14.4.1950
×

Hakkında

Künye

İletişim

Nisan 1950

-Ankara:

İnönü zaferinin 29 uncu yıldönümü mü­nasebetiyle bugün saat 18,00 de Halk evinde bir tören yapılmıştır.

Törene İstiklâl Marşıyla başlanmış, mü-taakiben Ankara Halkevi Dil-Edebiyat Komitesi Başkanı Bayan Necmiye Özer kürsüye gelerek hazır bulunanları «va-tanın toprak bütünlüğünü sağlamak ve istiklâlini korumak üzere şehit düşen kahramanların hâtırasını taziz maksa-dıyla» bir dakikalık saygı duruşuna da­vet ettikten sonra günün mâna ve öne­mini belirten bir konuşma yapmıştır.

Bundan sonra halk türküleri söylenmiş ve İnönü Halkevi ekibi tarafından millî oyunlar oynanarak törene son veril­miştir.

2 Nisan 1950

—Eskişehir:

Başbakan Şemsettin Günaltay, berabe­rinde Bayındırlık Bakanı Münir Birsel, Diyanet işleri Başkanı A. Hamdi Akseki

3Nisan 1950

—Ankara:

iftira suçundan sanık Denizli Milletve­kili Reşat Aydınlı'nın muhakemesine bu­gün de devam edilmiştir. Tanık olarak dinlenilecek D. P. Genel Başkanı Celâl Bayar mahkemeye gelmediğinden ve B. M. M. nin de tatil edilmiş bulunması se­bebiyle müdahil avukatın da talebi üze­rine Celâl Bayar'ın ev adresine davetiye gönderilmesine ve muhakemenin başka güne talikına karar verilmiştir.

—İstanbul:

Ebedi gaybubetini teessürle bildirdiği­miz İstanbul Milletvekili eski Başbakan Recep Peker'in cenazesi bugün öğle na­mazım mütaakıp Bayezit camiinden as­kerî merasimle kaldırılmıştır.

4Nisam 1950

—Ankara:

Tanınmış filim mütehassıslarından Ame­rikalı G. Peaslee Bond'un filim müşaviri olarak üç ay müddetle Türkiye'ye gele­ceği bildirilmektedir.

Türkiye'de kalacağı müddet zarfında Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürlü­ğünde vazife görecek olan Bond, Türkçe dökümanter ve terbiyevi filimler hazır­lanması ile ilgili usuller ve teçhizat hak-kında bilgi verecek ve bu nevi birkaç fi­lim çekilmesinde Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü teknisyenleri ile biz­zat işbirliği yapacaktır.

Amerikalı mütehassıs on seneden beri bu sahada çalışmış olup muhtelif Ameri­kan Bakanlıkları ve milletlerarası şöh­reti haiz bir çok hususi müesseseler he­sabına filimler çevirmiştir. Türkiye'ye Nisan ayında gelmesi beklenmektedir.

—İstanbul:

Plevne kahramanı Gazi Osman Paşanın Ölümünün 50 nci yıldönümü münasebe­tiyle merhumun Fatih Camii yanındaki türbesi yarın saat 12,00 de merasimle açılacak ve aynı gün Tokat Okutma ve Yardım Derneği tarafından saat 14 te Eminönü Halkevinde bir anma töreni yapılacaktır.

— İstanbul:

Eskişehir felâketzedeleri için bugün ye­niden şu bağışlar yapılmıştır:

Millî Eğitim Yüksek Yurtları Müdürü. Sami Akyol eliyle 760, Işık Lisesi 300,. Agop Çubukcuyan 50, Hüsnü Limon 200, Osman Sabri 150, Kavi Şirketi 150, Selâ-hattin Osman Yünel, İbrahim Oto Tek­nik Şirketi, Nihat Başkurt, Otofan, Bed­ri Tuncer, Ali Rıza ve Şeriki Arşimidis, Niyazi Otokar, İhsan Gökçay, Kiryako Enkopolo, Süreyya Hizalan, İbrahim. Uzel 100 er, Basri Tok, Erol, Süleyman. Akmeriç, Otoman, Farkon, Ahmet Rem­zi, Kâzım ve Hüseyin, Ako, Ototürk, Mustafa Tosun, Mehmet Koçer, Sadık Özsan, Rauf Kalat, Edvar Resimci. Ha­lim Suat Unlu, Kemal Ayban 50 şer, Ek­rem Bingöl, Şükrü Üzelgel, 20 şer, Ali, Hüseyin Akman 15 er, Elyazar, Selâ-hattin, Otoenter, Bedros, Beye, Gorlero ve Serkis onar lira, Üsküdar Amerikan Kız Koîleji 425, Tevfik Usluer 50, adnan Alptekin Hüseyin Armutlu 25 er, Osman Necmettin, Mehmet Uzun, Hasan Yıl­maz, Pavli, Hayriye Sarı 10 er Nötre Dame de Sion Fransız Kız Lisesi 735 lira ve muhtelif eşya hediye etmiştir.

5 Nisan 1950

—İstanbul:

Plevne müdafii Gazi Osman Paşanın, Fatih Camii yanındaki türbesi bugün* saat 12,15 te törenle halka açılmıştır. Törende Vali ve Belediye Başkanı Dr. Fahrettin Kerim Gökay, Dr. Sadi Irmakf emekli General Refet Bele, Gazi Osman Paşanın oğlu Hüseyin Plevne,sancak-tarı 99 yaşındaki İsmail Hakkı ve kala­balık bir halk kütlesi hazır bulunmuştur.

—İstanbul:

Plevne kahramanı Gazi Osman Paşanın 50 nci Ölüm yıldönümü münasebetiyle Tokat Okutma ve Yardım Derneği ta­rafından tertiplenen anma töreni bugün saat 14,30 da Eminönü Halkevinde yapıl­mıştır.

Toplantıya askerî bandonun çaldığı Plevne marşı ile başlanmış ve bunu mü-taaip yüksek tahsil talebeleri adına Can Kraç ve Gazi Osman Paşa Orta Okulu hocalarından Kadircan Kaflı, Gazi Os­man Paşanın Plevne müdafaasını teba­rüz ettiren birer hitabede bulunmuşlar­dır.

Bundan soma kahramanın ruhunu taziz için Üç dakikalık İhtiram duruşu yapıl­mış ve göçmenler derneği üyeleri tara­fından Gazi Osman Paşa türküsü söyle­nerek anma törenine son verilmiştir.

—İstanbul:

Eskişehir sel felâketzedelerine bugün yeniden yapılan bağışlar şunlardır: Haraduryan 25, Evliya çelebi İlkokulu 42.60. Firuzağa ilkokulu 85.40, Küba Kokteyl 25. Hasanak 5, Bulgar Radrost Cemiyeti 100, Birinci Karma Musevi Okulu 200, Çukurcuma tlkokulu 31,20,
3İ Fen Fakültesi Profesöıurları 383.25, Eczacı OkuOkulu 140.52, Hukuk Fa-kültosi 960, Nersesyanilkokulu 17.65, nbul Kambiyo memurlan 25, Vakıf­lar Başmüdürlüğü memurları 121, Erkek Lisesi 430, Kumkapı îlko lira.

—istanbul:

Trabzon vapuru,bugün saat 15 te 203 : ve 570 ton yükle Batı Akdeniz se­ferinden dönmüştür.

Yolcular arasında Cenevreden dönmekte olan istanbul Milletvekili ve Filistin TJz-le Türk Delegesi bu Hüseyin Cahit Yalçın da bulunu­yordu vapurda kendisiy­le görüşen basınmensuplarına şunları Komisyon çalışmalarına devamediyor hakkında Hükümetimle

etmek üzer? eridim. Komisyon şimdiye kadar Araplarla israil arasında

bir uzlaştırıcı rolünü ifa ediyordun az çok hazırlanmıştır. Bundan dohîr mutavassıt rolünü almağa ve faaliyetinin bit devresini geçlrinceye devresineihtiyaçdu.

KomisyonBaşkanıFransız bazı tetkikler yap­mak üzere bugünveya yarınKudüs'e

gidecek, 6 Nisanda tekrar Cevnere'ye dönecektir. Muhaceret işierî ile meşgul olmak üzere teşekkül eden heyet de o tarihte isviçre'ye muvasalat etmiş bu­lunacağı için bu meselenin iyi bir surette idaresi hususunda lâzımgeien tedbirler düşünülecektir.

Birleşmiş Milletler Asamblesi tarafından Kudüs'ün beynelmilelleştirilmesi hakkın­da Komisyona bir rapor hazırlamak va­zifesi verilmişti. Hazırladığımız rapor nazariyeden ziyade realiteye dayanıyor­du. Kudüs'te tam ve katî bir beynelmilel rejim tesis edilebilmesi bugünkü şartlar içinde bence imkânsızdır.

6 Nisan 1950

—istanbul :

Eskişehir sel felaketzedelerine bugün yeniden yapılan bağışlar şunlardır:

Yuakim Kız Lisesini Bitirenler Derneği 25, istanbul Üniversitesi Rektör ve me­murları 70,6, istanbul Amerikan Kız Koleji Gençlik Kızılay Kolu 200, îstaa-bul Arr-eriksn Kız Koleji öğretmen, öğ­renci, ve memurları 531, 11, Samatya Özo! Tik Okulu öğrencileri 36.60, As­kerî Posta 15483 subay gedikli ve er­leri 190,80, istanbul üniversitesi Ede­biyat Fakültesi Tedris üyeleri ve me­murları 1685,50, istanbul Erkeik Lisesi öğretmenleri 20,50 Eczacı Fakü'tesİ 240, işkembeci Tordan 100, Şişe ve Cam Fabrikası Kablo ve Filisaj işçileri 45,65, Paşabahçe tik Okul öğretmenleri 99,25, istanbul üniversitesi Orman Fakültesi Tetris Heyeti idare memurları ile üc­retlileri 446,23, Piri Reis ilk Okulu 24,50, Eseyan Orta Okulu 50. Tuhafiyeciler Demeği 40S0, Otelciler Derneği 5S5, Şe-rDemeği588lira.

—istanbul :

Yıldız Farkında bir nebatat bahçesi te­sis: için Üniversite Botanik Profesörü Hei-'brun Vali ve Belediye Reisliğine müracaat etmiştir. Burada tesis edile­cek bahçeden üniversiteliler ve lise ta­lebeleri istifade edeceklerdir.

—istanbul :

Birleşm-'ş Mîlletler Filistin Uzlaştırma Komisyonu TürkiyeDelegesi istanbul

ve Kızılay Genel Başkam Ali Rana Tar-han olduğu halde gece saat yarımda Es­kişehir'e gelmiştir.

Başbakan garda, Eskişehir Valisi, Bele­diye Başkanı ve kalabalık bir halk küt­lesi tarafından karşılanmıştır.

—İstanbul:

Avrupa Konseyi İstişare Meclisi Türki­ye Delegesi Rize Milletvekili Tahsin Be­kir Balta, bugün saat 14,30 da uçakla Paris'ten şehrimize gelmiştir.

—Ankara:

Başbakan Şemsettin Günaltay berabe­rinde İşletmeler Bakam Münir Birsel, Diyanet işleri Başkanı Hamdi Akseki ve Kızılay Geneî Başkanı Ali Rana Tarhan olduğu halde bu gece saat 22,10 da Es­kişehir'den Ankara'ya dönmüştür. Başbakan garda, Büyük Millet Meclisi Başkanı Şükrü Saraçoğlu, Devlet Baka­nı Başbakan Yardımcısı Nihat Erim, Bakanlar, Genel Kurmay Başkanı., Vali ve emniyet müdürü tarafından karşılan­mıştır.

image001.gifMilletvekili Hüseyin. Cahit Yalçın Osu ak­şamki AnadGİu ekspresi iie Ankara'ya gitmişti::

7 Nisan 1950

-— Ankara :

Eııgim Dünya sağlık günüdür. Dünya Sağlık Teşkilâtı 1948 yılında kuruldu. Anayasası gereğince yeter sayıda devle!: tarafından bu yasanın tasdikini müte­akip teşkilât kurulmuş olacaktı. îste 7 Nisan 1948 da bu yasa yürürlüğe girdi ve bu suretle dünya sağlığında büyük hizmetleri olacak, olan teşkilât kurulmuş oldu.

Bundan dolayıdır ki her yıl 7 Nisan günü Dünya Sağlık Teşkilâtının kut­lanması İçin bir vesile verir. Bugün.? «Dünya Sağlık Günü» adı verilmiştir. Bugün, Dünya Sağlık Teşkilâtı, iki ya­şını doldurmuş oluyor. Şimdiye kadar 69 devlet bu teşkilâta katılmıştır. Teş­kilâtın £.macı dünya raill eti erinin sağlık çalışmalarım topluca düzenlemek, bu çalışmalarda devletlere ve milletlere yardım etmek, milletler arasında yar­dımlaşmayı kolaylaştırmak, elinde mev­cut çeşitli ve yetki sshi'bi uzmanları ih­tiyacı bulunan memleketlere göndermek onların sağhk dâvalarını tetkik ettirmek, her milletten geçen sağlık kalkın­ması olaylarından diğer milletleri ve memleketleri haberdar etmek, çiçek, kolera, veba, sarıhumma, lekeîihumma gibi çabuk sıçrayıcı ve büyük felâket­lere yol açıcı hastalıkları saati saatine her tarafa yayarak korunma tetbirleri-nin alınmasını sağlamak, milletler ara­sında talebe, hekim, eksper mübadele­sini temin ederek sağlık -kalkınmasında çalışmayı kolaylaştırmak, hülâsa sağlık yönünden milletlerarası işbirliğini mey­dana getirmektir.

Çok geniş olan dünyada bütün bu işle­rin bir merkezden idaresi çok. güç ola­cağından bölgeler teşkilâtı vücuda ge­tirilmiştir.

Memleketimiz başlıca Orta Şark mem­leketleriyle Pakistan, îran, Habeşistan, Somali, Eritre gibi 20 devletin içinde bulunduğu- Doğu Akdeniz bölgesindedir. Bölgedebulunan 'miineticrin içersinde Üniversiteleriyle ve diğer teknik teşki­lâtı ile ileri olanlara bölgenin diğer dev-

letlerinden, yetişmek üzere hekimler, hsmşariierle diğer teknik personel bura­larda toplanarak tekâmül kurslara gör­mektedirler.

Bu cümleden olarak dünyada ilk defa olmak üaere İstanbul'da bir verem te­kâmül merkezi açılmak üzeredir. Bu­rada bölge devletlerinin hekim, hemşire ve personeli tatbikat göreceklerdir. Mü­kemmel bir lâboratuvarı da olacak olan bu merkezin yeni binası için Sağhk ve Sosyal Yardım Bakanlığınca yeteri ka­dar para tahsisedilmiştir.

Verem, sıtma,, zührevi hastalıklar ve bulaşıcı hastalıklar sahasında milletler arasında büyük bir İşbirliği başlamak üzeredir.

—Tarsus :

Bugün saat 12 de Ankara'dan otomo­bille bölgemize gelen Amerikan İktisadi îş'birüği Türkiye îcra Komitesi Başka­nı Mr. Door ve eşiyle kızı Çamalan bu­cağında başta Vali, kaymakam., Emni­yet Müdürü, Mersin Belediye Başkanı ve esleriyle bölgemizin fabrikatörleri ve iş adamları tarafından karşılanmış­tır. IMlssss Dcor"a Mersin Belediyesinin hazırladığı iki buket verilmiştir.

Mr. Door gazetecilere demiştir ki: Yolculuğumuzdan çok memnunuz. Yo­lun tncesu'ya kadar olan kısmını bil-liyordum. Ondan sonraki kısmını ilk de­fa görüyorum. Yolun ve .manzaranın güzelliğine doyamadık. Bilhassa Toros-lardan sonraki manzarayı İsviçre'yi de kıskandıracak kadar güzel buldum. Po­zantı'da Önümüze geçen bir aşiretin «.kahvemizi içmeden bir yere gidemez­siniz» diye yaptığı İsrarı ve döşenmiş çadırında ikram ettiği Türk kahvesini ömrümün sonuna kadar unutamıyaca-ğim. Esasen Türkiye'nin neresine gitsek kendimizi evimizden başka' bir yerde . sanmıyoruz.

Mr. Door ve karşılayıcıları birlikte Mer­sin'e hareket etmişlerdir.

—İstanbul

7 Nisan, Dünya Sağlık Teşkilâtı tarafın­dan, «dünya sağhk günü» olarak kabul edilmiştir. Bu münasebetle bugün ilk ve orto, okullarlaliselerde öğretmenler ta-

rafındanöğrencilere SağlıkMüdürlü­sünün hazırlattığı 14 Konudan mliteşek-seri konferans verilmiştir.

10 Nisan; 1950

Fevzi Çakmaık bu sabah, teda-bulunduğu Teşvikiye Sağlık Evin­de saat 7.35 te vefat etmiştir.

Vali ve Belediye Başkanı Prof. Fahred-dln Kerim Gökay hastanej'e giderek Hükü;r-t adına Mareşalin ailesine baş­sağlığı dilemiştir.

Curr.hurbaşkan; İnönüAnadoluAjansı şubeyanda, bulunmuştur: ayın Mareşal Fevzi Çakmak'ın irtifta-linden derin bir surette müteessir olduk. Mareşal ile birlikte çalıştığımız günlerin hatırasını hürmetle yâdediyoruz. Muh-m ailesine ve mulıterem milletimize etlerimizi sunarız.

- Karabük :

Başbakan Şemseddin Günaltay berabe­rinde İşletn-.eîer Bakanı Münir Birsel, Siimerbar.k ve Etibank Umum Müdür­leri olduğu halde bu sabah 6.25 te Ka-ıttk'e gelmiştir.

: garda Zonguldak Valisi Da-niş Yurdakul, üce ileri gelenleri, izciler, öğrenciler ve kalabalık bir halk kitlesi tarafından karşılanmıştır. Bando ve bir

Başbakanı selâmlarmştır. Şemseddin Günaltay saat 8de otomo­billeKastamonu'yagitmeküzereKa-k'ten aynlmıştır.

— Kastamonu :

Başbakan Şemseddin Günaltay Kasta­monu'ya gelirken yol üzerinde 'bulunan Safranbolu, İğdır, Araç ve Serdar İlce, bucak ve köylerinde 'büyük tezahüratla karşılanmakta ve uğurlanmaktaydı.

Başbakanın ilce, bucak ve köylerinden 2-eçeceğİn: öğrenen halk ev ve dükkân­larınıbayraklarla süslemişöğrenciler de dâhil olduğu halde sokaklardainıti-»ptemmış İntizarda bulunuyordu. Semseddin Günaltay buralardan geçer­ken otomobilinden iniyor, halkın araşma ve sağlık, okul ve mahsul du-

rumları hakkında izahat alıyor, dilek­leri dinliyordu. Baş<ba.ken kendisine kar­şı gösterilen bu sevgi tezahürlerine te­şekküretmekteydi.

