19.6.1949
×

Hakkında

Künye

İletişim

2 Haziran 1949

— Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 10 da Traibzon Milletvekili Raif Karadeniz'in başkanlığında toplanmıştır.

Meclisin bu oturumlunda ihtiyarlık Si­gortası Kanunu tasarısının maddeleri müzakere edilerek kalbul olunmuş ve böylece tasarı kanunlaşmıştır.

Bundan sonra İstanbul Üniversitesi 1949 yılı bütçe kanununa bağlı (d) i-şaretli cetvelde değişikliş yapılması halkkındaki kanun tasarısı ve -bütçe ko­misyon raporu okunmuş, raporun ka­bulü açık oya sunulmuş, ancak nisap elde edilemediğinden öğleden sonraki oturumda tekrar açık oya sunulması başkanlıkça karar altına alınmıştır.

Yozgat Milletvekilliğine seçilen Fahri AkğöTün seçim tutanağı hakkında Tu­tanakları İnceleme Komisyonunun rapo­ru okunmuş ve bu mevzuda söz alan Kayseri Milletvekili Kâmil Gündeş )(D. P.) Yozgat'ta yapılan seçimlerin baslkı altında cereyan ettiğini, seçimi bağımsız aday Niyazi Ünal kazandığı halde Valinin .gayretleri sayesinde Halk Partisi Adayı 'Fahri Akgül'ün [Milletve­kili 'seçildiğini ilerisürmüştür.

Meclis öğleden sonra saat 15 te müza­kerelerine devam edecektir.

— Ankara :

Dışişleri(Bakanlığındanbildirilmiştir.

31 !Mayıs sabahı saat 4,30 da Sovyet Dışişleri Protokol Müdürü Moskova Bü­yük Elç/iliğimize telefon ederek Mos­kova'dan Ankara'ya avdet etmek üizere yolda (bulunan Diplomatik Kuriye Fu-ad Giüzaltan'm 30 Mayıs igünü saat 14 ile Ü4..15 'arasında fcek basına bulundu­ğu kompartımanda sağ şakağına bir kurşun Bıkmak suretiyle intihara teşeb­büs ettüğiniJ ve kendisinin ağır yaralı olarak St>çi 'Civarında 'bir ihastahaneye kaldırıldığını söylemiştir. Vak'a mahal­line yakın alan Batum Konsolosumuza derhal yaralıyı giidip görmesi için tali­mat verilmiştir. Aynı 'günün akşamı Protokol Müdürlüğünden verilen ta­mamlayıcı malûmata göre kuriye ame­liyat yapılarak kurşun çıkarılmış, fakat sıhhîdurumunun ciddî olduğu ilâve e-

dülmiştir. IDün ıSovyet Hariciyesi 'Büyük Elçiliğimize, alınan bütün tıbbî tedbir­lere rağmen Skuriye'miizin vefat ettiğini bildirmiştir. Hâdise halkkinda her tür­lü IbiLfrİler, vefat raporu, ameliyatı ya­pandoktorların'müşahedelerivebilcümle fennî ve tıbbî malûmat Sovyet Dışişleri Bakanlığından istenmiştir. Kuriyemizln cenazesinin tahnit edilerek: Moskova Büyük Elçiligi'mize mensup bîr memurun refakatinde! Leninakan -Kars yoliyle memlekete nakli İçin ge­reken tertibatalınmıştır.

7Haziran 1949

—Ankara :

Başbakanlıktan tebliğ edilmiştir: Hükümetçe kendisine yabancı memle­ketlerde mühim bir temsil vazifesi ve­rilmesi kararlattığından, Devlet Baka­nı Nurul'lah Sümer istifa" etmiş ve is­tifası kabul olunmuştur.

8Haziran 1949

—Ankara :

Orgeneral Abdurrahnıan Nafiz Gürman, Genelkurmay Başkanlığına tâyin edil­miştir.

—Kars :

Kuryemiz Fuad Güzaltan'ın cenazesi, bugün saat 18,25 te trenle 'Kars'a geti­rilmiştir. İstasyonda Vali Esat Onat ile Askerî Komutan, Emniyet Müdürü, Belediye Başkanı ve Belediye Heyeti, Vilâyet memurları ve partiler temsilci­leri hazır bulunmuş ve ibir askerî kıta ihtiram resmini ifa etmiştir. İstasyon ve yollar, teessür içinde bir halkla hın­cahınç .dolmuş bulunuyordu. Türk bay­rağına sarılı tabut, Kars'ı çiçekleri ile donatılmış ve eller üzerinde istasyon­dan alınarak yine eller üzerinde Tahta-köprü mevkiine kadar götürülmüştür. Başta Vali ve Askerî Komutan olduğu halde bütün memurlar ve (halk, cena­zeyi taJkib etmişlerdir. Kuryemizin ce­nazesi, Tahtaköprü'de ihtiram gösteri­leri arasında bir sıhhiye otomobiline konulmuş ve otomoiMl Erzurum'a hare­ket etmiştir.

9Haziran 1949

—Erzurum :

Kuriye Fuad GüzaHtan'm naşı bugün Kars'tan şehrimize gelmiş ve çiçekler­le süslenmiş, iki süngülü erin nezare-tindekihususivaıgonakonulmuştur.

Vagon saat 12,30 da kalkan eksprese bağlanmış >ve tren hareket ettiği za­man istasyonda Vali, komutanlar, Be-lediya Başkanı ve kalabalık bir halk kütlesi cenazeyi seüâmlamıştır, '

10 Haziran 1949

—istanbul :

İstanbul Komutanlığından bildirilmiş­tir:

— DiplomatikKurye olarak Mosko­va'ya giden ve dönüş sırasında 30 Ma­yıs194Sgünükompartımanındasağşakağından aldığı kurşun yarası ile va­zife uğrunda ölen Kurmay Yüzbaşı Fu­ad Güzaltan'ın cenazesi ll/Haziran/1949saat 7.10da Haydarpaşaistasyonuna gelecek Doğu Ekspresi ile istanbul'avarmış olacak ve askerî birliklerle si­vil teşekküller tarafından karşılanarakmuhafazaaltında adlî tıpmüessesesi­ne nakledilecektir.

— 13 /Haziran/1949günü öğlevaktiTeşvikiye Camiinde namazı kılındıktansonratörenleEdirnekapı Şehitliğine defnedilecektir.

—Ankara

Diplomatik Kuriyemiz Fuat Güzaltan'm naşı bugün Doğu Ekspresiyle istanbul'a götürülmek üzere Ankara'dan geçmiş­tir.

Bu münasebetle trenin Ankara Garında tevakkufu esnasında Kuriye 'Fuat Güzal­tan'ın naşı Dışişleri Bakanı TTecmeddin Sadak, Millî iSavunma Bakanı Hüsnü Çakır, Büyük Millet Meclisi Heyeti, Ge­nelkurmay Başkanı Orgeneral Abdur-rahman Nafiz Gürman, Genelkurmay ikinci Başkanı Orgeneral Muzaffer Tuğ-savul, Millî iSavunma Bakanlığı Müste­şarı Orgeneral Mahmut Berköz, Ankara

Valisi Avni Doğan, Ankara Garnizon Komutanı, kara, hava ve deniz kuvvet­lerine mensup generaller ve subaylar, Harb Malûlleri Cemiyeti Heyeti ve ka­labalık bir halk topluğu tarafından alamlanmıstır.

