13.3.1950
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Mart 1950

—İstanbul :

Birleşik Amerika'nın Akdeniz Donan­masına mensup Amiitnal John G. BalIentine komutasında bulunan Mİdway Uçak Gemisi ile New-Port News Kru­vazörü, Larson, Glennon, Goodrich, Vogelgeszmg, Ellison, Waıre Muhripleri­min ve Araeb yardımcı Gemisinin yarm sabah saat 8,30 da limanımıza gelmele­ri beklenmektedir.

—Ankara :

«American Boad» Heyeti Neşriyat Dai­resi Başkanı Dr. J. Kingstey Birge bu­gün saıat 11,30 da Dışişleri Bakam Necmettin Sadak'ı ziyaret ederek son günlerde yeniden (basılmış olan İngiliz­ce - Türkçe Redhouse Lügatinin Özel bir şekilde ciltlenmiş iki nüshasını ken­disine tevdi etmiştir. Bunlardan birin-slci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'ye tak­dim edilmek Üzere sunulmuştur, ikinci­si de Dışişleri Bakanına hediye edilmiş­tir.

—Dumlupinar :

Bu sabah saat 2,20, 3,15, 5,30, 8,46 ve 10,45 te beş defa yer sarsıntısı olmuş­tur. Hasar ve zayiat yoktur. Gavit Oral, kendisiyle görüşen muhabi­rimize 'Bakanlığım ilgilendiren muhtelif meşeler etrafında .aşağıdaki beyanatta bulunmuştur :

«3 ve 12 nci maddeleri değiştirilmek su­retiyle kredi imkânları artırılmış olan S254 sayılı, Muhtaç Çiftçiye tohumluk dağıtma Kanununun konusu Yüksek Meclisin tasvibi ile ibize daha müsait bir şekilde İlkbahar tohumluğu dağıtma fırsatını vermiştir.

Bakanlık, vilâyetlerden îlkbahar tohum­luğu için yapılan müracaatları tesbit et­mek ve hazırlamakla meşguldür, önümüzdeki günlerde tohumlukların dağıtımına başlanacaktır. Bu sene vilâyetlerden almış olduğumuz rakamlardan, eklimin geçen senelere nispetle hayli fazla olduğu anlaşılmak­tadır. Fakat hububat hakkında kati bir hüküm verebilmek için Nisan ve Mayıs yağmurlarını beklemek lâzımdır.

Diğer taraftan memleketimize girmekte olan traktörlerin sayısı günden güne artmaktadır. Bunun da büyük tesirleri­nigörüyoruz.

Meımlekete girmekte olan traktörler bi­ze, Orta Anadolu'da kuru ziraat yapmak İmkânını verdiği içlim çok faydalı olmak­tadır. Marshall Plânıttctam bugüne kadar memleketimize yenilen traktörler 2600 ü bulmuştur. Nisan sonuna kadar bu miktar 4.000 e yükselecektir. Bunu mütaakıp 1950 programının tatbi­katına girîşileoek'tir.

1950 senesinde de 2000 traktör, memle­ketlimize gelmiş bulunacaktır.

— İstanbul :

İstanbul Deniz Komutanı Tuğamiral Fıat Uzgören tarafından 'limanımızda misafir bulunaaı Amerikan Filosu Ko­mutanı Visamiral John J. Ballentme ve subayları şerefine bu akşam saat 19 da Park Otelde bir kokteyl verilmiştir. Çok samimi bir hava ftçtode geçen bu toplantıda Vali ve Ebediye Başkanı Dr. Fahrettin Kerim Gökay, Birinci Ordu Müfettişi Asım Tınaztepe, Harp Akade­misi Komutanı Korgeneral Fevzi Men-güç, Tümgenerali Kâzım Dudaş, Donan­ma Komutanı Tümamiral Sadık Altın-can, Tümamiral NecatiÖzûsnlz,Tuğamiral Kemal Bozkurt, Emniyet Müdü­rü, Amerikan Başkonsolosu ve Deniz Ateşesi bulunmuşlardır.

Visamirali John J. Bailleatıine, toplantıda kendisi ile görüşen Anadolu Ajansı, Mu­habirine Türkiye'ye tekrar gelmekten büyülk 'bir memnunluk duyduğumu ifade ederek demiştirkâ :

«Türkiye'yi 1919 senesinden beri çok değişmiş ve çok inkişaf etmiş buldum. Memleketinize tekrar 'gelmek ve eski arkadaşlarımı tekrar görmek benim için sevinç (kaynağı oldu.

Türk halkının samimi 'dostluk misafir perver İlklerini an'latacak 'kelime bula-muyorum. Bize gösterdikleri, misafir pervarliği hiç unutmayacağım.

3 Mart 1950

—- İstanbul :

Misafir Amerikan Filosu Komutam Vi­samiral John J. Ba'Hentine, touıgün saat 19 da törenle Taksiım Cumhuriyet Anıtı­ma bir .çelenk koymuşıtur.

Saat 8,30 da. Deniz Kuvvetlerimize men­sup bir müfreze, ibaşta bando olduğu halde Taksim Anıtına gelmiştir.

Saıat 9,40 da misafir Filoya 'mensup de­niz piyadesi erlerinden mürekkep bir .müfreze, önde bandoları ve bayrakları ile Dolnıabahçe'den hareketle Taksim'e gelmiş ve Anıt önündeki yerini almış­tır. Az sonra misafir Filoya mensup yüksek rüi-bell subaylar da gelmişler­dir.

Saat 9,50 -de Anıt yerine gelen İstanbul Deniz Komutanı Tuğarnirıal Fuat UzgÖ-ren, Türk ve Amerikan müfrezeleri ta-fmdaaı selâm,'anmiştır. Saat tanm 10 da misafir Fiio Komutanı Visamiral John J. Ballentine Taksim Meydaaıma gelmiş, Anıt önümde İstan­bul Deniz Komutanı ve (merasim kıtala­rı tarafından selâmlanarak karşlanmış-tır.

Mütaaktben Viaımiral, 'mor ve beyaz renkli çiçeklerden yapılonış ve üzerinde U. S. N. yazılı çelenği Anıta koymuş, bu sırada dost Filo Ibandosu millî mar­şımızı ve deniz bandomuzda Amerikan 'miilüî marşını çalmışlardır. Çelenk kon­duktan snura, Visamiral ve diğer misafir Komutanlar hatıra defterini imzala­mışlardır.

Töreni müia&kıp Visamiral ve az sonra misafir AmtenEfca deniz müfrezesi ge­milerine dönmek üzere yine Dolmaibah-çe yolu ile Taıksiım'den ayrılmışlardır. Çelenk koyma töreni esnasında Taksim Meydanında 5000 i bulan bir kalabalık toplanmış bulunuyordu.

—Aşkale :

İlçemizin düşman istilâsından (kurtulu­şunun 31 inci yıl dönümü bugün mera­simle kutlanmıştır. Kasaba, 'bayraklar­la donatılmış ve sabahın erken saatle­rinden itibaren halîk sokakları doldur­muştur. Askerî birilikler temsili hare­ketleri ile o günü canlandırımışlardır.

—Malatya :

Sayın Cumhurbaşkanı inönü'den Ma­latya Milletvekilliğine aday gösterilme­sini istemek ve kendilerine Malatya halkının muhabbetimi söylemek, üzere C. H. P. İl Başkamı Lütfi Sayman'm başkanlığında H ve İlçe İdare Kurulları Üyeleri. Belediye Başkam, Ticaret ve Ziraat Odaları, Okumayı Çoğaltma Ku­rumu, Malatya'yı Kalkındırma Derneği ve Gençler Birliği Başlanılan ile dokuz İlçenin Parti ve Belediye Başkanların­dan teşekkül eden 65 kişilik ziyaret he­yeti bugün Ankara'ya hareket etmiştir.

—İstanbul :

Limanımızda misafir bulunan «Midway» Uçak Gemisi bu sabaih basm tmensupla-ırıaua. gezdirilmiş ve (kendilerine gemi hakkında izahat verilmiştir. Komutanlık adına gazetecileri karşıla­yan gemi subaylarından Thomson, Türk gazetecilerini Madway Uçak Gemisinde görmekle 'komuta heyetinin büyük zevk duyduğunu söylemiş ve Visamiral John J. ıRalHentine'nin selâmlaırını bildirmiş­tir.

—Ankara :

Haber aıldiğımiza ıgöre Dışişleri Balkanı Necmettin Sadak Mart ayı sonuna doğ­ru toplanacak olan Avrupa Konseyi Dış­işleri Bakanları Konferansına İştirak etmek üzere Paris'e giderken Roma'da

yeni Türk _ İtalyan dostluk Andlaşma-srnı imza; ayacaiktir.

—Anikaıra :

İstiklâl Savaşımız sırasında ve müta-akıp senel-erde Türkiye'de bulunmuş olan ve yine geçenlerde memleketimizi ziyaret eden tanınmış Amerikan Mu­harrir ve Konferansçısı emefeli Albay Charles Wellin.gton Furlong Ajıkara Radyosunda İngilizce programında neş­redilen bir konuşmada ezcümle şöyle dermiştir ;

—İstanbul :

Manshall Yardım Plânımdan istifade edi­lerek Devlet Denizyolları İdaresi tara­fından ısmarlanacafk olan 52 parça ge­mi için muhtelif melek eti erden gelen teklifLerin incelenmesi işi önümüzdeki günlerde sona erecektdr.

1952 yılma kadar .inşaatı tamamlana­cak olan vasıtalarla Deniz Ticaret Filo­muz esaslı bir sekilide- takviye edilmiş olacaktır.

—- İstanbul :

Devlet Denezyolları İdaresi Manş Deni­zinde batan Edime Şilebi mürettebatı­na yardım olmaflc üzere İkramiye veril­mesini -kararlaştırılmıştır. İkramiyeler önümüzdeki günlerde tevzi edilecektir.

—Bursa :

Uludağ'dan şehre getiriılmesd 1,5 milyon liraya maloîan Kırkpmarlar Suyu, şe­hirde yeni yapılan çeşmelere tevzi edil­meye başlanmış, bu suretle bir su şehri olan Bursa daha bol suya kavuşmuş ve evler i-çin yeniden 2000 abone kaydedil­miştir.

—Ankara :

Türkiye - Hindistan Kültür Cemiyetinin saat 18 de Ankara Halkevinde tertiple­diği kültür toplantısı seçkin bir davetli kütlesininhuzuriyle yapılmıştır.

Türk ve Hindistan İstiklâl Marşlarının çalmmasiyle toplantı açılmış, mütaaM-ben Türkiye . Hindistan münasebetleri­nin tarihçesinden ve dost hükümetle olan karşılıklı sempati ve münasebet-ferden bahs edilmiştir.

— İşmar :

Amerika'mın Akdeniz donanmasına men­sup Roanoke Kruvazörü ile Maclîenize Torpitosu (bugün limanımıza gelmiştir. Amiral C. H. Carson komutasındaki filoyu teşkil eden gemilerin sayısı bu suretle beşe çıkmıştır. Yarın da bir tor-pitonun -gelmesi beklenmektedir.

7 Man 1950

— Adana :

tki .gündür hararetle devam eden ve Ünal Sineması salonunda yapılmakta olan D. P. Adana İl Kongresi buıgün sa­at 19 da sona ermiştir. Kongre Ankara, Hatay ve İçel bölge­leri ile Çukurova'nın dört köşesinden ge­len vatandaşlar tarafından takip ©dil-mistir.

Gizli oyla yapılan seçimlerde yeni idare heyetine Ömer- iBaşeğmez, Yusuf Ziya Eğer, İhsan Ünal, Yalçın Ceylânoğlu, Galip Avşaro'ğlu, Zeki Akçalı, Azla Ocakoğlu, Hilmi Yalçm ve Reşat Güçlü seçildiler.

Bunlardan yalnız Galip Avşaroğlu ve Reşat Güçlü evvelki idare heyetinde bu­lunmakta idiler.

— Adana :

D. P. Adana İl Kongresinin .bugün öğ­leden evvelki celsesinde Celâl Bayar da bulunmuştur. Bayar İstanbul'a hareket etmek üzere Kongre isalonunu terket-meden evvel şunları söylemiştir: «— Aranızda ve kongrenizde bulunmak­la ümitlerim arttı. Cesaretim yükseldi. Gördüm, ki her yerde olduğu gibi Çu­kurova'da D. P. kuvvetlidir. Önümüz­deki seçimler mukadderatımızı tâyin edecektir. Memleketimize ve tarihimize karşı mesuliyet almış arkadaşlarımın bu millî vazifeyi tam olarak ifa etmeleri lâzımdır. Bu sözleri söylerken sizin fi­kirlerinize ve hislerinize tercüman oldu­ğuma eminin. Muvaffak olacakız ve mu­vaffak olmağa 'da mecburuz. Çünkâ D. P. milletin yüzünü 'güldürmekle mükellef­tir. Bu takdirde bizi tarih takdir edecek, millî vazifemizi yapmış olmanın sonsuz zevkini tadacağız.»

8 Mart 1950

— Eskişehir :

Bu gece sularm üçte ikisi çekilmiş, Bu-tahp, Sivrihisar ve İstasyon Caddeleri seyrüsefere müsait hale .gelmiştir. Gül­lük, ömerağa, Eskibağlar gölgesinde hâlâ mühim miktarda su vardır. Diğer birçok evlerin bodrum! arındaki sular da henüz tahliye edilememiştir. Yıkılan ev miktarı üç hine yaklaşmaktadır. Çökün- . tüler devam etmektedir.

Dün, vilâyette bir toplantı yapılmış, ye­ni baştan iaşe, iskân ve taşıt ekipleri vücudegetirilmiştir.

Ankara, istanbul, Afyon, Bursa, Emir­dağ ve Sivrihisar 'dan ve daha başka yerlerden devamlı olarak ekmek gönde­rilmektedir. Bu sayede ekmek sıkıntısı azalmıştır. Sağlık ekibi, biri Devlet De­miryolları, diğeri Odunpazarı civarında iki [bakıin istasyonu kurmuş ve Devlet Demiryolları, Memleket, Verem, Hava Hsstahanelerinde hususi koğuşlar ayrıl­mıştır. Yardım teşkilâtı gittikçe daha verimliçalışmaktadır.

Seylâp ve :inhid;aım bölgesine henüz gi­rilmediği için enkaz altında kalanlar olup olmadığı anlaşılamamıştır. Şimdi­lik tesbit edilen dört ölüm vakası var­dır.

— Eskişehir:

Uçaktan inen Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Doktor Kemali Bazizit Valiyi de beraberine alarak doğruca felâket imn-takasma gitmiş ve oradan dönüşümde Belediyeye gelerek Validen felâketzede vatandaşların yerleştirilmesi ve yiyecek ihtiyaçları ve sağlık durumları hakkın­da malûmat almış ve Valilikçe alman tedbirleri yerinde bulmuştur. Kendisiyle görüşen muhabirimize Dok­tor Kemali Bayizit şunları söylemiştir: «Hemşerilerime geçmiş olsun. Felâket acıdır ve sanıldığından da büyüktür. Bu­nunla beraber bu tabiat hâdisesi karşı­sında ilgili makamların kendilerine dü­şen vazifeleri yapmağa azamî surette gayret ettiklerini bizzat gördüm. İlci gnü evvel Bayındırlık Bakanı burada idi. Ben de hemş eril erimizin kederlerine iş­tirak etmek, hem de SağlıkBakanlığı yönünden alınması gereken mütemmim tedbirleri sağlamak üzere bugün buraya geldim. Hükümet hâdiseyi hassasiyetle takip etmektedir. Mümkün olan bütün yardımlar yapılmaktadır. Sağlık Bakan­lığı ilk yardım olmak üzere on bin lira' göndermiştir. Dün altı sandık sağlık malzemesi gönderdim. Bugün de tayyare ile bulaşık hastalıklar mütehassısların­dan Doktor Rasim Aner ile Kemal öz-ata ve beş sağlık memuru ve gereken aşı, ilâç ve saireyi getirdim. Umuyorum ki felâket bu kadarla kalacaktır.»

—Ankara:

Eskişehir felâketzedelerine yardım için teşekkül eden komite Ankara halkına hitaben şu beyannameyi neşretmiştir: Ankara'nın hayırsever yurttaşlarına, Komitemiz adına ellerinde Yardımseven-ler veya Kızılay makbuzları bulunan mesai arkadaşlarımız kapılarınızı çala­cak, aynî ve nakdî yardımlarınızı rica edecektir. Kendilerine yardım ve kolay­lık gösterilmesini samimiyetinize güve­nerek rica ediyoruz.

—Ankara:

Eskişehir'de su baskını felâketzedeleri­nin çocuklarına müstacel yardım olmak üzere Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Merkezi idare Heyeti dün akşamki eks­presle Eskişehir'e 5.000 lira değerinde 100 takım elbise, 100 palto ve 100 çift iskarpin göndermiştir. Subaskını felâ- _ ketzedelerinin ihtiyaçları Gene! Merkez îdare Heyeti âzasından Çorum Milletve­kili Hasene İlgaz vasıtasıyle mahallinde incelenerek yapılması gerekecek diğer yardımları Genel Merkeze bildirecektir.

—Ankara:

Eskişehir'de su baskını felâketine uğra­yan yurttaşlara yardım için Ankara sos­yetesine mensup bayanlar arasında te­şekkül etmiş olan yardım komitesi tara­fından ilk parti olarak temin edilen gi­yim eşyası, yiyecek maddelerinden mü­rekkep eşya "bu alkşaim hareket eden Anadolu Ekspresine Ibağlı "bir vagonte Eskişehir'e gönderilmıiştfr. Çorum Milletvekili ve Çocuk Esirgeme ikinci Başkanı Hasene İlgaz, İzmir Milletvekili ve kadın Birliği Başkanı Ltife Çeyrekbaşı, Yardımsevenler Umumi Kâ­tibi Müjgân Ağaoğlu ile Kadın Gazetesi sahibi iffet Halim Oruz'dan mürekkep bir heyet vedaatiyle gönderilen bu eşya Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Merkezi tarafından verilen 100 palto, 100 elbise, 100 ayakkabı ve 8 çuval muhtelif giyim eşyası ve Türk Kadınlar 'Birliği tarafın­dan verilen 500 lira değerinde yünlü eş­ya ile Yardımsevenler Cemiyetince sağ­lanan yünlü ve pamuklu eşyadan ve An­kara Bakkaliyesi sahibi Nuh Eskiyapı eliyle ticarethaneler tarafından temin edilen bir ton muhtelif gıda maddelerin­den mürekkep bulunmaktadır. Yardım Komitesi, Eskişehir felâketzede­lerinin âcil ihtiyaçlarını karşılamak için ilk parti olarak millî kurumlarımız île tüccarlarımız tarafından yapılmış olan bu yardımları derin bir şükranla karşı­lamıştır.

—İstanbul:

Eskişehir sel felâketzedelerine belediye­ce yardımda bulunulması için îl Genel Meclîsine üyeler tarafından yapılan tek­lif meclisin bugünkü oturumunda gün­deme alınmış ve yardım miktarının tâ­yini için bütçe komisyonuna havale edil­miştir.

—Ankara:

Öğrendiğimize göre Eskişehir'deki sey­lâp dolayısiyle Türkiye Mülî Talebe Fe­derasyonu Eskişehir Valiliğine aşağıda­ki telgrafı göndermiştir: «Eskişehirli vatandaklarımızm uğradık­ları felâket Türk Yüksek Tahsil Genç­liği arasında derin bir teessür uyandır­mıştır. Ankara, istanbul ve izmir'de bu­lunan yüksek tahsil müesseselerindeki öğrenci arkadaşlarımız yardım işlerinde bilfiil çalışmak arzusundadırlar. Bu husustaki emirlerinizi bekler, Eski­şehirlilerin acılarına candan iştirak ede­riz.»

—Ankara:

Cumhurbaşkanı ismet inönü beraberle­rinde İçişleri Bakanı Emin Erişîrgil ile Bayındırlık Bakanı Şevket Adalan oldu­ğu halre bu akşam saat 23 te Eskişehir'e hareket etmişlerdir.

Öğretimde tiyatro» mevzuuna ait olan ve togUteredaki çocuk tiyatroları­nın faaliyetlerini gösteren fotoğraflar büyük bir alâka ile seyredil'miştir. Sergi bugünden itibaren halka açık bulundu­rulacaktır.

— Ankara :

Eskişehir'deki büyük sel felâketi yüzün­den açıkta balan yurttaşların süratle yeri eştirilin esi için hükümet halkımızın şefkatine rmüracaat etmeğe karar ver­miştir. Bunun için .merkezde Kızılay Başkanı, Ankaraı Valisi ve Belediye Başkam, Diyanet îşLeri Reisi, millî ban­kalar genel müdürleri, Ticaret Odası Başkanı Vehbi Koç ve tüccardan Aziz Avunduk, Bayan Dorr, Türk Kadınlar Birliği Genel Sekreteri Makbule Dıblan, Yardım Sevenler Derneği Genel Sekre­teri Müjgan Ağaoğlu ve Kars Milletve­kili Tezer Taşkiran'dan mürekkep bir merkez heyeti teşkil edileceik ve bu he­yet Pazartesi günü saat 16 da Bsşkaiban Şemseddin Günaltay'm nezdinde ilk top­lantısını yapacaktır.

Haber aldığımıza göre içişleri Bakanlı­ğı da bütün illere yaptığı tamimde, yardım için halkımıza müracaat ederek merkezdeki komiteye bağlı heyetler teş­kil .edilmesini valilerden rica etmiştir.

— Eskişehir :

Eskişehir Belediye Başkanı Kâmil Erdel Anadolu Ajansı muhabirine Eskişehir'in uğradığı sel felaketi karşısında her ta­raftan yapılan yadırmı ve gösterilen alâ­ka hakkında şunları söylemiştir.: «Eskişehir'in uğradığı su baskını üze­rine bütün yurttaşlarımızın gösterdikleri derin laüâOsa ve muhabbet tezahürü (bi­zim, için cihan değer bir kıymet ifade etmektedir, aralıksız olarak gönderilen ekmek, ihtiyacımızı fazlasıyla karşıla­yacak bir hadde yükselmiştir, halen ek­mekten ziyade . diğer gıda maddelerine ihtiyacımız vardır. Bundan böyle 'bağış­lanan yardımların ekmekten gayrı mad­delere inhisar ettirilmesi rica eder ve bü-

tün yurttaşlarıma Eskişehir halkının duygularına, tercüman olarak mıinnet ve şükranlarımı sunarını.»

—. Ankara :

Türkiye ve İran -Harfe Okulları ile or­du karam takımları arasında futbol .maçları kuvvet!! bir ihtimaMe 29 Nisan ve 1 Mayıs günleri yapılacaktır.

Genelkurmay Spor (Kurulu bu kararı fe­derasyona bildirmiş ve 19 Mayıs Stad-yomunun o günlerde kendilerine tahsisi­ni istemiştir.

—Eskişehir :

İktisadi işbirliği İdaresi Türkiye İcra Komitesi1 Başkanı Russed Dorr, bir he­yetle 'birlikte bu sabah uçakla Eskişe­hir'e gelmiştir. Mr. Dorr, hava alanında Vali, Garnizon Komutanı, Emniyet Mü­dürü tarafından karşılanmış ve doğruca seylap mıntıkasına ve felâketzedelerin yerleştirilmiş olduğu sahalara giderek, buraları gezmiştir.

Mr. D.oar bundan sonra Ticaret Odasında sanayicilerle bir görüşmede bulunmuş ve Türkiye'ye yapılacak olan yardımın iki şekilde olacağını beyanla, bunun biri­sinin direkt olarak, diğerinin ise hükü­metin delaletiyle ve döviz israfına mey­dan verilmeden sağlanacağım belirtmiş­tir. Sanayicilerimizin Amerika'daki te­sisler: görmelerinin çok faydalı olacağı­nı söyliyen tcra, Komitesi Başkanı, bu hususta -her türlü kolaylığın gösterile­ceğini, diğer taraftan, Amerika'dan uz­man ve teknisyen 'getirtileceğini de söz­lerine ilâve etmiştir. Mr. Russel Dorr, seylap felâketine uğrayan Eskişehir'i iki ay sonra, daha mamur bir halde gö­receğime emin olarak tekrar buraya geleceğini bildirmiş ve öğle yemeğini Şeker Şirketinde yedikten sonra uçak­la Ankara'ya dönmüştür.

—İstanbul :

Tazminatçı Büyük Reşit Paşanın Tür­besi Pazartesi günü saat 14.30 da açı­lacaktır. Üsküdar Halkevi türbeye bir çelenk koyacaktır. Vilâyet, Millî Eği­tim! ve Topkapı Müzesi Müdürlükleri tarafından lâzım, gelen hazırlık tamam­lanmıştır.

Uç raundda da rakibinden daha ataklı dövüşen Taki sayı hesabı ile galip geldi.

67 kilo

Garbis - Kraxner

Maç berabere neticelendi.

72 kilo

Tayyar - Kohlerger

ilk iki raund karşlıkh hücumlarla geçit, son raundda Tayyar hâkim dövüşerek sayı hesabiyle galip geldi.

80 kilo

Supîıi - Bessler

Suphi sayı hesabı ile galip geldi.

— İstanbul:

18 Mart seferinin 35 inci yıldönümü mü­nasebeti ile bugün saat 10,30 da Heybe-liada Deniz Harb Okulunda bir tören yapılmıştır.

Emekli deniz subayları ve Deniz Harb Okulu Öğrencilerinin iştiraki iie okulun salonunda yapılan törene İstiklâl Marşı ile başlanmış ve mektep Komutanı Al­bay Şevki Gürek'in Çanakkale zaferinin ehemmiyeti ve mânası mevzuundaki ko­nuşmasını müitaafkip ihtiram duruşuma geçilmiştir.

Bundan sonra talebeler tarafından Ça­nakkale şiiri okunmuş, boğazların si­yasi tarihi ve «ISTusret» nıayn gemisinin harekâtı anlatılarak 18 Mart zaferinin ana hatları belirtilmiştir. Son olarak Çanakkale muharebesine ait deniz menkıbeleri nakledilmiş ve öğle yemeğini mütaakıp törene son veril­miştir.

Diğer taraftan şehrimiz halkevlerinde de toplantı ve müsamereler tertip edil­miştir.

Üsküdar Halkevinde yapılan törene de askerî bandonun çaldığı İstiklâl Marşı ve gençlerin «Ey vatan gözyaşlarm din­sin, yetiştik biz» marşı ile başlanmış ve

Çanakkale şehitlerinin ruhunu taziz için beş dakikalık ihtiram sükûtunu mütaa­kıp, Muharrir Abidin Aav'er Çanakkale savaşının sabahtan aşkama kadar cere­yan eden safhalarını ve Türk erlerinin menkıbelerini anlatmıştır.

Bundan sonra Çanakkale muharebeleri­ne bilfiil iştirak eden 3 emekli subay, o günkü müşahade ve hâtıralarını genç­lere nakletmişlerdir.

Törene halkevi mensuplarının söylediği «Dağ başını duman almış» marşı ile ni­hayet verilmiştir.

Ayrıca Eminönü Halkevinde tertiplen­miş olan törene İstiklâl Marşı ile başlan­mış ve Halkevi Başkanının, Çanakkale mevzulu konuşmasından sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğren­cileri tarafından millî oyunlar oynanmış ve şiirler okunmuştur.

19Mm* 1950

—İstanbul:

Ulusal Verem Savaş Derneğinin dün E-tıbba Odasında başlıyan senelik kongre­sine bugün de saat 10 da aynı binada de­vem 'edilmiştir.

Bugünkü toplantıda (B. C. G.) verem aşısı üzerinde durulmuş ve söz alan ha­tipler, koruyucu bir vazife gören ve in­san vücuduna hiç bir zarar vermiyen B. C. G. nin bütün yurtta geniş ölçüde tatbik edilmesi temennisinde bulunmuş­lardır.

Bu münasebetle (B. C. G.) aşısının tat­bik şekilleri ve vereme karşı insan bün­yesinde meydana getirdiği muafiyet, mütehassıs hekimler tarafından izah e-dilmiştîr.

20Mart 1950

—Ankara:

Dışişleri Bakanlığından tebliğ edil­miştir:

İtalya Hükümeti tarafından 12 adada bu adaların sulh muahedesi gereğince Yumanr-isıtan'a intikalinden evvel ımüs-aıde-re edünıiş olup IbedeSMiari sahipterfnce hiç alınılmamış veyra (kısmen 'alınmış bulunan emlâk için yıenMen takdir edilecek kıy­metin, teelbiıt olunacak fcaamtoatlabîrMete tediyesıimin iteminli imkânları hâsıl olmuş .bulunmaıktadır..

Keyfiyetle alâkalı vatandaşlarımızdan elyevm Rodos'ta bulunanların işleriyle Rodos Başkonsolosluğumuz meşgul ol­maktadır.

Halen Türkiye'de bulunan ve vaktiyle İtalya Hükümeti tarafından on iki ada­daki gayrimenkulları müsadere edilmiş olup bedellerini hiç almamış veya ancak kısmen almış bulunan 12 adalı vatan­daşlarımızın en kısa zamanda, dilekçe ile Dışişleri Bakanlığına aşağıdaki hu­suslarda en etraflı şekilde bilgi verme­leri rica olunur.

Adı, soyadı, medeni hali ve sarih ad­resi,

Türk tâbiiyetini ne zaman ve ne şe­kildeiktisapettiği,

Müsadere edilmiş gayiimenkullerinincinsi, Ölçüsü ve mevkilerini,

Müsadere tarihini ve mümkünse mü­sadereye ait emirnamenin tarih ve nu­
marası, (veya örneği)

Müsadere için vaktiyle takdir edilenkıymet,

Paranın hiç mi alınmadığı yoksa kıs­men mi alındığı, kısmen alınmışsa hangitarihte,hangibankayayatırılmış ol­duğu,

Bu husustaBakanlığımıznezdindebir müracaatları olmuş ise bu müracaa­tın tarihi ve Bakanlığımızdan almış ol­dukları son yazının tarih ve sayısı.

22 Mart 1950

— Stokholm:

Greko-Romen dünya şampiyonluğu mü­sabakalarının ikinci gününde Sah gecesi vaziyet şu merkezdedir: isveç: 10 galibiyet, 1 mağlûbiyet. Türkiye: 9 alibiyet, 3 mağlûbiyet. Mısır: 9 galibiyet, 3 mağlûbiyet. Finlandiya: 7 galibiyet, 4 ağlûbiyet. Macaristan:7 galibiyet, 5 mağlûbiyet. Salı günügeç vakit yapılan maçlarda orta siklette Fransız Aurine, Mısırlı Mü-hammed Musa'ya galip gelmiştir. Gece ağır sıklet güreşçilerin iştirakiyle müsabakalara devam edilmiştir.

Ragos El Zaim(Mısır), Virzal (Çekos­lovakya) ya, tbrahim Rehcub (Lübnan), Anbsen'e (Norveç), Abu Kesner (Çekos­lovakya) ÂdilCandemir'e (Türkiye), Ttole Vecchi (italya), İbrahim Orabi'ye (Mısır),ittifaMa galip gelmişlerdir, ikinci turda alman neticeler şunlardır: Danimarkalı August Hoirup,Lübnan'lı Şenif Damaj'a galip gelmiştir.

--- Ankara:

Amerika Askerî Yardım Kurulu Başkanı Tümgeneral Horacel Mc Bride, bugün, Amerika Birleşik Devletleri Kara Kuv­vetleri Komutanı Orgeneral J. Lawton Collins'in beraberinde kurmay heyetine mensup bir subay grupu bulunduğu hal­de, 26 Mart Pazar günü Ankara'ya ge­leceğini tebliğ etmiştir. 28 Mart Salı gü­nü Ankara'dan ayrılacağı tahmin edilen Orgeneral Collins bu resmî gezisi esna­sında diğer Yakın-Doğu memleketlerini de ziyaret edecektir.

Orgeneral Collins 16 Ağustos 1946 dan beri Amerika Birleşik Devletleri Kara Kuvvetleri Komutanlığmdadır. Birinci dünya harbinden kısa bir müddet evvel başlamış olan askerî hayatında büyük basanlar kazanmış olması dolayisîyle Amerikan kara kuvvetlerinde en yüksek askerî mevkie tâyin edilmiştir.

General Collins, 1948 Aralık ayında Ka­ra Kuvvetleri Komutanı Yardımcısı bu­lunduğu sırada, eski Ordu Bakanı Ken-neth Royall'in refakatinde Amerikan askerî eğitim faaliyetlerini tetkik için Türkiye'yi ilk defa resmen ziyaret et­miştir.

Orgeneral Collins 1896 da New Orleans, Douisiana'da doğmuş ve 1917 de West Point Amerikan Harb Okulundan mezun olmuş ve 1919 dan 1921 e fcaıdar Alıman-ya'daki işgal kuvvetlerinde hizmet et­miştir.

1941 de Japonların PearI Harbor bas-kınım mütaakıp General Kollins Havay adalarının savunmasını teşkilâtlandır­maya memur edilmiş, daha sonra Pasi­fik'te Japonlara karşı Salamon adala­rında bulunan Guadal Kanal ve yeni Georgia'da vasaşmıştır.


—İzmit :

Seçmen kütüklerinin tanzimine başlan­mıştır. Bu yolda hiç bir yanlışlığa mey­dan vermemek üzere Ilıin bütün kayma­kamları Adapazarı'nda vali vekilinin başkanlığında bir Itopîantı yapmışlar­dır.

— Ankara :

Büyük Millet Meclisinde kabul edilen bir kanun gereğince teşekkül eden Ka­ra Yolları Genel Müdürlüğü teşkilâtı 'bugünden itibaren fiilen işe başlamış bulunmaktadır.

Bu teşkilâtın Genel Müdürlüğüne vekâ­leten Bayındırlık Bakanlığı Müşavirle­rinden Yüks&k Mühendis Vecdi Diker, Yapum ve Bakım Dairesi Başkanlığına Yüksek Mühendis Aziz Torun, Malî ve İdari İşler Başkanlığına Bayındırlık Ba­kanlığı Zat İşleri Müdürü Abdullah Parla tâyin edilmişlerdir.

—■ İstanbul :

Yarm sabah, limanımıza 'gelecek olan Amerikan Donanması mürettebatının Boğazda gezmeleri için, Devlet Deniz­ yolları İdaresi tarafından emirlerine bir kaç şehir hattı vapuru tahsis edilecek­
tir.

1943 Aralık ayında, Amerikan Yedinci Kolordusunun Avrupa'ya yapacağı çı­karmayı hazırlamak üzere İngiltere'ye gelmiştir. General Collins, Cherbourg, Sam't Lo ve Aİx-Da-ChapeMe'de İkinci Dünya Harbinin dönüm noktalarını teş­kil eden üç muharebeye iştirak etmiş ve kendisine hareketlerine izafeten kıtaları tarafından «Yıldırım Joe» adı takılmış-trı. Orgeneral Collins Amerikan, İngiliz ve Fransız nişanlariyle taltif edilmiştir.

—İstanbul:

Limanımızda misafir bulunan İngiliz Pe-lican firkateyni komutanı Albay Carter bugün gemide bir Öğle ziyafeti ver­miştir

Ziyafette Vali Muavini Nâzım Arda, Tümgeneral Vedat Garan, istanbul De­niz Komutam Tuğamiral fuat UzgÖren ve yardımcısı Albay Edip Şehsuvaroğlu, İngiltere Başkonsolosu Mr. Wİlliamson Napier hazır bulunmuşlardır.

23 Mart 1950

Büyük Millet Meclisi bu akşam saat 20 den 23 e kadar bir oturum daha yap­mayı karar altma almıştır.

—Ankara:

Cumhurbaşkanımız tnönü orta okulun açılması münasebetiyle bu sabah trenle Polatlı'ya gitmişler ve orada toplu bu­lunan vatandaşlarına mektebin açılma­sından evvel meydanda bir nutuk söyle­mişlerdir. İnönü bu nutkunda Ankara Milletvekilliğine adaylığını koyacağı için seçimlere önümüzdeki devrede üzerinde çalışacağı mevzuları söylemiştir.

İnönü'nün beyanatı büyük alâka uyan­dırmış ve büyük samimiyet tezahürleri­ne vesile vermiştir.

Bundan sonra İnönü orta okula gelmiş, açılış merasiminde bulunmuş, sonra top­çu okulunu ziyaret etmitir.

—İstanbul:

Uneseo Millî Komisyonunun üçüncü ge­nel kurul toplantısı bugün saat İS te istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi doktora salonundamemleketimizin ta-

nınmış fikir, ilim ve sanat adamlarının iştirakiyle yapılmıştır. Toplantıyı Yönetim Kurulu Başkanı Ord. Prof. Dr. Tevfik Sağlam açmış ve otu­rum başkanlığına Prof. Enver Karal se­çildikten sonra Yönetim Kurulunun ça­lışmalarını ve Millî Komisyon Genel Ku­ruluna tekliflerini belirten rapor okun­muştur. Raporda Unesco merkezinin 1950 faaliyet programı esas tutularak yapılan çalışmalar ve Unesco ile ilgili memleket içi faaliyetler belirtilmekte idi.

Rporun okunmasını mütaakıp üyeler söz alarak raporun tümü üzerinde tenkit ve fikirlerini belirtmişler ve Genel Kurul, Yönetim Kurulu çalışmalarını incelemek üzere 4 komisyon halinde çalışmalarına devam etmiştir.

Millî Komisyonun manevi ve içtimai ilimler, kültürel münasebetler maddi ve müspet ilimler, fikir yayımı ve millî eğitim sahasındaki çalışmalarını inceli-yecek olan bu komisyonlar faaliyetleri­ne yarın sabah devam edeceklerdir.

—Bursa:

Bugün Uludağ'ın Güney tarafında en dik yamaçlarından büyük bir çığ müthiş bir gürültü ile dereye yuvarlanmıştır. Derede bir minare boyu kar yığını teş­kil eden Itrti çığ .geniş bir arazi üzerinde­ki yüzlerce çam ağacını da köklerinden kopararak bir hamur haline getirmiştir. Çığın gürültüsü civar köylerden duyul­muş ve halkı heyecana düşürmüştür.

40 seneden beri ilk defa vukua gelen bu çığ kayak sahalarında olmadığından başka hiç bir zarar vermemiştir. 40 yıl önce aynı bölgede buna benzer bir hâ­diseolmuştur.

24 Mart 1950

—Ankara:

Büyük Türk dehası Koca Sinan'ın 362 nci yıl dönümünü kutlamak üzere, İstanbul Teknik Üniversitesi Talebe Birliği, Türk yüksek mimarlar ve mühendisler birlik­leri İstanbul şubelerinin de iştirakiyle Teknik Üniversitede bir (Sinan Komite­si) teşkil edilmiştir. 9 Nisanda yapıla­cak (Mimar Sinan ve sanat günü ihtifali bu sene her senekinden daha par­lak bir şekilde kutlanacaktır. Bu ihtifal istanbul'da Süleymaniye'de ve Mimarlık Fakültesinde yapılacak, ayni' zamanda Edirne'de Selimiye'de yapılacak ihtifale İstanbul'dan çok kalabalık bir gençlik kütlesiyle iştirakedilecektir.

— Ankara:

Türkiye 'Millî Talebe Federasyonu Be­şinci Büyük 'Kongresi 27 Mart Pazartesi günü saat 16,30 da İzmir'de Ticaret ve Sanayi Odası salonunda açılacaktır. Ha­zırlıkları tamamlanmak için federasyon genel sekreteri Akmcan Şenyuva bugün izmir'e hareket etmiştir.

25 Mart 1950

— Ankara:

Başbakanlıktan tebliğolunmuştur: Türkiye Büyük Millet Meclisinin 24/3/950 tarihinde milletvekilliği seçiminin yeni­lenmesine karar verdiği, Seçim Kanu­nunun altıncı maddesi gereğince bütün vatandaşlara ilân olunur. Yeni seçim Mayısın 14 Üncü Pazar günü yapılacak­tır.

— Ankara:

Türkiye Millî Talebe Federasyonu Baş­kanı Can Kıraç Federasyon adına gü­reş ekiıbi ibaşkunı Vehbi Emre'ye güreş­çilerimizin başarılarını tebrik eden şu telgrafı göndermiştir:

Vehbi Emre Türk Güreş Ekibi Başkanı Stokholm

Güreşçilerimizin başarılarını candan kutlar gözlerinden öperiz.

Türkiye Millî Talebe Federasyonu Başkanı

— Ankara:

Bugün şehrimizde vukua gelen müessif uçak kazasında ölenlerin isimleri aşağı­dadır: Mücellâ Emir, Muzaffer Abacı, Jean Villengas (Yunan tebaası) Leon Hana-nel, Pevzi Sınmaz, îvan lakof(Bulgar

Konsolosluğu memurlarından) Petko Petkof (Bulgar Konsolosluğu memurla­rından). Bay ve Bayan Klıole (Amerükan tebaası), gürkan Gökçen (Başpilotun oğlu), Mr. Stewart (Devlet Hava Yolla­rında uzman (îngiliz tebaası), Remzi Gökçen (Bşpilot), İlhami Uçaner (pilot) Affan Beken (telsizci) Ekrem Oysu (makinist).

26 Mart 1950

— Ankara:

Bu sabah şehrimize gelen Amerikan Ordusu Kara Kuvvetleri Kurmay Baş­kanı Orgeneral Lawton ColUns, saat 16 da Amerika'nın Ankara Büyük Elçisi Mr. Wadsworth, General Mc Bride ve maiyetindeki yüksek rütbeli subaylarla birlikte Millî Savunma Bakanı Hüsnü Çakır'ı makamında ziyaret etmiştir.

General Collins, Bundan sonra General Mc Bride ve beraberindeki subaylarla saat 16,25 te Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nuri Yamut'u saat 16,35 te de Genel Kurmy Başkanı Orgeneral Ab-durrahman Nafiz Gürmen'i makamla­rında ziyaret etmiştir. General Collins'in Genel Kurmay Başka­nımızı ziyaretinde ikinci Başkan Orge­neral îzzet Aksalur ve Genel Kurmak Harekât Dairesi Başkanı Korgeneral Yümnü Üresni, Kara Kuvvetleri Komu­tanını ziyaretinde de Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Korgeneral Şahap Gürler hazır bulunmuşlardır.

27 Mart 1950

—Ankara:

Dünden beri şehrimizin misafiri bulu­nan Amerikan Ordusu Kara Kuvvetleri Kurmay Başkam General Lav/ton Col­lins, bu sabah saat 9 dan İ0,30 a kadar Amerikan Yardım Heyeti Ordu Grupu Başkanlığında tetkikatta bulunmuş, mü-taakiben Gülhane Askerî Tatbikat Oku­lu yanındaki Amerikan Dispenserini zi­yaret etmiştir.

—Ankara:

Eskişehir felâketzedelerine, Genel Yar­dım Kurulu eli ile bugün yapılan bağış­ların yekûnu16.001,91liradır.Ayrıca Kızılay vasıtasiyle 251,25 lira yardım yapılmıştır.

29 Man 1950

—İstanbul;

Bayazit umumi kütüphanesine ilâve edi­len yeni salonlar ve burada tanzim edi­len 40.000 cilt kitap, bugün saat 15 te Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu, Vali ve Belediye Başkanı Dr. Fahrettin Kerim GÖkay, Üniversite Profesörleri ve tanınmış fikir adamlarımızın iştirak ettiği bri törenle halkın İstifadesine açıl­mıştır.

—İstanbul:

tktisadi İşbirliği Türkiye İcra Komitesi Başkanı Russel Dorr dün saat 15,30 da Veli ve Belediye Başkanını Belediyedeki makamında ziyaret etmiştir. Russel Door, Valinin yanında bir buçuk saat kalmış ve istanbul'un Marşaî plânım a-lâkadar eden iktisadi meseleler üzerin­de görüşmüştür. Vali ve Belediye Baş­kanı gazetecilere şu açıklamada bulun­muştur:

Saym Russel Dorr istanbul'un dünya ça­pındaki önemini tebarüz ettirdikten son­ra Türkiye'ye ve bu meyanda istanbul'a faydalı olmakta çok duygulandığını bil­dirdi. İstanbul'a yapılacak Orel, soğuk hava deposu, pastörize süt fabrikası ve Çimento sanayimin genişletilmesi mev­zuları etrafında görüştük. Onlar Toprak Ofisle birlikte soğuk hava deposunun yeri üzerinde durduklarını ve vapurların doğruca yanaşabilecekleri ve ticaret merkezine yakın bir sahilde vücuda ge­tirilecek deponun ehemmiyetine işaret etti. Diğer taraftan şeMr estetiği 'ba­kımından belediyeye hak verdiğini söy­ledi. Ben kendisine bu husustaki selâhi-yetli arkadaşlarla görüşerek soğukhava deposu için düşündüğümüz yeri söyle­diğimi bildirdim. Ayrılırken iktisadi ve sosyal mevzular üzerindeki konuşmala­rımızda görüş birliği bulunduğu için çok memnun olduğunu ifade etti. Ben bir taraftan Belediyedeki arkadaşlar, diğer taraftan Devlet Bakanı Cemil Sait Bar-las'la temas ederek incelemelerde bulu­nacağım.

30 Mart 1950

—- Malatya :

Cumhurbaşkanı ismet inönü bugün sa­at 10.30 da Malatya'ya gelmiş, doğruca Halkevine giderek Seçim Kurulunca tâ­yin edilen meydanda söylediği nutkunda, ezcümledemiştir kî:

Azizvatandaşlarım,

Demokratik rejimin salim bîr istikamet­te ilerleyip feyiz getirmesi, iç politikada şiddet unsurunun tamamiyle itibardan düşmesine bağlıdır. Eğer bizim demok­ratik cereyanımız şiddet politikacıları­nın hâkim olması neticesini verirse, bu yüzden -mamleketin, başına gelecek olan fena şeylerin ölçüsü ve hesaibı yoktur. Seçmenler,

memleketi şiddet politikasına düşmek­ten korumalısınız.

Vatandaşlarım,

Demokratik rejimimizin' halini ve1 istik­balimi istikrara ve eımıniyete 'bağlamak için. Anayasada değişmeyi ve Anayasa teşkilâtının ve hükümlerinin ilme ve tecrübeye göre tamamlanmasını zarurî bul maktayım. Maüaltya'daki seçmenlere de bu fikrimi söylemek vazifemdir. Önü­müzdeki devrede iç politikada huzurun ve itimadın hürriyet rejimi ile, yeni Ana­yasa hükümleri içinde ve siyasî partile­rimizin tekâmülleri anasında feyizli bir surette temelleşmesi esas olacaktır. Eğer siain oylarınızla yeni devrede iktidarda kalaîbilirsek, benim, tahakkuk etmesini hedef tutacağım başlıca mevzu, huzur ve istikrarın, emin bulunmasına çalış­mak olacaktır. Hüküm, sizin kıymetli reyi erin izindir.

— Ankara :

Basın - Yayın ve Turizm Genei Müdürü Ahmet Şükrü Esmer, bugün basın, tem­silcilerine şu demeçte bulunmuştur :

Yemi seçimlerin yaklaşması münasebe­tiyle, radyolarımız haber bültenlerinde bıu .mevzuda ilıgiM demeçlere geniş ölçüde yer verilmekte olmasundan dolayı bazı gazetelerimizde, bu hareketin seçim ka­nununun radyo ile propagandaya müta-allik hükümlerine aykırı olduğuna dair yazılar çıkmıştır.

Milletlerarası Sözleşmeyi değiştiren protokol ve ekinin onanma­sı, müstehcen neşryat tedavülünün zecren men'ine dair imzalanmış olan an­laşmayı değiştiren protokol ve ekinin onanması hakkında kanun tasarısı, İş ve İşçi Bulma Kurumu kuruluş ve görevleri hakkındaki 4387 sayılı kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkındaki kanun tasarılarının da kinci mü­zakereleri yapılarak, kanunlukları kabul edilmştir.

Daha sonra gündemin birinci defa görüşülecek işler bölümündeki tasarıların müzakerelerine geçilmiş ve Devlet Memurları Aylıklarının Tevhit ve Tea­dülüne dair olan 3656 sayılı kanuna bağlı (1) sayılı cetvel ile değişiklik ve eklerinin Adalet Bakanlığı kısmında değişiklik yapılması hakkında kanun tasarısı ile Devlet Memurları Aylıklarının Tevhit ve Teadülü hakkındaki 3656 sayılı kanuna bağlı (1) sayılı cetvelin Adalet Bakanlığı ile Tapu ve Ka­dastro Genel Müdürlüğü kısımlarında değişiklk' yapılmasına ve kadastro mahkemeleriyle gezici mahkemelerin kaldırılması, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanhğı Kuruluş ve Memurları Kanununa bazı hükümler eklenmesine ve 4258 sayılı kanuna bağlı kadro cetvellerinin değiştirilmesine dair olan 4862 sayılı kanuna bağlı cetvellere bazı kadrolar eklenmesi hakkındaki kanun ta­sarısı ile Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı Kuruluş ve Memurları Kanunu­na bazı hükümler eklenmesine ve 4258 sayıh kanuna bağlı kadro cetvelinin değiştirilmesine dair olan 4862 sayılı kanuna bağlı cetvelde değişiklik yapıl­ması, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yunanistan Hükümeti arasında âk-tedilen Veteriner Sözleşmesinin birinci maddesinin birinci fıkrasının değiş­tirilmesi için teati olunan mektupların onanması, 5181 sayılı kanunla onanan Nevyork Protokolü ile hükümleri değişen Cenevre Anlaşmasında zikredil­meyen bazı ilâçların milletlerarası kontrole tabi tutulması hakkındaki Paris Protokolünün onanması, İller Bankası Kanununun 22 nci maddesine bir fık­ra eklenmesi, Türkiye ile Suriye arasında buğday satışı hakkında teati olunan mektupların onanması, Türkiye-Çekoslovakya Ticaret ve Ödeme Anlaşmala­rına bağlı mektuptaki listenin değiştirilmesi için mektup teatisi suretiyle ya­pılan anlaşmanın onanması, muhtaç çiftçilere ödünç tohumluk verilmesi hak­kındaki 5254 sayılı kanunun üçüncü maddesinin, İş Kazalariyle Meslek Has­talıkları ve Analık Sigortaları hakkındaki 4772 sayılı kanunla 5019 sayılı ka­nunun bazı maddelerinin değiştirilmesine ve 4772 sayılı kanuna bazı mad­deler eklenmesi hakkındaki kanun tasarıları ile Atatürk Anıt-Kabir inşasına dair olan 4667 sayılı kanuna ek kanun tasarısı ve İşçi Sigortaları Kurumu Ka­nununun bazı maddelerinin değştirilmesi ve bu kanuna bazı maddeler eklen­mesi hakkında kanun tasarısı ile Marshall Plânı (Avrupa. Kalkınma Progra­mı) çevresi dâhilinde elde edilecek yardımların bütçe ve Hazine hesaplarına

intikal şekline ilişik kanun tasarısı ilgili Bakanlar tarafından verilen ivedilik önergesi de kabul edilmek suretiyle kanunlukları kararlaştırılmıştır.

Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu da Millî Eğitim Bakanlığı teşkilâtı hakkındaki kanuna ek kadro cetvellerinde değişiklik yapılması hakkındaki kanun tasarısının bütçe ile lgili olduğunu ileri sürmüş ve tasarının gündeme alınarak ivedilikle müzakeresini istemiştir. Bu teklif kabul edilerek mezkûr tasarının ivedilikle müzakeresi yapılmış ve kanunluğu kabul edilmiştir.

Bahis mevzuu ancak Türk büyüklerinin türbeleridir. Eğer bir gün gayri memul olarak, muhal olarak bir Türk büyü­ğünün mezarı bir şeriatçılık hareketine merkez olursa - ki muhal sayıyoruz -Hükümet orayı kapatabilecektir. Kanunu öyle hazırlamıştır. Bu gibi ahvalde tabii bunları kapatmak Hükümetin salâhiyeti dâhilinde olacaktır. Maddenin teklif ettiğini şekilde kabulünü rica ederim.

Yusuf Kemal Tengirşenk (Sinop) — Hâdisenin böyle olduğu zapta geçmiş midir? Benim sözlerim de zapta geçmiş midir?

