24.8.1949
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Ağustos 1949

—İzmir:

Oumburtoaşkaını İsmet înönü, refakat­lerinde Büyük Millet Meclisi Başkanı Şükrü Saraçoğlu, Bayındırlık Baıkaoıı Şevfeet Adalan, İşleltımeler (Balkanı Mü­nir Birsel, İkinci Ordu Myfefctişi Orge­neral Hakkı Aikoğuz, C H. P. İzmir -Manisa Bölge Müfettişi ıSüreyya örge-evren ile İzmir ımiM'eıtvekjiller'i, general-ler, vali, belediye ve C. 'H. P, bsıskanla-Yi, lamür'deki gazete muhabirleri oldu­ğu halde itou sabah sa'at 10 da deprem Ibölgesindcık-i incelemelerine (başlamalı üzere Edremit g^em'isıiyle Karaburun'a hareket efcmişlerdiT.

Oumhurbaşifeanı Eıdremıit gemisine gel­dikleri sırada Pasaport iskelesi ımeyda-nui'da topilaman (halk :ve gıemldöki ihti­ram kıtası tarafından ıseilâmlaınmislar-dir.

12,52 de Mord'oğ-aaı Bueağ-ma gıkan Ouımhurfoaşkanı İnönü'yü İs­kelede toplanan oivar köylerden gıe-len heyetler de dâhil o^maik üzere, bü­yük bir fealaibaluk coşkun tezaflıürderle karşı İamışl-ardır. Bursida Eayındırluk Bakanı Şeviket AıdaH'aJi, ibölg'e için alman tedbirleri ve gerekli ttaaihaitı ver-

dikben sonra Cıımhurbaşkajıı liamet İn­önü, Mordoğan'hlarla vukubulan kaza-da;n dolayı dnıyduk-ları üzüıntü'yü ifade ederefk, n.üikümetıin müımlkiM olan her yardımı yapacağım söylemişler, temi­nat ve teselli vermişlerdir.

CuLTLh:ur[İ>aşk&ni İsmet înönıü Karaibu-rün'dsıki .konuşma, ve tettldklerıindeiı çok memnun ve mütehassıs olıarak Bayın­dırlık 'Ba-kanı Şevket Adadan ile İzmir Valisi Osman Şalteri, Adal'ı deprem, foöl-g-esind&ki müıstoet çalışmularuıdan do-iayı

İnönü civar (köylerden gelen köylülere ve Karaburunlular'a veda ederek deniz yolu ile İzmir'e avdet etmişlerdir.

CumthurbaşkaMi yarm Çeşme İlcesine gidecek ve oradan Eğe gezisine de­vam edeceklerdir.

— İstanbul:

Memleketimizde Tnisafir 'bulunan Kıb-rısli öğretmenlerden ımürekıkep 108 fel-şi'lik ksfile bu sabah Ankara'dan Şehri-,mize

Misafir öğretmenler doğruca Taksime giderek saat 10,30 da âbideye çelenk, koymuşlardır.

— İstanbul:

— İstanbul:



Beş günden beri limanımızda bulunan TümamiralSherman,Komutasındaki

2kruvaızör, I uçak gemisi, 4 muhrip ve"bîr yağ gemisindenmüreltkep Ameri­kan filosu bu sabah Aikdenize hareket etmiştir.

—İstanbul:

Ankara'dan Şehrimize gelen Kıbrıslı öğretmenler adına üç kişilik bir heyet bugün saat 10.30 da Vali- Doktor Lütfü Kırdar'ı maikaımmda ziyaret etmiştir.

— İstanbul:

Bu akşam Mısır Sefarethanesinde Mısır Kiralı Faruk'un İstanbul'da bulunan Hemşiresi Prenses Fadze şerfefine Mı­sır Büyükelçisi .tarafından bir ziyafet verilmiştir.

3Ağustos 1949

— Çankırı:

Eu yıl Çankırı Piyade Okulunu bitiren genç subayların, Kara Kuvvetleri Komu­tanı Orgeneral Nuri Yamut ve Amerikan Askerî Yardım Heyeti Başkan Muavininin ve diğer seçkin davetlilerin huzuriyle dün diplomaları verilmiştir.

—Mudanya:

Başbakan Şemsettin Günaltay, bugün saat 16 da Mudanya'ya gelmiş ve hal­kın "büyük sevgi tezahürleriyle [karşı­lanmıştır.

—- Bursa:

Mısır Kıraıhnm kardeşi Prenses Faize bugün ;maiyetiyle ibirlikte Şehrimize geılmiş ve OelükpalasOteline inmiştir.

—Bursa:

Uludağ'da füç yıldanberi yapılmakta olan. büyük sanatoryumun inşaatı foit-mistir. Bugün Başbakan gezip tetkik etmiş ve ilgililere 'gerekli tavsiyelerde bulunmuştur.

Başbakan Şemsettin Günaltay, bu ak­şam s?-'at 20,05 de Marakaz Vapuru ile Mudanya'dan Şehrimize gelmiştir.

— İstanbul:

Bir müddetenberi rahatsız bulunan Ma­reşal Fevzi Çaıkmak, görülen lüzum üzerine bugün öğleden evvel evinden Teşvikiyedeki .Sağlık Yurduna nakle­dilmiştir.

4Ağustos 1949

—! İstanbul:

Devlet Deniz Yollarının Amerika'dan satın aldığı yolcu ıgemıil erinden beşinci­si 7300 tonluk Tra/bzon yolcu gemisi bugün saat 12,30 da Limanımıza gelmiş­tir.

—İstanbul:

Birleşmiş Milletler Balkan Tahkik Ko­misyonu üyelerinden toeş kişilik bir grup dün uçakla Atmadan şehrimize-gslmisîerdîr.

5Ağustos 1949

—Mardin:

Şehrimizdeki Erkek Orta Sanat Okulu bu ders yılından itibaren enstitü haline ifrağ edilmiştir.

—İstanbul:

Şehrimizde bulunan Bulgar mültecile­rinden 6 kişilik bir temsilci heyeti (bu­gün istanbul Vali ve Belediye Başkanı Dr. Lütfü Kırdar'ı makamında ziyaret ederek ikametleri esnasında gösterilen iyi muameleden dolayı kendisine teşek­kür ve veda etmiştir.

—Edirne:

Edirne İl Merkez lloesine bağlı Köşen Çiftliğinde- Köşen Köyü ile diğer 15 köyde 324 topraksız köylüye 19.870 dö­nüm araz idağıtmiş ve Fazlı Gülecin huzuriyle toplu bir halk kitlesi tarafın­dan tevzi töreni yapılmıştır.

—İstanbul:

Bu yıl Süvari Okulunu bitiren 25 teğme­ne bugün saat 16 da okulda diplomaları verilmiştir.

—İstanbul:

Kikargua'ca öldürülüp ve Trabzon şi­lebi ile limanımıza getirilen Kastamo­nu Şilebinin 3 tayifesinin cenazeleri bu­gün Cuma namazını mütaakip Edirne-kapı Şehitliğin'e defnedilmiştir.

—Ankara :

Sağlık ve Sosyal yardım Bakanlığından tebliğ edilmiştir.

Temmuz 1949 ayı içinde foütün yurtta 3 çiçek, 12 Idkelihumma, 140 karahum-ma, 8 dizanteri, 99 şarbon, 5 sari saha­ya' 63 cif çeri, 352 boğmaca, 337 kıza­mık, 2 malta humması, 2 lohusa hum­ması, 3 çocuk feîoi, 7 cüzam, 1 kuduz vakası tespit edilmiştir.

Bu ay görülen lekeli humma vakaları geçen yılın aynı ayına nazaran yüzde 33,3 eksilmiş bulunmaktadır. Bu valka-lar münferit bir halde olup bütün yurt­ta D. D. T. tatbikma ve tifo ve tifüs karma aşısına devam edilmektedir.

Münferit halde görülmüş olan diğer in-tanî hastalık vakaları için de icabeden ıbütün koruyucu ttetbirler tatbik edil­mektedir.

6Ağustos 1949

—Bursa :

Kıbrıslı Öğretmenler bugün Marakoz Vapuru ile Mudanya'ya gelmişler, iske­lede binlerce Mudanyalı tarafından coş­kun tezahüratla karşılanmışlardır.

7Ağustos 1949

—Sarayköy :

Denizli ve Sarayköy'e bağlı muhtelif köylerin içinde 456 çiftçi ailesine 25.634 dönüm arazî tevzi edilmiştir.

—İstanbul:

Türk Ocağı Derneğinin ilk Umumî He­yet toplantısı bugün saat 16 da Ocağın Aksaray'daki merkez [binasında yapıl­mıştır.

8Ağustos 1949

—İstanbul :

Tanm Bakanlığının, daveti üzerine bir müddet evvel memleketimize gelerek zi-

raıi kalkınma bakımından sulama tesis­lerini teftiş edip, yeraltı sularından is­tifade temini hususlarını tetkik eden, Amerikan Jhönston International Fir­masının Başkan Yardımcısı Mr. Gergee J. Morton, Kaliforniya' daki firma mer­kezi ile temaslarda bulunduktan sonra hazırladığı raporu Bakanlığa sunmak üzere bugün uçakla şehrimize avdet et­miştir.

Mr. Morton kendisi ile görüşen bir mu­habirimize hazırladıkları rapor hakkın­da şu izahatı vermiştir:

«Tarım Bakanı Cavit Oral'm Türkiye'­deki sulama işlerini ele alması üzerine memleketinizdeki sulama imkânlarını tesbit etmek ve bu hususta teknik bir rapor hazırlamak msksaıdiyle Nisan aymda 4 mütehassısımız Mr ay müd­detle mahallinde tetkiklerde bulundular. Türkiye'yi 13 bölgeye ayırdık. Bunlar­dan beşi hemen istifade edilecek bir du­rumdadır. Diğer 8 bölge ise ihtiyaç hâ­sıl olduğu takdirde sondajlar ile faideli !bir hale getirilebilecektir. Memleketi­nizde evvelce Kaliforniya'da tatbik edip iyi neticeler aldığımız sulama sistemini kullanacağız. Halen Kaliforniya'da isti­fade edilebilen % 40 nispetinde arazinin '% 90 nmda bu usûl kullanılmaktadır.

Sulama tesislerinin ikmali ile Türkiye, kendi ihtiyacından başka Avrupa'nın ih­tiyacını da g-eniş surette karşılıyabilir. Türkiye iklim ve ziraat hakımmdan bu İmkânı haiz bulunmaktadır.»

9Ağustos 1949

—ı Iznıdr :

Demokrat Parti tarafından tertip edilen miting bugün saat 19 da Cumhuriyet Meydanında yapılmıştır.

10Ağustos 1949

— Eskişehir :

İngiltere Büyükelçiliği Basın Servisi ta-rafmlan bugün saat 17,30 -da şehrimiz halkevinde «Bugünkü Britanya» isimli bir sergi açılmış, seçkin kalabalık bir davetli grupu sergiyi g-ezmiştir.

Komünizme -karşı cephe almış .milletlerin bahirlerini tanımaları ve anlamaları lâzımdır. Bu söbeple Rusya müstena bütün devletleri dolaşıyoruz. Amerikada iken Türkiye hakkında iyi şeyler duydum. Ankaraya giderek kadın milletvekili erinizi e tanış­mak istiyorum. Amerikaya döndüğüm zaman Türk işçiliği, taran, hareketleri ve kadım faaliyetleri hakkında Konfe­ranslar vereceğim.

— Ankara:

Cumhurbaşkanı İsmet inönü hu akşam saat 22 de beraberlerinde Bayan İnönü olduğu ihalde özel trenleriyle İstanbul'a hareket etmişlerdir.

29 Ağustos 1949

— Ankara:

Türk Hükümetinin ve memleket iş adamlarının turizm konusuna karşı git­tikçe artan ilgilerini müşehade eden tk-tisadi İşbrliği İdaresi Türkiye İcra Ko­mitesi Başkam Russell H. Doorr bugün aşağıdaki demeçte bulunmuştur::

Turizm hakkında henüz hiçbir resmî veya özel teklif şimdilik her ne kadar bunu kesin olaraik ele almamızı gerekti­ren bir .merhaleye ulaşmamış bulunu­yorsa da, Türkiye'yi ziyaret etmek isti-yerJere kolaylıklar sağlamak için halen sarfolunan gayret ve girişilen faaliyeti ilgi ile takip etmekteyiz. Bu gayret ve faaliyetlerin semere vereceğini ümid ediyoruz.

Turizm, Türkiye için önemi gittikçe artan bir dış ve iç gelir kaynağı haline gelebilir. Çünkü memlekete gelecek zi­yaretçiler 'burada para sarfedeceklerdir. Bu, memleket hazinesini, iktisadi kay­naklara başvurulmaksızın, dolduracak bir faaliyettir. Tabiî güzellikler her za­man geçer akçedir.

İlerde yabancı ziyaretçilere kolaylıklar gösterildiği takdirde Türkiye, tabiî gü­zellikleri ve dikkate şayan eski âbide­leri ile çok sayıda turist celbedecek bir memlekettir. Bu kolaylıklardan mak­sat, modern oteller, yeter sayıda ulaş­tırma vasıtaları, eğlence, spor ve eski medeniyet veimparatorlukkalıntıları-

nı gezmek konularının tanzimi ile seya­hat tahditlerinde kolaylıklar gösteril­mesidir.

Türk Hüküm etinin, bir Turizm Dairesi kurmuş olduğu ve bazı iş adamlarıma da touna" benzer bir teşekkül meydana getirmiş bulunduklarını görmek bu ko­nuda 'birümit kaynağıdır.»

— Ankara;

Doğu illerinde bir tetkik gezisi yapacak olan 'Başbakan Şemsettin Günaltay, bu­gün saat 15,45 te fcrenle şehrimizden ayrılmıştır. Çalışma .Bakanı Reşat Şem­settin Sirer de Başbaıkarjla beraber Si­vas'a gitmektedir.

30 Ağustos 1949

-— Ankara ı

30 Ağustos zaferinin 27 nci yıldönümü bugün Ankara'da yundun, (her tarafında olduğu 'gibi fou büyük zaferin neş'esi içinde ve muazzam bir törenle kutlandı. Dündenberi bayraklar, dövisler ve millî renklerle donatılmış bulunan şehir müs­tesna ■günlerinden birini yaşamaktadır. Sabahın erken saatlerinden itibaren Ankara'Iılar hipodroma giden bütün yol­ları doldurmuş bulunuyorlardı. Geçit resminin başlamasından çok zaman ön­ce hipodromdaki tribünler ve tribünle­rin karşısındaki sahada binlerce Anka­ralı, kahraman Türk Ordusunu sevgiyle selâmlamak ve alkışlamak, için sabır­sızlanıyordu.

Saat 8 de Harbokulu adma bir ihtiram kıtası Ulus Meydanındaki Anıta, Ye-deksubay Okulu adına bir ihtiram kı­tası da Orduevi önündeki Anıta birer çelenk koydular. Aynı satte Atatürk'ün geçici kabri önündeki Anıta da Cumhur­başkanlığı adma Ibir çelenk konulmuş bulunuyordu.

Saat 8,30 da Genelkurmay Başkanı M>-durrahman Nafiz Gürman, Kara, Hava ve 'Deniz Kuvvetl'&ri Komutanları, As­kerî Şûra Üyeleri, 'Genelkurmay ve Millî ISavunma Bakanlığına mensup general­ler, garnizon ve merkez komutanları, Harbokulu ve Yedeksubay Okulu ko­mutanları Atatürk'ün geçici kabrini zi­yaretederek,manevi huzurundatazim

image001.gifduruşunda faulün d ular ve kabrine çe-î enikler koydular.

Saat '9 la 10, 30 arasında Genelkur­may Başkanı. Alb d ur rahman Nafiz Gür-man Türk Ordusu .adma ordu mensup­larının v© protokola dâhil zekatın teb­riklerini kabul etti. Devlet Bakanı 'Baş­bakan Yarduncısı Nihat Erim ve Ba­kanlar Genelkurmay Başkamınn ımaka-mmda ziyaret ederek tebrik ettiler.

iSaat 10,30 da öevelt Bakana Başbakan YardımcıSL Nihat Erisn, Bakanlar, Mil­letvekilleri Genelkurmay Başkanı, ka­ra ve deniz kuvvetleri komutanları, As­kerî ıŞûra üyeleri, IMillî Savunma Ba­kanlığı ve Genelkurmay ileri gelenleri,kor diplomattık mensupları ve Ameri­kan yardım heyeti hipodromdaki şeref tribününde yerlerini almış bulunyorlar-dı.

Saat 10,45 te Genelkurmay Başkanı O.r:g*enieral Albduralhman ıN.afiz Gürman ve Ankara Garnizon Komutanı Tümge­neral Hakkı Tunaboyîu törene iştirak edecek olan birlikleri teftiş ettiler ve selâmladılar. Saat 10.-45 de geçit mey­danını douduran bütün birliklerin ve halkın iştirak ettiği İstiklâl Marş;. iîe hip o dramdaki: tören başlamış bulunu­yordu. Geçit pistinde tam şeref tribünü­nün karşısına ibir Howİtzer topu konul­muştu. Bugün Harbokulunu bitirerek ordu saflarına katılan genıç subaylardan Necati Karaer, bu topun üzerinden bü­yüklerine, komutanlarına ve silâh arka­daşlarına hitap ederek 30 Ağustos za-, ferinin mâna ve ehemmiyetini belirten bir konuşmayaptı..

— Afyon:

30 Ağustos Zafer Bayramı bugün Dum-luprr.ardaki 'Meçhul Asker Abidesinin önünde 'heyacaiîh 'bir törenle kutlanmış­tır.

Törende, Afyon Vali vekili, ile, Kütahya Valisi, milletvekilleri, Başbakanlık ve bakanlıklar teınTSileileri, merasim komu­tanı olarak Korgeneral Hasan Atakan. ordu müfettişliikleri ile deniz ve hava kuvvetlerini temsil eden generaller, üniversiteleri temsilen profesörler, siya­si partiler ve :mıMî kurumlar ve dernek­lerteımsİ'Cilleri,illerdengelen belediye

ve genel .meclislerin mümessilleri, kara, deniz haııp okulaılrı ile yedek subay okullarından birer takım, îstanbul, An­kara üniversiteleri ile yüksek okullar talebesi Ankara ve Eskişehirden gelen Anadolu Oymağı gneçleri, kadîm erkek birlerce yurttaş 'hazır bulunmuşlardır.

Önce merasim Komutanı Korgeneral Hasan Atakan beraberinde Afyon Vali vekili ile (Kütaîtya Valisi olduğu haldi? merasrine iştirak eden askerî .birliklere, yüksek tahsil gençlerine ve halka bay­ramlarını kutlamış ve (başta Cumhuı -başkanı îsmet înıönü tarafından gönde­rileni çelenk olmak üzere Büyük M'î'.iet Meclisi, ordu, Başbakanlık, bakanlıklar siyasi partilerle, diğer kurum ve teşek­küllerden ve illerden1 gönderilen çelenk-ler, anıta konulmuş ve -bandonun çaidi' ğı ve törene, katılanların >hep ıbir ağız­dan söyle d iki eri Istiiklâl Marşı iîe şeref direğine şanlı bayraığı,miiz çekilmiştir. Bayrak çekilmesi 21 pare top atımı 3İe selâmlanmiştır.

Bundan sonra Korgeneral Hasan Ata­kan feir hitabede bulunmuştur.

—istanbul:

■On gündenberi devem eden istanbul Dördüncü !Enterr,2.syonaıl Tenis şampi-yan'ası 'bug^ün yapılan final karşılaşma­ları ile sona ermiş bulumnaktadır. Bu-g-ünkü karşılaşmalarda tek erkeklerde Von cramm - Oochet'yi 8/4-8/4'5/ı2, tek kadmal'rda Bossi - Manfrcdiyi 6/1-8/6", muhtelitte Von 'Craımm-curry çifti, Har-per-lScott çiftini 6/2-6/4 yenmişlerdir. Turnuva galipleri şunlardır:

-- Ankara

Yurdumuzun her tarafından ald:ğım!z 'lıalberler, 30 Ağustos Büyük Zafer Bay­ramını bütün memlekettin coşkun teza­hüratla kutlan d: gıo ve 'bu münasebetle

Türk Ordusuna minnet ve şükranını bir kere da-ha izhar ettiğini belirtmektedir,

31 Ağustos 1949

—İstanbul:

Geçen hafta şehrimize gelen Birleşik Amerika Temsilciler 'Mealisinin Demok­rat Üyelerinden Mrs.Voodh'ouse bugün

saat 16 da Perapalas Otelinde bir basın toplantısı tertip etmiştir. Mrs. Wood-house Türk işçiliğini, ziraatini ve kadın faaliyeti erini tetkik etmek üzere mem-l'eikeitimize 'geldiğini söylemiş ve şunları ilâve etmiştir:

«îstaolbul'da iş adamlarımızla temaslar­da bulundum. Her yerde çok iyi karşı­landım ve derin bir Hrüsnükabuıl gördüm. Yarın Bursa'ya hareket edeceğim. Ora­da bir kaç ıgün kaldıktan sonra Anka-

ra'ya giderek tetkiklere devam etmek istiyorum. Türk .kadın'lan nın İş saha­sında 'gösterdikleri faaliyeti, çok takdir ediyorum. Türkiye'de fen saihasmdaı ça­lışan .kadınlar, n'üfus nispetine göre Amerika'da çalışan kadınlardan çok fazladır. Görüştüğüm ibazı köy muhtar­larını da aydın ve çalışkan buldum. Köy lerinizi ne kadar fazla kalkın dır irs anaz ■memleketinizi o kadar fazla refaha ka­vuşturmuş olursunuz.

Bundan bahtiyarım. Bu sözlerimi size söylerken sesimi bütün memlekete de işittiriyorum. İzmir'in medenî ve siyasî olgunluğu ve kuvveti ile bütün memleketin kıy­metli bir aile yuvası olduğunu dolaştığım her yerde sÖyliyeceğim, ve müda­faa edeceğim. Elime fırsat düşmüşken İzmir'in her köşesine uğramaya çalı­şacağım. Muhtelif siyasi partilere mensup vatandaşlarımın nasıl kıymetli in­sanlar olduklarını hem göreceğim hem de her tarafa göstereceğim. Bu ziyaretimin memteket için daha bir takım faydaları olacağına inanıyorum. Bir defa hakikat denilen şeyin siyaset hayatında ne olduğunu, bütün İznıir-■lilere ve bütün Ege halkına kendi nefislerinde tecrübe ettirerek gösterece­ğim. Aleyhinde bu kadar söz söylenmiş olan Devlet Reisinin kim olduğunu ve ne olduğunu her köye yakından gösterirsem hakkımda yazılan ve söylenen sözlerden ne kadarının doğru ne kadarının yanlış olduğunu vatandaşlarım gü­zelce muhakeme edebileceklerdir.

Geçmişe gitmeye hacet yok. Bugün aranızda bulunuyorum. Muhabbetinizi bana gösteriyorsunuz, bahtiyarlığımı yüzümden ve bütün halimden anlıyor­sunuz. Ama bu kadar masum ve tabii bir hadisenin yazılmasında ve söylen­mesinde nasıl bir hakikat ölçüsü tutulduğunu yarın Öbürgün okuyacak, gö­recek ve işideçeksiniz. Siyasî hayat içinde hakikati bulmanın ne kadar güç olduğunu bu masum ve basit misallerle bir defa daha tecrübe edeceksiniz. Ama siyasî hadiseler içinde hakikati bulmanın yolunu da öğreneceksiniz, an-lıyormusunuz Kemalpaşa Ular!

Bütün bunlar medenî bir cemiyetin içinde yaşadığı şartları ve karşısında bu­lunduğu güçlükleri iyice anlamanıza yardım edecektir.

Kemalpaşa'lilar, bu güzel toplantı karşısında sözlerimi yalnız afaki ve mütea-
rife kabilinden olan insanlık kaidelerine hasredip geçemem. Size siyası va­
dide de bir iki cümle söylemeliyim. Siyasî olarak benim size sÖyliyeceğim,.
bütün siyasî partilerin üstünde olan siyaset kaideleridir. Benim Devlet Reisi
olarak birçok işlerim arasında bir takım temel vazifelerim vardır. Ben kanunu
müdafaaya mecburum, Anayasa bu vazifeyi bana vermiştir. Büyük Millet
Meclisi karşısında Cumhuriyet kanunlarını müdafaa etmek için her millet­
vekilinden ayrı olarak yeniin etmişimdir. Dünyanın büti5n yıldırımları engel olarak benim karşıma çıksa da ben kanunu müdafaa vazifesini yapmak için bir an tereddüt etmem. Sözüm iyi anlaşılsın, ben kanunu müdafaa edeceğim dediğim zaman, Öyle kaçamaklı, müphem kanun telâkkilerini değil, düpedüz dosdoğru Büyük Millet Meclisinin kanun diye kabul ettiği her vesikayı müdafaaya mecbur olduğumu söylemiş oluyorum. Her memlekette bütün siyasî partiler kanunlara dosdoğru, apaçık bir surette riayet olunmasını temel kaide olarak kabul etmişlerdir. Türk cemiyeti ve Türk Devleti de bu kanaattedir,..

Vatandaşlarım,

Bundan sonra bir mühim esasa daha temas etmek isterim. Siyasî fikirlerin aynığı ve siyasî partilerin mücadelesi her ne olursa olsun vatandaşlar ara­sında, yani tarafsızlar ye her siyasî partiye mensup olanlar arasında düşman-

lık olmamalıdır. Düşmanlığa katiyen müsaade etmiyeceksiniz, etmiyeceğiz. Siypsî hayatımızın cereyanları içinde, bir kaza, bir arıza olarak düşmanlık, siyasî bünyemize bir zehir gibi daınlamıştır. Onu görnıemezlik edemeyiz. Ama vatanın bünyesi sağlamdır, siyasî partilere mensup olan büyük vatandaş küt­lelerinin anlayışları ve vatanseverlik duyguları sağlamdır. Düşmanlık zehir­lerinin içimize yerleşip bütün vatanın bünyesini çürütmesine vatandaşlarım müsaade etmeyeceklerdir.

Kanun içinde kalarak ve birbirimize asla düşman olmayarak medenî insan ■cemiyetinin insanlık vasıflarını baş üstünde tutarak fikirlerimizi pek güzel yürütürüz. Memleket için hayırlı ve doğru gördüğümüz siyaset cereyanlarını takip edebiliriz, kaygumuz sadece bundan ibarettir. Çünkü siyasî sahada vatandaşar arasında düşmanlık olursa o memleketin içinde emniyetten, onun hududunda müdafaa kuvvetinden bahsedilemez.

Kemalpaşaîılar, sıcak muhabbetiniz sakin, serin, İnsana itimad veren haliniz ve huzurunuz bana yeni bir takım mevzular üzerinde konuşmak fırsatını verdi. Sizi yordum Özür diîerim.

Buraya gelirken Belkahve'de Büyük Atatürk'ün 1922 de buradan beraberce geçtiğimiz zamana ait bir hitabesini hakkedilmiş gördüm. Atatürk'ün seferin bittiğini ve yapılacak yeni işler olduğunu bana söylediğini lütfedip oraya yaz­mışlar, Atatürk'ün ifadesini başından nihayetine kadar okuduğum zaman bütün vücudumda son derece hassas bir teessür hissettim. Bu sözlerde Ata­türk'ün memleket meseleleri üzerindeki uyanıklığı ve şuuru, bugün- söylen­miş kadar taze ve canıdır. «Seferden sonra başka işlerle uğraşacağız d diyorlar. O seferden bugüne kadar çok işer geçti, Bslkahve'de buluştuğumuzdan sonra hemen dört beş gün içinde izmir'deki müttefik donanmasından bir ültimatom aldık, çok yorgun ordu ile pek çok manileri aşarak içine girdiğimiz izmir'de, bizim için bir ömrün bir büyük ve insafsız mücadelenin gayesi olan İzmir şehrinde aldığımız bu ültimatom yeni devrin işareti idi. Bundan sonra bir çok çetin işler geçti, hatta İkinci Cihan Harbi oldu ve hatta Üçüncü Cihan Harbinden bahsolunuyor. Biz işte bu hâdiseler içinde yaşamış ve yeni hâdi­selere intizar etmekte olan bir nesli temsil ediyoruz. Sağolun Kemalpaşaîılar, sizlere bu muhabbetimi söylerken İzmir'in şimdiye kadar temas etmiş oldu­ğum kaza, köy ve mahallelerine de sağolunuz diyorum.* ÎJenüz uğramadığım diğer bölgelere gidip onlara da sağolunuz demek taahhüdünü üzerime almış' bulunuyorum, însan İzmirlilerin örneği insan Kfemalpsşa'lılar, allahaısmarladık.

Cumhurbaşkanı îsmet İnönü'nün Manisalılara hitabesi...

7. (a. a.J

Aziz Manisalılar, âlicenap Manisalılar,

İzmir'e geçerken gösterdiğiniz iyi kabule teşekkür ettim ve Manisa'ya ara­nıza tekrar geleceğim vaadinde* bulundum. Buraya kadar muhtelif köy ve kenar mahallelerin muhabbetleri ■ içindengeçerekgeldim. Vaktile devletler arasında harp denilen şeyin bir siyaset vasıtası olarak kullanılmaması için dünyanın büyük insanları türlü tedbirler aradılar. Şimdi biz, Türkiye'de siyasî hayatın gelişmesinde ve siyasî partilerin mü­cadelesinde düşmanlığın bir siyasî program olarak kabul edilmemesi için elimizden geldiği kadar çalışacağız.

Mesele bir bakıma çok basittir. Anlaşılması, faidesinin kavranılması itiba-rile basit görünür ama bir bakıma da çok muğlaktır. Çünkü insan düşman­lık politikasını yaparken bir defa muvaffakiyet elde ettikten sonra bütün dostlukların tatbik olunacağını ve ondan sonra da düşmanlık fikrinden vaz­geçileceğini söyler ve samimî olarak da böyel zannedebilir. Bu kanaat yan­lıştır. Bu, tıpkı harp tehdidi ile komşu devletten imtiyazlar kopardıktan sonra orada kalacağını zanneden düşmanlık politikasına benzer. Tehdit ile siyasette muvaffakiyet hevesine bir kerre düşüldümü onun âkibeti cemi­yeti uçuruma kadar götürür. «Allah korusun sesleri» cemiyet kendini bir gün kuyunun dibinde bulur. Bunu unutmayınız. İnsanlık mağara devrin-denberi kurduğu binbir cemiyette düşmanlığı ve adaleti bizzat kendisi ic­ra etmeyi düşünerek yaşıyamamıştır. Hiçbir cemiyet de bu suretle ıslah olmamıştır.

Mevzu gayet basittir: Düşmanlık, politikada bir vasıta, bir âlet olarak kul­lanılmaz. -Düşmanlık siyasî hayatta prensip olamaz. Böyle bir nizam ku­rulmuşsa o nizamı red veya iptal etmek bütün fenalıklardan kurtulmanın kestirme yolu, kesin yolu ve verimli yoludur. Başka her türlü bocalama sa­kattır, verimsizdir ve cemiyet için felâket getiricidir.

Siyasî hayatımızın gelişmesi için çok şehir, çok köy dolaştım. O zamanki faaliyetimi de takip etmişsinizdir. Siyasî partiler eşit haklara sahip olacak, devlet ve hükümet karşısında müsavi muamele görecek, geri kalmış olan­ların emniyet içinde inkişaflarına hiçbir engel olmıyacak tezini takip ettim. Şehirlerde partilerin temsilcilerini hükümet adamlarını masa başlarında toplıyarak herbirine bu sözleri söyledim.

Şimdi Öteki geziye çıkmış bulunuyorum: Siyasî partilerden hiçbiri diğe­rinden imtiyazlı olmıyacaktır. Hiçbiri zorla ve düşmanlık fikrile diğerini yıldırmağa, ezmeğe ve kendi kendine bir adalet ve bir kuvvet fikrini tatbi­ke gitmiyecektir. Bunda tehlike vardır. Ne bunları ne de diğer sözlerimi hiçbir partinin menfaati üzerine söylemiyorum. Burada bulunan muhtelif partilere mensup vatandaşların reyleri üzerine müessir olmaya çalışıyor muyum? «asla sesleri».

Size basit birşey söyliyeyim. Bu vatanı hududunda diz dize omuz omuza müdafaa edeceksiniz. Birbirinizin yaralarını saracak ve güç zamanlarda ca­nınızı tehlikeye atarak yardıma koşacaksınız. Hatırınıza bir an getirin ki muhtelif siyasî partilere mensup olan siz iki muharibin evdeki aileleriniz birbirine düşman iki politikasının tesiri altındadırlar. Sizin zihninizde hu-:zur, bileğinizde kuvvet kalır mı? «kalmaz sesleri» tekrar ediyorum. Bir vatandadüşmanlıksiyasî programolarakeğerbirdefayerleşirseonun içinde emniyet kalmaz ve içinde emnyet kalmıyan vatanın hududunda mü­dafaa kuvvetinden bahsolunamaz.

Vatandaşlar arasında siyasî mücadelenin hiçbir sahasında hiçbir sebeple-düşmanlık bir siyaset vasıtası olarak kullanılmayacaktır. Bunu düpedüz, apaçık kabul etmek lâzımdır ve buna aykırı olarak bir kaide kabul edilmiş bulunuyorsa o kaideyi mutlaka iptal etmek zaruridir. Bir siyasî partinin programında düşmanlık bir prensip olarak durursa onu idarecilerinin in­saf ile akıl ve mantıkla tatbik etme iddiası emniyet veremez. Sakin zaman­da iki vatandaş arasında olacak kavganın halledicileri vardır. Savcılar, yar­gıçlar ve devletin türlü kuvvetleri vatandaşların birbirlerile olan müna­sebetlerini hal için duruyorlar. Benim uğraştığım mesele o değil. Bir mem­lekette kavgaya hâkimin müdahaelsİni lüzumsuz kılacak bir meslek haya­tı temin edecek tılsım henüz bulunmadı. Böyle bir hayal içinde değilim. Benim takip ettiğim dâva bir siyasî prensip olarak düşmanlığın telkin olun­maması, cemyet bünyesine yerleştirilmemesidir. Çünkü o prensip kendi tesirini hissettirdiği zaman iç işten geçmiş olacaktır. Memleketin içeriye ve dışarıya karşı emniyetinden çok şey kaybedilmiş bulunacaktır..

Bir diğer noktaya daha işaret etmek isterim. Kanunlar herkesin takdirine f göre değil Büyük Millet Meclisinden çıktığı şekilde riayet görecektir. Bir kanun ne kadar kusurlu olursa olsun Büyük Millet Meclisinden çıktığı şe­kilde Anayasaya mutabık demoyrasiye uygun ve milletin ihtiyacına kâfi addedilerek riyat görecektir. Amma bir kanun bu dediğim vasıflar bakı­mından eksik olabilir. Bu, dünyanın her memleketinde olabilir. Dünyanın her memleketinde bir kanunun bir hükmü kimi yerde demokratik kimi yerde anti-demokratiktir. Bu eksikler riayetsizliği mazur göstermez. Ka­nuna riayetsizliği telkin için bu eksikler sebep olarak ileri sürülemez.

Kanunlar meclisin faaliyetini temsil eder. Hükümlerin mevzuunu teşkil
eder. Zaman ile ve iktidara geçenlerin zihniyetiîe düzelirler ve tekâmülle­
rini takip ederler. Amma mevcut bir kanun riayet görüyor mu görmüyor
mu? riayet görecek mi görmiyecek mi? böyle bir şüphe devlet reisi olarak,
benim kafamda bulundukça devletin mukadderatını salim bir yolda götür­
menin çaresi yoktur.,

Size gayet açık bir misal vereyim. Bir memleket seferberlik ilân ettiği za­man vatandaşlar silâh altına iki suretle gelirler. Amerika ve İngiltere gibi büyük demokrasilerde gönüllü kaydetmek için gişeler açılır vatandaşlar oraya gelir, yazılır, hududa giderler. Avrupa'nın diğeğr memleketlerinde ve bizde seferberlik ilân olunduğu zaman askerlik çağı içinde bulunan bü­tün vatandaşlar namus günü geldi diye silâhlarını alır hududa koşarlar. Şimdi benim zihnimde "bir zehir tasavvur ediniz. Acaba yarın seferberlik ilân olunursa seferberlik kanununu vatandaşlarım Anayasaya ve demokra­siye uygun sayacaklar mı saymıyacaklr mı? şimdi bunu kime söylesem ha­miyetinden şüphe edilmiş gibi bir yaygara koparır ama vaziyet budur. Ma­dem ki bir kanunun riayet görüp görmiyeceğini bir parti kenditakdirine bağlıyor o memlekette her kanun itibar görmeme ihtimaline maruzdur. Si­ze bir sayım vergisini misal göstereyim. Bu vergi kanunu bir bakıma orta çağdan kaîma bir kanundur. Amma bu kanun Hazineye birşey getirmektedir. Gelir vergisi kanunu da böyledir. Şimdi düşününüz. Hazineye gelir getiren bir kanun vatandaşın takdirine kalır mı? bir gün bakarsınız bu takdir bizi tam takır Hazine karşısında bırakır.

