14.7.1950
×

Hakkında

Künye

İletişim

1Temmuz 1950

—İstanbul:

1950 İstanbul sergisi, bugün saat 17 de törenle açılmıştır.

Tekel Bakanı açış nutkunu mütaakıp kurdeleyi kesmiş ve bundan sonra pav­yonlar davetlilere gezdirilmiştir.

2Temmuz 1950

—Ankara:

Cumhuriyet Halk Partisi sekizinci bü­yük kurultayı bu sabah saat 10 da top­lanmış ve geçen oturuma ait tutanak okunduktan sonra Tüzük ve Program Komsiyonunun raporu üzerindeki görüş­melere geçilmiştir.

Anayasanın değiştirilmesi hakkında bi­rinci ve ikinci oturumda yapılan görüş­melerden sonra, tüzük ve program mad­deleri üzerinde müzakereler cereyan et­miş ve bazı küçük tadillerle komisyon raporu kabul edilmiştir. Vakit gecikmiş olduğundan yarın sabah saat 9 da toplanmak üzere saat 21,30 da toplantıya son verilmiştir.

4 Temmuz 1950

—Ankara:

Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürlü­ğüne tâyin edilmişolan DoktorHalim

İktsiadi İşbirliği İdaresi Türkiye lora Komitesi Başkanı Muavini Orren R. Mc Junkîns'in de açıkladığa gibi son olarak ayrılan 3.041.000 dolar ile yeniden mal­zeme ve yedek aksam alınabilecektir. Şimdiye kadar bu yardım sayesinde Tür­kiye buldozerler, jeneratörler, yol inşa traktörleri, motorlu graderler, kompre­sörler, muhtelif cinste kamyonlar, kar makineleri ve daha bir çok yol malzeme-Bi almıştır. Ayrıca bu malzemenin bakı­mı için de tamir atelyeleri kurulmuştur.

— Ankara:

Bugün öğleden sonra Ekonomi ve Tica­ret Bakanlığında dış ticaret rejimimizi tesbit maksadiyle bir toplantı, yapılmış-tır.

Toplantıda Başbakan Adnan Menderes, Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Sa-met Ağaoglu, Ekonomi ve Ticaret Baka­nı Zühtü Velibeşe,. İşletmeler Bakanı Prof. Muhlis Ete, Dışişleri, Maliye, Ta-rm, İşletmeler, Gümrük ve Tekel Ba­kanlıkları ileri gelenleri, ticaret odaları temsilcileri, İstanbul, İzmir ve Mersin ihracatçı birlikleri üyeleri, sanayi bir­likleri mensupları, kooperatif birlikleri mümessilleri, İstanbul Tüccarları Derne­ği delegeleri, Merkez, Ziraat, İş, Garanti ve Türk Ticaret Bankaları müdürleri ha­zır bulunmuşlardır.

7 Temmuz 1950

—Bursa:

Ziraat Bankasının Gürsu Bucağında yaptırdığa kredi kooperatifi binasının a-çılış töreni ile Kestel Köyünde yapılma­sına başlanan, kooperatif binasının te-melatma töreni dün, Bursa'dan giden heyte ve köylülerin katıldığa kalabalık bir davetli kütlesi önünde yapılmştır.

8 Temmuz 1950

—Balıkesir:

Balıkesir - İzmir - İstanbul arasında İlk uçak seferleri bugün başlamıştır.

—Ankara:

Demokrat Parti Meclis Grupu bugün sa­at 15 te Abidni Potuoğlu'nun başkanlı­ğında toplanarak gündemdeki işleri görüşmüş ve Salı günü saat 15 te toplan­mak üzere saat 17 de oturuma son ver­miştir.

—Bursa:

Dün uçuş esnasında düşerek parçalanan uçağın şehit pilotu Eryılmaz bugün as­kerî bir törenle şehitliğe defnedilmiştir. Törende bütün kara ve hava subayları, bir kıta asker ve memurlar ile büyük bir kalabalık bulunmuştur.

-— Ankara:

Ekonomi ve Ticaret Bakam Zühtü Veli­beşe bugün saat 18 de Marmara Köş­künde dış ticaret rejimimizi tesibit mak­sadiyle şehrimize gelmiş olan delegeler şerefine bir kokteyl parti vermiştir.

Kokteyl partide Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Başbakan. Adnan Menderes, Dev­let Bakanı, Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu, Bakanlar, milletvekilleri, Ge­nelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Ya-mut, İktisadi İşbirliği Türkiye icra Ko­mitesi Başkam Mr. Russel Dışiş­leri, Maliye, Ekonomi ve Ticaret, Güm­rük ve Tekel Bakanlıkları ileri gelenleri, ithalât ve ihracatçılarla sanayi mensup­ları hazır bulunmuşlardır.

10 Temmuz 1950

—Ankara:

Türkiye 1950 yılı tenis birincilikleri için son karşılaşmalar bugün Ankara Tenis İhtisas Kulübü kortlarında yapılmıştır. Çift erkek final karşılaşmasında, Hasan Akev - Behbut Cevanşir çifti, Enes Ta-. lay - Suzan Gürel çiftini 5/7 6/8 6/3 6/2 yenerek Türkiye şampiyonu olmuşlardır. Karışıkta, Mualla Gorodetski - Hasan Akev çifti sahaya çıkmadığı için hük­men Bahtiye Musluoğlu - Enes Talay çifti galip addedilmişler ve Türkiye şam­piyonu olmuşlardır.

—- İstanbul:

Gençlik Birliği, ikinci konseyi 13 Ağustosta şehrimizde toplanacak ve 20 Ağustosa kadar devam edecektir. Bu konseye ait teknik hazırlıkları üzerine alan «Türkiye Millî Talebe Federasyonu» nun İzmir'deki beşinci büyük kongresi kararı ile kurlan Tertip Komitesi üç aylik faaliyet neticesini bugün saat 17 de yaptığı basın toplantısında anlatmıştır.

Komite üyeleri, bugünkü faaliyet duru­munu ve Ağustosta toplanacak konseyin cereyan tarzı ile gayelerini izah etmiştir.

11Temmuz 1950

—Ankara:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar bugün be­raberlerinde Tarım Bakam Nihat lyriboz ve Kırşehir Milletvekili Amiral Rifat Öz­deş olduğu halde Kırşehir'e gitmişlerdir. Cumhurbaşkanı giderken Malye Devlet Çiftliğine uğramışlar ve köylülerle te­mas etmişlerdir. Burada, çiftlikten köy­lülerin istifadesi hususu tetkik edilmiş, toprağı az olan köylülere bu çiftlik ara­zisinden bir miktar toprak verilmesi ka­rar altına alınmıştır.

Cumhurbaşkanı çiftlikten ayrıldıktan sonra Kırşehir'e gitmişler ve mahallî idare mensuplariyle vilâyet ihtiyaçları ve meseleleri üzerinde görüşmüşler ve akşam geç vakit şehrimize dönmüşlerdir,

12Temmuz 1950

—izmir:

Cumhurbaşkanımızın ziyaretini izmirli­ler büyük bir sevdnç heyecaniyle bekle­mektedirler. Diğer taraftan yapılacak resmî törenler de hemen hemen tesbit edilmiş bulunmaktadır. Cumhurbaşkanı­mız saat 10 da uçak meydanına varacak­lar ve karşılama töreninden sonra saat 10,30 da Vilâyet Konağında bir kabul resmi yapılacaktır.

öğleyin Kültürpark'taki Ada Gazinosun­da Vilâyet ve akşam Tüccar Kulübünde Belediye tarafından birer ziyafet verile­cektir.

14 Temmuz Cuma günü ordu evinde ve­rilecek Öğle yemeğini mütaaîîip Cum­hurbaşkanı saat 14 te deniz yoliyîe İs­tanbul'a hareket edecektir.

—Ankara:

1950 - 1951 dış ticaret rejimi hakkında Ankara'da yapılan toplantılar bugün fii­len sona ermiştir.

Geçen hafta memleketin her tarafından gelen ihracatçı, ithalâtçı ve sanayici meslekîbirlikleritemsilen hazır bulunan tacirlerimizin ve alâkalıların huzu-riyie başlayan toplantılarda her meslek grupu görüşlerini birer rapor.ile tesbit etmiş ve bu raporların telifi işi her mes­lekten bırakılan mümessillerle son üç gün zarfında yapılan çalışmalar netice­sinde tamamlanmıştır.

Bu münasebetle bugün yeni rejimin ilâm tai'ihi ve başlıca hususiyetleri hakkında izahat isteyen bir arkadaşımıza Ticaret ve Ekonomi Bakanı Zühtü Velibeşe de­miştir ki:

Bu s.eneki dış ticaret rejimini, memleke­tin bu işlerde tecrübe sahibi tacirleriyle birlikte ve mesuliyeti paylaşarak tesbit ediyoruz. Aldığımız neticelerden mem­nunuz. Bu vesiyle ile çalışmalara katı­lanlara burada teşekkür etmek isterim. İhracatçılarla millî sanayiimiz arasında beliren bir ihtilâftan başka bütün nokta­lar telif olunmuş ve rejimin esası karar-laştırhrmştır.

İhracatımız bu sene lisanssız olarak ser­bestçe cereyan edecektir. İthalât için Avrupalılar arası kararlara uyarak bü­yük bir kısım maddelerin ithali serbest olacaktır.

Serbest listeye girmiyen maddelerin it­halini de formalite bakımından kayıtları asgariye indirilmiş bir rejime tabi tutu­yoruz. 18 lerden beklediğimiz bir haber ve telifi geciken bir nokta sebebi ile re­jimin ilânı bayramdan sonraki hafta içinde yapılacaktır.

-— Ankara:

Radyo yayınları Yüksek Danışma Kuru­lu (bugün de saat 15 te Radyo Evinde top­lanarak çalışmalarına devam etmiştir. Bugünkü toplantıda Enformasyon Ko­misyonu raporu tamamen, Müzik Komis­yonu raporu da kısmen okunarak bazı ufak değişikliklerle kabul edilmiş ve ya­rın saat 10 <îa toplanılmak üzere toplan­tıya son verilmiştir.

— Ankara:

Ordular futbol şampiyonası karşılaşma­ları bugün 19 Mayıs Stadyomunda saat 16 dan itibaren başlanan iki maçla ve kupa verme töreni ile sona ermiş ve ha­va kuvvetleri takımı 1950 yılı ordular futbol şampiyonu olmuştur. İngiliz Akdeniz Filosu senelik deniz şen­liklerini kutlamış ve bu arada 12 Tem­muz Çarşamba günü iki filoyu temsil eden filikalar arasında yarışlar tertip edilmiştir.

13 Temmuzda manevralarını yapmak üzere her iki filo da Marmaris'ten ayrıl­mıştır. Türk filosu İstanbul'a, ingiliz filosu da Kıbrıs'a müteveccihen hareket etmiştir. Marmaris'ten ayrılırken yapı­lan manevralarda İngiliz deniz uçakları mühim bir rol oynamışlardır. İki filo arasındaki münasebetler ve bil­hassa Amiral Rıdvan Koral ile Amiral Sir John Edelsten'in münasebetleri pek samimi ve yakın olmuştur. İngiliz Büyük Elçisi Ekselans Sir Noel Gharles bütün ziyaret esnasında hazır bulunmuştur.

—İzmir:

Cumhurbaşkanımızın İzimr"i ziyaretinin birinci günü, sabahleyin yapılan kabul resmi ve mutat ziyaretleri dolayısiyle ha­reketli geçmiş, izmirliler bir bayram ne-.şes'. içinde Cumhurbaşkanını alkışlamış­lardır.

Cumhurbaşkanı bu akşam saat 21,30 da îzmir Belediyesi tarafından Plaj Gazino­sunda şerefine verilen ziyafette hazır bulunmuştur. Başbakan Adnan Mende­res, Devlet Bakam Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu, İzmir'de bulunan Millet­vekilleri, Genel Kurmay Başkanı Orge­neral Nuri Yamut, îzmir Valisi Osman Sabri Adal, ile generaller, amiraller ve cemiyetler temsiclüeriyle basm mensup­larının bulunduğu ziyafet geç vakte ka­dar neşe içinde cereyan etmiştir. Yarın saat 12 de Ordu Evinde Cumhur­başkanı şerefine ordu tarafından bîr zi­yafet verilecektir.

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar saat 14 te beraberlerinde Başbakan Adnan Mende­res, Devlet Bakam Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu, Genel Kurmay Başkam Orgeneral Nuri Yamut ve refakatlerin-deki zevatla Gaziantep Muhribiyle İs­tanbul'a müteveccihen İzmir'den ayrıla­caktır.

—İzmir:

Başbakan Adnan Menderes bugün öğle­den sonra İzmir'de Ankara Palas'm bir

salonunda Demokrat Parti Genel .Baş­kanı sıfatiyle İzmir Demokrat Parti teş­kilâtı mensuplariyle bir konuşma yap­mıştır. Bu konuşmada Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu,. İzmir'de bulunan milletvekilleri, Demok­rat Parti İl İdare Kurulu azaları ve ilçe­ler başkanlariyle idare heyetleri bulun­muştur.

Öğrendiğimize göre söz alan bir çok ha­tipler Demokrat Parti iktidara geçtikten sonra geçen zaman zarfında yapılan iş­ler hakkında fikir ve mütalâalarını söy­lemişler ve hattâ bu arada baskı yapan bir çok idare âmirlerinin hâlâ iş başında bulunduğundan şikâyet edenier olmuş­tur. Adnan Menderes bunları cevaplan­dırmış ve kanuni delillere İstinat ettikçe bu gibi kimseler hakkında elbette lâzım gelen muamelenin yapılacağım ve esa­sen yapılmakta olduğunu söylemiştir.

Adnan Menderes Demokrat Partinin bü­tün işlerini daima kanun çerçevesi için­de yürüttüğünü belirttikten sonra birbu-çuk ay zarfında yapılan işleri anlatmış­tır.

Adnan Menderes Demokrat Parti iktida­ra geçtikten sonra Meclise getirilen ka­nunlardan bahsetmiş ve bu meyanda be­lediye, il meclisleri ve muhtar seçimleri kanunlarının demokratik esaslara göre tadil edilip çıkarıldığını bildirmiştir. Ad­nan Menderes izahlarına devamla vak­tiyle eski iktidar tarafından sırf kendi­lerini kazandırmak maksadiyle hazırlan­mış olan bu kanunları değiştirmekle De­mokrat Partinin memlekette bütün se­çimlerin dürüst yapılmasını temin ettiği­ni ve böylelikle karşı partilere de ser­best mücadele imkânını sağladığım ve partilere emniyet temin etmeği belli başlı bir vazife addettiğini hiç bir zaman kin ve intikam hisleriyle hareket edil­mediğini ve edilemiyecegini söylemiştir. Menderes bugünkü başlıca muhalefet partisinin memleketin hakikî ihtiyaçla­rına intibak eden bir zihniyet gösterme­sini istediğini ayrıca kaydetmîşir.

Toplantıda bulunanlar Adnan Menderes'­in açık kalple ve her şeyi teferruatına kadar izah eden konuşmasını büyük bir memnunlukla ve alkışlarla tasvip etmiş­lerdir.

Türkiye Büyük Millet Meclisini fevkalâde toplan­tıya davet edeceği ümit ve temennisiyle derin saygılarını arz ve takdim eder.

Başkan Genel Sekreter Dr. Behice Boran Adnan Cemgil

«Kore'ye askerî birlik gönderilmesiyle ilgili olarak Cemiyetimizin ilişikte bir suretini sunduğumuz telgrafın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gön­derildiğini bildirir, gereken alâka ile karşılayacağını umarız.»

—İstanbul:

Majeste îran Şehinşahı Mohsmmed Reza Pehlevi'nin kardeşi Prens Golâm Reza Pehlevi bu sabah uçakla Amsterdam'dan şehrimizegelmiştir.

—Ankara:

Ordular atletizm şampiyonası müsaba­kalarının birinci kısmı bugün saat 17 den itibaren 19 Mayıs Stadyomu iç sa­hasında kalabalık bir seyirci kitlesi hu­zurunda yapılmıştır.

23 Temmuz 1950

—istanbul:

İktisadi İşbirliği idaresi Türkiye İcra Komitesi Başkam Russel Dorr, bu salbah saat 5,30 da kara yolu ile Ankara'ya ha­reket etmiştir.

—istanbul:

Türkiye Millî Talebe Federasyonu Genel İdare Kurulu iki günden beri çalışmala­rına İstanbul Marmara lokalinde devam etmektedir.

Toplantıda, gündeme göre, muhtelif me­seleler ele alınmış müzakere edilmiş ve neticeye bağlanmıştır.

— İstanbul:

1908 Hürriyet inkılâbı şehitlerinin ruh­larım taziz maksadı ile bugün Hürriyet Tepesindeki âbidenin önünde bir anma töreni yapılmıştır. D. P. il idare Kurulu tarafından tertiplenen anma törenine saat 17,30 da başlanmıştır. Törende îstanbul Milletvekili Salih Fuat Keçeci Prof. Sani Yaver, C. H. P. ve M. P. temsilcileri, kalabalık bir halk kütlesi ve bu arada ilçelerden kamyonlarla Hürriyet Tepesine gelen D. P. men­supları hazır bulunmuşlardır.

—Erzurum:

Şehrimizde bu sabah saat altıyı on beş dakika geçe orta şiddette 8-10 saniye süren bir deprem olmuştur. Hasar yok­tur.

—istanbul:

Şehrimizde bulunan Bayındırlık Bakanı Fahri Belen, bugün Eüyükdere'de kendi­siyle görüşen muhabirimize memleketi­mizin yol dâvası ve Hükümetin Kore'ye asker göndermek kararı münasebetiyle aşağıdaki beyanatı vermiştir: Bir müdöettenberi devam eden seyaha­timin esas gayesi yollarımızın tetkiki ve alınacak tedbirleri ihtiva etmektedir. 946 senesine kadar kara yollarımız ih­mal edilmiştir. Bu tarihten itibaren bu yolda bir faaliyet başlamış ve son za­manlarda 9 senelik bir yol programı ya­pılmıştır. Fakat bu, memleket ihtiyaçla­rım karşüıyabilecek mahiyette değildir. Çünkü bu program gereğince 9 sene sonraki yel durumumuz aııc-ak memleket ihtiyacının onda birine erişmiş olacaktır. Bu feci bir hakikattir. Bu itibarla D. P. Hükümeti, karayolları dâvasmı esaslı bir surette ele almış bu-ulnuyor. Yol dâvası halledilmedikçe memlekette iktisadi, zirai, hattâ kültü­rel kalkınmanın mümkün olamıyacağmı takdir edersiniz.

Gezilerimde bayındırlık işlerinin en ba­şında olan yol dâvasını ve vaziyetini tet­kik etmiş olduğum gibi ayrıca Bakanlık­ta da Devlet, vilâyet ve koy yolları için esaslı programlar hazırlamaktayız. Bundan sonra Bakanlar Kurulunun Ko­re'ye asker göndermek kararma temas eden Bayındırlık Bakanı, kabine toplan­tısında seyahat sebebiyle bulunamadığı­na işaret ederek şunları söylemiştir: Hükümetin Kor.e'ye asker gönderme ka­rarı, dünya sulhüne hizmet bakımından çok kıymetlidir. Bu hususta ön almak memleketimiz ve milletimiz içn büyük -bir şeref ve gelecek için esaslı bir temi­nattır.

Birleşmiş Milletlerin ve Amerika'nın enerjik hareketleri, dünya sulhunu tak­viye etmiştir.

Ben sulhun düne nazaran bugün daha emniyette olduğuna inanıyor ve Birleş­miş milletlerin tek vücut halinde hare­ketinin harbi tamamiyle önliyecek en katî tedbir olduğunu kabul ediyorum. Türkiye'nin bu husustaki önderliğinden Türk mıilleti büyük bir şeref hissesi ka­zanmıştır.

—Ankara:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar yanında Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Kor-altaıı olduğu halde İzmit üzerinden Ya­lova'ya gitmek üzere bu akşam saat 21,35 te kalkan Samsun trenine bağla­nan özel bir vagonla Ankara'dan ayrıl­mışlardır.

29Temmuz 1950

—Ankara:

Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü beraberinde Özel Kalem Müdürü Sadi Eldem olduğu halde Avrupa Konseyi Ba­kanlar toplantısına İştirak etmek üzere bu akşam saat 21 de Ankara ekspresiyle istanbul'a hareket etmiştir. Dışişleri Bakanımız garda Adnan Men­deres, Devlet Bakanı Başbakan Yardım­cısı Samet Ağaoğlu, Devlet Bakanı Fev­zi Lütfi Karaosmanoğlu, Millî Savunma Bakanı Refik Şevket înce, Ulaştırma Bakam Tevfik ileri, Millî Eğitim Bakam Avni Başman., Tarım Bakanı Nihat îyri-boz, Ekonomi ve Ticaret Bakanı Zühtü Velibeşe, Dışişleri Bakanlığı Umumi Kâ­tibi Büyükelçi Faik Zihni Akdur, Dışiş­leri Bakanlığı Umumi Kâtibi yardımcı­ları ve daire müdürleri, Ticaret Bakan­lığı Müsteşarı Faik Sünter, Basın-Yaym ve Turizm Genel Müdürü Halim Tevfik Alyot ve dostları tarafından uğurlan-mıştir.

Profesör Fuat Köprülü yarın saat 15,30 da Pan-Amerikan uçağiyle Brüksel'e ha­reket ederek Pazartesi sabahı Paris'e varacak ve üç gün orada kaldıktan son­ra Strasburg'a gidecektir.

30Temmuz 1950

—istanbul:

Dışişleri Bakam Profesör Fuat Köprülü ^beraberinde özeî Kalem Müdürü Sadi Sldem olduğu halde bu sabahki Ankara ekspresiyle şehrimize gelmiştir. Fuat Köprülü Haydarpaşa garında Vali adına Vali Muavini Fuat Alper, partili­ler, basın mensupları ve dostları tara­fından karşılanmıştır.

Dışişleri Bakanı kendisi ile görüşen ga-zeteciiere bu hafta Stra3burg'da topla­nacak olan Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu Toplantısında memleketimizi temsil etmek üzere bugün uçakla Bruxelles'e hareket edeceğini söylemiş ev bu toplantının da konseyin normal toplantılarından biri olduğunu ilâve et­miştir.

Profesör Fuat Köprülü Marmara'da gö­rülen yabancı denizaltı hakkında çıkan şayiaların doğru olup olmadığım soran gazetecilere:

«Bu gibi şayialar zaman zaman çıkar» cevabını vermiştir.

Köprülü Kore'ye Türk askerinin gönde­rilmesi münasebetiyle <'Barışsever Ce­miyetinin» yayınladığı beyanname hak­kında da şunları söylemiştir: «Bu beyanname komünist propaganda­sından başka bir şey değildir. Bunları yaymlıyanlarm maksatları milletlerin is­tilâya karşı mukavemet kudretini için­den yıkmaktır.»

Mütaakiben, Kore meselesi hakkında Hükümetin aldığı karar ile muhalefetin bu karara karşı takındığı tavır hakkın­da düşüncelerini soran gazetecilere Dış­işleri Bakanı şu cevabı vermiştir: «Hükümetin vermiş olduğu karar komü­nist basını hariç memleketin her köşe­sinde ve dünyanın her tarafında büyük bir memnunlukla karşılanmış ve tasvip edilmiştir.

Hükümetimizin verdiği karar sulh ihti­mallerini kuvvetlendirecek bir karardır. Altın fiyatları vesaire gibi piyasanın normal durumunu bozacak bazı haller, fırsattan istifade eden bir kısım speküla­törlerin propagandalarından ibarettir. Bir kaç güne kadar asılsız şayiaların, suni heyecanın ve telâşın ortadan kalka­cağı tabiîdir.

Kore harbi çıktı çıkalı umumi vaziyet neyse ve nasıl bîr seyir takip ettiyse bu­günde vaziyet aynıdır. Muhalefetin böyle millî bir dâvayı parti politikası mevzuu yapması .hakikaten teessürle karşılana-cakbir"-hâdisedir. Bu hâdiseler mugalatadır ve memleket iğin hüzün vericidir. Hepsi iyice idrak etmemeden doğan şa­yan: esef bir mâna taşır. Esasen Meclis, Kore meselesi hakkındaki kararını önce­den müttefikan izhar etmişti. Muhalefet kendisini «Barışsever Cemiyeti» ile aynı safta gördüğü takdirde hatalarından rü-cu edeceğini ümit ediyorum.

Bugünkü Hükümet serbest seçimler so­nunda ezici bir ekseriyetle İktidara gel­miş kuvvetli bir hükümettir. Vazife ve mesuliyetini tamamiylemüdriktir.»

31 Temmuz 1950

—İstanbul:

Vis Amiral John J. Ballentine komuta­sında bulunan Birleşik Amerika'nın Ak­deniz filosuna mensup Salem kruvazörü ile Eehner Fox, Buckley, Hawkİns muh­ripleri ve Montague yardımcı gemisi bu sabah saat 8,30 da umanımıza gelmiştir.

—İstanbul:

Dünya Gençlik Birliği :(Way) m İstan­bul'da yapacağı ikinci konsey toplantısı tertip komitesi teşkilâtı Genel Sekreter -

liginin konsey basın servisi çalışmaları mevzuundaki direktiflerini ihtiva eden bir raporunu bugün yayınlamıştır. Raporda belirtildiği üzere 13 Ağustosta Şale Köşkünde toplanacak olan konseyin bütün umumi heyet oturumlarına basın mensupları girebilecek, yalnız komisyon çalışmalarında bulunamıyacakîardır. 10 Ağustos Perşembe günü İcra Komi­tesinin iştirakiyle bir basın toplantısı yapılacaktır. 13 Ağustos Pazar günü saat 15 te açılış töreninden evvel ikinci basın toplantısı yapılacak ve basın men­suplarına gereken izahat verilecektir.

14 Ağustos Pazartesinden 20 Ağustos Pazara ıkadar her gün saat 11 ve 17 de olmak üzere iki basın bülteni neşredile­cektir.

Genel Sekreterlik, her gün saat 14,30 da basın mensuplariyle buluşacak ve kendi­lerini toplantılarının gidişi hakkında ay­dınlatacaktır.

Bunlardan başka Genel Sekrterlik rapo­runda radyo neşriyatı hakkında da bazı izahlar yer almakta ve bunun nasıl ya­pılacağı belirtilmektedir.

Bundan sonra Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu'nun, varlık vergisinin tarhında yapılan yolsuzluklar hakkındaki sözlü sorusu üzerine izahatta bu­lunan Maliye Bakanı Halil Ayan şu açıklamada bulunmuştur:

Muhterem arkadaşlar.

Saym Sinan Tekelioğlu varlık vergisi ve tatbikatı hakkındaki sualile hakika­ten acı bir mevzua dokunmuş bulunuyor.

Biliyorsunuz ki, varlık vergisi 1942 yılında servet ve kazanç sahiplerinin ser­vetleri ve fevkalâde kazançları üzerinden alınmak ve bir defaya mahsus ol­mak üzere tesis edilmişti. Mükellefiyet, kanun hükümlerine göre mükelle­fiyet mevzuuna giren şahısların ödiyecekleri vergi miktarının tâyini, teşekkül tarzları kanunda gösterilen hususî komisyonların takdirine bırakılmakta ve bu komisyonun kararlarının nihaî ve kati mahiyette olmaları kabul edilerek bu kararlara karşı idarî ve adlî kaza mercilerinde dâva açmak hakkı tanın­mamakta idi. İşte arkadaşlar, bir vergi tasavvur İdiniz ki matrah ve nisbet koymamıştır, bir vergi tasavvur ediniz ki tatbik edenlerin arzu ve takdirlerine bağlıdır, bir vergi tasavvur ediniz ki mükellefin külfeti dedikodu ve rakibin hasedinden doğan ihbar yollarile tâyin ve tesbit edilin ektedir.

Devlet maliyesi mefhumu ile hiçbir alâkası olmayan böyle bir verginin tat­bikatında husule gelmiş olan haksızlık, nisbetsizlik ve tezatların azameti ta­savvur etmek kolaydır. Eğer bugün bu hicbâver neticeleri huzurunuza geti­rip dökmekten içtinap edersem herhalde beni mazur görürsünüz.

Sinan Tekelioğlu, bakanın verdiği izahittan tatminkâr olmadığını ifade et­miştir.

İTekrar kürsüye gelen Maliye Bakanı Halil Ayan şunları söylemiştir; Efendim, varlık vergisi bir müddet tatbik edildikten sonra neşredilen bir ka­nunla, varlık vergisinde bazı tadilât vücude getirilmiş ve tahsil ediîmiyen bakiye verginin terkinini ihtiva eden kanun hakkında muhtemelen arkadaşı­mız Sinan Tekelioğlu bahis buyurmuş olsa gerektir. Buyurdukları liste tet­kik edilmiş değildir. Bendeniz şimdi bunlar hakkında kati malûmat arzede-miyeceğim. Eğer cevabım kendilerini tatmin etmemiş ise başka bir celseye talikini rica edlceğim. Mevzuu bahis vergi kanununun bütün dosyaları arşiv­dedir. Bugün hazinede mevcut dosyalar arasında değildir. Şimdilik kendi­lerine arzedeceğim bundan ibarettir.

Bursa Milletvekli Mithat San'm Sakarya nehri üzerindeki Sarıyar mevkiinde kurulacak hidroelektrik santralı hakkındaki sözlü sorusuna İşletmeler Bakanı Muhlis Ete cevap vermiş ve demiştir ki:

Kuzey - batı Anadolu Bölgesi elektiriklendirme plânının bel kemiğini teşkil eden Sarıyar hidroelektrik santralı ile enerji nakil tesislerinin iç finansmanı­nın ne şekilde temin edileceği ve plânın tahakkuku için Marsall Yardımıdan temin edilecek meblâğların vaktinde kullanılması için ne gibi tedbirler alı­nacağını soran Bursa Milletvekili Sayın Mithah San ile Antalya Milletvlkili Saym Nazifi Şerif Nabel ve arkadaşlarının sorularını cevaplandırmadan ev­vel mevzuun şimdiye kadar geçirdiği safhalar hakkında kısa bir izahatta bu­lunmak yerinde olacaktır.

Emekli Sandığından 1955 - 1960 seneleri içinde itfa edilmek üzere 35 milyonluk kısa vadeli bir istikraz yapılacak, mütebaki 3,3 milyon TL. sı da Etibankın kendi menabü ile temin edilerek Sarıyar projesinin İç finansmanına tahsis edilecek­tir.

—Sarıyar hidroelektrik santralı ile enerji nakil tesislerinin tahakkuku için Marshall Yardımından temini icabeden 27 milyon dolardan 1,5 milyon do­larlıkdirektyardımı1949 -1950devresindenteminiiçinhükümetimizce

E.C. A. idaresine müracaat edilmiş bulunmaktadır.

E. C. A. idaresi Türkiye Özel Misyonu Başkanı Mr. Russel Dorr ile yapılan temaslardan öğrenildiğine göre, 1949-1950 devresinden sarfı icabeden işbu 1,5 milyon dolarlık tahsisin Sarıyar projesinin E. C. A. ca tasdikini müteakip 1950 - 1951 tahsisine ilâveten verileceği anlaşılmış bulunmaktadır.

Projenin henüz tasdik edilmemiş bulunması dolayisiyle 1949-1950 devresin­de sarfı icabeden işbu 1,5 milyon dolarlık tahsisatın yanma tehlikesi bu su­retle bertaraf edilmiş olmaktadır.

Diğer taraftan geriye kalan 2,5 milyon dolarlık tahsisat da E. C. A. yardımın­ın devanı edeceği 1950 -1951, 1951 -1952 devrelerinde talebedilecek ve pek yakında başlanılacağı tahmin ettiğimiz inşaatın seyri içinde vakit ve zama­nında sarfedilebilecektir. Hülâsa: buraya kadar yapılan açıklamaların bir hülâsası olarak:

— Projenin E. C. A. tasvibi için finansman müşkülünün halledilerek E. C.
A. idaresinin bu hususta tatmin edilmiş bulunduğu,

— 1949 - 1950 devresinde sarfı icabeden 1,5 milyon dolarlık direkt yardım­
dan 1950 -1951 devresi tahsisine ilâveten E. C. A. ca verileceği,

— Mütebaki 25,5 milyon dolarlık yardımın vaktinde kullanılacağı,

— Müşavir mühendisfirmasınınangajeedilmişbulunduğu ve projenin
E. C. A.tasvibine kadargeçecek müddet zarfında vakitkaybına meydan
verilmemek üzere bu müşavirin derhal işe başlamasının temin edildiği,

— inşaatçı firmalarla gerlkli temaslara geçildiği ve bu mevzudaki çalışma­
ların ilerlemekte olduğunu,

— Baraj ve santralın kurulacağı mahallî Ankara - İstanbul şosesine bağlı­
yacak yolun inşaatın pek yakında ihale edileceği,

İfade edilebilir.

Muhterem arkadaşlar,

Bu soruyu soran arkadaşa ayrıca teşekkür ederim. Şunu ifade edebilirim ki, bu eser Türk - Amerikan işbirliğinin en müsbet bir eseridir. Bu eser millet­vekili arkadaşımın tahrik ve teşvikiyle meydana gllmiş bir eserdir. Kısa bir zamanda meydana gelmiş olan eser ayni zamanda hükümetimizin ilk müsbet eseri olarak karşımıza çıkaracaktır, (alkışlar)

Bundan sonra Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu tarafından Maçka'da Taş­lık adı ile maruf sahadaki vakfa ait arsalar ile bu arsalardan geçen asfalt yol için ne kadar para sarfedildiğine dair tevcih edilen sözlü soruya İçişleri Bakanı Rükneddin Nasuhioğlu, on gün sonra cevap verileceğini bildirmimtir.

Sinan Tekleioğîu, bakanın cevabını bekliyeceğini söyllmiş ve bu arada, ken­disine gönderilmiş olup Başkanlık Divanına tevdi etmiş bulunduğu bir teh­dit mektubunu okumuştur. Meclis Çarşamba günü toplanacaktır.

B. M. Meclisinin 5 Temmuz 195© tarihindeki toplantısı.

Ankara : 5 (A. A.)

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'te Refik Koraîtan'm başkanlığında top-lanrmştır. Oturum açılır açılmaz, kürsüye gelen Maliye Bakanı Halil Ayan, şekerden alınmakta olan istihlâk vergisinin indirilmesi ve hububat unlarından mua--mele vergisinin kaldırılması hakkında kanun tasarılarının gündeme alınarak -öncelik ve ivedilikle görüşülmesini istemiş ve bu teklif kabul edilerek adı gecen tasarıların görüşülmesine geçilmiştir.

'Şekerden alınmakta olan istihlâk vergisinin tenzili hakkındaki tasarının ka­nunlaşmasını müteakip, hububat unlarından muamele vergisinin kaldırılma-ısına dair tasarının müzakeresi sırasında ilk sözü Afyon Milletvekili Ahmet Veziroğlu almış ve tüccar elinde muamele vergisi verilmiş bulunan unlardan salınmış olan vergilerin iadesini istemiştir.

C H. P. milletvekillerinden Ferit Melen de bu kanunlarla bütçeye tahmil edilecek olan 45 - 50 milyon liranın, bütçenin hangi fasıllardan temin edİle--ceğini sormuştur.

Buna karşı Maliye Bakanı Halil Ayan şu izahatta bulunmuştur: Muhterem arkadaşlarım,

Veziroğlu arkadaşım, kanunun neşri tarihinde tüccar ve furuncuîarm elinde bulunan unların, evvelce alınmış olan muamele vergilerinin iade edilmesin--den bahsettiler. Biz de bu mevzu üzerinde, tasarıyı hazırlarken, ehemmiyetle durduk ve iş komisyonda müzakere edilirken bu husustaki mülâhazalarımızı da arzeyledik. Esas itibariyle kanunun mer'iyete girmesi üzerine bazı tüccar ve turuncuların elinde bir miktar un bulunacağını da biliyorduk. Bunların miktarı ve vergileri üzerinde bir tetkik yapılması mühim bazı mahzurlar arz-ettiğini gördük.

.Bir arkadaşımız bu hususta şekeri misal olarak arzettiler. Hakikaten biz şeker üzerinde risturn yaptık, şeker fiatmı indirdiğimiz zaman evvelce alman vergi ile yenisi arasındaki farkı ellerinde şeker bulunduran erbabı ticarete iade ediyoruz. Yalnız şeker un gibi değildir. Aralarında ehemmiyetli bir farkın mevcut olduğunu nazara almak lâzımdır. Undan mamul maddeler her gün hepimizin istihlâk ettiği maddeleri teşkil eder. Biz şekerin vergisini indirir­ken Millî Koruma Kanunu gereğnce koordinasyon heyetinin bir kararı ile atışını ve naklini durdurduk ve ondan sonra alâkalılardan beyanname iste­dik. Bize verdikleri beyannameleri mal memurlarına kontrol ettirdik. Şimdi, vergilerini iade ediyoruz. Fakat takdir buyurursunuz ki böyle bir ameliye un üzerinde çok müşkül ve hatta gayri mümkündür. Çünkü unu kullanmı-yan yok gibidir. Tatbikatı gayet geniştir. Herkesten beyanname istediğimiz takdirde binlerce beyanname alacağız. Bunları kontrol için 10 -15 günlük bir zamana ihtiyaç vardır. Halbuki şeker için dört günlük bir müddet kâfi gelmiştir. 15 günlük bir müddet için unun satışının ve naklinin menedilmesi keyfiyeti nasıl bir mahzur tevlit edeceğini elbette takdir buyurursunuz. Esa­sına muarız olmamakla beraber bu cihete gidemedik. Burada bir noktaya da­ha işaret etmekliğime müsaadelerinizi rice edeceğim. Hububat unları üzerin­den muamele vergisinin kaldırılacağı aşağı yukarı, bir haftadan fazla bir za­man evvel piyasada duyulmuş bulunuyor. Binaenaleyh erbabı ticaret ve fı­rıncılar teyakkuz halindldir. (doğru sesleri) Bunlar günlük ihtiyaçlarından fazla un almıyorlar. Değirmenciler Kanununun biran evvel çıkarılmasını biz­den istemekte ve gecikmenin bir un buhranına yol açabileceğini beyan etmek­tedirler. Binaenaleyh hâlen tüccar elinde bir miktar un bulunuyorsa bu, as­garinin asgarisi bir miktardadır. Bu kadar geniş bir kitleyi alâkadar eden bü­yük bir ehemmiyeti haiz olan bir mevzuda bu kadar küçük bir mahzuru muh­terem, heyetinizin hoş göreclğmi ümit ederim, (muvafık sesleri)

Şimdi Ferit bey arkadaşımın karşılık meselesine dair sualine arzı cevap ede­yim. Derhatır buyuracaksınız ki sabık iktidar bütçeler üzerinde tasarruf yap­mak hususunda bizimle bir düşüncede değildi, onlar başka türlü düşünüyor­lardı, en ufak bir tasarrufun dahi yapılamıyacağı mütalâasını ileri sürmüş­lerdi. Biz. hükümet programında arzettiğimiz gibi, hayatı ucuzlatmak kara­rındayız. Bugün huzurunuza sunulmuş olan iki kanun bu kararımızın tatbi-katındandır.