Başkan — Geçmiştir.

Bundan sonra tasarı ivedilikle oya sunulmuş ve kabul edilmiştir.

Büyük Mille Meclisi mütaakiben Posta Kanunu tasarısının müzakeresine baş­lamıştır. Müzakerelerin başında söz alan Ulaştırma Bakanı Kemal Satır, ta­sarının ivedilikle görüşülmesini rica etmiş ve bu dileği kabul olunmuştur. Posta Kanunu tasarısının 67 nci maddeye kadar olan bölümlerinin müzake­resi yapılmıştır. Gelecek oturumda tasarının müzakeresine devam edilecektir. Meclis yarın saat 15 te toplanacaktır.

B. M, Meclisinin 2 Mart 1950 tarihindeki toplantısı :

Ankara : 2 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Trabzon Milletvekili Raif Karade­niz'in başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman, Posta Telgraf ve Tlefon Kanunu tasarısının müza­
keresine devam edilmiş ve dünkü birleşimden bugüne kalmış olan bölümle­
rin konuşulması neticelendirilerek, tasarı kanuniaştırılmıştır.
Özel teşebbüs müstahdemleri hakkındaki kanun tasarısının tümünün Adalet
Komisyonuna havale edilmesine dair adı geçen komisyonun raporu okun­
duğu zaman, kürsüye gelen Denizli Milletvekili Hulusi Oral, tasarının Ça­
lışma, Millî Eğtim Komisyonlarında incelendiğni ve artık Adalet Komisyonu­
na havalesine lüzum kalmadığını söylemiş, Konya Mlletvekili Hulki Kara­
gülle ile Bursa Milletvekili Faik Yılmazipek, tasarının Adalet Komisyonunda
da incelenmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Tekrar söz alan Hulusi Oral,
bütün fikir ve beden işçilerinin bu kanunun çıkmasını beklediklerini belirte­
rek, tasarının Adalet Komisyonuna havale edilmemesi ve derhal müzakeresine
geçilmesi hususundaki görüşünde İsrar etmiş İse de Meclis, tasarının Adalet
Komisyonuna havalesini muvafık bulmuştur.Bundan sonra Erzincan'da yaptırılacak meskenler hakkındaki 5243 sayılı ka­nuna ek kanun tasarısı ve Bayındırlık ve Bütçe Komisyonları raporları okun­muştur. Bu mevzuda söz alan Erzincan Milletvekili Abdülhak Fırat, tasarıdaki 5 inci madde ile 8 inci maddenin birbirleriyle tezat halinde bulunduğunu ileri sür­müş, Kastamonu Milletvekili Muzaffer Akalın da, beşinci maddenin, yapıl­mış olan evlerin sahiplerine tahsis edilinceye kadar yapılacak olan muamele-rini tazammun ettiğini, halbuki 8 inci maddenin, evlerin sahiplerine teslimin-den sonra ödenecek taksite dair olduğunu ve bundan dolayı da bir tezadın mevzuubahis edilemiyeceğini söylemiştir. Tekrar söz alan Abdülhak Fırat, 5 inci maddenin bir de Adalet Komisyonunda incelenmesini istemiş ve bu tek­lif kabul olunmuştur. Mütaakıben tasarının diğer maddelerinin müzakeresi yapılarak, birinci görüşülmesi bitirilmiştir. İstanbul'da yayınlanan Rumca Hronos Gazetesi sahibi, Müdürü ve yazı işle­rini fiilen idare eden İstavro Zervopulos'un hükümlü olduğu cezanın affı hak­kında Adalet Komisyonu raporu okunmuş ve kabul edilmiştir. Yabancı memleketlerle geçici mahiyette ticaret anlaşmaları ve nrodüs viven-diler akdine ve bunların şümulüne giren madelerin gümrük resimlerinde de­ğişiklikler yapılmasına ve anlaşmaya yanaşmıyan devletler müvaredatına kar­şı tedbirler alınmasına yetki verilmesini dair olan 4582 sayılı kanunun yürür­lük süresinin uzatılması hakkında kanun tasarısı ve Ticaret Komisyonu ra­poru okunmuş ve kabul edilmiştir.

Büyük Millet Meclisi bundan sonra Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Bor­saları ve Türkiye Ticaret ve Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği hak­kındaki kanun tasarısının müzakeresine başlamış ve tasarının 24 üncü mad­desine kadar olan bölümleri kabul olunmuştur.

24 üncü maddenin kabulünden sonra Meclis 15 dakikalık bir dinlenme tatili yapmış ve saat 18 de Trabzon Milletvekili Raif Karadeniz'in başkanlığında tekrar toplanarak Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Borsaları ve Türkiye Ticaret ve Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği hakkındaki kanun ta­sarısının müzakeresine devanı etmiş ve birinci görüşmesini bitirmiştir. Daha sonra gündemin son maddesini teşkl eden Devlet Çelik ve Kimya En­düstrisi Kanun tasarısının müzakeresine geçilmiştir.

Bu konu münasebetiyle ilk sözü Hatay Milletvekili Eyüp Durukan almıştır. Eyüp Durukan, askerî fabrikaların İşletmeler Bakanlığına bağlanmasının doğ­ru olmadığını beyanla sözlerine başlamış ve hava, kara ve deniz kuvvetlerine ait fabrikaların birleştirilerek bunların tek elden idaresinin lâzımgeleceğini bildirerek idare vazifesinin de Millî Savunma Bakanlığına ait olması lüzumu­na işaret etmiştir.

Eyüp Durukan sözlerine devamla kanuna verilen isme de itiraz ederek değiş­tirilmesini ve «Asfa Kanunu» olarak isimlendirilmesini istemiştir. Başkan Raif Karadeniz, tasarının müzakeresi münasebetiyle daha söz almış dört kişinin bulunduğunu fakat vaktin de gecikmiş olduğunu bildirmiş ve saat 19 da Meclis yarın saat 15 te toplanmak üzere oturumuna son vermiştir.

B. M. Meclisinin 3 Mart 1950 tarihindeki toplantısı :

Ankara : 3(A. A. ) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Sinop Milletvekili Cevdet Kerim İncedayı'mn Başkanlığında toplanmıştır.

Bugünkü oturumda da dünkü toplantıda müzakeresine başlamış olan Dev­let Çelik ve Kimya Endüstrisi Kanun Tasarısının görüşülmesine devam edilmiştir.

Bu davetiye üzerine vekiliyle birlikte savcılığa müracaat ede­rek o tarihte Ankara'da Zafer adlı bir gazete çıkarma teşebbüsü olduğunu ve bu gazetenin idare vazifesinin kendisine verildiğini ve İstanbul'daki evini ve orada okumakta olan çocuğunu Ankara'ya nakletmek mecburiyetinde ol­duğu için bu ilânım derhal infaz edilmesi halinde vâzıı kanunun bu husus­taki gayesinin üstünde ağır bir netice tevellüt edeceğini ileri sürerek Ceza Usulü Kanununun savcılara vermiş olduğu takdir hakkını kullanmasını ve cezanın infazının tehirini istemiştir.

Savcı, vaziyeti tetkik etmiş, ibraz edilen vesaika bakmış, cezanın infazını, hakkı kanunisine dayanarak, tehir etmiştir.

Bu üç ayın hitamında Mümtaz Faik Fenik, İstanbul Bakırköy Akıl Hasta-hanesinden almış olduğu bir roporu ibraz ederek sağlık durumu itibariyle kendisinin cezaevinde bulunması hayatı için katı bir tehlike teşkil edeceğini ve 6 ay cezanın tehiri lâzım geleceğini natık bu raporu savcılığa vermiştir. Bu rapor İstanbul'daki Adlî Tıp Meclisince de aynı şekilde mütalâa edil­miştir. Bu rapor üzerine Cumhuriyet Savcılığı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunundaki hükme göre Mümtaz Faik Fenik'in cezasının üç ayın hitamı tarihinden itibaren altı ay daha tehirine karar vermiştir. Bu müddet 30/11/1949 tarihinde bitmiştir. Bu tarih gelip te altı aylık tehir kararının müddeti bitince Mümtaz Faik Fenik Ankara Numune Hastahanesi Sağlık Kurulunda almış olduğu bir rapor ibraz etmiştir. Bu rapora göre cezanın cezaevinde infazının hayatı için tehlikeli olacağına ve bu cezanın infazı hu­susunun dört ay daha tehiri icabedeceği yazılı idi. Bu rapor üzerine Müd­deiumumilikçe cezanın yeniden tehiri için bir karar alınmamış ve Numune Hastahanesi Heyeti Sıhhiyesinden şu mualler sorulmuştur: Cezanın infazı bir ceza eyinde mümkün değilse revirinde veya bir hastanenin mahkûmlara ait kovuşunda da çektirilmesi mümkün değil midir? Bu soru üzerine Nu­mune Hastanesi Heyeti Sıhhiyesince verilen cevapta, hapishanenin revirinde cezası çektirilenıez, iki taraflı akciğer veremine musaptır ve koh basil ifraz etmektedir etrafındakiler için tehlikeli olur fakat eğer istanbul Hapishanesi Hastanesindeki veremlilere mahsus koğuşta sıhhi tesisat mevcutsa cezası orada çektirilebilir demişti. Bu cevap üzerine Savcı İstanbul Savcılığına mü­racaat etmiş ve hapishane nakil muameleleri Bakanlıktan geçtiği için keyfi­yeti Bakanlığa da yazmıştı. Mahallinden o tarihte alman cevaba göre, 9 ya­taktan ibaret olan İstanbul Cezaevi Hastanesinin veremlilere mahsus koğu­şunda boş yatak olmadığı ve sıhhi şerait bakımından bazı noksanlar bulun­duğu bildirilmiş ve bu arada yatak açılıncaya kadar geçecek devre içinde noksanların tamamlanması için istenen tahsisat da ayrıca verilmiş ve bu su­retle sıhhi noksanlar da tamamlanmıştır.

Mümtaz Faik Fenik'in cezasının 4 ay tehiri hakkındaki raporu üzerine C. Savcılığınca tehir kararı verilmemiş, ancak İstanbul Hapishanesi Hastane­sinin veremliler koğuşunda bir yatağın açılmasına intizar edilmiştir. Zanne­derim, bu aym 25 inde İstanbul C. Savcılığında» Ankara C. Savcılığına ge­len bir yazıda hastanede bir yatağın boşaldığı ve sıhhi şeraitin tamam olduğu bildirilerek Mümtaz Faik Fenik'in İstanbul'a şevki istenilmiştir. Bunun üzerine hükmün infazı için kendisinin İstanbul'a şevki istenmiştir. Bunun üzerine Cumhuriyet Savcılığı kendisine davetiye çıkarmış ve iki günde me­hil- vermiştir, iki günün hitamında kendisi İstanbul'a sevkedilerek, diğer kendisi gibi aynı vaziyette bulunan veremlilere mahsus koğuşta bugün cezası infaz edilmekte bulunmuştur.

Şu noktayı da Büyük Meclisin ıttılaına arzetmek isterim ki, mahkûmun ve­kili, kanunun kendilerine verdiği hakka istinaden, hükmü ittihaz etmiş olan mahkemeye müracaat etmiş ve ilâmın infazı muamelesinin usulsüzlüğünden, kanuna uygun olmadığından bahis ile bu kararın refini istemiştir. Esas hük­mü'vermiş olan İkinci Asliye Ceza Yargıçlığı vaziyeti tetkik ederek, savcı­lıkça yapılan muamelede kanuna uymayan bir nokta olmayıp, kanuni va­zifelerini yapmaktan ibaret olduğu neticesine varmış ve taleplerini reddet­miştir. Bu karar acele itiraza tabi olan kararlardandır, bu karara karşı ilgi­liler acele itiraz yoluna müracaat ettikleri takdirde üst merciler bu meseleyi tetkika ve nihai bir şekilde bir karara bağlamak mevkiindedirler.

Bu izahatımdan sonra arkadaşımızın asil mühim olan sualine şu noktayı da cevap olarak arzetmek isterim.

Ceza Mahkemleri Usulü Kanununun maddei mahsusası Mümtaz Faik du­rumunda bulunan mahkûmlar hakkında savcılıkça eşit olarak tetkik edil­mektedir.

Heyeti sıhhiyece, sağlık durumları itibariyle cezalarının hapishanede infazı hayatı için katı tehlike olduğuna dair rapor mevcut olduğu halde hapishane­ye konulmuş herhangi bir mahkûm mevcut değildir. Mümtaz Faik Fenik hakkında ilk raporda bir mutlakıyet mevcut olduğu için kendisi ceza evine gönderilmişti, ikinci alınan rapor üzerine, sorulan suale Sağlık Heyetince verilen cevaptaki, cezaevinin veremlilere mahsus kısmında sıhhi şartları haiz ise cezasının çektirileceği kaydına istinaden, Mümtaz Faik Fenik, cezaevinin veremlilere mahsus koğuşuna sevk edilmiştir. Tatbikatımız itibariyle iş ta­mamdır. Şimdiye kadar bütün mahkûm vatandaşlar hakkında yapılmış olan muamele aynen Mümtaz Faik Fenik hakkında da tatbik edilmiştir. Bunun ötesine arkadaşımın sorduğu bazı suallere Adalet Bakanlığını mu­hatap addetmemekteyim.

Bu durumda olan bir adam nasıl gider orduda propaganda yapar, şunu ya­par, bunu yapar bu bizim iştigal sahamız ve üzerinde duracağımız bir mevzu değildir.

Bir vatandaş hakikaten ağır hasta olabilir, bütün mühlik neticeleri göze ala­rak şurada burada politik faaliyette bulunabilir, intihap mücadelesine işti­rak edebilir. Bunlar doğrudan doğruya kendi şahsını ilgilendiren hususlar­dır. Bizim resmî muamelelerimize esas teşkil eden hususlar, salahiyetli mer­cilerin kanun dairesinde verdikleri kararları yine kanun dairesinde tatbik etmektir.

Soru sahibi Muhittin Baha "Pars Bakana verdiği tatminkâr izahatfan dolayı teşekkürlerle söze başlamış ve kendisinin Mj_mtaz Faik Fenik'e herhangi bir husumeti bulunmadığını ifadeden sonra önergeyi vermekteki kasdmm Mümtaz Faik Fenik'in durumunda bulunup da cezaevlerinde cezalarını çek­mekte olanların dahi sıhhi durumlarının sıkı bir şekilde kontrole tabi tutul­masını teminden ibaret olduğunu ifade etmiştir. Adalet Bakanı Fuat Sirmeıı tekrar kürsüye gelmiş mahkûmiyetinden evvel tıpkî Mümtaz' Faik Fenik gibi bir rapor İbraz ettiği halde hapishaneye gön­derilmiş tek bir vatandaşın mevcut olmadığını söylemiş ve cezanın infa­zına başladıktan sonra da sıhhi durumu vehamet gösteren mahkûmlara Ce­za Muhakemeleri Usulü Kanununun hususi hükümlerinin tatbik edilmekte olduğunu kaydetmiştir. Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu'nun Ceyhan İlçesi su işinin ne durum­da olduğu hakkındaki sözlü sorusuna İçişleri Bakanı Emin Erişirgil cevap vererek Ceyhan İlçesi su İşinin ihale edilmiş olduğunu ve zanettiğine göre mütaahhidin işe dahi başladığını söylemiştir. Sinan Tekelioğlu da kendisinin önergeyi verdiği sırada su işinin halledilmiş olduğunu bildirerek Bakana teşekkür etmiş ve işin bir an evvel intacı lüzu­muna işaret etmiştir.

Gündemdekidiğer sözlüsorularilgilisorusahiplerininMeclisteüstüste iki oturum hazır bulunmamaları sebebiyle gündemden düşülmüştür. Meclis Çarşamba günü saat 15 te toplanacaktır.

B. M. Meclisinin 8 Mart 1950 tarihindeki topîantıss :

Ankara; 8 (A. A.J

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Baskanvekillerinden Raif Karadeniz'in başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman Devlet Bakanı Cemil Barlas, gelen kâğıtlar ara­sında turizm meselelerini teşvik kanun tasarısının mevcut olduğunu söyliye-rek bu kanunun bu devrede şıkarılması lüzumu üzerinde durmuş ve bu ta­sarının incelenmesi için, İçişleri, Ticaret, Maliye ve Bütçe Komisyonlarından üçer üye alınmak suretiyle bir komisyon kurulmasını istemiş ve bu dilek ka--bul olunmuştur. Bundan sonra gündemdeki maddelerin müzakeresine geçilmiştir.

Kısa bir müddet için mezuniyet almış olan Devlet Bakanı Başbakan Yardım­cısı Nihat Erim'e Devlet Bakanı Cemil Sait Barlasın vekillik edeceğine dair Cumhurbaşkanlığı tezkeresi okunmuştur.

Haklarında ivedilik kararı verilen işlerden Erzincan'da yaptırılacak mesken­ler hakkındaki 5243 sayılı kanuna ek kanun tasarısının Adalet Komsyonuna . gönderilen 5 inci maddesi henüz geri gelmediğinden, tasarının müzakeresi ge­lecek oturuma bırakılmıştır.

ikinci defa görüşülecek işlerden İstanbul'da yayınlanan Rumca Hronos Gaze­tesi sahibi, müdürü ve yazı işlerini fiilen idare eden İstavro Zervopulos'un hükümlü olduğu cezanın affı hakkında. Adalet Komisyonu raporu okunmuş ve kabul edilmiştir.

Daha sonra Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Borsaları ve Türkiye Ticaret ve Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği ile Devlet Çelik ve Kimya En­düstrisi hakkındaki kanun tasarılarının da ikine müzakereleri yapılmış ve kanunlukları kabul edilmiştir.

Gündemin birinci defa görüşülecek işler bölümündeki maddelerin müzakere­leri, tasarılar henüz dağıtıldıkları için yapılamamış ve Meclis Cuma günü sa­at 15 te toplanmak üzere oturuma son vermiştir.

B. M. Meclisinin 8 Mart 1950 tarihindeki toplantısı :

Ankara: 8 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisinin bugünkü oturumunda Bayındırlık Bakam Şevket Adalan, Eskişehir'deki sel felâketi hakkında şu beyanatı yapmıştır :

Arkadaşlar, teessüfle arzedeyinı ki, Eskişehir'de büyük zararlara ve bir çok vatandaşların açıkta kalmasına sebep olan bir taşkın felâketi vukua gelmiş­tir. 5 Mart 1950 tarihinde havaların birdenbire ısınması ve buna fazla yağmur­ların da katılmasiyîe dağlardaki karlar erimiş, gerek Porsuk Çayı gerekse bu­nun iki kolu olan Kargın ve Sarisu dereleri âfet halinde taşkın yapmışlardır. Her üçü bir kaç saat fasıla ile saniyede 150 şer metreküp su getirmişlerdir. Porsuk Çayı kendi yatağında taşkın suları tutmuş olmasına rağmen diğer iki yan dere Eskişehir civarında birleşerek taşkın felâketine sebep olmuşlardır. Bilhassa Sarisu eski yatağından taşmak suretiyle istasyon civarındaki bir çok mahalleleri istilâ etmiştir. Bu mahallelerde kerpiçten yapılmış olan evlerin bir kısmı suların tesiryle dağılarak yıkılmışlardır.

Şmdiye kadar yapılan tesbite göre, yıkılmış olan evlerin sayısı 2524 ü bul­muştur. Açıkta kalan vatandaşların sayısı 18128 dir. Rasat istasyonlarından suların kabardığını önceden haber alındığı için vilâyet önceden gerekli emni­yet tedbirlerini almış ve suların basması muhtemel olan mahallerde oturan vatandaşları durumdan haberdar etmiştir. Bu suretle can kaybının önü alın­mıştır. Yalnız dört kişi kaza neticesi olarak kendilerini sulara kaptırarak kay­bolmuşlardır. Vilâyet, ordu birlikleri, D. D. Yolları, Şeker Şirketi ve diğer müesseseler ile işbirliği yaparak bütün imkân ve vasıtalardan faydalanarak su altında kalmış olan mahallelerdeki vatandaşları tahliye etmişler ve açıkta kalan vatandaşları istasyonda bulunan 500 e yakın vagonlara, boşaltıl­ması mümkün olan binalara ve bütün okullara, camilere, halk odalarına ve halkevlerine yerleştirmişlerdir. Halen açıkta kalmış hiç bir vatandaş kalma­mıştır. Ayrıca bir ihtiyat tedbiri olmak üzere 1200 ev daha boşaltılmıştır. Bo­şaltılan ve nakledilen vatandaşların sayısı 28.000 olup bir günden daha az bir zaman zarfında taşıma ve yerleştirme işi tamamlanmıştır. Ankara, İstanbul ve civar il ve ilçelerden yapılan yardımlarla felâketzede halkın iaşe ihtiyaçları zamanında sağlanmıştır. Bu vatandaşların yarısından fazlasına da bu günden itibaren sıcak yemek verilmektedir. Yarın akşama kadar da sıcak yemeğe kavuşmamış kimse kalmıyacaktır. Hasta olanlar da hastanelere kaldırılmış ve teşkil edilen sağlık ekipleri ile bütün bu vatandaşların sıhhi durumları ince­lenmiştir. Salgın hastalıkların önlenmesi için lâzım gelen bütün sağlık tedbir­leri de alınmıştır. Bazı gazetelerde felâket görmüş vatandaşların kendi mu­kadderatları ile başbaşa bırakıldıkları ve aç, susuz bekleştiklerî yolunda gö­rülen yayınlar hakikate uygun değildir. Felâket görmüş vatandaşların ızdırap-larmın bir politika mevzuu yapılarak istismar edilmesi cidden esef edilecek bir şeydir. (Doğru, doğru sesleri)

Dünden beri sular alçaîmağa başlamıştır. Su altında kaian bir çok yerlerden sular çekilmiştir. Ancak istasyon civarında alçak olan bazı mahallerden sular henüz çekilmiştir. Sular tamamen çekildikten sonra teşkil edilecek ekipler vasıtasiyle gözden geçirilerek maili inhidam olanlar derhal yıktırılacaktır.

Geçen sene olduğu.gibi Porsuk Barajı bu sene de.kendsine düşen vazifeyi yapmış ve felâketin büyük ve devamlı olmasına mâni olmuştur. Sağlık Bakanı arkadaşım da bugün Eskişehir'e gitmişlerdir. Kendileriyle bi­raz evvel konuştum, bütün tedbirlerin alındığını ve durumun normalleşti­ğini bana bildirdiler. Şimdilik verilecek malûmat bundan ibarettir.(Geçmiş olsun sesleri)

B. M. Maclisinin 10 Mart 1950 tarihindeki toplantısı :

Ankara: 10 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te BaşkanvekiUerinden Sinop Milletvekili Cevdet Kerim İncedayı'nın başkanlığında toplanmıştır. Oturum açıldığı za­man, sözlü soruların müzakeresine geçilmiştir. İlk önce Hatay Milletvekli Suphi Bedir Uluç'un Hatay bölgesinde soğuklardan donan narenciye, Malta eriği ve zeytin ağaçlarının yeniden yetiştirilmesi için ne düşünüldüğüne dair Tarım Bakanlığından sözlü sorusuna cevap veren Tarım Bakanı Cavit Oral, don ve soğuktan zarar gören bahçe sahiplerine kredi açılması hususunda Zira­at Bankasına emir verilmiş olduğunu belirtmiş ve Dörtyol'daki portakal fidan­lığından Hatay ve havalisine önümüzdeki sene için fidanlar tevzi edileceğini söylemiştir.

Kars Milletvekili Tezer Taşkıran'm, İran'da çıkan sığır vebası salgınının mem­leketimiz hayvanlarına sirayet etmemesi için ne gibi tedbirler alındığına dair Tarım Bakanlığından sözlü sorusuna cevap veren Tarım Bakanı Cavit Oral, sığır vebasının memleketimize girmemesi için, İran hududunda tedbirler alın­dığını ve bu mmtakalarda aşı ve' serumların da hazırlanmış olduğunu ifade eylemiştir.

Eskişehir Milletvekili Abidin Potuoğlu'nun, yazlık ekim için çiftçiye tohum­luk ve hayvan yemi verilip verilmiyeceğine dair Başbakanlıktan sözlü soru­suna cevap veren Tarım Bakanı Cavit Oral, 1948-49 yılı içinde tohumluk te­mini için 12 milyon lira Ödenek ayrılmış olduğunu beyanla, bu paranın karşılığı olan 143.062 ton tohumluğun muhtaç çiftçiye dağıtılmış olduğunu ifade etmiştir. Soru sahibi Abidin Potuoğlu ise, Hükümeti bu meselede alâka göster­memekle itham eylemiş, tekrar kürsüye gelen Tarım Bakam Cavit Oral, Ba-kanlığının bu hususta elinden gelen gayreti gösterdiğini ve tohumluk ihtiya­cının her yerde tatmin olunduğunu belirtmiştir.

Bundan sonra Afyon Karahisar Milletvekili Gl. Sadık Aldoğan'ın, muhtelif partilere mensup vatandaşların siyasi toplantılarda izhar ettikleri siyasi fi­kir ve kanaatler ile muhalif gazete başyazarları hakkında yapılan kovuştur­maya dair Başbakanlıkta sözlü1 sorusuna cevap vermek üzere kürsüye gelen Adalet Bakanı Fuat Sirmen şu açıklamayı yapmıştır:

Muhtere markadaşlar, Anayasanın ve İnsan Hakları Beyannamesinin düşün­
me, yayın hususundaki hükümleri Yüksek Heyetin malûmu olduğu üzere yi­
ne Anayasanın 68 inci maddesi ve İnsan Hakları Beyannamesinin 29 uncu
maddesi mucibince diğer^,şahısların hürriyet es&slariyle ve bir cemiyetteki
ahlâk ve nizam kaidelerini çerçeveleyen kanun hükümleriyle kayıtlanmıştır.
Anayasada ve İnsan Hakları Beyannamesinde yazılı olan bu hürriyetler tak­
dir buyurursunuz ki hudutsuz ve keyfî mahiyette değildir.
Bu sebeple memleketimizde Anayasanın teminatı altında bulunan fikir ve
yayın hürriyetini İhlâl eden herhangi bir hareket kazai ve adlî mercilere ya­
pılmış değildir.

Bunun dışında soru sahibi bir milletvekilinin, beyanatının gazetelerde der­cinden dolayı gazete sahibinin takibata mâruz kılınması doğru mudur diye ikinci bir sual sormaktadır. Bu noktaya da cevabım,şu olacaktır: Bir milletvekilinin beyanatının gazetel erde tekrarıo beyanatın suç teşkiledip etmemesine ve bur.u gazetedeyayınlayan şahsın maksat ve" kaanatine göre mahkemelerde takdir edilebicek bir husustur.

- Maruzatım bundan ibarettir.

Adalet Bakanının açıklanmasından sonra söz alan soru sahibi, söz ve yazı hürriyetinin, çıkarılmış olan' kanunlarla, ortadan kalktığı iddasım ileri sürmüş ve vatandaşın, Cumhurbaşkanını, Hükümeti tenkit edememesi bir dudumun Anayasaya muhalif olduğu fikrini ileri -sürmüş ve Bakanın kendi sözlü sorfusuna cevap vermediğini söylemiştir. Tekrar kürsüye gelen Ada­let Bakacı Fuat Sirmen şöyle demiştir:

Muhterem arkadaşlar, Afyonkarahisar Milletvekilini dikkatle dinledim. Öy­le tahmin ediyorum ki, ilk huzurunuza çıktığım zaman söylediğim sözler, önergesinde madde tâyin etmiyerek, umumi ifadelerle üç noktada toplandığı hususları cevaplandırıyor.

Kendileri şimdi buraya çıktılar, benim verdiğim cevapları asla kaale al­madan ve önergelerinde mevzuubahis edilen hususların da dışına çıkarak bir çok şeyler söylediler. Şimdi bu sözlere cevap vereceğim. Yalnız kendile­rine cevap vermeden evvel bir noktaya işaret etmek istiyorum ve kendileri de itiraf ettiler. Bunu bütün millet huzurunda bu kürsüden ifade etmekten de ayrıca zevk ve fahir duyuyorum.

Adalet Bakanından sonra kürsüye gelen Sadık Aldoğan, Adalet Bakanının, Anayasanın 69 uncu maddesinden değil yalnız 68 inci maddesinden bahsettik­lerini öne sürmüş ve biraz evvel serdettiği fikirlerinde İsrar etmiştir.

Mütaakıben söz alan Adalet Bakanı buna da cevap olarak demiştir ki: Arkadaşlar,

Aldoğan galiba benim sözlerimi dinlemedi. (Dinledi amma anlamak isteme­di sesleri) 69 uncu maddeden bahsetmediler, dedi. Ben uzun uzun bahsettim, hattâ misal da getirdim.

General Sadık Aldoğan (Afyon Karahisar)

— Eşit kanundan. Eşit kanun­dan Adalet Bakanı Fuat Sirmen (devamla)

— Bir topluluk içinde bir şahsa diğer şahıstan farklı muamele yapılmaz diyor kanun. Bu, kanun, bir şahıs hakkın­ da başka, diğer bir şahıs hakkında başka, diğer bir şahıs hakkında başka tür­lü ceza tatbik edilemez demektedir. Yoksa bir topluluğu tahkir eden adamaüç ay ceza verihrse o topluluk ordu olursa bu takdirde beş ay ceza verilir demek eşit muameleye aykırı değildir. Bu itibarla Devlet Başkanlığına, Dev­
let Başkanı kim olursa olsun, tecavüzde bulunmak şu cezayı müstelzimdir
dendiğinde eşit muameleye ve 69 uncu maddeye aykırı hareket edilmiş olmaz.
Misal getirdim, şu adama tecavüzde bulunmak, onun sıfatı, mevkii nazara a-
hnmaksızm dikkate alınırsa 69 uncu maddeye aykırı olur, dedim. Bu gün
İnönü'dür, yarın biri, öbürgün de başka biridir. O mevkide kim bulunursa,
o mevkide muhalif, muvafık kim bulunursa bulunsun o sandalyada bulundu­
ğu takdirde ona hürmet etmek medeni topluluğun bir şiarıdır. Çünkü devle­
tin mümessilidir ve başıdır.

Türk Bayrağını ele alınız, Türk Bayrağına saygısızlık suçtur. Bayrağa kar­şı duyulan saygı lâalettayin bir metre kumaş için de aynı mıdır? Türk Bay­rağı gibi devletin başında bulunan adam da kim olursa olsun ona hürmet et­mekmecburiyeti vardır ve saygısızlık suçtur.

Ordu topluluğuna, kaza kuvveti topluluğuna ve B. M. B. ne karşı ve onun , namına icrayi elinde tutan hükümete karşı tecavüzde bulunanları ceza ka­nunları muayyen ölçülerle tecziye etmiştir. -Bunun Anayasa ve İnsan Hakla­rına aykırılığı nereden çıkar?

Dediler ki, tenkitten dolayı takibatta bulunuluyor. Tenkitten değil. Her gün çarşaf çarşaf gazete sütunlarında hükümet icraatım tenkit eden yazılar çı­kıyor ve vazifelerini yapıyorlar. Vazife bakımından gözümden kaçabilecek noktaları göstermesi bakımından bunlardan memnun oluruz. Amma tenkit kü­für etmek ağız dolusu küfür savurmak, muayyen topluluğa karşı ithamkâr sözler söylemek değildir. Söylenen sözler tenkit hududu içinde kaldığı halde herhangi bir takibata maruz kalmış bir şahıs dahi gösterebilir misiniz? Böyle bir şey yoktur. Amma kahvelerde ve şurada burada belki de sizden Örnek alarak kanunun çizdiği ölçüleri aşıp suç sahası içine girmiş olan vatandaşlar olursa adlî organlarımız harekete geçeceklerdir ve geçmeleri tabiidir. Bu hu­susta söylenen bir söz tenkit sahası içinde midir, yoksa tecavüz sahasına mı girmiştir? Bunları burada konuşarak halletmeğe imkân yoktur. Bunların icine girerek mânasına nüfuz ederek takibata geçen adlî organlarımızdır. Nihai olarak da kararını verecek olan mahkemelerimizdir.

Bütün bunlar içinde sizin, kanunlarımızda doğru görmediğiniz hususlar var­sa, bunların tadili için tekliflerinizi hükümet kadar hak sahibi olarak bir mil­letvekili sıfatiyle buraya getirirsiniz. Büyük Millet Meclisi tetkikat yapar, düzeltmeye lâyık görürse düzeltir. Yoksa burada İnsan Hakları çiğnendi, A-nayasa şu oldu, bu oldu diye, söz söylemek, zannediyorum ki fayda verm-. zarar verir ve Meclisin zamanını israf etmekten başka bir mahiyet arzetmez. Benim maruzatım bundan ibarettir.

Bundan sonra birinci defa görüşülecek işlerin müzakeresine geçilmiştir. Bu mevzudan olarak, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca 13 Şubat 1946 tari­hinde kabul edilen ve üye devletlerin tasdikma sunulan «Birleşmiş Milletlerin Ayrıcalık ve Muafiyetlerine dair Sözleşme» ye Türkiye Cumhuriyeti Hükü­metinin katılması hakkında kanun tasarısı ve Dışişleri, Millî Savunma, Tica­ret, Gümrük ve Tekel, Maliye ve Bütçe Komisyonları raporları okunmuş, ka­bul edilmiştir.

Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Ekonomik İşbirliğine dâhil memle­ketlerle akdolunan Borçlanma, Bağış, Ödeme ve Takas Anlaşmaları gereğin­ce hariçten ithal olunacak mallardan menşe şahadetnamesi aranmaması ve bunlara ahdî gümrük resmi tenzilâtı uygulanması hakkında kanun tasarısı ve Bütçe Komisyonu raporu okunmuş, kabul edilmiştir.

Çoruh Milletvekili Dr. Cemal Kazancıoğlu'nun, köy bütçelerinden yapılacak inşaat mütaahhitlerinden kazanç ve buhran vergileri alınmaması hakkında kanun teklifi ve Milî Eğitim, İçişleri, Maliye ye Bütçe Komisyonları raporları okunmuş, kabul edilmiştir.

İsparta Milletvekili Kemal Turan ve dört arkadaşının, İsparta Gülyağı Fab­rikasının Tekel İdaresince İsparta Belediyesine devri hakkında kanun teklifi ve Gümrük ve Tekel ve Bütçe Komisyonları raporları okunmuş ve kabul edilmiştir.

Büyük Millet Meclisi mütaakıben Çiftçiyi Topraklandırma hakkındaki 4753 sayılı kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesine ve bu kanuna bazı hü­kümler eklenmesine dair kanun tasarısı ile Trabzon Milletvekili Mustafa Re­şit Tarakçıoğlu'nun, yayla ve meraların köylerin tüzelkişiliklerine tahsis kı­lınması veya kamulaştırılmaları hakkında kanun teklifinin müzakeresine baş­lanmıştır.

Tasarının tümü hakkında söz alanlardan Seyhan Milletvekili Ahmet Remzi Yüreğir, bu tasarının bir inkılâp eseri sayılacağını belirterek sözlerine başla­mış ve memlekette yapılacak olan bir toprak reformunun sosyal ve ekonomik sahada sağlıyacağı gelişmeleri saymış, ancak 1945 yılında çıkmış olan bu ka­nunun iki sene müddetle tetkik edildiğini söyliyerek bu tetkik müddetinin çok fazla uzamış olduğu kanaatini izhar eylemiştir. 1947 yılında tatbik mev­kiine konan bu kanunun, üç sene zarfında ancak 40 bin topraksız yurttaşa, Devlet arazisinden toprak temin edebildiğini belirten hatip, memleketimizde 8 milyon köylünün topraksız bulunduğunu ileri sürerek, bu tevzi temposu ile gidildiği takdirde ancak 500 senede bu vatandaşların toprak sahibi olacak­ları fikrinde bulunmuş ve bu müddetin de çok uzun olduğunu sözlerine ilâ­ve etmiştir. Ahmet Remzi Yüreğir bundan sonra, tasarının 17 nci maddesine temas ederek, buna göre eşhas elindeki toprakların tevzie tabi tutulmıyaca-ğını söylemiş ve böylece kamulaştırma işinde adaletsizliğe doğru gidilmiş ol­duğunu beyan eylemiştir.

Amasya Milletvekili Ali Kemal YiğitoğTu, kamulaştırmada toprak sahipleri­ne bırakılacak âzami miktar ile kamulaştırmanın değerleri mevzuları üzerin­de durmuş ve tadil işinin, tesbit edilen esasların çok dışına çıktığını ve böy­lece kanunun prensiplerini bozduğunu söylemiştir.

Denizli Milletvekili Kemal Cemal Öncel de topraklandırılacak köylüye veri­lecek olan krediyi mevzuubahis etmiş ve bu hususta Hükümetin pek hassas davranmasını istemiştir. Manisa Milletvekili Muammer Alakant, tasarının iki bin dönüme kadar olan araziyi mutlak surette tesahup İmkânını bahşettiğini ileri sürmüş ve bunun da mülk hakkına bir tecavüz sayılacağı fikrinde bulun­muştur.

Manisa Milletvekili Şevket Raşit Hatipoğlu, tadil tasarısının -arazi işletmesi ve iktisadi kriteryum bakımından hatalı olduğunu söylemiş ve dağıtma işi­nin yalnız Hazine arazisine münhasır kalmasiyle, kanunun prensiplerine ve. ruhuna aykırı hareket edildiğini ileri sürerek tasarının encümene geri veril--meşini stemiştir. Kütahya Milletvekili Ahmet Tahtakılıç da aynı fikre işti­rak etmiştir. Erzincan Milletvekili Sabit Sağıroğlu, Muğla Milletvekili Ne­cati Erdem,Seyhan MilletvekiliSinan Tekelioğlu, tadil tasarısını müdafaa ederek, bunun hakkaniyete ve adalete doğru atılmış bir adım olduğunu söy­lemişler ve Şevket Raşit Hatipoğlu'nun iddialarını reddetmişlerdir. Tasarının tümü hakkında başka söz alan milletvekilleri bulunduğundan ve vaktin de gecikmiş olmasından dolayı, saat 19.30 da bugünkü birleşime^ son verilmiştir. Büyük Millet Meclisi Pazartesi günü saat 15 te toplanacaktır.

B. M. Meclisinin 13 Mart 1950 tarihindeki toplantısı :

Ankara: 13 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Bingöl Milletvekili Feridun Fikri Dü-

şünsel'in başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman söz alarak kürsüye gelen Denizli MlletveMli Hulusi Oral, Eskişehir'deki su taşkını dolayısiyle Kocaeli Milletvekili Sedat Pek ve Kırşehir Milletvekli Sait Koksal ile birlikte Eskişehir'e, giderek felâkete uğ­rayan vatandaşları gördüklerini bunlardan yüzde doksan beşnin işçi olduğunu söylemiş ve işçiler ile diğer vatandaşların Büyük Millet Meclisinin ve Hükü­metin .kendileri hakkında gösterdiği sevg, saygı ve muhabbeti hürmetle se­lâmladıklarını ve bu hususa karşılık olarak saygılarının Meclse iblâğını rica ettiklerini bildirmiş ve kendisnin bu vazifeyi ifa ettiğini ilâve etmiştir.

Mütaakıben tekrar söz alan Kütahya Milletvekili Hakkı Gedik evvelki,müta­lâasında İsrar etmiş, Cemil Sait Barlas ise cevaben şunları söylemiştir :

Efendim, bir rakam tashih edeceğim. Çünkü bilhassa hususi teşebbüs erbabı­na Marshall Yardımından iki milyon dolar yardım yapılıyor diyorlar.

Hakikaten tenkit buyurdukları ve sanayiciliğe ayrıldığını söyledikleri iki mil­yon dolar yalnız çimento için ayrılmış bulunmaktadır. Geçen sene 22 milyon dolar ve bu sene de 14 milyon dolar ziraate verdik. Bu dolarlarla memlekete hususi teşebbüs vasıtasiyle ziraat makina ve aletleri getirilecek ve köylüye bunlar tarafından kredi ile verlecektir.

Köylüyü halktan kastetmiyorlar ki bu dolarlardan bunların istifade ettikle­rini söylemiyorlar. Köylü, hususi teşebbüs bundan istifade etmektedir.

Arzettiğim gibi iki milyon doları yalnız çimento için ayırdık, bir milyon 800 bin dolar daha ayrılması için teşebbüste bulunduk. Bizim imkânlarımız budur.

Balıkesir Milletvekili Eminüttin ÇelikÖz'ün Körfez mıntakasında zeytincilik enstitüsü tesisi, Edremit'teki tapulu ve tapusuz zeytinliklerin köylüye dağitil-rnası ve Zeytincilik Kanunu tasarısının ne vakit Meclise getirileceği hakkın­daki ikinci sözlü soruya da Tarım Bakanı Cavit Oral cevap vermiştir.

Cevit Oral demiştir ki:

Körfez mıntakasında bir zeytincilik enstitüsünün kurulmasına dair Bakan­lıkça alınmış bir karar yoktur. Zeytincilik Kanunu Bakanlıklara sunulmuş­tur. Bunlardan cevap alınmış olup halen Maliye Bakanlığınca tetkik edil­mektedir. Bu tetkikler bittikten sonra Meclise sevkedilecektir. Bakandan sonra Balıkesir Milletvekili Emünittin Çeliköz Körfez bölgesinde bir zeytincilik enstitüsünün açılmasının zaruri bulunduğunu ifadeden sonra zeytinciliğin yurt kalkınmasındaki önemine işaret etmiş ve Zeytincilik Ka­nunu tasarısının bir an evvel Meclise şevkini istemiştir.

Tarım Bakanı Cavit Oral kendilerinin hükümet olarak zeytincilik konusunda gayet hassas davrandıklarını, bunun için bir kongre dahi topladıklarını bil­dirmiş ve kanunun hazırlanmasında âzami hassasiyetin gösterildiğini de ifa­deden sonra mümkün olduğu kadar kısa bir zamanda tasarının Meclise gön­derileceğini bildirmiştir.

Daha sonra Erzincan'da yaptırılacak meskenler hakkındaki 5243 sayılı kanu­na ek kanun tasarısının müzakeresine başlanmış ve geçen oturumda temlike dair olup ta bir kere daha incelenmek üzere komisyona havale edilmiş olan 5 inci madde görüşülerek bu tasarı kabul edilmiştir.

Bu maddenin müzakeresinde Kütahya Milletvekili Ahmet Tahtakıhç söz al­mış ve Hükümetten, bu tasarı çıktıktan sonra Erzincan'da yaptırılacak evler hakkında herhangi bir noksan tarafın kalmıyacağı hakkında teminat istemiş­tir. Bayındırlık Bakanı Şevket Adalan bunun üzerine şunları söylemiştir :

Efendim, arkadaşımın suali bu tasarının tümüne taallûk etmektedir. Kendi­leri Bütçe Komisyonunda üyedirler, tasarının incelenmesi sırasında bulunma­dılar. Tümü konuşulduğu zaman da bulunmadılar. Şimdi tümüne taallûk eden, bu madde ile ilgisi bulunmayan bir sual soruyorlar. Bununla beraber cevap vereyim:

Bu kanun kabul edildikten sonra tamamiyîe ihtiyacı karşılayacağımızı ümit ediyoruz ve buna kani bulunuyoruz.

Bu binaların pahalı olduğuna temas ettiler. Bütçenin heyeti Umumiyesi ko­nuşulurken yine bu mesle mevzuubahis oldu. O zaman da verdiğim cevapta rakamlar zikrederken bu binaların pahalı olmadığını ve ihtiyacı karşılayacak şekilde olduğunu arzetmiştim.

Mütaakıben gündemin birinci defa görüşülecek işler bölümünde bulunan An­kara Üniversitesi kuruluş kadroları, askerî hastabakıcı hemşireler hakkında­ki kanunun 2 nci ve 6 ncı maddelerinin değiştir ilmeği, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetiyle Birleşik Amerika Devletleri Hükümeti arasında imza edilmiş olan anlaşma gereğince temin edilen paraların kullanılmasına dair anlaşma­nın onanması, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetiyle Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti Hükümeti arasında Ankara'da imzalanan Yugoslavya'daki Türk emlâk ve menfaatlerinin tazminine müteallik protokl ve eklerinin onanması, Hava Müdafaa Genel Komutanlığının kaldırılması hakkındaki kanun tasarı­ları diğer maddelere tercihan ve ivedilikle müzakere ve kabul edilmişlerdir. Mütaakıben Cuma günkü toplantıda müzakeresine başlanmış fakat yarım kalmış olan Çiftçyi Topraklandırma hakkındaki kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkındaki kanun tasarısının müzakeresine başlanmıştır. Bu konuda ilk sözü Van Milletvekili İbrahim Arvas almış ve yürürlükte bu­lunan kanunun 17 nci maddesinin tatbikattaki aksaklığından bahsederek bu maddeyi değiştirdiğinden dolayı Hükümete teşekkür etmiştir. Manisa Milletvekili Şevket Eaşit Hatipoğlu ise bir evvelki oturumda vâki olan beyanatına karşı yapılan tenkit ve ileri sürülen mütalâaları etraflı bir şekilde cevap vermiştir.

Bundan sonra söz alan İstanbul Milletvekili Ah Rıza Arı, tasarıya ortaklık yapılmaması kaydının ilâvesini, Sinop Milletvekili Cevdet Kerim İncedayı, büyük çiftlikler arazisi icindek köylerin köylüye mal edilmesi hakkında ayrı bir madde konulmasını istemişlerdir.

Mütaakıben oturuma 15 dakika ara verilmiştir. Meclisin ikinci oturumunda söz alanlardan Erzincan Milletvekili Sabit Sağıroğlu, Seyhan Milletvekili Ka­sım Ener, Şevket Raşit Hatipoğlu'na cevap vermişler, Kütahya Milletvekili Ahmet Tahtakılıç ise tasarının, tekrar gözden geçirmek üzere komisyona ha­vale edilmesini ileri sürmüştür. Ahmet Tahtakıhç'tan sonra kürsüye gelen Bursa Milletvekili Abdurrahman Konuk, Adalet Komisyonu adına konu­şarak, tasarının hukuk bakımından açıklanmasını yapmış, Tarım Komisyonu adına söz alan Manisa Milletvekili Yaşar Özsoy da, tarım cephesinden tasa­rıyı izah etmiştir.

Vakit gecikmiş olduğundan saat 20 de Meclis bugünkü birleşimine son ver­miştir. Büyük Millet Meclisi yarın saat 15 te toplanacaktır.

Bununla beraber 4753 sayılı Toprak Kanunu mânası, mefhumu ve espri ve prensipi ile Cumhuriyet Halk Partisinin bu memlekette ortaya koyduğu işler arasında en ciddî ve esaslı eserlerden birisini teşkil etmektedir. Ve ilânihaye de Öyle kalacaktır. Çünkü bu kanunla istihdaf edilen gaye o kadar büyük o derece' şümullü ve öyle bir kutsiyet ifade eder ki, buna karşı bu memlekette hiç bir kimsenin itiraz etmesine ve ses çıkarmasına vicdanın müsaade edece­ğini tasavvur etmek pek güç görülür.

Evet kanunun isthdâf ettiği gaye bu memleketin gerçek efendisi olan toprak­sız .ve toprağı yetmiyen Türk köylüsünü topraklandırmak, onu ev, yurt, ocak sahibi yapmak, onu istihsal hayatına karıştırmak ve onu yuvasında mesut kılmak, ona vatanında müstakil ve efendi bir hayat sağlamak. Bilmiyorum bir millet hayatında bundan daha güzel, daha ulvî ve şaheser ne olabilir. Ve bu işin hizmetinde çalışanlar için bundan büyük bir vicdan, huzuru ve vic­dan zevki bulunabilir mi?

Evet arkadaşlarım, Türkiye'de tam hazırlığımızı yapmamış olmamıza rağmen bu topraklandırma kanunu sosyal, politik, ekonomik ve ziraat şartlarımızla bir zaruret halini almıştı. Türkiye'de topraksız köylü kadar toprak sahibi çiftçi de bir toprak nizamının çeşitli yönlerden fayda ve ehemmiyetini takdir ediyor, bir çok faktörlerin tesiri altmda geri kalmış memleket ziraaü içinde, toprak tasarrufundaki uygunsuzluk ve düzensizliğin bir an önce derpiş edil­mesini lüzumlu kılıyordu. Şu halde Toprak Kanunu çeşitli hâdiselerin getirip önümüze koyduğu bir emrivâkidi. Fakat bu çeşitli hâdiseler ve vak'alar içinde bilhassa memleketimizde milyonlarca nasipsiz Türk köylüsünü dağ başların­da, kıraç ve kurak yerlerde tabiat zenginliklerinden mahrum bir halde kendi hallerinde, tabiat ve hâdiselerin çeşitli tecellileriyle kendi mukadderatlarına terketmek bizim gibi inkilâpçı bir neslin ve vatandaş kadir ve kıymetinin ne demek olduğunu bilen milliyetçi ve halkçı bir rejimin hiçbir zaman ihmal edeceği bir iş olamazdı. Bu sebeple ve bu düşünce iledir ki, toprak meselele­rini eski devirlerin rakabet rejimlerinin hudutsuz ihtiraslarına ve tabiat ni-zamlariyle, liberal prensip ve telâkkilerin oluş ve gidişine bırakamazdık, ni­tekim de bırakmadık. Toprak işlerini nizamlayıcı ve ayarlayıcı tedbirlere baş­vurduk.

İşte bugünkü Toprak Kanunu böyle bir düşüncenin ve böyle bir memleketçi ve halkçı bir zihniyetin mahsulü olarak doğmuştur. Ve bütün vatandaşların malıdır. Ancak her kanunda olacağı ve tatbikatla anlaşılacağı gibi bu 4753 sayılı kanunun da bazı sivri tarafları görülmüştür. Zman ve hâdiseler bunu gösterdiği içindir ki, bu sivri taraflarını tashih etmek ve düzeltmek lüzumu hissedilmiştir.

Bu tashihde ise hâkim olan zihniyet böyle mühim ve hayatî bir reformun hukukî bir düzen içinde ve içtimaî muvazene ve adalet hislerine ve kaide­lerine uygun olarak memleketin sosyal ve ekonomik inkişaflarının da gÖz-önünde tutulmasiyle daha faydalı ve hayırlı sonuçlar vereceği kanaatmdan ileri gelmiştir.

Zira takdir buyurursunuz ki, tahmini rakkamlara, mesnetsiz hesaplara hatta

şahsî görüş ve hislere ve hele muayyen bir bölgenin intiba ve tazyiklerine dayanarak harekete geçmenin ve teşebbüs almanın o memleket ziraatini bir çıkmaza götüreceği inkâr götürmez bir realitedir.

O halde biz bu neticelere göre iki vaziyet karşısında kalıyoruz demektir. Bunlardan birincisi, Türkiye'nin bugünkü köy ekonomisinin istediği ve öz­lediği ve millet ekonomisi için yaratılması bir zaruret halini alan.köylü tipi­nin bir kaç dönümle avutulması doğru olmıyan ve kuracağı küçücük, cılız ve cüce işletmelerle memleket iktisadiyatına bir yük yapılması ihtimali olan insan değil, bilâkis köy ve millet ekonomisi içinde kendisine yarayışlı memlekete faydalı istihsalcı ve varlıklı bir tip yaratmak vazife ve mesuli­yetidir. Zira toprak dağıtımında rasyonel bir sistem tatbik edilmediği tak­dirde vücuda gelecek cüce işletmelerin gümrah ve verimli bir ziraat geliş­mesine engel olacağı hepinizin yüksek malûmudur. Ve bu realitenin bazı mmtakalarımızacıklı sıkıntılarımda bugünçekmekte bulunmaktadır.

İkincisi ise, memleketimizde takip etmekte olduğumuz ekonomik kalkın­mamız için çok büvük önemi olan istihsal politikamızın izahı teşkil eder.

Muhterem arkadaşlarım,

Türkiye'nin karkterini toprağı ile ve insanı ile ziraatçı olrak hem de koyu bir ziraatçı olarak ifade etmiş olmamıza reğmen bugünkü Türkiye her sa­hadaki istihsal kapasitesinin henüz eşiğinde ve başlangıcında bulunmaktadır, dersek mübalağa etmiş olmayız zannederim.