— Ankara :

Türkiye Millî Talebe Federasyonu, mer­hum Mareşal Fevzi Çakmak ailesine bir telgraf çekmiş, teessür ve taziye duyguların;bildirmiştir.

Bundan başka Ankara Yüksek Taıhsil gençliğinden bir grrupun feu akşam saat 21 de kalkacaJc trenle İstanbul'a gidece­ği ve merhum Mareşal Çaknıak'm ce­naze 'torenJııe iştirak edeceği ögrenilmiştir.

İstanbul :

Bugün vefatını teessürle haber vermiş olduğumuz Mareşal Fevzi Çakmak'in cenaze töremi ailesinin, gösterdiği arzu üzerine Çarşamba gününe bırakılmıştır. Namazı Çarşamba günü ög"!e üzeri Be­yazıt Camiinde kılınacak olan Mareşa­lin cenaze töreni hakkında Birinci Ordu Müfettişliği tarafından tanzim edilen programa- göre, Mareşalin ta.butu askerî törenle camiden kaldınlaraik Eyüp'teki kabristanına tevdi edilecektir. 23 üncü Tümen Komutam Tümgeneral Necati Tacan'm komutasındaki cenaze alayına iştirak edecek olan 23 üncü tümene men­sup sancağı ile bir piyade alayı, süvari bölüğü, top araıbasi, askerî liselerden karma tabur, atlı ve yaya polis müfre­zesi, ka.ra ve deniz birlikleri ba.ndola.ri saat 12 de Beyazıt Meydanına g-elereık yerlerinialacaklardır.

Cenaze alayı namazı mütaakıp Beya­zıt'tan "Üniversite Caddesini takiben Fa-t:ıh Pankm-a kadar tertip olunan sırayı takip edecektir :

Askerî tören Fatih Parkı önünde sona erecek ve cenaze buradan otomobillerle Eyüpteki aile kabristanına götürülecek­tir.

—- İstanbul :

İstanbul'un 500 üncü fetih yılını Kutla­ma Derneği üyeliğini kabul etmiş oldu­ğunu bildiren .mektup okunmuş ve şükranla karşılanın ıştır.

Rahmetlinin namazı .kılındıktan sonra askerî merasim bağlıyacaktır.

—Ankara :

Bugün saat 11 de Işıklar Caddesinde yeni tesis olunan Anıkara Çocuk Hasta­nesininaçılımatöreniyapılmıştır.

Törende Sağlık ve Sosyal Yardımı Ba­kam Dr. Kemali Bayizit, Kızılay Ger.el Başkanı Ali Rama Tarhan, Bilecik Mil-îetvekiii jle.rrıduh Şevket Esendai, Sağ­lık ve iSosyai Yardım .Bakanlığı erkânı, Belediye Başkan: ve şehrimiz deki aske­rî ve sivil doktorlarla seçkin davetliler haz bulunmuştur.

—istanbul:

Maraşal Fevzi Çak.ma,k'm eller üzerin-^« ebedi istirhatgâhma götürülmesin­den sonra V<aii ve Belediye Reisimiz Fahrettin Kerim GÖkay, Anadolu Ajan­sına aşağıdaki beyanatı vermiştir:

«Maraşal'm vefatı »hepimizin bildiği üzere derin bir teessür uyandırmıştır. En kara güm! erimizde Atatürk ve înö-nünün isimlerinin yanı başımda Fevzi Paşa olaraik itanıdağimiz ve bağlanıp saydığı-mıız Müşir'in vefatı kadir bilir Türk .milletinin kalıbinde çoik acı bir ya­ra açtı. Öiüm haberini ilik defa bana bildirdiler, Hükümet Merkezimi (haber­dar ettim, derhal (Hükümet adaaa tazi-yetlerin ibildiriıJ'mesine -memur edildim, ordunun da teessürlerini .bildirmek üze­re Orgeneral Asım TonaZbepe ile birlik­te MaıraşaiTm hayatta gözlerini yumdu­ğu teşvikiye ıSaghk evine .gittik ve ora­da ailenin kederine örtakhık duyguları­mızı taziy etlerde 'birlikte bildirdikten sonra aile resımi .cenaze törenin yapıl­masını bizlere bıraktı.

Cenaze törenin programı aile ile görü­şülerek orduca haeırlandı ve ' tatbikine 'bir [komutan tâyin edildi. Cenazenin Be­yazıt Meydanına kadar omuzlarda götü­rülmesini istediler, onu da ailenin ve gençliğin arzusu olaraik tasvip ettik.

Dün bize ve Orgenerale müracaatla, Mil­let 'Partisi kurucularının da protokolda-ki aile efradı arasında yer almasını is­tediler. Merasim TaJiımatnam esinin hü­kümlerine uymak zarureti kendilerine bildirildi. 'Dün akşam, cenazegeçerken,

dükkânjlarm kap atılma simi emrettim ve-diğer matem tezahürlerine hürmetle iş­tirak ettik. Çünkü <M&raşaü tekmil (mil­letin kıymeti olarak tanıyoruz ve sevi­yoruz.

Bugün resmi tören için Bayazıt Mey­danında . bütün şahsiyetler teşekküller ve kordiplomatik hazır bulundu. Cena­ze namazından sonra cenazeyi almak üzere hazır 'buluraarı tören komutanına orada İMüluna© hıallkm cenazeyi omuz­larında götüreceklerini söyleyerek yola çıkmışlardır. Herhangi fcir huzursuzlu­ğa meydan vermeımök için resmi mera­simin Beyazıt Meydanımda sona erdiği­ni gelenlere tebliğ ettim. Cumhurbaşka­nı adına Başyaver, Süyük Millet Meclisi adına Sivas Milletvekili MuttaÜip Öker, Hükümet adına Millî Savunma Bakanı Hüsnü Çakır hazır 'bulunmuştur. Mera-şalın aziz hatırasını bir dalha saygı ile an-ar .ve kendisine karşı hemşehrilerinin ve Türik gençliğinin gösterdiği içli has­sasiyeti şüıkranla karşıladığım ı tebarüz ettiririm.

11 Nisan; 1950

—-Ankara :

Dışişleri Bakanlığından tebliğ edilmiş­tir :

Türk tütünlerinden mamul külliyetli n:ikt5.rda sigaranın halk tarafından içil­memesi sebebiyle, Danimarka'da yakı­larak İımha edilmiş olduğuna dair Ko­penhag .menşeli bir Reuter Ajansı tel­grafına F.tfen 23 Mart 1950 tarihinde bazı gazetelerimizde yayınlanan bir ha­ber üzerine iBakanhği'mizca derhal ge­rekli soruştur mal arda bulunulmuş ve mesele üzerinde hassasiyetle durularak Dsnimarka makamlarından malûrmat talepedilmişti.

Bu hususta alman malûmata göre me­sele aşağıdaki şekilde açıklanmış bulun­maktadır:

1 — İçinde bir miktar Türk tütününün de bulunduğu Bulgar ve Yunan tütün­leri harmanından Danimarka'da imal edilmiş sigaralardan iki bön kiloluk bir stok uzun .müddet rutubetli bir mahal­de beklemesi dolayısiyle bozulup küf­lenmiş ve içilemez bir hale gelmiştir.

Bu itibarla, geçmişte 1950 seçimlerinin eşine rastlamak memkiin olmadığı gibi gelecekteki seçimlerin de bu derece e-hemmiyet va nezaket arzedeceği ihtima­lini kabul etmek çok zordur.

Bu hakikati bütün şümuliyîe takdir eden Demokrat Parti. 1950 seçimlerinin tam
bir huzur ve sükûn içinde cereyan etme­sini temine çalışmayı bilhassa son aylar­
daki faaliyetlerinin esas: olarak kabuletmiş bulunmaktadır. Biz anlıyoruz ki, memleket içinde türlü istikametlerde çalışan muhtelif kuvvet­ler zararlı maksatlarının istihsali için
bu seçim devresini bulunmaz bir fırsataddedecekler ve büıün gayret ve faaiîi-
bu dsyreüs huzur ve sükûnun tasmdaa teksifedeceklerdir, isterimizde ne kadar isabet ettiği­miz şimdi daha iyi anlamaktayız.

Ser, zamanlarda husule gelen bazı hâdi­selerin mânası üzerinde ehemmiyetle durulmak mecburiyeti vardır. Mukaddes mefhumların nasıl istismar edilmekte olduğu ve millî vicdanda yer etmiş duy­guların âdi politika oyunlarına ne suret­le alet edilmek istendiği meydandadır. Memleketimizde emniyet ve istikrarı bozmak ve kanun otoritesini yıkmak yo­lundan maksatlarını istihsale çalışan dış cereyanların son hâdiselerdeki tesirleri de aşikârdır. Görülüyor ki, sağdan ve soldan gelen tehlikeli cereyanlar, bir mecrada birleştirilmek isteniyor. Demokratik inkişafın ancak kanun hâki­miyetinin ve maddî ve manevî asayişin mahfuz tutulmasiyle mümkün olacağına inanan ve bunu her vesiyle ile tekrar eden partimiz, bilerek bilmiyerek, bir atraftan irtîcaı körükliyen ve diğer ta­raftan memleketi kardeş kavgasına gö­türmeğe çalışan tahriklere karşı müca­deleyi kendine vazife bilmekte devam edecektir.

Bu itibarla, ehemmiyet ve nezaketine işaret ettiğim şu seçim devresinde millî birliği tehdit ve halkımızın huzur ve em­niyetini ihlâl edebilecek her teşebbüsü bütün kuvvetiyle karşılamağa çalışmakla beraber partimiz, bu gibi zararlı ve tehlikeli cereyanları önliyecek seçimlerin kanuni hudutlar içinde sükûn ve emni­yetle yapılmasını temin yolunda Hükü­metin sarfedeceği gayretlere müzaharet etmeği de hem bir vatan borcu, hem de kendi kuruluşundaki gayenin tabiî bir neticesi telâkki etmektedir.

20 Nisan 1950

— Ankara:

B. B. c. nin Türkçe yayınlan bugünden itibaren radyonun Doğu Avrupa servisi­ne nakledilmiştir. Hatırlarda olduğu gibi bu servisin şefi Mr. H. Carleton Greene halen Türkiye'yi ziyaret emtektedir. Bu münasebetle B. B. C. bugün Türkiye sa­ati ile 19,30 daki Türkçe programında özel bir kutlama yayını yapacaktır.

— Ankara:

Milletlerarası Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Sekreteri Mr. George Tehlen Ma­yıs ortalarında Türkiye'ye gelecek ve ço­cuk Esirgeme Kurumu ile kurumun ça­lışmaları hakkında temaslarda buluna-cakıtr.

George Tehlen'in memleketimizdeki ika­metinin bir hafta kadar süreceği tahmin edilmektedir.

—Ankara:

Üçüncü - Türk İngiliz Müzik Festivali münasebetiyle şehrimize gelmiş bulunan tanınmış îngiliz ses sanatkârlarından Mezao Soprano Nancy Evans ile Orkes­tra Şefi Norman Del Mar bugün saat 16 da îngiliz Kültür Heyeti binasında bir basın toplantısı yapmışlar ve gazeteciler tarafından sorulan çeşitli sualleri cevap­landırmışlardır.

—Ankara:

Yedek Subay Okulu 31 inci dönem eğiti­mini başarı ile bitiren genç asteğmenlere bugün Yedek Subay Okulu eğitim saha­sında yapılan parlak bir törenle diplo­maları verilmiştir.

Törende Büyük Millet Meclisi Başkanı Şükrü Saraçoğlu, Başbakan Şemsettin Günaltay, Devlet Bakanı Cemil Sait Bar-las, içişleri Bakanı Emin Erİşirgil, Genelkurmay Başkanı, deniz ve kara kuvvetleri ile Genel Kurmay ve Millî Savunma Bakanlığı ileri gelen­leri, generaller ve seçkin bir davetli küt­lesi hazır bulunmuştur.

-— Ankara:

iftira suçundan sanık Denizli Milletve­kili Reşat Aydmlı'nm muhakemesine bu­gün de devam edilmiştir.

Tanık olarak dinlenmesi istenilen ve ken­disine davetiye gönderilen Demokrat Parti Başkanı mahkemeye seçim dola-yısiyie işlerinin çok olmasından müm­künse seçimden sonra dinlenmesini isti-yen bir dilekçe göndermiştir.

Müdahil Avukat Nihat Akpmar'm itira­zından sonra mahkeme savcının da mü-talaşını almış ve Demokrat Parti Genel Başknanun 18 Mayıs 1950 günü dinlen­mesine ve mahkemenin o güne talikma karar verilmiştir.

—İstanbul:

Hükümetin manevi şahsiyetinitahkir­den dolayı Afyon M'ilî'etvekili emeikli ge neral Sadık Aldoğan'ın bu sabah İstan­bul İkinci Sorgu Yargıçlığında sorgusu yaplımiştır.

Sadık Aldoğan, mütaakiben 3 üncü Sor­gu Yargıçlığına gitmiş ve bir müddet ev­vel İzmir'de Hükümetin manevi şahsiye­tini tahkir suçu dolayısiyle izmir Birinci Sorgu Yargıçlığı tarafından hakkında açılan tahkikatla ilgili olarak istinabe suretiyle ifadesialınmıştır.

—İstanbul:

Büyük Doğu mecmuasının 27 Ocak 1950 tarih/j nüshasının «Altı Parmak» baş-hkh yazısında Hükümetin manevi şahsi­yetini tahkirden sanık Necip Fazıl Kisa-kürejk haklımda Is-franıbul 2 nci Sorgu Yargıçlığı tarafından yapılan tahkikat sona ermiş, sanık hakkında tevkif kararı verilmiştir.

Sanığın tevkif edilmesi için ilgililere sav­cılık tarafından müzekkere yazılmıştır.

—İstanbul:

Dün ambarlarında vuku bulan infilâk ve yangın neticesi Harem iskelesi inlerinde baş tarafı batmış bir durumda bulunan Norveç bandıralı Bosporus vapuru dün gece ve bugün de yanmakta devam et­miştir. Gemiden hâlâ dumanlar çıkmak­tadır. Gemideki infilâkın sebepleri hak­kında bu akşam Kadıköy Cumhuriyet Savcılığından öğrendiğimize göre, yan­gının gemideki eşyaların nizamsız bir şe­kilde yüklenmesinden ileri geldiği sanıl­maktadır. Eugün yangının sebebini katî olarak tâyin için gemide bilirkişi tara­fından keşif yapılmıştır. Tahkikat devam etmektedir.

21 Nisan 1950

—İstanbul:

Yavuz Selim'in türbesi bugün saat 13 te törenle haîkm ziyaretine açılmıştır. Tö­rende Vali ve Belediye Başkanı Dr. Fah­rettin Kerim Gökay, Fatih Kaymakamı, İl Genel Meclisi üyelerinden bazıları, o-kullar öğrencileri ve kalabalık bir halk küfesi hazır bulunmuştur.

22 Nisan 1950

—Ankara:

Millî Eğitim Kupası maçlarına bugün şehrimizde devam edilmiştir. İlk maç Al-tay'Ia Dsmirspor arasında cereyan et. miş Demirspor Altay't 5-3 mağulp et-miştiı'.

İkinci maç Gençlerbirliğı ile Göztepe a-rasında olmuştur. Her iki taraf bir çok. fırsatlar kaçırdı maç böylece 1 - 1 sona erdi.

23 Nisan 1950

—Ankara:

Millî Egemenlik ve Çocuk Bayramının 30 uncu yıldönümü bugün yurdun her tarafında coşkun bir şekilde kutlanmak­tadır. Bu meyanda Başkentte de bu mutlu gün. mâna ve önemine uygun bir şekilde ter­tip edilen törenlerle kutlanmıştır. Anka-rada münteşir bütün gazeteler birinci sahifelermi tamamen 23 Nisan 1920 ta­rihinin ifade ettiği Büyük mânayi belirt­me ve tahsis etmişler dir.

Kampanya...

Yazan: Nadir Nadi

1 Nisan 1950 tarihli «Cumhuriyet» ten:

1950 seçimleri genel kampanyası bir kaç gündür resmen açıldı. Önümüzdeki bir buçuk aylık süre boyunca partiler karşı­lıklı olarak savaşacaklar ve 14 Mayıs Pazar günü, millet, neticeyi kendi irade­si ile tâyin edecektir.

Siyasi partileri bekliyen imtihanın çetin ir şey olduğundanşüpheetmiyoruz. Programlariyle, proje:er:y]e. tasavvur ve vaitleriyle halkınreyini kazanmak ve bunu karşı tarafıyenerekelde etmek kolay bir zafer sayılamaz. Emir ve ter­tiple yürümiyenhürriyetrejimlerinde Devlet gemisinin kurnanda yerine geçe-" . Ln gayret harcamak, oraya lâ­yık olduğunuispatetmek, hig değilse h\ hususta halka kuvvetli bir ümit duy­gusu aşılamak gerektir. Bu da her şey­den önce açık konuşmakla mümkündür. Partilerimiz memleket realitesini yakın­dan kavramış olmak zorundadırlar, öyle seçim ateşi ile söylenen sözlere, prensip­siz nazariyelere bu milletinkârnı tok­tur. Aslım ararsanız, sayısız ihtiyaçlara rağmen halkınızın istediği şeyler basit­tir. O önümüzdekiiktidardanmucize beklemiyor. Ekmeğinitaştan ve çorak tporaktan çıkaranAnadolu, sihirli bir değnekle bugünden yarma içinde hurile­rin dolaştığı bir cennetbahçesi haline gtirüemiyeceğinden emindir.Eksikleri­miz, kusurlarımız, asırlık ihmallerin bi­riktirdiği sonsuz ihtiyaçlarımızla biz her şeyden önce kendimize benzeriz. Yaradı­lıştan realist olan halk bunları iyi bili­yor. Onun en çokehemmiyetverdiği nokta, yurdumuzdahalktangelenbir hükümetin halk için,halklaberaber, halk emrinde çalışacak bir kadro ile işe koyulması, hürriyet ejiminî istikrar ha­vası içinde geliştirmesidir. Millet biliyor ki, bu basit şeyler gerçekleştirilmediği takdirde, biz, g-ene bütün eksiklerimiz, kusur ve İhmallerimizle olduğumuz yer­de saymaktan kurtulamıyacağız. Nutuk­lar, vaitler ve tatlı sözler, sonu gelmediği takdirde idare edenleri de, idare edilen­leri de usandırır ve giderek bir takım menfaat kutuplaşmalarının silindiri üze­rinde donar kaiır. Sonra işin yoksa artık bekle dur! Bir nesil değişecek de, idarî bozukluklar insanı canından bezdirecek de, yeni bir hürriyet hasreti vicdanları kivrandıracak da biz tekrar bir deneme­ye kalkışacağız. Bu şekli üe bugüne ka-darki demokrasi hamlelerimiz bir fasit daireden farksızdır. Gayrete gelerek bir noktadan kalkıyoruz; az az gidiyor uz gidiyor bir de ^bakıyoruz ki dönüp dola­şıp aynı yere gelmişiz.