Normal olarak bütçede senede muayyen bir nisbette tasarruf hâsıl oluyor. Biliyorsunuz ki bütçe ile verilen tahsisatın hepsinin sarfı mecburî değildir, yaîmz sarfına mezuniyet verilir. Bütçeye konulan tahsisat azamî rakamları ifade eder. Mukavele akdediîmemesinden, mukavelenin feshedilmesinden, işin hizmetin yapılmasından sarfı nazar edilmesinden ve "bazı kadrolardan tasar­ruf vücude getirilebilir. Eski senelerde de bu gibi tasarruflar olmuştur. Demin de arzettiğim gibi bütçe üzerinde yaptığımız tetkikler neticesinde lüzumsuz masrafları kaldırmak kararındayız. Bunları yaparken hiç bir hizmeti ilga et-miyeceğiz, hiçbir hastahaneyi, hiçbir okulu kapatmıyacağız. (bravo sesleri ve alkışlar) ve bu tasarruf zihniyetiyle hükümeti ilgilendiren vergileri tahfif et­meye çalışacağız, (bravo sesleri ve alkışlar)

Maliye Bakanının bu açıklamasından sonra Ferit Melen'in sorusunda ısrar etmesi üzerine tekrar kürsüye gelin Maliye Bakanı Halil Ayan demiştir ki: Efendim, deminki maruzatım bütçede yapılacak tasarrufun heyeti umumiye-sine mütedairdir. Bu tasarruflar iki kalem vergilerden yapılacak fedakârlığın karşılığını teşkil edecektir. Yani en aşağı bu miktarda olacaktır. Belki bundan da fazla olacaktır.Yüksek heyetinizeşimdi fasıllardan rakamarzcdemiye-ceğim. Bu miktarı en aşağı bir had olarak arzediyorum. Muhterim heyetinizin önce bizi tasvip etmiyeceğinizi ümit ediyoruz,(alkışlar inanıyoruz sözleri) Ahmet Veziroğlu (Afyon Karahisar)Bu tasarı kanunlaştıktan sonra mua­mele vergisi kaldırılmış olacağına göre, şimdiye kadar katiyet iktisap etmeyen muamele vergisi cezaları hakkında ne düşünüyorlar?

Maliye Bakanı devamla, efendim bu, biraz mevzudan ayrı bir bahistir. Şöylece arzedeyim: Biz, Muamele Vergisi Kanununun bugün bir maddesinin bir ben­dine bir fıkra ilâve ediyoruz. Yaptığımız tadil bundan ibarettir. Şüphesiz ki her kanunun müeyyideleri olduğu gibi Muamele Vergisi Kanununun da mü-müeyyideleri vardır. Bu müyeyideler kanunun icabmdandır. Bu itibarla bu­rada bu mevzuda maruzatta bulunamıyacağım. Yalınız yapılan bu tadıl hak­kında bir emir varsa arza amadeyim.

Şunu ilâve edeyim, Muamele Vergisi Kanunu birçok hükümleri ihtiva eden bir kanundur. Bunun üzerindede tekkiat yapmaktayız, sonbaharda heyeti umumiyesini bir tasarı halinde yüksek huzurunuza getireceğiz. Ahmet Veziroğlu arkadaşımızın buna. dair başka sualleri varsa o vakit hepsine lâzım gelen cevabı arzederim efendim,(muvafık sesleri)

Tasarının tümü üzerindeki müzakereleri müteakip maddelere geçilmiş ve ilk sözü alan Konya Milletvekili Âbdurrahman Ağaoğlu, bulgurun da muamele vergisinden muafiyetini istemiş ve bu isteği hükümetçe de kabul edilerek maddeye bulgur kelimesi de ilâve edilmiştir..

Bundan sonra Giresun Milletvekili Hayreddin Erkmen de, undan mamul ma­karnanın da muamele vergisinden istisna edilmesini istemiş ve bir takrir ver­miştir. Takrir hükümetçe de benimsenmiş ve ekseriyetle kabul edildiğinden makarnanın da maddeye ilâvesi kararlaştırılmıştır.

Çankırı Milletvekili Celâl Ötman da maddeye pirincin ithalini istemiş ve bu maksatla bir de önerge vermiştir.

Bunun üzerine söz aîan Maliye Bakanı Halil Ayan şu açıklamada bulunmuş­tur.

Muhterem arkadaşlarım,

ün üzerindeki muamele vergisi kaldırılırken makarna, bulgur ve şehriyeden de bu verginin kaldırılması hakkındaki arkadaşlarınızın tekliflerine muta­vaat etti!: .-± onlardan da muamele vergisinin kaldırılmasına taraftar olduk. Yalnız pirinç ve pirinç unu ayrı bir mevzu olduğu için tetkikat yapmadan bunun üzerinde bir maruzatta bulunamıyacağım. Maddeyi, teklif ettiğimiz şekilde kabulünü rica edeceğim.

Maliye Bakanının bu açıklamasından sonra Celâl Otman'm verdiği önerge reddedilmiş ve maddeıer müzakere ediîerek tasarı kabul olunmuştur.

Bundan scnra gündemde bulunan maddelerden Bingöl milletvekilliklerine seçilen Feridun Fikri Düşünsel ile Mustafa Nuri Okçuoğlu'nun seçim tuta­nakları hakkında Yüksek Seçim Kurulu başkanlığı tezkeresi ve Tutanakları inceleme Komisyonu raporunun da müzakeresi yapılmıştır, inceleme komisyonu raporunda, suya düştüğü bildirilen iki sandıktan çıka­cak oylar da, D. P. ye geçirildiği ve tutanakların tasdikine ekseriyetle karar verildiği işaret edilmekteydi. Yalnız rapora konan bir muhalefet şerhinde, baskı yapıldığı ve Bingöl valisi ile ilce idare âmirlerinin C. H. P. narama ça­lıştıkları yolunda vaki şikâyetlerin, Secim Kanunun müzakeresi sırasında ge­çen tartışmalarda o zamanki, Başbakan yardımcısı Nihat Erim'in de ifade ettiği gibi, bu konudaki şikâyetlerin Sicim Kanununda zikredilen şikâyet müddeti dışmda bırakıilacağım bildirdiği hatırlatılmakta ve şikâyetlerin tah­kiki istenmekteydi.

Raporun okunmasını müteakip kürsüye gelen komisyon sözcüsü C. H. P. milletvekillerinden Hamdi Şarlan, bu mevzuda vaki olan şikâyetlerin Seçim Kanunundaki müddet kaydına tâbi olması gerektiği yolunda mütalâada bu­lunmuş ve tutanakların tasdikini istemiştir.

Hamdi Şarlan'dan sonra söz alan Manisa Milletvekili Lütfü Feyzi Karaosman-oğlu, Tokat Milletvekili Ahmet Gürkan, Sivas Milletvekili Nihat Öçten, Feridun Fikri DüşünsU'in tutanağı hakkında tahkikat açılmasını istemişlerdir. İncelme Komisyonu Başkanı Afyon Milletvekili Kemal Özçoban da, tutanağın komisyona geri verilerek orada incelenmesini teklif etmiştir. Trabzon C. H. P. Milletvekili Faik Barutçu ise, söz almış olan D. P. milletvekillerinin kendisitt-ce delâlet ettiği mânayı işaret ettikten sonra, eğer bu tutanak üzerinde tahki­kat açılırsa, bunur. Seçim Kanununa muhalif olacağı mütalâasında bulunmuş ve raporun kabul edilmesini istemiştir. Konuşmasını yapmıştır. Meclis saat 19'da birinci oturumuna son vermiştir.

Meclisin ikinci oturumu açıldığı zaman, Bingöl Milletvekili Feridun Fikri Düşünsel, kendini müdafaa etmek üzere kürsüye gelmiştir. Feridun Fikri Düşünsel, şahsının mevzuubahs olduğunu belirterek, bizzat kendisinin de böyle cebir ve tazyiklerle verilmiş rlyler vasıtasiyle milletvekili olmayı iste­mediğini söylemiş, itiraz olarak ileri sürülen iddiaların yersiz ve mesnetsiz olduğunu ifade etmiş ve tutanak hakkında tahkikat açılmaması arzusunda bulunmuştur.

Feridun Fikriden sonra söz alan Bursa Milletvekili Agâh Erozan, Fahri Ağa-oğlu tahkikat açılması mevzuunda ısrar etmişlerdir.

Neticede Bingöl milletvekillerinden Feridun Fikri Düşünsel ile, Mustafa Nuri Okçuoğiu'nun seçim tutanağının tekrar inceleme komisyonuna havale edil­mesi kabul olunmuştur.

Meclis Cuma günü toplanacaktır. Ankara : 5 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında Bingöl Milletvekillerinin se­çim tutanakları hakkındaMillet MeclisiTutanakları İncelemeKomisyonu raporu üzerinde gecen görüşmelerde ileri sürülen bazı müalâalara karşılık olarak Başbakan Adnan Menderes aşağıdaki beyanatta bulunmuştur: Muhterem arkadaşlarım,

Söz almaktan maksadım elimizde bulunan Seçim Kanununun bahis mevzuu meselede, naşı] tatbik edilmesi lâzım geleceğini tavzih veya münakaşa etmek değildir. Muhalefet adına söz alan arkadaşlar, bu kürsüden, sanki Demokrat

Partinin, mecliseteki büyük ekseriyetine dayanarak, kanunları hiçe saymak yolunda yürümekte olduğunu ifade eden sözler sarfetmişlerdir. İşte böyle bir isnada yer olmadığını ve yüreklerinde şayet böyle bir endişe yer bulmuşsa bunun asla varid olamıyacağını ifade etmek maksadiyle kürsü­ye gelmiş bulunuyorum.

Muhterem arkadaşlarım,

Biz, Feridun Fikri arkadaşımızın mazbatasını reddetmek kararını alacak de­ğiliz. Burada şimdi bahis mevzuu olan mesele bir çok şikâyetlerin vaki oldu­ğu Bingöl seçimleri için tahkikat açılsın mı açılmasın mı konusudur.

Arkadaşlar,

1946 seçimlerinde Demokrat Parti mütemadiyen ve mütemadiyen tahkik is­tedi, Halk Partisi de mütemadiyen ve mütemadiyen tahkik istemem dldİ. (bravo sesleri)

Ne gariptir ki, şimdi yine Demokrat Parti tahkikat isterim diyor, muhalefet de yine tahkikat istemem diyor.

Tahkikat nedir arkadaşlar? Tahkikat hakikati meydana çıkarmak demektir. Şayet Bingöl'de seçimleri kanun dairesinde yapmışlarsa tahkikattan kaçın­mak için ne sebep vardır, (soldan bravo sesleri, alkışlar)

Hükümetten mi korkuyorlar, adaletten mi korkuyorlar, Büyük Milllt Meclisi­nin tahkikat vasıtalarını kötüye kullanacağından mı korkuyorlar? Adalete,idareye, hükümete vedemokratikesasların iyitatbik edileceğine neden hâlâ itimat etmek istemiyorlar.. Şuradan buradan birtakım deliller ge­tirerek tahkikatı önlemeye çalışıyorlar.

Arkadaşlarım,

1948 seçimlerinin tutanaklarının müzakere ve münakaşası muhalefet için bir işkence teşkil etmiştir.Parti namına 37 ilin seçimlerinekarşı yapılan İtiraz-Isrm hepsini bir gününruznamesine koyarak bir günsabahtan bağlıyarak ertesi günün sabahına kadar hepsini bir hamlede çıkardılar ve getirdiğimiz binbir vesikanın hiç birisini nazarı itibare almayarak, tahkikata hacet yoktur dediler ve işkenceden zevk alan insanlar edası ile haksızlık karşısında duy­duğumuz ızdiraba yalız lâkayıt kalmadılar, âdeta bundan zevk aldılar. Arkadaşlar....(sağdan, şimdi sıra sizde sesleri) Başkan Rica ederim, müdahale etmeyiniz...

Başbakan Adnan Menderes (devamla) Arkadaşlar, 1946'dan bu yana bü­tün bir memleket, bütün bir milllt büyük bir azimle ayağa kalkmış olmasaydı, onların şimdi övünmekte oldukları Seçim Kanununun bir tek maddesi bile elde edilemezdi,(soldan şiddetli alkışlar, bravo sesleri)

Arkadaşlar,

Bu millet onlara anlatmıştır ki, 1946 seçimi bir daha tekrar edilemez, (soldan bravo sesleri, şiddetli alkışlar). Bu millet onlara bunu anlattığı gibi, şimdi iktidar partisi olan Demokrat Partiye de kanunların hiçbir suretle İhmal edilemiyeceği ve kanunları ihmal etmek yüzünden millet gözünden düğ­menin âkibetlerinin iyi oîmıyacağmı anlatmıştır,(soldan alkışlar) Şimdi arkadaşlarım, Faik Ahmet Barutçu diyor ki, objektif konuşuyorum objektif .konuşabilmeği için daha evvel konuştuklarını hatırlamış olması lâzım gelir.FaikAhmetBarutçu'nunvepartisininiktidardaiken' konuştukları, komisyonlarda bu gün söyledikleri ile tezat teşkil etmektedir, (soldan alkışlar) Faik Ahmet Barutçu(Trabzon) Tek misalini getiremezsin. Tek misalini ge­tiremezsin. BaşkanHatibin sözünü kesmeyiniz.

Başbakan Adnan Menderes (devamla)Bizim, muhalefette iken demokratik bir sistemin kurulması hakkındaki tekliflerimizi son zamanlara kadar binbir dereden su getirerek daima reddettiler. Şimdi kürsüye gelmişler, bizim söz­lerimi;'! ve fikirlerimizi bize nasihat olarak sarfediyorlar. (soldan bravo ses­leri, alkışlar).

Bizini, Faik Ahmet Barutçu'dan demokrasi dersi almaya hiç ihtiyacımız yok­tur, (soldan şiddetli alkışlar)

Burada ne güzel ne tatlı demokrasi dersi, kanun dersi vermektedirler. Ama şimdi onların bize söylediklerini vaktiyle biz kendilerine mütemadiyen söy­ledik ve ilâve olarak dedik ki, şartlar değişebilir ve günün birinde siz bugün çiğnemek istediğiniz hukuk esas ve kaidelerine muhtaç olabilir. Onlara tu­tunmak ihtiyacında kalabilirsiniz. Fakat onlar bu ihtimali asla hatıra getir­mek istemediler.

Arkadaşlar,

Buna dair kendilerine bir misal vereyim, İlim heyetinin hazırlanmış olduğu tasarıda seçim kurulu değil, yüksek seçim mahkemesinin kurulması teklif olunuyordu. Burada bir çok müzakereler yapıldı. Anayasa dediler, şunu de­diler, banu dediler, aslı esası oİrmyan binbir delil getirdiler, binbir bahane buldular. Yüksek seçim mahkemesini yüksek seçim kuruluna tahvil ettiler. Biz o zaman mütemadiyen söyledik ve ısrar ettik, fakat onlar yüksek fecim mahkemesini bir türlü kabul etmediler.

Bundan maksatları ne idi? Bundan maksat ve gayeleri ekseriyetle buraya geleceklerini sanıyorlardı ve bunlar bu ekseriyete dayanarak sizleri kulak­larınızdan tutup 1946 seçimlerinde yaptıkları gibi teker teker kapı dışarı ede­ceklerdi, (soldan bravo sesleri, alkışlar) (sağdan gürültüler) şimdi Ebu Cehil gibi kendi kazdıkları kuyuya kendileri düşmüş olmaktan korkuyorlar, sol-dan alkışlar),(sağdan gürültüler)

BaşkanSusunuz hakkınızda nizamnameyi tatbik ederim. Niçin sabırsız-hk ediyorsunuz. Size ihtar ediyorum susunuz. İkinci defa ihtar ediyorum. Hamdi Orhon susunuz.

Başbakan (devamla)Aziz arkadaşlarım, hakikaten Faik Ahmet Barutçu arkadaşımı dinlerken şaşkına döndüm. Kendilerini acaba bu sözleri söyliye-cek mevkide midirler, acaba biz bu sözlere muhatap olacak mevkie mi düş­tük? İşte bu hayretin verdiği heyecanla kendileri için pek tatlı olmayan söz­ler sarfetmis bulundum.Kütükler meselesindeki vaziyet budur. Biz bunu eie alırken sözümüzün basın­da arzetmis olduğumuz veçhile Milletvekilleri Seçimi Kanununa mütenazır bir kanun yapmış olduğumuzu da arzettik. Onun esaslı hükümlerine atıf sure­liyle bu kanun tasarılarını hazırlamış bulunuyoruz.

Önümüzdeki aylarda bu dört müessese yani mahalle, köy, şehir ve belediye seçimleri yapacağız. Millî iradeyi tam mânasiyle tecelli ettirmek için Millet­vekilleri Seçim Kanununun kuvvetli müeyyidesi olan hükümleri esas ittihaz ettik. Biz bütün bunlara rağmen bu tasarıları yüksek meclise arzederken bun-iarla iftihar ettiğimizi söyledik fakat en mükemmel bir kanun olduğunu iddia etmiş değiliz. Bu rnükemmelliyet tabiatiyle zamanın icabatina ve tezahürata göre ileriki kanunları da bu gibi mühim kanunlarla ele almak zaruridir. Ni­tekim kjş devresinde bir Belediye Kanunu takdim edeceğiz, bir Köy Kanunu takdim edeceğiz ve nihayet özel İdare Kanunlarını takdim edeceğiz. Seçim mekanizması ela ayrıca o kanunlarda yer alacaktır. Şekil itibariyle önümüz­deki seçimleri yapacak muvakkat mahiyette bir kanun gibidir. Yalnız Sayın Seyhan Milletvekili arkadaşımız burada bahsederken, hükümetin gaflette bulunduğunu ve meclise karşı laubalilik gösterdiğini beyan etti. Meclise kar­şı laubalilik kelimesini ben şahsen, kendim ve hükümetim namına kabul et­miyorum. Meclisi Âliye takdim ettiğimiz kanunlarad meclisin selâhiyetini müdrik insanlarız. Gerekçeyi kısa yazdık bunu itiraf ederim. Hakikaten iç­tüzük hükümleri gereğince ihsaî malumatı ihtiva etmiyen kısımlar olabilir. Fakat arzettiğim gibi kısa zamanda bu üç kanunu çıkarmak mecburiyetinde bulunuyoruz. Bu kanunu iadesi suretiyle, tekrar bize verecek olursanız o va­kit biz size ancak kiş devresinde bir kanun getirebiliriz. Fakat ondan evvel yapılması zarurî olan mahalle, belediye ve köy muhtarları seçimleri evvelki kanunların şartlarına göre yapılması zarureti hasıl olur. Taktir yüksek mec-lisinizindir, efendim.

Bundan sonra tasarının tümü hakkında bir yeterlik önergesi verilmiş, yeter­lik önergesinin aleyhinde konuşan C. H. P. Yozgat Milletvekili Avni Doğan, mevzuun ehemmiyetini işaret ederek, müzakerenin devamını istemiş ve bu istek kabul edilerek müzakereye devam olunmuştur.

Söz alan Çanakkale Milletvekili Süreyya Endik, hükümetin yorulmak iste-miyerek eski C. H. P. hükümetinin çıkarmış olduğu kanunu örnek alarak butasarıyı hazırladığı fikrinde bulunmuş, bu mütalâaya karşı da İçişleri Ba­kanı şu cevabı vermiştir:

Efendim, Çanakkale Milletvekili Süreyya arkadaşımız bu kanunu teklif eden İçişleri Bakanlığınım ve hükümetin yorulmak istemiyerek, bir kanundan kopya ederek buraya getirdiğimi bahsettiler. Biz, bu kanunu kopya ederek buraya getirmiş değiliz. Bu kanunun, Milletvekilleri Seçimi Kanununun şu veya bu şartlar altında yapılmasını düşünerek kopya etmedik. Yalnız bugünkü Meclisi Âlinin ekseriyet bünyesini teşkil eden, bu günkü du­rumu doğuran bir kanunun ana hatlarından istifade ederek bu kanunu getirdik. Dört kanundur. Seçim mekanizmasının bütün esaslarını ve şart­larını köyde veya şehirde muhtelif icaplara göre başka türlü ayrı ayrı, çok Ölçülübir şekildetanzimetmek suretiylegetirmiş olsaydıkbukanunlar

ancak buraya ksş devresine kadar arzedilebilirdi. Onun için önümüzdeki seçimlerin süratle yapılması zaruretini ve ayni zamanda mevcut Milletve­killeri Seçimi Kanununun emniyeti haiz olan kısımlarını şimdilik kâfi görerek, ilerideki tatbikatın tezahürlerine göre, esas kanunlar - yapılacağı za­man daha mütekâmil yapacağımız düşüncesiyle bu kanunu getirdik. Biz yo­rulmak istemiyerek, kopya ederek kanun .getirmiş değiliz. Acak ihityaç. za-rutet düşüncesiyle bu kanunu getirdik, kendilerine bilhassa arzetmek isterim. Bundan sonra söz alan C. H. P. Yozgat Milletvekili Avni Doğan, bu mevzu üzerinde konuşan hatiplerin, geçmiş devirleri totaliterlikle'vasıflandırmalarını doğru bulmadığını ifadeyle, bu nevi sözlerin artık kullanılmaması lâzımgel-diği fikrinde bulunmuş, Malatya C. H. P. Milletvekili Hikmet Fırat da tasa­rıların süratle çıkması lehinde konuşmuştur. Seyhan Milletvekili Sinan Tekeli-oğlu da, Avni Doğan'm sözlerine cevap vererek, geçmiş devirleri totaliterlikle vasıflandıran hatiplerin, Atatürk'e dil uzatmadıklarını belirtmiştir. Milletve­killerinin bu konuşmalarını takiben Başkanlık Divanma verilen ikinci bir ye­terlik önergesi okunmuş ve bu defa önerge kabul edilerek tasarının madde­lerinin müzakeresine geçilmiştir..

Maddeler üzerinde konuşan bazı hatipler çeşitli mütalâalarda bulunmuşlar ve fikirlerini belirten takrirler vermişler ise de İçişleri Bakanı Rüknettin Nasuhioğlu ile Adalet Komisyonu sözcüsünün verdikleri izahatı müteakip, bu takrirler oya konmuş ve reddedilmiştir. 3u suretle tasarı ekseriyetin tas-vibiyle kabul edilmiştir. Bundan sonra oturuma ara verilmiştir.

Ankara : 8 (A. A.) —

Yeni Basın Kanun tasarısı hakkında İstanbul Gazeteciler Cemiyeti başkan ve­kilinin çektiği telgraf ile Başbakan Adnan Menderes'in bu telgrafa verdiği ce­vap:

Sayın Adnan Menderes Başbakan

Ankara

Adalet Bakanlığı temsilcileriyle cemiyetimiz mümessillerinin müştereken yap­tıkları toplantılar neticesinde vardığımız görüş birliğine rağmen bugün cemi­yetimize gönderilen Basın Kanunu tasarısının eski iktidar tarafından hazır­lanan son kanun tasarısına tamamen benzediğini üzülerek gördük. Matbuat hürriyeti mevzuunda haklı olarak tam bir anlayış beklediğimiz demokrat hü­kümetin nazarı dikkatini çekeriz.

Başkan vekili

Enis Tahsin Til Sayın Enis Tahsin Til Gazeteciler Cemiyeti Başkan Vekili.

İstanbul

Adalet Bakanlığı temsilcileriyle cemiyetiniz temsilcileri arasında kararlaştı­rılmış olan esaslar dahilinde Basın Kanununun tadili meselesi, dünkü telgrafı üzerine yeniden görüşüldü ve evvelce temsilcilerinizle mutabık kalman esaslara «öre tasarıya şekil verilmesi neticesine varıldı. Matbuat hürriyetinin demokratik bir rejime yaraşacak şekilde teminat altın­da bulunması prensibine daima sadakatla bağlı kalacağız. Matbuat Kanunu tasarısı üzerinde cemiyetiniz temsilcileriyle mutabık kaim­miş olması tasarının matbuat hürriyetini koruyucu hükümleriihtiva ettiği hususunda en kuvvetli delil teşkil eder. Başbakan Adnan Menderes

Badyo yayınları danışma kurulu bu sabah saat 10'da Radyoevinde ikinci top­lantısını yapmıştır.

Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürü Doktor Halim Aîyot, toplantıyı şu nutukla açmıştır: Radyo yayınları danışma kurulunun sayın üyeleri,

Bas;n, Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğünün Teşkilât Kanunu ile tesis edi­len radyo danışma kurulu, 24 yıllık radyoculuğumuzda henüz pek yeni bir teşekküldür. Radyomuz yayın esaslarını ve programlarını geliştirmek için memleketin bu sahada en sahibisalâhiyet kıymetlerini bir arada toplıyarak vücude getirilen bu teşekkül ilk toplantısını bundan yedi ay evvel yapmıştı. Bugün huzurunuzda kurulan ikinci toplantısını açmakla şeref duyuyorum. Hepinizi sevgi ve saygı ile selâmlarım.

Say;n kurulun tetkikine mevzu teşkil eden birçok mühim meseleler üzerinde vazifeli arkadaşlarım gerekli açıklamalarda bulunacaklar ve bu suretle siz­leri her bakımdan tatmin etmee gayret edeceklerdir. Benim umumî esaslar üzerinde kalmama müsaadenizi rica edeceğim.

Demokrasimizin kökleşmesinde millî radyolarımıza büyük vazifeler düşmek­tedir. Bu hususta azamî sermayeyi elde etmek için sizlerin bize rehber olmanı­zı en başta rica ediyorum. Büyük halk kitlelerinin siyasî terbiyesine bütün dünyada ne derecede önem verildiği hepimizin malûmumuzdur. Radyomuzun bu yönden faaliytinde de yüksek irşatlarınızla bize yol göstermenizi bilhas­sa rica edeceğim.

Radyomuzun muhtelif hizmetlerini haber, propaganda, müzik, terbiye, ilim, fen ve kültür konuları, temsil yayınları olarak ele alabiliriz. Bu sahaların her birinde yapılmayanın yapılması, yapılanın da daha mkemmel olması için bizi tenvir etmenizi ve memleket gerçeklerine en uygun formülleri göstermenizi sizden rica ediyoruz. Haber neşriyatımızda çeşitli kaynaklardan alman dahilî ve haricî en yeni haberlerin vatandaşa biran evvel ulaştırılmasını temin et­mek lüzumu aşikârdır. Bu arada toplanan haberlerden bütün memleket gazetelerini faydalandıracak şekilde tertibat alınmasının gözönünde tutulması ge­rektiği kanaatindeyiz. Radyomuzun haberler servisini, birçok mahrumiyetler ve fedâkârlıklarla çalışan gazetelerimizin, devamlı bir yardımcısı olarak ça­lıştırmak azmindeyiz.

Radyo gazetelerimizde haberler hakkında aydınlatıcı yorumlar yapmamız gerektir. Bu yorumlarda hâdiseler siyasî, iktisadî, askerî ve diğer yönlerde en isabetli şekilde tahlil edilmelidir.

Radyo konuşmalarını zemine zamana ve ihtiyaçlara göre ayarlıyacak esas­ları tesbit etmeliyiz. Radyo programlarının tesbitinde radyonun eğlendirerlk dinlendirme ve öğretme vasıfları yayında terbiye etme ve yetiştrme vasfının da gözönünde tutulması icabeder. Bu bakımdan radyo ile eğitim ve öğretime lâyık olduğu emniyetin verilmesi çok iyi olacaktır. Çocuklarımızı ve genç­lerimizi yetiştirmeği hedef tutan okul radyosu ili tahsil çağını aşmış geniş kit­lelerin hayatî mahiyetteki bilgilerle teçhizini gaye olarak alan neşriyat bu ba­histe iki esaslı mevzu teşkil etmektedir. Millî Eğitim Bakanlığının kıymetli rehberliği altında, millî radyoculuğumuzun porogramlaştırılması, az zamanda memleket ölçüsünde randıman veren devamlı bir mesainin meydana gelme­sini sağlıyacaktır.

Müzik neşriyatımızı her sınıf halkın isteklerine cevap verecek şekilde ayar­lamak ve Klâsik Tarihî Türk müziğile Folklor Müziğimize çok sesli modern Türk Müziğine büyük önem vermek gayemizdir.

Temsil neşriyatını daha olgun, daha faydalı bir hale getirmeğe, bu neşriyatta millî eserlere, mahallî mevzulara büyük yer ayırmağa çalışacağımız gibi mil­letlerarası değerindeki sahne edebiyatın da ihmal etmiyeceğiz.

Ankara'da uzun dalga, İstanbul'da orta dalga üzlrinden yayın yapan iç pos­talarımızdan başka Ankara'da kısa dalgadan her akşam oniki yabancı dille haber ve propaganda yayımı yapılmaktadır. Bu yayımda geniş imkânlarla Teknik tesisatı bu sene tamamlanan, Ankara'daki 100 kilovattık tevcih antenli Efendim, Tıp Fakültesi heyeti muhteremece malumdur ki 1933 yılma kadar Haydarpaşa'da idi.(işitemiyoruz sesleri)

Yine bu yayımda turist celbini istihdaf eden mevzulara Önem vereceği?:. Tlknik tesisatı bu sene tamamlanan, Ankara'daki 100 kilovatlık tevcih antenli kısa dalga postamızın muvakkat kabul muamelesi de bugünlerde intaç edil­miştir. Bu posta, hâlen yayıma amade bir halde bulunmaktadır. Bu postanın yayım ve çalışma programlarının hazırlanması kıymetli mesainize arzedilecek-ür.

Bu suretle üç kuvvetli radyo postasına katılan bu tesisimizle beraber mem­lekette dört radyo postası faaliyet haline geçmiş bulunacaktır. Gerçi, radyo idaresi tekâmüle doğru sağlam adımlarla yürümek yolunda ciddî gayretllr sarfetmiştir, fakat bugünden yarma daha ileri olmak, daha iyi yap­mak vazifemizdir. Kurulun bize göstereceği aydınlık yolda ilerliyerek daha iyiyi daha güzeli mikrofonlardan aksettireceğimize kaniiz. Sayın üyeleri bir kerre daha saygı İle selâmlar, kurul çalışmalarında başarılar dilerim.

Giresun ilinin bu seneki fındık mahsulünün ne halde olduğunu henüz katiyetle bilmiyoruz, kendileri mevcut kanun ve mevzularla telifi ve tatbiki mümkün tedbirleri bize ilham etmek lutfunda bulunurlarsa hükümetin bunların tat-"biklerine büyük bir gayretle çalışacağını temin ederim.

Memleketin iktisadî politikasını ehemmiyetle tesbit etmek mevkiinde bulun-«tuğumuz ve bunu çok müstacel bir şekilde ve nihayet önümüzdeki hafta so­nuna kadar ikmâl etmek zorunda olduğumuza göre bu kadar mühim çalışma­lar arasında arkadaşımın sorusunu tetkike imkân bulamadığımızı da maaliti-.zar arzederim. Arkadaşım bu hususta bizi mazur görsünler. Bugün için söy-liyeeeğim bundan ibarettir, birkaç gün sonra artık bunlarla meşgul olabiliriz. Çankırı Milletvekili Kâzım Arar tarafından tevcih edilen, bugüne kadar tef­tiş görmeyen Millî Eğitim Bakanlığı teknik öğretim müsteşarhğmdaki yol­suzluk ve usulsüzlük hakkındaki soruya Millî Eğitim Bakam Avni Başman .şu cevabı vermiştir:

Saym arkadaşlar, sualleri madde madde cevaplandıracağım. 1 — Teknik öğretim işlerinin inkişafı için 1941 yılmdanberi 4304 sayılı ka-.nunia tahsis edilen ödenek (81.000.000) milyon lira olup bundan 80.204.292 li­ra sarf edilmiştir. Bu sarfiyat 4304 sayılı kanunun gerekçesine bağlı program göre yapılmıştır.

Teknik öğretim işlerinin umumî bir plâna istinat edip etmediği sorulmaktadır. 1927 yılında memleketin teknik inkişafını hazırlamak ve bir plân tanzim et­mek üzere Belçikalı teknik öğretim mütehassısı Ömer Buyse davet edilmiş­tir. Ömer Buyse bu işler hakkında bir rapor tanzim ederek bakanlığa vermiş­tir. Ömer Buyse'nin hazırladığı bu plânla işlere başlanmış ve müteakip za-.manlar içinde Avrupa'dan türlü sahalar üzerinde mütehassıslar getirtilerek bunların çalışmalarından da istifade edilmiştir. Ayrıca 1934 yılında Millî Eği--tim Bakanlığı dergisinde neşredilmiş bulunan ve bakanlığın 7/12/1934 tarih ve 815 sayılı tezkeresi üzerine Başkanlık Yüksek makamlarının 13/12/1934 ta­rih ve 6, 486 sayılı tensipierile Millî Eğitim Bakanlığı talim ve terbiye dairesi başkanı merhum İhsan Sungu'nun başkanlığı altında Ertik Teknik Öğretim Genel Müdürü Rüştü Uzel, Bayındırlık Bakanlığından su işleri müdürü Ratıp, Yüksek Mühendis Okulu Müdürü Fikri, Tarım Bakanlığında Yüksek Ziraat Enstitüsü müşavirlerinden Abidin, Ekonomi Bakanlığı etüd ve endüstri eks­peri Ethem, Genel Kurmaydan Yarbay Şükrü, İstanbul Üniversitesi profes­örlerinden Ordinaryüs Profesör Kerim olmak üzere bir komisyon toplanmış ve bilâhare bu komisyon merhum Müsteşar Rıdvan Nafiz Edgüer'in başkan­lığı altında Bayındırlık Bakanlığı Fen Heyeti Başmühendisi Kemal, Ekonomi Bakanlığı adına Endüstri Genel Direktörü Reşat Bener ile sanayi işleri ins-pektörlerinden Halit Güleryüz, Genel Kurmay Başkanlığı adına Kurmay Bin­başı Yusuf Adil, Millî Savunma Bakanlığı adına ordu dairesi 4'üncü Şube Direktörü Kurmay Yarbay Cemil ile Hava Müsteşarlığı Fen Şubesi Direktörü Dr. MühendisBinbaşıİhsanAksoley,TarımBakanlığıadınaTarım Genel

Tevfik Alyot dün akşamdan itibaren va­zifesine başlamıştır. Yeni Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürü İstanbul Hu­kuk Fakültesinden çıktıktan sonra Paris Hukuk Fakültesinde matbuat rejimleri konusunda tezini yaparak doktorasını almış ve ayrıca Paris Edebiyat Fakülte­sini bitirmiştir.

Memlekete döndükten sonra Üniversite­de, Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdür­lüğünde, İçişleri Bakanlığında muhtelif hizmetler sonra son olarak bu Bakanlı­ğın Baş Hukuk Müşavirliğini yapmış, devletlerarası bir çok kongrelere Hükü­metimizin mümessili olarak katılmış, 1950 yılında da Milletlerarası îdari tüm­ler Enstitüsü İdari Tatbikat Komitesi­nin daimî üyeliğine seçilmiştir.

6 Temmuz 1950

— Ankara:

Türkiye'de yolların geliştirilmesi için Marshall plânından ayrılmakta olan tah­sisatta mühim bir artış müşahade edil­mektedir. Türkiye'de yollar için 1948 -1949 senesinde 5 milyon dolar ayrılmış­ken 1949 - 1950 senesinde bu miktara 9 milyon daha ilâve edilmiştir. Böylelikle şimdiye kadar Türkiye yolları için tahsis edilen yardım miktarı 14 milyon doları bulmuştur.

Bir buçuk yıl zarfında 145900 adet altın kaplamalı ve 144350 adet gümüş kap­lamalı olmak üzere ceman 290250 adet rozet imâl edilip teslim edilmiştir. Bu­na karşılık C. H. P. den 75.527 lira alınmıştır. Bunun 34.801 lira 34 kuruşu sarfedilen malzeme tutarı,21.906 lira 70 kurusu bu işte çalışan öğrencilere öğ­renci hakkı ve çalışma saatleri dışında isteği ile çalışan Öğrenci ve öğretmen­lere fazla mesai karşılığı işçilik olarak ödenmiştir. 11.992 lira 89 kuruş 3423 Sayılı kanun hükümlerine göre, işletme idare masrafları karşılığı olarak 6826 lira 7 kuruş da kâr olarak mütedavil sermaye hesabına kaydedilmiştir. Okul miitedavil sermayesi, atölyelerin imkân ve iş hacmi nisbetinde bu çeşit sipa­rişleri bilhassa memlekette yapılmasını sağlamak maksadiyle kabul etmek­tedir. Sözlerim bu kadardır.