Bu hususta Yüksek Heyetinize bazı rakkamlar verilmekte fa}^da umarım.

de hububat istihsalâtımiz 9.041.660 ton iken

da hububat istihsalâtımız o.150.790 tona düşmüştür.

de binde 11 artışa göre nüfusumuzun 19.916.146 olacağına göre 8.660.000
olması lâzım.

1955 de binde 11 artışa göre nüfuzumuzun 21.635.898 olacağına göre 9.378.000

ton olması lâzım.

1960 da ayni artışa göre nüfusumuzun 22.218.607 olacağına göre 10.466.000

ton olması lâzım.

Görülüyorki,Türkiye bugün ihracatşöyle dursun bizzat kendi yemeklik

vesair hububat ihtiyacını bile güçlükle karşılar bir durumdadır. Kaldı ki

çaşitli mahsulleri arasında hububat gıda maddesi, yem maddesi olarak başta

gelmekte ve çiftçi nüfusunun %82 sinin de%70 ini nerede ise hububatçı

müstahsil teşkil etemektedir.

Şimdi biz yukarda arzettiğim nüfus artışına ve birde ihracat yapmak zaru­retine göre hesaplarımızı yürütecek ve istihsal kapasitemizi de ona göre ayarlamak istiyecek olursak Türkiye'nin büyük bir istihsal problemi ve dâ­vası karşısında bulunmakta olduğunu kolaylıkla anlamış oluruz. Evet öyle bir istihsal problemi ki bir taraftan artan nüfusu ile birlikte artmakta olan kendi yemeklik vesair ihtiyacını karşılayacak, diğer taraftan da ucuz mali­yetli ve iyi kaliteli bol istihsali ile dünya pazarlarına satıcı olarak iştirak etmek imkânlarını sağlıyacak.

Şimdi Yüksek Heyetinize memleket realitesi bakımından tarım politikamız içinde köylüyü topraklandırmağa verdiğimiz önemi izah etmiş ye bunun ya-nmda yine memleket gerçekleri zaviyesinden istihsal politikamızın hedef ve gayelerini kısaca belirtmiş bulunu3'orum.

Yalnız ben orta işletmenin mâna ve mahiyeti hakkında biraz da ilim ve işlet­mecilik bakımından kısaca bir izahata bulunmağı faydalı saymaktayım.

Bugün ziraat ilminde iki kere iki dört eder kabilinden küçük, orta ve büyük işletmeler avantajlı durumun hangi işletmenin lehine olduğu katı olarak ilmî bir karara bağlanmış değildir. Ancak bu işletmelerin şekli ve birinin diğeri­nin aleyhine olarak inkişafı her memleket ziraatinin bünye tezahürleriyle hendisini hissettiregelmiştir. Bakarsanız bu üç sistem bazı memleketlerde ahenkli yürümüştür. Bazılarında ise bilhassa sosyal dâvalrm tazyiki altında küçük işletme tezahür etmiştir. Tabii Sovyet Rusya'da ve onun peyki olan memleketlerdeki politik ve zoraki toprak reformları bunun dışındadır. Çün­kü Sovyet Rusya'daki cebrî toprak parçalaması dünyanın hiç bir medeni memleketinde tatbik edilmemiştir ve edilemez. O başka bir âlemdir. Komü­nist âleminin mezhep ve tarikatlariyle demokrat memleketlerin hayat ve in­sanlık telâkkilerinin bağdaşmasına ise imkân tasavvur edilemez. Bununla be­raber Sovyet Rusya'da dahi parçalanmış olan küçük arazi işletmecilik bakı­mından büyük çiftlikler haline getirilme siyaseti güdülmektedir.

Türkiye'ye gelince, bizde de bugünkü realite küçük işletmenin kahir bir ek­seriyetini ifade etmektedir. Gerçi elimizde 1945 te Toprak Kanunu çıkarılır­ken sarih ve sahih, bir istatistikî malûmat yoktu. Bugün de var denemez. Bu hususta katî ve sarih malûmatı tabiatiyle bu yıl yapılacak olan zirai istatis­tikle Öğrenmek kabil olacaktır. Ancak derme çatma da olsa bugün elimizdeki mevcut rakamlar memleketimizde küçük işletmenin üstün vaziyetini açıkça göstermektedir-. Bakınız mevcut malûmata göre :

Mülk

Her çeşit

DÖnürn

Toprak

sahiplerinin

Kapladıkları

mülklerin

genişlik

sayısı

nispeti

saha

ortalaması

5000 dekar

418

0.01

6.400.000

15.000

500-5000 arası

5.764

0.23

17.200.000

3.000

500 den 2.493

dekardan aşağı

000

99.76

149.180.000

60

Şimdi 4753 sayılı kanunla büyük işletmeyi de tamamen ortadan kaldırdığımız gozönünde tutulursa o zaman netice şu oluyor. Türkiye'de % 99,5 nispetinde

küçük işletme yüzde yarım, haydi bilemediniz yüzde bir nispetinde de orta iş-leşme kalıyor demektir. Bizde de böyle olması lâzımdır. Eğer Toprak Kanununu verimli ve neticeli bir tarzda tatbik etmek istiyorsak, iç iskân politikasını da beraber yürütme­miz zarureti vardır.

Bugün orman içinde39421.101.514

Orman kenarında35321.503.088

image001.gifimage002.gifYekûn56742.604.602

6574 köyde 2.804.602 Türk vatandaşı orman içinde ve orman kenarında mu­kadderatın pek de yüzlerine gülmiyen cilvelerine terk edilmiş bir durumda­dır. Halleri perişandır. Nafakaları bir merkep yükünün veya da kendi sırtın­da taşıyabileceği odun ve çalının temin edeceği bir kaç kuruşa bağlıdır. Yine memleketin şurasında ve burasında hayat tarzı ancak yokluk ve yoksullukla ifade edilebilecek bir çok vatan çocukları mevcuttur. Bunları kaderin kötü cilveleriyle kendi hallerine bırakmak nasıl mümkündür?

Şu halde yapılacak iş devletçe malî fedakârlığı ve icap eden teşkilât ve kül­feti gözÖnüne alarak iç iskân işlerini de beraber yürütmeye teşebbüs etmek­tir. Çünkü bu sayede Toprak Kanununu kolay tatbik etmek kabil olacaktır. Hükümetiniz geçen yıllar bütçe konuşmalarında ve Büyük Meclisten mülhem olarak iskân politikasını ele almaya kararvermiştir ve bu maksatla İskân Umum Müdürlüğü ile Toprak Umum Müdürlüğünü birleştiren tasarıyı da Büyük Meclise sunmuştur. Bu tasarı Bütçe Komisyonunda müzakere edilmiş ve gündeme alınmak üzere de başkanlığa takdim edilmiştir. Bu tasarı da yük­sek tasvibinize mazhar olursa o zaman Toprak Kanununu bugünkünden da­ha kolaylıkla ve daha süratle tatbik etmek mümkündür, yalnız sırası gelmiş­ken şu ciheti belirtmek isterim ki, Hükümet iskân işinde hiç bir vatandaşı zörhyacak değildir. Yalnız gönlü ile, rızasiyle mümbit ve mahsuldar arazi­lerde iskânlarını talep edenleri iskân etmeğe çalışacaktır. Fakat daha şimdi­den bu talepte bulunan bir çok vatandaşlarımız olduğunu da söylemek icap eder. Bu dediğimiz olduğu takdirde Türkiye'de topraklandırma işlerinin Yü-reğir arkadaşımızın söylediği gibi 500 yılda değil 30-40 yıl içinde tahakkuk et­tirmek imkân dâhiline girmiş bulunacaktır. Bu ise uzun bir müddet sayılamaz. Zira bizden çok zengin, daha çok imkânlara sahip memleketler bile bu muaz­zam işin içinden ancak böyle uzun bir devre içinde plânlı, programlı ve sis­temli çalışmakla çıkabilmişlerdir. Yoksa ben Türkiye'de topraklandırma dâ­vasını üç beş senede gerçekleştirebilecek hiç bir kuvvet, hiçbir teşkilât ve hiçbir parti tasavvur edemiyorum. Bunun aksini söyliyenler varsa demagoji yapmış olmaktan ve vatandaşı kandırmak suretiyle huzursuz ve rahatsız bir duruma sokmaktan başka bir şey yapmamış olurlar. Bu itibarla Ahmet Tah-yakılıç arkadaşımızın, bizim toprak ve orman mevzularında politika yapılma­ması ve demagojik bir hava yaratılmaması husuusndaki kanaat ve zihniyeti­mize iştirak etmiş olmasından sevinç duyduğumuzu belirtmek isterim. Yalnız bir buçuk senedir Meclis komisyonlarında müzakere ve münakaşa mevzuu olmuş olan bu tasarının tekrar komisyona iade edilmesi teklifine iştirak ederaem. Çünkü biz Toprak Kanununu politik bir mevzu olarak anlayan ve ele alan insanlardan değliz. Bunu bir memleket problemi, bir vatan dâvası, bir millet dâvası olarak gören ve anlayan insanlardanız. Bunun için de kanunun çıkması ve tatbikata eskisinden daha kuvvetli bir enerji ve azimle ve daha plânlı ve programlı olarak geçilmesini istiyoruz. Çünkü Türk köylüsünü top­rak sahibi yapmak, onu kendine ve memlekete bugünkünden daha verimli bir hale getirmek, ,_onu yuvasında müreffeh ve mesut kılmak dâvasının inan­mış insanları olarak bu sahada yapabileceğimiz naçiz hizmetlerin gecikmesin­den ancak üzüntü ve endişe duyarız. Ve biz Türk köylülerini topraklandır­mak imtiyazını kimsenin edebiyatına bırakamayız. Bu kanun milletin malı ol­muştur ve hakikî sahibi millettir. Bu husustaki karar Yüksek Heyetinizindir.

B. M. Meclisi'nin 14 Mart 1950 tarihindeki toplantısı :

Ankara: 14 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Trabzon Milletvekili Raif Karadeniz'in başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman söz alan Eskişehir Milletvekili Kemal Zeytinoğlu, Eskişehir sel felâketzedelerine yardım sağlayacak olan bir kanun teklifi ha­zırlamış olduğunu söylemiş ve bu tasarının bir geçici komisyonda incelenmesi isteğinde bulunmuştur. Devlet Bakanı ve Başbaksn Yardımcısı Vekili Cemil Sait Barlas ise, hükümetin de bu mealde bir teklifinin mevcut olduğunu beyan eylemiş, bunun üzerine her iki tasarının teşkil olunacak bir geçici komisyonda incelenmesi karar altına alınmıştır.

Bundan sonra gündemdeki maddelerin müzakeresine başlanılmıştır. Rize Milletvekili Hasan Cavit Belül'ün öldüğüne dair Başbakanlık tezkeresi okun­muş ve merhum için saygı duruşunda bulunulmuştur.

Balıkesir Milletvekili Eminüttin Çeliköz'ün, Orman Kanununa ek 3444 sayılı kanunun birinci maddesinin yorumlanmasına dair olan önergesinin geri ve­rilmesi hakkındaki önergesi de kabul olunmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi 1949 yılı Aralık ve 1950 yılı Ocak ve Şubat ay­ları hesabı hakkındaki Meclis Hesaplarını İnceleme Komisyonu raporu okun­duktan sonra, Çiftçiyi Topraklandırma hakkındaki 4653 sayılı kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesine ve bu kanuna bazı hükümler eklenmesine dair kanun tasarısının müzakeresine devam edilmiştir. Tasarının tümünün konu­şulması esnasında ileri sürülen tekitlere Tarım Bakanı Cavit Oral, metnini ayrıca verdiğimiz, geniş bir açıklamada bulunmuş ve sorulan suallere cevap vermiştir.

Bakandan sonra kürsüye Tekirdağ Milletvekili Ziya Ersin Cezaroğlu gelmiş ve tasarının ihtiva ettiği esasların müdafaasını yapmıştır. Seyhan Milletvekili Ahmet Remzi Yüreğir de, kendisinin ileri sürmüş olduğu tenkitlere cevap ve­ren Bakanla, toprak tevzii mevzuunda hemfikir olduğunu, yalnız dağıtma isi­nin çok geç yapıldığı mütalâasında bulunduğunu belirtmiştir.

Bundan başka, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Ekonomik İşbirliği­ne dâhil memleketlerle akdolunan borçlanma, bağış, ödeme ve takas anlaşma­ları gereğince hariçten ithal olunacak mallardan menşe şahadetnamesi aran­maması ve bunlara ahdî gümrük resmi tenzilâtı uygulanması hakkında kanun tasarısı ve Bütçe Komisyonu raporu da okunarak açık oya sunulmuş ve ka­bul edlimiştir.

Çoruh Milletvekili Dr. Cemal Kazancıoğlu'nun, köy bütçelerinden yapılacak inşaat mütaahhitlerinden kazanç ve buhran vergileri alınmaması hakkında kanun teklifi ve Millî Eğitim, İçişleri, Maliye ve Bütçe Komisyonları raporları ile İsparta Milletvekili Kemal Turan ve dört arkadaşının, İsparta Gülyağı Fabrikasının Tekel İdaresince İsparta Belediyesine devri hakkında kanun teklifi ve Gümrük ve Tekel ve Bütçe Komisyonları raporları da okunmuş ve kabul edilmiştir.

Büyük Millet Meclisi mütaakıben Çiftçiyi Topraklandırma hakkındaki 4753 sayılı kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesine ve bu kanuna bazı hüküm­ler eklenmesine dair kanun tasarısının müzakeresine devam etmiştir.

Tasarının geri kalan maddeleri üzerindeki bu konuşulmalarda Seyhan Millet­vekili Sinan Tekelioğlu'nun, Hazineye ait arazi üzerinde oturanlar hakkında ne düşünüldüğüne dair sorusuna Tarım Bakanı Cavit Oral, cevap vere­rek, zaten 5433 sayılı Devlet Çretme Çiftlikleri Kanununda da bu hususta bir maddenin mevcut olduğunu söylemiş ve Hazineye ait olan toprakları fu-* zuli olarak işgal edenlerin, buralardan çıkarılacağını bildirmiştir. Bundan son­ra Sinop Milletvekili Cevdet Kerim İncedayı tarafından verilmiş olan ve ta­sarıya eklenmesi istenen maddenin müzakeresine geçilmiştir. Bu madde bu kanun yürürlüğe girdikten on yıl önce büyük çiftlikler içinde köy haline gel­miş olan evlerin ve tesislerin bu evleri ve tesisleri kuranlara ait olması» hu­suslarını ihtiva etmekteydi. Van Milletvekili İbrahim Arvas ile Erzincan Mil­letvekili Sabit Sağıroğlu teklif edilen maddenin reddedilmesini istemişler, İs­tanbul Milletvekili Ali Rıza Arı, Bolu Milletvekili İhsan Yalçın, Maraş Millet­vekili Emin Soysal ise maddenin lehinde konuşmuşlardır.

Neticede, Cevdet Kerim İncedayı'nm önergesi kabul olunmuş ve madde tasa­rıya 8 inci madde olarak ithal edilmiştir. Bundan sonra, tasarının 3 üncü geçici maddesi, «çiftçiliğe yarar bir hale getirilen topraklar» cümlelerinin ilavesi için, komisyona gönderilmiş, ve mütaakip maddelerin de müzakeresi yapılarak ta­sarının birinci görüşülmesi bitirilmiştir.

Büyük Millet Meclisi bundan sonra Tapulama Kanunu tasarısının müzakere­sine başlamıştır.

Tasarının tümü hakkında söz alan Balıkesir Milletvekili EmÜnittin Çeliköz, bu tasarıyı getirmesinden dolayı Hükümete teşekkür etmiş, Seyhan Milletve­kili Ahmet Remzi Yüreğir, bu tasarının tasarruf ve mülkiyet emniyetini sağ-hyacağım belirtmiş, ancak kadastro işlerinin daha çabuk bitirilmesi dileğin­de bulunarak, tasarıda tâyn edilen zaman içinde 3 şehir yerine 6 şehrin ka­dastrosunun yapılmasını istemiş ve böylece memleket dahilinde tapulama iş­lerinin on senede bitirilebileceğine işaret eylemiştir.

Bu zaruret takdir, eden sayın Hükümet Başşehirde bir genel yardım heyeti teşkilini tensip ve teşvik eylemiş ve buna bağlı olmak üzere Içişlleri Bakan­lığının 11/3/1950 gün ve Özel Kalem 1/134 sayılı telgrafiyle her yerde ma­hallî komiteler kurulmasını tebliğ etmiş bulunmaktadır.

Ankara'da, Kızıay Genle Merkezinde ve Diyanet İşleri Reisi A. Hamdi Ak­seki'nin başkanlığında çalışmakta bulunan (Eskişehir felâketzedelerine Ge­nel Yardım Heyeti), ilk iş olarak yardım komitelerinden aşağıdaki hususla­rın sağlanmasını rica etmektedir:

1 — Komitelerin işe başladığı güne kadar, çevrelerinde, muhtelif dernekler ve hususi topluluklarla şahıslar tarafından toplanmış bulunan yiyecek, giye­cek eşyası, ve diğer yardım malzemesinin cins, boy itibarile tasnif edilmiş olarak hiç bekletilmeden ve doğrudan doğruya Eskişehir'deki Yardım Heyeti Başkanlığı adına gönderilmesi,

Giyecek eşyasından kullanılmış olanların etüvden geçirilmesi, buna imkân bulunmıyan yer ve hallerde bu gibi eşya ambalajlarının iç ve dışına (etüv-lenmemiştir) işaretinin konulması,

Bu suretle Eskişehire şevki sağlanan eşya ve yiyeceğe ait tam tafsilâtlı ve komitece tasdikli bir listenin Ankara'daki Genel Yardım Heyeti Başkanlı­ğına gönderilmesi,

2— Yardım komiteleri işe başlar başlamaz, hamiyetli halkımızın para ve
eşya bağışları ancak bu komiteler veya onların teşkil edeceği talî komiteler
tarafından ve mahallî Kızılay şubesinden alınacak makbuzlarla toplanacak­
tır.Kızılayşubelleriihtiyacagöregenelmerkezlerindenmakbuzgetirte­
ceklerdir.

Bu eşya ve yiyecek maddeleri de bekletilmeksizin doğrudan doğruya Es­kişehir'deki Yardım Komitesi adına sevk olunacaktır.

— Evvelce toplanıp da henüz sevkedilmemis ve bundan böyle toplanacak
olan paralar mahallî Ziraat Bankasile, Ziraat Bankası olmryan yerlerde pos­
ta vasıtasile - Eskişehir FelâketzedelerineGenel Yardım Heyeti adına açıl­
mış bulunanhususihesabakaydolunmaküzereAnkara'daKızılayGenel
Merkezine havale olunacaktır.

— Toplanan para, illerde 5.000 lira, ilçelerde 1.000 lira ve bucaglarda 500
lira miktarına yüseldikçe derhal Ankara'ya gönderilecek ve toplananpara

miktar itibariyle ne kadar az olursa olsun bir haftadan fazla bekletilmiyecektir.

5— Her para havalesi, yalnız Ankara'daki Genel Yardım Heyetine hem de
Eskişehir'deki Yardım Komitesine bildirilecektir.

6 — Genel Yardım Hey etile mahallî yardım komiteleri arasında temas im­kânının kolaylıkla sağlanabilmesi için, vilâyetleri dâhilinde kurulmuş bulu­nan komiteler başkanları isimîeriylle komite adresi en kısa zamanda bir yazı ile Genel Yardım Heyetine bildirilecektir.

Hayırlı mesainizde tam bir başarı dilerim.

B. M. Meclîsinin 17 Mart 1950 tarihindeki toplantısı :

Ankara : 17 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Başkanvekillerinden Bingöl Millet­vekili Feridun Fikri Düşünsel'in Başkanlığında toplanmıştır.

Meclis, Bugünkü gündemde bulunan maddelerin müzakeresine geçerek, Kars İli ile Bayazit, Erzurum ve Çoruh illerinin bazı parçalarında muhacir ve sığıntıların yerleştirilmesine ve yerli çiftçilerin topraklandırilmasma dair olan kanunda değişiklik yapılması hakkındaki kanun tasarısını açık oyla ka­bul etmiştir.

Bundan sonra İskân ve Toprak İşleri Genel Müdürlüklerinin birleştirilmesi hakkında kanun tasarısı İle Gümüşhane Milletvekili Tahsin Tüzün'ün Top­rak İşleri, İskân ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüklerinin birleştiril­mesi hakkında kanun teklifi görüşmesine 10 uncu maddeden itibaren devam edilmiştir. Bu maddede gösterilen Umum Müdürlük kadrosuna Bursa Mil­letvekili Abdurrahman Konuk tarafından bazı ilâveler yapılması teklifi ve verdiği önergesi oya sunulmuş, dikkate alınarak madde tetkik edilmek üzere Bütçe Komisyonuna havale edilmiştir.

Müteakiben, Muhasebei Umumiye Kanununa ek Kanun Tasarısına geçilmiş, ivedilik hakkında verilen önerge kabul edildiği için maddelerin müzake­resine başlanmıştır. İstenilen küçük tadili de Bütçe Komisyonu muvafık bul­muş ve tasarı açık oya sunularak kabul edilmiştir.

Tekirdağ Milletvekili Ziya Cezaroğlu'nun, tarım makineleri ve pulluklarla tarımda kullanılan her nevi aletler, araçlar ve bunların yedek parçalarından gümrük resmi alınmaması hakkında kanun teflifi müzakeresine geçilmiş ve bu mevzuda söz alan İzmir Milletvekilli Ekrem Oran, memleket dâhilinde imal edilen pulluğun kâfi olmadığını, hariçten pulluk getirmek zaruretinde olduğumuzu söylemiş, bir Önerge vererek pulluk ve diğer ziraat aletlerinin imalinde ithali lâzım olan demir ve çelikten gümrük resminin alınmaması hakkındaki tasarıya bir fıkranın İlâvesini istemiştir. Edirne Milletvekili Mah­mut Nedirn Gündüzalp ise, Ekrem Oran'm teklifi ile bu tasarının alâkası olmadığını bunun Gümrük Kanunu ile alâkası bulunduğunu ileri sürmüştür. Teklif sahibi Tekirdağ Milletvekili Ziya Ersin Cezaroğlu söz alarak, halen Türkiye'nin 3.000.000 pulluğa ihtiyacı olduğunu ve bugün senede sadece 500.000 pulluk temin etmemiz lâzımken 10 bin pulluk imal ettiğimizi ve dı­şarıdan getirilen pullukların daha ekonomik olduğunuaçıklamıştır.

Millî Savunma Bakanı Hüsnü Çakır (devamla) Efendim, mevcut olan yüzbaşıları, bugün yüzbaşı rütbesinde olanlar altı seneyi bitirdikleri tak­dirde binbaşı olabileceklerdir. Geçici maddede görüleceği veçhile yüzbaşılı­ğın 6 sene olması, üsteğmenliğin 6 sene olmasından dolayıdır. Binaenaleyh, üsteğmenliği 3 sene yspmış olan bugünkü yüzbaşılar, 9 seneyi doldurduk­tan sonra binbaşı olmaktadırlar. Yani müddetin eksilmesi, bugün 6 senedir. Yüzbaşılıkta bulunan bir subayın binbaşı olmasını istilzam etmiyecektir. Geçici maddede bunun için kayıt konmuştur.

Tasarının heyeti umumiyesi kabul edilmiş ve maddelere geçilmiştir. İkinci maddenin okunmasını mütaakıp söz alan bakan şu açıklamada bulunmuştur: Millî Savunma Bakanı Hüsnü Çakır (Samsun) — Bu kanun yürürlüğe gir­dikten sonra her rütbedeki süre bu kanuna göre tesbit edilir, ve bu tatbi­kata tabidir. Maaş hususunda da hakkı müktesebinde bir noksanlık yoktur. Maddeler hakkında söz alan Sinop Milletvekili Cevdet Kerim Incedayı bu tasarının bir zaruret dolayisiyle Meclise getirildiğim, orduda bilhassa teğ­men ve üsteğmene ihtiyaç bulunduğunu fakat ayni zamanda bunu temin edecek kanun tasarısının sybayların maddî bir kayba uğramamalarını temin etmeyi gözönünde bullundurduğunu söylemiştir.

Afyon Milletvekili Kemal Ozçoban da subayların bilhassa müktesep hakla­rını kaybetmemeleri mevzuu üzerinde durmuş, Seyhan Milletvekili Sinan Te-kelioğlu, subaylar için paradan ziyade rütbenin kıymetli olduğunu, bütün subayların bunu çok iyi bildiklerini ifade etmiştir.

Tasarının besinci maddeye ek cetvelde değişikliklerin yapılması hakknıda Hatay Milletvekili General Eyüp Durukan tarafından verilen ve nazarı dik­kate alman önerge dolayısiyie mezkûr madde Bütçe Komisyonuna verilmiş ve tasarının diğer maddeleri kabul olunmuştur.

Büyük Millet Meclisi bundan sonra, Subay ve Askerî Memurların Aylıkları hakkındaki 3661 sayılı kanunda değişiklik yapılmasına dair olan 4989 sayılı kanununun 1 inci ve 46000 sayılı kanunun 3 üncü maddelerinin değiştiril­mesi ve bu kanuna geçici iki madde eklenmesi hakkında kanun tasarısı ve Millî Savunma ve Bütçe Komisyonları raporlarının müzakeresine geçmiştir. Bu mevzuda ilk sözü alan Aydın Milletvekili General Refet Alpman, bu ka­nunun neşri tarihinden itibaren yürürlüğe girmesini istemiş ve aksi halde Haziran ayında tekaüt edilecek olan 800 subaya haksızlık olacağını ileri sür­müştür.

Kürsüye glen Millî Savunma Bakanı Hüsnü Çakır da, bu kanunun tatbikî için bütçede ancak on milyon lira ayrıldığını, ve kanun Temmuz ayından itibaren meriyete girdiği anda, bu ayrılan paradan istifade edileceğini belirt­miş, eğer kanunun neşrinden itibaren meriyete girilirse, bu durumu karşı­layacak paranın mevcut olmadığını ifade eylemiştir.

Erzurum Milletvekili General Vehbi Kocagüney, Seyhan Milletvekili, Si­nan Tekelioğlu, kanunun neşrinden itibaren meriyete girmesi hususunda İs­raretmişler,ancak bu isteklerikabuledimeyerek,tasarının maddelerinin

müzakeresine geçilmiş neticede tasarı ivedikle kabul olunmuştur.

Bu köyün asayiş ve mal emniyetinin bu suretle bozulduğunu gören Çine Kaymakam Vekili olan Jandarma Komutanı ile Karpuzlu Bucak Müdürü ve Karpuzlu Karakol Komutanı 26 Şubat 1950 Pazar bünÜ Abak Köyüne giderek koy odasında tahkikatı tamik etmeğe başlamışlar ve kendilerin­den şüphe edildiği köylü tarafından bildirilen şahıslar meyanmda bu kö­yün Demokrat Parti Başkanı Mustafa'nın 17 yaşındaki oğlu Ahmet Aka­lın yangının kendisi ve genç arkadaşları İsmail Küçük, Ali Sivrikaya, İb­rahim ve Hasan Kavas ve Abdullah Kılıç tarafından çıkarıldığını köy odası önünde ve aralarında Demokrat Partiye mensup kimselerin de bulunduğu vatandaşlar huzurunda itiraf 'etmiş ve bu itiraf zabıtla tesbit olunmuştur.

Hâdisenin bu şekilde aydınlanmasını mütaakıp çocuklar yangını babalarının teşvikiyle çıkardıklarını da açıklamışlardır. Fakat bu itiraflarının babaları­na duyurulmamasmı çünkü bu takdirde babalarının kendilerini tazyik et­mesinden kortuklarını söylemişlerdir. İtiraf ile suçlulukları tesbit edilen bu genciler, Karpuzlu Jandarma Karakoluna ve oradan da Çine C. Savcılığına sevk ve teslim olunmuştur. Bu gençleri yangın suçunu işlemeye Demokrat Parti Başkanı Mustafa Akalın, Muharrem Belen, Alim Erçetin, Mehmet Küçük, Mustafa Kavas ve Mehmet Pehlivan adlarındaki şahıslar tarafından teşvik edildiği bu husus için düzenlenen fzelekede belirtilmiştir. Suçun bu suretle meydana çıkmasından müteessir olan Abak Köyünün Demokrat Parti Başkanı ve yukarda isimleri geçen arkadaşları Cumhuriyet Savcısı huzu­runda yangın hadisesile hiç bir ilgileri bulunmadığını ve çocukların dayak neticesinde itirafa icbar edildiklerini ileri sürmüşlerse de yapılan doktor muayenesi dayak iddiasını kıymetten düşürmüştür.

Tahkikatın aldığı seyirden korkan Demokrat Parti Başkanı Mustafa Akalın hâdiseyi bir taraftan da Demokrat Parti idarecilerine duyurmuş ve bunu mütaakıp şikâyetler başlamıştır.

Vali Muavini ve Jandarma Komutanının idari tahkikatı, bu meselenin ar-zettiğim şekilde olduğunu gösterdiği gibi Çine Savcısını ziyaret eden bu memurlar savcı yanında gördükleri Aydın Demokrat Parti Başkanı Ethem Menderes ile İdare Kurulu Üyesinden Cevat Ülkünün suallerine Cumhu­riyet Savcısı da bu meselede siyasi hiç bir mahiyet olmadığını söyllemiştir. İstanbul Milletvekili Senihi Yürüten arkadaşımız bu hadisede mesul me­mur varsa onları meydana çıkarmak arzusiyle olmalı ki Karpuzlu Buca­ğına kadar giderek hadiseyi yerinde inceledikten sonra Aydm'da vali ile görüşmüştür. Bu ziyareti sırasında Demokrat Parti Aydın ikinci Başkanı Mithat Levent ile Aydın Vali Muavini ve Emniyet Müdürü de Valinin ya­nında hazır bulunuyormuş.

Vali ileri sürülen iddiaların iki safhası bulunduğunu, bunlardan birincisinin Demokrat Parti mensularına bu partiden istifa etmeleri için dayak atıldığını.

Mesele adalete intikal etmiştir. (Kusura bakma, bilmi­yor sesleri) ben çok rica ederim. Demokrasi, demokrasi diye söyleyip duru-yourz. Anıma bir parça da demokrasi kaidelerini de öğrenmemiz lâzım gelir. (Soldan, kusuruna bakma bilmez sesleri)

Eğer arkadaşım deseydi ki mani zabıta, jandarma tahkikat yapmamıştır, ada­lete vermemiştir, evrak gizlenmemiştir. Bunu böyle yapanı tecziye etmek be­nim vazifemdi.

Kemal Özçoban (Afyon Karahisar) — Bucak Müdürü hâlâ yerindedir. Başkan — Hatibin sözünü kesmeyiniz.

içişleri Bakanı Emin Erişirgil (Devamla) — Hâdiseyi evrakiyle, her şeyi ile savcılığa verdikten sonra, artık ne ben, ne de arkadaşımın bir şey demesine ihtimal yoktur. Mahkeme karar vermedikçe İçişleri Bakanlığı zulüm yaparak hiçbir memuru azledemez ve azletmiyecektir. (Soldan bravo sesleri)

Kemal Özçoban (Afyon Karahisar) — Memurin Muhakemat Kanunu var.

İçişleri Bakanı Emin Erişirgil (Devamla) — Savcı bucak müdürü hakkında tahkikat yapınız derse derhal tahkikat yapılacaktır ve derhal adalete teslim olunacaktır. (Soldan bravo sesleri) İçişleri Bakam sizin itimadınıza mazhar bir bakan sıfatiyle asla kanunsuz hareket etmiyecektir, onun fıtratında ka­nunsuz hareket etmek temayülü yoktur. Bunu herkesin bilmesi lâzımdır. Du­ruma gelince, arkadaşlar, vatandaş karşısında âdil olmaklığımız lâzımdır ve ancak âdil olduğumuz vakittir ki, kendimizi vatandaşlara sevdirebiliriz. Ar­kadaşım hafif geçti ve yangın çıkmıştır dedi. Kendiliğinden yangın çıkmamış­tır. Dört köylünün evi, kundak konularak yakılmış ve köylüler ortada kal­mıştır. Böyle bir vaziyette her iki tarafa hak vererek işi tetkik edince o vakit vatandaş karşısında âdil oluruz. Abad Köyünde şu ve bu parti meselesi yok­tur, mera ihtilâfı vardır, meranın ihtilâfinda bir taraftan olanlar siyasi kana­atte değil, münhasıran hasımları karşısında mevki almak için Demokrat Par­tiye geçmiştir. Bunu bilmek lâzımdır ve yine işaret ettiğim gibi siyasi her­hangi bir kanaatle ikiye bölünmüş bir zümre yoktur, bir mera dolayısiyle iki­ye bölünmüş zümre vardır. Realiteyi olduğu gibi görürsek ve kendimizi bu vaziyet karşısında âdil bir hakem yaparsak ancak halka kendimizi o zaman sevdiririz. Aksi halde muamele yapacak olursak, iki kişi bizi pohpohlarsa, on sekiz kişi yazık olsun derler. Biz, bu yazık olsun tâbirini Demokrat Partideki aydın arkadaşlarıma da söylettirmek istemeyiz. Halkın muhaliflerimize böyle bakmamasını isterim. Evi yanan vatandaşla görüşmeyip sebebini arkadaşımı­zın sormamayı muhalif milletvekilinin kendi partisine yaptığı fena propagan­da telâkki ederim.

Yunus Muammer Alakant (Manisa) — Mesele ikinizin arasındadır. Parti adına diye bir şey yoktur.

İçişleri Bakanı Emin Erişirgil (devamla) — Binaenaleyh arkadaşlarımızdan şunu rica ederim ki, idari makamları zedelemeye alıştık, ikide bir idare ma­kamları hakkında doğru olmayan sözleri işitmeğe alıştık. Hiç olmazsa Türk Adalet makamlarına savcılara hürmet etmeği bilelim ve vazifelerine müda­hale etmiyelim. Arkadaşımla bir noktada çok büyük ihtilâfımız var. Adalete intikal etmiş olan bir işte idari teftiş ve tahkike lüzum görmem. Mil­letçe Adalete o kadar emniyetimiz vardır ki, benim memurlarım hakkında herhangi bir savcı tahkikat yapar ve bu kimse hakkında kanuni yolla şu cürmü yapmakla sanıktır, derse, derhal idarece yapılacak işi tâyin ederim. Biz bu meseleyi inzibati bir mesele olarak telâkki etmiyoruz. Dayak atmak bir suçtur. Bu suç hakkında savcılık tahkikat yapar, mülkiye müfettişi tah­kikat yapmaz.

Senihi Yürüten (İstanbul)

İşten el çektirmek. içişleri Bakanı Emin Erişirgil (devamla) Savcı bana bunda nahiye mü­dürünün kabahati var derse o zaman ona işten de elçektiririm. Herşeyi de yaparım.

Arkadaşlar,

İçişleri Bakanınız kimseye bir fiske atmış bir adam değildir. Ve hayatında da kimse fiske attığını iddia edecek yoktur. Amma arkadaşımız bunu iddia edemez sanırım. Şimdi görüyorum ki dayak masalından pek heyecanlıdırlar. Merak buyurmasmlar. Adliyece tahkikat başlamıştır. Böyle bir işte idari tahkikat yapılmaz ve savcının kararı beklenir. Arkadaşımın bildikleri varsa savcıya söylemelidirler.

Tekrar edeyim arkadaşlar, mahkemelerimize inanalım ve hiç omazsa onla­rın aleyhinde bulunmayalım.

Bakanın bu izahatından sonra Senihi Yürüten Anayasa mucibince Meclis tahkikatı açılmasını istemeye hakkı olduğunu ileri sürmüş ve Bakan buna, mesele Adliyeye intikal ettiği için Meclisçe tahkikat açılmasına bir sebep olmadığı sekinde cevap vermiştir.

Başkan, tahkikat açılması hakkında Senihi Yürüten'in verdiği önergenin iç tüzük mucibince muamele göreceğini söylemiştir.

Burdur Milletvekili Ahmet Ali Çınar'ın, bazı şahıslara verilen vaizlik mü­saadesi hakkında Başkanlıktan sözlü sorusuna cevaben içişleri Bakanı, bu hususta tahkikat yapılmakta olduğunu, tahkikat neticelenince Hükümetin cevap vereceğini bildirmiştir.

Mütaaakıben haklarında ivedilik kararı verilen işlere geçilmiş ve iskân ve Toprak İşleri Genel Müdürlüklerinin birleştirilmesi hakkında kanun tasarısı ile Gümüşane Milletvekili Tahsin Tüzün'ün, Toprak İşleri, İskân ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüklerinin birleştirilmesi hakkında kanun teklifi ve Adalet ve Sağlık ve Sosyal Yardım Komisyonları mütalâalariyle Bütçe Ko­misyonu raporu ele alınmamış, tasarının evvelki konuşulmasında Bütçe Ko­misyonuna gönderilerek tetkik ve tadil edilen maddesi okunmuş ve kabul edilmiştir. Diğer maddeler de kabul olunduktan sonra tasarı açık oya sunularak kabul edilmiştir.

Subaylar Heyetine mahsus Terfi Kanununun bazı maddelerinin değiştiril­mesine ve bu kanuna geçici maddeler eklenmesine dair kanun tasarısı ve Millî Savunma ve Bütçe Komisyonları raporlaınm müzakeresinde geçen otu­rumda Bütçe Komisyonuna havale edilen ve geri gelen ek madde ile tasarı­nın tümü oya konularak kabul edilmiştir.

Ken­dilerinin şimdi bunu nereden çıkardıklarını bilemedim. Bize atfü isnat edi-lemiyecek bazı hususlara meydan verir mülâhazasiyle ilmin siyasi mahi­yette telâkki edebileceği bazı suçlara dahi memleketimizin realitelerini göz önüne alarak bu kanunun şümul çerçevesi içine almadık, biliztizam almadık. Amma bu kanunun şumül çerçevesi içine girmiyen bazı suçların güya ört­bas edilmesi gibi bir maksatla konduğunu sayın bir arkadaşımız ileri sürdü. Kendilerine şunu arzedeyim ki ilimde, ceza ilminde siyasi suç neye derler? Bunun tarifinde mutlak bir mutabakat mevcut değildir, ceza âlimleri, müel­lifleri bunda İhtilâf ederler, bunu kimi dar zaviyeden mütalâa eder, kimi ise geniş bir zaviyeden mütalâa eder. Fakat aşağı yukarı siyasi suç şu .şekilde tarif edilebilir: Devletin siyasi menfaatlerini haleldar eden veya bir vantanda-şm siyasi hakkını ihlâl eden bir suça siyasi suç denir. Bu az çok dar mâna veren müelliflere göre yapılmış bir tarftir. Amma bunu geniş mânasile almak isteyenler de vardır ki onlar siyasi saik ve maksatla işlenmiş olanlara tatbik edilecek maddenin hüviyet ve mânası ne olursa olsun mademki failin maksat ve gayesi siyasidir o halde bu suç da siyasidir. Biz bu tasarıda gerek geniş ve gerek dar mânasile seçim suçlarını bililtizam hariç bıraktık.

Bu kanunun ikinci maddesi mütalâa edildiği zaman görülür ki, orada siyasi suç tabiri yerine, ceza kanunundaki madde ve fasıllar tasrih edilmiş ve tat­bikatta teşevvüşe meydan vermemek için zikredilmiştir.

Bu arada biz mahiyeti asliyesi siyasi oıarak ilmen ifade edilebilecek olan Seçim. Kanununa aykırı suçları bililtizam zikretmedik. Bu böyle olduğu hal­de sayın arkadaşımız, bu, 194G seçimlerinde veya ondan sonra yapımış olan ara seçimlerinde işlenmiş olan suçları Örtbas etmek için getirilmiş olan bir kanundur diye ifadede bulundular ki bunu bendeniz tamamen mesnetsiz ad­dederim. Eğer kendileri bu mütalâayı birinci madde hükmüne dayanarak çıkarıyorlarsa, birinci madde de tetkik edildiği zaman görülür ki, biz orada âdi, siyasi diye hiç bir suç tefriki yapmadık. Çünkü gerekçemizde söylediği­miz gibi, işlendiği tarihten ki bunu Hükümetiniz 29 Ekim 1948 olarak na­zara aldığı için, bir buçuk seneden fazla bir zaman geçtiği halde alâkalılar tarafından harekete geçilmemiştir, cemiyet tarafından harekete geçilmiştir ve resmî organla, salâhiyeti takip mercileri vaziyet etmemiştir. Böyle olan fiiller üzerinde durmak bu kanunla bizim hedef tuttuğumuz vatandaşlar ara­sındaki husumet hislerinin gevşetilmesi ve izalesi yolundaki esasa şüphesiz ki aykırı olurdu. Onun için orada bu nevi takibsiz kalmış, şayet, suçlar mev­cutsa bunlar üzerinde artık durmanın cemiyetin yüksek menfaatleri bakı­mından fayda getirmiyeceğine de ibaret ettik.

Bazı arkadaşlar mütalâalarında yayınladıkları için tavzihde fayda vardır, âmme dâvası açılmış olan suçlar ne demektir? Âmme dâvası usulü cezaiyyemiz hükümlerine göre ne zaman açılmıştır, bu kati ve sarih olarak rnalûm dur. Hususi usulü muhakemeye tabi olan eşhas ve zümreler hakkındaki ka­nun hükümlerine göre de bu kanunlara göre yapılmış olan tahkikatın hangi safhasında âmme dâvası açılmış telâkki edileceği, bu da hukukçularca maiûmdur. Binaenaleyh onlar da buna tabi kılındı ki tatbikatta herhangi bir bakımdan tereddüde mahal kalmasın. Yalnız bazı arkadaşlar dediler ki, kaç­mış, adaletten yakasını kurtarmak için firar etmiş, bunlar aftan istifade edi­yor da, hileli yola tevessül etmemiş olan adam, aftan istifade edemiyor. Böy­le bir şey yoktur. Ceza Muhakemeleri Usulü Kammunumuz gayet sarihtir. Sanık mevkiinde olan kimsenin firari olması hakkında âmme dâvası açıl­masına mâni teşkil etmez, yalnız suçun işlenip işletmediği, yahut bir suç işlemiş de failinin kim olduğu malûm değiİse, böyle bir suç islediğini tesbit ettiğimiz tarihe göre üzerinden bir buçuk sene geçtiği halde ne alâkalısı ta­rafından, ne de cemiyetin resmî organları tarafından bir reaksivon vücude gelmemişse, henüz böyle bir suçun suçlusu malûm değilse, artık böyle suçlar üzerinde durmakta fayda olduğuna biz kani değiliz. Bir arkadaşişımm çok güzel işaret ettiği gibi affın dil bakımından lâtince aslından gelen mânası nazara almışa af. hakikaten unutmak demektir.

Af hususi hayatımızda nasıl müsbet neticeler getirirse ve bu cemiyet haya­tında işlenmiş suçları yine o cemiyetin menfaati bakımından zaman zaman af etmekte fayda olabilir. Bu da yine cemiyetin kendi lehine neticeler istih­salini mümkün kılabilir. Bir kere suçun işlenip işlenmediği malûm değil ve üzerinden de bir seneden fazla bir zaman geçmiştir. Bu suçlar 1948 senesinde işlenmiş olduğuna göre aradan iki senelik bir zaman geçmiştir. Binaenaleyh bunun üzerinde durmak veyahut şu veya bu mülâhaza ile vatandaşları bir­birine, şu veya bu şekitlde atıf ve isnatta bulunmak vaziyetinde bırakmak bilmiyoru:^, bizim istihdaf ettiğîrfıiz gayeye muhalif olmaz mı? Binaenaleyh biz bu kanunla vatandaşlar arasındaki husumet hislerini sön­dürsün ve cemiyet için unutulmaması faideli telâkki edilebilecek hadiseler mevcut ise bunlar tamamen cemiyet tarafından unutulmuş ve affedilmiş bu­lunsun. Bu noktada arkadaşlarıma bir hususu ayrıca ifade etmek isterim, bazı arkadaşlar hapishanelerimizin kötü durumunu, af için bir sebep olarak ileri sürdüler, muhtelif vesilelerle bu konuda hapishanelerimizin acıklı du­rumunu ifade etmiş bulunuyorlar. Hakikaten hapishanelerimiz bizim bugün­kü telâkkilerimize ve zihniyetimize ve hapishaneye aldığımız adamları çı­kardığımız zaman nasıl çıkramamız lâzım geleceği yolundaki düşünceleri­mize ve onların ıslahı hal etmelerinin tahakkukuna imkân verecek bir du­rumda değildi. Bu aşikârdır. Fakat bir cemiyet, bana öyle geliyor ki, hapis­hanelerin durumu müsait değildir diye, sırf bu sebebe istinaden bir affa gidemez ve gitmesi de caiz değildir. Sonra, bazı arkadaşlarımız, hapishane­lerdeki mahkûm adedini bugünkü fiilî rakamlarımızın 4-5 misline çıkardı­lar. Bir arkadaşımız da bu mahkûm adedini 80 bin olark ifade etti. Lehül-hamd bugün Türkiye'de mahkûm olan bedbaht vatandaşlarımızın adedi 18 -19 bin arasındadır.

Yine bir arkadaşımız, çocuklardan bahsederken 20 bin suçlu çocuk olduğunu ifade ettiler. Lehülhamd bizde suçlu çocuk adedi bu verdikleri rakamdan 20 defa eksiktir. Binaenaleyh hapishanelerimizin durumu ve af sebebi için ileri sürülen bu mütalâalara kısaca işaret etmekte kendim için bir zaruret hisset­tim.

Arkadaşımız da buyurdular ki; eski hapishaneleri ıslâha matuf herhangi bir tedbir almaya müsait değildir, buraya konulan mahkûmlar da ıslahı hal etmiyorlar. Hatır için bazı mahkûmlar yeni hapishanelere konuluyor. Bunlar kısa zamanda ıslâhı hal ederek hapishaneden çıkınlıyorlar. Şunu açıkça ifa­de etmek isterim ki Türkiye'de tatbik edilen infaz sistemine göre, mahkûmi­yet müddeti bir seneden fazla olup da nizamnamelerimizin, kanunlarımızın tesbit etmiş olduğu esaslara göre yeni cezaevlerine gitmemiş bir tek mahkû­mumuz yoktur. Türkiye'nin neresinde mahkûm olmuş, hangi mıntakasmda suç işlemiş olursa olsun yeni cezaevlerine alınmakta ve kanunumuzun tsebİt et­tiği esaslara göre cezalarını çekmektedir.

Biz bu Af Kanununu yaptığımız zaman dediğim sebepleri nazara almış bulu­nuyoruz. Bazı arkadaşlar, mahiyeti asliyeleri siyasi oîmak itibariyle affın şümulüne giren suçlardan bir madde okudu, onun en vahimini, en ağırını okudu. Fakat bu arkadaşıma söyliyeyim ki, Lehülhamd Türkiye hapishanle-rinde bu maddeye uygun suç işleyip de ceza çekmekte olan bir tek kişi yoktur. Biz affı, umumi ve şâmil mânada mütalâa ettiğimi zaman, bunun karakteri, mahiyeti asliyesi siyasi olduğu için, bunu aftan istifade edecek maddeler me-yanmda zikretmekle bu maddeyi de gösterdik.

Bazı arkadaşlarım Af Tasarısının tamamen istihdaf ettiği gayenin aksi bir mütalâada bulunanalar ve - bilmiyorum neye istinaden söylediler - dediler ki, Hükümete karşı, Reisicumhura karşı, Büyük Millet Meclisine karşı tecavüz-kârane söz sarf edenler affedilmiyor d^ vatan hainieri, casuslar, komünistler affediliyor.

Arkadaşlar,

Bizim tasarıda affın şümulüne alınmış suçlar içinde ve belki bizi buna sev-keden saiklerin başında bu nevi suçları af etmek vardır. Eğer Madde tetkik edilirse görülür ki, Ceza Kanunumuzun 158, 159 uncu ki, Hükümete, Devlet Başkanına karşı hakaretâmizsözlersarfetmekvetecavüzkâranebeyanda bulunmak gibi bütün suçlar affedilmektedir. Biz bütün bu suçları işliyen va­tandaşları affettikten sonra öyle ümit ediyoruz ki, muhtelif partili sisteme girdikten sonra onun en makul şekilde tatbik edecekleri herkesin kendi fik­rine sahip ve fikirlerini serbestçe ifade ederken kanun hudutları dışına çık­mamak yoluna girecekllerdir ve bugünün artık gelmiş olmasını temenni ediyoruz. Bu devrede bu gibi suçlara af ettiğimiz takdirde kendileri de nedamet duyacaklar ve haklarında yapılan muameleyi ve kendi hareketlerinin doğru olmadığını kendileri de takdir ederek bundan sonra bu gibi suçları işleme­yeceklerdir. Bu kanaatimizden dolayıdır ki bu yola gidiyoruz. Bir yeni rejime girdikten sonra, biribirimizi tenkit ederken ve bilhassa icra mevkiinde bulu­nan Hükümeti tenkit ederken arkadaşlarımızın tenkit hududunu aşıp da to-cavüz vaziyetine geçtiği zaman tahassül eden suçları dahi Hükümetiniz af etmekte tereddüt etmemiştir. Bu gibi eşhas tamamiyle bu aftan istifade ede­ceklerdir.

Binaenaleyh belki arkadaşlarımın eksik tetkik mahsulü olarak ve belki de benim bilmediğim sebepller tahtı tesirinde affın şümulüne giren ve belki o af tasarısından başlıca istifadeedebilecek olan kimseleri,buaftan istifade etmiyorlarmış gibi göstermeleri doğru değildir.

Hükümetimizin Büyük Meclise sunduğu tasarıdaki tarihler tetkik edilirse, biz affın şümulü sahasına giren müddetin 1948 senesinin 29 Ekimini esas ola­rak kabul etmiş bulunuyoruz. Adaliet Komisyonu bu tarihi, ikinci madde şümulüne giren suçlar için 1946 senesini kabul etmiştir. Tabiatiyle sebeple­rini Komisyon izah edecektir. Fakat Hükümetiniz bunun 1948 olmasında ken­di zaviyesinden herhangi bir mahzur mütalâa etememektedir. Yüksek Meclis 1948 yi değil de 1948 i kabul eder ve binaenaleyh bu aftan daha çok kimlerin istifade etmeleri yoluna giderse bilâkis memnun oluruz. Öyle zannediyorum ki, arkadaşlarımın üzerinde durdukları noklara temas etmiş bulunuyorum. Bazı arkadaşlarımız burada hislere hitap ettiler, affı gümullendirme bakımın­dan, bendeniz bu güzel hislere karşı ayrıca söz söylemeyi doğru bulmam. Yal­nız bir kelime ile işaret edeyim ki af müessesesi şahsi ele alarak şu saik al­tında şu suçu işllemiş şu adam değil, affın memleket ölçüsünde, eğer âdi suç­lara da teşmilini Yüksek Meclis faydalı görürse âm ve şâmil olarak kabul eder. Ve yüksek Meclisin bir atıfet olarak vatandaşlara vermesinin daha doğ­ru olacağı kanaatmdayım, şu saik altında suç işlemleri affa mazhar kılayım bu saik altındaki suç işleyenleri affetmiyelim diyecek olursak bu umumi bir af değil belki her şahsın işlediği suçun hangi saik ve sebepler altında işlemiş ol­duklarını ayrı ayrı tetkik edip karar almak yolu oîur ki bu olsa olsa hususi af mevzuunu teşkil eder. Bilmiyorum, bu kısa maruzatımla arkadaşların is­tedikleri hususları arzetmiş bulunuyor muyum? (Sağdan sual soracağız, ses­leri) .

Başkan — Soru ve suallere cevap veriniz.

Gl. Ali Rıza Artunkal (Manise)Daha vazıh anlaşılması için birinci mad­dedeki hususların Evkafın camilerinin tamirlerinde yapılan yolsuzlukla alâ­kası var mıdır? Henüz müfettişler tahkikatı bitirmedi, mahkemeye intikal etmedi. Suçlular aftan istifade etmesin.