Fasit daireden sahi kurtulmak istiyorsak bu sefer artık daha başarılı bir netice al­mak zorundayız. Yan göçebe, yarı taklit ve yakıştırma idare sistemlerinden hayır ummamıza bundan böyle imkân yoktur. Demokratik hukuk devleti, bütün şart­lan ve icaplariyle yurdumuzda gerçek­leştirilmeli ve yürütülmelidir.

bu bakımdan asıl ıbüyü.k ianUbmm parti­lerden ziyade milletin kendisi verecektir. Çünkü kim ne derse desin, içtimai bün­yenin bir ifadesi olan devlet, seviye iti­bariyle, temsil ettiği halktan ne çok yu­karılarda, ne de çok aşağılarda buluna­bilir, îdare edenler, idare edilenlerle az çolc bir hizadadırlar. Uzun iktidar yılla­rının kalıplattırdığı totaliter hükümet­lerde bu fark zamanla tehliyeîi bir şekil­de büyüyüp genişliyebilir. Bu da halkı lâyık olmadığı bir ıstıraba, bir müddet için katlanmak zorunda bırakabilir. Fa­kat serbest seçime dayanan demokratik rejimlerde Devletin kuruluşu doğrudan doğruya vatandaşları sorumlu kılan bir iştir.

Gerçi bunu kimse halka söylemez. Kaba­hat gene işbaşmdakilere ve idareye yük-

letilmek istenir. Kalabalık önünde konu­şan sözcü ve politikacılar daha iyi gün­lerin hasreti içinde yanıp tutuşduklarmdan bahsederler. Fakat hakçasma düşü­nürsek hürriyetle idare olunan memle­ketlerde Devlet gemisinin rotasını halk çizer. Dümen başına getirdiği adamlara gidilecek yolu gösteren odur. Bakalım biz ne yapacağız.

Istanhuhın fethi...

3 îSisan i 930 tarihlî «Hürriyet» ten

Üç sene sünra İstanbul'un 500 üncü fetih yıldönümünü tesit edeceğiz. Bu fetih yıl­dönümü işini ele aldığımız günden beri, o kadar çok söz söylüyoruz, o kadarçok şeyler yazıyoruz ki, iş yapmağa vakti­miz kalmıyor. Üç sene, göz açıp kapa­yıncaya kadar geçecektir. Fakat maale­sef prtada, etrafı yangın harabeleriyle ğevrlli ;bJr Ailıteaılk 'Bulvarındın başka bir şey yok. Fatih'in türbesi, dört başı mamur bir harabe halinde... Tarihin bir devrini kapayıp, onun yerine bir yenisi­ni açan bu müstesna adamın bir heykeli­ni bile hâlâ dikemedik. Şöyle büyük çap­ta bir heykelini geniş bir meydan orta­sında dikmeğe bugün karar versek ve hmeen müsabakasını açsak üç senede ancak kairesini zor tamamlarız.

D'ani'eî; :s;.ly.;:;:uz ki .senelerden beri vak­timizi lâfla geçirdik ve hiç bir müspet şey hazırlamadık. Fetih yıldönümü günü gelip çattığı zaman, ortada yapılmış hiç bir şey bulamıyacağız.

Bize öyle geliyor ki, o büyük günü, Türk milleti çaresiz kapısına asacağı bir bay­rakla üzülerek ve alelade bir bayram gi­bi, kutlamak zorunda kalacaktır. Acaba o zaman bu işi başarmağa memur olan­ların yüzleri kızaracak mıdır? Fakat kı­zarması veya kızarmaması, hiç bir şey ifade etkiyecektir. Çünkü iş işten geç­miş olacaktır.

Sözün kısası, arada kaybedilecek bir tek saniyemiz bile yoktur. Eu İşi komisyon-!ü.r:rı halIeUnesi de İmkânsızdır. Zira ko­misyonlara havale işi ancak uzatacaktır. Fetih yıldönümünde Fetihe karşı oîsun yükümüzü kızartmıyacak bir eser ortaya

koymak istiyorsak, emniyet ettiğimiz bir adama bu işi bırakalım ve onun mesuliy-yeti altında yapacağı hazırlıkları evvel edelim.

11 _ Nisan 1950 tarihli «Cumhuri­yet» îen:

Mareşal Fevzi Çakmak, bütün öümrünü, savaş meydanlarında ve ordu saflarında millet ve memlekete hizmet etmekle ge­çirmiş olan bu ihtiyar asker, hayli uzun suren bir hastalık ve ıstırap devresinden sonra dün sabah hayata gözlerini ka­padı.

Mareşal Fevzi Çakmak, Gazi Osman Pa­şa, Gazi Ahmet Muhtar Paşa gibi eski Türk serdarları tipinde, fakat çok daha talihli bir askerdi. Cumhuriyet ordusu­nun tek Mareşali, vatan ve millet uğ­runda savaşa savaşa yükselmiş, bütün rütbelerini büyük hizmetlerin mükâfatı olarak kazanmış; nihayet ordumuzun en yüksek rütbesini, en .şerefli payesini de, istiklâl Harbinde ihraz etmiştir.

Genç ve güırtoüz omuzuna ilk yıldızlarım taktığı günden itibaren, hayatını memle­ket hizmetine vakfetmiş olan Mareşal Fevzi Çakmak, Balkan Harbinde Vardar ordusunda, Birinci Cihan Harbinde - Ça­nakkale mucizesini yaratan kahraman­lar arasında bulunmuş, sonra Kafkas ve Filistin cephelerinde harbetmiş; müta­reke senelerinde İstanbul'da Büyük Er-kânıharbiye Reisliği ve Harbiye Nazırlı­ğı yaptıktan sonra, Sarayın ve Babıâli-nin aciz ve meskenetiyle memleketin içine düştüğü felâketten kurtulamıyaca-ğmı anlıyarak evvelâ ruhan, sonra da fiilen Millî Mücadeleye iştirak etmiştir. İstanbul'daki vazifeleri sırasında, Ana-doluya subay, silâh ve malzeme gönde­ren merhum, 16 Mart hâdisesinden sonra 1920 Nisanında Anadolu'ya geçmiştir.

Büyük Millet Meclisi Hükümetinde, Mil­lî Müdafaa Vekili, Vekiller Heyeti Reisi, Erkâniharbiye Reisi olarak hizmet etmiş İnönü, Sakarya meydan muharebelerin­de, Büyük taarruzda ordunun Genel KurmayBaşkanısıfatiyle pek büyük

image002.gifhizmetler ifa etmiştir. Merhumu, 1921 yazında înönü - Uşak hattında talihsiz bir surette başlamış, fakat Sakarya bo­yunda zaferle neticelenmiş olan büyük meydan muharebesinin kahramanı adde­den Büyük Millet Meclisi kendisine Ma-reaşîlik rütbesini vermiştir. Ataütrk - ÎEönü - Çakmak gibi üç büyük :anm idaresinde 26 Ağustosla 30 A. ğustos arasında kazanılan Başkomutan-leydan Muhareib asinde de Mareşal Fevzi Çakmak mühim bir rol oynamış­tır. O, bütün İstiklâl mücadelesi sırasın­da, en tehlikeli günlerde bile itidalini ve imanını kaybetmiyen yüksek değerli ve kahraman bir komutan olduğunu göster­miştir.

İstiklâl harbi zaferle neticelendikten sonra, Mareşal Fevzi Çakmak Ordunun yeni baştan teşkilâtlandırılması, yenileş­tirilmesi için başarılı gayretler sarfet-miştir.

Mareşal Fevzi Çakmak, çok okuyan ilim ve irfanı seven bir komutan olduğu için, eskiden beri mevcut askerî okullarımızı tekemmül ettirmiş, yeni okullar açmış; mütekâmil bir şekil vermişti;. Har'o Aka­demisinde Deniz ve Hava Akademilerini vücude getirmiş, Yüksek Levazım Oku­lunu tesis etmiştir. Gene onun İstiklâl ferinden sonra 1944 e kadar 21 yıl süren Genel Kurmay Başkanlığı sıra­sında, askerî edebiyatımız, harb tarihi ve teknik askerî eserler bakımından zen­ginleşmiştir.

ikinci Dünya Harbi sırasında,Mareşal Favzi Çakmak yaş haddini doldurduğu
halde Hükümetçe hizmet müddeti iki de­fa temdit edilerek Genci Kurmay Bas­
ığındaİpka edilmiş1944yılın­dasevıkedilmiştir. Mareşal îkmağ'ın pek parlak olan aske dan sonra 1948 da siyasi har. Rahmetlinin askerlikte gösterdiği başarıyı siyasette de gösterdiği­ni iddia etmek mümkün ve kolay değil­dir. Fakat onun'büyük ad:na.. kahraıman ruhun, ve memlekte ettiği hizmetlere hürmeten bu baîısi tarihe bırakmak ye­
rinde olur. Mareşal Fevzi Çakmak, yıllarca memle­kete büyük hizmetler eden, zafer'er ka­zandıran bir komutan olarak Türk ordu­sunun ve Türk milletinin yüreğinde bir

şeref, sevgi ve hürmet hâlesiyle taçlan­mış olarak ebediyete ve tarihe intikal etmiştir. Milletimizin yetiştirdiği büyük askerlerden biri olan Mareşal Fevzi Çak-mak'a Allahtan rahmet, onun matemiyîe müteellim olan büyük milletimize, kah­raman ordumuza ve sayın ailesine baş sağlığı dileriz.

Son vazife...

12 Nisan 1950 tarihli «Cumhuri­yet» îen:

Bugün büyük vatan evlâdı Mareşal Fev­zi Çakmak'ı ebedî istirahatgâhma tevdi edeceğiz. Bu son vazifeyi onun şanlı ta­rihine yaraşan vakar ve ihtişam içinde ifa etmek, bütün Türk milletinin arzu ve iradesi gereğidir. Bütün memleket, tari­hî ve unutulmaz başarılarını en derin fe­ragat ve tevazu içinde yapan, büyük ve kahraman evlâdını, kalbinin bütün şük­ranını ifade eden, vefakârlığının bütün Özünü belirten en samimî hürmet ve mu­habbet tezahürleri içinde ebediyete uğur­lamak istemiş ve'bu yüzden, her taraf­tan son vazifenin ifasına iştirak etmek üzere şehrimize bir çok heyetler gelmiş­tir.

Rahmetli Mareşal, şüphe yok ki Türk milletinin bütün güzide hasletlerini tem­sil eden şerefli bir insandı. Mukaddera­tın bu şerefli insana en büyük lûtfu, onun gibi mert ve asil 'bir askere, Türk milletinin kurtuluş zaferini kazan­mak gibi büyük bir mazhariyete nail etmesi idi. Kendisi hu çok mesuliyetli mazhariyeti, büyük bir adama yakışanferagat ve imanla yüklenmiş, maddî ve manevi bütün kuvvet ve kudretini bu mesuliyetin hakkından gelmeğe hasret­miş ve sonunda en büyük muvaffakiyeti kazanmakla hem mesut olmuş, hem bü­tün bir milleti mesut etmişti. Türk mil­leti, onun bu yüksek kıymeti haiz bir as­ker olduğunu hiç bir vakit unutmamış ve daima onu hürmet ve muhabbetle çevrelemiştir.

Rahmetli Mareşal, yüksek ahlâklı, temiz ruhlu, fazilet ve irfan aşığı, ideal mec-lûbu bir Türktü. Türk milletinin kalbin 197de çok derin bir ihtiram mevkii tutması­nın en büyük sebeplerinden biri budur. Türk milleti, ahlâk ve fazilete, feragat ve fedakârlığa, mertlik ve asalete bir ke­lime ile: İçinde kaynıyan iman memba-mdan aldığı ilhamla hareket eden güzel örneklere, ezelden bağlıdır. Fahmetli Mareşalin en bariz vasıflarından biri bu haldir

Rahmetli Mareşalin bu hali, gençlere ve gençliğe bıraktığı en kıymetli ve en tü­kenmez mirastır.

Bugün rahmetli Mareşal, artık tarih sah­nesine "geçiyor ve kendisi gibi Türk tari­hine şeref veren büyüklere mülâki olu­yor.

Muhakkak ki onu toprağa tevdi ettiği­miz zaman İstiklâl Harbinin bütün şe­hitleri onu taziz edecek ve ona ebedi ha­yat içinde ayrılan rahmet ve mağfiret yurduna iletecektir.

Bugün rahmetli Mareşalimize karşı son vazifemizi, muhakkak ki onun vakarına, onun şan ve şerefine, onun tarihî mevki­ine yakışan bir tarzda ifa edeceğiz. Bil­hassa bütün gençliğin bu vazifeyi tam bir temkin içinde ifa edeceğine katiyetle emin bulunuyoruz. Çünkü bu vazifenin temkin ve vakar içinde ifa olunması, onun aziz ve ebedî hâtırasına karşı yapı­lacak vazifelerin ilham kaynağı olacak­tır. Nur içinde yatsın.

Yazan: Nadir Nadi

13 Nisan 1950 tarihli «Cumhuri­yet» (îen

Dün îstanbul müstesna günlerinden biri­ni yaşadı. Üç gündür bütün yurdu kap-lıyan teessür ve heyecan duygusu, sanki muazzam bir insan seli halinde madde-leşmişti. Kahraman ordumuzun fedakâr kumandanı, milletimizin biricik Mareşali Fevzi Çakmak, ebedî istirahat yerine misli görülmemiş sonsuz bir sevgi ile ta­şındı. Memleketin merasime yetişebile­cek kısımlarından heyetler gelmiştir. Bu vazifevi maddeten başarmaya imkân bu-

lamıyan yurtdaşlarımızı da İstanbul hal­kı kütle halinde merasime iştirak sure­tiyle fiilen temsil etti.

Mareşal Fevzi Çakmak milletin bu yü­rekten sevgisine şüphesiz hak kazanmış sayılı büyüklerimizden biri idi. Çünkü o bütün hayatını örnek sayılacak bir fera­gatle doğrudan doğruya millet hizmetine vakfetmişti. Ordumuzda subay kadrosu­nun en küçük rütbesine ait işaretleri o-mıızuna taktığı andan en büyük kuman­danlık mertebelerine yükselip vazife ba-şmda geçirdiği son dakikasına kadar, o, tevazu ve disiplin ruhundan hiç bir za­man ayrılmadı. Dağlar gibi yıkılmaz bir karakter sahibi idi. Son yarım asırlık ta­rihimizde bir çok zaferlerimizin başya-pıcılarından biri olduğu halde kendi adı etrafında propagandayapılmasını iste­mezdi. Milletimize hâs bir alçak gönül­lülük içinde yalnız vazifesinidüşünür, bütün gücü ile onu başarmağa çalışırdı. Cumhuriyet Ordusunun kuruluşunda ve bugünkü mütekâmil duruma ulaşmasın­da Mareşal Çakmak yirmi beş yıllık ge­celi .gündüzlüçalışmalariylebirin­ci derecede rol oynamıştır. Bu hizmeti gözönünde tutarak, onun, Atatürk inkı­lâplarınınbaşarılmasına da nasıl müs-bet bir şekilde tesir ettiğini kolayca an­larız. Cemiyetimizin bünyesini ilgilendi­ren son derece cesaretli devrim hareket­lerine girişirken, Ebedî Şef, her şeyden Önce yurtbütünlüğüneinanıyor,her hangi bir dış tehlikeden endişe etmiyor idi İse, bu güveni kahraman Cumhuriyet ordularında buluyordu. O orduları talim ve terbiye ederek yetiştirmek ve daima her ihtimalekarşı hazırbulundurmak vazifesi de büyük kumandan, büyük as­ker Mareşal Çakmak'a emniyet edilmiş­ti. Bu güven sağlanmasaydı ne saltana­tın ve hilâfetinilgası, ne din işleriyle dünya işlerinin birbirinden ayrılması, ne kadın hakları, ne yeni harfler, ne Medeni Kanun, İnkılâp prensiplerinden hiç biri gerçekleştirilemezdi.

Mareşal Çaltmak'm son derece ehemmi­yet verdiği noktalardan biri ve belki bi­rincisi de kahraman ordumuzu politika­dan daima uzak tutmak olmuştur. Bu­gün bu prensip bir gerçek olarak bünye­mize mal edilmişse bunu en çok Mareşale borcluyuzdur. Tanrı esirgesin, yana varlığımızı korumak uğruna milletçe si­lâha sarıldığımız zaman, bizi zaferlere ulaştıracak en büyük kuvveti modern vasıtalardan veya mükemmel teknikten önce şüphesiz millî birliğimizde arayaca­ğız. Birbiriyle ilişiksiz parçalar halinde ip gitmer.uk içiuı ilik ve en mühim şart budur. Uzun vazife yılları boyunca Mareşal Çakmak bizi bu şarttan bir an olsun mahrum bırakmamaya gayret et­miştir.

İnsanlar fanidir, yalnız eserler baki ka­lır. Dün ebedi medfenine bıraktığımız kahraman vatan evlâdma karşı bizim de bir büyük vazifemiz vardır: Onun eseri­ni yaşatacak bizleriz. Milletimizin ve ta­rihin en büyük değerlerinden biri olan Mareşal Çakmak'ı bir parti veya politi­ka mevzuu yapmaktan sakınmalıyız. O-na karşı beslediğimiz sevgiyi, tıpkı dün mezarı başında olduğu gibi, yarm da o-nım adı etrafında hep birleşerek yaşat-malıyız. Aksi takdirde Mareşalin bir ö-mür harcıyarak yaratılmasına çalıştığı güzel eser tehlikeye düşebilir. Şahsi duy­gu ve düşüncelerimiz ne olursa olsun bu­na hakkımız yoktur. Bir milletten olan insanlar bir çok mevzularda ayrılabilir­ler. Fakat tarihî değerler önünde birleş­mek, millet olmanın başlıca şartlarından biridir.

İnkılaba sadakat ve hörmet...

Yazan: Abİdİn Baı/er

15 Nisan 1950 tarihli «Cumhuri­yet» ten:

Son günlerde, memlekette bazı irtica a-lâmetleri belirdi. Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlerde hafiften esmeğe başli-yan bu irtica havası, kayıtsızlıkla karşı­lanacak bir şey değildir. 1909 da vukua gelen ve Milâdi takvimle 13 Nisana ras o meşhur ve meşum 31 Mart hâ­disesinin 41 inci yıldönümü sıralarında beliren bu alâmetlerden biraz kaygılan­mamak mümkün olmuyor.

