26.2.1950
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Şubat 1950

—Ankara:

Bir kaç günden beri memleketimizin mi­safiri bulunan Yarbay Papo Komu­tasındaki Yunan havacıları bugün tam saat 12 de Atina'ya müteveccihen Eti­mesgut hava alanından hareket etmişler ve gelişlerinde olduğu gibi askerî mera­simle uğurlanmışlardır.

—Ankara:

Demokrat Parti Genel Başkam Celâl Bayar bu sabahki Ege ekspresiyle İz­mir'den şehrimize dönmüştür.

—Ankara:

Büyük Millet Meclisinin kabul ettiği 5218 sayılı kanunla ucuz arsalara kavuşan bir kısım Ankara halkı Halkevinde yap­tıkları bir toplantıda Meclise bağlılıkla­rını ve şükranlarını arza karar vererek bu. yolda Meclis Başkanlığına bir telgraf çekmişlerdir.

—Ankara:

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bugün Çan­kaya'da İstanbul Milletvekili Ekrem A-maç başkanlığında Ermeni vatandaşları. 2 Şubat 1950

—Ankara:

Bu sabah şehrimize gelmiş olan Serdar Muhammed İbrahim Pakistan Büyük Elçisi Mian Beşir Ahmet ile birlikte Ata-tük'ün geçici kabru ziyaret ederek bir buket koymuş ve saygı duruşunda bu­lunmuştur.

Saat 11,30 da Başbakan Şemsettin Gün Altay ve saat 3 de Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Nihat Erim'i ma­kamlarında ziyaret ederek kendileriyle görüşmüştür.

5 Şubat 1950

—İstanbul:

İstanbul işçi Sendikaları Birliğinin bu­gün yapılan yıllık kongresinin öğleden sonraki ikinci toplantısında söz alan Bü­yük Millet Meclisi Çalışma Komisyonu Başkam Hulusi Oral İş ve işçilerle ilgili kanunlar etrafında kongreye izahat ver­miş ve sözlerini şöyle bitirmiştir.

Grev hakkını İstiyen işçileri yabancı ide­olojilere sahip kimseler addetmek gaf­lettir. Türk işçisinin yabancı ideolojiler karşısında millî hislerini kaybedecek kimseler olduğuna inanmıyorum, işçi sendikalarının tamamen siyasi cereyan­lar dışında olarak kendi menfaat ve haklarım istemek yolunda yapacağı fa­aliyet hayırlı olacaktır. Bu çalışmaları­nızda muvaffakiyetler dilerim.

7Şubat 1950

—Ankara:

iftira suçundan sanık Denizli Milletve­kili Reşat Aydınlı muhakemesine bugün Birinci Asliye Ceza Mahkemesin­de devam edilmiştir.

8Şubat 1950

—Ankara:

Türk - Amerikan Kadınlar Kültür Der­neği dün saat 17 de Millî Kütüphanede aylık toplantısını yapmıştır. Sayın Bayan Mevhibe İnönü'nün de ha­zır bulunduğu bu toplantıyı Bayan Nermin Abadan kısa bir söylevle açmıştır.

Derneğin aylık grup çalışmaları hakkın­da verilen izahatı mütaakıp Mrs Gillespie Evans «George Washington'dan ön­ceki 150 Yıl» adlı bîr konferans ver­miştir.

Bundan sonra Profesör Âfet înan tara­fından «Amerika'nın en eski haritasını yapan Türk Amirali: Piri Reis» adlı ilmî bir konuşma yapılarak bu konu ile ilgili renkli projeksiyonlar gösterilmiştir.

—Pasinler:

Vali Muavini, Jandarma Komutanı, Sağ­lık Müdürü ve tice Doktoru ile üç sağlık memuru ilçemizden geçerek Karayazı deprem bölgesine varmışlardır. Bu heyet deprem sahasına yüz çadır, ilâç ve yiyecek getirmiştir.

— İstanbul:

500 üncü Yıl Dönümünü Kutlama Der­neği Genel Kurulu 13 Şubat Pazartesi günü saat 15 te şehrimizin tanınmış fi­kir, sanat ve ticaret adamlarının iştira­kiyle Eminönü Halkevinde toplanacak­tır.

—- Ankara:

Eskişehir'in uğradığı sel felâketi dolayısıyla İngiltere Büyük Elçisi Sir Noel Charles Dışişleri Bakanımıza gönderdiği bir mektupla gerek Birleşik Kıralhk. Hükümetinin ve gerek şahsının bu felâ­ketten duydukları derin teessürü bildir­miştir.

Norveç Elçisi M. Krogh - Hansen de yi­ne bu münasebetle hükümetinin ve sak­sının teessürlerini Dışişleri Bakanlığına bildirmiştir.

9 Şubat 1950

—Eskişehir:

Cumhurbaşkanı îsmet İnönü, beraberle­rinde içişleri Bakam Emin Erişirgil ve Bayındırlık Bakanı Şevket Adalan oldu­ğu halde bu sabah saat 10,35 te Eskişe­hir'e gelmiş ve İstasyonda çoğunu felâ­ketzedelerin teşkil ettiği kalabalık halk kütlesi tarafından karşılanmışlardır. Cumhurbaşkanı trenden inerken «Geç­miş olsun Eskişehirliler» hitabiyle hal­kın büyükkederlerine iştiraklerini belirtmişler ve oradan doğruca felâket sa­hasına giderek yıkılan evleri ve suyun istilâ ettiği yerleri görmüşlerdir.

Cumhurbaşkanı bundan sonra Halkevin-de, Yunus Emre Okulunda, Lisede, Kız Orta Okulunda iskân.edilen felâketze­deleri birer birer ziyaret ederek hatır­larını sormuşlar, rikkatli ve şefkatli bir sesle kendilerini teselli etmişlerdir.

İnönü tetkik gezilerine devam etmekte ve şehrin her köşesinde toplanmış kala­balık halk grupları tarafından alkışlan­mışlardır. ,

—Ankara:

Yüksek Sağlık Şûrası buy ılın birinci kanuni toplantısını bugün saat 11 de Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr. Kemali Bayizit'in başkanlığında Ord. Prof. General Dr. Tevfik Sağlam, Ord;' Prof Dr. Mashar Osman Uzman, Ord. Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay, Ord. Prof. Dr. Tevfik Remzi Kazancıgil, Prof. Dr. Saim Ali Diiemre, Prof. Dr. Murat Cankat, Prof. General Dr. Zeki Hakkı Pamir, Prof. Dr. General Zeki Faik Ural, Millî Savunma Bakanlığı Sağlık İşleri Dairesi Başkanı General Dr. Kâzım Kâzım Damlacı, Bakanlık Müsteşarı Dr. Ekrem Tok, Danışma ve inceleme Ku­rulu Başkam Dr. Ali Süha Delübaşi, Sağlık İşleri Genel Müdürü Dr. Arif Anıl ve Sosyal Yardım îşleri Genel Mü­dürü Dr. Seyfettin Okan'ın iştirakiyle yapmıştır.

Şûranın gündeminde (3) adlî ihtibar mevzuu ile (22) meslek hastalığı, ayrıca Bakanlıkça hazırlanan kanun ve Tüzük tasarıları ve yurdun bulaşıcı hastalıklar durumu ile diğer sağlık konularının in­celenmesi vardır.

10 Şufoat 1950

—İstanbul:

15 günden beri Karadeniz bölgesinde tet­kiklerde bulunan ve dün gece Trabzon vapuriyle şehrimize gelen Devlet Baka­nı Cemil Sait Barlas, bugün öğleden sonra kendisiyle konuşan gazetecilere seyahati hakkında şunları söylemiştir:

«Karadeniz'de Marshall yardımiyle alâ-1 kah mevzuları tetkiketmeğe, aynı za-

manda Cumhuriyet Halk Partisinin Si­nop ve Giresun il kongrelerinde bulun­mağa gittim. Seyahatimin kışın en şid­detli Karadeniz'in en dalgalı zamanına rastlamasının mahallî vaziyeti en kötü şartlar altında görmeğe yaradığı için bilhassa memnunum.

Evvelâ şunu söyliyelim ki, Karadeniz havalisinde mısır ihtiyacı tamamen te­min edilmiştir. Vilâyet merkezlerinin ve kazaların denizle ve kara ÜÇ 15 gün irti­batı kesildiği halde herhangi bir yerden mısır olmadığına dair, en ufak bir mü­racaat dahi vâki olmamıştır.

14 Şulmti 1950

—Ankara:

Eskişehırdeki su baskını dolayısiyîe yar­dım teşebbüsüne girişen Türk - Ameri­kan Kadınlar Birliği bir gün İçinde 2000 liradan fazla nakdî yardım ile 60 sandık giyecek eşyası toplamaya muvaffak ol­muştur.

Bu ilk yardımı götürmek üzere Dernek Başkanı Nermin Abadan ile İkinci Baş­kan Mrs, Russel Dor bu akşamki eks­presle Eskişehir'e hareket etmişlerdir.

200 lira teberru etmek suretiyle yardı­ma iştirak eden Mısır Elçisinin eşine, 1000 lira teberrüde bulunan Merkez Ban­kası Umum Müdürlüğüne, ayrıca 250 şer lira bağışta bulunan Emlâk ve Ziraat Bankası Umum Müdürlüklerine, 100 lira teberrüde bulunan İller Bankası Umum Müdürlüğüne ve adları bilâhare yayın­lanacak olan eşya ve para bağışlıyan-lara Türk - Amerikan Kadınlar Derneği Yönetim Kurulu teşekkürlerini sunmak­tadır. Bu arada Sümerbank Umum Mü­dürlüğü de 500 lira değerinde pazen, basma ve amerikan bezi bağışlamıştır.

16 Şubat 1950

—Ankara:

Hükümetimizle İtalya Hükümeti arasın­da 25 Kasım 1949 etrihinde Ankara'da akit ve imza edilip 6 Şubat 1950 tarihin­de 5525 sayılı kanunla Türkiye t Büyük Millet Meclisince onanmış olan Hava Ulaştırmaları Anlaşması. 15 inci mad­desi gereğince Düşleri Bakanlığı ile İtal Bundan başka, Adalet Bakanlığı bütün seçim işlerinin seçim kurulları tarafın­dan yürütülmesi ve bu kurulların görev­lerinin ifasında yargıç nezaret ve mura­kabesine tabi olacakları hakkındaki ka­nun hükümlerine göre il ve ilce seçim kurullarına başkanlık edecek yargıçla­rın da bir listesini hazırlamıştır.

Adaîet Bakanlığı Zat İşlerindeki sicil kayıtlarına göre, il ve ilce seçim kurul­larında başkanlık etmek üzere seçilmiş bulunan bu kıdemli yargıçlara da bu se­çim neticesini telgrafla bildirmiştir.

Bilindiği gibi, yeni Seçim Kanununun bir geçici maddesi il ve ilce seçim kurul­larının yürürlük tarhinden itibaren on beş gün içinde toplanarak sandık alan­larının tesbiti için gerekli çalışmalara, başlanacağını âmirbulunmaktadır.

Bu bakımdan Adalet Bakanlığı seçim kurulları başkanlarına gönderilmek üze­re ve kanun tatbikatında hiç bir tered­düt ve hataya yer vermemek gayesiyle bir de izahname hazırlamıştır.

Diğer taraftan yine yeni Seçim Kanu­nunun muvakkat bir hükmüne göre, se­çim ve neticelerini tetkik ve tahkikle yetkili olmak üzere Ankara'da altısı Yargıtay, beşi Danıştay üyesinden ol­mak üzere her iki' daire Genel Kurulla­rınca ve gizli oyla seçilecek on bir üye­den mürekkep bir kurulun, kanunun meriyete girmesinden biı hafta sonra kurulması gerektiğinden keyfiyet Ada­let Bakanlığınca Yargıtay ve Danıştaya bildirilmiş olduğundan Yargıtay Genel Kurulu bugün toplanarak Yüksek Seçim Kuruluna iştirak edecek altı üyeyi seç­miş ve neticeyi Bakanlığa bildirmiştir. Yargıtaym Yüksek Seçim Kuruluna seç­tiği üyeler şunlardır:

Bedri Köker, Suat Birtan, İbrahim Su-nuhi Arsan, Arif Güngören, Rahmi Ana­dolu, Rifat Alabay.

Haber aldığımıza göre Danıştay Genel Kurulu da yarın toplanarak aynı suretle gizli olarak Yüksek Kurula katılacak Danıştay üyelerim seçecektir. Böylece teşekkül edecek olan Yüksek Seçim Ku­rulu önümüzdeki .«ünlerde toplanarak Seçim Kanunu hükümleri dâhilinde, bir başkan, bir başkan vekili seçecekler ve


ikisi Yargıtay ikisi de Danıştaydan ol­mak üzere dört üyeyi de yedekliğe ayı­racaklardır.

Öğrendiğimize göre îçişleri Bakanlığı da yeni Seçim Kanunu gereğince muhtarlar ve ihtiyar meclisleri tarafından hazır­lanması ica^> eden seçim hükümleri için içişleri teşkilâtına icap eden tebligatta bulunmuştur. Bundan başka Bakanlık seçim kütüklerini teşkil edecek basiiı kâğıtları da illere göndermeğe başla­mıştır.

Seçim kartları da basılmakta olup bun­lar da önümüzdeki günlerde illere gön­derilecektir.

23 Şubat 1950

— Ankara:

Bugün saat 15 te Dil, Tarih-Coğrafya Fakültesinde Türkiye Jeoloji Kurumu yıllık kongresi yapılmıştır. Kongreye İs­tanbul Üniversitesinden bazı öğretim üyeleri de katılmışlardır.

—İstanbul:

Türkiye Greko-Romen birincilikleri ya-rm saat 13 te Spor ve Sergi Sarayında başhyacaktır.

16 bölgeden 116 güreşçinin iştirak ede­ceği müsabakalar, öğleden sonra ve gece olmak üzere günde iki seans yapılacak ve Pazar gecesi sona erecektir.

—Bursa:

Büyük karikatür sanatkârı Cemal Na­dir Güler'in ölüm yıldönümü olan 27 Şu­batta Halkevinde bir anma gecesi ter­tip edilir''ş tir. Bu geceye İstanbul'dan da birçok muharrir ve sanatkâr iştirak edecektir.

2S Şubat 1950i

—İstanbul:

Etıbba Odasının senelik kongresi bugün saat 14 te Dernek binasında yapılmıştır. İlk olarak İdare Heyetinin senelik rapo­ru okunmuş ve ekseriyetle kabul edil­miştir.

Bu arada diğer vüâyetlerdeki etıbba odaları tarafından merkeze yapılan yar­dımlar belirtilmiş ve üyelerin cemiyetleimage001.gifrin yapılmaları için hamiyetli halkımı­zın bağışlan kâfi gelmiyecek olursa ge­riye kalan kısmını da Hükümet tamam-lıyacak ve yalnız o kuşum için ev sa­hipleri Hükümete borçlanacak ve bunu da faizsiz olarak 20 senede ödiyecekler-dir. Bunun için bir kanun çıkmıştır.

Bu yardım işinde bütün vatandaşlarımız hakikaten çok yüksek bir hassasiyet göstermişlerdir. Vatandaşlarımızın ve hamiyetli insanların, bağışları herhalde gittikçe daha da yükselecek ve Eskişe­hir'deyeniden yapılacak olan buevler

sayın yurtdaşîarımız arasında şefkat, ha.niyet, kardeşlik, tesanüt ve vahdetin canlı birtimsali olacaktır.

Eskişehir felâketzedelerine yardım mak­sadı ile istanbul'da bir toplantı yapıl­mıştır.

Şehrin tanınmış tüccar ve bankacılarının da iştirakiyle Vali ve Belediye Başkanı Dr. Fahrettin Kerim Gökay nezdinde yapılan toplantıda Eskişehir felâketze­deleri için gerekli yardımların mahiyeti tesbit olunmuştur.

Şunu da Hükümet adına ilâve etmeliyim ki, seçim mevzuunda iktidarda bu­lunanların kendilerini emniyet içinde hissetmeleri kâfi değildir. Çünkü de­mokratik rejim, iktidar ve muhalefetin kendilerini aynı huzur ve aynı emni­yet içinde hissetmeleri sayesindedir ki beka bulur, ilerliyebilir. Onun için Hükümetiniz Seçim Kanununu daha hazırlamağa başlarken, ilk adımını at­madan önce geniş ve açık bir yürekle muhalefete el uzattı, bize yardım edi­niz, beraber çalışalım, Büyük Meclis sunacağımız tasarıyı, ilk kelimesinden itibaren beraber hazırlayalım dedi. Bütün memlekete, elbirliği ile, işbirliği ile hazırlanan ve rejimin esasına, temeline taallûk eden bu tasarının hazırlanma­sında iktidar ve muhalefetin elbirliği ile, nasıl bir netice elde edebileceğini göstermek teklifinde bulundu.

Hattâ arkadaşlar, hatırlarsınız Hükümetniz muhalefetin, Şemseddin Günaltay Hükümeti iktidara gelinceye kadar seçim mevzuunda öne sürdüğü bazı is­tekleri, büyük seçimlerden evvel yapılacak ara seçimlerinde bir müsabaka, karşılıklı bir rekabet yaratabilmek için, Büyük Meclisin önüne gelerek on­dan bunların kabuTünü ricaya amade olduğunu beyan etti.

Huzurunuzda bu müracaatlarını ve verilen cevapların uzun tahlillerine gire­cek değilim. Sadece şunu ifade etmeye mecburum ki Hükümetiniz Seçim Ka­nununun hazırlanmasında muhalif partiler tarafından yalnız bırakıldı. Bu vaziyet karşısında ne yapılabilir ki? Düşündük ki nihaî hükmü verecek olan Türk vatandaşlarıdır, binaenaleyh bütün gayreti sarfetmeli iyi niyetimi­zin delillerini vermeli ve bedbinliğe düşmemeliyiz. Vatandaşlar karşısında haksız bir duruma düşmemeliyiz. Yeter ki vatandaşlar bizi haksız bulmasın­lar. Şu halde ne yapacağız? Bu Seçim Kanunu tasarısının hazırlık safhasında tasarıyı öyle bir hazırlık mekanizmasından geçirelim ki, bizleri, yani politika içinde bulunanları, uzaktan seyreden, işinde gücünde olan vatandaşlar Hükü­metin, bu tasarıyı hazırlayanların hakikaten bütün vatandaşları tatmin ede­cek bir netice almak için çalıştığını görsün ve buna inansın. Bunun için, bizden evvel seçim sistemleri, seçim usulleri üzerinde çeşitli tec­rübeler geçirmiş ve bugün mütekâmil neticelere varmış olan memleketlerin seçim kanunlarını dilimize çevirmeği ve bunları bir arada toplamayı ve bu işle ilgilenecek olanların istifadesine sunmağı ilk vazife saydık. Bununla beraber memleketimizde 1876 Meşrutiyetinden İkinci Meşrutiyete ve bugüne kadar kabul edilmiş, tatbik edilmiş kanun ve talimatnameleri de bir arada toplıyarak aynı kitaba koyduk. Bu birinci hazırlık safhası bittikten son­ra Adalet ve İçişleri Bakanlıklarının mütehassıs elemanlarından mürekkep bir Teknik Komite teşkil ettik. Başına da Başbakanlık Müsteşarını koyduk. Teknik Komite bir öntasarı meydana getirdi.

Biz seçim tasarısını, Hükümetin kendi imkânlariyle, kendi idare ve politika mekanizması içinde hazırlanmış bir tasarı olarak Büyük Millet Meclisine ge­tirmek istemiyorduk. Çünkü Saym Başbakanın da mütaaddit vesilelerle işa­ret ettikleri gibi hazırlanacak Seçim Kanununun şu veya bu partinin hazır-

bilmek için, beşerin takati dâhilinde olan beşerin vüs'ü içine girmiş olan bü­tün imkânları kullanarak Yüksek Meclise bir kanun tasarısı sunabilmeyi ken­disi için hakikaten mukaddes bir vazife bildi.

Şunu da Hükümet adına ilâve etmeliyim ki, seçim mevzuunda iktidarda bu­lunanların kendilerini emniyet içinde hissetmeleri kâfi değildir. Çünkü de­mokratik rejim, iktidar ve muhalefetin kendilerini aynı huzur ve aynı emni­yet içinde hissetmeleri sayesindedir ki beka bulur, ilerliyebilir. Onun için Hükümetiniz Seçim Kanununu daha hazırlamağa başlarken, ilk adımını at­madan önce geniş ve açık bir yürekle muhalefete el uzattı, bize yardım edi­niz, beraber çalışalım, Büyük Meclis sunacağımız tasarıyı, ilk kelimesinden itibaren beraber hazırlayalım dedi. Bütün memlekete, elbirliği ile, işbirliği ile hazırlanan ve rejimin esasına, temeline taallûk eden bu tasarının hazırlanma­sında iktidar ve muhalefetin elbirliği ile, nasıl bir netice elde edebileceğini göstermek teklifinde bulundu.

Hattâ arkadaşlar, hatırlarsınız Hükümetniz muhalefetin, Şemseddin Günaltay Hükümeti iktidara gelinceye kadar seçim mevzuunda öne sürdüğü bazı is­tekleri, büyük seçimlerden evvel yapılacak ara seçimlerinde bir müsabaka, karşılıklı bir rekabet yaratabilmek için, Büyük Meclisin önüne gelerek on­dan bunların kabuTünü ricaya amade olduğunu beyan etti.

Huzurunuzda bu müracaatlarını ve verilen cevapların uzun tahlillerine gire­cek değilim. Sadece şunu ifade etmeye mecburum ki Hükümetiniz Seçim Ka­nununun hazırlanmasında muhalif partiler tarafından yalnız bırakıldı. Bu vaziyet karşısında ne yapılabilir ki? Düşündük ki nihaî hükmü verecek olan Türk vatandaşlarıdır, binaenaleyh bütün gayreti sarfetmeli iyi niyetimi­zin delillerini vermeli ve bedbinliğe düşmemeliyiz. Vatandaşlar karşısında haksız bir duruma düşmemeliyiz. Yeter ki vatandaşlar bizi haksız bulmasın­lar. Şu halde ne yapacağız? Bu Seçim Kanunu tasarısının hazırlık safhasında tasarıyı öyle bir hazırlık mekanizmasından geçirelim ki, bizleri, yani politika içinde bulunanları, uzaktan seyreden, işinde gücünde olan vatandaşlar Hükü­metin, bu tasarıyı hazırlayanların hakikaten bütün vatandaşları tatmin ede­cek bir netice almak için çalıştığını görsün ve buna inansın. Bunun için, bizden evvel seçim sistemleri, seçim usulleri üzerinde çeşitli tec­rübeler geçirmiş ve bugün mütekâmil neticelere varmış olan memleketlerin seçim kanunlarını dilimize çevirmeği ve bunları bir arada toplamayı ve bu işle ilgilenecek olanların istifadesine sunmağı ilk vazife saydık. Bununla beraber memleketimizde 1876 Meşrutiyetinden İkinci Meşrutiyete ve bugüne kadar kabul edilmiş, tatbik edilmiş kanun ve talimatnameleri de bir arada toplıyarak aynı kitaba koyduk. Bu birinci hazırlık safhası bittikten son­ra Adalet ve İçişleri Bakanlıklarının mütehassıs elemanlarından mürekkep bir Teknik Komite teşkil ettik. Başına da Başbakanlık Müsteşarını koyduk. Teknik Komite bir öntasarı meydana getirdi.

Biz seçim tasarısını, Hükümetin kendi imkânlariyle, kendi idare ve politika mekanizması içinde hazırlanmış bir tasarı olarak Büyük Millet Meclisine ge­tirmek istemiyorduk. Çünkü Saym Başbakanın da mütaaddit vesilelerle işa­ret ettikleri gibi hazırlanacak Seçim Kanununun şu veya bu partinin hazırladığı, şu veya bu hükümetin politik mülâhazalarla hazırlayıp getirdiği bir metin olmasını istemiyorduk. Çünkü seçim esasları, emniyetli seçim mevzuu üzerinde biz, Mecliste temsil edilen bütün partilerin mutabakat halinde bu­lunmaları hakkındaki inanımızı muhafaza etmekteyiz. Bunun için partilere, buyurun kanunu beraber hazırlayalım, demiştik, onlar bundan istinkâf edin­ce başka bir yola gitmeye mecbur kaldık. Bu müzakereler başlarken sayın Geçici Komisyon Sözcüsünün izah ettiği ilim heyetini teşkil ettik. Düşündük ki bu heyete dâhil olacak zevat gerek şahsi bilgileri ve gerek mânevi kıymet­leri dolayısiyle gerekse mensup oldukları ilim ve kaza cihazları dolayısiyle, bütün memlekette ve tabiatiyle muhalefet partilerince de tam bir emniyetle karşılanacaklardır. İlim heyeti Hükümetin kendilerinden vâki ricasını büyük bir vatanseverlikle, tehalükle karşıladı ve sıkı bir çalışma ile (ilim heyeti ta­sarısı) adiyle anılan tasarıyı ortaya koydu. Tasarı ilim heyeti başkam tara­fından Başbakana sunulduktan sonra, Hükümet bu tasarıyı lâyık olduğu ehemmiyet ve dikkatle gözden geçirdi. Hükümet bu tasarıyı B. M. Mec-lisine göndermeden önce, bilhassa seçim emniyeti noktasından, ilim heyetinin tesbit ettiği formüllere, maddelere katı zaruret olmadıkça dokunmamaya âzami itina gösterdi. Bunun dışında teferruata taallûk eden noktalarda, ilim heyetinin belki tatbikatı yakından takip etmemiş olması itibariyle, Igoşluk şeklinde bı­raktığı yerleri tamamlamağa hattâ takviye etmeğe çalıştı. İşte tasarı Büyük Meclise bu şekilde sunulmuştur. Büyük Meclisin teşkil ettiği Geçici Komis­yonda tasarı müzakere edilirken Hükümet Komisyon huzurunda da ilim he­yeti tarafından hazırlanan tasarıyı hangi görüşle mütalâa ettiğini ve hangi görüşle Büyük Meclise sunduğunu izah etti. Hükümet adına şükranla acımalı­yım ki, Geçici Komisyonda çalışan muhterem milletvekili arkadaşlarımız bu gibi müstesna ehemmiyetli vazifelerde gösterilmesi lâzımgelen dikkati âzami derecede göstererek, kendilerini candan bu işe vererek tasarının daha da mü­kemmel bir hale gelmesine gayret sarfettiler. Şunu da hakikaten memnuni­yetle, teşekkürle ifade etmeliyim ki, mütekaddim safhalarda bizi yardımla­rından mahrum etmiş olan muhalefet partisi arkadaşlarımız da çalışmalara katıldılar. Muhtelif maddeler üzerinde noktai nazarlarını beyan buyurdular. Bunlar kabul edildi, reddedildi, nihayet-tasarı bugün müzakereye konulduğu şekilde huzuurnuza geldi.

Muhterem arkadaşlarım, yeni tasarının - biz o kanaatteyiz ki - en bariz husu­siyeti, demin Sayın Fuat Hulusi Demirelli'nin de işaret ettiği ve beş noktada topladığı hususlarda, bütün seçim mekanizmasını her noktasında, her safha­sında kayıtsız şartsız kazai murakabe altına koymuş olmasıdır. Hiç bir seçim muamelesi gösterilemez ki, hâkimin, kaza cihazının murakabesinden uzak bu­lunmuş olsun. Hattâ bu murakabe, bir takım mütekaddim murakabelere tabi tutulmak suretiyle engellenmiş bulunsun.

Seçmen kütüklerinden bahsettiler, seçmen kütüklerinin tanzimi işi, esas ilim heyetinin tesbit ettiği şekilde bırakılmıştır. Evet Demokrat Partinin ilim he­yetine sunduğu metinde seçmen kütüklerinin tanzimi için başka usul teklf olunmuştur. Fakat, İlim heyeti bu usule iltifat etmemiş, şimdi huzuurnuzdaki tasarıdaki esası kabul etmiştir. Ne Hükümet ve ne de Komisyon ilim heyeti­nin tesbit ettiği bu esasa dokunmamıştır. İngiltere'ye benzer bir usul tatbik edilmiş olacaktır. Bu vaziyeti kabul ede­ceğiz. Sayın Demirelli, seçim kurulunu teşkil edecek olan hâkimlerin otoritelerine temas etti. Öyledir. Değerli üyelerden mürekkep olacak bir kurul herhangi bir itirazı tetkik edecek. Bunun hakkında raporunu B. M. Mecîsine verecek­tir. O raporu Büyük Meclisin tebdil etmesi için, başka türlü karar vermesi için, herhalde çok vahim bir halin bulunması lâzımgelecektir. Yoksa her an bu raporları nazarı itibara almama gibi bir hali Yüksek Meclisten beklemek abestir. Yüksek Meclisin vereceği karar, ancak o raporlarda şu veya bu sebep­le görülecek, noksan veya bir yanlışı düzeltmek daha salim bir neticeye var­ma kararından başka ne olabilecektir? Kaldı ki bütün bunlar memleketin, vatandaşların huzurunda cereyan edecek muamelelerdir. Münakaşaları, gün­lerce bu memleketin ve vatandaşların huzurunda cereyan edecek münakaşa­lardır. Bir heyet ne kadar siyasi olursa olsun âmme huzurunda cereyan eden bir mevzu hakkında, karar verirken vatandaşların ne düşüneceğini hesaba katmamazlık etmez.

Sayın Demirelli'nin Demokrat Parti adına tasarının umumi heyeti üzerinde kısaca temas ettiği noktalara, ben de kısaca Hükümet bakımından temas et­miş oldum. Kendilerinin bu tasarının seçim emniyetini artık katı olarak te­sis etmesi, seçim üzerindeki münakaşalara son verilmesi yolunda izhar et­tikleri temenniler, bizim de en halis temennilerimizdir. Bu tasarının Büyük Mecliste münakaşası esnasında muhalefet partilerinden âzami yardım bekle-mekteyz. Bizlerin belki iktidarda olduğumuz için, zihinlerimizde tereddüt u-yandırmıyan, emniyetsizlik uyandırmıyan bazı noktalarda onlar daha ziyade serahat ve emniyet verecek olan tedbirleri bu kürsüden teklif ettikleri za­man göreceklerdir ki, Hükümet şimdiye kadar yürüdüğü baştan beri tuttuğu yolda yürümektedir. Bu Seçim Kanunu ile memlekette tam bir emniyet tesis etmek için her fedakârlığı göze almaktan geçmemektedir.

Elverir ki, bu kürsüden öne sürülecek olan teklifler bir takım politik mülâ­hazalarla yapılmış olmasın. Sayın Osman Nuri KÖnı'nin demin yaptığı gibi, bir taraftan ordu, bir taraftan diyanet işleri gibi mevzuları, bu kanun vesi-İsiyîe de olsa, bir politik manevra mevzuu, bir istismar mevzuu yapılmasın. (Soldan bravo sesleri ve alkışlar)

Kâmil Gündeş (Kayseri) — Ufak bir sualim var efendim. Başkan — Nihat Bey, bir soru var. Buyurun sorunuz.

Kâmil Gündeş (Kayseri) — Efendim Hükümetin tasarısında 112 ncimadde ile komisyonun ele aldığı ve bugün konuşma konusu olan 117 nci madde ara­sında biraz fark vardır. Hükümet teklifinde İsrar ediyor mu? (Soldan gürül­tüler, maddede sesleri) Müsaade buyurun.

Başkan — Müsaade buyurun. Sual soruyor. Hükümet cevap vermeğe hazır bulunurken ...

Kâmil Gündeş (devamla) — Eğer Hükümet teklifinde İsrar ediyorsa Demok-rak Parti Grupunun bu teklifi de o madde ile hemfikirdir.

En ufak bir halel getirmeden yaşatacağız. Türkiye B. M. M. yapılmakta olan obstrüksiyonlar ne olursa olsun milletin selâmeti için çıkarmakta olduğu ka­nunları müzakereye devam edecektir.

Bizim görüşlerimizi, bizim selâmetli müzakerierimizi Osman Nuri Koni gibi yüz kişi daha buraya gelse bir gün daha geciküremiyeceklerdir. (Kusuruna bakma hastadır sesleri)

Ben Osman Nuri Köm'nm bu kürsüden söylediği sözlere cevap vermedîrnse, o sözlerde cevaba değer, bir tek nokta dahi göremediğimdendir. Çünkü, esefle müşahede edecek bir noktadır ki, Temyiz Daire Reisliğine kadar yükselmiş olan bu zat, ne ilmî, ne kanunlar bakımından zerre kadar aslı esası olmayan şeyleri bir sürü mugalâta sözleri içinde çuvalla bu kürsüden boşaltmaktadır. Türk ordusunun adını, Türk ordusunun şerefli subaylarını, burada müzakere edilmekte olan Seçim Kanunu vesilesiyle kendi küçük menfaati için istismara kalkmıştır. Bunun nesine cevap vereceğim. (Soldan alkışlar) Türk ordusunun, Türk subaylarının, Türk askerinin adını politika mevzula-rma istismar vesilesi yaptırmıyalım. Ne kadar gayret ederse etsin, ne kadar çirpımrsa çırpmsin, onun uzattığı tuzağa asla düşmiyeceğiz. (Soldan bravo sesleri)

Bundan sonra Osman Nuri KÖnı'mn, tasarının kabul edilmemesi hakkındaki önergeleri okunmuş ve reddolunmuştur. Mütaakıben maddelerin müzakeresi­ne geçilmiştir.

Tasarının birinci maddesi kabul edilmiştir. İkinci maddenin müzakeresi sıra­sında, söz alan Konya Milletvekili Sadi Irmak, İstanbul şehrinin hususiyetine binaen, üç seçim çevresine ayrılması fikrinde bulunduğunu, söylemiş, Rize Milletvekili Saim Ali Dilemre, Antep Milletvekili Abdurrrahman Melek, Ço-, rum Milletvekili Hasene İlgaz da aynı görüşe iştrak etmişlerdir. İstanbul Mil­letvekili Fuat Hulusi Demirelli- bu hususta bir değişiklik yapılmaması lâ­zım geldiğini, zira vaktin pek az olduğunu, Doktor Sadi Irmak'm da belki parti mülâhazaları ile böyle bir teklifte bulunduğunu ileri sürmüştür. Bu yözier üzerine tekrar kürsüye geier. ;Sadi Irmak, sözlerinde zsht psrr mü-lâhaazları bulunmadığını kaydetmiş ve C. H. P. nin tek bölgede seçimlere gir­mekleri asla gocunmadığını sözlerine ilâve etmiştir. Mütaakıben söz alan İç­işleri Bakanı Emin Erişirgil şu açıklamayı yapmıştır :

Hulusi Demirelli ve Sadi Irmak arkadaşımız Hükümetin bu mevzu üzerinde ne düşündüğünü sordular, ben de Hükümet adına arzı- cevap ediyorum. Yüksek Meclisin malûmudur ki ilmî heyet 150 bin nüfusu olan ilçeleri ayrı bir seçim dairesi olmak üzere teklif etmişti.