Fuat Sirmen Adalet Bakanı (Rize)Eğer Generalin bahsettiği hadisede sanık mevkiinde bulunan kimseler Memurini Muhakemat Kanununa tabi değilse, umumi ahkâma tabi eşhassa bunlar hakkında savcılık tarafından tahkikat yapılıp bir talepname İle hukuku âmme dâvası açılmışsa, aftan istifade edecek demektir. Şayet bahis buyurduğunuz hadisede sanık mev­kiinde bulunan Devlet memuru, binaenaleyh Memurin Muhakemat Kanu­nuna tabi bir zat ise ve bu zat hakkında yapılan muamele bir tetkîkat ma­hiyetinde ise, henüz âmme dâvası açılmamış demektir. Fakat tetkikat ya­pılmış, bitmiş kendisinin sorumluluk mevkiinde olduğu sezinlenmiş ve sa­lahiyetli makam işi muhakkiki mahsusa vermişse, yani Ceza Muhakemeleri Kanununun sorgu hâkimlerine verdiği yetki dâhilinde hareket edecek mü­fettişe verildiği andan itibaren âmme dâvası açılmış addedilerek bunlar aftan istifade edecek değildirler.

Kor General Ali Rıza Artunkal (Manisa)Efendim, Başbakanlık müfet­tişler göndermiş, Manisa Vilâyetine, Aydın Vilâyetine Evkaf mühendisle­ridir.

Adalet Bakanı Fuat Sirmen (devamla)Buyurduğunuz hadiseyi bilmi­yorum. Zannediyorum sorduğunuz suallerin cevaplarını arzettim. Bazı ah­valde ihbarın ciddî olup olmadığı anlaşılmak üzere. tetkikat vapılır. Bunu müfettiş yapar. Eğer bu mahiyette kalmış ise affın şümulüne girer. Böyle değil de hadisede suç olduğuna amir tarafından knaat getirilip de Memu­rin- Muhakemat Kanuna göre muhakkiki mahsus tarafından tahkike izin verilmişse kendi Usul Kanunumuza göre âmme dâvası açılmış demektir ve birinci maddeninşümulünegirmişbulunacaktır.

Ahmet Tahtakılıç (Kütahya)Hükümetin tasarısına göre aftan istifade edecek, mevkuf veya maznun olarak kaç kişi vardır. Bunu lütfen İfade ederler mi?

AdaletBakanıFuatSirmen(devamla)A'rzedeyim.Birincimaddenin şümulünegirenleribilmiyorumvebununtesbitineimkânolmadığınıda takdir buyurursunuz. Ahmet Tahtakılıç (Küttahya) — Onu sormuyorum.

Adalet Bakanı Fuat Sirmen (devamla)O halde ikinci maddeye gelince, kısaca arzediyim.

Hükümet tasarısının ikinci maddesine göre yalnız affın şümulüne girenler ve bugün haklarında tevkif kararı vetrilmiş bulunanları arz edebileceğim. Çünkü haklarında tevkif kararı verilmemiş de muhakemleri gayrî mevkuf olarak yapılmış olanlar varsa takdir buyurursunuz ki, bunlar hakkında adet bildirmek imkânı yoktur.

Cumhurbaşkanınahareket,29Ekim1948tarihiesastutulduğunagöreo tarihten sonra olanlar affa dâhil değildir,ondan evvelkilerdâhil olacağına göre tutuk olarak on kişi vardır. Hükümete hakaret, yedi kişi mevcuttur.

Anayasayı tağyir, askerî isyana teşvik suçiariyle mahkûm olmuş veya mu­hakemesi devam etmekte bulunan ve 48 den beri bu nevi suçları işleyen­lerin adedi 9, B. M. M. ne ve kanunlara hakaretten yine o tarihten evvel­kiler 1, komünistlik propagandası yapmak on altı, yirmi beş daha, 41 bizim tesbit edebildiğimiz bukadardır. Ahmet Tahtakılıç(Kütahya) 258 olmadı.

Adalet Bakanı Fuat Sirmen (devamla) — 258 adedi, 29 Ekim, 1948 den sonra işlenip de bugün ceza ve tevkif evlerimizde mevkuf bulunanların da heyeti mecmuasıdır.

Ahmet Veziroğlu(Afyonkarahisar)— Benim soracağımı Bakancevaplan­dırdı. Yalnız casuslar da var mıdır? Bunu anlamak istiyorum. Adalet Bakanı Fuat Sirmen(devamla)— Evet.1948 nihayetine kadar86 kişidir.

Kâmil Coşkunluğu (Manisa) — Efendim, Sayın Bakan, General Artun-kal'm ifadelerine karşı «ihbar bir memur aleyhinde yapılmışsa, bu, memu­run vazifesinden mütevellit ise bu ihbar tabi olduğu bakan işi bir muhak­kike veya müfettişe havale ederse bu takdirde hakkında da âmme dâvası acilmış sayılır ve bu memur hakkındaki suç affın şümulüne girmez»dediler. Ceza Muhakemleri UsulüKanununun148inci maddesinde hukuku âmme dâvasınıaçmakvazifesiCumhuriyetmüddeiumumisinindir,demektedir. ŞimdibuişinMemurinMuhakematıKanununatabiolduğunukabulet­mek bile işin muhakkike mücerret tevdi edilmiş olması, hukuku âmme dâ­vasınınaçılmışolduğunuifadeetmez.AncakeğerMemurinMuhakematı Kanununatabiolanomemur,memurinMuhakematKanunumucibince yetkiliidaremakamlarılüzumumuhakemekararıverirsebukarardan sonra hukukuâmme dâvasınınaçılmış olmasımevzuubahisolabilir. BinaenaleyhCezaMuhakemeleriUsulüKanununşusarahativeMemu­rin Muhakemat Kanununun şu hükmüne göre mücerret müfettiş veya mu­hakkike işin havale edilmişolması, hukuku âmme dâvasınınaçılması ma­hiyetinde telâkki ediyorlar mı? Sayın Bakan bu ciheti tavzih ederlerse.

Adalet Bakanı Fuat Sİrmen (devamla) — Efendim, arkadaşıma cevabımı arzedeyim, bu teknik teferruata Büyük Millet Meclisi huzurunda geçilmesi 'doğru olmamakla beraber kendi kanaatları bence muhteremdir. Benim bil­diğim odur ki, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun o maddesi o kanun hükmüne göre takibat yapılacak kimseler hakkındaki esasatı ihtiva etmek­tedir. Bu esasın istisnası olarak muhtelif mevzuata ayrı usulü muhakeme­ler kabul edilmiştir. Memurin Muhakemat Kanununun bunun istisnai hü­kümleri hakkında tahkikatı kendisi yapar, istisna arzeder. Memurin Mu­hakemat Kanununun maddei mahsusası sarahaten demektedir ki bir mu­hakkik tâyin edildiği zaman tıpkı işin sorgu hâkimine salahiyetli takip or­ganı olan müddeiumumi tarafından verilmiş mahiyettedir. O gibi hadise­lerde müddeiumumi, o memurun mensup olduğu dairede bu kararı aîmak mevkiinde bulunan zattır. Binaenaleyh, sorgu hâkimi sıfat ve salâhîyeüyle bîr muhakkikin yaptığı takibat, evleviyetle âmme dâvası açılmış telâkki edilir. Bunu mahkemelerimizin içtihadı halleder.

İbrahim Arvas (Van) — Bendeniz bilhassa Şark illerinde ıslahat ve Garbe nakil yapıldığı zamanlarda orada bulunan bazı vatandaşlarımızın Suriye ve Irak'a kaçtıklarını arzetmek isterim. Acaba bunlar bu Af Kanununun şü­mulüne girerler mi?

Adalet Bakanı Fuat Sirmen (devamla) — Af Kanununun beşinci maddesi, memleket dışında suç işliyenler veya memleket içinde bir suç işlenmiş olup da dışarıya kaçmış olanların bu aftan istifade edebilme1 eri ieİn kanunun tesbit ettiği müddet içinde gelip teslim olmaları lâzımdır. Gelip teslim ol­madıkları takdirde aftan istifade etmiyeceklerdir.

Muammer Alakant (Manisa) — Bir sual efendim, mebde Adalet Komis­yonu raporuna göre 19^6 ya alındığına göre Türk Ceza Kanununun 158 ve 159 uncu maddesine giren suçluların adedi' ne olacaktır bir rakam lütfe­debilirler mi?

Adalet Bakanı Fuat Sirmen (Rize) — Eğer bu tarih 1946 ya alınırsa rakam 195 e inmektedir. 1949 dâhil olmamak üzere 1948 olursa 154 olmaktadır.

2847 sayılı kanuna bazı maddeler eklenmesine dair kanun tasarısı ve Ulaş­tırma ve Bütçe Komisyonları raporlarının öncelikle ve ivedelikle müzake­resine başlanmıştır. Tasarının tümü hakkında söz alan Eskişehir Milletve­kili Kemal Zeytinoğlu, Demiryolu işçi ve ustalarının ücretlerine yapılacak olan zamların, onların yaptıkları işlerle mütenasip olmadığı mevzuunda ko­nuşmuştur.

Büyük Millet Meclisi varın saat 10 da toplanacaktır.

B. M. Meclisinin 22 Mart 1950 tarihindeki toplantısı :

Ankara : 22(A. A.)—

Büyük Millet Meclisi bugün ikinci oturumuna saat 15 te Başkanvekili Fe­ridunFikriDüşünselinBaşkanlığındabaşlamıştır.

Birinci oturumunda başlanılarak yarı kalmış olan Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu Tasarısının ikinci müzakeresine devam edilmiş ve yedinci mad­deden itibaren* bazı küçük tadillere kabul olunmuştur. Tümü açık oya su­nulmadan evvel, Başkan tasarı aleyhine oy veren Gümüşane Millet­vekili Şükrü SÖkmensüer'İ kürsüye davet etmiş ve Sökmensüer ezcümle bunda nevvel çıkan 4753 numaralı kanun aleyhine hiç bir Milletvekilinin oy vermediğini ve yeni tadillere tabi tutulan kanunun eskisi gibi olamıya-cağmi ileri sürmüş ve kanunun yeni hali ile geniş toprak sahipleri lehine olduğunu söylemiş ve eksik taraflarını izah ederek bilhassa sağlam bir iç iskân politikası gütmek ihtiyacı üzerinde durmuş ve sözlerine Tarım işçi­lerinin rızklarının teminataltınaalınmadığını İlâveetmiştir.

Mütaakiben kürsüye gen Tarım Bakanı Cavit Oral, şu beyanatta bulun­muştur:

Muhterem arkadaşlarım, geçen günkü uzun, etraflı ve teferruatlı konuş­mamda memleket ziraatinİ ve memleket realitesini yüksek huzurunuzda ar-zetmistim. Ve bu tasarı ile ne yapılmak istenildiğini açıkça belirtmiştim. Öyle zannediyorum ki, Sökmensöer arkadaşımın işaret ve iddia ettiği gibi 4753 sayılı Toprak Kanununda büyük bir değişiklik yapılmamıştı. Eğer "hu tasarıyı eskisi ile mukaseye edecek olursak bilâkis bu tasarı İle memle­ketin sosyal bir dâvasını halleden çok esaslı bir şeyi ortaya koymuş bulun­maktayız, bizim tarım politikamızın maksat ve mânasını, arz ve izah etti­ğim gibi, su iki maddede hulâsa etmek lâzımdır:

Memleketin sosyal bir dâvası,

Memleketin büyük bir istihsal problemi.

Bizim takip ettiğimiz gaye topraksız vatandaşları topraklandırmak, mem­leketin istihsalini artırmak için çifçiyi teçhiz ederek istihsal işlerinde he­defimiz olan problemi halletmeketir. Büyük ihtiyaçlar içerisinde bulunan bu memleketin, kendisine yetecek kadar olsun ekmeğini istihsal etmesi dâ­vasının çeşitli yönleri üzerinde yürürken, bunun bu çeşitli yönlerinden yalnız bir mevzuunu edebiyat yapmak suretiyle, içinden çıkılmaz bir hale ge­tirilmesi her halde bu memleketin İktisadi, zirai ve sasyal problemlerinin halli için iyi bir yol değildir. Bir taraftan dünyanın en medeni malzema ve makinelerini alıp memleketin istihsalini artırmak için çirpımrken diğer ta­raftan bunun tamamen aksi olan ve de Demoklesin kılıcı gibi düne kadar müstahsilin başında sallanmakta bulunan 17 nci madeyi olduğu gibi devam ettirmek bu memleketin zirai politikası ile hiç bir zaman kabili telif olamaz. Sinan Tekelioğlu (Seyhan) — Onlar istediği kadar söylesin, topladığımız rakamları izah ettim ve dedim ki, 40 milyon dönüm dağıtılabilir toprak mevcuttur. Arkadaşlar, güya bu topraklar dağlıkrmş, kayalıkmış. Şimdi ben de sormak isterim: Acaba orta işletmelerdeki arazinin hepsi dağıtıla­bilir bir vaziyette midir? Bunların içinde dağlık ve taşlık olanlar yok mu? Ben şunu arzedeyinı ki, eğer mevcut rakamlara inanmak lazımsa bu arazi işlenebilir değerde ve miktarda arazidir. Geçen günkü konuşmamda ar-zettim. Biz ister eski Toprak Kanunu gibi ister yenisi gibi 10 tane Toprak Kanunu daha çıkarsak bu memleketin iskân dâvasını esaslı ve sistemli ola­rak ele almazsak hiçbir zaman Toprak Kanununu tatbik etmek imkânı yoktur. Bu nihayet muayyen yerlerde işliyen, istihsal yapan, muayyen miktarda araziyi muayyen kimselere taksim etemekten başka bir şey ifa­de edemez ve büyük topraksız köylü kitlesi bundan faydalanamaz. Evet. ve neden muayyen yrede, muayyen mmtakada, muayyen insanları tatmin etmeği düşünürken bu memleketin büyük bir nüfus kitlesini teşkil eden içinde, orman civarında voksul bir vaziyette olan insanları düşünmü­yoruz. Onları iyi istihsal mıntakalarma yerleştirmek, onlara toprak tevzi etmek ve onları müstahsil bir hale getirmek suretiyle sefaletten kurtara­rak bu memlekete verimli bir hale getirmeği niçin gözönünde tutmuyoruz. Arkadaşlar, bir memleket ziraatini kül halinde ele almak lâzımdır. Mem­leket realitesi olduğu gibi ortaya konur ve onun üzerine işlenir.Ziraat işçisi, ziraat işçisi arkadaşlarım, dünyanın her medeni memleketinde mevcuttur. O bağrı yanık insanları Alman çifçisinin yanında, Amerikan çift­liklerinde, Avrupa'nın en ileri memleketlerinde görmek "mümkündür. Dün­yanın her tarafında ziraat işçisi vardır, iiânilıaye 'de olacaktır. Nitekim fab­rika işçisi olduğu gibi. Bunu gidip görmeğe lüzum yoktur. Ziraat İşçisi her memleketin ziraat siyesetlerinde yer almıştır. Bunu gözden geçirmek kâfidir. RiCa ederim biz işi bir taraflı tutuyoruz. Acaba bugün Amerika'da bir çiftlik sahibi İle, bir arazi sahibiyle, Türkiye'deki bir çiftlik sahibini, bir arazi sahi­bini, bir arazi sahibinin mukayese etmeğe imkân var mı? Oradaki hayat standardı refah ye servet farkı o kadar muazzam ki... Oradaki çiftlik sahibi ne ise buradaki çiftlik sahibi de aynıdır, oradaki arazi sahibi ne ise, burada­ki arazi sahibi de aynıdır denemez. Ne çare ki, henüz daha istediğimiz şe­kilde memleketimiz zengin olmamıştır, kendi ihtiyaçlarını karşılıyacak bir durumda değildir, fakiriz. Arkadaşlar, fakir olduğumuz içindir ki, zengin ol­mak isteyoruz. Zengin olmanın icabettirdiği bütün tedbirleri elbette almaya mecburuz. Şu halde her şeyi toprağa dayanan bu memlekette istihsal dâvası en ön plânda hail edilmezse hiç bir şey yapılamaz. Taksim ettiğimiz iki milyon dekar arazi bir şey ifade etmez arkadaşlarım. İşi olduğu gibi bütün ger­çeklet ile ele almak lâzımdır. Arkadaşımız düzenli işletmeden bahsetti. Biz Tarım Komisyonunun tarifini olduğu gibi aldık. Bu, düzenli işletmeyi tarif etmektedir. Ondan sonra bu tasarı Büyük Millet Meclisine mal olmuştur. Meclis kendisine maletti, komisyonların müzakereleri de meydandadır. Bendeniz burada bizzat iki bin dönümün icabında bin dönüme kadar in­dirilmesini teklif ettim, Meclis kabul etmedi. Hükümet, nihayet tasarıyı ge­tirdi, fakat bunun üzerinde istediği gibi işlemek Meclisin hakkı ve salâhi­yeti dahilindedir. Buna kimse karışamaz. Arkadaşımız kanunlların ne şe-kildn yapıdığım ve nasıl çıktığını bilir ve takdir eder sanırım. Evet arka­daşlarım, bu memlekette istihsal dâvasını halletmek için muhakkak surette mülkiyet meselesine dair bir istikrar ve emniyet vermek lâzımdır. Yüksek Meclisinizin kabul buyurmakta olduğu bu tasarıda bu emniyet sağlanmak­tadır. Bendeniz bu işin mesuliyetini omuzlarıma almış bir arkadaşınız sıfa-tüe arzedeyinı ki, bunun yakın tarihte istihsal sahasında neticeleri görüle­cektir.

Arkadaşlarım, bugün bu memleket bir dönüm noktasındadır. Yeni vasıta­larla teknik ziraat gittikçe genişlemektedir. Bunun büyük faydalarını bek­leyebiliriz. Memleket o zaman iktisadi refahın ne demek olduğunu bu gün­den daha iyi anlayacaktır.

Arkadaşlar, bu tasarı ile kabul buyurmuş olduğunuz sekizinci ek madde ge­çen tasarıda mevcut olmıyan birşeydi. Bu memlekette topraksız insanlardan dahç çok, evi olmıyan, yeri olmıyan, yuvası olmıyan insanlar vardır. Bunlar kabul buyurmuş olduğunuz tasarı ile yuva sahibi, ev sahibi olacak, bu su­retle memleketin en büyük kısmını teşkil eden sosyal bir dâva kendiliğinden halledilmiş olacaktır. Biz büyük iddialar peşinde değiliz ve tevazu içinde ça-hsrmktavız. Fakat emin olunuz ki bu çiftçiyi Topraklandırma Kanunu iskân politikası ile birlikte tatbik edilmesiyle bizi hedefimize daha süratle yaklaş­tıracak ve bu kanun tatbik edilmeğe başlandığını gün eskisinden çok, daha iyi neticeler verecektir.

Maruzatım bundan ibarettir. Karar yüksek heyetinizindir. (Bravo sesleri, alkımlar).

Tarıra Bakanının izahatını mütaakip, tasarı acık oya konularak kabul edil­miştir.

MU1'_ Savunma Bakanı Hüsnü Çakır bir. Önerge vererek, gündemin yirmi üçüncü maddesindeki Gedikli Erbaş Kanunu Tasarısı ile Bingöl Milletvekili Feri lun Fikri Düşünsel'in, Ordunun bilûmum sınıflarına mensup gediklile­rin maaş ve terfi hakkındaki kanun teklifi ve Millî Savunma ve Bütçe Ko­misyonları raporlarının öncelik ve ivedilikle müzakeresini istemiş ve öner­gesi oya konularak kabul olunmuştur. Söz alan Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu, Bütçe Komisyonunun tasarıyı istediği gibi değiştirdiğini ve bir İhtisas Komisyonu olan Miîlî Savunma Komisyonunun noktai nazarım dik­kate almadığını iddia etmiştir.

Mili; Savunma Komisyonunun bazı üyeleri de gediklilerin terfilerinde mad­dede yazılı olduğu gibi imtihan olmalarına lüzum, bulunmadığını ileri sürmüşler ve Bakandan bu hususta izahat istemeleri üzerine Bakan gerekli iza­hatı vermiştir.

Neticede, tasarının Millî Savunma Komisyonuna gönderilerek tekrar tetkik olunması karar altına alınmış ve Komisyona gönderilmiştir.

Mütaakiben Bingöl Milletvekili Feridun Fikri Düşünsel'in, hayvan hırsızlı­ğının men'i hakkındaki 6 Nisan 1329 tarihli kanununa muvakkaten bazı hü­kümler eklenmesine dair kanun teklif ve içişleri Komisyonu mütalâası ile Adalet Komisyonu raporunun müzekkeresine geçilmiş ve maddelerde ya­pılan bazı küçük değişikliklerletasarı kanunlaşmıştır.

Bundan sonra, daha evvelce komisyona gönderilmiş olan Gedikli Erbaşlar Kanununun 2 nci ve 18 inci maddeleri geri gelmiş ve tasarının diğer mad­deleriyle birlikte kabul olunmuştur. Tasarı bundan sonra açık ova sunulmuş, ancak nisap olmadığından, gelecek oturumda tekrar oylanmasına karar ve­rilmiştir.

Mütaakiben kürsüye gelen Millî Eğitim Bakanı Tahsin Bungurluoğlu, Si­yasal Bilgiler Okulunun «Siyasi ve İktisadi İlimler Fakültesi» adı ile An­kara Üniversitesine katılması hakkında kanun tasarısının öncelikle ve ive­dilikle görüşülmesi ricasında bulunmuş ve bu talep kabul olunmuştur. Bu mevzuda söz alan Tekirdağı Milletvekili Ziya Ersin Cezaraoğlu, vakit ge­cikmiş olduğundan tasarının yarınki oturumda müzakere edilmesini istemiş ve tasarının yarınki birleşimde konuşulması kararlaştırılmıştır. Büyük Millet Meclisi yarın saat 10 da toplanacaktır.

B, M. Meclisinin 22 Mart 1950 tarihli toplantısı :

Ankara :22(A. A.)—

Büyük Millet Meclisi bugün saat 10 da Başvekillerinden Bingöl Milletvekili Feridun Fikri Düşünsel'in Başkanlığında toplanmıştır. Oturum açıldığı za­man Urfa Milletvekili Vasfi Gerger'in 4936, 5017 ve 5027 sayılı kanunlarla verilen tazminat ve ödeneklerden ne suretle vergi kesileceğinin yorumlanma­sına dair olan önergesinin günmede alınması hakkında önergesi okunmuş ve kabul edilmiştir.

Mütaakiben Eskişehir Milletvekili Kemal Zeytinoğlu'nun Eskişehir'de vu-kuagelen sel felâketi hakkında Başbakanlıktan sözlü sorusu ile Denizli Mil­letvekili Hulusi Oral'm, Eskişehir'de vukubulan su baskınının verdiği za­rarlar ve alınacak tedbirler hakkında Bayındırlık Bakanlığından sözlü soru­sunun müzakeresine geçilmiş ve Bayındırlık Bakanı Şevket Adalan, bir açık­lamada bulunarak sözlü soruları cevaplandırmıştır.

Bakandan sonra kürsüye gelen Eskişehir Milletvekili Kemal Zeytinoğlu, Ba­kanın sözlerini «demogojiye sapan safsata» olarak vasıflandırınca, Başkan müdahale etmiş ve bir Bakana bu suretle hakaret edilemiyeceğine işaretle hatipten sözlerini geri almasını istemiştir. Ancak Zeytinozlu, sözlerini geri almayacağını beyan etmiş, Başkan İçtüzük gereğince, Zeytinoğlu'na bu otu­rum nıüddteince söz veremiyeceğini söylemiş ve hatip kürsünden inmiştir. Denizli Milletvekili Hulusi Oral da, böyle bir facianın politika mevzuu ya­pılmasında duyduğu teessürü belirtmiştir.

Büyük Millet Meclisi bundan sonra Devlet Demiryolları ve Limanları İşlet­me Genel Müdürlüğü Memur ve Hizmetlilerinin ücretlerine dair olan 2847, 3173., 4620 ve 5000 sayılı kanunlarda değişiklik yapılmasına ve 2847 sayılı kanuna bazı maddeler eklenmesine dair kanun tasarısı ve Ulaştırma ve Büt­çe Komisyonları raporlarının müzakeresine devam etmiştir.

Tasarının tümü hakkında söz alan İstanbul Milletvekili Rıza Arı, tasarının tatminkâr olmadığını ileri sürmüş, Eskişehir Milletvekili Emin Sazak da, bu tasarıyı getirdiğinden dolayı Hükümete teşekkür etmiştir.

Bu mevzuda açıklamada bulunmak üzere kürsüye gelen Ulaştırma Bakanı Doktor Kemel Satır, tasarının bilhassa Demiryolları aktif personeli ile işçileri istihdaf ettiğini söylemiş ve bu tasarı ile bu vatandaşların daha iyi bir duru­ma geçeceklerini izah eylemiştir. Faal serviste çalışan Demiryolu mensupla­rının bu tasarının kabulü ile 20-60 lira arasında fazla para alacaklarını belir­ten bakan, tasarının malî portesinin 3.100.000 ve kilometre tazminatı ile fazla mesaiye ayrılan paranın da 3,5 milyon lira olduğunu sözlerine ilâve etmiş, Denizyolları, P. T. T. ve Havayolları mensuplarının da Önümüzdeki yıllarda ayni himayeyi göreceklerini bildirmiştir.

Bundan sonra ivedilikle tasarının maddelerine geçilmesi kabul olunmuş, neticede açık oya sunularak tasarı kanunlaşmıştır.

Baha sonra İstanbul Milletvekili Senihi Yürüten'in, Çine İlçesinin Abak Kö­yünde 13 vatandaşa yapılan işkence hakkında içtüzük'ün 177 nci maddesi gereğince Meclis soruşturması yapılmasına dair önergesinin müzakeresine geçilmiştir.

Bu mevzuda söz alan İçişleri Bakanı Emin Erişirgil, önergeye konu olan hâdisenin, adliyeye İntikal etmiş olduğunu söylemiş ve bu durum karşısında Meclis soruşturması açılmasının, adlî cihaza karşı bir nevi itimatsızlık havası yaratacağını beyanla, önergenin kabul edilmemesini istemiştir.

İstanbul Milletvekili Senihi yürüten Meclis tahkikatının açılması hususunda İsrar etmiş ve hâdiseyi anlatmıştır. Tekrar kürsüye gelen bakan, hâdisenin bir parti meselesi değil, bir mer'a meselesi olduğunu açıklamış ve halen ad­liyeye intikal etmiş olan bu durumda, kanunsuz hareketleri sabit olacak olan memurların cezalandırılacağını belirtmiştir.

Önerge sahibi, ileri sürmüş olduğu fikirde İsrar ederek, jandarmaları «Üni­formalı haydutlara diye tavsif ettiği zaman, başkan müdahalede bulunmuş ve türk zabıtasına bu nevi sözlerle hakaret edilemiyeceğini ihtarla, Senihi Yürüten'den sözlerini geri almasını istemiştir. Senihi Yürüten, bu sözleriyle bütün jandarma kuvvetini kasdetmediğini, ancak kanunsuz hareketlerde bu­lunanları kasdettiğini açıklamış ve sözlerini geri almıştır.

Sarısu ve Porsuk suları da tamamen tutulacağı için, Porsuk yatağı Kar­gın deresinin bütün taşkınlıklarını emniyete alabilecektir. Kaldı ki Kargın deresinin Porsuk Barajı gölüne çevrilmesi mümkündür. Etüdleri de tamam­lanmıştır. Ayrı bir mevzu olarak ele alınacaktır.

Ovaya gelince, burada Porsuk yatağı 15 m3. ine göre düzenlenecektir. Kar-gın'm normal taşkın suları geçebilecek, fakat âzami taşkın suları kısmen ovaya yayılacaktır. Ancak bu sular bir hafta içinde yatağa çekilmiş olaca­ğından ekinlere zarar vermiyeceği gibi, bırakacağı ince rüsub bakımından favdalı olacaktır.

Netice olarak arzedeyim ki, Eskişehir ve ovasının taşkınlardan korunması işi esaslı olarak ele alınmıştır. Porsuk üzerinde. Porsuk Çayının taşkın suları­nı tutmak ve aynı zamanda ovanın sulama işlerini sağlamak üzere bir ba­raj inşa edilmiş ve Porsuk yatağı tanzimi işi de ihale olunmuştur. Bu arada Sarısu meselesi de halledilmiş olacaktır.

Kargın deresinin ele alınmasiyle ıslah manzumesi tamamlanmış olacaktır. Müsaadenizle, bu sualin cevabını tamamlarken Yüksek Meclisinizi aydınlat­mak için bir kaç noktaya temas etmek isterim.

Her falâket anında yurttaşların tesellisine koşan Sayın Cumhurbaşkanımı­zın refakatinde felâkete uğrıyan bölgeyi dolaşırken, Kargın ve Sarısu de­relerinin etüd ettirileceği yolunda beyanda bulunduğunu Ankara'ya dönü­şümde gazetelerde okudum.

Kargın ve Sarısu derelerinin âzami feyezan sarfiyatları rasatlarımızın kay­detmediği miktara çıkınca, yapılmış olan etüdleri, bu son taşkını da nazarı itibare alarak derinleştirmek lüzumunu ifade etmiş ve nihayet katastrofal taşkınlar hakkında mütehassısların görüşlerini açıklamıştım. Bütün bu beyanatınım dayandığı mucip sebeplerle izahatım bir tarafa bıra­kılarak yalnız (etüd ettirıeceğiz) şeklinde aksettirilmiş olmasında gizlenmek istenen maksadı yüksek takdirinize arzederim.

Yine bazı gazetelerde Sayın Selefim Nihat Erinı'in, vaktiyle Eskişehir Mil­letvekili Kemal Zeytinoğîu'nun bir sözlü soruna verdiği cevap bir demagoji mevzuu yaplmıştır.

Kemal Zeytinoğlu adı geçen sorusuyla Eskişehir ve köyleri için hayati bir kıvmet ve ehemmiyeti haiz Porsuk Barajı inşaatının tamamlanmasına az bir zaman kaldığı halde işin birden bire durdurulması sebebi, baraj inşaatının mevsim sonuna kadar ikmali kabil olup olmıyacağı ve barajın ayrılmaz bir cüzü olan sulama kanalları inşaatına ne zaman başlanacağı hususlarının ce-vaplanıdırılmsını istemiştir.

Sym selefim 15 Haziran 1948 de verdiği cevapta barajın tamamlanmasında­
ki büyük faydayı beirtmek maksadiyle sel zamanında sular altında klan ga­
yet geniş bir sahanın bu barajın ikmalinde tuğyandan kurtulacağını İfade
etmiştir. Ancak yine bu konuşmasında yatağın temizlenmesi işinin derhal
ele alınacağını beyan etmiş olmakla baraj ve yatak ıslahından bir kül teş­
kil ettiğini ve taşkınların ancak bundan sonra önlenebileceğini belirtmiş bu­lunmaktaydı. İlk ve acil yardım tedbirleri başta vali olmak üzere bütün vazifelerin geceli

gündüzlü çalışmaları sayesinde vaktinde alınabilmiştir. Zamanında tedbir almak suretiyle can kayıbmm önüne geçmek, halkı yerleştirmek, sağlığını korumak ve bütün ihtiyaçlarım sağlamak hususunda gösterdikleri fevkalâde mesai ve gayretlerinden dolayı Eskişehir Valisine, Hava Tümen Komutam ile Hava Okulu Komutanına, D. D. yolları Umum Müdürüne, Belediye Baş­kanına ve bütün vazifelilere bu yüksek kürsüden teşekkür ederim.

Fedakâr Eskişehir Halkımızın şuurlu ve gayretli çalışmasını ve ümidsizliğe kapılmadan cesaretle işe koyulmasını övmeyi bir borç bilirim. İşin ilk ve acil safhası bu şekilde muvaffakiyetle neticelendikten sonra felâketzede yurt­taşların iaşe, sağlık ve iskân işleriyle uğraşmak üzere Valinin nezaret ve mesuliyetinde gerekli komite ve ekipler kurulmuştur.

Felâketzedelerden aileler yanına sığman ve dağınık bir halde bulundukları için toplu halde iaşelerine imkân bullunamayanlara kuru yiyecek ve toptan bir halde yerleştirilmiş bulunanlara her gün muntazaman sıcak yemek ve­rilmektedir. Merkezden gönderilen iki mütehassıs Doktor ve iki sağlık me­muru ile Merkez Hükümet tabipleri, Sıtma Savaş ve Belediye Tabiplerinden müteşekkil sağlık ekipleri marifetiyle felâketzede vatandaşların sağlık du­rumları sıkı bir tetkike tabi tutulmuş ve hasta olanlar derhal hastahaneye yatırılmıştır.

Saılgın hastalıkların önlenmesi için gerekli bütün sağlık tedbirleri alınmıştır. Ayrıca Merkezden lüzumu kadar aşı, serom, ilâç ve sıhhi malzeme gönde­rilmiştir. Derslerin bir an evvel başlanmasını temin etmek için felâketin ilk günlerinde okullara yerleştirilen felâketzedeler halkevine, camilere, halen boş bulunan Porsuk Hanına, Yazıcı Apartmanına ve boşaltma imkânı hasıl olduğundan Yıldıztepe ile Demiryol Alayındaki pavyonlara ve vagonlara yer­leştirilmek suretiyle okullar boşaltılmış ve felâketezedelerin iskânları tama­men sağlanmıştır. Bugüne kadar Bakanlığımızdan yüz bin ve Sağlık Bakan­lığı ile Kızıaydan onar bin lira alınmak üzere ceman 120 bin lira gönderilmiş ve kâfi miktarda kereste ve çivi sevkedilmiştir. Yüksek heyetinizce bilindiği gibi alınmış olan tetbirleri mahallinde görmek ve icabeden talimatı vermek üzere felâketin ertesi günü uçakla Eskişehir'e gittim. Ayrıca Sağlık Bakanı arkadaşım sel felâketi olayısiyle Eskişehir'de felâkete uğrayan mahallerdeki halkın Sağlık durumunu ve bu maksatla alınmış olan tedbirleri gözden ge­çirmek ve alınması icap eden tamamlayıcı tedbirleri tesbit etmek üzere 8 Mart günü Eskişehire gittiler.

Nihayet 9 Mart Perşembe günü Sayın Cumhurbaşkanımız refakatlerinde İç­işleri Bakanı ve ben olduğum halde felâkete uğrayanların acılarını paylaş­mak üzere Eskşehire teşrif buyurdular. Cumhurbaşkanımızın bu yakın şef­kat ve ilgileri felâketzedeler için en büyük teselli kaynağı olmuştur. Hulâsa olarak arzedeyim ki, binlerce yurttaş mühim bir kısım eşyası ile bir­likte nakledilmiş, yerleştirilmiş, iaşe edilmiştir. Bidayettenberi hiç bir va­tandaş açıkta kalmamış ve yine hiç bir vatandaş aç bırakılmamıştır. Alman tedbirlersayesinde felâketzedeleringünlükihtiyaçları karşılanmış veıztırapları önlenmiştir. Sorunun son maddesine geçiyorum. Önce soruyu okuyorum. Büyük bir kısım çok fakir vatandaşlardan ibaret olan felâketzedelerden ev­siz farksız kalanvatandaşlarımızın yenidenbirer eve kavuşabilmeleri için Hükümet ne miktar yardım yapmayr düşünmektedir. Ne şekilde ve hangi menbalardan yapılabilecektir. Cevabımı erzediyorum.

Son felâkette evsiz ve barksız kalan vatandaşlarımızın barindırılmaları ve yu­valarına kavuşmaları, Hükümetinizin üzerinde ehemmiyetle durduğu bir mevzudur.

Şimdiye kadar yer sarsıntısı, sel ve sair felâketlerden zarar gören bölgele­rimizde, meskenleri yıkılmış olan yurttaşlarımızı yerleştirmek hususunda yapılmış olan işler ve alınmış olan tedbirler Yüksek Meclisinizin malûmudur. Geçen yıl Tokat'ta vukubulan sel âfeti ile İzmir, Bingöl ve Erzurum deprem felâketlerinin açtığı derin yaraları kısa bir zamanda sarmak imkânını bulan Hükümetiniz her halde Eskişehir'de binlerce yurttaşı mukadderatları ile başbaşa bırakacak değildir.

Felâketi mütaakip Merkezde Bakanlığımda, bakanlıklar arası bir komisyon kurulmuş felâketzede yurddaşlarımızin bir an evvel yuvalarına kavuşmaları hususunda alınacak esaslı tedbirleri tesbit etmiş ve buna göre bir kanun ta­sarısı hazırlanmıştır. Tasarı Yüksek Meclisinize sunulmuş bulunmaktadır. Eskişehir'de Valinin emrinde ihdas edilen bir inşaat amirliği deprem ve sel bölgelerinde tecrübe görmüş mütehassıs elemanlarla takviye edilmiştir. Ay­rıca merkezden yeni kurulacak evlerin yerlerini tesbit etmek, evvelce su altında kalan mahalleri şehircilik ve suculuk bakımından tetkik etmek üze­re şehircilik ve su mütehassısları mahalline gönderilmiştir. Bu heyet tetkik­lerini bitirmiş., ve Merkeze dönmüştür.

Bir yandan da tesbit neticesinde tamiri mümkün görülen evler kurulan ta­mir ekpleri marifetile veya sahiplerine nakdi yardım yapılmak suretiyle, tamir edilmiye başlanmıştır. Bunların nihayet Nisan sonuna kadar ta­mirlerinin biteceğini umuyoruz. Sunduğumuz kanun tasarısı kabulünüze mazhar olur olmaz yıkılan evlerin yerlerine yenilerini yapmıya başlıyacağız. Bütün tedbirlerimizi şimdiden almış bulunuyoruz. Herhalde kış basmadan bütün vatandaşlar yuvalarına yerleşmiş bulunacaktır.

Yüksek malûmları olduğu üzere, memleketin her tarafından yapılan yar­dım ve bağışlardan âzami verim sağlamak heyeti kurulmuştur. Toplanacak paranın tamamı,, yuvasız kalmış yurttaşların bir mesken sahibi olmallarına tahsis edilecektir.

Eskişehirin uğradığı büyük felâket karşısında bütün yurtaşlarımızın müte­sanit hareketeri, dayanışma ve yardımlaşma tezahürleri hepimizi cidden mü­tehassis etmektedir. Bu felâket, Milletimizin necip ve asil cevherini bir kerre daha belirtmeğe vesile olmuştur. Maruzatım bundan ibarettir.

Komisyona geri almak istediğini söylemiştir. Kars Milletvekili Tezer Taş-kıran, tasarının Komisyona geri alınmasının sebebini sormuş, Komisyon söz­cüsü Abdurrahman Konuk da bu hususta açıklamalar yaparak, tasarıdaki af tarihinin başlamasında ileri sürülen fikirlerin telif edilmediğinden dolayı, tasarının Komisyonca geri alınmak istendiğini söylemiştir. Kütahya Millet­vekili Ahmet Tahtakılıç ise, Komisyonun tasarıyı geri almaya hakkı olma­dığını ifp.de eyllemiştir.

Saat 24 e gelmiş olduğundan, yarın saat 10 da toplanmak üzere Meclis dör­düncü oturumuna son vermiştir.

B. M. Meclisinin 23 Mart 1950 tarihli toplantısı :

Ankara : 23(A. A. ) —

Büyük Millet Meclisi bu sabah saat 10 da Başkanvekillerinen Sinop Millet­vekili Cevdet Kerim İncedayı'nın Başkanlığında toplanmıştır.

Oturumun açılmasına mütaakip, dünkü müzakereler sonunda ekseriyet ol­madığı için açık oya sunulamıyan Gedikli Erbaş Maaş ve Terfi Kanunu Ta­sarısı açık oya sunulmuş ve kabul edilmiştir.

Bundan sonra söz alarak kürsüye gelen Eskişehir Melletvekili Kemal Zey-tinoğlu Eskişehir Seylâp felâketi esnasında felâketzedelere canla başla yar­dıma koşan Devlet müesseselerine, hususi kurumlara ve vatandaşlara te­şekkür etemkle söze başlamış ve Eskişehirli vatandaşlara felâketzede yerine, ihmalzede demenin doğru olacağı fikrini ileri sürmüştür. Hatibin, sözlerinin sonunda dün vukubulan müessif vakaya temasla kendisinin hakaret etme­diğini söylemesi üzerine Meclis Zeytinoğlu'nun tekrar bu mevzua te­mas etmesini infialle karşılamış, Başkanın bütün ihtarlarına rağmen Zeytin-oğlu sözlerine devam etmiş, bunun üzerine Başkan ve birçok Milletvekilleri salanu terketmişlerdir.

On dakika sonra Başkan oturumu tekrar açmış ve Kemal Zeytinoğlu'nun bundan evvelki oturumda Meclis kararına tecavüz suretiyle Tüzüğün 188 inci maddesinin muhtelif bendlerine ve bilhassa 2 nci bendinde muagayir hare­ketlerinden dolayı hakkında oturumdan çıkarma kararını Yüksek Heyete bildirmiş ve Zeytinoğlu'nu kendisini müdafaaya davet etmiştir.

Zeytinoğlu, ilk mektep sıralarından Büyük Millet Meclisi sıralarına kadar hiçbir ceza almadığını söyliyerek Milletvekilerinin kendisini bu türlü bir cezaya lâyık görmiyeceklerini ümit ettiğini beyan etmiştir.

Başkan, Zeytinoğlu'nun tarziye vermesinden dolayı ceza tatbikini oya sun­mayacağını söylemiş ve bu karar alkışlarla karşılanmıztır.

Mütaakİben söz alan Bursa Milletvekili Muhittin Baha Pars, Uludağ'da Tu­rizm müesseseleri vücuda getirmek için bir kısım arazide bina yapılmasına dair kanun tasarısının ivedelikle ve öncelikle müzakeresini istemiş ve bir önerge vermiştir.

Hasankeyf tütünü meselesine gelince: Bu, bu mevzua girmez, Hasankeyf tü­tünü mahallî birkooperatif işidir.Bumüessesenin iştigal sahasına girme­mektedir. Esasen müstahsilden de müessese için para kesilmemiştir. Sonra kredilen gayri depo yapabilmek ve Marag ve Gaziantep tütüncelerİnin temsil edilmesi meselesine gelince, "biz burada Ege, Marmara, Karadeniz ve Şark bölgesi olarak temsil hakkını verdik. Bu bölgenin tütünleri diğer tü­tünleri içinde esasen Şark tütünleri meyamnda mütalâa edilmektedir. Arkadaşlarımın mütalâasına kısaca busuretle cevap vermiş bulunuyorum. Maddelere geçince ayrı ayrı mütalâalarını arzedeceğim.

Müzakereler sonunda, ikinci maddedeki «ortaklığın faaliyet süresi 30 yıldır ve Merkezi Istanbuldadır» ibaresindeki 30 yıl 50 yıla çıkarılmış üçüncü mad­dedeki 55 milyon olarak gösterilen ortaklık sermayesi 1000 milyona yüksel­tilmiştir.

Meclis öğleden sonra saat 15 te tekrar toplanmak üzere birinci oturumuna son vermiştir.

S. M. Meclisinin 23 Mart 1950 tarihindeki toplantısı :

Ankara : 23 A, A.)—

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Başkanvekillerinden Sinop Milletve­kili Cevdet Kerim Incedayı'mn Başkanlığında üçüncü oturumunu yapmıştır. Meclis bu oturumunda Türk Tütünler Ortaklığı hakkındaki Kanun Tesarisı-nın müzakeresine devam etmiş ve maddelerdeki bazı ufak değişikliklerle ta­sarı kanunlaşmıştır.

Bundan sonra Seyhan Milletvekili Sinan Tekeliogiu'nun Hafta Tatili Kanu­nunun 5 inci maddesini tedil eden 936 sayılı kanunun 4 üncü maddesinin de­ğiştirilmesi hakkındaki 3062 sayılı kanunun 1 inci maddesinin değiştirilmesi­ne dair kanun teklifi ve Çalışma Komisyonu mütalâası ile İçişlleri Kamis-yonu raporu okunmuş öncelik ve ivedilikle kabul olunmuştur.

Devlet Memurları aylıklarının tevhit ve teadülüne dair olan 3656 ve 4644 sayılı kanunlara başlı (1) sayılı cetvellerin İstatistik Genel Müdürlüğü kıs­mında değişiklik yapılması ve İstatistik Genel Müdürünün salâhiyet ve va­zifeleri hakkındaki 1554 sayılı kanuna bir madde eklenmesi hakkında kanun tasarısı ve Bütçe Komisyonu raporu okunmuş öncelik ve ivedilikle kabul olunmuştur.

Genocİde'in Önlenmesi ve cezalandırılması hakkındaki sözleşmenin onanma­sına dair kanun tasarısı ve Dışişleri Komisyonu raporu okunmuş öncelikle ve ivedelikle kabul olunmuştur.

Toprak Mahsulleri Ofisi Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesine ve bu kanuna geçici bir madde eklenmesine dair kanun tasarısı okunmuş, önce­likle ve ivedilikle kabul olunmuştur.

Sayımlar Kanunu Tasarısı ve İçişleri ve Bütçe Komisyonları raporları okun­muş, öncelik ve ivedilikle kabul olunmuştur.

Diyanet İşleri Başkanımız ve onun teşkilâtı üzerinde bu­lunan mukaddes diyanî vazifenin İcaplarını tamamen müdrik olarak çalış­maktadırlar. Zennediyorum ki, arkadaşımın parti politikası dediği şey, Di­yanet İşleri Başkanının memleketi dolaşırken vatandaşlara, kendi yüksek ilmî hüviyetinin de verdiği kuvvetle vatandaşlar arasında dirlik, düzenlik, kardeşlik duygularının hakim olması telkininde bulunmasıdır. Bunu Büyük Meclisin ve bu kürsüden bütün memleketin takdirine arzederim.

Diyanî vazife gören bir insan vatandaşlara bunu söylemez de neyi söyler? Ve medeni 20 nci asırda bir diyanî konferans bu mânada olmaz da hangi mânada olur? Bunu Büyük Meclisin ve bütün vatandaşlarımın takdirine erz ediyorum.

Başkan — Maddelere geçilmesini kabul edenler... etmiyenler.

Kemal Ozçoban (Afyonkarahisar) — Bay Başkan, söz istiyorum, niçin bu tarafa bakmıyorsunuz?

Başkan — Söz İstediğinizi görmedim, şimdi gördüm. Buyurun. Tekrar kürsüye gelen Kemal Ozçoban, gazetelerin de yazdığı üzere, geçen yaz İzmir ve civarında Diyanet İşleri Reisinin camilerde vaiz vereceği yerde O. H. P. binalarında vaiz verdiğini, C. H. P. nin propagandasını yaptığını id­dia etmiştir.

Bu konuşma, Mecliste görültülere sebep olmuştur.

Nihat Erim, tekrar kürsüye gelerek aşağıdaki tamamlayıcı malûmatı ver­miştir:

Sayın arkadaşlar:

Büyük Meclis huzurunda hakikaten tahalüf eden sözlerin söylenmesi ve bun­ların zapta geçmesi karşısında sükût edemezdim. Sayın Diyanet İşleri Baş­kanına bu nokta da Bütçe Komisyonunda da muhalif Milletvekili arkadaşlar tarafından tariz edildi. Kendileri şu izahatta bulundular: Bütün vatandaşla­rımı nerede kalabalık bulursam orada onlara hitap etmek isterim. Bir yerde halkevi binasında hopörler vadrı, halkevi meydanında da hoporöler vardı. Onbinleroe vatandaşa bu şekilde hitap etmem mümkün oldu. Eğer on­lara camide hitap etseydim yalnız 300 kişi dinleyebilecekti. Şimdi soruyorum, arkadaşlar, halkevi bir düşman müessese midir? Halk-evine herkes serbestçe gelebilir, halkevleri herkese acıkır, niçin böyle görü­yorlar ve niçin memlekete mütemadiyen böyle göstermek için kendilerini yoruyorlar ve memleketi üzüyorlar? Yarın böyle halkevi gibi müsait bir yer Demokrat Parti veya başka bir parti ve teşkilât tarafından temin edilebilir. Diyanet İşleri Bakanı kendisince takdir ederek bunda bir mahzur görmez böyle bir konferans

verirse, bunu da tabii karşılamak lâzım gelir, bundan niçin güceniyorlar.

Arkadaşlar,

Diyanet İşleri Başkanının din mevzuunda vereceği bir konferansta vatan­daşlarınşuveya bupartiye sevkedilebileceğini kabull etmek nasıl kabil

olur. Bu kadar basit düşünülebilir mi? Tek dereceli seçim yapıyoruz, gizli seçim yapıyoruz. Memleketin bütün mukadderatını vatandaşa teslim ediyoruz. Biraz da onların hangi siyasi kaaati seçeceği hususundaki kabili­yetlerine itimad edelim, böyle boş mevzular üzerinde birbirimizi üzmiyelim. Van Milletvekili İbrahim Arvas, Vakıflar Umum Müdürlüğünün niçin Di­yanet İşlerine bağlanmadığını Hükümetten sorması üzerine Nihat Erim kür­süye gelerek şu cevabı vermiştir:

Vakiıflar Genel Müdürlüğü Bütçesinin müzakeresi sırasında vaziyeti arzet-migtim. Vakıflar Genel Müdürlüğünün bugünkü durumunu bir heyete tet­kik ettiriyoruz. Vaziyetini bugünkü icaplara uydurmak için kanunlar- ha­zırlatmaktayız. Sayın Arvas arkadaşımızın öne sürdüğü mesele de bu heyet tarafından tetkik edilmektedir. Neticesi kendilerinin arzu ettikleri gibi veya bunun aksi olarak tecelli edebilir. Her ne şekilde olursa olsun Büvük Meclise

arzedilecektir.

Neticede, Diyanet İşleri Başkanlığı teşkilât ve vaziferi hakkındaki kanun tasarısı kabul edilmiştir.

Müteakiben dün müzakeresine bağlanan Siyasel Bilgiler Okulunun «Siyasi ve İktisadi İlimler Fakültesi» adı ile Ankara Üniversitesine katılması hak­kında kanun tasarısı ve Millî Eğitim Bütçe ve İçişleri Komisyonları rapor­larının tümü üzerinde müzakerelere devam edilmiştir.

Kütahya Milletvekili Ahmet Tahtakılıç, irfan ve külütür müesseselerinin an'ane ile yaşadığını söyliyerek sözlerine başlamış, Siyasal Bilgiler Okulu­nun Fakülte olmasını, bilhassa şehircilik ve İskân Enstitüsünü Fakültenin bünyesi içine almasını takdirle karşılamıştır.

Afyonkarahisar Milletvekili Kemal Ozçoban, geç kalınmış olmasına rağmen bu yüksek okulun da Fakülte haline geleceğine ve tasarıda görüldüğü veç­hile an'anesirıi muhafaza etmesini gözeten maddelerin mevcudiyetini sevin­diğini söylemiştir.

istanbul Milletvekili Dr. Adnan Adıvar, yeni Fakültenin ismine «İktisadi» kelimesinin ilâvesini istemiştir.

Konya MilletvekiliSadi Irmak,SiyasiveİktisadîİlimlerFakületesinden memleketin çok şey beklediğini söylemiştir. Mütaakiben maddelere geçilmiştir.

Yeni Fakültenin ismi hususunda çıkan ihtilâfta Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu söz alarak, Atatürk'ün bu mektebe, «Siyasal Bilgiler» ismini koy­duğunu, bunun böyle kalarak yeniFakülteye«SiyasalBilgilerFakültesi» isminin koyulmasını istemiş ve Fakülteye bu isim verilmiştir. Maddelerin müzakeresi bittikten sonra tasarının tümü oya sunularak kabul edilmiştir. Saat 19,30 da, Meclis, saat 20,30 da toplanmak üzere üçüncü oturumuna son

vermiştir.

Sonra, bu meseleyi alırken muayyen bir mıntakanm ve muhitin ihtiyaç­ları bakımından harekete geçmek doğru değildir. Bu işlerde memleket orman­cılığını kül halinde gözönünde tutmak lâzımdır. Bununla beraber orman iş­lerinde vatandaşa bütün kolaylığı göstermek isteyen Tarım Bakanı olarak ar­kadaşımın bu teklifine tamamen aykırı bir fikir taşımıyorum. Yalnız benim ricam, ormanlarda yeni bir kaçakçılığa meydan vermemek için bu haddin da­ha aşağıya indirilmesidir.

