19.6.1950
×

Hakkında

Künye

İletişim

1Haziran 1950

—Ankara:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar bugün Çan­kaya'da Zonguldak Milletvekillerini, Ay-dm milletvekillerinden Şevki Hasırcı, Et-hem Menderes ve Namık Gedik'i, Osman Soydaş Başkanlığındaki 27 kişilik Hıdırlık Heyetini, İstanbul Tıp Fakültesi öğ­rencilerinden 40 kişilik bir grupu, Leman Tanju başkanlığındaki 9 kişilik Balgat Köyü Ocağı Heyetini, Osman Ergtin baş­kanlığındaki İstanbul Kabzımallar Ce­miyetinden o 'kişilik bir heyeti, Sefer Yıl­dız başkanlığındaki 38 kişilik 1 numaralı bucak idare kurulu heyetini ve Kütahya Milletvekili Yusuf Aysal başkanlığında­ki Karahallı Bucağı Heyetini kabul et­mişlerdir.

2Haziran 1950

—Ankara:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar bugün Çan­kaya'da Samsun milletvekillerini, aydo-ğan Onursal başkanlığında beş kişilik Hukuk Fakültesi heyetini, Avukat Hüse­yin Bayrı başkanlığında 60 kişilik Or­hangazi, Gemlik, Umurbey heyetini, Mustafa Elmalı başkanlığında İktisat Fakültesi Mezunları Cemiyeti İdare HedeUeri ve gerek dost Türk miiletinin re­fahı hakkındaki en samimî tebriklerimi ifade etmekle bahtiyarını.

Paul 1. Yunan Kiralı

Majeste Paul 1. Yunan Kiralı

Atina

Cumhurbaşkanlığına intihabım münase­betiyle Majestelerinin göndermek funda bulundukları tebrik telgrafından gofe mütehassis oldum. Hararetli teşek­kürlerimi takdim ederken, Majesteleri­nin şahsi saadetleri ve dost Yunan mille­tinin refahı hakkındaki en samimî te­mennilerimin kabulünü rica ederim. Celâl Bayar

— Ankara:

Dün Halk Partili milletvekillerinin Mec­lisi terketmeleri hakkında Halk Partisi Meclis Curupunca neşredilen tebliğ üze­rine gazeteciler, Başbakan Adnan Men­deres'e müracaat ederek fikirlerini öğ­renmek istemişlerdir.

Bunun üzerine Başbakan Adnan Mende­res şu cevabı vermiştir:

Meselenin Meclis Riyaset Divanını alâ­kadar eden cihetini bir tarafa bırakarak yalnız Halk Partisi Meclis Gurupunun bu münasebetle yayınladığı beyanname­de kendilerine karşı tecavüzlerde bulun­duğum şeklinde yapılan isnada cevap vermek isterim.

Tecavüz kelimesinin mânası malûmdur. Hükümet adına yaptığım konuşmanın zabıtları da eldedir. Bu zabıtları tetkik eden herkes, ortada iddia edildiği gibi tecavüz teşki edilecek hiç bir şey göre­mez.

Demokrat Parti muhalefette olduğu za­man Meclis Gurupumuzun uğradığı te­cavüzleri hatırlatmakta ise şimdilik bir fayda görmüyorum.

Cumhurbaşkanı Celâl Fayar bugün, Çankaya'da Kırıkkale îlce Başkanı Ha­san Öztop başkanlığındaki Kırıkkale Fabrikası ocak mensuplarından 35 kişi­lik bir heyeti kabul etmişlerdir.

8 Haziran 1950

— İstanbul:

iktisadi İşbirliği idaresi Türkiye icra Heyeti Başkanı Mr. Russell Dorr bu ak­şam saat 18 de uçakla Paristen şehrimi­ze gelmiştir.

Mr. Russell Dorr, hava alanında kendisi ile görüşen Anadolu Ajansı muhabirine Paris'te Dışişleri Bakanımız Fuat Köp­rülü ve Paris Büyük Elçimiz NumanMe-nemencioğlu İİe görüştüğünü, Türkiye'de tatbik edilen Marshall Yardım Plânı hakkında kendileriyle müzakerelerde bu­lunduğunu söylemiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

Bu defa Avrupa'da gezdiğim bütün yer­lerde, Türkiye'de yapılan demokratik se­çimlere karşı büyük bir alâka ve hay­ranlık beslendiğini ve Mister Harri-man'm da buna iştirak ettiğini bizzat müşahade eyledim. Türkiye'nin milletler­arası çalışmalara büyük alâka göster­mesi de her tarafta takdirle karşılan­maktadır.

Mr. Dorr, bu akşamki ekspresle Anka­ra'ya hareket edecektir.

— Ankara:

Büyük Millet Meclisinde Adnan Mende­res Hükümetine verilen güven oyu dola-yısiyle muhtelif gazetelerde bir takım, tefsirler yapılmış ve bu meyanda bir İs­tanbul gazetesi, 100 demokrat milletve­kili aranıyor» serlevhasiyle bir başyazı neşretmişti.

O gün Büyük Millet Meclisinde Başkan­lık vazifesini yapan Bursa Milletvekili Hulusi KÖymen bu mevzu etrafında ken­disi ile konuşan Zafer gazetesi muharri­rine şu beyanatta bulunmuştur:

Bahsettiğiniz başyazıyı ben de okudum, bu yazıda Büyük Millet Meclisinde Hü­kümete itimat oyu verildiği gün 283 de­mokrat milletvekilinin itimat oyu verdi­ği ve 100 demokrat milletvekilinin aran­dığı söylenmektedir.

Mezkûr içtimada başkanlık vazifesini ifa eden bir milletvekili olmak sıfatiyle ya-kinen bildiğim hakikati açıklamaya vic­dani bir mecburiyet hissetmekteyim.

İçtimain başladığı saatte işgal edilen sı-

yetini, emekli General Sabri Beşe baş­kanlığında emekli derneğinden dört e-mekli general ve üç emekli üst subayı, Tacettin Erkol başkanlığında İstanbul Şoförler Cemiyeti adına beş kişilik heye­ti, Kadri Aydoğan başkanlığında Sivri­hisar'ın Gerenli Bucağı Heyetini, Hay­dar İşbir başkanlığında Yenidoğan He­yetini, Âlim Srsan Başkanlığında onkişi-lik Veteriner Fakültesi Heyetini, Seiâmi Dînçer başkanlığında Ankara'daki Gem­likliler heyetini, Salih Gürkan başkanlı­ğında Etimesgut ve Sincanlîöy heyetini, İstanbul öğretmenler Birliği adına Coğ­rafya Profesörü Ahmet başkanlığındaki dört kişilik heyeti ve tebrik için gelen diğer zevatı kabul etmişlerdir.

3 Haziran 1950

— Ankara:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'la Yunan Kiralı Majeste Birinci Paul arasında a-şağidaki tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir:

Ekselans Celâl Bayar Türkiye Cumhurbaşkanı Ankara Cumhurbaşkanlığına seçilmeniz dolayısıyla gerek Ekselanslar mmşahsisaa ralarm sayısı ile 387 kadar mevcut tes-bit edilerek müzakereye başlanmıştır. Listede yazılı söz alanlar sayısı 58 e ba­liğ oluyordu. Bunlardan 11 milletvekili sırası ile kürsüye gelip sözlerini bitirdik­leri zaman saat 20 ye gelmişti. Konuşma sırası gelmemiş bulunan 47 milletvekili kendilerine sıranın geç geleceğini tahmin ederek yemek yiyip avdet etmek üzere Meclisten çıkmış bulunuyorlardı. Bunla­rın dönüşünden evvel itimat oyu toplan­maya başlandı ve 406 demokrat millet­vekilinden 15 i Bakanlar Kurulunda bu­lunmaları ve 6 sı çift yerlerinden seçil­miş olmaları ve 26 kişi de izinli bulun­ması dorayisiyle reye iştirak edemedikle­rinden ve muhalefete mensup 57 millet­vekili de malûm olan sebeple Meclisi ter-keyîemiş olduklarından yemeğe gidenler istisna edilirse buna göre hazır bulunmı yan milletvekilleri sayısı 29 kadardır.

Gazetenin yazdığı gibi 100 milletvekili­nin vazifeleri başında bulunmadıkları iddiası hakikate aykırıdır.

Hal-k Partisi iktidarı zamanında bu gibi ahvalde oy'a katılanların hakikî mevcu­du 150 yi geçmediği halde bir çok millet­vekillerinin Meclsite bulunmayan arka-daşlan adına oy kullanmaları suretiyle iştirak sayısının iki misli vüya daha zi­yade kabartıldığı çok defa görülen veya bilinen hakikatlerdendir. Demokrat milletvekillerinin bu gibi usul­lere başvurmadıklarım tasrih etmek is­terim.

— Ankara:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar bugün Çan­kaya'da Yozgat milletvekilleri Niyazi Ünal, Haşim TathoğJu, Yusuf Karslıoğlu, Hasaiı Üçöz, Faik Erbaş ve Fuat Nizam-oğlu ile beraber Yozgat Parti il ve ilce idare kurulu üyelerinden 20 kişilik bir heyeti Abdurrahman Tavazor başkanlı­ğında 35 kişilik Çolaklı İlce heyetini, Arık Recep başkanlığında Bolu İli Men­gen İlçesinden S kişilik bir heyeti, Çorum Milletvekili Sedat Baran ile beraber 13 kişilik Sungurlu heyetini, Hasene İlgaz başkanlığındaki Yardım Sevenler Der­neği îdare Heyetini, Kemal Güray baş­kanlığındaki İstanbul Şekerciler Cemi­yeti İdare Heyetini, Kasan Duman baş­kanlığındaki Ayaş Oltan Köyü Ocak he-

yetini, Nurettin Türker başkanlığında merkez bucağı îsmetpaşa Ocağı heyetini ve Dr. Mltat Kusiroğlu başkanlığında 12 kişilik Hatay heyetini kabul etmişlerdir.

6Haziran 1950

—Artvin:

Şehrimizde en yaşlı ihtiyarların bile gör­medikleri mevsimsiz bir kış hüküm sür­mektedir. Bir haftadan beri yağan yağ­mur dün gece kar halinde düşmeye bala-mıştır. Sühunet dereceleri sıfırın altında üçe kadar düşmüş, evlerde sobalar yeni­den kurulmuştur. Kışın mevsimsiz avdeti bağ1 ve bahçe sahiplerinde haklı bir heye­can yaratmıştır. Diğer taraftan bir hafta evvel açılmış olan Kars - Hopa - Artvin yolu yeniden kapanma tehlikesine ma­ruzdur.

—İstanbul:

Avrupa İktisadi İşbirliği Teşkilâtından şehrimiz belediyesine gelen bir yazıda tanınmış bir Amerikan inşaat firmasının İstanbul'da turistik bir otel yapmak için teşebbüse geçtiği bildirilmektedir.

7Haziran 1950

—Ankara:

Adalet Bakam Halil özyörük Anadolu Ajansına aşağıdaki beyanatta bulun­muştur :

Hükümet beyannamesinin memleket ida­resinde gözetilecek ana prensipleri tesbit eden esasları, gerçek demokrasilerde olduğu gibi yurtta kanunu üstün kılmağı, Devleti bir kanun Devleti haline getirmeyi zaruri kılmaktadır. Bu bakım­dan, Cumhuriyet Hükümetinin Adalet Bakanlığı işlerinin yürütülmesi mesu­liyeti uhdeme tevdi edilen cihaza teveccüh eden ilk vazife, mühim kanun­ları bu gayeye uygun bir hale getirmek olacaktır.

özel hukuk münasebetlerinin bel kemi­ğini teşkil eden Türk Kanunu Medenisi, bünyesi itibariyle mükemmel bir demok­ratik vesikadır. Bu kanunun, esaslarına katî zaruret olmadıkça dokunulması mevzuubahis değildir.

Kamu hukuku münasebetleri alanında yürüyenkanunlarımızındurumu ise bundan farklıdır. Bu güne kadar zaman zaman ı(anti demokratik) diye tavsif e-dilen hükümler bu sahadaki kanunlarda yer almıştır. Demokratik siyasi faaliyet­lerin, hürriyet havası içerisinde ve ser­bestçe icrasına mâni olan, ferdin siyasi haklarını kullanmasına ceza tahditleri ile engel olacak durumlar yaratan hü-kümier, yürürlükten kaldırılacağı gibi, yeniden konulacak kaidelerle de siyasi hakların hürriyet anlayışının gerektirdi­ği tarzda ve ölçüde kullanılması imkân­ları sağlanacaktır. En başta Türk Ceza Kanununun bir kısım hükümleri bu za­viyeden incelenerek gözden geçirilecek­tir.

Şahıs hürriyetinin kayıtlanması şekille-inden en ağırı olan ferdin tutulması hak­kında, Anayasa'da mevcut prensibe uy­gun tatbikat hükümleri tesbit etmek de en mühim işlerimizden biridir. Kişi hür­riyetinin tam ve geniş mânasiyle teminat altına sokulması için tevkif sebepleri a-çık olarak ve tek tek syılmak suretiyle gösterilmelidir. Kanunlarımıza girmiş ci­lan mecburi tevkif usulü yargıcın takdi­rine göre tatbik olunmak lâzımdır. Hak­sız tevkiflere karşı ferdin korunması za­ruridir. Tevkifin tedbir şeklinde tatbiki halinde bunun müddeti belirtilmeli ve bu müddet sonunda ferd mecburen yargıç huzuruna-çıkarılmış bulunmalıdır. Böy­lece, kişi hür riyetini teminat altına soka­cak, "bir (habeas corpus) (kanunu meyda­na getirilmelidir.

Yine kanunlarımızda, yargıç kararı ol­maksızın mesken aranahümesi imkânını yaratan bir takım hükümlere raslamak-tayız ki, konut dokunulmazlığının temi­natı yönünden ortadan kaldırılmaları za­ruridir.

Ferdi evinde olsun, evinin dışında olsun maddî ve manevi imkânlarını serbestçe inkişaf ettirmekten menedecek mahiyet teki engelleri kaldırmak başlıca vazife­mizdir. Ana hak ve hürriyetlerin ancak bu yoldan müessir bir garantiye kavuşa­cağına kaniiz.

Cumhuriyet Hükümeti, yeni girdiğimiz tarihî devrin milletimiz için özlediğimiz mesut geleceği bu günden hazırlamak borcunda olduğuna inanmaktadır. Böyle bir istikbalin temel şartı düzenü bir hür­riyet olmak zaruridir. Vatandaşı, hürri-

yetin yanlış ve sapık bir anlayışına dü­şürmeden, âdil kanunların himayesi al­tında beşer tekâmülünün ve demokrasi icaplarının seyrine uygun bir hürriyetten faydalandırmak; ona saadetini aramak ve fikir serbestisini kullanmakta engel çıkarmamak ve zor bulundurmamak İçin düzenli bir hayat sağlamak başta gelen gayemizdir. Hürriyet namına hürriyeti ifnaya varabilecek bir çeşit hareketin kanun teyidi altına konulması millî var­lığımızı tehdit edecek düşük bir takım fert ihtriaslarmm sert kanun tedipleri ile karşılanması ve hürriyet abidesinin bu suretle daima masun bulundurulması esastır. Kanunlarımız behemehal bunu sağlayacak bir ahenk ve birlik içerisine sokulacaktır.

8 Haziran 1950

—İstanbul:

Geçen hafta Paris'te Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu ve Avrupa İktisadi İş­birliği Teşkilâtı toplantılarında menıle-kteimizi temsilen iştirak eden Dışişleri Bakanımız Fuat Köprülü beraberinde özel Kalem Müdürü Necdet Kent olduğu halde bu akşam saat 19,45 te uçakîa ve Cenevre yoliyle Paris'ten şehrimize gel­miştir.

Dışişleri Bakanı hava alanında Vali ve Belediye Başkanı Dr. Fahrettin Kerim Göaky, Vali Muavini Fuat Alper, Emni­yet Müdürü Cemal Göktan, basm men­supları, dostları ve partililer tarafından karşılanmıştır.

—Ankara:

Cumhur Başkam Celâl Bayar bugün Çankaya'da Kemal Yelkenci başkanlı-ğnıda Armatörler Birliği adına 5 kişilik heyeti Şemsi Demirhan Başkanlığında Demokrat Parti Merkez İlçesi müteşeb­bis heyeti adına beş kişilik heyeti, Reşat oktan başkanlığında Devlet Üretme Çiftlikleri Merkez Atelyesi işçil ;ri adma 20 kişilik heyeti, Emin Özdemir başkan­lığında Motorlu Taşıt Sendikası İdare Heyeti adma 6 kişilik heyeti ve tebrik için gelen diğer zevatı kabul etmişlerdir.

—Ankara:

Başbakan Adnan Menderes bugün saat 17 de Amerikan Yardım Heyeti Başkanı Orta Elçi M. Rıtssell Dorr'u kabul etmiş ve kendisiyle uzun bir görüşme yap­mıştır.

9 Haziran 1950

—Ankara:

Büyük Millet Meclisi Başkam Refik Ko-raltan, bugün öğleden evvel makamında israil Elçisi M. Eiiahu Sasson, Danimar­ka, Eçisîi M. Frank Le Sage de Fontenay ile İran Maslahatgüzarı Cemşit Garib'in ziyaretlerini kabul etmiştir.

—Ankara:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar bugün Çan­kaya'da, Kastamonu Milletvekilleri Ge­neral Galip Deniz, Said Kantarel, Kayri Tcsunoğaı, Bölge Müfettişi Doktor Reşat Tunçer ile beraber 75 kişilik Kastamonu heyetini, Konya Milletvekii Remzi Birant ile beraber 7 kişilik Ereğli İlçesi İdare Kurulu Heyetini, Hamdi Potuoğîu baş­kanlığında 6 kişilik Sivrihisar Heyetini, Kemal özbücak başkanlığındaki Türk Millî Ahlâk Kurumu Derneği adına 3 kişilik bir heyeti, Arif Bayku başkanlı­ğında Ördek Köyü Heyetini ve Nuri Çe-tinkaya başkanlığındaki 20 kişilik Çu­buk Kızilhisar Heyetini Kabul etmişler-dir.

10 Haziran 1950

— Ankara;

B. B. C. Radyosu Türkiye yamlarmm Doğu servisinden Avrupa servisine nak­ledildiğini bildirmektedir. 18 Haznran-dan itibaren yapılacak esaslı değşiklik-lerden sonra Türkçe programlar da Av­rupa servisindeki diğer programlarla muvazi bir hale gelecektir. Bu değişik­likler Türkiye yaz saati ile 19,30 da 116,30 Gmt) yapılan yayında yer alacak, Türkiye yaz saati ile sabah 07,30 ve gece 24 te yayılan Türkçe programlara tesir etmiyecektir.07(30ve19,30yayınları

24.92 ve 19,91 metre 24,00 yayımı da 31,32 ve 24,92 metreler üzerinden yapıl­maktadır.

En Önemli değişiklik haber yayınında yapılmaktadır. Şimdiye kadar, öğleden sonra yayınının ikinci yarısında ve­rilenhaberlerbundansonraprog-

ramın başmda okunacaktır. £>iğer mühim 'bir değişiklik de «Sovyet İmparatorluğunda, olup bitenler» adı iîe yayınlanacak olan koşuşma serisidir. Bu konuşmaların gayesi, dinleyicilere, Mos kova radyosunun hakîkata uymıyan ha­berleri karşısında Sovyet idaresi altmda yaşayışın hakikî veçhesini analtmaktır. Bundan başka, İngiltere'de oturan Türk­lerin ve Türk ziyaretçilerinin görüşü ile İngiltere'deki hayatın hususiyetlerini ih­tiva edecek bir programın yayınlanması da muhtemeldir.

Cuma günleri, Batı müziğinden Örnekleri muhtevi 15 er dakikalık müzik yayınlan yapılacak diğer taraftan d ı Çarşamba günleri yapılan Türk müziği istekler programı devam edecektir.

Sİr Wyndham Deedes'in Pazar günleri yayınlanan konuşmlari Cumartesi gün­leri yapılacak, spor konuşmalarına da eskiden olduğu gibi Pazar günleri devam edilecektir. Cumartesi günleri yapılmak­ta olan «dünya meseleleri» konuşmaları Pazar günleri yapılacaktır.

12 Haziran 1950

— Ankara:

Paris'te toplanan İktisadi İşbirliği İda­resi Dışişleri Bakanları Konseyinde memleketimizi temsil eden Dışişleri Ba­kanı Fuat Köprülü bu sabahki Ankara ekspresiyle şehrimize dönmüştür.

Bakan, garda Başbakan Adnan Mende­res, Bakanlar, Dışişleri Bakanlığı Umu­mi Kâtibi Faik Zihni Akdur, Protokol Umum Müdürü Tevsik Kâzım Kemahlı, bazı milltevekilleri, Merkez komutanı ile Dışişleri Bakanlığı ileri gelenleri ve dostları tarafından karşılanmıştır.

Cumhurbaşkanı adına Cumh irbaşkanlı-ği Umumi Kâtibi Cemal Yeşil ile Başya­ver Yarbay Cevdet Tulgay Dışişleri Ba­kanına hoşgeidiniz demişlerdir.

— Ankara:

Şehrimize gelmesi beklenen İngiliz Wi-kers Müessesesine ait bir tepkili uçak bugün saat 14,25 te Etimesgut askerî hava alanına inmiş ve İngiliz Hava Ata-şesiyle Türk hava subayları tarafından karşılanmıştır.

Hepsi kendi faaliyet sahalarında büyük başarılar sağlamış kimselerdir.

Size şunu da ilâve edeyim ki misyonu­muzu teşkil eden üyelerden hiç biri şahsi iş veya politika maksadı ile Türkiye'ye gelmemiştir. Hepimiz Türkiye'nin ekono­mik gelişmesini daha fazla sağlamak için gereken raporalrı hazırlamak ve ge­reken tavsiyelerde bulunmakla vazife­liyiz.

Heyetimiz aşağıdaki üyelerden müteşek­kildir:

«Heyet Başkam James M. Rarker, ikinci başkan ve İktisat Profesörü B. U. Ralch-ford, Endüstri ve Elektrik Enerjisi Uz­manı Theodore J. Rauffelb, Ulaştırma Uzmanı E. R. Hondelick, Tarım Uzmanı Laurence E. Krik, Âmme hizmetleri Uz­manı Emery Olson, Sağlık Uzmanı Wil-liam Linghtbody, Tarım Ekonomisi Uz­manı Nichoîls, Ekonomi Uzmanı Monray Ross, Banka ve Kambiyo Uzmanı Ro-" bert Remie, Kredi Meseleleri Uzmanı Steward Masons, yardımcı üyeler, Ro-binson, Robert W. Rerwln, Eugene Trcy, Rasalind Willams.

Heyet bilhassa şu mevzularla meşgul o-lacaktır:

— Mevcut ekonomik istihsalin tahmini,

— Yerli ve yabancı sermayenin en iyine şekildekullanılabileceğihakkında
tavsiyelerde bulunmak,

— Tarım ve endüstri istihsalini artır­mak için takip olunacak metotlar hak­
kında tetkiklerde bulunmak,

— Ekonomik gelişmeyi kolaylaştırmakve teşvik maksadiyle ekonomik ve malî teşkilâtı ısiah etmek için raporlar hazır­lamak.

Çalışmalarımızın Türkiye için olduğu kadar Milletlerarası Banka için de ha­yırlı neticeler sağlayacağını ümit ediyo­ruz. Heyetimizde üç muhtelif memlekete mensup üyeler de bulunmaktadır. Türki­ye Hükümetinin Hakkımızda göstermiş olduğu yakın ilgiye de teşekkür etmeği bir borç bilirim.

— İstanbul:

18 Haziran Toprak Bayramı münasebe­tiyle bugün Taksim Âbidesi önünde bir tören yapılmış ve toprakla alâkalı teşek-

küller tarafından Taksim Âbidesine çe­lenk konmuştur.

Öğleden sonra Halkalı Ziraat Okulu ve Büyükdere Fidanlığında ayrıca birer tö­ren yapılmıştır.

Halkalı Ziraat Okulundki törene saat 14,30 da İstiklâl Marşı ile başlanmış ve öğrencilerden birinin sözlerini mütaakıp mektebin ziraat vasıtalarının iştirak et-tiğ ibir geçit resmi yapılmıştır.

Bundan sonra talebeler kendi aralarında eğlenceler tertip etmişler ve törene geç vakitte son vermişlerdir. Diğer taraftan Büyükdere Fidanlığında yapılan ve civar halkı ile Öğrencilerin iş­tirak ettiği törene İstiklâl Marşı ile baş. lanmıştır.

'Fidanlık Başasistanı Cemal Toygun'um hitabesini mütaakıp öğrenciler tarafın­dan şiirler okunmuş ve millî oyunlar oy­nanmıştır.

— Ankara:

Millet Partisinin birinci kongresi bugün de devam etti. Genel Müteşebbis Heyet raporunun müzakeresi sırasında söz alan Bolu Delegesi Haydar Seçkin, basın hak­kında çok ağır bir ifade kullandı ve ez­cümle şunları söyledi:

«Maateessüf basın' Millet Partisine karşı en büyük suçludur. Bizi mağlûp eden ne Demokrat Parti ne de C. H. P. dir. Kora­da bulunan gazetecileri işaret ederek) milletin imanını sarsan şu basın', yanlış yoldadır. Sert konuşulmuş, basın gücen­dirilmiş, diyorlar. Vay beyim, vay.

Celâl Bayar'm köye gittiğini yazıyorlar, İnönü'yü adım adım takip ediyorlar da, Millet Partisinin teşkilât kurduğu yer­leri bildirmiyorlar. Kahrolsun böyle ba­sın.»

Keza delegelerden Cemal İstek de basın aleyhinde konuştu ve gazetelerin D. P. yi tutmasının sebebinin, D. P. nin kendile­rine menfaat sağlaması yüzünden oldu­ğunu söyledi.

Cemal İstek'in konuşmasını mütaakıp, yukarda kaydedildiği tarzda Haydar ıSeçkön'in basına şiddetle hücumda foıi-ılunni'ası üzerine bütün gazeteciler salonu terkettiler. Müzakerelerin bundan sonra­ki safhalarına iştirak etmediler. Gazete

etler dışarıya çıkmakta iken konuşması­na devam eden Haydar Seçkin'in şu me­alde sözler sarf ettiği işitilmiştir:

«Böyle matbuata yuha olsun, yuha. Sizi yuha çekmeye davet ediyorum.» Gürültüler arasında delegelerin çoğunun bu. davete iştirak ederek «yuha» diye ba­ğırdıkları duyuldu.

Müzakerelerin bundan sonraki safhaları kendi aralarında münakaşalarla geçti. Müteşebbis Heyetle bir çok delegelerin ve Başkanlık Divanının arasında tartış­malar oldu.

19Haziran 1950

— Ankara:

Unesco'nun himayesi altında 4-9 Eylû! tarihleri arasında Zürih'te toplanacak o-lan «Dünya sosyoloji Kongresi» ne Mil­letlerarası Sosyoloji Kurumu, Türkiye'­den Prof. Selmin Evrim, Z. Fahri Fın-dıkoğlu ve Dr. Ziya Somar'ı davet et­miştir.

Stokholm'de 16-21 Temmuzda toplana­cağı bildirilen 13 üncü psikoloji kongre­sine de Hükümetimiz ve ilgili teşekkül­ler davet edilmiştir.

20Haziran 1950

— Ankara:

Cumhur Başkanlığı Umumi Kâtipliğin­den tebliğ edilmiştir:

— Çankaya'da Atatürk'ün ilk ikametettikleri köşk ile Cumhurbaşkanlığı Dai­resinin bahçesi her hafta Cumartesi ve Pazar günleri saat 15 ten 18 e Kadar umuma açık bulundurulacaktır.

-— Yine aynı gün ve aym saatlerde Atatürk'ünmuvakkat kabirlerini ziyaret
etmek serbest bulunacaktır.

— Ankara:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar bugün Çan­kaya'da Milletlerarası tmar ve Kalkın­ma Bankası Heyetini temsieln gelen Mr. James Barkerbaşkanlığında Stewart Mason ve B. N. Rapchfore'dan nıüteşek-, kil üç kişilik heyeti kabul etmişlerdir. Bu kabulesnasındaİktisadiİşbirliği Teşkilâtı Genel Sekreteri Fatin Rüştü Zorlu hazır bulunmuştur.

— Ankara:

Demokrat Parti Meclis Gurupu bugün saat 15 te îzmir Milletvekili Ekrem Hayri Üstündağ'm başîîanlığmda toplan­mış, dış siyaset ve son Bulgar hudut ha­disesi hakkında Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü'nün verdiği geniş izahattan son­ra bir çok sorular cevaplandırılmıştır. Diğer bazı sorular için Bakanlıklarca tetkikat yapılmakta olduğundan başka gün cevaplandırılması uygun görülmüş ve saat 20,20 de oturuma son verilmiştir.

23 Haziran 1950

—- Ankara:

öğrenildiğine göre Türk hava kuvvetle­rine ait muhtelif hava üstlerinde pist ve barındırma tesislerinin'ftrşaati ile ilgili, önemli bir program bu yaz tatbik mev­kiine konacaktır. Amerikan Askerî Yar­dım Kurulunun yardımı ile başarılacak olan bu program hava alanlarında Ba-ymdırhk Bakanlığı tarafından yapılan pist inşaatına ilâveten tatbik mevkiine konacaktır.

Brkaç haftaya kadar Türkiye'ye gelecek olan Amerikan mütehassıslar gurupu projeler için plânları ve şartnamelerin hazırlanmasında Millî Savunma Bakan­lığındaki dairelerle işbirliği yapacak ve ilerde fiilen inşaata başladığında lüzum ve ihtiyaca göre Amerikan ve Türk mü­hendis ve nezaretçileriyle birlikte çalışa­caklardır.

— Ankara:

Milletlerarası imar ve Kalkınma Banka­sının şehrimizdeki mümessilleri çalışma­larına devam etmektedirler. Heyetin başkanı M. James Barker bu sabah saat 11 de Ulaştırma Bakanı Tevfik lleri'yi ve saat 15 te de Ekonomi ve Ticaret Ba­kanı Zühtü Velibeşe'yi makamlarında ziyaret ederek kendileriyle bîr görüşme yapmıştır.

—Ankara:

Amerikan İktisadi İşbirliği İdaresi kiye İcra Komitesi tarafından bildirildi­ğine göre, MarshalI Pardım Plânı tahsi­satından yeniden verilen meblâğdan Türkiye'ye 1.133.000 dolar ayrılmıştır. Buyenitahsistenfaydalanandiğer memleketler arasında Avusturya, Dani­marka, Yunanistan, İtalya, Holânda, Portekiz, İzlanda ve Trieste de vardır. Yeni tahsisat yekûnu 27.572.000 dolardır. Bu para ile alınacak malların yüzde 95 i Birleşik Amerika'dan mütebakisi Kana­da ve Lâtin Amerika memleketlerinden temin edilecektir.

Türkiye için ayrılan paranın sekiz yüz bin doları ile Zonguldak Kömür Havzası için malzeme, iki yüz bin dolarlık diğer endüstri makineleri 34 bin dolarlık ma­kine ve alât alınacak ve bunlar Ameri­kan menşeli olacaktır. 99 bin dolar da nakliyat için ayrılmıştır. Bu son tahsisatla şimdiye kadar Mar-shall Yardım Plânı gereğince verümiş olan meblâğ yekûnu 9 milyar 180 milyon 275 bin dolara baliğ olmuştur.

—Ankara:

Hükümet programında vâdolunan grev hakkının kabul edilmiyeceği veya sav­saklanmakta olduğu yolunda bazı muha­lif gazetelerde yazılar çıktığı görülmüş­tür. Bu mevzu üzerinde yaptığımız so­ruşturmalarda bu haberlerin hiçbir esa­sa istinat etmediği öğrenilmiştir.

24 Haziran 1950

—İstanbul:

Bu sabah limanımıza geîen misafir İngi­liz Muhrip Filosu Komutanı Albay Duı-iacker saat 16,30 da yaptığı basın top­lantısında Saintes Muhribinde şu beya­natta bulunmuştur.

Türkiye'ye ilk defa 28 sene evvel gelmiş­tim. 18 sene evvel bir defa daha gelmiş ve güzel şehrinizde bir gün kalmıştım. Bu sabah resmî ziyaretlerimi yapmak üzere Galata Köprüsünü geçtiğim sırada istanbul'da geçirdiğim günleri bir kere daha hatırladım ve şehrin güzelliğini bir kere daha gördüm. Uzun zamandan beri istanbul'u ziyaret etmeği çok arzu edi­yordum. Bir ay sonra yeni vazifeme baş­lamak üzerebu gemidenayrılacağım.

istanbul'u tekrar görmeği talihin bir lûtfu olarak telâkki ediyorum. Ziyaretimize karşı gösterilen yakın alâ­kaya çok teşekkür ederim. İstanbul'da kalacağımız beş gün bize çok tatlı hâtı­ralar bırakacaktır.

25 Haziran 1950

—- Ankara:

Bu akşam-saat 21 de Ankara Halkevin-de Türkiye - Hindistan Kültür Cemiyeti tarafından bir «Hindistan Gecesi» tertip edimliştir. Bu Toplantıda milletvekilleri, Hint dostları ve şehrimizin tanınmış si­maları hazır bulunmuştur. Toplantıda evvelâ Doçent Köymen kısa bir konuşma yapmış ve bu gibi toplantıda ilk defa bu­lunan Hindistan'ın yeni Ankara Elçisi Mr. Jha bir konuşma yaparak iki mem­leket arasındaki kültürel münasebetler­den bahsetmiş ve Türkiye - Hindistan Kültür Cemiyeti üyeleri ile diğer Türk arkadaşlarını tanımakla büyük bir se­vinç duyduğunu belirttifkten sonra Hin­distan ve Türkiye'nin birbirlerine karşı derin bir dostluk hissi beslediklerini kay­detmiştir.

Eiçi sözlerine şöyle devam etmiştir: Türkiye'de bulunduğum kısa bir zaman zarfında bile Türk milletinin Hint mille­tine karşı derin bir muhabbet ve sevgi beslediğine şahit oldum. Buna mukabil Hindistan'da da Türle milletine karşı aynı sevgi ve muhabbetin taşındığını size temin edebilirim. Bu samimi duygu­ları kuvvetlendirmek her iki memleket­teki kültür cemiyetlerinin vazifesidir.

Türkiye ve Hindistan büyük ve şanlı mazisi olan memleketlerdir. Geçmişte iki memleket arasında karşılıklı dostane temas ve münasebetler mevcuttu. Geç­mişten ilham alabiliriz. Fakat muhak­kak olan bir cihet varsa o da, bizier için hal ve istikbalin çok daha önemli oluşu­dur.Hatip sözlerine devamla, kanunlarımızda, itiyatlarımızda tek partili bakan gibi bu zihniyeti de tasfiye etmeliyiz, demiş ve maarif konusuna temasla bu sahada şimdiye kadar hiçbir şey yapılmamış olduğu fikrine iştirak edemiyece-ğini, eski hükümetlerin maarife verdikleri ehemmiyetin en büyük nişanesinin, maarif bütçesini, Millî Savunmadan sonra gelmekte oluşunu buna bir delil olarak göstermiştir.

Halide Edip Adıvar, maarifte yeni tedris sistemlerinin kurulması dileğini ile­ri sürdükten sonra programdaki sağ ve sol cereyanlar hakkındaki fikirlere de temas ederek bu mevzudaki görüşlerini bildirmiştir.

Adıvar Halide Edip sözîerni, 14 Mayıs'm demokrasi bayramı olarak kutlan­ması dileğiyle bitirmiş ve alkışlanmıştır.

Kütahya Milletvekili Gedik Hakkı, Halk Partisini muhalefette de kendisinden beklenen ümidi boşa çıkardığını, Halk Partisi hükümetlerinin nizamsız ve be­ceriksizce işler gördüğünü söylemiştir.

Gedik Hakkı'nm sözlerini bitirmesinden sonra, hükümet programı üzerinde daha 34 milletvekilinin söz almış bulunduğu, hatiplerin onar dakika söz söy­lemelerini isteyen bir önerge ile yine program üzerindeki görüşmelerin ye­terliği hakkındaki diğer bir Önerge başkanlıkça oy'a sunulmuş, Seyhan ba­ğımsız Milletvekili Tekeîioğlu Sinan, Kayseri bağımsız Milletvekili Ürgüplü Suat Hayri, Manisa Milletvekili Alakant Muammer, önergenin aleyhinde bu­lunmuşlardır.

Neticede Önergelerin reddedilmesi üzerine görüşmelere devam edilmiş ve söz alan Balıkesir Milletvkili Doktor Tuncay, C. H. P. hükümetleri için İkinci Dünya Harbinin bir muvaffakiyetsİzlik sebebi sayıiaıniyacağım kaydederek İkinci Dünya Harbine giren ve girmeyen Avrupa milletlerinin harpten sonra az zamanda kalkındıklarını halbuki C. H. P. hükümetlerinin bunu yapama­dıklarını söylemiştir.

Edirne Milletvekili Mocan Şevket, C. H. P. seçim beyannamesinin muazzam bir martaval olduğunu ve milletin bu martavalı 14 Mayısta yutmadığını, böy­le olduğu halde Halk Partisi sözcüsünün hükümet programını hayalperestçe görmesinin kendi seçim beyannameleriyle bir tezat teşkil ettiği mütalâsmda bulunmuş, ve programdaki ormancılık mevzuu üzerinde durarak, yeni bir or­mancılık kanununun yapılacağını ifade ettikten sonra şimdiye kadar yapıl­mış olan kanunsuz işlerin ve dışarıya giden dövizlerin hesabının sorulması için bir «tetkik heyetinin» kurulmasını istemiştir.

Manisa Milletvekili Alakant, Halide Edip Adivar tarafından 14 Mayısın de­mokrasi bayramı olarak kabul edilmesi hakkındaki teklifini desteklemiş, hü­kümet programının çok anlayışlı ve nazik bir şekilde hazırlanmış olduğunu belirterek, programda isçiye grev hakkının tanınacağının sarahatle ifade edil­miş olduğunu ve Anayasaya muhalif kanunların değişeceğini beyan eylemiş­tir.

Meclis bu görüşmeleri müteakip saat 17.20'de oturuma k^sa bir aralık vermüştir.

Başbakan Adnan Menderes'in, Hükümet programı üzerindeki mü­talâalara karşılık B. M. Meclisinin 2 Haziran Î950 otaumundaki beyanatı.

2 Haziran (A. A.) —

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında hükümet programı üzerine geçen görüşmeleri takiben söz alan Başbakan Adnan Menderes milletvekil­leri tarafından ileri sürülmüş olan mütalâalara karşılık olarak aşağıdaki be-yntta bulunmuştur:

Muhterem arkadaşlar,

Hükümet programı üzerinde Büyük Mecliste açılan müzakerenin çok istifa­deli olmuş bulunduğunu kaydetmekle söze başlıyorum.

Programımızın müzakeresine geniş zaman, tahsis olunmuş, muvafık, muhalif pek çok arkadaşlarımız kıymetli fikirler ortaya koymuşlardır. Müstakil mil­letvekili arkadaşlarımızla iktidar safında bulunan arkadaşlarımızın hükümet programı etrafında sevgi ve itimat tazammun eden sözlerine ve haklı ikaz ve irşatlarına çok teşekkür ederiz.

Muhalefet adına konuşmuş olan milletvekilleri arkadaşlarının ileri sürdük­leri görüş ve düşüncelere etraflı olarak cevap vermek ihtiyacını duymaktayız. Böylece muhalefete atfetmekte olduğumuz ehemmiyet ve mevkii de belirtmiş olacağımızı sanıyoruz, bu suretle hareketi aynı zamanda umumî efkâra gös­terilmesi lâzım gelen saygının icabı telâkki ediyoruz. İlk olarak eski iktidar sözcüsünün konuşmasını cevaplandıracağız.

Aziz arkadaşlar,

İş basma gelirken, memleketin içinde bulunduğu müşkül şartları programı­mızda çok kısa olarak belirtmek isemiştik.

Sayın Barutçu, bunu bir muhalefet partisinin iktidara karşı kullanacağı üs­lup ve usul olarak göstermekte ve tenkid etmektedir.

Meselelerin esasını bir tarafa bırakarak, üslup ve usul Üzerinde tenkidler yap­mak icap ederse, biz de kendilerine tenkid diye bir buçuk saata yakın süren konuşmalarının büyük bir kısmını, Ötedenberi Halk Partisinin yerli, yersiz her imkânı kullanarak ve en küçük işlere bile hususi bir ehemmiyet atfede­rek vücuda getirdikleri ve memleketin artık tamamen kanıksamış bir övünme edebiyatının yeni bir örneğinden başka bir şey olmadığını söyliyebiliriz. (bra­vo sesleri, alkışlar)

Anlaşılıyor ki, Halk Partisi olan bitenin lâyıkiyle farkında değildir ve hadi­seyi alelade bir hükümet değişikliğinden ibaret sanmakadır.

Halbuki, 14 Mayıs seçimleriyle memlekette şimdiye kadar yapılanlarla ölçü-lemiyecek ehemmiyete büyük bir inkılâbın en mühim merhalesi aşılmıştır. Tarihimizde ilk defa olarak millet iradesiyle iktidara gelen bir partinin ilk hükümetinin birine vazifesi, şüphe yok ki, kapanmak üzere bulunan devrin kısa bir muhasebesini yaparak memleket işlerinin nehaldedevir ve teslim alınmakta olduğunu umumî efkâra açıklamaktır,(doğru sesleri,alkışlar) Buna-karşı ileri sürülecek herhangi bir tenkidin mantıkî mesnedi olmadığı meydandadır.

Halk Partisi söafcüsü, hükümet programını tenkide, son seçimlerde üç milyon­dan fazla rey aldıklarını iddia etmekle başlıyor. Seçimleri kaybettikleri andan itibaren Halk Partisinin, kendi lehine kullanmış olduğunu ileri sürdükleri rey sayısını her vesile ile ilân etmeye büyük bir ehemmiyet verdiği görülüyor, (sol­dan bravo sesleri) şu hale nazaran iki cümle ile olsun bu mesele hakkında mukabil görüşlerimizi ifade etmek zaruretini bize yüklemiş oluyorlar, demek­tir.

1950 seçimlerinin kanunî ve nisbî bir serbestik içinde cereyan ettiği bir haki­kattir. Ancak memlekette seçimlere kadar hüküm sürmekte devam eden şart­ların pek çok vatandaşlarımız üzerinde manevî ve esaslı bir baskı teşkil ede­cek mahiyette olduğunu tereddütsüz ifade edilebilir, (bravo sesleri, alkışlar) Halk Partisi to rafından .son zamanlara kadar idare cihazlarının devletin silâhlı kuvvetlerinin ve hazinenin kendi ellerinde olduğu ve binaenaleyh bir iktidar değşmesinin bahis mevzuu olamıyacağını, buna asla imkân verilmiyeceğini parti teşkilatlarıyla ve halkla temasları ve halk üzerinde tesirleri olan bkvok devlet memurlarıyla, kulaktan kulağa telkin olunuyordu. Bilhassa memleketimizin ux.ak köşelerinde ve muvasaladan mahrum yerlerinde otu­ran ve vatandaşlık haklarını müdafaa etmek ve kullanmak hususunda güç şartlar içinde yaşayan pek çok vatandaşlarımız üzerinde bu telkinlerin tesir­siz kaldığı iddia olunamaz.

