekilde olması zarureti vardır.

Köy kalkınmasının esas kanunu olan ve halen mer'î bulunan 442 sayılı Köy Kanunu 26 senedenberi tatbik edilmektedir. Gerek tatbikatın gösterdiği nok­sanlar ve gerek bir nesil imtidadmca meydana gelen yeni ihtiyaçlar nazarı dik­kate alınarak yeni bir Köy Kanunu tasarısı hazırlanmış olup bu günlerde yük­sek huzurunuza sevkedilecektir.

2— Yüksek malûmlarıdır ki: Bir memurun vazifesini ifa hususundaki ka­
nunsuz hareketlerinden veya diğer hallerindendolayı kendilerineterettüp
eden mesuliyet,kanunların kabuledecekleri adlî veyainzibatîcezalardır.

Kızılay Derneği Genel Merkezi emrine tahsis edilip sarfedilmeyen 177 bin liranın bu maksat için kullanılması selâhiyeti İçişleri Bakanlığına verilmiştir.

"Vali ve Kaymakamlarca mahallinde tesbit edilen ihtiyaçlar Bakanlar Kuru­luna arzedilerek alınan muvafakat kararı üzerine vilâyetlere para tahsisi ya­pılmış ve tevzi olunmuştur.

Ancak talebin çokluğu ve miktarın azlığı karşısında bilâhare evvelki para­ya 200 bin lira daha ilâve edilmiştir.

2— Yukarıdaki sebepler dolayısiyle muhtaç düşen arazi sahibi, yahut ma­
raba, ortakçı, amele gibi vatandaşlara vali ve kaymakamlar yoluyla ve âdi se­
net alınmak suretiyle bu ikrazlar yapılmıştır.

Refet Aksoy (Ordu) — İkraz mı yardım mı? Rüknettin Nasuhioğlu (devamla) — îkraz. Aşağıda geliyor. Yeni hükümet vazifesine geldiği günlerde bu 377 bin liradan (328.500) lirası tevzi edilmiş bulunuyordu. İçişleri Bakanlığında vazife aldığım günlerde ba­kiye 48.500 lirayı hükümetçe de muvafık görülerek Ekonomi ve Ticaret Ba­kanlığı emrine verdik.

3— Paranın sureti sarfına gelince:

Vali ve kaymakamların başkanlığında kurulan komisyon marifetiyle mahallî ihtiyaçlar tesbit ve tesbit edilen miktara göre Ziraat Bankasında açılan mez­kûr hesaptan bu paralar ikraz edilmiştir. Bu parayı alanlar 1950 Kasım ayı sonuna kadar Kızılay derneği hesabına Ödemeğe mecbur idiler. Fakat maddî durumları ödeme kabiliyetini göstermiyenlerden para alınmayarak borçları­nın terkin edilmesi 14 Şubat 1950 Bakanlar Kurulu kararı ile yine Başbakan­lığın 16/2/1950 gün ve 6/580 sayılı yazıları icabıdır.

Bu paranın tevziinin yukarıda arzettiğim sebepler karşısında bir yardım ve­ya ikraz mahiyetinde olduğu cari muamelâtta görülmektedir. Bu tevziatın herhangi bir başka maksatla yapılmış olduğu hususunda bakanlığımıza her­hangi bir şikâyet veya maksadı mahsus takip edildiğini gösterir bir ihbar va­ki olmamıştır

Eğer şu veya bu yerde yapılan tevziatta yukarıda izah edilen sebepler hari­cinde yani sıhhî yardım mevzuu haricinde yapılmış tevziat olduğu hakkında sayın soru sahiplerinin bir bilgisi veya açıklaması olursa bunu takip etmek şüphesiz ki vazifemiz icabıdır

Bunula beraber biz de bu tevzi işlerini tahkik ettiriyoruz' (vilâyet, vilâyet oku sesleri)

Bu taksim de vilâyet vilâyettir. Toplu olarak arzediyorum:

Ağrı 8.000, Bitlis 16.000, Çoruh 18.000, Diyarbakır 15-000, Erzurum 15.000, Gi­resun 15.000, İçel 4.000, Kars 15.000, Kastamonu 8.000, Maraş 10.000, Muş 10.000, Niğde 14.500, Ordu 6.000, Rize 5.000, Seyhan 15.000, Sivas 13.000, sinop 30.000, Tunceli 35.000, Tokat 8.000, Trabzon 35.000, Van 15000, Yozgat 8.000

-Zonguldak 5.00, umumî yekûn 328.500.

Bu tevziatın hakikaten samimî olup olmadığı üzerinde teftiş heyetimiz vazi­felidir, tetkikat yapıyor efendim.

Kürsüye gelen soru sahiplerinden Van Milletvekili İzzet Akın, görünüşte ba­sit bir yardımdan ibaret olan bu meselenin zihinleri kurcalayan bir noktayı ihtiva ettiğini belirtmiş ve ezcümle şunları söylemiştir:

:<Bu yardıma seçim arifesinde başlanmıştır. Paranın muhtaç olanlara verilme­diği kanaatmdayım. Kendi seçim bölgem olan Van'da vali, para dağıtıyordu. Bu paranın ne parası olduğu hususunda Van'da çıkan bir gazete vasıtasiyle valiye bir açık mektup yazıldı. Tahmin edeceğiniz üzere vali, bu hususu mes-kût geçti.

Kızılay'ın memleketin her yerinde teşkilâtı olduğu halde neden bu parayı hü­kümet emrine veriyor? Bu işde C. H. P- lehine bir oyun olduğu meydandadır. Benim kanaatımca, Kızılay, Hınıs ve Bingöl zelzelesi felâketzedelerine yapı­lan 400 bin liralık yardımı seçim sermayesi olarak o zamanki C. H. P. Hükü­meti emrine vermiştir.»

Hatip sözlerine devam ederek, milletin yüzde kırkının kendileri ile beraber olduğunu iddia edenlerin en büyük günahlarının, felâketzedelere ait yardım parasını seçim işlerinde kullanmaları olduğu mütalâasında bulunmuş ve Kı-zılayı bugün hâlâ idare etmekte olanların bu işe vasıta olan kimseler olduğu­nu, bu itibarla bu müessesenin ıslah edilmesi lâzımgeldiği fikrini ileri sürmüş­tür.

Her zaman bu milletin emrinde seve seve çalışacağız, (s-oldan alkışlar var olsun sesleri) yalnız bü-:tün buna rağmen çok ağır ve güç bir meslek olan ve mum gibi sahibini eriten bu meslek müntesiplerinin terfih imkânlarını, maddî imkânlarımız da­hilinde, hep beraber arıyalım. Ben, hassaten bunu meclisten rica edeceğim. Tekaütlük için ayrı bir şey düşünmüyoruz. Yalnız bir nokta üzerinde dura­cağım: Bizim bir beden terbiyesi öğretmenlerimiz vardır. Bu elemanlarımız da diğer elemanlarımız gibi 30 senede tekaüt oluyor. Fakat diğerlerinden farkı vardır. Bunlar 30 sene beden terbiyesi öğretmenliği yapamazlar. Bm> ları daha erken bir tarihte tekaütlük hakkına kavuşturmayı uygun görmek­teyiz. Bu hususta bir tasarı hazırlayıp takdim edeceğiz.

Okullarımızın kifayeti meselesine geçiyorum. Okullarımızın kâfi olduğu hiç­bir zaman iddia edemeyiz. Filvaki şehir ve kasabalarımızda okulsuzluk yok­tur. Amma kâfi değildir. Hatta bu kifayetsizliği birçok okullarda çifte ted­risat yapmak suretile önlemeğe çalışıyoruz ve yine de ihtiyaca cevap vere-' .miyoruz.

Şehir ve kasabalardaki okul sayımız 1472 dir. Memlekette 33094 köye naza­ran yalnız 15553 okul vardır. 18386 köyde şu dakikada okul yoktur. Bu köy­lerden 10347 si nüfusu 250 den daha az ve 8039 u 250 den daha fazla nüfusu haiz köylerdir- En kısa zamanda bu köyleri de okula ve Öğretmene ve bilgi nimetine kavuşturmak isteğimizdir. Fakat bu, ancak Meclisin maarif Bakan­lığına bu dâva için ayırabileceği paraya bağlıdır. Hatta biz bu iş için, hatta önümüzdeki seneler için verilebilecek parayı da rica ederek bir plâna bağla­mak kararındayız. Öyle plân ki, hangi senelerde hangi köyde inektep yapa-.cağımızı şimdiden bilelim. Bunu yapabilmemiz için de hiç olmazsa Demok­rat Partinin 4 yıllık iktidar devresinde dört sene için ne kadar para verilebi­leceğinin bilinmesine mütevakkıftır. Bunu Öğrenmeye bakanlık olarak çalış­maktayız.

Suallerden bir tanesi de, maarifte esaslı, müstakar bir sistem kurulacak mı­dır deniliyor.

Arkadaşlar,

Maarifte bir korku vardır, herkes bilir, bu korkunun en büyüğü istikrarsız­lıktır. Bu istikrarsızlık o hale gelmiştir ki sene başında öğretmenler düşünü­yor, acaba bu sene sınıfa talebeler mi önde girecek yoksa öğretmenler mi gi­recek. Zira bir sene sınıfa talebe önde girer, bir sene hoca önde girer ve bu sık sık değişir. Nakil talimatnamesi çok sık değişir, imtihan sistemleri çok sık değişir, terimler çok sık değişir. Hülasa talebe de öğretmen de daimî bir şüp­he ve istikrarsızlık endişesi içindedir. Bu itibarla Demokrat Parti iktidarı zamanında maarife bir istikrar vermek Millî Eğitim Bakanı olarak bize dü­şen en büyük vazife olacaktır.

Bunu yapabilmek için şu dakika neredeyiz onu arzedeyim, bu vekâletin bü-dâvaları merkezdeki vekâletin bünyesini teşkil eden insanlara bağlıdır. Ben şu dakikada üzerinde bulunduğum noktayı, sahayı tesviye etmekle meşgu­lüm, bu üç ay içinde bunun ilk iki ayında vazife olarak şunu yaptım:

Bir sel halinde önümden bir resmi geçit yapıldı. Dertli ve ıztıraplı insanların resmi geçidi. Birisi geldi ben 15 senedir filan köydeyim, bittim, perişan oldum-Beni kasabaya alın, dedi. Birisi geldi ben dört senedir kocamdan ayrıyım,,bi­risi geldi ben hastayım, dedi. Ben böyle binlerce insanla karşılaştım ve bir vekil gibi değil bir zat işleri müdürü gibi çalışmak mecburiyetinde kaldım. Filan müdüre gidin, anlatın dediğim zaman, bizi ona gönderme, ondan bize hayır yok dediler. Hakikaten birçok tecrübelerimle bunun sıhhatli bir söz olduğunu.anladım. Ben müsbet bir iş yapabilmek için evvela benim ve bütün maarif elemanlarına inanacak bir heyeti Maarif Vekâletinde tesis ile.mükel­lefim, (soldan: bravo sesleri, alkışlar, darısı ötekilerin başına sesleri)

Arkadaşlar.

45 bin insan maarife daima ademi itimadla bakmıştır. Çocuk mektepten çık­mış, hoca olmuş, hocalık emri gelmiş bu insandan vazifeyi teslim almış gitmiş bugün tekaüt oluyor, tekaütlük emrini yine aynı insandan alıyor.

25 senede, 15 senede 8 vekil, 10 vekil değişmiş fakat bu makamlar ve bu ma­kamların zihniyeti bir türlü değişmemiştir. İşte "biz bu zihniyeti taşıyan in­sanları değiştirmek suretiyle Maarif Vekâletine bir nefes alma, bir tebdili hava, bir tebdili zihniyet yolundayız. Bir hafta zarfında yepyeni bir kadro ile yepyeni bir zihniyetle, ve yepyeni bir ruhla işe başliyacağiz. Bunu büyük meclise tebşir ederim, (soldan bravo sesleri, alkışlar)

Şimdi arkadaşlarım, sizi alakadar edeceğini ve çok alakadar edeceğini tahmin ettiğim bir mevzua geliyorum. Bu mevzuda bana söz imkânını verdiği için Mehmet Özbey'e teşekkür ederim.

Bu memlekette sporla ilgisi olsun veya olmasın herkesin az çok işittiği, bil­diği müzmin bir dert vardır. Bir beden terbiyesi derdi- Kimisi yıkalım der, kimisi kapatalım der, kimisi lağvedelm der, kimisi binbir türlü fenalığın mer­kezidir der, gazeteler yazarlar.

Ben de bunların hepsini işittim, duydum ve okudum ve buna bir şekil vermek mecburiyetini taşıyorum.îşi esasından anlamak ve işi kökünden halletmek için, manzuru âliniz olmuştur ki, şu son hafta içinde devamlı olarak dört gün süren bir beden terbiyesi istişarî konferansı tertip ettim ve bütün hadisele­ri bizatihi işitmek için bu konferansa dört gün ben başkanlık ettim, (bravo sesleri)

Öğrendim arkadaşlar... Ve bu Öğrendiğim şeylerle size yakında bir tasarı ge­tireceğim. Bu Öğrendiğim şeyleri kısaca şöyle ifade edebilirim:

Vaktiyle, 1938 de bilhassa beden terbiyesi mükellefiyeti üzerine kurulmuş bir kanun hazırlanmış, bu kanunun asıl dayanağı olan beden terbiyesi mükel­lefiyeti usulü tatbik edilir bir şey olmayınca, o, bir tarafa bırakılmış ve bıra­kılınca esasen kendi kendine tasfiye edilmesi lazım gelen kanun, bu sefer lüzumsuz yere spor dâvası üzerine teksif edilmiştir. Kongrede arzettiğim gi­bi burada da tekrar edebilirim. Bu on sene zarfında beden terbiyesi için yani spor dâvası için 25 milyonu belediyeler ve hususi bütçelerden ve on milyonu da Devlet bütçesinden almak üzere 35 milyon lira sarfedilmiş bulunmaktadır.

Avustury maçında olduğu gibi diğer mühim fut­bol maçlarında da bir tertip komitesi teşkil edilmemesi,

4— İstanbul bölgesinde şehir içisabit tarifelivasıtalar varkensporcular
için deniz motor ücretleri ve yine şehir içinde yüksek otomobil ücretleri ta­
hakkuk ettirilmesi, mühim müsabakalarda yapılan masrafların bir kişiye yap­
tırılması,

5— İsraf edildiği kanaatini kuvvetlendirecek derecede ziyafetlerde, yemek­
lerde, yüksek konsumasyon ödemeleri yapılması, iaşe ve ibate edildikleri bü­
yük otellerde yemekleri çıkan sporculara aynı zamanda başka yerlerde ziya­
fetler tertip edilmesi, bu durumda hiç olmazsa otelde çıkan yemek ücretlerinin
hesaptan düşülmemesi,

6— İhtisası olmayanlara ek görevler verilmiş olması, bu şekilde kadroların
iyi kullanılmamışbulunması, İzmirBölgeMüdürününsarf evrakı olmadı­
ğı halde avanstan fuzulî masraflar yapmış bulunması,

7— İstanbul Bölge MüdürVekili Vahi Oktay'ınYunanistan'da millî maç
amatörlerine fuzulî olarak 60 şar lira dağıtması ve bunu bölgenin katısarf
senedi ile kapatmış bulunması,

8— İstanbul bölgesi tahsisatiyle Genel Müdürlük mensuplarına stilo kalem­
leri alınması,

9— Bölgelerde demirbaş eşyanın kullanılmasında mevzuata uygun hareket
edilmemesi,

10— Mevzuata aykırı olarak Genel Müdürlük ve Bölge mensupları üzerine
iki yıldanberi kapatılmamış avanslarınbulunması vebunların sarfevrakı
mevcut olmadığı halde ilgililerin her hangi bir takibe dahi tabi tutulmamaları,

11— Muhasebe Müdürüne malî terimler mevcut olmadığı halde malî terim
derlemesi karşılığı fazla mesai ücreti ödenmesi,

12— Terim Komisyonu azalarının memleket içi ve dışı seyyahatlerinde dahi
kendilerine mesai dışı terim komisyonu ücreti tahakkuk ettirilmiş olması.

13—Sekiz kişi olarak İstanbul İinönü Stadı sahasının tanzimine memur ol­
dukları ve bunlar için aylık ücret aldıkları halde, bu ekibin Koçe ismindeki
şefine son atletizm müsabakalarında bu vazifedeki çalışmasından dolayı (ken­
disine ve işçilerine) ayrıca yüksek ücret ödeneği, halbuki bu sekiz kişinin bu
işler için aylıklı bulunmaları,

14— Sportif Oyunlar Federasyonu Başkanı Vedat Abut'un İstanbul'da Te­
nis Kulübü Ajanı Hasan Akev'denaldığı borç para karşılığı olarak buzata
gönderdiği topların fedarasyonun topları olduğu kanaati hasıl olması,

15— Genel Müdürlükte ambar memurunun satın alınan bazı eşyayı görme­
diği halde bunların tesellüm muamelelerini ve ihraçlarını yapmış olması,

16— Sportif Oyunlar Başkanı Vedat Abut'un birçok raket ve topların cihe­
ti sarfım göstermemesi,

17— İstanbul bölgesinde satın alman bazı eşyanın ambar defterine kayde­
dilmemiş bulunması,

18—Telif haklarının talimata uygun olarak Ödenmemesi ve telif hakları
ödenen bazı eserlerin orjinalîeri istendiği halde bu eserlerin gösterilmemesi,

19— .Ankara Stadı büfesindeki hususî misafir ve hususî yemek paralarının
ziyafet verilmiş gibi gösterilerek ödettirildiği kanaati hasıl olması ve bu gibi
muvazaaların hiç olmazsa her türlü tahminlere ve dedikodulara yer vermiş
bulunması.

Bu teşkilâtta evvelce Maliye Bakanlığı yapılan denetlemede tesbit edildiği gibi, mesuliyet duygusundan azade olmak üzere geniş ve disiplinsiz bir zih­niyetin hâlâ devam etmekte olduğunu ve izalesinin tekrar temenniye şayan bulunduğunu göstermektedir.

Binaenaleyh müfettiş yapılacak işleri de söylemiş, ben şahsen diyebilirim ki, bunlardan hiç birisi de bu güne kadar bakanla temas etmek istedim, imkân bulamadım, şu dakikada görüşeceğim ve kanun tasarısının huzurunuza gel­mesini beklemden bu teşkilâtı, bilhassa bu müfettiş raporunun ışığı altında derhal yakın günlerde temizliyerek halledeceğim arkadaşlar, (soldan alkış­lar)

Murat Âli Ulgen (Konya) — « Bu teftiş layihanızın içindeki malûmat gaze­tecilere sızarsa seni vekâlet emrine alırım» diyen vekili Divanı Aliye verelim. Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri ( devamla) — Müsaadenizle bir kelime daha arzediyorum. Burstan bahsedeceğim. Biliyorsunuz eskiden yatılı, burslu ta­lebelerimiz vardı Yaptığım tetkikatta burs mevzuunun iyi netice vermediği kanaatine vardım. Çocuğun eline 100 lira veriyoruz, nihayet gençtir, 100 lira­yı on gün zarfında ihtiyaçlarına sarfediyor, 20 gün aç kalıyor, perişan oluyor. Bu kanaata vardığımız içindir ki kanunun verdiği imkânlardan faydalanarak yüksek okullarda derhal burstan vazgeçerek tekrar yatılı sistemine döndük ve tatbikine başladık, (bravo sesleri) Fakültelerde bu işin daha düzgün bir hale gelmesi için üniversite ile temas halindeyiz.

Arkadaşlar,

Bu arada memleket gençliği için mühim olan bir noktaya da temas ederek, meclisinizi malumattar kılmak işitiyorum. Memlekette yüksek tahsil yapmak isteyen binlerce ve binlerce genç var ve bilhassa bunların içerisinde kabili­yetleri ve zekâları itibariyle okumaları cidden memlekt için hayırlı olacak, çok fakir kimsesiz kasaba ve köy çocukları vardır Eğer okumayı paralı olan­lara tahsis edersek bu çocuklar okuma nimetinden dolayısiyle memleket bu çocukların nimetinden mahrum kalacaktır, (bravo sesleri) O halde bunları okutmak lâzımdır. Ne ile? Devlet parasiyle. amma devlet parasının sonu yok değildir. İmkânlar mahdut. Bu ikisini bir arada halletmek için günden güne genişleyen ve. genişlemesi icap eden Millî Eğitim bütçesini daha fazla yorma­mak ve dolayısiyle bir çok gençleri bundan mahrum etmemek için şöyle bir düşüncemiz var: Bir fon tesis etmeği düşünüyoruz. Gençlere meccani tahsil yerine ödünç para ile tahsil imkânlarını vermeği düşünüyoruz, (soldan bravo sesleri) İstiyoruz ki, hangi maksat için olursa olsun okuyan çocuk, devlet yardımı ile okuyan, çocuk dışarı çıktığı zaman devletin, milletin yardımını taksitle ve ceste ceste bu fona iade etsin. Eskiden bu, mecburi hizmetle ifa ediliyordu. Bu gün mecburi hizmet sistemini kaldırıyoruz. Çünki birçokları devlet kapısından iş istediği halde veremiyoruz. Dün öyle değildi, doktor bu-, lamıyorduk, mütehassıs bulamıyorduk. Maaşla mühendis ve doktor çalıştır­mak için mecburen okutuyorduk. Bugün çok şükür vardır ve çalışmaktadır­lar. O halde devletin ilk anda koyacağı bir sermaye ile teşkil edilecek bu fon oradan yetişenlerin ödiyecekleri taksitlerle ve yapacakları bağışlarla günden güne büyüyecek ve devlete yük olmadan fakir çocukları yüksk tahsile eriş­tirmek imkânını bulacağız-(alkışlar)

Bu düşünce yüksek meclisinizce de. muvafık görüldüğü takdirdeböyle bir kanun tasarısı ile de inşallah huzurunuza çıkacağız. Hürmetlerimle, (alkışlar)

Millî Eğitim Bakanından sonra kürsüye gelen soru sahibi, bakanın izahatının kendisini tatmin etmediğini ileri sürmüş, okullardan pek az öğrencinin me­zun olduğunu, bazı okullarda talebeden çok hocanın bulunduğunu, Devlet Tiyatrosu için senede verilen ödeneğin fazla yekûn tuttuğunu söylemiştir. Tekrar söz alan Millî Eğitim Bakam şu açıklamayı yapmıştır: Arkadaşlar,

Mehmet Özbey arkadaşımın, soru ile alakası olmıyan birçok noktalara temas ettiler. Hatta kaymakam ve valilerden de bahsettiler. Bunları İçişleri Bakan­lığı alâkadar ettiği için üzerime almıyorum.

Ben bu hususta fazla bîrşey söyliyecek değilim. Yalnız rakamlarda büyük yanlışlıklar olduğu için bunları tavzih edeceğim. İlkokullarda mezuniyet nisbeti: % 86 dır. Eğitim okularında :% 77 dir. Ortaokul ve liselerde : % 65 dir. Lise ve teknik okullarda : % 75 dir.

Yine sözlerinin arasında Konservatuardan bahsederken bu okulun 19 talebesi ve 20 öğretmeni olduğundan bahsettiler. Şu dakikada Konservatuar m durujnunu esaslı şekilde bilmiyorum. Fakat bir gece konser için gittiğim zaman gördüm ki koridorlar talebe ile dolu idi. Binaenaleyh bu rakamlarda da bü­yük bir yanlış vardır.

Arkadaşlar,

Özbey arkadaşımız çok hürmet ettiğim fikirler serdettiler, filan böyle olmalı, filan şöyle olmalı diye. Ben Millî Eğitim Bakanı olarak şu şöyle olsun, bu böyle olsun demek mevkiinde değilim ve zaten bugüne kadar hüsranımız, hep bakanlarımızın kendi kendilerine' bu böyle olsun, şu şöyle olsun deme-.sinden ileri gelmiştir. Derdi göreceğiz, derde el koyacağız, derdin tedavisi için bu dertten anliyan insanları bir araya getireceğiz, ve onların vereceği karar kesinleştikten sonra, onu tatbik edeceğiz. Üçe mi iner dörde mi çıkar, 12 yaş mı, ben şahsen mesul bir kimse olarak dikte edemiyeceğim- Edemedi­ğimiz müddetçe Millî Eğitim Bakanlığı istikrara kavuşabilir. Aksi takdirde bir insan zekâsı tek başına iş yapamaz. Bundan vaz geçmelidir, (alkışlar)

Arkadaşlar,

Demin ben Öğretmenlerden şükranla bahsettim ve her zaman böyle kayde­diyorum ve gezdiğim yerlerde talebelere, öğretmenlerin dünyada en saygı­değer insanlar olduklarını telkin ediyorum ve böyledir. Öğretmen dünyanın en saygıya değer insanı olmazsa Öğretmen olamaz ve vazifesini yapamaz. Amma bu lafı tümü için söylemiyorum. Onun için demin vazifesini yapan öğretmenin terfii ve terfihi diye sık sık ve İsrarla durdum.

Arkadaşlar,

Bu bakımdan da ızdırabımız vardır, şu dakikada talebesinden rüşvet alarak not.veren öğretmenlerin mevcut olduğuna Millî Eğitim Bakanı olarak kani bulunuyorum. Bu öğretmeni de aynı saygı ile ve aynı seygi ile mi karşıhya-cağız? Hayır ve asla. Arkadaşlar,

Yine bu öğretmenler içerisinde, maalesef nasıl olmuş bu mukaddes çatı al­tına girmiş, iffet ve ismetten mahrum olanlar var. İki gün evvel elime bir dos­ya ve bir mektup geçti bir kadın öğretmen bir erkek talebesine : «Benim gü­zel arslanım» diye mektup yazıyor. Ben bir bakan olarak bu gibileri bu mu­kaddes çatı altında ve Türk çocuğu karşısında birakmıyacağım. Bunu böyle­ce bilsinler, (bravo sesleri) Bu arada arkadaşlar, bu mukaddes çatının içine bilerek bilmiyerek, gayet kötü ruhlu, gayet hain ruhlu Komünisler sokulmuş­tur. Bunlarla mücadelemiz gayet sert olacaktır. Size bir misal vereceğim, bili-yorsununz Zonguldak bir amele memleketidir. Arkadaşlar, amelesi çok kesif olan bu memleketin çocuklarına ders veren bir müessesenin müdürü, açık açık beyanlarımıza ifadelerimize rağmen bu ders yılı başında bütün Türkiye mek­teplerinde tatbik edileni yapmadı- Çocuklara İstiklâl Marşını söyletmedi, bay­rak çekme merasimini yapmadı. Arkadaşlar,

Ders yılı başında radyoda konuştuk ve bunları mekteplere tebliğ ettik, biz aileden, talebeden ve hocadan şunları istiyoruz, bu ders yılında iyi bir ders yı­lı olarak nasıl çalışması lâzımdır, bunları okuyun ve talebeye açıklayın demistik. Bu arada sadece öğretici değil, terbiye edici olun, mürebbi olun demiş­
tim. Muallimler meclisinde bu okunduktan sonra bu mektep müdürü şunu de­
miştir: «Adam efendim, bir bakan gelir Öyle der, bir bakan gelir böyle, der,
bunlara aldırmayın, bunlar birtakım teranedir, siz bildiğiniz gibi yürüyün.
Der. Sonra bu mektep müdürü, bir mecliste milliyetçilik, Türkçülük diyorlar.
Stalin bunlardan daha Türkçüdür. Türkçe kitaplar, Türkçe gramerler yapıyor
da demiştir, (soldan def et bu adamı sesleri) Cumartesi günü bir telgrafla bu
adamı vekâlet emrine aldım. Bunu da tebşir ederim, (soldan kâfi değil sesleri)"
Bunun kâfi olup olmaması üzerindeki hassasiyetiniz yerindedir. Fakat bu
nihayet bir kanun meselesidir. Kanun Devleti olarak, kanun çerçevesi için­
de hareket ediyorum, bizim size getireceğimiz veya sizin bize vereceğiniz ağır
hükümleri ihtiva eden kanun geldiği gün kâfi olanı yapmakta bir an tereddüt
etmiyeceğiz.

Arkadaşlar,

Demin dediğim gibi hocaların terfiini istiyoruz. Ama bu nihayet malî imkân­la beraber düşünülebilir. Bütçemiz önünüze gelecektir, Bakanlar Kurulunda burada konuşulacaktır. Hepinizin de bunu istiyeceğine kaniim. Bana onları terfi ettirmek imkânını verdiğiniz .gün ben bütün öğretmenlerimi terfi ettir­mekten saadet duyacağım. Hürmetle selâmlarım-

Millî Eğitim Bakanının açıklamasından sonra, başkan, oturuma 15 dakika ara vermiştir.

Meclisin ikinci oturumunda yine sözlü soruların müzakeresine devam edil­miştir.

Kastamonu Milletvekili Fahri Keçecioğlu'nun, orta öğretimde uygulanan rnüf-redat programı ve Öğretmenlerin aylıklarından kesinîen yapı ve yardım pa­raları ve ortaokulların durumu ve öğretmenlerin nakilleri hakkında hükümet görüşünün açıklanmasına dair Millî Eğitim Bakanlığından sözlü s orusuna cevap veren Bakan Tevfik İleri şunları söylemiştir: Muhterem arkadaşlar,

Okul kitapları bizim için gayet mühim bir mevzudur. Eski senelerde okul ki­tapları da tek kitap olarak tatbik edilmekte idi. Bu kitapları da Millî Eğitim Bakanlığı muayyen insanlara yazdırmakta idi. Bütün mektepler, bu tek mu­harririn yazdığı kitabı okutmakla mükelleftirler, Bunun birçok mahzurları ola­cağını takdir buyurursunuz. Son senelerde bu usulden vazgeçilmiş bulunul­maktadır. Muayyen, ilân edilen bir program dahilinde okul kitapları yazılma­sı serbest şahıslara bırakılmıştır. Yazılan bu serbest kitaplar Talim ve Terbiye heyetince tetkik edilmekte muvafık bulunan birkaç tanesi kabul edilerek Öğretmenlerin takdirine arzedilmektedir. Böylece iyi vasıfta kitap yazılması yolunun tutulmuş olduğuna kaniiz ve bu suretle okul kitaplarının en kısa bir zamanda normal bir hale geleceğine inanıyoruz.

Halen okul kitaplarının hepsi basılmış ve mekteplerin açılma zamanında yerlerine gönderilmesinle çalışılmıştır. Yalnız burada bir mahzur görüldü,, serbest tabiler büyük şehirlerde satış yapmanın kârlı olduğunu düşünerek uzak ve kücÜkkasabalara kitapyollamamanmyolunu tuttular.Biz Millî Eğitim Bakanlığı olarak bunu takip etmekte ve küçük kasabaları da kitapsız bırakmamağa çalışmaktayız, ileride tabii bunun için de ayrıca çareler arıyacağız.

Müfredat programları üzerinde elbetteki durulacak ve zaman ve ihtiyaca gö­re icap eden değişiklikler yapılacaktır, bunun için ilmî heyetler ve bu arada alâkalı öğretmen teşekkülleri ve öğretmenlerin fikirleri alınacak ve zaman zaman icap eden tadlât yapılacaktır. Şurasını da tebarüz ettirmek lâzımdır ki en medenî memleketlerde bile henüz neticeye varılmış değildir ve zaman zaman aramalar yapılmaktadır. Biz bu sene şöyle bir usulü faydalı bulduk ve tatbik edeceğiz.

Yeni programlarda ve talimatnamelerde bugüne kadar tatbik edilen usul ta­lim ve terbiye tarafından hazırlanan talimatnamenin okullarda tatbiki şekli­dir. Fakat Öğretmen arakadaşlardan şikâyetler şu mealdedir: Merkezde yapılan talimatnameler ihtiyaca cevap vermiyor, okul içinde talebenin karşısında olan bizleriz, binaenaleyh bizim fikrimiz alınmalıdır. Buna biz de inandık. Bundan sonra şunu yapacağız: Talimatnamemizi hazırlıyacağız, bunu tatbik etmeden muallim meclislerine, okullara göndereceğiz- Onların dilekleri mer­keze geldikten sonra buna katiyet vereceğiz, bunun daha iyi neticeler sağlı-yacağma inanıyoruz.

İkinci soruya geçeceğim: 5142 sayılı Taadül Kanununun adaletsiz olduğu me­selesi, bu mevzuda hakikaten bir kısım öğretmenlerimiz muzdaptir. Hadise kısaca şudur: Vaktiyle öğretmenliğe başhyanlar 15 lira gibi bir maaşla işe-alınmışlardır, üç dört sene sonra bu miktar 17,5 liraya çıkmıştır. Bir müddet sonra da 20 lira olmuştur. Fakat son Barem Kanununa göre, yeni çıkan bir öğretmen 20 lira maaşla tayin edilmiştir. Bu suretle dokuz senelik öğretmen­le yeni çıkan bir Öğretmen maaş bakımından birleşmiştirler. Elbetteki bu do­kuz senelik öğretmenlerin yeni çıkan öğretmenlerle bir olmaması lazım ge­lir. Bu adaletsizliği kısmen gidermek, tatmin etmek için bir kanun çıkmıştır. Fakat bu kanun heyeti unıumiyesini memnun edememiştir. Bu kanunla 6500 ilkokul öğretmeni 47 ilköğretim müfettişi, 97 köy entitisü müfettişi olmak üzere 6644 öğretmen faydalanmış, fakat S binden fazla öğretmen bundan fay­dalanamamıştır. Bu arada ilköğretimden orta tedrisata geçenler bundan hiç istifade edememişlerdir. Bu bakımdan haksızlığa maruz kalmış olan öğret­menlerin durumunun malî imkânlar nisbetinde düzenlenmesi, adalete uydu­rulmasını doğru bulmaktayız ve bunun üzerine çalışmaktayız. Üçüncü sual: Yardım sandığı? Maarif ilk tedrisat yapı yardım sandığı hikâ­yesi.

Arkadaşlar,

.Vazifeye geçtiğim gÜndenberi bütün öğretmenlerden bir tek ses halinde bu yapı sandığının şikâyetini işittik. Yapı sandığının bugüne kadar toplanan pa­rası 6 milyonu geçmekte 7 milyona yaklaşmaktadır. Yedi milyonluk bir pa­ra toplanmıştır, ilkokul Öğretmenlerinden, kanun mucibince, kanun hüküm­leriyle bu ilk tedrisattan ayrılan Öğretmenlere paraları iade edilmekte fakat ayrılmayanlara iade edilmemektedir.

Şimdi biz istiyoruz ki, bir Öğretmen mektepten çıktıktan sonra muayyen bir müddet köylerde çalışsın, bu işi yaptıktan sonra ve bilhassa muvaffak olduk­tan sonra bilsin ki, ben burada çalıştıktan sonra şu kasabalarda çalışacağım. Orada muyyen merhaleyi katetikten sonra bilsinki ben buraya gideceğini. O merhale o, çoluk çocuğa sahip olduğu takdirde, çocuğunun yüksek tahsil yapa­cağı merhaledir. Böylece unutulmıyacağını anîıyacak, çalışmasının neticesi muayyen refah imkânlarının sağlanacağını anlıyacaktır. Kendisini köyün kal­kınmasında âmil bir insan telâkki edecektir. Yoksa köye karışarak, köyün içinde erimiyecek. Bu sistemi de tatbik etmek istiyoruz. Talimatname, nizam­name halinde, belki kanun halinde meclisinize getireceğiz. Böyle olduğu tak­dirde kanunî mercilerle, merhalelerle yoluna devam edecektir. Bu mevzudaki noktai nazarım da bundan ibarettir.

Aydın Milletvekili Şevki Hasırcının, Sümerbank tarafından yabancı memle­ketlere sipariş edilen malzeme hakkında İşletmeler ve Maliye Bakanlığından sözlü sorusuna cevap veren İşletmeler Bakam Prof. Muhlis Ete şu açıklama­yı yapmıştır:

Arkadaşlar,

Sayın Aydın Milletvekili Şevki Hasırcının Sümerbank tarafından yabancı

memleketleresiparişedilenmalzemehakkındakisorusunacevaplarımı

arzediyorum.

Soru 1 — İvedili kalkınma plânı gereğince memleketimizde yapılması lazım-

gelen tesisler için Sümerbank tarafıdan yabancı memleketlere sipariş edilip

halen teslim alınmayan malzemenin bedelleri nelerdir?

Cevap 1 — İvedili sanayi plânı adım taşıyan son sanayi plânı gereğince mem­leketimizde yapılması lâzım gelen iktisadî (kanaatımca gayri iktisadî) tesis­ler için yabancı memleketlere sipariş edilip henüz teslim olunmıyan malzeme­nin bedeli 30 buçuk milyon lira kadardır. Bunların mühim kısmı yünlü ve pa­muklu ve kâğıt fabrikalarımıza aittir.

Soru 2 — Bu malzemeden hazırlanmış olanları var mıdır? Varsa ne sebep­ten yurda getirilemiyor?

Cevap 2 — Teslim vadeleri gelip de ilgili firmalar tarafından hazırlanmış ol­duğu bildirilen ve fakat dövizleri alınmadığı için havaleleri yapılmadığından sevkedilemiyen malzeme tutarı 600 bin lira kadardır.

Soru 3 — Bu nevi siparişlerimize döviz temin edemediğimiz için yabancı devletlere ne miktar ardiye ödenmiştir?

Cevap 3 — Bu nevi siparişlerde dövizin zamanında sağlanamaması dolayı-siyle New - York'ta kalan İzmir Basma Kombinasına ait 250 tezgâhlık bir par­tinin ardiye, sigorta ve mahallî nakliye masrafları olarak ceman 30 bin lira ödenmiştir.

Soru 4 —Devlet siparişlerinin yurda getirilmesi için döviz temini güçlük­leri çekilirken hususi firmalara büyük çapta dövizler temin edilmiş midir? Bilhassa seçimlerden bir hafta evvel İzmirde bir firmaya büyük bir döviz te­min edilmiş midir? Kaç taksitte verilmiştir?

Cevap 4 —Bu soru Ekonomi ve Ticaret Bakanlığını ilgilendirmektedir.

Şimdi bazı rakkamlar vereceğim: Amerika Birleşik Devletlerinde pahalı yer­ler 480, ucuz yerler 452 lira vesaire. Ödediğimiz para bunlardır ve arzettiğim gibi yalnız yiyecek, içecek ve yatacak parasıdır. Ayrıca kitap ve sağlık parası olarak da mümkün olan yardım yapılmaktadır- Bu milletin bundan daha çok para vermesine imkân ve takati var mı?

Bir noktayı daha cevaplandırayım: Ulaştırma Bakanlığı hesabına Amerika'da 48, İsviçre'de 21 öğrenci okumaktadır. M. E. B. hesabına ise Amerikada 17,. ingiltere'de 7, Fransa'da 10 öğrenci bulunmaktadır. Şimdi mühim, bir noktaya temas edeceğim. Yabancı memleketlere gönderilen bu öğrencilerin 3-4 sene de tahsillerini bitirip memlekete dönmeleri icap ederken ekseriya 4-6 senede tahsillerini tamamlıyabilmektedirler. Dört sene okumuş efendim bir sene daha okusun deniyor. Bir sene daha müsade edilince de canım 5 sene okudu bir se­ne daha okursa ne olur deniyor. Artık bunlara meydan vermiyeceğiz. Japon çocukları nasıl dört senede okuyup memleketlerine dönüyorlarsa biz de ço­cuklarımızın dört senede okumalarını ve memlekete faydalı birer unsur ol­malarını istiyoruz. Dört senede okuyup memleketine dönmiyecek çocukları gÖndermemek kararındayız. Falanın ve falanın adamı diye göndermiyelim. (bravo sesleri, alkışlar) Önümüzdeki seneler inşallah bu noktai nazarımızı tat­bik edeceğiz ve memlekete çok faydalı olabilecek, hakikaten okuyabilecek çocuklarımızı Avrupa'ya Amerika'ya göndereceğiz.

1416 sayılı kanun değişecek mi diye soruyorlar. Hakikaten numarasından da anlaşılacağı veçhile bu çok eski bir kanundur. Bunun günün şartlarına uygun-bir şekilde değiştirilmesini muvafık telâkki etmekteyiz.

Sizleri fazla sıkmamak ve vakitlerinizi almamak için kısaca talebe sayılarımızı arzedip geçeceğim. Bugün umumî olarak Devlet hesabına okuyan Amerika­da 92, Fransa'da 17, İngiltere'de 2 İtalya'da 1, İsviçre'de 29 olmak üzere cem­an 151 talebedir. Bunun haricinde Sümerbank ve M- T. A. gibi müesseseler hesabına da 171 öğrencimiz okumaktadır. Bugün Avrupa ve Amerika'ya gön­derilen talebe meselesi bilhassa talebe müfettişi meselesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Birçok talebelerimiz bize talebe müfettişini bulamadıklarını, görmediklerini söylediler. Halbuki biz talebe müfettişini talebeleri arayıp, bulması ve onların hareketlerini- kontrol için gönderiyoruz. Bir binanın, se­kizinci katma kapanmış yaşayan bir talebe müfettişinden ne fayda beklene­bilir? Fransa'da yüzde altmış değil (Paris'te) fakat 10-15 tane yolunu şaşır­mış gencimiz varsa bu en ziyade orada bulunan müfettişin ihmalinden, vazi­fesine dört elle sarılmamasmdandır. Buralarda dört .tane müfettişimiz vardı, bir tanesi İsviçre'de idi. Onu geri aldım, diğer üç tanesini geri alma kararını verdim. Yerine en iyi vasıfta insanlar göndereceğim, araştırma yapıyorum,, bu yeni arkadaşlar gidince talebe işimiz o zaman yoluna girecektir, hürmet­ler, (alkışlar)

Bakanın izahatından, sonra kürsüye gelen soru sahibi, bakanın izahatının kendisini tatmin etmediğini ileri sürerek, Amerika ve Avrupa'da okuyan talebelerimizin çok güç durumda bulunduklarını söylemiş ve bunlara daha rahat bir hayat temin edilmesi fikrinde bulunmuştur.