Raif Karadeniz (Trabzon) — Güzel, muvafakat ediyoruz. Tarım Bakanı Cavit Oral (Devamla) — Eğer arkadaşlar bunu bir veya iki hektara indirirse Hükümet olarak bunu kabul edeceğiz. Fakat bunun üstüne çıkıldığı takdirde kaçakçılık devam edecektir. Ve önüne geçilemiyecektir. Bilhassa rica ediyorum, bu miktarla iktifa etsinler ve bu suretle mesele hal­ledilsin.

Öyle zannediyorum ki, bu orman tasarısı memlekette bugünkü sızıltının bir çoğunu önlemiş olacaktır ve bundan en çok istifade edecek, de Karadeniz sa­hili bulunacaktır.

Bakanın beyanatını mütaakıben, 5 hektar 3 hektara indirilmiş ve bazı küçük tadillerle diğer maddeler müzakere ve kabul edilmiştir.

Mütaakıben, Orman Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesine ve bu kanuna bazı hükümler eklenmesine dair kanun tasarısı ile Bahkesir Millet­vekili Eminittin Çeliköz'ün Orman Kanununun bazı maddelerinin değiştiril­mesi hakkında kanun teklifi ve Tarım ve Adalet ve Bütçe Komisyonları ra­porları okunmuş, öncelik ve ivedilikle kabul olunmuştur.

Bundan sonra Cumhurbaşkanlığının şu tezkeresi okunmuştur :

Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Avrupa Konseyi Dışişleri Bakanları Komitesinde ve Avrupa İktisadi İşbirli­ği Bakanlar Konseyinde Türkiye'yi temsilen Paris'e ve Strasburg'a gidecek heyete başkanlık etmek üzere giden Dışişleri Bakanı Necmeddİn Sadak'm dö­nüşüne kadar kendisine, Başbakanın teklifi veçhile, Devlet Bakanı Cemil Sa­it Barlas'm vekillik etmesi muvafık görüldüğünü saygı ile arzederim.

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü Oturuma, 15 te toplanmak üzere saat 13.30 da son verilmiştir.

B. M. Meclisinin 24 Mart 1950 tarihindeki ikinci oturumu :

Ankara: 24 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Başkanvekillerinden Trabzon Milletve-kli Raif Karadeniz'in başkanlığında toplanmıştır.

Meclis bu oturumunda Türkiye Sınai Kalkınma Bankasının dağıtacağı kârın Hazinece ikmali hakkında kanun tasarısı ve Bütçe Komisyonu raporu müza­keresini yapmış ve tasarı açık oyla kabul edilmiştir. Mütaakıben Pasaport Ka­nununa bazı maddeler eklenmesine dair kanun tasarısı ve Dışişleri ve içişleri Komisyonları raporları okunmuş ve açık oyla kabul edilmiştir. Yüksek Öğre­nim öğrenci yurtlan ve aş evleri hakkındaki 5375 sayılı kanuna ek kanun ta­sarısı ve Millî Eğitim ve Bütçe Komisyonları raporları okunmuş, ivedilikle ve açık oyla kabul edilmiştir.

Millî Eğitim Bakanlığı kuruluş kadrolariyle merkez kuruluşu ve görevleri hakkındaki 2287 sayılı kanunda değişiklik yapılmasına dair olan 4926 sayılı kanuna bağlı (1) sayılı cetvelin rasathane başlıklı kısmında değişiklik yapıl­ması hakkında kanun tasarıları ile Kars Milletvekili Tezer Taşkıran'ın, kanun teklifi okunmuş, vedilik, Öncelik ve açık oyla kabul edilmiştir.

Maliye Bakanlığı kuruluş ve görevleri hakkındaki 2996 sayılı kanunun bazı msddelerinin değiştirilmesine ve bu kanuna bazı maddeler eklenmesine dair kanun tasarısı ve Maliye ve Bütçe Komisyonları raporları okunmuş ve ivedi­lik ve öncelikle kabul edilmiştir.

Eskişehir'de sel baskınından zarar görenler için yaptırılacak meskenler hak­kında kanun tasarısı ile Eskişehir Milletvekili Kemal Zeytinoğlu ve iki arka­daşının, Eskişehir'de yaptırılacak meskenler hakkında kanun teklifi ve Geçci Komisyonu raporu okunmuştur.

Bu mevzuda ileri sürülen tenkit ve dileklere Bayındırlık Bakanı Şevket Ada-lan su cevabı vermiştir:

Arkadaşlar, Geçici Komisyon Başkanı etraflı izahlarda bulunduğu için ben tekrar edecek değilim. Yalnız bir iki nokta üzerinde durmak istiyorum.

Geçenlerde izah ettiğim gibi, ilk, âcil yardımlar yapıldıktan sonra ilk işimiz suların çekilmesiyle beraber teşkil ettiğimiz ekipler vasıtasiyle hakikî za­rarı tesbit etmek olmuştur.

Yine geçenlerde arzettim, bu heyetlerin yaptıkları tesbit neticesine göro 863 ev yıkılmıştı, ki bu evlerden 146 smda kiracı olarak oturulmaktadır. Bunun dışında 7683 ev de tamir edilebilecek şekilde hasar görmüştür, bunları, ar­zettim, 228 i hafif, 198 i orta 367 si ağırdır. Diğer taraftan yine şehircilik ve suculuk bakımından mahallinde durumu tetkik etmek üzere buradan bir heyet gönderdik. Bu heyet mahallinde yaptığı esaslı incelemelerden sonra bize bir rapor verdi.

Bizim vardığımız netice şudur: Bu mahallerde inşaatı menetmiyeeeğiz, in­şaat herkesin kendi arsası üzerinde yapılacaktır, bu mahalleler başka yerlere

nakil edilecek değildirler. Binaenaleyh Potuoğlu arkadaşımızın endişesi va­rit değildir. Çünkü ihalesini yapmış olduğumuz ana yatağın ıslahı meya-nmda Sarı suyun ıslahı dâhil olduğundan alınacak tedbirlerle bu mahalle­rin su baskınından korunması mümkün olacaktır.

ikincisi yapılacak evlerin su başmanları taş olacaktır. Nitekim yapılan ince­lemelerde kârgır temel üzerine oturtulmuş evlerden yıkılma raslanmamıştır. Bu itibarla bu mahlleleri yerinden kaldırmaya lüzum olmadığı neticesine vardık. Herkesin evini kendi arsasında yapacağız. Yalnız kiracılar bu du-' runıda değildir. Emlâki milliyeye ait bir kısım araziyi kiracılara tahsis ede­ceğiz ve yeni kuracağımız bu mahallede yalnız kiracıların evlerini yeniden inşa edeceğiz, bu, bir zarurettir.'Devlet Demiryolları esasen orada yeni bir site kurmak niyetindedir. Bu arada Zarar görmüş olanlar kendi işçileri ile kendi mahallesinde evlerini yapacaktır.

Hasar görmüş evlerin tamirine başlamış bulunuyoruz. Hemen üçte birine yakın para tevziatı yapılmış ve işe de başlanmıştır. Önümüzdeki ay yani Ni­san ayı sonuna kadar bu 783 evin tamiri tamamen bitmiş ve vatandaşlar da kendi yuvalarına kavuşmuş olacaklardır.

Ahmet Oğuz arkadaşımız benzeri feîâketler karşısında şimdiye kadar alın­mış olan tedbirleri gözonünde tutarak bu evlerin yapılamıyacağmı ifade etti. Güya biz bu kanunu bir tezahür olsun diye göndermişiz.

"Ru kendi görüşü. Kendisi kapkara görebilir. Amma biz o şekilde görenler­den değiliz. Bilâkis gecen sene üç büyük felâket geçirdik. İzmir'de, Erzu­rum'da ve Bingöl'de bir deprem felâketi, Tokat'ta da yine aynı şekilde bir sel felâketi geçirdik. O illerin Milletvekilleri buradadır. Çok kısa bir za­manda Hükümet açıkta kalmış olan bütün vatandaşları hatta bazı bölgelerin yolsuz olmasına, kâfi miktarda inşaat malzemesi, hatta vasıta bulunamama-sına rağmen yuvalarına kavuşturmuştur.

Binaenaleyh Hükümet, arkadaşımın dediği gibi kötü bir imtihan geçirme­mi g bilâkis muvaffak olmuştur. Eskişehir'de de yine açıkta kalmış olan va­tandaşlar en kısa bir zamanda yuvalarına kavuşacaklardır. Abidin Potuoğlu arkadaşımın bahsettikleri diğer işler maddelere taallûk edivor. Biz, bizzat evinde oturmıyan ev sahiplerine ev yapmamaktayız. Esa­sen şimdiye kadar kiracılara ev yapılmış değildir. İlk defadır ki, şimdiye kadar kabul edilmiş olan esastan ayrılmış bulunuyor. Bunun sebebi de, acıktır. Eskişehir, çok kısa bir zmanda çok büyümüştür. Mesken buhranı vardır. Kiracıda olsa bu vatandaşları birer meskene sahip kılmak için ken­dilerine yardım etmeyi kabul ediyoruz.

Ev sahiplerine gelince, bizzat evlerinde oturmayanlara ev yaptırmıyacağız. Sayın Başkanımızın da ifade ettikleri gibi bu bir tazminat değildir. Bu tasarı uzun uzadıya incelenerek hazırlanmış ve Komisyonda da inceden inceye tetkik edilmiştir. Bütün ihtiyaçları karşılayacağını umuyoruz. Büt­çemizde bir milyon lira vardır. Muhase'oei Umumiye Kanununu tadil eden kanuna dayanarak bunun daha beş misli arttırılması imkânı mevcuttur. Bu suretle bu ödenek altı milyon liraya baliğ olmaktadır. Kaldı ki yeni Meclis açılıncıya kadar bu kadar büyük bir parayı derhal sarfetmek imkânı yoktur, iki ay sonra lüzum hasıl olursa ek ödenek alınabilir. Bu işin mesuliyetini üzerine almış bir arkadaşınız olarak arzedeyim ki, ni­hayet Nisan sonuna kadar hasar görmüş olan bütün evler tamir görecektir ve açıkta kalan vatandaşlar da en kısa bîr zamanda yeni bir yuvaya kavu-şacaklrdır.

Ahmet Oğuz (Eskişehir)Bir sual soracağım: Kanunun birinci maddesinde deniliyor ki: Bayındırlık Bakanlığı Bütçesindeki yer sarsıntı^ ve diğer afet­lere yardım ödeneğinden yeni evler yaptırmağa Bayındırlık Bakanlığı yet­kilidir. Bu, bu fasıldaki pera, 1050 numaralı Muhasebatı Umumiye Kanu-nuundaki neticeyle beraber bu felâkete tahsis edilmiş mi demektir. Aksi tak­dirde ipe un sermek demek olur.

Bayındırlık Bakanı Şevket Adalan (İzmir) — İpe un sermiyeceğiz Ahmet Oğuz Bey, fikrinizi tashih ediniz. Siz konuştunuz, akabinde dışarı çıktınız. Demin söyledim biz bu tasarıyı ipe un sermek için sevketmedik. Biz bunu yapacağız, siz de göreceksiniz ve burada söylediklerinizden nadim olacak­sınız.

Maddenin orasında bir yanlışlık olmuştur, onu maddesinde arzedeceğiz. Bîr milyon tahsisatımız vardır, Muhasebatı Umumiye Kanunu gereğince daha bunun beş mislini de sarf etmeye yetkimiz mevcuttur. Esasen iki ay içinde bu parayı tamamen sarfetmemize de imkân yoktur. Yetişmezse iki ay sonra Meclis açılınca gelir yeni tahsisat da isteriz.

Başkan —7 Arkadaşlar, Ahmet Oğuz arkadaşımızın bahsettiği hususu Bayın­dırlık Komisyonu daha evvel müracaatla maddeyi tashih ettirmiş ve fıkrayı kaJd^rtmıştır. O kalkan fıkra da şudur: Bayındırlık Bakanlığı Bütçesindeki yer sarsıntısı ve diğer afetler., maddede bu kısım kalkmış olduğu için kâ­tip arkadaş tarafından okunmamıştır. Madde bu sebeple: «yeni evler yap­tırmağa Bayındırlık Bakanlığı yetkilidir» şeklinde kalıyor.

Bekanın konuşmasından sonra Belediye Kanununa bazı maddeler eklenme­sine dair Kanun Tasarısı ve içişleri Komisyonu raporu ile Bütçe Komisyonu Başkanlığı tezkeresi okunmuş ve ivedilikle kabul edilmiştir. 1950 yılı Bütçe Kanununa bağlı (a) ve (r) işaretli cetvellerde değişiklik ya­pılması hakkında Kanun Tasarısı ve Bütçe Komisyonu raporu okunmuş ve ivedilikle kabul edilmiştir.

Meclis bundan sonra Af Kanunu Tasarısının müzakeresine devam etmiş ve bu hususta verilen 24 önerge okunmuştur. Neitcede, tasarının Adalet Komis­yonuna gönderilmesini istiyen İzmir Milletvekili Ekrem Oran ile 22 arka­daşının önergesi kabul olunmuş ve tasarı Adalet Komisyonuna gönderil­miştir.

Mütaakiben Afyon Milletvekili General Sadık Aldoğan'm Milletvekilliği do­kunulmazlığının kaldırılmasını tazammun eden Karma Komisyonun üç ra-.poru okunmuştur. Bu mevzuda ilk sözü alan General Sadık Aldoğan, Ana­yasanın 17 nci maddesine göre, kendisinin konuşmasından sorumlu olma-dıeım ileri sürmüş ve yapmış olduğu uzun açıklamasında, Hükümetin manevi şahsiyetini tahkir etmediğini söylemiş ve bu arada Bakanlra hitap ede­rek «bunların manevi şahsiyeti nedir ki?» gibi hitaplarda bulunmuştur. Bu­nun üzerine Başbakan Şemesseddin Günaltay, Sadık Aldoğan'm bu hitabı­na cevaben «ben bu vatanın öz evlâdıyım» sözlerini söylemiştir.

Aldoğandan sonra söz alan Karma Komisyon Başkanı Tokat Melletvekili Nâ­zım Poroy ve Komisyon Sözcüsü Konya Milletvekili Ali Rıza Türel, Komis­yonun raporları üzerinde konşmuşlar, Kütahya Milletvekili Ahmet Tahtakılıç. Afyon Milletvekili Hasan Dinçer, Eskişehir Milletvekili Ahmet Oğuz, İstanbul Milletvekili Osman Nuri Koni, Sadık Aldoğan'ın, Milletvekilliği dokunulmazlı­ğının kaldırılacak bir harekette bulunmadığını ileri sürmüşler ve Aîdoğan'ı müdafaa etmişlerdir.

Bu konuşmalardan sonra Başkan Karma Komisyonun raporlarını oya sun­muş ve raporları çoklukla kabul edilmiştir.

Raporlam kabulünden sonra kürsüye gelen Eskişehir Milletvekili Ahmet Oğuz, Hükümeti diktatörlükle itham etmiş, Bursa Milletvekili Faik Yılmaz-ipek de bu ithamlara cevap vererek, şimdiye kadar gerek Cumhurbaşkanına ve gerekse Hükümete mütemediyen küfür edildiğini bunun önüne geçilmesi lâzımgeldiğini beyan eylemiş ve adaletten korkulmaması lâzımgeldiğîni be­lirterek. Sadık Aldoğan'm suçsuz olup olmiyacağmm orada anlaşılacağını söylemiştir. Meclis, saat 21,10 da ikinci oturumuna son vermiştir.

B. M. Meclisinin 24 Mart 1951 tarihindeki son oturumu:

Ankara: 24 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 21.20 de sekizinci döneminin son oturumunu yapmıştır. Başkanlık makamını İzmir Milletvekili Şükrü Saraçoğlu işgal et­mekteydi. Dört seneye yakın bir müddet içinde, pek çok siyasi hâdiselere sah­ne olmuş olan tarihî salon, gerek milletvekilleri ve gerekse dinleyiciler tara­fından tamamen doldurulmuş bulunuyordu.

Başkan Saraçoğlu, oturumu açtığı zaman bir önergenin mevcut olduğunu söyledi. Konya Milletvekili Tevfik Fikret Sılay ile Trabzon Millet­vekili Faik Ahmet Barutçu tarafından verilmiş olan Önerge, «seçimlerin ye­nilenmesi teklifinin ihtiva etmekteydi. Bu mevzuda ilk sözü alan Kütahya Milletvekili Ahmet Tahtakılıç, önergenin kabul edilmemesi hakkında konu­şarak dört seneden beri, gerek Mecls içinde ve gerekse Meclis dışında yapmış olduğu tenkitlere bir sonuncusunu daha ilâve etti ve Millet Partisinin bu hu­susta alınacak bir karara muhalif olduğunu söyledi. Tahtakılıç'tan sonra kür­süye gelen Eskişehir Milletvekili Hasan Polatkan da, Demokrat Parti Mec­lis Grupunun 15 Nisan'da seçimlerin yenilenmesi arzusunda bulunduğunu beyan eyledi, İstanbul Milletvekili Ahmet Kemal Silivrili ise, Meclisin 1 Ağus­tos tarihine kadar çalışması lâzım geldiği fikrinde bulundu. Bundan sonra C. H. P. Meclis Grupu Başkanvekili Trabzon Milletvekili Faik Ahmet Barutçu kürsüye gelerek seçimin yenilenmesi mevzuu etrafında acıklamalarda bulundu ve ileri sürülen tenkitleri cevaplandırdı. Mâtaakıben Ah­met Tahtakılıç ile Ahmet Kemal Silivrili tarafından verilen önergeler redde­dildi.

Büyük Millet Meclisinin sekizinci döneminin bu son oturumunda seçimin ye­nilenmesini tazammun eden önerge açık oya sunuldu. Neticede 22 muhalif oya karşı 299 oyla Önerge kabul edildi. Yine Konya Milletvekili Tevfik Fikret Sılayla, Trabzon Milletvekili Faik Ahmet Barutçu tarafından verilen ikinci önerge de keza oya sunularak kabul olundu. Bu önergenin muhteviyatı, «do­kuzuncu donem Büyük Millet Meclisinin 22 Mayıs günü saat 15 te olağanüstü bir toplantı» yapacağı idî. Önergelerin kabulünden sonra kürsüye Başbakan Şemseddin Günaltay geldi. Başbakan vakur sesiyle, seçimlerin yenilenmesi hakkında karar alan milletvekillerine ve vatandaşlarına hitap ediyor ve yeni­lenecek olan seçimlerin millete hayırlı olmasını diliyordu. Başbakanın sözleri dikkat ve hürmetle dinleniyordu. Zira önümüzdeki günlerde tatbik mevkiine konulacak olan Seçim Kanunu, bu mükemmel şekliyle bizzat onun ve başın­da bulunduğu hükümetin eseriydi.

Şemseddin Gânaltay'm hitabesi alkışlarla sona erdiği zaman, Başkan Saraç­oğlu da şu sözleri söyliyerek, Büyük Millet Meclisinin sekizinci döneminin son oturumunu kapadı:

Arkadaşlar,,

Müsaadenizle birkaç kelime de ben söyliyeyim. Arkadaşlar, Türk milletiiû ve Türk vatanını korumak, Türk milletini ve Türk vatanını yükseltmek için, ge­celi gündüzlü çalıştınız ve yerinde gördüğünüz tedbirleri birer birer aldınız ve böylece hakkın ve adaletin sesini vicdanlarda yaşatmaya çalıştınız. Evvelce söylediğim gibi devletimizin bir tek yolu Büyük Meclisimizin de bir tek kitabı vardır. O da kanun, daima kanun, her zaman kanundur.

Dört yıl süren bir yolculuktan sonra nihayet seçimlere ulaşmış bulunuyoruz. Onun için seçimlere girerken neşelerimizin bol, çalışmalarımızın verimli, yol­larımızın açık olmasını ve yeni Meclisimizin de Türk milleti için hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ederim.

Hepinizi candan selâmlarını. Meclisi kapıyorum (Bravo sesleri, sürekli al­kışlar.)

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Faik Ahmet Barutçu'nun B. M. Meclisinin 24 Mart 1950 tarihindeki toplanışında seçim hak­kındaki tenkitlere cevabı :

Ankara : 24(A. A.) —

Büyük Millet Meclisinin bugünkü son oturumunda C. H. P. MeclisGrupu

Başkanvekili Trabzon Milletvekili Faik Ahmet Barutçu, seçimlerin yenilen-

masi hakkında ileri sürülen tenkitlere şu cevabı vermiştir.

Aziz arkadaşlar, Büyük Millet Meclisi seçiminin yenilenmesine dair takdim

ettiğimiztakrir,muhalefetpartilerinemensuparkadaşlarımıztarafından

itiraz ile karşılanmıştır.

Arkadaşlarım,

Bugünkü cihan durumuna göre, memleketimizin hayatî meselesi, yurtta sü­kûn ve asayişin muhafazasiyle sımsıkı ilgilidir. Bu hakikati Türk milleti, çok esaslı idrak etmiş olduğu içindir ki, seçimlerin huzur ve sükûn içersinde ce­reyanetmesini,vatandaşlarınenvesveseliinsanlarınkalbindebileşüphe

uyandırmıyacak bir surette serbestçe verdiği reyin zuhurunu istemektedir. Bu istekte hep beraberiz ve bu kanunu tanzim ederken de bu arzunun tesiriy­le hareket edilmiştir. Hükümetiniz millî iradenin tahakkuk ve tecellisini te­min etmek vazifesini deruhte etmiş olduğu için ve siz de millet namına hü­kümete bu vazifeyi vermş bulunduğunuz için seçmlerin huzuru sükûnunu ihlâl edecek, memleketin asayişini tehlikeye düşürecek hiç bir harekete mey­dan vermemeyi vatani bir borç telâkki edeceğiz. (Bravo sesleri) ve bu yolda­ki azmimizle daima millete hesap vermek cesaretini taşıyacağız. (Bravo ses­leri) çünkü böyle hareketle ancak milletin iradesini yerine getirmiş olacağı­mıza kani bulunuyoruz. İyi, esaslı, serbest bir seçim olacaktır. Milletin arzusu veçhile münakaşalar, mücadeleler prensipler üzerinde vukua gelecektir ve efendi bir millete lâyık şekilde bir seçimle yeni Meclis burada toplanacaktır. Bütün arzum ve emelim, memleketin asayiş ve sükûnunu muhafaza etmek ve kanunun tâyin ettiği serbesti içinde seçilerek buraya gelen Meclise uhdemde-ki ağır ve mesuliyetli emaneti huzurukalb ile teslim etmektir. (Bravo sesleri) Başka hiç bir emelim yoktur. Seçimler, bu arzu ve hedef dairesinde icra edile­cektir. Temenni ederim ki muhalif, muvafık bütün vatandaşlar bu hedefte birleşmiş olsunlar ve bitaraf vatandaşlar da millet hâkimiyeti ve hak yolunu göstermek hususunda temayüllerini zhar suretiyle partilileri irşad etmiş ol­sunlar.

Hepinize saadetler, selâmetler diler, Büyük Milletimizin bu büyük imtihanda dünyaya karşı hepimizi öğündürecek surette olgunluk başarıları göstermesini tanrıdan dilerim. (Sürekli alkışlar) Zaman...

Yazan : Nadir Nadi

1 Mart 1950 tarihli «Cumhuriyet» ten

Musikide olduğu gibi politika da zaman büyük rol oynuyor. İlki gün erfcen söy­lenen bir söz dört gün geciken ibir karar, bakarsınız, [beklediğinizin tam aksi ne­ticeler verir. Plân ve tasavvurSarımızda zamanı iyi kollamak, önünden de ardın­dan da ona hâıkiım olanak arttır. Bu şartın ehemmiyetlini kabul ettikten sonra şu sual üzerimde bdr parça dura­lım:

—Acaba seçimler ne zaman yapılacak?Yeni kanun çıktığına ve 'Meclis de işle­rini .bitirmeftt üzere bulunduğunagöre büyülk, imtihan gününün fazla geciiktirilmiyeceğini taihmin .etmekgüç değildir.İktidar partisi ibu hususta henüz kesinbir tarih ilân etmediyse de, ortalıkla do­laşanşayialar, genel seçimlerin, önümüzdaki Mayıs 'başlarındayapılacağımerkezindedir. Falkat bu .muhtemeıi tarihe itiraz eden­ler var. İtirazcıların ön safında da De­mokratlar geliyor. Dayandıkları mucib sebep şu:

—C emi ek etimiz de bahar, hele sarık il­lerimizde oldukça ıgeclkir.Mayısın songünlerine kadar her taraf yağmurça­mur içindedir. Ulaştırma vaziyetimiz demalûm. Bu mevsimde Ibir çok yollar ge­çit vermez köylerden ilçelere, ilçelerdenillere gidip gelme imkânsız bir haldedir.
Bu şartlar altımda seçimi Mayısın îCIkhaftasına almayı biz doğru bulmuyoruz.Seçimler İlâ Mayıs ayında yapılacaksa,bari son günler tercih odunsa. Halk Par­tisi imkân balkıımmdan bize kıyasla da­ha uygun bir durumda bulunduğumdano mevsim güçlüklerini hiçe sayabilir.
Hattâ, belki (bunlardan, faydalanmak daistiyebilir. Fakat mademki hepimiz dü­rüst seçim taraflısıyız o hailde savaşa daeşit şartlar altında girmeliyiz.

Bu İtiraza karşı Halk Partisinin ne de­diğini veya ne -diyeceğini bilmiyoruz. Seçim günü ilân ediilınıediğine .göre tabiî bilmeyiz de. öyle ya, (belki Hükümet de seçimleri Mayısın ibaşmda değil, soaıun-da yenilemeyi tasarlamıştı!'. Netice iti­bariyle on beş yirmi günlük bir fark yü­zünden iki parti arasımda ibir mesele çı­kacağını biz ummuyoruz.

Bu noktayaıdair söyle ye ceık'l erimiz şundan ibarettir :

Gerçi Anayasa hükümlerine dayanarak seçimin toeUi bir zamanda yapılması lü­zumunu savunmak, mümkündür. Fakat gene Anayasa Meclise kendi kendini feshetmek hakkını itamdığma göre ibu zamanı tâyin etmek yetkisi fiilen ikti­dar partisine ve hükümete ait bulunuyor demektir. Zati 'bir çok demokrat mem­leketlerde de s e çim-yıllını kanun gösterse bile, o yıl içinde seçimin hangi ayın hangi gününde yapılacağına iktidar ıka-rar verir .Venizelos'a dair meşhur fıkradır, anüatırlar. Tanrı günahlarını affetsin, zeki politikacı şöyle dermiş: — Muhalefette olduğum zaman seçimle­rin kötü bir mahsul yılına rastlamasın; cânu-ü gönülden dilerim. Fakat İktidar­da îbuhımduğuım zaman, iyi bir mahsul alınır ailınmaz seçim fırsatını kaçırmak istemem.

Bu gibi avantajları iktidara bağışlamak da galiba her yerıde hürriyetin gelenek­leri arasına girmiştir. Şimdi, .biz ne yapmalıyız? Tarihimizde ilk defa alarak serbest bir secim dene­mesine hazırlanıyoruz. Gönül ister ki,bu seferki deneme hiç (bir tarafta bir dı­rıltı ve sızrlitı konusu olmasın ambk. Ma­yısın başı ile sonu arasında uzun ibir mesıafe yoktur. Bu yüzden ne bir parti ihya ölür, ne de öteki parti batar! Mü­him olan seçim hâdisesinin (kanuna ve nizama uygun bir şeklîde yapılması, ne­ticede «olduydu, olmaıdıydı» gibi dediko­dulara yer veriıtaıemeısidir.Biz flktidar partisinin omuzlarında bu ibakiıniıdan ağırca bâr somm yükü görüyoruz. Bu defa da ortalığı bir tereddüt ve hoş­nutsuzluk havası kaplarsa millete yazık olacak, hattâ .belki ıdamoikrasi sistemi yurduımuada tehlikeye girecektir. Onun için iıktidaTdan rica ediyoruz: İyi düşü­nünüz, iyi karar verinâz. Vazifemiz mîllî iradenin itam olarak tecellisini sağla­maktır. Bunun dışında bütün ikaygııJLarı ikinci, Üçüncü plâna atınız. Böyle hare­ket edebildiğiniz takdirde, seçim neticesi ne olursa olsun, milletin kalbinde tuta­cağınız sevgi yerini hiç bir kuvvet geri

Bir buhran...

Yasan : Nadir Nadi

2 Mart 1950 tarihli «Cumhuriyet» ten

Demokrat Partinin İstanbul teşkilâtın­da ibaşgösıteren çatlaklığı gazete! eir.de okudunuz. Genel Kurulla İL İdare Kurulu arasında bir müddettir sürüp .gittiği an­laşılan ihtilaf, nihayet başkanla üç üye­nin istifasından sonra antik gizlenemez hale geldi. Profesör Sanı Yaver'în .reisli­ğinde kurulan .geçici idare heyeti, ilik iş olarak, bugünlerde toplajıa'aaık (kongreyi g"&ri .bıraktı: Bu ihtilâfın, İstanbul'a bağlı Demokrat Parti ilce teşkilâtımda ne gibi tepkilere yol açacağını henüz IbÛmiyo-ruz.

Dört yılık kısa hayatı içinde, Demokrat Partimin, ikinci defadır iki İstanbul'da bir iç (buhranıla karşılattığına (işaret et­mek isteriz. Gerçi bir siyasi toplulukta buhranların mutlaka ıkötü .bir mana taşı­dığına inananlardan, değiliz. H&r canlı varlık gibi paritiller de zaman zaman buhrana tuftuılabiliisler. Bu balkımdan fi­kir ayrılıkları veya gruplaşmaları, belki de dinamik bir hayatiyetin garantisi sa­yıl aıbilllr.

Fakat İstanbul'da gözümüze çarpan !bu ikinci ihtilafa balkarak bundan Demok­rat Pa.rti hesabına iyimser ifoir ımüşahade çıkarmak doğrusu güçtür. Çünkü kar­şıdan üzülerelk seyrettiğimiz anllaşrmaz-lıklann herhangi Ibir fikir ve prensip müoalkaşasiylle ilişiğini, biz farkedemiyo-

ruz. Tersine, 'gerek rahmetli Keman öner m es Qlcsin.de, [gerek bu şimdiki hâdisede son derece basit ve şahsi bir takım çe­kişmelerin rol oynadığını görüyoruz. Şahsiyet etrafımda dönüp dolaşan buh­ranlar ise içtimai toplulukların hayatın­da çok defa tehlikeli bir hastalığa işa­rettirler.

Bir siyasi parti niçin kurulur? Hasan Hüseyin mebus ollsun 'diye ini? yakışa Ali Ve'li şöıhrot kazansın, birinin emrine ötekiler boyun eğsin düşüncesile mi? Bu suallerin titrek ışığı altında birleşin insainllaır ergeç birbirlerini yemeğe, ya­hut da lıayal kırıklığına uğrayaraik da­ğılmağa mıahlkûmdurlaır.

Sözlerimizle ve yazılannııala ibiz hepimia yu'kanki kaygılardan uızalk yaşadığımiKi-iddia edip duruyoruz. Demokrat Parti­nin kuruluşuna 'hâkim olan düşüncelerin temizliğinden de şüphe etmiyoruz. Bu memlekette fikir hürriyetini sağlayacak, vatandaş haıklannı koruyacak, her türlü kötülüttcleri ezici musibet îb'ir idare sis­teminin 'gerçeltıleştıirilmesi uğruna hare­kete geçen D'emokrait Parti, büyük haik kütlelerinin sevgisini kazandı, bu sev­giye dayanıaıraık istikbaline güvenir olıdu. D. Paırtinin kuvvetlenen eslini tarafsız vatandaşlar da her bakımdan 'memleket menfaatlerine uygun buluyorlardı. Böy­lelikle Hajl'k Partisi de yullardır içine daıldığı uyuşulfflluiktan kurtulmağa baka­cak, kendime ıbir çekidüzen, vermek"'lü­zumunu duyacaktı. Gerçıi program ve prensip itibaniyle ikıi parti airasınıda bü-yülk farklar yoktu. Fakat şimdilik bu kaıdan da bize yeterdi. Öyle anlaŞTİiıyor (ki eleman ve taraflı bulmak, propaganda cephesini kuvvet-Ienıiii-rmelk gilbi bazı emdişieler Demokrat Partinin iç bünyeısinıde oldukça zararlı müsamaiıailara yol açmıştur. 'Belli bir gnuıpue büyük kütle üzerinde hâkim toi oynamak 'isteğine kapılınıış olması da bu araıda Ibir italkıon entrikalar dönımesine belki [sebebiyet vermiştir. Her ne olursa olsnjn, şu seçim öncesi gün­lerinde, Demokrat Partinin, İstanbul gibi en aydın, en, 'derlâtoplu bir iHiım'îzde 'geçir­diği buhran üzücüdür. 'Partinin tarihi misyonumdan soromlu idareciler, temenni edeHim ki, bu iıastalığı artıik kökünden •tedıa'vi etsinler. ıHürriyet pejiıminin selâ­meti buna sıkı ısiikııya bağlıdır.

Ey vatandaşlar! D. P. bile seçimleri ka­zandığı takdirde sayın İsmet İnönünü Devlet Başkanı olarak kabul etmek ka­rarındadır. Onu, halen bu mevkide tutan iktidar partisine oy vermeyip de kime vereceksiniz?

Bilvesile ve tekrar tekrar işaret etmiş olduğum gibi înönün'nün yüksek şahsi-yetniin Devlet Başkanlığı mevkiine lâ­yık olup olmadığı münakaşa kafoul et­mez. Fakat münakaşaya yol açan Ulus'un tou gibi tahrikleridir iki, yarın o zat hakkında, arzuya değer olmıyan bir takım mübaheselere vesile yaratabilir. Kanaatimce Devlet Başkanlığını; seçim kampanyasının dışında bırakmak; ihti­yar edilecek hareketlerin en isabetlisidir. Seçim denilen büyük millet imtihanının hareketi içinde bir takım hakikatlerin ortaya atılmasından hâsıi olabilecek çır­pıntılardan o mevkii siyanet etmenin en muvafık sekli, ancak bu olabilir.

Acaba nasıl çıkacak :

Yazan: Nadir Nadi

1950 tarihli «Cumhuriyet» ten

Muhalifler de dâhil bütün milleti hoşnut kılan bir Seçim Kanununun hazırlanma­sında Önayak olduğunu gördüğümüz Şemsettin Güaltay hükümeti, Öyle anla­şılıyor ki, iyi bir Basın Kanunu çıkar­mak hususunda aynı başarıyı pek gös-teremiyecektir.

Bu neden böyledir ? Sebepler üzerinde kalem oynatmağa kalkarsak sahifeler doldurmak mümkündür. Söz ve yazı hürriyetinin öteki hürriyetlerin hepsin­den üstün olduğu ileri sürülebilir. Bir memlekette kusurlarteşhirolunamaz,kötülükler ortaya konmaz ve suçlara dair yazı yazılamazsa, o memleketin halkçı bir hükümetle idare edildiğini kimse iddia edemiyecektir. Bu takdirde, geri kalan kanunlar ne kadar mükem­mel olursa olsun, netice itibariyle de­mokratik sistem yürütülemiyecektir. Çünkü söz ve yazı hürryieti bu sistemin motorudur. Motor işlemedikçe ne yap-asnı onu yerinden kımıldatamazsımz.

Aca'ba 'Hükümet batsın hürriyetini sahi­den istemiyor mu? Böyle bir iddiada bulunmaktan çekinirim, memleket işle­rinin açık yürekli halk önünde görülme­sini Özleyen, âmme işlerinde âmme kon­trolünü şart bildiğini söyliyen bir Hükü­metin iki yüzlü bir politika güdeceğini akıl kabul etmez. Yazı hürriyetini idare kandili gibi kısan bir hükümetin halk­çılığına ve halkçılık iddialarına kim ina­nır? Kimseyi İnandıramıyacak olduktan sonra da o boşuna gayretlerin ne mânası kalır?

Benim anladığım kadar, Hükümeti ba­sın konusunda tereddüde sürükliyen nokta, basın hürriyetinin iki taraflı bir silâh sayilmasıdır. Yazı hürriyeti kötü niyetli ellerde gerçekten pek tehlikeli bir şey olabilir. Fakat kötü niyetli ellere düştüğü zaman tehlikeli olmıyan ne vardır ?

Bununla beraber yazı hürriyetinin suiis­timali bahsinde, korunması gereken baş­lıca iki türlü hak görüyoruz: Cemiyete ait haklar ve yüksek menfaatler, ferde ait haklar.

itiraf etmeli ki, hürriyet prensipleri çer­çevesi içinde, bu hakların hangi şartlar altında zedelenmiş sayılacağını tesbit etmek her zaman basit bir iş değildir. Cemiyetin bünyesine ait bir takım yeni • fikirler ileri süren bir muharrir ne za­man cemiyet menfaatlerine aykırı hare­kette bulunuyordur ? Bir takımı veya bir memuru hedef tutan bir tenkit yazı­sı, hakaret veyahut tezyif çizgisine ula­şabilmek için nerelere basmış, neleri çiğnemiş olmalıdır? Yazı hürriyetini ve tenkit hakkım kabul ettikten sonra, bu hak ve hürriyeterli geri almaksızın bir yandan cemiyete ait menfaatleri, öte-yandan da vatandaşa ait hak ve hürri­yetleri korumak, ancak objektif bir gö­rüşle mümkündür.

ıDumtnJla iberaıber Arap devletlerinin bir aradlıaşima ile Türkiye ve İtalya'ya ibağ-laHiacalklan ve bunun /bir Doğu Akdeniz Bloku lloıuruiknasrna yol açacağı hakkın­da bir Türtk sözcüsünün demecikarşı­sında ihtiyatla 'duruflımaktadır. Siyasi (müşahitlerden biri vazjyoti şu su­retlehülâsaetmektedir : Bu bahiste iki nofcta difkflcatl çeöflmemedir :

— TüTfeiıye'njin Orltadoğuıdıa siyasi 11derlijkrolüneyemiıden (kavuşmakİçin
gayret sarfieıtmiş olması mümkündür.

— Türklye'niinib'öyle bir anıdlaşmayıYuoxaniBitan'la 'değil fiaikat İtalya ile yap­
ması yalnızçokilgiçekici değil aynızamanida hayli tmanıidairdKr. Tüılkiye ide Yunanistan arasımda .buma (benzer birandiaş'nrani'n alkıti için yakında görüşme­lere başlanmasıda muhtemeldir. Euand'lıaşmanm Mısır'daki aksi henüz ma­lûm değildir.

9 Mart 1950

— istanbul :

İsrail'de dört maç yapacak olan Fener­bahçe futbol takımı fougün saat 10.45 te özel bir uçakla Tel-Aviv'e hareket et­miştir.

—i Ankara :

Ankara Üniversitesi Ziraat ve Tıp Fa­külteleri öğrencileri Kıbrıs'ta yaptıkları 15 günlük teltkık gezisinden dönmüş bu­lunmaktadırlar. Bu gezi münasebetiyle Türkiye .Millî Talebe Federasyonundan şu töblîğ alınmıştır.

Kıbrıs'ta misafir kal-dıkları zaman içe­risinde Kendilerine .gösterilen iyi kabul ve kardeşlik tezahürlerin d en son derece memnun kalan üniversiteliler adına, Türkiye Millî Talebe Federasyonu, bü­tün Türle yüksek tahsil gençliğinin his­lerine tercüman, olarak kardeşlik duy-gulariyle dolu sevgi ve teşekkürlerini Anadolu Ajansı vasıtasiyle Kıbrıslı Türk kardeşlerimize iletmekten sonsuz bir bahtiyarlık duyar.

14 Mart 1950

—Waıshington :

Türkiye ve diğer Yakm-Doğu memle­ketlerinde basılan gazete ve dergiler bu­gün Amerika Birleşik Devletleri Kong­re Kütüphanesinin Doğu eserleri kısanın­da teşhir edilmektedirler. Bu sergiye günlük ve haftalık gazeteler, resmî, hu­susi ve askerî dergiler, meslek teşekkül ve cemiyetlerinin çıkardıkları yi e diğer kültürel ve resimli dergiler dâhildir.

20 Mart 1950

— Roma :

Dışişleri Bakanlığından bildirildiğine gö­re, Türk -İtalyan Dostluk Andlaşması 24 Mart Cuma !günü Roma'da imzala­nacaktır. Türkiye Dışişleri Bakanı Nec-mıaddin Sadak 23 Martta Roma'ya ge-lecök ve 'imza. töreni' ertesi günü Dışiş­leri Bakanlığına yapılacaktır. Anlaşma­yı İtalya adına Dışişleri Bakanı Kont CarloSforza İmzalayacaktır.

Türkiye, Suriye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır delegelerinin iştirak ettiği Kı­zılhaç Kurulları Birliği Genel Sekreteri başkanlığındaki Kızılay ve Kızılhaç BÖLge Konferansı dün aşka-rm çalışma­larını bitirmiş ve aşağıdaki dilekleri tasvipetmiştir :

— Filistinlilerin .memleketlerine donebilmelerini sağlamak üzere gayret gös­terilmesi.

— Bunun tahakkukuna kadar mülteci­lere, kısa vadeli projelerle yaşamaları­nı sağlayacak iş temin edilmesi.

—Kızılhaç Kurulları Birliğinden (mül­tecilere doğrudan doğruya yardıma de­vametmesininistenmesi,

Birleşmiş Milletler Kurulunca kararlaş­tırılan ve mültecilere yardımın sonu olarak kabul edilen &1 Temmuz 1951 ta­rihini talik ile, mültecilerin yurtlarına iadeleri tarihinin tâyinini istemek. Türkiyeden gayri 'diğer heyetlerin hepsi bu dilek takririni kabul ettimisl erdir.

21 Mart 1950

— Ankara :

Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı Dış Ti­caret Dairesi Başkanı Munds Faik Ozan-

soy, Avrupa İktisadi İşbirliği Tediye Komitesinin 22 Mart 1950 Çarşamba günü Paris'te, teşkilâta katılan mem­leketler dış ticaret daireleri umum mü­dürlerinin iştirakiyle yapacağı hususî toplantıda memleketimizi temsil etmek üzere bugün uçakla İstanbul'a hareket etmiştir.

Munis Faik Ozanföoy b-u akşam Pan -Amerikan uçağiyle İstanbul'dan ayrı­lacak ve yarm sabah Paris'te buluna­caktır.

Tediye Komitesinin bu defaki günde­minde Avrupahlararası yeni tediye sis­temi, ticaretinin yüzde altmış serbestisi ve 'gümrük tarifeleri .meseleleri mev­cuttur.

— Ankara :

30 Martta Strasbourg'da toplanacak olan Avrupa Konseyi Dışişleri Balkan­ları meclisine iştirak ve giderken Ro-ma'da kalarak Türk-İtalyan Dostluk Antlaşmasını imza edecek olan Dışiş­leri Bakanı Neconeddin Sadak berabe­rinde Dışişleri Bakanlığı Birinci Daire Umuna Müdürü Bülent Uşaklıgil ve özel Kalem Müdürü Necdet Kent oldu­ğu halde ibu akşam şehrimizden ayrıl­mıştır.

Bakanı garda Cumhurbaşkanı adına Ge­nel Kâtip Cemal Yeşil ve Başyaver Yar­bay Cevdet Tolgaıy, Devlet Bakanı Ce­mil Said Barlas, Başbakan adına özel Kalem Müdürü Adil Dertnsu, Dışişleri Bakanlığı Umumi Kâtibi Büyükelçi Faik Zilini Akdur, Dışişleri Bakanlığı erkânı, İtalyan Büyük Elçiliği erkânı, kordiplomatik mensupları ve dostları uğurl amışlardır.

Necmeddin Sadak Perşembe günü İs­veç hava postasiyle Roma'ya gidecek ve kendisine İtalyan Büyükelçisi Don Re-nato de Prunas refakat edecektir.

— Strasbourg :

Avrupa Konseyi Umumi İşler Komis­yonumu! ilk toplantısında Türkiye Cum­huriyeti Delegesi Tahsin Bekir Balta söz alarak konseyin tesirini arttırmak hususunda bazı telkinlerde bulummuş-tur.

Komisyon bu telkinleri nazarı itibara alarak Guy Mollet raporunun bazı nok­talarım tadiletmiştir.

Görüşmelere bu gece gizli celsede de­vam edilmektedir.

Türk delegelerinin müzakerelere faal bir surette iştirak ettikleri sanılmaktadır. Başbakan Georges Bldault'un Paris'e harelketine tekaddüım eden celse tatili sırasında komisyon üyeleri belediye Ihl-nasmda Başbakan tarafından kabul edilmişlerdir. Başbakan Türk meslek-daşları ile uzun uzadıya görüşmelerde bulunmuştur.

—- Stokhoîm :

Sabah yapılan greko - romen Dünya Güreş Şampiyonasında güreşçilerimiz­den 57 kiloda Halil Kaya. gayet atak güreşmiş ve rakibi Fransız M. Faure'u 6 dakika 5 saniyede tuşa getirmiştir. Faure, bu güreşde kendini beklendiğin­den daha iyi müdafaa edebilmiştir.

62 kiloda güreşçimiz Mehmet Oktav, Çekoslavakya'h Bohumil Kurtz ile yap­tığı maçta sayı hesabiyle mağlup ol­muştur. Bu karşılaşmanın İlk dakika­sında Mehmet Oktav bel sarmasına te­şebbüs etmiş. Faikaft Kurtz kurtulmağa muvaffak olmuştur. Macun ilk safhası berabere geçmiştir. Güreşin ikinci saf­hasında Mehmet Oktav alta düşmüş ve Kurtz, Oktav'm sırtını yere getirme­ğeiki defa teşebbüsetmiştir.

Son devrede Kurtz :çok yorgun olmasına rağmen aldığı puvanlarla maçı ekseri­yetle kazanmıştır.

— Stokholm :

Türkiye Güreş Federasyonu Başkanı Vehbi Emre bugün şu beyanatta bulun­muştur:

«Bugünkü karşılaşmalarda Ali Yücel ile Mehmet Oiktav'm yenilmesini beklemi-yorduik.

Ali Yücel'in rakibi Mısırlı Abdülhamit ondan bir az daha üstün güreşti. Fakat Kurtz ile Oktav arasında cereyan eden maç oldukça müsavi cereyan etti, fakat Kurtz haklı olarak galibiyeti aldı. Diğer taraftan Kandil'in Norveçliye ga­libiyeti itirazlarla karşılanmasına rağ­men, verilen karar çok yerinde idi. Şayet bu musabakalardaki eski kaideler tatbik edilseydi almam neticelerin daha başka olacağını zannetmiyorum».


—. Istanjbulı:

Dşşişleri .-Bakanı JNTecm'eddkı ıSadatk be-raiberinıüe Dışişleri Kakanılığı Birinci Umum iMiMürü IBÜfenlt Uşakgil ve Hu­susi Kalem Müdürü 'Necdet Kent oldu­ğu halete îbugün saat 17 ide ibir ibakıajı-dinav uçağı ile Roımaya 'hareket etmiş­tir.

Dışişleri Bakamı 'hareketinden evvel ken­disi ile görüşen gazeteçilerin, Türıkiye-İtalya Aii'dlaşma sının 'anıa hatları hak­kında sordukları suallere cevaben., eldkI-iaşmanTaı dostluk, sulfh ive adli uzlaşma ile iki .memleket 'arasındaki ihtilâfların halli' esaslarına dayandığını söylemiştir.

— Strasbourg:

Türkiye Delegesi Tahsin Bekir Balta, Avrupa Konseyi Danışma Meclisi Genel işler Komisyonuna vereceği raporda, Konsey Statüsü ve teşkilâtının kifayet­siz olduğu keyfiyetinin, Meclis tavsiye­lerinin henüz memnunluk verici bir ne­tice doğurmamış olması ve herhangi bir meseleyi halledecek pratik bir tedbirin şimdiye kadar gelişmemesi ile iteyit edi­lebileceğini belirtmektedir.

Konseyin, halen mevcut iki teşekkülü mütemadi tavsiyelerde bulunmaktadır. Bunun için derhal, gerçek yetkilere ve iktidara sahip bir Avrupa syiasi otori­tesi yaratmak lâzımdır. Raportör bu siyasi otoriteye verdiği ehemmiyeti kadederek Avrupa Konseyi­nin yalnız iktisadi meseleleri hallet­mekle iktifa etmeyip, siyasi sahada da geniş bir işbirliği teklifini istemektedir. Konsey daha şimdiden üyeler arasında çıkabilecek ihtilâfları halletmeye, karşı­lıklı tesanüt ve itimadı takviye, üye memleketlerden her birinin dış politika­sını ahenkleştirmeye matuf tedbirleri almalıdır.

Bu otorite kuruluncaya kadar, Bakanlar Komitesi bütün selâhiyeti haiz buluna­caktır. Bu komite daha sonra yerini yüksek bir meclise bırakacaktır. Avrupa Birliği bakımından bir Avrupa icra komitesinin kurulmasının çok mü-mih bir terakki olduğunu kaydeden Tür­kiye Delegesi bu suretle iktisadi sahada elde edilecek faydaları tasrih etmekte­dir.

Filhakika icra Komitesi, istihsalin art­ması, üye devletlerin bütün kaynakları­nın değerlendirilmesi, halen mevcut is­tihsal vasıtaları için yeter derecede pa-zarLar Itesig edilmesi, bunumla beraber körükörüne serbest rekabet sistemine kapılmamak ve uygun bir plânın su gö­türmez faydasını gözden uzak tutma­mak keyfiyetini gözönünde tutmalıdır. Tahsin Bekir Balta, Avrupa İcra Komi­tesinin tesisiyle beraber, daimi komisyo­nun hikmeti vücudu kalvnıyacağmı ve komisyonların müzakereler arasında toplanmak lüzumunu duymayacaklarını belirtmiştir.

—Stokholm:

Dizinin tehlikeli surette sakatlanmasına rağmen İsveçli hafif sıkl&t (67 kilo) Freij ittifakla Tevfik Yüce'yi mağlûp etmiştir. Tevfik Yüce güreşin ilk anla­rında kafa kol kapmış fakat Freij bu tehlikeli durumdan kurtulmasını bilmiş­tir. İkinci devrede de Yüce aynı oyunu tatbik etmiş fakat bir netice elde edeme-mşitir. Freij üçüncü devrede Yüceyi al­tına almış fakat sırtını yere yapıştıra-mamıştır.

Final maçında Freij, Josef Galy (Macar) ile karşılaşacaktır. Tevfik Yüce bu gü­reş neticesinde üçüncü olmuştur.

—Stokholm:

Greko Romen dünya şampiyonluk mü­sabakalarında 73 kiloda İsveçli Gösta Anderson Norveçli Cook'u iki dakika 55 saniyede tuşla yenerek sikletinin üçüncüsü olmuştur.

57 kiloda İtalyan Lombardi'yi ekseriyet­le mağlup eden güreşçimiz Halil Kaya da sıkletinde dünya ikincisi olmuştur. Bu suretle 57 kiloda güreşçiler söyle sı­ralanma tkadır:

1— Hasan (Mısır)

— Halil Kaya (Türk)

— Lombardi (îtalyan)

—Stokholm:

Güreşçilerimizden Muharrem Candaş bugün yapılan final karşılaşmasında Norveçli Andersen'i burgu takarak yedi dakika dokuz saniyede tuşla yenmiş ve böylelikle 87 kilo greko-romen dünya şampiyonluğunu kazanmıştır.

24 Mart 1950

Güreş Federasyonu Başkanı Vehbi Emre dün akşamki final müsabakalarından sonra şöyle demiştir: «Türkiye'den, Stokholm'a hareket etme­den önce, ekibimizin İsveç'ten sonra ikinci geleceğini tahmin etmiştim ve bu tahminimde yanılmadım.

