13.1.1950
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Ocak 1950

—İstanbul :

İstanbul İti Kongresi bugün saat 14.30 da Ekrem, Özden başkanlığında top­lanarak çalışmalarına devam etmiştir.

4Ocak 1950

—İstanbul :

C. H. P. îl Kongresinin İdare Kuruluna yedek üye seçmek ve yedek delegelere verilmiş oyları tasnif etmek üzere bu­gün saat 15 te C. H. P. Merkezinde yaptığı oturumunda Cumhurbaşkanı İs­met İnönü'nün. Kongre 'Başkanlığına gönderdikleri aşağıdaki telgraf okun­muştur.

C.H. P. İstanbul İl Kongresi Başkanı İstanbul Milletvekili Ekrem Amaç. Telgrafınıza teşekkür ederim.Kongre çalışmalarıın başarılı ve verimli olma­sını dilerim.

İsmet İnönü

5Ocakı 1950

—Adama :

Bugün Adana büyük bir içinde 28 inci [kurtuluş yıldönümünü kut lamıştır. Şiddetli bir yağmura rağmen sabahın enken saatlerinde yollara çıkan halk, îmillî kıyafetlerle şehre giren mü­cahitleri aiküamış ve yine yağmur al­tında askerî 'kıtaların, okullarca yapmış olduğu muntazam resmî geçidi gurur ve heyecanla seyretmiştir. Resmî geçitten sonra şehitliğe .gidilerek, aziz şehitleırin hatırası taziz edilmiş ve bu büyük bay­ram günü münasebetiyle akşam halk evinde bir müsameretertip edilmiştir.

6, Ocak 1950

— îstanibul:

Başbakan Şemsettin Günaltay, eaat 17 de vüâyöt 'makaimında Istanıbuil gazete­leri sahipleri, -başyazarları ve sekreter­leriyle 2 saat süren bir hasbıhalde bu­lundu.

Bu ftoplanıtıda başlıca koaıiiyu, Gazete­ciler Cemiyeti Başkanı BuAan Felek'in 4 noktada topladığı basın ımensublan dilekleriyle diğer yazarların ileri sür­dükleri mesleğe ait mütalâalar teşkil ediyordu.

Büyük bir samimiyet içerisinde geçen bu konuşmıaHarı Başbakan, dikkatle din­leyerek her noktaüzenindedurmuş,

izahat almış ve hükümetin (kanaatlerini belirtmiştir.

2A Ocak 1950

— Ankara :

Yugoslavya'da emlâk, hukuk ve menfa­atleri toulunan Türk vatandaşları hak­kında Dışişleri Bakanlığının tebliği: Yugoslavya'da miLHleştirane ıkan-unları ev buna benzer diğer hükümet tebliğleri dolayısiyle zarar gören vatandaşlarnnı-za ait eımlâık, hukuk ve menfaatlerin tazmini hususunda hükümetimizle Yu­goslavya Federatif Halk Cumhuriyeti Hükümeti arasında ıbir anlaşmaya varıl­mıştır.

Bu anlaşma Türkiye IBÜyük Millet Mec­lisi tarafından onanmasından sonra yü­rürlüğe girecektir.

Yapılan ianlaşmaya göre, Türk ve Yu­goslav Hükümetleri temsilcilernıden1 ku­rulacak ibir karma komisyon tarafından tesbit edilecek tazminatı Yugoslav Hü­kümetiÖdemeyikaıbuietmiştir.

Bu komisyona Türk hak sahiplerinin iki •temsilcisi de katılabilecektir. (Bu mak­satla hak sahipleri tarafından bir der­nek kurulması temenni edilir.)

Tazmini gereken emlâlk, hukuk ve (men­faatler doğrudan doğruya veya bilva­sıta Türk ' vatandaşlarına ait alanlar­dır.

Yugoslav kanununa göre intikâl eden miraslarda Türk vatandaşı olan miras­çılar, tazminat bakımından diğerleri ile aynı haklara sahip olacaklardır. Türk vatandaşlığı sıfatı hem millîleştirme hem de 'taZimduatın tesbiıti anında mevcut olmak lâzımdır.

6 Nisan 1裡 tarihinden evvel izinli ve­ya İzinsiz olarak Yugoslav tabiiyetini terikederek Türk vatandaşlığını iktisap -etmiş olanlar anlaşmadaki tazminat hak­kından ıdogrudan doğruya istifade ede­bileceklerdir. Bu tarihten sonra Türik vatandaşlığını iktisabetmiş olan hak sa­hiplerinin 'durumlarının aynca incelen­mesi ve bunlara ait hukukun vikayesi için gerekli tedbirler alınmıştır. Karma komisyon tarafından tesbit edi­lecek tazminatın Yugoslav Hükümeti ta-•rafımdan! tamamen ödenmesinden' sonna ilgili Türk vatandaşlarının bütün iddia­larıhükümsüzaddolunacaktır.

Yukarda esasları hülâsa edilen anılaş­ma çerçevesi dâhilinde hak sahibi va-taaud'aşlairijmıza && hukukun esaslı bir şekilde müdafaa edilebilmesi için şim­diye kadar Bakanlığımıza müracaat et­memiş olan ilgililerin derhal ve vakit geçirmeden bir 'dilekçe İle münacaat ede­rek Yugo3İavya'daki emlâk, hukuk ve menfaaıtlerirıin cins, (miktar ve kıymet­leriyle nerelerde bulunduklarının anlaşı­lır bir şekilde açık .olarak bildirilmesi, Yugoslavya'yı hangi .tarihte terk edip Türk vatandaşlığını hangi tarihte iktisap etmiş oıllduklarının sçıklanıması ve dilek­çedeki îiddialarmm tevsikine yarayacak her türlü vesaikin dilekçeye raptedümesi lâzım gelmektedir.

Dışişleri Bakanlığına evvelce 'dilekçe ile müracaat 'etmiş olanlardan henüz dosya­larını tekemmül ettirmemiş olanların ya­ni tamamlayıcı lüzumlu malûmat ve ve­sikaları göndermemiş olanların da bir an evvel ibunlan Dışişleri Bakanlığa Ticaret ve İktisat Dairesi TJnruan Müdürlüğüne göadenmeleri icap etmektedir.

—Ankara :

Seçim komisyonu bugün saat 10 da 'De­nizli Milletvekili Dr. Behçet Uz'un baş­kanlığında toplanmış, öğleden evvel ve sonra iki oturum, yapmıştır.

—Ankara :

Pakistan Büyük Elçisi Mian Beşir Ah­met bugün saat 16 da iki gün sonra Pakistan'a gidecek olan Doçent Danyal Bediz'in başkanlığındaki üniversiteli Öğrenci grupu ve Millî Güreşçi Yaşar Doğu şerefine bir çay vermiştir. Millî Eğitimt Sakanı Tahsin Banguoğlu, Ankara Üniversitesi Rektörü Profesör Hikmet Birant, Hukuk Fakültesi Deka­nı Profesör 'Hüseyin. Cahit Oğuzoğlu, Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Dekanı Bekir iSıtkı Baykal'm ve basın temsilci­lerinin hazır bulunduğu çay geç vakte kadar samimî bir hava içinde devam etmiştir.

Çay esnasında Türkiye Millî Talebe Federasyonu Başkanı Can Kıraç bir koraç bir konuşma yaparak Millî Ta­lebe Federasyonunun bir temsilcisi şi­fahiyle Pakistan Büyük Elçisine bu seyyahat dolaynsiyle kendilerine göster­diği yüksek anlayış vee kolaylıklardan dolayı teşekkürlerini bildirmişve kendilerine en iyi dostluk hisleri 'beslemek­ten 'biran geri kalmadıkları Pakistanlı genç arkadaşlarına verilmek üzere Pa­kistan'a gidecek grup a sem'bolik arma­ğanları tevdi etmekle sonsuz bir zevk duyduğumusöylemiştir.

Mütaakıfoen Can Kıraç, Türkiye. Millî Talebe Federasyonunun kafiledeki tem­silcisi Mesrur Gürgenç'e Atatürk'ün nutkunu, büstünü ve Türkiye Millî Ta­lebe Federasyonunun flamasını ve Türk işi -bir halıyı tevdi etmiş ve bunların Pakistanlı kardeşlere ulaştırılmasını rica etmiştir.

Daha sonra Büyük Elçi Mian Beşir Ah­met de bir konuşma yaparak Pakistan hakkında gösterilen iyi niyetlere aynı samimî hislerle mukabelede bulunmuş ve grupa kayırlı yolculuklar dilemiştir, tneşçşâutçcuşş

— Ankara :

Türkiye Millî Talebe Federasyonu Pa­kistan'a gitmekte olan Türk öğrenci grupu ile Pakistan yüksek tahsil genç­liğine aşağıdaki mesajı göndermektedir: Türkiye Millî Talebe Federasyonu,, iki memleket arasında son derece hayırlı bir şekilde mevcut kültürel ve dostane münasebetleri idame ettirmek ve gittik­çe sıklaştırmak hususunda kuvvetli ve samimi bir arzuyla meşbudur. Karaşi'de toplanan Asya iktisat Konferansı sıra­sında Türk delegasyonuna karşı göste­rilen sempati tezahürleri, bu duyguların Pakistan halkı tarafından da ne dere­ceye kadar yaplaşıldığını belirtir. Bu kanaat, yeni bir hız kazanan fikrî mü­badelelerin değerinin takdiriyle kuvvet­lendirilmiş bulunmaktadır.

Kültürel ve dostane münasebetleri geliş­tirmek hususundaki müşterek arzunun ifadesi, gerçekten, bu gezinin esaslı, un­surunu teşkil etmekte ve Federasyanun, bu ziyaretin, Pakistanlı 'gençlere aralık­sız bir şekilde idame ettirmek istediği mütekabil dostluğun, inkişafına kıymetil bir vesile olacağına tamamen kani bu­lunmaktadır.

Federasyon aynı zamanda her iki ta­rafın da temenni ttiği bu dostluğun, iki memleketin kültürel yakınlaşmasını ge­niş çapta kolaylaştıracağını takdir eder. Federasyon,dost memlekettalebeleri-

nin, bu ziyareti iade ettiklerinde, canlı bir sevinçle karşılıyacaktır. Federasyon, Pakistanlı talebelerin ken­dinde uyandırdıkları sempatiden ve İki memleketin daha sık ve daha tanı kül­tür münasebetlerini ımümkün kılacak bir şekilde inkişaf etme yoluna; gioniş bulundukları fikrinden sevinç duyarak dost memleketin bütün talebelerine de­rin sempati ve sadık dostluk duyguları­nı ifade eder.

— Washington :

Ordu Bakam Gordon Gray Amerika Bir­leşik Devletleri Mümessiller Meclisi Si­lâhlı Kuvvetler Komisyonuna, Amerika 'Birleşik Devletleri ordusunun bir em­niyet siyaseti olarak sulh: zamaniada askerlik müddetinin uzatılmasına taraf­tar olduğunu fakat «Eğer kabil olursa> sivil şahısları askerî hizmetlere tâyin etmek istemediğini söylemiştir. Bakan, 24 Haziran'da sona erecek olan Asik^ro Alma Kanununun «Hayatî eheTomiyeti haiz bir unsur» olarak devam ettiril­mesi gerektiğini, zira selp mekanizmai,; ortadan kaldırıldığı takdirde seferber­liği icap ettiren anî (bir hal karşısında lüzumlu askeri temin edebilmek için dört ve hattâ yedi ay lâzım olacağını bildir mriştir.

B-akaiL «Bundan başka celp sistemi ken­dimizi -müdafaa edeceğimizin ve harice yaptığımız vaadleri yerine getireceği­mizin ciddî bir sembolüdür. Bütün dün­yadaki müttefiklerimizden karşılıklı mü­dafaamız için sarfettikleri gayretleri artırmalarını istediğimiz bir zaman&a bu- usule nasıl son verilebileceğini an­lamıyorum.»demiştir.

2£ Ocak 1950

— İzmir :

Dost ve müttefik İngiltere'nin Akdeniz donanmasına mensup Euryalus Kruva­zörü bugün saat 8.45 te limanımızla gel­miştir. Kruvazörün atılan 21 selâm to­puna aynı sayışa top atışı ile mukabele edildikten sonra Akdeniz Üstler Komu-tanıIığHidan Yüzbaşı Fuat Çakıl Gemiye giderek misafir İngiliz denizcilerine hoş-geldiniz demiştir, ingiltere'nin- îzmiır Başkonsolosu Mr. Cufden de İngiltere-Büyük Elçiliği Deniz Ataşesiyle birrlık-te Kruvazöre giderek Kaptan Cecil R. L. .Parry'yi selâmraanışlardır.

— Ankara :

Altıncı Türk Dil Kurultayının kabul et­tiği yeni tüzük hükümlerine göre teşki­lâtlanmak, iş bölümü yapmak, bütçe ve kadro tesbit eylemek üzere bugün (30/1/1950) saat 15 te kurum merkezin­de toplanmış olan 'Genel Merkez Kurulu saat 18,30 a kadar çalışmıştır. Oturum kurum başkanı olan Millî Eği­tim Bakanmın bir söyleviyle açıldı. Ge­nel yazman kurumun maksadını, şismdi-ye kadar yaptığı şeyleri ve bugün elinde bulunmakta olan 'işleri açıklıyan bir rapor okudu. Bu rapor üzerimde ikonuş-maaçıldı.

Kurumun meseılel'er üzerindeki bu ko­nuşma ve tairttişmaılar, ilerisi için ay­dınlatıcı ve güvendirici oldu. Bugün bir

bütçe ve kadro komisyonu seçilâl Ay­rıca bilim kumlumun yarın saat 11 de yalnız olarak toplanmasına karar ve-niidıi.

31 Ocak, 1950

— Ankara :

Türk Dil Kurumu Bilim Kurulu bugün de Öğleden evvel ve sonra çalışmalarına devam etmiştir.

Başkanlığa Momduh Şevket Esenda! seçildikten sonra sözlük, terim derleme ve yayın çalışmalarının ön plâna alın­masına ve birer kadrolu büro halinde çalışılmasına, karar verilmiştir.

ıBilîm kurulunda halen sözlüğün terim, derleme ve yayın çalışmalarını progra­mabağlanması konuşulmaktadır.

Bundan sonra söz alan Fahri Kurtuluş, Bakanın izahatına teşekkür etmiş ve müdahalenin devamlı olması dileğinde bulunmuştur.

Yine Rize Milletvekili Doktor Fahri Kurtuluş'un, İstanbul Öğrenci Yurdu binasının durumu ile yeni yapılacak yurt hakkında Millî Eğitim Bakanından sözlü sorusuna cevap veren Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu, soruda belirtildiği gibi Bayazit Talebe Yurdunun çökmeye maruz kaldığı hakkın­da bir fen raporunun mevcut olmadığını söylemiş, ilerideki üniversite inşaatı ile bu binanın yıkılacağını ve Süleymaniye Camiinin önünde bir park açıla­cağını bildirmiş ve Hükümetin bu talebe yurtları meselesini ciddiyetle ele al­dığını, Devlet ve belediyelerin yer temini hususunda yadımlarım beklediğini ve 1954 yılma kadar Ankara ve İstanbul'da yüksek tahsil öğrencileri için ya­pılacak olan yurt inşaatının tamamlanacağını belirtmiştir. Soru sahibi de, öğ­renci yurtları işinin 25 yıllık bir dert olduğunu, öğrencileri bu dertten kur­tarmak icabettiğini, dört sene içinde bu durumun düzeleceğini iyi bir haber olarak karşıladığını bildirmiştir.'

Maraş Milletvekili Emin SoysaPm, Elbistan, Afşin, Göksün ve Gürün ilçele­rinden kuraklık dolayısiyle göç eden ailelerin durumu ile bu ilçeler ovaları­nın sulanması ve zirai kalkınması hakkında ne düşünüldüğüne dair Başba­kanlıktan sözlü sorusuna cevap veren, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dok­tor Kemali Bayizit, her sene bu mmtakalardan Çukurova'ya çalışmak için bir çok göçlerin yapıldığını, bu sene bu göçlerin biraz fazla olmasının sebebi­nin hayvan yemi eksikliğinden ileri geldiğini, çalışmak için göç eden bu in­sanların barınması ve beslenmesi hususunda ilgili makamların tedbirler al­dıklarını, D. D. T. ile temizlik yapıldığım, göç edenler arasında tifo salgınının çıkmadığını, Kadirli'de görülen 6 tifo vakasının her seneki miktardan fazla olmadığını açıklamış ve bu dört ilçenin sulama ve zirai kalkınması hususunun plânlaştırıldığım, ancak bu işlerin şimdi bütçedeki darlık dolayısiyle gerçek-leşemiyeceğini Emin Soysal da bu göç eden insanların çok sıkıntılı bir du­rumda bulunduklarını ileri sürmüş, bu iddialara cevap veren Bakan Kemali Bayizit, göç eden vatandaşlar arasında hiç kimsenin açıkta kalmadığını, bun­lara tohumluk yardımı yapıldığını ve bunların sıhhi bakımdan daima göz al­tında bulunduklarını tekrar etmiştir.

Bundan sonra Kars Milletvekili Hüsamettin Tugaç'm Kars, İğdır İlçesinde ve Araş nehri üzerinde 1927 anlaşması gereğince yapılmış olan Serderabat Ba­rajı hakkında Başbakanlıktan sözlü sorusuna Başbakan namına cevap ve­ren Dışişleri Bakanı Necmeddin Sadak, Araş nehri üzerinde, Türk ve Rus hududu üzerinde 1927 senesinde bir barajın inşa edilmesi hususunda anlaşıl­dığını, inşa edilen bu barajın masrafının evvelâ Sovyetler tarafından ödene­rek sonradan Türkiye'nin hissesine düşen miktarın Türkiye Hükümeti tara­fından ödenmesi kararlaştırıldığını, 1937 yılında Türkiye'nin hissesi olarak Ruslar tarafından 1 milyon ruble istendiğini, araya harp girdiği için bu para­nın ödenmediğini, bundan sonra Sovyetlerin, bu tediyenin 1 rubleden biraz fazla paranın 1 dolara tekabül ettiği sayılarak, bu suretle Ödenmesini istedik­lerini, bu fiyat fahiş bulunduğu için kabul edilmediğini ve bu iş üzerinde Dış­işlerinde bir heyetin çalışmakta bulunduğunu ve bu meselenin yakında neti­celeneceğini, her iki taraf iyi niyetle hareket ederse eîbett bir anlaşmaya va­rılacağını byan etmiştir.

Bundan sonra soru sahibi kürsüye gelerek, verdiği izahattan dolayı Bakana teşekkür etmiş ve yazın İğdır ovasmdaki köylülerin su sıkıntısı çektiklerini, bu barajın suyunun sırf karşı taraf halkı tarafından kullanıldığını ve onların inhisarı altında olduğunu, bu meselenin acilen halli lâzım geldiğini belirtmiştir. Bundan sonra Kars Milletvekili Doktor Esat Oktay'ın Devlet Ziraat İşletme­leri Kurumunun Kars'taki çalışmaları hakkında Tarım Bakanlığından sözlü sorusuna cevap veren Tarım Bakanı Cavit Oral, tarım politikasında Hükü­metin verdiği önemi belirtmiş ve Doğudaki hayvancılığın kalkınması için Ba­kanlığın çalıştığını ve bu arada Kars'taki Devlet Ziraat İşletmelerinin yeni kanunla Devlet Üretme Çiftlikleri haline konduğunu ve böylece buradan daha fazla randıman elde edileceğini açıklamıştır.

Bundan sonra Mardin Milletvekili Yusuf Mardin'in, İş Kazalariyle Meslek Hastalıkları ve İhtiyarlık Sigortalarıkanunlarının uygulanmasında yabancı müesseselerde çalışan yabancı uyruklu şahısların durumları hakkında ne dü­şünüldüğüne dair Çalışma Bakanlığından sözlü sorusu okunmuş, ancak soru sahibi oturumda hazır bulunmadığı için müzakeresi gelecek oturuma bırakıl­mıştır.

Süveydiye'nin Mağaracık Köyünden Reşitoğlu Ali Dip'in ölüm cezasına çarp­tırılması hakkında Başbakanlık tezkeresi ve Adalet Komisyonu raporu okun­muş ve kabul edilmiştir.

87 nci Piyade Alayı 3 üncü Tabur Karagâh Erlerinden İsaoğlu Mahmut Öz-demir'in Ölüm cezasına çarptırılması hakkında Başbakanlık tezkeresi ve Ada­let Komisyonu raporu okunmuş ve kabul edilmiştir.

Müteakiben Manisa Milletvekili Faik Kurdoğlu ve yedi orkadaşmın, Gördes Kasabasının nakledileceği Kocamutluk mevkiinde yaptırılacak binalar hak­kında kanun teklifi ve İçişleri, Bayındırlık ve Bütçe komisyonları raporları . okunmuş ve Bütçe Komisyonu sözcüsünün ricası üzerine bunun müzakeresi gelecek oturuma bırakılmıştır.

Denizde can emniyetinin korunması hakkında Londra'da 1929 yılında akte-dilen Milletlerarası Andlaşmaya katılmamıza dair kanun tasarısı ve ulaştırma komisyonu raporu okunmuş ve kabul edilmiştir.

Türkiye ile Avusturya arasında imzalanan Ticaret ve Ödeme Anlaşmaları ile Modüs Vivendinin onanması hakkında kanun tasarısı ve ticaret komisyonu raporu okunmuş ve kabul edilmiştir.

Türkiye ile Hollanda arasında imzalanan Ticaret ve Ödeme Anlaşmaları ile eklerinin onanması hakkında kanun tasarısı ve Ticaret Komisyonu raporu okunmuş, kabul edilmiştir.

Türkiye - Finlandiya Ödeme Anlaşmasının dördüncü maddesinin değiştiril­mesi için mektup teatisi suretiyle yapılan, anlaşmanın onanması hakkında kanun tasarısı ve Ticaret Komisyonu raporu okunmuş, kabul edilmiştir. Meclis Pazartesi günü saat 15 te toplanacaktır.

Bu kanun teklifinin mü­zakeresi münasebetiyle ilk sözü teklif sahiplerinden Manisa Milletvekili Fa­ik Kurdoğlu alarak Gördes Kasabasının 10 yıl evvel uğradığı felâketi anlattı ve Hükümetin bu teklifi kabul etmesinden dolayı duyduğu memnuniyeti de izhar ettikten sonra tasarının biran evvel kabulünü ve pek kısa bir zamanda evlerin inşaatına başlanmasını istedi.

Manisa Milletvekillerinden Kâmil Coşkunoğlu ve Feyzullah Uslu Faik Kur-doğlu'nun mütalâasına iştirak ederek teklifin biran evvel kabulünde fayda mülâhaza ettiklerini, zira böyle hayırlı bir teklife Hükümetin müzaheret gös­termesi neticesinde Gördeslilerin hakikaten büyük bir nimete kavuşacakla­rını, bu bakımdan Büyük Meclisin de bu teklifi kabul sadedinde kendine dü­şen vazifeyi yapacağından emin bulnduklarmı söylediler. Manisa Milletvekili Feyzullah Uslu'dan sonra Demokrat Parti Manisa Mil­letvekilinden Muammer Alakant söz almıştı. Tasarının heyeti umumiyesini kabul etmekle beraber bazı değişikliklerin yapılmasının icap edeceğini söy­ledi ve şimdiye kadar C. H. P. hükümetlerinin bu derde bir çare bulamamış olmalarını tenkit etti.

Balıkesir Milletvekili Eminittin Çeliköz de içtimai bir derde deva olacak böyle
bir kanunu getirdiklerinden dolayı teklif sahplerne teşekkür ve Komsyonun
da bu yoldaki çalışmalarını takdirle karşıladıktan sonra Eskişehir Milletvekili
Kemal Zeytinoğlu söz aldı.

Zeytinoğlu ezcümle bir şehrin kurulmasından evvel nazarı itibare alınması lâzım gelen bazı hususların mevcut olduğunu, bunların da su kanalizasyon, elektrik meseleleri bulunduğunu şöyledir.

Kocaeli Milletvekili Sedat Pek, Muammer Alakant'm Hükümetin şimdiye kadar Gördes'in uğradığı felâkete bir çare bulamamış olduğu yolundaki be­yanına temasla mevzuubahis olan meselenin tetkika muhtaç bir mesele oldu­ğunu ve Hükümetin bu uzun zamana muhtaç olan incelemeleri hakkiyle ba­şardığını ve icap eden her türlü yardımı şimdiye kadar yapmış olduğunu açık­ladı.

Manisa Milletvekili Şevket Raşit Hatipoğlu da Muammer Alakant'a cevap verdi ve ileri sürdüğü iddiaların gayet yersiz bulunduğunu ifade etti. Neticede Yozgat Milletvekili Sırrı İçöz tarafından verilen ve görüşmelerin ye­terliğini isteyen önerge mütaakıben de maddelere geçilmesi hakkındaki baş­kanlık teklifi oya sunularak kabul edildi ve maddelerin müzakeresine geçil­di. Ayrıca teklifin ivedilikle görüşülmesini isteyen teklif de kabul edildi. Maddelerin müzakeresi sırasında Hükümetin de bu mesele üzerinde izahat vermesini isteyen Eskişehir Milletvekili Kemal Zeytinoğlu'nun arzusuna kar­şılık Maliye Bakanı İsmail Rüştü Aksal şunları söyledi:

Arkadaşım, birinci izahlarında da aynı noktalara temas etmişlerdi. Fakat, kendilerinin öğrenmek istedikleri hususlara gerek sayın Kurdoğlu, gerekse sayın Hatipoğlu etraflı cevaplar verdiler. Bu mevzuda Hükümete sorulmak istenen hususları ikiye ayırmak lâzımdır kanaatindeyim. Birincisi, kanalizas­yon, su, elektrik meselesi ne olacaktır? diye soruyorlar. Gerekçeyi okumuş olduklarını kabul etmek lâzımdır. Bilhassa teklif sahibi arkadaşların izaha-

tini de dinlediler, bu mevzuda bir takım tedbirler alınmıştır ve alınmaktadır. Kaldı ki bunlar, mahallî hizmetlerdir. Bütün kasabalar için aynı şeyler varid-dir. Hükümetin bu mevzuda söyliyeceği bundan ibarettir. Benim tarafım­dan muhtelif takrirlerle talep edilen hususa gelince, bunlar, Erzincan Kanu­nunun tatbikatında karşılaştığımız bazı müşkülleri hal yolunda ileri sürül­müş maddelerdir.

Erzincan Kanununda bir tatbikatımız vardır, bu da Erzincan Kanununa mu­vazi bir kanun mahiyetindedir, o kanunda, esas hükümleri itibariyle, derpiş edilmemiş fakat tatbikatta bize müşkilât çıkarmış hususları bu kanunla teklif etmekteyiz. Bu hususta Bütçe Komisyonuyla da mutabıkız.

Maddelerin de teker teker kabulünü takiben tasarının tümü oya sunuldu ve kanunluğu kabul edildi.

Bundan sonra Sinop Milletvekili Cevdet Kerim İncedayı'nm tescil edilmiyen birleşmelerle bunlardan doğan çocukların tesciline ve gizli kalmış nüfus va­kalarının cezasız olarak kaydına dair olan 4727 sayılı kanun hükmünün iki yıl daha uzatılması hakkındaki kanun teklifinin müzakeresine başlandı.

İlk sözlü teklif sahibi Cevdet Kerim İncedayı alarak tescilsiz çocukların ade­dinin bnhayîi olduğunu, bunların ekseriyetini köylü vatandaşların teşkil et­tiğini, kanunun biran evvel kabulüyle içtimai bir hâdisenin tatmin edici bir şeklde halledilmiş olacağını söyledi ve teklifin kabul edilmesi mütalâasında bulundu.

Mardin Milletvekili Kâmil Boran söz almıştı. Kâmil Boran üzerinde hassasi­yetle durulması icap eden bir mesele ile karşı karşıya bulunduklarını ve tek­lif edilen hususun Ceza Kanunu ile yakın bir ilgisinin mevcudiyetine binaen teklifin bir kere de Adalet Komisyonunda görüşülmesinin yerinde olacağını söyledi ve bu yolda bir de takrir verdi.

Daha sonra Kars Milletvekili Tezer Taşkıran, Kırşehir Milletvekili İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Yozgat Milletvekili İhsan Olgun, Kocaeli Milletvekili Se­dat Pek ve Afyon Milletvekili Hasan Dinçer söz aldılar. Bu hatipler teklif edilen tasarının biran evvel kabul edilmesinin zaruri olduğunu ancak bu tek­lifin kabuliyle dâvanın kökünden halledilemiyeceğini bunun için Medeni Ka­nunun evlenme ve boşanma hakkındaki hükümlerinin gözden geçirlerek bu­günkü ihtiyaca daha tatmin edici bir cevap verir mahiyette değiştirilmesini istediler.

Erzuruu Milletvekili General Vehbi Kocagüney ile Niğde Milletvekili Hüse­yin Ulusoy tarafından verilen yeterlik önergesi kabul edilerek maddelerin müzakeresine geçildi. Mehmet Kâmil Boran tarafından verilen ve teklifin bir kere de Adalet Komisyonunda incelenmesini isteyen önergesi reddedildi. Bi­rinci maddenin müzakeresinden sonra vaktin gecikmiş olması dolayısiyle otu­ruma son verildi. Meclis Çarşamba günü saat 15 te toplanacaktır.

4237 sayılı kanuna ithal edilmesini teklif etmiştir. Feyzullah Uslu da bu gö­rüşe iştirak ettiğini bildirmiştir.

Hulusi Oral, Adalet Komisyonunun tefsirini kabul etmenin en doğru yol ola­cağını ifade etmiştir.

Dada sonra içişleri Komisyonu adına konuşan Akif İyidoğan, komisyon ra­porunun okunmasını teklif etmiş ve bu teklif başkanlıkça oya konularak ka­bul edilmiştir. Bu raporda Devlet hizmetinde hiç bulunmamış avukatlarla Devlet hizmetinde bulunmuş, bulunmakta ve bulunacak olan avukatlar tef­rik edilmekte idi.

Raporun okunmasından sonra Adalet Komisyonu Sözcüsü de mesele hakkın­da izahlarda bulunmuş ve bunu Adalet Bakanı Fuat Sirmen takip etmiştir.

Adalel Bakanı, bu mevzu üzerinde saatlerce müzakerelerde bulunmanın lü­zumsuz olduğuna işaret etmiş ve bir müddet önce Meclisçe kabul edilen ve Devlet hizmetine girecek olanları geniş bir şekilde mal beyanına tabi tutan kanun muvacehesinde bu tefsirin pratik bir faydası olamıyacağını izah etmiş fakat Meclisçe lüzum görüldüğü takdirde tefsir yoluna gidileceğini söylemiş­tir.

Adalet Bakanından sonra konuşan Hulki Karagülle Yargıtay Ceza Umumi Heyetinin, avukatlığın bir âmme hizmeti olduğu hakkında verdiği bir kara­ra işaret etmiş ve tefsir müessesesinin mahiyeti hakkında izahlarda bulunduk­tan sonra bu karar karşısında tefsire ihtiyaç olduğunu söylemiş ve kabulünü istemiştir.

Bu konuda daha konuşmak isteyenler olmasına rağmen verilen yeterlik Öner­gesi kabul edilmiş ve neticede İçişleri Komisyonu raporu tasvip olunmuştur. Meclisin bugünkü toplantısında aşağıdaki kanunların ikinci müzakereleri ya­pılmış ve kanuluklar kabul olunmuştur:

Denizde can emniyetinin korunması hakkında Londra'da 1929 yılında akte-dilen Milletlerarası Antlaşmaya katılmamıza dair kanun tasarısı, Türkiye ile Avusturya arasında imzalanan Ticaret ve Ödeme Anlaşmaları ile Modüs Vivendinin onanması hakkında kanun tasarısı,

Türkiye ile Holânda arasında imzalanan Ticaret ve Ödeme Anlaşmaları ile eklerinin onanması hakkında kanun tasarısı,

Türkiye-Finlândiya Ödeme Anlaşmasının 4 üncü maddesinindeğiştirilmesi

için mektup teatisi suretiyle yapılan anlaşmanın onanması hakkında kanun

tasarısı.

Büyük Millet Meclisi Cuma günü saat 15 te toplanacaktır.

B. M. Meclisinin 13 Ocak 1950 tarihindeki toplantısı :

Ankara 13 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Bingöl Milletvekili Feridun Fikri Dü-şünsel'in başkanlığında toplandı.

Devlet Demiryolları Tahsisat Nizamnamesinin bugünkü şartlara uygun olmadığını söyledi ve memurların terfihi cihetine gidilmesini istedi.

Üçüncü soru Kırklareli Milletvekili Doktor Fuat Umay'm korunmaya muh­taç çocuklar hakkındaki 5,387 sayılı kanunun uygulanma tarzına dair Millî Eğitim ve Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlıklarından sözlü sorusu idi.

Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu bu mevzuda şu izahatı verdi:

5387 numaralı kanunun tatbiki için vilâyetlere tamim yaptık. Bu durum­daki çocukların tesbiti ve bunlar hakkında ilk tedbirlerin alınmasını bildir­dik. Bir yandan da tesbit edilmiş olan çocukların mahkemeye sevkedilerek haklarında ilâm alınmasını istedik.

Kanun, bu türlü çocukların tesbitini âmirdir. Ayrıca halkı bu kanunun şü­mulünden haberdar etmek için, radyo ile neşriyat yaptık, müteaddit defalar radyoda kanunu izah ettik.

Bu durumdaki çocukların, köylerde baş öğretmenler, şehirlerde'Millî Eğitim memurlariyle, millî eğitim müdürlerine bildirilmesini vatandaşlardan istedik. Bu kanunun Mîllî Eğitim Bakanlığını vazifelendiren hükümlerim yerine ge­tirmek için müesseseler hazırlamaya da giriştik. İlk olarak memlekette beş

yerde mevcut bölge okullarını bu işe tahsis ettik. Bunlardan iki tanesini aç­mış bulunuyoruz. Biri Ankara'nın Çayırhan mevkiindeki okul, diğeri Bile-

cik'in Yarhisar mevkiindeki okuldur. Bir üçüncüsünün de açılma emri veril­miştir. Erzincan'ın Tercan Kazasmdaki bir okuldur.

Şimdiye kadar haklarında mahkeme kararı alınıp vilâyetlerce bize teslim edilmiş olan çocuklar 13 vilâyetimizden 183 çocuktur. Bunlardan 57 sini Yar-hisar'a, 108 sim da Çayırhan'a yerleştirdik. Ayrıca bu müddet zarfında 21 vilâyetimizde 6 yaşından yukarı 350 çocuk tesbit edilmiştir. Bunların da muameleleri eldedir. Muameleleri tamamlandıkça bunları da yurtlara ala­cağız. Martın birine kadar yurtlarımızda 250 çocuğun toplanmış olacağını tahmin ediyoruz. Sekiz vilâyetimiz, bölgeleri dahilinde korunmaya muhtaç çocuk olmadığını bildirmişlerdir. Biz bunu mümkün görmedik ve tekit et­tik, «Bu türlü çocukları araştırın ve mutlaka tesbit edip bize gönderin» dedik. Kanunun tesbit ettiği formalite uzun sürmektedir. Çocuğun mahkemeye gö­türülmesi ve hüküm alınması uzunca süren bir muameledir. Bunun için çok muhtaç vaziyette olan çocukların henüz muhakemeleri karara bağlan­madan yurda almayı kararlaştırdık. Çünkü kanun ilk tedbirleri almaya da bizi memi'r etmektedir. Bu kanunun şümulü lâyıkı veçhile anlaşılmamış­tır. Yaptığımız telkinlere propagandalara rağmen halk arasında henüz bu husus iyice kavranmamış bulunmaktadır. Biz propagandamıza devam et­mekteyiz, devam da edeceğiz. Bu kanunun emirlerini son haddine kadar ye­rine getirmeye çalışacağız.

Arkadaşlarımızın sorusunda şu cihet de vardır. Türkiye'de bu durumda ne kadar çocuk tahmin ediyorsunuz? Tahmini bir rakam söylemek doğru de­ğildir, çünkü kanun, anasız babasız olup ta muhtaç olan çocukları derpiş etmektedir. Anasız babasız çocuklar çoktur, fakat hangilerinin doğrudan doğruya korunmağa muhtaç olduğunumahkemeler tâyin etmektedir. Bu sebeple tahmini rakamlar söyliyemiyeceğim. Yalnız, bugüne kadar aldığımız neticelere dayanarak önümüzdeki yıl için bir program yaptık. Önümüzdeki yıl, ikisi açılmış ve birisinin emri verilmiş olan bu yurtlardan başka Hatay'da Belen Köyünde ve İsparta'da İslâm Köyünde iki tane daha yetiştirme yurdu açmağı derpiş ettik. Bu yurtlara gelecek sene aldığımız çocukların sayısının en az 600 ü bulacağını tahmin ediyoruz. Bu yıl biz bütçemize bu iş için 500 bin lira para koyduk. Binaların tamiri, tesisatı da bu paradan yapılmaktadır. Elektrik ve su gibi tesisler de bu paradan yapılmaktadır. Geri kalan para ile de çocukları iaşe ve ibate ediyoruz. Beher çocuk, bize 50 - 60 lira arasın­da bir masrafa mal olacaktır. En mütevazı ölçüsüyle bu Ödeneğimiz yetmez ve daha mühim ölçüde çocuk bizim himayemize arzedilirse bunun için de Yüksek Meclisten tekrar ödenek istemekten geri durmıyacağız. Millî Eğitim Bakanından sonra Soğlık ve Sosyal Yardım Bakanı Doktor Ke-malî Bayizit de dedi ki :

5387 sayılı kanunun, korunmasını bakanlığımıza vazife olarak verdiği çocuk­ların korunması için biz de gereken tedbirleri almşı bulunmaktayız. Bunlar meme ve mama çocukları oldukları için bir yurtta toplamak veya yetiştir­me yurdunda toplamak gibi bir yola gitmek mevzuumuz değildir. Kreşler, yuvalar açmak ve nihayet yine kanunun hedef tuttuğu köy, kasaba ve şehir­lerde belediyeler nezdinde bu çocukların korunması yolunda teşebbüs almış bulunmaktayız. Bununla beraber, Çocuk Esirgeme Kurumunun bu hayırlı şefkat müessesesinin de tesislerinden faydalanma yolunda bakanlığımız te­şebbüs almış bulunmaktadır. Şimdiden bu hayır cemiyeti ile yaptığımız te­masta, kanunun, tarifine uyan yani hâkim vesayetiyle himayesi bakanlığıma tevdi edilmiş olan çocuklar için 350 yer ayrılmış bulunmaktadır. Kreş mev­zuunda belediyelerle temasa geçmiş bulunmaktayız. Ve bu maksatla şim­diden İstanbul, İzmir ve Gaziantep İllerinde, tamamen bu kanunun tarİfa-tına sığan çocukları barındıracak yuvaların yapılması yolunda, belediyelerin mesaisini desteklemiş bulunmaktayız. 1 Ekim tarihinde İzmir Valiliğine ki, belediyeye verilecektir, 33.000 lira, 20 Ekim tarihinde Gaziantep Valiliğine 25.000 lira ve yine 20 Ekim tarihinde İstanbul Valiliğine 50.000 lira gönde­rilmiştir.