Müteakiben Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu'nun varlık vergisinin ta­hakkuk eden, tahsil ve tenzil edilen miktarları ile kanunsuz ve usulsüz olarak tadil ve terkin edilen miktarı hakkındaki sorusuna Maliye Bakanı Halil Ayan cevap vermiş ve şunları söylemiştir:

Muhterem arakadaşlar,

Sinan Tekelioğlu arkadaşımın varlık vergisi hakkındaki sorusuna göre cevap­larımı arzediyorum:

1 — 12 Kasım 1942 tarihinde yürürlüğe giren 4305 sayılı kanun hükümleri­ne göre tahakkuk ettirilen varlık vergisi miktarı 463.045.468 îira 80 kuruştur. 942 ve 943 bütçe yılları hazine genel hesabına nazaran mezkûr senelerde bu vergiden 317.509.114 lira 68 kuruşluk tahsilat vukubulmuş ve bakiyeyi teşkil eden 145.536.354 lira 15 kuruştan 12.313.418 lira 20 kuruşu 21/1/1943 tarihin­de yürürlüğe giren 5401 sayılı kanunun verdiği yetkiye müsteniden ve 34-280.782 lira 41 kuruşu mükerrerlik dolayısile Varlık Vergisi Kanunun 11 inci maddesi mucibince ilgili vergi dairelerince terkin edilmiş geri kalan 9&942.153 lira 42 kuruşu da varlık vergisi bakayasının terkinine dair olan ve 17/3/944 tarihinde yürürlüğe giren 4530 sayılı kanun mucibince terkin olun­muştur.

Bundan başka ekseriyetini çiftçiler teşkil eden 179 mükellefin vaki müracaat­ları üzerine Büyük Millet Meclisi Dilekçe Komisyonunca ittihaz buyurulan ve usulü dairesinde kesinleşmiş olan kararlara müsteniden tahsil edilmiş bu­lunan varlık vergisinden 285.598 lirası sahiplerine iade olunmuştur. Ancak, Seyhan, İçel ve Hatay illerindeki mükelleflerden bir çoklarının Bü­yük Millet Meclisine ve diğer muhtelif makamlara vaki müracaat ve şikâ­yetleri üzerine o zaman Hilmi Uran tarafından tanzim edildiği söylenilen cet­vellerde, mezkûr illerin merkez ve mülhak ilçelerindeki 3065 mükellef adına salınmış olan 18.741.342 lira varlık vergisinden 411 mükellefe ait ceman 4.358.065 lira verginin bu mükelleflerin takatlerine ve emsallerine nazaran 1.493.600 liraya indirilmesi lâzımgeldiğini kayıt ve işaret edilmiş bulunduğun­dan cetvelde fazlalığına işaret edilen 2.884.465 liralık verginin tahsilinin te­cili mahallerinde tebliğ olunmuştur.

Bu tebligat üzerine alınan yazılarda tahsili tecil edilen bazı mükelleflere ait vergilerden 62.500 lirasının daha evvel tahsil edildiği bildirilmiş olduğundan müeccel vergi miktarı 2.801.965 liraya düşmüştür. Müteakiben 4530 sayılı ka­nun yürürlüğe girdiği cihetle bu meblağ kanunun yayınladığı 17/3/1944 ta­rihinde henüz tahsil edilememiş bulunan illerdeki mükelleflere ait 98.942-153 liralık vergi meyanmda terkin olunmuştur.

4 — 4305 sayılı mülga Varlık Vergisi Kanununun 12 inci maddesinin 3 ün­cü fıkrasında 15 günlük müddet içinde yatırılmayan vergilerin (Tahsili Em­val Kanununa tevfikan tahsil edileceği) yazılıdır.

Kanunun bu hükmüne istinaden tarh ve tahakkuk ettirilen varlık vergileri Tahsili Emval Kanununa tevfikan takip ve tahsil edilmiş ve bu arada borçlu mükelleflerin gayrimenkul leri de haczedilerek usulüne' göre müzayedeye çı­karılmış ve taliplerine ihale olunmuştu. Aradan beş altı. senelik bir zaman geçtikten sonra bir mükellef vaktiyle varlık vergisi dolayısiyle satılan gayri-nıenkullerin satış muamelelerinde İcra ve İflas Kanunundaki formalitelere uyulmuş olması sebebiyle mahkemeye başvurmuş ve lehte karar almıştır.

76 ncı maddesine istinad ettirilmektedir. 42 nçi madde­ye göre tarhiyata uygulanması gereken ceza, kat cezasından ibarettir. 76 ncı madde hükmünce uygulanacak cezaya gelince, bu ceza, kanunda kazancın ta­mamen veya kısmen gizlenmiş olup olmadığına göre değişmekte ve mükelle­fin ticarî defterlerinde hesap hileleri görülmesi veya çif defter tutulması hal­lerinde failleri hakkında hapis cezası dahi tatbik olunmaktadır. Söz konusu müessese nezdinde yapılan incelemeler normal tetkikat mahiyetin­de olduğu ve 76 ncı maddede sayılan hallerden hiçbiri bulunmadığı cihetle uz­manlıkça bulunan matrah farkları üzerinden hesaplanan vergilere kanunun 42 nci maddesinin yani bir kat cezanın tatbiki gerekmiş ve bu suretle hesap­lanan vergiler aşağıdaki miktarlara baliğ olmuştur: Söz konusu anonim ortaklık adına tarh ve tebliğ edilen bu vergilere kanunî süresinde itiraz eylediğinden tarhiyat İtiraz Komisyonuna intikal etmiş ve ko­misyonca verilen kararlara karşı taraflarca. Temyiz Komisyonuna müracaat olunmuştur.

Temyiz Komisyonunca verilen kararlar, liraya tenzil ve 1946 yılı vergisi ise, tamamen terkin olunmuştur.

Temyiz Komisyonu kararları aleyhine idarece Danıştay'a baş vurulmuş, Da­nıştay Genel Kurulunca itihaz olunan kararlarda Temyiz Komisyonu karar­larının dayandığı gerekçelerden bazısı red ve bazısı tasdik ve ehemmiyetli bir kısmı da nakzedilmiştİr. Dosyalar nakz kararları dairesinde tetkikat icrası ve gerekli kararın ittihazı için komisyona iade olunmuştur.

Ancak, ortaklıkça Danıştaym bozma kararlarına kargı tashihi karar talebinde bulunulduğundan, Itibarz Komisyonunca bozma kararları dairesinde yapılma­sı gerkli tetkikat, tashih talepleri hakkında Daniştayca ittihaz ve tebliğ olu­nacak kararların vüruduna kadar talik edilmiştir.

Halen, mezkûr taleplerden 1942 ve 1943 yıllarına ait olanları 17/3/1950, 1944 yılına ait olanı 7/4/1950, 1945 ve 1946 yıllarına ait olanları da 30/6/1950 gün­lü Genel Kurul kararları ile reddedilmiş ve bunlardan sonuncusu yani 1946 yılma ait olanı ise 28/9/1950 tarihinde mahalline tebliğ edilmiştir.

Sayın Avni Doğan'ın ve C. H. P. grubunun taleplerinden çok da­ha ileri bir muamele tatbikini sağlamıştır- Büyük Millet Meclisi başkanlığı daima bütün hassaiyetiyle memleketin parlemento hayatının en ileri manevî ve maddî bir olgunluk içinde cereyanı için hiçbir taraf duygusuna kapılma­dan vazifesini görmeyi kendisi için şiar edinmiş bulunmaktadır.

Bu birleşimde bütün hareket ve muameleleri içtüzük hükümlerini gözönün-de tutarak büyük bir hassasiyet ve tarafsızlıkla yaptığına kani bulunmakta­dır.

Büyük Millet Meclisinin 15 Kasım 1950 tarihindeki toplantısı :

Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Başkanvekillerinden Balıkesir Millet­vekili Sıtkı Yırcah'nm başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman, Tekel Genel Müdürlüğü binası yapımı işleri dola-yısiyle Gümrük ve Tekel eski Bakanı Suad Hayri Ürgüplü hakkındaki tez­kerenin geri verilmesine dair Başbakanlık tezkeresi okunmuş, müteakiben gündemdeki sözlü soruların müzakeresine geçilmiştir.

Gümüşhane Milletvekili Kemal Yürükoğlu'nun mahkeme zabıt kâtipliğinin hususî bir meslek -haline konulmasına ve işlerin artması dolayısiyle kadro­ların iş hacmi esasına göre tezyit ve işlerin ona göre ayarlanmasına dair Ada­let Bakanlığından sözlü sorusuna cevap veren Adalet Bakanı Halil Ozyörük şunları söylemiştir:

Soru sahibi Muhterem Kemal Yürükoğlu arkadaşımız, takrirlerinde çok Önem­li noktalara işaret etmiş bulunuyorlar. Takrir, esas itibariyle iki noktaya temas etmektedir..

Birincisi, mahkemelerin mühim bir unsuru teşkil eden zabıt kâtiplerine mev­zuatım tahmil ettiği vazife ve mesuliyetin ehemmiyeti ile mütnasip bir du­runa sağlaması ve bunların maddî ve manevî bakımdan kifayetli olmalarının zarurî bulunduğu ve fakat halen vazifeyi kabul hususunda carî usul ve sis­temlerin bunu temin edecek mahiyett bulunmadığı aşikâr olduğundan mes­leğin cazip ve hususî bir ihtisas mesleği haline konması gerektiği kanaatmda bulunduğunu beyan buyurmaktadır.

Takdir buyurursununz ki, yargıçtan faydalanmanın yüksek bir dereceye çı­karılabilmesi sebeplerini araştırırken yargıcı yalnız kaza kürsüsünde değil, aynı zamanda büro başında ve bütün bir mahkeme teşkilât ve kadrosunun bağı olarak ele almak ve böylece mütalâa etmek icabeder. Mahkemeyi bir organizma olarak tavsif edersek bu organizmanın dimağı ve ruhu şüphesiz yargıçtır. Diğer hayat elemanları ise mahkemenin, onlar ol­maksızın vazifesini göremiyeceği kendi personelidir. Yargıcın yanı başında ça­lışan bu elemanlar mahkeme kalemini meydana getiriyorlar. Düzeninde ve rasyonel metodlara göre çalışmakta olan bir mahkeme kalemi, adaletin ha­kikî bir garantisini meydana getirir. Mahkeme kaleminde iş görmekte olan vatandaşlar gelişigüzel çalışmakta bulunan memurlardır. Bunları meslekle­
rinin özelliklerine göre bir yetişmeye tâbi tutmakta büyük fayda vardır.
Zabıt kâtipleri, açıkça söylemek lâzım gelirse bugün memleketimizde daha
ziyade mihaniki bir faaliyet gösteriyorlar. Yargıcın dikte ettirdiği cümleleri
daktilo makinesiyle bir kâğıda geçirmekle iktifa ediyorlar. Halbuki bir eleman
lardan yargı faaliyetinin karara kadar geçecek çeşitli safhalarında fikren de
faydalanmak lâzımdır.

Garp memleketlerinin birçok yerlerinde zabıt kâtipleri, yargı işinde ifa etti-|i vazife itibariyle duruşmadan gayrı, hükmü tamamlamaya yarayan bütün safhaları tamamlamak suretiyle yrgıcm tam bir yardımcısı olarak gözükür. Bizde zaman zaman meydana atılan ve birer münakaşa mevzuu olan bu fikir­ler etrafında birlik hasıl olmasına rağmen şimdiye kadar fiilen atılmış bir hat-ve yoktur

1925 senesinde İstanbul'da ve Ankara'da sorgu hakimi ve icra memuru ye­tiştirmek için açılan mektepler arasında, İstanbul'da bir de zabıt kâtibi mek­tebi açılmıştı. Bir müddet devam eden bu mektep sonradan kapatıldı. Bugün evvelce olduğu gibi Devlet memurluğuna giren kimselerde aranılan şartlar­dan başka hususî vasıflar aranmaktadır. Bunun tesirlerini soru sahibi arka­daşımız gibi biz de teessürle müşahede etmekteyiz.

Bu sebepten dolayıdır ki, zabıt kâtipleri yetiştirmek ve bunun bir mesleki mahsus haline getirmek için bir tasarı hazırlamış bulunuyoruz. Bu tasarıda takip ettiğimiz sistem, zabıt kâtipliğine alınacak kimselerin evvelemirde "bir imtihana tâbi tutulması ve ondan sonra vazife görecekleri mahkemenin de­recelerine göre ortaokul veya lise mezunu olması ve evvelâ daktilo makine­siyle yazmağı bilmesi lâzımdır. Bu arada istenografi bilenlerin tercihi de ko­nulan şartlar arasında yer almış bulunmaktadır.

Kısa bir zamanda yüksek huzurunuza sunulacak olan bu tasarı kabulünüze iktiran etmek suretiyle kanuniyet halini iktisap ederse yargı cihazının ada­let işlerini görmekte büyük faydalar sağlıyacağma şüphe yoktur. Esasen bugün Yargıtay'da çalışan memurlara istenografi öğrenmek için bir kurs açmak üzere bulunuyoruz. Tedricen asliye mahkemelerine de teşmili mukarrer olan kurslarda yetişecek kâtipler, duruşma işlerini bunlarla idare­ye yeter dereceye geldiği zaman, Türkiye, mahkemelerinde daktilo makina-siyle zabıt tutmak gibi, tarafları muhakeme sırasında şaşırtan zaman zaman sözlerini inkıtaa uğratan ve bir duruşma sırasında yargıcı zabıt kâtibine ge-Çen iddia ve müdafaaları bazan eksik ve ruh müeddasmı değiştirmeğe mün­cer olan hallerin ve külfetlerin ortadan kalkmasına da yardım edecektir.

Sorunun ikinci kısmı ;

Bugünkü iş miktar ve hacmi muvacehesinde mevcut kadroların cevap vere­cek kifayette olmadığı ve bu halin ise işlerin sür'atle intaç edilmemesinde ehemmiyetli derecede rol oynadığı cihetle kadroların tezyit ve mahkemelerin iş hacimleri, esas tutulmak suretiyle tevzi ve ayarlaması gerekli görüldüğün­den ibarettir.

Muhterem arkadaşlarımın takrirlerinde bu kısım mahkemelere mi yoksa zabıt kâtiplerinin bu mahkemelere gelen işlerin intacında ifa edeceği rolün ehemmiyeti bakımından sayısındaki kifayetsizliğe mi taallûk ettiğinde bir an için tereddüde düştüğümü itiraf etmekle beraber sonunda hedefi, zabıt kâtiplerini ilgilendirdiği birinci kısımdaki sarahatten anlaşıldığı ve ikinci paragrafta yar­gıç kelimesi kullanılmadığı için bunu da birinci kısmın mütemmimi olarak te­lâkki etmek ve ona göre cevaplandırmak iztırarmda kaldığımı arzederim.

Soru, adede taallûk ettiği için ben de Yargıtay hariç olmak üzere bütün mah-kemelerimizdeki zabıt kâtipleri sayısını adetle ifade etmeyi uygun buldum. Bugün Yargıtay dışındaki genel mahkemler kalem kadrosu:

40 lira maaşlı 46, 35 lira maaşlı 79, 301ira maaşlı 175, 25 lira maaşlı 271, 201i-ra maaşlı 866, 15 lira maaşlı 1858 olmak üzere 3295 kadrodan ibarettir. Bunun 788 i başkâtip ve başkâtip yardımcısı 2517 si zabıt kâtibi olarak teşkilâta da­ğıtılmıştır. Halbuki, bugünkü teşkilât ve iş icabı olarak asgarî bir hesapla:

1— Adalet teşkilâtı yalnız sulh mahkemesinden ibaretolan 76 yere birer
başkâtip ve üçer kâtip verilmek için 76 başkâtip ve 228 zabıt kâtibi,

2— Ağırceza mahkemeleri nezdinde ve işi çok bazı ilçelerde kurulmuş olan
ve hem sulh cezaya ve hem de sulh hukuk işlerine bakan 38 sulh mahkeme­
sine birer başkâtip ve ikişer kâtip verilmesi için 38 başkâtip ve 76 zabıt kâ­
tibi,

3— Gene ağırceza mahkemeleri nezdinde ve işi çok bir kısım ilçelerde ku­
rulmuş bulunan ve yalnız sulh hukuk işlerine bakan72 sulh mahkemesnine
birer başkâtip ve ikişer zabıt kâtibi verilmesi için 72 başkâtip ve 144zabıt
kâtibi, .

4— Gene ağırceza mahkemeleri nezdinde ve işi çok olan bazı ilçelerde ku­
rulmuşolupyalnızsulh ceza işlerile meşgul 65sulh mahkemesine- birer
başkâtip ve ikişer kâtip verilmesi için 65 başkâtip ve 130 zabıt kâtibi,

5— Bütün asliye ve sulh işlerine bakan 228 yerdeki tek yargıçlı .asliye mah­
kemelerine birer başkâtip ve birer başkâtip yardımcısı ve dörder kâtip veri­
lebilmesi için 228 başkâtip, 228 başkâtip yardımcısı ve 912 zabıt kâtibi,

6— Yalnız asliye ceza işleriyle meşgul 92 asliye ceza mahkemesine birer baş­
kâtip, ikişer kâtip verilmesi için 92 başkâtip ve 148 zabıt kâtibi,

7— Yalnız asliye hukuk işlerine bakan 103 asliye hukuk mahkemesine birer
başkâtip ve ikişer kâtip verilmesi için 103 başkâtip ve 206 zabıt kâtibi,

8'—- Sulh ceza işlerine de bakan 113 asliye mahkemesine birer başkâtip ve üçer zabıt kâtibi verilmek üzere 113 başkâtip, 339 zabıt kâtibi,

9— Sulh hukuk işlerine de bakan 113 asliye hukuk mahkemesine birer baş­
kâtip ve üçer zabıt kâtibi verilmek üzere 113 başkâtip, 339 zabıt kâtibi,,

10— Yedi asliye ticaret mahkemesine birer başkâtip ve üçer kâtipten 7 baş-
' kâtip, 21 zabıt kâtibi,

11— 86 ağırceza mahkemesine birer başkatip ve üçer zabıt kâtibi verilmek
için 86 başkâtip, 258 zabıt kâtibi,

'12 — 84 ağır ceza merkezindeki adalet komisyonlaarmca birer kâtip veril­mek üzere 84 kâtip,

13— 327 ilçedeki cumhuriyet savcılarına birer kâtip verilmek üzere 327 kâ­
tip.

14— 416 soru yargıcına birer kâtip verilmek için 416 kâtip.

15— 84 Ağır ceza cumhuriyet savcısına birer başkâtip ve üçer kâtip tahsisi
için 84 başkâtip, 252 kâtip

16— Beş yerdeki icra, icra yargıçlığı kalemine ikişer kâtip verilebilmek için
10 kâtip,

17— İcra yargıçlığı teşkilâtı bulunrnıyan ve icra tetkik mercii görevi ma­
hallindeki yargıç tarafından görülen 406 yere birer kâtip verilmek üzere 406.
kâtip,

18— 356 icra memuruna en az birer kâtip verilmek için 356 kâtip,

19— Adalet iteşkilâtıyalnız sulhmahkemesinden ibaretolan 76ilçedeki
mahkemeler tek yargıçlı asliye mahkemesi haline getirilince kalem kadrosu­
nu ikmal için bunlara birer başkâtip yardımcısı ile beraber zabıt kâtibi ve biri,
savcıya biri sorgu yargıcına ve biri icra memuruna verilmek üzere tahsisi ge­
reken kadro 76 başkâtip yardımcısı ile304 zabıt kâtibi, olmak üzere ceman
1381 başkâtip ve başkâtip yardımcısına ve 4993 zabıt kâtibine ihtiyaç bulun­
duğu görülür.

Maruzatımın başlangıcında halen mevcut olduğunu söylediğim kadrolardaki lardaki 778 başkâtiple 2517 zabıt kâtibi olduğu için biraz evvel gösterdiğim 1381 başkâtip ve yardımcısı ile 4992 zabıt kâtibi adedinden tenzil edildiği za­man 613 başkâtip yardımcısı ile 2475 zabıt kâtibinin kadroya ilâvesi iktiza et­tiği açık bir hakikattir.

Binaenaleyh mahkeme kalemlerinibugünkü zor durumdankurtarmak için bu miktar kadronun istihsaline ihtiyaç vardır. Yeniden istihsal edilecek kadronun bugünkü barem esaslarına göre maaşlar:

Şeklinde maaşlandırılması halinde bir senelik tahsisat tutarının 6 milyon 909 bin 900 liraya baliğ olduğu tahakkuk eder.

Yargıtay kalemleri dışındaki diğer mahkemeler kadrosunda bulunan kâtip, ve başkâtiplik 15 liradan başlayarak 40 lirada nihayete erer. 4598 sayılı kanunun dördüncü maddesindeki hükümden faydalanmak suretiyle her derecede kad­rosuz iki üst dereceye terfiedilebildiğine göre kadrosu 40 lira olan bir başkâ­tip 60 liraya kadar yükselebilmektedir.

Yargıtay kalemleri başkâtiplerinin kadro aylığı elli liradır. Bunların da yine 1598 sayılı kanun gereğince kadrosu 70 liraya yükseltilmeleri mümkündür.

Soru sahibi Gazi Yiğitbaşı da Türk diline pek uydurma ve ecnebi kelimelerin sokulmuş olduğunu söylemiş ve Türk Dil Kurumunun faaliyetine son verile­rek, yepyeni bir tesisin kurulmasını istemiştir.

Yine Afyon Milletvekili Gazi Yiğİtbaşı'nm tedavülde bulunan nikel ve mağ­şuş paralar hakkında Maliye Bakanlığından sözlü sorusuna cevap veren Ma­liye Bakanı Halil Ayan yaptığı açıklamada, tedvülde bulunan madeni parala­rın hakikaten çirkin vaziyette olduklarını söylemiş, ancak maden piyasasının harpten sonra bir 'türlü istikrara kavuşmadığından dolayı, muayyen ölçüde ve miktarda para basmanın çok güç olduğunu, demirden para imalinin de düşü­nüldüğünü, fakat demirin pas tutmasından dolayı bu fikirden vazgeçildiğini beyan etmiş ve yakın zamanda kullanışlı ve zarif madeni paraların basılma­sına başlanacağını bildirmiştir.

Afyonkrahisar Milletvekili Gazi Yiğİtbaşı'nm boşanmanın kolaylaştırılması ve kız kaçıranlarla, hırsızlık yapanlar hakkındaki cezaî müeyyidelerin şiddetlen-dirilmesi hususundaki sorusuna Adalet Bakanı Halil Özyörük cevap vermiştir. Bakan, izahatı esnasında, boşanma ile ilgili mevzuatın etraflı bir tahlilini yap­mış ve kanunların sosyal sebepler tahtında meydana getirildiğini, bunların birdenbire değiştirilemiyeceğini misallerle açıklamış ve cezaların şiddetlendi-rilmesi hususuna da temas ederek, çoğu zaman şiddetli ceza müeyyidelerinin tesir yaptığını, bu itibarla hali hazır mevzuatta bu yönden bîr değişiklik ya-pılamıyacağını bildirmiştir. Başkan oturuma 15 dakika ara vermiştir.

Saat 17.15 de ikinci oturum açılınca Başkan Sıtkı Yırcalı, oturuma ara veril­diği esnada, bir evvelki oturumda Afyon Milletvekili Gazi Yiğitbaşı tarafın­dan kullanılan bazı kelimelerin, kendisi ile görüşülerek geri alınmasının' ve bu kelimelerin _ne halihazır ve ne de mazideki bir şahsı kastetmediği tesbit edilmiş bulunduğundan zabıttan çıkarılmasına tüzük hükümlerine göre baş­kanlıkça karar verildiğini arzetmiştir.

Bu arada Yozgat Milletvekili Avni Doğan, usul hakkında söz istemiş ve Af­yon Milletvekili Gazi Yiğitbaşmın sözlerini geri alm'ası için hakkında içtü­züğün 93 üncü maddesinin tatbikini talep etmiştir.

Başkan Sıtkı Yırcalı, cevaben, Yozgat Milletvekili Avni Doğan tarafından tatbiki istenilen bu maddeden daha ileri bir muamele yapıldığını ve Afyon Milletvekili Gazi Yiğİtbaşı'nm muvafakati ile geri almak değil bu söz­lerin zabıttan da çıkarılmış bulunduğunu beyan etmiş ve müzakerelere devam edilmiştir. Bu arada Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri salondan dışarıya çıkmışlardır. İçlerinden bazılarının kalmış oldukları görülüyordu.

Gündeme devam edilerek, . Afyonkarahisar Milletvekili Gazi Yiğİtbaşı'nm emir erlerinin durumlarının ıslâhı yolundaki sorusu münasebetiyle Millî Sa­vunma Bakanı Refik Şevket İnce geniş izahatta bulunmuş ve bu mesele üze­rinde hassasiyetle durulduğunu, emir erliği vazifesinin, hizmette bulunan subayların vazifelerini kolaylaştırmak mânasına alınması lâzımgeldiğini kay­detmiş ve sözlerine devamla, İspanya'da emir erlerinin yalnız kıta subayları­na tahsis edildiğini, Bulgaristan'da hiç verilmediğini, Fransa'da 1939 senesin­den sonra kaldırıldığını. Yunanistan'da seferi zamanlarda verildiğini, İsviçre de ise subayların maaşlarına yapılan bir miktar zamla hizmetçi tutulması ci­hetine gidildiğini hatırlatmış ve bu misallerden de mülhem olarak, kendi bün­yemize en uygun bir şekilde bu meselenin halline çalıştığını kaydettikten son­ra, erlerimizin izzeti nefislerinin korunması için mevcut mevzuatın kâfi olma­dığını, bu hususu dikkate alan Millî Savunma Bakanlığının kanunî kayıtlar­la mesleyi esasından ele aldığını bildirmiştir.

Aiyonkarahisar Milletvekili Gazi Yiğitbaşi'nm ilk tahsil mecburiyetinin 12 yaş kabul edilmesine dair olan sorusuna da Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri cev­ap vermiş ve bizde bu mecburiyet yaşının 7-16 olduğunu, 16 da ısrar etmek için elde mevcut müsbet bir etüt bulunmadığı gibi bunun 12 ye indirilmesi için de henüz herhangi bir kanaatin mevcut olmadığını, bu cihetin dikkatle ince­lenmeye 'değer bulunduğunu söylemiştir.

Bundan sonra, Erzurum Milletvekili Doktor Çobanoğlu'nun hademeî hayra­tın terfih ettirilmesi hususundaki sorusu münasebetiyle izahatta bulunan Baş­kan yardımcısı,Devlet Bakanı Samet Ağaoğlu 1951 yılı bütçesinde buna yer verildiğini ve halen 50 lira olan asgarî maaşın 60 a ve 120 lira olanların da 15 e çıkarılacağı bildirilmiştir.

Çorum Milletvekili Hasan Ali Vural'ın, ilkokul Öğretmenlerinin terfilerine, ya­pı sandığına kayıtlı üyelerin verdikleri aitdat miktarı ile kaç apartman ve ev yapıldığına ve sandık adına toplanan komisyon üyelerinin huzur haklarına ve sandıktan ayrılmak istiyenlerin durumlarına dair Millî Eğitim Bakanlı­ğından sorusuna cevap veren Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri, başka bir so­ru münasebetiyle Pazartesi günü ayni mevzu üzerinde konuştuğunu hatır­lattıktan sonra tamamlayıcı açıklamalarda bulunmuştur. Bakan, sandığın aidatı olarak 1943 denberi 6.159-939 lira toplandığını, ev ve arsa istiyen ortak­lardan 621 ine azamî 10 bin lira olarak 2.358.382 lira borç verildiğini, 278.236 liraya Ankara'da sekiz dairelei iki apartman yaptırıldığını, muhtelif ilçeler­de de 68 ev inşa edildiğini söylemiştir.

Aydın Milletvekili Namık Gedik'in sigortalı işçi ve hizmetlilerin hastalık hal­lerinde işçi sigortaları kurumu tarafından tesisi zarurî sağlık müesseseleri hakkında ne gibi teşebbüsler. yapıldığına dair Çalışma Bakanlığından sözlü sorusu, Bakan Hasan Polatkan tarafından cevaplandırılmıştır. Bakan bu mev­zuda verdiği izahatta, 3502 sayılı Hastalık ve Analık Sigortası Kanununa gö­re, bu sigortanın sağlık tesisleri bulunan yerlerde uygulanacağına işaret et­miş, müteakiben kanunun muayyen bir program dahilinde tatbike geçilmiş olduğu ve işçi bakımından en kalabalık bölge olan İstanbul'da işe başlandı­ğını söylemiştir. İstanbul bölgesi için 500 yataklı1 sağlık tesislerine ihtiyaç ol­duğunu belirten bakan, bugün 420 yatağın temin edilmiş olduğunu söylemiş ve bu hususta alınan tedbirleri izah etmiştir. Süreyya İlmen ve eşi tarafın­dan bağışlanan Maltepe'deki çiftlikte bulunan köşkte veremli işçiler için 50 yataklı bir sanatoryomun 1 Mart 1951 tarihinde faaliyete geçeceğini belirten bakan, bu mahalde yapılacak 300 yataklı büyük sanatoryom inşaası işi ta­mamlanıncaya kadar 50 şer yataklı üç pavyonun yapılacağını beyan etmiştir. Büyük Millet Meclisi Cuma günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 20 Kasım 1950 tarihindeki toplantısı :

Ankara : 20 (A. A.)

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de Başkanvekillerinden Kayseri Millet­vekili Fikri Apaydın'ın başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman Afyonkarahisar Milletvekili Ali İhsan Sabis'in mil­letvekilleri seçimi hakkındaki 5545 sayılı kanunun 4 üncü ve 6 inci madde­lerinin değiştirilmesine dair olan kanun teklifiyle, Bursa Milletvekili Hulusi Köymen'in Millî Eğitim Bakanlığına bağlı ertik okulları öğretmenleri hak­kındaki 3007 sayılı kanunun 11 inci maddesine bir fıkra eklenmesine dair olan kanun teklifinin geri verilmesi hakkındaki önergeleri okunmuş ve kabul edil­miştir

Bundan sonra gündemdeki sözlü soruların müzakeresine başlanmıştır. Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu'nun, Maçka'da Taşlık adı ile maruf sa­hadaki vakfa ait arsalar ile bu arsalardan geçen asfalt yol için ne kadar para sarfedildiğine dairBaşbkanlıktan sözlü sorusu,İçişleri BakanıRüknettin Nasuhioğlu tarafından cevaplandırılmıştır.

İçişleri Bakanı Rüknettin Nasuhioğlu cevabında şöyle demiştir: «Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu arkadaşımızın sözlü sorusunu Sayın Başbakan namına madde sırasiyle cevaplandırıyorum:

1 — İstanbul'da Maçka'da Taşlık adı ile maruf saha, Beşiktaş'ta Vişnezade Mahallesinde Bayıldım Caddesinden 22 - 32, Acıçeşme Sokağından 25 - 26 ve Tekke. Sokağından 2 numarayı ihtiva eden iki büyük parça arazidir- Biri 7536 diğeri 42386 metre karedir. Bu sahanın heyeti umumiyesi muhtelif eşhas uh­desinde iken 1290 tarihinde Sultan Aziz tarafından yerlerine cami yaptırmak arzusiyle şahsen satın alınmıştır. Camiin temelleri atılmışsa da ikmaline pa­dişahın Ömrü vefa etmemiş ve inşaata kendisinden sonra devam edilmiyerek saha metruk bırakılmıştır.

Camiin natamam kalması yüzünden vakfiyet iktisap edemeyip Sultan Aziz'in hususi mülkiyetinde kalan bu gayrimenkuller, hilâfetin ilgası ve Hanedanı Osmaninin Türkiye Cumhuriyeti memaliki haricine çıkarılmasına dair olan 431 sayılı kanunun 8 inci maddesi mucibince intikal ettiğinden maliyece bu arazinin tevhiden hazine adma tescili yaptırılmıştır.

Maliye Bakanlığı bu arazinin 7536 metrekarelik kısmını 844 sayılı kanun uya­rınca hazinenin iştirak hissesine karşılık olmak üzere 11/6/1927 tarihinde Em­lâk ve Eytam Bankasına devreylemiştir. Banka, nizamnemesi mucibince teş­kil ettiği takdiri kıymet komisyonlarına bu gayrimenkul için kıymet takdir ettirmiş ve bu kıymet 31500 lira olarak tesbit edilmiştir. Banka nizamnamesi­ne göre 15.000 liraya kadar olan emlâki şube müdürlüğü marifetile, daha yük­sek kıymette olan gayrimenkuller de umum müdürlüğün tasvibi ile satılabil­mektedir. Bu hüküme uyularak umum müdürlükten müsaade alındıktan sonra gayrimenkul 5/12/929 yılında kapalı zarf usulü ile satışa arzolunmuş ve 45001 lira bedelle ve sekiz taksitte ödenmek üzere 13/1/1930 tarhinde Hasan Cemal Sipahi'ye satılmıştır. Hasan Cemal Sipahi bilâhare bu mahalden tarihinde 200 metre karesini 20000 lira bedelle Mehmet Rıfat Oğlu Kemal Ge-delec'e satılmıştır. Kemal Gedeleç de bu parçanın nısıf hissesini 1/11/1935 ta­rihinde karısı Tevfik kızı Müzeyyen Gedeleç'e 1000 lira bedel mukabilinde sat­mıştır. Cemal Sipahi 30/4/1936 tarihinde geri kalan kısmından 300 metreka­resini daha ifraz ederek 30/4/1936 tarihinde ve 4500 lira bedel mukabilinde İsmet İnönüne satmıştır. Cemal Sipahi daha sonra yani 3/7/1936 tarihinde 101 metrekaresini bir yere daha ayırarak 500 lira bedelle Kemal Gedeleç'e ikinci bir satış yapmıştır. Yine ayni mutasarrıf 300 metrelik diğer bir kısmı 16/10/1936 tarihinde 3500 lira bedelle Fatma Ağralı'ya satmıştır. Bu tarihte yani 16/10/1936 da 225 metre mrabbalık bir yer daha 3375 lira bedelle ikinci defa İsmet İnönü'ye satılmıştır. İsmet İnönü bu iki mubayaanın yekûnu olan 525 metrekareyi 705 ada-ve iki parselde tevhit etmiştir. Keza Kemal Gedeleç de iki defada aldığı 301 metre murabbağmı 775 ada ve üç parselde tevhid et­tirmiştir. Cemal Sipahi daha sonraları 480 metre karelik bir yeri 2/9/1939 da 7200 liraya Dimitri oğlu Yani'ye satmıştır. Cemal Sipahi'ye kalan 5930 metre karelik saha, vefatiyle veresesine intikal etmiş ve onlar tarafından da üç par­çaya ifraz edilerk 120 metre kare 6/11/1942 tarihinde 3000 lira bedelle üçün­cü defa olarak Kemal Gedeleç'e ve 75 metre karelik diğer bir yer de 1775 li­raya yine 6/11/1942'de üçüncü defa İsmet İnönü'ye satılmıştır. Mütebaki 5735 metre karelik mahal 15 parsel tahtında Cemal Sipahi veresesi adına tescil edil­miştir. Kemal Gedeleç'le karısı Müzeyyen Gedeleç namına yukarda arzedilen ve mecmuu 421 metre murabbama baliğ olan arsalar bilâhare ikiye ayrılmış ve bundan 321 metre karesi malikleri uhdesinde alıkonularak 100 metre mu-rabbaı Kemal Gedeleç ve Müzeyyen Gedeleç tarafından 6/11/1942 tarihinde 2500 lira bedelle İsmet İnönü'ye satılmıştır- İsmet İnönü'nün mülkiyetinde muhtelif satışlar neticesinde 11.150 lira bedel mukabilinde toplanan 700 met­re kare arsa 6/11/1942 tarihinde 18 parselde tevhiden tescil edilmiştir. Keza Kemal Gedeleç ve Müzeyyen Gedeleç'e.ait mülkiyet de muhtelif satışlar ne­ticesinde 3.000 lira bedel mukabilinde toplanan 321 metre kare saha da 18 par­sel halinde tescil edilmiştir.

. Sultan Aziz'in mülkiyetinden 431 sayılı kanun mucibince hazineye intikal eden araziden yukarıda tarzı intikallerini arzettiğim 7536 metre karelik kısmından mütebaki ve hazine uhdesinde kalmış bulunan 42.368 metre karelik kısmına gelince: Bu yer uzun seneler senetsiz olarak hazinenin tasarruf ve intifamda kalmış ve eşhas uhdesine geçmemiştir. Birinci kısmı Emlâk Bankasından sa­tın alan Cemal Sipahi 1935 yılında tapu senetlerindeki kapı numaralarından istifadeye kalkışarak bu yerin de kendi hudutları dahilinde bulunduğu iddi-asiyle banka aleyhine dâva ikame etmiş, fakat bir netice elde edememiştir. Di­ğer taraftan Vakıflar İdaresi de bu sahanın cami yeri olması itibariyle vakfa aidiyeti iddiasında bulunmuşsa da camiin natamam kalması ve Sultan Aziz'in

cami yaptırma niyetile bu yerleri satın almış olması vakfiyenin hukukî şart­larının tekemmülü demek olamıyacağı mucip sebebiyle Yargıtayca dâva red-dolunmuştur. Bu sahanın kadastrosu yapılırken Cemal Sipahi tarafından yi­ne hazine aleyhine mülkiyet iddiasında bulunması üzerine İstanbul Kadostro Mahkemesince verilen ve Yargıtayca tasdik olunan 944/4, 944/122 sayılı ka­rarlarla bu yer 1946 yılında hazine adına tescil ve bilâhare 2290 sayılı Yapı ve Yollar Kanunu gereğince parasız olarak İstanbul Belediyesine devredilmiş­tir.

Maruzatımdan anlaşılacağı veçhile bu arsalar evvel ve âhir Vakıflar İdare­sinin mülkiyetinde bulunmadığından adı geçen idare tarafından şu veya bu su­retle bir satış vâki olmamıştır.

2 — Bu arsaların binaya kalbedildikleri yerden geçen büyük viraj ve asfalt yol için belediyece ne kadar masraf ihtiyar edildiğine ve bu yolun bu tarzda büyük imlâ ile yapılması sebebine gelince: Bu yol malûm olduğu üzere Dolma-bahçe - Maçka - Bayıldım yolunun bir parçasıdır. Beş kısımda yapılmış ve 747.405 liraya malolmuştur. Birinci ihale 29/3/1944 tarihinde 120.281 liraya, ikinci ihale 13/10/1944 tarihinde 213.097 liraya üçüncü ihale 4/7/1945 tarihin­de 266.508 liraya, dördüncü ihale 2/3/946 tarihinde 106.346 liraya beşinci ihale 2/9/946 tarihinde 41.173 liraya yapılmıştır. Yekûnu yukarıda arzettiğim gibi, 747.405 liradır. Bu yolun mevzubahis binaların önüne tesadüf eden kısmı imlâ değil terastır. Bu teras sütunlar üstünde istinat ettirilmiştir. Bundan mütevellit fazla masraf 69.772 liradır. Teras inşasiyle kazanılan saha 1.500 metre karedir. Yani, metre karesi belediyeye 45,5 liraya malolmuştur. (Bu münasebetle bu arsalar civarında yapılan İki numaralı park, Taşlık Kahvesi ve diğer tesislere sarfedilen ve bu miktarda dahil olmayan paraların yekûnu 5.213.741 lira 95 ku­ruştur.)

İstanbul Valiliği ile yapılan temas neticesinde buradaki tatbikatın şehir müte­hassısı Mösyö Prost'un yaptığı ve 5 Şubat 1940 tarihinde Bayındırlık Bakan­lığınca tasdik edilen plâna müstenit olduğu anlaşılmıştır. Ancak tasdikli plân­da bu yol 15 metre gösterilmiş iken teras yapılmak suretiyle 20 metreye iblâğ edilmiş ve bu husus için plânda bir tadilât yapıldığı kaydına tesadüf edilme­miştir. Bundan başka bu plânın beş senelik plâna dahil olup olmadığı meselesi de çayı tetkik görülmüştür. Diğer taraftan yine bu civardaki başka bir yol güzergâhı değiştirilmiş ve bu suretle hasıl olan yol fazlasından 54 metre kare­lik kısmı satılmıştır. Bu tadilât sonradan Bayındırlık Bakanlığınca 4 Mart 1944 tarihinde tasdik edilmişse de yol fazlasının satışına encümence karar ve­rilmiş olması muhtacı tetkik görülmüştür.

Taşlık meselesinin, almış olduğumuz resmî malûmata nazaran durumu bu­dur.

Yukarıda işaret edildiği üzere bu işin bazı taraflarının tahkiki icabettiği mü­talâasında bulunan bakanlığımız tahkikat için emir vermiş bulunmaktadır-Neticei tahkikata göre icabı kanunisi ifa edilecektir.»

İçişleri Bakanı, sözlerine devamla, bu civarda yapılan park ve asfalt yol hak­kında da şu açıklamayı yapmıştır:

«Yolların inşaat bedeli 1.041.677,15 Maçka'daki Taşlık yeri inşaat bedeli 293.272,71, parkın tanzimi masrafı 16.886,71, Maçka'daki Taşlık yolların inşaatı 800.695,46 Maçka Kahvehanesi inşaatı 250.622,11 kahvehane mobilyası 27.957,13 hela 12.259,48, yekûn 5.213.749,95 tahtında 6/11/1942 tarihinde tevhiden tes­cil edilmiştir.

Yukarıdanberi verdiğim izahat her halde dikkat nazarınızı çekmiş olacaktır. Arsa kıymetlerinin gittikçe artmış olması lâzım geldiği halde satın alma fiyatlan gelişigüzel küçük mikyaslar dahilinde değişmekte ve satışlar mahdut iki üç zat uhdesinde vâki olmaktadır.

Bu senelerde o civarda satılan diğer arsa fiyatları 5-6 misli olduğu düşünü­lebilir.

Büyük bir ana yolun geçmesi mukarrer olan böyle bir mahalde arzettiğim satışların vâki olması hususunda Cemal Sipahi'nin bir tesire maruz kaldığı da varidi hatır olabilir. Fakat takdir edersiniz ki bu derunî bir keyfiyettir. Hakikaten böyle olup olmadığının isbatı bizzat Cemal Sipahi tarafından der­meyen edilmedikçe mümkün değildir.