Takımımızı, Türkiye'nin en iyi ve tanın­mış güreşçisi olan Yaşar Doğu ile tak­viye edebilseydik eminim ki birinciliği de kazanabilirdik. Fakat güreş kabiliye­tinden başka netice üzerinde büyük te­siri görülen bir nokta daha var o da talih.

Meseiâ 52 kilo finalinde güreşin bitme­sine üç dakika kala, âni bir kafa kol kapan İsveçli Johansson, o ana kadar bariz bir üstünlükle güreşmiş olan Ali Yücel'i tuşa getirdi. Johansson'un zafe­rinintaliheseriolduğuinkâredilme-

mekle beraber, bu, İsveçlinin şampiyon­luğunu kıskanmağa sebap teşkil etmez. Johıaîissoo;, bütün şampiyonluk' fooyunea gayet iyi idi. Halbuki Ali Yücel kararsız güreşti ve hakikî kabiliyetini son maçı­na kadar gösteremedi.

Türk güreşçilerinin groke-romen de İs­veçlilerle hemen hemen müsavi olduk­larını ispat etmeleri çok memnuniyet vericidir.

müsabakalar baştan başa çok güzel geç­ti. İsveç'te bulunmak bizim için her za­man bir zevktir. Takımmıız buradan önümüzdeki Çarşamba günü hareket edecektir. Bu arada şehirde gezintiler yapacağız. Bir hayli yorgun olan güreş­çilerimiz iyi bir istirahat! hakettiler.

—Atina:

Tükriye Dışişleri Bakanı Necmettin Sa­dak, Türk - İtalyan Dostluk Antlaşma­sını İmzalamak için dün Roma'ya gider­ken Atina'dan geçtiği sırada Helliniko uçak alanında Yunan. Hükümeti adına Dışişleri Bakanı Panayotis Pipinelis ta­rafından selâmlanmıştır.

—Roma:

Türkiye ile İtalya arasında imzalanacak Dostluk Antlaşması münasebetiyle Ro­ma'ya gelen Türkiye Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak Reuter Ajansı muha­birine bugün verdiği beyanatta bu ant­laşmanın «Akdeniz'de 'barışı ve güveni takviye edeceğini» söylemiştir.

Necmettin Sadak, bu beyanatı, Dışişleri Bakanlığı olan Şigi sarayında İtalya Dışişleri Bakanı Kont Sforza ile 40 da­kika süren bir görüşmeyi mütaakıp sa­raydan ayrılırken vermiştir. Necmettni Sadak ezcümle şunları söyle­miştir:

İtalya ile Türkiye arasında bir dostluk antlaşmasının imzalanması, iki memle­ket arasında mevcut münasebetleri tak­viye edecektir. Bunun da Akdeniz'de ba­rış ve güveni takviyeye çok yardım ede­ceğine eimnim.

Türk - İtalyan dostluk antlaşmasının bu akşam imzalanacağı sanılmaktadır. Anlaşıldığına göre bu antlaşmanın met­ni Türkiye - Yunanistan ve İtalya- Yu­nanistan arasındaimzalanmış bulunan antlaşmalara benzemektedir ve ticari mübadelelerle ba^ı adlî uzlaşmaları da derpiş etmektedir.

Necmettin Sadak, Kont Sforza ile gö­rüştükten sonra Hiristîyan Demokrat Başkan Alcide De Gasperi'yi ziyaret et­miştir.

—Ankara:
Resmî tebliğ:

Türkiye ile İtalya arasında dostluk, sulh ve adlî uzlaşma antlaşması bu akşam Chigi Sarayında Türkiye Dışişleri Ba­kanı Necmettin .Sadak ve İtalya Dışiş­leri Bakam M. .Sforza tarafından imza edilmiş ve aynı zamanda. Türkiye ve ttalya Hükümetlerinin en kısa müddet zarfmda bir (kültür sözleşmesi aikdlni taahhüt etmekte bulunduklarım bildiren notalar teati olunmuştur.

Antlaşmanın imzası ve notaların teatisi, iki Dışişleri Bakanının görüşmeleri sıra­sında müşahade olunan Roma ve Anka­ra Hükümetleri arasındaki müşterek menfaat ve hedefleri aydınlatması İtiba­riyle siyasi bir mâna ve kıymet ifade eylemekte dostane işbirliği gayesine ce­vap vermekte ve milletlerarası sahada gittikçe belirmekte olan yeni temayül­lerle ahenkli bulunmaktadır.

25 Mart 1950

—Ankara:

Bir müddet evvel Pakistan'da bir tetkik gezisi yapmış olan Dil, Tarih-Coğrafya Fakültesi talebesinden 50 kişilik kafile­ye başkanlık eden aynı fakülte doçent­lerinden Danyal Eediz bug"ün saat 11 de Fakültede basın temsilcileriyle görüşe­rek seyahat intibalarmı anlatmıştır.

Kafilenin Irak'ta bir hafta, ve Pakistan-da 22 gün süren gezileri esnasında her iki memlekette gördüğü büyük kardeş­lik ve mîsafirseverliği minnettarlık his­leriyle kaydeden Danyal Bediz, Irak'ta başta Kıral Naibi olmak üzere bütün Hükümet erkânının ve halkın İzhar et­tikleri duyguların kendilerine memleket­ten ayrılmamış oldukları intibaını verdi­ğini hepsiyle fasih Türkçe konuştukları­nı belirttikten sonra Pakistan'da kafile­ye gösterilen kabulü şöyle ifade etmiş­tir:

«Bu tezahürat, gözlerimizden sevinç ve iftihar yaşları akmasına sebep olmuş­tur» kafilenin geçeceği en küçük istas­yonlarda bile uzak köylerden bizi karşı­lamaya gelen Pakistanlı kardeşler bir Türk görmeyi, 'bir Türikılıe teması âdeta bir şeref saymakta idiler. Kafilemizi ge­tiren tren istasyona girdiği zaman her taraf, Zinde bâd Türkiye, zinde bâd Ata­türk, zinde bâd inönü avazeleriyle çınlı­yordu. Trenin içi bir anda atılan çiçek­lerle ve buketlerle doluyor, gece ise ha­vai fişekler etrafı nura boğuyordu. Pakistanlı nazarında Türk Milleti İdeal bir varlık, hile bilmez, yaîan söylemez, dünyanın en cesur ve muharip milletidir. Danyal Bediz, sözlerini Türklüğe karşı her iki memlekette gösterilen bu ivazsız kardeşlik duygularına tekrar teşekkür etmekle bitirmiştir.

37 Mart 1950

— Stokholm:

Greko-romen dünya şampiyonasına işti­rak 'eden ve Çarşamba günü Türkiye'ye dönecek olan güreş takımımız halen Stokholm'de istirahat etmektedir. Türk takımının yerleşmiş bulunduğu Kristineberg otelinde bir mülakat veren 87 kilo dünya şampiyonu Mharrem Can-daş «burada çok güzel günler geçirdik» demiştir.

Candaş, dünya şampiyonasından sonra Stokholm'de geçirdiğimiz günler zarfm­da çok iyi karşılandık diye ilâve etmiş) tir.

Candaşen tehlikeli rakiplerinin İsveçli Eric Niisson ile Macar GyulaKovacs olduğunu söylemiştir. Oandaş Kovacs'ıekseriyetleyenmiş, Nilsson'u ise ittifakla mağlup etmiştir. Candaş şunları söylemiştir: İsveçliye mağlupolmak ayıp değildir. Niisson çok iyi bir güreşçidir. Kovacs'a tuşla mağlup olmasının onun için büyük bir şanssızlık oîduğu kanaatindeyim.

Güreşçilerimiz Cumartesi günü Sefareti­mizde verilen ziyafette bulunmuşlardır. Candaş alış veriş etmekle ve Stokhoîm'-un görülmeğe değer yerlerini gezmekle vakit geçirdiklerini söylemiştir: Candaş şunları ilâve etmiştir:

Kon­seyin çahş-maalrına iştirak etmemeLeri-nin «mühim bir mesele» olduğumu söy­lemiş ve Sovyetler Birliği, Çekoslovak­ya ve Polonya delegelerinin hararetle­rinin «dünya mimimi efkârı tarafından anlaşüamıyan ve destek1, e nmiyen tek taraflı bir hareket olduğunu» belirt­miştir.

9Mart 1950

— Lake Success :

Bugün Birleşmiş Milletler Genel Sekre­teri Trygve LAe'ye gönderdikleri bir mektupta Birleşmiş Milletler Genel Ku­rulundaki gazete .muihabirleri, Komünist ingiliz Gazetesi Daily "VVorker'in Yunan tebaalı (MuharM Nikola Klryaziis'in ikamet imüsaaıd'esindn, sadece üç aylık müddet için uzatılmış olmasını protesto etımişlerdir. Diğer muhabirlerin İkamet müsaadesi usul gere.gki.ee bir sene uza­tılmıştır.

10Mart 1950

— Lake Suecess :

Güvenlik -Konseyinde Hindistan ve Pa­kistan arasında Keşmir meselesi anlaş­mazlıklarının halledilmesi için dört dev­letin yaptığı teklifim müzakerelerine de­vam edilmektedir.

— Lake Suecess :

[Bugün demeçte bulunan (Birleşmiş Mil­letler Genel Sekreteri Trygve Lie, Batı ile Doğu arasında 'ihtilâf mevzuu olan Çin meselesi çıkmazını halletmeğe te­şebbüs etmek maksadiyle muhtelif he­yetlerle istişarelerde bulunacağını söy­lemiştir.

— Lake .Suecess :

Sovyet Rusya Milliyetçi Çin Delegesi­nin mevcudiyetini protesto etmek ama-ciyle bugün Birleşmiş Milletlere men­sup biT teşkilâtı .daha terketımiştir. Eeş büyük devlet temsilcilerinden müteşek­kil Sosyal Komisyon Komite toplantısı açılır açılmaz Sovyet Delegesi Kıiomln-tang1 Temsilcisinin ihracını isteyen bir taikrir vermiştir.

Eu takrir Sovyet Rusya tarafından ve­rilen tekmuhalifoya karsıBirleşik

Amerika ve Çinlin oylarıyla reddedilmiş Fransa ve İnglltere .müstenkif kalmış­lardır.

11 Mart 1950

— Lake Suecess :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Trygve Lie, dün Komünist Çimin Birleş­miş Milletlere kabulü hakkındaki pren­sibi kuvvetle desteklediğini teyit etmiş ve bunun Sovyet Rusya'ya teslim ol­mak demek olduğu yolundaki ithamları reddetmiştir.

Trygve Lie «foen asla Rusya'nın istek­lerine uymayı teklif etmedim. Milletler Cemiyetinde ve [Birleşmiş Milletlerde tatbik edilen Devletler hukuku kaidele­rine ve sağduyuya uymasını istemekte­yim.» demiştir.

12 Mart 1950

— Lake Suecess :

Trygve Lie'nin Çiîi 'azalığmı Peiping Komünist Hükümetline vermek için açık­tan açığa teşebbüsün diğer âza milletler üzerinde uyandıracağı tepki merakla beklenmektedir. Birleşmiş Milletlerde asabi bir hava esmektedir.

Lie de dâhil olmak üzere bazı müşahit­ler ilki haftadan önce ciddi siyasi deği­şikliklerbeklememelKtedirler.

Milliyetçi Çimi 'Güvenlik Konseyinden çıkartmak için lâzım olan yedi oyluk teminat elde edilebildiği takdlırde, Lie'-nin Çin hakkındaki tebliğini. Konseyin resmen gündemine koyması beklenmek­tedir.

13 Mart 1950

— Lake Suecess :

Birleşmiş Milletler Genel iSekreteri Trygve Lie, Birleşmiş (Milletler nakli­yat ve Muhabere [Komisyonunun 27 . Martta yapacağı gelecek toplantısı ve­silesiyle verdiği demeçte, Birleşmiş Mil­letlerim Milletlerarası! seyahati artır­mak için yaptığı tavsiyelere uyarak muhtelif memleketler arasında vizele­rin kaldırılması, için 63, ve pasaport is­tenmemesi için de 10 'anlaşma imzalan­dığını 'bildirmişveMilletlerarası seyahatlerden elide ediil'ecek 'gelir ve dövizin millî ekonomiyi kuvvetlendireceğime de işaret 'etmiştir.

14Mart 1950

— lAanrara :

Birleşmiş Milletler Eritre Tahikifk Ko-imiayonunuu karşılaştığı başlıca güçlük eritreli mahallî grupların birbirlerini, addeden az göstermekle itham et­mek husus undaki1 ıtemayüll erinden ileri gelmektedir. Komisyondaki G-uatamala Üyesi Dr. Luis Emndoza, IKıoımisyonun vazifesinin em güç (tarafının siyasi gruplar üye adediind testafc etımeik oldu­ğunu söylemiştir. Komisyon hafta sonu­na rkadar Eritre'nin Güney Batı. ve Ku­zey eyaletlerini ziyaret ederek çalışmış­tır. Komisyon dün eski İtalyan müs­temlekesinin Habeşistan ile /birleşmesini liısteyen müstakil Müslüman; Birliği Baş-ikamnın görüşlerimi dimlemiştir. Komis­yon bugün Eriıtreli Melezleri temsil eden italya - Eritre Birliğinin sözcüsünü 'din­leyecektir.

— Lake ıSuccess :

(Bu akşaım Güvenlik 'Konseyinde, bir Keşmir araibulıucusu tâyin edilımesine karar ıveriim'iştfir.

— Lake Suecess :

MiLl'iyetci Çin fougürı 'Genel jSeikreter Trygvae Lie'yi iBirleşmaş OVülletler Sek­reterliğinim tarafsızlığına karşı mevcut. olan ıgüven;!! sarsabilecek şeıkilde ikötü blir s'iyaset gütmek :ve gayri adil bir şe-küld,e hareket etımekleithasm -etmiştir.

15Mart 1950

-— Laıke ISucoess :

Tryıgve liie dün akşam, Milüyetçi Çin Deletgesi ODcuktor Tsianig'ın Çinin temsil meselesinde Lie'nita ımüdaibalesinekarşı yazılıprotestoyacevaben.«Ge­nel Sekreterlikvazifeme veBirleşmiş Milletilerin imenıfa'aftine anladığım şekil­de Iıiıamet edeceğim» 'demiştir. Genel ıSekreter sözleriti'e devaım ederek «Oinin temsilli meselesi Güvenlik Konseyinde veya iBirlıeşmiş Milletlerin her hangi bir teşekkülündebahiskonusu olduğu vaıkjit, Tsi'aag'ın hakikate uyma­yan beyaınatıam cevap lıaikkmı muhafa­za ediıyoruını»demiştir.

17Mart 1950

—Laıke Success :

Türkiye müımessili olarak Dr. Pertev Subaşı, (Birleşmiş Milletler üyeleri ara­sından ısesçileoı 'diğer 28 'kişi ile beraber 3 Nisanda IBiriıeşmiş Milletlerin çaüş-masıni öğrenmek üzere çalışmalara baş­layacaklardır. Bunlar 28 devlet tarafın­dan teklif .edilen. 39 aday arasından Bir­leşmiş 'Milletler Öğrenim Seçim Kurulu tarafımdan 19,50 öğretim programı için seçilmişlerdir. Bu program Milletlıer-arası sahalarda çalışan teşktilâtlardaJki Hüıküim.et memurları içimdir. Seçilen bu şahıslara, kabil oMuğu kadar kendi is­tek ve -elhliyetile ri gözönüne alımarak, ıSekreterlikte muvakkat vazifeler veri­lecektir. Hemen heımen bütün, adaylar kendi memleketleriinin Dışişleri Baikanlığının ımemurl arıdır. Bu programla Sekreter İliğin başlıca üeleri tarafından vıeritecek Jkonferaiiıslar, gruplar faalinde müzakere ve ıKonsey, Komisyon ve Komibelerim miizakerelerine iştirak hususu da vardır.

18Mart 1950

—Laıke Succese :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Trygve ,Lie, dün verdiği .beyanatıtıa, 74 hükümet ve mütehassıs teşekkülün işti­rakiyle 16 Mayısta Lake <Success'de toplanacak üç .günlük konferansta, ik-tisaden inkişaf etmemiş bölgelere yapı­lacak teknik yardıım programının mü­zakere'edileceğimi bildirmiştir.

21 Mart 1950

—Lake '.Success :

Dün bildirildiğine göre İngiltere, Bir­leşmiş Milletlerdeki çıkmaza son ver­mek üzere ikayde değer bir faaliyeti sarfetmiştir.

Filhakika Iagilıtere, Milletçi Çin bemsil-cisini uzaklaştıırmaik iıçin .Güvenlik Kon­seyinde kâfi derecede oy toplamaya ımuvaffaik olmuştur.

Şek'in zaafui'dan ileri geldiğini ilâve etmiştir.

Madam LFtoasOTelt (Birleşmiş Milletlere Çin'in temsil edilmesinin ortaya çıkar­dığı güçlüğün ancatk Genel (Kurulun fevkalâde toplantıya çağırılması ile hal­ledileceği kanaatinde olduğunu .kaydet­miştir.

Madam 'Roosevelt (bu yapılmadığı tak­dirde Eylülde toplanacak âdi Genel Ku­ruluru, Komünist Çin'in, Birleşmiş Mil­letler teşekküllerinde şâni'düki Çin tem­silcilerinin yerimi' alıp almamaları hu­susunda bir karara varması icap ede­ceğini Ibîldirmiştir.

halen Lake fîuccess'de toplanan Birleş­miş 'Milletler İnsan Hakları Komisyonu Başkanı olan Madam Roosevelt, bu Komisyondan ayrılan /Sovyetlere şiddetle çatmış ve onları .Komisyonda müzakere edilecek olan Milletlerarası insan hak­ları antlaşmasının vecüb elerinden kaç­makla itham etmiştir.

29 Mart 1950

— Strabourg :

Almanya'nın Avrupa Konseyine kabulü, yarın (burada toplanacak olan Bankan-

Iar Konseyi toplantısının başlıca mev­zuu olacaktır.

îstişare Meclisi, Bakanlar toplantısı gündeminin son teferruatını tesbit et­meküzere [bugıün1 toplanmıştır.

Almanya'nın Konseye kabulü hakkında Başbakan Adenauer ve "VVinston Churc-hill tarafından vtrilen deımeçlerle, Bonn Hükümeti tarafından İleri sürülen şart­lar, Bakanlar tarafından incelenecektir. Gündemde balkan yardımcıları meselesi, kültürel ve insan üıakları hakkındaki mütehassıs raporu da bulunacaktır.

— Bonn :

Ohurcoill'in, Almanya'nın Avrupa -Kon­seyine müsavi hakları üıaiz bir âza ola­rak kabul edilmesi yolunda dün. yaptığı teklifin Batı Almanya tarafından İyi karşılandığını bir Bata Almanya sözcü­sü ibugün bildirmiştir. Hükümet, Konseye iştirak etmeği iste­mektedir. Fakat Başbakan Dr. Konrad Adenauer tarafından geçen hafta Yük­sek Komisyona verilen üç teklif Mütte­fikler tarafından kabul edilmediği tak­dirde Konseye katılamıyacaiktır.

27Mart 1950

—Kahire:

Arap Birliği Konseyi bu sabah, Ürdün temsilcisi bulunmadan ilk çalışma otu­rumunu açmıştır.

Suriye Başbakanı Haiid El Azem Bey ve Yemen Heyeti Şefi Hasan ibni İbrahim Ürdün Heyetinin hazır bulunmayışının konseyin çalışma ve zararlarına hiç bir surette tesir etmiyeceğini bildirmişler­dir.

Diğer taraftan Halil El Azem Bey Ür­dün'ün hazır bulunmayışının bu memle­ketin Arap Birliğinden tamamen çekil­diği mânasına alınmaması gerektiğim ilâve etmiştir.

28Mart 1950

—Kahire:

Arap Birliği Genel Sekreteri Azzam Pa­şa, Suriye Heyetinin Başkanlığını yapan Suriye Başbakanı Halil El Azem ile gö­rüşmüştür.

Dün gece Kanireye gelmiş ibuluoan Lübnan'ın Birleşmiş Milletlerdekl dele­gesi, Kıral Abdullah İle görüşmek üzere hususi olarak vazifelendiği yolundaki haberleri yalanlamıştır.

29Maııi 1950

—Amman:

Ürdün Hükümeti, Arap Birliği Konse­yinde Kahire'deki Ürdün Elçisi tarafın­dan temsil edilmek hususundaki kararı­nı bir tebliğle ilân etmiştir. Elçi, Hükümetinin tasvibine mazhar ol­mayan meseleleri müzakere etmiyecek-tir.

Tebliğde, Arap Birliğinin hali hazırda yaptığı toplantıdan evveî.mevcut vazi-

yet üzerine İsrarla durulmakta ve Arap Filistin'in deki iki kısmın temsili mese­lesinde Arap memleketlerinin varmış ol­duğu anlaşma tebarüz etıtiri'lmelkte-dir. Filistin halkının arzularına uygun olarak Haşimî Kırallığı memleketin gü­venlik, bütünlük ve kontrolünü temin et­meye mecburdur. Ürdün Hükümeti şim­dilik bütünlük ve kontrolünü temin et­meye mecburdur. Ürdün Hükümeti şim­dilik vaziyetin halledileceğini ve birli­ğin çalışmalarına kendi isteklerine uy­gun bir esas üzerinde tekrar başlanaca­ğı ümidini izhar etmektedir.

— Londra:

Times ve Manchter Guardian gazeteleri Kahire'de yapılmakta olan Arap Birliği Konseyinin toplantılarını yorumlamak­tadırlar. Her iki gazete de Arap Birliği­ni realiist olmayan ve Orta Doğunun başlıca unsurlarını nazarı itibara almı-yan siyasetini tasvip etmemektedir.

Liberal Manchster Guardian gazetesi, Ürdün'ün Arap Birliği Konseyi toplantı­larına delege göndermesini İsrail ile bir anlaşmaya varmak üzere olduğu keyfi­yetine atfederek şunları yazmaktadır:

Kıral Abdullah ile Bengurion arasında Akaba'da vâki olan buluşmalar hakkın­da bir çok söylenti dolaşmıştır. Bununla beraber bu söylentiler birçok kere hem İsrail hem de Ürdün tarafından yalan-lanmıştır ve Ürdün Hükümetinin, 11 Ni­san seçimleri kendisine sağlam bir temel temin etmeden önce böyle bir anlaşma yapabilmesi az muhtemel görünmekte­dir.

Kıral Abdullah İsrail ile bir anlaşma imza etmeğe karar verdiği takdirde dünya efkârını yanında bulacaktır.

— Washington:

İktisadi işbirliği idaresi, 1951 malî yılı için muhtelif memleketlere tahsis edilen

dolar mastarlarınıTemsilcilerMeclisi Dıişleri Komisyonuna sunmuştur. Tahsis miktarları şunlardır:

Avusturya

124.400.000 dolar

Belçika

142.800.000»

Danimarka

65.100.000>

Trieste

10.000.000»

Fransa

502.800.000»

Almanya

552.900.000>

Yunanistan

148.800.000»

İzlanda

5.200.000»

İrlanda

33.500.000»

İtalya

290.600.000»

Holanda

192.800.000»

Norveç

67.100.000»

Portekiz

23.500.000»

İsveç

34.000.000»

Türkiye

44.100.000»

tngiltere

687.100.000>

33 Mart 1950

— Frankfurt:

İktisadi İşbirliği idaresinin beş batı Av­rupa memleketinde bulunan heyetleri başkanlarının toplantısı 25 Martta Frankfurt'ta yapılacaktır. Resmî bir kaynaktan bildirildiğine göre bu müzakereler bilhassa Avrupalılar arası münasebetlere ait meseleler üze­rinde yapılacaktır.

— Londra:

Hastalığı dolayısiyle Hazine Bakanı Sir Stafford Cripps, Avrupa iktisadi İşbirli­ği istişare grupunun 25 Martta yapacağı toplantıya iştirak için Paris'e gidemiye-c ektir.

24 Mart 1950

—Ankara:

İktisadi İşbirliği İdaresi Türkiye İcra Komtiesi Başkam Russel H. Dorr'un bu­gün yaptığı açıklamaya göre,Türkiye

4.170.000 dolarlık ziraat aleti satın ala­caktır.

Satın alınmasına izin verilmiş olan zira­at makineleri arasında lâstik [tekerlekli traktörler, traktör parçaları, pulluklar, çiftçi tırmıkları, pamuk ve mısır ekme makineleriyle diğer makineler bulun­makta olup bunların 31 Mart 1951 de teslimi kararlaştırılmıştır.

280.000 dolar tutan ve Kanada'dan mu­bayaa edilecek olan lâstik tekerlekli traktörler ise 31 Ocak 1951 de teslim edilecektir.

Kanada'dan mubayaasına müsaade çık­mış olan makineler ceman 670.000 dolar tutmaktadır. Geri kalan iki buçuk mil­yon dolarlık makineler de Birleşik Ame­rika'dan satın alınacaktır.

26Mart 1950

—Paris:

Avrupa iktisadi İşbirliği Teşkilâtı Isti-şari gnrup Bakanları bu sabah « La mu-ette» şatosunda toplanmışlardır. Bakan­lar Avrupa İktisadi işbirliği teşkilâtının siyasi bakımdan yeniden teşkilâtlandı­rılması lüzumu üzerinde görüş teatisinde bulunmuşlardır.

27Mart İİ95 O

—Washington:

Amerika Birleşik Devletleri İktisadi İş­birliği İdaresi ilk defa olarak aynı hafta içinde Marshall Plânı memleketlerinin hepsine birden kalkınma için malzeme ve hizmet sağlamaları maksadiyle para tahsis edildiğini bildirmektedir. Bu tah­sisatın yekûnu 55.456.000 dolardır. Geçen haftakilerle birlikte 1948 Nisanın­dan beri Marshall plânı idaresi tarafın­dan verilen tahsisat yekûnu 8.609.204.000 dolara baliğ' olmuştur.

—Ankara:

Ankara'daki iktisadi İşbirliği İdaresin­den (bildirildiğine, göre geçen sene Tünki-yedeki demir ve çelik sanayii1 üzerinde tetkikat yapmış olan ve Amerika'nın, ile­ri gelen bir demir ve çelik fabrikası uz-

Mr. Ward, geçen sene Eylül ayından A-ralık ayına kadar yapmış olduğu tetki-katı bitirdikten sonra, Türkiye Demir ve çelik sanayii hakkında bir rapor hazırla-

madan evvel istişare maksadiyle Wa-shington'a gitmişti. Orada yapmış oldu­ğu temaslardan sonra da, Türkiye De­mir ve çelik sanayii hakkında çok önem­li bir rapor hazırlamış olarak Ankara-ya döünmüştür. Haber verildiğine göre, Mr. Ward tarafından hazırlanmış olan bu rapor yakında açıklanacaktır.

1 Mart 1950

— Londra:

Yeni ingiliz kabinesi şu şekildekurul­muştur : Başbakan: Clement Attlee, Dışişleri Bakam: Ernest Bevin, Maliye Bakam: Strafford Cripps, Sağlık Bakanı: Aneurin Bevan, Ticaret Bakanı: Harold Wilson, içişleri Bakam: Chuter Ede, Savunma Bakanı: Emannuel Shinwell, Çalışma ve Millî Servisler Bakanı: Ge-orge Issacs,

Eğitim Bakanı: George Tomlison îmar ve Şehircilik Bakanı: Nugh Dalton, Maliye Lordu: Vikont Addeson, Şansölye Lordu: Vikont Jovitt,Lancaster Dukalığı Şansölyesi: Vikont Alexandre, Tarım ve Balıkçılık Bakanı: Vikont Williams,Sömürgeler Bakanı: James Griffiths, İngiltere Milletler Topluluğu Münase­betleri Bakanı: Patrîck Walker. Bu yeni listeye göre eskiden Harbiye Bakanı olan Shinwell, Vikont AIexan-dre'in yerine Savunma Bakanı olmuştur. Attlee, Sir Stafford Crİpps'e vazifesinin bazı iktisadi teferruatında yardım et­mesi için kabine dışı yeni bir Bakanlık ihdas etmiştir. Bu «İktisadi İşler Devlet Bakanlığı» dır. Bu yeni makamı eski Yakıtlar Bakanı Hugh Hait Shell işgal etmektedir.

— Londra:

tyi haber alan kaynaklardan öğrenildi­ğine göre, atom asrının meşhur casusu Klaus Fudhs, suçlu olduğunu itiraf et­meğe karar vermiştir.

—Londra:

Berlin'den bildirildiğine göre, Liberal Demokrat Parti, mensupları durmadan Sovyet bölgesinden kaçmağa ve Batı Al­manya'ya ilticaya devam etmektedirler. 15 günden beri bu partinin 27 idarecisi Berlin'e gelmiştir.

— Londra:

Bütün ingiliz basını Fransız Cumhur-Başkanı Auriol ile karısının yakında Londra'ya yapacakları ziyareti bahis mevzuu etmekte ve ingiliz halkı da bu ziyaretten memnunluk duymaktadır. Gazeteler, iki ziyaretçinin her sımf halk tarafından hararetle karşılanacaklarını yazmaktadır.

—Londra:

Bu sabah Old Bailey ağır ceza mahke­mesinde Dr. Fuchs'un muhakemesi baş­lar başlamaz sanık, düşman bir memle­ketin işine yarı yabil eceli atom sırlarını yabancılara verdiği yolundaki dört itha­mı kabulle suçlu olduğunu itiraf etmiş­tir.

—Londra:

Fuchs 14 yıl hapse mahkûm olmuştur.

—Londra:

Parlamento çevrelerinde ingiliz Kabine­sinin tadili hayretle karşılanmıştır. En enteresan tâyinlerden biri de eski Harbiye Bakam lümmanuel Shinwelî'm Savunma Bakanlığına getirilmesi ol­muştur.

işçi Partisi radikal cenahının nüfuzlu şahsiyetlerinden olan Shinwell bütün si­lâhlı kuvvetlerin yüksek idaresini eline almıştır.

—Londra:

Bugün saat 16,30 da toplantıya davet eidlen Parlamentoda mutat merasimle başkan seçimi yapılmıştır.

Yedi seneden beri Başkan bulunan Clif-ton Brown yeniden seçilmiştir.

Başkanın seçiminden sonra Âttlee ve Churchill birer kısa hitabede bulunmuş­lardır. Churchill ezcümle şunları söyle­miştir :

Her, ne kadar son zamanlarda kendi iş­lerimizle meşgul bulunduksa da endişe­ler ve fırtınalar içinde bulunan bir dün­yada yaşamaktayız. Ciddî ve derin gö­rüş ayrılıklarına rağmen bu Parlamen­tonun, milletimize üstün bir hayat sevi­yesi sağlamanın büyük güçlüklerini ve bizim kadar inkişaf etmiş geniş bir âlem karşısında şuurunu kaybetmeyeceğini ümit ediyorum. Ve buna imanımvardır.

Churchill, Parlâmento havasının pek sa­kin olmıyacağını işaretle Attlee'nin gö­rüşüne iştirak etmiş ve «belki de fasıla­larla fırtınalı ve karışık olacaktır» de­miştir.

— Londra:

Muhafazakâr mebuslarla Partinin diğer üyleeri tarafından bu akşam Avam Ka­marasında tertip edilen bir özel toplan­tıda söz alan Churchill son seçimlerin yarattığı durumu gözden geçirmiş ve muhalefet tarafından takip edilmesi lâ­zım gelen siyaset üzerinde durmuştur. Toplantıdan sonra Churchill Bucking-ham sarayında Kıral tarafından hususi surette kabul edilmiştir. Muhafazakâr Parti Lideri Churchiîl bu akşam ansızın Buckingham Sarayına gi­derek Kıral George'u ziyaret etmiştir. Bu ziyareti gizli tutmak meyline rağmen Kiralın kendisiyle genel seçimler netice­sinde parlâmento vaziyetini görüşmek istediği sanılmaktadır. Her ne kadar bu ziyaret resmen «husu­si» olarak vasıflandırılmış ise de, müşa­hitlere göre bir Hükümet tebeddülü bahis mevzuu olmadığı takdirde Kiralın seçimlerden sonra muhalefet liderini ka­bul etmesi mutat değildir.

2 Mart 1950

—Londra:

Times gazetesi siyasî yazarının tahmi­nine göre Bevin, Schuman ve Acheson bir kaç hafta İçinde Londra'da bir top­lantı yapacaklardır.

Gündemdeki meselelerin başında Batı Almanya'nın durumu bulunmakla bera­ber Uzak Doğu meseleleri üzerinde de müzakereler yapılması muhtemeldir.

—Londra:

îşçi Partisinin 2000 üyesi Önünde dün akşam söz alan Clemant Attlee şunları söylemiştir:

«Cesaretimizden en ufak bir şey kaybet­miş değiliz»

Başbakan bu sözleriyle Hükümetin A-vam Kamarasındaki mahdut ekseriyeti­ni telmih etmiştir.

Attlee sözlerine şöyle devam etmiştir: «Tabii, Önümüzde güç bîr vazife vardır, işçi hareketinin işi hiç bir zaman kolay olmamıştır. Mücadele etmeye mecburuz, edeceğiz ve yeneceğiz. Son seçim netice­sini «şayanı dikkat bir zafer» telâkki ediyorum: Rakiplerimiz bizi yenecekle­rini umuyorlardı, bunda muvaffak ola­madılar».

—Londra:

Moskova Radyosunun dün gece bildirdi­ğine göre Sovyet Rusya, Finlandiya Hü­kümetini sözde harb suçlusu 300 kişiyi iade etmekten kaçınmakla itham etmiş­tir.

Sovyet nostası, Finlandiya'nın Moskova Büyük Elçisi Sundstrom'a Dışişleri Ba­kan Yardımcısı Andre Gromyko tarafın­dan tevdi edilmiştir.

—Londra:

Bu sabahki İngiliz basını Fuchs dâvası­na önemli bir yer ayırmaktadır. Bilindi­ği gibi Rusya'ya atom sırları vermekten dolayı Fuchs 14 seneye mahkûm- edil­miştir.

—Londra:'

Parlâmentonun ağılısı münasebetiyle, Kıral ve maiyetinin bindikleri taşıtlar­dan müteşekküil alay, bir muzip yüzün­deni intizamı kaybetmek durumuna dü­şecekti.

Kıral ve maiyet erkânı Buckingham Sa­rayına dönmek üzere WhitehaH'dan ge­çecekleri sırada, itfaiyeye bu caddedeki P. T. T. binası mahzenlerinde yangın çıktığı telefonla bildirilmiştir. İtfaiye grupu, kesif kalabalığı güçlükle yararak geldikten sonra yangın olmadı­ğını öğrenmiş ve itfaiye otomobilleri derhal bîr yan sokağa alınmış, bir kaç saniye sonra dört beyaz atın çektiği Kı­ral arabası, iki yanında süvari muhafız­ları bulunduğu halde halkın alkışları arasında caddeden geçmiştir.

—Londra:

Paris'teki basın muhabirlerinin bildirdi­ğine göre, 7000 maden işçisi dün çalış­maya başlamıştır. Muhabirler, hiristiyan sendikalarm bidayette üyesi bulunduk­ları Koordinasyon Komitesinden çekilme kararlarını manidar bulmaktadırlar. Daily Telegraph gazetesinin Paris mu­habiri şöyle diyor:

Kuzey eyaleti komünist federasyonu konferansında M. Mauriee ' Thorez'in verdiği nutka Paris'te büyük bir önem atfedilmektedir. M. Thorez'in harekete geçilmesi İçin yaptığı tavsiyeden sonra komünistlerin silâh sevkıyatı hakkında yaptıkları sabotajı şiddetlendirmeleri beklenmektedir. New-York'tan yola çı­kan silâh yüklü ilk gemi yakında gele­cektir ve umumiyetle bir kuvvet dene­mesinin yakın olduğu sanılmaktadır.

—- Londra:

Attlee Avam Kamarasında, medeni dün­yayı tehdit eden atom ve hidrojen bom­balarının teşkil ettikleri tehlike ile Hü­kümetin tabiatiyle ilgilendiğini bildirmiş fakat Churchill'in Stalin'le yeni bir gö­rüşme yapılması yolundaki teklifini red­detmiştir.

Attlee «Sovyet Rusya ile anlaşmak için samimi olarak uğraştık» demiş ve söz-

lerine şöyle devam etmiştir: «Onlar bü­tün dünyayı düşman addeden bir tavır takmdıkga anlaşmak çok güçtür ve dün­ya çapında tahripkâr harekât yapmağa devam ettikleri müddetçe hiç bir ilerle­me kaydedilemez.»

Attiee diğer dış meselelere de bir nebze temas etmiş ve Atlantik paktı il batı birliğinde «devamlı ilerlemeler» kayde­dildiğini açıklamıştır. Attlee Ocak ayında Kolombo'daki Dışiş­leri Bakanları toplantısında yapılan, ko­münizme karşı Güneydoğu Asya müda­faası hakkındaki teklifin henüz tama­men gözden geçirilmemiş olduğunu bil­dirmiştir.

—Londra:

ingiliz Parlâmentosu bugün tantanalı bir şekilde açılmıştır. İngiltere Kiralı, başında tacı olduğu halde Parlâmentoya gelmiş ve Hükümetin programını oku­muştur.

Yeni seçimlerden yedi reylik bir ekseri­yetle çıkmış olan işçi Hükümetinin dış siyasetinin ana hatları şu şekilde açık­lanmıştır:

«Birleşmiş Milletleri destekleme siyase­tine devam.»

Brüksel Paktı ve Atlantik Paktı Dâhi­linde sıkı işbirliğine devam siyaseti.» seti.»

«Avrupa Konseyini destekleme siyaseti.» «İktisadi işbirliği çerçevesi içinde çalış­malara devam.»

—Londra:

Avam Kamarasında Attle şu noktalan belirtmiştir:

«Çelik sanayiinin Devlete devri Ocak 1951 de olacaktır. »

«Atom enerjisi kontrolü Birleşmiş Mil­letler vasıtasiyle olabilir.» «Parlâmentoda partilerin müsavi taksim edilmeleri zaafa alâmet sayılamaz.»

— Londra:

İngiliz Parlâmentosu İşçi Hükümetinin programını ihtiva eden Kiralın nutkunu müzakereye başlamıştır. Muhafazakârların namına söz alan eski Dışişleri Bakanı Anthony Eden, partile­rin parlâmentodaki müsavatından dola­yı, bu .dönümün bilhassa ehemmiyetli ol­duğunu'belirtmiş ve muhafazakârların tenkidlerde bulunmak hakkını mahfuz tutmakla beraber, bu tenkitlerin Hükü-, met makanizmasmm çalışmasına inkıtaa uğratmaması lüzumuna işaret etmiştir.

—Londra:

Başbakan yardımcısı herbert Morrison, işçi hükümetin demir ve çelik sanayiinin Devletleştirilmesini tehir etmesi yolun­da muhafazakârların ileri sürdükleri teklifi dün akşam reddetmiştir.

ftfuhafazakâr Parti Lideri Vinston Chur-chill, Hükümet demir ve çelik sanayiinin devletleştirilmesini gelecek umumi se­çimlerden hiç olmazsa 9 ay sonra fea-dar tehir etmeyi kabul ederse güvensiz­lik takriri vermektenvaz geçeceğini söy­lemiş bulunuyordu.

Liberal Parti Lideri Clement Dawies ile Avam Kamarasındaki diğer 8 liberalin bu mesele hakkında oylarını kullanmak­tan imtina etmeleri muhtemeldir,

—Londra:

Lordlar Kamarasında cereyan eden mü­zakereler esnasında muhalefet lideri Lord Salisbury, Hükümetten İngiltere ile Rusya arasındaki münasebetleri dü­zene koymak çarelerinin aranmasını is­temiştir. Lord Salisbury, ingiltere'nin tavizde bulunsun demek istemediğini fa­kat Rusya'nın da şimdi atom bombasına malik olduğuna göre, belki anlaşmaya daha meyilli olabileceğini ilâve etmiştir. Lord Jovitt, Hükümetni Rusya İle anlaş­ma taraftarı olduğunu fakat ilk adımı Rusya'nın yapması icap ettiğini söyle­miş ve her şeyden evvel topraklarını ör­ten demir perdeyi kaldırması lâzımgel-diğini ilâve etmiştir.

—Londra:

Fransız Cumhurbaşkanı Vincent Auriol bu sabah Buckingham sarayında kendi­sine tahsis edilen dairede kordiplomatik mensuplariyle görüşmüştür.

Öğleyin Cumhurbaşkanı ve Mm, Auriol öğle yemeğini Londra Belediye Başka-niyle yemek üzere merasimle Belediye binasına gideceklerdir. Auroil ve zevce­sini Belediye binasında Gloucester Dük ve Düşesi karşılayacaklardır.

—Londra:

Fransız Cumhurbaşkanı Vincent Auroil bugün Kıralhk arabası ile Buckingham sarayından Belediyeye gitmiştir. Araba­nın önünde büyük üniformalarını giymiş bir muhafız kıtası gitmekte idi. Auriol Saraydan ayrılmadan İngiliz Mil­letleri Topluluğu Yüksek Komiserlerini kabul etmiştir. Başkan bundan sonra, aralarında Sovyet Rusya Büyük Elçisi Zarubin'in de bulunduğu 50 den fazla diplomatın toplandığı salona gelmiştir. Auriol, Fransa'nın şerefli ananelerinden vazgeçmiyeceğini ve insanlığın saadeti ve barışı için bütün memleketlerle iyi niyetle işbirliği yapacağını size temin ederim demiştir.

9 Mart 1950

Dün Lordlar Kamarasında, Parlâmento açış nutkuna ait müzakerelerde bir çok hatip söz almıştır.

Eski muhafazakâr Bakan Vikont Swin-ton bir .koalisyon hükümetine taraftar olduğunu belirtmiş ve liberal temayüllü Lord Layton da Rusya ile bir anlaşma ihtimali konusunu ele almıştır.

—Londra:

Lordiar Kamarası ile Avam Kamarası, Fransa Cumhurbaşkanı Auriol'un bir «Avrupa Birliği» lehinde vereceği deme­ci dinlemek üzere toplanmıştır. Fransa Cumhurbaşkanı uzun nutukunu şöyle bitirmiştir:

«Bizim, bir harbin yeniden fedakârlık ve tehlikelerin ön safına koyacağı ingiliz ve Fransızların, Fransa ve İngiltere parlâmento ve gruplarımızın destekle­yip canlandırdığı bu dostluk adına, sağ­duyu ve ümidi böyle bir birliğe davet et­mek hakkımız ve vazifemizdir.» Parlamento'da Auriol'ü kabul eden Lord Şansölye Jawitt:

«Fransız milletinin refah ve saadeti şar­tı tahakkuk etmedikçe, milletimizin sa­adet ve refaha ulaşamıyacağı hakikati­ne varmış bulunuyoruz. £

—Londra :

Son dakiıkada yapılan kabine toplantı­sından sonra, Hükümet Avam Kama­rasındaki ilk itimatdenemesini çok az biır çoğunlukla kazanabileceğini ümit etmektedir. Çoğunluk sadece dört yalıut beş oydan İbaret oLabiılir. Parti idareci­leri bütün Üyelerin toplantıda hazır ol­masını sağlamak için bütün gün çalış­mışlardır. Türkiıye saatiyle 24.00 de oy­lar verildiği zaman hazır bulunmamak için sadece ağır hastalık mazeret ola­rak kabul edilecektir.

Muhafazakârların, Kralın devletleştir­melere temas etmeyen demecinin tashi­hini istemeleri üzerine dir ki yeni Parlâ­mentoda ilk teminat oyu 'verilmektedir, toöylece, 'son @enel seçimlerden sadece 14 ve yeni parlâmentonun açılmasından da. dört .gün. sonra, ingiltere, Hüküme­tinin düşmıesi ve seçimlerin yenilenmesi tehlikesiyle karşılaşmaktadır.

10 Mart 1950

—Londra :

Muiha'f'a'aarkârlaran takriri hakkımda oya müracaat edilmeden önce Clemeut Attlee Avam Kamarasında söz almış ve Eden'e oevafoen şunları söylemiştir: 'Son seçimler, devletlıeştinme Leh veya aleyhinde 'bir Flelbisit değildir. İngiliz halkı, artık CihurdhiH'i ve Muhafazakâr Partiyi istemediiğini verdiği oyla açıkça göstermiştir. Muhalefet, yarattığı du­rumla, maısuliyet ilişimden mahrum ol­duğunu isıpat etmiştir. Muhafazakârla­rım kü^ülk partizanlık .manevralarına İtibar etmiyeceklerine dair tagili'Z hal­kının beslediği ümitler partimin Ibu son durumuyla (beraber kırılmıştır. Avam Kamarasından, 'ChuTclhill ve arkadaş­ları tarafından verilen takririn reddini istiyorum.»

—Londra :

'Sovyet 'Haiberler Ajansı Tass'ın dün ak-şaım Londra'dan alınan bir telgrafına güre, Tuna Komisyonunu tanımayan Iiı-giltere, Fransa ve Birleşik Amerika­nın notaları Sovyet; iRusya tarafından reddedilmiştir.

Üç Devlet, Tuna 'üzerindeki nakliyatı kontrol eden Komisyonu tanumayı, Sov­yet Ruısyanm hakimiyeti altında bulun­duğu için reddetmişlerdir. Tuna iKomisyüiııu 1921 de kurulan ve ingiltere ile Fransa'nın üyesi bulundukları Tuna anlaşmasının yerini almaK-tadir.

Tass Ajansına göre, yeni Komisyon Tu­na Devletılerim'im nehrim idaresindeki ha­kimiyetlerini tekrar kurmuştur. Tass'm halberinde, Komisyonun 1948 de­ki müzaikerelerine iştirak et'meyen Bel­çika, İtalya ve Yunanistan'ın notaları­nın da kabul edi'lmiyeceği beliırtmekte­dir.

— Londra :

Avam Kamarasındaki Lilbagellerin do­kuzu da 'Muhafazakârlarla birlikte Hü­kümetaleyhinde oy vermişlerdir.

Avam Kamarasının 624 azasının 18 iii-den maada heşpsi ibu .mühim celaede na­zır bulunmuşaİTdır.

Muhafazakâr Liıderi Churclhidl Kraim demeci demir ve gelük ^endüstırisinin is­tikbaline dair 'hiç bir 'bahsi İhtiva etme­diği İçin tadilât yaipiCmasi.ni istemiştir. 'Muhalefet adıma konuşan IM'uhafazakâr Parti Lider Yardımcısı, Ant'hony Eden, işçi'lerin aldıkları oya nazaran halkın muhafazakâr ve Liberal Partilere 2 milyon oy daha fazla vermesinin nıilli-leştinmıenin aleyhimde olduğunu göster­diğini belirtmiştir.

Fakat Attlee cevaben, genel seçim ga­yesinin, ımemleketin hanigi1 parti tara.-fından idare edileceğini tâyin etmek ve daiha sonra bu partinin programımı ka­buletmek olduğunu 'bildirmiştir.

— (Londra :

Fransa CummuiibaŞkamı ile eşinin t>u sa­ban saat 10 da Londra'dan ayrılacakları anlaşjlımaıktadir. Misafirler saat 11,40 da Douvres'a gelecek ive tekrar Ar,ro-manehes gemisine bineceklerdir. Gemi saat 12 de İngiltere sahillerimi terkeder-ken deniz ve 'hava birlikleri tarafından uğurlanacaktiT.

—Londra :

Wlnstoın Ohurdhill -bugün 'İşçi .Hüiküıme-tine karşı yeniden meydan okumuştur. MuhafazakârParti Lideri,Hükümetin fazla masraflarakarşılık olmaküzere istediği169 'milyonsterlinlik meblâğ üzerimde durmak iıabemiefetedir. Dünakşamçelükmesieles;indeolduğu gilbiı, Hükümet yeniden igüven oyu istebiır çoğunlukla kazanabileceğini ümit etmektedir. Çoğunluk sadece dört yalıut beş oydan İbaret oLabiılir. Parti idareci­leri bütün Üyelerin toplantıda hazır ol­masını sağlamak için bütün gün çalış­mışlardır. Türkiıye saatiyle 24.00 de oy­lar verildiği zaman hazır bulunmamak için sadece ağır hastalık mazeret ola­rak kabul edilecektir.

Muhafazakârların, Kralın devletleştir­melere temas etmeyen demecinin tashi­hini istemeleri üzerine dir ki yeni Parlâ­mentoda ilk teminat oyu 'verilmektedir, toöylece, 'son Genel seçimlerden sadece 14 ve yeni parlâmentonun açılmasından da. dört .gün. sonra, ingiltere, Hüküme­tinin düşmıesi ve seçimlerin yenilenmesi tehlikesiyle karşılaşmaktadır.

10 Mart 1950

—Londra :

Muiha'f'a'aarkârlaran takriri hakkımda oya müracaat edilmeden önce Clemeut Attlee Avam Kamarasında söz almış ve Eden'e oevafoen şunları söylemiştir: 'Son seçimler, devletlıeştinme Leh veya aleyhinde 'bir Flelbisit değildir. İngiliz halkı, artık CihurdhiH'i ve Muhafazakâr Partiyi istemediiğini verdiği oyla açıkça göstermiştir. Muhalefet, yarattığı du­rumla, maısuliyet ilişimden mahrum ol­duğunu isıpat etmiştir. Muhafazakârla­rım kü^ülk partizanlık .manevralarına İtibar etmiyeceklerine dair tagili'Z hal­kının beslediği ümitler partimin Ibu son durumuyla (beraber kırılmıştır. Avam Kamarasından, 'ChuTclhill ve arkadaş­ları tarafından verilen takririn reddini istiyorum.»

—Londra :

'Sovyet 'Haiberler Ajansı Tass'ın dün ak-şaım Londra'dan alınan bir telgrafına güre, Tuna Komisyonunu tanımayan Iiı-giltere, Fransa ve Birleşik Amerika­nın notaları ISovyet; iRusya tarafından reddedilmiştir.

Üç Devlet, Tuna 'üzerindeki nakliyatı kontrol eden Komisyonu tanumayı, Sov­yet Ruısyanm hakimiyeti altında bulun­duğu için reddetmişlerdir. Tuna iKomisyüiııu 1921 de kurulan ve ingiltere ile Fransa'nın üyesi bulunduk-

ları Tuna anlaşmasının yerini almaK-tadir.

Tass Ajansına göre, yeni Komisyon Tu­na 'T>evletılerim'im nehrim idaresindeki ha­kimiyetlerini tekrar kurmuştur. Tass'm halberinde, Komisyonun 1948 de­ki müzaikerelerine iştirak et'meyen Bel­çika, İtalya ve Yunanistan'ın notaları­nın da kabul edi'lmiyeceği beliırtmekte­dir.

— Londra :

Avam Kamarasındaki Lilbagellerin do­kuzu da 'Muhafazakârlarla birlikte Hü­kümetaleyhinde oy vermişlerdir.

Avam Kamarasının 624 azasının 18 iii-den maada heşpsi ibu .mühim celaede na­zır bulunmuşaİTdır.

Muhafazakâr Liıderi Churclhidl Kraim demeci demir ve gelük ^endüstırisinin is­tikbaline dair 'hiç bir 'bahsi İhtiva etme­diği İçin tadilât yaipiCmasi.ni istemiştir. 'Muhalefet adıma konuşan IM'uhafazakâr Parti Lider Yardımcısı, Ant'hony Eden, işçi'lerin aldıkları oya nazaran halkın muhafazakâr ve Liberal Partilere 2 milyon oy daha fazla vermesinin nıilli-leştinmıenin aleyhimde olduğunu göster­diğini belirtmiştir.

Fakat Attlee cevaben, genel seçim ga­yesinin, ımemleketin hanigi1 parti tara.-fından idare edileceğini tâyin etmek ve daiha sonra bu partinin programımı ka­buletmek olduğunu 'bildirmiştir.

— (Londra :

Fransa CummuiibaŞkamı ile eşinin t>u sa­ban saat 10 da Londra'dan ayrılacakları anlaşjlımaıktadir. Misafirler saat 11,40 da Douvres'a gelecek ive tekrar Ar,ro-manehes gemisine bineceklerdir. Gemi saat 12 de İngiltere sahillerimi terkeder-ken deniz ve 'hava birlikleri tarafından uğurlanacaktiT.