Dışişleri Bakanı Necmeddin Sadak, Mil­lî Savunma Bakanı Hüsnü Çakır ve Ge­nelkurmay Başkanı Orgeneral Abdur-rahman Nafiz 'Gürman ile Harb Malûl-

leri Cemiyeti adına Gaziantep Milletve­kili Bekir Kaleli, Künye Fuat Güzal-tan'ın naşım. getiren vagona girerek ta­butun önünde eğilmişler ve birer çelenk koymuştardır.

Trenin istasyonda duruşu esnasında bir polis müfrezesi ile bir inzibat kıtası ta­zim duruşunda bulunmuştur.

Doğu ekspresi saat 17.50 de İstanbul'a hareket etmiş ve bu sırada merhumun naşı istasyonda hazır bulunanlar tara­fından selâmlanmıştir.

11Haziran 1949

—İstanbul:

Diplomatik Kuruiye olarak Moskova'-' dan döndüğü sırada kompartımanda sağ: şakağından aldığı kurşun yarasiyle vazife uğrunda ölen Kurmay Yüzbaşı Fuat Güzaltan'm cenazesi, bu sabah sa­at 17.10 da Doğu Ekspresiyle şehrimize gelmiştir.

Cen?.ze Haydarpaşa Garında askerî tö­renle karşılanmış, bir askerî bölük ve bir polis müfrezesi tarafından ihtiram resmi ifa edilmiştir. Saatin erken olma­sına rağmen garda kalabalık bir karşı­layıcı kütleside hazır bulunmuştur.

Trenden indirildikten sonra, önde ma­tem havası çalan askerî bando olduğu halde ağır ağır gardan çıkarılan cenaze, rıhtımda bekleyen cenaze arabasına ko­narak Üsküdar'a götürülmüş ve bura­dan araba vapuriyle Kabataş'a geçirile­rek Adlî Tıp Müessesesine nakledilmiş­tir.

Diplomatik Kurlyemiz 13 Haziran Pa­zartesi 'günü törenle Edirnekapt Şehitli­ğine defnedilecektir.

12Haziran 1949

—Ankara:

Çiftçiyi Topraklandırma Kanununun kabulünün yıldönümü münasebetiyle bugün bütün yurtta olduğu gibi şeh-mizde de törenler tertip edilmiş ve Top­rak Bayramı parlak bir şekilde kut­lanmıştır.

Toprak Bayramı dolayısiyle sabahın erken saatlerinde çeşitli vasıtalarla ci­var köylerden şehrimize gelen köylüler

sabah saat 10 da toplu bir halde Ata­türk'ün Geçici Kabrin: ziyaret etmiş­ler ive kır çiçeklerinden yapılmış çelenk-ıler koyarak aziz Ata'nm huzurunda saygı duruşunda bulunmuşlardır.

Mütaakıben hep birlikte Halkevinde toplanılarak orada da muhtelif hatipler günün önem ve manasını belirten hita­beler yapmışlar ve bu arada Toprak Bayramı ıîe ilgili şiirler okunmuştur.

Nnhayet tarımsal filimler gösterilme­siyle Halkevinde yapılan tören sona er­miş ve oradan köylüler hep birlikte Zi­raat Fakültesine giderek vilâyet tara­fından şereflerine verilen yemekte ha­zır bulunmuşlardır.

Daha sonra çeşitli vasıtalarla Ziraî Do­natım Kurumu, Ziraî Kombinalar ve tohum Islâh istasyon tesislerini gezen köylüler akşama doğru köylerine dön­müşlerdir.

13 Haziran 1949

— İstanbul :

Diplomatik kurye olarak Moskova'dan dönüşü sırasında 30 Mayıs günü kom­partımanında sağ şakağından aldığı kurşun yarası ile vazife uğrunda ölen Kurmay Yüzbaşı Şehit Fuat Güzeltan'-ın cenazesi bugün askerî törenle kaldı­rılmıştır. .

Türk bağrağma sarılmış olan tabut öğleden evvel Teşvikiye Camiine getir ri'lmişti.

Törene iştirak edecek generaller, yük­sek rütbeli subaylar öğleye doğru Teş­vikiye Camiine gelmeğe başlamışlar ve saat 12,30 da Teşvikiye Caddesi bo­yunca Önde deniz bandosu olduğu hal­de Askerî Lise, Jandarma ve Deniz bir­likleriyle polis kıtası protokolda gös­terilen yerlerini almışlar ve askerî ban­do ile cenazeyi taşıyacak top arabası da camiin kapısında beklemeğe bağla­mıştır. Top arâ!bas:mn arkasında bir pi­yade birliği bulunuyordu. Büitün Teşvikiye CaL-iesİ boyunca va­zife kurbanı Ölüye son ihtiramı yapmak üzere muazzam bir halk kütlesi dizil­mişti. Cenaze namazını mütaakıp saat 13.50 de Türk bayrağına sarılı tabut camideçıkarılarak top aralbasuıa yerlestiriOıdi. Cenazeye askerî ve sivil makamlardan elliyeyakın çelenkgönderilmişti.

Saat 14 te ınareket eden cenaze alayının basında tören komutanı, onu takiben deniz bandosu, onun arkasından önde sancakları olduğu halde askeri lise, de­niz ve jandarma birilikleri, polis kıtası ve diğer iki askerî bando geliyor, bun­ları da çelenkîler ve top arabası takib ediyordu.

Top araJbasınm iki tarafından otuz ka­dar yüzbaşı ve arkada da vazife kur­banı ölünün ailesi bulunuyordu.

Daha arkada şehrimizde bulunan mil­letvekilleriyle Adalet Balkanı Fuat Sİr-nıen Vali ve Belediye Başkanı Doktor Lütfi Kirdar, Orgeneral Nuri Yamut, Orgeneral Asım Tmaztepe, İstanbul Komutanı Korgeneral Şahap Gürler, generaller, Emniyet Müdürü, yüksek rütbeli subaylar, yüksek tahsil gençliği, bir piyade birliği ve şehir bandosu ce­nazeyi takip ediyordu.

Dört bandonun bîrden çaldığı cenaze marşı ile ağır ağır ilerliyen alay Teş­vikiye, Vali ıKonağı Caddesini ve Har-biyeden anacaddeyi takjben saat 15 te Tafksim Meydanına gelmiştir.

Cenaze alayının geçtiği yollarda vazife kurbanı genç ölüye son saygı resmini yapmak üzere onıbinlerce halk birik­mişti.

Alay, Tafksim Meydanına gelince, ce­naze, meydanın geçit resimlerinin ya­pıldığı kısmın ucunda bekleyen cenaze arabasına yerleştirilmiştir. Cenazeye iştirak eden askerî birilikler bu sırada meydanın diğer tarafına dizilmişlerdir.

Saat 15.10 da önde erler bindirilmiş 20 kadar jeep, çelenMerle dolu üç kamyon ve arkada cenaze arabası ve bunları takiben de elliden fazla hususi ve aske­rî araba >ve yüzlerce otomobil olduğu halde cenaze alayı taksimden hareket etmiş vecaddeye dikilen askerî birlük-

ler ve 'gok büyük halk kalabalığı bura­da cenazeye son ihtiram resmini ifa ey­lemiştir.

Teşvikiye Camiinden itibaren cenazenin geçtiğicaddelerinikitarafındakima-

ğaza ve dükkânlar ihtiram eseri olarak kepenklerini kapatmışlardır.