Hürriyet güneşinin aydınlatıp ısıtmadığı, seçimlerde vatandaş reyinin hiç mu­teber olmadığı ve gelmiş geçmiş iktidarlardan hiçbirinin vatandaş reyine da­yanmadığı bu memlekette endişe ve tereddüt perdesinin henüz her yerde tamamiyle yırtılmamış olduğu bir hakikattir.

Halle Partisinin seçimlerde gizli veya açık olarak iradeyi kendi lehine kullan­dığı, mühim Ölçüde malî fedakârlıklara katlandığı da unutulmamalıdır. İşte bu müsait olmayan şartlara rağmen milletimiz 14 Mayıs seçimlerinde reyi ile "iktidan değiştirmiştir. Bu neticeyi onun siyasî olgunluğuna hak ve hürriyete karşı olan derin bağlılığına, hülasa her hususta büyük bir millet olmak vasıl­larını haiz olmasına bağlamak icap eder. Şayet, kısaca işaret ettiğimiz bu gayri müsait şartlar olmasaydı, elbette seçim neicelerinin rakam olarak ifadesi bu­günkünden bambaşka olurdu.

Muhterem arkadaşlar,

Dokuzuncu Büyük Millet Meclisinin ilk deia olarak millî iradenin serbest te-.cellisi neticesinde iş basma gelmiş olduğu hakkındaki ifademizin, hukuk pren­siplerine aykırı olduğunu söylüyorlar ve işi basitleştirmek, hadisenin ancak milletvekilliği seçimlerinde öteden beri devam ede gelen bir tekâmülün son safhasından ibaret bulunduğunu anlatmak istiyorlar. Halbuki hadise, onların göstermek istedikleri gibi seçimlerde devam ede ge­len bir tekâmülün eseri olmaktan çok uzaktır. Dokuzuncu Büyük Millet Mecimage001.giflisie gelinceye kadar M. Meclislerinin vatandaş reyi ile iş başına gelmiş ol­maktan ziyade hükümette olmanın temin ettiği nüfuza dayanılarak teşkil edilmiş olduklarında vatandaşların hiçbir tereddüdü yoktur. Bundan evvelki meclislerin seçimlerinin, millet iradesinin hâkimiyeti bakımından, biribirine na­zaran bir tekâmül arzetmediği de muhakkaktır.

1946 seçimlerine gelince, kendi iradesini hâkim kılmak için milletimizin büyük bir azim göstermesi karşısında, kuvvet kullanma hadisesinin bu seçimlerde büsbütün açığa vurulmuş olduğu görülmüştür.

Bu açık hakikatlara dayanan programımızdaki ifadeyi geçmişteki milletvekili seçimlerinin ademi meşruiyetini iddia etmek mânasına alarak, bunu hukuk prensipleriyle aykırı telâkki etmekte asla isabet yoktur. Maksadımız, geçmişe ait meşruiyet meselelerini münakaşa etmek değildi. Çünkü her hadise vuku bulduğu zamanda, hâkim olan şartlara göre muhakeme edilmek icap eder. Fakat mademki, bu mevzuu meşruiyet münakaşasına götürmek istiyorlar. O halde söyîiyeyim ki, bir meşruiyet kabul olunsa dahi bu meşruiyet o zaman­lara ait bir nevi fiilî meşruiyet sayılmak icabeder. Yoksa Anayasanın sarih hükümleri ve bugün milletçe kabul etmiş olduğumuz demokratik prensipler muvacehesnde geçmiş seçimler hakkında varılacak hüküm elbette menfî olur. Yine bu bahiste durarak bizim 14 Mayıs seçimlerini bir devrin açılması mâ­nasında yaptığımız izahı tenkit ettik. 14 Mayısta bir devir açılmadığını ve bir devir bahis mevzuu ise bunun ancak Cumhuriyetle başladığını ileri sürüyor­lar.

Şekli cumhuriyet olan birçok idarelerde millet iradesinin hiçbir vehçile hâkim olmadığını, aksine olarak şekli cumhuriyet olmayan birçok idarelerde ise mil­let iradesinin kayıtsız şartsız hâkim olabildiği misalleriyle herkesin bildiği bir hakikattir. Bu itibarla cumhuriyetin daha ziyade bir şekil meselesi olduğunu çok evvel iddia etmekte hata yoktur. O halde cumhuriyetin çok evvel ilân edil­miş olmasına rağmen 14 Mayıs tarihini, bu memlekette tam nıânasiyle demok­ratik bir cumhuriyetin tesisi mebdei olarak. kabul etmek hakikatin ta kendi­sidir!

Millet iradesine dayanmanın verdiği salâhiyetle biz bu hakikatleri olduğu gi­bi İfadede hiçbir tereddüt gösteremiyeceğiz ve hadiselerin tahlilinde gecen de­virlere ait birtakım hâyide ölçü ve kayıtlardan kendimizi azade sayacağız.

Muhterem arkadaşlar,

Halk partisi kendine mahsus inhisarcı bir zihniyetle daima her iyiliği kendine hasretmek temayülünden de hâlâ kurtulamıyor. Bir topluluğun çok tabii olan ilerleme ve gelişme hamlesinin neticelerini de toptan benimsemekte bu par­tinin hiç tereddüt etmediğine bir defa daha şahit olmaktayız.

Filhakika 923'ten bu yana memlekette olanların hepsini toptan üzerlerine alı­yorlar ve bunları istisnasız olarak hükümetlerinin muaffakiyetleri eseri ola­rak gösteriyorlar. Halbuki bu cemiyetin, hükümetin tesir ve muvaffakiyetleri dışında, kendinden gelen ilerleme hamleleri ve bunun neticesi birçok eserleri vardır. Bütün dünyanın, ilmin, tekniğin, icat ve ihtiralarm mucize süratiyle ilerlediği bir devirde kendi haline terkedilse dahi cemiyetimizin yerinde sayıpkalması nasıl tasavvur olunabilir? asgarî basiretli ve ancak nizam ve intizamı muhafaza eden idareler hâkim olsaydı bile, yine cemiyetimiz içinde yaşanılan bu devrede insanlığın elde etmiş olduğu geniş İmkânlar sayesinde elbette ken­diliğinden birçok ilerlemeler kaydetmeğe muvaffak olacaktı. Milletçe sarfolu-nan gayretleri bir zümrenin toptan kendine mal etmek isteyişindeki isabetsizlik meydandadır.

Onların bu inhisarcı temayülleri o kadar ileridir ki, partiler ve zümrelere maî edilmiyecek bir irtifada bulunan ve millî vicdanın müşahhas bir eseri ve tari­hin müstesna bir şahsiyeti olan büyük Atatürkü ve onun partiler ve zümreler üstünde büyük milletimi'zle beraber başardığı neticelerin topunu da kendi mu-vsflakiyet bilânçolarına kaydediyorlar.

Muhterem arkadaşlar,

1923 senesini daha sonraki ilerlemelerin mukayesesi için bir mebde almalarını isabetli bulmaktayız.

192-3 senesi biribirini takip eden harplerin memleketimizi tamamiyle derman-s'z bıraktığı bir tarihtir. Harpten çıkan milletlerin tıpkı hastalıktan yeni kur­tulmuş insanlar gibi süratle ve tabiatiyle geçiştirecekleri bir zaaf devresi var­dır. Fevkalâde hadiselerin millî bünyede husule getirebileceği takatsizlik za­manı v? halini esas alarak o gün memleket böyle idi, bugün bakınız ne hale gel­dik: dernek elbette şaşırtıcı bir izah tarzıdır. İsabet ancak mukayeselere, harp sonrası devrelerini yani mukadder olan zaaf ve takatsizlik halinin geçiştirilerek memlekette istihsalin başlaması istikrarın tesisi ile normal hayatın avdet etme­siyle takarrür eden seviyenin esas tutulmasında olabilirdi. Eski iktidar bundan kaçınmış görünmektedir.

Hakikat şudur kî, memleketimiz uzun yıllardan beri dünyanın ilerleme hızına bir türlü uyamamış ve ileri memleketlerle değil hatta yakın komşularımızla dahi aramızda mevcut olan mesafeler birçok hususlarda aleyhimize olarak ge­nişlemiştir. Bunun sebebi Halk Partisinin milletimizin kabiliyetlerini verim-lendirecek ve memleketimizin imkânlarını inkişaf ettirecek yollarda yürüme­miş olmasıdır.

Eİz, bütün bu iddialarımızın delilini 14 Mayısta milletçe verilmiş olan büyük kc'ıvrda üıjmaktayjz.

1923 ten bu yana 30 yıla yakın bir devre Halk Partisi sözcüsü tarafından dik-kpi(r şayan bir ifade kıvraklığı ile Birinci Cihan Harbi sonrası dünya buhran seneleri, ikinci Cihan Harbi ve harp sonrası devresi diye geçiştirilivermektedir Görülüyor ki; iktidarda bulundukları uzun yılların muhasebesinde esaslı ma­zeret olarak bütün dünyanın içinde bulunduğu ağır şartları ileri sürmek is­temektedirler. Halbuki bütün bu menfî şartlar altmda hatla ikinci Cihan Har­bi gibi misli görülmemiş bir felakete katlanmış olmalarına rağmen birçok mil-leticrrin azim terakkiler kaydetmiş oldukları meydandadır.

Halbuki ikinci Cihan Harbinin bizim için iktisadî sahada çok geniş imkânlar hazırlamış olduğunu iddia edebiliriz. Ancak bu imkânlardan faydalanılamadığı gibi bu harbin devamı tedbirsizliklerimiz yüzünden memleketimiz için taham­mül edilemez şartlar yaratmıştır.

Bu mektupların 4 numaralı bendinin c işaretli fıkrasında şöyle denilmektedir: «Türkiye Hükümeti, Amerika Hükümeti ile zaman zaman mutabık kalacağı maksatlar için hususi hesapta kalan bakiyeden para çekebilecektir. Hususi hesaptan para çekmek maksadiyle Türkiye Hükümeti tarafından yapılacak müraacaatlarih tetkiki esnasında Türkiye'de dahilî nakdî ve malî istikrarın ğfelnşme veya idamesi veya istihsal faaliyetinin veya milletlerarasıticaretin teşviki veya Türkiye dahilinde yeni kaynakların araştırılması veya geliştiril­mesi gibi ihtiyaçlar ve bahusus... gözönünde bulundurulacaktır.» Bu şartlarından anlaşılıyor ki, bu hesapta mevcut paranın bütçe açıklarına tahsis olunacağına dair hiçbir işaret yoktur.

5< ora, Halk Partisi tenkidinde zikri geçen paranın bütçeye ithali meselesi üzerinde bütçenin meclise şevkinden evvel alâkalılarla görüşülerek mutabık kalınmış ve ancak kullanılması için görüşmeler yapılmakta olduğu iddia olu­nuyor. Halbuki elimizde Amerikalılarla ne evvelden ne de sonradan varılmış bir mutabakatı gösteren hiçbir yazılı vesika yoktur. Hükümetimiz devlet ma­liyesini devir aldığı saman bu nokta üzerinde durarak yeni baştan teşebbüs­lere girişmek zorunda kalmıştır.

Bu meyzuuda en son 31 Mayıs tarihli Vaşington'daki heyetimizden alınan bir karşılık paralar mevzuunda henüz mutabakata varılmadığı ve me­selenin halli için çalışmalara devam olunduğu bildirilmektedir. Arzettiğimiz bu vaziyet karşılıklı iddialarda hangi tarafın haklı olduğunu göstermeğe kâ­fidir, sanıyoruz.

Ancak şurasını tebarüz etirelim ki, hükümetiniz, karşılıklı çok siki dostluk­larla bağb bulunduğumuz Amerikan dostlarımızın millet iradesiyle vazife ba­şına gelmiş olan bir iktidarı müşkül durumda bırakmamak işeyeceklerine kani bulunmaktadır.

Muhterem arkadaşlar, iç istikraz imkânlarımızın tamamen daralmış olduğunu iddia etmiştik. Buna karşı bize verilen cevapta devlet tahvillerinin ihraç kıy­metlerinin üstünde alınıp satıldığı ileri sürülüyor. Halbuki bu hususta asıl öl­çü devlet tahvillerinin piyasaya satılabilmek imkânının mevcut olup olma­masıdır.

Devlet tahvillerin bankalara, resmî kurum ve sandıklara satın aidırıîmasını, serbest satış olarak kabul etmeğe imkân yoktur. Kaldı ki, bu müesseselere de devlet tahvillerinin sürülmesi artık zorlaşmış bulunuyor. Serbest piyasaya satış imkânı meselesine gelince yine tekrar ediyoruz ki, ge­çen yıl çıkarılan 20 milyon liralık Devlet, tahvilinin serbest piyasaya ancak 8 milyon liralığı satılabilmiştir.

İşte iç ikraz imkânlarının hakikî durumu budur.

Aziz arkadaşlar, memlekette faiz ve iskono hadlerinin yüksek olduğu ve iş ve istihsal hayatımızın bu yüksekliğin menfi tesirleri altında bulunduğunu tekrarlamak tan çekinmiyeceğiz. Bunda hükümetlerin takip ettikleri malî ve iktisadî politikanın hiçbir tesiri oıamıyacağı ve bunun bir serbest piyasa me­selesi olduğu yolundaki iddialar mesnetsizdir. Devlet bütçesinin, istikraz no-litikas:nuı, Merkez Bankasınca takibolunan yolun Bankalar Kanunu ile ödüne

para verme kanunlarındaki bazı hükümlerin faiz ve iskonto hadleri üzerin­deki tesirleri asla inkâr olunamaz. Demokrat Parti hükümetleri iş ve istihsal hayaü ve maliyetlerle yakından alâkalı olan bu mevzuu ehemmiyetle ele alıp halletmek kararındadır. Bizim devletçiliğin kötü tatbikatı etrafındaki müta­lâalarımıza (iDevletçiliğimiz hususi sermayenin yapamıyacağı işleri yapan bir memleketin kalkınmasını bpeklemeden temin etmeğe matuf bir sistemdir.» cevabını veriyorlar.

Halk Partisi hükümetlerinin bu esaslar dairesinde hareket etmediklerinin takdirini umumî efkâr bırakıyoruz. Devletin iktisadi sahada bilfiil teşebbüse geçmek veya nazmı veya mürakip olarak vazife görmek hususundaki bizim görüşlerimiz katidir, sarihtir. Hükümet programında bunu mümkün olan açıklıkla ifade ettiğimiz için tekrar etmiyeceğız. Şu kadarını söyliyeyim ki, yüksek heyetiniz bugüne kadar olan devletçilik tatbikatı ile, bizim takibetmek kararında olduğumuz politika arasında gayet esaslı farklar bulunduğunu tak­dir hususunda elbette gecikmiyecektir.

Gümrük tarifeleri yeni baştan gözden geçirilirken ziraî istihsalimizin arttırıl­ması birinci derecede ele alınmakla beraber elbette diğer istihsal şubelerinin durumu da dikkatten uzak tutulmıyacaktır. Ancak şunu ifade etmek isteriz ki. g-rek Devlete fazla varidat temin için iktisadî hayaü tazyik altında bulun­duran gerekse gayri tabii ve verimsiz şartlar içinde çalışan her istihsal şube­sindeki Devlet teşebbüslerini haksız olarak ve müstehlik aleyhine himaye eden tarifeleri istihsal hayatının ve ihtiyaçlarımızın tabii icaplarına göre ayar­layacağız.

Muhterem arkadaşlar, gariptir ki, uzun vadeli iktisadi kalkınma teşebbüsle­rinin bir plâna bağlanması lüzumundan bahseden ve programımızda buna dair bir ifadeye rastlamadığını söyliyen muhalefet sözcüsü, kendi partisi ik­tidarda iken bir plân yapmak şöyle dursun, bugüne kadar muhtelif bakanlık­ların birkaç yıllık çalışmalarını dahi esaslı hiçbir programa bağlayamarniş olduğunu bilmekte değil midir? halbuki bizim programımızda envestisman mahiyette olan Devlet teşebbüslerinin bir plâna bağlanması hususu açıkça ifade edilmiş bulunmaktadır.

Dış ticarette takip olunacak politikaya gelince, programımızda «Dış ticaret rejimimize katı bir istikrar vermek lüzumuna şiddetle kaniiz.» derken elbette ki muayyen bir rejim kasdolunmuştur.

Bu rejim, dünyanın içinde bulunduğu iktisadi şartlarla milletlerarası ticari temayüllere muvazi istikamettedir ve himaye veya müdahale gibi ticari ha­yatın tabiatım ihlâl eden kayıtlardan mümkün olabildiği kadar uzaklaşmayı istihdaf eder.

Gayemiz, istihsalde maliyet ucuzluğunu sağlıyacak ve yüksek vasıflı mal te­min edecek bir politika ile fiyatlarımızı dünya fiyatları seviyesine indirmek, böylece, milletlerarası serbest esaslar dairesinde mübadele yapan bir rejime sahip olmaktır. Bizim tarafımızdan esasda kabul edilmiş olan bu serbestliği usullerle de teinin etmek, iş hayatını sıkan ve sık değiştirilen formaliteleri piyasa teamülleri, temayülleri ve ihtiyaçları ile telif eylemek kararındayız.

Devlet hayatında her türlü israflar­dan kaçınılmasına bağlı bulunduğu bir kerre daha ifade etmek lüzumunu duymaktayız. Çünki sabık iktidarın takibettiği yol bunun tamamen aksine olmuştur. Hükümetimiz bu hakikatleri ifade ederken kendi takip edeceği yo­lun ne olabileceğine de işaret etmiş olduğu kanaatindedir. Para fiyatında is­tikrarı temin ve maliyemizin emniyetini koruma hususunda hiçbir gayreti esirgemiyecsğimize memlekein itimat edebileceğini ifade etmek isteriz.

Gt:-:^ bahsinde, biz kaçamaklı konuşmaya başladığımız isnadı yapılmaktadır. Halbuki, prensip olarak grev hakkını tanımış olmak noktasında hiçbir ricat yapmak niyetinde değiliz ve bu mevzuda kaçamaklı konuşmaya başlıyanlar yine bizler değiliz.

Halk Partisi çok kısa bir zaman evvel grev hakkının kabulünü kati olarak olarak'reddetmiş olmasına rağmen şimdi sözlerinde kaçamaklı bir yol ihtiyar ederek grev hakkında zaten küçük olan hususî sermayelerimizi ve hiç ha­zırlıklı olmiyan işçilerimizi koruyacak surette bir tetkik neticesi getirilirse o zaman fikirlerini beyan edeceklerini söylüyorlar ki bunun mânası örtülü bir ricatten başka bir şey değildir. Bunca iktidar yıllan içinde tetkikine fır­sat bulamadıkları bir mevzu hakkında kat'İ kararlar alıp ifade ettikten sonra şimdi bundan ricat yolu aramaları ibret vericidir.

Maarif bahsine gelince, bizi gençliğe karşı itimatsızlık besler gibi göstererek bir tahrike maruz bırakmak istiyorlar. Biz sadece, maarif sistemimizde, maarif işlerinde her şeyden üstün tutacağımız bir prensibi ifade etmiştik. Yetişen gençliğimizin memleket meselelerinde hassas, ileri ve medenî mânada milli­yetçi ve memlekete bağlı olmakta emsalsiz bir heyecana sahip olduğunu gör­mekle büyük bir gurur ve iftihar duymaktayız. Gençliğimiz bu güzel vasıfları ruhunda yaşatabiliyorsa bunun sebebini her şeyden önce, mensup olduğu milletin ve içinde yaşadığı ve kucağında yetiştiği aile ve içtimaî heyetin eş­siz vasıflara sahip olmasında aramak icabeder.(alkışlar)

Aziz arkadaşlar, Halk Partisinin sayın sözcüsü programımıza bakarak bizi tereddütlü ve kararsız olmakla vasıflandırıyor, sarih bir şey söylemediğimiz iddia ediliyor ve eski hükümetlerin icraatını ileri sürerek muvaffakiyetsizliği-ınizin bahanesini hazsrlamaya koyulduğumuzu ileri sürülüyor. Bundan başka da programımızda özel idare ve belediyelerce, hayvancılığa yer verilmediği­ni bahene ederek bizi eksikli göstermeğe çalışıyor. Mütereddid ve kararsız olduğumuz hakkındaki iddiaİara karşı sayın muhalefet sözcüsüne cevabımız, programımızı bir kerre daha, fakat bu sefer insafı elden bırakmıyarak oku­masını rica etmekten ibaret olacaktır. Biz, inandığımız prensiplerin ışığı altın­da muhtelif memleket meseleleri etrafındaki esasen daha evvelden takarrür eden görüşmelerimizi hükümette uzun müddet kalmağa ihtiyaç duymadan hem sarahatle, hem de katiyetle ifade etmiş bulunuyoruz. O kadar ki prog­ramımızı okuyanlar, insafı elden bırakmayacak olurlarsa iktisadi, malî ve si­yasî mevzulardaki görüşlerimizi, rengimizi ve memleket işlerini nasıl bir is­tikamette ve hangi zhniyetle yürütmek istediğimizi anlatmakta asla zorluğa uğramadıklarım derhal itiraf etmek mecburiyetinde kalırlar. Başbakan Adnan Menderes güven oyları neticesinin bildirilmesinden sonra ihzar olunan güvene harsı aşağıdaki söylevle teşekkürde bulunmuştur:

Muhterem arkadaşlar,

Reylerinizi lehimizde kullanmak suretiyle göstermiş olduğunuz itimada ar­kadaşlarım ve kendim namına candan teşekkür ederken uhdemize tevcih bu­yurmuş olduğunuz vazifenin, mesuliyetin ağırlığını heyecanla duymakta ve programımızla ifade ettiğimiz yolda sadakstla yürümeyi huzurunuzda taahhüt etmekteyiz.

Hükümetiniz programiyle ifade ettiği yollarda itimadınıza güvenerek tered­dütsüz ve hamle halinde yürümek azmindedir. Cümlenize candan teşekkür­lerimi ve saygılarımı arz ederim, (soldan sürekli alkışlar, bravo sesleri)

Ankara: 5 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'te başkanvekillerinden İstanbul Millet­vekili Fuat Hulusi Demirelü'nin başkanlığında toplanmıştır. Meclisin bu oturumunda, Avrupa Ekonomik İşbirliği Teşkilâtı Bakanlar Kon-slyi ile Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinde Türkiye'yi temsil etmek üzere Paris'e giden Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü'nün dönüşüne kadar kendisine Ekonomi ve Ticaret BakanıZühtü Volibeşe'nin vekillik edeceğine dair Cum­hurbaşkanlığı tezkeresi ile Sinop Milletvekili Muhit Tümerkan'a iki ay izin ve­rilmesi hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkereleri ve Eski­şehir, İstanbul Milletvekilliklerine seçilen A3i Fuat Cebesoy'un Eskişehir Mil­letvekilliğini tercih eylediğine dair önergesi okunmuştur.

Bundan sonra seçim tutanaklarının onanmasına geçilmiş ve Afyon Milletvekili Bekir Oynaganli, Ağrı Milletvekili Kasım Küfrsvî; Bingöl milletvekilleri, Burdur Milletvekili Mehmet Erkazancı, Denizli Milletvekili Eyüp Şahin, Er­zincan, Erzurum milletvekilleri, Giresun Milletvekili Hayrettin Erkman, Gü­müşhane Milletvekili Halis Tokdemir, Hatay milletvekilleri, İstanbul Millet­vekili Andre Vahram, Kars milletvekilleri, Kastamonu milletvekillerinden Tahsin Coşkan, Fahri Keçcioğlu, Kırklareli Milletvekili Faik Üstün, Malatya Milletvekillerinden Hüseyin Doğan, Abdülkadir Özbay, Şefik Tugay, Maraş, Mardin, Muş, Ordu milletvekilleri, Siirt Milletvekili Mehmet Daim Sualp, Si­nop, Sivas milletvekilleri, Tokat Milletvekili Ahmet Gürken, Trabzon, Urfa, Van, Yozgat milletvekilleri Zonguldak milletvekillerinden Hüseyin Balık, Suat Başöl, Cemal Kıpçak, Rıfat Sivişoğlu'nun mazbatalarına itiraz vaki olduğun­dan incelenmek üzere, komisyona havale edilmiştir. Meclis 12 Haziran Pazar­tesi günü saat 15;de toplanacaktır.

Sözlerine devam eden hatip, bu yasağın Atatürk zamanında değil, 1941 sene­sinde konduğunu bildirmiştir.

Niğde Milletvekii Fahri Köşker ve arkadaşlarının yeterlik takririnin kabu­lünü müteakip maddelerin müzakeresine geçilmiştir. Bu husustaki müzake­reler sonunda tasarı oya konmuş ve ekseriyetin kabulü ille kanunlaşmıştır. Bundan sonra Kayseri Milletvekili ibrahim Kirazoğlu kâtipliğe seçilmiştir. Ekonomi ve Ticaret Bakanı Zühtü Velibeşe'ye Toprak Ofisinin dışarıya sat­tığı buğdaylar hakkında Sinan Tekelioğiu tarafından tevcih edilen sözlü so­ruya cevaben bakan, «Bu meselenin muazzam bir dosya teşkil ettiği malu­munuzdur. Binaenaleh bunu kısa bir zamanda tetkik edip bu husustaki va­ziyeti bildirmeğe imkân olmadığı için ancak 20 gün sonra izahat verebilece­ğim» demiştir.

İkinci sözlü soru Meclis inşaatı ile Anıtkabir civarındaki arazinin istimlâki­ne ait olup yine Sinan Tekellioğlu tarafman Bayındırlık Bakanlığına tevcih edilmiştir.

Bayındırlık Bakanı Fahri Belen Büyük Milllet Meclisi binası ile Anıtkabir arsalarına ait istimlâk muamelelerinin. Millet Meclisi Başkanlık Divanı, Ma­liye Bakanlığı ve Ankara belleiyesince yapılmış olduğunu bu itibarlla dos­yaların tetkiki işinin tamamlanması için 23 Haziran Cuma günkü oturumda cevap vereceğini söylemiştir.

Erzurum Milletvekili Sabri Erduma.n'm sözlü sorusu hakkında da Ekonomi ve Ticaret Bakanı Zühtü Velibeşe şunları söylemiştir:

Gerek Fevzi Boztepe ve gerekse Erduman arkaaşımızın sözlü soru ile vaki' müracaatları ve diğer milletvekillerinin kendi mıntıkalarmdaki vaziyet hak­kındaki müracaatlları üzerine hükümet Karadeniz ve şark mıntıkasında tet­kik ve tahkike geçmiş ve vaziyeti tesbit etmiştir. Bu itibarla buralara yapı­lacak yardım da karargir olmuştur ve yarın yahut obir günden itibaren tatbike geçilecektir. Buhususta Boztepe arkadaşımıza Pazartesi vereceğim cevapta bütün etrafiyîe ve tafsİlâtiyle maruzatta bulunacağım, bugünlük bu kadar arzetmekliğime müsaadenizi rica edeceğim.

Denizli eski Milletvekili Kemal Cemal Onceli'in, Dilekçe Komisyonunun 23/11/1950 tarihli haftalık karar cetvelindeki 2959 sayılı kararın Kamutay'da görüşülmesine dair önergesinin ve Dilekçe Komisyonu müzakeresinde, söz alan Seyhan Milletvekili Doktor Cezmi Türk, Seyhan Milletvekili Doktor Salim Serçe, bağımsız Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğiu, Bingöl Millet­vekili Feridun Fikri Düşünsel, mezkûr raporda mevzubahis olan, malûl Niyazi Koral'ın, tedavi için dış memleketlere gönderilmesini istemişler, Dilek-Çe Komisyonu namına konuşan Erzurum Milletvekili Bahadır Dülger, kanunî mevzuata göre, bunun imkânsız olduğunu söylemiştir.

Kürsüye gelen Millî Savunma Bakanı Refik Şevket İnce, milletin ordu ma­lûllerine daimaşefkat ve sevgi gösterdiğini beyanla,Niyazi Koral'ın tedavi edilmesi için her çareye başvurulmuş olduğunu, ancak tıp bakımından ara­zının artık tedavi kabul etmediğini açıklamış, tedavisi mümkün olmayan bir hastalık için de Amerika'ya yahut Avrupa'ya gönderilmenin bir israf sayı­lacağını, zaten kanunî mevzuatın buna müsaade etmediğini söylemiştir. Ba­kan sözlerine devamla, Niyazi Koral'm dilekçesinde iddia ettiği gibi, orduda imtiyazlı subayların, tedavi için dış memleketlere gönderilmediğini belirtmiş ve ayni hastallığa duçar olan bir generalin Amerika'ya gönderilmesinin 70 -80 bin liralık masrafı icap ettirdiğini, ve maalesef bu generalin sıhhate kavu­şamadığını böylece bu miktar parnm heba olup gittiğini sözlerine ilâve ede-rek,Niyazi Koral için alınan kararlar kendisine birçok faydalar sağladığını, ezcümle 13 senelik hizmetine mukabil 30 sene üzerinden emekli olduğunu ve dördüncü dereceden maluliyetle terfi ettiğini, 7 seneden beri de memle­ketimizin en modern hastahaneîerinde tedavi edildiğini ifade eylemiştir. Ne­tice raporun Sağlık Komisyonuna havalesi kabul olunmuştur. Meclis pazartesi günü saat 15'te toplanacaktır.

8. M. Meclîsinin 19 Haziran 1950 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 19 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'te başkanvekillerinden Balıkesir Milllet-vekili Sıtkı Yırcalı'nm başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman sözlü soruların müzakeresine başlanmış ve Ordu Mil­letvekili Fevzi Boztepe'nin Ordu halkının ihtiyacı için tarım kooperatifi em­rinde bullunan Mısır'ın uzun kredi ile muhtaç vatandaşlara dağıtılmasına dair sözîü sorusu ile, Erzurum Millletvekili Sabri Erduman'm, Erzurum hal­kının buğday ihtiyacı için ofisten Ödünç buğday verilmesi hakkında ne dü­şünüldüğüne dair sözlü sorusuna. Ticaret ve Ekonomi Bakanı Zühtü Veli-bese su cevabı vermiştir:

Sayın arkadaşlarım,

Memleketin çok mühim bir meselesinden bahsetmeye imkân verdikleri için Sayın Boztepe ve Erduman arkadaşlarıma teşekkür etmekle söze başlıya-cağım.

Saym arkadaşlarım,

Karadeniz ve Doğu vilâyetleri, muhtelif sebeplerle, Ötedenberi yurdumuzun en ağır hayat şartları içinde bulundukları malûmunuzdur. Bu muhtelif sebep­lerin başında bu vilâyetlerin kalkınması tedbirlerin ihmal edilmiş olması gel­mektedir. Denilebilir ki şimdiye kadar, Karadeniz ve Doğudan gelen feryat­lara kulaklar tıkanmış, aç bir çocuğa bir damla süt vererek susturmak kabi­linden çok talî tedbirlerle iktifa olunmuştur. Halbuki esaslı etütler yapılarak devamh bir politika ile bu vilâyetlerin iztirabma şimdiye kadar çoktan niha­yet verilebilirdi.

Tütün mevzuunun bir cephesini teşkil eden bu konu da tetkik edilmektedir. Şimdiden şurasını süylemek icabeder ki, tütün müstahsillerinden toplanan 40 küsur milyon lirayı dağıtıp eritmeksizin toplanış maksat ve gayesine en uygun surette hasr ve tahsis etmek, gerek elde edilmiş ehemmiyetli yekûna varan bir fonun dağıtılması, gerekse tütüncülüğümüzün arzettiği ihtiyaçların karşılanması bakımından faydalı ve lüzumlu görmekteyiz. Bakandan sonra kürsüye gelen soru sahibi, tütün ekîcileriyle, tüccarın müş­terek menfaatlerini telif edebilmek maksadiyle büyük bir tütün kongresinin toplanmasını istemiş ve şimdiye kadar birçok mahzurları görülmüş olan, Türk Tütün Ortaklığı nizamnamesinin tasdik edilmiyerek geriye alınmasını teklif etmiştir.

Sivas eski Milletvekili Fikri Tirkeş'in Dilekçe Komisyonunun 23/3/1950 ta­rihli haftalık karar cetvelindeki 3009 sayılı kararın Kamutay'da görüşülmesine dair Önergesi ve Dilekçe Komisyonu raporu okunmuş, bu mevzuda söz alan Millî Savunma Bakanı Refik Şevket İnce, rapor üzerindeki tetkiklerin henüz bitmediğini söyliyerek müzakerenin gelecek oturumlarda yapılmasını teklif etmiş, bu teklif kabul olunmuştur. Meclis çarşamba günü toplanacaktır.

Ankara : 21 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'te başkanvekillerinden Bursa Milletvekili Hulusi Köymen'in başkanlığında toplanmıştır.

Erzurum Milletvekili Mustafa Zeren'in, Erzurum özel idaresine ait onsekiz dükkân için yapılan mukavele hakkındaki sorusuna İçişleri bakanı Rüknettin Nasuhioğlu cevap vermiş ve demiştir ki:

Muhterem arkadaşlar,

Erzurum Valisinin, 18 dükkânın satılmasını durdurarak, bunları fahiş fiyatla icar ettiği hakkında, bu soru gelinceye kadar İçişleri Bakanlığının bu mua­meleden malumatı yoktu. Ne evrakımızda, ne teftiş heyetinde, ne mahallî ida­relerde böyle bir malûmat yoktur.

Bu soru alınınca vali ile temasa geçtim, kendilerine sual sordum, cevaplarını bekliyorum. Bu cevaplar geldikten ve vaziyeti lâyikiyle tetkik ettikten sonra heyeti âliyenize maruzatta bulunacağım.

Yalnız, sualin bir tarafında deniliyor ki, bu gibi kanunsuz hareketlere karşı içişleri Bakanı ne düşünüyor? İçişleri Bakanı ve İçişleri Bakanlığı kanunsuz hareketlere karşı müsamahakar değildir. Alacağım cevaplardan sonra tekrar maruzatta bulunacağım. Tehirini rica ederim.

Bundan sonra Zonguldak Milletvekili Fehmi Açıksöz,ün, hayvancılığın iler­lemesi ve ayakkabıcı esnafının korunması için kauçuk ayakkabı imâline ya Soru sahibi Bakana izahatımdan dolayı teşekkür ve bu tedbirler alınırken köylü vatandaşın durumunun gözönünde bulundurulmasını rica etmiştir.

Daha sonra Bursa Milletvekili Necdet Yılmaz'm, belediye kanunları gereğince kazanç, bina ve yol vergilerinden alınmakta olan belediye payları hakkındaki sözlü sorusuna İçişleri Bakanı Rükneddin Nasuhioğîu şu cevabı vermiştir:

Muhterem arkadaşlar,

Eski Belediye Vergi ve Resimleri Kanunu mucibince belediyelere bina vergi­sinin yüzde 15, kazanç vergisinden yüzde 3 nisbetinde bir pay verilirdi. Bilâ­hare intişar eden 5237 sayılı kânurila bu paylar arttırılmış ve ayni zamanda yol vergisinden de belediyelere bir pay ayrılmıştır.

Sayın Milletvekili arkadaşımız hususî idarelere yapılan bu tediyatm bakayaya şamil olmadığı ve yeni sene tahsilatından olduğunu ifade ediyor, böyle yapıl­maktadır. Çünkü ayni kanunun 52 inci maddesince şöyle deniyor:

«Bu kanunun 1, 4, 5 ve 9 uncu maddeleriyle 51 inci maddesinin bu maddelerle ilgili hükümleri 1 Ocak 1949 tarihinde ve diğer maddeleri 1 Ağustos 1948 ta­rihinde yürürlüğe girer.» diye yazılıdır.

Burada mevzubahis olan paylar 1949 Ocak ayından sonra yürürlüğe giren hükümleri alâkadar ettiği için İçişleri Bakanlığı hususî idarelere ediyatmı yap­tırdığı haliye tahsilatının paylarıtnı tam olarak vermektedir. Ancak sabıka paylarını eski kanunun pay nisbeti nazara alınarak verilmekte, yani küçük nisbette vermektedir.

Biz bu kanuna istinaden tatbikatı böyle yapıyoruz. Fakat ayni mevzuda bir noktai nazar farkı olduğu sabit olduğu için bu noktanın tanzimini de derpiş ediyoruz ve bu mevzuu Danıştay'a intikal ettiriyoruz. Danıştay'ın verdiği is-tişarî kararı aldıktan sonra telif edeceğiz.

Şimdilik maruzatım bundan ibarettir. Fakat ayni zamanda Maliye Bakanı ar­kadaşım da mevzuun Danıştay'a intikal ettirilmesini muvafık görmüştür, ken­disiyle mutabıkım.

Soru sahibi Necdet Yılmaz bu izahatın kendisini tatmin etmediğini, her iki bakanlığın ayrı ayrı şekillerde kanunu tatbik ettiklerini söylemiştir.

Bunun üzerine söz alan Maliye Bakanı Halil Ayan da izahatta bulunmuş ve demiştir ki:

Muhterem arkadaşlar,

5237 numaralı Sıhhat Kanununun tatbikatında ufak bir fark hasıl olmuştur. Maliye Bakanlığı Umum Muhasebe Kanununun bir maddesine istinat ederek tahsilatı esas almıştır, tahakkuku esas almamıştır. İçişleri Bakanlığı ise bu mevzuda 5237 numaralı kanunun bir başka maddesine istinat ederek demin arkadaşımın maruzatına esas teşkil eden başka bir muamele tatbik etmştir. Biz bunu bir kaza merciinin istişarî mütalâası ile halletmek istiyoruz. Mü­saade ederseniz bu mevzuuda Danıştay'ın vereceği kararı tatmin edici bulaca­ğınızı zan ve tahmin ediyorum. Maruzatım bundan ibarettir. Köylünün işinin, vatandaşın işinin çabuk görülmesi:

Arkadaşlar, bunun iki büyük âmili vardır, iki büyük âmil de hatta bire irca edilebilir. Kontrolsüz geçmiş uzun yılların tabiî neticesi işlerin gecikmesini mucip olmuştur.

Arkadaşlar,

Memlekette büyük bir rejim tebeddülü olmuştur, mürakabeli sistem kurul­muştur, elbet ve elbette ki, işler çok daha süratli gidecektir. Bunun yanında, yine buna benzer başka sebeplerle, maddî ve ruhî sebeplerle tekevvün etmiş ve işleri geciktiren hastalıkların da ortadan kaldırılması lâzım gelir. Nedir bu hastalıklar? Bir misal vermekle iktifa edeceğim arkadaşlar:

Tek parti sistemi mürakabesiz sistem, mesuliyetli memurdan memura atan sistlmdir. Bunun içindir ki, kanunlarımız formalitelerle doludur. Arkadaşlar bu formaliteleri ortadan kaldırdıkça ve onun yerine salâhiyet ve mesuliyet mefhumlarının karşılıklı ikamesi sistemi yerleştikçe işler daha süratli yürü­yecektir arkadaşlar, (bravo sesleri ve alkışlar)

İhtilas ve irtikâptan birkaç aya mahkûm olanlar.. Bunun müddeti altı aydır. Altı ay irtikâp ve ihtilas suçundan mahkûm olanlar artık devlet hizmetinde kullanılamazlar.

Burada hükümetimizin kati azmi şudur: İhtilas ve irtikâp suçlarında mirî ma­lına taalluk eden, suçlarda, şmdiden sonra hakikaten suçlu olarak mahkûm olmuş vatandaşlar devlet hizmetinde kullanılmiyacaktır. Soruya vereceğim cevap bundan ibarettir, (alkışlar)

Devlet Bakanı Başbakan yardımcısından sonra söz alan soru sahibi, bakanın izahatının kendisini tatmin etmediğini ileri sürmüş, Devlet dairelerinde te­mizlik yapılmasını, kadın memurların tasfiye edilmesini söyliyerek, bu suretle daha randımanlı bir çalışma elde edileceği fikrinde bulunmuştur.

Sivas eski Milletvekili Fikri Tirkeş'in, Dilekçe Komisyonunun 23/3/1950 ta­rihli haftalık karar cetvelindeki 3009 sayılı kararın Kamutay'da görüşülmesine dair önergesi ve Dilekçe Komisyonu raporunun müzakeresinde söz alan Ko­misyon Sözcüsü Erzurum Milletvekili Bahadır Dülger, raporda mevzuubahis edilen General Zekâi Okan'ın kıdeminin yükseltilmesi meselesinin, müruru za­man dolayısiyle kabul ldilemiyeceğini söylemiş ve komisyon raporunun ka­bulünü istemiştir. Bu hususta söz almış olan Ankara Milletvekili Hamit Şev­ket ince, Seyhan Milletvekili Reşat Güçlü, Bingöl Milletvekili Feridun Fikri Düşünsel, raporun lehinde, milletvekillerinden Celâl Yardımcı, Seyfi Kurtbek ise aleyhinde bulunmuşlardır.

Millî Savunma Bakanı Refik Şevket İnce, bu mevzuda söz alarak kürsüye gelmiş, Dilekçe Komisyonuna gelen müracaatlar ve bu çerçeve içerisindeki ça­lışmalar hakkında izahat vermiş, bu arada, Seyfi Kurtbek tarafından «de­mode)) olarak vasıflandırılan Askerî Yargitaym, lüzumlu ve iyi çalışan bir devlet dairesi olduğunu belirtmiştir. Kanunlarda müruru zaman kaidesinin ehemmiyeti üzerinde duran bakan, müruru zaman olmadığı taktirde nizamın teessüsedemiyeceğiniifade vemevzuubahsolan dâvanın,bir şahıs meşeleşi değil, bir prlnsip meselesi olduğunu beyan ederek, komisyonun raporun­un kabulünü istemiştir.

Bundan sonra oya sunulan yeterlik önergesi ve Dilekçe Komisyonunun raporu kabul olunmuştur.

Meclis saat 17,45'de birinci oturuma ara vermiştir;

B. M. Meclisinin 21 Haziran 1950 tarihindeki toplantısının ikinci oturumu.

Ankara : 21 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisinin saat 18'de yaptığı ikinci oturumunda Ağrı Milletve­kili Kasım Küfrevi, İstanbul Milletvekili Andre Vahrambayar, Kastamonu Milletvekili Fahri Keçecioğlu, Kırklareli milletvekilleri ve Malatya millet­vekillerinden Hüseyin Doğan, Abdülkadir Özbay ve Şefik Tugay'm seçim tutanakları hakkında, seçim tutanaklarına vaki itirazları inceleme kamis-yonu raporları müzakere edilmiştir.

