14.9.1950
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Eylül 1950

—- Ankara :

30 Ağustos Zafer Bayramı münasebe­tiyle Cumhur Başkanı Celâl Bayar ile Genelkurmay Başkam Orgeneral Nuri Yalmult arasında şu telgraflar edil­miştir :

Sayın Bayar Cumhurbaşkanı Akhisar Türk silahlı kuvvetleri mensupları adı­na 30 Ağustos Zafer Bayramı tebriklerimizi arz ederim. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Sayın Orgenerali Nuri Genelkurmay Başkan Ankara 30 Ağustos Zafer Bayramı münasebetiyle Türk silâhlı kuvvetleri adım-a çelk-tlğin'iz teli hürmetle aMıni. Taıi'ühe eş­siz zaferler .malıetmeyi am''aae haline getirmiş olan Türk silâhlı kuvvetlerimize telbüiMerimle beraiber teşeMcÜrterSinii bildiırmenizi rica ederim. Cu mhurbaştkanı öelâl Balkan Milletlerarası îktdısadi islâm Konferansının 2 Ekim 1950 günü Talh-ran'da yapılacağını söylemiş ve bu kon-lerainsın bütün İslâm memleikefc temsili-cilerânâ tekrar bir 'arada (toplayacağım ilâve etm'iştir.

3 Eylül 1950

—- Ankara :

Eskişehir'de seylâp felâketzedeleri için yapılmakta olan 512 ^evıden 42 adedi İk­mal edilerek dün kur'a ile müstehaik-Barnıa tevali edilmiştir. Geriye' kailan 470 ev de peyderpey ikmal edilerek Kasim sonuna ikadar 'taıma'men dağıtı­lacaktır.

— Sivas :

İktisadi İşbirliği Türkiye İcra Komi­tesi! Başkanı Mis'tr. Russel Doa-r, dün gece otomobille Erzurum'dan şehrimi­ze gelmiş ve Vali Tâki Gürkök tara­fından karşılanmıştır.

Geceyi Çimento Fabrikasında geçiren Mr. Dorr bugün öğleden evvel şehri­mizde tetüdik'Ienl'e bulunmuşHur.

— İstanbul :

Belediye seçimleri münasebetiyle Vali ve Belediye Reisi Dr. Fahrettin Kerim. Gökaıy, vaJîi muavinleri ve Emniyet Mü­dürü ibu akşamı geç vakte kadatr daire-Lerinde çalışmışloırdır.

Saat 21 de Vali ve Belediye Reisi Dr. Fahrettin Kerim Gökay Anadolu Ajan­sı muhabirine şu beyanatta bulunmuş­tur :

«Bugün seçim, şehrimizde gayet mun­tazam ve sükûn içinde cereyan etmiş, vatandaşlar reylerini huzur içimde kut­lanmışlardır.

Hemşerilerimingösterdikleriolgunluğa

teşekkür ederim.

Tasnif de bitmek üzeredir.»

—İstanbul :

îsıtanlbul'da Belediye Meclisi seçimleri (bugün yapılmıştır, Aldığımız malûmata 'göre, gelirimizde Demokrat Parti aday

lar büyük birekseriyetleseçim dert kazandıkları anlaşılmaktadır. Bu gece saat 22 ye kadar alman malû­mata göre neticeler şöyledir :

D. P.

C. H. P.

M. .P

Beyoğlu

24112

6668

3259

Kadıköy

6300

2300

850

Üsküdar

1700

«30

300

Beykoz

4090

2M5

147Ö

Beşiktaş

5900

1250

&00

Fatih

201236

8801

628l

diğer ilcetende 'bu eaate kadar bir netice alma'mamıştır. Tasnife devam edi'lımek-tediır. İstanbul'da umuimi iştirak nispe-ittatn % 40 raddesinde olacağı anlaşılmaktadır.

Şimdiye kadar alman neticelerde Demokrat Partinin İstanbul Belediye Mec­lisinde bütün üyelikle^ kazandığı anla-şılmakta'dır. Bu husustaki kati rakam­lar yarın belli olacaktır.

Diğer taraftan Çatalça'dan gelen ha­berlere göre oradaki Belediye seçiminde 40 - '50 oyla C. H. P. önde giiümektedir

4 Eylül 1950

— İstanbul :

Dünya Sağlılk Teşkilâitınm Doğu Akde­niz Bölge Komitesinin 3 ünıcü toplantı­sı, bu salbah saat 10 da Yıl'dız Sarayı­nın Şale Köşkümde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Prof. Nühat Reşat Belgier'in nuitkıu İte açıılacaktır. Açılış toplantısını komitenin başikani ve Doğu Bengal Sağlık Bakanı H. Ba­har idare edecektir. Öğleden sonraki oturumda Doğu Akideniz Bölgesi Di­rektörü Dr. Ali 'Tevfik Şvcşa, Paşa bir konuşma yapacaktır. Toplantılarda Doğu Akdeniz Bölgesinin 22 meımleiketini alâkadar eden sağlık raeıselefl&ri ve bunüıarı halletme şekli gö-rüşüleceikür. Bu mevzudaki toplanitı 3 gün sürecektir.

Toplanitı için geçici idare heyeti seçi­minden' sonra program komâ'sıyonu se-Çim iya-pıl'acak ve bu komite bütün me-seteleıri İnceleyecekitâr. Eylûl'ün 7 sinde sona erecek olan bölge toplantısından sonra sağlık istatistikleri konferansı başlayacaktır. Bunu il Eyilûl'de açıla­cak olan umumihıfzıssıMıa eğiti'nıini

alakadar eden bir sergi takip edecektir. 12 Eylûl'de de Dünya Sağlık Teşkilâtı ile ilgili seminer çalışmaları yapılacak­tır.

— Ankara :

(Demokrat Parti merkezinden Öğrenildi­ğine göre, Ankara Merkez îl'ceS'indeki Belediye ÛVIecUisi seçimlerinde 196 san­dıktan 175 inin tasnif neticesi aşağıda­dır :

— Ankara :

Bu gece saat 23 (t'e Demokrat Parti mer­kezinde bir basm toplantısı yapılmış ve (basını mensuplarına o saate kadar parti merkezine gelen telgraf ve telefon ha-betrlerme g^re aşağısda bi'ldirdiğimiz il merkezleri, ilce ve bucaklarda Demok-raıt Partinin kazandığı belirtiılımiştir :

Konya :(Merkez), Karaman,

Tekirdağ :(Merkez), Çorlu.

Bursa : (Tamamen).

Kayseri :((Metrfkez), Brkileit.

Zonguldak :(Merkez), Ereğli.

'Maraş :(Merkez).

İsparta : .;(Merkez).

Aydın :flMerkez). Bozdoğan., Çime, In-

cirliova, Umurlu, iSultanhisa-r, Ortaklar,

[Nazilli, Söke, Germencik.

Gaziantep:(Tamamen).

Antalya :((Merkez).

Giresun :(Merkez).

Balıkesir : ı(Tamamen).

Rize :(Merkez).

Diyaribaikiır : ıflMerkez).

Manisa : .(Tamamen).

Eırzincaa :(Tamamen).

Tokat:(Tamamen).

Denizli : .(Merkez).

iSamtsun :(Tamamen).

Kütahya:(Merkez).

Bilecik :.(Merkez). Yenipazar,Pazar.

izmir :ödemiş,Bergama,- Kınık, Cumaovası, Buca, Bornova, Menemen, Karalbunm, Bayındır.

(Merkez). İskilip.: Adama, Ceyhan, Osmaniye. Kocaeli : Adapazarı, îzmit. Ankara : Kalecük, Beypazarı, Karaşar, Keskin, Ayaş, Balkara.

Antakya, iskenderun. Erzurum :(Menkez), Pasinler. Eskişehir: ((Merkez). Edimıe : '(ıTaTnaımem). .Gümüşaııe : Merfkez,Torul.

—Fetanjbul :

I>ünya Sağlık Teşkilâtı Doğu Akdeniz Bölge Komitesinin 3 üncü toplantısı bu sabah sa>at 10 da Yıldız Şale Köşkünde yapıimışltır.

Toplantıda Sağlık ve Sosyali Yardım Bakanı Braf.' Dır, Nılıalt Reşat Beller, Vali vet Belediye Başikanı Prof. Gökay, Üniversite profıesörleri, şehriımizin ta­nınmış doktorları ile Türkiye, Mısır, Haibeışistan, Fransa, îran, Irak, Isıraîî, Pakistan, Suudi Arabistan, B. B. Birle­şik Kıraliığı delegeleri, Tarım ve Gıda Teşkilâtı, Unesco, Milletlerarası Çocuk­lara Yardım Fonu, Filıistin için Birleş­miş Milletler Kalkınıma ve Çalışma Aja­nı ve Rockfeller Müessesesi temsilciler, hazır bulunmuşlardır. Pakistan ve Dognı Ben-gail .Sağlık Ba­kanı H. iBehaır'ın Başkanlığımda açılan topilıanttıda Sağliık ve Sosyal Yardım Ba­kam Prof. Dr. Nihat Reşat Belger, aşa­ğıdaki hitabeyi irat etmiştir : ıSaym bay bölge direktörü, sayın, dele­geler, sayın frayanılar, baylar, Cumhuriyet Hükümeti ve Türk hekim-ferinin heyeti umumiyesi namına size «Jhoşgel'diniz» derim. Bu kadar müm­taz misafiri izaz etmekten büyüik foir zevk duyımaiktaıyız. Bu toplantıyı Istan-ibul'da akdelbmek lıususunda delegemi-p zin teklifi erini kalbul ettiğinizden dolayı teşekkür ederiz. Bütün dünya mill'etle-.rinıin sıhhait seviyesini yükseltaneğe mâ-tuıf olan yüksek ve necip meısıaiinize iş­tirak etmek fırsatının kadrini Cumhuri­yet Hükümeti lâyıkiyle müdrükıtiı-. Tesis tarihine bakılırsa Dünya Sağlık Teşki­lâtı bugün 4 yaşındadır, fakat hakikat­te faaliyeti 1948 de Vuku buflaıs birimci Akideniz toplantısından, sonra başlar. Doğu Akdeniz Bölgesi 18 aydanberi mevcuttur. Ancak, bugüne kadar ya­pılan işlere bakılırsa ve bu uğurda ik-iühaım «dileüi engeller gözönünde tutu­lursa kabul edilmelidir ki bu yüksek İtesis üzerinde bina edilen' ümitler boş değilldir. Elde edilen neticelerden mem­nun olmak lâzımdır.

— İstanbul :

Dünya Sağlık Teşkilâtı Doğu Akdeniz Bölge Komitesinin üçüncü toplantısı bu-:gün de çalışmalarına devam etmiştir. Yıldız Sarayında Şale Köşkünde yapılan toplantılarda 22 memleketi ilgilendiren bütünmeselelergörüşülmüştür.

SabaMü umumi toplantıda 12 memleke,-tin 'delegeleri söz alarak memleketlerin­deki sağlık durum'unu izah etmişlerdir, öyleden sonraki oturumda program ko­mitesinde devam edilmiş, umumi müza­kerelerden sonra komisyon için seçim­ler yapılmıştır. Komiteye PakistandanM. Jafer Fransa'dan J. Helfft, Israllden Dr. Joseph Ören. seçilmişlerdir. Seçilen komite .bölgenin başlıca müîıim olan has-talıklariyle mücadele işini etüd ve ko­ruyucu tedbirler alınmasına yardım ede­cektir.

6 Eylül 1950

—(Keşan:

Dün, anî olarak 'hava bozulmuş, seneler-denberi eşine tesadüf edilmemiş şekilde bir fırtına ile yağmur ve ceviz büyük­lüğünde dolu yağmıştır. Bağ ve 'bahçe­ler zarar görmüştür. İnsanca zayiat yok­tur.

—Ankara :

Yeni Adalet yıh bugün açılmıştır. Açı­lış töreninde .Cumhurbaşkanı Celâl Ba-yar, Başbakan Adnan Menderes, Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu ibüıtün bakanlar, Genelkurmay, Sayıştay, Başkanları, Yargıtay ve Ada­let Bakanlığı erkanı hazır bulunmuşlar­dır.

Töreneistiklâl marşilebaşlanmıştır.

Marştan sonra Yargıtay Başkanı Fevzi Bozer bir hitabe söylemiştir :

7 Eylül 1950

— Ankara :

Fransız Boks Federasyonuna profesör mene3er olarak kayıtlı bulunan Tunuslu Boksör Ben Mehtİya Muhammet, bun­dan 'bir müddet evvel 'Boks Federasyonu­muza müracaat etmiş, Türkiye'de bir •boks salonu açarak antrenörlükyap-

mak istediğini bildirmişti. Federasyon, her türlü formaliteyi tamamlamış ve ken'disine hu hususta müsbet cevap ver­miş bulunmaktadır. Tunuslu boksör, sonbahar sonlarına doğru memleketimi­ze gelerek çalışmaya başlıyacakür. Boks salonunu hangi şehrimizde kura­cağı henüz belli değildir.

— Ankara :

Türkiye .millî boks takımı seçme müsa­bakaları 9 ve 10 Eylülde Ankara'da yapılacaktır. Bu müsabakalara İstan­bul'dan Halit Ergönül, Necdet, Hüsnü ozan, Vural İnan, Oktay Kolçakoğlu, Gar-bis Zaharyan, Ayhan, Cevdet özçen tek, Suphi Okur, Sahan Minasyan, An­kara'dan Sevindik Erciş, Yüksel Sarı­caya, Doğan, Karaca, Adnan, Yusuf Mengen, Temel Yavuz, Mustafa İnci, Kâzım Yılmaz, Ali Melek, Kâmil İçli, Eskişehir'den Yaman Atacan, Bursa'dan İrfan Demirkan ve Kocaell'den Turgut Sarper iştiraik edeceklerdir.

Müsabakaların en dikkate değer tarafı, bu sene içinde Kopenhag'da toplanan beynelmilel kongre kararlarına uygun olarak sekiz siklet değil, on siklet üze­rinden ve ikişer dakikadan ibeş raund üzerinden .müsaibakaların yapılacağıdır. Bu siklet şöyle sıralanmıştır:

51, 54, 57, 60, 63, 65, 67, 71, 75, 81 ve ağırdır.

—Bursa :

Mudanyanın Eskel Limanında mayolu ve başı eşarpla örtülü vücudu bozulma-'rmş bir kadın cesedi bulunmuştur. Bu cesedin Brezilya 'Baş Konsolosunun eşi­ne ait olduğu zannedilmektedir. Bursa Savcılığı, İstanbul Savcılığına vaziyeti bildirmiştir. Cesedin teşhisi için İstan­bul'dan alâkalıların gelmesi beklenmek­tedir.

8 Eylül 1950

— İstanbul:

Ekim ayında yapılacak olan nüfus sa­yımı (hazırlıkları devam etmektedir. Vi­lâyette teşkil edilen bir heyet son hazır­lıkları daikmal etmek üzeredir.

Dışişleri Bakanı Yerine (Patin Rüştü Zorlu)

Ekselans Bay Fuat Köprülü

TürkiyeCumhuriyetiDışişleri Balkanı

Ankara . Bay Bakan

Mefadı aşağıda yazılı bugünkü tarihli mektubunuzualdığımı arzederim:

Türtîie Cumhuriyeti Hükümetinin, Fin­landiya Hükümeti tarafından izhar edi­len arzuya istinaden, Türkiye ile Finlan­diya arasındaki ödeme anlaşmasının 5 inci 'maddesinde bahis konusu edilen (500,000) Birleşik Amerika doları tuta­rındaki krediyi ,(1.000.0000 dolara çıkar­maya karar verdiğini arzederim.

Yukardaki hususlar hakkında Finlandi­ya Hükümetinin mutabakatını 'bildirme­nizi ve derin saygılarımı kabul buyur­manızıricaederim.

Yukardaki hususlar üzerinde Hüküme­timin mutafoifc bulunduğunu arza müsa-raat ederim.

En derin saygılarımın ıkabulünü rica eylerim.

Veli Helenius

— Ankara :

General Süreyya îlmen'in Maltepe'de bu-îunan bir milyon altı yüz on altı bin metre 'kare 'genişliğindeki çiftliğini işçi sanatoryumu tesis edilmesi şartiyle îşçl Sigortaları Kurumuna bağışlaması her tarafta büyük bir memnunluTîla karşı­lanmıştır. Bu münasebetle Çalışma Ba­kanı Hasan Polatkan General Süreyya tlmen'e aşağıdaki teşekkür telgrafını göndermiştir:

SayınSüreyya İlmen

Kadıköy Moda Caddesi Numara:İstanbul

Başarılı bir iş adamı olarak bin bir emekle meydana getirmiş olduğunuz çok kıymetli bir eser olan çiftliğinizi sana­toryum, tesis edilmek üzere işçi Sgoir-taları Kurumuna bağışlamak suretiyle gösterdiğiniz asil feragat ve fazilet, Ba­kanlığımızca minnet ve şükranla karşı­lanmıştır. Bu bağışlama ile ecdadımızın maddîservetlere manevîzenginlikler katan yüksek ahlâk ve meziyetlerine yeni ve unutulmaz bir örnek ilâve et­miş bulunuyorsunuz. Kadir bilir Türk Milletinin nesiller boyunca takdir ve şükran duygularını üzerinde toplayacak olan Süreyya Paşa Sağlık tesisleri millî tesanıüde fedakârca hürmet etmesini bi­len bir Türk evlâdı olarak muhterem şahsiyetinizi ebediyete intikal ettirecek­tir. Bakanlık camiası adına size ve Sa­yın Eşinize candan teşekkürlerimizi ar-zeder, uzun Ömürler ve sağlıklar dile­rim.

Çalışma Bakanı Hasan Polatkan

—- Ankara :

İtalya-Türk Millî Boks Takımları karşı­laşması takarrüretmiştir.

Karşılaşma 118 Kasımda Napoli'de yapı­lacaktır.

— Anütara :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, İşçi Sig-or-talrı Kurumuna yaptığı bağıştan dolayı Süreyya İlmen'e şu telgrafı göndermiş­tir:

Sayın Süreyya İlmen

Kadıköy

İşçi Sigortalan Kurumuna olan bağışı­nızı memnuniyetle üıaber aldım. Büyük maddî değerinden çok üstün manevî bir değer (taşıyan bu bağışı şükranla karşı­ladım.

Sosyal hizmet sahasında varlıklı ve iyi duygulu birçok vatandaşlarımızı ve bil­hassa sanayi erbabını teşvik edecek olan bu çok güzel Örnek hareketten dolayı sizi ve sayın eşinizi hararetle tebrik ederim.

Celâl Bayar

21 Eylül 1950

— Ankara:

Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Ekrem Hayri Üstündağ emekli General Süreyya îlmen'e aşağıdaki telgrafı göndermiştir: Sayın Süreyya tlmen

Moda Caddesi iskele Başı No: 1

Kadıköy

İstanbul

Devletle milletin tam bir görüş ve işbir­liği yapmak suretiyle yurdun sağlık dâ­vasını ön plâna aldığı bir sırada maddî kıymetinden başka halk sağlığı bakı­mından büyük mânevi bir kıymet de ta­şıyan ve diğer hayırsever yurttaşlara da örnek teşkil edecek olan bağışınızı Ba­kanlığım adına şükranla (karşılar saygı­larımı sunarım.

Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr. Ekrem Hayrı "Üstündağ

—İstanbul:

Demokrat Parti istanbul Belediye Mec­lisi üyeleri, bugün saat 16 da partinin Kadıköy İlce merkezinde ihzari bir top­lantı yaparak belediyenin daimî encü­men ve ihtisas komisyonlarına seçilecek üyeleri tesbit etmek üzere görüşmelerde bulunmuşlardır.

Söz alan 32 üye, muhtelif mevzulara te­mas ederek fükirlerini açıklamışlardır. Toplantı sonunda söz alan Parti İstan­bul Bölge Müfettişi İstanbul Milletvekili Hüsnü Yaman, İstanbul'un binbir derdi üzerinde durmuş, şehrin müstakbel ge­lişmelerini sağlamak, vatandaşların sü­kûn ve huzur içinde çalışmalarını temin etmek yolunda Meclisin hizmet ve vazi­felerini belirtmiştir.

Belediye Meclisi üyeleri ayın 26 ncı Salı günü saat 15 te tekrar toplanmak üzere saat 19 da dağılmışlardır.

—Ankara:

General Süreyya llmen'in işçi sanator­yumu tesisi için Maltepe'de bulunan çift­liğini İşçi Sigortaları Kurumuna bağışla­ması dolayisiyle Nazilli Basma Fabrikası ile Zonguldak ve Eskişehir işçileri gön­derdikleri telgraflarda bu bağıştan dola­yı kendisine şükran duygularım bildir­mişlerdir.

—- İstanbul:

General Süreyya tlmen tarafından şehir işçilerine vâki olan teberru dolayisiyle Vali ve Belediye Reisi Profesör Gökay kendisine şu telgrafı çekmiştir: Memleket ve şehrimize bugüne kadar mesbuk olan hizmetlerinize ilâveten şeh­rimiz işçilerinin ihtiyaçları olan bir sa­natoryum için geniş arazi ve bina teber-rüü suretiylevukubulan hediyenizden

duyduğum şükran hislerimi bildirir say­gılarımı sunarım.

—• Ankara:

Türk Hükümeti ile Marshall Plânı- Tür­kiye İcra Komitesi arasında Sakarya Nehri üzerinde Sarıyar mevkiinde 80.000 kilovathk bir hidro elektrik enerji san­tralı ve bu enerjiyi nakletmek için lü­zumlu havanî nakil hattının inşası ve' finansman için anlaşmaya varılmış ve bu aniaşma Devlet Bakanı Feyzi Lütfi Karaosmanoğlu ve Marshall Pîânı İcra [Komitesi Başkanı Orta Elçi Russell H. Dorr tarafından bugün müştereken imza edilerek ilan edilmiştir. Aniaşma Washington'daki Marshall Plânı İdaresi tarafından da tasdik edil­miştir.

Bugün saat 20,15 te Devlet Bakanlığın­da anlaşmanın ilânı münasebetiyle yapı­lan toplantıda İşletmeler Bakanı Prof, Dr. Muhlis Ete, Devlet Bakanlığı Genel Sekreteri Fatin Rüştü Zorlu, Etibank Gene! Müdürü Ferit Nazmı Gürman, İk­tisadi İşbirliği İcra Komitesi mensupları, Türk Yüksek Mühendisleri ve Basın mensupları hazır bulunmuşlardır.

23 Eylül 1950

— Ankara:

Bugünkü Zafer gazetesinde Faik Fenik «Çiftçiler için müjdeli haberler» başlıklı makalesinde, yeni iktidarın kısa bir müddet içinde zirai sahada başardığı iş­lerden bahsederek mahsulün az olduğu yerlerde çiftçinin bilhassa bankaya olan borçlarından ıstırap çektiğini kaydettik­ten sonra diyor iki:

Çiftçilerimizin hakikaten yerden göğe kadar hakları vardı. Hele Ankara ve Or­ta Anadoiu'nun bir çok yerlerinde mah­sul durumu onların borçlarını derhal ödemesine müsaade edecek şekilde de­ğildi. Hükümet de bu meesle üzerinde esaslı bir surette duruyor; ve çiftçiye bu sene hem borçlarını tecil etmek, hem de yeni kredi sağlamak için, ciddî tedbir­ler aîmak üzere çalışıyordu. Şimdi memnunlukla öğreniyoruz ki, bu çalışmalar çok müsnet neticeler vermiş, köylünün ve çiftçinin dertleriyle daima ortak olan ve onlara daima yeni çalışma imkânları hazırlayan yeni iktidar, bu ..meseleyi de kökünden hlletmiştir.

28Eylül 1950

—Ankara:

İl Genel Meclisi seçimleri münasebetiyle partilerin yapacakları konuşmalara An­kara ve İstanbul radyolarında Basın Ya-ym ve Turizm Genel Müdürlüğünce ayrı­lan zamanların tâyini için bugün saat 10,30 da Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü odasında yapılan toplantıda Demokrat Parti adına Parti Başkâtibi Rauf Kıral, C. H. Partisinden Başkâtip Abdurrahman Ongan, Millet Partisinden Kemal Tamer ile Basın - Yayın ve Tu­rizm Genel Müdürü Dr. Halim Alyot, Radyo Dairesi Müdürü Şerif Arzık ve Ankara Üçüncü Noteri Zihni Nayman hazır bulunmuşlardı.

Keşideler iki torba içerisine konmuş ma­suralarla yapılıyordu. Birinci torbada partilerin isimlen, İkinci torbada ise radyo evi tarafından konuşmaya tahsis olunan saatleri g-österir masuralar bulu­nuyordu,

Yapılan keşideler neticesinde 7 gün zar-' fında partilerin yapacakları propaganda gün ve saatleri tesbit edilerek tanzim olunanli steler hazır bulunanlar tarafın­dan imza edildi.

—Ankara:

Birleşmiş Milletler emrine verilen Kore Savaş Birliğimiz memleketmizden hare­ket etmiş bulunmaktadır.

29EylÛI 1950

—Ankara:

Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdürü Dr. Halim Alyot, Kore Birliğimizin hare­keti münasebetiyle bazı gazetelerde gö­rülen neşriyatla ilgili olarak aşağıdaki bayanatta bulunmuştur: Kore'ye gidecek birliğimizin hareketi hakkında haberler verilip verilmemesi, fotoğrafçekilipçekilmemesi ve haber-

lerle fotoğrafların neşredilip edilmeme­leri mevzularında Basm-Yaym ve Tu­rizm Genel Müdürlüğünün vazifesi ta-mamiyle Millî Savunma Bakanlığı ile Genel Kurmay Başkanlığının noktai na­zarlarını istisnasız bütün gazetecilerimi­ze aksettirmekten ibaret kalmıştır.

Umum Müdürlüğümüz, her zaman oldu­ğu gibi. bu mevzuda da basma karşı beslediği hürmetin telkin ettiği tarzda vazifesini yapmıştır. Gazetelerimizin Birliğin hareket limanına askerî makam­larımızın koydukları kayıtlar dâhilinde fotoğrafçılar göndermelerinin ve yine bu makamlar tarafından 'konulan kayıtlara göre çekilecek fotoğrafları neşretme im­kânlarının temin edilmiş olması, teşkilâ­tımızın matbuatımıza karşı yapmayı za­ruri gördüğü hizmetler cümlesindendir.

Askerî makamlarımızın haberlerin ve fotoğrafların vaktinden evvel yayınlan­masını mahzurlu görmüş olması şüphe yokturki Birliğimizin seyahat emniyetini temin kaygusundan ileri gelmiştir. Bu itibarla bazı gazetelerimizin yazdığı gibi bu mevzuun basın hürriyetinin tahdidiy-le hiç bir alâkası yoktur.

Aynı zamanda Genel Müdürlüğümüz bu vazifesini yaparken herahngi bir gazete­nin istisnai bir muameleye tabi olmasını asia derpiş etmemiştir.

Bunlara ilâve olarak şunu da söyliyeyim: askerî makamlarca alınmış olan tedbir­ler yine aynı makamlar tarafından dün 1(28 Eylül 1950 Perşembe günü) kaldırıl­mış ve keyfiyet Ankara'daki gazetelerle diğer yerlerdeki gazetelerin Ankara mü­messillerine istisnasız bildirilmiştir.

30 Eylül 1950

—- Ankara:

11 inci dönem Gerilla kursunu bitiren: subaylara bugün saat 10 da Türk Hava Kurumu planör alanında törenle diplo­maları verilmiştir.

Ben öyle yaşlı ve günahsız vatandaşlar tanırım ki, şehirlerde ve kasabalarda sırf memleket endişesiyle bu partiye girmişler, onun mesuliyetlerine iştirak etmiyoruz zanniyle ona mesnet olmuşlar, onun yukarıda çatırdayan ve göç­mek üzere olan çatısını civanmertlik hisleriyle bir müddet daha tutmaya ça­lışmışlardır. Bunların mesuliyetleri, gün geçtikçe ve memleketin hürriyetini gasbedenler ve bu memlekette tahakküm idaresini en lüzumlu bir idareymiş gibi göstermek isteyenler ve uzun zaman'milleti öyle idare edenler kadar ağır olmaya başlamıştır. Hele bugünkü muhalefet saflarında... İktidar sür­meği en mütereddi bir sultanlık idaresi haline'getiren C. H. P. ve onun şefi, muhalefeti memleket içinde iftirakçılık sokmakta, vatan müdafaa ve muha­fazasını lüzumsuz bir gayretkeşlik saymakta devam ettikçe Türk milleti içi­ne zilleti ve korkuyu sokmayı en basit bir hikmeti hükümet telâkki ettikçe bu partiyi ve bu şefi desteklemekte devam eden vatandaşların iradelerine ve şuurlarına biran evvel sahip olup memleket endişesinden mülhem kararlara varmaları icap eder.

O halde bu parti daha çok zayıflasın da D. P. tek parti halinde mi kalsın is­tiyorsunuz?

Bunu biran bile düşünmüş değilim. Memleketimizde çok partili hürriyet ni­zamını eskidenberi müdafaa etmiş bir insanım. Fakat C. H. P. sini ne iktidar­da, ne de muhalefette iken modern manâsı ile bir parti saymadım ve hâlâ da saymıyorum. Herşeyden evvel Türk milletinin irade ve kararı yerine gelme­li, bu teşekkül içinde yer almış hakikî vatanperverler, kendisini bu hale ko­yan zararlı unsurları mutlaka tasfiye etmek kudret ve cesaretini gösterme­lidirler.

Bugünkü rejim için bir tehlike tasavvur eder misiniz?

Milletimiz bu .asil kemalini gösterdikten ve iradesine sahip olmanın mâna ve şümulünü iyice anlıyarak bütün cihana ilân ettikten sonra, bu memlekette kurulmuş olan hürriyet nizamının her hangi bir sebeple ortadan kaldırıla­bileceğini hatırdan bile geçirmiyorum. Hürriyet nizamı ya bugün iktidarı elinde tutan parti tarafından yok edilebilir ki, aklı başında hiçbir adam bu ihtimali düşünemez. Kökü hürriyete dayanan ve hürriyetle beslenen bir par­tinin diktatörlüğe gitmesi mümkün müdür? Kaldı ki, Türk milleti artık hür­riyet nizamının en uyanık bekçisidir. İkinci ihtimal şudur:

Maziye hasret çekenler tekrar eski diktatörlük nizamını kurmak için fırsat bulurlar... Bunu da düşünmek sadece bir delilik olur. Bu noktada hürriyet nizamının teminatı, Türk milletinin hürriyet aşkından başka aşk tanımaması bir de o eski nizamı kurmak isteyenleri varlığının düşmanı saymasıdır. Burada yukarıda söylediklerimizi tekrar edebiliriz:

Türk milleti hiçbir zaman artık Halk Partisine ve onun şefine köle olmıya-caktir.

Şimdi asıl meseleye temas edelim: Türkiye'ye göç etmek için Bulgaristan'da­ki Türklerin yalnız Bulgar makamlarından vize almaları kâfi değildir. Ayrı­ca Türk makamlarınca da kabul edilmeleri lâzımdır. Aramızdaki anlaşma ge­reğince her iki hükümet de göçmenlere tam serbesti vermek mecburiyetin­dedir. Bugün Türk makamlarının anlaşmanın bu maddesini kendilerine göre tesfire kalkışmaları, açıkça gösteriyorki, bu göçmenleri kabul etmek isteme­mektedirler. Anlaşmanın ikinci maddesi gene göçmenler arasında hiçbir fark gözetilmemesi âmirdir. Böyle olduğu halde göçmenlerden Türkiye'de zengin akrabalarının "bulunmasını, onların siyasî akidlerinin tetkik edilerek bilinme­sini arzulamak, anlaşmaya tamamen mugayir bulunuyor. 10 Ağustos tarihin­de verilen Bulgar Notası, Türklerin bu husustaki niyetlerini açıkça yüzlerine vurmaktadır. Şimdi de göçmenlerin kendi arzulariyle hareket etmedikleri iddia ediliyor. Bu doğru değildir. Bulgar Hükümeti bir defa daha tekrar eder ki, Türk azınlığı yalnız kendi arzulariyle göç etmek istemektedir ve onların bu isteklerine riayet edilmektedir. Bu sebeple bunun hilâfına olan iddiaları Bulgar Hükümeti reddeder. Türk azınlığının perişan halde bulunduğu iddiasına gelince:

Bulgar Hükümeti bu hususta da, yani mal ve mülklerinin tasfiyesi hususun­da da onlara tam serbesti vermiştir. Bu münasebetle şunu da hatırlatmak is­teriz ki, Trakya'da ve Anadolu'da yaşayan Buagarlar, malları ve mülkleri yağma edilerek Bulgaristan'a kovulmuşlardır. Türk Hükümeti bunların hiç­bir şeyini vermemiştir. Bundan ayrı olarak bir buçuk milyona yakın Yunan­lı da insafsızca Türkiye'den kovulmuş, yüzbinlerce Ermeni ise katledilmiştir. Göçmenlerin üç ay zarfında kabul edilemiyeceklerine dair olan noktaya ge­lince, bu tamamiyle yersizdir. Bu hareketiyle Türk Hükümeti, göçmenleri kabul etmiyeceğini ve bundan kaçındığını göstermektedir. Bilindiği gibi, göç-etmek hakkı yalnız ve yalnız göçmenlerin arzularına bağlıdır. Hal böyle olun­ca, Bulgar Hükümeti bu meselinin uzayıp gitmesine ve dolayısiyle kendi ik­tisadî durumunun sarsılmasına müsaade edemez. Bulgar Hükümeti anlaşma­nın kesin şekilde tatbikini istemektedir ve bu isteğinde haklıdır. Türk notasında, konsolosluk memurlarının göçmenleri istihbarat gayesiyle sorguya çekmedikleri iddiasına gelince, bu da doğru değildir. Bulgar makam­larının elinde bu hususta kâfi deliller vardır. Bundan dolayı Bulgar Hükü­meti, konsolosluk memurlarının bu yoldaki hareketlerini protesto eder ve Türk Hükümetinden bu gibi hareketlere son verilmesi için tedbirler almasını talep eder. Bu vesile ile, şu noktayı da belirtmek lâzımdır ki, Türk notasmda-ki göçmen meselesinin milletlerarası bir mesele haline sokulacağı noktasını Bulgar Hükümeti göçmenleri kabul etmemek için bir bahane addettiğini bil­dirir.