—Londra :

Wlnstoın Ohurdhill -bugün 'İşçi .Hüiküıme-tine karşı yeniden meydan okumuştur. MuhafazakârParti Lideri,Hükümetin fazla masraflarakarşılık olmaküzere istediği169 'milyonsterlinlikmeblâğ üzerimde durmak iıabemiefetedir. Dünakşamçelükmesieles;indeolduğu gilbiı, Hükümet yeniden igüven oyu istemek zorunda kalacaktır.. Aksi takdirde Attlıeenin JStifa etmesi lâzım gelecekti.:. Ohurahil'lin yeni takriiri muhtemel ola­rak Önümüzdeki Sah günkü müzakere­lerin esasını teşkil edecektir.

11 Mart 1950

— 'Londra :

Moskova Radyosu Vietnam Raydosuna atfen yayınladığı haberde iHedhiminh rejiminin 18 ilâ 25 yaşlan aırasmıdaikj .bütün vatandaşlan iki senelik askeri îıizmete tabi tutan "umumi seferberlik ıkai'arnameei yayınladığım bildirmiştir.

—Lonra :

Daily Herald 'Gazetesi bugünkü başyasmda İngiliz Parlamentosundaki olayları :e!ıe alımakta ve yeni parlâmen­todan- güven oyu ist edikleri iğin muha­lefeti tenkit etmektedir. Gazete şöyle diyor:

Muhafazakârlar yatanda yeni bir seçim yapılmasını anzu etımiyorlar ve Milletin de böyle şey ist em ediğimi pek alâ bili­yorlar. Buna rağmen bir nevi' «sansür önergesi» demek olan <ve kabu;l edildiği takdirde, Hükümetin istifasına yol aça­cak ve dolayısiyle yeni seçimi icap etti­recek tadil teklifleri' yaparak: partiler p-rasında bir ayrılık yaratmaya 'çalışı­yorlar.

— Londra :

Sarre'de milletlerarası ibir idarenin ku­rulması teklif edilen 've Federal Alman Hükümeti tarafımdan yayınlanan Beyaz ıkitafbın metninin henüz Londra'ya gel­mediği bildMilmeiktedir.

Buraıda 'beli'rtildiğ-iine göre, İngiliz Hü­kümeti bu mesele haıkkında ığörüşıünıü evvelce bildirmiştir ve barış andlaşması imza iediİTiıeden evvel Sarre haıkkında müzaıkerelere .giırmiyecektir. Şimdiki halde 'Sarre bö'.g'csi Federal Alman Hü­kümeti tarafından kontrol edilen arazi haricindedir.

Lond 'Henderaon, Lordlar Kaımarasında verdiği bir demeçte, bu .mevzu îıakîkinda Inıgiliz Hü'kümetinint aldığı durumu açıkça belirtmiştir. 'Fransa Iflie Sarre arasın'da imza edilen andlaşnıalar mu­vakkattir >ve Al'manya ile barış andlaş-

ması imza edildikten sonra yeniden göz­den geçirilecektir.

13 Mart 1950

— Londra :

Başbakan Clemenl: Attlee, Winston Ohurchi'H'in atsom ikontrolıü için IStalinle yeni 'görüşmelere girişilsmesi yolundaki teklifini bugün tekrar reddetmiştir. Sovyet Rusya İle yapılacak yeni görüşmeleri'n bu memlekeıtin atom silâhları­nın yasak edi^mesiuıi isteme'me^inde bir değişiklik yapmayacağı zannmda oldu­ğunu Avam 'Kanıaras'-ına ibildiren Attlee demiştir ki:

Bu teıhıdidin durdurulmasına yarayacaık plânalrın tatbikat sahasına konulması­nı iSovyet Rusyanıi;. ist em em esinden İbaret olan g-üçlüğün yeni görüşmeterle bertarafedmeceğ"i(rıe inanmıyorum.

16 Mmt 1950

-— Londra :

Londra'daiki siyasi mahfiller, Keşmir meselesinin halli için Güvenlik Konse­yinin yaptığı tekliflerin Hindistan ve Pakistan tarafından kalbul edilmesini memnuniyetle karşılamışlardır. Bu teklif Hint ve Pakistan temsilcileri görüşlerini bildirdikten sonra Güvenlik Konseyi tarafından sıfıra karşı sekiz oy ve aki müstenkif .oyla kafbul edilmiş­tir.

Tasarıya göre, Hindistan ve Pakistan Mc Naughton'un teklifleri mucibince 5 ay zarfında bir silâlhısızlandırma plânı Ifıazırlıyaıcalklar ve bunu tattojk edecek­lerdir. Keşmir Komisyonumun yerine Birleşmiş Milletler tarafından tâyin eri-lecek .bir müşalhit bu plânları tetkik edecektir. Bu müşaihit yakım zamanda tâyin edilecektir.

— [Londra :

Winston Ohurchill, bugün Parlâmento­da Batı Almanya'ya fiil bir yardımda Dulunulmadığı takdirde Batı Avruıpanm muhtemel bir Rus istilâsına, tearşı mu­vaffakiyetle müdafaa edilemiyeceğin: söylemiştir.

Muhafazakâr iParti Lideri Avrupa'da (Sovyet Rusya'nın ve peyklerinin muh­temel! îbir istilâlarına karşı cephe kur-ımiba kararmm Ibir mecJburâyet olduğu­nu söylemiştir.

M. Priffi, dün yazılı olarak verdiği bir cevapta, înıglllz Oü'küme tinin Malez­ya'da bulunan kıtaların ve askerî mal­zemenin eheımmiyetıini götaden kaçınma­dığını bildirmiştir. Bakan, Hükümetin vaziyetin icaplarını yerine getirmeye çalıştığını bildirmiştir.

— Londra :

Başbakan Clement AttMee, kabinenin parlâmentoda dün aıkşam 283 oya mu­kabil 257 oyla uğradığı mağlubiyetten sonra Iıatitı [hareketini tesibit etmek üzere Hükümeti bugün Başbakanlıkta içtimaa davet etmiştir. [Hükümetin (bu parlâmeoıtödaiki ani ve ilk mağlubiyeti teknik bir mesele üze­rine olmuştur.

Kabinein ne istifaya ve ne de yeni se-çimlere karar vermiyeceği hemen he­men mııhakkaktar.

Bugün öyleden sonra Attlee'nin, işçile­rin dün akşamiki mağlubiyeti mühim bir mesele olarak telâkki etmediklerini ve Hükümetin istifa etımek lıçin ortada hiç bir sebep görmediğini bildirmesi bek­lenmektedir.

Bazı parti idarecilerinin knaatince işçi üyeler arasındaîki disiplin ve teyafcku-zun böyle bir beyanatı mütakip azal-'masımuhtemeldir.

Başbakanın güven oyu istemesi ihtimal dahilindedir.

— Londra :

Başbakan Clement lAttl'le fbugiin A'vam iKamarasmda verdiğ"İ beyanatta, İşç: H'ükümetinia, Çarşamiba günü A'vam Kamarasında uğradığı mağlubiyete rağ­men «'Vazifesine devam etımek» tasavvuraııııda olduğunu bildirmiştir.

Attlee işçilerin Avam Kaim arasındaki ekseriyeti üç saylavlı[kt.an jibaret oldu­ğundan mağlulbiyet iSıtimalinin Hükü­met için her zaman mevcut olduğunu ibeliritmiş veezcliımledemiştir kî:

«Şimdiki şartlar dâhiQin.de dün ıgeceiki hadiseyi bir ıgıüvensizlik oyu olarak ka­bul etmiyorum. Kabinenin bu,g>ürikü iç-timaında Hükümet vazifesine devam etmeğe kararvermiştir.»

IBunun üzerine söz alan Muhalefet Li­deri OuhTirdhill müstehzi bir eda ile şun­ları söylemiştir :

Başbakanı tebrik etmelk isterim. Filha­kika (beyanatı muhalefet Partisinde se­vinç ve ferahlık histeri uyandımıiıştiı*.

— Londra :

Attlee Hükümeti, 'b.ug'ün öğleden sonra Lordlar ıKamarasmida 24 saat içinde ikinci sefer 'ebelerin vazifelerinin tadi-diline mütaallik kanun tasarısının oya 'konması neticesi çoğunlufe kazanama­mıştır.

Bu ikinci mağlubiyet Atttle'nin dün uğ­ramış olduğu mağlubiyet 'kadar (mühim sayılmaktadır. .Çümkü Muhafazakârla­rın çoğunluğu teşkil ettikleri Lordlar 'Kamarasının hükümeti devirmek salâ­hiyeti yoktur.

—> Londra :

Leon Blum'un ölümü haiberi siyasi çevre­lerde eleım ile karşılanmıştır. Teamül haricinde olarak Başbakan Âtltlee bu gece bu hususta bir demeç verecektir.

311 Mart 1950

— Londra :

Avrupa''daki siyaset damlarının hepsi 77 yaşında vefat eden1 Fransız Sosyalist Partisi Lideri Leon iBlum'u övmekte­dirler.

Attlee dün akşam Blum'un Sosyalistler arasında bu asrın en parlaik surette te­mayüz eden şalhsiyeti olduğunu ve hür insanlar için bir misal teşkil ettiğini söylemiştin. iBkım isabetli ikararlariyle sadece Fransa'ya değil bütün dünyaya ilham vermiştir. Fransa; ve 'bütün dünya fbüyüik bir vatanperver kaybetmiştir, îsveç Başbakanı 'Bluim'un büyük bir Devlet adamı ve Sosyalistlerin en Heri gelen şahsiyetlerinden biri olduğunu söylemiştir.

italyan Başbakanı De G-asperi, Blum'un milletler arasında siyasi hürriyet ve kardeşlik için savaaşn ve îztirap çeken şöhretli bir Devlet adamı vasıflarından [bahsetmiştir.Danimarka Başbakanı, Bltım'un ölümü­nündünyadaki büitünSosyalistler için büyük bir kayıp olduğunu söylemiştir. Hollanda BaşbakanıDrees'Sosyalizm İngiliz secilerinin muhasebesi...

Yasan: Asım, Us

2 Mart 1950 tarihli «Vakit» ten

Bu defaki İngiliz seçimlerinde em çok dükkate değer olan cihet, işçi Partisinin sandalye sayısı itibariyle kazanması, fakat muhalefet partilerine nispetle al­dığı oy sayısının daha az olması, yani manen seçimi kaybetmiş gibi bir vazi­yet meydana gelmiş bulunmasıdır. İk­tidarda olan iîşgi Partisi 3T5 sandalye almıştır. Muhafazakârların 294, Libe­rallerin 8 rnıelbusluğu olduğuna g"öre mu­halefetin kazandığı sandalye sayısı 302 demektir. Aradaki fark 13 dür ki son­radan ıbu rakamın 6 ya kadar indiği de bildirildi. îktidar Partisinin A'vam Ka­marasında haiK olduğu çoğunluk bu de­receye indikten sonra muhalefet tara­fından mücadele ile karşılanacağı bir işçi programının tatbikine imkân kalmı-yacağı açuk bir hakikattir.

Fakat işin mühim olan diğer tarafı bi­raz avvel işaret ettiğimiz giıbi İşçi Par­tisinin oy sayısı baknmınd'an azhikla ol-ımasıdiır. Seçimlerde tktddar Partisi 13,5 milyon oy almıştır. Muhafazakârlar 1'2,'5, Libareller 2,5 ımiiyon ki ceman 15 milyon oy almışlardır. Demek iki muhalefet cephesini teşkil öden partiler için sandıklara atılan pusulaların sayısı Jktidar Partisine nispetle 1,5 milyon fazladır. Eğer İngiliz seçimleri ekseri­yet sistemi İle 'olımaynp da nisbî temsil usulü ile yapılmış olsaydı Muhafazakâr­lar ile libareller çoğunluğu almış ola-caktu İşçi Partisi iktidardan çekilmek zorunda kalacaktı.

Bu .vaziyetim neticesi şudur: Hükümeti elinde tutan İngiliz işçilerinin Avam Kamarasında ki çoğunluğu iş -program­larını istedikleri şekilde tatbike müsait olmadığı için yeni :bir seçim zarureti başgösterir. Muhalefet mevkiinde bulu-

nan 'Muhafazakârlar ile Liberaller de yeni seçimde kazandıkları oy sayısı iti-ibariyle İşçi Partisine üstün oldukları için yeni 'bir seçime gidilerek olursa ka­zanma şanslarının daüıa kuvvetli olaca­ğını düşünecekler, bundan 'dolayı seçi­min bir kere daha yenilenmesini istiye-ceklerdir.

(Seçimden evvelki Avam Kamarasında İşçilerin 390 mebusluğu vardı. Muhafa­zakârların 207, Lübarellerin 10, yani mu­halefet safında 217 mebus oturuyordu. İşçiler Avam Kamarasında muhalefet mevkiinde olan 'Muhafazakârlar ile Li­berallerden 173 mebus fazla bulunduk­ları için istedikleri şekilde kanun yapa­biliyorlar ve devletleştirme programla­rını kolayca tatbik ediyorlardı. Bugün ise işçiler ile muhalifleri hemen hemen müsavi sayıdadır. Bu suretle Avam Ka­marasında İktidar Partisi ile muhalefet cephesinin vaziyeti silâh kuvvetinde mü­savi oldukları için harp meydanında karşı karşıya gelmiş oldukları halde birbirlerine hücuma cesaret edemiyen ve karşılıklı siperler içinde foekliyen iki orduya ib enlemektedir.

BumurJla beraber dünya işleri o halde­dir iki !bir çok meselelerde rmiıvaffaki^ yet temini jjnigî'lâz İşçileri ile beraber Muhafazakârlar ve Lüb ar ellerin birleş­mesi icab etmektedir. Nitekim Muhafa­zakârlar 1945 senesindenberi bir çok defa harici meselelerde işçi hükümetle­rini desteklemiştir. Onun için yeni se­çimlerde İktidar Partdsi ile muhaliflerin hemen hemen başa baş gelmiş olmaları îngilterenin dünya meselelerindeki rolü­nü eksiltmez, belki de bu yolda gösterile­cek millî birlik sayesinde -daha verimli neticeler alınabilir.


Mr. Attlee'nin yeni Hükümeti...

Yazan: Ömer Rıza Doğrul

2 Mart 1950 tarihli «Cumhuriyet» ten

Mİster Attlle yeni hükümetini kurmuş bulunmaktadır. Yeni hükümetin bariz şahsiyetleri, 'eski hükümetteki bariz şahsiyetlerin îıetmen hemen tıpkısı dır. Yeni hükümet 'bir kaıç gün sonra Par­lâmento ile karşılaşarak Kralın açış nut-kile siyasetini izah edecek ve en kuvetli ihtimalıe .göre seıçimi yenilemek lüzumu­nu ileri sürecektir. :Fakat ibu durum Hü­kümetin, yeni yıl bütçesini (hazırlanma­sına 've Nisan ayında Meclise takdim etmesine mâni olmıyacak, hatta asıl o zaman durum ciddi'leşecek ve İşçi Par­tisinin içinde de 'bir takım, ayrılıkların baş göstermesi beklenecektir.

'Bu ayrılığın sebebi, devletleştirme pro­gramının tatbikma 'devam edilmesi ve­ya edilmemesi değildir. Bilâkis ücretler meselesi ve .bunların, şimdiki şartlar içinde kontroluna devam edilmesi mese­lesidir, ingiltere'de istihsalin maliyetini yükseltmemek ve bu sayede ihracatı çoğaltararak memleket ihtiyacını sağ­lamak için ücretlerin kontroluna ihti­yaç 'hisselunmuş ve işçi sendikaları fe­dakârlık göstererek buma razı olmuş­lardı. Fakat İbu fedakârlığını doğurduğu sıkıntı ve hoşnutsuzluk azkaldı İşçi Partisinin sors seçimlerde yenilmesine sebep olacaktı. İşçi Hükümeti, ücretleri yükselterek işçileri memnun etmeğe uğraştığı takdirde, İngiliz lirasının fi­yatım düşürmekten nımduğu neticeyi baltalamış olur. Onun için işçi 'Hükü­metinin, ücret kor.îîroluiT,a devamı etmesi daiha fazla muMeme'.dir. Bunun Meclis­teki sendika Mümessillerini Hükümetle 'mücadeleye sevkedip etmlyeeeğl, Hükü­metin tParlâımentoile karşılaşmasından

sonra anlaşılacaktır. Şayet sendikalar Hükümetle .mücadele etmeyi göze ala­cak olurlarsa o zaman işçi 'Partisi fena bir sarsıntıya uğrar ve gelecek seçim­leri kazanmak ihtimali büsbütün za­yıflar.

Onun için işçi Hükümetinin şimidlki halde karşılaştığı en mühim dahilî me­sele ücretler .meselesidir. Partiyi parçalayabilecek en büyük mesele de ıbudur ve ibu meseleyi atlatmak İşçi Partisi için çok büyük bir muvaffaki­yet teşkil eder.

Fakat İşçi Partisinin ku'vvetlenjnes:, yahut ıza'fa uğraması İngiltere ihesabı-ma ve İngiliz Milleti heısabına bir zaaf ifade etmez. Çünkü son seçimlere daihi ingiliz Milletini saran bağların son de­rece sağlam olduğunu, ingiliz Milletinin her tehlike karşısında, derhal millet dâ­vasını her dâvadan üstün tutacağını apaçıfk göstermiştir. İBuram. en katı de­lili İngiliz Milletlinin, Komünistliğe in­dirdiği ezici darbedir. ;Bütün ımillet, kal­kınmak :ve İngiliz Millet inin mukadde­ratında rol sahibi olmak istiıyen Komü­nistliği, derhal yıkıcı bir darbe ile karşı­lamakla, icabında en büyük dâvalar karşısında sarsılmaz ve yenilmez bir birlik ıgöstereceğini ve mukadderatını her tehlikeden korumağa muvaffak ola­cağım [göstermiştir.

Sonra Mr. Attllee (Hükümetinin dış po­litika esasları üzerinde gösterilen millî birlik de aynı ıma'niyettedir. Onun için Mr. Attlee, ka.ç gün sonra Parlâmentonun karşısına şu veya bu sebep yüzünden zayıf bir ekseriyetle çıkabilir. Fakat -bu zaaf, ingiltere he­sabına değiil, sırf İşçi Partisi heselbına-dır. Bu da ister istemez mukadder ne­ticesini verecek, yeni seçimlerin kısa bir müddet sonra yenilenmesine olacaktır.

16 Mart 1930

—Paris :

Fransız Millî fMecliısi (Birleşik Amerika-Fransa karşılıklı savunma paktını 181 muhalüf, 'üç çekimsere karşı 418 oyla tasvip 'etmiştir. Oya 600 saylav iştirak etmiştir. iMuhalüf oy verenler Komünist­lerle onları destekleyenlerdir.

—Paris :

Fransız Millî Meclisi tarafından tasdik edilen Amerika - Fransa karşııliiklı sa­vunma paktı şimdi Cumhuriyet EKonse-. yitim tasvibime sunulacaktır. Bunun sırf bir formaliteden ibaret olduğu söylen­mektedir. Zira '.Cumhuriyet Konseyinin Dışişleri Komitesi ibu andlaşmayi dün akşam kabul etmiştir.

Bu andlaşma, Fransız uçak gemisi Dixjmude'un Fransa'ya- gönderilecek as­kerî malzeme ile Amerika'dan ayrılmak üzere olduğu rbir 'anda tasdik edilmiştir. Müzakerelerin sonuna doğru Savunma Bakanı M. Plevem, Fransa'nın bu seme Amerika'dan alacağa askerî malzeme­nin 500 milyon dolar kıymetinde olaca­ğını söylemiştir. Şimdiki savunma plân­lan mucibince 'Fransa kara kuvvetleri­nin yüzde 55 ini verecektir. iBakan, At­lantik paktını imza 'öden 12 memleke­tin haz'jrladukları savunma plânları mu-cibiince Fransa'nın müdafaa ve emniye­tinin garanti edildiğini fakat 'bu pakta imzacı memleketi erin taarruza geçeibil-melerini sağlıyan ihlçbir madde olmdi-ğim, Amerika'nın gönderdiği malzeme sayesinde .Fransa fülosumun tonilâtosu­nu olduğu gilbi ıiruuhafaza edebileceğini söylemiş ve ingiltere'nin Fransa'ya cö­mertçe yardım ettiğini ilâve etmiiştir.

3,1 Mart 1950

— Paris :

CU'mlhurbaşkanı Vincent Aurİol'dan Sos­yalist Partisin'in en küçük üyesin-e (ka­dar Fransız siyaset aleminin bütün belIilbaşh 'şahsiyetleri eski Başbakan Leon Bhmı'un vefat ettiği Clıos - Les Metz'e giderek Madam Leon ıBlum'a taziyede bulunmuşlardır.

Madam Blum kendilerine kocasının öğ­le yemeğimden sonra üçe on kala «Popu-laire» Gazetesine ibir makale yazmak üzere çalışmağa (başladığını fakat ken­dini iyi hissetmediğini ve makalesini sonra 'bitireceğini söylediğini nakletmiş-tir.

(Bluım 40 dakika sonra ölmüştür. Sos­yalist Partisinin 'Merkez ibinasHida si­yah (bir tüle sarılan Parti Kayrağı ma­tem işareti olarak yarıya indirilmiştir. 'Resmen bildirildiğine göre, cenaze me­rasimi Pazar 'günü Jouy - En Joers'de yapılacaktır.

—New - York :

Leon Blum'un ölüm (haberini öğrenen eski (Fransız IBaşbakanlarından Paul îleynaud: «sönen bir ışık daha» demiş ve sözlerineşöyle devam etmiştir:

'Bizim en büyük Parlâmento Hatipleri­mizden biıri olan Leon Blum, yülkselme-sine büyük gayretler sarfettiği (Sosya­list Partisinin Başkanı kalmıştı. Fran­sız siyasetinde hala Ibüyük ibir rol oy­namakta Mi. Blum en mudil meseleleri basitleştirerek açıklamak sanatir.e ma­likti, ve iŞahısiar arasındaki ihtilâflara haikim ola-cak bir seviyeye fazla gayret göstermedön yükıselirdi. Kendisine, siyasi ihtilâflarımızın hiçbir zaman Ibozmadi'ğı eski İbir dostluk hissi ile (bağlı idim.

Paul Reynaud bu müessif ölümden do­layı üzüntü duyanların yanımda buluna­mamaktan dolayı teessürünü izhar et-:miştir.

— Paris :

Leon Bluım'un ölıüm haberi dtin saat .lo ya doğru Madam iBlum'un Sosyalist Günlük fPopulaire 'Gazetesinin yazı işle­rine, Sosyalist Liderinin kalp krizinden vefat ettiğini telefonla bildirmesi ile Öğrenilmiştir.

1 Mart 1950

—Roma:

De Gasperi kabinesi Ayan Meclisinde 110 muhalife karşı 176 oyla güven ka­zanmıştır.

3 Mart 1950

—Roma:

Türkiye ile italya arasında bir dostluk antlaşmasının akdi için normal diploma­tik yollarla müzakereler cereyan ettiği Roma'da teyit edilmiştir.

Bu antlaşma, 1928 de 20 sene için imza­lanan antlaşmanın yerini tutacak ve İtalya'nın diğer Avrupa milletleriyle akdettiği antlaşmalara müşabih olacak­tır.

6 Mart 1950

—Roma:

İtalya Dışişleri Bakanlığı, Türkiye-îtal-ya dostluk antlaşmasının bu ayın sonun­da İmzalanacağını bildirmiştir.

Bu antlaşmanın, Doğu Akdenizde, Tür-kiey, İtalya ve Yunanistan arasında Batı lehine yapılacak hareketlerin bir kısmını teşkil ettiği hakkındaki söylen­tileri yorumlayan Dışişleri Bakanlığının bir sözcüsü, yeni antlaşmanın, siyasi münasebetler kurmak üzere İtalya'nın başka bir çok memleketlerle İmzaladığı antlaşmaların aynı olduğunu söylemiş­tir.

14 Mart 1950

—Roma:

Başbakan De Gasperi, bu gün yaptığı basın toplantısında İtalya'da tarım ısla­hatını sağlıyacak bir kredi elde etmek üzere Birleşik Amerika ile müzakereler yapılmakta olduğunu söylemiştir.

15 Mart 1950

— Venedik:

5 işçinin polis tarafından yaralanmasını protesto etmek üzere komünist sendika­ları tarafından bu gün Venedik'te umu­mi grev ilân edilmiştir. Komünist olmiyan işçi Federasyonunun işçilerinden greve iştirak etmiyerek iş­başında kalmalarını istemesine rağmen, nakliyat ve sanayi tamamen, durmuştur. 5 kişi 800 kadar kişinin işten çıkartıla­cağı tehdidini protesto eden Bada Fab­rikası işçilerinin yaptığı nümayiş üzeri-n epolis tarafından ateş açıldığı sırada yaralanmışlardır. Venedik, bugün gazetesiz kalmıştır.

17 Mart 1950

—Roma:

italyan Başbakanı De Gasperi nihayet evinde rahata kavuşabilecektir. Aylar-danberi Başbakanın komşusu olan bir İtalyan kontes kıralcı hislerini ilân et­mek için saıbaihtan aikşarr.a kadar plâkla kıral marşını çalmakta idi. Ev sahibi ni­hayet dâva açmış ve mahkeme de kon­tesin evi tahliye etmesine karar vermiş­tir.

212 Mart 1950

—Roma:

Avrupa'nın büyük başkentlerindeki dip­lomatik temsilcileri konferansı Ameri­ka'nın Roma Büyük Elçisi JamesDun-ne'ün Büyük Elçilikteki geniş çalışma odasında yapılacaktır. Amerikan heyeti şeflerinin bilgi teati etmelerini sağîıyan ve muayyen fasıla-

larla yapılan toplantılar çerçevesine dâ­hil bulunan bu konferans, temas edile­cek mevzular bakımından özel bir ehem­miyeti haizdir.

Temsilciler,aynızamandaAmerikan yardımından faydalanan memleketlerde alman neticelerden bahsedeceklerdir. Sanıldığına göre Fransız ve İtalyan me­seleleri Amerikan elçilerinin müzakere­lerinde g"eniş bir yer tutacaktır. Konferana, Amerika'nınAvrupa İşleri Müsteşarı George Perkins başkanlık e-decektir.

Perkins dün îtalyan Dışişleri Bakanı Kont Sforza ile uzun bir görüşme yap­mıştır. Daha önce de Başbakan De Gas-peri ile görüşmüştür.

—Roma:

Bu saibah, naMl vasıitası yoikiugu ve bazı parti merkezlerinin önünde nöbet beMiyen polislerle grevin İlk hareketleri belirmiştir.

İçişleri Bakanı Mario Scelba, memleket­teki bütün Devlet makamlarına, âmme intizamı ve çalışma hürriyetinin temin edilmesi için emir vermiştir. Diğer taraftan dün akşam Chieti yakı­nındaki Lentella'da nümayişçilerle polis arasında çıkan kavgada yaralanan işçi-leren biri bu gece ölmüş ve bu suretle ölenlerin adedi 2 ye yükselmiştir. Diğer bazı yaralıların ve bilhassa başın­dan yaralı birinin durumu da vahimdir.

—Roma:

Geçen akşam Hıristiyan Demokrat Par­ti şubesi 'binası önündeki infilâkten baş­ka hu sabah da iki infilâk daîıa kayde­dilmiştir.

Birisi eski Saint Ange köprüsü üstünde, diğeri de komünist partisinin bir şube binası önünde vukubulmuştur. İkincisi binada büyük maddi tahribat vücude getirmiş ve bir kişi yaralan­mıştır.

23 Mart 1950

—Roma:

Başbakan De Gasperi basma verdiği be­yanatta ezcümle demiştir ki: «Grev hâdisesinin fiyasko ile neticelenip neticelenmediği bir tarafabırakılacak olursa diyebiliriz ki bu hareket greve teşvik edenlerin bekledikleri genişlikte olmamıştır. Durumu siyasi gayelerine alet etmek istiyen kıkırtıcıların hare­ketlerinin vahim hâdiselere sebep olması muhtemeldir.»

Gazetecilerin kendisinden malûmat iste­dikleri İçişleri Bakam Scelba ise «İtalya halkının aklı selimi bir defa daha müf­ritlere galebe çalmıştır. Mîllî hayatı fel­ce uğratmak maksadiyle aylardan beri hazırlanan bu nümayiş iflâs etmiştir» demiştir.

24 Mart 1950

-— Roma:

Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak dün gece 22 de uçakla Roma'ya gelmiş ve hava alanında İtiya Dışişleri Bakanı Kont Sforza, İtalya Hükümeti adına Protokol Umumi Müdürü, Türkiye'nin Roma Büyük Elçisi Hüseyin Ragıp Bay-dur İle Elçilik erkânı tarafından karşı­lanmıştır.

— Roma:

Türk - İtalyan dostluk antlaşması bu akşam Roma'da imzalanmıştır. Bu dostluk antlaşmasiyle kültürel diğer bir antlaşmanın aktedilmesi için derpiş edilen kayıt, İtalya Dışişleri Bakanlığın­da Roma ve Ankara Hükümetlerinin müşterek menfaat ve gayeleri bakımın­dan siyasi ehemmiyeti haiz olarak vasıf­landırılmıştır.

— Roma:

Roma gazeteleri dün Türkiye Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak ile İtalya Dış­işleri bakanı Kont Sforza tarafından im­zalanan Türk - İtalyan Dostluk Antlaş­masının ehemmiyetini tebarüz ettirmek­tedir.

Gazeteler bilhassa bu vesikanın umumi­yetle Avrupa ve bilhassa Akdeniz'de iş­birliği çerçevesi dâhilinde haiz olduğu kıymeti belirtmektedir.

Momento gazetesi, Filistin, Yunanistan durumları, Libya ve Kıbrıs statüleri gibi Akdeniz'de bir muvazene unsuru olacak mahiyette bir hal tarzı bekleyen meseleleri saydıktan sonra şunları yazmakta­dır:

Dün Chinghi sarayında Sadak ve Sfor-za'nın imzalariyle yürürlüğe giren Türk

-İtalyan dostluğunun yenilenmesi, iyifaydal anıldığı takdirdehenüzistikrar kesbetmiyen Akdeniz bölgesinde sulhunadilâne birsurette tesisineyarıyabilecek realist bir unsur teşkil temektedir.Gazete îtlya ile Yunanistan ve Lübnanarasında son günlerde brier anlaşma im­zalandığım ve Mısır'la da böyle bir an­laşma yapılmasınahazırlamadığını be­lirtmekte ve bunları sulh perver bir bir­lik siyaseti ve «Bizim deniz» tabirine fa­şistlerin verdiğibudalaca mânayıver­meden onun kenarında bulunan bütünmemleketler menfaatlerininahenkli 'birhale sokulması için Akdeniz'in diğer sa­hillerineatılan ilk köprülerolduğunuyazmaktadır.

Diğer gazeteler ekseriyetle dünkü mera­simden geniş tafsilât vermekte, iki Dış­işleri Bakanının nutuklarını neşrederek Türkiye ile italya arasında dostluk mü­nasebetlerinin kurulmasından dolayı mmenunîyetlerini belirtmektedirler.

, — Roma:

Türkiye Dışişleri Bakanı Necmettin Sa­dak bu sabah Quirmale Sarayında. İtal­yan Cumhurbaşkanı Luigi Einaudi tara­fından kabul edilmiştir. Bundan sonra Roma Belediye Başkanı Rebercchini'yi Capitole'de ziyaret eden Sadak daha sonra Roma'dan 25 kilomet­re mesafede bulunan Ostie hafriyatını gezmiş ve bir çok italyan şahsiyetleriyle brilikte yemek yemiştir. Türkiye'nin Roma Büyük Elçisi Hüseyin Ragıp Baydur ve Dışişleri Bakanlığı Bi­rinci Daire Müdürü Bülent Uşaklıgil kendisine refakat etmişlerdir.

—Roma:

italya Cumhurbaşkanı Luigi Einaudi bu sabah saat 10,30 da Quirinale sarayında Dışişleri Bakanımız Necmettin Sadak'ı kabul etmiştir. Bir saat kadar süren bu görüşmeden sonra gazetecilerin sorduğu

suallere cevap veren Sadak demiştir ki: İtalya Cumhurbaşkanına, Devlet Başka­nımız İnönü'nün selâm ve sevgilerini ge­tirdim. Cumhurbaşkanı da, uzun yıllar-danberi Türkiye'nin mukadderatım ida­re etmekte olan Devlet Başkanımız İnö­nü'ye hayranlıklarım, muhalbbet ve se­lâmlarını Eblâğetmemi ricaetti.

Büyük bir ilim adamı olan Cumhurbaş­kanı Einaudi'nin geniş vukuf ve görüş­leri üzerimde derin bir tesir bırakmıştır. Roma Belediye Başkanı bugün öğleye doğru, Necmettin Sadak'ı Capitol'de me­rasimle kabul ederek, kendisine Roma şehrinin madalyasını takdim etmiş ve nazikâne ve dostane bir hitabede bulu­narak Roma şehrinin hemşehriliğini tev­cih etmiştir. Sadak, teşekkür ederek üzerinde isminin yazılı bulunduğu Roma şehri madalyasını en kıymetli bir hâtıra olarak saklıyacağmı ve Capitol gibi ta­rihî bir yerde kabul edilmekten duyduğu memnunluğu-ifadeetmiştir.

—Roma:

Türkiye Dışişleri Bakanı Necmettin Sa­dak dün Öğleden sonra muhtelif İtalyan siyasi şahsiyetleriyle görüşmeler yap­mıştır.

Sadak, akşam Operanın gala müsamere-sind ehazır bulunmuş ve halk kendisine büyük bir yakınlık gösteıerek sevgi te­zahürlerinde bulunmuştur. İtalya'daki Türkiye Büyük Elçisi Hüse­yin Ragıp Baydur'un Dışişleri Bakanı­mız şerefine vereceği Öğle ziyafetinden sonra Sadak'm Roma'dakİ ikameti sona erecektir.

—Roma :

Dün. akşam Ayan ve ıSayiavlar .T'ecİJsi eski (Fransız Başbakanı Leon Blum'un hatırasını aramışlardır.

Ayan Meclisinde Çahşma Balkanı Ac-hille ıMorazza İtalyan Hükümeti namı­na ımerasiıme iştiraik etmiştir. Oturuma başkanlıkedenAyanMeclîsiBaşkan Yardımcısı Antonic Alibertli'nin ayağa kalkması üzerine bütün üyeler de aya­ğa ikalmışlardır. Albertinî büyük bir Parlâmento adaanı we İtalya'nın 'büyüık dostu olan İjeon Blum'un şahsiyetini anmıştir. İtalyaSosyalistPartisininteşebbüsü üzerine iSaylaVlar Meclisinde yapılan bir törende, ıDenilz Ticaret (Bakara Al-berto iS-imonıini Hüikümet namıma söz alarak Leon Blum'un üıatırasım taziz etmiştir. 'Bundan sonra matem işareti olarak 5 dakika oturuma ara veril­miştir.

Romada imzalanan pakt...

25 Mart 1950 tarihli «Cumhuri­yet» ten

Dışişleri Bakanı Necmeddin 'Sadak, İtal­ya ile bîr dostluk paktı imzalamak üzere ftamaya gitti ve pakt imzalandı. Türkiye Cumhuriyeti ile italya Cumflıu'-riyeti arasında tur dostluk muahedesinin imzasını, Türk milleti, su götürmez bir memnunlukla karşılamakta ve iki mem­leket arasında samimî ve sürekli bir dostluğun kurulmasını hayırlı ve uğurlu bir hâdise saymaktadır. Türkiye Cumhuriyeti bir Akdeniz mem­leketidir, italya Cumhuriyeti de öyledir. Aikdeniz memleketleri arasında sağlam bağlantıların kurulması, bu ımühimı böl­genin ttıayat ve istikbâli bakımından son derece lüzumlu olduğu kadar son derecefaydalıdırda.

Türkiye Cumhuriyeti diğ"er Akdeniz memleketlerinin hemen (hepsi ile en kuv­vetli dostluk bağlantıları kurmuş bu­lunmaktadır, italya'nın bu dostluk çev­resi dışında kalmasına sebep mevcut olamazdı. Bugün İtalya büyük Ibir kal­kınmayı başarmak ive gerçekleştirmek üzere çalışmakta ve bunun için muzır ve yıkıcı bir takiım fes ad âmilleriyle çarpışmak zorunda ikalmaktadır. Şim­diki halde bu mücadele devam ediyor, italya'nın fesada âlet olmak istemiyen, bilâkis Avrupa .medendyetinin kurucusu olarak kalmayı tercih eden unsurları galebe çalmakta ve fesad âmillerini diz­ginlemeğe muvaffak olmaktadırlar. Eninde sonunda .bu yapıcı ve yaşatıcı âmillerin kesin bir zafer kazanmaları beklenmektedir.

italya'nın ibu yoldaki .gayretlerini en çak destekleyen sebeplerden biri, onun Sovyetlerle komşu olmamasıdır. Yugos­lavya'da Mareşal Tito'nun Kominforma karşı ayaklanması, İtalya'nın böyle bir

komşuluktan bilvasıta olsun uzak kal-masiyle neticelenmiş, ibu da bu memle­ket içindeki yapıcı unsurların, gittikçe kuvvetlenmelerini sağlamıştır.

Italya'daki demokrasi ve hürriyet ta­raftarları, bu vaziyetten de faydalana­rak demokrasi .müesseselerini koruma­ğa ve kurtarmağa .muvaffak oldukları gibi 'Marshall yardımından da faydala-naraik memleketi kalkındırmağa çalış­mışlar, huî:âsa İtalya bugünkü halile, demokrasinin şanını yükselten ve kendi­sine karşı güven telkin eden durusmiyle tekrar doğrulmak İmkânını elde etmiş­tir.

!Biz de, italya'nın ergeç bütün demok­rasi ve hürriyet düşmanlarına karşı ga­lebe çalacağına, İtalyan Cumhuriyeti­nin temellerini her türlü sarsıntıdan ve tam manasiyle demokrat bir hayat ya­şayacağına inandığımız için onunla dost olmak ve onunla işbirliği yapmak isti­yoruz. Roma'da imzalanan dostluk mu­ahedesi, bu samimî isteğin en kıymetli ve en mesut ifadesidir.

Eskiden sömürgeci ve mütecaviz bir italya vardı. Bugünkü İtalya, o eski italya'nın başına getirdiği belâlarla mü­cadele etmekte, bu belâların şerrinden ve vebalinden kurtulmaık iç'in uğraşmak­tadır. Bugün bizim muhatabımız olan, kendisiyle dostluk bağlantısı kurmuş olduğumuz devlet, yeni Italyadır, buh­ranlardan ve imtihanlardan geçe geçe kendini bulan Demokrat İtalya'dır.

Türkiye Dışişleri Bakanı ÜNTecmeddin Sadak bu yeni İtalya ile ibîr dostluk paktı imzalamakla, Türk milletini faz-lasiyle memnun eden bir iş başarmış olmaktadır.

Bütün dileğimiz, bu yeni dostluk pak­tının hayırlı ve uğurlu olması, iki mem­leket münasebetlerinde samimî ve fay­dalı bir işbirliği devresi açmıştır.

Belçikalı vatandaş karar arife­sinde...

Yazan: Yeni İstanbul

11 Mart 1950 tarihli «Yenâ İstan­bul» dan

Yarın .Belçika'da, eski Kıral Leopold, tahtını yeniden işgal etmek üzere mem­lekete dönsün mu dönmesin mi diye hal­kın reyine müracaat ediliyor.

Belçika'da bu yüzden, haftalardan bori siyasi heyecan en üst perdesine çıkmış­tır.

Leopold'unkendisibeyan etmiştir ki, halkın % 55 i talep etmedikçe, memleke­te dönmiyecek ve tahtından feragat ede­cektir. Neden % 55 de, •% 50 yahut 60 deşil ?

Çünkü Kiralın avdetine Flamanlar ta­raftar, Valonlar ise aleyhtardır. Flaman­lar katolik olduklarından tabiatiyle Ka­tolik partisine mensupturlar. Bu parti ise, mevcut reylerin en az % 45 ine ma­liktir. Binaenaleyh buna Liberallerden ve müstakil vatandaşlardan % 10 inzi­mam etti mi, Kıral tarafından ileri sürü­len «avdet şartı» yerine getirilmiş de­mektir.

Kıral % 50 yi kâfi görmemiştir, çünkü Valon tebaasının arzusuna, ufak da olsa, bir pay ayırmak mecburiyetini hisset­miştir. Çünkü Belçika Kiralının asıl un­vanı «Belçikalıların Kiralı» yani hem Flamanların hem de Valonlarm kiralı olmasıdır. Eğer % 50 yi kâfi görse idi, bu «Ben Flamanların Kiralıyım, onların başına geçerek Valonlara hükmederim» mânasına da gelebilirdi.

14 Mart 1950

— New-York:

New-York Times'in Moskova muhabiri­nin bildirdiğine göre, doktorlar tarafın­dan uzun denizde hava seyahatleri yap­ması menedilen Stalin, sıhhi durumu­nu nazarı itibara almaksızın vazifesini ifaya devamda tereddüt etmiyecektir. Muhabir Stalin'in oyunu kullanırken çe­kilen ve Moskova gazetelerinde çıkan resimlerini tetkikten sonra bu mütalâa­da bulunduğunu söylemekte ve şunları ilâve etmektedir:

«Bu resimlere bakılırsa, yaşına rağmen Stalin her zamanki kadar sıhhatli ve dinçtir. Seçimden önceki mutat nutkunu söylememesindeki saik ne olursa olsun resimelrinden bunda her hangi bir sıhhi sebep mevcut olmadığı anlaşılmakta­dır.»

17 Mamt 1950

— Londra:

Liberal Manchester Guardian gazetesi Sovyet Rusya'nın denizkuvvetlerinde yaptığı hazırlıklardan bahsederek şun­ları yazmaktadır:

Rusya'nın İtalya'dan harb gemileri al­masına rağmen Rusfilosunun vaziyeti şimdilik memnuniyet verici değildir. Üstelik Rusya'nın ingiltere ve Ame­rika'ya iade ettiği bir harb gemisi 3 denizaltı, 7 destroyer, 1 kruvazör ve 27 sahil gemisi Rus filosunun kuvvetine bir darbe indirmiştir. Rusya'nın, filosunu genişletmek için bir plân hazırladığı sa­nılmaktadır. Ve son zamanlarda kuru­lan Deniz Savunma Bakanlığı da bunun bir delilidir.

— Moskova:

Moskova Radyosu, bu sabahki neşriya­tında Sovyet tarım metotlarını şiddetle tenkit eden bir tebliğ yayınlamıştır. Bu tebliğ, Sovyet Bakanlar Kurulu ve Ko­münist Partisi Merkez Komitesi tarafın­dan yayınlanmıştır. Tebliğe göre, 1949 senesinde kollektif çiftliklerin işlemesin­de bazı gelişmeler olmasına rağmen ma­hallî makamlar veya Devlet makamları hububat teslimini ve diğer hususları düzgün olarak temin edememişlerdir. Kollektif çiftlikler bahar ekimi için to­hum almadıklarından dolayı tenkit edil­mektedir. Tebliğde tarım aletlerinin ha­zırlanmasına dikkat edilmediği ve çift-liklerdeki işçi teşkillerinin kusurlu oldu­ğu işaret edilmekte ve bu vaziyetin dü­zeltilmesi gerektiği kaydedilmektedir.


1 Mart 1950

— Atina :

Nakronissos Adasında bulunan 1400 si­yasi nıahlbus !bu safbath Asayiş Bakanı­nın emriyle serbest »bırakılmıştır.

5 Mart 1950

Atina :

Bu Balbalı Yunanistan'da .genel ıseçiımter başlamıştır. 250 saylavlik için takriben 3.000 aday vardır. .Umumiyet itibariyle Yunan [halkı şimdilik sükûnu muhafaza etmektedir.

—Atinıa :

Bu saıbalh şiddetli rüzgâr ve sağanak altında seçimler sükûnetle başlamıştır. 1946 seçimlerinde ekseriyetin oy ver-ni'&kten kaçındığı ve solcu oyların çok olacağı beklenen Atıina'nm fakir msih'al-leleri ile »Pire halikı seçimin başl'amı ile sandık başlarına koşmuştur. 1944 Aralığında tsyanm başladığa Meş­rutiyet Caddesinde 12 tane zırhlı polis arabası durmaktadır.

—Atina :

Müşahitlerin modern Yunanistan'ın en serbest ve en ımuntazaım intihabı ola­rak vasıflandırdıkları bugünikü seçim esnasiüd'a seçmenler şafaktan1 itibaren oy vermek üzere sandık başında neşeyle sıradan onslardır.

öğleye kadar Atina işçilerinden yüzde 4O'ı oylanın, 'venmiştir. Hiç bir hadise olmamıştır. 'Bu setçim !bir .'Koalisyon Hü­kümetinin iktidara. geçmiş bulunduğu 19-18 yılmdanberi Yunanistan'da yapılan iılık ıserıbeet genel seçimdir. Atmadaki neticeler [belki bu <geoe geç vakit elde edilebilecektir. Başbakan Thetokis, (Komünist ıslah kampm bulunduğu ıMacronessos Adasına aşağıda­ki telgrafı çıkımiıştır.

«'Mevkufların serbestçe oy vermelerine müsaade etmelc Ibiızim iğin bir üftühar vesilesidir. Mevkuflar ü^erir-ıde herhangi bir korkutıma hareketine tevessül edil­memelidir. Yunanistaniki isyan iüzerine kanun dışı addeilen Komünist Partisi seçimlerde görülmemelidir.»

-- Atina :

Atina Ajansı havanın yağmurlu olma­sına rağmen rey sandıklarının etrafraı-da normal bîr .kalabalık .bulutnduğunu kaydederek (Başşehirde 193 ve civar mahaıl'lerde 102 sandıık buHunduğuaıu ilâ­ve

Her sandığın başında bir polis memuri-le iki asker bulunmakta ve sokaklarda devriyeler g'elmektedir. Atina ve Pire garnizonlarında izinler kaldırılmıştır. [Başbakan Teotokis sabahleyin erken­se çimlerin rntizam İçinde cereyan ettiği­ni !gönmekten duyduğu memnunluğu be­lirtmiştir.

6 Mart 1950

— Atina :

Atina ve kenarmahallerindöki 295 se­çim sandığının 55 inden' alman neticele­re gföre, partilerin .kaıızandığı oy sayısışöyle taksim olmaktadır:Halkçılar

Sofyanopulos2637

Vemizelosçu Liberaller2128

Sosyal Demokratlar ((Papandere) 2255
General Flasfciras2497

Marücezini688

Genera'l Zervas36S

Eski Meteksasçılar ('maniaıkakis) 1346
Haneli opulos1165

Bağiansız Liberaller229

image003.gifBu suretle Halkçılar başta gelmekte ve Komünistlerin oylarım da topladığım id­dia eden Sofyamopulos partisi onları takib etmektedir.

— Atina :

Sabah-nerken saatlerindeSofyanopu­los, en çok rey toplamış bulunuyordu. Atina'dakî 385 seçim sandığındanalı­nan neticeler şöyle sıralanmaktadır :

50.909 45.929 35.054 30.786 21.482 16.775

Sofyanopulos

Plastiras

Çaldaris

Venizelos

Papandreu

Mani d akis

—- Atina :

694 seçim bürosunda seçime iştirak eden 276.064 seçmenin oyları şu şeikilde dağılmaktadır :

Plastiras54.176

Halkçılar48.986

Sofyanopulos43.536

Liberaller43.253

Papandreu30.747

Eski Metaksas'çi'lar25.669

Kanellopulos15.590"

Zervas7.207

Markezini4.690

— Atina :

Pire'de seçim neticesi, 131 seçim 'büro­sundan 82 si için şöyledir : 'Sofyanopulos 15.122 oy, Plastiras 11.459 oy, Halkçılar 7.882 oy, Liberal Parti 5.933 oy, Papandreu'nun Sosyal Demok­rat Partisi 4,121 oy, 'Kanellopulos 2.494 oy,Eski Metaksasçılar 2.463 oy.

— Atina :

39 seçim bölgesinin 31 inden gelen res­mî haberlere göre mutedil sol cenah lideri Plastiras Yunan seçimlerinde ken­disine en yalkm olan rakibinden 18.000 oy ilerdedir.

8 Mart 1950

__ Atina :

Yunan seçimlerinin son resmî rakamla­rı şunlardır :

Çaldaris:.(Halkçılar)273.942 PLastiras:(Mutedili ISalcu Birlik Parti­si)264.628

Liberaller : 252.316

Papandreu : (Sosyal Demokrat Parti­si) 159.416

Sofyanopuîos : (Solcu De-mok.)5.17615 Metaksas ve Maniadad: 11.522

Konellopulos:(Birlikçi Parti)75.377 Zervas :ı Millî Parti) 51.356

11 sivil seçim bürosu ile umumiyet iti­bariyle askerî olayların tasnifleri henüz sona ermemiştir.

9Mart 1950

—Atina :

Bugün gazetecilere beyanatta bulunan Yunan Başbakanı Teotokis, dün akşam Kıral tarafından kabul edildiğini ve kendisine seçimlerin son neticelerini bil­dirdiğini söylemiştir.

10Mart 1950

—Atina :

Siyasi müşahitlere göre Constantin Çal­daris Yunan Hükümetlini kursmıyacak-tır. Çaldaris'in mensup olduğu Halkçı Parti genel oyların yüzde 22 sini, Sop-hocles Venizelos'un liberallerin yüzde 21 ini ve General Plastiras'ın başkanlığın­daki teşekkül de yüzde 19 unu almışlar­dır. Plastiras, Venizelos ve George Pa-pandreu birleşerek HaMcçiÜari araşma aüımıyan bir hükümet kurabilirler. 'Böyle bir koalisyon hükümeti meclisin yüzde 54 ünü kontrol edebilecektir.

29 Mart 1950

—Atina :

Seçimlerden 24 gün sonra îçişleri iBa-.kanlığı geçici neticelen! yayınlamakta ve kati neticelerin ancak Nisanın son 15 günü içinde belli olacağını temin et­mektedir.

3 Mart 1950

Roma:

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü tarafından bugün bildirildiğine göre, Romanya Hü­kümeti Romanya'nın millîmenfaatlerinin korunması için Bükreş'teki ingiltere Elçiliği İstihbarat Şubesinin kapatılma­sını istemiştir, Romanya'nın bu isteği, Dışişleri Bakan Yardımcısı tarafından Bükreş'teki in­giltere Orta Elçisine bildirilmiştir.

İslâm katliamı...

Yazan: Mehmet Fuat Gürtünca

9 Mart 1950 tarihli «Hergün» den

Komünist idareleri altındaki memleket­lerden gelen halberlerde müslümanlara ne kadar eziyet, işkence edildiğini ve ölümlerden ölüm beğen di rildiğini daima öğrenmekteyiz. Kırım Türklerinin, kö­küne kibrit Suyu ekilmesine sebep aynı zamanda anüslüman kardeşlerimiz olma­larındandır. Rus Türkistsnında islâm dininden olanların ne kadar tahkir edil­diğini de oradan nasılsa kaçanların ifa­desinden öğreniyoruz.

Balkanlardaki nıüslüman kardeşlerimiz de hiç bir zaman rahat yüzü görmemek­tedirler. Bulgaristan'da öyle, Yugoslav­ya'da öyle, geçen sene Yunan asileri eline geçen amislüman köylerinde 3ıal yine öyle idi.

Hele Yugoslavya'da Alman istilâsından sonra Almanlara karşı kıyamlarda bile gerek dağa çıkan, gerek dağa çıkmı-yan Yugoslav askerlerinin intikam al­dıkları yerler yalnız islâm - Türk köy­leri oluyordu.