Raporlar, haklarında itiraz vaki olan milletvekillerinin lehinde bulunduğun­dan, münakaşasiz ve heyeti umumiyenin ittifakıyle kabul edilmiş, seçim tu­tanakları tasvib edilmiştir.

Van milletvekillerinden seçim tutanakları hakkında görüşme, bir prensip ka­rarına varılmak üzere başka güne bırakılmıştır.

idareci üyeler kurulunun nakil vasıtaları hakkındaki 3827 sayılı kanuna bağ­lı 1 sayılı cetvelde değişiklik yapılmasına ve bu kanuna ek 4832 sayılı kanu­nun kaldırılmasına dair kanun teklifi ve Bütçe Komisyonunun raporunun mü­zakeresi sırasında Kayseri müstakil Milletvekili Suat Hayri Ürgüplü söz almış ve meclis başkan ve başkan vekillerine ait iki arabanın devrinin, Maliye Ba­kanlığına yapılmasının doğru olmadığını, bu devir esnasında vasıtaya ait bir­çok kıymetli kısmın heder edildiğini, bu itibarla hazine menfaatinin haleldar olduğunu bildirmiş ve bu işin doğrudan doğruya idareci üyeler tarafından yapılmasını istemiştir.

Başkanvekillerinden Sıtkı Yırcalı, elde mevcut mevzuatın bu işin Maliye Ba­kanlığına yaptırılmasını gerektirdiğini, maamafih idareci üyelerin bu hususta çok titiz davranacaklarını sylemişötir.

Sözlerine devam eden Yırcalı, kaldırılması mevzu bahsolan otomobillerin iki adet olduğunu, bunlardan bir tanesinin meclis başkanının şahsına tahsis edilen ikinci otomobil, diğerinin de başkanvekilîerine tahsis edilen otomobil olduğunu açıklamıştır.

Bundan sonra müzakerelere geçilmiş ve kanun teklifinin birinci görüşülme­si tamamlanmıştır. Meclis Cuma günü toplanacaktır.

Müsaade ederseniz, hatta daha fazla müsaade ederseniz. Bunların hepsini bu­luruz. Eski kıymetlerini buluruz ve her türlü hazırlıkları huzurunuza çıka­rırız. Şimdi yalnız bunları yüksek heyetinize arzediyorum. Kâfi görüyor mu­sunuz? Size şimdi iki dosya vereceğim, (bravo, sesleri, alkışlar)

Bakandan sonra söz alan soru sahibi Sinan Tekeîioğlu; yaptığı açıklamadan dolayı bakana teşekkür etmiş, bütün milletin bu sualin cevabını heyecanla beklediğini söylemiş, Anıt - Kabir'in Atatürk'ün eliyle yetiştirmiş olduğu Orman Çiftliğine değil de bu tarafta yapılmış olmasından dolayı vatandaşla­rın hüzün duymakta olduğunu ve bu durumun halkta bir istihfam yaratmış bulunduğunu beyan etmiştir.

Anıt Kabirin burada inşa edilmesiyle müstear namlarla birçok açıkgözlerin istifadeler temin ettiklerini kaydeden hatip, bu hususta vermş olduğu solü sorunun gensoru haline ifrağ edilmesini istemiştir.

Demokrat Parti Gurup başkanvekillerinden Eskişehir Milletvekili Abidin Potuoğlu, gensorunun ancak, gurup karariyle açılabileceğini belirtmiş, Balı­kesir Milletvekili Sıtkı Yırcalı ile Zonguldak Milletvekili Muammer Alakant içtüzük mucibince gensorunun bugünkü gündeme değil, bundan sonraki gün­deme alınması lâzimgeldiğini söylemişlerdir.

Yozgat C. H. P. Milletvekili Avni Doğan, kendisinin şahsen gensoru talebini desteklediğini bildirmiştir.

Bunun üzerine başkan hükümetin bu meseleyi tetkik etmesi için gensorusunun başka bir gündemealınıp alınmamasını oyasunmuş ve gensorunun başka bir gündeme alınması kabul olunmuştur. Meclis Pazartesi günü toplanacaktır.

Başbakan Adnan Menderes'in muhtelif iç politika meseleleri hak­kında Zafer Gazetesi Başmuharririne verdiği beyanat.

Ankara : 26 (A. A.) —

Başbakan Sayın Adnan Menderes, muhtelif iç politika meseleleri hakkında kendisinden malûmat rica eden Zafer Gazetesi baş muharriri Mümtaz Faik Fenik'e bir mülakat vermiştir.

Mümtaz Faik Fenik'in sorduğu sualler ve Başbakanımız Adnan Menderes'in verdiği cevaplar aynen aşağıdadır:

Vazife aldığınız günden beri geçen bir ay içinde, hükümet programında
tesbit olunan esasların tahakkuk ettirilmesine doğru giriştiğiniz icraat ve al­
dığınız tedbirler hakkında gazetemizi ve dolayısiyle umumî efkârı tenvir et­
menizi rica edebilir miyiz?

Henüz vazifeye başlamış olmamızdan pek kısa bix zaman geçmiş bulun­
makla beraber meclste ve gurupa konuşulan ve parça parça gazetelerde de
yer alan iç politika mevzularını topluca gzden göecirmekte ben de fayda gör­
mekteyim. Menfi propagandalarlaumumîefkârın şaşırtılmak istenmesi te-
image002.gifimage003.gifimage004.gifşebbüsleri karşısında bulunduğumuz aşikârdır. Meselâ partimizin hububat fiyatlarını yükseltmek vadinde bulunduğu ve fakat bu vadini yerine getirme­diği yolunda propagandalar bir müddet devam etti. Partimizin ve hükümetin böyle bir vaitte bulunmadığını kati olarak ifade edebiliriz. Biliyorsunuz ki, .hububat fiyatlarını hükümet geçen yılki seviyede muhafaza etmiştir. Bu, bir bakıma hububat fiyatlarının yükseltilmesi tesirini haizdir. Çünkü bugün eşya fiyatlarında umumî olarak bir düşme temayülü müşahade olunmaktadır. Hü­kümet bu temayülü yaratmak ve hızlandırmak mevzuunda kusur etmemek­tedir. Şurasını da kaydetmek icabeder ki, geçen yıl mahsulün az olması ve hatta hariçten buğday ithâl etmek mecburiyeti karşısında bulunulması, hubu­bat fiyatlarını korumadan mütevellit hazineye akseden külfetlerin ağır olma­sı neticesini vermiştir. Halbuki,-bu yıl mahsul iyidir, hatta bir miktar ihraç etmek dahi icabedecektir. Hariçte hububat fiyatları geçen sene ve evvelki se­nelere nazaran düşüktür. Bunlar hesaba katılınca, hububat fiyatlarını geçen yılkı seviyede tutmanın büyük külfetleri gözönüne alan ileri ve cesur bir ka­rar olduğu kendiliğinden meydana çıkar. Bizi böyle bir karara sevk eden âmil bir yandan köylü vatandaşlarımızı korumak ve bu surele istihsali teşvik et­mek t diğer yandan da memlekette geniş vatandaş ktlelerİnin satın alma kud­retlerini arttırmak yolu ile iş, istihsâl ve ticaret hayatım geliştirmektir.

—Hububat fiyatları, geçen seneki seviyede tutulduğu halde, ekmek fiyatla­
rının ucuzlatılması kararma gidileceği hakkında bazı haberler dolaşmaktadır.

Bu biribirine zıt gibi görünen vaziyet nasıî izah edilebilir? ■

—Ekmek gibi zaruri bir gıda maddesi üzerine muamele vergisi konması, her

memlekette münakaşayı mucip olabilir. Memlekeimizde ise, meselenin ayrı bir hususiyeti vardır. Yukarıda izah ettiğimiz maksatlarla buğday fiyatlarını 'dünya piyasalarına nazaran yüksek bir seviyede tutarken, bir de un üzerine muamele vergisi yüklemek bilhassa kasaba ve şehirlerde yaşayan dar ve sa­bit gelirli vatandaşlarımızın, hayatlarını el emeği ile kazanan işçilerimizin geçim şartlarını ağırlaştırmak demektir. Bunun doğuracağı sıkıntılar yanında ayrıca hayat pahalılığına tesirini de hesaba katmak cabeder. Bir taraftan zi-raatımizi ve müstahsili korumak, diğer taraftan hayatı ucuzlatmak hedefi, bizi biribirine zıt gibi görünen bu iki tarafı tedbirin alınmasına sevketmiş bulunmaktadır. Bu suretle hem* köylü ve çiftçilerimiz ve hem de kasaba ve Şehirlerimizde yasayan vatandaşlarımızın menfaatleri ayni zamanda korun­muş olmaktadır.

Ehemmiyetli bir gıda maddesi olan şeker fiyatlarına gelince, bunun ucuzla­tılması da yine ekmek fiyatları hakkında söylediğimiz mülahazalara dayan­maktadır. Bu tedbirin de hayatın ucuzlamasında ve pek çok vatandaşlarımızın -içinde bulundukları geçim zorluğunu hafifletmekte tesiri olacağına kani bu­lunuyoruz. Şeker fiyatlarında yapılan indirmeler, kesme şekerde 22 ve toz şe­kerde 30 kuruştur. Un üzerinden muarnele vergisinin kaldırılması ile ve alı­nacak diğer tedbirlerle ekmeğin kilosunu 5 kuruş kadar ucuzlatacağız. Şeker ve ekmek fiyatlarının ucuzlatılması tedbirlerinin hazineye 45 milyon liraya mal olacağı hesaplanmaktadır. Buğday fiyatlarının korunması tedbiri ise, bu senenin mahsul vaziyetine göre, hazineye 20 - 25 milyon liralık bir külfet yük­leyebilir.

Tenzilâtlı şeker fiyatlarına ait kararname dünkü Resmî Gazete'de intişar et­miştir. Un üzerinden muamele vergisini kaldıracak- kanun meclise sunulmak üzeredir. Hububat fiyatları hakkındaki kararımız ise evvelce ilân edilmiştir. Görüyoruz ki, halkın lehine alman bu üç karar hazineye aşağı yukarı 65 - 70 milyon liralık bir yük tahmil etmektedir. Hükümet bunları borçlanmak veya bütçe açığı ile karşılamak suretiyle değil, tasarruflarla karşılamak kararında­dır. Bunlarla da kalınmayarak hayatı ucuzlatmak, halkımızın maişetini ko­laylaştırmak yolunda daha başka tedbirler de düşünülmekte ve Üzerinde ça­lışılmaktadır.

Ancak ortada başka maddelerde de tenzilât yapılacağı hakkında dolaşan söy­lentilere ehemmiyet verilmemesi lâzım geldiğini ve alacağımız tedbirlerin resmen ilânından evvel türlü maksatlarla çıkarılan ve çıkacak olan bütün ri­vayetlerin bir tahminden ileri geçemiyeceğini bildirmek isterim,

Alman bu ucuzluk tedbirlerinin tasarrufla karşılanacağını söylüyorsunuz,.
bu tasarrufların mahiyeti hakkında bir fikir verir misiniz?

Partimiz muhalefette bulunduğu müddet zarfında bütçede geniş tasarruf­
lar yapabileceğini daima iddia etmişti.Bugün, 1950 bütçesi üzerinden dört
aylık sarfiyat yapılmış olduğu halde,aldığımız tedbirlerin karşılığını teşkil
edecek bütçe tasarruflarını teinin etmiş vaziyetteyiz. Devlet dairelerinde lü­
zumsuz masrafları durdurmak, meselâ Sayın Cumhurbaşkanının kendi arzu­
ları ile Savorana Yatının ve hususî trenin kaldırılması, maaş tahsisatının in­
dirilmesi, kendi daire masraflarında tenzilât yapılması, muhafız tertibatının
küçüktülmesi, İstanbul'daki sarayların Cumhurbaşkanına tahsisten sarfı nazar
olunması gibi tasarruf tedbirlerine ilk önce müracaat edilmiştir*. Bu rakam­
lar miktar itibariyle umumî tasarruf yekûnu içinde mühim bir nisbet arzetmez.
Ancak, tasarrufa baştan başlamak zihniyetinin bir ifadesi olarak zikre değer.
Fakat, asıl tasarruflar, masrafları ehemmiyetli yekûnlara baliğ olan daireler­
de ve fasıllardadır.

Meselâ, ordumuzun muharip bünyesinde hiçbir şey kaybetmeden ve hatta onu derli toplu ve binaenaleyh onu daha dinamik surette takviye edecek ma­hiyette tedbir alarak esaslı tasarruflar sağlanabilmektedir. Devlet dairelerin­deki münhal memuriyetlere yeni tayinler yapılmamak ve devlet hizmetleri­nin rasyonalizasyonunu ele almak gibi tasarruf mevzuları üzerinde de durul­maktadır.

Bugüne kadar alman tedbirler 40 - 45 milyonluk bir tasarruf temin etmekte­dir. Bu yoldaki çalışmalarımıza devam edilecektir ve daha mühim yekûnlara baîiğ olacaktır. Bütçe yılının dördüncü ayında işi ele aldığımız düşünülecek olursa kısa bir zamanda elde edilecek, olan neticelerin çok mühim olduğunu kabul etmek icabeder. Şayet 1950 bütçesinin tanzimi böyle bir zihniyetle ele alınmış olsaydı, yani bütçenin tanzimi sırasında partimiz iktidarda bulunmuş olsaydı, neticeler çok daha başka olurdu.

Efendim, Zonguldak Milletvekili Saym Fehmi Acıköz arkadaşımız, tarafın­dan verilen sözlü soruda, secim kurullarında ifayı vazife etmiş olan partili üyelere secim kanununda gösterilmiş olan yevmiye ve harcırahların verilme­miş bulunduğunu ve Bakanlar Kurulu tarafından verilmiş bir karardan ha­berdar olduğunu, bu kararın kanunun, sarih hükümlerine mutabık bulunma­dığını ve binaenaleyh vacibüriye olmadığını ifade etmektedirler. Bunun üze­rine harcırah ve yevmiye verilip verilmiyeceğini ve şayet tahsisat mevcut de­ğilse başka tahsisattan alınıp buna tahsis edilebileceğinin mümkün olması iti­bariyle bunun ne zaman yapılacağını sormaktadır.

Yüksek malûmatınız olduğu üzere Seçim Kanunun 166'mcı maddesinde se­çim kurullarında görevlendirilmiş ve vazife görmüş olan başkan ve üyelere ve bunların haricinde çalıştırılacak kmselere günlük ve yol masrafları veri­leceği ve bunun için bu verilecek paraların hangi esas ve kıstas dairesinde ne miktar verileceğinin Bakanlar Kurulunca tesbiti lâzımgeleceği gösterilmek­tedir. Ona "uyularak Adalet Bakanlığı tarafından Bakanlar Kuruluna yazıl­mış olan ll/Nisan/1950 tarih ve 47/2 - 4737 sayılı yazı üzerine Bakanlar Ku­rulu tarafından ittihaz edilmiş olan 12/Nisan.'95O tarihli kararın üçüncü ben­dinde siyasî partiler üyelerine gündelik verilmiyecektir diye kati bir sara­hat bulunmamaktadır. Bu karar geldikten sonra Adalet Bakanhği esasen bü­tün seçim kurullarına bu kararı tamim etmiştir. Bunun üzerine bazı yerler­den vazife gördüklerinden bahsile kendilerine yevmiye ve harcırah verilme­si için vaki olan taleplerde yine ayni veçhile Bakanlar Kurulu Kararı öne sürülmek suretiyle kezalik tebliğler ve bildirmeler yapılmıştır.

Şimdi, meselenin haddizatında Adalet Bakanlığınca müsbet veya menfi bir şekilde mülahazasına bu karar muvacehesinde bittabi imkân olmadığı gibi, ayni zamanda bir arkadaş tarafından ahiren bu kararın iptali ile Danıştay Beşinci Dairesine bir dâva ikame edilmiştir. O dâvada, kararın Seçim Kanunu hükümlerine münafi olduğundan ve binaenaleyh kendilerinin Seçim Kuru­lunda ifayı vazife etmiş olmaları dolayısiyle yevmiye ve harcıraha kesbi is­tihkak ettiğinden bahsederek kararın iptalini istemektedir. Bu dâva istidası usulen Adalet Bakanlığına tebliğ edilmiştir. Buna tabii müddeti içinde cevap verilecektir. O cevap üzerine, formaliteler tamamlandıktan sonra, Danıştay beşinci dairesi bir karar verecektir.

Bu karar davacının ya lehine veya aleyhinde olacaktır. Binaenaleyh kararın mahiyetine göre, Adalet Bakanlığıgereken muameleyiyapacaktır. Bu durumdabendenizin, sayınsorucunun sualine müsbetveya menfi bir mütalâa beyanetmek ligime imkânolmadığını takdir buyurursunuz.JMetice leh veya aleyhte, tezahür edecek şekle göre bittabi işlem yapılacaktır. Bu hususta maruzatım bundan ibarettir.

Soru sahibi Zonguldak Milletvekili Fehmi Açıksöz bakanın izahım tatminkâr bulmadığını, eski Bakanlar Kurulunca verilmiş olan kararm, yeni Bakanlar Kurulunca değiştirilebileceğini söylemiştir.

Müteakiben, Ordu Mlletvekili Feyzi Boztepe'nin, bugünkü sahne hayatımızın inkişafı hakkında hükümetçe ne düşünüldüğüne dair olan sözlü sorusuna geçilmiştir.

İstanbul Şehir Tiyatrosunun talimatnameleri meselesi arzettiğim gibi Şehir Meclislerinin vereceği karara bağlıdır.

Bu kararlar da kendilerini tatmin etmiyecek olursa o vakit onun tetkik mercii Danıştay olması lâzım gelir. Maruzatım bundan ibarettir.

İçişleri Bakanının izahatından sonra Millî Eğitim Bakanı Avni Başman da .şu açıklamada bulunmuştur:

Muhterem arkadaşlar,

Muhterem Feyzi Boztepe'nin soru önergesi biri İstanbul Şehir Tiyatrosuna, diğeri Ankara Devle Tiyatrosuna ait olmak üzere iki bahsi ihtiva ediyor. İdaresi ve bütçesi itibariyle İstanbul Belediyesine bağlı olan Şehir Tiyatrosu hakkında İçişleri Bakanı arkadaşımız izahat verdiler. Benim cevabım Devlet Tiyatrosuna inhisar edecektir.

Muhterem Boztepe'nin önergesinde saydığı noksan ve kusurlardan Bakanlı­ğımız habersiz değildir. Vazifeye başladığım günlerde ilk ele aldığım mese­lelerden biri tiyatro işleri oldu. Geçen yıl çıkarılan kanunun eksik tarafları olduğunu, tatbikinde aksaklıklarla karşılaşıldığını öğrendim. Bu cihetler göz-Önünde tutularak mevcut kanunun tenkidi bir surette incelenmesini alâkalı­lardan istedim. Bu tetkik sırasında sanat müesseselerinin ve artistlerin ba­rem çerçevesi dışında tutulmaları imkânları da ehemmiyetle düşünülecektir. Devlet Tiyatromuzun başında artistik ve idarî kudretini memlekete tanıtmış olan yüksek değerli bir sanatkâr bulunmaktadır. Tiyatromuzun terakki yolun­da hepimizin özlediği gelişmeye biran evvel kavuşması için kendisinden çok şeyler bekliyoruz. Esasen müstakil bütçesi olan bir müdürlüğün başında bu­lunduğu için. bakanlığın diğer müdürlüklerinden farklı bir durumda oları Devlet Tiyatrosu Müdürü çalışmalarında geniş bir yetkiye sahip bulunmak­tadır. Çalışmalrmda bakanlıktan daima kolaylık ve yardım görecektir. Hariç­ten milletlerarası şöhret sahibi rejisör getirerek bunlardan uzun veya kısa müddetle istifade etmek keyfiyeti de derpiş edilmiştir. Bunun için teşebbüse geçlmek üzeredir. Devlet Konservatuarında yetişen genç artistlerin Devlet Tiyatrosu kadrosunda daha müsait şartlarla çalışmalarını temin edecek ted­birler düşünülmüş ve bütçe imkânı dairesinde bunun şimdilik kısmen olsun fiile çıkarılması için teşebbüse geçlmiştir.

Hülâsa olarak arzedeyim ki, millî tiyatro işleri bakanlığın birinci derecede ehemmiyetle ele aldığı meselelerden biridir. Bu sahadaki çalışmalarımızın tatmin edici neticelerini görmekte gecikmeyeceğimizi kuvvetle ümit ediyorum. Bundan sonra, Ankara Milletvekili Dr. Talât Vasfi Öz'ün vereni savaşının temelini teşkil eden süt istihsalinin teşkilâtlandırılması hususundaki sözlü sorusuna Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Profesör Nihat Reşat Belger cevap vermiş ve şunları söylemiştir;

Arkadaşımızın sorduğu mevzu yalnız süt mevzuu değildir. Hatta yağ, et, ek­mek ve kabili şurp su meseleleri, âmme sıhhatin müdafaa vazifesini yüklenen Sıhhat Bakanının en birinci vazifelerinden birini teşkil eder. Fakat sual so­ran muhterem arkadaşımız meseleyitahdit etmiş ve bu işi yalnız veremle alâkalı noktai nazardan tetkik etmek istemiş olduğu için bendeniz de müsaa­denizle işi yalnız o zaviyeden tetkik etmek isterim.

Verem, malumunuz, iki suretle sirayet eder. İnsandan insana geçer, veyahut hayvandan insana geçer. Memleketimizde en ziyade tesadüf edilen vaka in­sandan insana geçen vakalardır. Bugün hepinizin bildiğiniz veçhile nefes boru­su yolile hasta balgam ifraz eder. Bu balgam mikrobu sağlam bir insanda müsait bir zemin bulduğu zaman hastalık yapar. İkincisi de, hayvandan in­sana geçebilir ki, bunda en önde gelen meme yoluyla inek sütünden veyahut hasta ineğin doğrudan doğruya yine nefes yoliyle attığı ifrazattan insana geç­mektedir. Sual sahibi arkadaşımız, sütün verem mücadelesinde temel taşı ol­duğunu ifade ediyorlar. Müsaadeleriyle arzedeyim ki bu, temel taşı değildir. Çünkü temel taşı diyebilmek için gördüğümüz verem vakalarının hiç olmaz­sa % 50 - 60 mm inek sütü vasıtasiyîe geçmiş olduğunu isbat etmek icabeder. Bunu yapmadan bu şekilde bir iddiada bulunmak biraz mübalâğa ile söze başlamak olur. (bravo sesleri) anlaşılmıyan bir nokta varsa arzedeyim. (de­vam devam sesleri) bu itibarla bu iş tesbit edilmeden temel taşı gibi bir ta­birle işi son derece izam etmek doğru değildir. Ancak bunu bir faktör olarak kabul ederim.

Seçimler müasebeüyle İstanbul'da vatandaşlarıma açık bir havada hitap eder­ken, İstanbul'da yani en ileri ve en münevver addedilen bir şehrimizde hâlâ gıda meseleleri hiçbir suretle emniyet altına alınamamıştır, bizim memleketi­mizde İstanbul'da - İstanbulu daha iyi bilirim - ve burada da tetkikat yapmak­tayım. Aşağı yukarı burası da ora ile kabili kiyastır.

Şimdi İstanbul'da aşağı yukarı 1000 ahır ve bu ahırlarda 5000 inek vardır. Bunlardan çıkan sütü, (grossiste)denilen toptancılar gelir alır, toptancılardan da, mahalle mahalle dolaşarak satanlar, detaillantlar alır bu süt yalnız verem, bakımından değil başka hastalıklar bakımından, Malta Humması bakımından' Stereptekok bakımından boğazda vaki olan enfeksiyonlar bakımından da tet­kik edilmesi aşikâr bir meseledir.

Bunlar nasıl tetkik edilir? Ahırlar teftişe tabi tutulur, mevcut kanunlara gö­re tüberkülin kullanılarak vereme müptelâ inekleri sağlam ineklerden ayır­mak lâzımdır. (Grossiste) leri yani sütleri toplıyanlarm amme sıhhati için teh­like teşkil eden ve birçok insanlar tarafından mahalle mahalle dolaştırılan bu sütleri adamların sıhhî durumlarını, İlâh, murakabe altında bulundurmak icap eder. Bu hususlar hakkında İstanbul'daki tetkikat tamamiyle menfi ne­ticeler vermiştir. Zannederim kendileri de ayni neticeye varmışlardır. Bina­enaleyh arkadaşımız suallerini burada yani Ankara'da vaz etmeden evvel ben İstanbul'da daha evvel bu mesele üzerinde imali fikrettim.

Ne yapılması lâzımdır?

Evvelâ ahırların sık sık teftişi ve ahırlarda yaşayan hayvanların muayyenesi, bunların tüberkülün olup olmadığının katı şekilde meydana çıkarılması dü­şünülmelidir.

Ondan sonra (Grossiste) lerin, kendilerinin sıhhatleri bakımından muayeneye tabi tutulması, onların süt için kullandıkları kapların, oturdukları yerlerin ayri ayrı teftişe tabi tutulması lâzım gelir ve mahalle mahalle gezerek süt tevzi eden "adamlardan sıhhati müsait görülmeyenler işten menediîmelidir. Güzel, fakat diyeceksiniz ki sen bu mevkie geldin haydi yap bakalım.

Arkadaşlar, unutmayalım ki Sıhhat Bakanlığı yalnız murakabe ile meşguldür bu vazife ile mükelleftir. Çünki kendisinin teşkilâtı bütün bunları birer birer temin etmeğe gayri kâfidir. Nitekim bu işte daha büyük iş belediyeye düşmek­tedir. Ahırların muayyenesi belediye teşkilâtı tarafından yapılmalıdır, bele­diye tabipleri zaman zaman gidip bu ahırları görmeli, onlara tenbihatda bulunmalı, kusurlarını tesbit etmeli ve islâha çalışmalıdır. Fakat hayvan me­selesine gelince, bu bizim arkadaşların işi değildir, çünkü onlar doktordur, bu kısma taalluk eden vazife de veteriner arkadaşlara düşmektedir, onlar bunları tesbit etmelidir. (Grossİste) lerin sıhhatini, kullandıkları malzemeyi teftiş ve tetkik etmeli, gozönünde tutmalıdır. Müfettişler teftiş vazifesine dik­kat ve titizlik göstermelidir. Bu suretle görülecek fenalıkları Önüne geçmeğe çalışılmalıdır. Demek ki biz kendi teşkilâtımızı tahrik edeceğiz. Belediye he­kimlerine vazifelerini ifadan asla geri kalmamalarını tavsiye ederiz. Belediye vazifelerinin nelerden ibaret bulunduğunu tekrar tekrar kendilerine tebliğ ederiz. İkinci kısım, sütün pastörizasyon usulüne tabi tutulmak mikropların imhasıdır. Bu bir teşebbüsü şahsî işidir. Biz Sağlık Bakanlığında bu işlere ait fennî kolaylıkları gösteririz. Bize lâzım gelen malûmatı verin derlersl bunu kemali memnuniyetle yaparız. Pastorizasion işini teşvik ederiz. Fakat biz pastörizasyon yapamayız. Sütü 60 dereceye kadar teshin ettikten sonra içindeki mikropların Öldüğü anlaşılır. Fakat bu da kâfi değildir ve Sağlık Ba­kanlığı bunu yapamaz. Yalnız veremle mücadele bakımından Sağlık Bakan­lığı demin de arzetiğim veçhile, bu işe bir temenni ihzar eder. Hepinizin mu­avenetini ister. Kaldı ki veremle mücadele meselesi yalnız bir süt veya yalnız bir balgam meselesi değildir. Bu, şümullü bir iştir. İlk toplantılarımızdan bi­risinde Şark'm sayın bir milletvekili verem yoktur, dedi. Ben şaşırdım ve yanımdaki arkadaşlarıma bunda bir iş var, dedim. Vereni yok, açlık var dedi. Bu sözde büyük bir hakikat payı vardı. Hepimiz verem mikrobunu yutarız. Fakat verem olmak için onun inkişâfına müsait bir zemin lâzımdır. İşte se­falet açlık bu zemini hazırlar. Bu, fena iktisadi politikanın, senelerdenberi doğurduğu., (bravo sesleri, şiddetli alkışlar) bir keyfiyettir. Bu âfet birden bire ve kolay kolay Önlenemez. Veremlileri hastahanelere yerleştirmek ve tecrid etmek yeniden verem husulüne mani olmak, tarama yapmak, hatta gizli şekildeki veremlileri meydana çıkarmak, nihayet büyük mikyasta tat­bikatla B. C. G. aşısından, Medecine Preventeve'den istifade etmek lâzımdır. Fakat kaynağı, gıdasızlığı ve meskeni ne yapacağız? Buna nasıl çarei hal bu­lacağız? Bunun için bütün milletin seferber olması ve milletin hükümetle iş birliği, el birliği yapması lâzımdır. Halk bu meselede tenevvür emezse, ve­rem nedir, nasıl bulaşıyor, mani olacak çareleri nedir, bunları halk anlıyacak bize yardım edecektir. O zaman muvaffakiyet nisbeti çok artar. Halkın sıh­hatinin vikayesi bizim cümlei vezaifimizden olmakla beraber, yine tekrar edeyim ki, bu mesele yalnız süt meselesi, değildir. Ekmek meselesi olsun, etmeselesi ölsün, yağ meselesi olsun, bunların hepsi amme sıhhatini korumak ba­kımından murakabeye mutlaka muhtaçtır.

Ben size vadediyorum ki, ben bu mevkide bulunduğum müddetçe bunlarla meşgul olacağım, fakat muvaffak olmak için hem sizlerin müzaheretiniz ve hem de halkın bizlere yardım etmesi lâzımdır. Aksi halde netice daima mah­dut olur.

Soru sahibi Talat Vasfi Öz, Bakanın izahatını tatminkâr bulmadığını, süt işinin mutlak surette teşkilâtlandırılması lâzım geldiğini söylemiştir.

Bundan sonra, Tokat Milletvekili Ahmet Gürkan'm İstanbul Teknik Okul Pansiyon Amiri Muzaffer Kalıbay'm ölümü hakkında Zafer Gazetesinde yayınlanan yazıya dair sözlü sorusuna İçişleri Bakanı Rüknettin Nasuhioğlu cevap vermiş ve şu açıklamada bulunmuştur:

Sayın Tokat Milletvekili Ahmet Gürkan arkadaşımızın 15/6/1950 tarihli Zafer Gazeesinin neşriyatına atfen, 10/10/1945 yılında İstanbul Taksim Meydanında ve jandarma dairesi Önünde ve saat 21.32 arasında Teknik Okul Pansiyon Âmiri Muzaffer Kayahbay adındaki bir vatandaşın açık renkteki bir otomobil tarafından fecî bir şekilde öldürüldüğü belirtildikten sonra böyle bir hadise­nin olup olmadığı varsa failin niçin bulunmadığı yeni bir tahkikatla bu cina­yetin failinin ve vazifesini kötüye kullanan veya ihmal edenlerin meydana çıkarılmasının mümkün olup olmadığı ve mağdur Kayahbay'm yakın akrabalarmnın ifadelerine müracaat suretiyle yeniden tahkikata girişilmesinde İç­işleri Bakanlığınca fayda görülüp görülmediği sorulmaktadır.

Bu mesele hakkında eldeki malumat şudur:

10/3/1945 günü saat 2 sıralarında Hayık oğlu Robert Murad'ın idare ettiği 53 numaralı ve tecrübe plâkalı bir otomobilin Taksim Meydanından geçerken Teknik Okul Pansiyon Amiri Muzaffer Kayahbay'a çarpmak suretiyle ölü­müne sebep olduğu Taksim polis karakoluna haber verilmesi üzerine kara­kol tarafından derhal vaka mahallinde tahkikata başlanmış ve keyfiyet ayni zamanda mahallî Cumhuriyet Savcılığına da bildirilmiştir. Hadise yerine giden savcı yardımcısı Sekip Musluoğlu vakaya elkoymuş ve emri altında cereyan eden tahkikatı havi evrak fezlekeli olarak 13/3/1943 tarihinde ve 5081 numara ile ve sanıkla birlikte adalete tevdi edilmiştir. Şu hale nazaran, vakanın tamamen adlî bir safha geçirdiği ve mahkemeye intikal etmek su­retiyle de kanunî netice almış olduğu anlaşılmaktadır.

Dâvada idarî bir muamele bulunmadığı bu suretle de görülmektedir. Bakanlığımızda bundan fazla intikal etmiş bir muamele bulunmamasına binaen halen yapılacak bir muamele olmadığı da aşikârdır. Esasen zabıtanın dâvada aldıkları ve yaptıkları vazife de tamamen adlî vazifelerinden bulun­masından ötürü sorumluluklarının icap edip etmiyeceği keyfiyeti adlî makam­ların salâhiyetlerine giren bir mevzudur.

Vakanın yeniden tetkik ve tahkikini istilzam eden yeni delillerin araştırılması yine adlî makamlara ait bir takdir mevzuu teşkil etmektedir, izahat ve maruzatım bundan ibarettir. Bayındırlık Bakanlığınca çalışılmaktadır. Bu bölgeden başka bölgelere intikal ettirilen bir kısım birliklerden motorların trenle gönderil­meleri akaryakıttan tasarruf etmek ve daha ucuz olan demiryolu nakliyatın­dan faydalanmak için yapılmıştır. Bu motorlu vasıtalar ise ağır silâhların çekme vasıtalarıdır, nakil vasıtası değildir. Millî Savunma Bakanlığı yol du­rumunun müsaadesi nisbetinde ordu birliklerini motÖrleştirmekdedir. Bununla beraber karların kapattığı yerlerin açılması için Bayındırlık Bakanlığı motor­lu, temizleme vasıtaları ile tedbirler almakta, kıtalarımız ise mevzilere giden başlıca yollan açmak ve yapmak içn kullanılmaktadır. Millî Savunma Bakan­lığı ve Genelkurmay motorlu birlklerinden beklenen maksadın yerine göre istihsal edileceğine katî surltte kanidir.

Sual: 4 — Bu askerî birliğin içinde bir istihkâm taburu bulunduğuna göre, kusurlu yolların bu taburla ıslâh ettirilmemiş olmasının sebebi nedir? Cevap : Bahse konu olan istihkâm birliği yeni bir teşekküldür, bu birlik ileri­de tahkimat işlerile, geride de teknik işlerle tavzif edilmiştir. Bingöl - Elazığ veGenç İstasyonu - Bingöl yolları,Devlet yollarıarasında olup bunların yapılması Bayındırlık Bakanlığına aittir. Kıtalarımızın vazifesi, teşkilâtı ve durumu bunları yapmaya müsait değildir.

Sual: 5 — Bingöl Kasabası ile Genç İstasyonu arasındaki 22 kilometrelik yolun dahi pek berbat olduğu ve Murat Nehrinin Öbür tarafındaki Genç İs­tasyonuna geçmek için bugüne kadar bir köprü yapılmamış olduğu, tombaz­larla geçmek zarureti bulunduğu ve bu çok iptidaî geçişte son bir sene zar­fında 18 erle 2 subayın boğulduğu söyleniyor. Bu doğru mudur? doğru ise hiç olmazsa bir ahşap köprü kurmak imkânı yok mudur? Ben 1917 senesin­de o tarafta Dördüncü Kolordu Kumandanı sıfatıyle buunurken Murat Nehri üzerine bu çeşit ahşap köprüler istihkâm bölüklerine yaptırdığımı ve uzun müddet kullandığımızı hatırlıyorum. Bu hususta Bingöl'deki tümgeneralin mesuliyeti yok mudur?

Cevap : Genç İstasyonu ile Bingöl arasındaki Murat üzerinde ahşap köprü yapılması teknik sebeplerle mümkün değildir. Bu ihtiyacı temin bakimndan talimatnamelerimize uygun tombaz takımı yaptırılmıştır.. Bunlarla yapılan nakliyat esnasında şimdiye kadar yalnız bir kaza vaki olmuş, yapılan kur­tarma gayretleri neticesinde bir kısmı kurtarılmış, bir subayla bir gedikli er­baş ve sekiz er boğulmuştur. Bir kaza neticesinde vaki olan bu hadise hak­kında yaptırılmış olan tahkikatta vazifelilerin her hangi bir ihmal veya lakay-disi tesbit edilememiştir. Buradaki köprünün yapılması Bayındırlık Bakanlı­ğına ait ve onun takati dahilindedir. Mezkûr bakanlık bu köprünün inşasına çalışmakta ve şimdiye kadar iki taraf ayaklarını yapmış bulunmaktadır. Bu­radan Bingöl'e giden 22 kiometrelik yol ise geçit verir bir hale konulmusur. Sual: 6 — Bingöl'deki birliklerde doktor namına sadece Sadettin Kuley is­minde 1947 - 52 sicil numaralı bir üsteğmen hekim varmış ve gündelik vizi­telere bile yetişemiyormuş. Bu, doğru mudur?

Cevap : Bingöl'deki birliklerde adı geçen doktor Üsteğmen Sadettinden baş­ka doktor yüzbaşı Ertuğruî Üçöz, dahiliye uzmanı Önyüzbaşı Fehmi Cumraîı d,.-ardır. Burada ayrıca elli yataklı bir de hastahane mevcuttur.

Muhterem arkadaşlar,

Kıymetli arkadaşımız Zeki Erataman'm sual mevzuu yaptığı bu hakikaten mühim mesele üzerinde hükümetimizin görüşünü arzediyorum: Birinci sual, bundan evvelki meclis tarafından iskân müdürlüğü ile Toprak Genel Müdürlüğünün birleştirilmesi hakkında yapılmış bulunan kanun mu­cibince bu iki iş bir umum müdürlük tarımdan görülmektedir. Bunun yerinde olup olmadığı, sorulmaktadır.

Arkadaşlar, eski iktidarın son yaptığı işlerden birisi de budur. Hiçbir tecrü­beden geçmemiştir. Yapılmış bir emri vâki karşısındayız. Binaenaleyh bunun tecrübeden geçmesi zamanını beklemekteyiz. Eğer bu müddet zarfında mu* vaffsk olursa, mevcut şekilde çalışmasına devam edilir. Muvaffak olmazsa icabeden şekilde tadilât yapılacaktır.

Bundan sonra arkadaşlar, arkadaşımızın sorduğu sualleri sırasiyle cevaplan­dıracağım.

S inci B. M. Meclisinin 20/3/1950 tarihinde kabul ettiği 5613 sayılı kanunla Sağlık Bakanlığma bağlı iskân ve Tarım Bakanlığına bağlı toprak, iskân ge­nel müdürlükleri birleştirilmiş ve bu suretle kurulan yeni teşkilât 30/5/1950 tarihinde işe başlamıştır.

Tarihler de gösteriyor ki, yeniden kurulmuş bulunan Toprak ve İskân Genel Müdürlüğü teşkilâtının özel kanunlarla bu genel müdürlüğe verilmiş bulunan çeşitli ve önemli işleri ne dereceye kadar başardığı veya başaracağı hakkında kesin bir kanaate sahip olabilmek için heüz kâfi müddet geçmemiştir. Toprak ve iskân işlerimiz taşımakta olduğu Önem bakımından bu konu üzerinde hükü­metimiz hassasiyet ve dikkatle durmaktadır.

Bulgaristan'da bulunan ve adetleri 800.000 kadar tahmin edilen yurtdaşları-mızın iskânlı göçmen olarak yurda kabulleri eski hükümet tarafından daha müsait zamanlara bırakılarak bunlardan serbest göçmen sıfatiyle yurda gel­mek arzusunda bulunanların kabullerini prensip itibariyle kabul edilmişse de tatbikatı zaman zaman durdurulmuştur.

Hükümetimizin iş başına gelmesinden sonra ele aldığı Önemli konulardan biri de bu olmuştur.

Takdir buyurursunuz ki iskânlı olarak göçmen kabul etmek Önceden hazır­lanmış ciddî bir programa istinat etmediği takdirde neticenin müsbet olması mümkün değildir. Böyle bir programın hazırlanması çeşitli yönlerden tet­kiklerinin yapılmasına ve imkânların hazırlanmasına bağlı bulunmaktadır.

İskânlı göçmen olarak yurda getrilecek olan soydaşlarımızın geldikleri yerler­deki yaşama, çalışma ve iklim şartlarına göre yurt içinde yerleştirilecekleri yerlerin önceden hazırlanmış olmasının ne gibi neticeler vereceği ve hatta verdiği üzerinde söz söylemeye hacet yoktur. Ayni zamanda mühim miktarda Ödeneğin de ayrılmasını gerektiren bu önemli konuyu arzettiğim prensipler dahilinde bir programa bağlamak üzere tatbikatı, bu tetkikatm neticesine bı­rakarak serbest göçmen sıfaiyle yurdumuza gelmek isteyen soydaşlarımızın kabullerine ait aşağıda arz edeceğim prensipler üzerine Bakanlar Kurulunca bugünlerde bir karara varılacaktır.

Binanın tahminen beş milyonlirahk ve mevcut yetki dahilinde bulunan ilk blok inşaatı bu sene ihale edilecek ve inşaata fiilen başlanmış olacaktır. Binanın heyeti umumiyesi, ağır ceza, asliye ceza, savcılık, çocuk mahkeme­leri, asliye hukuk, ticaret ve icra mercileri ile sorgu yargıçlıkları, müfettiş­likler, sulh mahkemeleri, adlî tıp, baro ve üst mahkemeler ihtiyaçlarını kar­şılamak üzere 299 oda ve salondan müteşekkildir. îlk yapılacak birinci blok:

13 asliye hukuk, 10 asliye ceza, 18 icra, 11 suhl mahkemesi salonları ile yar­
gıç ve savcı odaları, kalem, servis, arşiv gibi bütün teferruatı ve teşkilâtı ile
dairelerin arşivlerini, çeşitli kısımlarını ihtiva eden 150 oda ve salondan iba­
ret olacaktır.

Geride kalacak ticaret mahkemeleri ile ağır cezalar tâbiatiyle bu kısım içne sızdırılacaktır. İnşaatın vücuda getirilen plân ve proje dairesinde ikmâl edil­mesi senelere ve büyük para sarfına mütevakkıf olduğu için ikinci kısmı bi­lâhare düşünülmek üzere şimdilik birinci blokun ikmâl edilmesini muvafık bu­luyoruz.

Esasen mahkemeler teşkilâtı kanunu henüz kabul edilmiş olmadığı ve arzey-lediğim kısımlar haricinde kalan diğer mahkeme ve dairelerin de bir araya getirilmesinin zarureti karşısında ikinci kısmın sonra düşünülmesi mümkün olabilir.

Sayın Celâl Yardımcı arkadaşımızın sözlü sorularında ileri sürdükleri gibi

lükse ve gösterişe yarıyan kısımlar birinci bloka dahil değildir. Arzeylediğim

şekilde inşaat tamamlanınca İstanbul Adliyesinin en büyük derdi olan bu

mesle halledilmiş ve bilhassa dâva sahiplelriyîe avukatların istirapları sona

ermiş olacaktır.

İkinci sual: hakimlik teminatı.