Kanun tam bir riayet görecektir. Vatandaşlar arasında düşmanlık olmıya-caktır. Bu sÖ2İer cemiyetin huzurunu, sağlam temeller üzerinde tutmak için esas prensiplerdir. Ve bunlar hiç bir partinin takdirine terkolunamıyacak temellerdir.

Siyasi kanaatlerinize hürmetimi tekrar ederek kanunların Büyük Millet Meclisinden çıktığı gibi riayet görmesini ve düşmanlık fikrinin vatandaşlar arasında herhangi bir sebeple prensip olarak kullanılmasından vazgeçilme­sini memleketin bir derdi ve bir isteği olarak vatandaşlarıma söylüyorum. Kırkağaç'lılar, bu çalışmalarımda ve telkinlerimde bana yardım edeceksi­niz. Size bu nasihatlerimin siyaset mücadelelerine hâkim olan programlar ve maksatlar üzerinde bir tecrübenin mahsulü olarak söylendiğine emin olacaksınız. Bu sözlerimin ailelerinizde, cemiyetinizde yanlış anlaşılmasına karşı hakikati şuurunuzla, müşahedelerinizle müdafaa etmenizi sizden ri­ca ediyorum.

Kırkağaç'lılar, çok yaşayın siz çalışkanlığın, canlılığın benim gözümde bir remzisiniz. Siyasî hayatta düşmanlığın bir prensip gibi yerleşmemesi için memleketin dört köşesinden vatandaşları uyandırma gayesile sarfedeceğinı gayretlerde de bana yardımcı olmanızı isterim. Sağolunuz varolunuz, size çok teşekkür ederim.

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün Baysndır'hlara hitabesi...

— izmir 3 .(a.a.)

1 Bayındırdılar, sevgili hemşerilerim.

Heyecanınızın büyük kıymetini takdir ediyorum. Heyecanınızın yürekle-riminiz içine işleyen tesiri altındayız. Gösterdiğiniz nezaketli ve muhabbet-li kabulün manası, burada bir muhabbet cemiyeti halindeki vaziyetinizin bütün memlekette muhabbet üzerinde birleşmenin ve toplanmanın bir ör­neğini vermesidir.

Burada Bayındır'ın her tabakasına ve her siyasî partisine mensup olan va­tandaşlarımı görüyorum ve hepsini takdir ile ve muhabbetle selâmlıyorum, «varol sesleri, alkışlar»

Birçok işlerden ve birçok kesin yollardan geçtikten sonra şimdi beni işgal eden en mühim vazife siyaset mücadelelerinin fırtınaları içinde vatandaş­larımın birbirine dost kalarak siyasî kanaatlerini kullanmalarıdır ve hiçbir siyasî partiye mensup olmıyan büyük vatandaş kitlesinin hepsini muhab­bet yolunda yürütmek için tesir göstermeleridir.

Sizin, memleketin büyük dâvalarına bağlılığınızı. ve benim söylediklerimi hassasiyetle anladığınızı ümit ediyorum. Odemişli vatandaşlarım, İzmir'in diğer merkezlerindeki büyük kütleler içinde başlı başına bir varlıksınız. Size çok teşekkür ederim.

Bayındır'da konuşurken bugünkü siyaset mücadelelerinin hedefi olan mev­zua, yeni seçime temas ettim ve ödemişte bu mevzuu tamamlıyacağimı söyle­dim. Gelecek yıl memlekette büyük seçim yapılacaktır. Bu şeşimin, siyaset

cereyanlarının kaynaşması içinde vatandaşa temin etmesi lâzım olan şartlar bu sene hazırlanacaktır. Bugün siyasî partilerin vatandaşınsükûn isteyen. 1 iradesi karşısında faaliyetlerini kanun içinde tanzim etmekmecburiyetini hissettikleri .ve kanun dışına çıkmayı vatandaşların reddettiklerini gözleriyle gördükleri bir zamandayım.

Ben siyaset cereyanlarının kanun dışına çıkmamasını vatandaşlara söylemek için şehir şehir dolaşmaya çıktım. Kanun dışına taşacak siyaset cereyanları­nın akibetlerinden vatanımızı korumak için elimde bulunan imkânların hep-sini kullanmak borcumdur. (Sağol sesleri).

Hiç bir siyasete hiçbir şahsa imâ ile bile tariz etmek hatırımdan geçmez, I Devlet hizmetinde kırılmak ise ne adetimdir ne de vaziyetim böyle bir j teessüre müsaittir.

Ben, bu hissî, şahsî dâvaların çok üstünde bir dâvanın peşindeyim. Demok­ratik rejim memlekette yerleşecektir. Demokratik rejim, hastalık devrini geçire geçire bu devrin dönüm noktasına gelmiştir. Demokratik rejim, bütün güçlükleri yenerek dönüm noktasından selâmet yönünü tutacaktır.

Bu neticeleri temin etmek için ben bir insanın, bir Devlet reisinin sarsılmaz bir irade ile yapabileceği bütün vazifelerin ifası yolundayım.

Odemiş'liler, gimdi size hedeflerimi birer birer sayayım:

Vatanda düşmanlık olmayacaktır. Hiçbir sebep ve bahane ile düşmanlık bir
siyaset prensibi olarak bu memlekette hüküm sürmiyecektir. Vatandaşlar
arasında düşmanlığı ve düşmanlık prensibini en yaldızlı ve kapalı bir surette
yerleştirecek olan hâdise seçim mücadelesidir. Düşmanlık prensibi üzerinde
bir seçim yapılacağı bir defa kabul edildikten sonra o memlekette zorla ikti-
darı elinde bulundurmak prensibi kabul edilmiş demektir. Bizim demokratik
rejimde zorla iktidarda kalmak asla olmayacaktır. Gene bizim demokratik
rejimde zorla iktidara gelmek de asla olmayacaktır. (Bravo sesleri, uzun
alkışlar).

Ödemiştiler, sizinle konuşurken Türkiye'deki bütün vatandaşlarıma şimdi içinde bulunduğumuz vaziyeti anlatmaya çalışıyorum. Siyaset hayatımız en yüksek buhranına vardıktan sonra selâmet yoluna dönmektedir. Siyasî par-tiler birbirinin karşısında ve memlekete karşı çok nazik bir duruma gelmiş-1 lerdir. Memleket benim gördüğüme göre, apaçık huzur ve,sükûn istiyor, düş­manlık İstemiyor. Bunun karşısında siyasî partilerin bütün hayatı bir nokta üzerindedir. Haksız olmamak. Haksız vaziyette olan parti memleket efkârını kaybedecektir. Anlıyor musunuz Ödemiş'liler. (Anlıyoruz sesleri, şiddetli alkışlar).

İktidarda bulunan ve muhalefette bulunan siyasî partiler birbirine karşı hak­sızlık etmekten dikkatle, çok dikkatle çekinmeye mecburdurlar. Şimdi mem­leketin siyasî partilerden haksız olmamayı kati bir irade ile İstediği zamanda, seçim, mevzuu üzerinde bulunuyoruz. Secim bir milletin içinde bulunduğu zamanda ve şartlar içinde emniyeti temin edecek bir kanunla yürür. Bu kanun ihtiyaca, tecrübeye ve memleketin geçirdiği merhalelere göre, yeni şekillere daima uğrayacaktır. Yeni seçim kanunu da hazırlanmaktadır.

Serbest ve emin bir seçimin lüzumunda hiçbir siyasî parti ayrı değildir. An­cak siyasî partilerin serbest ve emin seçimi yürekten isteyip istemedikleri hareketleriyle ve icraatları ile memleketin gözü önünde tecessüm edecektir. Çok ciddi bir mevzu üzerindeyiz. Çok uyanık bir millet önündeyiz. Hak­sızlığın ve yanlış prensiplerin izah ve teviline ne şekilde çalışılırsa çalışılsın hakikatte memleketin ve dünyanın gözünden setredilemez.

Bayındır'da dedim: Serbest seçimin ruhî ve vicdanî prensipleri şunlardır: iktidar partisi ancak serbest ve doğru seçimle çokluğu kazandığı takdirde iktidarı muhafaza edebilir, muhalefet partileri serbest ve doğru bir seçimle çokluğu kazandıkları takdirde iktidara gelebilirler. Bu prensiplerin yürek­ten kabulü tatbike geçen tedbirlerle anlaşılır. Hükümet serbest ve emin bir seçimin bütün şartlarını kanunla himaye edecektir.(Sağol sesleri).

Vatandaşlarda iktidar partisi için ve hükümet için bugün bütün memlekete karşı seçim üzerinde bütün tedbirlerin hulus ile alınacağına dair hiçbir te-reddüd bırakmamak ilk vazifedir. Bilmelidir ki, bütün memleket, uzun za­manların kesif propagandaların ve demokratik rejimin türlü hastalıklarının tesiri altında emin doğru ve serbest bir seçimin bütün şartları üzerinde çok dikkatli ve hassastır.

Memnuniyetle görüyorum ki ve vatandaşlara büyük güvenle sÖyliyebilirim ki, hükümet kendine düşen vazife için çok dikkatli bir çalışma, çok etraflı bir hazırlama yolundadır. Şimdiki şartlar içinde serbest seçim için hükümet gerek emniyeti sağhyacak tedbirleri tam olarak bulmak, gerekse emniyete tecavüz edecek unsurlara tam olarak mukavemet etmek gibi iki başlı bir çalışma içindedir. Hükümet tebdirlerinde muhalefetin rolü yardımcı mahi­yettedir. Başlıca mesuliyet hükümetin olacaktır. Hükümette olmayan siyasî partilerin serbest seçim istediklerinin ilk delili bir seçimin neticesine taham­mül etmek istidadını göstermektedir. Gerek iktidarda ve gerek muhalefette olan siyasî partilerin memlekette üstünlüğün kendi taraflarında olduğunu söylemeleri siyaset mücadelesinin tabii bir propaganda hadisesidir ve meşru hir gayret sayılabilir, eğer söyleye söyleye siyasî partiler buna hakikaten inanırlarsa kendilerini seçimde sıkıntılı bir vaziyete sokarlar. Sandığa atı­lacak oyların mahiyetini önceden kimse bilemez. Safiyane, kendi çokluğuna ve üstünlüğe kati olarak inanan ve bu üstünlüğün neticesini behemehal elde etmek isteyen bir siyasî parti ise kendisini maceraya sevkeder. Böyle bir parti kendisini, dünyanın bütün şartlarını, eline verseniz seçimimtihanına teslim edemez. Hiçbir şart ile ara seçimine giremez. Ara seçimi vatan­daşları seçim buhranına alıştırmak için, secim neticesinde çıkacak türlü te­cellilerin sarsıntısına ruhlarını mukavemet ettirmek için başlıca ilâçtır. Onun için vatandaşlarım, memlekette huzur isteyenler ara seçimlerinin kanun yolu ile, uzlaşma yolu ile emniyet içinde behemehal yapılması için bütün gayretlerini sarfederler. Üç sene siyasî partileri ara seçimlerinde kanun içinde mücadeleye alıştırmak için hükümet, iktidar partisi ve muhalefet partileri arasında hatır ve hayalinize gelmiyecek kadar sebat ile ve bütün. nüfuzumu, aklımı ve selâhiyetlerimi kullanarak çalıştım. Muvaffak olama­dım. Çünkü esaslı bir dâvada, esaslı bir engel ile karşılaştım.

Bu gittiğimiz demokratik rejimde partilerin hepsinin kendilerini seçim im­tihanına arzetmeye cesaretlerini temin edemedim.

Şimdi dinleyin Odemişliîer, Ödemiş'ten bütünTürkiye dinlesin, seçimin neticesinde kazanmak da var, kaybetmek de var. Bu ihtimali yüreğinden kabul etmeyen vatandaş, bu ihtimali yüreğinden kabul etmeyen siyasî parti ve bunlara her seçimde delil vermekten çekinen ve korkan siyaset cere­yanları demokratik rejimin kanun içinde kalmasına, kanun içinde gelişmesine asıâ yardımcı olamazlar. Bu bir;

Seçimde zor kullanmayı makul ve meşru göstermeye çalışan, bunu her­hangi bir sebep ve kıyafet içinde kabul eden bir zihniyet zorla iktdara gel­mek yolunu tutmuş sayılır. Sakat prensiplerin türlü izahını yapabilir, fakat sakat prensiplerin hiç bir tevili esas mahiyetini ve temel mahiyetini değiş­tiremez. Biz hukuka uymayan, vatandaşı cebir kullanmaya sevkeden pren­siplerin zararsız olduğunu konferans halinde dinleyip inanacak seviyede bir millet değiliz. Odemiş'liler, seçimde zorla netice almak prensip olursa, bu bizi gözünüzün göremiyeceği kadar geri asırlara götürür. Bu o kadar açık bir hakikattir ki, bunun üzerinde fazla durup vatandaşlarımı yormak iste­mem.

Şimdi vaziyet şudur :

Hükümet, bütün memleketin gözü önünde doğru, emniyetli bir seçimin bütün şartlarını temin edecektir. Memlekette zorla seçim kazanmanın bütün yol­larını, bütün teşebbüslerini, bütün imkânlarını tıkayıp kapayacaktır. Vatan­daşlar, siyasi partiler emniyetli bir seçimin bütün şartlarını gözleriyle gö­rürken seçimde zor kullanmanın bütün kapılarının kapandığına da inana­caklardır. Benim uğraştığım, kapıların kapanacağından şüphe ettiğimden değil, zorla seçim kazanmanın imkânına vatandaşlarımın inanmasını ve buna göre zihinlerinde ve hareketlerinde hazırlanmalarını önlemektir. Ruhlar üzerinde çalışıyorum. Cemiyetin ruhundaki hastalık üzerinde çalışıyorum.

Bu hastalığı tedavi edemezsek alacağımız maddî tedbirler az semere vere-. çektir ve vatandaşlar arasında gittikçe huzursuzluk olacaktır ve vatandaş­lar arasında huzursuzluk düşmalığa varacaktır. Vtandaşlar arasında düş­manlık, beni dinleyen bütün Türkiye halkına Ödemiş'ten söyliyorum, vatan­daşlar arasında düşmanlık sizin iki cihan harbinden kurtardığınız memle­keti mutlaka felâkete götürecektir.(Allah göstermesin sesleri).

Türkiye'de sesimi işiden bütün vatandaşlar, aranızda seçim yüzünden, se­çimde zor kulanmak prensibi yüzünden düşmanlık çıkıp memleketin felâkete götürülmesine Devletin başında bulunan vatandaş olarak bütün kuvvetimle mukavemet edeceğim.(Sağol, varol sesleri, sürekli alkışlar).

Demokratik rejimin yerleşmesi için, gün cldu ki, dostarım, yakınarım Ve uzakarım etrafımda buunan bütün siyaset adamları arasında güçlükte kal-. dun. Türkiye'yi felâkete götürecek bir istikameti önlemek için vatandaşları­ma tehlike gördüğüm yolların bütün akıbetlerini söylemek için tek başıma yalnız da kalsam, dünyanın bütün engelleri karşımada çıksa size, vatandaş­lara bağırmaktan aklımın erdiğini söylemekten asla geri kalmayacağım. (Sağol, varol sesleri uzun alkışlar)

Muhabbetinize çok minnettarım. Sizin huzurunuzda bütün vatandaşlarımla konuşurken hislere değil düşüncelere hitap etmek istiyorum. Hiç kimseyi, biç bir siyasî partiyi kırmadan, herkesin aklını, düşüncesini uyanık' ve işler tutmaya çalışıyorum. Söylediklerimi sükûnetle düşününüz. Bu memleketin birçok huzursuzluklarını sükûnete vardıracak olan seçim emniyeti mesele­sini soğukkanlılıkla, sağlam prensiplerle, birbirimize dost kalarak temin et­mek yolunda olalım. Bu yol kanun yoludur. Ne şekilde setredilirse edilsin kanun dışına sapmak yolları seçim emniyetini yok eder. Anlıyor musunuz, vatandaşlar?(Anlıyoruz, iyi anlıyoruz sesleri).

İzin verin güzel yaylanızdan ben de istifade edeyim.

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün Tîre'lilere hitabesi...

— İzmir 15 (a.a.)

Tireliler, sevgili hemşehrilerim,

Bana lâyık gördüğünüz muhabbetin minnettarıyım. Memleketimin asil canlı bir cemiyetini Tireliler bana gösteriyorlar. (Alkışlar).

Tireliler, bu muhabbetinizi benim için siyasî bir kuvvet gibi küçük mülâhaza ile görmüyorum. Bu muhabbetinizi Türk cemiyeti içinde medenî, insanî bir misal ve bir büyük dâvanın yardımcısı olduğunuzu göstermesi itibariyle takdir ediyorum. (Alkışlar ve bravo sesleri).

Burada, karşımda, hiçbir siyasî partiye mensup olmayan ve her siyasî par­tiye mensup olan vatandaşları alicenap muhabbet gösterisinde birleşmiş bu­luyorum. (Alkışlar)

Tireliler, cemiyetinizin manasını şimdi ben size tekrar edeceğim ve siz bana söz vereceksiniz. Siz hiçbir partiye mensup olmayan ve her siyasî partiye mensup olan Tireliler, bu manzarayla birbirinize daima dost kalacağınızı, biribirinizin siyasî kanaatlerine hürmet edeceğinizi, seçim günü biribirinizin haberi olmadan reylerinizi istediğiniz gibi kendi vicdanınızın iradesi olarak sandıklara atacağınızı ve yine biribirinize dost kalmayı bileceğinizi bana vaad ediyor musunuz?

Bütün Türkiye gibi bugün de Aydınlılar bana hiç bir zaman vatandaşların birbirine düşman olmayacağını söyleyorlar. Doğrumu? (doğru, and içiyoruz sesleri).

Aydınlılar, vatandaşlarımın her türlü güçlüklere karşı birbirine düşman olmayacaklarını kati bir surette bütün Dünyaya göstermeleri, memleket için büyük kuvvet oldu. Memleketin bu hâii her güçlüğü yenmek için bana sar­sılmaz, aşılmaz bir mesnet, bir destek oldu. (Her vakit sizinle beraberiz.). Vatandaşlarım, aralarındaki siyasî münakaşalar ne kadar anlaşılmaz, uzla-şılmz ve göz krartır manzaralar gösterse de nihayet birbirinin boğazına sarı­lacak düşmanlık devri geldimi? Hepsi irkilerek, ürpererek düşmanlığı red-edeceklerdir. (reddeceğiz sesleri). Siz bu mizaçta, bu ahlâkta ve bu kararda olunca memleket, müşküllerin hepsini yener. Ben, müşküllerin hepsini ye-nerinı.

Bu günkü manzara şudur :

Vatandaş huzur istiyor, hâdiseler, gürültüler ne olursa olsun hükümet mem­lekette vatandaşın emniyetini, huzurunu temin edecek kudrettedir. Ve bu kudretini tereddüt etmeden düşünmeden her hadiseye tatbik edecektir. Siyasî partiler arasındaki gerginlik, uzaklık, münakaşanın sertliği ne olursa olsıftı hiç bir sebeple bunların faalliyeti sırasında kanun içinde haiz oldukla-ti haklar sekteye uğramıyacaktır. Hatta bir siyasî partinin içinde memleketin bir köşesinde herhangi bir vukuat çıksa bu vukuatı bütün o siyasî partiye bulaştırmak hevesi hiçbir zaman olmayacaktır, yürümeyecektir. Amma buna karşı siyasî partilerden hiçbirisi diğerinden üstünlük, ötekinden fazla hak ötekinden fazla imtiyaz ve hiçbir sebep ve bahane ile kanun dışı vasıtalarla meramına nail olmak yoluna düşmİyecektir. Bu çerçeveleri vatandaşları­mın hepsi kabul ettiği takdirde karşısında bulunduğumuz güçlükleri hâllet­mek kolay olacaktır.

Aydınlılar,

Bu işler hep dönüp dolaşıp seçime varacak. Seçimde memleketi kimin idare edeceğini rey veren vatandaşlar tâyin edecekler.

Aydınlılar, düşmanlık istidadı ortadan kalktıktan sonra gözlerimizden birçok perdeler de beraber kalkacak. Dünyada her eyiliği biz nefsimizle beraber yaparız. Her iktidar bizde toplanmıştır ve bütün acizler, bütün fenalıklar karşımızdadır gibi zihniyeti sileceğiz. Anlıyormusunuz? (anlıyoruz ses­leri). Birbirimizin sözüne İnanır hâle geleceğiz. Birbirimizi bir elmanın ya­rısı gibi bilecek yerde hakikat, iyilik yalnız kendi arzumuzla yapılırsa orada olduğunu iddia edecek seviyeden, hırçınlıktan kurtulacağız.

Memlekette seçim emniyeti denilen bir mevzu vardır. Seçim, emniyeti için lâzım olan unsurlar bulunacakmı bulunmayacakmı?

Hemşerilerim,

Aydınlrlarla konuşurken, bütün memleket işitsin: Seçim emniyeti denilen mevzu üzerinde vesveseyi kaldıracak, selâmeti bulacak tedbir yoktur denilemez. Tedbirler vardır. Ve bunlar eyi niyetle bulunur. Ve bunlar eyi niyetle tatbik olunur. Buna kafi olarak itimat etmek lâzımdır. Elverir ki karşılıklı çalışanlar birbirini insan gibi, vatandaş gibi hürmetle telâkki edip fikirler üzerinde, düşünceler üzerinde sükûnetle çalışmayı kabul etsinler. Anlıyor-musunuz?(anlıyoruz sesleri)

Seçim emniyeti hile İhtimâlini kaldıracağı kadar zorlama imkânını da kal­dıracaktır. Zorlama hevesinin işareti, seçimi mutlaka kazanmak şartı ile onun doğru olduğunu kabul etmek hevesidir. Bunlar serbest seçimi dilden söylendiği gibi yürekten kabul etmemenin işaretidr. Hükümet seçim için en makul arzuları hatta masum olan bütün vesveseleri izale edecek bütün tedbirleri alacaktır. Karşı partiler seçimde kazanılmazsa o seçimin haksız olduğunu iddia etmek imkânını elde bulundurmak için tedbir aramaktan vazgeçeceklerdir. Seçim üzerinde, vatandaşları neticenin kabulünde tered­düde sevkedecek hiçbir açık kapı bırakılmayacaktır.

Secim üzerinde olan münakaşalar senelerdenberi memleketin huzurunu baş­lıca ihlâl eden sebeptir. Salim bünyeli bir vatandaş gibi biz bu hastalıktan kurtulacağız. İhtilâflar ve münakaşalar ne kadar sert çehre alırsa alsın vatan­daşları birbirinin boğazına sarılmaya sevkedecek düşmanlık çaresine razı olmayacaksınız. Bütün güçlükleri yerıeriz. Anlıyormusunuz? (razı olmaya­cağız, anlıyoruz sesleri).

Aydında yeni yetişen gençler, bu bizim siyaset mücadelemizde sizden çok hizmet beklerim. Biz sizin yaşınızda iken birbirimizle kavga ederdik. Sizinle aramızdaki mesafe yaş mesafesinden çok fazladır. Siz futbol maçında gözü­nüzün en kızgın olduğu zamanda bir hakem düdüğüile birbirinizden ayrıl­mağa alışmışsmizdır. Siz o nesilsiniz ki en çetin münakaşaların bile medenî insanların boğaz boğaza gelmesine meydan vermiyecek suretle bitmesini ta­biat ediniyorsunuz. Anlı yormuşunuz? (anlıyoruz sesleri).Gençler, siyaset münakaşaları içinde hangi parti hoşunuza giderse gitsin birbirinize ve aile­lerinize düşman olmamayı esas ahlak tanıyacaksınız. Sizin içinizde siyase­tin kolay cezbeden maceralarına kendilerini erkenden kaptıracak olanlar bulunacaktır. Fakat gençlik büyük mikyasta Öğrenme, çalışma, memlekete hizmet etme ideallerile kendini bezemiştir. Yeni gençlik unsurları, Siyaset hastalıklarına galebe etmek için canlı misaller olabilirsiniz.

Benim bu seyahatlerle aradığım, bu işin sonu nereye varacak? diyen vatan­daşlarıma, vatanda huzurun mahfuz tutulacağını temin etmektir. Hiçbir se­beple vatandaşlarımın biribirinin boğazına sarılmıyacağma, onları, memle­keti ve bütün dünyayı ikna etmektir. Ben, bu maksatları temin ediyorum değil mi? huzurdan eminsiniz değil mi? düşmanlık olmayacağına eminsiniz değil mi? (çok şiddetli alkışlar ve eminiz, güvenebilirsiniz sesleri) bunlar bana sizin en büyük mükâfatmızdır. Şimdi derece derece, mesele mesele işlerin nasıl hallolunacağını alâkalılar düşüne dursunlar. Sizin hükmünüz, vatandaşların düşmanlık kabul etmiyen halleri siyaset hayatında bulunan görgülüleri,selâhiyetlilerisükûnetledüşünmeyesevkedecektir.Memleketin büyük bir tehlikesi karşısında vatandaşların karar ve kanaat sahibi ol­duklarını gösteriyorum. Vatandaş bir siyasî partiye mensup olsun veya ol­masın siyaset adamlarının istedikleri yola sevkedebilecekîeri gibi gözü ka­palı değildir. Bunu siyaset adamlarına isbat ettiği gün, gerek iktidarda ve gerek muhalefette olsun memleketi idare edenler ve gazeteler, vatandaşın başlı başına bir aklıselim, bir muhakeme sahibi olduğunu takdir ettikleri gün birçok mugalatalardan derhal kurtulacağız. Birçok doğru yolları ko­laylıkla bulacağız.

Size çok basit bir misal vereyim. Burada her dört siyasî partiden vatandaş­lar yan yana ve omuz omuza bulunuyorsunuz. Eğer bir yabancı memlekette Türkiye'de siyaset cereyanının çok kızgın olduğu günlerde dört siyasî par­tinin üyeleri dostça, yanyana bir adamı dinliyebiliyorlar, bunu bilseler bu memleketin istikbali için çok kuvvetli bir delile rastgeleceklerdir. Anlıyor musunuz? bu, memleketin haklı olan itibarını, kuvvetini gösterecektir. Bu misal yani her dört siyasî partiden dört vatandaşın yanyana ve omuz omu­za bir fikri dinleyip muhakeme edebilmeleri hâdisesini ben bir yabancı memlekete, bu memleketin hayrı ve kuvveti olarak göstermem. Çünkü si­yaset adamlarımız sizin dostça, yan yana buîunmanızaki kuvveti henüz an­lamamışlardır. (Anlatacağız sesleri) bunları hayalimden söylemiyorum, Avrupa'da türlü konferanslar, türlü cemiyetler olur. Oraya her memleket bütün siyasî partilerinin delegelerile, üyelerile giderler. Oralarda her mil­let kendi siyasî kanaatlerine sahip olan vatandaşlarını bir arada göstermek seviyesindedirler. İşte biz o seviyedeyiz. İşte biz de pekâlâ muhtelif siyasî, partilerin vatandaşları bir arada dost olarak bulunabiliyoruz. Ve biribirimi-ze hiçbir sebeple düşman olmıyacağımızı sesimizin bütün kuvvetile bağıra­rak ilân edebiliyoruz. Amma bizim siyaset cereyanlarımızın usulleri, bu. siyasî partilerin üyelerini beraberce dünyaya göstermemize mâni oluyor.. Halbuki böyle bir topluluk iktidar partisinden ziyade muhalif partilerin yük­sek seviyesine işarettir. Bunu anlatmak için daha çok eziyet çekeceğiz gibi görünüyor.

Bu tekâmülü siz yapacaksınız. Siyasî partilerin gövdesini teşkil eden va­tandaşlar memeketin büyük menfaatine taalluk eden meselelerde kendi iradelerini, kendi arkadaşlarına kabulettireceklerdir.

Ara seçimleri de böyledir. Ara seçimlerine bütün siyasî partiler gireceksiniz. Ara seçimler siyasî hastalıkları tedavi eden büyük ilâçtır. Ara seçimlerine-girmemek için haklı hiçbir sebep yoktur. Siyasî partileri haksız yolda yürü­mekten siz menedeceksiniz. Her siyasî partiye mensup olan vatandaş, hiç­bir siyasî partiye mensup olmıyan vatandaş, senin kararın ve senin iraden bu memleketi idare etmek istiyenîere doğru yolu tanıtacaktır.

Aydınlılar,

Size bugün fazla şÖylemiyeceğim. Bunun arkasını öteki nutuklarımda din­lersiniz. Sağolun, varolun, size çok teşekkür ederim Aydınlılar. (Çok uzun, şiddetli ve sürekli alkışlar, sağol sesleri)

— İzmir 17 (a.a.)

Muğla'lılar, aziz hemşerilerim,

İnsana huzur içinde, sükûnetle düşünmek zevkini tattıran muhitinizde ve mizacınızda sizinle konuşmak istiyorum. Siz memleketimizin o kÖşesindesi-"niz ki burada vatandaşlarını bir evin en kıymetli yerinden kiremidinin üs­tüne kadar herşeyin tertemiz olmasını âdet edinmişlerdir. Yaşamasında te­mizliğe bu kadar kıymet veren bir muhit temiz sözleri ve temiz münasebet­leri düşünecek, takdir edecek kemale ermiştir.

Sizinle kısa ve yalnız hâdiseler üzerinde görüşeceğim. Muğla'da söyledikle­rim, bütün memlekette düşünceleri, şimdiye kadar söylediklerimi de birbiri­ne ekliyerek salim neticelere varmayı kolaylaştıracaktır.

Muğlalılar, bu yeni siyasî rejim yalnız Türkler zamanında değil, bugünkü ve dünkü hükümetlerinden evvelki Türkler zamanında da tarihin eski ida­relerinde de bu ülkelere yerleşememiş olan bir rejimdir. Biz o rejimi bütün sark âlemine ve bütün garp âlemine göstererek bu memlekette yerleştirmek esasındayız. İddia sahipleri iktidarda olanlar ve iktidarda olmıyarak onun­la mücadele eden muhalif partilerdir.

Bu kısa zamanda büyük bîr buhranı 947 Temmuzunda gördüm. Karşılıklı iti­matsızlık en yüksek dereceye çıkmıştı. Senelerdenberi yapılan bir haksız propagandaya göre iktidar, zalim bir zorba safı -imiş gibi gösteriliyordu ve bu memlekette köklü bir kanaat haline gelmiş olan bir eski haksızlık ola-Tak muhalefet azgın bir haydut imiş gibi görünüyordu.

Muğlalılar, sözlerimi doğru anlayın. Siyaset münakaşasında muhakemesini tamamile kaybetmiş omların biribirlerine neler reva görebilecek hale gel­diklerini belirtmeye çalışıyorum. İşte ben bu havayı yenmek için ortaya ■girdim. Siyaset adamlarını iddialarının hiçbir noktasındian ayırmağa çalış­maksızın insanlık kaidelerile birİbirine bağlamağa çalışarak halkın içine gir­dim. Hep beraber vatandaşlara siyasî partilerin insn gibi birbirlerile geçin­melerinden vatan için yalnız faide doğacağını anlatmağa çalıştım. Bunun millete verdiği rahatlığı ve siyasî hayatımıza getirdiği emniyeti gözlerinizle gördünüz ve ruhlarınızla hissettiniz.

Bu politika, siyasetin her meselesinde olduğu gibi bir yeni münakaşayı, onun muhalefet için zararlı olduğu münakaşasını doğurdu. Bu politikanın lüzum­suz ve faidesiz olacağı fikri iktidar partisi içinde de vardı. Serbest rejimde en doğru zannolunan bir fikir üzerinde bütün vatandaşları ayni kanaate ge­tirmek iddiası boştur. Serbest rejimin bir karakteri de en doğru bir fikir üzerinde bile ona muhalif olanların bulunmasıdır. Ve muhalif olanların bu fikri beğenmediklerini söyliyebilmeleridir.

Bu ufak mukaddemeyi şunun için yapıyorum ki 12 Temmuz beyannamesini gerek muhalefette ve gerek iktidarda doğru bulmıyan vatandaşlarımın bu hareketlerinde şikâyet edecek hiçbir mevzu görmem. Bu münakaşa esas tabiati itibarile iç politikada anlaşma politikasile şiddet politikasının müsade­mesinden ibarettir. 949 buhranı bu çalışmanın yüksek noktasıdır, bu nok­ta da vaziyet şiddet politikasının üstün gelmesi şeklinde meydana çıkmıştır. Bu hikâyenin ehemmiyeti var. Geçirmekte olduğumuz buhran kösede bu­cakta zuhur eden kaza kabilinden fikirlerin ve hadiselerin neticesi değildir. 947 denberi demokratik rejimde, hususile uzun müddettenberi tek parti zihniyeti içinde alışmış olan insanlar karşısında muhakemeye, düşünceye, anlaşmaya yer vererek bir netice alınamaz. Bunlara «şiddetle muamele et­meli» fikrinde olanlar nihayet galebe etmişlerdir. Bunun neticesi tabiatile memlekette birbirine karşı emniyetsizliktir. Bu yeni safha 12 Temmuz gün­lerinden daha ehemmiyetlidir. Çünkü şiddet politikasının yeni safhası artık uluorta tezahürlere istinat etmiyor, mazbut bir şekilde prensiplere bürünerek vatandaşın hayatına daimî istikamet verecek şekiller alıyor. Kanun telâk­kisi gibi, hangi kanuna riayet olunacak ve hangisine riayet olunmıyacak te­lâkkisi gibi ve vatandaşlara «henüz rastgeldiğiniz yerde değil, fakat seçim gibi muayyen bir mevzuda açık olarak haksızlığına emin olduğunuz hare­ketlere karşı kendiniz «elinizden gelen her şeyi yapabilirsiniz» gibi birtakım prensipler ortaya çıkarıyor.

Eğer sükûnetle düşünürseniz hatırlıyacaksınız ki 347 den sonra şiddetli bir usul tutmak taraftarı olanlar karşılarında ilk önce bertaraf edilmesi lâzım olan engel gibi beni bulmuşlardı ve devlet reisini kendi politikasına karşı gelen adam olarak bütün tarizlerin tek hedefi tutmak siyaset olmuştu. Ni­hayet bu siyaset açıktan ifade olunmuş herkesin bildiği bir siyasettir. Kanu­nun teminatı içinde işlemektedir ve yargıçlara cevap vermek mesuliyetini üzerine aldığı halde kanunun teminatı içinde vatandaşın takdirine kendi­sini arzetmektir. Vatandaş doğru bulursa yürüyecek, vatandaş doğru bul­mazsa yürümiyecektir.

İşin yeni bir dikkate ve muhakemeye değerli olan tarafı öteki taraftır. Ya­ni 947 de demokratik bir rejimin karşılıklı hürmet ve anlayışa dayanarak yaşaması mümkün olduğuna inananların «şiddet politikası en iyi usuldür» kanaatine vardıktan sonra onların da karşılarında mâni olarak yine beni bulmalarıdır.