Bakandan sonra kürsüye gelen soru sahibi, bakanın verdiği izahatın kendi­sini tatmin etmediğini söylemiş ve bu mevzuda uzun boylu izahata girişmiş­tir.

Vakit geciktiğinden öğleden sonra saat 15 te tekrar toplanmak üzere başkan oturuma son vermiştir.

B. M. Meclisinin 10 Temmuz 1951 tarihindeki ikinci oturumu.

Ankara :10(A. A.) —

Meclisin bugün öğleden sonraki toplantısında, gündemde bulunan soruların ve diğer maddelerin tamamlanmasını müteakip söz alan Başbakan Adnan Mendsres, meclise verilmiş olan yeni Basın Kanunu tasarısının bir karma ko­misyon tarafından incelenmesini istemiş ve şunları söylemiştir.

Muhterem arkadaşlar,

Demokratik bir rejimin en mühim ve en kuvvetli temellerinden birisi taktir buyurursunuz ki matbuat hürriyetidir. Buna inandığımız içindir ki elde mev­cut Matbuat Kanununda matbuat hürriyetini takyid eden hükümleri biran evvel tâdil etmek lüzumuna kani olduk ve bu maksatla hazırladığımız tasa­rıyı Yüksek Meclise sunduk.

Tasarı şimdi adalet encümeninde müzakereye konulmuştur. Ondan sonra ha­valesi mucibince içişleri encümenine gidecektir. Halbuki bayram yaklaşmak­ta ve meclis tatil için hazırlanmaktadır. Matbuat Kanununun tatilden evvel çıkarılmasını tensip buyurursanız, bir karma komisyon teşkil etmeniz icabe-decektir. Bu suretle iş suretle yapılmış olur; ve ötedenberi özlediğimiz ve has­retini çektiğimiz matbuat hürriyetine biran evvel kavuşmuş oluruz Takdir yüksek heyetinize aittir. Binaenaleyh bunu arzdan maksadım, demin de izah ettiğim veçhile asıl beyaz-zehirlerin istihsaline medar olan maddeî asliyenin kâfi derecede murakabe altında bulunmadığını ve bunun için ahkâmı mahsusa konulmadığım tesbit etmektir.

Beyaz zehir kaçakçılığı memleketin muayyen bazı yerlerinde, daha ziyade re­vaç bulmaktadır. Bunun bilhassa İstanbul'da kaçakçılığın son zamanlarda çok ilerlemekte olduğunu aldığım istatistiklerle, şimdi arzedeceğim, dâva mik­tarlarının tetkiki ile de anlamak mümkündür. Diğer zabıta tedbirleri hak­kında bendenizin kâfi derecede malûmatım yoktur. Yalnız bu sene martında İçişleri Bakanlığında muayyen bakanlıkların mümessillerinden mürekkep bir heyet bu hususta iki türlü tedbir almayı muvafık görmüş ve bir kararname hazırlamıştır. Bu kararda, zabıtai mania olarak, İçişleri Bakanlığının ifa ede­ceği vazifeler ve alacağı tedbirlerden bahsolunmakla beraber, kararın ikinci kısmanda da Ceza Kanununun hükümlerinde biraz daha tezyitler ve terhip-lerin şiddetlendirilmesi tavsiye edilmektedir.

23 Mart 1950 tarihini taşıyan bu karar, şimdiye kadar ele alınarak bunun üze­rinde durulmuş değildir.

Şimdi bu istatistikleri arzetmekliğime müsaade buyrulmasim rica ederim. İstanbul mahkemelerine 1945 tarihinden beri gelen işler şöyle hülâsa edile­bilir: 1945 senesinde İstanbul mahkemelerine gelen zehir kaçakçılığına, kul­lanılmasına, alınıp satılmasına taalluk eden dâvalar 207 den ibaretken her sene tedricen artmak suretiyle 1946 da 274, 1947 senesinde 223, 1948 senesin. de 239 fakat 1949 senesinde birden bire bir misli artarak 655, 1950 senesinin. ilk altı ayında 304 adedi bulmuştur. Binaenaleyh ceza mevzuatı bakımından cezalar kâfi derecede değildir. Bunun için bu mevzuu ele almak mecburiye­tinde olduğumuza inanıyoruz. Ceza hükümlerini ihtiva eden Ceza Kanununun. 403 üncü maddesinde ve müteakip maddelerle bu suç için hapis ve sürgün ce­zaları vardır. Bir de para cezası mevcuttur. Bu ceza bir seneden üç seneye ka­dar hapis ve muayyen zaman sürgünlük ve para cezasından terekküp etmek­tedir. Diğer memleketler mevzuatına gelince, Birleşik Amerika'da beyaz ze­hir kaçakçılığından suçlu olanlara on yıl hapis cezası tertip edilmiştir. İngil­tere'de iki yıldan on yıla kadar, Fransa'da 3 yıldan 5 yıla kadar hapis ve bin franktan on bin franga kadar para cezası verilir. Japonya'da iki sene kürek ve on bin yen para cezası, Sovyet Rusya'da üç sene hapis ve müebbeden me­denî haklardan mahrumiyet vardır. Çin'de bunun cezası idamdır. Her mem­leket kendi içtimaî bünyesine ve ihtiyacına göre mevzuatını ayarla iniştir. Fa­kat 1949 ve 1950 senelerinde birden bire bu kabil suçlar artmış ve hatta iki misline çıkmıştır. Onun için biz de gereken tetkikleri yaparak Ceza Kanu­numuzda bunu önleyecek hükümleri vazetmek lâzım gelmektedir. Bundan dolayı Bahadır Dülger arkadaşımızın nazarı dikkatini calip bu sözlü sorusu dolayısiyle bu konuyu ele alarak müsait zamanda bunun üzerinde duracağı­mızı arzediyorum.

Tekirdağ Milletvekili Şevket Mocan'm 4785 sayılı Orman Kanununun uygu­lama sonucu ile İsviçre'den alman traktörler hakkında sözlü sorusu Tarım Bakanı tarafından cevaplandırılmıştır.

Bakan bu cevabında şunları söylemiştir:

1937 ve 1938 yıllarında çıkarılan Orman Kanunlarının tatbikatından doğan bütün aksaklıkları Şevket Mocan arkadaşımın istediği şekilde 3 - 5 ay zarfın­da hazırlayıp cevaplandırmaya maddeten imkân göremedim. Esasen bu gibi aksaklıklar görüldüğü taktirde devlet teşkilâtı tarafından kanunî takibata tabi tutulmuştur ve bilhassa şimdi bunlar üzerinde titizlikle durmaktayız.

Arkadaşım, kanunî takibata tabi tutulmıyan herhangi bir aksaklığı biliyor­larsa takibat yapabilmem için bunu yer ve zaman bildirerek açıklamasını ri­ca ederim.

Bunun gibi yalnız orman istimlâklerine ait olan 4785 sayılı kanunla gayet tabii olarak kıymet takdiri ve gerekse hudut tesbiti bakımından vatandaşla idare arasında bir çok ihtilâflar vücude gelmiş ve mahkemeye intikal etmiş bulun­maktadır. Arkadaşım bütün aksaklıkların dökümünü öğrenmek istiyorlarsa ve bundan bir fayda umuyorlarsa zamana bağlı olduğunu takdir edebilirler.

Münferit bir hâdise üzerinde duruluyorsa, bu hâdise hakkında her manian kendisini tenvir etmeye amadeyim.

Hatipoğlu zamanında İsviçre'den satın alman ve işe yaramaz bir halde Eti­mesgut'ta çürümekte olan traktörlere ait soruya gelince: Bu traktörler Hur-.man nammda bir İsviçre firmasından mubayaa edilmiş ve 1943'de vaki olmuş­tur. Bu tarihte harp dolayısiyle gayri müsait şartlar hüküm sürmekte oldu­ğundan firma yüz traktörden ancak 60 tanesini İstanbul'a gönderilebilmişse de -diğerleri ikmal edilememiştir. Bunu müteakip Ankara'da Ticaret Mahkemesi nezdinde bu firma aleyhinde mahkeme açılmıştır. Fakat devletle firma ara-.smda aktedilen konturat mucibince makinelerin İsviçrl'de tesellümü şart ol­duğuna göre Ticaret Mahkemesi bu müracaatı reddetmiştir. Devlet Şûrası da bu dâvaya bakılmasına karar vermiştir. Bizim mahkemeye müracaatımız üze­rine bu firma anlaşılan insafa gelmiş, derhal hükümete müracaat ederek ma­kinelerin noksanını ikmal edeceğini bildirmiştir. Şimdi bu noksanı bekîiyouz, Bunlar geldiği zaman makineleri ikmal edeceğiz ve piyasaya çıkaracağız. Pi­yasaya çıkınca 13 sene evvel satın alman bu makinelerin satılıp satılmayaca­ğını bilmiyoruz. Bazıları bunları 3 bin liraya bazıları beş bin hattâ yedi bin liraya kadar satılabileceğini söylüyorlar. Makinelerin noksanı ikmal edilir edilmez piyasaya çıkaracağız. O zaman 12 - 13 bin liraya satın alınmış olan bu makinelerin alış ve satış fiyatları arasındaki farkı tesbit etmek imkânını bulacağız. Bu makineler için verilmiş olan 750.000 liranın 13 senelik faizini de hesap ettirmekteyiz. Makineler satıldığı taktirde zarar 350 - 400 bin lira ola--caktır. Eğer satılmazsa bu zarar bir milyon liraya çıkacaktır. Bu makineleri alnlsr hakkında takibat yapacağız. Maalesef bunlardan bir tanesi vefat etmiş­tir, diğeri sağdır. Bunun hakkında kanunî takibat yapılacaktır.

4000 dönümlük bir arazi de Yeşilova köylülerine kiraya verilmiştir ve kira sonradan kendilerine mal edilmek suretiyle değiştirilecektir. Yine bunun üze­rinde ufak bir toprak parçası daha vardır ki, 5000 dönümdür, bunun da der­hal kiraya verilmesini tavsiye ettim.

Yine bu civarda olan Ali Rıza veresesine ait 13 bin dönüm arazi de münazi-ünfihtir. Bu arazinin de sahibi ile aramızda, daha sahibinin kim olduğu pek belli değildir. Dâva hallolunduktan sonra aleyhimize çıkacağını pek zannet­miyorum. Lehimize halloîunduğu vakit bu araziyi kamilen topraksız köylü­ye verilmesi için emir vereceğim. Bütün arazi 68 milyon dönümdür. Bu arazi kavgasız, gürültüsüz haranın elinde benim maksadıma tamamen uygun ola­rak işletip kâfi gelebilecektir. Filvaki burada şimdiye kadar çalışılmış değil­dir. Arkadaşımız burada mevcut hayvanların ancak beş inek, ile birkaç mer­kep ve attan ibaret olduğunu söylüyor.

Burada bizim Ziraat Bakanlığı olarak gayemiz Silifke'den itibaren ta Hatay hududuna kadar Cenupta sarı ırkı ihya ederek bu çiftlikten temin etmektir. 60 dönümlük arazi de benim düşündüğüm plâna göre çok değildir. Bütün ih­tiyacı bu çiftlik devlete bar olmadan pek alâ temin edebilir. Benim -tasarla­dığım plân budur

Denizli Milletvekili Fikret Başaran'm Avrupa ve Amerika'da okumakta olan öğrencilerimizin durumuna dair sorusuna da Ulaştırma Bakanı Tevfik İleri cevap vermiş ve şu açıklamada bulunmuştur:

Ulaştırma Bakanlığına bağlı katma bütçeli idarelerden yalnız. P. T. T. ile D. demiryollarmm ecnebi memleketlerde 97 öğrencisi vardır. Denizyolları ve havayolları böyle bir talebe göndermiş değildir. Bu idarelerden P. T. T. Ge­nel Müdürlüğü hesabına 23 öğrencimiz Amerika'da yüksek mühendislik öğ­renimi yapmaktadır. Devlet Demiryolları hesabına 45 değil, 52 öğrenci Ame­rika'da ve 24 değil, 22 talebemiz de İsviçre'de okumaktadır. Bunlar 1946 yı­lından beri dış memleketlerde okumaktadır. Tahsil durumlarına ve şartlarına göre 950 - 951 yıllarında hepsi memleketimize, dönmüş olacaklardır. Ameri­ka'da bulunanlardan pahalı bölgelerde oturanlara 480. ucuz bölgelerde otu­ranlara 452.Türk Lirası verilmektedir. İsvicre'dekilere 389 Türk Lirası ödenmektedir.

Ucuz-ve pahalı bölgeler için ödenecek olan Ödenek miktarları 1416 sayılı ka­nun hükümleri dahilinde ve Bakanlar Kurulu kararı ile tesbit edilerek Millî Eğitim Bakanlığınca ödenmektedir. Devlet Demiryolları eskiden bu paraları kendisi gÖnderirmiş, hatta 950 yılının Mart, Nisan ve Mayıs aylarını ihtiva eden üç aylık Ödeneği Devlet Demiryollarının kendisi göndermiştir. Bu pa-ralsr daima üç aylığı birden olmak üzere gönderilir. Haziran, Temmuz ve Ağustos 950 aylıklarından bize ait Ödenekleri Millî Eğitim Bakanlığına dev­retmek suretiyle, onların elile gönderilmiştir. Bu devir keyfiyeti esnasında hakikaten 20 - 25 günlük bir teahhür vukua gelmiştir. Fakat bu muamele bit­miş, bundan sonra bir gecikme olmıyacaktır. Aylık ödeneklerden başka öğ­rencilerin kitap kırtasiye masraflarını karşılamak üzere İsvicre'dekilere se­nede iki defa 150 liradan 300 lira, Amerika'dakilere 140 liradan 280 lira ayrıca verilmektedir. Bütçe Kanununda bundan başka olarak hastalık vesair masraflarına karşılık da ödenek verilmektedir. Bütçe açığı dolayısiyle bir gecik­me olmuştur, Fakat emir verilmiştir badema büyle bir gecikme olmıyacaktır. Demek oluyor ki öğrencilerimizin hastalık vesaire gibi zarurî haller de za­manında karşılanmaktadır. Öğrencilerin bakım ve murakabesi 1416 sayılı ka­nun hükümlerine tevfikan Millî Eğitim Bakanlığına bırakılmıştır. Bu itibarla. dış memleketlerdeki Öğrencilerimize ait ihtiyaçların bugünkü şartlar uygun bir şekilde düzenlenmesi ve bunları takdir ve işlemi Millî Eğitim Bakanlığı­nın salâhiyetleri dahilindedir.

Bu hususta kısaca şu hususu da tebarüz ettirmek isterim, öğrenci gönderen genel müdürlüklere bugüne kadar bize verilen para yetmiyor sefil ve peri­şan bulunuyoruz, diye tek bir şikâyet vaki olmamıştır ve ben şahsen bilhassa dış memleketlere gönderdiğimiz Öğrencilere fazla para vermenin hiç taraftan değilim, (doğru sesleri) bu takdirde kazanmak istediğimiz bu yavruları.kay­betmek tehlikesi ile karşı karşıya gelebiliriz. Yine ben şahsen yalnız bu mem­leketin mekteplerinde okuyan bir insan sıfatiyle, bu fakir millltin beni okut­ması dolayısiyle duyduğum şükran ve minnet borcumu Ödediğime kanî de­ğilim ve hatta ölünceye kadar da ödiyemiyeceğİm. (bravo sesleri)

Bu itibarla bu fakir milletin parasiyle Avrupa'da tahsil etmek imkânını bulan bu gençlerin bu fedakâr millete minnettar kalacaklarını ve bu minnettarlık borcunu ödemek için bütün hayatlarını vakfederek çalışacaklarını ve bizi bi­raz daha para gönderin diye müracaat etmiyeceklerini zan ve tahmin ediyo­rum,(bravo sesleri, alkışlar) Maruzatım bundan ibarettir. Meclis yarın saat 10 da toplanacaktır.

B. M. Meclisinin 11 Temmuz 1950 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 11(A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bu sabah 11.15 te başkanvekillerinden Bursa Milletve­kili Hulusi Köymen'in başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açılınca Devlet Bakanlığına Manisa Milletvekili Fevzi Lûtfi Kara-osmanoğlu'nun tayin edildiğine dair Cumhurbaşkanlığı tezkeresi okunmuştur. Müteakiben, tutanakları incllenıe komisyonunda açık bulunan bir üyelik için ad çekme usulü ile seçim yapılmış ve Bursa Milletvekili Necdet Yılmaz se­çilmiştir.

Millî Savunma Bakanı Refik Şevket İnce'nin isteği üzerine Askerlik Kanu­nunun 2850 sayılı kanunla değiştirilen ve 3027, 3174, 4173 ve 4416 sayılı ka­nunlarla fıkralar eklenen beşinci maddesinin değiştirilmesi ve bu kanuna ge­çici bir madde eklenmesi hakkındaki kanun tasarısının öncllik ve ivedilikle müzakeresine başlanmıştır.

Bu mevzuda söz alan birçok milletvekili muvazzaflık hizmetinin başlangıcı olarak sevk tarihinin kabul edilmesini istemiş, komisyon sözcüsü ise, bu teklif kabul edildiği taktirde askeri idare ve askeri hukuk mevzularında birçok değişiklikler yapılması gerekeceğini belirtmiş ve tasarının olduğu gibi kabu­lünü istemiştir. Sözcüden sonra, söz alan Millî Savunma Bakanı Refik Şevket İnce şu beyanatta bulunmuştur:

Muhterem arkadaşlar, gerek mazbatalarda ve gerek burada salahiyetli arka­daşların verdikleri izahlarda bu kanunun esbabı mucibesi lüzumu kadar izah edilmiş oldu. Bu vesile ile şunu söylemek vazifesini yapıyorum:

Bu gün askerlik mükellefiyeti kanunu Millî Savunma Bakanlığının üzerinde ehemmiyetle durduğu mevzulardan bir tanesidir. Askerlik şubeleri meselesi, yem zihniyet ve yeni icaplara göre halledilmesi lâzım bir husustur. Biz bunu riazc'ri dikkate aîarak yalnız müddetler üzerinde durduk. Kanunu da olduğu gibi muhafaza ettik. Meselâ arkadaşların buyurdukları gibi askerlik muvaz­zaflık hizmeti nereden başhyacaktır. Bunu kanunda olduğu gibi muhafaza ettik. Bir esas kanunla diğer müteferri kanunlar arasında ahenk lâzımdır. Sonra da şu veya bu kanunlarda muvazzaflığı tarif etmişken yalnız Askerlik Kanunda değiştirirsek tedahüllere girilmesi, tenakuzlara düşülmesi ihtimali vardır. Binaenaleyh bu kanunu lütfen yalnız müddetlere münhasır olmak üzere gelmiş bir teklif addediniz. Maadasına teşmil etmemenizi bilhassa rica ederiz. Çünki hakikatte asker alma mükellefyetine taallûk eden işler üzerin­de durmak lâzımdır. Esas kanunu bu suretle kökünden değiştirmek lâzımdır. Kökünden değiştirirken yeni bir zihniyetin etrafında toplamr ve ona göre ka­nunu hazırlarız. Aksi halde kanunlar arasında bir ahenksizlik tevlit etmiş oîuruz. Bundan kendimizi sakınmamız lâzım geldiğini zannederim ki, arka­daşlarım takdir ederler..

Yazman arkadaşımızın, askerlik müddetini uzaltıp kısaltmak noktasında Ba­kanlar Kurulunu muhayyer kılmak meselesine gelince, onu da tensip buyu­rursanız deminki maruzatıma ekliyeyim. Bu, bir prensip mevzuudur. Yoksa keyfiyetin dışında olarak burada şu dakikada nazarı dikkate alınıp ta yeni müzakere mevzuu yapılmasına yer yoktur kanaatindeyim.

Sadri Maksudi Arsal arkadaşımızın suali çok yerinde, fakat cevabı da kendi-sindedir. Millî Savunma dâvası mevzuubahîs olurken bu müddetlerin azaltıl­masından doğacak siyası, askerî tehlikeleri hesap etmemek zannederim ki af­fedilmez bir hata olur. Askerlik hizmeti de her hizmet gibi kendi ihtiyacımız, kendi kuvvetimizle mütenasip olarak ölçülmesi lâzımgelen bir hizmettir Hiz­met üç seneden iki seneye inerken askerlerin sayısı azalarak. Fakat hiçbir za-niEn bu sayı hizmetin hakkiyle ifasından bizi menedecek dereceye getirilmi-yeclktir. Takatimiz, topumuz, tüfeğimiz, hayvanımız, paramız ve ihtiyacımı?; ahenkli olarak nazarı dikkate alınarak bu teklif yapılmıştır. Binaenaleyh bu noktayı bu şekilde tasrih etmekle zannederim -ki, o endişeyi de izale etmiş oluyorum.

Diğer noktalarda adaletsizlik keyfiyeti üzerinde arkadaşlarım izahat verdi­ler. Ben tekrar şunu arzedeyim ki, hizmetin içinde bizzat adalet dahildir. Jan­darmanın biraz fazla vazifesi vardır. Malumu âliniz adlî, askerî ve idarî ola­rak mükellefiyetleri vardır. Jandarma adaîltin yardımcısıdir. İdarenin orga-

judır, bizatihi askerlik sıfatım haiz olduğuna göre öğrenilmesi ve Öğrendikten sonra da kendisinden istifade edilmesi lâzım gelen bir unsurdur. Tara iki se­nede tekamül etmiş bir jandarmanın, altı ay da memlekete faydalı olması ica-beder. öteki kısımlar tamamen tenkittir. Deniz kısmında, bilhassa deniz ku­mandanı ile sureti mahsu.sada görüştüm, denizcilerin de hizmetlerinin hiç ol­mazsa 2,5 seneye indirilmesi üzerinde ısrar ettim. Katiyetle buna imkân ol­madığını söyledi. Verdiği izahatı fenniyeyi dinledim. Binaenaleyh deniz sı­nıfının da üç sene olması yolundaki mütalâaya iştirak etmeyi muvafık bulduk. Muhterem heyetiniz takdir buyurur ki hemen hemen bu müddet bütün dün­yada da böyledir. Bu müddetlerin aynen kabulü yolunda gösterilin mütalâa­ların kıymetini bilmekle beraber bunun aksi mütalâada bulunan arkadaşları­mızın da mütalâalarının askerlik mükellefiyeti kanunu görüşülürken yeni baştan ele almmasiyle mümkün olacağını arz ile iktifa ederim. Bakanın izahatından sonra, muvazzaflık hizmetinin başlangıcı olarak sevk tarihinin kabul edilmesi hakkında Erzurum Milletvekili Mustafa Zeren'in ver­diği takrir oya konmuş ve ekseriyet tarafından kabul edilmiştir. Bu tadilin yapılması için tasarı komisyona gönderilmiştir.

Meclis varın saat on'da toplanacaktır.

-

B. M. Meclisinin 12 Temmuz 1950 tarihindeki toplantısı.

Ankara: 12 (A. A.)-

Büyük Millet Meclisi bu sabah saat 10'da başkanvekiİlerinden İstanbul Millet­vekili Fuat Hulusi Demİrelli'nin başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açılınca, İstanbul Milletvekili Hüsnü Yaman ve iki arkadaşının mil­letvekilleri ara seçimlerine bu yıl yapılmaması hakkındaki önergesi okunmuş, bu mevzuda söz alan C. H. P. milletvekillerinden Zihni Betİl, Avni Doğan ve Millet Partisinden Osman Bölükbası önergenin aleyhinde bulunmuşlar ve 1950 Eylül ayında ara seçimlerin yapılmasını istemişlerdir.

Önergenin lehinde konuşan hatiplerin mütalâaları dinlendikten sonra oya müracaat edilmiş ve neticede önerge ekseriyet tarafından kabul edilmiştir. Bundan sonra, kürsüye gelen Devlet Bakanı Başbakan yardımcısı Samet Ağaoğlu, pasaport ve yabancıların memleketimize ikametleri hakkındaki ka­nun tasarılarının süratle çıkarılması için İçişleri Dışişleri ve Adalet Komisyon­larından mürekkep geçici bir komisyon kurulmasını istemiş ve bu istek ka­bul edilmiştir.

Müteakiben, Askerlik Kanununda bazı değişiklikleri tazammun eden ve dün­kü oturumda müzakeresine başlanıp sevk tarihinin muvazzaflık hizmetinin başlangıcı sayılması için komisyona geri verilmiş bulunan kanım 'tasarısının müzakeresi bugün bitirilmiş ve bu kanunun ek maddesi, 1 Ekim 1950 tarihin­den itibaren yürürlüğe girer» şeklinde değiştirilerek tasarı kanunlaşmıştır. Bundan sonra Yedeksubay ve Yedek askeri memurlar hakkındaki 1076 sayılı kanunla değiştirilen üçüncü maddesine bir fıkra eklenmesine dair kanun ta­sarısı müzakere edilerek kabul edilmiştir.

Emekli Binbaşı Lutfi Çan'ın Dilekçe Komisyonuna yapmış olduğu müracaatın ve dilekçe komisyonu raporunun müzakeresinde söz alan bazı milletvekilleri Lûtfi Çan'a şahsi kin ve iğbirar yüzünden sicil verilmiyerek emekliye ayrılmış olduğunu iler sürmüşler ve vazifesine iadesini tazammun eden komisyon ra­porunun kabulünü istemişlerdir. Millî Savunma Bakanı Refik Şevklt İnce, Lûtfi Çan'ın sicilinin usul dairesinde verilmiş olduğunu, bundan dolayı ra­porun reddinin uygun düşeceğini söylemiştir. Neticede, Dilekçe Komisyonu raporun reddine karar verilmiştir. Meclis öğleden sonra saat 15 te toplana­caktır.

Ankara : 12(A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te başkanveklilerinden İstanbul Millet­vekili Hulusi Demirelli'nin başkanlığında ikinci oturumunu yapmıştır.

Oturum açılınca ilk sözü Maliye Bakanı Halil Ayan almış ve liman ve silo tesislerine sarfedilmek üzere Milletlerarası İmar ve Kalkınma bankasından istikraz akdinde dair yapılan mukavelenin Büyük Millet Meclisince tasdiki için İçişleri, Tarım ve Ulaştırma komisyonlarından seçilecek üçer kişiden teş­kil edilecek bir geçici komisyonda incelenmesi teklifinde bulunmuş ve bu tek­lif kabul edilmiştir.

Ağrı Milletvekili Celâl Yardımcı sabahki oturumda itiraz ve iddiası mevzu-bahs edilen Binbaşı Lûtfi Caner'in mazbatası hakkındaki müzakere sırasında Başkanlık Makamınca usule aykırı müzakere yapıldığı mütalâasında bulun­muştur. Başkanvekili Fuat Hulusi Demircili-usule aykırı müzakere yapılma­dığını ve Dilekçe Komisyonu raporunun reye konularak reddedildiğini söyle­miştir.

Müteakiben Celâl Yardımcı'nın önergesi oya konulmuş ve reddedilmiştir. Bundan sonra sözlü sorulara geçilmiştir. Çankırı Milletvekili Kâzım Arar'm, Etimesgut'dakİ Motor Fabrikası ileYenişehir'dekiAtatürk Lisesi ve Sarar Okulunun bulunduğu saha içindeki araziye dair başkanlıktan sözlü sorusu­na Adalet Bakanı Halil Ozyörük şu cevabı vermiştir:

Muhterem arkadaşlar, Çankırı Milletvekili Sayın Kâzım Aarar tarafından tev­cih buyrulan soru şudur:

— Etimesgut'takiMotor Fabrikası ile, YenişehirdekiAtatürk Lisesi ve
Sarar Okulunun mebni bulunduğu arazinin sahibi evvelleri kimdir? Şimdiye
kadar kaç el değiştirmiştir? Bu yerlerin bedelleri satın almak suretiyle mi,
yoksa istimlâk suretiyle mi ödenmiştir? Ödenen miktar nedir?

— Bu alman sahalarda bina mevcut mudur? Sahipleri kimlerdir, tapu kıy­
metleri nedir? Devlet ve müesseseler tarafından ne miktar para tediye edil­
miştir.

a) Etimesgut'taki Motor Fabrikası arazisinin sahibi evvelleri sırasiyle Hatip-oğlu Mustafa mirasçıları 1832 lira satın alma bedeli Maden Oğlu İsmail ev-

laftan 296 lira, Hatipoğlu İsmail, Necmettin ve İbrahim müştereken 2950 lira, Susuzlu Oğlu Ali ve Hasan 1095 lira, Bekir oğlu Ahmen 653 lira, Hatipoğlu Mehmet 1311 lira, Türkmen oğlu İsmet mahdumu Dede, 38 lira, Hatipoğlu Mehmet 523 lira, Abdurrahman ve ortakları 2403 lira, bu arazi adlarını arz-ettiğim kimselerden Hava Kurumu tarafından 1332 lira bedelle satın alınmış, halen Türk Hava Kurumu adına tapuda müsecceldir.

Sorunun ikinci fıkrası, Yenişehirdeki Atatürk Lisesi ve Sarar Okulunun ka­yıtlı bulunduğu araziye gelince, bu iki yer hakkında arzedeceğim hususların tavzihi zaruridir. Halen kadastronun 1158 no lu adasının 2-17 numaralı par-selleriyle 1156 ada 5 no lu parseli, 1135 adanın 12, 13, 14 ve 15 numaralı par­selleri ve 1151 adanın (1) numaralı parselini ihtiva eden ve mecmuu 130 dö­nüm tutan büyük bir saha evvelce Urganciyan Andonun tapulu mülkü iken bunun ölümü ile veresesine intikal etmiştir. Veresesinden Ankara'da bulunan­ların bir kısmı Ağustos 1341 senesinde bu arazideki 20 hisseden 14 hissesini, ki geriye 6 hisse kahyor, bin liraya bedelle Abdülhaîik Renda'ys satmıştır. Geriye kalan 6 hisseden 3'ü mütegayyip eçhasa ait olduğundan kanunu mah­susu mucibince hazineye devredilmiş ve bu üç hisse hazine tarafından Doktor Talât ve Tevfik beylere satılmıştır. Bakiye kalan 20 hissede 3 hissesi de Ur­ganciyan Piyer adında kayıtlıdır,.

İstimlâk sahasına girmiş bulunan bu 130 dönümden 42 dönümü Şehiremaneti tarafından Şubat 1927 tarihinde (76455) lira bedelle Renda ve arkadaşların­dan istimlâk edilmiştir. Tapunun 64 numarasında Şehremaneti namına müs­ecceldir.

Bakiye 88 dönüm arazi bilâhare izalei şüyu suretiyle mahkemece ifraz ve tak­sim edilerek bilmesaha (154931) metre kare olarak tesbit olunmuştur.

Miktarlardan (3560) metre karelik yer bugün Sarar İlkokulunun bulundu­ğu yerdir. Bu yer Ebniye Kanunu hükümlerine tevfikan bedelsiz olarak Ab­düİhalik Renda'dan alınarak hazine adma_ tescil olunmuştur. Ayrıca karakol ve meydanlık ve yola da bedelsiz olarak (54038) metre karelik bir yer ayrıl­mıştır.

Sarar İlkokuluna, karakola ve meydan ve yollara terkedilen kısmı çıkarıldık­tan sonra geriye kalan (97758) metre karelik yerden İzalei Şüyu neticesinde:

48384 metre karelik saha Abdüİhalik Renda

16534"""Talât

1B57Ö""Raif veresesi

9380"""Doktor Tevfik

6890Piyer'e düşmüştür.

Abdüİhalik Renda kendi namına kayıtlı olan 48384 metre kareyi 125296 liraya muhtelif kimselere parça parça satmıştır. Bu arada halen Atatürk Lisesinin bulunduğu 13146 metre karelik saha 15619 liraya hazineye satılmıştır. Bu su­retle Abdüİhalik Rendanm satışı yekûnu, 125.296 lirası eşhasa satışından

76.455 lirasının 20/14 ü istimlâk bedelinden"

15.619 lirası Atatürk Lisesi yeri olup hazineye satışından mütevellit olmak

üzere ceman 217.380 liraya bali olmuştur. Bu malûmatı arzettikten sonra so­runun Sarar İlkokulu ile Atatürk Lisesinin bulundukları sahaya taallûk eden kısmının cevabı gayet kolaylıkla anlaşılabilecektir.

Sarar İlkokulunun bulunduu arazi: Bu arsa kadastronun 1158 adasının 1 nu­maralı parselini teşkil etmektedir. Mektebin bulunduğu yer yukarıda arz-edilen 130 dönümlük arazi parçası içerisindedir. Belediyece yapılan istimlâk dışında kalan 88 dönüm mahallin izaîei suyu neticesinde ifrazı yapılırken 3560 metre karelik mahal Ebniye Kanunu hükümleri gereğince Abdülhalik Renda dan bedelsiz olarak alınmış ve bu yere Sarar İlkokulu adı verilen okul inşa edilmiştir. Halen bu yer Ankara İli adma tapuda müseccel bulunmaktadır.

Atatürk Lisesinin bulunduğu araziye gelince: Bu arazide kadastronun 1151 numaralı adasının 1 numaralı parselini teşkil etmektedir. Bu da yukarıda arz-edilen 130 dönümlük saha içerisindedir. Mecmuu 26796 metre kare olup bu­nun 13164 metre karesi Abdülhalik Renda'dan 15619 lira bedel mukabilinde 1938 senesinde hazinece satın alınmıştır. İmarca kapanan yollardan hasıl olan yer i'azlasiyle birlikte bugün Atatürk Lisesinin bulunduğu arazinin 26796 his­seden 21722 hissesi hazine adma ve 5074 hissesi de Ankara Belediyesi adma şuyulandırılarak hisseli olmak üzere tapuda kayıtlı bulunmaktadır.

Buraya kadar arzedilen izahat sayın soru sahibinin 1 numarada gösterilen so­ruların karşılığını teşkil etmektedir. Bundan sonra sorunun 2 numaralı kısmına geliyoruz.

Ebniye Kanunu mucibince Hazineye bedelsiz terkedilen ilkokul yeri ile ha­zinece satın alman Atatürk Lisesi ve Etimesgut'taki Motor Fabrikasının bu­lunduğu yer üzerinde halen Sarar İlkokulu, Atatürk Lisesi ve Motor Fabri­kası binaları ile müştemilâtı binalar vardır. Arzedildiği üzere Etimesgut'taki fabrika arazisi Türk Hava Kurumu adına, Sarar İlkokul arazisi Ankara İli adma, Atatürk Lisesinin bulunduğu arazi Hazine ve Belediye adına hisseli ola­rak kayıtlıdır.

Motor Fabrikasının arazisinin tapu kıymeti bilfiil satış kıymeti olan 13.332 li­ra olup bina ve makineleri ile müştemilâtının tapuya tashihen tescilleri yap­tırılmadığı için kıymetleri belli değildir.

Atatürk Lisesi ile Sarar ilkokulunun dahi bina kısımları tapuya tescil ettiril­memiştir. Bugün arsa olarak kayıtlı bulunmaktadır. Arsa kıymeti ise tapuda Sarar likokulunun 1780 lira, Atatürk Lisesinin bulunduğu arsanın tapu kıy­meti de 10.077 liradır Bütün bu malûmatı bundan ibarettir. Arzu buyuranlar paftalarını görebilir, yanımızdadır.(soldan teşekkür ederiz sesleri)

Adalet Bakanının açıklanmasından sonra söz alan soru sahibi bakana teşekkür etmiştir.

Bilecik Milletvekili Talat Oranin ipekçilik sanyimizi yaşatmak için hükümet­çe ne düşünüldüğüne dair Başbakanlıktan sözlü sorusuna Ticaret e Ekonomi Bakam Zühtü Velibege şu cevabı vermiştir:

Efendim hükümetin resikare felişinin akabinde tahaddüs eden bu mesele üze­rine Bursalı arkadaşlarımızın teklifi ile Ziraat Bankasının yardım etmesi esası

üzerinde durduk. Fakat büahare buna dahi lüzum bulunmadı. Bursa piya­sası kâfi derecede yüksek bir vaziyet aldı. Artık hiçbir müdahaleye lüzum olmadığmı zannediyorum.

Piyasada koza kalmadı. Binaenaleyh ortada izah edilecek bir mesele de kal-mamiştır.

Soru sahibi bakanın cevabını tatmin edici bulmadığım söylemiş, fiat düşkün­lüğünün önlemesini isteyerek suni ipek ithalinin memleket ipekçiliğine zarar verdiğini ilâve etmiştir.

Müteakben Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu'nun, varlık vergisinin ta­hakkuk eden ve tenzil edilen miktarları ile kanunsuz ve usulsüz olarak tadil veya terkin edilen miktarları ve Tahsili Emval Kanunu dairesinde yapılan tahsilat hakkında Maliye Bakanlığından sözlü sorusu ile, yine Seyhan Millet­vekili Sinan Tekelioğlu'nun Adana Millî Mensucat fabrikasında yapıldığı id­dia edilen vergi kaçakçılığı hakkındaki ihbar üzerine ne yapıldığına dair Ma­liye Bakanlığından sözlü sorularına Maliye Bakanı Halil Ayan soru sahibini tatmin edici malûmatın henüz hazırlanmadığım, gelecek oturumlarda soru­lara cevap vereceğini bildirmiştir.

Yine Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu'nun, memleketimizde yapılması mümkün olan malzeme ve yedek parçaların dışarıdan getirilmesi hakkında Başbakanlıktan sözlü sorusuna Ekonomi ve Ticaret Bakam Zühtü Velibeşe su cevabı vermiştir:

Efendim, Sinan Tekelioğlu arkadaşımızın sorusu Devletimizin ekonomi poli­tikasına taallûk etmektedir.