Sayın Celâl Yardımcı, Adalet Bakanlığının, Türk Yargıcını hâlâ ayni kanunun

hükümleri dairesinde kendisine tâbi tutacak mıdır? Sualini soruyor.

Hep bildiğimiz gibi kaza cihazımızın yapısını Anayasa'da görüyoruz. Bu ya­pının temelleri şunlardır: Hakim müstakildir. Hakim azlonulamaz. Hakim Türk Milleti adına hükmeder. Anayasa'da mevcut hükümleri burada sırala­mağa bittabi mahal yoktur. Ancak şu kadarını söyliyebilirim ki, Türk Dev­letinin Anayasa'sı, hâkimin kararma hiçbir kudretin karşı koyamıyacağım ilân etmekle Türk Hâkimi önünde hak iddia eden herkesi en kutsî ve en do­kunulmaz teminata kavuşturmuştur.

Demokrasi ile idare olunan bir memlekette ise adalet elbette gerçek mâna-siyle bir adalet olacaktır.

Muhterem arkadaşlar,

Her millet için adalet, kendi muhitinin farikalarını ve vasıflarını taşıyan hak görünüşleridir. Türk millî muhiti bu bakımdan çok büyük değerde.bir ka­zanca sahip oldu. Modern demokrasiler karekterînde bir devlet rejimine va­ran yol tutuldu. Adaletin de bununla hem ahenk olacağını kabul etmekte asla tereddüt etmemelidir. Çünkü aziz arkadaşlar, beşeriyet için en büyük başarı muazzam halk kitlelerinin kendi kendilerini idareye muktedir bir hale gel­meleri olmuştur. Hürryetlerini idrak eden, devlet işleryle ilgili, taşıdığı ira­denin millî iradenin meydana gelmesinde müessir olduğu şuuruna sahip fert­ler kitlesinin millî yaşama âlemi içerisinde bu muhitin düzenine hayat şart­larına, telâkkilerine istikamet veren, yükselmesine hız katan adaletin gitgide mutlak adalete yaklaşacak değerde olduğundan şüphe edilmemelidir. Zamanımız ileri devletinde büyük başarılar ancak ve ancak halkın demok­rasi ruhunun verdiği çalışma gücünün ve müstakbel bir rahat dünya yarat­mak idealinin malı olabilir.

Bugün iktidarı ele alan Demokrat Partinin bu hakikatleri bir an gözönünden kaçırmadığma ve kaçırmıyacağma itimad edilmek lâzımdır. Demokrasi nihayet bir zihniyetin meselesidir. Bütün efal ve harekâtına halk idaresinin hakim olmasını kendisine düstur ittihaz eden hükümetiniz millî muhitte gerçek bir demokrasinin bütün icaplarını ve şartlarını yerine getir­meğe azmetmeği ve memleketi tam bir demokrasi hayatına kavuşturmayı ken­disi için gaye saydığı ve bunu programında dünyaya ilân ettiği bir anda de­mokratik adaletin nasıl sağlanabileceğini de tesbit etmiş ve bunu hakikate kavuşturacak esbaba tevessül etmiştir, (alkışlar)

Sayın Celâl Yardımcı arkadaşımız tereddüt buyurmasınlar. Türk hâkimlerini Türk Milleti adına verecekleri hükümde asla bir baskı ve tesirin altında bir rakmıyacak teminata mahzar olduklarını görmekte gecikmiyeceğiz. (alkışlar) Üçüncü sualin cevabı:

Aziz arkadaşımızın üçüncü suali: Tek hakimli yerlerde hâkimlerimizin ve hal­kın çektiği müskilâtm ve bunun doğurduğu kanuna uymıyan neticelerin ne zaman ortadan kaldırılacağı hususudur.

Taktir buyururlar ki, bugün adalet organlarını, faaliyetleri içerisinde sıkış­tıran, bunaltan ve bazan eksik bir şekilde işlemek zorunda bırakan şey, mah­kemeler kuruluşunun belli ve kesin esaslara dayanmayışıdır. Gerçi mahke­melerimizi asliye ve hususî mahkemeler olmak üzere bir sınıflamaya bağla­mak ve kuruluş düzenini bu noktadan hareket ederek çizmek imkânsız değil­dir. Bu yolda bir tasnife rağmen elde yeter derecede yarı kadrosunun bulun­maması yüzünden mevcut esaslardan uzaklaşmanın meydana getirdiği ha­kikî manzara büsbütün başkadır. Mahkemelerin kuruluşuna dokunan kanun­lar hükümelrinden uzaklaşmak suretiyle bazı savcı ve sorgu yargıcı bulun-durulamıyor ve bu yerdeki mahkemeler savcısız iş görmek zorunda kalıyor­lar. Bu halin mahkeme kürsüsünü işgal eden yargıç sayısının azlığından ve adaleti yurdun her tarafına yaymak ve daha doğrusu 1340 senesinde yürür­lüğe giren kanunun her mülkî teşkilât bulunan yerde bir mahkeme açılmak zorundan ve zaruretinden ileri geldiğine şüphe yoktur.

Bununla beraber şu hakikati da söylemek lâzımdır ki: Mahkeme, vatandaş için nasıl bir inanca ise savcı da aynı şekilde hem vatandaş ve hem de amme için bir teminattır. Bu bakımdan yargıç sayısını ihtiyaçlarımızı tatmin edecek ve amme hukukunu her türlü sarsıntıdan koruyacak bîr dereceye getirmek zarureti karşısındayız. Neticeyi, kadroları genişletmek suretiyle elde etmek mümkün olmakla beraber yeni bir teşkilât kanunu ile sağlamak ta kabildir. Adalet mekanizmasını yerine getiren mahkemelerimizin, bilindiği gibi açık ve rasyonel temellere dayanan bir organizasyonu yoktur. Yani mahkemelerimi­zin kuruluğu belli ve açık hükümlere bağlanmış bulunmamaktadır. Yeniden hazırlamakta olduğumuz Mahkemeler Teşkilâtı Kanununun kabul edilerek yürürlüğe girmesiyle birlikte adalet cihazımızın istikrara kavuşacağına şüphe edilemez.

Prensiplerini burada saymakla sizleri iz'aç etmek niyetinde olmadığım bu ku­ruluş kanunu, ayni zamanda mahkemelerimizde uygulanmakta bulunan usul kanunlarının da değişmesini gerektirecektir.

Nitekim gerek hukuk ve gerek ceza usulleri kanunlarında değişiklik yapıl­ması için gerekli projeler de hazırlanmaktadır. Usul kanunlarının katî ve son şekilleriyle Mahkemeler Kuruluşu Kanununun bir arada uygulamağa baş­lamaları çok isabetli olacaktır.

Arkadaşımın üzüntülerini giderecek çareleri yakın zamanda sağlıyacağmıızı ve kendi seçim bölgesinde müsahade ettikleri eksikliklerin de imkân ve fırsat elde edildikçe tamamlanacağını saygılarımla arzederim. (alkışlar) Diyarbakır Milletvekili Yusuf Azizoğlu ile Siirt Milletvekili Baki Erden'in yasak bölge sayılarak boşaltılan yerlerin eski halkının yurtlarına dönüp yer­leşmeleri hakkındaki sözlü sorusuna Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Şamet Ağaoğlu şu cevabı vermiştir:

Muhterem arkadaşlar,

Arkadaşımızın suali memleketimizin hakikaten canlı bir mevzuunu teşkil eder. Bugünkü ruznamede Siirt Milletvekili arkadaşımızın da ayni mevzuda bir suali daha vardır. Şimdi müsaade ederseniz hükümetinizin bu husustaki noktai nazarını arzetmeden evvel vaziyeti kısaca söyleyeyim.

iki türlü yasak mıntıka vardır. Birisi askerî olarak yasak mıntıka, diğeri de idarî olarak yasak mıntıka.

Askerî yasak bölgenin hangi sebeplerle ihdas edildiği malûmdur. İdarî olan yasak bölgenin hangi sebeplerle ihdas edilmiş olduğunu araştırdık. Sebep kısaca şundan ibarettir, o mıntıkalarda yeniden eşkıya tekevvün etme­mesi, oraların eşkiyaya melce olmaması, kısaca dahilî inzibat tetbirleridir. Bu yasak bölgeler, Samsun, Ağrı, Zilav, Tunceli'nden ibaretir. Bu mınıka-lamı mesahası 2970 kilometre karedir.

Arkadaşlar, takrir veren arkadaşımız çok haklıdırlar. İşaret ettikleri gibi ya­sak bölgenin ihdasına bu idari sebeplerle, yalnız bu sebeplerle lüzum görmüş­ler. Bir hükümetin, bir devletin kendi vatanının bağrında vatandaşlarının toprakları üzernde yalnız bu sebeplerle yasak bölgeler ihdas etmesini hükü­metiniz en hafif tabirle ayıp addetmektedir. ( bravo sesleri ve alkışlar ) ve bunun içindir ki kanunun kendisine verdiği salâhiyetlere dayanarak bu böl­gelerin kaldırılmasına karar vermiş bulunmaktadır (bravo sesleri ve alkışlar) bundan sonra da bu bölgeleri ihdas eden kanunun ilgasını da yüksek huzuru­nuza getirecektir. Arkadaşlar, (kâfi sesleri) Askerî yasak bölgeye gelince: Millî Savunma Bakanlığı bu mesele üzerinde ehemmiyetle ve ciddiyele durmaktadır. Onların da en asgarî hadde, zarurî hadde indirmek kararma varılmış bulunulmaktadır. Maruzatım bu kadardır arkadaşlar, (bravo sesleri, alkışlar) Burdur Milletvekili Fethi Çelikbaş'm Marshall Plânı gereğince Danimarka'­dan getirilmesi sağlanan çimento fabrikası malzemesi hakkında hükümetçe ne gibi tedbirler alındığına dar olan sözlü sorusuna cevap veren Ticaret ve Ekonomi Bakanı Zühtü Velibeşe, şunları bildirmiştir:

iktidara geldiğimiz anda elimize aldığımız en mühim meselelerden bîri de Sayın Fethi Çelikbaş'm sorusunu teşkil eden mevzudur. Vaktin darlığı yüzün­den çok acele hareket etmek, mühim bir hakkın ziyaa uğramasına meydan vermemek lâzımdı. Memnuniyetle haber verebilirim ki, bu mesele neticelen­miş, iki milyon doların çimento sanayii için şahsî teşebbüse mal edilmesi key­fiyeti size arzettiğim şu anda bîr emrivaki olmuştur. Binaenaleyh bir santim bile zayi edilmemiştir.

Esasen hükümetimiz her hangi bir formalite yüzünden işin gecikmemesi için bu vadide bütün ihtimalleri düşünerek tedbirlerini almış bulunuyordu. Hü­kümetimiz hususi teşebbüs ve sermayenin memleket ekonomisindeki mev­kiinin ne kadar ehemmiyetli olduğunu lâyıkİyle takdir ettiği için hususi te­şebbüsü her sahada teşvik etmek ona memleket çapında çok geniş bir alanda emniyetle çalışmak imkânlarını vermek kararındadır. Bu vadide Marshall Plânından da azamî istifadesini temin etmeyi kararma dahil olan bu imkân­lardan addetmektedir.

Sayın arkadaşımı bu maruzatımla tatmn etmiş olduğuma kaniim. Diyarbakır Milletvekili Mustafa Ekinci'nin Dokuzuncu Bölge yollar Müdür­lüğünün yol faaliyeti ile personel, akaryakıt ve nakil vasıtalarının durumları hakkındaki sözlü sorusuna Bayındırlık Bakanı Fahri Belen de şu cevabı ver­miştir:

Soru 1 — 9 uncu bölgenin tahsisatı nedir? ve hangi maddelerden verilmiştir: Cevap : Karyolları Umum Müdürlüğü 1950 bütçesinden 9'uncu bölgeye ay­rılan ödenek yekûnu 5.397.074 liradır. Bunun 2.015.064 lirası inşa ve sürekli onarmalara 126.000 lirası maaş ve ücretli memur aylıkları, büro masrafları, kira ve yolluklara tahsis edilmiştir.

3.250.000 lira Doğu kalkınması özel bölümünden verilmiştir. Soru 2 — 1949 senesinde ne kadar iş yapılmış ve ne kadar miktar para har­canmıştır?

Cevap : 1949 yılında yeni güzergâh açılmak suretiyle 120 kilometrelik yolda geçit sağlanmış, 336 kilometre mevcut yol islâh ve takviye olunmuş, 270 ki­lometre yol üzerinde vesaite zorluk veren kısımlar izale edilmiş ve 177 kilo­metre yol bakım altında bulundurulmuş, 4 büyük köprü esaslı surette tamir edilmiş, bir köprü yeniden inşa olunmuş ve Diyarbakır'da bir atelye tesis edilmiştir. Bütün bu işler için 4.963.885 lira harcanmıştır: Soru 3 — 1950 yılında personel ve akaryakıt tahsisatı nedir? Şimdiye kadar kaç kilometrelik ve kaç liralık yol yapılmıştır?

Piyasa haklı olarak tereddüt içindedir, binaenaleyh bu iki mevzuun mecliste müstaceliyetle kanunlaşması lâzım geliyor. Bendeniz yüksek heyeti­nizden iki şeyi rica ediyorum:

Bir tanesi bu iki mevzuun geçici bir komisyonda tetkik edilmesi, ikincisi de ivedilk ve öncelikle mecliste görüşülmesine karar verilmesidir. Maruzatım bu kadardır.

Bakanın izahatını müteakip, tasarının, Maliye, Bütçe, Ekonomi ve Ticaret ve Gümrük ve Tekel Komisyonlarından üçer üyenin katılmasile teşekkül edecek geçici bir komisyonda incelemesine karar verilmiştir.

Müteakiben, Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu'nun yapılmakta olan Mec­lis binası ile Atatürk Anıtının bulunduğu saha içindeki arazi hakkında Ba­yındırlık Bakanlığından gensoru açılmasına dair verdiği önerge oya sunul­muş ve kabul edilmemiştir.

Gensorunun kabul edilmemesinin sebebi şudur:

Gensoru hükümete karşı yapılır. Hükümetin mesuliyetini icabettiren husus­lara ait bir murakabe sistemidir. Bahis mevzuu hâdiseler ise, eski iktidar za­manında cereyan etmiş olduklarına göre, yeni hükümetin bunlardan mesul olamayacağı aşikârdır. Binaenaleyh hâdiselerin bir gensoru oluşu konusu yapılması da doğru değildir. Ancak, Bayamdırlık Bakanı meselenin tetkik edilmeke olduğunu söylemiştir. Bu tetkikat bittikten sonra neticelerine göre, karar verileceği tabiidir.

Daha sonra Tekirdağ Milletvekili Şevket Mocan'm, 1950 yılında Sümerbank Genel Müdürlüğünce C. H. P. sine yapılan bağış miktarı ile memurlara ve­rilen primin indirilmesi sebeplerine dair İşletmeler Bakanlığından sözlü- so­rusuna karşı, Bakan, Muhlis Ete şu açıklamada bulunmuştur:

Tekirdağ Milletvekili Sayın Şevket Mocan önergelerinde, 1950 seçimlerinden evvel Sümerbank Genel Müdürlüğünce C. H. P. sine büyük bir bağışta bu­lunduğunu, bu bağıştan Adana pamuklu müessesine 50 bin lira isabet ettiği­nin bu müesseseye gönderilen bir dekonttan anlaşıldığını bildirerek:

— Sümerbank'm diğer fabrikaları hissesine de isabet eden bağış olup ol­
madığının,

— Bu bağışın yekûnunun neden ibaret bulunduğunun,

— Bunun neye istinaden yapıldığının,

— Prim üzerinden maaş alan memurlara 1950 yılma kadar verilen binde
üçe indirilmiş olmasının bu bağışın temini için mi yapıldığının, değilse bu
memurların neden mağdur edildiğinin,

— Millet parası ile yapılan bu bağışın istirdat edilip edilmiyeceğinin,
İzahını istemektedirler.

Cevabını arzediyorum:

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri 5/1/1950 tarihinde Sümerbank Ge­nel Müdürlüğüne yazdığı bir mektupta, partilerinin yıllardanberi korumakta olduğu muhtaç durumdaki yurt çocuklarının tahsillerini başarabilmeleri için geçen yıl 50 bin lira yardımda bulunulduğunu bildirerek gerek bu iş ve gerek partileri kanaliyle gerçek ve tüzel kişilere yardım yapılması için Genel Mü­dürlüklerince de uygun görüldüğü taktirde geçen yıla nazaran daha geniş miktarda tensip edilecek bir yardımın İş Bankasındaki carî hesaplarına ya­tırılmasını talep eylemiştir.

Sümerbank Genel Müdürlüğü 20/1/1950 tarihinde keyfiyeti yönetim kuru­luna arzederek bankaya bağlı müesseselere tevzi edilmek üzere, yönetim ku­rulunca kabul olunmasını müteakip C. H. P. sinin İş Bankası'daki hesabına 50 bin lira yatırılmıştır.

Bundan ayrı olarak halkevlerinin açılış yıl dönümü münasebetiyle tertiplene­cek sergilerde Sümerbank'm da temsilini sağlamak maksadiyle banka yöne­tim kurulunca 30/1/1950 tarihinde 10 bin liralık ödeneğin tahsisi kabul olun­muş ve banka genel müdürlüğü bu parayı da ödemiştir. Böylece 1950 yılı için­de Sümerbank Genel Müdürlüğünce Cumhuriyet Halk Partisine 50 bin lirası bağış ve 10 bin lirası da halkevlerinin açılış yıl dönümünde teriplenecek ser­gilerde bankanın temsilini sağlamak üzere tahsis edilen Ödenek olmak üzere ceman 60 bin lira tediye edilmiş olup bu meblâğ bankaya bağlı müesseseler arasmda sermayeleriyle mütenasip olarak taksim edilmiş ve 24/2/1950 tarihli dekontlarla müesseselere devrolunmuştur.

Bu paraların istirdat edilip edilmiyeceği, işin prensibine taallûk eden bir key­fiyettir. Ortada geniş bir emsal durumu da mevcut olduğuna göre konunun münhasıran Sümerbank zaviyesinden bir karar mevzuu olarak ele alınmasının icabı hale uygun oîmiyacağı düşünülmektedir.

Yukarikİ yardımdan ayrı olarak 1950 yılı bidayetinde bu güne kadar Sümer­bank Genel Müdürlüğünce muhtelif partilerin tertiplediği toplantılara ait bi­letlerden bir miktar mubayaası ve Ankara Halkevİne yardım suretiyle ceman 2314 lira sarfedilmiş olup bu paranın hangi masraflarla ve nerelere ödendi­ğini gösteren müfredatı bir liste nezdimde ve arzu eden arkadaşlarımın tet­kikine amadedir.

Sümerbank camiasmdaki satış memurlarına aylıklarından ayrı olarak satış­lar üzerinden muayyen nisbette verilmekte bulunan prim nisbeti 1350 yılı­nın Mart ayında %5 ten %3'e indirilmiş ise de bu hususun banka genel mü­dürlüğünce Halk Partisine yapılan yardımla bir ilgisi bulunmamaktadır. 1950 yılı bidayetinde satışların 1949 yılına nazaran azalması memurların satış üze­rinden aldıkları primin ve dolayısiyle her ay ellerine geçen para miktarının azalması neticesini vermiş olduğundan kendilerinin satışla ilgili olmayan mak­tu ücretlerinin arttırılması cihetine gidilmiş ve buna mukabil prim nisbetî de binde 5 ten binde 3 e indirilmiştir. Bununla beraber gerek son fİat indir­meleri muvacehesinde ve gerek mevsim dolayısiyle satışlar artmakta oldu­ğundan satış memurlarını satışlar ve alıcılarla daha yakmen ilgilendirmek ve ellerine geçen parayı satışlarla ahenkli olarak arttırmak maksadiyle prim esasları üzerinde bakanın alâkalı müessesesince inceleme yapılmaktadır.

Maruzatım bundan ibarettir.

Soru sahibi, C. H. P.'sine verilen bu paranın bir bağış değil, birer haraç sa­yılması lâzımgeldiği fikrini ileri sürdü. İktisadî hürriyet ve Sosyal ni­zam Yazan: Faik Fenik

3 Haziran 1950 tarihli Zaferden:

Adnan Menderes kabinesi programıma esas vasıflarından biri de iktisadi ısla­hatı ilk safa almış olmasıdır. Hususi te­şebbüse geniş imkânlar sağlanması, ve yabancı sermayelerin Türkiye'de korku­suzca işliyebilmeleri, bu iktisadi ıslaha­tın esaslı unsurlarım teşkil edecektir.

Hepimiz biliyoruz: Demokrat Parti beş seneden beri hürriyet için mücadele et­mektedir. Fakat şunu hemen söyliyelim ki hürriyet sistemi i'çinde bilhassa ser­best çaihşma, serbest kazanma, rahat ve huzurla yaşaımaı hürriyeti en mühim yer alır. İktisaden darda bulunan, gündelik ekmeğini bile çıkaraımyan bir kimsenin yalnız söz. yaızı ve vicdan hürriyetle-iryle yaşayabileceğini ve httâ bunları tahakkuk ettireceğini sanmamalıdır. Ne aç adam, ne işsiz adam ve ne de başka­larına göre çok daha zor şartlarla haya­tını kazanmağa mecbur tutulan adam, bir hürriyetten bahsedemez. Böyle bir adam muhakkak, daha müreffehlerinin tesiri altındadır. Çünkü maalesef mide, düşünce hürriyetine her devirde hükmet­miştir!

İşte Adnan Menderes Hükümeti progra­mında, iktisadi ıslahatı, birinci plâna ala­rak, şimdi bütün hürriyetlerin hçp bir­likte tahakkuk ettirilmesi imkânların1 sağlamaktadır. Eu bakımdan Özlediğimiz demokrasi bütün vatandaşlar için sey­yanen tatbik edilecek ve vatandaş hak ve hürrîyetlei böylece daha geniş bir in­kişafa mazhar olacaktır. Hâdiseyi hep biliyoruz: Şimdiye kadar devlet işletmeleri karsısında hususi te­şebbüs erbabı daima eli ko'u bağlı kal­mıştır. Hangi sahaya ei atsanız, orada Deîveti, bütün heybeti ile size rakip görüyorsunuz! Bu rekabet, normal imkân­larla ve müsavi şartlarla da yapılamıyor. İnhisar dışında kalan Devlet işletmeleri dahi hususi teşebbüsten, daima üstün tu­tuluyor. Evvelâ ona yardım ediliyor, c-nun ihtiyaçları ucuza temin olunuyor. O işletmelerdeki yedek parçalar için döviz bulunuyor. Demiryollarında vagonları tercihli olarak, onalr alıyorlar, vapurlar­da mallarını sevketmek için rüçhan hak­kı onlara veriliyor. Hülâsa Devletçilik her türlü idari tedbirlerle ve hattâ ka­nunlarla hususi teşebbüse karşı himaye ediliyordu.

Bunun esaslı bir neticesi bir taraftan vatandaşlarda iş yapma kabiliyetinin dumura uğratılması, söndürülmesi, diğer taraftan da hususi sermayenin ya muat­tal kalması, veyahut ancak müstehlikin devlet tahvillerinde bir kaç kuruş faizle yaşama imkânını bulması idi. Herkes, Devletle rekabet olmaz! deyip çekiliyordu. Çünkü Devlet gazozculuğa kadar elini uzatmıştı! İşte bu düşünce, ayrıca memlekette ta­sarruf zihniyetini de öldürüyor, küçük tasarruf sahipleinî ürkütüyor, yalnız, her ne pahasına olursa olsun para biriktir-mcık hınsmdü olanlar dse, 'bunları çekme­celerinde saklamaktan zevk alıyorlardı! Bu sıfatlar dışında kalanlara gelince, onlar dr. sermaye olabilecek tasarrufla­rım hovardaca sarfediyorlar ve istihsale yarıyacak kıymetler böylece bir istihlâk mevzuu olmaktan ileri gidemiyordu. Bu yüzden şahsi teşebbüs, büyük ve mas­raflı Devlet işletmeleri yanında kısırla-şip kaldı; ufak tefek işlerden para kaza-nebilenler;n çoğ'u da birer hacı ağa ha­linde har vurup harman savurmakla va­kitlerini geçirdiler.

iş imkânlarının azalması, işsizleri fazla-laştırıyor, bir tarafta büyük para sarfe-denler. öbür tarafta meteliğe kurşun a-tan zümreler peyda oiuyordu. Bütün bunların içtimai hayat üzerinde,aile düzeni üzerinde büyük tesirleri ol­duğu muhakkaktır. Memlekette evlen­melerin azalması, sefahatin artması, fuhşun artması, veremin artması, esna­fın eli böğründe kalması hep bu düzen­sizlikten ve yeni iş sahaları açılmama­sından doğuyurdu. Çünkü emniyet yoktur; yarın sermaye­nin hangi ağır bir darbeye uğramıyaca-ğmı kimse kestiremez. İthalât ve ihracat politikasının ne şekil alacağı biniiemez. Daha evvelce de bir yazımızda belirtti­ğimiz gibi, Devlet işletmeleri eski devir­lerdeki başkadmefendi gibi gözdedir, Bü­tün şahsi teşebbüsler, sanki bu kadıne-fendinin büyük lüksünü, yorgun ve tem­bel hayatını idame ettirmeye yarayan odalıklardır. Bu yüzdem ni<oe dükkânlar muattal (kal­mış, teşebbüs kabiliyeti ölmüş, onun ye­rini israf, lüks almış, bürokrasi zihniyeti geniş bir saha kazanmıştır. işte Adnan Menderes, programında bu hastalık üzerinde teşhisini koymakta, in­hisarcı, bürokratik bir devlet tipinden bahsederken şüphesiz hep bunları kas-detmektedir.

Senelerce bu hatâ üzerinde İsrar edildi de ne oldu ? Bu yüzden bir çok genç­lerimiz istikballerini sadece memuriyet­te gördüler. Fakat bu kapı da kadrolar dolayısiyle yavaş yavaş kapanınca, mem­lekette bir işsiz «münevverler» «oku­muşlar» zümresi meydana gelmeğe baş­ladı. Bir çok üniversite mezunlarının bu­gün işsiz kalmalarının sebebini başka nasıl izah edebilirsiniz. Eğer hususi teşebbüse bir kıymet verile­cek ve ona yaşama imkânları sağlana­cak olursa, o zaman memlekette sade iktisadi değil, fakat aynı zamanda sos­yal bir inkılâp da başarılmış olacak ve neslimizin iş ve hayat telâkkisi bambaş­ka bir mahiyet alacaktır.

Unutmamak lâzımdır ki, siyasi demok­rasiliyi devaım ettiren, besleyen kuvvetle­rin başında iktisadi demokrasi gelir. Çünkü iktisaden bağımsız olan vatan­daşlar, fikirlerini daha açık söyliyecek-ler, 'memleket ım'eselelerind kimseden korkmadan, çakanım eden daha? jjyıi .müna­kaşa ödeoek'Ier, reylerini dsıha büyük bir huzurla ve emniyetle kıulianaibilecelerditr. İşte Adnan Menderes kabinesi progra­mında iktisadi hürriyetleri tahakkuk et­tirmeğe çalışarak yeni ve mühim bir in­kılâp başarmak vazifesini üzerine almış-bulunuyor. Bu, memleketimizin iktisadi, ve sosyal bünyesini takviye batanından çok ileri bir hamledir.

Celâl Bayar...

Yazan: Sedat Simav'ı

3 Haziran 1950 tarihli Hürriyet'ten.

Dünya matbuatının sesine kulak kabar­tıyoruz ve şimdiye kadar duymadığımız sesler işitiyoruz. Bizi şimdiye kadar as­kerî bir idare altında yaşamağa alışık görenler iktisatçı bir reisi başımıza ge­tirdiğimizden dolayı bizi tebrik ediyor­lar.

Hakkımızı senelerden beri yemiş olanlar, bizi bütün dünyaya, benliğine henüz sa­hip olmamış bir millet oarak tanımşılar-dı. Kendi saltanatlarını idame edebilmek ve sandalyelerini muhafaza etmek için bizlere neleri lâyık görmemişlerdi! Yok, henüz hürriyete lâyık değilmişiz, yok, demokrasiyi henüz hazmedecek seviyeye gelmemişiz, vesaire... Beyler, yirmi yedi sene bize efendi muamelesini bile lâyık görmediler ve dosta düşmana karşı ken­dilerini de, bizi de gülünç mevkie düşür­düler.

Şimdi, çok şükür Türk milleti, hem de­mokrasiye, hem de bu demokrasiyi bize lâyık gören bir şahsiyete kavuşmuş bu­lunuyor. Biz, Celâl Bayar'ı Cumhurreis-liğine lâyık görmekle yalnız kendimizi değil bütün dünyayı da siyasi olgunluğu­muza inandırmış olduk. Yeni Reisicum­hurumuz, kıymetli bir iktisatçı, Türk bankacılığını kuran bir bankacı, tedbirli ve ileriyi gören bir politikacı ve nihayet beynelmilel çapta bir siyaset adamıdır. Onu, Türk milleti, başına getirmekle, yalnız Avrupa ve Asya devletlerinin iti­madım kazanmadı, aynı zamanda dostu­muz Amerika'nın da bize karşı olan iti­madını çoğalttı. Celâl Bayar gibi bir Cumhurreisine ma­lik olduğumuzdan dolayı ne kadar ifti­har etsek yeridir. Onun devrinin aziz milltimiz için verimli, feyizli ve bereketli olacağına inanıyoruz. Muhakkak ki bir kaç sene sonra memleketimiz demok­rasinin nimetlerinden nasıl faydalanaca­ğım dünyaya İspat edecek ve şerefli ufuklara doğru yükselecektir. Celâl Bayar'm etrafımda toplamalım ve Cumhurreisliği sandalyesine oturur otur­maz dünya nimetlerinden ne kadar müs­tağni olduğunu bize ispat eden bu feda­kâr adamın, Türk Milletine lâyık bir reis olduğunuaklımızdan çıkarmıyahm.

Programdan sonra...

Yazan: Habib Edib Törehan

5 Haziran 1950 tarihli Yeni İstan­bul'dan:

Çok zaman evvel meşhur bir ecnebi ga­zetesinde İstanbul muhabirinin bir yazı­sını okumuştuk. Kendisi o vakit, memle­ketin her yerinde bahsedilen iktisadi bir hareketimizi ve kararımızı anlatıyor, bu­nun şimdi Türkiye'de adetâ ilk defa or­taya çıkan bir hâdise diye gösterilmesine hayretler ediyor, mazide de aynı işin za­man zaman ele alındığını ve sonra unu­tularak tamamen nisyan dalgaları içine gömüldüğünü bildiriyordu. Bu hâtıralardan bahset inekliğimizin se­bebi bugün üzerinde durduğumuz iktisa­dî reform için yeni keşifler yapmadığı­mızın, Hükümet programında bahsedilen şeylerden bir çoğunun eskiden de düşü­nülmüş, fakat bir türlü yapılamamış iş­ler olduğumu göstermelktir. Hükümet Reisi. Mecliste okuduğu programla bü­tün ihtiyaçların esas noktalarını tebarüz ettirdi ve itimat kazandı. Biz, çok te­menni ederiz ki, samimiyetle ortaya ko­nan ihtiyaçların temini ve bütün milletin devam edecek bir itimadının muhafazası kabil olabilsin. Çok ihtiyacımız olan memleket refahı ve memleketin iç ve dışında itimadın temini için buna büyük bir lüzum vardır.

Şimdi programda gösterilen noktalar için tatbikat sahasına geçilirken en mü­him cihet, bütün bu işleri ilmî bir tetkike tabi tutarak birer plâna rapteylemek ve bilhassa karar ve teşebbüslerin ne gibi neticeler verdiğini daima gözönünde tut­maktır.

Biz bu noktaya büyük bir ehemmiyet vermek mecburiyetindeyiz. Çünkü, mem­leketimizde her iş daima iyi başlamış, fakat zamanla tekemmül kanunları icabı terakki ve inkişaf eserleri göstereceği yerde tedenni emareleri izhar etmiştir. Bunun en büyük sebebini, tatbikma ge-çüen bir fikrin ciddi bir takip ve siste­matik bir kontroldan uzak olmasında buluyoruz. Bu sebepten, gidenin gelene iyi şey bırakmaması ve gelenin yeni şey­ler bulmaya çalışması, idare hayatımız­da bir istikrar yapmamış ve memlekete büyük zararları olmuştur.

Biz bu işlerin hepsinin ayrı ayrı büyük birer mevzua temas ettiğini ve bir çok engellerle karşılaşılacağını tahmin edi­yoruz. Fakat Türk milletinin iyi şeyleri benimsemek, yaratmak hususundaki gayretine, fedakârlığına da inanıyoruz. Bu sebepten Hükümetin, programında vâdettiği şeylerde muvaffak olması ihti­malini kuvvetli bulmaktayız. Bizi bu dü­şüncemizde durmağa sevkeden nokta, yeni Hükümetin kendinden evvelki za­mana ait acı misallerden ibret alması ve buna artık kendisinin yaklaşmak iste­memesidir.

Gerek iktisadi ve gerek imar ve irfan sahalarımızda, yapılmış olan şeylerin bel­ki de birer hüsnüniyetle ortaya konuldu­ğunu ve tatbiki yollarına gidildiğim ka­bul edebiliriz. Fakat bütün işlerde hakikî ihtisasa hiç ehemmiyet vermemiş ve bu suretle kaybedilen Zaıman ve servet bi­lançomuzu daima artırmış olmamızı da mazur görmek imkânı yoktur. Bu sebep­ten yeni Hükümetin uzun tetkiklerle va­kit kaybetmiyerek dış ve içerdeki hakikî ihtisaslardan derhal ve hiç bir şahsî dü­şünce iîe hareket etmiyerek istifadeye kalkması, onun her taraftan yardım görmesine vesiyle olacaktır. Zaten böyle bir yardım olmaksızın yapılacak hamle­lerde bir muvaffakiyet beklemek güç olur. Bu müddet zarfında, bazılarımızda . yerleşmiş bir itiyat ShıaiMınıe gelen, her şeyi bilerek veya bilmiyerek tenkit etmek zihniyetimizden de bir hayli uzaklaşmak lâzımdır. Şimdi bizim gayemiz, Hüküme­tin halk ve halkın Hükümet için olduğu kaidesini, gözönünde tutmak ve onun yolunu aydınlatmaktır. Yeni iktidarın bu meseleyi lâyık olduğu ehemmiyetle ve bütün cephe!eninden ele alacağına, emin bulunuyoruz.

Türk durumunun izahı...

10 Haziran 1950 tarihli Yeni Sa­bah'E an :

Yeni kabinenin Demokrat Başkanı Sa­yın Menderes, sürümü çok b;r trşgiliz gazetesinin Ankara muhabirine büyük tur demeçte bulunmuştur. Sanıyoruz ki Demokrat Hükümetin dış siyaseti hak­kında, yabancı bir ceridede intişar eden bu mütalâalar, birinciliği kazanmıştır. Başbakan, Türk -Hükümetinin daimî en­dişe ve düşüncesini safahatla açıkla­mıştır. Bundan anlıyoruz ki büyük kom­şumuz Rusya üe münasebetlerimiz, ka­binenin başta gelen -iştigal mevzuudur. Filhakika 1945 tarihinde Sovyetler, Tür­kiye dostluk paktını yenilemek niyetin­de olmadıklarını ifade eylemeleri ve bi­lâhare Boğazların müşterek müdafaası ile bazı toprak parçalarımız üzerinde hak iddia eden talepler ileri sürmele-riyle iki devlet münaseibetbetleri ağır ve gergin bir safhaya girdi. Hiç bir Türk Hükümetinin, her hangi bir ta­vizde bulunmak ve Rus dostluğunu ka­zanmak için, maddi veya manevi feda­kârlıklar yapmak niyetinde olamıyaca-ğınm Adanan Menderes tarafından ga­yet sarih ve kesin olarak ifade edilmiş olmasını, bütün Türk Milleti çok yerin­de bir hareket sayar. Esasen, ihaficî si­yaset hususunda Demokratların, selef­lerinden başka türlü bir düşünceye sa­hip olmadıkları ve olmalarına da İmkân bulunmadığı evvelce mükereren ilân edilmiş idi. Buna ve kabine programın­daki sarahate rağmen aynı hakikatle­rin tekrar!anmasında ancak fayda var­dır. Tüikiyeırr.z, beş yıldır kendisini, hiç ara vermiyen. bir baskı karşısında hissetmektedir. Bu baskı her an fiil! bir hale dönebilir. Fakat milletin azmine, ordunun kuvvetine, ittifak ve dostluk­larının samimiliğine güvenerek her tür­lü tazyike dayanmak kararını bu mem­leket değişmez bir şekilde vermiştir. Hattâ hiç bir müttefik ve dosta malik olmadığıgünlerdebileyanibeşsene

evvel, Rus istekLerine sert bir «hayır* ile mukabele etmiş idi Bu cevap o za-ma-nı tMİtîün hür dünyada lehimizde bü­yük bir sempati yaratmış ve bugünü hazırlamış idi.

Menderes, Atlantik Partinin Akdenize kadar uzatılması temennisini açıklamış­tır. Esasen eski kabinenin bu neticeyi sağhyamaması, bir dereceye kadir, ha­riciyemizin tenbslliğine ve kâfi derece­de azim ve karar gösteremem esine at-folunmuştur. Görülüyor ki yeni Hükü­met de bu Akdeniz paktı üzerinde dur­maktadır. Köprülünün de ayni istika­metteçalıştığı sözlerindenanlaşılıyor.

Böyle bir teminatı elde etmek bu ka­bineye müyesser olursa bu keyfiyet Menderes - Köprülü kombinezonunun lehine kaydolunacaktır. Yalnız Sayın Menderes'in beyanatmdaki bir nokta bilhassa dikkatimizi r:ektı. Menderes, Süveyş kanalı imntakasının Türkiye için ehemmiyetinden bahsederken bur inin müdafaası keyfiyetinin İngiliz ve Mı­sırlılar arasında hal ve teslbit edîltmesî mütalâasını, ileri sürmüştür. Bu deme­cin dost bir -memlekette uyandn akislerin neler olabileceği tahmin oluna­bilir. İİ!SirIıiari her türlü millet gibi is­tiklâllerine nok derinden »bağlıdırlar ve uzun yıllar mücadeleden sonra İngiliz­lerle hir anlaşmaya varmışlardır. Fakat Süveyş kanalı mmtakafiinda îngiliz as­kerî kuvvetlerinin bulunmasını İstilzam eden şimdiki vaziyet vatansever Mısırlı­ları, hiç de haksız sayılmiyacak bir şe­kilde, rahatsız etmektedir ve Süveyşfe İngiliz askerî Mısırlıların kalbine batı­rılmış bir diken sayılmaktadır. Hâlâ da Mısır ile İngiltere arasında, bu .mnta-ka hususunda konuşmalar cereyan eyle­mektedir.Bu nâzikgünlerdeikisi de dostumuz olan taraflardan birinin görü­şünü takviye vo diğerinin noktai naza­rım cerheder bir konuşma yapmanın isabet ve doğruluk derecesini tâyin pek zo: dur.

Türkiye, kendi istiklâlini ne kadar pa­halıya sağlandığını foildiği için diğer dost milletlerin istiklâl ateşine o derece hürmetkardır. Mısırlıların topraklarının birkarışıüzerindebileyabancıasker .bulundurmamak emelleri, bizce, pek kolay ve iyi anlaşılır. (Dış siyasette hiç bir dost devleti uzak­tan da olsa rencide etmemek Türk düs­turudur.

Yasan : Mümtaz Faile Fenik

11 Haziran 195 Otarihli Zafer'den:

Bir ikac gün. evvel, Ondu Yüksek Komu­ta Heyetinde bazı değişiklikler yapıl'dı. N-stc'k.'.m za'rnsşn zaman, eski hükümet­ler de orduda, sivilde bir çok değişiklik­ler yapmışlar, ve kimıse kenididerine en uf^k bir .tarizde bulunmamıştır; kâmse kıa:!lkip da bunu neden yapıyorsunuz? dememiş, ve hele ordudaki değişük'Iikle-ri dalıma her türlü politika mülâhaza'la-nir.'n üstünde tultantişitur.

îşin dikkate değer tarafı şudur ki, Adnan Menderes Hükümeti ordudaki bu eri, eski İktidar partisi tara-Sikarılam kanunlara uygun ola. r-.k yapmış ibuluomialkîfcadır. Buna rağ­men dünkü ulus, Hürriyet Gazetesinin verdiği bir haberdeki tefsiıre dayana­rak, «Kcmutsnlarımiza iftira etımiye-lim» diye yedi söStuna yaptığı m'anşet-ten sonra büyük SarleVhalairlıa «Ortaya atılan şayiaîair karşısında hükümetin durumuaçıklanmasını-» dsteme,kte'd:r.

Ulus'un iddiasına göre, «Bu derece esaslı bir değişîkliğ'm yapılması şüphe­siz bütün yurt iç-ir,'dft alâka uya»ndır-miştır. Hükümet itarafmdaıı !bu 'kadar esasllı değişikliğim sebebi ne olduğu da halk efkârm-a isalı ed-i'lmemiştir. Du­rum bu merkezde iken Hürriyet Gaze­tesi, ordumuzun yüksek (komutanları ürerine şüpfhe çekecak çi'nkiın bir ua-va-drs yayınlamıştır. Hürriyet Gazetesinin Aınkara mıi'hab'jri şöyle yasmıştır :

«Bu mühim değişikliğin ne gibi esasla­ra dayandığı hakkında türlü tefsir ve t alını imler e rastlanmaktadır. Bu a;rada inaniimıyaca'k kadıar !mân'asız olanlara tesadüf edilmektedir.» Rivayete göre Halk fPaırtisinin 'iktidarı kaybettiği 14 Mayıs Pazar günü alkşatmı, brj.g"ün kendd'lerine bir vazife veril-inemiiş olan ve durumları :meşıkûk ibulu-nan bazı iktunıultanlar, fcaniü'ye giderek hal ve haıtır istifsar etmişler, ve bâr emri olup olma'dığnn sormuşlardır. Or­du Yüsek Kamusta 'Heyetinde meydana gıelen değişiklikler, bu teşebbüsün bir mahsulüdür.

Muhabir, «Badece bir rivayet olarak, kayddttiğri bu haber yanında, yeni ik­tidarın her sahada yeni bir hamle ya/p-•maık arzusunun bu değişilküğe (başlıca sebep teakJI ettiğinin en kuvvetli Ifcah-üriıinler arasında bulunduğunu» ilâve efrnseStitâÖJr.

Faikaıt U3us Gazetesi, her nedense, bu cü'müeyl almaımış ve yalnız mıulıaibâr ta. rafımdan da" «ftn'amlmıyaoaık deoreeede -mânâsız görüllıen» bu tefsiri mânalandı-raraJk bir politika oyununa kaılkıp hü-kümet'tem duruımu 'açıklamasını istenıiş-tii1.