2 Eylül J950

— istanbul;

Deniz Harp OkuJu ve Kolejinin 174 üncü yıl 'dönümünü kutlamak ve 1949 -1950 öğretim yihm'da okulu 'bitiren as-teğmenl'are dıipl'omaları (tevzi edıi'lmek üzere 'bugün saat 15,30 da Heybeliaıda-dalk'i 'Deniz Harp Okulunda bir tören yapılmıştır.

—İstanbul :

ŞelırÛmiizde bulunan Pakistan Maliye Baksın.! Gulam Muhammet busglin saat 16 ıda Park Obeiıde yaptığı basın top­lantısında Paîkliısitan'ın malî 'duıruımu hakkında şu izaîıatta ibulunmuştur :

«Paik:ısstan'm malî. durumu sağlamdır. Ti'caireltiıniiz inkişaf eltmekltedir. Pakis-itam liibhajlât ve ihracat Ibakımından her ibanıgıi 'bir meLmleikete talbd ıbulunımaünaik-tadır. Ticaretti serbesti İlçn'de gilttikçe ısemereli olmaktaıdır.

Paikistan'la Tünkiye arasında ticarettin gelişmesi imkân ve ühbiımal'leri büyük­tür, iktisadi İslâm Konferansı Tah­ran toplantısına bunu inceliyecektir. Itir. ıBu konu, uznıan'laırıaı ta.m:aTniyle re-aldislt ibir g-Örün'üşle ikaraTİaştirmalan lâzım '.gelenbir konudur.

Şimdi asıl meseleye temas edelim: Türkiye'ye göç etmek için Bulgaristan'da­ki Türklerin yalnız Bulgar makamlarından vize almaları kâfi değildir. Ayrı­ca Türk makamlarınca da kabul edilmeleri lâzımdır. Aramızdaki anlaşma ge­reğince her iki hükümet de göçmenlere tam serbesti vermek mecburiyetin­dedir. Bugün Türk makamlarının anlaşmanın bu maddesini kendilerine göre tesfire kalkışmaları, açıkça gösteriyorki, bu göçmenleri kabul etmek isteme­mektedirler. Anlaşmanın ikinci maddesi gene göçmenler arasında hiçbir fark gözetilmemesi âmirdir. Böyle olduğu halde göçmenlerden Türkiye'de zengin akrabalarının "bulunmasını, onların siyasî akidlerinin tetkik edilerek bilinme­sini arzulamak, anlaşmaya tamamen mugayir bulunuyor. 10 Ağustos tarihin­de verilen Bulgar Notası, Türklerin bu husustaki niyetlerini açıkça yüzlerine vurmaktadır. Şimdi de göçmenlerin kendi arzulariyle hareket etmedikleri iddia ediliyor. Bu doğru değildir. Bulgar Hükümeti bir defa daha tekrar eder ki, Türk azınlığı yalnız kendi arzulariyle göç etmek istemektedir ve onların bu isteklerine riayet edilmektedir. Bu sebeple bunun hilâfına olan iddiaları Bulgar Hükümeti reddeder. Türk azınlığının perişan halde bulunduğu iddiasına gelince:

Bulgar Hükümeti bu hususta da, yani mal ve mülklerinin tasfiyesi hususun­da da onlara tam serbesti vermiştir. Bu münasebetle şunu da hatırlatmak is­teriz ki, Trakya'da ve Anadolu'da yaşayan Buagarlar, malları ve mülkleri yağma edilerek Bulgaristan'a kovulmuşlardır. Türk Hükümeti bunların hiç­bir şeyini vermemiştir. Bundan ayrı olarak bir buçuk milyona yakın Yunan­lı da insafsızca Türkiye'den kovulmuş, yüzbinlerce Ermeni ise katledilmiştir. Göçmenlerin üç ay zarfında kabul edilemiyeceklerine dair olan noktaya ge­lince, bu tamamiyle yersizdir. Bu hareketiyle Türk Hükümeti, göçmenleri kabul etmiyeceğini ve bundan kaçındığını göstermektedir. Bilindiği gibi, göç-etmek hakkı yalnız ve yalnız göçmenlerin arzularına bağlıdır. Hal böyle olun­ca, Bulgar Hükümeti bu meselinin uzayıp gitmesine ve dolayısiyle kendi ik­tisadî durumunun sarsılmasına müsaade edemez. Bulgar Hükümeti anlaşma­nın kesin şekilde tatbikini istemektedir ve bu isteğinde haklıdır. Türk notasında, konsolosluk memurlarının göçmenleri istihbarat gayesiyle sorguya çekmedikleri iddiasına gelince, bu da doğru değildir. Bulgar makam­larının elinde bu hususta kâfi deliller vardır. Bundan dolayı Bulgar Hükü­meti, konsolosluk memurlarının bu yoldaki hareketlerini protesto eder ve Türk Hükümetinden bu gibi hareketlere son verilmesi için tedbirler almasını talep eder. Bu vesile ile, şu noktayı da belirtmek lâzımdır ki, Türk notasmda-ki göçmen meselesinin milletlerarası bir mesele haline sokulacağı noktasını Bulgar Hükümeti göçmenleri kabul etmemek için bir bahane addettiğini bil­dirir.

Hailedeki askerî Taş-kızak Tersanesi, de gene tamirler ara-sında, bir yüzer lıaıvuz ile (bir taınker ve bazı huıcümibotlam ' yanmıştır, îstinye Tersanesi tamilrlıer yapmaktadır. Göl­cük Tersanesi de, gene tamıiirler ara­sında bir küçük (tankerle 'bazı küçük tekneler yapmıştır ve şimdi, yeni tesis­lerle inkişaf halindedir. Ve gemi inşa sanayii kurmak fikri, Allaha şükür, tekrar ele alınmıştır.

Geçenlerde, Amerika'da tansüimi; ilkmal etmiş olan Yüksek Mühendis Yüzbaşı Feyzi Unel adında bîr genç, gazeteleri­mizden birinde ika makale ysızdı. Bu yazılar, ıbiır ■yükseK miüîhönıdlsıe yaraşan vukufla yazılmış, yeni gemi İnşası mev­zuu, muhtelif cephelerinden tetkik edil­miştir. Fakat 'saym yüksek müîıendıis, netice itibariyle, bedbin görünüyor. «Gemi yapmak hevesiyle parayı suya atmaktan sakinimaiıyız'» diyerek «Gemi yapalım ama, yalnız gemiyi yapacak her türlü insan unsurunu, vasıtayı ve gemi inşa sanayiini besleyen maden, döküm, mafckıe gibi mütemmin sanayi­den mühim bir kısmını teman etmeik ve erbabınca tanzim ve teçhiz edilmiş 'modeım bir tersaneyi bir araya getir­mek şar'tâyle yapalım. Bu maıksada en kısa zamanda ulaşmak için gerekli pro­jeleri hazırlamakla1 vakit kaybetmiye-liını. Memiekelt ekonomisi, ya'Iniz gemi inşaasından ibaret olmayıp bir kül teş­kil ettiğime nazaran; nıötücesi zararlı olacak maceralardan çelkinerefc şiTndi-lıilk 'mevcut g-eımileri'miai >&n iyi şekilde idame et'menin yolunu bulalım» müta­lâasını ileri sürüyor.

Bir tersane vüeude getirmek iıçiti, el­bette plânsız, projesiz, uluorta hareket edilemez. Bizde efesik olan plân,proje

değildir. Bu genç ar-kaidaş, .Bakanlıkla­rın dosya dolaplarında proje dolu oldu­ğunu bilmiyor galiba. Bizim .eksiğimiz, bunları tatbik edecek âzi>m ve irade noksanıdır. Bir türlü ilik adımı atamı­yoruz. Bu yüzden de .yıllar geçiyor; .mıüspet bir iş yapılamıyor. Geçen yıllar, tıpkı bu 'gemç yüksek mühendisin söy­lediği gibi bizde şu yoktur, bu yoktur dîye hebaedilmiştir. Gemi sanayii içim

lüzumlu diğe,r sanayiin kurulması ve gelişmesi, ancak 'işe başlısımakla müm­kün olur. Bir kere bizde eksik olduğu­nu ileri sürdüğü kurucu mütehassısları geitirtelim ve küçükten işe başlayalım; o zamam gemi inşasının yardımcı sa­nayii, hususi teşebbüsün yardımayle- de kurulmağa başlayacak ve süratle vü­cut bulacaktır. «Marifet iîtifaita taıbi-dir - Müşterisiz meta zayidir» sözü bir hakilkatın ifadesidir. Bazı madenlerin biade" bulunmaması, bunlar bulununca­ya kadar befkılemeği icap ettirmez, öy­le olsaydı, kömürü ve demiri olmıyan İtalya'da, gemi taşa sanayii asla kuru­lamazdı. Bizde olmıyanlan, biizde yapı-lamıyanları dışarıdan getirterek tersa-neyıi kurimak, küçük ve orta boy gemi­lerden başlıyarsJk gemi inşasına, geç-meik, tek çıkar yoldur. înşası daha ko­lay olan (ticaret gemilerinden işe toaşla-maklâzımdır.

" Hulâsa, Aniıerika'da harp içinde büyük milyonlar sarfiyle iki, üç ayda kurulan ve altı ay geçmeden denize gemi indi­ren mülkemımel ve ekmel te.rsaneler ku­rup da ondan sonra g"ömi yapmağa baş­lamak, bizıim ha.rci.miz değildir. Yüzde yüz -eksiksiz bir tersane kuralım ve bir geminin herşeyinî kendimiz yapaılım diye beklersek, 40 yıldanlberi tahakkuk edemediğini gördüğümüz bu emel gene gerçekleşmez ve biız, liman römorkör­lerini, motörlbotlaırmı bil^ düzine .düzine ecnebi tezgâhlarına ısmarlamaiktaaı kurtulamayız. Genç yüksek mühendisin düşüncesi, Sayın Devlet Reisimizin söy­lediği gibi «Yüzme öğrenmeden denİ'ze giırmem:» demeğe benzer ve memlekette iş hacmini arttıracak, çeşitli sanayim kurulmasına' ve milyonlarca liralık dö­vizin dışıaırıya çıkmasına seyirci kalma­mızla seibep olur.

Yeni iktidardan beklediğimiz, bol bol mevcut projelerden birini' yabancı mü­tehassıslara tetkik ve ikmal ettirerek, gene onların yardumiyle biran evvel tatbika başlaması işin harekete geç­mesinden ibarettir. Şiarımız başlamak, yapmak ve tekâmül ettirmek olmalıdır.Bir buçuk asırdanberL.

Yazan: Adnan Adıvar

2 Eylül 1950 tarihli Akşam'dan:

Le Monde isimli Paris gazetesinin son nüshasında: «Türkiye'de Hükümet ile muhalefetin arası tamamen açıldı» baş­lıklı bir fıkra vardı. Bu fıkrayı yazan muharrir Ulus gazetesinin. Nihat Erim imzalı bir başmakalesindelki şu sözlere bilhassa dikkat etmiş: «Bizi susturmak için. kalemlerimizi kırmak, dillerimizi kesmek yetişmez, bizim, canımızı almak lâzımdır.» Bu makalenin bilhassa Hükü­metin dış siyasetinin ve başiıca Kore'ye asker şevkinin muhalefet tarafından tas­vip edilmediğini bildirdiğini ve kabine reisinin muhalefet bu kararları tenkide devam ederse tedbirler alacağını tehdit makamında söylemiş olmasına rağmen Nihat Erim Beyin gerek partisi ve gerek şefi ismet tnönü namına Hükümet ka­rarlarına ve icraatına hücuma devam e-deceğini beyan ettiğini söylüyor^ Gazete fıkrasının sonunda muhalefetin bu hü­cumlarının Hükümetin dış siyaseti üze­rine asla tesiri olmıyacağını ve fakat bu hücum ve tenkitlerin iki büyük parti a-raısnda tamaemn bir ayrılık ihdas etti­ğini, yani seçimlerden sonra intizar edil­diği gibi dış siyasette her iki parti ara­sında birlik "mevcut olmadığını gösterdi­ğini İlâve etmiştir.

Fıkrada bahis mevzuu haricî mesele hak­kında ecnebi gazete muhalefetin tam fikrini anlamamış olabilir. Çünkü bizim bildiğimize göre Halk Partisi o mesele­nin esasına itiraz etmekten ziyade tarzı halline taraftar olmadığını iddia etmiş­ti. Bu husus her vakit münakaşa edile­bilecek bir keyfiyet olduğu gibi iki ay sonra Mecliste bu hususta alenî müzake­relerin cereyan edeceğinden şüphe edi­lemez. Şimdi biz bu ciheti değil, böyle biraz şiddetlice muhalefetler, aykırı nu­tuklar ortaya düşer düşmez hemen ka­lem kırmak, kan vermek gibi sözlerin meydan aldığı noktasına dikkati celbet-mek istiyoruz.

Bundan 161 sene evvel, yani 1789 senesi Haziranının on yedisinde Fransız Millet Meclisi âzası Kiralın emriyle Meclisi terk etmeğe davet olununca, zamanın meşhur hatibi Mirabeau'nun «Biz buraya mille-

tin kuvvetiyle geldik, ancak süngü kuv­vetiyle çıkarız» i(Yani can vermeden çık­mayız) dediğinden beri ne vakit siyasi hürriyetler tehdit edilse derhal en son söz olarak değil de en ilk söz olarak can­dan, kandan bahsedilir. Nitekim Tanzi-matm meşhur vatansever şairi hürriyete yazdığı kasidede:

«Kaçar mı merd olan bir can için mey­danı gayretten»

diye meydan okumuştu. Daha sonra ikin­ci Meşrutiyette kalpaklar, 'kabalaklar üzerine «Ya ölüm, ya hürriyet» yazıldı. Nihayet demokrasi hareketi başlayınca söylenen nutuklarda da «Kanımızın son damlasına kadar» teranesi memleketin sakin havasını sarstı idi. Şimdi de aynı terane. Demek bizde ve belki bütün dün­yada ne vakit hürriyetler tehdit edilse bu ölüm ve kan mefhumu yeniden yeniye işitilmek mukadderdir. Halbuki hür bir memlekette insanlar arasında «tasfiye» yapılmadan evvel kanunlar arasında tas­fiye yapılarak antidemokratik olanları bir liste halinde meriyetten kaîdırılnca sadece adalet ve kanun hükmünü infaz edeceği için ne tehdit, ne de kan ve can vermek sözlerine lüzum kalır. Demokra­sinin bu safhasına vardığımız gün ne mübarek bir gün ve o günü görebilecek olanlar ne bahtiyar kimseler olacaktır. Ecnebi gazetelerde Türkiye'den bahse­dilmediğinden şikâyet eder dururduk; meğer ki bahsetmemeleri daha hayırlı imiş. Le Monde'ün bu fıkrasındaki sözler gibi bütüa dünya karşısında dış siyaseti­mizde ayrılık gösterir şekildeki bahisler nekadar hazindir. Her iki taraf da biraz daha samimî hüsnüniyet gösterseler ve bu hususta otuz senelik tecrübe dağar -cığiyle her vakit övünen muhalefet par­tisi önayak olsa ne iyi olurdu ?

Kirîi çamaşırlar...

3 Eylül 1950 tarihli Ynİ Sabah'tan:

H!ak Partisinin bütün kirli çamaşırları­nın, artiik meydana döküldüğünü, değil sadece Türkler, yabancılar da öğrenmiş bulunuyorlar

Bir İngiliz mecmuası vaziyeti tahlil ede­rek, eski iktidarı ciddî ve hakikî bir tasfiye yapmazsa, çözülmeğe ve dağılmağa mahkûm görüyor. Hakikaten kirli çama­şırlar bahsinde, çeyrek asırlık toptancı-hk o kadar bol örnek vermiştir ki bun­ların temizlenmesi Yunan esatirindeki meşhur (Hercul) ün, (Augias) in ahır­larını temizlemek için bir nehrin yatağı­nı değiştirmesi kadar kuvvetli bir ameli­yeye ihtiyaç vardır. Sabık iktidarın ta­ayyün etmiş ve sivrilmiş bir çok sima­ları, karışık işlere isimlerinin karıştığına şahit olmuşlardır. Bunlardan sade arsa spekülâsyonuna Meclis başkam ve kabi­ne şefinin adları karışması ibretle görü­lecek manzara idi. Diğer kanuna uygun­luğu şüpheli durumlara da bir takım ri­calin adları zikrolundu. Atıf İnan mace­rası, Salih ağa veresesine intikal eden emval işi kimsenin aklından çıkmış de­ğildir. Şüphesiz bu bahislere, Meclis açı­lınca tekrar avdet olunacaktır. Ama, son zamanlarda, şahısları aşan zümrelerin mesuliyetlerini istilzam edecek hudutları taşan yeni ve geniş bir taıkım vakıalar karşısında bulunulduğu anlaşılıyor. Şim­di bahis mevzuu olan filân veya falan zatın kanunsuz ve yolsuz mal iktisabı değil Halk Partisinin, parti olarak ve toptan, bazî vâsi muamelelere tevessül etmiş bulunmasıdır.

Hukuki bir takım mühim meselelerin or­taya çıkmasını intaç edecek ve çok et­raflı mütalâalara zemin teşkil edebilecek böyle girift bir mevzuda, ceffelkalem bir hüküm vermek gibi hafiflik gösterecek değiliz. Fakat Maliye Bakanının söyle­diği sözlerden yeni yeni ufukların açıldı­ğı anlaşılıyor. Yeni iktidar, eski devrin fenalıklarını tasfiye gibi, müthiş ve zor bir iş ile karşı karşıya bulunmaktadır. Başbakan Adnan Menderes muttasıl es­ki devir yaratmıyaeağım diye tekrarla­sın dursun ve hakikaten eski devir ya­ratmamak için âzami gayret ve müsa­maha göstersin; devri sabıkta yapılan yolsuzluklar, her köşe başında, Hüküme­tin ve milletin karşısına çıkmaktadır. Aynî ve seri bir tasfiyeye gidilmemiş ol­ması, memlekette sükûn havasını boz­mamak için, belki bir dereceye kadar makul idi ama bütün geçmiş üzerine, Halk Partililerin istediği gibi, bir nispan örtüsü örtmek, hiç de kabil değildir. Memlekette zaman zaman sabırsızlıklar beliriyor ve Hükümet süratle hareket etmemiş olmakla itham olunuyorsa bu id­dialar büsbütün vahi değildir. Ama çey­rek asırlık ihtiyatları ve müstahkem menfaat kalelerini yıikmak ve dallanmış, budaklanmış şebekeleri sö'küp atmak ko­lay değildir. Yalnız şu nokta üzerinde dikkatle 'eğilmek lâzımdır: Maziyi tasfi­ye ameliyesi geciktikçe, kötü fiil ve ha­reketlerin delilleri ve tesirleri azalmağa mahûkmdur. içtimai adalet, vakit ve za­manında tecelli etmezse, bir takım suiis-tmallerin failleri,adeta, mağdur ve maz­lum mevkie düşerek seslerini yükselt­mek imkânına malik olabilirler. Zaten şimdiden öyle bir hava sezilmiyor mu? içeride huzursuzluk yaratıldığından bah­setmek cüreti, sabık iktidar liderlerine gelmedi mi ?

Dışardan yabancı göziyle politika geliş­melerimizi takip edenler Halk Partisinin bir tasfiye yapması zarureti üzerinde duruyorlar. Tasfiye, kelime mânasiyle, temizlenme demektir. Bu temizliği par­tide kim yapacaktır? Burayı kirletenler mi? Yoksa adalet cihazı mı?

Güneşi balçıkla sivayamazlar...

Yazan: Mümtaz Faik Fenik

4 Eylül 1950 tarihli Zaferden:

Yüksek Seçim Kurulu 61 ü'e ait muhtar seçimleri neticelerini resmen ilân etmiş­tir. Bu neticelere göre, Demokrat Parti, Halk Partisinden 5057 muhtarlık fazla-siyle ilerdedir. Halbuki, geçen defa aşağı yukarı 40 bine yakın muhtarlık Halk Partisinin elinde idi. Böylece memlekette köylere kadar ferman ferma olan bu partinin Ankara ve Van hariç, şimdi 12337 muhtarlığa düşmüş olması haki­katen kendi hesabına çok hazindir! Ama, bu zevat kayıplarının ne derece müthiş olduğunu idrâk etmeyip de hâlâ biz ka­zandık diye bir iddiada bulunurlar ve he­le bizzat Başkanları radyoda dahi bu İd­diada ısrar ederse, bu, o parti için daha hazin olur. Çünkü bu şekilde hareket, bu partinin açık rakamlarla ortaya çı­kan hakikatleri bile millet nazarında maskeliyecek tıynette idare edilmekte olduğunu gösterir.

Evet muhtar seçimlerinde Demokrat Partinin kaybettiği yerler vardır. Fakat bunlar 61 vilâyet içinde ancak üç beş ta­nedir. Biz, bunu tabii görürüz. Çünkü milletvekilliği seçiminde de hemen he­men aynı yerlerde demokratlar kaybet­mişlerdir. Eğer Halkçılar, üç beş vilâ­yette dahi, Demokratlara nazaran biraz ilerde olmasalar, o zaman karşımızda bize karşı tenkit vazifesini yapacak bir muhalefet partisi kalır mıydı? O zaman yine tek parti vaziyetine düşülmüş ol-mazmıydı?.. Kaldı ki, bu üç beş vilâyet­te de ayrıca karışık listeler ve bağımsız­lar da büyük ekseriyet almaşlardır. Şurasına dikkat etmek lâzımdır iki, 61 Il'de, Demokrat Parti hemen sıfırdan 17.393 e yükselmiştir; ve bu yükselişte hiç bir parti gayreti olmamıştır. Çünkü Demokrat Parti Genel idare Kurulu, muhtar seçimlerini politika dışında ma­hallî bir iş telâkki etmiş, ve teşkilâtına gönderdiği bir tamimde, bu hususta bir parti gayreti güdülmemesine ve mahallî ihtiyaçları temin edecek kabiliyette olup da Demokrat Partililer çoğunluğunun itimbadım kazanmış ve fakat Demokrat Partiye kaydolunrnamış kimseler varsa bunların dahi desteklenmesini bildirmiş­tir.

Demokrat Parti bu hususta gayet geniş bir anlayış göstermiş, ve çok açık bir kalble hareket etmiştir. Yani bu tamime göre D. P. II, C. H. P. li, M. P. li, ve Ba­ğımsız diye bir tefrik yapılmamasını, mahallî ihtiyaçları en iyi şekilde görecek kimselerin seçilmesini istemiştir. Buna rağmen Demokratlar işte bu neticeyi al­mışlardır.

Eğer Halk Partililer 61 il'de 12.337 muh­tarlık elde etmişler, Bağımsızlar 3171 yer kazanmışlarsa karışık listeler, 2451 e yükselmişse, bunların çoğunda da De­mokrat Partililerin himmeti ve gayreti olduğu muhakkaktır. Çünkü Genel İdare Kurulundan alman direktif dâhilinde ha­reket edilmiş, ve bir particilik gayreti güdülmeden mahallî İhtiyaçları en iyi şekilde görecek kimseler desteklenmiş­tir. Bütün bu hakikatler meydanda oldu­ğuna göre, Halk Partisi erkânının mem­lekette üç ayda halkın itimadını kaybet­tiğini söyliyebilmek cüretini kendilerinde bulmaları hakikaten gariptir. Garip de­ğil hattâ ayıptır. Bilmiyoruz, şimdi mut­lak rajkamlarla dahi, Demokratların ken­dilerinden çok ilerde oldukların! görünce

bu âne kadar bu mevzuda yaptıkları vel-veieü neşriyattan, kopardıkları gürültü­den ve mesnetsiz ve yalan nutuklarından dolayı zerre kadar hicap duymiyacaklar mıdır? Duymazlar, çünkü Adalet Ba­kanlığı tarafından ilân edilen resmî neti­celere rağmen yine bir takım rakam o-yunları yaparak, Demokratların akalli-yette kaldıklarım iddia edeceik kadar yi­ne eski huylarına devam edip cibilliyet­lerini meydana vurmaktadırlar. Bu ra­kam oyunları nedir? diyeceksiniz; bu rakam oyunları; bağımsızları ve karışık listeleri de muhalefet telâkki edip bun­larla beraber bir yekûn yapmaktır. Hal­buki karışık listelerdeki muhtelif parti­lere mensup kimselerin nispetleri henüz malûm değildir. Bağımsızları da tama-miyle Demokrat Partiye aleyhtar gibi göstermek hakikatleri inkâr etmek de­mektir. Çünkü bu memlekette bağımsız­ların daima Demokrat Partiyi tuttuğu artık kimsenin meçhulü olamaz. Halk­çılar, geçen milletvekilleri seçimlerinde büyük bağımsız kütlesinin ne tarafa meylettiğini görmediler mi? Şimdi bun­ları kalkıp nasıl Halk Partisiyle beraber muhalefet safına sokmak insafsızlığını yapabilirler?.

Uzun lâfın kısası: Belediye seçimlerinin neticesi, Türik umumi efkârının hangi tarafa meylettiğini bu defa açıkça göste­recek ve Halkçıların şimdiye kadar, be­lediye seçimleri üzerinde müessir olmak için, muhtar seçimleri dolayısiyle yaptık­ları uydurma neşriyatın hakikî mahiye­tini ortaya koyacaktır. Gece geç vakit aldığımız malûmata göre Demokrat Parti her tarafta kahir bir ekseriyetle İlerdedir. Bakalım bu seçim­lerin neticelerini de haik efkârına yanlış aksettirmek için hangi rakam oyunbaz­lığına başvuracaklar, güneşi nasıl bal­çıkla sıvayacaklar dır ?. Şimdi bu marifetlerini pek merak ediyo­ruz!.

Seçimlere iştirak neden az...

Yasan: Mehmet Faruk Gürtunca

4 Eylül 1950 tarihli Her Gün'den:

Dün belediye seçimleri de şehir ve kasa­balarda sona erdi. Seçim arifesinde pek heyecanlı ve aeteşli geçen propaganda-

iarâan sonra seçimin sönük geçmesi par­tiler elebaşılarına bir ders olsa gerektir. Çeşitli partilerin birbirlerine bu kadar kurusıkı sallamalarına, iktdiardan hal­kın umduğunu bulamadığına, memleket­te huzursuzluk olduğuna dair söylenilen­lerin yalnız partiler genel kurmaylarının düşüncesi olduğu bir daha meydana çık­mış bulunuyor.

Oysa ki Cumhuriyet Halk Partisi bu se­çimden çok şey ümit ediyordu. 40.000 ''köy muhtarlığından 15.000 adn fazlasını kazanan C. H. P. aslında yine mağlûptu. Çünkü 25.000 muhtarlık kaybetmiş bu­lunuyordu. Bugün 600 belediyeden de çoğunu elinden kaçırmış bulunuyor. Kuş niye uçtu ?.. D_ P. nin muvaffakiyeti de göğüs kabartan bir başarı mıdır". Bunlar, üzerinde durulacak meselelerdir. Kuş uçmuştur. Belki tarafsız vatandaş­ların bir çoğu:

— Nasıl olsa D. P. işi sıkı tutmuştur. Kazanacaktır.» düşüncesiyle sandık ba­şına koş-mamıştır. Bu, C. H. P den kuv­vet zayiatına sebebiyet vermiş olabilir.C.H. P. de kayıtlı olanlar iştirak etti isetabiatiyle çoğunluğualamamışlardır. Tarafsızların iştiraki şarttır.

İstanbullu' Belediyesine hiç de önem göstermemiştir. Şu halde beklediklerimiz umduklarımız istanbul Belediyesinde o-lamazsa İstanbulluların yüzde 74 ünün söz söylemeğe, hak aramağa hakkı ol-mıyacaktır.

Bu kazanda tuzu olmıyanlarm çorbaya kaşık sallamaya ne dereceye kadar hak­kı olacağımeydandadır. Bunarağmen D. P. rehavetten birden bire siîkinmiştir.Yeni Belediye Meclisi üyelerimizi tebrikibir borç bilir, başarılar dileriz.

Yeni muhalefet partilerine doğ­ru...

Yasan: Mehmet Faruk Gürtunca

5 Eylül 1950 tarihlî Her GÜn'den:

Demokrat Partinin yüzde yirmi beş niş-betinde belediye seçimlerini kazanması İktidar çevrelerinde şu kanaati uyandır­mış bulunuyor:

i— Türk milleti Halk Partisini 14 Ma­yısta iktidardan tasfiye etmişti, 3 Eylül­de de muhalefetten tasfiye etmiş bulunu­yor. »

Muhalefetten tasfiye olununca o halde muhalefeti kim yapacak?.. Muhalefet, kuvvetli olmayınca yine tek parti siste­mine dönülmüş olmuyor mu?.. Millet Partisinin de henüz kuvvetlenmediği 2 gün evvelisi belli olmuş değil mi?. C. H. P. bütün ümitleriae rağmen neye son seçimlerde muvaffak olamadı?. Ka­naatimize göre Ç. H. P. çok keskin bir muhalefet kılıcı kullandı ve yanlış ham­leleri kendi kendisini vurdu. Devlet Bakanı Feyzi Lûtfi Karaosman-oğîu'na g"öre, son seçimde de, 14 Mayısta olduğu gibi, miliet C. H. P. ye rey ver­memiştir. Bunu, Bakanın dünkü beyana­tının şu satırlarından öğreniyoruz: «Dünkü tek parti tek şef sisteminin ar­kasına saklanıp bu milleti hor görenler, ona her türlü cefayı yapmaktan çekin-miyenler, vatandaşları bir sürü halinde görmekten zevk alanlar, düşünceyi, ya­zıyı vatandaşın siyasi, içtimai hürriyeti­ni ortadan kaldırmakla bahtiyar olanlar, bu memleketteki sessizliği bir nevi hu­zur ve sükûn telâkki edenler, Türk mil­letinin her günkü hayatını ona zehir et­mekte perva duymıyanlar ve nihayet Türkiye Büyük Millet Meclisi binasına bile şayian mutasarrıf oîmıya cüret e-denler ıslahı nefs-ü hal etmişler mi idi ki, bu millet tekrar onlara rey versin ?._ Tabii bu da muhalefete karşı muhalif iktidarın bir düşüncesidir. Feyzi Lûtfi Karaosmanoğlu'nun fikrine göre, «C. H. P. artık bugünkü elemanla-riyle gençleşemez. Bu partinin başında çalışan, mazinin töhmetlerini omuzların­da taşımıyanlar bilmelidirler ki, partile­rini ıslaha çalışmak her geçen günün mesuliyetlerine iştirak etmek demektir.» O halde ne yapmalı?

C. H. P. yi ıslah etmeğe kalkan vatan­daşlar iradelerine ve şuurlarına bir an önce sahip olmalıdır ve memleket endi­şesinden İlham alan kararlara varmalı­dırlar.

Millet Meclisinde muhalefetsiz, bazı be­lediye meclislerinde muhalefetsiz kalan D. P., memleket içinde de zayıflayacak

image001.gifbir parti karşısında tek parti halinde mi kalmak istiyor?

O zaman, bu kadar millî irade tezahür­leri neye yarar?. Murakabesiz bir ikti­dar, geçen çeyrek yılın düştüğü hataya düşmez mi?_ Tek şeflik, tek particilik hürriyet nizamını ortadan kaldırmayı düşünmez mi?

Devlet Bakanı Karaosraanoğlu bu türlü düşüncelere kesin olarak şu cevabı ve­riyor:

«Aklı başında hiç bir adam bu ihtimali düşünemez. Kökü hürriyete dayanan ve .hürriyetle beslenen bir partinin diktatör­lüğe gitmesi mümkün müdür? Kaldı ki, Türk milleti artık hürriyet nizamının en uyanık bekçisidir.»

C H. P. nin ıslah edilemiyeceğine kani olan bir iktidar, yıllarca hakikî muhale­fetsiz mi kalacaktır? Mazide hiçbirtöhmet taşımıyanlar ne yapmalıdırlar?.

Fevzi Karaosmanoğlu'nun bu beyanatın­dan sonra çıkan netice şudur: Maziye hasret çekenlerin diktaötrlük ni­zamından çok uzaik, kökü hürriyete da­yanan ve hürriyet ile beslenen, istikbalde kendisine Türk milletinin hayatını tes­lim edebileceği partiler lâzımdır. Öyle partiler ki, memleket endişesinden ilham alman kararlara varsınlar. Mazinin töh-metli partililerinin düştükleri hatalı yola düşmesinler.