Cenaze alayı Taksim Meydanından is­tiklâl Caddesi, Toskoparan ve Atatürk Köprü ve bulvarını takiben Fatif Cad­desine gelmiş, otomobil ve halik kala­balığı burada son haddini bulmuştur. Ağır yürüyüşle giden cenaze otomobili­nin geçtiği yolların iki yanında dizilen halk derin bir teessür içinde vazife kur­banı Ölüyü selâmlamışlardır.

Askeri bir kıt'a tarafından karşılanan cenaze şehitlik kapısından halkla bir­likte erlerin elleri üstünde kabire ge­tirilmiş ve burada askeri merasimle ve hürmetle toprağaverilmiştir.

15Haziran 1949

—- Ankara :

Başbakanlıktan tebliğ edilmiştir: İsmet İnönü'nün 'gizli listesi başlığı al­tındaki Ibir yazı'da «C. H. P. Genel Baş-fkanı İnönü, Celâl Bayar ve 'Şürekâsına D. P. den tasfiye edilmesini istediği adamların ismini ihtiva eden bir liste vermiştir» denilmekte ve bir takım, i-simler sayılmaktadır. Cumhurbaşkanı, herhangi bir kimsenin D. P. den çık­ması veya çıkarılması için hiç bir va­kit D. P. 'Başkanına veya başka bir za­ta gizli veya açık bir liste vermemiş veya herhangi bir kimsenin D. P. den çıkması veya çıkarılması için hiç kim­se ile herhangi bir konuşma yapma­mıştır. Kudret Gazetesinin yazdığı bu haber tamamiyle uydurmadır, hiç bir asıl ve esası yoktur.

—'İstanbul :

Pakistan'ın ilk Ankara Büyükelçisi Mi-aaBaşırAhmetbugünsaat 15 te uçakla Karaşi'den şehrimize gelmiştir. Büyük Elçi yarın akşam Ankara'ya ha­reketedecektir.

16Haziran 1949

—Ankara :

Türkiye ile İsviçre arasında 16 Şubat 1949 da imzalanmış ve Büyük Millet Meclisinin tasdikine iktiran etmiş olan Hava Ulaştırmaları Anlaşması bugün Dışişleri Bakanlığında yapılan nota teatisisuretiyle J.6Haziran1949tari­hinden itibaren yürürlüğe girmiştir.

— Anikara :

Türkiye'de yapılmatkta olan sıtma sa­vaşını tetkik için Ibir ihafta evvel yur­dumuza gelen ve Sıtma Savaşı Genel Müdürü Doktor Seyfettin Okan'ın be­raberinde İstanbul ve; Kocaeli bölgele­rinde incelemeler yapan Birleşmiş Mil­letler Cihan Sağlık Kurulu Malarya Eksper Üyesi ve Rokfeller Fondasyo-nu Sıtma Mütehassısı Doktor Paul Rus-sel ile Rotef eller Fondasyonu yakın Şark Direktörü Doktor WÜson bugün Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı il­gili erkânı İle temaslarda bulunmuşlar­dır. Doktor WİÎson, Türkiye'delki sıtma savaşı hakkında Anadolu Ajansı Muha­birine şu beyanatta bulunmuştur:

Türkiye'de malarya ile savaş, çok ge­lişmiş ve ilerlemiş bir haldedir, gezdi­ğimiz bölgelerde ıbu savaşın çok güzel örneklerini ve neticelerini gördük. Ma­larya savaşma ara vermeden devam etmek lâzımdır. Bu, hayatî bir mesele­dir. Ankara'da bir gün kalacağımızdan dolayı çok müteessiriz. Sıtma Savaşı Gensl Müdürü Seyfettin Okan'ın bizle­re refakatinden çok mütehassis olduk. Bir defa daha memleketinize gelerek burada uzun .müddet kalmayı arzu e-diyoruz. Diğer taraftan şunu belirtmek isterim ki, Türk gazeteleri sıtma sava­şın?, yakın bir iügS göstermektedirler. Bu, iyi bir şeydir ve gazetelerin halkın sıhhati ile yakından 'alâkadar oldukla­rının ve halkı sevdiklerinin bir delili­dir.

DoktorWilson ile DolktorRusselbu akşam İstanbul'a hareket edecektir.

17 Haziran 1949

— Ankara :

MârshalI Yardım Plânı gereğince, Ta­rım Bakanlığı tarafından getirti'en 100 adet Howry Berg marka 8 sıralı 16 ağızlı Dusteç toz ilâç serpici İskende­run Limanına gelmiş ve ziraat alet ve makinaları için hazırlanan protokol ge­reğince illere tahsis edilmiştir. Makinalarm ithal limanındaki satış fi­yatı 1007,88 kuruştur.

18 Haziran 1949

— İstanbul :

Limanımızdamisafir bulunanJeanneD'are Fransız Mektep Gemisi Komuta­nı Albay Ernest Amire Beaussent bu­gün saat11 de Taksim, Abidesine tö­renle bîr çelenk koymuştur.

Törende Fransız deniz subayları ile deniz subaylarımız ve bir deniz müfre­zemizle misafir deniz subay namzet­lerinden ve erlerinden mürekkep birer müfreze hazır bulunmuştur.

Misafir Gemi Komutanı saat 10-50 de beraberinde bir kısım gemi subayları olduğu halde Taîksim'e gelmiş ve, abi­de Önünde yer almış bulunan Türk ve Fransız müfrezelerini teftiş ettikten sonra saat 11 de abideye -bir çelenk koymuştur.

Müteakiben deniz bandosu tarafından Türk ve Fransız Millî Marşları çalın­mış ve Gemi Komutam hatıra defterini İmzalamıştır.

19Haziran 1949

—Tokat

öğleden sonra yağan çoK şiddetli yağ­murları müteakip saat tamı 19 da baş­layan şiddetli seylapla büyük bir su baskınına uğramış dalgalar halinde ge­len seller şehrin bütün cadde ve so­kaklarını kaplamak suretiyle yüzlerce binayı ahp götürmüş, ekili binlerce dö­nüm araziyi basarak bir çok can ve mal kaybına sebebiyet vermiştir. Elek­trik ve diğer tesisller tamamen felce uğramış bulunuyor.

20Haziran 1949

—istanbul:

Ulaştırma Bakanlığının daveti üzerine memleketimizde sivil hava meydanları­nın inşaatı işini înceliyecek olan Ameri­kalı uzmanlardan mürekkep 3 kişilik heyet bu sabahki Pan Amerikan uçağı ile şehrimize gelmiştir.

—Ankara:

Tokat'ta dün gece saat 18,45 te başlayıp 20,45 e kadar devam eden yağmurların vücude getirdiği seylabın sebep olduğucan kaybı ve hasar hakkında iik akse­den 'haberlerin mübalâğalı olduğu mem­nuniyetleöğrenilmiştir.

Sabah saat sekize kadar tesbit edilen rakamlara göre can kayıbı yirmiyi geç­memekte ve yıkılan binaların sayısı da bir kaç yüzü aşmamaktadır.

Seylâp hakkında ilk haberler şehrimize akseder etmez, İçişleri ve Bayındırlık Bakanları gece yarısı faaliyete geçerek civar illerden seylâpzedelere yardım te­mini için icabeden tedbirleri almışlardır. Bu tedbirlerin malhallin.de tatbi-kma nezaret etmek üzere Bayındırlık Bakanı Şevket Adalan bu sabah 10,30 da uçakla, beraberinde Tokat Milletvekilleri, Ba­kanlık Su îşleri Dairesi Reisi olduğu halde Tokat'a hareket etmiştir.