Ordu Yüıkske iKonıuıta hsyeitinde yapı­lan değişikliğiaı çirMa bir ■politi'ka'ya âlet ediılnıesi lıakilkaten çok korkunç bir şeydir. Bu mavi tsiyaset taılttiklerinin vatanseveırilik mcfhumiyle ne dereceye kadar ıtefl&f «dileıbileceğ'dni, sağduyu sa-hifbi vaıtandaaJjarm takdirine biraikarak, kendiilsrdne şunu hatırlatalım İki, ibizzat muhabir ftaır-afmdan da «inanilmiya'cak derecide mânâsız görülen» bir tefsire dOTiatmanafk, pofleımilk. açmağa kalkmak en hafiif tâbiri ile günıahtır, ve acıdır.

Eskiden yüksek komuta mevkiinde bu-iunup da değiştirilen .generaMeır de son­radan yerlerine gelenler kaîJEff vatan­sever, 'değerli vaıtan evratlarıdır. Biz. bu değerli sabık komutanların inönü'ye müracaat ederek böyle bir şey söyiiye-ceiklerinıi asla iıaıtıriinıadan geçir&meyiz, Daıima siyasetin dişınjda ka'lmıış bulunıan ordumıuzun seaıelerce başında bulunan­lar, zelkâlariyle, sağ duyuiariyle, ba^i-rctleriyîe, vatıanseverlikleriyle temayüz etmiş insanlardır. Her idarede olduğu gibi, fouraıâa da lüzuım görüldâikge Ka­man saman bazı değlşûfelikler yapılma­sı kadi3-r tabiî Ib&r şey olamaz. Gerek Ge. nöl Kurmay Başikıan'lığında, igerek Or­du fcoınmtaaılıiklarında şimdiye kadar kaç defa d'eğişiMâk yapılmış ve bunla­rın hiç birisi eski hükümetler tarafın­dan umumîefkâra zah edilmemiştir. O

halde buıgünkü değşfilkflıflk karşısında U-lus Gazetesi 'nasıl olur da hükümetıten bahusus «İnanılamryaeaık derecede mâ­nâsız olduğu kaydediılen» bir rivayethakkında -izahat vermesini talep edebi­lir?. Ve -bu işi gtüpîSjifc polifciika manev­raları içime sokabilir?...

Bizim kanaatiniz a göre. hükümet t>u manasız tefsir hakkında izahat verecek durumda 'da değildir. Rivayet, İnönü ille bazı komutanlar arasında cereyan eden Mr muhavere hakkındadır. Hükümet erkâna .bu muhaverede ihazir buluııma-ımıştır ki, doğrudur; veyahut yanlıştır; diyeMlsin! Ulus Gazetesi ibii'günkü İkti­dardan bu hususta bir açıklama talep edeceğine, C. H. P. Genel Başkanı înö-nünü'nden Tju rivayet üzerine durumu aydınlanmasını istese, çok daha yerimde bir hareket yapmış olurdu.

Biz şahs'Sn inönü ile bazı [kimseler ara­sında ne bu nevi mıuhaıvereler cereyan etmiş olduğuna, ne de yapılan konuşma­ların, jtnanı3imiyıaoa!k derecede ananasım tefsirlere yol açacak tarzda işaa edile­bileceğine kani değiliz.

Teıkraır edelim: Hiç kdım&enin vatanper­verliğinden, iz'anından şüphe etmeğe asla hakikimiz yoktur. Kaldı 'ki, tougüıı iş -başından ayrılan kıoımuitsaılarm da yüksek meziyetlerine ve 'bu .memlekete bağlıi'ıM'anna candan imanmış 'bulunu­yoruz..

Bu arada şuamı da (kaydedelim ki : Yeni İktidar İş başındadır. Bir çok icraat plânları vardır. Bitr yığın tasarruf ted­birleri almaktadır. Bu hususta yeni bir talkım kanunlar da çıkaracaktır. Her sahada programını tahakkuk etifcir^bile­cek kiımselerle 'bu 'işi başarıması kadar taJbiî bir şey olamaz.

image005.gifbitirirken orduya asla poli­tika mevzuu İçine sokmamanın daiım'a ıbu imemlekelt hayırına olacağını Uluıa muharrirlerine ve on!;axı sevk ve idare eden C. H, P. mekantomaısınıa ibir defa daha hatırfeltimialk islfceriz. Bunu .söyler-'ken, ımiMetıiaı 'arzusunla iteırcüman aldu-ğumıuzu 'da biliyoruz.

Yapıcı tetikiıd bu şefcilde bir polemik aç­mak değildir. Muhalefet vazifesini ve (mesunyetiıni idrâk etmelidir.

Yazan: I'ecmettin ,Sadak

12, Haziran 1930 tarihli Akşam'dan

Türkiye'deki seçimler dost memleketler­de hayranlık uyandırdı. Bütün Batı de­mokrasi milletleri memnun oldular. Bu hoşnutuluğun sebepleri, bizde duyulan sevinç sebeplerinin aynı değildir. Mem­leketimizde bir kısım halk kitlesi, uzun yıllar biktiği insanların iş başından uzaklaşmasına sevindi, bir çok ıstırap ve yoksunluklar mm kaynağı saydığı ik­tidarın yıkılmasından ve onun yerine - daha iyi işler görerek sıkıntılarını gi­dereceğini beklediği - munalif partinin Hükümete geçmesinden memnun oldu. Dost memleketlerde beliren hoşnutluk bu çeşitten değildir. Yabancı memleket­ler işlerimize karışmazlar. Onlar için C. H. Partisini beğenmek yahut Demokrat Partipi tercih etmek, birinin düşüp öte­kinin iş başına geçmesine sevinmek, ya­hut acınmak gibi düşünce ve duygu ba­his konusu değildir ve olamaz. Olsa bile, bu düşüncelerini asla açsklayamazîar, Çünkü milletlerarası münasebetler, bil­hassa dostluk münasebetleri böyle şey­lere engedir. Dostlar için şu veya bu parti yoktur, Türkiye ve Türk milleti vardır.

Dost milletlerin hayranlığına tek sebep, Batı zihniyetinde demokratik bir idare­nin Türkiye'de de yerleşmiş olduğunu görmektir. Bir kısım dünyanın otoriter rejimlere geçtiği bir devirde, bunların komşusu olan ve coğrafya bakımından daima tehlikeli durumda, bulunan Tür­kiye'de, iş başındaki idarenin yıkımı ba­hasına en hür seçimlerin yapılmış oJma-sıdır. Bu, bir ideal peşinde koşan Batı âlemi, bir partinin kaybetmesine, diğer bir partinin kazanmasına değil, bu pren-sipin, tehdit ve tehlikelerle çevrili, dost ve müttefik bir memlekette de tam tat­bik edilmesine elbette çok memnun ol­dular. Türkiye'yi takdir ettiler. Bu ara­da meselâ, yeni İktidarın liberal ekonomi siyaseti güdeceği teminatı, bir kısım A-merikan çevrelerini ayrıca memnun et­miştir.

Gelen ikti­dar, memlekette bu değişimi haklı gös­terecek bir istikrar yaratarak halkın itimadına lâyık olduğunu gösterecektir. Bu da ileriye bakmakla olur. Memlekette yapılacak işîer çoktor. Eski hükümetlerin yapmadıkları veya yapa-madiıkları işler vardır. Demokrat Parti hükümetleri bunları pekâlâ başarabilir. Bunun şartı, particilik değil, işle uğraş­maktır. Dört yıllık hararetli muhalefet görevinin verdiği alışkanlık olacak, yeni hükümet ricalimizin hâlâ muhalefete muhalefet etmeyi, muhalefeti tenkit et­meyi çok sevdikleri ve bu tatlı vazifeyi artık başkalarına devretmeye bir türlü razı olmadıkları seziliyor. Hep arkaya bakarsak önümüzü göremeyiz, yanlış a-dımlar atarız.

Fakat bu devir de çabuk geçecek, her.iki parti kendilerine düşen memleket vazife­sini ağırbaşlılıkla, hırçınlık göstermeden kimseye kötü niyetler yüklemeden ka­nun ve terbiye hududunu aşmadan yap­maya çalışacaktır.

Seçimlerde Türkiye'nin kazandığı şerefi devam ettirmek için eseri tamamlamak lâzımdır.

C. H. Partisi otuz yıldır hep hatalı işler görmüş, iyi hiçbir şey yapmamıştır... E-ğer istikbal için mutlaka zaruri ise şu hükmü bir defa kabul edelim de herkes rahat etsin ve şimdi artık iyi işîer yap­maya bakalım, hükümet geçmişteki ba­şarısızlıkla geçinmeye değil, gelecekteki muvaffakiyetleriyle övünmeye hazırlan­sın. Biz de alkışlara hazırlanalım.

Afim şumulü geniş olmalı...

Yazan:CiTıadBaban

17 Haziran 1950 tarihli Son Saaf-ten:

S inci Büyük Millet Meclisinin dağıl­mak üzere olduğu son günlerde, Halk Partisi iktidarı, karşımıza bir af tasa­rısı ile gelmiş, münakaşalarla, mah­kûmların ağzının suyunu akıttıktan son­ra, lokmayı geri çekerek onları hüsrana se-vketmişti.. Bu bedbaht tasarının, ma­cerasını bilmiyen kalmadı.. Halk Partisi

hükümeti seçimlerin arifesinde, böyle bir affı hangi mucip sebebe istinat etti­receğini bir türlü kestiremediği için or­taya makul bir sebep koymadı. Bundan dolayı da affın şümulü etrafında da müşterek bir karara varılamadı. Tasa­rının encümendeki ilk müzakeresi, te­lâşlı !bir zamana rast geldi. Affın meb­dei, ve şümulü müzakere mevzuu ol­du. Anlaşıldı ki, bu aftan pek mahdut kiırseler istifade edecektir. Halbuki her milletvekilin'in kafasında mahbesten kur­tarılması lâzımgelen birisinin hayali yaşıyordu. Ona göre herkes ortaya yeni yeni teklifler sürüyordu. Nihayet, tasan Meclise geldi, orada da önüne gelen bir önerge verince, Komisyon Başkanı Sajnn Hulki Karagülle feyrî bir kararla tasarıyı encümene geri istedi, ve işte o zaman Meclisin .içinde bir kıyamettir koptu. O âna kadar, efkârı umunıiyenin karşısına sevimsiz bir çevre ile çıkma­mak istiyeıı bir çok milletvekilleri, Mec­liste söz almamışlarken, koridorda di­namit fıçısı gibi patladılar. «Efendim böyle şey olmaz... Herif kadım vurmuş çocuğunu da duvara mıhlamış bunu af mı edeceğiz?» gibi, sözler söylediler, ve hor biri, birer suçun müstekreh tarafını ele alarak feryadı kopardılar. Binnetice proje geri alındı ve kanuniyet ikti­sapedemedi.

Demokrat hükümet iktidara geldikten sonra, p.ğza uzatılarak geri çekilen mev-veyi tekrar sahiplerine, uzatmanın çare­sini ara.dı. Şimdi yeni bir af tasarısı ile Meclisin (huzuruna gelmektedir. Demokrat hükümet, bu sefer selefi Halik Partisi hükümeti gibi, affa mesnet teş­kil edecek foir sebep bulmakta g-üçlülc çekmiyecektir. Bu memleketin tarihinde ilk defa olmak üzere Millî Hakimiyet esası üzerine bir devlet kurulmuş bulu­nuyor. 14 Mayıs hâdisesi, yeni bir umu­mi af için, başlı basma bir sebeptir. Demoıknaıt hükümet düşünebilir (ki : Yeni b:ır zühmlyeftl'e Ceza iKaammmdaıki ağır hükümleri tadil edecektir, bu itibarla eski cezalarla mahkûm olanlar varsa onlara yeni imkânlar hazırlamak, elbet doğruolur.

Memleketin veçhesi değişmiş memle­kette yeni bir fikir ve ruh inkılâbı ol­muştur. Bu fikir ve ruh inkıiâbımn ha­tırı için, hapishanelerde bulunansuçlu

vatandaşlara bu yeni devrede yeniden faal ve müstahsil unsurlar olmak imkâ­nını vermek doğrudur. Sonra Demokrat hükümet yine düşüne­bilir ki; hayat pahalılığı bu memlekette nispetsiz derecede artmıştır. Halbuki memur ımaaŞteın ıbu pahalılığa Kispetle çok gerilerde kalmıştır. On lira ihtilas ettiği için, beş sene hapise mahkûm et­tiğimiz insanlar mevcuttur. İhtüâs ve zimmet suçları arasında müsavatsızlık bir takım insanların gadre uğramasına imkân verdiği gibi, adalet duygulan­ımız; da rencide etmektedir.

Bunların hepsinden fazia olarak, dünya bir lıarb geçirmiştir, bu harbin memle­ket bünyelerinde açmış olduğu yaraları sarmama zanıam jgelmiştir. Hartbin tevlM eıttlğıi öyle siyasî cürümler vardır ki, bunların aslî faillerinden olan ecnebileri affetmiş ve Tüvk vatandaşı af f edilmemiştir.

Bu gibi muvazenesizlikleri de tasfiye etmenin elbet zamanıdır. Kaldı ki, af tasarısı, bir af tasarısı ol­maktan ziyade çok haklı olarak bir te­cil tasarısı olmuştur. Hükümet, mah­kûmları bir kayıt ile affa tabi tutacak­tır. Bir daha suç işlememek... eğer bun­lar tekrar suç işüyecek olurlarsa, eski cezalarını da beraber çekeceklerdir. Onun İçin biz, affın çok şamil olmasını temenni edenlerdeniz. «Vay efendim. Devletin parasını yedi» diye, az bir pa­ra ihtilas eden memura tekrar hayat hakkı verim em ek idoğru olmadığı gibi, yeni bir devrin eşiğinde, birer namuslu vatandaş olarak cemiyet arasına katıl­mak istiyenlerin de bu arzularına im­kân bahşedilmelidir. Bir af veya tecil esası kabul edildikter. sonra bunun geniş olması, gayet tabiidir, ve biz hükümet tasarısının bu zihni­yetten mülhem olmasını temenni edi­yoruz.

Ne istiyoruz...

Yazan : Nadir Nadi

17 Haziran 1950 tarihli Cumlıuri-yet'ten:

Yeni iktidar işbaşına geceli henüz bir ay olmadı. Bu kısa bir müddet içinde ondan ne bekJeyebilirdiük? Devlet mas

raf'arından milyonlar itaoaırrauf etmesini mi? IsltihsaİTimiaiîîi hiisseıdüil'ir derecede artmasını mı ? Rasyonel çalışma raetod-Ları (kurarak bir hamlede Batı endüstri memleketleri seviyesine bizi ulaştırma­sını mı? Şüphesin bunkınian hig bântiaâ bekleyemezdik. Bazı tenkillere şimdi­den hâltim olduğunu gördüğümüz ol-du-kça kötümser edaya rağmen hükünıet'teiı mucİ2e belkleyen bir kimse içi­mizde ydktur ve olımamalrdır. Millî ge­lirin nüfus basma düşme müktari en fakir Avrupa m'&meldketlınden de daha az olan Türkiye, çok şükür sağduyu ba-kımmdan göğüs kabartacak derecede zengindir. Halkımız neyi istediğini, na-sı;î istediğini iyi bliliyor. teteJklerJnıin ne zaman gerçekleş &b il ece ğiınl Itaihımin hu­susunda da onun aldanmıy 3 cağına "büz eminiz. Yüzyıllar boyunca çek ıstırab çekmiş, çok cefa gönmüş ollan "bu mil­let her şeyden önce realisttir; gerçeğin sınırlarını hesaplar, sabırla bekler, hattâ işbaşmd akil ere geniş zaman kre­dileri açar. Lüzırr_su.2 telâşlardan hoş­lanmaz, sinirli değildir. Büyük Atatürk­'ün vaktiyle dediği gibi Türk ımilleıtiaıe hizmet efcm-efc, hİZTaeıtierin en şereflisi ve >en zcvklisidir.

iSvet, yeni hükümetten ıbir şey bakie-m^k y<e <ii-.::'.v:r;it ;kitiıdarma dair bir îıLlî-;.nıe varnmk için vaikıiıt henüz erken­dir, j'akat önümüzdeki aylar ve yıllar 'boyunca biz bu iktidardan neler bekli­yoruz, neler b£kl£yob:liriz?

Bu sualin cevabını bir köylü vatandaş Oelâl Bayar'la yaptığı bir konuşma sı­rasında pek veciz bir buiinuş ve ifade etmiştir. 14 Mayıs seçimlerin­den ence karış karış yurdu dolaman Sa­yın Başkan, uğradığı bir köyde ihtiyar bir vatandaştan şu sözleri duymuştur:

— iSizin nasıl çalışacağınızı neler yapa­cağınızı bümiyoruız. Faıkat reyimizi paır-tiinıize vereceğiz. Beğenmezsek <3ört yıl sonra siai deği'şbhuriz. ıMalûmya, taze fidanı sökmek kolaydır.

Bu basdt sözlerin 'açığa vurduğu anilllî reahıte göz kaimaştıracaik derecede par­laktır. Değme yasarlarımızın, ünlü bü-gknieniımizin saatler harciyarak anîıa-tamıyacakları bir .gerçeği bir Türk köy­lüsü bir kaç cümle içinde bütün çıplak­lığıileönümüze serivermıâştir. Bu gerçeğin yenici ilkıbidar ıtianafianâam, iyice ra.nd!ğ;:n: ümid .ediyoruz. Hallkila kaymaşaraSt, doğrudan doğruya 'halkın reyi iıle işbaşına ıgelen Demokraitlaır, haılik arasında, !bu mânayı ifade eddb'iC.&celk pek çete sözler dimlemıişler'dir.

Damak ki ha'lk, her şeyden Önce, yuka­rıdan 'aşağıya doğru, tek. taraflı idare sisteminim, değişmesini istiyor. Yüzyıllar boyunca [bunun o 'kadar acısını çelkımı'ış. o derece ıhaya.1 kırıklığıma uğramıştır M, Ibiübün üanMlerinâ 'bağladığı. Demok­rat Partiye Ibi'Ie yüzde yüz güvegıemi-yor. Oma reyini verirken bile vaktiyle geç;ıîid:ğitecanübenıenî haltırhyarak :

—Acalba diıyor, bunlar da hükümeti ele alınca, .ötekiler igilbl zamanla bendem ıızalkılaşir, aynı lidare çemberinin içimde onilar da ayna 'kalıba girerler imi? Bu şüphenün altmıda şiınrdi.ye ka'daır sü­regelen iıçitirmai, dıkitisaıdi ve siyasi sant­iarımızın değişnrezliğlnden korkıam :ds-rân !bir felsefî ıgarüş aalküa'dur. Hialik, deiv-leti ıkendi iradesiyle kunmalk, «:.şte be­nim hüiküımdtıiım» demek, o■n^^inılıa İşbir-liği ya,pmalk iıstdjyor. Bunu. yapacak ol­gunluk seviyesine uilaiştığına inanıyor, fakat gıeıçmişte çeiktiğii ıztıraplann ^gayrlşaftısâ1» söbepleriıni 'haıtırlıya^ak «acaba» diyor. Nihayet taze fi4anm ko­lay sötoü'1'elbilimesl imlkâ-nil'armda iteseLH-sin1, buluyor.

Şu halde Demokrat Partiye düşen tarihi vazife, Türk cemiyetinde .aşağıdan yu­karıya doğru ibir idare sisteminin te-mölliarMi ısıtmak, o siıstemi yüdlimaiz bir müessese ölaıraik işler ihale götirmıefetir. Muhta,r ıkayımaikamın 'değil, ıköylürıün temsi!lci&i o>îıacalk:tır. Jandanmıa, JnÜfcJü-■metin ıdeğiî kanunim enırkLde çalışa­caktır. Mahkemelerden ımaliye tahsil şubelerime İkaidar hiamelt 'kaygısı ibaşta gelecektir.

Paraya bağlı ^masraflı işler olmakla be­raber bunları -başaırımafk ikoflıay sayıl­maz. Yüzyıllardan kalma, Ibelki töker teksir hepimiz 'de az çok tiızler ibıraSkmış tir köhne zühuiyetin yılkılması ba>his mevzuudur. O yolda yürürken âdi de­magoji oyumlarımdan ısalkımmaık, liınkılâp prensiplerindön hiç bir fedakârlığa ya-naşmamıak, irticaa yüz vermemek ge­rektir. Türtk ımilllettiade llerd filkirlere karşı doğuştan ıbir yakmlık vardır. îptipa 'bu mcimUıkotito ûamm, b:ır .tah,alkk>lbm si!â,hi .diye ıkullani'lmıştı-r. Hakla bena, ber ondam kuvvet alarak çalışacak bir idareyi bu ımüllet gözbebeği ıgiibi sevecek ona elinden .ge':en yandumı eeıiagıeımjîıye-cel-dtii1. DGürıokraıt F^itiden belkl'ediğiı-miz en ımıülhjnı hizmet, foöyîe bir idare­ye can verecek olan hulkukıi imkânları arayıp bulmaktır.

Yazan : öihad Baban

18 Haziran 1950 tarihli Son Saat ten:

Bazı milletvekili arkadaşların halkevleri hakkında bir kanun lâyihası teklif ede­rek: halkevlerinin Halk Partisinin elin­den alınarak, millete mal edilmesini is­tediklerini öğrenmiş bulunuyoruz.

filhakika, halkevleri, sabık iktidar par­tisinin iddia ettiği gibi, birer kültür mü­essesesi olmaktan ziyade, belli başlı va­ridat membaları idi; sabık iktidar, halk­evleri muvazaası İle, elini memleket ka­sasına sokmuş ve kendi parti ihtiyaçları için, vatandaşların verdikleri vergilere haksız yere tesahup etmiştir.

Halk Partisi iktidarı, bu işi çok haksız olarak yapmıştır. Çünkü, halkevleri, Ce­miyetler Kanununa göre kurulmuş birer dernek olmadıkları için, hükmî şahsiyeti de haiz değildirler. Bunlara para verile­mez. Halkevleri, Halk Partisinin kültür müesseseleri olduğu için, onlara verilen paraları doğrudan doğruya Halk Partisi almış ve kendi ihtiyaçlarına kullanmış­tır. Geçen bütçe müzakerelerinde, halk­evleri adına ayrılan 1.200.000 lira üzerin­de müzakere açılınca, bu paralarm doğ­rudan doğruya Halk Partisine verildiğini Maliye Bakanı İsmail Rüştü Aksal res­men açıklamış bulundu. Diğer taraftan da anlaşılıyor ki, bir milyon iki yüz bin lira Halk Partisinin İhtiyaçlarına yetme­miştir. Üstelik her vilâyet de kendi büt­çesinden, halkevlerine para ayırmitşır. Ezcümle İstanbul'da kültür faaliyetinin derecesi herkesin malûmu olan halkevine 234 bin lira verilmiştir. Nuri Yaraut bu mevzuda bilhassa büyük bir hassasiyetle durmuştur. Fakat bir üst'ün de komutanlık vasfım alabilmesi için, ilk sayılan iki vasfı, yani aile reis­liği ve mürebbilik vasıflarını nefsinde cemetmesi şarttır. İşte bu suretle hem askerlikte en mühim unsur olan disiplin ve itaatin tesisine bilhassa dikkat edilecek ve hem de muh­telif unsurlar arasında dostluk, sevgi, anlaşma ve yetiştirme bağlan da kuv­vetlenmiş olacaktır.

Biz şahsen yedek subaylığımızı yaptığı­mız sırada Gelibolu'da Kolordu Komuta­nı olarak bulunan Sayın Orgeneral Nuri Yamut'un bütün bu vasıfları bizzat ve tam bir şekilde haiz olduğunu yakinen gördük. O, ast'larına karşı daima bîr ba­ba gibi hareket eder, oniarın dertleriyle hem dertlenir, neş'eleriyle neş'elenir her­kesle ayrı ayrı çok yakından alâkalanıl1 ve astîariyle tam bir öğretmen gibi meş­gul olurdu. ;Fakat vazife .bahis mevzuu oidu .mu Nuri Yamut'u kararlarında sa­bit, ve emirlerinin tam tatbikini istiyen ve bu hususta asla müsamaha göstermi-yen bir komutan olarak karşımızda gö-rrüdük. tşte Orgeneral Nuri Yamut'un, bütün ordu mensupları arasında mükem­mel bir komutan ve asker olarak tanın­masının fakat aynı zamanda bir baba, bir öğretmen gibi sevilmesinin sebebi ondaki bu mümtaz karakterlerdir. Bun­dan dolayıdır ki, yedek subaylığımızda Sayın Nuri Yamut'un emrinde geçirdiği­miz vazife günlerini daima hayatımızın en tatlı anları olarak hatırlamaktayız. Sayın Nuri Yamut şahsi meziyetleriyle işte orada bütün subaylar arasında tesis ettiği sevgi, bağlılık ve karşılıklı alâka hislerini, şimdi bütün ordu mensuplarına bir direktif olarak vermektedir. Hiç şüphe etmiyoruz ki, bu tamim en kısa zamanda hayırlı tesirlerini gösterecek ve Türkün askerliğe karşı oîan sevgisi btı suretle çok daha kuvvetlenecek ve per-çinlenecektir.

Tammide kaydedildiği gibi, askerlikte de en mühim unsur insandır. Âlet, silâh ve malzeme sonra gelir. Çünkü bunları kul­lanacak olan da insandır. Sayın Nuri Yamut, askeri insan olarak en yüksek vasıfta ve karakterde görmek itsiyor. Ve bunun tam tahakkuku için, tesbit ettiği esasları ve prensipleri bize bildiriyor.

Biz, bu tamimle de, Genelkurmay Baş­kanımızın bizzat haiz olduğu aile reisiiği mürebbilik ve komutanlık vasıflarının yeni ve çok güzel bir tezahürünü görü­yoruz.'

Askerlikteki bu yen; inkılâp hamlesinin byüük ehemmiyetini burada takdirle işa­ret etmek vazifemizdir.

Komünizme karşı Hükümetin politikası...

Yazan: Hüseyin Cahit Yalçın

22 Haziran 1950 tarihli Ulustan:

Kmoünizmc karşı demokrat hükümetin takip edeceği politika Başbakanın prog­ramında en canlı, en kati parçayı teşkil ediyor. Diğer noktalar müphemiyet ve tereddüt içinde bir takım vaadlerden ve henüz bir esasa bağlanmamış projeler­den ibaret kaldıkları halde, memleket komünizme karşı Hükümetin fikrini ve yapacağı şeyleri açık açık öğrenmiştir. Bizim kanaatimizce, bu yalnız Demokrat Partinin politikası değil bütün vatanse­ver Türk partilerinin yani Türk milleti­nin müşterek politikası olacak ve Hükü­metin bu yoldaki adımlarında Türk ef­kârı umumiyesini tamamen kendi arka­sında bulacaktır.

Hükümet komünizm tehlikesi ve tahrik­leri karşısında yapmağı düşündüğü şeyi büyük bir sarahatle söylemiştir: «Mem­leketi içinden yıkıcı aşırı sol cereyanları kökünden temizlemek için icabeden ka­nuni tedbirleri» almayı bir vazife olarak ilân ediyor. Burada komünizm kelimesi doğrudan doğruya kuîlanılmıyarak, aşırı sol cere­yanlardan bahsediimişse de maksat hak­kında yanılmağa imkân yoktur. Başba­kan bu «aşırı soi cereyanlar» m Türk vatanında ne şekilde propaganda yap­makta olduğunu da açığa vurmaktan çekinmemiştir. Sözlerinden anladığımıza göre, komünizmin Türkiye'de iki yar­dımcısı: «irtica» ile «ırkçılık» gibi ayrıcı cereyanlardır. Bu sütunlarda defalarca izah ettiğimiz gibi Batı medeniyetin deki din ve ahlâk mefhum! arının en birinci düşmanı olan kızıl ihtilâlcilerin Türki­ye'de koyu bir müslüman mutaassıbı gibi halkı dini kurtarmak İçin bir mehdi ve halaskar rolü oynadıkları görülmek­tedir. Aynı zamanda, vatandaşlar ara­sında en zararlı bir ayrılık manivelası olarak ırkçılık dâvasını ele aldıkları ve bizleri birbirimize düşman bir duruma sokmak istedikleri de inkâr kabul etmez. Başbakan komünizmin bu çeşit çeşit kı­yafetlerine ve mücadele tarzlarına işaret etmekle tehlikenin vehameti hakkında hiçbir tereddüde düşmemekte olduğunu bize göstermiştir.

Komünizm ile mücadelede bilhassa bazı Batı mevr.'l eke ti erinin tehlikeyi ve reali­teyi, henüz anlıyamamış hürriyet nazari-yecileri nezdînde, en sık tesadüf ettiği­miz müthiş engel, fikir ve vicdan hür­riyeti telâkkisidir. Komünizm aleyhinde şiddetli tedbirler alınmak istediği zaman, bunların prensiplerimize temel teşkil e-den fikir hürriyeti ile telif kabul etme­diği söyleniyor ve komünistlerin de ka­naatlerini, imanlarını, sair vatandaşlar gibi, istedikleri tarzda müdafaa ve neş­retmekte serbest bırakılmaları lüzumu ileri sürülüyor.

Buradaki esaslı hatâ, komünistleri bir «vatandaş» alarak tanımaktır. Ceza Ka­nunları vatan aleyhine hıyanet edenleri, düşman ajanı olanları, casusları en ağır cezalara çarptırır. O zaman, bu safdil ve dar düşünceli hürriyet taraftarlarının hiçbiri ağzını açıp da şikâyet etmez. Halbuki bu memlekette «millî ve vatan­sever» bir komünist olamaz. Komünist demek, mahiyeti icabı, bir vatansızdır. Sadece bir vatansız olsa, bütün dünyayı vatan ve bütün insanları kardeş telâkki etse o zaman buna belki âlicenap bir hülya, yüksek bir düşünüş denîlebilsin.

Fakat bir komünist için vatan, yalnız «Kızıl Rusya» dır. Ve bütün insanlar kı­zıl Moskof şefierinin, daha doğrusu sa­dece bir Moskof diktatörünün emri al­tında yaşamağa mecburdurlar. Bir ko­münist, bulunduğu memlekette Moskova hesabına çalışan bir casustur,yani bir vatan hainidir. Bunlar için fikir hürri­yeti kabul etmek kendi çukurumuzu kendi elimizle kazmaktan başka bir mâ­na ifade etmez.

Demokrat Partinin bu hakikati anlamış görünmesini ciddî ve derin bir memnu­niyetle karşılarız. Başbakanın pek kes­kin bir surette söylediği gibi, «Bütün hürriyetleri kan ve ateşle yoketmekten başka bir şey düşünnıiyen bu ajanları adalet pençesine çarptırmak için ieabe-den» ölçü ve sesiar katiyetle tesbit edi­lecektir. Bu noktada efkârı umumiyeyi hakikaten tatmin edecek teminat, Baş­bakanın memleketimizdeki bir tehlikeye umumi surette işaret etmesidir. Matbu­at sahasındaki komünizm tahrik ve tah­ripleri, Başbakanın sözlerine gö-re, «Mi­zah veya siyasi tenkit kisvesi altında ayakta tutunmak istenilen ve hakikatte düpedüz aşırı son cereyanların eseri olan neşriyat Hükümetin pençesinden kendi­sini kurtararnıyacaktır. Bu sözler bir Halk Partisi başbakanıma yahut gazetecisinin ağzından çıksaydı, muhakkak ki Demokrat Parti muhitleri ve gazeteleri fikir ve matbuat hürriyeti­ne karşı Halkçıların bir suyikast hazır­ladıkları tarzında bir feryat koparırlar­dı. Fakat biz muhalefeti ve millî partiler arasındaki münakaşayı böyle demagojik vadilere düşürmekten çekineceğiz. Hü­kümetin maksadını açıkça anlıyoruz. Çizdiği hudutlar içinde kaldıkça, yâni yalnız komünizm aleyhindeki millî mü­dafaa gayesinden ayrılmadıkça, bu nok­tada kendisine müzaharet göstermeyi vazife bileceğiz.

Bu münasebetle şunu. hatırlatmak iste­riz ki komünizm ile mücadelede hangi yazıların ve hangi söz ve hareketlerin komünizm propagandası çerçevesine gi­receğini tâyin etmek basan gayet nazik, zor ve muşlâk bir mesele teşkil edeceği için, bu hususta bir hakem vs mürşit rolünü oynıyabilecek yüksek bir Millet MecUsi komisyonuna ihtiyaç vardır. Bu komisyon millî partileri temsil edecek bir surette teşkil edilmeli ve memlekette bütün komünistlik neşriyatı ve propa­gandası üzerinde yüksek bir murakabe rolü ifa etmelidir. Böyle bir heyet bu­lunmadıkça komünizm aleyhindeki ted­birlerin kanun hükümlerinin istediği ka­dar tesirli olmıyacagım bilmeliyiz. Zamanla bir avuç insanın sesi ıkısılır gibi oldu. Atatürk'ten sonra, içinde yaşadığı­mız dünya şartlarının da tesiriyle, şef rejimi bizim miTH rejimimizmiş gibi or­tada bir hava yaratıldı. Harp boyunca yurtta disiplinli bir idare sistemini ya­şatmak bakımından bunun bir faydası olduğunu söyliyenler varsa da, netice itibairyle, Halk Partisine başlangıçta hükmeden ileri ve şuurlu duyguların ya­vaş yavaş söndüğünü kabul etmek lâ­zımdır. Devletçilik, lâiklik, cumhuriyet­çilik, milliyetçilik gibi ana prensiplerin tamamiyle soysuzlaştığını, vatandaşa ait hak ve hürriyetlerin ayaklar altında çiğ­nendiğini gözlerimizle gördük, Şefe sor­madan adım atmak, onun izni olmaksı­zın en basit bir hareket yapmak adeta imkansızlaşmıştı. Halk Partisi tamamiy­le prensipsiz, fikirsiz, körükörüne şefe uyan acayip bir kalabalık haline gel­mişti. îkinci Cihan Harbi sona erdiği zaman, iş başındakiler bu halin böyle sürüp gi-demiyeceği zannma kapılarak ürktüier. Belki hakları da vardı. Yalnız dışardaki demokrasilerin zaferi iie karşı karşıya değildik; yurdumuzda da büyük bir memnuniyetsizlik vardı. Halk, keyfî ida­reden, lüzumlu lüzumsuz baskılardan, olur olmaz Devlet müdahalelerinden bık­mış usanmıştı. Sanfransisco konferansı vesiyle oldu; adım adım ilerlemeler ve gerilemelerle, türlü tereddütler arasında, fakat her zaman halkın iradesi önünde biraz daha boyun eğerek bugüne ulaştık. Son beş yıllık hayatımızın bilançosu C. H. P. hesabına devamlı mağlûbiyetler serisinden ibarettir. îşin kötüsü, Halk Partisi bu müddet içinde yalnız rakibine karşı değil, kendi kendine karşı da mağ­lûp olmuştur. Nasıl başlangıçta Atatürk inıkMâplaruu şımarık bir 'diktatörün gıe-lişi güzel yapıverdiği işler sananlar ço­ğunlukta idi ise, bu sefer de demokratik İktidarı halka mütemadiyen taviz ver­mekten ibaret sananlar çoğunluğu ele aldı. Altıokta sembolünü bulan preisip-lerden her biri kırpıldı, kırpıldı ve eridi gitti. Muhalefetin ağzında başarı kaza­nan bazı fikirleri derhal yürürlüğe koy­makla Halk Partisi Hükümetleri sevgi toplıyab ilecekler ini Bugün bu parti, artık kendi kendini ara­mak ve mutlaka bulmak vazifesi üe kar­şı karşıyadır. Mutlaka diyoruz, çünkü yurdumuzun selâmetini kuvvetli bir mu­rakabe sisteminde görenlerdeniz. Mura­kabe bulunmıyan bir memlekette, iş ba­şındakiler ne kadar iyi niyetli olsalar da, vatandaş hürriyetinin ve haysiyetinin görüşlü bir çok değerler barındıran Halk Partisi, siyasi hayatımızın istikbali bakı­mından her şeye rağmen güvenebileceği­miz başlıca bir topluluktur.

C. Halk Partisinin ikinci vazi­fesi...

Yazan: Necmeddin Sadak

28 Haziran 1950 tarihli Akşam'dan

Komünist partileri zaman zaman «te­mizlik» yaparlar. Komünistlik, ideale devamlı olarak korunabilmesi güçtür, imkânsızdır. Sinesinde olgun ve doğru bağlılıkta ancak yüzde yüze razıdır. Duygu ve düşüncelerde yüzde yarım in­hiraf alâmeti tasfiyeye uğramak için ye­ter. Komünistliğin ideali belli, yolu çizi­lidir. Bu yoldan bir adım sapmak suç sa­yılır.

Başka partilerde bu sertlik yoktur. Çün­kü aynı kanaatler çerçevesi içinde fikir hürriyetine, insanlık ahlâkına yer verilir. Hiçbir parti, komünistlikte olduğu gibi, mensuplarından, gözü bağlı hareket İs­temez.

Bunun içindir ki Batı demokrasilerinde partilerin, gene kendi prensipleri dâhi­linde, sağ ve sol kanadı olabiliyor. Fakat bizde olduğu gibi, srıf parti kurmak, hü­kümette kalmak veya hükümeti ele al­mak gayesiyle, hiç bir fikir ve kanaat ayrılığına bakmadan, her çeşit insanın bir araya toplandığı partilere raslamak güçtür. Her iki partimiz de böyle kurul­muştur. Demokrat Partinin kalabalığım yapan tek unsur «muhalefet» idi. Bunu doğuran ve kuvvetlendiren tek âmil de hoşnutsuzluk. Muhalefet veya hoşnut­suzluk diye bir umde, bir meslek yoktur. Bunlar topluluk sebepleri olabilir. Siyasi ^pa-rli Sağı olamaz.

1 Haziran 1950

— Paris:

Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü Paris'te çok samimî bir şekilde karşılanmıştır. Fuat Köprülü Paris'teki ikametinin ilk gününde Fransa Başbakanı Georges BadauLt'un kendisiyle görüşmek arzu­sunda olduğunu öğrenmiştir. Bu görüş­me üç çeyrek saatten fazla sürmüştür. Başbakanlıkla yakın alâkası bulur.an çevrelerde bu görüşmenin son derece bü­yük bir samimiyet içinde cereyan ettiği ve Fuat Köprülü ile Fransız Başbakanı arasında derhal bir itimat ve samimiye­tin teessüs ettiği belirtilmektedir. Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman Futa Köprülü'yü Cumartesi günü öğle­den sonra Dışişleri Bakanlığında kabul edecektir.

Diğer taraftan Dışişleri Bakanı Köprü-lü'nün Paris'te kaldığı müddet zarfında Fransa Cumhurbaşkanı Vincent Auriol'ü de ziyaret etmesinin muhtemel olduğu söylenmektedir. Bu suretle Fransa'nın en yüksek şahsiyetleri Türkiye'yi temsil eden Fuat Köprülü hakkında duydukları samimî hisleri belirtmek istemektedirler. Bundan başka Fuat Köprülü'yü Paris'te tanımış olduğu şahsi dostları da ziyaret ederek hasbihallerde bulunmaktadırlar.

Paris Üniversitesi iie Fransa'nın diğer şehir ve eyaletlerindeki bir çok üniver­sitelerde fahrî Doktor olan Fuat Köprülü Fransız Başşehrinde kaldığı uzun müd­det zarfında College de France ve Üni­versiteye mensup bir çok meşhur şahsi­yetle dostane münasebteler tesis etmiş­tir.

Köprülü günün büyük kısmını Büyük Elçilikte geçirerek Numan Menemenci-oğlu ve Elçilik erkâniyle Avrupa İktisadi İşbirliği Teşkilatındaki Türk Heyeti mensuplariyle görüşmelerde bulunmuş­tur.

Bu arada, yarın Avrupa iktisadi İşbirli­ği Teşkilâtı Konseyinin yapacağı toplan­tı ile Avrupa Konseyi Bakanlar Komi­tesi toplantısında ele alınacak meseleler de incelenmiştir.

Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü Paristen önümüzdeki Salı veya Çarşamba günü ayrılacaktır.

2 Haziran 1950

— Paris:

Fransa Ouımhurlbaşkanı VMoent Auriol bu sabah saat 12,15 te Blysee Sarayında Türkiye Dışişleri Bakam Fuat Köprülü­yü kabul etmiştir.

— Paris:

Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü dün Baş-ibalkaın Oeorges Bldauılt'yu ziyareti esma­sında kendisine Büyük Elçimiz Numan Menemencioğlu da refakat etmekte idi. Bu mülakat 'gayet dostane bir hava için­de geçmiştir.

—- Paris:

Türkiye Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü dün öğleden sonra Fransız Başbakanı Georges Bidault'yu ziyaret etmiştir. Bu ziyareti esnasında kendisine Türkiye'nin Paris Büyük Elçisi Numan Menemenci­oğlu refakat etmiştir. Kırkbeş dakika süren bu görüşme esnasında Türkiye iie Fransa'yı birleştiren dostluk bağları tak­viye edilmiştir. Fransız mahfillerinde «en samimî görüşme» olarak vasıflandı­rılan bu nezaket ziyaretinden sonra de­meçte bulunan Fuat Köprülü şöyle de­miştir :

Fransız Başbakanına yaptığım bu ziya­retin, iki memleket arasındaki iyi müna­sebetleri takviye uğrunda yapıian hare-kteler arasına katılabileceğinden dolayı çok memnunum.»

— Paris:

Türkiye Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü­nün Paris'i ziyareti müstesna bir mahi­yet almaktadır. Başbakan Eidault'dan sonra Fransa Cumhurbaşkanı Vincent Auriol, Türlüye Dışişleri Bakanı ile gö­rüşmek istemiş, Köprülü, saat tanı 11 de Elysee Sarayına gitmek üzere toplantı halinde bulunan İktisadi İşbirliği Avru­pa Teşkilâtı Konseyini terketmek mec­buriyetinde kalmıştır. Avrupa İktisadi İşbirliği Türk Heyeti Daimî Murahhası Tiney, muvakkaten Bakanın yerini ala­rak toplantı sonuna kadar Türk Heyeti­ne başkanlık etmiştir.

Köprülü refakatinde Türkiye'nin Fransa Büyükelçisi Nunıan Menemencioğlu ol­duğu halde saat tam 11,15 te Elysee Sa­rayında Fransa Cumhurbaşkanı tarafın­dan kabul edilmiştir. Köprülü ile Mene-mencioğîu'nu yalnız kabul eden Cumhur­başkanı kendileriyle mesai odasında ya­rım saatten fazla görüşmüştür.

Görüşme sonunda France Presse Ajansı muhabirinin sualine Menemencioğlu, şu cevabı vermiştir:

«Bakan Fransa Cumhurbaşkanına bir nezaket ziyareti yaptı. Başbakan bizi mutad nezaketi ve samimiyeti ile kabul etti ve ziyaretimiz müddetince Başba­kanın nezaket ve samimiyet havasının tesiri altında kaldık.»