31 Martı kimlerin tertip ettiği vuzuh ve katiyetle anlaşılmamış olmakla beraber, o zaman ittihat ve Terakkiye muhalif olan bazı kimselerin bu işi tertipledikleri

rejime ve kendilerine sadık avcı tabur­larından Kamdi Çavuş gibi, bir kaç er­başı elde etmek suretiyle bir askerî ha­reketle vaziyete hâkim olmak ve Hükü­meti devirmek istedikleri en kuvvetli ih­timal olarak kabul edilmişti. Fakat, hâ­disenin mürettip ve müşevvikleri, ipin ucunu ellerinden kaçırdılar. Askerî Hü­kümet darbesi olarak hazırlanan hareket Derviş Vahd etil erin mutaassıpların ve mürtecilerin müdahalesiyle «Din eiden gidiyor, şeriat isteriz» yolundaki kışkırt-malariyle dinî bir irtica hareketi şeklini aldı. Genç mektepli subaplar ve bu ara­da Âsarıtevfik zırhlısı süvarisi Ali Ka-buli Bey Yıldızda, Abdüihaımid'in gözleri önünde şehit edildi. Ahmet Rıza Bey di­ye Adliye Nazırı Nâzım Paşa, Hüseyin Cahit Bey diye de Lâzkiye Mebusu Ars-lan Bey öldürüldü. İttihat ve Terakkiye mensup gazetelerin matbaaları yağma edildi. Hassa Ordusu Kumandanı olan Mhamut Muhtar Paşanın Moda'daki evi­ne hücum eden âsiler onu da öldürmek istedilerse de bulamadılar. Böylece Ea-reket Ordusu gelinceye kadar İl gün müddetle İstanbul bu âsilerin ve «şeriat isteriz» diyen güruhun tahakkümü altın­da kaldı.

Aradan 41 yıl geçtikten sonra, tam o gülnerde, mutaassıpların ve mürteci ruh-îarm, hafif de olsa bazı nümayişlerine şahit oluyoruz. İleri demokrasi rejiminin millete sağladığı geniş hürriyetten fay­dalanarak baş kaldıranlar, gerçi 1909 daki İtadar çok ve onlar kadar cüretkâr ve azgın değillerdir. Fakat, irtica ve ko­münistliğe karşı kabul edilmiş olan ka­nun, hiç bîr ihmal ve tekâsül gösterilme­den tatbik edilmezse ve halkımız uyanık­lık göstermezse, bu gibiler cüretlerini artıracaklardır.

Büyük Atatürk inkılâbının esas prensip­lerinden biri de dini dünya işlerinden a-yırması ve şeriatin siyasete karıştırılma-masmı temin eden lâikliktir. Bu inkılâ­bın temeli atıldığından beri geçen çeyrek asır içinde, lâiklik preisipinden memle-Kete hiç bir zarar gelmediği gibi irticaın hortlamasına karşı da müsamaha göste­rilmemiştir.

Bugünkü ileri demokrasi rejiminin geniş hürriyetini kötüye kullanmak istiyenle-

rin belirmesi, taassup ve irtica ruhunun tamamiyie ölmemiş, hattâ canlanmak is­tidadında olduğunu gösteriyor. Her fır­sattan faydalanmağa çalışan ve her ka­lıba giren komünist tahrikçilerinin de, kıyafet değiştirerek din ve şeriat taraf­tarı kesildiklerine ve el altından tahrik­ler yaptıklarına ve yapmağa hazırlan­dıklarına şüphe yoktur. Komünistlik en büyük din düşmanı ve komünistler din­sizliğin bayraktarı oldukları halde, din­dar ve sâf insanların arasına katılıp tah­rikat yapmağı, hâdiseler çıkarmağı, va­tandaşları birbirlerine düşürmeği bir ta­biye olarak kullanırlar. Bu bakımdan komünistler, mutaassıp yobazlar kadar, hattâ onlardan daha tehlikelidirler. Gerçi milletimiz uyanıktır ve büyük bîr ekse­riyet Cumhuriyet rejimine ve inkılâba sadıktır. Fakat bu, memlekette mürteci­ler ve komünist tahrikçiler yok demek değildir. Böyle olmasaydı, onların gizli ve açık faaliyetlerini önlemek üzere, ye­ni bir kanun çıkarılmasına lüzum görül­mezdi.

Son günlerde beliren alâmetler karşısın­da, Atatürk inkılâbına candan bağlı ve sadık olan sâf vatandaşların dikkat ve İntibahını çekmeği lüzumlu, faydalı bu­luyoruz. Aynı zamanda Hükümeti de çok uyanık bulunmağa davet ediyoruz:

İçinde bulunduğumuz seçim devresinin hararet ve heyecanı, türlü tahrikler yap­mağa ve hâdiseler çıkarmağa müsaittir, ileri demokrasi rejiminin geniş hürriyet havası içinde yapılacak olan seçim mü­cadelesinde, dikkat edeceğimiz en mü­him nokta, Atatürk inkılâbı diye tarihe geçen büyük Türk inkılâbına sadakat göstermek, hürmet etmek ve ettirmek olmalıdır.

Boğazlar meselesi Rusya'da ge­ne

22 Nisan 1950 tarihli «Ulus» tan:

Moskova'da çıkan -(Kızıl Donanma) der­gisinde bir iki gün önce, Boğazlar hak­kında bir makale yayınlanmıştır. Evvel­ki günkü gazetelerimizin bazılarında bu makaleden parçalar vardı.Buyazının,

yabancı ajanslar tarafından verilen bir hulâsasını, komşumuzun siyasetini ve ni­yetlerini bir daha belirttiği için aşağıya alıyoruz:

Makalede şöyle denilmektedir: Karadeniz milyonlarca seneden beri «Rus denizi» adı ile tanınmakta ve ta eski za­manlardan beri sahillerindeSlavlar o-turmaktadır.

Bundan sonra Rusya'nın 28 Eylül 1946 da Türkiye'ye verdiği notadan bahseden Kızıl Donanma, Rusya'nın Karadeniz hu­dudunun, memleketin en mühim iktisadi merkezlerinin kapısı mahiyetinde oldu­ğuna Türkiye'nin dikkatini çelkiildiğini yszmaıkta ve şunları ilave etmektedir : îkinci dünya Harbi sahillerimizin emni­yetinin Boğazlar rejimine bağlı olduğu­nu göstermiştir. Çanakkale ve İstanbul boğazlarından gemilerin geçiş rejimini tesbit eden ve 1936 da Montrö'de imza­lanan antlaşma Karadeniz Devletlerinin ihtiyacını karşılamaktan uzaktır. Karb içinde Almanya'nın tarafını tutan Türki­ye Boğazlardan Mihver ve Faşist gemi­lerinin geçmesine müsaade etmiştir. Türkiye'yi idare edenlermemleketlerinin hürriyetini Amerikan emperyalistlerine sattılar. Türkiye'de bir çok askerî ve si­vil Amerikan heyetleri vardır. Amerikan füoîarı sık sık Marmara'yı ziyaret et­mektedir ve Türkiye'deki hava alanları Amerikan uçaklarının iniş meydanları­dır.

tnigiiz ve Amerikalı askerî şahsiyetler Yunanistan'ın İdaresini ellerine almış­lardır. Yunanistan'ın Bulgaristan ve Ar­navutluk hudutlarında bunlar tarafın­dan yapılan tahrîKe devam eıtmekte-dir. Yugoslavya'yı da ihtilâle teşvik edi­yorlar. Bütün bunlar sahillerimizi müda­faa etmek için bizi daha tedbirli olmayı ve siyasi savaşa karşı da daha hazırlıklı bulunmaya icbar etmektedir.

«Stalinist» askerlik ilmi ile yetiştirilmiş ve silâhlandırılmış deniz ve kara kuvvet­lerimiz dünyaya hâkim olmıya kalkışa­cak her hangi bir mütecavize haddini bildirecektir. Sovyet ordusunun ve do-nanmasıeıın silâhşo.rîerî kendilerini «Halk Partisi» ve Stalin uğruna fedaya azmetmişlerdir. Baba toprağım kahra­manca müdafaa edeceklerdir.

Filhakika Bakan­lar Komitesinin, üçüncü oturumunda iki müsbet neticeye varılmıştır.:

— Ağustostan beri Avrupa Konseyini meşgul eden Almanya üe Sarre'm kon-
seye girmeleri meselesi nihayet halledil­miş bu iki memleketin konseye iştirak­
leri kabul edilmiştir.

— ilerleme yolunda bugüne kadar en­gel teşkil eden istişare Meclisi ile Ba­
kanlar Komitesi arasındaki anlaşmazlık­ları halletmek üzerepratik ve mühim
tedbirler alınmış, Spaak'm başkanlığın­da flört .meclis üyesi filıe dönt Ibaikiaaıctan
müteşekkil «İrtibat ve UzlaştırmaKo­mitesi» ihdas edilmiştir.Daimi komisyonun Türk delegesi Tahsin Bekir Balta ile Ali Rıza Erten, hararetle desteklemiş oldukları bu irtibat komite­sinin, konsey otoritesini muhakkak tak­viye edeceği ve süratle pratik neticeler vereceği kanaatindedirler.

6 Nisan 1950

—Cezair:

Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu yedi devletin iştirakiyle Cezairden yapı­lan milletlerarası at yarışlarının birinci günü kalabalık bir seyirci kütlesi önün­de cereyan etmiştir. îlk iki müsabakayı «Elma Şekeri» isimli atı ile Fransız Dorgeix kazanmıştır.

—Paris:

Türkiye Dışişleri Bakanı Necmettin Sa-dak'm Fransa'daki ikameti sona er­mektedir.

Memleketini Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu ve Avrupa iktisadi İşbirliği Teş­kilâtı Konseyi toplantılarında temsil et­mek üzere 28 Martta Paris'e gelmiş olan Necmettin Sadak, pek yakında uçakla ve Bruxelles voliyle istanbul'a hareket edecektir.

Strasburg'da Bakanlar Komitesinin son mesaisi hakkında beyanatta bulunan Türkiye Dışişleri Bakanı şunları söyle­miştir: «Sarre ve Almanya'yı Avrupa Konseyine davet etmekle ve bir taraftan Bakanlar Komitesiyle îstişarı Assamble, dğier taraftan Avrupa Konseyiyle Avru­pa İktisadi İşbirliği Teşkilâtı arasında

daha sıkı bir işbirliği tesisine çalışmakla ileriye doğru büyük bir adım atılmıştır.» Sözlerine devam eden Necmettin Sadak demiştir ki:

«Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa İktisadi işbirliği Teşkilâtiyle te­masa geçmek ve bu iki teşkilât arasında işbirliği şeraitini tesbit etmek üzere bir tâli komite ihdas etmiş ve başkanlığa Farnsa'daki Büyük Elçimizi getirmiştir. Paris'teki güzide temsilcimizin seçilmesi meınileikeUmize karşı gösterilen itimadın nişanesidir. Numsn Men emencioğlu'nun biîgi ve tecrübesiyle bu fevkalâde mü­him vazifeyi başaracağına eminim. Strasburg ve Paris'te bulunduğu sırada Necmettin Sadak Bakanlar Komitesi ve Avrupa İktisadi İşbirliği teşkilâtında temsil edilen memleketlerin dışişleri ba­kanlarından bazıları ve bilhassa Fransız Dışişleri (Bakana Rciberft Schuman ve İn­giltere Dışişleri Bakanı Ernest Bevin ile mütaaddit görüşmelerde bulunmuştur. Necmettin Sadak dün de Paris'te Er-Bevin'le uzun bir görüşme yapmıştır, ingiltere Dışişleri Bakaniyîe son görüş­mesinin mahiyeti hakkında demeçte bu­lunan Necmettin Sadak, iki müttefik, memleketi siyasi bakımdan ilgilendiren meseleleri Bevin ile birlikte gözden ge­çirmiş olduğunu belirtmiştir.

7 Nisan 1950 — Karaşi:

Birleşmiş Milletler Kore Komisyonu Baş­kam Kasım Gülek bugün Karaşi'de Ko­re'nin bölünmesi neticesi hâsıl olan güç­lüklere rağmen dikkate değer ilerleme­ler kaydedildğini söylemiştir.

14 Nisan 1950

'— Yeni Delhi:

Mareşal Fevzi Çakmak'm ölümü Hindis­tan basınında derin akisler uyandırmış­tır. Delhi'de yayınlanan «Hindistan Ti­mes» bu hususta şöyle demektedir: «Mareşal Fevzi Çakmak, Atatürk ve In-Önü ile beraber Türkiye Cumhuriyetini kurmuş, modern Türkiye'yi yaratmıştır. Kendisi aynı zamanda Hindistan - Tür­kiye dostluğuna kuvvetle inananlardan­dı. Ölümü büyük bir kayıptır.»

image003.gifimage004.gifGörmedikleri bir realite...

Yasan: Abidin Dav'er

10 Nisan1950tarihli«Cumhiri-yel» ten:

Dışişleri Bakanımız Sayın Necmettin Sadak, Paris'te yaptığı beyanatta bizim bu sütunlarımızda üzerinde İsrarla dur­duğumuz bir mevzua temas etti. Muhte­rem Bakanın, demokrasiler tarafından Doğu Akdeniz Müdafaasının ihmal edil­miş olduğu hakkındaki sözlerinin suiâ-j ıdur:

pa'nın emniyet vs müdafaası için çok faydalı ve zaruri olan Atlantik Pak­tı, kıtanın en açık hedef teşkil eden kıs­mım, yani Doğu Akdeniz'i ihtiva etme­diği için eksiktir.

kerî hüküm amma Doğu Akdeniz böl­gesini müdafaa etmeden Batı Akdeniz'in müdafaası nasıl mümkün olur? Batı Ak­deniz müdafaasını sağlara bir temel üze­rine kurabilmek için bu boşluğun doldu­rulması elzemdir.»

ıettin Sadak'm sözleri bir hakikar realitenin kesin ifadesidir. Doğu Akdeniz müdafaa edilmeden Batı Akde-İatfaa edilemez. Eğer, 2i3.va kvuvetlerinin dünkü harbde oynadığı, ve yarının harbinde daha mühim olarak oy-nıyacağı, rol olmasaydı, Amerika, İngil­tere, Fransa ve İtalya'nın müşterek de­niz kuvvetleri, Türk donanmasiyîe bera­ber Batı Akdeniz'e İnecek olar. Sovyet Rusya'nın Karadeniz filosunu daha Ka­radeniz'de iken imha ederlerdi ve mesele kalmazdı. Batı Akdeniz çevresinin rr.ü-dafasi için asıl tehlike Rusya'nın Kara­deniz filosu değildir. Çünkü bu filo müt-Itlerin deniz hâkimiyetine karşı bir şey yapabilecek kuvvete sahip olmaktan çok uzaktır. Tehlike, Kızilordunun sayı­sız piyade ve zırhlı tümenleriyle günden ;üne artan hava kuvvetlerinden gelmek­tedir.

. yavruları olan peyklerle bera-ler, Türkiye ve Yunanistan'a taarruz ederek Balkanlara, Boğazlara, Anado­lu'ya, Ege Denizine, Arnavutluk'a ve Ad-::k sahilhrine hâkim olmak istiye-cektir. Zamanımızda moda olan siyasi ve stratejik bir baskınla ve bunu takip ede-

cek göz açtırmaz bir yıldırım harbiyle bu gayesine varmağa çalışacaktır.

Rusların bu birinci hamleden sonraki he­defleri, bir taraftan Suriye, Filistin, Sü­veyş Kanalı, Mısır; diğer taraftan da îran ,îrak, Arabistan petrolleriyle Kızıl-deniz ve Basra körfezidir. Ruslar, böy­lece Doğu Akdeniz kıyılarına hâkim ol­duktan sonra, Batı Akdeniz'in ve kıyıla­rının, hattâ Afrika'nın yolunu da kendi­lerine açmış olacaklardır.

Doğu Akdeniz, Batı Akdeniz'in kapısı­dır. Kapıyı açık bırakıp da gerisindeki araziyi ve denizleri müdafaa etmeği dü­şünmek, güç anlaşılır, hattâ hiç anlaşıl­maz bir stratejidir.

Şimal Atlantik Paktı ile Şimal Buz Ok-yanısundaki İzlanda adasından ve Nor­veç kıyılarından İtibaren, Cebeîitarık'a kadar ve Batı Akdeniz'de de Sicilya'ya ve Tunus'a kadar bir müdafaa cephesi vücude getirilmiş; fakat Doğu Akdeniz açık bırakılmıştır. Böylece Avrupa'nın müdafaaıs bakımından Yakın ve Orta Doğu'da bir gedik mevcut bırakılmakta­dır. Bu açık kapı ve gediğin, Sovyet Rusya için cazip bir hedef olduğuna şüp­he yoktur. Çünkü Kızıllara bu açık ka­pıdan buyurun, demek isteniliyor, sanır­sınız.

Avrupa'nın müdafaası, bir kül, bir bü­tündür. Yalnız Şimal Atlantik Paktiyle küllî ve bütün bir mıdafaa yapılamaz.

Anglo - Soksonlarm düşmanı yaymak ve bu suretle zayıflattıktan sonra, deniz hâkimiyetinden faydalanarak onu vur­mak gibi ananevi bir stratejileri vardır. Bugünkü vaziyet, bu stratejiden ilham almış gibi görünüyor. Kızıl Çarlık, Şimal Atlantik Paktiyle Batı Avrupa'da kuv­vetli bir cephe kurulmuş, fakat Doğu Akdeniz'in açık bırakılmış olduğunu gö­rerek, bu açık kapının cazibesine kapıla­bilir ve demokrasiJeri en zayıf cephele­rinden vurmak arzusiyle bol bol yayıla­bilir. Gerçi ondan sonra, ikinci Dünya Harbinde Almanya'nın başına örülen ço­rap, Rusya'nın başına da örülebilirse de böyle bir vaziyette harp uzayıp gider.

Harb Rusya'nın mağlubiyetiyle bittiği takdirde dahi Kizilordunun girdiği mem-

image005.gifleketler sadece birer coğrafi varlıktan ibaret kalır; bu memleketlerde yaşıyaıı mîlletler imha edilir.

Demokrasi cephesi, yalnız harbi kazan­mağı değil; kendi saflarında dövüşen milletleri kızıl deve imha ettirmemeği de düşünen bir siyaset ve strateji takip et­mek mecburiyetindedir. Bu da, kendi müdafaa sistemlerinde, hiç bir açık kapı

bulundurmamağı, hiç bir zayıf nokta bı­rakmamağı âmirdir.

Şimal Atlantik Paktını vücude getiren devletlerin, bilhassa Amerika ile İngilte­re'nin Doğu Akdeniz kıyılarında. Yakın ve Orta Doğada yaşıyan milletler İçin hayatî bir ehemmiyeti haiz olan bu rea­liteyi görmeleri ve Sovyet Rusya'nın te­cavüz emellerini tahrik edecek bir açık kapı bırakmamak için icap eden tedbir­leri almaları zamanı gelmiştir.

1950

—Lake Success:

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komis-::!letlerarasî Antlaşmasının 6 ncı İdesinioybirliği İel kabul etmiştir. 6 ncı madde şudur «Bir kimseye işkence yapılamaz, hiç kimse gayri insani ve ze­lilce muameleye tabi tutulamaz». Bu madde, itiraflar elde edilebilmek üzs-şturucu maddeler kullanılması u--. kaldırılmasını İstiyen Mısır de­legesi tarafından teklif edilmiştir.

—Cenevre:

Vlilletler Genel Kurulu tara-s bölgesi için milletlerarası bir statü hazırlamakla vazifelendirilmiş olan rleşmiş Milleter Vesayet Konseyi dün projesinin son okunmasınıbitir­miştir.