Demek ki şiddet politikası, başından kabul edenler ve sonunda oraya gelen­ler tarafından aynı engel ile karşılaşıyor. Bu engel, devlet reisidir. Bu da tabii bir hadisedir. Çünkü şiddet politikası ister istemez vatandaşları kanun dışına sevketmeye varır. Kanunu müdafaa ile vazifeli olan adam elbette ilkönce karşıya çıkacak adamdır. Anlıyor musunuz Muğla'lılar, sesim iyi İşitiliyor mu? biribirimizi sükûnetle dinliyor muyuz? (anlıyoruz, dinliyoruz sesleri ve alkışlar)

Vatandaşlarım, bu rejim birbirine hürmet esasından ayrılacak, biribirine şiddet tatbik odecek yola girdikten sonra yanyana iki evin ve bir evde iki kardeşin nihayet biribirinin boğazına sarılması kaçınılmaz bir neticedir. Ben işte bu anda vatandaşlarımın arasına giriyorum.Uyanın,dünyadahiçbir sebeb vatandaşların biribirinin boğazına sarılmasınıhaklı gösteremez. ,Bur * bizim içinde bulunduğumuz siyaset hayatı «yabenim dediğim olacak, ya.. öleceğim, öldüreceğim» dâvası değildir. Bir defa gözler kararıp, kafalar kız­dıktan sonra «ya dediğim olacak ya öleceğim» dâvası bu vatanı tuzla buza döndürür. Aklınızı başınıza alin, diye günlerdenberi bağırıyorum.(çok şid­detli alkışlar, varol, sağol sesleri)

947 Temmuzunda siyaset adamlarını yanıma alarak halk içine girdim. On­lara yeni rejimin çıkar yolunu göstermeye çalıştım iddialı bir söz söylemi-yeyim, onlarla beraber yeni rejimin çıkar yolunu bulmağa çalıştık.

949 da siyaset adamlarını yanımda bulmuyorum. Halk içine girdim: ey va­tandaşlar siz «ya dediğimiz olacak, ya biribirimizİn canına kıyacağız» dâva­sını kabul ediyor musunuz? (hayır, asla sesleri) siz herhangi bir sebeple biribirinizin boğazına sarılmayı kabul ediyor musunuz, etmiyor musunuz? (kabul etmiyoruz, reddediyoruz sesleri)

Her tarafta aldığımız cevap «hayır kabul etmiyoruz» dur. Şimdi bu netice­yi halk içinde aldıktan sonra meselelerin hepsi hal yolundadır ve meselele­rin hepsini sorumlu ve yetkili siyaset adamlarının halletmesi daha kolay olacaktır.(Sağol, varol sesleri ve çok şiddetli sürekli alkışlar)

İşler, vatandaşlarım münasebetlerinde bir defa salim yolu bulduktan son­ra partilerin birîbirilerile münasebetleri daha. ciddî ve daha doğru olacaktır. Bütün kuvvetler elimizde olduğu halde işte bakın hiçbir halimizi ve fikri­mizi beğenmeyen vatandaşlar nasıl emniyet ve huzur içinde çalışıyorlar, diye> âleme misal gösterebilen iktidar partisi büyük şerefe layıktır. Karşıdaki bü­tün kuvvetlere ve bu kadar eski zaamndan gelen âdetlere karşı biz fikrimize1 sahip olan hür vatandaşlar olarak muhalif parti içinde çalışıyoruz, diyebi-"~" vatandaşlar memlekette hür vatandaşlığın gurur verecek misallerini j— , kil ederler. Bir millet kendi bünyesi içinde muhtelif siyasî kanaatte olan va­tandaşlarını dost olarak bir arada bütün dünyaya gösterebildiği gün milletler ailesinin en üst tabakasında olan üyelerinden biridir. Anlıyor musunuz Muğ-la'lılar? (anlıyoruz sesleri ve şiddetli alkışlar)

Vatandaşlarım, demek ki siz memleket içinde siyasî mücadeleler neticesi, «biribirimizİn boğazına sarılmayı» kabul etmiyoruz diye her- siyasî partiden, olan ve hiçbir siyasî partiden olmıyan vatandaşlar, seslerinizi yüksettiğiniz, zaman kimin daha şerefli yerde ve kimin daha ziyade mağrur olmaya hakir olduğunu kimse ayırt edemez. Çünkü hepsinin hissesi ve hepsinin tesiri bi-ribirinden üstündür.

Vaziyet bu. Şimdi bütün prensipler, siyaset cereyanlarını birbirinden ayrı­
lan haklı haksız bütün farklar yerli yerinde durduğu halde ben vatandaş­
larımla beraber, onların karşısına bir iki mevzu ile çıkıyorum ve davayı be­
hemehal halledeceğimden zerre kadar şüphe etmiyorum, (bravo sesleri, şid­
detli alkışlar)

O mevzuları söyliyeyimrbu vatanda sükûneti, muhakemeyi ve medenî mü-

,n isebetleri yürütebilmek için herşeyden evvel huzur ve emniyet lâzımdır. Bu, bugün iktidarda bulunan hükümetin kendi vazifesini tamamile ve hak-kile ifa edeceğinde hiçbir tereddüdün olmamasına bağlıdır. Memlekette hü-.kûmet vardır, memlekette huzur ve sükûn vardır. İçerde ve dışarda. yerli ve yabancı herkes bunu bilecektir.

Bu memleketin vatandaşları şehirde ve köyde başlı başına bir siyasî kanaat sahibi olmakla mağrurdurlar. Bu memleketin hiçbir siyasî partiye girmemiş olan ve muhtelif siyasi partilerde bulunan vatandaşları, kendi aralarında hiçbir münakaşa yüzünden biribirinin boğazına sarılmayacak!ardır, biribİri-ne düşman olmayacaklardır. Bunu, şüphesiz bir surette, memleket içinde oturan, memleket dışında oturan, siyasette yüksek mevkii olan, daha müteva­zı mevkii bulunan her kes bilecektir: Bu vatanda? kitlesi ^düşman olmayı red­detmiştir. Anlıyormusunuz Muğlalılar, doğru söylüyormuyum? (anlayoruz, çok doğru söylüyorsunuz sesleri).

Üçüncü anahtar: Serbest bir seçimin neticesine siyasî partiler tahammül ede­ceklerdir. Siyasî partiler serbest bir seçimin neticesine boyun eğeceklerdir. Arzularile bunu yapacaklardır.Arzu etmeseler de bunu yapmağamecbur olacaklardır. Anlıyormusunuz Muğlalılar? Dâva bundan ibarettir.

Bu üç esas üzerinde bu memleketin işlerini selâmete götürmek, siyasî kana­ati arı ne olursa olsun vatanın büyük meseleleri üzerinde vatandaşları tortop bölünmez ve ayrılmaz bir irade gibi muhafaza etmekle mümkün olacaktır Teşekkür edrhn Muğlalılar, sizin muhabbetinizle sizin sükûnetinizle birkaç gündür söylediğim sözleri bir başka şekilde hülâsa etmek fırsatını buldum, (çok şiddetli alkışlar, sağol varol, Allah seni başımızdan eksik etmesin sesleri) «Muğlalılar, her dileğiniz, her arzunuz bütün muhabbetinizle el üstündedir. Siz benden akıllısınız, ne vakit yapılır, nasıl yapılır düşünerek arzularınızın yerine getirilmesini takip ediniz. Muğla istediklerinizin hepsinden fazlasına lâyıktır. Emin olabilirsiniz ki Muğlamn yol meselesi, sıkıntıda olan yerlerinin geçimi meselesi hiçbir zaman hatırımdan çıkmamıştır, (alkışlar). Bundan son­ra da hiçbir zaman hatırımdan çıkmayacaktır. Allahaısmarladık sağolun var­olun Muğlalılar.»

Cumhurbaşkanı îsmet İnönü'nün Deiiizîi'lilere hitabesi...

— İzmir 8 .(a.a.)

«Aziz hemşerilerim Denizli'liler, sesimi işitiyormusunuz? (işitiyoruz sesleri). Sizin yüksek vasıflarınızın öteden beri hayranıyım, (sağol sesleri) .Bu gün aranızda, coşkun ve âlicenap muhabbetiniz içinde konuşmayı pek büyük bahtiyarlık sayıyorum. Denizlinin etrafından zahmet edip gelenlere yüreğimin bütün minnetleri ile teşekkür ederim(şiddetli alkışlar sağol sesleri).

Aşikâr bir surette görüyorum ki burada toplanan büyük vatandaş kitlesi yal­nız bir partiye mensup değil, yalnız mevcut siyasi" partilere mensup değildir. Hiçbir siyasî partiye mensup olmayan büyük vatandaş kitlesi de buradadır. Doğrumu görüyorum Denizliler?(çok doğru görüyorsunuz paşam sesleri).

Demokratik rejimde hükümette bulunan partinin ve hükümetin asıl vazifesi muhalefete karşı bundan ibarettir. Vatandaş başlıbaşma siyasi bir kanaat sahibi oldu-zgunun şerefini duyarak eğer muhalif parti içinde çalışmayı seçmişse tam bir emniyet ile onun içinde çalışacağını bilecektir. Anlıyormusunüz? (an­lıyoruz sesleri). Buna karşı siyasî partiler içinde çalışan vatandaşlardan da hiçbirisi kanun dışında vasıtalarla hedefine nail olmak yolunu bulama­yacaktır.

Her yerde söylediğimi burada da tekrar edeyim: bu işin sonu nihayet seci­me varır. Seçim, siyasî hayatın bütün zehirlerini boşaltır, siyasî münakaşa­lara verimli, yapıcı bir istikamet veren başlıca vasıtadır, ama seçim zor bir şeydir. Herkes, iktidarda olsun muhalefette olsun konuşurken., söyler­ken hak kendisinde olduğuna kanidir. Memlekette çokluk, üstünlük kendi­sinde olduğuna'inanır, ancak seçim imtihanı İnsanın yüzüne ve memleketin yüzüne hakikati aşikâr bir surette gösterir. Seçimden evvel bu hakikati kim- se bilemez. Siyasi partiler her türlü faaliyeti yaparlar ama, büyük vatandaş kitlesi siyasî partilerin hiç birine mensup değildir. Büyük vatandaş kitlesinin seçim'günü yüreğinden ne kapacağını hiç bir peygamber keşfedemez. Demek ki, siyasi partilerin seçimden eve! söyledikleri hep tahminden ibarettir. ■ Esas olan mesele şudur:

Siyasi partilere mensup vatandaşlar serbest bir seçime razı olacaklar: onun neticesine boyun eğeceklerdir. Herkes kabul edecektir ki, bir elmanın yarısı gibiyiz. Bütün iyi niyetliler bir tarfta bütün kötü niyetliler öteki tarafta de­ğildir.

Siyasî gelişmemiz o dereceye varmıştır ki, bir vatandaş bîr partide ise onun amcasının oğlu hattâ kardeşi öteki partide olabilir. Bunların bir araya ge-lipte birbirini kötülemesi kadar manasız birşey olur mu? anlıyor musunuz? Şimdi bîz bütün güçlükleriasmak için ruhlarımızla mücadele ediyoruz.

Size bir misal vereyim: ara seçimine girmek, ara seçiminden herhangi bir vesile bulup çekilmek seçim imtihanına kendimizi koymamak demektir. Bunun başka manası yoktur. Şimdiye kadar ara seçimin münakaşasının se­bebi kanun meselesi idi. Hatırlamaz mısınız geçen sene ara seçiminde se­çim sandığı başlarının yalnız bir partinin namzetleri ile kalması, öbür yan­dan vatandaşları;! büyük çoğunluğu seçimlere girmesin diye telkinlerde bulunulması memleketi bütün dünyaya karşı hakikaten gülünç vaziyete soktu. Vatandaş! ar un, memleketi iyi göstermekte menfaatimiz var, gülünç göstermekte ise ya]mz azap ve muvaffakıyetsizîik var.

Bir ara seçimde bir parti oyların hepsini kazanabilir öteki partiler tuttuk­ları yolun yanlış olduğunu vaktinde öğrenmiş olurlar, muvaffakiyet yolunu arar bulurlar. Seçimde bir parti oyların yarısını kazanmış olabilir, ötekiler niye kaybettiklerini aramaya imkân bulurlar. Her halde memleket te büyük bir huzur kazanır. Siyasi partiler vatandaşlar arasına girmiş, onlara türlü cennetleri ve türlü nimetleri söylemektedirler.Saf bir vatandaş bu telkinler içine dolduktan sonra içinde biriken zehirleri nasıl boşaltır? bir çare söyler misiniz? herkesin dediğine inanıyor, memleketin selâmete gitmesini istiyor, yüreğinde türlü azaplar birikmiştir. Bundan kurtulmanın bir tek çaresi var. Sandık başına gidecek aklının erdiği tarafa reyini verecek ve va­zifesini yapmış bir adamın gönül inşirahı ile evine dönecek: eğer kendi tut­tuğu taraf kazanmışsa haklı bir gurur duyacak, kazanmamışsa demek ki be­nim doğru gördüğüm yeri memleket doğru görmüyor diyecektir.

Vatandaşı hava verir gibi, türlü telkihlerle tahammül edemiyeceği kadar doldurduktan sonra seçim sandığının başından onu almak tahammül edil­mez bir hale koymak demektir. Ya patlayacak, ya kim bilir ne yapacaktır? anlıyormusunz Denizliler? (anlıyoruz sesleri ve şiddetli alkışlar) demek ki bu vatandaşa sandık başına gitmek imkânını vermek lazımdır. Bunu gön­dermek istemeyen siyaset' kendi programını ve gidişini memleketin takdi­rine arzetmekten korkan bir siyaset demektir. Anayasanın bir maddesini müdafaa ederken bunları söylüyorum. Şimdi biz demokratik hayatın hasta­lık devrinin sonuna gelmişizdir. Akü devrinin, yapıcı devrin yollarının ba­şındayız. Bu devrede siyasi partilere dehşet veren bir korku vardır. O hak­sızlık korkusudur. Vatandaş haksızı anlar, vatandaş haksızı tutmaz, vatan­daş haksıza oy veremeyecektir.

Kendi muvafakıyetlerini istiyorlarsa siyasî partilerin birinci vazifeleri haksız vaziyete düşmekten çekinmektir. Çüukü bu memleket o hâle gelmiştir. Bu­nu görmeyen kaybedecektir. Gören kazanaccaktır. Memleketin o hâle gelmiş olduğunun delili dolaştığım her yerde gördüğüm gibi bu gün de sizin burada «Düşmanlık istemiyoruz, bu işin sonunda münakaşalar dâvalar ne şekil alır­sa alsın birbirimizin boğazına sarılmayacağız» diye bağırmamzdır. Anlayor-musunuz Denizlililer? (çok şiddetli alkışlar, anlıyoruz sesleri) ve siyaset cer-yanları da ister istemez kanun yolunu bulacaklardır.

Demokratik rejimde muhalefetin büyük mesuliyeti vardır. Muhalefet şerefli bir mevkidir. Memleketin âtisi için bütün teminatı iktidarda olan parti gibi vermeye mecbur bir müessisedir. Bizim muhalif partilerimiz içinde ben öyle unsurlar tanırım ki yüksek vasıfları üzerinde hiçbir tereddüdün yeri olamaz. Bizim bugünkü siyasî hayatımızın güçlüğü maksada vasıl olmak için tutulan usullerde, moda olan tâbiri ile taktik yollarında her çarenin mubah görülmesi yanlışlığmdadır. Ben kati olarak o kanaatteyim ki vatandaşlar karşısında mu­vaffakiyet yolu hakikat yoludur, kanun yoludur. Hakikatları başka türlü gös­terebilmek mehareti muvaffakıyetsiz çıkacaktır. Bu, iktidar partisi için de muhalefet partileri için de böyledir.

Nihayet bütün bu söylediklerim partilerin daha ziyade kendilerine taalluk eden meselelerdir. Bunlar beni çok alâkadar etmez. Beni alâkadar eden nokta muvaffakiyet yollarını ararken kanun dışına çıkmaya meyledilmesidir. Böy­le istidatların muvaffakiyetlerine imkân veriîmiyeceğini söylüyorum. Be­nim 947 den beri memlekette dolaşa dolaşa teminine çalıştığım bir temel, va'tandaşa siyasî faaliyetin emniyet ve hürmet içinde cereyanına imkân ver­mektir. Kanun bunu veriyor. Ben bütün nüfuzumu kullanarak bu emniyet ve hürmeti vatandaşların ruhuna aşılamaya çalıştım.

Yani bu yolda bana yardım eden siyaset adamları ile beraber elimizden ge­leni yaptık. 1949 da kanun dışı usullere rağbet görülmüştür. Kanun dışı ha­rekete müsaade edemeyiz. Bu yol memleketi felâkete götürür. Ben köy köy şehir şehir dolaşarak vatandaşların yakasından tutup birbirlerine hürmet et­melerini düşman, olmamalarını siyaset olarak kanun dışı hareketlere iltifat et­memelerini söyliyeceğim, bağıracağım. (Çok şiddetli alkışlar, varol, sağol ses­leri)

Denizlililer,

Söylediklerim sade şeylerdir. Memleketin köşelerinden günlerdenberi ko­nuşuyorum. Şimdiye kadar söylediklerimi dinlemiş mevzuları kavramış ola­rak karşımdasınız. Görüyorsunuz ki aynı mevzuları mümkün olduğu kadar sizi sıkmayacak şekilde tekrar ediyorum. Çünkü hedefim geniş değildir. Çok haklı mevzulardayım. Söylemesi kolay, sade mevzulardayım. Vatandaşlara birbirlerine düşman olmamalarını tavsiye ediyorum. Kanun dışında yolların memlekette huzur bırakrmyacağmı, vatandaşların birbiriyle münasebetleri­ni zehirli hale koyacağını soyuyorum. Herhangi bir paa-ti, herhangi bir mü­tefekkir, herhangi bir aklı başında vatandaş bunu söyliyecektir ve reddedil-miyecektir. Bu fikri her hangi bir kisveye bürüyerek kıymetten düşürmek zordur. Vatandaşlarım benim sözümü kolay anlıyor, vatandaşım, dünyanın bütün belâlarından kurtardığı vatanını siyaset cereyanlarının insafsız usul­leri yüzünden kaybetmiyecektir. Buna asla müsaade etmiyeceğiz. Kim? siz: rnüsadde etmiyeceksiniz. Sizin gibi devletin başındaki vatandaş cumhurbaş-kamnmız mukavemet edecektir. Bu sözümün iyi anlaşılmasını, hiç bir tered­düde düşüememesini isterim. Anayasa bana çok selâhiyetler vermiştir. Va^ tandaşlarımm vicdanına hitap ediyorum. Birbirlerine hürmet hislerini uyan­dırmaya çalışıyorum. Bu usul bütün vasıtaların en tesirlisidir. Şimdiden müs-bet neticelerini göstermeye başlamıştır.

Vatandaşlarım, günlerdenberi söylediklerimi bilerek karşıma geliyorlar. Ko­layca söylediklerimi anlıyor musunuz? (anlıyoruz sesleri) seviyorsunuz? (evet seviyoruz sesleri) demek ki sözlerimin vatandaşlar arasındaki gerginli­ği tedavi edeceğine inanıyorsunuz? (inanıyoruz sesleri ve çok şiddetli alkış­lar) bu sözlerimi bütün memlekete anlatmaya çalışacağım.

Denizli'liler,

Bana yardımcı olunuz. Sizin muhabbetiniz bana büyük kuvvettir. Sizin mu­habbetinizi, yüksek alakanızı memleketin Öteki köşelerine götüreceğim ve sizin yüksek vasıflarınızı hakkı ile tecessüm ettirmeğe çalışacağım. Demokratik rejim iftira devrinden düşünme devrine, yapıcı devre giriyor. Bu devirde çok feyizler göreceğiz, taze, zinde vücutların çalışmalarındaki bü­tün feyizleri alma yoluna giriyoruz.

Konuşmak için bu kadar güzel bir muhit nâdir bulunur. Birbirimizden iyi bir hatıra ile ayrılacağız. Gönlümde hasretinizi daima taşıyacağım.

Osmanlı İmperatorluğuna isyanla başlayan Anadolu hareketinin hedefi devJ let idaresini halk iradesine göre kurmaktı. Bu merhaleye birdenbire varmak tabii imkânsızdı. Bizi maziye bağlıyan birçok rabıtalar vardı. Bunlar devam ettiği müddetçe bu tarz bir idareye girmek imkânsızdı. O hâlde bu mesaiye engel olacak bağları koparmak, çözmek ondan sonra düşünülen yeni idareye girmek icabediyordu. Bildiğiniz inkilâp safhaları geçirildi. O inkilâplar ancak o zamanda takibi zarurî olan idare tarzı ile tahakkuk edebilirdi. Ve bildiğiniz veçhile bunlar tahakkuk etti. Fakat asıl hedef doğrudan doğruya halk ida­resini kurmaktı. Tekâmül merhalesi bugün bizi o idarenin kurulması dev­rine getirmişti*. Demokratik dediğim idare halk iradesinin serbest surette tecellisi ve o tecelliye göre bir devlet siyaseti kurulması demektir. Bu işin de* temeli seçimdir. Seçim bütün vatandaşlara itminat verecek bir şekilde olma­lıdır ki milletin hakiki iradesinin jıe olduğu anlaşılsın.

Kavuşacak tek yol memleketi hayıra, saadete, itilâya götürecek tek yol^ mü-1 nakâşa ve dâvalarımızı prensipler üzerine kurmak, şahıslarımızı mütekabîlen sevmek suretiyle tahakkuk ettirmektir.

Bu yoldan ayrılmak hepimiz için çok acıklı olur. Çünkü yolun neticesi iki; suretle tecelli eder. Ya diktatörlük veya anarşidir. Her iki netice de memleket için felâkettir. Yarın, hatta bugece memleket mukadderatile ilgili neler olaca-ı ğım bilmiyoruz; Buna rağmen büyün bir mücadeleye girmiş bulunuyoruz. Eğer ihtiyatla, dikkatle ve vatanseverlikle bütün ihtiraslarımıza hâkim olarak yürümezsek vebal hepimize aittir. Salim, sağlam bir demokrasi, temiz ahlâk ve fazilete müsetenit, mütekabil sevgi üzerine kurulmuş bir demokra­siyi yerleştirmeğe muvaffak olursak milletimizin parlak yüksek vasıflarım bir kere daha tecelli ettirmiş olur ve Dünya tarihinde şerefle anılırız. Bu bakımdan bu günkü nesil büyük bir mesuliyet altındadır. Ben "başta olmak üere hepiniz ve bütün diğer vatandaşlar çok sorumlu bir durumda bulunu­ruz. Bundan dolayıdır ki size hakikati olduğu gibi açıklıyorum. Mesuliyetim beni bu yolda söz söylemeğe icbar ediyor. Anadolunun göbeğinde doğmuş bir vatan çocuğuyum. Mukadderatım buraya bağlıdır. Sizler de böylesiniz. Hedefimiz yıkmak değil, yükselmektir. Birbirimizi sevmekte, huzur ve sü-j kûnu muhafazada hepimiz mesulüz. Demokrasinin faziletli bir netice vermesi bütün vatandaşların birbirini sevmelerine, memleket kanunlarına itaat et- . melerine mütevakkıftır. Demokrasi kanun demektir. Ferdin keyfî iradesi demek 'değildir. Hepimiz mevcut kanunlara itaatle mükellefiz. Kanun değiş­tirilmek isteniliyorsa bu, Büyük Millet Meclisine ait bir selâhiyettir. Vatan­daşlar mevcut kanunlara kayıtsız şartsız itaatle mükelleftir.

Partiler arasındaki mücadeleler prensipler üzerinde olmalı demiştim, bu mü-1 cadele prensipler üzerinde olursa verimdi neticeler alınır demiştim. Partiler rasmdaki münasebeti bu zaviyeden görürsekŞark feylesofuSadi'nin, co- j cukluğumdan hafızamda kalan şu kotası bize çok güzel bir rehber olur. Sadi bu kıtasında şu manayı ifade eder:

«İki bilgili adam, aralarındaki münasebet kıl kadar ince olsa bile onu muha­faza eder.

Bu taahhüdü yerine getirmek için ilimden ve tecrübeden geniş ölçüde faydalanılacağı söylenmiştir. Dünyanın belli başlı esas ve usullerini tatbik eden memleketlerin kanunları dilimize çevirtilerek «pembe kitap» ta toplanmıştır. Ayrıca Türkiye'de şim­diye kadar tatbik olunmuş ve olunmakta bulunan seçim mevzuatı ay­ni kitaba konmuştur. Bu suretle ilmî bir çalışmaya yarayacak malzeme te­min edilmiştir. Gene bu «pembe kitap»a seçim sistemleri hakkında nazari malumat da ilâve olunmuştur.

Bundan sonra işin ikinci safhasına geçilmiştir. Başbakanlık Müsteşarının başkanlığında bir teknik komisyon kurulmuştur. Bu komisyona Adalet ve İçişleri bakanlıklarının yetkili uzmanları katılmıştır. Teknik heyet çalışma­larını bir müddet önce bitirmiştir. Hazırlanan tasarı şimdi Yargıtay, Danış­tay, Ankara ve İstanbul Hukuk Fakülteleri, Ankara, İstanbul ve İzmir Baro­ları tarafından seçilen mütehassıs otoritelere sunulmuştur. Bu yüksek he­yete hükümet hiç bir direktif vermeyecektir. İlim heyeti üyeleri vicdanları ile başbaşa, memleketimizin ihtiyacını göz önünde tutarak, Türkiye'de de­mokrasiyi ebedileştirecek seçim esaslarını, serbestlik içinde ve elbette tam tir liyâkatle tetkik edip mütalaalarını vereceklerdir.

Bu vesile ile bir noktaya işaret etmek isterim: hükümetin seiçm üzerindeki münakaşaları sona erdirecek bir seçim kanunu meydana getirmek azminde olduğunu Savın Başbakan her vesile ile tekrarlamaktadır. Nitekim, ilk şek­lini almış olan yeni tasarı bu maksatla bir müstakil ilim heyetine sunulmuş­tur. Bundan başka siyasî partilerin de yardımı daima aranmıştır. C. H. P. den geniş bir müzaheret gördüğümüzü açıklamalıyım .C.H.P. Genel Başkan Vekili Sayın Hilmi Uran, seçim üzerindeki münakaşaları bitirmek için, mu­halefetin bu konudaki arzularını anlayışla karşılamak hususunda hüküme­ti kuvvetle desteklediğini Urfa'da sövlediği nutukta ilân etmiştir. Diğer par­tilerin bugüne kadar takındıkları tavır maalesef menfi olmuştur. Teknik komisyonun ortaya koyduğu tasarı, ilim heyeti üyelerine gönderilmiş bu­lunduğu için yarından itibaren ajans vasitasiyle matbuata da tam metin ha­linde verilebilecektir. Tasarıdaki esaslar memlekette ne kadar fazla yayılır­sa o derecede memnun ve müteşekkir kalırız. Çünkü, tasarı büyük millet meclisine sunulmadan Önce, siyasî akideleri ne olursa olsun, her aklı eren vatandaşın telkin edeceği fikirden faydalanmak isteriz.

Hükümet, programında vaadettiği yolda azimle yürümektedir. Seçim kanu­nu ve basın kanunu tasarıları Büyük Millet Meclisinin Kasım toplantısında müzakereye hazır bulundurulacaktır. Ara seçimleri hakkında yeni bir karar alınmış mıdır?

Ara seçimlerini yapmak bir anayasa emridir. Hükümet bu emri yerine ge­tirmek için kendisine düşen vazifeyi yapmış, Büyük Millet Meclisinden tah­sisat, istemiştir. Bu tahsisat verilmiştir. Bu da büyük meclisle hükümetin Anayasanın 27 cİ maddesini anlamakta beraber olduklarını gösterir.

Bu mücadele ve gayrette en büyük kuv­vetimiz, milletimizin büyük yarınına ina­nımız, Türk gençliğine sonsuz güveni-mizdir. Türk gençliğinin, Atatürk'ün müstesna emanetine lâyık bir fikir se­viyesi, vicdan ve düşünce hürriyeti, en­gin ruh zenginliği ile yetiştiğini ve ye­tişmekte olduğunu biliyoruz. Böylece üstün kabiliyet ve vasıflarla saflarımız arasına karışanı gençlerimizin sayıları çoğaldıkça, memleketimizde hürriyet ve demokrasi idealinin, diğer milletlere ör­nek olacak bir mükemmellikle gerçekle­şeceği de muhakkaktır.

Celâl Bayar kendi kendini in­kâr ediyor...

Yazan: Asım, Us

4 Ağustos 1949 tarihli VafciitHan :

Celâl Bayar döndü, dolaştı, nihayet 12 Temmuzu inkâr etmeğe karar verdi. Mü­cadele silâhını doğrudan doğruya İsmet İnönü'nün şahsına çevirdi. «Millî Husu­met Andı» üzerine Halk Partisinin De­mokrat Partiye lİhMlâl metodu kıılan-makla itham etmesinden sorumlu olan İsmet İnönü imiş! ismet İnönü Devlet Başkam olarak Halk Partisinin Genel Başkanı kaldıkça işilerin düzelmesine imkân yokmuş!

Sayın Celâl Bayar bu noktada biraz dü­şünmelidir: 12 Temmuzu inkâr etmekle 12 Temmuz İnkâr edilımîş olmaz. Ancak Celâl Bayar kendi kendini inkâr etmiş olur.

12 Temmuz beyannamesinde Celâl Ea-yar'ın şahsan imzası yoktur. Fakat son satırında beyannameyi baştan aşağı okuduğu ve yayınlanmasına muvafakat ettiği yazılıdır, ismet İnönü bu beyan­nameyi yazarken yine Halk Partisi Ge­nel Başkanıydı. FaKat Devlet Başkanı oldukça Cumhuriyet kanunlarına saygı gösteren siyasî partiler arasındaasla

fark gözötmiyeceğine dair söz veriyor­du. Böylece Devlet Başkanı partiler arasında yüksek bir hakem mevkiini al­mış oluyordu.

İsmet İnönü'nün Devlet Başkanı olarak. Halk Partisi Genel Başkan vazifesi ile meşgul olmamağı kabul etmesine ve böyle Anayasamızın kendisini mecbur etmediği ibu taahhüde tamamiyle sada­kat göstermesine karşı Celâl Bayar'm 'bugün 12 Temmuz kararını inkâr etti­ğine bakılırsa hakkın ve haksızlığın ne­rede olduğu pek iyi anlaşılır.

Başbakandın Bursa konuşması..

Yasan: Selim, Ragıp Emeç

4 Ağustos 1949 tarihli «Son Posta» dan:

Sayın Başbakan Şemsettin Günaltay'ın Bursa gezisi münasebetiyle, yeni bir de­mecine muhatap olmuş bulunuyoruz. Haddi zatında demeç yeni ise de ihtiva eylediği fikirler eskidir. Bunları evvelce de işitmiştik. Eu bakımdan; Başbakanın konuşmasının mevcut vaziyette hiç bir değişiklik hâsıl etmediğini ve etmiyece-ğini söylemekle, biz de, ortaya yeni bir şey koymuş bulunmuyoruz.

Prensip bakımından Sayın Başbakanın, fikirleriyle bu memleketin öz Türk ev­lâtlarının pek az farklarla aynı fikirde birleştiklerine işaret etmek yerindedir. Ayrılık tatbikata aittir. Sanıyorum ki mühim olan da budur.

Fakat demokratik inkişaf; bir zaman, bir bilgi ve bütün bunlarla beraber umu­mi bir cemiyet terbiyesi meselesi olduğu aşikâr bulunduğuna göre; bu dâvada taraflardan hangisinin engelleyici, han­gisinin daha İleriye ulaşmak gayretinde bulunduğunu; hâdiselerin müşahedesi bize gösteriyor. Bundan başka türlü dü­şünmek; mevcudu muhafaza etmek için bir takım mantık oyunlarına başvur­maktan gayri bir suretle, izah edilemez. Bu memlekettehiç kimsekargaşalığa

taraftar olamaz. Fakat halkın umumî olan bu meylini görerek mevcut statü­koyu rejimleştirmeye kalkışmak da haksazlıkların, en büyüğü olur. Bu sebeple beşerî olan kanunlar gibi tabiat kanun­larını da ihmal etmemeli ve bunların arasındaki iştiraki göz önüne getirerek kanun saygısını hep beraber ve istisna­sız olarak yine birlikte omuzlara yüklen­melidir.

Amerika'da yeni bir sansür...

Yasan: Hüseyin Cahit Yalçın

8 Ağustos 1949 tarihli «Ulus» tan:

Fransız Telgraf Ajansı Birleşik Ameri­ka'da Oregon gazete sahipleri birliğinin toplantısında A. P. Ajansı Direktörü Starzel tarafından yapılan beyanatı bil­dirdi. Bir gazeteciler toplantısında mü­him bir ajans direktörünün söylemiş ol­duğu sözleri, meslek icabı, pek tabii bir alâka ile okudum. Hakikaten çok mühim bir mevzu A.P. Ajansı Direktörünün te­minatına göre, Birleşik Amerika'da pek . ince ve hünerli bir surette bir sansür şekli kendini göstermeye başlamıştır. Bu bir sansür memurunun, kurşun kaleme dayanarak, kendisine arzedilen havadis­leri çizip çıkarması değildir. Böyle ol­mamakla beraber, gene hakikî bir san­sürdür. Mr. Starzel'in iddiasınca, hava­disleri kaynaklarında kontrol etmek için teşebbüsler vuku bulmaktadır.

A. P. Ajansı Direktörünün kanaatince, Birleşik Amerika'da zem ve kedhe dair kanunlar o kadar şiddetlidir ki eğer res­mî nümayişler falan veya filân zat hak­kında gayri müsait fıkralar ihtiva edi­yorlarsa bu nümayişler hakkında taraf­sız bir hülâsa neşretmek imkânsızdır. Bundan başka, hükümetin matbuat a-damlari, memleketlerini müsait bir man­zara altında göstermek İçin, kalburdan geçirilmiş havadisler veriyorlar. Tam ve gayet doğru havadis vermek yolunu tut-mayorlarmış.

(Yazar bundan sonra bizdeki bazı poli­tikacıların hâdiseleri diledjlderi şekilde yorumlayarak Hükümet aleyhinde hü­kümlere vardığına işaret etmekte ve A. P. Ajansının yanlış haber vermemesi ümidini izhar ederek sözünü bitirmekte­dir.)

Telif hakları...

Yazan: Halide Edip-Adıvar

12 Ağustos 1949 tarihli «Akşam» dan:

Başta gelen meselelerden biri bir mille­tin kafasının inkişafıdır. Bu inkişafa en­gel olan her hangi bir şeyi ortadan kal­dırmak istikbali düşünen her fert için vatanî olduğu kadar geniş mânada bir vazifedir. Bundan dolayı yıllarca sürün­cemede kalan telif haklarını koruma me­selesinin tekrar canlandığını ve bu dev­rede Meclise sevkedilmek üzere 100 maddelik bir kanun tasarısı hazırlandı­ğını gazetelerde derin bir alâka ile oku­dum. Mamafih, bu kanunun bu devrede çıkması lüzumunu mületvekülerimizin temin etmesi ne kadar hayatî bir mesele olduğunu da hatırdan çıkarmadım ve «inşallah bu telif erbabına bir yem bo­rusu değildir» demekten de kendimi ala­madım.

Garp medeniyetini kabul ettiğimiz dev­rin başında, telif haklarını koruma ka­nunu bulunmaması belki kısa bir zaman için işimize yaramıştır. Belki ilim ve e-serleri fazla sayıda dilimize nakletmek imkânını vermiştir Fakat bir hayli za­mandır ve bugün bu kanunun eksikliği­nin ceremesini bize çektirdi, istikbalde daha fazla çektirecektir. O kadar ki bir şey ödemeden mütemadiyen hariçten tercüme yapmak_ hattâ tercüme seviye­sini de pek dikkate almadan yapmak, yalnız edebiyat ve sanatın değil, bugün günlük yerli fikir mahsulünün de piya­sasını düşürmüş, hattâ onları piyasadan kaldırmıştır denebilir.

Halide Edip-Adıvar, yazısını şu cüm­lelerle bitirmektedir:) . .. Hulâsa, en mühimminden en müte-vazıma kadar, sanat ve fikrin her saha­sında, fikir emeğinin korunması saati çoktan çalmıştır. Bunu, bu devrede mil-letvekülerimizin dikkate almasını, bu kanunun geçmesi için çalışmalarını me-denî insaniyet arasındaki mevkiimizin şerefi namına en gerekli ve mukaddes bir vazife telâkki edebiliriz.

Eg"e bölgesinde yer yer söylediği nutuklarla yalnız buhranı iza­le etmek ve Türk halkına fikir ve vic­dan hürriyetinin huzurunu sağlamakla kalmamış demokratik hayatımızı mil­letçe yeni bir devren-in anlayışına da ulaştırmıştır.