Alman resmî malûmata göre maddi za­rar ve hasar fazladır. Soğukpmar, Beh-zatçarşısı, Tabakhane Mahalleleri kıs­men hasara uğramış, çarşıdaki dükkân­ların hepsi su altında kalmıştır, içme suyu ve elektrik tesisleri bozulmuştur. Ayrıca şehrin Kuzeyinde beş bin dekar miktarında arazi de su altında (kalmış­tır.

Halkın ekmek ve yiyecek sıkıntısı çek­memesi için mevcut yedi fırın faaliyete geçirilmiştir.

Bayındırlık Bakanlığı, felâkete uğrayan­lara sarfedilmek üzere 15 bin lira gön­derdiği gibi Kızılay tarafından da ynca yollanmıştır.

Amasya Valisi, yardım ekiplriyle birlik­te sabaha karşı Tokat'a varmıştır. Sivas Valisi de beraberinde fen memurları, sıhhiye ekipleri, 200 çadır, kâfi miktarda yiyecek ve lüzumlu malzeme ile erken­den Tokat'a hareket etmiştir.

Diğer civar illerden de malzeme ve yar­dım ekipleri yola çıkmış bulunmaktadır. Bayındırlık Bakanlığı, Behzat deresinin ara sıra sebep olduğu bu gibi hâdiseleri önliyecek inşaat için etütlerini tamam­lamış bulunuyordu ve inşaat mütaahhide ihale edilmek üzere idî.

— Ankara:

Demokrat Parti ikinci büyük kongresi bu sabah yeni sergi binasında ilk toplan­tısını yapmıştır.

Parti Genel Başkam Celâl Bayar, saat 10,30 da alkışlar arasında Başkanlık makamını işgal eylemiş ve İstiklâl Marşı ile kongrenin açılışı yapılmıştır.

Daha sonra yoklama yapılarak tam ço­ğunluk bulunduğu tssbit edilmiş, Ata­türk'ün hâtırasını taziz için Başkanın daveti üzerine üç dakika bir tazim duru­şunda bulunulmuştur.

Bunu mütaakip Genel Başkan Celâl Sa­yar, Kongre başkan ve başkan vekiilik-leriyle kâtiplikler için seçim yapılacağı­nı bildirmiş ve Başkanlık için namzet olarak ileri sürülen delegelerin isimleri­ni okumuştur.

Muhtelif delegeler tarafından verilen ö-nergelerle kongre başkanlığı için İzmir Delegesi Dr. Ekrem Hayrı Ustündağ, Demokrat Parti Meclis Grupu Başkanı ve İstanbul Delegesi Fuat Hulusi Deıair-elli, Balıkesir Delegesi Avukat Sıtkı Yir-calı ile Afyon Milletvekili ve Afyon De­legesi Hakkı Gedik namzet gösteril­mekte idi.

Böylece naznıet gösterilen delegelerin seçimleri kongrenin tasvibine sunulduğu zaman Sıtkı Yırcalı, Hakkı Gedik nam­zetlikten feragat eylemişler ve oya mü­racaatta izmir Delegesi Dr. Ekrem Hay-ri "Üstündağ'ın büyük çoğunlukla kon­gre Başkanlığına seçilmesi üzerine alkış­lar ve muvaffakiyet dilekleri arasında Başkanlık makamını işgal eden Doktor Ekrem Hayri Ustündağ, Kongrece hak­kında gösterilmiş olan teveccüh ve iti­mada teşekkür etmiş, tevdi edilen bu va­zifeyi ifa ederken kongrenin kendisine kolaylıklar göstermesini dilemiştir.

Kongrenin Başkan seçiminden sonra da başkan vekilliklerine Balıkesir Delegesi Sıtkı Yırcalı ve İstanbul Delegesi Fuat Hulusi Demirelli'nin feragati ve umumi teklif üzerine Erzurum Delegesi Menus Yazıcı seçilmişlerdir. Daha sonra kur'a ile 14 delege kongre kâtipliklerine ayrılmışlardır. Kongrede Başkanlık Divanının teşekkü­lünden sonra gelen bazı telgraflar okun­muş ve Kongrece bunlara cevap veril­mesi karar altına alınarak saat 14,30 da toplanmak üzere öğleden evvelki top­lantıya son verilmiştir.

Çalışmalara Bakanla .beraber gelen su işleri reisi nezaret etmektedir..

Ölü adedi ll'e çıkmış kayıplardan 6 ki­şi sağ olarak 'bulunmuştur. Geri kalan beş kayıp aranıyor.

Bakan yarın Ankara'ya dönecektir.

22 Haziran 1949

Ankara :

Demokrat Parti İkinci Büyük Kongresi bugün öğleden önce üçüncü toplantısını yapmıştır.

Başkanv ekili erinden Erzurum Delegesi Memiş Tazıcı ve Balıkesir Delegesi Sıt­kı Tırcalı'nm 'Başkanlıklarına yapılan bu toplantıda Demokrat Parti Genel İdare Kurulu raporu üzerinde görüşme­leredevam edilmiştir.

Söz alan -delegeler rapor üzerindeki gö­rüşlerini açıklamışlar ve bu arada umu­miyet itibariyle partiden ayrılmış olan milletvekilleri tarafından ileri sürülmüş olan muvazaa ittihamma karşı şiddetle hücumlarda bulunmuşlardır.

Seçim işleri üzerinde de duran hatipler, seçimleri emniyet altına alacak tedbir­lerin alınması ve bunu sağlayacak hu­suslar etrafındaki mütalâalarını da bil­dirmişlerdir.

Kongre Öğleden Önceki toplantısına son vermeden komisyonların mesai şekilleri ve toplantı saatleri üzerinde de müna­kaşalarda bulunmuş ve neticede umumi heyet görüşmelerin devamı sırasında bu komisyonların da ç alışmaların a ve ken­dilerine tevdi edilen meseleleri incele­melerine karar vermiştir. Kongre saat 14 te tekrar toplanacaktır.

— Ankara:

Demokrat Parti ikinci büyük kongre­si ıbugün öğleden sonra Balıkesir Dele­gesi Sıtkı Yırcah'nın başkanlığında toplanmıştır.

Bu toplantıda da Genel İdare Kurulu raporu üzerindeki görüşmelere devam edilmiştir.

Bu münasebetle- söz alan delegeler ra­porüzerindekigörüşlerini açıklamışlar

ve bu arada genel olarak Demokrat Parti Meclis Grubu faaliyetlerine ra­porda yer .vertlmemiş olmasını tenMd etmişler ve partiden ayrılmış olan mil­letvekilleri tarafından ileri sürülmüş o-lan muva'zaa isnadını reddetmişlerdir.

Öğleden evvelki oturumda olduğu gibi öğleden sonraki oturumda da söz alan hatiplerin ekserisi seçjim meselesine de temas etmişler ve seçimleri emniyet a'.tına koyacak tedbirlerin alınması ve bunu sağlayacak hususlar etrafındaki mütalâalarını bildirmişlerdir.

Yine bu arada Parti Haysiyet Divanı Başkanı Tîamit Şevket İnce söz alarak Partiden çıkarılan milletvekilleri hak­kında div-anoa " kararın ne gibi saikîe alındığım açıklamış ve siyasi bir haya­ta sahip olan .bu şahsiyetlerin almış oldukları vaziyet ddlayısiyle, partiyi başından vurmayı gözeten bu hal kar­şısında partinin bünyesini kurtarmak için bu ameliyeye zaruret hasıl olduğu­nu bildirmiştir.