43 maddenin okunması sırasında yegâne itiraz Irak delegesi tarafından gelmiştir.

eğe bu kanun tasarısının derhal tatnmasım ve bir tarihtesbitinin beklenilmemesini istemekte idi.

—Lake Success:

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Tryg-vie Lie. barışa karşı yapılacak mahallî kıyamları bastırmak üzere küçük çapta bir milletlerarası ordu kurulmasını teklif ir. Bu hususta açıklamada bulunan Tryjrvie Lİe, Birleşmiş Milletler Anaya-gereğincemilletlerarası bir ordu ncaya kadar, teklifinin mutavas­sıt bir vesika teşkiledeceğinibildir­en 1950-

—Londra:

Milletler Filistin Vesayet Kon-Saşkanı Dr. Ralph, Eunche,Washington'a hareketinden evvel yaptığı beyanatta Filistin'deki sevaşlar devresi­nin artık katî olarak sona erdiği ümidin­de olduğunu söylemiştir.

Birleşmiş Milletler Teşkilâtının Keşmir ara buluculuğuna tâyin edilmesi ihtimali hakkında kendisine sorulan bir suale ce­vap veren Bunch, böyle bir şeyden habe­ri olmadığını bildirmiştir.

3Nisan 11950
— Lake Success:

Halen Amasra'da bulunan Birleşmiş Mil­letler Eritre Komisyonu 10 ve 11 Nisan­da Adis-Ababa'ya gidecek ve Habeş Hü­kümetiyle görüşmelerde bulunacaktır.

12 - 17 Nisan arasında, Komisyon Kahi-re'ye giderek Mısır Hükümetiyle temas­larda bulunduktan sonra Röma'ya hare­ket edecek ve îtalyan Hükümeti temsil­cileriyle buluşacaktır. Bundan sonra He­yet Cenevre'ye giderek îngiliz ve Belki de Fransız temsilcileriyle görüşecektir.

4Nisan 1950

-— Lake Suceess:

Nisan ayında Güvenlik Konseyine Baş­kanlık edecek olan Mısır Temsilcisi Mu-hammed Fevzi Bey, Birleşmiş Milletler Radyosunda yaptığı bir konuşmada, Batı ile Doğu arasında ayrılığa sebep olan ehemmiyetli meseleleri incelemek üzere Güvenlik Konseyinin muayyen zaman­larda toplanması yolunda Trygve Lie'nin iîeri sürdüğü teklifi desteklemiştir.

— Lake Suceess:

tyi haber alan kaynaklardan bildirildiği­ne göre, Güvenlik Konseyi Keşmir Ko­misyonu, harp sıralarında AvusturalyaWashintonElçisibulunanOwer Dixene'u Keşmir dâvasında Birleşmiş Milletler arabuluculuğuna seçmiştir.

Şimdiki haîde bu tâyinin Hindistan ve Pakistan Hükümetleri tarafından kabul edilmesi gerekmektedir.

7 Nfisan 1950

— Lake Success:

Erileşmiş Milletler însan hakları Komis­yonu herkesin yaşama hakkının kanun ile korunması prensipini kabul etmiştir. Komisyon bu maddeyi insan hakları hak­kında teklif edilmiş olan Milleterarası Antlaşmaya yazmıştır.

Teklif dört muhalif üç çekimsere karşı yedi oyla kabul edilmiştir.

■ — Lake Success:

Dünya Sağlık Günü için hazırladığı bir tebliğde Dünya Sağlık Teşkilâtı yeni kontrol ve savaş teknikleri sayesinde bu asır içinde malaryanın ortadan kalkabi-leceiğni bildirmektedir. Daha evvslce teşkilât 7 Nisanın, dünya sağlık günü o-larak kutlanacağını ilân etmişti.

11 Nisan 1950

— Lake Success:

însan Hakları Komisyonu dünkü oturu­munda insan Hakları Milletlerarası Pak­tı tasarısının 10 ve 11 inci maddelerini kabul etmiştir.

İttifakla kabul edilen 10 uncu maddeye göre, hiç kimse mukaveleden doğan mü­kellefiyetlerini ifa edemediği için haps­edilmez.

11 inci madde ise hareket ve ikametgâh seçmek hürriyetinden bahsetmektedir. Bu maddeye göre herkes, kendi memle­keti de dâhil olduğu halde, her memle­keti terketmekte serbesttir ve bir vatan­daşa vatanına girmesi menedüemez. Bu madde, İngiltere'nin muhalefetine rağ­men kabul edilmiştir.

İngiltere, bazı hallerde bilhassa sömürge topraklarında idari makamlara bu top­raklar sakinleri için hareket serbestisini tahdit eden kanuni imkânlar tanınmasını ileri sürmüş bulunuyordu.

—Lake Sucoess:

Birleşmiş Milletler Genel Merkezi her-gün takriben 500 kişiyi geri çevirmek mecburiyetinde kalmaktadır. Bu ziya­retçilerin içinde Avusturalya ve Finlan­diya'dan gelenler dahi vardır. Ziyaretçilerin büyük bir kısmını öğrenci­ler teşkil etmektedir ve okullardan gele­cek guruplar şimdiden Eylül ve Ekim ayları için gün almışlardır.

12 Nisan 1950

— Lake Success:

Sovyet Rusya üün Birleşmiş Milletlerin yeni bir teşekkülünden muvakkaten çe­kilmiştir. Bu suretle çekilmelerin sayısı, Sovyet temsilcisinin 13 Ocakta Güvenlik Konseyini terketmesinden beri 17 yi bul-, muştur.

Bu sefer Sovyetler, bu sene ilk defa top­lanan istişarî, idarî ve bütçe komisyonu­nu terketmiştir.

Daha oturum başlarken Sovyet temsilci­si Milliyetçi Çin Delegesinin ihracım tek­lif eden bir tasarı vermiştir. Komisyon, böyle bir kararın yetkisi dışında olduğu­nu bildirince Sevyet Delegesi, Kuomin-tang temsilcisiyle aynı masanın etrafına oturmayı kabul etmiyerek salonu ter­ketmiştir.

—Lake Success:

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bu-' günkü toplantısında, Avusturalyah hu­kukçu Sır Owen Dixon'u, Hindistan'la Pakistan arasındaki Keşmir meselesine arabulucu tâyin etmiştir. Karar 8 e karşı on oyla verilmiştir. Hindistan ve Yugos­lavya çekimser kalmışlardır.

—Lake Success:

Bugünkü basın toplantısında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Trygve Lie, dünya teşkilâtı çıkamazı ile ve Önemi haiz bir meseleyi Kremlinle görüşmek üzere önümüzdeki ay içinde Moskova'ya gitmesi ihtimalinin bulunduğunu söyle-mşitir. Bununla beraber Genel Sekreter "Üç haftalık Avrupa seyahati esnasında Sovyet Başşehrini ziyaret etmesi husu­sunda katî bir karar alınmadığını belirt­miştir.

Almanya ve Batı dünyası...

Yazan: Ömer Rıza Doğrul

13 Nisan 1950 tarihli «Cumhuri­yet» ten:

Amerika'da hüküm süren zihniyete göre Batı Avrupa devletlerinin bugünkü buh­ranlı durumdan kurtulmak için başvura­caklar en birinci çare, kendi aralarında birleşerek ve Almanya'yı da bu birliğin eşit üyesi tanımaktır. Mr. Acheson bir kaç gün önceki demecinde Amerika'nın bu tarz hareketi tasvip ettiğini ve bu adımlar atılmasını istediğini söy­lemiş, bir gün evvel de General Mc Clay, Almanya'yı da tam bir üye olarak kabul eden bir birliğin, Almanya'yı Sovyet nü­fuzundan kurtaracak ve Batı emniyetini sağlıyacak biricik çare olduğunu anla-ftiş, hattâ bu yolda adım atmayı yarına bırakmayı doğru bulmayacak derecede acele etmenin isabetli 'bulunduğunuda

Anlaşılan gelecek ayın başlarında Lon­dra'da toplanacak olan Atlantik devlet­leri konferansının en belli başlı mevzuu da bu olacaktır.

Bu şekilde hareket etmek icap ettiğini belirten bir tarih dersi lazımsa onu da derhal bulmak mümkündür.

Napoleon harblerinden sonra toplanan Vyiana Kongresinde Avrupa, bugün ge-Çlrdİğİ buhranın aşağı yukarı bir tıpkısı İle karşılaşmıştı. Napoleon'a karşı kaza­nılan zafer, müttefiklerin eseri idi. Fa­kat Çarlık Rusyasi zaferi istismar ede­rek genişlemek istemiş ve bütün Avrupa egemenliğini kurmak istiyecek derecede ileri gitmişti. Durum tehlikeli idi ve kur­tulmanın bir tek çaresi, mağlûp olan ! ile elbirliği yapmaktı. Bu şekilde hareket etmek Çarlığın emellerine bir darbe indirmeğe kâfi gelmişti.

Bugün de durum aşağı yukarı aynı ma­hiyettedir. Yalnız ortada Fransa yerine Almanya vardır ve hâdiselerin baskısı aynı siyaseti tutmayı gereklendirmekte-dir.

Batı devletleri Batı Almanya ile imzala­dıkları anlaşmanın bu hakikati tanıyan ilk vesika sayılmasına hiç bir mâni yok­tur. Çünkü bu anlaşmaya göre hedef Batı Almanya Cumhuriyetini Avrupa Birliğinin bir üyesi olarak kabul etmek ve Batı Avrupa devletleriyle her sahada işbirliği yapmasını sağlamaktır. Bir çok Avrupa devlet adamları bu hedefi ger­çekleştirmek lehinde söz söylemiş ol­dukları gibi en nihayet Amerika'nın sözcüsü sıfatilyle Mr. Acheson da aynı fikirde olduğunu belirtmiş bulunmakta­dır. Meselâ Mr. Churchiîl 1946 Eylûlunda bu fikri ileri sürmüş, daha sonra M. Schuman Fransızlarla Almanların Avru-payı kurtarmak için elbirliği yapmaları­nı teşvik etmiş, daha başka Fransız Dev­let adamları da onun bu fikrini destek­lemişlerdi. Almanya tarafından Dr. Ade-nauer de Alman mukadderatının Batıya bağlı olduğunu söylemiştir.

Adenauer, bir Fransız - Alman anlaşma­sı yapılmasını teşvik ettiği gibi, bir Av-ruap parlâmentosunun da kurulması le­hinde olduğunu belirtmiş, fakat gayet tabii olarak, Alman eşitliğini ve Alman güvenini korumak lâzım geldiğini de an­latmıştır.

Bugün KontSforza gibi bazıAvrupa

Devlet adamları Amerika'nın bu yolda nüfuzunu kullanarak bu gayenin gerçek­leşmesine yardım etmesini istemekte ve bu isteklerin Amerika'da iyi karşılandığı göze çarpmaktadır.

Hakikat şu merkezdedir ki Bugün Batı Avrupa'nın kazanacağı en büyük zafer,

Almanya'yı Batı dünyasına bağlamak ve bu sayede Batı Birliğini tam mânasiyle sağlamlamaktır.

Bu yolda kazanılacak muvaffakiyet, son derece tesirli olacak ve muhakkak ki Batı Almanya'nın böyle bir durumu ka­bul edeceğini tahmin etmek için Alraan-

ligin ya son derece ye'se düşmesi, yahut büsbütün tereddi etmiş olması icap eder. Şimdilik böyle bir şey melhuz olmadığı­na göre tam bir azimle hareket etmek sırasının hulul etiği anlaşılıyor. Gelecek Mayıs ayında çok mühim inkişaflar bek­lenebilir.


3Nisan 1950

—Washington:

iktisadi işbirliği İdaresinin bildirdiğine göre, şimdiye kadar yapılan MarshalI plân jyardım tahsisatı 8,5 milyon doları geçmiştir. Hafta içinde 7 Avrupa mem­leketine ve Fransız Kuzey Afrikasma yapılan 9 milyon 969 bin dolarlık tahsi­sattan Türkiye, Danimarka, Fransa, Yu-nanista, îslanda, Trieste ve Birleşmiş Kırallık devletleri istifade etmiştir.

Bu son tahsisattan Türkiye için kauçuk­tan mamul maddeler, muhtelif endüstri maddeleri ve endüstride kullanılan kim­yevi maddeler alınacaktır. Türkiye'ye gelen bütün bu mallar Amerikan menşe­lidir.

4Nisan 1950

—Washington :

Ikitsadi işbirliği idaresi yeni krediler açmıştır. Buna nazaran Avusturya tütün ve haşerat öldürücü maddelerin deniz yolu ile nakli masrafları için bir milyon 353.000 dolar, Yunanistan'a lâtin Ameri-

kadan gelen deriler için 500.000 dolar ve orman mamulleri için 550.000 dolar, Da­nimarka'ya dokuma, kimyevi madde ve elektrik malzemesi için 11S.0Ö0 dolar ve Birleşik Amerika'dan alınacak ham pa­muk için 2 milyon 200.000 dolar, îsveç'e kalay ve madeni malzeme için 650.000 dolar tahsis edilecektir.

—Paris:

Avrupa iktisadi İşbirliği Bakanlar Kon­seyi bugün öğleden sonra Hoîanda Dış­işleri Bakanı Stikkerİ konsey başkanlı­ğına, isviçre ile Avusturya temsilcilerini de başkan yardımcılıklarına seçmiş ve dağılmıştır.

7 Nisan 1950

—Washington:

Avrupa îktsiadi işbirliği Teşkilâtı Mar-shall plânına dâhil memleketlere yeni kredi açmıştır. Buna göre, Portekiz'e 543.000 dolar verilmektedir. Bu miktarın 388.000 doları ile Portekiz Amerika'dan çavdar ve 5.500 doları ile elektrik alet­leri alacaktır.

îsveç'e İnşaat malzemesi ve maden işlet­meleri için 150.000 dolar, Türkiye'ye de­niz nakliyatı masrafları için 46.000 dolar verilecektir.

—Washington:

îktisadi işbirliği İdaresinin yeai bir ra­porunda belirttiğine göre Avrupa:Iar harbden önce olduğu kadar iyi beslen­mek istiyorlarsa yiyecek maddesi istih-salâtım çok miktarda artırmalıdırlar. Raporda beslenmesi gereken nüfusun 20 milyon arttığı ve bu artışın yılda yüzde 1 nispetinde devam ettiği bildirilmekte­dir.

Aynı raporda ilâve edildiğine göre, Mar-shall yardımından faydalanan memle­ketler her ne kadar harpten öncesi İstih­sal seviyesine erişmişlerse de bu seviye eskisine nazaran yüzde 115 nispetinde artmcaya kadar harpten önce olduğun­dan daha fazla gıda maddesi ithal etme­leri gerekecektir.

—Washington:

îktisadi İşbirliği İdaresinin bugün neş­rettiği bir rapora göre, MarshalI plânının teşvik ettiği sınaî kalkınmanın bir par­çası olarak son iki sene içinde MarshalI plânı memleketlerinin ana endüstrilerin­den demir ve çelilt istihsali çok artmıştır. Demir ve çelik istihsalinin nasıl artırıla­cağına misal olarak Türkiye, Avusturya,

Norveç ve Fransa'daki demir madenleri­nin teçhizatlarının yenilenmesi ve maki-neleştirilmesi için kabul edilen projeler sayılmaktadır. Rapora göre 43.000.000 dolara mal olacak olan bu dört projenin takriben 12.000.000 dolarını iktisadi İş­birliği îdaresi verecektir. 1-948 yılı Nisanında MarshalI plânı baş­ladığından beri MarshalI plânı memle­ketlerine yapılan tahsisat 8.749.753.000 doları bulmuştur.

—Washington:

iktisadi işbirliği idaresi Yunanistan'ın 79.060.000 dolara mal olacak on sanayi kalkınma projesini tasvip ettiğini dün bildirmiştir. Fakat iktisadi işbirliği îda­resi Yunanistan'ın maîî durumu sağlam temellere dayandırilmadıkça inşaatın başlamıyacağmı ilâve etmiştir. Birleşik Amerika Büyük Elçisi geçenler­de Yunan resmî şahsiyetlerine enflâsyo­na karşı tedbirler almalarını ve Hükü­meti genişletmelerini tavsiye etmiştir.

15 Nisan 1950

—Washington:

Avrupa iktisadi işbirliği İdaresi Mar-chall plânından faydalanacak memleket­lere yeni krediler açmıştır.■

Bu cümleden olmak üzere Danimarka 15.000 dolar ve Yunanistan 265.000 dolar almaktadır.

21 Nisan 1950

—Ankara:

tktisadi işbirliği idaresinden öğrendiği­mize göre, Erzurum'da kurulmakta olan et kombinası ve konserve tesislerinin buzhanesi için 75 bin dolarlık yeni tahsi­sat ayrılmıştır.

Bu miktarın 57 bin doları kombina ve konserve tesislerinin makineleri, 16 bin dolan jeneratör ve motörler, 1000 doları türbinler ve diğer bin doları da elektrik malzemesi için sarf edilecektir.

26 Nisan 1950

—istanbul:

Avrupa iktisadi işbirliği idaresi üyele­rinden Mr. Henry Mitchell bugün saat 16.30 da uçakla şehrimize gelmiştir. Mi-chell memleketimizde bir müddet kala­rak tetkiklerde bulunacaktır.

Amerikan askerî havacılık makamları Cumartesi günü Baltık denizi kıyılarında ve Sovyet hudutları boyunda bir Ameri­kan bomba uçağiyle Sovyet avcıları ara­sında ateş teati edildiğinden resmen ha­berdar bulunmadıklarını bildirmektedir­ler.

Hatırlarda olduğu gibi Cumartesi günü Amerikan deniz kuvvetlerine mensup bir Privateer uçağı Baltık bölgesinde kaybolmuştu. Yapılan bütün araştırma­lara rağmen bu uçak elan bulunamamış­tır. Kaybolan uçak âört motorlu olup B. 24 lerin daha küçük bir modelini teşkil etmektedir.

—Londra:

Bir Amerikan uçağıiyle Sovyet avcı u-Çkalarmm Rus hudutları dâhilinde bir­birlerine ateş etmeleriyle vukua gelen hâdise harbin sona ermesinden beri en ciddi milletlerarası bir hâdise olarak te­lâkki edilmektedir.

1946 da Yugoslavya uçaklarının iki A-merikan uçağım düşürmeleri üzerine hâ­sıl olan hâdiselerden beri bu derece teh­likeli neticeler hâsıl edebilecek bir vaka cereyan etmemiştir.

—Londra:

İngiliz resmî mahfilleri, Mareşal Tito ve Kont Sforza'nm son beyanatlariyle yeni­den ortaya çıkan Trİyeste meselesi hak kında, îngiliz Hükümetinin 1948 Mart ayında izah ettiği görüş tarzını muha­faza ettiğini fakat aynı zamanda 1948 senesi Mart ayındaki beyanatının ancak İtalya ile Yugoslavya arasında doğrudan doğruya yapılacak görüşmelerden sonra fiilî bir mahiyet alacağını bildirdiğini belirtmektedirler.