Modern demokrasi zihniyet ve anlayışım Türk millî bütünlüğünün nefis ve vicda­nında tahkim eden İnönü'nün açtığı bu yeni devrin karakteristik ifadesi şudur: Dürüst seçimle, seçimler neticesine ve kanun tutumlarına inanla yaşamak devri.

Demokrasinin ideal mânası ve temel şartı da: Serbest seçim yapmak ve ka­nun icaplarına inanmak ve millet irade­sini millet :darcs:ne bu yoldan 'hâkim kılmak olduğuna göre İnönü Türk mille­tine mesut İstikbalinin sırrını çözmüş ve anahtarını vermiş bulunmaktadır.

1950 yılı Türkiye'de hiç bir hileye, ka­nunsuzluğa, meşru neticeleri hırpalama­ya imkân vermiyen ve her türlü tered­düdü ve siyaset ihtikâr ve istismarcılı­ğını önliyen bir seçim yılı olacaktır. Bun­dan asla şüphe etmemek gerektir. Ka­nuna bağlı ve seçim neticelerine boyun eğen bir zihniyet de bu seçimi destekle­diği takdirde Türkiye'de gerçek, modern, sosyal ve millî bünyemizin şartlarına uygun bir demokrasinin artık sureti ka-tiyede yerleşmiş, gelişmiş ve kökleşmiş bulunacağına şüphe kalmıyacaktır. Bu mesut devre içinde Türkiye normal siya­si parti faaliyetlerinin sahası olarak yal­nız kalkınması, refahı, yapıcı gayretleri ile başbaşa kalan kuvvetli, huzurlu ve daima yarınına güvenle bakan vir mem­leket olacaktır.

İşte İnönü'nün siyasi hayatımızda çöz­meye çalıştığı ve çözdüğü düğümler bi­rinci plânda bu mânada ve bu önemde­dir.

Atışmadan sonra konuşma...

Yasan: Ahmet Emin Yalman

26 Ağustos 1949 tarihli «Tan» dam t

Profesör Fuat Köprülü,İsmet İnönü'­nün Izmirdenayrılırken söylediği nu-

nuk hakkında bir yazı yazmıştır. Bu yazıyı siyasi hayatımızda atışma dev­rinin kapandığını, makul bir ■konuşma devri başladığını gösteren bir alâmet sayabiliriz. Buna da sevinmek icap eder. Çünkü atışma yoliyle müspet ne­ticeler elde etmek imkânsızdır. Bir ta­raf acı ve sert hücumlar yaprsa, diğer taraf biraz daha üst perdeden cevap vermeği tabii sayar. Böyle atışmalar, ortalığı sise boğar, ruhları zehirler, in­saf hislerini felce uğratır, millî ölçü ve prensipleri unutturur.

Uzaktan uzağa atışan iki düşman cep­he halinde buulomak yüzünden birik­miş kuruntu ve vehimleri; bir saatlik-yüz yüze konuşma dağıtmağa kâfi ge­lebilir. Belki de iki taraftaki mukave­metler ve itiyatlar; her istenen şeye "bir himlede varılmasına imkân bırakmaz, fakat her halde çıkmazdan kurtuluruz, gayeye doğru yol alırız. Her merhaleyi açtıkça daha ileri bir merhaleye var­mamız kolaylaşmış olur.

Ama buna İkin cephesi (muvazaa) diye-çekmiş. Varsın, desin... Memlekette* ahenk, huzur ve terakki değil, kavga; nefret ve şahsi kin arkasmdan koşan-dar görüşlüler onların etrafında topla-nacakmiş... Kincilerin dar görüşlülerin mürtecilerin ve müfritlerin bu suretle tecrit edilmiş bir haile gelmesi; siyasi bünye için şifalı bir gelişmedir. İhtilâl ve anarşi çıîtarmağa niyetleri olmıyan bulanık suda balık avlamak istemiyen-vatandaşlar için tabii gaye; memleket menfaat ve ideallerinden ilhanı almak-suretiyle masa basma geçilmesi, önü­müzdeki büyük mücadelede herkesim riayet etmesi lâzım gelen esasların re-kaidelerin beraberce ve gönül lıoşlu-ğiyle iptidadan ftesbit edilmesidir. Yok­sa bu mücadele ibir kör döğüşü ve bit dahilî harb olanak istidadını peyda' eder.

Türkiyede em büyük suiistimal ve yol­suzluk devri, cihan harbi devridir. En,-şiddetli politika ihtirasının mevzuu İt­tihat ve Terakki ve Hürriyet İtilâf' kavgasıdır, öyle olduğu halde cihan harbinin felâket ve sıkıntılarından fc«-men sonra İstiklâl mücadelesi sayesin­de bir millî birliğe varmak ve İttihat ve Terakki - Hürriyet ve îtilâf 'kinleri­ni toptan maziye gömmek mümkün olmuştur.

Kapacak işimiz hudutsuzdur ve acele­dir, taşınacak yük de çok ağırdır. Bir­birinizi kırmak ve incitmek suretiyle bunu taşımamız ve yol almamız imkân­sızdır. Bunu takdir ederek 'kinleri, nef­retleri ve bunların yarattığı menfi he­yecanları bir tarafa bırakmak ve müş-; dertlerimize yüz yüze ve sevgi vo insaf havası içinde çare aramak za­manıçaktan gelmiştir.

Yazan: AhmetEminYalman.

30 Ağustos 1949 tarihli Vatan'dan:

İttihat ve Terakki Hürriyet ve İtilâf devrini yakından görmüş, o siyasi mü­cadelelerin içinde yaşamış bir dostuma sordum:

—Şimdiki parti mücadeleleri o devir-
dekilere benziyor mu?

Şu cevabı verdi:

—Hiç kıyas kabul etmez. İttihat ve Te­rakki devrinde;iktidarı tenkid eden a-
damlar sokak ortasında vurulurdu, ka­file kafile sürülürdü. Vakit vakit bir ve­
sile bulunur sehpalarkurulurdu.Karşıtaraf da imkân buldukça, elinden geldiği
nispette aynı şeyi yapardı.Bugün isekonuşuluyor ve tahammül ediliyor, söze
mermi ile değil, sözle mukabeleedili­yor. Umumi efkâr uyanmış, halk, 'kendi
yurduna ve kendi mukadderatına sahip çıkmağa başlamıştır.»

Dostumun hakkı var. İnsanlar umumi­yetle eski zamanların yalnız iyi tarafla­rım (hatırlıyorlar. İçinde yaşadıkları de­virde ise dyi taraflar bir tarafa bırakı­lır, yalnız fena taraflar göze batar. Memleket, (İttihat İtilâf günlerindenbe­ri siyasi bakımdan hiç şüphesiz epeyce yol almış, bir takım derece farkları ol­sun, elde edilmiştir. Fakat, ne yazılk (ki, bir bakımdan hiç değişemedik. Türkiye bir türlü insan şahsiyetindeki meziyetle-

ri arayan, yaşatan, koruyan1, geliştiren bir ımııhüt haline .gelemiyor. Bir bakar­sınız ki Türkiye'de yaşıyan, insanlar, birbirine kalbini açan, birbiriyle kayna­şan, aralarında sonsuz bir sevgi hüküm süren Ibiır 'aile teşkil eder gibi görünür­ler.

' Demokrasiyi halkın sandık başıma gidip rey vermesinden ve ekseriyetin reyine göre iktidar mevkileri kurulmasından ibaret ibir idare sananlar çok aldanırlar. Demokrasi ancak feragatli ve meziyet­li liderler sayesinde yürüyebilir, yoksa anarşi halini alır. Nitekim dizginsiz ve frensiz hürriyet de yaşamaz, yerini mut­laka tahakküm idaresine kaptırır.

Uzun bir vasilik idaresi', ımemelketimiz­de adam yetişmesine meydan bırakma­mış, yetişecek istidatların 'kendi kendi­lerine vatandaşlar belirtmelerine de fır­sat vermemiştir. Lider ıdiye kabul edile­bilecek adamlar azdır. Çoğu yaşlıdır. Bunların arkasında; siyasi tecrübe sahir toi olanağa vakit bulmamış nesiller var­dır. Lider rolü oynayabilecekler, geriye kalan Ömürlerini karşılıklı kimlerini ze­delemek için ifmıa ederlerse, sevdikleri­ni! iddia ettikleri yurda hizmet değil, d-hanet etmiş olurlar.

Lidar vasfım derece derece taşıyabile­cek tecrübe sahibi kimseler, bu milletin en kıymetli sermayesini teşkil ediyorlar. Hangi parti ve içtihada mensup olurlar­sa olsunlar milletin gözünün bebeğidir­ler. Kendilerini hata ve kusuirlarile de­ğil, im eziyetler il e, hizmetleriyle ve daha da görebileoekleri faydalı işlerle muha­keme etmek lâzımdır. Vakit dardır. Mil­lî emanetler meşru sahibi olan genç ne­sillere kısa zamanda ve bir ahenik ve is-itikraır havası içinde devredil em ezs e, bu kadar vartadan kurtulan bu yurdun ve milleti)! bekasından emin olamayız. 'Mânevi kıtali sona erdirmek için; her 'birimizin şaihsi kin ve nefretlerimizi gömmeğe razı olmamızdan toaşka çare yoktur. Ancak o zamandır ki iptali bir cemiyete .mahsus meziyet ve fazilet düş­manlığından kurtulur, medeni bir cemi­yete lâyık ahenk ve istikrara ve karşılık­lı saygı ve sevgiye kavuşuruz.Demokratik Ruhun zaferi...

Yazan: Prof. Dr. Yavuz Abadan.

30 Ağustos 1!9|49 tarihli Ulus'tan :

Bugün 30 Ağustos zaferinin mutlu yıl­dönümünü, gittikçe vahimleşen değişilk dünya 'şartları içersinde biç değişmiyen 'bir ruh emniyeti ile kutluyoruz. Herke­sin bildiği giibi, bundan tam yirmi yedi yıl Önce, Duımlupınar sırtlarında, Türik süngülerinin şimşek parıltısından, Mille­timizin kurtuluş ve istiklâl .güneşi doğ­muştu. Aradan, geçen zaman, gerek imaldi gerek mânevi kıymetler âleminde ancak yüzyılların yaratabileceği engin değişikliklerle doludur. insanlık, Jkinci Dünya Harbi buhranının sarsmtiilariyle göçen bir medeniyet enkazı üzerinde, yeni bir kurulluş ye kurtuluş için Ümit­siz gayretlerle çırpmıyor. Millî varlıkla­rı it emeli erinden sarsan bu bocalama ve hercümerç ortasında Türk Milleti, İstik­rarlı bir barış ve güvenlik nizamı için­de 30 Ağustostan aldığı ilham ve ıkuv-le dimdik ayaktadır.

Ancak pek nadir milletlerin erişebile­cekleri bir mazhariyetin gerçek sebebini 30 Ağustos zaferinin taşıdığı ruh ve mâ­nada aramak gerekir. '30 Ağustos .1922, sadece kesin bir zaferle neticelenen bir meydan muharebesinin bitiş tarihi, de-ğil, milletlimizin hayatında mesut geliş­melere namzet yeni bir devrin dönüm noktasıdır. Yüzyıllarca süren musibet­lerle dolu biır mazinin bütün köhne mü­essese ve varlıklarım kati bir tasfiyeye uğratarak, milletimizin vazgeçilmez haklarını bütün cihana tanıtan 30 Ağus­tos, Türk .millî cevherinin değişmez özü­nü teşkil eden demokratik .ruhun zafe­ridir.

Gerçekten Birinci Dünya Harbinin .mağ­rur .galipleri tarafından güdülmek iste­nen emperyalist tahakküm politikasını akamete uğratanı 30 Ağustos zaferi, de-tmoknatük. kardeşlik duygusiyle millî birlik şuurunun eseridir. Çünki 30 Ağus­tosla beraber Türk inkılâbının bütün mucizeli başarılarını yaratan millî mü­cadele ruhu,, halkımızın kopmaz ıkader, ülkü ve gaye ortaklığına dayanan bera­berlik ve kardeşlik duygularından yoğu-rulmu'Stur.

îtk çağdan beri demokrasi, her zaman bir 'millî hürriyet rejimi olarak kurul­muş, (kendi mukadderatı üzerinde söz sahibi olan halkın kendi hür dileğiyle ğÖnyıl, fikir ve işbirliği etmesi sayesin­de devam ve istikrar imkânına kavuş­muştur. Hakikî demokrasi, .atacak hal-km kendi siyasi kaderi hakkında yakın ve iıçli ilgisi ve serbest karariyle gerçek­leşebildiği için, idemotkıratik zihniyetin aynı halk kütlesi içeırsinde (millî hedef­ler bakımından ayrılığa, şahsi menfaat­ler yüzümden düşim'amilığa tahammülü yoktur.

Bütün ibu sebeplerel Millî Mücadele ru* hu, siyasi hayatımızda daima demokra­tik ruh ve zihniyetin örnek bir tecellisi olarak kalacaktır. 30 Ağustosun, bütün kahraman şehitleri, en mukaddes siyasi birlik olarak kendi ihür dilekleriyle ibag-laındıkları miltfetin hürriyet ve selâmeti uğruna seve seve canalrını verdiler, Dumılupınar'ın 'bütün şanlı gazileri, 'hal­kımızın samimî kardeşlik havası içinde hür ve müreffeh bir topluluk halinde siyasi hayatını devam ettirebilmesi içim. fedakârlıklara katlandılar.

30 Ağustos, gerek iç (demokrittik gelişt-memizni .aralıksız ve arızasız hedefine ulaşmasında, gerek dışa 'karşı bağımsız, lığımızın, korunmasında daima millî gü-cümüzü arturan, gayr etlerimizi besliyeıı feyizli bir kudret (kaynağı oılarafc kala­caktır. Bu sebeple yürüdüğümüz Hıak ive adalet, demokrasi ve hürriyet yolumda zaaf ve dalalete düşmek tehlikesiylle karşılaş an! aır, 30 Ağustos zaferinde 'ke­maline ulaşan millî mücadele ruhundan ilham ve kuvvetlerini tazelemek jintoâ-nma har zaıman maliktirler.

30 Ağustos...

İmzasız Başyazı

30 Ağustos 19(49 tarihli Hürriyet'-ten :

30 Ağustos Türk [Milletinin kaderini mutlak bir surette tâyin, eden bir gün ol-maik itibariyle, büyük bir .mâna taşımak­tadır. 30 Ağustostan evvel, yegâne millî bayram olarak 23 Nisanı tanıyoruz; 30 Ağustostan sonra bu millî 'bayrama 23 Temmuz ve 29 Teşrinievvel de karışmış oldu. Fakat bu millî bayramların hepsi, tarih boyunca, yaşamak kudretlerini 30 Ağustostan almışlardır. Gazi Mustafa Kemal'in dehâsiyle yoğrulan istiklâl dâ­vasına bizzat silâhı ile [karıştığı «Baş­kumandan Harbi» dosta düşmana par­mak ısırtan 'büyük neticeye erişmemiş olsaydı, bütün bu birbirniden güzel bay­ramlar, şimdiki günlerini, gayrimuayyen bir zamana kadar geciktireceklerdi. Ga­zi Mustafa Kemal'in dehası ve silâhı, büyük neticeyi bi ran evvel elde etmek suretiyle, 30 Ağustostan sonra gelen ve Ibize hariçte ve dâhilde birer gurur vesi­lesi olan millî bayramların gün ve sa­atlerini mümkün olduğu kadar ileriye almış oldu.

30 Ağustos, istilâ hursiyle mukavemet azminin çarpıştığı ve haksız hücum ile haklı müdafaanın boy ölçüştüğü son gün olmak bakımından, bütün milletlerce tetkike değer bir tarihtir. Birinci Cihan harbine daha geniş bir hazırlıkla giren küvetlerimizin hayal sukutuna uğrama­ları karşısında, İstiklâl mücadelesine, aceleye gelmiş bir teşkilâtla atılan kuv­vetlerimizin kazandığı büyük zafer, bel­li başlı, bir mukayese" mevzuu olsa ge­rektir: Türk Milleti, hürriyet ve istiklâ­line kimsenin el uzatmasına tahammül edemez; Başkalarının hürriyet ve istik­lâline göz dikmediği gibi..

Bu itibarla 30 Ağustos, milietlerarası bir hürriyet ve istiklâl destanıdır.

Şehitkanlarının ödenir?...Yazan: Ahmet Emin Yalman

31 Ağustos 194 9tari!bU Vatan'dan:

Dün millî bayram münasebetiyle son yirmi yedi yum ana 'çizgilerini zihinle­rinde canlandıran vatandaşlardan bir­çoğu; hiç şüphe etmiyorum ki, 1922 Ağustosunun nühayetindeki millî birlik ve sevgi manzarasının 'hasretini duy­muşlardır.

Kimse ellerinden tutmayarak, sırf ikti­dar ve meziyetleri sayesinde istiklâl Mücadelesiyıllarında.vazifebaşımla imtihan geçiren ve birer millî kahraman mevkiini kazanan şahsiyetler, 27 ıyl evvel ibugün, ahenkli bir takım teşkil edi­yordu. Bunların başında bulunan Ata­türk, aramızdan eksilmiştir. Bu yoklu­ğun matemeni duyuyoruz. Diğer şahsi­yetlerden birçoğu çok şükür henüz ara­mızda olmakla beraber, ne yazık ki, bu­gün. bunLar, ahenkli bir takım teşkil et­mekten ve millî emanetleri yeni nesil­lere devretmenin mesuliyetini beraber­ce duymaktan çok uzaktırlar. 'Kimi bir-fbirine küskündür ve kin bağlamıştır. Kimi Ihirer inziva kesesinle çekilmiş, ola­ma bitene uzaktan seyirci vaziyeti al­mıştır. Tspki İstiklâl Mücadelesi günle­rinde olduğu gibi, zorluktan dolayı ye'se düşmiyerek, ara bulmağa ve millî birli­ğin ve sevginin sesini duyurmağa çalış­mak rolünde yalnız doktor Adnan Adı-varı görürüyoruz.

Dikkate lâyık olan nokta şudur ki bu­günkü siyasi ihtilâflar ve küskünlükler, daha yirmi beş yıl evvel itiraz ve mu­halefet bayrağını açanlarla tek parti sistemini; (beraberce yürütenler arasında değildir.

Memleketteki aşırı siyasi nefret ve ger­ginliğin ıstırabını duyan vatandaşlar çoktur. Bunlara hitap ediyoruz ve soru­yoruz: ttstiklâl Harbinin zaferini hazır­lamakta elbirliğile çalışan ve bugün1 bir­birlerinden arızî surette ayrı düşen kıy­metli şahısları; meselâ 9 .Eylülde bü­yük zaferi tes'it için İstanbul'da tertip edilecek bir yemek, sofrasının; etrafın­da 'birleştirmek ihayirlı bir şey olmaz mı? ?îçtimaL mevki sahibi .avtandaş-Iardan mürekkep .bir mrüteşeibbis heye­tin, bunu tertip etmek ve böylece siyasi sulhun kapısını açmak işini ele almasını doğru ve arzuya lâyık toulmazmısmız? Eğer sayın Mareşal. Çakmağın s:hhi va­ziyeti böyle bir yemekte bulunmağa he­nüz .müsait değilse, yemekten sonra bü­tün eski arkadaşlarını kendisini toplu olarak ziyaret etmesi ve hatırını sor­ması suretiyle maksat tamamlanmış olmaz mı?.

Ve kasabalarda da ona göre l'ise açacağım. Ben ve benden sonra gelecek .arkadaşlarıım da bu isti­kamete harekeıt etmeğe mecburuz. Çim-fcü halik .bunu istemekte çok haklıdır. Onun için yeniden açılacak lise kadro­larının kullanışlı olması zarureti var­dır.»

Millî Eğitim Bakanı son olarak demok-ratik terbiye .meselesine temas 'etmiş ve ezcümle demiştir ki:

Biz Türk milletinin maıarifclıleri sıfa-tiyle ımeımleketiımizde bugün, cereyan temekte olan rejim istihalesine lakayıt kalamazdık. Kalamazdık çünikü bu bü­yük istihale 'bize birtakım vazifeler yüklemektedir. Kalamazdık günkü bu memlekette tanzimattan bu yana ibü-tün öğretmen nesilleri daima memleke­tin iktibas ettiği, yeni fikirlerin ön sa­fında bulunmuşlaırdır. Bu vazifeyi aynı zamanda selefimiz olan [nesillere karşı da borçluyuz. Bu memlekette medeni­yet fikrinin ön safında öğretim eni er dö-ğüşmüşlerdir.'Bu [memlekette hürriyet fikrinin 'ön safımda öğreıtmemler döğüş-müşlerdir. Bu memlekette Ouımhuriyet için de yine ön isafta Öğretmenler dö-ğüşmüşlerdir. Bu sefer bu demokrasi idaresinin Ön safında da yine bizim adamlarımız bulunacaklardır. Buna (hiç şüphem yok.»

Bundan sonra1 .Bakan komisyonlara ça­lışmalarında başarılar dileyerek sözle­rini bitirmiş ve Şûra üyeleri tarafından hararetle alkışlanmıştır.

— Ankara:

Maarif Şûrası Umumi Heyeti bu sabah saalt 9 da toplanarak ortaokul progra­mı projesini inceleme kamiısyonuınıuiı raporunu dinlemiş ve 'müzakere■etmiş­tir. Birçok hatipler söz alarak tenkit ve teımenniferde bulunmuşlar ve hazır­lanan rapor bazı İlâveler, değiştirmeler ve çıkarmalaırla İttifaka yakın bir -eik-seriyetle kabul edilmiştir.

Raponda ımlllî eğitim .amaçları ile eği­tim ve öğretim ilkeleri gözden geçiril­diği, programın cemiyetimizin bugün­kü hayat şartlarımızın istediği insanı yetiştirme yoluınıa girmekle ortaokulla­rın özlenen (bir müessese haline geldiği, çocukların fikir eğitimine olduğoı (kadar

el egitlimme deöneım venilımefcte oldu­ğu ikayded'Hmerktedir.

öğleden sonra saat 15 te .toplaman Şû-. ra Umuımi 'Heyeti lise ders programını 'inceleme .komisyonunun raporunu din­lemiş ımütaakıben 35 kadar hatip söz 'alarak tenkit ve temennilerde bulun-muştur.

Millî Eğitim Baikanı 10 günden beri Şû­ranın gayret ve şevkle çalışarak eser­ler verıdiğini, memleket matbuatının ve umumi efkârının bu oalışmaıları dikkalt-le takip .ettiğimi kaydettikten sonra 4 üncü maarif şûrasının müstakbel Türk demokrasisinin esasları üzerinde çalışan, terbiye usullerini vazeden bir şûra olarak büyük bir tarihî vazife gördüğünü söylemiş ve bugim bahis ıkonusu olan meseleye temas ederek 1 yıldan beri yaptığımız tetkikler ve anketler sonunda iki ımülhıim dert tesibit etıtik. Bunlaırdan birisi Iiıseden yetiştir­diğimiz çocuklarda bir fonmasyon noik-sanı vardır. 'İkincisi de ibitirme imtiha-îimna giren 100 çocuktan ancak 35 ine dipyloma verebiliyoruz. 65 i sokakta kalıyor, bu çocukların halli ne olıacak» demiştir. Bu sualleri Yüksek Şûranın huzuruma .getirdiğini belirten Bakam verilecek cevapta bu iki sualin cevabı münderîç bulunması 'gerektiğim söyle-dikiten sonra Şûra üyelerinin yalnız âmme vicdaınui'a Ikarşı mesul; olduğunıı sözılerine ilâve etmiştir.

Mütajakııben .söz almış olan hatipler, projenin lehinde ve aleyhinde konuş­muşlar ve ehamımlyetli noktalar üze­ninde durarak görüşlerini açıklamışlar­dır. Bu aratda .çocukların iyi yetişmele­rimi fcenıin .edeoek unsurlar birer birer ele alınmış, bilhassa meselemin esasını teşkil eden zaman unsurunun ehemimi-yetiüzetrinde durulmuştur.

Bundan sonra söz alan Komisyon Söz­cüsü, yapılan tenkitlere cevaplar ver-ımiş, bumu mütaaıkıp de başkanlığa1 ve­rilen önergeler reye konduktan sonra 'Lise müfredat komisyonumun hazırlamış olduğu raporun topluca reye 'konulma­sının muvafık olup olmıyacağı başkan tarafından İleri sürülerek bu hususta bir Ikarar aluıni'ası ıricaı «dllllmiştlr. Şûra 'Genel Kurulu .lisede öğretim sü-resinm 4 yıla çıkarılmasıesasınıkabul eden ve müfredat programlarını da buna göre tevzi etmiş bulunan komis­yon raporunun reye konulmasını tesvîp ettiğinden rapor Şûranın reyine arze-4ilmiş ve 59 a karşı 100 reyle kabul edilmiştir. Bundan sonra kürsüye ge­len Milılî Eğitim Bakanı şu hitabede bulunmuştur:

Değerli arkadaşlarım, Nispeten uzunca süren çok hararetli bir çalışmadan sonra gündemimizi sona erdirmiş bulunuyorsunuz. Size buradaki gayeti:, hattâ diyeh!Tirim ki fedakârane çalışmalarınızdan dolayı kalben müte­şekkirim. Daima bu şükranı muhafaza edeceğim. Maarifimizin 5 büyük mese­lesi üzerinde bize yol gösterdiniz. Fikir verdiniz. Burada düşünceler ve noktai nazarlar serbestçe çarpıştı ve mesleğin bütün düşünceleri ortaya çıktı.

Ekseriyetle karara bağlanan noktai nazarlarındışında,Şûramızdaortaya

konmuş olan bütün fikirleri gözonünde tutarak çalışacağız. Bunların hepsi bi­zim için yol gösterici fkirler olacaktır. Size, uzun uzun, gördüğünüz işin ehem­miyetinden bahsetmek isterdim. Fakat bu kadar yorucu bir çalışmadan sonra sözümü uzatmaik istemem. Şunu söyle­mek isterim ki, buradaki gayret ve himmetlerinizi övmek bu gün için ol­duğu kadar ileride de her zaman vazi­fem olacaktır. Ben onu umarım ve te­menni ederim iki 4 üncü Millî Eğitim Şûrasının kararları irfan hayatımızda bir kalkınmanın ve yemi bir hamlenin başlangıcı clsun. Size sağlıklar ve iş­lerinizde başarılar dilerim değerli ar­kadaşlarım.Dördüncü Millî Eğitim Şûrasını kapı­yorum. Bu suretle Maarif Şûrası saat 20,25 te çalışmalarını bitirerek kapanmıştır.

Bütün bu hakikatler gösteriyor ki ger­çek bir talim ve terbiye dâvasının halli karşısındayız ve muhterem Gunaltay ile Banguoğlu hakiki ihtiyaca parmak bas­mış haldedirler.

Liseler ve

Yasan: Adnan Ddtvar

26 Ağustos 1949 larilıli «Akşam» dan :

(Millî Eğitim .Şûrasını ele alam yazar ezcümle şöyle diyor:)

Asıl mesele, üniversitelerde en doğru tabiriyle lüzumsuz izdiham teşkil eden İlse mezunları adedini azaltmaktadır. Bu iş hiç de güç değildir. Evvelâ liseye orta mektep mezunlarını otomatiık su­rette kabul edecek yerde yazılı bir mü­sabaka imtühan/iyle almak kaibil olduğu gibi, hatıra g"elen bir nokta daha var­dır: Şimdiye kadar memuriyete gtamıeik için lise şelıaıdeıtn-amesine verilen imti­yazı kaldırmak ve her daire alacağı memuru bir devlet imtihanından geçir­dikten sonra alımaik {hatırladığıma gö­re bu devlet imtihanına dair bir ikarnun

projesi Meclise takdim edilmiştir). Bu usul, yani devlet memurluğu imtihanı usulü birçok memleketlerde vardır. Şimdi gelelim olgunluk dediğimiz foa-rksjlorea imtihanlarına, bu imtihanları kaldırmalk teklıifi ilim zihniyeti (yani edinilen malûmatın 'dimağda yuğumia-rak terkibi bir hale getirilmesini isti-yen zihniyet) ınottatai nazarından ağza almamıya'cak bâr ıfcelMifitir. Bakalorea birçok Kapıları olan .ilim madebinin cümle kapısının anahtarıdır. O kapıyı açamıyan genç nasıî üniversitelere, yüksek tshsifere giretoilir. Garp mem­leketlerinin hemen hepsinin .kabul et­tiği bu bakaloreaya oralarda da aleyh­tarlık edenler varıdır. Meselâ Fransa-nm meşhur muharrir ve münekkidi E-mil Faguet «Frans'aaıın lıki büyük belâsı vardır, biri 'aükolıizm, .diğeri bakalorea» demişti. Bu garibeyi al'kışhyanlar olma­dı değil, Fakat Fransa bakaloreasın-daıı vazgeçmedi ve geçemezdi de, Biz­de de olgunluk imtihanını kaldırmak değil, onu üniversitelere vererek imti­hanları âdeta .müsabaka ş&klinde sıkı bir surette yapmak lâzımdır. Bu sıkının, gösterileceği en mühim ders de evvelâ ana dilidir.

Dışişleri Bakanı Çaldaris, Avrupa Kon­seyinin Strasbourg'ta toplanmasından bilistifade birçok görüşmeler yaparak iki memleketi ilgilendiren bütün meseleleri gözden geçirmişlerdir.

Strasbourg'tan hareketinden az evvel, yapılan önemli görüşmeler hakkında kendisi ile görüşen France Press Muha­birine Necmeddin Sadak şu cevabı ver­miştir:

«Çaldaris ve ben her görüşme fırsatı elimize geçince yaptığımız gibi mesele­leri umumî olarak gözden geçirdik. Ma­mafih size şunu söyliyebilirim ki, görüş­melerimizde kati bir hedef var idi ise o da Türkiye ile Yunanistan arasındaki dostluğu herşeyin üstünde tutmak husu­sundaki müşterek irademizdir. Bu dost­luk siyaseti bütün imtihanlardan geç­miştir. Bu dostluk, ileride de iki mem­leketin karşılıklı ve müşterek menfaat­lerine hizmet yolunda bütün dinamizmi­ni muhafaza etmelidir. Bu başlıca nok­ta üzerinde'tam mutabakat halinde bu­lunduğumuzu müşahade ettik ve feu is­tikamette çalışmamıza devam edeceğiz.» France Press Muhabiri tarafından son Türk - Yunan görüşmeleri hakkında so­rulan suallere Çaldaris de şu cevabı yer­miştir:

«Bu defa da, Necmeddin Sadak'la her buluşmamızda olduğu ve toplantıları­mızda bir anane haline geldiği gibi umu­mî olarak fikir teatisinde bulunduk. Mazide olduğu gibi şimdiki görüşmele­rimizin de ana hattını, Türk - Yunan dostluğunun idamesi hususundaki müş­terek kaygumuz teşkil etmiştir.

Birçok imtihanlar geçirmiş olan ve Tür­kiye ile Yunanistan'ın menfaatlerine birçok hizmetler görecek olan iki mem­leket arasındaki bu dayanışma siyaseti

realist faaliyetinden birşey kaybetme­melidir.»

Çaldaris sözlerine şunları ilâva etmiş­tir:

«Türkiye ile Yunanistan her hareketten evvel daima fikir teatisinde bulunurlar. Avrupa AsambI esindeki Türkiye Büyük Millet Meclisi Heyeti ile Yunan Parlâ­mento Heyeti daimi ve sıkı bir temas halinde bulunacaklardır.»

Bir Doğu Akdeniz mevzii paktı hakkında görüşmeler cereyan edip et­mediği hakkında sorulan suale Çalda­ris şu cevabı vermiştir: «Strasbourgf'da böyle bir mesele görü­şül emezj»

15 Ağustos

— Strasbourg :

Bugün France - Presse'e beyanatta bı>-lunan Fransız Dışişleri Bakanı Schuman demiştir ki:

Türkiye Dışişleri Bakanı Necmettin Sa­dak'la buluşmaktan çok bahtiyar oldum: Sadak temsil ettiği memleketinin ilk günden Strasbourg'da Avrupa Konseyi çalışmalarına iştirak edebilmiş olmasın­dan büyük memnunluk duyduğunu bana bildirmiştir.

Avrupa İstişare Meclisinde bulunan Türk Heyeti de bana bir çok kereler Avrupa birliği çalışmalarına müessir ve anlayışlı yardımda bulunmak azminde olduğunu söylemiştir.

Fransa ve Fransız Hükümeti, düşünce­leri çok defa bizimkilere uyan ve bu suretle iki memleket arasında gelişen kültür münasebetlerine olağanüstü bir ehemmiyet kazandıran dost milletin temsilcilerini karşılamakla müstesna bir bahtiyarlık duymuştur.

— Londra :

Taşıtlar Bakanlığının tebliğine göre, Türkiyenin deniz seferleri güvenliğine dair milletlerarası anlaşmaya, iştiraki Ağustosun 29 undan itibaren muteber addedilecektir.

Türkiye Hükümeti 19'29 da yapılan bit1 anlaşmaya iştirak etmek niyetirde ol­duğunu geçen Mayıs ayının 27 sinde în-gilteıre Hükümetine bildirmişti.

16 Ağustos

— New - York :

Türk Haberler Bürosu Müdürü Nuri Eren bugün New - York Radyosunda Türkiye ve Avrupa Birliği hakkında bir konferans vermiştir.

24i Ağustos

—Ankara:

Haber 'aldığına göre Orgeneral Kâzım Orbay, Şam'daki askerî tetkiklerini ta­mamlamış olduğumdan dün sabah Su­riye Hükümetimin .kendisine tahsis etti­ği uçakla Halep'e hareket etmiştir.

Orgeneralimize iŞam Hava maydenında bandosu ile .bir askerî ikıta selâm res­mini ifa etmiş ve başta iSami Hınmavî olmak üzere askerî erkân, hükümet ve şehir marnıma gönderilen mümessiller ile bazı siyasi rical atanda kendisini se­lâmlamışlar ve samimî bir ıhava içinde uğurlamışiardır.

—iStarsbaurg:

Türk Fransız Dostluk Gurubu Başkan Yardımcısı Rofoert İBurou son günlerde Türkiye'de vukubulan depremde uğra­nılan zayiattan dolayı Avrupa Assamb-lesine 'iştirak eden Türk delegayonuna gerek ikendi adına, gerek dostları adına tazlylerde bulunmuştur.

—Adana:

Suriyedeki tetkiklerini (bitirdikten son­ra ımemlıeketiımize dönmekte olan As­kerî Şûra üyelerinden Orgeneral Kâzım Oıibay bu gece saat 20,55 te Toros Eks­presi ile şehirmi'izden 'geçmiştir. Orge­neral Kâzım Orbay dün geceyi Halep'te geçirmiş bu sabah askerî merasimle uğurlanmıştir Suriye Genelkurmay îlkim-ci Başkanı Albay Ben Lut, (Halep Mev­ki Muhafızı ve Halep Jandarma Komu­tanı ile refakat subayları Orgeneral ile birilikte Meydanı Elkbeze ikadar gelmiş­ler ve burada iKâztm Orbay'ı dostane ve şasisi Ibir halhva içimde uğurlıamış-lardır.

—Ankara:

İngiltere Kraliyet Hava kuvvetlerine mensup Kava Tümgenerali Strafford ile Hava Tuğgenerali Russel dün özel bir uçakla Kıbrıs'tan] Ankara'ya gel­mişlerdir.

2l5 Ağustos

— istanbul :

Bir müddet evvel Cenevre'de toplanan Milletlerarası Diplomatik Konferansı ile Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sos­yal ıKonseyi toplantılarına memleketimi­zi temsilen iştirak eden Kızılay Derne­ği Genel Başkanı Adi Hana Tarhan bu­gün uçakla seh.riim.ize dönmüştür. Ali Rana Tarhan altımış devlettin iştirak, ettiği diplomatik konferansta, harp fe-ılâketnie uğrayanları koruma andlaşma-sının sivilleri alâkalandıran (kısımlarının müzakere ve bu anlaşmaya yeni hüküm-, lerin İlâve 'ediJdiğini1 söylemiş, Birleşmiş. Milletler Ekonomik ve .Sosyal Konseyi oturumlarımda da, iktisadi tbakım'dan az. ilerlemiş olan memleketlere yapılacak yardım şekillerinin müzakere edildiğini bildirmiştir.