Ayrıca Ankara'da böyle bir yuva meydana getirmek için Ankara Valiliği ile temas halindeyiz. Çocuk Esirgeme Kurumunun tesislerinde, arzettiğim gibi, 350 çocuğu barındırmak için yer ayırtmış bulunmaktayız. Şimdiden, bu kanunun tarifatma giren 76 çocuğun vesayet muameleleri te­kemmül ettirilmektedir. Muamele tekemmül edince Çocuk Esirgeme Kuru­muna kanunun istihdaf ettiği çocukları barındırmak için yardımda buluna­cağız.

Bakanların izahlarından sonra Doktor Fuat Umay, bu mevzuun ehemmiye­tini takdir ettikleri için kendilerine teşekkür etti. SÖzlü sorular bitmişti. Sinop Milletvekili Cevdet Kerim İncedayı'nm, tescil edilmeyen birleşmelerle bunlardan doğan, çocukların tesciline ve gizli kalmış nüfus vakalarının ce­zasız olarak kaydına dair olan 4727 sayılı kanun hükmünün iki yıl daha uzatılması hakkındaki kanun teklifinin müzakeresine geçildi.

Hatip sözlerine devamla, lüks arabaların çok benzin yaktıklarından dolayısiy-le resmî darielerin israfta bulunduklarından bahsederek bu mesle üzerinde Hükümetin şimdiye kadar gösterdiği hassasiyetten daha fazla dikkat etme­sini istedi ve valilerin, kaymakamların keyfî araba kullandıklarından şikâyet etti.

Devlet Bakanı Cemil Sait Barlas tekrar kürsüye geldi ve İçtüzüğün 149, 152, 153 üncü maddelerini okuduktan sonra şunları söyledi:

İstanbul Milletvekili Senihi Yürüten şu suaalleri sordu:

— Yeni bir taşıt kanunu getirileceği Hükümet tarafından mütemadiyen
tekrarlandığı halde bugüne kadar böyle bir kanun getirilmesinin sebebi nedir?
Ben Hükümet adına bu kanun sevkedilmiştir, Meclise gelmiştir dedim. Fa­
kat daha evvel yazı yazılmış ve fotoğrafların burada gösterilmesi kararlaştırıl­
mış olduğu için kanun Meclise gelmemiş gibi konuşuldu. Bunu teşrii ahlâka
uymayan bir misal olmak üzere arzederim.(Sağdan gürültüler, reddederiz
sesleri) evet, bir aile ahlâkı olduğu gibi bir de teşrii ahlâk vardır.

nci sualleri: 3827 sayılı Nakil Vasıtaları Kanununa aykırı taşıt satın alan ve
kullanan daire ve müesseseler var mıdır?

Yoktur dedim.

3üncü sualleri: Resmî dairelere ait kendi maksatları için kullananlardan her­
hangi bir kimse hakkında bu tarihe kadar takibatta bulunulmuş mudur? Bu­
lunulmuşsa alâkalılar ne gibi ceza ile cezalandırılmışlardır. Kendisine bir lis­
te okudum.

Bütün bunlardan sonra, Bakan şunu söyediyse de şu kısmı beni tatmin et­medi, bu kısmı beni tatmin etti demesi lâzımdı. Daha evvel yazmış olduğu bir takım ismini bilmediğim ve ancak bir otomobil komüsyoncusunun bilebi­leceği firmaların isimlerini okuyarak br şeyler söylemeğe uğraştı. Bilmiyo­rum, anlıyan oldu mu? Otomobil Kanunu hükümleri şöyledir, Başbakanlığın verdiği cevapta cta dediği gibi, Bakanlara ve bazı zevata tahsis edilen otomo­biller makam otomobli hususi binek otomobilidir. Bunlara istedikleri gibi ta­sarruf edebilirler. Bu, kendilerine kanunen verilmiş bir haktır. Yeni otomobil kanunu çıkıncaya kadar onun üzerinde her hangi bir müna­kaşa yapılamaz.

İkincisi makam otobomilleri var. Bunu kullanan zevat vazifelerini suiistimal etmişlerse, bunu Meclis kürsüsünde konuştukları gibi Cumhuriyet Savcılığı­na bir müşteki ve muhbir sıfatiyle ihbar edip haklarında tahkikat açılmasını isteyebilirler. Böyle Ahmet'in, Mehmet'in suiistimali var zanniyle kürsüye çıkmak Meclise doğrudan doğruya bir ceza mahkemesi, bir savcılık vazifesi yüklemek demektir.

Marşal Yardımına sığınıp lüks yapıyoruz dediler. Abidin Potuoğlu (Eskişehir) — Olmuyor mu?

Abidin Potuoğlu'na söylüyorum, Marşal Yardımının her santiminin hesabını verdik, vereceğiz, vermekteyiz.

Abidin Potuoğlu (Eskişehir) —- Bütçe açığını onunla kapadın. (Soldan gü­rültüler) memleketin masrafını onunla kapatıyorsun.

Bunun geçmiş misalini Avrupa tarihinde çok gördük. Burada da görüyoruz ki Devlet Başkanı böyle bir durum karşısında bulunur, onun şahsına değil hiç olmazsa annesine veya diğer fertlerine sistemli olarak hücum edilmek sure­tiyle bir kast karşısında bulunduğunu bir Hükümet olarak seziyoruz ve bu yöndendir ki biz bu çeşit neşriyata karşı tekzip yolundan asla aynlmıyacağız. Sözlü sarularm müzakeresi bitmişti. Gündem gereğince birinci defa görüşüle­cek işler bölümündeki maddelerin müzakeresine geçildi.

Bursa Milletvekili Muhittin Baha Pars'ın Uludağ'da inşaata müsaade edilme-. si hakkiidaki kanun teklifi müzakere ediliyordu. İlk sözü Seyhan Milletvekili Ahmet Remzi Yüreğir aldı.

Yüreğir, böyle hayırlı bir teşebbüsten dolayı teşekkür etti ve fakat usul ba­kımından teklifin Bütçe ve Maliye Komisyonlarında görüşülmesi lâzımgeidi-ğmı, bu bakımdan teklifin mevzuubahis komisyonlara gösterilmesini istedi ve bir de Önerge verdi.

Önerge kabul edilerek teklif Bütçe ve Maliye Komisyonlarında da incelenmek üzere geri gönderildi.

Bundan sonra gündemde görüşülecek başka madde kalmamıştı. Meclis Çar­şamba günü saat 15 te toplanmak üzere oturumuna son verdi.

B. M. Meclisinin 18 Ocak 1959 tarihindeki oturumu :

Ankara 18 (A. A.) —

Büyük Millet' Meclisi bugün saat 15 te Başkanvekİllerinden Feridun Fikri Düşürisel'in başkanlığında toplandı. Gündemdeki maddeler gereğince Kütah­ya Milletvekili Hakkı Gedik'in, alınmış ve alınacak gemilerin tip ve vasıfla-riyîe Denizyolları işletmeciliğine, Genel Müdürlük kuruluşunda değişiklik yapılmasının düşünülüp düşünülmediğine ve Amerika'dan 1947 yılında satın alman 6 gemi ile gemi satmalmakla da görevli heyete dair Ulaştırma Bakanlığından sözlü sorusuna Ulaştırma Bakanı Doktor Kemal Satır ayın 23 ündeki oturumda cevap vereceğini söyledi. Bundan sonra ikinci defa görüşülecek iş­lerden olan Denizli Milletvekili Reşat Aydınlı ve Burdur Milletvekili Ahmet Ali Çınar'ın, Tapu Kanununun 15 inci maddesinin değiştirilmesi hakkında kanun teklifi ve İçişleri, Tarım, Adalet, Maliye ve Bayındırlık Komisyonları raporları okundu ve kabul edildi.

İstanbul Üniversitesi kuruluş kadroları hakkındaki 5247 sayılı kanuna ek ka­nun tasarısı ve Millî Eğitim ve Bütçe Komisyonları raporları okundu ve ka­bul edildi.

Bundan sonra birinci defa görüşülecek işler meyaninda bulunan maddenin müzakeresine geçilerek İş Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesi hak­kında kanun tasarısı ve Ekonomi, Gümrük ve Tekel ve Ticaret Komisyonları mütalâaları ve Çalışma Komisyonu raporu okundu. Tasarının tümü hakkında söz alan Yozgat Milletvekili İhsan Olgun ile, İstanbul Milletvekili Ali Rıza Arı, bu tasarının kabul edilmesiyle Türk işçilik hayatında yeni bir çığırın açılacağını söylediler ve bu tasarının sosyal adalet ve âmme intizamını temin etmek bakımından büyük bir değer taşıdığını belirttiler. İstanbul Milletvekili Salamon Adato ile Manisa Milletvekili Muammer Alakant da, tasarıda, işçiye grev hakkının tanınmadığını ileri sürerek, tasarının demokratik bir ruha sa­hip olmadığını iddia ettiler.

Bu hatiplerden sonra söz alan Çalışma Bakanı Reşad Şemseddin Sirer şu açıklamada bulundu:

Aziz arkadaşlarım,

12 seneden beri tatbik edilmekte bulunan bir kanunun yapılan tecrübelerden alınan derslere ve ilhamlara göre tadili mevzuubahistir. Benden evvel kanun tasarısının umumi heyeti üzerinde söz alarak konuşan arkadşalarımızm be­yanları içersinde, dünya görüşümüze, umumi prensiplerimize ve rejimin esas­larına taallûk eder mahiyette olanları, teferruat ve tatbikata ait olanları var­dır. İhsan Olgun, Ali Rıza ve Salamon Adato arkadaşlarımızın mevzuubahis ettikleri ikinci kategoriye dâhil mütalâaları maddelerin müzakeresi sırasında cevaplandırmak kabildi. Yalnız benden evvel konuşan hatiplerden bazılarının temas ettikleri bir mesele üzerinde hemen cevaplarını arzetmek istiyorum. Bu mesele grevdir.

Aziz arkadaşlarım,

Halk idaresi yani demokratik idare mefhumu beşeriyetin 2500 seneden beri haşrü neşrolduğu bir mefhumdur. 25 asırdan beri insan cemiyetleri dünyanın her köşesinde bir halk idaresi teşebbüsünün muhtelif tiplerini meydana ge­tirmişlerdir. Yakın ve uzak mazide ve günümüzde buna karşılık o nevi halk idareleri vardır ki başlarında bir taç ve taht bulunmakta, o neviden demokra­tik idareler vardır ki cumhuriyet şekillerini kabul etmişlerdir ve yine bir halk idaresi olduğunu iddia eden o nevi memleketler vardır ki, başlarında ne bir hükümdar ne de cumhurbaşkanı bulunmaz, bir başkanlık divanı bulunur. Öyle demokratik idareler vardır ki bizim gibi tek meclisi ile kanunlarını ya­par. Buna mukabil çift meclisli olanlar vardır, bizim gibi lâyıklığı kabul et­miş olanları olmayanları vardır. Demokratik idareler içinde bizim gibi mil­liyetçi bir karakter taşıyan ve bizim gibi tek bir dili olanları vardır. Buna karşılık üç dili de aynı mahiyette de resmî dil olarak kabul edenleri vardır. De­mokratik idareler içersinde bizim gibi inkılâpçılığı şiar edinenler vardır, de­mokratik idareler içersinre anadan, babadan,, dededen kalma her şeyi mukad­des bir emanet gibi sakîıyan ve mecbur kalmadıkça asla el uzatmamağı şiar edinmiş olanlar vardır.

Nihayet demokratik idarelerde bizim gibi devletçi olanlar vardır, buna karşı­lık demokratik idareler içinde öyleleri de vardır, devlet vazifelerini, devletin 1 mesuliyetlerini asla bizim şu anda gördüğümüz ve tatbik ettiğimiz şekilde ge­niş görmemişler ve tatbik etmemişlerdir.

Saym Günaltay beni de Hükümetine aldıktan sonra memleketin içersinde-8-10 seyahatim oldu. Adana, Sivas, Kayseri, İzmir ve İstanbul'da memleketin temiz işçi evlâtlariyle temas etmek imkânım buldum. Daha evvel de bunların bir çok kongrelerinde bulnduğum olmuştur. Bu temaslarımdan bir kanaat sahibi oldum. Bu kanaatim, işçi vatandaşlarımızın! bazı politika taktiklerine asla aldanmadan ancak kendilerinin ve memleketin müşterek olan menfaat­leri üzerinde durmuşlardır. Sevgili arkadaşlar,

İki gün evvel Hastalık Sigortası Kanununu kabul buyurdunuz. Ondan birkaç ay evvel İhtiyarlık Sigortasını kabul ettiniz. Bir hafta sonra İş Kazası ve Mes­lek Hastalıkları Kanununa ait tadilâtı tetkik edeceksiniz. Şimdi de İş Kanu­nunun bazı maddelerini görüyorsunuz. Vatandaşlarımızı daha fazla huzura kavuşturmak için tadil ediyorsunuz. Gelecek hafta İş Mahkemeleri Kanunu tasarısı huzurunuza getirilecektir. İş Mahkemeleri Kanunu da bir başka ci­hetten iyilikler getirecektir. Bunlarm arkasından da daha bir takım sosyal tedbirler gelecektir. Bunu işçi vatandaş görmektedir. Kendisi hayatın her nevi riskine, tehlikesine karşı garanti edilecek olursa, arkasında lokavt gibi kor­kunç ve kötü bir silâhı saklayan gervle silâhlanmasına ne ihtiyaç kalır. Ben­denizin bazı konuşmalarımda teşbih ettiğim gibi, bazı tüfekler vardır, teper, silâhı kullananı yaralar. İşçilerimize o neviden silâhı vermeğe sebep nedir?

Arkadaşlar,

Bir bedahettir ki hürriyetler, hürriyetlerle mahduttur. Ben hürüm, ancak karşımdakinin hürriyetini takyid ve ihlâl etmediğim müddetçe. Bir vatandaş, bir başka vatandaşı Öldürmeğe mezun değildir. Ama müdafaa nefs başka. Eğer işçi kitlesinin bir takım emniyet şartları, garantileri bulunmazsa, o vakit işçi kitlesinin grev yaparak hayatı umumiyeyi, memleketin bütün huzurunu sekteye uğratması bir nevi müdafaai nefs gibi kabul edilebilir ve o zaman bu ihlâlle, umumi hürriyetin, belki ihlâlinden bahsedilemez. Fakat eğer vatan­daş cemiyetin, devletin, kanun vâzımm bütün kendi huzur ve emniyeti için meydana getireceği tedabirle huzura ve emniyete kavuşacak olursa artık onun geniş millet kitlesinin hürriyet ve emniyetini ihlâl eden bir silâha müracaat etmesi tecviz edilemez. Çünkü ortada bir müdafaai nefs mecburiyeti yoktur. Bugün olduğu gibi Türkiye'de bundan sonra da elbette partiler doğacaktır, ta­addüt edecektir. Bu partiler içinde Devletin, vazifelerini bizim gördüğümüz gibi gÖrmiyenler olabilir. Bizim ana prensiplerimizden inhiraf edenler olabilir. Binaenaleyh, devletçilikten rücû etmek isteyen, irtica yapmak isteyen bir parti çıkarsa, onun programının başında, ben, grevi, lokavtı tanıyorum demesi ga­yet tabiidir. Fakat Kemalist rejimin kurulmasında, yerleşmesinde tarihî bir vazife almış olan benim mensup olduğum siyasi heyet bu altı ana umdede ir­tica yapmak niyetinde olmadığına göre, ne layıklıkta, ne devletçilikte, ne halk idaresi nizam fikrinde ve ne de cumhuriyetçilikte irtica yapmıyacağma göre, devletin vazifeleri telâkkisinde de irtica yapmıyaeağımıza göre, bizim mesu­liyetinde bulunduğumuz zamanlar içinde sınıflar mücadelesi olmiyacaktır. Bu sınıflar nefretle, kinle, grev ile, lokavt ile birbirlerinin karşısına geçmiyecek-lerdir. Bu Devlet buna meydan vermiyecektir. Mücadele silâhlarına da lü­zum olmivEcaktır.

Sayın arkadaşlar soru önergesi 9 maddeyi ihtiva etmektedir. Birinci soru, bu haber doğru mudur? Bu haber doğrudur.

ikinci soru, Bakanlar Kuruluna bu teklif hangi Bakanlık tarafından yapıl­mıştır?

Bu teklif 22 Nisan'da Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı tarafından yapılmıştır. Üçüncü soru: Mubayaa edilen bahse mevzu tütünlerin miktarı ve komisyona esas olacak mubayaa bedeli nedir?

Cevap: 1946 tütünlerinden mubayaa edilen miktar 286,284 kilodur. Komisyo­na esas olacak mubayaa bedeli 47.139.986 liradır.

Dördüncü soru: Bu tütünlerin ne miktarı hususi takas yoliyle satılmıştır? Cevap: 1946 tütünlerinden Yerli Ürünler eliyle hususi takas yoliyle satılan miktar 2.250.000 kilodur.

Beşinci soru: Hussui takas yoliyle ve serbest döviz tediyesi şartiyle yapılan satış fiyatları nelerdir?

Cecap: Hususi takas yoliyle yapılan takaslar 535 kuruş Amerikan gra fob üzerinden olmuştu..

Altıncı soru: Bu tütünlerin yerli ürünler şirketine işlenmiş olarak kilosunun maliyet fiyatı nedir? Bu fiyatta kaime nedir? Ve ondan sonra masrafların tutarı nedir?

Cevap : Amerikan gra mubayaasında maliyet fiyatı 230 kuruştur. Yerli ürün­ler şirketinin işlenmiş olan maliyet fiyatı Eylül 1948 de 391 kuruştur. Yedinci soru : Tütünlerin bu günekadar tasfiye edilmemesininsebepleri nelerdir?

Bugüne kadar tasfiye edilmemesinin çeşitli sebepleri vardır. Evvelâ yerli ürünler tarafından mubayaa edilen 1946 tütünü içinde düşük kalite de dahil olmak üzere hastalıklı tütünlerin yekûnu 11.387.000 kilodur. Bu hastalıklı tütünlere tüccar ancak 15 kuruş civarında fiyat teklif ederken yerli ürünler müstahsili koruma endişesiyle ve hükümet karariyle 150 kuruştan mubayaa etmiştir.

Avrupa pazarları da tamamiyle açılmamış bulunmaktadır. Evvelce en çok alıcımız olan Almanya ile anlaşmayı 15 Ocak 1949 tarihinde yapmış bulunu­yoruz. Almanlar ancak bu tarihten sonra mühim bir kısmını almışlardır. Halen elimizde 3500 tondan ibaret bir miktar kalmıştır.

Bu tütünlerin tasfiyesi halinde zarar mı edilecektir. Bu zararın tahmini tu­tarları nedir?

Arkadaşımızın da tahmin ettiği gibi bundan zarar tekevvün edecektir. Bu zarar 12 milyon lira civarındadır.

Dokuzuncu sualleri bu zarar ve komisyonun nereden ödeneceği hakkındadır. Gerek komisyon ve. gerek zarar millî korunma fonunun hesaplarından kapatı­lacaktır.

Hükümetin hassasiyetle durmasını ve bunların kurulması işini diğer işlere tercih etmesini istedi.

Ticaret ve Ekonomi Bakanı Vedad Dicleli tekrar söz almıştı. Mesul bir ele­man olarak tekniğin kendisine dikte ettiği yerden işe başlamak mecburiyetin­de olduğunu bildirdi ve daha sonra gündemin birinci defa görüşülecek işler bölümündeki maddelerin müzakeresine geçildi.

Birinci maddeyi, geçen oturumda müzakeresine başlanmış, fakat yarım kai­miz olan İş Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkındaki kanun tasarısını teşkil ediyordu.

Tadil olunan maddelerin müzakere ve kabulünden ve müphem kalan bazı hususlarda Çalışma Bakanı Reşat Şemsettin Sirer ile Çalışma Komisyonu Sözcüsünün izahlarından sonra tapu kayıtlarından hukuki kıymetlerini kay­betmiş olanların tasfiyesine dair olan 1515 sayılı kanuna ek kanun tasarısı da kabul edildi.

Gündemin son maddesini teşkil eden İş Mahkemeleri Kanun tasarısının dağı­tılmasından beri 48 saat geçmemiş olması hasebiyle görüşülmesi bir oturum sonraya bırakıldı ve oturuma son verildi. Meclis Pazartesi günü saat 15 tetopîanacaktir.

Devlet Bakanı Cemil Sait Barlas'ın MarshalS plâna aklandaki hi-

Ankara 20 (A. A.) —

Ankara Radyosunda (Türkiye'de Marshalî Plânı) hakkında neşriyatın başlan­ması münasebetiyle Devlet Bakanı Cemil Sait Barlas bu akşam radyoda şu hitabede bulunmuştur :

Sevgili dinleyicilerim,

ikinci Dünya Harbi bittikten sonra Avrupa memleketleri hepinizin bildği gi­bi büyük iktisadi sıkıntı içinde idi. Harp bunların istihsal kaynaklarının tah­rip edilmesine sebep olmuştu. Bu cihan tarihinin eşini kaydetmediği bir harp­ti. Ne galip ne mağlûp diye bir ayrılış mevcut değildi. Ortada aç ve perişan Avrupa milletleri camiası vardı. Bunların istihsalini sağlamak, binnetice ge­çimlerini temin etmek icap ediyordu.

Bunun esasen hiçbir şeyi kalmamış mağlûp milletlerden tazminat almak su­retiyle de temini mümkün değildi. İşte o vakit Amerika'nın insanî ve pratik buluşu ile Marshalî Plânı meydana çıktı. Marshalî Plânı vasıtasiyle yapılacak yardımın esası şu prensipe dayanıyordu: Avrupa memleketleri kalkınma hu­susunda bir aile olarak birbirine yardım etmelidir. Bu yardımı kolaylaştır­mak için de Amerika 19 Avrupa devletine nakdî yardım yapacaktır.

Türkiye harbe fiilen girmemiş olmakla beraber bu müddet zarfında seferber vaziyette olduğundan İkinci Dünya Harbinden iktisaden zarar gören millet­lerdendi. Avrupa camiasına dâhil bu milletin diğer 18 milletin kalkınmasına yardım etmek üzere onun da Marshalî Plânından istifade etmesi zaruri idi.

Tarım Bakana Cavİt Oral'in beyanatı :

Ankara 20 (A. A.) —

İlimiz teknik ziraat teşkilâtının 1949 yılı icraatını incelemek ve 1949 yılı ça­lışma programının esaslarını müzakere etmek üzere Ticaret ve Sanayi Oda­sında yapılan toplantıda Tarım Bakanı Cavit Oral şu beyanatta bulunmuştur. «1949 yılı bizim için bir bakımdan acısı unutulmıyacak bir bakımdan da övü­nülecek başarılariyle ziraat tarihinde özel yerini alacak bir yıl olmuştur. Acı­sı, diyorum: Çünkü bilhassa Orta Anadolunun kurak zararlarından bu yıl düştüğü sıkıntıları bütün acisiyle yüreklerimizde duyduk. Buna karşılık Hü­kümetin vaktiyle teşebbüse geçmesi, bütün teşekküllerin gayret ve didinme-leriyle gerekli tedbirlerin çok daha evvelden ele alınması bu sıkıntıları müm­kün mertebe hafifletmeye yardım etmiş ve ileri gelişmeleri istihdaf eden se­mereli çalışmalarla bu yıl, ziraatimizde hakikî bir dönüm ve inkişaf başlan­gıcı olmuştur. Bu yılın bizim için övünülecek cihetleri ziraatçilerimizin kendi dâvalarını içten benimseyerek ciddiyetle ele alıp çalışmış bulunmalarını ve bilhassa ziraat dâvasının bütün memleketimizde şimdiye kadar görülmemiş bir önemle benimsenmiş olmasındadır. Bu yıl bazı illerimiz bu arada bilhas­sa Ankara Valiliği ve sayın Ankara Valisi bizim dâvamıza gösterdiği çok ya­kın ilgi ve benimseyişle şahsına ve arkadaşlarına karşı gönüllerimizde bü­yük bir sempati ve bağlantı uyandırmıştır. Kendilerini takdir eder, bu ilgile­ri dolayısiyle teşekkürlerimi bildiririm.»

Hakikî bir ziraat memleketi olan Türkiye'de bu mevzuu genişletmenin, ida­recilerle halkın bu konu üzerinde ciddiyetle çalışmalarına bağlı bulunduğu­nu, yurdumuzda ekonomik ve sosyal kalkınmanın ancak buna bağlı olduğunu ve bu dâva önderlerinin kendilerine inanarak vazifeye atılmaları gerektiği­ni belirten Bakan, 1949 yılının istihsal sıkıntısına tekrar temas ederek: «Geç­mekte olan yıhn acı ve sıkıntılarını, netice ve tesirlerini daima gözönünde bu­lundurarak uyanık davranmak ve bu yılın tecrübesinden faydalanarak zi-raatimizi en metin esaslara istinat ettirmek zaruretindeyiz. Ankara Teknik Ziraat Teşkilâtının bir yıllık başarılarını bütün tefsilâtiyle açıklayan broşür ellerinizde bulunuyor. Başta Vali olmak üzere Teknik Ziraat Müdürü ve zi­raatçı arkadaşlarımın, ziraatçilerdeki ileri tevazu duygularına rağmen, eser­leriyle övünmeleri lâzımdır. Gelecek yılın kongresini daha yüksek başarılarla açacağımız ümidiyle, kongrenize muvaffakiyetler dilerim.»

B. M. Meclisinin 23 Ocak 1950 tarihindeki toplantısı :

Ankara 23 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün Başkanvekillerinden Raif Karadeniz'in başkan­lığında toplanmıştır.

Bugünkü gündem gereğince, üyelerden bazılarına izin verilmesi hakkında Meclis Başkanlığının tezkeresi okunmuş ve kabul edilmiştir. Bu toplantı yi-

li içinde iki aydan fazla izin alan Erzurum Milletvekili Nafiz Dumlu'nun Öde­neği hakkındaki Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi okunmuş ve ka­bul edilmiştir. Kütahya Milletvekili Hakkı Gedik'in alınmış ve alınacak ge­milerin tip ve vasıflariyle Denizyolları işletmeciliğine, Genel Müdürlük ku­ruluşunda değişiklik yapılmasının düşünülüp düşünülmediğine ve Ameri­ka'dan 1947 yılında satın alman 6 gemi ile gemi satın almakla da görevli he­yete dair Ulaştırma Bakanlığından sözlü sorusuna cevap veren Ulaştırma Ba­kanı Doktor Kemal Satır, mezkûr gemilerin, tip ve evsafına dair izahlarda bulunmuş, Devlet Denizyolları ve Limanları Umum Müdürlüğünün kurulu­şunda yapılacak olan değişiklikler hakkında açıklamalar yapmış ve 1947 yı­lında Amerika'dan satın alınan gemilerle, bu gemileri satın alan heyete dair Şunları söylemiştir:

Bizim de Amerikan yolcu gemilerinin en nadir olduğu bir zamanda hususi bir kanun ve istisnai bir muamele ve iltimas ile almış olduğumuz altı yolcu gemimizin tamir ve tadilîeriyle bunların harpten evvelki vaziyetlerine ircaı keyfiyeti, yukarda saymış olduğumuz büyük denizci milletlerin iktisadi dü­şünceler ve zaruretlerle tatbik etmiş oldukları bir sistemin küçük Ölçüde bir tekrarından ibarettir. Bu güne kadar Akdeniz'de karşımıza yeni yapılmış bir yolcu gemisinin çıkamaması ve Ansaldo'ya 1946 senesi Ekim'inde ısmarladı­ğımız gemilerden ancak ikisinin bu siparişten dört seneye yakın bir zaman sonra teslim edilecekleri vakıası, her türlü imkândan istifade ile bir an evvel yolcu gemisi tedarik edip hem Akdeniz'e vaktinde yerleşmek, hem de iç hat­lardaki nakliyat sıkıntısını hafifletmek amaciyle tedarik etmiş olduğumuz 6 değil yedi yolcu gemimizin alınma ve tadülerindeki isabeti tebarüz ettirmek­tedir. Bu yedi yolcu gemimizin eşya nakliyatına daha müsait olduğu hak­kında arkadaşımın ileri sürdüğü mütalâasını, yukarda da bir nebze belitrtti-ğim gibi, bu gemilerin hakikî vasıflarına uyar mahiyette görmüyorum. Fil­hakika bu gemilerin hepsi de beynelmilel malûm gemilerdir ve hiç birisi yük gemisi olarak yapılmamıştır. Arkadaşım bu Luid sicil kayıtlarını tetkik etmiş olsaydı bunu bizzat kendisi de görmüş olurdu.

Ankara tamamen yolcu gemisidir. Diğerleri de muhtelif yük ve yolcu gemile­ridir ve her birisinin de yolcu tertibatı beynelmilel modern hayatın ve medeni memleketlerin gemilerine tatbik ettirdiği kaidelere tevfikan inşa edlmişlerdir. Bnaenaleyh bunlar için memleketinizde her zaman kullanılan lüks kelimesini sarfetmek yerinde değildir. Fiyatlara gelince bu hususta da şunları söylemek isterim:

Arkadaşım ceman 42.600 gros tonluk gemilerin alım ve tamir ve tadil mas-raflariyle birlikte takriben 42 milyon liraya mal olduğunu söylüyor ve bunu yüksek buluyor. Bu rakamlar gemilerin gros tonlarının takriben 1000 liraya mal olduğunu göstermektedir.

Harpten çok evvel yolcu gemilerine olan rağbetin en düşük olduğu bir za­manda, İngiltere, Almanya ve Amerika'da yapılmış olan yolcu gemilerinin gros ton fiyatları 70 sterlin ile 120 sterlin yani 600 Ura ile 1000 lira arasında tahavvül etmekteydi.

Bu gemilerden posta seferi yapanlar hizmete girdikleri tarihten bu güne ka­dar 11.220.000 ve yük seferi yapanlar da 31.200.000 liralık hasılat temin et­mişlerdir.

1947 yılında hizmete giren İstanbul gemisi 7 milyon, 1949 Temmuzunda se­fere giren Ankara vapuru da 1.600.000 lira hasılat yapmıştır.

Sivas ve Kocaeli tankerleri I94S de servise girmiş ve bu güne kadar 6 buçuk milyon liralık hasılat temin etmiştir. Filoya katılan bütün gemilerden tak­riben 42 buçuk milyon liralık hasılat temin edilmiştir. Bunun 39 milyon li­rası dış ve 3 buçuk milyon lirası da iç hatlardan teinin edilmiştir.

Arkadaşım buyuruyorlar ki, öyle değil, böyledir anıma işte Amerikan yardı­mından gelen malzemenin bir kısmını döviz vermek suretiyle başkalarına, hattâ Marşal İdaresinden sağladığımız hububatı dahi başkalarına döviz ver­mek suretiyle getirtiyoruz. İyi güzel, amma nihayet aldığımız gemilerin sa­yısı malûm bunların kapasitesi var bu kapasite dâhilinde yardım malzemesi, hububat v. s. getiriyorlar. Getirilecek şeylerin miktarı gemilerin kapasitesin­den çok ise elbette başka gemilerle getireceğiz. Aldığımız gemiler olmasaydı daha fazla döviz vereceğimizi neden hesaba katmıyorlar.

Armatörlerin fecî vaziyetinden bahsettiler. Biz Halk Partisi Hükümetleri bü­tün gayemiz ve bütün gayretimizle memleket denizciliğinin inkişafı için çalı­şıyoruz. İkinci Dünya Harbinin kötü şartları ve onu takip eden zamanın çe­şitli buhranlarına rağmen ve döviz sıkıntımızı da bunlara ekliyecek olursak, son iki senede armatörlerimize verdiğimiz imkânlar küçümsenemez. Bu 2 se­ne içinde bugün Denizyollarının şilep ve münakale filosu 95000 netveyt ton olduğu halde armatör filosunun netveyti 240000 tonu aşmaktadır. Yük filo­sunda gros ton vahidi kıyasi olamaz. Bunları ifade etmekle armatör elindeki ticaret filomuza ne kadar ehemmiyet verdiğimizi belirtmiş oluyorum.

1933 tarihli 2239 sayılı kanunda yapılmış olan takyitlerin bir kısmını ceva­bımda da arzetmiş olduğum gibi, bir kanun tasarısı ile Yüksek Meclise tak­dim etmiş bulunuyoruz. Bu tasarı tasvibinize mazhar olduğu takdirde ki, ola­cağına hiç şüphemiz yoktur, armatörlerin yük taşıma hususunda tam ser­bestlikle çalışma imkânlarına sahip olacaklardır.

Dış seferler üzerinde armatörler için esasen konulmuş hiç bir tahdit yoktur. Bu kayıtsızlık, mevcut takyidatı iç seferlerde kaldırdığımız takdirde bugün armatörlerin arzu ettikleri şeyi temin etmiş oluyoruz.

Arkadaşımız Amerika'dan almış olduğumuz gemilerin tamirlerine sarfetti-ğımız para dolayısiyle şikâyetlerde bulundu. Yüksek Mecliste ifade etmek istemezdim, bir kısmını Bütçe Encümeninde ifade ettim, arkadaşımızın tek­rar etmesi dolayısiyle ben de yüksek huzurunuzda tekrar etmek zorunda kaldım. Arkadaşlar,

Filhakika bu gemilerin tamir, tadil bedelleri, suallerine verdiğim cevap dola­yısiyle arzettiğim gibi, mübalâğalı değildir. Ancak bu gemilerin yurda gel­melerinde teehhür olmuştur. Bu da bir hakikattir. Eğer günün birinde bu meseleler samimî olarak tetkik edilirse görülür ki, bazı millî menfaatlerin haleldar olmasında veya onların vaktinde tahakkuk ettirilmemesinde, mem­leket efkârı umumiyesinin hazırlanmasının da büyük dahlü tesiri vardır. Bu gemiler dolayısiyle yapılan dedikodu, bugün dahi aynı tazeliği ile kulakla­rımızı tırmalamaktadır. Amerika'ya giden bir çok arkadaşlarımızmı orada vazifelerini suiistimal ettikleri ve yurdu büyük zararlara soktukları şeklinde, her çeşit vasıtalarla meydana getirilen demagojik hava ile memleket efkârında büyük br hâdise yaratılmıştır. Bundan dolayı hiç kimse bu kötü havanın te­siri altında gemilerin tamiri ve tadili isine el uzatmak cesaretini göstereme-mgtir.

Memleketin yüksek menfaatleri, olmamış bir hâdiseyi olmuş gibi göstermek­te, yapılmamış bir suiistimali yapılmış gibi bir yolda ifade etmekte değildir. Öyle olduğu takdirde işte netice böyle olur.

Eğer biz tuttuğumuz yolda daha insaflı, daha realiteye uyan bir hareket tarzı takip edecek olursak bu hâdisede olduğu gibi memleketin âli menfaatlerini haleldar ve rencide edici bir yol tutmamış oluruz ve hayırlısı da budur. Bundan sonra gündemdeki maddelerin müzakeresine devam edilerek, Sinop Milletvekili Cevdet Kerim İncedayı'nm,Cumhuriyetin 10 uncu yılında ilce merkezlerinden gönderilen topraklar ile Kıbrıslı gençlerin bir şişede birikti­rerek hediye ettikleri kana dair Başbakanlıktan sözlü sorusuna, Başbakan-hk adına cevap veren, Dışişleri Bakanı Necmeddin Sadak, şunları söylemiş­tir: Efendim, Önergeye Başbakan adına ben cevap vereceğim.

Önergede bahsedilen hâtıraların Anıt Kabrin temeline konması, bunların gözden kaybolması demektir. Binaenaleyh inşaat bitince bu hâtıraların mü­nasip bir yere konması ve muhafaza edilmesi Hükümet tarafından o zaman bittabi düşünülecektir.

Önergede Cumhuriyetin 10 uncu yıldönümünde gönderilmiş olan bir hâtıra münasebetiyle Kıbrıs'ın adı geçiyor. Cevdet Kerim arkadaşımı, 17 yıl Önce gelmiş, olan bir hâtıradan bu gün bahsetmeğe sevkeden düşünce ve hissiyatı anlıyorum.

Huzurunuza çıkmış iken bu münacebetle bir kaç söz söylemek isterim. Bil­hassa Kıbrıs münasebetiyle yapılan nümayişlerden iki kelime ile bahsetmek isterim.

Muhterem arkadaşlar,

Kıbrıs meselesi diye bir mesele yoktur. Bunu bir müddet evvel gazetecilerin
bir sualine cevaben de söylemiştim. Kıbrıs diye bir mesele yoktur, çünkü
Kıbrıs İngiltere'nin hâkimiyeti ve idaresi altındadır. İngiltere'nin bu adayı
başka bir devlete devretmek hususunda en küçük bir niyeti, bir temayülü
olmadığını biliyoruz. Bu hususta tam kanaatimiz vardır. Kıbrıs'ta yapılan şu
veya bu hareket, bu vaziyeti değiştiremez, değiştirmiyeeektir.
Böyle olunca, miting tertip eden, nümayişler yapan gençlerimiz beyhude he-
yeca'na kapılıyorlar, boşuna yoruluyorlar.Bunu söylemiştim.Yine tekrar
ediyorum.