Mareşal Tito'nun beyanatı Londra'da memnunlukla karşılanmıştır. Zira bu be­yanatta Önümüzdeki Pazar günü serbest Triyeste topraklarının Yugoslav bölge­sinde yapılacak seçimlerin, Yugoslavlar tarafından, bu bölgenin Yugoslavyaya bağlanması için bir plebisit olarak telâk­ki edilmiyeceği ifade edilmektedir.

14Mayıs 1950

—Londra:

İtalya'nın Rusya'ya ödenmesi gereken fakat henüz tediye edilmemiş bulunan tazminat hakkında, Moskova'daki İtal­yan Büyük Elçisine verilen Sovyet nota­sı etrafında henüz Londra'da hiç bir res­mî yorum yapılmamıştır. Adı geçen taz­minat İtalyan barış antlaşmasının 87 nci maddesinde zikredilmektedir.

Şimdiki halde ingiltere bu mesele iîe doğrudan doğruya ilgilenmektedir.

Bununla beraber İki memleket arasında doğrudan doğruya yapılan müzakereler neticesinde bu ihtilâf halledilmediği tak­dirde mesele Roma'daki Sovyet, İngiliz, Amerikan ve Fransız elçiliklerine bildi­rilecektir.

15Mayıs 1950

—Londra:

İngiltere Ticaret Bakanlığının yayınladı­ğı rakamlara göre, İngiltere'nin ihracatı geçen ay 184 milyon îngiliz lirasına var­mıştır. Bu rakam bir rekor teşkil etmek­tedir ve Ocak ayma nispeten yüzden beş bir fazlalık göstermektedir. İngiltere'nin Mart ayındaki ithalâtı da geçen aylara nispetle fazla olmuş ve 220 milyon liraya varmıştır. Bu miktar geçen aylarınkin-den 20 milyon fazladır.

—Londra:

Yarınki Salı günü Maliye Bakanı Sir Stafford Cripps Avam kamarasında în-gilterenin 1950/51 yılı bütçesini takdim edecektir.

İşçi Hükümetinin zayıf ekseriyeti sebebi ile bütçe etrafındaki mücadele bilhassa hararetli olacaktır.

Hali hazır bütçe meseleleri iktisadi ve siyasi bakımdan şöyle

—Londra:

Atlantik paktı askerî Komitesi tarafın­dan hazırlanan ve 12 savunma bakanı tarafından tasvip edilen savunma plânı çerçevesi dâhilinde erişilmiye gayret e-dilecek ilk müşahhas gaye 36 Avrupa tümeni teşkilidir. Jessup, usule ait gayri resmî müzakere­lere başlamak üzere îngiliz şahsiyetle­riyle görüşmüştür. Fakat hakikatte bu görüşmeler, İkinci Dünya Harbinden sonra Batılı Devletler arasında cereyan eden en mühim, konferansları teşkil et­mektedir. Uç büyük devlet dışişleri bakanları Ma­yısta toplanınca Atlantik Paktı Devlet­lerinin askerî, siyasi ve iktisadi bir bir­liğe çok daha yakın olacakları kuvvetle ümit edilmektedir. Mamafih dikkat, yalnız Avrupamn üze­rine teksif edilmiş değildir.

—Londra:

Avam Kamarasında bugün bütçe hak­kında yapılan müzakereler sırasında mu­hafazakâr Parti Lideri Churchill İşçi Hükümetini millî kaynaklan israf et­mekle suçlan dır mıştır. Churchill, muhalefet tarafından 1950-51 bütçesi için iki defa güven oyu istenece­ğini belirtmiştir.

—Londra:

Bugün açılan ve Üç Büyük Devlet Dış­işleri Bakanları arasındaki görüşmelerin hazırlık safhasını teşkil eden Konferans Birleşik Amerika, Sovyetler Birliği ile Batılı devletler arasındaki ihtilâfların halli için doğrudan doğruya müzakereler açılmasını derpiş edecek herhangi bir te­şebbüse muhalefet edecektir.

Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı Ache-son'un Cumartesi günü söylediği nutuk­tan, müşahitler bu sonucu çıkarmakta­dırlar. Rusya İle müzakere mekanizma­sının Birleşmiş Milletlerde bulunduğunu söyliyen Acheson'un, tecavüz fikrinden, propaganda harbinden ve memleketleri içerden yıkma teşebbüslerinden vazgeçil-mediği müddetçe müzakerelere yanaşıl­mayacağım kaydettiği hatırlardadır. Acheson, Schuman ve Bevin arasında önümüzdeki ay içinde Londra'da yapıla­cak görüşmelerde, Batılı Devletler ile komünist bloku münasebetleri mevzuuna t=>ms edildiği zaman Moskova ile makul b;r anlasmavs u'^stıracak yollar arana­cağı sanılmaktadır.

Ramınla beraber îngiliz tefsircileri ve yetkili kaynaklar.İngiltere'nin,Rusya

ile en iyi anlaşma çarelerinin Batı blo-kunun takviyesi olduğu yolundaki Ache­son'un inanışını destekljyeceği fikrinde­dirler.

—Londra:

Bugün Churchill, Muhafazakâr Partniin Çarşamba günü son derece ehemmiyeti haiz İki bütçe teklifi aleyhinde oy vere­ceğini ilân etmek sureti ile iki aylık Öm­rü kalmış olan îşçi Hükümetinin gelece-ğini tehlikeye koymuştur.

tşçi Hükümeti Çarşamba günü çoğunlu­ğunu temin edemediği takdirde istifa e-decek ve yeniden genel seçimler yapıla­caktır.

25 Mayıs 1950

—Londra:

İngiltere'ye gelmekte olan Birleşimş Mil­letler Genel Sekreteri Trygve Lie Cuma gününü Londra'da geçirecek ve Cumar­tesi Paris'e gidecektir, ingiliz Başkentindeki kısa ikameti esna­sında Trygve Lie bilhassa, Bevîn bulun­madığı zaman Dışişleri Bakanlığına va-kâleted en Devlet Bakanı Kenneth Youn-ger'i, Dışişleri Bakanlığı Daimi Müsteşa­rı Sir G!adwyn Jebb'i ve Haziranda Bir­leşmiş MUIetlerdeki îngiliz Daimi Dele­gesi Sir Alexandsr Cadogan'm yerini a-lacak olan Sir Gladwyn Jebb'i ziyaret edecektir.

—Londra:

Üç Dışişleri Bakanının Londra'da yapa­cakları toplantıdan evvel Bevin - Chur­chill mülakatı yapılacağına dair dolaşan şayialardan sonra, Üç Büyükler Konfe­ransı münasebetiyle İngiltere'de iki par-t-jîi siyasetin yemden doğup doğmıyacağı suali, bazı siyasi çevreleri işgal etmek­tedir. Resmî çevrelerde bu konu etrafın­da tam bir sükût muhafaza edilmektedir. Bugün Londra'da dolaşan şayialar, Ame­rika'da cumhuriyetçi Foster Duîles'in, Acheson'a müşavir tâyin edilmesiyle iki partili siyasetin yeniden mer'iyete gir­mesi keyfiyetine dayanmaktadır. Bundan başka, aynı çevrelerde belirtildi­ğine göre, Londra Konferansı boyunca Birleşik Amerika Dışişleri Bakam Acheson'un yanında bir cumhuriyetçi murah­has bulunacaktır. Bu şartlar altında Be-vin'in muhalefet lideriyle müşaveresi makul görülmektedir.

—Londra:

ingiliz Maliye Bakanı Sir Stafford Cripps, Muhafazakârların îşçi Partisine

yaptıkları hücumları haksız olarak va-sıflandırmıştır. Muhafazakârlar îşçi Partisini millî Serveti hayret verici bir İsraf zihniyetiyle israf etmekle İtham etmişler ve bir çok İngilizlerin bugün, harbden evvelki Ory rejiminde bulun­dukları vaziyetten çok daha iyi bir ha­yat sürdklerini ileri sürmüşlerdir.

—Londra:

îşçi Daily Herald ve muhafazakâr Daily Telgraph, Sir Stafford Cripps tarafın­dan sunulan bütçe hakkında dün Avam Kamarasında cereyan eden müzakere­lerden bahsetmektedirler. Daily Telgrayh da şöyle yazmaktadrı: Churchill nutkunda, bazı noktalar husu­sunda ileri gitmiştir. îşçi Hükümetin ik­tisadi siyaseti doğrudur ve bütün sınıf­lara tatbik edilmektedir, imtiyazlılar mevcut değildir. Vergi sistemi o şekilde tertip edilmiştir ki herkes aynı yükü ta­şımaktadır.

— Londra:

İngiltere Dışişleri Bakanlığı, Arap Filis­tin'in ilhakı hakkında Ürdün Meclisinin

verdiği kararın Kıral Abdullah tarafın­dan tasvibi ve İngiliz Hükümetine res­men bildirilmesinden sonra ingiltere'nin takınacağı tavır hakkında ketumiyet muhafaza edilmektedir.

Mamafih Dışişleri Bakanı Ernest Be-vin'in yapılacak bu ilhakı geçen Mayıs ayında Avam Kamarasında verdiği be­yanatta prensip itibariyle kabul ettiği hatırlatılmaktadır.

Umumiyetle iyi haber alan mahfillerde bu kararın Ürdün ile Arab Birliği ara­sında yeni müşkülât doğurmaması için İngiltere'nin bilhassa gayret sarfedecegi kanaati hâkimdir.

27 Mayıs 1950

— Londra:

Kıral Abdullah'ın yeni ilhak ettiği top­raklar üzerinde İsrail tarafından bazı emeller beslendiği takdirde İngiltere Ür­dün'e askerî yardımda bulunmayı taah­hüt etmiştir.

İngiltere böylelikle, Filistin mandasından, feragat edeli iki yıl geçmeden Ürdün'ün Arab lejyonunun İşgali altında bulunan toprakları ilhakım resmen tanımak su­retiyle Filistin'de yeni mükellefiyetler yüklenmiştir. Filhakika İngiltere bu ka-rariyle 1948 İngiliz Ürdün ittifak antlaş­masının derpiş ettiği «müşterek müda­faa ve karşılıklı askerî yardım» hükmü-nü Ürdün tarafından işgal edilen bütün topraklara teşmil ettirmiştir.

Times bu nok­tayı tavzih sadedinde verdiği malûmat arasında şöyle demektedir: «1946 proto­kolü kabul edilmiş olsaydı, İngiliz asker­leri 1949 senesinin 1 Eylül günü Mısır­dan tamamiyle çekilmiş olacaktı. Arada­ki müddet zarfında soğuk harb o derece şiddetlenmiştir ki ingiltere de dâhil ol­mak üzere Batı devletleri, başka memle­ketlerin topraklarında asker bulundur­maktan müstağni kalamıyacak hale gel­mişlerdir. 1946 da İngiltere Hükümeti, Sudanlılarla istişare etmeden onların mukadderatını tâyin etmek istememişti. O zamandan beri ise Sudanlılar, muhta­riyet sahibi olmak yolunda mühim iler­lemeler başarmışlardır.»

Times daha sonra daha mühim bir mese­leye temas ederek şöyle diyor: «İngiltere İle Mısır'ın bilhassa bir nokta üzerinde anlaşmış oldukları ihtimali göze çarpı­yor. O da: Ortaşarkm emniyet bakımın­dan bir boşluk teşkil ettiği ve bu yüzden Sovyet tecavüzünü kışkırtan bir mahiyet

arzettiğidir. Bu boşluğu Mısır'ın Arab .-ıleketleriyle işbirliği yapması ve bü­tün bunların Britanya ile anlaşması bir dereceye kadar doldurabilir. Fakat bu­nun zaruri esaslarından biri, ingiltere ile Mssır arasında hoşnutluk verici siyasî ve askerî münasebetlerin kurulmasıdır. Mesele, İngiltere ile Mısır'ın karşılıklı menfaat ve müdafaaları uğrunda bir iş­birliği tasarısı vücude getirmek, bunun­la Mısır'ın kuvvetle hissolunan millî e-mellerini tatmin etmek böylece İngiliz -Mısır münasebetleri kamusundan üzücü ve tatsız kelimeleri ve şekilleri ortadan kaldırmaktır. İngiltere Hükümeti, şim­diki halde bu meseleleri, kendi bakımın­dan tetkik edecek ve bütün Orta Şarkın güvenliğini kucaklıyan genel bir hedefi gözetecektir.»

Son.zamanlarda İki memleket arasındaki münasebetler ve meseleler hakkında ya­pılan neşriyat bu mahiyettedir ve bu neşriyatın ümit verici bir mahiyette ol­duğu aşikârdır. Çünkü iki tarafın birbi­rini anlamağa ve birbiriyle anlaşmağa taraftar olduğu bütün bu neşriyattan be­lirmektedir.

Mısır Hükümeti bir anlaşmaya varmak ve aradaki ihtilâfı ortadan kaldırmak için. yeni bir teşebbüste bulunmakla, mu­hakkak ki, iyi bir zemin hazırlamış bu­lunuyor. Bu iyi zeminin, mütekabil dost­luk ve menfaat iştiraki sayesinde iyi iş­lemesiyle sağlam bîr neticeye varılması beklenir.

Yugoslavya iîe îtaiya arasında..

Yasan: Ömer Rıza Doğrul

10 Nisan 1950 tarihli «Cumhuri­yet» ten:

Gerek Mareşal Tito'nun son demeçlerin­den, gerek Kont Sforza'mn beyanatından anlaşılan mühim bir nokta, Yugoslavya ile îtaiya arasındaki münasebetleri yo­luna koymak işinin imkân dairesine gir­miş olduğudur. Gerçi arada halîolunması gereken meseleler vardır. Fakat bunlar da umumi bir anlaşmaya mâni olacak, yahut anlaşmayı aksatacak mahiyette değildir. Çünkü iki taraf da bu mesele­leri halletmenin imkânından bahsetmek­tedirler.

Yugoslavya ile İtalya arasında bir anlaş­maya varılmasının iki taraf için kıymet­li olduğu gibi .bütün Akdeniz bölgesi he­sabına da çok faydalı olacağı şüphe gö­türmez.

Diğer taraftan Yugoslavya'nın bîr Batı devleti olan îtaiya ile işbirliği yapması, her halde iki tarafı da hoşnut edecek neticeler verir.

îşin bir çarpışma ve rekabet sahası es­kiden Arnavutluk'ta iki taraf idi. Bugün Aranvutluk, gerçi henüz kendine gelmiş vaziyette değildir. Fakat o da ister iste­mez kendini Sovyet esaretinden kurtar­mak durumundadır. Arnavutluğun bütün komşuları, Sovyet Rusya'nın nüfuz ve tahakkümünden kurtulmuş bir haldedir. Yunanistan, dahilî harb işini halletmiş ve demokrat bir devlet sıfatiyle imar ve inşa devrine girmiştir. Yugoslavya ise millî hâkimiyetini, hürriyet ve istiklâlini kurtararak kendi mukadderatını sağlam -

esaslara istinat ettirmek yolunu tutmuş ve bu yolda sebat etmek kuvvet ve kud­retini haiz olduğunu isbat etmiştir. îtai­ya ise komünizmle çarpışmakta ve giriş­tiği ıslahat sayesinde bu mücadeleyi za­ferle kazanmak imkânına hâkim olduğu­nu belirtmiştir. Bu durum Arnavutluk'un Balkanlar içinde bir fesat âmili olarak kalmasını ve infirat ve tecerrüt içinde yaşamasını gereklendirmiş bulunuyor. Bunun uzun bir müddet devam edeceğini sanmak beyhudedir. Bilhassa Yugoslav­ya ile îtaiya arasındaki anlaşma belirti­leri tahakkuk ettikten sonra Arnavut-hik'un da bir hamle ile kendine gelmesi ve kendine ona göre çeki düzen vermesi beklenir.

Gerek Yugoslavya'nın, gerek İtalya'nın Arnavutluk istiklâlini tanıyarak bu memleketin de kendi isteği dairesinde hür ve müstakil yaşaması lehinde olduk­ları anlaşılıyor.

Yugoslavya ile İtalya arasında Trieste meselesi işgal altındaki yerler gibi dış görünüşü bakımından ehemmiyetli ve dikenli meseleler bulunduğu aşikârdır. Fakat anlaşmanın iki tarafa sağlayaca­ğı istifadelerin bütün bu meseleleri hal­letmeyi kolaylaştıracağı kuvvetle ümit olunmaktadır.

Bir taraftan Mareşal Toto'nun, diğer ta­raftan Kont Sforza'mn demeçleri bu işin bir teşebbüse muhtaç olduğu takdirde muvaffakiyetle neticelenmesinin Ituvvet-le muhtemel bulunduğunu göstermekte­dir. Teşebbüs safhasının açlıp açılmadı­ğını henüz bilmiyoruz. Fakat açıldığı takdirde iyi neticeler vermesi ihtimalleri kendini göstermektedir.

7 Nisan 1950

—Brüksel:

Kral Leopold'ün kâtibi Pirenne dün Van Zeeland ile yaptığı mülakat esnasında ona Kiralın mesajını vermiştir. Kiralın kâtibi tarafından bu sabah ya-yınalnan bu mesajda bilhassa şöyle de­nilmektedir:

«Parlâmento kararını vermediği müd­detçe Kıral siyasi mahiyette hiç bir ka­rar almıyacaktır. Parlâmentonun kararı ne olursa olsun Kıral buna mutavaat e-decektir.

12 Nisan 1950

—Brüksel:

Başbakanlığa tâyin edilmiş bulunan Ka­tolik ve Leopold taraftan Van Zeeland, Ki rai bugün tahta döndüğü takdirde karışıklıkları Önlemek gayesiyle Belçika liberalleri ile son dakikada uzlaştıktan sonra dün İki defa Naip Prens Charles'i görmüştür.

Liberallerin menfadaki Kıral tahta dön­düğü takdirde çıkması muhtemel karı­şıklıkları önlemek gayesiyle teklif ettik­leri ha) tarzı Van Zeeland'a dün Öğleden sonra Naibi ilk defa görmesinden biraz evvel verilmiştir.

Van Zeeland, Kırallık sarayına 4 saat sonra yeniden gitmiştir. Öğrenildiğine göre istişareler bugün de devam edecek­tir.

14 Nisan 1950

—Brüksel:

Kıral Üçüncü Leopold yarınki Cumar­tesi günü Belçika milletine radyo ile bir mesaj yayınlıyacaktır.

15Nisan 1950

—Brüksel:

Van Zeeland Cenevre'den dönüşünde ba­sın muhabirlerine verdiği demeçte. Kira­lın beş seneden beri bugün öğleden sonra yapmağı tasarladığı ilk beyanatın çok Önemli yeni bir unsur olacağını söyle­miştir.

16Nisan 1950

—Brüksel:

Liberal Parti şefleri, dün akşam Kıral Leopold'un radyoda Belçika halkına hi­taben yaptığı beyanatı incelemek üzere Brüksel'de toplanmışlardır. Toplantıyı mütaakip yayınlanan bir teb­liğde bildirildiği üzere, Kıralm mesajı. Kıraliyet meselesine bir hal çaresi bulu­nabileceği hususundaki ümitleri kuvvet­lendirmektedir.