Malumdur ki Marshall Plânının gayesi harpte alt üst olan dünya ekonomisini düzeltmek, her tarafta kalkınmayı temin etmek ve normal bir iktisadî rejimin tesisine hizmet ederek ilânihaye devam etmesi mümkün olmiyan Amerikan Yardımından bilhassa Avrupa memleketlerini müstağni kılmaktır. Bu mak­satla bir Avrupa iktisadî İşbirliği kurulmuş ve buna dahil olan 18 devlet kendi aralarında yeni bir ticaret rejimi kurmağa karar vermişlerdir Bu teşebbüs plâmna göre birliğe dahil her memleket yine "birliğe dahil memleketlerden yaptığı ithalâtın bu sene ' <■ 60 mı serbest, bırakacak ve bundan sonraki seneler­de bu nisbeti '. 100 e kadar çıkaracaktır. Marshall Plânından istifade hakkını alsn Türkiye Devleti de İS memleketten biridir. Amerikan yardımı ortaya çık­tığı andan itibaren dünya iktisadiyatının böyle yeni bir devre girdiği malûm­dur. Bütün biflîk devletleri bu yeni devre umumî iktisadi hayadarmda hiçbir sarsıntı olmadan girebilmek için hazırlıklarım yapmışlardır. Burada ikrar ve itiraf etmeliyim ki bu 18 memleket içinde bu yeni iktisadi durum için hiçbir ba-zirhk yapmayan tek devlet Türkiye'dir Senelerdenberi Demokrat Parti mu­halefeti gerek bu kürsüden, gerek meclis haricinden o zamanki iktidarı ikaz etmek için elinden geldiği kadar bağırmıştır. Fakat kendisini dinletmeğe mu­vaffak olamamıştır. Öyle ki böyle bir devrin en mühim âmili fiatlarımızı dün­ya piyasalarına intibak ettirmek bu suretle içeride ve dışarıda rekabete muka­vemet edebilecek bir fiat durumu temin eylemek olduğu halde bu yolda en küçük bir adım bile atılmamıştır

Bundan sonra başkan Manisa Milletvekili Muhlis Tümay tarafından verilmiş bir önerge mevcut olduğunu ve bunu oya sunacağını söylemiştir. Önerge mevzuun kâfi derecede aydınladığı ve bu husustaki görüşmelerin kâfi oldu­ğu hususlarını ihtiva ediyor ve maddelere geçilmesini istiyordu.

Seyhan bağımsız Milletvekili Sinan Tekelioğlu mevzuun önemine işaret ede­rek yeterlik önergesinin aleyhinde konuşmuş, buna mukabil Erzurum Mil­letvekili Mustafa Zeren de maddelerde sırası geldiği zaman her milletvekili­nin istediği kadar konuşabileceğini, şimdi tümü üzerinde görüşüldükten son­ra maddelerde ayrıca konuşulmasının müzakereleri uzatacağını söylemiş ve yeterlik önergesinin kabulünü istemiştir.

Önerse yalnız Millet Partisi milletvekillerinden Osman Bölükbası'nm konuş-ması kaydıyle kabul edilmiştir.

Kırşehir Milletvekili Osman Bölükbaşı, bütün memleketi yakından alâkadar eden bir meselenin alelacele çıkarılamıyacağım, tasarıda tatminkâr olmayan bazı hükümler mevcut olduğunu, meselâ Anayasaya aykırı olan kanunlara karşı suç işleyenlerin affı lâzım geleceği hakkında bir hükmün tasarıda mev­cut olmadığını söylemiş ve vatandaş haklarını çiğneyenlerin aftan istifade et­tirilmemeleri istenmiştir.

Osman Böîükbaşı'mn konuşmasından sonra Adalet Bakanı Halil Ozyörük kürsüye gelerek bu hususta bir açıklamada bulunmuştur.

Bakanın izahatından sonra maddelerin müzakeresine geçilmiş ancak vaktin gecikmiş olması dolayısiyle öğleden sonra saat 15 te toplanmak üzere sabahki oturuma son verilmiştir.

Af Kanununun müzakeresi sırasında iler? sürülen mütalâalara kar­şılık olarak Adalet Bakam HaKI ÖzyÖrük'ün açıklaması.

Ankara: 13(A. A.) —

Adalet Bakanı Halil Ozyörük bu sabah Büyük Millet Meclisinde Af Kanunu tasarısının müzakeresi münasebetiyle tasarının tümü üzerinde ileri sürülen dilek ve mütalâalara karşılık glarak bir açıklamada bulunmuştur:

Muhterem arkadaşlar,

Af tasarısının hududu umumiyesinden bahsedilirken bittabi artık affın lüzu­muna dair söz söylemeyi zaid telâkki ediyorum.

Affın, bu memlekette şimdiye kadar hazırlanmış efkârı umumiye muva­cehesinde beheınai nazara alınmasının, tatbik edilmesinin lâzimgeldiği artık umumî bir kanaat halinde yer almıştır.

Ben yalnız tasarının ihtiva ettiği umumî hatlardan bahsetmek istiyorum. Ta­sarı haddi zatında bir umumî aftan bahistir ve bu hükmü de taşımaktadır. Bu karekteri taşıdığının bariz misali, tasarının birinci maddesi hükmüdür. Birin­ci maddesinde :15 Mayıs tariflin*: kc.'fe'r îşî&ımiş <Â?:.n föütün suçlar affedilmiş-

tir. tâbiri yoktur. Fakat bunun yerine, suçlar hakkında takibat yapılamaz ve cezalar çekürilenıez, denilmiştir.

Bu sözün söylenmesini veçhi illeti, 3 üncü maddeye koyduğumuz hüküm­dür.

3 üncü maddede dedik ki, beş sene zarfında altı aydan fazla cezayı müstelzim bir hareket yapıldığı ve mahkûmiyeti tahakkuk ettiği taktirde evvelce affe­dilmiş olan cezası ile birlikte çektirilir. Bu hüküm bugünkü ceza hukuku prensiplerini teşkil eder, tesadüfi konan bir hüküm değildir. Esasen Ceza Ka­nunumuzun müteaddit prensiplerinde bu hükümler mevcuttur. Meselâ ceza tecilleri, tekerrürler... Beş sene zarfında yeni bir suç işlediği takdirde tecilden müstefit olan kimse bu hakkını kaybeder ve mueccellik istifade hakkını kay­beder. Ona müeccel ceza çektirilir. Kezalik tekerrür üzerine ceza herhangi bir suretle sakıt olduğu rey çekildikten sonra aradan beş sene geçtiği taktirde bu seneler zarfında suç işlerse mükerrir sayılır. Bunun sebebi şudur: Millet­lerarası kriminoloji enstitülerinde yapılan incelemelerden ve tutulan istatis­tiklerden anlaşılmıştır ki mahkûm olan bir adam cezasını çektikten sonra beş sene içinde yeniden bir suç işlemeğe temayül göstermektedir. Beş sene geç­tikten sonra salah yüzde doksanbeştir. Bunun içindir ki daima bu beş sene nazara alınmıştır. Ceza kanunlarında bu kabil müesseselerede ve afların kıs­mı âzammda tatbikatında ve hüküm olarak tesis edilmiştir. Bu itibarla hem suçtan menetmek, tahzir etmek hükmü vardır, hem de bir işarettir bir terhibe saiktir.

Bunun için birinci maddede affedilmiştir, sözü kullanamadık sebebi budur. Karekterini umumî olarak arzetmigtim. Af tasarısının diğer maddeleri istis­nalardan bahistir.

Af umumî olduğu takdirde mutlak olarak bir affın hiçbir zaman şayanı ka­bul olmadığı muhakkaktır.

Söylendiği veçhile belki monarşilerde, hükümdarlık devirlerinde bunlar ola­bilirdi. Fakat büyük devlet nazariyelerine dayanan idarelerde şüphesiz ki, tebaa, o memleket üzerinde yaşıyan insanlar doğrudan doğruya hükümdarın tebaası, kölesi, kulu ve memleket te babasından mevrus olan mülktür. Bu itibarla bunun üzerine istediği gibi tasarruf edebilir. Fakat hukuk devletin­de böyle düşünülmesine imkân yoktur. Bu tfibarla umumî aflar kurulamaz. Affın felsefesini tekrarı zait buluyorum. Bunun için birçok sözler söylendi. Yalnız umumî affın şayanı kabul olmadığına göre bunun istisnalarım nelerin teşkil ettiğini düşünmek lâzımdır, istisnaların, aftan hariç bırakılması lâzım gelen istisnaî suçların neler olmaı icabeder. Bunlar, hiç şüphe yok ki, insanla­rın en mukaddes varlıklarına kargı işlenen suçlardır. Bu devletin varlığına, emniyetine, şahsiyetine karşı işlenmiş olan suçlar olmak lâzım gelir. Bugünkü ferdin hayatına, ırzına ve malına karşı işlenmiş ağır suçlar ikinci maddenin dairei şümulüne ithal edilmiş ve istisnalar meyanmda zikredilmiştir. Hayata karşı işlenen en ağır suçlar kasten, taammüden öldürmeler ağır fiiller, ağır suçlardır. Irza karşı işlenmiş suçlar, hiç şüphe yok ki, ırz. gerek manevî surette, gerek maddi surette, her ne suretle olursa olsun ferdin mukaddes tanı-

dığı haklardan birisidir, bunun üzerinde titremektedir ve titremesi lâzımdır. Umumî ahlâkı, âdabı umumiyeyi korumak bakımından bunların behemehal teyid edilmesi lâzımdır.

Ferdin malına karşı işlenmiş suçlar da ağır suçlardır. Meselâ adam kandırmak ve cebren soygunculuk yapmak 495 inci madde hükmüne giren fiilleri işle­mek, bunlar mala karşı işlenmiş olan ağır suçlardır. Bu itibarla bunlar hariç bırakılmıştır.

Devlltin şahsiyetine gelince, bunu da kezalik varlığına kasdedilmiş olan suç­lar: Casusluk, kezalik memleketin umumî nizamını bozacak hareketler ma­hiyetinde tezahür etmiş olan Komünistlik^ bunlar da aftan istisna edilmek zorunda kalınmıştır ve bu çaresizdir, zaruridir.

Bunun haricinde askerî suçlar Askerî Ceza Kanununda gösterilmiş ve Türk Ceza Kanununun maddelerine atıf suretile cezalandırdığı suçlar, aftan istisna edilmiştir, ahengi muhafaza için,

Bir arkadaşımız burada söz söylerken, kendi fikir ve mütalâalarını ileri sü­rerken ırza geçme suçlarının da affa ithalini istemektedir. Memleket namus ve haysiyetine bir darbe vurmak suretiyle ve haddi zatında insanlıktan tecer-TÜt etmiş ve kendi nefsi ihtirasatmın tatmini için işlediği filû hareketin affın şümulüne ithalini biz doğru bulmadık. Arkadaşımız bunların alelekser evlen­me zaruretiyle işlenen suçlardan olduğundan bahis buyurdular ve bazı şart­ları yerine getiremediğinden dolayı nikâhsız birleşmelerin de bu duruma sok­tuğundan bahsettiler.

Muhterem arkadaşlarım,

Bu memlekette öyle fecî hâdiseler cereyan etmiştir ki, arkadaşımızın bir za­ruret neticesi olarak işlenen bazı fiil ve hareketlerin umumî affa ithalini mu­vafık gören düşüncesi, şimdi bahsedeceğim o fecî hâdiseleri işitince derhal bundan vazgeçeceğine itimadım vardır. Belki bazılarımızın hatırında kalmış­tır. Bundan bîr müddet evvel mevkii içtimaiyesi yüksek bazı şahsiyetler bir­leşerek. Ankara'nın bir yerinde tuttukları ve bazı kimseler dalâletiyle henüz 12 — 13 yaşlarında mektep çocuklarını getirerek en şeni hareket ve tecavüz­leri yapmaktan çekinmemişlerdir. Bu şikâyet üzerine bu yuva dağılıp iş mah­kemeye intikal edince Ceza Kanununun 414 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince 15 yaşma kadar olan çocukların hayat ve mematlarını korumak için vesayet altında bulundurulması temin eden bazı hükümler vaz edilmektedir. Bu suçların affedilmesi çok güçtür. Buyurdukları sebep ve izdirapları bakı­mından kötü hareketlerdir. Esasen her bakımdan kötü hareketlerdir. 15 ya­şında küçük bir kız çocuğuna yapılan tasallut, suçtur ve hiçbir zaman meşru bîr emele dayanmaz. Hükümet tasarısında aftan istisna edilmiş olan suçların-gösterilmemiş olduğundan şikâyet ettiler. Hükümet gerekçesinde bunu uzun boylu göstermeğe lüzum görmedik. Bu, nihayet bir eksiklik telâkki edilirse bunu da arzcdebilirim. İstisna edilen suçlar, sırasiyle şunlardır: Adam öldür­me, Irza geçme, kız ve kadın kaçırma, fuhuşa teşvik, yol kesme yağma, zim­met ve ihtilas, irtikâp, rüşvet, casusluk Komünistlik propagandası, mukayyet tekerrür.

Önerge kabul edildikten sonra tasarı gündeme alınmış ve müzakeresine başlanmıştır.

Bu konuda ilk sözü Çoruh Milletvekili Abbas Gigin alarak liman yapımına tah­sis edilmek üzere temin edilmiş olan bu meblâğdan Şark bölgesine de bi­raz sarfedilmesini istemiştir.

Bu münasebetle söz alan Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü bu tasarı ile elde edilen yardımın memleketin liman ve sair ihtiyaçları karşısında devede ku­lak olduğunu, yardımı yapan memleketin bu istikrazı yaparken memleketin, umumî menfaati heşapmâ en çabuk bu masrafı çıkarabilecek ve bu suretle elde edilecek para ile memleketin diğer ihtiyaçlarını sür'atle temin edebile­cek noktalara sarfetnıek mecburiyetinin mevcut olduğu mütalâasında bulun­muştur.

Müteakiben kanunun tümü üzerinde söz alan bulunmadığından maddelerin müzakeresine geçilmiş ve tasarının kanunluğu kabul edilmiştir. Bundan sonra iki yerden milletvekiliğine seçilen Feyzi Lütfi Karaosmanoğlu ile Samet Ağaoğlu'nun Manisa milletvekilliğim seçtiklerine dair tezkereleri okunmuş ve Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü söz alarak kürsüye gelmiştir. Köprülü, gündemin birinci defa görüşülecek işler bölümündeki Hans Kroec-ker, Ekrem Özdemir, Hans Bucher, Kemal Usman, Hasan Hayri Sonat, Dr. Hermann Von Engelmann, Prof. Dr. Hans Henning Von der Osten'in mah­kûm bulundukları cezaların affedilmesi hakkındaki Adalet Komisyonu ra­porunun öncelik ve ivedilikle müzakeresini teklif etmiş ve bu teklif kabul edilerek tasarının müzakeresine başlanmıştır.

Bursa Milletvekili Selim Ragıp Emeç, Af Kanununun konuşulduğu bugün­lerde casusluktan mahkûm olanların affedilmemesi yolunda hususi bir mad­de bulunduğu halde getirilen bu hususî kanundaki aksi tezin savunulması arasında bir tezat bulunduğunu söylemiş ve takdirin yüksek meclise ait ol­duğunu ifade etmiştir.

Dışişleri Bakam Fuat Köprülü, Selim Ragıp Emeç'in mütalâasına cevap ve­rerek bu mahkûmların tamamen yabancı devlet teb'asmdan olduklarını, bu­gün siyasî hâdiselerle hiçbir ilişiği kalmamış olan bu işin tasfiyesini memle­ketin dış siyaseti bakımından büyük ehemmiyette gördüklerini söylemiş ve affı istenilen kimselerin memlekete ihanet edenlerle ayni ayarda olmadıkla­rını ifade etmiştir.

Daha sonra maddelerin müzakaresine geçilmiş ancak İtalyan Teb'ası dört ki­şinin daha bu affa dahil edilmesi lâzım geldiği halde bir zühul eseri olarak ununtulmuş olmasından dolayı tasarı bu şekilde düzeltilmek üzere komis­yona gönderilmiştir.

Bundan sonra dün müzakereleri yarım kalmış olan Af Kanunu tasarısının müzakeresine geçilmiş ve ikinci maddenin e. fıkrasının kaldırılmasını isteyen önergeler, komisyon sözcüsünün fıkranın lüzumuna işaret eden konuşmasın­dan ve Ulaştırma Bakanı Tevfik İleri'nin de Komünistlerin kat'iyen aftan is­tifade ettirilmemeleri tezini kuvvetle müdafaa etmesinden sonra reddedil­miştir.

Amerikan Sefaretinden değil, İstanbul Amerikan Baş Konsoloslu­ğundan. Güya oradaki Amerikan Tebaasına, memleketi terketmek üzere hazırlıklı bulunmaları tarzında bir malumat verilmiştir. Bunu telefonla sor­dum. Onun üzerine biraz evvel Amerikan sefiri ile görüştüm. Kendisi de va­ziyetten hayrette kalmıştır. Çünkü ne Vaşington'dan, ne de buradaki sefaret­ten bu tarzda hiçbir talimat verilmiş değildir. Esasen umumî vaziyette bu çe­şit bir talimat verilmesini intaç edecek bir hal mevcut değildir.

Evvelce de arzettiğim gibi, mesele şudur; İstanbul'daki Amerikan Kolonisi zaman zaman toplantılar yaparak kendi mektep işleri ve hastahane işleri ile Koloniye ait bazı hususi meseleler hakkında görüştükten sonra söz sırası ta-biatiyle bugünün musahabe mevzuu olan Kore meselesine intikal etmiştir. Amerika tabaasmdan bazıları bir parça telâş izhar etmişler, «bu iş nedir, ne» oluvor» kabilinden. Bunun üzlrine konsolos, telâş edecek hiçbir vaziyet ol­madığını, sakin ve müsterih olmalarını kendilerine bildirmiş, orada hazır bu­lunmayan diğer tebaanın, Amerikalıların da telâş ve endişeye kapılmamaları için kendilerine bir mektup yollamış, vaziyette telâşı mucip hiçbir şey yoktur^ Amerika Hükümeti kendi vatandaşlarının emniyet ve selâmetini düşünmekte ve takip etmektedir, binaenaleyh tamamiyle müsterih olsunlar, böyll bir şey mevcut değildir, tarzında bir mektup yazmış. Halbuki işin garibi, sırf teskin maksadiyle yazılmış bulunan ve telâş edilecek hiç bir şey olmadığını ifade eden bu mektup, Cumhuriyet Gazetesine intikal ederken mâna ve meali tam. aksi şekilde tefsir edilmiştir. Vaziyet bundan ibarettir. Şimdi bu hususta Ana­dolu Ajansı, Amlrikan Sefarethanesinden resmî malûmat almış ve bu haki­kati ajans vasıtasiyle Matbuata ve Radyoya vermiştir. Bu akşam tebliğ ede­cektir.

Vaziyet, evvelce de arzettiğim gibi, ciddidir, türlü ihtimaller, türlü inkişaflar gösterebilir. Diğer alâkalı devletler gibi, hükümetler gibi hükümetiniz de bu hususta âzami teyakkuzla hareket etmekte ve vaziyeti takip eylemektedir. yalnız daha ilk günü huzurunuzda izah ettiğim gibi, vaziyet evvelki tahmin­lerimiz dairesinde inkişaf etmiştir. Onun için telâşı mucip hiç bir şey yoktur. Biz soğuk kanlılıkla sükûn ve tam bir emniyet ve kararla hadiselerin inkişa­fını takip ediyoruz. Bunlar, bir takım spekülatörler tarafından piyasada panik yaratarak bir iki gün içerisinde menfaat temin için yaratılmış asılsız şayia­lardan ibarettir.

Tekrar ediyorum, vaziyette telâşı mucip hiç bir şey yoktur. Hükümetiniz bü­tün dikkatiyle ve teyakkuzla hâdiseleri takip etmektedir, bundan emin ol­manızı bilhassa rica ederim, (bravo sesleri, alkışlar)

Başbakan Adanan Menderesin basına beyanatı.

İstanbul: 21 (A. A.)—

Başbakan Adnan Menderes bu akşam saat 19 da vilâyltte basın mensuplarını kabul etmiş ve çeşitli soruları şöyle cevaplandırmıştır:

Bugün vilâyette yapılan toplantının mevzuu hakkında izahat verir misiniz?

Bu toplantıda İstanbul'un bildiğiniz işleri bahis mevzuu olmuştur. Bunlar
gecekondular işi, şehrin su, kışlık kömür ve gıda maddeleri ihtiyacı ve top­
tan fiyatlarda görülen ucuzlamanın parekende fiyatlara inikas ettirilmesi me­
selesidir. Görüyorsunuz ki, bütün bunlar İstanbul gibi büyük bir şehrin ken­
dine mahsus klâsik işleridir. İstanbul'a gelince, vali ve belediye başkanı ili te­
mas ederek bu meseleleri görüşmek tabiidir.

—- Hükümet gecekondular mevzuunda ne düşünmektedir?

Bugüne kadar gecekondular bahsinde mevcut emrivakiler kabul edilecek­
tir. Bundan sonra bu emrivakilerin önüne katiyetle geçmek kararındayız.
Bugüne kadar mevcut olanlar ve projeleri yapılarak "bir program dahilinde
şehrin bir parçası haline getirilecektir.

Hükümetin ucuz mesken siyaseti var mıdır?

Hükümetin bir mesken siyaseti olması tabiidir. Bu hususda dışarıdan ser­
maye temini, yapı kooperatifleri kurulması, inşaat malzemesinin ucuz olarak
temini meselelerini gözönünde tutuyoruz. Ayrıca İstanbul'da olduğu gibi bu
yolda parsiyel teşebbüsler de vardır.

Muhalefet Sebatı Ataman'm seçim tutanağının mecliste reddedilmiş oînıa-
siyle kendilerine muhalefet hakkı konusunda teminat verilmemiş olduğunu
iddia ediyor. Bu husustaki düşünceniz nedir?

Ataman'm seçim tutanağının reddedilmesi meselesi Büyük Millet Meclisin­
de tamamen hukukî ve akademik bir müzakereden sonra olmuştur. Meclis ka­
rarını tam bir serbestlik havası içinde ve az bir ekseriyetle verdi. Muhalefet
için bu bir teminat değil midir?

Ulus Gazetesi Vergi Kanunlarının değişeceği haberi üzerine vatandaşla­
rın vergilerini ödemekten kaçındıklarını yazıyor. Bu iddianın aslı var mıdır?

Bunlar propaganda neşriyatından ibarettir.

Askerî Şûra toplantıları hakkında izahat verir misiniz?

Evvelce de belirttiğimiz gibi ordumuz teşkilâtının yeni baştan ele alınıp
gözden geçirilmesi lâzımdır.Ordumuzubuşekildeyeni baştan takviyeve
tensik etmek kararındayız.

Bu toplantıların fevkalâde bir mahiyeti var mıdır?

En sakin devirlerde bile ordumuz üzerinde ehemmiyetle durmak mecbu­
riyetindeyiz. Yeni bir şey yoktur.

Hükümetin hazırladığı yeni kanun tasarıları var mıdır?

Normal demokratik bir idarenin teessüsü için icap eden kanunî mevzuat

hazırlanmaktadır. Şimdiye kadar antidemokratik kanun ve hükümlerin mev- cudiyetinden bahsettikçe eski iktidar bize bunların mevcut olmadımı ileri sürüyordu. İki aylık bir faaliyet devresi içinde bir hayli antidemokratk kanun ve hükümler tâdil edilmiş veya mer'iyetten kaldırılmıştır. Bundan sonra da bu yoldaki çalışmalarımız devam edecektir.

Görülüyor ki, iktidarı ele aldığımız zaman vatandaş hak ve hürriyetlerini tak­yit eden diğer tedbirlerle antidemokratik kanun ve hükümler mevcuttu. Bun­ların tasfiyesi ameliyesi süratle intaç edilecektir ve demokratik bir idarenin kurulması bahsinde muhalefetin bize tevcih olunabilecek hiçbir tariz silâhı bırakılmıyacaktır. Demokrat Parti ve onun iktidarı muhalefette iken umumî efkâra karşı yaptığı vaad ve beyanlarda tamamiyle sadık kalmak azmindedir.

Koreye yapılacak yardım şekli hakkında Birleşmiş Milletler Umumi

Kâtibi Trygve Lie ile Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü ara­sında teati edilen telgrafların metni.

Ankara : 25(A. A.) —

Dışişleri Bakanlığı

Ankara

Emniyet Konseyinin 27 Haziran 1950 tarihli 474 üncü toplantısında ittihaz etmiş olduğu karar üzerine dikkatinizi celbetmek isterim. Bu karar, Cenubî Kore'ye vaki silâhlı tecavüzü püskürtmek ve bu bölgede devletlerarası sulh ve emniyeti tekrar tesis etmek için gereken yardımın Kore Cumhuriyetine sağlanmasını Birleşmiş Milletler üyesi devletlere tavsiye etmektedir.

Hükümetiniz yardımda bulunmak durumunda olduğu taktirde, işbu yardımın şekli hakkında bana en kısa müddet içinde bir cevap verebilirseniz kararın tatbiki kolaylaşmış olur. Vereceğiniz cevabı Emniyet Konseyine ve Kore Cumhuriyetine bildireceğim.

Trygve Lie — Umumî kâtip

Monsieur Trygve Lie Birleşmiş Milletler Umumî Kâtibi

New — York

1 Temmuz 1950 tarihli telgraf cevabıdır.

Haziranda Zatı Devletlerine bildirmekle müşerref olduğum üzere Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Birleşmiş Milletler şartından mütevellit taahhütlerine sadıktır. Binaenaleyh Türkiye Hükümeti Güvenlik Konseyinin bu hususta alacağı kararlara tevfiki harekete ve konseyle temasa gelmeğe hazırdır.

Profesör Fuat Köprülü Dışişleri Bakanı

Ankara : 28(A. A.) —

Birleşmiş Milletler Umumi Kâtibi Trygve Lie. Dışişleri Bakanı Fuat Köp-rulü'ye şu telgrafı göndermiştir:

Profesör Fuat Köprülü

Türkiye Dışişleri Bakanı

Ankara Lake success, 25/7/1950

Güvenlik Konseyinin 27 Haziran tarihli kararı gereğince hükümetiniz tara­fından yapılan kıymetli yardımlar hakkında Lake Success'e muvasallat eden Büyük Elçİ Selim Sarper ile görüşmek zevkine nail oldum. Size ulaştırılmak üzere Büyük Elçi Selim Sarper'e göndermiş olduğum me­saj mumaileyhin Ankara'dan ayrılışından sonra vâsıl olmuştur. Hükümetiniz tarafından 3'apılan kıymetli yardımdan dolayı size ve sizin vası­tanızla hükümetinize derin şahsî takdirlerimi arzetmek ve Birleşmiş Millet­lerin bu suretle desteklenmesi keyfiyetinin Birleşmiş Milletlere mensup diğer âza devletler tarafından ittihaz edilmiş olan hattı hareket üzerinde son de­rece müsait tesir icra ettiğini bilhassa belirtmek isterim.

Trygve Lie Birleşmiş Milletler Umumî Kâtibi

Kore Meselesi hakkında Başbakan Adnan Menderesin basına be­yanatı.

Ankara : 28 (A. A.) —

Hükümetin Kore hakkında aldığı karara karşı gazetelerde neşredilen tenkit­ler ve muhalefet partilerinin yaptıkları beyanata karşı Başbakan Adnan Men­deres bugün Başbakanlıkta yapılan basın toplantısında aşağıdaki beyanatta bulunmuştur;

Kore Harbine silâhlı kuvvetler göndermemiz hususunda Birleşmiş Milletler Umumî Katipliği tarafından vâki talebe karşı hükümetimizin vermiş olduğu son cevap üzerine muhalefet çevrelerinde ve bazı gazetelerde ileri sürülen tenkitlere cevap vermek zarureti hasıl olmuştur.

Karar münasebetiyle yapılan tenkit ve hücumlar mevzua münhasır kalma­mış olduğundan ve yapılan polemikler particilik gayreti ile memleket men­faatlerini rencide edecek hudutlara götürmüş bulunduğundan sözlerimin bir az mevzuu aşmış gibi görünmesini müsamaha ile karşılamanızı rica ederim. Evvelâ şurasını soyliyeyim ki, hükümetimizin almış olduğu karar bir harp kararı değildir, sulhu koruma teşebbüs ve kararıdır.

Kanaatımızca bizim gibi diğer hürriyet sever milletlerin bu yolda alacakları kararlardır ki tecavüzler Önlenebilir ve dünya sulhu korunabilir. Esasen Bir­leşmiş Milletler idealini samimiyetle benimsemiş olmak ta bu esasa inanmış olmak demektir.

Halbu­ki sair makul sebepler yanında o zaman muhalefetle iktidarın münasebetleri bugünkü ile asla kıyas kabul etmiyecek bir hususiyet arzetmekte idi. O zama-mn iktidarı ve muhalefeti ile bugünün iktidar ve muhalefetinin karşılıklı vazi­yet ve münasebetleri arasında çok esaslı farklar vardır. İki iktidar ve iki mu­halefet bir birinden büsbütün başka olmuştur. 1946 seçimleri bu farkı doğu­ran ana sebeptir ve Demokrat Parti daha dün türlü şartların menfi tesirlerine rağmen büyük bir heyecan ve büyük bir ekseriyetle yüzde yüz millet irade­sine dayanan bir iktidar olarak vazife başına gelmiş bulunuyor. Henüz üzerinden uzun zaman geçmediği için bu hakikatleri hatırlamamağa imkan yoktur.

Bundan başka kendilerine de derhal hatırlatalım ki, dış politikada mütema­diyen bizden birlik olmamızı isteyenler, 5 seneye yaklaşan muhalefet devre­mizde harici meselelerde, mütemadi ısrarlarımıza rağmen kendi gruplarına verdikleri izahatı grubumuza da bir kerre dahi vermek lüzumunu kabul et­memişlerdir. Kaldı ki, bu meselede istişare bir partiler arası mücamele mese­lesi olmanın ötesinde, hatta lüzumsuz da sayılabilir. Çünki Kore meselesinde hükümetin tutuğu hareket hattını onlar da tasvip etmişlerdir.

Dahası var, esasen bugünkü hükümetin kararı, onlar tarafından da takip edi­len yolun ve girişilmiş olan taahhütlerin en tabii neticesidir. Binaenaleyh bu meselede başka bir türlü karar varılmasını kendileri teklif edemezlerdi. Üs­telik, yukarıda belirttiğim gibi, kararımıza tekaddüm eden neşriyatlarında ileri sürdükleri fikirleri de herkes gibi öğrenmiş bulunuyorduk.

İşte bütün bu sebeplerle istişarede bulunmak hususunun ihmal edilmiş olma­sına müsamaha ile bakılabilir. Fakat bu gibi istişarelere kıymet ve ehemmiyet verdiklerini öğrendikten sonra ileride kendilerini tatmin edeceğimizden emin olabilirler.

Gönül istiyor ki en ehemmiyetli bir memleket meselesi karşısında rakibini vurmak ve iktidara yaklaşmak gayesi ile sapmış oldukları bu nahoş yolun kendilerini memlekete zararlı olmak mevkiine düşürebileceğini kavrayarak bir an evvel memleket menfaatlerinin gösterdiği istikamette bizimle bir hi­zaya gelsinler.

Bir de birkaç gün evvel İstanbul'da kurulmuş olan Barış Severler Cemiyeti namına Büyük Millet Meclisi Başkanlığına çekilen bir telgraf münasebetiyle düşüncelerimi arzedeyim.

Bu cemiyetin milletlerarası bir kökü olduğunu bilmekteyiz. Bu barış sever­lerin sevdikleri barışın mahiyeti hakkında da malûmatımız tamdır. Komünist tecavüzlerini Kore'de karşılamağa giderken içimizde ayni mahiyetteki tahri­katın manâsını Türk umumî efkârı anlamakta ve hükmünü vermekte elbet­te yanılmıyacaktır.

Hükümet programında Komünistlikle müessir bir mücadeleye geçeceğimiz ifade olunmuştu. Biz hiçbir kimse ve hiçbir teşekkül için hürriyeti yok etme hürriyetini kabul etmiyoruz. Bu sebepledr ki, hürriyeti yok etme maksadiyle memleketimizde partiler kurulamaz. Kanunlarımız bunu âmirdir. Ancak bazı kimselerin fırsatını bulup ve maksatlarını gizleyip memleket için bu zarar­lı yolda faaliyetlerini arttırmak istemekte olduklarını da görmekteyiz. Vak-tile bunlara karşı mücadele tam tesirini gösterememiş ise bunun bir sebebi eski iktidarın mühim mevkilerinde kendilerine dost ve himaye edici şahsi­yetler bulmuş olmalarıdır. Bu hakikat memleketçe de bilinmektedir.

Bizim idaremizde bu gibi haller asla görülmİyecektir. Hükümet ve parti tam manâsiyle kararlıdır. Bu mevzuda kanunların menettîği hususları şayet mü­eyyide veya hüküm noksanlarından istifade suretile devam ettirebiliyorlarsa yeni hükümler ve müeyyideler bulmak suretiyle de hele şu nazik zamanlar­da memlekete büsbütün zararlı olduğu aşikâr olan bu gibi hareketleri mut­laka önliyeceğiz.

Dünyanın geçirdiği iki büyük harp ve son bir kaç senenin yaşanılan tecrübe­leri ile sabit olmuştur kî memleketlerin istiklâl ve mevcudiyetleri mutlaka kendi coğrafî hudutlarında müdafaa olunamaz. Sulhda ve harpte dünyaca bir kader birliğine varılmış olduğu bir devirde yaşamakta olduğumuz açık bir hakikattir.

Kore'de, Bayrağımızın dalgalanması en idealist ve en realist gaye ve görüşlerin bir neticesi olacaktır.

Uzak diyarlara memleket çocuklarının sevkedümekte olduğu hakkındaki ya­zılar, bazılarının üstü kapalı bir tahrik yolunda olduklarını ifşa etmektedir. Vatan vazifesi için askere alman memleket çocuklarının ancak memleket hu­dutları içinde kullanabileceği İddiası hiçbir hukukî kıymet ifade etmedikten başka nasıl bir bozgunculuğa sapılmış olduğunu anlatmağa kâfidir. Hükümetin kararının asil milletimizin ruh ve idaresine tamamiyle uygun ol­duğuna kaniiz. Bu sebeple milletimizin, hükümetin bu kararını tam bir tas­viple karşılayacağına ve karşılamış olduğuna emin bulunuyoruz.

Amerika'da ve memleketimizde yeni silâh ve malzeme üzerinde talim ve terbiye görmüş olma­sına rağmen, donanmamızın bir harbde Karadeniz hâkimiyetini Kızıl filoya kap-tırmıyacak kadar takviye edilmediği gizlenemiyecek ve esasen gizlenmesin­den de hiç bir fayda melhuz olmıyan ma­lûm bir hakikattir.

Türkiye bir taarruza uğradığı takdirde Amerikan deniz ve hava kuvvetle­rinin hemen yardımımıza koşacak­ları hakkındaki vaadlere ve teminata inanmak ve teşekkür etmekle beraber, "bu kuvvetler yetişinceye kadar, kendi­mizi bütün gücümüzle müdafaa etmek istiyoruz. Bu müdafaanın müessir olması için de noksanlarımızın tamamlanması lâzımdır. Kore harbi, yarım ve eksik tedbirlerin ne kadar zararlı olduğunu göstermiştir.

Hulâsa, Kore'deki son misali İle sabit olduğu üzere, bir taarruza uğradığımız takdirde, Amerikan yardımı kolayca ye-tîşemiyecektir ve Türkiye, haftalarca kendi kuvvetleriyle savaşmak zorunda kalacaktır ve çıkarmaları önlemek, îs-tanbulu ve Boğazları müdafaa etmek için Türk Donanmasına çok ağır vazife­ler düşecektir.

Muhterem Cumhurbaşkanı ile sayın Baş­bakanın, millî müdafaamızın en mühim ve salahiyetli iki rüknünün bir kısım de­niz kuvvetlerimizin yaptıkları gece ma­nevrasında bulunmalarını fırsat bilerek donanmamızın takviyesi ve bir deniz -hava kuvveti vücude getirilmesi mevzuu­nu bir defa daha ele aldık. Dünyanın bir harb tehlikesine maruz bulunduğu şu günlerde, kendilerinin bu hayatî millî müdafaa dâvası ile yakından ve ehem­miyetle meşgul olacaklarına inanmış bu­lunuyoruz.

D. P. lilerin yaptıkları son top­lantı...

15 Temmuz 1950 tarihli Anadolu-

fi an:

Evvelki akşam Ankara palasta D. P. li­lerin bir toplantısı vardı. Buna, Başba­kan Adnan Menderes de iştirak etti Par-

tilileri söyleyeceklerini söylediler, o da dinledi ve kendi görüşü ile cevaplar ver­di.

Bu toplantıya hâkim olan ruh tanı bir '[Devri sabık yaratma) ruhudur ve mem­lekette kanunların ve normal idare me­kanizması faaliyetinin üstünde bir parti müdahalesi ve baskısı bulunmasını istih­daf eden bir cereyanın mevcudiyetini göstermek itibariyle bilhassa dikkate şa­yandır

Zaten memleketin hangi istikamette ve nereye doğru gittiğini artık farketmiyen kalmamış gibidir D. P. liler o kadar sa­bırsızlandılar ve o kadar acul davrandı­lar ki, .bir zamanlar ağızlarında bakla gibi ısladıkları ıtarafsız idare) yerine kısa zamanda bütün çıplakhğiyle tam bir (taraflı idare) kurmakta tereddüt dahi göstermediler, idarenin en yüksek kademelerinde yapılan ve hâlâ da devam eden sayısız değişiklikleri, tâyinleri, na­killeri ve emekliye ayrılışları, bu başka türlü tefsir ve telâkkiye imkân var mı­dır? Bu zevatın bir kısmının belki vak­tiyle Halk Partisine karşı sempati gös­termiş olmaları iddia edilebilir. Çünkü nihayet bu cemiyetin yaşadığı bir devre vardır ki, dün o devrede sivil, memur, bugünkü ve dünkü iktidar mensupları toplu bir halde bulunuyordu. -Bu toplantıda bilhassa memurlardan, zabıtadan şikâyet edilmiş ve onlara kar­şı Hükümetin beklendiği ve istendiği gibi davranmadığı ileri sürülmüş, dövülen bir vatandaşın gömlekleri çıkarılarak dayak izieri gösterilmiştir.