Biz baktık ki, bu teklif kabul edildiği takdirde çok mahdut vilâyetlerin ancak merkez ilçeleri - ki bunların gerçekten hukukî bir mevcudiyeti yoktur, sade­ce Seçim Kanununa göre itibarî bir mevcudiyettir- için tatbik sahası bula­caktır. Düşündük bir kaç yere has bir hususiyet ihdas etmiyelim dedik ve Yüksek Heyete teklif ettiğimiz tasarıda seçim dairesini il olarak kabul ettik.

Doktor arkadaşımızın şimdi yaptığı teklife gelince, bu tamamen yeni bir tek­liftir. Arkadaşımız İstanbul'un hususiyeti dolayısiyle orayı üç bölgeye, eski tabiriyle «Bilad-i selaseye» ayırarak seçim yapılmasını istiyorlar. Bu İstan­bul'un hususiyetine taallûk ettiği için bu teklifin takdiri tamamen Yüksek Meclislerine aittir.

Bundan sonra Geçici Komsiyon Başkanı Behçet Uz, bu mevzuda Komisyon­da uzun tartışmaların cereyan ettğini anlatmış ve eğer bu teklif kabul edilir­se, bütün tasarının zedeleneceğini soyliyerek, Sadi Irnıak'tan, bu hususta ver­miş olduğu önergesini geri almasını rica etmiştir. Sadi Irmak Önergesini geri almış ve tasarının ikine maddesi kabul olunmuştur.

Mütaakiben. 3 üncü madde kabul edilmiş, 4 üncü maddenin müzakeresi es­nasında söz alan, Konya Milletvekili Fikri Apaydın (D. P.), 50 bin vatanda­şın bir milletvekili seçmesi fikrini ileri sürmüş ve Demokrat Partinin bu gö­rüşte olduğunu bildirmiştir. Komisyon Sözcüsü Kayseri Milletvekili Sait Az­mi Feyzioğluj memleketimizde halen çift meclis bulunmadığı için, 40 bin vatandaşın bir milletvekili seçmesi yoluna gidilmiş olduğunu izah etmiş ve Fikri Apaydm'm Önergesi reddedilerek madde kabul edilmiştir. 5 inci mad­denin müzakeresi esnasında, Rize Milletvekili Tahsin Bekir Balta, Manisa Milletvekili Faik Kurdoğlu, Diyarbakır Milletvekili Muhsin Âdil Binal, seçi­lecek milletvekili sayısının tesbitnde son genel nüfus sayımının değil, nüfus kütüklerinin esas tutulmasını istemişle^ Maraş Milletvekili Emin Soysal da aynı fikri ileri sürmüş, Komisyon Sözcüsü, nüfus kütüklerinin sahih olma­dığını, son yapılan nüfus sayımının doğru olarak neticelendiğini izah etmiştir. Bu mevzuda bir açıklama yapan Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Nihat Erim, «Eğer 1946 seçimleri, 1945 nüfus sayımına göre yapılsaydı, şimdi 475 milletvekiline sahip olacaktık. Halbuki mezkûr seçimler için ayrı bir nüfus sayımı yapıldı ve bunda da nüfus kütükleri esas tutuldu. Neticede 465 mil­letvekili çıkarıldı. Demek ki nüfus kütüklerine göre yapılan sayım hatalı ol­muştur demiş ve bir Belçikalı istatistik uzmanının, yapılan son büyük nüfus sayımının pek doğru olduğunu bildirdğini kaydederek, nüfus kütüklerine iti­madın doğru olmayacağını anlatmıştır. İstanbul Milletvekili Fuat Hulusi De-mirelli de, kendisinin bu hususta Hükümetle aynı fikirde bulunduğunu beyan etmiş ve nüfus sayımı esas tutularak milletvekili seçilmesinin kabulünü iste­miştir. Bunun üzerine madde kabul olunmuştur. 6 nci maddenin müzakeresi sırasında, Muğla Milletvekili Nuri özsan (D. P.) maddenin ikinci fıkrasın­daki seçimin yenilenmesi hususunda hazırlık müddetinin çok az olduğunu ileri sürmüş ve 37 gün olan bu müddetn bir hafta daha uzatılmasını istemiştir. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nihat Erim, secimin yenilenmesinin bir fezkalâde hal olduğunu ve bu seçimin en kısa bir zamanda yapılması lâ­zım geldiğini belirtmiş, ancak, eğer Büyük Meclis kabul ederse, ilim heyetinin de söylemiş olduğu gibi bu müddetin 45 güne çıkarılmasında bir mahzur olmadığını beyan etmiştir.

Bunun üzerine 6 ncı madde bu şekilde değiştirilerek kabul olunmuştur. Mü-taakıben 7 ve 8 inci maddeler kabul edilmiştir.

9 uncu maddenin müzakeresi sırasında, Rize Milletvekili Tahsin Bekir Bal­ta, Diyarbakır Milletvekili Muhsin Adil Binal, İstanbul Milletvekili Osman Nuri Koni, subaylar ve askerler ile zabıta âmirlerinin de oy verme hakkına sahip olmalarını istemişler, Ankara Milletvekili Mümtaz Ökmen de yalnız zabıta âmirleri ile memurlarına bu hakkın tanınmasını teklif etmiştir. Bursa Milletvekili Abdurrahman Konuk madde hakkında izahlarda bulunmuş ve mütaakıben bu hususta verilen önergeler reddedilmiş ve madde, «askerî ad­lî hâkimler» kelimesinin ilâvesiyle kabul olunmuştur.

Bundan sonra 15 inci maddeye kadar olan kısımlar kabul edilmiş ve aynı ta­sarının geri kalan maddelerinin müzakeresine yarın da devam edilmek üze­re oturuma son verilmiştir. Meclis yarın saat 10 ta toplanacaktır.

Ankara 10 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün öğleden sonra saat. 15 te Trabzon Milletvekili Raif Karadeniz'in başkanlığında ikinci oturuunu yaparak Milletvekili Seçimi Kanun tasarısı üzerinde çalışmalarına devam etmiştir.

Bilindiği .gibi Öğleden evvelki oturumda 124 üncü maddenin müzakeresine başlanmış, muhtelif hatipler görüşlerini açıklamışlar fakat vaktin gecikmiş ol­ması yüzünden saat 15 te toplanılmak üzere birinci oturuma son verilmiştir. Saat 15 te ikinci oturum açıldığı zaman mezkûr maddenin müzakeresine de­vam edilmiştir. İlk sözü Afyon Milletvekili (M. P.) Sadık Aldoğan alarak bir evvelki oturumda ileri sürülen deposit tekliflerinin Anayasanın mâna ve ru­huna aykırı olduğunu idda etmiş ve önergelerin oya dahi sunulmasının caiz olmadığını izah eylemiştir.

Bir evvelki oturumda milletvekilliği tutanaklarına itiraz edenlerden 500 lira deposit alınması lehinde bir önerge vermiş olan Tahsin Bekir Balta ise, ken­dilerinin katiyen meşru şikâyetleri Önlemek yolunda herhangi bir istekte bu­lunmadıklarını fakat suiniyetle yapılan itirazlara karşı kapıları kapalı tutmak imkânlarını temin maksadiyle böyle bir teklifte bulunduklarını açıklamış ve Anayasaya aykırı bir vaziyetin bulunmadığını da ifadeden sonra İzmir Millet­vekili Ekrem Oran söz almıştır.

Ekrem Oran ile Manisa Milletvekili Muammer Alakant miktar üzerinde dur­madıklarını, fakat herhangi bir müeyyide bulunduğu takdirde haksız tezvir ve şikâyetlerin Önlenebileceğini ileri sürmüşlerdir.

Komisyon Sözcüsünün gerekli açıklamayı yapmasından sonra Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Nihat Erim kürsüye gelerek görüşlerini şu cümlelerle izah etmiştir :

Muhterem arkadaşlar,

Sabahleyin başlayan münakaşanın bu saate kadar devamında tezahür eden netice, Büyük Meclisin milletvekilleri seçimi hakkında her türlü şüphe ve tereddüdün kaldırılmasını düşünürken bunun yanında da bir takım tezvir­leri Önlemek hususundaki hassasiyettir, şüphe yok ki bir taraftan Milletvekilli Seçiminin Kanundaki usullere göre tam bir emniyet içinde vukubulup bulmadiği araştırılırken Öbür taraftan milletvekilliği gibi en yüksek bir vazife­nin kaynağını teşkil eden bir muameleye karşı yahut bizzat milletvekilliği sıfatını ihraz etmiş olan muhterem şahıslara karşı uluorta, kötü maksatlarla çıkarılabilecek olan şayiaları da önlemek elbette ki lâzımdır. Acaba bu pren­sip, yani tezvirleri Önleme prensipi, Yüce Kamutayın şu anda müzakere et­mekte olduğu kanunda derpiş edilmiş midir, bunun için kâfi müeyyide konul­muş mudur? Meseleyi bu noktadan mütalâa edersek, zannediyorum ki, neti­ceye daha kolay varabiliriz. Bu bakımdan tasarıyı ele almadan önce şu nokta üzerinde durmak istiyorum:

Filhakika mukayeseli bir tetkik bize,şunu göstermektedir. Muhtelif memle­ketlerde iki sistem tatbik edilmiştir: Bunlardan bri, tezvirleri önlemek için şikâyet ve itiraz mekanizmasını bir takım müddetlerle ve kademelerle bağ­lamaktır. Diğeri, müddetleri geniş tutmak, araya hiç kademe koymamak ve fakat büyük miktarda bir para depozitosu istemek. İngiltere bunun bir misa­lidir. Bir para depozitosunun bizde de istenmesini öne süren arkadaşım hiç şüphesiz prensip bakımından haklıdırlar. Bu usul vardır ve hattâ bizim Ceza Usulümüzde muayyen hallerde işin sonunda bu para zararına çarpılmak usu­lü.kabul olunmuştur. Fakat mücerret nazarî olarak, çok doğru olan bu para depozitosu esasını memlekettİmize naklettiğimiz zaman karşılaşacağımız man­zara ne olacaktır? Bunun üzerinde durmak mecburiyetindeyiz. Memleketin realitelerini gözönünde tutmaktan geri kalamayız.

Şimdi, bizdeki sisteme göre vaziyeti mütalâa edelim. Seçim muamelelerinin başı, bilhassa oy noktasında, milletvekili seçimi neticesi üzerine tesir edecek muameleler bakımından sandık başındaki muamelelerdir. Yani sandık ku-rullarındadır. Sandıkları nerelerdedir? Bu kanuna göre, köylerde, mahalle­lerdedir. Nüfuzumuzun % 80 i köylerde oturduğuna göre meseleyi doğrudan doğruya köyler bakımından mütalâa etmemiz icabetmektedir.

Muhterem .arkadaşlarım,

500 liradan 1000 liradan, hattâ fazlasından bahsettiler. İstirham ederim, bizim köylerimizde bırakın 500 lirayı hangi köylü bir itiraz yapmak çin 50 lirayı çı­karıp kolayca verecek vaziyettedir? Binaenaleyh muhterem arkadaşlarım, Büyük Meclis bu .kanunu müzakere ederken baştan beri sadık kaldığı pren­sipler ne olmuştur? Hem nazari bakımdan diğer demokratik memleketlerin benimsediği esasları benimsedik, hem de memleketimizin realitelerini bir an dahi gozönünden uzak tutmamak olmuştur. Memleketimizde bir para depo­zitosu istemek demek, köylerde gözünün önünde kanuna aykırı muamele ya­pıldığı halde bir çok vatandaşların bu itirazı yapmamasını intaç edecek bir esas koymak demektir. Bunu cesaretle ve apaçık ifade etmek lâzımdır. (Sağ­dan alkışlar) Şimdi bu böyledir diye, tezvirlere, kapıyı açık mı bırakalım? Bırakamayız, Meclisin yarısmdan yizade yüzde doksanının mazbatalarına ay­larca tetkikte, tahkikte kalsın diye fena maksatlarla hareket edecek olanlar bu maksatlarını serbestçe yerine getirebilsinler mi? Asla! Hükümet tasarısını yüksek huzurunuza getirirken bu nokta üzerinde dur­muştur. Birinci sisteme bağlı kalmayı Hükümet bu günkü şartlar içinde da­ha uygun saymıştır.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nihat Erim (devamla) — Arkadaşını çok mühim bir noktaya temas etmiş oldular. Bu husus Geçici Komisyon mü­zakerelerinde bahis konusu oldu. Hattâ biz orada uzun müddet karşılıklı na­zarî bir takım mütalâalar serdettik. Geçici Komisyonda müdafaa etmiş oldu­ğumuz hukukî tez şu olmuştur :

Biz bu Seçim Kanuniyle Meclisin içtüzüğünde teshil edilmiş olan hüküm­lere dokunmamaktayız, dokunmayacağız kanaatinde bulunmaktayız. Çünkü yine içtüzüğün bizzat kendisinde mündemiç bir hüküm İçtüğün herhangi bir maddesinin hangi usullerle değiştirilebileceğini göstermektedir. İçtüzük ta­dilâtının behemehal Anayasa Komisyonundan geçmesi lâzımdır. Binaenaleyh Meclisin içtüzüğü ile tanınmış olduğu haklar bakîdir. Bu sözlerimle Sayın Dinçer arkadaşıma cevap vermiş oluyorum, içtüzük bu haliyle kaldıkça ve Büyük Millet Meclisi kendiliğinden tatbik safhasında yeni bir içtihada varmadıkça her vatandaş, eskiden olduğu gibi doğrudan doğruya Büyük Mil­let Meclisine gelip itirazını yapabilir. Ancak, bunu sırf hukuki bir mütalâa olarak arzedeyim ki, elbette Büyük Millet Meclisi de Yüksek Seçim Kurulu gibi bîr kurul dururken oraya gidilmemesini nazarı itibara alır ve önümüz­deki tatbikatta görülecek vaziyetlere göre Büyük Meclis yeni bir içtihat tesis edebilir. Belki de İçtüzüğü bu kanunun hükümlerine adapte edecek bir ta­dili düşünür. Amma bendenizce, bu kanunu henüz kabul ediyoruz. Tatbike geçmemiş bulunuyoruz. Şimdiden İçtüzüğü ele alıp bu kapıyı kapamak doğ­ru olmaz. Çünkü, bu mekanizmanın nasıl işleyeceğini henüz bilmemekteyiz. Nazarî ve mantıki mütalâalar bazen kâğıt üzerinde ve kürsüde çok parlak gelir amma tatbike konduğu zaman aksi neticeler çıkarabilir. Binaenaleyh Meclisin kuruluşu gibi çok ehemmiyetli bir mevzuda ihtiyaltı adımlarla iler­lemek maslahata daha uygundur.

Başbakan Yardımcısının izahatından sonra Kars Milletvekili Hüsamettin Tu-gaç görüşmelerin yeterliği hakkında bir önerge vermiştir. Başkan yeterlik Önergesinin mevcut olduğunu ve bunu oya sunacağmı bildirdiği zaman Af­yon Milletvekili Hasan Dinçer yeterlik hakkında konuşacağını beyanla kür­süye gelmiş ve mevzuun hakikaten önemli olması yüzünden herkesin madde hakkındaki kanaatlerini açıklamasına imkân verilmesini, bu bakımdan gö­rüşmenin yeterliği hakkındaki önergenin reddini istemiştir. Başkan Önergeyi oya sunduğu zaman önerge kabul edilmiş ve diğer önergele­rin okunmasına başlanmıştır. Maddenin müzakeresi sırasında verilmiş olan önerge sahiplerinden milletvekilliği tutanağı aleyhine şikâyet ve itirazda bu­lunanların Devlet Hazinesine 500 lira depozit yatırılmasını isteyen Riza Mil­letvekili Tahsin Bekir Balta ile Konya Milletvekili Rasim Erer, 100-1000 li­ra depozit yatırılmasını isteyen Urfa Milletvekili Vasfi Gerger ve 5000 lira depozit yatırılmasını isteyen Tunceli Milletvekili Necmettin Sahir Sılan Dev­let Bakanı Başbakan Yardımcısı Nihat Erim'in izahatından sonra tenevvür et­tiklerini ileri sürerek önergelerini geri almışlardır.

Aynı mealde bir önerge vermiş olan izmir Milletvekili Ekrem Oran ise, depo­zit para miktarını 25 liraya indirmiş ve önergesinin oya sunulmasını istemiş­tir.

B. M. Meclisinin 14 Şubat 1950 tarihindeki toplantısı :

Ankara 14 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 10 da Bagkanvekillerinden Sinop Milletve-klİ Cevdet Kerim încedayı'nm başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman ilk sözü alan Kütahya Milletvekili Ahmet Tahtakılıç (M. P.) bütçenin umumi heyeti konuşulurken Meclis tarafından murakabe edilebileceğini, maddelere geçildiği zaman bu murakabenin ortadan kalkaca­ğını iddia etmiş ve bu arada Maliye Bakanının dünkü beyanatına da temas ederek, Bakanın Marshall Plânı hakkında verdiği malûmatın kendilerini tat­min etmediğini, memlekette umumi olarak bir istihsal gelişmesinin mevcut bulunmadığını, sanayideki inkişafın da suni ve temelsiz olduğunu beyanla, tasarının maddelerinin müzakeresine geçilmesini istemiştir.

Söz alan Maliye Bakanı İsmail Küstü Aksal, Tahtakıhç'm iddialarına şu ce­vabı vermiştir :

Efendim, vaktinizi çok almayacağım. Tahtakılıç arkadaşımın temas ettiği ba­zı noktalara kısaca cevap vermekle iktifa edeceğim.

Arkadaşım, 1950 .bütçesi Bütçe Komisyonunda müzakere edilirken aynı nok-tai nazarı ileri sürmüştü. Yani 1950 bütçesinin takdimi vesilesiyle Hükümetin toptan dinlenmesi arzusunu izhar etmişti. O zaman da, bütçenin mesuliyetini üzerine alan bir arkadaşınız olarak, benim vereceğim izahat Komisyonu tat­min etmezse ayrıca Başbakanın da dinlenebileceğini arzetmiştlm. Bugün'de arkadaşım, esas olarak 1950 bütçesinin takdimi vesileyle Hükümetin toptan dinlenmesi arzusunu izhar etmektedir. Benim parlamento hayatında gördü­ğüme ve başka memleketlerde de tessüs .eden teamüle göre, bütçenin' müza­keresinde Hükümetin toptan dinlenmesi mevzuubahis olmaz. Çünkü bütçe­lerin görüşülmesinde her bütçede umumi mahiyette konuşmalar olacaktır. Aydınlatılması arzu edilen mevzular, alâkadar Bakanlar tarafından ayrı ayrı cevaplandırılacaktır. 1950 bütçesinde Hükümetin topyekûn görüşü bizzat 1950 bütçesi ile ifade edilmiş bulunmaktadır. Hükümet, 1950 yılında neler yapaca­ğını, hangi istikameti takip edeceğini bizzat bütçesiyle ifâde etmiştir, icrada bulunmak, bir nevi para sarfetmek demek olduğuna göre, onun ifadesi büt­çede vardır.

Bunu bir tarafa bıraktıktan sonra diğer noktalara geliyorum. Birincisi, kendi­leri buyurlular ki, iktisadi gelişme yoktur, istihsal azalıyor, dış ticaretimiz tatminkâr değildir.

Arkadaşlar, dun de arzettim. 1939-1945 yıllarında, yani harbin devam ettiği devre zarfında istihsalimiz, dış ticaretimizin hacmi ve gerekse kıymetinde ek­silme olmuştur. Bununla beraber.şunu ifade edebilirim ki istihsalimizde, dış ticaretimizde son senelerde lehimize inkişaf olmuştur ve olmaktadır. Zirai is­tihsalde esaslı faktör iklim şartlarıdır. İklim şartlarının elverişli olup olma­dığına göre bittabi zikraklar olacaktır. 1948 senesinde iklim şartları müsait gitti, hububat istihsali fazla oldu. Fakat 1949 senesinn iklim şartlarının arzu edilen şekilde olmaması, bu neticeyi değiştirmiştir. Binaenaleyh bizim millî gelirimizin senenin şartlarına göre zikzaklar yapması zaruridir.

Sınai istihsalimizi, dün de arzettiğim gibi, harpten evvel, harp içinde ve harp­ten sonra gözle görülür inkişaflar göstermiştir.

Arkadaşlarım bir noktaya temas ettiler-ve dış ticarette serbestliğe doğru bir temayül vardır, bu vaziyet karşısında Hükümet gereken tedbirleri almamış­tır, dediler.

Filhal Bütçe Komisyonu huzurunda da arz ve ifade etmiş bulunuyorum, bu­gün bizim karşılaştığımız mevzulardan biri gümrük tarifesidir. Yeni Hükü­metin iş basma geçtiği zaman bu mevzu üzerinde dikkatle durulmuştur. Hükümetimiz yeni bir sisteme, gümrük tarifesinde Advalorem sisteme doğru gitmektedir. Yakında bu çalışmalarımız bitecek ve bu. Büyük Millet Meclisi­ne takdim edilecektir. Hattâ gümrük tarifesinin umumi revizyonuna geçme­den yeni bir teklif ile huzurunuza gelmiş olacaktır. Hükümetiniz dış ticaret­teki serbestlik temayülü karşısında sanayimizin uğrayabileceği muhtemel za­rarları nazarı itibara alarak gereken tedbirleri almıştır. Yalnız şu noktayı ifa­de etmek lâzım gelir ki bu tarzda bir inkişaf seyri gösteren dünya ticareti kar-şisinda esasen yaşama imkânı olmayan sanayi branşları gümrük tarifeleriyle dahi muhafaza edilemez. Onlar her halü kârda kendi kendilerini tasfiye ede­ceklerdir.

Arkadaşım, yapılan her hatanın doğru gösterilmeye çalışıldığı sekinde bir cümle sarfettiler.

Arkadaşlar, benim bütçe nutkumu bitaraf olarak dinleyen ve okuyan arka­daşlarım ve vatandaşlar orada ne haddinden fazla nikbinlik ve ne de haddin­den fazla bedbinlik bulacaklardır. Belki kusurlarımız oluyor. Görüşüm şudur ki, memleket hatalara rağmen iyiye doğru gitmektedir. İstikbale ümitli olmak için haklı sebepler vardır. Arkadaşımın suallerine vereceğim cevap bundan ibarettir.

Bakandan sonra tekrar söz alan Ahmet Tahtakıhç, tasarının maddelerine ge­çilmemesi üzerinde İsrar etmiştir.

Bundan sonra Manisa Milletvekili Muammer Alakant (D. P.) kürsüye gel­miş ve serbest ticarete doğru gidildiği bu sıralarda Maliye Bakanının bu hu­susta hiçbir açıklama yapmadığını söyliyerek, eğer serbest ticarete gidilecek olursa, yerli sanayiin, yabancı mamullerle rekabet edemiyeceğini ve bundan dolayı da bütçede bu sanayie yardım yapılması lâzım geleceğini beyan etmiş ve bu hususta Hükümetin ne düşündüğünü sormuştur.

Alakant'm konuşmasından sonra, Başkan tasarının maddelerine geçilmesini oya sunmuş ve Başkanın teklifi kabul edilerek maddelerin müzakeresine ge­çilmiştir.

İlk olarak Büyük Millet Meclisi bütçesinin konuşulmasına başlanmış, bölü­mün tümü hakkında söz alan Ahmet Tahtakılıç (M. P.) Eskişehir Milletvekili Abidin Potuoğlu (D. P.) bu bölümde milletvekilleri ödeneklerinin miktarına itiraz etmişler ve yakında yeni seçimler yapılacağına göre, bütçedeki millet­vekilleri ödeneği olarak ayrılan bir senelik miktarın fazla oldu&ıınn, zira Meclis çalışmalarının, yine seçim dolayısiyle bir seneden evvel bitmiş olacağını ileri sürmüşlerdir.

Bu mevzuda söz alan aMnisa Milletvekili Muammer Alakant (D. P.) da Mec­lisin çalışma tarzını tenkit etmiş ve Mecliste «genel konuşma» larm senede bir defa, bütçe müzakereleri dolayısiyle yapıldığını ileri sürerek bu konuşma­ların çoğaltılması lâzımgeldiği ve İçtüzük gereğince muamele gören yeterlik önergesi mevzuunun azınlık olan muhalefet grupunu sıkıntıda bıraktığı fik­rinde bulunmuştur.

Bundan sonra Büçe Komisyonu namına söz alan Ankara Milletvekili Muam­mer Eriş, milletvekili ödenekleri mevzuunda gereken mufassal izahatı ver­miştir.

Muammer Eriş'in konuşmasından sonra ,Başkan Cevdet Kerim İncedayı bu mevzuda başka söz isteyen olmadığını söylemiş ve sonra şu açıklamayı yap­mıştır :

Yalnız Başkanlık adına Alakant'ın bir sözünü cevaplandırmak isterim. Dört yıllık Kamutay müzakereleri esnasında riyasetin tüzük hükümlerini iyi tat­bik etmediğinden şikâyette bulundular.

Başkanlığın 4 senelik, bazı ahvalde çok çetin ve hararetli cereyan eden müza­kerelerde millet huzurunda Meclis müzakerelerinin selâmetini temin için tü­zük hükümlerine dayanarak gösterdiği hassasiyet Büyük Meclisin zannederim malûmudur ve bizi muaheze edemîyecek şekilde cereyan etmiştir. Zanneder­sem arkadaşım tüzüğün kendi arzu ve düşüncesine göre tatbik edilmesini is­temiş ve bu suretle tatbik edilmeyişinden müşteki olmuştur. Bir arkadaş, tü­züğe dayanılarak kendisine verilen ceza için «iftihar ederim» diyebilmiş ola­bilir ve bunu diğer bir kimse ona, «iyi söyledin» demiş olabilir. Fakat riyeset-te bulunan zat, bu tüzüğü Millet Meclisi huzurunda tatbik ederken, kendisini muazzam bir hâdisenin karşısında sayarak vermiştir. Birisinin böyle demesi, öbürünün kendisini böyle tasdik etmiş olması, hiçbir zaman o anda tüzük muvacehesinde istihkak kesbettiği cezaya müstahak olmadığı mânasına gel­mez. Tüzüğün tatbkı başkadır, tüzükte tadilât istemek başkadır. Tüzük, bu tüzük oldukça her zaman Kamutayın Başkanlığını işgal bahtiyarlığında kala­cak her milletvekili arkadaş onu tatbik etmekle ve böyle yürütmekle vazi­fesini görmüş olacaktır.

Ahmet Tahtakılıç (Kütahya) — Bir sualim vardır. Bir tavzih yaptınız, bu hu­susta bir sual sormak istiyorum. Başkan — Buyurun.

Ahmet Tahtakılıç (Kütahya) — Tüzüğün tam tatbikmdan bahsettiniz. Şimdi bütçe müzakeresi yapıldığı şu sırada, Adalet, Millî Eğitim, Sağlık ve Sosyal Yardım, Çalışma ve Geçici Komisyonların içtimaa davet edildiklerne dair ya­zı tahtasında ilân vardır ve bu komisyon içtimaları fiilen devam etmektedir. Bu durum, tüzüğe uygun mudur, değil midir? Bunu tavzih etmenizi rica ederim.

«İftihar» sözü bana aittir. Bu sözün tekrar zapta tescilini rica ederim. Başkan — Bu mevzu geçende Kamutayda da sorulmuştu. Tüzükte buna mâniisindeki ekseriyete dikkat etmek mevzuubahistir. Büyük Millet Meclisindeki ekseriyete, tüzüğün kasdettiği ekseriyete dikkat etmek şarttır. O olmadığı za­man oya konacak bir mesele de başkanlığın, müzakereyi tatil etmek hakkıdır. Bundan sonra Büyük Millet Meclisi bütçesinin maddeleri okunmuş ve 14.452.725 lira olan bütçe kabul edilmiştir.

.Cumhurbaşkanlığı bütçesinin müzakeresinde söz alan Kütahya Milletvekili Ahmet Tahtakılıç (M. P.) Cumhurbaşkanlığı ödeneğinin özel bir kanımla tes-bit edileceğine dair Anayasada bir hüküm mevcul olduğunu, halbuki bu ka­nunun Hükümet tarafından hâlâ Meclise getirilmemiş bulunduğunu beyan etmiştir.

Bu konuda söz alan Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Nihat Erim şunları söylemiştir :

Muhterem arkadaşlar, filhakika Anayasanın 43 üncü maddesi hükmü; Cum­hurbaşkanı ödeneğinin bir mahsus kanunla tesbit edlmesini âmirdir. Bu mesele, geçen seneki bütçe konuşması sırasında bir milletvekili arkadaş tarafından bahis konusu edilmiş ve o zaman Hükümet adına verdiğim cevap­ta; Hükümetin bir kanun tasarısı hazırlayarak Büyük Millet Meclisine suna­cağını söylemiştim.

Hükümet bu mesele üzerinde ehemmiyetle durmuştur. Bu kanunu hazır­larken muhtelif devletlerin, büyük, küçük, zengin, fakir, muhtelif memleket­lerin cumhurbaşkanlarına ve bakanlar kurulu üyelerine verdikleri ödenek­leri tetkik etmek, bu kanunu ona göre hazırlamak istedik. Varılan netice şu oldu. Bellibaşlı memleketlerde gerek devlet reisi, gerek bakanlar kurulu üye­leri için sağlanan ödenek ve diğer mkânlar bugün bizde mevcut olanın umu­miyetle üstünde bulunmuştur.

Ahmet Tahtakılıç (Kütahya) — Miktar üzerinde durmuyoruz. Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Nihat Erim (devamla) — Hükümet, Ba­kanlar Kurulu bu .meseleyi tetkik etmiş ve bu vaziyet muvacehesinde Ba­kanlar Kurulu üyelerinin ödeneklerine de taallûk etmesi bakımından bu ka­nunu kendisi teklif etmemek neticesine varmıştır.

Bunda âmil olan başlıca sebep, evvelâ, bugün işbaşında bulunan Hükümetin kendi ödeneğine de taallûk eden bir noktada artırıcı veya mevcudu muhafa­za edici bir teklif yapmaktan sakınmış olmasıdır. Diğer sebep de Büyük Mil­let Meclisinin sekizinci devresinin dördüncü toplantı yılı sonuna yaklaşmış olduğu bir sırada, böyle bir kanun getirmeği Hükümetin üzerine almak iste-meyşidir. Yeni gelecek olan Büyük Millet Meclisi veya onun vazife vereceği hükümetlerin bu kanunu hazırlamalarını daha uygun görmüştür. Tabii bunu bir hukukî iddia olarak arzetmiyorum. Hükümet bunu siyasi icaplar bakı­mından bu şekilde mütalâa etmiştir. Kanunu bu yüzden getirmemek siyasi mecburiyetini deruhte etmiştir. 25 sene bu kanun gelmemiştir, birkaç ay da­ha gecikmesi ve milletin yeni tezahür edecek reylerle gelmiş bir meclisin ve bir hükümetin bu kanun üzerinde durması belki daha uygun olacaktır. Bakan­lar Kurulu geçen sene bu kürsüden vermiş olduğu bir sözü bile bile yerine getirmekten Bakınmıştır. Getirmemeyi, getirmeğe tercih etmiştir. Kendi öde­neklerinin artması için teklif yapmak istememiştir. Bu müzakereler münasebetiyle tarafımızdan yapılması gereken hazırlık­ların ifası Dışişleri Bakanlığında toplanan bakanlıkarası bîr komisyona tev­di edilmiştir. Komisyon hangi maddeler üzerinde gümrük resmi tavizleri yapabileceğimizi ve hangi maddler için diğer devletlerden gümrük resmi ta­vizleri talep etmemiz icabedeceğini incelemektedir.

Millî ekonomimizi yakından ilgilendiren bu konu tetkik edilirken ziraat, sanayi ve ticaretle ilgili özel müessese ve şahısların da bu husustaki bilgile­rinden ve tecrübelerden faydalanılması diğer devletlere tanınacak veya di­ğer devletlerden talep edilecek gümrük resmi tavizlerinin ekonomik men­faatlerimize en uygun bir şekilde tesbit edilebilmesini sağlamak bakımından büyük bir ehemmiyeti haiz olduğundan ilgili müessese ve şahısların da bu mevzu ile alâkadar olup fikir ve düşüncelerini bildirebiîmeleri için komis­yon bizden üzerinde gümrek resmi tavizleri talep edilmesi muhtemel olan maddelerin ilânına karar verilmiştir. Şimdiye kadar ilgili devletler tarafın­dan üzerinde gümrük resmi tavizleri talep deilmesi muhtemel olan maddeler aşağıdaki listede gösterilmiştir. İlgili devletler tarafından vâki olacak listede gösterilmiştir. İlgili devletler tarafından vâki olacak yeni talepler neticesin­de bu listeye yapılacak ilâveler de peyderpey ilân olunacaktır. Bu maddele­rin Gümrük Tarife Kanunumuzun tasnifi dairesinde cins ve hususiyetlerine göre tanzim edilen teferruatlı listesi bölge ticaret müdürlüklerinde ilân edi­lecektir.

Bu konuda ilgili müessese ve şahıslar tarafından «Genel Anlaşama Ko­misyonuna aittir.» Kaydı ile yazılı olarak Dışişleri Bakanlığına bildirilecek fikir ve tavsiyeler bakanlıklararası komisyon tarafından ehemmiyetle ince­lenecek ve gerektiği şekilde nazarı dikkate alınacaktır.

28 Eylül 1950 tarihinde başlıyacak olan «gümrük tarifeleri ve ticaret genel anlaşması» müzakereleri sırasında Türkiye'den üzerinde resmi tavizleri is­tenmesi muhtemel olan başlıca eşya listesi.

— Peynirler

— Tababet ve sanayide müstamel yağlar

— Balıklar (taze, tuzlu, konserve ve ezme)

— Sünger

— Bağırsak

— Hayvan derileri(işlenmiş, işlenmemiş)

— Deriden mâmûl eşya

— Kürklük postlar

— Yünden ve kıldan iplik

— Safi ve mahlut yün mensucat

— Şark halısı ve kilimleri

— Kumaş ve keçeden şapka, başlık ve taslakarı

— İpek kozası

'— ipek ipliği

— Saf ve mahlut ipek mensucat

—; Buğday, un, nişasta, kola

— Üzüm (taze ve kuru)

— İncir ve diğer meyveler

— Zeytin ve zeytin yağı

— Meyve ve çiçek konserve ve ezmeleri

— Sebze konserve ve ezmeleri

— Şekerlemeler

— Alkollü içkiler: şarap, kanyak, vermut rakı

— Tohumlar: pamuk, pancar, keten, haşhaş vs.