Şu noktayı da huzurunuzda belirtmek isterim: Bu gibi dış meselelerde nüma­yişler her zaman fayda vermez, bilâkis bazan devlete zarar getirebilir. Gençlerimizin asîi heyecanlarını takdir etmemek mümkün değildir. Fakat bu nü­mayişlerde daima gençlerimiz vekar ve asalet çerçevesi içinde kalmıyabilir. Gençlerimiz bir defa heyecana kapılıp, harekete geçtiler mi bunların aralarına türlü tahrik unsurları karışabilir, vatanın yüksek menfaatlerine zarar getire­cek, dış münasebetlerimizi ve dostluklarımızı bozacak tezahürleri kasden ya­parlar, bunların misallerini görüyoruz.

Bu bakımdan, şuurlu, vatanperver gençlerimizden bu gibi nümayişlerden sa­kınmalarını bu kürsüden rica etmeyi vazife bilirim.

Dışişleri Bakanı Necmeddin Sadak'tan sonra kürsüye gelen soru sahibi Cev­det Kerim İncedayı şunları söyledi:

Sayın arkadaşlar.

Hepimiz biliyoruz ki, Atatürk Türk Milletinin kahramanlıklığına, fedakârlı­ğına, istiklâl ve hürriyet aşkının dirliğine, ateşliliğine dayanarak, yüzyıllarca her bakımdan kötü idare edilerek bir kül yığını haline getirilmiş olan enkaz­dan dipdiri, yepyeni bir cemiyet, bir devlet meydana çıkarmıştır. Atatürk, bu rehberliğini arzettiğim kıymetlere dayanarak yaptı ve rehberliği ile sadece bu cemiyete dayandığı, esaretten kurtarıp yeni bîr devlet kurmakla bırakmadı aynı zamanda derhal enkazdan çıkararak kurduğu bu devleti, dün­yanın dostluğu ve ittifakı aranır kıymet ve ihtişamlı bir hale getirdi. Keza tarihleri tetkik ettiğimiz zaman, üç dört bin sene evvel tarihte şöyle bir cemiyet vardı, şunları yapmıştı diye okuruz. İşte Türk tarihinin bu hazin hale getirildiği günde Türk tarihinin seyrini de yeni bir istikamete ve bu günkü muhteşem istikbale çevirdi. İşte bütün bu temeller üzerinde kendisinin hakkı olan ve mevcut bulunan ileri istikbale selâmet ve selabetle müteveccih olan bu devletin çocukları, Cumhuriyetin birinci merhalesi sayacağımız 10 uncu yılda vicdanî bir tuğyan ile vatanın her bölgesinden ilçeleri temsilen toplayıp aldıkları ve büyük bir itina ile Ankara'ya yolladıkları ve Türk Milletinin ka­nı, vicdanı ve her şeyinin sembolü olan bir avuç toprağı hediye ederek Ata­türk'e minnetlerini sundular.

Bunlar böylece mahfazalariyle, vesikalariyle C. H. Partisi arşivinde bugün dahi muhafaza edilmektedir.

O günlerde bendeniz İtanbul'da C. H. Partisi başkanı idim. Bir gün kalaba­lık bir gençlik kitlesinin beni görmek için parti merkezine geldiklerini söy­lediler. Aldım, görüştük. Bu gençlerden birinin elinde alt tarafı şişkin yukarı doğru inceleşen bir şişe içinde kırmızı bir mayi olduğunu gördüm. Bir de mazrufu vardı. Arzunuz nedir dedim, efendim dediler, biz 'Kıbrıslı Türk ço­cuklarıyız. Anavatanda tahsilde ve işteyiz. Atatürk gibi sade memleketin is­tiklâl ve istikbalini değil, topyekûn Türk tarihinin seyrini değiştiren bu bü­yük insana, Türk evladına toprağımız elimizde olmadığından Cerrahpaşa Hastanesine gittik, başhekimliğe müracaat ettik, şu vesika ile müspet olduğu üzere damarlarımızdan aldırdığımız kanı su şişeye koydurduk. Rica ediyo­ruz o Türk topraklariyle beraber bun* da Atatürk'e ulaştırmaya delâlet edin, dediler. (Alkışlar)

Bu şişe de bugün buradadır ve muhafaza altındadır. Bendeniz düşündüm, ky im millet hiç bir türlü ödeyemiyeceği şükranın nişanesi olmak üzere Atatürk:e başkentin göbeğinde bir Anıt-Kabir yaptırıyor. Bu Amt-Kabir fen adamlarının tensip ve tâyin edeceği ve Hükümetimizin delâlet ve tasvibi ile orada hangi şekil daha uygunsa milletimizin necabetinin timsali olan bu he­diyelerin orada mahfuz bulunmasını belki zait olarak hatırlatmak düşünce­siyle bu önergeyi vermiş bulunuyorum. (Bravo sesleri) Feridun Fikri Düşünsel (Bingöl) — Niçin zait? Zait değil. Cevdet Kerim İncedayı (devamla) — Arkadaşlar, Sayın Dışişleri Bakanı bu vesile ile Kıbrıs meselesine de salâhiyetle ve dikkatle temas buyurdular. Kıbrıs hattı zatında coğrafi bakımdan, Anadolu'nun bir parçasıdır ve sahille­rimize 44 mil uzakta bir yerdir. Kıbrıs'ı Hülâfai Râşidin devrinden beri, he­pimizin bildiği şeyi tekrarlıyorum, Müslümanlar ve Türkler tarafından muh­telif defalar zaptedilmiştir. Vatan edinilmiş ve idare edilmiştir. En sonunda devamlı olarak Kıbrıs Venediklilerin eline geçmiştir. Fakat Venedikliler el­lerinde buulndurdukları müddetçe zaman zaman geri alınıp verilerek İslâm ve Türk hükümetlerine vergi vermişlerdir. En son İkinci Sultan Selim zama­nında 16 ncı asrın başlarında Lala Mustafa Paşa ve Piyale Paşa'lann emir­lerindeki ordu ve^donanma ile Kıbrıs Venediklilerden ve Türkler tarafından zaptedilmiştir. Ve üç buçuk asra yakın bir zaman Venediklilerden alınarak Türk vatanı olarak kalmıştır-

İbrahim Arvas (Van) — Yunanlılar ne istiyor?

Cevdet Kerim İncedayı (Devamla) — Kıbrıs'ın ihya ve imarı Müslümanlar ve Türkler zamanında olmuştur. En nihayet Osmanlı-Rus 93 seferinde Ayas-tafanos Muahedesi neticesinde İngiltere senevi 92.800 İngiliz lira kira ile Kıbrıs Adasını işgal altına almıştır. Mülkiyeti Türkiye'nin olmak üzere. 1914 te geçen Cihan Harbinde Türkiye ile İngiltere hali harpte bulunduğu zaman İngiltere bu adayı katı olarak kendine iîhak etmiştir.

Kıbrıs'ın tarihi budur. Orada yıllar değil, asırlar boyu Trükler ve Müslü­manlarla Venedik diye bir milletle mücadele olmuş en sonunda gene Vene­diklilerden alınarak 3 buçuk asra yakın bir zamandan beri Türk idaresinde kalmış ve imarı, medeniyeti Müslümanlarla Türkler zamanında olmuştur. Ta­rihin ortada duran bu serahatı karşısında vaziyeti böylece arzettikten sonra Sayın Dışişleri Bakanının temas buyurdukları gibi Kıbrıs Adası bugün müt­tefiklerin, dünya sulhunu isteyen onun peşinde koşan devlet ve milletler için stratejik büyük bir ehemmiyeti haiz bir mevkii bir zaruret yokken, el­bette bu kadar ehemmiyeti haiz bir adayı durup dururken, İngilte­re'nin elinden bırakıp şuna, buna vereceği beklenemez ve belki de bu-stratejik değeri bakımından dünya sulhunu isteyenler için ehemmiyeti, kıy­meti ve değeri bakımından zedeleyebilir de.

Ancak bir gün İngiltere gibi kıyasetli bir devlet, ingiltere gibi Türk dostluğu­nu bağrına basmış bir millet bu adanın kime verileceğini takdir eder. (Türk Milletine sesleri) Elbette Türk Milletine.

Necmeddin Sahir Sılan (Tunceli) — On İki Ada ile beraber. Cevdet Kerim încedayı (Devamla) — Hükümetin bu hediyelerin korunması hususunda gösterdiği hassasiyet ve karara da teşekkür ederim. Bundan sonra gündemdeki sözlü sorular bitmiş bulunuyordu.

image001.gifBu arada söz alan muhtelif milletvekili er i raporun kabulü lehinde konuştu­lar. Niğde Milletvekili Hüseyin Ulusoy bu hususta ve fakülteler arasındaki tedris farkları sadedinde Millî Eğitim Bakanı Tshsİn Banguoğlu'nun fikrini sordu.

Bu münasebetle kürsüye gelen Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu bu meslenin gece nsene Mecliste verilen bir kararın neticesi olduğunu söyledi ve bu defaki kararın da yine Yüksek Meclise ait olduğunu sözlerine ilâve etti.

Bakan fakülteler arasındaki tedris farkları meselesine de temas ederek An­kara istanbul hukuk fakülteleri arasında böyle bir farkın mevcut olduğunu, bu farkın yüzde yüz önlenmesinin mümkün ve doğru olmadığım ifadeyle bu meseleyi Üniversitelerarası Kurulun önümüzdeki toplantısına gütürüleceğini kaydetti.

Neticede Kayseri Milletvekili Sait Azmi Feyzioğlu'nun Önergesi oya sunula­rak kabul edildi ve böylelikle-öğrencilerin Şubatta imtihana girmeleri karar­laştırıldı.

Daha sonra yine Kayseri Milletvekili Sait Azmi Feyzioğlu'nun Dilekçe Ko­misyonunun 8/1/1950 tarihli haftalık karar cetvelindeki 2968 sayılı kararın Kamutayda görüşülmesine dair olan rapor okunarak kabul edildi ve sözlü soruların görüşülmesine başlandı.

Bugünkü gündemde iki sözlü soru bulunuyordu. Bunlardan birincisi Seyhan Milletvekili Ahmet Remzi Yüreğir'e aitti. Yüreğir önergesinde bozuk çıkan ekmeklerle hayat pahalılığı ve yabancı memleketlerden ithal edilen un ve Ziraat Bankasınca çiftçiye ve Emlâk ve Kredi Bankasınca inşaat sahiplerine gereken kredinin yapılmaması ve bankalardaki halk mevduatiyle ihraç mal­larımızın satış durumu hakkında Ticaret ve Ekonomi Bakanı tarafından iza­hat verilmesini istiyordu.

Bu münasebetle Ticaret ve Ekonomi Bakanı Vedat Dicleli kürsüye geldi ve şu açıklamada bulundu:

Sözlü soru sahibi arkadaşımın mütaaddit suallerinin birincisi iki kısımdan İbarettir. Ayrı ayrı cevaplandırayım.

Tek tip ekmek, tasarrufu sağlamakta ye buğday istihlâkini azaltmaktadır.
Mart başında durumu yeniden mütalâ edeceğiz.

Fiyatlar umumiyetle yukarıya doğru değil, aşağıya doğru bir seyir takip
etmiştir. Bazîgıda maddeleri fiyatlarında, kendi hususi şartları dâhilinde,
münferit yükselmelerolduğugibi,inmeler dekaydedilmiştir.Umumiyetle
temayül inmeğe müteveccihtir. O kadar ki, geçen yıllarda daima kış ayların­
da daima az çok yükselmeler olmuşken bu yıl fiyatlarımız Mayıstan itiba­
ren düşmekle kalmamış, bu iniş geçen yılların umumi temayülünden farklı
olarak kış aylarında dahi devam etmiştir.

2 — Şimdiye kadar siparişe bağlanmış olup kısmen gelmiş, kısmen yolda veya teslim edilmek üzere bulunan buğday miktarı 318000 tondur. Kanada'dan 120000 ton buğday ithal edilmiştir. Bedeli 10.453.000 dolar tut­maktadır. Bunun mühim kısmı tütün ve sair ihracat gelirleriyle yani normal ticari dövizlerimizle kapatılma yoluna gidilmiştir.

Bundan, başka tenzili gereken 35 milyon liralık tiraj hakkı vardır. Amerika'­dan sağladığımız bu yardım ithalâtımızda yer almıştır. Halbuki haddizatında bedeli ödenecek bir ithal malı değildir.

Nihayet bu senenin hususiyetleri karşısında getirilmesinde zaruret mütalâa edecek olrusak geriye normal olarak 22 milyonluk bir açık kalır.

Bu itibarla dış ticaretimizde, rakamlara ve istatistiklere dayanarak, mukni olarak ileri sürebileceğimiz durum şudur :

ihracatımız ilerlemekte, ithalâtımız inkişaf etmektedir. Memlekette bir mah­rumiyet politikası takibine gitmiyerek harp içersinde tazyik edilmiş olan müstehlik ihtiyaçlarını karşılamak için ithalâtımızı artırmak ve ihracatımızı da o nispette inkişaf ettirmek yolundayız, ticaret muvazenemizdeki açık da azalmaktadır. (Kâfi, kâfi sesleri)

Vedat Dicieli'nin izahatı burada bitmişti.

Gündemin ikinci sözlü sorusu olan İstanbul Milletvekili Ali Rıza Ari'nin Sa­nayi ve Teşviki Sanayi, Küçük Sanatlar, Yüksek Ekonomi Şûrası ve Koope­ratifler Kanunu tasarılarının bugüne kadar Meclise gönderilmemesi sebebi hakkındaki sözlü sorunun cevapandırılması bir hafta sonraya bırakıldıktan sonra gündemin ikinci defa görüşülecek işJ eri bölümündeki mddelerin mü­zakeresine geçilerek İş Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkın­daki kanun tasarısının ikinci müzakeresi tamamlandı ve tasarının kanunlulu-ğu kabul edildi.

Tapu kayıtlarından hukuki kıymetlerini kaybetmiş olanların tasfiyesine dair olan 1515 sayılı kanuna ek kanun tasarısı ve Adalet Komisyonu rapor okun­du, kabul § dildi.

Tapu Kanununun 31 inci maddesinin değiştirilmesi hakkındaki kanun tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu okundu ve kabul edildi.

Bundan sonra brinci defa görüşülecek işlerin müzakeresine geçildi. Trabzon Milletvekili Mustafa Reşit Tarakçıoğlu'nun, maarif teşkilâtına dair kanunun 13 üncü maddesinin değiştirilmesi hakkındaki kanun teklifi ve Millî Eğitim ve Bütçe Komisyonları raporları okunduktan sonra söz alan Mustafa Reşit Tarakçıoğlu. bugüne kadar çıkan kanunlarla ortaokul ve lise müdürleri için makam ücretlerinde artırma yapıldığı halde, ilkokul başöğretmenlerinin ma­kam ücretlerinde hiçbir artırma yapılmamış olduğunu, bu şekilde ortada bir adaletsizliğin mevcut bulunduğunu, bunun için ilkokul başöğretmenlerinin makam ücretlerinin de artırılması icap ettiğim ileri sürdü. Hatip sözleme de­vamla, eğer bu teklifi kabul edilirse, 1000 başöğretmenin 40. 1200 başöğret­menin 30, 3000 başöğretmenin 20, 1050 başöğretmenin ise 10 lira makam üc­reti alacaklarını ve bu suretle adletsizliğin ortadan kalkacağını söyledi. Ça­nakkale Milletvekili Nurettin Önen de başöğretmenlerin ayrıca ders okuttuk­larından dolayı, işlerinin pek fazla olduğunu ve bunların ders okutmamaları lâzım geldiğini ileri sürdü. Denizli Milletvekili Hulusi Oral ise bu ek Ödenek­lerin nasıl ve nereye göre dağıtılacağını Bakandan sordu.

Veziroğlu tekrar söz alarak tatbikattaki aksaklıklara temas etti ve ezcümle* köylülerin bayilerden aldıkları akaryakıtlarda istihlâk vergisi ödeneklerini kaydetti.

Bundan sonra iki tasarının birleştirilmesi kabul edildi ve maddelere geçildi. Veziroğlu, sos aldı ve bu kanunda yapılan tadillere işaret ederek bunun, mü­zakerelerin acele olarak yapılmasından ileri geldiğini söyledi. Bu noktai na­zara cevaben Bütçe Komisyonu Sözcüsü kanun üzerinde yapılan tadiller hak­kında izahat verdi ve Veziroğlu'nun teklif. ettiği veçhile tasarının Bütçe ve Maliye Komisyonlarından geçmesine lüzum olmadığını söyledi.

Bundan sonra ölçü ve tartı aletlerinden alman resimler ve bunların muaye­neleri hakkında muhtelif hatipler görüşlerini ifsde ettiler ve 22 nci madde Üzerinde teklif edilen tadiller kabul edildi.

30 uncu maddenin görüşülmesine geçildi, Abidin Potuoğlu bu kanunla yeni bir vergi ihdas edildiğini, bunun doğru olmadığı ve eğer köylüden yeni bir Sergi alınmak isteniyorsa bunun başka bir kanunla yapılması gerektiğini soy-liyerek 30 uncu madde hakkında bir önerge verdi.

İçişleri Bakanı Emin Erişirgil bu konu hakkında şu beyanatta bulundu : Sabuncu arkadaşımızın teklifine içişleri Bakanlığının iltihakı münhasıran vergi kaçakçılığını Önlemek içindir. Binaenaleyh köylüye herhangi bir şe­kilde olursa olsun yeniden vergi tarhı asîa bahis mevzuu değildir. Bu ba­kamdan eğer Yüksek Heyetiniz kabul ederse ve içişleri Komisyonunca hazır­lanan metinde köylüye bir vergi tarhı gibi bir mâna çıkıyorsa bunun bir kere daha tetkik edilmek üzere Komisyona verilmesini rica ederim. (Muvafık ses­leri)

Komisyon ve tasarı sahibi İsmail Sabuncu da Bakanın teklifine iştirak ettiler ve madde Komisyona verildi.

Vakit geciktiği için toplantıya son verildi. Meclis Cuma günü toplanacaktır.

B. M. Maclisinin 27 Ocak 1950 tarihindeki toplantısı :

Ankara 27 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisibugün saat15teBaşkan"ekill;rinden Raif Karade­niz'in başkanlığında toplandı.

Oturum açıldığı zaman Seyhan Milletvekili Kasım Ener'in, 1949 yılı pamuk mahsulü durumu ve Devlet dokuma fabrikalarınca satın alınan pamuk mik­tarı ile iç ve dış pamuk satışlarmdaki politikanın ne olduğu hakkındaki söz­lü sorusuna 6 Şubat'ta cevap .verileceği bildirildikten sonra Çahşma Bakanı Kesat Şemsettin Sirer soz alarak kürsüye geldi ve Rize Milletvekili Fahri Kurtuluş tarafından Çalışma Bakanlığına ait bir sözlü soru bulunduğunu ve kendisinin, tensip edilirse buna cevap vereceğini söyledi. Teklif kabul edilerek Rize Milletvekili Fahri Kurtuluş'un sözlü sorusunun müzakeresine geçildi.

Türk işçisine çok gören bir tek fert çıkmamıştır. Son günlerde çalışan va­tandaşların huzur ve emniyeti sağlamayı istihdaf eden kanunlar ve tedbirler birbirini takip edip durdu. Bundan hepimiz hoşnuduz. Bilhassa alâkalı kitle, çalışan vatandaşlar son derece memnundur. Böyle olduğu halde bunu vâki değilmiş gibi göstermek isteyen bir takım tezahüratla karşı karşıyayız.

Sayın arkadaşlar,

Bendeniz arkamızda kalan yaz ve sonbahar aylarında İzmir'de, Çukurova'da, Sivas'ta, Kayseri'de, İstanbul'da, Kırıkkale'de, Zonguldak'ta binlerce işçi va­tandaşla karşılaştım. Onlarla karşılıklı sevgi ve saygı tezahürlerine vesile veren konuşmalarımız oldu. Bu konuşmalarımız sırasında bu vatandaşları kendiler: için yapılanları ve yapılmak istenenleri gereği gibi takdir e.der gor-düm. Yalnız, bu vatandaşları, bir tehlikeye karşı, ikaz etmeyi lüzumlu bul­dum ve ikaz ettim. Bu vatandaşlara dedim ki:

Sizin Cumhuriyet idaresine, Devlete karşı şu anda duymakta olduğunuz hoş­nutluğu- memnuniyeti çekemiyenler olabilir ve sizi huzur ve emniyetiniz için tevali edecek hamleleri durdurmak isteyenler olacaktır. Bunun en tesirli yolu, sizi, kanun vâzıına karşı, büyük millet kitlelerine karşı nimet bilmez, kadir bilmez göstermektir. Bunun için mümkündür ki, günün birinde aranız­da bir takım sesler yükseldiğini göreceksiniz. Güya işçi namına yükselen bu sesler diyecekler ki, İşçi için hiç bir şey yapılmamıştır, biz günümüzden asla memnun değiliz bu sesleri sizin sesinizmiş gibi millete aksettirmeğe çalışa­caklardır. Bu suretle sizi fedakâr ve âlicenap milletimize kadirbilmez olarak göstermeye gayret edeceklerdir. Bu sizin hayatınızı, huzur ve emniyete almak yolundaki gayretlere karşı yapılabilecek müessir bir kasttir. Buna dikkat ediniz ve günün birinde bu şekilde aranızdan sizin namınıza konuşur gibi hareket edip te sizin memnun olmadığınızı, sizin için yapılan şeylerle tatmin edilmeyeceğinizi söyleyenler çıktığı zaman onları susturunuz ve onlara siz. temsilcileriniz olmadıklarını söyleyiniz. Millete de bu hakikati anlatınız. Sayın arkadaşlarım,

İntizar etmekte olduğum şey vukubulnruştur. Çalışan vatandaşların, işçi va­tandaşların huzur ve emniyetini sağlayıcı çok güzel tedbirleri birbiri arka­sına aldığımız bir sırada ve başka memleketlerde, demin arzettiğim gibi on yıllan dolduran, yüz yıl kaplayan zümrevî mücadeleler neticesinde elde edil­miş şeyleri günler ve aylar içinde çalışan vatandaşlara bahsettiğiniz bir sı­rada garip bir takım sesler ve sözler duymaktasınız. "Bunlar asla kâfi değil­dir», «Türk işçisi grev silâhı istemektedir», «Grevle bizzat haklarını ihkak et­mek istemektedir» nevinden bir takım sesler ve sözler duyulmaktadır. Bazı gazetelerde büyük manşetler altında, falan yerde büyük bir toplantı ol­muştur, orada işçiler toplanmışlar ve Çalışma Bakanına telgraf çekerek «Mec­liste böyle dediniz, amma, vaziyet böyle değildir, biz grev istiyoruz» şeklinde, yazılar çıktığını da görüyorsunuz.

İstanbul'da Ayvansaray'da falanca kahvede toplanıp Çalışma Bakanına tel­graf çeken, bu insanlar kaç kişidir? Bu 41 kişinin kaçı hakikaten işçidir? Ve bunlardan onayak olanların sicillerinde neler vardır ve bunların toplandık­ları kahvede bu toplantıdan bir gün evvel hangi siyasi partinin ocak heyeti toplanmıştır? Bunları burada arz ve ifade etmeyi kelimenin tam mânasiyle bir tasdi sayarım ve yüksek kürsüden daima riayet ettiğim üslûba mÜnafi addederim. Bu cihetleri siz de, geniş vatandaş kitleleri de başka yollarla öğ­reneceksiniz. (Açıkla açıkla sesleri)

Sevgili arkadaşlarım,

Geniş işçi vatandaş kitlelerinin bu neviden hareketlere karşı tepkileri olmak­tadır, buna ait olarak, İstanbul'dan, Zonguldak'tan binlerin ve on binlerin duygularını belirtmek üzere yağdırdıkları telgrafları da okumayacağım. (Ge­len telgrafları gösterdi)

Bunlarla hissiyatını İfade eden asîl ruhlu ve yiğit vatandaşlara müteşekkirim. (Sağdan bravo sesleri) fakat bu çektirdikleri telgraflarla bana bildirdikleri hislerini, duygularım, başka bir makama, Yüksek Heyenize, arzetmek husu­sunda herhangi bir kayıt bulunmadığından müsaadenizleokumayacağım. Kemal Zeytinoğlu (Eskişehir) — Bir o kadar da bizde var ... Çalışma Bakanı Reşat Şemsettin Sirer (devamla) — Efendim, tekrar bu fır­sattan istifade ederek huzurunuzda belirtmek istediğim hakikat şudur :

Aziz arkadaşlarım,

Bir asra yakın bir ömrü olan bir sınıf mücadele silâhları, greviyle, lokavtı ma-

hiyei itibariyle iki ayrı devrede mütalâa etmek lâzımdır.

Biri 1917 senesine kadar olan ve onu takip eden devrelerde.

Kemal Zeytinoğlu(Eskişehir) — Sorunun dışındadır bunlar. Sorudan dışarı

Çikmıyahm.

Başkan — Soru sahibiyle Bakan arasındadır. Zat]âlinizi alâkadar etmez. Ha­tibin sözünü kesmeyiniz.

Kemal Zeytinoğlu (Eskişehir) — Soruyu cevaplandırsın.

Çalışma Bakanı Reşat Şemsettin Sirer (devamla) — Bunlar, kullananlara ne
getirir? Zararı, faydası nedir? Bir, 1917 senesine kadar olan zamanı bir de
1917 senesini takip eden devreyi mütalâa etmek lâzımdır. 1917 senesine ka­
dar olan zaman içinde grev ve lokavtı üç zaviyeden kısaca gözden geçirelim.
Bir, millet iktisadiyatı bakımından, bir de işçi ve işveren cephesinden. Millet
iktisadiyatı cephesinden bakılınca grevin millî servetin bir kısmını daima ten­
kis ettiğini millî serveti azalttığı görülür. Size bir iki istatistik arzedeceğim:
1906 senesinde Almanya'da grevler yüzünden 15, lokavt'yüzünden 5 milyon
iş günü, 19,10 da lokavt yüzünden 13, grev yüzünden de 4 milyon iş günü kay­
bedilmiştir. 1917 senesinde grev güzünden % -lokavt yüzünden de 1,5 milyon
iş günü kaybedilmiştir.

Aziz arkadaşlarım,

Grev silâhının kullanıldığı cemiyette biran gelip te limanlardan vapurların kalkmadıklarını, yük ve yolcu almadıklarını, yük ve yolcusunu çıkaramadık­larını, istasyonlardan trenlerin hareket etmediklerini, havagazı ve elektriğin kesildiğini, insanların karanlıkta kaldıığmı, makinalarm durduğunu her tür-

lü' münakalâtın kesildiğini, fırınların ekmek çıkarmadığını, hayatın mefluç ve muattal bir hale geldiğini tasavvur buyurunuz. Bundan daha feci olarak işlerini terketmiş olanların yerine, çalışmaya gidenlerle bu işi terkedenler ara­sında boğuşmaların başladığını, silâhlı kuvvetlerin ise müdahale zorunda kal* dığmi vatandaş kanının döküldüğünü tasavvur buyurun. Lokavt ve grevin tatbik edildiği memleketlerde bunlar olmadı mı?

Bu yüzden nice ailelerin sefalet ve ıztıraba sürüklendiği nice insanın hapisha­
neleri boyîadikları meçhul müdür? Bütün bunların neticesi olarak bu silâh­
ların kullanıldığı cemiyetin iktisadi nizamı bozulur. Hayat pahalılaşır, işçinin
geçimi güçleşir, işçi zarar eder. İşveren zarar eder. Yani bütün millet zarar
görür.,.

Bir de, işçiye, menfaat getirir mi, getirmez mi bu zaviyeden mütalâa edelim. Arkadaşlar.

Her cemiyetin hayatında iş ve insan münasebetleri bakımından bir takım dev­reler vardır :

1— İş isteyen çok, verilebilecek işin az olduğu devre,

2 — işin çok, iş için gereken kolların, az olduğu devre.

İşin az, iş isteyen insanların çok olduğu anlarda grev yapılamaz, çünkü grev yaparak işyerini terkeden insanların yerine işveren, derhal yeni kuvvetler ikame edebilmekte güçlük çekmez. Onun için işçilerin bu işyerlerini terket-meleri keyfiyeti işveren üzerinde baskı yapamaz. Bundan dolayı iş münase­betlerin bu şeklinde işçi grevi hatırından geçirmez ve lokavttan korkar.

Buna karşılık işin çok fakat iş kuvvetlerinin az olduğu zamanlarda grev biran için işçiye hayır ve menfaatler sağlar gibi görünür. Fakat bu zahiridir. Bu zamanlarda yani grev işçiye zarar gibi göründüğü zamanlarda da bunun ar-, kasında lokavt silâhı olduğu yani işverenin istediği zaman işçiyi kapı dışarı etmesi salâhiyeti mevcut olduğu için işçinin elindeki bu grev silâhı tıpkı ku-; mara benzer. O kumar ki bugün kazandırır fakat Öbür gün de kazananı yere serer. Fakat her halde de iktisadi hayatı sarstığı ve hayatı pahalıîaştirdığı için neticede yine işçi için kötü olur. işveren cephesinden mütalâa edildiği zaman bazı anlar olur ki grev karşılığı olarak işverenin elinde de lokavt si­lâhının bulunması onun işine yarar gibi görünür. Bunun bir misalini arze-deceğim :

Bir Amerikalı tanıdığımız bir arkadaşımıza bir grev esnasında bu grevi ken­dilerinin teşvik ettiğini ifade etmiş ve demiştir ki: Bu teşvik şunun içindi. He­sap ettik grevclerin sendkasımn elnde şu kadar para vardır. O para sendka-mn elinde kaldığı müddetçe bizim için bir tehdit vasıtası oluyor. Binaenaleyh o silâhı ellerinden almak lâzımdır. Grev kaç gün devanı edebilir, yani sendika bu para ile grevcileri kaç gün yaşatabilir? Biz buna karşı ne kadar fedakârlık yapacağız. Bunları hep hesap ettik, bizim yapacağımız fedakârlık, sendikanın elinden bu silâhın düşürülmesi pahasına rahat rahat katlanılacak bir şeydir. Çünkü arkasından biz de lokavt vasıtasiyle ücretleri indirir ve muvakkat zararımızı kat kat telâfi ederiz, dedik. Onun için greve teşvik ettik. Paraları bitti ve bize geldiler, aman dediler, ondan sonra da hâkimiyet bize geçti di­yor. Bu misale bakılınca zannedilir ki grev ve lokavt bazan işverenin işine

yarar: Fakat hakikatte böyle değildir. Çünkü demin arzettiğim gibi ki kaybolan iş günleriyle millî servetten bir 'şey, eksiliş ve birinetiee'. herkes zarar götür. Fakat arkadaşlar, 1917 penesine kadar bu mahiyetiyle grev; nihayet ik-tişadi hayatı sarsıcı, zümreler arasına nifak sokucu huzuru ihlâl edici, yani cemiyeti yaralayıcı bir silâh idi: Fak^t 191T -senesinden sonra, yani beşeriyetin bin yıllardır biriktirdiği mânevi mirası tahrip etmek isteyen bir ideoloji-' .'itin yer yüzünde zuhurundan beri grevler başka bir mahiyet almıştır. O z&-.t. mâna kadar grev, cemiyeti yaralayıcı bir, silân idi. O zarnandan heri de grev, cemiyetleri Öldürücü bir silâh olmuştur. Mahut ideolojinin, dünya huzuürnu ihlâl'etmek için milletlerin bünyesinde, nifak ve şikak yaratmak zümreleri birbirine düşürmek,-iktisadi.bünyeyi tah­rip etmek için mürac'aat ettiği en tesirli silâhlardan biri haline gelmiştir. ' Aziz arkadaşlarım,

Birinci Dünya Harbinden sonra Almanya'da. Spartaküslerin vaziyete hâkim olduğu, Bolşevik İhtilâli çıktığı sıralarda grev yüzünden kaybedilen iş gün­lerinin sayısı 34 milyona baliğ olmuştur.

1921-1922 senelerinde de Bolşevik ideolojisinin grevler vasıtasiyle o günkü İtalya'nın bünyesinde ne nevi tehlikeler husule getirmiş olduğunu hatırlar­sınız.

Dünya Harbinden sonra da yine mahut ideoloji Avrupa'yı kan ve ateşe bu­lamak Fransa ve İtalya'yı çökertmek istediği zaman yine en müessir silâh ola­rak greve el atmıştır.

Bütün' bunlara rağmen kendilerini üîema, filozof ve akıllı sanaa bir takım kimseler çıkıp, ne yaplım, olur, çare yoktur. Madem ki demokrasinin icabı­dır sineye çekeceğzi, katlanacağız, diyebilirler. Aziz arkadaşlar,

Geçenlerde de arzettim, demokrasi idareleri şu iki mikrofon ahizesi gibi bir­birine benzemez. Tıpatıp birbirinin aynı olmaz. Taçlısı vardır, çift meclisi vardır, sınıflısı vardır, liberalizmlisini kabul edenler vardır, devletçi olanı vardır. Demikrasinin türlü eşkâli vardır.

İtalya ve Fransa birer demokratik idaredir. İtalya ve Fransa'da komünist par­tilerin, mevcudiyetine ve faaliyetine müsaade edilmiştir. Şimdi bir takım ule­ma ve ukala çıkıp ta Fransa ve İtalya'da komünist faaliyetlere müsaade edil­diği halde bizde müsaade edilmediği için memleketimizi demokratik olma­yan bir idare diye tavsif ederse buna ne diyelim. Acaba Türkye için de aynı sebeple böyle bir tavsifte bulunanlar çıkacak mindersiniz? Kemal Zeytinoğlu (Eskişehir) — Sayın Başkan, bunların soru ile münasebeti nedir?

Başkan — Müsaade buyurun, soruyu dinlediyseniz göreceksiniz ki çok şü­mullüdür. Bu işlerde izahat verebilmek için Bakan bu misalleri zikretmek mecburiyetinde kalabilir.

Emin Soysal (Maraş) — Bazı zevatın istifade etmesi lâzım. Çalışma Bakanı ReşatŞemsettin Sirer(devamla)— Sevgili arkadaşlarım, dünyanın halk idaresi nizamını kabul etmiş cemiyetlerinde bir takım tandans-lar belirmiştir ... O tandanslardan biri şudur :

Monarşi sistemini kaldırmak, yerine cumhuriyeti ikame etmektir. Son 30 sene içinde başlarında birer tâcidar bulunan kaç memleketin bu taçları devirdik­leri monarşiden cumhuriyete geçtiklerini hatırlamaya değer. Demokratik ida­relerde bir cereyan başlamıştır. Demokratik idarelerde beliren diğer tandans ...

Af buyurun, temayül demek istiyorum. Beliren temayüllerden birisi de Dev­let vazifelerinin şümul kazanmasıdır. Eskiden, devlet kendi vazifelerini çok dar bir daire içinde görüyordu. Şimdi devlet kendi vaziflerini çok daha ge­nişlemiş görmektedir ve bütün dünyada bunun tecellerini görmekteyiz.

Yine demokratik idarelerde beliren bir temayül de zümre ihtilâflarına karşı devletin bir tahkim mekanizması kurmuş olmasıdır. Geçenki konuşmamda arzetmiştim, yakın zamanlara kadar Birleşik Amerika'da grev müessesesi mutlak olarak bütün hürriyeti ile işliyordu. Fakat geçen sene meriyete gi­ren Taft ve Hartley Kanunu ile grevler son derecede tahdit edilmiştir. Aynı surette 1927 de İngiltere'de Trediyonlar Kanunu ile tahdit yolua girmiştir. Avustralya mecburi bir tahkim sistemi koymuştur. Belçika tahkim işini yarı mecburi bir hale getirmiştir. Yani bütün dünyada demokratik idarelerde vak­tiyle başı boş, alabildiğine mevcut olan, serbest olan bu müessesenin kaldırıl­masına ve yerine başka bir sulh ve adalet vasıtasının ikamesine doğru gidil­mektedir. Geçen sene Amerika'da çıkan Taft ve Hartley Kanunu, 1927- de İn­giltere'de kabul olunan Trediyonlar beşeriyetin ve demokratik idarelerin hangi istikamette olduğunu ayan beyan göstermektedir. Biz de mecburi tah­kim usulünü ikame ederek, bu usul vasıtasiyle sınıfların arasında mücadeleyi kaldırmak yolunu tutmuş buulnuyoruz ve geçen gün bizim mecburi tahkim mekanizmamızın nasıl işlediğini ve ne neticeler istihsal ettiğini arzetmiştim. Tahkm müessesemize mahallî ve merkezî mercilere 80 kadar mesle gelmiştir ve bu 80 mesele hemen hemen tamamiyle işçi lehine halledilmiş bulunmakta­dır. Merak edenler Resmî Gazete'den bu tahkim mekanizmasının hakem ku-rullarmın kararlarını Öğrenebilirler. Amma, bütün bunlara rağmen yani işin bu mahiyetine rağmen ve dünyanın bu gidişine rağmen içimizden çıkıp da «Ben o neviden bir demokratik idare istiyorum ki, grevli olsun» diyenler de bulunabilir. Ancak, demokratik idarenin bir şiarı da ekalliyetin ekseriyete tabi olmasıdır. Eğer Türk milletinin çiftçileri, Türk esnafı, Türk tüccarı, Türk sanaycileri, Türk serbest meslek erbabı, hekimleri, Öğretmenleri, zabitleri, memurları ve bilginleri ve Türk işçisinin kahir ekseriyeti tutup da hayır efen­diler, biz bu neviden demokrasi stemiyoruz. Hiç "kimseye hayrı dokunmayan, cemiyetin iktisadi ve içtimai bünyesine hayır getrmeyen grevli, lökavth, di-dişmeli, boğuşmah demokrasiyi istemiyoruz derler, büyük ekseriyetin istediği tahakkuk etmiş demektir ve Türkiye'de demokrasi vardır. (Bravo sesleri) Şayanı hayrettir ki bazı kimseler de çıkıp grev olmaması hürriyet presipleri-ne raünafidir, diyorlar.