Acaba yeni vatan partilerine doğru mu

gidiyoruz ?.

C. H.P.kendikendinitasfiyeederek

yepyeni bir parti halinde ortaya çıkacak

mıdır?. Atatürk'ün kurduğu bir partinin

tasfiyesi mi lâzımdır, hayatiyet bulması

mı?

Şimdilik 3 Eylül seçimlerinden doğan dâva budur

Hakim ve savcıların teminat ve

istiklâli...

Yazan: Mümtaz Faik Fenik

10 Eylül 1950 tarihli Zafr'den:

Yargıtay Başkanı Sayın Fevzi Bozer, yeni adalet yılının açılması dolayısiyle söylediği nutukta, hâkimlerin tâyin ve terfileri hakkında da çok mühim fikirler

ileri sürmüştür. Bu fikirlere göre Yar­gıtay, yargıçların yükselmeğe lâyık olup olmadıklarını takdir hususunda olduğu gibi tâyinlerinde de yegâne yetkili ma­kam olmalıdır.

Bu prensipln üzerinde cidden esaslı su­rette durmak lâzımdır. Madem ki .adalet memlekette bütün huzur ve sükûnun ba­şıdır; madem ki adalet her endişenin üs­tündedir; o halde hâkimlerin terfi ve tâ-* yini salâhiyetini Adalet Bakanlığından almak ve bu işi her türlü siyasi tesirler­den masun bulundurmak gerektir.

Geçen Halk Partisi iktidarı zamanında ve bilhassa Fuat Sirmen'in Adalet Ba­kanlığı devresinde, bunun çok acı misal­lerini gördük. Gerçi o vakit de teminatlı hâkimler vardı; fakat bunların mukad­deratı da Adalet Bakanının emrinde o-İunca, bu teminatın dahi, hissî bazı se­bepler ve yahut da baskılar yüzünden işlemediği görülüyordu. Fuat Sirmen adalet mekanizması üzerinde istediği gi­bi oynamak, ve elinde bulunan imkânlar­dan partisi lehine faydalanmak çareleri­ni pekâlâ buluyordu. Bilhassa matbuat dâvaları için, kendi arzusuna inkıyat edebilecek yargıçlar ayırmıştı. Bunlar belki doğrudan doğruya emir almıyorlar, fakat o meselede Hükümetin nasıl dı-şündüğünü bildikleri için kararlar da o şekilde çıkıyordu.

Bu sözlerimizden daima hak ve adalet dairesinde hareket eden büyük bir hâ­kimler kütlesini tenzih ederiz. Bilerini vicdanlarının üzerine koyarak, hakikat­leri ve adaleti âdeta kuyumcu terazisiyle tartarak hükmeden hâkimlerimiz pek çoktur. Ancak şunu da söylemek zaru­ridir ki, büyük bir mekanizma içinde za­yıf olan kimselerin bulunacağı da inkâr edilemez. Ve işin teessüre değer tarafı şudur ki, Fuat Sirmen zamanında mat­buat dâvalarında, siyasi dâvalar da ek­seriya bu gibi hâkimlerden faydalanıl-mıştır_

Şimdi, yeni Matbuat Kanuniyle gazeteci­lere ait dâvalar üç hakimli mahkemeler tarafından görülecektir. Onun için yu­karda bahsettiğimiz mahzur böylece iza­le edilmiş sayılabilir. Fakat yine de hâ­kimlerin tâyin ve nakilleri, terfileri Ada­let Bakanının elinde bulunursa, bunun adalet makanizmasmın istiklâli bakımından bir zaaf telâkki edilmesi daima mümkündür.

Bugünkü 'Demokrat Parti iktidarının asla böyle bir şeye teşebbüs etmiyeceğini hattâ bunu aklından bile geçirmediğini bu vesiyie ile tasrih etmek isteriz. Şu muhakkaktır ki, Türkiye bir daha Fuat Sirmen gibi bir Ba'kan, ve onun adaleti gribi bir adalet görmiyecektir. Yalnız, hâkimlerin tam istiklâlini temin ederek akla gelebilecek her türlü şüpheleri de kökünden kaldırmak, bizim başlıca vazi­femiz olmalıdır. Çünkü bugün olduğu gibi, yarın da bütün seçimleri hâkimler idare edecektir. Millî irade adaletin te­minatı altındadır. Bu bakımdan hâkim­lerin içinde kendi hususi vaziyetlerine ait her- hangi bir şüphe ve tereddüt bu­lunmamalıdır. Malûmdur ki Adalet Ba­kanı, siyasi bir şahsiyettir; bir parti mensubudur. Halbuki hâkimler tama-miyle siyasetin, ve parti mülâhazalarının dışında tarafsız 'kimselerdir. O halde, Adalet Bakanının hâkimler üzerinde na­kil, tâyin, terfi dolayisiyle bir tesir yapa-büeceği endişesini, tamamiyle ortadan silmek gerektir.

Bizim bu mevzuda, Yargıtay Başkanı sayın Fevzi Bozer'in fikirlerine ilâve e-decek bazı düşüncelerimiz daha vardır: Sade hâikimîere değil, fakat aynı zaman­da savcılara da bu şekilde bir teminat vermek lâzımdır.

Savcıların bazı dâvaları Adalet Bakanı-nm verdiği emir üzerine açtıkları ma­lûmdur. Böyle bir dâvada zanlının tevkif edilerek muhakeme edilmesi gerekmek­tedir. Dâva, eğer beraetle neticelenirse zanlının yattığı yanma kârdır. Eğer mahkûm olursa infazı gene savcı yapa­caktır. Böylece adaletin tatbik tarzında savcının mühim bir tesiri olduğu aşikâr­dır. Eski Adalet Bakanı Fuat Sirmen, bu hususta aklma geldiği gibi hareket etmiş ve siyasi hareketlerin büyük olduğu merkezlere kendisinin emrine itaat ede­cek, ve onu süratle yerine, getirecek sav­cılar getirmiştir.

Şimdilik fazla tafsilâta girişip şahıslar üzerinde misaller vermek istemeyiz. Fa­kat bizim bu mevzuda yüzde yüz büdiğ-i miz acı hakikatler vardır. Bütün bunlar gösteriyor ki, âmme hukukunun müdafii olan savcıları da terfi, tâyin, ve nakil bakımından teminat altına almak zaruridir, işte böylece adalet mekanizmasını, her türlü siyasi tesir altında kalmak şüphesinden kurtarabiliriz.

Tekrar ediyoruz; bugün için böyle bir endişe asla varit değildir. Fakat Demok­rat Parti iktidarı, memlekette demokra­siyi ve hürriyeti tam mânasiyle yerleşti­rip kökleştirmek için esaslı kararlar ar mak, ve her devirde tatbik edilebilen ve vatandaşlara huzur ve İtminan veren prensipler koymak mecburiyetindedir. Bizim, bu mevzu üzerinde ısrarla duru­şumuzun tek sebebi iste budur.

Yazan:MümtazFaik Fenik

12 Eylül 1950 tarihli Zafr'den:

Kocaeli yarımadasında, Eeleşli Köyünün biraz ilerisinde Dedetepe'den büyük ma­nevralara takip ediyoruz. Şurasını hemen söyliyeyim ki, bu manevralar belki şim­diye kadar yapılanların en büyüğüdür. Buna Darıca - Gebze istikametindeki kı­sımda deniz birlikleri, hava kuvvetleri ve nihayet büyük bir kara kuvveti iştirak ediyor.

Cumhurbaşkanı Bayar, Millî Savunma Bakanı Refik înce, Orgeneral Nuri Ya-mut, diğer generaller ve Millet Meclisi heyeti ile beraber Dedetepe'de ordu ka-rargâhmdayız.

Harekatın esası şudur: Mavi kuvvetler yani düşman, Karadenizden Kocaeli ya­rımadasına bir çıkarma yapmıştır, İler­deki bir tepeyi tutmuştur. Şimdi kırmızı " kuvvetler buna karşı büyük bir taarruza geçmişlerdir. Bu taarruzu, top ateşi ve tayyareler destekliyor. Düşmanın bugün artıik bir adım daha ileri atmasına im­kân yoktur. Kırmızı kuvvetler ayrıca denüzden konvoylarla takviyeler de al­mışlardır.Size buradan manevraların bütün tefer­ruatını uzun uzun anlatacak değilim. Yalnız şu kadarını söyliyeyim ki, düş­man eğer gafil davranıp da Türkiye'ye bir tecavüz yapmağa kalkacak olursa, derhal lâyık olduğu âkibete uğrıyacak-tır. Erlerimizöyle kahramancaçarpışmasını biliyorlar ve ordumuz o kadar en modern silâhlara intibak etmiştir. Dün tarlasında çift süren Mehmetçiklerin bu­gün telsizleri, radarları ve diğer bütün harp âletlerini nasıl meharetle kullandı­ğını görseniz göğsünüz iftiharla dolar.

Ben Kocaeli yarımadasında 50 bin kah­raman askerimizin iştirakiyle yapılan bu manevrada bulunduktan sonra bir defa daha imanla kanaat getirdim ki, Anadolu hakikaten her > türlü tecavüze karşı aşılmaz bir duvardır. Buraya sal­dıracak her düşman başını kayalara çar­pan bir sersem gibi mahvolmağa mah­kûmdur. Anadolu, bütün demokrasi dün­yasını komünizm âfetine karşı koruyan bir barajdır.

Türkiye'nin Atlantik Paktına alınması­nın bahiis mevzuu olduğu şu sırada, bu manevralarda edindiğim en kuvvetli in-bala bu hakikati dosta da düşmana da buradan, Kocaeli'nin Eleşli Köyünden bir defa daha haykırmak vazifemdir.

Biliyorsunuz, şimdiye kadar Atlantik Paktına dâhil olan devletlerin bazıları, Türkiye'ye karşı muhtemel. bir Sovyet taarruzu dolayısiyle, kendilerini tehlike­ye sokmamak için, bizim pakta alınma­mıza engel olmak istemişlerdi. Fakat şimdi, her halde yeni iktidarın takibet-tiği azimli ve kararlı siyaset, ve Türk ordusunun dünyaya örnek teşkil edecek derecede büyük kuvveti karşısında bu fikirlerini tamamiyle değiştirmiş olma­lıdırlar.

Türkiye'nin Atlantik Paktına girmesi, bu pakt devletleri için bir zaaf değil, bir kuvvet olacaktir_ Çünkü pakt, böylece, bugün Kocaeli'de bir parçasını gördüğü­müz iki milyonluk bir ordu ile daha sağ­lanacak, ve Birleşmiş Milletlerin barış ülküsü daha kuvvetle korunmuş olacak­tır.

Çünkü Türk ordusu kahramandır; Türk askeri cesurdur; ve en modern silâhları, en dakik âletleri 'kolaylıkla kullanmasını hem.de hiç bir düşmana göz açtırmıya-cak derecede, adamakıllı bilmektedir.

Eleşli Köyünün bir tepesindeki ordu ka­rargâhından bir defa daha tekrar ede­yim: Eğer Türkiye bir tecavüze uğraya­cak olursa buna Türk ordusu karşı koy­masını f? lir. O zaman zaten bütün Tür-

kiye, kadını ile, erkeği ile, çoeuğiyle as­kerdir. Kimse bize yardım etmese de biz dişimizle tırnağımızla, ve en son Türke kadar kanımızı akıtarak vatanımızı mü­dafaa ederiz. Atlantik Paktına girmek isteyişimizin sebebi, Kore'ye gönderece­ğimiz askerlerimize mukabil bir taviz değil, belki, bütün dünya barışım, bir ideale bağlı bulunan demokrasi âlemi ile beraber korumaktır. Herkes bilmelidir ik, eğer Türkiye maazallah bir istilâ teh­didi altında kalırsa bütün Akdeniz dev-leteri, Afrika kıtası tehlikeye girer. On­dan ötesi, Asya'dır. Daha garbi Dakar'­dır. O halde kuvvetli bir Türkiye cihan karşısında en mühim bir garantisidir.

Her halde burada iki günden beri büyük manevraları takip eden dost devlet ata-şemiliterleri de bu hakikati kendi gözle­riyle görmüşler ve teslim etmişlerdir.

Eğer Atlantik Paktı devletleri arasında hâlâ Türkiye'ye yapılacak bir taarruzla kendi vaziyetlerinin tehlikeye düşeceğini tahmin edenler varsa, bu kanaatlerini derhal değiştirmelidirler. Çünkü istilâcı­nın hırsı sade Türkiye değil, bütün Av­rupa devletleri üzerinde toplanmaktadır. Fakat taktik bu devletleri birer birer yutmaktır. Şüphesiz Türkiye ile kuvvet­lenecek olan Atlantik Paktı her müteca­viz için bir gözdağı olacak, ve onu sin­meğe mecbur edecektir.

Dahası var: Eğer her şeye rağmen bir harb patlıyacak olursa, o zaman Rusya ile Batı demokrasileri arasındaki cephe ta Baîtık denizinden Karadeniz'in şark sahillerine kadar uzanacak; ve böylelikle düşman kuvvetini dağıtmak mecburiye­tinde kalacaktır_

îşte Kocaeli'nde takip ettiğimiz büyük manevranın bana verdiği ilk intiba bu­dur. Hiç şüphe etmiyoruz ki, Atlantik Paktı Konseyi de önümüzdeki toplantı­sında bu hakikatleri gözönüne alacak, ve kararım ona göre verecektir.

Şimdi bu satırları yazdığım sırada tay­yareler dalgalar halinde üzerimizden ge­çiyor. Topçu ateşi yine başladı. Biz de ilk hatlara doğru gitmek için ciplere bi­niyoruz.

Bu, onların ta­rihî olan ananeseverlikleı inin bir delili olsa bile; bir kısım düşman fabrikaların düşman devletlere silâh ve malzeme sa-t tıkları hakkındaki iddialara hak verdire­cek umumi bir temel mâna taşımıyor mu dersiniz ?

Kanaatimce bizim Atlantik Paktına bir defa daha alınmamamız hâdisesi; böyle bir durumda, solda sıfır bir mahiyet alır. iş; öyle görünüyor ki esasından aksak­tır ve Cumhuriyet Türkiyesİ Hariciyesi­nin yaptığı teşebbüsün neticesi onun için asla utandırıcı bir mahiyet arzetmez. Olsa olsa, Batılı âlemin kızıl dünya mu­vacehesindeki tereddütleri hakkında, bundan, bir defa daha, bir intibah ve te­yakkuz dersi çıkarmak fırsatını elde et­miş oluruz.

Bütçe üzerinde çalışmalar...

26 Eylül 1950 tarihli Yeni Sabahtan:

Hükümetin, bayram tatiline rağmen, bütçe üzerindeki inceleme ve elemelere devam ettiği Ankara haberlerinden an­laşılıyor. Hakikaten (1951) yılı bütçesi­nin memleket mukadderatı üzerinde, ha­yatî ehemmiyet ve tesiri olacaktır. Bilin­diği gibi Demokrat Parti, iktidarı Mayıs ayında aldığına göre Halk Partisinin bütçesini tevarüs etmiş ve'onu tatbika mecbur olmuştur, binaenaleyh memleke­tin şiddetle beklediği büyük tasarruf hamlesi, gözle görülebilecek kadar bariz olmamış ise bunun vebali şimdiki Hükü­mete ait ve raci değildir. Bütçe esasen öyle bir kanundur ki bir defa kabul edi­lerek tatbik olunmağa başladıktan sonra soldan geri etmek ve çarhı tersine dön­dürmek hemen muhaldir. Maamafih im­kânların çok mahdut bulunmasına rağ­men Menderes kabinesi, âzami tasarruf direktifine sadık kalmağa çalışmıştır. Hattâ bu tasarruf zihniyetinin, bazı mu­hitlerde, şikâyetlere sebep olduğu bile malûmdur. Tasarrufun en fena ve verimi mahdut şekli de memurlar üzerinde bu­nu tatbik etmektir. Kadrolarda tasarruf çok kabildir ve yerindedir. Ama bu işi behemehal uzun senelere taksim ve tevzi etmek lâzımdır.

Hiç bir sözünde durmak şanından olmı-yan Saraçoğlu Şükrü, kabine başına ge­tirildiği ilk günlerde, beyanname adı ve­rilen ve hakiatte Halk Partisinin teamü­lüne göre, hiç bir mâna ifade etmiyen sözlerinde, memurlarda âzami tasarrufa riayet edeceğini ve münhallere yeni tâ­yinler yapmıyacağım vâdetmiş idi, böyle bir intizar her ne kadar bir vehim ve hayal İdiyse de, eminiz ki şimdi, kadrolar­da tasarruf zarureti gibi bir cümlenin sarfına bile lüzum kalmazdı. Aradan ge­çen yedi, sekiz sene içinde tekaütler, ve­fatlar, çekilmelerle kadrolar şişkin ve dolgun manzarasını kaybederek normal seviyeye inmiş bulunuyordu. Ama böyle ciddî ve memleket menfaatine uygun bir harekete öyie bir kabinenin samimî ola­rak tevessül edeceğine kim inanabilirdi. Nitekim bu taahhüdün rüzgârı bile daha ufuklardan dağılmadan kadrolar, mazi­de hiç eşine rastlanmamış bir vüs'at ve kabarıklık manzarası kazanmıştır. San­ki Hükümet tam düşünce ve vaatlerinin aksini yapmak azmiyle böyle acaip bir demeçte bulunmuştur. Geç ve güç de ol­sa Hükümet kadrolarında tasarruf bah­sinde itidalli ve temkinli hareket zaru­reti vardır,

(1951) yılı bütçesi, Demokrat Hüküme­tin hazırhyacağı İlk bütçe bile, mazinin yük ve taahhütleriyle yani Halk Partisi­nin israf politikasının tesirinden masun kalamıyacaktır. Zira eski iktidar, devri sabık demiyelim, öyle bir mirasyedi tav­rı takınmış ve memleketin geleceğini öyle ağır ipoteklerle tahmil eylemiştir ki bu vecibeleri, Devlet taahhüdü olarak, yerine getirmek külfeti vardır ve bu yüzden, yeni idarenin ayakları zincirli­dir.

Mamafih, ne olursa olsun bir çok saha­larda kırpıntılar yapmak hem mümkün, hem zaruridir. Maliye Bakanlığı bu te­şebbüslerinde, belki diğer Bakan arka­daşlarının mümanaatiyle de karşılaşa­caktır. Buna rağmen Hükümet reisi de müzaharet ederse yeni yıl bütçesi, uzun yıllardan sonra belki ilk defa hakikî bir denkliğe kavuşmak nasip olur. Yedinci faslın derpiş ettiği tedbirlerin alınmamış olması, Güvenlik Konseyin­de vetoya imkân bırakan rey verme usulleri ile oyalama taktiklerinin netice­sidir. Bu tedbirlerin alındığını farzetsek dahi, kurulacak mekanizmanın yine veto yüzünden atalete mahkûm kalacağını kestirmek, maalesef güç değildir. Güvenlik Konseyince 25 ve 27 Haziranda kabul olunan ve Kore'de sulhun bo­zulduğunu tesbit eden ve Birleşmiş Milletlerce alınacak tedbirleri derpiş eden tarihî kararlar, antlaşmanın lâfzı ve ruhu ile tamamen ahenk halindedir. Ben­den evvel burada muhtelif hatipler tarafından da işaret olunduğu gibi Kore hâdisesinde Güvenlik Konseyince ve ancak muayyen bazı şartların bir araya gelmiş olması neticesinde alınabilmiş olan tedbirler veto engeli ortadan kalk­tığı taktirde Güvenlik Konseyinin nasıl işliyebileceğine en bariz bir misaldir. Hakikat böyle olmakla beraber, vetonun kaldırılması ancak Birleşmiş Mil­letler antlaşmasının değiştirilmesiyle mümkündür. Bunun ise, bugünkü şart­lar dahilinde teminine imkân olmadığını maalesef yapılan tecrübeler göster­miş bulunmaktadır. Halbuki, emniyet mekanizmasının kurulmasının ve işler bir hale getirilmesinin son derece müstacel olduğunu, hâdiseler hergün hepi­mize ihtar etmektedir. Kore'de mütecavizin ihtimamla hazırlanmış olmasına mukabil, Birleşmiş Milletler ancak dünyanın emniyetini koruyabilmek için alelacele tertip edilmiş gayri kâfi tedbirler ile sulhun imdadına koşabilmiş ve binnetice, başlangıçta üstünlüğü temin edememiştir. Bundan dolayıdır ki, ha­rekât parlak surette idare edilmesine rağmen neticelerini matlup sür'atle ve­rememiştir.

Bugün hamdolsun vaziyet Birleşmiş Milletler lehine olarak gelişmektedir. Fa­kat ileride, dünyanın başka bir bölgesinde yeni bir tecavüz hareketiyle kar­şılaşmamız mümkündür. Birleşmiş Milletler sulhu korumak için aldığı ted­birleri yenilemek ve yeni bir silâhlı taarruzu defetmek zorunda kalabilir. Hiç­bir zaman karşılaşmağı dilemediğimiz böyle bir hal karşısında kalırsak baş­langıçta kaybedilen zaman, Birleşmiş Milletler için ve insanlık için fecî neti­celer doğurabilir. İkinci bir defa olarak alelacele tertip olunmuş noksan ted­birler ile sulhun imdadına koşmanın, altından kalkamıyacağımız felâketler doğurması mümkündür. Bu sebeple, Birleşmiş Milletlerin bu gibi hallerin karşılanmasına imkân verecek tedbirleri hemen şimdiden düşünmek dünya sulhunun koruyucusu sıfatiyle Genel Kurula terettüp etmektedir. Birleşik Amerikanın sayın Dışişleri Bakanı ayın 20 sinde bu kürsüden bize «Birleşmiş Milletlerin tecavüze karşı derhal semereli harekete geçmesini te­mine matuf» dört noktalık bir plânın anahatîarını izah etmiştir. Bu dört nok­tanın sırasını değiştirerek ve bu plân tatbik mevkiine konulduğu taktirde ic­ra huşu?1 mdaki tedbirlerin hemen düşünülmesi lüzumu üzerinde ısrar ederek, evvelâ üçüncü nokta üzerinde durmak isterim. Bu programın üçüncü noktası bizim nazarımızda ilk olarak düşünülecek me­seledir. Zira, diğer noktalar neticede yine buna varmaktadır. Dördüncü nok­taya göre, tensip edilecek tedbirler, ikinci noktoya göre, yapılacak müşahe­deler ve nihayet birinci noktaya göre, sür'atle yapılacak bir genel kurul top­lantısı, neticede harekete geçmeğe matuf olmalıdır ve bu da ancak üçüncü nokta ile temin edilecek kuvvetlerin mevcudiyetine bağlıdır. Binaenaleyh bu üçüncü nokta, bütün programın anahtarıdır. Hakikat şudur ki, bugün ara­larında en kuvvetlileri de dahil olmak üzere dünyadaki memleketlerden hiç­biri, yalınız olarak dünya sulhunu korumak için kâfi ve müessir tedbirler alacak durumda değildir. Bunun içindir ki, tecavüzü bastıracak milletlerara­sı bir polis kuvvetinin mevcudiyeti dünya sulhu ve emniyeti için esas şart­lardan biridir.

Mr Acheson'un izah etmiş olduğu programın bir iki ve dördüncü noktaları da keza bu emniyet mekanizmasının mütemmim parçalarıdır. Sulhun bozu­lup bozulmadığını veya hatta bir tecavüz tehlikesinin mevcut olup olmadı­ğını araştırmak, mevcut ise müşahede etmek ve bunu Önlemek için uygun tedbirler almak ve icap ederse, programın üçüncü noktasında derpiş edilen milletlerarası polis kuvvetini kullanmağa karar vermek zarureti hasıl olabi­lir. Bu mülahazalar iledir ki, delegasyonum, bundan birkaç gün evvel burada Amerika Dışişleri Bakanı tarafından.izah olunan programı umumî hatları iti-barile kuvvetle destekleyecektir. Bu tekliflerin Birleşmiş Milletlerin yeni bir tecavüz hareketiyle karşılaştığı takdirde, derhal semereli tedbirler alabilme­sine yardım edecek bir mekanizmanın esasım teşkil edebileceğine inanıyoruz. Sulhun korunmasını sağlamak ve tam bir tesanüt göstermek hususunda, Bir­leşmiş Milletlerin büyük bir ekseriyeti, gereken olgunluğa erişmiş olduğunu Kore meselesinde aldığı vaziyetle isbat etmiş bulunmaktadır.

Diğer taraftan anlaşma bu ekseriyetin iradesini kuvveden fiile çıkartmak için lüzumlu hükümleri de muhtevidir. Ancak antlaşmanın derpiş etmiş olduğu bu faideler, keza antlaşmada kabul edilmiş bulunan usule ait bazı hükümlerin verdiği imkânların suistimal edilmesi suretiyle felce uğratılmaktadır. Bunu Önlemek imkânları da yine ayni antlaşmada mevcuttur. Şu kadar ki, bu im­kânlardan istifade i'çin sür'at ve cesaretle karar almak gerekmektedir. Ha-disat, bu seferki genel kurula bu kararları almak vecibesini tahmil eylemek­tedir. Beşinci genel kurul dağılırken dünya sulhunun muhafazası için mües­sir ve iş görebilecek bir mekanizma kurmadan buradan ayrılacak olursak Birleşmiş Milletler idealine ihanet eylemiş ve sulhu kendi elimizle tehlikeye atmış oluyoruz. Zira dünya efkârının burada toplanmış olan bizlerden çok da­ha ileri olması, memnuniyetle kaydedilecek bir vakıa olmakla beraber, diğer taraftan bizler için çok düşündürücü bir inkişafdir da. Dünya milletleri bu teşkilâttan müsbet neticellr beklemektedir.

Mac Arthur'ün umumi raporu, Formoza meselesi ve Filistinli Arapların hudut harici edilmesi hakkında Mısır'ın İsrail'den şikâyeti hususları mevcut bu­lunmaktadır.

Malik Konseyin derhal Formoza mesele­sini ele almasını ve bu mevzuda ilk iş olarak Pekin Hükümeti temsilcisinin müzakerelere davet edilmesini isteyen Sovyet takririnin reye konmasını iste­miştir.

19 Eylül 1950

—Lake Success:

Birleşmiş Milletlerin bugün yapılacak Umumi Heyet beşinci âdi toplantısında bir kere daha İspanya'ya karşı 1946 da tatbika karar verilmiş olan tedbirlerin muhafazası meselesi görüşülecektir.

—Flushing Meadows:

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun be­şinci senelik toplantısı bugün açılmış ve derhal Çin'in temsili meselesi münakaşa edilmeğe başlanmıştır.

Yugoslav Dışişleri Bakam Edward Kar-delj Hint teklifini desteklemiş ve Çin'in temsili meselesinin ehemmiyeti üzerinde İsrarla durmuştur.

Genel Kurul bundan sonra Çin'in temsili meselesi üzerinde oy vermenin Çarşam­ba gününe bırakılması yolundaki Suriye teklifini 16 muhalif ve 12 müstenkife karşı 21 reyle reddetmiştir;:

Bunu mütaakıp Genel Kurul Komünist Çin Heyetinin derhal kabul edilmesini is­teyen Hint tekliflini 16 muhalif ve 10 müstenkife karşı 33 reyle reddetmiştir.

20 Eylül 1950

-— Flushing Meadows:

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplan­tısının hemen başlangıcında Çin temsilci­sinin üye olarak toplantılara iştirakini tanıma yolundaki karar hiç değilse şim­dilik en çetin meselelerden birini aydın­latmıştır.

Vişinski, derhal kararın gayri hukuki ol­duğunu söylemiş, fakat Sovyet Heyeti toplantı salonunu terketmek için hiçbir harekete geçmemiştir.

—Flushing Meadovvs:

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun ikinci toplantısı tran Temsilcisi Nasrul-lah Intizam'ın başkanlığında saat 15 te açılmıştır,

—Flushing Meadows:

Genel Kurul saat 22,16 da Intizam'ın Başkanlığında toplanmış ve ilk olarak Brezilya Delegesi Freitas Valle söz al­mıştır.

Brezilya delegesinden sonra konuşan Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı Dean Acheson, Birleşik Amerika'nın Genel Kuruldan Birleşmiş Milletler salâhiyet­lerini takviye meselesini de gündeme al­masını talep ettiğini bildirmiştir. Bu su­retle barış ihlâl edilerek tecavüze geçil­diği takdirde, Güvenlik Konseyi de felce uğratılırsa Genel Kuruldan Formoza'mn. geleceği meselesinin incelenmesini de is­temektedir.

—Flushing Meadows:

Acheson'un hararetli alkışlarla karşıla­nan hitabesinden sonra Sovyet Rusya Dışişleri Bakanı Vişinski kürsüye çıka­rak aşağıdaki konuşmayı yapmıştır:

«Sovyet Rusya kendisini barışçı gayeler­den çevirerek istediği yola sevketmek is­teyen Acheson'un konuşmasını nazarı itibara almıyacaktır. Kore meselesine gelince Güvenlik Konseyi Birleşik Ame­rika'nın tazyiki altında kanunsuz karar suretleri kabul etmiştir. Harbi öniemek için Genel Kurul atom silâhlarının kulla­nılmasını menetmeli ve atom enerjisinin kontrol altına alınması çarelerini araş­tırmalıdır. Sovyetler Birliği Kore ihtilâ­fının âdil bir şekilde halledilmesi için. nüfuzunu kullanmağı teklif etmektedir.»

21 Eylül 1950

— Flushing Meadows:

Vişinski'nin, İngiltere, Birleşik Amerika ve Fransa Dışişleri Bakanları ile özel mahiyette görüşmek arzusunu İzhar etti­ği yolunda gazetelerde bazı haberlerin çıkması üzerine, Birleşmiş Milletlerdeki Amerikan ve tngiMz Heyetleri, Sovyet Dışişleri Bakanının. Bevin ve Acneson'la özel mahiyette görüşmek istediğini gös­termiş olduğunu yalanlamışlardır.

Selim Sarper dünya­nın daha başka bölgelerde de yeni teca­vüz hareketleri zuhur edebileceğini ve birleşmiş milletlerin aynı şartlar altında bu tecavüzü silâh kuvvetiyle yeniden defetmek zorunda kalacağını tebarüz et­tirmiş ve bu gibi vaziyetleri karşılaya­bilmek için milletlerarası Polis kuvveti­ne olan lüzumu belirtmiştir.

26Eylül 1950

—Flushing Meadows:

Genel Kurul, Sovyet Rusya'nın itirazları­na rağmen, Yunan meselesi, Milliyetçi Çin'in Sovyet Rusya'dan şikâyeti, Bulga­ristan, Rumanya ve Macaristan'da insan haklarına ve esas hürriyete riayet "me­selelerini gündemde muhafazayı karar­laştırdıktan sonra müzakereleri saat 20 ye kadar geri bırakmıştır.

27Eylül 1950

—Flushing Meadovvs:

Güvenlik Konseyi, Endonezya Cumhuri­yetinin Birleşmiş Milletlere kabulünü 10 oyla tavsiyeye karar vermiştir. Milliyet­çi Çin çekimser oy vermiştir. Bundansonra Konseyin tavsiyesi hak­kında nihai karar Genel Kurula aittir. Ekuator, Mısır ve Birleşik Amerika da Endonezya'nın adaylığı lehinde oy ver­mişlerdir.

28Eylül 1950

—Fluslıing Meadows:

Birleşmiş Milletler resmî şahsiyetleri ve Genel Sekreter Trygve Lie Kuzey Kore-nin barış isteğinde bulunduğu hakkında yapılan söylentileri bugün yalanlamış­lardır.

—Flushing Meadows:

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu bugün Öğleden sonra toplanmıştı^ Panama ve Arjantin temsilcileri ilk olarak söz al­mışlardır.

Panama Temsilcisi Carlos, Genel Kurul yetkilerinin takviyesi hakkında Acheson tarafından ileri sürülen teklifler lehinde bulunmuştur.

Arjantin temsilcisi, Acheson projelerin­den bahsetmiş ise de bu hususta kesin bir mütalâada bulunmamıştır.

Arjantin temsilcisi yeter derecede geliş­memiş memleketlere teknik ve iktisadi yardım programlarının neticelendirilme-si üzerinde durmuştur.

Arjantin temsilcisinden sonra söz alan Mısır Temsilcisi Salâhattin Bey, Mısır'ın geçen Haziranın 27 sinde Güvenlik Kon­seyinde Kore meselesi müzakerelerinde, ademi müdahale taraftarı olmasının se­bebinin barış sevgisinden ileri geldiğini söylemiştir.

Salâhattin. Bey bu hususta izahat ver­dikten sonra Filistin meselesinden bah­setmiş ve bu memleket mültecileri hak­kında Genel Kurul kararlarının tatbik edilmesini istemiştir.

Mısır temsilcisi aynı zamanda Libya'nın birliği hakkındaki kararların dahi yü­rürlüğe girmesi lüzumunu ileri sürmüş­tür.

Uruguay temsilcisi söz alarak Birleşmiş Milletlerin Keredeki hareketinin adaletin takviyesini temin edecek Ük adım oldu­ğunu söylemiştir.

Lübnan Temsilcisi Philippe Takla, Genel Kurulun yetkilerini takviye hususunda ileri sürülecek her teklifin memleketi tarafından destekleneceğini ve milletler arası bir kuvvetin barış ve emniyetin yegâne teminatı olduğunu ehemmiyetle heîîrtmiştir.