— Kırmızı biber

— Tütün ve sigara

— Fidan ve çiçekler

— Sabun

— Palamut, tırnağı, hulâsası

— Plâstik maddeler ve mamulâtı

— Kereste, kaplamalık ağaç

— Muhtar ve mamulâtı

— Her nevi fırça

— Saz, hasır ve mamulâtı

— Sargılık kâğıt

— Fotoğraf ve sair resimler

— Pamuk ve pamuk ipliği

— Pamuk mensucat

— Keten, kendir, jüt vs. iplikler

— Keten, kendir jüt mensucatı

— Kauçuk ve lâstik ve mamulâtı

— Elastik mensucat

— Muşamba ve mamulâtı

— Sünger taşı kayağan taşı mermer ve mermerden süs eşyası

— Çimento, kaolin, zımpara

— Çini ve porselen döşemelik eşya, sofra, tuvalet, salon takımları, elek-

trik alâtı ve suni dişler

47— Camlar: şişe, damacana, kavanoz, pencere, fotoğraf camı, gözlük camı,

camdan düğme, küpe vs.

— Demir: cevher ve levhalar, demir ve dökümden mamul eşya

— Bakır: cevher, tel ve eşya

— Alüminyum ve mamulâtı

— Kurşun cevher, çubuk, külçe

— Tutya (çinko) ve mamülâtı

— Nikel ve mamulâtı

— Kromit

— Kuyumcu eşyası

— Saatler

— Piyano ve akordeon

— Sinema ve fotoğraf makineleri

— Fen aletleri

— Ziraat, sanayi ve elektrik makineleri

— Ağır maden yağları ve tortuları

— Toprak boyalar

— Madenî boyalar

— Her nevi mürekkepler

— Uzv'i, suni boyalar

— Ecsamı kivyeviye ve tıbbiye

— Çocuk oyuncakları

— Şemsiyeler.

Yamalı hürriyet...

Yazan: Ahmet Emin Yalman :

1 Şubat ]'95O tarüıü «Yalan» dan

Bu nır.kılele seçilen hürriyet yolunda yürürken tatbikatta .keyfi hareketlerle bundan beklenen faydanın baltalandığ:ı, arada lüzumsuz huzursuzluk ve sinir­lilik yaraGdığı belıirtilerek şöyle denil­mektedir.

Eğer hürriyet varsa, Türk işçileri müş-terpk menfaatlerini 'beraberce .muhafa­za için Kanunun çerçevesi içinde elbette cemiyetler, sendikalar .kuracaklardır. Bunlar, seçimlerini hiç bir parti ve ıraa-kamın müdahale ve tazyiki olmadan kendi kanaatlerine ve ölçülerine göre yapackîardır. Hürriyet havası içinde kendi 'kendilerini idare eden sendika­lar, iş hayatında hak ve haysiyetin bir desteği, çalışma hazzınm bir timsali, bir ferahlık âmili hikmetini görecekler­dir.

Memleketimiz .gibi, varlığını yeniden kurmak ve her vatandaşın çalışma kud­retinden âzami derecede istifade etmek zorunda olan bir .memleket için .grev za­rarlı olamaz ımı? Elbette olur, ıhem de çok mrarh olur. Grev, tembel1 ve tufey­li insanların elinde 'bir entrika ve ıbas-ki vasıtası, düşmanların elinde bir baâ-tatoma âleti üıaJâae indirilebilir. Kulla­nılmağa merak edilen yeni bir oyuncak diye grev imada haline gelirse, seri halinde .alıp yürür, huzursuzluk yara­tır1, bir tahakküm vasıtası olur. Bizde işçi günü gününe yaşadığı, sendikaların mukavemet temin edecek maddî im­kânları olmadığı için grev,' tatbikatta başarılı bir âlet olmaz. Memleiketimizde mevcut şartlar altında bir kat daha se-fejlet doğurmakla kalır. Bu Böyle olmakla beraber mahzurlara; ancak prensip dâvasını hürriyet esası üzerinden kabul ettikten, grev hakkına tanıdıktan, işçileri,bir çalışma zindanı cine kapanmış oümıaik hissinden kur­tardıktan sonra, çare aramak doğru olur. İşverenle alan arasımda sıkı. bir İş ve menfaalt birlimi [havası yaratımaJk-la, işçimin haysiyet'imi ve izzetinefsini korumakla, hakikim ariyan komünist damgası vurmaktan vazgeç inekle, mec­buri hakem usulleriyle öyle netice alına­bilir ki .greve sebep ve 'lüzum kalrmaz. Sırf taTırEk imalksadiyle, haricin balta­lama emellerine âlet olmak, suretiyle veya şahsi entrika ve menfaat emeliyîe haksızca .grev çıkaranlar' da umumî ef­kârdan iltifat .görmez, 'hükümet böyle vaziyetlerde memleket menfaatini ko­ruyacak yolda tedbirleralır.

Ordu ve politika...

Yazan: Nadir N~adi :

9 Şubal 1950 tarihli «Cumhuriyet»

Ordunun siyasete karışması n-e demefk olduğunu Fbu mîllet İkinci Meşrutiyet yi'Matında, hele Balkan harbinde acı toerübelerİG öğrendi. İstiklâl Harbinden sonra, 'büyük devrim hareketi 'b-aŞlamaik üzere iken 'Mecliste üniformalı generale ler de vardı. Atatürk «ya fourası, ya or­du» diyerek saıyın generallerden bir kıs­mının kıyafetini sivile eevirmeseydi, .garplılaşma tempomuz şüp'tıesiz teıhli-iköli bir çekülde siksayaca'k, [hiç denilse göze batarcasına ağırlıaşacaktı. Cum'huriyet röjiıminîu en tbüyüık başa-n'larından biri Türk ordusunu politika­dan uzak tutabilmesi ve bunu bir mülî geLenek haline get'iireibilmesi olmuştur. İster tek, ister çift veya da'ha çok ol­sun, ordu, partinin yahut partilerin de­ğil, yalnızca imillletlımıizin emrinde va­zife 'gören bir 'varlıktır. Bu varlık bir­dir, parçalanamaz. Birliğin teşkil eden fertler, en yüksek generalinden en genç 1 erinekadar Türkmilletinehizmetetmeğe borçludurlar. Hukukî ve nazarî hiç bir iddia bu grerçeğ:i çürütemiyecek tir.

Evvelki gün Mecliste Millet Partisi adı­na bu noktayı savunan sayın Osman Nuri Köni'nin söylerini bu itibarla (biz doğru bulmadık. Vatandaşa güven duy­gusu verecek, .milî iradeyi en geniş öl­çüleriyle ortaya vuracak bîr seçim (ka­nunu çıkarılması hususunla kendisiyle beraberiz. Dört yıîdahberi bu sütunlara bastığımız yazılar başka türlü düşün­me diğimizi açıkça göstoerar. Fakat millî realitelerimizi o'ıduğıı gibi kavraımaık, hayale kapılmama'k istenseik, yalnız na­zariyelere değil, aynı zamanda .kendi imkânlarımıza da ibaBamaJı, i'ki görüşü bağdaştırmanın yof.unu bulmalıyız. Aik-si takdirde demokrasi derken anarşiye, perişanlığa veya eaiei bir diktatörlüğe saparız.

Millî irsnde, seçimlerde verdiğimiz rey­lerle belli olur. Hiç bir zümreyi rey ver­me hakkının dışında bırakmamak, ilik bakışta insana hoş gelebilir. Ordu mea-suplai'i da gitsinler, seçim günü sandı­ğa oylarını atsınlar, diyenler 'bulunabi­lir. (Nitekim sayın Osıman Koni diyor işte}.

Fakat unubmaınmk azimdir ki seçim mekanizması, sadece sandığa oy at­maktan ibaret 'bir hâdise değildir. Su, öncesi ve sonrası olan, kaynağı söz, ya­zı ve tartışma hürriyetlerine bağlı, de­vamlı bir meikanâzmadır. Millî hürriye­timizin yegâne koruyucusu olan ordu İse, bu vazifesini başarabilmek için bir takım kaideler benimsem emiştir ki di­siplin bunların başında gelir. Hikmeti vücudu disipline dayanan bir toplulukta elbette siyaset yapılamaz. Siyaset yalamayınca da oy hakkı manasını kay­beder.

Orduda vazife gördüğü müddetçe er, subay, muvazzaf, ihtiyat bütünvatan-

ıların politika dle uğraşması bundan ötürü yasacktır. Politikaya (karışmak is-tiyenler hizmet ımüddetlerinin sona er­mesini beklemek, yaihut da ordudan çe­kilmek zorundadırlar. O zaman onlar da başıbozuk vatandaşlar gibi hem seç­mek hakkını, hem de seçilmeik imkânı­nı kazanırlar.

Her hailde mukaddes vatanımızın bekçi­si ve bütün hürriyetlemizin garantisi bildiğimiz kahraman ordumuzu politi­kadan uzak tufcmsik şarttır. Başlangıç-tanbeır: Atatürk'ün !bu 'hususta çizdiği yoldan bir an olsun ayrılıaımayız.

İktidar han kendi lehinevon-

Yasan: Mümtaz Faik Fenik :

9 Şetbat 1959 larilMî «Zafer» ûen Büyük Millet Meclisi, sabah aJtşam ça-hşaraik Seçim Kanununu bir an evvel çıkarmağa bakıyor. Tasarının bütünü üzerindeki müzakereler bile bir günde bitirilmiş ve sonra maddelere geçilmiş­tir. Saatlerce süren konuşmaları gaze-lerde esash bir şekilde takip etmeğe imfcân yoktur. Pakat buna rağmen sı­zan haberlerden ımüzaıkerelerin umumî havasını biraz olsun (kavramaık kabildir, öyle görülüyor ki, âiktidar, geçen Eylül, denberi hazırlan'm'aikta olan Seçim Ka­nununu nedense biraız aceleye getir­mekte hususî bir fayda görmüş, ve bu­nu ekspres kanunlar zümresine ithal et­miştir. Hailbuki miMî iradenin ^tam teza-hüi'ünü temin edecek olan Seçim Kanu­nu, Anayasanın yanında geçen gün d.e işaret.ettiğimiz gibi . ana ıbir kanun­dur, "üzerinde titizlikle durulmak ge­rektir. Gerçi tasan daha dün Milletve­killerine dağıtılmıştır, fafeat bir çok in­ce noktaları da müzaikereler sırasında tedailerle meydana çıkacağı muhakcaflctır.

Halik Partisinin müfritler, 'bir ta' kim taviBİer koparmaca uğraşmışlar, fakat sonlara doğru, konuşmalara da­ha anlayışlı bir hava hâlkim almağa başlamıştır. .Bunda Demokrat Parti Milletvekili erinm enerjik ve bilgili mü-dahatelerinin .büyük tesiri olduğu unu-hakkaktır. Nitekim, muhalefetin bir çok maddeler üzerinde ileri sürdüğü müta­lâaların ne kadar mantıkî ve ne [kadar yerimde olduğunu 'görünce, iartıik Halk Partisi saflarından da pek fazla. ısrar olmamış ve hükümet te, bazı hükümler hakkında ileri sürülen fikirlere karşı anlayış göstermek im ecburiy etini duy­muştur.

Yükselk Seçiım Kuruluna, yapılan itiraz­ları her taraftan tetkik ve tahkik im­kânının diş söker gibi koparılması fou oiimledendir. Böylece, Yüksek Seçim Kurulu, evvelice komisyonun istediği gri­bi eli kolu bağlı bir halde kalmıyacak, sembolik mahiyetten çıkacak, ve lıaM-fcî vazifesini görebilecektir.

Bu nokta, seçim emniyetimi temin 'bakı­mından çok ieri bir hatvedîr. Çünkü ko­misyon, seçim tutanaklarına itiraz vâki olduğu zaınıan, Yüksek 'Seçim Kuırulıu-nun çok mahdut kimseleri dinliyebilime-sl istenmiş ve böylece Kurulun salâhiyet­lerini tahdit etmek gayesini gütmüştü. Bu, bütün itirazların .aşağı yukarı suya düşmesini intaç edecek ibir hükümdü. [Demokrat Milletvekilleri Mecliste Yük­sek Seçim Kurulunun 'geniş tahkik im­kânına .malik olmasını istemişler ve çe­tin .tartışmalardan sonra bu fikirlerini kabul ettirmişlerdir. Bu cihet, muallel görülen bazı mazbatalarla, şüpheli bir tarzda Büyük Millet Meclisine girmek imkânlarını ortadan kaldıracaktır. Bu bakumlan her hangi bir itiraz karşısın­da esaslı .bir tahkik yapmak, şahit dinleınıek, delil toplamak hem seçildiğiin-den şüphesi oîımiyaoı Milletvekilinin du­rumunu, hem de (bizzat Büyük Millet Mcclisinkı 'bünyesini kuvvetlendirecek Vıir hâdisedir.

Bütün bunlara rağmen yeni kanunda eksik taraflar yok değildir. Meselâ yi­ne busütunlardaizahettiğimizgibi propaganda hakkında konan ağır îıü-Kumler, Anayasanın toplantı ve söz hürriyetine dıaıhi aykırıdır. Bu hüküm­ler, seçimlere iştiralk edecek pairtiileırin ve müsltajkü adayların halkı tenvir et­mesine, programları haMtında izahat vermelerine tani'aımiyle engel feşfkil ede­cektir. Hükümet namına sözcülük ya­pan Nihat EHan, Ibu gibi iıüiküımlerfn Fransa'da 1881 denberi mevcut olduğu­nu söylemişse de, Fransa'da, partilerin birbirleriyle olan münasebetleri ve ora­da yerleşmiş olan. demoîcrasi an'anesi, iktidarda (bulunan partinin diğer parti­ler ürerinde (bu bakımdan bir toaski yapmasını önleyecek mıahiyettedir. Ve nihayet 18S1 denberi, toplantı ve söz hürriyeti, her memlekette İbaşlta başika şekilde inkişaf etmiştir. Bir memleket­te rotimaî ve siyasî şartlar yüaünden iyi işliyen bazı hükümlerin başka bir yerde ayını şeikffie yürüyeceğini kimse temin edemez. Onun için çok temenni ede­riz iki, 'kanunun ikinci müzakeresinde bu mühim noksan .gözönüne alınır; tasarı­da ona göre esaslı bir tadil yapılır ve böylece Kanun da d.aHxa mütekâmil (bir maîuyet allır.

Kanaatimizce, , eğer iktidar müfritlere Mr taviz vermek İstemiyorsa, eğer memekette hafeilkaten normal toir seçim an'anesinin kurulmasını ve bu mevzuda şenel erdenb eri devaım edegelen müna­kaşalara bir son vermek gayesini gü­düyorsa, bu ve bunun gibi hükümler üzerinde ciddiyetle durmak ve bütün pürüzleri ortadan kaldırmak mecburiye­tindedir.

Bu noktalara işaret ettikten sonra, ye-ni Seçim Kanununun eskilere nazaran daha ileri bir Kanun olmıası için De­mokrat Partinin yaptığı müsb&t çalış­maları burada takdirle anmak yerinde olur.

Gayet iyi hatırlarız, ilim Heyeti ilk top­landığı gün Başbakan Şemsettin Günoü-tay .açış nutkunda, Demokrat Partiyi kasdererek, «onların da bu hususta fi­kirleri varsa .bildirsinl&r» demiş, böyle­ce, «varsa» gibi şarta bağladığı bir söz-îe, muhalefeti biraz küçümsemeğe kalkmıştı.BundansonraDemokrat Parti Btaı Heyetine mükemmel bir pro­je verdi. Heyet bunu ehemmiyetle na­zarı dikkate alanaJk çalışmalarına bunu mühim bir esas oJaraik aldı. Fakat ne­dense, hükümet, evvelce vâdettiği hal­de 33im Heyetinin hazırladığı projeyi Meclise sevketmıedi; ve kendisi ayrı bir proje sundu. Bu da müfritlerin galip ol­duğu seçim [komisyonunda ağır tadillere uğradı; fakat sonunda yine Demok­rat Partinin metotlu ve bilgili çalışması ve yerinde müdahaleleriyle Büyük Mil­let Meclisi1 eskisine göre daha İleri bir kanun çıkarmağa muvaffak oldu.

Şimdi dâvanın esası, bu kanunu, naki-katen tarafsız ve baskısız birşekü tatbik edebilmektedir. Otmı da zamaa-gösterecektir.

Böyle bir projenin tahaikkunu için Tür­kiye ideaî bir sahadır.

2ft Şubat 1950

—New-York :

Türkiye Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürü AShmet Şükrü Esmer United Press Ajansı muhabirine Pazartesi gü­nü verdiği beyanatta şunları söylemiş­tir :

«Bu seyahatim esnasında çok faydalı bilgiler edindim.Amerikalıseyyahların ekseriyetini, senede takriben beş bin dolar kazanan, ve iki hafta tatili olan kimseler teşkil .etmekledir. Bu ti­pik seyyah banyolu temiz oltel odaları butaıalk pazarlıksız alış veriş yapmak, az zamanda çok şey görmek ve doları­nı sayarak: sarfetmek ister.

Ataıet Şükrü Esmer, Aanerükalılarda Türkiye'ye karşı gittikçe artan ibir alâ-ka müşahede ettiğini ilâve etmiştir.

Ahmet Şükrü Esmer 27 Şubat'ta uçakla Londra'ya ve İstanbul'a müteveccihen hareket edecektir.

Sevgili yurttaşlarım,

Amerika'nın Sesi Radyosunun programında fazla vekit alarak bu programı tertip edenlerin nezaketini suiistimal etmek istemiyorum. Kendilerine teşek­kür ederim. Fakat bu bahiste söyliyeceklerim bitmemiştir. Memlekete dön­düğümde buna tekrar devam etmek üzere sözüme nihayet verirken, hepinizi ayrı ayrı saygı ile selâmlarım.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, teş­kilâtın Koordinasyon Komitesi top'an-tisında bulunmak üezere Nisan ayında Avrupa'ya gitmesinin muhtemel bulun­duğunu söylemiştir.

—Lake ıSuccess :

Şanghay'ın 17 millete ve dört ayrı dine mensup sakinleri, Çin Milliyetçileri ta­rafımdan şehrin ibomıbardıman edilme-sinir; durdurulması için 'Birleşmiş Mil­letlerebaşvurmuşlardır.

Genel Sekreter Trygve Lie'nin Şanghay'­daki Birleşmiş Milletler İstihbarat Mer­kezinden aldığı telgraf, şehrin Ameri­kan, İngiliz, Hollandalı, İsviçreli Kanadah, Avusturalyalı, Yeni Zelandalı, Daniımarkalı, Alıman, dJran'lı, Hİmdli, İtal­yan, Fransız, İsveçli, Norveçli, Pakis­tanlı ve Belçikalı sakinleriyle mensup oldukları ıkulüp-ler ve ticaret odaları tarafından imzalanmıştır.

—Lake Success :

Sovyet Rusya, bugün Federal Araştır­ma bürosunu, Federal Mahkemede ca­susluk suçundan yargılanan Rus Mima­rı Valerttin Çef Muhakemesinde Birleş­miş Milletler Genel Sekreteri Yardım­cısı Myron Rrice'in dosyalarından alı­nan malûmatı şahitlik makammda kul­lanmakla ithaım etmiştir.

Sovyet Delegesi Jacob Malik, Trygve-îie'ye verdiği 'mektupta Federal Araş­tırma Bürosunu sekreterlik memurları-nm telefon muhaverelerini dinlemekle kalmayıp Sekreterliğin bazı mesul me­murları ile sıkı işblliği yapmakla itham etmektedir.

Sovyet Delegasyonu fon/gün Trygvelie'ye gönderiden mektupla Wash!ngton'daki Sovyet Rusya Büyükelçiliği vasıtası ile Dışişleri Bakanlığına verilen protesto­nun suretimi yayınlamıştır.

11 Şubat 1950

—Lake Succesıs :

Güvenlik Konseyinin dün öğleden -son-raiki oturumunda Himd Delegesi Bengal Rau söza'avak Pakistan Delegesi Za-

fivur.ah Han:n Perşembe günkü nut­kuna cevap vermiş ve Pakistanı bir ya-

yılma siyasi takip etaneklfö itham eyle­miştir.

Bundan sonra Zafirullah Hanın iddiala­rını reddeden Hind Delegesi Pakistan bileklerinin mevkilerinde: durmuyarak 1948 Ağustosu ile 1949 Ocak ayı arasın­da İKuzey böjgelerini de ikontraileri al­tına aldıklarını söylemiştir.

fiengal Rau'un konuşmasmdan sonra 'heyetlere Keşmir ımeselesi hakkında bir fikir sahibi olmak iımkânını veronek amaciyle müzakereler İtaldık okunmuştur.

—Lake Success :

Ekonomik Sosyal Konsey huzurunda Arjantin insan haklarını ihlâl et.mek.Ie itham olunmuştur. ıBu İthamı, İnsan Haıktarı Milletlerarası Birliği yapmıştır. Birlik, geçen Kataıun ayında İnsan Hak­ları Komisyonunda verdiği mufassal ra­porda, İşçi Partisi eısıki Başkan Yar­dımcısı Veveraggi'nin Ibeyanlarmı ele alarak, bu şahsın, Peron'a .karşı yapı­lan kamîoya .katıldığını itraf ettirmek için işkenceye mâruz kaldığın: ileri sür­mektedir.

—Lake Success :

Birleşmiş Milletler Milletlerarası muha­ceret teşkilâtı 1947 Temmuzu ile 1 Ocak 1950 arasında 690.000 den fazla Avrupa muhacirinin muhtelif memleketlere yer­leştirildiklerinibildirmektedir.

Son rakamlara göre, bu .müddet zar­fında 150.843 kişiyi barındırmış olan Amerika Birleşik Devletleri, muhacir kabul eden memleketlerin başında, İs­rail 116.000 muhacir kabul ederek ikinci ve Avustralya de 105.000 kişi ile üçüncü gelmektedir.

1:5 Şufoat 1950

—Lake Success :

Komünist Çinlileri, Man.cu.rya ile Sinki-an.g eyaletim Sovyet Rusya'ya satmak­la itham eden, Milliyetçi Çin'in Birleş-mişmill eti erdeki Baş Sözcüsü Dr. Ting-

feu, Sovyet Rusya İle komünist Çin arasındaki andlaşmanm bazı gizli mad­delerinin bu mühim bölgelerde müşte­rek Sovyet - Çin şirketlerinin kurulma­sını temin ettiğini söylemiştir.

Birleşmiş Mil­letler teşkilâtı içinde veya dışında bü­yük devletler arasımla yeni görüşmeler yapılmasına ait son teklifleri destekle­miştir.

Trygve Lie, bu .müzakerelerin tarihi ve şetkli hakkında hüküm verebilecek ye­gâne şahsiyetlerin ilgili memleketlerde dışişleriyle sorumlu olan kimseler oldu­ğu kanaatini izhar etmiştir.

19 Şufeat 1950

— Lake Success :

Birleşik Amerika'nın Atom Enerjisi Ko­misyonunda temsilcisi John Ross dün. radyoya verdiği beyanatta ezcümle şun­ları söylemiştir :

«Hidrojen 'bombası imâl etmek: hususun­da verilen karar aıtom enerjisinin kont­rolü yolunda müessir bir sistem kabul etmek lüzumunu ortaya çıkarmış ve umumi efkârı bu mesele üzerinde meş­gul olmaya sevk etmiştir.

Mamafih, halli lâzıım gelen meselenin âcil mahiyeti bizi muvakkat ve hayalî hal çarelerini kaîbule im eyl ettirmemeli­dir. Ciddi bir kontrola malik olmak el­zemdir. Bu sahada vaad kâfi bir teminat teşkil edemez.

Baruh Plânı isimi verilen Amerika'nın atom kontrol plânı aıtom silâhları inhi­sarına dayanmamaktadır. Bilâkis tou plânın tatbikiyle ibu sahada inhisarın bertaraf edilmesi düşünülmüştüav

Dâvanm halli için, Sovyet Rusya'nın atom enerjisi komisyonuna dâhil altı üyenin görüşmelerine iştiraki (kâfi değil­dir. Rusya'nın bu hususta ciddi müzake­relere girişmesi şarttır. »

Sovyet Rusya'nın 1947 senesi Hazira-nmdanberi yeni bir teklif veya tavsiyede bulunmadığını söyleyen Ross ilk Ameri­kan plârrn bilâhare muhtelif teklifler neticesinde bitr hayli değiştiğini belirt­miş ve demiştirki:

«Şimal plân bizce iyidıir, buna rağmen onu daima gözden geçiriyor ve tekem­mül ettirmek içi-n gayret sarf e diyoruz. Birleşmiş Milletler kurulunun 'bu husus­ta yaptığı en güzel hareket görüşmelere kapıyı açık bırakmak o'lmuştur.»

21 Şubat 1950

—Lake Suecess :

Trygve Lie'nin talimatı üzerime hazırla­nan Birleşmiş Milletler raporunda esir ticaretinin dünyanın birçok (bölgelerinde tatbik edilmekte olduğu bildirilmektedir. Raporda bu ticaretin Çi-n'de,Kamerun'da, blihasısa çocukların esir olarak satıldığı Tangani'ka'da Niger, İade, Malezyada, Bong-Kong'da ve Singapur'da, bu tica­retin revaç bulduğunu bildirmektedir.

—Lake Success :

Buıgün Birleşmiş Milletler Genel SeKreterâ Trygve Lie'ye gönderdiği ımektupta Yunan Delegesi Alexis Kyron Bulgaris­tan'ı «hudut hâdiseleri icat etmekle» it­ham etmekte ve hudut ihadiseı'.eriri ye­rinde halletmek isteyen bu hükümetin iki .memleket arasındaki münasebetlerin ıslâhına engel olduğunu iddia etmek­tedir.

—Londra :

Birleşmiş Milletler Vesayet Konseyi, Tanganika'da İngiliz idaresinin her hu­susta elde ettiği muvaffakiyetten dolayı İngiltere'yi tebrik etmiştir. Vesayet konseyi hayat seviyesinin yükseimiş olduğuna memnuniyetle işaret etmekte ve İngiltere'nin şimdiden sonra eğitim sahasında daha çok kolaylıklar temin etmesi lâzımgeldiğini ilâve etmektedir.

—Lake Success :

Güvenlik Konseyi Keşmir meselesini tas­dik ebmek üzere Perşembe günü öğleden sonra toplanacaktır.

2i2 Şubat 1950

—Lake Suceess :

Yarın yapılacak olan Güvenlik Konseyi toplantısı Cuma gününe bırakılmıştır. Birleşmiş Milletlere mensup iyi haber alan çevreler bu talikin Keşmir mesele­sini hal için bir aracı tâyin etmek üzere yapılan istişarelerin henüz sona erme­mesi yüzünden ileri geldiği fikrini ileri sürmektedirler.

New Jersey :

Birleşmiş Milletler Atom ıgnerjisi Ko­misyonueskiüyesi Fredesrick Osborn, Sovyet Rusya ile Ibeyhude - yere müza­kerelerle .geçirilen 'dört seneden sonra, atom en er j isinin Milletler ar ası kontrole tabi tutulması yolumda (bir plan hazırlanmasında, Rusların 'hiçbir zaman îştoir-liği yapmayacakları (kanaatine vardığını "Mldii-miştir.

23 Şubat 1950

Suceess :

Güvenlik Konseyi, tou gün görüşeceği Keşmir meselesinin müzaik ebesini Cuma gününe bırakmıştır. Hlndıistan ve Pa­kistan müstesna, bazı delegasyonların danışmalarda touitmımaüc üzere biraz -da­ha mühlet istedikleri zıımmen anlatıl-maktadır.

— Lake Success :

Amerika 'Birleşik Devletleri Dışişleri Bakan Yardımcısı Willard L. Tlıorp Bir­leşmiş Milletler Seikreterlâğinin Biirleş-miş Milletler Ekonomik ve Sosyal Kon­seyine verdiği v,e Mili etler ar ası tediye muvazenesinin, Amerika ithalâtını azalt­tığı için, bozulduğunu Sfoiıl-diıren bir rapo­ru Jtabuü etaı em ektedir.

Ekonomik ve sosyal konseyin bir top­lantısında Thorp, Amerika Birleşik Dev­letlerinin 'deniz aşırı devletlerle kalkın­ma ve inşa için yaptığı dolar yardımı­nın Amerikan ithalâtının azalan kısmı­nı fazlasiıyle ikarşiiladığmı söyleımiş ve demiştir ki:

«Bir çök mam lek etlerin ekonomik geliş-lişmes; büyüık. mikyasta kendi Ikudret-lerine bağlıdır.

Amerikan siyaseti, diğer srneımleketi erin moderni eşim es ine yardım etım-ekltîr ve böyle devam edecektir. Uzun zamandır dünya gayri .tabii ibir iktisadi olayla ıkar-şı karşıyadır. Amerika 'Birleşik Devlet­leri diğer memleketlerin istihsâl kuvve­tini artırmak için çok para ve gayret tarf etmektedir.»

— .Seoul :

Yedi üyeli Birleşmiş Milletler Kore Ko-Yiisysnu Başkanı Türk Delegesi Kasım Güleik bugün Kore. istiklâlinin «Uzak -' Doğumun istikrara varabilmesi için ana şant» oMug^ınu söylemiştir.

Kore Cumhurbaşkanı, yüksek şahsiyet­leri ve kamisyon üyeleri Önünde konu­şan Gülek hürriyet, müsavat ve adalet üzerine kurulmuş olan dünya sulnu ide-, ali için Kore'nin bir deneme tahtası ol­duğunu ıs öyleni iştir. Komisyon 'komünist­lerin idaresindeki Kusey Kore ile ikti­sadi ve sosyal ımiin as ebetlerin yapüima-sına manii hâdiseleri halletmeğe çalış­maktadır.

Gülek «'Komisyon muvaîfafciyetsizliğe uğrayamaz ve uğramıyacaktır,» demiş, Kore arazisinin sun'i olarak ikiye 'böîün-mesiinm harpten fcıeri vukua ıgelen ea büyük facia olduğunu, belirtmiş ve sulh yoliylle bu ayrılığa bir son verileceğini ümit ettiğini ibildinmiştir. Sovyet ve Amerikan askerlerinin Kore'de ikıi ayn bölga işgal ettikleri zaman husule .gelen, taksim Sovy eti erin 1948 de hür ve müs-taikil toir Kore (Hülkameti için halkın reyinin alınmasına iştiraki reddetmeleri üzenine devaım etımiştiır. Seçiniler Bir­leşmiş Milletler namına yapılmıştı. Bu­na ilâveten .Sovyetler EıMiği Kore'nin Birleşmiş Milletlere üıye olması teklif­lerini de daima veto İle reddetmişlerdir. Bugün Birleşmiş Milletler Genel Sekre­teri Trygve Lie namına okunan <bir teb­liğde Birleşmiş Milletlerin Kore Cumhu­riyetini desteklemeğe devam edeceği 'bil­dir ilmektedir.

27 Şubat 1950

— Lake Sucoeas :

Birleşmiş Milletler GÜvenlük Konseyi ya­rın Hindistan l'le Pakistan arasında Keşmir imeselesi yüzünden1 doğan anlaşmaz­lığı halil'etiTnek üzere dört devletin yeni bir teklifini ımüzaJiere için toplanacak­tır.

Amerika (Birleşik Devletleri, İngiltere, Küba ve Norveç tarafından arzedilen bu teklifli Hindistan ve Pakistan'a Keşmir arazisindsiki silâhlı 'kuvvetlerini çekmek üzere nazırlıklara başlam alarmı ve bu­nu beş ayda 'bitirmelerini emretmekte­dir. Her iki meımlekeıt de Güvenlik ıKoüi-seydnin tâyin edeceği fc&r Birleşmiş Mil­letler temsilcıisi tarafından yard:ım göre-cekıtir. Halen, faaliyette olan Birleş:miş Milıletlar Hindiban ve Pakistan Koımis-yonu dağılacaktır.

Teklif hakkında konuşan Amerikan d;e-legesi Ernealt Gross, askerlerin sekilme-

sinin anlaşmazlığın halli için birinci şart olduğunu söyliyerek« bu meselenin hal­line çalışan Güvenlik Konseyinin işi, her iki taraf da askerlerin çekilmesine ta­raftar oldukarı için. (kolaylaşmıştır. Şim­diki mesele askerlerin çekilip çekilme­mesi değil bunların <nasıl çekileceğidir» demiş ve dört devlet ".teklifinin «-bu âcil ve esaslı ihtiyaca» yöneltimiş olduğuna işaret etmiştir.

2« Şubat; 1950

— Lake Success :

Dün öğleden sonra Ekonomik Sosyal Konseyde Sovyet Rusya ve sömürgeler­de mecburi çalışma meselesi üzerinde daha ziyads siyasi mahiyette 'bir müna­kaşa başlamıştır.

önce Amerikan Çalışma Federasyonu Temsilcisi Toni Sentler, Baltık memle­ketlerinde Sovyet maikamları tarafından yapılan tevkif ve sürgünleri «insan nes­linin imhası» olarak tavsif etmiş ve mec­buri çalışmanın, Sovyet Rusya'nın ikti­sadi sisteminin ayrılmaz foîr unsuru ol­duğunusöylemiştir.

Daha sonra Dünya Sendikaları Federas­yonu Temsilcisi Draıllo, sömürge sahibi bazı memleketleri ve bilhassa Fransa'yı yerlileri mecburi olarak çalıştırmakla itham etmiştir.

Fransa Hükümeti temsilcisi Georg-e Eo-ris, Diallo'ya derhal cevap vererek Fran­sız mevzuatının her türlü -mecburi ça­lışmayı kesin olarak :nı enettiğin e işaretle bu temsilcinin, ithamılarınm îıiç bir esa­sa dayanmadığın: söylemiştir.

Bundan başka Fransa temsilcisi, Dünya Sendikaları Federasyonu temsilcisini bir sene Snce açılan bir .münakaşa esnasın­da (bir delegenin Rusya'yı bilhassa Si­birya'da esir kamplarını idame ettirmeik-le itham, ettiği zaman münakaşayı mas-kele'mek töhmetialtında -bırakmıştır.