Doğrusu, hayret edilecek işler. Memle­kette kanun ve hükümet yok mudur ki, bu meseleler gizli parti toplantılarına mevzuoluyor?

Adnan Menderes aynı toplantıda muha­lefetten de bahsederek iktidarın partile­re emniyet telkin etmeği belli başlı va­zife saydığını kin ve intikam hisleriyle hareket edilmediğini de söylemiş. Doğrusu, Demokrat Parti Başkanının bu sözlerine .karşı hâdiselerin çehresine ve akışlarına bakarak içimimi çekmekten kendimizi alamadık.

Hakikat şudur ki memlekette D. P, he­gemonyası yavaş yavaş büyüyor. Hem de demokrasinin boynuna takacağı il­mikleri hazırliyarak.

Milletin sevgisine mazhar ol­mak...

Yazan: Mümtaz Faik Fenik

16 Temmuz 1950 tarihli Zaferden

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'a halk tara-fından yapılan muazzam tezahüratı ele alan başyazı diyor ki:

Bu tezahürdeki mühim nokta şudur. Bu sevgi hiç bir zaman organize bir sevgi değildir; kimseye Bayar'ı karşılasın diye söylenmemiştir. Fabrikalar kapatılarak işçiler törene sevkedilmemiştir. Kimseye para dağıtılmamıştır Herkes kendiliğin­den ve isteye isteye karşılamaya katıl­mış kalpten sevinmiş, ve sevgisini can­dan belli etmiştir.

Bundan alınacak ders şudur: Bu millet kendi reyine hürmet etmesini bilen in­sanları sever. Bayar'a yapılan bu teza­hür, milletin onun şahsında kendisine olan güveninin bir ifadesidir.

17 Temmuz 1950 tarihli Yeni Sa-bafa'-tan

Yeni Demokrat Hükümetin iyi niyet de­lilleri gösterdiği muhakkaktır. Aylarca sürüncemede kalan Af Kanununun, yıl­lardır Hükümetle encümenler arasında mekik dokumakla meşgul Matbuat Kanununun, bayram arifesinde bir iki gün içinde çıkarılması, Hükümetin avut­ma ve oyalama politikası taşik etmedi­ğine delildir.

Filhakika bilhassa matbuat hakkındaki kanunun, böyle acele ve muhtelit bir en­cümende tetkik olunarak çıkarılmasını biz, prensip itibariyle, İyi karşılamadık. Çünkü bu tarz, Halk Partisinin eski iti­yatlarının bir nevi tekrarı gibi bir tesir yapıyor. Matbuat Kanunu, öyle acele ha­zırlanarak tez elden piyasaya sürülmesi, zaruhi hükümleri ihtiva etmemektedir.

Bütün kanunları elden geçirmek kolay bir iş değildir. Zamana ve külfete muh­taçtır. Fakat bir tasfiyenin yapılması da zaruridir Binaenaleyh Meclisin ve Hükü­metin salahiyetli elemanları, elbirliği ya-

yarak, Önümüzdeki kış devresine kadar budanması lâzımgelen hükümleri tesbit etmeğe muvaffak olurlarsa, değil bir parti veya Hükümete, hakikatte memle­kete mühim ve kayda değer bir himmet ve hizmette bulunmuş olurlar.

14 Mayıs seçimleri, yazın da çalışmayı âdeta mecburi bir halesokmuştur, fıc-

jim ve sistem değişikliği kolay kolay ta­hakkuk edebilir mi?

Kuvvetleri dağıtmamak...

17 Temmuz 195 Otaıihli Yeni Sa­bah't an :

Yeni Hükümetin halletmeğe mecbur ol­duğu zorlukların büyüklüğü hiç inkâr edilmemelidir. Çeyrek asır boyunca key­fî ve şahsî İdare hâkim olunca, yurdun nasıl bir mevkie düşeceğini, Türk milleti gözleriyle bizzat görmüştür Hangi sa­haya el uzatılsa orada, çeşitli mantıksız­lıklar ve fenalıklar müşahede olunur. îr-fan sahası, dil şaklabanlıkları ile eşsiz bir kargaşalık meydanı olmuştur. Çeşitli nesiller, birbirinin dilinden anlamaz bir hale gelmişlerdir. On, yirmi, otuz, kırk, elli yaşındaki Türkler yani baba ile oğul, büyük kardeş ile küçük hemşire müşte­rek bir anlaşma imkânından mahrum bırakılmışlardır. Yâni tam bir Bâbil ku­lesi manzarası...

Ekonomi sahasında memleketin efendisi sayılan ve bu hakikat vecizelerle tekrar­lanan köylü sınıfı, en iptidaî ve müşkül bir mevkidedir Hesapsız vergiler, cebrî müsaderelerle perişan olmuştur. Varlık vergisinin yarattığı tatsız hava, bu vergi daha ziyade şehirlerde sakin ve nüfuzlu zengin şahısları istihdaf ettiği için gerek yurtta gerek memleket dışında derin a-kisler yarattı ve bu işe ön ayak olan Sa­raçoğlu Şükrüler ve Fuat Ağrahlar, tak­bih edildi. Ama aynı zamanlarda bütün Türk köylüsünün elinden mahsulünü a-lan ve tamamiyle varlık vergisi usulle-rilye tatbik edilen vergi her nedense, mağdurları dağınık ve dertlerini ifadeye az muktedir olduğu için. varlık kadar derin bir aiksülamel yaratmadı. Halbuki birincinin tesiri çak mahdut zümre ve fertlere münhasır (iken ikincinin şümul sahası sekiz, on milyon halkı kaplamış idi. Bu metotlarla memleket idaresi, ta-biatiyle, geniş halk tabakalarının gayet perişan bir hale düşmesini mucip oldu. Tasavvur buyurulsun ki, Halk Partisi zamanında bile, Büyük Millet Meclisinde ot île beslenen hattâ yemek için ot dahi bulamıyan bazı köylerden ve mmtaka-Iardan bahsedilirdi. Şimdiki Cumhurbaş­kanı Sayın Celâl.Bayar bizzat gözyaşları arasında, hikâye etti idi ki Karadeniz kıyılarında fiilen açlıktan telef olanlar bile vardır. Buna mukabil, Halk Partili yüksek şahsiyetlere intisap etmenin yo­lunu ve kolayını bulmuş olanlar ve biz­zat Halk Partisinin yüksek kademelerine çıkarak Devlet idaresinin dizginlerini el­lerine aimış bulunanlar, son arsa spekü­lâsyonlarından anlaşıldığı veçhile, zama­nın Karunlari mevkiine yükselmişlerdir. Buğ"day ihracı meselesinden azîm servet­ler sağlıyanlar, hep, bu halkı aç memle­ket evlâdının sırtından bu muazzam sâ-nıâna malik olmuşlardır.

İrfan ve ekonomi alanlarında durum böyle olduğu gibi diğer bütün sahalarda da vaziyet buna yakındır. Şu halde mil­letin iradesiyle iş başına gelen yeni İkti­dar, yapılacak işlerin azametinden ve genişliğinden yeise kapılmamalıdır. Bü­tün sahalara birden el atarak her şeyi toptan düzeltilmeğe, düzenlemeğe kal­kışılırsa kuvvetlerin dağılması ve her tarafta cüzi muvaffakiyetler sağlanması tehlikesi vardır. Tıpkı bir harpte olduğu gibi. iyi kumandan, elindeki askerin seç­me ve canlısını kati muharebe ânında, meydana sürmek sanatını bilen kimsedir. Şimdi Menderes kabinesi de feryat ve tazallunıların kesafeti karşısında en mü­him olanları tasnife tabi tutarak belli başlı bir kaç hayatî nokta etrafında himmet ve faaliyetini teksif eylemelidir. Kuvvetlerini dağıtır ve her tarafa birden yetişmeğe kalkarsa, her sahaya az hiz-mez. Önümüzdeki hafta ve aylar, tatil neticeli, hiç bir meydan harbi kazana­maz Önümüzdeki hafta ve aylar, tatil münasebetiyle Meclisin faaliyette bulun­madığı bir devre olduğundan, Hükümet için bulunmaz çalışma fırsatıdır. Makul ve plânlı gayretlerin behemehal mesut meyvalar vereceği muhakkaktır.

Yeni Basın Kanunu...

Yazan: Nadir Nadi

19 Temmuz 1950 tarihli Cumhuri­yetten :

Basın ıKanunu, bağlayıcı zihniyete (karşı çözücü, rahat ettirici zihniyetin mücade­lesinden doğmuş ortalama ve geçici bir disiplin sayılabilir. Geçici diyoruz, çünkü bugünkü çerçevesi içinde bu kanunun devamlı bir hayatiyet gösterebileceğine ihtimal verenlerden değiliz.

Meslekdaşları kuşkulandıran ve Şemset­tin Günaltay tasarısından yeni kanuna intikal eden maddelerden biri de gazete­leri gelir kaynaklarına dair günü gününe defter tutmaya zorhyamdır. Henüz tas­dik edilmiyen Fransız Basın Kanunu projesinden alman hükmün gayesi, ya­bancı devletlerden yardım gören gazete­lerle, açıkçası komünizmle mücadeledir. Fakat bu hükmün tesirli olabilmesi için defter tutacak müesseselerin anonim şir­ket halinde idaresi şarttır.

Bununla beraber yeni Basın Kanunu, ha­zırlanışında rol oynıyan zıt şartlara rağ­men eskisine kıyasla ileri bir adım sayı­lır.

Biz bu adımı yeter bulmuyoruz ve geçi­receğimiz tecrübelerin ışığında tam mâ-nasiyle bünyemize elverişli, demokratik bir Basm Kanununa kavuşacağımızı u-muyoruz. Yeniiktidar,yurdumuzda enimage001.gifgeniş bir fikir hürriyetini gerçekleştire­ceğini daha muhalette iken vadetmişti. 954 seçimlerine kadar her fırsatta ona bu vaadini hatırlatmaktan bıkmıyacağız.

Aftan sonrasını düşünürken...

Yazan: Mümtaz Faik Fenik

19 Temmuz 1950 tarihli Zaferden

Büyük Millet. Meclisi hakikaten çok ye­rinde bir şefkat ve atıfet göstererek Af Kanununu bayramdan evvel şümullü bir şekilde çıkarmış bulunuyor. Günlerce bu sütunlarda müdafaasını yaptırımız Af Kanunundan büyük bir mahkûm kütlesi­nin faydalanmış olduğunu görmekten dolayı sevincimiz hakikaten derindir. E-vet. memlekette muazzam bir demokrasi inkılâbı olmuştur. Eski şartlar değişmiş­tir. Sosyal nizamda köklü değişiklikler vardır. Hayatı telâkki tarzımızda büyük thavvüller meydana gelmiştir. Bütün bunları gözönüne alarak eskiden suç iş­lemiş olanları, cezalarının muayyen bir miktarını çektikten sonra affetmek bir zaruret halini almıştır. Böylelikle on bin­lerce kader kurbanı, bahtsız vatandaş tekrar hürriyetlerini elde ederek hayata kavuşacaklar.

Fakat bu arada bize de düşen ayrı vazi­feler vardır:

Adliye mekanizması, adlî hataları asgari hadde indirecek şekilde ıslah olunmalı­dır. Bunun için Yargitaym üstündeki ağır yük hafifletilmeli ve mahkemelerle Yargıtay arasında istinaf mahiyetinde yeni mahkemeler kurulmalıdır. Temi­natlı hâkimler gibi savcılara da teminat verilmeli; hele siyasi mevzularda onları Adalet Bakanlığının emri altında bulun­maktan kurtarmalıdır. Adlî tahkikat da­ha seri ve daha kuvvetli bir hale ifrağ olunmalıdır. Hâkimlerin üzerindeki ba-zan beşer takatinin bile tahammül ede-miyeceği yük hafîfletilmelidir.

öbür taraftan ceza sistemlerinde esaslı ıslahata lüzum vardır.

Diğer taraftan hapishaneler ıslah edil­meli ve nedamet getirmiş mahkûmlar için buraları birer verem kültür yuvası veya maktel olmaktan çıkarılmalıdır. Mahkûmlar hakkında birer sicil fişi tu­tulmalı, ve iyi hareketleri görülenleri muayyen bir müddet sonra, hürriyetsiz­lik içinde dahi olsa, daha iyi yaşama şartlarına kavuşturmalıdır. Bunun dışında aftan istifade edip tahli­ye edüen mahkûmlar hakkında da düşü­neceğimiz çok mühim esaslar vardır. Sosyal bakımdan evvelâ bu mahkûmla­rın üzerindeki sabıka damgasını kaldır­mak gösterilen şefkati hürriyete kavuş­tukları anda da devam ettirmek gerek­tir.

Affın hakikî iyi tesirlerini göstermek ve tahliye edilenleri kurtarıp cemiyete ka­zandırmak için bunların iş yapma ve ça­lışma imkânlarını da esaslı bir surette düşünmeliyiz. Yoksa bünyemiz, bu aftan fayda yerine büyük zararlar görür. Bu mevzuda Sosyal Yardım Bakanlığına ve Çalışma Bakanlığına düşen mühim vazi­feler vardır.

Turizm dâvası...

23 Temmuz 1950 tarihli Yeni Sabah tan:

Yeni Hükümetin turizm dâvasını ele al­mak istediğini gösteren belirtiler var. Filhakika, ülkemizde, istanbul ve civarı gibi, yabancı seyyahları cezbedebilecek en çekici bir mmtaka vardır. Florya pla­jı - Çekmece gölü kısmı, evvelce de, hay­li tetkik edilmiş ve buralara harcanacak, oldukça geniş mebaliğle, müstesna gü­zellikte b':r eğlence ve sıhhat sahası kur­mak düşünülmüş idi. Araya ikinci Dün­ya Harbinin girmesi ve o zamanki ikti-

darın malûm olan gevşekliği bu düşün­celerin tahakkukuna engel olmuş idî. Yalnız Florya plajları değil Şüe plajı ve Anadolu kıyıları da, tâ İzmit Körfezinin müntehasma kadar, Vâsi turistik bir alan olabilir. Hattâ Bursa ve civarı da bu mmtakaya ithal edilebilir.

Fakat ecnebi seyyah celbetmek için, ta­biî güz elliklerin varlığı yetmez, bu hal kâfi gelse idi, şimdi yurdumuz, dünyanın en çok seyyah kafileleri çeken memleke­ti olurdu. Memlekete gelecek yabancılar, her şeyden evvel. Hükümet kuvvetleri tarafından en ufak bir iz'aca tahammül etmek istemezler, gümrük muameleleri, polis takyitleri, pasaport işlerindeki zor­luklar, para bozdurmak hususunda uğ­ranılacak müşküller herkesin ayağını memleketten kesmek için en kuvvetli vasıtalardır.

Esefle kaydetmeliyiz ki, şimdiye kadar, Halk Partili hükümetlerin bu vadide tut­tukları yol, kırıcı idi. O İitbarla da bu cennet kadar güzel İstanbul ve Boğaz­lara, kimse rağbet etmez olmuş idi. Hat­tâ ara sıra gelen Mısırlı zenginler bile, son yıllarda ayaklarını kesmişlerdi. Ya­sak mmtakalar, yabancıların ikamet tez-Kerelernide gösterilen zorluklar ve çe­şitli vesiylelerle tebarüz eden ecnebiye İtimatsızlık, bizim için geniş döviz kay­nağı olan bu kaynağı tamamiyle kurut­muş idi.

Yeni hükümet Pasaport Kanununu, ace­le tâdil etmekle ve mevcut müşkülleri Kaldırmakla, hayırlı ve müspet bir adım atmış sayılabilir ama seyyah ve ecnebi celbetmek için kanuni engellerin kaldı­rılması yeter sayılmamalıdır. Çünkü mâ­nileri yoketmek nihayet menfi bir hare-Tîettir. Halbuki yabancı müsbet hareket­ler bekler. Geniş yol şebekesi, istirahat imkânını sağlayacak bol otel ve pansi­yon, her keseye elverişli çeşitli ikamet ve eğlence yerleri bulunmak lâzımdır. Memlekette asayiş ve emniyet âzami de­recede bulunmalı gündüz ve gecenin her Jıangi bir vaktinde her hangi bir kimse, şu veya bu sebeple ufak, en ufak bir iz-aca maruz kalmamalıdır. Dünya çapında


seyyah celbeden İtalya, Fransa, İngiltere gibi memleketlerin tatbik ettikleri usul­leri yakından incelemek ve onları müm­kün olduğu kadar kopya etmek icap e-der. Ama bu mesele öyle bir günde ve bir kararla halledilecek mahiyet arzet-mez. İstanbul, Boğaziçi, Bursa, İzmit ha­valisini içine alacak bir turistik sahanın işler hale konması, hem büyük masraf­lara hem yıllara muhtaçtır. Binaenaleyh bugünden plânlı hareket ederek, beş ile on yıl arasına sâri, geniş masrafları is­tilzam eder bir program hazırlamalı ve bu proje üzerinde, artık sebat ve azim ile yürünmelidir. Hükümet değişiklikleri de bu plânın tahakkukuna engel olma­malıdır.

Mahdut imkânlarımızla, şimdiden, kuv­vetlerimizi bir iki nokta üzerinde teksif etmek ve kademe kademe faaliyeti ge­nişletmek kabil olur. Florya ve havalisi tabii güzellik ve deniz banyoları ve plaj bakımlarından cihanda emsali bulunmı-

yan ve Nis veya Dauville ile kıyaslana­mayacak bir mertebededir. Fakat bura­sını modern bir eğlence muhiti mevkiine yükseltmek çok nâzik, basirete ve bilgi­ye muhtaç bir keyfiyettir. Her halde her işe bir başlangıç olmak lâzım geldiğne göre, etraflı bir etüd ile plânlar hazırlanır hazırlanmaz faaliyete geçmek ve bu hususta istical eylemek lâzımdır.

Yazan: Mümtaz Faik Fenik

24 Temmuz .1950 tarihli Zafer'den

Bütün klaenı erbabı bugün memlekette gazteciler bayramını sevinçle Kutluyor. Bir çok kimseler belki şimdi, bu bayram da durup dururken nereden çıktı? Diye­bilirler. Kendilerine şunu hatırlatalım ki, Türkiye'de sansür ilk defa olarak, bun­dan 42 sene evvel bugün, yani 24 Tem­muz 1908 de kaldırılmış ve böylece mat­buat hürriyetine doğru ilk adım atılmış­tı. BütünTürk gazetecileri bunun için bu tarihî yıldönümünü bir bayram ola­rak kabul etmişlerdir.

Peki, 1908 de sansür lağvedilmiş de, Türk gazeteciliği kalemini bağlıyan zin­cirden kurtulmuş mudur? Hayır. 1908 de, yalnız bir temel atılmış ve zaman za­man üzerine bina çıkılmak istenmişse de her defasmda bin bir türlü engelle karşı­laşılmıştır. Bizim asıl hür bir matbuat rejimine ayak bastığımız gün, son defa yeni Basın Kanununum B. M. Meclisinde kabul edildiği gündür. Çok temenni ede­riz ki kanunun ruh ve mânası bundan sonra da aynı anlayışla devam etsin, ga­zetecilerimizle beraber umumi efkâr da biraz rahat nefes almak imkânını bula­bilsin!

Bazı kimseler zannederler ki, biz, sene­lerden beri, üzerinde hassasiyetle durdu­ğumuz matbuat hürriyetini sade kendi­miz için istiyoruz; kalemimize o şekilde sahip olabilelim ki, istediğimizi yazabile­lim, aklımıza gelen tenkitleri yapabile­lim, hulâsa kayıtsız ve serbest olalım.

Hattâ bazıları, tam hürriyete sahip ola­caksınız da istediğiniz kimsenin şeref ve haysiyeti ile dilediğiniz gibi mt oynıya-caksımz? Diye bize çatmışlardır.

Hayır, şunu peşin olarak söyliyelim ki, bizim istediğimiz matbuat hürriyeti, bü­tün vatandaşların tabii haklariyle hudut­ludur. Herkes, diğerinin nasıl hürriyeti­ne, şerefine, haysiyetine, hakkına riaye­te mecbur ise, gazeteci de elbette aynı kayıtlar altında bulunacaktır. Bizim is­tediğimiz hürriyet, fikirlerimizi serbest­çe yazmak, kanaatlarımızı açıkça müna­kaşa etmek ve tenkitlerimizi yaptığımız zaman hiç bir baskı altmda bulunma­maktır. Bu sadece gazetecilerin değil, onlarla beraber yürüyen umumi efkârın da hürriyetidir. Çünkü bir okuyucu, sa­bahleyin gazetesini okurken bilecektirki, şu havadis, bu makale, veya o mütalâa, herhangi bir tesir altında yazılmamıştır; muharrir kendi kendisini sansür etme­miştir. Hâdiseleri ve fikirleri bir korku perdesi altında umumi efkâara göster-mem;ştir. tşte bundan dolayıdır ki, bizim üzerinde ısrarla durduğumuz matbuat hürriyeti, okuyucu için de tam bir haber alma ve hakikatleri öğrenme hürriyetini temin edecektir. Bu bakımdan matbuat hürriyetinin mâna ve şümulü, gazeteci­nin şahsı dışında bir memleketin umumi efkârım kavramaktadır. Onun için bu­günkü gazeteciler bayramı bizim olduğu kadar, sizin de, bütün milletin de bayra­mıdır. Meşhur bir söz vardır: Her millet lâyık olduğu idare şekline mazhar olur, derler. Her idare şekli de lâyık olduğu matbuatı karşısında bulur Tahakküm zihniyetiyle ve tek parti usuliyle idare edilen devirlerde elbette ki, matbuatın eli kolu kıskıvrak bağlıdır. Fakat bir memlekette tam demokrasi fikirleri hâ­kim oldu mu matbuatın da tam bir hür­riyete kavuşmaması için hiç bir sebep yoktur. Onun içindir ki, şimdi, Demokrat Parti iktidarı ile beraber, hakikaten hür bir matbuat rejimi kurulmuş ve milletin zaferi bizi bugünlere kavuşturmuştur. Matbuat hürriyeti dünya hâdiselerini kavramakta, tahlil etmekte, bize en dü­rüst ve en yerinde bir vasıta olacaktır.

Hür matbuatın güdümlü matbuata göre farkı işte budur. Çünkü tek partili za­manlardaki güdümlü matbuat, daima hâdiseleri olduğu gibi değil, belki bağlı bulundukları idarelerin ve hattâ şahısla­rın istedikleri gibi göstermeğe mecbur­dur. Halbuki hür bir matbuat rejiminde bu hâdiselerin hakikî cephesini görmek, göstermek ve ona göre tahlil yapmak imkânları mevcuttur. Şunu unutmamak lâzımdır ki, gazete, - kim ne kadar hor görürse görsün - hâdiseleri aydınlatan bîr ışıktır. Gazete olmadan ne politikayı, ne güzel sanatları, ne ticareti, ne sanayii ve hattâ ne barışı ve yahut harbi anla­maya imkân yoktur. Her nevi hâdiseyi bize haber verip izah eden gazetenin ü-zerinde eğer korkudan, endişeden, bas­kıdan mütevellit bir perde olursa, her şeyi, renkleri ters gören insan gibi yan­lış görmemiz ve yanlış hükümlere var­mamız daima mümkündür. Bu ise haya­tımızın seyrine ve dünya anlayışımıza tesir eder mühim bir noksandır..

tşte matbuat hürriyeti dediğimiz zaman, kalem sahibi ile okuyucu . arasında biz böyle normal bir münasebetin teessüsü­nü istiyorduk. Bu bakımdandır ki, yeni kanun gerek gazetecilere ve gerek umu­mi efkâra büyük ümitler vermektedir. Bizim bugün hür bir Matbuat Kanunu ile daha geniş bir sevinçle kutladığımız gazeteciler bayramı, sizin aziz okuyucu­larımızın ve daha geniş mânasiyle bütün memleket efkârının bayramıdır.

Bizim bayram...

Yasan: Nadir Nadi

25 Temmuz 1950 tarihli Cumhuri-yet'ten:

Dün GazetecilerBayramı idi, Sansürden kurtulmamızın kırk ikinci yıl dönümünü arkadaşlar hep bir arada kutladılar. Ta­lihin acayip bir cilvesi olarak bu kutla­ma töreni Yıldız bahçesindeki köşklerden birinde yapıldı. Vaktiyle en zalim basın düşmanının oturduğu ve gezindiği yer­lerde dün gazeteciler neşe içinde görüşüp eğlendiler. Kutlu olsun!

Bayram vesilesiyle burada biraz gazete­lerimizden ve gazeteciliğimizden bahset­mekte fayda görüyoruz. Malûm ya bizim bayramın mânası hürriyettir. Hürriyet deyince akla tenkit gelir. Mesleğimizden söz açarken İlk tenkit okunu kendimize saplamalıyız ki başkaları hakkındaki tenkitlere de göğsümüzü gere gere hak iddia edelim. İğneyi kendimizden esirger de hep karşımızdakilere çuvaldız batır­maya devam edersek - haklı bile olsak -samimiyetimize dair okuyucuları şüphe­ye düşürmüş olmaz mıyız?. Kırk yıldan beri gazeteciliğimizin büyük Ölçüde geliştiğini söyliyebiliriz. Baskılar ı(tiraj) artmış, hitap ettiğimiz kütle ge­nişlemiştir. Gerçi memleketimizde satı­lan gazetelerin toplamı nüfusumuza kı­yasla hâla pek azdır. İngiltere'de adam basma günde ortalama bir gazeteden fazla düştüğ halde, bizde, yirmi kişiye ancak bir gazete isabet ediyor. Fakat dediğim gibi kırk yıl öncesine kıyasla hızlı bir ilerleme vardır. O zamanlar, Ru­meli'den Basra Körfezine kadar şimdiki­nin bir 'kaç misli nüfusa hitap eden ga­zeteler bugünkü baskının onda birini an­cak temin edebiliyorlardı. Yayın sahamız daraldığı halde satışların artması yeni harflerin hayırlı tesiriyle olmuştur. Kırk yıl önce memleketteki rotatif makineleri sayısı iki üçü geçmez ve bunların hepsi istanbul'da toplanmışken bugün bu miktar düzineleri aşmış, memleketi kapla­mıştır. Birden fazla rotatifi olan, saatte on beş bin baskı ile günlük ihtiyacı güç karşılıyan gazetelerimiz vardır.

Bu derece uygun şartlara rağmen gaze­telerde çalışan meslekdaşların durumu kırk yıl öncesinden pek farklı değildir. Yazı ücretlerinde ve aylık kazançlarda ilerleme şöyle dursun, gerileme kaydedil­miştir. Gazeteciler aralarında esaslı bir teşkilât kuramamışlardır. Fikir işçileri­nin hastalığı ve ihtiyarlığa karşı durum­ları güven altına alınamamıştır. Tevzi işleri henüz en iptadi şekillerden kurtu­lamamıştır.

Haber alma ve haber verme bakımından da kendi ayarımızdaki memleketlere kı­yasla geriyizdir. Bugünkü baskı seviyesi, en büyük gazetelerimizi bile başlıca dün­ya merkezlerine özel muhabirler gönder­mek imkânlarından mahrum bırakıyor. Bu vazifeyi başaracak kudrette, bir millî ajansımız da olmadığından dünya haber­lerini yabancıların gözü ile görmek, on­ların kulakları ile dinlemek zorunda ka­lıyoruz. Dikkat edecek olursanız, bütün dış haberlerin başında bir ecnebi firma­nın damgasını görürsünüz. Politika ya­zarlarımız tefsirlerini bunlara dayana­rak yaparlar, okuyucularımız da bunları okuyarak dış âleme dair fikir edinirler.

Telif hakları kanunu hâlâ yürürlüğe ko-namadıgı için, kırk yıl önce olduğu gibi, yazı işleri müdürünün en kuvvetli yar­dımcısı bugün de makastır. Avrupa ve Amerika gazetelerinden hoşa giden ya­zılar, resimler kesilir, ucuzca tercüme ettirilir ve zahmetsizce okuyucuya sunu­lur. Böylelikle hem bir nevi taklitçilik zihniyeti aramızda devam edip gider, hem de Türk yazarları basından lâyık olduğu ilgiyi bir türlü göremez.

Bütün bu kusurların çeşitli sebepleri bu­lunabilir. Bunlardan bir kısmı doğrudan doğruya gazetecilere aittir. Mânâsız ve iptidai bir rekabet duygusu birbirimize yaklaşmamıza mesleğimize ve menfaati­mize dokunan konularda anlaşmamıza engel olmaktadır. Bununla beraber ku­surların bir kısmı da şimdiye kadarki siyasi bünyemizin gerektirdiği zaruret­lerden doğmadır. Sansür resmen kaldı-rılalı gerçi kırk yıl oldu ama, gelip geçen

iktidarlardan hangisi haber verme ve düşünme hürriyetinin değerini idrak edebildl? Basını amansız bir hükümet düşmanı, vücudu zararlı bir mahlûk sa­yan kötü zihniyet her fırsatta ona tekme atmak ağzını açtığı zaman çenesine yum­ruksavurmak hevesinden kendinikurtaramadığı için basınımız da tabiatiyîe rahatça serpilip ilerliyemedi. Fakat, ortaçta ümitsizliğe düşmek için hiç bir sebep yoktur, önümüzdeki yıllar boyunca kaybettiğimiz zamanı gidere­cek şekilde çalışırsak milîetimize daha faydalı hizmetler göreceğimizden şüphe etmiyoruz.

1 Temmuz 1950

— Lake Success:

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin Güney Kore'ye kardım için yapmış oldu­ğu teklifi kabul eden ve ne şekilde yar­dım edeceklerini bildiren Birleşmiş Mil­letlere üye devletlerin isimleri şunlardır: Türkiye, Güvenlik Konseyinin kararını destekliyeceğini,

Arjantin, diğer AmerikanDevletleriyle tesanüt halinde bulunacağını, Avustralya, muhripler göndereceğini, Belçika, elinden gelen her yardımda bu­lunacağını,

Brezilya, elinde bulunan vasıtalarla yar­dıma iştirak edeceğini, Kanada, deniz kuvvetlerini pasifik sahil­lerine ve icap ederse Kore'ye gönderece­ğini,

Şili, Amerika'ya bakır ve nitrat gönde­receğini,

Milliyetçi Çin elinden gelen yardımı yapa cağını resmen ve gayri resmî olarak ilâ­ve edildiğine göre de askerî birlikler ve hava kuvvetlerini Kore'ye göndereceğini, Kolombiya, Dominik Cumhuriyeti, Sal­vador Güvenlik Konseyinin kararını des-tekliyeceklerini,

Hundura, elinden gelen yardımda bulu­nacağını, Meksika, kendine düşen vazifeleri yerine getireceğini, Hindistan, Güvenlik Konseyinin kararını kabul edeceğini, Holânda, deniz kuvvetlerine yardım ede­ceğini, Yeni Zelanda, istenilen deniz kuvvetleri­ni göndereceğini,

Pakistan, Güvenlik Konseyi kararını ta­mamen dest&kliyeceğini, ingiltere, Japon sularındaki donanmasını Amerika'nın emrine tahsis edeceğini, Uruguay ve Venezüella, Konseyin kara­rını destekliyeceklerini ve Amerika Bir­leşik Devletleri hava, deniz ve kara kuv­vetleri yardımında bulunacağını, Formo-za'yı abluka altıma alacağını Filipinler ve Hindiçiniye yapılan yardımı artıraca­ğını, güvenlik Konseyine bildirmiştir.

—Lake Success:

önümüzdeki Çarşamba günü yeniden toplanan Güvenlik Konseyinin General Mac Artlıur'ün Güney Kore'ye yardım için Birleşmiş Milletler emrine verilen bütün kuvvetlerin Başkomutanlığına resmen tâyin keyfiyetini görüşmesi muhtemeldir. Bu yoldaki teklifin Birleş­miş Milletler çevrelerinde derpiş edildiği ve bundaki maksadın harbte Güvenlik Konseyinin otoritesini sembolleştirmek olduğu sanılmaktadır.

4 Temmuz 1950

—Lake Success:

Birleşmiş Milletler Radyosu Sah sabahı Grenviç ayariyle saat 10 da Kore'ye ha­ber yayını programına başliyacaktır. B. B. C. ve Amerika'nın Sesi Radyosu tara­fından naklen yapılacak olan bu prog­ram bir milyardan fazla bir kütle teşkil eden 40 tan fazla milletin, Kuzey Kore kuvvetlerinin 38 inci arz dairesi gerisine çekilmelerini istiyen Güvenlik Konseyi kararını desteklediklerini belirterek baş-lıyacak ve sona erecektir

—Lake Success:

Birleşmiş MÜleter Gazeteciler Birliği Genel Sekretere müracaatla, Kuzey Ko­relilerin elinde bulunan France Presse Ajansı muhabiri Maurice Chanteloup'un serbest bırakılması için Kuzey Kore ma­kamları nezdimde müracaatta bulunma­sını talep etmiştir.

Konsey, buna ait tasarıyı Birleşmiş Milletler Genel Assamblesine sunmağa karar vermiştir. Vesayet Konseyi Ocak 1951 de New-York'ta toplanacaktır.

26 Temmuz 1950

—Lake Success:

Güvenlik Konseyinin Salı günü açılışında Amerikan Delegesi Warron Austin, 15 Temmuzda Güney Kore'nin Konseyin 7 Temmuz tarihli karar sureti gereğince kuvvetlerini Birleşmiş Milletler Komu­tanlığı emrine vermeği kararlaştırdığını bildirmiştir.

28Temmuz 1950

—Lake Success:

Mısır israil'in topraklarına karşj giriş­tiği bir hücumu dün Birleşmiş Milletlere şikâyet etmiş ve Güvenlik Konseyinin bu hususta tahkikat açmasını istemiştir. Mısır Hükümeti, uçaklar tarafından des­teklenen israil silâhlı kuvvetlerinin Mı­sır hududunu geçerek üç kişiyi öldürmüş olduğunu bildirmiştir.

29Temmuz 1950

—Lake Success:

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Trygve Lie'nin Kore'deki şahsi temsil­cisi Albay Alfred Katz'm Kore'deki Bir­leşmiş Milletler askerî komutanlariyle yaptığı görüşmeleri mütaakip, savaş sa­hasında 750 bin ilâ bir milyon mülteci bulunduğunu açıklamıştır. Katzin Kore-de ilâç ve gıda maddelerine şiddetle ihti­yaç olduğunu bildirmiştir. Kore mültecileri meselesi Birleşmiş Mil­letler Genel Sekreterliğince ele alınmış­tır ve muhtelif murahhas heyetleri ara­larında gayri resmî surette bu meseleyi görüşmektedirler.

30Temmuz 1950

—Lake Success:

Başbakan Nehru Cuma günü Eirleşmiş Milletlere müracaatla Hindistan'ın Ko­re'deçarpışan Birleşmiş Milletler kuv-

vetleri emrine bir sıhhi yardım araba-siyle operatörlerden mürekkep küçük bir birlik göndermeğe hazır olduğunu söyle­miştir.

Genel Sekreter Trygve Lie'ye gönderdiği mektupta Nehru evvelce de izah ettiği gibi Hint silâhlı kuvvetlerinin memleke­tin müdafaası için lâzım olduğunu tasrih etmektedir.

31 Temmuz 1950

—Lake Success:

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine yarın dönecek olan Sovyet Rusya takip edeceği hareket tarzı hakkında dün gece de hiç bir açıklamada bulunmamaıştir. Birleşmiş Milletler nizamları gereğince herhangi bir toplantı için gündemin üç gün evvel üye devletlere bildirilmesi icap ettiği halde yarınki toplantıya başkanlık edecek olan Jakop Malik toplantının gündemi hakkında diğer heyetlere henüz hiç bir malûmat vermemiştir.

Batılı devletler genel Sekreter Trygve Lie'ye müracaat ederek yarınki toplan­tının gündemini mümkün olduğu kadar çabuk vermesi için Lie'nin Sovyet Heye­tine başvurmasını istemişlerdir.

Trygve Lie'nin bu hususta yaptığı mü­racaatı Sovyetler cevapsız bırakmışlar­dır.

Amerikan kaynaklarının ileri sürdükle­rine göre Sovyetler bugün geç vakte ka­dar gündem hakkında hiç bîr açıklama­da bulunmıyacaklardır.

En kuvvetli tahminlere göre, gündem, «Kore meselesine» ait olacaktır.

—Lake Success:

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Kore harbinde sarfedilen gayreti gözden geçirmek üzere bugün bir içtima akdet­miştir.

Yarından itibaren Sovyet Murahhası Ja­kop Malik, Güvenlik Konseyine Başkan­lık edecektir.

Amerikan uçakları dün Kuzey Kore uçaklarına raslamamişlar yalnız uçaksavar ateşi ile karşılaşmışlar­dır. Amerikan uçaklarının hepsi üslerine dönmüşlerdir.

—Tokyo:

General Mac Arthur'ün karargâhı Ku­zey Korelilerin Suwon-Osan bölgesinde giriştikleri çevirme hareketinin devam ettiğini bildirmiştir.

Br Amerikan sözcüsü cepheye takviye­lerin süratle gönderildiğini söylemiştir. Müşterek uçak gemileri filosu komutanı Amerikan Amirali D. Strubble ingiliz Amerikan hava işbirliğinin mükemmel olduğunu söylemiştir.

—Tokyo:

Kore cephesinden telefonla alman ve as­kerî kaynaklar tarafından verilen malû­mata göre, dün Suwong güneyinde A-merikan birlikleri tarafından tutulan mevziler düşman tank ve piyade kuvvet­lerinin çevirme hareketi yüzünden bugün tecrit edilmek tehlikesine düşmüştür.