TJkranya murahhası Barnovski söz almış ve iddialarda bulunmuştur. Ukranya murahhasının bir sulh bloku ve atom si­lâhının menj, hakkında ileri sürdüğü tez­ler Sovyet bloku tarafından desteklen­miştir.

Genel Kurul müzakereleri saat 19 a ka­dar geri bırakmağa karar vermiştir.

29 Eylül 1950

— Flushing Meadows:

Pekin Hükümeti, Güvenlik Konseyinde Formosa hakkında 15 Kasımdan itiba­ren yapılacak görüşmelere iştirak et­meğe kesin olarak davet edilmiştir.

Fakat bugün hakikat şu merkezdedir M, Güıvenlıik Konseyimin şimdi karşılaş­makta olduğu ihtilâflar İMt celsesini aç­tığı vakit karşısına dikilim anlaşmaz­lıkları ıgöligede bırakmaktadır. Güvenlik Konseyinin bu Ü>öş yüz top-laıntısmı içâtne allan ıdevre esnasında ne gilbi değîışalklilkfljer vukua gelimiş ve bun­lar ne ıgâibi tepkilere sebebiyet vermiş­tir?

Güvenlik Konseyi ilik celsesini açtığı sıralarda Batı âlemimde Sovyet Rusya'­ya dnanamllar, Rus saımimîyetinin alda­tıcı bir maskeiden 'ibaret olduğunu ka-foul letmiyenler 'ekseriyeti teşkil ediyor­du. Bunlra kıaıılı İbiir hatlbden kurtulan dünyanın devamlı [bir sulha kavurması iiıçn 'de «ehemmiyetsiz» addetdıükleri bazı (tavizlerde (bulunuyor ve bunlarla Rusya'nın, Birleşmiş Milletl-er 'dâhilimde demokratik toir haıyait süreceğini zanne­diliyorlardı. Palkat zaman geçti, 'hâdise­ler 'gıeflıÜŞti. 'Bu görüışün yalnış olduğu anilaşıMı ve Batının gözleri açıldıkça Rusya ile hür milletler arasındaki uçu-ruım 'da gea'işledds.

Güvenlilk Konseyinin 500 toplantı ıak-öetmeöine rağ-men hedefine yalklaşma-yıp aks'ime olaraJk ondan uzaklaşmış ol-anaısınm başlıca sebebi Raıs eiyasatinde herhangi bir değıişıMiğlııı vukua gelme­si değil, fakat Batılı liderlerin hakikati .görmeğe başlamaları 'olmuştur. Kretm-l'in Hükümöti'nlL'n yayılma siyas'etinln ana îıatlaırımda bir ıdeğişikllik yaptığı liLiç bir vakit g'örülmıenıiştir. Moskova "harb sonunda Ikendisiıne göisterilen fflti-Tnaitta£Q faıydaîanaırak yayılmış, Batılı devîdt -adamlarının zâfınıdan iıstifade ederelk yeni yeni toprakları kontrolü aılstıma (geçirmiştir. Ruslar, Polonya top­raklarını ibütiin iandlaşinalara rağni'en ilhak etmişieır, verdik'lercU sözü tuitmıya-Tak Bulgaristam, Romanya, Macaristan, Çekoslovakya, Polonya'ca Wür seçimler yapıllmaisınıa İmkân vermemt:Şler, bu msmeleketler 'de hakkın anzuBu hilMına komünist rejimleri Kızılordunun kuv­vetiyle iktidara getirmişlerdir. Faikıat bu nâıdiıseler yavaş yavaş Batının göz­lerini açmış ve 'demokrasiıler «taviz verime» siyasetinden uzaklaşmışlardır. Böylelikle GüıvıeıiiMik Konseyi ımasasına yani yeni jıhıtiiâf 'mevzuları gelmiş, bun­ların ıdla sulh yolu 31e haılledilebileoeğine îıâlâ inanıldığından toplantılar ibirbi-rinl takıüb .etmiştiır. il 948 senesi sonlaj-rtna doğ^u düıtiılâf mevzul'aırı o kadar artmıştır ki bunların bir kıısnıınıın. halli ij^in Konsey cuşında çalışmalarn ihtiyag îıiss edilmiştir. Bundıan foaşka Dörtlerin de yapitııkları to-plantü.ar bJr netîce ver­memiş, îbunlar da ha!lledemedJkleri bir yığın ım^eseleyi veikıİlıleriTne devretmişler-diır. Yalnız Avusturya sulih andlaşması-m haızırl'aımak imaksadiyle dört Dış îşleri Bakanı vekilleri 260 tan fazla top­lantı akdetmişler, fakat maksatlarıma gene ide ımuvaiffak olamamışlardır. Nihayet Rusya >Kore tecasvüzüne g"iriş-miş. BÖylel'ikle Batının toakiıkıatı bütün çıplaklığıiyle g'örmesinie imkân veirmiş ve bunu yakmakla -dıa 'demokıraöi. dıünya-sına IbSr nevi hizm'et etımişti'r. Bugün 'Stalin'in bu «hatası» lıür dünyanın sa­vunma tedbirlerini tamamlamasına im­kân venmektediiır. . Önümüzdeki günler içinde ıbu hususta hayatî ehemmiyeti haiz ikararlarra ailınımasma dmtiızaır edil-möktedir. Dün toplantılarına devam eden Üçler ve yarm toplanacak olan Ablanitik Paıkîti Dış İşleri Bakanları, Kremlin'in yayılma siyasetine karşı nj-haî «son» işarei çekımış olacaklardır.

Yeni bîr ümit kaynağı...

Yazan : Ömer Sami Coşar

19 Eylül 1950 tarihli Cumhuriyet'ten:

Şimdi de dünyanın ümit dolu bakışları Birleşmiş 'Milletler Genel' Kurulunun bugün başlamakta olan toplantılarına çevrilmiştir. 59 millete mensup 1000 den faızla delegıe 'Flush!'mg Meaıdows'da iç­tima ettüklerl vakit ibeş senedenlberl sulh yoluna seırpülımiş ımâniaları ıtemiız-lemelk maiksaıdjıyle yeni bir gayret daha sarfedeeeklerıdiır. Genel Kurulun mu-vıaîdkat giünidemmde 80 e yakm mesele bulunmîaktadi'r. Bunların çoğu da San Francisco günlerindenberi askıda bıra­kılmış mevzulaırdır. 11 âiyöden nıüteşek;-ikil ve şiımdiye kaıdar 501 toplantı akte-den G-üvenirik Konseyiniın bir türlü hal--i bu meseleleri 1000 den fazla delege oO toplantıda askıdan, indirebile­cek ve ibmUaıra. bir ha! çaresi bulabüte-ceık imidir?

Evvelâ şu noktayı .açıklamak faydalı olıur; 'Birleşmiş Milletler teşkilâtı için­de tesirli bir rol oynıyaıb ilecek Iteşeiklkül Güvenliik Konseyidir. Ancak o 'karar verebilir ve 'bu (kararlarım tatbik etıbire-foillır. Fakat Güvenlik Konseyinin bu «'icra kuvıveltit» ide veto file sıfıra1 indiri­lebilir. Birleşmiş Milletler Genel Kuru-lu ise îıer ne kaıâar veto hastalığına müptelâ değilse de bunda ıda «lora kuv­veti» ımıevcut değildir. Genel Kuruldaki büyük devlet temsilcilerine «veto» hak­kının verilmemesilni Rusya, 'biır tefe şart­la 'kaibül etmiştir. Bu teşdkikül'Ün hiç bir icra kuvveti olmaması şartı ile Gayet dar salâlhiyeitli ve «icra kuvveti1» olrmyam Genel Kurul [bu vaziyette ne yapabilir? Batılı İdareciler .de bunun faırkına 'varmış olacaklar ki Genel Ku­rulun salâhiyetlerini 'artırmak maksa-diyle foareikete geçmişleır ve bazı pro­jeler hatırlamışlarıdır. Bunda ımuvaffalk olunduğu takdirde Genel Kurulun, (Rus vetosu lüle .aitil bir halde ibınaıkiian. Gü­venlik Konseyinin vazifelerini Üzerime atması ve bunları seımeaneli b:'r şekiMe başarması mümkün olalbilir. Falkalt G-e-nel KıiTU'lun salâhiyetlerini ne şekilde genişletmenin mümkün olacağı tafsi­lâtlı bir şök'iJMe açıMaıımamıştır. Şiimdiki halde yeni üyellerin fkıabulü, atom enerjisinin kontrolü, 'SÛlâJhsızlaaı-ma projeleri, Kudüs şelhrıinjn statüisü, Fr'amıoo ispanyası îılıe ffnünaısebıeıfcler, peyk maenıleketlerde imsan haklarının çiğnenmesi, Rusya'dakıi ıesir ıkapmlıarı ve buralarda yapılması istemnîLen tetki'k-ter 'gibi meselelerirtlıen evvel Birleşmiş ıMiil'letl'er Genel Kurulunun kendine na­sıl bir igenel .sekreter seçeceği meselesi orta'da bulunmaktadır. Mevcut durum­da bu mesele ide Ötekiler Ikaıdar dikenli görülsruakteıdİT. iGenel Kurul taıraıfınıdan ekseriyetle 'seçilecek bir ıgemel sekrete­rin Güvenlik KJonseyi tarafından tasvip edilmesi .elzemdir. Burada 'da veto hak­kı yürüyeceğinden ancaik hem Rusya'-niîı ve hem !de ıdemokrasij me.mleiket'leır(i-nin ilt'imat edctoilecekleri bir şahıs (ka­bul edi'lebalece'ktir. Şirnıdilki SıaMe böyle frir naımzet görülmemektedir. Genel Ku­rulun ıjilk toplantısında Norveçli sosyalist Trgve Die helnı Batılılar ve hem de Rusya ile peyfkleol itaırafınldan kieBbeflc-lendjğinden ıgenei eekreiterliği Itopara-'bilımişiti. .Fakat beş sene için intihap edilen bu zatın imüddeti 'Şubat ayıocta dolmalktaldıır ve Genel Kurul şimda, ye­rine ıbii1 başkalsmı eegmök. mecburiye­tindedir. iKore tecavüzü karaısmda Rusya'nın «sulh emel'leırine» artık inan­maz alam Trgıve Lie'yıi Moskova'yım bu sefer desteklemömesi be^klıenebiMr. Ay­rıca Ki'i&mlıin'iın son becavüız hareJketleri Batılıları o toadar Ikuskulaaıdırnııştırbunlar da İMoskova'nın ileri süreceği bir «bitaraf raaımzedi!» redidedece-kl'eirdılr. Bazı haberler, Tryg-ve Uie'niaı bir itetiıs-na teşkil etmek üaere yeniden İki sene için Genel 'Seıkr.eterliığe seçilebilleceğliı-ıdem, ba;hsettmekbefe. Aynı haberler, Ko-imümtet Çin'in 'Birleşmiş Milletlere aO.ui-maısı hususunda sarfettiği gayretteiı Ûdlaıyı Moskova'nın Tryıgva 'Lie'ye kar­şı bu şefler de vetosunu ikulianmıyaca-ğuıı kaydetmektedir. ÎBTalloat aymi sebep­ten dolayı ;mil'liyetçi Çin'in g-enel ıselkre-. teri vetolaımıyaeağını (kâim İddia edebi­lir ?

Genel Kurulun 'bundan başka süratle halletmesi beiklenen mese'Leler şunüar-dır :

1 — Başkan, se-çinıi,

2 — Güvenlik Konseyimde boşalan yerlerin yeni üye­lerle doldurulni'331,

3 — Muhteliif ko-m.isyonla;rın teşkili. Güven'lk Komseyin Misır'ıdan iboşalacaık yere Türkiye ve Lübnan nam.zet:likl'erini teoymuşlar-dır. Genel Kurul. .eksıeriiyetiaıan bu sefer lehimizde bir (karara varması kuvvetle muhtemelgörülmektedir.

Birleşmiş Milletler Ordusu...

Yazan: Nadir Nadi

22 Eylül 1950 tarihli Cmniuıriyet*-ten:

'Birleşmiş Milletler Teşkilâtı genel kuru­lunun evvelki günkü toplantısında söz alan Acheson şiddetli alkışlar arasında uzun bir nutuk söyliyerek şu teklifleri ileri sürdü:

,1 — Sulhun bozulması veya bir tecavüz hareketinin 'başgöstermesi halinde Bir­leşmiş Milletler genel kurulu 24 saat içinde toplanabilmek için gerekli terti­batı almalıdır.

Diğer !bazı raporlarda ise Kuzey Batı fkesmind'e düşmanın bütün hatlarını 500 ilâımetre geri çektiği bildirilmek­tedir.

3 Eylül H950

—Tokyo :

Sekizinci Ordunun Tmgün yayınladığı 71 numaralı 'tebliğ komünist kuvvetlerin Kuzey cephesinde Birleşmiş Milletler hatlarına karşı taarruza devam ettikle­rini ve Kigye bölgesinde bir miktar iler­lediklerini 'bildirmektedir. Düşman 'birlikleri Kigyenin Güneyinde Pohang-Yongehon yoluna kadar sızmış­lardır.

Birleşmiş Milletler 'savunma hattının Kuzey Batı ucunda 1 inci Süvari Tü­meninin !bir alayı bu sabah kaydettiği araziyi geri almıştır. 2 nci Amerikan Tümeni kesiminde karsı taarruza geçen Amerikan, kıtaları Yong-san'm Batısında bir miMar ilerlemiş­lerdir. 25 inci Amerikan . Tümeni vazi­yete hakim olduğunu {bildirmiştir.

—Tokyo :

Mac Arthur'ün karargâhı her tipteki Amerikan uçaklarının bugün Kuzey Ko­re kıtalarına taarruzlarda bulunarak mevzilerini muhafaza etmek için şid­detle savaşan kara kuvvetlerini destek­lediklerini b ildir mektedir. Tebliğ avcı uçakları ile hafif bombar­dıman uçakları tarafından desteklenen 4.29 larm dalgalar halinde komünist hatlarının civarındaki hedefleri bomba­ladıklarını bildirmektedir. Tebliğ yol kavşakları ile tevzi merkez­lerine 400 tondan fazla yüksek infilâk kudretini haiz bomba atıldığını ilâve etm ektedir,

—Kore cephesi :

İkinci Tümene mensup piyade ve deniz piyadeleri Tmgün karşı taarruzda ıbulu-narak Yongsan'm Batı Güneyinde ko­münistleri Naktong nehrine doğru geri altmışlar ve Batı cephesinde ilerliyen komünistlerin yarattığı -tehdidi ortadan kaldırmışlardır.Bundan başka Pohang cephesinde de Birleşmiş Milletler kuvvetleri ümitsizce hücumlarda bulunan KuzeyKoreliler geri püskürtmüşlerdir. Bu harekât es­nasında uçaklar kara kuvvetleriyle sıkı (birişbirliğiyapmışlardır.

Takviye olarak gönderilen patton bank­ları da harekât sahasına yollanmışlar­dır.

Dört ayrı noktadan taarruza geçen Ku­zey Koreliler muhabereye 100.000 kişi sokmuşlar ve Poharug cephesinde yedi, Taegu'nun Kuzeyinde ise 3,5 millik bir kazanç elde etmişlerdir.

4Eylül 1950

—• Kore cephesi :

Sekizinci Ordunun saat 10,45 te yayın­lanan tebliğine igöre, bugün bütün böl­gelerde şiddetli savaşlara devam, edil­miştir. Amerikalılar Yongsan'ın Batı­sında ilerlemekte komünistler de Kigye Güneyindeki ileri hareketlerine devam etmektedirler.

—Kore cephesi :

Birinci Süvari Tymenine .mensup, kıtalar bu gece Taegu'nun on mil Kuzeyindeki Tabudong civarındaki kasabayı ve Ta-egu'ya 'giden yolu tutmak için savaş­maktadırlar.

Birinci iSuvari Tümeni sözcüsü, elleri'i-deki araziyi tuttuklarını ve koımüni^f-lere muka'bil hücumlarda bulunarak bazı ilerlemeler kaydettiklerini söyle­miştir.

5Eylül 1950 '

—Kore cephesi :

Sekizinci Ordu tarafından saat 10 da yayınlanan tebliğin metni:

«Yong'ju üzerindeki düşman tazyiki, Amerikan kuvvetlerinin şiddetli hücu­mu neticesinde 'mühim 'surette azalmış­tır.

Komıünisit kuvvetleri Kigye civarında ve Pohong-Yon'gson üzerindeki Güney Kore müdafaa hatlarına 'girmeğe muvaffak olmuşlardır.

Amerikan Birinci Süvari Tümeni, ko­münist kuvvetleri tarafından çevrilmiş bulunduğu (halde, Tabudong şehrinde tutunmağa devam etmektedir. ikinci Tümen tarafından tutulan (bölge­nin Güneyinde,Amerikankuvvetleri

Yongson'un Batısında ileri hareketlerine devam etmektedirler ve ileri kolları bu şehrin Batısına 5 mil mesafede ibulun-maktadirlar. Bu kuvvetlere karşı düş­manın hücumu püskürtülmüştür.

tki Amerikan birliği 1000 kişilik bir düş­man kuvvetini pusuya düşürerek tama-miyle imha etmiştir.

6Eylül 1950

—Tokyo :

Mac Arthur (karargâhı basın sÖzcüjj kayda değer inkişaflar vuku bulmadığı için Kore'deki kara harekâtı hakkında gece yarısı tebliğinin yayınlanmıyacağmı bildirmiştir.

7Eylül 1950

—Washington :

Amerikan Harbiye Bakanlığı tarafından yayınlanan son rakamlara göre, Ame­rikan kuvvetlerinin Kore'deki kayıpları 682 ölü, 5000 yaralı ve takriben 300-0 kayıp olmak üzere 8863 e yükselmiştir.

—Taejgu :

Kuzey Kore kuvvetleri, öüney cephe­sinde bu sabah yeni bir .fhücuma geçmiş­lerdir.

Sekizinci Ordu tarafından yayınlanan tebliğde, bu (taarruzun -Kuzeylilere şim­diye kadar hiçbir fayda sağlamadığı bildirilmektedir. Bu cephe üzerinde mü­dafaa, Poshan ve Pusan limanlarına giden, yolları koruyan bir Amerikan tü­meni tarafından yapılmaktadır. Kuzey cephesinde Birleşmiş Milîetl'er kuvvetleri komünistlerin hücumlarına muikavemete devam etmektedir. Mühim Kyongju yolkavşağrnı müdafaaya çalı­şan Amerikan birlikleri yavaş yavaş te­rakkiye devann etımektedir. Bununla be­raber Taegu'nun Kuzeyindeki komünist birliklerinin şehre doğru ilerlemeğe de­vam ettikleri haber verilmektedir. Şim­di Taeğîı'nun Güney-Batısındaki mevki­lere yerleşmiş olan ingiliz kuvvetleri birçok düşman devriye birliklerini geri atmıştır.

Birleşmiş Milletler uçakları dün Kore üzerindeki 625 çıkış yapmışlardır ki bu, savaşın b aslan gıcmdamb eri kaydedilen en büyük rakamıdır.

8 Eylül 1950

— Tokyo ;

Genera!l [Mac Arthur'ün tebliğinde bil­dirdiğine göre, sivil (halka bombardıman­dan önce şehri terketnıeîeri ihtar edil­dikten sonra T>-29 uçakları, Kore'nin Kuzey Doğu sahillerindeki önemli mag­nezyum sanayii merkezi iSongjin'i bu­gün bombardıman etmişlerdir.

— Tokyo :

Mac Arthur Genel Karargâhından yayın­lanan tebliğde bildirildiğine göre, buıgün 25 inci Amerikan Tümeni bölgesinde düşmanın faaliyeti durgunlaşmıştır. Düşman hücumlarına uğrayan ikinci Amerikan Tümeni mevzilerini muhafa­za etmektedir. Birinci Amerikan Süvari Tümeni cephesinde bugün düşmanla te­mas olmamıştır.

ikinci Güney Kore Kolordusunun bu­lunduğu bölgeye karşı düşman tazyiki devam etmekle (beraber (bu tazyik şid­detinden kaybetmektedir. Güney (Kore­lilerin tuttuğu cephe yanlamamıştır. Bu bölgedeki Birleşmiş Milletler kuvvetleri Yongşon'u henüz ellerinde tutmaktadır­lar.

Kuzey Doğu kesimindeki müttefik kuv­vetleri İlerlemeğe devam etmekte ve düşmanın hafif mukavemetiyle karşılaş­maktadırlar.

—Kore cephesi :

Amerikan Genel Kurmayı ile görüşme­lerde bulunmak üzere ibugün Koreye ge­len Uzak Doğudaki stratejik Hava Kuv­vetleri Başkomutanı General Odonnel beyanatta bulunarak demiştir ki:

«Kore harbinin başmdanberi Kuz&y Ko­relilerin harp potansiyelinin dörtte üçü üs'tün uçankaleler tarafından imha edil­miş veya felce uğratılmıştır. Bu harp potansiyeline bilhassa sınaî merkezler, liman tesisleri ve Kuzey Kore'deki fab­rikalar dahil bulunmaktadır. Böylece vazifelerinin büyük kısmını başarmış olan üstün uçankaleler bundan böyle kara kuvvetlerinin faaliyetine iştirak ve yardımedebileceklerdir. Capitole» Tümenine mensup 'birlikler Angang'm üç mil kuzeyini teşkil eden bir hatta kadar ilerlemişlerdir.

6 ve 8 inci tümenler dahi ilerlemelerde bulunduklarını bildirmişlerdir.

Güney Kore Birinci Tümenine mensup bir istihkâm alayı Kumvi - Taegu yolu üzerinde Piongsudong'a varmıştır. Ku­zey Korelilerin iaşe hatları buradan geç­mektedir.

Batı Cephesinde Birinci Süvari Tümeni 'birlikleri düşmanın elinde (bulunan tepe­ler önünde yavaş surette ilerlemektedir. Naktong'a doğru ileri hareketlerine de­vam eden İkinci Tümene mensup birlik­ler, düşman gruplarım aşmışlar ve esir­ler elde etmişlerdir. Bu esirler arasında bir Kuzey Kore Sıhhî Servis subayı «bu­lunmaktadır.

Öğleden sonra geç vakit Birleşmiş Mil­letler ibirlikleri Naktong'u aşmışlar ve Hyopişon'a doğru ilerlemişlerdir.

Yongsan'a 5 mil mesafede ve Kuzey Doğu istikametindeki tepelerde kuvvetle yerleşmiş olan düşman mevzii, bu bölge­deki ileri harekete mani olmaktadır.

—Tokyo :

Genel Karargâh tarafından bugün ya­yınlanan tebliğde bildirildiğine göre uçarkalelerden müteşekkil Uzak^Doğu Amerikan hava kuvvetlerine mensup b.29 uçakları ricata devam eden komü­nistlere karşı, harbin başmdanberi yap-tıklam en müthiş ibir hava akını yapmış­lardır.

Filhakika, bombardıman ve avcı uçak­ları yaptıkları hava hücumunda Kore-nin Güney-Doğu savaş hatlarında bulu­nan düşman askerlerinin ekseriyetini öldürmüşlerdir.

IMişman askeri 'birliklerinin yığılmış ol­duğu Naktong1 nehrinin Batısında b.29 tipinde 40 bombardıman uçağı iki mil karelik bir bölgeyi tamamen tahrip et­mişlerdir.

—Tokyo :

General Mac Arthur Karargâhından ya­yınlanan tebliğde; dün işgal edilen Kim-po Hava Alanını savaş uçaklarının kul­lanmağa başladıkları bildirilmektedir. Amerikan deniz piyadesine mensup ön-

cüler Hannehrini Seul'un Batısında geçmek üzere ilerlemişlerdir. Tebliğde, Kuzey Korelilerin intihar ta-aruzlarımnpiyadevetankateşiile püskürtül düğü ilâve edilmektedir.

—Tokyo :

General Mac Arthur'ün Karargâhından ibu .akşam bildirildiğine göre, Birleşmiş Milletler kuvvetleri, îhchon harekâtında şimdiye kadar iki bin komünist esir ele geçirmişlerdir.

19Eylül 1950

—Tokyo :

General Mac Arthur Genel Karargâhın­dan resmen bildirildiğine göre, bahriye silâhendazları Seul varoşlarına girmiş­lerdir.

—Tokyo :

Batıdan, ilerlemekte olan Amerikan de­niz piyadeleri Seul'un banliyösünde bu­lunan Yongdungpo'yu ele geçirmişler ve komünistlerin Güney ile esas demiryolu irtibatımı kesmişlerdir. Seul'un hizasında olan Han nehrinin Ba­tı kıyısında bulunan Yongdungpo Se­ul'un sanayi merkezidir. Yedinci Tümene mensup birlikler Seul'un 15 mil Güneyindeki Suwon yoluna doğ­ru yayılmaktadırlar.

20Eylül 1950

—Kore cepîıesi :

8 inci Ordu Kumandanlığı tebliğinde 'bu­gün bilhassa bildirildiğine göre, üçüncü Güney İKJore Tümeni tarafından işgal edilen Pohang şehrinde, düşman teşki­lâtlı 'bir müdafaada »bulunmamaktadır. Güney Kore Birinci Tümeni birlikleri halen Kunvi'ye 7 kilometre mesafededir­ler. Bu tümene mensup diğer birlikler Tabudang'a varmışlardır. İkinci Tümen bölgesinde, Amerikan kuv­vetleri düşmanın şiddetli mukavemetine rağmen, Yongsan'm S kilometre batısın­da (bulunan (bir tepeyi ele geçirmişler ve Güney Batıya doğru 6 kilometre iler­lemişlerdir.

Naktonıg üzerinde ve Şoıgy'nin Doğusun­daki Amerikan köprübaşısı şimdi 3 kilo­metrederinliğevarmıştır.

23Eylül 1950

— İnchon :,

Dün akşam Kuzey - BıaJtı istiikametin-ıdıeaı Seul'un kenar .maîıaJlıelerine girmiş olan Amerikan Deniz Piyade1 kuvvetleri Dukson Sarayına sadece 3 kilometre mesafede bulunuyorlardı. Bu saray şehrin İtam .merkezindedir. Geçen 25 Haziran'a 'kadar Birleşmiş Milletler Ko­re (Komisyonu büroları bu sarayda ibu-lunmaltta idi. Seul'un Kuzey - Ealti ve Güney - Batı mahalleleri kısmen devler içinıdeıdir. Deniz uçakları ve topçu ate­şi Ibu amele ve sanayi maıhallelerindıeki ıdüşman mukavemetini Sormağa ealış-mafkltaıdir. Bu mahallelerde 'büyük hükü­met ibiTL'aü'aTi yoktur. (Sivil halk, Seul'u tahliye ederek, şehrin etrafını çeviren tepeler 'arkasında 'savaşın neticesini beklemektedir. Başkentin Güney - Batı­sında Han Nehrinin ıgieçilrmetsıi güçlükler arzetm ektedir. Ve Yong-douing-po'yu iş­gal eden Amerikan Deniz Piyadesi şid­detli ıbir mukavemetle ikarşılaışmaM'a-dıf.

—- Kare cephesi :

S SnCâ ordunun bugün yayınladığı teb­liğde ibi'ldiri'ldlğine göre dün Sonsan bölgesi is^tikam etlinde SO kilometre iler-liyen Birinci Amerik.an Süvari Tüıme-ni'ne ımensuip iblrlülkler hug"ün, de ilerle­yişlerinle devanı 'ederek Naktong; Nehri­ni geçmiş ve 23 kilametreliik yeni bir İlerleyiş kaydetmişlerdir.

24üncü TümeniKumchoncivarlarına varmıştır.

Güney - Doğuda îngiliiz askerî birilikleri düşmanı, ıSongju'nun Doğusunda işgal etm&kte bulunduğu tepe'lenden ikovma-ya çalışmaktadiT.

Oîıonfgye'jnin Batısında döğüşen tkin,ci Aımerikan Tüniıenine mensup bdtrlikier 9,5. kilometre kadar ilerlemişlerdir.

Daha Güneyde ayni tümene mensup di­ğer IbirTükiler SiüiJbanni'nan iki mil mesa­fesinde şiddetK. bir düşman mukavemet: ile fcanşılıaşmuşaiar. ve bu ikesimde ilerle-yememişlerdiır.

Aynı tümenin daha Kuzeyde bulunan öncü birlikleri gitttilkçe artan düşman mu'kaveimeltinerağmen ilerlemiştendir.

—Tokyo :

Tokyo'dan aiman Pusan Radyosunun bir haberline göre1, Güney Koreli Demiz Piyade kuvvetleri bugün Batı kapısın­dan iSeul'e girnıiştei-dir. Rıadyo bu ha­rekâtın saibaihiin ilik saıatlerânde cereyan etıtiğnni ve Güney Koröli (kuvvetlerin Al­bay :Sh'in komutası altında bulunduk-lannı ilâve etmiştir.

24 Eylül 1950

—Tokyo ;

Kore'dıe 10 uncu Ordunun 2 numaralı tebliği :

Düşman Seul'u şiddetle müdafaaya de­vam etmektedir:.

Bahriye ISlIâihendajz iBirinci Tüımen toir-liıkteri Seul'e 'doğıru iki kdfl'ametre ilerle-m'işierdir. Bu iteri hareketi 'desteklıeyen Gün'ey 'KoreliiLer 'düşmanm riiukatvemeti ile ıkarşılaşmişlardır. 'Düşmanın ımükabil taarruzu püsküırtülm'üştür.

Han Nehri Güneyinde (bahriye ısiiahıen-dazları 7 nci Tümen birlikleni ile müş­tereken yapılan taarruz neticesinde Yondungpo'da 4 kilometre ilerlemeği temin etmiştir.

7 nci [Piyade Tümeni .Seul'un Güneyin­deki hedefinedoğru 3 (kilometre ilerle-

— Tokyo :

General ıMac Arithur Karargâhından sa­at 6,45 te yayınlanan 400 numaralı teb­liğin metni :

İnchon - ıSeuıl bölgesinde bahriye süâ-hendazları Birimci Tümen birlikleri köp-rübaşlarıni Han Nehri Kuzeyine llerlet-mişlıer ve Seul'a doğru ileri .hareketleri­ne devaım

Silâhendazlann başka birlikleri ileri ha­reketlerine devam ederek Han'ın Gü­ney sahiline ve Yongıdumgpo'mun Doğu. ğuısuna varmışlardır.

7 nci Amerikan Tümeni birlikleri Seul'­un Güney bölgesinde kayde değer arazi kazançlarmda bulu-nmuşlardır.

Bu tüniene mıenısup .diğer 'Mırfıikler Su-von'un Güneyine doğru ilerlemişler, ierca-niyetlerini sağlamışlar ve Osani'ye ke­şif kolları göndeınm'işlerdir.

29Eylül 1950

— S.eoul:

General Mac lAırthur, Kore'nin başkenti Sdou'i'ü Osm3iu.rfoask.am Synanaaı ıRhee'-ye ıteeÜSon etmelk üzere dün aJkşa.m. Seoul'e gelmiştir.

B. B# C. nin Seouil'deM muhabirine gö­re, sivil makamların ilik hedefi şehirde asayişi1 teman etmeik ve halikın iaşe ve iskânı, ile meşgul olmaktır.

30Eylül 1950

Washlnıgton :

Başkan Truman, General iMac Arihur'e şu mesajı göndermiştir :

«Kore'de sizin koımuitamz altında (kaşa­nılan zaferden dolayı sizi hararetle tefo-rik ödeüiken 'bütün Aımerikan anillefci adı­na [komışıtuğuımu (bi'IIİıyoruım. Gerek as­kerlerinizi ıtoplamaik kasdiyle vakit ka­zanmak için )ge.ri .çekilerek yaptığınız geciktirme lıareiketinin ve gerek Seul'un 'kurtarılması ile netlceılenen parLaık ma­nevranızın aslkerî tarilhıte îbenzeri .pek na­dirdir.

Hava, deniz <ve kara ordularımızın 'hariikulâde işbirliği oeni ibîlihaıssa imUteihas-ısis etti. Sizden bu oındular (komut'anlari-aıa tebrik ve iteşelk.'kurlerimin iıMâğmı is­terim. Bütün hür milletler halkı kahra­man .kuvvetlerinize Tnülteşeıkkildir. Bir­leşmiş Mil'lietler toayrağı altında ikamda, denizde ve havada çalışan, .erler hepinizi selâmlarımı ve hepimiz adıma hepinize bu İyi başarılmış IbSır iş olsun derim,»

Yarın .Birleşmiş Milletlerin Kore'de ı&er-Ibeıst -ve demokraitifk seçimler yapılınca­ya ika/dar büitün Kore'nin -kendi idaresine verilmesi lıaıkkmda karar vermesi fbek-lenınıek'teddır.

— Seul, :

Bugün saat .12.57'de Semi üzerinde Ibir uçan 'daire .görülmüştür. Keyfiyet Ajme-rikan Bahriye Selâhendazları Birinci Tü­meni İnzibat Subaıyı Teğ,men Aımlbrosıo tarafından teslbât edilmiştir.

Almanya'ya uzatılan dost eller.