— Paris:

Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü Avrupa İktisadi İşbirliği Teşkilâtına mensup 17 develt dışişleri veya maliye bakanlarının bugün sabah ve öğleden sonra Muette Şatosunda akdettikleri iki oturumda da hazır bulunmuştur.

Köprülünün sağında İsveç, solunda da Trieste Serbest Bölgesi temsilcileri otur­makta ve kendisine Dışişleri Bakanlığı ikinci daire Başkanı Fatin Zorlu ve Av­rupa İktisadi İşbirliği Teşkilâtı nezdin-deki Daimî Türk Heyeti Başkanı Tiney

ile bu heyete ve Büyük Elçiliğe mensup bazı memurlar refakat etmekte idiler. Köprülü yarınöğleden sonraFransız DışişleriBakanlığındayapılacak oian Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi top­lantısında hazır bulunacak vetoplantı­dan sonda Fransa Dışişleri Bakanı Ro-bert Schuman ile görüşecektir. Pazar günü resmî her hangi bir ziyaret veya toplantı yapılmıyacakür.

Fuat Köprülü Pazartesi sabahı Etoile Meydanındaki Fransız Meçhul Asker Âbidesine bir çelenk koyacak ve bundan sonra Büyük Elçi Numan Menenaencioğ-lunun Elçilik binasında kendi şerefine vereceği öğle yemeğinde hazır buluna­caktır.

Paris'ten Çarşamba günü hareket ede­cek olan Dışişleri Bakam Fuat Köprülü Brüksel'den uçakla Ankara'ya dönecek­tir.

5 Haziran 1950

-— Paris:

Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü, bu sabah mahallî saatle 11 de Meçhul Asker Anı­tına buket koymuş ve nıütaakiben Bü­yükelçi Numan Menemencioğlu'nun El­çilik binasmda şerefine verdiği Öğle ye­meğinde hazır bulunmuştur. Davteliler arasında ezcümle Fransa Dış­işleri Bakam Schuman, Millî Meclis ikin­ci Başkanı Le Troquer, eski Başbakan paul Reynaud, İngiltere'nin Paris Büyük Elçisi Oliver Harvey, Birleşik Amerika­nın Paris Büyük Elçisi David Bruce, Es­ki Bakan ve Millî Meclis Türk - Fransız Dostluk Grupu Başikanı Praz, Fransız Sosyalist Partisi Genel Sekreteri Guy Mollet, Dışişleri Bakanlığı eski Müste­şarı P. O. Lapie, Millî Meclis Dışişleri Komisyonu Başkanı Edouard Bonnefous, Paris Belediye Meclisi Eaşkanı Pierre De Gaulle, Seine Valisi Roger Verloom ve Paris Akademisi Rektörü Sarrail bulun­maktaydı.

Bunlardan başka Fransa Dışişleri Ba­kanlığı yüksek memurlarından birçoğu ve Fransa Büyük Elçilerinden Parodi ile Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Guy De La Tourelle de yemekte hazır bulun­muşlardır.

Hatip konferansında, bilhassa Türklerin dünyadaki durumlarının kıymeti üzerin­de durmuş ve «Yakın Doğuda muvazene­nin sağlanması İle barışın muhafazasın­da Türk - Fransız işbirliğinin mübrem zarureti» hususunda İsrar etmiştir. Reşit Saffet Atabinen sözlerine Lamar-tine'in şu cümlesiyle son vermiştir: «Rus istipdadına karşı Türkiye Avrupa hürriyetinin öncülüğünü ifa etmektedir» ve «bu söz bugün için de doğrudur» de­miştir.

Konferansta birçok şahsiyetler bulun­muş ve bu arada Fransa Büyük Elçile­rinden Hermitte, Amiral Lacaze Fransız Akademinden Claude Farrere, Papamn vekili Monsenyör Roncalli, Türkiye Bü­yük Elçisi Numan Menemencioğlu vg kor diplomatiğe mensup tanınmış şahsiyetler göze çarpmakta idi.

28 Haziran 1950

— Londra:

Bugünkü başyazısında Times gazetesi Türkiye'nin siyasi olgunluğunu ve dü­rüstlüğünü övmüştür.

Türk gazeteci grupunun Londra'yı ziya­reti dolayısiyle kaleme alınan, başyazıda Türkiye'dekinin hilâfına İngiltere'de de­mokratik sistemin yavaş yavaş ve za­manla inkişaf ettiği kaydedilmektedir.

Türkiye'nin demokratik inkişafını göz­den geçiren Times geçen ay yapılan se­çimlere temasla şunları yazmaktadır: «Cuımhur'iıyet Halik ParitiısİTLİn yaptığı seçimlerin dürüstlüğü ile memleketin artmış bulunan siyasi olgunluğu kati­yetle sabit olmuştur. Türkiye'nin bu mer­haleye erişmesinde her şeyden evvel Devlet adamlariyle basının büyük payı vardır. YıaJbamıcı ımüşaiMtlar seçlfcmferi takip eden günler içinde mağlûp Cumhu­riyet Kalk Partisinin demakratlara ikti­darı devir edişindeki intizama ve kolay­lığa hayran olmuşlardır.»

Times ayrıca «Zafer» ve «Ulus» gazete­lerinin iktidar partisinindeğişmesiyle biirfbir'leriniin yerine geçişte hâkim demokratik zihniy&tıi ıkaydıetım&Medİr.


Uzaktan Türkiye.

Yazan: Sedat Simavî

9 Haziran 1950 tarihli Hürriyetten

Gazetenin bazı noksanlarını tamamla­mak için iki ay kadar memleketten uzak kaldım. Bu yüzden seçimlerde buluna­madım. Bir yandan üzüldüm ve bir yan­dan da bizdeki demokrasi zaferinin Av­rupa'dan görünüşüne yakından şahit o-laö ildiğimden dolayı memnun oldum.

Evvelâ şunu söyliyeyim ki, Bizi Avrupa-da İliç mi tanışmıyorlar. Mahdut bir münevver tabaka müstesna, Türkler ve Türkiye hakkında hiç kimsenin bir fikri yoktur, içim kanayarak müşahade ettim ki, senelerden beri Avrupa'nın bir çok şehirlerine sefir olarak, konsolos olarak, sefaret memuru olarak bir çok beyleri, dolgun maaşlarla bizi oralarda temsil etmeleri için göndermişiz. Bu sayın bay­lar, kendilerinden başka kimseyi temsil etmemişler ve Türkiye'nin politikasını değil, ismini bile tanıtmak zahmetine katlanmamışlar.

İşte seçimlerimizin neticesinde 27 sene­lik bir iktidarın devrilmesini ve demok­rasinizin zaferini bu beylerin senelerden beri yarattıkları hava içerisinde teneffüs ettim. Yani kısacası, Avrupa'da yaşıyan İnsanlar Türkiye denen memleketin ge­çirmiş olduğu istihalenin farkına bile va­ramadılar.

Bu sözlerimi bazı sivri akıllılarımız belki tekzibe kalkacaklardır ve kendilerinin memleketi temsil hususunda vazifelerini yaptıklarım ileri süreceklerdir. Fakat ne yapayım ki, hakikat bu merkezdedir ve tekzibin kendimizi aldatmaktan başka mânası yoktur.

Bizim derdimiz büyüktür: Kendileriyle burun buruna, kucak kucağa yaşadığı­mız Avrupa bizi tanımıyor, çünkü ken­dimizi tanıtmak istememişiz!

Türkiye'de kan dökülmeden bir inkılâp oluyor. Türk milleti yirmi yedi seneden beri başında bulunan idarecileri kapı dı­şarı ediyor ve demokratik bir Hükümet kuruyor. Bu hâdiseyi lâkayıt memurları­mız sayesinde Avrupa'ya tanıtamıyoruz. Ne yazık!

Bir kaç yazı ile okuyucularıma Avrupa­lıların Türkiye'yi nasıl gördüklerini an­latmağa çalışacağım. Politik ihtirasla­rım olmadığı için bu anlatacaklarım bir fotoğraf objektifi kadar sadık olacaktır. Eğer bundan sonra olsun düşmüş oldu­ğumuz hatalardan kalkınmağa muvaf­fak olursak bizim içni geç te olsa, bir zafer sayılacaktır.

Uzaktan Türkiye...

Yaza,n: Sedat Sİmavî

10 Haziran 1950 tarihli Hürriyet­ten:

Seçimlerin neticesini Roma Radyosunun neşriyatından öğrendim. Anlıyabildiğim yarım buçuk İtalyanca ile Demokrat Partinin listesinin kazandığım ve Halk Partisinin seçimleri kaybettiğini anla­dım. Böyle bir âhdise italya'da.cereyan etseydi ve meselâ iktidar partisinin se­çimlerde kaybettiğini öğrenseydik, bir Akdeniz Devleti olmamız itibariyle erte­si gün gazetemizin belli başlı sütunlarını bu hâdise ile duldururduk. Ben de bu dü­şüne ile ertesi günü İtalyanca gazetelere sarıldım. Esefle söylüyorum ki, kısa ajans haberlerinden başka bir şeye tesa­düf edemedim. Siyasi makaleleriyle şöh­ret kazanmış bir kaç Avrupa gazetesi seçimlerimize yazılar tahsis ettiler ve başarımızı yarım yamalak tarif etmeğe kalkıştılar. Fakat bu neşriyat diyebili­rim ki, bizlerden başka kimsenin nazarı dikkatini celbetmedi.

Siyasi hayattan çekilen Cadogan'ın ye­rine G!adwin Jebb tâyin edilecektir.

25 Haziran 1950

—New-York:

Birleşmiş Milletler Teşkilâtı Güvenlik Konseyi Kore'de başlayan hai Mn ortaya çıkardığı meseleyi tetkik etmek üzere bugün Türkiye ayariyle saat 21 de top-İnacaktır. Bu toplantı Amerikan delege­sinin talebi üzerine yapılmaktadır. Ame­rikan Delegesi Birleşmiş Milletlere Gü­ney Kore'nin komünist Kuzey Kore tara­fından istilâsını «aşikâr bir tecavüz ha­reketi» olarak telâkki ettiğn bildirmiştir. Güvenlik Konseyindeki Amerikan Dele­gesi yardımcılarından Büyük Elçi Ernest Gross, Dışişleri Bakanı Dean Acheson'-dan saat 10 da telefonla aldığı talimat üzerine Birleşmiş Milletler Genel Sekre­teri Trygve Lie'ye telefon etmiştir. Rua-ya da dâhil olmak üzere bütün üyeler toplantıdan haberdar edilmişlerdir. Şim­dilik Sovyet Rusya'nın i m toplantıya ka­tılıp katılmıyacağını gösteren hiç bir be­lirti yoktur. Konseye Hindistan Delegesi Sir Benegal Rau başkanlık edecektir.

Amerikan Delegesi Gross bundan başka Birleşmiş Mîlletler teşkilatındaki Ame­rikan Heyetini de park Avenue'deki ge­nel merkezinde saat 17 de olağanüstü bir toplantıya davet etmiştir.

İnanılır kaynaklardan kaynaklardan öğ­renildiğine göre, Birleşik Amerika Kon­seye Kore'deki hâdisenin «Sovyetler ta­rafından desteklenmiş bir tecavüz» ola­rak takbihi yolunda şiddetli bir teklifte bulunacaktır. Söylenildiğine göre Birle­şik Amerika Kuzey Kore tarafından kul­lanılan uçakların bazılarının Rus malı olduğuna dair malûmat edinmiştir.

—Lake Success:

Kore'deki Birleşmiş Milletler Komisyonu Birleşmiş Milletler Teşkilâtı Genel Sek­reteri Trygve Lie'yi Güney Kore'nin ko­münist kuvvetleri tarafından istilâsının «tam bir harb halini» aldığım ve millet­lerarası barış ve güvenliğin idamesini tehlikeye düşürebileceğini haber vermiş­tir. Genel karargâhı Seul'de bulunan ko­misyon gönderdiği telgrafta Ruslar ta­rafından imal edilen Yak tipi dört avcı uçağının Pazar günü ir ahallî saatle 3.15 te SeuL civarındaki askerî ve sivil hava alanlarım makineli tüfek ateşine tuttuğu uçakları tahrip ettiği, benzin depolarım ateşe verdiği ve cip otomobillerine taar­ruz ettiği bildirilmektedir. Seul yakının­daki Yongciungpo demiryolu istasyonu da uçakların hücumuna uğramıştır. Aynı telgrafta Kuzey Kore radyosunun Güney Kore kuvvetlerini geceleyin hududu geç­mekle itham ettiği bildirilmektedir. Ko­misyon, Kore Cumüıuribaşkanı Sygiıman Rhee ve diğer Koreli liderlerin Bir­leşmiş Milletler mensuplariyle yaptıkları görüşmede bu ithamları «tamanıiyle a-sılsız» olarak vasıflandırdıklarını ilâve etmektedirler. Diğer taraftan Komisyon Kuzey Kore Hükümetinin resmen harp ilân ettiğini teyit edemiyeceğini bildir­mektedir.

—Seoul:

Kore'deki Birlemşiş Milletler Komisyonu bu akşam resmî bir beyanname neşrede­rek muhasemata son verilmesini istemiş­tir.

Komisyondaki Çinli üye bu akşam Gü-n&y Kore'ye hitaben bu talebi tekrarlı-yacakür.

—Lake Success:

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bu­gün, Rusya'nın iştiraki olmaksızın, Gü­ney Kore'nin Sovyetler tarafından des­teklenen Kuzey Kore kuvvetleri tarafın­dan istilâsı meselesini tetkik etmek üze­re toplanmıştır.

—Lake Success:

Güvenlik Konseyi Güney Kore'nin teca­vüze uğraması üzerine Birleşik Ameri­ka'nın yaptığı şikâyeti incelemek üzere mahallî saatle 14,35 te fevkalâde oturu­munu açmıştır. Konseydeki Sovyet De­legesinin yeri boş bulunmaktaydı. Kon­seye Hint Delegesi başkanlık etmekte ve Güney Kore temsilcisi John Tchang otu­rumda müşahit sifatiyle hazır bulun­maktaydı.

Oturum açılınca Birleşmiş Milletler Ge­nel Sekreteri Trygve Lie Kore meselesi­nin bir tarihçesini yaparak Birleşmiş Milletler KoreKomisyonuLake Suc-


cess'e gönderdiği raporda. Kuzey Kore-ııin Güneye karşı girişmiş olduğu teca­vüz hareketinin hiç şüpheye mahal ver-miyecek şekilde anlaşılmış olduğunu bil­dirdiğini söylemiştir.

Amerikan Delegesi Ernest Gross söz a-larak "Kuzey Kore'nin Güneye karşı gi­rişmiş olduğu taarruzun bir tecavüz ve -barış durumunun ihlâii olduğunu söyle­miş ve bu tecavüzün umumi barış ve gü­venliği tehlikeye koyduğunu ilâve et­miştir.

Amerikan Delegesi bundan sonra bir ka­rar sureti vermiştir. Bu kararda Kuzey Kore'nin muhasemata derhal son vere­rek kuvvetlerim 38 inci arz dairesinin ötesine çekmesi istenmektedir. Aynı ka­rar suretinde Birleşmiş -Milletler Kora Komisyonundan da bu geri çekilme hâ­disesine nezaret etmesi talep edilmekte­dir. Karar suretinde son olrak Birleşmiş Milletl-sre dâhil bütün üyelerden bu ka­rar suretindeki hükümlerin tatbik mev­kiine konmasında yardım etmeleri ve Kuzey Kore'ye yardımda bulunmaktan kaçınmaları istenmektedir, ingiltere Delegesi Sir Terence Shone A-merikan teklifini destekiiyerek tadilen Birleşmiş Milletler Kore Komisyonunu vaziyet hakkında derhal tavsiyelerde bu­lunmasını istemiştir. Bu suretle İngiltere elde mevcut delillere nazaran hareket edilerek Konseyin daha ileri gitmiyece-ğinden emin olmak istemektedir. Kore Cumhuriyeti temsilcisi John Chang kürsüye gelerek memleketinin Pazar sa­bahı saat 4 te uğradığı taarruzu hatır­latmış ve Güney Kore'nin tecavüze so­nuna kadar karşı koymağa ve komünist­ler tarafından desteklenen Kuzey Kore-nîn tahakküm emellerini önlemeğe az­metmiş olduğunu bildirmiş ve Amerikan karar suretini destekiiyerek bu takririn desteklenmesi yolunda Birleşmiş Mîllet­lere itimadı olduğunu belirtmiştir.

Mütaakiben Milliyetçi Çin Delegesi Tsi-ang söz alarak memleketinin Birleşik Amerika karar suretini kayıtsız şartsız desteklediğini bildirmiş ve sözlerine son verirken Güvenlik Konseyi Başkanı Hint Delegesi Sir Benegal Rau'dan bu vazi­yette derhal harekete geçmek için Gü­venlik Konseyinin elinde bulunan imkânlardan vakit geçirmeden istifade etme­sini istemiştir.

Fransız Delegesi Jean Chauvel İse İngi­liz ve Amerikan delegelerinin sözlerine iştirak ettiğini ve Amerikan karar sure­tine, bazı ilâveler yapılması ihtirazı kay-diyle iştirak ettiğini bildirmiştir. Fransız Delegesi sözlerine devamla Kore meselesinde Konseyin hiç vakit geçirme­den harekete geçmesi icap ettiği kana­atinde olduğu belirtilmiştir. Bundan sonra söz alan Küba Delegesi de halen Kore'de mevcut vaziyete uygun Amerikan karar suretini destekliyeceği-ni bildirmiştir.

Equator Delegesi de Amerikan karar sureti lehinde oy vereceğini bildirmiştr. Son olarak söz alan Mısır temslcisi pren­sip itibariyle Amerikan teklifi lehinde bulunduğunu söylemiş fakat delegelerin Amerikan karar suretinde bazı tadilât yapılması hususunda kendi aralarında mutabık kalabilmelerini temin etmek amaciyle Konseyin oturumuna bir kaç dakika ara vermesini istemiştir. Bunun üzerine Güvenlik Konseyi toplan­tısını da mahallî saatle 17 ye kadar talik etmiştir. Bu arada bazı delegelerin Ame­rikan karar sureti üzerinde yapılmasını istedikleri tadilât görüşülecektir.

— Lake Success:

Güvenlik Konseyi Salı Günü tekrar top­lanarak Kore'deki Birleşmiş Milletler Teşkilâtı Komisyonunun istilâ hakkın­daki raporunu tetkike karar vermiştir. Konsey Yugoslavya tarafından ileri sü­rülen bir mukabil teklifi reddetmiştir. Bu teklifte Kuzey Kore'nin takbih edil-miyerek dâvasını konseye izah etmek üzere bir temsilci göndermiye davet o-lunması istenmekteydi. Yugoslav teklifi bir muhalif ve üç müstenkife karşı altı oyla reddedilmiştir.

26 Haziran 1950

— Lake Success:

Güvenlik Konseyi Birleşik Amerika'nın karar suretini kabul etmeden Yugoslav

'Delegesini dMemiştir. Yugoslav Delege­si, Güvenlik Konseyi hâdiseler hafkkm-da bir hüküm vermeden Kuzey Kore temsileiainnjn dinlenilmesini istemiştir.

Fevzi Bey, Kahire ile konuşmağa muvaf­fak olmuştur. Halbuki Hint murahhası talimat almaya çalışırken Hindistan'ın merkezi İle olan irtibatı kesilmştr. Mısır Delegesi dün gece evvelce yayın­lanmış olan karar hakkında Kahire ta­rafından alman kararları Konseye bil­dirmemiştir.

29 Haziran 1950

—- Londra:

Kore hakkında Güvenlik Konseyinin al-

dığı karar üzerine Sovyet Rusya'nın protestoda bulunmasına temas eden si­yasi yazarların işaret ettiklerine göre, bir mesele hakkında oy verilirken daimi üye devletlerden birinin Güvenlik Kon­seyinde bulunmaması, konseyde cari te­amüle nazaran, îbu kararı .muallel kıla­cak mahiyette değildir, Eu kaide Güven­lik Konseyinde geç-en sene Konsey Baş­kanı tarafından vazedilmiş ve Sovyet Delegesi tarafından da tasdik edilmiş bulunmaktadır.



25 Haziran .1950

—Seouî:

Komünist Kuzey Kore kuvvetleri dün Güney Kore Cumhuriyetine muhtelif ta­arruzlarda bulunmuşlardır. Kuzey Pi-yongyang Radyosu bu sabah harbin res­men ilân edildiğini bildirmiştir.

Moskova tarafından desteklenen Kuzey Kore kuvvetleri topçu ateşinden sonra taarruza geçmişlerdir.

Gelen haberler Kuzey Kore kuvvetlerinin Set Lil'un kırk mil Kuzey Batısındaki Ka-esong kasabasını işgal ettiklerini bildir­mektedir. Kason'da Güney Kore ordusu­nun birinci tümeni karargâhı bulunmak­tadır. Gelen haberler hudut bölgesinde evvelce de Rus nüfuzu altındaki Kuzey Kore kuvvetleriyle Güney Kore kuvvet­leri arasında sık sık çete çarpışmaları olm^kia beraber hiçbirinin şimdiki ka­dar büyük ölçüde olmadığını bildirmek­tedirler.

Büyük ölçüde bir hareketin icap ettire­ceği şekilde kıtaların faaliyeti ve tahşi-datı hakkında hiçbir haber gelmemiştir.

—Washington:

Kore Büyük Elçisi John Myum Chang, Dean P.usk ile görüştükten sonra gaze­tecilere şu demeci vermiştir:

Aldığım haberleri kendisine vermekle iktifa ettim, o da bana aldığı haberleri verdi. Büyükelçilikle Dışişleri Bakanlığı Kore meselesiyle ilgili bütün hâdiseleri bir araya toplamak istemektedir. De­mokrasi adına Birleşik Amerika'nın bizi yüzüstü bırakacağına inanmıyorum. Bu

hücum katî mahiyette fiilî tecavüzü teş­kil etmektedir.

—Seoul:

Seoul'deki Amerikan askerî memurları­na bulundukları yerlerde talimat veril­diği Öğrenilmiştir. Güney Kore'deki A-merikan askerî heyeti ceman 500 subay ve erden ibarettir.

—Seoul:

Seoul'ûen gelen haberler Andong'un 20 mil Kuzey Batısında dağlık bölgede bir çeteci taburun görüldüğünü bildirmekte­dir.

Andon, Seoul'un 110 mil Güney Doğusun­da bulunmaktadır.

Komünistler Doğu sahilinde Pusan'm 40 mil Kuzeyinde ve küçük Kuryonugpo li­manına çıktıklaıım bildirmekteclir. Teyit edilmiyen bir haber, hafif kuvvet­lerin Keasonig"'un D-ogusunda Mijtn neh­rini geçtiklerini t ildirmektedir. Dulies'un hudut bölgesinde yaptığı son seyahatinde gittiği yerin bir mil kadar Güneyindeki Tongdu-chon'da iki tankın imha edildiği bildirilmektedir. Kuzey Kore hava kuvvetlerine mensup uçaklar Kimpo hava alanına hücum ede­rek petrol stoklarını ateşe vermişlerdir. Kore'de yegâne milletlerarası hava alanı olan bu a.ian Amerika Bourne ve Ortak­ları Şirketi tarafından idare edilmek­tedir.

Pchung'da uçaklar kara harekâtını des­teklemektedir.

AmerikaBüyükelçisiJohn J. Muccio, Kore'deki 2000Amerikalıya taarruzu radyo ile bildirmiştir. Büyükelçi şunlaı ı söylemiştir: Bu sabah saat 4 te Kuzey Kore ordusu, Kore Cumhuriyetisavunmanatlarma karşı 38 inci arz dairesi boyunca bir çok noktalarda tahrik olmadan taarruza, baş­lamıştır. Kuaey Kore kuvvetlerinin hücumuna a-çık kalmıştır. Seoul civarına yayılmış olan komünist kuvvetlerin nisbeten za­yıf olduğu ve gecenin ilk saatlerinde ve ortalarında harbin yavaşladığı bildiril­mektedir. Komünist cephesinin takviye beklediği sanıimaktadr. Buradaki 5 etkili Amerikan çevrelerine göre, istilâ kuvvetleri başşehre istedik­leri anda girebilecek durumdadırlar. Ku­zey Korelilerin Seoul'e Sah günü öğle­den sonra girmeleri beklenmektedir.

Seoul'im yakınır flaki Kimpo hava alanı komünistler tarafından sarılmış ve şeh­rin tahliyesi güçleşmiş bulunmaktadır.

27 Haziran 1950

— Seoul:

BarleşmişMilletlerKomisyonuGüney Kore Dışişleri Bakanı ve Amerikan Bü­yükElçisiiMuccio,'Seul'dengüneyde Pusan Limanına hareketetmişlerdir. Şehir, iki gündenberi su ve elektrikten mahrumdur. Pirincin fiyatı birden yük­selmiş ve ortadan kalkmıştır. Seul'de sıkıyönetim ilâmbeklenmek­tedir.

— Tokyo:

SeuT-den alman son haberlere göre, Gü­neylilerin karşı taarruzu şimdi Seui'ün kuzeyinde durdurulmuştur. Pazar sabahından beri el değiştirmiş o-lan Seul'un 20 Mk>metre Doğusundaki Nijcugbu şehri, Kuzeyliler tarafından yeniden alınmıştır.

Her saat başında Güney Kore kuvvetle­rine hitap eden Seul radyosu, yarın sa­baha kadar dayanmalarını, General Mac Arthur'un askerî yardımda bulunacağını bildirmektedir .

28 Haziran 1950

— Fukuoka -Japonya: Truman'm Güney Kore kuvvetlerinin hi­maye edilmesi yolunda verdiği emir üze­rine faaliyete geçen Amerikan av uçak­larının faaliyetine hava şartlar; mâni ol­muşsa da hava kuvvetleri muhtelif ke­şif uçuşlarının yapıldığını bildirmiştir. Uçaklar tam teçhizatlı bir durumdadır­lar. Genel karargâhın,Güney Koreliler

tarafından istenen bombardıman birlik­leri için emir beklemektedir.

—Seoul:

Şeol Radyosu, öğleden sonra mahallî saat 2 den itibaren yayınlarına yeniden başlamıştır. Mamafih metinler fena alın­makta idi. Birçok defalar «Yaşasın Ku­zey Kore.> cümlesinin tekrar edildiği işi-tümiştir. Bu radyo istasyonunun ve bel­ki de şehrin Kuzey Koreliler elinde ol­duğunu göstermektedir.

—Tokyo:

General Mac Arthur'un bu sabah bildir­diğine göre Seul'de durum seyyaldir ve son 24 saat içinde her iki tarafın hare­kâtı kaydedilmiştir.

Şehrin sakin olduğu, durumda fazla de- . ğişiklik olmadığı ve KuzeyKorelilerin zırhlıtahşidatinmSeul'un birkaçkilo­metre Kuzeyinde 30 ıkadar birliğe yük­seldiği tebliğde ilâve olunmaktadır.

—Tokyo:

Seul Radyosu saat 13,30 da Seui'ün aün- . dığım biîdirnüştir.

Şehirde bulunan Kuzey Koreliler tara­fından yapıldığı anlaşılan radyo yayını komünistlerin hükümet dairelenai. A-merikan Büyük Elçiliği bürolarını, rad­yo istasyonunu ve gazeteleri işgal ettik­lerini bildirmektedir.

—Tokyo:

Seul Radyosu, Kuzey Koreli kuvvetlerin Doğu Pohang kıyılarına çıkarma yapa­rak çetecilerin de yardımı ile Talgu'ya doğru ilerlediklerini bugün bildirmiştir.

—Tokyo:

Kuzey Kore komünist kuvvetleri Güney Kore'nin başşehri Seul'u işgal ettikten sonra Günüye doğru ileri -hareketlerine devamla cumhuriyetçi kuvvetleri takibe koyulmuşlardır.

Cumhuriyetçi kuvvetlerin ümitsiz bir pe­rişanlık içinde bulundukları bildirilmek-tedr.

29 Haziran 1950

—Tokyo:

Generai Mac Arthur bu sabah Güney Kore'ye varmıştır. Mac Arthur'e Japon-yp.'daki Amerikan Askerî Karargâhına mensup subaylar refakat etmektedir.

Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü'nün beyanatından sonra, Cumhuriyet Hükü­metinin, Birleşmiş Milletler esprisi dahilindeki sulh anlayışını meclisin tasvip ettiğini bildiren ve İzmir Milletvekili Ekrem Hayri Üstündağ ve arkadaşları tarfmdan verilen önerge muvafık muhalif ve bağımsız bütün milletvekilleri­nin sürekli alkışları arasında kabul edilmiştir.

Fakat donanma­mıza verilen harb gemileri meydanda oldug-u ve bunların etrafında bir hayli reklâm da yapıldığı için deniz yardımı­nın malûm ve bariz kifayetsizliğini be­lirtmekten geri durmadık. Hava ordumuza verilen uçakların sayısı ve nevileri gazetelerimizde ilân edildiği için, çoğu talim uçağı ve bir kısmı da 1945 teki pervaneli av ve av - bomba uçağı olan bu hava yardımının kifayet­sizliğini ileri sürdük. Bize verilen av uçaklarının modern tepkili uçaklar ol­ması îâzımgeldiğini yazdığımız zaman, Amerikan askerî heyetinden bir zat, şimdi Milletvekili seçilen emekli istih­kâm Binbaşısı Şevki Yazman arkadaşı­mızla görüşürken bizden şikâyet mahi­yetinde bir cevap verdi: Bu uçaklar he­nüz Amerikan ordusunda bile kullanıl­mıyor, harb edeceğiniz devletin hava or­dusunda da tepkili uçaklar yoktur» dedi. Bunun üzerine yalnız Amerikan, İngiliz ve Rus hava kuvvetlerinde değil, İsveç, isviçre, Holanda gibi devletlerin ordula­rında tepkili uçaklar bulunduğunu Batı havacılık dergilerinden topladığımız ma­lûmat üzerine ortaya koyduk. Geçen se­ne de, Fransız hava ordusu için yeni tep­kili uçakların prototipleri yapılmakta ve tecrübe edilmekte olduğunu, Mısır'ın da îngitlere'ye tepkili av uçakları ısmarla­dığını ilâve ettik.

Türk donanmasiyie hava ordusunun tak­viyesi hususunda ileri sürdüğümüz di­leklere, gene Amerikan askerî heyetine mensup zatlar, basın konferanslarında cevaplar verdiler. Taarruza uğradığımız zaman Amerikan donanmasiyie hava "kuvvetlerinin yardımımıza koşacaklarını

söylediler. Biz, bu vaitlere teşekkür et­mekle beraber, muhtelif cephelerden memleketimize büyük hava, deniz ve kara kuvvetleriyle baskın şeklinde yapı­lacak bir yıldırım harbine karşı, mütte­fiklerimizin ve dostlarımızın yardımı ye-tişinceye kadar, muvaffakiyetle dayan­mak için silâhlı kuvvetlerimizin tam ki­fayetli bir hale konulması tezini müda­faa ettik.

Kore'de âni bir baskınla başlayan harb, bu tezimizde ne kadar isabet ettiğimizi isbat etmiştir. Amerika, Japonya'da bu­lunan hava kuvvetleriyle hemen Cenup Kore Cumhuriyetinin yardımma koştu. Fakat Japonya ile Seoul arasındaki me­safe 500 kilometreden ibarettir. Bu me­safe pervaneli uçaklar için bile bir saat­lik bir yoldur. Türkiye bir taarruza uğ­radığı zaman, Amerika'nın Trablusgarp-ta muhafaza ettiği bir hava meydaniyle Akdeniz'de seyyar bir halde bulunan tek uçak gemisinden havalanacak uçaklar İstanbul'a kadar 1400 - 2100 kilometre mesafe katetmek mecburiyetindedirler. Trablusgarpteki hava meydanından Kaf­kas cephesine ise 2800 kilometrelik bir mesafe vardır. Bu itibarla Japonya'dan Kore'ye yapılan hava yardımı gibi sür­atli bir yardımın Türkiye'ye yapılması kolay ve hattâ mümkün değildir. Tepkili av uçakları tarafından merhale merhale yapılması lâzım gelen bu yardım yeti-şînceye kadar,tepkili düşman av uçak­ları himayesinde yapılacak hava hücum­larını pervaneli uçalkıia.ranızla, karşılayıp defetmemiz mümkün olmıyacaktır. Hulâsa, Türkiye kalesine büyük kıymet ve ehemmiyet veren dost Amerika'nın, Kore harbinden ders alacak silâhlı kuv­vetlerimizi modernleştirmek, hususunda süratli davranması gerektir. Çünkü harb habersiz patlamaktadır.

işte geriye doğru çekilmesi güç olan bu ileri olurumdan en fazla kuşkulanan Fransa olacak ki, bu memleket, Dışişleri Bakanı vasıtasiyle Almanya'ya el uzatı­yor, birleşik bir istihsal programı tekli­finde bulunuyor. Amerika teklife iyim­serlikle bakmıştır. Fakat İngiltere, tek­lifi önce soğukkarşılamış, sonva onu büsbütün reddetmiştir. Acaba neden? Belki şöyle bir sebepten: Harb sanayilerinin ana ham maddesinde birleşecek iki memleket, bu birleşmenin kesin bir zarureti olarak, gelecek muh­temel bir harbde yanyana yürüyecek­lerdir. Halbuki Avrupa'nın kenarında - meşhur Fransız iktisadî coğrafya uz­manı Siegfgried'in dediği gebi - yabancı gibi duran ada İngiltere'sinin, kendisini bir cüzü oîaark telâkki etmediği Avrupa kıtasında kuvvetli bloklar teşekkülüne iyi gözle bakmasına imkân yoktur. Bir memleketin çelik politikasını güden kuvvet ;(bu kuvvet ister devlet, ister hu­susi olsun) onun tekmil sanayi âlemini hükmü altında tutar. İki memleket bîr araya gelir, imişterek ibit" ;eel'ik otoritesi kurarlarsa, ki Schuman projesinin esası budur, bu çaptaki bir merkezî kumanda kuvvetinin Avrupa üstünde her balam­dan nüfuzu ne olabileceği düşünülebilir. Tasavvur edilen yeni teşkilât harbden Önceki kartellere benzemeyecektir. Schu­man bu nokta üzerinde İsrarla duruyor. Bilindiği gibi, karteller flaşlarda İnhüısar-cı diktalar yaparlar. Fakat kurulacak birleşik İdare heyetinin vazifesi sadece istihsal ve tevzii tanzim etmek olacaktır. Kartellerin harblere mâni olmaları dü­şünülemezdi. Halbuki böyle müşterek çahşma programlariyle çelik işini yürü­tecek teşkilât harplerin de önüne geçebi

lecektir denmektedir, Schuman'a göre, aradaki bu farkın iyice anlaşılması, pro­jenin yürümesinin birinci şartıdır.

Kurulacak işbirliği otoritesi iki memle­ketin ve eğer girerlerse öteki davetli memleketlerin, çelik istihsallerini mo­dernleştirmek, piyasaiarı genişletmek, rasyonel tevzi işleriyle meşgul olmak gibi teknik cepheli bir birleşme olacaktır. Sayılan bu gayeler kartellerinkine ben­zemiyor. Onlarda gaye 1 — Kârları yük­sek, 2 — kârları sabit tutmaktır. Bu se­bepten çelik kartellerine giren fabrika­lar çelik fiyatlarında uyuşular ve kar­tele glrmiyen fabrikaları edvamlı tehdit altında tutarlar. Kartel fabrikalarının serbest piyasayı bozarak elde ettikleri başka fayda da, tefazulî diferansiyle kârdır. O da şudur: Kartelde toplanan fabrikaların bazıları eski, bazıları son sistem olursa, pahalı ve ucuz oîaark ortaya iki nevi fiyat çıkar. Pahalı fiyat tercih' olundukça, kartel bu farktan da istifade eder. Yeni birleşik çelik idaresi­nin fennî tekâmüllere ehemmiyet vere­ceği, araştırma lâboratuvarları kuracağı ve böylece terakki ve medeniyete hizmet de edeceği, onun türlü faziletleri arasın­da sayılmaktadır.

Medeniyete hizmet! Ne yazık ki bu gü­zel iddiayı hususi bir üslûpla anlatmağa çalışan modern Fransız belâğati karşı­sında, her şeye hâlâ şüphe ile bakan tec­rübe görmüş bir ihtiyar dünya var. Fakat gene her şeye rağmen, yedi mem­leketin bugünlerde toplanacakları Paris Konferansı belki harbden sonraki konfe­ransların en ehemmiyetlisi olacaktır. Zira harb ve sulh konuşmalarından, bun­lar hayal ve ideallerden ziyade müsbet maddeye dayandığı nispetlerde, müsbet faydalar çıkabilmektedir.


25 Haziran 1950

— Strasbourg-:

Avrupa Konseyi Başkanı Pauİ Rami Spaak, dün Fransa tarafından teklif edi­len Avrupa kömür ve çelik sanayii müş­terek idaresinin konerolü vazifesini Av­rupa Konseyinin üzerine almasını telkin etmiştir.

Avrupa Konseyi Karma Komitesi ile İs-tişare Meclisi Bürosununtoplantısı so-

nunda yaptığı bir basın konferansında konuşan Spaak, Sehuman tasarısını ka­bul etmiş olan 6 memleketin Avrupa Konseyi topluluğu içinde müşterek yük­sek idareyi kontrol etmek üzere kurul­ması derp:ş edilen teşekkülü meydana getirmeğe matuf bir grup teşkil edebile­ceklerini söylemiş, Konseyin Ağustos devresi toplantısında Sehuman tasarısı­nın herhalde müzakere edileceğini bildir­miştir.Bir müddet Önce, 'memleketin teklifini hâmiill Kuzey Kore'ye .mensup üç haber­ci hududu geçerek Güney 'Kore'ya gittiği haltde. Güneyliler bunları tevkif etmişlerdir. Bunun üzerine Kuzey Kore merkez cep­he komitesi bunların serbest bırakılma­sını istiyerek memleketin birleşmesi için Kore'yi mücadeleye davet etmiş ve Baş­kan Syngman'ı Amerikalılar menfaatine kardeş naibini körüklmekle itham et­miştir.

Kore'nin, Tatar, Moğol ve Japonca karı­şık bir dille konuşan takriben 30 milyon nüfusu vardır.

Çin'e ve İngiltere'ye sürülmüş koreliler geçici bir hükümet kurmuşlardır. Çin ve Amerika 1943 Kahire Kongeransmda Ja­pon mağlûbiyetinden sonra Kore'nin hür ve bağımsız olmasını kararlaştırmışlar­dı. Fakat 1945 Moskova Konferansında Kore'nin dört büyüklerin vesayeti altına konulmasına karar verilmiştir. Japon mağlûbiyetinde Rusya askerî gayelerle Kuzeydeki Japon kuvvetlerinin teslimini kabul etmiştir.

Yarımadayı birleştirmeğe matuf gayret­ler toir .n&bice vermediği için Ruslar Ku­zey sanayi bölgesinde ziraat reformu ve tek parti sistemi vasıtasiyle faaliyete geçmiş ve Amerikalılar ise zirai Güney bölgesinde serbest teşebbüs ve demok­rasi yolunda çalışmışlardır.

Güney Kore, 1952 ye kadar iktisaden kendi kendine yeteceğini ümit etmektey­di. Nüfusun üçte ikisini barındıran Gü­neyin el emeği bakımından Kuzeye üs­tünlüğü vardır. Bununla beraber Güney Kore Cumhuriyeti içinde Hükümete kar­şı kuvvetli bir muhalefet muvcuttur. 'Soul'rîekL A>merâ!ka,n haa'iciye meımımlaırı-nın tahminine göre geçen sene elli bin komünist Güney Kore'de halk araşma karışmaya muvaffak olmuştur. Bu memurlar geçen Eylül ayında, bu ko-münisıiferıİTi Kju'aeyden gel&c&k. Ibir isıtıiılâ-nm ileri karakolunu teşkil edeceklerine dikkat nazarlarını çekmişlerdir. Kuzey Kore ordusu Güney ordusunun iki misli kadardır. Buna ilâveten, Japonlara karşı çarpışan Çin ordusunda bulunmuş tecrübeli ve kıdemli askerler de mevcut­tur. Kuzey Kore'de, Rusya'dan gelme klâsik silâhlardan başka gene Rus men-

şeli avcı, keşif ve bombardıman uçakları ve hafif tanklar da bulunmaktadır.

-— Londra:

Güney Kore'nin Londra Orta Elçisi İn­giltere Hükümetine, Kuzey Kore'nin res­men harb ilân ettiğini ve Güney Kore topraklarının istilâya uğradığını bildir­miştir.

26 Haziran 1950

— Londra:

Kore harbinin uyandırdığı tepkiler muh-teîif şekilde tefsir edilmiştir, Paris'teki komünist gazetesi «Dimanche Soir» hâ­diseyi büyük puntularla haber vermekte vs Başkan Syghman Rhee'nin Amerikan yardımı istemekte olduğundan bahset­mektedir.

Uzak Doğu işleriyie meşgul olmuş eski bir İtalyan diplomatına göre, Kore'de komünistlerin harbi kazanacakları mu­hakkaktır. Kore'deki komünist kuvvet­leri sayıca çok daha fazla oldukları g"ibi daha iyi de yetiştirilmişlerdir. İleri sürüldüğüne göre, Kore harbinin doğurduğu vazâryet çok c;d'd:>dir, çünlkü Kuzey Kore Sovyet Rusya'ya, komünist Çin'den, veya Hindi Çini'den çok daha fazla yakındır.

İngiltere'nin Kore Büyük Elçisinin dün gazetecilere verdiği bir beyanata göre, Güney Kore püskürtmeğe muvaffak ola­caktır, ingiliz Hükümetine göre, Ameri­ka Birleşik Devletleri Kore'ye yardım için katî kararını vermiş bulunmaktadır. Çünkü bu harbin ciddi neticeler doğur­ması muhtemeldir.

--Londra:

İngiliz kabinesi, Kore'deki harbin doğur­duğu durumu tetkik etmek üzere bugün bir toplantı yapacaktır. Başbakanın bu hususta Parlâmentoda bir demeçte bu­lunması beklenmektedir. Siyasi muharrirlerin bildirdiklerine göre, haberlerin vehameti Londra'da küçüm-senmemektedir.

- - Londra:

Bu sabahki bütün İngiliz gazeteleri Ko­re'deki komünist tecavüzünü bahis konu­su etmektedir.