Boris, mezkûr federasyonun 'bu durumu bilmemesine hayret etmiş ve bu müna-söbetle Sovyet Rusya heyetinin, Millet­lerarası tarafsız bir teşekkül tarafından yerimde yapılacak bir tahkiki daima reddettiğinihatırlatmıştır.

— Lake Success :

New-York Times'in fougrürukü nüshasında yayınlanan bir sahifelük ilânda Sovyet toplama kamplarında derhal araştırına yapılması ve Sovyet baskısından kaçan­lara yardımedilmesi ist emmektedir.

İlânın metninde 1943 den 1945 e kadar Nazi toplama ka.nî.p3arında esir olarak bulunan Fransız gazetecisi David Roasser'in feir telgrafı da vardır.

9 Şubat 1950

—Washington:

Federal Alman Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Franz Bluecher bugün yap­mış olduğu bir basm toplantısında de­meçte bulunarak şunları söylemiştir:

Sarre hakkında Fransız -ekonomisinin ihtiyaçlarını tasdik ediyoruz. Bilhassa Alman milletinin ve umumiyete bütün milletlerin yegâne menfaatinin Sarre meselesinin münasip bir anda ve sükû­net içinde halledilmesini âmir bulunmak­tadır.

Berlin durumunun şimdi Almanya'nın baş meselesi olduğunu teyit eden Franz Blucher, istilzam ettireceği fedakârlıklar ne olursa olsun Berlin'i birakmryacaklarını söylemiştir.

Alman Başbakan Yardımcısı, Almanya doğu bölgesinin Sevyet Rusya tarafın­dan boşaltılacağına inanmadığım belirt­miştir.

13Şubat 1950

— Berlin:

Ruslar 24 saat kadar bir müddet Helms-tedt'ten Berlin istikametine kamyon u-laştirmasmı serbest bıraktıktan sonra Pazar gecesi Berlin'deki küçük ablukayı yeniden şiddetlendirmişlerdir. Kamyon­cuların söylediklerine göre Ruslar tek­rar vesika ve yük kontrolüne geceden itibaren yeniden başlamışlardır. Alman polisi, mahallî saatle akşam saat sekizde Batı hududunun ingiliz bölgesi tarafın­dan 25 kamyonun toplanmış olduğunu bildirmiştir.

14Şubat 1950

—Berlin:

Berlin'de Sovyetlerin küçüik ablukayı tatbik ettikleri ve Helmstedt'deki Sov­yet hudut karakolunda takriben 50 kam­yonun vıgnld'ği Alman polis makamları tarafından bildirilmiştir. Batı Almanyâyı Berlin'e bağhyan 110 mil uzunluğundaki otostradda seyrüsefer Pazartesi günü hemen hemen normal olarak devam et-m;stir. Maamafih Pazartesi de dâhil ol­mak üzere, hafta sonlarında fazla izdi­ham yoktur.

Diğer taraftan, Batı Aîmanya'daki tica­ri temsilcilerle Sovyet bölgesi idari ma-makları arasında müzakereler başlamış bulunmaktadır.

Bu görüşmeler, doğu ile batı Almanya arasında ticari münasebetleri tesbit et­mek ve batı Almanya'dan doğu Alman­ya'ya çelik nakliyatı üzerinde konan ambargoyu kaldırmak maksadiyle ya­pılmaktadır.

16 Şufoai 1950

—- Berlin:

Doğu Almanya'da Komünist nüfuzu al-tmda bulunan millî cephe, bütün işgal kuvvetlerinin Almanya'dan çekilmesini, barış antlaşması imzalanmasını veya birleşik bir Almanya kurulmasını istî-yen politikasını bir defa daha teyit et­miştir.

Millî cephe basm muhabirlerine göre, komünistlerin Alman Federal Cumhuri­yetine ve batılı işgal devletlerine karşı yaptıkları hücumların tekrarından iba­ret olan 10 noktalı bir program kabul etmiştir.

Millî cephe aynı zamanda, Batı Alman­ya'da işgal statüsünün, Rhur idaresinin, müttefik askerî güvenlik dairesinin ve müttefik yüksek komiserleri tarafından Federal Hükümete daha geniş yetkiler verdiren anlaşmanın kaldırılmasını iste­mektedirler.

Bundan başka millî cephe, Sovyet Rusya ile daha sıkı ticari bağlar kurulmasını tavsiye etmektedir.

2O Şubat 1950

— Berlin:

Sevyetler Berlin'de «küçük ablukayım tatbik ettiklerinden beri, batı bölgesi kumandanları Keyfiyeti Sovyetler nez-dinde dördüncü defa olmak üzere pro­testo etmişlerdir. Protestoda Sovyetler, hesaplı hareketlerle Berlin'le batı bölge­leri arasında normal seyrüseferi tahdit etmeğe çalışmakla suçlandırılmaktadır­lar.

Diğer taraftan, İngiliz himayesi altında yayınlanan komünist aleyhtarı «Tele-graf» gazetesi, doğu Almanya Başbakan Yardımcısı Walter TTlbericht'in bu hafta içinde Moskova'ya hareket edeceğini bil­dirmiştir.

Gazete, Mosyova görüşmelerini mütaa-kıp, Komünist Partisinde doğu Alman­ya'nın sağcı partilerinde tasfiye hare­ketlerine girişildiğini yazmaktadır.

— Berlin:

Batı Almanya'ya ait demir, çelik ve hurda madenî eşya yüklü 30 kamyon dün Sovyetlerin yeni bir abluka manev­rası İle durdurulmuştur. îngiliz makam­ları kamyonların milletlerarası Berlin yolundan Soyvet bölgesine girince dur­durulduğunu bildirmişlerdir. Kamyonla­rın çoğu demir ve çelik yüklü idi. Bir­kaç tanesinde de batı Berlin'den batı Almanya'ya gönderilen hurda maden vardı. Hudut karakollarmdaki Alman polisleri dün ulaştırmanın gayet ağır ce­reyan ettiğini bildirmişlerdir. Kamyon­ların huduttan geçişleri müdahalesiz ol­muş ve nöbetçiler, yükleri ve vesikaları gayet çabuk tetkik etmişlerdir.

25 Şubat 1950

— Bonn:

Yüksek Müttefik Konseyi, Başbakan Adenauer'in Alman demir sanayiinin yeniden teşkilâtlanması hakkındaki ka­nunun Alman Hükümeti tarafından ha­zırlanmasına ait teklifini dün reddetmiş­tir.

Yüksek Müttefik Konseyi, işgal satatü-sü ve Petersburg Anlaşmasına ve îngi-lîz-Amerikan askerî hükümetlerinin 75 numaralı talimatnamesine göre bu me­selenin müttefiklere ait olduğunu bildir­miştir. Bu talimatnamenin tatbik şekilleri halen

müttefikler tarafından incelenmektedir. Bununla beraber iyi haber alan bir kay­naktan öğrenildiğine göre Müttefik Yük­sek Komisyonu bu hususta kanun yap­mak yetkisini muhafaza etmekle bera­ber Alman uzmanlarının noktai nazarla­rını dinlemekte bir mahzur görmemek­tedir.

1Şubat 1950

—istanbul :

İktisadi işbirliği idaresi Türkiye İcra Komitesi Başkanı Mr. îtussell Dorr bu sabadı saat 1 de uçakla Washing'ton'a hareket etmiştir.

—Paris :

Ekonomik İşbiliği Teşkilâtı, Hollacıda Dışişleri Bakanı Stikker'i teşkilâtın si­yasi ımüdüri'üğ-üne tâyin, etmiştir.

M. Stikker'in vazifesi bu teşkiüât içinde işbirliğini sağlamak olacaktın. Avrupa İktisadi İşbirliği. Konseyi bu ısalbaih son oturumunu yapmıştır. 18 ba­kan, Avrupa İktisadi İşbirliği! İdaresine gönderilecek olan tali raporun ana hat­larına ve (bilhassa Klerîng1 birliği tasa­rısının umuımi prensiplerini tasvip et­miştir.

'Bakan yardımcılarının raporu kesin olarak tanzim .etmek üzere yarından iti­baren toplanmaları muıhtemledir.

!Mübadelenin serbest bırakılmasına dair Konseyin* aldığı ikaraır-lar bugün öğleden sonra bildirilecektir.

2Şufoat 1950

—Paris :

Vaşsington, İktisadi İşbirliği İdaresi dün 34,471,000 dolarlık yeni ödenekleri kaibul etmiştir. Kredi açılan nıeımleket-ler- ve miktarları şunlardır: Almanyadaki İngiliz - Amerikan bölge-sine, Amerikadan haım şeiker ssıtm alın­ması için 21.260.000 ve Avusturya'ya 2.022.000 dolar. Bunun 1.112.0.00 doları ile Amerikan arpası »atın alanacaktır. A'lman Federal Cumiıurİyetine Aımeri-kan çavdarı saıtm alması için 1.500.000 dolar.

Kuzey Afrika ve deniz aşın Fransız ülkeİerin bilhassa Birleşik Aanerika ve Kamaıda'nın tarım ımalzemesıi aknıniası için '3.720.000 dolar. Bir ımiıiyamı ile A-merikan miotıörlii vasutaları alması için YunanMiana 1.900.000 dolar ve ayrıca tsvig'e 70.000 dolar.

6 Şuto 19501

— Ankara:

:Bir 'müddetdemberi BaJtı ve Orta Ana­dolu'da Marshail yardumı -ile ımeımleike-tdımize gcıtirilen. tarıım aletlerinden köy­lülerimizin ne dereceye kadar istifade ettiklerimi ve 'maıkinelerin elkim kapasi-tesifni tetikik ve tesbit bitmek iç:n bir seyahat yjapımiş olarj İktisadi îşibiirlîği İdarasi1 Tanım Uzmanı IMr. Rİch^vine, bugün öğıleıdcn sonra bir basın toplan-ıtnsı yaparak, bu seyahatin intiıbalannı gazeıtecilere bildirmiş !ve sorulan sual­lere cevap vermiştir. iRichvrine, ezcümle şunları söylemiştir:

«3Bu B'eyahatten elde etltâğtoı mtilba şu-dtır: ÇKtçiler, 'el'jerindeıki: toprakların ihtiyacı olduğundan dalha fazla ıkapa-sitede tr-aıktör alımaya ımütemayıildir'îeır. 24 ıbelgir kuvveıtinde bir traktör, 2 ilâ 3000 deıkarhk araziyi Ibuğday ziraat! için. ekip Jıazırlıyabilir. Bu majklneler, eskime ve .tamir masrafları hesaba alın­madan bir dekarlık araziyi 2,5 lira mas­rafla .ekmektedir. Küçük bir çiftlik İçin lâzım olan ufak biır traktör, bir ağızlı pulluk, bir biçer döver 12,500 liraya sa­tın alınabilmektedir. Bunun yerine bü­yük bir traktör aldmdığı takdirde, bu kadar para ile bütün diğer aletler alm-jimyacağı gibi, Wr dekarlık yer'e 2,5 ye­rime 4,5 İdra sarfedilecek ve belki de to­hum ekme işini elle yapmak lüzumu Ihasü olacaktır. Bunum için Türk çift­çisi,kendi ihtiyacınispetindetraktör

almak ve ikalan parasını diğeır lüzumlu aletlere vermelidir.

İkinci mühim mesele şudur: Çiftçiler traktör Lâstiklerini lüzumundan fazla şişirmektedirler. Lastik normal olarak şişirirler ve ajjırMk konursa traktör daha fazla iş yapanı, daha çok yük çe-îker, randıman alınır. Tekerleklerde ağır­lık meselesi, ya tekerleklere ağırlıklar ilâvesi ile kabil olur, veya tekerlek içi­ne su konularak temin eciîlir. Tekerle­ğin içine 'konulacak Iclorür kalsiyum, suyun pdonmıasKrına Önüne g&çer. 220 lit­re suya 55 kilogram klorür kalsiyum lüzumdur. Bu ımaüılul tekerlâk ve lâsıti-ğe hiçbir zarar verımlyeceği gibi oki te­kerlek için 24 lira masrafa imal olur. Traktör satın alam çiftçilere, fabrika­ların buradaki mümessi ilerinden ve ba­sılan kitaplardan karşılaştıkları zorluk­ları yenmek için lâzum olan malumatı alabilirler, bunun1 için. Tarım Bakanlı­ğına müracaat ederlerse, bakanlık mü­messillerle çiftıgi arasında irtibatı te­min eder.

Küçük çiftlikler de birleşerek traktör alabilirler ki, Türkiye'de buna bazı mi­saller gördüm.»

Mr. Ri!chwine, küçük çiftliklerde büyüık traktör kullanmanın mahzurları üzerin­de bilhassa durmuştur. Memleketimizdeki traktör miktarı ve ıbu. traktörlerin nerelerde çalıştırıldığı hakkındaki soruya da, Rİclhwıine, şu ce­vabı vermiştir:

«IHalem 200 .traktör Türkiye'ye; yedek parçaları ile 'beraber .ge'ımlş ve hemen (hepsi satılmış ıbulunm aktadır. Nisan ayına, yani yeni Ekim mevsimi başına kadar 2200 traktör daha gelecek ve bu­nu müteakip 2000 traktör daha iısmarlanac aktır.»

iMr. Ricftıw1n«, Uirifa 'Civarındaki çiftçi­lerin traktörl'e ziraat yapmak ist:edik-lerini 've yapılan talep üzerine fi>ir haf­ta sonra oraya bir seyahat yapacağım söylemiş ve .sözlerine şöyle son vermiş­tir:

«Türk çiftçisinin, Hükümetin ve mümes­sillerin büyük bir 'hüsnüniyetle ve canla-başla çatıştıklarından eminim. Ufak te­fek hataları düzeltmek için basının yar­dımına ihtiyacımız vardır. Şunu da bil­hassa hatırlatımak isterim ki, Marshall

Yardım 'Plânının en müMm noktası ta­nım, programıdır ve Türkiye Cumhuri­yeti Hükümeti de buna büyük bir ehem­miyet ve nm ektedir.»

7Şubat 1950

—Ankara :

iktisadi işbirliği İdaresinden bildirildiği­ne ıgöre, Güzel Sanatlar Umum Müdü­rü JSTecil Kâzım A'kses Türkiye'de açı­lacak olan, fotoğraf, afiş ve çocuk sa­nat eserleri müs ab alı alarma nezaret edecektir. Bu müsabakalar MarshalT Plâna tarafımdan desteklenmektedir. Türk vatandaşları arasında yapılacak bu müs a,b akalamda kazanan eserler, ıMarshall Plânn memleketleri arasında açılacak olan diğer bir müsabakaya ka­tili acaıMır.

M'üs ab akalara ikatılmaık istiyenler Gü­zel ıSanatliar ^Müdürlüğüne müracaat edeceklerdir. Müracaat .müddetleri, afiş müsabakası için 30 Nisan, çocuk sanat­ları ve fotoğraf müsabakaları rçin de 15 Mayıs tarihinde sona erecektir.

Afiş ve fotoğraf müsabakaterında bi­rincilere 500, likimcilere 300 ve üçüncü­lere de 200 lira mükâfat verilecektir. Bunlardan başka beğenilen eserler de ilân edilecek ve 20 şer lira mükâfatı da­ğıtılacaktır.

Eserleri inceleyecek olan jüri heyaiti önümüzdeki hafta ilân edilecektir.

8Şubat 1950

—Paris :

Avrupa Ekonomik İşbirliği Teşkilâtı, kalkınma programının ilk iki senesin­de Avrupa'nın kaydettiği ilerlemeleri göaden geçirmiştir.

İşbirliği Teşkilâtı Gerjel Sekreteri1 Mar-'gelln bu ilerlemeleri «fevkalâde» ola­rak vasıîliandınrmş ve «Amerikan yar-dumı ve Avrupa'nın kendi gayreti sa­yesinde Batı Avrupa memleketlerinin ekonomik gelişmesi hiçbir zaman bu kadar çabuk olmamıştır» demiştir. Avrupa iktisadi İşbirliği Teşkilâtının raporunda, 1952 de dolar yardımı sona erdiği zaman Marshall Plânından fay­dalanan momleket'lerin umumi bir kriz karşısında buılunımiyacakları fakat ticaret muvazenesinin geme de nazik ibir durumda olacağ* Ibelaıritlimcıkt:eıdlr.

Raporda, (Batı Avrupa'nın şiiımdaki istiih-salinin 1947 dekinden üstün 'oMuğu ve dolar açığının yan yarıya kapatıldığı bildirilmektedir. M, Margelin, bu açığın 1952 ye kadar, Avrupa'nın dolar ithalâ­tının dörtte 'birine indirileceği kanaatini izhar ederek buna, para yatırımı gibi çarelerle karşı korjuialbıiLeceğ^ni ilâve et­miştir.

Rapor, Amerikan tarifelerinin dolar ka­zanmak çarelerine tek âmil olduğunu belirtmekte ve Amerikan tarifeleri po­litikasında bir değişiklik yapılmasını is­temektedir.

—Paris :

Avrupa iktisadi IştoiMği İdaresinin se­nelik ikinci raporunun yayınlanması (münasebetiyle, Manshall Plâna Büyük Elçisi AevereU ıHarriman şu beyanatı vermiştir:

Avnipanim kalkıaımaısı ve bu sahada ha­la haliediimemiş bulunan güç meseleler uğrunda tahakkuk ettirilen cesaret ve­rici terakki, bu idarenin, Avrupanın ik­tisadi hayatında daima artanı faydasını göstermektedir.

Bu idare, 12 [hükümetin kollektif hüküm ve kararlarını temsilî ettliği için ibilJıasa manalı bir hususiyet arz ektedir.

10 Şubat 1950

—Ne w-York :

Avrupa iktisadi İşbirliği teşkilâtına mensup 7 şahsiyet uçakla Paris'ten $ew - Yonka gelmiş ve İkıtisaıdi İşbirliği Mşfciûâıtıaım yıllık ikinci .raporu ve Mars"-iıall Plânı meseleleri üzerinde müzake­relerde ıbuilunmak üzere hemen Waslıing'-:on'a hareket etmiştir.

İl Şubat 1950

—New-York :

iktisadi İşbirliği teşkilâtının teşebbüsü Ie Birleşik Amerika'ya gelen beş mem-ekete mensup turizm uzmanlarından, Xirk Murahhası Ahmet ŞükrüEsmer,

Lmerikan otelleriyle, bu memlekette tu-izm safhasında 'mevcut kolaylıkları tet-

:kik etımek üzere, 'dün trenle Filadelfiye ile Atlantic City'ye hareket etmiştir.

rSon 24 gün zarfında Türk murahhası, (beraberinde Belçika, Halânda, İngiltere ve İrlanda tetmsiaciieri olduğu halde, Bir­leşik Amerika'nın Doğu sahilindeki şe­hirleri ziyaret etmiştir.

;lki gündenberi bu grup, New-Yorik'ta otel idaresi hakkında verilen muhtelif konferanslarda hazır buılummuştuo1. Perşembe gecesi Amerikan radyosunda konuşan Ahmet Şükrü Esmer, Türkiye'­de seyahat etmenin faydaları hususunda idimi eyicilere izahat vermiştir.

—Washington :

İktisadi İşbirliği Teşkilâtı İdaresi Paul 'Hoffiman ile Federal Almanya Başbakan Yardımcısı ETranz Bluecher arasında dün yapılan uzun görüşmeden sonra Hoff-man basına verdiği beyanatta, İktisadi İşbirliği İdaresinin Almanya'ya, en âcil iktisadi meselelerini halledebilmesi için yardımda buâunacağını söylemiştir. İktisadi işbirliği idarecisinin belirttiğine göre, bu yardım, Marshall Plânı malze­mesi karşılığının maırk olarak Almanya emrine verilmesi suretinde ve (bilhassa Alman (mesken inşaat programına para tahsis etmek şeklinde yapi'Lacaktır. Çar­şamba 'günü Federal Parlamento taral'mdaın tasdik edilen, İktisadi İşbirliği programının Almanya '.d alki tatbikatı cümlesinden olan iki'taraflı anlaşmalar haıkkinda Hoffman, daha önce askerî işgal [makamları tarafından taşman me-su'li'yetin aynen Almanlara intikâl edece-ğ^iiûi bildirmiştir.

Hoffman, bu anlaşmaların, Almanya'ya, Batı camiasında tekrar ehemmiyeti! bir memleket olmak fırsatı verdiğini ilâve ederek sözlerine son vermiştir.

—Londra :

ıBugünkü sayısında Avrupa İktisadi lş-ıbirliği Teşikilâtının yıllık raporunu tetkik eden «Observer» elde edilen başarıların (beklenilenlerden çoK büyük olduğu ne­ticesine varıyor. Observer, önceden tes-iblt edilen istihsâl miktarlarma erişildik­ten başka bunlaırın aşıldığını belintımek-te ve diğer (taraftan devamlı bir dünya ticaret muvazenesinin ikuruilmaMa. oldu­ğunu,mesutve müreffeh bir Avrupa görmek imkânlarının da ber zamankin­den fazla kuvvetlendiğini ileri sünnıek-tedir.

14 Şubat 1950

—Londra :

Avrupa iktisadi İşbirliği İdaresinin «si­yahi arabulucusu» Dirk .Stikker ibu sa­bah Dışişleri Bakanı Ernest Eevin ve Maliye Bakanı Sır Stafford Cripps'le görüşmüştür .

16 Şubat; 1950

—Waıshitıgton :

Bugün, Marslıall Plânı genel karargâ­hından bildiril'diğine göre, Türkiye'deki Batı linyit ımaden ocaklarını geliştirmek 'maıksadiyle 1.268.000 doHâr ilâve tahsi­sat kabul edilmiştir. Bu güne kadar ;ka-'bul edileıı para yekûnu 2.136.000 dolar olup Sama, Tunçbileîk ve Değirımisaz ocaklarının geliştirilmesi İşine harcana­caktır.

İktisadi İşbirliği İdaresi Türkiye İcra Komitesi Başkan Yardımcısı M.v. 'Orren R. iMc Junikins, ibu hususta gönderdiği raporda, madenlerin geliştirilmesi neti­cesinde, 1952 senesine kadar bu Üç ma­den ocağının, vasati istihsâlinin yüzde elli nispetinde artacağını beyan etmiş­tir.

Mr. Mc Junkins ezcümle demiştir iki: «1952 senesine kadar bu üç maden oca-ğnnınl.140.000 ton işlediğini görebilece­ğimizi ümit ediyoruz. Bu işe, 1948 se­nesine nispetle 440.000 ton bir artış de­mek olacaktır. İstihsal bu ihale gelince, Türkiye'ye sadece yakıt ihtiyacını kar­şılamış [bir -memleket nazariyle ıdeğil, fakat kömüre ihtiyacı olan dünya piya­sasına kömür veren ihracatçı bir mem­leketnazariylebakacağız.»

Soma'da geliştirilmekte1 olan tesisat, elektrik santralinin genişi ©turnesi, ilâve maden teçhizatı satm allaması ve ha­vai hatlarla nakliyat yapılmak suretiyle nakliyatın artırılması olacaktır. Tunç-bilek'de ise, nakliye hattı ve vagonetler, varageller ide ımüte'mmim mad&n teçhi­zatı ikurulacaktır. Değirmisaz'da yapı­lacak olan başlıca geliştirme, yer altı çalışmalarının. makmeleştirikneleTi ola-

18 Şulbat 1950

Marsh ali Plânı tatbikatının Avırupada kaydettiği terakkilere hasrettiği bir baş­yazıda New-York Times.Gazetesi, Av-, ruıpa kalkınmasına yardım' etmek -üze­re, Birleşik Amerika'nın Avrupadan .ge­lecek mal itnalâftının artırılmasına mü­saade etmesi lâzımgeldiğini (belirterek şunları yazmaktadır: Birleşik Amerika ithalâtı serbest bıraik-ımak için şimdiye kadar [yaptığından faz­lasını yapmadıkça fou işte herkese mi­sal olacak bir tavır takınmış olmaz. Zaten meselenin yalnız ahlâki değil, bir ide ameli cephesi vardır. Avrupa İktisadi İşbirliği Teşkilâtı vası-tasiyle yardıma iiânıihaye devam 'edeme­yiz. Avrupada bizim tarafımızdan hü-küınıeıt yardımının devamını ilüzuımsûz kılacak bir 'durum yaratmak için gele­cek iki sene zarfında muhakkak ki ehemmiyetli fakat mahdut olan kendi ıka-yiıaTtl arımızdan İstifade etmeliyiz. Eğer 4 senelik Marshall Plânı tatbikatı Avrupayı komünizme temayülden men-edemezse bütün bu gayretler nafile ola­caktır. Batı Avrupa İktisadi İşbirliği 250 milyar dolar geliri ve 270 milyon nüi'usu ile hürriyet ve'deimokrasinin devamı için ikuvvötli bir garanti olacaktır. Bizi böy­le bir hükümeti hakikat haline getiııme-ğe sevikeden. âmil 'Şüphesiz ki hodbin ve maddeci bir düşünce değiıldir.

2ıl Şufbat 1950

-— Washington :

İktisadi İşbirliği İdaresi, .Başkan Tru-man tarafından Avrupa yardımı için is­tenen 3 ımilyar ılOÖ .mi'lyon dolar tuta­rındaki fondan 500 milyon dolarlık bir kısıntı yapmıştır.

İktisadi İşbirliği İdaresi bu 500 milyon doların Avrup ahi arar ası ticareti kolay­laştırmağa matuf ödemeler sitemine tahsisini istemiştir.

Bu iki karar Ayan Meclisi Dışişleri Ko­misyonu Başkanı Connally tarafından açıklanmıştır. Bu suretle Birleşik Ame­rika Hükümeti, İngiltere'nin bu nokta üzerindeki 'mukavemetine rağmen, Avrupanm iktisadi birliği istikametinde gayret sarfctmeğe azmetmiş görünmek-itedir.

Bunun için Avrupa Tediye Birliği namı altında bir teşkilât kurulacaktır ve bu teşkilât muhtelif memleketler arasında bu çok taraflı mahsupları yapa­cak ve bilhassa ithalât serbestisi yüzünden tediye muvazeneleri açık veren memleketlere kısa veya uzun vadeli krediler açacaktır. En kısa şeklinde si­ze anlatmağa çalıştığım meseleler bunlardır».

Bu hususta Türkiye'nin vaziyeti nedir?»

Türkye esas itibariyle ticaretin serbestleşmesine taraftardır. Fakat baş­ka memleketlerin bu sahada maruz kaldıkları veya kalacakları müşküller Türkiye'de daha fazla mevcut olabilir. İthalâtın serbest bırakılması yüzün­den tediye muvazenemizde husule gelebilecek açıkların ve borçların uzun vadeli kredilerle karşılanması ve diğer Batı Avrupa memleketlerine nispetle, iktisadiyatımız daha az ilerlemiş olduğu için inkişaf halinde bulunan m?llî en­düstrinin gözönünde tutulması şarttır.

Biraz evvel söylediğim gibi ithalâtın kısmen serbest bırakılması ve bu ser­besti nispetinin daha fazla artırılması için ana şart, iyi bir tediye anlaşmasının yapılması ve tatbikatının herkesi tatmin edecek iyi neticeler vermesidir. Şu lemek lâzımdır.

b—Toplantıda umumi cereyan nasıldı?»

«— Herkezde bir neticeye varmak hususunda büyük arzu ve iyi niyet vardı. Fakat hiç kimse büyük müşkülâtı inkâr etmiyordu. Maamafih gidiş ticaret serbestisine yani Avrupa piyasasında serbest rekabete doğru bir gidiştir. Bu­nu şimdiden görmek ve buna göre hazırlamak icap eder kanaatindeyim».

«— Paris'te M. Hoffman'la mühim bir mülakat yaptığınızı gazetelerde oku­duk. Bu hususta malûmat verir misiniz?

«— Amerikan Yardımı İdarecisi M. Hoffman ile ve onun Avrupa Büyük El­çisi M. Harriman ile görüştüm. M. Hoffman'ı Amerika'da tanımıştım. M. Har-riman da bildiğiniz gibi geçen sene Ankara'ya gelmişti. Paris'te bulunmadan bilistifade Marshall Yardımının bu iki büyük idarecisi ile görüşmekten bah­tiyar oldum. Kendilerine Türkiye'nin iktisadi ve malî vaziyetini izah ettim ve bilhassa 10 senedir seferber halde bulunan ve halen bütçesinin yarısını millî müdafaasına vermek mecburiyetinde kalan Türkiye'nin diğer Batı Av­rupa memleketleri gibi sulh ekonomisine giremediğini ve bu yüzden içinde bulunduğu tek müstesna durumu anlattım. Bütün dost Amerika ricali gibi memleketimize çok yakın alâka gösteren M. Hoffman ve M. Harriman'm bu izahatımı büyük bir anlayışla karşıladıklarına eminim».

— Roma'da bir temasta bulundunuz mu?»

— Hayır. Havalar çok fena olduğu için Roma'ya kadar trenle geldim. Ro-ma'daki tevakkufum pek kısa sürmüştür».

— Yardım meseleleri dışında umumi siyasi vaziyet hakkında intibalarımzı öğrenebilir miyiz?»

— Anlaşma ve sulh ümitlerinin bu defa daha da azalmış olduğunu esefle gördümnımez...

Yasan: Nadir Nasli

19 Şubat 11950 tarihli «Cumhuri­yet» den

Avrupa Ekonomik İşbirliği teşkilâtına dair Fransız Bilgini François Perrux'un acı şikâyetinden bahseden yazısında mu­harrir şu .mütalâayı yürütüyor:

Ancak, İktisadi işbirliği teşkilâtına ka-ıtılan hüküm eti ere ve -onları temsil eden delegelere, niçin İstikbali görerek çalış­mıyorlar diye kızmak da doğrusu elden gelmiyor. 'Bunların içinde fcir Avrupa bir­liğine inammadığı halde, sırf opportünist malkaatlarla teşkilâta girımlş olan­ları belki vardır. Fakat büyük çoğunlu­ğun, tıpkı Perroux gibi, federasyon lil-iküsüne bağlılık .duyduğundan şüphe ede­meyiz. Yoksa koskoca teşkilât nasıl mey­dana gedildi?

İş jböyle olunca, her üyenin iniğin kendi çıkarını Ön plâna alıp da birlik fikri uğ­runa fedakârlığa katlanmadığı mesele­sini çözmek, hâdisenin sebebini bulmak lâzımdır, ©izce bu sanıldığı kadar güç değildir: Her teşkilat bir nizama daya­nır. Nizam da, müeyyideleri olan bir ta-ikıan disiplin kaideleri .demektir. Avrupa birliğine ait bütün teşebbüsler - (o ara­da tabiî iktisadi İşbirliği 'Teşkilâtı da)

henüz .Kuruluş devirlerini, yaşıyorlar. Bunlar -modern devlet bünyelerinde gör­düğümüz hukuki - slıyasi (birer uzviyet halini alamamışlardır. Faaliyetleri daha ziyade Milletlerarası İbirer (konferans ol-ımafetan Öteye geçemiyor. 'Her hükümet orada kendi millî 'menfaatlerini korumak endişesiyle hareket ediyor, delegelerine o yalda talimat veriyor. Böyfe olunca da, toplantıları ister istemez Milletler Cemiyeti devrinin kısır tartışmalarım an­dırıyor.

Bu şartlar altında, üye hükümetlerin hepsi yarınki Avrupa 'birliğine inansa-lar ıbile şirndikliık foaşka türlü hareket edemiyeceklerdir. Nasıl etsinler ki, on altı devlet bir bahiste beraberce bir ne­ticeye varabi'lımek için herhangi bir mü­eyyide şartından mahrıımdurlar. Bunla­rı temsil eden delegelerden bir kısmı, kendi hükümetleri adıma 'bazı fedaltâr-lııklara kalkamazlar .Hattâ hükümetle­rinin rızasiyle de olsa, böyle ıbir hareket bugünkü mevzuata göre vatana ihanet sayılacaktır.

Görülüyor ki, akla yakın ve çekici ol­makla Iberaber Avrupa Birliği fikri he­nüz olgun bir hale gelmekten uzaktır. Bunu .günden ıgüne pişirip kıvamına ge­tirmek için daha bir hayli çalışmak ge­rekiyor. Perroux ayarındaki (Oilglnleria devamlı gayretli 'birlik fikrine inanan­lara kuvvetli foir destektir.


Kıra'l tarafından imzalanan kararla 1S0Ö aday yeni seçim mücadelesine başlamış «luyor.

Muhafazakârlarla işçilerin çok çetin bir mücadeleye girişecekleri anlaşılıyor. Winston Churchill, bugün Leeds sanayi bölgesinde mühim foâr nutuk söyliyecek-tir. Bu sbölge, muhafazakârlar için çok eheımmîyetlidir. Çünkü geçen seçimler­de işçiler 6 saylavı oHan Leeds'den 5 say­lav çıkarmaya .muvaffak olmuşlardı, işçi Partisi de mücadele hazırlıklarına başlamıştır. Başbakan Yardımcısı 'Her-bert Morrison, önümüzde'ki Çarşamba gecesi radyoda partilere -hitap edecektir. Başbakan Clement Atllee de yatkında Kuzey İngiltere ve îskoçya'ya giderek 34 yerde nutuık söyliyeçektir.

— Londra :

— Seçim mücadelesi çerçevesi dahilinde Leeds'de bir nutuk söyliyen Ciıurchill Fransa, Almanya ve İngiltere arasında bir anlaşma yapılmasını tavsiye etmiş­tir.

Sosyalist İngiltere'nin dünyada yalnız olduğumu söliyen eski Başbakan, İngil­tere'nin şimdiki durumuna karşılık Fransa, Belçika, Danimarka ve harp .sonrası ATmanyasmda görülen kalkın­mayı zikrederek demiştir iki:

«Sosyalistler Almanya'da çok işsiz bu­lunduğunu iddia ediyorlar. Halbuki Al­manya'ya Doğu 'bölgelerinden 8 milyon mültecinin geldiğini unutuyorlar. Alman­ya'nın kalkınmasını ktiçümsemeyiııiz. •Ben bundan me-mmimuan. Fransızlar ve Almanlarla 'birlikte çalışmak niyetinde­yim.

Benelux dostlarımız ve demirperde dışın­da bulunan daha birçok memleketlerle birlikte biz geniş ve sağlam, hür, me­deni ve demokrat ıbir .milletler (birliği teşkil etmekteyiz, ve bu milletler bir kerre kaynaşıp anlaştı mı bir daha kolay kolay sarsılmalarına im'kân ıkaJmaz». Bundan sonra Fransa'daıki siyasi vazi­yeti tahlil eden Churchill şu sözleri söy­lemiştir.