—Tokyo:

Kore cephesinden Tokyo'ya telefonla ve­rilen haberlere göre, Kore cephesinde yeni tip komünist bombardıman uçak­ları görülmesi Kuzey Kore'nin yabancı yardımı görmekte olduğunun yeni bir delilidir. Kuzey Kore hava kuvvetleri hakkındaki istihbarat bugüne kadar Ku­zey Koreliler'de çift motorlu bombardı­man uçağı bulunmadığını kaydetmiştir.

7 Temmuz 1950

—Tokyo:

Seul ve Pyong Yang radyolarının bildir­diğine göre Kuzey Kore kuvvetleri Su-won'un 30 kilometre güneyinde bulunan Pyongtok şehrinin işgalini tamamlamış­lardır.

—Tokyo:

Güney Kore Cumhurbaşkanı Syngman Rhee, Güney Korelilere hitaben yaptığı bir beyanatta kendilerinden 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesine uymalarını ve ko­münist esirlere insanî muamele yapma­larını istemiştir.

Rhee, bundan başka Milletlerarası haç'a müracaatla Güney Kore halkı için ilâç ve iaşe yardımı talep etmiştir.

Sygman Rhee'nin beyanatı Tokyo'daki Kore Heyeti tarafından yaymlanmıtşir.

Heyet, Başkanın nerede bulunduğunu bildirmemiştir.

—Tokyo:

General Mac Arthur'ün sözcüsü demeçte bulunarak bir Amerikan keşif kolunun esaslı mukavemete rasîamadan 16 kilo­metrelik bir ilerleme kaydettiğini bildir­miştir.

8 Temmuz 1950

—Tokyo:

Kore cephesinden Tokyo'ya telefonla ve­rilen haberlere göre Amerikan sözcüsü bu sabah vaziyette pek az değişiklik ol­duğunu söylemiştir. Kuzey Koreliler Gü­neye doğru yavaş yavaş ilerlemektedir­ler. Geçen gece geç vakit Kuzey Kore keşif kollan Şaman'm dış mahallelerine girmişlerse de Amerikan ileri karakol­ları tarafından püskürtülmüşlerdir.

—Tokyo:

Pyongyang radyosuna göre Kuzey Kore hava kuvvetleri Amerikan hava kuvvet­leri ile giriştikleri bir savaşta 3 B-29 dü­şürmüşlerdir. Bu sabah Tokyo'da duyu­lan bu yayın Kuzey Kore kara kuvvetle­rinin geri çekilmekte olan düşmanı dur­madan takip ederek Taejon'a doğru iler­lediklerini bildirmektedir.

Pyongyang Radyosu Amerikan bombar­dıman uçaklarının Hamburg Wosan ve Sinnampo'da büyük hasar yaptıklarını kabul etmiştir.

—- Tokyo:

Trygve Lıie'nin şahsî temsilcisi Albay Katzin. basma verdiği demeçte, Birleş­miş Milletler Kore Komisyonunun Kore Cumhuriyeti Hükümeti nezdinde yalnız bir irtibat grupu bırakarak merkezi Pu-san'a nakledeceğini söylemiştir. Amerikan büyük karargâhı tarafından yayınlanan demecinde Katzin, mekân ve tarih bildirmiyerek, Kore'deki Amerikan KuvvetleriBaşkomutan:,Amerika'nın Kore Büyük Elçisi ve Kore Başbakanı İle görüştüğünü tasrih etmiştir.

—Tokyo:

Mac Arthur Genel Karargâhından bildi­rildiğine göre, Kuzey Korelilere ait 50-60 tank ve bine yakın asker halen Ansong nehrini geçmekte ve Şonan'a doğru iler­lemektedir. Tebliğde bildirildiğine göre, Kuzey Koreliler Pusan istikametinde ilerlemek için doğu sahilinde hazırlıklar­da bulunmaktadırlar.

—Tokyo:

General Mac Arthur Karargâhı tebliğine göre, Wonju bölgesinde ve Şunju kuze­yinde iki tümenlik Kuzey Kore kuvvet­leri toplanmaktadır. Aynı zamanda Ku­zey istikametinden mütemadiyen iaşe ve levazım maddeleri gelmektedir.

9 Temmuz 1950

—Tokyo:

Kore cephesinden Tokyo'ya telefonla bil­dirilen haberlere göre, iki motorlu bir Kuzey Kore uçağı bugün Taegu'nun gü­neyinde bir bölgeye 8 bomba atmıştır. Bu bombalar patlamamıştır. Ve Kuzey Korelilerin üç günden beri giriştikleri ilk hava harekâtıdır.

Bu haberi veren Amerikan Karargâhın­dan tasrih edildiğine göre Taegu hiç bîr zaman bombalanmamıştır.

—Tokyo:

Kore'deki Amerikan Karargâhından Tokyo'ya telefonla bildirilen haberlere göre, dün akşamdan beri Kuzey ve Gü­ney Koreliler arasında hücum ve karşı hücum hareketleri cereyan etmiştir.

£ki ihtiyat taburunu kullanan Güneyliler iki hücumu püskürtmeğe ve iki karşı hücuma geçmeğe muvaffak olmuşlardır. Güney Kore kaynaklarına göre çok sa­yıda Kuzeyli esir alınmıştır.

— Lake Success:

General Mac Arthur'ün, Kuzey Kore müstevlilerine karşı askerî müdahale yapılmasını destekliyen Birleşmiş Millet­ler üyelerinden, askerî yardım ve diğei" malzeme talep etmesi beklenmektedir.

Buradaki resmî şahsiyetler, Mac Art­hur'ün bilfiil savaş için asker ve malze­me, sivil halk için de gıda ve ilâç temin ederek ihtiyacı karşılamakta gecikmiye-ceği kanaatindedirler.

10Temmuz 1950

—Tokyo:

Mac Arthur'ün tebliği Kuzey Korelilerin öncülerinin Taejon'a 20 mü mesafedeki Chochiwan'da Amerikan «kuvvetleriyle temasta olduklarını bildirmektedir.

Tebliğ Taejon'un 70 mil güney doğusun­daki ulaştırma merkezi Taegu'ya karşı bir tehdit mevcut olduğunu bildirmek­tedir.

11Temmuz 1950

—Tokyo:

Kore cephesinden Amerikan kaynakları­na telefonla verilen heberlere göre du­rum çok seyyaldir ve batı kesiminde Sa­lı sabahından beri çok şiddetli savaşlar cereyan etmektedir.

öte yandan cepheye inen takriben 40-50 tank mevcutlu, bir Kuzey Koreli kolu A-merikan uçakları tarafından bombalan­mıştır.

tyi hava sayesinde Amerikan Uçakları daimî faaliyet halindedir.

—Paris:

Pyongyan. Komünist Radyosunun haber verdiğine göre 38 inci arz dairesi güne-ynide hizmet gören askerlerin aylıkları 1 Temmuzdan itibaren iki misli artırıla­cak, geri hizmetlerde bulunan subayların maaşlarında ise yüzde 50 kısıntı yapıla­caktır. Öteyandan Kuzey Kore Kuvvet­leri eline geçen bütün kıymetler Devlet malı telâkki edilecek ve

Devlet bankası­na yatırılacaktır.

—Londra:

Güney Kore Konsolosluğu şahsiyetleri­nin bildirdiği üzere İngiltere ile Doğu Avrupa memleketlerinden yüzlerce eski asker Kore cephesinde komünistlerle çarpışmak üzere Kore Ortaelçisi Çay Cangkun'e müracaat etmiştir. Mürcaat edenler arasında Polonyalı eski bir general ve bir çok hür Çekler vardır.

Bugün yananlanan resmî tebliğde Ame-rirnan hava kuvvetlerinin komünist tak­viye kuvvetlerini imha etmek üzere ha­va akınları yaptıkları bildirilmektedir.

19 Temmuz 1950

— Tokyo:

Kore'deki Amerikan kuvvetlerine bugün mevcutları 30.000 e varan iki tümen da­ha katılmıştır. Bunlar bug-ün düşmanla temasa geçeceklerdir. Bu tümenlerden biri ikinci dünya harbinde büyük şöhret yaDinış olan birinci süvari tümenidir.

Paris:

Stalin;îe Nehrumda Hindistan Baş­bakanının tavassut teşebbüslerine dair teati edilen mektupların Tass Ajansı ta­rafından neşrinin, Hintli çevreleri rahat­sız ettiği sanılmaktadır. Bu çevreler, bu teşebbüs sahibinin hiç olmazsa teşebbü­sünün ikinci safhasında, yani, alâkalı hükümetlerle temasa geçmek sahasında, menfi de olsa, bir netice almadan bu mektupların yayınlanmaması lâzimgel-diği kanaatindedirîer.

-— New-York:

Kore anlaşmazlığına nihayet vermek için Hindistan Başbakanı Nehru ile Sta-lin arasında cereyan eden görüşmeler dün gazetelerde ehemmiyetli tefsirlere mevzu teşkil etmiştir.

Anlaşmazlığı halletmek için sarfedilen gayretler ekseri gazeteler tarafından takdir edilmekle beraber Stalin tarafın­dan ileri sürülen şartların kabulüne hepsi itiraz etmişlerdir.

—Kore'deki Amerikan Genel Karargâhı:

20 Temmuz 1950

—Lake Success:

Dün esir edilen 16 yaşındaki bir Kuzey Koreli sevkedüdiği Amerikan karargâ­hında talim gördüğü Hoergoeng kampı­nın fiilî olarak Sovyet subayları tarafın­dan idare edildiğini söylemiş vs bunların iki yarbay ve bir yüzbaşr olduklarını a-çtklamıştır.

Birleşmiş Milletler çevrelerindeki kana­ate göre Pandit Nehru iîe Dean Acheson arasındanotalarteatisi ve Truman'm

Kongreye mesajı, Kore meselesinin Çin ve Sovyet Rusya'nın da temsil edileceği bir Güvenlik Konseyinde halledilmesi yo­lunda Hindistan'ın sarfettiği gayretlere son vermektedir.

Kısmî bir seferberlik olarak telâkki edi­len Başkan Truman'm mesajı Kore me­selesine askerî bir zaferle son vermek yolunda Amerikan Hükümetinin kararı­nı belirtmektedir. Birleşmiş Milletler Teşkilâtı da Kore işinde Biıieşik Ame­rika ile müşterek hareket ettiğine göre bu çevreler, bir tavassut lehinde Hindis­tan'ın sarfettiği gayretlerin akim kaima-sma üzülmedenBirleşikAmerika'nın azmini tasvip etmektedirler.

Öteyandan Moskova'da îngütcre Büyük Elçisi David Kelly ile Sovyet Dışişleri Bakan Yardımcısı Gromyko arasında cereyan eden müzakereler hakkında Bir­leşmiş Milletler çevrelerinde ihtiyatlı bir durum muhafaza edilmekte ve Londra'­nın göndermeği vadettiği tafsilât bek­lenmektedir. Bununla beraber Nehru'nun gayretlerinin ingiliz müzakerelerini ko­laylaştıracağı yerde bilâkis bunları güç-leştirdiği. sanılmaktadır. Herhalde Mos­kova'ya yapılan İngiliz teklifleri başka bir plân üzerinde ileri sürülmekte ve hiçbir suretle komünist Çin'in Birleşmiş Milletlere kabulünü derpiş etmemekte­dir.

— Tokyo:

Mac Arthur'ün Genel Karargâhından sa­at 3 te yayınlanan tebliğin metni aşağı­dadır:

«Son tebliğden beri Kore cephesinde hiç bir katî kara harekâtı olmamıştır. 48 saattenberi sükunet hüküm sürmektedir. Bu da komünist müstevlilerin samldığm-den fazla hırpalanmış olduklarını göster­mektedir.»

Tebliğ daha sonra, 7 nci Amerikan filosu uçaklarının son 48 saat içinde Kuzey Kore iaşe hatlarma şiddetli ve başarılı taarruzlar yaptıklarım bildirmektedir. Pyongyang civarında Amerikan uçakla­rı gizlenmiş olan 27 Kuzey uçağım ve 6 Yak avcı ile 5 bomba uçağını tahrip et­mişlerdir. Bu alana yapılan ikinci taar­ruzla beraber 18 Temmuzdakinln netice­sinde cem'an 14 Kuzey Kore uçağı tahrip edilmiş 13 tanesi hasara uğratılmış­tır.

—Kore'de Amerikan Cephesi:

Bugün öğleden sonra Kuzey Kore tank­ları Taejon'a girmişler ve ilk olarak is­tasyonu zaptetmişlerdir. Şehirdâhilinde,Amerikalılarsayıca kendilerinden üstün düşmanamukave­mete devam etmekte ve yeni model bir füze aticsıı kullanmaktadırlar. Amerikalıların her ne pahasınaolursa olsun Taejon'u müdafaa etmek istedik­leri sanılmaktadır.

Taze Amerikan kuvvetleri şehre doğru çekilmektedirler.

—Londra:

Başbakan Oiement Attlee bugün Avam Kamarasında Kore hakkında son günler­de ingiltere ile Sovyetler Birliği arasın­da cereyan eden görüşmelere dair bir demeçte bulunmuştur. Başbakan Kore hakkında müzakereler yapılırken Sovyet Hükümeti Güvenlik Konseyinde temsil edilmediği için ingil­tere Hükümetinin Kore meselesinin sulh-cu bir yolla hallini sağlamak için Rusya ile doğrudan doğruya temasa geçmeği münasip gördüğünü söylemiştir. Gromyko'nun Dacid Kelly'ye Sovyet Hü­kümetinin bu meseleyi hal yolundaki ar­zusunu bildirdiği ve bu konuda bir teklif yapıp yapmıyacağını sorduğu, İngiliz Büyük Elçisinin ise bu konuda ingiltere Hükümetinin Sovyet Birliğinin kan ak­masını durdurmak için Sovyetler Birli­ğinin Kuzey Koreliler üzerinde nüfuzunu kullanmasını arzu ettiği cevabını verdiği sanılmaktadır.

—Tokyo:

Tanklar ve topçu tarafından desteklenen komünist kuvvetlerini Amerikalıların Kore'de denizden ilk çıkarmayı yaptık­ları yer olan Pohang'm 40 kilometre ku­zeyindeki Yongdok'a girdikleri bildiril­mektedir.

Yongdok dün Müttefik deniz kuvvetleri tarafından bombalanmıştır.

21 Temmuz 1950

—Lake Success:

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Tryg-ve Lie'nin Kore hakkındaki talebine şim-

diye kadar cevap veren 9 memleketten, hiç birinin Kore'de savaşmak üzere as­ker göndermeyi taahhüt etmediği anla­şılmaktadır.

Birleşmiş Milletler Teşkilâtı sözcülerin­den biri dün verdiği izahatta bu memle­ketlerin isimlerini açıklamaktan sakın­mış ancak şimdiye kadar cevap gönde­renlerin meyanmda ingiliz İmparatorluk camiası hiç bir üyesinin mevcut olmadı­ğını söylemekle iktifa etmiştir.

-- Yeni Delhi:

Bir taraftan Stalin iie Pendit Nehru ve Öte yandan Acheson arasında teati edi­len mesajların yayınlanması neticesi Stalin'in Aeheson'un yaptığı, gibi Pandit Nehru'nun müracaatım reddetmesine rağmen Sovyet Şefinin Kore harbine son vermek için müşahhas bir teklifte bu­lunmadığı siyasi çevrelerde belirtilmek­tedir. Aynı çevrelerde ilâve edildiğine göre, Stalin, Hattâ Komünist Çin'in Gü­venlik Konseyinde temsilinden sonra da Birleşmiş Milletlerin diğer üyeleri ile ka­yıtsız işbirliği edeceğini vadetmedgi gibi Birleşmiş Milletlerin Çin'de bulunduğu çıkmaza çare bulmak ve Kore meselesini barışçı yollarla halletmek için katî şart­larını teyit etmekten başka bir şey yap­mamıştır.

—Tokyo:

Kore cephesinden gelen haberlere göre, «Time» adındaiki Amerikan dersiği mu­habiri Wilson Fieider Taejon'da ölmüş­tür.

Diğer taraftan adı geçen General WilH-am Dean'den başka 24 üncü tümenin bir piyade alayının komutanı Albay Ayres'in adı dahi gayri resmî olarak kayıplar a-rasma geçirilmiştir.

22 Temmuz 1950

—Washington:

Batılı devletler Kore harbine nihayet vermek için siyaset değil silâh kullanma­ğa karar vermişlerdir. Hem Washington'da hem de Londra'da siyasi teşebbüslerin terk edildiği açık­lanmıştır.

Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı Dean Acheso, Kuzey Koreliler kendiarzula-

image002.gifriyle 38 inci arz dairesinin kuzeyine çe­kilmedikleri takdirde, Kore harbine son vermek için hiçbir teşebbüs yapılmıya-eağinı bildirmiştir.

Londra'da, Başbakan Clement Attlee, ingiliz Hükümetinin Moskova ile müza­kereler yaparak barış teminine çalış­maktan vazgeçtiğini biidirmiştir.

23 Temmuz 1950

Tokyo:

General Mac Arthur'ün karargâhı tara­fından saat 2,30 da neşredilen tebliğde tasrih edildiğine göre fena hava şartları ve Pasifik'te kuzey istikametinden yük­selen tayfuna rağmen B-29 bomba uçak­ları Cumartesi günü 38 inci arz dairesi kuzeyinde bulunan hedeflere 100 ton bombaatmışlardır.

Bu bombardıman radar yardımı ile ya­pılmış ve neticeler henüz tesbit edileme­miştir.

Bu bombardımandan ve F-80 uçakları­nın yaptıkları uçuştan başka av uçakla­rı fena hava yüzünden uçuş yapamamış­lardır.

Kore'de 8 inci ordu karargâhından: 48 saat sürenmeşumbirsükûnetten sonra Kuzey Koreliler Amerikan hatları üzerine şiddetli darbeler indirmeğe baş­lamışlardır.

Birinci süvari tümeni evvelce 24 üncü tümen tarafından müdafaa edüen hattı işgal etmiş ve komünistlerin topçu ve havan ateşi açarak 6000 kişi kadar tah­min edüen bir kolun sızma tabiyesini tatbike teşebbüs etmesi üzerine ilk imti­hanı geçirmiştir.

1incitümenin ağır silâhları mukabele etmişlerse de komünistlerin ilerleyişi ta-

mamiyle tardedîlememiştir. 1 inci tümen Komutam GeneralHobart

Gay,KuzeyKorelilerinmuhtemelen umumi birtaarruza hazırlandıklarını söylemiştir.

21 Temmuz 1950

Lake Sucess:

Kore meselesini incelemek üzere Güven­lik Konseyi Salı günü öğleden sonra top­lanacaktır.

Amerikan murahhas heyetine yakın çevrelerden bildirildiğine göre Temmu­zun yedisinde verilen karar üzerine, Ko­re Birleşmiş Milletler Ordusu Başkomu­tanı General Mac Arthur, Konseye tevdi edilmek üzere Kore'deki durum hakkın­da bir rapor göndermiştir.

—Washington:

Bir gazeteci tarafından sorulan suale bu sabah cevap veren Amerikan Savunma Bakanlığı sözcüsü, Kuzey Kore ordusu­nun son dünya harbinde Seyvet kuvvet­leriyle çalışmış birlikleri ihtiva ettiğine dair hiç bir emare bulunmadığını bildir­miştir.

Gazeteci, Kuzey Koreli kuvvetlerin mü­kemmel bir durumda olmalarının Avru­pa harplerinde Sovyet saflarında çarpış­mış olabileceklerine atfetmekteydi.

—Tokyo:

General Mac Arthur Umumi Karargâhı resmî tebliği:

Amerikan ve Güney Kore kuvvetleri Ko­münist kuvvetlerini Taejong Yong Donk cephesi boyunca yapmakta oldukları de­vamlı tazyik ve taarruzları geri püskürt­meğe devam etmektedirler.

Fakat bir Güney Kore tümeni Yongju'-dan, bu şehrin dört kilometre kadar gü­neyinde daha iyi müdafaa edilebilir mev­zilere çekilmiştir. Komünist piyade ve zırhlı birlikleri güney batıya sarkarak Güney Kore'nin deniz üssü Mokpo limanı civarına gelmişlerdir. Bu kuvvetler yal­nız Güney Kore millî polis birliklerine raslamışlar ve Monsan ve Kumjo şehir­lerini aldıktan sonra Şangup ve Kwang-ju istikametinde ilerlemeğe başlamışlar­dır. Bu kuvvetler îsmil ve Namwn'da gö­rülmüşlerdir. Bu kuvvetleri durdurmak veya imha etmek için alman tedbirler şimdilik ifşa edilmiyecektir. Doğu sahili üzerindeki Yongdok şehri henüz düşman elindedir.

26 Temmuz 1950

—Tokyo:

Tarihte i!k defa olarak F. 80 Amerikan tepkili av uçakları Kore'de savaşlara iş­tirak etmiştir. 5 inci hava kuvvetleri tebliğinden öğrenildiğine göre, Pazartesiyi Salıya bağlayan gece de bu uçakla­ra bir vazife tevdi edilmiştir. Tebliğ: 8 tepkili uçağın bu harekâta iştirak etti­ğini bldirmiştir.

-- Tokyo:

Kore harbinin başından beri ilk basın konferansını yapan Amerikan Genel Ka­rargâhı sözcüsü birinci süvari ve 25 inci piyade tümenleri ile iki Güney Kore tü-meri'nih halen Yongdong . Taeiu - Pu-san'da yarım daire şeklinde cephede sağ­lam surette tutunduklarını düşman taz­yikinin Yong - Dong'un 20 kilometre ku­zeyinde Şongsan üzerinde hissedildiğini, Şongsan'm dün akşam Kuzey Koreliler­den geri alınmadığını bildirmiştir.

New-York:

i

Türkiye'nin Kore'deki Birleşmiş" Millet­ler kuvvetlerine 4500 mevcutlu bir savaş birliği gönderme kararını ele alan Times gazetesinin başmakalesinde şöyle denil­mektedir:

General Mac Arthur'ün bu tekliften mümkün olduğu kadar çabuk istifade etmenin yolunu bularak bunun diğer Birleşmiş Milletler üyelerinin de takip edecekleri bir misal teşkil etmesi ümit edilmektedir.•

27 Temmuz 1950

— Tokyo:

Mac Arthur'ün Kore'de yaptığı beyana, tın metni şudur:

Bugünkü teftişimden sonra iyimserim. Bu nevi savaşlarda muvaffâkiyet ve a-demi muvaffakiyete intizar etmek lâzım­dır

Düşmanın teşebbüsü eline geçildiği an ile teşebbüsü kavhetrnek üzere olduğu zaman arasında bittabi tepkiler olacak­tır. Düşmanın son üç hafta içinde bü­yük zafer şansını kaybetmişti lduğu hak­kında Başkan Truman'a vermiş olduğum teminatın teyit edilmiş olduğu görül­mektedir. Bu, uzun savaşlar ve çok güç mücadeleler cereyan etmeksizin zaferin hemen bizim olacağım ifade etmez. Yani yeni üzüntülerimizin yeni yeni muvaffa-kiyetsizliklerimizrn olacağı tabiidir. Fakat hayatımda hiç bir zaman şimdi olduğu gibi nihaî zaferden bu kadar emin olmadım.

General Walker ve tümen komutanları durumu şayanı tebrik bir enerji ve üstün bir müesseriyet ile ellerine almışlardır. Güney Koreli kuvvetler ve Güneyli Baş­komutanlar emniyet verici bir mukave­met göstermektedirler. Hava ve deniz kuvvetleri her bakımdan mükemmeldir. Herkes anlamıştır ki kendi şahsi tesiri ne olursa olsun şiddetle ilerîiyen kara kuvvetlerini tek basma durduramaz. Fa­kat herkes elinden geleni yapmıştır. Bu­günkü durumun bariz bir vasfı da çeşitli servisler arasındaki geniş işbirliğidir. Bu işbirliği Koreli kuvvetlere tam bir şekil­de arzedilmiştir. Bu işbirliği şimdi hattâ dahada iieri gitmekte ve aynı dâvaya hizmet eden çeşitli milletlerin çeşitli ser­vislerineşâmilolmaktadır.

General Mae Arthur karargahının tebli­ğinin tam metni:

Şin Ju'dan hareket eden Amerikan bir­likleri Hongdong'un 3 kilometre yakının­da Kuzey Korelilerin 4 üncü tümen bir­liklerini püskürtmüşler ve kuzeyde Ham-yag'ı 'işgal ettikten sonra. buranın batı­sında bulunan Namvon'da bir düşman alayı ile temasa geçmişlerdir. Cephenin diğer kesimlerinde nisbi bir sükûn hü­küm sürmektedir.

Düşman tazyiki devam etmektedir. Aynı zamanda kuvvetlerini yenidenteşkilât­landırmakta olduğu da sanılmaktadır. Düşmanküvetlerihareketlerinigece yapmağa devam etmektedir. Harabe halinde bulunan YangÜong şehri Birleşmiş Milletler kara ve deniz kuvvet­lerinin ateşi altındadır.

— Tokyo:

Cepheden 8 inci ordu karargâhına gelen raporlara göre, Kuzey Koreliler bugün Yongdong'da 24 üncü Tümen mevzileri­ne karşı şiddetli bir hücuma geçmişler­dir.

28 Temmuz 1950

— Tokyo:

General Mac Arthur'ün genel karargâ­hından saat 7,35 te yayınlanan resmî tebliğ:

Komünist kıtaları tarafından kuşatılan ve iaşesi havadan temin edilen 24 üncü


piyade alayının bir bölüğü iîe 6 ncı sü­vari alayının bir bölüğü şiddetli karşı taarruzlar sonunda düşman kısğacindan kurtularak ekndi birliklerine iltihak et­mişlerdir.

Hava kuvvetleri ile İşbirliği yapan bi­rinci Güney Kore tümeni Yongyung ku­zeyinde Yechon'un üç kilometre batısın­da bulunan düşman mevzilerine taarruz ederek 8 düşman tankını tahrip etmiştir. Yongdok istikametinde taarruza geçen 23 üncü Güney Kore alayı bir az yer ele geçirmiştir. Aynı alay bugün yeniden Yongdok varoşlarına karşı hücuma, geç-miştii". Bu mükemmel taarruz esnasında muhtelif kuvvetlerin ahenkli çalıştığı göze çarpmıştır. Donanma ve kara kuv­vetlerine mensup uçakların işbirliği dün en üstün safhasına varmıştır.

Dün. birinci süvari tümeni ile 25 inci Amerikan tümeni cephesinde topçunun yaptığı ateş sonunda düşman kuvvetleri 800 ilâ 1000 kişi kaybetmişlerdir. Topçu bu atışlarda beyaz fosforlu mermiler kullanmıştır.

—Tokyo:

Kore harbinin en büyük çarpışmasının başlangıç safhasında 9 komünist Kuzey Kore tümenine mensup hücum birlikleri, bugün Kore'deki Amerikan hatlarına karşı hücuma başlamışlardır.

30 Temmuz 3950

—Kore cephesi:

Komünistlerin Pusan'ın 80 kilometre ba­tısındaki Chmju'yu e!e geçirmek maksa-diyle yaptıkları baskıyı durdurmak üze­re Amerikalılar Kore'nin güney sahili yakınlarında karşı hücuma geçmişlerdir. Batı cephesindeki Amerikan kuvvetleri­nin yeni komuts.ni Tuğgeneral John Church birliklerinin Chinju'nun 8 ilâ 20 kilometre batısında geniş bir kavsi mu­hafaza ettiklerini ve her ne bahasına olursa olsun burayı biraikmıyacakl arını bildirmiştir.

Kuzey Koreliler Chinju'yu elde etmek ve oradan Amerikalıların istifade edebildik­leri yegâne iyi liman olan Pusan'a inmek üzere bugün erken saatlerde Amerikan müdafaa hattında bir gedik açmaya te­şebbüs etmişlerse de Amerikalı!

hücuma geçerekbunlarıpüskürtmüş-! erdir.

i okyo:

Saat 7,35 te Mac Arthur'ün genel karar­gâhından neşredilen resmî tebliğin metni «Kuzey Koreliler Taejon - Yongdong mihveri üzerinde ilerleyişleri sonunda Hongdong'un doğusundaki tepelerde bir tarassut mevziî elde etmişlerdir. Bu hattı müdafaa eden Amerikan kuv­vetleri Kuzey Korelilerin taarruzunu bertaraf etmek için Ohiıye cidarında bir çevirme hareketine girişmişlerdir. Yongdong kesiminde komünistler Ame­rikan kıtalarına karşı bir çok taarruz­larda bulunmuşlardır. Bu hücumlara iş­tirak eden 19 Şimal Kore tankından 14 ü imha edilmiş ve 3 ü de ağır hasara uğra­tılmıştır.

Kore'nin güney ucunda bulunan Chin-ju'nun müdafaası Amerikan ve Güney Koreli kuvvetler tarafından müştereken sağlanmaktadır. 25 inci tümen kesiminde 24 üncü alay mevzilerine karşı tanklar ve geriden sağlanan topçu ateşi ile ağır tazyik yapılmaktadır.

Güney Korelilerin kesimindeki Güney Kore tümeni Yachon'un kuzey doğusuna hücum, etmiştir. 3 üncü Güney Kore tü­meni Yongdok'un 1 kilometre yakınları­na kadar taarruzunu geliştirmiştir. Diğer Güney Kore tümenleri cephelerin­de kayda değer mühim harekât müşa-hade edilmemiştir.

—Tokyo:

Cumhurbaşkanı Syngman Rhee, bugün Güney Korelilere yaptığı bir hitabede tngiliz ve Avustralya kara kuvvetleriyle diğer memleketlerden gelecek kuvvetle­rin varmasını sabırsızlıkla beklediğini söylemiştir. Cumhurbaşkanı, Kore sava­şının Kore'nin birleşmesine yolaçacağma kani olduğunu sözlerine ilâve etmiştir.

Batı Kore cephesi:

Son iki gün zarfında Chiniu şehrinin müdafaasını ids re eden bir Amerikalı Generalin açıkladığına göre Pusan'm 65 mil batısındaki hayatî ulaştırma merkezi Chinju, Kuzey Koreliler tarafından işgal

Amerikalılar güneybatı cephesinin bu kalesinden çekilirken birçok sokak sa­vaşları cereyan etmiştir.

Amerikalı general şunları ilâve etmiştir: Kuzey Koreliler Pazar günü akşam üze­ri şiddetli bir hücuma geçmişlerdir.

Amerikalılar bütün gece topçu ve tank ateşi karşısında kalmışlardır.

Chinju'dan. çekilen Amerikalılar şehrin 5 mil doğusunda yeni müdafaa mevzileri kurmuşlardır.

—Tokyo:

General Mac Arthur Genel Karargâhındı saat 14,35 te yayınlanan resmî tebliğde cephenin herhangi bir noktasında fazla

bir tazyikle karşılaşümadığı bildirilmek­te ve şöyle denilmektedir:

Yongdak bölgesinde üçüncü Güney Kore tümeni şiddetli bîr topçu ateşi karşısın­da kalmış, fakat düşman taarruza geç­memiştir.

Güney kesiminde bilhassa Koçang batı­sında bazı düşman kıtaları harekâtı kay­dedilmiştir.

Alman son haberler, Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin hâlâ Chinju'da olduğu yo­lundadır.

Kuzey Kore'nin doğu sahilinde Konan'-daki büyük kimya fabrikasına karşı B-29 Amerikan uçaklarının yaptığı hava akı­nında elde edilen neticeler son derece memnunivet vericidir.

Bu düşünceleri, Kore'ye mutlaka asker göndermemiz lâzımdır diye ileri sürmü­yoruz.»

Birleşmiş Milletlere ââhil aitmiş milletin hepsi için manevi veya sembolik kalacak fakat tecavüz bölgesine yakın ve elle­rinde vasıta ve imkânlar bulunan dev­letler için maddî, fiilî olacaktır. Bir Do­ğu Akdeniz devletinin Pasifik'e, işe ya­rar değerde fiilî ve ciddî yardımda bu­lunması, bugünkü şartlar içinde akla sığar, tatbiki mümkün bir şey değildir. Türkiye kime yardım edebilir, ve Tür­kiye'ye kimin yardımı bir işe yarar,? Türkiye'nin evvelâ müttefikleri var. Bunîarla, karşılıklı ahdî mecburiyetlerle bağlı bulunuyoruz. Bu karşılıklı ahdî yardım mecburiyetinde Kore harbi, şu veya bu hâdise sebep veya, bahane olamaz. Bundan başka, Türkiye'ye tesirli yardımda bulunacak Amerika var. Ame­rika ile her hangi bir ahdî rabıtamız yoktur. Pakat menfaat birliğimiz, Tru-man doktrini, silâh yardımları, Türkiye-nin bütünlüğüne ve istiklâline gösterilen yakın alâka, nihayet muhtelif temasler bizde şu inancı uyandırmıştır ki Türkiye tecavüze uğrarsa Amerika yardımımıza gelecektir.

Türkiye'nin nazik durumunu bilmiyen yoktur. Biz Kore'ye kuvvet ayırmağa kalkişsak, dost ve müttefiklerimizin razı olmıyacakîarma eminiz. Bunun içindir ki bu gibi ahvalde günüllü toplamak, cemiyet kurmak gibi hususi teşebbüsleri, hattâ münakaşaları faydalı bulmuyoruz. Karar ancak Hükümetindir.

Kore harbînde tek çıkar yol...

2i Temmuz 1950 tarihli Cumhu-ri ye i'ten:

Kore harbi başhyah 26 gün oluyor. A-merika, Cenup Koreliler lehine hemen müdahale kararı vermiş; önce hava ve deniz kuvvetleriyle, sonra da kara kuv­vetleri göndermek suretiyle Kore Cum­huriyetine fiilen yardım yoluna girmiş­tir; fakat Kızıl Korelilere karşı henüz hiç bir muvaffakiyet elde edememiş; bunların ileri yürüyüşünü herhangi bir müdafaa hattında durduramarmştır. Ki-

zıl Kore birlikleri Kum nehrini geçmiş ve bu nehrin cenubundaki Amerikan kuvvetlerini geri çekilmeğe mecbur et­miştir. Cenup Kore Cumhuriyetinin mu­vakkat başkenti olan Taejon da tahliye edilmiştir.

Kum nehri cenubundaki Amerikan cep­hesinin çökmesine sebep olarak Kızıl Korelilerin büyük sayı üstünlüğü göste­rilmektedir. Demek kî Amerika, henüz Kore'ye lîâfi derecede kuvvet göndere­memiştir. General Mac Arîhur'ün Ata­türk'ün Sakarya meydan muharebesi esnasında «Hattı müdafaa yok, sathı müdafaa var» vecizesiyle ifade ve tatbik ettiği stratejiye uygun bir hareket hattı takip ettiği anlaşılıyor. Sayıca zayıf kuvvetleri gönderilen takviyeler yetişin-ceye kadar üstün bir düşmana vakitsiz ve boşuna ezdirmemek için tutulacak en doğru, hattâ yegâne yol da bundan iba­rettir: Vakit kazanmak maksadiyle sey­yal bir müdafaa, Böyle bir müdfaa stra­tejisinin Kore yarım adası gibi mahdut bir hareket sahasındaki en büyük mah­zuru, nihayet «sathı müdafaa» kalma­masıdır. Filvaki Taejon 38 arz dairesiyle Kore'nin cenup burnu arasındaki mesa­fenin hemen hemen ortasmdadır. Kızı! Kore kuvvetleri, şimdiye kadarki taar­ruz tempolarını muhafaza edebildikleri ve Amerikalılar da, kısa bir zamanda yeni kuvvetler sevkederek düşmanı her­hangi bir hatta durduramadıkları tak­dirde, aşağı yukarı yirmi beş gün, bir ay sonra Amerikan kuvvetlerinin; 1942 Martında Filipinlerde Japon kuvvetleri tarafından Bataan yarımadasına sıkıştı-rıldıkları vaziyete benzer ümitsiz bir vaziyete düşmeleri tehlikesi belirir O za­man General Mac Arthur küçük bir hü­cumbot ile Filipin!er'den uzaklaşırken «Tekrar geleceğim» demişti. O, bu sö­zünü yerine getirdi amma ancak içi bu­çuk yıl sonra, 1944 Ekiminde tekrar Fİ-lipinler'e çıkmağa muvaffak oldu.

Şimdi Amerikan kıtaları Koreyi tahliye mecburiyetinde kalırlarsa bu hal, Ameri­kanım askerî ve siyasi prestijine ağır bir darbe olur. Sovyet Rusya'nın peyk­lerini sağa sola taarruza aevketmek yo­lundaki cüret ve cesareti artar. Onun içindir ki 11 Temmuz tarihli yazımızda «Kore'deisi sıkı tutmak lâzımdır»demistik. Amerika'nın işi sıkı tutmak iste­diği, hattâ tuttuğu, fakat demokrasilere hâs olan yumurta kapuya gelmeden ha­zırlıklı olmamak kusur ve ihmali yüzün­den şimdiye kadar Kore'ye kâfi kuvvet -yetiştirmekte hayli güçlük çektiği görü­lüyor.

Birleşmiş Milletler camiasına dâhil olan devletler ise, kestaneleri ateşten çıkar­mak işini Amerika'dan bekliyerek Kore-ye kara kuvvetleri göndermek hususun­da hâlâ bir karara varamamış bulunu­yorlar. Hattâ Uzakdoğudaki toprakları ve menfaatleri tehlikede bulunan Büyük Britanya, Fransa, Holanda bile Güvenlik Konseyinin Kore'ye asker göndermek teklifini henüz kabul etmemişlerdir. İn­giliz kabinesiyle Dominyon Hükümetleri düne kadar hâlâ düşünmekte idiler. Fransa Hindiçini'deki mücadeleler yü­zünden kara kuvveti gönderemiyeceğini bildirmiş, Holanda ise bir muhriple yar­dım dâvasını halletmek sevdasına kapıl­mıştır. Kore'deki harb, yalnız hava ve deniz kuvvetlerinin kızılları durdurmağa ve mağlûp etmeğe kâfi gelmediğini ve gelmiyecegini göstermiştir. Amerika'dan gerek iktisadi, gerekse askerî sahada büyük yardımlar gören devletlerin şim­di Kore harbinde Amerika'ya yardım hususunda yan çizmeleri, ibrete değer bir vakıadır.