Her Türk kelâm hürriyetine ve itikat hürriyetine sahip olduğu gibi çalışma hürriyetine de sahiptir. İsteyen her Türk, istediği mesleğe intisap edebilir. Bir Türk çocuğunu bundan kimse menedemez. O isterse intisap ettiği meslekten ayrılabilir. Ben bugün taşıdığım sıfattan ve faaliyetten ayrılabilirim. Kim­se benim elimi, kolumu tutamaz. Falan işyerinde çalışan vatandaş usul ve âdap dairesinde işinden ayrılabilir. Bütün hürriyetler masun olduğu gibi ça­lışma hürriyeti de masundur. Memnu olan nedir? Memnu olan bir kitlenin sözleserek o işyerindeki faaliyetini tadil ile işi ve istihsali akamete uğratması. Memnu olan budur. Bu dünyada mutlak bir hürriyet yoktur. Tekrar arzedi-yorum: Hürriyetler hürriyetlerle mahduttur. Hürriyetler hürriyetlerle mu­kayyettir. Ben sizin hürriyetinizi ihlâl etmediğim müddetçe hürüm. Eğer bir kitle ferden ferda falan işten çıkabilme hürriyet ve serbestisine malik olduğu haîde münferiden ve bir zaman fâsılasiyle çekilmeyip de sözleserek işyerle­rinde faaliyeti durdurmak maksadiyle birden işini terkedecek olursa o za­man daha büyük kitlenin milletin hürriyeti ihlâl edilmş olur. Bir uzvunu teş­kil ettiğimiz zümre ile birlikte büyük cemiyetin hürriyetini ihlâl etmiş olu­ruz. Buna hakkımız yoktur. Bir beldenin ışığını, havagazını istihsal edenler nihayet bir kaç düzüne insan veya bir kaç yüz insandır. Bunların bir anda işlerini terkederek 2-3 yüz bin insanı karanlıkta bırakmağa, 2-3 yüz bin ki­şinin hakkını ihlâl etmeğe haklan yoktur. Arkadaşlar, bu söylediklerim bir takım bedahatlerdir. Türk milletinin iş bölümünde yer almış olan büyük va­tandaş kitleleri bu hakikati tamamiyle bilmektedirler. Fahri Kurtuluş arkada­şım, demin size söylediğim gibi yurdun yer tarafındaki yiğit, mert, eşyanın hakikatini bir çok gözü bulanık görmekte olanlardan iyi gören işçi vatandaşkitlelerinden telgraflar, mesajlar almaktadır. Hepsi de kendilerine maledil-mek isteyen düşünce ve hareketlere derin teessürlerini, infiallerini izhar et­mektedirler. Bazı gazetelerin iri manşetlerle, hakikatleri başka türlü göstere biliriz zannma kapılarak ihtiyar ettikleri hareket tarzına rağmen büyük va tandaş kitleleri de Türk işçisinin tahriklere kapılmadığı ve memleketin yük-' sek menfaatlerine bağlı olduklarını bildirmektedir. Bu cihetten müsterih ol­manızı rica ederim.

Maruzatımı bitirmeden evvel vicdanımın bana yüklediği bir vazifeyi yapmak isterim. Geçen gün bu mevzuda yine konuşmuştum. Konuşmamı mütaakıp muhterem .arkadaşlarım takdirkâr hitaplarda bulundular. Bana, doğru söy­ledin dediler. Bu suretle tasvibini esirgemeyen arkadaşlar arasında bilhassa bir arkadaşım, izin verirseniz onun adını burada zikredeceğim, Sayın Dr. Mithat Sakaroğlu, bana doğru hareket ettiğimi, doğru düşündüğümü, bu dâ­vada benimle beraber olduğunu söyledi. Ve beni derinden, vicdanen müte­hassis etti. Bu yiğit arkadaşım benimle ayn partiden değildir, sizi nasıl sevi­yorsam o arkadaşa karşı.da aynı duyguları taşımaktayım.

Bunu şunun için söylüyorum ki, bu arkadaşım Meclise intikal ederken ayrı bir siyasi partinin safları arasında idi. Şüphe etmiyorum ki, bu meslede - yal-_, nız bu meseleden bahsediyorum - bugün nasıl düşünüyorsa dün de, teşrii ha­yata ilk intikal ettiği zaman da aynı şekilde düşünmekte idi. Bu arkadaşın mevcudiyeti bana şunu düşündürüyor: Muhalefet saflarında bu dâvada Mit­hat Sakaroğlu gibi düşünen millet çocukları vardır. Onların da yanlış bir gi­dişi tenkitte benimle beraber olduklarını bilmekteyim. Onlara geçenki konuş-' mamda teşekkürlerimi ifade etmiştim. Fakat ben bu yiğit memleket çocuk­larını bir vazifeye davet etmek isterim: Saflarını muhafaza etsinler, fakat bilsinler ki siyasi heyetleri malesef yanlış bir istikamete doğru gitmektedir. (Sağdan şiddetli gürültüler) çok temenni ederim ki, direksiyona geçsinler, rehberliği ele alsınlar.

Kemal Ozçoban (Afyon Karahisar) — Suale cevap mı veriyorsun yoksa bize ders mi? (Sağdan gürültüler)

Çalışma Bakanı Reşat Şemsettin Sirer (devamla) — Çok tehlikeli bir yolda yürüyorlar. Fakat Türk milleti onların siyasetini asla tasvip etmiyecektir. Bu yolu değiştirmezlerse heyetlerini siyaset sahnesinden tasfiye edecektir. (Sol­dan, alkışlar)(Sağdan, gürültüler)

Başkan — Sükûneti ihlâl ediyorsunuz.

Kemal Zeytinoğlu (Eskişehir) — Fikirlere hürmet etmesini bilsin. Tama­men sadet haricinde konuştular. (Gürültüler)

Başkan — Hükümet noktai nazarını izah etmesin mi? Ne demek istiyorsunuz? (Sağdan, gürültüler)

Kemal Ozçoban (Afyon Karahisar) — Mütemadiyen bize taarruz ediyor. Çalışma Bakanının izahatından sonra sözü soru sahibi aldı.

Fahri Kurtuluş, grev hakkının doğrudan doğruya komünist partisinin bir icadı ve silâhından başka bir şey olmadığını beyanla söze başladı ve Çalışma Bakanının «Türk işçileri arasında asla grevi düşünen bir adam veya zümre bulunmadığı» yolundaki ifadesine temas ederek bu sözleri işitmekten çok mü­tehassis olduğunu, Türk işçisine mal edilmek ve onun yüzüne sürülmek iste­nen lekenin de böylelikle Çalışma Bakanı tarafından silindiğini söyledi. Rize Milletvekili sözlerine devamla Türk işçisinin hiç bir tahrike kapılmadan efendice vazifesinde çalışmakta olduğunu kaydettikten sonra dedi ki:

Netekim bugünkü öğle radyosunda Zonguldak İlçesinin beni heyecana sev-keden bir ifadesini belki siz de dinlemişsinizdir. Diyorlar ki «Biz grevin şid­detle aleyhinde olmamıza rağmen -bazı kimseler vardır ki bu adamlar kati­yen Türk işçisini temsil etmezler, aksi yolda hareket ediyorlar - Türk işçisi grev istemiyor» diye 50 bin imza namına ajansa telgraf çekilmiştir. Bu haberi-ajans bugün öğle radyosunda vermiştir.

Arkadaşlar,

Türk işçisi ıztırabmı gidermek için grev istemiyor. İş Kanunu çıkardık. Has­talık ve Analık Sigortası Kanunu çıkardık. Nihayet dünya üzerinde en geç olmak üzere Çalışma Bakanlığını kurduk. Bugün zannedermisiniz ki, dünya­nın herhangi bir yerinde kuvvetli sendikalara döhil bir işçi gibi bizim işçimiz de efendice müracaat ettiği zaman hakkını alamaz. Bakanlığa karşı şikâyet hakkından mahrumdur, hayır arkadaşlar, diğer vatandaşlarımızın hiç birin­den farklı olmayan bir muameleye tabidir: Haklı ise hakkım alır.»

Fahri Kurtuluş dajıa sonra Türk işçilerine selâm ve saygı göndermiş ve iş­çilerin milliyetçilik dâvasında gösterdikleri hassasiyetten dolayı kendilerine teşekkür ederek sözlerini bitirmiştir.

Mütaakıben İçtüzük gereğnce bir defa görüşülecek işler bölümündeki mad­delerin müzakeresine geçilmiş ve Sinop Milletvekili Cevdet Kerim İnceda-yı'nm, tescil edilmeyen birleşmelerle bunlardan doğan çocukların tesciline

ve gizli kalmış nüfus vakalarının cezasız olarak kaydına dair olan 4727 sayılı kanun hükmünün iki yıl daha uzatılması hakkındaki kanun teklifinin müza­keresi yapılmış ve kabul edilmiştir. Bilindiği gibi bu kanun tasarısının görü­şülmesi daha evvel yapılmış fakat umumi istek üzerine bir kere de Adalet Komisyonunda gözden geçirilmek üzere Adalet Komisyonuna gönderilmişti. Bugünkü oturumda bu tasarının müzakeresi sırasında söz alan hatipler tasa­rının Adalet Komisyonunda gözden geçirilmiş olmasını takdirle karşılamışlar ve tasarıyı kabul etmişlerdir.

Bundan sonra Maaş Kanununa ek 4379 sayılı kanunun 2 nci maddesinin de­ğiştirilmesi ve bu kanuna geçici maddeler eklenmesi hakkındaki kanun ta­sarısı ile Bingöl Milletvekili Feridun Fikri Düşünselin, Maaş Kanununa ek 4379 sayılı kanunun geçici maddesine iki fıkra eklenmesine ve Bolu Millet­vekili Lütfü Gören'in, Maaş Kanununa ek 4379 sayılı kanunun geçici mad­desinin kaldırılmasına ve bundan doğacak hakların tanınmasına ve Maaş Ka­nununa ek 4379 sayılı kanunun birinci maddesinin değiştirilmesine ve geçi­ci maddelerin kaldırılmasına ve bu kanuna bazı hükümler eklenmesine dair kanun teklifleri ve Geçici Komisyon raporları okunmuştur.

Bu tasarının tümü hakkında söz alan Balıkesir Milletvekili Eminüttin Çeli-kÖz, tasarıyı tetkik eden Bütçe Encümeninin pek çok yorulduğunu ve burada bu Encümene teşekkür etmeyi bir vazife saydığını söyliyerek sözlerine baş­lamış, tasarının büyük bir ihtiyaca cevap verdiğini, yedek subaylık vazifele­rini yapanlara, bu tasarı ile haklarının verilmiş olduğunu beyan etmiştir.

Konya Milletvekili Muhsin Âdil Binal da, tasarının heyeti umumiyesi bakı­mından mükemmel olduğunu ve bu tasarı kabul edildiği takdirde, herhangi bir memurun yedek subaylıkta geçen vaktinin de kıdem ve terfilerine sayı­lacağını söylemiş ve bu suretle, aynı fakülteyi bitiren kızlarımız memuriyet hayatında ilerlerken, erkek arkadaşlarının artık askerlik vazifeleri dolayısiy-le onlardan geri kalmıyacaklarını, böylece büyük bir haksızlığın önüne geçi­leceğini belirtmiştir. Hatip bundan sonra, bu tasarıda unutulmuş bir zümre­nin de mevcut olduğunu, meselâ memuriyet yaparken memuriyeti bırakıp talebe olanların da bu haktan istifade etmeleri gerektiğini ileri sürmüştür. Bolu Milletvekili Lütfü Gören de tasarının mucip sebepleri üzerinde dur­muş ve çok âdilâne olan bu tasarı kabul edildiği takdirde artık kadın ve erkek memurlar arasında bir farkın kalmıyacağım, kıdem ve terfi bakımından bir­birlerine müsavi olacaklarını belirtmiştir.

Trabzon Milletvekili Mustafa Tarakçıoğlu ise, talim ve manevra maksadiyle silâh altına alınmış olanlar hakkında da tasarıda bir hüküm bulunması lâzım geldiğini ileri sürmüştür.

Bundan sonra tasarının maddelerinin müzakeresine başlanmıştır. Birinci mad­denin müzakeresi sırasında söz alan hatipler, bu maddeye, yedek subaylıktan sonra fakültelere devam eden ve bu suretle talebe olanların da konumasmı istemişler, bu arzular karşısında kürsüye gelen Maliye Bakanı İsmail Rüştü Aksal, bu tasarının Hasan Saka Kabinesi zamanında hazırlanmış bulunduğu­nu ve ancak şimdi Meclise gelmiş olduğunu, mevzu bakımından haddinden fazla tevsi edilldiğinde bir nevi istihkak kanunu halini alacağını, eğer hatiplerin arzuları da kabul edilirse, «iadei muhasebeye» yoî açacağını, tekliflerin artmasiyle işin büsbütün karışacağını bunun için tasarının maddelerinin içer­sinde kalınmasını rica etmiştir.

Bundan sonra birinci madde, dördüncü fıkranın ikinci satırının sonuna «ter-fiinden itibaren bir yıl içinde» kaydının ilâvesiyle kabul edilmiştir. Mütaakı-ben yapılan konuşmalar neticesinde tasarının keza 2 nci maddesi ile 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8 inci geçici maddeler ve 3, 4 üncü maddeleri kabul olunarak birinci müzakeresi tamamlanmıştır.

Meclis Pazartesi günü saat 15 te toplanacaktır.

B. M. Meclîsi'nin 30 Ocak 1950 tarihindeki îoplaısüss :

Ankara 30 (A. A.) —•

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Başkanvekillerinden Trabzon Millet­vekili Raif Karadeniz'in başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman gündemdeki maddelerin müzakeresine başlanılmıştır. Kayseri Milletvekili Kâmil Gündeş'in çiftçinin kalkınması, Uzun Yayla'nın sulanması, Zamantı Çayı, Kayseri Merkez İlçesi arazisinin sulanma işi ile Kavseri Şehrinin Batı ve Batıgüneyindeki bataklıkların kurutulması hakkın-da ne düşünüldüğüne dair Bayındırlık ve Tarım Bakanlıklarından sözlü so­rusuna 6 Şubatta cevap verileceği bildirildi.

Mardin Milletvekili Doktor Aziz Uras'in hastalara has ekmek verilmesi hak­kında ne düşünüldüğüne dair Başbakanlıktan sözlü sorusuna, soru sahibi otu­rumda hazır bulunmadığı için cevap verilmedi.

Bundan sonra ikinci defa görüşülecek işlerin müzakeresine geçilerek, iş Mah­kemeleri Kanunu tasarısı ve Çalışma Komisyonu mütalâası ile Adalet Ko­misyonu raporu, Trabzon Milletvekili Mustafa Reşit Tarakçioğlu'nun Maarif Teşkilâtına dair kanunun 13 üncü maddesinin değiştirilmesi hakkındaki kanun teklifi ve Millî Eğitim ve Bütçe Komisyonları raporları, Yargıçlar Kanununa ek 5017 sayılı kanunun dürdüncü maddesinin kaldırılmasına dair kanun ta­sarısı ve Adalet Komisyonu raporu okunarak kabul edilmiş ve bu tasarılar kanunlaşmıştır.

Birinci defa görüşülecek işlerin müzakeresinde ise, Türkiye ile İtalya ara­sında hava yolu üe yapılacak muntazam ulaştırmanın tesis ve işletilmesine dair anlaşmanın onanması hakkındaki kanun tasarısı ve Ulştırm Komisyonu raporu okunmuş, kabul edilmiştir.

1949-50 devresinde Türkiye lehine tanınan 55 milyon 300 bin dolarlık keşide hakkı mukabilinde bu miktar dolar karşılığı Türk lirasının Türkiye Cumhu­riyet Merkez Bankası nezdinde açılacak yüzde 5 ve yüzde 96 tesmiye olunan iki özel hesaba yatırılması hakkındaki mektup teatisi suretiyle yapılan anlaş­manın onanmasına dair kanun tasarısı ve Ticaret Komisyonu raporu okun-ve kabul edilmiştir.

Adalet Bakanı Fuat Sirmen (Rize) — Bu tasarı sayın bir milletvekili tara­fından incelenerek huzurunuza sevkedilmiştir. Hükümet bugünkü kira reji-fmdan incelenerek huzurunuza sevkedilmiştir. Hüküme bu günkü kira reji­minin değişmesi için bir müstaceliyet olduğuna kani değildir. Bu kanaatte olsaydı böyle bir tasarıyı huzurunuza, getirmiş olurdu. (Bravo sesleri).

Adalet Bakanından sonra Manisa Milletvekili Muammer Alakant tekrar kür­süye gelmiş ve Millî Korunma Kanununun halen yürürlükte bulunmasını tenkit ederek bu kanunun vaz'ını icap ettiren sebeplerin ortadan kalktığını binaenaleyh kanunun da kaldırılmasının yerinde olacağını ilâve etmiştir.

Mesken dâvasını halletmenin Hükümet işi olduğunu da ifade eden Muammer Alakant Demokrat Partinin mesken dâvasında henüz bir karara varmadı­ğını söylemiştir.

Tekrar kürsüye gelen Adalet Bakanı Fuat Sirmen, Muammer Alakant'm be­yanına temasla şunları söylemiştir :

Muhterem arkadaşlar,

Alakant arkadaşımız iik konuşmalarında ifade ettikleri bazı noktaları tavzih ettiler, memnunum. Ben yanlış anîamışsam mesele yoktur. Demek ki, kendi­leri de kabul buyururlar ki dünyanın hiç bir yerinde kendilerinin de arzu ettiği şekilde mesken dâvası işi kökünden halledilmiş değildir.

Şimdi, kendilerine şunu arzedeyim ki, misal getirdikleri memleketler kadar zengin bir millet değiliz. Bizini kalkınma ihtiyacımız gözönüne alındığı tak­dirde elimizdeki millî servet olarak Türk vatandaşlarının elindeki paranın hepsini sabit işlere, binalara yatırmasını öyle zannediyoruz ki, iktisatçı olarak tanınan arkadaşımız da takdir eder ki memleketin çok hayrına değildir. Bu hussuta ecnebi mütahassıslarm salahiyetli adamların Hükümete verilmiş ra­porları mevcuttur. Sonra, biz ecnebi firmalar tarafından Hükümete resmen müracaat edip, geniş vatandaş kitlesini mesken sahibi yapabilecek bir tek­life de muhatap olmuş değiliz. Bizim bilmediğimiz böyle bir teklif mevcut ise ifade buyursunlar, veyahut böyle tasavvurda bulunanalar varsa Hükümete müracaat etsinler, tetkik ederiz. Vatandaş ve memleket hayrına hükümler ifade ettiğini gördüğümüz zaman onu hüsnüniyetle telâkki eder ve kabul ederiz.

Arkadaşlar,

Millî Korunma Kanununun Hükümete ne gibi yetkiler verdiği, ne gibi esas­ları ihtiva ettiği malûmdur.

Buna saik olan sebepleri zâtıaliniz kanundan okuyarak üç noktada tesbit et­tiniz. Bu üç noktada ifade edilen şekilde bir kanatte değiliz. Siz aksi bir ka­naatte olabilirsiniz. Binaenaleyh, siz teflifinizi Meclise getirirsiniz, muhteva­sına göre biz de görüşümüzü bildiririz.

Bundan sonra Başkan daha söz alan dört kişi bulunduğunu söylemiş ve Kon­ya Milletvekili Muhsin Adil Binal tarafından verilen yeterlik önergesi kabul edilmiştir.

image002.gifMeşhur bir söz vardır. Hak verilmez a-lmır, derler. Nitekim bu mücadele de böyle olmuş, hakkı vermek istemiyenle-re karşı millet, kanuni şekilde yaptığı muazzam gayretler sayesinde hakkını nihayet teslim etmiştir.

1950 yılı yeni bir hamle yıla ol genç, münevver ve enerjik insanlar ol­ması keyfiyetidir. Buna, parti mülâha­zalarının fevkinde olarak şiddetle ihti­yaç vardır. Çünkü ancak böyle millet­vekilleridir ki yenileşme, ilerleme ve yükselme yolunda kuvvetli hamleler ya­pabilirler.

Hulâsa 1950, bizim için yeni hamleler yılı olmalıdır.



Yazan: Abidin Dav'er

2 Oeak 1950 tarihli «Cumhuriyet» denJ

Yazar yirminci asrın ikinci yarısının ilk yılında 1946 dan beri siyasi partilerin mücadelesi neticesi kazanılan serbest seçim kanun tasarısından bahseden ya­zısında şöyle demektedir:

Yeni seçimler her memlekette partiler arasında ibüyük bir siyasi mücadele ve­silesi olur. Demokrasi bakımından pişkin memleketlerde seçim savaşı sarsıntısız geçer; ham veya az olgun memleketler­de ise bu iş o kadar kolay olmaz. Yeni seçimlerin neticesi alınıncaya kadar iş­lere bir durgunluk, bir gevşeklik arız olur; yeni hami eter yapılmaz. Devlet makinesi iyi kurulmuş oları memleket­lerde çark gene dönmekte devam eder. Nitekim Fransa'da üç hafta devam eden kabine buhranında bile makine işlemiş ve çark dönmüştür. Bizde ise rahmetli Refik Saydam'm tarihî söziyle de sabit olduğuna göre, Devlet makinesi A dan Z ye kadar -bozuk ve hâlâ yeniden dü­zenlenmeğe muhtaçtır. Gerçi bu vâdidt bazı adımlar atılmıştır ama, henüz iste­diğimiz gibi, modern bir makine kurul­muş değildir. Belki de yeni seçimlerden sonra eski makineyi tamire çalışmak-tansa bir yenisini kurmak yolunda adım­lar atılacaktır. Bunu başarabilmek için de, 1950 seçimleri sonunda Büyük Millet Meclisinde yeni hamleler yapabilecek ru-han genç, münevver ve enerjik insanla­rın ekseriyeti teşkil etmesi lâzımdır. Bu­rada ekseriyet sözü ile kastettiğimiz şey, sadece Meclisteki parti ekseriyeti değildir. Muvafık, muhalif veya müsta­kil milletvekillerinin çoğu, böyle ruhan

Türk Yugoslav anlaşmaları...

5 Ocak 1950 tarihli «Yeni İstan­bul» dan

Bugün Ankara'da Türkiye ile Yugoslav­ya arasında bir ticaret anlaşması ile Yu­goslavya'da millileştirilen Türk emlâki­ne mütedair bir protokol imzalanmıştır. Merasimi mütaakıp iki memleket ara­sında karşılıklı dostluk tezahürlerine vesile veren bu anlaşmalara hususi bir ehemmiyet atfetmek yerinde olur. Uzun zamandan beri iki memleket arasında fiilen kesilen, fakat doğrudan doğruya ihyası, şüphesiz faydalı olan iktisadî münasebetlerin bu suretle yeniden baş­laması kadar, Yüğoslavyada millileştiri­len Türk mallarının sahiplerine tazmin edilmesi yolunda varılan uzlaşma şekli üzerinde de durmak lâzımdır. Filhakika, yeni yeni ticaret imkânları ararken, eski pürüzleri de ortadan kaldırmayı istih­daf eden bu anlaşmaların yapılması ko­lay olimıamış, hattâ [bilindiği gibi, ımüzıa-kerelerin inkıtaa uğrıyacağı yolunda bir müddet önce matbuatımıza haberler bile intikal eylemişti.

Onun için, Ankara'da varılan neticeyi iki memleket münasebetlerinin yarını için ümitle karşılıyoruz. Ancak Türk mallarının tesbiti ve anlaşma çerçevesi içinde tazmini işini yapacak kimselerin bu vazifeyi görürken sarfedekleri şahsî itina, bu güzel eserin inkişafında âmil olabileceği gibi, tatbikatta meydana ko­nulabilecek aksaklıklar - bütün iyi ni­yetlere rağmen - anlaşmayı işlemez ve kendisinden beklenen fayda ve yakınlaş­tırmayı sağlamaz bir hale koyabilir. O-nun için, gerek memleketimizin resmî ve hususi mahfillerinden ve gerekse Yugoslav resmî makamlarından bu işle va­zifelendirilecek kimselerin bu çetin mev­zuda mütekabil anlayış göstermelerini beklemek hakkımızdır.

Asıl husumetcüer meydana çı-kayor...

Yasan : Mümtaz Faik Fenik.

5 Ocak 1950 taırühÜ «Zafer» den

Bugünkü iktidarın istediği muhalefetin şekli, biçimi, artık, aşağı yukarı belli ol­muştur: Bir defa bu muhalefet, Büyük Milelt Meclisinde çok ufak bir ekseri­yetle temsil edilecektir. Fazla etliye sütlüye karışmıyacalktır. Arada sırada tenkit yapacak, eğer iktidar partisi bu tenkitler içinde âsîme yarıyanı görürse, bunu derhal kendisi kabulllenecek, be­ğenmediklerine şiddetle cevap verecek ve böylelikle memlekette sanki dmokra-si idaresi varmış gibi bir hava yarata­caktır. Ondan ötesi (kolaydır. Çünkü na­sıl olursa olsun bu çark dönecek, ve ik­tidar da sandalyasında rahat rahat iku-rulup kendi keyfine bakacaktır.

Memlekette bu şekilde bir muhalefet te­essüs edecek olursa, Ha'k Partisi rafla­rında buna ses çıkarmak şöyle dursun, bilâskiz belki şükran hisleri yükselir; ne Şemsettin Günaltay'ın, ne Bakanıların, ne de diğer erkânın muhalefete karşı bu şeaeMe bir yaylım ateş açmalarına hiç de ftüzum kalmazdı!

Halbuki, bugün mevcut muhalefet onla­rın istedikleri, kafalarında bina ettikleri şekilde değildir. Bilhassa Demokrat Parti, memlekette ıtaazzuv etmiş, teşki­lât kurmuş ve her tarafta itibar kazan­mış bir partidir. Gelecek seçimler, eğer dürüst yapılacak olursa, Halk Partisi­nin karşısında mühim bir rakiptir.O

zaman, bugünkü iktidarın idare emane­tini befflsS Demokrat Partiye teslim edip kendisinin 'muhalefete geçmesi gereke­cektir, îşte hazmedemedikleri nokta budur Onun için şimdiden var kuvvet­leriyle Demokrat Partinin üzerine yük­lenmeğe .başlamışlarıdır; hattâ o kadar ki, .bu lîşde parti bir tarafta kalmış ve "bizzat icra kuvveti, bütün propagandayı kendi uhdesine almıştır. Çünkü bütün mekanizma onun elindedir. Radyoya sa-ihiptir; Ajansa sahiptir, idare âmirleri ona merbuttur; bütün ulaştırma vasıta­ları elindedir. Ve nihayet para ve kuvvet de ondadır.

O halde vur, Demokrat Partiye!.... Vur da nasıl vurursan vur, neresine vurur­san vur!

îktidar partisi, 'buoıun için evvelâ, birin­ci toüyük kongrede kabul edilen Hüriyet Misakını kab'ü etmiştir. Şimdi de ikin­ci büyük kongreaı. baiıis mevzuu olan bir jfcareyi ele alarak, ortaklıkta sanki bir 'husumet havası varmış, .bunu da Demokrat Parti yaratıyormuş gibi ge­niş bir savaşa girişmiştir. Fakat haki­katte tatbik .ettikleri şey, normal bir mücadele değil, belki bulundukları mev-ki dolayısiyle haiz oldukları malzeme üstünlüğüne dayanarak bir ezme, sin­dirme siyasetidir.

ikide bir basırc tehditetmiye-

Yastan : Ali Naci Karacan.

5 Ocak 1950 tarihli «Tan» dam

Ankara'dan gelen bir habere göre, bazı gazete 'muhabirlerinin sistemli surette yalan veya tahrif edilmiş haberler ya­yarak fikirleri bulandırmağa çalıştık­larınla hattâ, bu hareket tarzlarında ide­olojik telâkkilerin âmil olduğuna -dair hükümet çevrelerinde bir kanaat belir­meğe başlamıştır.

Tine aynı haberde, Bakanlara alt nutuk ve beyanların en ehemmiyetli ve halkı tenvir edici kısımlarım neşretmekten ihltiımaımîa kaçınanlara rastlandığı bil­dirilmekte, bu gibi vaziyetlere karşı bir takım tedbirler düşünüldüğü, hattâ ga­zetecilere ait dosyalar tutulduğu ilâve edilım ektedir.

Bu haberin ne dereceye kadaır doğru olduğunu tâyin güç olmakla beraber hükümetin giriştiği seçim kampanya­sında aldığı vaziyetlere bakarak, atıldı­ğı .mücadeleyi zaafa düşürecek mahiyet­te telâkki edebileceğihaberlerdenve yazılardan hoşlanmamış ve tarafsız ol­dukları iddiasında, bulunan gazeteleri sindirmek için bazı tedbirler tasarlama­ğa başlamış bulunmasına ihtimal verile­bilir. 'Zira Demokrat Parti ile Halk Par­tisi arasında kendi fikrini yazmak, hiç bir (tarafı tutmamak, hele Halk Parti­sini hiç tutmamak vaziyeti gösteren bir matbuata seçim mücadelesini kazan­mak için şimdiden -meydana atılmış kimselerin biraz sinirlenmesinden daha tabiî ne olabilir?

Binaenaleyh, gerçekten bazı muhabirler ortalığı bulandırmak için iddia edildiği gibi yalan haberler uyduruyorlar ve bu­nu da bazı ideolojik maksatlarla yapı­lar ve hareketlerinin müsbet delillerini de veriyorlarsa, hükümetin, halk efkâ­rını yalan dolanla avlamağa çalışanlar hakkında kanunun emrettiği takibata başlaması gerekir. Yok, bu ağır İtham Halk Partisinin hoşuna gitmiyen insan­ları sindirmek için tevessül edilebilecek bir toalıane, seçimler (arifesinde matbu­atı ürkütmek için düşünülen bir politika tedbiri ise, böyle bir küçüklüğü, demok­rasiye 'inandıklarım, demokrasiyi .mut­laka kuracaklarım, hele basın hürriye­tine bayıldıklarını,, Ibasın hürriyetini kafiyen hakim kılacaklarını söyl'iyen devlet adamlarına yakıştıramadığımızı, yakıştiramıyacağımızı gayet açık ola­rak ifade etmek bizim için vatandaş­lık vazifesidir.

Yazar makalesini şöyle bitirmektedir.

Halk Partisinin işine ge" Tüyebilir, hü­kümetin hoşuna gitmeyebilir, fakat kimsenin aksini iddia Ye isbat edemiye-ceği en büyük hakinat şudur ki Türk matbuatından daha dürüst, Türk matbu­atından daha samimi ve hele şahsî ımen-f aat ve ihtiras .mevzuunda Türk matbu­atından daha temiz, daha gıllügişsiz bir basın tasavvur etmek kabil değildir.

Halk Partisi karşısında muha­liflerin durumu...

Yasan : Asım, Us.

5 Ocak 1950 tarihli «Vakit» den

Dört sene evvel 1946 secimi yapılıp da muhalefet partisi 50 - 60 milletvekilinden ileriye geçemediğini ve büyük ço­ğunluğun Halk Partisinde olduğunu gö­rünce suiistimal şikâyetleri ayyuka çık­mıştı. Muhaliflerin kanaatince harpten sonra İngiltere'deki seçimlerde nasıl işçi partisi hükümete geçmişse bizde de böyle olmalıydı. Tek partili bir rejim­den çok partili demokrasi rejimine ige-çilince mutlaka iktidarda olan siyasî parti yıkılırmış. Onlara göre biz de 1946 seçimlerinin böyle çıkmaması havsala­nın kabul etmiyeceği bir neticeydi.

Dört yıldanberi muhalefet partileri bü­tün gayretleriyle Halk Partisini yıkmak için uğraştılar. Nihayet yeni seçimler de yaklaşmıştır. Tarafsız bir gözle ba­kılınca iiktidar partisi karşısında muha­liflerin vaziyeti bugün nedir? Son za­manlarda dikkate 'değer bazı hâdiseler oldu ki bu bakımdan vaziyeti aydınlata­bilir.

Bahsetmek istediğimiz hâdiselerden biri Maraş'tan milletvekili seçilmiş olan Emin Soysalın uzun zaman Büyük Mil­let Meclisinde bağımsız olarak çalıştık­tan sonra bu defa Halk Partisi grupuna iltihak etmiş olmasıdır.

Bir tek milletvekilinin bağımsız duru­mu terkederek Halk Partisine katılması iktidarın ikuvvetlni artırmış sayılmaz; fakat umumî seçimlerin yaklaştığı bür sırada böyle bir katılış tarafsız çevre­lerde Halk Partisi prestijinin ağır bas­tığını göstermez mi? Maraş'm bağımsız milletvekili uzun zaman iktidar parti­siyle .muhalefet partilerini yakından tet­kik etmiş. Halk Partisine iltihak etme­ği daha muvafık bulmuştur. Bir müddet evvel ortaya çıkan komplo hâdisesinde Reşad Aydın'lmın vaziyeti de tetkik edilirse yine aynı kanaate varmak mümkündür: Bilindiği gibi De­nizli MiSletveMli de .1946 da bağımsız olarak seçilmişti. 'Fakat Mecliste mu­halefet cephesi ile işbirliği yapmıştı. Her fırsattan faydalanarak Halk Parti-smi ve hükümetini şiddetle tenkid edi­yordu. Demokrat parti parçalanarak Millet Partisi kurulduktan sonra bu partiye girmiş, bu münasebetle bu si­yasî teşekkülü iç yüzünden tetkik et­miştir. 1950 seçimleri yaklaşırken Millet Partisinin şansını istediği parlaklıkta görmemiş olacak ki Halk Partisine girnıek için b:r vesile aramış ve malûm olası komplo vakasını uydurmuştur. Fa­kat muhalifler araşma 'girerek onların zaaflarım anlamış, aralarından çıkacak Halk Partisine girmek çaresini aramış oian Reşad Aydın'lı'mm kurduğu plân tersine dö'nınış ve kendi 'eliyle kazdığı if­tira kuyusuna kendisi düşmüştür.

Demokrasinin yıl dönümü...

Yazan : Mümtaz Fayih Fenik.

8 Ocak 1950 tarihli «Zafer» den

Muharrir 'Demokrat Parti istişare Kon­seyi münasebetiyle yazdığı bu makale­de ezcümle diyor ki :

Kim ne derse desin, karşıdakiler ne ka­dar zarluk çıkarırsa çıkarsın, demokra­si dâvası artık zafer yolundadır. Ve ;bu dâva, vatandaşların güvenine, sevgisine dayanarak, mutlaka ıbüyüîk gayesine erişecek ve millî iradenin hâkimiyeti behemehal temin olunacaktır. Halk artık demokrasinin memlekete ne gibi feyizler getireceğini ianlamış vesayetten kurtulup, kendi kendisini idare etmenin heyecanını hissetmiştir. Onun için ik­tidar partisi ne yaparsa yapsın, ortaya hangi engeller koyarsa koysun, mukad­des 'dâva, azimle ve kararla yürüyecek­tir. Bunun içindir iki, şimdiye kadar teık parti zihniyeti içinde ikendi başlarına buyruk 'hareket edenlerin içine kurt düşmüş, hepsini bir -telâştır almıştır. Çünkü serbest seçim yapılırsa, belki bu­güne kadar alıştıkları rahat mevktferin-den, gelirlerinden, zevklerinden neş'ele-rinden olacaklar ve Dair köşeye sinmek mecburiyetinde kalacaklardır. İşte bü­tün asabiyet, ithamlar, söğüp saymalar, yersiz lıüoumlar ve beyhude gayretler hep bundan doğuyor. Ve 5ıâlâ zannedi­yorlar 'ki, yalnız onlar, bu memleketi idareye muktedirler. Bu koca vatan on­lara vaıkfedilmiştir. Mes'ulü kendileri­dir. Vakfiyesi onlara aittir ve bu iş için de bir «iman partisi» halinde gökten zenbille inmişlerdir. Kendilerinden baş­kası cahildir; demogogtur; ehliyetsiz­dir. O faalde, idarenin dizgini muhakkak onlarda bulunmalıdır. İşte bütün bu vel­velenin, bu gürültünün, tehditlerin, bas­kıların tek sebebi budur. Fakat her şeye

rağmen bu millet îsbaıt etmiştir ki, bu. mahdut zümrenin dışında büyük bir kit­le varidır iki, imal onundur; Millet. Yazar makalede! Husumetçiler diye va­sıflandırdığı iktidar partisinin sehpa ve idam tehditlerinden bahsederek yazısını şöyle bitirmektedir :

«Husumetçilerim, yine toplanıyorlar» ibiyorufz. Sehpalardan, idamlardan bah­sedecekler. Yoksa seçim zamanı mahke­meler mi kuracaklar ? Kendi kendilerine kanun mu tatbik edecekler?.... Vatan­daşları birbirinin aleyhine kışkırtıyor­lar!....»

Yazı şu cümlelerle nihayet bulmakta­dır.

Fakat emin olsunlar, bu memlekette ar­tık hiç bir tehdide papuç bırakan yok­tur. Büyülk dâva, bir çığ gibi yolunu al­mış gidiyor. Bu dâva muhakkak »mu­zaffer ollacsiktır. Günkü dâva, zümre dâ­vası, değil, hak dâvası, millet dâvası ve millî şeref ve haysiyet davasıdır.

osu...

17 Ocaık 1950 tarihli «Uhis>> dan

Şemsettin Günaltay Hükümeti, memle­keti idare mesuliyetini, geçen yıl bugün Hasan Saka kabinesinden devralmıştı. O zaman bu sütunlarda yeni Hükümetin taşıdığı hususiyet ve değeri belirtmiş, ele alacağı işlerin ciddiyet ve ehemmiye­tine denk bir başarıya ulaşacağı ümidini izhar etmiştik.