Bu katliâm:!arın komünist Tito ülkesin­de hâlâ devam ettiğini de gelen dindaş mektuplarından öğrenin ekteyiz. Hapis­hanelere sevk, oradan ölüme gidişler ço­ğalmaktadır. Yaşı yetmiş beşi geçmiş olduğu halde ak sakallarına bakılmıya-rak senit edilenlerden "birisi de Üsküp'te Hacı Sait Efendidir. Hacı Sait Efendi­nin şehadeti hakkında şu gözyaşh mek­tubu almış bulunuyoruz:

«İstibdat zamanında babasiyle Konya'ya sürülen ve daha yirmi beş yaşında iken hayatım menfalarda çürüterek insanlı­ğın hürriyetine çalışan ve birinci dev­rede Meclisi Mebusana Üsküp'ten me­bus seçilen Hocazade Sait Efendi Yu­goslavya'dahapishanede şehiden öldü-

rülmüştür. Merhum şehit Sait Efendi ulemayi dinden olup ilim ve fazliyle şöh­ret bulmuş muhterem' !bir şahsiyetti. Yaşı yetmiş beşi geçmişti. Zekâsı, ilmi­nin kuvveti berekâtiyle dindaşlarımızla hemhal olarak vatanı bulunan. Üsküp'te yaşardı. Tito Hükümeti dört yıldan beri memleket içinde dehşetini arttırmış bu­lunmaktadır. İslâm tebaasına canavarca şiddet göstermekte ve her rastgeldiğini Öldürmekte, namus ve hayat emniyetini bırakmamaktadır. Bu memlekette yaşı-y anlarda her türlü itimat ve hemşerilik muhabbet ve alâkalan birbirine düş­manlığa tahvil edilmiş, memleketin in­sanları birbirine düşürülmüş, gammaz­lık ve iftira âle vatandaşlar birbirini pı­rasa doğrar gibi. doğramakta beis gör­memiştir. Bu acı, tüyler ürpertici şena­atlerin devamına göz yumacak insanlık ümit edilemez. Bu elim manzaraları müslümanlara reva görmıeîk hükümetle­re değil, dağîlerin bile onur ve haysi­yetine dokunur bir keyfiyettir. Şu hal­de böyle bıçaklar altmda doğranmaktan ise bilhassa "Üaküp ve civarındaki müs­lümanlara yol vererek Allanın, adını se­malarından eksik ettinmediği Türk top­raklarına göçetsinler. Çünkü bu meşak­kat ve azabı müslüman düşmanı hükü­metler çektirmekte devam ettirip dura­caklardır. İnsanilik namına duygusu olan her millet sesini ayyuka çıkararak Tito Hükümetinin bu zulümlerinin önü­ne geçmeli ve Türk Devletinin yardı -miyle buradaki ırktaşlarımızın anava­tana göç etmelerinin imkânı aranmalı­dır.»

insanlığı insanlığa davet eden bu mek­tubu vatandaşlarımızın gözü Önüne koy­duk.

Daha iki sene önce Türk konsoloshane­sine casusluk töhmeti ile bazı dindaşlarımızm nasıl kurşuna dizildikleri unu­tulmamış olsa gerekir. Balkanlarda ya­rım asırdır devam eden katliâm hâlâ de­vam ediyor. Müslümanlar îkoyunlar 'gi­bi boğazlanıyor ve insanlık eli ıböğrün-de bu katliâma hâlâ çare ibularmyor. Sonra da bu. asra (^medeniyet asrı) adım veriyoruz.

Medeniyet mi?. İstiklâl 'ŞairiMehmet Akif sanki oradaki hemşeriierinin akıbe­tine tercüman olur 'gibi ona canavarlık sıfatını lâyık görmüş ve şöyle demişti: Medeniyetdediğin, Tek dişi kaLrmş canavar Ürdün - israil münasebetleri.

Yasan: Yeni İstanbul

22 Mart 1950

Ürdiin ile îsrail arasında gizli müzake­reler cereyan ettiğine dair rivayetler, bir zamandan beri dolaşmakta fakat tekzip­ler de, bunların her birini yakından takip etmekte idi.

Bundan üç gün kadar önce Ürdün Ki­ralı, Meclis seçimleri vesilesiyle yaptığı bir beyanatta, okuyanların garibine gi­decek bir cümle kullandı: «Faydasız bağlantılardan (kurtulmam/iz, hiç de fena olmıyacaktir!»

Bu söz bambaşka ihtimallere, ezcümle anayasa işleri ile alâkalı olarak, bun­dan .böyle bazı 'meselelerin münhasıran yeni Meclis ve onun Hükümeti tarafın­dan ele alınarak halledileceğine yani Kıratlık makamının bunlar ile meşgul olmıyacağma yoruldu. Kakat, Kahire menşeli bir telgrafta, bir­denbire, şunu okuduk: îsrail ile gizli münasebet ve müzakerelerde bulundu­ğu sabit olduğundan, Ürdün, Arap Bir­liğinden çıkarılacaktır.

Bunu tatmamılıyan bir diğer habere gö­re de, Ürdün'ün mümessili, memleketi­nin İsrail Devleti ile yeniden harbetmek niyetinde olmayıp bir barışa varmak istediğini,mütarekekomisyonu huzu-

runda resmen beyan etmiş bulunmakta­dır.

Bu suretle anlıyoruz ki, iki devlet ara­sında hiç değilse anlaşma temayülleri mevcutmuş ve bu, öteki Arap memle­ketlerini ziyadesiyle kızdırmakta imiş. Şu halde, bu hiddetin bir neticesi ola­rak, eğer Arap Birliği Komitesinden Ürdün'ün çıkarılması lehinde bîr hava esmiş ise, bundan Kıral Abdullah, ta-biatiyle zamanında haberdar olmuş ve herkese garip gelen yukarda kaydetti­ğimiz sözü, böyle bir tehdide cevap ol­mak üzere sarfetmiş olması mümkün­dür.

îşin bu tarafı bir yana, Ürdün'ün, mâ­kul olan hareket tarzı neden hıyanete yakın ibir tefsire uğramıştır, bunu anla­mak g-üçtür. israil ile Araplar .arasm-.da «harb hali» tarafeynin muvafakati dahi olsa devam edemez, çünkü bu coğ­rafya 'bölgesinde huzur ve barısın tees­süs etmesi, bu devletlerin topundan da­ha mühim devlet varlıkları için elzem bir şarttır.

Kalkı ki, şu ıbitımiş olan harp dahi, bil­diğimiz neviden bir harp olmayıp, îsrail Devletinin ikurulmasiîia ait bir doğum ağrısıydı.

Bu hakikati en Önce Ürdünlün .görmüş olması, kusur saıyılamıyaeağı gibi, öte­ki Arap devletlerinden Önce açtığı bir harbi gene onlardan önce bitmiş ilân etmesinde bilmiyoruz, ne fevkalâdelik vardır!

Lübnanda bîr suikast..

Yasan: Ömer Rıza Doğrul

16 Mart 1950 tarihli «Cumhuriyet» ten Bir kaç gün önce Lübnan'da vuku bulan fakat akim kalan bir suikast, dikkati bu yakın dost ve komşu memlekete çevir-mşi bulunuyor. Suikasdinhedefi, Lüb­nanBaşbakanıRiyazussulhBeydi. Kendisi Lübnan istiklâli uğrundaki nıü-caheleleriyle ve bu mücahadeleri başarı ile neticelendirmek yolundakifedakâr-lıklariyle tanınmış ve sevilmiş bir şah­siyettir. Lübnan'ın bir sömürge olmak­tan çıkmasına, şerefli ve ileri bir Arab milleti olarak milletlerarası hayatta yer almasına çalışan ve muvaffak olan Ri-yaz Bey, Lübnan'ın bu durumunu muha­faza etmesini de millî bir esas tanıyan ve bir takım müfritlere alet olarak Lüb-nam Suriye'ye katıştırmak yolunu tut-mıyan mutedil ve basiretli bir siyasidir.. Lübnan'la Suriye'nin birbirine karışarak tek bir devlet teşkil etmeleri, dış yüzü cazip görülebilecek, hattâ niçin bir an evvel gerçekleştirilmediği sorulacak bir sualdir. Fakat işin iç yüzüne vâkıf olan­lar için böyle bir sual varit değildir. Bu­gün Lübnan, bir çok hususiyetleri haiz olan bir Arab memleketidir. Bu hususi­yetlerden biri onun bir çok din ve mez­heplere salik olan kimselerinyaşadığı bir memleket olmasıdır. Bu din ve mez­heplerin başındaMarunilikgelirse de İslâmiyet onu hemen takip eder. Fakat aynı zamandaLübnan içinde Dürziler, Şiiler, Nusayriler, Rum ortoclokslar, Er­meni Ortodokslar, Ermeni katolikler, hür Protestanlar yaşar ve bu küçük memle­ket bir din ve mezhep meşheri mahiyeti kazanır. Bunlarınşimdikienmühim korkusu, Arab ve İslâm ekseriyeti için­de huussiyetlerîni ve hüviyetlerini kay-bemtektir. Çünkü bu memlekette din ve mezhep kaygusu henüz milliyet kaygu-

sundan üstündür. Din ve mezhep kaygu-sunun, milliyet kaygusunu hey şeyden üstü nsayması için tam ve geniş bir din. hürriyetinin, yani lâikliğin hüküm sür­mesi icap eder.

Lübnan'ın Maruni ekseriyeti dinî hüvi­yetini kaybetmemek arzusundadır. Her-şeyden evvel gereken hal, onun herhan­gi durum içinde bu hüviyetini kaybetnıi-yeceğini ve katolik mezhebine bağlı ka­labileceğini, bu bağlılığın kendisine sağ-ladığ ıvicdanî huzurdan hoşnut olmağa devamedeceğini ve bu yüzden hiç bir müdahaleye maruz kalmıyacağını, yani hem Arab, hem katolik olarak yaşayabi­leceğini ispat etmektir. Eu Maruni ce­maati, şimdiki Lübnan varlığının olduğu gibi devam etmesinde en büyükemni­yeti hissetmekte olduğuna göre bu var­lığı devam ettirmek ve onu hoşnut et­mek millî bir vazifedir. Bu Maruni kütle bir gün gelir de, hissettiği bütün endişe­lerin boş olduğuna, dinî ve vicdanî hür­riyetini her zaman muhafaza edeceğine, fakat aynızamandaArabhkkütlesi içinde bir varlıkteşkilettiğine ve bu varlığın katoliklik ile alâkasının hiç bir tehlikeyle karşılaşmadığına inanacak o-lursa, o zaman onun daha başka Arab kütleleriylebirleşmesinezerrekadar mâni kalmaz.

Bu işi çabuklaştırmağa uğraşmak, Arab milliyetçiliğinin,birtakımgarantiler eksikliği yüzünden bir takım acı ayrılık-. lara uğramasına sebepolmaktır. Yani henüz olgunlaşmıyan birmilliyetçiliği, olgunlaşmış telakki etmenin doğuracağı bütün kötülükleri Arab milletine yükle­mektir. Bu da ancak Maruniliğin yaban­cı bir himayeye iltica etmesine sebep o-lur ki Arabhk için en büyük felâkettir. Lübnan Başbakanı Riyaz Bey, bütün bu hakikatlerigözönündetutan ve Arab. milliyetçiliğinin bütünolgunlaşma saf­halarını hızlandırmağa çalışan basiretli bir şahsiyet olduğu için Lübnan'ın ayrı bir devlet teşkil etmesini ve bu yaşat­mağa devam etmesini son derece lüzum­lu görmekte ve bu yüzden müfritlerin düşmanhğiyle karşılaşmayı göze almak­tadır.

Kendisi, müfritlerin mümessili olan «Su­riye Millî Partisi» reisi Anton Saadeyi idam ettirmekte tereddüt etmemişti. Bu­na karşı bu defa kendisi bu partinin bir suikastiyle karşılaşmışbulunuyor. Fakat bu suikast, bütün Lübnan'da, Arab âleminde ve Lübnan'a dost olan bütün memleketlerde ancak teessürle karşılan­mıştır. Çok şükür, suikast akamete uğ­ramış ve Lübnan hakikî tekâmülünü takip etmek imkânını elde etmiştir.

Aziz ve kıymetli dostumuzu tebrik ve Ortaşarkin en güzel ve en değerli par­çalarından olan Lübnan'm millî tekâmü­lünü huzur içinde takip etmesini temen­ni ederiz.

Ortaşarkta Sovyet casusluk merkezi...

Yasan: Ömer Rıza Doğrul

12 Mart 1950 tarihli «Cumhuriyet» ten

Kahire'de çıkan «Elmısrî» gazetesinin Londra'daki hususi muhabiri tarafından verilen ve Mısırlı gazete tarafından e-hemfiyetle karşılanan bir habere göre Sovyet casusu doktor Klaus Fuehs'un muhakeme edilerek mahkûm olması do-layısiyle Sovyetlerin casusluk şebekeleri üzerinde yapılan araştırmalar, Ortaşark­ta en mühim Sovyet casusluğu merkezi­nin Kahire olduğunu belirtmiştir. Muha­birin İngiliz gazetelerine atfen anlatışı­na göre Rusya'nın Kahire'deki diploma­tik işlerini idare için kullandığı memur­ların sayısı (300) dür. Halbuki Mısır'ın Moskvoa'daki sefaretinde ancak 12 kişi çaılşmaktadır. îki memleket arasındaki ticareti tahdit eden çerçeve, son derece dar olduğuna göre, Sovyetlerin bu kadar geniş bir kadro ile Mısır'da çalışmaları­nın sebebi ne olabilir? Muhakkak ki Sovyetlerin Mısır'da bu derece büyük bir heyet kullanmalarım haklı gösterecek hiç bir ciddi sebep bulunamaz. Bunun sebebi olsa olsa, Sovyet casusluğunu, diplomatik imtiyazlarla himaye etmek ve böylece bu casusluk şebekesinin rahat rahat çalışmasını sağlamaktan ibarettir. Bu sayede casusluğa karşı alman ted­birler boşa gidecek ve casusluk faaliyeti hiç bir duraklamaya uğramadan devam edecektir.

Mısırlı gazete muhabirinin verdiği malû­mattan anlaşıldığına göre, Mısır'daki bu vaziyet hakikaten düşündürücü bir ma­hiyet almaktadır. Çünkü «her sefaretha­ne, askerî ataşeler arasında resmî mahi­yeti haiz olan bir takım casuslar bulun-

durduğu malûm olmakla beraber Rusya, yürürlükte olan ananeleri bir tarafa bı-rakarak diplomatik büroları vasıtasiyle de casusluk faaliyetini en geniş ölçüde ilerletmektedir. Bu yüzden Doktor Puchs'un muhakemesi sırasında bilhassa Kahire bu muhakemenin safhalariyle a-lâkalanmış ve doktor Fuehs'un itirafla-rmdaki mânayı bir türlü anlayamamış­tır.»

Sovyetler diplomatik hizmetlerde kul­landığı kimseleri aynı zamanda casusluk işlerinde de kullandığı için Rusyaya'gön­derilen bütün diplomatları da casus say­makta ve onlara Öylece muamele göster­mektedir.

Mısır'ın komünistlikle bağdaşan hiç bir hal ve tavrı bulunmadığı için Londra mahfilleri, Sovyet Rusya'nın Mısır'da 300 memur kullanmasını hayretle karşı­lamışlar ve bu haberi teyit etmek iste­memişlerdir. Fakat /Elmısrî» gazetesi de bu haberi teyit edecek veya yalanlıyacak bir şey söylememekte ve yalnız muhabi­rinin verdiği malûmatı büyük bir ehem­miyetle neşretmektedir.

Sükût ikrar ise o halde durumun bu ma­hiyette olduğunu ve bugün Kahire'nin en büyük Sovyet casusluk merkezi oldu­ğunu kabul etmek icap eder. Mısır, Suriye ve Lübnan gibi memleket­ler, demokrasi cephesinin, arkasına dü­şen memleketlerdir. Anlaşılan Sovyetler demokrasi cephesini geriden vurmak için bu merkezleri seçmişler ve burada propagandalarını payarak cephe gerisin; tehdit edecek bir zemin hazırlamak iste­mişlerdir. Bu durumun en bellibaşlı se­beplerinden biri, Mısır'ın İngiltere ile henüz tam bir anlaşma yapmamış olma-

sidir ve bu çeşit hâdiselerin bu anlaşma­yı kolaylaştıracağını sanmasıdır. Halbuki bu çeşit hâdiselerin anlaşmayı mı kolaylaştıracağı, yoksa şüpheyi artı­rarak güveni mi azaltacağı apayrı bir mesele teşkil eder.

Sonra Sovyet propagandasının Mısır'da bırakacağı tesirler ve yapacağı yıkıntı-

larla karşılaşarak bu tesirleri izale et­mek de ciddi bir meseledir.

Ortaşark hakikaten fena bir durum ge­çirmekte ve demokrasi cephesinin arka­sında şüpheli bir vaziyet inkişaf etmek­tedir. Bu şüpheli vaziyeti bertaraf ede­cek tedbirlerin ihmal olunmaması son derece isabetli olur.

2 Maırt 1950

— Amman:

Ürdün Başbakanı Tevfik Ebülhüda Paşa îsrail ile yapılmakta olan barış müzake­relerine dair haberleri son günlerde ya­lanladığı halde, 3 Nisan 1949 tarihinde Rodos'ta imzalanan mütareke çerçevesi

içinde tsrail ile görüşmelere yeniden başlamayı düşündüğünü bildirmiştir.

3 Mart 1950

—- Amman:

Kabinenin istifası üzerine Kıral Abdul­lah, Saray Nazırı ve eski Başbakanlar­dan Samirrifahi Paşayı Hükümeti kur­mağa memur etmiştir.

Cumhurbaşiîanıv Başkan Muavini, Sa­vunma ve Dışişleri Bakanları ile Miliî Güvenlik Teşkilâtı başkanlarından mey­dana- gelecek bir millî güvenlik konse­yinin atom.' bombası hakkındaki plânları gözden geçirmesini lüzumlu görmüştür.

—Washington :

Bugün Ayan Meclisinde (konuşan Kon­gre Atom Enerjisi 'Komitesi Başkanı Erien Mc MaÜıon, Sovyet Rusya ile Atom barışını kurmak üzere yeni bir teşeb­büse geçilmesi için Birleşik Amerika'yı, Kuzey Atlantik Paktı müttefikleri ile görüşmelere 'başlamağa teşvik etmiştir. GVIc Maîıon aynı zamanda, Kuzey Atlan­tik Konseyinin derhal toplanıp sağlam bir sulh programı hazırlamasını da tek­lif etmiştir.

Demokrat Ayan üyesi Mc Maîıon Atom barışı için Moskova'da .müzakereler ya­pılması yolundaki tavsiyeyi reddetmiş­tir.

McMahon, bu gibi müzakerelerin an­cakBirleşik Amerika ile müttefikleri. arasında görüşmeler yapıldıktan ve ba­rış havası yaratıldıktan sonra kabil ola­bileceğini belirtmiştir.

—Washington :

Brien Mac ıMahon bugün Ayan Mecli­sinde yaptığı konuşmada şöyle demiştir: «Harbe ve atom silâhlarının dehşetine mâni olmak için dünya sür'atle hare­ketetmelidir.

Komünizmin durdurulması için Avru­pa'da yapılan masraflar kısılsa bile u-mumi masraf artmakta devam edecek­tir. Güney Doğu Asya':da, Yakın Doğu­da, Akdeniz'de ve kimbiîir daha nereler­de koTiünizme Ikarşı dolarla savaşma­mız icap edecektir. Hattâ şiddetli bir so­ğuk harbin on, onbeş sene müddetle de­vamı bize İkinci Dünya Harbinden da­ha pahalıya mal olabilir.

Rus halkı sulhun başlıca anahtarıdır. Fakat demir perde, onun hakikati öğ­renmesine mâni olmuştur.

—Washinıgton :

Bugün basına beyanatta bulunan Dışiş­leri Bakam Acheson. ezcümle demiştir Od:

«Birleşik Amerika, Fransa ve İngiltere Dışişleri Bakanlarının ilkbaharda top­lanmaları icap edebilir. Mamafih bu hususta henüz bir karara varılmış de­ğildir. Böyle ibir toplantıda sadece As­ya meseleleri mi yoksa umumiyetle mil­letlerarası meseleler mi görüşüleceği de henüz belli değildir.»

Dışişleri Bakanı, Amerüka Hükümetinin ibütün Almanya'da serbest umumi se­çimlere taraftar olduğunu bildiren Ame­rika'nın Almanya Yüksek Komiseri Mc Cloy'la mutabık olduğunu bildirmiştir.

2 Mart 1950

—New-York :

Tepkili uçaklar ilik defa olarak Salıyı Çarşambaya bağlayan gece bir uçak ge­misine iniş yapmışlardır. Bu tecrübeler Walley Forge Uçak Gemisi üzerinde yapılmış ve tepkili motörlerle mücehhez Panter uçağı saatte 185 kilometre sü­ratle geminin güvertesine inmiştir.

Pasifik Filosu Komutanlığı bu tecrübe­lerin tepkili av uçaklarının uçak gemi­lerinde kullanılması yolunda yapılan manevraları tamamladığını bildirmiştir.

—Washimgton :

Temsilciler Meclisi tarafından tasdik edilen bir kanun tasarısı İle Birleşik A-merika'ya karşı sadakat tecrübesi usu­lü kabul edilmiştir.

Münakaşalar esnasında atom sırlarını Rusya'ya ifşa eden İngiliz ilim adamı Dr. Fuch'un .mahkûmiyeti de mevzuu bahsolunmuştur.

— Washington :

Başkan Truman bugün basın toplantı­sında, Birleşik Amerika Cumhurbaşka­nı sıfatiyle (hiçbir zaman- Moskova'ya gitmiyeceğini söylemiştir.

Kömür madeni erindeki durumdan bah­seden Truman, bunun bir an önce halle­dilmesi icap eden millî bir mesele oldu­ğunu belirtmiştir.

Başkan sözlerine devam ederek, Was-hington'da görüşme yapmak için daima bir açık kapı bıraktığını, fakat Sovyet başkentine gitmiyeceğini İlâve etmiştir. Başkan bu beyanatı, (bir soruyu cevap­landırdığı esnada vermiştir.

Bakam Dean Acheson'a, Alger Hiss'e hiç bir zaman arkasını dönmeyeceği yolundaki beyanatının, halkın Dışişleri Bakanlığına karşı olan itimadını saırsdı-ğmı bildirmiştir.

Judd ve Cumhuriyetçi temsilci Jaeob Javitt, Aoheson'a Dışişleri Bakanlığının Sovyet Rusya ile yapılan mücadele hak­kında tam hakikatleri kongreye ve hal­ka bildirmesinin, Avrupa kalkındırma programını tehlikeye düşürdüğü fikrin­de olduklarını 'bildirmişlerdir.

Demokrat temsilci Mike Mansf teld teh­likeyi halka anlatmak için bakanlığın elinden geleni yaptığını belirtmiştir.

10 Mart 1950

— Washington :

Dışişleri Bakanlığı .tarafından dün bil­dirildiğine göre, Dışişleri Bakanı Ache-son, Birleşik Amerika Uç Sovyet Rusya arasındaki mühim meseleler komünist-lerce dünya hakimiyetini elde etmek için kullanabildikleri takdirde, Ruslaın bunların halline yanaşmak istemeyecek­leri kanaatindedir.

Geçenlerde bir gazeteci grupuna hitap eden Acheson şöyle demiştir: «Bizim hazır b ulundu ğumuzu, hazır bulunmuş olduğumuzu ve daima hazır bulunaca­ğımızı Sovyet Rusya bilmektedir.

«Sovyet Rusya şimdiye kadar görül­müş olan en tehlikeli emperyalist siste­minikurmuştur».

— New-Yonk :

New York Tim.es Gazetesi başmakale­sinde. Birleşmiş Milletler Genel Sekre­teri Trygve Lie'nin verdiği muhtıra ile ortaya çıkan durumu inceliyerek di­yor ki:

«Birleşik Amerika Çin'in Birleşmik Mil­letlerde temsil edilmesi meselesinde, bu durumun, Amerika'nın Mao Tse Tırag'u tanımasına ait tasavvuruyla her hangi bir ilgisi olmadan, çoğunluğum kararı­na uyacağını beyan etmiştir. Birleşik Amerika ıbu durumu bahane ederek birleşmiş milletleri terketmok niyetin­de değildir. Halbuki Sovyetler bu tanı­ma meselesinde, Birleşmiş Milletlerin kendisini takip etmesi icap ettiği kana­at indedirler.»

— Washington :

Dean Acheson tarafından davet edilen Sovyet Büyük Elçisi Alexan.-dre Panyuş-kin, Bakanla görüştükten sonra basına demeçte bulunmuş ve Dışişleri Baka-niyle Gubitchev hakkında görüştüğünü bildirmiş ve her hangi bir tefsirde bu­lunmamıştır.

Diğer taraftan, demeçte bulunan Dış­işleri Bakanlığı sözcüsü, Sovyet Elçisi­nin Gubitchev hakkında Birleşik Ame­rika Hükümetince verilen kararın, ken­disine resmen tefhimi İçin bakanlığa çağrıldığını söylemiştir.

11Mart 1950

—Washington :

Dışişleri Bakanı Dean Acheson'un San-fransisko'da Çarşamba ve Perşembe günleri vereceği nutuklarda Stalin'in nutkunu cevaplandıracağı sanılmakta­dır.

Dışişleri Bakanlığı memurları Amerika­lıların Batı Avrupa ve Asya'da yaşayan insanların Sovyet propagandasiyle yan­lış yoîa sevkedilmiyeceğini belirtmiş­lerdir.

12Mart 1950

—Washington :

Başkan Trumıan, tatilini geçirmek üzere bu gün Williams!burg Yatı ile Florida'-yagitmiştir.

—Washington :

Siyasi kaynaklardan bugün bildirildi-rildig"îne g"öre, Aeheson, Bevin ve Schu-man'm Nisan sonuna doğru Londra'da toplanmaları muhtemeldir. Bu üçler konferansı gündeminin en ehemmiyetli konusunu Güney Batı Asya teşkil ede­cektir.

Atlantik Paktı imzacısı memleketler dışişleri bakanlarından müteşekkil Pakt Konseyinde Birleşik Amerika, İngiltere ve Fransa, Paktın üyesi diğer memle­ketlere kendi politikalarını dikte ediyor­larmış hissini vermemek için aynı za­manda Londra'da toplanacağı 'bildiril­mektedir.

Endonezya, Thailand ve "belki ÇSn .Hin­dine ne şekilde Wr iktisadi yardımın mü­nasip olacakını tesfodit etmek için Güney Doğu Asyaya gönderilmiş olan heyet lıenüa dönmemiştir.

19 Mart 1950

— New-Yorke :

Üniversitesi, aşağı yultar-dört yüz milyon volt kuvvetinde yarım düzine 'muhtelif aıtom şuaları neşreden yeni bir aleti taımaımlamıştır. «Synchro Cyclotron» adı verilen bu alet Colu,mbia Üniversitesi 'bilginlerinin söy­lediklerine göre, münhasıran barış sa­hasında 'kullanılacaktır.

20Maa-r 1950

—- Washiigton :

Dışişleri Bakanlığında komünizme mey­yal olanların sayısını açuklayarak Ame­rikan- aktüalitelerinin ön plânında yer almış bulunan ayandan -Cumhuriyetçi Mac Carthy dün radyoda «Birleşik Amerikanın Uzak. Doğu siyasetini tâyin eden Acheson ile dokunulmaz grup Dış­işleri Bakanlığından çıkıp gitseler du­rumbir hayli düzelir»demiştir.

Mc. Carthy, Uzaik Doğu seyahatinden dönmüş olup Cumhuriyetçi ayan üyesi tarafından aleyhine vâki ithamları par­lâmento komisyonunda .reddetmek sirasmi beMeyen Jessup'e yeniden hücum etmiştir.

21Mart 1950

—r New-York. :

Merih Seyyaresi arza, 10 yıldanberi g"ö-rülımemiş derecede bir yaklaşma kay­detmektedir. Faikat bilginler bunun, ucam dairelerin yeniden meydana çıkma­sı i'çin 'bir sebep teşkil edemiyeceği (ka­naatini izhar etmektedirler. Bilindiği gibi Merih, zaman zaman bu gibi ziya-retlorde bulunmaktadır. Balkır renkli seyyare, bu son ziyaretinde arza 40 mil­yon mil yaklaşacaktır ki bu mesafe, astronomik anîaımda toiır taş atımı 'mesa­fesi kadar kısadır. Astronomlar seyya­renin 23 Mart Perşembe günü taım gü­neşte karşı karşıya geleceğini ve Itür-reımiz her diki seyyaremin tanı ortasına düşeseğini söylemektedirler.

New-York :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Trg--ve Lie, dünya suHıune yapmış olduğu hizmetlerden dolayı Filipinler Dış Müna­sebetler Birliğ-inin kendisine vermiş ol­duğu altm madalyayı dün feaJbruil et­miştir.

22 Mart 1950

—- Washington :

Washington Cami İnşa Cemiyetinden bildirdiğirue göre, Washîngton'da yapı-p;laea.k ilk cami ve islâm Enstitüsünün inşasına îlkbaıhaır sonlarında b-aşlaııa-caiktir. Ceanayet bu inşaat için lüzumlu 1.000.000 doların teminine çalışmakta­dır, inanın temel 'afcnra törenini geçen seen Muhammedin 1953 uncu doğum gü­nünde yapılmıştı.

İnşa edilecek caımi hakikmda neşrettiği bir broşürde cemiyet şöyle demektedir : «Amerika'da bulunan ibinlerce 'müslıü-man uzun zamandan beri ibadet edecek bir yer ihtiyacını duymaktaydı. .Batı kültürü içinde yaşayan müslümaınilar ayni zamanda ken'di dinlerinin bir imar-kezibulunmasını da istemekteydiler.

Cami, islâm 'kültürünün bir ımerkezi ha­line de gelecek ve burada büyük islâm ilim, sanat ve kültürünü ıtetıkilk etmek, istıiyenlere bütün kolaylıklar gösterile­cektir.

Enstitü bütün islâm dünyasının eski ve yeni paha biçilmez yazılarına sahip ola­caktır. 'Küfcüphanıenin duvarlarını teıl'âm âkidelerine göre yapılmış resim ve oy­malar süsliyec-ektir. Bir çok şahıslar, başka yollardan teminine imkân olma­yan, bir çok 'krym&tM eserleri kütüpha­neye devredeceklerini Mldinmıişlerdir. Enstitü islâm kültür, eğitim ve tarihi üzerinde broşürler yaymhyacalctşr. Camiin içinde konferans ve ders salonu olaraik ses geçiranez bir salon inşa edî-'leoekifcir.»

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Try-gve Lie .soğuk harbi durduracak «mü­zakere ve anlaşmalarda» bir adım-olJmak üzere Bıirleşımiş Milletler Güvenlik Kon­seyinin fevkalâde ıbir toplantı yapma­sını ve bu topilanitıda üye ımililetleri Dış işleri Bakanlarının veya hükümet baş-kanûarmiin temsil .etmesini tavsiye 'et­mektedir. Die, OBirileşmis Mill-etleırinin bütün organlarının derhal faaliyete geniimesi kanaatini izhar 'etmiş ve de­miştir ki :

Şimdiki atom bombası, hidrojen bomba­sı ile mükrop hartod devrinde soğuk har-l>in muayyen olmayan bir müddet için devamı, gayet ibüyük !bir 'tehlikedir. Lie, 'büyük devletler arasındaki müza-kerelerde dürüst hareket tarzına ihtiyaç olduğuna iş&re'tüe bu gibi 'müzakereler­de çabuk netice alınmasının., bir tüplo-ma-fcilk .mucize sayilıa-bileceğini, ibumm betelıenm'eımesinikaydetmiştir.

Lie, "büyük devletleri foix araya getire-relk anlaşmazılüt ve gerginliklerin gi'de-rihnesd için devamlı teşebbüslerde bulu­nulması lüzumuna işaret ederek demiş­tir ki

îki büyük kuvvetin, yani Amerika Bir­leşik Devletleri ile Sovyet .Rusya'nın, son zamanlarda aralla.naıda sulh olaibite-ceğini ve temsil ettikleri İki ayrı siyasi ve iktisadi rejimân bir .arada yaşayabi­leceğini ıbi'ldirmelerinden cesaret bul­dum. Birleşmiş Milletler ;bu inanışa da­yanarak [kurulmuştur ve dünya sulhu bunun mevcudiyetine bağlıdır.

Haftalık Ibasın toplantısında bugün de­meçte ıbulunan Birleşik Amerika. Dışiş­leri 'Bakamı Acheson. soğuk 'harbin sona erdirilmesi hakkında Trygvie Lie'nin tekliflerini dikkatle tetkik edeceğini söylemiştir.

Moskova'nın iBinteşİlk Amerika'UaM İDaşUca ajanının Dışişleri Bakanlığı memur­larından ibiri olduğu hakkında Mc Cart-hy'nin İthaırrilarmı ibahis mevzuu eden Acheson ibu memufu tanımadığını söyle-'mistir. 'Aches&n Dışişleri iBafcanlığınıda 57 Komünist 'bulunduğuna dair Mc Cart " 'hy tarafından İleri sürülen 'ithaımüar hakkında tahik:ilkat yapılmasını memnu­niyetle kabul edeceğini 'belirtmiştir. Dış­işleri 'Baıkanı Birleşik Amerika ile diğer hükümetlerin ibaJhlMye 'gemilerinin Şan­ghay Iiımanma girmemeleri hakkındaki ksırarm yeniden g'özden 'geçiri-lmesini Komünistlerden istendiğini ve Çin'in Komünistlerin işg'ali altında bulunan kı­sımlarında 'h'tiküım süren açlık ve endişe haıkıkmda Dışişleri Bakanlığına müte­madi raporlar geLmeMe olduğumu bildir­miştir.

23 Mart 1950

—Washington :

Kore meclisinin üç âzası ile genel sekre­teri -Dışişleri Bakanı Dean Acheson'u ziyaret edgrâk, A^merjkam yardımı için Kore 'ha'lkınm Lmbınetıi'eriiıi ıbiidiırımiş-1 erdir.

—• Washington :

Dışişleri .Balkamlığı, M. Acneson'ua Av-rupaya yapacağı ziyaret maMiîinda, ımıü-temnıin anıaiûunat vermiştir. M. Acheson Aıtlantik LFalkti Konseyinin toplantısına iştiraik edeceiktir.

ütlKanlığın bildirdiğine göre, M. Aehe-son ta^hmkıen 'Mayıs- ayında Londra'ya gidecek, ve Atlantik Paktını daha BnüaB-sir ;bir lıale getirımek için aılınacak ted­birleri ımüza'k'eneedecektir.

— Washington :

Temsilciler Meclisi, komünist çeteciler taralından götürülmüş olan binlerce Yu­nan çocuğu halkkında «tbüyülk bir ilgi» duyduğunu ibiıJdirmekte ve İbu çocuikla-rm ana vaıtanlaruıa süratle iadesini is­temektedir.

Temsi'leiler Meclisinin bu görüşü, 'bu ço-culkılarım grötürüLmüş oldukları Doğu Av­rupa memleketlerinden iadeleri için Baş-fcaoı Truıman'm bütün nüfuzunu Ikullam-masunı istiyen bir kararınıda yazılıdır.

Başkan Truman dalıa 'evvelce bu çocuk­ların iadesi hususundaki! .gayretleri Amerika Birleşik, devi elti erinin «bütün gücü İle des'tekliyeceğini1» vadetmişti, Birleışimiş Milletler Genel Sekreteri Tr-y,gve Lie de, geri verilnneleri hususunda bir genel «kurul 'kararı alınmış olan ibu çocukların feci vaziyeti ile alâkadar ol­duğunu ıbiüdirmişti. Birleşmiş Milletler Balkanlar hususi komitesinin bir tetkik grupu Yunanistan'ın Kuzey hudutları bölgesinde yaptığı son bir tetkik seya­hatinde köylüleırin çocuklarının iadesin: tekrar istediklerini bildirmiştir.

Kuvvet vasıtasiyle barış...

Yazan :Abidin Davet :

6 Mart 1950 tarihli «Cumhuriyet» ten

Amerikan Milli .Müdafaa Bakanı Mr. !Lo-uis Johnsin. söylediği bîr nutukta, bir harp vukuunda bazı atom hücumlarının, Amerikan müdafaa hatları ne Ikadar sağlam olursa, olsun, bunları delebilece-ğini, fakat Amerikanın her hücum te­şebbüsünü karşılamak için en tesirli bir şekilde hazırlanmakta olduğunu söyle­miş; dünya emniyeti ve barışı için Ame­rikan sanayimden ve silâhlarından baş­ka muazzam İngiliz donanmasını ve ha­va [kuvvetlerini ve günden güne geliş­mekte olan Fransız donanmasını :da he­saba katmak ve Kuzey Atlantik Paktı müttefiklerinin kudretini de unutmamak lâzım geldiğini de ilâve ettikten sonra şunları söylemiştir :

«Bir derecye kada^r memnun olabilme­miz için sebepler vardır. Filhakika &o-münizmi Batı Avrupaya sokmadık. Av-rupada hür bir dünyanın mevcudiyetini Sağlamak için müttefikler .kazandılar. Rusya peykler temin ederken biz de müt­tefikler «İde ettik. Korkmak niyetinde değiliz ve başkalarının da korktuğunu görmekten hoşlanmıyoruz, «Hulâsa olaralk denıilebilir ki Amerika, barışı kuvvet vasıtasiyle taha:kkuk et­tirmek gayesine erişmeık yolundadır.1*

Mr. Johnson'un bu sözlerini tahlil eder­sek onun Ameriikaya (karşı yapılacak her hangi bir atom taarruzunun memle­ket dahiline sızmasını Önlemek mümkün olmadığı hakkında Amerikan ıiTnu<mi efkârını aydınlatmak ve bununla bera­ber Amerika ve müttefiklerinin Sovyet Rusya ve peyklerine karşı kuvvetli bir durumda olduklarını söylemek istediği anlaşılır. Onun, korkmak niyetinde de­ğiliz ve başkalarının da korktuğunu gör­mekten hoşlanımıyoruz, sözü, Fransa'ya matuf gibi görünüyor. Filvaki, son za­manlarda Fransa'da twr 'korkunun üstü örtülü ifadesi olaraık patlıyacak bir harpde, tarafsız kalmak yolunda bir ha­va esmeğe başlamıştır. Cuma günkü Cumhuriyet'te çıkan yazısında, Fransız Generali Bülotte'ım söylediği gibi, dün­yanın iki cepheye ayrıldığı bir izamanda Fraıısanm tarafsız .kalabileceğini düşün­mek haim bir hayal ve tam bir gaflettir. Avrupada Fransay: Kızılordudan ayıran silâhsız bir Batı Almanya vardır ki bu­nun çiğnenip geçilmesi bir gün mesele­sidir. Asyada ise Fransanm ikinci Dün­ya Harbi sona erdiğindenberi zorla tu­tunmağa çalıştığı Rusyamn destekledi­ği Çin komünistler kapıya dayanmıştır. Bu realitelere rağmen, Fransada Leon Blum gibi eski ve tecrübeli devlet adam­larının bile tarafsızlıktan bahsetmeleri şaşılacak bir şeydir.

Amerikan Millî Müdafaa Bakanının Amerika ile müttefiklerinin kuvvetli ol­duklarını söylemesine rağmen, bu müt­tefiklerden bazılarının maneviyat bakı­mından zayıf olduklarını, onun «başka­larının korktuğunu görmekten hoşlan­mıyoruz» sözü imali bir surette ifade et­mektedir,

Mr. Johnson'un nutkunda asıl dikkate değer 'bulduğumuz nokta «Amerika ba­rışı kuvvet vasıtasiyle tahakkuk ettir­mek gayesine enişmeik yolundadır» sözü­dür.

Bir defa «barışı kuvvet vasıtasiyle ka­bul ettirmek» sözü neyi ifade eder? Amerika, barışı kabul ettirmek İçin si­lâha, yan: harbe mi müracaat edecektir? Yoksa Sovyet Ruayayi her .taraftan kıs­kıvrak bağlıyarak ve barışı 'kabul et­mekten başka çıkar yol olmadığını Kı­zıl Çarlara arılatarak mı gayesine vara-eaMir. ?

Birinci şık, üçüncü dünya harbi demek­tir, Amerika gibi bir demokrat .memle­ketin «banş için harp yolunu kabul et­mesi beklenemez. Amerika ve müttefikleri ancak bir taarruza uğradıkları za­man harbi Kabul .edebilirler. Demek ki Mr. Johnson o sözleriyle ükinci şıkla kas-detmiştiır. Yani 'Sovyet Rusya, Amerika ile müttefiklerinin (her bakımdan çok kuvvetli olduklarını görerek ve barışı kabul etmekten [başka çare çıkar yol ol­madığını kendiliğinden anlıyarak siyase­tini değiştirecektir. Böyle bir düşünce, bugünkü realitelere uymamaktadır. Bu realiteleri de Amerika ile îngilterenin ve bilhassa Amerikanın harp içinde işle­dikleri hatalar yaratmıştır. Avrupada Almanya'yı, Asyada da Japonya'yı tamamiyle yikmak suretiyle, Sovyet Rus­ya gibi ne mal olduğu mailûm bulunan azgın bir dev, serbest bırakılmış ve kuv­vet muvazenesi tamamiyle Sovyet Rus­ya lehine bozulmuştur, tkinci Dünya Harbinden önce bir taraftan Almanya, diğer taraftan Japonya' :Sovyet Rusyaya karşı (muvazene teşkil ediyorlar ve Kızıl Çarların saldırgan biır politika ta­kip etmelerini önlüyorlardı. Şimdi Kızıl devin önünde Almanya ve arkasında Ja­ponya diye bir şey kalmamıştır. Böyle olunca da onu kıskıvrak (bağlamak müm­kün değildir.

Kuzey Atlantik Paktı Avrupada kuv­vetli bir müdafaa şeddi vücude getirin-ce Sovyet Rusya, Asyaya dönmüş ve demokrasilere karşı orada taarruza geçmiştir. Çin gibi 'büyük 'bir ülke, şim­di Sovyet Rusyanın emrindedir. Nitekim. Aımerikan Millî Müdafaa Bakanı da. nutkunun sonunda Cinde fkoanünizmin yayılması, karşılaşılan tehlikelere bir mi­sal teşkil ettiğini söylemiştir. Hulâsa şimdilik Amerikanın, Sovyet Rusyaya barışı kuvvet vasıtasiyle kabul etirmek gayesine erişımek yolunda oldu­ğunu gösteren hiç bir emare yoktur.

Sulh dâvasında suya düşen id­dialar...

2ll Mart 1950 tarihli «Cumhuriyet» ten

Amerika Dışişleri Bakanı Acheson, son nutuklarında Batı - Doğu dâvasını vu­zuhla anlatmış, îkinci Dnüya Harbi ne­ticesinde sulh yapılamamasının sebeplerini belirtmiş; bu suretle bir taraftan Amerika, diğer taraftan büıtün dünya karşısında Sovyetlerin sulha eng-el ol­duklarını ve sulhu mütemadiyen balta­ladıklarını ispat etmiştir. Acheson'un or.taya .koyduğu yedi noktadan her biri, diğerinden daha belirli olmuş, hepsi de sulhun tahakküm sevdaları uğrunda na-,sıl feda edildiğini açıklamıştır.

Amerika gazetelerinin verdikleri .malû­mata ıgore Acheson şimdiye kadar A-merika'da iki cepheden hücuma uğru­yordu. Bu cephelerden biri onun sinsi bir komünizm taraftarlığiyle itinam edi­yor, fakat bu taraftarlığın izahına da imkân bulunmadığını ileri sürüyordu. Gerçi bu iddia yersizdi, fakat Adıeson'-un son nutku bunun yalnız yersiz değil, üstelik imkânsız olduğunu da belirtmiş, Doğu ile Batı arasındaki dâvanın mo­ral mahiyetini açıklayarak bu çeşit iddi­aları toptan yokedici bir tarzda cevap­landırmıştır.

Cephenin diğeri, gene Amerikan gaze­telerine göre, daha fena bir ithamda bulunuyordu. Bu cepheye göre ortada müthiş bir uçurum mevcuttu. Çünkü ortada eğilmiyen ve bükülmiyen 'bir si­yaset vardı. Bu siyeset yeni teşebbüsle­re girişemiyor ve sulh dâvasını kurtar­mak için hiç (bir hamle yapmıyordu. Ya. ni Amerika Dışişleri Bakanlığının durum, 'bozguna uğramış bir tarafın duru­mundan farksız'dı. Onum için bir şey ya pamıyor ve Kremlin'i yola ıgetirecek hiç birteşebbüsegirişemiyor.du.

Amerikan gazeteleri tarafından verilen malûmata göre Amerika Dışişleri Baka­nı Adheson'un karşılaştığı hücumlar bu mahiyette idi. Hücumların sertliği ve kötülüğü gayet aşikârdı. Fakat haklı mıydı?Yoksa haksız mıydı?

Acheson'un son nutuklariyle de bu hü­cumların haksızlığı vuzuhla ifade etti­ğini belirten muharrir yazısını şöyle bi­tirmektedir :

Bütün bunları Sovyet Rusya yapmakta ve bunları yaparak sulhu baltalamakta­dır. Halbuki Rusya bunların hepsinden çekinerek sulha hizmet edebilirdi. Böyle hareket etmediğine göre onun herşeyden önce sulhu baltalamayı esas tanıdı­ğı şüphe götürmez.


Soğuk 'harp, ıSovyet Rusya'ma bütün hımları yapmasının neticesidir ve Sov­yet Rusya, bütün (bunları jbile .bile, istiye isliye yaparak soğıik haribi devam et­tirmeyi, s'Uldıa tercih ettiğini göst erin ek­tedir. ıBuna ıkarşı yapılaca(k ıbir şey var­sa, o da Mir yaşamak isteyen milletleri desteklemek ve Ibu milletlerin Sovyet genişlemesine kurban gitmemelerine yardım etmektir.

Acheson'ım bu îıalükatleri anlatan nutku ıbütün hür ve demokrat dünya­nın inancını sağlamlamış, soğuk har-(be ıkarşı mukavemet ikat kat 'artmıştır. Buna karşı soğ"uık îıanbi yapanlarım, du-ru'mu ne olaeaJktır ? Henüz resmî î>ir ce­vap yoktur, guyriresmî cevaplar Ache-son'un anoafk !ha!klı oiduğtmu gösterecek maimyettedir. Bu da onun siyasetini, iher hücuma karşı desteklemeğe kâfi ıgelec ektir.

1Mart 1950

—Pekin :

>

Çin Komüinst Radyosu, komünist ordu­nun, milliyetgiler tarafından İşgal edi­len Formoza Adasını işgal etmeğe ha­zırlandığımbildirmiştir.

2Martt 1950

—Taipei :

Mareşal Çan Kay Şek Milliyetçi Çin'in siyasi ve askerî liderlerine hitapla kendi aialarrnda mücadele etmeyi bırakarak Çin komünistleriyle döğüşmeğe hazır­lanmalarını söylemiştir. 1500 den fazla milliyetçiye hitap eden Çan Kay Şek'in yanında Bayan Çan KayŞek bulunmakta idi.

3Mart 1950

—Hongkong :

Milliyetçi Çin'e mensup uçaklar şehir­lerinüzerindeuçarak Çan Kay Şek'in iktidara, döndüğünü 'bildiren beyanna­meler atmağa devam etmektedirler. Komünistler ise düşmana yardım ede­cekler hakkında ölüm cezası verecek­lerini bildirmişlerdir.

— Hongkong :

Bugün Milliyetçi Çin uçaklarının Kan-ton'a yaptıkları hava akınları neticesin, de ölen ve yaralananların sayısı yüzü geçmiştir.

Hong-Kong hududunun biraz Ötesindeiki Shamıchun'a bugün yaptıkları bir 'akın­da, milliyetçi bombardıman uçaklarının büyük yangınlar çıkartması üzerine, İngiliz spitfire uçakları ingiliz bölgesi­ni korumak üzere havai anmışlar dır. Milliyetçi uçakları bugün Şanghay'a ve diğer şehirlere, Çan KayŞek'in tekrar Milliyetçi Çin'in Cumhurbaşkanı oldu­ğunu bildiren beyannameler atmışlar­dır.

Mart 1950

HİNDİSTAN — Yeni - Delîıi:

Oslo'dan 'bildirildiğine göre, bu yılın Nobel mükâfatı listesine dâhil 28 kişi arasında Hindistan Başbakanı Pandit Nehru ve daha 3 Hintli şahsiyet bulun­maktadır. Bunlardan birisi Hindistan'ın 'bugünkü Moskova Büyükelçisi ve meş­hur âlim ve Feylezof Badha Krishnıan'-dır.

2Mart 1950

HİNDİSTAN — Yeni - Delhi :

Başbakan Pandit Nehru'nun bugün par­lâmentoda bildirdiğine göre, ne Güney Doğu Asya Paktına ve ne de Pasifik Paktına Katılmak Hindistan'ın siyasi görüşlerine uygun görülmemektedir.

HİNDİSTAN — Yeni - Deühi :

Dün, ilk Hint Cumhuriyeti bütçesi Hin­distan Maliye Bakanı tarafından, p&rle-mentoya sunulmuştur. Bu yılın, yani 1950 - 51 bütçesi diğer yıllara nispetle çok ferahlatıcıdır. Gelir ile gider ara­sında lehe olarak 90.200.000 rupi bir faz­lalık vardır. Bu vaziyet karşısında yemi bütçeye hiç bir İlâve vergi konmadık­tan başka bazı vergilerde de indirmeler yapılacaktır.

5 Mart 1950

PAKİSTAN — Karaşi :

İran Şahı, Pakistan'ın Doğu kısmında dört günlük bir seyahat yapmak üzere bu sabah Karaşi'den ayrılmıştır. Şah, Doğu Bengal'de kaplan avına iki gün hasredecektir.

Pakistan Başbakanı, Ordu ve Genel Vali adına dün Şaha iki at ve bir av tüfeği hediye etmiştir.

8 Mart 1950

Yeni - Delhi :

HİNDİSTAN -

Hindistan Başbakanı Pandit Nehru Kal-küta'da Doğu Bengal Meclisine hitaben yaptığı bir konuşmada, Hindistan Hükü­metinin Batı BengBl meselesiyle ya­kından alâkadar olduğunu ve bu mese­lenin hallini candan arzu ettiğini ve bu­nun için Hükümetin elinden geleni ya­pacağını belirtmiştir. Pandit Nehru, Do­ğu Bengal Hükümetinin, azınlıklara em­niyet telkin etmek için hiç olmazsa, azınlığın düediği yere sığınmasını veya gitmesini sağlamak üzere hudutlarını a-çık bırakması ve bunlara kolaylık göste-mesi icabettiğini sözlerine Hâve etmiş­tir.

Yeni - Delhi :

HİNDİSTAN

Başbakan Pandit Nehru, Batı. Benıgal'-deki idarecilerle ve tou arada Hindis--tan'm Pakistan'daki yüksek komiseri ve yardımcısı ile görüşmeler yapmıştır. Bundan başka Hindistan İskân Bakanı Saksena da Kalküta'ya gelmiş ve'bura­daki mültecilerin yerleştirilmeleri işiyle yakından ilgilenerek bazı mühim karar­lar almıştır.

13 Mart 1950

PAKİSTAN — Quetta: Pakistan'da seyahatte bulunan İran Şa­hı Mohamet Rıra Pohlevi dün yağmurlu bir havada uçakla 'buraya gelmiştir.

Hava alanına Şahı karşılamak üzere büyük .bir halk kitlesi toplanmış bulu­nuyordu.

Şah, Belücistan Umumi Valisi General Akbar Han'ın t&msiLeîsi Emuniddin, Ka-lat (Gazi Hanı CMohamıet Isa, Lasbıla sahibi ve Haran Nevabı tarafından, selâmlanmıştır.Buradaki Iran Konsolosu Agha Hadim Şah! İtarşüıyan resmî şah- siyetler m,eyamnda bulunmaktaydı. ŞahKuzey-Batı hudut eyaletiolan quetta'ya hareket etmeden önce Pakis- tan ordu ve hava (birliklerinin bir gös- terisinde bulunmuştur.

HİNDİSTAN

Hindistan Başbakanı Nehru'yu Moskova'ya yolundaki haberleri hakkında Hindistan Hükümetinin hiç bir malûmatı bulunmadığı Dış. işleri Bakanlığa tarafından dün bildirilir.

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106