— Frankfurt:

Bugün Almanya'da Gothe'min ölüımünün. 2Û0 üncü ıdönüm yılı münasebeftiıyle ya­pılan itörende Ankara Üniversitesi Ede-biyat Fakültesi Alman Edebiyatı Profe­sörü Melâhat özgü, Türkiye Mrllî Eği­tim Bakanlığı adına Frankfurt Univer-sH'esi Rektörüne ıkıymetli kitaplardan, müteşekkil "bir kolleksiyon 'hediye etmiş­tir. Kitapları teslim ederken Türk Pro­fesörü şuraları söylemiştir : «IBunılar Türklerin büyük şaire olajı. bağlılıklarımın bir nisanesidir.»

— Amıkara :

Bir müddetten beıri :Suriye'de bulunan, Orgeneral Kazam Orî>ay bugün saat 16j'2O de Toros eıkspresiyle şehrimize gel­miştir.

Orgeneral Orbay, Ankara garında Ge­nelkurmay 'Başkanlığı ileri gelenleri, Ka­ra, Hava ve 3>emiz kuvvetlerine mensup generaller ve yüksek rütbeli subaylarla, Suriye Elçiliği Maslahatgüzarı tarafın­dan karşılamimıştıır.

27 Ağustos

Milletlerarası iFutbol Fedetrasyotmı Baş­kanı Juels Rimet, Akdenâz Dostluk Ku­pası maçları münasebetiyle Türk ve Yu­nan federasyonu arasında çıkan hâdise­nin kesin olarak ihalli için hakeme ha­valesini teklif etmiştir.

Türk subaylarına da öğre tilmektedir. Geçen sene Türk Genel Kurmayının isteği üzerine subay ve er lere üç muhtelif kursta cephanenin muhafazası, gözden geçirilmesi ve dağı­tılması tekniği öğretilmiştir. Bu kursların birincisi 31 Martta sona ermiştir, I Amerikan ordu mensuplarının bulunduğu bütün eğitim merkezleri Etlik t deposundaki filim kütüphanesindeki eğitim filimlerini kullanmaktadırlar. I Türk Genelkurmayı tarafından seçilen iki subay eğitim filimlerini bakımı ve m kullanılmasını öğrenmektedirler. Bu eğitim biter bitmez filim kütüphanesi f Genelkurmaya devredilecektir.

Lisanhususundaki güçlükleriyenmek veterimleristandardlaştırmak için I Topçu Okulundaki Amerikalı uzmanlar askerî tâbirleri bir lügat halinde top-1 lam aktadırlar. Bu projenin tamamlanmasıneticesinde türkçedeterimlerin [ birliği temin edilmiş olacaktır.

Türk basını Amerikan yardım heyetinin faaliyetine karşıgittikçe artan bir alâka göstermiştir. 1949 martında gazetelerde ordu grubu eğitim faaliyetine ; dair olarak çıkan fotoğraflar daha Önceki aylardaki resimlerin iki mislidir, I Türk kurmay kolejinde Amerikan tedris sisteminin tatbikine dair olan yazılar t büyük şehirlerdeki birçok gazetelerde çıkmıştır.

Türk donanması :

Amerika Birleşik Devletleri donanması U.S.S. Lansdowne ve U.S.S. Lardner adlı iki muhribi Türk donanmasına vermeyi tasvip etmiştir. Bundan önce iki muhrip daha Türk donanmasına verilmişti. Bu muhripleri kullanacak olan Türk subay ve erleri eğitim için Amerika'ya gelmiş bulunmaktadır. Muhrip- , lerin yeni tayfalarının Türkiye'ye gitmeden önce Chesapkeake körfezindeki mıntıkada kısa bir müddet daha eğitim görmeleri kararlaşmıştır.

Gölcük donanma tersanesine lüzumlu olan elektriği temin için dört Dizel jeneratörü gönderilmiştir. Bunlar ayni zamanda Gölcük üssünün modernleş­tirilmesine de yardım edecektir.

Türk Donanmasının en mühim ihtiyaçlarından biri teknik malûmat sahibi I olarak yetiştirilmiş personel olduğu için bu ihtiyacı karşilamak üzere Ameri-kan Yardım Heyeti donanma grubu uzmanları bu sahada da çalışmaktadırlar, | Teknik bilgileri olan tercümanlar bulunmasında zorluklarla karşılaşılmıştır, I Buna rağmen, şimdiye kadar elde edilen muvaffakiyet Amerikan teknik do-nanma okullarından mezun olanlarla lehte bir mukayese imkânını vermekte- [ dir. Bu hususta pek tabii olarak, taktıki ve eğitimde kullanılan malzeme mik- I tarı da nazarı itibara alınmalıdır.

Amerikan gemiler bürosu memurlarından biri Amerikan deniz grubu ile I muvakkat olarak Şubat ve Mart aylarında çalıştı ve tersane ve malzeme I hususunda tetkikat yaptı. Gölcük tersanesini ve diğer donanma tesislerini I gezdi ve Türk Amerikan makamlarına tetkik olunmak üzere bir rapor verdi. I Eğitim imkânlarını genişletmek için Türkçe sözlü filimler kullanılması da I onaylanmıştır. Avrupa Birliği Konseyi, bilindiği gibi, Konseye üye olan Avrupa memleket-leri arasında iktisadi, içtimai, kültürel, ilmî ve hukukî sahalarda müşterek esaslar ve idealler dahilinde insan haklarının ve hürriyetlerinin korunma­sına ve inkişafına hizmet edecek anaşmalar yapmak ve bu yollardan Avru­pa memleketleri arasında sıkı işbirliği gerçekleştirmek idealini takip etmek­tedir. Yalnız millî müdafaaya müteallik meseleler konseyin selâhiyeti dı­şında kalmaktadır.

Konseyin iki organı vardır. Biri nazırlar komitesidir ki, bu, icra organı vas­fını taşımaktadır. Bu komiteyi, konseye dahil bulunan devletlerin dışişleri bakanları teşkil eder. Diğer organ istişarî meclisidir. Bu meclise her üye-devlet için, nüfus esasına nazaran, adetleri muayyen temsilciler bulundur­mak hakkı tanınmaktadır. Bu mecliste İngiltere/ Fransa ve İtalya 18 er, Belçika, Felemenk, İsveç ve Yunanistan 6 şar, Norveç ve Danimarka 1 rer üye bulunduracaklardır. Türkiye için derpiş olunan üye adedi ise 8 dir.

Türkiye'nin Avrupa Birliğinedavetinden memnunmusunuz?

Türkiye'nin Arupa memleketleri camiası içinde zaten mevcut ehemmiyet­li mevkii dolayısiyle Avrupa Birliği Konseyini teşkil eden devletler tarafın­dan oy birliğiyle iltihaka davetimiz hususunda gösterilen bu yakın alâka ve dikkatten dolayı elbette mütehassıs bulunmaktayız. Türkiye'nin iltihakı İngiltere ve Fransa basınında da büyük memnunlukla karşılanmıştır.

Dışişleri Bakanı Necmeddin Satlak'ın basın mensuplarına beyanah...

—istanbul :

Dışişleri bakanı Necmettin Sadak refakatında Bayan Sadak bulunduğu hâlde Avrupa Birliği Konseyinin Strazburg'da yapacağı toplantıya iştirak etmek üzere bu gün saat 13'de Hollanda uçağı İle hareket etmiştir.

Bakan hava meydanında kendisiyle görüşenbasın mensuplarına aşağıd beyanatta bulunmuştur :

«Bu uçakla hareket ediyorum. Roma'ya vardıktan iki saat sonra kalkacai başka bir uçakla Paris'e gideceğim. Bildiğiniz gibi Avrupa Birliği Konseyinin

Dışişleri bakanları komitesine iştirak deceğim, istişare meclisine delege olarak millet vekillerimiz iştirak edecektir.

— Konsey çalışmalarının mevzuu ne olacaktır?

Avrupai Birliği konseyi, öyle tahmin ediyorumki, bu defa teşkilatlanma işle­riyle meşgul olacaktır. Başkanlık, genel sekreterlik gibi seçimler yapılacak* .tır. Avrupa birliği konseyinden şimdilik ehemmiyetli büyük kararlar bekle­neceğini zan etmiyor um. Avrupa Brliği Konseyi muhteşem bir ideâle doğru atılmış ilk adımdır.

.Hatırlayacağınız gibi bu fikir uzun yıllar evvel bir çok fikir ve siyaset adam­ları tarafından ortaya atılmıştır. Avrupa Birliği Konseyi, Avrupa devletleri arasında bir federasyon hâlini alıncaya ve Birleşik Avrupa Devleleri kurulun­caya kadar daha hayli zaman geçeceği muhakkaktır.

Kanaatımea devletler arasındaki siyasî anlaşmalar, milletler arasında bu nevi birliklerin teşekkülü için kâfi bir unsur değildir. Siyaset, milletler hayatında geçici bir âmildir. Devletlerarasında hakiki ve sürekli birlikler olması için bilhassa milletlerarasında duygu ve düşünce birlikleri ve ayni ideâllere bağlılık lâzımdır. Avrupa birliğini istikbâlde gerçekleştirecek olan başlıca âmil bu manevi tesanüttür. Hudutların ayırdığı millî kitleler arasında fikrî ve ruhî beraberliktir.

Fakat dünü düşünürsek bugünkü başlangıcı sevinçle karşılamak lâzımdır. Geçmişe nispetle gelecek, hiç şüphesiz daha aydınlıktır.

Türkiye Cumhuriyeti bu Avrupa devletleri camiası içinde milletleri birbirine yaklaştırmak için elinden gelen gayreti sarfetmekten geri kalmayacaktır. İkinci Dünya harbinden sonra iki bin yıllık siyaset, kültür ve medeniyet önderliğini kaybetmeye başlayan, kalkınma ve ilerleme çarelerini dışarıdan bekleyen Avrupa için tek yol, beraber olmak, birlikte çalışmak, aynı sosyal ekonomik, kültürel ideâle doğru elele yürümektir. Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti bu hakikati en eyi anlamış ve en samimi olarak benimsemiştir. Bu vazife ile gidiyorum.

Dışişleri Bakanı hava meydanında İngiltere, Fransa, Yunanistan, Hindistan büyük elçileriyle Norveç Elçisi, İtalya Maslahatgüzarı, dostları, ailesi erkânı ve basın mensupları tarafından uğurlanmıgtır.

Avrupa Birliği konseyine iştirakeyleyecek Türkdelegelernden Seyhan

milletvekili Kasım Gülek de ayni uçakla ve Dışişleri bakaniyle birlikte hare­ket etmiştir.

Cenevre'de toplanmış olan Milletlerarası Kızılhaç Teşkilâtı Kon-feransının'da Türkiye Delegasyonu Başkanı Râna Tarhan'ın beya­natı...

— Cenevre 8. (a.a.)

Cenevre'de toplanmış olan milletlerarası Kızılhaç Teşkilâtı kongresinde, (harpte hasta ve yaralıların korunmasına) müteallik andlaşma projesinin 42 inci maddesinde derpiş edilen himaye tedbirlerinin, sadece Kızılhaç işa­retine inhisar ettirilmesi yolundaki teklif, Hilâli ve Kızılarslan ile güneşi alâmet olarak kullanmakta olan mmeleketler temsilcilerinin itirazlariyle karşılanmış ve muhtelif temsilcilerin bu meyanda Türk heyeti başkanının katıldıkları uzun tartışmalardan sonra oya geçilerek Türk teklifi, 3 aleyhte ve 9 müstenkif oya karşı 35 oy gibi kahir bir ekseriyetle kabul edilmiştir. Bu müzakerede Türkiye delegasyonu başkanı Ali Rana Tarhan'ın yaptığı beya­natın metni şudur:

((Türk delegasyonu,» hasta ve yaralılar anlaşma'sının 42 inci maddesinde, Kızılhaç alâmetinin ticaret ve sanayide suistimalinin men'i hakkında der­piş edilen himayet tedbirlerinin, aynı anlaşma ile tanınan diğer korunma işaretlerine de teşmilini, birinci komisyona sunduğu bir tadil teklifiyle ta­lep etmişti.

Teklifin gayesi, harp halinde, yüzbinlerce insanın hayatını koruyacak olan bilumum korunma işaretlerinin, herhangi biri lehine imtiyaz yaratılmaksı-zm, hepsinin bütün memleketlerde, müessir bir şekilde himayesini sağlan­maktı.

Birinci komisyon teklifimizi nazarı itibara almakla beraber Kızılhaç'tan gayyi işaretlerin suistimallerine karşı himayesini ancak bunları kullanan memleketlere inhisar ettirmek suretiyle, talebimizin şümulünü son derece dar altmıştır.

Bu maksatla 42 inci maddeye komisyon tarafından eklenen yeni fıkranın hükmü, muhtelif koruma işaretleri aarsmda bariz bir müsavatsızlık yarat­mak suretiyle Türk teklifinin kıymetini hfçe indirdiği gibi, bu hükmün, milletlerarasındaki münasebetlerde cari olması lâzım gelen mütekabiliyet prensibi ile de telifi kabil değildir.

Muhtelif alâmetler arasında yaratılan bu müsavatsızlık Türk "delegasyonu­nun kanaatince, ne mantıkî bir esasa dayanmaktadır ne de 'pratik mülaha­zalarla mudafa edilebilir.

Kızılhçtan gayri alâmetlerin, bunları kullanan memleketler haricinde tica­ret ve sanayide esasen kullanılmakta olmadıkları faraziyesi, tamamen indî bir mülahazadır ve bugün için kabul edilsfe dahi, istikbâl için bir garanti teşkil etmez.

Bahis konusu alâmetlerin, bunları kabul edenmemleketler haricinde öte-denberi ticaret ve sanayide kullandıkları ve yasak ihdas edildiği takdirde, müesses menfaatlerinhaleldar edilmiş olacağıfaraziyesine gelince, Türk-Delegasyonu, böyle bir durumun Cenevre konvansiyonunun 1929senesinde, kabulü esnasında, Kızılhaç işareti için de aynen mevcut bulunduğunu ha-tır-, latir.

Zaten teklifimiz,anlaşmaya konacakmemnuniyet hükmünün, şamil olmayacağı kaydını da ihtiva etmektedir.

42 inci maddenin, Kızılhaç işaretinin himayesine müteallik 1 inci fıkras* hükmünün, Kızılhaç'tan başka alâmetleri kabul etmiş bulunan memleket­lerde cari olmayacağı yolunda bir faraziyenin serdine ise, mezkûr fıkra metni böyle bir tefsire mahal bırakmıyacak kadar sarih olduğundan, esasen, imkân yoktur.

Kaldı ki, aksi varit olmuş olsa dahi, harp halinde sayısız insartın-hşyatını k<^> ruyacak olan bir alâmet üzerinde herhangi bir karışıklık yeyayanlışlığa mahal bırakılmasını mutlak bir zaruret telakki eden Türk Delegasyonu, di,-ğer alâmetleri kabul etmiş bulunan memleketlerde He, Kızılhag .. işaretinin himayesi lüzumuna kanidir ve buna mukabil, harp halinde yine sayısız in­sanın emniyet ve selâmetinisağlayacak olanKızılhaç'tan gayrikoruma

alâmetlerinin de keza, ayni beşerîmülâhazalarla,âkit bütündevletlerce

himaye edilmelerini zaruri addeder.

3u maksadın temini için hazırladığımız yeni bir tadil teklifini Sayın dele­gelerin tasvibine arzediyorum, metni şudur:

Bu maddenin birinci fıkrasında tesbit edilen memnuiyet makabiline şamil olmamak kaydiyle, 31 inci maddenin ikinci fıkrasında tadat edilen alâmet­ler ve unvanlar hakkında da caridir.

Bu tadili kabul etmekle konferans, sadece 42 inci ve 31 inci maddeler ara­sında bulunması lâzım gelen ahengi tesis etmekle kalmayacak, aynı zaman­da, âkit devletler arasında anlaşma ile girişilen tahhütler bakımından, nis-fet ve. mütekabiliyet kaidelerinin de tatbikini temin etmiş olacaktır.

24 Temmuz 1949 tarihinde Şam'da Elçimiz Abtullah Aşkan ile Su­riye Cumuriyeti Maliye ve Millî İktisat Veziri Hasan Cebbare ara­sında Türkiye'nin Suriye'den 100.000 ton buğday mubayaa etmesi hakkında teati olunan mektupların metni:

8 Ağustos (a.a.)

— Suriye hükümeti, fiatı ve teslim şartları iki memleketin ilgili kurulla­
rı tarafından tesbit edilecek olan, 100.000 tonmiktarındaki ..buğdayın yet­
kili Türk makalarma satiş ve teslimini taahhüt etmiştir.

— Yukarıdaki maddede derpiş edilen mubayaaların bedelinin tesviyesini
teminen Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası nezdindeŞam'dakiSuriye
ve Lübnan bankası namına Türk lirası ile muharrer ve faizgetirmez bir
hesap açılacaktır.

-— 1 inci maddede sözü geçen mubayaaların Türk lirası karşılıkları Tür­
kiye CumhuriyetMerkez Bankasınayapılacaködemelerle tesviyeoluna­
cak ve mezkûr banka bunları 2 inci maddede derpiş olunan «Türk lirası»
hesabının matlubuna geçirecektir.

— Türkiye'de yürürlükte bulunan genel ihracat rejimine uygunolarak
Suriye'ye ithal olunacak Türk menşeli malların karşılığı Türk hak sahiple­
rine Şam'daki Suriye ve Lübnan bankasının TürkiyeCumhuriyet Merkez
Bankasına göndereceğiödeme emirleri üzerineyukarıda almanhesabın
zimmetinden ödenecektir.

— İşbu mektubun 2 inci maddesinde derpiş olunan hesapta mevcut baki­
ye, Türk lirasının dolara nisbetle milletlerarası para fonunda hâlen kayıtlı

bulunan pariteye göre hesaplanacak ve icabında Türk lirasının dolara nis­betle yukarıda anılan paritesinde vukubulacak değişmeler tutarında Türki-

ye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından gerekli ayarlamalar yapılacaktır.

— Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası veSuriye ve Lübnanbankası
yukarıdaki maddelerde anılan tahsil ihbarnameleri ve ödeme emirlerini gü­
nü gününe birbirlerine göndereceklerdir.

— İşbu anlaşma, 1 inci maddedederpiş olunduğuüzere, fiat veteslim,
şartları hususunda iki âkit taraf mutabık kaldıkları andayürürlüğe gire­
cektir.

Devlet Bakanı Cemil Sait Barlas'in Basın toplantısındaki beyanatı...

—Ankara : 26 (a.a.)

Devlet Bakanı ve Dışişleri Bakan eVkili Cemil Sait Barlas bugün bir basın toplantısında gazetecilerin, Suriye'nin toprakojis ile yapmış olruğu buğday anlaşmasını feshettiğine dair basında çıkan haberlere ne diyeceklerini sor­ması üzerine şu cevabı vermiştir:

Biliyorsunuz ki Suriye hükümetinden ofis 100 bin ton buğday mubayaa
edecekti. Fakat Suriye'de de bu hububatın tahmin edildiği kadarverimli,
olmayışı ve Suriye'nin daha evvel bir miktar da Lübnan'a sevkiyat yapmış
olması bugünkü şartlar altında bize buğday vermek imkânını güçleştirdiğii
anlaşılmaktadır. Suriye hükümeti taahhüdünü yerine getirmek için uğraşa­
cağım da ayrıca elçimize söylemiştir.

Buğday vermeme meselesinin Suriye'deki hükümet değişikliği ile alaka­
dar olduğu hakkındaki söylentilere kargı ne diyorsunuz?

Bunun hükümet değişikliğiyle hiçbir alakası yoktur. Ve olmadığına da
eminim. Yeni hükümet de Türk hükümeti ile olan dostane münasebatm ida­
me edileceğini selâhiyetli ağızlardan ifade etmiştir. Askerî misyonumuza ve*
Şef Orgeneral Kâzım Orbay'a gerek Suriye Hükümeti tarafından ve gerekse
ordu tarafından gösterilen misafirperverlik ve alâkayı ve vazifesine devam
etmek talebnİ bunun bir delili olarak telâkkiediyoruz. Esasen Suriye Hü­
kümeti ricalinin memleketlerinin coğrafî ve tarihî vaziyet ve alakası dolayı-
siyle Türkiye dostluğunun kıymetini takdiretmesi kadar da tabiî bir şey
olamaz. Bizim de bu komşu millet hakkındaki temennimiz onun gelişmesi ve
refahından ibarettir.

Suriye'den buğday gelmediğine göre Türkiye buğday sıkıntısı çekmeye-
cekmi?

Biliyorsunuz ki Marshall yardımından 200 bin ton buğday istemiştik. Bu
200 bin tondan, plânın umumî hatları kabul edilmediği halde 18 bin tonunu
Amerikalıların muvafakati ile sipariş ettik ve bu sipariş gelmektedir. İkin­
ci bir 60 bin ton sipariş etmek istemiştik, bunun da bugün Marshall idare­
sinden muvafakati geldi. Ofis bunun da hemen siparişini yaapcaktır.

Menfaat birliği ise şüphe gatünmiyecek derecede aşikârdır.

Hiç bir yanlış anlaşmıya meydan kai-mamak için ibu noktayı şimdiden açık­ça gözönüne koymakta fayda görüyoruz.

Adiyo Avramaçi, Adiyo Rebe-kaL.

İmzasız l>aşyaz%:

7 Ağustos 1949 tarM Tan'dan;:

{Musevî vatandaşların büyük todr teha­lükle imeımle'keümıizden Filistin'e git­meleri hahis konusu edilerek ezcümle :şöyle denilmektedir:)

«Kudüs'ün Filistin tarafından tahriibinden 1879 sene sonra Yahudiler1 tekrar Kudüs'e dönüyorlar. Bu müddet zarfın­da, dünyanın 'her tarafmıa dağılarak, .giriştükleri bir 'işte muvaffak oldular.

Büyük servetler 'edindiler. Fakat her yerde, miletleri kendi'lerinden şüphe ve tereddüde şevkettiler.

Bununla .beraber, ^ahvıal ve muhite gö­re, kahramanlık ve vatanseverlik gös­termekten ide geri kalmadıkları unu-tulmaimahdıı'.

Bizden çok iyi günlerimizde ayrılmıyor -lar. Arkada "!bır.aikti'klan vatanları sıkın­tı günler geçiriyor Yalıları açık olsun. Fa­kat burası yine her şeye rağmen hür ve mert Türkiyedir. Bundan dört yüz sene evvel gözleri yaşlı, taassup ve zul­mün kahrından titriyerek buraya iltica etmişlerdi. Tam Mr serbesti içinde ya­şadılar. Hür insanlar olarak bizden farksız to'ir hayat sürdüler. Dinlerini muhafaza ettikleri 'gibi, zulmünden (kaçtıkları "İspanyolların dillerini de türkçeye tercıih etmekte serbest ıkaldı-"'lar. ıSonra kendilerine has, !bir fransız-

ca ile konuşmıya başladıkları zaman, safkan Fransızların bazan hiddötlenme-lerine rağmen biz aldırmadık. Çüaikü 1lu vatana düşmanlık etmediler ve hat-

tâ .minnettaTİi'k demesek Ibile dostlukla­rını 'da zaman zaıman göstermekten çe­kinmediler:

Hahambaşı H'atkn Nauım Efendinin Türk noktaıi nazarını dostları nezdinde müdafaa İçin Mütareke esnasında ve bir ikış günü 'küçüik Galata yatiyle ve Kösbence yolıiyle Parise gittiğini unut­madık. Merhum Hahambaşı Becerano Efendi dostumuzun aziz hâtırasına, te­miz ve ki'bar Türk dostluğunu da unu­tamayız.

Dil ve din, 'hâlâ, yirminci asırda bile iki büyük kuvvet .alarak her şeye hâ­kimdir. Bu kuvvetler onları toiızden uzaklaştırıyor. Ağlıyarak 'geldi'ter, gü­le .güle gidiyorlar. Yolları ajçık olsun. Bahıtları zaten açıktır. Adiyo Avrama-Çİ, Adiyo

Yazan: HüseyinCahit Yalçın

7 Ağustos 1949 tarihli Ulus'tan :

(İsviçreli bir yazar, Avrupa'nın mü­dafaasından bahsederken, Avrupa memleketlerinin her şeyi Amerika'dan beklemieleTi .lâzınrgeldiğ'M'i ısöylecniştir. Bu mütalâayı esas olarak olan yazar, şöyle demektedir:)

On senedenberi, Tünk Milletinsin mu-kadderaitmdan ımeısul bulunan devlet adamları vatani müdafaa hususunda en büyük üımidıi Türk MilLetine ve Türk Ordusuna 'bağladılar. Bu memleket ye­nmedi, içmedi, birçok hizmeti ihmal etti, arttırdığı bütün pahaları ordusuna ve silâhına verdi. Bu milslet işini, tarlasını, çoluk çocuğunu bıraktı, vatan müda­faasının icaibettdğl yerlere koştu. Silâhı tetikte, ısenelerdenıberi bekledi. On se­nedir foeMıİyor ve -ioabederse ebediyete kadar aynı durmmda foekliyecelt. Yol yaıpaımıyaoak, sulama işlemini 'genişle-teımıiyece'lt, pahalılık içinde çırpmıacak, fakat vatanını yaşatacak, hürriyetini koruyacak, ecdadının namusuna, şeref ve haysiyetine leke sürdürmiyeceik. îşte Türkün bu azîm ve 'iradesinden, hu ciddiyetinden ve yülksekvatanseıverh'ğinden dolayıdır id Amerikalıların dost­luğumu, takdir ve hürmetini celbetmis bulunuyoruz. Buadan dolayıdır ki A,merika yaddım ediyor.

Yazan: Nadir Nadi

10 Ağustos 1949 tarihli Cumlıuri-yet'ten :

Marshalıl plânından bu yıl bir miktar kesinti yapılacağı ıdoğru çıkmak üzere­dir.

Böylece Sayın Devlet Bakanımızın tek­lif 'ettiği yüz küsur ımdlyon şöyle dur­sun, geçen yıl aldığımız elli milyon do­ları bile önümüzdeki yıl bulamıyacağı-mız anlaşılıyor.

Bu hale ne demeli?

Bizce vaziyet .açıktır. 'Birleşik Amerika­nın kendi iç besaplaryile vardığı bir karardan ötürü ne Washington hükü­metini, ne de bizim hükümetimizi ten-Jcit etmekte imâna görmüyoruz. Zaten ekonomik yardım bahsinde en büyük gayretli kendimizden beklemek lüzumu­na, eğer aldanmryorsaik, vaktiyle bu sütunlarda yeter derecede işaret et-mîştiik. Millî kalkınma dâvamızı hız-lamdırraoaık olan, şüphesiz her şeyden Önoe bizim tedbirlerimiz bizim plânları­mız ve bizim çalişmalanmızdır. Dev­let iktisadi teşekküllerinin verimini ar­tırmak, millî çalışma gücünü yükselte­cek yol, liman, elektrik santrallan gibi tesisleri ikurmak, özel sermayeye hare­ket 'imkânı sağlamak ve cesaret ver­mek, zirai kalkınmayı bir plâna bağla­mak, yabancı sermayeyi buraya çekici emniyet şartlarım yaratmak, vesaire., bütün bunlar ayrı ayrı üzerinde durul­ması gereken hedefler olarak karşımız­dadır. Marshalil plânının varlığı veya yokluğu, azlığı veya çokluğu ile bu he­defleri birbirine karıştırmanıalıdır.

Bize Öyle geliyor ki iyi bir programla ve sarsılmaz bir inançla harekete ge­çersek Marshalî plânının bir yılda bize

temin ettiğinden çok daha büyük bir kalkınma hızını kendi içimizde yarat­makmümkündür. Türkçesi:Marshall

plânını 'ikinci plâna atmalı, asıl ümidi­mizi kendi plânlarımıza başlamalıyız. Hükümet şimdiye kadar bunun- (tersini düşündüyse hata işlemiştir. Ne yazık M, toöyle ibir hatanın işlendiğine dair ortada Ib&zı emarelere Taslamak müm­kündür. Bunların gerçeğe uygunluk derecesini de her halde yakımda görece, gizdir. Yalnız biraz sabredelim ve biraz bekliyelim.

İslâm milletleri iktisadî konfe­ransı...

Yazan: Ömer Rıza Doğrul.

1(2 Ağustos 194*9 tarihli Oumlıuri-yet'ten :,

İstiklâline kavuşmasının ikinci yıldönü­münü bu yılın ortasında kutlamak üze­re olan Pakistan, gelecek (kasımda is­lâm milletlerinin mümessillerinden mü­teşekkil bir iktisadi konferansın, Kera­ci'de toplanmasına önayak olmuş ve bu teşebbüsü memnunlukla karşılanmış bulunuyor. Verilen malûmata göre içti­maa çağrılan devletlerin hepsi daveti kabul etmiş ve konferansın toplanarak bu milletler arasındaki iktisadi bağlan­tıları kuvvetlendirecek tedbirler alma­sına bir mâni kalmamıştır. Memleketi­miz başta olmak üzere Efganistan, îrart, Mısır, Irak, Ürdün ve Suriye konferan­sa iştirak edecek ve bu memleketlerin mümessilleri konferansa iştirak ettikten başka bu sırada Keraci'de açılacak olan Milletlerarası Sanayi Sergisini de te­maşa etmek imkânın: elde edeceklerdir. Bu hareket bakımından memleketimizin diğer Ortaşark ımill etlerimden dalha çok ileri olduğu inkâr olunamaz. Fakat hal­kın yaşayış seviyesini yükseltmeyi [he­def sayan her teşebbüs bizim tarafımız­dan ancak desteklenmekle karşılanabi­lir. Ortaşarkm diğer memleketlerinde İse durum bu merkezde değildir.

Pakistan bu yolda yürüyen1 ve bu yolda yürümenin din ve kültür bakımından hiç bir fedakârlığa katlanmayı gerek-lendirm ediğini anlayan bir islâm devleti olduğu için ,onun Ortaşark memlesket-lerinde halkın yaşayışseviyesini yük-

seltmeyi gözetmek esasına dayananı bir İktisadi konferans toplamağa önayak olması, Türkiyenin 'başardığı teceddüd hareketine ve Kemalist inkılâba en şü­mullü önemi vermeğe de yaıdım ede­cektir.

Bu hayırlı teşeıbbüsü tebrik eder ve mu-veffskiyet temenni ederiz.

Yazan:AliNaci Karacan.

19 Ağustos 1949 tarihli Tan'dan :

Son (günlerde (hudutlarımız civarında beliren yeni vakalar, :bizi yakından alâ­kalandıracak kadar ehemmiyet kesbet-miş bulunyor. :Suriyede dört buçuk ay i'Çiinde iki defa tekrarlanan ve görünüşe göre bir üçüncüsüne gebe olan hükümet darbelerinin Ortaşarkta siyasi, askerî ve iktisadi alâkaları bulunan devletler­den aiyade bizim huzurumuzu sarstığı­nı kabul iefcmek lâzımdır.

Türkiye bugün Şimalde ve Şimali Gar­bide kendisine dost görünmiyen, dünya­nın iki bloka ayrılmış kuvvetlerinden birisiyle çevrilidir. Garp sınırlarımızı, bize dost olmasına rağmen, bir iç har­bin sancılariyle kıvranan Yunanistan çevreliyor. Doğuda. Sovyet tehdidinin her gün fiilî bir eserine şahid olan ve zayıf olduğunu açıkça söylemek lâzım gelen îran komşumuz var. Cenup hudu­dumuzun büyük !bir kısmını kaplıyan Suriye de ihtilâller içinde bocalıyan bir memleket haline geldikten sonra, [kom­şuları mütemadiyen! kavga eden veya sizin evinizden* ibir şeyler aşırıp kopar-mıya kalkışan bir 'evısahibinin duyacağı endişeleri hissetmemek kaabil delildir.

Bugünkü duruma göre biz sadece Irakla olan hududumuzda ve Akdeniz sahilleri­mizde rahat nefes alır bir halde bulu­nuyoruz. Dünyanın neresinde olursa ol­sun mevcut ve müesses nizamları boz­mak, bunun doğuracağı sıkıntılardan azami fayda sağlamak yolunu, takifbet-tiği siyasetin ana prensipi olarak kabul eden Rusyanm hudutlarımızı çevreliyen >bu sıkıntılı halden pek memnun olduğu­ma şüphe yoktur.

'Son İki dünya harbi, ilk anda mevziî şekilde kalacağı sanılan milletlerarası indifaların bir 'elektrik cereyanı ihıziyle her tarafa yayıldığını açıkça 'göstermiş­tir. Hudutlann'imzm yanubaşmda cere­yan eden hâdiselerden başka Balkan­larda bîr kaynama hali artık gözlerden saklanılamaz olmuştur. Üç semedenberi, Arnavutluk. 'Bulgaristan ve dolayısiyle Rusya tarafından her türlü imkân ve vasıtalarla ıbeslenen "Yunan komünist­leri, nihayet .mukavemetierinin son saf­hasına gelmişler, fakat ortalığa rahat nefes alma imkârcaıi bağışlryacağı sanı­lan bu durum, şimdi de yeni .bir hâdise­nin doğumu tehlikesini ortaya atmıştır. Yunan umumi efkârı Ibu kardeş kavga­sının körükle yi çilerini de cezalandır­mak hırsına kapılmış görünmekte, sı­kıştıkça Arnavutluğa kaçıp yardım gö­ren ve taze kuvvetlerle tekrar Yunan millî orduları üzerine çullanan çeteci­lerin onları besliyen devletin merkezine kadar kovalamak Tiran'ıda asilerle be­raber dize getirmek arzusu galibiyet arttıkça artmaktadır

Diyen muharrir yazısını şöyle bitirmekte­dir :«lç siyaset mücadelemeizin en hararet­li anında komşularımızın bizi rahatsız ede­cek vakalar çıkarmasını bir talihsizlik sayabiliriz. Fakat bütün bunlara rağmen bize kalp rahatlığı veren millî bünye-ditlere karşı da bizi ayakta tuta nbir kuv­vettir» .

Asılmürtecive müfrit,hlı

Yazan: Abidin Dav'er

212 Ağustos 1949 tariMi Cıımihuini-yet'ten. :

Birleşik Amerika'da IStalin'in İbir numa­ralı ajanı olarak ıSovyet Rusya lehinde çalışıp duran eski Cumhurbaşkanı mua­vini 'Henry Wallace, bir müddet sesini kıstıktan sonra tekrar sahneye çıktı. Amerikan Âyanl Meclisinde Avrupaya askerî yardım tasarısı müzakere edilir­ken bütün gayretile ibu yardımın aleyhin-

de bulunmaya 'başladı. Kızıl Çarlığın 1 numaralı ajanına göre, Sovyet Rusya harb değil1, sulh İstemekte imiş, Ameri­kanın ıdış siyaseti taımamile. değiştiril­meli imiş; Türkiye, Yunanistan ve Por­tekiz gibi «mürteci» ve «müfsid» hükü­metlere yardum edilmemeli imiş.

Wallace, Türkiye, Yunanistan ve Porr-tekizden 'bahsederken! tıpkı [Kızıl Çar­lığın yayın ve propaganda vasıtaları, gibi konuşmakla iStalin'in Amerika'daki ajanı ve propagand acısı olduğunu bir defa daha ispat etaıiş oluyor. Onun na­zarında, ibütün insanilik (hak ve hürri­yetlerimi 'Gayya kuyusuna benzeyen fı­rınlara atmış olan ve ıkendi adamlarını zorla işbaşına getirdiği peyk devletlerin istiklâllerini sıfıra indirmiş bulunan Sovyet Rusya mürteci değildir de, Tük-kiye mürtecidir. Dünyayı barışa, huzur ve sükûna kavuşturmak için çalışan ve bu maksatla Marslıa'll plâniîe Truman doktriai iiçin her yıl :milyarlar harcayan Amerikan Hükümeti barşırçı değildir de, -dünyanün .en ıbüyük ordusunu silâh altında bulunduran ve harbin bittiği 1945 Eylülündenberi her barış teşeb­büsüne celine takan, Birleşmiş Milletler teşkilâtını mahud vetolarile felce uğra­tan 'Sovyet 'Rusya barışçıdır.