Şemsettin Günaltay Hükümeti, daha iş başına gelir gelmez Büyük Millet Mecli­sine sunulmuş olan iki vergi kanununu geri aimak ve bütçede bunun zaruri kıl­dığı tasarrufu kısa bir zamanda sağla­mak suretiyle günün ihtiyaçlarına uy­gun cesaretli, kesin kararlar alma kabi­liyetini ispat etmişti. Hükümet progra­mında da, açık ve katî çizgilerle tasar­ladığı iç ve dış politikaya ait işlerin ana hatlarını belirtmiş, bu suretle hem Mec­lisin hem de milletin ümitli güvenini kazanmıştı.

Aradan geçen zaman ve Hükümetin bir yıllık faaliyet bilançosu, bu güvenin bo­şa çıkmadığını bütün açıklığı ile ispat etmiş bulunuyor.Zaman zaman uçurulan balonlara ve bazı muhalefet çevrele­rinin her şeyi inkâr etmeik itiyadına rağ­men, ibiır yı-ldanb&ri atüian ileri adımlar, başarılan müspet ve göze görünür işler, Hükümetin mevkiini halk efkârında büs­bütün sağlamlaştırmış ibulııınuyor.

Şemsettin Günaltay Hükümeti, bu du­rumu her şeyden önce iyi niyetine, sonra da vaatlerinin sarahatine ve onları yeri­ne getirmek için usanmadan, bıkmadan, baltalayıcı ve yıkıcı tenkitlere kulak as­madan, cesaret ve enerjisini asla kay­betmeden geceli gündüzlü çalışmasına borçludur.

Saym Başbakan ile arkadaşları en kısa müddet içinde memleketin ekonomik ve sosyal hayatında mühim yenilikler ve değişiklikler yaratacak bir vergi refor­munu gerçekleştirme başarısını göster­mişlerdir. Gerçi bu reformu vücuda ge­tiren kanun, daha önce hazırlanmıştır. Fakat kanunu Meclisten çıkarmak ve onu ilk defa tatbik etmek şerefi, bir yıl-danberi iktidarda bulunan Hükümete aittir.

Şemsettin Günaltay Hükümeti, dış po­litikamızdaki İstikrarlı durumu her gün daha çok sıkılaşan dostiuk münasebet-1 eriyle büsbütün kuvvetlendirmeğe mu­vaffak olmuştur. Bu arada Amerika Bir­leşik Devletleri ve Avrupa İktisadi iş­birliği İdaresi ile sıkı dostluk ve işbirli­ğinin müsbet ve feyizli tesirleri, Türki­ye'ye yapılan Amerikan yardımının ge­nişletilmesinde kendini hissettirmiştir. Denebilir ki Marshall yardımına daya­nan iktisadi kalkınmamızın temel şart­ları ilk defa olarak, bu yıl sağlanan çe­şitli yardımlarla tamamlanmıştır. Pek yakın bir âtide bunun müspet neticeleri her sahada kendini gösterecektir.

Şemsettin Günaltay Hükümetinin iç po­litika bakımından en, yüfksek 'başarısı, hiç şüphesiz demokratik hayatın alabildiği­ne gelişmesi yolunda sarfettiği samimi gayret ve aldığı isabetli tedbirlerde sak­lıdır. C. H. P. nin değişmez prensiplerin­den ilham ve kuvvet alan Hükümet, memlekette mesuliyetsiz tahriklerin ya­ratacağı anarşi veya zorbalığa asla mey­dan vermiyeceğini ispte etmekle kalma­mış, gerçek bir demokrasinin yerleşme-

sinde önde yürüyen bir mücahit olmuş­tur.

Meclise sunulmuş olan yeni Seçim Kanu­nu, Türk halkının hür ve eşit şartlar içerisinde kendi mukadderatım idare edecek olanları serbestçe seçmesini sağ­lamağa yetecek mükemmeliyettedir. Bu kanunun Meclisten daha mükemmelleşe-rek, gerçekten devrimizin bir hukuk â-bidesi halinde çıkacağına muhakkak na­zariyle bakılabilir.

Yeni Seçim Kanununun yürürlüğe gir­dikten sonra, Türk cemiyetinin medeni seviyesine ve hakiki ihtiyaçlarına en uy­gun bîr şekilde tatbik edileceğinden kim­senin şüphesi olamaz. Bu suretle mille­timiz, önümüzde genel seçimlerde mem­leketi daima ileri hedef ve hamlelere götürme kabiliyet ve başarısını göster­miş bulunan Halk Partisine ve osun hü­kümetine hakettiği ve lâyık olduğu gü­veni açıkça belirtmek ve tazelemek fır­satına kavuşacaktır.

Flört,..

Yazan: Nadir Nadi

19 Ocak 1950 tariMi «Cumhuriyet» den

Tarafsız vatandaşların, yani vatandaşlar çoğunluğunun yürekten dileği partiler arasında normal münasebetler kuruldu­ğunu görmektir. Kardeşlikten, elele ver­mek, kolkoîa yürümekten bahsetmiyo­rum. Gerçi bu gibi istekleri ortaya atan politikacılarımıza da arada bir rastlıyo­ruz. Nedense bunlar bir yandan muhale­feti hırpalamışken, öte yandan bir Mesih dünyasına hasret çeker görünüyorlar. Doğrusunu isterseniz onların anladığı mânada kardeşlik de acayip bir şeydir. Memleket idaresinde aykırı düşünceye kapılan, «ben daha iyi yaparım» iddia­sını taşıyan insanlar bu bakımdan elele verip kolkola yürüyemezler. Yürümeye kalkışırlarsa, samimî değiller, yahut da demokrasiyi bilmiyorlar demektir ki, ne­tice itibariyle bu da anormal bir vaziyet sayılır. Devlet kamanizmasma ait çeşitli konularda partiler elbette birbirleriyle çatışacaklardır. İşbaşına geçmek, fikirîerini yürütmek uğruna aralarında çetin savaşlar olacaktır.

Bu münasebetler normaldir; fakat bir de bunun dışında normal münasebetler var­dır. Halkın reyini esas kabulettikten, o reye saygıgösterdikten sonra,artık karşısındakiningözünü oymaya çalış­mak, birbirini düşman yerinekoymak abestir. A partisinden bir adam B prti-sinden bir adamla selâmı sabahı keser, onun gittiği kahveye adım atmaz, veya onun oğluna kızını vermekten kaçınırsa (başka bir sebep olmadığı takdirde) bu hali bir halk idaresine nasıl yakıştırabi­liriz? Normal bir demokraside bu man­zaranın tam tersi görülür.Fikirler bir yana insanlar ahbapdırlar,dostdurlar, vatandaşdırlar. Babanın bir türlü, oğlun başka türlüinançlarbeslemesi onları baba oğulolmaktankurtaramıyacağı gibi, Ahmet'in şu partiden Mehmet'in de bu partiden olması bu iki adam arasın­daki vatandaşlık bağlarınıkoparamaz. Nihayet hedefmemleketiparçalamak değil, memlekete daha çok hizmet ede­bilmektir. Böyle olunca çatışmalara sa­dece fikirler etrafında izin vardır. Bunun da yeri ve zamanı bellidir. Dışarda elele verip satranç oynamak, yahutkolkola giripdolaşmak normaldirve lâzımdır. Bir insan günde ortalama kaç saat po­litika yapabilir? Üç, bilemedin dört sa­at. Daha fazlasına (vücud-ü beşer) ta­hammül edemez. Demek oluyor ki yirmi dört saatimizden en aşağı yirmisini gü­rültüsüz, patırdısız bir kardeşlik havası içinde geçirmemizgerekiyor Birbirine karşı devamlı kin beslemeler, diş gıcır­datmalar halk idarelerini kuvvetlendir­mez, tersine o idareleri parçalar, yıkar.

Demokratların son küçük kongresi, bu bakımdan ümit verici bir teşebbüs oldu. Toplantı sonunda yayınlanan tebliğ memleket ölçüsünde ferahlık yaratıcı işaretler taşıyordu. Henüz tecrübesi az ve genç bir teşekkül sayılabileceği halde Demokrat Partinin memlekette partiler arası normal münasebetler kurulması uğruna harcadığı gayretleri takdirle anarız.

Bundan böyle karşı taraftan beklediği­miz, aynı yolda eşit adımlarla yürümek­tir. Muhalefeti hor görmek,onun her

yaptığını kötüye yormak iktidara yakı­şır bîr hareket değildir. Bu yolda devam etmek istiyenler çıkarsa, halk bunlar hakkında pek de övünülür hükümlere varmıyacaktır. îç politika münasebetle­rimizi normalleştirmeğe doğru harcanan her samimi gayreti ısrarla geri çevir­mek istemek, her halde iyi bir niyete işaret sayılmasa gerektir. Memlekette mutlaka bir korku ve terrör havası ya-ratmaik ve bunu zorla yaşatmak isteyen­ler varsa halk bunları tanımakta gecik-miyecektir.

Ne olursa olsun, biz milletimizin sağdu­yusuna inanıyor ve partilerimiz; arasın­daki münasebetlerin demokratik esasla­ra uygun bir şekilde düzenleneceğini ü-mit ediyoruz. Aksi düşünceye kapılmak, yurdumuzda bir halk idaresi kurulamı-yacağmı iddia etmekle birdir.

Var mı yok mu?...

20 Ocak 1950 tarihli «Ulus» dan

D P. İdarecileri gene ortalığı 'toza du­mana fooğmak için olanca gayretlerini sarfetmektedirler. 1945 teaberi sıık sık tatbik ederek çabuk aşındırdıkları usu­lü teikırarlamaktıadınlar. Bazı kalemlerle önceden anlaşarak, vatandaşlara, siyahı beyaz gösterebileceklerini zannetmekte­dirler.

Halibulki mesele pek basiLtir. Gürültü ile, şahıslara tearşı çevrilecek saldırışla­ra iörfbas edüamiyecek derecede laydm-ılıikitüT. Filhakika, D. P. kodamanlarını Çileden çıkaran, siyasi terbiye sınırlarını dahi çiğnemiye sevikeden dâva- neden ibarettir ?

Bu sualin cevabı şudur: D. P. kongresi­nin' geçen Haziran 'ayında verdiği Millî Kusuımet kararı, bugün dahi yürürlükte emidir, değil imidir?

Gariptir ki, D. P. nin 1 Ocak kongresi [toplanmadan Önce, toplantı esnasında ve toplantı sona erdiğinin ertesi gün; D. P. resmî ağızları ve onların destekçisi ga­zeteler, Millî Husumet Kararının iptali­nin -asla baMs konusu, olmadığını, kara­rın esasen iptal edilemiyeceğini herkese duyurmak istediler.

1 Ocak 1950 — Atina:

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Ba­kanı Constantin Çaldaris, Makedonya ve Trakya'da yaptığı son seyahatte Gü-mülcine'yi ziyaret etmiştir. Dün bu şe­hirde bir nutuk söyliyen Çaldaris, kira ile tutulmuş komünist askerlerinin faa­liyetlerine karşı şehir halkı ile mülha­katının göstermiş olduğu mukavemeti övmüş ve Trakya seyahatinin kendisine Müslüman unsurların işbirliği ve niza­mın kurulması hususunda gösterdikleri gayreti takdir ve teşvik fırsatını ver­diğini belirtmiştir. Başbakan Yardımcısı Türk ve Yunan milletlerinin dünyanın bu köşesinde dinamik bir mevcudiyet göstermeleri zaruretine ve elbirliğiyle yürümek mecburiyetinde olduklarına ve iki milletin müşterek taliine işaret etmiştir.

Çaldaris, Türk siyaset adamlariyle yap­tığı bütün temaslarda iki devletin bir­birlerine daha fazla yakınlaşmasını in­taç edecek ve iki millet arasında daha sıkı bir işbirliği sağlıyacak oîan görüş­leri daima desteklemek fırsatım bulmuş olduğunu ilâve etmiştir.

Türkiye Dışişleri Bakanı Necmettin Sa­dak ile Strasburg görüşmelerinde esasen iki Hükümet arasında mevcut olan dos­tane münasebetlerin geliştirilmesini in­celemekle vazifeli komisyonların teşki­linde olduğu gibi bu görüşmelerden bazı­larının fiiliyata da intikalinden dolayı memnuniyetini izhar eden Çaldaris, her iki milletin gençliğine, tâ çocuklukların­dan itibaren müşterek menfaat uğrunda ahenkli bir şekilde işbirliği tesisi gerek­tiği kanaatini aşılamak lüzumunu İfade etmiş ve bugün Türkiye ve Yunanistan

arasındaki münasebetlerin daha sıkılaş-masını görmekle memnun olacağını ilâ­ve etmiştir.

% Ocak 1950

—istanbul:

Paris'te yapılan Avrupa Konseyi Eko­nomik Komisyon toplantısı ile Straz-burg'da Avrupa Konseyi Siyasi tşler Komisyonu toplantısına Kasım Gülek'le beraber memleketimiz adına iştirak eden Tahsin Bekir Balta bugün saat 14,30 da uçakla Roma'dan şehrimize gelmiştir.

9Ocafc'1950;

—New-York:

Türkiye'nin de üye olduğu Birleşmiş Milletler Kore Uzlaştırma Komisyonu 10 güne kadar çalışmalarına başlıyacaktır. Komisyonda Türkiye'yi temsil eden eski Ulaştırma ve Bayındırlık Bakanı Sey­han Milletvekili Kasım Gülek, United Press Ajansına verdiği demeçte Pazar günü Seul'e hareket edeceğini ve bu ara­da ihzari çalışmalara başlamış olan ko­misyonun diğer üyelerine katılacağını söylemiştir.

Bilindiği gibi, Komisyon, Kore Devle­tinde başgösteren ikiliği kaldırmakla ödevli geçici komisyonun son1 toplantı­sında teşkil etmiştir.

10Ocak 1950

—• New-Yorfe:

Kasım Gülek, Perşembe günü Türkiye ayariyle saat 19.15 te Amerikan Redyo-sunda bir konuşma yapacaktır. Birleş­miş Milletler Kore Uzlaştırma Komis­yonunda Türkiye'yi temsile memur edi­len eski Ulaştırma ve Bayındırlık Ba­kanı Seyhan Milletvekili Kasım Gülek,

bu konuşmayı Amerikan Dışişleri Ba­kanlığınca Türkiye için tertibedilen radyo yayımı saatinde yapacaktır. Gü-lek, Cuma günü komisyonun diğer üye­lerine katılmak üzere SanfransisKo yolu ile Kore'nin başkenti Seul'e hareket ede­cektir.

New-York'taki Türk resmî çevrelerine mensup bir zatın United Press Ajansı­nın muhabirine bildirdiğine göre, Tür­kiye, Kore meselesine Birleşmiş Millet­lerin geleceği bakımından çok önem ver­diği içindir ki bu meseleyi bir hal tarzı­na bağlamağa çalışacak olan komisyona ileri gelen temsilcilerinden birini tâyin etmiştir. Sözü geçen zat, «Türkiye, Bir­leşmiş Milletlerin kuvvet bulmasına ve­ya zayıf düşmesine bu meselenin tesiri olacağına kanidir», demiştir.

17 Ocak 1950

— New-York:

Türkiye Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürü Ahmet Şükrü Esmer bu sabah uçakla Londra yoliyle New-York'a gel­miştir.

Amerika'da üç ilâ dört hafta kalacak ve Vasington'da İktisadi İşbirliği İdaresiyle temaslar yapacak olan Ahmet Şükrü Esmer, hava alanında kendisiyle görü­şen gazetecilere, Türkiye'nin de dâhil olduğu Marşal plânına mensup 16 ülke­ye Amerikan turist seyahatlerinin artı­rılması etrafında cereyan edecek görüş­melere katılmak üzere İktisadi İşbirliği İdaresi tarafından davet edildiğini, A-merikalı seyyahları Türkiye'ye celpiçin Türk Hükümetinin vize usullerini basit­leştirmeğe çalıştığını ve çıkarılacak yeni bir kanunla otel inşaatının teşvik edile­ceğini, bu kanun gereğince otelciliğin .on yıl müddetle vergiden muaf tutulaca­ğını söylemiş ve kutsal yıl dolayisiyle İtalya'ya gidecek olan turistleri ve ziya­retçilerin İtalyan ve Fransız limanları­na g-elen Türk vapur ve uçaklariyle se­yahatlerini Türkiye'ye kadar uzatacak­ları umulduğunu belirterek bu suretle bu yıl Avrupa ve Amerika'dan Türkiye'­ye daha fazla sayıda seyyahın girmesi muhtemel olduğunu kaydetmiş, bu konu­ya da özel bir ilgi bağlandığını anlat­mıştır.

Ahmet Şükrü Esmer'i, hava alanında Birleşmiş Mületlerdeki Türk Başdeleğesi Selim Sarper ve Türkiye'nin New-York Başkonsolosu Fikret Bellez ile New-York'ta bulunan diğer Türk memurları karşılamışlardır.

Genel Müdür geceyi New-York'ta geçi­recek, yarın Washington'a hareket ede­cektir.

24 Ocaki 1950

— Washington:

Türkiye Basm-Yaym ve Turizm Genel Müdürü Ahmet Şükrü Esmer 26 Ocak Perşembe akşamı Amerika'nın Sesi Rad­yosunun misafiri olarak Türkçe neşri­yat saatinde konuşacaktır. Bilindiği gbi bu neşriyat Türkiye saati ile 19.15 te başlamaktadır. Bay Esmer bir turizm konferansında bulunmak üzere şimdi Amerika'dadır. Amerika'nın Sesi neşri­yatı aşağıdaki dalga uzunluklarından dinlenebilir.

21.49, 2159, 17.83, 15.33, 15.23, 12.59, 7.25 ve 7.20 megasikl.

26 Ocak 1950

—■ İstanbul:

Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak, be­raberinde Bn. Sadak ve Özel Kalem Mü­dürü Necdet Kent olduğu halde İktisadi İşbirliği Bakanlar Konseyinin Paris toplantısına iştirak etmek üzere bu ak­şam saat 17.50 de Sandinav uçağı ile Roma'ya hareket etmiştir.

Dışişleri Bakam Yeşilköy hava alanında kendisiyle görüşen gazetecilere seyaha­tinin bir hafta kadar süreceğini, Paris toplantısında İktisadi İşbirliğine dâhil devletlerin ticari münasebetleri görüşü­leceğini ve Türkiye'nin ticari serbestiye taraftar olduğunu söylemiştir.

Bakan, Cumhurbaşkanı înönün'nüa A-merika'ya gideceği hakkındaki söylen­tilere cevaben: «Bu haber doğru değil­dir» demiş ve Dışişleri Bakanlığında ya­pılan tasfiye hareketinde ne gibi husus­ların gözönüne alındığı hakkındaki soru­ya karşı şöyle demiştir:

«Ahlâk, karakter ve çalışma sağhlığı..» Necmettin Sadak, Türkiye'ninyabancı memleketlerde nasıl tanındığa hakkında bir suale şu cevabı vermiştir:

Dış memleketlerde muhtelif seyahatler­de edindiğim kanate göre memleketimiz yabancı milletlerce şu şekilde tanınmak­tadır :

Türkiye, çeşitli partilerin tam bir fikir serbestisine hâkim bulundukları, fakat dış siyasette bir tütün olarak birleştik­leri demokrasinin tam olarak yerleştiği bîr memlekettir.

— Ankara:

Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürü Ahmet Şükrü Esmer Amerikanın Sesi radyosunda 26/1/1950 akşamı saat 19.15 teki Türkçe yayımında bir konuşma yapmış turizmi geliştirmek gayesi ile yapılan bu toplantıya Türkiye'yi temsi-len geldiğini ve son çıkan Teşkilât Ka­nunu gereğince turizmin geliştirilmesi için icap eden tedbirlerin alınması yo­lundaki vazifesine temasla beyanatta bulunan Şükrü Esmer Amerikan turist­lerinin Marşal yardımından faydalanan memleketlere ve tabii memleketimize gelmelerinikolaylaştıracaktedbirler

üzerinde durarak demiştir ki:

Aziz yurttaşlarım,

Amerika'ya her gelip memleketimize döndüğüm zaman daima muhatap oldu­ğum bir suale şimdi buradan cevap ve­reyim:

Eu sual şudur: Amerikalılar Türkiye hakkında ne düşünüyorlar? Amerika'ya gerek harb içinde ve gerek harbden sonra çok defa geldim. Bu de-faki gelişim, 1942 senesinden beri yap­tığım altıncı ziyarettir. Her defasında Amerikalıların Türkiye hakkındaki ala­kalarının ve bu alâkaya muvazi olarak ilgilerinin arttığını gördüm. Harbden evvel Türkiye, Amerikalılar için çarşaflı kadınların, fesli erkekleıin, kafesli ev­lerin, haremlerin memleketi idi. Bir Tür­kü gördükleri zaman, hayret içinde ka­lırlardı.

Şimdi Amerikalılar Türkiye'yi daha iyi tanıyorlar. Türkiye hayallerinde yaşıyan bir garabetler memleketi olmaktan çık­mış diğer Avrupa memleketleri gibi, hedefleri ve gayeleri belirli, iktisadi meseleleri olan bir memleket olmuştur. İk­tisadi dertleri olmryanbir memleket yok­tur. Bugünkü milletlerarası hayat şart­ları içinde hiç bir memleket iktisadi iş­lerini yalnız kendi alacağı tedbirlerle düzenliyemez. Amerika gibi büyük ve kudretli bir memleket bile, bu kaideden müstesna değildir. Muhabere ve müna­kale vasıtalarmdaki gelişmeler, millet­leri birbirine yaklaştırmıştır. Meselâ ben istanbul'dan geçen Pazar günü öğleden sonra hareket ettim ve akşam üstü Lon­dra'da İdim. 19 saat sonra da New-York'a vardım. Dünya küçülmüştür. Memleketler birbirine yaklaşmış ve mil­letler dâvalarını, meselelerini birbirle­riyle istişare ederek ve birbirine daya­narak halletmeğe çalışmaktadırlar. New-Yorkta toplanan ve benim de mem­leketimiz namına iştirak ettiğim turizm konferansı, bu yoldaki milletlerarası ça­lışmalarına bir örnektir. Milletlerarası dayanışma ön Dİâna geçmiştir. Ameri­kalılar Türkive'yi de bu küçülen dünya üzerindeki milletler ailesinin savgıya de­ğer bir rüknü saymaktadırlar.»

31 Ocak. 19S0

— Paıriıs :

Türkiye Dışişleri Bakam Necmettin Sa­dak bu salbah «Cîıateau de la Muette» de açılan İktisadi İşbirliği Avrupa Teş­kilâtı Konseyinin sabah ve öğleden son-raıki toplantılarında Türkiye'yi temsil etmiştir.

Murahhas hevetinîn konsey masası et­rafında .memleket isimlerine göre, alfa­be sıraslyle yer almaları dolayısiyle, Necim ettin Sadak'm yanlarında İsviç­re'nin Paris Maslahatgüzarı Pierre An-toine de Sulis ve serbest Triyeste top­rağı temsilcisi W. C. Charalton bulun­makta idiller.

Necmettin Sadak ile birlikte Türkiye'­nin Paris Büyük Elçisi Numan Mene-meîicioğlu, Avrupa İktisadi İşbirliği Teşkilâtında Türk Murahhas Heyeti Başlkanı Tiney ve bu heyet üyelerinden Ataımanbeg bu toplantılarda hazır bu­lunmuşlardır.

Sadak Pariste bulunduğu dünkü gün esnasm'da resmi hiç bir temasta bulun­mamıştır.

Sovyet Rusya'nın «meşru ve kanuni» saymıyacağını bil­dirmişti. Sovyetler Birliği bundan ibaş-ika üyeliklerden birinin Çin'deki yemi (ko.münist rejime verilmesi gerektiğini iddia ederek Çiang'm 'Birleşmiş Millet­lerde Çin'i temsil 'etmek hakkına itiraz etmiştir.

'Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Trygve Lie gazetecilere demeçte bulu­narak, bu mesele Güvenlik Konseyinde ortaya atıldığı takdirde Konseyin, ko­münist Çin Delegesi meselesinde bir ka­rar vermek zorunda kalacağını ifade et­miştir.

10Ocak 1950i

—Lake Success :

Sovyet Delegesi Malik Milliyetçi Çin Heyetinin gayri kemuni olduğunu ilân -ederek Güvenlik Konseyinden ihracını istetmesi üzerine Başkan Triamg Sovyet takririnin konseyin özel içtimamda in­celenmesini tavsiye etmiştir. Konsey, Bakama tavsiyesini kabul ettiğimden, (Sovyet Delegesi Malik oturumu terket-miş ve hiç bir beyanat vermek fcabeme-ımiştir.

11Ocafe 1950

—LakeSuccess : .

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Tyrgve Lie geçen Ağustos ve Eylül ay­larında toplanan «Birleşmiş Milletler <ta-ibiî kaynakların muhafaza ve kullanıl­ması iılmî konferansı» nidan devamlı ne­ticeler e:lde edebilmek için nasıl hareket etmek lâzım geldiğini ibildirmektediir.

Lie'nin tavsiyeleri 7 Şubattan 10 uncu defa toplanacak olan Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyine verilen raporda izah edilnretetedir. Lie, Birleş­miş Milletlerin geri kalmış memleıketle-ire teknik yardım yapılması programı­nın masrafları için yapılan teklifler mü­nasebetiyle tabii [kaynak nmtahassıs-ıları arasında işbirliğinin şimdi tollıassa lüzumluolduğunu bildirinektedir.Lie,

konseyin, üç haftalık konferansa iştirak eden ilim adamlarından, tabiî [kaynakla­rın muhafazası, kullanılması ve inkişafı

için esaslı tavsiyelerde bulunmalarım is­temesini teklif etmektedir.

131 Ocak 1950

—Lake Success :

Sovyetler Birliği Çin Milletini temsil etmediği iddiası ile Dr. Tsiang'm Güvenlik Konseyinden ihracını istemiş­tir. Bu hususta başika hiç bir sebep ileri sürüümemektedir. Siyasi tannıma veya tanınmama; bir hükümetin temslılcisiini muhafaza edip etmemesi yolunda kesin bir rol oynamaz. Konsey toplantısını yarına bırakmıştır.

— Londra :

Lake Success'deki basın muhabirlerinin bildirdiklerine göre, Güvenlik Konseyin-deki Sovyet Delegesi Malik'in, Milliyetçi Çin delegesi hakkında yaptığı teklifin 'kabul 'ediimesi için gereken çoğunluğu sağlayamıyacagı hemen hemen anuhaık-kak gibidir.

Gerçi Yugoslav Delegesi, Malik'i destek­lemiştir. Fakat Fransız ve Amerikan delegeleri Sovyet teklifi aleyhinde oy vereceklerini bildirmişlerdir. Basm muhabirleri, Lake Success'de umumiyetle konseye Çin Halk Cumhuri­yetine ımensup bir delegemin kabulünün bir zaman 'meselesi addedildiğini bildir­mektedirler. Bu, komünist hükümetinin Birleşik Amerika tarafından tanınma­sına bağlıdır. Sanıldığına göre Sovyet teklifi iki husustan ilham almaktadır:

— 'Pekin'e,Rus'ılarm, Çin'inhaütükîdostu olduğuintibaını vermek, Rus tecavüzü hakkında Çin tara­fından vâki ithamların Küçük Kuruldaincelenmesinemümkünolduğukadar mani olmak.

—New-York:

Bugün basma verdiği bir demeçte Bir­leşmiş Milıletler Genel Sekreteri Trygve Lie, Kudüs'ün Milletlerarası hale getiril­mesi hakkındaki Genel Kurul kararma karşı İsrail Devletince takınılan durumu incelemek üzere gelecek baharda ola­ğanüstü bir Genel Kurutl toplantısı ya­pılmasının bahis konusu olduğunu teyid etmiş, F.ranco İspanya'sının tekrar ta­nınması meselesimin bu toplantıda orta­ya 'atılacağı haberleri îıaikkımda 'da, hiç bir heyetin bu hususta Genel Sekreter­liğe başvurma dığmı söyl ermiştir. Kendi­sinin prensip itibariyle böyle bir toplantınan yaprlmasına taraftar olmadığını söyleyen Trygve Lie, fifcrince, bunu icap ettirecek bir sebep Öe mevcut olmadığını belir tmişıtiır.

— Lake Success :

Güvenlik Konseyi, Milliyetçi Çin heye­tinin konseyden ihracını hedef tutan Sovyet teklifini 3 oy (Sovyet Rusya, Hindistan, Yugoslavya) ve iki çekimsere karşı 6 oyla reddetmiştir. Oy neticesinin ilân edilmesi üzerine Jakob Malik baş­kanlığındaki Sovyet Heyeti toplantıyı terrketmiş'tir. Malik daha önce verdiği de­meçte «Kuamintang'ın temsilcileri kon­seyde kaldıkları müddetçe Sovyat Rus­ya konseyin müzakerelerine katılmıya-caktur». Demişti.

—Lake Success :

Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyinin, Türkiyenin de üye bulun­duğu 13 ler komitesi Pazartesi günü toplanarak, muhacirlere normal bir ha­yat temin etmek ve yaşadıkları mem­leketin bünyesine uyabilin el erini çabuk­laştırmak için bir anlaşma hazırlıyacaktır.Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Trygve Lie tarafından hazırlanan tasarı daha evvelce yapılmış olan beynelmilel anlaşmalardan büyük bir kısmım ihtiva etmekle beraber bazı yeni hususları da cami bulunmaktadır.

16 Ocak 1950

— Lake Success :

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi yarın işe başlayacaktır. Bu toplantıya Rus Delegelerinin de iştirak edeceği ümit ediliyorsa da gelmezlerse büe kon­sey toplanacaktır.

Cuma günü Rus Delegesi Yakob Malifc'in konseyi terketmesi üzerine geri bı­rakılmış olan silâhların tahdidi mevzuu ele alınacaktır.

Birleşik Amerika Delegesi Ernest A. Groos, Sovyet Delegesi iştirak ettiği za­man olduğu gibi, iştirak etmeden de konseyin çalışmasına devam etmesini istiyerek demiştir iki: Bizim Birleşmiş (MiıUetlerdeki işimiz, hangisiolursaolsun, bir üyenin kö-

tü niyet veya propaganda yapmak arzusu ile, vücuda getirdiği kaprisleri ile zarara ugratılamıyacak kadar mü­himdir. Konseyin munıtazam iş görme­sine engel olan bir hareketle kuvvetinin dağıtılmasına müsaade edemeyiz. Birleşmiş Milletlere Önümüzdeki işlere gösterilmesi lazım .gelen saygının Sov­yet Delegesini yakında konseydeki yeri­ne tekrar getireceğini ümit ederiz, Mamafih biz faaliyetimize devam edece­ğiz.

— Lake Success :

Birleşmiş Milletler Genel Kumlunun toplantı aralıklarında oturum yapan Birleşmiş Milletler Küçük Asamblesi bu-g-ün bu devrenin ilik toplantısını yapmış re başkanlığa Türkiye, Mısır, Meksika, Şili ve Belçika'nın desteklediği Brezilya heyetinden Carlos Muniz'i Başkan Ve-kiHiğ-ine Pakistan .delegelerinden Aıbduır-rahim Hanı, raportörlüğe de Bel.çika'li Josep Nisot'yu seçmiştir.

Başkan seçilmesi üzerine Mı ini?:, verdiği demeçte, Küçük Asamblenin önemli rolü üzerinde durmuş ve iSovyet 'blotoma mensup ülkelerin asambleye katılma­mak hususundaki kararlarından vazgeç­melerini dilemiştir. (Beklenildiğinin ak­sine olarak Yugoslav heyeti açılış otu­rumunda yoktu)

Bundan sonra Asamble bir Usul Tali Ko­misyonu ile milletlerarası İşbirliğinin ar­tırılması çarelerini araştırmakla görev­lendirdiği .başka Ibir ıtâli komisyon (kur­muş ve bu günkü oturumuna son ver­miştir.

Asamblenin gündeminde mevcut Önem­li maddeler arasında Sovyet Rusya'nın Çin komünistlerine yardım etmek sure­ciyle 'Birleşmiş Milletler Anayasasımı ihlâl ettiği hakkımda Milliyetçi Çin (ta­rafından yapılan şikâyetle Afrika'daki eski İtalyan sömürgelerinin sınırları meselesi vardır.

— Lake Success :

Geçen Cuma günü Jakop Malik Baş­kanlığındaki Sovyet 'Heyeti Güvenlik Konseyinin oturumunu terkederek Mil-Myetçi Çin Temsilcisi Konseyde yer al­dığı müddetçe iSovyetlerin Konsey ça­lışmalarına katılmıyac ağını bildirmişti.

mevzuunda karar lalafeflleoeği 'hususuna dikkatinizi çekmek zorundayım. Dola-yısiyle ve ikinci sorunuza cevap olarak ta muhtelif teşekküllerde temsil olun­ma ve iştirak etme meselesinin yine ay­nı teşekküller tarafından tâyin edile­ceğini arzederim.

—Lake Success :

Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyinin 7 Şubatta başlayan gelecek toplantısında, tasarrufun geri kalmış memleketlerdeki iktisadi kalkınma öne­mimi belirten bir rapor müzakere edi­lecektir.

Bu rapor hükümetlerin, kendi tasarruf tedbirlerinden, başka olarak, ibanücalarm ükid'ilerimn teminimi, yani umumi (bir görüşle malî istikrarı temin edecek bir siyasetle hususi tasarrufları da teşvik edebileceği tasarrufları; da teşvik edebi­leceği (belirtilmektedir. ı

—Tokyo :

Birleşmiş Milletler Kore Komisyonun­daki Türk Delegesi Kasıım Gülek bugün General Mae Arthur'u ziyaret etmiştir. Bu görüşmeden sonra demeçte bulunan Kasım Gülek, «Müttefik Yüksek Ko­mutanı ile uzun ve dostane bir konuş­ma» yaptığını söylemiş ve Generalin 1932 de Türkiye'yi ziyaretine ait hatı­ralarından zevkle bahsettiğini ilâve et­miştir.

Türk Delegesi Suoul'e gitmek üzere Pa­zartesi günüTokyo'danayrılacalktiT.

23 Ocak 1950

~ Lake .Success :

Birleşmiş Milletlerin 59 üyesi, Genel Sekreter Trygve Lie'den, Birleşmiş Mil­letlerin. Filistin muhacirlerine yardım ve bunlara iş temin etmek hakkındaki 18 aylık ve 54 milyon dolarlık progra­mını tatbik edebilmesi için kabul ottur olmaz iştirak hisselerini göndermeleri haikkmda birer mektup almışlarıdır.

Lie, 1 Ocakta başhyan programın şimdi Birleşmiş Milletler döner sermayesin­den verilen bir avansla çalışmakta ol­duğunu, ayni zamanda Milletlerarası Muhaceret Teşkilâtı İle de 2.800.000 dolan geçmemek üzere, faizsiz bir is-

tikrazın mükazere ©dilmektebulundu­ğunu (bildirmiştir.

24 Ocab 1950

— Cenevre :

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi İtalya'nın Somali'de Güvenlik Konseyi­nin kararlan çerçevesinde üsler ve di­ğer askerî tesisler kurmasını kabul et­miştir. İtalya'nın bu tesisleri üç millet temsilcisinden teşekkül eden Vesayet Konseyinin muvafakatini aldıktan son­ra inşa edebilmesi 'kararlaştırılmıştır. Birleşmiş Milletler anlaşmasında tasrih edildiği veçhile îtalya, Milletlerarası sulih. ve 'emniyeti ve Somali'nin itoprefe bütünlüğünü korumak için icap eden tedbirleri de alabilecektir. Somali için hazırlanan anlaşmanm bu maddesi 12 temsilciden teşekkül eden konseyde Bel-çi'kadan başka bütün temsilciler tara­fından kabul edilmiştiır. Çin temsilcisi­nin suali üzerine Filipin Delegesi, İtal­ya'nın .Somali'ye şimdiıkd İngiliz kuvvet­lerinden fazla askerî birlik gönderme­meyi vaat ettiğini ibilıdirmiştir. italya Somalisi'nin idaresini 'anlaşmanın bütün maddeleri konsey tarafından kabul edil­dikten sonra üzerine alacaktır.

26Ocak 1950

—Lake ıSuccess :

Milliyetçi Çin Delegesinin Birleşmiş Mil­letlerden çıkarılmasına kadar bu teşki­lâtın faaliyetine İştirak etmiyeceğrai bildiren. :Sovyet heyeti, aralarından biri­ni Birleşmiş Milletler merkez binasına göndererek Fravda'da çıkan 2.500 keli­melik bir .makalenin İngilizce tercüme­sini basın bürosuna tevdi etmiştir. Bu makalede casusluktan sanık olan Dışiş­leri Bakanlığı eski memurlarından Ju-ditîı Coplon ve Binleşmiş Milletler eski memurlarından Valentin Gubiçev'in yargılanmalarıtakbihedilmektedir.

27Ocak 1950

—Cenevre :

Birleşmiş Milletler Vesayet Konseyi bu­gün Somali'yi İtalyan idaresine veren antlaşmanın bütün maddelerini kabul etmiştir. Konseyin, akşam üzerine doğru antlaşmanın tümünü tasvip etmesi beklenmektedir. Antlaşmanın İtalyan Par­lamentosu tarafından tasvip edilmesini mütaakıp îtalya Somali'nin idaresini e'lıine alacaktır. Somali halkının bir isim bulmasına 'kadar İtalyan SomaMsi'ne «Dtalyan idaresi altındaki Somali arazi-sii» adi verilmesine konseyce karar ve­rilmiştir. Vesayet Konseyinin ımüzaike-rel erine müşahit sıfatiyle iştirak ©den îtalyan Delegesi Oepulli, Habeşistan'ın talebi üzerine, 'Somali'ye italya tarafın­dan gönderilecek [kuvvetlerin halen ibu-rada înıglltere tarafından bulundurulan -kuvvetlerin sayısını aşmamasını kabul etmiştir.

281 Ocak 1950

—i Lake Success :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Try-igve Iie'ye gönderdiği mektupta Yuna­nistan'ın Birleşmiş Milletler nezdindeki temsilcisi Alexis Kiru, 'bir kaç ıgün ev­vel Bulgaristan'dan gelen 40 - 50 kişi­lik bir çetenin Yunanistan'a akın ettik-lemni ibiildirmektedir.

Kiru'ya göre bu hâdise Yunanistan'ın kuzey Komşularının hudut üzerinde bir

nevi gerginlik idame ettirmek niyetinde olduklarını ve Yunanistan'a tecavüzden vazgeçmediklerini 'göstermektedir.