Ben hapte veya sulhte 40 sene müddetle Fransa ile birlikte çalıştım Fransa'nın kalkınma yolunda yapmakta olduğu söz .götürmez terakkilerden memnunluk duy­maktayım. Fakatşunuda söylevim ki

Fransa'da siyasi hayatta görülen fırtı­nalar İngiltere'ye göre değildri». Churchilı bilâhare İşçi Partisinin iktisa­di İdaresini sert bir şekilde teakid ede­rek millileştirme programım vermiş ve nihayet mecburi askerliğe taraftar oldu­ğunu söylemiştir.

5Şubat 1950
— Londra:

İngiltere seçim mücadelesi şiddetlenmek­tedir. Bugün konuşan Savcı Hurtley, ChurchUI'i şiddetle tenkit etmiş, Muha­fazakâr Parti Liderinin vaziyetini kari-katürize etmekle suçlandırmışUr. Savcı «Muhafazakârlar iktidara gelirse işsizlik artacak ve ücretler çoğalacak­tır» demiştir.

Diğer bir yerde konuşan Başbakan Yar­dımcısı Morrison daiberallerden işçi Partisini desteklemelerini istemiştir.

— Londra:

Shawcross bugün Churchill'e cevap ve­rerek muhafazakâr lideri şiddetle tenkit etmiş, muhafazakârların iktidara gel­mesi halinde İngiltere'nin uçurumda ol­duğunu ve fiyatların da derhal yüksele­ceğini söylemiştir.

Morrison da liberallere hitaben verdiği nutukta muhafazakârlara hücum etmiş ve Liberallere, reylerini; içtimai terak­kiyi temsil eden İşçi Partisi lehine kul­lanmalarını bildirmiştir.

6Şubat 1950

— Londra:

Siyasi çevrelerde muhafazakârların ö-nümüzdeki seçimleri kazanması halinde İngiltere'nin müstakbel Dışişleri Bakanı olarak gösterilen Sir Anthony Eden bu gece B. B. C. Radyosunda bir .seçim ko­nuşması yapmıştır.

Eden bu konuşmasında, «siyasi renkleri» ne olursa olsun İngiltere'nin bütün mem­leketlerle dost geçinmesi lâzım geldiğine işaret ettikten sonra söylerine şöyle de­vam etmiştir:

Hidrojen bombası, önümüzde müthiş bir tehlike olarak durmaktadır.. İngiltere her şeyden önce sulhun muha­fazasına çalışmalıdır. Geçen umumi seçimler sırasında bize çok defa solcularla ancak solcuların bağdaşabileceğini söy­lediler ve biz de Sovyetlerle münasebet­lerimizin daha sıkı ve dostane bir şekil­de devam etmesini bekledik.Fakat maa­lesef bu ümidimiz tahakkuk etmedi1. Bu yola itimat edilemiyeeeği muhakkaktır ve devamlı bir dünya sulhüne bu yoldan .ulaşılamaz. Sulhun tesisi için milletler arasında birbirine itimat ve milletlera­rası kaidelere riayet lâzımdır. Birleşmiş milletlerin böyle bir müşkülâtla karşı­laşmasına sebep teşkilatındaki bozukluk değildir ve meselenin mühim kısmını da bu teşkil etmez. Milletlerarası bir mües­sesenin teşkilâtı iyi de olsa behemehal çalışması icap etmez. Bunu temin için büyük kuvvetlerin bu teşkilâtı çalıştır­maya gayret etmeleri lâzımdır.

Muhafazakâr Parti iktidara gelirse dış siyasetimizin temelini «birleşmeler» teş­kil edecektir. Bu İngiliz milletler toplu­luğu ile, batı Avrupa ile, Atlantik Ötesi ile birleşmek demektir.

Eden sosyalizme hücum ederek bunun İngiliz karakterine uymadığını söyle­miştir.

Eden dahilî meseleler hakkında da şun­ları söylemiştir:

işsizlik tehlikesi henüz baş gösterme­miştir, Fakat yakın bir zamanda karşı­mıza çıkabilir. Bu tehlikeyi önlemek için sınai sahada rekabeti serbest bırakmalı, istihsali artırmalı ve dolar açığımızı da Marshall plânının sona ermesinden önce kapamalıyız.

7 Şubat ,1950

— Londra:

Kabinenin bugün, Dışişleri Bakanı Be-vin'in, Fransız Birliğine bağlı bir Üye olarak Bao Dai Vietnam Hükümetinin tanınması yolundaki teklifini kabul et­mesi beklenmektedir.

— Londra:

Dıişleri Bakanlığının bir tebliğinde şöyle denilmektedir:

Fransa Cumhuriyeti ile Vietnam, Laos ve Cambodge Devletleri arasındaki an­laşmalar Fransız Hükümetince tasvip edildiğinden,İngiltereHükümeti sözü

geçen anlaşmalar gereğince bu devletle­rin de Fransız Birliği İçinde ortak dev­letler olarak tanımağa karar vermiştir.

—Londra:

Londra'daki Çin Elçiliği evvelki -gece milliyetçi Elçilik memurları tarafından terkedilmiştir. İçişleri Bakanlığı memur­ları elçilik binasının kapılarım derhal mühürlemişlerdir. Hatırlardadır ki İn­giltere Komünist Çin Hükümetini tanı­dıktan sonra milliyetçilere elçiliği terk etmeleri için üç ay mühlet vermiştir.

8 Şubat 1950

—Londra:

Daily Telegrauh gazetesinin diplomatik muhabiri şunları yazmaktadır:

«Dışişleri Bakanlığının aksi beyanatla­rına rağmen Batılı devletlerin Batı Al­manya'dan Sovyet bölgesine çelik tesli­mini kesme hakkındaki kararlarının. Berlin'le Batı Bölgeleri arasında eşya nakline Ruslar tarafından yapılan mü­dahaleye bir misilleme tedbiri teşkil et­tiği teyit edilmektedir.

Bu tedbir doğu bölgesinin iktisadına ağır bir darbe teşkil edecektir. Eğer eşya naklinin yavaşlaması devam ederse di­ğer misilleme tedbirleri alınacaktır.

Batılı Devletler, karşı abluka gibi bir karan almaya pek az mütemayildirler. Bununla beraber Sovyetler tarafından alman tedbirlerin iki taraflı bir silâh ha­line inkılâbı da mümkün görülmektedir.. Eğer Ruslar barış antlaşmasının tatbi-kında bu kadar sui niyet göstermeseler-di Sevyet Bölgesine çelik teslimatı de­vam edebilirdi.

9 Şubat 1950

— Londra:

Dün element Attlee plânlı ekonominin, halka hürriyet verdiğini bildirirken, VVinston Churshill sosyalizmi istibdat re­jimi ve her türlü hürriyetin inkârı ola­rak vasıflandırmıştır.

Attlee Kuzey 'İngiltere'de îskoçya'da yaptığı bin millik gezisinin ilk gününde üç toplantıda konuşmuştur, Coventry'de-kalabalık bir kütleye hitap eden Başbakan «ekonomiyi plânlaşhrmadıkça iste­diğimiz neticeleri elde edemezsiniz» de­miştir.

—Londra:

Dün akşam Tauntan'da bir nutuk veren Winston Churchill demiştir ki: Bazıları benim iktidara geçmek istediği­mi zannediyorlar Halbuki bu mevzua hiç de ehemmiyet vermiyorum. Bütün arzu ve ihtiraslarım ziyadesiyle tatmin edil­miş bulunmaktadır.

Eğer bu ihtiyar yaşımda bütün kuvveti­mi harcamağa hazır bulunuyorsam bu­nun tek sebebi dahilî durumumuzun bende uyandırdığı kuvvetli endişelerdir, iktidara geçen Hükümet hangisi olursa olsun, (ki bunun Muhafazakâr Parti ol­masını temenni ederim) biz elimizdeki her türlü imkânlarla milleti temsil eden bütün tabaka ve unsurlara hizmet etme­ğe çalışacağız.

Muhafazakâr Parti lideri sözlerini şöyle bitirmiştir:

Partisine karşı içimde en ufak bir kin duygusu yoktur.

—Londra:

Muhafazakâr Parti Lideri "VVİnston Churchill, seçim mücadelesi münasebe­tiyle bugün Güney İngiltere'de verdiği beyanatta, işçi hükümetinin «hakikate uymıyan garabetler» diye vasıflandırdı­ğı hareketlerine, bakanlık memurları «ordusuna» ve memleketi bir fıkara evi­ne çeviren mütaaddia tedbirlerine hü­cum etmiştir.

iaşe Bakanlığını şiddetle tenkit eden Churchill, yalnız bu Bakanlıkta 42 bin kişilik bir memur ordusu bulunduğunu ifade etmiştir.

Mücadelenin verdiği hızla gençleşen 75 yaşındaki Devlet adamı Davenport şeh­rinde kalabalık bir halk kütlesi önünde konuşmuştur.

10 Şubat 1950

—Londra:

Dün gece Woolwik'te konuşan ingiliz Dışişleri Bakanı Ehnest Bevin her iki­sinde de atom bombası bulundukça ne Rusya'nın ne de Amerika'nın bir harbde

menfaatleri olamadığım söylemiş ve şun­ları ilâve etmiştir: «Devletlerin millet­lerarası kontrol ve gözetmeye razı ol­maları bütün dünyanın menfaati İcabı­dır. Bir harbin mesuliyeti buna razı ol­mayanın omuzlarına yüklenecektir.»

—Londra:

Londra Savcılığı tarafından bugün açık­landığına göre, Almanya'da doğmuş 38 yaşındaki atom araştırmaları uzmanı Dr. Kari Fuchs, Ruslara son derece mü­him, malûmat verdiğini İtiraf etmiştir. Fuchs dâvasmm duruşmasına 28 Şubat tarihinde Old Bailey Ağır Ceza Mahke­mesinde başlanacaktır.

—Londra:

Atom dâvasının İngiltere ve ecnebi memleketlerde ve bilhassa Fuclıs'un a-toın enerjisi hususunda mühim çalışma­larda bulunduğu hakkında Birleşik Ame­rika'da uyandırdığı ilgi büyüktür, ingiliz tâbiiyetine giren nazi aleyhtarı Alman fizik âliminin ruhen hasta oldu­ğu daha şimdiden ileri sürülmektedir. Fuchs, bir taraftan ingiltere'de atom çalışmalarında bulunduğu sırada, diğer taraftan komünizm dâvaısna hizmet et­mekte İdi.

Muhakemesinin bugünkü safhasında Fuchs, dâvasını dalgın dinlemekte idi. Savcı, onun zekâsından bahsederken bü­yük bir .m-ü tefek kir olduğunu söylediği sırada Fuchs tebessüm etmiştir-. Fuches, ara sıra not alıyor ve sonra yine gözleri dalıyordu.

Mesele, 28 Şubatta Londra'da Old Bailey Ağır Ceza Mahkemesine intikal ettikten sonra Fuchs'un Sovyet Rusya'ya verdiği söylenen sırlara temas edilince muhak­kak ki büyük bir ketumiyet gösterile­cektir. Fakat şayanı hayret ifşaatın ya­pılması beklenebilir.

155 Şubat 1950

—Londra:

Amirallik Dairesi istihbarat servisleri başkanı Amiral Lingley Cook'un dün sarb?,h otomobille Oxbridge civarlarında dolaşırken başına gelen hâdise hakkın­da polisin giriştiği tahkikat sonunda o-tomobilininÖn camındakiikideliğin kurşunlarla değil fakat Amiralinkinİn önünde giden diğer bir otomobilin arka tekerleklerinin fırlattığı çakıl taşlarm-dna hâsıl olduğu tesbit edilmiştir.

—Londra:

ingiliz milletine hitaben bugün yayınla­dığı seçim mesajında Churchül memle­ket işlerinin son dört sene zarfında Sos­yalistler tarafından fena idare edilmiş olmasını tenkit ederek demiştir ki:

«Bizim şimdi:

1 — Memleketi azimle idare edecek, millete doğruyu söyliyecek ve millî gayeye erişmek için hak sınıf­larını birleştirmeğe teşebbüs edecek,

2 — Ana vatanla imparatorluk ve do­minyonlar arasında daha sıkı münase­betler kuracak,

3 — İstihsali artırmak ve maliyeti azaltmak üzere tedbirler alacak,

4 — Masrafları indirecek ve is­rafa nihayet verecek,

5 — Halkı daha çok çalışmağa ve daha çok tasarruf sağ­lamağa sevk etmek üzere vergileri azal­tacak,

6 — Çiftçiyi istihsalini artırmağa teşvik edecek bir hükümete ihtiyacımız var.»

Churchill sözlerini Şöyle bitirmiştir:

«Bence Muhafazakâr Partinin gayeleri bunlardır. Yalnız Muhafazakâr Partinin güdeceği siyaset işsizliğe mâni olabile­cek ve sosyal servislerin idamesi sure-tiple umumi hayat seviyesinin düşme­sini önliyecek kabiliyettedir.»

—Washington :

Washington'un yüksek tirajlı «Star» ve «Post» Gazeteleri ingiliz seçim müca­delesine dair tahminleri iletti S'ürm&kte-dirler. Post Gazetesi Muhabiri Frank Gervasi'nln Londra'dan bildirdiğine gÖ-Liberal Parti, Muhafazakâr ve îşçl Partileri sözcülerinin de kabul ettikleri giıbi, seçimlerde bir sürpriz teşkil ede­bilir. Post aynı zamanda İngiliz ve Amerikan seçim mücadelelerinin ve rey verme usullerinin arasındaki farka, ne­tice üzerinde durmayarak temas etmiş­tir.

Star Gazetesi'nde Raymonıd Brandt ta­rafından yazılan birmakalede 'bir kaç hafta evveline kadar muhafazakârların bir çok ümitli oldukları ve 'bu ümitlerim îşçi Partisininara seçimlerde yüzde6 rey kaym eti erine dayandığı tebarüz ettirilmlştir.

— Londra :

İngiltere'de seçim mücadelesi son saf­hasınagirmeMedlr.

Lüberal Parti yarına ıkadar, işçi ve mu­hafazakârların da kazanmağa çalışa­cakları 625 Sayilavlığa 450 aday göster­miş olacaktır.

İşçi Partisi .mensupları bugün de mü­cadelelerine devam etmişlerdir. Halbu-3ci muhaf az akarlar sukutu tercih et-ımetotedirler.

İşçi Partisine mensup Başbakan Yar­dımcısı Morrison bugün Devonshire eyaletinin Exeter şehrinde aşağıdaki beyanatta buflunmuştur :

«İşçi hükümeti Dominyonlarla İmpa­ratorluğun idaresinde evvelce ii!ktidart'da bulunan ,muhafazaJkâr hükümetlerden çok .muvaffak olmuştur.

Bizler İmparatorluk camiasını kuvvet­lendirmek, sömürge topraklarını inki­şaf ettirmek ve sömürgelerimizde içti­mai şartların ıslâhı için memleketin ta­rihinde i'k-tidara gelmiş her hangi hü­kümetten çok fazla çalıştık»

13 Şukat 1950

—Londra :

İngiltere Dış İşleri Bakanı Ernest Be-vin, Woolwrigh'de verdiği beyanatta, Churchüd'in benzin tahdidi meselesi hakkında geçenlerde yapmış olduğu be­yanatını tenkid etmiş, ve şöyle demiş­tir.

İşçi Partisi, motorlu vasıtaları olanlar­dan biraz beklemelerini istemektedir. Yeni bir anlaşmaya varmak maksa-diyle Birleşik Amerika ile müzakerelere girişeceğiz. Bu suretle benzin mese->lesinin halledilmesi imkânı beiârec ektir. İngiltere'nm dış sûyaseti hakkında ken­disine sorulan suallere cevaben, Bevin dört devletin .müşterek hareket plânını yürütmek için her türlü gayreti sarfetmiş bulunduğunu, fakat Ruslar'm işbir­liğinden kaçındıklarım belirtmiş ve şunları ilâveetmiştir.

16 Şubat 1950

—Londra :

Muhafazakârların Lideri Chınrchül ta­rafından ingiltere'de neden Atom Bom­bası yapılmadığına dair söylenen nutka karşılık Başbakan Atttee dün akşam Nottingdam'da bu hitabede bu'unmuş-tur.

Başbakan bu münasebetle ezcümle de-miştirki :

«Atom silâhlarımın imalini Birleşik Amerika ve Kanada'ya (bırakan Anlaş­mayı Churchil'l imza etmiştir.»

Atom Bombası hakkında üçlü bir kon-fera.ns kurulmasını isteyen Ghurchill'in sözleri üzerinde duran Attlee bu gibi beyanatın yabancı memleketlerde yan­lış bir intiba yarattığını ve Bevin'in gi­rişmiş bulunduğu bazı görüşmeler .üze­rine fena tesirettiğini ilâveetmştir.

—Londra :

İn^iiiz Muhalefet Partisi Lideri Wins-ton Churchffi'İn rahatsız olduğu hak­kında bası haberler yayınlanmıştır. Bu haberleri bugün bizzat yalanlayan ChurcIrH, şöyle demiştir :

Bu sabah Öldüğüme dair bazı şayialar dolaşmıştır. .Bunları tekzib ederim. Gö­rülüyor 'ki bu kabil haberler1, seçim pro­pagandasına dâhJâdâr. Ancak bu haberi seçim gününe «saiklama'k çok daha zeki­ce bir hareketoîurdu.

- Londra :

Resmî İngiliz çevrelerine göre, Sovyet -Çin Anlaşması, Konümist Çin için. bir zafer olmakla, beraber, Amerika'nın Asya' da takip ettigri siyaseiti önlemek gayesi ile Ruslar tarafından başvuru­lan yeni ;bir manevra telâkki edilmekte­dir. Anlaşmanın bilmen ma-ddeflerinden tarafların İki aydır devam eden müza­kereler sırasında çetin Ibir pazarlığa gi­riştiği anlaşılmaktadır.

Mao Çe Tung Komünist Çin'.in hiç bir şekiJde yabaoı-oı 'tahakkümüne .boyun eğ­meyeceğini belirtmiştir.Rusya'nın Mançurya, Moğolistan ve Sinıkiang"'da yayılmaıkta olduğuna dair Aımerjjka ta­rafından ileri sürülen Mdtalıai', son za-m'?n'srds. Rusya'yı bu bölgeleri kontro­lü altında bulundui-dugımu inkâr etme­ye sevketmiştir. Mao Çe Tung, 1952 yı­lma kadar Mançurya'yı terk edeceklerine dair 'Sovyetlerden bir va>ad koparma­ya da muvaffak olmuştur. Komünist Çin'i baş-ka toir ışık altında gösteren bu vaziyet karşısında Ameriıka'nm Asya siyasetini idare edenler difckaıtle dura­caklardır.

Siyasi yetkili şahsiyetler 'bilhassa an­laşmayla ilgili şu noktaiar üzerinde durmaktadırlar :

Mao Çe Tung bu anlaşma için Mosüıo-va'<ia uzun zaman kalmıştır. Hiç bir peyk memleket temsi'lcisi Rusya'dıa b'i kadar zaman .kalmamıştı. Mao Çe Tung anlaşmayı kısa bir .zamanda tamamla-mak arzusunugöstermemiştir.

Diğer taraftan Mao Çe Tung'un. Mos­kova'da bulunduğu sirailarda Pelcin'de tatbik edilmekte olan Komünist rejimi de hafiflemiştir. Bundan 1?aşka Mao Çe Tung tarafından İleri sürülen teklif ka­bul edilerek anlaşmada Rusya ile Ko­münist Çin'in müsavi şartlar altmda si­yasi münasebetlerde bulunması tasrih edilmiştir.

Doğ'u Çin eyaletlerinden ve -Sinikiang'-dan bahsedilmeyişi ise bu bölgelerdeki Sovyet nüfuzunun lazaltıldıgına foîr delil telâkki edilmektedir. (Bu arada yetkili kimseler, Mao Çe Tuııg'un Moskova'da tayyare fa/brikaıiarını ziyaret ettiğini kaydedere/k .amtaşmada, Rusya'nın , Ko­münist Çin'e uçak ve diğer maizeme vereceğine dair bir hüküm bulunmama­sına işaret ediyorlar.

Aaılıaşmada Rusya'nın Çin'in dahili İş­lerine ıkarışmayaoagi da tasrih edil-meiktedir.

17 Şubat, 1950

— Londra :

İngiltere'nin Üç 'Büyük iSiyasi Laderi, Churohill, Attlee ve Liberal Parti LMe-rî DaiVles bugün sulhun muhafazasının dünyanın en ımühim meselesi oldugAmu açıklamışlardır.

— Londra :

İngiltere'de beş senelik yeni parlamento yarın seçilecektir. [Bütün 'kaynaklar mü­cadelenin çok şiddetli olacağı kanaatin-dedirler.

Seçim Perşembe sabahı saaJt 7 de başlayacaik kazananilar ancak gece geç va­kit belli olacaktır.

Hava tahmin büroları seçim gününde havanın yağmur bulutlariyle kapalı ola­cağım ve İngiltere'nin 'bazı yerlerine yağ­mur yağması ihtimali .olduğunu bildir­miş 1 erdir.

Gerek Muhafazakâr Parti gerekse İşçi Partisi Avam Kamarasındaki 622 üye­likte ekseriyeti (kazanacaklarına kani-dirler.

Efkârı umumiyenin son duruma, göre, her iki parti de aynı seviyede olmakla beraber Muhafazakârlar son. günlerde biraz daha muvaffak olmuşlardır. Birçok kimseler İşçi Partisinin, eski parlamentodaki büyük ekseriyete nispet­le daha dar mikyasta bir zafer kazana­cağı kanaatinde diri er. Churchill son seçim konuşmasını Salı günü Kuzey-Doğu Londra'daki seçim da­iresinde yapmıştır. Attlee'de Salı akşamı yakındaki bir seçim dairesinde konuş-'inuş ve Çarşamba günü birkaç küçük nutukla seçim mücadelesini sona erdir­miştir, Son anlarda, iç mesel eler deki fikir ay­rılıkları, dış siyaset .meselelerini ikinci plânda bırakmıştır.

— Londra :

İngiltere üzerindeki hava seyrüseferi bugünden itibaren radarla kontrol edil­mektedir.

Güney Afrİfea, İrlanda, Belçika, Helan­da, Birleşik Amerika, italya, Hindistan, Fransa ve Filipinlerden gelenlerle İngi­liz hatlarında hizmet gören 'bütün, uçak­lar bugün, İngiltere sahilleri açıklarına gelir gelmez radar istasyonlarının kont­rolü altında seyre başlamışlar ve bu su­retle Londra civarındaki hava meydanla­rına kadar takipedilmişlerdir.

—. Londra :

.Seçimler arifesinde muhtelif İngiliz si­yasi partiler merkezlerinde heyecan hü­küm sürmektedir. ıBu seçimlerin hiç (beklenilmedik neticeler vereceği söylen­mektedir.

Seçimler hangi parti tarafından kaza-nılırsa kazanılsın, ibunun Avam Kamara­sında zayıf bir çoğunluk teşkil edeceği de bildirilmektedir. Gerek Muhafazakâr­ların ve gerek İşçilerin son dakiltadalü hareket hatları neticeye itimaddan ziya­de ümide bağlı bulunmaktadır. İlk neti­celerin yarın gece yarısından evvel alın­ması beklenmektedir. Cuma sabahı İn­giliz milleti gelecek beş sene İçin hangi hükümete sahip olacağını her halde öğ­renecektir.

23 Şubat 1950

—Londra :

'Bugün Londra civarındaki seçim dairesi Wowthamstow'da konuşan Başbakan Aatlee şöyle demiştir:

Dünyanın üstüne çöken atom tahriba­tı tehdidini bertaraf etmenin tek çaresi milletleri yakınlaştırmak ve aralarında-ıki guçl'ükl'sri halletmektir. Bir silâhı yasaik etmekle harp ortadan kaldırıümaz. Harp .azamini ve sebeplerini yoiketmek lâzımdır.»

—Londra ;

Churchül ile Attlee'nin radyoda verdik­leri demeçler sırasında DaiHy Express Gazetesinin yaptığı son seçim anketi şu neticeyivermiştir:

Muhafazakârlar oyların yüzde 44 buçu­ğunu, İşçi Partisi yüzde 44 ünü, Libe­raller yüzde 11 ini alacaklardır.

—Londra :

News Chronicle 'Gazetesi Assmara muha­biri son iki gün zarfında çıkan karga­şalıklarda müslümanlardan 30 kişinin öldüğünü 130 ikisinin yaralandığını bil­dirmektedir. Muhabir Asmara yerliler mahallesinde vaziyetin elan gergin Ol­duğunu ilâve etmektedir.

—Londra:

Budapeşte'dekikomünist mahkemenin Edçfgr Spn.ders'L<mah"kuım etmesi üzeriaıe İngiltere Dışişleri Bakanl:ğı tarafından neşredilen resmî tebliğin metni aşağıda­dır :

İngiliz Hükümetine gelen malûmat San-ders'in ifadesinin tamamiyle yanlış ve uydurma olduğunu ve kendisinin mah­kemede bu şekilde .konuşmasına hiç bir sebep olmadığım açık bir şekilde .göster­mektedir. Başlıca yalan, Sande-rs'in, mü­tareke esnasında Macaristan'da mütte-fi'k kontrol komisyonunda vazifeli oldu­ğu sıralarda casusluk teşkilâtını kur­duğu şeMİndeşi itirafıdır. Sanders'in itirafını en iyi bir şekilde tek­zip eden evrak 1944-47 senelerinde müt­tefik ÜKHUtrol komisyonunda İngiliz tem­silcisi olan ve Sanders'in âmiri bulunan General Edgecome'ıın Tiımes Gazetesine g-önderdiği mektuptur. Mektupta, şöyle denilmelktedir:

«Yüzbaşı Sanders'in Macaristan'da ca­susluk teşkilâtı kurmakla vazifelendi­rilmiş olduğu doğru değildir. Askerî kıs­mın başlıca vazifelerinden biri macar ordusu ve Macaristandaki vaziyet hak­kında malûmat toplamaktı. Mütareke şartlarının tatbikini sağlamak için kont­rol komisyonundaki Sovyet ve Ameri­kan üyeleriyle işbirliği yapmam icap edi­yordu. Bu sebepledir iki 'kurmay subay­larım ve 'bunlar arasında Yüzbaşı Sen-ders memleketi sık sık dolaşmaları için benden ©mir alıyorlardı. Bu gezilerini her zaman üniforma üe yapıyorlardı, ve Rusların bundan haberleri vardı. Esa­sen, maiyetindeki bütün subayların Ma­caristan'daki hareketlerini bildirmem için Ruslarla bir anlaşmamız vardı. De­mek: oluyor ki bizim vazifeımiz malûmat toplamaktı ve kanun harici casusluk de­ğildi. Polis tarafından uzun bir isticvap­tan sonra sanığa casusluk etmiş olduğu­nu nasıl kabul ettirdiklerini anlamak ko-. laydır.»

— Londra :

Seçim bürolarına riyaset eden memur­lar, seçmenlerin oy kâğıtlarını attıkları siyah, madeni seçim sandıklarını mühür­lemek için saatin dokuzu vurmasını bek­lemektedirler. Dokuzdan itibaren gayet sıkı kaidelere tatoi olan sayım, ameliyesi başlayacaktır.

Oy sandıkları, sayım memurlarına tak­silerletaşınacaktur.Kanungereğince,

mahremiyetini ihlâl etımiyeceğine dair söz verecektir.

Oy sandıkları açıldıktan sonra, oylar adayların sayum ajanları huzurunda sa­yılacaklardır .

Oy adetleri birbirine çoik yakın olduğu takdirde, bir aday veya sayım ajanı, sayımın ikinci, hatta üçüncü defa tek­rarlanmasını isteyebilir. Fakat bu 'talep yersiz görüldüğü takdirde, sayım .me­muru tarafından reddedilebilir. Her par­tiye mensup «müteşebbis gruplar» seçi­min son dakikasına kadar mütereddit kimseleri .teşvik etmeğe karar vermişler­dir.

Londra'nın bütün bölgelerinden ve bir çok eyaletlerden bugün öğleden sonra bildirildiğine göre, «oyların erkenden ve­rilmesi» yolundaki teşvikler müsbet ne­ftice vermiştir. Işıklı harflerle ilân edile­cek olan neticeleri beklemek üzere, bı gece Londra'nın Batı -bölümünde büyük bir kalabalığın toplanması -beklenmekte­dir. Oteller, kulüpler, lokantalar hususi tertibat almış, polis de çıkabilecek hâdi­seleri önlemek üzere hazırlanmıştır.

— "Londra:

Seçimlerin ilk neticesi saat 22 yi 56 da­kika geçe anlaşılmıştır. Salford seçim bölgesinde işçiler 21593 oya karşı 26885 oy kazanmışlardır.

— Londra:

İngiliz genel seçimlerinin kısmî netice­leri şöyledir:

Salford East, Lancashire bölgseinde işçi partisi adayı 8158 oyla çoğunluk kazan­mıştır.

Cheltenham bölgesinde Muhafazakâr Parti adayı 4982 oyla çoğunluk kazan­mıştır.

Burnley Lancashire bölgesinde İşçi Par­tisi adayı 7049 oyla çoğunluk kazan­mıştır.

Kingston seçim bölgesinde (Londra dı­şında) Muhafazakâr Parti adayı geçen seçimlere nispetle İki misli bir çoğuniuk kazanmıştır.

Londra'nın Hammersmith South seçim bölgesinde İşçi Partisi adayı 18825 oyla çoğunluk kazanmıştır. Gece yarısı Londra'da işçiler 8, Muhafa­zakârlar 6 saylav çıkarmış bulunuyor­lardı.


Stanley, David Maxwel! Fyfe, Churchill in damadı Duncan Sandys Eutter ve bü­tün eski bakanlar kolaylıkla kazanmış­lardır.

—Londra:

Türkiye saatiyle saat 13,15 te işçiler 163, Muhafazakârlar 104 ve Liberaller 1 say-lavlık kazanmış bulunmaktaydılar.

—Londra:

Türkiye saatiyle 14,15 te işçiler 165 Mu­hafazakârlar ve caraftarları 108, Libe­raller de 1 saylavlık kazanmış bulunu­yorlardı.

—Londra:

Türkiye saatiyle 14,15 te 434 seçim dai­resinden neticeleri alman 175 indeki du­rum 1945 seçimleriyle mukayese edilin­ce şu vaziyet görülmekteydi:

Muhafazakârlar 23 işçiler 2 yer kazan­mışlar Ibuna mukabili İşçiler 22 Muhafa­zakârlar 1 saylavlık kaybetmişlerdir.

—Londra:

Türkiye saatiyle 14,45 te işçiler 172, Muhafazakârlar ve taraftarları 114, Liberaller 1 saylavlık kazanmış durumday­dılar.

—Londra:

Muhafazakâr Parti Başkam Lodr Wool-ton bugün saat 13,30 a doğru Muhafaza­kâr Parti merkezine oldukça neşesiz bir halde gelmiştir.

Lord Woolton'un etrafındakiler mağlû­biyeti yakında kabul edeceğe benzemek­tedirler .Şimdiden bildirildiğine göre İşçi Partisi eğer 30 fazla yer elde ederse yeni inkılâpları güçlükle başaracaktır.

—Londra:

Türkiye saatiyle 15-30 da İşçiler 191, Muhafazakârlar 144, Liberaller 1 say­lavlık kazanmış bulunmaktaydılar.

—Londra:

Londra yakınındaki Woodford seçim da­iresinde Cchurchill 37.239 oyla yeniden seçilmiştir. İşçi Partisi adayı 18.104 oy almıştır.

—Londra:

Türkiye saatiyle 17.15 te İşçiler 238 Mu­hafazakârlar 220 Liberaller 2 saylavlık kazanmış bulunuyorlardı. Türkiye saatiyle 18 de İngiliz seçimle­rinde partnerin, vaziyet1: şudur: İşçiler 255, Muhafazakarlar 243 ve Li­beraller 5 saylavlık.

—- Londra :

îşçi Partisine mensup olan Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ohristopher May-hew Norfolk'tadi Diss seçim dairesinde kaybetmiştir.

— Londra :

Başbakan yardımcısı Herbert Morri-son yapacağı 'basın ikonferansmı tehir etmiştir.

Türkiye saatiyle saat 18 de İngiltere'de seçimlerinvaziyetişumerkezdedir : işçiler256, Muhafazakârlar,246, Libe­raller 5.

—Londra :

Türlüye saatiyle saat 18.30 İngiliz se­çimlerinde partilerin vaziyeti şu idi : işçilerden264,Muhafazakârlardan 255 Liberallerden 6 saylav seçilmiştir.

—Londra :

Saat 18.45 te İngiliz seçimlerinde İşçiler 266 Muhafazakârlar ve taraftarları 259, Liberaller 5saylavlık kazanmışlardır.

— Londra :

Türkiye saatiyle saat 19 da İngiltere'de seçimlerin vaziyeti şumerkezdedir: İşçiler:268, Muhafazakârlar 263,Libe­raller6.

— Londra :

Churchill yeniden saylav seçildiği Lond­ra civarındaki Woodford'da «seçimlerin idaresinde 'gösterilen adalet ve hakka­niyet, hassasiyet ve dürüstlüğü övmeyi bir 'borç bilirim» 'demiştir. Bir az yorgun olanakla beraber mesut görünen Muhafazakâr Parti Lideri şun­larailâve etmiştir.

«Bu adamızda her şeyin her türlü ta­rafgirlik hislerinden âzaıde olarak yapıl­dığından birörnek teşkil, etmektedir. Seçimi idareyi deruhteeden bütün şahıslarm .hareket tarzı, hakkaniyet ve doğrulukla- hareket etmeyen Avrupa kı­tasının pek çok memleketleri için bir örnekve misalteşkiletmektedir.

— Londra :

Türkiye saatiyle 19,15 te İngiltere se­çimlerinde partiler şu durumda bulun­maktaydılar :

İşçiler 277, Muhafazakârlar 272, Libe­raller 8.

—Londra :

Churchill bu akşam verdiği bir beya­natta «ne olacağı hakkında bir şey sÖy~ liyemeyiz yalnız parlamentonun saylav­lık sayısı bakımından istikrarlı olamı-yacağı aşikârdır,demiştir.»

—Londra :

Türkiye saatiyle saat 19.30, İngiltere'de seçiniilerin vaziyeti şu merkezdedir : İşşçiler, 291, Muhafazakârlar ve taraf­tarları 274, Liberaller 6. İşçiler şimdi­lik 17 saylavlık bir üstünlük temin et­miştir.