Boğazlarını milletlerarası bir idareye taıbi tutulması foaihsine 'gelince, WalJa-ce'in istediği idare, Sovyet Rusyanın Boğazlar hakkında ortaya attığı şekilde 'bir 'idaredir; yani >Montreux mukavelesi değiştirilerek yalnız 'Karadenizde kıyı­ları olan, devletler Boğazlara hâkim olacaklardır. Tabiî bu idarenin, Mosko-vanım arzularına göre hareket etmesini temin için iBoğazlarm kontrohına .Sov­yet Rusyaniın iştiraki ve böylece, Sov­yet Rusyaya 'Boğazlarda üs verilmesi lâzım gelecektir. Kızıl Çarlık, kendi ih­tiraslarını Amerika'da müdafaa ettir­mek için ae iyi bir avukat tutmuş! Deli Petro'dan başlayarak fbütün Beyaa Çar­ların, bu .avukatın sözleri karşısında sevinçlerinden mezarlarına sığmadıkla­rına şüphe yoktur; Kızıl Çarlar ise ne kadar nıişanları varsa, topyetkûn hepsi­ni Wallace'in göğsüne takmak kararm-da olsalar gerektir.

31 Ağustos

— iStrasbourg:

Avrupa Konseyi Hukuk Komisyonun­daki Türk Delegesi" Atalay Akanv ko­misyonun Iıailen incelemekte olduğu müstakbel Avrupa insan hakları andlaş-ması hükümlerinden birini teşkil eden aile kurmak hakkı ve evlenmede taraf­ların serbest iradesi üzerinde müzake­reler yapılırken iki kere söz almıştır. Atalay Akan, Türkiye'deki evlenme te­lâkkisini Avrupa 'Konseyine dâhil diğer memleketlerdekile aynı olmadığını ileri süren İtalyan Delegesi Persico'yaı ceva­ben aşağıdaki izahatı vermiştir:

«Türkiye aile Hukuk mevzuatını değiş­tirdi 25 yılı olmuştur. Yeni Türk Kanu­nu, Roma ve Cermen hukuklarının bir­leştirilmesin/den doğan İsviçre Medeni Kanununa dayanmaktadır. [Bugün Tür­kiye'de evlenme, tarafların serbest ira­deleriyle yapılmakta ve evlenme mü­essesesi bir ımedeni müessese telâkki edilmektedir. Bu mevzuda şunu bilhas­sa belirtmek .gerekir ki, Türkiye'de me­deni nikâh ve dinî telâkki arasında fark vardır.»

Yahudilerin evlenme şartları hakkında Belçika Delegesi Rollin'in sualine Akan şu cevabı vermiştir: «Türk iMedeni Kanunu vatandaşlar ara­sında hiçbir fark .gözetmemiştir. Kanun huzurunda müsavi olduklarımdan bütün vatandaşlar aynı hak ve imtiyazlara sahiptirler. Medeni nikâh evlendirme memuru huzurunda yapılır. [Dinî nikâha gelince herkes bunu dinine göre aktet-mekte serbesttir.»

Bu takdirde, bize düşen asul vazife, bu birliğin lâf olsun diye kurulmamış oldu­ğunu kavramak; gerçekten onların san­dığı gi'bi bir cemiyet olduğumuzu, ger­çekten demokrasi ile idare edildiğimizi, gerçekten vatandaş hak ve hürriyetle­rinin Türkiye de hâkim olduğu kanaa­tini, yalnız sözlerimizle değil, 'bütün hareketi enimizi e ve hareketlerimizin duş âleme vuracak alicisieriyle, med'emi .dün­yaya münakaşa edilmez bir hakikat olarak telkine çalışmak vazifesidir.

Yazan:NadirNadi

13 Ağustos 1949 tarihli Cumlıuri-yet'teıı:

Sayın Cumhurbaşkanıi, İzmir'de yaptığı konuşmalardan birinde dış politikamızı açıklarken* Avrupa konseyime davet edilmemiz hâdisesine de dokundu ve bu­nu hayırlı bir başarı, olarak vasıflandırdı. Kısır parti çekişmelerinin yorucu heye­canları arasımda, .ne yazık, bu önemli konu "basınımızın .gözünden kaçmıştır. Avrupa konseyine davet 'edilişimizin ta­şıdığı .manaya dair hiç bir 'gazetemizde, hiç bSır yazarımızın bir satır yazısına rasladığımı hatırlamıyorum. Halbuki hâ­dise gerçekten mühimdir ve yalnız si­yasi değil, içtimai, iktisadi, kültürel, bir kelime ile (millî hayatımızda büyük bir merhale sayılacak değerdedir. Ya­kın tarihimizin henüz ımütmıadığımız günlerinde Batı dünyası, ıbize Avrupadan kovulması gereken, ibir topluluk >diye ba­kıyordu. Komşularımızla iaramizda çı­kan ihtilaflarda, 'k'iım olursa olsun bize karşı cephe alınır, daima haksıza hak verilirdi. Şayet bir iki Avrupa dev­leti bizi destekliyecek olursa, tou, dıaha ziyade (muvazene-i kuvva) prensibi öyle gerektirdiği için yapılırdı. Kısacası 'biz Türkler, Amrupanım bir köşesinde, sırf paylaşılamıyaıı, üzerinde uyuişulamıyan bir lokma olarak sığıntı halinde yaşar­dık(ona da yaşamak denirse).

Bu bakımdan Avrupalı olmanın bize bir takiım sorumlar yüklediğini şüphesiz inakr edemeyiz. Konsey topJİanıtılariüa ka-tılmalk, istişare meolisine bir kaç üye gönderirsek, Avrupa topluluğu içinde üzerimize düşen vazifeleri [başarmak için yeter şartlar değildir. Avrupa Birliğinin temeli, her şeyden önce (belli bir insan ve cemiyet anlayışına dayanıyor. Hedef, o anlayışın ifade ettiği müesseseleri ko­rumak, bunların serbest gelişmesini sağ­lam aJkitır.

İnsan Haklara Mıakavelena-mesi...

Yasan: Hüseyin Cahit Yalçın

14 Ağustos 1949 tarihli Ulus'tan:

Strazburg'öa karargahını kurmuş olan Avrupa 'Konseyine arzoiunacak teklif­ler arasında Avrupa'da tanzim ve imza edilmek istensin bir insıan (h'akl'arı mu-kavelenaımes'inıin. projesi de buduntkığ'u-mu öğreniyoruz. Konseye dâhıil olan meml'eiket.lıerin bu mukavielenaım'eyt im­zalamaları m.edburi olacağı söyleniyor, Bunu âımzaılıyan devletler siyasi demok­rasinin ve vataaıdaşlannın esas hakları­ma riayet edecekleridir.

Bir projemin îıan.ıi(ki ölam. «Avrup-a hare­keti» Birleşmiş Milletler Teşkilâtı vası-tasiyle bu haklaırın temin .edilemiyeceği kanaatindedir. Çünkü 'insan, hakları bahsinde Birleşmiş M'Iletılerin anlaşma-lanna imkâm yoktuT. Çünikü, totaliter devletlerin telakkileri siyasi ve ferdi hürriyetler bahsinde Batı demokrasile­rinin telâkkilerimden tamamiyle ayrıl­maktadır. Omun için, Avrupa hareketi devletlerim telâkkileri siyasi ve ferdî birliği 'bütün dünya içim temin edüLami-ye-n gayenin mütecanis Avrupa demok­rasileri için intikam dairesine girmesini temineçalışmayı gaye ibdlimistir.

Nazariye bıatkımındaın pek doğru görü­nen, .akıl vsmantuk marnına temenniye çok lâyık olduğunda şüphe edEmiyen bu prûjemıin kolayca kabul ve bilhassa tatıbıik .alunatoileoeğine inanırsak Mraz safdillik etmiş aluruz. .Ohurchill Üe Spaak, Avrup'a ıimiBeitlerine millî reka­betlerine galebe -çalımalarmı tavsiye ediyorlar. Bu türlütavsiyeleri yapmaum ne kadar kolay olduğu (meydanda­dır. Fakat onlara galebe çalmanın ne kadar zor olduğumu derin, bir esef ve acı bir hayret ile her gün müşahede et­mekteyiz. Gazeteleri açınız, Eğer bü­yükler bu hususta iyi bir misal verirler­se küçüklerin de kafileye katılacakları­mla şüphe edilemez. Yalnız, öraak iîk safta yürüyenlerden gelmek icabeder.

15Ağustos1949 tarihlî YeniSa­bah'tan :

Strasbourg'da toplananlaryalnızAv­rupadevletleri .temsilcilerideğildir. Avrupa mebusanmeclislerininde mu­rahhasları bir araya gelmişlerdir. Esa­sen hâdisede görülen yenilik de bundan ilerigelmektediT. HariciyeBakanları herdevirde,s:ksıkgörüşmüşlerve buluşmuşlardır. Bukere çeşitlimem­leketlerden yalnız bakanlardeğil,mil­letmümessilleri1 gelmiştir.Mebuslar yalnız hükümetpartisine mensupze­vatdadeğildir.Her memleketin muh­telif partilerinemensup ve çeşitli ka­naatlere s-ahip kimseler, âdeta bir mil­lî parlâmentoda.imiş gibi,toplanmış­lardır. Hattâ reylerini verirken de san­ki bir iç meselede parlâmentoda rey ve-riyorcasınaı hareketedeceklerdir. Yani ' bir dâvada bazı Fransız delegeler lehte bazıları da .aleyhte hüküm verebilecek­lerdir. NitekimOhurcbllgibi,şimdiki İngiliz hükümetine ımuhalif bir zat İn­gilizmurahhaslarıarasında bulunmak­tadır. Nazırlar komitesidenilen kısım da şimdilik on İki dış bakanından mü­rekkep birkomitedirkiâdetaicra kuvveti,mevküıindedir.Milletlerarası parlâmentonun bir nevihükümeti sa-yıla bilir. İtiraf etmek lâzımdır M, adı­na rağmen, Strasbourg'daki teşekkül he­nüz bir Avrupa birliği mahiyetini taşı­mıyor. ÇünküAvrupacın yarısıyani Sovyet Rusya ve peykleri, demir perde arkası, bu toplantıyaiştirak etmemiş­tir. Bu bakımdan, yenî birliğin manza­rası belki müdafaa için toplanmış dev­letler grupu haliıgösterir. Bu görünüş tahakkukederse,tarihî hâdisenin de­ğer ve kıymeti siyasi bir grupman karşısında bulunuyoruz dernek olur iki, bu­nun pek çok benzerleri tariihte mevcut olmuştur.

Diyen yazar yazısını şu cümlelerle biti­riyor :

Strasbourg'da kurulan parlâmento ve hükümet gelişerek tek dünya devleti demi'len bir nevi üstün devlet kurulma­sına yol açar mı? Yoksa selefleri gibi o da millî ihtilâfların boğucu havası içinde nefes alamadan ömrünü sona erdirir mi?

Bu noktaları bugünden tâyin çak zor­dur. ıStrasbourg'dakiler ihtiyatı elden bırakrmıyaraık, ümit dolu gözlerini gele­ceğin ufuklarına dikerek yollarına de-vaım etmelidirler. Eski denemeler kuv­vet verici değildir ama, tecrübelere devam için behemehal muvaffakiyet şart değildir.

Ne kadar delice ve cesurane atılmış adımlar muvaffak olmuştur!

Avrupa Konseyine seçilmemiz..

Yasan: Halide Edip Adıvar

16 Ağustos1949 tarihli Akşam'-

dan :i

(Nadir Nadi'nin. «Avrupalı olmak» baş­lıklı yazısını ele alarak yazısına başlayan yazar,ezcümle şöyle dıiyor:)

Şurasını belirtmek ioap eder ki, her -devirde, her milletin, bilhassa bizim gibi çok mühim ve muhataradı intikal devri içinde yaşıyanl&r için, kafalı, iradeli ve bilgili liderlere ihtiyaç var­dır. Bunlara kıymet verelim, hürmet edelim. Fakat bir daha «tek şef, tefe paTtiı» zihniyetine kapılımryahm. Bu zih­niyetin nihayet «îlâhi kudreti haiz kı-raliyet», «Yeryüzünde Allanın gölgesi staltanat», inancının alafranga bir ifa­desinden, başka bir şey olanadıgmı unut-miyalım. Saym Nadir Nadi, bu mevzuun çok ta­raflı ve düşündürücü olduğunu söyle­diği saman da tamamen haklıdır. Bun­ları matbuatımızda münakaşa etmek zamanı gelmiş hattâ biraz da geçmek­tedir. Bu mevzuun sonsuz tarafları arasmda - bana geliyor M - başta gelen bazı ana .meseleler vardır. Meselâ 1950 de hangi parti' iktidara gelirse gelsin, bilhassa, hükümet 'mekanizmasının, Ibazan hayırlı tarafları da olsa) ikti­dar partisi tarafından şu veya bu maksatla felce uğratılmaması, daima anayasa hükümlerine taibi olması, her­kesin önünde müsavi olması lâzım ge­len kanun cihazının iyi işlemesini temin için şimdiden ne yapacaklarını bilmelk çok isterdik. Faka,t bizler gibi günlük siyasetle alâkası ölmıyanlar için, yani millet için gelecek hükümetin ve iîkiti-darın maarif siyasetini sarahatle bil-mefk en hayalti bir meseledir. İnaniyo-rum ki ne yaparsalk yapalım maarif si­yasetimize iyi bir veçhe vermezsek, «Avrupalı olmaık» daima bizim için 'bir 'kılık kıyafet ve .gösteriş ve yapmacık hudutlarını pek az aşacaktır

Avrupa Birliği ve Türkiye...

Yasan:Cihat Baban

17 Ağustos !1949 tarihli Tasvir'den:

Türk efkârı umumiyesi, harbi önlemek maksadına hizmet eden bir Dünya veya Avrupa Birliğine katılmağa çok müsa­ittir. Elverir ki, Türkiye 'bu Birlik içinde kendi istiklâl ve hüviyetiyle mütenasip yeri alsın. Müşterek mesaiye, ne kadar hahişker isek, hürriyet ve istiklâlimize de o kadar bağlıyız, ve hükümranlık hu­kukumuzdan ancak, her millet ne kadar feragat ederse, biz de o kadar feragat edeceğiz.

Hiç şüphe yok ki .Strazburg'da toplanan, Konsey ve Assarmble bugün için sembo­lik bir mahiyet arzetmektedirler. Bil­hassa Assamble şimdilik Avrupa Par­lâmentosunun bir nüvesi olarak işe baş­lamış bulunuyor. Assamiblede vazife alan

on devletin mümessilleri meclisler ve bazan da hükümetler tarafından gön­derilmiştir. Yani, orada durumları sa­kat olan heyetler yalnız bizimkilerden ibaret değildir.

Bu mevzuda İdeaiist ve nikbin düşün­celer, atılan adımın sembolik olduğunu kabuletmekleberaber,onu ileribir merhale olarak telâkki etmektedirler. Elli sene evvel böyle bir t^ebbüs yalnız lıande ve istihzayı davet edebilirken, bu gün bir realitenin eşiğinde olduğumuza ciddiolarakinanılmaktadır.

Fakat maalesef, müesseseler, yalnız sembolik bir mahiyet içinde yaşayama-maktadırlar. Ondan dolayıdır ki, gerek Hariciye Nazırlarından terekküp eden Konseyi, ki, foir nevi Avrupa hükümeti­dir ve gerek Assamble, gayet tedb'rli hareket etmek, olmıyacaık işlere el atma­mak, maksatları nutuklara boğmamak, ve bilhassa Cemiyeti Akvam ve Birleş­miş Milletler Teşkilâtının işlemiyen ta­raflarını görüp ondan ders almak mecburiyetindedir. Aksi takdirde, gerek Assamble ve gerek Konsey İçendi mev­cudiyetlerini, meşru kılmak için. çok büyük gayretler sarfetmek mecburiye­tinde kalacaklardır.

Bununla beraber, bütün bu emekler boşa gitmiş sayılamaz. Milletlerin müşterek bir anlaşmaya doğru gitmek arzulan çok belirmiştir. Bu fikir tekâmül yolun­dadır. O kadar ki Türkiye bile Avrupa ve Dünya Birliği Derneği tarafından gazetemiz vasıtasiyle yapılan bir anke­te gelen 875 cevaptan 850 tanesi böyle bir Birliğin taraftarıdır. Bu fikir elbet efkârı umumiyeyi temsil etmez, ancak okuyucularımızın, onda bir (kısmının fik­ridir, fakat, Türkiyede de zihniyetin müşterek bir işbirliğine doğru tekâmül ettiğini göstermek bakımından ehemmi­yet arzetmektedir.

Teyakkuz dünyası...

îmzasız Başyazı:

13 Ağustos 1949 tarihli Son Tel­graftan :

Atlantik Paktının tabiî müeyyidesi ma­hiyetinde olan Batı ıdevüetlerinin silah­landırılması işi, artık norma! yoluna gir­miş sayılabilir. Avrupalı genel kurmay­larla temasa gelerek, Vaşigton'a dön­müş olan Amerikalı genelkurmay baş­kanları bu zarureti bir kere daha, tam kanaatle açıklamışlardır. Amerikanın Batı Avrupaya bir seneden-beri devam eden ve 1&50 ye kadar devam edecek olan Marshall Yardım. Plâ­nı vardır ve bu plânın, tatbiki Avrupa-nın iktisadî kalkınmasında oldukça mü­essir olmuştur.

Batı Avrupa ancak Marshall Plânı yar­dımı .île tutuşabilmiş, ancak. :bu plân sa­yesinde harabelerini yavaş yavaş doğ­rultmağa koyulmuş, çalışma teçhizatım modernleştirmiştir. Bu 'bir yıllık, tecrübe, Marshall Plânının Avrupaya Amerikan nüfuzunun girdiğini ifade'etmemelîtedir. Bilâkis Avrupalılarla da kendi araların­da düşünme ve anlaşma için büyük bir zaman mesafesi bırakmaktadır.

Durum şöyledir: Ya yardımın- iıyiliıkle-ırinden azamî istif aide, yahult çöküntü! Fakat çöküntüyü kimse ıkabıul edemiye-ceği için, azaınıî istifade yoluına .gidil­miştir. Bu suretle Sovyet Rusya da, Ba­tı Avrupaya karşı beslediği Miîyail&rı terketmesi (bilfiil ihtar edilmiş oıLmak-tadi.r. Harpten çok za^ar görmüş ve (bi­tap çıkmış inilleit'ler şimdi1 (bellerini doğ­rultmuş ibiır haldedirler. Bu barışsever milletlerin her yerde he,r zaman. Ibarışın en büyük yardımcısı olarak variukıları-nı göstereceklerine şüphe yoktur.

Avrupa Birliği ıfikıri de psikolojik ba­kımdan olsun, barış ümitlerini kuvvet­lendiren bir kaynak olmuştur. Kuvvetli, tesirli *bir Batı Avrupa Birliği de ba­rışın1 esas unsurunu teştkîl edeceiktir.

Silâhların birleştirilmesi, komultanlıkıla-nn birleştir Um esi,haıreketplânlarının

birleştirilmesi, barış lehine büyük avan­tajlar teşkil etmektedir.

Savaş gayreti, (barış gayretini ne kadar zorlasa da, bugünkü şartlar içimde mu-vaffaik olamıyacaktur.

Son Strazburg" toplantısının ifade ettiği mâna da bundan ibarettir. «iSu uyur, düşman uyumaz» kaidesi her1 zaman, ca­rî, olduğu için, Batının., her ihtimale kar­şı uyanık, bulunması kadar tabiî bilr şey olamaz Siyasi ufukları dolaştığımız zamanı, bugünkü zahiri ve b-eliki de dü­şündürücü ve endişe verici oilan sükune­te rrağımen, .emniyet tedbirleri arttırıl­maktadır.

:Suriye hâıdis&leri mahallî almaktan ileri gidemez. [Dünyanın nimumî politika sey­rinde Türkiyenin- durumu her vakitten daha sağlamdır. Fatkalt ne de olsa, ya­şadığımız günler, içlmzie hiç bir zaman kuvvetli bir emniyet, tam bir itminan telıkin etmiyor. Ufak sebeplerin büyük neticeler (doğurabileceği (kaidesi daima hatırımızıdadır. Bu sebepten .kendi mem­leketimizde demokrasi inkişafını sağ­lamağa ibakarıken, dış emniyetimizi ide niÇ bir zaman gözden kaçipnmıyoruz.

Avrupa Istişarî Meclisinde Tür­kiye...

Yazan: Halide Edib

25 Ağustos 1949 talrilıli AkşamMn:

(iManctester Guardiar iGazeteB'inin, Yu­nanistan'la Türkiye'nin Avrupa İstişarî Konseyine kabullerinin pek hoş karşı­lanmadığından, (bahis yazının ele alan yazar,ezcümile şöyle demektedir:)

Gar* ,medeniyetin5n tamamen coğrafî telâkkisi tarih balkımandan bir hataıdır. Yunan ımedeniyetini Garıb inıedeniyetinin anası telâkki edenler1 .bilrnelidirler ki, Asya sayılan ve bizim ülkemizin gok mühim bir kısmı olan Ege mmtakasm-da ibu medeniyetin mühim (bir kısmı Stu-rulmuşt'U. Bundan başka da Garlb me­deniyeti denilen zengin terkibe Asyadan bir çok kıymetlerin -girmiş olduğu da malûmdur. Meselâ kıyafet itibariyle, ifrazı moral .meselelerde ve bilhassa eko- . nomik sahada A'vrupaya uymıyan Ma-hatma 'Gandhi, eğer sağ olsaydı Avru-pada -doğan dünay devleti teşkilâtınınbaşınaseçilirdi diyen yineGarplıların (kendileridir,

Cumhuriyet devri, tarihimizin ibaşta ge­len hepimizin canla ıbaşte. bağlı olduğu ve istikbalde bunları daha .mütekâınıil şe­kilde vermeğe hepimizin borçlu bulun­duğu büyük reformlar yaptı. Fakat bun­ların, daima söyîediğlm .gibi milletin içinde bulunan esaslar sayesinde yaşi-yabİMiğİni kabul etrn&k mecburiyetin­deyiz. iBizim bazı münevverlerimizin ve yanlış propagandamızın tesiri- Garib âle­mine, bunların sadece ve sadece, cebir ve zora dayanan usullerle yapıldığı, kudret'li fakat fcasitaı ve1 insan haklan telâkkisi Avrupaya uymıyan bir hüküme-

tin sayesinde terakki ettiği fikrini aşı­lamağa az çok muvaffak oldu. îşte bu­nun tesirledir ki, bugün Türkiyei Garib medeniyetine dayanan ve onu koru­mak için tesisine 'çalışılan bir Avrupa 'Birliği meclisindeı ibu acı itirazlara mâ­ruz 'görüyoruz.

Avrupa meclisine ikaibulümüzün1, itfiba-nmıziı ne artıracağımı nede eksilteceğini daha evvelki bir makmelede de söyle-.miştim. Faıkat Garb câamiaısı içinde kalmak, Garb medeniyetinin, esas telâk­ki ettiği kıymetleri içimizde yaşatmak, nesillre aşılamak ıbizim için hayatî bir mesele olduğuna bugün (bir çoğumuz iman etmiştir. İleri -ve insanî kıymetle­rin hâkimiyeti esasen her milletin ba­ka şartlandır. Eğer millet olarak yaşı-yacak isek, ister Avrupanm yüksek meclislerinde âza olalıım, ister olmıya-lim, bu kıymetler her ne yerden gelirse gelsin, onları kuvvetlendirmek, onları hâkim kılmak mecburiyetindeyiz.

10 — Din, ırk, siyasi ve diğer fikri ka-naatten dolayı ıhiç İbir şahsın ayrı bir muameleye, tabi olmamaması...

On birinci şart, keyfî sebeplerle kimse­nin malından ınıaihrum edilmemesinle da-indir. Esasen '.mülkiyet hakkını tanıyan fbdr memlekette1 bu mevcuttur denilebilir. On ikinci şart, Avrupa insan haklan mahkemesinin temin edeceği yukardaki haklardan mahrum edilen, ve Avrupa Birliğine dâhil bir memleketin tebaası olan ferdin bu mahkemeye şikâyet hak­kıdır.

Bunun ne mümkün ne de arzuya şayan olduğuna şimdilik inanımı yorum.

Kendine güvenmeyen 'kendi (hakkını, el­de etmekten âciz olan millete, değil her hangi: foir kıtanın milletlerarası mahkemesi, hatta Allahm kendisi bile yardım etmiyeceğine hepmimiz inanabi­liriz.



Yazan: Halide Edip Adıvar

27 Ağustos 1949 tarihli Akşam'dan

Avrupa iBirliği hareketinin jcra komi­tesi mühim diye ortaya attığı mesail arasında, 'daha doğrusu başında, insan haklarını koruyacak îbir mahkeme ku-rulmasıını teklif .etmiştir. Fakat buna rağmen , bu mahkemenin meşumu! ola­cağı, Avrupalılık şartlarını gözden .ge­çirmek faydasız değildir. 'Bunların bü­yük bir kısmı insaniyet kadar eeskidir ve coğrafi fo-akımadn nerede olursa ol­sun az çok medeni bir Ihayatın ve her haogi bir idarenin foakası için elzemdir:

1 —- Hayat masuniyeti;

2 — Keyfî tev­kif, hapis ve sürgünlükten masuniyet;

3 — Esaretten, masuniyet ve cebrî hiz­mette fark, gözetmemek;

4 — İtikat ibadet -ve tedris toakımmdan d'in hürri­yeti.

Beşinci, söz ve fikir hürriyetidir.

6 —İçtima ve şeirfcet kurmak;

7 — Ailenin keyfî müdahaleden masuniyeti. Dokuzuncu şartı, çok eski olmasına rağ­men en mühim görüyorum: (Kanun na­zarımda müsavat!

İki zıt cereyan...

İmzasız başyazıdan

28 Ağustos 1949 tarihli Yeni 3a-balı'tan:

Iknci Dünya Haribini takip öden1 devre­de, iiki zıt cereyanın, bütün dünyada aynı zamanda, müşahede edilmekte bu­lunduğunu tesbit kabildir.

Eir taraftan, bütün milletlere (hürriyet ve istiklâllerini vermek, Avrupa devlet­lerinin sömürge olarak kullandıkları sa­kinlerine kendi kendini1 idare" hakkım tanımak, diğer taraftan da bir çok-memleketleri millî hâkimiyetlerime rağ­men ımileltlerarası 'veya üstü bir kuv-*. vete [bağlı bulundurmağa çalışmak...

('Bundan sonra muhtelif meımleketlerde milletlerin kurtuluş için yaptıkları nnü-oadeîle anlatılmakta ve nihayet şöylft denilmektedir:)

[Stradburg'da açılan Avrupa parlâmen-tosu ve Bakanlar Komitesi de, komüniz­me büsbütün muarız bir istikamette, bir milletlerarası temayülüdür. Bu par­lâmento dikiş tutar ve Ikök salabilirse behemm&hal bu birliğe dahil memle--ketleriçistiklâl vehürriyeti erinden,.

Avrupada cihan menfaati hesabına bazı fedakârlıklarda bıüımımağra medbur ola­caklardır. Eski ingiliz Başbakanı Mıs­tar Çörçil'in ortaya attığı bu fikir de Ibir hayli yol almıştır. iStrasburgda top­lanan parlâmento âzası ve devlet adam­ları, bundan beş sene evvel işitilmesine hiç bir milliyetçi ikulağm tahammül ede-miyeceği lâkırdıları sarfetmekte ve yük­sek birlik uğruna, talbiî herkes için mu­teber olmak kaydjle, fena kârlifltları düşünmektedirler.

Yirminci arsın, ortası, -böyle iki zıt ce-reyanı-n ayni zamanda gelişmesine şa­hit olmaktadır. Biz, istiklâlimizi Cum­huriyet idaresîle tam ve kâmil olarak elde ettiğimiz için, şimdi Avrupa birli­ği kombinezonunun erkânı arasındayız. Yani Asya memleketlerinin geçirdikle­ri merhaleyi atlatmış [bulunuyoruz. Bu itibarla bütün tasavvur ve noksanları­mıza rağmen Avrupa birliğine âza ol­mamız (Tymis) in sandığı kadar yersiz ve g"arip değildir.

Avrupa Birliği...

Yazan : Mücahit Topalak

8 Ağustos 1949 tarihli Zafer'den :

«Devletler arasındaki siyasi anlaşmalar, milletler arasındaki 'bu nevi birliklerin teşekkülü için kâfi bir unsur değildir. Siyaset, milletler hayatında geçici bir âmildir. Devletler arasında duygu ve düşünce birliği ve aynı ideallere bağlı­lık lâzımdır. Avrupa Birliğini istikbalde gerçekleştirecek olan başlıca âmil mâ­nevi tesanüttür; hudutların ayırdığı mil­lî kütleler arasında fikrî ve ruhî bera­berliktir.»

Avrupa Birliği Konseyine katılmak üze­re Strasbourg'a giden Dışişleri Bakanı-

mız Necmettin Sadak'm, hareketinden evvel yaptığı yukardaki beyanat, insan­ların Devlet ve iktidar kurdukları tarih­ten itibaren tekrarlanan, hak verilen fa­kat dinlenmiyen bir hakikatin en son ve belki en güzel ifadesidir.

Siyaset, kütleleri idare etmenin geçicibir vasıtasıdır. İktidar keza idare etmek" sanatı, şan ve şeref veren bk* sanattır, fakat her zaman iyilik eden bir meslek değildir.

Biz Türkiye az kaldı, bu konseye alın­mıyorduk. Belki de biraz Fransız hükü­metinin tavassutu ve delâleti ile davet edildik, filhakika Atlantik Paktına alın­mamış olan Türkiye'nin, topsuz, tüfek­siz, parasız bir Avrupa Birliğine katıl­ması ilk bakışta garip ve' hazin görü­nürse de bu bizim için ve bütün dünya içta manidardır. Çünkü Türkiye, topsuz tüfeksiz bir vaziyette dünyanın ve ta­rihinin en büyük kuvvetine kafa tutmuş olduğu gibi, şimdi de toplu ve tüfekli olarak en muslin teşkilâta katılmakta­dır. Avrupa konseyine, yani milletleri barıştırmak gayesini güden bu teşeb­büse katılışımız bu bakımdan, entera-sandır. Daha enteresan olan diğer bir husus, Dışişleri Bakanımızın yukarda yazdığımız beyanatında, bu teşebbüsün ruhunu ve Özünü ifade ediş tarzındaki anlayıştır. Evet, hükümetler ve siyaset­ler artık kütlelerin ve milletlerin barışı­na yer hazırlamalıdırlar. Bu, muhakkak ki bugün için platonik, bir temennidir; fakat, iktidar ve siyaset geçicidir. Mil­letlerin hayatı bakîdir. Bu bakımdan denebilir ki, harpsonrası devresinde, si­lâhçıların, bankacıların, fabrikatörlerin ve harp meraklısı generallerin tesiri dı­şında Avrupa'ya sunulan en iyi deva, bu devre safiyane de görülse, Avrupa Birliğitasarısıdır.

Bu raporla Balkan tahkik komisyonu, şimdiki durumun Yunanistanm siyasi istiklâline ve toprak bütünlüğüne, ayni zamanda Balkan barışma karşı bir tehdit teşkil ettiği neticesine varmaktadır.

Lake Succes : 8 (a.a.)

Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna sunduğu senelik raporda Genel Sekre­ter Trygve Lie ezcümle şunları söylemektedir:

« Barışı idame etmenin başlıca âmili anlaşmazlıkları barış voliyle hâlletmek olduğunu tecrübe göstermiştir. Anayasa gereğince bu usûl müzakere, tahki­kat, aracılık, uzlaştırma, hakeme müracaat ve kazai yollarla hâl çarelerini ihtiva eder. Bunlar tatbiki mümkün olan yegâne çarelerdir. Bir büyük dev­lete karşı girişilecek zecri hareket bir zabıta tedbiri değil bir harp sebebi teşkil eder.

Bölge anlaşmalarını bahis mevzuu eden Trygve Lie şu mülâhazaları ileri sürmüştür :

« Bu anlaşmalar bazen Dünyada kuvvet muvazenesini temine hizmet ede­bilir fakat büyük devletlerden herhangi birini dışında bırakan bir anlaşma harbe karşı devamlı bir güven sağlayaamaz. »

Genel sekreter bundan sonra Genel Kurulun bir barış kuvveti olarak nü­fuzunun arttığını müşahede ederek bunu kurula dahil bulunan muhtelif milletlerin eşitliğine, kurula havale edilen ihtilafların geniş bir şekilde incelenmesine ve kurulun anayasa tarafından kendisine verilen yetkileri kullanış şekline atfetmektedir.

Geçen sene zarfında başarılan İşlerin incelenmesine girişmeden evvel Trygve Lie ilerde toplanacak olan Genel Kurula bazı tavsiyelerde bulun­muştur:

— Büyük devletler arasında istişare bir kaide hâlini almalıdır. Almanya ve Japonya ile barış yapılmalı, Güvenlik Konseyinin enirine verilecek kuvvet­ler, aonı enerjisinin kontrolü ve klâsik silâhlar hakkında anlaşmaya varıl­malıdır.

— İtalyan sömürgeleri bahsinde Trygve Lie doğrudan doğruya BirleşmişMilletlerin vesayetinitavsiye etmekte vebunun başına yalnız Güvenlk Konseyine karşımesul bir idareci konmasını istemektedir.

3— Birleşmiş Milletleredair yeterderecedegelişmemiş memeleketlere teknk yardım programı bahsinde Trygve Lie Orta Doğuya rüçhan hakkının atnınmasını talep etmektedir.

— Genel Sekreter, ortaya çıkan atom meselelerini hal ve Dünya iktisadi buhranını önlemek üzere BirleşmişMilletler ve mütehassısmüesseseler kanalile müştereken hareket edilmesini tavsiye etmektedir.

— Lie, Birleşmiş Milletler Kuruluna kabul edilmekisteğinde bulunan 14 memleketin bu müracaalarmın kabulü lüzumu üzerindedurmaktadır.. Lie'ye göre, bu memleketlerden biri Birleşmiş Milletlere alındığı taktirde

bunlardan birinin, veya diğerlerinin Kurula idhaline karşı serdedilen itiraz­ları incelemek daha kolay olacaktır.

6 -— Nihayet Genel Sekreter askerî mahiyeti haiz olmayacak bir Birleşmiş Milletler muhafız teşkilâtının kurulmasını tavsiye etmektedir. Bu teşkilâta dahil bulunacak 300 muhafız Birleşmiş Milletler Kurulu heyetlerinin vazi­felerini görebilmeleri için yardımda bulunacaktır.

Trygve Lie geçn sene zarfında Dünyanın barışa kavuşması işinin terakki ettiği, harp ateşinin azaldığı kanaatmda olduğunu söyleyerek bu gelişmenin tahakkukunda Birleşmiş Milletler Kuruluna düşen payı tebarüz ettirmiştir. Lie'nin bahsettiği hadiseler Berlin ihtilafı, Filistin, Endonezya ve Keşmir meseleleridir ki bu işlerde Güvenlik Konseyi, oy birliği şartına rağmen har­bin veya büyümek istidadında bulunan muhasematm önüne geçmeğe mu-hasematın önüne geçmeğe muvaffak olmuştur.

Bu misâllere dayanan Trygve Lie Birleşmiş Milletler kurulunun uzlaştır­ma bahsinde büyük bir kudrete malik olduğu neticesine varmaktadır.

Genel Sekretirin raporu şu müşahedede karar kılmaktadır: Birleşmiş Milletler, büyük devletler arasındaki anlaşmazlıkları hâlledenıe-mişlerdir. Esasen bu iktidarları haricindedir. Fakat bu kurul sayesinde an­laşmazlık barış hududlarını aşmamış ve yeni yeni terakkilere yol açılmıştır, laşmazlık barış hududlarını aşmamış ve yeni terakkilere yol açılmıştır.

— Frankfurt:

Batı Alnıanyada (bitmiştir.

15 Ağustos

Batı Almanya'da 25 milyon kadar seç­men, 1933 de Hitler'dn iktidara geçişin-denberi ilk demokratik rejimleri için sağcı iMır hükümet seçmiştir. Seçmen-terin yüzle 78.50 si Batı Almanya'daki komünistlere ezici bir darbe indirmiş­lerdir. 402 mevkiden 256 sim sağcı par­tilerin 'adayları kazanmıştır.