30 Ocak 1950

— Lake Success :

Sovyetler Birliği .bugün de Birleşmiş Milletlerin bir komisyonunda müzake­relere iştiraki retdedmlştir. Bu komis­yon, Birleşmiş Milletlerin muhtelif teş­kilâtlarını ilgilendiren ve usule taallûk eden hükümlerin tedvini hakkında Hint delegesi tarafından yapılan teklif üze­rine toplantıya davet edilen güvenlik 'konseyi uzmanlar komisyonudur. Ko­misyona başkanlık eden Çin Delegesi Rus Delegelerinin geliniyecekleri zanne­dildiğini bildirerek oturumu açmıştır. Adı geçen komisyon Sovyet Delegesi Majlik'in iki hafta evvel, milliyetçi Çin delegelerinin Birleşmiş Milletlerden atılmasına kadar toplantılara iştirak et-etmiyeceğlni bildirerek Güvenlik Konse­yi salonundan çıkmasından beri Sovyet­lerin terk ettiği onuncu teşkilâttır.

Almanya mücadelesi...

Yazan: Prof. Dr. Yavuz Abadan:

30 Ocak 1950 tarihli «Ulus» dan:

Adı ve şekli ne olursa olsun, Avrupa'nın hattâ bütün dünyanın yarınki kaderini tâyin edecek olan meydan muharebesi, Almanya'da kazanılacak veya kaybedi­lecektir. Bu mücadele ise, İkinci Dünya Harbinin sona erdiği samldığr günden beri başlamış bulunuyor. Hitler Alman-yasmm yere serilmesiyle, her işin bitti­ğini sananlar, ne feci bir hatâya düş­tüklerini gün geçtikçe daha iyi anlıyor­lar.

Gerçekten sağcı totaliterlerin yenilmesi, insanlık haysiyet ve şerefine uygun bir dünya nizamının kurulması savaşında yalnız ilk merhale idi. Bunu kati bir ne­tice sayma gafletine düşenler, solcu to-taliterîzmin, milletlerin hayat ve istik­lâli için, Nasyonal - Sosyalizm kadar, hattâ ondan daha büyük bir tehlike teş­kil ettiğini hiç olmazsa bir an için unut­muş görünüyorlardı.

Fakat solcu totaliterîzm, takındığı ya­lancı maskeye rağmen, çok geçmeden yalnız gizli tahakküm emellerini açığa vurmakla kalmadı. Aynı zamanda İn­sanlığa rahat bir nefes bile almayı ha­ram eden fiilî bir baskı ve olupbitti po­litikası gütmeğe başladı. Böyle bir poli­tikadan doğan daimî tehlike ihtimalleri­ne karşı, barışsever milletlerin müşterek korunma tedbirleri almalarından daha tabii bir şey olamazdı.

Nitekim ilk safında Türkiye'nin de yer aldığa, komünizm tehdidine karşı muka­vemet cephesi, Birleşik Amerika'nın yardımiyle gittikçe teşkilâtlanıp kuv­vetlenmeğe başladı. Bugün dünyanın her tarafında hürriyet ve demokrasi ül­küsüne bağlı milletler, solcu totalitariz­min harekete getirdiği kötülük kuvvet-

leriyle gizli veya açık fakat her halde amansız bir mücadele halindedirler.

Üç yıla yakın bir zamandan beri bu mü­cadelenin en koyu mihrak noktası, Al­manya ve bilhassa Berlin'dir. Bu bakım­dan son haftalarda Amerikalılar ile Rus­lar arasında Alman meselesini hal için hususi müzakereler cereyan etmekte bu­lunduğuna dair haberler, bütün siyaset dünyasının ilgi ve dikkatini çekmiştir. Bahsi geçen müzakerelerin, Almanya'-daki işgal bölgelerini iktisadi bakımdan birleştirme, sınırları kaldırma, dört dev­letin katılacağı müşterek bir idare me­kanizması kurma, serbest seçimler yap­tırma ve işgal kuvvetlerini çekme esas* lan etrafında döndüğü ısrarla iddia o-lunmuştu. Vaşington, Amerika'nın Sov­yetlerle bu mevzular üzerinde yalnız o-larak değil, diğer ilgililerle birlikte ko­nuşmaya amade olduğunu tasrih etmek­le beraber, halen bu türlü müzakerele­rin devam etmekte bulunduğu haberini yalanlamıştı.

İngiltere'nin, komünist Çin'i tanıma işindeki tek taraflı hareketine karşı bir tariz mânası taşıdığı şüphesiz bulunan bu tekzibe rağmen, Amerikalılarla Rus­lar arasında bazı temasların vukubuldu-ğuna dair kuvvetli emareler vardır. An­cak bu temasların, ikinci derecede şah­siyetler arasında ve tamamen hususi su­rette yapıldığı anlaşılıyor.

Diğer yandan bu sırada Almanya mese­lesinde yeni bir yatıştırma siyaseti dev­resinin açılmasına, bilhassa Sovyetlerin taraftar göründükleri seziliyor. Sovyet­ler, bu suretle hem kendileriyle dünya barış ve güvenliğinin kurulması uğrunda işbirliği yapılabileceği intibaını uyandı­rarak, batı hükümetlerini değilse bile halk efkârını oyalamak istiyorlar. Hem de bu yoldan Batı Almanya'ya daha ko-alylıkla nüfuz edebileceklerini umuyor­lar.

Avusturya barış antlaşması yeniden te­hir edilmiş oluyor ve Batılı Devletlerin iştirak etmedikleri, Rus Hükümetiyle Avusturya Hükümeti arasında doğrudan doğruya yapılacak müzakerelere bağlı bulunuyor.

Şurası muhakkak ki, Rusya, kendi kuv­vetlerini Avusturya topraklarından çek­meğe mecbur edecek bir barış antlaş­masını asla imza etmek istememektedir. Mesele mühimdir, zira Batılı Devletler yalnızca bir anlaşmaya varmak iğin bazı tavizlerde bulunmuşlardır. Eğer bidayet­ten beri, Rusya'nın bu anlaşmayı yapa-mıyacağmı düşünebilselerdi, bu tavizle­ri vermezlerdi. Artık şimdi Rusya'nın durumu hiç bir şüpheye meydan bırak­mıyor. Batılı Devletler bütün tavizlerini geri alabilecekleri gibi görüşmelerin de yeni baştan başlamasını istiyebilirler.

13 Ocald 1950

—Landra:

Avusturya Bsnş Antlaşması bakan ayrdımcıîarmın toplantısı 20 Ocak Cuma gününe talik edilmiştir.

16 Ocak 1950

—Paris:

Avusturya barış antlaşması üzerindeki müzakerelerin muattal ibir vaziyette1 kal­ması üzerine İngiliz, Fransız ve Ameri­kan Hükümetlerinin Sovyet Rusya Hü­kümeti nezdinde pek yakında müşterek bir teşebbüste bulunacakları sanılmak­tadır.

lı8Ş Ocak 1950

—Waşington:

Dışişleri Bakanlığından öğrenildiğine göre, Avusturya Barış Antlaşması hak­kındaki görüşmelerin vardığı çıkmazdan kurtarılması için Bakanlık doğrudan doğruya Sovyet Dışişleri Bakanlığına müracaat edecektir. Görüşmeler, Sovyet temsilcilerinin takındığı tavır yüzünden geçen Kasım ayından beri fiilen durmuş durumdadır.

— Vaşington:

Avusturya Barış Antlaşması görüşmele­rinde vukua getirilen engeller dolayı-siyle Birleşik Amerika Hükümeti Sov­yet Rusya'ya bir protesto notası gön­dermiştir.

— Londra:

Svening Standard 'Gazetesi Siyasi Mu­harririnin yazdığına göre, Vişinski, A-vusturya Antlaşması hakkında görüş­melerin girmiş bulunduğu çıkmazın or­taya koyduğu meseleleri gözden geçir­mek üzere Fransa, İngiltere ve Ameri­ka'nın Moskova Büyük Elçileriyle buluş­mayı reddetmiştir.

19 Ocak 1950

_ Londra:

Rusya'nın üç yıldan beri devam eden oyalayıcı taktikten vazgeçeceğine dair üç büyüklere teminat vermekten çekin­mesi üzerine Avusturya Sulh Antlaşma­sı müzakereleri tekrar tehir edilmiştir.

22 OcaTsi 1950

_ Londra:

Siyasi çevrelere göre, dört dışişleri ba­kan yardımcılarının önümüzdeki .Çar­şamba günü yapacakları toplantıdan sonra Dört Büyüklerin Avusturya Barış Antlaşması müzakereleri gayri muayyen bir müddet için tehir edilecektir. Rus­ya'nın böyle bir anlaşmayı henüz erken bulduğuna dair kanaati ibu hafta içinde daha çok kuvvetlenmiştir. Bilindiği gibi Rusya Batı Devletleri elçilerine oyalayı­cı tabiyeyi terkedecegine dair teminat vermemiştir.

Amerika, İngiltere ve Fransa antlaşma­sının imzalanmasına mâni bir sebep gör­memektedir. Üzerinde anlaşılacak 5 madde kalmıştır. Bunlar da mühim te­lâkki edilmemektedir. Yugoslavya ve di­ğer peyk memleketlerde gittikçe gelişen Sovyet aleyhtarı hareketler karşısında siyasi müşahitler, Rusya'nın daha bir müddet için kuvvetlerini Avusturya'da tutmak İstediğine kanidirîer. Bissellı Çin'e ayrılan 90 ilâ 100 milyon dolar kullanmanın idare­ce güç olduğunu zirahusustaki sa­lâhiyetinin gelecek ay sona ereceğini açıklamıştır.

İktisadi İşbirliği İdareci Yardımcısı da­ha sonra, ticari muvazeneleri daha iyi ayarlıyaoak olan ibir Avrupa arası malî birliğe taraftar olduğunu "belirtmiştir.

—Ankara :

İktisadi İşbirliği İdaresi Paris teşkilâ­tının ıtannı uzmanlarından Mr. Robert Eckhardt bugün şehrimize gelmiştir. Mr. Eckhardt, memleketimizde yeni tip mısır yetiştirilmesi imkânlarına dair in­celemelerde bulunacak ve hazırlayacağı raporu iktisadi İşbirliği İdaresine vere-çektir.

—W.ashington :

İktisadi İşbirliği İdaresinin bugün bil­dirdiğine göre, 1950 senesi için verilen ilk tahsisatta Türkiye, Avusturya, Bel­çika, Lüksemburg ve Fransa'ya 9.949.000 dolar ayrılmıştır.

Türkiye bunun 1.165.000 dolarını ala­caktır. 1.099.000 dolârmi maden işlerin­de geri kalan 66.000 dolarını da teknik yardamda kullanacaktır.

6 Ocak 1950

—- W:ashington :

İktisadi İşbirliği İdaresi, Amerikan buğ­dayı satın altnıası için bu gün Batı Al­manya'ya 17.871.000 dolarlık bir kredi açmıştır. Yine Amerikan buğdayı satın aLması için Avusturya'ya 4.827.000 do­larlık ıkredi açılmıştır.

Lâtin Amerika memleketlerinden ham şeker alması için Holânda'ya 2.500.000 dolar verilmiştir.

9 Ocaıkl 1950

—Washington :

İktisadi1 işbirliği idarecisi Paul Hoff-man, Washington'da Femina isimli De­mokrat Kulübünde yaptığı beyanatta ez­cümle demiştir ki :

21 aydır devam eden hayatı müddetince Marshall Plânı o derece mucaffak ol­muştur ki bu muvaffakiyetindevamını

tehdit leıden en büyük tehlikelerden biri, Birleşik Amerikanın bu plânın hedefine vardığını veyahut çok yaklaştığını dü­şünerek gayretlerini yavaşlatmanın ve yardımım kesin bir şekilde1 azaltmanın samanı geldiğine hükm. etmesidir.

Hoffman, sözlerine devamla, bundan böyle yapılacak işin Avrupa milletlerine müracaat ederek bu milletleri birbirin­den ayıran gümrük duvarlarının kaldı­rılmasını istemek olduğunu söylemiştir,

13 Ocak 1950

—Atina :

Merkezi Paris'te olan Avrupa İktisadi iş­birliği idaresinin Yiyecek ve Tarım Mü­dürlüğünün muhtelif Akdeniz devletleri nezdindeki Amerikan taom uzmanları Atina'da 16 Ocaktan 20 Ocak tarihine kadar biır konferans aktede çeklerdir. Uz­manlar 15 Ocakta Atina'ya gelecekler ve kendilerine Amerika elçiliklerinin ta­rım ataşeleri refaket edecektir. Konfe­ransa ımezikûr müdürlüğün Fransa, Ital-ya, Portekiz, Türkiye ve Trieste bölge­sindeki Amerikan temsilcileri katılacak­tır. Konferansta Marshall Planının tat-üiiki ile ilgili çeşitli meseleler incelene­cektir. Bundan maksat Marshall Plânı memleketlerinin tarım usullerinin İsla­hına ve istihsallerin artırılmasına yar­dım etmektir.

—Washington :

Fonmoza'daki iktisadi İşbirliği İdaresi­nin baş mümessili olan Dr. Raymomd Moyer Mümessiler Meclisi Dışişleri Ko­misyonuna Başkan Tr-uman'in geri kal­mış .memleketlere yardım yapılması hak­kındaki .dördüncü nokta programının «müspet, demokratik program» olduğu­nu söylemiştir.

— Akran (Dh-io) :

Avrupa İktisadi işbirliği Direktörü Hoff­man AJkron Tica,ret Odasına verdiği bir demeçte ezcümle demiştir ki: «Birleşik Amerika Hükümetinin masrafları ancak Avrupa iktisadi bakımdan kalkındığı zaman azalabilir». Hoffmain direktörlük vazifesini niçin ka-toul eıttiğini de şöyle izah etmiştir :

«Avnipanm iktisat rönesans'innı Birleşik Amerikanın silâhlarınla bütçesini azalta-

bilecek yegane çare olduğuna kaniim, bütçeyi denkleştirecek tek çare de bu­dur.»

li Ocak 1950

—W-ashington :

New York Times Gazetesinin bildirdiği­ne göre, Avrupa İktisadi İşbirliği İdare­cisi Paul Hoffmajı Meclis Dışişleri Ko­misyonunda verdiği izahatta, 4 üncü nokta programının müdafaa eitmiş ve üç aya. kadar Marshall Plânı memleket­leri arasında klering sağlamak için bir para birliği kuraılacağını bildirmişitir. Gazetenin haberine göre, Hoffman söz1erine devam ederek kongreden, Başkan Truanan'm bir .dolar fonu tesis etmek için bütçesinde derpiş ettiği Marshall Plânın üç milyar yüz milyon dolarından bir kısmını kullanmak müsaadesini isti-yeoeğlni bildirmişitir. Bu suretle merkez birliğe, Ameriika yardımından faydala­nan ım'ubJtelif memleketler arasında he-saplların tesviyesini sağlıyacaMir.

— Washington :

İktisadi İşbirliği İdarecisi Paul Hoffman Amerikan iktisadi yardımının Fonmoza Adasını 'muhtemel ıbi,r komünist istilâ-sırudan kurtarmak i-çin «en iyi çare» ol­duğunu zannetmediğini fakat Formo-za'ya yapılan iktisadi işbirliği yardımı­nın «devam etmekte» olduğunu ve Şu­batın 15 inde Çin'e ıtahsis edilen fondan ılOO milyon: doaânnm 'harcanmamış ola­rak mevcut olacağını söylemiştir. Hoff-ıman (bu sözlerini', Başkan Tnuman'ın geri kalmış mmeleketlere teknik ya.rdım yapılması için teklif ettiği «dördüncü nokta» programı hakkındaki ıkamunu müzakere eden Amerika Birleşik Dev­letleri Mümessiller Meclisi Dışişleri Ko­misyonuna izahat verirken söylemiştir.

Başkanın programım bütün inancı ile deS'tekliyan Hoffman .dördüncü nokta yardımlarının kıymetinin İktisadi İşbir­liği İdaresinin kendi teknik yardım prog­ramındaki tecrübeleri ile belli olduğunu belirtmiştir.

Hoffman sözlerine şöyle devam etmiş­tir :

Yerinde harcanan gayet az bir para ile çok büyük bir iş başarabilirsiniz. Marş-hailPlânımemleketlerindekalkınma

ilerledikçe bunlar da dördüncü' nokta plânına iştirak edeceklerdir İktisadi İş­birliği İdaresi bu sene Marshall Plânı mili etlerinin idaresindeki topraklardan kalkınmalar İçin 20 milyon dolar ayır­mıştır, iktisadi İşbirliği İdaresinin: tah­sis .ettiği her dolara mukabil bu toprak­ları idare eden milletler tarafından da 10 dolar konulmaktadır. Bu suretle pro­jelerimizin asıl kıymeti 200 milyon do­lardır. Tasavvur edilen bu programda Amerika'ya düşen iş sadece dolarla te­mini mümkün olan bazı makineleri te­min ederek programın .başlamasını 'sağ­lamaktadır.

— Paris :

Avrupa İktisadi İşbirliği 'teşkilâtına mensup memleketlerden Türkiye, Belçi­ka, 3jüxembouırg-, Kolanda, İngiltere, İr­landa ifcmrizm mütehasssısla-rından 18 ki­şi İktisadi İşbirliği himayesi altında altı haftalık bir seyahat yapmak üzere 16 ocakta Birleşik Ameırikaya hareket ede­ceklerdir.

Bu seyahat münasebetiyle Am&rüka otel­ciliği tetkik edMecek ve Avrupa otelcilik endüstrisinin Amerikalı müşterilerinin adetlerine uyması imkânları temin edi­lecektir.

15Ocak 1950

—- İstanbul :

İktisadi İşbirliği İdaresi tarafından Was-hington'da tertiplenen Milletlerarası Turizm Konferansına memleketimiz adına iştirak edecek olan Basın, Yayım ve Turizm Genel Müdürü Ahmet Şükrü Esmer, bugün saat 14 de uçakla Was-hington'a gitmiştir.

16Ocak 1950

—Waşington :

Marshall plânı memleketlerine Amerika Birleşik Devletleri İktisadi İşbirliği İda­resi tarafından satın alma tahsisatı umumî yekûnu 8.098.723.000 doları bul­muştur.

Bu rakam geçen hafta 13 Batı Avrupa devletine 61.407.000 dolar satm alma tahsisatı verildiğini gösteren İktisadi İşbirliği idaresi haftalık raporunda 'be­lirtilmektedir. Bu hafta yapılan tahsi satın hemen hemen yüzde kırkı pamuğa tahsis edilmiştir. Bundan "başka alınma­sına müsade edilen anallar arasında ek­meklik hububat, tütün, tohum, ham pet­rol ve petrol maddeleri, ecza, ıdemir ve çelik f&hrükaları istihsalâiı vardır.

17 Ocak 1950

—FUlâdelfia :

Bugün beyanatta bulunan İktisadi îş-birlıiği İdarecisi Paul Hoffman ezcümle demiştir iki: «İktisadi İşbirliği İdaresi Batı medeniyeti savunmasının ileri îıat-tmı teşkil etmemekle kalmamış ayni za­manda Amerika'nın hürriyet ve hür-müesseseleriyle bütün dünyaya hürriyet dâvasının ilerlemesini temin eden vası­ta halinegelmiştir.

Ruslar 1947 de ilik toplantılar yapıldığı zaman Marshall Plânına katılmayı red­detmekle soğuk harbi ilân etmişlerdir1.» İktisadi İşbirliği İdarecisi yardım prog­ramı için evvelce tesbit edilen dört sene-ilk müddet nihayet buluncaya kadar bunun devam etmesi icap ettiğini ilâve etmiştir.

18: Ocak, 1950

—Atina :'

îktosadi İşbirliği İdaresinin Yunanis­tan'daki özel heyeti Başkanı Paul Por-ter bugün, Yunan .maikamlaranm Marşa! Plânı gereğince Yunanistan'a verilen malları (maksatlarına göre dağıtımda gereken sürati göst erimediğini, 1946 yı­lından önoe bu ülkeye gönderilen malze­menin îıâ'lâ maksatlarına ulaştırılmadı-ğım açıklatmış ve 'durum bu yolda de­vam eder de gelen yardım malızemesi gene aylarca limanlarda beklerse Ame­rika'nın, yardımını keseceğini bildirmiş. tir. İki hükümet arasındaki anlaşma ge­reğince, gelen mallar 30 gün zarfımda sevk edilmelidir.

19 Ocafe 1950

—ScuîıtHadley :

İktisadi îşbiriüği İdarecisi Paul Hoff-man'a göre Batı Avrupanın iktisadi' bü­tünlüğü Sovyetlerin dünyayı fethetme emellerine karşı en tesirli korunma va­sıtasını teşkil etmektedir.

Hoffman sözlerine şöyle devam etmiş­tir:

«İktisaden bütünleşme plânları muvaf­fak olduğu takdirde Avrupa memleket­lerindeki refahın artması suretiyle fou gayeye erişilebilir ve bu vaziyette Kremlin idarecilerin plânları öylesine akamete uğrayacaktır ki, Sovyet Rusya bile böyle bir devlet olmaktan kurtula­caktır.»

— New-yonk :

İktisadi İşbirliği devletlerinin New-yok' ta açılan Turizm 'Konferansında Türk delegesi Ahmet Şükrü Esmer, Türkiye'­nin turizm dâvasını izah etmiştir. Bir buçuk saat süren izahatında Türkiye ik­tisadiyatının ana hatlarını ve bunları geliştirmek: için Marshall yardımından ne yolda faydalamldığmı açıklayan Şükrü Esmer, tarım ve madenler yanın­da turizmin de üçüncü bir endüstri ola­rak memleketin kaJkrnımasında ehem­miyetli rol oynayabileceğini, Türkiye'­nin gerek tabii güzellikleri gerek tarihi zengMi&tleri bakımradam buna elverişli olduğunu anlatmış ve bu hakikatlara uyanık olan hükümetin bu yolda son aylar içinde giriştiği teşebbüsleri birer birer izah etmiştir.

Konferans için dolgun iftir mesai progra­mı hazırlanmış bulunmaktadır.

Toplantılar yirmi dört Şuibata kadar de­vam edecektir.

— Atina :

İktisadi İşbirliği Heyeti Şefi Paul Por-ter'in Yunan Millî Ekonomi ve İaşe Ba­kanlıklarına gönderdiği yazılı bir ihtar­da şöyiLe denilmeikttediir :

Marshall Plânı gereğince Yunanista'a evvelce gönderilmiş bulunan eşya otuz güne Ikaıdar çekilmediği takdirde Yuna­nistan'a yapılan yardım yeni bir emre kadar durdurulacaktır. Porter Marshall Plânı gereğince gönde­rilen yardım malzemesinin 1946 sene­sinden beri gümrülderinde kaldığını son günlerde yaptığı bir teftiş neticesinde anladığından bu İhtarda bulunmuştur.

— İstanbul:

İktisadi İşbirliği Kalkınma İdaresi ta­rafından memleketianaze gönderileni Dr. Charles İP. Sarlie, Vinoent' Lângnist ve Joim ÖBer.ryhi'11 den mürekkep 3 kişilik

istatistikuzmanlarheyeti:buakşam

saat 17,30 da Paristen Şehrimize gel­miştir.

Uzmanlar meieiketimizde bir sene ka­lacaklar ve bu yıl yapılacak nüfus ve tarım" sayımı ile gelecek yıl yapılması muhtemel olan sanayi sayımı için İsta-

tistik 'Genel Müdürlüğü ile gerekli ça­lışmalar ve hazırlıklarda .bulunacak­lardır.

3il Ocak 1950i

— Paris :

Avrupa îktisadi İşbirliği İdaresi İsti­şare grupu, bu sabahki oturumunda Holânda Dışişleri Bakanı Stakker'in Birlik Politika Müdürlüğüne tâyininin Konseye teklif 'ekmeğe oy birliğile ka­rar verilmiştir. Stekker heyeti, irtibat, işbirliği, ve temsilci heyet olacaktır.

Bununla beraber, .gazete başyazarların­dan büyük bir kısmı seçimlere değil, Colombo'da bugün ilk toplantısını yapa­cak olan konferansa hasr e dilmektedir. Filhakika uzak Doğu hâdiseleri bu kon­feransın lehemmiyetinl artırmıştır.

— Londra :

Genel seçimlerin yapılacağı tarihin Salı günü öğleden sonra resmen bildirilebileceğini ilân ediî<miştir.

Diğer taraftan İçişleri 'Bakanı Ghuter Ede, bu gece saat 21.15 te radyoda bir 'demeçtebulunacaktır.

Siyasi çevrelere göre içişleriBakanı, söyliyeceği <nu,tuk'ta genel seçimlere iş­tirak için yapılacak muameleleri seçmen­lere bildirecektir.

10 Ocaik 1950

—> Londra :

Kiralın bu gece seçim tarihini ilân. et­mesi çok muhtemeldir. 'Bakanlar, bu sa­bahki toplantıdan çıktıkları zaman, be­yanat vermemişler ve seçimlerin 23 Şu­batta yapılacağı hakkındaki rivayetleri­ne teyit ve nede tekzip etmişieırdir.

BaşbakanYardımcısı gazetecilere:bu' tahminlerinizden vazgeçin, kendinizi gü­lünç bir ımevkie düşüreceksiniz» demiş­tir.

îyi haber alan siyasi -kaynaklar seçim­lerin .23 Şubatta yapılmasıihtimalinin çok 'kuvvetli olduğuna İsrar ediyorlar. Bundan, sonraalınacak kararKiralın

resmen parlâmentoyu fesli etmesidir. Se­çimler 23 Şubatta olduğu takdirde Kira­lın fesih kararını nihayet 3 Şubatta ilân etmesi icabeder.

Kabine toplantısından sonra hiç bir teb­liğ; neşredilmemiştir.

lifi Ocak 1950

— Londra :

Parlamentonun 3 Şubatta dağıtılarak se­çimlerin 23 Şubatta yapılması hakkında-(ki 'kararı yorumlayan B.B.C. diplomatik yazarı, iki kamaradan hiçbirinin o (tarihe kadar toplanmıyacağını bildiriyor ve diyor ki :

Seçim tarihinin ilânı, Ekim ayımda Baş­bakan Attlee'yi, parlamentoyu yılbaşın­dan önce dağıtmak niyetinde olduğu hakkındaki haberleri yalanlamağa mec­bur eden uzun kararsızlık devresine son vermektedir. Kararsızlık o zamandan-beri artmış, aynı, zamanda da işçi hükü­metinin beş yıllıik programı .da sona er­imiştir. Her hailde İbu iki olay Attlee'nin kararında müessir olmuştur.

Yeni Avam Kamarasında 625 üye bu-lumcaiktır.

15 Ocak 1950

— Londra :

Time And Tide Dergisi gelecek Yunan seçimleri hakkında şunları yazıyor : iSeçimlerde aday gösterecek 82 kadar parti olacaktır. Memleket, seçim sava­şını parti politikası üzerinde tuttuğu için komünistleri mağlup etmek için bü­yük bir birlik göstermiştir. Bu birliğin seçim, savaşı ile tehlikeye düşebileceğini gösteren hiçbir belirti yoktur. Kralcılar­la Oumhuriyetçiler arasındaki aMaşmaz-lıkda eskiden olduğu gibi Yunanistan'ı tehlikeye maruz bırakacak derecede de­ğildir.

Seçimlerden Komünist Partisi hariç bı­rakılmıştır. Zira bu- parti Yunan Mille­tine karşı harp halindedir ve Yunan Devletine karşı harp açmıştır. Bu par­tinin kuvvetleri büyük bir mağlubiyete uğramışsa da geri kalan kısma, az dahi olsa Kuzey bölgedeki dağlan ve kasaba­ları /dolaşmakta ve cinayetler işlemekte­dir .Bu partinin statüsü tanınarak meş­ru sayıldığı takdirde, ona Yunanistan idaresinde bir beşinci kolu kurmak fır­satı verilmiş olacaktır.

17 Ocak 1950

— Londra :

Ohurchlll ve müşavirleri bugün, eski Başbakanın evinde toplanarak seçimler münasebetiyle gelecek hafta yayınlana­cak olan Muhafazakâr Parti beyanname­sini tasvip etmişlerdir. Churchill bundan sonra seçim mücadelesinde söyliyeceği ve Cumartesi akşamı radyo ile yayınla­nacak olan ilik -nutkunu hazırlamak üz;ere çekilmiştir. Bu arada İşçi Partisi de dün gece Başbakan Yardımcısı Herbert Morrison vasıtasiyle orta sınıf halka hi­tap etmiş ve iktidarda kalmak, için yar­dımlarım, istemiştir. Sanıldığına göre or­ta sınıfa yapılan ıbu davet İşçi Partisi­nin başlıca strateji taktiği olacaktır. .

—Londra :

İşçi Partisi bugün «hep beraber zafere dog.ru» başlığı altında bir seçim beyan­namesi yayınlamıştır.

Bu (beyannamede, dış siyaset hakkında şu mütalâalar ileri sürülmektedir.

—«İşçi Partisi, seçimıler neticesinde ye­niden iktidar mevkiine ulaşacak olursa,barış adma' realist bir surette, başladığı eseri 'devam ettirecektir. Barış ve dost­luk 'lehine bizimle işbirliğinde bulunma­ğa amade bütün memleketlere ve Rus­ya ile itam maaasiyle işbirliği yapmağahazma».

İşçi hükümeti İmparatorluk camiası sistemini Atlantik topluluğunu ve Batı Avrupayı kuvvetlendirdi. Fikrimize gö­re, îbu teşkilât dünya emniyetine elzem­dir».

Avrupada yeni bir iktisadi ve siyasi varlık teşkili hususunda sarfedlleiı gay­retleri zikreden beyannamede bu husus­ta şunlar söylenmektedir :

«Biz 'bu hareketi desteklemeğe 'devamla gelecek seneler içinde iş basma gelece­ğiz.

İç siyaset sahasında,beyanname,işçi kabinesinin giriştiği ilk tecrübenin tar-sini ve devletleştirme (hareketinin tşmiii lehimde mütalâada bulunmaktadır.

2!l Ocak 1950

— Londra :

Bu gece B. B. C. Radyosunda Muhafa­zakâr Parti adına konuşan Churdhill İbir taraftanAvrupa memleketlerini,diğer

taraftan İngiliz milletler topluluğunu misal göstererek şımlan söylemiştir :

«İskandinav memleketleri müstesna ol­mak üzere, demir perde dışındaki ibütün

Avrupada sosyalist partileri zeval ha­lindedirler. Hür olsun veya olmasın, bü-

tün Avrupa .memleketlerinde sosyalizm, komünizme karşı fulen en zayıf müda­faa sistemi olarak tanınmıştır. İngiltere, bu sırada sosyalizme doğru yeni bir sıç­rayış yapmakla, Avrupanın yeniden do­ğuşunun mümeyyiz vasfım teşkil eden umumi temayüle düpedüz aykırı hareket etmiş olacak ve bu suretle hareket et­mekle, İngilizce konuşan memleket ve milletler arasındaki ahangi de bozacak­tır, çünkü bu sırada Attlee, bu milletler arasında mevcut tek sosyalist hüküme­tin şefi bulunmaktadır.»

İngiltere' ehemmiyetinde hiç bir devletin sulh halinde bu memleketin halen için­de bulunduğu iktisadi .tehlikede bulun­mamış olduğunu belirten Churchill, ik­tisadi hürriyet sistemine avdet lehindeiki iddialarını teşrih etmiş ve .demiştir ki: «İngiliz milletinin ticari teşebbüs fikri, bütün hür milletlerin içinden kurtulduk­ları harp zamanı takyidatı neticesinde mefluç bir hale girmiştir.

Parlamento, millete hürriyeti iadeye ka­rar verdiği takdirde dünya ile olan mü­badelelerinde milletin süratle muvazene­yi temin edeceğine eminim.»

24i Ocak 1950

— Londra :

İşçi Partisi bugün Londra'da seçim mü­cadelesinin resmen açılmasından önce son konferansını yapacaktır. Yeni nam­zetlerle parlamentonun bugünkü üyeleri bu konferansa davet edilmişlerdir. 500 den fazla davetlinin hazır bulunacağı sanılmaktadır. Kuruluşundan beri ilk defa olarak İşçi Partisi seçim bölgele­rinde nazmet gösterecektir.

Diğer taraftan, Muhafazakâr Parti ile Liberal Parti arasında bir anlaşmazdık çıkmıştır. 60 tan fazla seçim bölgesinde namzetler Liberal-Muhafazakâr liste­sinde gösterilmektedir. Muhafazakâr Partiye göre, bu namzetlerin Liberal ve Muhafazakâr gruplar tarafından destek­lenmesi lâzımdır. Liberal Parti ise ibu görüş tarzını kabul etmemekte ve bu grupların kendi tasvibi olmaksızın ve hattâ muhalefetine rağmen teşekkül et­tiğini bildirmektedir.

Buna mukabil Muhafazakârlar millîleş­tirme siyasetinin önüne geçmeğe çalış­makta ve vergileri hafifletmeyi, mes­ken imşaatmı artırmayı, İngiltere ile Common - Wealth devletleri arasındaki iktisadi bağlantıları kuvvetlendirmeyi vadetm ektedrri er.

Liberaller ise ticareti serbestleştirmek 1 etendedirler. Bunların peşinde koştuk­ları esas, işçileri endüstride ortak yap­maktır. Onun için millîleştirme siyase-tine karşı gelmekte, İsikol'landa ve Gal ülkelerine birer ayrı parlâmento vazet­mektedirler.

İşte bütün partiler bu esas dahilinde ef­kârı Uitnumiyeye müracaat etmekte ve efkârı uımumiyenin vereceği 'karan beklemektedirler.

Şimdiki halde herkes programını hazır­lıyor, savaşı nasıl idaıre edeceğini, sa­vaş sırasında kimlere söz söyleteceğini yayın vasutal arından nasıl istifade 'Sde-ceğ-ini .tasarlıyor. Bundan başka partiler büyük sürprizler yapmak ve efkârı umumiyeyi bu sürprizlerle kendi ta­raflarıma çekmek için hazırlanmakta­dırlar. Bu sürprizlerin me olacağını keş­fetmek tabiidir ki kimsenin elinde değil-

dir. -Muhakkak olan bir şey bu defaiki seçimin son derece sert olacağı ve par­tilerin birbirlerine şiddetle hücum ede­cekleridir. ıB^ihassa Muhafazakârlarla işçiler arasındaki mücadele, âzami şid­deti bulacak ve Muhafazakârlar bu de­fada yenilmemek için 'ellerinden geleni yapacaklardır.

Böyle bir durum karşısında kaüan efkâ­rı Uımuımiyenin karar vermekte tered­düde düşmesi de kuvvetle muhtemelidir. Fakat muhakkak olan nokta on milyon üyesi olıan İşçi teşkilâtının ancak kemdi partilerine rey verecekleridir. Bu yüz­den. İşçilerin her ne olursa olsun, ekseri­yet kazanımasalar da kuvvetli bir mu­halefet kuracakları muhakkaktır. Nite­kim geçen mecliste Muhafazakârların kuvvetlice1 bir muhalefet sahibi olmala­rı ,îşçi Partisinin millîleştirme siyase­tini daha fazla ileri götürmesine mani oîımuştur. Fakat İşçi Partisi bu defa da ekseriyet kazanacak olursa, onun millî­leştirme siyasetini tamamlaması bek-lenir ve !bu takdirde Önümüzdeki Ibeş sene zarfında Muhafazakârların önüne geçecekleri birşey de kalmamış olur. Ancaık millîleştirme siyasetinin büyük bir 'aksaklık göstermesi Muhafazakâr­lara dönmek lehinde bir cereyan vücude getirebilir.

Eüıasıl bu hazırlık devresi dahi İngil­tere'de genel seçimin çok sert ve çetin olacağını göstermektedir.

16 Ocaik 1950

—Roma:

Altıncı kabinesini kurmağa memur edil­miş bulunan De Gasperi'nin danışma gö-rüşmeîeri dün akşam, liberal, Cumhu­riyetçi ve îtalyan İşçileri Sosyalist Partisi temsilcilerini kabul ettikten son­ra bitmiştir. Tahmin edildiğine göre, ge­lecek hükümetin programı görüşülmüş, De Gasperi bu üç parti delegelerine kü-Çük partilerin koalisyon kabinesine gir­mek teklif ve telkinlerini de gözönüne alarak, takip edeceği politikanın ana hatlarını bildirmiştir. Bu danışmalardan sonra De Gasperi dün akşam gazetecilere buhranın 8-10 gün sürmiyeceğini, bunun aksine Hüküme­tin oldukça çabuk kurulacağını söyle­miştir.

19 Ocak 1950

—Roma:

Hükümeti yeniden kurmakla görevlendi­rilen eski Başbakan De Gasperi, altıncı koalisyon hükümetini kurmak için sar-fettiği gayretlerde dün gece Liberaller ve Cumhuriyetçilerin çıkardığı güçlük­lerle karşılaşmıştır. Sanıldığına göre, Liberaller beklenmedik bir şekilde eko­nomi Bakanlığını istemişlerdir. Halbuki Hıristiyan Demokratlar yeni Hükümette bütün ekonomik makamları muhafaza etmeye karar vermişlerdi. Liberal Parti Genel Sekreteri Vİllabryna İtalya'da mahallî muhtar idareler kurul­ması için partisinin referandum yapıl­masında İsrar edeceğini söylemiştir.

22 Ocak 1950

—Roma:

Cumhurbaşkanıbugün,Başbakan De Gasperi ile 4 saat konuşmuştur. Bu ko-

nuşmalar sırasında Cumhurbaşkanı, Gasperi'den Liberallerin ve Sosyalistle­rin çekilmesine rağmen Hükümeti kur­ma işine devam etmesini istemiştir. De Gasperi gazetecilere yarın temaslarına başlıyacağmı söylemiştir.

25Ocak, 1950!

—Roma:

Cumhurbaşkanı Binaudi ile bir buçuk saatten fazla görüştükten sonra beya­natta bulunan Başbakan De Gasperi ye­ni kabineyi bu akşam ve en geç yarın kurmak ümidinde bulunduğunu söyle­miştir.