Bundan başka plânın değişip değişmediği hususunun tahkiki sonunda haki­katen plân değişmeden yol buradan geçirilmiş ve mecmuu milyonlara baliğ olan tesisat bu suretle yapılmış ise tesir ve nüfuz meselesi ona göre tayyün eder-»

Kürsüye gelen soru sahibi Tekelioğlu, bu işin tahkikatını meclise getirdiği için hükümete teşekkür etmiş ve bu meselede esaslı rol oynamış olan eski İs­tanbul Valisi Lütfi Kırdar hakkında da tahkikat yapılmasını istedikten sonra, tek parti devrinde yapılan suistinıallere dikkati çekmiş ve, «Biz hükümdar­lığı yıktık, padişahlığı yok ettik, fakat onların yerine getirdiğimiz bazı insan­lar da, onlar gibi hareket ettiler» demiştir.

Sözlerine devam eden Tekelioğlu, bu husustaki tahkikatın bir an önce neti­celendirilerek meclise getirilmesi temennisinde bulunmuştur. Tekrar söz alan İçişleri Bakanı, ilk izahatının Evkaf Dairesi ile îstanbul Bele­diyesinin verdiği resmî malûmata müstenit bulunduğunu, bu vesikalarda hi­lafı hakikat bir cihet varsa bunları tanzim edenlerin de cezalandırılacağını ha­tırlatmış ve ezcümle şunları söylemiştir:

«Bu arsaların kıymetlerinin arttırılması için plân üzerinde herhangi bir te­beddül var mı, yok mu? Bunu da tahkik mevzuu olarak aldım. Arsayı kıymet­lendirmek için plânda tebeddül veya beş senelik plân dahilinde olup olmadı­ğının tesbiti ve ayni zamanda rakamların doğru olup olmadığı hususlarının tesbiti için lâzım gelen tahkikatın yapılması emrini verdim. Gerek şahsen ben­deniz ve gerek millet muvacehesinde vazife almış olan hükümet, milletin hu­kukuna taallûk eden bir mevzuda, herhangi bir tereddütte bulunmayacak bir hükümettir. Bu bakımdan efkârı umumiyenin emin olmasını isterim.» Burdur Milletvekili Mehmet Özbey'in il, ilce ve bucaklarla, köylerimizin ha­ritaları ve içme suları hakkındaki Bayındırlık Bakanlığından sözlü sorusuna cevap veren Bakındırlık Bakanı Vekili Hasan Polatkan, yürürlükte bulunan kanuna göre, il, ilce, ve köylerin haritası ile içme suları mevzularının ele alın­dığını söylemiş ve bu işlerin yapılmasının belediyeler ile İller Bankasına yeni bir şekil vereceğini açıklamıştır.

Denizli Milletvekili Hüsnü Akşit'in memurların tayin ve nakil işlerinin bir prensibe bağlanması hakkında Başbakanlıktan sözlü sorusuna da Devlet Ba­kam Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu tarafından cevaplandırılmıştır. Sa-met Ağaoğlu bu hususta şunları söylemiştir:

Muhterem arkadaşlar, Saym Denizli Milletvekilinin sözlü sorusu iki kısım­dan ibarettir.

1— Saraçoğlu Başbakan sıfatiyle Hariciye Köşküne ikamet ettiği müddetçe
elektrik, su ve havagazmdan başka bir masraf bakanlık tarafından ödenmiş
değildir.

2— Hasan Saka Dışişleri Bakanlığı vazifesini ifa ederken Hariciye köşkü
için yukarıda arzettiğim masraflardan başka bir masraf yapılmamıştır.

3— Hasan Saka'nın Dışişleri Bakanlığı esnasında ikamet etmekte bulundu­
ğu kendi evinde, kordiplomatiğe verilen ziyafet masrafları müstesna, kendi
evinin tamir, tâdil ve telvini için hiçbir ödenek tahsis edilmemiştir.
Esasen bu mülk hususî emvalden sayıldığı için Devletçe bunun tamiratına ait
her hangi bir masrafyapılmıyacağıMaliyeBakanlığınca tasrih edilmekte
ve Hariciye Köşkünün onarılması hakkında muhtelif senelere ait şu rakkam-
lar verilmektedir:

1942 de 5159, 1944 de 748, 1945 de 354, 1946 da 43.313, 1947 de 102.406, 1950 de 6.500 lira.»

Kürsüye gelen soru sahibi Muhittin Özkefeli, bakanın izahatını tatminkâr bulmadığını ifade eylemiş ve Hasan. Saka'nın Dışişleri Bakanlığı zamanında Saraçoğlu'nun Hariciye Köşkünden ayrılmamasından dolayı kendi evinde oturduğunu, bu yüzden iki masraf yapıldığını ve Saka'nın kendi evini tamir için Devlet parasından 60 - 70 bin lira sarfetnıiş olduğunu ileri sürerek Hasan Saka'nın bu hususu alenen açıklamasını istemiştir.

Bunun üzerine söz alan Trabzon Milletvekili Hasan Saka, kendisinin her han­gi bir şekilde en ufak bir suistimali olmadığını, kordiplomatiğe ziyafet masrafı hariç, Devlet parasından bir kuruşuna bile el atmadığını söylemiş ve bu mev­zuda izahlarda bulunmuştur.

Büyük Millet Meclisi müzakeresine devamla, Devlet Demiryolları ve Liman­ları İdarei Umumiyesinin teşkilât ve vazifelerine dair olan 1042 sayılı kanunla bu kanuna ek ve tâdillerinde değişiklik yapılmasına ve bu kanuna yeni bazı hükümler eklenmesine dair olan' 4577 sayılı kanunun 4 üncü maddesinin de­ğiştirilmesi hakkında kanun tasarısı ve Ulaştırma ve Bütçe Komisyonları ra­porlarının birinci müzakeresini neticelendirilmiştir. Meclis Pazartesi günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 27 Kasım 1950 tarihindeki toplantısı :

Ankara : 27 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat onbeşte Başkanvekillerinden Bursa Millet­vekili Hulusi Köymen'in başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açıhr açılmaz başkan, Dilekçe Komisyonunda işlerin çokluğundan ba­hisle, vatandaşların müracaatlarının cevaplandırılması için, 32 şer üyeden mü­rekkep iki geçici komisyon kurulmasını heyete arzetmiş ve teklif kabul edil­miştir.

Müteakiben sözlü soruların görüşülmesine geçilmiş ve Kocaeli Milletvekili Mümtaz Kavalcıoğlu'nun, Amerikan uzmanlarının. «Türkiyenin iktisadi bakımından umumî bir tetkiki" adlı raporu ile Pakistan'da toplanan İslam ekono­mik konferansına katılan heyete dair sorusu okunmuştur. Bu soruya cevap veren Ekonomi ve Ticaret Bakanı Zühtü Velibeşe ezcümle şunları söylemiştir:

Eski iktidarın geçmişteki faaliyetini göstermek bakımından bu soru cidden enteresandır. İktidarı ele aldığımız gün, memleketin iktisadî durumunu ne ha­zin çehrede bulduğumu burada anlatmaya lüzum görmüyorum. Bakanlık odasının etajerinde, adı geçen bu kıymetli raporu gördüm. Üzerinde on kadar tanınmış Amerikan, maliye, ziraat ve sanayi uzmanlarının imzalarım taşıyan ve Türkiye'nin kalkınması hakkında etraflı malûmatla, istatistik, gra­fik ve haritaları ihtiva eden bu üç cildlik eseri tetkik ettim. Bunun üzerine bu yolda herhangi bir tatbikata girişilip girişilmediğini araştırdım. Neticede, hiç­bir faaliyette bulunulmadığını öğrendim. Yapılan tetkikatm, Amerikalı uz­manların 8 ay memleketimizde ciddî çalışmalarıyla bu raporun hazırlandığı ve 290 bin liraya mal olduğu anlaşılmıştır. Üzerinde hassasiyetle durulması lâzım gelen bu yedi ciltlik ingilizce raporun üç cilt halinde Türkçeye tercüme etti­rildiğini, çok mahdut sayıda, bazı zevata dağıtıldığını ve geri kalanının da im­ha edildiğini esefle müşahade ettim.»

İzahatına devam eden bakan, 634 sayılı koordinasyon kararmadayanılarak işe yaramayan kâğıtların hamur haline getirilmesi için bu raporun İzmit Sel-lüloz Fabrikasına gönderildiğini ilâve etmiştir. Zühtü Velibeşe Pakistan'a giden heyet hakkında da şunları söylemiştir:

«Bundan takriben sekiz ay evvel Karaşi Konferansına iştirak eden Türk Hey­eti, Sırrı Enver, Selâhaddin Tan'dan ve Mümtaz Kavalcıoğlu'ndan müteşek­kildi.

Bu heyet tarafından bakanlığımıza verilmiş herhangi bir rapora rastlanma­mıştır, a

Kürsüye gelen soru sahibi Mümtaz Kavalcıoğlu, bakanın verdiği etraflı iza­hata teşekkür etmiş ve geçmiş iktidar zamanında milyonlarca lira harcana­rak meydana getirilen daha nice raporların ayni âkibete uğradığını ve bu yüzden memleket kalkınması ile alâkalı müsbet hiçbir iş yapılmadığını misal­lerle açıklamış ve Menderes Hükümetinin bu raporları bir araya getirterek meclis iktisadi komisyonlarına sunmasını istemiştir.

Mümtaz Kavalcıoğlu, Karaşi Konferansı hakkında tanzim edilen bir raporun bizzat kendisi tarafından eski Ticaret Bakanı Vedat Dicleli'ye verilmiş oldu­ğunu hatırlatmış ve muhalefetin, iktidarın taahhütlerine riayetkar olmadığı yolundaki iddialarını şiddetle reddederek, C. H. P- iktidarı zamanında bu taahhütlerin yerine getirilmediğini söylemiştir.

Daha sonra hatip, yakın orta ve uzak - doğu memleketleri ile ticarî ve iktisadî münasebetlerimizin geliştirilmesi lüzumuna işaret ederek sözlerine son ver­miştir.

Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu'nun Toprak Mahsulleri Ofisinin dış memleketlere sattığı hububata dair olan tahkikat dosyaları hakkındaki soru­su münasebetiyle izahatta bulunan Ekonomi ve Ticaret Bakanı Zühtü Velibeşe şunları söylemiştir:

Takririn okunması sağdan ve soldan alkışlarla karşılanmış ve Başkanvekili Hulusi Köymen şunları söyliyerek takriri oya sunmuş, takrir şiddetli alkış­lar arasında kabul edilmiştir.

Bu takrir muhtevasını reyi âlinize sunuyorum. Alkışlarla takdir ve tasvip et­tiğiniz bu dileğin kabulü muhakkaktır. Yalnız usulen ve tüzüğe uygun olma­sı için reyi âlinize arzedeceğim. Takrir gereğince dünya sulhunun, büyük dâ­vanın kazanılması, yurdumuzu dahi sulha kavuşturacağı kanaatiyle kahra­manca savaşan bu evlâtlarımıza, bu yurt mücahitlerimize selâmlarımızın sev­gilerimizin ve muvaffakiyet dileklerimizin ulaştırılmasını kabul buyuranlar lütfen ellerini kaldırsın- Etmiyenler... İttifakla kabul edilmiştir, (şiddetli alkış­lar)

Başbakan Adnan Menderesin Varlık Vergisinden af veya terkin edilen miktar hakkındaki bîr sözlü soru münasebetiyle yaptığı be­yanat :

Ankara: 27 (A. A.) —

Büyük MİUet Meclisinin bugünkü toplantısında, Başbakan Adnan Menderes varlık vergisinden af, terkin veya tadil edilen miktar hakkındaki bir sözlü so­ru münasebetiyle aşağıdaki beyanatı yapmıştır :

Muhterem arkadaşlar, sual takririnin sahibi olan arkadaşımızın bahsettiği Hilmi Uran listesi hakkında kısa bir tavzihte bulunmak lüzumunu hissedi­yorum Hilmi Uran listesinin maksadı tanzimi anîaşılıyorki tarh zamanında varlık vergisinin tarhında bazı fahiş hatalar olmuş, tatbikat esnasında bu hat­lar görülmüş ve Hilmi Uran, teşebbüsü ele almak suretiyle bir liste vücude getirmiş ve yapılan hataların tadil ve tashihini bu liste vasıtasiyle tahakkuk ettirmek istemiştir. Şimdi arkadaşlar, varlık vergisi tarhıyatmda, hatalar ol­muş ise bu hataların memleketin çapında, her tarafına yapılmış olduğunu ka­bul etmek icapeder. Halbuki Hilmi Uran listesi, sadece Seyhan, Mersin ve Ha­tay vilâyetlerine ait bulunmaktadır. Bu takdirde şu neticeye varmak icabedi-yor ki, Hilmi Uran kendine siyasî faaliyet sahası olarak seçmiş bulunduğu üç vilâyette kendine tabi bulunan insanların vergilerinin kaydını terkin etmek ve onlara nimet dağıtmak yolunu takip etmiştir. Hadisenin başka türlü izahı mümkün olamaz.

İşin sureti ceryanma gelince, bu listenin vekiller heyetinden geçtiğine dair elimizde hiçbir kayıt mevcut değildir. Liste sadece bazı isimlerden ibarettir. Bu listede bazı mükellef isimleri yazılı olup karşılarında da tarh edilmiş olan vergilerin miktarları ve bu vergilerden yapılacak tenzilât miktarları kaydo­lunmaktadır. .

Arzettiğim gibi bu listenin bakanlar heyetinden geçmiş olduğuna dair hiçbir kayıt mevcut değildir. Böyle bir liste maliyenin eline gelince o zaman vazifeli-

ler kendilerini bu listenin hükümünü yerine getirmek mecburiyetinde hisse­diyorlar. Fakat düşünüyorlar, bunun nereden geldiğini, kimin tarafından tev­di edildiğini malûm değil. Yarın, bir gün karşımıza bir sual çıkacak olursa, nitekim sual sahibi sayın arkadaşımızın da teşebbüsü ile bu hal vaki olmuş­tur, buna ne cevap verebiliriz? Diyorlar. Nihayet aralarında o zaman konu­şuyorlar ve bu listenin Hilmi Uran tarafından verilmiş olduğuna dair şerh ve­riyorlar. .

Şimdi işin tatbikatı cihetine gelince, listede isimleri yazılı mükelleflerin ver­gileri, kanun hükümlerine aykırı olarak tecil edilmiştir. Uzun müddet tecil­den sonra da nihayet Af Kanunu gelmiş ve Af Kanunu ile tahsil edilmiyen sergiler meyanında, bunlara da terkine tabi tutulmuştur.

Hadisenin bu tarzda seyretmesi vaktiyle, en kesin olarak tatbiki düşünülmüş olan varlık vergisi gibi çok ağır ve nazik bir mevzuda bile memleketin nasıl bir çiftlik idaresi zihniyetiyle idare edilmiş olduğunu ortaya koymaya kafidir, (bravo sesleri) Şimdi arkadaşlar, Büyük Millet Meclisinin, yüksek heyetini­zin çıkarmış olduğu son Af Kanunu muvacehesinde bu meselenin ne suretle ele alınması lâzım geleceğini hükümetiniz, bu sualin de tahriki karşısında, ele almak mecburiyetindedir. Şayet çıkarılmış olan Af Kanunu bu meselenin ve bu gibi hâdiselerin takibini gayri mümkün kılmış olsa dahi, manevi mesuliye­tin tebarüz ettirilmiş olması, Türk milletine bu meseleler ve hâdiseler hakkın­da malumat ve kanaat edinmesi lâzımdır- Bunların umumî efkâr önüne seril­mesi, manevî mesuliyeti mesullerin üzerine yüklemek bakımından behemal zaruri görülmektedir, (soldan şiddetli alkışlar)

Büyük Millet Meclisinin 29 Kasım 1950 tarihindeki toplantısı :

Ankara : 29 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de Başkanvekillerinden Bursa Milletve­kili Hulusi Köymen'in başkanlığında toplanmıştır.

Mardin Milletvekili Aziz Uras'm 15 Mayıs 1950 tarihinden bugüne kadar yer­leri değiştirilen vali, kaymakam, jandarma komutanı ve emniyet âmirleri ile bunlar için harcanan yolluklara ve bu nakil ve tahvillerin sebeplerine dair olan sözlü sorusuna geçildiği zaman, kürsüye gelen soru sahibi Aziz Uras, esasen valilerin tayinine dair usul hakkında Sayıştaydan meclise bir tefsir ta­lebinde bulunduğunu ve bu meselenin İçişleri Komisyonununda karara bağ­lanması ' hasebiyle oradan gelecek raporun müzakeresi esnasında mevzuun umumî heyette ariz ve amik tetkik edileceğini, onun için bugün bu sorunun müzakeresine lüzum olmadığını söylemiş ve önergesini geri almıştır.

Bundan sonra Trabzon Milletvekillerinin seçim tutanaklarının müzakeresine devam edilmiştir.

Başkan, Trabzon Demokrat Parti İl İdare Kurulu Başkanlığından gelen ve se­çimlerde eski idare tarafından baskı yapıldığı bildirilen bir telgrafı okutmuş­tur.

Mahsulü, kut olan bölgelerde çiftçi borç­larının tecil edilmesi ve bu gaibi çiftçi­lere ayrıca yeni krediler sağlanması, memleketin hayrına olan çclk müflı&n iş­lerdir-

Sumu ûa ayrıca kaydetmek lâzımıdır ki, mevcut topraklarımıza feyiz ve bereket sağlamak için sulama işleri esaslı bir şekilde ele alınimıiş ve l>u hususta çok önemli icraata geçilmiştir. Diğer taraf­tan tabii servıetlerftmizin, madenlerimizin kiıymetlıendiri'lımesii ve 'bumlarm rasyonel Mr şekilde işletilmesi içSn geniş ölçüde faaliyette buılunulmalkitadır. Sayın Cuth-huiibaşkaniımızla beraber, Başbakan Ad­nan Menderes'in, yurt içimde yaptıkları tetkik seyahatleri Hüküimete, ih'tiiyaçjla-rı mahallinlde görimek ve bir çok işler hakkında gereken süratli kararları al­mak imkânlarım sağlamıştır. Bu1 sayede bir çok vllâyetlerimliz'in ve bu vilâyet­lerde yaşayan vatandaşlarımızın kırltasî muameleye başvurmadan taitmin edile­cek ihtiyaçları alınan cezri tedbirlerle halledilmiş vieyahuit hallesdilmek yoluna girmiştir. Şüphesiz başarılan işler hak­kımda öniümüadeki günlerde daha geniş ■malûmat elde etlmek ve bunları birer bi­rer eflkâra araefcmek imkanları hâsıl ola-caikftır.

Bâz, bu atada çok mühim biir noktayı burada işaret etmek isteriz: O da De-'moikraJt Parti ifetidannın gayretlerine karşı, muhalefet tarafından durup din-lemmeden yapılan sabotajlara, önıle'me-lere, vetolara rağımen memletkette de-ımokraitik- rejimin tamamiyle kurulmuş olmasıdır. Vatamdaşlar yarınlarımdan emindirler. Yurtta tam bar istikrar ve ihuizuır mevıcutitur. Bu'kmiduJkl'an âmme iş-ılerinıde partaıcdlfflk yapma/k istiyenter ya mormal ndzaima intltoalk etmek, veyalhut tasfiye edilmek şıklarından toarini İhti­yar etmek medbuıriystünlde kalimışlardır. ■Demiolkrasinün, vatanjdaşlar taraifıudan seribestçe izhar edilen oylar rejimi ol­duğunu artık inkâr edecek ve buna kar­şı oephe al&oak ki'mse kalmamıştır. Vatandaşlar, Demokralt Parti iktidanna olan güVerülerimi tetkıerrür eden muhtelâf E'eçimlerıde bu partiye karşı kahir bir Çogunüukla verdikleri reylerle ispatet-

mişlerdir. Hele son defa İl Genel Meclis­leri seçıiml erinde alman neticeler, muha-Sejfietin hâılâ bâr spekülâsyon mevzuu ha-'linıde sürülklemek istediği iddiaları kö­künden tamizlemiişitir. Demokrat Parti iktidarı bir taraftan vatandaşların güvenline, diğer taraftan Adnan Menderes Hükümetinin müspet icraatına dayanarak buıgan düiıden da-ıha kuvvetlidir, dattı-a sağlalmdır: Hükü-ımet ise memleket hayrına yaptığı bütün bu, güzel har«K'etlerle kuvvetle iş başınr dadır. Vazifesine iimanla vte kuvvetle ve tbillhassa müspet işlerle devaan etmekte­dir.

Hlüskıümetân önümüzdeki devrede, Büyük Milleıt Meelıiısinin kıyni'eıtli yardımları ve ikazlariyle, çıkaracağı kanunlarla, daha çok mühim işler başaracağı mııhakkak-tırv '

Havadisler ve tekzipler.

1 Kasım1950 tarihli Akşam'den:

Hükümet değişecekmiş, yahut Hükümet­te değişiklik olacakmış gibi haberlere lüzumundan fazla ehemmiyet veriliyor. İktidar çevrelerine göre, bu haberleri muhalifler çıkarıyor, efkârı bulandır­mak içiîi... Muhalefet ise bu havadis biz­zat hükümetçi gazeteler tarafından or­taya atılıp kurcalandığını ileri sürer. Hükümet değişecekmiş haberi karşısın­da iktidarın gösterdiği telâş beyhudedir. Eğer, Hükümet değişikliğinden yahut bu çeşit haberler çıkmasından herhangi bir kazanç bekleyen muhalifler varsa bunların düşünceleri de tamamiyje yer­sizdir.

Bir kere, mühim havadis vermek iste­yen Ankara muhabirlerimizin başlıca vazifeleri, her yıl, Meclis açılmadan ön­ce, hükümetleri yerlerinden kımıldat­maktır. Yıllardır, her Ekimin son haf­tası buna alıştık. Gazeteciler, biraz da falcılar gibidir. Üç beş kehanette bulu­nurlar. Bunlardan biri oluverirse ne âlâ. Nitekim Bakanlardan biri tam bu sıra­da hükümetten ayrıldı. Demek istiyaruz ki Hükümette değişik­lik haberlerine çoktan alışmış olmamız ve bunlara çok derin mânalar vermek­ten, bu basit hâdise de gizli kaynalklar, korkunç manevralar aramaktan artık çekinmemiz lâzımdır. Hükümet değişmesinin derin mânalar taşıdığı devirleri çok şükür geride bı­raktık. Düşmez kalkmaz hükümetler tek parti rejiminde görülür. Uzun ömürlü hükümetler demokrasilerde en nadir is­tisnaları teşkil ettiği için, eski zaman­lara imrenmamelidirler. «Hükümet de­ğişecekmiş...» gibi demokraside sık sık çıkar, ve bu hâdise de ekseriya olur. Bundan dolayı ne iktidarın zayıflığına hükmedilir, ne de bu yüzden memleket­te siyasi bahran çıkar. Hükümet değişmelerinin az çok uzun buhranlar doğurduğu memleketler, hü-metleri kuvvetli bir ekseriyet partisine dayanmıyan ve ancak bir kaç parti ara­sında siyasi partilere dayanmak sure­tiyle Mecliste tutunabilen, yâni koalis­yon hükümetleri iş başında olan memle­ketlerdir. Bizde böyle bir güçlük yoktur. İktidar partisinin Mecliste büyük çoğun­luğu vardır, hükümetteki boşluklar he­men doldurulur. Eu bakımdan, değişik­lik, Demokrat Parti için her hangi bir tehlike, bir sarsıntı teşkil etmez. Bu böyle olunca, muhalefetin, bu gibi değişiklik haberlerini çıkarmakla ne menfaat bekliyeb ileceğini kestirmek güçtü. Hoşa gitmiyen her haberi ve her hâdisede muhalif parmağı aramak ken­dine emniyet edememekten çıkar. Sağlam bir hükümet kuramıyorlar, yer­lerinde duramıyorlar, zayıftırlar, adam­ları yoktur... gibi neticeler çıkarıp halk efkârını iktidardan soğutma'k yolunu mu tutacağız ?

Böyle bir hareket çocukça olur ve neti­cesi muhalefet aleyhine döner.

En serbest seçimlerde millet ekseriyeti­nin iradesiyle iş başına geçmiş bir par­tinin, beş ay içinde zayıf veya kuvvetli, âciz yahut muktedir olduğu hakkında hüküm vermek mümkün değildir. Bil­hassa hükümetlerin veya Bakanların, ilk adımda, uzun müddet yerlerinde kal­malarına, yahut daha başlangıçta sık sık değişmelerine bakarak böyle bir hükme varmak, bizim için, büsbütün, yanlış olur.

Beş ayda bile sezilen kötü-zihniyetler, veya bu kısa zamanda edinilen müspet

intibalar, açılan ufuklar, beliren ümit­ler, duyulan endişeler bulunabilir. Fa­kat dört aylık bütün, bu ilk duygular önümüzdeki dört yıla teşmil edilemez.

İnsaflı olarak kabul etmek lâzımdır ki birden bire hiç umulmadık şekilde ilk defa iktidara geçen bir partinin kendini bulma, yerleşme, işe koyulma devresi olacaktır. Demokrat Parti dört yıl mu­halefette boyuna konuşmuş, fakat ikti­dara hazırlanmamıştı. Parti ileri gelen­lerinden pek azmin. Meclisle, Hükümet işleriyle bir derece alışkanlıkları vardır. Partinin büyük kalabalığı yirmi beş yıl Devlet çerçevesi dışında kalmış, haklı veya haksız, kendilerini mağdur gören ve seçimlerde iktidara geçmeyi, her şe­yi alt üst etmesi gereken bir ihtilâl sa­yan, beş ay öncesine kadar devam ede-gelmiş ne varsa hepsine düşman insan­lardır. Bu ruhî durum ne derece insan­lık hali, olursa olsun, parti ile hükümet­leri arasında, ilk zamanlarda^ bir iç ça­tışma, bir istikrarsızlık unsuru yara,ta-caktır. Bu vaziyet uzun sürer mi, iyi mi olur, zararlı mı... Bu noktaları incelemi­yoruz. Maksadımız, doğru yanlış, müşa-ha.de ettiğimiz bu vaziyette hükümet kurma, Bakan, seçme, hattâ iş görme güçlüklerine karşı anlayışlı olmaktır. Bunlar olağandır.

Demokrat Parti, muayyen ve sarih fikir ve kanaatler etrafında toplanmış insan­lar zümresi değildir. Bu baklandan, C. H. Partisine nispetle daha karışıktır. Eski iktidar partisinin tarih, gelenek ve di­siplininden de mahrumdur. Henüz ken­dine gelip umumi istikametini çizeme-miştir. Bundan dolayı parti içinde türlü cereyanlar olması tabiidir. Bunların hepsi düzelir, zaman ile her şey yerli yerine gelebilir. Fakat bütün bu âmillerin ilk yıllarda hükümet işle­rini güç kılacağını kabul etmek lâzım­dır.

Kısaca, hükümetler sık sık değişebilir, yıllarca yerinde kalabilir. Bugünkü şartlar içinde bunda ne telâş edilecek, ne de sevinilecek bir cihet yoktur. Demokrat Parti en az dört yıl iktidarda kalacağına göre, samimî dileğimiz, her ne şekilde olursa olsun, bu dört yıllık idarenin memleket hayırma geçmesi, kazanılmış hürriyetlere el sürülmeme-sidir..

Türkiye iş­te son Kore tecavüzünde, kendisine dü­şen vecibeyi, Cumhurbaşkanımızın söy­lediği giıbi tam «zaiîiananida» yenine ge­tirmiştir.

Demek hem. vecibeleri tereddütsüz ye-Tine getirmek, hem de zamanında yerine getirmek lâzımdır. Yoksa iş işten geç­tikten sonra tereddütle yapılan hareket­lerin, yalnız bir şekli örtmekten başka Ihiç bir şeye yaramaması ve umumi hiç İbir netice 'doğuramaması kabilidir.

Saym Bayar'm Meolîıs'te yaptığı bu izahlar, Türkiye'de Demokrat Parti ik~ tidariınm takip edeceği dış politikanın ana vasıflarını herkese gayet vazıh bir şekiilıde anlatmaktadır. Evet, Türfciye vecibelerini tereddütsüz yerine getirecek ve bu vecibeleri takablbül ederken de gayet dikkatli harefcet edecektir.

Memleketimiz, Kore tecavüzünde Ame­rika'dan sonra Birleşmiş MHletter safın­da ilk yeri almış olmakla ifitilhar edebi­lir. Cumhurbaşkanımız, Kore tecavüzü dolayısiyle Hükümetimiz tarafından ve-rilçn karan söylediği zaman, Meclisin bütün demokrat çoğunluğu tarafından sürekli alkışlarla, «yaşa» sesleriyle kar­şılandı. Fakat ne. yazıik ki, dış politika­da sözde beraberliği iddia eden muha­lefet saflarında hiç bir tasvip emaresi yokitu. Demek Halik Partıisi, hâlâ, o es'ki tereddütlü, kararsız politika sistemine sadıktı; hâlâ, dış politikada müessir bir rol oynamak İçin azimli davranmak, ve bilhassa milletlerarası vecibeleri yerine getirmek lâzım geldiğine kani olama­mıştı !.

Burada bir noktayı daha işaret etmeden geçımiyeceğiz: Büyük Millet Meclisinde­ki demokrat çoğunluk, Saıym Bayar'm Kore hakkındaki izahlarını sürekli alkış­larla kaşılamak suretiyle muhalefetin, ibu iş için behemehal Meclisi toplamak lâzım, geldiği hakkındaki iddialarını red­detmiş, ve bilâkis Hükümet kara,rını candan tasvip etmiştir. Çünikü oritaıda milletlerarası taahhütlerden doğan bir vecilbe vardır, bu vecibenin yerine geti­rilmesi İçin Meclisi toplamak, bu vıeciıbe-' yi «zamanında» yenine getirememek o-üaıcaktır. Esaısen Birleşmiş Milletler A-nayasası Meclisten geçmiş, kanualaşımış, ve bununyürültlmesine tcra Vekilleri

Heyeti memur edilmiiştir. Kaldı ki, Dış­işleri Bakanımız da Mecliste Kore ihti­lâfı dolayıslyl'e yaptığı beyanatta bu an­laşmadan dolayı bize düşen vecibeler: yerine - getireceğimizi de bildirmiş ve tasvip olunmuştur.

Bu hakikaıtdeni.buraıdaı bir defa dahatekrar etmekten maksadımız, muhalefe­
tin bu mevzularda hıâlâ ne kadar sa'kimbir yolıda yürüdüğünü göstermeklten da­
ha ziyade, bugünkü iktidarın bütün ba­rışsever milletlere Örnek teşkil edecek
olan kararlı, tereddütsüz dış politikası­
nın Büyük Millet Meclisinin çoğunluğu­
na dayandığını ve orada kuvvet alarak yürüdüğünüanlatmaktır.

Muhalefetin bu mevzuda yaptığı propa­gandalar bir defa daha, ve bu defa Mec-ldsin kahir ekseriyeti önünde suya düş­müştür.

Cuımhurlbaşk'anımızın Birleşmiş Millet­ler mevzuu üzerinde söylediği fikirlere gelince, onlar da üzerinde eheımımiyetle durulması lâzım gelen prensdpl endir. ıSayın Bayar «.Kore hâdiseleri dolayısiy-ıle alınmış olan kararın bu müessesenin hayatî ve umumi tesiri haMumda bir imtihan teşkil ettiğini ve aynı zamanda teşkilâtın bilinen zaaflarını da ortaya koyduğunu söylerken, bunları Önliyecek tedbirleri de bildirmiştir :

1 — Birleşmiş Milletlerde menfi unsur­ların, birtakım enıgellıeme metodlariyle (milletlerarası emniyetin tessüsüne mâni olmalarına karşı teidlbirler a'lummalıdır.

2— Milletlerarası bir polis teşkilâtı ku­rularak, teşkilâtın lüzumu halinde oto-
ımatiık İbir surette harekete gegma^i te­min olunmalıdır.

3— Tecavüz emniyet sisteminde bırakı­lan gediklere karşı yapıldığı için,, bu ge­
diklerinkapatılmasıçareleriaranmalı­dır.

iBarışseverliğİ eslki «Cemiyetti Akvam» gibi plâtonik safhada bırakmak isteme­yen Birleşmiş Milletlerin bu esaslar dâ­hilinde yürüyerek kııvrvıetılienmetsani iste­mek ve beklemek hakkımızdır. Yalnız şunu da unutmamak lâzımdır ki, bu hu­susta gereken tedlbirler gene «zamanın­da» alınmalıdır,

Bunun içindir M, Cumhurbaşkanımızın Ibu nustfeu, Türkiye için oliduğu kadar milletlerarasımünasebetler ve barışın temini bakımından' da yapıcı, realist esasları ihtiva eden çoik mühim bir vesi-Ikadrr.)

Nufokun, Türkiye'min diğer devletlerle olan münasebetlerine ait .kısmını .da ya­rın tahl'ie ldevam edeceğiz.

Ebedi eseri...

Yazan : Mümtaz Faik Fenik

10 Kasım 1950 tarihli Zafer'den:

'Bugün, bütün Türk Milleti millî kahra­man Atatürk'ün hâtırasını (minnet ive şükranla anıyor; onu gönülllerde ve kalblerde ibir defa daha azizi eştiriyor.

ölümünden .beri on İki yıl geçti; fakat o, (bütün canlılığiyle, zekâsiyle daima aramızda, daima içimizdedir. Eseri böy­le ımüstakil ve hür !bir millet olan İbir adamın, fani. olabileceğine inanır mısı­nız? O, -bu vatan gübi ebedîdir. Ne tarafa baksak, onu duyuyor, onu gö­rüyor, onu hissediyoruz. Ciğerlerimize dolan Shava, onun havasıdır. 'Gök onun gözlerinin mavişidir;, güneş, onun saça­rının sarsıdır; ve toprak, onun sert çeh­resinin ifadesidir.

Nemiz varsa ondan ıgelityor: hürriyeti­miz, istiklâlimiz, zaferimiz, ve (bugün kayıtsız ve şartsız milletin olan hâkimi­yet, hepsi, hepsi onun eseridir. Evet, nemiz varsa, ondan geliyor; çünkü o milletten igelmiştir. Ve millî şuurun bir muhassalası halimde zekâ ile, et 'kemik ve canla şahıslaşmuştir. Ona büyük a-dam demeğe dilimiz varmı­yor. ıÇünkü o büyük adam değil, büyük milletin ta kendisi idi; millete inanmış­tı; milletten kuvvet alıyordu; ve millete dayanarak yürüyordu. Yoksa 'bütün irademizi, bir mihrak ha­linde kendisinde toplıyran kuvvet nedir? Büyük sihir nereden geliyor? Onda in­san üstü İbir ku'âret mi vardı? O biziım gibi düşünen, düşündüğünü tatbik eden bir vatandaş dagil miydi ? -Hayır, Atatürk, Türk Milletinin har mu­hassalası idi. Onun timsali idi; o bir lider değil, Badece ibir bayrak olmuştu. Bundan dolayıdır ki, vatanını seven her

Türk o büyük insanda kendisinden bir parça bulur. Çünkü o, her şeyin üstün­de büyük inkılâpların üstünde en büyük eserini « millî hakimiyet» düsturiyle bi­ze vermişti. 'İşte bugün Türkiye'ye fe­yizli ufuklar açan, bizi muasır medeni­yet seviyesine çıkaran tılsımlı anahtar budur.

Onun seneler boyunca söylediği sözlere bakınız! En büyük fikri bu millete olan imanında bulursunuz. Her nutkunda, her ifadesinde, büyük Türk Milletinin kud­reti daima bir ışık gibi parlar. Atatürkle millet arasında ıböylece birbirine bağlı kablardaki su gibi, bir feyiz ve nur hi­zası kurulmuştur.

Onun iğindir ki, Atatürk'ün koyduğu düstur gereğince «hâkimiyeti .milletin uhdesinde tutmak demek, bir zerresini,. sınıfı ismi ne otursa olsun, hiç bir ma­kama 'verdirmemek demektir.» 1923 yılında, annesinin taze mezarında yaptığı yemin hâlâ hatır amızdadır. .Millî hâkimiyet mutlaka kurulacaktır. Gazi 'Mustafa IKomal Ibuna ahdü peyman ey­lemiştir. Ve ondan sonra yapılanların hepsi Ibu büyük ahdin yerine getirilme­sine matuf olmuştur.

Atatürk'ün en jbüyük kaynağı, bu asîl Türk MilJeti idi; ceıpfoeâe onunla bera­ber, dirsek dirseğe savaştı. İnkilâplarda. onunla beraber tek bir fikir halinde yü­rüdü. Çalışmalarında 'onunla -birlikti; millet Atatürlce ve Atatürk millete kay­naşmıştı.

Ben İbir şey yapmadım, (hepsini bu mil­let yaptı, dediği zaman hakikati tam mânasiyle ifade ediyordu. Fakat Atatürk, artık <bu vatan topra­ğında . müsterih olarak uyuyabilirsin. Cumhuriyeti emanet ettiğin gençlik, bü­yük eserin tamamlayıcısıdır. Millet, se-riin fl.92'3 te annenin mezarında milli hâ­kimiyet için yaptığın yemini ayenen ye­rine getirmiştir: Millî hâkimiyet kayıt­sız ve Şartsız kurmuştur. Ve onun her tehlikeye karşı korumak için ahdSi pey­man etmiştir.

Kim ne derse desin, kim ne söylerse söy­lesin, millî irade daima muzaffer ola­caktır. Bütün millet, senin çizdiğin yol­dadır. Sana geçen sene de busütunlar­da bir defa da'ha 'tekrar verdiğimiz sözyerine gelmiş ve dâva, kazanılmıştır. Eğer bunun önüne .çıkmak istiyenler, "bizi yolumuzdan alaikoymağa kalkanlar olursa (bunlar ellbette bertaraf edilecek­lerdir.

Bu hazin yıldönümünde seni anarken sözlerimizi senin bir ifadenle bitirelim: «Bizim Milletimiz esasen 'demokrattır; harsının, ananelerinin en derin maziye ait safhaları bunu teyideder. Bizim ya­kabileceğimiz bir şey varsa, bu fıtrî hassanın icaplarını gayri tabiî bir su­rette menetmek jstiyenleri bertaraf et­mektir.»

'Bu söz yerine gelmiş, ve bu fıtrî has­sanın icaplarını 21 Temmuz 1946 da ıgayri tabiî bir surette menetmek iste­yenler 14 Mayıs 1950 de 'bertaraf edil­mişlerdir.:

Eğer hâlâ bu hakikati anlamıyanlar var­sa, 'onlar sert kayalara parpan dalgalar gibi ne kadar köpürseler, yine parçala­narak geri geri çekilmeğe mahkûm ol­duklarını foitoıelidirler. ıSenin gibi biz de aynı şeyi bugün göğ­sümüziftiharladolaraktekrarediyo­ruz: «Bizim kuvvetimiz milletin itimadıdır.»

Asıl güven...

Yazan : Nadir Naâİ

10 Kasım 1950 tarihli Cumhuriyet­ten:

Atatürkün on ikinci ölüm yıldönümünde elimizi vicdammıga koyalım ve biraz düşünelim:

Onu kaybetmenin acısı ile yüreğimiz derinden sızlamıştı. Milletçe uğradığı­mız ıstırab öylesine içimizi burkmuştu ki ilk zamanlar adeta şuurumuzun dur­duğunu hissediyorduk. Tarihte eşi gö­rülmemiş bu harikulade adamın* birden­bire aramızdan yok oluvermesini hav-samız almıyordu. 'Günlerce, haftalrca ağladığımız (halele 'göz yaşlarımız dinmi­yordu, ölüm gününü millî matem ilân ettik, arkasından şiirler, mersiyeler yaz­dık, nihayet:

— Hayır sen ölmedin, Sen bizim Ebedî Şefiımizsin. Eserini kanımız pahasına da olsa yaşatacağız!

üiye haykırdık, and içtik. Ondan son­ra da her yıldönümünde bu acı kaybı hatırlamağa önem verdik. Karavaşlıkla yazılarla mutsmimizi tazelemeğe, doku­naklı sözlerle 'gözlerimizi yaşartmağa Çalıştık, Bunun dışında, âlem gene ol âlem, dev­ran gene ol devran mıdır? Hayatta in­sanın alışa,miyacağı bir şey olaanıyaca-ğma göre, yılda bir defa tekrarladığı­mız bu matem gününün, ilerde, âjdet ye­rini bulsun diye başvurulan basmaikalıp bir inal almasından fcortomalı değil mi-/yiz? Doğrusunu isterseniz Atatürk'e karşı yerin-e getinmeğe çalıştığımız bu ;yıllı(k matem 'ödeviyl eonun büyük ruhu­nu şlâdeittiğiırmzi peik sanımıyo.ruim. Bir detfa, Atatürk ve ölüm, yanyana geldiği zaman ne kadar birbirini tutmaz iki mefhum! ıBiri Türk Milletinin hayat kaynağı, öteki ise düpedüz yokluk, ölüm, sadece flzilojik varlıkların sonu­nu ifade etmez mi? Mateme gelince, onu da daha ziyade fâni insanlar içirt tutmalıyız. Bir sevdiğimiz, bir yakınımız Öbür dünyaya göçerse hatırasını zaman-zaman anmak bizi i'tikâfa vardırır, ru­humuzu huzura kavuşturabilir. Fakat usvuyetile değil 'de 'eseride yaşıyan in­sanlar iıçin mate'm tutmak? Affedersi­niz- ama, bunu anlamıyorum. Cesar, Napoleon, Was'hin,gton için ma­tem mi tutulur ? iBeetihoven, Goethe, "VVagner, sanat dün,yaismda!ki' tesirleri' itibarile ölmüşeİT anidir? Atatürk gibi, Tanrının (Milletimize yüzyıllar boyunca, ışık serpsin diye yarattığı bir büyük baş, bir eşsiz kahraman ıbir 'gün1 (bizim1 göz yaşlarımıza mı muhtardır? Atayı sevmek, yılda bir defa resmen, ıhaıdi bi­lemediniz bir ikaç defa da cabadan onu1 anmak, hatırası Önünde saygı ile eğil­mek mi demektir?