— Berlân:

Sovyet izni ile yayın yapan A. D. N. Al­man Haberler Ajansı, Saksıraya Halt'ı Başbakanı, Liberal Demokrat Erlıard Huebener'in istifa iettlğini Sbildirmıiştifr. Huebener, Rus Bölgesinde .Sovyet ol-mıyan son Başbakandı.

24 Ağustos

— Bonn:

Almanya/nın em önemli partisi dLan Hıristiyan, (Demokrat Fartiısinin Baş-İcanı Konrad Adonauer, parti icra Ko­mitesi tarafından Alman federal Cmm-ünjriyetinin AHk Başbakanlığına seçal-miştii'.

Adonauer Başbakanlığı kabul etmiştir. Kendisi 73 yaşındadır.

23 Ağustos

—Ilaintourjg:

Esfci Mareşal Fritz Von M;antsıein- bu-ıgün on yedi harp suçu ile ımulhakeınıe edlmeye ibaşlajnmıştır. Mareşalin ölüm ıcezasma çarptırıllmtası îühltiımiali vardır. Sanık bulunduğu suçlar arasında 100.000 den fazla Polonyalı ve Rusun öldürülmesi de bulunmaiktadır.

2li Ağustos

—Heıideliberg-:

Birinci Piyade Tüımeninin eski' Komu­tanı General Franik Milburn'ün Avru-padaki Amerikan Ordusuna Başkomu­tan t!âyjn edildiği Avrup'adaki Ameri­kan kuvvetleri genel Ekarargrâhındaîi resmen bilıdirilm.ektedir.

27 Ağuıstos

—Münih:

Polonya Genel Valisi Hana Frank'm arşivlerine .dayıanarak verdiği bir haberde «Zehnerl Zeitımg» gazvesi, BJitlerin SchiCkel'gruber■adındaki bir aşçı kadın ile Prağlı [Prankenlberger adında genç bir Yalmdinin isayri meşru çocuğu olduğunu ifşa etmişıtar.

29 Ağustos,

—■ Berlin:

Ledpaig ile Würenborg 'arasındaki Truen Bölıgesinde Uranitum anadeoinin keşfe-dilm'esi üzerine bu bölgeye 2000 maden, işçisi sevkedilmiştir.

2i Ağustos

—Londra:

Avusturya meselesini müzakere eden Dışişleri Bakan Yardımcı&lrı üç günlük bir fasıladan sonra bugün yine toplan­mışlar ve hiç bir neticeye vanamadan, uzmanlarımın Tuna Nakliyat Şirketi (hakkındaki raporunu tetkik etmişlerdir.

4* Ağustos

—Londra :

■Dışişleri Bakan muavinîeri bugünkü toplantılarını Avusturya'deki Hırvat ve

Sloven azınlıkları meselelerinin müza­keresine hasretmişlerdir.

5 Ağustos

— Balgard :

'Bugün Belgart'ıda resmen bildirildiğine göre, Yugoslavya 'Hükümeti, Avustur­ya ile yapılacak barış 'andlaşması hak­kında Paris'teki 'Dışişleri Bakanları Konseyinin kararları -aleyhin'e ingiltere, Sovyet Rusya, Birleşik Amerika ve Fransa hükümetlerine tevdi ettiği pro­testo notalarına 'karşı .Sovyet Rusya'nın verdiği 'cevaba dair Ihu hükümete 3 Ağustosta !bir nota göndermiştir.

Bekleme devresi...

İmzasız başyazıdan.

3 Ağustos 1949 tarihli Son Tel­graftan :

(Harp sonrası Müttefiklerin büyük bir saffetle hareket ettiklerine işaret edil­dikten sonra, yazı şöyle devam etmek­tedir :)

Sovyetlerin harbim heımen akabinde Bir­leşik Amerika'da hatıtâ rejimi değişti­recek şekilde tahrikâta koyulması, elçi­liğini, konsolosluk'laırım, ve ajanlarımı bu uğurda seferber etmesi, bu en müsama­halı memleketi bile öfkelendirmiş ve kendisini tedbirli ıbulunımak zaruretinde bırakmıştır.

O günlerden bujgüne kadar Amerikan efkârında husule itelen, değişiklik çok büyüktür. Amerikan genelkurmayların in Batının müdafaası yol ve sistemlerini tahakkuk ettirmek i'çin Avrupa'da do­laşması oradaki mahallî genelkurmay­larla görüşerek ihtiyaçları tesbit etme­si, ibütüm bunlar gösteriyor ki, Batı Av­rupa'nın silâhlamdrrılLması işi, Amerikan kongresinin tasdikından çok daha evvel ele alınmış bulunmaktadır. Amerika kararını vermiştir. Milletler camiasına (karşı [bir çok mesuliyetler yüklenmiş olması kararının ciddiyetini gösterir. Amerika, artık bir daha millet­ler camiasına karşı yüz çeviremez. El­birliği ile alman tedbirler ise müessiri-yetini muhafaza etötükçe, kati dünya ba­rışma kavuşuılımasa bile, korkunç tehli­keyi önlemek mümkün olacaktır.

Niçin kolayca anlaşamıyorlar ?

İmzasız basyam

5 Ağustos 1949 tarihli Cumhuri-yet'ten :

(Amerika orduları kurmay başkanları­nın Atlantik OPaklti arkerî hazırlıkları için İngiltere'ye gelmeleri münasebetiyle

Sovyetler ve peykleri ile Atlantik Pak­tına dâhil memleketlerin askerî kuvvet­leri kıyaslanmakta ve 6 milyonluk kuv­vete karşı 3 milyon küsurluk bir kuvvet neticesine varılarak şöyle denilmekte­dir :

Bu 'da mühim bir kuvvettir amma iki hattâ üç kıta arasındaki çok geniş saha­ya dağılmıştır. Amerikan ve Kanada kuvvetleri öle Atlas Okyanusâyle Avru-pa'dam ayrılmıştır. Avrupa'dalki paktçı-üar.dan İzlanda ile Lüksemburg'um da silâhlı kuvvetleri solda sıfırdır.

Pakta dahil devletlerin kuvvetleri, Do­ğu Avrupa'da 'toplu bir [hailde bulunan kızıl cephe kuvvetlerine karşı, coğrafi ve strateji bakımından olduğu, gibi, bu milletler «evvelâ can sonra canan» sö­züne uygun bir şekilde hareket ettikle­rinden müdafaa plânlarınım esası itiba­ride fikren de dağmııkturlar. Bu fikir da­ğınıklığımda küçücük .devletlerin büyük ehemmiyeti yoksa da Fransız ve İngiliz genelkurmayları arasında görüş farkı mühimdir. Avrupa .arasındaki devletler, başta Fransa olmak üzere, ;Slav - Bolşe­vik sürülerinin istilasına uğramamak is­tiyorlar. Bunda da haklıdırlar.İngiliz

stratejisinden ananevi olarak ayridu". İn­giltere, düşmanın âzami derecede yayıl­masını, yorgun düşmesini, zayıflamasını

ister ve deniz hâkimiyetinle dayanarak kendi kuvvetlerini iyice hazırladıktan sonra, taarruza geçerek muzaffer olma­yı düşünür.

Zamanımız harbinde pak mühim bir rol oymyam hava kuvveti, bilhassa Alman­ların meşhur V-d.-, V-:2 .gibi uzaktan sevk ve idare edilen silahlananın tekâmülü, İn­giltere'yi kıtaya bağlamış ise de İngilte­re (toprakları demiz hâkimiyeti ve hava üstünlüğü sayesinde, kıtadan gelecek bir kara ordusu .tarafından istilâdan .masun­dur.

İşte ibu strateji ayrılığıdır ki, müdafaa plânlarımıntanzimive.esasmüdafaa

hattının mevkiini tâyin hususunda ingi­lizler, hattâ Amerikalılarla Fransızlar ve diğer (kıta millet'leri arasında ihtilâf­lar doğurmaktadır. Faıkat tehlikenin bü­yüklüğü karşısında, onların nihayet an­laşacaklarını ıbe!klem,elk de yerinde olur..

Avrupa yapılıyor mu, yıkılıyor mu...

Yazan : Hüseyin Cahit Yalçın.

17 Ağustos 1949 tarihli Ulus'tan :

Kudretli bir gaızeteci, J. J. Servan - Sch-reiber, yeni Awnıpa hakkında îbir tet­kik yaparak muhtelif memleketleri do­laştı. Müşahedelerinin neticesini bir seri makale halinde neşrediyor. Bu makale­lerin birinde, hakikaten, yeni baştan ya­pılmakta olan yeni bir Avrupa bulunup bulunmadığını araştırarak diyor ki:

«Bize Avırupa yeni baştan yapılıyor, di­yorlar. Ben bu ıyapi .şantiyesini dolaş­tım. Burada yapılmaikta olan şey bir bi­na .değil bir dekordan ibarettir. Yani, kısaca, yapmanın zıddıdır. Çünkü sade­ce zevahire inihisar edecek bir Avrupa yapmanın faydası ancak bir Avrupa'nın varolmasını hakikaten isitiyenilenin dik­katini başka tarafa çevirmekten ibaret olabilir. Bu işin içinde ya aldanma var, ya aldatma var.»

Muharrerin fiterine e, henüz bir cemaat şuuru olmadan, bir kollektif yaşama ar­zusu canlanmadan ferdî bir mesuliyet aramıya bile imikân olamaz. Her taraf­ta iyi niyet sahibi namuslu adamlar var­sa da İliç bir tarafta bu teşkilât için. sa­rih bir azim ve irade görülmemektedir. Avrupa'da Amerika'nın tavsiye ettiği teşkilat şeklinden başka bir teşkilât yap­mak iradesinin .meydana çıkabilmesine muharrir imkân görmüyor. Onun .müşa­hedesine bakılırsa, ©altı Avrupa'nın ba­zı memleketlerinde Amerika'nın arzusu bir kanun haline gelmiştir. Alman ikti­sadiyatının kontrolü, bir (kaç ay içimde Amerükahilairın 'eline geçmiştir; bütün Akdeniz Amerika'n™ elindedir. Ameri­ka, (başka bir /kaç noktada Avrupa'nın bedeninin içine sokulmuştur. Binaena­leyh, Amerika'nınarzularına uygun gel-

miyecek raüşteırelk bir hareket üzerimde Avrupa'nın birleşmesi akıldan geçirile­ni ez.

Muharrir bu hükmü verdikten sonra, Avrupa binliği projesi etrafında sırıtan nazarların, komitelerin faaliyeti dikka­timizi yanlış taraflara çevirmekten baş­ka bir şeye yaramıyacağını söylüyor. Meselâ, diyor, 'Brüksel Misakına dâhil beş büyük devlet Caskonya körfezinde müşterek deniz manevraları yaptılar. Bu dekorun arkasında haOdfkî bir dram oynanıyordu, ingiltere hakikî müdafaa (yani Atoın bombası) için. ödemiye mec­bur olacağı hakikî fiyatı .düşünüyordu!. Avrupa'nın durumnuaı bu şekilde tasviri hakikate ne dereceye kadar uygundur. Onu kestiremeyiz. Fakat bdır Avrupalı devlet sıfatiyle bu yoldaki neşriyatın hepsini alâka İle takip etaıemiz lâzım­dır.

İki pakt...

Yazan : Abidin Dav'er.

26 Ağustos 1949 tarihli Cumhuri­yet'ten 3

Dünya harbini tacil ve temin, eden, Al­manya ile Rusya arasındaki 23 Ağustos 1939 Moskova Paktımın kötü neticeleri­ni anlattıktan sonra yazar, şöyle devam e diyor :)

Moskova Paktından (10 yıl sonra 24 Ağustos 1949 da yürürlüğe giren Şimal

Atlantik Paktı, dünyayı tehdit eden bü­yük Bolşevik - .Slav tehlikesine karşı alınmış bir müdafaa paktı ve tedbîridir. On yıl önceki pakt, harb ve tecavüz için yapılmıştı; on yıl sonraki pakt ise ba­rış ve müdafaa için imzalanmıştır. Bi­rincisi bir hafta sonra uğursuz semere­sini vermişti;ikindisi uğurlu hedefine

ulaşabilecek mi? Paktın yürürlüğe gir­mesi münasebetle Amerika Cumhurbaş­kanı Mr, Truman iyimser ve ümitli gö­rünerek şöyle diyor :

»— Bu andlaşma ile yalnız Şimal Atlan­tik bölgesinde .değil, dünyanın her tara­fında barışı kurmak ve korumak için fa-al bir tarzda 'çalışmaktayız.»

Bükreş'e gelmiş olan kominf orm memleketleri yüksek memur-lan, hakikatte kominform toplantısına iştirak etmektedirler.

29 Ağustos

— Londra :

Güvenilir bir kaynaktan haber alındığı­na göre, ingiliz kabinesi bugünkü top­lantısında, mütemadiyen azalmakta oları dolar ihtiyatından tasarrıf etmek için daha sert bir ekonomi programı tatbik etmekhususunda mutabıkkalmıştır.

SirStaffordCripps'inilerisürdüğü program şu noktaları ihtiva etmektedir:

— Dolar bölgesinden kabil olduğu ka­kar az mal satın almak.

— Bilhassa ithal olunan yiyecek mad­deleri tayınlarını daha ziyade kısmak.

3 — Dolarlasatın alan ihracatı artırmak. '

— istihsali çoğaltmak için daha bü­yük bir gayret sarfetmek.

—' Petrol ithalâtını azaltmak

— Kömür istihsalini artırmak.

—• Kömüristihlâkini azaltmak.

2 Ağustos 1949 tarihli Tan'dan :

(İkinci Dünya Harbi sonunda esasen umumi bir iktisadi buhrana intizar edil­diği, fakat 'bunun bu kadar erken bek­lenmediği, bir taraftan da komünist nü­fuzu altındaki 800 milyon insanın da endüstri memleketleri için iyi alıcı vazi­yetten çıktığı kaydedildikten sonra ez­cümle şöyle deniliyor:)

ingiltere buhranı Önceden hissederek tetbir almağa çalışmıştır. Fakat, Dev­letleştirme İngilizler de iyi netice ver­mediği, gibi, pazarları da azalmıştır.

Amerikalılar, îngiltereye buhranı önli-yebilecek birçok tetbirler tavsiye etmiş-

lerdir. Bunların başında İngiliz lirası kıymetinin düşürülmesi gelmektedir. Bu sayede ihracat mühim miktarda artı­rılacak, istihsalini daha ucuza mal eden Amerika İle rekabet ıkabil olacaktır. Fakat Maliye Nazın Cripps buna tama-miyîe muhalif olduğunu birkaç gün evvel açıkladı. Şüphesiz bu tedbir ihracatı ar­tıracak, fakat buna mukabil dâhilde bir­çok fena akisler de yapacaktır. Hayat pahalılaşacak, ithalât mallarının fiyat­ları yükselecek ve tetbir mevcut stokla­rın ihracından sonra tesirini kaybede­cektir.

Fakat görünüşe bakılırsa bu yoldan geç­mek zorunda kalan hükümet, bu büyük Devlet adamını dolara feda etmektedir. Buna mecbur kalındığına göre buhra­nın tahminin fevkinde bir kuvvette ol­ması icabeder.

1 Ağustos

—Prag :

Çekoslovak Komünist Partisi, Tbirçok ayalrdanberi ilk defa olarak, yeni üyeler kabul ettiğini bildirmiştir.

Komünist Rude Pravo Gazetesine g"öre şimdilik fikir adamları büro memurları ve serbest meslek eerbaibı kabul edil­meyecektir Gazete, son temizleme es­nasında 250.000 kişinin partiden çıka­rıldığını ilâve etmektedir.

8 Ağustos

—' iLondra :

Tİmes Gazetesinin Prag'dan öğrendiğine göre,Çekoslovakya'da 'bir nevianarşi

durumu mevcuttur ve komünist hükü­met, yalnız Çekoslovakya'da değil Slo-

vakya'nın .birçok (bölgelerinde de karı­şıklık çıktığını kabuletmiştir.

10 Ağustos

—Vatikan :

Dün burada (bildirdldiğine göre, Vati­kan'la Çekoslovakya arasındaki diplo­matlık münasebetler fiilen kesilmiş (bu­lunmaktadır.

il' Ağustosı

— Praıg :

Komünist «Rude Pravo» Gazetesinin bildirildiğime göre, Brno fabrikasında işçiler çalışmaları hızlandırmak için Komünistler tarafından kullanılan tek­niği protesto etmek 'maksadiyle isyan etmişlerdir.

12ı Ağustos

— Prag :

Amerika'nın Prag 'Büyük Elçiliğindeki Hav/: Ataşesi Yardımcısı Yüzbaşı CMids bir ölüm tehlikesi atlatmıştır. Ghilds otomobilinden indikten sonra 45 dakika sonra araiba içine konulan foomba pat­lamış ve arabayı parçalamıştır.

13 Ağustos1

— Prag :

Çekoslovak Hükümeti Yugoslav Sefare-tine mensup üç kişiyi' arzu edilmeyen eşhas olarak vasıflandırmış ve memle­keti terk etmelerini istemiştir.

[Memleketi terk etmesi istenilen bu üç kişi Sefaret Müsteşarı ıZdenko Stam-tmk, Ticaret Heyeti Başkanı Ivo Bar-fbali'c, ve Kâtibesi Bayan [A.. Caıbua dır.

image002.gif26 Ağustos

— Moskova :

Kendine « 'Barış taraftarları» adını ve­ren 'hareketin kongresi dün Moskova'da açılmıştır. iSöz alan 'lıattipler Amerika'-yr, şiddetle tenıkit etmişlerdir.

28 Ağustos

— Londra ;

Ewer «kutlanmadan geçen (bir yıldönü­mü» başlıklı yasısmda diyor ki:

«23 Ağustos kutlamadan geçen bir yıl­dönümüdür. Kira 10 yıl evvel ibu tarihte Molotof RÜblbentrop'lıa Rus-Nazi palktı-mir ve Ibunaı bağlı gizli protokolü imzala­mıştır. Molotof imza merasiminden son­raki .demecinde İbu paktın tarihte bir dönıüm noktası teşkil ettiğini 'söylemiş­ti.

12 Ağustos

— W'ashki'gton :

Bugün Ayan Meclisimin Silâhlı. Kuvvet­ler Komisyonunda beyanatta bulunan Birleşik Amerika Hava Kurmayfbaşkanı General Hoyt demiştir M:

«ISovyet Rusya Birleşik Amerikanın gü­venliği ve ıdünya barışı içini yegâne as­kerîtehdiditeşkiletmektedir».

— Paris :

Sovyet Radyosu bu sabahki yayımında Tass Ajansına atfen verdiği bir haberde 3 Ağustos tarihli Yugoslav notasına cevap veren .Sovyet Hükümeti Yugos-Havyayı artık ISovyetler birliğinim müt-tefiıki telâkkietmediğini bildirmiştir..

—Cenevre :

'Sovyetler Birliği, Amerika ile diğer 47 ımilletin 'kalbul ettükleri ve harb zatma-nuıda sivillerin korunmasını istihdaf eden anlaşmaya katılmıştır. (Sovyetler Birliği, narbin sevk ve idaresine ait ve riayet edilmesi gereken igenel şartlar hakkındaki diğer 3 anlaşmayı da îımza-•laimıştır.

16 Ağustos

—Paris :

Moskova Radyosu ıBelgrad'daki Sovyet Büyük Elçisinin vazifesinden affedildi­ğini bildirmektedir.

—İParis :

(Sovyet radyosu IStalin'in Birleşik rika Büyük Elçisi Amiral Alan Kirk'i dün iKremlin'de katml ettiğini ve bu gö­rüşmede Dışişleri Bakatnı Vişrnski'nin de hazır 'bulunduğunu bildî'îimeîkt'edir.

— Paris ;

Moskova Radyosunun bildirdi.ğkıe göre, vazifesinden affedilen ISovyet Rusya'nın (Belgard (Büyük Elçisi Anatol Lavrentiev Bakanlar Kurulunca Dışişleri Bakaiı Vekilliğine tâyin ollunmuştur.

İbret ahnacak bir muhakeme...

Yazan: Asım Us

10 Ağustos 1949 tarihli Vakit'tajı:

Bulgaristandaki tethiş rejimi şiddetlen­mektedir. Şimdi de bir müddet önce Baş­bakan Yardımcılığından azledilen Kostov muhakemeedilecektir.

Kostov, Rusların, isteklerine uymak is­temediği için bu hâle getirilmiştir. Bul­garistan'a bir Sovyet eyaleti gözüyle bakan Ruslar, bu .memleketle ticaret mu­ahedesi yapmak istemişlerdir. Fakat, Rus mallarının çok pahalı Bulgar mal­larının ise çok ucuz kıymet takdirini kabul etmeyen Kostov, bittabi Krem-lin'in gözünden düşmüştür.

Moskova hükümeti Başbakan Dimitrof a şiddetli bir ihtar yaptı. Kostov hem Baş­bakan Muavinliğinden, hem de Bulga­ristan'ın Komünist Partisi İdare Heye­tinden atıldı. Sof yada Umumî Kütüp­hane Müdürlüğüne tâyin edildi. Fakat Ruslar bu cezayı kâfi bulmadılar. Kos-tov'un Titoculukla suçlandırılarak komü­nistliğe hıyanet cezasına çarpılmak üze­re muhakemeedilmesini istediler.

Üçüncü Enternasyonalin eski umumî kâtibi olan Dimitrofda kendisinin ko-

münistliğe olan hizmetlerini düşünerek Bulgaristan'da Komünist Partisine bü­yük hizmetler yapmış olan Kostov'u hi­maye etmek istedi. 'Moskova'nın bu em­rini dinlemedi. Bunun üzerinedir ki Di­mitrof Moskava'ya davet edildi ondan sonra Rusya'dan Dimitrof'un hasta ol­duğu ve tedavi altında bulunduğu ha­berleri geldi bir müddet sonra da öldü ve büyük törenlerle cesedi Bulgaristan'a gönderildi. Bu vaziyete bakarak Dimit-rof'un Rusya'da tabiî bir şekilde ölme­diğini, komünistlere mahsus bir suikast neticesinde hayatına nihayet verildiğini iddia edenler vardır. Bunun diğer bir de­lili olarak da Dimitrof'un ölümünden sonra Kostov meselesinin yeniden can­landırılmış olması gösterilmektedir.

Falhakika Dimitrof öldükten sonra ye­rme Bulgaristan Başbakanlığına getiri­len Kolarov'un ilk işi Bulgaristan Millî Kütüphane Müdürü olan yeni Başbakan muavini Kostov'un yeni memuriyetinden

azlederek komünist rejimine hıyanet su-çuyla mahkemeye vermek olmuştur.

Anlaşılıyor ki Kolarof Dimitrof'un Mos-kovaya diri olarak gidip oradan ölü ola­rak gelişinden ders almıştır. Şimdi de Kostov'un muhakemesi ve cezalandırıl­ması ile bütün Bulgar mîlletine ders ve­rilecektir..

1Ağustos

—Paris:

Bükreş'ten 'alınan haberlere göre, Ro­manya katoLik (kilisesine bağlı on beş kadar dinî teşekkül, Romen Hükümeti­nin karariyıle lağvedilmiştir.

2Ağustos

—Londra :

Romanya'dan gelen haberlere göre ko­münist hükümet tarafından neşredilen bir (kararname ile 14 Rumen katoliik teş­kilâtı î esheidilımişitiır.

3 Ağustos

— Bükreş:

Rumen Hükümeti 4ün 'ingiliz Hüküme­tinden Bükreş'teki ıMaslahatgüzajrı So-rel'i geri çağırmasını istemiştir. Rumen Hükümeti buna sebep olarak Sorell'in demokrat halk cumhuriyetinin kanunla­rına rve diplomatik usullere aykırı faa­liyetlerde bulunduğunu ileri sürmektedir.

19 Ağustos

—Lisbon:

Eski Romen Kiralı İKarol dün akşam EsitariTde Prenses Helen ile dinî mera­simle evlenmiştir.

—Roma:

lltalya - Yugoslavya ticaret anlaşması bu 'akşam imzalanmıştır.

5 Ağustos

—Üsktip:

Dün Üsküp te verilen bir ziyafet sonun­da söylediği nutukta Mareşal Tito ez-ciime demiştir ki:

«Halkçı demokrasilerle Sovyet Rusya arasında barışın idamesi yolunda itti­fak ve işbirliğinin daha uzun bir 'müd­det için perçinleşmemiş olması {mesuli­yeti kominform kararlarını çıkaranlara aittir.

Mareşal Yugoslavya'nın bu yolda sar-fettiği gayretleri hatırlatarak sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Biz Batı emperyalistlerini hiç kale aü~ mayaraik evvelâ Rusya ya sonra da Bulgaristan ve 'diğerlerine 'elimizi uza­tarak kendileriyle birlik olduğumuzu ve ileride her ne olursa olsun bu birlik­ten dönmeyeceğimizi birdirdik. Aynı zamanda yeni '' felâketlerin Önüne geç­mek için birtakım anlaşmalarda aktet-tik. Bu netice uzun müddet devam et­medi ise kabahat bizde değildir.»

Tito bundan sonra Yugoslavya'ya karşı girişilen .mücadeleye temas ederek de-miştirki:

«Bizi ezmek istediler. Fakat ezilmedik Yugoslavya Mmseyi tehdit etmiyor, bi­lâkis herkese kardeşçe işbirliği yapmalk üzere elini uzatıyor.»

—' Londra:

Mareşal Tito'nun Yugoslav Makedonya-sında verdiği' yeni bir söylevde beyan ettiğine göre, Yugoslav ordusu memle­ketin barış içerisinde kaılkmmasma en­gel olan herhangi ibir millete karşı ken­dini müdafaa ^etmeğe hazırdır. Mareşal Tito, Kızıl Ordunun Yugoslavya'ya Irii-cura edeceği yolunda ortada dolaşan söylentilere temasla, Kızıl Ordunun hiç­bir zaman bir sosyalist .meml-ekete hü­cum etmeyeceğini, çünikü bunun dünya­da sosyalizmin ısonu demek olacağını söylemiştir.

6 Ağustos

— Balgard :

Yugoslav Radyosunun bildirildiğine gö­re, bu ayın üçünde .Subotiça da Macaris­tan ve Yugoslavya arasında hudud ha­diselerime dair bir anlaşma imza edil­miştir.

Bu anlaşma ile iki hükümet bundan böyle her türlü hudud hadiselerinin önü­ne geçmek üzere tedbir almayı taahhüt etmektedirler.

Belgrad Radyosu, mahiyeti tesbit edile­meyen bir istasyon tarafından parazitle kapatılmaktadır. Radyonun mutad ya­yımından evvel tok- kadın sesi.

«Burası ihtilâlci Yugoslav muhacirleri radyosu»diye anons yapmıştır.

— Roma:

Dışişleri Bakanlığında imza edilen ital­ya - Yugoslavya barış anC aşmasının 3 üncü maddesinde tesbit edilen aşağıdaki meseleler halledilmiştir:

—- İtalya'da bulunan 6 Yugoslav ge­misi :buhükümete iade edilecektir.

—- Ticarianlaşmafaslındanİtalya tarafından Yugoslavya1 Hükümetine ve­
rilecek paraların tesbiti.

Harp sırasında, İtalya'da bulunan Yu­goslav emlâkinin uğradığı zarar mik­tarı toptan1 olarak ve gayet dostane bir surette tesbit edildikten sonra İtalya tarafından Yugoslavya'ya verilecek meblâğdan tenzil edilecektir, ladesi ka­rarlaştırılan gemilere gelince, Yugos­lavya Hükümeti başka herhangi bir id­diada bulunmaktan vazgeçmiştir.

Diğer taraftan resmen bildirildiğine gö­re «ski Yugoslav topraklarındaki İtal­yan mallarını tesbite memur muhtelit komisyon yakınında Komadan Belgra-da. gidecektir.

10 Ağustos

— Belgard :

Yugoslav Komünist Partisi merkez or­ganı Borleo Gazetesi bu sabahki nüsha­sında Yunan meselesi hakkında bir baş­makale yayımlamakta ve ezcümle şunları yazmaktadır:

Resmen bildirildiğine göre, bu görüş-ımenıin mevzuu, Moskova Be Belgrad arasında teati edilen notalara ait bu­lunmaktadır.

23 Ağustos 1949

—Washington:

Yugoslav Dışişleri Bakanı Rusya'nın hareketine ait gelişmeler hakkında Washington ve Londra'ya malûmat ver­miştir. Batılı ıdip'lamatlar, (Sovyet teh­didinden 'doğan meseleyi Yugoslavya'­nın Birleşmiş Milletlere sunup sunmı-yacağını düşünmektedirler1.

24Ağustos

—Bükreş:

Sovyet 'Başbakan Yardımcısı (Mareşal Voroşilof, Bükreş'te verdiği Ibir demeçte Yugoslav liderlerine şiddetle hücum -ett-Lfniş ve «Yugoslav liderleri Sovyet Rus­ya'ya açıkça düşman olmuşlar ve Yu­goslavya halkına karşı şiddet ve tedhiş siyaseti takip etmişi erdir.» demiştir.

25Ağustos

—Belgrat :

Bugün, neşredilen Mır Yugoslav resmî tebliğinde, Arnavutlukla Yugoslavya arasında son zamanlarda artan hudut hadiselerinden Yugoslav askerlerinin sorumlu, olduklarına dair Arnavut Hü­kümeti tarafından ileri sürülen iddiaları kesim olarak yalanlanımakta ve ibu ha­diseleri asıl (Arnavut makamlarının çı­kardıkları <ve bunu ibalhane 'ederek Yu­goslavya'ya karşı taarruzları artırmak istedikleri 'belirtilmektedir.

27 Ağustos

—Belgrat:

Belgrattan (bildiril-diğine göre Mareşal Tito Adriyatik'te bir adada bulunan ika­metgâhında Terakkiperver Parti te­mayülü beş AmerikanEğitim ve kili-

se temsilcisi* ile görüşmüştür. Haberi bildiren Belgrad Radyosu bahis konusu edilen mevzuların ne olduğunu açıkla­mamış fakat "bu Amerikalıların Polon­ya, Çekoslovakya ve Macaristan'dan ye­ni 'dönmüş .olduklarım bildirmiştir.

—Atina :

Trieste'den alman fıaberlere göre, iki gün evvel, milliyıeti meçhul dört uçak, Arnavutluktan (gelerek Yu'goslav top­rakları üstünde uçmuş ve Priştîiıe'deki Yugoslav 'askerî üssünü bombalamıştır.

30 Ağustos

—Washington :

Yugoslav H'ülkümetl İthalât ihracat Bankasından resmen 25 milyon dolarlık bir ödünç talebinde bulunmuştur.

—Washington :

İhracat İthalât Bankası çevrelerinde Belgrad Hükümeti tarafından yapılan 25 milyon,» dolar 'Civarındaki istikraz talebinde ciddiyetle nazara alındığı söy-lenilm ektedir.

31i Ağustos

—Londra :<

(Moskova'dan alınan haberlere .göre, Moskova Radyosu dün akşam Yugoslav­ya'ya verilen Rus notasının metini bir­kaç kere yayınlamıştır. Pravda ve. İz-vestia gazeteleri bugünkü sayılarında nota metnine bütün bir sahife .ayırmış­lardır.

—Belgrat :

United Press Diplomatik Muhabiri Ed-ward M. Korry bildiriyor: Salahiyetli kaynaklar beş Rus tank tümennii Yu­goslavya'nın Kuzey hududunda mevzi al­mış olduklarını bildirmektedir. İyi haber

alan kaynaklar bu tümenlerinin hava kuvvetleri ve piyade ile de takviye edil­miş bulunduklarını haber vermektedir.

image003.gifYugoslavya İtalya iîe anlaşmak istiyor...

Yasan: E. T.

1 Ağustos 1949 tarihli Akgam'dan:

(Yugoslavya ile Sovyetler Birliği ara­sında teati edilen şiddetli notalara te­mas edildikten sonra, Yugoslavya'nın Kominforma karşı aldığı vaziyete te­masla şöyle denllmeiktedir:)

Dün gelen haberlere (bakılırsa Yugos­lavya, Kominformun kendisine karşı ta­kip ettiği politikaya cevap olmak üzere başka Kominform kurmağa karar ver­miştir. Yeni Kominform, Rusyanın pey­ki devletlerin faaliyetini neticesiz bı­rakmağa, çalışacaktır. Bu haber doğru ise Kominfonmun faaliyetine karşı şim­diye kadar seyirci vaziyetinde kalan Yugoslavya, mukaibil faaliyete geçecek demektir. İki [Kominformun çatışması­nın çok şiddetli olacağı tahmin edilebi­lir.

Yugoslavya ile Çekoslovakya arasında­ki münasebet çok gerginleşmiştir. Çe­koslovakya, Pragdaki Yugoslav Ticaret Ataşesine memleketi 24 saat zarfında t erk etmesini ibildinmiştir. Yugoslav El­çiliğine ımemur daha ıbiiücaç kişi hudut haricine çıkarılacaktır.

Yugoslavya iüe Kominfortm arasındaki münasebetin son derece gerginleştiği bir sırada Mareşal Tito'nun îtaylan El­çisini kaıbul ederek kendisiyle uzun müddet görüşmesi çok dikkati çekmiş­tir. Konuşm'ad'a iki 'memleketi ilgilen­diren meseleler ve iyi komşuluk müna­sebetleri tesisi bahis mevzuu olmuştur. Yugoslavya, italya ile anlaşır ve dost­luk tesis ederse bunu Batı devletleriyle daha sıkı münasebetler tesisinin takip edeceği muhaJk.fcat addediliyor.

Sovyet peyki memleketlere ve­rilen ders...

Yazan: Asım Us

16 Ağustos 1949 tarihli Vakrt'tan:

Bilindiği gibi Mareşal Titonun 3 Ağus­tos tarihli notası geçen 'Haziranda Pa-riste toplanan Dörtler Konferansında Sovyet Dışişleri Bakamı, Vişinskinin Avusturya meselesi müzakere edilirken ıKarintinin :SIoven olan kısmı hatkkmda-<ki Yugoslav taleplerinin neden dolayı desteklenmediğini sormuştu; Moskova­lım cevabi notası bu tarzda bir sual sormağı Sovyetler Birliğine karşı ağır 'bir hakaret telâkki ettmiş ve karşılık olarak Yugoslavyayı 'aforozlamakla beraber Moskova Radyosunda teşhir ce­zasına da uğratmıştır.

Görülüyor ki Rusların Yugoslavya hak­kında gösterdiği hiddet ve şiddet gün geçtikçe eksilmiyor; bilâkis her geçen gün Politbüronun kin ve intikam his lerini bir kat daha kabartıyor; bir hal-' de iki işlerin bu gidişine bakılırsa bir gün Yugoslavya'nın hudutlarından bir komünist ehli salip ordusunun girmesi ihtimalden uzak değildir.

Sovyet Rusyanın milletlerarası siyaset dâvası zahiren komünizmi yaymaktır. Mareşal Titonun Yugoslavyada yaptığı da komünizm nazariyelerini tatbik et-ımekmekten başka bir şey değildir. Bu­na göre Moskovaının Mareşal Titoyu hiç olmazsa kendi halinde bırakması lâ-zımgeknez mi? Hayır. Çünkü Sovyet Rusyanın istediği etrafındaki memle­ketlerin sadece komünist olmaları <le-ğil, onların kayıtsız şartsız Moskova-dan verilecek 'emirlere boyun eğmeleri ve onun emperyalizm ihtiraslarına hiz­met etmeleridir. îşte Mareşal Tito Mos-kovanm bu istediğini yapmamıştır. Sovyet Husya karşısında itaat edecek hir köle -mevkiine koyacak yerde miistakil bir komünist devlet kurmak ha­yaline düşmüştür. Eğer Moskova Ma­reşal Titonuın bu yaptığını müsamaha ile karşılayacak olursa Macaristan, Çe­koslovakya, Polonya, Bulgaristan ve Romanya gibi memleketler birer birer istiklâl yoluna gitmek istiyeceklerdir. Onun için Mareşali Titonun Yugoslav-yasına bütün Sovyet peyki memleket­lere ibret olacak bir ders vermek lâzınl-geliyor.