Cumhurbaşkaniyle yaptığı görüşmeden sonra Başbakan De Gasperi Ayan ve Parlamento Bakanlariyle müzakere ede­rek Meclisteki çalışmaları tanzim et­miştir.

26Ocak 1950

—Cenevre:

Bir madde hariç olmak üzere Vesayet Konseyi bugün İtalya'nın Somali üzerin­deki vesayet antlaşmasının kaleme alın­masını bitirmiştir.

—Roma:

De Gasperi latmcı kabinesini fiilen kur­muştur. Sanıldığına göre, Hıristiyan De­mokrat Partisi Lideri bu akşam Bakan­ların Listesini Devlet Başkanına suna­caktır.

27Ocak 1950

—Roma:

iki hafta devam eden ve Nisan 1948 de yapılan Meclis seçimlerinden sonra ku­rulan koalisyon kabinesindeki üç par­tiyle Liberallerin aralarının açılması neticesinde tezahür eden kabine buhranın­dan sonra 6 ncı De Gasperi kabinesi dün akşam kesin olarak kurulmuştur.

Yeni kabinenin öncekinden farklı, Libe-arl Partinin iki temsilcisinin mevcut ol­mayışı ve bir Hıristiyan Demokratla bir Sosyalistin işgal ettikleri iki Başbakan Yardımcılığının ilgasıdır.

Hıristiyan Demokrat Parti 12 bakanlık ve Başbakanlığı elinde tutmakta ve ay­rıca Sağlık Yüksek Komiserliğine de sa­hip bulunmaktadır. Sosyalistler üç ve Cumhuriyetçiler eskiden olduğ;u gibi iki bakanlık alabilmişlerdir. Mühim bakan­lıkların ekseriyeti bir değişikliğe uğra­mamıştır.

6 Ocak 1950

—Budapeşte:

Amerikan Hükümeti dün Macaristan'a verdiği bir nota ile, bu ülkeyi barış ant­laşmasının insan haklarına mütaallik hükümlerinin Macaristan tarafından ih­lâl edildiği hakkındaki Amerikan iddia­larını inceliyecek olan karma komisyona üye göndermeğe davet etmiş ve bu ko­misyona Amerikan temsilcisi olarak Ed­erin Dickinson'un tâyin edildiğini bildir­miştir.

13 Ocak 1950

—Budapeşte:

Macar Hükümeti Budapeşte'deki ingiliz

Eliçiüğine verdiği bir notada, Batı Al­manya'nın kurulmasına dair Macar Hü­kümetinin 3 Kasım tarihli protestosuna karşı İngiliz Hükümetinin cevabını red­detmiştir.

Bu yeni notasında, Macar Hükümeti «in­giliz Hükümetinin Macaristan'a demok­rasi ve hürriyet dersi veremiyeceği» kaydedilmekte, ingiltere'yi Almanya'da-ki Macar emlâkine el koymakla itham etmekte ve Macaristan'ın bütün millet­lerarası siyasi meselelerde fikrini bildir­mekte serbest olduğunu ileri sürmek­tedir.

13 Ocak 19S0

—Helsinki :

Cumhurbaşkanı Pasikivi 300 ikinci seç­menin en az 170 i tarafından tekrar Başkanlığa seçilmiştir. Pasikivi bu su­retle iki rakibinin elde ettiği oy yekû­nundan fazla oy almıştır. Seçim kurulu uisul muamelelerini ikmal etmek üzere gelecek hafta toplanacaktır.

300 harp suçlusu meyanında 56 Finlan­diyalı harp suçlusunun iadesini isteyen Sovyet notasının, komünistlere ümit et­tikleri yardımı sağlamadığı hususunda ittifak olunmaktadır.

21 Ocak 1950

—Helsinki :

Finlandiya'yı 300 Sovyet harp suçlusu­na melce vermekle itham eden Sovyet notasını bugün Fim Hükümeti (katiyetle reddetmiştir.

Fin notasında [belirtildiğine göre, Sov­yet notasının tevdiinden sonra 4 kişi tevkif edilmişse de bunlardan hiç biri Sovyet vatandaşı değildir. Bu ıdört kişi­nin soruşturması henüz sona ermedi­ğinden bunlann suçlu olup almadıkları hakkında hiç bir şey söylenemez.

— Helsinki :

Moskovadaiki Fin maslahatgüzarı 'bu­gün Sovyet makamlarına, Sovyet Rus­ya'nın 31 Aralık tarihli notasına Fin­landiya'nın cevabını vermiştir.

'Finlandiya 'Hükümeti bu notasında: Hapr suçlusu olarak Sovyet Rusya ta­rafından istenilen ve Finlandiya'ya sı­ğınmış olan 56 ikişiden. Dışişleri Bakan­lığınca gereken tahkikattan sonra, sor­gulanmak için yalnız 4 (kişimin tevkif edileceğini, diğer 52 sine .gelince Fin Dışişleri Başkanlığı, bunların 1948 den evvel memleket dışına çıktıkları kana­atine varıldığını, 16 sının bulunamadı­ğını, 4 ünün Sovyet Rusya'ya teslim edildiğini, 5 inin teşhis edilemediğini, birisinin İki .ayrı (isimle gösterildiğini, birinin de ölmüş olduğunu bildirmiştir.

Finlandiya, cevabî notasında ayrıca, Fin makamlarınca Sovyet Harp suçlu­larına hiç bir vakit sahte hüviyet vara­kaları verilmediğini belirtmiştir.

Hulâsa olarak, Finlandiya Hükümeti cevabında Sovyet Rusya İle arasındaki barış antlaşması ve dostluk paktı hü­kümlerinin kendisine yüklediği vecibe­leri yerine getirmeğe her vakit çalış­tığını, aynı zamanda Milletlerarası hu­kuk kaidelerine riayet etmeğe çalıştı­ğını bildirmiştir.

Nota, bilhassa ibabis konusu şahsiyetle­rin JKostov ile münasebetlerde bulun­duklarını ve Sofya'daki Yugoslav Elçi­liğinin Bulgaristan'ın mil'lî bağımsızlık ve hakimiyetine zararlı faaliyetlerde bulunan Tito ajanl-arınm casusluk mer­kezî faaline geldiğini zikretmektedir.

22 Ocak 1950

— Sofya :

Bulgaristan Basın Direktörlüğü bugün Amerika ve Yunanistan hakkında bazı ithamları ihtiva eden bir resmî tebliğ yayınlanmıştır. Bu tebliğde şöyle denil­mektedir:

«Yunanthlar Amerika'nın yardımı ile Bulgar mültecilerini si'lâhl'andırmak ca­susluk ve Bulgaristan aleyhine faali­yetlerde bulunmak iüzere Bulgar top­raklarına sokmaktadırlar. Geçen- yaz­dan beri Bulgaristan'da bu maksatlarla faaliyette bulunan ibazı gruplar vardır. Bu gruplar Yunan - Bulgar hududunda hadiseler çıkarmakta fve halkı taihrik inektedirler.Bu cümleden olarak, hudut [köylerinden çoibanlar kaçırılımak-tadır. İvailograd Şehrinden Raihjp Di-imitri Gospodlnof öldürülmüştür. Bu çe­teler Lavrion, Oacılkiryaskus ve Dede-ağaç'ta Yunan kamplarında yetiştiril­mektedir. 5 Ekimle 9 Ocak tarihleri ■arasında bu çetelerin marifetine 9 hu-duıt vartası tentipedilmiştir.»

23 Ocak 1950

— Sofya :

Bulgaristan bugün saat 7 de radyo va-ısıtasiyl'e Başbakan Kolaref'un öliknün-den haberdar olmuştur.

Komünist Partisi Merkez Komitesi ve Bulgar Bakanlar Kurulunun kararı ge­reğince aym 23 ünden 25 ine kadar bü­tün memleket üç gün matem tutacak­tır.

Diğer taraftan Başbakan Yardımcısı ve Dışişferi Bakanı Vladmir Popto-nof'un başkanlığında 12 kişilik bir ko­misyon Kolarof a yapılacak cenaze me­rasimini tertip edecektir.

Türk Yunan dostluğu...

2 Ocak 1950 tarihli «Yeni istan­bul» dan

Yunan Başbakan Muavini Konstantin Çaldaris, daha sıkı ve daha başarılı bir Türk - Yunan dostluğa cereyanına şahsî gayretlerini eklemektedir. Bundan bir­kaç gün evvel iki memîeiket arasındaki temasların ve münasebetlerin takviyesi için gerek Ankara, gerekse Atina'deki parlâmento mensuplarından teşekkül e-<3en Komisyon bir plân neşretti. Çaîdaris, Makedonya ve Yunan Trakyasmda yap­tığı teftiş seyahati esnasında verdiği nu­tukta bu işbirliğinin vüsatini belirtiyor: «Yunan ve Türk milletleri, dünyanın bu köşesinde işbirliği yaparak dinamik bir mevcudiyet göstermek zaruretindedir -ler.» Eritilmesi lâzım gelen gaye, bun­dandaha iyi tarif edilemezdi.

Yunan Bakanının dikkat nazarımızı üze­rine çeken sözlerinden biri de, müşterek menfaatler uğruna ahenkli şibirliği fik­rinin daha küçük yaşlarda her iki millet efradına öğretilmesi keyfiyeti ve ümidi­dir. Başarılması lâzım gelen ödevlerin en mühimmi, muhakkak ki budur. An­kara ve Atina'daki diplomatik mehafil ve idareciler, «dünyanın bu köşesinde» ki sulh ve refahın İki memleket arasın­daki siyasi ve belki de ekonomik işbir­liğiyle kabil olacağını tam mânasiyle an­lamışlardır. Bu işbirliğinin «dinamik» bir vasıf alması uğruna her iki taraf, gay­retler sarfetmektedir. Çok esefe şayan­dır iki zaman zaman, bu uğurda sarfe-dilen gayretler, efkârı umumiyenin ateş­li bazı hareketleriyle sekteye uğratılıyor. Bahsi geçen ateşli hareketler, bugün ar­tık mâna ifade etrniyen bir takım eski hikâyelere dayanmakta ve sulh düşman­ları tarafından zevkle İstimsar edilmek­tedir. Geçmiş bir devre ait olan bu za­rarlı münakaşaları zihinlerden silmek için Türkiye ve Yunanistan arasındaki

yeni dostluk fikrini geçliğe aşılamaktan daha iyi bir metot bulunamaz. Evde ve okulda tahakkuk ettirilebilecek bu esere basının da elinden gelen gayreti ekleme­si icap eder. Türk - Yunan Parlâmento Komisyonundan bu büyük ve faydalı teşebbüsün tatbikatı hakkında direktif­ler bekliyoruz.

İç ve dış poletika

İO Ocak 1950 tarihli «Yeni İstan­bul» dan

Kırk güne kadar Yunanistan reyini kul­lanacaktır. Bu defaki seçimler, normal şartlar altında cereyan edecek, 1946 da olduğu gibi yabancı müşahitlerin kon­trolü altında yapılmayacaktır. Dost ve komşu memleketin, komünist çetelerine karşı kazandığı zaferden sonra, normal demokratik hayat şartlarına döndüğünü ispat etmesi için eline bundan iyi fırsat geçemez. Halkın reyine yapılan bu mü­racaatın dürst ve bitaraf geçmesi için lüzumlu bütün garantiler mevcuttur. Birkaç gün Önce iktidarı elen alan Teo-tokis Hükümeti, partiler dışında kurul­muştur. Bu kabineye dâhil olanlardan hiçbiri milletvekilliğine namzetliğini ko-yamıyacaktir. Buna ilâveten, seçimler için nispî temsil esasının muhafaza edi­leceği de kuvvetle tahmin edilmektedir. Bundan dolayı intikal hükümetini tama-miyle bitaraf kabul etmek doğru olur. 19 Şubatta yapılacak olan seçim Yuna­nistan'ın siyasi hayatında bazı mühim değişiklikler meydana getireceği tahmin edilebilir. 1946 seçimlerinde Çaldarls'in Halkçı Partisi, Mecliste 206 milletvekil­liği kazanarak, mutlak bir ekseriyet el­de etmişti. Buna karşı Sofulis'in Liberal Partisi 48 ve Venîzelos, Papandreu, Kar-nelopulos'un kurdukları Millî Siyaset Birigi 68 milletvekilliği elde edebilmiş­lerdi. Buna rağmen, sonradan meydana gelen şartlar, Sofulis'in başkanlığında bir Millî Birlik Kabinesi kurulmasını İcap ettirmişti. Bugün, Sofulis ölmüş ol­duğuna göre, Liberallerin ekseriyeti, Ve-nizelos ile beraberdir. Son zamanlarda büyük gayret gösteren Venizelos'un 19 Şubat seçimlerinde birçok milletvekilliği kazanacağı kuvvetle tahmin ediliyor. Yalnız bu, Liberal Partinin birinci plân­da yer alacağını ifade etmez. Kalkçı Parti, mutlak ekseriyeti temin edemez­se, tek başına hükümeti kuramaz, de­mektir.

Şuna da işaret etmeliyiz ki, bütün bun­lar Yunanistan'ın iç siyasetinde bir de­ğişiklik vücude getiremez. 1946 senesin­deLiberalParti,cumhuriyetçiolarak

seçimlere girmişti. Plebisit neticesinde halk, Kırallık lehine rey verdiğinden, Liberal Parti de Kırallığa sadık kalmış ve kalmaktadır.

Bu tahminleri altüst edecek bir tek ihti­mal mevcuttur: Maraşal Papagos'un si­yasete atılması. Bazı kimselere göre, Yunan ordusunun başkomutanı istifa ederek, seçimlerde namzetliğini koya­caktır. Böyle olursa, seçmenlerin yüzde altmışının Papagos ve onun arkadaşla­rına rey verecekleri hesap ediliyor. Fa­kat, bu vaziyette bile, bir rejim değişik­liği beklemek doğru olmaz. Çünkü Papagos, mütaaddit defalar diktatörlük olduğunu beyan etmiştir.

3 Ocak 1950

—Kahire:

Mısır'da bugün yapılan seçimler esna­sında vukubulacak karışıklıkların Önüne geçmek maksadiyle icap eden bütün ted­birler alınmıştır.

—Kahire:

Harbin sonundan beri ilk umumi seçim­ler bugün akşam üzere sona ermdştir. İlk haberlere göre seçimlere iştirak nis­peti fazladır.

Başbakan Hüseyin Sırrı Paşa bütün gün seçimlerin nasıl gittiğini takip etmiş ve bürosunu terk etmemiştir.

4 Ocafe 1950

—Kahire:

Sabahın saat beşine kadar alman kısmî neticelere göre, Mısır seçimlerinde Vafd Partisi mensupları 44, Meşrutiyetçi Li­beraller 4, Milliyetçiler 3, Saad Partisi mensupları 2 ve bağımsızlar 7 saylavhk elde etmişlerdir. Daha 6 saylavlıik için ikinci bir seçim yapılması gerekmekte­dir.

—Kahire:

Oy pusulalarının sayımına İçişleri Ba­kanlığında devam edilmektedir. Nil va­disinin en uzak mahallerindeki seçimle­rin neticeleri yarın sabaha kadar gelme­ğe devam edecektir.

Bugün mahallî saat 16 da 151 seçim bü­rosu kesin neticelerinin yüzde ellisi belli olmuştur.

Seçimlerde Vafd Partisinin başta gel­diği anlaşılmıştır.

Şimdiye kadar kaydedilen en ağır mağ­lûbiyet elan Kotla adınıtaşıyan Vafd partisinin Kanlı'da elde ettiği neticeler­dir. Vafd'lılar burada tek saylavlık ka­zanamamışlardır.

— Kahire:

Sabahın saat 7 sinde Devlet Redyosu ta­rafından resmen bildirilen kısmî netice­lere göre, Vafd Partisi mensupları 52, Meşrutiyetçi Liberaller 5, Milliyetçiler 3, Saat Partisi mensupları 3 ve bağımsız­lar 7 saylavlık elde etmişlerdir. Temsil­ciler Meclisindeki saylavların adedi 304 dür.

Mısır'da seçimler dün yapılmış ve sabah saat 8 den akşam 17 ye kadar devam etmiştir. Bu müddet içinde 4 milyon er­kek seçmenden yüzde 90 mm oylarını kullandıkları tahmin edilmektedir. Si­lâhlandırılmış polis mümkün olduğu ka­dar hâdiselerin önüne geçmiştir. Hatır­larda olduğu üzere seçim arifesinde ya­pılan seçim mücadeleleri esnasında 7 ki­şi ölmüştü. Dün seçimlerde ölenlerin sa­yısı ise sadece 4 kişidir.

5 Ocaik 1950

—- Kahire:

Seçimlere ait son neticeler, Vaft Partisi­nin, altı yıldan beri ilk defa olarak Mı­sır'da tek parti Hükümetinin teşkilini mümkün kılacak kadar büyük bir ço­ğunluk kazandığım gösteriyor. Partinin İngiliz aleyhtarı bir siyasete taraftar olduğu malûmdir. Şu ana kadar edinilen bilgiye göre, 161 Vaft adayı seçilmiştir. Tam çoğunluk için bir adaylığın daha parti tarafından kazanılması gerektir, ki partinin bu rakamın çok üstünde bir başarı elde edeceği muhakkak addedil­mektedir.

9 Ocak 1950

— Kahre:

Suriye'deki son Hükümet darbesini ya­pan Albay Edip Çiçekli Kahire'ye muva­salatında gazetecilere beyanatta bulu­narak sadece Arab Memleketleri Müş­terek Güvenlik Paktının askerî veçhele­rini müzakere etmek üzere buraya gel-

diklerini söylemiş ve genç Suriyeli Su­bayların Mısır ordusunda talim görme­leri için Mısır'a müracatta bulunacağını ilâve etmiştir.

Bilindiği gibi Hüsnü Zainı rejimiyle de buna benzer bir anlaşma yapılmış fakat Albayın ölümünden sonra bu anlaşma feshedilmiştir.

Başkan tarafından kongreye tavsiye edi­len hususlar arasında, bunlardan başka, imar alanında yeniden yapılan yatırım­larda özel teşebbüsüm teşvikine müta-allik tedbirler ve bazı İç bayındırlık iş­lerine ait projelerle Amerikan bankacı­lığını ilgilendiren önemli hükümler de yeralmıştır.

7Ocak 1950

—Wasing!ton :

îran [Şahı, Başkan Truonan tarafından yayınlanan bir mektubunda, Iran ve Binleşiık Amerika arasındaki dostane münasebetlerin kuvvetlenmekte ve ge­nişlemekte devam edeceğine itimadı ol­duğunu bildirmekte ve kendisine göste­rilen misafirperverlikten dolayı Başkana ve eşine teşekkür etmektedir.

8Ocak 1950

—Wasington :

Başkan Truman 1951 bütçesini yarın, kongreye sunacaktır. Çok sert tenkitle­re ya1 açabilecek olan bu bütçenin mas-raı kısmı tam olarak bilinmemekle be­raber Temsilciler -Meclisi Başkanı Sam Rayburn 42 milyar dolar tahmin etmek­tedir. Bu rakam geçen seneki miktardan 1.800.000.000. dolar azdır.

'Başkan Tmıman'ın gittikçe artmakta olan bütçe açıklarını kapamak için yeni vergiler ihdas .etmek tasavvuru, Cum­huriyetçi kongre üyeleri arasında oldu­ğu gibi demokratlar arasında da iyd karşılanmamıştır.

9Ocak 1950

—Wasingiton :

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Truman bugün Amerikan kongresine 1 Temmuz 1950 - 30Haziran 1951 bütçesi­ni vermiştir. Bu bütçeye «insan hürri­yetleri» bütçesi adı verilmiştir.

Başkan Truman önümüzdeki malî yıl içinde 42.439.000.000 dolar masraf tek­lif etmektedir. Bilindiği gibi geçen yıl­kı bütçede giderler 43.297 milyon olarak tahmin edilmişti. Bütçede 5 milyar 133 milyon dolarlık İbir açık vardır. Bu açığı kapamak, için yeni bazı vergilerin ih­dası teklif edilmektedir.

— Waşîitgîton :

Başkan Truıman "bugün Amerika Birle­şik Devletleri Kongresine gönderdiği me­sajda 'diğer milletlere yapılan askerî yardımın artırılmasını ve geri kalmış memleketlere teknik ve sermaye yar-dı-mı yapılmasını isterken «bizim kendi emniyetimiz için lüzumlu olan» bölge­lerde hürriyet ve istikrarın muhafazası için iktisadi canlılık ana şart olmasına rağmen «tecavüze mâni olmaya kâfi de­ğildir»demektedir.

Trumam, «daha kuvvetli müdafaanın icabettiğini» belirtmekte ve birçok mil­letlerin «kalkınma gayretlerini ciddi bir şekilde yavaşlatmaksızın, başka bir yer­den yardım almadan müdafaalarını kuv-vetlendiremiyeceklerini» işaret etmekte­dir.

10 Ocak 1950

—- Wasmgton :

Başkan Truman'ın bütçe dolayısiyle kongreye verdiği mesaja göre, Amerika Birleşik Devletlerinin muntazam borç­ları 30 Haziran 1949 -da 252 milyar 800 milyon dolardı. 1950 bütçesinin 5 mil­yar 500 milyon ve 1951 malî bütçesi­nin de 5 milyar 100 milyon dolârlıüs tah­minî açıklariyle ve diğer muhtemel bazı ufak idegisikliklerle birlikte, Amerika'nın borçları 1951 somunda ,263 milyar 800 milyon dolara baliğ olacaktır,

12» Ocak 195

— Wasingiton :

iyi haber alan kaynaklardan öğrenil­diğine göre, Dışişleri Bakanı Dean Ache-son, ıdün Meclis Dışişleri Komisyonunda, Birleşik Amerika'nın Yugoslavya'ya 'muhtemelen ve bazı şartlar altında mah­dut bir askerî yardım yapmağa karar verdiğini teyit etmiştir.

Resmî teşebbüsler birkaç güne kadar başlayacaktır.

Dışişleri Bakanı Acheson, Washington, -daki Çin Büyükelçisine bir mektup gön­dererek Amerikan menfaatlerinin korun­ması için ikanuni bütün tetbirleri alma­sını istemiştir.

Dışişleri Bakanı Acheson Milliyetçi Çin,in Washington Büyükelçisi VVelling-.ton Koo'ya bir nota vererek, Amerika Hükümetinin 42 gemi (hakkındaki kara­rının Milliyetçi Çin Hükümeti için do­ğurabileceği fena neticeleri müdrik ol­duğunu ve Dışişleri Bakanlığının alına­bilecek tetbirleri başka dairelerle ince­lemek niyetinde olduğunu bildirmiştir.

ve bir buçuk milyon doları alıp savuşmuşlardı. Hoover'în emrinde çalışan 3000 polis, haydutların hüviyetini ıtesbit etmek, için araştırmalara devam, .etmektedir.

—Wasington :

Bugün demeçte bulunan Dışişleri Ba­kanlığı sözcüsü Dışişleri Bakanı Ache-son'un Perşembe günü yaptığı demeçte, Birleşik Amerika'nın İspanya ile bir ti­caret 'muahedesi akdetmek istediğini ve demokratlaşıp Liberalleştikten sonra, Franko rejiminin Batı Avrupa milletler camiasında hakettiği yeri alacağını söy­lemekte, Birleşik Amerika askerî hava­cılığı ve donanması için ispanya'da üs­ler elde etmek gayesini gütmediğini söylemiştir.

21 Ocdk 1950

—Wasiagrtx>n :



Truman'ın bugün yaptığı basın toplan­tısında gazetecilerin suallerine hidrojen bombasının yapılmasına ikarar verilme­sinin muhtemel olduğunu, aynı zamanda Rusya ile vasıtalı .görüşmelere girişilme­si ihtimalinin de bulunduğunu ihsas eder şekilde cevaplar vermiştir.

Bir gazeteci hidrojen bombası yapılma­sını düşünüp düşünmediğini soranuş, Truman bu konuda yorumda bulunamı-yacağmı söylemiştir.

Başka foir .gazetecinin hidrojen bombası hakkında Rusya ile doğrudan doğruya müzakereye girişmeyi tasarlayıp tasar­lamadığı sorusuna da menfi cevap ve­ren Truman, görüşme ihtimalinin varit olamıyacağını kesin olarak bildirmemiş ve m'eseiâ Birleşmiş Milletler vasıtası ile Rusya ile müzakereye .girmek ihti­malini bertaraf etmemiştir.

20 Ocak 1950

— Boston :

Amerika'nın tarihinde vukubulan hay­dutlukların en heyecanlısının faillerini bulmak azmimde olan hükümet, buı işe Federal Emniyet Müdürü Edgard Hoover'i memur etmiştir. Bilindiği gibi Sah akşamı silâhlı 9 haydut kamyonla nakliyat yapan bir şirketinin yazıhane­lerinegiderek ımemurları bağlamışlar

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü dün akşam beyanatta bulunarak Sovyet D-şişleri B&kanımiL basına verdiği demeç üzerin­de şimdilik hiç bir tefsirde bulunulma­yacağımı söylemiştir.

— Washington :

Başkan Tru-man, Dışişleri Bakanı Ache-son'dan bir mektup almıştır.

Acheson bu mektubunda, Am-erikan yar-dumı devam ederse Kore'nin hür bir memleket olarak yaşayabileceğini fakat bu yandım kesilirse bu memleketin ya­şayabilmesi ümitlerinin belki de tama-miyle mahvolacağını ve şimdiye kadar yapılan yardımlarnı da boşa gideceğini bildirmektedir.

Başkan Truman Acheson'un mektubunu bir mesajla kongreye göndermiştir. Baş­kan kongreden, kanun tasarısının red­diyle ortaya çıkan dununun süratle ta­mirini istemiştir.

Diğer taraftan Temsilciler Meclisi B'aş-kanı Hayburn, Kore'ye yardım .tasarısı­nın tekrar oya konacağını ve bu önemli kanun kabul edileceğini söylemiştir.

232 Ocak 1950

Temsilciler Meclisinin Kore'yeiktisadi yardımda bulunmamayıkararlaştırması

üzerine Başkan Truman .dün akşam par­lamento liderlerinden bu mevzuun tek­rar oya (konmasını isteyeceğini bildir­miştir.

— Nevyork :

Bugünkü .başyazısında Vişinski'nin iDean Achason'a verdiği cevabı yorumlayan Nevyork Times şunları yazmaktadır : Vİşİnski eski haline avdet -etmiştir. Bu Sovyet 'düşüncesinin tipik bir misalidir. Onlar her zamanki gibd hâdiselere yan­lış mana veriyorlar. Dışişleri Bakanına yapılan hücumları bu .memlekette an­cak bir kaç kişi ciddi telakki edebilir. Anlaşıldığına göre, iSovyetier Birliği" bu­gün için komünist Çin'le münasebetle­rinde hiç olmazsa hayalî bir verasete istinat etmek kararırdadırlar.

Fevkalâde Elçi Philip Jessup, dün Ma-nilla'da Mao Çe Tung'un Moskova ziya­retini bahis mevzuu ederek şöyle demiş­tir :

«Sovyetlerin siyasetine müzahir olmak demek ona tamamiyle bağlanmak de­mektir. 33u herkesin foiıldiği şeydir. Belki Çe Tuaıg bunun İçin Moskova'ya gitmiş­tir».

Vişinsıki çok yüksekten konuşan' bir kimse olabilir, fakaıt bundan istifade ederek Ruslar'in son hareketlerinin sa­rahatini kapatamaz.

24 Ocak 195

Başkan Truman, .Bakanlar ve ve askerî müşavirler dün silâhların kıymetlendi­rilmesi hakkında üçüncü toplantılarım yapmışlardır." Beyaz Saray sözcüsü bu toplantıda yeni bir inkişafın kaydedilme­diğini bil'dir-miştir. Hidrojen bombasının imâli 'meselesi müzaikere edilmemiştir. Konferansa iştirak edenler beyanatta bulunmamışlardır. İBasm mümessili Charles Ross her üç ayda bir bu toplan­tıların yapılacağını söylemiştir. Toplan­tıların gayesi yeni silâhlar hakkında Başkana, malûmat verimektedir. Bugünkü toplantısında Savunma Bakam L/ouis Johnson ve Ordu Kurmay Başkam Omar Bra-dley izahat vermişlerdir.

—Wasingıton :

Truman dün öğleden, sonra Beyaz Sa­ray'da bellibaşh askerî şeflerle yeni si-

lâhlarıngeliştirilmesi sahasındaelde olunanilerlemeler üzerinde konuşrauş-

27 Ocak 1950

—Wasmigıbon :

Birleşik Amerika Hükümeti tarafından Atlantik Paktını imza eden Avrupa devletleri askerî yardım programı çer­çevesi dâhilinde yapılacak silâh sevki-yatını tanzim eden iki taraflı anlaşma­ların ana hatları şunlardır:

Anlaşmaların önsözünde, akdin Atlantik Paktı ve askerî yardım programı çerçe­vesi dâhilinde Birleşmiş Milletlerce ka­bul olunan esaslara göre imzalandığı tasrihedilmektedir.

Birinci maddede ilgililerin asıl ıkaygusu Avrupa memleketlerine yardım etmek olduğu, fakat "Atlantik Paktı milletlerine tercihan yardımda ibulunmâk lâzımgel-diği bildirilmeıktedir.

İkinci maddeye göre Birleşik Amerika icabında Avrupa memleketlerine müra­caatla onlardan stratejik malzeme şek­linde yardım istiyebilec ektir. Üçüncü maddede, Amerika'dan yardım görecek memleketlerin casusluğa karşı icafe eden. bütün -tetbirleri almaları ve yapılan yardımı memlekete bildirmek üzere lüzumlu neşriyatta bulunmaları şart 'koşulmaktadır.

.Dördüncü madde ihtira beratı meselele­rine dair olup muhtelif silâhlara ait be­ratların mübadelesini ve ilgililere verile­cek .tazminat işini tanzim etmektedir.

Beşinci madde ile Amerikan malzemesi alacak .memleketlere gidecek askerî per­sonelin yapacağı masrafların tesviye şekli tesbit edilmektedir. Altıncı madde, anlaşmanın tatbiki husu­sunda diplomatik yollarla yapılması muhtemel istişarelere aittir. Anlaşmanın imzalandığı gün, hatta il­gili hükümetlerce tasvip edilmeden yü­rürlüğe gireceği yedinci maddede tasrih edilmektedir.

—Washington :

Amerika ve Atlantik Paktına dâhil 7 Avrupa memleketi bir milyar dolarlık silâh yardımı sevkıyatının başlaması için gereken karşılıklı anlaşmalarıimzala-

mışlardır. Ani aşmalarda, bu silâhların nasıl verileceği ve Rusların Batı Avm-paya taarruzları halinde ne şekilde kul­lanılacağına dair umumi hükümler bu­lunmaktadır.

— Washington :

Birleşmiş Milletlerde Rus'lar tarafından reddedilen ve atom. bombasının Milletler­arası kontrola 'tabi (tutulmasını derpiş eden plânı hasırlamakla mâruf Ameri­kan Devlet Adamı Bernard Baruch de-' meçte bulunarak Birleşik Amerika'nın, hidrojen bombası imâl etmesi gerekti­ğini söylemiş ve «eğer hayatımızı kur­taracak bir vasıta bilirseniz tabiatiyle bunu imâl etmeye çalışırsınız» demiştir. Bu yeni bomba ile ortaya atılan mese­lenin., atom enerjisinin kontrolü bahsin­de Sovyetlerle anlaşmaya varabilmek için yeniden gayretler sarfedİlmesini ta-zammun edip etmediği hakkında soru­lan suale cevap veren Baruch «Rusya veya herhangi bir devlet tarafından ya­pılacak teklifleri dinlemek icap eyledi­ğini»söylemiştir,ununlaberaber Baruch her teklifin Birleşik Amerika tarafından kabul edilebilmesi için temi­nat verilmesi gerektiğini belirtmiştir.

30 Ocak! 1950

— Washington :

Kongrenin Atom Enerjisi Karma Ko­misyonu Başkanı Brian Mcmahon bugün demeçte bulunarak, [komisyon üyelerinin hidrojen bombası meselesi hakkında bel-libaşlı bilginler ve askerî şeflerle görüş­meler yaptıklarını ve atom enerjisi fab­rikalarını (teftiş ettiklerini açıklamıştır. Mcmahon. Başkan Truman'a bu husus­taki şahsî kanaatini bildirdiğini de ilâve etmiştir. Bu 'demeç, Atom Enerjisi Ko­misyonu,' Müstafi Başkanı David Lihent-hal'in, hidrojen bombası imâline muha­lif bulunmadığını beyan etmesinden son­ra yapılmıştır. Bu meselle hakkındaki nihaî kararı' Başkan Truman alacaktır.

Hatırlarda olduğu üzere, bilginlerin söz­lerine g'öre hidrojen bombası atom bom­basından en az üç defa daha kudretli olacaiktır. İki asır kadar evvel başlayan ilmî ve endüstriyel reform arzımız insanlarını müşterek akıbete sürüklenmiştir. Dünyayı mahveden iki harp, yeryüzünün herhangi bir köşesinde yaşayan insanların işlerinden alıkonuİamıyacağını is­pat etmiştir.

İnsanlık bir dönüm noktasına gelmiştir. İnsan tabiat sırlarına ermiş ve bazı yeni kuvvetleri dizgine almaya muvaffak olabilmiştir. İnsanlar bunları iyi kullanırlarsa yeni bir medeniyet seviyesine erişebilirler. Fakat bunları akıl­sızca kullanırsa bu kuvvetler insanlığı mahvedebilir. İnsanların bu yeni kuvvetleri fenaya değil, iyiye kullanmaları için dünya ye­ni bir hukuki ve ahlâki çerçeve kurmalıdır. Bu neticeyi şekillendirmek için Amerika Birleşik Devletleri hakikî bir önder rolü oynamak zorundadır. Son elli yü içinde vukubulan bütün büyük değişiklikler arasında Amerika Birleşik Devletlerinin dünya işlerindeki vaziyetinin değişikliği, başka hiç bir olayla mukayese edilmiyecek kadar büyük bir değişikliktir. Elli yıl önce biz sadece iç işlerimizle meşgul olan bir memlekettik. Endüstrimiz büyümekte devam ediyordu ve bizim Garaipler Denizinde ve Uzak Doğu'da alâkaları­mız vardı. Fakat bizi birinci derecede alâkadar eden mevzu'kendi endüstri-mizdeki geniş arazinin kalkınması idi. Bugün nüfusumuz iki misline çıkmıştır. Millî İstihsalâtımız bugünkü fiyatlar üzerinden takriben 50 milyar dolarken bu gün yılda 255 milyar dolara çık­mıştır. Yurdumuz yeryüzünde diğer herhangi bir memleketten daha geniş bir endüstri potansiyeline ve daha verimli bir ekonomik sisteme sahiptir. Hayat şartlarımız diğer bütün memleketlere bir ilham kaynağı olmaktadır. İktisadi ve sosyal hayatımızdaki en ufak değişiklik bile bütün dünyada kendi akislerini göstermektedir.

Büyük kuvvetimizle birlikte büyük bazı mesuliyetleri de yüklenmiş bulu­nuyoruz. Dünya işlerinin teşkil ettiği dairede Amerika muhitten merkeze gelmiştir. Diğer memleketler ekonomik ve askerî kuvvetimizin temsilî hü­kümet ve hür bir cemiyetin ideallerini desteklemek üzere akıllıca bir şekilde kullanılmasını bizden beklemektedirler. Biz onların bu ümitlerim boşa çıkartmıyacağız.

Yeryüzünde gayemiz sulhtur. Memleketimiz sulhu temin için diğer memle­ketlerle elele vermiştir. Bunun kolay veya çabucak yapılabilecek bir iş ol­madığını biliyoruz. Fakat bu işi tamamen yapmak hususunda azmimiz var­dır. İki bellibaşlı. siyasi partimiz de bu hususta işbirliği yapmayı kabul et­miştir. Ben şahsen bu gayeye erişmek için işbiiiiğne devam edeceklernden eminim. Bu iş için enerji ve kaynaklarımızı kullanmaya hazırız, çünkü ken­di emniyetimiz ve insanların istikbali de bu arada tehlikeye düşebilir.

Sulhu temin için diğer memleketlerle birlikte çalışırken elde edeceğimiz mu­vaffakiyet, kendi yurdumuz için olan çalışmamaızdaki muvaffakiyetimize bağlıdır. Millî kuvvetimizi idame ettirmeliyiz. Kuvvet sadece silâh demek değildir. Kuvvet, iktisadi gelişme, sosyal düzenlik ve resmî ve hususi mües­seselerin tam verimine bağlıdır. Verimli enerjimiz, demokratik müesseselerimiz ve şahsî hürriyetlere olan katı inancımızla ancak sulhu temin edebilirirz. Gerek günlerde bize önderlik edecek ruh bu cumhuriyetin kuruluşuna hâ­kim oîan ruh olacaktır, bu bizim en emin önder İmizdir. Bütün insanların eşit olarak yaratılmış oldukları ve hayat, hürriyet ve saadeti aramak yolun­da müsavi bulunduklarına ait imanımızı gözönünde tutarak kararlarımızı vermeliyiz. Hükümetin vazifesi de bu gayelere yardım etmektir.

Vatanımız birçok nimetlere mazhar olmuştur. Fakat bunların en büyüğü yu­karda zikrettiğim prensiplere olan bağlılığımızdır. Tarihimizin her nokta­sında bu idealler bizim hatalarımızı tashih etmiş, muvaffakiyetsizliklerimizi -düzeltmiş ve daha büyük hayretler gösterebilmesi için bizi teşvik ile daima bir millet olarak yaşamamızın ana hedefini teşkil eylemiştir. Bu prensipler hükümetimizin âdilâne faaliyetlerde bulunması için mânevi teşvik olmuş ve insanların birbirlerini sevmesi hakkında Allahın enirini yerine getirmekte bize Önder olmuştur.