Yazan: Ahmet Emin Yalman

3 Eylül 1950 tarihli Vatandan:

Milletlerarası liberaller kongresinin libe-ralfikirleri Alman halkına ve dünyaya tanıtmak üzere Stuttgart Şehir Tiyatro­sunda tertip ettiği, toplantı Alman Baş­vekil Yardımcısı ve Marshall Piânı Na­zırı Franz Blücher Fransız nazırlarından Profesör Deriinat'mın, İngiliz Liberal Partisi Reisi Siır Audreaı Mac Faydac­ın, Belçika Liberal Pairtiısi Redöi Logar Motz'un, Vürtembeıng Lilberal Partilsi Reisi Dr. iHausrmann'm nutuklariyle duaya siyasi salın esinde yapılmış çok dmiflıim ve çok şeyler vadediıcl bir teza­hür mahiyötıini almıştır. Aşağıda (tafsi­lâtını aralatacağım muituk'lardan çakan mâna şudur ki idar ve sabit fikdrrlerin, yalancı ideolojilerin, idealsız bir diplo­masinin insanlığın mukadderatına Sbâ-kim olmasına karşı ayrı ayrı fert3er ha­linde ıstırap ve .azap duymsikJa. kalan dünya liberali e'rii, rraMetlerarası esaslı ve canlı bir ıtıeşfeiflâıta dayanmak suretiy­le mühim (bir kuvvet halini almışlar ve dünyanın gidişine karşı »esılerüna müş­terek bitr sekilide yükseltmeğe başlamış­lardır. Bu sesler, ezberlenmiş içtimai mezhep taassuplarının mahsulü değildir, akim, idrakni ve hür düşüncenin kendi sesidir. Dikkate lâyık olan taraf şudur ki, dünyanın ayrı ayrı yerlerinde, başka başka muhitlerni tesiri altında vaziyeti gözden geçiren liberaller, mensup olduk­ları milletleri nesillerdir birbirinden ayı­ran ve taassup ve nefret mevzuu olan meseleler hakkında akıl ve hakkaniyetin müşterek llısanâyle konuşmak cesareti­ni göstermişlerdir.

Bardaklardan boşanırcasma yağmur yağmasına rağmen tiyatronun her kısmı, hür fikrin hasretini duyan ansan'larla doluydu. Bunl-ar pazar istirathatlerini feda etmişler, yağmur altında ıslanmağı göze almışlar ve dünyamın, liberal liderlerini dinlemeğe koşmuşlardılik olarak Vürtemiberg Uiberal Partisi Reisi Doıktor Hausmann söz aidi. Dedi ki: «ıHaibafar yapti'k büroları olduğu gi­bi görmeğe ve düzeltmeğe mecburuz. Çocuklarımıza emin ve mes'ut toir istik­bal hazırlamanın yolu .ancak budur. Cebir ve tahakkümün en ağır derecesi­ne ımaruz olduk, hür olmanın acılarını çektik. Bu unutamıyacağımız derstir tir ve şeyden evvel hürriyete sanl-maık Karuridir. Fakat hürriyet kuManıi-ması kolay bir şey deği'Idlır. İnsanların feırt itibariyle hür olımaîan bir şey ifa­de etmez, birbirleri dıçin ve birbMeıriyie beraber hür olmaları lâzımdır. Yoksa hürriyet; anarşi ve keyfi hareket irtâ-iıasım alır. HaJc aramak, bir hak d;ev-letinüm. çerçevesi içâtn'de yaşarmak, irnsan-bk haysİyeit'leriTii î).eraıberce korumak .'İhtiyacını duyan 'insanlar istikbale em­niyette baikalbilirler ve beraberce istaik-baü kurabilirler, insanlar arasında mü­nasebetlerim verimli ve faydalı Mr şekil almasmm yolu budur. Kendimi bozgun­culuğa kaptıran, Istilkbale İnanmayan, daiha iyi biır isitiklbal için 'diğerleriyle be­raber uğraşmayı kalbul 'etmeyen ferttiler, cemiyet ıbiaki'mından ölü sayılırlar. Her­kes 'isitükbaîim faal Ibir mimarı olamaz, faıkat kendi kudretine g-öre 'bînıanın ku­ruluşunda vazife alabilir.»

Bugün Fransız kabinesinde âza bulu­nan Liberali Enternasyonalin kuTuou-la-irndan Profesör Deviııat'ın termlkirnili', ağırbaşlı nutku, cokşun tezahürlere yol açtı. Biır Fransız nazırının, yeni biır ci­han harbi bittikten beş yıl sonra Al­manya'nın göbeğinde ibu tarzda sözler sanfetmesi, dünya için huzurlu bir is­tikbalim kuvvetli bir müjdesi sayılaibiflâr. Profesör (Deviîiait'ın nuitkunun özü şu­dur : «Bugün burada Fnansız (Parlâ­mentosu Hariciye Komisyonu Redısi M. Bonefous konuşacaktı, mazereti cılktı. Onun yerine ben kürsüye çıktım.AA- manya'yı çocukluğıiimdaniberi tanırım, iki milliktin ıgeç'indıM'eni ıstıraplara nağ­men çok seviyorum. Mensuibu olmaikla iftihar ettiğim (Fransız Radiıkal Partisi size selâm yolluyor, bugünkü lüberal Almanya'ya olan itimadım [bildiriyor. Müşterek işleri iberalberoe yürütmeğe mecburuz. İstikbalin emin yolunu ancak beraberce ıbulabiliıriz. Hepimiz ibirleşik Avrupanıın taraftarıyız, iki taraftaki hükümet .adamları, itou birleşmenin şek­linden evvel İhıma ait ruhî istidatları yaratmaca kıymet Yenmelidirler. Müş­terek ibir kader ve gayeye doğru ffiıerle-mek içim tam. İbir tesanüt kurmalıyız. Biz liberaller, -başkalarının hislerine 'hür­met letmeğl bilen insanlarız. Yeni ruhî istidatları (hazırlamalk Vazifesi, diığer partilerden ziyade bize .düşüyor. ' Ben bedbin değilim. Beraberce hürriyet yo­lunu 'bulacağımıza 'dair kalbim ümâıtleır-üe doludur. !Schumaaı plânının delâlet ettiği müşterek faaliyet ve köleliğe 'karşı müşterek ımuîkavıemet karşısında iıstük'balden (korlkunuyorum. Geçirdiğlımiz tecrübelerden sonra benim nesli'm istik­balden korkımaz. Hürüz, hlür kalmalı­yız. Hürriyet imamını muünafaza ettik­ten sonra Iıntsallk dâvaısını kazaaımanın yolunu

Profesör Devinat, nutkumu Fransızca söyledikten sonra : «Almanya üçin ve Avrupa için en iyi temennilerde bulun­duğunu» Almaınca Olarak İlâve ötımüştif. ingiliz Lıilberal Parti Reisi. Sir 'Amdrew Mac Faydan, nutkiînu pürüzsüz [tofa- Al-maaıca ile söyledi. Bu înigiliz 'Liberal H-deırîîti 'evvelce görmemiştim. Dünyayı çoik ılıyi ifaanıyaıı, 'en 4yi İngiliz siyaset .adamı tipini temsil eden 'LiJberal Baırti Başkamı, lng"iite.re'nim istilkibalinlde be-sirlıi bir ıröl oynayalbülecek bir 'şalhsiyefce benziyor.Nutlkumdıa şöyle demiştir :

«Ben, yirmi beş .se-n'e evvel de Avrupa ibirligl fikri etrafında o fcannaaıın Aİ-.man siyasi liderleııü ile toeralbeır :çalı«tum. Bunların hâtıralarunı hürmetle anarım. Alman mül'lıetinıiın 'suçundan ibaıhsetrniek üıakısızlıiktır. Ortada mes'uliyet Tıardır, fakat ibu !d,a halik inanıma irmflfLî ımukad-deratı idare 'eden hükümete aittir. CSen bu Avrupa 'miill'etiinıi ımasum diye [kabul ederim. Bugün Alıman meseleıs-i, Alman milletininAvrupadaiki 'mevkiidâvası şeklimi almıştır.

İnşaları, muayyen hata ve meziyetlere sahiıp ırklara ımensup diye kabul etmek haltsLZhlktır. !Bdır mü'Letin sunasını, ço-cuiklaırınıa verilen (terbiyenin tarzı tâyin eder. Yeni nesillere demokratça bir ter7 biye vermek, yeni Almanya'nın hallede­ceği bir iştir. Fakat bunu komşularuun mümkün İkllmıallaın lâzımdır. Bu imkanı vermezlerse mes'uliyet onların üzerinde kalır. Milletlerarası anarşiyi nizama çe­virmek, ancak hepimizin beraberce ya­pacağımız bir iştir. Avrupa milletleri o kadar sıkı bir surette birleşmeli, birbir­lerine Öylece bağlanmalıdırlar ki siya­setin bir âleti sıfatıiyle harp ortadan kalkmalı ve amelî surette rlımkân bari* Gine çikmalıdır. Napolyonum, omdaaa son­ra Hitler'in Ikanlı vasıtalarla kurmağa calışttk.'laırı Avrupa birliğ-ini gönül hoş-luğiyle yapabilecek "bir hale gelmiş bu-luûuyoru.z. Biz İngfiliz liberalleri buna tamamiyie ıtanatftaırız. ISTe ^çare (ki ımu-hafazalkârlar ıda, işçiler de ılınfiraıtçi me­yiller g-asteriyorlar. Bıiız Britanya câmi-asiyle olan iinünasebetlerimizde .jnhi1-'garcı bir maMyet taşımayoruz. Camia ile münasefbeft!leriım.iz Avrupadaki vazi-feımûzi yapmağa mâni 'değildir. İşçiler, founu aracak vetsile diye ileri sürüyorlar. Bir vakit .mil'Iıetlerarası bir hava ya­şatmak üddi'asımda bulunan sosyalast paittil'eri tıugün koyu millliyetgi {kesil­mişlerdir. Çünkü sosyalist .güdişi, Avru­pa sabasunda devam ettirmek imkânı­nı görmüyorlar ve layrı ayrı .mıemlelket-leri hürriyetten mahrum edip sabit fi­kirlerini gerçekleştirmeği daha kolay buluyorlar. Milletler arasmdaıki müna-seıbeitleri liberalleşti'rerek bu 'eng-elteri yanmek ve yalnız Garibi Avruıpanm de-ğU, bütün Avrupanun. Ibirliği namına mücadele etmek lâzımdır. Müdafaa ba­kımından Avrupa da yalnız başına bir mâna i<fa-d'e eibmez. Atlantik Milletler Cemiyetine sıkı surette bağlıdır. Bu­günkü dünyada infiratçılığa hiç bir au-reitie saha kalmamıştır. Şer kuvv-eforiınıJiı dünyanın ımulkalddera-tma hâtoîlm lölduğu fdlkrini kabul edeme­yiz. Aramızdaki ihtilâfları halletmek suretiyle ışerre mukavemet -etiTnelk her zamanı elimizdedir. Buttu yapmaikiçin millî kültür (hususiyetlerini feda lâzım g-eLmeıa. îman; dağları yıfkar. Bu imam. ibizde 'vardır. Her türlü engelleri aşacağız,çünkü .aşmağa mecburuz.»

Belçika Liberal Partisi' Reisi, M. Roger MoztStrassbuırg'da mühim, toir rol oy­namaktadır. Esas tahsili itibariyle mü-hıencfetir, ayni zamanda iktisadi ve fik­ri meselelerde ihtisas sahübi bir siyaset adamıdır. Nutkunda şu sözlervardır : «^Belçika,yalnız iıkicihan îıarbi geçir­mekle kalmamıştır.Kısa bir devir için­de on beş kere istilâya uğramıştır. Her istilâ hareketi bir evveîlkiaiiden.müthiş olmuştur.Milletimizharptennefret eder. En büyük sulh ümidimiz de,iki büyük komşumuzolan Almanya ile Fransa arasındaki dostluktur.Fransa, Strassburg'da oymadığı rolle, Sohuman plânlyle yeni bir sulh çığırı açmışve büyüklüğünün sırrı olan asalet vecö-m&rtMğuntezahürlerinigöstermiştir. Almanların ve bilhassa liıberaıl Alman­ların çalışma kudretine de hayranım. Dünya yüzündeki yerlerini yeniden, al­mışlardır, kesilen fikrî bağları birer bi­rer yeniden kurmuşlardır. Biz Belçika­lılar, Alm.an .milletineelimiıaijuzatıyo­ruz. Şunu dileriz iki bizimle konuşurken, neaşağılık, ne deüstünlükduygusu duymaamılaır, tam.müsavatla.bizimle karşılaşsın'ar.Berabercedaha iyi(bîr hayat, ıdaha iyi bir felsefearamalıyız. Ameriıkaın Anayasasını hazırlayanlardan Jüf/erson,«Cemiyetinvaaifesiinsanlar hesaibma saadet aramaktır»demiştir. Bu düşümceyi biz de ıberaberce'benim­semeliyiz.Hâlâ alacakaıranılık.tayaşı­yoruz. 'Faikat yeni .bir dünya aydınlata­cak olan güneşin şafakı sökmeğe başla­mıştır.»

Almanya ve Bolşevikler...

Yazan: Hüseyin Cahit Yalçın

5 Eylül 1950 tarihli Ulus'tan:

Birleşik Amerika'nın Almanya'daki Yüksek Komiseri John Mac Cloy'un Bir­leşik Amerika Dışişleri Bakanlığına 1950 senesi ilk üç ayı durumuna ve olaylarına dair yolladığı rapor Avrupa'nın göbeğin­de Almanyameselesi hakkında mühim malûmatı ihtiva ediyor. Bolşeviklik ile Batı demokrasi dünyası arasındaki müt­hiş mücadele karşısında Aimanya ne düşünüyor, ne yapıyor ve neler yapabil­mek kabiliyetinde bulunuyor? tçinde bu­lunduğumuz hayat ve memat mücadele­si neticeleri üzerinde büyük Alman kit­lesinin ehemmiyetli bir tesiri olacağı gözden kaçırılmazsa bu suallere verile­cek cevapların kıymeti derhal takdir o-lunur.

Amerikan Yüksek Komiserinin kanaati­ne göre, Batı ile Doğu arasındaki müca­delede Aimanya Batı'nm lehindedir. Biz­leri pek memnun edecek bu muşahade ve hükmün doğruluğundan şüphe et­mekten mantık bizi meneder. Fakat Almanyanm Batı devletlerini Moskof-lara nazaran «ehven şer» olarak tercih etmesi başkadır, Batı ile fikir ve ruh birliği içinde bolşevizme karşı vaziyet alması başkadır. Mr. Cloy bu noktada dünyayı tenvir edebilseydi ağzından duyduğumuz teminat üzerimizde çok daha derin bir memnuniyet doğurabi­lirdi.

Amerika Yüksek Komiseri bu noktaya ancak diplomatça hafif bir temasta bu­lunmuş ve üzerinde pek durmak istemez gibi görünmüştür. Alınanlarda gizli ve şiddetli bir nasyanalizmin mevcudiyeti hissedildiğini ve bu hissin bazı gruplar­da mâkul ve tabii addedilebilecek hudut­ları aştığını kendisinden öğreniyoruz. Bir cümle içine sıkıştırılan bu muşahade üzerinde biraz durulursa Batı devletleri­nin Almanya'yı demokrasi dâvasını ka­zanmak ve kendileriyle samimi bir İş­birliği yapmağa seve seve sevketmek emelinde pek muvaffak olamadıkları an­laşılır. Mağlûp Almanya'nın izzeti nef­sini yaralamamak, ona verilen cezayı zaruri derecede tutmak, maziyi daima yüzlerine vurmamak ve harb mesuliyeti­ni gelecek nesillere yüklememek Alman­ya'nın kalbini kazanma ve Alman hükü­metlerinde gördüğümüz taarruz ve ilim meyeî'ânmı ortadan kaldırma hususunda çok iyi tesirler yapacağı unutulmamalı­dır. Bugün büyük bir katiyetle iddia edebili­riz ki Alman milleti ile Batı Avrupa devletleri samimi bir tesanüt ve işbirliği içindebirleştikleri dakikada Rus tehlikesinin büyük ve âcil kısmı önlenmiş de­mektir. Bu bakımdandır ki Almanya'ya karşı tatbik edilen politika büyük bir mâna ifade etmekte ve neticeleri derin bir alâka İle incelenmektedir. Amerikan Yüksek Komiseri Rusya'nın Doğu Almanya'yı Avrupa'ya :karşı ileri bir mevzi haline sokmayı ve bütün Al­manya'yı komünisttik hesabına birleşti­rip «kurtarmayı» kendisine bir gaye ad­dettiğini bildirmektedir. Bu maksatladır ki Doğu Almanya'da Almanlardan vüeu-de getirdiği komünist ordunun yekûnu muttasıl kabarmaktadır. Bolşevikler hakim oldukları doğu Al­manya halkı üzerinde esaslı bir tesir yapmağa ve onları kazanmağa acaba muvaffak olmuşlar mıdır ? Mr. Cloy «bazı gençlik grupları istisna edilirse» halkın heyeti umumiyesinin yeni komü­nist rejime muarız olduğuna inanmıştır. Bu hükmüne umumi surette iştirak edi­lebilir. Fakat «bazı gençlik gruplarının» Ruslar tarafına geçmiş olduğu hakikati üzerinde endişe ile eğilip bunun derinli­ğini ölçmemek bir hatâ olur. Almanyada Rusya'nın maddi ve manevi pençesi al­tına düşmüş gençliğin sayısı milyonları buluyor. Bu komünist gençlik teşkilâtı bütün eğitim sistemine hâkimdir ve nü­fuzunu gittikçe artırmaktadır_ Onun için Alman halkının heyeti mecmuasının bol-şeviklik aleyhinde bulunmaları hakikati her gün bir parça kuvvetten düşüyor ve komünizm Doğu Almanya'da kökleşiyor. Mr. Cloy'm bugün için doğru olan kana­ati gün geçtikçe temelsiz kalmağa mah­kûm bir emniyettir. Ve bu hakiki ve cid­di bir tehlikedir.

Her geçen gün, Almanya'da Sevyet Rus­ya lehine çalışmakta ve Moskof pençesi biraz daha sert ve mütehakkim bir hal almaktadır. Aynı faaliyet ve muvaffaki­yet Batı devletleri tarafından kendisini göstermezse neticenin çok fena olacağı muhakkaktır.

Almanya'nın saati geldi...

14 Eylül 1950 tarihli Yeni istan­bul'dan :

Amerika, ingiltere ve Fransa Dışişleri Bakanlarının Washington'da ele almış olduklarıAlmanyameselesi, 12 Şubat

1945 tarihinde Roosevelt, Churchül ve Stalin tarafından imzalanan Yalta ve aynı yılın 2 Ağustosunda Truman, Attlee ve yine Stalin arasında aktedilen Pots-dam anlaşmalarına dayanmaktadır. Mağlûp Almanya'yı, hemen hemen müs­takil «dört işgal bölgesi» ne ayırmakla, «Üç büyükler», bugün, demokrat Batı ile komünist Doğu arasındaki ihtilâfı, kaçı­nılmaz bir hale getirmişlerdi. Kararın esasında, zahiren mantıksızlık yoktu. Mağlûp Almanya nasılsa işgal e-dilecekti ve bunun, galiplerden yalnız bi­risi tarafından idaresine imkân yoktu. Fakat galiplerin de, bu işgal keyfiyetinin bütün teferruatını ve Avrupa'nın harp­ten sulha intikal şartlarını tâyin edecek ' mufassal bir anlaşmaya vâsıl olmaları iktiza ederdi. Kaldı ki, zafer yaklaştıkça, Moskova ile Batılılar arasındaki ihtilâf­lar, umumi hataiariyle meydana çıkma­ya başlıyordu. Halbuki Yalta'da olsun, Potsûam'da ol­sun, Amerika, İngiltere ve Rusya arasın­da ciddi oldukları kadar müphem anlaş­malara varılmıştır. Meselâ, Yalta konfe­ransı sonunda neşredilen resmî tebliğin sonuna bir göz atalım: «Bu konferans, Birleşmiş Milletleri bu harpte zafere götüren gayelerin, önü­müzdeki sulh devresinde de, tahakkuk ettirilmesi hususundaki müşterek azmi­mizi takviye etmiştir... Burada temsil edilmekte olan üç memleketle diğer sulh­sever milletler arasındaki bu işbirliği ve anlaşmanın genişlemesi iledir ki, insani­yetin şu büyük gayesi tahakkuk edebi­lir: Devamlı bir sulh ve selâmet! Atlan­tik beyannamesinde tebarüz ettirildiği veçhile, bu gayeye de, ancak, bütün in­sanlığın sefalet ve korkudan salim ola­rak yaşayabildikleri takdirde varıla­bilir.»

Bütün bu gözel sözlere rağmen, mütte­fikler maksatlarını meselâ şu basit cüm­lelerle ifade etselerdi, acaba daha iyi ol­maz mıydı?

«Almanya İki «yahut üç» yıl işgal altın­da bulundurulacak ve galipler, bu müd­det zarfında Almanya'ya, sulh muahede­leri İmzalayacak bir rejim tesisine im­kân verdikten sonra, bu memleketi tah­liye edeceklerdir. Denilebilir ki, Yalta Konferansı devam ederken, Almanya henüz yıkılmamıştı ve Üç büyükler» bu derece sarih kararlara varamazlardı. Fakat, Potsdam'da Reims mütarekesinden üç ay sonra, kararların yine muğlak ve müphem tutulmasında hiç sebep kalmamıştı. Halbuki, bakınız, Potsdam beyannamesi ne diyor:

«Müttefikler, Alman milletini imha et­mek veya onu esaret altına almak kara­rında değildirler. Müttefikler Alman milletine, sulçu ve demokratik esaslara' dayanan yeni bir rejim kurmak fırsatını vermek arzusundadırlar. Eğer Alman milleti bu istikamette samimi gayretler sarfedecek olursa, günü gelince, dünya­nın hür ve sulhçu milletleri arasında tekrar yer alması her zaman mümkün olacaktır.»

Ne güzel edebiyat, değil mi ? Yalta ant­laşması, ancak, Rus, Amerikan ve îngi-* liz hükümetlerinin «Devamlı bir sulh ve emniyet, münhasıran, bütün beşeriyetin sefalet ve korkudan salim bir hayata ka­vuştuğu takdirde elde edilebilir!» ibare­sinin müştereken kabul edilmiş bir tef-

siri üzerinde mutabık kalmaları halinde kıymet ifade edebilirdi.

Fotsdam'a gelince; burada da, Alman milletinin «hayatını yeniden tanzim et­mek İçin seçeceği sulhçu ve demokratik esaslar» üzerinde anlaşmak icap ediyor­du. "Halbuki 1945 te bile, kim çıkar da, Anglosakson demokrasisi ile Stalin Marksizmi arasında en ufak bir benzer­lik olduğunu iddia edebilirdi? Hiç kim­se!.. Görülüyor ki, Yalta ile Potsdam anlaşmaları, «Dört büyükler» anlaşması­nın bozulmasına, Berlin ablukasına ve bugün Batı Almanya'nın yeniden silâh­landırılarak müstakil bir devlet olarak tanınması ihtimallerine kadar bütün ih­tilâf tohumlarını sinelerinde barındırı­yorlardı

Bevin, Acheson ve Schuman, Washing-ton'da müzakere halindedir. İnşallah, Yalta ve Potsdam'da da aynı meseleleri görüşmüş olan seleflerinden daha realist ve vazıh kararlara

varırlar.

image002.gifAçık kapilaraı kapamak zaru­reti...

3 Eylül1950tarihliCumhuriyet

Birleşik Amerika, Büyük Britanya ve Fransa Dışişleri Bakanlarının 12 Ey­lülde New - York'ta yapacakları toplan­tıda, demokrasi devi etleri!e Sovyet Rus­ya arasında bir harb çıktığı takdirde, harb sahnesi olabilecek [bölgelerin vazi­yetini gözden 'geçirecekleri .bildiriliyor.

Bakanların inceliyecekleri dünyanın si­yasî, iktisadî, ticari ve askerî mevzula­rı arasında şöyle bir maddenin de mev-cud olduğu söyleniyor:

«Türkiye, Yunanistan, İran, Ortadoğu ve Afrikadaki müdafaa meseleleri: Ga­ye bu bölgelerin 'müdafaasını Atlantik bölgesi müdatfaasile imtizaç ettirmek­tir.»

Üç büyük demokrat memleket devlet adamlarının, nihayet bir realiteyi anla­yabilmiş olmalarım memnunlukla karşı-lamalıyız. (Bu realite şudur:

Uçak, radyo gibi insan zekâsının İcad ettiği vasıtalar dünyayı küçültımüştür. Küçülen 'küremizde, artık barış da, iıarb de bir küldür. Her hangi bir kıtada çı­kacak bir harb bütün dünyayı saracak­tır. İkinci Dünya Harbi, [Almanya'nın Danzing koridorunu Polonya'dan zorla almak için harekete geçmesi üzerine çıkmış ve tedricen Avrupaya, Afrikaya, Asyaya, Amerikaya ve Avustralya'ya sirayet etmi-Şti. Cenup Amerika devlet­lerinden bile harbe iştirak edenler ol­muştu. Küremizin dörtte üçünü teşkil eden bütün Okyanuslar ve denizler harb sahnesi haline gelmişti. O harb bittik­ten beş sene sonra, daha barış yapılma­dan yeni toir harb başlamıştır. Kore'de, Kızıl cephe ile demokrasiler cephesi çar­pışıyor. Kızılların elebaşısı .olan Sovyet Rusya,İkinciDünyaHarbinden Önce

HitLer Almanyasjnm tuttuğu yolu aynen takib ediyor. Yalnız şekil ve usul baş­kadır. Hitler yumruğunu, masaya vurur, arkasından Alman ordusu onun istilâ ve ilhak etmek istediği memleketin hu­dudunu aşaırdı. Staîin ise, esrarengiz bir adam halinde, sesini duyurmadan, yum­ruğunu vurmadan, Rus ordularını işe karıştırmadan her memlekette yarattığı komünist beşinci kolu vssıtasile işgaller ve ilhaklar yapıyor. Hitler'an bangır bangır bağırarak ilân ettiği «hayat saha-sı»na mukabil Staîinin «ideolojisi sahası» vardır. Bugünkü dünyanın maşız arasına bir göz aitarsanız, merkezi Moskova'-ıdaki Kremlin sarayı olımak üzere, mu­azzam bir ki'zıl imparatorluk kurulmuş olduğunu görürsünüz. iBu imparatorluk Avrupanm ortasından başlıyarak Asya-nm Uzakdoğu kıyılarına kaıdar uzan­mış, milyara yaklaşan bir nüfus kala­balığına zorla tahakküm etm'iş 'bulun­maktadır. Kore harbi, üçüncü dünya harbinin bir ileri kaırokol çarpışması olarak patlak verineiye kadar, barış aşkı ile rahat ve gaflet uykusuna dalmış olan demokra­siler, böyle dünyanın hemen hemen ya­rısını kaplamış olan Kızıl İmparatorlu­ğun yarattığı tehlikeyi anlayamadılar. Eğer Kıorede silâh patlamadan evvel, bunu anlayabils elerdi hemen silkinip ayağa kalkarlar; uzun konuşmalar­dan sonra kurabildikleri Şimal At­lantik paktım yarım bir müdafaa manzumesi halinde bırakmazlardı. Av­rupalıların bâz Türklere atfetttikleri «yavaş yavaş» sözü ve felsemesi, bizden cok onların siyasi hayatlarına yaraşıyor. Kore harbi, 25 Haziranda, alarm çanı­nı çalalı iki ay bir hafta oldu. Küçük Kı­zıl IKore Hükümetinin1 ordusu, hâlâ ta­arruz üstüne taarruz yapıyor. Böylece dünyakomünistİmparatorluğunun en küçük peyklerini bile nasıl harbe hazır­lamış olduğu anlaşılmış bulunuyor. Bu realite,Sovyet peyklerinin "kuvvetlerini küçümsiyen bazı askerî muharrirleri­miz de dâhil olmak üzere, bütün demok­rasilerin gözlerini açmağa kâfidir, sa­nırız.

Kore harbi başlayalı ve kızıl impara­torluğun harb nazırlıklarının tesis ve kifayet derecesi iyice anlaşılmış olduğu halde, .büyük demokrasiler, Türkiye, Yunanistan., İran, Ortadoğu, Uzakdoğu, Afrika gibi taarruza açık yerlerin mü­dafaasını Şimal Atlantik: Paktının mü-dafaasiyle imtizaç ettirmek mevzuu, an-oak 10 gün sonra konuşmaca başlaya- ■ cakl ardır. Bu konuşmal arın ne n et ic e vereceği de malûm değildir. Şimali At­lantik Paktına 'dâhil küçük devletlerin, İkinci Dünya Harbinde tarafsız ve ta­arruzdan masun kalacakları hülyası yü­zünden uğradıkları felâketleri unutarak gene itirazlarında ısrar etmeleri ve Şi­mal Atlantik: Paktının Doğu Akdenize kadar olsun uzatılmasına razı olmama­ları ihtimali yok değildir. Üç büyük devlet, bu itiraızları yenemez-lerse ne olacak? Böyle bir vaziyet ha­sıl olmamasını temenni ederiz. Fatkat 12 Şimal Atlantik Paktı devleti hep bir­den razı olmadıkça, Türkiye ve Yuna-nistamn bu pakta alınmaları mümkün, ■olamıyacaktır. Ü:mid ederiz ki o zamaın, Amerika, İngiltere ve Fransa, realist bir görüşle îtalyayı da aralarına) alarak Türkiye ve Yunanistanı daha sağlam Ibir surette garanti edecek yeni bir Do­ğu Akdeniz Paktı vücude getirirler. Fa­kat her zaman yaptıkları gibi «yavaş yavaş» değil, süratli bir karara varır­lar. Bunu yapmazlarsa Kızıl imparator­luğun bu açıkkapıyı da zorlayacağına hiç şüpheleri olmasın.

Üçlerin kararından sonra...

Yazan: Necmeddin Sadak

17 Eylül 1950 tarihli Akşamdan:

Amerika, İngiltere, Fransa Dışişleri Ba­kanları Türkiye'nin Atlantik Paktına girmek için ileri sürdüğü dileği kabul etmemişlerdir. 'Vaşington toplantısından Önce gelen halberler tm neticeyi belirti­yordu. Anlaşılıyor ki, akla gelen ilk tahminlerhilâfına hükümet,böyle bir

resmî teşebbüsten evvel her hangi hu­susi bir yoklamada bulunmamıştır. Bu yolda, hareket etmek için her halde hü­kümetin, bizim bilmediğiımiz bazı mü­him sebep ve âmillere dayanmış olması gerektir.

Türkiye'nin Atlantik Paktına aılıruna-masını haklı göstermek için ortaya atı­lan deliller yeni değildir. Bu arada me­selâ, Türkiye'nin Atlantik bölgesinde olmadığı söylenir. Yahut Atlantik Pak­tına dâhil devletlerin, mevcut taahhüt­lerini Türkiye, Yunanistan ve hattâ İra­na kadar genişlemekten .çekin dikleri tekrarlanır. Amerikan Kongresinin, At­lantik Paktının neticeleri ıbamTamiyle belli olmadan yeni bir. taahhüt vesika­sını tasdik etmiyeceği bahanesine da­yanılır. Gerçkfce ;bu sebeplerden birbiri­nin mantık ve hâdiseler .karşısında tu­tar yeri yoktur. Asıl sebepler başkadır. Fakat bumda bunların münakaşasına girmeye imkân yoktur. 'Bizce lüzum da yoktur. Çün'kü fou konuda karşılıklı mü­nakaşalar neticeyi değiştirmiyeceği gi­bi faydalı da olamaz. Biz eminiz ki eğer Amerika, İngiltere, Fransa kabul etme-selerdi dahi diğer küçük devletler Tür­kiye ve Yunanistan'ın pakta alınmala­rına razı olmazlardı. Bilhassa Ş'imal devletlerinin sisaıyeti hâlâ tarafsızlık hu­dudu içinde bo çalam aktadır. Asgarî ta­ahhüt, asgari tehlike politikasını güder­ler. Esasen, son ayların hâdiseleri, At­lantik Paktının Türkiye'ye menfaat te­min edemiyeceğini gösterdiğine inandı-'mız için bahsi uzatmak .istemiyoruz.