17Mayıs 1950

—Londra:

«Belçika ve Avrupa» başlığı altında Da­ily Telegraph gazetesi şunları yazmak­tadır:

Kıral Leopold'ün şimdilik oğlunu Belçi­ka'da iktidara getirmek hususundaki karan, Batı Avrupa'da büyük bir mem­nunlukla karşılanmıştır. Kıral Leopoîd, Belçika'da ortaya çıkan buhrandan son­ra vazifesinin kendisine yapılmasını em­rettiği yegâne şeyin ne olduğunu anla­mış bulunmaktadır. Esasen referandum esnasında Kiralın elde ettiği çoğunluk daha fazla israr edilmesi için az bir mik­tardı. Diğer taraftan partilerin üstünde kalması ve birliğin sembolü olması lâ-zimgelen Kıral tahtına dönmüş olsaydı, İhtilâf ve kargaşalığa sebebiyet vermiş olurdu. Böyle bir karar Belçika'nın başlıca üç partinin şeflerini ancak mem­nun etmiş olabilir.

Belçika, Brüksel paktına ve batı savun­ma plânına dâhil bîr memleket olduğun­dan, diğer Avrupa memleketleri Belçüca-daki siyasi istikrarsızlıktan muztarip olurlardı. Brüksel paktını imza eden memleketler arasında müşterek müda­faa masraflarını paylaşmak hususunda Brüksel'de mühim müzakerelerin yapıl­dığı bir sırada kargaşalıklar ve siyasi bir istikrarsızlık zararlı olurdu. İhtilâfa düşmenin zamanı değildir. Doğunun git­gide artan baskısı Batının birliğini her zamankinden daha fazla lüzumlu kıl­maktadır.

24 Nisan 1950

— Brüksel:

îktidarm devrinden sonra Kiralın Kon­go'ya gitmesi hususundaki protokolün yazılmasında partiler anlaşmadığı 'için Van Zeeland, Pregny'ye gitmiştir. Kıral burada kendisine bu meselenin hal tarzını ve cevabım verecektir. Bu suretle buhranın halli bir defa daha 3 üncü Leo-pold'ün kararma bağlı kalmaktadır. Kıralm daha Önce yayınlanan bir mesajı partilere, çıkmaza girdikleri bir zaman­da müzakerelere başlamak imkânını ver­mişti,

.

25 Nisan 1950

— Brüksel:

Kıral Leopold. Van Zeeland'a hitaben yazdığı mektupta, Kırallık müessesesi hay seiy etinin, selâhiy eti erini Prens Bou-âım'm devrettikten sonra dahi, geri gel­mesinin bir şartı olarak Belçika'yı mu­vakkaten de olsa terketmesine mâni ol­duğunu bildirmektedir.

— Brüksel:

Kıral mektubunda, Belçikalıların kendi­sine itimat etmelerini istemektedir. Bil­dirildiğine göre, Kıral teklifini iyi niyetle yapmıştır ve bunu geniş istişarelerde bulunduktan sonra mesul hükümetle Ve­liaht Prensin Kırallık yetkilerini fiilen kullanmasını sağlıyacak tedbirleri ala­rak sadakatle tatbik edecektir.

Kral, bunun için «benden verdiğim sözün kıymetine hiçbir şey ilâve etmiyecek te­minat istemeğe lüzum yoktur» demiştir.

27Nisan 1950

—Brüksel:

Belçika Naibi Prens Charles Kıral Leo-pold'ün istikbali meselesinden doğan hü­kümet buhranına bir hal çaresi bulmak üzere bugün Başbakan M. Van Zeeland ile Sosyal Hıristiyan Partisi ve Liberal Parti idarecilerini çağırarak kendileriyle görüşmüştür.

28Nisan 1950

—Brüksel:

Hıristiyan Sosyal Partisi mensupların­dan Jean Duvieusag'm yeni Belçika ka­binesini kurmağa memur edildiği yan resmî surette bildirilmektedir.

29 Nisan 1950

— Brüksel:

Sosyal Hıristiyanlarca Liberaller toplan­tısı sonunda Van Zeeland ezcümle şöyle demiştir:

«Artık karar Prens Naibinindir. Cumar­tesi sabahı Naibe Belçika'da siyasi du­rumun gelişmesine dair son bir rapor daha vermek tasavvurundayım.»

Brüksel1

Kıral Naibi Prens Charles bir seneden öaha az bir müddet içinde Kırallık buh­ranım oya müracaat ederek halletmek için üçüncü teşebbüs olarak 4 Haziranda umumi seçimler yapılmasını emretmiş­tir. Seçmenler be şseneden beri menfada bulunan Prens Charles'in kardeşi üçüncü Leoopold'ün tahta dönüp dönmiyeceği hususunda karar verecektir.

Nota, Tito Yugoslavyasmn işgali altın­daki bölgeden hiç bahsetmemektedir. Tass Ajansı, notanın metnini bu sabah 3 defa yayınlamıştır. Sovyet Rusya'da ancak son redece mühim addedilen ha­berler tekrarlanmaktadır:

frieste bölgesine bir vali tâyin edilmesi­ne Birleşik Amerika, ingiltere ve Fransa'nın üç seneden beri her şekilde mâni olduklarını bildiren nota, Sovyet Rusyanın bu vazife için tannımış demokratik simalar teklif etmiş olduğrunu belirtmek­tedir.

Sovyet notası, Batılı devletlerin italyan Barış Antlaşmasını ihlâl etmeleri netice­sinde Trieste'nin iktisadi durumunun gitgide bozulduğunu iddia etmektedir.

Zira Amerikalılar, Papagos'a hem asker, hem de insan olarak itimat etmektedir­ler. Onun Yunan halkı tarafından sevil­diğini ve niyetlerinin de temiz ve vazıh oiduğunu bilirler. Bundan başka, Mare­şalin hükümet içinde en esaslı bir rol ve belki de bir gün her hangi bir siyasi de-

ğişiklik neticesinde onun, Hükümet şefli­ğini ele alacağını ümit ederler. îşte o za­man, Amerikalıların bu derece temenni ettikleri Yunan - Yugoslav anlaşması da her halde mümkün olacaktır. Venizelosu siyasi bakımdan fazla «mimlenmiş» te­lâkki eden Tito, siyasi mazisi, hattâ hali olmıyan bir askerle konuşmayı tercih eedcek bir insandır.

1 Nisan 1950

—Washington:

Temsilciler Meclisinin kabul ettiği ecne­bi memleketlere yardım Ödenekleri şu şekilde ayrılmıştır:

Slarshall plânından faydalanan memle­ketlere: 2,850.000.000 Güney Kore'ye 100.000.000, Formoza ile Güney Asyaya: 100.000.000 Arab mültecilere: 27.450.000, dördüncü nokta programına: 25.000.000 dolar.

ödeneklerin bu suretle taKsimî Ayan Meclisine sunularak, bundan sonra, bu Jdeneklerin kesin olarak sarfına izin ve­ren kanun tasarısı Ayan ve temsilciler tarafından tasvip edilecektir.

1 Nisan 1950

—Washington:

aşkan Truman MarshalI Plânının ikin-senesinin sonu münasebetiyle yayınla-esajda, plânın yansının tatbikinin tamamlandığını ve bir çok Avrupa mem-tlerindeKomünizminhücumlarına mân: olduğunu söylemiştir. Truman bu plânm iki sene sonra tama-mile nihayet bulacağını ve başarılı oldu­ğu kanaatini izhar ile hadis olan müşkü­lden gelen bütün gayretle ve ge­reken vasıtalarla bertarafedilmesi ge­rektiğini ilâve etmiştir.

Atlantik Paktının yıldönümü müntseberansa Dışişleri Bakanı Cchuman, lç:ka DışişleriBakanı Van Zeeland, Dışişleri Bakanı Kont Sforza, Bir-merıka Dışişleri BakanıAche-İrer mesaj göndererek paktın de­mokrat memleketlerde hürriyet ve baışı sağalyan en kuvvetli âmillerden biri ol­duğunu belirtmiştir.

— Washington;

MarshalI plânından geçen hafta iğinde verilen son tahsisatla, Avrupa memle­ketlerine yapılan tahsisat yekûnu sekiz buçuk milyarı geçmiş bulunmaktadır.

7 Batı Avrupa memleketi ile Fransız Ku­zey Afrikasi ve Fransız Denizaşırı top­raklarına 9.960.000. dolar tahsis edilmiş­tir. Bu memleketler, Türkiye, Danimar­ka, Fransa, Yunanistan, îzlânda ve Tri-este'dir.

Bu son tahsisatla Türkiye, kauçuk ve kauçuk mamulleri, sınai malzeme ve sı­naî kimya maddeleri mubayaa edecektir.

5 Nisan 1950

—- Washington:

Alman Başbakanı Konrad Adenauer'in beyanatını bugün tetkik eden Dışişleri Bakanı Dean Acheson, Birleşik Amerika siyasetinin Almanya'nın Avrupa camia­sına dâhil edilmesi lehinde olduğunu söy­lemiş, bunun ilk adımını da Almanya'yı Avrupa Konseyinde görmek arzusu teş­kil ettiğim belirtmiştir. Acheson, Atlantik Paktına dâhil 12 memleket konseyinin 15 Mayısa doğru Londra'da toplanacağım söylemiş ve bu tarihten evvel Fransız ve tngiîiz Dışişle­ri Bakanlariyle üç görüşmede bulunmak üzere Londra'ya gideceğini bildirmiştir. Acheson, Komünist Çin'e gönderilecek buğday hakkında Ayan üyesi Knowland-la konuşmuş olduğunu ve açlık hüküm süren komünistlerin elindeki bölgelere Amerika tarafından yardım yapılması lehinde iki kuvvetli saik mevcut olduğu­nu İlâve etmiştir. Bunların birincisi aç insanlara yardım etmek için bütün Ame­rikalıların duydukları insanî arzu, ikin­cisi ise Amerika'nın Çin halkına karşı olan ananevi dostluğudur

6 Nisan 1950

— Washington:

Resmî şahsiyetler Aclıeson'un Avrupa'ya yapacağı ziyaret iğin hazırlıkların henüz tamamlanmadığını, faakt Bakanın 5 Ma­yısta deniz yolu ile Paris'e geleceğini sandıklarınısöylemişlerdir.

Acheson'un Chuman ile iki gün sürecek istişarelerden sonra 8 veya 9 Mayısta Londra'ya gelmesi muhtemeldir. Aclıeson herhangi bir başka Avrupa başkentini ziyaret etmek niyetinde değildir.

Acheson'un Schuman Ue Çin Hindine yapılacak Amerikan yardımı meselesini müzakere etmesi beklenmektedir.

Bakanın Londra toplantısında Güney doğu Asya'da komünzimin yayılmasına karşı takip ediiecek müşterek siyaset hakkında bir beyanatta bulumnası da muhtemeldir.

Resmî şahsiyetler, bu beyanatın iktisadi ve askerî yardım hakkında müşterek bir programı derpiş etmiyeceğini söylemiş­lerdir.

—Washington:

Ayan üyesi Joseph Me Carthy tarafın­dan sovyet casusu olmakla itham edilen Owen Lattimore, Ayan Meclisi Dış Mü­nasebetler tâli komisyonuna verdiği ifa­dede, Mac Çarthy'nin ithamlarını teker teker cevaplandırarak reddetmiş ve hiç­bir zaman Sovyet casusu veya komünist olmadığına ve olmıyacağma yemin et­miştir.

—Washington:

Truman'm dördüncü madde programı her halde 1 Temmuzda ele alınacaktır. Her ne kadar kongre bu programı derpiş eden kanunu henüz tasdik etmemişse de Hükümetin diğer teşekkülleri ve millet­lerarası teşekküllerde istişarede bulunan Dışişleri Bakanlığı, şimdiden mühim plânlaştirma işleri meydana koyn.uştur. Bu beyanatı flün Delaware Üniversitesi Amerikalılar Arası Meseleler Enstitü­sünde Dışişleri Bakanlığı Teknik Yardım Bürosu Müdürü Leslie Waheeler vermiş­tir.

Waheeler, 4 üncü madde programının icrasının aynı zamanda Eirleşmiş Millet­ler çerçevesinde ve Birleşik Amerika ile ilgili memleketler arasında ikili anlaş­malarla tahakkuk ettirileceğini söyle­miştir.

Bilindiği gibi bu hususta Trygve L,ie, 8 Mayısta milletlerarası bir konferans ter­tip etmiştir. Bu konferansta muhtelif devletler, i üncü maddeyi gerçekleştir­mek üzere tahsis edilen meblâğa iştirake davet edilecektir.

— Washington:

Amerika Birleşik Devletleri Ticaret Ba­kam Sawyer, dış ticaretteki dolar açığını kapatmak için Hükümetin yaptığı gay­retlere Bakanlığının iştirak edeceğini bildirmiş, hariçten ithal edilmiş malların Amerika'da satılmasını artırmak için İk­tisadi işbirliği idaresinin sarfettiği gay­retleri iyi karşıladığını söylemiş ve şun­ları ilâve etmiştir:

Diğer memleketler, malik oldukları dolar yekûnundan çok fazla ithal malına muh­taç oldukları meselesi ile uğraşırken kendi malî ekonomimizi ihmal etmeme­liyiz. Eğer Amerika nispeten az bulunan maddeler üzerindeki ithalâtını birdenbire artırırsa Amreika'da bunara benzer maddeler imâl eden işçiler bu hareketten mütessir olurlar.

— Washington:

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Michael Mc Dermott, beyanatta bulunarak, Dışişleri Bakanlığının Sovyet protesto notasını aldığını ve L-etonya üzerinde vuku bul-duuğnu iddia edilen hâdiseler hakkında Savunma Bakanlığı özel hava kuvvetle­riyle temasa geçtiğini bildirmiş ve demiş­tir ki:

Mesele tetkik olunmaktadır. Şimdilik hakikati anlamaya çalışmaktayız.

— Washington:

Bahriye Bakanlığından bildirildiğine gö­re, vazife uçuşu yapan uçaklara Sovyet Rusya hudutlarından asgarî 20 mil açık­tan geçmeleri ve Sovyet topraklarına yakın bölgelerde uçarken silâhtaşımamaları hususunda katî talimat verilmiş­tir. Bu talimat bîr müddet evvel Ameri­kan Atlantik ve Doğu Akdeniz kuvvet­leri Komutam Richard Connolly tarafın­dan verimiştir.

—Washington:

MiIJi Savunma Bakanlığı yüksek şahsi­yetleri, geçen Cumartesi Baltik Denizin­de kaybolan dört motorlu (Privater) u-Sağnmı, aynı gün Letonya'da Sovyet av uçaklarının ateş ettikleri uçak olduğu kanaatini ifade etmektedirler.

Deniz Harekâtı Başkam Amiral Forrest Sherman, 8 Nisanda Almanya'da Wies-baden - Kopenhag- arasında yapılan bir talim uçuşu sırasında bir uçağın kaybol­duğunu hatırlatmaktadır. Amiral bu Privater) uçağının silâhla mücehhez bulunmadığım ve Amerikan keşif uçak­larının, Sovyetler Birliği kara sularından uzakta kalmaları emrini aldıklarını ilâve etmiştir. Amiral, bu sözlerinin uçağın mürettebatından olup hasta olduğu için o gün uçuşa iştirak etmiyen subaylardan Stepnen Zacklin tarafından teyit cdiMi-gini bildirmiştir. Filhakika subay uçağın silâhla mücehhez olmadığından bir baş-fca uçağa ateş açamiyacağını veya açılan ateş emukabele edemiyeceğini söylemiş­tir.

Öte yandan, Hava Kuvvetleri Genel Kur­may Başkanı Hoyt Vandenberg de, hava kuvvetlerine ait bir uçağın, Moskova'da k Amerika Elçiliğine tevdi edilen Sovyet notasında bildirildiği şekilde bir hâdiseye iştirak etmiş olmasını yalanla­mıştır.

—New-York:

Perşembe günü Paris'ten dönen Avrupa iktisadi Yardım Teşkilâtı Dairesi Şefi önümüzdeki yaz içinde takriben 356-000 Amerikalı turistin Avrupayı ziyaret ede-iğini ve 300 milyon dolar bırakacağını bildirmiştir. Turizm Dairesi Müdürü öiü mevsimde, yani 1 Ekimden. 1 Mayısa ka­dar olan devrede Avrupa'da turizmin ge­lişmesi meselesini incelemek üzere Was-hington'a gidecektir.

—Washington:

Dışişleri Bakam Dean Acheson'la yaptığı konuşmadan sonra topladığı basm konferansında Mısır'ın Vashington Büyük Elçisi Abdurrahim Bey, Mısır'a çok mik­tarda silâh göndermesinden dolayı İngil­tere'ye karşı yapılan ithamların Orta Doğuda barış dâvasına zararlı olacağını söylemiştir.

Orta Doğuda barışın istikbali hakkında kendisine sorulan suaiîeri cevaplandıran Büyük Elçi, Mısır'ın en sulhperver mak­satlarla meşbu olduğunu söylemiş ve tn-griltere'nin Mısır'a tepkili uçak gönder­diği yolundaki haberlerin asılsız olduğu­nu ilâve etmiştir.

Büyük Elçi, bu haberler bir zemin yok­lama maksadı ile yapılıyorsa pek acemi­ce çıkarıldıklarını söylemiş, İsrail'i des­teklemek üzere para toplamak için Ame­rikalı Yahudiler tarafından girişilen mü­cadeleden acı acı bahsederek İsrail Hü­kümetini, Mısır'ın yaptığı gibi askerî bütçesini açıklamaya davet etmiştir. Mısır Büyük Elçisinin Kıra! Faruk hak­kında «Life» dergisinde çıkan bir maka­leyi resmen protesto etmek üzere Ache-son'la konuşacağına dair rivayetler do­laşmıştı.

Basın konferansında Büyük Elçi bu ko­nuya teması reddetmiştir.

—Washington:

VVashington'da alman bazı haberlere gö­re Atlantik Paktı konseyinde aşağıdaki meseleler görüşülmüştür:

— Atlantik Paktı milletlerinin, müşte­rek menfaatadına,hâkimiyeti erinden
kısmen vazgeçebilmeleri için alabilecek­leri âciî tedbirler.

— Temsilcilerinin hepsi Atlantik Paktı İmzacısı olmak şartı ile yeni bir komis­
yon kurulması ve bu komisyonun teknik plân çerçevesi dâhilinde tek tip silâh Kul­
lanılmasınamatufçalışmalara devametmesi.

Washington:

Bütün resmî çevrelerde gösterilen ketu­miyete rağmen iyi haber alan çevrelerde teeyyüt ettiğine göre, Birleşik Amerika Atom Enerjisi Komisyonu, tekemmül et­tirilmiş atom hararetinden faydalanan silâhlarla yeni tecrübeler yapacaktır. Bu tecrübenin Nisan ve Ağustos ayları arasında Pasifikteki Eniwetok atolünde yapılacağı sanılmaktadır.