Eseri ile yaşııyacak Ibir (büyük İnsana karşı matem günleri tertibi emekten da^ ha önemli bir vazifemiz vardır ki, o da vaktile uğruna camımız feda dediğimiz eserin dimdik ayakta durmasına ve ge­riye deljil ,ileriye yürütülmesine çalış­maktır. Onun bize işaret ettiği kurtuluş yolunu hâlâ görerrıiyenlere zaman za­man rastlıyoruz, Politd'ka ihtirasları yü­zünden bazan pek keskin zekâları ne kadarkörlendiğinifaıriketmek,İnsana

hüzün, veriyor. Gündelik .başarılar sağ­lamak hevesile devrim, prensipleri üze­rinden tehlikeli safralar atıldığına şa-hid oluyoruz. (Matem tutmasak da bun­lardan sakınsaık, işte o zaman Atamıza (karşı vicdan (borcunnuzu lâyık olduğu şekilde ödemiş oluruz.

Halk idaresi iyidir, faydalıdır, milleti sadete ulaştırıcı ibir yoldur; fakat yal­nız inkılâb prensiplerine bağlı kalmak şartile. Mileltimize en parlak yarınla­rın anahtarını kazandıran büyük eser, tug-ün her zamandan ziyade 'bizden gay­ret (bekliyor. Atatürk'ün büyük admı po­litika dışında tutmak ve her ne pahası­na olursa olsun eseri yaşatmak sozun-dayız. Türk gençliğinin bu uğurdaki de­vamlı ve şuurlu çalışması .biricik güve-nimizdir.

Yazan : Sedat Simavi

16 Kası 1950 tarihli Hürriyel'ten:

Bizim erlö'ri Kore'ye nakleden Amerikan igemisinin kaptanı iGenelkurmay Raisi-mize mektup yazmış ve Türk askerleri­ni 'methetmiş. ÎBu hareket bizi ancak sevinclirebilir. Türk'ün meziyetlerini ta­nımakta ibiraz .gecikmiş olan Amerika­lıların (bazan kadirşinaslık yaptıklarını görmekle memnun oluyoruz.

(Kendi propagandasını yapmasını bilme­yen Türk Milleti için (bütün dünyada çok geniş ufuklar mevcuttur. Bizi tanı-muyanlar, 'bizi gördükten sonra takdir ediyorlar ve neden dolayı bu kadar çe­kingen olduğumuzu (bir türlü anlıya-madıklannı söylüyorlar. Biz dünyanın, tam ortasında denecek cofraifî bir 'mevkide bulunuyoruz. Ne yazık ki, etrafımızdaki dostların kötü propagandaları yüzünden kendimizi or­taya atamadık ve daima kenarda .ve çe­kingen Ibir vaziyette kaldık. Yirminci asrın ortasında yaşadığımız halde orta­çağ1 devirlerinden kalma :bir ikinin kur­banı .gibi yasıyoruz.

İNiçin doğrusunu söyiemiyeldm? Müs­lüman olduğumuz için bize hâlâ yan gözle (bakanlar varHaçlıseferlerinin

hâtırası Avrupalıların hâlâ kafalarından silinmedi. Şimdi biraız bizimle .meşgul olmağa vakit buian'lar (bizim denildiği ve sanıldığı gaibi insanlar olmadığımızı söylüyorlar ve bizi seviyorlar. Amerikalılar ve Avrupalılar ile bir cep­hede savaştığımızdan bilistifade kendi­mizi dünyaya tanıtmak için elimizden geleni yapalım. ,Bu büyük bir fırsattır ve bir daha elimize geçmez. Türk Mil­leti belki .Kore'de kan akıtacaktır. Fa-fcat bu kan .pahasına Milletimizin lâyık olduğu şerefli mevkii işgal edeceğiz ve Türk'ün kıymetini -ve sonsuz meziyetle­rini dünyaya tanıtacağız.

General jsradiey'ın sosu

Yazan : Mümtaz Faik Fenik

16 Kasım 1950 tarihli Zafer'den.

AimerJka Genel 'Kunmay 'BıasÜcamı Gene­ral ömür Braıdîey'in Ams'niıkıa'nm 1950 imüdaifaa pîâruliaırı halkkînda neşrettiği bir m3ikia!e.n'm Tüjlk gaS'^teCısrîtodıe 'hayli mlüru;1 ikası! ara yol açtığı malûmdur. Bradley fou ımaflcateSüaide, Türkiye, îran, gibi ,meml€ikeıta'erin idah'fl olacsıklıan . bir hairoıitı, mefhıaülî bir harp sayi'I'aiblleceği-n'i söyleıiTLİş ve Amerika'nın bu memle-'keıtleıre ianesi kıoanünıist tecavüzüne karışı (koyduıkları müddetçe >maîıdut bdr yardım ryapaıcağmı bdıl'diırmiştl. Makale Türfk umumi effeârmda halkîüka-foen teessürle karşılandı; ve bir çok ga-'zetteclleriiTiüz bu yanlış görüş üzerinde ısrarla d.u:rdun;ar. Çüalkü mesel emin esası S'ide Tıü'rklye'nliın- deglitl, belki bütün medeın'iyeit dünyasının kcm'ünist taarrıu-zuaiip. karşı müıdıafaası idi. Şimdi; memnunîıulkla öğren'iıyoruz iki, Türkiye ımaitıbııaltında neşredilen metin taım meıtiın deği'lıdlr. BraJdley'in yazısı 'bu ıb^lknmıdaın yanlış tefsirlere yol açmıştır. M'3 kalenin aslı Ameırükaa Harp Kuvvetleri Deriglisiinde neşredilmiş ve bu, (Reader E>:i,gestt'e sonradan telhis o3u-aaralk almmıştir. TJzusn. bir makaîe kı­saltıl irJken bazı hıafcailaıra düşülmesi de ^tatbiidir. Nitıekiım Ssonraıdan Amerilkan Genel' Kurm-ay BıaŞkanuıın bir sözcüsü d'e bunu İzah ettmiş ve şunlaırı söylemîş-tir :

Komünizmle müeadeıle ederken dikkat edeceğimiz en mühim nokta budur. Çok koyu milliyetçi kıyafetime giren ikızıl tahrikçilerden kaçınmaktır. IBıml'arın arasında bu işi bilerelk yapanlar vardır; bilnıiyereik başkalarının iğvaaitma kapılarak yatpanlarvardır.

Bizim ks-naaitinnize ıgöne, haikiıkî ve taan milliyötoîük her türlü kışkırtmaların farkıma vararak ayırıcı değil, beilki bir-leştıiricı olmalı ve bu nevi telkinlerden, damgalardan kaçınarak Moskofçu ko­münisti, bulup teâfajsım ezmeğe ibaücma-lıdır.

Esaslı bir köprübaşı...

Yazan Ahmet Emin Yalman :

16 Kasını 1950 tarihli Vatan'dan:

Life, Tüme ve !Partune Mecmualarım yaratan Henry Luce, bu yakınlarda mömllek'eitimizii ziyarete geldi 'Vıe İstan­bul ve Ankara'da Iböir hatfita kadar kaildi. Eu (hayali geniş, görgü ve sezişti, çok Icuıvvetli insan konuşmalariimızdarı bi-rıirinde ttarıa dedi 'ki :

Hiç bir işte âhltüsas iddia edemem. Yalaıız turist sıfatiyle ^ir ihtisas sahlbi otduğli!m.u söylîyeb'ülirim.. Dünyayı zevk-Ue, .anlaıyışla gezip - görmek sanalımın pak âsin asıyım. Işîte tou sifa.tla istanbu­l'u ıdolşıi'ken., şu -irutibaa vardılm [ki bu­rası dünya yüzünde bir turisti cezbeje-cek en müstesna, en güzel, en meraklı 3kl, üç şehrin tairasidir. Böyle faiır İstan­bul'unuz v-e bunun arkasında taaih ve tabiat haziaeleriyle dolu

bütün bir Tür-kiye'nlız var iken, nasıl oluyar da şim­diye kaidar kaıpılarmızı dünyaya kapalı tuttunuz ve ,biir Iturizm sanayii yaırata-tmaidîaıız ? »

Henry Luce'un suialine cevap ibulBn -.k hiıç te .kolay olmadı. Her. nevi tok paırtl (Sıilitatörlilklerinıin karanlılk, hifem e-tin-<den sual olunmaz güdişlerinıin en değiş­mez istidadı; kendi hüküm ve nüfuz sa-TıaJlarınm etrafınida bir demir perde ya-raıtimalarıdır. N<alsıl inkâr edebilirizki

düne kadair toizâe de bir nevi demir per­de vardı. Turizm sanayii kurmağı haitı-ra getirmek şöyle dursun, vizelerden, ikamet tezkerelerinden, polis tazyikle­rinden, memnu bölgelenden 'mürekkep Mır sistemle ,meiînl£lketâmi;ıae nasılsa ge-'len ecnebileri canlarından Ibıktırıyor, her suretle liötisıkal ediyordulk. Bir kaç yıl evvelisine Ikaidar 'inemıuırların, tıpkı ;Sovyet Rusyaida olduğu gâlbiı, ıecnebiler-lıe ıgörüşmelerd âdeta yasaktı.

Yeni muhalefet boyuna soruyor : «Yeni lükitidar ne yapıtı?» Yeni iktidar başka hiç bir şey yapmamış olsa bile Mecli­sin ilk fevkalâde içtimamda demir per­deyi yıferması ve TÜnkiye'yi turilzım hesa­bına kapalı tutan ' teayStlan acele bir hajmle ile ortadan kaldırm:ası; düne-ka­dar devam elden alkil 'ermez gatflet ve ha­tânın ıstırabı duyulduğunun ve bunun -derhal tamirine kıymet verildiğinin bir alâmetidir.

Bugün memleketimizde yaşıyan ecnebi­ler; demir perdesi ortadan kaldırılmış, hür bir ülkede olduklarını faritediyorlaır. 4953 için 'düşündüğümüz beş yüzümcü yıl şenli'kfjerinin arifesinıde, !bu yeni fe-raîüı hava içüHde turizm ıS'anayünin te­melini atmağa 'çahşırlken, ilk halletme-'rriiz lâzım gelen dâva, istanbul'da bü­yük ve modern ibir otel (kUınmaMır. Bu atiel, yeni ibir âlemdeki ilk esaslı köprü-baışırnız olacialkitır.

Bu meselede Italih yüzümüze gülmüş, (karşımıza Hilton gibi otelciliğin âdeta siıhirbazı sayıLacak bir Smeama ve görgülü Çalınma arkadaşlarını 'Çıkarmıştır.

Bunlar İistanibuîl'a' gönül vermişler ve otel dâvamızı bir ticaret meselesinden ziyade bir gönül meselesi 'diye benimse­mişlerdir, îlik büyük otelümize ait teşeb­büse; Şikaıgö'da 3000 odalı Stevens Ote­lini işleten, New-York'ta Plaza'nm Wal-dorf Asitor'ia'nın sahiibi olan bir grupun derhal güven yataran aldım karıştrralbil-meıkten büyüfk ibir talih 'eseri, olaımaz.

Hilton maırikası altında işliyen bir ot:el, Tnemlöket^mıils için uynii zaimanıda toir otelcilik mektebi olaoafe ve el^ınıizüe ^mevcut otel san^yiiımiain g&nAş ölçüde inkişafına yal açacaktır.

3 Kusun 1950

Washington :

1925 Türk-Bulgar Anlaşmasını ileri sü­rerek Bulgar Hükümetinin Türk aslın­dan 250 bin kişiyi Türfkiıye'ye tehcir et­meğe çalışacağı hususunda Bulgaristan-dan gelen haberler Washington'ıda büyük bir dikkatle takip edilmektedir."

Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün belirtti­ğine göre, Amerikan Hüıkümıeti mesele­nin insanî cephesiyle olduğu kadar, böy­le bir tedbirin Türkiye'nin dahilî emni­yetinde husule getirebileceği meselelerle de alâkadar olmaktadır.

—Washington.:

Amerika Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Michael Modermott'un dün yayımladığı bir tebliğde bu sırada Bulgaristan'dan hep beraber çıkarılmaik tehlikesi ile kar­şı karşıya olan müslüman Türkler hak­kında Amerika'nın duyduğu sempati be­lirtilmektedir. Mcdermott, Türk HÜkümetinin 1925 Türk-Bulgar Anlaşması çerçevesi dâhilinde Bulgaristan'dan hic­ret etm&k isteyen Türk asıllı şahısları kabul etme arzusunu iahar ettiğini belir-ter&k demiştir M :

Türkiye 1925 be anlaşma imzaladığından beri muhacirleri kabul etmektedir. Ma­mafih senede birikaç bin muhacir kabul etmekle şimdi Bulgar Hükümetinin is­tediği şekilde uç ayda 250 bin muhaciri kabul etmek arasında büıyülk bir fark vardır.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü bu şekildeki bir toptan tehcirin doğuracağı iskân ve güvenlik meselelerini, gözönürae alarak Türk Hükümetinin muhaceretin zaman­la ve sükûn içinde olmasını, anlaşmada kararlaştırıldığı gibi muhacirlerin şah­sî mallarını yanlarına almalarına müsa­ade edilmesini ve gayrimenkullerini sal-

ıma imkânına sahip olmalarını istem.es' tabiidir, demiştir. Mcdermott, «Türk Hü­kümetinin güvenlik sebepleri yüzünden muhacirlerin girmesine mâni olmaya hakkı varıdır» diyerek şöyle devam et­miştir :

Türk Hükümeti Bulgaristan'a verdiği notalarda bu meseleyi bir «milletlerara­sı teşkilâta» havale etmek mecburiyetin­de kalacağını bildirmiş almasına rağ­men, Dışişleri Bakanlığı bu husustaki plânların ne olduğundan haberdar değil­dir. Türk Hükümeti bu meseleyi iki ta­raf arasında halletmek için her türlü gayreti sarfedeceğini belli ettımiş olup defalarca Bulgar Hükümetinden fcek-lifinıi yatıştırıcı bir tarzda yeniiden gözden igeçîranesinâ istemiştir. Dışişleri Bakan­lığı meselenin gidişatım dikkate takip etm'ekte ve Türkiye'nin vaziyeti hak-ikınıda büıyüik bir sempati du-yımaktadır.

Türkiye'nin Birleşik Aımerüka nezfdinde-(ki Büyük Elçisi Feridun Cemal Erkin münasip bir anlaşmaya varılmaasa Tür­kiye'nin Bulgaristan'ı resmen insan hak­larına riayetsizlikle itham edeceğini ve

Birleşmiş JVttlletlerin bu hususta hareke-t© gegmesini ist&yeceğini söylemiştir. Di­ğer taraftan New-York Herald Tribüne Gazieitesiniin Muhabiri, A. T. Steel Bul­garistan'dan gelen göçmenler i§in Türk Hülküimetinin kurduğu bir kam.pi ziya­retini anlatmıştır. Türk muhacirleri bu ımuhaibire Bulgar Hükümetinin mal ve mülklerini yok pahasına elden çıkarma­ya kendilerini zorladığına: anlatimışılardır. Muüıabir, bunun neticesi olarak, muha­cirlerin hemen hepsinin uzun bir zaman ya akrabalarına veya Türtk Hükümetine muhtaç vaziyette kaldıklarını 'belirtmek­tedir. Steel «muhacirlere mal ve mülk­lerini satmak için 10 ilâ 15 gün mühlet verilmiş ve bunun neticesi olarak da yokimage001.gifpahasına saîtış yapılmıştır, demekte ve şunları ilâve efomekitedir : Muhacirlerin bil/dirdıklerine göre evvel­ce şahsi mülkiyette olan Bulgaristan, e-ikim arazisinin, hemen yarısı şimdi dev­let çiftlikleri sistemine tevdi edilmiştir.

11 Kasım 1950

— Newyorik :

Bulgar HüküirnetJinıin, memleket dahilin­deki müslliman Türkleri çıkarmak kara-. rmm doğurmuş olduğu durumu bahis ko­nusu eden New-Yor<k Times, bunun de­mokrat bir memlekette karışıklık husu­le getirmek maksadiyie girişilmiş bir komünist plânı olduğunu ileri sürımekte ve şöyle demektedir :|

«O kadar m'eş'um gelişmeler ve vâs! meselelerle dioîu bir dünyada yaşıyoruz ki, nisib&ten daha ufak felâketleri bilme-mezlikten gelnreik veya itirazsız kabul güçlüğe hiç kalmamıştır. Böyle bir vaka da şu san günlerde Türk-Bulgar liU'duıduınlda vulkuTo'ülma'kLa ve 250.000 masum insanı ilgilendirmektedir. Bunla­rın tek «suçları» Türk aslından gelen Butlgar müslümanları olmalarıdır. Sof-ya'daıki komünist hükümet âaıi olarak ve mütecavlzane bir Lisanla 12 Ağus-tos'ta bunların 90 güm içimde Türkiye'ye kasbul edilmeleri gerektiğini haber ver­miştir. Bu gaddarasne ve keyfî tehcir hareketinin taımaımen ifa edilmemiş ol­masının sebebi, Türkiye'nin 7 Ekim'de hudutlarını kapamış bulunmasıdır. Tür­kiye, bütün malları ellerinden alman ve kışın, yeni geıldiği bir sırada hükümetli', yardımına muhtaç kalacak o'jan çiftçile­rin âni olarak gelmelerini karşılayacak durumda değildi.

Türkiye ve Bulgaristan'da bulunan şa­hısların gayrimenlkul'lerlni satabilmelıerî ve menkullerini beraber götürebilmeleri şartiyle muhaceretlerine müsaade eden 1925 tarihli bir Türk-Bulgar anlaşması mevcuttur. Fakat, Bulgaristan, bu şar­ta, aykırı hareket etlikten başka, mu­haceretin de, şahsın isteğine bırakılacak yerde, amcburî ve âni olmasını karar­laştırmıştır. Türkiye, bu husustaki an­laşmazlık hakkında müzakereler yap­mağa veya. hakeme müracaat etmeğe çalışmışsa da buma muvaffak olamamış­tır. Curnhuribaşlkanı Celâl Bayar da, birkaç gün evvel Meclisin yeni çalışma devresini açarken verdiği ve dış politika­dan da bahsettiği dikkate şayan nutkun­da, «Türk Hükümetinin bu mühim ihti­lâfı, milletlerarası mercilere intikal et­tirmek kararını şimdiden vermiş bulun­duğunu» söylemiştir. Bu merci her hal­de Birleşmiş Milletler Teşkilâtı olacak­tır.

Bulgaristan ile ilgili meselelerde bu teş­kilâtın insan hakları hususunda hiç bir muvaffakiyet sağlamadığını belintaıek yerlinde okır.

Açıkça anlaşıldığı gibi Bulgarlar, Doğu hudutları yakınında oturan, ayrı bir din, dil ve an'aneye sahip, komünist aleyhta­rı ve Bulgarlarla kaıynaşmaları imkân­sız olan bir azınhlksfcan kurtulmaya çalış­maktadırlar. Bulgarlar, muhakkak ki, Türkiye'yi müşkül bir duruma düşür­mek ve Batılı devletlerin Yakm-Doğu'-daki mevkilerine zaırar verdirmek iste­mektedirler. Bu, komünistlerin yap­makta gitgide büyük bir metfaret ka­zanmakta oldukları kötülüklerden biri­dir. Birleşik Amerika'nın bu meselede oynayabileceği rol, Türkiye'yi destekle­mek olacaktır. Dün, Türkiye'yi Batı dünyasma getirmekte pek büyük bir rol oynamış olan Kemal Atatürk'ün ölümü­nün on ikinci yıldönümüydü. Atatürk'­ün kurmuş olduğu temellerin üzerine sağlam bir bina inşa edilmiş ve Türkiye bugün, dünyamn en nazik mevkilerinden birinde demokrat memleketler İn kuvvet­li ve güvenilir bir müttefiki olmuştur.»

13 Kasım 1950

— New-York :

Atatürk'ün ölümünün yıldönümünü an­mak üzere New-Yonk'takî Türk Talebe Birliği Colombia Üniversitesinde bir me­rasim yapmıştır.,

Bu merasime Birleşmiş Milletler Genel Kurulundaıki Türfk Heyeti Başkanı Se-<lim Sarper, heyet üyeleri,' konsolosluk memurları ve Tünk kolonisi iştirak et­miştir.

Söz alan hatipler arasında Atatürk za­manında Dışişleri ^Bakanı olan Tevfik Rüştü Aras'iaı sözleri bilhassa dikkat: çekmiştir.

Halen Birleşmiş Milletler Filistin Uzlaş­tırma Komisyonu Üyelerinden olan Tev-

fük Rüştü Araş, Büyük Afdannin hayatı­nı anlatmış ve yeni Türklye'nisn kurul-masıriidaiki büyük gayretini beltotımiş ve halen devletim başında bulunan Celâl Bayar'ıın Atatürk'ün en yaikun mesai ar­kadaşı olduğunu hatırlatarak bu millet­lerarası ırnüşlkül anlarda memleketin ba-şınida bulunmasnnın ne kadar uygun ol­duğunu tebarüz eıtitinnıdşıtlr.

M Kasım 1950

Türkiye'min bir çok enidüBltri merlkeziini ziyaret etmiş olan A. H. Steel bu konu­da «JSTew-York Herald Tribüne» Gazete­sinde bir yazı yazmıştır. Steel, Zıoagiu!-dak'ta yapıtığı ziyaretten ve buradaki büyük kalkınma faaliyetimden bahsettik­ten sonra her tarafta karşılaştığı misa-firs&verdilk hakkında şöyle demektedir: «Geceyi Zonguldak'ta bir otelde geçir-dikit.eaı sonra sabah Karabük'e gitmek üzere yola cılktım. Yokum üzerimde bu­lunan Araç'tan geçerken jeeb'imde bir arıza oi'jdu. Eğer etraftan yetişen köylü­lerin yardımı olmasaydı daha ki.m!bilir kaç saat orada bağlanıp kalacaktım. Makineden gayet iyi anlıyan bu koylu­lar, derhal iş başına geçeneık bir iki da-kilka içimde makinemi çalışır bir hale getirdiler. Onlara olan barcutmu venmi-ye kalkıştığum zaman aralarında bulu­nan mıufhttar bunu kaJt'iyyıeuı reddederek hepimizin birlb irimize yardım etmek borcumuz; oDduğunu söyledi. Çoik geçme­den gördüm 'ki, her nereye gitsem gayet büyük bir misafirperverlikle karşılaşı­yorum.»

22 Kasım 1950

— Amerika'nın Sesi Radyosu :

New-York Herald Tribune'un dünkü sa­yısında gazetenin. Türkiye'deki muhaibi-rînin yolladığı bir makale yayınlanmış­tır.

«Türkiye, Orta-Doğu'daiki kaü-e^ başlığı atlımida muhabir şiMi'ları yazmaktadır : Dostlar arasımda olduğumuzu anlamak için Türkiye'de uzun müddet bulıunma-nıza lüzum yoktur. însan bu memleket­te aıym zamanda soğuk harbin stratejik bakımdan en uzak nokıtasmida bulundu­ğunu 4a çabucak farlkediyor. Türkiye'nin dünyanın komünist olmryan cephe­sinde işıgal ettiği m'e^kiin Öemmi tahmin ve taısavvurlandan çok daîıa büyükitür. Am&rika BÜr'I-eŞİık Devletleri Marshall Piânı ve Askerî Yardım Programı vası-tasiyle Türkiye'yi iktisadi ve askerî ba­kımdan kuvvetlendirmek için çolk gay­ret sarfeıbmelkle berabier, Amerikalılann zihinleri daha ziyade Batı Avrupa ve Uzaık Doğu masa^eleriyle meşgul oldu­ğunun Türkâjye h'aikikırüdaki ^.görüşleri lıaMkaiti olduğu gibi aksettirecek kadar açık değildir. Türkiye'ye ait görüşleri­mizin moksan oknasına diğer bit sebep de jbu .mamleiketle sıkı münasebetleri­mizin, çotk kısa bir mazisi olması­dır. Bundan başka YaJkın-Doğu'nun di­ğer bölgelerinde oHduğu gibi, Tiürkiye bakımından da Amer ikalılar, karşılıklı menfaatlerinin İnigilfcere tarafından g-ö-zetEmeısine temayül etimi'şlerdir. Son sa­vaş ve komünıisit empery.aliziTiîüijı arzet-tiği teMihe bu görüışlerin hepsiini değiş-tinmişltir,

Bugüaı Türklerin çoğunun Amerika Bir­leşik Davl'etleıiine en iyi dost nazariyle baktıklarım söylemek doğru olur. Tür­kiye'de yaptığım üç haftalık seyahat esnasında bu dostluğun birçok tezahür­lerine rastladım. Bu, dostluğun bazı memleketlleırde olduğu gilbl hararetinden kaylbeltımiyeceğimi ümit ederim. Türkiye, Kuzeydeki komümüıslt dünıyasiyle Güney-delkii pıötrol kaymağı, Orlta-Doğu, Süveyş Kanalı ve Kuaey Doğu Afrika arasında takriben 1500 kilometre uzuniluğundıa ve 500 kilometre genişliğinde muazzam bir mania teşkil etmektedir. Ruslar, hedef­lerine erişmek i-çin Türkiye'nün içinıd'en geçmek veya etrafımdan dolaşmak mec­buriyetindedirler. Türkiye'den geçmek için Ruslar saıvaşimaîk zorunda kalacak­lardır. Sovjyetler şayet Türkiye'nin dışın­dan dolaşmayı meselâ Iran yolu ile Gü-neyıe inmeyi tercih ederlerse bu taikdlirde

Türkiye tarafsız bile kalsa Ruslar rau-hasım bir Türkiye'nin cenahlarımda bu-lunimasma göz yumaım'azlar. Çünlkü Tür­kiye zayıf bir nTOmiLekeıt değildir. Mn-haikkaik ki Türkiye Orta-Doğu'da en kuvvetli kara devletlidir. Türkiye, Sov­yetler Birliği müstesna Avrupa kıtasın­daki memleketlere nazaran en büyük hazerî orduya sahiptir.

Türkiye'ye gelince, müdafaasını sağlamak üzere muazzam fedakârlıklara kat­landı. Eğer bütün hür milletler ayni iradeyi gösterir, ayni. fedakârlıklara kat­lanırlarsa sulh yeniden teessüs eder ve bütün taarruz tehditleri bertaraf edil­miş olur.

Köprülü Türkiye, İtalya ve diğer Akdeniz memleketleri arasında ..samimî bir dostluk mevcut olduğunu, bunun da bu bölgedeki müşterek menfaatlerin korunmasında istikbal için bir teminat teşkil ettiğini hatırlatmıştır.

Yalnız ve yalnız kararsızlık tehlikelidir. Türkiye'nin kuvveti, hariçten gele­cek bozguncu hiçbir propagandanın sarsamıyacağı milletin sağlam iradesidir. Türkiye - Fransa - İtalya ittifakının Akdeniz bölgesine teşmil edilip edilemiyeceği hakkındaki suale Köprülü şu cevabı vermiştir:

Akdeniz bölünmez bir coğrafî bütündür. Binaenaleyh müdafaası da bölüne­mez bir meseledir ve vaziyeti dünyanın bu bölgesinde de müstakar hale ge­tirmek elzemdir. Halen bu prensibin bilfiil tatbiki tedkik edilmektedir.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 4 Kasım 1950 deRoma'da yaptığı 6 nci oturumumda tasdik edilen ve Bulgaristan'daki Türk azınlığından 250.000 kişinin Türk toprağına nakline ait olan karar sureti metni

Türk Dışişleri Bakanını dinleyip Türk ve Bulgar Hükümetleri arasında teati edilen notalardan malûmattan olan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, yetki­sine dâhil olmayan her türlü hukukî mülâhazaları bir tarafa bırakarak, iki memleket arasında ihtilâf mevzuu olan ve kendi kanaatlerince karşılıklı bir anlaşma yahut icabında bir hakem karariyle en doğru bir şekilde hallini mümkün gördüğü ahdî hükümler ne olursa olsun, 250.000 kişinin 3 ay zar­fında Türk toprağına naklini mecbur eden Bulgaristan'ın ileri sürdüğü iddi­aya muhaliftir. Ba husus ki bu vaka diğer bazı hükümetler tarafından tatbik edilen ve insanlık bakımından uyandırdığı fecî akislerden başka Avrupa'da-ki hür memleketlerin ekonomik hayatında sefalet ve. huzursuzluk doğurma­ğa çal: şan siyasete dâhildir. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, bu hakkın menfaatine olarak, onların yuvalarından tehciri için Bulgaristan tarafından hiçbir tedbir alınmaması ve muhaceret her iki memleket arasında âdilâne bir çaresine mevzu teşkil etmeden Önce malların tesfiye edilmemesi lâzım gel­diği kanaatindedir.

özel siyasî komisyonda 15 ig"üne kadar müzakere edilecek olan Kudüs mesele­sine gelince, bu mesele İsveç ve Hollan­da tarafından verilen bir karar sureti­ne konu teşkil edecektir. Bu memleket­ler, müelliflerinin, geçen sene Vesayet Konseyi tarafından tavsiye edilen plânda daiha amelî ve her iki tarafça daha ko­laylıkla (kabul edileceğimi taihmin ettik­leri bir plân sunacaklardır. Muhtevası henüz açıklanmamış olan bu yemi plân, mukaddes yerlerin bir nevi tarafsızlığı­nı derpiş etmektedir. Bu hal çaresi mukaddes yerlere serbest girişi temin etmek ve buralarını koru­mak arzusunda bulunan bir çok Batı Avrupa heyetleri tarafından olduğu gîfoi Birleşik Amerika murahhasları tarafın­dan da müsait !bir hava içinde tetkik edilmektedir.

6 Kasım 1950

— LakeSuccess :

General Mac Artihur'ün beyanatı hak­kında Lake Success'de şim'diye kadar hiçbir resmî tefsirde bulunulmamıştır. Basm muhabirlerine göre bu b-eyanat Birleşmiş Mili etler deki temsilciler ve memurlar arasında biraz telâş uyandır­mıştır.

— Lake Success :

Birleşmiş Milletler Kuvvetleri Başkomu­tanı General Mae Arthur :dünkü rapo­rundan 'sonra bugün de Lake Success'e hususi bir rapor göndermiştir. General (bu raporunda şöyle demektedir : «Muhabere birliklerimiz ve istihbarat servisi .Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin halen muharebe tertibinde bulunan ko­münist Çin askerî birlikleri ile temas halinde 'bulunduklarını teyit etmekte­dirler. Korede komünist Çin askerî bir­liklerinin kullanılması ve komünist Çin­lilerin Kore'nin içinde ve dışında bize karşı takındıkları düşmanca tavn ben vazilfem icabı olarak derhal Birleşmiş Milletlere bildirmek mecburiyetindeyim. General Mac Arthur bundan sonra ko­münist Çinlilerin müdahalesini teferru-atiyle anlatarak bu hususta 12 haffoa zikretmektedir:

2i2, 24 Ağustosla 0,5 Ekimde komünist Çin (birilikleri Mançurya arazisinden, Kore üzerinde uçan Amerikan uçakla­rına ateş açmışlardır. 16 Ekimde 2.500 komünist Çin askerî Kore hududunu aşarak Birleşmiş Milletler kuvvetleriyle muharebeye tutuşmuşlardır. 1.7 Ekimde yine Kore toprakları üzerinde uçan Amerikan uçaklarına yeniden ateş edil­miştir. 20 Ekimde Mançurya hududunu bu sefer 5.000 kişilik komünist Çin bir­liği aşmıştır. 1 Kasımda Çün uçakları ile hava muharebeleri cereyan etmiş. 30 Ekim, 2 ve 3 Kasımda esir alman Çinli harp esirleri Kore'de harbe iştirak eden Çin birliklerinin numaralarım bil­dirmişlerdir.

Mac Arthur raporunun son kısmında 4 Kasımda 35 komünist Çinlinin Birleş­miş Milletler kuvvetlerime esir düştüğü­nü bildirmektedir.

7Kasım 1950

— LakeSuccess :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Trygve Lie Birleşmiş Milletler Kore'yi 'Kalkındırma ve Birleştirme Komisyona; dahil yedi devletin, bu komisyon azala­rını ve vekillerini tâyin ettiğini bildir­miştir. Genel Kurul tarafından kurul­muş olan komıisyon mümkün olduğu ka-'dar kısa bir zamanıda Kore'ye giderek işe başlamak emrini almıştır. Genel Ku­rul komiisyona «Bütün Kore'ye şâmil demoikratik, birleşik ve hür bir hükü­met kurulmasını teminde Birleşmiş Mil­letleri temsil» selâhiyetini vermiştir. Bu komisyondaki Türk Baş Delejgeligi-ne Büyük Elçi Cemal Hüsnü Taray ve delegeliğe de Dr. Kâımil îdil tâyin edil­mişlerdir.

8Kasım i 950

— LakeSuccess :

Yetkili bir kaynaktan bildir il diğ-ine göreP Çinim Kore'de müdahalesine dair Çar^ şarrtba günü Güvenlik Konseyine verile­cek olan ikarar sureti başlıca üç noktayı İhtivaedecektir :

1— Korelilere her türlü yardımdan vaz­geçmeleri bütün hükümetlerden rica edi­lecektir.

2— Hâlen Kuzey Korelilerle birilikte çarpışan kuvvetlerin mensup bulunduklan «yabancı hükümetler» bu kuvvetle­rini geri çekmeğe davet edilecektir.

3— Nihayet, Birleşmiş Milletler Kore Komisyonuna Kore - Mançurıya hudut ^bölgesine ait meseleler (3e tevdi edile­cektir. Bu karar sureti Konseye, Biirleşik Ame­rika'da dahil olduğu halde en1 az üç dev­let tarafından arz edilecektir. Bu kara­rın konseye Çarşamba sabahı yapacağı ilk toplantıda sunulacağı sanılmaktadır. Henüz kat! bir metin halimde bulunma­yan karar suretinin konseyin yapacağı diğer bir toplantıda verilmesi mümkün­dür.

11 Kasım 1950

— Newyork :

Türkiye gayri resmî olarak, Sovyet Rusya'nın eski Milletler Cemiyeti- tara­fından hazırlanmış olan ve tecavüzü tarifinde, çetecilere yardım ve dahilî ayaklanma hususlarını da. ihtiva eden bir ademi tecavüz paktını diğer devlet­leri de ikna etmesini ileri sürmüştür, «silâhlı çeteler» hakkındaki maddenin 1933 "konvansiyonuna giymesini-sağlayan Türkiye olmutşu.

Türkiye simdi, fesatçı hareketlerle da­hilden yapılacak foir tecavüzü dikkat nazara almıyacak yeni ibir plân hazır­lamaktan ve Ibu hususta Birleşmiş Mil­letler siyasî komitesine!e yeni teklifler yapmaktansa eski pakta diğer devletle­rin de katılmalarını sağlamağa çalışma­nın daha doğru olacağını, gayri resmî bir şekilde ileri sürmüştür. Gerek bugünkü siyasî komitede ve ge­rekse Milletler Cemiyeti tarafından bun­dan il7 yıl Önce Londra'da tertiplenmiş olan İkinci Silahsızlanma Konferansında, dahilden tahrik edilecek bir tecavüzü bahis mevzuu etmeksizin, tecavüzün ta­rif edilmesini teklif eden Sovyet Rusya olmuştur. Fakat Türkiye'nin ileri sür­düğü değişiklik teklifi 1933 te kabul r edilmiş ve Sovyet Rusya da sonradan bunu tasviıp etmiştir. Birleşik Amerika ile diğer bazı memleketler şimdi siyasî komitede her ne kadar bunun, ithali için kesin bir teklifte buiunmarnışlarsa da, «dahilî tecavüzden-» bahsetmişlerdir. Birleşmiş Milletlerdeki Türk Delegesi SelimSarperbuhafta,memleketinin

1933 mukavelenamesinde oynamış oldu­ğu rolü hatırlatmış ve Türkiye'nin, bu­nun İlgili taraflar İçin mer'î olmakta devam ettiği kanaatinde bulunduğunu 'Söylemiştir.

Eski Milletler Cemiyetinin tadil edilmiş olan tarifi beş türlü tecavüzü kaydet­mektedir:

Harp ilânı, toprak istilâsı, toprağa, uçaklara veya gemilere, taarruz, deniz alblukası ve silâhlı çetelere yardım.

Bu madde 3 Temmuz 1933 te Londra'da Sovyet Rusya ile komşularından bazı­ları tarafından imzalanan bir konvan­siyona alınmıştır.

New York Herald Tribune'un bir muha-ibiri eski gazete vesalr vesikaları araş­tırdığı zaman bunu imzalayanlar ara­sında Türkiye ile Sovyet Rusya'dan baş­ka, 1940 da Sovyetler tarafından ilhak olunan Estonya ile Lttuanya'nm, 1940' da Sovyetler tarafından istilâ edilen Finlandiya'nın ve simidi bir Sovyet peyki olan Romanya'nın bulunduğu görülmüş­tür. Sovyetler Türkiye ile de 1921 tari­hinde bir ademi tecavüz antlaşması İm­zalamış olmakla beraber 1945 te bunu feshetmişlerdi.

Ohristian Science Monitör Gazetesi, teca­vüz konusunu ve tarifini bir yazısında bahismevzuuederek şöylediyor :

Sovyetler Birliğinin Genel Kurulda fau ikonüda ileri sürdüğü karar suretinin en ilgiyi çeken tarafı, Sovyetlerin bundan, önceki tariflerinden hangi hususların bu seferki tekliflerime alınmamış oMugu-dur. Filhakika, Maodm Litvinoff 1933" te Milletler Cemiyetine, tecavüz mesele­sinin büyük 'bir kısmana şâmil bir tek­lif ileri sürmüştü. Litvinoff tarafından1 yapılan teklifte (değiştirilmiş olduğu şekliyle) yalnız tecavüzün rnutad şekil­lerini deiğl aynı zamanda silSihlı çetele­rin diğer bir devlet arazisini istilaları da tecavüz olarak vasıflandırılmıştı. Tabiatiyle Kore savaşının cereyan et­mekte olduğu 1950 yılında böyle birşey ileri sürülrr.iyeceği için bu şimdiki Sov­yet teklifine alınmamıştır. Sovyetlerin bu konudaki sözlerinden, açıkça anlaşı­lan tek şey şudur:

Kremlin'in tarifi veçhiyle tecavüz an­cak bir komünist devletin taarruzuna maruz kalan ve komünist olmıyan bir memleketin yapabileceği bir şeydir.

Kanada, Şili, Kolombiya, Haiti, Pakis­tan Filipinler, İsveç ve Yugoslavya'nın Genel Kurula tevdi ettikleri karar su­reti, «Genel Sekreterin programını, Birleşmiş Milletler alâkalı teşekkülleri­nin tetkik etmesini ve Genel Kurulun gelecek, toplantısında fou 'husustaki fi­kirlerini bildirmelerini» derpiş etmek­tedir.

Gsnel Kumulda söz alan Trygve Lie, Ha-zlran'ın 6 sındı, yeni Kore harbinin baş-lam.-3B3n'dan üç hafta önce yayınladığı plâ-n:nı iısaih etimek msksadiyle geçen riktopfoanfe Vfr=-tcn, Londra, Paris ve M3skov?,'ya yaptığı seya'habi hatırla­tarak şunları i.âveeftinuişltir.

«Genel Kurula arzettiğlm .plânın sağlı-yacağu faydaları, Kore hâdiseleri ile azaütmıış ideğüdir.

Birleşmiş Milletlerin yetkili teşekkülle­rini bu pl'âni incelemeğe davet ediyo­rum.»

Bahis .mevzuu plân, "aşağıdaki on nok­tayı ihtiva etmektedir :

1. — Güvenlik Konseyinin «muayyen zamanlarda toplanması». Güvenlik Konseyi, üye memleketlerden birinde senede iki defa toplanacaktı!'.

2 ve 3. — Plânın ikinci ve üçüncü mad­deleri silâhsızlanma «mevzuudur. Lie, Bu hususta bir 'hal çaresi teklif etme­mekle beraber, bu yolda yeni ,'bir gay­ret sarfedilmesini istemektedir. Lei ted­rici surette silâhsızı anmayı teklif et­mektedir.

4.— Birleşmiş Milletler silâhlı kuvvet­leri hakkında Anayasanın 43 üncü mad­desinin tatbiki.

5.— BirleşmişMilletlere üyeolmakiçin müracaat eden 14 devletin bu teş­kilâta kabulü.Lie'nin kanaatince,Al­maya ve Japonya barışandlaşmasmmimzalanmasını mütaakıp Birleşmiş Mil­letlere kabul edilmelidir.

Plânın son Ibeş maddesi, iktisadi, içti­mai ve adlî meselelere temas etmekte­dir.

6.— Geri 'kalmışbölgeleriniktisadenkalkınması için teknik sahada bir yar­dımprogramınıntatbiki.

7. — Dünyanın muhtelif bölgelerinde halkın hayat seviyesini yükseltmek için ihtisas kesbetmiş teşekküllerden istifa­de edilmesi.

S. —- însan haklarının korunması, ve temel hürriyetlere riayet edilmesi.

9.— '.Sömürgelerin barışçı usullerle ve Birleşmiş Mill'etîer vesayet sistemi sa­yesinde istiklâllerini elde etmeleri.

10.— Birleşmiş Milletler Anayasasınaistinaden Milletlerarası bir kanunih­dası. Trygve Lie sözlerine son verirken şöy­le demiştir :

«Birleşmiş Milletler, barışa giden yolu teşkil etmektedir. Bu yolu takip ede­rek barışı sağlamak hâlâ mümkündür.» —- Flushing Medows : Genel Kurul «bir harp vukuunda devlet­lerin vazifeleri» başlığı altında Yugos­lav Murahhas Heyeti tarafından sunu­lan karar suretini, Sovyet blokunun 5 muhalif oyuna ve Hindistan'ın müsten­kif kalmasına karşı 49 oyla 'kabul et-'miştir.

Bu karar suretinde, harp halinde bulu­nan ;her devletin (harbin başlamasını mütaakıp 24 saat içinde alenen yayin-lıyacagı beyanatta, -bazı şartlar dâhilin­de ateşi kesmeye hazır olduğunu ve askerî kuvvetlerini kendi hudutları içine çefkeceğin! bildirmesi istenmektedir.