Muhakkak olan şudur ki gerek Ameri­ka, gerek ingiltere ve Fransa, Türki­ye'nin kendi emniyeti bakımından ileri sürdüğü delilleri haklı bul'maiktadırlar. Bundan dolayıdır ki, Türkiye'nin Atlan­tik Paktıma girmesine - kendilerince -imkân görmemekle beraber, bu dost ve (müttefik memlekete iUgİl'erini ispat et­mek için hayli ehemmiyetli bir karara varmak istedikleri .görülüyor Gelen ha­berler henüz müphem olmakla beraber, anlaşıldığına göre, Atlantik Pa'kti as­kerî plân heyetiyle Türkiye Genelkur­mayı arasında bir raıbıta tesisi düşünü­lüyormuş. ;Bunun mâna ve gayesi şu­dur: Atlantik Paktı gereğince beş müdafaa bölgesi ayrılmıştır. 'Bunlardan biri Batı Akdenizdir. Batı Akdeniz müdafaası içki, ingiltere, Fransa;, italya arasında -Amerika'nın yardımiyle - 'müdafaa plân­lara hazır lanmaktaıdır. Doğu Akdeniz müdafaa edilmedikçe ve bu müdafaada Türkiye ile işbirliği yapılmadıkça Batı Akdenizin nasıl müdafaa edileceği dost ve müttefiklere tarafımızdan boyuna sorulmuştu. Türkiye bir tecavüze uğradığı takdirde müttefiklerimiz ingiltere ve Fransa yar­dıma geleceklerdir. Amerika'da aynı te­minatı daima vermektedir. Fakat bu yardımlar nasıl v:e ne şekilde olacaktır? iBunun önceden az çok kararl aşması za­ruridir, ittifaklarımız ve yardım temi­natı bir yanda dururken, öbür taraftan yalnız iBatı Akdeniz müdafaa tertdbatı almak anlaşılır bir iş değildi. Bu zaru­reti nihayet anlamış olacaklar ki üç Dışişleri Bakanı, Baltı Akdeniz müdaa 'böligesi plânları hazırlanırken Türkiye ile askerî işbirliği yapılmasını Atlantik devel etlerine teklif etmişlerdir. Bilhassa başlıca Akdeniz devletleri Olan İngilte­re ve Fransa ile ittifakımız, italya ile yeni imzalanan anlaşma:, Akdenizde bu askerî işbirliğine büyük ehemmiyet ka­zandırır. Atlantik Paktına alınmak için yapılan müracaatım zamanında: ve şeklinde mu­tabık değiliz. Fakat müracaattımiız ka­bul edilmedi! diye acı duymamak lâzım­dır. Dışişleri 'Bakanı Fuat :Köp.rülü, bu münasebetle, hiç müteessir olmadığın: söylemekte tamıarmylıe haklıdır. Bu mü­racaattan, Akdeniz müdafaa plânların­da işbirliği gibi Tair netice çıkması dahi küçü'msenmiyeoek bir başarıdır. Bu, mü­him bir adımdır, müşterek müdafaa ha­zırlığınagötürebilir. Siyasette fütur ve ümitsizlik yoktur. Millî dâvaların peşini bırakmamak, ga­yelerimiz gerçekleşinceye kadar hiç yo­rulmadan, usanmadan haklarımızı anlat­mak, karşımızdakileri inandırmak dev­letin ve devlet adamlarının vazifesidir. Kanaatimizce Atlantik Paktı diye bir hedefe saplanmamak lâzımdır. Üçlerin vardığı karar - eğer .doğru ise - Akdeniz emniyet bölgesine giden yolu açıyor. Dün izahınaçalış tığımızgibi, Türkiye bu yol üzerinde yürümelidir: Türfk-In-gllıiz - Fransız ittifakına., her hangi bir şekil ve formül bulunarak, Amerika'nın da iltihakı*. Diğer Atlantik devletlerin­den Türkiye'ye hiçbir yardım eğelemez. Atlantik Paktının Batı Akdeniz müda­faa bölgesine lAmerika'da dâhildir. Tür­kiye'nin, müttefikleri İngiltere ve Fran­sa ile bu bölge 'müdafaası plânlarında işbirliğine girmesi, Amerika ile de as­kerî işbirliğinin başlangıcıdır. Bu yolda yürümek,gelecek için ümit yenicidir.

Türkiye'nin, bu karışık dünyada, kendi emniyeti için Amerika'ya ihtiyacı var­dır. Fakat unutmamalı ki Amerika'da Türkiye'ye ımuhtaıç-tır, Avrupa da... Na­sıl olsa bir igün bize gelecekleridir. Tür­kiye, Avrupa sulh ve emniyetinde asla ihmal edilmez bir kuvvettir. Büyük bir millete yakışan vakar içinde metin ve sabırlı olalıon.

Üçler ve önikiler...

18 Eylül 1950 tarihli Cumhuriyet-ten'ten:

Üçlerin ve onikrliterin bundan evvel yaptıkları müteaddit toplantılara hâkim olan haiva ve bazı -memleketlere mensup temsi'lcilerin ileri sürdükleri malûm mü­lâhazalar muhtemel ıbîr tecavüze karşı alınacak savunma tedbirlerinin yarım kalmasına yol açmıştı. Fakat 12 Hsızi-ran sabahı Korede 38 İnci arz dairesini aşan tecavüz kuvvetleri tarafından gîtişilen 'hareketin .Batılı idarecileri tesir altında .bulunduran zihniyeti ve malûm mülâhazaları ortadan kaldırdığı sanıl­mıştı. Burnun için de geçen, hafta New -Torkta yapılan Üçler ve Önikiler 'top­lantılarında nihayet hür dünya savun­masının parçalanmaz bir büıtün olduğu­na kanaat getirilerek bu yolda gerekli tedbirler alınacağı üımid edilmişti. Ev­velâ toplanan Üçlerin ve sonra da içti­ma eden Onikiliilerin, 'muhtemel bir te­cavüz karşısında hürrıy^ cephesinin boşluklarını doldurmak maksadiyle şu iki nokta üzerinde süratle bir karara varacakları tahmin edilmiştir:

1 — Türkiye'nin Atlantik Paktına ka­bul edilmesi ve böylelikletecavüz cephesinin yaaı kanadının da emniyet altı­na alınması.

2 —Almanya'nın silahlandırılması.

Fakat bugün görülüyor ki Kore tecavü­zünden alman dersleri kısmen tatbik mevkiine koymak: mümkün olabilmiştir. Her ne kadar İngiliz, Fransız Bakkamları İle Atlantik Paktına dâMl 12 memleke­tin temsilcileri Batı Avrupadakİ kuvvet­lerini artırmaya ve silah imalâtını ço­ğaltmaya karar vermişlerse de yukarı­da belirtilen iki noktayı .gene ihmal et­mişlerdir.

Türkiye'nin, Atlantik Paktına ataması hususunda yapılan teklif ;menfi bir ce­vapla karşılanırken ileri sürülen S'efaep bir Doğu Akdeniz memleketi oluşumuz ve müsbet bir cevabın İran ile Yunanis­tan gibi memleketleri de harekete ge­çireceği mülâhazası olmuştur. Ne vakit Atlanti'k 'Paktına alınmak içdn teşebbü­se girişmişsek hep bu ımülâhaza ile kar­şılaştık ve her seferinde de bunun bîr sebep olmadığım belirttik. Evvelâ şunu söylemek lâzımdır ki, Kuzey Atlantik Faiktı kurulduğu anda, bir bölgeye mah­sus bir pakt olmaktan çıkmıştı. Çünkü üye .memleketler arasında Atlantikle alâkası: oîtmıyan ve yalnız bir Akdemiz memle'keti olan İtalya'ya yer verilmişti. (Bugün (bizim Atlantik Paktına girmemi­ze muhalefet ettüklerî sanılan Batı Av-rupanm bazı küçük memleketlerine ezel-dıeaıberi hâkim olan bu dar görüşlerdir iti Birinci Oüıan Harbinde Fransayi müşkül 'bir duruma sokmuş ve sonra da 1940 da 'esaslı bir mukavemet kurula-mamasına ve cephe îıattının süratle çökmesine sebep olmuştur. 'Bazı feda­kârlıklar mukabilinde bu anlaşma ze­mini bulunmasına ve böylelikle tam bir blrtik kurulmasına imkân vermlyen ay­nı görüş ve zihniyetin bugün de itübar-da olduğu müşahede edilmektedir. Bu Belçika Hükümetlinin, Fransa İle Al­manya arasında çıkacak bir harpte bitiraf kalmanın, mümkün olabileceğini

düşünmesi ve bu hatayı arka arkaya iki defa tekrarlaması manidardır. At­lantik Paktı dışında bırakılmamızın me­suliyetini Üç Büyüklerin taşımamakta oldukları da iddia adilemez.

Almanya'nın silâhlanması meselesine gelince. Üçlerin ve sonra da Onikilerin, iBatı cephesindeki ibu boşluğu doldura­cak ,ma!hyyette tedbîrleri alamadıkları görülmüştür. Bu mese'le şu iki zaviye­den incelenmiştir:

— Almanya'nın dahilîemniyeti bakı­mından,

—Almanya'nın haricî emniyeti bakı­mından.

Birinci nokta üzerinde bir anlaşmaya varılırken ve Alman Polisinin beşinci kolla tesirli şekilde mücadele etmesi im'kânları araştiırılırken dış .emniyetin sağlanması nazarı itibara alınamamış­tır. Amerikan Dışişleri Bakanının Do­ğu Almanya'da ISavyetler tarafından kurulan Alman Komüsnit Ordusunun teşkil ettiği tehlikeyi belirtmesi ve ıs-îiarla Batı Almanya'da mukabil tedbir­lerin alınmasını istemesi bir netice ver­memiş ve Fransa ile ingiltere'nin de­vamlı muhalefeti ile karşılaşmıştır. iBunlar şöyle demektedirler: «iBir Alman Ordusunun teşki lettiği tehlikeyi Ame­rika'nın ibizim kadar hissetmesine im­kân yoktur, çünkü arada bıir Okyanus vardır.» (Belki 1947 veya 1948 senele­rinde bu görüş bir kıymet ifade edebi­lirdi, fakat .bugün Ruslar Doğu Alman­ya'da deniz, kara <ve hava birliklerinden müteşekkil kuvvetli bir ordu kurarken aynı nazariye üzerinde ısrarla durmak acaba hatalı olmaz mı ? İBatı Alman­ya'da kurulacak ordu, müttefik komu­tasında hareket edeceğinden bundan hürriyet cephesi yamız istifade temin edebilir ve Batı Almanya'ya yığılacak Amerikan, İngiliz ve Fransız kuvvetle­rinin bir kısmını diğer tehlikeli yerlerde kullanmak imkânını sağlar.

image003.gifAtlantik Paktı üyelerinin, Türkiye bir hücuma uğradığı takdirde, üye diğer herhangi bir devlete yapacakları gibi, Türkiye'yi de mümkün olduğu kadar sü­ratle müdafaa edeceklerine dair teminat vermek arzusunda oldukları söylenmek­tedir.

Türkiye'nin Atlantik Paktına kabul edil­memesi yolunda verilen karar, Washing­ton Star ve diğer gazetelerin tanınmış tefsircisi olan Constantin Brown tarafın­dan dün teknit edilmiştir.

Constantin Brown İngiliz ve Fransız-lan Atlantik Paktını çok ciddiyetle idare et­mek ve üyelerini seçmekte fazla titiz davranmakla itham etmiş ve şunları söylemiştir:

«Batı medeniyetini korumaktan başka gayesi olmıyan ittihattan kudreti ne o-lursa olsun, hiçbir devlet çıkartılmama­lıdır. Türkiye'ye Üye sıfatını reddetmek bilhassa esef edilecek bir hâdisedir.»

—Nevyork:

Amerika, İngiltere, Fransa Dışişleri ve Savunma Bakanlarının bugünkü toplan­tısından aşağıdaki tebliğ yayınlanmıştır: «Fransa, ingiltere ve Birleşik Amerika Dışişleri Bakanları Schuman, Bevİn ve Aeheson bugün aynı memleketler Sa­vunma Bakanları Moch, Shinvrell ve Ge­neral MarshallMa birlikte toplanmışlar­dır. Bakanlara müşavirleri refakat et­mekte idi. Bakanlar görüşmeleri sırasın­da, geçen hafta Kuzey Atlantik Konseyi tarafından hazırlanan teklifleri gözden geçirmişlerdir. Bu teklifler Avrupa si­lâhlı kuvvetlerini yeter derecede geniş­letmek ve tam verimli hale getirmek yo­lunda müşterek hedeflerini tahakkuk et­tirmeğe matuf tesirli tedbir ve çarelere ait bulunuyordu.

Dışişleri Bakanlarının Millî Savunma Bakanlariyle bu görüş teatilerinde bu­lunmaları, kendilerinin gelecek hafta toplanacak Kuzey Atlantik Konseyi otu­rumunda daha kolaylıkla fikirlerini be­lirtmeğe yardım edecektir.

Bu toplantıya intizaren altı bakan şim­dilik hiç bir demeçte bulunmamak husu­sunda mutabık kalmışlardır.

Üç dışişleri ve üç savunma bakanlarının son toplantıları saat 16,35 te nihayet bul­muştur.

24 Eylül 1950

— Nevyork:

Batı Avrupa savunma işlerinin Atlantik Paktını imza eden 12 devlet üyelerinden müteşekkil bîr Genel Kurmay Heyeti ta­rafından görüleceği, ve bu heyetin ba­sma bîr Amerikan generalinin getirile­ceği söylenmektedir. Bu vazife için General Eisenhover ve General Bradley'in isimleri üzerinde du­rulmaktadır. Bununla beraber halen Sa-vanma Bakanlığı ecnebi memleketlere yardım servisleri Müdürü General Ly-man Lesnitzer'in ismi üzerinde daha faz­la durulmaktadır.

Bu hususta verilenmalûmata göre ilk devrede bu Genel Kurmay Şefine Başko­mutansıfatı verilmiyecektir. Düşünülen sistemyürürlüğegirdikten sonra Başkomutan tâyin edilecektir. Müttefik Genel Kurmay Heyeti, harpte Başkomutan tarafındanderuhte edilen vazifeyi fiilen ifa edecektir. Bununla beraber bundan Başkomutanla Atlantik Paktımemleketlerininbütün kuvvetlerininkontrolünüeline alacağı mânası çıkarılmamaktadır.

26 Eylül 1950

— Nevyork:

Atlantik Paktı Konseyinin, Atlantik ca­miasına dâhil milletlere karşı girişilecek bir komünist tecavüzünü önlemeğe ma­tuf batı Avrupa müdafaa kuvvetinin ku­rulduğunu bugün bildirmesi beklenmek­tedir.

Dışişleri Bakanları bugün almaları bek­lenilen kararlar hakkında sükûtu muha­faza etmektedirler. Fakat kurulması dü­şünülen Avrupa ordusuna Alman birlik­lerinin iştirakine dair hiç bir plânın şim­dilik nazarı itibara alınmayacağı Öğre­nilmiştir.

Almanya'nın iştiraki hakkında âni bir karar almak fikrinden üç übüyük devlet Dışişleri ve Savunma Bakanlarının ge­çen hafta Nevyork'ta yaptıkları son de­rece gizli müzakereler sonunda, vazgeçi­leceği anlaşılmaktadır.

Fuat Köprülü ve hükümet, bir gün lüzum ve ihtiyaç duyarlarsa, dünya ve Türkiye efkârını aydınlatmak için bu vesikaları -bu gibi ahvalde âdet olduğu üzere - b,ir kitap halinde neşredebilirler. Hükümetin, Türk dış siyasetinin ana 'dâvası, yani emniyet (meselesi üzerinde duruşu, prensip İtibariyle, bu siyasetin devamını gösterir ve bilhassa bugünkü [hâdiseler karşısında takdirle karşılanır. Kore'ye siI'Mılı asken" göndermek kara­rımdan hemen sonra Atlantik Paktına germek için teşebbüste buluaımaımız do-layısiyle bu iki hâdise arasında müna­sebet arayan bazı yaibancı gazeteler - ev-velee burada işaret ettiğimiz gibi - ya aldanmışlar, yahut, hükümetin niyetle­rini tahrif etmişlerdir. Gene, bir diplo­matımıza atfen: «Atlantik Paiktnm gi­rersek bu camia emrine iki milyon as-ker veririz» tarzında yazılan beyanat, öyle sanırız ki hususi maksatla bu he­yecanlı şekle sokulmuştur. Türkiye'nin dış siyasetinde pazarlıık usulünün hiçbir zaman yer bulamıyacağını dünya öğren­miştir. Ne Atlantik Palktma girelim di­ye Kore'ye asker göndermeye ikarar verdik, ne de Atlantik Paktına girme pahası olarak iki milyon asker cazibesi­ni kullanmaya tenezzül ed'&riz. Nahoş tepkileri bakımından ehemmiyetli gör­düğümüz için bu iki çeşit havadis üze­ninde açıkça durmayı faydalı (buluruz. Bu yalan yan'lış tefsirler bertaraf, At­lantik Pakta meselesini incelemek iste­riz. Meseleyi gazetelerden öğrendiğimiz için, Atlantik Paktına .alınmamız Itakkında (hükümetçe yapılan talebin şeklini bil­miyoruz. Atlantik Paktına davet ve ka­bul edileceğimiz dost veya müttefik, başlıca ilıgill- devlet veya devletler tara­fından önceden ihsas edildi, ve Türkiye bunun üzerine jni bu resmî müracaatta bulundu, yoksa -dünya ahvalinin son gelişimi üzerine - her hangi bir istişare ve yoklama yapılmadan, kendiliğimiz­den mi bu devletlere başvurduk, bu hu­susta bilgimiz yoktur. Fakat usul ve ge­leneğe ait bu nokta, Türkiye talebinin muhtemel neticeleri bakımından eHiem-miyetli'dir.Bilindiği gibi, bir devletin Atlantik Pak­tına alınması için bu pakta dâhil on iki devletin oy (birliği lâzımdır. Bumdan başka, pakta giren her yeni devlet için bu on iki devlet parlamento­larının ayrıca tasdiki da lâzım gelir. At­lantik Paktının esas hedefi Amerika'nın taaıhüiüdü olduğu için, hiç şüphesiz, her­kesten evvel Amerika'nın rızası şarttır. Her halde, pakta girmek için resmen müracaat etmeden evvel, Amerika'nın ve sonra1 'da İngiltere'nin buna taraftar olduklarını bilmek ve diğerlerinin de fi­kirlerini öğrenmek zaruri görülür, Bu niolktaları hiç biîımameıkîe beraber, Türkiye'nin müracaatı hakkında Vaşing-ton'dan gelen ilk haberlerin müspet te­sir bırakacak mahiyette olmadıklarını görüyoruz. Gerçi gazete ve ajans »haber­lerinden, bu derece mühim bir mesele­de, kesin kanaate varmak doğru değil­dir. FaJkat, Türkiye'nin teşebbüsü Va-şingiton'da evvelâ Amerika, İngiltere, Fransa Dışişleri Bakanları arasında gö­rüşülmektedir. Bu konuşmalar neticesin­de üç deıvdett müspet bir karara varır­larsa mesele ancak o zaman on ikili At­lantik ıMeüliis&ne sunulur. Atlantik Pak­tına Türkiye'nin girmesi hususunda Üç­lerden fazla zoru'llk çıkabilir zannmda-iyim. Üç devlet müspet kamara varmaz­larsa diğer Atlantik devüeitlerâ Ibu mese­leyi konuşmaya ılüzum görmezler.

Üçlerin toplantısı dün bittiğine göre, bir 'karar verilmiş olacaktır.

Türkiye'nin. Atlantik Paktına girip gir­memesi meselesi yalmız Türkiye'nin de­ğil, Avrupa'nın emniyetiyle alâkalıdır. Dâva, Türkiye'nin şu veya <bu pakta alınması değildir. Ahval ve hâdiseler. Atlantik Paktının ne kaıda.r noksan, ne derece güç işler1 olduğunu göslterimitşir. Hâdiseler, şimdiye kadar güdülen politi­kanın ve tutulan hesapların ne kadar yanlış O'lıduğuriu da İspat etmiştir. Bu şartlar İçinde Türkiye emniyetinin, ahdî bakımdan, açıkta bırakılması ne derece tehlikeli bir .gedi'k teşkil ediyorsa, Av­rupa emniyet sisteminde Türkiye'nin mevkiinden1 ve kudretinden, Türk mil­letine îman verecek şekil'de istifade et­memek o kadar anlaşı'imaz bir gaflet ifade eder. Türkiye emniyeti. Amerika ve İngiltere'nin başlıca kaygıları olmak îc ab eder.

Neticeye intizaren bu noktada fazla durmıyacağız.

Atlantik misakı ve Türkiye...

Yazan : Hüseyin Cahit Yalçın

17 Eylül 1950 tarihli Ulustan :

Üçler Konferansı müzajkereierâniin toit-nıetsi üzerime gelen haberler Amerika, İngiltere ve Fransa Dışişleri Bakanla­rının Atlantik Misakiınıa girmek üzere Hükümetimiz tarafından yapılan, teklifi Ucalbuü etimedüklerjıni 'bildirmiştir. IBu aksi karar resmi 'bir tebliğ; ile İfade ve ilân edilm'emişse de itimada şajyae muh­telif ajanslarım, neşriyatı bu hususta hiç şüpheye yıetr bırakmıyor. Bu menfi neticeyi iyeni Demokrat Parti Hüküme­tinin bir mu'V'affakiyetsiszliği şeklinde telâki edecek değiliz. Halk Partisi Hü-kümetiriiın de ime.mlelkefciimiz.ki İbir taar­ruza karşı müdafaa bakımından mu­kadderatını Atlantik Misa'kı devletleri­nin mukadderatımla banlamak yolundaki teşebbüsleri beki enenen neticeyi ver­memiştir. Yıeni iktidar 'hükümetinin esüîâ hükümet tarafından resmi ve açdc btir müracaat ve talep şelkllnde değil de, nahoş olabilecek bir cevabın tevlit ede­ceği tefsirlere ve intibalara mahal Ibı-. rakmamak üzıere hususi (bir tarzda ya­pılan teşebbüsü aleni surette ele alma­sı ve faaliyete geçmesi evvelce diplo­matlık ve hususi görüşmelerle zemin hazırlanmış ve vaad alınmış olduğu ü'mtdlnl vermişti, İşin böyle olmadığı ve tecrübesizliğin, 'diplomasi iaıceMkle-rims alışmamış olmakîığm netiıoesâ oda-rak böyle tatsız bir durum ile karşilaş-mış bulunuyoruz.

Mamafih, şekle ait ibu 'esef edilecek (ku­sur haricimde, hükümetin bütün Türk milletinim arzusunu ifade ve müdafaa etmiş olduğundan IhAç şüphe yoktur. Talebimizin reddedilmesini i'zah eden sebepleri gözden geçirirsek, îbunlann içinde bizi tatbin edebilecek mâkul mü­lâhazalara tesadüf etmediğimizi söyle­mek ımeobuıriyetindeyiız. Sebepler liste­sinin başında Türkiye'nin Atlantik böl­gesine dâhil olmadığı sözlerine tesadüf ediyoruz. îlik .gümlerden beri itekrar edi­len bu itiraza karşı İtalya'nın da Atlan­tik [bölgesi dışında ibudunduğu Türk Tnatbuatı tarafından bir çodc d'efa üeıri süsrülmüştü. Şimdiye kadar bumüta'lâa cevapsız kıalmış ve ibu bakımdan İtalya ile Türkiye arasında ne fark bu­lunduğu Türlk efkârı umumiyesince 'an­laşılamamıştır. Sonra Atlantik devletlerinin aıdlaşma ıtaahhütleriırai genişletmekte teyakkuz­la hareket etm'ekte oldukları blae öğre-t'Miyar. ''Bu lâikırdidijıı' ananasını iyice anlıyamadiğimizi itiraf edeceğiz. At-lanıtûk 'defvletlerinıiiı Türkiye'yi içlerin'e airriEinalannı bJz bir uyanıklık 'eıseri değil uykuya dalmak eeeıri adde!tm&k dalha doğru olacağı kanaatindeyiz. Açık konuşulursa bir bolşevik taarruzuna karşı Avrupa'daki Atlantik devletlerin­den bir kaç tanesinioı canla başla ve te­sirli surette çarpışacak'larini sormak ieabeder. öer halde bunlaTÎn a.rasmda bug'ünkü haller ve işartlar 'içinde, Tür­kiye'ye müs'avi ol£>bile'cek bâr askerî kuvvet göreımiyonu'Z. Atlantik MJiSiakının- içine Türkiye'yi al­manın fbiır illıtiyateızlık teşkil efcm'esi an­cak, şu şekilde kabM olabilir O da Tür­kiye'yi bolşevik lıüıcumun-a -ıdaha fazla mâruz 'görmeıktea ve Türkiye bir taar­ruza uğrarsa 'harbe müdahale etmiye-T'etk seyirci vaziyetinde beklemek 'kara­rımı vermiş ibulumms.iktan ibarettir. At­lantik devletleri bu kanaatte ve bu ka­rarda değillerse bizi Miısaka (kabul et­melerinin neden .dolayı bir dhtiyaıtsızlık sayılacağını 'çok ımenalk etmekteyıi'z. Türkiye ile îınıgiilteıre 'arasında, ıbir Ruıs taaırruzunıa karşı tedafüi1 bir ittifak muıaihedenamesi bulunduğunun şu vesi­le ise lb;ız-e hatırlaıtması da, büyük bir kuvvet ifade dmez. Biz bu ımualhedena-.meniim ımevcu'd'Jyetini unutmuş 'değiliz. İngiltere'nin imzasıoa ;hürmet 'edeceğin­de zerre kasdar şüphemiz yoktur. Hattâ biz de hatırlatalım ki aynı 'ittifak anua hedenamıesi, unutmuş gtbi .görünmele­rine rağmen, Fnamsa ide de imzall'an-mıştır.

Fakat bugün bu muahedemin ifade etti­ği amelî kıymet üzeninde dunup açık konuşmak lâzım geldiğini talkdlr etme­lidir. En salâhiıyetilfi ağızlardan işitiyo­ruz iki Bolşevik orduları beş on gün içinde Mamş ikıyıliairıoa dayanacak du­rumdadırlar. İngiltere ile Fransa ken-'dileirdnıi müdafaadan âciz oldukları içim­dir M Aımeriikia'd'an yaAmıbekliyorlaır ve Atlantik Misakına sarılıyorlar. Ken­dilerini müdafaa edemiyen .mütteölkle-rimiz tizimle masü tesirli 'bir siflâiı ar-kad;ıslrğı yapabilecekler ?Aitlanti'k Mi-sakına .girmekten faizim toekiediğimiz fayda Lü£ksembur.g-, Holânda veya Da-mimanka ile Norveç ordularının imdadı­mıza koşmalarını görmek değ&dûr. Fransız ve italyan komünistleri .bâr İRus istilâsına Ikarşı Fransız vatanını müda­faa için ellerine Silâh aillmryaeaManm dlân ederken Türkiye'nin yardımına mı .gelirler? YaSlnız bir İngiltere bu peri­şan ve isteksiz müttefiklerim hepsine nasıl yetişir? Meselenin bütün ehemmiyeti Amerikan işbirliğinde ve Amıetrükan yardımırKda-dır. Korede Birleşmiş Milletler namına bartoedıön Birleşrök. Amerika'nın Türfci-ye'do de taaaruKa karşı aynı fed'aıkâr-lıfltla harp edeceğine biz eminiz. iFaikalt bu emniyetin resmi ve unıumi bir taah­hüt' ile Türkiye'ye iteşmil'isadeki «ehem­miyet ve kıymeti liısfcilhdaf edemeyiz. Bizim istediğimiz işte bu resmî taah­hüt idi.

AtlantikPaktı,ingiltereve Fransa...

Yasan : Mümtaz Faile Fenik

21 Eylül 1950 tarihli Zaferden :

Türkiye'nin Atlantik Paktına alınma­masını ieabettiren sebeplerin Miç 'birisi şu âna kadar sarih bir surette malû-mu'inuz değildir. Ya-lnız; söylendıiğrine göre, Norveç ve Danimarka taahhüt­lerini fa^la geniş! efonem ak ve Türkiye bir tecavüze mâruz kalırsa, kendilerini fazla üzmemek İçin buna muıhaılıefet et-mdşler ve bir Londra telgrafına göre Portekiz ve İtalya da bu g'örüşü tut­muşlardır.

Şurasını bir defa dalha açı!k olaraik soy-Üyelim 'ki, Atlantiık Pakıtı Konseyinden evvel toplanan Üçler, eğrer Tüııkiiye'nin Pafcta alınması tezini kuvvetle müdafaa etmiş olsalardı, geri (kalan dokuz devle­tin fauna karşı yapacakları itirazlarm üzerinde pek durulamaz ve bu iş ko-layJıkla halloluniıurdu. ÇÜnikü lesasen Paktın içinde bir yardım b'aîkiınımd'an mühim olankuvvetler bu üçdevlet üzer;;n.de, hattâ daha realist bir görüşle iki devlet 'üzeriınJle 'toplanmaktaıdir. Bun­lardan biri Amerika, ıdıiğ"eri tng'ilteredir.

Fransa'nın Pakta dâhil ıdevletlari bir 'tecavüze karşı müd'aıföa için tehalük gost!er.me (balkımından iyi niyetlerinden emin olmakla ıberaiber âniı ve fiilî ibîr müdaıhaîenin .derhal müessir 'bir lıalde işleyeceğiini,' biz şaSıtsan peik tahmin et­memekteyiz. Çümlkü Fransa bu harpte istilâya uğramıştır. Bir çoik şehirleri harap o'lfmuştur. Daha harp endüstrisini adamaktliı rtefkrar Jturaımamıştır ve ni-hayeit o da bizzat Ameriıka'rtm ve - !En-g-iîtere'nûn yardımına müfteıkir bir va­ziyettedir. Siette " l^ransa kı&ndisini toplayıncaya 'kadar daha hayli zaman geçecektir.

italya'ya g-elince, faşizmden ve Mussoli-ni'nin emperyalist politükasmdan temiız-lerudikten sonııa bu .devleitle çok dosta­ne ınıünasıelbetler idame ettirmemiz ta­bii olmaflî'Ia beraber, mühim ıb'ir nokta­yı da ıgözönünde tuıtmak yerinıde olur sanırız. (Bu noMa da, ttaılya'nuı bu harpte demokrasilere karşı oephe tut-muş olması ve nihayet elîınıde hiıç bir şeyi fkalmamış buliinmaısıdır. Italya'daki askerî kuvvetin yalnız b-u ni'emlelk'etin iç inKi;batını teımin edecelk derecede ol­duğu ve donanmasünın da foaiksime uğ-radığı ikimsenîn meçhulü değildir. O halde Atlantik Paktına dâhildiır diye İtalya'dan da süratli ıbir yardım ıınıma-nm dımîcânısızlığ-ı ımeydandahr. Geçen günkü bir yazımızda işaret etti­ğimiz g-ibi ne izlanda, ne de Holânda, Danimarka, [Beîçiıkıa ve Portekiz'in bise yardım için 'asker ig"önderecelklerdjni pek tahmin 'edemeyiz. Yalnız Atlaiıti(k PaJk-tının faydası şuradadır ki, Rusya bu devletlerden herhangi birisime tecavüz edecek olursa, cepîıe Şiımaıl Buz Deni­zinden Eıatum tayılarma ıkadar,g:eiıişli-yeceik ve mü/tıecavi2 on binlerce ıkâlomet-re'lik: bir salıada savunma imkânları aramağa mecbur kalacafetır.' Falkat bu da epey zamana mütevakkıftır. Çünkü Atlantâik Paüctına dâhlil olan devletler­den hiç biriffldn Rusya üe müşterek foir' hududu yoktur. Aradatki tampon devlet-îler aşilmcaya kadar elbette 'hayli müd­det g-eçecektir.

1Eylül 1950

—Londra :

Rus radyo istasyonları, Malik Güvenlik Konseyinde konuşurken. Birleşmiş Mil­letler radyosunun yayınını karıştırmış­lardır. Rus radyolarının yaptığı bu pa­razit ingiltere'de henüz farkedilmemiş­tir. Parazit Rus delegesinin konuşması biter bitmez,durmuştur.

2Eylül 1950

— Londra :

.Attlee bu akşam Churchill'i milletin birliğini bozan kavgacı bir primadonna adiyle tavsif ederek, muhalefet liderine siyasi bir darbe indirmiştir.

İşçi Hükümetinin Başkanı radyoda mil­letine hitaben yaptığı konuşmada Rus­ya'ya stratejikteçhizat yollanmasının -ingiltere'nin müdafaa programını gecik­tirdiğine dair olan iddialarıreddetmiş, Rusya'yamakine vealetyollandığım kabul etmekle beraber ıbunlarm ingiltere için hayatiehemmiyeti haiz Rus malla­rına karşılık olarak ve muhafazakârla­rın "bütün teferruatını 'bildikleri iki sene ^Stfvel aktedilen ticari muahede gereğin­ce yollandığını söylemiştir.

4 Eylül 1950

—.Londra :

Resmî çevrelerin ketumiyetine rağmen, Almanya üzerinde çalışmalarda bulunan Fransız-İngiliz-Amerikan Çalışma Ko­mitesi Dışişleri Bakanlarına verdiği ra­porda aşağıdaki tavsiyelerde bulunmak­tadır:

1 — Bonn Federal (Hükümeti, Batı Al­manya'nın Dışişlerini muayyen bir çer­çeve dairesinde idare edebilmelidir. Yüksek müttefik komisyonu da bazı haller­de kontrol hakkını muhafaza etmelidir.

2 — Almanya, işçilerinin idaresinde da­ha ıgeniş ibir serbestiye malik olmalıdır. Federal Cumhuriyet Doğu Almanya'da askerileştirilmiş polis kuvvetlerinin mev­cudiyetiyle hasıl olan tehlikeye karşı koyabilmek için Ikâfi miktarda polis kuvveti teşkiline selâhiyettar kılınmalı­dır.

Aynı çevreler, üç heyetin tavsiyelerde 'bulunamadığı mevzular arasında Alman borçlarının da mevcut olduğunu sancak­tadırlar.

5Eylül 1950

— Londra :

ingiltere Başbakanı Attlee ingiliz sen­dikaları kongresinin "bugün Brighton'da yapacağı toplantıda bir nutuk verecek» tir.

Kongrede, sanayinin umumi kontrolü do görüşülecektir.