Bu prensipler bizim, bütün faaliyetimize mâna vermektedir ve dış siyaset sa­hasında tecavüz ve baskıyı müsamaha ile karşılamıyacağımız esasını vazet­miştir. Bu.prensipler bütün insanlar için daha iyi hayat, daha geniş hürriyet­ler teminine çalışmakta oîan tarafa bütün kuvvetimizle yardım etmemiz mâ­nasına gelir. Bu prensipler şimdiden yürürlüğe geçirdiğimiz muayyen sulh programlarını tatbik etmeğe devam etmemiz mânasını taşır ve teyit eder.

Birleşmiş Milletlere bütün kalbimizle yardım etmeğe devam edeceğiz. İnsan­lığın yaşaması için elzem olan milletlerarası kanun ve nizamı kurmak üzere ilerde bir temel temin edebilecek olduğuna inanmaktayız. Bu teşekkül, insan hakları lehinde ve bir ırkın kitle halinde yok edilmesi aleyhindeki müzake­relerinde bazı yeni prensipler koymuştur. Gayet geniş kültürel, ekonomik ve teknik faaliyetler yolu ile yeryüzünde kardeşlik telâkkisine kıymetli mânası­nı vermek için ileriye doğru gitmektedir.

Birleşmiş Milletler geçen yıl faaliyetleri arasında Endonezya ve Filistin'deki çok karışık milletlerarası anlaşmazlıklara son verebilmiş ve bu bölgelere ba­rış ve sükûn getirmeğe muvaffak olmuştur. Birleşmiş Milletler buralarda kan dökülmesine mâni olmuş ve barışı yerleştirmek İmkânlarını hazırlamıştır.

Biz, Birleşmiş Milletlerin, insanları kitle halinde yok edebilecek silâhları kontrol edeceği ve milletlerarası kanun ve nizamı muhafaza edebilecek bir kuvvete sahip olabileceği anlara doğru ilerlemekteyiz. Mamafih, dünyanın durumu karışıklık içinde bulunduğu müddetçe kendimizin ve her hür mem­leketlerin emniyetleri icap ettirdiği müddetçe kuvvetli ve muvazeli bir sa­vunma teşkilâtı bulunduracağız.

Birleşmiş Milletler Anayasasının presipleri dâhilinde hür memleketlerin müş­terek savunmaları meselesinde biz de hissemize düşeni yapmakta devam et­meliyiz. Geçen oturumda bu kongre bu müşterek gayretin esaslarını tâyin et­mişti. Biz şimdi üzerinde çalışılmakta olan savunma plânlarını tatbik saha­sına koymalıyız.

12 Ocak 1950

— KJolomibo :

Kolombo konferansının çalışmaları hakkında dün akşaım şu resmî tebliğ yayınlanmıştır :

«Sabahleyin konferans Japonya ile foa-rış antlaşmasını 'incelemiştir ve hükü­met temsilcileri arasında serbest görüş teatisi yapılmıştır. Bu antlaşmayı mümkün olduğu kadar çabuk akdetmek lüzumu üzerinde umumî bir mutabakat hasıl 'olmuştur.

öğleden sonra bakanlar Güney Doğu Asya 'memleketlerindeki siyasî ve ikti­sadi şartları incelemeğe başlamışlardır. Bu husustaki müzakereler yarın devam edecektir.

Konferansın ekonomik konseyi, 1949 Eylülünde "VVashinton müzakerelerinin neticelerini ve Sterlin bölgesindeki do­lar kıtlığını incelemeye 'devam etmiş­tir.»

Diğer taraftan öğrenildiğine göre, Ja­ponya ile barış antlaşması hakkında konferansta hiç bir karara varılmamış­tır. Esasen bu beklenmiyordu da. Di­ğer milletlerin ve bilhassa Amerika'nla hayati menfaatleri foıalhis mevzuudur ve bunların hazır bulunmadığı bir konfe­ransta Ikarar vermeğe imkân .yoktur. Rusya ve Çin işbirliği yapmayı reddet­tikleri takdirde demokratik memleket­lerin Japonya ile ayrı -bir barış anlaş­ması imzalayıp imzalamıyacağı mese­lesi ortaya atılmıştır. Bu çok şümullü bir mesele olduğundan, bunun daha de­rin bîr incelemeye tabi tutulması lâzım gelmektedir.

— Tokyo-:

Başbakan Yoşida bugün tfaited Press muhabirine verdiği Özel bir mülakatta,

komünizmle mücadelede Japonya'nın, Amerika ve diğer hür ülkelerle sıkı iş-birld'ği yapacağını söylemiştir. Barış antlaşması imzalandıktan sonra ve Formoza Adası bir Amerikan üssü ha­line geldiği takdirde Japonya'nın Ame­rika ile işMriÜği edip etmiyeceği soru-suna cevap vermek istemeyen Japon Başbakanı, barış imzalandıktan sonra Japonya'nın Amerika ile ittifak akdet­mesini (kendisinin terviç edip etmiyece­ği hakkında muhabirin sorduğu başka bir soruya da, bu konuda 'konuşmanın «henüz mevsimsiz» olduğunu söylemiş­tir.

23 Ocakl 1950

—Tokyo :

Japon Başbakanı Yoşida, Diyet Meclisi demecinde, Japonya'nın teslim olmuş bulunmasının kendini müdafaa hakkın­dan vazgeçmiş olmasını tazammun et-miyec eğimi, Japonya'nın güvenini ta­rafsızlıkta aramakla beraber kendi sa­vunmasına ihtimam hakkım muhafaza etmekte bulunduğunu bildirmiştir.

29 Ocak 1950

—Tokyo :

General Mac Arthur'un karargâhından alman bir habere göre, Dışişleri Bakanı Lester Pearson'un başkanlığında tor Kanada heyeti Pazartesi günü buraya gelerek, sulh antlaşması ve Japonya ile Kanada arasında ticari- münasebetlerin geliştirilmesi hakkında müzakereler başlayacaktır. Kanada Dışişleri Baka­nının bu ziyareti, TTzakdoğunıra savun­ması için bîr tetkik gezisine çıkacak Olan Amerikan kurmay başkanlarının Tokyo'yu ziyaretine rastlamaktadır. Milliyetçi Çin ve Komünist Çin.

Yasan :Ömer Rıza Doğrul ':

7 Ocak 1950 tarihli «Cumhuriyet» den

Milliyetçi Çin, dünyanın en ibüyük ülke­lerinden olan Çin karasında barınabile­ceği biar yer kalmadığı için Formoza Aidasma çekilmeğe karar vermiş ve bu adadan komünist Çinlilerle mücadeleye devam etmek istemiştir. Yüklerce mil­yon nüfuslu ülkeleri kaybettikten sonra Pormoza Adasından idare edilecek her­hangi ;bir mukavemetin muvaffak ola­cağını sanmak muhakkak ki beyhude­dir. Bahusus Amerikan yardımı kesil­dikten ve Amerika'nın Formozadan ya­pılacak herhangi mukavemeti' destek­lemek niyetinde olmadığı anlaşıldıiktan sonra verilebilecek en isabetli karar, mukavemeti -bırakmak ve Çin milleti­nin bir müddet için dahili harp yorgun­luklarından kurtulmasını sağlamaktır. Bundan başka Formoza halkının milli­yetçi Çin hükümetini barındırmak iste-mediğiği anlaşıldığından onun burada tutunabilınesi ihtimali, büsbütün zayıf­lamış buhınm akta dır. Gerçi Formoza halkı da Çinlidir, fakat bu adanın elli yıl (kadar Japon idaresinde yaşaması ada halkının Çine karşı durumunu de-ğiştiiımiş ve bunların daha yüksek bir yaşayış seviyesini gerçekleştirmelerine saük olmuştur. Bu yüzden ada halkı, bir kavga ve mücadele zemini olmayı ter­cih etmemektedir. Gerçi ada halkının ko­münist olmadıkları, hatta milliyetçi ol-duk':arı rri'uhakkaıktır, fakat buna r-ağ-nnen bunlar Çin -kavgasına karışma­mayı daha doğru bulmaktadırlar.

Asıl mesele Formoza halkının durumu veya isteği değildir. Mesele, Asya, Av­rupa devletlerinin komünist 'Çini tanı­mağa başlamış olmalarıdır. Hindistan iGe Pakistan bu şekilde hareket eden devletlerin en başın'^geliyorlar. Daha

sonra daha başka devletlerin de aynı şekilde hareket 'edecekleri şimdiden an­laşılmaktadır. Meselâ İngiltere'nin ve diğer dominyon devletlerin de komünist Çini tanımak üzere oldukları bilmen bir şeydir. Amerika Birleşik Cumhuri­yetlerinin tanıma .keyfiyetini elden gel­diği kadar geciktireceği muhakkak ise de dünkü kongre müzakereleri sırasın­da söylenen sözlerden, bu gecikmenin pek uzun sürmiyeceği beliriyor. Yani Amerika Birleşik Cumhuriyetleri hüikü-metl, Çin'de kurulan hükümetin Çin bir'jiğini, bütünlüğünü ve istiklâlini te­min eden sağlam bir hükümet olduğu­nu anladığı anda o da bu hükümeti ta-nınsımk lehinde karar verecek, böylece bu mesele de halledilmiş olacaktrı. İngiltere'nin Çin'de menfaatleri ve bu menfaatleri kurtarmak ihtimali, onu daha fazla istical göstermeğe sevket-mektedir. Amerika'nın Çin'deki menfa­atlerinin merkezi ise, Çin ülkeleri de­ğil, Amerika'dır. Bu yüzden Amerika, tanıma keyfiyetini geciktirmekten mü­him bir zarar beklememekte ve bu yüz­den sabredebilmektedir. O halde alâkalı devletler, çok geçmelen yeni ve komünist Çin ile alakalar kur-ımağa başlayacak ve bu alâkalar ku­ruldukça Formoza adasma iltica eden milliyetçi Çin, bu hareketleri protesto etmekle 'kalacaktır.

Yeni Çin'in devletler tarafından ibu şekil­de tanınması, yavaş yavaş onun Birleş­miş Milletler sahasına girmesine, hatta Güvenlik Konseyinde vaziyet almasına imkân verecek, ve böylece işin en mü­him safhası da halledilmiş olacaktır. Komünist Çin bu yolu tutmuş ve bir hayli ilerlemiş bulunuyor. Şimdiki hal­de herkes, «Çim halkının istediği gibi hareket etmekte serbest olduğunu» söylemeğe başlamıştır. Hatta Amerika, da, «Çinliler ne isterlerse onu yapabi­lirler, yeter 'M hürriyet ve istiklâllerini feda etmesinler»denilmektelir.

16Ocak 1950

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Hindistan, kahve ihracatını artınmak için yeni bir gayret sarfetmeğe karar vermiştir. Bu sene ihracat için ayrılan kaîıve miktarı, 3.000 tondur. Harpten evvel Hindistan, senelik istihsalinin ya­rısını ihraç etmekte idî. Bu miktar da 8.Ö00 ton idi. İhracat Fransa, Norveç, İngiltere, Orta-Doğu memleketleri, Sey­lân, Avustralya, Yeni Zelanda, Ameri­ka ve Kanada'ya yapılmakta idi.

Halen kahve ekimine tahsis edilen top­raklar200.000 dönümdür.

17Ocak 1950

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Dün Yeni Delhi'de Milletlerarası Stan-dardizasyon teşkilâtının iki komitesi de toplantı yapmıştır.

Bilindiği gibi mika ve gomalak Hindis­tan'ın en çok dalar temin eden bir ihraç malıdır. Bu malların 'diğer mallarla 'mu­vazi olarak Stasndardizasyona tabi tu­tulmalarım teşkilâttan isteyen Hin­distan olmuştur. Bu husus için de teş­kilât Hindistan'da sekreterlikler açmış­tır.

20 Ocak 1950

PAKİSTAN —- Karaşi :

Pakistan Kurucu Meclisinde 10 Ocakta Keşmir meselesinin 'müzakeresi müna­sebetiyle söz alan Başbakan Camu ve Keşmir devletinin Hindistan veya Pa-fefistaıu'ıa ilhakı meselesinin Birleşmiş Miletler Güvenlik Konseyinde iki sene­den ıberi hallediîemediğini, Pakistan hü­kümetinim bu meseleyi şerefli bir suret­te ha'İıletme'k için mümkün olan her şe­yiyaptığını, halbukiHindistanhükü-

metinin aynı şekilde hareket etmediği­ni 'belirttikten sonra demiştir ki: «Keşmir» in büyük ekseriyeti Müslü­man olan nüfusu dört milyondur. Resmî sayım istatistiklerine göre bu nüfusun yüzde doksan üçü Müsljümandır. Nisbe-ten daha küçük olan Camu eyaletinde ise, Müslüman nüfusunun nisbeti yüzde altmıştır. İki eyaletteki Müslüman nü­fusu umumî nüfusun yüzde seksenini teşkil etmektedir.

23 Ocak 195

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Hindistan'dan gelen haberlere göre, bu­gün ittifakla Cumhurbaşkanlığına seçi­len Doktor Rajendra Prasad, ingiliz aleyhtarı olarak tanındığı için 1942 - 45 yılları arasında İngilizler tarafından hapsedilmişti.

Prasad, daha önce de Gandhi'nin İngi­liz idaresi aleyhine tertip ettiği, «pa­sif itaatsizlik» hareketine iştirak ettiği için üç defa mahkûm oîımuştu.

26 Ocak'ta resmen Hân edilecek olan Hindistan Cumhuriyetinin Anayasası Ameriıkan Anayasası esas tutularak hazırlanmıştır.

24( Ocak 1950

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Kurucular Meclisinin bugünkü oturu­munda Başbakajı Nehru, Cumhurbaş­kanlığına seçilen Rajendra Prasad'ı tebrik ederek demiştir iki :

Sizi otuz seneden beri hürriyet ordusu­nun önderlerinden biri olarak tanıyo­ruz. Bugün sizi mîllet temsilcilerinin oy birliğiyle seçilen Cumhurbaşkanımız, liderimiz olarak selâmlıyoruz. Bugün İm meclis artık kurucular -meclisi ol­maktan çıkıyor ve HindistanCumhuri-

yetinin Millet Meclisi oluyor. Senelerden beri hayalimizde yaşattırınız rüya ha­kikat olmuştur.

Başbakan Yardımcısı Sandar Patel de yeni Cumhurbaşkanını tebrik etmiş ve bu hâdiseyi «mukaddes» sözüyle vasıf-landırmıştır.

Cumhurbaşkanı, kısa teşekkür hitabe­sinden sonra. Yeni Anayasanın Hindu Ii-saniyle olanını evvela tasdik etmiş ve millet temsilci'Ierini her üç nüshayı da imzalamağa davetetmiştir.

îlk önce Hindistan Başbakanı Pandit Nehru Anayasayı imza etmiş ve onu Kongre Başkanı Doktor Pattabhi Sita-ramaya ve diğerüyeler takibetmiştir.

Cumhurbaşkanı tarafından ayrıca hatı­ra olarak imza edilen nüshaları almak için milet temsilcileri sıraya girmişler­dir. Cumhurbaşkanı, imzasını taşıyan Anayasanın birer suretini kurucular meclisinin resmî iki hademesine de ha­tıraolarakvermiştir.

25 Ocak 1950

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Dün onaylanan Hind Anayasası İngiliz ve Amerikan Anayasalarından aılmmış prensipleri ve maddeleri ihtiva, etmek­tedir. Hindistan Anayasasının belli başlı maddeleri şunlardır :

Millet tarafından biri temsilciler meclisi diğ"eri de devlet şûrası olmak üzere ayrı ayrı ve tek dereceli seçilecek iki teşek­kül, «Merkez Teşrii Meclisi» altında Hindistan Parlâmentosunu teşkil eder. Cumhurbaşkanını bu Merkez Teşrii Mec­lisi seçer.

Bakanlar en yüksek salâhiyet mercii olan Merkez Teşrii Meclisine karşı, me­suldürler ve Cumhurbaşkanına tavsiye­lerde bulunurlar.

Adliye ve sayıştay icra kuvvetinden ta-maimiyle ayrı ve bağımsızdır, keza se­çimleri idare etmek üzere tamamiyle müstakil bir «seçim kontrolörlüğü» (ku­rulmuştur.

Bu teşekküllere mensup memurların tâ­yini, terfii ve diğer hususlariyle mün­hasıran bu teşekküllerin başında bulu­nanlar meşgul olurlar.

Eyaletler, siyasî, malî ve iktisadi hu­suslar hariç olmak üzere, idari muhta­riyete sahiptir. Merkezi hükümet sncak fevkalâde ahvalde bunların işlerine mü­dahale eder. Eyaletlerden her birinin de mahalli teşrii meclisi olacaktır.

Anayasa kadm, erkek bütün Hint va­tandaşlarına sosyal, ekonomik ve siyasi eşitliği, düşünce, söz, din ve silâhsız toplama hürriyetini, sağlamaktadır.

Hindistan 4000 seçim dairesine ayrıl­mıştır. Temsilciler meclisi 500, devlet şûrası 200 üyeden mürekkep olacaktır. Eyalet teşrii meclislerine seçilecek üye­lerin yekûnu da 3800 ıdir.

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Paıılit Nehru, 26 Ocak tarihinde vazife­si nihayet bulacak olan Hindistan Genel Valisi O. Pajakopalaçari şerefine dün akşann bir veda toplantısını yapmıştır. Bu toplantıda kordiplomatik, bakanlar ve Hindistan Hükümetine mensup yük­sek ımamurlar hazır bulunmuşlardır. Bundan sonra da hükümet binasında bir toplantı yapılmıştır. Bu toplantıda, Bir­leşik Endonezya Cumhurbaşkanı Dr. Sukarao ile eşi ve Yeni Delhi'deki ya­bancı temsilciler ile parlâmento üyeleri hazır bulunmuşlardır.

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Dün Kurucular Meclisi üyeleri tarafın­dan 'imza edilmiş olan Cumhuriyet Ana­yasası, 20 kilodan fazla ağırlıktadır. İn­gilizce metni we#um parşömen kâğıdı­na basılmış olan. bu tarihi vesika 289 sahifedir. Bu Anayasanın hiç değilse 1000 sene müddetle silinmeden duraca­ğı tahmin edilmektedir.

Hususi kaligraflar tarafından kaleme alınmış olan diğer iki nüshası henüz ta­mamlanmamış olmakla beraber üyeler tarafından imza edilmiştir. Bu yazılar mohul maghal resimlerinde olduğu gibi, kenarları yaldızla süslenmiştir. Bu eser­lerin biri İngilizce diğeri Hindu lisanı olarak yazılmaktadır. İkmâl edilince Santiniketa.n'a gönderilecek ve orada meşhur ressam Nand Lal Bose birinci sahifelerini Hindistan tarihinin muhte­lif devrelerini anlatan resimlerle süsle­yecektir.

KANADA -- Yeni" Delhi :

Kanada Dışişleri Bakanı Lester Fearson uça'kiı Tokyo'ya hareket etmiştir. 'Ba­kan Tokyo'da General Mac Arthtir'la Ja^cn barış antlaşman ve ticaret aiıt-laşm.ası hakkında görüşecektir. Kamada RaSkanım götüren uçaik Rangon, Singa­pur ve Hongckng'a ayacaktır.

HİNDİSTAN

Bugün Hindistan Kurucular Meclisinde beyanatta bulunan Endonezya Cumhur­başkanı Soekarno ezcümle demiştir M: Endon?zya mücadele eden bâr memle­kettir. Mücadele, eden memleketler ya­şamaya devam ederler. Memleketimizin bir parçası olan Yeni Gine'nin bize ve­rilmesi lâzımdır. Hindistan'ın bu gaye­ye u!aş:n3i-;mz için 'bizi desteklemesini bekliyoruz. Bu ::n eşele hail e d:.'m edikçe mücadele biıtmiye çektir. 1950 de Yeni Gino meselesi halledilecektir.

HİNDİSTAN --Yeni Deihi:

Cumhuriyetin Hânı münasebetiyle, Baş-baıkan Ya<rd".ne:sı Sardar Patel yayınla­dığı mesajda diyor ki : «Bundan tam yirmi sene evvel, Hindis­tan halkı, Hindistan'ın tam İstiklâle kavuşması için çalışacağına ant içmiş­ti. Bu andın altasmda onu destekliye», ak-ibetine inananların azmi ve kuvveti bulunuyordu. 15 Ağustos 1947 de is­tiklâle kavurmuş olmamıza rağmen, bu tam istiklâl değildi. îşte bugün allahm inayetiyle îm ant yerine tam olaraik de-tirüımiştir.

Hindistan'ın cumhuriyete kavuştuğu bugün, Hinlistan tarihlinde altın yazılar­la yazılacaktır. Yabancı idarenin bütün iz ve emareleri kalkıyor ve kanunen ve bilfiil 'kendi kendimizin hâkimi oluyo­ruz. Bundan böyle istikbalimizi tâyin ar­tık bize düşüyor. Bittabi, asırlar süren boyunduruk ve istismarın izlerini silip atm?:m:z zamana ihtiyaç gösterecektir.

26 Ocak 1950

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Hindistan, curnhuriyetinin ilânı müna-, sebetiyle İngiltere Kiralı Altıncı Geor-ge'un Cumhurbaşkanına gönderdiği me­sajın.metniaşağıdadır :«Hindistan

cumhuriyetinin ilânı münasebetiyle, si­ze en sıcak temennilerimi sunarım. Ge­lecek: seneler zarfında sizin ve milletini­zin su! ve refah günleri görmenizi te­menni ederim. Hindistan cumhuriyeti­nin temelleri ingiliz milletler topluluğu içinde çok iyi atılmıştır. Bu toplulukta, milletleri bir birine baglıyan dostluk ra­bıt alarmın idame ettirileceğlne ve tak­viye edileceğine ve beraber çalışıl-mağa devasınolunacağınaeminim.»

ingiltere Başbakanı Attlee le Pandit Nehru'ya aşağıdaki mesajı göndermiş­tir :

«Yeni anayasanın ilânı- münasebetiyle Hindistan hakkının refah ve saadetini temenni eder ve İngiltere Hükümeti na­mına size ve iş arkadaşlarınıza en sıcak temennilerimi sunarım. Cumhuriyetin, îngil'liz 'millet'cr topluluğu memleket­leri arasında ka'ıma (kararı bir memnu­niyet kaynağı ciıma'ktadır. İki memleket arasında mevcut en yakın ve en dosta­ne münasebetlerin devamını temenni ederiz.»

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Cumhuriyetin ilânı münasebetiyle Baş­kan Truman'dan Hindistan birliği baş­kanına gelen mesajın metni aşağıdadır: XHindistan'ın bu tarihi gününde, Birle­şik Amerika halkı İle beraber kendi se­lâm ve temennilerimi sunarım. Hindis­tan'ın müstakil bir cumhuriyete kavuş-hasi, Hindi-tan'ın siyasi istihaldeki son merhal-esidir ki bu da çok yakından ibi-zim geçirmiş olduğumuz istihaleye ben­zemektedir. Hindistan halkına karşı burada ananevi bir sempati mevcuttur. Amerikan halkı bu münasebetle iyi te­mennilerini sunmakla kendisini bahti­yar addeder.

Hindistan'ın yeni hükümet şekli, Ana­yasa ve ilk Cumhuribaşkan:mn vazifeye başlaması yirminci asrın ikinci yarısı başlangıcında iyi bir nişane sayılabilir. Demokratik bir anayasa ile çalışacak olan yeni cumhuriyet istikbalinin sulh, refah ve iyi talih ile dolu olmasını dile­rim.»

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Yeni Hint Cumhuriyeti bu sabah mera­simle ilân edilmiştir. Köylerden ve civar şehirlerden yüz binlerce insan ilân me­rasiminde hazır bulunmak üzere Yeni Delhi'ye .gelmiştir.

Cumhuıribaşkam ile 'kabine hükümet ko­nağımda yemin ettikten sonra Irvin Stady omunda Mffllî Bayrak merasimle direğe çekikniştir.

Eyalet ve devletler başkentlerinde de merasimi yapılmıştır. Bu merasimlere va'i'ler, bakanlar, sivil ve 'askerî me­murlar, 'askerî kuvvetler ve halk katıl­mışlardır.

Cumhurbaşkanının ant içme merasi­minde 'kurucular meclisi üyeleriyle ya­bancı devlet temsilcileri, yüksek devlet memurları ve İleri gelen şahsiyetler ha­zır bulunmuşlardır. Bundan sonra Cum­hurbaşkanının önünde merkez kabine üyeleri aınt içmişlerdir.

îrvin. Stadyomunda askerî bir geçit ya­pılmıştır.

Bütün resmî ve hususi binalar süslen­miştir. Gecede tenvirat yapılacak, Cumhurbaşkanı tarafından bir kabul tertip edilecektir.

26 ve 27 Ocak günleri Hindistan'da res­mî tatil günü ojaraık ilân edilmiştir.

— Londra. :

Hindistan'da cumhuriyetin ilânını yo­rumlayan Muhafazakâr Daily Teleg-raph .Gazetesi, Hindistan'a iyi temenni­lerde bulunmakta ve şunları yazmakta­dır :

Cumhuriyetin ilâm bir veda hareketi değildir. Zira, Prasad'ı Cumhurbaşkan-kanlığma getiren bu Ibüyük memleket İngiliz milletler toplulubu üyesiolarak

kalmaktadır.

Gazete şu tavsiyede bulunarak yazışma

sonvermektedir :

Mademki H:ndista.n cumhuriyet idaresi­ni: seçmiştir karşılaşacağı engeller ne olursa olsun komşusu Pakistan ile dos­tane münasebetler kurmaya çalışması icap eder.

PAKİSTAN

Dışişleri Bakanlığının bugün neşrettiği bir tebliğe g"öre, Pakistan Hükümeti Formoz'2/daki Milliyetçi Çin Hükümeti­ni -tanımaımağa karar vermiştir.

28 Ocak 1950,

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Hindistan Başbakanı Pandit Nehru bu­gün yeni cumhuriyet anayasasına uy­gun olarak yemin etmiştir.

30 Ocafo 1950

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Hindistan Radyosu, bugün bütün Hin­distan'ın Mahatma Gandhi'nin ölümü­nün 2 nci yıiı münasebetiyle büyük ön­derin hatırasını büyük törenlerle taziz ettiğini bildirmiştir.

Radyo bu münasebetle bütün meTnileket-te resmî meras imler ve halk toplantıla­rı yapıldığını kaydederek bu toplantıla­rın Maîıatma'nm şiddet aleyhtarı Dokt­rinine ve bunun sosyal, ahlâki Milletler-s.raası ve iktisadi sahalardaki tatbika­tınahasredildiğini tasrih etmektedir.

Colombo toplantısı...

8 Ocak 1950 tarihlî «Cumhuriyet» deu Britanya camiasına mensup dominyon­ların Dış Bakanları, bu müstakil ülkele­rin en genci olan Serendip'in merkezin­de toplanmakta ve Asya'yı alâkalandı­ran meseleleri konuşarak aralarında gö­rüş birliği sağlamayı düşünmektedirler. Dominyonlar konferansının Colombo'da toplanmasından maksat, Asya mesele­lerini görüşmek olduğu için, durumu gözden geçirmek her halde yersiz ve mevsimsiz olamaz.

İhtimal ki bu meselelerin en birincisi Dominyonlar arasındaki ayrılıkları or­tadan kaldırmağa çalışmaktır. Çünkü ancak bu ayrılıkları ortadan kaldırılmak camianın karşılaşacağı her meseleyi birliğin kuvvet ve samimiyeti iie ele ala­rak halletmesini kolaylaştırır. Bu ihti­lâfların en mühimlerinden biri ise Hin­distan ile Pakistan arasındadır ve Keş­mir'in mukadderatı yüzündendir. Birleş­miş Milletlere intikal eden bu mesele, yalnız Hindistan ile Pakistan'ın arasım bozacak mahiyette değildir. Belki dünya barışını tehlikeye atacak mahiyettedir. Hindistan ile Pakistan gibi iki ikiz kar­deş sayılacak derecede birbirine bağlı olmaları icap eden iki memleket arasın­da bir takım tehlikeli çatışmalar vücude getiren bu meseleyi iki tarafı hoşnut edecek surette hal için çare bulmak mu­hakkak ki Colombo Konferansı için bü­yük bir muvaffakiyet teşkil eder.

Konferansın bahis mevzuu edeceği diğer mühim bir mesele, komünizmin Asyada yayılmasına set çekmek ve bütün bu memleketleri onun tahriplerinden koru­maktır. Bütün bu memleketlerin bu hu­susta elbirliği yapmakta tereddüt etmi-yecekleri besbellidir. Bilhassa Çin gibi muazzam bir ülkenin komünistlik tara-

fından fetholunması üzerine, bu vazifeyi canla başla ifa etmek icap ettiği çok aşi­kârdır. Birmanya'da ve Malaya'da sonu gelmiyen mücadelelere yol açan komü­nistlik, daha sonraları Hindistan'da da baş göstermiş ise de Hindistan'ın müca­dele kuvveti ve Hindistan hakkını koru­yacak kaynaklara sahip bulunması, Hin­distan hükümetinin de halkçı bir hükü­met sıfatiyle halkı yoksulluğun pençele­rinden kurtarmağa çalışması, bu âfetin tahriplerini önlemiştir. Hindistan hükü­metinin halkı korumak yolundaki ted­birleri her halde Hindistan'ın bu âfetten büsbütün kurtulmasına yardım edecek, belki onun muvaffakiyetleri Uzak-Doğu-da ifrata kapılmış olanların itidale dön­melerine sebep olacaktır.

Colombo konferansında konuşulacak bir mesele de Japonya ile yapılacak sulhtur. Japonya ile mücadeleye iştirak eden devletlerin hepsi onunla yapılacak sulha da iştirak edecekleri, Colombo Konfe­ransına iştirak eden devletlerin hepsi de bu işle alâkalı oldukları için Japonya ile yapılacak sulhun mahiyetini karar­laştırmak hususunda görüş birliği temin etmelerinin ehemmiyetli olacağı şüphe götürmez.

Japonya ile yapılacak sulh, Asya'nın hayatı ve istikbali bakımından en büyük kıymeti haizdir. Japonya demokrat bir devlet sıfatiyle Asya'nın müstakil dev-letleriyle iş yaptığı takdirde bunun son derece faydalı olacağı şüphe götürmez. Bilhassa komünist bir Çin bütün Asyaya meydan okuyacak surette vaziyet almış bulunuyor. Hattâ Japonya da onun teh­didi altındadır. Bu yüzden Japonya ile yapılacak sulh, bu duruma göre yeni bir mahiyet kazanmış bulunmaktadır.

îşte Colombo konferansı bu çeşit mese­lelerle meşgul olacak ve mühim neiceler elde etmeyi umacaktır.

Hindistan Cumhuriyeti...

Yazan: Prof.Dr. Yavuz Atadan

26 Ocak1950tarihli«Ulus» dan

15 Ağustos 1947 de istiklâline kavuşan Hindistan'da bugün yeni Anayasa yü­rürlüğe giriyor. Aynı zamanda egemen Hindistan Cumhuriyetinin ilânı mânası­nı taşıyan bu mutlu hâdise, dost mem­leketin her tarafında parlak törenlerle kutlanacaktır. Yeni Anayasanın hazır­lıklarına bun-dan üç yıl önce başlanmış­tı. UzTin çalışmalardan sonra tamamla­nan yeni temel kanun, 26 Kasım 1949 da Kurucular Meclisi tarafından kabul ve tasvip olunmuştu.

Yeni Cumhurbaşkanlığına seçilen Dr. Rajendra Passad, 1917 tîenberi Mahat-ma Gandi ile birlikte Hindistan'ın hüiv riyetve istiklâli için mücadele eden üç büyük liderden biri ve son günlere ka­dar da Kurucular Meclisinin Başkam idi. Bu sıfatla yeni Anayasaya hâkim olan prensipleri, bütün ruhiyle kavrayıp ger­çekleştirme imkânlarına malik bir dev­letadamıvasfını taşımaktadır.

Dünkü nutkunda Pandit Nehru, Hindis­tan'da Cumhuriyetin ilâniyle yeni Ana­yasanın yürürlüğe girmesini, «Seneler-denlberi hayalimizde yaşattığımız rüya, hakikat olmuştur» cümlesiyle vasıflan-dırmıştır. Bu sözler, ünlü Hind liderinin, bir vakitler gerçekleşmesi imkânsız gö­rülen bir ülküye milletçe ulaşıldığı ka­naatinden doğan sevinci belirtmektedir.

Gerçekten Hindistan'da Cumhuriyetin ilânı, siyasi ve sosyal bakımdan içinde yaşadığımız yüzyılın en mühim hâdisesi sayılmağa değer. Yeni Anayasa, Hindis­tan'a yalnız modern, demokratik bir devlet bünyesi kazandırmakla kalmıyor; aynı zamanda yüz yıllardır bu memleke­tin ilerlemesine engel olan sosyal şart­ları kökünden değiştiren büyük bir inkı­lâpyaratıyor.

Kanaatimize göre yeni Hind Anayasa-. sının en mühim hükümleri, bütün vatan­daşlara sosyal, ekonomik ve siyasi ada­leti, düşünce, söz, vicdan hürriyetini sağ-lıyajı; din, ırk, .mezhep, cinsiyet ve do­ğum farkı gözetmeksizin kadın, erkek bütün Hindlilerin eşitliğini teminat al­tına alan kamu hakları bölümünde top-

lanmaktadır. Böylece Hindistan'a mah­sus Parya adı verilen haksız ve haysi­yetsiz insan tipi ile birlikte içtimai sı­nıflar arasında aşılması imkânsız fark­lar da ortadan kalkıp tarihe karışmak­tadır.

Bilindiği üzere Hindistan'da cari olan kapalı sınıf veya kast uisuiü, insanları doğuma göre birbirinden farklı içtimai zümrelere hattâ iktisadi mesleklere ayır­makta ve- bunların birinden diğerine ge­çişini imkânsız kılmakta idi. Yeni Ana­yasa yalnız her türlü sosyal ve siyasi gelişmeye engel ve insanlık, şerefine ay­kırı olan bu farklılığı kaldırmakla kal­mıyor; aynı zamanda sosyal sınıflar ara­sında fark görmek ve yaratmakta ısrar edenlerin şiddetli cezalara çarptırılma­ları esasını da ihtiva ediyor.

Bunun, Hind Milletinin birlik ve bera­berlik şuurunu kuvvetlendirmeğe yarıya-cak en müessir bir tedbir olduğuna şüp­he yoktur. Bu sayede nalk arasından ye­tişmiş basit ve sade bir vatandaşın İlk defa olarak Ibu kadar geniş bir arazide kurulan devletin başkanlığına seçilmesi imkânı da sağlanmış oluyor.

Kast sistemi, şahıs ve zümreler arasın­da açtığı kapanmaz uçurumla bu vakte kadar Hindistan'da siyasi birliğin dola-yısiyle devlet varlığının tekevvününe de engel olmuştu. Yeni Anayasa ile kurul­duğu resmen ilân olunan egemen Hin­distan Cumhuriyeti, çeşitli dil konuşan, farklı örf ve âdetlere sahip 320 milyon­luk muazzam bir nisan kitlesini, tek ida­re altında toplıyan eyalet ve devletler­den mürekkep federal bir teşekküldür. Hindistan tarihinde bu hâdisenin büyüik önemini yakın bir istikbal gösterecek­tir.

Yeni Anayasa, Hindistan'ın idaresinde 160 milyon seçmenin oylariyle kurulacak. Teşri Meclisin en geniş yetkiye sahip bir organ olarak teşkilâtlandırmaktadır, îki meclis usulünü benimsiyen Anaya­sa, Cumhurbaşkanının yetkilerini belirt­mekle beraber, hükümetle olan münase­betlerinin tesis tarzını İngiliz Örneğine uygun olarak teamüle bıra'kmış görün­mektedir.

Hindistan'da Cumhuriyetin ilânı, bu •memleketin İngiltere Kırallık Müessese­siyle bağını 'da sona, erdirmektedir. Ancak bunun, - vaktiyle Nehru'mrn pek haklı olarak belirttiği gibi - iki memleket arasındaki tarihi bağlarla dostluk ve işbirliği münasebetlerini gevşetmek şöyle dursun, karşılıklı anlayış ve hür dilek'Ie daha çok kuvveti endirm eğe yarı-yacagını beklemek hiç de "boşuna bir ümit sayılmamalıdır.

Türk halk efkârı, yeni Hindistan'ın bu kadar ikısa bir zaman içerisinde Cum­huriyet: rejimine geçişini, bir çok sebep­lerle sempati ile karşılamaktadır. Bir kere bugüne kadar ki tarih tekâmülü­nün en iyi ve -mükemmel bir devvlet şekli olarak ortaya koyduğu cumhuriyet ve cumhuriyetçilik, bizim için Türk inkılâ­bının verimi olarak daima mutlu saydı­ğımız ve sayacağımız bir idare ve siya­set ülküsüdür.

Eskiden beri samimi dostluk münasebetleriyle bağlı bulunduğumuz Hind Mille­tinin, Türk kurtuluş ve inkılâp hareke­tinin başarısını ne kadar candan ve yakın bir İlgi ile takip ettiği hatırımızdan" silinmemiştir. Türk halkı da, Hind Mil­letinin devletleşme ve modernleşme ha-' reketl erin deki ileri tempoyu aynı takdir duygulariyle tâkib etmektedir.

Egemen Hindistan Cumhuriyetinin ve siyasi dâvalarını kısa zamanda basanı ile hallederek .millî varlığını kuvvetlen­dirmesi Asya'da barış ve istikrarın mu­hafazası bakımından da bilhassa önem­lidir. Bütün Asya'yı tehdit etmeğe başlıyan huzursuzluk unsurları karşısında, barış ülküsüne ve yeni Cumhurbaşkanı­nın ifadesiyle «Şiddet aleyhtarlığı» politika bağlı kuvvetli bir Hindistan, en sağlam bir emniyet faktörüdür. Bu bakımdan egemen Hindistan 'in yeni Anayasası ile Devlet şeklinim, yalnız Hind Milletine çoktan hakettiği huzur ve refahı getirmekle kalmıyarak dünya barış ve güvenliğinin de sağlam bir te­meli olmasını foütün kalbimizle ümit ve temenni ediyoruz.

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106