'Harp halinde bulunan her devlet aynı zamanda Birleşmiş Milletler, muhase-mata sahne olan mmtakaya «Bir Sulh Müşahede Komisyonu» göndermeğe da­vet edecektir.

«Barışı sağlayacak hareketler» adında­ki 'diğer bir karar sureti de iSovyet blo­kunun 5 'muhalif oyuna ve Yugoslav­ya'nın müstenkif kalmasına karşı 50 oyla kabul edilmiştir „ Bu ikarar suretinde bütün hükümetler­den atom silâhlarının k:atî surette men-edilmesi için Genel Kurulca evvelce ka­bul edilen prensiplere uygun olarak, atom enerjisinin Birleşmiş Milletlerin himayesinde Milletlerarası kontrola ta­bi tutulmasını kabul etmeleri istenmek­tedir.

— Flushing Meadows :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Trygve Lie'nin teklif ettiği ve 20 sene-

de tatbik edilecek on maddelik barış programı hakkında Sovyet Rusya aşa­ğıdaki karar suretini sunmuştur : «Sovyet Rusya, Güvenlik Konseyinde Çin'in, Halk Cumhuriyeti Dışişleri Ba­lkanı tarafından temsil edilmesi şartiyle, Güvenlik Konseyinin muayyen zaman­larda toplanmasına taraftardır». Sovyet Rusya'nın Genel Kurula sun­duğu karar sureti, şu şartları ileri sür­mektedir :

1.— Güvenlik Konseyinde 'herhangi bir kararın tanı ittifakla verilmesi.

2.— 'Atom silâhlariyle kütlehalindeimhaya seibeibiyet verebilecek bütün si­lâhların katî surette menedilmesi. Bu yasağıntatbik:edilmesini sağlamak nıaksadiyle bir kontrol sisteminin ihda­
sı.

3.— Anayasanın 43 ünoü maddesi mu­cibince,beş büyükdevletin.Birleşmiş Miletlerin emrineverebileceğiaskerîbirliklerde kem'iyet ve keyfiyet İtiba­riyle eşitlik prensibine riayet edilmesi.
—' Flushing Meadows :

Bugün Genel Kurulda söz alan .Sovyet Dışişleri IBakanı Vişinski demiştir k: : «Birleşmiş Milletlere Genel Sekreter Trygve Lie tarafından sunulan 20 se­nelik barış programı, Birleşik Ameri-"ka'nın teşvik ve ilhamı ile hazırlanmış ve .banş aleyhinde tertiplerde bulunan, Truman, Acheson, Bevin ve Schuman tarafından tasvipedilmiştir.

Sovyet Dışişleri Bakanına göre Genel ıSekreter tarafından yapılan bu teklif "büyük devletler arasındaki oybirliği prensiplerinin ehemmiyetini . azaltmak­ta ve Birleşmiş Milletler Anayasası ile de bariz İbir şekilde taban taban-a zıt . bulunmaktadır.» Sovyet Rusya eszs itibarı ile, kuvvetlerin üçte birnispe­tinde azaltılması yolundaki iSovyet tek­lifine uyularak derhal silâhsızlanmaya başlanması .gerektiği fikrindedir. Bu sebeple adı geçen programın yerme bir yardım plânı hazırlamalı ve yardım gö­ren memleketlere tam bir siyasi bağım­sızlık bahsetmelidir.

Vişinski konuşmasına son verirken ikti­sadi münasebetler sahasında her türlü fark gözetmeye son vermek gerektiğini belirterek Birleşik Amerika ve İngilte-

re'yi bu şekilde harekette bulunmakla ittiham etmiş ve hükümetinin bütün memleketler arasındaki ticari münase­betlerin genişletilmesi yolunda her tür­lü gayrete iştiraik etmek azminde oldu­ğunu belirtmiştir. Vişinski bu münase­betle Trygve Lie plânının bu mevzuda bir hüküm ihtiva etmediğini belirtmiş­tir.

Diğer taraftan Filipin, İsveç ve Dani­marka temsilcileri Genel -Sekreteri plâ­nından dolayı tebrik etmişlerdir.

— Flushing Meadows :

Birleşmiş Milletler teşkilâtı gelecek yıl kendi pullarını çıkarmaya bağlıyacak­tır. Bu pullar yalnız 'Birleşmiş Milletle­re ait postahaneden atılan mektuplar üzerinde muteber olacaktır.

19 Kasım 1950

— Flushing Meadows :

Trygve Lie'nin barış programı etrafın­da cereyan eden (müzakereler esnasın­da söz alan ıMısır Temsilcisi Dışişleri Bakanı Selâhattin Bey Birleşmiş .Mîl­letler Anayasası prensiplerini, bilhassa bütün üye devletlerin ayni haklara ma­lik oldukalrma ve içlerinden birisinin toprak bütünlüğünün ihlâli halinde di-, ğer devletlerin harekete geçeceklerine dair prensibi hatırlatmış ve bu prensip­lerin Anayasaya uygun olduğu halde daima tatbik edilmemiş olduğunu kay­detmiş ve bilhassa Filistin işinde Genel Kurul ve Güvenlik 'Konseyi kararlan-nnm nazarı itibare alınmamış olduğu­nu belirtmiştir.

Selâhattin Bey sözlerine şöyle devanı etmiştir :

Yabancı kuvvetlerin bulundukları top­raklardan geri iç ekilmelerine dair olan Genel Kurul tavsiyesi de nazarı itibare alınmamıştır. Hakiki sulh .Anayasa prensiplerinin ve Genel Kurul ve Gü­venlik Konseyi kararlarının tatbikini zaruri kılmaktadır. Anayasa prensiple­ri ve Genel Kurul ve Konsey kararları mevcuttur.» barışın bölünmez bir kül teşkil ettiği prensibi mevcuttur. Bu prensipler menfaati mevzuu bahis olan memleket nazarı itibare alınmadan tat­bik edilmelidir.

Çin'e karşı bir tecavüz hareketinde bu­lundukları merkezindedir. Çinliler bu müzakerede hazır bulunmaya davet e-öilmişlerdir. Çin Dışişleri Bakam heyete l)u müsaadeyi vermiştir.

— Lake Success:

Sovyet şikâyetini tetkik etmek üzere toplanan Genel Kurulun siyasi komite­sinde Sovyet Dışişleri Bakanı Vişinski Amerika'yı komünist Çin'e tecavüz et­mekle itham etmiştir. Visinski konuşmaya başladığa zaman komünist Çin Heyeti toplantıya gelme­mişti. Celse açıldıktan bir saat sonra "başlarında General Wu Hsiu Chuan ol­duğu halde komünist Çin Heyeti salona girdi.

Bu arada, siyasi komisyon Filistin mül­tecilerine yapılan Birleşmiş Milletler yardım programının devamı ile daha bir çok azanın bu programa iştirak ettiril­mesine karar vermiştir. Vişinski Siyasi Komisyon müzakereye başlar başlamaz söz alarak Truman'ın 7 nci Amerikan fiosunlun Formozayı müdafaa etmesi hususunda verdiği emre hücum ederek bu verilen emrin «Kuo-mintag zümresinin hayatım idame ettir­mek için Çin halkına ve komünist Çin Hükümetine karşı bir tecavüz olduğunu belirtmiş ve sözlerine devamla demiştir ki:

«Birleşik Amerika'nın deniz kuvvetleri Taiwan adasında üslendikten başka As­ya kıtası ile ada arasında devriye gez­mekle kalmamışlar, Taiwan limanını bir Amerikan deniz üssü haline getirmiş­lerdir.

Aradan çok zaman geçmeden Amerikan "hava kuvvetlerine mensup birlikler de Formoza adasına gelmişlerdir. Birleşik Amerika Taiwan adasını fethedilmiş bir Tx>lge gibi kanunsuz şekilde işgal etmiş­tir, Formoza adası asırlardan beri Çin kıtasının ayrılmaz bir parçasıdır, bu a-danm Çin'e ait olduğunu Ameriakn Dış­işleri Bakanı Dean Acheson da verdiği bir beyanatta açıkça izhar etmiştir.» Birleşmiş Milletler siyasi komisyonunda Sovyet Rusya Dışişleri Bakanı Vİşinski-nin ithamlarına Birelşik Amerika namı­na Foster Dulles şiddetli bir lisanla ce­vap vermiş ve Rusya'nın Çin halkını A-merika'dan nefret ettirmek için elindeki

bütün imkânları kullanmakla itham et­miştir.

Dulles etraflı bir şekilde cevap vermek için hazırlanmadığını belirtmiştir. Bu­nunla beraber kısaca Vişinski'nin For-moza'yı Amerikan askerlerinin işgal al­tına aldığı hakkındaki ithamım cevap­landırarak Formoza'daki istilâ kuvvet­lerinin sadece 44 kişiden ibaret olduğu­nu ve bu rakkamın Sovyetler Birliğinin Washington'daki askerî ataşe ve yar­dımcılarının sayısı kadar olduğunu söy­lemiştir.

Amerikan Dışişleri Bakanlığının Cum­huriyetçi müşaviri, ne şimdiye kadar ve ne de hâlen Formoza'nın abluka atlına alınmadığını Başkan Truman tarfam-dan 27 Haziranda alman kararın o za­man Kore'de çarpışan Amerikan kıtala­rının durumu ile alakadar lduğunu, Formoza'nın kızıl Çinliler eline geçme­sinin Kore'deki Amerikan kuvvetlerini doğrudan doğruya tehdit edeceğini söz­lerine ilâve etmiştir.

Dulles Mançurya hududuna Amerikan tayyarecilerinin tecavüz ettiklerine dair Sovyet ithamlarına cevaben bu hudut aşmaların teknik mahiyette keşif uçuşu olduklarını belirtmiş ve Yalu nehri üze­rindeki köprülerin atılmasına Mançur-ya'dan Kuzey Kore'ye fazla miktarda komünist Çinlinin sızmasının sebep ol­duğunu söylemiştir.

Siyasi Komisyon toplantısmm Salı günü !İ5,40 e talik olunmasından evvel Vişins­ki kısa bir konuşma yaparak Mançurya hududunun Amerikan tayyarecileri ta­rafından ihlâl edilmesinden başka Ame­rikan uçaklarının 12 kadar balıkçı kayı­ğını batırdıklarını ve Mançurya şehirle­rinde 500 evi tahrip ettiklerini İsrarla belirtmiştir.

Talik kararından sonra Pekin Hüküme­ti delegeleri toplantı salonunu hemen terketmlşier ve başkanları gazetecilerin sordukları sualleri cevaplandırmaktan kaçınmıştır.

— Lake Success:

Güvenlik Konseyinin bugünkü toplantısı açıldığı vakit komünist Çin Heyeti gün­dem kabul edilinceye kadar konsey ma­sasına çağırıLmamıştır. Bu esnada gündem üzerinde cereyan eden ilk münakaşalarda Jakop Malik gündemde Formoza ve Kore meseleleri­nin beraber bulunmasına şiddetle itiraz . etmiştir.

Güvenlik Konseyi Başkanı Bebler, cel­seyi açarken Kore meselesi ile Formoza adasının Amerikan silâhlı kuvvetleri ta­rafından istilâsına ait komünist Çinlile­rin şikâyetini aynı zamanda gündeme geçirdiğini belirtmiş ve komünist Cin­den her iki meselenin müzakerelerine iştirak etemk üzere temsilci yollaması talep edildiğini ve komünist Çin Heyeti­nin de bu davete icabet ederek yolladığı temsilcilerin halen Lake Success'te bu­lunduğunu söylemiştir. Mütaakiben söz alan Malik, General Mac Arthur'ün raporuna İstinat eden Kore müzakerelerine komünist Çin Hü­kümetinin iştirak etmeği reddettiğini söylemiştir.

Güvenlik Konseyi girdiği bu çıkmazda çabalarken komünist Çin Hükümeti De­legasyonu Başkanı ve müşavirleri alâ­kadar resmî şahsiyetlere ayrılan kısım­da konsey masasında yer almak üzere başkanın davetini beklemekte idiler.

Amerikan Delegesi Warren Austin ile Sovyet Rusya adına konuşan Jakop Ma-lik'in karşılıklı söz düellosundan sonra Başkan Ales Bebler'in teklifi ile Kore meselesinin gündeme alınmaması hak­kındaki Sovyet karar sureti üzerine re­ye geçilerek 3 müstenkif oyla 3 e karşı 7 oyla reddedildi.

Güvenlik Konseyi Başkanı Ales Bebler hemen, komünist Çin ile Güney Kore temsilcilerim konsey masasındaki yerle­rini almağa davet etti.

28 Kasım 1950

— Lake Success:

Güvenlik Konseyi gündeminin kabulün­den sonra Konsey Başkanı komünist Çin Heyetini toplantıya davet etmiştir. Bun­dan başkan Başkan Konseyin Kore üze­rinde yaptığı bütün müzakerelere . işti­rak eden Güney Kore Temsilcisini de davet etmiştir.

Birleşik Amerika Deegesi söz alacak ilk hatip olduğundan beyanata başla­mıştır. Fakat Sovyet Delegesi Malik, derhal sözünü keserek halkçı Çin tem­silcisinin konuşması lâzımgeldiğini bil­dirmiştir.

Bunun üzerine Başkan, Pekin Heyetiyle temasa geçmek ve müzakerelerde söz almak niyetinde olup olmadığını sormak istediğini, fakait heyetin ancak Ameri­kan murahhası, hatipler listesine ismini yzdırdıktan sonra bulunabildiğini izah etmiştir.

Bu nokta üzerinde müzakereler sona er­memiştir. Fakat Konsey Asamble Baş­kanının verdiği ziyafetten dolayı Salı sabahı toplanmağa karar vermiştir.

Lake Success:

Güvenlik Konseyinin bugünkü toplantı­sında söz alan Birleşik Amerika Dele­gesi Varren Austin, Kore'den gelen son haberlere dayanarak komünist Çin kuv­vetlerinin tümen, kolordu ve ordu esası­na göre teşekScül ettiklerini bildirdikten sonra,.Pekin Hükümeti Delegesine hitap ederek, Kore'de yalnız Çin gönüllüleri­nin bulunduğu iddiasını hâlâ ileri sürüp sürmiyeceğini sormuş ve Çi nkomünist-lerinin Kore'de giriştikleri hareketin bir kaç gün değil, hattâ bir kaç haftada ha-zırlanamiyacağmı söylemiş ve sözlerine devam ederek bu müdahalenin hakikat halde Çin milleti menfaatine mi, yoksa Rus Devleti menfaatine mi yapıldığını sormuştur.

Birleşik Amerika ve Çin milletleri ara­sındaki dostluğu belirtmek üzere iki devlet arasındaki münasebetleri gözden geçiren Birleşik Amerika Delegesi, Bir­leşmiş Milletlerin Formoza ve Kore'deki gayeleri hakkında Amerikan Hükümeti kararlarının Pekin tarafından tefsirinde iki devletin derin görüş ayrılılklarını belirttikten sonra bu meseleler hakkın­da Güvenlik Konseyinde yapılacak mü­zakereler neticesinde bu hususlara dair anlaşmaya varılacağı ümidini İzhar et­miştir.

Lake Success:

Güvenlik Konseyinin bugünkü öğleden sonra toplantısı gündemnide Formoza'-nın istilâsı ve Kore Cumhuriyetine karşı tecavüze dair şikâyetler vardı. Celse açılınca Pekin Hükümetinin ve Kore Cumhuriyetinin temsilcileri kon­sey masasında yer almağa davet edildi­ler. Çin komünistlerinin Kore'de kütle halin­de müdahalede bulunduklarıhakkında General Mac Arthur'ün son tebliğe üze­rine Amerikan Delegasyonu Birleşmiş Milletlerin Çin'in Kore'deki menfaatleri­ne engel olamayacakları ve Mançurya Kore hududunun aşılmayacağı hakkında Pekin Hükümetine teminatlar vermekle beraber Kore'deki Çin kuvvetlerinin Ko­re'den geri çekilmelerine dair içlerinde İngiltere ve Fransa bulunan beş devlet tarafından verilen takririn derahl müza­kereye konması Birleşik Amerika Dele-gasyonunca istenmiştir.

— Lake Success:

Son 24 saat içinde Birleşmiş Milletlerde durum askerî ve siyasi bakımlarda va-himleş mistir.

Düne kadar Amerika Hükümeti Çin ko­münistlerinin Kore'deki müdahalelerini hafif bir lisanla itham, etmekle kalmış-. tır.

General Mac Arthur raporunun ve diğer haberlerin buraya gelmesi üzerine Ame­rikalılar ithamlarının perdesini değiştir­mişlerdir.

Güvenlik Konseyindeki Amerikan Dele­gesi Warren Austin son dakikada hazır­ladığı nutkunun bazı kısımlarını değiş­tirmiştir. İngiliz Heyeti çevreleri katî bir hareket tarzı kabul etmeden evvel Londra'da ve Vaşington'dan tamamlayı­cı haberler gelinceye kadar bu yeni buh­ran karşısında ihtiyatJkâr foir tavır takın­mışlardır. Bu çevrelerdeki umumi kana­at Amerika'nın askerî hâdiselerin Bir­leşmiş Milletleri, neticeleri evvelden tah­min edilemiyecek vahim bir siyasi hare­kete sevketmesine mâni olması lazimge-ldiği merkezindedir.

— Lake Success:

Güvenlik Konseyi saat 22,18 de Formo-za ve Kore meselelerini görüşmek üzere toplanmış ve Başkan komünist Çinlilerle Güney Korelileri konsey masasında yer almağa davet etmiştir.

Komünistler bu münasebetle, konseye Mao Tse Tung'un Amerikalıların For-moza'ya tecavüz ettikleri yolundaki it­hamını görüşmek üzere gelmiş oldukla­rını bir kere daha tekrarlamışlardır.

Güney Kore Dışişleri Bakanı Limp İse Peiping Hükümetinin çılgın ve canavar­ca hareketi ile insan neslniin felâketini müncer olacak bir taarruza girişmekle itham etmiş ve komünist Çin rejimniin Kore'deki kıtalarını geri çekerek askerî ve sivil esirleri serbest bırakmasını is­temiştir.

Bundan sonra milliyetçi Çin Delegesi Formoza meselesi hakkında konuşmak üzere ayağa kalktığında komünist Çin­liler de konsey masasında yer almışlar­dı. Tsiang Çin «Rusya'ya Port Artür ile Mançurya'da bazı imtiyazlar verirken Birleşik Amerika Hükümeti harb içinde yaptığı yardımdan dolayı hiç bir şey ta­lep etmemişti» demiştir.

Milliyetçi Çin Delegesinden sonra söz a-lan Austin komünist Çin Delegesinin it­hamlarını reddederek bunu «dünyanın üçte ikisine meydan okuma» olarak tav­sif etmiştir. Konuşmasına devam eden Austin bazı heyetlerin bir karar sureti üzerinde rey verebilmek için hükümet­lerinden talimat almak mecburiyetinde olduklarını müsahade ettiğini söyliyerek bugün rey verilmesini istemiyeceğini söylemiştir.

30 Kasım 1950

— Lake Success:

Komünist Çin Heyeti, Güvenlik Konseyi oturumuna iştiraki reddetmiştir. Mu­rahhas Heyeti sözcüsünün bildirdiğine göre, bu ret keyfiyeti Kore ve Formoza hakkında müzakereler derpiş eden gün­demin kalemealınmatarzından ileri gelmektedir. Komünist Çinliler yalnız Formoza üzerinde cereyan edecek mü­zakerelere iştiraki kabul etmektedirler.


Unsan'ın Cenup Doğrusunda Cenup Ko­re Birinci Tümenine karşı şiddeti güttük­çe artan bir taarruza girişmiş buluman düşman maifrdut kazançlar sağlamıştır. Bu taarruzlar, ehemmiyetsiz toprak ka-yıplariyle durdurulmuştur.

24 üncü Amerikan Tümeni Na-msidoııg yakınlarına gelmişler, düşmanla. muha­rebeye tutuşarak 150 komünist öldür­müşlerdir.

Cenup Kore 8 inci ve 7 nci Tümen bir­likleri yeni müdafaa mevzileri kurma­ya ve takviyeye devam etmişlerdir.

6 Kasım 1950

— Tokyo :

General Mac Arthur bir tebliğimde Yalu nehrini geçen komünist kuvvetler ara­sında yaibanscı unsurların mevcuıdiıyetinl teslim etmekte, ve böyle bir keyfiyetin milletlerarası balkımdan çok vahim bir mahiyet arssetitiğini bildirmektedir.

—• Tokıyo i

General M-ac Arthur aşağıdaM tebliği yayunlamışıtır :ı

«Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin Kore-de Batı kesmiindeki mevzileri halen ye­ter derecede istikrar bulmuştur ve düş­man haKkında verilen malûmat, son günlerde cereyan eden harekât neti'ceısl meydana gielen dunumu tesfoit etmeme kâfidir.

Kore harfbi düşmanın Pyongyânıg'ın Ku­zeyinde kurulan tuzağa düşmesi ve sa­hil bölgesinin işgali ile amelî sahada son bulmuştur. Filhakika bu harekât ne­ticesi elimizde bulunan esirlerin adedi 135 bini aşmıştır. Btı rakama 200 binden fazla ölü adedi ilâve edilecek olunsa 135 toin. rakamıeılde edilir ki bu da Kuzey Kore kuıvvetferindin tamamını ifaıde eder. Bu suıretle Kuzey Korelilerin hilam&tlerl ve ordularının imhası katı bir mahiyet almıştır. Birleşmiş Mileltlerin bu zafe­ri karşısında komünistler tarihin şimdi­ye kadar kaydetmediği ve devletler hu­kukuna en aykırı olan bir hairâkete te­vessül ettiler. Harp ilân etmeden yaban­cı komünist kuvvetleri umsurüaruna Yalu nehrini geçirttielr ve Man'çurya hududu­na sığınarak icabettigi takdirde takvi­ye kuvveti alarakkullanabilecek ele-

manlarla lüzumlu malzeme ve iaşe mad­desi tahşit ettiler.

Bu suretle Kuzey Kore hudut bölgesin­de asayiş ve sivil hükümet ve nizamla­rını kutımaMa meşgul Birleşmiş Millet­ler küvvâtlerini imha için tuzak kurnji-muştıur.,

Bu büyük teîılüke ancak bu kesimdeki Birleşmiş Mileltler Kuvvetüeri Komutanı tarafından zamanında keştfedrlimek su­retiyle asgari kayıpla bertaraf edilmiş­tir.

Bundan böyle durum şöyle hülâsa edi­lebilir '3

Başlangıçta karşılaştığımız Kuzey Ko­re kuvvetleri ürnha edilmiş veya askerî bakıımdan tesirsiz bırakılmışken, şimdi karşi'mıza,düşmaimin eh altında olan fa­kat halen askerî harekât sahamız hari­cinde buluaıan çok miktarda yabancı ih­tiyat kuıvevtleri tarafımdan desteklenen bir ordu çukmıştır.

Şimdi bu ihtiyatlardan halen savaşan birliklerin takviyesnide ne dereceye ka­dar istifade edileceğini öğrenmek kalı­yor. Bu mesele milletlerarası bakımdan vahim bir mahiyet arzetmektedür. Halen vazifemiz Kuzey Kore'de- karşı­mızda bulunan kuvvetleri iımha etmek­ten ibarettir. Birleşmiş Milletlerin gaye­si olan bu vazife de Kore Milletine ba­rış ve birliği temin etmek hedefini güt­mektedir.

Todcyos

Mac Airlfchur Genel Karargâihıınıdaîn şu tebıliğ yayınlanmıştır :

Yongbyon'un Kuzey bölgesinde düşma­nın Birleşmiş Milletler mevzilerine karşı taarruzu dün şiddetini kaybatimiştir. Ev­velki gece 2.4 üncü Tümene karşı vâki hücumlar, toprak kaybedilmeden püs-kürtüimüştür. Muharebe sırasında sızan birkaç düşman, Aan-erükan müfrezeleri tarafından imha edilmiştir. Pakdhon bölgesinde îmgiJıtere Milletler Topluluğu 24 üncü Tugayı sondaj hücu­munu püskürtmüştür. Kumuri bölgesinde kol gezen Amerika Birinci Süvari Tümeni birlikleri iki top­la cebhane ve silâh yüklü birkaç kam­yon tahrip etmişlerdir. Bu tümenin, diğer birMkleri iki sonda] hücumunu püskürtmüşlerdiır. 7 nci Tümene dahil diğer bir bürlfk, Fusen benzin depolarının Kuzey Doğu-sunda ilerleyerek düşman kuvvetlerini dağıtmıştır.

Merkez kesiminde Birinci A-meri'kan Tü­menine mensup Kuvvetler Kuzey Batı istikametinde birkaç kilometre ilerle­mişlerdir.

Güney Kore'li birlikler bazen kuvvetli bazen ise zayıf bir mukavemetle karşı­laşarak ilerlemeğe devam, etmişlerdir. 6 ncı Güney Kore Tümeni inatçı bir mukavemetle karşılaşmasına rağmen mühim bir tepeyi işgal etmiştir. Birkaç ıkilonıetre ilerleyen 7 nci Güney Kore Tümeni gitgide artan bir mukav&meitle karşılaşmak^ aldır.

2 nci Amerikan Tümenine dahil müfre­zeler Kagyc-ngni bölgesinde 200 kişilik düşman kuvvetlerini dağıtarak .15 ini öldürmüşlerdir.

Yongbyong'un Güney Batı bölgesinde Kuzey istikametinde ilerleyen 1 inci Güney Kore Tümeni geniş mayn tarla­ları ile karşılaşmıştır. 24 üncü Amerikan Tümeni ile 27 nci İngiliz Tugayına mensup kuvvetler Yongbyong kesiminde zayıf bir muka­vemetle karşılaşarak birkaç kilometre ilerlemişlerdir.

1 inci Amerikan Süvari Tümenine men­sup müfrezeler birkaç kilometre İleri mevzilerde düşman makineli tüfek ve havan topu ateşi ile karşılaşmıştır. 200 kişilik düşman kuvvetleri Sibyonni civarında 25 inci Tümene mensup'kuv­vetlere hücum etmiş ve 51 ölü vererek geri çekilmiştir.

Aynı tümene mensup başka kuvvetler. Filipinler ve Türk birlikleriyle beraber Çopwan bölgesinıde temizleme harekâ­tına girişmişleridir.

Birleşmiş Milletler kuvvetleri kurtarılan bölgelerde temizleme harekâtına devam etmektedirler. Vukubulan küçük çapta muhtelif çarpışmalarda 109 komünist Öldürülmüş ve 1S4 esiralınmıştır.

19 Kasım 1950

— Tokyo:

Mac ArtlhurGenel Karargâhından şu tebliğ yayınlanmıştır : Birleşmiş Milletler kuvvetleri, düşmanın gitgide azalan mukavemeti ile karşıla-

şarak Kuzey Doğu kesiminde Kuzeye doğru ilerlemekte devam etmişlerdir.

Güney Kore Kapitol Tümena birlikleri Kuzey ve Doğuya doğru Arangşon nehri boyunca ilerlerken düşmanın Kuzey Doğuya :doğru çekilmekte olduğunu bil­dirmişlerdir. Müfrezeler, düşmanla te­ması idame etmek üzere ilerleyen birlik­lerin önünde faaliyette bulunmaktadır­lar. 7 nci Amerikan Tümeni Öncü birlik­leri Kapsan'a yaklaşırlarken düşman mukavemeti azalmıştır. Bu tümenin ben­zin depolan bölgesinde faaliyette bulu­nan müfrezeleri düşman tarafından yeni terkedilmiş birçok mevzi bulunduklarını bildirmişlerdir.

Güney Kore kuvvetleri düşmanla Ku ci­varımda temasa geçerlerken bir Ameri­kan müfrezesi bir düşman grupu le Majonni'nin Güney Batısında savaşa tu­tuşmuş, 30 düşman öldürmüş, 33 düş­man da. esir etmiştir. Kore'de kurtarılan bölgelerde temizlik yapan Birleşmiş Milletler kuvvetleri, düşman çeteleriyle birkaç kere temasa geçmişler, 226 düşman Öldürmüşler, 86 düşman esir etmişler, birçok silâh ele geçirmişlerdir.

Bütün bölgede Birinci Amerikan Kolor­dusu düşmanla ya pek az temasa geç­miş veya hiç geçmemiştir.

20 Kasım 1950

— Tokyo :

General Mac Arthur'ün Genel Karargâ­hından bugün bildir il diğine ıgöre, 7 nci Amerikan Tümenine mensup birlikler Kuzeyde Mançurya hududuna 5 mil me­safede bulunmaktadırlar. Kapsan'm Kuzeyinde ilerleyen1 zırhlı kuvvetlerin bu akşam Mançurya hudu­duna varmaları ihtimal dahilindedir. Havanın gayet bozuk olmasına rağmen Birleşmiş Milletler kuvvetleri Mançur­ya hududuna doğru ilerlemektedirler.

Tokyo :

Birinci Türk Tugayı bugün Kaesong böl­gesinde 38 inci arz dairesinin tam Gü­neyimde çetelerin taarruzuna uğramış, 5 düşman öldürmüş, 30 düşman esir al­mış, neticede hücumu püskürtmüştür. Komünistçeteciler cephenin 200 kilometre kadar gerisinde muhtelif kesim­lerde hücumlara geçerek büyük cüret göstermektedirler. Birleşmiş Milletler kıtaları bazı yerlerde Amerikan hava kuvveti er lam yardımını istemişlerdir. TürK kıtaları, çetelere karşı çete tabi­yesi kullanmak suretiyle kendisine hü­cum eden grup arasından esir almağa muvaffak olmuş ve bu vakıa çetecilere karşı kullanılması mümkün yegâne ta­biyeninancak bu olduğunu göstermiş-

21 Koşun 1950

Tokyot;

Mac Arthur'un Genel Karargâhından bugün yaym-anam tebliğin metni aşağı­dadır :

7 nei Amerükan Tümeni Hyesonjinrîe Mançuırya hududuma varmıştır. Kore'nin Kuzey Doğu kesimimde Güney Kore Kapitol Tümenine mensup birlik­ler 16 kilometrelik bir ilerleyiş kaydet­mişler ve bû tümene mensup öncü kuv­vetler Ohu Chonhujong civarına varmış­lardır.

İlerleyişleri esn-asıaida Güney Koreli ter-Mkleri, Birleşmiş MiCeltler deniz kuvvet­lerinin topları desteklemiştir. Kuvvetli düşman mukavemetine rağmen Güney Koreli birlikler Kuksuri'yi işgai« etmişlerdir.

Clıunchon bölgesinde Güney Kore ordu­suna mensup birlikler düşman kuvvetlernehücum etmişler ve diğer birlikler 286 düşman öldürmüş ve 22 esir almış­lardır.

Songtihon'un Güneıy Doğuşumda 2 nci A-meri'kan Tümenine mensup bir devryîe küveti, 150 kişilik bı rdüşman grupuna mensup 75 kişiyi öldürmüş ve geri ka­lan kısmı dağıtmıştır. Kore'nin Batı kesiminde bütün Yoagb-yon bölgesinde devniye küvetleri faali­yetlerine devam etmişlerdir.

Cephe önünde Mtometr elerce yol kaite-den devriye "kuvvetleri ufak düşıman gruplarından başika bir şeye rastlama­mışlardır.

Pungrnyon bölgesinde 6 ncı ve 7 nci Gü­ney Kore Tümeni kilometrelerce ilenle-mişler ve bazen az ve bazen de hiçjhir düşman mukavemetiyle karşılaşmamış­lardır.

8 inci Güney Kore Tümenine mensup birlikler Tokahon'un Kuzeyinde ilerle­meye devam etmişler ve orta şiddette bir düşman mulcavemelti ile karşılaşmış­lardır.

—-Waşington :

Kore harekâtında Türk kuvvetlerinin oynadıkları röle dair bir gazeteci tara­fımdan sorulan suale ceıv.ap veren Ordu Dairesi Sözcüsü Türk kuvvetlerinin he­men hemen müteivali sekilide devamı eden savaşlara girişmiş olıdulklarıiH bildirmiş­tir .ı

Sözcü, Türk kuvvetlerinin eski komünist başkeoiti Pyongyang'ın Güneyinde ve 38 inci arz dairesi civarıaııdaiki bölgede bu­lunan komündst çetecileri temizlemekle meşgul oldüklarinn belirtmiştir.

Londra :'

Türk Tugayı cephe gerişlinde Munsan şehri yakınımda Injin nehri üzerinde hayatî ehemrniyetitefkl bir köprüye ya­pılan bir komünist hücumunu püskürt-müştür.'

Bu köprü Seul'un Kuzey Batı cephesin­de uzanan ana ikmal yolu üzerinde bu­lunmaktadır. Bu savaşta Türkler iki ko­münist öldürmüş 3 düşmanı yaralamış ve bir miktar esir almışlardır. Bundan başka Türk Tugayı gene Seul'­un Kuzey Batısında bir komünist çete kufvvetinün geriden yaptığı taarruzu da püskürttmüştür..

22 *Kasmı 1950

Tokyo a

Mac Arthur Gen<eS Karargâhından bu­gün yayınlanan tebliğde bildirildiğine göre, Kuzey-Batı kesiminde, devriye kuvvetleri faaliyette bulunmaktadırlar. Kuzey-Doğu kesiminde Güney Kore Ka­pitol Tümeni ilerlemeğe devam ederek Yonıgyangdong'a doğru 16 kilometrelik bir mesafe kat'etmiş ve şehrin dış ma­hallerine varmıştır.

7 nci Amerikan Tümenine mensup bir­likler Hyesanjin civarında Yalu nehri kıyısında mevzi almaktadırlar. Aynı tümene mensup diğer birlikler Kapsan - Hyesanjin yoluna muvazi diğer bir yolda ilerlemektedirler ve huduttan 12 kilometre kadar uzaJkta bulunan San-gni'ye varmışlardır.

Korelilerin taarruzuna uğradığı­nı ve yalnız iki kişi olmalarına rağmen mukabil taarruzla bunlardan, birini öl­dürdüklerini ve ağır surette yaralanan iki çeteyi de Amerikan Askerî Polisine teslim ettiklerini söylemiştir. Türk Tugayının, ingiliz dilini konuşma­yan ve Birleşmiş Milletler kuvvetlerine dâhil olan kuvvetler arasında cephede harekâta geçecek ilk birlik olması bek­lenmektedir. Ekim ortalarında Koreye gelmiş olan Türk Tugayı şimdiye kadar Kaesong "bölgesinde komünist. çetecilere karşı harekâtta bulunmuştur. Türk askerleri ıKorenin. iklimi ve arazi şeklini, kendi .memleketlerininkine ben­zediği için sevmektedirler. General Tah­sin Yazıcı Mükemmel bir Fransızca ile ^burası soğuk değil, fakat -ceketsiz do-laşüırsa biraz serin geliyor. Mamafih (bütün askerlerimize sıcak tutan elbise­ler dağıtıldı» demiştir. General Tahsin Yazıcı gazetecilere, Türklerin. Birinci Dünya Harbinde Kaf­kaslarda Ruslarla ve Mezopotamya'da ingilizlerle döğüştüklerini şimdi ise İn­gilizlerle silâh arkadaşı olduklarını ve .gönüllü olarak müracaat eden askerden teşkil edilen topçunun himayesi altında­ki dört Türk Taburunun Birleşmiş Mil­letler kuvvetleriyle iberaber döğüştükle­rini söylemiştir.

Türk Kuvvetleri Komutanı Türk Tuga­yına -Komutan tâyin edilmeden evvel Ankaradaki Zırhlı Birliğin başında idi. Türkler vatanlarından gelen gazete ve mektupları ilıgl ile okumakta ve Türk sigaraları içmektedirler, iki Türk aske ri postadan çıkan en son gazeteleri in­ceden inceye okumakta idi. Türk asker­leri Amerikan silâhları ile teçhiz edil­miş bulunmaktadır. Ve bu silâhlardan büyük bir kısmını gelirken beraberlerin­de getirmişlerdir.

General Tahsin Yazıcının Yaveri Yüz­başı İsmail Çatalcıoğlu akıcı bir ingi­lizce ile ingiliz Ordusunda müşahit ola­rak geçirdiği iki yıllık devreden bahset­miş ve bundan sonra sözü Kaesong böl­gesindeki faaliyete intikal ettirerek şöyle demiştir:

«Çetecilere karşı girişilen harekâtta kuvvetlerimiz ıbirçok -çeteci Öldürmüş fakat hiç 'kayıp vermemişlerdir.

Denizlili, Metin ve kısa .boylu bir asker olan Binbaşı îmadettin Kuranel bir Türk kamyonuna taarruz ederek yara­lanan ve öldürülen çetecileri gördüğünü söylemiştir. Takım Komutan Muavini Yüzbaşı Ahımet Tuncer Basın muhabir­lerinin suallerine Birinci Cihan Harbin­de çarpışan Türk askerinin kendisine has cevapları ile mukabele ederek, bun­ları takdir ve hayretler içersinde bırak­mıştır.

Tbkyo :

Mac Arthur Genel Karargâhından şu tebliğ yayınlanmıştır :

1inciGüneyKoreTümeniTaeşon'adoğru ilerlemektedir.

25 inci Amerikan Tümeni birlikleri düş­manla temas etmeden ıSanggudong'a ikadar ilerlemişlerdir. Sabahın erken sa­atlerinde Birleşmiş Milletler Hava Kuv­vetleri .bir düşman tankı tahrilb etmiş ve Yangpdong- civarında [bir düşman grupunu dağıtmıştır.

2nciAmerikanTümeniileri kollarıiSinhundong yakınlannda topçu ve havakuvvetlerinin yardımıyla küçük düşman gruplarını dağıtmışlardır.

2 nci 'Güney Kore Kolordusu, Kuzey Doğuya doğru düşmana karşı taarruza devam etmekte, muharebe etmekte ge­ciken düşman da mutedil bir mukave­met göst ermektedir.

7 nci Güney Kore Tümeni hafif bir mu­kavemet (görerek Uhyonjgdong civarın­da ilerlerken 8 inci Güney Kore Tüme­ni de Maıgundanni yakinlerînde mutedil toir mukavemetle karşılaşmaktadır. 7 nci Tümen {birlikleri ıSamdonjogni ci­varında' bir çeteci grupunu pusuya dü­şürerek 5düşman Öldürmüşlerdir.

Amerikan 1 inci Silâhendaz Tümeni ka­lın kar tabakasının verdiği güçlüklerle Şosen benzin deposu bölgesinde devriye harekâtına devam ve ;Singihungni'de düşmanla hafif temas temin etmektedir.

—Londra:

Liberal Chronicle gazetesi, Kore'deki Birleşmiş Milletler kuvvetleri Genel Ko­mutanı Mac Arthur'ün, harbin sona er­mekte olduğunu ve askerlerinin yılbaşı­nı evlerir.de geçirebileceğini bildiren beyanatmı yorumlamakta ve ezcümle şöy­le demektedir:

Mac Arthur'ün haklı çıkmasını candan temenni ederiz. Fakat unutmamalı ki, teşkilâtlı bir mukavemetin nihayete er­mesi çete harbinin de son bulacağını ifa­de etmez. Bundan başka, muhasemat kesilme bile sulhun tesisi için kuvvetle­rin elde bulundurulması zaruridir. Eğer düşman Kore'deki kuvvetelrin dön haf­ta sonra memleketlerine dönmeğe hazır­landıklarını öğrenirse, Birleşmiş Millet-lerni durumu önümüzdeki müzakereler­de daha fazla kuvvetienmiyecektir.

Tokyo:

General Mac Arthur'ün karargâhından bildirildiğine göre, Güney Kore kuvvet­lerine mensup «Capitol» tümeni, bugün Kuzey Doğu kıyısı boyunca ilerleyişi sı­rasında Chongjin şehrini her hangi bir mukavemetle karşılaşmadan işgal et­miştir. Tebliğde OBatı cephesinin bir çok yerinde gittikçe artan bir mukavemetle karşılaşıldığı, bununla beraber 24 üncü tümenin Baltı sahili yolu üzerinde Chongju'yu işgal ederek Çin hududuna doğru ilerlemeye devam ettiği ilâve edil­mektedir.

26 Kasım 1950

Tokyo:

General Mac Arthur karargâhından teb­liğ edilmiştir:

Birleşmiş Milletler kuvvetleri inatçı bir mukavemetle karşılaşmalarına rağmen bütün kesimlerde ilerlemişlerdir. Komü­nistler 8 inci Ordunun sağ cenahına kar­şı şiddetli tank taarruzlarına girişmek­tedirler.

General Mac Arthur sözcüsünün bildir­diğine göre, "komünistler, zaruri olan­dan fazla toprak vermemek için bu ke­simde en fazla mukavemet göstermekte­dirler.

Cepheden gelen raporlara göre, kızıllar Birleşmiş Milletlerin 2 nci ve 25 inci tü­menlerine karşı hücuma geçmişlerdir. 8 inci Ordunun sağ cenahı Kujang civa­rında bulunan Chongchon nehrine var­mıştır.

tkinci tümenden gelen raporlar, bu kuv­vetlerin hâlâ şiddetli hücumlara maruz

kaldıklarını göstermektedir. 25 inci tü­mene mensup kuvvetler Songgu şehrin­den takriben iki mil geri çekilmişlerdir. Diğer cephelerde, 10 uncu kolordudan gelen raporlar komünistlerin umumiyet-el az mukavemet gösterdiklerini ve bu mukavemetin daha ziyade her hangi bir nokitayı tutmak için değil, sadece faali­yet göstermek için yapıldığını bildir­mektedir.

Bu arada, hava taarruzları devam et­mektedir. Hava şartları ve mehtap, bom­ba uçaklarının kara kuvvetlerini destek­lemesini mümkün kılmaktadır. B. 29 üstün uçarkaleleri Pazar sabahı yeniden Chongsongjiu de Yalu nehri üzeraideki köprüleri bombalamışlardır.

Tebliğde, Wansan':n 60 mil Güneyinde 300 komünistle yapılan çarpışmada 20 esir alındığı, diğerlerinin de kaçtığı bil­dirilmektedir.

'Mac Arthur'ün sözcüsü Chongjiung'un Güney Kore Kapitol Tümeni tarafından işgalini tekzip etmiş ve mezkûr kuvvet­lerin şehrin civarında bulunduklarını bildirmiştir.