Times bu tecavüzün ne gibi mânayı haiz olclujunu sorarak şöyle diyor:

Sovyet Rusya ve Birleşik Amerika, Ko­re'deki işgal kuvvetlerini bir müddetten beri geri çekmiş bulunmaktadırlar. Fa­kat her iki devlet- orada müşavir ve tek­nisyen bulundurmaya devam etmektedir. Kore'de cereyan etmekte olan savaşa, İç harplere atfedilenlere nazaran daha cid­di bir ehemmiyet verilmesine işte bu va­kıa sebep olmaktadır. Tehlike bununla mütenasip olarak artmaktadır. Bundan başka bazı kısımları Japonya'­dan ancak 150 kilometre uzakta bulunan Kore'nin coğrafî durumunu da hesaba katmak lâzımdır. Güney Kore'deki uçak alanları komünistlerin eline geçecek o-lursa muhtemel bir harpte müttefiklerin durumu daha ziyade müşkülîeşecektir. Batılı müttefiklerin taarruzun kudreti ve idaresindeki azim hususunda hiç bir ha­yale kapılmalarına imkân yoktur. Mos­kova ile istişarede bulunmuş olan Kuzey Kore idarecilerinin bu tecavüzün neticesi hakkında hiç bir şüpheleri yoktur. Çün­kü bunlar Birleşik Amerika Güney Kore Hükümetinin imdadına yetişmeden te­şebbüslerini muvaffakiyetle tamamla­mak şanslarının büyük olduğuna kani-dirler.

Diğer taraftan Güney Kore Kuvvetleri­nin tecavüze mukavemet imkânlarını tetkik eden Yorkshire Post, bunların za­yıf olduğu neticesine varmakta ve bu hareketin niçin bu 'irada vuku bulduğu­nu sorarak şöyle demektedir:

Hiç şüphesiz Sovyet Rusya Güney Kore Cumhurbaşkanı Rhee'nin ihtiyatsız nu­tuklarını ortaya atabilecektir. Rhee'nin bahis konusu nutuklarında, Kuzey Kore-nin Güney Kore kuvvetleri tarafından işgalinin muhakkak göründüğünü söyle­miş olduğu ileri sürülmektedir. Bununla beraber Kuzey Kore'nin harbe Rusya'nın tasvibi olmaksızın girişmiş olması ihti­mali akla daha yakın gelmektedir. Bu istilânın, Birleşik Amerika'nın Japonya ile ayrı bir barış imzalamak tasarısına karşı bir mukabele bilmisil teşkil etme­sini zannettirecek kuvvetli sebepler de mevcuttur.

LiberalManchesterGuardian da aynı l:crtuda şunları yazıyor: Kuzey Kore'nin,Cumhur başkan'. Rhee, son seçimlerde kazanmış olduğu muvaf­fakiyet üzerine tecavüze tahrik edilmiş

olması da mümkündür. Bu istilânın, yük­sek Amerikan şahsiyetlerinin bir kaç gün evvel müdafaayı ilgilendiren mese­leler üzerinde Tokyo'da yaptıkları görüş­meye bir karşılık teşkil etmesi de kabil olup bu ihtimal daha ciddidir. Fakat is­tilânın sebebi her ne olursa olsun, dünya için doğurduğu tehlike hususunda şüp­heye mahal yoktur.

Sağcı Daily Mail, bu istilânın Stalin'in bir manevrasından ibaret olduğundan şüphe etmemekte ve şunları yazmakta­dır:

Bir nesii boyunca bu usulün iki defa tat­bik olunduğunu görmüş bulunuyoruz. Bunu ilk olarak Hitler kullanmıştır, Hit-ler bu usulle «birinin arkasından öteki» demekteydi. Şimdi Stalin de onu taklit etmektedir.

Gazete yazısını bitirirken, büyük bir stratejik ehemmiyete malik olan Kore ve Çekoslovakya arasında ibir mukayese yapmaktadır.

27 Haziran 1950

— Londra:

Schuman plânı hakkında yapılan müza­kereler sona ermeden evvel muhafaza­kâr saylavlardan V. Teeling, söz alarak: «Japonya ile sulh antlaşmasının imza­lanmasının hızlandırılmasını istemiş ve demiştir ki:

Bir keç güne kadar tamamiyle müstev­lilerin eline düşebilecek olan Güney Ko­re'deki durum hu meseleye her zaman­dan fazla âcil bir mahiyet vermektedir. Neden dolayı Ibu meselede kararı yalnız Birleş'.k Amerika'ya bırakıyoruz ? Filhakika Teeling'in kanaatine göre Bir­leşik Amerika Batı dünyasına dönen Ja­ponların iyi niyetlerini iyi anlamamak­tadır.

Devlet Bakanı Kenneth Younger, şu ce­vabı vermiştir:

Durumun hakikatlerini kabul etmek mecburiyetindeyiz ve bu hakikatlerin en ka'nın en fazla mesuliyet yüklenmiş oi-büyüğü de bu meselede Birleşik Ameri-ması keyfiyetidir. Birleşik Amerika, an­laşmanın hangi hatlar dâhilinde tahak­kuk edeceğine karar vermedikçe mese­leye memnuniyet verici bir hal şekli bu­lunamaz.

. Fransa'nın ileri sürdüğü kömür ve çelik anlaşması­nı, bu bitaraflık cereyanının belirtisi ad­dedenler olmuştur. İngiliz İşçi Partisinin de, Rusya ve Amerika arasında tarafsız bir Avrupa (üçüncü kuvvet) yaratılması cereyanından ürktüğü ve bunun şiddetle aleyhinde bulunduğu görülüyor. işçi Partisinin neşrettiği bu broşür, dün­den beri Avrupa'da ve Amerika'da derin tesirler uyandırdı. Amerika hem tam bir Avrupa Birliği kurulmasını istiyor, hem de Schuman plânım iyi karşılamıştır. Avrupa ise, kurmak istediği yapıda en kuvvetli bir uzvun kendinden ayrılmak İstediğini görmekle müteessirdir. İşçi Partisinin bu fikirleri îngiliz Hükü­metinin de düşüncelerimidir ?Küçük

farklar olsa bile parti idare meclisi ile Hükümetin ana siyaseti arasında ayrılık olmamak gerektir.

İngiliz işçi Partisi Avrupasız, yahut Av­rupa'ya az bağlı bir İngiltere politikası yolunu tutmuş olabilir. Fakat İngiltere-siz bir Avrupa olur mu ? Halledilmesi icap eden esas dâva budur. Sovyet Rusya'nın tek ve kararlı siyaseti karşısında Batılı müttefiklerin çok ta­raflı, kararsız siyasetlerinden burada daima bahsettik 'bu teessürlerimize bu derece açık ibir delil beklemiyorduk. İn­giliz İşçi Partisi haklı mıdır, değil midir, nerelerde haklıdır, hangi noktalarda haksızdır, bunları münakaşa edecek de­ğiliz. Netice şudur ki Avrupa'da ana dâ­valarda henüz anlaşma yoktur. Aynı müşahitler umumiyetle, Cumhuri­yetçi Halk Partisi üyesi ve evvelki hükü­metin başkam Bidault'nun kabineyi kur­mağa teşebbüs etmesinin muhtemel ol­duğu kanaatindedirler. O da reddeder vazgeçerse, Başbakan Henri Queuille'ün Elysee sarayına çağırılacağı muhakkak-tır.

Milletlerarası gerginlik, buhranın bir an evvel halli lehinde âmii olmakta devam ediyor,ancak bu vesiyle ile harb sırasmda, Nisan 1940 da Reynaud kabinesi­nin beş günde kurulabildiği hatırlatıl­maktadır.

28 Haziran 1950

Cumhurbaşkanı Vincent Auriol kabine buhranını önlemeğe matuf istişarelerine

bu sabah Elysee sarayında yeniden baş­lamış ve ilk olarak müstafi kabinenin Adalet Bakanı Kene Mayer'i kabul et-m'.ştir.


1 Haziran 1950

-— Roma:

İtalya Dışişleri Bakanı Kont Caıio Sfor-.za, Amerikan, Fransız ve İngiliz Büyük­elçilerini bugün italya Dışişleri Bakan­lığında kabul etmiştir.

Bu hususta resmî bir tebliğ" yayınlan­mamıştır.

Bakan önce Amerikan Büyükelçisi Ja­mes Dunn'u, sonra Fransız Büyükelçisi Jacques Fourgues Dupare'ı ve sonra da İngiliz Büyükelçisi Sir Victor Mallet'yi ayrı ayrı kabul etmiştir. Elçilerin her foiri Bakanlıkta yarımşar saat kafamş-lardır.

21 Haziran 1950

— Palermo:

Bundan bir kaç ay evvel meşhur haydut Guiliano'nun bir aileden istediği fidyeyi alarak haydudu aldatmağa teşebbüs e-den meşhur sahtekâr Ugo Picchi italyan poîisi tarafından yakalanmıştır.

Şimdiye kadar bir çok dolandırıcılıklar yapan Picchi eski müsteşar Mario Fer-ra'nm kâtipliğini de yapmıştır. Haydut ilk önceleri de 5 sene müddetle Palermo'da sahte avukatlık yapmış işti-

rak ettiği 70 den fazla dâvada baronun resmî üyeleri arasında bir çok hileli dâ­valar çevirmiştir.

iki kadınla aynı zamanda evlenmekten ve gayri meşru olarak avukatlık sıfatını kullanmaktan sanık Ugo Picchi ilk sah­tekârlığına 1ı93i2 de Somalili Lokantacıya sahte bir taşı 50 bin lirete satmakla baş­lamıştır.

27Haziran 1950

—Roma:

Güney Kore'nin Kuzey Kore tarafından istilâsı meselesi Bakanlar Kurulu top­lantısında görüşülmüştür.

Toplantıdan sonra yayınlanan tebliğde bildirildiğine göre, bu hâdise komünistler tarafından şimdiye kadar girişilen teca­vüz hâdiselerinden her hangi birine ben­zememektedir.

28Haziran Ü950

—Roma:

İtalya Hükümeti, solcular Kore harbi hakkındaki hakikatleri tahrif ettikleri için dünya komünist «sulh taraftarları» toplantısının italya'da yapılmasını dün reddetmiştir.

1Haziran 1950

— Londra:

Moskova Radyosunun ibugiin bildirdiğine göre Rusya'nın Washington'daki masla-hatgâzarı ile Londra'daki Büyükelçisi, imparator Hirohito ve bazı Japon gene­rallerinin milletlerarası bir mahkeme ta­rafından yargılanması hususunda Birle­şik Amerika ve İngiltere hükümetlerine birer nota tevdi etmişlerdir. Çin Halk Cumhuriyetine olduğu gibi A-vusturalya. Kolanda, Hindistan, Kanada ve Pakistan Hükümetlerine de 30 Mayıs notasının birer kopyesi verilmiştir.

26 Haziran 1950

— Moskova:

Tass Ajansı dün gece Kuzey Kore Halk­çı Cumhuriyeti içişleri Bakanlığının Phyeng Yang" mahreçli tebliği ile,yine

aynı kaynağın ikinci tebliğini, tefsirde bulunmadan yayınlamıştır.

27 Haziran 1950

- Londra:

Moskova Radyosu bu sabah Kuzey Kore komünist başbakanının beyanatını ya­yınlamıştır. Bu beyanatında Başbakan Güney Kore'yi Pazar sabahı Kuzey Ko­re'yi istilâ etmekle suçlandırmakta ve faşist kuklalarla halk düşmanlarından mürekkep Güney Kore Hükümetinin kaldırılmasını istemektedir.

— Lake Success:

Sovyet Rusya Dışişleri Bakan Yardım­cısı ve Birleşmiş Milletlerdeki Sovyet murahhası Jakop Malik ile Birleşik A-merika murahhası Ernest Gross Güven­lik Konseyi toplantısından evvel verilen öğle yemeğinde bulunmuşlardır.


I Haziran 1950

—Washington:

Bask azı Truman bugün yaptığı haftalık basın toplantısında dünyanın geçen beş yıl içinde olduğundan fazla hakikî barı­şa yaklaşmış bulunduğunu söylemiştir. Gallup Enstitüsünün, Amerikalıların ek­seriyetinin harbin beş yıl içinde vuku bulacağı fikrinde olduklarını ortaya ko­yan bir anketine temas eden Başkan Truman bu hususta aynı fikirde olma­dığını beyan ve harbe mâni olmak için var kuvvetiyle çalışacağını söylemiştir.

3 Haziran 1950

—Washine:ton:

Dışişleri Bakanı Dean Acheson Ayan Meclisinde verdiği bir nutukta daimî bir Sovyet taarruzuna ıkarşı yalnız olarak karşı durmanın bütün millet için bir ik­tisadi intihar olacağını söylemiştir. Acheson, Rusya'nın hali hazırdaki siya­setini takip ettiği takdirde pek yakın bir istikbalde daha fazla paranın lâzım olacağına işaret ederek dün kongreden 1.222.500.000 dolarlık yardım tasarısının acele kabulünü istemiştir.

Ayan Meclisi Dışişleri Komisyonuna verdiği mütemmim malûmatta Acheson Sovyet Rusya'ya tek başına karşı koy­mağa kalkışan bir devletin iktisadi bir iflasa sürüklenebileceğim söylemiştir. Dışişleri Bakanı ezcümle şöyle demiştir: «Sulhu elde etmek için sarfedüen gay­retler totaliter bir devlet olan Sovyet Rusya tarafından bilvasıta ve bilâvasıta bir taarruz tehdidi ile halihazırda boşa gitmiştir.

BirleşikAmerikakendimillîemniyeti­nin teinini iein bütün taarruzların Önle-

nebilmesi yolunda hür milletlerin kuv­vetlerini inkişaf ettirmelerine yardım etmelidir.»

Dışişleri Bakanı sözlerini bitirirken an­cak batı devletlerinin askerî kuvvetlerini birleştirmekle Sovyet tehdidinin azaltıl­masının kabil olacağını bildirmiştir.

5 Haziran 1950

— New-York:

Schuman plânı ve bu plânın Batı Avru­pa'nın 6. devleti tarafından kabul edil­mesi, bugün basın âleminde iyimser tef­sirlere yol açmıştır.

«New-York Times» gazetesi, bu ay baş-hyacak olan müzakerelere İngiltere'nin iştirak etmemesine şiddetle muhaliftir. îjNTew-York Times» Batı Avrupa devlet­lerinin ağır sanayilerinin birleştirilme­sinde Avrupa Birliğini temin gayesiyle ele alınan Marshali plânının devamını görmektedir.

Fransa'yı böyle bir teklifi ortaya attığı için tebrik eden gazete, ingiltere ve Fransa arasında son zamanlarda baş gösteren siyasi anlaşmazlıklarda her .iki devletin de mesuliyeti olduğundan ba­hisle şunları yazmaktadır: «Fransa, rrazide girişmiş olduğu ticarî müzakerelerde kendisini daima güç du­ruma sokan fazla mantıkî tavrını gene takınmıştır.

«Meselenin esası bakımından Fransa haklıdır ve ingiltere'nin bu kadar fazla itiyatlı hareket etmesi de fazla mübalâ­ğalıdır.»

«Şayet îngüiz Hükümeti Schuman plâ­nına iştirak etmekten çekinmiyorsa, işçi Partisinin gütmüş olduğu siyaseti değiş­tirmelidir.»

Gazetenin ileri sürdüğüne göre, Londra-ırn bu mc.^lede ihtiyatlı hareket etıresi, İngiltere'nin şu üç meselede hâlâ kati bir karara varmamış olmasındandır.

1- -ingiltere Avrupa camiasına dâhilmidir değil midir?

— İngiltere büyük bir imparatorluğunmerkezi midir?

— İngiltere geniş bir milletler toplulu­ğu mudur?

İngiltere'nin .Avrupa ödeme Birliğine katılmasına işaret eden New-York Times yazışma şöyle nihayet vermektedir: «Schuman plânının tahakkuk etmesine yardım edecek olan Marshall plânı ta­savvuru belki de ingiliz Hükümetinin fikrini değiştirmesine yardım edecektir» #New-York tîerald Tribüne» gazetesi de Schuman plânını gayet iyi karşıla­makla beraber İngiliz Hükümetinin ta­kınmış olduğu vaziyeti daha hafif bir li­sanla tenkit etmiştir. Gazete aynı zamanda, Schuman plânını tenkit etmekte ve psikolojik sahada karşılgşacağı birçok güçlüklerden de ba­his etmektedir.

İngiltere'nin Schuman plânına iştirak et­memesi hakkında New-York Times'in ileri sürdüğü sebepleri tekrarhyan New-York Herald Tribüne şunları yazmak­tadır:

«ingiltere'den, bu plâna iştirak etmesini istemeden önce, ona bumevzuda daha sarih malûmat verilmeliydi. New.York Herald Tribüne yazısına şöyle son vermektedir:

«Schuman plânı siyasi ve iktisadi saha­da Asya'nın bir zeyli olmak tehlikesini gösteren Batı Avrupa'nın kuvvetlenme­sine yardım edecek ve belki de böylece dünyanın "bu kısmında, Amerika Birle­şik Devletlerindeki esaslar üzerine, ku-rualcak olan bir siyasi birliğe ilk yolu da acıma olacaktır.

7 Haziran 1950

— Washington:

Başkan Truman, atom bombasının imali için lüzumlu enerjiyi veren ve federal Hükümetin kurduğu hidro-elektrik tesi­satından bahsederek bu tesisatın ikinci cihan harbinde gördüğü önemini belirt­miştir.

Başkan, siyasi hasımlarının Hükümet programına karşı propagandaya giriş­melerini esefle karşılamıştır.

Çalışma bürosunda verdiği nutukta Tru­man, bazı hususi şirketlerin, hidroelek­trik tesislerin federal hükümet tarafın­dan inşa edilmesine muhalif olduklarını söylemiştir.

Başkan, eğer Columibİa ve Teimessee ne­hirlerinde hid.ro elöktrik tesisler bulun-masaydı harbi kaybederdik, demiştir. Truman'm bahis konusu ettiği ve atom bombasının tekâmül ettirildiği fabrika­lar geniş ölçüde federal Hükümet tara­fından kurulmuş tesisatın istihsal ettiği elektrik kuvvetiyle işlemekte idi.

8 Haziran 1950

— - Washington:

Averell Harriman, yaptığı bir basm top­lantısında şu demeçte bulunmuştur: îngiliz'er. Schuman plânına iştiraki İs­rarla reddetseler dahi bu plânın Avrupa Birliğine çok büyük bir yardımı dokuna­caktır.

Mamafih İngiliz Hükümetinin de Schu­man plânına dâhil olması çok arzu edilir. Marshall plânı fevkalâde büyükelçisi, Avrupa çelik ve kömür kaynaklarının birleştirilmesi işine, ingiltere'nin yakın­da katılacağına Emin olduğunu söyle­miştir.

Harriman. Avrppa İktisadi işbirliği çer­çevesi dâhilinde sarf edilmek üzere ayrı­lan 600 milyon dolârm bir kısmının Schuman plânını tatbik için kullanılabi­leceğini ileri sürmüştür. Harriman'm ayrıca işaret ettiğine göre bu 60 milyon dolârm bir kısmı gayet ya­kında tatbik sahasına girecek olan Av­rupa Tediye Birliğine ayrılacaktır. Aynı zamanda Avrupa çelik ve kömür kay­naklarının birleştriilmesinde lâzım ola­cak krediler için halen hiçbir resmî tek­lif yapılmamıştır.

Harriman sözlerine devamla demiştir ki: Schuman plânı, geçen Nisan ayından beri Avrupa'da teşebbüs zihniyetinin ye­niden canlandığına işaret etmiş ve de­miştir ki:

Bu plân hiç bir zaman kartellerin ihdası için ele alınmamıştır. Bilâkis Schuman plânı, istihsali artırmağa ve daha geniş ve serbest pazarlar yaratmaya yarrya-caktır. Harriman, Avrupa kömür ve çelik kay­naklarının birleştirilmesi isini idare edeeek olan yüksek makamın teşebbüs zih­niyetini elden bırakmamak mecburiye­tinde olduğunu, bu makamda Avrupa menfaatlerini koruyacak kudreti haiz devletlerin ve aynı zamanda kartellerin bitaraf şahsiyetlerinin temsil edilmesi J âzı mgeld iğini sözlerine ilâve etmiştir.

—New-York:

Bu sabahki New-York basını, Trygve Lie'nin Avrupa ve Washington'a yaptığı «barış seyahati» nden dönüşünde Birleş­miş Milietlerin 59 üyesine verdiği muh-tiravı çeşitli, fakat umumiyetle aleyhte İfadelerle tefsir etmektedir.

Bunlardan en şiddetlisi Daily Miror ga­zetesidir.

Gamete, «bir müdahalecilik-» olduğunu söylemekte ve bazı Amerikan Parlâmen­to üyelerinin evvelce Lie'ye karşı tevcih ettikleri «yatıştırma şampiyonu» tâbirini Tjîr karikatürüne konu yapmaktadır.

Gazete şunları yazmakta ve birleşik A-merika'nın siyasetine müdahaleye çalış­maktadır.

Eğer bir yabancı olan bu şahsiyet Birîe-şk Amerika'nın hareket tarzını beğenmi­yorsa çıkıp gidebilir.

— Ne'.v- York:

Trygve Lie'nin raporu hakkında tefsirde bulunan New-York Times gazetesi eğer Birleşmiş Milletler bir çıkmaza girmişse bunun mesuliyetinin Rusya'ya ait oldu­ğunu yazmaktadır. Gazete şunları ilâveetmektedir:

«Güvenlik Konseyi, Sovyet Rusya'nın azınlığın arzusunun ifa edilmesini iste­mesi ve bunu temin için boykotaj usu­lünü kullanması yüzünden mânasını kaybetmiştir.

Trygve Lie'nin getirdiği 10 noktalık programı bütün kalbimizle destekliyo­ruz. Gurura kapılmadan diyebiliriz ki bu tavsiyeler daima hükümetimiz tarafın­dan desteklenmiştir. Bizim hükümeti-mizdir ki atom enerjisinin kontrolü için bir plân ortaya atmış ve bu plân Sovyet Rusya ve peykleri hariç olmak üzere Güvenlik Konseyinde temsil edilen bütün devletler tarafından tasvip edilmiştiı. Milletlerarası sulhu tehdit eden mahallî

isyanları önlemek için milletlerarası bir silâhlı kuvvet kurulması yolundaki tek­lifi de ilk .((arak hükümetimiz yapmış­tır.

Biz Birleşmiş Milletlerin bütün teşekkül­lerinde üyeyiz. Bu teşekküllerin icap et­tiği şekilde işiiyememesinin sebebi Sov­yet Rusya'nın bunların hepsini Çin'in temsili meselesi ortaya çıkmadan çok evvel boykot etmiş olmasıdır.

12 Haziran 1950

— WashI«igton:

Marshall plânı Washington bürosunun bildirdiğine göre, altı Batı Avrupa mem-lekcrins- yeniden 8.217.000 dolar tahsisat verilmiştir.

Bu jıemleketler Türkiye, Belçika, Fran­sa, Tunanistan, izlanda ve Lüksemburg-dur.

Bu tahsisatla satın alınmasına müsaade edilen malların yüzde 55 i Amerika Bir-eşik Devletlerinden, geri kalan yüzde 45 i de Kanada ve Lâtin Amerika memleket­lerinden temin olunacaktır. Bu son tahsisatla şimdiye kadar verilen Marshall plânı tahsisatı yekûnu 9 mil­yar doları geçmiştir. Bu yeni tahsisattan Türkiye için 249.000 dolar ayrılmıştır. Bu miktardan 100.000 dolarla demir ve çelik fabrikaları için malzeme, 4000 dolarla muhtelif demir ve çelik malzemesi, 79.000 dolarla bronz ve diğer halitalardan mamul mallar ve 66.000 dolarla da elektrik malzemesi te­min edilecektir,

Türkiye'ye gelecek olan bu mallar Ame­rika ve Kanada menşelidir.

14 Haziran 1950

—- Washington:

Başkan Truman, dün Birleşik Amerika­nın yeni Iran Büyükelçisi Henry Grady ile görüşmüştür.

Grady, Beyaz Saraya yaptığı ziyaret so­nunda basma verdiği beyanatta yeni va­zifesini gayet mühim telâkki ettiğini söylemiş ve İran'ın halen içinde bulun­duğu iktisadi müşküller üzerine nazarı dikkati çekiniştir.

Büyük Elçi bu memleketin Sovyet taz­yikinin kurbanı olduğunu da ayrıca ilâve etmiştir.

bildirmiştir. Müttefik Yüksek Komisyo­nunun bu hareketinin Alman Federal Cumhuriyetinin ekonomik kaJkmmasına yardım edeceği ümit edilmektedir.

—Washington:

Amsrika Dışişleri Bakanı Acheson dün akşam yaptığı basın konferansında Av­rupa Birliği hakkındaki beyannamenin Hükümet beyannamesi değil, bir parti neşriyatı olduğunu söylemiştir.

18 Haziran 1590

—Washington:

İngiliz İşçi: Partisinin Büyük Britanya'­nın Schuman plânına girmesini men eden bayanatı Amerika'da büyük bir tesir yapmıştır.

Dean Acheson, Birleşik Amerika'nın İn­giliz Hükümetinden ı takındığı tavır hak­kında izahat talep etmek niyetinde ol­madığını belirterek meseleyi kapatmak istemiştir. Fakat Dışişleri Bakanı bu te­şebbüsünde muvaffak olamamıştır. Bu­na karşılık siyasetin; tenkit eden infi­ratçılar, büyük bir kuvvetle Amerika Birleşik Devletlerinin Büyük Britanya "ve diğer Avrupa devletlerine karşı yap­tıkları askerî ve iktisadi yardımın iddia edildiği gibi bir birleşik hava yaratma­dıktan başka Amerika'nın serbest teşeb­büs telâkkisine tamamen aykırı bir şe­klide çalışan sosyalist bir Hükümetin faaliyetin? yaradığını iddia etmekte­dirler.

Amerikalı infiratçıları ve milletlerarası işbirliği zihniyetini müdafaa öden bazı cumhuriyetçileri en çok kızdıran cihet kömür ve çelik sanayiinin müşterek ida­resi hususunda ingilizlerin ancak diğer sosyalist hükümetlerle işbirliği yapabile­ceği hususunda İngiliz işçilerinin beya­natı olmuştur.

Bu beyanat kapitalist sisteme indirilmiş bir darbe olduğu gibi, Büyük Britanya'­nın bütün Batı Avrupa'y1 tamamen sos­yalist bir blok içine almak istediğini de zımmen ihdas etmiştir. Harpten beri demokrat ve cumhuriyetçi parti liderleri, milletlerarası işbirliği fik­ri lehinde ve Amerika'nın diğer serbest hükümetlere yardım etmeleri hususunda iki partili müşterek bir siyaset takip et-

mektedirler. Bu cereyan infiratçılık fik­rini az çok baltalamaktadır. Bununla be­raber böyle hisler daha hâkimdir ve İn­giliz İşçi Partisinin beyanatı gibi hâdise­ler böyle his güdenleri uyandırmaktadır.

- - Washington:

Cumhuriyetçi Ayan üyelerinden Styles Bridges ve Wiİliam Knovvland, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Trygve Lie'nin geçenlerde Moskova'da Sovyet ileri ge­lenleriyle yaptığı görüşmelerden sonra Çin komünistlerinin Birleşmiş Milletlere kabulü yolundaki teklifine şiddetle hü­cum etmişler ve Lie'yi Sovyetlere Güven­lik Konseyinde bir oy daha sağlamıya çalışmakla itham etmişlerdir. Ayan üye­leri Lie'nin de «tıpkı komünistler gibi aynı sinsi taktiğe başvurduğunu ve on­ların müttefiki değilse bile âleti haline geldiğini» ilave etmişlerdir. İki ayan ü-yesi Birleşik Amerika'nın Lie'nin teklif­lerine karşı vetosunu kullanmak için ha­zır olmasını söyledikten sonra şu dört noktayı havi «politika» beyannamesini iler. sürmüşlerdir:

— Lie'nin «tazyik tekliflerinin» reddedildiğinin Dışişleri Bakanı Achesonta­rafından teyit olunması.

— Sovyetler Birliği, peykleri veya ajanlarının baskısı altındademokratikmenfaatlerine aykırı hareket eden mem­
leketlereverilecek yardımınetraflı birtetkika tabi tutulması.

---Teklifleriniderhalgeri almadığıtakdirde Lie'nin yerine «tarafsız bir ge­
nel sekreterin» tâyini için Birleşik Ame­rika tarafından gayret sarfedilmesi.

— Sovyetler Birliği boykot hareketinesonvermediğive keyfî vebaltalayıcı taktiğinden vaz geçmediği takdirde, Çinkomünist temsilcisinin Birleşmiş Millet­lere kabulünü önlemek için veto kulla­nılması. İki ayan üyesi, Trygve Lie'nin komünist­lerin asıl Çin Hükümetini temsil ettik­leri yolundaki iddiasına hücum etmiş ve Çin halkının hakikatte Moskova tarafın­dan tahrik ve idare olunan hainane bir istilânın kurbanı olduğunu söyliyerek şu suali sormuşlardır: «Trygeve Lie, kendi memleketindeki Guisling'Ieri unuttu mu? Naziler Lie'nin memleketin! istilâ ettikleri zaman Norveç'i ne kadar temsil ettilerse koiTiünlst ajanları da Çin'i o kadar temsil etmektedirler.» Bu arada, Ayan Meclisi Silâhlı Kuvvet­ler Komisyonu Başkanı Milİard Tydings, Baltimore Radyosunda yaptığı bîr ko­nuşmada bugünkü duruma son vermeye davet ederek Amerikan ve Sovyet Hü­kümetleri temsilcilerinin aralarında ma­kul ve âdil bir anlaşmaya varmak için bütün imkânları tetkik etmeleri teklifin­de bulunmuştur. Tydings Stalin'in Birle­şik Amerika'ya davet edilmesini teklif etmiş, bununla beraber, böyle bir teşeb­büsün, mevcut anlaşmazlık konularının halline doğru bir adım atılmadan önce yapılmaması gerektiğini söylemiştir.

- Washington:

Başkan Truman Amerika'yı ziyaret et­mekte olan, Türkiye de dâhil 14 milletin genç çiftçilerini kabul ederek memlelet-ler arasındaki bu ziyaretin sulha yapılan en büyük hizmetlerden biri olduğunu söylemiştir. İktisadi İşbirliği idaresinin tanzim ettiği bir programa göre, Ameri-ka'daki çiftliklerde kullanılan usulleri tetkik eden bu 60 gence mukabil 60 A-merikan çiftçisi de Avrupa'daki çiftlik­leri dolaşmaktadır. Amerika'ya gelen çiftçiler hususi teşekküllerin misafirleri­dirler.

Washington:

Ayan Meclisi Silâhlı Kuvvetler Tâli Ko­misyonu bugünkü toplantısında donan­maya atom enerjisi ile İşliyen ilk deniz­altının inşası salâhiyetini veren kanun tasarısını kabul etmiştir. Aynı tasan yeni tipte ve su altında snor-kell ile teçhiz edilenlerden çok daha u-zün müddet kalabilecek büyük bir deniz­altının inşasını da derpiş etmektedir. Aynı tasariyle diğer harb gemilerinin tadili ve modernleştirilmesi hususları da kabul edilmiştir.

Temsilciler Meclisinde prensip itibariyle kabul edilen bu yenilikler takriben 350 milyon dolara mal olacaktır.

20 Haziran 1950

—Washington:

Ayan Meclisi Silâhlı Kuvvetler Tâli Ko­mitesi Birleşik AmerikaBahriyesine dünyanın ilk atom enerjisiyle işliyen de-nizaltılannı inşa etmek yetkisi veren ka­nun tasarısını tasvip etmiştir. Bu, ve diğer silâhlar için 350 milyon dolarlık bir masraf yapılmasına yetki veren ta­sarı daha evvel Temsilciler Meclisi tara­fından kabul edilmiştir. Şimdi tasarının Silâhlı Kuvvetler Komitesi tarafından tasvibi gerekmektedir.

— Washington:

Truman'm, hidrojen bombası imalini hızlandırmak Üzere 30 milyon dolar tah­sisatın Parlâmento tarafından tasvip e-dümesini istiyeceğine dair haberler, Bir­leşik Amerika'nın bu yeni silâhı imal e-decek devreye vardığının bir delili ola­rak tefsir edilmektedir. Bu hususta İsveçli fizik âlimi Gustaf L ungren'in bayanatı hatırlatılmaktadır. Filhakika mezkûr âlim, hidrojen bomba­sının imaline dair nazari meselelerin halledildiğini ve Birleşik Amerika'nın amelî sahada tatbikata geçecek durum­da olduğunu bildirmiştir. îsveç Atom Komisyonu Başkanı olan Lungren, dete-riûnı ve tritumun kütel halinde imali keyfiyetinin kendi noktai nazarını teyit edeceği kanaatindedir. Eîarb esnasında atom bombası hakkında a.râştînmaJa'rı ahenkleştiren Fizik Âlimi Robert Oppenheimer'e göre bundan böy­le hidrojen bombası imal edilebilir ve bu bombanın serî halinde imali meselesi de nispeten kısa bir mühlet içinde mümkün olacaktır.

Bununla beraber bazı âlimler bu imalin hâlâ güç olduğunu söylemekte ve bu hu­susta daha senelerce incelemeler yapıl­masına ihtiyaç olduğunu belirtmekte­dirler.

Amerikan ilim çevrelerinde belirtildiğine göre ilk tecrübelerin Eylülden evvel ya­pılması lâzımdır. Zira bu tarihten sonra Eniwctok'da rüzgârlar ve iklim bu nevi tecrübelerin yapılmasına müsait değil­dir. Eğer silâh bu tarihten evvel hazır olmazsa tecrübe tarihinin gelecek ilkba­har veya yaza talik edilmesi icap etmek­tedir.

Washington:

Meşhur Fransız Atom Âlimi Joliot Cu-rie'nin atom bombasının kanun dışı edilmeşini istiyen müracaatı münasebetiyle Amerikalı atom âlimleri bir bülten ya­yınlamışlardır. Curie'nin teklifini inceliyen bu bültende, eski Fransız atom Enerjisi Komiserinin bu tecrübesin; bazı Amerikalı âlimlerin de iştirak etmesinin ihtimal dâhilinde olduğundan bahsedilmekte ve şöyle de­nilmektedir:

Zamanımızın en büyük atom âlimlerin­den biri olan Jeliot Curie şayet bu saha­daki şöhretini Birleşmiş Milletler Atom Enerjisi Komisyonunun şimdilik içinde bulunduğu çıkmaza sürükleyen üç nok­tadan birinin dahi hailini sağhyacak ci­hanşümul bir çare bulmak yolunda hiz­mete amade tutacak olursa Curie'nin vazifesinde muvaffak olmasını temenni eden ve ona yardıma hazır bulunan bir çok Amerikalı âlimlerin kendisine müza-haret edecekleri muhakkaktır.

-Washington:

Temsilciler Meclisi, Hükümetin suni ka­uçuk istihsaliyle ilgili programını bu a-ym sonundan itibaren iki ay için temdit etmiştir. Bu husustaki kanun tasarısı daha önce Ayan Meclisi tarafından tas­dik edilmiş olduğundan imzalanmak ü-zere Başkan Truman'a gönderilmiştir.

—New-York:

Başkan TruniHn'ın General Mac Arthur-dan, Japonya'da ve Uzak Doğu'da güt­mekte olduğu Amerikan siyaseti hakkın­da izahat istemeye karar vermiş olması «cScrİpps Howard» Grupuna dâjhll gaze­teler tarafından gayet iyi karşılanmıştır. Gazetelerin ileri sürdüğüne göre, Savun­ma Bakanı Louis Johnson ve Müşterek Genel Kurmaylar Başkanı General Omar Bradly gibi Truman Hükümetine men­sup yüksek bir çok şahsiyetler harbden beri ilk defa olarak Mac Arthur'dan U-zak-Dogu'daki Amerikan siyaseti hak­kında izahat almak üzere Tokyo'da bu­lunmaktadırlar.

General M>.c Arthur'ün Uzak-Doğu'd a Amerika'nın en yüksek makamını temsil etmesine rağmen, şimdiki halde Mac Arthur'un herhangi bir arzusunun Ame­rikan Hükümeti tarafından kabul edile­ceği şüphelidir. Buna da sebep şimdiye kadarMacAUhur'ımJaponya'dahiç

ayrılmadan sırf kendini düşünerek güt­tüğü siyasettir.

Johnson ve Bradley'in Japonya'yı ziya­reti hakkında mütalâa yürüten muharrir Ludwe Denny'e göre, Avrupa'da hâlâ. hüküm süren soğuk harbin artması, Çin'in tamamen komünistlerin eline geç­mesi, beş seneden beri üzerinde ehemmi­yetle durulmayan Uzak-Doğu meselesi­nin tekrar İsrarla ele alınmasına sebep olmuştur.

Muharrire göre, Mac Arthur'un Japon­ya'da güttüğü siyaset Japonya'yı, üzak-Doğu'da, Birleşmiş Milletler himayesi altında bitaraf bir «İsviçre» haline ge­tirmektir.

Bu vaziyet karşısında Amerika Hükü­metinin halletmek zorunda kaldığı iki mühim mesele vardır:

— Uzak-Doğu'ya yapılan askerî yardı­ma ve iktisadî kalkınma plânına, kendimüdafaa kuvvetlerimizi bölmeden,ikti­sadî sahada iflâsa gitmeden daha ne ka­dar devam edebiliriz ?

— Japonya, komünist Çin ve SovyetRusya ile ticarî müzakerelere girişildiği takdirde bu memlekete ne dereceye ka­dar itimat edebiliriz ?

—■ Washington:

Marshall plânı idarecisi Hoffman, dün akşam verdiği demeçte, birleşmiş millet­lerin g-ayesinni büyük bir harbi kazan­mak değil, fakat müşterek gayretler sa­yesinde harbi önlemek olduğunu bildir­miştir.

Amerikan Valileri Konferansında konu­şan M. Koffman, Rus diktatörlüğünün süratle yayıldığını, fakat diktatörlükle­rin ancak yayılma anlarında muvaffaki­yet elde ettiklerini söylemiş ve ileri ham­leler bir kere durduruldu mu. bu istika­mette muvaffakiyetler elde edildikten sonra, mekanizma haddinden fazla ger­ginleşir demiştir. Hoffman şunları ilâve etmiştir: 12 ilâ 15 milyon Rus vatandaşının mec­buri çalışmaya tabi tutulmuş olması, bu gerginliğin bariz bir delilidir. Kremlin peyklerin stihsalâtımn en iyi kısmına el koyma siyaseti güttüğünden, Rusya ile peykleri arasındaki münasebetler gitgi­de gerginleşmektedir.

Washington:

Cumhurbaşkanı Truman, Donald Heath'i Vietnam ile Çin Hindindeki Laos ve Kamboç devletleri nezdinde Birleşik A-merika Orta Elçiliğine tâyin etmiştir.

22 Haziran 1950

—Boston:

Dışişleri Bakanı Dean Acheson, Batı Av-i upa ağır sanayiini birleştirmek üzere Paris'te 6 milletin iştirakiyle yapılan konferansın <'harbden beri yapılan haki­katen büyük hamlelerden biri» olduğunu dün akşam belirtmiştir.

Harward Üniversitesi diploma tevziinde konuşmak ve fahrî doktorluk unvanı al­mak üzere uçakla Boston'a gelen Ache­son, bu konferanstan muazzam neticeler alınabileceği kanaatindeyim, demiştir.

Acheson, Paris Konferansına katılan altı memlekete de muvaffakiyetler dilemiş ve toplantıların Avrupa için ümit ve va­atle dolu olduğunu bildirmiştir.

Acheson'un özel yardımcısı I_ou:s Battle'in ve Dışişleri Bakanı Emniyet Subayı Robert Beng'in refakat ettiği Acheson, hava alanında Harward Üni­versitesi Rektörü James Conant tarafın­dan karşılanmıştır.

1947 senesi diploma tevziinde konuşan General George Marshall'ın bu vesiyle ile Marshall plânını açıklamış olduğu Ache-son'a hatırlatılmış ve kendisinin de ya­pacağı konuşmanın mühim bir siyasi de­meç teşkil edip etmiyeceği sürülmüştür. Acheson, bu suali şu şekilde cevaplan­dırmıştır:

«Hiç kimse General Marshall gibi konu­şamaz.^

— Washington:

Ayan Meclisi Silâhlı Kuvvetler Komis­yonu, 30 bin tonluk harb gemisi. 10 bin tonluk muavin gemiler ve 10 bin tonluk tecrübe tipindeki gemiler inşası için Temsilciler Meclisi tarafından kabul e-dilmiş oaln 350.000.000 dolarlık kredilere dair kanun projesini kabul etmiştir.

Bu kredilerle aynı zamanda 125 bin ton­luk harb ve 75 bin tonluk muavin gemi­leri modernleştirilecektir.

24 Haziran1950

— Washington:

Amerika Dışişleri Bakanı Dean Ache­son'un bugün bildirdiğine göre, İngiliz Büyükelçisi Sir Oliver Franks'm İngilte­re Hükümetinin Schum^n plânı hakkın­da takınmış olduğu vaziyeti müdafaa eden mektubu Dışişleri Komisyonuna su­nulmuştur ve mektup Acheson tarafın­danmemnuniyetle karşılanmıştır.

Acheson, hafta!:k basın toplantısında mektubu okuduğundan bahsetmiş, fakat İngiliz Hükümetinin gütmekte olduğu siyfis.. I hakkında her hangi bir tefsirde bulunmak istememiştir.

-— Washington:

Ayan Meclisi Dışişleri Komisyonu Baş­kanı Tom Connally bugün müşterek sa­vunma yardım programının ikinci yılı için 1.225.500.000 dolar tahsisini derpiş eden kanunun müzakeresi sırasında Tür­kiye'nin millî savunmasını geliştirmek hususunda gösterdiği gayretleri memnu­niyetle kaydetmiş ve ayan üyelerine bu maksatla yapılan Amerikan yardımının devamını sağlamalarını tavsiye etmiştir. Connally ezcümle demiştir ki:

Türkiye'ye yaptığımız askerî yardım çok tesirli olmuştur. Cesaretlerniden kimse­nin şüphe edemiyeceği Türkler dimdik ayakta durmakta ve Sovyet emperyaliz­minin müthiş tazyikma karşı koymakta­dırlar. Geçen iki yıl içinde Türkiye silâh­lı kuvvetlerinin mevcudunda oldukça önemli bir indirme yapmıştır. Fakat bu­na mukabil ordularının modernleştiril­mesi neticesinde de harb kudretleri çok yükselmiştir.

. Konuşmasına devamla diğer Orta Doğu memleketlerinden bahseden Tom Con­nally «îran hâlâ güvenliği hür dünya için çok mühim olan bir memlekettir. İran halkı komünistlerin tazyikma ma­ruz ve Kremlin'in gölgesi altında yaşa­maktadır. Kaynaklarının büyük kısmını savunması uğrunda sarfeden bu memle­ket hariçten yardım görmedikçe ihtiyacı olan modern bir ordu meydana getire­mez. Bu yüzden İran ordusunun savun­ma gücünü arttıracak teçhizat ve eğiti­mi temin gayesiyle bu memleket için tahsisat kabulünü teklif etmekteyiz» de­miştir.