Oturum sonuna doğru Başkan, daha bir çok söz alan delege bulunduğunu fakat görüşmelerin yeterliği hakkında verilmiş önergelerin de mevcut olduğu­nu, bu bakımdan ekseriyetin bulunma­ması dolayısıyle bunları yarın sabah oy?,sunacağınıbildirmiştir. -

Başkanın konuşmasını takiben yarın saat 8,30 da toplanmak üzere saat 20 de oturuma son verilmiştir.

—Kanya :

Dün akşam şehrimize gelen İngiliz Bü­yük Elçisi saat 14.30 da basın mensup-lariyle görüşmüştür. Büyük Elçi Kon­ya'nın asırlardan beri tanman tarihî zenginliğinin yalnız Türk Milletini de­ğil dünyanın bütün milletlerini yakm-1 dan ilgilendirdiğini, Konya'nın tabii gü-liğine thayran kaldığını, şehrin hariku­lade güzel, Konya halkının ve köylüle­rinin çok çalışkan olduğunu, Türkiye'ye gelen bütün İngiliz muharrirlerini Kon­ya'yagöndereceğinisöylemiştir. Konya'nın parlak bir turistik âtisi olduğunu ilâve etmiştir.

Basın Ateşesi M. Ailen de Konya âbi­delerinin bütün dünyamemleketlerin-

den seyyah akını gelecek çapta önem ve değeri olduğunu, bilhassa mazinin mirası olan Selçuk âbide ve eserlerinin muhafazası hususunda cumhuriyet hü­kümetleri tarafından gösterilen itinayı belirtmiştir.

Büyük Elçi yarm sabah Nevşehir'e gi­derek aksam yine Konya'ya gelecek, ■Cuma sabahı Eğridir ve İsparta yo­luyla Afyon'a gidecek ve oradan An­kara'yadönecektir.

— Adana :

İstiklâl Savaşında Çukurova cephesin­de savaşan (mücahitleri bir araya ge­tirmek ve Kuvayı ıMîlliyecUilk ruhunu yaşatmak, ıbu mücahitlerden yardıma muhtaç olanları korumak maksadiyle bir dernek 'kurulması için faaliyete ge-çümiş ve nizamnamesi il makamına ve­rilmek üzere hazırlıklara başlanmıştır.

Bu cemiyet «İstiklâl Savaşı Çukurova Mücahidleri Yardımlaşma Derneği adı­nı alacaktır.

23 Haziran 1949

—- Ankara :

Demokrat Parti İkinci Büyük Kongresi bugündeÖğleden önce toplanmıştır.

Başkaarvekill erinden Memiş Yazıcı'mn Başkanlık ettiği bu oturumda da Parti Genel îdare Kurulu .raporu üzerindeki tartışmalara devam edilmiş ve söz a-lan hatipler, rapor hakkındaM düşünce­lerini açıklamışlardır. Bunu takiben görüşmelerin yeterliği halikında ' veri­len Önergeler kabul edilmiş ve ıDemok-rat 'Parti Genel Başkanı Celâl Bayar, kürsüye gelerek rapor ve parti çalış­maları hakkında delegeler tarafından ileri sürülen mütalâalara karşılık ver­miştir.

Parti Genel Başkanı, birbuçuk saat sü­ren bu açıklamasında Genel îdare Ku­rulunun çalışmaları, 12 Temmuz foe-yannabesi, 'meclis grupu faaliyetleri, partinin dış politikadaki .görüşü, sağ ve! sol .cereyanlara karşı durumu hak­kında genişizahatvermiştir.

Kongre saat 15 te tekrar toplanacak­tır.

24 Haziran 1949

—Ankara :

Demokrat Parti İkinci Büyük Kong­resi bu saJbaih saat 9 da Başkan Vekil­lerinden Balıfkesir Delegesi Sıtlkı Yıroa-lı'nm başkanlığında toplanarak tüzük komisyonu raporunun, tüzüğün 17 nci maddesinin değiştirilmeline dair olan kısmını müzakere ive komisyonun tekli­fini aynen 'kaibul etmiştir. Yeni teklif edilen 17 nci madde 11 kişilik, bir yük­sek haysiyet divanının kurulmasına da­irdi. Birçok delegeler bu teklifin leh ve aleyhinde konuşmuşlar ve komisyon sözcüsü ile komisyon başkanının açık­lamalarından sonra teklif oya sunu­larakaynen kabuledilmiştir.

Mütaa'kiben, bütçe ve hesap ko­misyonun raporu okunarak tasvip o-lunmuştur. Bu raporda Demokrat Par­ti bütçesinin 210.000 lira olduğu kay­dedilmekteydi.

Bütçe ve hesap komisyonu raporunun tasvibinden sonra, haysiyet divanı ra­porunun ikinci kısmı okunarak kabul edilmiş ve öğleden sonra saalt 14,30 da toplanmak üzere birleşime son veril­miştir.

—Ankara :

Demokrat Parti İkinci Büyük kongresi fougün öğleden sonra Başkan Veki'lıle-rinden Balıkesir Delegesi Sitta Yırca-lı'nın başkanlığında toplanarak dilek­ler komisyonu raporunu incelemiştir. Üzerinde geçen görüşmelerden sonra .muhtelif konuları ve bu arada adlî te­minatı da içine ailaoak yeni bir seçilm ■kanunu talelbinı İhtJiva eden raıpor oya konularak kaibul edilmiştir.

Bu müzakerelerin geçtiği sırada De­mokrat Parti İstanbul îl İdare Başka­nı Abduırrahman Münip'in vefalt ettiği­ni bildiren telgrafın gelmesi üzerine rahmetlinin hatırasını taziz için kong­re delegeleri beş dakika saygı duruşun­da bulunmuşlardır.

Kongre, Alb dur rahman Münip'İn cenaze töreninde beş kişilik bir heyetle temsil edilmesini karara bağladıktan sonıra müzakerelerine devam etaniş ve haysi­yet divanı raporunun milletvekillerine ait olan kısmını tasvip etmiştir.

Üçüncü madde münasebetiyle söz alan bazı delegeler madde hakkındaki gö­rüşlerini açıklamışlar ve bu arada ba--zı tekliflerde bulunmuşlardır. Bu tek­lifler arasında siyasi suçlardan dolayı mahkûm olmuş olanların partiye kabul­leri istenmekteydi ve bu teklif kabul olundu.

Bundan sonra Başkan Sıtkı Yırcalı 'genel istek üzerine yeni genel Mare ku­rulu üyelerinin isimlerini okuyacağını bildirmiş ve bunları aldıkları oy mik-tarlarlyle birlikteokumuştur.

Bunun üzerine kürsüye gelen Demok­rat Parti Genel Başkanı Celâl Bayar, kendisi ve arkadaşları hakkında kong­renin gösterdiği iitimad ve güvene te­şekkür ederek, kongrenin kendilerine tevdi ettiği bu ağır vazifenin mesuli­yetlerini müdrik olarak azimle çalışa­caklarını bildirmiştir.

Genel Başkanın konuşmasından sonra tekrar tüzük komisyonu raporunun müzalkeresine geçilmiş ve 12 nci mad­deye kadar olan kısım aynen kabul e-dilmiştir.