—Londra :

Komünist Gallacher Iskoçyada'ki West Fyge'ta seçilememiştir. Gallacher eski mecliste iki komünist saylavdan biriy­di.

— Londra :

Türkiye saatiyle 19.45 te işçiler 299 Muhafazakârlar ve taraftarları 276, Li­beraller 6 saylavlık kazanmış bulunu­yorlardı.

—Londra :

İşçi Parttei buıgün Türkiye saati ile 20.23 de 313 saylavlık temin ederek Avam Kamarasında mutlak ekseriyeti sağlamıştır. iBilirudiği gibi Avam Kama­rasında625saylavvardır.

—Londra :

DevletBakanı veBirleşmişMilletler Kuru'undaİngiltere temsilcisiHector Mc Neil,8909oy.Ekseriyetletekrar

seçilmiştir.

Helvinggrove'de,MuhafazakârWaîter

Elliot, 1224 oy ekseriyetle kazanmıştır.

—Washington :

İşçiler ile Muhafazakârlar arasındaki farkın küçüklüğü bu sabah Vashington'-da derin bir heyecan uyandırmıştır. Si­yası .müşahitler Attlee Hükümetinin ufak bir ekseriyetle kazanacağını tali­min etmekle beraber Muhafazakârların 30 mebusluğu birden kazanacaklarını zannetmiyorlardı.

—Londra :

Müfrit solcular İngiliz seçimlerinde ağır bir hezimete uğramışlardır. Mefsuh par­lamentoda üye olan komünistlerden Gal­lacher ve Piratin seçimlerde kaybetmiş--lerdir.

Komünist Parti Lideri Harry Poll-t de kaybetmiştir, Müfrit solculukla alâka-lan dolayısiyle g'&çen sene İşçi Parti­sinden ihraç edilen 6 işçi saylav da se­çimlerde kaybetmişlerdir.

—Londra :

İşçi Partisi, genel seçimlerde her ne ka­dar kafi çoğunluğu elde etmişse de, müşahitler, Başbakan Attlee'nin 20 say-lavlıktan ibaret çoğunlukla iktidarda kalmak isteyip istemiyeceğini düşün­mektedirler.

Baz: müşahitler, bu vaziyet karşısında İngiltere'nin yeni seçimlere girişeceğini sanmaktadırlar.

—Londra :

595seçimbölgesindepartilerinalmış olduklarıoymiktarışöyledir : İşçiler : 12.756.248 oy, Muhafazakârlar :11.887.312 oy, . Liberaller :2.496.641oy, Komünistler :113.969 oy. Bu suretle verilen oy yekûnu 27.342.726 yi bulmaktadır.

—New-York :

İngiliz seçimlerinde Muhafaza kârların elde ettikleri kazançlar Wall Street'de müsait bir tesir yaratmıştır. Açılışda mütereddit bir halde bulunan piyasanın heyeti umumiyesi hissedilir derecede kuvvetli 'bir .manzara göstermektedir. Bununla beraber peşin veya vadeli ster-ling rayiçlerinde bir değişiklik kayde­dilmemiştir.

1847 den beri İşçi Partisi ilk defa olarak bu kadar zayıf bir çoğunluk elde et­mektedir.

Churchill, elde edilen neticenin, Avam Kamarasında, :çok istikrarsız bir du­rum» yaratacağına işaret etmiştir. Si­yasi sahada tecrübe sahibi şahsiyetler, bu kadar zayıf bir çoğunlukla îşçi Hü­kümetin ancak bir kaç ay yaşiyabileceği fikrindedirler.

— Londra:

Churcill, öğleye doğru Londra'dan sayfi­yedeki evine gidecek ve orada Muhafa­zakâr liderlerle Hükümet tasavvurlarını bildirir bildirmez takip edecekleri ha­reket tarzı hakkında istişarede buluna­caktır.

25 Şubat 1950

— Londra:

Kadın aday adedinin yüksekliğine rağ­men sadece 20 kadın mebus seçilmiştir. Bunlar Çarşamba günü Avam Kamara­sında bulunacaklardır. Kadın mebuslar­dan on beşi eski, beşi yenidir. Bu yirmi kadm mebusun on dördü İşçi, beşi Mu­hafazakâr, biri de Liberal Partiye men­suptur.

— Londra:

Başbakan Attlee yeni kabinesini hazır­larken müşahitler bu kabinenin akıbeti­nin Çarşamba günü yapılacak olan İşçi Partisi Parlâmento Gurupunda belirecek temayüllere bağlı kalacağını tahmin et­mektedirler.

İşçi Partisinin sol cenahını idare eden Sağlık Bakam Aneurin Bevan'm parti programı meselesinde hiç bir uzlaşma teklifinin kabul edilmemesi için İsrar et­mesi muhtemeldir. Bevan, işçiler çelik sanayiini Devletleştirme plânını tatbik mevkiine koymadıkları takdirde istifa etmek tehdidini savurmuştur. Winston Churchill ve Muhafazakâr Gu­rubu ise işçi idaresini her an için devi­rebilecek bir durumda bulunmasına rağ­men bazı Sosyalist Liderler böyle bir ihtimali kale almaz gibi görünmektedir­ler.

Aynı liderler Hükümet, Parlâmentoda fiilen ekseriyeti temin edemediği takdir-

de memleketin kalkınması için zaruri olan tesirliliği elde bulundurmadan ikti­darda kalmakta devam ederse işçi dâ­vasının büyük kayıplara uğrayacağını tahmin etmektedirler.

Liberallere geince, onlar belki de orta­dan tamamiyle silinmelerine müncer olabilecek yeni seçimlere gidilmesine ta­raftar değildirler.

Liberallerin desteklediği İşçi Hükümet Parlâmentoda 20-30 oy farkla ekseriyeti sağlıyabilir. Fakat İşçi Partisi bu des­teklemeyi devletleştirme plânları veya siyasetinin diğer kısımlarında tavizler vermek pahasına elde etmeyi hiç bir za­man için istemez. Zira Liberaller Hükü­meti desteklemek için böyle tavizleri şart koşacaklardır.

Diğer taraftan, yeni kabinede kimlerin yer lacağı bugün siyasi çevrelerde başlı­ca münakaşa mevzuu teşkil etmekteydi. Kabinedeki hierrarşinin değişmiyeceği anlaşılmaktadır. Herbert Morrison'un İşçi Partisinin Avam Kamarasındaki sözcülüğü vazifesinde ve başka tasarıla­rı olmadığı takdirde Ernest Bevin'tn Dıişleri Bakanlığında kalacağı sanıl­maktadır.

Bundan başka iktisadi vaziyet Sir Staf-ford Cripps'i Hazine Bakanlığında kal­maya icbar etmektedir.

27 Şubat 1950

— Londra :

Pazar gecesi yeni ikaibineyi kurmağa te­şebbüs eden Başbakan Clement Attlee, siyasi hayatının en müşkül anlatından 'birini yaşamaktadır. üfiHİıalkilka İngil­tere'nin modern siyasi tarihinde bu na-zük safhasında Attlee'nin başaracağı iş muazzamdır.

Siyasi Parti Liderleri, önümüzdeki 15 gün içinde İngiltere'de cereyan edecek birçolk mühim hâdiselere hazırlanmak üzere hafta sonu tatilimi Londra'da ge­çirmişlerdir.

Ön safta Önümüzdeki Salı günü Wins-ton Churchill'in ileri gelen muhafaza­kârlarla yapacağı toplantı vardır. Bu toplantıda partice tatbik edilecek tabi­ye tesbit ve muhtemel olarak işçilerin verdiği hükümet programı tetkik edilecetetir.

İngilizMısırgörüşmelerinin hususiyeti...

Yasan: Yeni İstanbul

Bevin'ıin. Mısırdaki görüşmeleri haikkın-da yapılabilecek istidlaller şimdilik bu merkezdedir.



12 Şubat 1950

İngiltere'de Dışişleri Bakanının Colom. bo Konferansı dönüşünde, Mısır Kiralı ve Başbakaiıiyle yaptığa görüşmenin ehemmiyetin; belirten haberler gelmek­tedir. Bu mülakat etrafında yapılan tef­sirler, InguCtere'nin, 'Süveyş Kanalı böl­gesini Mısırla birlikte 'müdafaa etmek arzusunda olduğunu açığa koymakta­dır. Halbuki, Mısırın bir ımüddettenberi İngiltere'ye ikarşı takip etiği politika­nın hedefi, Mısır'daki ingiliz işgalinin sona ermesini temin idi. İngiliz dış poü-tütasmi idare eden Mr. Bevin ise, hiç te böyle düşünmediğini, bu bölgede sta­tükonun mufaiıaza edilmesi gerekti­ğini, hatta yeni bir ingiliz - Mısır mua­hedesini müzakere ve akdetmekten dahi şimdilik bir müddet iğin kaçınmak ioap ettiğini ifadeden çekinmemiştir. Çünkü, böyle bir siyasa hâdise, İngiliz siyasi partileri arasında bir politika mevzuu yapılacak ve nefsi ımese'je-ye zarar vere-iüko&tflaTa yol açabilecektir. -

ingiliz Dışişleri Bakanının bu -mülaka­tından sonra am'laşılmışUr !ki, mesele, ehemmiyetli bir güçlük arz etmektedir. Zira, İngiltere Mısırla çok İyi anlaşa­rak, aynı zamanda Arap milletleriyle ve iylii" isa Kaşimi devletlerle, Irakla Akde­niz arasındaki sahada istikrarlı bir du­rum yaratmak ister. Sadece, bu husus­ta anlayışsızlık gösteren Suriye'dir. Mı­sırın yardımı ve Arap Birliğinin kuv­vet!: telkin ve mânevi baskısiyle Suri­ye'yi de bu yola getirmek mümkündür. Bu plân, İsrailin İdaresini daha ziyade Amerika'ya havale ederek, Suudî Ara­bistan ile Toroslar arasındaki bölgeyi ahenkli bir beraberliğe götürmeyi istilıdır.

İngiltere'de seçim savaşı...

Yasan : Ömer Rıza Doğrul

15 Şubat 1950 tarihli «Cumhuri­yet» den

ingiltere halkı bu ayın yirmi üçünde .rey vermeğe davet edilmiş olduğu için seçim savaşı gittikçe hararetlenmekte ve İngiliz .genel oyu, mühim bir mesele üle karşılaştığını daha iyi hissetmekte­dir. Mesele gayet açıktır, ingiltere'de sosyalistlik mi devam edecek, yoksa re­kabete dayanan, şahsi teşebbüs mü ye­niden canlanacak?..

înıgiilitere'de erkek kadın bütün seçmen­ler 'bu suallere cevap vermek mecburiye­tinde oldukları için herkes bu suallerin içinde hangisinin işine daîla faızla yara­yacağını düşünmekte ve ona göre ceva­bım hazırlam aktadır.

İngiltere İşçi Partisi programı, sosya­listliği ileri götürmek ve 'devlet otorite­sini merkezîeştirmeğe devanı etmek esasına dayanıyor. Muhafazakârların programı ise, sosyalistlerin tatbik ettik­leri proğraımı olduğu yerde tutmak ve sanayii devletleştirme işine hemen son yererek şahsi teşebbüsü 'canlandırmak esasıaa dayanmaktadır.

Seçme'nler bu programları tetkik ettik­leri sırada iıer birinin salkı, bu prog­ramlardan hangisinin kendine iş, gıda ve mesken temin edeceğini 'anlamak ve reyini ona .göre kullanmaktır. Çünkü savaşın döne dolaşa halledeceği esas meseleler bunlardır.

İşçi Partisi, takip ettiği siyasetin her­kese iş temin ettiğini ve Birinci

milyanlaıroa "kişinin işsiz kalmasına ilmkân vermediğini söyfoiyerak ikendi proramımn İşsizliğe karşı en esaslı ga­rantiyi teşkil ettiğini iddia etmektedir. Buma Ikarşı Muhafazakârlar işsizliğe mâni olıan almtfiMn, işçi programı ve si­yaseti değil, fakat Amerikan yardımı olduğunu 'anlatıyor ve Amerikan yardı-ımı olmasaydı bir .ükl milyon işçinin işsiz kalacağı keyfiyetini îşçi bakanların da kabul 'öttüklerini soluyorlar.

îşçi hükümetinin gıda maddelerini satın alarak dağıtması İngiltere halkı tara­fımdan beğenilmemiş ve sevilımeımişti. Muhafazafkârlarsa bu işi şahsi teşeb­büse ve rekabete bırakarak gıda mad­delerinin boölaşmasına ve ucuzlaşması-na İmkân vereceklerini, bu sayede gıda ianelerini kalöıracaklarmı, tmnunsa İn­giliz mükelleflerine 500.000.000 sterlin kazandıracağım anlatıyorlar.

Bundan beş sene evvel İşçi hükümeti, herkesi ev sa/bihi yapmayı vatdetmis ol­duğu halde vuku bulan taleplerin ancak beşte biri tatmin edilebiOımiş ve ev sahi-Ibi olabilen har kişiye mukabil beş kişi­nin isteği 'henüz gerçekleşmemiştir. Mu-tafiazakârlann iddiasına göre bu iş de şaıhsi teşebbüse bırakılmış olsaydı du­rum daha çok memnuniyet verici bir mahiyet alabilirdi. Fakat îşçi hükümeti geçen 'beş sene zarfında 750.000 ev yap­mağa muvaffak alamamışa da geçen sene 200.000 ev (kurmuş ve gene geçen sene zarfında kimseyi işsiz brraîkma-makla mühim (bir muvaffakiyet İkazıan-mıştır.

İşte İngiltere'nin iş, gıda ve mesken (ba­kımından dunumu bu merkezdedir ve İngiltere halikı şimdiki hale göre hangi tarafa rey verdikleri takdirde durumla­rının daha iyi olacağını düşünmektedirler.

İki tarafın liderleri, hatipleri ve aday-laırı her yerde programlarını uzun uza-dıya izah ediyor ve halkı aydınlatmak İçin el'lenmd&n geleni yapıyorlar. Halk <âıa her tarafı dinliyor ve kararını hazır­lıyor.

Bütün seçim savaşının halk İhtiyaçları ve lâyıkiyle tatmin etmek üzerinde dö­nüp dolaştığı besbellidir.

Dış poMtikaya gelince, iki taraf da bu bahis üzerinde tamamiyle anlaşmış ol­dukları için bu meseleler konuşulma­makta ve seçim savaşının konuları ara­sında, yer almamaktadır.

Savaşın hangi parti 'lehinde son bula­cağı hakkında hi'Ç bir kisme bir ipucu yaSkadıayaımsmakta ve bu yüaden 'halkın hüküm ve iraıdesini beklemek icap et­mektedir.

CKiirchili, Staliîî île konuşmak

Yazan : Yeni İstanbul

17 Şulbat 1^50 tarihli «Yeni İstan­bul» dan

Billindiği gibi Amerika Cumhurbaşîkan-lığı, üç yahut dört büyükler arasında yapılacak konuşmalara uzun bîr z-a-m&ndan beri ımuhallif ibulunmkata, çün­kü buralardan müspet b&r netice bekle-ımomeîkt&dir.

Bu işin hikâyesi bu iken, Churchilî'in. Stallın ile bir mülâkıata taraftar olduğu­nu beyan etımesi, az ehemmiyetli bir hâdise .değil'dir. Gerçi Muhafazakâr Parti'nin .Dideri, bu fikri bir seçim mü­cadelesi esnasında, ortaya latmi'aiktaı-dır. 'Binaenaleyh bunun bir seçim ma­nevrası olması 'ihtimali, ciddi bir kana-ıat ve niyeti aksettirmesi Ühtimalintlen daha kuvvetlidir.

Bu yazıda Churchill'in Sovyet Rusya ile görüşüp anlaşmak üzere ioabeâerse StaJin ile .bir mülâlkıat yapacağım söyle­mesinin uyandırdığı belirtilerek şöyle 'denjilmeltıteıdir : Bizce, Churohiai'in StaHm le görüşmek jistemesl bütün m,anasiyle bir seçim ma-nevrasıdır. Çünkü herkes her yerde, mümkün ve şerefli bir anılaşmaya dai­ma taraftandır. Yani bu söz, İngiliz seç­menleri üzerinde 'müessir olabilir. Nete-kiım, işçi Partisinin genç cenahı, bu kere de yani seçimler vesilesi ile neşret­tiği bir broşürde, buna benzer mütalâa­larla bulunmuştur. Fakat bu,nihayet bir hizbin görüşü (kalmış ve İşçi Partisi tou nototayı kendi seçim . mücadelesi programına almamıştır.

İşte, bazı işçi mahfillerinde .anlaşma 'le­hinde bazı arzular mevcut olup, İşçi Partisinin sevildi idaresi asla bu nok­taya yanaşmadığı bir sırada, Ohurc-hüi'inanlaşılaaı [birçoklarıiçincazip, bu fikri Muhafazakâr Parti adma, bir seçiım parolasıyaptığınıgörüyoruz.

Ötekiler âçin memnu olan, Churchill ve partisi için, tjjbiatiyle değildir. Çüu'kü anlaşmiaik istediler diye, Jömse kendile­rini koonünizü.ıe dostlluk göstermekle it­hamedemez.

Hulâsa edelim: Clıurchill'in bu sözü, bir seçim oyunundan ibarettir.

Churchiirin malûm beyanetı ve Fransa...

Yasan Yeni İstanbul:

28 Şubat 1950 tarihli «Yeni istan­bul» dan

ChurchiU'in seçim, mücadelesi esnasında Sovyetler ile üçlü 'bir müzakereye ta­raftar olduğunu söylemesi, Fransızlari ziyadesiyle gücendir mistir. O kadar ki, birkaç gün sonra bizzat Başvekil Bida-ult, hâdiseyi ele alarak, Fransayı ziya­desiyle seven ChurchüTin onsuz yani Fransasız <bir konferansı nasıl tasavvur ettiğini pek anlayamadığını serzeniş yo-liyle ifade ettikten sonra kendi milleti­ne dönerek, «Tabiî, eğer biz birbirimi­ze düşersek, kimse bizi adam yerine, koymaz.» mealinde şiddetli tarizlerde bulunmuştur.

O sırada, Fransız rıhtım amelesi, Viet­nam'a gönderile ek e silâhları vapurlara yerleştirmekten imtina ediyor, diğer işçi kütleleri arasında da «kollektif muka­veleler» i öne sürmek suretiyle grev hazırlıkları yapılıyordu.

Binaenaleyh Bidault, Churctiili'in Fran­sayı ikaale almaması meselesini siyasi bir girizgâh, gibi kullanarak ve silâhla­rın tah.mil edilmemesini teşvik eden komünistleri kasdederek, «Devlet İçinde devlete müsaade edemeyiz; Hükümet, Fransa'nın yüksek menfaatlerini koru­masını bilecektir» diyordu.

Bugün hem grevler almış yürümüş, ihem de komünistlerin tahrikatı bambaşka ebad almaştır. Paris Büromuzun verdiği haberlere göre, bunların tabiyesi bir yandan işbaşında bulunan partileri bir­birine düşürmek, bir yandan da, başta Devîet Reisi olmak üzere, ön plânda du­ran şahsiyetlerin üzerine çamur atmak­tır.

Anlaşılıyor iki, Fransa'da normal siyasi yollardan yürüyemiyen ve klâsik obs-trüksyon yahut siyasi grev tabiyelerin­den bir netice çıTtaramıyan Komünist Partisi, şimdi artık bütün faaliyetlerini fesat ve iftiraya istinat ettirmektedir. Çünkü «kollektif mukavele» ler etrafın­da yapılan mücadele, büyük. ıbir ölçü dahilinde olarak Sosyalist Partisinin kontrolundadır ve şimdilik, siyasi bir mahiyet taşımamaktadır.

image002.gifl Şubat 1950

—Napoli :

İngiliz Dışişleri .Balkanı Bevin Romaya geldiği zaman, kendisine hangi tip gay ikram edeceklerini iki grün münakaşa eden İtalyan resmi şahsiyetleri, Bevin,'e Çin çayı ikram, etmenin, nezaketsizlik olacaşma kararvermişlerdir.

Bevin'e Çin çayı yerine Hindistan çayı ikram edilecektir.

—Rama :

Napoli Belediye Meydanında toplanan bir kaç yüz kişilik bir nümayişçi kafi­lesi bugün karaya çıkan İngiliz Dışişleri Bakam Bevin'in bindiği otomobile çü­rük yumurtalar atmıştır. Polis nümayiş­çileri süratle dağıtmış ve bunlardan be­şini tevkif etmiştir. Bu nümayişçilerin komünist ,mi, faşis mi yoksa milliyetçi mi olduklarını henüz bilinmiyor.

Roma'da Bevin öğle yemeğini Başbakan De Gasperi ile yemiş ve sonra Dışişleri Bakanı Sforza ve diğer İtalyan şaiısi-yetlerini ziyaretetmiştir.

Bevin akşam- üzeri Papa'yı da ziyaret etmiştir.

—- Roma :

Sicilya'nın Marcvala şehrinde 500 işsizin yaptığı bir mitingi polis sopalarla da­ğıtırken 4 polis ve 3 nümayişçi yara­lanmıştır.

İşsizlikten şikâyet eden nümayişçiler mitingi başka bir caddede tekrar tertip etmek istemişlerse de toplanmadan ev­vel sopa kullanan polis tarafından tek­rar dağıtılmışlardır. Yaralanannümayişçilerdenbirihasta.

2 Şubat 1950

— Roma :

İyi haber alan çevrelerde bildirildiğine göre, İtalyan destroyeri «Fuci Liere» nin İtalyan barış andlaşması mucibince Sov­yetlere devredilmek üzere Spezzia'dan Odesa'ya hareket etmesi İtalyan komü­nistleri arasında karışıklıklar tevlit et­mekten geri kalmamıştır. . Sanıldığına göre, Komünist Partisi daha önce Rus­ya'ya verilmiş harb gemilerindeki mü­rettebatın İtalya'ya geri dönüşünde or­taya çıkan can sıkıcı akislerin tekra­rından korkmaktadır.

Filhakika bir müddet önce Ruslara ve­rilen Artigliere ve Ducca D'Aosta gem­lerinin mürettebatı arasında pek çok komünist bulunuyordu. Bu mürettebat Odesa'dan İtalya'ya döndükleri vakit, Rusya'da gözleri ile gördükleri müthiş şartları bütün teferruatiyle tasvip et­mişlerdir. Bunlar feci iaşe durumunu, sefalet, hastalık ve halkın yüzünde oku­nan bitkinlik ifadesini uzun uzun anlat­mışlardır.

İtalyan denizciler kendilerine İkram edi­len siyah ekmeği yiyememişler ve so-kak'.arda eski gazete parçalarından ve kuru saman saplarından sigara saran kimseleri gördükleri zaman dcşhet için­dekalmışlardır.Ruslar korkuiçinde

İtalyan, denizcileriyle konuşmaktan ka­çınıyorlardı.

Dönüşlerinde denizcilerin yaptığı bu açıklamalar, Komünist Partisinde kütle halinde istifalara sebep olmuştur. Ro­ma'da Komünist Partisi genel merkezi tarafından alman bütün tetbirlere, her tarafa propagandacılar ve hatipler gön­derilmesine rağmen istifalar devam et­miştir.

17 Şubat 1950

— Budapeşte :

Birleşik Amerika ile ingiltere hesabına "casusluk yapmaktan sanık Amerikan İş adamı Robert Vogeler rle diğer altı ki­şinin muhakemesi bugün başlamıştır.

20 Şubat 1950

—Budapeşte :

Budapeşte'de cereyan eden casusluk dâ­vasına biliştin yeniden -bakılacaktır. Bu celsede amme şahitleri dinlenecektir. M. Sanders ve bir Amerikalı da dahil oldu­ğu halde sanıkların hepsi suçlu oldukla­rını itirafetmişlerdir.

—Budapeşte :

Budapeşte'de cereyan eden casusluk da­dasında bugün şaMtlerin dinlenmesini mütap'kip, Kardinal Josef Minds'enty için ölüm cezası i'Stîyen. Başsavcı Alapi iddianamesini okuyacaktır. Mahkeme, oturumu önümüzdeki Çar­şamba, günü tatil1 edecek ve sanıklar hakkında Perşembe günü karar verile­cektir.

—Budapeşte :

Bu gün 9 yeni şahit, Amerikan iş adamı Robert Vogeler ve 6 suç ortağının Ma­caristan aleyhine casusluk ve sabotaj yaptıklarını söylemişi erdir. Bu şahitlerin hepsi Standard Elektrik Şirketinin işçileridir ve 7 si mevkuf bu­lunmaktadır. Şahitlerden 6 sının . ifade­leri bir saat 10 dkika sürmüştür. Bu sabat saat 8 de bşlamış olan muhakeme 3 gün devam edecektir.

—Budapeşte :

Savcı Alapi, saat 11.45 te iddianamesini okumava başlamıştır.

Savcı sanıklardan hiçbiri hakkında mu­ayyen bir ceza istememiş, fakat hepsi­nin ağır surette cezalandırılmasını talep etmiştir.

Savcı, Geiger'in daimi bir Amerikan ajanı olduğunu ve istihsali baltaladığını söylemiş ve hafifletici sebeplerden fay-dalandırılmamasmı istemiştir.

Savcıya göre, 11 yıldanberi istihbarat servisinin maaşlı memuru oln Radi İse ağır sanayideki servis şefi durumundan faydalanarak İngiliz ve Amerikalılara mahrem bilgi vermiştir. Savcı, en ağır cezanın ona verilmesini talep etmiştir.

Savcı, Vogeler hakkında «kapana tutul­muş bir casustur» demiş ve mukaddera­tının, yakalanan casusları bekliyen akı­bet olmasını istemiştir.

Savcı, Sanders'i de profesyonel bir casus olarak tavsif etmiştir. Savcının ifadesi­ne göre Sanders, Birleşik Amerika El­çiliğinin Standart Şirketinin istihsalini tahdit etmek emrini aldığım kabul et­miştir.

Savcı, Domoîos'un da naziliği benimse­miş bir kimse olduğunu ve bunun sanık Geİger'e malî hususlara mütaallik malû­mat verdiğini ileri sürmüştür.

211 Şubat 1950

— Budapeşte :

Vogeler dâvası kararı bugün bildiril­miştir. Amerikalı Vogeler 15, İngiliz Sanders 13 yıl hapse, sanıklardan Geiger ile Rado idama mahkûm edilmiştir. Demaskos ile rahip Jusht'a 10 yıl ve Baronn Dori'ye de 5 yıl hapis cezası ve­rilmiştir.


1 Şubat 1950

—Paris:

Sovyet Rusya'nın Paris Sefiri, bugün Fransa'nın vermiş olduğu protesto nota-cim reddetmiştir. Fransız notası, Mosko-vanın Hindicini'deki Fransız aleyhtarı Ho Şi Min rejimini tanımasını protesto etmişti. Sovyet Sefiri bu notayı iade et­miş ve «Sovyet Birliği Hükümeti, böyle ibr nota kabul etmeyi imkânsız telâkki eder» demiştir.

Fransız Hükümeti, Sovyet Sefiri M. Bo-gomotoVu yarın da Hariciyeye davet etmiştir.

Londra mehafili hâdiseyi ehemmiyetle karşılamakta ve Fransız notasını bu şe­kilde iade etmenin arkasından bir şey çıkmasını beklemektedirler.

2ı Şubat 1950

—Ne w-York:

Sovyet Rusya'da yeniden kabul edilen idam cezasının ilk kurbanlarından biri eski Plân Bakam ve Politbüro üyesi Vez-nesenky'nin olacağı kuvvetle tahmin e-dilmektedir. Soyet Rusya'da yapılmakta olan siyasi temizlik esnasında üst ma­kamlarda bulunmuş komünist şahsiyet­lerin hepsinin de idam edilecekleri anla­şılmaktadır. Politbüroda idareyi ele ge­çirmiş olan kuvvetli grup eski rakiple­rinin esir kamplarına dahi gönderilmesi­ne taraftar bulunmayıp bunların tama-mlyle' ortadan kaldırılmalarım istemek­tedir.

5 Şubat 1950

—Moskova:

Yeni yapılacak seçimlerde Stalin, bir düzüneye yakın fabrika ve diğer teşki­lâtlar tarafından Moskovabölgesinden Parlâmentoya namzet olarak gösteril­miştir. Stalin Moskova'yı evvelce İki kere daha temsil etmiştir.

Moskova'dan başka Stalin, Leningrad, Kiev, Riga Vilna ve diğer bazı bölgeler­den namzet gösterilmiştir,

—Londra:

Düşleri Bakanlığından çekildikten sonra Stalinin yanında «hususi vazifeler ifa etmeye» başladığı söylenmekte olan Mo-lotof, Stalin'den sonra gelmektedir. Fa­kat listede Molotofun resmî vazifesi hakkında yalnız şu ibare bulunmakta­dır: «Stalin'in en yakın ve en iyi mesai arkadaşı».

—Vaşington:

Paniuşkin, Dean Acvheson'la 7 dakika süren bugünkü mülakatı sırasında, Bir­leşik Amerika Dışişleri Bakanına, Japon harb suçlularının duruşmaları konusu hakkında Sovyet Hükümetinin görüşünü belirten bir nota vermiştir. Müteakiben Paniuşkin gazetecilere, İmparator Hiro-hito ile diğer bazı Japon idarecilerin harb suçlusu sıfatiyle yargılanmalarını Birleşik Amerika'ya teklif ettiğini söy­lemiştir.

—- Berlin:

Suslarm son hareketleri küçük abluka­nın yakında tam bir kara ve demiryolu ablukası haline geleceği ihtimalini kuv­vetlendirmektedir. Bugün gene Helms-tedt de yüzlerce kamyon (birbiri arkasına sıralanmıştı. Rus ordusunun organı olan bir gazete, Batılı Müttefiklerin, Berlinle Doğu Almanya arasındaki nakliyatı sa­bote ettiklerini yazıyor. Buna benzer it­hamlar Berlin ablukasına takaddüm e-den günlerde de yapılmıştı.

1 Şufoat 1950

__ Sofya:

Bulgar Parlâmentosu bugün Valko Çev-renkofu ittifakla Başbakanlığa seçmiş­tir. Çevrenkof iki hafta evvel Ölen Vasil Koîarof'un yerine geçmektedir.

1900 de doğmuş olan Çevrenkof geçen Ağustosta Bakanlar Kurulu Başkan Mu­avinliğine getirilmişti. 1919 danberi Bul­gar Komünist Partisinin faal bir üyesi olan Çervenkof 1914 te merkez komitesi ve Politbüro üyeliğine tâyin edilmiştir.

Moskova'da talim ve terbiye gören Çer-venliof, 1923 te Sofya'da cereyan eden komünist ayaklanmalarında oynadığı rolden dolayı gıyaben İdama mahkum edilmişti. Harb sırasında kendisine Sov­yet «Lenin nisam» verilmiştir,

Bulgar kabinesinin diğer üyeleri arasın­da değişiklik olmıyacağı bildirilmekte­dir. Düşleri Bakanı Vladimir Poptomof-la Raiko Damianot ve Georgi Tralkof Başbakan Yardımcılıklarında kalacak­lardır.

21 Şubat 1950

— Sofya:

Bulgar Hükümeti, Birleşik Amerika Or­ta Elçisi Donald Reed Heath'i Eliçilik binasının tavan arasında bir casusu altı ay saklamakla itham ve Elçiliği bir ca­susluk ve fesat merkezi olarak tavsif etmiştir.

Bu itham bütün sabah gazetelerinde neşredilen ve beş Bulgari Birleşik Ame­rika hesabına casusluk yapmakla suç­landıran tebliğde bildirmiş bulunmakta­dır. Bu beş Bulgardan ikisinin Elçiliğin eski memurlarından oldukları ilâve olunmaktadır. Heath'm ismi ithamnamede yalnız veya diğer bir çok Amerikalılarla beraber mütaaddit defalar tekrarlan­maktadır.

İthamname Elçiliğin eski tercümanı 31 yaşındaki Mihaİ! Sihiphor'un 1949 Ağus­tosundan, 1950 Şubatında Elçi kendisini yabancı bir memlekete kaçırmağa te­şebbüs edinceye kadar Amerika Elçili­ğinin tavan arasına sakladığını söyledi­ğini bildirmektedir. İthamnameye göre Shiphor, Bulgar Polisi tarafından sor­guya çekildiğini ve yeniden çekilmekten korktuğunu Elçiye söylemiştir.

Elçilik eski telsizcisi Rindova'nm, He­ath'm tavan arasında Sihiphoru ziyaret ettiği ve kendisini memleket dışına çı­karmak için söz verdiği hakkındaki ifa­desi ithamnamede zikredilmektedir.

Elçilik Başkâtibi Raymond Cortley'in Shipor'a yabancı bir hüviyet vesikası temin etmiş olduğu ithamnamede belir­tilmektedir.

Shipor kendisine Cortney tarafından para, yiyecek ve zehir verildiğini ve 15 Şubatta Elçilikten çıkarıldığını söyle­miştir. İddianamede Amerikalıların is­tihbarat memuru olarak isimlendirilen Rindova dört Amerikan subayına haber vermekle itham edilmektedir. Shipor 1946 da Elçilik kâtibi Robert Strong'a ve 1947 de de Maslahatgüzar John Hor-ner'e iktisadi mahiyette malûmat ve bundan başka Elçi Heath'e siyasi haber­ler verdiğini ilâve etmiştir. Shipor Elçi­nin her gün ve her fırsatta Elçilikte ça­lışanlara bugünkü rejimin değiştirilme­si fikrini aşılamağa çalıştığım söyle­miştir.

2 Şubat 1950

— Belgrad:

Üniversitenin Maden ve Jeoloji şubeleri­nin ilk mezunlarına hitabeden Mareşal Tito, demiştir ki:

Yugoslavya'nın istihsal savaşı bugün harbde olduğundan daha büyük bir önem almıştır. Sizler; millî kurtuluş mücade­lesi kadar mühim olan bu savaşta vazife almaya gidiyorsunuz. Hattâ bu mücadele kurtuluş mücadelesinden de mühimdir.

3 Ş«l>a4 1950

— Belgrad:

Yugoslavya dün, Bulgaristan'a sabotajcı çeteleri gönderdiği ve Tito'yu devirmek maksadiyle gayretlerde bulunduğu iddi-asiyle bir nota vermiştir,

18 Şubat 1950

— Belgrad:

Çin - Sovyet dostluk antlaşmasının im­zası haberi henüz Yugoslav basmmca yayınlanmamış ve bu hususta resmî bir yorumda bulunulmamış olmasma rağ­men BeJgrad'ın ilgili çevrelerinde sözü geçen antlaşmanın 5 inci maddesi üze­rinde durulmaktadır.