27 Kasını 1950

Kore cephesi:

Türk topçusu son iki günde Kore'de Batı ucundaki cephede merkez kesimini işgal eden Birleşmiş Milletler kuvvetlerine mensup piyade birliklerini desteklemeğe devam etmiştir.

Türk Savaş Birliğine mensup bir tabur, üç gün savaş hatlarının gerisinde kal­dıktan sonra bu sabah cephenin başka bir kesimine hareket etmiştir.

Tokyo:

General Mac Arthur karargahından bu­gün yayınlanan tebliğin metni: ' Düşman Batı kesimindeBirleşmiş Mil­letler kuvvetlerine karşı Pazar günü şid­detli mukabil taarruzlara girişmişlerdir. Şiddetli hücumlara uğraayn tkinci Gü­ney Kore Kolordusu Tofcşon bölgesinde biraz geri çekilmiştir. Tc-eçon civarında 1 inci 1 inci Güney Ko­re tümenine hücum eden düşman, müs­pet bir netice elde edememiştir. Yong-Po-Dong bölgesinde şiddetli hü­cumlarla karşılaşan25 inciAmerikan tümenine mensup birlikler biraz geri çekilmişlerdir.

2 nci Amerikan tümeni de biraz gerile­miştir.

26 Kasımda şo.ngju'yu işgal eden birleş­miş milletler kuvvetleri keşif faaliyet­lerine devam etmektedir. Şong-ju yakınındaki köylerden geçenler­de çekilen düşman kuvvetlerinin tekrar toplandıkları öğrenilmiştir.

Düşman kuvvetleri, geceleyin Güney Ko­re (kuvvetlerinin bulunduğu Kuzey batı ve Kuzey Doğu bölgelerinde taarruza geçmişlerdir.

Yongbyon'un 1:1 mil Kuzey Doğusunda miktarı tesbit edilemiyen düşman kuv­vetleri mevcuttur.

Hyiçon-Kujong" bölgesinde düşman taar­ruza geçmiş vaziyettedir. 26 KasımdaKujang'm 1-5 milKuzey Doğu ve Kuzey Batısında düşman kuv­vetleri tesıbit edilmiştir.

Tokyo:

Mac Arthür genel karargâhından yayın­lanan tebliğde Birleşmiş Milletler kuv­vetlerinin bütün Kuzey Batı cephesi bo­yunca geri çekilmek zorunda kaldığı kabul edilmektedir.

6TO numaralı tebliğ düşmanın dün Baitı kesiminde şiddetli karşı hücumlarda bu­lunduğunu bildirmekte ve şunlarıilâve

«İkinci Güney Kore Kolordusuna men­sup birlikler şiddetli taarruzlara maruz kaldıktan sonra Tokchon bölgesinde ha­fifçe gerilemişlerdir.

Düşmanın Taechon yakınında birinci Güney Kore tümeni birliklerine karşı gi­riştiği taarruz daha başlangıçta toprak kayıbma uğranmaksızm önlenmiştir. Daha sonra tekrarlaann taarruzlar so­nunda bu birlikler hafif bir gerileme kaydetmişlerdir.

25 İnci Amerikan tümenine bağlı birlik­ler şiddetli bir taarruza maruz kaldıktan sonra gerideki tepelere doğru mahdut gerilemeler kaydetmişlerdir.

28 Kasım 1950

— Tokyo:

General Mac Arthur karargâhından aşa­ğıdaki hususi tebliğ neşredilmiştir:

Tamamen yenibir harb karşısında bulu­nuyoruz. Çünkü halihazırda Kore'de 200.000 den fazla Çinli kullanılmakta­dır. Anlaşıldığına göre bu kuvvetlerin taıkviıyesi için lüzumlu her türlü hazır­lık yapılımışitır.

29 Kasım 1950

—ı Tofkiyo :

Unilted Press Ajansı Muhabirinin 8 İnci Ondu Karargâhımdan biîıdirdiğiine göre Güney Kore, İngiliz ve Türik kıtaları Birleşımıijş Milletler Ordusunun sağ cena-hm'da şiddetle döğüşm ektedirler. Kızıl icamünâeltller can kayıbma hiç elhem miıyeıt vermeden temadi eden insan dal-.galan halimde herşeye rağmen ilerle­mek tâlbiyesini taltıbik. ekmektedirler.

S inci Ondu .Sözcüsü, komünist taarru­zu karşılsınida Müttefiklerin müdafaaya geçtiklerini ve Mac Artlmr'ün geçen haüta giriştiği harb taamuıaunun niha­yet (builıduğunu teslim, etmektedir. MüjtiteföMer [büyük bir tazyük karşısm-dadirlar. Fiılhakük-a Çim komünistleri her taraftan taarruza geçmiş vaziyettedir­ler.

5 inci Hava FiHosuna memsujp savaş ve bömlba uçakları mütemadiyen faaliyet halimdedirler.

— Seul:

Generali Mac Anthur'ün Kore'deki Bir­leşmiş Milletler Ordusunun yeni bir harlble karşılaştığına daiır beyanatı, bu gece [burada Birleşmiş Milletler Geın&l Karargâhında Çin komünıitsıtl erine hare­kâtı dundunmalarına, yattıuıt ta mukad­der aikifbete intizar etmelerine bir ihtar mahiyetinde telâMti erimektedir. Buradaki askerî ve diplomatik kaynak­lar, General Mac Artîıur'ün 200.000 den faz'la Çin komünli'sltinin haJen Şimal Ko­re'de harekâtta bulunıduğunu biıldinm'esi-ne rağmen; bu beyanatım Birleşmiş Mil­letler kuvvıetlerinin, yeni bir harbe giriş­tiklerini anlaltmadığını kaydetmekte, Geiueralin yeni bâr harto ile karşılaşmak giıbi ibile ibile söytlenımiş oümüesminı Mac Artîıur'ün Çin Komünist Hülküımetinin Şimal Koıre'd'elki müıdahalesıini taiuma-dığmm en hafif tâibirîyıle resmî bir ifa­desi mânasına gelebileceğini tedirler.

Kore savaşs birden bire en çetin safhaya girdi...

Yasan: iNecmeddin Sadak

13 Kasım 1950 tarihlî Akşam'dam:

Amerika ile diğer beş devlet komünist Çin askerlerinin Kore'den çekilmesini istemek yolunda Birleşmiş Milletler Gü­venlik Konseyine fok karar sureti sun­muşlardır. Bu karar suretinde İki ehem-miyetli nokta vardır: Bir yandan, Man-çurya hakkında Çra'e en İkesin teminat verilmekte ve Keredeki hareketin Çin topraklarına hiçbir zarar vermiıye.ceği açıkça belirtilmekte, diğer taraftan, Çin askerleri Koreden çekSImezse «vahîm neticeler» doğabileceği 'de hiıç şüpheye yer bırakmıyaeak şekilde ihtar olun­maktadır.

Komünist Çin hükümetinim «gönüllü» adını verdiği çok sayıda birliklerin işe kanamaları Kore hanbiinû çetin Mr saf­haya sokmuştur.

Tefolike bilhassa iki noktada toplanıyor: Biırî, Çin'in doğrudan doğruya harbe karışması1, diğeri de Çin harbe karış-masa ve askerlerini geri çekse daJhl Kore harbinin hiç bitmemek ihtimali­dir.

Amerika, Çin'in harbe karışMasını haklı olarak, hiç istemiyor. Bu İhtimali Önle­mek için elinden gelen gayreti harca­makta ve Çin'e her türlü temiinatı ver­mektedir.

Kore harbinin Amerika ille Çin arasında bir harlbe varması .Sovyet Rusyayı da seyirci bırakmıya,bilir, çünkü aralarında bir andl&şma vardır. O zaman Kore sa­vaşı, tam manasiyle üçüncü cihan har­bini doğurur .

Sovyet Rusya'nın harib istemediği ve işe karışmıyacağı kabul editl'se de Çin ile (bir harfti göze almak ıgüçtür, çünkü Amerikan Genelkurmayının fükrince. böyle bir hatfb Kore savaşının yirmi misli çetin olacaktır.

Bu, birinci tehlike. İkinci tehlike daha hafif değildir. Komünist Çin'in, ürkerek ve Birleşmiş Milletler kararma uyarak askerlerini Kore'den çektiğini farzedelim. Buna ina­nılır ve Çin'in, bundan sonra Kore'ye ebediyen karışmayacağına güvenilir mi? Çin, askerlerini geriye çekerek Birleş­miş Milletler kuvvetlerinin bütün SCo-re'ye hâkim olduklarını ve (bu ülkeyi ko­münist çetelerden de temizlediklerini kabul edelim. Bu ordular, Koreyi ne za­man ve nasıl bırakıp gidecekler? Ame­rikan kuvvetleri Kore'den çekilir çekil­mez Mançuryaya sığınmış olan Kore komünist kuvvetleriyle Çinlilerin tekrar Koreyi işgal etmeleri isten bile değildir. Bu selbeple, Kore'de 'mühim- ölçüde iş­gal kuvvetleri bulundurmak zarurî ola­caktır. Çete harbinin uzun zaman süre­ceğine ve Manıçurya hududundan de­vamlı surette silâh ve insan sızıntıları olacağına igöre Kore harbinin, hrab sona erse de Kore işgalinin kaç yıl sürece­ğikestirilemez.

Cenup Kore ordusunun ıslah edilerek" kendi memleketinde nöbetçi bırakılma­sı akla gelir. Fakat bu harpten sonra Kore halkı arasına kardeş kanı girmiş, karşılıklı nefret ve intikam duyguları Çok artmıştır. Hattâ harto dolayısiyle yakılıp yıkılan .şehirleri ve evleri yüzün­den, biızzat kurtarılmış sayılan Cenup Korelilerin bile kurtarıcıya yan gözle bak'tııklarını Amerikalı subaylar gazete­cilere anlatmaktadırlar. Bu durum için­de, yeniden hazırlanacak silâhlı Kore kuvvetlerinin pek kolaylıkla komünist­lerin eline düşmesi pek muhtemeldir. Bu sebepler yüzünden Amerika Genel­kurmayı, Kore üzerine basan Çin tehli­kesi bertaraf edilmedikçe Birleşmiş Mil­letler km/vvetlerinin oradan çekilmesini asla derpiş etmemektedir. Şimdiki halde bu Kore çıkmazının, Çin'e teminat vermek suretiyle, iyilikle halle­dilmesine çalışılıyor. Tek çıkar yol, Çim yola getirmek, ileride dahi Kore'ye saldirTaıyacağı hakkında Çin'den teminat almak, müstakil bir Kareyi Birleşmiş Milletlerin garantisi altına koymak, her hangi bir tecavüzün şiddetle önlenece­ğini ve hattâ bir Amerikan sözcüsünün dediği gübi, her mütecavize 'karşı atom Wcönlbasi kullanmaktan başka çare olma­dığını bildirmektir.

Her halde Çin hududu, Kore harbini, (birdenbire, sonsuz bir sıkıntı haline koy­muştur. Son zamanlara kadar, Komü­nist Çin'insiyaseti hakkında Amerika'­nın, aldanmış olduğu .görülüyor. Şimdiye kadar ne yapacağı biıünmiyen bir Sov­yet Rusya vardı. Şimdi- Tibete girerek Hindistanı tehdit eden, Kore'ye saldıran bir .komlin'ist Çin zuhur etti. Amerika'yı Asya'da tek basma tutabilir ve Sovyet Rusya'yı başka yerde serbest bırakır.

Almanyasız bir Avrupa'nın, Japonyasız bir Asya'nın, bu kuyvet muvazenesizli­ği içkMe, müdafaa edilebileceğini san­mış olanlara ve hâlâ da sananlara şaş­mamakmümkündeğildir.

Kore meselesi bir yatıştırma devresine girmiştir...

Yazan: INecmeddin Sadak

2)1 Kasım 195(0 tariihli Akşam'dan

Birleşmâş Milletler kuvvetleri Mançur-ya'dan kopup gelen soğuk rüzgâhlara karşı, kar altında gizli türlü tuzaklar üstünden bin zorlukla ilerlemeğe çalışır­ken Vaşingtonda siyasî faaliyet en çe­tin dereceye gelmiştir.

Bir aralık Kore'ye akın etmiş olan ko­münist Çin birlikleri tekrar hudut geri­sine çekilmişler ve bu yüzden harb gene durgımiaşmıştır. Fakat Cin hükümeti, geçen hafta Birleşmiş Milletlere gönder­diği notada, Çinli gönüllülerin, Koreyi Amerikan İstilâsından kurtarmak için kendiliklerinden yardıma koştuklarını tekrarlamaktan çekinmemiştir. Amerikan siyasetinin hedefi. Çin'le har­be tutuşmaktan mümkün olduğu kadar kaçınmaktır. Böyle bir harbin dünya içjin en büyük felaket olacağınıaçıkça söyle-

yen Amerjka Dışişleri Bakanı bir yandan komünist Çin'e en kesin tem-nati ve­rirken, diğer taraftan frarb-ihtimali kar­şısında en sert ihtarları da esirgemiyor. Bu nazik durumda Amerika'nın siyasî faaliyetni güçleştiren başlıca" unsur, iç politika mücadelesidir. Vaşongton'dan muhabirlerin yazdıklarına göre, M. Asheson'a karşı hücumlar hiçbir zaman bu derece aşırı olmamıştır. Yalnız mu­halefet değil, Demoikrat Parti içinde de dış siyaseti tenküd edenler ve bakanın Çekilmesini isteyenler çoğalmıştır.

Amerika efkârında ve basınında beliren hiddet ve şiddet havası, -gittikçe artan tenkitler ortasında hükümetin dikkat ve itidal siyasetiyle harbi önlemeğe çalış­ması cidden güç bir iş halini almıştır.

Komünist Çin'in 'Kore hakkındaki ka­rarı ve yarınki hareket tarzı henüz bîr sırdır. Hudut boyunca toplandıkları- gö­rülen Çin kuvvetleri yeniden taarruza geçecekler mi, yoksa Mançuryayı mü­dafaa etmek kaygısında mıdırlar? Bu, henüz bilinmiyor.

Buna karşı Amerika'nın siyaseti şu ola­cağıanlaşılıyor:

Amerika'nın ne Kore'de, ne Çin'de, ne de Asya'nın herhangi bir toprağında gözü olmadığını. Birleşmiş Milletler kuv­vetlerinin Kore'den öteye geçmeyecekle­rini ve Mançurya'ya ayak b-asmıyacalr-larını resmen temin etmek. Bundan baş­ka, Çinliler, Kore - Çikı hududunu çizen Yalu neîıri üzerindeki büyük elektrik tesislerinin Amerika'nın eline geçme­sinden ve Mançurya'nm elektriksiz kal­masından korktukları anlaşılıyor. Çin'e bu hususta da teminat vermek ve hattâ

Kore ile Mançurya arasında tarafsız b-ir bölge yaratılmasına razı olmak. Bu son nokta, bir Çin harbinden kaçınmayı Özleyen ingiliz siyasetinin bilhassa üze­rinde durduğu bir tâvizdir. Bütün bu teminat tesirsiz kaldığı ve bunlara rağmen komünist Çin Kore har­bine karıştığı takdirde Amerika Çin'le bir harfoi de göze almış bulunuyor. image002.gif15 Kasım 1950

Bonn :

Seçim mücadelesi müinasebeitiyle yapı­lan bir toplantıda dün söz alan Sosyal Demokrat Partisi Başkam Dr. Kari Schumacher, escümle şunları söylemiş­tir:

«Oyunuzu, koalisyon hükümeti partileri lehinde kullanırsanız, herkes Alınan milletinin tekrar askerileştirilmek le­hinde olduğunu anlamış bulunacaktır. Halbuki oyunuzu muhalefete verirsenitz:, Almanya'nın her istenilen şekle girme­diğini dünyaya ispat edeceksiniz.

Almanlar, kemlilerinden istenen feda­kârlıkların mahiyetini anlamalıdırlar. Tekrar gözden geçirilen işgal statüsü­nün yayınlanması meselesine gelince, bu statünün tamamen iptal edilmesi lâzım­dır.

Sarre meselesinde, hükümetin daha müstakar bir siyaset takip etmesi ge­rektir».

Diğer taraftan,' Liıberal-Demokrat Par­tisinin muhitine tertip ettiği toplantıda söz alan federal Adalet Bakanı Dr, Thomas Pehler şöyle demiştir: «Almanya, 1870, 1914 ve 1939 harple­rinden mesul değildir.»

25 Kasım 1950

Bonn :

Batı Almanya Başbakanı Konrad Ade-nauer Alınanlardahürriyet duygusunu

uyandırarak onları Avrupa müdafaasına daıha fazla bir istekle fiilen katılmaya sevkedeoek bir güvenlik anlaşması ya­pılması hususunda Batı müttefiklerime başvurduğunu açıklamıştır. Bu anlaşma şimdiki işgal statüsünün yenine geçecek ve resmî barış anlaşması yapılana ka­dar yÜrürlüKbe kalacaktır. Ademuer bu güvenlik anlaşması tatlbıiıkinden maada ayrıca komünist tecavüzüne karşı kuru­lacak Avrupa müdafaa, ordusuna Al­manya'nın ne miktarda bir kuvvetle iştirak edeceğini tâyin edecek tarafsız bir komitenin de kurulmasını istediğini söylemiştir.

28 Kasım 1950

— Waşinıgton :

Müttefifk yüksek komisyonu Alman Fe­deral Hükümetini hür devletler camiası­na sokmak yolunca bir adım daha at­mış olmak için gerek Alman Cumhuri­yetinin ve gerekse alâkalı diğer hükü­metlerin, tekrar gözden geçirilmesini ar­zu ettikleri antlaşmaların bir listesin! komisyona vermelerini talep etmiştir.

Amerikan Dışişleri Bakanlığı, bu kara­rın geçen Eylûl'de NewYor,k'ta topla­nan Dışişleri Bakanlar Konseyinde alın­dığını belirtmiştir.

Müttefik yüksek komisyonunun bu tale­bine verdiği cevapta, Federal Alman Hükümeti, hudutları dahilinde tatbikini istediği antlaşmaların ibdtr listesini ha­zırlamakta olduğunu ve bunu yakında 'komisyona sunacağını bildirmiştir.

1 Kasım 1950

—Washington :

AtlantSte Paktı Üye Devletlerinin Sa­vunma Balkanlarımın Salı günü Öğleden sonra yaptıkları toplantıda Almanya'­nın silâhlanma meselesini 12 memleket . genelkurmay -başkanlarından mürekkep askerî bir komiteye ve Baıkan Yardım-cııları Konseyine sumuiknasmı kararlaş­tırdık} arı haber veriknekitedir.

Atlantik Paktı Savunma Komi-tesi Saîı günü öğîeden sonra çalışmalarına son vermiştir.

Gen-eral Marshall'ın nihaî tebliğin neş­rinden sonra nameni bir basın konferan­sı yapacağı bildirilmektedir.

— Washingtonı:'

Atlantik PaJktı Savunma Komitesinin son toplantısı netioeısirUde dün aşağıda­ki tebliğ neşredilmiştir :

Kuzey Atlantik Pakttı Teşkilâtı Savun­ma Komitesi Salı günü dördüncü döne­minin üçüncü oturuımunu yapmıştır. B.u toplamlıda Savunma Bakaniarı 1 Nisan 1950 tarihinde Savunma Komitesinin yaptığı konferanstan; b-eri Komite tara­fımdan alman kararları tasvip etmişler, her memleket tarafından verilen 'kuv­vetlere dair Askerî Komite tarafından ileri sürülen tavsiyelerde mutabık kal­mışlardır.

Bu suretle varılan anlaşma askerî me­selelere dayanmalkta ve incelenimsk ve nihaî bir anlaşmaya varmak üzere üye hükümetlere verileceikjtir.

Savunma Bakanları aeskerî talimi mü­essir kılmak üzere tatbik edilecek pren­sipleri tesbit ve her üye memleketin or­dularına müiteınnadiyen iyi talim görmüş

kuvvetlerin ithalim temni için alâkalı memleketlere bu prensipleri tavsiye et­mişlerdir.

Bakanlar, Kuzey Atlantik Bölgesi Yük­sek Müttefik Komutanlığı teşkilâtının münasip bir zamanda kurulmasını tas­vip eylemişler, Kuzey Atlantik Konse­yinin talebi üzerine hem tecavüzü fiafo-yecök, ham de Batı Almanya dâhil ol-malk üzere Avrupa'nın müdafaasmı ha­zırlamakta, mün-asip teminat tahtında Almanya'nın iştirakinin ehemmiyetini yeniden belirtmişlerdir.

Bu son günlerde cereyan eden müzake­reler esnasında Balkanlar, Birleşik: Ame­rika tarafından verilen piLâiüa Fransa Hjükümeta tarafından İleDi sürülen tek­lifi tetkik etmişlerdir.

Fransız teklifi siyasi sahada olduğu ka­dar askerî sahada da çok geniş mesele­ler ortaya atmaktadır. Buradan dolayı Savunma Balkanları bu, teklifin hükü­metler tarafımdan ayrı bir tetkike ko­nu olmasa kanaatini ileri sürmüşlerdir. Bakanlar, Savunma Komitesine sırnadan, şümuilü meselelerin' A:vruıpa''iım savun­ması için derpiş edilen birleşmiş bir kuv­vetin teşkili keyfiyetiyle bariz bir şekil­de alâkalı olduğu ve askerî teşkilât ve komutanlığın bünyesi hakkında başka, incelemeler yapılmadan nihaî kararlar almanın mümkün olmıyacağı kanaatini, ileri sürmüşlerdir.

Birleşik Amerika Savunma Bakanı top­lantıya başkanlık ediyordu.

Gelecek toplantının yeri, tarihi ve sa­ati General Marsüıaü tarafından tesbit edilecektir,

Bu toplantı, Bakan Yardımcıları Konse­yi ve Askerî Komite çalışmalarına son. verir vermez yapılacaktır.

Savunma Komitesinin 4 ün-cü dönemi sa­at 22.30 da sona erimiştir.

Plânı İdaresi arasında alkltedilen anlaş­ma mucibince, memleketin iktisadi kal­kınmasına tahsis

Bugün, kuilanülm asına müsaade edilen S milyon liranın 2,5 milyonu ziraate açı­lacak yeni arazide istimal edilecek teç-.hizat ve makinelerin, temini için ayrıl­mış buî ummaktadır.

2 milyon lirası da, şi'mıdiye kadar bir kı­sım ziraat msıkineleri temin .etmiş olup bu kere &kim ve sürme vasıtalarım ta~ mamiaimalk ve makine1;!eiŞtirmeik Ihitiya-ciıttda olan çiftçilere, MarshaÜl Yardumun-

dan malzeme teımini için, üîır&di olarak v&rilecekjtir.

Geri kalan 3,5 milyon lira ise, Marshall Yardımı dalârlariylle tıennân edilemiyen malzemenin mulbayaasmda kuıllanıiaıcak kredilere taihsisedilecektir.

24 Kasım 195»

—İstanbul;

İktisadi îşlbirliği İdaresi Türikiye İcra, Komiıtesi Başkana Orta Elçi îkrsısel H. Doıt, beraıberiiide eşi oAduğrı halde bu sabah saat 10 da uçakla New-york'a müteveccihen şehrimizden ayrulmıştır.

Dalton'a göre plân şimdilik ancak uz­manların anlaşmaya varmasını mümkün kılmıştır. Hükümetlerle parlâmentonun da 'bu mevzuda bir anlaşmaya varması gerekmektedir.

Dalton, 6 hükümet yüksek idareyi yani müşterek teşebbüsü ihdas edince İngiliz hükümetinin bu yüksek idare ile ne şe­kilde müzakerelerde bulunulabileceğini tetkik edeceğini belirtmiştir. Belçika MuraMıası Mootz, bazı tenkitler­de bulunarak bu teşkilâta dâhil olan bir memleketin teşkilâttan ayrılmak istedi­ği takdirde ne yapması gerektiğini sor­muştur.

Mootz, meselenin sadece içtimai değil, aynı zamanda siyasi olduğunu belirtmiş ve Flaman maden ocaklarının yeni, hal­buki Walor.yadakilerin ise eski ve yıp­ranmış olduğuna işaret etmiştr. Mootz, sözleme son verirken bu büyük sınai inkılâbm Avrupa'yı değiştirebilece­ğinden ve Avrupa işçi seviyesini yük­seltebileceğinden bahsetmiştir.

24 Kasım 1950

Strasburg:

Dün bütün gün toplantılarına devam e-den Avrupa Istisari Asamblesi ancak özel ihtisas makamlarının kurulması ve statüde ıslahat yapılmasına ait Umumî Meseleler Komisyonu raporunu, bazı ta­dilâttan sonra büyük bir ekseriyetle ka­bul ettikten sonra dün gece saat 22 de

Strasburg:

toplantıya son vermiştir. Fransız DışişleriBakanıSchuman bu sabah Avrupa asamblesindebeyanatta bulunarak Fransa'nın, Alman birlikleri­nin de dâhil olduğu bir Avrupa ordusu­nu nazarı itibara almağa hazır olduğunu söylemiştir. Dışişleri Bakanı şunları ilâve etmiştir:

Almanya'nın emniyeti bahsinde bundan başka bir hal çaresi bulmak mümkün değildir. Millî bir ordu kurması husu­sunda Almanya'ya müsaade etmek Do­ğu memleketlerinin muhalefetini tahrik edecektir. Muhtelif memleketlerin ve­receği birlikler Avrupa ordusuna ithal edilince yeni bir dünya ihtilâfı ortadan kalkacaktır.Avrupa,çelik ve kömür

sanayilerinin müştereken kullanılmasını istihdaf eden Schuman plânının, iktisadî bakımdan gösterdiği aynı durumu aske­rî bakımdan da kabul etmelidir. Fransa bütün gücüyle siyaset, iktisat ve askerî, sahalarda bir Avrupa birliğinin tahak­kuku için çalışmaya karar vermiştir.

— Strasburg:

Avrupa Konseyinin bugünkü oturumun­da ilk sözü alan Türkiye Delegesi Os­man Kapani ezcümle şunları söylemiş­tir:

Geçen yaz mevsiminin nazik günlerinde, bütün Türk milleti yekvücut olarak te­cavüze karşı ayaklanmıştır. Kore'de kızılların hücumlarına cesaretle karşı koyan Türk birlikleri kütle halin­de milletimizin şerefli itimadı ile destek­lendiklerini hissetmektedrler. Bu hususta çok manalı br hâdiseden bahsedeceğim. Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar Büyük Millet Meclisinde yaptığı demeçte Birleşmiş Milletlerin davetine icabetle Hükümetin Kore'ye derhal as­ker göndermek kararını aldığını bildir­diği vakit bu sözleri karşılayan sürekli alkışları hâlâ işitir gibi oluyorum. Bu suretle Türkiye Birleşmiş Milletler camiasına bağlılığının nıüsbet delillerini ibraz etmiştir. Şimdi Batıdan ancak mü­tekabil teminatlar beklemektedir. Bu Asamblenin bazı üyelerine hitap ederek kendilerine şunu soruyorum: Bir ıkomünist kuvvet tarafından boğaz­ların kontrol edilmesini kabul edecek 'misiniz ? Bu kuvvetin birden bire Yakın Doğu, Süveyş Kanalı, size sıkı sıkıya bağlı bulunan Denizaşırı memleketlelre en seri münakale yolları üzerine çökme­sini kabul edecek misiniz ? Diğer meslekdaşlarıma da hitaben şun­ları söyliyecsğim:

Günün birinde Berlin ve Stokholm. üze­rine kızılordu dalga halinde ilerlerse bü­tün milletimin, bütün Türkiye'nin, - bu yeni tecavüz umumi bir savaşın işareti olmasa bile - mücadelemize katılacağını ifadede milletimin azmine tercüman ol­duğuma eminim.

Bu münasebetle sizlere memleketimin uikdesini teşkil eden bu mesele hakkında bir kaç kelime söyliyeceğim. Memleke­tim Kuzey Atlantik Paktını imza etme­miştir. Bu anlaşmaya iştirake davet e-

sini bu Asambleden istemek niye­tinde değilim. Bu teşkilâta otoritesi hâ­kim olan memleketlerden birinin burada hazır bulunmadığı sırada bu teşkilâttan bahsetmenin faydasızhğını takdir ediyo­rum.

Şu mukayeseyi yapmak cüretinde bulu­nacağım: Asamblemiz, şüphesiz oybir­liği ile kominformun feshini tavsiye e-derse bu arzunun müessir olacağını kim ümit edebilir? Türkiye'nin Fransa ve İngiltere'ye askerî anlaşmalarla bağlı olduğu muhakkaktır. Atlantik Paktının Akdeniz teşkilâtlarına iştirakini kabul etmekle anlaşmaların metninden ziyade ruhuna bağlı olduğunu ispat etmiş ve Asamblenin bu anlayışı göstermesi ar­zusunu temin etmekte bulunmuştur. Bununla beraber size hatırlattığım At­lantik Paktına dâhil olmamız bizim için fevkalâde ciddi bir keyfiyettir. Bundan dolayı bir Avrupa ordusu projesini ha­raretle karşılıyor ve bunun tahakkuk etmesin; istiyoruz. Avrupa, ordusunun teşkilinden memleketlerimiz işbirliğinin en bariz bir delilin; görüyoruz. Bundan dolayı bu ordu hakkındaki düşünceleri­mizi size tasrih etmek istiyorum. İlk tahlilde bu orduyu, ilk tecavüze uğraya­cak milletin imdadına yetişebilecek bir kuvvet olarak görüyorum. Tecavüze uğ­rayacak bu millet ister Türkiye, ister Yunanistan, ister Berlin"in cesur halkı ister İsveç olsun.

Bu kuvvetin aynı zamanda ve bilhassa Yakın Doğunun emniyetini temin etmesi lâzımdır. Bu suretle hareket diğer At­lantik Paktı devletlerinin ve kendilerine, bilhassa bağlı bulunduğumuz Fransa, İngiltere ve Birleşik Amerika'nın derhal ve mutlak mukabelelerini beklemenin .teminatını teşkil edecektir. Osman Kapani'nin bu demeci, sürekli al­kışlarla karşılanmıştır.

- Strasburg:

Avrupa Konseyi toplantısında Osman Kapaniden sonra söz alan Ankara Mil­letvekili Arsal meslekdaşmın izahını desteklemiş ve süratle kollektif bir mü­dafaanın teşkili lüzumuna ve Avrupa'yı tehdit eden tehlikeye Asamblenin dikkat nazarlarını çekmiştir. Arsal, medeniyet ve milletler hürriyet­lerinin müdafaası için acele olarak bir

Avrupa ordusu teşkili içn Asamblenin hükümetler nezdinde ısrarda bulunma­sını istemiş ve demiştir ki: Atlantik ve Akdeniz'in yekvücut olduğu hiç 'bir zaman hatırdan çıkarılmamalı­dır. Biri feda edilirse diğeri muhafaza edilemez. Karar size aittir. En fazla teh­likeye maruz memleketlerin temsilcileri sıfatı ile vazifemiz bu tehlike üzerine dikfeat nazarlarınızı çekmektir. Tehli­keyi devletler arasında yapılacak siyasi müzakereler ile berttaraf etmek istemek safdillik olur. Bu tehlike ancak gereken kuvvet ve savunma tezahürü ile önlene­bilir.

25 Kasım 1950

— Strasburg:

Avrupa Konseyi 7 muhalif, 19 şekimsere karşı 83 oyla bir Avrupa Ordusu ihdası hususundaki karar suretini kabul eitmiş-tir.

27 Kasım 1950

— Strasburg:

Avrupa İstişare Meclisi çalışmalarının sona ermesi üzerine Türk Heyeti, Asam­ble tarafından kabul edilen muhtelif ta­sarıların tanzimi işiyle uğraşmak için yeni komisyonları seçmek Üzere Cuma gecesi toplanan daimî komisyon karar­larına muttali olduktan sonra Cumartesi günü Strasburg-'dan ayrılmıştır. Türk Heyeti Başkanı ve Strasborug A-samble Başkan Yardımcısı Suat Hayri Ürgüplü Avrupa Tarım Birliği projesini halledecek komisyona da üye seçilmiş­tir.

Cihat Baban ise Avrupa Konseyinde temsil edilmıyen Doğu Avrupa memle­ketlerinin menfaatlerini gözetecek olan komisyonda vazife görecektir.

Ürgüplü ve Baban vapurla İstanbul'a dönmek üzere Cenova'ya hareket etmiş­lerdir.

Nadir Nadi, Ziyad Ebüzziya. Zeyyat mandalinci ve Osman Kapani Fransız Parlamentosundaki Türk - Fransız Dost­luk Grupunun davetini kabul ederek Pa­ris'e gitmişler ve burada hafta başında iki memleket meclislerinin çalışma me­totlarını incelemek gayesiyle görüş tea­tisinde bulunmak üzere yapılan bazı toplantılara iştirak etmişlerdir.

2 Kasım 1950

— Londra :

ingiltere Başbakanı Atltlee dün akşalm LıOU'dra'ııdia Ecnebi Basın Birliği Itana-fînıdan verilen ^iyaifettıe söz aJlareik, ko-ınmforim'u destekleyen ve soade «sulih tadcrirteri*» ve «fîu'lh korferansiarr* ha-zırlaıyanlıarı takbih etmiştir.

Slıeffield'ıde koımıMstl'er tarafımdan ter­tip edilen «Suüı Kongresi» ibazı îaigiliz gazetelerinde yoruımlıana yol aıçsmıştır. Muhafazakâr Yorkishine Post Gataeltesi bu hususta şımlain yazimJalkîtaldir :

Başfoıalkan Aîitloe'nim, sozcl'e «Suîh Kong­resi» îıaMkanda söyledi|l nuıtuik Inıgilite-re'Ğe eok iıyd karşüıanmıştur. Kjongrenîn gayeleri şuoıl'ardır : Hür m'illıetljerto, İfi-acira-eiini. bıilandırimalk <ve yeniden sllâh-laaım'alannı önleimek. Kbffninforım'mı !bu husmstaikâ emirlerii aritılk şüpheye ma­hal

Hiirriyeitli ve ibaraşı Ikoruımıak için "en Siyi yol çok [kuvvetli ve haîklamnuzın tmti-ıdafaası için sıkı surette birleşmiş ol­maktır. Bu suretle Kr-emMö; bugHinlkü poliMkaısiyie lıiiç hır şey Skasaraaimııya-cağını

13 Kasım 1950

Dışişleri Balkanı Bevîn, ibugüm Avam Kajmarasınıda vendigi ibeyanatta Aîımıaaı-ya meselesiniin. görüşülim.'esi anafks'adiyle toîr Dörtler Konferansı fcoplanm'ası' yo­lundaki Sovyet teklifinsin «fkabul ıddifl-ımezK> olduğunu söyliyıereik redıdetmllş ve fafcat Inıgtüttere'nıin isoğnik îtıaırlbe mühıayelt verilmesi için yapılacak her samimi te-

ü nıaaan liltilbara ajlmıaıya'daima ihazır oldıuğunu .belManiŞitir.

ıBevin'in 'bu beyanatı, ^Sovyet nıotaısı haJkkmda înigüRtere Bukıümüetlinlin iüfc resmî tefsiriıni tfceŞklâ . etmektedir. 'Sov­yet notaisı, Doğu Avrupa Dışişleri Baikamilainiıın geçen'leridie <d'a yaptıtkliaırı itoplaınttıda İleri sürülen ttekTdflerıe istinaden yeni bir Dörtler Konferanısı yapılması fükrini ortaya at-ımakîtadır.

İS Kasım 1950

İngiltere Dışişleri Batkaını İErnest Be-vin'in 1;93'6 ta-nühli înıgiliz - Mısır Mua-îıedeısıLne ıson verilmleısiniı isteyen Hıral Faruk'un nutku haklkmidıa Pazartesi 'gü­nü FaTlamenltada 3 suale cevap vermesi

Muhafazakâr Partiye ıröensup 3 Saylav bugün soracakları sualleri ibildirmişler-t,l i ' L

llister '.Somerset Hükürnetiten «İM tarai-fı 1956 tarihine kadar Ibağlayan 1936 tartiiMi Ingilıiz - Musir Muahedesi hak-kında teminat felteyecekıtir. Zira Mısır Parlâmentosunun alçılısında okınnıaa Ki­ralın nutlcuıılda İngiliz kıt'alianann Sü-vıeyş Kanal Bölgesini kayıtsız şartsız tahliye etirmesi iîssltenıınıiştîır. iMr. Dad-es Samananis ise Dışişleri Baka­nının M.1S1T iHiükümeti Kanal Bölg1es(indeM irugilLz îtıfafemam ıderhal çekilmesi ve İngiltere'nin Suıdan üzeniınideki hak-lannıdasn vazgeçmesi yolumdakli Mılsır Hükümeti 'talelbinıe verdiği veya venmek niyetinde olduğu cevabın mıeıtnSiniiste-

Niögel FSisher ise lnglsHüikıüimıefbiiıîn. Kanal BöKge&ünidıe:askerlıeiıiiıitutanak hususunda menfaalti ibuliimlduğ-unu ' Be-v-in'in Mısır Hükümetine iaçıtoca billdi-rip bildinmeyteceğıiıni soracaMıır.

— Londra :

"•z Dışişleri Bakanı fBevtn, Ara3ılk ayında Federal Almanya'yı ziyaret ede­cek ve Batı Almanya'dai Müttefik Yük­sek Komisyonundaki dJnıgUM'z Yüksek Kdınıiserirain misafiri olacaktır.

20 Kasım 1950

—ı Londra :

Bugün Avaım Kamarasında demıect'e bu­lunan Dışişleri Bakanı Berin, İngiltere Hüküm'etifiım Suldato hakkında vaziyeti­nideğiştirmekniyetindeoltnaidığTiıı

söylemiştil1.

— Londra :

Dışişleri Baaknı .Emest Bevin, fouıgfUn IceaSüsaini alkışlayan Avam Kamarası huzurunda İngiltere'nin Süveyş Kaıııa-lı Bölgesinden kılt'alamnı çekip Orta Doğu'yu müdafaasız bıralkmafk riiye^ tin'de olmadığımı söylemiştir.

ingiliz kuvvetlerinin geri alınması hak­kında Mısır Hükümetinin talebi kar-şısınida, Mir. Bevin, Ibu 'm'es'eleinin sadmece ingiltere Üe Mısır'ı alâkadar etınıedağfim belirtmiş, «fakat 'asıl fmesele diğer memlieikıeitlıeriın gtivenHIk vıe listjlkiâldıdiir» diyerek şöyle d&vaim etmiştir :

Eu memlekeltlîere ve laiyni' laaımainlda Avam Kannaırasıaua şunu teman ederi-m ki, Ingâloiz Hükülmöti bu bölgenin veya diğer yerlıerin Ihür ni'ermlıe'kieftl'erinin gli-venliğini, luzıımisiüz yene bozacak yevıa Orta Dogu'yu mü'daifaıasız bınakaoak bir tedbire ne meyıdan verecek ve ne de böyle bir harekelt tarzını IkaJbul edecek­tir.

ecen hafta Mısır Parlâmentoıs'unıun açı­lışında Başbalkaaı Mustafa N-ah'as Paşa,

Mısır İSe Sudan'ın Mısır tacı altında bıo1-leştMl&neleri husuısunıda1 -VaJftçı Hükü-înetin talebini de Seri sünmüştü. Bu nokta hususunda B^vin «ıSudan'a gelin­ce, hu meımlekelt son S'eneler zajrfınıda siyasi, içtimai ve üktisıadd sahada çok ilerlemiştir. Buttianm önüne g&çilirse ol­dukça feci olur» demiştir.Dışişleri Bakianı 'Hükümetin Mı­sır'la oianı tu ittıtilâflaırı dbetane es:as-Sar dâJhilînde hal edeceği ümidinde ol-ıduğunu ve müzakerelere 27 Kasını'da Mısır Dışjsşlierî Baikaînımn Londra'ya 'ıgelmesi ile devaım «dıiQıeoeğini; ibü'dîırimîş-tir. FaJkajt 1036 ainltliaışimasünida (mevcut 'Süveyş KJaıi'alı BÖIıgesînli însgil'iz ask&r-HerS, 'île tmiüdaJfaa ve Mısır'da ûsle-r kur-;ma Ihusıuısundaiki şartların ancak karşı-ılıklı rıza ile değilştiri!lım.eiSi husuısunjda Hüklüim'et kesin bir kaanar lalmıştır.

Sevim «îngıüız Hükümetinün tavrı dıe-ğişniıeyeceik ve hulasaten Sud-an'lTlar, vakti gıeliince kendi gelecekleri hakkımda serlbektoe karrar verecekleridir» ıdemiştıir. B'evim Büyük Brmtıaya'nıın Mısır'a sa-llâJhlı kuvvetlerinin teçMz ve itaüiımînjde yarlim ettiğini belintımiş ve söalerdne devaJmla, înigiliter'e'ınlin, keii'di kuıvvetlerd-nln ve îm^a'raitorîuk camiasına, dâhil milleltlerlıe Kuzely AJtlantffiî Pakltı mSijt-tefİLkierinin !ilh.tdyaelıarı rüçbasnüı olma­sına nağımen bu yardımın d'evalm. edece-

Bevin, Müsır'da İngiliz kıt'ıalarının sulh 'devrinde bulunm'aısı «millî hâkiilmiyeit ve istiklâl prensipleri ile tanıamen kab'ili ■ teliftir.» - Orta Doğu'nun diğer memle­ketleri de ayni şekilde işbirliği edebi­lirler»diyerek sözlerini ibitlrmiştir.