6Eylül 1950

— Londra :

iyi (haber alan kaynaklardan bildirildi­ğine göre 3 Dışişleri Bakanı İNew-York-ta müzakerelerde bulunduktan sonra Bevin, Birleşmiş Milletlerin Genel Ku­rul toplamlısında Çin (meselesini ortaya atacak ve komünist Çin'in kabulü lehin­de verilecek İngiliz oy'u Peiping Hükü­metine çoğunluk temin edebilecektir, ingiltere Poiping lehinde vereceği reyde ısrar ederse bu hareket tarzı diğer mü­teredditleri de cesaretlendirip müşterek (bir kararalınmasını sağlıyaeaktır.

- - Londra :

Buckingham Sarayından bildirildiğine göre, 1952 senesinde ingiltere Kral ve Kraliçesinin Avustralya ve Yeni Zelan­da'ya yapacakları seyahat esnasında ingiltere Krallık vazifelerini bir devlet konseyi görecektir.

Prenses Elizabeth'in bu konseyin bir azası olması ihtimal dahilindedir.

10 Eylül 1950

—Londra :

İngiliz Savunma Bakanı Mr. Strachey, yaptığı bir konuşmada şunları söylemiş­tir:

Batı milletlerinin istedikleri şekilde ya­şamaya kati surette karar vermiş ol­duklarını Rusya'nın zamanında anlama­sı için dua edelim. Temenni edelim ki kuvvetlerimizi artırmakta olduğumuzu ve aramızdan herhangi ıbirine tevcih edilecek bir taarruza katiyen müsaade etm iveceğim iz i Rusya zamanında anla­mış olsun, Rusya bütün bunları vaktin­de idrak ettiği takdirde barışa kavuşu­ruz.

12 Eylül 1950

—Londra :

Bugün Avam Kamarasında bir konuş­ma yapan Muhalefet Lideri Churchilld demiştir ki:

Muhafazakâr Parti Hükümet tarafın­dan sunulan takrirle askerlik müddeti­nin 18 aydan iki seneye çıkarılması le­hinde öy verecektir. Bununla beraber verilen reyler hükümete itimat oyu de­ğildir. Başbakan Attlee, savunma mese­leleri üzerinde milli birlik talep etmek­tedir, fakat bu Başbakanın millî savun­ma işlerinin kötü idaresinde de millî bir­lik İstediği manasına gelmez. Hükümet ileriyi görme, teşkilât ve İnanç zihniye­tine sahip olmadığım bariz bir şekilde göstermiştir. Bununla beraber, Rusya-mn bir çok memleketlere tecavüzlerde bulunmasından dolayı vaziyetin feci bir şekilde vahimi eşmesini önlemek de hü­kümetin iktidarında değildir. Ohurcelıill bundan sonra iki senelik as­kerlik müddetinin )1948 de kabul edil­miş olmasından dolayı infialini1 belirte­rek 'konuşmasına şöyle son vermiştir: «Eğer (hükümet böyle bir şey isteseydi Muhafazakâr Parti askerlik müddetinin uzatılması lehinde rey verecekti. Zira îşçi Hükümet Millî Savunma için alınan zaruri ıbütün tedbirlerde muhalefetin kendisini tam manasiyle destekleyece­ğinden emindi. Fakat harpten evvel Bal-dwyn ve Chamberlain hükümetleri dev­rinde vaziyet böyle değildi.»

—- Londra :

îngiliz Hükümetinin silâhlanma progra­mı üzerinde Avam Kamarasında bugün başlayan müzakereler esnasında Başba­kan Attlee, «Sovyet Rusya'nın devamlı baltalamasının» Birleşmiş Milletlerin faaliyetine mani olduğunu söylemiştir. «Bütün kominform yardımcıları ve ta-rafdarları kargaşalık çıkanmak üzere durmaksızın çalışmışlardır. Sağlam 'bir ekonomi müdafaasının muvaffak olma­sını temin eden en esaeh şartlardan "bi­ri de iç cephenin korunması, dışardan gelen tecavüze karşı yapılan müdafaa kadar mühimdir» dedikten sonra demok­rat memleketlerin iktisaden iflasının hürriyet düşmanları tarafından uzun za-mandanberi beslenilen bir emel oldu­ğunu sözlerine ilâve eden Başbakan Attlee, komünist siyasetinin «ıbütün dün­yayı .esir ederek, komünist pençesi al­tında inletmek» olduğunu belirtmiştir.

14 Eylül 1950

— Londra :

Bu sabahki îngiliz basını General Marshall'in Amerikan Savunma Bakanlığına tâyinini müsait karşılamaktadır. Liberal Manchester Guardian Gazetesi şunları yazmaktadır: 'General Marshall sadece Amerikan po­litikasının en cömert hareketlerinden birinin sembolü değil aynı zamanda şu sırada takınacağı tavrm Çin meseleleri bakımından kıymetli olacağı bir devlet adamıdır.

News Chronicle Gazetesi General Mars-hall'in meslek hayatını hatırlattıktan sonra geçen harpte müttefik taîbiyeci-. Ieri arasında en nüfuzlularından biri olduğunu sözlerine de ilâve etmektedir.

19 Eylül 1950

— Londra :

ingiliz İmparatorluk camiası iktisadî' Konferansı bu sabah Londra'da, saat 9 da Başbakanlıkta açılmıştır.

Üçüncü dünya harbi arifesinde İngiltere...

Yazan: Hasan Ali Ediz

19EyJûM950 larihli SonPosta'dan

"Üçüncü dünya harbinin bahis mevzuu olduğu şu sıralarda, ingiltere'nin iktisa­di durumu, her zamandan çok dikkati celbetm&kteair. Bu ela, şu çok basit se­bepten ileri geliyor: İngiltere, ikinci Dünya Harbinin en çok zarar gören dev­letlerinden biri olmuştur. İkinci 'Dünya Harbinin doğurduğu hususi şartlar ise, İngiltere'nin zor durumunu biraz daha zorlaştırmış, memleketin, iktisadi ege­menliğini sağlamak için, hatır ve hayale gelmez gayretler sarfım icap ettirmiştir. Bilindiği üzere İngiltere, 18 inci yüzyılın ortalarına doğru, iktisadi bakımdan dün­yanın en kudretli devletlerinden bîri idi. O devirde Birleşik Amerika, adeta İngil­tere'nin bir müstemlekesi halinde bulu­nuyordu... Çünkü, bundan takriben yüz yıl .önce Birleşik Amerika Avrupa'ya gı­da maddeleriyle iptidai madde ihraç eder, buna karşılık İngiltere'den fabrika malı satın alırdı. 1948 yılında ingiltere'­nin kömür istihsalatı 50 müyon ton iken Birleşik Amerika'nın kömür istihsalatı ancak 6 milyon tondu. Yine aynı yıl iğin­de. İngiltere'nin kullandığı pamuk mik-tari 3.200.000 ton iken, Birleşik Ameri­ka'nın kullandığı pamuk miktarı 100 bin tonu geçmiyordu.

İngiltere'nin bu imtiyazlı durumu, on. dokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar sürdü. Amma on dokuzuncu yüzyılın or­talarından itibaren sanayileşme yolunu tutan her memleketin, her şeyden önce dokuma sanayiine el atması; petrolün sanayide kullanılmağa başlaması, elek­trik enerjisinin çoğalması ingiliz doku­ma sanayimi biraz sarstığı gibi, kömü­rün sanayide oynadığı inhisarcı rolün ehemmiyetini de azalttı. Böylece İngilte­re bu tarihlerden itibaren dünyanın biri

cik memleketi olmak vasfını kaybetme­ğe başladı.

Fakat bütün bu devre içinde ingiltere o kadar muazzam sermayeler biriktir­mişti kî 19 uncu yüzyılın sonlariyle 20 inci yüzyılın başlangıcında bütün ihracı îıususi bir ehemmiyet kazandı. Öyle ki, 1870 yılından 1914 yılma kadar ingilte­re'den ihraç olunan sermaye miktarı 6-7 misli arttı. Bu suretle İngiltere, esas iti­bariyle sanayici bir devlet vasfını kay­betmemekle beraber, maliyeci, tefeci bir devlet haline istihale etti. İkinci Dünya Harbinin başladığı 1939 yılında bile İngiltere, yine dünyanın ileri bir sanayi memleketi idi. O tarihlerde İngiltere nüfusunun % 50 si sanayide, % 28 i ticaret işlerinde, ancak % 7 si de ziraatte çalışmakta idi. Aynı yıllarda İn­giliz ihracatının % 76,9 unu sanayi mah­sulleri teşkil ediyordu. Buna mukabil ingiltere, kendisine lâzım olan hububatın % 89 unu; şekerin % 74 ünü; çeşitli hayvan gıdalarının % 67 sini dışardan getirmekte idi. Aynı suretle İn­giltere, sanayii için gerekli olan iptidai maddelerin mühim bir kısmını dışarıdan ithal etmek zorunda kalıyordu. Bunun tabii bir neticesi olarak uzun yıllar bo­yunca ingiltere'nin ithalâtı, daima ihra­catından fazla olmuştur. T^akat İngiltere'nin dış ticaretinde görü­len bu devamlı açık ingiltere'yi hiç bir zaman sarsmamiştır". Çünkü ingiltere bu açığını «görünmiyen gelir kaynaklar» ından sağladığı gelirle kapamak imkân­larını bulmuştur, ingiltere'nin bu «gö­rünmiyen gelir kaynakları», vaktile dı­şarıya ihraç etmiş olduğu muazzam ser-, mayelerin getirdiği kârla, dünyanın en büyük deniz ticaret filosu olan İngiliz deniz ticaret filosunun getirdiği kârlardı, ikinci Dünya Harbi ingiltere'nin bu gÖ-rünmiyen gelir kaynaklarını baltaladı, ingiltere harp devam ettiği müddetçe, ihraç ettiği sermayenin çok mühim bir kısmını yediği gibi, deniz ticaret filosu­nun da mühim bir kısmını kaybetti, öyle ki, 1939 yılında 62 milyon tona varan dünya ticaret filosunun <% 72 si (17 kü­sur milyon ton) İngilteü'nin; % 18 i fil milyon küsur tonu) Birleşik Amerikanın hissesine düşmekte idi.. Harbin sona er­diği 1945 yılında ise 72 milyona varan dünya deniz ticaret filosunun ancak % 15 i (11 milyon ton) İngiltere'nin; % 60 i İse (43 milyon ton) Birleşik Amerika'nın hissesine düşmekte idi.

Böylece İkinci dünya harbinden en mü­him iki gelir kaynağım kaybetmiş bir halde çıkan ingiltere'nin, dış ticaret açı­ğını kapatmak için başvurabileceği biri­cik çare, ihracatını artırmak, ithalâtını azaltmak olabilirdi. Nitekim ingiltere de bu yolu tuttu, İptidai madde ithalâtını azaltmıyacağma göre başlıca ithalâtım teşkil eden gida maddeleri ithalini asga­ri hadde indirdi, ikinci dünya Harbinin sona erişi üzerinden beş yıl geçmiş ol­masına rağmen, İngiltere'de, başlıca gı­da maddelerinin, giyim eşyasının karne­ye tâbi olmasının sebebi de bununla izah olunmak lâzımdır.

İngiliz milletinin seve seve katlandığı bu fedakârlığın meyvaları kendini göster­mekte gecikmedi. Daha 1950 yılı başında İngiltere istihsalâtmda, 949 yılma naza­ran ı% 30 nispetinde bir artış görüldü. Harp içinde, gıda maddelerini bile dışar­dan tedarik edememek zorunda kalan İngiltere, ister istemez ziraatini kalkın­dırmak yolunu tutmuştu. Bunun tabii bir neticesi olarak harbin son yıllarına

doğru İngiltere'de hububat ekilen saha, harpten önceye nazaran «fa 35,6 arttı. Bu artış patates ziraatinde ı% 81 i buldu.

Böylece ingiltere, bir taraftan gıda mad­deleri istihlâkini tahdit etmek, öte taraf­tan da zirai istihsalâtmı çoğaltmak su­retiyle, gıda maddeleri ithalâtının büyük bir azaltma teminine muvaffak oldu.

İhracatını artırabilmek için de, sanayi istihsalâtmı arttırmağa başladı. Bunun başlıca tezahürlerini, kömür ve çelik is­tihsalâtmda görmek kabildir, ikinci Dünya Harbinden önce ingiltere'nin çe­lik istihsalâtı yılda 13,5 milyon tonu geç­mezken, 1950 istihsalâtmm 16 milyon tonu bulacağı anlaşılmaktadır^

İkinci Dünya Harbinden 11 milyon ton­luk bir deniz ticaret filosiyle çıkan İn­giltere'nin 1950 yılı başlangıcında deniz ticaret filosu 18.100.000 tonu bulmuştur. Hulâsa İkinci Dünya Harbindeki büyük kayıplarına rağmen, İngiltere, bugün de Birleşik Amerika'dan sonra, dünyanın en büyük devletlerinden biridir. Muaz­zam bir müstemleke imparatorluğuna sahip bulunan İngiltere tek başına, dün­ya kömür istihsalâtmm % 23,6 sim; pet­rol istihsalâtmm %2,Sini; demir istihsa-lâtının % 15,8 ini; manganez istihsalâti-nın'% 64,5 ini; bakır istihsalâtmm %31,3 ünü; kalay istihsaîâtınm % 39,4 ünü; kurşun istihsaîâtmm 36,9 unu; çinko İS-tihsalâtmm % 31 ini; nikel istihsalâtmm ı% 86 sini; krom istihsalâtmm % 50 sini temin etmektedir.

6Eylül 1950

— Paris :

Fransız Dışişleri Baltanı Robert Schu-man bugün yaptığı bir basın konferan­sında, aşağıdaki demeçte bulunmuştur. <<Barış andlaşmasınm imzasından evvel, Batı Almanya'da bir Dışişleri Bakanlı­ğının İhdası, tamamen imkânsız değil-dSr».

«Bunun kûruîımasiaıamâni olacakhu­kuki' engeller 'de. mevcut değildir». «FakatYüksek'MüttefikKomisyon olduğu müddetçe müdahale hakkını ha­iz olacağı şüphesizdir:». New-Yorkta yapacağımızgörüşmeler­dennegibi neticeler 'doğacağını söyli-yemem, fakat bu sahada değişikliklerin yeralacağınıdaşimdidensöylemek mümkündür».

7Eylül 1950

— Paris :

Milletierarpsı para fonu 30 Nisan 1950 tarihinde sona eren malı yıla ait sene­lik ra"porunu neşretmiş bulunmaktadır. Büytt'k haciımde tor eser halimde bulu­nan bu mühim, vesika, sırasiyle dünya iktisadi durumundan, kambiyo siyase­tinden, parite müesseselerinden, kam­biyo tahditlerinden, altın siyasetinden, para fonu tarafından girişilen malî mu amelelerden ve teşkilâtın ,i-ç rejimin­den bahsetmektedir.

Dünya iktisadi durumuna tahsis olunan kısım hareköt noktaeı olarak 1949 Ey­lülünde başlayan devalüasyon dalgasını esas ittihaz etmek ve bunun harfo yü­zünden Milletlerarası ödeme sistemleri­ni ayarsızlandırmak gibi es'aslı bir te­mele dayandığını ve muasır .devrede da­ha bir eşine rastlamak mümkün bulun­madığını belirtmektedir.

— Paris :

Milletlerarası para fonu ve Milletler­arası Banka Müdürlerinin ikinci toplan­tısında Milliyletçi Çin temsilcilerinin <bu teşekküllerden çıkartılması yolunda Çekoslovak temsil çile rinin takriri bu­gün reddedilmiştir.

26 EyîûlJı 1950

—Paris :

Fransa Dışişleri 'Bakanı Rofoert Sohu-man 28 Eylülde Nevyorîk'tan kalkacak olan île de France Vapuru ile Fransa-ya 'avdet edecektir.

Dışişleri Bakanının 4 Ekimde Paris'te bulunması beklenmektedir.

2 Eylül 1950

—Paris :

iyi haıber alan çevrelerden bildirildiğine göre, Schuman plânına iştirak eden 6 memleket eksperlerinin 31 Ağustosta yaptıkları müzakerelerin, neticesi hak­kında Fransra Plân Komiserliği bir muhtıra hazırlamaktadır.Çok yakında

tamamlanmış olacak olan bu vesika bilhassa siyasi, iktisadi ve sosyal mese­lelerle «istihsal .birliğinin» daimî devre­sine aıit tesis meselelerini ihtiva ede­cektir. Bilindiği gtilbi, işlemeğe başlama devresi daha evvelki müzakerelerde ba­his konusu edilmiştir.

Bu suretle, eksperlerin yardımı ile top­lanan heyetler başkanlarının yaptıkları görüşmeler yakında nihai safhaya gi­recektir. B'Undan başka Milletlerarası yüksek otoriteyi kuran anlaşmamın1 hu­kuki şekilde kaleme alınması İşi kala­caktır.

18 Eylül 1950

Barbakan .de Gasperi T-rantim'de altı iiafta 'kaldıiktan sonra hu salbah Roıma'-ya dönim'üştür.

19 Eylül H950

— Roma :

İtalya, 'Cuım'li'UiribaşIkajnı Eıuıanıdi İtalya'-nm Anikara (Büyük Elcisi Pietro Marc-hi'yi kabul etmiştir.


23 Eylül 1950

— Roma :

Başbakanı âe Gasperi,N'ew - York'taaı dönenDışişleriMüsteşarıGuiseppe Brusasca (itle Cuma gimü birgörüşme yapmıştır.

G-uiseppe EriLsaisca BaşbakanaBirleşmiş ıMilıletlfer Vesayet Konseyinin Britre

îıajkSkın'dakıigalışımalannıa dairizaihat vermiştir.

Brusasca,Birleşmiş'Milletler nezdâıde Eritre,Soni'a;!! veIiİibya'daikiİtalyan 'menfaaitlerini teımsi'l etmek üzere,yarnn Lake Success'e dönecektir.

önleyici harp.

Yazan : Ömer Sami Coşar

5 Eylül 1950 tarihli Cumhuriyetten

Rusya'nm mühim silâhlı kuvvetleri se­ferber bir halde bulundurması, şimdiye kadar milletlerarası hiç bir ihtilâfı sulh, yoliyle hail ötmeye yanaşmamış olması, fırsat eline geçtiıkçe tecaıvüzî hareket­lerle yayılma siyasetimi tatbike devam etmesi, önteyici harb taraftarlarını ço­ğaltmaya vesile olmuştur.

Rusya'ya karşı Önleyici mahiyette Ibir harbe girişilmesini İsteyen bu kimseler şu mütalâayı yürütmektedirler: «Rus­ya'nın Ibiır harbe hazırlandığı aşikârdır. Kremlin bu harbe, zaferden emin oldu­ğu bir sırada teşebbüs .edecektir. Bu­nun içim Bolşevikler ikinci Oiîıan Har­binin soma erdiği günıd'eınlberi durmadan hazırlanmaktadırlar. Bunun için Krem-İfiıı Komiaıtıeıml lâğvederken komünist partilerinin 'bozguncu faaLiyetlerini durdurmamış ve gene Kominterni «Ko-minform» ismi altında kurmuştur. Bü­tün bu hareketleriyle de dünya ihtilâli pşeinde koşmaktan kendini alamadığım İsbat etmiştir.«önleyici harb» taraftarları bu haki­katleri sıraladıktan sonra şu smaM sor­maktadırlar : «Bu vaziyet karşısında demokrasi dünyası kurbanlık koyun gribi imha gününü :mü bekleyecek?» Ve bunu şu şekilde cevaplandırmaktadır­lar; «Hayır, Rusya'nın hazırlıklarını ikmal etmesine fırsat vermemeli ve der­hal Önleyici bir harb'le Jıürriyeti ve me-demveti kurtanmıahdır.» Sovyet Rusya'nın artık aşilkâr bir şe­kilde yeni bir har*b hazırlamaya koyul-ğu anlaşıldığı vakit ibu (nazattûyeyeya-

naşanlar da çoğalmıştır. Yalnız son za­manlara kadar bu' fikri deısteki'eyenler arasmda resmî devlet aıdamJlıarma rast-lanmamıaıkıtayh. Nihayet geçen hafta ilk defa olaıraık Ajne'rikan Hükümetinin bir üyesi, Bahriye Baîcanı Matthe:ws de. bu nazariyeye yanaşmış ve sulh uğrun­da Birl'eşCk Amerika'nın Rusya'ya harb açm'ası l'âzım geldiği kanaatini izhar et­miştir. O ana kadar bu mesele hakkın­daki görüşlerini açıklamak lüzumunu hissetmiş olan W.ashington Hükümeti de bu sefer harekete geçmek ımecibııcn:-yetinde kailmış ve fevkalâde Büyük El­çi Dr. Jessup ağziyle ezcümle şöyle de­miştir :

— Moskova'ya atom bombası tafcamk mesele halle dileni ez. Birleşik Amerika hiç bir vakit mütecavizler arasında yer alamaz. Wa£hlınigton Hükümeti ve de-mokiiasiler son daküîaya îkıaıdar ımiaiet-lerarasi ihitiüâfları sulh yoliyle halfletme-ye çalışacaMardır.»

Demoikrasilerin bir takım âdetleri var­dır. Buna bazları zaafları derler. Mese­lâ tecavüze uğramadan harbe g-iremıez-ler. Ancak tecavüze uğrayacaklarını anladıkları vakit sîilâhlanaibi'lirler. Şim­diye kadar dünyanın ıgörmüş olduğu ifki cihan harbinde de demokrasiler bu ha-refket tarzlarını değiştinmemişîerdi. Bugün ise durumun aynı olıuğu idldia edilemiez. Hür milletler biirleşmişler ve askerî kudretlerini süratle tarttırmanın çarelerini aırayiarak, :aiskerî plânl'annı tatbük sahasma koymuşlardır. Bu hal, Rusya'nın tecavüz plânlarını hem geri­ye attıracak ve hem de onu ımüşküî bir mevkide bırakacaktır. image004.gifLitvinov'un görüşü...

Yazan : Ömer Sami Coşar

23 Eylül ] 950 tarihli Cumhuriyet'-ten:

Sovyet dış siyasetini senelerce idare et­miş allan Litvinov 1934 Senesinde Bolşe­vik Partisinin .Merkez ıKamitesi önünde söylediği bir nutukta aynen şöyle di­yordu :

«— Bir dûvlet .ne kadar emperyalist olunsa olsun, lüzum hissettiği aoda dünyanın en sullıçu memleketi fcesiıl'elbî-lir. 'Bu sulh faaliyetinle ekseriyetle ea-man kazanımalk için ıbıaşvu:rur. Böyle bîr hali intaç ettireibilecefk sebepler şun­lar ûTalbilİır;

— Bu devlet kendisine pahalıya imalolan uzun -bir hamb yapmıştır vekuv­vetlerini yeniden toparlamak lüızumunuhiss etmektedir.

- - (Bu devlet, (karşısında kuvvetliEtif?:klarla bağlanmış t)ir«devlıet toplu­luğu»görmektedir ve bunun için deyayılana siyasetimegajyrimüsaitolanduru'mun değişmesini bekiemıettctedir.

3— Bu devlet, giriştiği bir (harbde1 ge­niş topraklar ve memleketler işgal et-miştiır. (Bu kazançlarını hazmedebil mıe-si için de kendisine elzem, olan zaımam «sulh» içinde geçiştirmek meoburijyetclorli.r

4 — Bu devlot, hudutları dâhilinde bir huzursuzluk ve (memnuniyetsizlik hü­küm ssünrmekte olduğunu müşahede et­miştir ve bunun için de dışarıya (karşı bir müddet iğin «sulJıçu» bir siyaset talîip etmek zorundadır.» Şimdiki halde Sovyetler Birliğinlİm dış siyasetini idıare «itmekte olan Vichnısıky aynı sözleri tekrarlarsa belki de kendi­sini bir daha görmek veya işitmek na­sip olmaz. Çünkü bayie biır şeyi yap-roaık /bugün Rusya'mın içyüzünü dünya­ya açıklamak olur. Hakîkaten nov'un bundam 16 sene evvel olduğu bu sazler şimdi fîovyı

ğinin. tabip ietm^ektıe olduğu siyasete' uy-makitadır ve 'ileri sürülen sebeplerim hepsi demev cuttur.

'Birleşmiş Milletler Oemel 'Kuruluna aır-zettiği yeni ısuilh telklifi i/le Viehinsky, «Moskova'nın .sulh kampasm'ft» yeni ibir hız vermek i'sltemiştir. Aynı gün Mos-kövıa radyoları ve kömüniet gazetelıerl «komünfet baırış fkongreleriıiıin» faali-yetleınine aıasrettiksteıni zıaman ve yerleri genı'şletmişleridir. Dün bir Sovyet gaae-'tasinde haıber veya yazı olaıralk yalnız bu «barış komigreleri» ve «Vichînsky'min sulh tek'liflierit? ıbulummakta İdi. .Sanfki Kore'de tecavüzıe girişmiş bir kuvvet yokitu ve (bunların elindeki modern si­lâhlar hıanb fabrikalarından Çiteanaanış-tı ? Litvimıov tarafından ileri sürülen se-

—'. Rusya Almamya ile uzun ve yıp­ratıcı İbir harb yapmıştır.K'endiısîniııi toparlalmakHlçdfa zamanıaihtiyaç var­dır.

— Rusya, MaırshaM İPJânı gibi iktisa­di, Atlantik Paktı gibi aisdcerî blokların
teessüs ettiği ve hür miîlıetlierıara(sındaiki bağların kuvvetteolduğunu gör­
mektedir. Bunun i'çioı de gayrimüsaitelan siyaısi ıduruımıun değlşmeslinıeintizaren beklem'eiktedir.

— Rusya giriştiği îkıimci Oih'an Har­binde Avrupa'nuiı hemen hemıen yarısı­
nı işgal altına almıştır. Şimdii peykleri­ni «hazmetmeğe» çaılışmakitadır. Fakat
burada k'arşı'laştığı güçlükler okadargeniştir (kdı «sulh kampanyası!» m her an biraz ialha fazla uzatm'ak ımecbuıriyetJinihissetm ektedir.

— Rusyadâhilindegeniş bir polis sistemine rağmen ımemnumıîyetsiizlik ve huzursuıkltîfk her vakit artmıaktıadır.Rusy'a'nın bir çok Ş'elı-irlenimdeyapılan parti Şkomgırelerinde bu hususaçımıananış bulunm'alktaJdır.

Birledik Amerika torafmıdaiı Genel Ku-rute .arzediıien «emniyet projesi» mlia ha-zırlanmasmâa Kremlin'in hu «barışse­ver za,mıan kazanma siyaseti» muhalk-bir rcvl oyınamıştır. Bulgarlar mütehevvirmiş...

Yasan : Mehmet Faruk Gürtunca

1 Eylül 1950 tarihli Her Günden:

Irkdaşlarımızın 'istikbali haikıkında dü­şüncemizi ve nezaket derisini bildiren no­tamız, Bulgaristan'a1 verilmce, iyi kom­şuluk duyguLariyle perverde olımaısını is­tediğimiz komşumuzdan şu haber geidd: «Türk notası Bulgaristan'da derin bir tehevvür uyandırmıştır.»

Derin ıbir tehevvür! Yani kızgınlık ve hiddet. Zaten yıllandır Bulgar komşumuzda uya­nan yalnız bir ifcehetvvıündür. Telıevvur ani bir kızgınlık, ıbir hMd'ettir ama, Bul­gari anda bu duygular kin halini alarak devam eder, gider.

Bu kini söndiÜrebUmeik için millî müza-kerelerindıe Türk bayrağını ayak altına alan Bulgar çeteciler, hayranlılkJa seyre­dilir.

Bir sünıg4jye saplanımuş, Balkan faciası ütumbanı üç, beş Türk ydğitin resmi, her türlü insanî duygularım giderse de ona bakılmaktan [bıkılmaz,1 ilkokul, ortaokul tarih ve kıraalt 'kitap­ları, Türklere karşı duyulması lâzım ge­len intikamı körükler, durur. Şimdi iş­leri, .güçleri Türkleri Türkiye'ye sürunek, bedavadan en zengin tarlalara, bahçele­re, Deliorman'ın güzel köylerine güzelce konmaktır.

Türk ekalliyeti kalraıyacak bölgelerde camilerimizi; ora ItarÜhiıiden silmıelk, Türklükten iz bırakmaımaik, icabında, Balkan savaşında yapfaflcları gibi, mina­relerinde çan çaldırmak gayelerinin ba­şında gelmektedir. Tehevvür haa!..

Eğer mutlaka böyle hislerle dolmak Iâ-zımsa, her sakallı Sirkeci garında sefil ve perişan, yurdundan bir nazlı ceylân edasiyle kovulmuş gelinlik göçmen kıl­larını, bir mazlumkumru gibi kanadı

üş ninelleri, anaları, âciz bir er- geyik hiıâdetiyle gelmiş babaları, dıedaleri g'ör-nrek acapbıa bizleri ne biçim bir ıtetti'evvüre boğacağı imeyd-andadır.

Tehevıvlir duyuyorlartnış. insanlık hâlâ vahşi duygularla ne (kadar dlolu. Hicret ettiren, garptır. Haktan [bahsediyor. Hicret edenin inısanJıfk, mal, tmülk, can hakları yeniyor. Mazlum ol­duğunu soy! iy emiyor. Tuna boylarından .Mericin Bdiırne kıyı­larına kaıdar 500 yıllık Türk evkafı için altınlı rüyalar gören Bulg-aıiann nasıl ıbir aç tavuk drurum-unıda olduğunu bili­yoruz.

Galilba harozuın işe mıüidahaJlesini ıbekli-yorlaır ?

Bulgaristan Türklerine zulüm...

Yasan: Mümtaz Faik Fenik

16 Eylül 1950 tarihli Zafer'den:

Okuyucularım-dan Ibir zat, bana Bulga­ristan'daki bir akrabasından aldığı uzun toir mektubu g"önderdi. Okuyucumun benden ilk istediği şey şudur: Eğer bir yazımda Bulgaristan'daki Türklerin ha­linden bahsedecek olursam1, ne kendi adresini ve ne de mektup yazanın ismi­ni neşretmememdir. Çünkü bu yüzden orada bulunan afcraibalarmın şimdikin­den daha feci toir baskıya maruz kal­maları nıümMindür.

Bu mektubu foüyük ttir dikkat ve heye­canla okudum; gördüm ki, Bulgaristan-daki Türklerin bugün uğradıkları zulüm her türlü taliminin üstündedir. Bu mem­lekette yaşayan S50 toin Türk Bulgar komünistleri tarafından akla havsaiaya sığmayacak derecede eza ve cefa içinde yaşamaktadır. Mal emniyeti, can emni­yeti kalmamıştır. Türklerin malları her g-ün bir bahane ile ellerinden alınmakta ve hepsi sefil ve perişan bir hale geti­rilmektedir.

Bulgar notası, (baştan aşağı tezatlarla doludur. Bulgarlar, ken­di topraklarında yaşıyan Türklerin, hu­zur ve sükûn içinde olduklarım ve on­lara her türlü hakların verildiğini Söy­lerken, diğer taraftan 250 bin kişinin şimdi durup dururken lıicret etmek iste­diklerini iddia etmektedirler. Rahat ve huzur içinde 'bulunan insanların böyle kış başlangıcında evlerini barklarını, çiftlerini çubuklarım terkederek hicret etmiye kalkmalarını anlamak zordur. Kaldı iki, Bulgaristan'daki ırkdaşları­mızın ne elim şartlar içinde bulunduk­ları, Bulgar zulmü altında nasıl inle­dikleri kismsenin meçhulü değildir. Her gün hudutlarımıza iltica öden, Türkle­rin fecî durumları herkesin gözü önün­dedir. O halde Bulgarların notaların-daki iddiaları 'baştan başa (hakikatlere aykırıdır.

Bulgarlar, bu tezadı izah etm'ek için bu defa Türklerin dinî sebeplerle Meret etmek istediklerini söylemi ektedirler Haibuki, ilk notalarında, Meret etmek arzusunun, Türk. basınının ve radyo­larının tahrikleri eseri olduğunu iddia etmişlerdir. İki nota arasındaki bu ba­riz tezat, Bulgarların kendi zulümle­rinden doğan fecî neticeleri örtbas et­mek için nasıl bocaladıklarım, ve nasıl bahaneler aradıklarını bütün medenî dünya efkârına açıkça gösterir sanı­rız.

işin dikkate değer diğer bir cephesi şu­dur: Mesele yalnız bir 'muhaceret işi ile alâkalı iken, Bulgaslar, son notalarında, bunun dışına çıkmışlar, ve bir talkım1 iğrenç politika manevralarına başvura­rak, Türkiye'nin iç durumuna iftira ede­cek derecede küstahlığı ileri götürmüş­lerdir. Bu usul ancak demirperde ötesin­de görülen siyasi nezaketsizliğin yeni bir delilidir.