Bu arada İngiltere ile Hindistan domin­yonu, Kore harbine uzlaşma yoliyle hal çaresini aramışlardır, ingiltere'nin Mos­kova Büyük Elçisi. Sovyet Rusya Hari­ciyesiyle temaslar yaparken Hindistan Başbakanı Pandit Nehru, şahsan Rusya ve Amerika'ya tavassut teklifinde bu­lunmuştur. Pandit Nehru'nun müteveffa Gandhi'nin eski pasif mukavemet ruhun­dan ilham almışa benziyen ve realiteler­den uzak kalmış olan uzlaştırma teklifi Amerika tarafından kabul edilmemiştir. Stalin'in bu teklife verdiği cevap, Kore

meselesinin, Komünist Çin'in de dâhil olacağı beş büyükler arasında konuşul­masını ve Kızıl Kore temsilcisinin de Güvenlik Konseyine çağınlmasm; ileri sürmektedir. Stalin'in cevabında Kızıl Kore kuvvetlerinin 38 inci arz dairesi gerisine çekilmelerine temas edilmemiş­tir.

Bu, demektir ki Stalin, bir taşla iki kuş vurmak niyetindedir: Komünist Çin Bir­leşmiş Milletler Teşkilâtına alınacak, Kızıl Koreliler girdkileri topraklarda kalacaklar ve Cenup Kore Cumhuriyeti kuruluşunun ikinci yıl dönümünü kutla­dığı bugünlerde ortadan kalkacaktır. Böyle bir teklif Kore harbinde Sovyet Rusya'nın zaferi ve Amerika'nın hattâ Birleşmiş Milletlerin mağlûbiyeti demek olacağı için. elbette kabul edilemez. A-merika Dışişleri Bakanlığı, bugünkü va­ziyette bir uzlaşmanın, Kore'deki teca­vüzünün başka bölgelerde de tekrarlan­masına sebebiyet vereceği ve mütecaviz Kızıl Kore kuvvetleri 38 inci arz dairesi gerisine çekilerek muhasamata nihayet vermedikçe görüşmelere giriştlemiyeceği fikrindedir.

Amerikan görüşü tamamiyle yerindedir ve realitelere uygundur. Amerika ve o-nunla beraber, Birleşmiş Milletler teşki­lâtı, Stalin'in şartlarını kabul ettikleri takdirde, Stalin muzaffer ve vaziyete hâkim olacağı için dünyanın başka böl­gelerinde Kore'deki oyunu tekrarlaması için kendisine açık kart ve büyük cesa­ret verilmiş olurdu. Moskova'nın yarın İran'a, Yunanistan'a, Yugoslavya'ya, Türkiye'ye hattâ Batı Almanya'ya karşı peykleri vasıtasiyle aynı tecavüzlerde bulunmasını hazırlamak demek olan böyle bir uzlaşma, bir barış uzlaşması değil bir harp kışkırtması olacağı için bunu kabul etmek büyük bir hatâ olur­du. Kore macerası, Kızıl Kore'nin harb-den ve onun iplerini elinde tutan Sovyet Rusya'nın siyaseten mağlûp edilmesiyle neticelenmelidir; başka türlü çıkar yol yoktur.

Hükümetin son kararı...

Yazan: Nihat Erim

27 Temmuz 1950 tarihli Ulus'tan:

Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin, Kore'ye yardım hususundaki müracaatı­na Hükümet cevap vermiştir. Dışişleri Bakam Fuat Köprülü'nün, Mr. Trygve Lie'ye çektiği telgraftan öğrendiğimize göre,Hükümet Kore cephesnideki ateşimage003.gifhattına 4500 Türk er ve subayım gön­dermeğe karar vermiştir. Evvelki gece, saat 10,45 te radyo bu ha­beri yaydığı andan beri her evde konu­şulan başlıca konu budur. Her aile ba­bası, her ana ve her vatandaş, Hüküme­tin son kararını çeşitli şekilde yorumla­maktadır.

Hükümetin kararı hakkında muhalefetin ne düşündüğü, C. H. P. Genel Sekreteri Kasım Gülek'in dün verdiği demeç açık­lamıştır.

C.H. P. Genel Sekreterinin sözleri üze­rinde ciddiyetle durmak lâzımdır Eminizki şu dakikada bu sözleriokuyan hervatandaş durumu kendi akıl ve mantıksüzgecinden dikkatle geçirerek mütalâaedecektir.

Hükümetin verdiği karar şu bakımlar­dan izaha muhtaçtır:

1- Neticeler, iyi veya kötü ne olursaolsun, her halde çok mühimdir. Memle­ket ve milletin hayatî bir meselesi üze­rinde bulunulduğunakimsenin şüphesiyoktur. Böyle bir kararı almadan önce, D. P.İktidarı muhalefetin mütalâasınısormak ihtiyaç ve vazifesinden kendisinimüstağni saymıştır 4500 Türk evlâdı va­tan topraklarındanbinlercekilometreuzaktaki bir cephede îıarb hareketlerineiştirak ettirilirken,üç milyondan fazlavatandaşınoyuna dayanan muhalefetleistişareye lüzum görülmemiş olması acı­dır, öyle zannediyoruz ki, böyle bir ha­reketin başka bir demokrat memlekette misali bulunamaz. Hükümet, C. H. P. nînfikrini sormaktan nedenkaçınmıştır.

2— Hükümetin bundan da ağır hatası,Büyük Millet Meclisi'nden kararalma­mış olmasıdır. 4500 askerimizin yurt dı­şında bir çarpışmaya,velevBirleşmişMilletler adına da olsa, katılmasına Hü­kümet yalnız başına karar verebilir mi?Mesele Anayasa vekanunlarbakımın­dan inceden inceye tetkik ve tahlile muh­taçtır. Şahsi kanaatimizceAnayasa vekanunlar bakımından Meclis kararı şart­tır, îşi sadece siyasi İcaplar bakıniindan
mütalâa etsek dahi, Büyük Meclis'in ka­rarınıalmak gene lâzımdır. Düşünmelibir kere: Askerlik hizmeti için silâh altı­na almangençlerdoğrudandoğruya

Türkiye sınırlarının korunması ile mü­kelleftirler. Onlara, bunun yanında veya dışında başka bir vazife yükliyebilmek için Büyük Millet Meclisinden kanun veya karar çıkmalıdır. Böyle olmasa bile memleketin mukadderatı üzerinde derin tesirler yapması pek muhtemel bir ka­rarı Hükümet, Meciis'e danışmadan na­sıl alabilmiştir? Bu derece ağır bir me­suliyetin altına ne cesaretle girmiştir?. Bu suallere cevap verebilmekte, biz cid­den âciz kaldık.

3— Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri­ne verilen cevabın esası hakkında muha­lefetin düşüncesini Kasım Gülek açıkçaifadeetmiştir.

Muhalefet, yurdumuz etrafında son bir iki aydır ne gibi hazırlıklar yapıldığın­dan habersizdir. Hükümet, muhalefete bu hususta hiç bir malûmat vermemiş­tir. Karşısında bulunduğumuz tehli­ke nedir?. Şu anda takatimizin derecesi nedir? Ordumuzun bugünkü durumunda imkânları ne ölçüdedir?. Bunlar muhalefetçe tamamen meçhul­dür. Durum bu olunca, Hükümetin kara­rı yerinde midir?. Yapılacak en iyi yar­dım 4500 asker göndermek midir? Yok­sa diğer bir çok devletlerin yaptığı gibi (meselâ Yunanistan gibi) bir miktar ar­ken nakliye uçağı göndermek mi, hem Birleşik Milletlere, hem de Türkiye'nin kendi emniyetine daha faydalı olurdu?. Bu suallere muhalefet elbette ezberden cevap vermiyecektir. Eğer Hükümet, muhalefet partisi ile istişare etse idi, onu aydınlatma idi, o zaman muhalefet vuzu­ha kavuşur ve ona göre mütalâa söyler-

4—Fakat, C.H.P.Genel Sekreteri,işin yukarda işaret olunan veçhesine te­masetmeksizin çok dikkateşayan birtez ortaya atmıştır. Kasım Gülek, Birleş­mişMilletlerüyelerinin,yapacakları,yardımın miktar, şekil ve cinsini kendibaşlarına tesbitetmesi doğrudeğildirfikrini önesürmüştür.Çünkü,tek tekher üye devlet bizzat içinde bulunduğu durumu, dünyanın başka köşesindeki du­rumdanumumiyetle ağırgörecektir. Sonra, bugün bahis konusu olan büyükbir cihan stratejisidir. AncakBirleşik Milletlerin müşterek bir kurmay heyetidünyanın her köşesindeki tehlikeleri hakiki ölçüsü ile takdir edebilir. Ve ancak bu kurmay komitesi, her üye devletin hususi durumu üe yardıma muhtaç cep­henin durumunu karşılaştırarak karara varabilir'.

Trygve Lie'ye bu yolda yapıcı bir telkin yapılmak mümkün iken Hükümet, doğ­rudan doğTuya ve acele bir kararla 4500 asker göndermeyi tercih etmiştir.

Bu kararı ile Hükümetherbakımdan mesuliyeti kendi başına yüklenmiştir. Ne diyelim? İnşallah sonu memleket ve milletimiz için hayıriı olur.

Kore'ye gidecek Türk askerleri yolunuz açık olsun...

Yasan: Faik Fenik

27 Temmuz 1950 tarihli af er'den:

Kore'ye 4500 kişilik bir Türk savaş bir­liğinin gönderilmesi hakkında Hüküme­timizin verdiği karar, Birleşmiş Millet­ler ülküsüne ve müşterek emniyet siste­mine bağlı olan medenî dünyada her hal­de büyük akisler uyandıracak ve Türki-yenin bu hareketi her yerde taikdirle karşılanacaktır; buna hiç şüphe etmiyo­ruz.

Türkiye, Birleşik Amerika'dan sonra Kore harbine kara kuvvetleri sevkeden birinci devlettir. Dünyada barış fikrinin muzaffer olması, ve insanlığın bundan sonra huzur ve sükûna kavuşması için Kore'de savaşacak kahraman askerleri­mize Cenabı Haktan başarılar dileriz. Belki baz: kimseler diyeceklerdir ki: Kore nerede? Türkiye nerede? 4.500 va­tan evlâdım Pasifik Okyanusu kıyılarına sevketmenin mânası nedir?.. Mânası şudur ki; Kore'de dünya barışının mu­kadderatı bahis mevzuu oluyor. Eğer o-rada Birleşmiş Milletler ülküsü mağlûp olur da, müşterek emniyet iflâsa sürük­lenirse, mütecaviz artık her yerde baş kaldırmak fırsatını bulmuş olacaktır. Bugün Kore'ye yapılan saldırışın, yarın bizim de başımıza gehniyeceğini temin etmeğe imkân yoktur. Bundan dolayıdır ki, Kore savaşına giden kahraman as­kerlerimiz, hem müşterek dünya emni­yetini, hem de daha çok Türk hudutla-

rım korumaktadırlar. Çünkü bugün bir' tecavüze karşı biz Birleşmiş Milletler paktı ile yaptığımız taahhütleri yerine getirmezsek yarın da bize bir tecavüz olduğu zaman, başkalarından aynı taah­hütleri yapmasını bekleyemeyiz. Dünya barışı birdir ve bütündür. Bunun en ufak bir sekteye uğraması, dünya medeniye­tini Türkiye ile beraber inhidama sü­rükler.

Bugün memleketimiz, bir mütecavizin istilâ sahası dahilindedir. Başkalarına yardım edeceğiz ki, biz de bir tehlike aranda onlardan yardım bekliyelim. Ve nihayet bütün bunların dışında Türkiye-nin altına imza koyduğu bir Eirleşmiş Milletler Paktı vardır. Bu imza, öyle lâf olsun biye atılmamıştır. Birleşmiş Millet­ler Paktı harbin bütün memleketlere verdiği büyük ıstırap herkesçe yakından malûm olduğundan, dünyanın artık böy­le felâketlere sürüklenmemesi için alın­mış çok ciddî ve müşterek bîr tedbirdir. Türkiye bunu bilerek, vazife ve mesuli­yetlerini müdrik olarak imzalamıştır. Şimdi tahmin ederiz; muhalefet safiarm-dan, 4.500 vatan evlâdî Kore'ye gönderi­liyor da bunun için muhaliflerin fikri bile alınmıyor, diye bir takım demagojik feryatlar yükselecektir. Fakat unutmamak Sâzımdır ki, bugünkü iktidar, dünkü iktidarın altına imza koy­duğu Milletlerarası bir taahhüdü şerefle yerine getirmektedir. Çünkü dış politi­kada tam birlik olduğu mütemadiyen teyitedilen bir hakikattir.

Daha başka türlü düşününler de olabi­lecektir: Ve bunlar da Kore'ye böyle bir savaş birliğinin gönderilmesi Rusları si­niri endi rmiyec ek midir?.. Diyeceklerdir. Kanaatimizce, asla bir Rus meselesi ba­his mevzuu değildir. Esasen bizzat Rus­ya da, Birleşmiş Mîlletler Paktının altı­na imza koyduğundan ve mütecavize karşı müşterek hareketi taahüt ettiğin­den, kendishi de Şimal Kore'ye değil, Ce­nupta tecavüze uğrayanlara yardımla mükelleftir Bizim bu hareketimiz, kimseye mütevec­cih değildir. Ve yalnız Birleşmiş Millet­ler ülküsüne karşı, barış fikrine karşı harekete geçmiş bir tecavüzü müşterek emniyet sistemi içinde Önlemek gayesine matuftu1,

11 Temmuz 1950

— Londra:

Avusturya ile imzalanacak olan barış antlaşmasını hazırlamak üzere uzun za-mandanberi Londra'da toplantılar yapan Dışişleri Bakan Yardımcılarının 25 inci toplantısı da bir çıkmazla neticelenmiş­tir. Batı Devletleri mümessillerinin bildir­diklerine göre, Sovyet Delegesi tıkama siyasetine devam ederek Avusturya ile Rusya arasındaki müzakereler bitmeden barış antlaşmasının bazı maddelerinin müzakeresineyanaşmamaktadır.

Liberalrejimde hususi serma­yemiz...

Yasan: Hüseyin CahitYalçtn

18 Temmuz 1950 tarihli Ulus'tan:

Başbakanın Devlet İktisadi Teşekkül­leri 'hakkındaki -kanaatine bakılırsa, tou teşekküller yükseltilen her türlü güm­rük duvarları ve türlü imtiyazlar hima­yesinde verimsiz çakışmışlar ve mamul­lerini pahalıya mal edip pahalıya saıt-mışlardır; memleketi ayrıca .tazyik eden mühim bir yük teşkiL etmişlerdir. Biz şu kanaatteyiz ki bugünkü şartlar İçinde, Devlet İktisadî Teşekküll erini bir darbede yıkarak hususi sermayeye mey­danı açık bırakmak haç bir veçhile ya­pıcı bir faaliyet olmıyacaktır. Hususi sermaye henüz rüşd çağma varmış ve etrafında muvaffakiyet şartları toplan­mış bir halde değildir.

Demokrat Parti hem iktisadî libera­lizmi tatbik etmeğe, gümrük duvarla­rını yıkmağa hem yerli sanayii geliş­tirmeğe muvaffak olaımaz. Çünkü zıd-ları birleştirmek imkânını dünya henüz keşfedememiştir. Terli sermayedarların mevcut ve kâr getiren resmî fabrika­ları bile satın almak için ileri sürdüğü şartların birincisi gümrük resimlerinin indiri lmemesidir.

3Temmuz S 950

—Paris :

Fransa'nın, yeni Başbakanı kabinesini yarın öğleden sonra Meclise takdim edecektir. Bu hükümet, Fransa'nın kur_ tuiuşundanben1; on dördüncü hükümet olacaktır. Eski kabinedeki 21 baîcan-dan on altısı, ondan. Önceki kabineye dâhil bulunmakta idi. Siyasi mahfiller­de hakim olan kanaate göre, yarın öğ­leden sonra Fransız Millî Meclisine sunulacak, olan kalbine de, lana fazla sağa temayül etmekle beraber terek­küp tarzı bakımından. az çok geçen hükümete bemziyecelktir.

Yen; hükümette en fazla ilgi çeken noktalar yeni ihdas edilen Çin Hindi Birleşik Devletleri Bakanlığına Faul Reynaud'ım tâyin edilmesi ve idari ıs­lâhat işiyle de Paul Jacobi'nin görev­lendirilin esidir.

4Temmuz 1950

— Paris :

Schuman plânı haikkında 6 devlet kon­feransı bugün Paris'te tekrar toplana­caktır. Delegeler görüşlerini bildirmeğe deva.m edeceklerdir.

9 Temmuz 1950

—Paris :

Kabineyi kurmakla vazifeli Rene Ple-ven, bu işi kabul etmesi üzerine Salı günü Milli Meclisten itimat oyu isteye­cektir.

11 Temmuz 1950

—Paris :

Milli Meclis Perşembe günü toplana­caktır. Rene Pleven kabineyi -kurmağa

matuf danışmalarına bugün öğleden sonra devam edecektir. Yeni kabinenin yarma kadar kurulacağı umulmakta­dır.

Yeni Başbakan Rc'±7ta3,ler, Radikalle­rin taraftarları, H'alıkçı, Cumhuriyetçi­ler, SosyaDrier ve bir kaç da mutedil­den müteşekkil bir koalisyon kabinesi kurmaya hazırlanmaktadır. Ancak Ple-ven'in yenmek zorunda olduğu şu üki mesele vardır :

— Seçim kanununun ıslâhı (meselesi,

— Asgariücrettesbitetmek mese­
lesi.

Sosyalistler bu 'meselenin derhal hal­imi istemekte, P.-even İse bu işi Ey­lülebırakmağatercihetmektedir.

12 Temmuz L950

—Paris :

Başbakan Rene Plcven bütün gece çe­şitli siyasi gruplar temsilcileri jile is­tişarelerinedevametmiştir.

Mauriee Schuman'rn başkanlık ettiği cumhuriyetçi haütk hareketi Miilî Sa­vmama Bakanlığını saat 4 de terk et­miştir. Schuman, Pleven'in sabahleyin saat 9 da Radikellerle konuştuktan son­ra kabinesini Cumhurbaşkanına takdim edeceğini söylemiştir.

Bundan sonra E ışbakan Sosyalit he­yeti Başkanı Guy Mollet ile iki kere konuşmuştur. Budan biraz evvel Ple-ven sıra ile Maurice, Petche, Rene Mayer ve Paul GJscobbi'yi kabul et­miştir.

—Paris :

Başbakan Rene Pleven bugün saat 20,50 de Cumhurbaşkam Vincent Auriol'ı hükümetininüyelerinitakdimetm'ştir

12 Temmuz 1950

— Roma :

İtalyan 'Meclisi dün alkşam Dışişleri bütçesini kabul etmekle Kore ifhıtalâfı karşısında hükümetin takındığa tavrı fiilen ıtasvip etmiştir. Filhakika' müza­kereler, iîtMya'nın Birleşmiş Milletler tarafından, müdafaa 'edilen 'dâvaya ba­llığı etrafında cereyan etmiş ve Baş­bakan De Gasperi ile Dışişleri Bakanı Kont ıSforza demeçlerinde 'bu tavrı haiMı göstermeğe 'bilhassa itina etmiş-leırdir.

20 Temmuz 1950

— Palermo :

Gtultano'nun cesedi bir zirlıh otomobil­le haydudun polis tarafından vuruldu-ğm Oastelıvetrano'da doğduğu şehir olan Montelepre'ye götürülmüştür. Guiiülıiıaıno'nun annesi, k^ kard'eşi ve aıkrabasmdan foir kaç kişi bir otomo­bille cenazeyi takip 'etmişlerdir.

Kafile, Montelepre mezarlığına gitmek üzere ikinci derecede biır yolu takibetmıtir. Meızarlıkta yalnız ailesiiLin işti­rakiyledefinmerasimiyapümıştır. 27Temmuz1950

— Brüksel:

Memlekette durumu incelemek üzere Başbakan Duvieusart'm başkanlığında bazı Hükümet üyeleri toplanmışlardır. Bu toplantı sonunda Çalışma Bakanı Belçika İşçileri Genel Federasyonu ida­recilerini davet etmiştir.

Öteyandan Borinage'da birçok mahaller­de grev nöbetçileri ile işe devam etmek istiyen işçiler arasında kavgalar olmuş­tur. Mons'da kömür madenlerinde grev hemen hemen tam bir mahiyet almıtşır. 46 kuyudan 38 i tam grev halindedir. Tii-.ğer 8 kuyudaki ameleden bir kısmı üc­retli izinlerini geçirmekte, bir kısmı da kısmî grev yapmaktadırlar. Haİnaut eyaletinde tramvay seferleri kesilmiştir. Fakat trenler normal olarak devam et­mektedir.

Hornu ve Staghislain'de grevciler şoför­lere taarruza teşebbüs etmişler ve çar­pışmalar olmuştur.

—Brüksel:

Liege'de ne tramvay ne de troieybüs iş­lemektedir. Âmercoeur köprüsünde tramvayların işlemesine mani olmak ü-zere grev nöbetçileri dikilmiştir.

Grev komitesi Cuma günü kamyonların seyrüseferlerine mâni olacağını bildir­miştir. Hususi otomobiller için hiç bir karar alınmamıştır.

Öteyandan grev komitesi Cuma günün­den itibaren gazetelerin ancak iki sahife üzerinden çıkmasına müsaade edecektir.

28Temmuz ]950

-- Brüksel:

Tramvay Şirketi memurlarının Kıral Le-opold'un dönüşünü protesto için genel grev yapmaları sebebiyle bu sabah baş­kentte münakale tamamiyle kesilmiştir. Diğer taraftan geceleyin yapılan balta­lama hareketleri yüzünden Brüksel ile Charleroi arasında bütün münakale yol­ları kesilmiştir.

Başkent ile Liege arasında yalnız bir tek demiryolunda seferler yapılabilmektedir. Dün gece Kıral sarayı önünde yapılan nümayişlerdensonrasilâhlı poliskuv-

vetleri bugün de sarayı muhafaza altın­da bulundurmaya devanı etmiştir. Dün akşamki kargaşalıklarda yaralanan nü­mayişlerden biri bugün ölmüştür.

—Brüksel:

Grevler, baltalama ve yağma hareketleri Belçika'da hemen hemen anarşi yaratır­ken, sosyalistlerden müteşekkil halk kütleleri Kıral Leopold'u tahtından in­dirmek üzere yaptıkları mücadeleyi so­kaklaradökmüşlerdir.

Büyük bir mağazayı kapılarını kapama­ğa zorlayan, sosyalist saylav îsabelle Blum'un idaresindeki 1000 kişi ile asker­ler arasında çarpışma olmuştur. Şehrin diğer kısımlarında grevci ekipleri sosyalistlerin ilân ettikleri greve rağmen işleyen taksi ve tramvayları devirmiş­lerdir.

Normal olarak Leopold taraftarlarının en kuvvetli bulundukları Brüksel ve Ku­zey Belçika'da yapılan grevler, grev ya­panların sayısını 400.000 e çıkartmıştır.

Baltalama yapanlar demiryollarını 22 noktada dinamitleyerek memleketin u-laştırmasım tamamen karışık bir vazi­yete sokmuşlardır. Leopold aleyhtarları­nın merkezi Güney Belçika'da yağma hareketleri başlamıştır.

29 TemmuzT950

— Brüksel:

Liege'İn bir çok yerlerinde Kıral aleyh-tarlariyle jandarmalar arasında çarpış­malar olmuştur. Mareşal Foch meyda­nındaki çarpışma esnasmda bir kadın yaralanmıştır.

Diğer taraftan dün akşam bildirildiğine göre, Valonya'daki grevcilerin bir Ağus­tosta Brüksel üzerine yürüyüşe geçmek niyetinde oldukları bildirilmektedir.

Grevciler kamyonlarla nakledilecek ve başkente yakın yerlerde oturanlar ise bisikletlerle yola çıkacaklardır.

—Brüksel:

Bu sabah Brüksel'in merkezinde yeniden hâdiseler başlamıştır. Grevciler tram­vaylara hücum etmişlerdir. Jandarmalar da grevcilere karşı harekete geçmiş­lerdir.

- Brüksel:

Brüksel radyosu tarafından bildirildiği­ne göre, Kîraîiyet meselesinin esası üze­rinde üç parti arasındaki konferans bir anlaşma ile neticelenmiştir.

-Brüksel:

Parti üyelerinin bildirdiğine göre, Kıral Leopold'un 7 Eylül 1951 de Prens Bau-doin 21 yaşma girdiği vakit tahttan fe­ragat etmesi hususunda üç parti anlaş­mıştır.


Kral Leopold'un dönüşü...

Yasan: Ömer Sami Coşar

23 Temmuz 1950 tarihli Cumhuri­yet'ten :

«Birlik kuvvettir» sözlerini senelerden-•beri prensip ittihaz etmiş olan Belçika, «Kral Leopald» hâdisesi yüzünden ikiye mi ayrılacaktır ?

İkinci Cihan Harbini müteakip yapılan seçimlerde bir çok Batı Avrupa memle­ketlerinde olduğu gibi Belçika'da da sosyalistlerle komünister reylerin çogu-nıt sağlamışlardı. Bunların iştirakile kurulan ilk hükümet de o vakitler Al­manya'da esir bulunan Kıral Leopold-ün yeniden tahta çıkmasını mene-den. bir kanun tasarısı hazırlamış ve bunu parlâmentoya kabul ettirmişti. 1945 senesinde Belçika'da ekseriyeti elinde bulunduran bu siyasi partiler Kral Leopöld aleyhinde şu ithamlarda bulunuyorlardı:

«Belçika, Alman işgali altına düşerken Bakanlar, Krala ıbasvurmuşlar ve mem­leket dışına çıkarak mukavemetin ba­şına geçmesini tavsiye etmişlerdir. Kral =t>u tavsiyeleri nazarı itibara almamış­tır, îşgal altında da düşmanla işbiîiği yapmıştır.»

1945 senesindenberi defalarca ileri sü­rülmüş olan bu ithamlar kati'yetle tes-bit edilememiş ve bazı özel komisyon­ların tahkikatı meseleyi aydınlatma-mıştır. Bazı söylentilere göre, sosyalist­ler ve komünistler tarafından Kral Leo-pold aleyhinde ileri sürülen bu iddiala­rın gerisinde başka saikler mevcuttur. Bunlardan biri de Kral Leopoîd'un ba­kanlarına başvurmadan ve onlara da­nışmadan bajzı siyasi hareketlere giriş­miş olmasıdır. (Anlaşılan sosyalistler hükümetin işlerine müdaihale edebriecek bir Kralın yeniden Belçika tahtına çık­masını istememekte ve bunun için de şiddetlemücadele etmektedirler.

Yalnız sosyalitlerle komünistler 1945 senesinde elde ettikleri çoğunluğu mu-faza edememişler ve 1950 de sağa doğ­ru ibir kayma, vukua gelerek Kral Leo-pold'un geri dönmesine taraftar olan Hıristiyan sosyali tler iktidarı ele geçir­mişlerdir. Ayanda ve mecliste ekseriye­ti eLlerinde bulunduran Hıristiyan sos­yalistler geçen hafta, Kral Leopold'un geri dönmesine mâni olan kanunu lâğ-vetmişlerdir.

Dün. Kral Leopold alıtı sene menfada yaşadıktan sonra hususi bir uçakla Brüksele gelmiştir. Şimdi, halkının yüz­de 58 i tarafından tutulan ve yüzde 42 si tarafından reddedilen bu Kral nasıl vazife görecektir?

Memleketin bir ucunda Flamanlarla Brüksel'in yarısı Kral LeopokTu iste­mektedirler. Memleketin diğer ucunda Valonlarîa Brükseîin diğer yarısı Kral Leopold'u istememektedirler. Bu vazi­yette hem Kral Leopold ve hem de ilgili siyasi partiler aklı selimin gösterdiği yollardan gitmeyi reddettikleri takdir­de memleket ikiye parçalanmış olacak­tır.

Sosyalistler genel grevlerle Kral Leo-pcld'u .memleketten çıkarmayı düşün­mektedirler. Fakat senelerdenb eri bu mesele yüzünden üzüntü görmüş olan işçi birliklerinin umumi grev ilâm hu­susundaki emirlere harfiyen riayet et­meleri biraz şüphelidir. Beîıki de bu hal hıristiyan sosyalitleri, Kral Leopold'u geri getirmek hususundaki ciddî kararı almaya sevketmiştir.

Şimdiki halde yegâne hal çaresinin Kral Lepould'un oğlu Prens Baudouin lehin­de tahtından ferag"at etmesi olduğu be-lirtiLmektedir. Anlaşılan, Kral Leopold kendisine sürülmek istenilen lekeleri alenen temizledikten! sonra, tahtından ayrılmayı kabul edecek ve böylelikle de memleketi ikiye bölünmekten kurtara­bilecektir.

1 Temmuz 1950

— Atina:

Yunanistan Başbakan Yardımcısı Pa-pandreu, dün akşam gazetecilerin sor­dukları sualleri cevaplandırarak, Güven­lik Konseyinin aldığı kararlar karşısında memleketin durumunu tasrih ettikten sonra şunları söylemiştir: Batılı demokrasiler hür devletlere yapı­lan tecavüzlere yarım tedbirlerle karşı koymaktan artık vazgeçmişlerdir.

Batılı devletlerin hatası yarım tedbirler

almak ve çok geç harekete geçmek ol­muştur, îlk defodır ki demokrasiler der­hal ve katî savunma tedbirleri almışlar­dır. Daima İsrar ettiğimiz gibi böyle hal­lerde, en kısa zamanda ve asgarî feda­kârlık yaparak âzami vasıtalara malik olmak lâzımdır. Yalnız bu suretle barış ve hürriyet müessir bîr şekilde koruna­bilir.

— Washington:

Birleşik Amerika Hükümetinin, askerî yardım programı çerçevesi içinde Yuna­nistan'a yakında 5 muhrip ve 2 denizaltı vereceğine dair Atina Radyosu tarafın­dan verilen haberler hakkında Savunma Bakanlığa çevrelerinde her türlü beya­nattan çekinilmektedir. Bu çevrelerde belirtildiğine göre, askerî yardım prog­ramı kanunu henüz kongre tarafından tasdik edilmemiştir. Binaenaleyh, muh­tevası etrafında tefsirde bulunmak Sa­vunma Bakanlığı yetkisi dışındadır.

Mamafih, yan resmî veçrelerdeki kana­ate göre, 1951 senesi askerî yardım programı kanunu bilhassa deniz kuvvet­leri sahasında Yunanistan'a oldukça mü­him yardım derpiş etmektedir. 5 muhrip ve kruvazörle iki denizaltı adedinin ha­kikate uygun olduğu sanılmaktadır.

— Washington:

Truman Çarşamba günü iki mühim be­yanat verecektir. Bu beyanattan birin­cisi Başkanın Kongreye Öğleyin vereceği mesajda bulunacaktır. İkincisini bu akşam radyoda okuyacaktır. Kabine üyelerinin muhtevasını Öğrenmiş bulun­dukları kongreye verilecek mesajın çok azimli bir ifade ile yasılmış olduğu iyi haber alan çevrelerde bildirilmektedir.

— Washington:

iyi haber aaîn çevrelerden bildirildiğine göre, Amerikan askerî bütçesini 15 mil­yar dolardan 21 milyar küsura yükselt­mek için Başkan Truman bugün kongre­den altı milyar dolar istîyecektir. Şim­diki meblâğın 13/800,000.000 doları millî savunmaya 1.500.000.000 doları ise ya­bancı memleketlere yapılan yardıma ay­rılmıştır.

Truman bu yeni krediler çerçevesinde şimdiki halde iki milyondan ibaret olan silâhlı kuvvetler mevcudunun 2.200.000 e yükseltilmesini de istiyecektir. Bunun 160.000 i kara ordusuna, 60.000 i de de­niz ve hava ordularına verilecektir. Şim­diki vaziyette her üç servisin mevcudu da eksiktir. Zira kara,deniz vehava

kuvvetlerinin mevcudu takriben bir mil­yon dört yüz bin civarındadır.

20. Temmuz 1950

— Washington:

Çarşamba gecesi teievizyolu bir prog­ramla yayınlanan beyanatında Başkan Truman, Kore harbini kazanmak ve bu suretle dünya barışını tehdit eden tehli­keyi bertaraf etmek için Amerikan mil­letinden asimle çalışmasını ve devamlı bir gayret sarfetmesini istemiştir.

Truman, Kongreden talep ettiği husus­lardan bahisle bunların şahsi gayret ve fedakârlık sayesnide tahakkuk edebile­ceğini bildirmiş ve demiştir ki:

Askerî ihtiyaçlarımız büyüktür ve an­cak azimli çalışma ve devamlı gayret sayesnide onları karşılayabiliriz. Fakat her kadın, her asker ve her sivil kendi­sine düşen vazifeyi lâyiikiyle yaptığı tak­dirde ihtiyaçlarımızı karşılayabileceği­mizden eminim.

~~ Bath:

Winston Churchill bugün Birleşik Ame­rika «Adamızda ve İngiliz milletler top­luluğunda ve onların etrafında toplanan devletler de samimî müttefikler ve sadık dostlar bulacaktır» demiştir

Bu eski ve meşhur şehrin hemşeriliğine kabul edilmesi dolayisiyle burada konu­şan Churchill eğer Birleşik Amerika hür. riyetin büyük ve cesur müdafii olarak ortaya çıkmasaydı ve eğer demir perde dışında kuvvetli ve samimî sullı taraf­tarları olmasaydı dünyanın maruz kala­cağı sefaletin hududu olmayacaktı, de­miştir.

— Washington:

Birleşik Amerika Dışişleri Bakanlığı bu­gün, Kore muiıasetn atını doğuran hâdi­seleri ve Birleşik Amerika ile diğer mil­letlerin Birleşmiş Milletler kararma uya­rak Kore Cumhuriyetine yapılan silâhlı komünist tecavüzünü geri atmak için aldıkları tedbirleri şısaca gözden geçiren bir beyaz kitap yayınlamıştır, îkinci Cihan Harbinden sonra müstakil bir Kore Hükümeti kurmak üzere sarfe-diîen gayretleri anlatmakla başlıyan be-vaz kitapta muvakkat bir hudut olarak kabul edilmiş olan 38 inci arz dairesinin Sovyet işgal makamları tarafındandan mî bir askerî hudut haline sokulduğu ve Kore'ninvahdetinitemin için Birleşik Amerika tarafından mükerreren sarfedi-len gayretlerin Kuzey Kore'deki Sovyet makamları tarafındanbaltalandığı ha­tırlatılmakta ve şb'yle denmektedir: Birleşmiş Milletler,Kore'deBirleşmiş MilletlerKomisyonunezaretialtında 1947 yılında bir umumi seçim yapılması­na karar verdiği zaman Sovyet makam­ları«menfi bir tavır» takınmış ve ko­misyonun Kuzey Kore'ye girmesine mâni olmuşlardı.BununüzerineKore hal­kının hür bir seçim yapmak ve serbest bir hükümet kurmak hakkı sadece Gü­ney Kore'ye münhasır kalmıştır. Bundansonra 1948 yılındaBirleşmiş Milletlerin nezareti altında Güney Kore Cumhuriyetinin Birleşmiş Milletler Teş­kilâtına dâhil 32 üye tarafından tanındı­ğı ve Sovyetlerin GüvenlikKonseyinde vetolarınıkullanmalarıüzerineKore Cumhuriyetinin Birleşmiş Milletler üye­liğine kabul edilmediğikaydedilmekte­dir.

Beyaz kitapta, Birleşmiş Mîlletler Genel Kurulunun kararı mucibince Amerikan askerlerinin Kore'den çekildikleri ve bu çekilmenin Kore Komisyonu nezaretinde yapıldığı, Ancak Sovyetlerin Kore'deki Rus askerlerinin çekilmesini kontrol bahsinde komisyona müsaade vermedik­leri belirtilmektedir.

Bu girizgâhtan sonra Kore buhranını do­ğuran hâdiseler hülâsa edilmete ve Gü­venlik Konseyinin 25 Haziranda yaptığı toplantıda Kuzey Kore'nin Güney Kore arazisine taarruz ettiğini teyit eden Ko­re Komisyonunun raporunu müzakere ettiği ve bir çekimsere karşı dokuz oyla muhasemata son verilmesine karar vere­rek müstevlilerin 38 inci arz dairesine çekilmelerini istediği kaydedilmektedir. Beyaz kitapta ancak Güvenlik Konseyi­nin bu kararından sonradır ki Birleşik Amerika'nın Kore Cumhuriyetine yar­dım etme çarelerini düşünmeye başladığı ve Amerikan hava ve deniz kuvvetlerine Kore Cumhuriyeti kuvvetlerini «destek­lemek ve müdafaa etmek» emrini verdi­ği ifade olunmaktadır. Kitabın ilâve ettiğine göre, Birleşik A-merika, Güvenlik Konseyinin bir namevcut, bir çekimser ve bir muhalife karşı yedi oyla, Kore milletine yapılan silâhlı tecavüzü geri atmak ve bu bölgede mil-letlerarsaı barış ve güvenliği yeniden te­sis etmek hususunda Birleşmiş Milletler üyelerinin yardım etmelerini isteyen 27 Haziran tarihli kararından sonra ikinci adımı atmıştır.