12 noi maddenin müzakeresinde söz a-l&n mulhtelif delegeler büyük kongreyi toplama yetkisinin genel kurula veya genel başkana verilmesi hakkında gö­rüşlerini bildirmişler ve bazı teklifler­de bulunmuşlardır.

Kongrenin genel başkan ve genel idare kurulu tarafından toplantıya çağırıla-bileceği, kongrenin 2 yılda bir toplana­cağı kongrenin toplanış tarihi bu ta­rih/ten en az İki ay evvel il teşkilâtla­rına bildirilmesi lâzım geleceği hakkın­da teklifler madde ile birlikte aynen kslbu', edilmiştir.

Kongre saat 14 te toplanmak ve mer­kez haysiyet divanı seçimlerine başla­mak üzere saat 12,30 da sabahki top­lantısına son vermiştir.

— Ankara:

Demokrat Parti Kongresi bugün öğleden sonra saat 15 te Balıkesir Delegesi Sıtkı . Yircalı'nınbaşkanlığındaçalışmalarına

devam etmiştir. Bu oturumda, da Parti tüzüğü tasarısının müzakeresine devam edilirken, bir taraftan da Haysiyet Di­vanı seçimi yapılmıştır. Tasarının 12 nci maddesinden 20 nci maddeye kadar olan kısımlar kabul edil­dikten sonra, Genel îdare Kuruluna mil­letvekili adayı seçmek yetkisini tazam-mun eden 20 nci madde üzerinde pek çok hatip söz almış, ve umumiyetle ha­tipler, Genel Kurula bit salâhiyetin ve-rilmesininin aleyhinde bulunmuşlardır.

Bunun üzerine kürsüye gelen Genel Baş­kan Celâl Bayar, bu meselede Genel îda-re Kuruluna asla bir imtiyaz verilmesini düşünmediğini, vilâyet seçmenlerinin an­cak kendi vilâyetleri dâhilinde bulunan tanınmış şahsiyetleri seçebileceklerini, halbuki, diğer taraftan, bir çok şöhretli profesör, siyaset adamı ve ilim adamla­rının, memlket dahilinde tanınmış ol­makla beraber ihtimal o vilâyette tanın­mış bulunduğunu ve bu tanıtma işini de Genel idare Kurulunun yapacağını, bir Devlet İdaresine namzet olan bu Parti­nin elbette böyle kıymetleri bir tarafa bırakamıyacağmı, bundan dolayı aday­ların yüzde yirmi besinin Genel Kurul tarafından gösterilmesi icap ettiğini bu­nun bir memleket meselesi olduğunu bil­dirmiştir. Tasarının 20 nci maddesi üze­rinde münakaşalar devam etmiş ve 10 dakikalık bir dinlenme için oturuma ara verilmiştir.

Oturum yeniden açıldığı zaman bir ev­velki oturumda müzakeresi yarım kal­mış olan 20 nci madde üzerinde görüş­melere devam edilmiş ve milletvekili a-daylarmm beşte biri nispetinde Genel İdare Kurulu tarafından seçilmesi esa­siyle birlikte madde kabul edilmiştir.

Mütaakiben diğer maddelerin görüşül­mesi de yapılarak muhtelif delegeler tü­zük raporu etrafındaki noktai nazarla­rını bildirmişlerdir. Parti başkanının Devlet Başkanı seçilmesi halinde Devlet Başkanlığı vazifesini ifa ettiği müddetçe parti başkanlığından çekilmesi esasının da İlâvesiyle birlikte tüzük komisyonu raporu aynen kabul edilmiştir.

Daha sonra Ana Dâvalar Komisyonu raporunun müzakeresine başlanmış ve söz alarak kürsüye gelen istanbul Dele-

ğesi Doktor Mükerrern Sarol raporu okuyarak delegelere gerekli izahatı ver­miştir.

Bu raporun müzakeresi münasebetiyle söz alan delegeler kendi görüşlerini a-çıklamışlar ve bilhassa genel seçimlerin 1950 yılından önce yapılması, seçim san­dıkları başında Demokrat Partili müşa­hitlerin çok hassas davranmaları lâzım-geleceği, noktaları üzerinde hassas du­rulmasını istemişlerdir. Ana Dâvalar Komisyonu raporunun oya sunularak aynen kabulünü takiben Demokrat Par­tinin 21 Temmuzda bütün illerde miting­ler tertip etmesi karar altına alınmış ve parti programı komisyonu raporunun müzakeresine geçilmiştir.

Bu rapor üzerinde de görüşlerini izah eden delegeler, işçi dâvasında, miliî eği­tim konusunda âzami dikkat gösterilme­sinin içtimai bir zaruret olacağı nokta­sında israr etmişler ve bu meseleler üze­rinde Genel İdare Kurulunun, âzami has­sasiyetini talep etmişlerdir.

Program tasarısının da kabulünden son­ra gündemde görüşülecek başka madde bulunmuyordu. Bunun üzerine, Kongre­nin sona ermesi münasebetiyle Demok­rat Parti Genel Başkanı Oelâl Bayar kürsüye gelerefc delegelerin kongre ça­lışmalarında çok mühim kararlar aldık­larını söylemiş ve bunların memlekete hayırlı olmasını dileyerek çok yorucu bir çalışmadan sonra başarılı işler gören Parti delegelerine teşekkür etmiş ve ha­yırlı yolculuklar dilemiştir.

Bu suretle bir haftadan beri devam et­mekte olan Demokrat Parti ikinci büyük kongresi bugün saat 22,30 da faaliyetini tamamlıyarak Kapanmıştır.

-— Ankara :

Demokrat Parti ikinci büyük kongre­sinde bugün Öğleden sonra yapman yüksek haysiyet divanı üyeli'kl erine a-şağıda adları yazılı olanlar seçilmiş­lerdir:

Fuat Hulusi Demirelli 316 .oy, Ekrem Hayri Üstünda£ 281 oy, Fikri Apaydın 258 oy, Hamit Şevket înce 249 oy. Ss-lamon adato 232 oy, Eyüp. Ss'orâ Ha-yırlıoğlu İSİ oy,LebıbDivanoğ'lu180

oy, Hasan Pola-tkan 139 oy, Ahmet Ve-ziroğiu 12S oy, Cevat Mimaroğlu 127 oy,Faruk NafizÇamlıbeR106oy.

26 Haziran 1949

— Konya :

Şehrimiz Belediyesi tarafından yeni ku­rulan 1500 beygir kuvvetinde ve 900 ■kilovat takatinde elektrik dizel grup­ları ve yeni santral binası bugün saat 19 da, başta vali ve komutan olmak ü-zere resmi ve hususî müesseseler men­supları ve kalabalık bir halk kütlesinin iştirakiyle açılmıştır.

Bu münasebetle bir konuşma yapan Belediye Başkanı Muhlis Köner, elek­triğin Konya'da geçirdiği' safhaları ve yeni tesisin kuvvetini izah ederek, yal­nız şehrin değil, yakın köylerin de e-Jektri&ten faydalanabileceğini söylemiş­tir.

Vali Şefıik Refik Soyer de Konya'yı elektiriğe kavuşturan tesisatın meyda­na gelmesine çalışanlara teşekkür ede-relk bu yeni enerji sayesinde şehirde sanayiin gelişeceğim anlatmış, cumhu­riyet hükümeti tesislerinden bulunan filer Bankasının* belediyelere yaptığı yardımların şehir ve kasabalarımızın inkişafına kuvvetle müessir olduğunu beı! irtm iştir.