Hatırlarda olduğu üzere ortada ahdî bir vaziyetten doğan bir ihtlâf vardır; bu ihtilâfın yine ahdî vaziyet çerçevesi içinde 'mütalâa edilip halledilmesi lâzım­dır. 'Hükümetlimiz, ilk Bulgar notasına karşı, cevabî notasını bu esaslar dahi­linde hazırlamış, ve Bulgar iddialarını madde madde, çürütmüştür. Bulgarların buna cevap verecek yerde, İşi çığırından gıkarmalaırı ve kendi zulümlerini kendi

leblerine bir politika vasıtası olarak kullanmıya kalkmaları hakikaten çok galiptir. Bulgar notasını okuyan her­kes, bunun hangi maksatlarla ve [hangi politikanın âleti olarak yazılmış olduğu­nu anlamakta asla gecikm'iye çektir. Peyk devletin, bu nota ile hususi ve di-rektifli bir gaye takib ettiği aşikârdır.. Hükümetimiz, ilk notasında, hicret et­mek istîyen Türklerin mukavele »muci­bince, Bulgaristan'daki emlakinin tasfi­ye edilmesi lâzım ıgeldiği noktası üze­rinde durmuş, ve bu hususta müzakere­lere hazır ol'duğunu bildirmişti. Bulgar cevabında, bu noktaya zerre kadar te­mas edilmediğini görüyoruz, öyle anla­şılıyor kî Bulgarlar hâlâ kendi memle­ketlerinde yaşıyan Türklerin mallarını ve mülklerini g"asbederek, onları aç ve sefil bir halde sürgün etmek karann-dadırlar; ve onun için tu mevzuda hiç bir konuşmaya yanaşmadan işi mugala­taya boğmak istiyorlar.

Hakikatler gün gibi mendandadır. 250 b'in kişinin üç ay zarfında bütün (malla­rını mülklerini normal bir şekilde satıp tasfiye etmeleri imkânsızdır. Bunlar şimdiye kadar olduğu gibi bundan son­ra da yağma edilecek, ve Türkler, sefil 'bir halde tehcir olunacaktır. Bu sütunlarda îıaç defa yazdık; Türki­ye'nin Bulgaristan'dan gelecek Türklere kollarını açması 'tabiidir; fakat bu gele­cek muhacirlerin her senelki tabiî mik­tarı aşmaması lâzımdır. Çünkü memle­kette ona göre iskân tedbirleri alına­caktır. Üç ay zarfında çırçiplak gönde­rilecek olan 250 bin kişiyi iskân edip yaşatmanın bilhassa kış başlangıcında ne kadar zor olduğu kimsenin, meçhulü değildir.

'Bizim kanaatimizce Bulgarlar bu kitle halindeki tehcirle bir kaç ıgaye takibet-mektedirler. Bu .gayeleri şöyle sıralaya­biliriz:

— (Bulgaristan'dakihakikîTürklerezulüm için, onların mallan mülkleri üze­rineoturmak.

—- Müstahsil olrnıyan bir takım kiptileri,fouarada Türkiye'ye göndererek bizimi başımıza 'belâ etmek.

— Bir takım kızıl ajanları da mem­leketimizesokarak,beşinci kolufaali­yete geçirip, tahrikler yapmak,


4 —-Ve nihayet, Türkiye'yi, en kısa toir zamanda, bu 250 bin kişiyi iskân ve iaşe etmek medburiyeti altına sokarak bize büyük bir gaile yiıklenneik!.

Bütün bunlar gözonüne alınacak olursa Bulgarların -takiibettikleri hunharca ga­yeyi anlamak zor değildir.

Bizim şahsî kanaatimizce, kitle halin deki bu tehcir, doğrudan doğruya insan haklarına yapılan fecî bir teca'vüzdür. Bu bakımdan Birleşmiş Milletlerin dahi müdahalesini icab ettirecek derecede ağır bir mahiyet taşımaktadır.

Hükümetimizin elbette bütün bu nokta­ları dikkatle inceliyerek ona göre bir tedbir alacağı muhakkaktır. Dağu ile Batı arasında Tito...

Yasan: Hüseyin Cahit Yalçın

2 Eylül 1950 tarihli Ulus'tan:

Yugoslav Diktatörü ve Komünist Şefi Tito Kremlin Büyük Diktatörüne karşı isyan bayrağını açınca, bunu Batı diplo­masisinin bir muvaffakiyeti gibi telâkki etmek istiyenîer fiilî bir tekzibe uğra­mışlardı. Çünkü Tito Moskova tâbiiye­tini ret ve inkâr etmekle beraber komü­nizmi muhafaza edeceğini İlân etti ve o vakitten beri de bu sözünden ayrılmadı. Millî bir komünizm kabil midir? Biz bu­na zerre kadar imkân veremeyiz. Tito ile Stalin'in arası açılmışsa bu anlaşmaz­lık komünizmin esas akidesini ihlâl ede­mez. Şahsî bir münaferet neticesi şahıs­lardan birinin değişmesiyle ortadan kal­kabilir.

Böyle olmakla beraber, Balkan yarıma­dasında Yugoslavya'nın Kremlin'den ge­len emirlere göre hareket eden bir kuv­vet halinden çıkarak kendi halinde yaşa-mıya çalışması Garp dünyası için büyük bir fayda teşkil etmiştir. Tito pekâlâ bi­lir ki Doğu ile Batı arasında bir çarpış­ma vukua gelip de galebe bolşeviklerde kalacak olursa komünizmin bu zaferi kendi şahsı için bir Ölüm demek olacak­tır. Fakat Batının Moskova Diktatörlü­ğüne galebesi ne Yugoslavya için, ne ko­münistlik için hiç bir felâket teşkil et­mez. Bundan başka, Moskova kâbusuna nihayet verilmesi Tito'yu her an bekle­diği bir suikast, dahilî isyan veya silâhlı taarruz gibi tehditlerden kurtararak se­lâmete kavuşturur.

Bu bakımdan, Tito ile Anglo-S aksonlar arasında bir anlaşma içtinabı imkânsız tabii ve zaruri bir olay şeklinde beklen­mek pek doğru olabilirdi. Şimdiye kadar bu anlaşmanın ufak tefek başlangıçları

görülmedi de değildir. Fakat ortada Tito ile Batı dünyası arasında esaslı bir ra­bıta vücuda geldiğine yahut gelebileceği­ne dair ciddi nişanelere tesadüf edilmi­yordu.

Son alman haberler bu hususta biraz ümit verici bir mahiyet arzetmektedir. İngiltere'de Hükümete hâkim olan İşçi Partisi Yugoslavya'ya resmî bir heyet göndermiye karar vermiştir. İşçi Partisi içinde sosyalistlikten ziyade komünistli­ğe yakın bulunan müfritler Moskova'ya gittikleri gibi Belgrad'ı da ziyaret etmiş­lerdi. Fakat bu hareket ingiliz İşçi Par­tisinin şefleri ve resmî şahsiyetleri ta­rafından hiç bir teşvik görmemişti. Bu defaki ziyaret bu bakımdan büyük bir bir değişiklik arzediyor ve bundan do­layı da dikkati çok çekiyor. Londra'nın işçi muhitleri sanki bir kaba­hat işliyorlarmış da onu mazur göster­mek istiyormuş gibi bir lisan kullan­makla dikkati bütün bütün tahrik etmek­tedirler. Bu muhitlere göre, Belgrad'dan bir davet gelmiştir de İngiliz İşçi Partisi heyeti bundan dolayı Yugoslavya'ya gönderilmektedir. Yani meselenin sırf şekle ait bir nezaket hudutlarını aşmadı­ğı anlatılmak isteniyor. Buna rağmen Batı siyaset mahfillerinin bu vaziyetten çıkardıkları mâna eyimser bir vasıf taşımaktadır. İngiliz îşçi Par­tisi Mareşal Tito'ya «el uzatmayı» red­detmiyor diyorlar. Bu ziyaretin evvelce hiç bir hazırlık yapılmadan, hususi su­rette cereyan etmiş müzakerelerle bir muvafakat temin edilmeden birdenbire ve doğrudan doğruya ortaya çıkarılmış olmıyacağı aşikârdır, tik adım kimin ta­rafından atılmış, ilk fikir hangi memle­kette filizlenmiştir? Bunun o kadar e-hemmiyeti yok. Asıl ehemmiyet fikrin gerek Belgrad'da gerek Londra'da iyi karşılanmış ve fiile konmuş olmasında­dır.

1 Eylül 1950

— Kahire:

Suudi Arap Hükümeti bütün Arap hü­kümetlerine resmen müracaat ederek, Columbia Üniversitesinden Profesör Ab-raham Gardiner'in başkanlığı altındaki Amerikan İlmî heyetini memleketlerine kabul etmelerini istemiştir. Heyet, Arap memleketlerinin örf ve âdetin* ve içti­maî teşkilâtını incelemek tasavvurunda-dır. Filhakika Suudi Arap Hükümetinin bildirdiğine-göre, profesör Gardiner ile bütün meslekdaşları Yahudi taraftan olduğn gibi, idaresinde bulunan heyet de ilmî çalışma perdesi altında Arap mem­leketlerindeki durum hakkında israil'i tenvir etmek gayesindedir.

2 Eylül 1950

-Waşington :

Başkan Truman, Birleşik Amerika mil­letine radyo ile vea<diği demece, hulasa­ten şu sözlerle başlaimıştıir. Konmiaıistler mulharebeye yeni sdilâiılar-la başka devletleri sdkmuızlarsa Kbre'-deki silâhlı muhas&mat umuımi hatfbe müncer olmaz. Komünist istilâsı evç noktasını (bulmuştur. Artık bize düşen, onu mağlûp etmektir. Başkan, Çin milLetlııin kendisinin dostu olan ve dostu olmaikta-devam eden Bir­leşik Amerika müflöti ile Birleşmiş Mil­letlere karşı -hatibe gülmeğe mecbur edi'-aniyeceğri ümidini izhar etmiş ve şöyle demiştir ;

Çin'in harbe ıgirmesinden yalnız Çin'i parçalamağa başlamış bulunan komünist emperyalizmi faydalanaJbilir. Başkan, bundan sonra Rusya'ya Birle­şik Amerika ekonomisini, Birleşik Ame­rika'nın savunmasını sağlıyalbilmsk ve .barışı korumak kafbİÜyetini küçümse­mek hatasına düşmemesini ihtar ederek sözlerini bitirmiştir.

7 Eylül 1950

— Waşington :

Bugün haftalık basın toplantısında de­meçte bulunan Başkan Tru'man, Kore açıklarında Sovyet .bombardıman uçağı­nın düışürülmesiıuden çıkan hâdisenin münhasıran Birleşmiş Milletlere ait ol­duğunu, binaenaleyh bu hususta tefsirde 'bulunmanın kendisine ait olimakiıg-ını söylömiştil'.

Kore vaziyetimden bahseden Başkan Truman, düşmanın bazı ilerlemelerine rağmen Kore'de Birleşmiş Milletler kuv­vetlerinin başlıca müdafaahaitlarında

esaslı değişiiklikîler olmadığını bildirmiş­tir,

Bir gazetecinin sorduğu suale vecap ve­ren Başkan Truiman, Kore'deki vaziyet lıaflckmıda General Bradlıey taırafmidar, îıer .g"ün hıaiber-dar eddldiğ'ini, Amerilkan ımü'dafaa sistemlinde düşman tarafmx3aiı açılmış olan gediklerin hafta sonundan evel Ücapaittlacağı düşüncesinde olduğru-bu söylemiştir.Başkan Truman. ittihaz etmek üzere bulunkhığu İktisadi kontrol tedibiLrleri haikkınıda 'tasrattıaitta ttjuluna-mıyacagını, bunun eüân tetikite safhasuiida olduğunu belirtmiştir.

Almanya'nın yeniden silahlanması me­selesinden bahseden Başltan Tronman, New-Y'orkta yaflcmda; Üç Büyükler top­lantısında ve onu tafkip edecek olan At­lantik Konseyi toplantısında tetkik edi-tecek oalaı bu meseleden bahsetmesinin yersdz olacağım da ayrıca belirtmiştir.

10 Eylül 1950

-— Vaşington :

Dün alkşa.m Amerikan milletine hitaıben verdiği nutukta Başkan Truiman ezcüm­le şunları söylemiştir :

«Geçen hafJta sizlerle köre ve dünyada (barış ve hürriyeti devam ettirmeğe ma­tuf gayretleriımiız halikında konuştum. iKomÜnüı&t eniıperyalianı liderlerânin em­rinde 'buıgün muazzam askerî -kuvvetler Ibulunmalktadır. Bu ÜderJer bütün hür milletlerin mümanaatine rağmen bu kuv­vetlerini açıik bir tecavüzde kullanmağa ımeyyal olıdulklannı g'östenmdştir, işte bu şartlar altında dünyada kanunu hüfkıüm-ran kılmalt yolunda hür milletler için askerî kuvvetlerini takviyeden başka bir çare kalmasmıştır.

Amerikan Hükümetinin kuracağı yeni bir teşekküle tevdi edilecektir.

20Eylül 1950

-Washington:

Başkan Truman'm muhtelif vesiylelerle belirttiği muhalefetine rağmen, Temsil­ciler Meclisi Amerikan aleyhtarı faali­yetler hakkındaki kanun tasarısının muhtelif parlâmento komisyonu tarafın­dan hazırlanan nihaî metnini bugün 20 muhalife karşı 312 reyle kabul etmiştir.

21Eylül 1950

—Washington:

Bugün yaptığı haftalık basın toplantısın­da Başkan Truman muhtelif iş meselele­rinden bahsettikten sonra, Birleşik Ame-rika'daki iktisadi durumun gelişmesini devamlı bir dikkat ile takip ve tasarla­nan yeni kontrol tedbirlerinde İkinci Dünya Harbinde yapılan yanlışlıklara yer vermemeye gayret ettiğini, memle­kette şimdi görülen fiyat artmalarının Hükümetin gözünden kaçmadığım, bu vaziyeti karşılamak jçjn alınacak tedbir­lerin görüşülmekte olduğunu bildirmiş-tir

22Eylül 1950

— Washington:

Birleşik Amerika Savunma Bakanı Ge­neral Marshall dün akşam . yaptığı bir demeçte, Amerikan gençlerinin icabında memleketlerini müdafaa etmek için as­kerî talim görmemelerini tessürle karşı­
ladığını ifade etmiştir.Savunma Bakanı sıfatîyle yemin etme­
sinden bir kaç saat sonra bu demeci yapmış olan General Marshall şunları ilâve, etmiştir:

«Amerikan kongresi Birinci Dünya Har­binden sonra daimî ve. derhal harekete getirilebilecek bir ordu bulundurmaydı Hitler İkinci Dünya Harbini çıkaramaz ve dolayısiyle bu ikinci Dünya Harbinin -bize bıraktığı harabeler mevcut bulun-miyacuğmdan üçüncü bir ihtilâf tehlike­si de olamazdı.»

General Marshall bugün uçakla Nev-york'a gitmektedir.

— Washington:

Beyaz Saray kaynaklarına göre Başkan Truman, Kongre tarafından kabul edilen yıkıcı faaliyetleri kontrol hakkındaki kanun tasarısını reddetmek üzere veto hakkını kullanacaktır. Bilindiği gibi bu kanun tasarısı Ameri­ka'da komünistlere indirilecek en ağır darbeyi tazammun etmektedir. Bu ka­nun gereğince bütün komünist teşkilâtı mecburen tesbit ve kaydolunacak ve fevkalâde ahval zuhurunda şüpheli şa­hıslar kamplara sevkolunacaklardır. Başkan Truman Bu kanun tasarısını, Anayasaya aykırılık dolayısiyle veto hakkını kullanarak reddedecektir.

23 Eylül 1950

—Washington:

Ayan Meclisi dün, gelir vergisinin arttı­rılmasına dair olan ve daha evvel Tem­silciler Meclisi tarafından tasvip edilmiş bulunan kanun tasarısını büyük bir ço­ğunlukla kabul etmiştir. 1950 Ocak ayından itibaren tatbik edile­cek olan bu tedbir vergilerde 4 milyar 700 milyon dolarlık yeni artış temin et­mektedir.

—Washington:

Komünist faaliyetini murakabe etmek üzere hazırlanan, kanun tasarısında ve­ tosunu kullanacağını bildiren Başkan Truman Ayan ve-Temsilciler Meclisine uzun bir mesaj göndermiştir. Bu mesa­
jında Başkan, bu kanun tasarısının komünist partisine yardım edeceğini kayıt­la «mevcut iç güvenlik tedbirlerimizi Za­yıflatacaktır» demektedir. Kongre üyele­rinden mesajını «çok dikkatle» okuma­
larını ve incelemelerini talep eden Tru­
man-, veto hakkını -kullanmasını' icap et­
tiren 7- sebebi zikretmektedir. Bu kanun
tasarısı:-

1— Millî savunmaya hizmet eden fab­rika, lâboratuvar ve diğer müesseselerin tam listesinin neşrini istemekle, Birleşik
Amerika'nın nüve halinde mevcut' bulu­nan düşmanlarına yardım edecektir:

2— Hükmün tatbik mevkiine konulmasıiçin Adalet Bakanlığını ve Federal Em­niyet bürosunu çok zaman ve enerji sarfına mecbur edecektir. Truman'a göre, hüküm memnuniyet verici bir tarzda yürürlüğe konulamaz.

— Haber alma meselesinde Birleşik Amerika'yı çok sayıda yabancının yardı­
mından mahrum edecektir.

— Birleşik Amerika'ya dost hükümet­lerin ihtilâfını celb edecektir.

—- Düşünme hürriyetine zarar vere­cektir.Zararlı» yabancıların Amerikan ta­biiyetine girmelerini kolaylaştıracaktır.

— Federal memurlaraAmerikan va­tandaşlarının serbestçe konuşma hakla­rını kullanmasına mâniolacak mahiyet­te geniş yetkiler verecektir.Temsilciler Meclisi bu kanuntasarısınıbu hafta başında 20 ye karşı 312 oyla,Ayan Meclisi de 7 ye karşı 51 oyla tas­vip etmişti. Bu rakam Başkanın vetosu­nu iptal etmek için lâzım gelen oy ade­dinden çok fazladır.Başkanın mesajınınokunmasınımütaakıpTecsüciler Mec­lisiyoklamausulüileoy vermiş vebüyük bir çoğunlukla Başkanın vetosu­nu reddetmiştir. Ayan Meclisinin de aynışekilde hareket edeceği muhakkaktır.Böylece, Başkanın muhalefetine rağmen«zararlı faaliyet aleyhtarı» kanun yürür­lüğe girecektir.

—Londra :

Times Gazetesi Ameriıka'iiffi Uzaik Do­ğu siyaıseitnsîi inceleyerek şunlaırı yae-maiktadir :

Amerikan ytüksek şaihsiyetlerinin yap­tıkları muihitetlıif demieçler, B&rleşilk Amerlik0,'nHi Basîf&kte yedilerini tem­kinle kullanacağın! ve Fonmoza ve ya­hut toaşfea yerde 'tecavüzü durdurmaikla beralber Komünist Çin aleyhine kışfcurt-ma sayîlıaibileceüi hiç ıbitr şey yapmağa niyeti olmadığım göstermektedir. Bun­dan tnaşfca înıgilliz ve Amerikan görüş­leri bir çok noktada birbirine yaklaş-maıkıtadır. Ve Ameırükıan demeçleri Hin­distan ve Asyaı'mn diğer bağımsız mıeııııLökeftlerinin memnuniyette tasvip edecekleri birçok şeyler ihtiva etmek­tedir. Bumunla 'beraber pratilk tedbirlere gelince gliçlüMer çıikmakıtadır. Times Gazetesi, Kore hıafldnnda, Birleş-m!)ş Milletler Ekuvvetlerinan 38 inci arz iaşıp aşnııyacafkiEarıhakkmda, karar vei'me zamanının il'eniiz gelmedi­ği .kanaaltiındeıdir.News Chroniiolıe Gazetesi de Uzak Dc-ğu'dan balısedeırek ,bühassa Biırleşmiş. Milletliler kuvvetlerinin Kore'de sağla­dıkları başarılar üzerinde durmakta ve Sovyetler'in bundan ders alacaklarını ummaiktadiir.Gazete şöyle diyor :

Stalin'in, dünya durumumun arzettigi. haıkiıkatleri ânlaan'asım temıenni edelim. O daima kemdi propagandasına kapıl­ma temayülünü göstermiştlir.

24 Eylül 1950

—Washington:

Ayan Meclisi, 10 muhalif oya karşı 58 oyla Başkan Truman'm vetosunu redde­derek komünist faaliyetlerinin kontrolü ve takibi hakkındaki kanun teklifini ka­bul etmiştir.

Yeni kanun gereğince komünist partisi ve bu partiye bağlı teşkilâtların Adalet Bakanlığında kaydedilmeleri lâzım gel­mektedir.

Diğer taraftan yine bu kanun gereğince Hükümet harp zamanında memleketin emniyeti için tehlikeli addedeceği şahıs­ları temerküz kampına sevketmeğe yet­kili bulunmaktadır.

27 EyIül 195O

—Washington:

Başkan Truman bugün, Birleşik Ameri­ka İle müttefiklerinin silâhlanması için 17.099.902.285 dolarlık munzam bir tah­sisat verilmesini derpiş eden kanun ta­sarısını imzalamıştır.

Tahsisatın 4.000.000.000 dolarından ya­bancı memleketler faydalanacaklardır.

28 Eylül 1950

—Nevyork:

Geçenlerde istifa eden İktisadi İşbirliği İdarecisi Paul Hoffman, dün akşam Marshall plânından faydalanan 11 mem­lekette bazı teftişlerde bulunmak üzere uçakla Paris'e hareket etmiştir. Hoffman Paris'te istişarelerden sonra Batı Almanya'yı ve mutaakıben Norveç, Danimarka, Holânda, Belçika, İtalya, Yunanistan, Türkiye ve İngiltere'yi zi­yaret edecektir.

—Washington:

Dün radyoda verdiği bir nutukta Birle­şik Amerika'nın önümüzdeki bir iki yıl içinde buhranlı bir devre geçireceğini söyliyen Başkan Truraan vatandaşlarına hitap ederek, Kasım ayında yapılacak Kongre seçimlerinde oylarını iyi düşüne­rek kullanmalarını tavsiye etmiştir.

Başkan Truman ezcümle şöyle demiştir: Birleşik Amerika bugün dünya hür mil­letleri arasında liderlik mevkiini işgal etmektedir. Devamlı ve adilâne bir ba­rışın tesisi yolunda nüfuzunu kullanmak gibi büyük bir mesuliyet taşımaktayız. Yakında seçilecek kongre barış hedefi­mizi tahakkuk ettirmek ve yeni bir har­be girmek gibi iki ihtimalden biri ile karşı karşıya kalabilir. Ancak bu kon­greye seçilecek üyelerin siyasi akideleri­ni memleket menfaatleri üstünde tutma­yacaklarına eminim.»

29 Eylül 1950

—Washington:

Dün yaptığı basın toplantısında Başkan Truman, GeneralEisenhower'in Kuzey Atlantik Camiası (Kuvvetleri Başkomu­tanlığına tâyin edilmesi ihtinfali hakkın­da kendisine sorulan suali, bu bölge için bir Başkomutan tâyininin henüz bahis konusu olmadığını, fakat General Eisen-hower'in daima Amerikan mîlletinin hiz­metinde buiunduğunu söyliyerek cevap­landırmıştır.

—Washington:

Birleşik Amerika Dışişleri Bakanlığı bugün Amerikan dış siyasetini izah eden bir muhtıra neşretmiştir. Bu muhtırada Sovyetler Birliğini «dünya barışını tehdit eden mütecaviz bir devlet» diye vasıflan­dırmaktadır

—Washington:

Başkan Truman, bugün, Richard Bissel'İ iktisadi İşbirliği İdarecisi Yardımcılığı­na tâyin etmiştir.

—Washington:

Başkan Truman bugün Walter Giffor'u Birleşik Amerika'nın Londra Büyük El­çiliğine tâyin etmiştir.

Amerikan Millî Savunma Ba­kanlığındaki değişikliğin haki­ki sebebi...

Yazan: AsınıVs

16 Eylül 1950 tarihlî Vakit'ten:

Truman'ın Millî Savunma Bakam John-son'u vazifesinden alarak yerine Gene­ral Marshail'ı getirmesi Korede'ki askerî muvaffakiyetısizlikier dolayısiyle Ameri­kan halk efkârında yükselen tenkidlere karşı- verilmiş bir cevaptır. Fakat bu mühim değişikliğin asıl sebebini daha derinlerde aramak lâzımdır: (Kore hâdi­seleri ile Formoz meselesi Amerikan'm yüksek sivil İdaresi ile askerî idaresi arasında ahenksizlik bulunduğunu ve Millî Savunma Bakanlığından ayrılan Johnson'un bu ahenksizliği bertaraf ede­cek kabiliyet ve kudrette bulunmadığını meydana çıkarmıştır. 'General Marşahn Millî Savunma Bakanlığına gelmesi hem bu ahenksizliği ortadan kaldırmak, hem de bu ahenksizlikten doğan askerî aksaklıkları düzene koymaktır. Uzakdoğudaki Amerikan işgal kuvvet­leri komutanı General Mac Arthur İkin­ci Dünya Harbinde büyük askerî hiz­metler yapmış bir adamdır. Bu hizmet­leri ile halk efkârında 'büyük bir şöhret almıştır. Fakat General Mac Arthur ha­iz olduğu bu nüfuza dayanarak Uzak­doğu işlerinde kendi kafası ile hareket eden bîr adam olmuştur. Bu tarzı hare­ketin Kore meselesindeki zararı şudur: Mac Arthur Sovyet Rusya ile bir harp halinde ilk çatışmalar hava kuvvetleri ile atom bombası İle olacağı için Kore yarımadasını üs olarak muhafaza etme­ği düşünmüyordu. Onun için Kore'deki Amerikan kuvvetleri geri alındığı za­man burada müdafaaya yarar hiçlbir askerî tesis bırakmamıştı. Halbuki Tru-man Kore yarımadasının stratejik mev­kiine çok ehemmiyet veriyordu. Japonya ile Mançuridekî Sovyet Rusya arasın­da Kore'yi tarafsız ve ımüstakil bir idare kurmağaçalışıyordu.Kuzey Kore'den

Güney Kore üzerine bir 'kızıl taarruz olursa mutlaka müdahale etmek kara­rında idi: Nitekim hâdiseler bu istika­mette gelişmiştir. Ve Amerika Birleş­miş Milletler adına ilk hareket eden dev­let olmuştur. Mac Arthur Truman'dan aldığı emir ile Güney Kore'nin müdafa­asına koşmuş ise de evvelden hazırlıksız olduğu için muvaffakiyetsîzlikîer- ile karşılaşmıştır.

Mac Arthur'un kendi kafası ile hareket etmesinden doğan ikinci zarar Formoz adası işinde görülmüştür: .Kore'de kızıl taarruz başlayınca Truman ikinci tehli­ke olarak komünist Çin'in 'bu işe karış­ması ihtimalini düşünmüş ve bu ihtima­le kacşi Formoz adasındaki işgal duru­munu muhafaza ve kızıl Çin'e karşı ica­bında müdafaaya karar vermiştir. Fa­kat Truman'ın bu karan Formoz Adası sulhtan sonra da Amerika için Uzak-doğuda üs olarak muhafaza etmek mâ­nasına gelmiyordu. Halbuki Mac Arthur eski Amerikan muhariplerine hitaben neşrettiği bir mesajda Forınoza Uzak-doğuda Amerika'nın üssü olaraK 'kala­cağını anlatan toir dil kullanmış, komü­nist Çin'in protostosuna yol açmıştır. Truman derhal müdahale ederek For-moz'un mukadderatını tâyin etmek sa­lâhiyeti Japon sulhunu yapacak olan on üç müttefik devlete ait bir mesele ol­duğunu ve Amerika için bu adanın stra­tejik ehemmiyeti bulunmadığını bildir­miş, bu suretle Mac Arthur'un tebliğini iptal etmek mecburiyetinde kalmıştır. Truman ile Mac Arthur arasında böy­lece ibir fikir ayrılığı ve anlaşama.mazlilt bulunduğu meydana 'çıkmoa siyasî ra-'kipleri [bundan faydalanmak çaresine düşmüşlerdir. Yakında Amerika'da ya­pılacak olan Temsilciler Meclisi seçim-'Ierinde M>ac Arthur'un Cumhuriyet Par­tisini desteklemesi için teşebbüslere gi­rişmişlerdir, tki sene sonra yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde de Mac Arthur'un Truman'a karşı rakip, bir aday gösterileceğini ifşa etmişlerdir. İşte Millî Savunma Bakanı Johnson'un kaldırılarak yerine General Marshal'm getirilmesindeki hakikî sebep bu vazi­yettedir. General Marshal'm Millî Sa­vunma Bakanlığına gelmesinden sonra Mac Arthur'un da değişeceği yolundaki rivayetlerin çifeması da bundandır.

23 Eylül 1950

— Tokyo :

Tokyo'nun150kilometreKuzeyBatı­sında bulunan «Asama»yanardağı bu sabah -erkendenfaaliyetegeçmiştir, îndifam meydana getirdiği sademe neti-

cesinde civarda bulunan Karuizawa sa-iyfesindeki evlerin camları kırılmış ve kilitleri sıkışmıştır.

Ciddihiçfeirhasarolmamıştır. İndifa eden yanardağındanetrafa çok miktarda kızgın küller yayılmakladır

image005.gifMao - Tito muamması...

24 Eylül 1950 tarihli Cumhuriyetten;

İngiliz dış siyasetaodıe, Tito Yugoslav-yası ile Mao Tse Tsuıng Çini'nim, mühimi hiırer yer i'şgal ettikleri görülınıelktedir. Tarihi 'boyunca «ayır ıbuyuo siyıasetline sıık suk 'başvurmuş olan IngıÜiz diiplöma-sâsinin şimdi de medeniyeti tehdit et­mekte olan tecavüz grupuna (karşı aynı prensibi tatbik mevkiine koyduğu mü­şahede edilmektedir. Bugün Londra Hükümetinin. Tito Yu-goislavyaıs'iyle ne kadar yakımdan ilgi­lendiği ingiliz basımn-dıa çıkan haber­lerden ve yazılandıam da -anilaşılımakıta-dır. Son zamanlarda, yıpratıcı bir çalış­ma devresi sonunda !bir ikag g;ün izin alan İngiliz Dış işleri Bafean Vekfili Davies'in tatilind geçireceik yer .bulama­yıp Belgrat'a gitmesi Adriyatik sahil­lerinde Tito ile buluşması naızarı dükfca-ti calbetmiştıir. Bıi'dan sonra İngiliz İk­tidar Partisine mensup miltetvekülıle-rtoi'dan mürekkep bir heyet Tito Yttgos-lavyasmı ziyıareft etmiş ve bu temaslar basını tarafından ilgi i'le taütip edilmiştir.

Yugoslavya'nın komünist bir memleiket olduğunu kimse inkâr etmeımeiktedîır. Bu meml'ökette siyasi hürriyetlere hür­met edildiğini de kimse iddia etmemek­tedir. Bununla beraber Sosyallist . İng-İl-tere Kremlin'in kontrolünden ayrılmış Komünist Yugoslavya ile sıkı bağlar kurmanın Batı demokrasileri için hiç de ihmal ectilmiyecek bir husus olduğunda ısrar etmektedir. Yalnız Londra tarafın­dan takip edilen siyasetin, Belgrad'm «totaliter» rejimini müdafaadan ziyade demir perdede bundan iki sene evvel a-çılmiş bir gediğin kapanmamasına ma­tuf bir hedef güttüğü aşikârdır. Burada Birleşik Amerika'nın da Londra ile elele yürüdüğü görülmektedir. İngiliz diplomasisinin Uzakşarkta da ay­nı hedefe doğru gitmeğe çalıştığı fakat burada Amerika'nın işbirliğinden mah­rum bulunduğu görülmektedir. İngiliz Dışişleri Bakanı Bevin, Üçler Konferan­sına giderken şöyle demişti: «Komünist Çin hükümetinin Kremlin'in kontrolü al­tında olduğuna inanmıyoruz.» İngiliz resmî çevrelerine göre, Mao Tse Tsung temsilcisi Birleşmiş Milletlere kabul edil­melidir ve bu yapıldığı takdirde Pekin'in Moskova'nın tamamiyle kontrolü altına düşmesi tehlikesi de bertaraf edilmiş o-lacaktır. Böylelikle ileride demir perdede ikinci bir gediğin açılması için zemin hazırlanmış olacaktır. Bir taraftan Tito Yugoslavyası, diğer ta­raftan Mao Tse Tsung Çini ile İngiliz hariciyesinin oynamağa çalıştığı diplo­matik manevra muhakkak ki tehlikeli­dir. Pakat bunda muvaffak olunduğu takdirde elde edilecek kazançlar da dün­ya sulhuna tesir edebilecek çapta ola­caktır. Tito'ya ve Mao Tse Tsung'a karşı takip edilmesi istenilen bu siyasetin muhalif­leri şöyle demektedirler: «Bugün ne Ti­to'ya ve ne de Mao Tse Tsung'a itimat edilemez. Komünist Çin temsilcisinin Birleşmiş Milletlere kabulünü mütaakıp ne şekilde hareket edeceğini kimse kesti­remez Diğer taraftan böyle bir kabul, Rusya'ya istismar edeceği geniş bir dip­lomatik zafer temin etmez mi? Pekin­deki Sovyet taraftarı Çin idarecilerinin mevkiini sağlamlaştırmam mı?» İngiltere'nin bu husustaki görüşlerine iş­tirak etmiyenler şimdiki halde ekseriyeti teşkil etmektedir. Dün akşam Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Komünist Çinin kabulü için ileri sürülen yeni bir teklif gene ezici bir çoğunlukla reddedil­miştir.

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106