Beşinci maddede taraflardan herhangi birinin yekdiğerinin dâhili işlerine ka-nşmıyacağı yazılıdır. Belgrad'da, Sov­yet Rusya ile her hangi bir halkçı de­mokrat tarafından imzalanmış bulunan anlaşmalar arasında ilk defa olarak böyle bir maddeye rastlandığı bildiril­mektedir.

Yugoslavlara göre bunun Yugoslav tec­rübesinin bir neticesi olması ihtimali vardır. Belgrad'da, bu maddenin Çin he­yetinin isteği üzerine antlaşmaya dâhil ediMl&i fikri hâkimdir.

19 ŞuLat 1950

—Belgrad:

îlk seçim nutkunu veren Mareşal Tito dün, aday gösterildiği seçim bölgesinde şunları söylemiştir:

Komiform basını, memleketimizi dolar mukabili sattığımız zarınım vermek için faaliyete girişmiştir. Bunlar yalandan ibarettir. Gerçi Yugoslavya Amerika-dan borç istemiştir, fakat kominforma mensup diğer memleketler de böyle bir talepte bulunmuştur. Ve Polonya hariç bunlardan hiç biri bir şey elde edeme­miştir. Yugoslavya bundan bir sene ev­vel ikraz talebinde bulunmuşsa da Mil­letlerarası Bankadan şimdiye kadar hiç bir şey almamıştır.

—Belgrad:

Adayı bulunduğu bir şehir olan Titovo-Ugitze'de dün akşam nutuk söyliyen Mareşal Tito ezcümle demiştir ki: «Memlekette iki program değil, tek bir program vardır. Diğerleri sosyalizm a-leyhindedir.»

Tito bu sözlerisöylemekleadayların yüzde 95 ini cemettiğisöylenen halkçı cepiıe adaylarından başka aday gösteril­mediğini ima etmek istemiştir. Tito sözlerine şöyle devam etmiştir: «ihtilâl güç bir şeydir,biz onuasgari fedakârlığa katlanmaksuretiyle yap­mağa çalışıyoruz.

Batı ile eşit şartlar altında ticari müna­sebetlere girişmeğe çalışıyoruz, fakat prensip bahsinde herhangi bir müsaade-karlıkta bulunmak taraftarı değiliz.»

22 Şubat 1950

—Belgrad:

siyasi münasebetler kurabilmesini Mos­kovatarafından tasvipedilenTıansız Hindiçinisindeki Hochiminh rejimi ile siyasi münasebetler kurabilmesin Mos­kova'ya karşı kazanılmış br tabiye zafe­ri olarak vasıflandırmışlardır.

Resmî haberler ajansı, dün akşam Mos­kova tarafından tanınmış bulunan Viet-min rejimi ile Yugoslavya arasında si­yasi münasebetler tesis edildiğini bildir­miştir.

Sovyet Rusya ve Peykleri, Yugoslavya ile münasebetlerini tedrici surette keser­lerken Hochiminh'in Yugoslavya ile ça­lışmak istemesi manalı sayılmaktadır. Batılı müşahitlerin düşüncesine göre ya Hochiminh bu meselede Moskova'nın rı­zasını almaya unutmuş ve yahut Mos­kova'nın itirazlarını dinlemiyerek Tito ile anlaşmıştır.

Her iki şıkta da netice Rusya'nın Tİto-yu dünya komünist hareketi dışında bı­rakmak gayretlerinin boşa gittiğini gös­termektedir.

Müşahitler «Ho» nun son zamanlarda Moskova ile fevkalâde uzun görüşme­lerden sonra bir dostluk anlaşması irn-zalıyan Çinli komünist lider Mao Tse Tung'un yakın iş arkadaşı olduğuna işa-Tet ve «Ho» veya Maonun daha baş­ka Titocu meyiller gösterip göstermiye--ceklerinin zamanla meydana çıkacağını ilâve etmişlerdir.

26 Şubat 1950

— Belgrad:

Mareşal Tito bu ay zarfında ikinci defa olarak, bugün, Yugoslav halkına Batı­dan bir yardım beklememelerini ve bü­tün İktisadi zorlukları kendi başlarına yenmeleriniİhtar etmiştir.

Tito Kolaraz Üniversitesinde 2 gündür toplanan Sırp cephesi mümessillerine hitap etmiştir.

Geçen hafta «Tito Vouzice» de verdiği ilk seçim nutkunda kaydettiği şekilde Yugoslav lideri bu kere de şöyle demiş­tir:

«Memleketimizdeki vaziyet iyi değildir. Fakat bu, zorlukların altından kalkamı-yacağımız mânasına alınmamalıdır. Bü­tün zorluklara rağmen hedefimize kim­senin yardımına muhtaç olmadan eriş-Tneliyiz.»

27ı Şubat 1950

— Belgrad:

Mareşal Tito, dün sert bir eda ile konu­şarak Yugoslav halkına Batıdan hiç bir yardım beklemiyeceklerini, fakat şartlar ne kadar kötü olursa olsun güçlükleri yeneceklerini söylemiş ve şöyle demiş­tir:

Biz, nekadar güç ve acı olursa olsun da­ima hakikati söylemeli ve göstermeliyiz. Çünkü halk hakikatlara cesaretle bak­tığı zaman en büyük müşkilleri yenmek ve bütün işleri başarmak mümkün olur. Heyecanlı bir halk kütlesine hitap eden Tito, Yugoslavya'nın durumunun kolay olmadığım belirterek sözlerine şöyle de­vam etmiştir:

Biz müşküllerimizi yenmeliyiz ve yene­ceğiz. Biz, kimseden hususi yardım gör­meden vazifemizi yapmak zorunda ol­duğumuzu idrak etmekteyiz. Vaziyet bi­zim bu güçlükleri yenemiyeceğimiz ka­dar müşkül değildir. Biz güçlükleri ye­nebiliriz ve yeneceğiz.

11 Şubat 1950

--Telaviv:

inanılır kaynaklardan bugün bildirildi­ğine göre, îsrail ve Mısır temsilcileri 26 Şubatta huöut üzerinde bir mahalde tekrar barış müzakerelerine basılacak­lardır.

Aynı kaynaklar, yapılan resmî yalanla­malara rağmen iki memleketin, Birleş­miş Milletler Temsilcisi General Willi-am Rİley tarafından müzakerelere da­vet edileceklerini ve gayri resmî mahi­yette yapılacak bu görüşmelere 1949 Ro­dos müzakerelerine katılan asker ve diplomatların iştirak edeceklerini bildir­mektedirler.

Riley'in, Mısır ve İsrail'den tasarlanan

müzakerelerin gizli tutulmasını istediği ilâve edilmektedir.

20 Şubat 1950

— Kudüs:

İsrail Hükümeti iki seneden beri iik defa olarak ciddi bir buhran geğirmektedir. Koalisyon Hükümetini teşkil eden en mutaassıp partilerden biri Doğu memle­ketlerinden gelen Musevi çocuklara tam bir Musevi tahsili verilmesi hakkındaki arzusunun yerine getirilmediği takdirde kabinedeki bütün bakanlarını geri çeke­ceğini bildirmiştir.

Nekahat devrini geçiren Başbakan Ben Gurion bu buhrna nihayet vermek için kabineyi olağanüstü toplantıya çağır­mak mecburiyetinde kalmıştır.

Gazeteler Kiralın mecburi askerliği ka­bul ettiğini ve fabrikalar, askerî akade­miler kurduğunu ve ordunun senelik tahsisatım artırdığım bildirmektedirler.

31 Şubat 1950

— Kahire:

Mısır Dışişleri Bakanı Mehmet Selâhat-tin Bey, bugün gazetecilere Mısır'ın în-giliz kıtalarının çekilmeleri hususundaki dâvasını Birleşmiş Milletler huzuruna götürmek ihtimalini derpiş etmekte ol­duğunu söylemiş, Mısır'ın Nil vadisinin birliğinde İsrar edeceğini ve emellerini tahakkuk ettirmek üzere elinden gelen her şeyi yapacağınısözlerine ilâve et-

miş ve bu arada Mısır'ın İsrail'e karşı siyasetinin değişmediğini bildirmiştir.

26 Şuta 1950

— Kahire:

Mısır Başbakanı Nahas Paşa Arap Bir­liğine dâhil bütün memleketler Başba­kanlarım lOMartta Kahİre'de açılacak olan Arap Birliği Konseyinin oturumuna iştirake davet etmiştir. Başbakanlar Filistin meselesini, Arap devletlerini askerî bir ittifak şeklinde birleştirecek olan kollektif güvenlik paktı tasarısını, Hindistan ile Pakistan arasındaki ihtilâfı müzakere edecekler­dir.

Tikan Dışişleri Bakanı Dean Ache-son'a 'bir nota tevdi etmiştir. Sovyet Rusya bu notada Japon İmparatoru Hi-roMtonun ferp suçlusu olarak millet­lerarası bir mahkemede yargılanımasmı teklif etmektedir. Panyuşkin, Dışişleri Bakanı ile 7 dakikalık görüşmeden son­ra basın ımuhabirlerine demeçte buhına-rak Sovyet notasında, Sovyet kontrolü alımda bulunmayan bir 'miktar Japon harp suçlusunun, daha yargılanmasının teklif edildiğini söylemiştir. Panyuşkin'-in beyanatına göre, Rus notasında, Ja­ponya'ya karşı mikrop harbi hazırla­maktan sanH-ik ıbazı Japontarm yargıla­narak hüküm giydiklerini hatırlatmak­tadır. Sovyet Büyük Etçisi sarahaten işaret etmemiş olmakla beraber Hirohl-to ile ımükrop harbi arasında bir müna­sebet gömmektedir.

— Washington :

Amerikan Dışişleri Bakanı Dean Ache­son. bugün yaptığı 'basın .konferansında, Çin Hindi'ndeki Komünist Lider Hoşi-min'in Sovyet Rusya -tarafından tanın­masının 'büyük bir hayre-t uyandırdığı­nı beyan etmiş, bu hareketin, Hoşiminıh Hükümetinin milliyetçiliği hakkındaki bütün tasavvur ve tahayyülleri bertaraf ettiğini ilâve etmiştir. Dışişleri Bakanı Çin Hindi'ndeki Bao Cai rejiminin, tas­vir edilmesinin birkaç güne kadar, Fran­sa tarafından desteklenen Vietnam'ın tanınmasına da yol açacağını ifade et­miştir.

Avustralya Barış Anlaşması meselesine gelince, Dean Acheson, dörtlü müzake­relerde gelişmeler kaydedileceği ümidi­ni ishar etmiş, Avusturya ile ayrıca ibir foarış antlaşması imza'lanmasmın müm­kün olup olmadığı suali üzerine bu hu­susta hiç bir yorumda buluaımarmştır. Bulgaristan ile olan temaslar bahsinde ise Bulgaristan Sofya'daki Amerikan Büyük Elçisinin geri çağrılması hakkın­daki talebini geri almadığı takdirde Bir­leşik Amerika'nın bu .memleketle olan münasebetlerini keseceğini bildiren 20 Ocak tarihli notaya henüz cevap alm-m?..Tiış olduğunu beyan etmiştir. Sinkiang temsilci!erinin "Uzak Doğu'da-ki 'Sovyet konferanslarına davetini yo­rumlayan Dean Acheson bunun ilgi çe-kicî bir inkişaf olduğunu belirtmiş fakat

bu (konuda daha fazla bir şey söylemek istemem iştir.

Nihayet ingiltere'nin, dolar mukabili it­hal ettiği petrol mİMarmı azaltmak hakkındaki kararını yorumlayan Ache­son, Birleşik Amerika'nın kanaatine gö­re, ingiltere'nin bu ikararı alırken Ame­rikan p&trol kumpanyaları ile kâfi dere­cede istişarelerde bulunmadığını ve bu kumpanyaların, .muamelelerini ay&rlı-yarak dolar tasarruf etmek imkânı ve­rip vercjTüycceklerini incelemiş olduğu­nu ilâve etmiştir.

2 Şuhat 1950

— 'Paris :

Vaşington'daki kanaate göre, Sovyet­ler Birliğinin Japon harp suçlularının yargılanmaları hususundaki kararı U-zak-Doğni''daki soğuk harbi daha vahim-leştireceği gibi Ho-Chi-Min Hükümetini tanımaları da milletlerarası gergiöligri daha artıracaiktır.

Amerikan siyasi çevrelerinde, Berlin yo­lu üzerindeki seyrüsefere konulan 'tah-didadm, Sofyadaki Amerikan Büyük Elçisinin geri alınması yolunda yapılan teşebbüsün ve bilhassa General Mac Arthur'un alenî bir şekilde Asya'ya ye­ni ikuvvetler .gönderilmesini istediği toir sigarada, Sovyetler Birliğinin Japon harp suçLiiarınm yargılanması yolunda bir 'karar almasının. Başkan Truman'm hidrojen bombasının imali hakkındaki emrini kâfu. derecede İzah ettiği ikanaati hâkimdir.

— Washin.gton :

Amerikan Dışişleri Bakanlığı gözcüsü bugün bir beyanatta bulunmuştur: «Bir­leşik Amerika, Berlin'de .Sovyetler tara­fından tatbik edilen küçük çaptaki ab­lukaya karşı koymak maksadiyle karşı tedbirler almaktadır. Sovyetlerin Millet­lerarası anlaşmaları ihlâl etmeleri kar­şısında hiçbir şey yapmadan durabilece­ğimizi zannetmiyoruz. Sözcü diğer taraftan, Birleşik Ameri­ka'nın ıtekrar hava köprüsü kurmaya hazır Olduğunu, fakat şimdiki halde böıyle bir hareketin zaruri olmadığını söylemiş, Berlin'de iaşe durumunun en­dişe verici mahiyette olmadığını, kâfi derecede yiyecek ve yakacak stoku bu­lunduğunu üâve eylemiştir.

4Şubat 1950

—Paris :

Ameriıka Dışişleri Bakanlığı dün akşamı Vaşington'da Japon İmparatoru Hiro Hlto'niün harp suçlusu olarak -bir aske­rî mahkeme tarafından yargılanmasını isteyen 'Sovyet notasına cevaben bir rtelb-üğ yayınlamıştır.

Amerikan Düşüşleri Bakanlığınca tou no­ta, dikkati .Sovyetler Eirli|"iniiı 370 'bin Japon esirini hârtâ ,memleJcet!er.:ne iade etmeyişi »layı üzerinden "başka tarafa çevirm-eğe matuftur.

Dişiş&eri Bakanlığının tebliğinde ayrıca 1948 da; Uzaik Doğu Komisyonunun Sov­yetler (Birliği ile varılan anlaşma neti­cesinde Japon harp suçlularının listesi­ni tesıbit etmiş ibulımduğıma işaret olun­maktadır.

5Şubat 1950

—- Washington :

Millî Güvenlik Konseyinin Birleşik Ame­rika'yı herhangi bir .mütecavize /karşı güvenli bulundurmaya -devamlı surette çalışacağı ve sıkı bir işbirliği iîe bir a-raya gelmiş yüksek •memur] ar dan müte­şekkil tûr grup olarak kalacağı, Konsey idarecileri tarafından açıklanmıştır.

Konsey, millî güvenlikle alâkadar iç, dış ve askerî meşalelerde takip edilecek si­yaset hakkında Birleşik Amerika Cuım-hurfoaşkanuıa tavsiyede bulunmakla mü­kelleftir.

—"Washington :

Amerikan İstihbarat Dairesine gelen ra­porlara göre, Ruslar Foroıoza taarıuzu-na .hazırlık olmak üzere Komünist Çin hava kuvveti eri nün eğitim ve teçhizine yardım etmekte'dirlıer. Son aylar içinde komünistlere av ve talim uçakları ve­rilmiştir. Bunlardan başka çok sayıda Komünist Çin subay .adayı Sovyet Raııs-ya'daıki eğitten merkezlerinde eğttian görmektedir. Rusların Kuzey Sitoirya'<da muhtemel bir hava taarruzunu Şişlemek için üsler tesis ettikleri malûmdur. Ko­münist Çin havacıları bu üslerde talim "örmektedirler.

Koparlarda Komünist Çin'de haber al­manın çok güç olduğu kaydedilmekte ve Rusya'dan gelen uçakların sayılarını öğ­renmek imkânı olmadığı ilâve edilmek­tedir. 1949 Nisananda 48 uçağm geldiği bilinmektedir.

6 Şufrat İ950

— Washington :

Ayandan Demokrat Brian Mae Mahon dün akşam Parlamento Ajtom E3nerjits-î Komisyonunun, .Sovyeî'ere atom sırları­nı İfşa etmekten sani'k ingiliz Bilgimi Klsiis Fusdhs'ım iade edilm-esi imkân-]r,;.r,ı incelamskte olduğunu 'büdinmiştir. i3:ieşik Amerika ile ingiltere arasımda imzalanmış .bulunan 1931 Mücrimlerin îad«si AJBtlaşması gereğince eğer suç­lunun muhakemesi yapılmış veya £3:ınk bulunduğu msrnılekette yapılmakta ise m-Ucrümiii iadeedilemiyeceğ":

—New-York :

Atom EteerjM Komisyonu, bu sane, ge-mi-lere enerji verecek stom reaktörün ün imal ediimesline matuf plânların incele­neceğini bildirmiştir.

Uçaklara uygun modeller eicle edilmesi­ne de çalışılacaktır.

—- Washington :

Teyit edilmeyen Wr söylentd-ye göre Tnı-maaı Altom Enerjisi Komisyonu Başkan-iığını «Liver Brothers» firûnasinuı eski Başkanı Charles Luckman'a teklif et­miştir.

Beyaz Sara[y ve Luökman bu haberi yo­rumlamayı rıeddefan işi erdir.

—Washington:

Federal Tahkikat Bürosu Müdürü Edgar Hoover, yabancı bir devlet lehine casus­luk suçu ile Londra'da tefkiv edilen în-glliz atom uzmanı Dr. Fusohs'a ait gizli raporu bugün kongreye verecektir. Hoover, Amerika'da Fuchs meselesi tah­kikatının devam ettiğini bildirmiştir Bu da daha bazı sanıkların tevkif edileceği kanaatini vermektedir.


Pittsburg:

Ancak 15 günlük ihtiyat kömürü bulu­nan Birleşik Amerika 480.000 maden kömürü İşçisinin grev tehdidi ile karşı karşıyadır.

Halen 100.000 kadar madenci yeni mu­kavelelerden çıkan ihtilâf dolayısiyle grev halindedir.

Madenlerden gelen son haberlere göre, madencilerin lideri John Lewis Başkan Truman'm hakemlik plânım reddettiği iğin grevler çok çabuk yayılacak ve Önü­müzdeki 24 saat içinde bütün madenciler işlerinibırakacaklara1.:- demiştir.

Beyaz saraya mensup şahsiyetlerin bil­dirdiklerine göre, madenciler bugünden itibaren işleri başına dönmezlerse Baş­kan Taft-Hartley Kanununu tatbik ede­cektir.

Lewis eğer işçiler zorla çalışma,ğa mec­bur edilirlerse yavaş çalışma emrini ve­receğini söylemiştir.

Yeni mukaveleler için mücadele 7 ay ev­vel başlamıştır. O zamandan beri binler­ce madenci Lewis'in talep ettiği gibi haftada üç gün çalışma yerine tam gre­vi tercih ettiklerini bildirmişlerdir. Za­ten Lewîs de henüz taleplerini tam ola­rak bildirmemiştir.

Miami:(Florida)

Amerika Birleşik Devletlerindeki işçi teşkilâtlarının en büyüğü olan Amerika işçi Federasyonu (Afi) son günlerde 50 devletin işçi mümessilleri tarafından Londra'da kurulmuş olan beynelmilel Hür işçi Sendikaları Konfederasyonun­da, onun en büyük üyesi olarak, bütün kuvvetiyle üzerine düşen vazifeleri ye­rine getireceğini vadetmiştir.

— Washington:

Atom Enerjisi Parlamento Karma Ko­misyonunun yaptığı gizli toplantıdan sonra demeçte bulunan Ayandan Brien Mac Mahon «Sovyet Rusya'ya teslim edilen atom sırları meselesinde Klaus Fuchs'dan başka şahısların da ane&haî-dar olduklarını söylemiş ve gerek Bir­leşik Amerika'da gerekse İngiltere'de tahkikat devam ettiğini bildirmiştir.

Demecinin yeni tevkifler yapılacağı mâ­nasına gelip gelmediğini soran gazete­cilere verdiği cevapta, Mac Mahon sağ­duyunun bazı defa tevkiflerin derhal ya­pılmamasını âmir bulunduğunu söyle­miştir.

—Washington:

Bugün demeçte bulunan Dışişleri Ba­kanlığı Sözcüsü Komünist Çin Radyosu tarafından verilen haberlerin aksine ola­rak, Çin'de bulunan Birleşik Amerika Elçilik ve Konsolosluk memurlarının, ge­çen 25 Ocakta Hükümetlerinden aldık­ları emre uyarak hareket hazırlıklarına faaliyetle devm ettiklerini bildirmiştir..

7 Şubat 1950

Pittsburg:

Madencilerin greve başlamaları üzerine. Birleşik Amerika tarihinde şimdiye ka­dar görülen kömür kıtlığının en as­riyle karşılaşmış bulunmaktadır. Kış ortasında kömür stoklan yalız 25 gün­lük ihtiyacı karşlıyabileeek miktardadır. Hükümetin Taft-Hartley Kanununa da­yanarak madenlerde tekrar çalışmaların başlamasını temine uğraşmasına rağ­men 400-000 kadar işçi greve devam et­mektedir. Sendika Başkanı John Lewİ» bu hususta her hangi bir yorumda bu­lunmak istememişse de sendikaya men­sup diğer şahsiyetlerle bazı madenciler Taft-Hartley Kanunu vasıtasiyle dahi işe tekrar başlanabileceğinden şüphe etmektedirler.

—- Washington:

Yüksek kudrette yeni bir füze Amerikan deniz kuvvetleri tarafından geliştiril­miştir. Bu füze bir deniz harbinde bü­yük muvaffakiyetlekull anılabilecektir.

Amerika Savunma Bakanlığı bu füzenin tecrübelerinin muvaffakiyetle neticelen­diğini bildirmiştir. Yeni füzenin sürati harb sırasında inkişaf ettirilen füzenin süratinden çok daha büyüktür.

—Singapur:

Şimdi Uzak-Doğuda seyahat etmekte olan Amerika Birleşik Devletleri Fevka­lâde Büyük Elçisi Jessup burada raöyo-da konuşarak Amerika Birleşik Devletleri siyasetinin Asya milletlerinin kal­kınma ve istiklâlleri için çalışmaş olma­sına mukabil Rusya'nın bura halkını idaresi altına almak istediğini bildir­miştir.

Jessup, Kremlin'in takip ettiği siyaset ile Amerika Birleşik Devletlerinin hare­ket tarzı arasındaki farkı şu kelimelerle ifade etmiştir:

İster geçen harbde müttefiklerimizle birlikte yendiğimiz Avrupa'daki nazi ve­ya faşist ve Japon usulleri ile, isterse komünistlerin şimdi tatbik ettikleri usullerle olsun, bütün totaliter diktatör­lüklere muhalefet ettik ve etmeğe de­vam edeceğiz.

Bilhassa emperyalizme muhalifiz. Em­peryalizmden kasdim kendi menfaati için başka milletleri kendi idaresi altına alarak kullanan siyasettir.

Emperyalizm bu şekilde Amerika Birle­şik Devletlerinin Filipin halkını kendi kendilerini idare edecek şekilde yetiştir­me ve onlara hürriyetlerini vermesinin tara aksidir.

Diğer taraftan, bugün dünyada gözüken emperkalizm şekli komünist partisinin beynelmilel organı olan kominform'un idaresi altındaki halkın görüşlerini ifade veya istedikleri g-ibi hareket etmelerine mâni olan ve sadece onların Moskova tarafından verilen kararlrı harfiyen tat­bik etmelerini isteyen komünist siyase­tidir.

Komünist liderlerinin yaptıkları resmî beyanat Asyadaki milliyetçiliğin, ancak Asya halkını kominform siyasetini kon­trol eden Rus liderlerinin idaresi altına götürecek yolda bir adım olarak destek­leneceğinigöstermektedir.

Washington:

Kongrenin ileri gelen şahsiyetleri, bugün Başkan Truman'a teklifte bulunarak, silâhların tahdidi, atom bombasının kon­trolü ve soğuk harbe son verilmesi için son bir teşebbüste bulunmasını istemiş-terdir. Fakat bu şahsiyetler, bu mevzu­ların Amerika ile Rusya arasında mü­zakere edilmesine taraftar olmayıp, ba­tılı veya Doğulu bütün .Migili m emie(ketle­rin yapılacak bir konferansa iştirak et-

mesini istemektedirler. Kongre ve Dış­işleri Bakanlığının dış siyaset mütehas­sısları, Rusya'nın, Amerika iie görüş farklarını ortadan kaldırıcı mahiyette bîr konferansa hazır olduğuna dair Mos­kova'dan gelen haberleri soğuk kanlı­lıkla karşılamaktadırlar. Kongre üye­leri, Amerika'nın Rusya ile müzakereye-hazır olduğunu, yalnız bu konuşmalara ilgili diğer memleketlerin de katılması gerektiğini söylemişlerdir.

—Washington:

Birleşik Amerika Ordusu Atom Enerjisi Araştırma fabrikalarını muhafaza için yeni bir sistem kurmaktadır. Yeni Mek­sika eyaletindeki Sandia üssüne şimdi­den askerî bir şekil verilmiştir. Atom bombalarının monte edildiği bu üs, ci­varda bulunan Kİrtland'ı bağlı tepkili uçak filoları tarafından muhafaza edil­mektedir. Hanford ve Oakridge fabri­kalarında uçak savar birlikleri için yer hazırlanmaktadır.

—Washington:

Atom Enerjimi Millî Komisyonu üyele­rinden Lewisstrauss istifa etmiştir. Bu haber Beyaz Saraydan verilmiştir. Baş­kan Truman tarafından kabul edilen is­tifaname Nisanın 15 inden itibaren yü­rürlüğe girecektir. Strauss mektubunda bundan böyle hususi İşlerle meşgul ol­mak arzusunu izhar etmektedir.

8 Şubat 1950

—"Washington:

Demokrat saylavlardan Brian Mcmrahon ve Millıard Tyidings'in atom kontrolü me­selesinde Rusya ile anlaşmaya varıla­bilmesi için yeni bir teşebbüste bulunul­ması hakkındaki teklifleri üzerinde be­yanatta bulunan Dışişleri Bakanı Dean Acheson, Rusya'nın her şeyden önce kendi menfaatlerini düşündüğüne işaret ederek böyle bir anlaşmanın faydasız olacağını bildirmiştir. Acheson sözlerini şöyle bitirmiştir: Eğer hedefe ulaşabilirsek çok iyi olur. Fakat dört yıllık tecrübe bize bunun imkânsız olduğunu göstermiştir.

—-Washington :

Bazı hükümet -kaynaklarının tahminle­rine göre .Başkan Truman, pek yakında kongreye Milletlerarası ticari teşkilât misakmm tasdikini talep eden bir me­saj sunacaktır.

Başkan bu hususta geçen Nisanda bir mesaj sunmuşsa da kongre tarafından kati mahiyette bir cevap gelmemiştir.

—Washington :

Beyaz Saraydan bugün bildirildiğine gö­re, Truman, istifası yarın meriyete gi­recek olan David IjilienthaTın yerine başkası getirilinceye kadar, Atom Ener­jisi Komisyonu Başkan Yardımcısı Cum­huriyetçi Suımner Pike'i bu komisyonun geçici başkanlığına tâyin edecektir.

5 Ocak 1950

—Washington :

Dışişleri .Bakanlığı bugün Sovyet Rusya ile esaslı meselelerin hepsini münakaşa­ya ve görüş teatisi için bütün kapılan açık bırakmağa hazır olduğunu bildir­miştir.

Bakanlığın ilâve ettiğine göre böyle bir görüş teatisi ya 'Birleşmiş Milletlerin tavassutu veya normal diplomasi kana-liyîe mümkün olabilir. Fakat Birleşik Amerika diğer milletleri alâkadar eden meseleleri yalnız Sovyetler Birliği ile görüşmeğe raz;olmamaktadır.

—• Washington :

Bu gün tertib ettiği basın konferansın­da demeçte bulunan Dışişleri Bakanı Acheson. Çin-Rus Andlaşmasınra Rus­ya'nın Avrupalı peykleri ile imzalamış olduğu andlaşmailarm benzeri olduğunu ve Salı günü imzalanan bu 30 senelik ittifakın tafsilâtını henüz dünyanın bil­mediğini söylemiştir.

Acheson'a göre Çin ve Sovyet liderleri Moskova'da vakıtlarmı sırf yayınlanan andlaşmanm haşviyatım hazırlamakla kalmadıklarını, Çin. Sovyet görüşmeleri neticelerinin ara sıra belireceğini, fakat asıl metnin hiçbir zaman yayınlanmaya­cağını bildirmiş ve şunları söylemiştir:

Gelecek ay ve senelerde Sovyet Rusya'-nın hareket hattı andlaşmanm teferrua­tınıbizeaçıklamış olacaktır.

Acheson, Sovyet Andlaşmalarının en mühim kısımlarının 'gizli protokollarda yazılı olduğunu belirtmiş ve demiştir ki: Şimdiki andlaşmada Ruslar, peykleri iel imzaladıkları an di aşmalarda kullanılan «Alman tecavüzü» tabiri yerine «Japon tecavüzü» tabirini koymakla iktifa et­mişlerdir.

Birleşik Amerika Dışişleri Bakanına gö­re bu andîaşmalarda mühim olan husus, diğer imzacı milletlere uğur getirmemiş olmasıdır.

Bundan sonra Acheson, andlaşma gere­ğince Rusya'nın Çin'e yapacağı iktisadi yardiımm gülünç miktarı karşısında hissettiği hayreti bildirmiş ve kıtlığa iki parmak mesafede ve birçok imar mese­leleri karşısında bulunan. Çin'in Rus­ya'nın bu İktisadi güvenine uzun müd­det bel bağlıyamıyacaginı belirtmiştir.

— Washington :

Dışişleri Bakam Acheson, bu günkü haftalık basın toplantısında Birleşik Amerika ile Bulgaristan arasındaki si­yasi münasebetlerin kesilmesi imkânın­dan bahsetmiş ve artık iki memleket arasında nota teatisi yapıkmyacağı-nı, fakat önümüzdeiki günlerde yalnız bir «tebligat» yapılacağını söylemiştir.

— Washington :

Beyaz Saray bugün Başkan Truman'ni Rusya ile normal muameleden ümit kes­tiğini, fakat kesin dünya barışma olan itimadının hiç değişmediğini ihtiyat kaydiyleteyidetmiştir.

17 Ocak 1950

— Chicago :

Birleşik Amerika Deniz Ticaret Mües­sesesi Başkam Frank Taylor harp ha^ linde deniz ticaretinin İkmali için Atlan­tik Paktı milletlerine güvenilemiyeceği-ni bildirmiş ve Amerikan Lejyonu Gü­venlik Komisyonunda şu noktalan açı& lamıştır:

Wasington'daki durum dost memleket­lerden yardım umduğumuzu belirtmek­tedir, fakat son iki harpte deniz nakliyatını biz temin ettik. Son harpte müt­tefiklere yapılan gemi yardımı 5.500.000 tondur. «Taylor eon olarak harp vuku­unda hazır 'bulunmak için barış zama­nında kâfi derecede geniş bir deniz ti­caret filosunun iş başında, 'bulundurul­masıfikrini müdafaaetmdştir.

18 Şubat 1950

—Washington :

Madenciler Sendikası Başkam John Levrâs, grev yapan kömür işçilerini işe başlamağa davet eden mesajında bil­hassa şunları bildirmektedir:

«Derhal işe başlayınız ve gecikmeden kuyularadönünüz.»

îşe başlama kararını, Sendikamız ve bütün üyelerinin himayesi ve saadeti için aldım.»

Mesaj. Beyaz Sarayın, anlaşmazlığın halledilir esi için ihtilâf halindeki taraf­ları tazyik ettiği sırada madencilere gönderilmiştir.

—Vaşington :

Birleşik Amerika Meclisi Atom Enerjisi Komisyonu dünkü gizli toplantısında Amerika şehirlerinin muhtemel atom ve idrojen bombaları hücumlarına karşı ko­runmaları hususunu görüşmüştür.

Komisyon, üyeleri, halkı, atom> sırrını açıklamadan ne suretle tenvir edebile­ceklerini münakaşa etmişlerdir.

Komisyon Reisi Brian Mc Malıon [mese­lenin gelecek hafta, yapacağı son otu­rumda Genel Kurmay Başkanları ile ko­nuşulacağını bildirmiştir.

—Washington :

Amerika atom enerjisi müşterek komis­yonu, atom .taarruzuna karşı sivil hal­kın korunması 'hakkında incelemeye başlamıştır. . önümüzdeki ay sivillerin talim ve terbiyesi için iki kurs açılacak­tır. Bu kurslar radiolojik kontrol saha­sındaki talim ve terbiye ile doktorların, hastabakıcıların ve dişçilerin atom. infi­lâkının tıbbî tesirleri hakkında talim ve terbiyelerini ihtiva etmektedir.

—Washington :

Buradaki diplomatik müşahitler, Ro-bert Vogeler'in Macaristan'dakicasus-

luk muhakemesinin Önceden tertiplendi­ğini apaçık olduğunu fakat halen Bir­leşik .Amerika'nın misilleme yapmak için müsait vasıtalar olmadığını belirt­mektedirler.

Macar Hükümetinin Macaristan'daki Milletlerarası telefon ve telgraf mües­sesesine el koymak istediği hakkındaki haberlerle muhakeme arasında toir mü­nasebet bulan .müşalhitîer, Vogeler'in mahkûm edilmesi île Budapeşte rejimi­nin >bu kıymetli mülkü çok az, belkide hiç bedel ödemeden kendilerine malet-1 melerine yol açacağını bildirmişlerdir. Dışişleri Bakanları yüksek memurları görünüşe göre «suçlu» hükmünün Voge­ler'in mahkemedeki İtirafından evvel verilmiş olduğunu belirtmişlerdir.