22 Kasım 1950

< 'Londra :

Bevin'in ingiliz - Mısır münasefetleri hakkımda Ajvaim Kaimarıaısınıda verdiği demecin tam ım:etni laişağıdaJdır : Her iki ınıeımlekettân Parlâimienitol'arı ta-rafmdian tasvişp edilen ,1936 Anltîiaşmjası îkaırşılıklı 'muvafakaıt olmaidan Antl'aş-'manım değişıtiT'ilım'esi ve yeniden g"öizıden geçirilmesine daür hiç Wr hüküm iMirva eftimemelktediır. Maimıafâlh -ingiliz Hükü-ımelt'i Mısır Hükümeti iî-e (bür (teltMk ânı-İkânım müzakereyi arzu etmiştir. İngiliz Büyükel'Çisi ile Mısır Hükümeti arasın­da -bu yaz müzakereler devam etmiş­tir. İngiltere HükOmeti M^sır iî;e askıda kal'an ühtilâiflıarı iki memılıeteet arasınlda uzun zaman'danber'i ımevcut dostluk ananesıi çerçevesi içimde, etşüt şartlar atoda ve Mısır'ın hükümranlık ve bağım­sızlığına hürmet 'esası üzerine üıallıet-ımek arzusunu beslemiştir, 'Her türlü aınılaşmaızihğı ve gıüçülüğü saydığım pren­sipler dâhiMind'e bertaınad: 'etmek maikısa-diyle heır iki Hükümet savunma mıesele-larâ hakkınida uzun zaiman'dianberi te­masta idiler. Bu müzalkerelende, harp zaimamıaıda Orit'a - Doğu'nun savunması halkımda hiç Mr prensip ihtilâfı çıkma-'mışltır. Bunun için 've AınltlıaıŞnıa muci­bince bize düşen vecibeler dal'ayısiyle, ftnıgiltere Hükümeti, Mısır ikuvvet-terinin talim ve Iteçhıizi için Mısur Hükümetine yardıma devam etmiştir. Bununla bera-iber, ıbizlm Icendii kuvvetlserimâBin, İngi­liz miûeitlıer topluluğu fcuvvıetlıerinıin ve araımiada saivunma anıla'şmıaîara mevcut Kuzey Aıtlanltıilk cânüası memlelk'e.tlıar kuvvetleriıniiıiı ihtiyaçlan daîna önoe gel-mellildi'r. Faîcat lnıg>ilii!z Hükümıeti Ibu ba-kım'dan, Mısır'a ve diğer bazı snıeaxılıe-k'ettere bu yardimi reddeitimiek Antlaş­ma vecafbeîerilmize aykırı düşer. HalledlÜl'mıemâş olan gtiglıüJklier, söfyOıekli-ğiim --giM harp zamıaranda ilttühaz edile-celk harelkeıt h'altitmidan d'eğll daiha ziya­de bafrış zalmlaınjunidaik'i saivuınlm'a îtedbir-îerii ımösel-ejsüuden ilerd 'gıeümelkitedir. Mı­sır IHülMiimetti, 'bütün İnıguüz taiavve^erî-nliln baruş zamanunlda Slüveyş Kanalı en çetkilmeleılini ilsıteidiğirni bil- ,Barış zaımanınlâa savunma tedbirleri prenls^lbî .bütün Ealtlı idıevîıetler taraıfuDdiaın ücabuil 'ödHImlş olup, ımlliî ba-ğllmsızlıik; ve İMikiülmiranlıik aolıaiyışma1<da, tam'almen uygunidur. Orta iDoğunun di­ğer mönıleıkıetleri bu yolda üşlbirlği yap-

'Baıhlis konusu olan sadece İngiltere'­yi iT.gaienido.rm IMr ım:esele değildir, baş-kaı raemlielketlıerAn güvenlEk ve bağım­sızlığı :dJa 'm'övzuulbaihisrtiir. Avam Kama-îiaismı olduğu gibi ?bu ımıömlefkettleri de temin 'efderinı M. îngiliz Hüiküm'ötii, Orta Doğu'yu imüdaf aalsiK bıralkacaik veyahut itaüiç lüzuımu ıydkfcen bu böl'g'edeki veya­hut ıbaska yıerlerideitoi hür ve (dbsıt meon-lelketlerin giiiıvenliğ'iın.'e zanar getirecek h'içbir harekette . bulunmak veyahut herh'atnıgti b'ir1 tedlbiri kaibul etımek nıiye-tinedd'e -değindir.

Sudan'a gaSnoe bu Snıeanlelkât son sene­ler iiçin'de siyasi, içfenaı ve Skıtıis'aidd sa-

ihaianda büyüfk İlerlemelere S'ahne ol-;mu^tuır. Bu ilerlemem eleri deviırmök feci oStun. Su'dan'lıl'arm fkenıdü mulkaidderat-larını tâyin etaiieleri doğru olur.

Güçlüklere rağ"men Mısır'la olan ihtilâf-■laırmıızı :dostane ve âdilan'e )bir şekilde ve işaret ettiğim unlsurlaırı gözönıünde tutarak halleıdeceğijm^e dair ümüdümi fkaıybetimiş değîülım. Musir Dışişleri Ba­lkanı önlümüzdeiki hafta Londra'yı ziya­ret '©deoelkttir, bu bize aneseleyi müna­kaşa 'efcmieik fıreatmı verecektiiir.

i Londra :

Başibakaaı Atftlee, bugün Avafnı Kaiina-raJsmida verdîığti bıeyamatta İngiliz Millet-îer Topluluğu Bıaşbaikanlairuıın Müllet-ıleraırası vaKiyetl görüşmek üiz'ere Ocak ayı Ibldayetdn'de Londra'dia toıplanacaık-'lıarını bildinml-şttlT.

Oün'ey AMka ıBalşibaikanı Dr. Daniel Malan, geçindiği rahatsıtolıikîfcaEti' dolay: tou k'onfraınsa liışifârajk edemîyecekltif. ıKonfıeransın: 4 Ocaik'ta başhyacağı ve tt'ater'ilben 10 'g*ün süreceği sanılinnaıkita-ıdır.

23 Kasım 1950

—> lionidna :

Hollanda (Kırali'çeöi Juıllana üle Prens 'Bernfaand dün akşam Lonidra'daı Kıra-1 A'litmcı Georlgıes ile Kıraüıilçe Elizaibetih şerefine bir ziyaifeit vermlşl'er'dljır.

Balsım muhabirleri ziyaf etin samümi bir haMa iiıgnöe -geçUğitoh ve hiçbir nutuk verüimediğıinii M'ki'iınmjekffceidirler. Bundaın sonra ımiB:aıfiir Kıral ai'leısâ Hü-iküm'eit tfcaralfınidan verilen bîr resmi ka­bulde bulunmuşlardır. Bu 'kabul res­minde Attlee, B'evin ve Ohurchill de ha­zır bulunmuşüardıır.

Bu sabah Kıraliçe Juliana ve Prens Bemhand Avam Klaımarasmı g'eamişl'er-dir.

28 Kasım 1950

—• Lon'dra :

İkanaaltirae göre Mac Art-hur'ün arzulsu Mançurya üslerini bom­balamaktır. İngiliz 'asik'eırî şahsIiyeıtlıeiV nün eheımmiy'Sitilli1 bir tkıslmı IbÖıyle bîr harielkefcin 'lüızuı-munu kaıbul ed'erllerse deimage003.gifpalıltükaçıliasrın tmna yanaşmıayacaiklairı sıamılmaflcit adır.

— Londra :

Altı saat süren müzakerelerden sonra Avam 'Kamarası İngiltere festivalinin Pazar gün/ü de açık kalması hususunda verilen takriri 134 e karşı 3®9 oyla red­detmiştir. "Üyeler, parti siyasetine göre değil kendi kanaatlerine göre oylarını verimişlierdıir. Festivalin bahçe 'Vesaiır gabi kısumlaTi Pazar günleri açık kala­caktır.

—- Londra :

BeVİn'i talkiJbeın bulgunAvaımKamara­sında öğleden, 'sonra demeçtebuluman Edenezcıüimleşıınllari Biö^lemiŞtir : «Uzaik Doğrudaki vaziyetin valıani'et'i ne olursa olsun, vaaiyet daha ziyaıdeAvrupada nıugiLalk ve 'en'dişe venicidiır. Bir ölüm tehlikesi ibizi tehdüt leibmeıktediır.»

Eden Sovyet Ruisya tarafınıdıan jlstenüten Dörtlıü Konferansın toplanmasının le-Mude lbulun!m.uş olımaikla bera/ber, Kon­feransta 'ancak 'büyükter arasındaki anlaşmazlıkların görüşülmesi Iâzımıgele-ceğini, görüşülecek ilk maddenin Avus­turya Barış Anidlaşmıasa oliması ıgere&ftl-ğinî söyl'amlştijr.

UzakDoğuvaziyetindenbahseden Eden şunları ilâveelbmiştiilr : «iEone ve Tiibet'e Ikarı ğiriştiğ"imiız te­cavüz hareketi erinden sonra, Komünist Çin'inGıüıvıenlilk'KonseyineiştiraMni nıasıfi taVsiye ectebil'iria?» Eden Çin'in fou. harıekeitinıinaffedilmez olduğunubefliritımöşlfâr.


Fransa ile Amerika'nın arasın­daki kara kedi...

Yazan : Cihat Baban

21 Kasım 1950 tarihli Son Saatten

Bugün çıkıan Le Figasno Gazetesinin bi­rinci saMfesimde şayanı dikkat bir yazı var. Malûmdur ki 11 Kasım tarihini Fransızlar, 1914 - 18 Harbinim mütare-Ice günü olıarak büyük merasimle kut­larlar. O gün geçit resimleri yapılır, zafer âbidesinin, etrafını binlerce insan kaplar. Dükkânlar kapanır. Gerçi 11 Kasım 1918 den sonra, yeni 'bâr dünya harbi olmuş, haritalar değişmiş, dün­yanın manzası allak bullak olmuştur. amma1, bayramlara- meralklı olan Fran­sızlar, bu merasimden vaz geçmezler. İşte hu bayram münasebetiyle, Ameri­ka'daçıkan Ohicogo Tribüne Gazetesi Fransa'nın aleyhine Şiddetli bir yazı yazıyo'r, «Birinsi Dünya Harbinde, Fransızların imdadına Amerika yetiş­memiş olsaydı, Fransız askerlerinin yapacakları hiç bir şey yoik "jdi, ikinci Dünya Harbinde lise, ihanet yüzünden, Fransa kapılarını 'düşmanlara açtı, Fransız askerî döğüşmek İstemiyor ve iyi iasker 'değildir.»diyor.

Yukarda yazımıza başlarken mevzuu foahsettiğiımiz Le Fiıgaro'dakî şayanı dikkat yazı Chicago Tnübıme'nln ağır makalesine cevap teşkili eden yazıdır. Le Fig-aro, bu cevabında sert bir lisan kullanmıyor, hattâ, Atlantik ötesindeki, -dostları ürkütmemek için, yalnız müda^ îaada kalmayı ve biraz da boynunu bü-keretk konuşmayı tereilh ediyor. AmıeıV (ka&ı refifkine karşı da en kuvevtli delil olarak şu fikri ileri süriüyor. Fransa ile, AimerÜkia'nın arasının açılmasını komü­nistler çok arzu etımekteid'Mer. CMcagü Tribun'e Ibu neşriyatı ille komünistlerin 'ekmeğine yağ sürmektedir.

İşin asıl garibi, Atmerikalılar da Fran­sızların takip ettikleri politika İle Rus­ların ekmeğine yağ sürmüş 'dlmalarmı İddia etmökitedirler. Her iki taraf da birbiirine kaırşı layni ıtmacıyı çıkarni'ak-tajdır. Acaba, aralarından bu kaıra kedi niye geçti?

Almanya'nın silâhlanması dolayısiyle Fransa'nın takındığı tavır, çileden Ame­rikalıları çıkarmaktadır. Muhakkak olan cihet şudur ki, Amerika, Alman­ya'ya karşı hiç bir sempati duymamak-■tajdır. iEuna mukabil, yiıne Amerika kendi istükl'â^inin' kurtaniımaismda Fran­sız Lafayette oiUulannın yaptıkları hiz-ımete hâlâ mânnettardır. Bu ütiıbarla da ikinci Ciihan Harfemdenberi, Frainisız po­litikasının yosma edasına Seve seve göz yummaıktadir.

Fransa sinirli ve isterik bir fkaidm, gibi, Marshall Plânı mevzuundan .tutunuz da Rusya ile olan anünasetlerine kadar hiç bir meselede Amerika'yı memnun etmediği halde, 'daima omdan himaye ve dostluk beikl'emiştir. İşte bu müZ'iç şartlar ortasında nühayet âşık usanmış ve birdenbire patlamıştır. Eski Cumhur Başkanı Hoover irat etti­ği bir nutukta, Amerika'nın artılk Av-rupaya her türlü yardımı kesimesini ta­lep etmiş ve bu talebine sebep olarak da Fransa'nın, Moskof tehlikesine karşı gösterdiği ataleti İleri sürmüştür. Hoo-ver'e nazaran kuvvetli bir Avrupa or­dusu kurulun'oaya kadar, Aımıerüka ar­tık hiçbir şey yapmamalıdır.

Hoover Fransa'yı çok ağır itîıam et­mekten geri ıdurmamış, başta Fransa'yı kaydederek, «Avrupa nTiTlefrierinM, Rus istilâsına karşı dunmağa nijyettleni b-ife yok.» deımiştür. «Eğer Avrupa1 (devletleri barbar istilâsına mukavemet etmek is­tiyorlarsa bu arzularını ciıddî surette ispata mecburdurlar. Ancak bundan sonradır ki Amerika ken'diilerlin'e iyi ni­yetle yardıma koşasbilir;» «Avruipa Ame­rikalıların verdikleri vergil'erin arltık bir gıayya kuyusu oldukça, bu iış yalnız S'taÜfn'İn işime yarayacak ve Amerika'yı da zayifilataJcaKtır.» «iStalin'lin 175 fır­kasına karşı Avrupa yalnız 30 tümien laslkar çikarlmaklka-dır. 150 mlüyon lıuk Amerika Devleti, Sbalin'im 800 milyon­luk İmpaıraitorluğuna karşı tek (başına mukavemet edemez.»

Fraıtısa laleyhine döndüğüdür. Bir zaman gelecektir ki, Hükümet de bu tazylilke bıoyuaı eğaneğıe medbur ola-eaikitır. Frsnısıa eğer Allmanıya'ıdan çeki-niyor'sıa, ihülç oİTn;aJz!sa elili fırkalık bir kuvvet hazurlaimak zorunldaıdır. Böyle bir kuvvet Almanya'yı lıa bugünkü şart­lar jiçinide Öfturlduınutr.



Avrupa minıeitleriinm barbar istilâsına karşı -mukavemet izleriL ancıak Alman-ya'nuı ıda îbu cepheye iltihak etmesi ve onun da silâîılanmalslylıe mümkündür, (halbuki Fransa, ortaıda Rus tehlikesi [mevcut İken bile1, böyle bir işe yaıniaş-mamiaîEîlta ve âdeta Amerika'nın m!iyet!i ile aîıay e'tımekıtedir.

(Füühalkıüka Miater Hoover'in sözleri, Anuerûfca HükUmetimn naktai nazarana tevafuk etaneımelkteıdür. Bunurila benaiber, muhakkak oüan bir şey varsa, o ıda Amerika efkârı umttml-yesinin,gltt gilde Avrupa ımiü'etierlVe

Eera bunu yapmiaimak, yani ke.nıdi 'öm-nâıyeitinii itelsEls ötlmıemıek, hem 'de ımü^te-rek dâvayı mıüldaifaa edecek başka kuv­vetlerdin doğmasınla SimOtân verimemek ak'lm alaoağî şey değ-ildir, bunun da aidi iamıcalc bûr yolsma polütikaısıdır. Siste, yukar'dıa söyleldiğriımiz g-iibi Chicago Trlbunje !Gazet.esânî ide sliiırlendiıren bu­dur. Ve düniya olaylaıri'iıa! şöyle bir yu­kardan, bakıl'aıcalk oiluırsa, barbar tehlifeesi karşısımda, Avrupa devletlerinin, bir takıım Bizams m!ün:alkaişaHajrîyle vakit geçi'ndiklterî ide Mkâr ıeıdıilıemıez. Rus ftanklarmı parlaık nutuklar dumdurajnı-yacağı ilcin, Amerika, haklı olarak Fraınısız bjltalbetline kısmakta, veı ibur. yüaden de idemokıüaısiLer cephesi üstleni­len sürait'Ie ikuıweitlenem.em'ektıedir.


Türk - italyaniktisadi müna­sebetleri...

Yazan: Abidin Dav'er

14 Kasım 1950tarihliCumhuriyet'ten:

İkinci Dünya Harbinde, Almanyanın liderlik ettiği Mihver dertleri cephesin­de mağlûbiyeti ilfc kabul ederek Mussolina'yi faşından defetmek suretiyle 1943 Eylülünde kayıtsız şartsız teslim olan İtalya, harbe ıgiren Avrupa devlet­leri arasında, .en çabuk kalkınan memleket olmuştur. Bunu, son seyahatimde bizzat müşahede ettim. İtalya, hanbden Önce de Mussolini'nin gayreti ile ilerle­me yolunda kuwetli adımlar atmıştı. Fakat Faşist diktatörü 1940 ilkbaharın­da Fransanın süratle yıkılarak saf dışı olması ve îngilterenin yalnız kalması üzerine, kansız ve ucuz bir zaferle Ro­ma İmparatorluğunu ihya etmek hülya­sına Kapılarak 'harbe girdi. Bu, îtalya-ya çok pahalıya malolduğu gibi kara-gömlekli ve kara 'bahtlı diktatör de ha­tasını feci ölümü ile ödedi. İtalyan Milleti 1943 Eylülünde mücade­leden vazgeçmiş olmasına rağmen, üıarb denilen ejder, onun yakasını bırakmadı. Hitler ve ona sığınarak 'bir faşist cum­huriyeti kurmağa kalkışan Mussolini, Müttefiklere karşı harbe devam ettiler. Mareşal Badoglio'nun başmda bulundu­ğu İtalyan- Hükümeti de, Müttefiklerle beraber, Almanlarla ve faşistlere karşı mücadele yollum tuttu. Harbin 1943 Ey­lülünden 1945 Mayısına kadar devam eden bu devresinde dir ki İtalyan ana­vatanı daha ziyade tahribata mâruz kal­dığı gibi İtalyan Milleti de çok ıztıraib çekti.

Harb bittikten sonra, çalışkan ve sanat­kâr İtalyan Milleti yeniden kurulan de­mokratik rejim altında, yaralarını te­davi ve kalkınma yolunda büyük bir gayretle çalışmağa başladı. İtalyan sö-

mürgelerinin elden, çıkmış (bulunmasına ve döviz kaynağı, dünya 6 n-cısı 'ticaret filosunun büyük kayıblara uğraşmasına, Napoli, Cenova gibi .başlıca limanların tahiüb edilmiş olmasına rağmen, bu gay­ret 5 yıl içinde semerelerini vermiş; İtalya kalkınmağa muvaffak olmuştur. Bu başarıda, Amerika ile înıgilterenin yardımlarını ve bilhassa Marshall plâ­nının hissesini inkâr etmek kabil değil­se de, İtalyan Milletinin 'Çalışkanlığı, şüphesiz en büyük rolü oynamıştır.

İtalyan çizmesi yarımadanın arazisi, Po vadisi müstesna olmak üzere, dağ­lık ve ham madde bakımından zengin değildir. Stratejik ham maddeler denilen, aynı zamanda sanayi bakımından çok kıymetli olan 20 den faJzla esas madde­den İtalyanın kömürü, petrolü, bakırı, pamuğu, kauçuğu, nikeli, kromu, tungsteni, fosfatları, kalayı, mikası yoktur. Demiri, kurşunu, nitratları, alü­minyumu, manganezi, yünü, potası, an--timuanı varsa da, ihtiyaca üîâfi olmadı­ğı için bunları- da kısimen iltihal eler. Manganez, yün, potas istihsali ihtiyaç­larının takriben yüzde 25 - 30 undan ibarettir. Esas 'ham maddelerden Ital-yada ihracat yapabilecek kadar 'bol olanlar, kükürt, piritlerle çinko ve cı­vadan ibarettir. İtalyanın harbden ev­vel başlıca ithal maıddeleri kömür, pet­rol, pamuk, yün, makine ve cihazlar, kereste, işlenmemiş deri ve post, buğ­day, yağlı tohumlar, tütün, kahve, çay, kakao, selüloz, taze balık, konserve ba­lık, hurda demir ve çeliik, bakır, ve ma­denî yağlardı. İtalya daha ziyade, fbir ziraat memle­ketidir. Geniş ölçüde bağcılık, meyva-cılık, zeytincilik, ipekçilik yapılan bu memlekette bol pirinç de yetişir. Vaktile buğdayının büyük kısmını ithal eden İtalya, faşist rejimi sırasında .buğday ziraatini çok ilerletmiştir. ît&lyanın baş­lıca ihracatı pamuklu, ipekli ve yünlü mensucat, pamuk ipliği, reyon lifler, reyon mensucat, kendir, İham ipek, motor -lü nakil vasıtaları, taze .meyva ve seb­ze, narenciye, pirinç, kestane, lbade.ni, peynir ve şaraJbdır. Gemi inşaat tezgâh­ları 'da çok ileridir; italyan harb ve ti­caret filolarının ihtiyaçlarını karşıla­dıktan başka, diğer memleketler hesa­bına da gemi yapagelmişlerdir. İtalya lıaricden getirdiği 'ham 'maddeleri üşü­yerek ihraç ediyor ve ticaret filosu da, memlekete bol 'döviz temiin ediyordu, îtalyadan geçerken 'gördüğüm manza­ralardan bu mîlletin ne kadar çalışkan olduğunu ve çoğu dağlık, kısmen kurak ve dar arazisinde 45 milyonluk nüfusu geçindirmek için ne büyük gayretler sarf edildiğini gördüm. Memleketin muh­taç olduğu elektrik 'kuvvetini akar su­lardan ıtemin etmek için. 'büyük barajlar yapılmıştı. Kayalık dağların eteklerinde sıra sıra ısedler inşa edilmiş ve buralara toprak taşmarak bağlar ve bahçeler vü-cude getirilmişti. İtalyan 'Milleti, faizim mâruf sözümüzle ekmeğini taştan çı­karan bir milettir. Bombardımanlardan yıkılmış, harap olmuş köprüler, baraj­lar, demiryolları, limanlar, binalar ve fabrikalar tamir edilmişti. Fırsat düştükçe görüştüğüm İtalyan iktisadçılan ve sanayicileri Türkiye ile daha kuvvetli münasebetler tesis etmek lüzumunu ileri sürdüler ve iki memle­ketin iktisadi münasebetlerinde birbir­lerini tamamlaması çok faydalı olaca­ğını söylediler.

— Memleketinizde yetişen bir çok mad­delere, meselâ yağlı tohumlara çok muh-

tacız; bunları bize ihraç ediniz. Biz de size- muhtaç olduğunuz mamul madde­leri gönderelim dediler.

Filvaki, İtalya bizim ihraç mallarımız için pek iyi bir pazar olabilir. İki mem­leket birbirlerine denizle bağlıdır ve de­niz nakliyatı diğerlerine nisbetle çok ucuz ve kolaydır. Türk İtalyan liman­ları birbirlerine yakındır. İtalya, diğer Akdeniz devletlerine, meselâ Fransaya benzemez. Fransa, şimdi Fransız . Birli­ği denilen Şimal Afrikası ve diğer söj mürgeleri ile bir iktisadî kül teşkil et­mektedir. Marsilya 'Fuarındaki müşa­hedelerime göre, Fransanm Şimal Af­rika toprakları, bizim memlekette istih­sal edilen şeylerin çoğunu yetiştirmek­tedir. Bu itibarla Fransaya ihraç ede­bileceğimiz maddeler mahduttur. İtalya ise, böyle değildir.

Avrupa İktisadi İşbirliğine dâhil 18 'memLeket arasında ticaret, tam serbesti­ye doğru gitmekte ve bu (memleketlerden istihsal ihtisası vücude getirilmesi yo­luna gidilmektedir. Her -memleket; en iyi, en bol ve en ucuz istihsal ettiği şey­leri yetiştirecek ve diğer istihsallerden vazgeçerek bunları öteki memleketler­den sağliyacalktir. iSerbest mübadele usulünün -gittikçe artan bir rağbet gör­meğe başladığı bir devirde, Türkiye ile İtalya arasında daha sıkı iktisadî mü­nasebetler tesis ve iki memleketin bir­birini tamamlaması çok yerinde ve fay­dalı olacaktır.


Varşova güvercini...

Yasan: Ömer Sami Coşar

28 Kasan 1950 tarihli Cumhurj-yet'ten :

Sovyet propaganda organları ve bun­lara ayak uyduran peyk radyoları ile gazeteleri bundan bir hafta evvel ka­panmış olan «Varşova Sulh Kongresi» nden tedricen azalan bir şekilde bahset­mededirler. Batı âlemi ise, Polonya'da böyle bir kongrenin toplanıp günlerce «çalıştığını» çoktan unutmuş bulunmak­tadır.

Halbuki bir vakitler Sovyetler tarafın­dan hazırlanan «Barış Kongreleri» Batı âleminde ciddi endişelere yol açardı. Emperyalist siyasetini her vakit sulhçu bir perde gerisinde gizlemekten menfa­at görmüş olan Kremlinün, sulh asası elinde, sağa sola saldırması büyük biır dikkatle takip ve buna karşı âcil ted­birlere başvurulması da taleb edilirdi. Daha yeni bir harpten kurtulmuş olan milletlerin hakikî bir sulha karşı besle­dikleri samimî hisleri istismar eden bu Sovyet propagandası bilhassa «Stock­holm kongresi» ile en şiddetli devresine erişmişti.

Bu kongrede ilân edilen maruf «Stock­holm beyannamesi» de toplantılar sona erer ermez dünyanın dört bir köşesin­deki komünist merkezlerine havale edil­miş ve bunların «şüphe arzetmiyecek» ikinci eller vasıtasiyle halka imza etti­rilmesi bilhassa tavsiye edilmişti. Bu beyannamenin özünü şöyle tahlil etmek mümkündür :

Sovyet propagandacıları tarafından ha­zırlanmış olan bu beyannamenin yalnız atom silâhının men'ini istemesi, diğer bütün silâhları ve onlarla tecavüzü meş­ru addetmesi her şeyden fazla nazarı dikkati celbetmıişti. Fakat Rusya'nın kö­tü niyetlerini göremiyecek kadar saf kimselerbu beyannameyi imza etmiş-

lerdir. Bunu yapmakla da sulha değil» fakat Kremline menfaat temin etmişlerdir. Fakat «Stockholm beyannamesi» et­rafındaki kampanyanın, devanı ettiği bir sırada 38 inci arz dairesine tecavüz e-dildi Sovyetler bu hareketi tevile çalış­tılar, Güneyliler taarruz etti, Kuzeyli­ler de kendilerini koruyorlar dediler. Falcat bu hususta taraftarlarını dahi ik­na edememiş olacaklar ki, sık sık Kore tecavüzünün sebeplerini değiştirerek izah etmeye yeltendiler. Fakat bunda muvaffak olamadılar. Stotikholm'da «sulh» kelimesinden istifade ederek ha­zırladıkları komployu böylelikle kendi elleri ile muvaffaltiyetsizliğe götürdüler. Hür dünyada mevcut ve kendilerine olan inanan bir çok safların da gözlerini aça­rak Batı dünyasına büyük bir iyilik et­miş oldular.

Varşova'da toplanan, son «Barış kong­resi»- nin takib ettiği seyir «sulh silâ-Sımtn» artıik Sovyetlerin elinde tehlikeli bir manzara arzetmekten uzak olduğu (hisöini uyandırmıştır. Kongre toplanma­dan bir kaıç gün evvel Moskova radyo­su muhtelif dillerle yaptığı yayınlarda «Kongredeki konuşmalar saati saatine (bütün dünyaya radyolar vaısıtasiyle ve­rilecektir» diyordu. Komünist gazeteler sahifelerinin hemen hemen her tarafını Ibu kongreye hasrediyorlardı. Kremlin, Varşova kongresinden çok şeyler ümid ediyordu. Hattâ «StoeMıoIm kongresi» nde yaptığı hamleleri tekrarlamayı ve (böylelikle Kore tecavüzünden doğan du­rumu bile düzeltmeyi umuyordu. Fakat daha ilk toplantılarda Sovyet propagan­dacıları hayal kırıTcligiöa uğradılar. De­nilir perde dışında hür (bir basma sahip Jıalik efkârını kandırmayı düşünen bu Kimseler kongrede mühim yer işgal eden ve eski komünistlerden olan bir çok ldmselerin 'bile, artık Sovyet Rusyanm «sulh» propagandasına yanaşmadıkları­nın farkına vardılar. Amerikalı delege Rogg ve ingiliz temsilcisi tarafından söylenenSovyetaleyhtarınutukların

yuhalarla .karşılanması Varşova kongre­sini mahkûm olduğu akıbetten kurtara­madı. Bugün Sovyet propaganda organ­ları Tdu kongre ile ilgili haberleri birinci değil, fakat üçüncü sâhtifelerinde topla­makta ve beklenen geniş propagandayı yapmaktan aciz olduiklanra göstermek­tedirler..

Bundan bir hafta evvel Varşovadan uçurulan «Savydt sulh güverdininin» KremlinliB bütün arzularına rağmen pek kısa ömürlü olduğu görtülmSSştür.

24 Kasım 1950

— Atina :>

MarshaH Yardımından Yunanistan'a tahsis edilen paranın kısılmasından son­ra Yunan Hükümeti döviz sarfiyatını azaltabilmek için zaruri olmayan mad­delerin ithai'.ini tahdit edecektir.

Bu maksatla alınan tedibirler arasmda deiniryolu olan yerlere kara yoluyla nakliyat yapmayarak yakuttan tasarruf edilmesi ve kâğıt sarfiyatını ajaafütona£ üzere gazetelerin boylarını gibi hususlar da vardır.

Tito'nun bu mıitkuna ilâveten söylediği bir söz daha, vardır ki, o, bugün için, bir yarada Tiito, bir yanda Aimerika.li cum-lıuriıydtçil'erle demıakraitları birbirine ka­tabilecek mahiyettedir.

Tito demiştir ki :

«JEati düaıyasıiııiı bu yardımı karşısında, Yugoslavya hiç Mv t&vizde bulunmıaimış-tır.»

Cısuriılar böyle bir iyimserilük ile İngiltere'ye karşı bir diplomatik mücadeleye girmişler .ise milletlerarası hâdiselerin son gelişmelebafcaraık mâlkul bir anılaşma yoluna gelebilinler. AkBi taMdirıde Mısır île İn­giltere arasımda başlayan yeni buhran bütün Orta Doğu memıleikeitl erini ve do-layısiyte' bütün' milletlerarası siyıaset â-I-eımina sarabilir.

—. Washingıton :

Balkan Truimant'ı öldünmeık gayesi gü­den suikastın hailen önüknüzideki 7 Ka-sıım'da yapılacak olan seçimlerde Kon­grede ekseriyeti sağlamağa çalışan De­mokrat Partinin durumunu son deırece "kuvveti endi-ndiği sanılmıakitadıır. Bazı Cumhuriyetçiler su::ik?stm doğur­duğu heyecanın Deımclkratllara mütered­ditlerden bir golünün oyunu1 kazandır­mış olabileceğini bugün kaltoul etmişler­dir.

Cumhuriyetçi Parti seçimüerin neticesi­ne olan itimadım biraz kaybetmiş görü­nüyor. Demokratlar ise son dalkikada lehlerine verilecek oyların artacağım s övT eım-eıkiteıdirter -

— Washington :'

Dün Truımıan'a karşı yapılan ve akim kalan suikast faillerinden Oiscar Collazo "bugıüa hslstanede Amerikan gizli polis memulları tarafımdan sorguya çekilmiş ve hâdise ile BaŞkan Truman'i öldür­meye nasıl ve »e için .karar vermiş ol­duğumu izıah etmiştir.

Co3.la.ao ifadesinde, dünlkü müsademe es-nasmıda ölen suç ortağı Torrezoila'ya 15 gün (kadar e'vvel New - TorkUa tesedüf ettiğ'ini ve onun da kendisıi gllbi Por­to Riko Milliyetçi Partisine âza olduğu­nu öğrendiğini söylemiş ve demiştir ki: «Işfce o zamıan bir kaç ıkere münakaşa ettikten sonra memleketimizi bağımsız­lığa kavuşturacak. «ibirşeyler yapmaya» kaırar verdik. Bu da Başlkan Truman'i Öldünmelkiten ibaretti.

Bumdan sonra hâdisenin teferruatına g"eçen Oollaao, Torrezola il-e Iberjaiber Wıash.inıgton'a suâkastitan bir gün. evvel saihite isiımder altında geldiklerini açuk-lamışitır. Üzerlerindelki Alman malı ta­bancaları Torr.eaala satım almış bulunu-yorjdu.

Blaire Hiouıse önünde poiLislere ateş et-mek istediği sırada Oollazio'nun silâh) ateş almamış ve' anoaik bozulk şarjörü çıkarıp attuktan sonradır ki polislerden, birini vuırroağıa muvaffak almuŞtur. E-sasen bu polis buıgün aldığı yaraiarm te­siriyle ötaüışltür. Callazo'nun bu hare­kete girişmsMeaı maksadı suç ontağına karışıklık eBniasında BaşkanTumam'm buluaıduğu binaya gir,m0k imkânını sağ­lamaktı.

8 Kasım 1950

Washington:

Ayan Meclisi seçimlerinde Türkiye saa­tiyle gece 2 de alınan neticeler Illinois, Maryland, Olclahama ve Arizona'da de­mokratların Kansas, Newhampshire, O-hio, Modessband ve Güney Dakota'da ise Cumhuriyetçilerin başta geldiğini gös­termektedir.

Washington:

Türkiye de dâhil olmak üzere, bazı mem leketlerde çıkabilecek harb için Birleşik Amerika'nın kuvvetlerini dağıtmaması lâzımgedliğini ileri süren General Omar Bradly'lin «Army Porces Journal» dergi­sinde çıkan makalesinin, Türkiye'de hâ­sıl ettiği heyecan üzerine France-Presse Ajansı muhabiri Amerikan askerî ve si­yasi çevrelerinde bu hususta şu kanaati elde etmiştir: Türkiye'ye karşı girişile­cek bir tecavüz, Birleşik Amerikayı mü­tecavizin kalbgâhma hücumu derpiş et­meğe mecbur kılacaktır. Yetkili askerî çevrelerde belirtildiğine göre, General Omar Bradly bu yazısı ile, hür dünyada ikinci derecede ehemmiyet arzeden Tür­kiye de dâhil olmak üzere 6 veya 7 cep­hede aynı zamanda veya birbiri ardısıra tecavüze geçebileceğini nazarı itibara alarak bütün dünyadaki müttefik ve dost devletlerin askerî kudretlerini art­tırmak zaruretine işaret etmek istemiş­tir. Birleşik Amerika'nın endişesi müt­tefiklerin gayret ve kudretlerinin dağıl­masını önlemektir: Bu bakımdan, hür dünyanın umumi olarak kuvvetinin art­masına intizaren, âzami püskürtme kuv­vetine rnıaillük otoak içün savunma çevre­sinin mümkün olduğu kadar daraltılma­sı lâzımdır. Omar Bradley'in kanaatince Türkiye bu savunma çevresine dâtıildir. Amerikan askerî çevrelerinde bildirildi­ğine göre, Birleşik Amerika Türkiye'ye karşı bir mütecavize müdahale etmek­sizin seyirci kalamaz. Derhal bizzat mü­tecavize karşı misilleme hareketi im­kânlarını derpiş edecektir.

Aynı çevrelerde hatırlatıldığına göre, Birleşik Amerika Truman doktrininin ilânından beri Türkiye'ye maddî ve manevi müzahareti kesmemiş, bu memleke­ti boğazlar meselesinde desteklemiştir. Türkiye'ye karşı girişilecek bir hücum bütün memlekette Kore tecavüzünün hâsıl ettiği tepkilerden daha çok şiddetli b-ir aksülâmel meydana getirecektir.

— Washington:

Truman, Dışişleri Bakanı Dean Acheson ve Savunma Bakanı General Marchall'-ın Salı akşamı yaptıkları toplantıda Ko­münist Çin'in Kore'de giriştiği harekâ­tın yalnız Yalu nehri hidro elektrik te­sisatını müdafaa hedefini gütmediği fa­kat bilhassa Birleşmiş Milletler kuvvet­lerini Kore'de uzun ve müşkil bir kış mevsiminde pahalıya mal olacak bir yıp­ratma harbi île muaittal bırakmak hede­fini gözettiğine dair Tokyo'dan gelen haberleri inceledikleri sanılmaktadır.

Savunma Bakanlığında bildirildiğine gö­re, Amerikan Devlet adamları Mao Tse Toung'un Birleşmiş Milletler kuvvetleri­ne karşı bir harbe girişmek tasavvurun­da olmadığı, zira aksi takdirde ihtilâfın yayılmasını önlemenin müşkül olacağı kanaatinde İsrar etmektedirler.

Öte yandan bildirildiğine göre:

1— Birleşmiş Milletler kuvvetleri Korede Kore veya Çin koümnisit tehdidi ile
karşı karşıya kaldığı müddetçe bu mem­leketten çekilmeleri imkânsızdır.

2— Birleşik Amerika, Çin veyaÇin'idestekliyecek her hangibir memlekete
uzun mesafeli uçaklarını ve atom silâh­
larını tevcihetmedenÇin'e karşı biryıpratma harbini hiç bir zamankabul etmiyecektir.

Mamafih askerî ve siyasi çevrelerde ha­len mevcut gerginliğe son verebilecek diplomatik bir hal çaresi bulunması ih­timali bertaraf edilmemekte fakat bu­nun sadece, bilâhare tesbit edilecek te­minata mukabil Çin'in Kore'ye karşı her türlü harekete son vereceğine emin olduğu takdirde tahakkuk edebileceği söylenmektedir. Bu teminat bilhassa Ya­lu nehri tesislerine ait olabilir. Güvenlik Konseyi Çarşamba günü bir kere daha Kore meselesini ele aldığı za­man Birleşik Amerika'nın takınacağı tavrın Başkan Trumanla başlıca mesai arkadaşları arasında cereyan eden mü­zakerelere bağlı olacağı söylenmektedir.

14 Kasım 1950

-— Washington:

îyi haber alan çevreler, Başkan Tru-man'ın General Mac Arthur ile yaptığı mülakat sırasında Yeni Gine'de askerî, üsler kurulmasına karar vermiş olduğ-u-na dair haberleri tekzib etmektedir. Aynı çevrelerde tasrih edildiğine göre bu meseleye temas dahi edilmemiştir. Uzak Doğuda durum vahamet kesbetti-ği takdirde Birleşik Amerika'nın daha ziyade Filipinlerde mühim üsler kura­cağı ileri sürülmektedir.

—Washington:

Başkan Truman'ın yakında ilk defa o-lara'k Samoa'da'ki Amerikan bölgesinde bir sivil idare kuracağı ve Pasifik'te Birleşik Amerika vesayeti altında bulu­nan bölgeye de bir sivil yüksek komiser tâyin edeceği resmî veçrelerden öğrenil­miştir. Bu iki bölge gelecek 1 Temmuz­dan itibaren askerî idareden sivil idare­ye geçecektir.

17 Kasım 1950

Washington:

Haftalık basın konferansında Başkan Truman, Birleşik Amerika'nın Çin top­raklarının bütünlüğüne riayet edeceğine dair komünist Çin'e yeni teminat vermiş ve aynı zamanda Pekin Hükümetine hi­tapla, Kore'deki müdahalesine son ver-. meşini istemiştir.

Birleşik Amerika- Hükümeti ve halkı nanrn konuş'tuğunu belirten Trumıan, Birleşik Amerika'nın Uzak - Doğu'da muhasematm yayılmasını önlemek için kendi şerefiyle kabili telif her tedbiri a-lacağmı ilâve etmiş ve komünist Çinli­ler Uzak-Doğu'da barış ve güvenliğin hüküm sürmesi arzusuna iştirak ediyor­larsa Birleşmiş Milletlerin Kore'de takip-ettikleri gayelere engel olmak mesuliye­tini yüklenemiyeceklerini belirtmiştir.


Mısır - İngiltere arasında bütün Ortadoğu memleketleri alâka­landıran siyasi buhran...

Yasan : Âsim Us.

22 Kasım 1950 tarihli Vafcii'ten :

Mısır iîe ingiltere arasında uzun zaman­da n'^eri müzımıin"bir ihıtiiâf mevzuu ola­rak devam, edip gelen Kanaû ve Sudan meseJeleri yeniden had bir buhran şeik-lini aümiişjbır. Musir Kralı "Fa-ruık 15 Ka-samıda Parlâ_nenıtıo.yu açarken söylediği nütukıta Kanal böî,ges indeki İngiliz iş­gal Kuvveti erinin çekilmesini ve Sudan'­ın Mısır nâikiımıiyeti a'ltına verilmesini istedi; 1933 tarihli Mısır - İngiliz ittifa­kının hükümsüzlüğünü ilân etti. Kahire Hükümeti Kralın nutkundan sonra Mı­sır'ın bu istekDerini notalarla Londra HüJkîimgbine bildirdi. İngiltere ise dliın-ya mileltleriniiı umumi bir harp .tehli­kesi karşısında bulunduğunu belirterek asla bu istetolere mülayim görünmüyor. Bazı İngiliz devleit adamları 1936 tarih­li ittifak muahedesinin hükmü 1954 ta­rihine kadar bakî olduğunu söylüyorlar. Şayet Mısır hükümeti bir taraflı bir ka­rarla muahedeyi ilga edecek olursa İn­giltere'nin de bu muaüıode ile Kanal böl-gesinideki işgal kuvvetlerinin sayısı 10 bin kişilik bir kuvvetten fazlaya çılkar-mıyacağı hakkında verdiği teminatı yok farz ederek kendiliğinden antıtır&cağını' Mısır'a karşı bir tehdit olarak-ilâve edi­yorlar. Nihayet İngiliz Dışişleri Bakanı Bevin Parlâmenito'da sorulan suallere cevap v,ereraek İngiltere'nin Kanal böi-gesinde-ki işgal vku[weti erini kaldırmak niyetinde bulummadığını resmen beyan etmiştir.

Süveyş Kanalı Mısır'ın hâkimiyeti altın­da Aikdeniz ile Kızıl Deniz'i birileşt'iren bir su yoludur. Bu yolun emniyeti yalnız Mısır'ı ve ingiltere'yi değil, bütün Orta Doğu m emi ek etil erini ve bu &rada Türfolye'3'i de candan alâk-adardırır. Bu sebeple Mısır üe İngiltere arasında çı­kan ve Süveyş Kanalının eu'nttiy.eti ile alâkadar alam- ihitilâ-fa üızaıkban yabajıcı. b^r seyirci gözü ile bak amayız.