Âlim şunları ilâve etmiştir: Buna karşı korunmaya çalışmalıyız. Ga­zetelerde bunun için bazı tedbirler alın­dığını okudum. Daha fazla da alınacağı­nı ümit ederim. Âlim, alman tedbirleri açıklamamıştır.

Umumi efkâra müracaatla,1952 Cum­hurbaşkanı seçimleri bugün yapıldığı ve aday olarak General Eisenhower ile Har-ry Trumangösterildikleri takdirde ki­min lehine oy verileceğini soran Gallup Enstitüsü aşağıdaki neticeleri almıştır: Yüzde 60 General Eİsenhower lehine Yüzde 31 Harry Truman lehine Yüzde 9 mütereddit. —

Washington:

Başkan Truman bu akşam Federal Ba-ro'dasöylediğinutukta,komünizmi «kontrolüaltındabulunanların ruh ve maddelerini perişan eden, hürriyet ve ik­tisadi güvenlik gibi yalancı vaitler ve te­cavüzlerle genişlemek istlyen» zalim bir kuvvet olarak vsıflandırmıştır. Başkan Truman ezcümle şöyle demiştir: «Komünizmdiyetanıdığımız bu zalim kuvvet karşısında Birleşik Amerika hür­riyetin büyük müdafii sıfatı ile durmak­tadır. Birleşik Amerika hürriyet ve de­mokrasinin takviyesi için müsbet ve mü­essir bir programı inkişaf ettirmiş bu­lunmaktadır. Bu program Birleşik Arne-rikayı ve hürmemleketleritecavüze karşı korumaküzere takviyeetmeğe matuftur.

Adalet anlayışımız, Hükümetsistemi­mizle totaliter devletlerarasındaki bü­yük farkı ifade eder. Adalet hakiki de­mokrasinin temelidir.İşte adalet siste­mimiz de hürriyeti, ferdin vekar ve hay­siyetini, düşünce,' söz ve ibadet hürriye­tini koruyan bir cihazdır. Fakat bugün bu adalet anlayışımızı tanımayan zalim bir kuvvetle karşı karşıya bulunmakta­yız. Komünizm diye tanıdığımız bu zalim kuvvetin yayıldığı yerde ne söz hürriye­tinden, ne din hürriyetinden hattâ ne de düşünce hürriyetinden eser kalmamak­tadır. Bu zalim kuvvetin hüküm sürdü­ğü yerlerde insanların söz söylemesi bile devletin keyfine bağlıdır. Bu yerlerde in­san vekarı ve insan hürriyeti boş birer mefhumdan İbarettir.

— Washington:

Dışişeiri Bakanı Acheson'unCumhuri­yetçi müşaviri Foster Dulles, yaptığı bir basın konferansında demiştir ki: Hür dünya komünist âlemin gittikçe ar­tan meydan okuyuşuna karşı müttehit bir cephe arzetmedikçe yaşayamaz. Bu birliği şimdi kurabilirsek harp olmaz. Dulles, yeni vazifesinde, Amerika'nın dış siyasethedefleriningerçekleşmesine yardım etmek üzere elinde bulunan her şeyi yapacağım söylemiş ve hedeflerin barışı koruyacağını ve hür müesseselerin gelişme imkânını bulacağı bir dünya ya­ratacağını belirtmiştir. Öte yandan Dulles, Cumhuriyetçi Ayan üyesi Robert Taft ile fikir teati ettiğini ve diğer Cumhuriyetçi şahıslarla da gö­rüşmeyi düşündüğünü söylemiştir.

— Washington:

Cumhurbaşkanı Truman,Federal Baro birliğindedün yaptığı bir konuşmada, Amerika komünizmin gelişmesine mey­dan vermemek için âzami gayret sarfe-dilmesi lâzım geldiğini söylemiş ve şun­ları ilâve etmiştir:«Her yerde, komü­nistlerinyıkıcıhareketlerineşiddetle mukabele edilecektir. Fakat Hükümeti­mizin komünizmle giriştiği bu mücadele­de asla baş vurmayacağı bir vasıta var­dır: Hiç bir zaamn gestapo polisini fede­ral araştırma büromuz için Örn&k alma­yacağız. Solcu totalitarizmlemücadele için Amerikayı da totaliter bir memleket yapamayız. Bir kelime ile şunu soyliye-bilirim ki demokrasiyehiç bir zaman son vermiyeceğiz.

— New-York :

Amerika Birleşik Devletleri ile diğer 73 millet arasında öğrenci ve mütehassıs mübadelesine yardım eden Milletlerarası Eğitim Enstitüsüne 1950 - 51 faaliyet yı­lı için 150.000 dolar hibe edilmiştir. Bu hibeyi 25 seneden fazla bir zamandan beri Enstitünün çalışmasını desteklemiş olan New-York'taki Carnegie Corpo­ration yapmıştır.

Amerika Birleşik Devletlerinin en büyük milletlerarası teşkilâtından biri olan Mil-itelerarası Eğitim Enstitüsünün Merkezi New-York'tadir ve Washington ile Pa­ris'te şubeleri vardır. Enstitü önümüzdeki yıl içinde 3.000 A-merikalı vesair milliyetteki öğrenciyi o-kutmak niyetindedir.

— Washington:

Son iki sene içerisinde Marshaİl plânı çerçevesine dâhil memleketlere 1 milyar dolarlık modern makine verilmiştir. En çok makine alan memleketler arasın­da Türkiye 35.400.000 dolarla altıncı gel­mektedir.

Türkiye'ye verilen makinelerin en büyük kısmını tarım makineleri teşkil etmek­tedir. Bu makinelerle Türkiye Ziraat ya­pılan sahayı genişletmekte ve böylelikle bir istihsal fazlası elde etmeye çalışmak­tadır.

—Washington:

Dışişleri Bakanı Dean Acheson bugün yaptığı basın toplantısında Batı Berlin'e karşı Sovyetlerin teşviki İle savrulan tehditlere rağmen Birleşik Amerika kuv­vetlerinin şehirden ayrılmıyacağmı söy­lemiştir.

—Washington:

Amerika Savunma Bakanı M. Johnson, Temsilciler Meclisi Maliye Komisyonu­nun gizli bir toplantısında demeçte bu­lunarak son zamanlarda Rusya'da vukua g-elen atom infüâki neticesinde Atlantik Paktını imza etmiş olan memleketlerin müdafaa plânlarını yeniden gözden ge­çirmek mecburiyetinde kaldıklarını tas­rih etmiştir. M. Johnson'un demecinden sonra Komisyon gelecek bütçede savun­ma kredilerinin 350 milyon dolar artırıl­masını tavsiye etmiştir. Bu tavsiye kabul edildiği takdirde millî savunma bütçesi 14 milyar dolan bula­caktır.

—Washington:

Marshaİl Plânı Bürolarının bildirdiğine göre, yeniden yedi Avrupa memleketine yapılan 11.416.000 dolarlık tahsisatla Marshalî plânı yardım. miktarı yekûnu 8.857.57.1.000 doları bulmuştur. Bu son yardımdan istifade eden 7 mem­leket arasında Türkiye de bulunmakta­dır. Son umumi tahsisattan Türkiye'ye ayrılan 75.000 dolarla Amerikan menşeli endüstri makineleri, yedek aksam, ener-ji jeneratörleri, motörler, makineler, tür­bin ve elektrik malzemesi temin edile­cektir. Bugün Türkiye'ye ayrılan tahsi­sata ilâve edilen bir miktarla Türkiye'de et ve balık konserve fabrikaları ve soğuk hava depoları plânlarının hazırlanması­na hız verilmiştir. Bu ilâve tahsisat 150.000 dolardır. Sahil yerlerde yapılan soğuk hava depolarından ufak bir ilâve ile balık için de istifade edilecektir. Bundan başka balık konservesi imali için de tetkikler yapılmaktadır.

—New-York:

Millî Radyo Yayın Şirketinden bildirildi­ğine göre, Pakistan Başbakanı Liyakat Ali Han ile eşi 7 Mayısta Bleanor Roose-velt'in televizyon programına iştirak edecektir.

Bu programda, «Pakistan istikbali nasıl görüyor» mevzulu bir görüşme yapıla­cak ve Dışişleri Bakan Yardımcısı- Ge-orge Mc Ghee de bu görüşmeye iştirak edecektir.

—Washington:

Başkan Truman 7 Mayıstan 16 Mayısa kadar, Birleşik Amerika'nın Batı eyalet­lerinde, kendisince gayri siyasi olarak vasıflandırılan, fakat etrafmdakilerin söylediklerine göre, önümüzdeki Kasım ayında yapılacak seçim mücadelesi için hazırlık mahiyetinde olan bir geziye çı­kacaktır.

Başkan Truman'm 16 eyalet ziyaret edip sekiz büyük nutuk ve sayısız irticali söy­levler vereceği bu turne, Başkan'm 1948 yazında yaptığı ve bir çok müşahitlere göre aynı sene, başkanlık seçimlerinde zafer kazanmasını sağlıyan turneye ben­zemektedir.

Bundan böyle Cumhuriyetçiler radyo is­tasyonlarından, Başkan Truman'm rad­yo İle yayınlanan nutkuna tahsis edilen vakite eşit zaman istiyeceklerdir.

Amerikanın dış siyasetinde ye­ni gelişmelere doğru...

Yasan: Asım Us

8 Nisan 1950 tarihli «Vakit» ten:

Vaşington'dan gelen bir haber Ameri­ka'nın dış siyasetinde mühim gelişmeler arifesinde bulunduğumuzu gösteriyor. A-merika'mn muhalefet partisi olan Cum­huriyetçiler dış siyasette demokratlar ile işbirliği yapmağa karar vermişlerdir. Bu kararın tatbiki için de Cumhuriyet­çilerin dışişleri uzmanı olan Foster Dul-les Amerikan Dışişleri Bakanı Acheson-un yardımcı vazifesini kabul etmiştir.

Bilindiği gibi harb senelerinde muhalefet ve iktidar partileri dış siyasette işbirliği yaptıkları sıralarda dahi Foster Dulles Dışişleri Bakanlığında müşavirlik vazi­fesiyle çalışmıştı. Partiler arasında iş­birliği siyaseti terk edildikten sonradır ki bu vazifeden ayrılmıştı. Amerikan Dışişleri Bakanlığı Parlâmentoda Cum­huriyetçilerin şiddetli tarizlerine uğru­yordu. Bilhassa Çin kıtasının idaresi ko­münistlerin eline geçtikten sonra Ame­rikan Dıişleri Bakanlığı Parlâmentoda büyük zorluklara uğruyordu. Son za­manlarda ise Dışişleri Bakam Ache-son'un istifa edeceği rivayetleri de ço­ğalmıştı. Bu vaziyet tabii olarak Ameri­kanın milletlerarası siyaset sahasında nüfuzunu kırmaktan hali kalmıyordu. Sovyet Rusya ise bundan faydalanıyor­du.

Amerikan siyasi çevreleri dış siyasette partiler arasında işbirliğinin terkolun-masmdan doğan mahzurları nihayet gö­rebilmişlerdir.FosterDulles'inAcheson'a yardımcı oması sruetiyle dış siya­sette yeniden işbirliğinin başlaması bu­nun açık delilidir. Bu suretle Acheson'un mevkii de kuvvetlenmiştir.

Pakat bizim burada belirtmek istediği­miz nokta Amerikan cumhuriyetçileri ile demokratları arasında dış siyaset ba­kımından işbirliği kurmak kararının sa­dece harice karşı bir gösterişten ibaret olmıyacağıdir. Cumhurbaşkanı Trunıan Svoyet Rusya'nın milletlerarası sulhu baltalamak yolunda gittikçe artan tah­rik siyasetine karşı bir takım yeni ted­birler almak için hazırlanıyordu. Hattâ bu arada Amerikan Yüksek Mahkemesi Başkanı Vinson'u şahsi mümessilci ola­rak Moskova'ya göndermeği bile düşün­düğünü açıklamıştı. Şimdi anlaşılıyordu alnıacak tedbirlerin değişmezliğini ha­riçte ve dâhilde göstermek için Cumhu-riyetçielrin de iştiraki temin edilmiştir. Foster Dulles yeni vazifesine başladık­tan sonra bu tedbirlerin neler olduğu an­laşılacaktır.

1952 senesinde Amerika'nın MarshaU kredisi ile yaptığı yardım eksildiği za­man Avrupa'nın iktisadi muvazenesini bulacağı hesap ediliyordu. Halbuki yapı­lan tetkikler bu tarihte Avrupa memle­ketlerinin dolar meselesi halledimiş ola-mıyacagım göstermiştir. Bundan başka Atlantik Paktının tatbikine geçilmesi ile meydana çıkan askerî işler de vardır. Nihayet Uzak Doğu Çin komünistlerinin Sovyet Rusya ile akdettikleri ittifak A-merilca için yeni bir tehlike manzarası almıştır. îşte bu vaziyetlerdir ki şimdi Amerikalıları dış siyasette birleşmeğe mecbur ediyor.

4 Nisan 1950

HÎNDÎSTAN — Yeni Delhi:

İki günden beri devam etmekte olan Nehru - Liyakat Ali Han görüşmelerin­den sonra dün müşterek bir tebliğ ya­yınlanmıştır. Bu tebliğde, görüşmelerin samimi ve karşılıklı anlayış havası için­de geçtiği, Doğu ve Batı Bengal ile As-sam'daki azınlıkların emniyetini temin için alınacak tedbirler hususunda anlaş­maya varıldığı bildirilmektedir.

10 Nisan 1950

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Hindistan ve Pakistan Başbakanları, her iki mmelekette bulunan azınlıkların tabi tutuldukları tebliğleri bugün yayınla­mıştır. Bakanlar aldıkları tedbirler hak­kındaki tafsilâtı, geçen hafta parlâmen­tolarında yaptıkları görüşmeleri izah et­tikleri sırada vermişlerdir.

Bakanalrm azınlıklar hakkında vardıkla­rı anlaşma, Assam, Doğu ve Batı Bengal eyaletleri gibi kargaşalıkların çıktığı bölgelerden kaçmış olan müslüman ve Hindu mültecilerin geri dönmelerini teş­vik etmediği derpiş etmektedir.

PAKİSTAN — Karaşi:

Pakistan Başbakanı Liyakat Ali Han, Pakistan Parlâmentosunda dün Hindis­tan ile Pakistan arasında varılan anlaş­madan bahsederek, her iki memleketin bribirlerinden korkmaktan ve şüphe et­mekten vazgeçecekleri hususundaki ümi­dini ifade etmiştir.

PAKİSTAN — Karaşi:

Bugün basın toplantısı esnasında Liya­kat Ali Han, Pandit Nehru ile Yeni Del­hi'de yaptığı anlaşmaların iki.memleket aarsmda yeni bir anlayış ve iyi geçinme devri açtığın: söylemiştir. Diğer taraftan Liyakat Ali Han bu anlaşmaları tatbik mevkiine koyacağını ve Pandit Nehru'-nun da aynı şekilde hareket edeceğine kani bulunduğunu teyit etmiştir.

PAKİSTAN — Karaşi:

Pakistan resmî şahsiyetlerinin dün ak­şam bildirdiklerine göre, Hindistan'dan Doğu Pakistan'a 1 Nisandan beri günde, hemen hemen 30 bin mülteci geçmiştir. Bu, Bengaî'deki kaı-ışıklıklarm neticesi addolunabilir.

image006.gifNeticeye doğru...

Yazan: Ömer Rıza Doğrul

9 Nisan 1950 Tarihli «Cumhuri­yet» ten:

Hindistan'da Pakistan arasında bir har­bin kopmasını, dolayısiyle bir Asya har­binin, belki de bir dünya harbinin vuku­unu önlemek için Yeni Delhi'de iki Baş­bakan arasında başlayan ve muvaffaki­yetle devam eden müzakerelerin sağlam bir neticeye varmak üzere olduğu alman haberlerden anlaşılıyor. Hazırlanan an­laşmaya ait bazı teferruatın tamamlan­ması üzerine yalnız harp ihtimali önlen­memiş, üstelik iki memleket arasında dostluk da sağlanmış olacaktır. Onun için müzakereler derin alâka ile takip olunmakta ve bîr an evvel muvaffak ol­ması beklenmektedir.

Alman haberlere göre iki taraf, ekalli­yetlerin himayesi için şu yolda tedbirler almayı tasvip ediyorlar:

Her Hükümet, kendi hududu dâhilinde yaşıyan dinî azınlıkları himayeden mesul
olacaktır.

Ekalliyetleri kışkırtmaktan ve bir ta­kım cinayetler işlemeğe sürüklemekten
mesul olanlar cezaya çarpılacaklardır.Cemaatler arasında kopan arbedeler
sırasında zarara uğrayanların zararı te­lâfi edilecek ve kendilerine tazminat ve
rilecektir.

Yağma edilen mallar meydana çıkarı­lacak ve sahiplerine iade olunacaktır.

Kaçırılan kadınlar serbest bırakılacak ve evlerine yerleştirileceklerdir.

Mecburi din değiştirmeleri kabul olunmıyacaktır.

Fena haberler yaymaktan sanık olan­lar cezaya uğrayacaklardır.

Esasları bu mahiyette olduğu bildirilen anlaşmayı tatbik için muhtelit bir ko­misyon kurulacak ve bu komisyon bütün haksızlıkları telâfiye uğraşacaktır.

Bu karşılıklı tedbirler, iki tarafı hoşnut edecek ve iki tarafın iyi şartlar içinde geçinmek niyetinde olduklarım bütün halka anlatacak mahiyette olduğu İçin, cemaat kargaşalıklarının önlenmesi bek­lenir.

Anlaşılan iki taraftaki ekalliyetleri en çok korkutan âmil, iki taraf arasında tehlikeli bir neticeye varması muhtemel olan gerginliktir. Bu gerginlik ister iste­mez bir sürü korkular peyda olmasına ve bir takım fena niyetli kimselerin bu korkuları istismar etmelerine imkân ver­mektedir, Bu korkular zail olduktan ve herkes iki komşu ve kardeş memleketin iyi şartlar içinde geçineceğine tam emni­yet besledikten sonra her halde cemaat kargaşalıkları ve arbedeleri de tekerrür etmez.

Muhakkak ki Hindistan Başbakanı Pan-dit Nehru ile Pakistan Başbakanı Liya­kat Ali Han kendilerinden beklenen iti­dal ve basiretle hareket ederek ve yük­sek bir dirayet ve gayret göstererek if­ratlara karşı gelmişler, ve müsbet ted­birlerle iki memleket arasındaki iyi mü­nasebetleri devam ettirmek istedikleri^ belirtmişlerdir.

İki memleket arasında ticari mübadele­leri canlandırmak için sarfolunan mesai­nin de bu neticeyi destekliyeceği muhak­kaktır.

Onun için hazırlanan anlaşmanın başarı ile neticelenmesini ve iki kardeş memle­ketin münasebetlerinde hayırlı ve uğurlu bir işbirliği ve anlaşma devrinin açılma­sın idiler ve bekleriz.

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106