Connally sözlerine şöyle devanı etmiştir: Şimdi Ayan Meclisinde bulunan ve yar­dım programını bir yıl daha devam etti­recek olan tasarı, bizim hürriyeti yaşat­maya azmetmiş olduğumuzu gösteren bir delildir. Bu hür insanların totaliter­lerin devamlı tazyikini önliyebilceeğinin ilânı demektir. Birleşmiş Milletlerle bir­likte, Avrupa Kalkınma Programı ve Kuzey Atlantik Paktı dünya sulhunun bozulamıyacağım gösteren en kuvvetli sigortadır. Bu sulh totaliterlerin tecavü-ziyle kırılacak olursa kuvvetle müdafaa edilecek ve tekrar yerine konacaktır. Dünya sulhunu temin ve muhafaza ga­yesiyle bir kaç yıldır sarfettiğimiz gay­retleri Sovyetler devamlı olarak baltala­mışlardır. Bu tahditler karşısında fikri­mizi değiştirecek değiliz. Hur milletler kudretimizi hiç bir mütecavizin taarru­za yeitenemiyeceği bir seviyeye eriştir­mek için müştereken çalışmalıdır. Bundan sonra dünya sulhüünn demokrat milletler tarafından bozulamıyacağmı belirten Connally, sulhun muhafazası uğrunda sarfedilen gayretleri anlatmış, Sovyetler Birliğinin ordusunu terhis et­mek şöyle dursun, günden güne genişlet­tiğini ve nüfuz sahalarını artırdığım kaydetmiş ve Rusya'nın millî savunma masrafları için yılda 45 milyar dolar a-yırdığım, bu tehlikeli durum karşısında hür milletler için birleşmek ve cesaretle çalışmak gerektiğini söylemiştir. Avrupa ve dünyanın diğer bölgelerinin Tam Connally arvrupa ve dünyanın diğer bölgelerinin Amerika emniyetinin Batı güvenliğine bağlı olduğunu ifade ile söz­lerini şöyle bitirmiştir: Türkiye, Yunanistan, İran, Kore, Filipin çe Çin'e yardımlarımızın devamım İsrar­la istiyoruz.

25 Haziran 1950

~ Washington:

Dışişleri Bakan Yardımcısı Dean Rusk ile Fevkalâde Büyükelçi Philip Jessup bu sabah mahallî saatle 8,30 dan Önce Ba­kanlığa gelerek Kore'deki durum hak­kındaki aceJe görüşmelere başlamışlar­dır. Bakanlığın Kore Meseleleri Bürosu

Başkanı Niles Dond saat dokuza doğru Millî Savunma Bakanlığına gitmiştir, liond'un Savunma Bakanlığı yüksek şah­siyetleriyle görüşmelerde bulunacağı talimin edilmektedir. Daktiloların, ste­nografların ve ıküçük memurların de­vamlı surette Bakanlığa gelmekte olma­ları Pazar günkü olağanüstü toplantı için Bakanlığa çok sayida memurun ça­ğırıldığını göstermektedir.

- Washington;

Güvenilir resmî kaynaklardan bildirildi­ğine göre, Kuzey Kore'den gelen komü-ü':st istilâsını durdurmaya yardım için derhal Güney Kore'ye Amerikan silâh­ları gönderilmesi emredilmiştir. Güney Kore kıyılarından 160 kilometre kadar uzakta bulunan Japonya'daki Mac Art-hur kuvvetlerinin daha şimdiden silâh sevkıyatına başlamış oldukları telmih edilmektedir. Bu yoldaki emir Güney Kore'nin Washington Büyükelçisi Myüng Chang'ın sabahın ilk saatlerinde Ameri­kan Dışişleri Bakanlığına giderek Ame­rikan yardımını temin için «acil» bir şahsî talepte bulunması üzerine veril­miştir. Amerikan silâhlarının şevkine ait teferruat bir sır perdesiyle gizlidir. Mev­cut askeri yardım programları Güney Kore'ye de şâmil olduğundan ve şimdiye kadar bu memlekete 10 milyon dolarlık askerî malzeme esasen gönderilmiş bu­lunduğundan kongrenin yeni silâh sevki-yatmı tasvip etmesine lüzum yoktur. En lüzumlu malzemenin Amerikan taşıt uçaklariyle gerekirse av uçakları hima­yesinde sevkedilmesi tasarlanmaktadır. Bununla beraber Amerikan kuvvetleri­nin savaş bölgelerine gönderileceğini gösterecek hiç bir işaret mevcut değildir. General Mac Arthur'ün emrinde şimdi 323 bin asker mevcuttur. Uzak Doğu su­larındaki Amerikan deniz kuvvetleri Boxer uçak gemisiyle, iki kruvazör, 10 muhrip ve bir miktar ufak gemiyi ihtiva etmektedir. Hava kuvvetleri ise Japon­ya'daki nakliye ve avcı birliklerinden ayn olarak Guam adasına beş avcı gru-pu yerleştirmiştir. Bu arada Dışiğleri Bakanı Dean Acheson Birleşmiş Milletler Teşkilâtının ba­rışı muhafaza için vazifeli kurulunun harbidurdurmalı ve suçlularıcezalantir. Acheson Amerikan delegelerine ver-dırmak için harekete geçmesini istemiş-digî talimatta Güvenlik Konseyinde der­hal ateş kes emri verilmesini ve Kuzey Kore kuvvetlerini hududun berisine çek­mesi için bir ultimaton gönderilmesini talep etmelerini istemiştir. Bu suretle Güvenlik Konseyi tahkikat açmak ve mütecavize karşı tedbirler almak için vakit bulacaktır.

—Kansas Cityl Missouri

Başkan Truman'ın derhal VVashington'a döneceğini haber veren Beyaz Saray söz­cüsü Ayers beyanatına şunları ilâve et­miştir :

«Başkan Truman Kore'deki durum hak­kında telefonla Dışişleri Bakanı Dean Acheson ile görüşmüştür. Başkanın üç dört önemli karar alması gerekmekte ve bumm için Washington'a dönmesi icap etmektedir.»

Ayers muhabirlere Başkanın Türkiye saatiyle 23 te özel uçağına binerek doğ­rudan doğruya "VVashington'a gideceğini haber vermiştir.

Acheson ile konuşmadan önce Başkan gazetecilere Pazartesiden evvel Was-hmgton'a dönmiyeceğini bildirmiştir.

—Kansas City i(Missouri)

Başkan Truman Türkiye ayariyle saat 23,09 da özel uçağiyle VVashington'a ha­reket etmiştir. Başkan hareketinden ön­ce gazetecilere hitap ederek «endişe uyandırmamalarını» istemiş ve durumun tehlike olabileceğini, fakat olmamasını Ümit ettiğini söylemiştir. Gazetecilerin diğer sorularına karşılık olarak Başkan şöyle demiştir: «Dışişleri ve Savunma Bakanlariyle Beyaz Sarayda görüşme­den önce her hangi bir şey söyliyemem.»

—Washington:

Resmî ve siyasi uzmanlar Kore'deki sa­vaşı Ruslar tarafından TJzak-Doğuyu hâkimiyetleri altına almak için girişil­miş olan mücadelenin ikinci safhası ola­rak tavsif etmişlerdir. Bu uzmanlara göre Sovyet Rusya diğer Asya devletle­rine karşı bir «kıökaç hareketine» giriş­miştir. Kıskacın bir kolunu Kore'de bu­gün başlıyan savaş, diğerini ise komü­nist lideri Hoşiminh'in Çin Hindistanında

hâkimiyeti ele geçirmek için yaptığı mücadele teşkil etmektedir. Bundan son­raki büyük taarruzun her halde, Filipin­ler ile Japonya arasında bulunan Formo-za'ya karşı olacağı tahmin edilmektedir. Bazı uzmanlar bu taarruzun, eğer Kore seferi o zamana kadar muvaffakiyetle biterse, Ağustos ortalarında başlıyabüe-ceğini ileri sürmektedirler. Kıskacın Ko­re'deki kolu Japonya için büyük bir teh­dit teşkil edecek ve komünist kuvvetle­rini bu silâhsız memleketin 150 kilometre yakınma getirecektir. Çin Hindistanm-daki kol ise Birmanya, Siyam, Malezya ve endonezya'nm teşkil ettiği Güney Doğu Asya bölgesi için bir tehlike teşkil etmesinden korkulmaktadır.

—Washington:

Başkan Truman'ın mahallî saatle 21 e doğru VVashington'a dönmesinden hemen sonra Acheson'îa Kore meselesi üzerinde görüşeceği bildirilmelttedir. Acheson Başkan Truman'a Dışişleri Ba­kanlığında gece yarısından beri aralıksız olarak yaptığı temas ve görüşmeler hak­kında malûmat verecektir.

—Washington:

Müşterek Kurmay Heyeti başkanları Pa­zartesi günü toplanarak General Brad-ley'in Uzak Doğuya yaptığı seyahat hak­kındaki raporunu dinliyeeektir. Bununla beraber bu toplantıda son gelişmelerin de bahis konusu olacağından şüphe edil­memektedir.

Dışişleri Bakam Dean Aeheson Öğleden sonra bütün gün Bakanlığın yüksek rüt­beli mensuplariyle görüşmelerine devam etmiştir. Bu arada Kara Kuvvetleri Kur­may Başkanı Lawton CoUins de Dışişleri Bakanlığına gelerek toplantıda bulun­muş ve sonra hava ve deniz kuvvetleri şefleriyle görüşmek üzere Savunma Ba­kanlığına dönmüştür. Bahriye Bakanı Matthews, Hava Bakanı Finletter ve Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı G-eneral Hoyt Vandenberg de askerî bîr toplantıya davet edilmişlerdir.

26 Haziran 1950

—Washington:

Dün akşam Blair House'a gelen Truman, bir konferans toplamak üzere derhal hareket etmiştir. Trunıan bu konferanstan evvel aşağıdaki şahsiyetlerin bulunacağı bir yemeğe gidecektir. Acheson, Johnson, Mathevv Horace ve Finletter, Müşterek Genel Kurmaylar Başkanı General Omar Bradly, Ordu Ge-neî Kurmay Başkanı General Lawton Colltns, Hava Genel Kurmay Başkanı General Vandenberg1, Deniz Hareketleri Komutanı Amiral Forrest Sherman, Bü­yük Elçi Philip Jessup, Dışişleri Müste­şarı James Webb, Dışişleri Bakamlği Birleşmiş Milletler İşleri Yardımcısı John Hickerson,

Bu şahsiyetlerden bir çoğu Blair House'a gelmeden evvel Dışişleri Bakanlığında toplanmışlardı.

—Londra;

Londra'nın Kuzey Batısında Miîkbar'da henüz sebebi bilinmeyenbir infilâk ol­muş 20 kişi yaralanmıştır. Tahkikata başlanmıştır.

—Washington:

Başkan Truman'm topladığı 12 kişilik konferans mahallî saat 22,50 de sona er­miştir.

Hiç bir beyanat neşredilmemiştir. Siyasi ve askerî yüksek şahsiyetler bütün gece temas halinde kalmışlardır. Pazartesi günü yeni bir toplantı yapılması muhte­meldir.

—Washington:

Güney Kore Washington Elçiliği Müste­şarı Sae Sun Kim'in United Press'e ver­diği beyanata göre, Güney Kore Başkanı Syngman Rhee dün Kore'nin Washing­ton Büyük Elçisi John Nyum Chang iîe telefon İle bir görüşme yapmıştır.

Sae Sun Kim bu görüşme esnasında Baş­kanın Büyük Elçiye ne gibi bir talimat verdiğini sb'yliyerek şunları ilâve etmiş­tir:

«Kore harbi üçüncü dünya harbine atı­lan ilk adımı teşkir edebilir. Kuzey Kore kuvvetlerinin Kremlin'den verilen tali­matla idare edildiğine şüphe yoktur. Şimdiki halde yegâne temennimiz Ame­rika Birleşik Devletlerinin yapacağı as­kerî yardımın Güney Kore'ye vaktinde yetişmesidir. Güney Kore'Hler ne kadar kahraman insanlarsa da silâhsız müca­dele edemiyecekleri aşikârdır.»

— Washington:

Sanıldığına göre, 12 saatten fazla bir zamandan beri Dışişleri Bakanlığı ile Blair House'da Vaşington'daki askerî ve siyasi idarecilerin iştiraki ile yapılan toplantılardan sonra Birleşik Amerika­nın Uzak Doğudaki dış siyaseti kati ola­rak taayyün edecektir. Bu siyaset, dün­yanın bu bölgesi için bir nevî Truman doktrini teşkil edebiiir. Şimdiye kadar Uzak Doğu için, Avrupa'da Eisenhover-in beyanatı ile, veya Orta Doğuda Dışiş­leri Bakanlığı Orta Doğunun Masassı eski şefi Lloyd Henderson'un Beyanatiy-le taayyün eden siyaset gibi, muayyen bir siyaset yürütülmemiştir. Bu siyaset Vaşington'da vahim olarak vasıflandırı­lan Kore hâdiselerinin ışığı altında tes-bit edilecektir. Bu siyaset:

— Korelilerin mütecavize karşı kendi­lerini müdafaadagösterecekleri isteğemütenasipolarak GüneyKore'ye harbmalzemesi gönderilmesini,

— Alouetienne adalarından Endonez­ya'ya kadar Uzak Doğu ve Güney As­ya'da bulunan bütün Amerikan üstleri­nin idame ve takviyesini,

—Formoza'nmAmerikanmüdafaasistemine ithalini - âcil imdat Çan KayŞek'e değil Formozalılara yapılacaktır,

— Asya'da komünizmin sızma tehlike­sinin mevcut olduğu her yerde iktisadive askerî mukavemet durumunun ihda­sını ve aynı zamanda bazı Asya devlet­leri ve bilhassa hindistan tarafından ta­kip edilen «tarafsızlık» siyasetinin tak­bihini, derpiş temektedir. Bu, Asya İçin yeni bir doktrin teşkil etmektedir.

Bu yeni doktrin General Omar Bradley ile Louis Johnson'un General Mc Arthur İle birlikte çizdikleri ve Baş­kan Truman'a takdim edecekleri ra­porda bildirecekleri hareket hattını olduğu gibi Foster Dulles'un Seul'de yap­tığı son seyahatten edindiği intibaları da aşacaktır. Bu doktrin askerlerin ve kongrenin mühim bir kısmının taleple­rine decevap vermekleberaber, Washington'daki iyi haber alan çevrelerdeki kanaate göre, Ruslar veya Çinliler tara­fından gelecek bir tahrik hariç, muhasa­mata kadar götürmemeliclir. Olsa olsa soğuk harb tâbirinin siyasi ve askerî ha­tiplerin lügatinden silinmiş göründüğü bir zamanda soğuk harbin şiddetlenme­sine bütün memleketlerde komünist aleyhtarı mücadelenin artmasına şahit olunabilir. Fakat radyo tefsircilerinin hemen hemen hasmane sözleri Kuzey Kore'lilerin taarruzlariyle meydana ge­len infialin hudutlarını aşmaktadır. Buradaki kanaate göre, Kuzey Koreliler Moskova'nın talebi üzerine harekete geçmişi erdir.

Seul'e yapılacak Amerikan yardımı ajı-cak sekiz gün içinde fiilen başlıyacakUr. Zaten bir kaç saat evvel bu mesele hak­kında alman karar henüz meçhul olmak­la beraber, bu yardımın silâh ve mühim­mattan başka şeye inhisar etmiyeceği sanılmaktadır.

Muhakkak .olan bir şey var o da, Güney Kore'ye yapılacak yardım Korelilerin gösterecekleri faaliyete bağlı olacaktır. Amerikalılar Çin'e yardımda uğradıkları fiyaskonun tekrarını istememektedirler, öte yandan bazı Uzak Doğu meseleleri mütehassıslarının kanaatine göre, Güney Kore kuvvetleri, malzeme ve silâhla teç­hiz edilseler bile, Kuzeylilerin yapacak­ları büyük çapta bir taarruza mukave­met edemiyeceklerdir. Bu şahsiyetlerin kanaatine göre, ylnız Amerikan kuvvetlerinin müdahalesi du­rumu kurtarabilir. Fakat askerî ve sivil makamların böyle bir tehlikeyi göze ala­cakları çok şüphelidir.

— Washington:

Kuzey Kore komünist kuvvetleri İle A-merikan Ordusu tarafından kurulan Ko­re kuvvetleri arasındaki harb haberelri Vaşington'a geldikçe Hükümet makine­sinde, belki 1946 da Truman'm Türkiye ve Yunanistan'a yapılacak askerî yardım doktrini zamanı müstesna olmak şar-tiyle 1945 tenberi böyle bir meşgale ve hareket müşahade edilmemiştir. Gazeteciler Beyaz Sarayda Basın Büro­sundan ayrılmamakla beraber hiç bir şey elde edememekte ve resmî sözcüden bo­şuna malûmat beklemektedirler.

Her kademede müzakereler cereyan et­mektedir. Başkan, Savunma Bakam Dış­işleri Bakanı, kurmay başkanları, Bir­leşmiş Milletler Dışişleri Bakanı Yardım­cısı ile görüşmeler kapmaktadır. Halk, soğuk harb barometresinin yük­seldiğini hissetmektedir. Ordu Başkanlı­ğında muhtelif daireler mütemadi bir ça­lışmaya koyulmuşlardır. Bazı akerî çevrelere göre, Güney Kore komünistlerin eline düştüğü takdirde Ja­ponya'da tutunmak güç olacaktır. Gazetecilere göre, 26 Haziran Pazartesi günü de «tarihî günlerin» uzun listesine girecektir. Ve istihza ile şunu ilâve et­mektedirler:

«26 Haziran Birleşmiş Milleter Anayasa­sının imzalanmasının yıldönümüne tesa­düf etmektedir.

Washington:

Birleşik Amerika Cumhurbaşkanı Tru-man komünistlerin Güney Kore'ye teca­vüzleri dolayisiyle yayınladığı beyanna­mede Güney Kore'ye yapılan tecavüzden mesul olanların, Birleşik Amerika Hükü­metinin dünya barışım tehlikeye sokan bu gibi hareketleri ne kadar ciddî suret­te karşıladığını idrak etmeleri icap etti-yenğini belirterek şöyle demiştir: Birleşmiş Milleter Anayasasını destekii-yen milletler, barışın kasten ihlâl edil­mesine tahammül edemezler. Truman, Kuzey Kore kuvvetlerinin geri çekilmesini emreden Birleşmiş Milletle­rin gösterdiği sürat ve azimden, Birleşik Amerika'nın memnuniyet duyduğunu bildirmiştir.

Cumhurbaşkanı yayınladığı beyanname­de doğrudan doğruya Sovyet Rusyadan bahsetmekle beraber Dışişleri Bakanlı­ğına mensup yüksek memurlar Kore harbinin başlıca mesulü olarak Sovyet Rusya'yı görmektedirler. Bu kanaat, hü­cum eden Kuzey Kore Hükümetinin ta­mamen Rus Hâkimiyeti altında bulun­duğu fikrine istinat etmektedir.

— Washington:

Waşington'daki siyasi çevrelerde bugün alman bir habere göre, Güney Kore Hü­kümeti başşehrini SeouPden 144 kilomet­re güneybatıdaki Tajon'a nakletmekte­dir.

Tek çare kuvvetli olmak...

Yazan: Abidin Dav'er

2 Haziran 1950 tarihli Cumhuri­yet'ten:

Amerika Dışişleri Bakanı Mr. Acheson, Londra'dan Washington'a döndükten sonra, Ayan ve Temsilciler Meclislerinin müşterek toplantısında izahat verdi. A-merikan Parlâmentosunun her iki mec­lîsinin beraberce toplanmaları, daha zi­yade harb zamanında vukua gelir; barış zamanında böyle müşterek içtimalar, pek nadirdir. Amerika teşriî meclisleri­nin Londra'da Atlantik Paktına dâhil 12 milletin Dışişleri Bakanları Konferan­sında verilen kararlara pek büyük bir ehemmiyet atfettikleri ve bu sebeple Mr. Acheson'un vereceği izahatı müşterek bir toplantıda dinlemeği tercih ettikleri anlaşılıyor ki bu, bir siyasi tezahürdür. Amerikan Dışişleri Bakanı, Londra Kon­feransı neticesinde Şimal Atlantik Paktı camiasının siyasi bir varlık olmak üzere bulunduğunu ilân etmiş ve âcil bir harb tehdidi mevcut olmamakla beraber, de­mokrasi memleketlerinin tecavüz tehdi­dini karşılamağa hazırlanmaları, zira müdafaa hazırlıklarıtamamlanmadıkça Kremlin'in programında yer alacağı her­kesçe bilinen tecavüz tehlikesinin devam edeceğini söylemiştir. Bu, meşhur «Sulh istiyorsan harbe hazır ol!» sözünün bir tekrarından başka bir şey değildir. Fil­vaki Şimal Atlantik Paktı, tedafüi bir antlaşma olmakla beraber, bu pakta dâ­hil memleketler soğuk ve bilhassa kızgın harb için elbirliğiyle hazırlıklı ve kuv­vetli olmadıkları takdirde, aralarındaki antlaşma lîâğıt üzerinde kalmış olurdu. Sadece bir vesika ile barışın korunamıya-cağı ise tecrübelerle sabit olmuştur. Te­cavüz niyetleri besliyen ve fırsat kolla­yan bir devleti durdurmanın tek çaresi, ona harekete geçtiği zaman başını çok sert bir müdafaa kayasınaçarparak parçalıyacağım göstermektir ki bu da, ancak maddeten ve manen harbe hazır­lanmakla kabil olur.

Sağ kanadı açık bırakılmış olmak gibi bir büyük noksanı ve esaslı kusuru olan Şimal Atlantik Paktının imzası üzerin­den ancak bir yıl geçtikten sonradır kî Amerika, bu memleketlere daha yeni ye­ni silâh ve malzeme göndermeğe başla­mıştır. Pakt devletlerinin müşterek mü­dafaa plânlarının da hazırlanmasına an­cak son zamanlarda başlanmıştır. Sızan haberlerden anlaşıldığına göre, Pakt devletleri, müstakbel bir harbin stratejik icaplarından ziyade, kendi hükümranlık haklarım muhafaza endişesiyle hareket etmektedirler. Bu da, âni bir baskınla başliyacağı muhakkak olan yıldırım har­bi karşısında 12 devletin, silâh patlar patlamaz, bir tek devlet gibi hareket et­melerine büyük bir engel teşkil eder. Geçenlerde yayınlanan bir haberde, .Şi­mal Atlantik Paktı devletlerinin 36 tü-menlik bir kuvvet teşkil edecekleri bildi­riliyordu. 36 tümen, Kızılordu İle peyk­lerinin yüzlerce tümeni karşısında, saça­ğı sarmış yangına bir kova su dökmeğe benzer. İkinci Dünya Harbinde Almanya evvelâ 1 Eylül 1939 da Polonya'ya taar­ruz etmiş ve Batı cephesine dönmeden evvel İngiltere ile Fransa'ya 8 ay gibi hayli uzun bir müddet hazırlanma imkân ve fırsatını vermişti. Hitler, 10 Mayıs 1940 günü Batı cephesinde taarruza baş­ladığı zaman, Holanda ve Belçika'ya da taarruz ettiği halde, bu dört devletin 150 tümene yakın kuvvetleri, Alman ordula­rını durduramamış ve ibir aydan daha az bir zaman içinde mağlup ve perişan ol­muşlardı. Almanların büyük hava kuv­vetleriyle desteklenen 130 kadar tümenle aşağı yukarı ,150 Müttefik tümenine kar­şı elde ettikleri bir zafer de' gösteriyor ki, yarın Kızılordunun peyk ordulariyle beraber yapacağı bir yıldırım taarruzu­nu 36 tümenle karşılamayı düşünmek, tahakkuku muhal bir hayale kapılmak demektir. Bu itibarla Şimal Atlantik Paktı devletlerinin, Mr. Achf son'un söy­lediği gibi, müdafaa hazırlıklarını şimdi­den esaslı surette yapmaları lâzımdır. Eğer son Londra Konferansında pakta dâhil 12 devlet, bilhassa Şimal ve Batı Avrupa milletleri, kuvvetli bir müdafaa birliği vücude getirmek zaruretini iyice anlamışlar ve kendilerini Nazi Alman-yasmın işgalinden çok daha korkunç bir istilâdan korumak için şimdiden feda­kârlıklara katlanarak harb kudretlerini; imkânları nispetinde artırmağı kabul et­mişlerse, dünyanın hâlâ kavuşamadığı barışı temin ve muhafaza yolunda, esaslı bir adım atmışlar demektir. Mr. Ache-son, Amerikan Kongresindeki beyanatın­da bu bahiste şöyle demiştir:

«— Londra'da aktedilen toplantılar gös­terişli olmaktan ziyade, sistemli ve mun­tazam çalışmalara, sahne olmuştur. At­lantik Paktı Savunma Konseyi Londra'­da son derece ehemmiyetli ve hattâ inkı­lâpçı askerî bir program kabul etmiştir. Bunun neticesinde Konseyin bütün üye­leri ehemmiyetli meseleler bahsinde müş­terek siyasetlerini inkişaf ettirmek ga­yesiyle gayretlerini arttıracaklardır.» Amerika Dışişleri Bakanı, muvazeneli savunma kuvvetlerine olan ihtiyacı be­lirterek böyle bir muvazenenin, her dev­letin kendi kaynakarı ve İmkânarı nis­petinde İştirak etmesüye gerçekleşme­si kabil olacağını da ilâve etmiştir, Mr. Acheson'un Londra Konferansında kabul edildiğini söylediği «son derece ehemmiyetli ve hattâ inkılâpçı askerî program» en kısa bir zamanda tatbik edilerek Şimal Atlantik Paktı, kuvvetli ordularla fiilen desteklendiği takdirde, Sovyet Rusya ile peyklerini bir harb macerasına atılmaktan menedebİLir. Kı­zıl Çarlığı uslu durmağa mecbur edecek şey, bütün tecavüz ve istilâ ihtiraslarını şiddetle karşılayarak onu katî bir hezi­mete uğratacak olan «kuvvet» tir. Bu kuvveti bir an evvel yaratmak ve dimdik ayakta tutmak lâzımdır.

Amerika'cfaki nutuklar...

Yazan: Necmeddin Sadak

13 Haziran 1950 tarihli Akgam'dan

Bir yandan Başkan Truman, öbür taraf­tan Dışişleri Bakanı Acheson, Amerikan dış siyasetini anlatıp müdafaa eden bir sıra nutuklar vermektedirler. Bilhassa Başkan Truman'm son iki nutku çok şiddetlidir ve Sovyet Rusya aleyhinde sert ithamlarla doludur. Truman geçen Cumartesi Saint-Louis'de söylediği nu­tukta Sovyet Rusya'nın açıktan açığa harbe hazırlandığını ibildirnıiştir. Tru­man, Sovyet Rusya'nın beş yıldır güttü­ğü emperyalist siyasete ve dolambaçlı yollardan, tecavüze geçerek milletleri esir haline getirmesine hücum ederken Amerika'daki infiratçıları da acı acı ten­kit etmiş ve demiştir ki: Bizi dış politi­kamızdan ayırmak istiyen infiratçılar yalnız dünya sulhu için değil, kendi millî güvenliğimiz için de tehlike teşkil edi­yorlar.»

M. Acheson'un Londra Atlantik Paktı Konferansından dönüşünde, Amerikan afkârmı aydınlatmak ve kendi tabiriyle «Topyekûn siyaset» sistemini izah etmek için yer yer nutuklar söylemesi ve Baş­kan Truman'm da kendisine yardım et­mesi sebepsiz değildir. Bu sebepleri böy­lece hulâsa edebiliriz: Avrupa'ya ekonomik yardım, Atlantik Paktı Devletlerine geniş ölçüde silâh yardımı Amerikalı vatandaşa pahalıya mal olmaktadır. Tasarruf istiyenler A-merika'da da çoğalmıştır. Bundan istifa­de eden eski «infiratçılar» yani Ameri­ka'nın Amerika dışında işlere karışma­sını istemiyenîer son zamanlarda yeni­den canlanmışlar, harekete geçmişlerdir. Batı Avrupa'da baş gösteren bir nevi «tarafsızlık» cereyanı, Batı Avrupa'nın millî müdafaaları İçin fedakârlığa giriş­mekte ağır davranması ve her şeyi A-merika'dan beklemesi, bu yüzden Atlan­tik Paktı Emniyet Teşkilâtının yerinde sayması Amerika'da bir derece kırgınlık yaratmıştır. Komünist Rusya ile kapitalist Amerika­nın pekâlâ yan yana yaşayıp geçinebile­cekleri ve Sovyet Rusya'nın sadece barış istediği hakkında Moskova ricalinin zaman zaman söyledikleri sözler, harb is­tememesi ve Avrupa uğruna bu kadar ağır yüklere katlanmaktan kaçınmak istemesi tabii olan Amerika 'halkı üze­rinde tesirsiz kalmıyor. Solcu «Terakki» partisi bu ruhî haleti boyuna istismar etmektedir. Bundan başka, bazı iç politika sebeple­riyle Dışişleri Bakanının siyaseti ve şah­sı hücumlara uğramaktadır. İşte gerek Başkan Truman, gerek M. Acheson Amerika'daki bu hava ile mü­cadele etmek, Amerika'nın Avrupa'ya yardım etmesindeki zarureti anlatmak, Sovyet Rusya'nın gayelerini iyice açık­lamak, dünya sulhunu ve binnetice biz­zat Amerika'yı bekliyen tehlikeyi belirt­mek zorundadırlar. Amerikan milleti verdiği milyarları körü körüne ve kolay vermiyor. Onu, tarihte eşi görülmemiş bu muazzam fedakârlığa razı etmek için cebinden çıkan bu paraların (yalnız «-Marshall İktisadi Yardımı için her Amerikalı vatandaş başına senede orta-lanm 62 dolar düşüyor) yerine harcan­dığına inandırmak lâzımdır. İnandırma­nın çaresi de yainız Avrupa'nın haline acındırmak değildir. Amerika'nın :kenrli hayatı menfaatleri göz Önünde tutulma­lıdır. Amerika idarecileri yıllardır bu güç işin pesindedirler ve dünyayı yen: tanımaya başlıyan kalabalık bir millete kendi hakikî menfaatlerini anlatmaya muvaffak olmuşlardır.

Yeniden başüyan bu gayret, g'ttikçe sertleşen nutuklar hem tehlikenin gitgi­de yaklaştığım, hem de yeni fedakârlık­lar isteneceğini göstermektedir. Batı âleminde kararsızlık, anlaşmazlık, bol lâkırdılı konferans edebiyatı ve mu­kaddes hodbinlik siyaseti devam ecîerken kesin bir programla hazırlanan Sovyet Rusya, adım adımyürümekte, hiçbir tecavüze girişmeden, ordularını kullan­madan emellerini gerçekleştirmektedir. Bunu yaparken Sovyet Rusya, bütün Batı dünyasında olup .binteni, Amerika'­da İngiltere ve Fransa'da neler yapıldı­ğını, milletlerin hangi ruhî halet içinde bulunduklarını kendi evinin içi gibi bili­yor, fakat Sovyet Rusya'da neler hazır­landığından kimsenin haberi yoktur. Bu­na rağmen, atom bombasını tahminden İki yıl Önce keşfettiği söylenen Sovyet Rusya'nm, 1952 yılında Amerika ile boy ölçüşecek bir duruma geleceğini, bu işle­rin hesabım kitabını tutan bilginler iddia etmektedirler.

Buna karşı Batı cephesi ne vaziyettedir? Batı âleminin tek dileği sulh ve emniyet­tir. Rusya'ya taarruz .etmek kimsenin aklmdan geçmez. Fakat Rusya'nın iste­ği dünya hâkimiyetidir. Bundan da kim­senin şüphesi kalmamıştır. Rusya'yı bu emelinden alıkoyacak tek engel, onun tecavüzüne set çekecek yeter kuvvettir. Yazıktır ki dünya sulhu, bundan böyle ancak kuvvet muvazenesine dayanacak­tır. Sovyet Rusya Batıdan kuvvetli ol­duğu gün sulh bozulacaktır. Amerika'mn bütün gayreti, sulhun tek temeli olan bu ii.stün kuvveti yaratmaktır. İtiraf etmek lâzımdır ki bazı Batı Avrupa efkârında bu zaruret, henüz, Amerika'da oldtığu kadar kavranmamıştır. Daha doğrusu, bazı çevreler, Avrupa müdafaasını yal­nız Amerika'dan beklemektedirler. Ma­yıs ortasında Londra'da toplanmış olan Atlantik Konferansı Avrupa müdafaa teşkilâtına bir hız verdi mi? Umalım ki Öyledir. Çünkü önümüzdeki iki yıl bu büyük işler için çok kısa zamandır. Baş­kan Truman da Rusya'nın harbe hazır­landığını haber vermekle yalnız Ameri­ka'ya değil, bütün dünya milletlerine hi­tap ediyor.

6 Haziran 1950

—Tokyo:

Mac Arthur'ün Komünist Merkez Komi­tesi üyeleri faaliyetlerinin kanun dışı edilmesine emir vermesi üzerine çıkabi­lecek karışıklıkları önlemek üzere bugün Japonya'da polis kuvvetleri harekete ha­zır bir durumda bulunuyordu.

23 polis şefi bu sabah komünizm mesele­sini ve bilhassa tasfiye edilen liderlerin gizli faaliyetlerini nasıl Önliyeceklerini müzakere etmek çin gizli bir toplantı yapmış olan kabinenin de resmî bir be­yanname neşrederek Mac Arthur'ün em­rini tatbik etmesi beklenmektedir.

Bir çok kimseler ve teşekküller Mac Arthur'ün hareketini tasvip eden beya­natlar yayınlamışlardır.

—Londra:

Times gazetesi, bugünkü başmakalesin­de Japon seçimlerinin neticesinin, seç­menlerin Japonya'nın istiklâlini tanıya­cak her devletle ayrı sulh antlaşması imzalamak istediklerini gösterdiğini yaz­maktadır.

Seçimleri kazanan Yoshida'nın Liberal Partisi, şu esaslar üzerinde seçim propa­gandası yapmıştır:

— Amerika taraftarı siyaset,

— Japon Komünist Partisinin kanundışı ilân edilmesi.

— Japonya ile derhal sulh yapmak istiyen dost memleketlerle derhal fiilî sulh antlaşmaları imzalamak.

Gazete, şunları ilâve etmektedir:

Her Japon Komünist Partisi kanun dışı edilmedikçe Birleşik Amerika'dan mü­sait şartlar ümit edemiyecekîerine kani­dir.

7 Haziran 1950

—Tokyo:

General Mac Arthur'ün Merkez Komitesi üyelerini kanun dışı etmesini protesto maksadiyle Komünist Partisi halkı umu­mî greve teşvik etmektedir. Mamafih, işgal makamlarının Komünist Partisini kanun dışı etmek tasavvurunda olmadık­ları sanılmaktadır.

Komünistler, parti merkez komitesi üye­lerinin kanun dışı edilmesi yolunda Hü­kümete emir vermekle, Mac Arthur'ün Japonya'nın istikbali hakkındaki dörtlü Potsdam antlaşmasını ihlâl ettiğini iddia etmektedirler.

Komünist Partisi, halkı umumi greve teşvik etmek ve bu suretle partiyi mü­dafaa etmesini istemektedir.

—New-York:

Japonya'deki son seçimleri tahlil eden New-York Herald Tribüne gazetesine göre bu seçimler ekseriyetin, işgal kuv­vetlerinin bir müddet daha Japonya'da kalmasına taraftar oiduğunu meydana çıkarmıştır.

New-York Times gazetesi ise Mac Art­hur'ün Japon Komünist Partisini, lider­lerinden mahrum edişini takdirle kayde­derek, bunların kcminformun hâkim ol­duğu memleketlerdeki zavallı mahkûm­lar gibi muamele görmiyeceklerini ileri sürmekte «bilâkis bunun tam aksine ko­münist liderleri ne cellâda teslim edile­cek ve ne de mecburi iş kamplarına gön­derileceklerdir.» demekte ve şöyle devam etmektedir:

Liderler gayri kanuni hareketlerden suçlu olmadıkları takdirde hapis de edil-miyecekl erdir.

Japonya ile barış...

Yazan: Abidİn Dav'er

19 Haziran 1950 tarihli Cumhuri­yetken:

Tokyo'dan verilen bir ajans haberine gö­re, Amerika Savanma Bakaniyîe Genel Kurmay Başkanı. Japon başkentine var­mışlar ve General Mac Arthur tarafın­dan karşılanmışlardır. Savunma Bakam Louis Johnson bu seyahatin sebebini izah etmiş ve Asya'da takip edilen Amerikan siyasetini kıymetlendirmek için vakıa­ları inceleyeceklerini ve bunlardan çıka­rılan neticeye göre Ağustostan önce Başkan Truman'a mütalâalarım bildire­ceklerini söylemiştir.

Bu seyahat hakkında New-York'tan ve­rilen başka bir haberde ise General Mac Arthur ile yapılacak temaslara Dışişleri Bakanlığının cumhuriyetçi başmüşaviri Poster Dulles'in iştirak edeceği bildirdik­ten sonra'«resmî çevrelerden açıklandı­ğına göre bu mühim toplantıların hede-defi Japonya ile ayrı bir sulh antlaşması imza etmek olduğu ve liberaî Japon Hü­kümetinin de Sovyet Rusya'nın iştiraki olmaksızın bir suîh antlaşması imzalan­masına taraftar bulunduğu ilâve edil­mektedir.

Başta Amerika olmak üzere, demokrasi cephesinde Japonya ile harb halinde bu­lunan devletlerin, Japonlarla Rusya'dan ayrı olarak sulh yapmalarından başka çıkar yol kalmamıştır. Avrupa'da Al­manya ile Avusturya topraklarından bir kısmı, Kızüordunun işgali altında bulun­duğu, sulhun ve istikrarın başdüşmanı olan Sovyet Rusya da işgal ettiği top­raklardaki halkı komünistleştirmek aynı zamanda bu memleketlerde elde ettiği ekonomik ve stratejik vaziyetten müm­kün olduğu kadar uzun zaman faydalan­mak maksadını güttüğü için Avrupa, bir türlü sulha kavuşamamaktadır.

Japonya'da ise vaziyet aynı değilûir. Harbin son yılındaki Amerikan devlet adamlarının gafleti ve Stalin'in bir oyu­nu yüzünden Japonya'nın kayıtsız şart­sız tesliminden bir kaç gün evvel, Pots-dam Konferansında, Japonya'ya ait olan Sahalın adasının yansiyle Kurii adaları­nın her ne kadar Sovyet Rusya'ya veril­mesi kabul edilmişse de, asıl Japonya, Rus işgali altına girmek felâketinden kurtulmuştur. Mağlûp Japonya için, uğ­radığı büyük felâket arasında, bir bahti­yarlık teşkil eden bu vakıa, Galiba Ge­neral Mac Aurthur'ün basireti sayesinde, mümkün olmuştur.

Rusıar, Japonya'nın daha atom bomba­ları atılmadan önce mağluû olduğunu ve teslim olacağını Amerika ve ingiltere'­den hayh zaman evvel öğrenmişlerdi. Çünkü Japonya, Müttefiklere teslim ol­mak istediğini Sovyet Rusya'ya gizlice bildirmiş ve tavassutunu rica etmişti. Stalin Japonya'nın bu müracaatını gizli tutmuş ve Japonya'ya karşı harbe gir­mek için Müttefiklerden bazı tavizler kopardıktan sonra, 5 Ağustosta Hiroşi­ma'ya ilk atom bombasının atılmasını mütaakıp 8 Ağustosta Japonya'ya harb Hân ederek 9 Ağustostan itibaren iki devlet arasında harb halinin başlıyaea-ğmı bildirmişti. Aynı günde Nagazaki'ye İkinci atom. bombası atılmıştı.

Rus orduları o gün Mançuri'de taarruza geçmişler ve 10 Ağustos günü de Japon-yanm teslim olmağı kabul ettiği hak­kındaki notası Washington'a varmıştı. Japonya. 14 Ağustos'ta fiilen teslim ol­mağı kabul etti ise de Ruslar, bütün Mançurya'yı ve Kore'nin şimal kısmım işgal etmek fırsatını kaçırmadılar. Bu Rus oyunu sayesinde Potsdam'da Mütte­fiklerin kabul ettiği anlaşmaya tevfikan Sahalin adasının yarısı ile Kuril adaları, Sovyet Rusya'ya teslim edildi.

Japonya'nın tesliminden sonra bugüne kadar Uzakdoğu'dacereyan eden hadiseler malûmdur. Sovyet Rusya'nın yar-dımiyle Şimal Kore'de bir komünist hü­kümeti kurulduğu gibi, bütün Çin de, komünistlerin eline geçti. Bugün Çin, Sovyet Rusya'nın dostu ve müttefiki ol­muştur.

450 milyon nüfuslu o muazzam Çin ülke­sinin Sovyet Rusya'nın peyki olması üze­rine Uzakdoğudaki muvazene tamamiyle bozulmuştur. Bu vaziyet karşısında Amerika ile müttefiklerine Japonya'yı desteklemekten başka yapacak bir iş kalmamıştır. Kızıl Çarlığın iştiraki ol­madan Japonya ile sulh yapmak fikrini, işte bu desteklemenin birinci adımı te­lâkki etmek lâzımdır. 1904 . ,1905 te vuku bulan birinci Rus -Japon harbinde İngiltere, Uzak Doğuda Çarlık Rusyasma karşı Japonya'nın müttefiki idi. 1914 - 1918 deki Birinci Dünya Harbinde de, Japonya'ya gene ingiltere'nin liderlik ettiği İtilâf devleti­nin müttefiki olarak Almanya'ya karşı harb etmişti. Bugün Sovyet Rusya ve onun cephesinde yer almış olankomü-

nist Çin'e karşı, Asya'da bir muvazene teşkil etmek üzere, Japonya'dan fayda­lanmak lüzumu kendini göstermiş bulu­nuyor. Böylece tarihin bir tekerrürden ibaret olduğu sözü Uzakdoğuda bir defa daha gerçekleşmiş olacaktır, ikinci Dünya Harbinde ortaya atılan «kayıtsız, şartsız teslim» parolasının ne büyük siyasi bir gaflet teşkil ettiği ve Sovyet Rusya'ya karşı müteveffa Roose-ve!t tarafından gösterilen sonsuz itima­dın ne kadar yanlış olduğu pek kısa za­manda meydana çıkmış bulunuyor. De­mokrasi cephesi, şimdi dünyayı sulha kavuşmaktan meneden ve daha İkinci Dünya Harbinin barışı tahakkuk etme­den üçüncü bir dünya harbini hazırlıyan bu hatâ ve gafleti tamire çalışıyor. Ya­pılacak işin Avrupa'da Almanya'yı kuv­vetlendirmekten ve böylece bozulmuş o-lan kuvvet muvazenesini tekrar yarat­maktan ibaret olduğu anlaşılmıştır. De­mokrasi cephesi, nihayet bu realiteyi kavrayarak adım adım bu yolda yürü­meğe başlamıştır.



***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106