19 Şubat

— Washington :

Cumartesi günü Dışişleri Bakanı Aejtıe-son'a gönderdiği bir mektupta Cumhu­riyetçi Ayan üyelerinden alexandre W-illey, dünya sulhu İçin birinci derecede ehemmiyeti haiz meselelerde Birleşmiş Milletlere mensup memleketlerin fikrini anlamak üzere oylarına müracaat edil­mesini istemiştir. 'Bu meseleler bilhassa atom enerjisinin kontrolü, dünya fede­rasyonunun kurulması ve silâhsızlanma ile ilgilidir. Waüley teklifinin, Birleş­miş Milletler Genel Sekreteri Trygve Lie'ye bildiriİTnesiniistemiştir.

—• Vaşington :

Dün siyasi çevrelerde Ruspa ile anlaşma, yolunda yeni müzakerelerin başlıyaca-gına dair rivayetler dolaşmıştır. Ayan Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Tom Connally, muhtemel olarak pek ya­kında atomun kontrolü meselesinde Sov­yetlerle yeni görüşmelerin başhyacağını bildirmıistir. Moskova'dan gelen haber­leri inceleyen yetkili siyasi çevreler, Rusya'nın atomun kontrolü de dâhil ol­mak üzere dünya 'meselelerini Amerika ile müzakere etmeye hazırlandığını ileri sürmekle beraber İhtiyatı elden bırak­mamaktadırlar. Bu çevrelere göre, da­ha başlangıç safhasında bulunan bu ha­reketler bir siyaset ve propaganda mer­kezi olan Kremlin'in yeni Ibir sulh teşeb­büsüdür. Truman ve Acheson Moskova iledoğrudan doğruya yapılacakmuzakerelerden bir netice çılanryacağı kana­atindedir! er. Connally 'biraz daha iyim­ser bir görüşle hükümetten ayrılmakta­dır. Dışişleri Komisyonundan Aiexander Wiley, Acheson'a yazdığı bir mektupta, ibir k?.ç yıl önce Birleşmiş Milletlere ve­ril &n atom kontrolü teklifinin hükümet tarafından yeniden g-özden geçirilmesini tavsiye etmiştir. Rusların sulh yolunda­ki hareketleri ftaKkmda ne Acheson ne de Beyaz aray çevreleri henüz tefsirde bulunmamışlardır. Air erika'nm verece­ği cevap diğer memleketleri ilgilendiren meseleleri doğrudan doğruya Rusya ile müzakere edemiyeceğ: kaydını her hal­deihtiva-edecektir.

Bu çevreler Stalin'in 'böyle bir müzakere teşebbüsüne hazırlandığı kanaatindedir-ler. Rusların, soğuk h.arbe son verilmesi ve atom kontrolü şribi dünya meselele­rini ihtiva edecek olan bu müzakerele­rin, yüksek şalısiyetfer arasında yapıl-mesnn teklif edecekleri tahmin edilmek­tedir. A ir^rikan s!.yasi çevreleri, bu ko­nular hakkında Nevyork T:mes'de ya­yınlanan yazılar üzerinde dikkatle dur­maktadırlar. Bu yazılardan ilkinde be-lirtild iğine göre, Stalin eski Başkan Yar­dımcısı Henry Wa.llace'a iki yıl Önce «Amer?ka >ie Rusya arasındaki görüş ayrılıklarının sulh yolu ile halledilmesi­ne İmkân dah/.linâe ve hatta dünya sulhu için zaruri olduğunu* söylemiştir.

Washington;

Birîeş'k Amerika ile Sovyet Rusya ara­sındaki atom, silâhlanması yarışma ni­hayet verdirmek üzere Stalin nezdinde-ki yeni bir .teşebbüse girişilmesi lehin­de olan kongre, Truman idaresine şid­detli baskı yapmaktadır.

Buna rağrren hükümetin, bu baskıya inkıyad edeceğine veya bu konuda Ame­rikan siyasetinde herhangi bir değişik­lik ya.pmağa razı olacağına buradaki sorumlu çevrelerde hiç kimse ihtimal vermemektedir. Buna da daha son 'gün­lerde Dışişleri Bakanı Acheson ile Dış­işleri Bakanlığının başka sözcüleri veTruman da işaret etmiştir.

'Bu siyaset, dün İngiltere Başbakanı Attlee tarafından ilân edilen siyasete uygundur.

Birleşik Amerika, atom enerjisi kontrolü meselesini Sovyet Rusya ile müzakere-

ye hazırdır. Fakat yalnız Birleşmiş Mil­letlerteşkilâtı delaletiyle.

ChurehiU'in beyanatı, Stalin nezdinde yeni bir teşebbüse girişilmesine matuf hareketi yeniden canlandırmıştır. Bu, Truman Hükümetini, politikasını tekrar teyid zorunda bırakacaktır. Me/r: urlar, Ruslar'm. anlaşmazlıklara bir hal çaresi bulmak için İngiltere ve Amerika liderleriyle doğrudan doğruya görüşme teklif ederek durumu istismar edeceklerini sanmaktadırlar.

20 Şubart 1950

— New~York :

Terakki Partisi Lideri Henry Wal!ace dün bssma verdiği demeçte Atlantik Paktına dahil m ili et1! erin, harp vukuun­da Etom silâhlarını iîk defa kendilerinin kuüanmıyacakiarım alenen bildirmeleri gerektiğini söylemiştir. Wallace bütün Amerikalılardan bilhas­sa lider ve üniversitelilerden, ana ve babalardan Terakki Partisini bir «Ba­rış Pai-tisi» yapmak için ona îr_üzaha-ret etmelerini ve hidrojen bombasının imâlini derhal durdurmaları için Ame­rikalı idarecilere tazyikte bulunmaları­nı istemiştir. "VVsIlace Birleşik Amerika ve Rusya'nın atom enerjisi kontrolü hakkında anlaşmaya varmak üzere bir konferans aktetmeleri ve bu anlaşma­nın icrasının da Birleşmiş Milletlere tev­di edilmesi gerektiğii kanaatini izhar et­miştir.

—- Chicago :

Chîgago Üniversitesi Fizik Profesörü Harrison Brown, dün radyoda yayınla­nan beyanatında hidrojen bombasının radyo aktif tesirleri dolayısüyle 2500 -5000 kilometre daJıüinde her canlıyı mahvetmek kudretinde olduğunu açık­lamıştır.

— Kolombo :

Amerika'nın fevkalâde Elçisi Dr. Jessup bir besin toplantısında, Amerika'nın As­ya milletleri arasında herhangi bir as­kerî blok kurmak niyetinde olmadığını belirtmiştir. Amerika'nın Asya memle­ketlerine yapacağı yardandan bahseden Jessup, hiçbir zaman bu memleketlerin dahilîişlerinemüdahaleedilmiyeceğini tebarüz ettirmiş ve «herhangi bir askerî veya iktisadi yardım talebi alâkadar memleketler tarafından yapıl™ alıdır. Birleşik Amerika Asya memleketlerine hür olmalarını tavsiye eder ve onların milliyetçi arzularını tanır. iBu memle­ketlere yardım etmek için elinden gelen .herşeyi yapacaktır.» -diyerek sözlerini şöyle bitirmiştir:

Amerikan halkı ve Hükümeti, Asya dev­letlerinin 'dış siyaseti erini arzu ettikleri şekilde gütmelerini kabul eder. Birleş­miş Milletler müzakereleri sırasında Amerikan'ra hareket tarzı bunu isbat et­mektedir,

2ı] Şubat 1950

—Wgshinıgton :

Başkan Truman dün Birleşik Amerika halkının yeni Endonezya. Cumhuriyetini alaka ile karşılıyacağını vaadetmiştir. tüt Endonezya Büyük Elçisi Doktor Ali Sastroajnidjojo Başkan TruTnan'a iti­matnamesini verdiği zaman Başkan ıken-disine Birleşik Amerika ile Endonezya arasındaki münasebetlerin çok dostane olmasını temenni ettiğini bildirmiştir.

Sastroamidjojo Endonezya' lılarm Holân-daya .karşı savaşlarında Amerikalılar­dan dlham aldıklarını beyan etmiştir.

—Washington :

Ayandan Cumhuriyetçi Henry Lodge, dün Birleşik Amerika ile Sovyet Rusya arasında atom kontrolü ve silâhsızlan­ma hususunda «iki büyüklere arasında bir konferans yapılması teklifinin hark tehlikesini arttıracağım söylemiş ve Sovyet Rusya'nın böyle foir teklifi, Bir­leşik Amerika'nın zaafına işaret saya­cağını, üstelik de bu teklifin Batı Av­rupa müşterek güvenliğini bozacağına işaretetmişveşöyledemiştir:

Silâhsızlanma hakkında bir anket, ikinci adımı teşkil eder. 'Bizim için atılacak ilik adım silâhsızlanma konusunda Sov­yetleri 4>ize başvurup bir silâhsızlanma konferansı istetecek kadar .kuvvetli .ha­le gelmektir.

TaJbîii şekilde faydalanmakta buluiıdu-ğ-ıimuz sahalarda teknik silâhlarımızm tahdidine razı olursak gerek kendimize ve gerek dostlarımıza karşı haklı hare-

ket etmiş olmalıyız, çünkü bu gün Mil­letlerarası her tafodüt, Sovyetler için bir kazanç teşkil eder.

— New-York :

New-Yonk Haberler Bürosu Müdürü Nuri Eren, bugün New-Yorrk Herald Tri'bune Gazetesi sahibi ve Bayan Mc Cormdelc şerefine bir kokteyl vermiştir. Bu toplantıda, Amerika'da bulunan Ba­sın - Yayın ve Turizm Genel Müdürü Ahmet Şiinkü Earoer, Birleşmiş Milletler Türkiye Temsilcisi Selim* Sarper ile Amerikan radyo ve basınının tanınmış şahsiyetleri hazır bulunmuştur.

Yakında Özel uçağı ile bir tetkik gezi­sine çıkacak olan Mc Cormıck, Mart sonunda Türkiye'yi ziyaretedecektir,

—- Wsshinıgton :

Amerika'nın Bulgaristan'la siyasi mü­nasebetlerini kestiği, bugün Dışişleri Bakanlığı Basın Sözcüsü Michael Mc Dermott tarafından basma üüdirilmiştir. Mc Derrnott'un verdiği izahata g"öre, Amerika'nın bu kararını bdâdiren nota dün Sofya'da Dışişleri Bakanlığına tevdi edilmiştir. Washington'da bulunan Bul­gar Maslahatgüzarı Peter Vutof'a da bugün tebligat yapılarak Amerika'da bulunan Bulgar diplomatlarının memle­keti terketmek üzere derhal hazırlıkla­rını ikmal etmeleri istenmiştir.

—Paris :

Wash;ngton ile Sofya arasındaki müna­sebetlerin kesıikn esi .Fransız siyasi çev­relerinde hiç hayret uyandırın amıştır. 12 Aralıktaki Birleşik Amerika nota­sından sonra, bu iki memleket arasın­daki n-.'ünasei>etîerin gelişmesinin bun­dan başka bir netice uyandıramıyaeagı düşüniilm ekteydi.

—Washington:

Birleşik Amerika'nın Bulgaristan ile si­yasi münasebetlerini kesmesi Birleşik Amerika'nın Sofya Elçisi Donald R. Neath'm Bulgaristan Hükümeti aleyhin­de suikast tertibi ile suçlandınlmasmdan ileri gelmektedir. Bulgaristan Hü­kümeti Elçinin geri çağmlmasım istedi­ği ve bunun üzerine Birleşik Amerika­nın bu ithamlardan vazgeçilmediğl takdirde Bulgaristan ile olan münasebet­leri keseceği ihtarında bulunduğu hatır­lardadır. Bulgaristan Hükümeti Ameri­ka'nın bu ihtarını bilmenıezlikten gel­mektedir.

Münasebetlerin kesildiği bildirilmek ü-üzere Düşleri Bakanlığına davet edilen Bulgaristan Maslahatgüzarı Bakanlıkta beş dakika kalmıştır.

Vutof kendisini karşılayan gazetecilere şöyle demiştir:

«Görüşmem Dışişleri Bakanlığının Bul­garistan ile olan münasebetlerim kese­ceğine dairdir. Yakında, Mart başında hepimiz memleketimize avdet edeceğiz.»

22 Şubat 1950

— Washington:

Amerika siyasi çevrelerinde Amerikan-Bulgar diplomatik münasebetlerinin ke­silmesi Birleşik Amerika İle her hangi bir memleket arasında ilk defa vâki olan bir hâdise olarak kaydedilmektedir.

Sofya Hükümetinin tavrı sebebiyle A-merikan temsilcileri vazifelerini normal olarak ifa imkânını bulamamışlardır.

Aynı çevrelerde belirtildiğine göre du­rum diğer Balkan başkentlerinde de git­tikçe vahimlesinektedk-. Buralarda, ko­münist partisinin keyfî hareketi Ameri­kan diplomatik personelinin vazifesini verimsiz kılmaktadır.

— Washington:

Dışişleri Bakanı Asya'nın hür milletleri tarafından Uzak-Doğu için bir karşılıklı yardım plânı hazırlamak yolunda yapı­lacak her teşebbüs hakkında Hükümetin cesaret verici ve hayırhah durumunu yemden bildirmiştir. İktisadi işbirliği teşkilâtının genişletilmesi hususunda Temslciler Meclisi Komitesinde cereyan eden müzakereler esnasında Asya top­lantısı hakkında kongrenin tavsiye etti­ği siyasiti tatbike başlayıp-başlamadığı Acheson'dan sorulmuştur. Acheaon böy­le bir hareketin çok arzuya değer oldu­ğu hususunda Beyaz Sarayla Dışişleri Bakanlığının Kongre ile hemfikir bulun-, duklarım bildirmiş fakat ilk teşebbüsün Doğu devlet'erinden gelmesi gerektiğini İsrarla belirtmiştir.

Acheson, Birleşik Amerika'nın böyle bir toplantıya teşebbüs etmesinin yersiz ol­duğunu belki de muvaffakiyetsizlikle karşılaşacağını söylemiştir. Acheson, «Biz bir çok defalar böyle bir hareketi iyi karşılayacağımızı söyledik fakat bu bizim tarafımızdan teşvik edilmemeli­dir*demiştir.

—Londra:

Daily Telegraph Gazetesi Amerika ile Bulgaristan arasındaki siyasi münase­betlerin kesilmesini yorumlıyarak, bu kararı bildiren Amerikan notasının sert bir ifade taşıdığına işaret etmekte, A-merikan Elçisi Heath'm Bulgaristan'a, Sofya'daki geri diktatörlük idaresine te­sir etmek için değil, oradaki Amerikan menfaatlerinin korunması için gönderil­miş olduğunu hatırlatmakta ve şöyle de­mektedir:

Fakat Bulgar makamlarının zulümlerini görecek bir müşahidin mevcut olması keyfiyeti dahi komünistleri sinirlendir­miş ve bunlar Elçilik erkânını öldürmek, zulüm yapmak suretiyle M. Heath'm Bulgaristan'daki durumunu tahammül edilmez bir hale getirmek için ellerinden geleni yapmışlar ve nihayet elçinin geri çağırılmasmı istemişlerdir.

Umumiyet itibariyle Batılı -devletlerle, asırlar boyunca 'kanun mevcut olmvyan vahşi memleketlerde yaptıkları gibi demir perde arkasında da temsilciler bulundurmayı lüzumlu, görmüşlerdir. Fa­kat şimdi Bulgarlar milletlerarası en iptidai nezaket kaidelerinin bile aşağı­sına düşmüşlerdir. Rusya, peyklerinin Kostov'lara ve Rjaks'lara yaptıkları gibi yabancı diplomatlara da çamur sıçrat­maları için İsrar ettiği takdirde, bu re­jimleri tanımanın mümkün olacağını söylemek dahi güçtür.

—Washington:

Dışişleri Bakanlığı dün Birleşik Ameri­ka'nın Sofya Elçiliğinde çalışmış olduk­ları için Öldürülmüş veya İşkence edil­miş olan üç Bulgari şükranla anmıştır. Dışişleri Bakanlığı, Bulgar Hükümetinin Amerikan Elçiliğinde çalışmağı kabul edenleri sistemli bir şekilde tazyik et­mek politikası güttüğünü bildirmiş, Bul­garistan'la Birleşik Amerika arasındaki siyasi münasebetlerin kesilmesinde bu­nun başlıca âmil olduğunu söylemiştir. Bakanlık Josef Dimitrof ve Dragan Peev adında iki Bulgar'ın bir sene evvel tev­kif edilip geçen yaz gizli bir muhakeme sonunda ölüme mahkûm edildiklerini ve hükmün infaz edildiğini bildirmiştir. El­çilikte tercüman olarak çalışan Ivan Sofulov adında üçüncü bir 3ulgar da geçen Mayıs ayında gizli emniyet polisi tarafından yakalanmış, kendisine düş­man elçiliği hesabına çalıştığı ikaz edil­miş ve beş gün içinde istifa etmesi isten­miştir.

Sofulov, Temmuz ayında yeniden tevkif edilmiştir. Sefarete SokuJov'un tevkifin­den üç gün sonra Sofya hapishanelerin­den birinde öldüğünü bildiren doğru ma­lûmat gelmiştir.

— Washington:

Başkan Truman, bugün saat 21,30 da Birleşik Amerika'nın dış siyaseti hak­kında bir nutuk vereceğini bildirmiştir. Başkan, Alexandria'da ( Vîrginia ) George Washington'un heykelinin açılış merasimindekonuşacaktır.

Truman, nutuk söyliyeceğini mason li­derleri ve Washington'daki resmî şahsi­yetlerle sabah kahvaltısı ederken bildir­miştir.

— Washington:

Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyo­nunda demeçte bulunan MarshalI plânı Avrupa Büyük Elçisi Harriman İktisadi işbirliği îdaresi kredilerinde yapılacak büyük azaltmanın kalkınma programım alelade bir yardım programı haline ge­tireceğini söylemiş ve gelecek malî yıl için İktisadi işbirliği İdaresince isteni­len ikd milyar 950 milyon doların itasına muvafakat ve bu seneden arta kalan 150 milyon dolârm sarfına müsaade edilmesini Komisyondn istemiştir. De­mecine devam eden Harriman kredilerde yapılacak indirmenin komünistlerin Ba­tıya doğru ilerlemelerini kolaylaştıraca­ğım, MarshalI plânının İse Batı Avrupa hükümetlerini ve işçi hareketlerini ele geçirmek için sarfedilen gayretleri dur­durduğunu belirtmiştir.

23 Şdbat 1950

— Washington:

Nüfus dairesinden bildirildiğine göre, Birleşik Amerika'nın nüfusu takriben 150.604.000 e yükselmiştir. Bu sayı 1940 da yapılmış oian nüfus sayımında elde edilen yekûndan 18.945.000 kadar faz­ladır.

Resmî rakamı Nisanın sonunda öğrenile­cektir.

—Washington:

Siyasi çevrelerdeki görüşe göre, Tru-man'in dün Alexandria'da söylemiş ol­duğu nutuk, milletlerin demokratik ida­reden elde ettikleri maddi istifadeleri göstermek suretiyle Birleşik Amerika'­nın önümüzdeki aylarda bütün gayret­lerini komünizmle mücadelede teksif e-deceğinin en kuvvetli işaretlerinden biri­dir.

Bu kaynaklar, Truman'm hayat seviye­sini demokratik metotlarla yükseltme­nin selâmete çıkaran yol olduğumu, Hü­kümetin daha az faydalanan milletlere, hürriyetle idare "muhtariyetinin boş söz­lerden ibaret olmadığını îsbat ederek komünist ilerlemesini önlemek üzere askerî hazırlıklara aynı derecede önemli ekonomik bir İcraatla devam etmek ta­savvurunda bulunduğu hususların üze­rinde İsrarla durmuş olduğunu tasrih et­mektedirler.

24 Şuibal 1950

—Washington:

Temsilciler Meclisi 177 ye karşı 240 oy­la Başkan Truman'm hususi işlerde ırk ve din farkı gözetilmemesine matuf ver­diği kanun tasarısı yerine bir başka ta­sarı kabul ederek Hükümeti mağlubiye­te uğratmıştır.

Kabul edilen kanun projesinde Başkan Truman'm teklif ettiği ırk farkı gözetil­memek maddesi yoktur.

27 Şubat 1950

—Washington:

Temsilciler Meclisi Dışişleri Tâli Komis­yonu, geçen Kasım ve Aralık aylarında Avrupa'yı dolaşmış olan dört üyesinin raporunu inceledikten sonra Fransa, t-taîya ve İngiltere'ye MarshalI Plânı yar-dımmıh devam etmesi lehinde karar ver­miştir.

Cumhuriyetçi temsilci Jaeob Javits de, Birleşik Amerika Hükümetinden, Mar-shall plânı 1952 de sona eridkten sonra takip edeceği politikayı daha şimdiden tetkike başlamasını istemiş, Birleşik A-merika, hür milletlerin komünizmle mü­cadelesi çerçevesi dâhilinde başlıca me­suliyeti üzerine almakta devam etmeli­dir, demiştir.

— Washington:

Mevcut mecburi askerlik sisteminin üç yıl daha uzatılmasına matuf kanun ta­sarısı pek yakında Temsilciler Meclisi Silâhlı Kuvvetler Komisyonuna bu ko­misyonun temsilcisi Vinston tarafından verilecektir.

Bu tasarıya göre, askerlik çağana gel­miş olanların kayıtlarının papılması, kongre karar vermedikçe, mecburi ola­rak silâh altma alınmamalarını tazamun etmîyecektir. Tasarı ancak askere kayıt muamelesi yapmak üzere icranın yetkisini artırmaktadır. Kayıt muame­lesi kongreden geçmeğe lüzum kalma­dan yapılacaktır.

Amerika ve Endonezya...

Yasan: Yeni Istcuribul

12 Şuûbat 1950 tarihli «Yeni İstan­bul» dan

Amerika, Cenup-Dogu Asya'daki Sov­yet - Komünist tazyikim durdurmak İsin gayretler sarfetmeye devam ediyor. Bao-Dai'm idaresindeki Vietnam'ı ve di­ğer Hindicini devletlerini, yani Laos ve Kamboca'yı tanıdıktan sonra, şimdi de

Endonezya'ya 100 milyon dolarlık bir kredi açmıştır. Endonezya'ya yardım projesi Amerika'nın son aylar zarfında kataui ettiği en geniş iktisadi yardımdır. Böyle bir yardım yapmakla Amerika, bir taraftan Rus tazyiki, diğer taraftan da Westerling çetelerinin faaliyeti neti­cesi Endonezya'nın zayıf düşüp komü­nistlere yem olacağına inanmadığını ia-pat etmiş oluyor. Amerikalıların iktisa­di yardımla kalmayıp Seokarno rejimi­nin mevkiini kuvvetlendirmeye çalışma­larım da beklemek yanlış olmaz.

image003.gifimage004.gifimage005.gifl Şubat 1950

-— Londra:

Komünist Çin Hükümeti İngiltere ile si­yasi münasebetlerin kurulmasını kabul etmiştir.

Bu haberi veren İngiliz Dışişleri Bakan­lığı sözcüsü, komünist Çin Hükümetinin siyasi münasebetlerin kurulmasiyle ilgili olarak iktisadi ve usule ait meseleleri müzakere etmek üzere Pekin'e bir İngi­liz diplomatı gönderilmesini istediğini bildirmiştir. îngüz Hükümeti komünist Çin'i tanıdığı zaman bu meseleyi görüş­mek üzere Pekin'e bir delege göndermek teklifinde bulunmuştu,

İngiltere Hükümeti bu müzakerelere, Nankin'deki Başkonsolosu Hutchiııson'u memur etmiştir.

21 Şubat 1950

— Taipeh:

Başkan Li Çung" Yen'e hitaben ilgili A-merikan makaraları tarafından gönde­rilen bir telgrafta, Milliyetçi Çin Hükü­metinin bir başkana sahip bulunmaması halinin arzettiği mahzurlu duı um dola-

yısiyle Li Çung Yen'in dikkati çekilmek­tedir.

Başkan Li Çung Yen, bu telgrafa ceva­ben, henüz iyileşmediğini, doktorunun da uzun ve yorucu bir seyahat yapmaması­nı tavsiye ettiğini, bu yüzden memleke­tine dönemediğini bildirmiştir.

Siyasi müşahitler, Li Çung Yen'e tevcih edilen bu ikazın Çan Kay Şek'in başkan­lığa döneceğine dair ilk işaret olduğunu sanmaktadırlar.

28 Şubat 1950

-- Taipeh:

Mareşal Çan Kay Şek, yarından itibaren Milliyetçi Çin'in Başkanlığım deruhte edeceğini bildirmiştir. Neşredilen demeç­te Mareşalin bütün Milliyetçi kuvvetle­rin Başkomutanı mevkiini tekrar alaca­ğı ilâve edilmektedir. Üçüncü defadır ki Çan Kay Şek inzivadan ayrılarak siyasi sahneye atılmaktadır.

Milliyetçi çevrelerde belirtildiğine göre, Çan Kay Şek'in tekrar siyasi hayata dö­nüşü, Mareşale karşı hürmet ve hayran^ hk besliyen ve komünist idaresini beyen-miyen bir çok Çinlinin kendisine iltiha­kına geniş öîçüde yardım edecektir.

6 Şubat 1950

—Jakarta:

Endonezya Başbakanı Dr. Hatta ve bu memleketi Holanda Yüksek Komiseri Dr. Hırsell tarafından bugün yayınlanan müşterek bir beyanname «âsi şefi Wes-terling'in faaliyeti Holanda Hükümeti ile Endonezya Hükümeti arasındaki iş­birliğine halel getiremez» denmektedir.

Beyanname aynı zamanda Holanda ve Endonezyalı asker firarilerine karşı şid­detli tedbirler alınacağı da bildirilmek­tedir.

15 Şubat 1950

—Jakarta:

Endonezya Birleşik Devletleri Başkanı Dr. Soekarno bugün Endonezya Parlâ­mentosunun ilk oturumunu açmıştır. Başkan, Endonezya'da sulhu bozacak şüpheli mürteci unsurların tasfiye edil­mesi hususunda Hükümetin kesin niye­tini belirtmiş, fakat,«Holandalı çeteci

Westerling'in faaliyetinin ehemmiyeti küçümsenmemelidir» demiştir.

Bu faaliyet, egemenliğin Endonezya'ya devrinden çok önce ortaya çıkmıştı. Fa­kat hükümet ihtiyatî tedbirlerini al­mıştı.

21 Şubat 1950

—Jakarta:

Endonezya Dışişleri Bakanlığı Vişinski-ye çektiği telgrafta Endonezya Hükü­metinin, Endonezya ile Sovyet Rusya arasında diplomatik münasebetlerin ku­rulmasını müzakere etmek İçin yakında Moskova'ya bir heyet göndereceğini bil­dirmiştir.

Hareket tarihi ve heyetin teşekkül tarzı bilâhare bildirilecektir.

—Jakarta:

Düşleri Bakanı bugün Endonezya Birle­şik Devletlerinin Sovyet Rusya ile siya­si münasebetler kuracağını bildirmiştir. Bu haber, Batıda Bandoeng civarında cumhuriyetçi ordu İle çeteciler arasında cereyan eden şiddetli çarpışmalar hak­kında gelen haberlerle aynı zamanda gelmiştir.

Bu haberlere göre, Müslümanlar Tasik-malata şehrine hücum ederek şehre gir­mişler ve kendilerini şehirden çıkaran takviye kuvvetleri gelinceye kadar, 50 asker öldürmüşlerdir.

image006.gifBir izmihâl...

Yasan: Ömer Hıza Doğrul

28 Şubat 1950 tarihli «Cumhuri­yet» den

Endonezya Devletinin uzun bir mücalıe-deden sonra kuruluşu üzerinde bütün İs­lâm âleminin ve insanlık dünyasının duyduğu sevince zehir Katmak istiyen Westerling" tehlikesinden bahseden yazı­da şöyle diyor:

îndonezya şöyle böyle 350 yıl yabancı ellerde kalmış ve yalnız istismar edil­miştir. Millî Hükümetin vazifesi îndo­nezya halkım kalkındırmak, aydınlat­mak ve yükseltmektir. Doktor Abdur-rahim Sokar.no gibi bütün Ömrünü vata­nının kurtuluşu için hasretmiş bir adam­la çok kıymetli mesai arkadaşları, mu­hakkak ki bu gayeyi gerçekleştirecekler ve şimdiye kadar karşılaştıkları her en-

geli ortadan kaldırdıkları gibi bu yolda karşılaşacakları her engeli de ortadan kaldırarak îndonezya halkım ' mesut e-den en şerefli neticeleri tahakkuk ettire­ceklerdir.

İndonezya'nın hürriyet ve istiklâline ka­vuşması, îslâm âlemi için büyük ve şe­refli bir başarı idi. Bu büyük ve şerefli başarının uğradığı arıza, büyük bir sı­kıntı ve tatsızlığa sebep olmuştu. Çok şükür ki bu sıkıntı uzun sürmemiş ve İndonezyalı mücahitlerin himmet ve gay­reti sayesinde bertaraf olmuş ve netice­de bu zengin ve kudretli îslâm yurdu, hürriyet ve istiklâlini sağlamlamış ve hasımları, kaçmak sorunda kalmıştır.

Bundan böyle îndonezya'nın kendi işle­rini başarmak ve kendi gayelerini ger­çekleştirmek yolunda hiç bir arızaya uğramamasını ve durmadan ilerlemesini temenni ederiz.

I Şubat 1950

HİNDİSTAN —Yeni Delhi :

Dün Tibet'ten yapılan bir radyo yayı­nında komünist Çin ordularının Tibet'i tehdit ettiği bildirilmiş ve "bütün komşu meral ek eti erden yardım, istenmiştir. Spi­ker İngilizce konuşmuştur. Bu yayının uzun zamandan beri Tibet'te bulunan Reginald Fox tarafından yapıldığı tah­min edilmektedir. Spiker 'bugün de İn­gilizce, Tibet'çe ve Çin'ce yayınlar ya­pılacağınıbildirmiştir.

HİNDİSTAN — Yeni DeM :

Hindistan Cumhuriyetinin ilâm törenin­de bulunmak üzere buraya gelmiş olan Dr. Soelkar.no, Pandit Nehru'yu Endo­nezya'ya davet etmiştir. Bu daveti (ka­bul eden Nehru'nun bu sene ortalarında Endonezya'ya gütmıesi muhtemeldir.

HİNDİSTAN — Yeni Delhi :

Pandit Nehru, Hindistan'ın ne Bao-Dai'-yı ne de HocM Minh'i tanımıyacağmı bildirmiştir.

HİNDİSTAN —Yeni Delili :

Pandit Nehru, yaptığı İbasm toplantı­sında Hindistan'ın Pakistan ile olan mü­nasebetlerine temas ederek, «Pakistan, bizim barış teklifimizi kabul etmese dalhi, taarruza uğramadığımız müdetçe harbe 'basvurmıyacağiz.» Demiştir.

Keşmir meselesinin şimdiye kadar ele alınmadığına temas eden Pandit, şöyle haykırmıştır :

Bu meselede şerefimi ortaya koyuyorum, Nehru, beyanatına devam ederek: Hin­distan, kendi prensiplerine uymayan her türlü realist siyaseti reddeder «demiş ve

Ka-Mi Raşi Hükümetinin «yalan propa­ganda» simşiddetle tenkit etmiştir.

Nehru, sözlerine şöyle devam etmüştir : Biz Pakistan'ın iç siyasetine hiç karış­mıyoruz.

HÜN'D&STAN —Yeni Delk' :

Hindistan (Başbakanı Pandit Nehru, hid­rojen bombası hakkında ne düşündüğü­nü soran bir muhabire şunları söyle­miştir:

«Eğer dünya fena ise, 'bırakalım hidro­jen bombası bu fena dünyayı tahrip e't-siin, eğer dünya iyi ise bıraikalım dünya o bombayı ortadan kaldırsın.»

14 Şubat 1950

HİNDİSTAN — Londra :

New-Delhi Radyosunun bugün bildirdi­ğine göre, Kalküta'da durum iyileşmeğe devam etmektedir. Münferit bazı vaka­lar istisna edilirse, şehıir sakindir ve halkisleriyle meşgul olmaktadır.

17 Şııibat; 1950

PAKİSTAN — Karıaşd :

Pakistan'ın belli başlı siyasi partilerin­den biri olan Pakistan Müslüman Birli­ğinin Başkanı, Hindistan'daki 40.000.000 müsîümıan azınlığı ile Pakistan'daki I4.0-OO.O00 Hindli azınlığının mübadelesi­nin derpiş edilebileceğini söylemiştir.

Başkan Çavdri Hahkuzzaman, basma verdiği demeçte böyle bar hal çaresinin tamamiyle Birleşmiş Mîlletler kontrolü

altında tatbik edilmıesi lâzimgeldiğrai tasrihetmiştir.

Herşeyden önce muhacirlerin iskân edi­lecekleri! münasip bir yer bulunmalıdır. Müslüman Lider, Pakistan'ın kısmi bir nüfus mübadelesine asla razı ol/miyacagına Hindistan Hükümeti iyice kanaat getirmelidir,dermiştir.

20 Şubat 1950

HİNDİSTAN — Yeni Delfrıa :

Pakistan'ın Doğu Rengal kısmında bu­lunan Hindistan basın muhabirlerine Doğu :Ben.gal Hükümeti tarafımdan toi-rer ihtarname gönderilerek- Pakistan Hükümetinin kendilerine yeniden se'îâ-hiyet verinceye kadar muhabirlik etme­meleri bildirilmiştir.

23 Şubat 1950

PAKİSTAN — Karaşi;

Buradaki Htüfcüımıet çevreleri Kalküta'-daki son kargaşalıklarda öldürülen müslümanlar sayısının binleri bulduğu­nu tahmin etmektedirler.

Bu gece müsMiman'larla meskûn bölige-lerinboydanboyaateşeverildigüve

sığınacak yer bulamıyan 50.000 mıüslü-manm yığın yığm açıkta kaldıkları bil­dirilmiştir.

Hükümet, Een.gal'in doğusunda ve ku­zeyini teşkil eden Assam eyaletinde kargaşalıklar çıktığını bildiren JıaJberler almıştır.

Bu haberlere göre Karimdanu'da çıkan kargaşalıklarda yüzlerce müslüman öl­dürülmüş, 30.000 müslüman da Doğu Bengal'ekaçmıştır.

2B Şubat 1950

HİNDİSTAN —Yeni Delini :

Hind Hükümeti bugün askerî bütçesi­nin 1 milyar 6S0 milyon rupiye baliğ olduğunubildirımiştar.

Siyasi müşahitler bu haberin Hindistan ve Pakistan münasebetlerinin gerginli­ğinden dolayı neşredildiği kanaatinde­dirler.

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106