Bir yanda, Yugoslovyadaki Rus'lar me­şalesinde Rusya ile Yugoslavya arasın­da sert notalar teati edilirken, öbür yanda Yugoslavyanm Yunanistandaki Yugoslavlara tazyik yapıldığı iddiasiyle Yunan hükümetine nota vermesi (iki dünya bloku arasında ne yapacağını şaşıran Titonun müşkül durumunu be­lirten yeni ve tipik bir misaldir.



Tito'mm müşkül dununu...

İmzasız başyazı.

21 Ağustos 19(49 tarihlî Gece Pos­tası ndan:

(Tito ile Kominform arasındaki ayrılış-manm tarihçesi ve iki taraf arasındaki iktisadi münasebetlere temas edildik­ten sonra şöyledenilmektedir:)

Bütün bu hâdiseler karşısında akla ge­len ilk sual şudur: Tito'nun kominforma karşısındaki miilstaMl hareketini sem­pati ile karşılıyan Batı demokrasileri, onun mevkiini sağlamlaştırmak yani demir perdede açılan gediğin kapanma­sını önlemek için niçin derhal İmdadı­na koşmamışlar, ticari münaseb etleri genişletmemişlerdir ? Bu sualin cevabı­nı yine Tito rejimimde aramak lâzım­dır: Kominformaya karşı açtığı müca­deleye devam eden Tito, komünizm yo­lundan ayrılmamış ve Batı ticaret âle­minde itimat uyandırmamıştır. Tito, Batı demokrasi fikirlerinin Yugoslavya-ya nüfuz ederek serbest seçimlere (ka­dar dayanmaktan ve bu suretle iktidarı elden kaçırmaktan korkarak Yugoslav-yamn kapılarını bir türlü Batı âlemine açmamağa cesaret edememiştir.

Neden sonradır ki, Tîilto Yunan hudu­dundaki komünist çeteleri desteklemek­ten vazgeçmiş ve çelik sanayii kurul­ması için Birleşik Amerikadan 'kredi imkânları bulabilmiştir. Bu krediye rağmen, Amerika sermayedarlarının, yarını belli olmıyan ve sıkı polis rejimi

sayesinde tutunan Tito rejimine karşı itimatsızlığı devam ediyor.

avyayi yamszbirakabi-mi ? ?...

Yazan: Selim Bagıp Emeç

25 Ağustos 1949 tarihli Son Posla-dan :

(Yugoslav - Kominform ayrılığının, Sovyetlerin Batı tarafındaki emniyet gayretlerinin müşkiılIerTe karşılaştığını anlatan yazar, şöyle diyor:)

Son günlerde Savyetler Birliği ile Yu­goslavya arasında cereyan eden teh-ditkâr siyasi nota bombardımanlarını, işte bu mânada izah ve mütalâa etmek lâzımdır.

Sovyetler Birliği ile Yugoslavya arasın­da başbaşa bir harp; Avrupanrn en iyi ordularından birine malik olmasına, rağmen, Yugoslav askerî kudretinin yı­kılmasına müncer olabilir. Bundan Ö-türü, böyle bir mücadelede, Yugoslav­yanm; Batılı devletler tarafından des­teklenmesi yine Batı Avrupa müîetleri-nin hayati menfaatüeri bakımından sa-ruridir. Şayet Batılı devletler Yugoslav-yadan böyle bir müzahereti esirgeyecek olurlarsa, kendi elleriyle kendi dâva­larını 'baltalamış olurlar ki, böyle bir talkdirsizligl, ne Amerikanın ne de în-gıilterenin göze lalmıyacaiklarını ümit etmefk yerinde olur. Çünkü ibir Sovyet taarruzu ile yıkılacak olan bir Yugos­lavyanm bugün batı Avrupa için ne bü­yük bir kayıp olabileceğini 'anlamak; fbir felâketin vukuunıa ihtiyaç göster-m'eden de mümkündür. Bu devletlerin, fou 'anlayışı göstereceklerine ve gerek.!i tedbirleri zamanında alacaklarına inan-m;ak lâzımdır. Şayet bu inanç (boşa çı­karsa, Sovyet prestiji Arşialâyı bulacak kadar yükselebilir.

Yugoslavyayı da, Yunanistanı da darıltan Enver Hoca, muhakkak ki bu iki komşunun gazab ve hiddetini belir­ten hareketleriyle karşılaşacak ve ni­hayet bu hareketler onun yapyalnız ol­duğunu kendisine hissettirecektir. Çün­kü Arnavutluk halkı içinde Enver Ho­caya katılacak ve onun safında yer ala­cak kimseler, kendisine taraftar ola­rak, kazandığı bir sürü serserilerden ibarettir. Arnavutluğun necip halkı ise, onun kurmuş olduğu, tahakküm ve te-cebbürün zeval saatini dört gözle bekle­mekte ve bir daha onun ve emsalinin pençesine düşmemek için halâs ânının (hululünügözlemektedir.

Arnavutluk dışında yaşıyan, Mısır'da, Amerika'da ve dünyanınmuhtelif bölgelerinde yurtlarının selâmet ve halâsı iğin çalışmakta olan Arnavutların sây ve gayretiyle bu memleket de komünist­liğin pençelerinden kurtularak hürriye­te kavuşacak ve komşular iyi e iyi geçi­nerek kendi varlığına güvenerek mes­ut ve müreffeh yaşıyacaktır.

Bugün. Arnavutluğu tehdit eden gaileler, Enver Hoca ve avenesinin Tito - Stalin kavgasına girişmelerinin ve ona göre vaziyet almalarının neticeleridir.

Milliyetçi ve sağlam bir Arnavutluğun kurulmasiyîe bütün bu vaziyetler ve ga­ileler bertaraf olacak, ve o zaman Arna­vutluk bütün şan ve şerefiyle yaşıyac aktır.

9Ağustosı
— Londra :

Bugün bildirildiğine .göre, israil Devleti Dışişleri Balkaınılığı demir pardenin her ifici tarafında bulunan memleketlere si­lâh ve mühimmat almak üzere heyetler göndermişti!1,

10Ağustos

—Vaşiiuglt'on:

İktisadi İşbirliği İdaresi yeniden verilen 2.544.000 dolar tahsisatla şimdiye kadar sarfedilırnek üzere tasâdlk ettiği miktarın 6.261.928.000 'Ğolasra, baliğ; okluğunu fcü-dirmişttir.

21 Ağustos

—Lıonctra :

Polonya vıatandaşh^ındaiL ayrulan Ibüitün Yahudilere İsrail'e gitmeikmüsıaadesi

vermek suretiyle, Bolomya, Yaîıudi mu­hacereti üz erindeki itahdiltleri kaldıran •dördüncü Avrupa ımemlekeıti olmuştıur. Diğer üç mem'leıkeit 'Bulgaristaaı, Çekos­lovakya ve Yugıos|lıavya'ıchr.

29 Ağustos

— Telaviv :

İsrail Dışişleri Eakam Moşe Şearet Uni­ted Press Ajansı ımuhatıiıriiıe verdiği ■mülakatta komşu lAjrab .memleik.etleriiy-le Yakrn Doğu'nun ikalkimma progra­mında işbirliği yapmaca .razı olduğunu bildirmiştir. "Ürdün vadisi projesi içinîs-

tfaft'iB: Ürdün Hükümeti itte işbirliği yap-rrnağ:a hazır olup olmadığına, dair soru* lan suale cevap vererekşunları söyle<Müşterek ikalikiiama projelerinin tatbiki 'hususunda İsrail Ibaştea ■İşbirliği yapımak kararındadır.»

3Ağustos

—Londra:

radan Londraya varmıştır. Times gazetesi, îrak Petrol Kumpanya­sının Kerkükten Şaım Trabulusa giren boruya petrol verdiğini bildirmektedir. Teni borular 40 santim kutrunda olup günde 90 bin varil petrol Şam Trabulu­sa seyredilebilecektir,

24 Ağustos

—Londra:

Ekseriyetle iyi haber alan ingiliz kaynaklarından bildirildiğine göre Irak Baş­bakanı Nuri Sait Paşa, son Londra seya-dım talebinde bulunmuş fakat bu talebi-hatinde ingiliz Hükümetinden malî yar-. ne müspet bir cevap alamamıkştır.

29 Ağustos

— Bağdat:

Irak Başbakanı Nuri Sait Paşa, son Londra seyahatinde 10,5 milyon İngiliz liralık ikredi elde -ettiğini açıklamıştır. Başbakanın bildirdiğine göre, bu para-nm 'bir ikısmı Irak demiryollarının ge­lişmesiislerine sarfedileeektir.

Mısırdaki son buhran...

Yasan: Ömer Rıza, Doğrul

3 Ağustos 1949 tarihli Cumlıuri-

yet'tena

Bayram haftası içinde Mısır 'bir kabine buhranı geçirmiş ive İmhran Hüseyin Sırrı Paşanın millî koalisyon hüküme­ti OuLrımhasiyle nıeıtmel'emmlştir.

Hadi Paşa kabinesi, geçen Aralıkta, Nokrası Paşama öldürülmesi üzerine kurulmuş ve tedhişfaaliyetlerine karşı

(koymak hususunda gösterdiği kudretle temayüz etımıiştl Kafaime, Parlâmento­da ekseriyet teşkil eden iSa'distlerle Li­berallere dayanıyor ve memleketin iç emniyetini sağlamaklaberaber iktisadi

güçlükleri de kolaylaştırmaya gayret ediyordu.

Fakat Parlâmentomun tabii ömrü tm sı­rada son bulmak üzere olduğundan ge­nel secimi yenilemek meselesi ortaya çıkmış ve bu 'seçim işini idare, seçime iştirak edecek 'partilerin .duruimunu tâ­yin etmek noktaları, kabineyi, destekli-ysn iki parlbi arasında 'anlaşmazlıklar doğunmuş, hüik'üımete muhalif olan par-ti'.eriıı fırsatı yakalayarak umuımi Ibir taarruza .geçmeleri ve tou taarruzını 'ge­nel oy tarafından tutultması, Hadi Paşa 'kabinesinin düşmesine sebep olımuş, bu dıa ımüllî bir koalisyon kurulmasına ze­min hazırlamıştır.

MüstaMl ibir şahsiyet olan Hüseyin Sırrı Paşanın hükümeti, Vef'd Paırtislne, 1A-ibeıraferıe, Sa'distlere ve Vatanilere da­yanmaktadır. Bu MÜkümetin vazifesi genel seçimim her türlü müdahaleden uzak, hürriyet şartları içinde yapılma­sını temin etmektir.

16 Ağustos

—Şam :

Dtin akşam yayınlanan beyannamede Başbakan IH'aşim Altassi ile hükümet darbesini desteklemiş olanilar Zaim'in taklb ettiği ıpodütükada vu(ku toulan inlhi-tfaflar neticesiınde rejimi yeniden devir-mdk meoburijyötin'de kaldık! arımı bildir­mekte ve bu ilki hükümet darbesini ba­şaranların haiilkm imenf aatlerümıden başka Ibir gayeleri olmadığını ilân etmiş ha­tırlatmakta olur.

18 Ağustos

— Şanı :

'Suniye Dışişleri .Balkanu, (basın konfe­ransından sonra, Türkiye'nin ve Arap D&vl©tilerinin elçilerini kabul etmiştir. Bu, yeni iSuriye Hükümetiyle kordiplo­matik arasında dik temastır.

—• Beyruft :

G-eçea h'afta Pazar günü yafpılan hükü­met darbesiyle âdâm olunan Hüsnü Za-im kabinesinde Dışişleri .Balkanı Emir Adil Arştan eski 'başkanın İsrail ile doğ­rudan doğruya müzakerelerde bulun-maikıta olduğunu söylemiştir.

20 Ağustos

—Londra :

Aırap Haberler Ajansınım Beyruit'taın bil-dirdiğiine göre, iSuıriıye, Lübnan, Iralk v.e Ürdün hükümetleri Arap Birliği Siyasî Komitesiüto, 25 Ağustosta toplanm'ası hususumda ımuitalbık kalmışlar ve hu ka-rarlariinı Lübnan Hükümeti vasıitasiyle Miıstjt 'Hükümetine bildirmişi erdir.

33 Ağustos

—i iKahire:

Suudi Aıralbist'an Elçiliğinin ibir iSÖzcüeü demeçte ibultünıaraik, 'Suudi Arabistan HÜküimetaaıisn!yeni .Suriye Hükümeıtini

hailen tanurmaımakita olduğunu ve tu yol­da 'alacağı kararın Mısır'ın vereceği ka­rara bağlı talunıdugunıu açıklamıştur.

— Şam :

Sumiiye Hülkiimöti dün yayuılaıdığı Res­mî Ibir tebliğde, Hüsnü Zaiım devırimde

gıkatri'lan toütün fearaiTüaimelerıde, mraili ve miliötleıraralsı anüaşımıalar ımüstesnaı, ita-dilâit iyıapacağ"mı allan letoıistir.

24 Ağustos

—' Şam :

Yeıni teşkil ödülen ikalbilne üyell'erinıia si­yasî temaryüıl ve ibıazı siyasî konulardaki kanaatlerimi öğrenımekı islteyen United Presıs Ajaınsı anuiıaibirinin edindiği Ibil-giiye göre, yeni bakanlardam yedisi uzun zamandan1 heri iSuriye d'le Irak'ın biinl'eşmeslnl terviç etmiş olian siyasî şalısi-yetleriddır. Şöyle iki, yeni rejim, Tizun zaımand'amb&ri İbahis lkon,usu edıilen «fe­yizli hilâl» pırojesini tatlbik ımevkiine iko-yacaık ve bu suretle «büyülk iSuriye» plânı gerçekleşerek Iraîk, Ürdün ve Su­riye tefe !bir devılet 'halinde Ibirleşecekitir. Yedd bakam arasımda 'bu konuda, en bü­yük nüfuz sahibi olanları Dışişleri Ba­kamı Nâzım Kudsî ille İçişleri Rakam Rüştü 'Kâhya'dır.

2i5 Ağustos

—< 'Kahiıre :

Mısır Başbakanı Sırn Paışa, dün akşam Ürdün1 maslahatgüzarını çağıntmışltır. MüşaMitlerin (kanaatine göre, IMıeır Beş-baikanı Ürıdüa maıslahatgüzaıriyle, E31-mıı&rî 'Gazetesi Londra muîhaıblrinân Kral AıbıâuıllıaJh'a 'atfen yaıym'lıajdiiğı büyük; Su-

ri'ye'ye dair beyanat haklkmda (konuş­muştur.

Gazeltesinin yayınıladığın'a göre, Ürdün taraflından! idare .edilecek bir bü­yük Suriye'den yana olduğunu Ibiİ'diiren Kral AJbduJılah şuınıları söylemiştir:

Haşâımiler ttaraf unldaaı iidare 'edilecek >daha ibüyülk Ibir iSuriye tasarısıaıaın küçük Arap Devletlerini ıbiıİGŞtiır-eceğinıi çekinımeden ilânederim,

Bu beyanatım yayınlaamıaısı burada bü­yük bir heyaoan dogunmuş ve yeni yeni tefsirlere yol açmıştır.

İngiliz, Amerikan, EVansız ve Çeik hü-küımettleırinan yeni iSuriye Hükümetini resmen ıtamdıikian: ibSldirilmeiktediir.

Hüsnü Zaıinı; başka toir -albaya mareşal olmak hevesini telkin ettiğinin, aldığını sermayesine elden kaçırmak tehlikesine mâruz kaldığının farkında olamamıştır.

Tarihin ezeli ve ebedî yolları; kudret sarhoşluğuna dayanarak, süngüye 'da­yalı bir idarenin bedelini neticede mut­laka ödeyen, muvafkkat (parıltılara rağ­men kendi (memleketine ide esaslı şekil­de hayrı dofcunamıyan Hüsnü Zalimler­le doludur.

Suriye'de hk devrim daha...

Yazan: Ömer Rıza Doğrul

16 Ağustos 1949 tarihlî Cuımhuri-

Bu senenin 30 Mart günü Albay Hüsnü Zatm ibir devrim hareketile eski Cum­hurbaşkanı haiederek yerine geçmiş, daha sonraları d'a Cumhurbaşkanlığı­na seçilmiş ve halk tarafından kendi­sine en geniş salâhiyetler verilmişti.

Evvelki gündenberi verilmekte olan ha­berlere göre bu defa Albay ıSami Hına-vî, Hüısnü Zatinin yaptığını tekrarlamış, buhâdiseHüsnüZaim ile Başbakan

DoktorMuhsin1Berazininhayatlarına mal olmuştur.

Acaba Albay Hmavî neden, dolayı bu hükümet darbesini yapmaya lüzum gördü ?

Hüsnü Zaimi: Kıskanarak mı? Yoksa Hüsnü Zaimin vatana hıyanet ettiğini görerek mi? Bu cihetler daıha lıenüz aydınlanmamuştır.

Şu var ki yeni hülkümeti kuran zatlara bakıldığı takdirde bu son dnkjlâıbun Halk Partisile Vatanî Partiye dayan­dığını hissetmek .mümkündür. Çünkü kabine üyelerinden Rüştü ıKüıya, Na­zım Kudsî ve [Feyzi Etâsî Halk Parti-sindendir. Adil Aze Vatanîlerdendir. Müstakillerden Halid Azim, yani eski Başbakan, kabineye iştirak etmektedir. Eski kabinede ISavunma Bakanı olan General Abdullah Atüc, yeni kabinede mevkiini .muhafaza etmektedir.

Kabineyi kuran Haşkn El-Etâsî, eski Curruhurbaşkanlanndandır, bir hayli yaş­lı .ve muhteremi bir zattır.

Yeni devrim hareketinin, lideri olan Al­bay Sami Hmaıvî, bir emirname ile Cumhurbaşkanlığı salâhiyeti erile teşriî ve icraî salâhiyetleri kabineye devret­miştir. Uemek yeni .inkılâbın lideri, ken­di şahsı Jıesabma bir mevki peşinde koşmamak tadır.

Eu ıbir hayırlı alâmettir. Fakat yeni ânkıılâbı yapan Ailbay îHmavî, Hüsnü Zaimi devirmek, onu da, Başbakanı Muhsin Beraziyi muhakeme ederek kurşuna dizmek için nereden salâhiyet aldı,?.

Hüsnü Zaimin vaktile saHâhİyet aılmış olduğu yerden ani?.

Bu takdirde .Suriye'de bu çeşit hâdise­lerin durmadan tekerrür edeceğime hük­metmek icab eder.

Buysa Suriye'nin mukadderatım felâke­te sürükler, beîki de. ıSuriye'nin istiklâ­lini tehlikeyedüşürürür.

Onun için Suriye hakkında en hayırlı temennileri besleyen dostalrm en, büyük dileği bu memlekettin keyfî ve şahsi te­şebbüslerden ve datlbelerden artık kur­tulması ve hakikî istikara kavuşması­dır.

Yeni inkılâp liderinin de derhal siya­setten çekilmesi de Suriye'de aynı şe­yinarzu olunduğunu göstermektedir.

Yakınşarkın tatlı belâsı...

Yazan: Oihad Baban

22 Ağustos 1949 tariMi Tasviar'-dent

Yakın Şark (meseleleri gürültüleri, dâ­vanın yalnız sathını teşkil ederler. Bil­farz IBüyük ISuriye münakaşaları, ma­hiyetleri itibariyle, siyasi olarak görü-nürlürse de işin1 aslı tamamiyle iktisa­dîdir, ve yalnıız petrol mesel'esine daya­nır...

Bu münase'betle meşhur ıKlemanso'nun bir sözünü hatirlıyıoruz. .(Bir damla petrol, ^politikada bir damla kana tekabül eder) demişti... Suriyedeıki kanlı hâ­diseleri gördükten sonra, Klemanso'ya hak vermemek elden gelmiyor. Bu gün ingiltere ile Irak'ın arasındaki münase­betler, petrolistihsaline dayandığı gibi, Filistin çıkmazının kökünde de yine pet­rol meselesi vardır. Nitekim, İngiltere'­nin, BüyükSuriye taraftarı olmasının se­bebi de yine petroldür.

Malûmdur ki Birinci Umumi Harpten sonra, Irak, petrol istihsalini ıbüyük dev­letler kendi aralarında taksim etmiş bu­lunuyorlardı, Kerkük peitrollerinin yüz-ıde 23,75 ini İngilizler, Irak Petroleum kumpanyasiyle, yine 23,75 ini Royal Dutch, ibir okadarmi; Amerika ve 23,75 ini de Fransa alıryordu.

İngiltere bilâhare Royal Dutöh'un hisse senetlerini satın almak suretiyle:, pet-rolröllerin yarıya yakın kısmına sahip olmuştu. 'Bu yüzden de Yakın Şarktaki [mevkiinin tahkimini ve. kuvvetelnmesini dalma ön plânda tutmuştu. Diğer taraftan (Suriye'nin 21 Temmuz-4a, yani merhum ive maktul Zaim ikti­dara geldikten sonra, Iran petrolönün, iSuriye'.deaı gçerek, (Lâzkiye limanına indirilmesi 'için ibir Pipe- Line mukave-

lesi imzaladığını da 'biliyoruz. Bu ka­rarın, ımemlekette siyasi tesirler yarat­tığı da meçhulümüz değildir.

Yakın Şarkın, yani İran, Irak, Suudî Aralbistan, Bahreyn Adaları ve Koveit'in jnüşterek istihsali ısenevî 60 milyon to­na yaklaşmıştır. Hal'bukİ ;Rusya, Ro-ımanyayı da .ele almak suretiyle (kendi istihsalini ancak otuz milyona çııkarabilmiştir. Bu otuz milyon onun dahilî istihlâkine laucak yeitişmektıedir.

Halibu'ki kemdi hududundan 250 kilomet­re ötede, Iran petrollerimi rakipleri kul­lanmaktadırlar.

Şu vaziyete göre, görülüyor ki demok­rasilerin Yakın Şarktaki menfaatleri Çok hayatidir, ve bir gün Rusya, Yakın Şarka doğru bir hücuma geçerse1, bu­nun sebebi, tek başına petrol olacaktır. Petrol mevzuunun ışığında, Yakın Şark mesetlel erini dalha iyi kavramak müm­kündür. Orada, İngiltere Amerika ve Rusya'nın1 ihtiyaç ve nüfuzları göze Çarpmaktadır. Siyasi ihâdiseleri de pet­rol ışığında tutarak tetkik 'etmek, bizi hiç şüphesiz yanlış hükümler vermek­ten kurtaracaktır.

Washington:

General OmaırBradley, Birleşük Ajmeri->ka Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Ge­nelkurmayŞefliğinetâyin edilmiştir.

—Washington:

Saat basma :aısgarî .mesai ücretini 40 sent'ten 75 sente çıkaran kanun tasa­rısı temsilciler 'meclisinde 151 muhalife karşı 225 oyla îkaibul edilmiştir.

12Ağustos

—Dublin:

İktisadi işbirliği teşkilâtı idarecisi Paul Heffman dün öğleden sonra Dublinde yaptığı bir basm toplantısında beyanat­ta bulunarak demiştir ki:

«Marshall planı idaresinin 1952 Hazi­ran ayında işlerini tasfiye edecek du­rumda olması zaruridir.»

13Ağustos

—Washin!gton:

Amerikan Ayan Dışişleri ve Silahlı Kuvvetler Komitesi General Mac Art-hur'dan, raporunu sunmak üzere Ame-rikayage'lmesimiistemeye ekseriyetle

karar vermiştir. Ekseriyet bir fazla oyla temin 'edi'lmiiştir.

14 Ağustos

—Nevyork:

Filipin Cumhurbaşkanı Ekpidio Qutri-no bugün öğleden sonra Los Angeles yolu ile Manilla'ya müteveccihen hare­ket' etmiştir.

19 Ağustos

— Washington:

Sayım dairesinin dün bildirdiğine göre, 1 Temmuz 1949 da Birleşik Amerikanın nüfusu 149.215.000tir.

29 Ağustos

— Filadelfia:

Başkan Trumam'a ibugün Amerikan Lejyonunun şeref madalyası verilmiş­tir. Madalya Amerikan Lejyonunun 3 :nıilyondan fazîa üyesi adına Savunma Bakanı Louis Johnson tarafından Baş­kana takdim edilmiştir.

Lejyonun eski Komutanı olan Johnson madalyayı verirken «1905 senesindeki ne­fer Truman» ve ilk dünya savaşında de­niz aşırı ülkelerde savaşmış olan yüzbaşı Truman'dan bahsetmiştir.

Amerika Dışişleri Bakanı Acheson'ım Ayan Silahlı Kuvvetler Ko-

Washingtoıı: 8 (a.a.)

Amerikan dışişleri bakanı Asheson, hükümetin yabancı memleketlere asKe-rî yardımda bulunmak istediği 1.450.000.000 dolarlık tahsisatın azaltılıp azal-lılmaması meselesi hususunda bugün Ayarı üyesi Vanderberg ie mücadele ye girişmiştir. Acheson tahsisatın azaltılması için kongrece yapılacak bütün gayretlere mukavemet edeceğini söylemiştir. Vanderberg ise, askerî yardım programının pek geniş olduğunu ve Atlantik Paktı savunma konseyi kuru-luncuya kadar yardım miktarının az olması gerektiğini bildirmiştir. Ashe­son buna cevaben, «daha ufak çapta bir yardım programının kendi kendini mağlup edeceğini» soyemiştir.Bu mücadele, Acheson'u Ayan Meclisi silâh­lı kuvvetler komisyonu ile dış işleri komisyonunun müşterek toplantısında «birleşik Amerika'nın bir taaruza kargı hiç bir zaman tarihte bugünkü ka­dar açık bulunmadığını, çünkü batı avrupa ordularının teşkil ettiği zırhın artık müessir olmadığım» söylemesi üzerine başlamıştır. Asheson Rus li­derlerinin dünya barışını muhafaza için, birleşmiş milletler anayasasında derpiş olunan tedbirlere aykırı hareket ettiklerini ve ancak «hür milletlere» Amerika tarafından derhal yapılacak yardımla bu tehlikenin önlenebilece­ğini ileri sürmüştür.

Asheson sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Derhal harekete geçmek elzemdir. İlk müdafaa hattı halâ Avrupa'da bu­lunmaktadır. Fakat bugün avrupalı müttefiklerimiz bu hattı tutmalarına ye­tecek askerî kuvvete sahip değillerdir. Müşterek davamız için kat'i darbeyi indirmek maksadiyle kuvvelerimizin gerisinde hazırlamış olduğumuz zırh artık mevcut değildir. Bu bakımdan birleşik Amerika bir taarruza her za­mankinden fazla açık bulunmaktadır.»

Bugün Avrupa'da mevcut askerî zaafın «hap tehlikesni davet ettiğini» söyle­miştir. Bundan sonra Acheson askerî yardım programı için istenilen tahsisa­tın şu şekilde taksim edileceğini söylemiştir:

1.100.000.000 dolar atlantik paktına dahil memleketler için, bu miktara bu

memleketlerin askerî malzeme istihsallerini arttırmaları için verilecek olan 155.000.000 dolar da dahildir. 211.370.000 dolar Türkiye ve Yunanistan'a, 27.640.000 dolar da Kore, İran ve Filipin gibi tehlikeye maruz bulunan di­ğer hür memleketlerin müdafaalarını kuvvetlendirmeleri için. Acheson komünizme hücum ederek şöye demiştir:

Demokrat memleketler, diğer memleketlerin iç siyasetine müdahale etmeme­lidir. »

Başkan, Amerika'nın Dünya iktisadi meselelerini hal için «Karışık hal çare­lerine» ilgi gösteremeyeceğini belirtmiş ve bu meselelerin hâili için sabır tavsiyesinde bulunarak şöyle demiştir :

«Gruplardan hiç biri bütün istediklerini elde edemez. Mügkillerin yenilmesi için işbirliği ve tavizlerde bulunmak lâzımdır. Dünya ekonomisi bahsinde henüz hâlledilmemiş bir çok anlaşmazlıklar mevcuttur. Bazı kimselerin ve grupların bunları daha ziyade karıştırmakta menfaatları vardır. Bundan baş­ka insanların arzu ve emellerini istismar ederek Dünyayı iktisadi ve siyasi tahakkümü altına almak isteyen teşkilâtlandırılmış Komünizmi de unutma­mak lâzımdır. »

5Ağustos

—Kanton:

Çin milletçi hükümeti, kanton'un 580 kilometre kuzeyimde bulunan Hunan eyaletinin Başkenti Şan-Sa'nın düştü­ğünü bu'gün teslim etmiştir.

6Ağustos

—Vaşington:

Çin Cumhuriyeti Başkan Vekili olan General Li Tung Jon, Başkan Truman'a yazdığı bir mekltupte şöyle demektedir: «Çin'in halen [bulunduğa müşkül vazi­yet, eski Çin hükümetinin Amerikan yardımını ted'birli bir şekilde feullanma-smdan ileri gelen muvaffakıyetsizliğe atf edilmelidir.»

10 Ağustos

—Tokyo:

Çin Devlet Babanlarımdan Wu-Teh-Çen'in komünizmekarşı yapılacak pa-

sifik paktını Mec Artlıur ile görüşmek için önümüzdeki tafta Tokyo'ya gele­ceği resmenbildirilmiştir.

7Ağustos/

—- Kanton:

Çin hükümeti, Sovyet hükümetine Rus­ya ile Mançurya halk idaresi malcam-ları arasında ticari Mr anlaşma aikdinin 1945 te imzalanmış olan Sevyet-Çin dostluk anlaşmasını >agır îbir şekilde ihlâlettiğineinandıMıamnı bildirmiştir.

8Ağustos

Mareşal Çan-Kay-Şek, Güney Kore'den Formosa'ya dönmüştür.

16 Ağustos

— Kanton:

Milliyetçi hükümetin Dışişleri Bakanlı­ğı, Cinle münasebetlere dair beyaz ki­taba hazırlayıcı mahiyette resmî Mr cevap teşkil eden bir beyanname yayın­lamıştır.

Çinin macerası...

Yasan: Ömer Rıza Doğrul

8 Ağustos İİ949 tarihli Cumhuri-yet'den:

Çin komünistlerinin birçok yerleri elle­rine geçirtikten sonra Kanton şehrine hücuma hazırlandıkları bu sırada Ame­rika bîr beyaz kitap yayınlayarak, Çin'in yardım noksanından değil, iç ida­redeki bozukluklardan dolayı çökmekte olduğunu bildirmiştir.

Esasen pek uzun yılllardan beri devam eden dahilî mücadelelerden .bıkmış olan halk, mücadeleyi bırakıvermiştir.

Bu yüzden halk, millî hükümetle alâ-kalanmaktan fazla mukadderatım kur­tarmağa bakmaktadır Meselâ Tibet hal­kı, memleketlerinde Çin1 hakimiyetini temsil eden heyeti çıkarıp atarak hür­riyet ve istiklâlini belirtmek ve böylece istikbalini kurtarmak istemiştir. Sonra Çinin Kuzey Batısında üç ülke olan Çinghay Kansu ve Ningisya Çin müs-lüm anlarının eline geçmiş ve müslüman komutan General GMa Pufung bu ülke­lerin komünistler tarafından işgal olun­masına karşı gelmek için ordu kurma-

ğa ve ibu ordu ile istiklâlini korumağa çalışmağa girmiştir.

Diğer taraftan Mongollar arasında da bir takım hareketler vukubuMuğu göze çarpmaktadır. 'Dış MonıglMan-, esasen Sovyet nüfuzuna ©eğmiştir. İç Mongo-listana gelince Çin komünistleri geçen­lerde buraya muhtariyet vermişlerdi. Fakat 'Mongollarm meseleleri bu kadar­la hallülunmadığı için [milliyetçi Cinle komünist Çin. topraklarında yaşayan bütün Mongolalrı temsil eden bir kon­ferans toplanmakta ve Mongollarm hepsini organize '©taneyi gözetmektedir.

Demek ki komünistliğin Cinde alabil­diğine yayıldığı bu sırada tıir ayrılma hareketi de memleketi kaplamış bulu­yor.

İşin nereye varacağını keşfetmek, kim­senin elinde değildir. Çünkü komüsnist-liğin Cinde yerleşebilip yerleşemiyecegi hâlâ ibahis mevzuudur. Fakat müliyetçilerin gün geçtikçe zayıflandıklarına ve toprak kaybettiklerine bakarak bunla-ma tekrar kalkınacaklarım ve tekrar duruma hâkim olacaklarını söylemek çok müşkül ise de komünist Çin içinde bir takım indifalar vukubulması ve bu indifalarım yeni çarpışmalara ve savaş­lara yol açması kuvvetle muhtemeldir..

1Ağustos

—Batavya:

Bu sabah Birleşmiş Milletler Genel Ka­rargâhında yapılan gizli toplantı so­nunda Endonezya Cumuhiyeti'îe Hollan­da arasın-da bir ateş kes anlaşması im­zalandığıbildirilmektedir.

2Ağusto»

—Batavya :

Federal Cumhuriyet liderlerin dün yap­tıklarıikincigizlitoplantıdansonra

bağımsız foir End&nozya devletinin ku­rulması hususunda tam îbir görüş bir­liğine varmaları halk arasında büyük bir sevinç uyandırmıştır.

İS Ağustosl

— Batavya :

Ateş kes emrinin tatbike konduğu bir­kaç g-ündenberi, Java ide Suımatr-ada devanı etmekte olan sükûnet, son üç sa­at açinde ansızın: bozulmuş, Hollanda ve Endonezya kuvvetleri arasında ye­nidençarpışmalar olmuştur.

Hindistan ile Pakistan, Keşmir'de ateş kes hattını tâyin eden askerî bir anlaş­maya varmışlardır.

— New - York :

Afgan ve Pakistan hükümetleri müşte­rek bir tebliğ neşrederek geçen ay af-ganîstan topraklarına bir Pakistan uça-gi tarafından atılan bombanın yanlışlık eseri olduğunu bildirmişlerdir.

PAKİSTAN — Sydney:

İJ1 Ağustos

Avusturalya maden işgileri federasyo* nunun merkez icra komitesi grev yapan 23.000 işçiye, Pazartesi gününden İti­baren kömür madenlerinde işe başla­maları emrini vermiştir,

3. Ağustos

AVUSTRALYA. — Sydney:

Beşte üçü İngiliz olan 30.000 den fazla muhacir bu senenin ilk üç ayı içinde Avusturalya'yagelmiştir. Bu, şimdiye

kadar kaydedilen rakamların en yükse­ğidir. Muhacirler listesinde Polanyahlar ikinci gelmektedir. Muhacirler 'arasında 1000tane deRus vardır.

6 Ağustos!

PAKİSTAN

Pandit Nehru Basın toplantısında, Fran­sız müesseselerinin Hindistan Birliği içinde tam muhtariyetten faydalanacak­larını söylemiştir.

Bundan sonra dış siyaseti inceleyen Nehru, Hint komünistlerini komşu asya memleketlerinde olduğu gibi kargaşalık­lar çıkarmağa çalışmakla ittiham etmiş ve şöyle demiştir: Komünizm Hindis-tanda hiçbir zaman muvaffak olmıya-caktır.

EKUATOR -h Quito :

8 Ağustos

Ekuador Cumhurbaşkanı Galo Plaza Lasso Cuma günü vukubulan müthiş zelzele hakmda bir nutuk vermiş, yir­mi köyün zelzeleden harap olduğunu ve kazazedelerin beş bine yakın bulunduğu­nu bildirmiştir.

Ekuator depremi îbin yıllık eserleri bir kaç saniye de yok etmiştir. Bu felâket ancak, bu yüz yılın başlangıcında San Frmsisko felâketi ile mukayese edile­bilir. Deprem bölgesi halkının artsız ara­sız kafileleri ovalara doğru kaçarken, Kördüler dağı üstünde binlerce akbaba kanat germektedir. Ambato, Guato, Pa-taleo, Pillaro, Salmado, Patato şehirleri tamamen yıkılmıştır. 37 kişinin ölümüne sebep olan uçak kazasının, depremin haritalarda yaptığı değişiklik yüzünden vukua geldiği anlaşılmaktadır. Uçak depremden sonra vücut bulduğu için, haritanın göstermediği bir dağa çarp­mıştır.

Başkan Galo Plaza halka bir beyanname yayınlayarak, ahuvahi bir yana bırakıp yeniden yapma işine başlanılmasını is­temiştir.

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106