Nihayet mütecavizi 38 inci arz dairesinin gerisine atmak hususunda Birleşmiş Mil­letler üyelerinin ekserisi tarafından tek­lif edilen muhtelif cins yardımları zikre­den kitap, Güvenlik Konseyinin aldığı karara konsey daimi üyelerinden biri o-lan Sovyet Rusya'nın iştirak etmesi do-layisiyle, kararın gayri kanuni olduğu yolundaki Rus iddialarından bahsetmek­te ve Güvenlik Konseyinin 1946 dan beri yaptığı faaliyetlerde daimî üyelerden bi­rinin bulunmamasının alman kararı mu­allel hale sokmadığı keyfiyetinin teamül halini aldığına da işaret etmektedir.

22 Temmuz 1950

—Washington:

Amerikan Kongresi Başkan Truman'm talebini bir an önce tatbik mevkiine koy­mak için gayret sarfetmektedir. Dün Se­nato yakında terhis edilecek 300.000 kişi­nin 12 aylık yeni bir devre için silâh al­tında tutumasma dair bir kanun tasarı­sını oybirliği ile kabul etmiştir.

—Washington:

Beyaz Saray Sözcüsü tarafından bugün bildirildiğine göre, Başkan Truman, Ko­re meselesi hakkında geçen Çarşamba günü gönderdiği mesajla istediği 10 mil­yar dolar hakkında Salı günü kongreye mufassal bir rapor vermek niyetindedir.

27 Temmuz 1950

—Washington:

Başkan Truman dün Liberya'nın istiklâl yıldönümü münasebetiyle Cumhurbaşka­nı William v.s. Tübnam'a gönderdiği bir tebrik telgrafında şöyle demiştir: Liberya istiklâlinin yıldönümünde Ekse­lansınıza ve Liberya halkına Birleşik Devletler ahalisinin tebrik ve iyi dilek­lerini göndermekten zev>k duymaktayım.

Kore Cumhuriyeti kuvvetleri­nin hiçbir taarruzî harekâtta bulunamıyacağı neticesine vardılar. 25 Haziranda, istilâ hareketinin başlamasından bir kaç saat sonra, Birleşmiş Milletler Komisyonu taarruzun, hiçbir ihtar yapılmaksızın ve hiçbir tahrik olmaksızın başladığını bildirdi.

Komisyonun raporları, bu taarruzun açık, haksız ve sebepsiz bir tecavüz ve adaletin gölgesinden bile mahrum olduunu belirtiyordu.

Bu şekilde sulhun haksız yere ihlâli ve Birleşmiş Milletler Anayasasının te­cavüze uğraması, bütün milletlerin emniyeti için hakikî ve taze bir tehlike teşkil ediyordu. Ayrıca bu tecavüz, Birleşmiş Milletlere karşı bir istihkar nü-mayişi ve Birleşmiş Milletlerin sulh yolu ile halletmek istediği bir meseleyi askerî tecavüzle hal teşebbüsü idi.

Bu sebeple Kore Cuhuriyetine yapılan tecavüz, Birleşmiş Milletler Anayasa­sının ana prensiplerine ve Birleşmiş Milletlerin Kore'deki faaliyetlerine karşı sarih bir tehditti. Bu tehdit ciddî bir şekilde karşılanmıyacak olursa Birleş­miş Milletlerin tesiri tamamen nihayetlenmis ve Birleşmiş Milletlerin bir dün­ya nizamı teşkilâtı olacağı hakkında insanlığın beslediği ümit yıkılmış ola­caktı.

Çabuk hareket zarurî idi. 25 haziran günü öğleden sonra. Doğu Amerika .saatiyle 2 de Amerika'nın teklifi ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Newyork'ta toplandı. Newyork'îa Kore saatleri arasında 14 saat farkı olduğu hesaba katılacak olursa Güvenlik Konseyinin tecavüzün başlamasından 24 saat sonra toplandığı anlaşılır.

Bu toplantıda, Güvenlik Konslyince kabul edilen karar sureti, tecavüz hare­ketlerinin durdurulmasını, müstevli birliklerin 38 inci arz dairesinin gerisine çekilmesini emrediyor ve Birleşmiş Milletler üyelerinden mütecaviz Kuzey Kore'ye yardım etmemelerini ve bu karar tarzının tatbikine müzaherette bu­lunmalarını istiyordu. Sovyetler temsilcisi bu toplantıya iştirak etmedi ve Sovyet Rusya Konseyin kararını desteklemeyi reddetti.

25haziranda başlayan taarruz çabuk inkişâf etti. Mütecavizin beklemedik tak­
tiği, uçak, tank ve topçu üstünlüğü, müdafiin zayıf silâhlı kuvvetlerini geri
çekilmeye mecbur etti. Taarruzun sür'ati, ölçüsü ve sistemi bunun çok önce­
den hazırlandığına şüphe bırakmıyordu.

Taarruzun başlaması ile Kore'deki Elçimiz John Muccio tehlikeli bölgede bu­lunan Amerikan çocuk ve kadınlarının tahliyesine derhal başladı. Bu tahliye hareketi Uzak Doğu'daki Amerikan Kuvvetleri Komutam General Mac Arthur'un komutasındaki deniz ve hava kuvvetleri tarafından denizden ve havadan emniyti altına alınıyordu. Kore Hükümetinin âcil yardım isteği kar-şısmda General Mac Arthur, Güney Kore kuvvetlerine cephane ve diğer mal­zemenin verilmesini emretti. Havadan gönderilen bu malzeme av uçakları ta­rafından himaye ediliyordu. 7 inci Amerikan Fiosuna Filipinlerin Kuzeyine gelmesi emredildi. Böylece ihtiyaç halinde harekât sahasında bulunacaktı.

26Haziran Pazartesi günü, müstevliler Güvenlik Konseyinin kararını na­
zarı itibare almıyarak taarruzlarına devam ettiler, Bu kararı desteklemek için askerî ve sivil makamlarımız trarfmdan müttefikan verilen tavsiyeye uya­rak Amerikan hava ve deniz kuvvetlerine, Kore Hükümeti birliklerini hima­ye etmeleri ve desteklemeleri emrini verdim.

Kore'deki Birleşmiş Milletler Komisyonu, 27 Haziran Salı günü Kuzey Kore kıtaların muhasematı durduramadıklarını ve 38 inci arz dairesinin Kuzeyi­ne geri çekilmediklerini raporla bildirdi, o gün Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tekrar toplanmış ve Birleşmiş Milletler üyelerinin taarruzu defet­mek ve bu bölgede milletlerarası barışı ve güvenliği temin etmek için Kore Cumhuriyetine zarurî olan yardımı yapmalarını tavsiye eden ikinci bir karaı sureti kabul edilmiştir. Güvenlik Konseyi, Sovyet temsilcisi bu toplantıya da iştirak etmemiş ve Sovyet Hükümeti Güvenlik Konseyinin kararını destek­lemeyi reddetmiştir.

Bu tecavüz karşısında Birleşmiş Milletlerin ve Birleşik Amerika'nın ciddî ve tereddütsüz hareketi, bütün hür memleketlerde süratli ve kati bir karşılık görmüştür. Bu ilk tecavüz hareketi bütün dünya insanlarının kalplerinde ye­is ve endişe getirmiştir. Karşısında bir mani görmiyerek gün geçtikçe daha genişleyen ve nihayet harbe müncer olan tecavüz hareketlerinin cereyan et­tiği 1930 yılının acı hatıraları henüz hafızalarımızdan silinmemiştir.

Fakat hür milletler tarihten ders almayı öğrenmişlerdir.

Hür milletlerin azimli ve müttehit hareketleri her yerde insanların hür olma­sı fikrini herşeyin üzerine çıkarmıştır. Binnetice nerede yeis varsa orada ümit nerede endişe varsa orada azimli bir kararlılık mevcut bulmuştur.

59 üye devletten 52 si Birleşmiş Milletlerin Kore'de barışı yeniden kurmak hususundaki kararını desteklemiştir. Üye devletlerden bir çoğu mütecavizi defetmek için Birleşmiş Milletlerin Kore'de girişmiş olduğu harekete askerî veya başka her hangi bir yardımda bulunmayı teklif etmiş bulunmaktadır. 7 Haziran'da kabul edilen üçüncü bir kararda, Güvenlik Konseyi Birleşik Amerika'dan Kore harekâtına iştirak eden bütün Birleşmiş Milletler kuvvet­lerine bir komutan tayinin istemiş ve bu kuvvetlere Birleşmiş Milletler Bay­rağı çekmek yetkisini vermiştir. Bu karar gereğince General Mac Arthur, Birleşmiş Milletler Kuvvetleri Başkomutanlığına tayin edilmiş bulunmaktadır. Bütün bunlar Birleşmiş Milletler Kollektif Güvenlik sisteminin inkişâfına doğru atılmış katı adımlardır. Halen iki devletin hava kuvvetleri Avusturalya, Kanada, İngiltere, Hollanda ve Yeni - Zelanda Birleşik Amerika ve Kore kuv­vetleri yanında ve General Mac Arthur'ün komutası altında köre harekâ­tında büyük hizmetler görmektedirler. Kore'de sarfedilen gayretlerden aza­mî istifade temini için şimdiye kadar yapılmış ve bundan sonra yapılacak yardım teklifleri Birleşmiş Milletler teşkilâtı ve müşterek komuta heyeti ta­rafından koordine edilecektir.

Güvenlik Konseyinin hareketini destekleyen bütün Birleşmiş Milletler teş­kilâtı üyeleri atılmış olan adamın manasını idrâk etmektedirler. Gayri kanunî tecavüzleri tenkil için girişilen bu müttehit ve azimli hareket, milletler ara­sında hukuk kaidelerinin teessüsü yolunda ehemmiyetli bir merhaledir.

Birleşik Amerika, Birleşik Milletler tarafından kurulmuş ve desteklenmiş fakat mütecaviz bir kuvvetin haksız bir taarruzuna uğramış bir devletin yar­dımına gitmiş bulunmaktadır. Bu sebeple, mütearrız kuvvetlerin şimdiki nis-bî üstünlüğü, ikmal Üslerimizin Kore'den 5.000 mil uzakta bulunuşu veya kuvvetlerimizin ikmalini ihtiyaca yetmiyen limanlardan yapmak mecburi­yeti cesaretimizi kırmış değildir.

Harekât sahasına mümkün mertebe çabuk olarak daha fazla kuvvet ve daha ağır malzeme sevkederek deniz ve hava üstünlüğünü sağlamak maksadiyîe harekete geçmiş bulunuyoruz. Fakat mütecavizin ileri hareketini yavaşlat­mak, durdurmak ve sonra geri püskürtmek için zamana, insana ve malzemeye ihtiyaç vardır.

Bununla beraber, Kore'ye yaptığımız yardımlar, müstevlilerin bu memleketi ümit ettikleri veçhile bir kaç gün içinde istilâ etmesine mâni olunmuştur. 14 Kasım 1947 ve 12 Aralık 1948 de Birleşmiş Milletler Umumî Heyetinin karar­larında ifade edildiği veçhile, biz Birleşmiş Milletlerin Kore'de sulh ve em­niyeti temin yolundaki gayretlerini ve Kore halkına kendi hükümetlerini kendi arzularına göre teşkil yolundaki faaliyetlerini desteklemeye azmettik. Bizim ve diğer Birleşmiş Milletler üyelerinin Kore'de doğrudan doğruya sarf-ettiğimiz askerî gayretlere ilâve olarak, tecavüzün orada ortaya çıkışı bizi bu hadisenin dünya sulhu için meydana getireceği neticeler üzerinde düşünmeye sevketmektedir. Kore Cumhuriyetine yapılan tecavüz, bütün şüpheler dışın­da açıkça göstermektedir ki, beynelmile Komünist hareketi hür milletleri mağlup etmek için silâhlı istilâya hazırlanmıştır. Bu yüzden diğer bölgelerde de silâhlı tecavüzlerle karşılaşabileceğimiz ihtimali kabul etmek zorundayız. Bu vaziyet karşısında, Amerikan kuvvetilerinin Filipinlerin kuvvetlenmesine yardım etmesiini, Filipin Hükümetine, Birleşmiş Çin Hindistan'ı devletlerine ve Çin Hindistanındaki Fransız kuvvetlerine yapılan askerî yardımın sürat-îendirilmesini emrettim. Ayrıca 7 inci filoya Formoza'ya yapılacak herhangi bir taarruza mani olmasını emrettim ve Formoza'daki Çin Hükümetinden Çin kıtasına karşı bütün kara, hava ve deniz harekâtını durdurmasını tavsi­ye ettim. Bu tedbirler derhal Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine bildi­rilmiştir.

Formoza hakkındaki niyetlerimizde hiçbir tarafta şüphe kalmamasını temin etmek gayesi ile şunu belirtmek isterim ki, Amerika'nın bu ada ile ilgili hiç­bir toprak endişesi veya Formoza'da hususî bir vaziyet yahut bir imtiyaz elde etmek arzusu yoktur. Formoza'mn askerî bakımdan tarafsız hale getirilmesi bu ada ile ilgili siyasî meseleler karşısında verilmiş bir ön hüküm değildir. Arzumuz, Formoza'nm Pasifik suhlünü tehdit eder bir muhasemat mevzuu olmaması ve Birleşmiş Milletler Anayasasında derpiş edildiği veçhile Formoza üe ilgili bütün meselelerin sulh yolu ile halledilmesidir. Sulhun yeniden tesisi ile en karışık siyasî meselelerin bile halli yoluna gidilebilir. Mamafih bu vah­şi ve tahrikten âri tecavüz karşısında bu meselelerden bazıları hepsinin em­niyeti menfaati mülâhazasüe muallakta tutulabilir.

Tabiidir ki, Uzak Doğuda bu tecavüz hareketinin ortaya çıkışı dünyanın di­ğer bölgelerindeki hür milletlerin müşterek kuvvetlerinin azaltmamakla bilakis arttırmaktadır. Kore Cumhuriyetine yapılan bu tecavüz, kuvvetli bir mütecavizi durdurabilmek için hür milletlerin kuvvetlerini arttırmaları ve birleştirmeleri yolundaki gayretlerini hızlandırmaları ihtiyacını doğurmuştur. Bu gayeyi tahakkuk ettirebilmek için bir tehlike anında süratle seferber ola­bilmek maksadiyle hür milletler kâfi bir savunma kuvveti ve mütecanis bir ekonomi esası meydana getirmelidirler.

İkinci Dünya Harbinden sonra Avrupa'nın ve dünyanın diğer bölgelerinin iktisadî hayatını kalkındırma yolunda Birleşmiş Milletler ve diğer hür mil­letler tarafından azimli ve müşterek gayretler sarf edilmiştir. İktisaden geri kaim ş bölgelerin istihsal kabiliyetini arttırmak için sarfedilen müşterek gay­retler, hür milletlerin kalkınmakta olan iktisadî kudretleri için mühim bir teşebbüstür ve istikbalde daha büyük bir önem kazanacaktır.

Müşterek savunma kudretimizi Rio de Janeiro ve Atlantik andlaşmaîarma bağlı olarak arttırmaktayız ki bu Birleşmiş Milletler Anayasası çerçevesinde­ki müşterek tedbirler cümlesindendir. Ayrıca, Türkiye, Yunanistan ve İran gibi münferit hür milletlerin de savunma kudretlerini takviye etmekteyiz. Geçen baharda Londra'da yapılan Kuzey Atlantik Konseyi toplantısında Ku­zey Atlantik bölgesinin savunması çok mühim ve âcil bir mesele olarak ele alınmıştır. Son hâdiseler şimdi bu savunma sisteminin kurulmasını o zaman olduğundan daha âcil bir hale getirmiştir.

Bütün şartlar karşısında, Birleşik Amerika'nın savunma kudretini, sadece Kore'deki tecavüze göre değil, müstakbel tecavüzlere karsı diğer hür millet­leriyle muvazi olarak arttırmak zorunda bulunduğu gayet aşikârdır.

Takviyesi zarurî olan bu kudret üç kategoride mütalâa edilebilir: Evvelâ Kore'deki vaziyeti karşılamak için General Mac Arthur'un kuman­dasına ilâve kuvvetler ve malzeme göndermemiz lâzımdır.

İkinci olarak, dünya durumu silâhlı kuvvetlerimizin ölçüsünü ve malzeme ikmali işlerimizi Kore hâdisesinin icap ettirdiğinden daha geniş ölçüde art­tırmamızı zarurî kılmaktadır.

Üçüncü olarak, müşterek savunma uğrunda bizimle işbirliği yapan hür mil­letlerin askerî kudretlerini arttırmalarına yardım etmeliyiz.

Bu saydığımız üç kategoriden ilk ikisi, askerlerimizin sayısını arttırmamıza ve kuvvetlerimizin malzeme ikmalini iyi yapmamıza bağlıdır. Asker ihtiyacı­nı karşılamak üzere, kara, hava ve deniz kuvvetleri bütçemize ek ödenekler verilmesini ve gereken askerî kudreti temin için askere alma işini tanzim hu­susunda Savunma Bakanına selâhiyet verdim. Ayrıca ihtiyaç karşısında Mil­lî Muhafız birliklerinden ve yedek hava, kara ve deniz kuvvetlerinden lü­zum görülenlerin toplu olarak veya ferden askere çağrılmaları hususunda da icap eden salâhiyet Savunma Bakanına verilmiştir.

Savunma Bakanını ve Genelkurmay Başkanını, silâhlı kuvvetlerimizin müs­takbel ihtiyaçlarını tetkik ederek icabında bu kuvvltlerin arttırılması işi ile görevlendirdim. Silâhlı kuvvetlerimizin arttırılması ihtiyacı karşısında bu tahdidatın kaldırılmasını emrettim. Askerî gücümüzü artırmak, daha fazla teçhizat ve malzemeye de ihtiyaç gös­termektedir. Bu maksatla birçok malzemenin imali hızlandırılmıştır. Bunlar­dan bazıları Kore'de kullanılmak için, bir kısmı da Kore'ye gönderilenlerin yerine konmak için, diğerleri de hazırlığımız içindir. İmalatın attırılması ve askeri malzeme istihsalinin daha yüksek bir seviyeye ulaştırılması zarureti­dir. Silâhlı kuvvetlerin arttırılması ve buna bağlı olarak malzeme ve teçhizat İhtiyacının yükselmesi tahsisatın fazlalaştırılmasını icap ettirmektedir. Bir iki gün içinde kongreden tahminen 10 milyor dolarlık tahsisat istiyeceğim. Bu tahsisat teklifi kendi silâhlı kuvvetlerimiz içindir. Daha Önce müşterek savunma gücümüzü kuvvetlendirme bakımından diğer hür milletlere yardım etmemizin bir zaruret olduğuna işaret etmiştim. Bunu temin için göstermemiz icap eden faaliyet, kendi savunma gücümüzü artırmak için alacağımız tedbir­ler kadar mühimdir.

1951 yılma ait müşterek savunma yardım programı hakkındaki kanun tasarısı şimdi Temsilciler Meclisinde bulunmaktadır. Bu müşterek emniyetimizi kuv­vetlendirmeye doğru atılmış olan mühim bir adımdır ve .gecikmeden çıkarıl­mamalıdır. Gayet sarih olan diğer bir cihet de şudur ki, dünyanın hür mil­letleri müşterek emniyet programlarını hazırlamalıdırlar. Müşterek savunma yardım programında bizimle birlikte olan diğer milletler de bizim gibi savun­ma maksatları için yardımcı iktisadî kaynaklara muhtaçtırlar. Bizimle işbir­liği yapan milletlerin müşterek savunmaya azamî derecede faydalı olabilme­lerini sağlamak için onlara daha fazla yardımda bulunmamız lâzımdır. Em­niyetleri bizim için hayatî ehemmiyet arz eden diğer hür milletlerin ayrıca ilâ­ve yardıma ihtiyaçları vardır. Kuzey Atlantik bölgesine gelince, bu ihtiyaçlar, bizimle birlikte Kuzey Atlantik andlaşmasmda yer alan milletlerle yapılmak­ta olan istişareleri aksettirecektİr. Her milletin ne yapacağını tayin etmek mümkün olduğu zaman, ihtiyacımıza kâfi bir müşterek savunmanın temin ve temadisi için zarurî görülen ödenekleri ihtiva eden bir teklifi kongreye takdim edeceğim. Kore'de, Birleşmiş Milletler faaliyetim desteklemek, kendi kudretimizi ve hür dünya savunmasını arttırmak için alacağımız tedbirler ta­biidir ki millî ekonomimiz üzerinde tesirler icra edecektir. Evlâtlarımızın bir çoğu şimdi muharebe sahasmdadır, veya yakında savaşa iştirak edeceklerdii Diğerleri yetiştirilmelidir. Onların ihtiyacı olan teçhizat ve malzeme ve ihti­yatlar temin edilmelidir. Bunlar iktisadiyatımızı sarsmadan makul masraf­larla ve sür'atle temin edilmelidir. Kudretimizi yalnız askerî görüşlerle ölç-memekte devam etmeliyiz. Müşterek bir sulh savunmasına iştirakimiz haki­katte istihsal kabiliyetimize ve halkımızın enerjisine dayanmaktadır. Bunun için bütün yapacağımız iş emniyetimizin esasını teşkil eden iktisadi kudreti­mizin aksamadan inkişafını temin etmektir.

İktisadiyatımız muazzam bir istihsal kudretine maliktir. Hâlen istihsalimizin ve hizmetlerimizin kıymeti yılda 270 milyar dolar civarındadır, Bu miktar 1939 yılına ait rakkama nazaran 100 milyarı aşan bir fazlalık göstermektedir. Bu seviye geçen seneden 13 milyar, 1948 den ise 8 milyar dolar daha yüksektir. Zikrettiğim rakkamlar fiat değişmelerine göre ayarlanmış olduğu için hakikî verimi ifade etmektedir. Sanayi istihsali indeksimiz geçen sene vasatisinden yüzde 12 ve 1939 vasatisinden yüzde 81 fazlası ile 61 1/2 milyondur. Harp içinde en yüksek istihsal yılı olan 1944 den 11 milyon ton daha fazla çelik is­tihsal etmekteyiz. Elektrik enerjisi istihsali 1939 da 128 milyar kilovat saat iken, 1944 de 228 milyara şimdi ise 317 milyar kilovat saate yükselmiştir. Gıda maddeleri istihsali harpten öncekinden üç misli fazla olduğu gibi harp yıllarında yabancı memleketlere külliyetli miktarda gıda maddeleri gönder­diğimiz zamanlardan da yüksektir.

İktisadiyatımızın istihsal kudreti de çok yüksektir. Halen tam olarak istifade edilmeyen işçilerimizi ve tesisatımızı kullanarak bu sahada derhal bir yük­selme elde edebiliriz ve gittikçe çoğalan nüfusumuzun artan kabiliyetini, fab­rikaların genişlemesinden mütevellit istihsal fazlalığını, yeni keşifleri ve da­ha verimli istihsal metotlarını kullanarak senelik istihsalimizi her yıl arttır­makta devam edebiliriz. Bu muazzam iktisadi kudretle ve yeni ve zarurî pro­gramlarla iktisadi kabiliyetimizin, karşılaşacak bütün güçleri yeneceğine gü­venilebilir. Bununla beraber askerî gayeler için lâzmı olan ihtiyaçların vusla­tını tahmin edebiliriz. Çok üstün seviyede çalışan bir ekonomi sistemi iktisadi kaynaklara geniş ve yeni istikametler verilmesini icap ettirir. Askerî gücü­müzün arttırılması için yukarıda izah ettiğim program çerçevesinde umumî is­tihsal seviyesinin genişletilmesinden önce askerî ve buna bağlı diğer imalâtın sür'atle arttırılması lâzımdır. Bazı malzemelere olan ihtiyaç, Kore hâdisesinin inkişafından daha önce hissedilmişti.Meselâ çelik sanayii düşük bir istihsal seviyesinde çalışıyor ve piyasa ihtiyaçlarını bile karşılıyamıyordu. Kore te­cavüzü başlamadan evvel bazı inşaat malzemesi ve muayyen bazı maddeler az miktarda istihsal ediliyor ve fiatlar yükseliyordu. Askerî imâlatın esaslı olarak sür'atlendirilmesi bu eksiklikleri karşılıyacaktır. Millî Savunma ek­sikliklerin tamamlanması için gerekli tedbirler alınmalıdır.

Diğer taraftan, sivil ihtiyaçlar için lâzım gelen tahsisata eklenince askerî mak­satlar için sarfedilecek para bir bütün olarak ekonomimizin üzerinde geniş tesirler icra edecektir. Bu yüksek tazyik karşısında lâzım gelen tedbirlerin alınmaması bizi umumî bir enflasyona sürükleyebilir. Bunun en bariz misal­leri askerî masrafların artması ihtimali karşısında dahi birçok ham madde îi-atlarmda ve geçim masraflarında görülen yükselmedir.

Bu durum karşısında, artan millî savunma ihtiyaçlarını karşılamak ve bunu yaparken her aile için güç neticeler doğuracak olan enflasyondan kaçınmak gayesi ile gereken tedbirleri almalıyız. Aynı zamanda, daha bir kaç sene için önceden hesapladığımızdan daha üstün bir seviyede diğer milletlere yapılan yardımlar da dahil olmak üzere millî savunma masraflarını devam ettirmek zarureti karşısındayız. Bu yüzden alacağımız iktisadi tedbirler bir devre için olduğu kedar uzun bir devreye göre de plânlaştırilmalı ve tatbik edilmelidir. Bu hedefe ulaşmak için muayyen kanunî tedbirleri teklif ediyor ve bunların sür'atle tatbik mevkiine konacağına inanıyorum. Şimdi alınması lâzım gelen tedbirlere tevessül edeceğimizden emin olmalıyız. Aksi halde ileride daha çok tedbirler almak durumunda kalacağız. İlk olarak, askerî ve sivil hizmetlerin mübrem ihtiyaçlarını karşılamak üzere yeter derecede ikmal malzemesinin temini için zarurî tedbirleri alıyorum. Bu sebeple şimdi kongrenin hükümete, millî emniyetimizi idame için gerekli mal­zemeyi temin ve tercih hakları tesis, zarurî olmayan gayeler için malzeme sar­fını tahdit edecek, piyasada sıkıntı yaratmasını önleyecek, Millî Savunma için lâzım olan malzeme ihtiyacını karşılayacak ve lüzumsuz idarî masraflara ma­ni olacak kanunî yetkileri vermesini tavsiye ederim. İkinci olarak sivil hizmetler gelirlerinin çok yüksek olduğu bir devrede, as­kerî programların genişlemesi karşısında artan ihtiyaçların tevazününü te­min edecek umumî tedbirleri sür'atle almalıyız. Bütün hükümet dairelerinde hükümetin programını etraflı olarak tetkik ederek Millî Savunma için gerekli olanlarla rekabet halinde bulunan tesis, insan gücü, ham maddeler ve ticarî meta sarfiyatında mümkün olan kısıntılar yapmalarını bildirdim. Hükümet kadar halkımız da artan savunma faaliyetimiz için gereken bu hiz­metler ve maddelerin sarfında büyük bir itidal göstermelidirler.

Mamafih muhtelif maksatlarla arttırılmış bulunan Savunma Bakanlığı tahsi­satı ve ayrıca, savunma ile ilgili atom. enerjisi ve diğer enerji kaynakları için son günlerde istediğim tahsisat millî giderlerimizi birden bire yükseltmiştir. İşte bu yüzden bütçe açığının enflasyona yol açmaması için millî gelirimizi önce tavsiye ettiğimden çok daha sür'atle arttırmamız icabeder.

Bunları sağlamak hususunda elimizde bize rehberlik edecek iki esaslı pren­sip yardır:

a -— İhtimal dahilinde bulunan en azamî masrafları vergilerle karşılamak mevzuunda bütün gayretimizi sarf etmeliyiz. Artan hükümet masraflarının doğuracağı enflasyon tehlikesini bastırmak için elimizde bulunan en esaslı silah vergilerin arttırılmasıdır.

b — Vergi yükünün millet ölçüsünde fertler ve tüzel kişiler arasında muva­zeneli tevziini sağlıyacak bir sistem tesis etmeliyiz. Böyle bir vergi programı­nın başlıca gayelerinden biri de haksız kâr teminini önlemektir. Bu yoldaki çalışmaların tamamlanmasını müteakip, milletimizin malî vazi­yetini zuhuru muhtemel hadiselere uygun bir şekilde idame, enflasyonun ön­lenmesine yardım ve ihtiyaçlarımızı bütün vatandaşların menfaatine uygun bir şekilde finanse edecek prensiplere göre hazırlanmış bir programı kongre­ye takdim edeceğim.

Enflasyona karşı müstakbel fakat mühim bir emniyet tedbiri olarak kredi­lerin uzaltılmamasma ihtiyacımız olacaktır. Kongre emtia spekülasyonunda kullanılan kredileri ve istihlak kredisini kontrol için gereken salâhiyeti hükü­mete vermelidir. Hükümet kredilerinin mühim bir unsur olduğu iskân saha­sında mümkün olan tahditatın yapılmasını emrettim. Ayrıca hususî teşebbüs­le finanse edilen emlâk kredilerinin kontrolü için de icap eden yetkinin ve­rilmesini teklif ederim. Bu tedbirler fiatların yükselmesini intaç edecek taz­yiki önlemekle kalmıyacak, ayni zamanda askeri teçhizatın imaline yarayan maddeler sarfiyatını da azaltacaktır.

Üçüncü olarak, en lüzumlu maddelerin, malzemenin istihsalini ve hizmetle­rini artırmak gayesiyle tedbirler almalıyız. Bu sebepten, kongrenin, millî sa­vunma maksatları için , istihsali arttırmak için kredi açma yetkisi vermesini ve bundan başka stoku azalmış bulunan bazı maddelerin imalini teşvik için kongrenin uzun vadeli mukaveleler akdi ve diğer vasıtalardan istifade yetki­sini vermesini tavsiye ediyorum. Eğer bu tedbirler derhal sağlanabilir ve kuvvetle tatbik olunabilirse iktisa­diyatımızı ciddî bir şekilde haleldar etmeksizin askerî ihtiyaçları karşılıyabi-leceğimizi zannediyorum. Eğer muvaffak olmak istiyorsak iş adamının, işçinin, çiftçinin ve müstehlikin makul ve itidalli bir şekilde hareket etmesi lâzımdır. Bu millet enflasyonun vehametini bilmektedir ve eminim ki, bunun doğmasına engel olmak için elin­den geleni yapacaktır. Bununla beraber eğer fiyatlarda sert bir yükseliş bunu gerektirecek olursa fiyat kontrolü ve vesika usulünün tatbiki hususunda en cezrî tedbirlerin alınmasını tavsiyeye tereddüt etmiyeceğim. Karsısında bulunduğumuz acı vakıalar kırılmaz azim ve ciddî bir şekilde ha­reket etmemizi gerektirmektedir. Kore'de savaşın bugüne kadar olan cereyan tarzı bu memleketteki muhasematm kolayca halledilmesini bekliyeceğimizi göstermektedir. Kore'de epeyce bir müddet önceden hazırlanmış iyi ikmal edilen ve iyi idare olunan kuvvetlerle karşılaştık. Kore'de barışı tekrar tesis etmek yolundaki gayretlere katılan Birleşmiş Milletlerin diğer üyeleriyle be­raber çetin ve masraflı "bir askerî harekâta intizar etmeliyiz.

Bundan başka muhtemel diğer bir tecavüze karşı milletlerarası barış ve gü­venliği korumak maksadiyle mesuliyetlerimizi karşılamak için daha iyi bir şekilde hazırlanmalıyız. Bu gayede, tehlike veya güçlük karşısında gerilemi-yeceğiz.

Hür dünya, Birleşmiş Milletler teşkilâtı vasıtasiyle kanun dışı tecavüzün kuv­vetle karşılanması gerektiğini açıkça anlatmıştır. Kore'nin mânası budur ve bu, ehemmiyeti küçümsenmesine imkân olmıyan bir mânadır.

Olayların cereyan tarzını size şimdiden haber vermiye kalkışacak değilim. Fakat, silâhlı tecavüz hareketlerini tahrik etmek veya durdurmak kudretine sahip olanların bugün dünyada yeni tec.avüz hareketlerine girişmenin dünya barışını kökünden yıkacağını idrak etmiş olduklarına eminim.

Birleşik Amerika bu buhranda Birleşmiş Milletler teşkilâtında oynadığı rolle iftihar edebilir. Kongre tecavüzü durdurmak ve dünya barışı dâvasını des­teklemek için alman azimkar kararlan Amerikan halkının tereddüt etmeden desteklenmesiyle iftihar edebiliriz.

Aldığımız tedbirleri her iki partinin kuvvetle desteklenmesi ve milletlerarası işbirliğini takviye hususunda müteaddit defalar giriştiği hareketlerle Ame­rikan kongresi barış dâvasına hayatî bir yardımda bulunmuştur. Bugünkü buhrana karşı koymak için hükümetimiz ve Birleşmiş Milletler tarafından girişilen hareketlerin her iki parti tarafından tasvibi, bu meydan okuma kar­şısında bütün serbest dünyanın azimkar kararını belirtmiştir. Amerikan Milleti diğer hür milletlerle birlikte dünya meselelerinde yeni bir çığır açmaya çalışmaktadır. Biz insanların kendi seçecekleri bir hükümetin idaresinde, devamlı bir şekilde daha iyileşen hayat şartları altında barış ve hürriyet içinde yaşıyacakları bir dünyanın kurulmasını istiyoruz. Biz, ken­dimiz için toprak ne de diğer milletler üzerinde hakimiyet istiyoruz. Bugün yaşıyan ve gelecekte yaşıyacak olan Amerikalıların şahsî hürriyetinden, eko­nomik fırsatlardan ve siyasî eşitlikten faydalanabilmeleri için demokratik müesseselerimizi idame etmeye azmltmiş bulunmaktayız. Biz, millet olarak refahımızı ve iyi yaşama şartlarımızı inkişâf ettirmeye çalışıyoruz, fakat ge­leceğimizin de mani olunamıyacak bir tarzda diğer hür milletlerinkine bağlı olduğunu biliyoruz.

Seçtiğimiz yolu cesaret ve imanla takip edeceğiz, çünki kalbimizde hürriyet ateşini taşımakta, hürriyet ve barış için çarpışmaktayız ve AUahm yardımıyle bunda muvaffak olacağız.

Batı Avrupa'ma millî müdafaa uğ­runda hâlâ fedakârlıktan kaçınması A-merika efkârında kötü tesirler yaratma­ya başlamıştır. Ajrtepiflta, bir taraftan kendisi hazırlanırken. Batı Avrupa müt­tefiklerine, diyor ki: Ben elimden geleni yapıyorum. Fakat Amerika tek başını her şeyi yapamaz ve her yere koşamaz. Amerika her muhtemel tecavüzü önle­mek için şimdiden Avrupa memleketle­rine ordular gönderip konaklatamaz. Ko­re harbi gösterdi ki tecavüzü durdur­mak için kara orduları mühimdir. Avru­pa memleketleri, bütçelerinden fedakâr­lık edip ordularım kuvvetlendirmelidir-ler. Evvelâ kendiniz gayrete geçiniz, ben size yardım ederim.

A.merika*mn dileği haklıdır. Bütün Batı Avrupa beş yıldır, iktisadi kalkınmasını tamamlamış, millî müdafaasını ihmal etmiştir. Her şeyi Amerika'dan bekliyor. Avrupa'nın en zengin memleketi Belçi­ka'nın yalnız altmış bin kişilik ordusu vardır. Millî müdafaa masraflarına, büt­çesinin yüzde yedisini harcamayı lüzum­suz buluyor.

Fakat Amerika, daha sert konuşmaya başlamıştır. Başka memleketlere silâh yardımı için Truman beş milyar dolar daha istemiştir. Bu yeni kararla müte­nasip gayretler de istiyecektir.

Avrupa'da, kendi kuvvetine dayanarak, vannı yoğunu vererek Amerika'nın sulh siyasetini destekîiyen tek memleket, Türkiye'dir. Yeni durum karşısında Tür­kiye'ye silâh yardımının artacağı şüphe­sizdir. Fakat Amerika, bir tecavüz kar­şısında müdafaanın ve işbirliğinin ne derece güç olduğunu nihayet anlamış olsa gerektir. Kore harbi, tecavüze karşı koymak için Türkiye - Amerika işbirli­ğinin zaruretini ispat etmiş, önceden ha­zırlanmış plânlara dayanmıyan gelşigü-zel yardımların birçok verimsiz fedakâr­lıklara malolduğunu göstermiştir. Amerika'nın yeni siyaseti ve kararları harbi önlemiştir. Umumi kanaat bu mer­kezdedir. Bu karar ve bu siyasetin, sulh yolunda daha tesirli olması için, Batı cephesinin daha plânlı olması lâzımdır. Atlantik Paktından daha geniş ikinci Truman doktrini karşısındayız.

29 Temmuz 150

- - Yeni Delhi:

Buradaki siyasi müşahitlerin ileri sür­düklerine göre Moskova - Washington arasında teati edilen mesajları mütaakıp bir görüşme için hâlâ herhangi bir yer tesbit edilmediğine göre HÜHÜstan'm tekrar teşebbüse geçmesi beklenemez.

Mareşal Stalin, Başbakan Nehru ve De­an Acheson arasında teati edilen mesaj­lar sadece iki meseleyi aydınlatmağa ya­ramıştır.

Bunlardan biri Kore anlaşmazlığının sulh yolu ile halledilmesinin imikâıısızlıgı diğeri de komünist Çin'in Birleşmiş Mil-

letler Güvenlik Konseyine kati surette kabul edilmiyeceğidir.

Şimdiki ha!de Hindistan hâdiselerin ge­lişmesini beklemekten başka bir şey ya­pamayacaktır.

Başbakan Nehru Sovyet Rusya ve Bir­leşik Amerika Devlet adamlariyle teati

ettiği mesajlar hakkında İngiliz Başba­kanı Cîement Attlee'ye tam malûmat vermiştir.

Başbakan Attlee'den Nehru'ya Hindis­tan'ın sulh teşebbüsünün İngiliz Hükü­met çevrelerinde arattığı tepkiler hak­kında bir cevap gelmişse de bu cevabın mahiyeti henüz açıklanmamıştır.

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106