Davetliler yeni santrali gezerken di­zellerin itküsi birden faaliyete geçiril­miştir.■

27 Haziran 1949

— Ankara :

Doğu illerimizin kalkınması programı gereğince, her türlü sıhhî yardım faa­liyetinde bulunmak üzere teşkil edilen motorlu üç sağlık ekibi, bugün saat 10 da bakanlık önünden bir kafile halinde Boğu Merine hareket etmiş ve bizzat balkanla bakanlık erkânı tarafından u-ğurlanmıştır.

Sağlık ve Sosyal Yardım Balkanı Dr. Kemali Bayizit, ekiplerin doktor ve me-murlariyle kısa b:r konuşma yapmış ve Doğu illerinde vazife görmenin öne­mini belirterek, başarı dileğinde bulun­muştur.

Tasarı 147 maddedir. Bunda seçim liste­lerinin tanzimi, seçmen sicilleri, yokla­ma sandık, seçim çevresinin tesbiti, seçmenlik ve seçilmek ehliyeti, adaylık, seçim kurulları siyasi parti temsilcileri, tarafsız üyeler, oy verme, tasnif, seçi­min sonucu, seçim giderleri, seçim suç­ları hakkında çok güzel esaslar vardır.

Segim üstellerinin tanzimi işi teferruatlı bir tarzda tesbit edilmiştir. Vatandaşla­ra seçim haklarının kullanılması için ge­niş teminat sağlanmıştır. Seçmen liste­leri hâkimin tasdikmdan sonra kesinle­şecektir. İtirazlar da hâkime yapılacak­tır.

Yeni tasarının en ziyade ilgi uyandıran kısmı seçim kurullarına ait hükümleri ihtiva eden kısmıdır. Tasanda bu husus­ta şöyle bir yenilik göze çarpmaktadır. Sandık başlarındaki, ilçelerdeki ve iller­deki seçim kurullarından ayrı olarak Ankara'da bir «Yüksek Seçim Kurulu» bulunacaktır. Bu kurulun vazifesi mem­leketteki bütün seçim çevrelerinin seçim işlerini idare, tanzim ve müşahade et­mek olacaktır. Yüksek Seçim Kurulu­nun başkanlığını Yargıtay İkinci Baş­kanları arasından kur'a ile seçilecek bir zat yapacaktır. Üyelikler de keza kur'a il segilecek Yargıtaydan ve Danıştay'dan üçer kişiye verilecektir. Kuralar, Yargı­tay ve Danıştay Genel kurulları önünde yapılacaktır.

İl ve ilçelerdeki seçim kurullarının baş­kanlarını da Yüksek Seçim Kurulu seçe­cektir. İl ve ilçelerdeki seçim kurulları­nın başkanlığına hâkimlerin getirilmesi düşünülmektedir.

îl, ilce ve sandık seçim kurullarında parti temsilcilerinden gayri üç de taraf­sız üye bulunacaktır. Sandık seçim ku­rulu başkanlarını, her il merkezinde teş­kil edilecek ve ağır ceza mahkemesi başkanının başkanlığı altında bir asliye

ceza ve bir asliye hukuk yargıcından müteşekkil bir heyet seçecektir.

Yeni tasarıda oy pusulaları oy verme usulü ve oyların sayılması hakkında da hiç kimsede şüphe bırakılmıyacak ka­dar açık ve katî tedbirler Vardır. Şim­diki kanunda olduğu gibi yeni kanun ta­sarısında da oylar aleni olarak sayılacak ve sayma ameliyesi aralıksız devam ede­cektir.

Seçimin neticesi her sandık başında ku­rul başkanı tarafından derhal hazır bu­lunanlara ilân edilecektir. Sandıktan çı­kan oy pusulaları, bütün tutanaklar Bü­yük Millet Meclisince kabul olununcaya kadar mahallindeki adalet daireleri ev­rak mahzeninde ayrılacak mahsus bir yerde muhafaza olunacaktır. Bunlar an­cak Yüksek Seçim Kuruluna veya Bü­yük Millet Meclisine verilecektir.

Seçim tutanaklarının tasdiki hakkı Bü­yük Millet Meclisine ait bulunacaktır. Seçime ait bütün şikâyetler hakmda ke­sin karan Büyük Millet Meclisi vere­cektir.

Tasarıda seçim işlerini sekteye uğratan­lara, vatandaşların oylarını serbestçe kullanmalarına engel olanlara ve türlü şekillerde seçim işlerindeki vazifelerini kötüye kullananlara ağır cezalar tertip edilmiştir.

Yukarda ana hatlarını kaydettiğimiz se-Çim kanunu tasarısını tetkik eylemek üzere teşkil edilecek olan ilim heyeti ta­rafından incelenecek ve heyet tasan üze­rinde gerekli gördüğü ilâve ve değişik­likleri bir raporla Başbakanlığa bildir­dikten sonra, tasarı son şeklini almak üzere Bakanlar Kuruluna arzedüecektir. Bakanlar Kurulu, teknik ve ilim heyet­lerinin mütalâalarını ve memleket ihti-yaçlariyle Büyük Millet Meclisinin tema­yüllerini de gözönünde tutarak kanun tasarısına nihai şeklini verecektir. Tasa­rı bütün bu ameliyeleri mütaakıp Kasım toplantısında Büyük Millet Meclisine arz edilecektir. Büyük Millet Meclisi komis­yonları ve Umumi Heyet tabiatiyîe bu mühim tasarıyı inceden inceye tetkik ve münakaşa eyliyerek memleket için en iyi kanunu ortaya koyacaktır.


, Niğde Milletvekili Vehbi Sandal, Çorum Milletvekili Hasene İlgaz, Maraş Bağımsız Milletvekili Emin Soysal, bu tasarıyı Meclise verdiklerinden dolayı hükümete teşekkür etmişler, ve bütün eksikliklerine rağmen millete hayırlı olması dileğinde bulunmuşlardır.

İstanbul Milletvekili Salamon Adato (D. P.) tasarıdaki yaş haddinin fazla ol­duğunu ileri sürmüş, 60 yaş yerine 50 yaşın kabul edilmesini istemiş, teklifi kabul edilmediği takdirde, tasarının aleyhinde olscağını bildirmiştir.

Bundan sonra başkanlığa verilmiş olan yeterlik önergesi kabul edilerek mad­delere geçilmiştir.

Müzakereler neticesinde tasarının 1, 2, 3, 4 üncü maddeleri kabul edilmiştir. 5 inci maddenin müzakeresi esnasında bir açıklama yapan, Çalışma Bakanı Reşad Şemseddin Sirer, bu tasarının her bakımdan mükemmel olduğu iddi­asında bulunmadığını söylemiş, ancak bu şekliyle dahi işçilere az çok bir re­fah sağlayacağını ümit ettiğini belirtmiştir. Yaş haddine temas eden Bakan, işçilerin filvaki tasarıdaki maddeye göre 60 yaşından itibaren tekaüdiye ala­caklarını fakat hakikatte çalışamıyacakları tebeyyün ettiği takdirde 50 ya­şından itibaren tekaütlüğe hak kazanacaklarını söylemiştir.

Reşad Şemseddin Sirer bundan sonra bu tasarının hem işçiyi hem de işvereni refaha kavuşturacağını ifade etmiş, zira işçinin huzur içinde çalışmasiyle, is­tihsalin artacağını bunun da işverenin menfaatinin çoğaltılacağını sözlerine ilâ­ve eylemiştir.

Meclis yarın saat 10 da toplanacaktır.