Mısırımı mıiKî savunma kuıwe!İ.Leri kanal bölgesine 'haliçten ge'.ecelk taarruz tehL-kelerine karşı durabilecek bir derecede teşfcila-tiaoımış olsaydı veyahut milletîer-arası emniyetli, sulh kurulirnu'Ş bu un-saydı kanal bölgesindeki İngiliz işgal kuvvetlerimin kaldırılması isteğine bir şey diönâılemeadi. Halıbuki bu gün vazi­yet bu mudur? Daha bir iki sene evvel Mısırlılar diğer Araıp meraleiketleri iie birlikte Filistin'deki Yahudilere karşı açtıkları savaşın, a'cıiklı nieitioesini gör-müşlendir. Bu mağlûbiyet sei'oebiyle bu gün hâlâ Filistin'de sulh krula-mıyor. E-ğer kanal bölgesinde İngiliz İşgal kuv­vetleri 'buıiuramasaydı hiç şiü,pihe yok kî Süveyş Kamalı da Filistin harbi sırasın­da İsrail kuvvetlerinin işıgali altına ge­çendi. Kaildi ki Süveyş Kanalı üzerine göz atan İsrail Devletinden ziyade Sov­yet Rusya olduğunu bütün -dünya bili­yor. Sovyet RoJisya'nın birinci hamlede göz-ü Boğazlarda ise iıkkıci hamlede Sü­veyş Kanaılı olacağında kimin şüphesi vardır?Bu itibarla kanalbölgesinde

İngiliz işgal kuvvetlerinin kalıkmış olma­sı sadece Moskova Hükümetinin ekme­ğine yağ sürmek oluır.

Bize öyle geliyor ki Mısur Kiralı ile Mı­sır Devlet adamları milî İstiklâlleri adı­na kanal böljgesinıdeiki İngiliz işgal kuv­vetlerinin kaldırılması dâvasını yeniden ağmak kararı verirlerken Uzak Doğu'-da Kore meselesinin sona erdiğini sanı­yorlardı ve henüz Komünist Çin'in Kore işine silâhlı bir müdahalede builunabiie-ceğini düşünmüyorlardı Daha açık Bir ifade İle dünya jnâîletierİLnin yeniden çüncü bir dünya haribi tehlikesi karşı-sıiida buluınia;b ileceğini bu kadar yakın farz etmiyorlardı. B,ğ"er iCısuriılar böyle bir iyimserilük ile İngiltere'ye karşı bir diplomatik mücadeleye girmişler .ise milletlerarası hâdiselerin son gelişmele-

bafcaraık mâlkul bir anılaşma yoluna gelebilinler. AkBi taMdirıde Mısır île İn­giltere arasımda başlayan yeni buhran bütün Orta Doğu memıleikeitl erini ve do-layısiyte' bütün' milletlerarası siyıaset âIeımina sarabilir.

—Washingıton :

Balkan Truimant'ı öldünmeık gayesi gü­den suikastın hailen önüknüzideki 7 Ka-sıım'da yapılacak olan seçimlerde Kon­grede ekseriyeti sağlamağa çalışan De­mokrat Partinin durumunu son deırece "kuvveti endi-ndiği sanılmıakitadıır. Bazı Cumhuriyetçiler su::ik?stm doğur­duğu heyecanın Deımclkratllara mütered­ditlerden bir golünün oyunu1 kazandır­mış olabileceğini bugün kaltoul etmişler­dir.

Cumhuriyetçi Parti seçimüerin neticesi­ne olan itimadım biraz kaybetmiş görü­nüyor. Demokratlar ise son dalkikada lehlerine verilecek oyların artacağım s övT eım-eıkiteıdirter -

— Washington :'

Dün Truımıan'a karşı yapılan ve akim kalan suikast faillerinden Oiscar Collazo "bugıüa hslstanede Amerikan gizli polis memulları tarafımdan sorguya çekilmiş ve hâdise ile BaŞkan Truman'i öldür­meye nasıl ve »e için .karar vermiş ol­duğumu izıah etmiştir.

Co3.la.ao ifadesinde, dünlkü müsademe es-nasmıda ölen suç ortağı Torrezoila'ya 15 gün (kadar e'vvel New - TorkUa tesedüf ettiğ'ini v? onun da kendisıi gllbi Por­to Riko Milliyetçi Partisine âza olduğu­nu öğrendiğini söylemiş ve demiştir ki: «Işfce o zamıan bir kaç ıkere münakaşa ettikten sonra memleketimizi bağımsız­lığa kavuşturacak. «ibirşeyler yapmaya» kaırar verdik. Bu da Başlkan Truman'i Öldünmelkiten ibaretti.

Bumdan sonra hâdisenin teferruatına g"eçen Oollaao, Torrezola il-e Iberjaiber Wıash.inıgton'a suâkastitan bir gün. evvel saihite isiımder altında geldiklerini açuk-lamışitır. Üzerlerindelki Alman malı ta­bancaları Torr.eaala satım almış bulunu-yorjdu.

Blaire Hiouıse önünde poiLislere ateş et-mek istediği sırada Oollazio'nun silâh) ateş almamış ve' anoaik bozulk şarjörü çıkarıp attuktan sonradır ki polislerden, birini vuırroağıa muvaffak almuŞtur. E-sasen bu polis buıgün aldığı yaraiarm te­siriyle ötaüışltür. Callazo'nun bu hare­kete girişmsMeaı maksadı suç ontağına karışıklık niasında BaşkanTumam'm buluaıduğu binaya gir,m0k imkânını sağ­lamaktı.

8 Kasım 1950

Washington:

Ayan Meclisi seçimlerinde Türkiye saa­tiyle gece 2 de alınan neticeler Illinois, Maryland, Olclahama ve Arizona'da de­mokratların Kansas, Newhampshire, O-hio, Modessband ve Güney Dakota'da ise Cumhuriyetçilerin başta geldiğini gös­termektedir.

Washington:

Türkiye de dâhil olmak üzere, bazı mem leketlerde çıkabilecek harb için Birleşik Amerika'nın kuvvetlerini dağıtmaması lâzımgedliğini ileri süren General Omar Bradly'lin «Army Porces Journal» dergi­sinde çıkan makalesinin, Türkiye'de hâ­sıl ettiği heyecan üzerine France-Presse Ajansı muhabiri Amerikan askerî ve si­yasi çevrelerinde bu hususta şu kanaati elde etmiştir: Türkiye'ye karşı girişile­cek bir tecavüz, Birleşik Amerikayı mü­tecavizin kalbgâhma hücumu derpiş et­meğe mecbur kılacaktır. Yetkili askerî çevrelerde belirtildiğine göre, General Omar Bradly bu yazısı ile, hür dünyada ikinci derecede ehemmiyet arzeden Tür­kiye de dâhil olmak üzere 6 veya 7 cep­hede aynı zamanda veya birbiri ardısıra tecavüze geçebileceğini nazarı itibara alarak bütün dünyadaki müttefik ve dost devletlerin askerî kudretlerini art­tırmak zaruretine işaret etmek istemiş­tir. Birleşik Amerika'nın endişesi müt­tefiklerin gayret ve kudretlerinin dağıl­masını önlemektir: Bu bakımdan, hür dünyanın umumi olarak kuvvetinin art­masına intizaren, âzami püskürtme kuv­vetine rnıaillük otoak içün savunma çevre­sinin mümkün olduğu kadar daraltılma­sı lâzımdır. Omar Bradley'in kanaatince Türkiye bu savunma çevresine dâtıildir. Amerikan askerî çevrelerinde bildirildi­ğine göre, Birleşik Amerika Türkiye'ye karşı bir mütecavize müdahale etmek­sizin seyirci kalamaz. Derhal bizzat mü­tecavize karşı misilleme hareketi im­kânlarını derpiş edecektir.

Aynı çevrelerde hatırlatıldığına göre, Birleşik Amerika Truman doktrininin ilânından beri Türkiye'ye maddî ve manevi müzahareti kesmemiş, bu memleke­ti boğazlar meselesinde desteklemiştir. Türkiye'ye karşı girişilecek bir hücum bütün memlekette Kore tecavüzünün hâsıl ettiği tepkilerden daha çok şiddetli b-ir aksülâmel meydana getirecektir.

— Washington:

Truman, Dışişleri Bakanı Dean Acheson ve Savunma Bakanı General Marchall'-ın Salı akşamı yaptıkları toplantıda Ko­münist Çin'in Kore'de giriştiği harekâ­tın yalnız Yalu nehri hidro elektrik te­sisatını müdafaa hedefini gütmediği fa­kat bilhassa Birleşmiş Milletler kuvvet­lerini Kore'de uzun ve müşkil bir kış mevsiminde pahalıya mal olacak bir yıp­ratma harbi île muaittal bırakmak hede­fini gözettiğine dair Tokyo'dan gelen haberleri inceledikleri sanılmaktadır.

Savunma Bakanlığında bildirildiğine gö­re, Amerikan Devlet adamları Mao Tse Toung'un Birleşmiş Milletler kuvvetleri­ne karşı bir harbe girişmek tasavvurun­da olmadığı, zira aksi takdirde ihtilâfın yayılmasını önlemenin müşkül olacağı kanaatinde İsrar etmektedirler.

Öte yandan bildirildiğine göre:

3— Birleşmiş Milletler kuvvetleri Korede Kore veya Çin koümnisit tehdidi ile
"karşı karşıya kaldığı müddetçe bu mem­leketten çekilmeleri imkânsızdır.

4— Birleşik Amerika, Çin veyaÇin'idestekliyecek her hangibir memlekete
uzun mesafeli uçaklarını ve atom silâh­
larını tevcih etmeden Çin'e karşı bir
yıpratma harbini hiç bir zamankabuletmiyecektir.

Mamafih askerî ve siyasi çevrelerde ha­len mevcut gerginliğe son verebilecek diplomatik bir hal çaresi bulunması ih­timali bertaraf edilmemekte fakat bu­nun sadece, bilâhare tesbit edilecek te­minata mukabil Çin'in Kore'ye karşı her türlü harekete son vereceğine emin olduğu takdirde tahakkuk edebileceği söylenmektedir. Bu teminat bilhassa Ya­lu nehri tesislerine ait olabilir. Güvenlik Konseyi Çarşamba günü bir kere daha Kore meselesini ele aldığı za­man Birleşik Amerika'nın takınacağı tavrın Başkan Trumanla başlıca mesai arkadaşları arasında cereyan eden mü­zakerelere bağlı olacağı söylenmektedir.

14 Kasım 1950

-— Washington:

îyi haber alan çevreler, Başkan Tru-man'ın General Mac Arthur ile yaptığı mülakat sırasında Yeni Gine'de askerî, üsler kurulmasına karar vermiş olduğ-u-na dair haberleri tekzib etmektedir. Aynı çevrelerde tasrih edildiğine göre bu meseleye temas dahi edilmemiştir. Uzak Doğuda durum vahamet kesbetti-ği takdirde Birleşik Amerika'nın daha ziyade Filipinlerde mühim üsler kura­cağı ileri sürülmektedir.

—Washington:

Başkan Truman'ın yakında ilk defa o-lara'k Samoa'da'ki Amerikan bölgesinde bir sivil idare kuracağı ve Pasifik'te Birleşik Amerika vesayeti altında bulu­nan bölgeye de bir sivil yüksek komiser tâyin edeceği resmî veçrelerden öğrenil­miştir. Bu iki bölge gelecek 1 Temmuz­dan itibaren askerî idareden sivil idare­ye geçecektir.

17 Kasım 1950

Washington:

Haftalık basın konferansında Başkan Truman, Birleşik Amerika'nın Çin top­raklarının bütünlüğüne riayet edeceğine dair komünist Çin'e yeni teminat vermiş ve aynı zamanda Pekin Hükümetine hi­tapla, Kore'deki müdahalesine son ver-. meşini istemiştir.

Birleşik Amerika- Hükümeti ve halkı na-

*■y

nrn", konuş'tuğunu belirten Trumıan, Birleşik Amerika'nın Uzak - Doğu'da muhasematm yayılmasını önlemek için kendi şerefiyle kabili telif her tedbiri a-lacağmı ilâve etmiş ve komünist Çinli­ler Uzak-Doğu'da barış ve güvenliğin hüküm sürmesi arzusuna iştirak ediyor­larsa Birleşmiş Milletlerin Kore'de takip-ettikleri gayelere engel olmak mesuliye­tini yüklenemiyeceklerini belirtmiştir.

Washington:

Basın1 Konferansında 7 Kasım Parlâ­mento içtimalarım yorumlayan Başkan Truman bu neticeyi Birleşik Amerika halkının geniş iktisadi ye sosyal prog­ramına muhalif olduğunu ifade eder ma­hiyette telâkki etmediğinisöylemiş veimage004.gifbinaenaleyh program ve partisinin istik­bali hakkında hiç bir endişe duymadığı­nı ilâve eyliyerek hattâ daima Başkan seçimlerine iki sene tekaddüm eden par­lâmento seçimlerinde demokratların mağlûbiyetinin 1934 senesindeki müstes­na, 1916 dan beri en hafifi olduğunu ileri sürmüştür. Mamafih Başkan Truman, 1952 Başkanlık seçimleri için adaylığını doyacağını teyit edecek durumda olma­dığını söylemiştir,

Truman Kongreyi normal toplantı tarihi olaı 27 Kasımdan evvel içtimaa çağır­mak niyetinde olmadığını bildirmiş ve Kongreye aşağıdaki tekliflerde buluna­cağını tasrih eylemiştir: -İ — Vergi programı,

2—- Bir askerî tahsisat talebi programı,

3— Havai adasiyle Alaska'nın 49 ve 50nci devlet olarak Birleşik Amerika Fe­derasyonuna ithaline dair bir talep,

4— Kiraların kontrolü programı.

20 Kasım-1950

— Washington:

Washington'daki Sovyet Büyük Elçisi eski Japon Dışişleri Bakanı Shigemitsu-nun tahliyesi için General Mac Arthur tarafından alman kararı protesto eden ve Dışişleri Bakanlığı ile Uzak-Doğu Komisyonu üyelerine gönderilen Rus Resmî notasını Pazar akşamı yayınla­mıştır.

Sovyet notaıs Mac Arthur'ün' kararını (gayri kanunî ve keyfî) olarak tavsif etmekte ve Shigemitsu'nun Japon mili­tarist gurupları ile birlikte tecavüz ha­reketini hazırlayan başlıca harb suçlusu olduğunu bidlirmektedir. Nota'da Sovyet Rusya'nın Shigemitsu da dâhil olmak üzere başlıca japon harb suçlularının tahliyesine dair Mac Arthur tarafından alınan kararlarla milletlera-rsi barışı tehlikeye sokacak her türlü keyfî hareketten Birleşik Amerika'yı mesul tuttuğu bildirilmektedir.

22 Kasım 1950

— Ne w-York:

Ajmıpa'ya vs bu arada Türkiye'ye de bir gezi yapan Amerika'dakti Hilton Otelleri AnonimŞirketinin Başkanı Hilton, HrSs-

tiyan ve Musevi Derneği tarafından dün gece Waldorf Astoria otelinde şerefine yapılan bir toplantıda yaptığı konuşma­da, bu seyahatinde yalnız ingiltere'de ve Türkiye'de komünizm tecavüzüne karşı her ne bahasına olursa olsun döğüşmek için katî bir azim bulunduğuna kanaat getirdiğini belirterek Avrupa'nın diğer yerlerinde korku ve ümitsizlik bulundu­ğunu, bu durumun Türkiye'deki titizlik ve azimle büyük bir tezat teşkil ettiğini söyleniştir..

Dün geceki toplantıya bir çok tanınmış şahsiyet İştirak etmiş ve söz alan bir­çok hatipler komünizme karşı yapılan mücadelede dinî müsamahanın memle­ketin manevi bakımdan hazırlanmasında büyük bir rolü olduğunu belirtmiştir.

24Kasım 1950

Washington:

Sovyet Dışişleri Bakanı Vişinsikî'nm sözde barış plânı Amerikan basınında şiddetli yorumlara yol açmıştır.

Hatırlarda olduğu gibi Vişinski bir müd­det evvel Birleşmiş Milletlerde verdiği bir nutukta kapitalizm ve emperyalizme karşı açılacak harplerin adilâne olduk­larını ve tecavüz sayılmayacaklarını id­dia etmişti.

25Kasım 1950

—Washington:

Başkan Truman, Temsilciler ve Ayan Meclislerine gıda maddeleri temini için Yugolsavya'ya 16.000.000 dolar tahsis edileceğini bildirmiştir.

26Kasım 1950

New-Tork :

Atlantik sahillerini kasıp kavuran ve Am'erikan tarihinde eşi az görülmüş ci­lan fırtına şlddetirü arttırarak Batı isti­kametinde esmeye başlamıştır. Şimdiye kadar alman rakamlara göre, 92 kişi ölmüştür ve hgsar 'birkaç .milyon dolar tahmin e-di İm ektedir. En fazla zarar gö­ren bög'eler Ohio ve Batı Penoısyilvania kısımlarıdır. Kar fırtınası ile rüzgârın d'ah'a 24 saat devam edeceği talimin effilmekifcedir. Son gelen, haberlere göre-firtm'a,ZanesvillefOhio)deşiddetle hüküm sühmektedir. Fırtına merkezden Cincinatj/ye doğru ilerlenTektedir. Rasat İstasyonları fırtınanın bu bölgede bir müddet devaını edeceğini, .bildirmektedir Yine bu kesimde rüzgârın şiddeti azal­mışsa da kâr yağmaya devam etmekte­dir.

Cleveland ye Pitt&r>urgîı'da bütün gün münakale felce uğramış, telefon ve elek­trik santrallan çalışmamıştır. Akşam üzeri Pittsiburgh'da durumun tehlikeli ilduğu Mân edilmiş ve halik uyanık bu­lunmaya davet edilmiştir. Kanada isti­kametinde esen rüzgâr Ontario gölü sahilinde'M evleri yıkmış ve 500 aileyi evsiz bırakmıştır.

Büyük zarar gören New-York ve New-Jersey'de hava açmış fakat suihunut sı-fırm üstüne 'çıkmamıştır. Elektrik sant­ralı işçileri Cumartesi gününden beriı elektritksüız bulunan biniden' fazla eve ısıik vertm-ek için çalışmalarına devam etmektedirler.

27 Kasmı 1930

—Washinıgton :

Üç veya dört hafta sürecek bir toplantı yapmak üzere Amerükan kongresi Pa­zartesi içtima edecektir. Başkan Tru-roan toplantı programı hakkında ihzarı konuşmalarda bulunmak üzere, kongre Demokrat liderlerini Pazartesi sabahı Beyaz Saraya davet etmiştir. Trum,.'i daha şimdiden, bazı ihatalı tedbirler a-lınm.ası hususunda harekete geçilmesini sarahatle istetmiş bulunmaktadır. Fakat cumhur iy etçili erin son seçimde kaz mmış olmaları keyfiyeti bugünkü kong­renin işleri ağır aksak gören karakteri onun aleyhinle bir vaziyet yaratır gibi­dir. Truman kongre toplantısına takad­dümle, 1 — Sovyet Rusyaya karşı mu-kavemetinii takviye sadedinde Yugoslav­ya'da Mareşal Tito Hükümetine 80 mil­yon dolardan fazla bir yardım tasarısı hazırlam'alk,2 — Senede dört milyon do­lar elde eitimek için fazla kazanç vergisi koymaik yetkesi, 3 — Kongre kaynak­larının 10 milyondan 15 'milyar dolara çıkaracağını umdukları yeni savunma masraflarını harcama selâhiyetinl iste­diğini açıklamıştı.

29 Kasım 1950f

—Washi'ngton :

Bugün tertip ettiği basın konferansında Başkan Truman Kore'de atom bombası kullanılması mevzuunun ciddi tetkikle­re mevzu teşkil ettiğini söylemiştir. Truman derhal Avrupada .bir yüksek komutanlık ihdasını istemiş ve Korede-ki askerî vaziyeti karşılamak üzere ıBirleşik Amerika'nın eEn'delka bütün si­lâhlan kullanacağını belirtmiştir.

Sözlerine devamı eden Başkan Truman silahı seçmek meselesinin seferde bulu­nan askerî komutanlığa ailt bulunduğu­mu, Birleşik Amerika'nın bir üçüncü dünya harbine mani olmak için bütün gayretlerini sarfedeceğini, Kore harbi­nin başlazngıcffldanberi, Birleşik Ameri­ka'nın üçüncü dünya harbini kaçınılmaz 'hale sokmamak için el'an çalışmakta olduğunu belirtm iştir. Başkan Truman, Brrleşmiş Milletler kuvvetlerini: hiç bir suretle Koredeki va­zifelerini teriketmek niyetinde olmadık­larını belirterek bunların tecavüzü dur­durmağa çalıştıklarına 'işaret ettikten sonra şuniarı söylemiştir : «Korede tecalvüz hareketi muvaffak o-lursa bu harelket Asya ve Avrupadan geçmek sureti ile Amerika kıtasına ka­dar yayılacaktır.

Demecine devam eden Başkan Truman, Birleşik Am'eriika'mn Korede Çin komü­nistlerinin müdahalesi ile ortaya çıkan vaziyeti ve şimdiki buhrana aşağıda gös­terildiği üç şeküde karşı koyacağını bil­dirmiştir :

1— Tecavüzü durdurmak içlin müşterek bir harekette bulunmak üzere Birleşmiş Milletler teşkilâtı dahilinde çalışmak,

2— Diğer hürmemleketleremüdafalarım takviye hususunda yardım etmek,

3— Birleşik Amerika'nın askerî kudre­tini arttırmak.

Konuşmasına devam eden Başkan Tru­man Lake Suceess'te bulunan komünist Çin del eğeler inlin barışçı müzakerelerde ibulunacakları yolunda hiç bir emaren:^, görüleme'di'ğmi söylemiş, Çin halknun Rusya'nın Asyadaki müstemlekecilik si­yasetinin gayelerine hizmet için zor al­tında kalmaya ve aldanmaya devam etmeyeceğitemennisini izhar eylemişAmerika'nın süratle yeniden silâhlan­ması lüzumunu belirten Başkan Truman şunları ilâve etmiştir: «Avrupada bulunan kuvvetlerin, derhal kurulacak yüksek dit komutanlık em­rine verilmeleri şimdi her zamankinden daha fazla bir zaruret halini almıştır. Başkan atom bombası kullanmak lüzu­munun hissedümiyeceği ümidini izhar etmiştir.

Kadın ve çocukları bombalamamak lü­zumunu bildirmesinin, atom bombasının ancak askerî tesislere karşı kullanıla­cağı manasına gelip gelmediği hakkında kendisine sorulan suale cevap veren Başkan Truman bu gibi meseleleri ka­rara bağlayacak .askerî .makam oima-dığını söylemiştir.

Bundan evvelki beyanatının atom bom­basının istimalinin Birleşmiş Milletler kararına bağlı bulunacağı manasını ta zammun edip etmeyeceği- sualine ver­diği cevapta Truman, bunu söylemek İstemediğini ve 'komiünist Çin'e " karşı hareket kararının Birleşmiş Milletlere taallûk eden biir mesele olduğumu 'be­lirtmiştir.

30 Kasım 1950

—Waşington :

Amerika Dışişleri Bakam Acheson'un dün radyo ile Amerikan milletine hita­ben yayınlanan demecinin metni aşağı­dadır.

Dünya Sulhunu tehdit eden ciddi bir vaziyet karşısında bulunuyorum. Size bu akşam Kerede meydana gelen bu ciddi vaziyetten bahsedeceğim. Kore beş aydan beri tecavüze uğramış bulunuyor. Bu tecavüz! harekatın ne kadar insafsız ve bütün bir ahlak ka­idelerini hiçe saydığını anlamak için Birleşmiş Milletlerin Korede neler yap­mağa gayret ettiğini anlamak kafidir. Denizlerin ayırdığı uzak memleketler­den muhtelif milletlere mensup insan­lar mütecavizi geri püskürtmek için Birleşmiş Milletler bağları altında be­raberce çarpışmak için birleştiler. Be­şeriyeti harp denilen bu müthiş afetten kurtarmak için bunlardan bir çokları hayatlarını feda ettiler. Kore harbinin haftalarca Birleşmiş Millel-er kuvvetleri aleyhinecereyan etmesinimüteakip

Mac Arthur'ün komutasındaki kuvvetler mütecavizi yannıadanm Kuzeyine kadar kovaladı.

Birleşmiş Milletler kuvvetleri, Kore hal­kına hür ve müstakil bir devlet kurma­larını sağlamak olan gayelerine muvaf­fakiyetle erişmek üzere iken ikinci yeni ve anii bir tecavüz ihareketi ile karşı karşıya kaldılar.

Buna Kore harbinin diğer bir safhası olarak bakılamaz, çünkü bu Koreye ya­pılan tecavüzdan daha gayri ahlakî, ye-nd ve hiç bir kışkırtmaya istinat etmi-yen bir tecavüzdür. Kuzey Koreliler Haziranda hücuma girişmeden evvel Cindeki sei&Myetii komünist makamla­rı Kuzey Koreli kuvvetlerin talîm ve teroiyesiinde her türl-ü yardımda bulun­muş: ardır.

Koreli askerlere kendi ordularında ta­lim göstermiş ve mühîmmat ve silâh yardımımda bulunmuşlarıdır. Çinliler kendi ordularından bazılarım Güney Cinden M'ançurya hududuna sevketmiş-lerdir. Kore harbini müteakip bol mik­tarda malzeme ve asker Mançurya hu­dudundan Koreye akın etmiştir. Korede Kuzeylilerin mağlubiyete uğra­ması üzerine Çin askerî teşekkülleri gönüllü damgası altında Koreye girme­ğe başladılar. Yeni ve sayıca, çok üstün olan bu kuvvetler karşısında Birleşmiş :>Ii;îetler kuvvetleri kahramanca döğüş-inektedirler.

Fakat içinde bulundukları şartlar çok güçtür. Bu çetin harpte coğrafi şartlar, ve uzun i'aşe yolları yüzünden çıkan güçlükler metanetle karşılanmıştır. Biz Korede bundan evvel de karanlık günler geçirdik. Mütecavizler evvelâ Pusan limanı civarına kadar bizi püs­kürttükleri vakit vaziyet hiç te ümit verici değüidi, fakat Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin maneviyatları hiç bir za­man bozulmadı.

Şuna daeminim ki Birleşmiş Milletler kuvvetleribuyenitecavüz karşısında dazaaf göstermeyeceklerdir. Bu yeni. taarruz hareketi yeni bir buh­ran doğurmuştur veepey tehlikeli bir durum ortaya atmıştır. Şayet Komünist Çin makamları Çin hal­kını Birleşmiş Milletlere karşı harbe ic­bara devam ederse dünya sulhunu tenüt eden tehlike de o-nispette büyümü oIacattütır.

Eğer bu konmnâst makamları kenidi hal­kının veya diğer miileıtler halikının men­faatini haikilkaten düşünüyorlarsa bunu bpalt için şimdi. efelerinde fırsat mevcut­tur. Kaîrar vermek anı gelmiştir. Komü­nist Çin makamları simidi beşeriyet mahkemesi huzurunda bulunmaktadır -lar.

Bültün dünya komünist Çinlilerin Kore ve Lake &uıoceas'«3efki hareketlerini ta­kip edecrdktir,

Umiu'mi siyasi vasiyete temas eden Ae-heson, şunları söylemiştir : Sovyet Rusya'yı ve miiJlletlerarası ko-mninist harektini İdare edenler esas ga­yelerini açıkça ifade etmiş bulunuyor­lar. Bu, işgal ettikleri yerlerdeki halk üzerimdeki nüfuzlarını, başvurdukları vasııtalar ne kadar merhametsiz olursa olsun ellerinde bulundurun akit adır. Sovyet Rusya'nın haısmane niyetleriyle askerî kuvvetinin bir araya gelmesi hür milletler ve hür teşekküller İ5in &ügünv s emilmeyecek ciıddî bir tehlike teşkil et-mdkltedir.

Bütün hür devletler ve hür insanlar Sovyet Rusya'nın elinde bulundurduğu istilâ ve imha vasıltalarma şiddetle ve derhal karşı koymalıdır. Bunu müitaakıp Adheson,, hürriyetin başlıca 6 stratejik nokltasına temas et­miştir.

Bu noSkitaJl&rşunlardır ı Birleşmiş Milletler nezareti altınıöa sulh-Çü ve hürriyetti koruyacak milletler araş i bir nizamın kurulması*. Bu mevzuda Acheıson, Birleşmiş Mileltl-lerl temsilî mahiyette kalmayıp millet­lerarası nnüstavi.a.r bircamianın kurul­ması için alman günlük tedbirlerin tat­biki için todr vasıta olduğuna işaret et­miştir.

İkinci stratejik nokta şudur :Birleşmiş MÜletüer himayesi altında ma-haMî g"nuipların gelişmesi. Bu prensip h-i'kıîknda Adhesion şuraları söylemiştir: Ş'mdiliık mi.'.c;tlerlarası bir temele istinat eden müıd'afaa tedbirleri almak imkân­sızdır. Hıür dünıyanm müdafaa sistemi­nin kilit taşana Kuzey Atlantik camiası ile diğer Baıtı yarım küresi devletleri teşkil etmektedir.

3üncü stratejik nokita., Birleşik Ameri­ka'nın ve müttefiklerin süra.tleasikeri bir kuvvet İhdas etmeleridir.Ariheson,«süratle» kelimesi üzerinde İsrarla durmakita ve bunu şöyle ifade etmekitedir:
En büiyük teîhllke ile karşı karşıya bu­lunuyoruz.Savunmahaaır'lıiklari'mızın yeter derecedeoilduğunuanlamak içironu,karşiB^nldabulumdiiğiü^mztehlikei'.e muikayese öfcmtetrniz lâzoııdır.

Acheison, Birleşik Amerika ile diğer milletlerin savunma sahasında arfet-tikleri gayretlerin kâfi olımaclığma da teenas etmiş ve bu gayreitlerin artırıl-mas:mn gensk]tığini söylemiştir.

4ünoü stratejik niakita, iktisadi işIMrliğ:idir ve bunun İki veçhesi vardır. Bun­lardan biridışardanvuıkuibulacak bir tecavüzekarşı savunmaımızı sağlamakve diğeri de sağlam bünyeli cemiyetle
rin teşe'kıkü'.ü için yardamda bulun ak­tır.

Adhıesoin, İktisadi yardumın Lâtin Ame­rika'ma, Asya'nın, Afrika'nın ve Orta Şank'in, hür insanlarının hayat seviye­sini yükseltmek için yapılacak teknik yardımı da ihliva, ettiğine işaret etmiş­tir.

5inci stratejik nokta, milletlerarası an­laşmazlıklarımhalli için müzakerelere her an hazır olmak ve bunlara bir halçaresi buümak.

Aclıeıson, buna temasla şöyle demiştir : Şoıdiyekadarelüeettiğimiztecrübe göstermiştir ki Sovyet Ruisya,kendi i-leri sürdüğü şartlar kabul edilmedikıçe nuüza'kjerelere yanaşmaımaıkıtadir.

Hür milletler hakikî müzakerelere gir­meyi kafcuıle her an hazır olımalıidıriar.

6ncı stratejik noktaya gelince, bizdeolduğugîlhiyabancımemleiketlerde dehayatımıza mâna veren ahlakî kıymet­
lere katî baglıüıikitir

Achesoıı, isözlerlne son verirken bütün AımterlfkaUları "birleşmeğe davet etmiş ve demiştir ki :

îçiada bulunduğumuz buhran son dere­ce ciddidir. Ve hanbin patAarmyacağın: hiç kimse temin edemez. Dalha, kötü bii

vaziyeitle karşılaşmaya hasırlanınken 'ümit eömeye ve mücadeleye devam etmeliyiz.

Ajnerâkan Millî Müdafaa Bakanlığının bir sözcüsü bugün basına yaptığı beya­natta şöyle demiştir : «Çin feamüni&t liderleri askerlerini in­safsızca hefba ediyorlar, bu şekilde ha­reket elden herhangi bir ordu mahallî muvaffalkiiyetter kazanabilir.»

Çin kuvvetlerinin bir gevinme harefeetî yapmaya çalıştıManm bildiren sözcü, Birleşımiş Milletler kuvvetleri munta­zam bir sekilide çekirliyorlar demiş ve sözlerine şuraları ilâve etmiştir : «Türk kuvvetleri şayanı hayret bir mü-kemmeıliyette harp ediyorlar. Etraf: düşman tarafımdan çevrilmiş ve ümitsiz

bir vaziyette olan (bir Türfk taburu te, lim olmayı şiddetle reddetmiş ve biri sonra süıugü hücuınııuna kalkarak dü. man kuvvetlerine ağır kayıplar verdi diği giibi bu hengâımgide bir sürü de es almıştır.

Kunu'nun Oünı&yinde etrafı, faik dii man kuvvetleri tarafımdan: çevrilmiş t Türk birliğine yardıma gelen Birleşırr Milletler kuvvetleri, Türklerin açıl; dar gediiklten çııkarak geriye çski-lm'e pedıdeıtnıetleri üzerine hayrette kalın, landır. Sirleşmiş Mil'l&tler kuvvetir kumandanına Türkler şu cevaı verm1 1 erdir ;

«ıBurada bir sürü Çin komünisti'ni ■ dÜrmelk duruTiken niçin geri çekilelim

YANKILAR.


Bir gazeteciye göre...

Yazan: Mücahit

16 Kasım 1950 tarihli Zafer'den:

Washington Star adlı bîr Amerikan ga­zetesi, Ortadoğu muhabirine atfen ya­yınladığı bir yazıda «19 Türk tümeni Or­ta doğuyu Kızilorduya karşı koruyor» demektedir.

On dokuz da olsa, dokuz da olsa, elde mevcut birkaç tümenle olsa, Türkiye'nin herhangi bir tecavüz karşısında katî bîr müdafaa azmî beslediği şüphesizdir. Ti­ne şüphesizdir ki bu rnJüıdafaanın şiddet ve selâbe-tinden, Türkiye'nin her hangi ahdî .bir tmünase'betle bağlı buhinimaıdığı Ortadoğulu zayıf dostlar ve bu bölgede menfaatleri bulunan büyük dostları isti­fade edeceklerdir; ve bu müdafaa, şart­lar ve talih yardım ederse, üçüncü bir dünya harbinin seyrini değiştirebilecek­tir.

Amerkalı refikimizin bu hususta ser-dettiği kanaat, bir hakikatin ifadesinden başka bir şey değildir. Şu kadar var ki gazeteci, 19 tümen tahmin ettiği Türk Kuvvetlerine Orta Avrupa'da da bazı vazifeleri lâyık bulmakta ve ezcümle Ruhr'a doğru ilerliyecek Kızılordunun Tuna üzerinden gerilerini kesmek işini de Türklere vermektedir.

Muharrir, asker olmadığı için, peyk devletler arasından başarılması gereken böyle bir hareketin ne gibi imkân ve va­sıtalara lüzum gösterdiğini tasrih etmi­yor. Bununla beraber, maksadını şu su­retle izah ediyor ki, bu görüş dikkate şayandır:

«Ruhr'a doğru giden Kızılo-rdu'nun arka­sından Tuna üzerine yapılacak büyük bir hücum, Stalin'in esas ikmal hattını

tehdit edebilir. Bu meydan okumaya karşı 'koymak, büyük bir Sovyet kuvve­tini oyalıyabilir ve Atlantik'e doğru gi­den kuvvetten bir kısmını buraya çeke­bilir.»

Halbuki, bizim bildiğimize göre, Türki­ye'nin dâhil bulunmadığı Atlantik Paktı savunma sistemi için milyarlar sarfedil-miş, edilmekte ve edilecektir. Bu siste-miD., RTiibr üzerinde m'i yoksa Eilibe'de mi her nerede ise, kurulması mukarrer - o da ancak üç yıl zarfında - 36 tümenlik müdafaa hatlının selâmeti için 19 tümen oyalama kuvvetinin istenmesi, pîyade mangasında talim görmüş alelade bir erin daha İdrak edebileceği ibir saçmalık­tır. Hususiyle ki, böyle külfetli bir yar­dımı talep etmeği, velevki bir gazete sü­tununda olsun, meşru gösterecek her­hangi bîr akit ve taahhüt mevcut değil­dir.

Bir gazetecinin indî kanaatlerinden iba­ret olmasını t&menni ettiğimiz bu fikir­lerde, her şeye rağmen Batı, âleminin, garip ve garip olduğu kadar hazin bir ruh durumunu sezmemek mümkün de­ğildir: Batı dünyası, kendini savunma­nın güçlüğü karşısında, yardımına koşa-madığı dostlarının yardımını istemek hususunda fazla cömert davranıyor. Mil­yarlarca dolar, henüz çekirdeği bile te­şekkül etmemiş olan Atlanitik Palktı sa­vunmasına harcanırken, ve bu milyarlar henüz hiç bir müşahhas netice verme-mşiken, hiç bir resmî teminat almamış olan Türkiye'nin, 100 tümenlik Kızılor­dunun peşine düşürülmesi teşebbüsü,, en insaflı tabiriyle, insafsızlıktır. Türkiye, gerekirse, bundan daha üstün kuvvetlerle çarpışmaktan da geri kalmı-yacaktır. Fakat, müsaade etsinler de, naşı1, mücadele edeceğimizi biz kendimiz tâyin edelim.

28 Kasım 1950

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Başbakan Nehru Hint Parlâmentosunda beyanatta bulunarak Pakistan Başbakanı Liyakat Ali Han'ın kendisini Ka-raşi'ye davet ettiğini, vaziyet ve ahvali müsaade ettiği takdirde bu davete ica­bet eylyeceğini söylemiştir.


Afganistan - Pakistangergin­liği...

Ortadoğu'da, hattâ yurdu-"mü'Zda uyandırdığı türlü türlü tepkiler ve yaaükıilar bakıımıaıdıan ilgîlendirmek­tedir. . Başlka milletlerin işine kariiŞınıa-mak şartiyile, devletine dilediği şek.i vermek, her topluluğun, en başta gelen bir ha'klkıdır. BJer millet, kendi anlayı­şına göre yaşamalı ye bahtiyar ofemafiifl yola'lrmı araştırım abıdır. Demokrasi ide­allerini berriırr.seyen Türkler, başlka tür­lü düşün em ealer.

Din filleri üz&rins kurulan bir devletin. Öış politikada da aynı fikirden iKham-laroıası Ve milliyetçiliğe-karşı en ufak bîr anlayış g'Öeitennaıe.nıasi, hatla bunu Öevİet dlüşmam bir ideoloji giibi düşül­mesi son derece talbii twır şeyidir. Henüz güvenilir istatistikler yapılmamış oldu­ğu için, islâm Dünyası adı verilen top-' luJLuğim kaç yüz milyon kişilik olduğu­nu yalnız taSıminlerle hesapüaımak müm­kündür. Fakait ası.l dâva, îslâm Dünya­sının doğru veya yanlış Itaihıntfn olıiman topluluk saiyısı değil, bu topluluğun her barizi bir din politikasına elverişli bir konıu oüup oflanayıŞEdır. Biliyoruz ki: Pa­kistan'ın dogıduğu sıralaırda bile bu dâ­va, kemıdiUğimdcn ortaya çıikmış ve "bu y-üaden, ehömlmiyetli şahsiyetler, Hin­distan tarafına geçmeyi doğru bulmuş­larıdır. Bu ise, din devleti' fikrinin Pa­kistan'ca da istisnasız benimsenmeıdi-ğioıe delil olarak gösterileibilir Orita ve Yakımdcğu devleltleri, sosyal ge1işim el erime göre, din devleti konusunda Pakistan'dan çofe farklı- düşünmekte­dirler. Haile Partisi ongresinin bu konudaki' coşkun göste-lertae rağmen, İslâm devletleri bizi, mstiyan devletler kadar destekleme­klerdir. Bunların aras:nda Pakistan ı vardır. Biz. ne Pakistan'ı ne de öteki lâm devletlerini, bize karşı aCÜ-8filar:.. tu:n yüzünden, haiklı veya haksız go-fc.-!erden değiliz. Her millelt, dilediği jıitiikaıyı gütmekte, elbette hürdür. Fa-at son politika tarihinin bu örnelklerini, îileîlUerarası politikayı devrimizin ger-îkîiği d:ş;ndj. düşümsn va gösterrnek elbette bizimhaktamız»üsır/a politikasını kemdi gerçeîkliklerie g-öre toavraaıaik, bizce, en doğru yol­ar. Afganistan da Pakistan gibi birilâm devleitidir ve üstelik sınırları da
irlbirin.2 brtişikitir.

Tahran Kongresinde bir yandan, çağı­mızın ekonomik aniayışına ayıkırı bir İs­lâm ekonomisi yaratılmak istenirken. Öte yandan;, Afgamstan-Pakistan ger­ginliği konusu ile ilgili propaganda ya­zılarının dağıtılmış olması dikkatimiz! büyüliyecek bir şeydir. Bundan da anla­şılıyor ki: İslâm ideolojisi gibi, şimdi de nı'lJî gargl'iı'jilkîeni önliycoelk ibir kudret gööterem&melkitadiır. Ç5ünık!ii: devlet ve ü:r^meıt işleri, her balkımdan ayrı ayrı, işlerdir.

Sâdabad Paktının, son günllerde daîıa çak beliren eiıenumiyeti, Afganistan-Pa-kistası gerginliğini ve bundan doğabile­cek neticeleri, etraflıca düşünmemizi gerefetinmektedir. Birleşmiş Mileltlsrin u.-ndelerıne, ba-nşa, demokrasiye bağiı Türk Mi'.elıti, her miUötterarası ihtilâfın olauğu gilbi, Afganistan ve Pakistan ger-glri'.i|:inin de. dostça glderiîmesinden yalnız memnun olabilir. Fakat bu ger­ginlik bize çak büyük bir şey daha öğ­retmiş oluıyor. O da hiç bir politika ger­çekliğinin ne hayale, ne de kuruntuya tahammül edameyişidir.

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106