B. M. Meclisinin 3/6/1949 toplantısı:

Ankara : 3. (a. a.) —

Büyük Millet Meclisi üçüncü oturumunu bugün saaat 17.25 te Feridun Fikri Düşünsel'in başkanlığında yapmıştır.

Oturum açıldığı zaman bir evvelki oturumda ikinci müzakeresine başlanmış olaan İşletme ve Gezginci İşler Kanun tasarısının ikinci görüşülmesine de­vam edilmiş ve tasarının ikinci müzakeresi tamamlanarak tasarı pya iştirak eden 255 milletvekilinden254 ünün oyu ile kabul edilmiştir.

Müteakiben ikinci oturumda bakanın talebiyle öncelikle görüşülmesi kabul edilmiş olan Devlet Örnek ve Üretim çiftlikleri kanunu tasarısının görüşül­mesine başlanmıştır.

Bu münasebetle ilk sözü C. H. P. Denizli Milletvekili Cemil Çalgüner alarak
memleketin tarımsal kalkınmasında mühim bir ihtiyaca cevap verecek olan
böyle bir tasarıyı Meclise getirmesinden dolayı hükümete teşekkürle söze baş­
lamış ve tasarının kendinden beklenen vazifeyi tara manasiyle başarabilmesi
için kurulması derpiş edilen müessesenin katma bütçesiyle idare edilmesine
taraftar olduğu mütalâasında bulunmuştur. İşte bu sıralarda, 1947 yılı Haziranının beşinde, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakam General Marshall, Harward Üniversitesinde bir nutuk söy­ledi. Tarihte ebedi yer tutacak olan bu meşhur nutukla, Amerika, harap ve muhtaç Avrupaya, yardım, tesanüt ve işbirliği elini uzatıyordu.

Sulh ve sükûn özleyen, Avrupa kalkınmasının ancak bu işbirliği ile sağlana­cağını kavrayan hür milletler bu daveti sevinçle karşıladılar. Bunun neticesi olarak, ayni ahlâk ve siyaset ideallerine bağlı milletler arasında, bildiğiniz gi­bi, Avrupa Ekonomik İşbirliği Teşklâtı kuruldu.

Avrupayı, dört yıl sonra, dış yardımlara muhtaç bırakmayacak tedbirlerle teşkilâtlandırmaya gayret eden bu kurul, hummalı bir faaliyetle çalışmak­tadır.

İnsanlık tarihinde bir dönüm noktası sayılmağa değer bu hâdise, Avrupa'nın kalkınması ve dünya sulhu bakımından büyük ümitler vermekte, hayli yol almış bulunmaktadır.

Dünyada sulhun ve refahın ayrılmaz bir bütün olduğuna inanmış ve dış po­litikasını daima bu esaslara dayamış bulunan milletimiz, ekonomik işbirliği

faaliyetlerine azimle, gayretle katılmış bulunuyor.

Avrupa Ekonomik işbirliği, müsbet ve ümitli neticeler elde etmiş bir halde ikinci tatbik yılma girerken, bunun kurucusu büyük devlet adamı, büyük asker ve bilhassa büyün insan Marshall'a ve onun telkin ve tekliflerini ve bun­ların istilzam ettiği çok ağır fedakârlıkları açık yürekle kabul eden Amerikan Milletine Türk Milletinin takdir ve teşekkürlerini arzetmeyi vazife ve zevk bilirim.»

iktisadi işbirliği İdaresi Heyeti Başkanı Russel Dorr'un mesajı:

Büyük bir asker ve büyük bir devlet adamının verdiği kısa nutkun ufak bir kısmı, az zamanda ehemmiyet ve tarihi bir mahiyet kazanmıştır. İki sene ön­ce bugün, o zamanki Amerikan Dışişleri Bakanı ve harp esnasında Ameri­kan orduları Başkomutanı olan George C. Marshall, sükûnet içinde söylenen, büyük iddiaları olmayan bir kaç kelime ile gelecekteki bir çok nesillerin ha­yatları üzerinde tesiri olabilecek beyannemesini ilân. etmiştir. Harp içinde ol­duğu gibi sulhte de beşeriyet dâvaları ile alâkadar olan General Marshall bu sözleri ile devletlerarası işbirliği vasıtasiyle iktisadi emniyet ve sağlamlığı el­de etmek üzere serbest demokrat insanların gayelerini birleştirmesi hususun­da İsrar ettiği zaman medeniyetimizin beklediği ümitleri tekrarlamıştı.

Dışişleri Bakanı Marshall'in tekliflerine büyük bir alâka ile cevap veren, ve aralarında Türkiye'nin de bulunduğu onaltı hür memleket cihanda sulh ve refatiın temini için beraberce çalışmaya hazır olduklarını dostları Amerika Birleşik Devletlerine bildirdiler. İşte bu Amerikan devlet adamının mütevazi beyanatı ve bu devletlerin işbirliğine karşı gösterdikleri alâkadan Marshall plânı oldu.

5 Haziran 1947, tarihte bir dönüm noktasına işaret eder ve bu tarihin yıldönü­mü medeni devletler için bir bayram günü telâkki edilebilir, çünkü Marshall Plânı yirminci asır insanına, beşeriyetin refahı uğrunda imkân ve dehasını kullanması için nihayet bir zemin temin eden sulh ve iyi niyetin ifadesidir.

Inkilâplar yaratan büyük işde Türkiye faal ve menfaattar bir ortaktır. Tür­kiye bu devletlerarası işbirliğinden çok şeyler kazanabilir ve bu işbirliğine büyük yardımlarda bulunabilir.

Marshall Plânının gayeleri ancak yüksek bir ruh, dost bir tavır, ve dikkatli bir plânlama çalışması ile elde edilebilir. Türkiye'deki iktisadi işbirliği he­yeti azaları bu vasıfların Türk halkında bulunduğundan emindir, ve fayda­lı yardımlarla desteklenen Türk istidat ve çalışmaalraı çok daha iyi hayat şartları temin hususunda büyük unsuru teşkil edecektir. Türkiye kollektîf bir. zulüm ve istipdadı durdurmağa ve medeniyetimizin muhafazaa ve tekâ­mülüne yardım için birlik olarak bir gayret sarfetmeğe hazırlanmış olan di­ğer barışsever memleketlere Marshall Plânı vasıtasiyle bağlanmış bulunu­yor.

B. M. Meclisinin 6/6/1949 toplantısı:

Ankara: 6. (a- a.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 10 da Başkan Vekili Sinop Milletvekili Cevdet Kerim İncedayı'nın başkanlığında toplanmıştır.

Afyon Milletvekili Kemal Ozcoban'ın cumhuriyetin ilânından bugüne ka­dar Cumhurbaşkanlarına dış memleketlerden özel veya resmî mahiyette, he­diyeler gelip gelmediğine dair Başbakanlıktan sözlü sorusuna, Devlet Baka­nı Başbakan Yardımcısı Nihat Erim cevap vererek demiştir ki:

Muhterem arkadaşlar,

Bugünkü gündemde Afyon Milletvekili Kemal Ozçoban'm, Cumhurbaşkan­larına yabancı memleketlerden gelen hediyeler hakkında bir sorusu vardır.

Şu anda, Kemal Ozçoban burada bulunmadığı için soru tehir edilecektir. Halbuki Hükümet, Büyük Meclisi ve vatandaşları vakit geçirmeden aydın­latmak istiyor.

içtüzüğün, lüzum gördüğü zaman, Büyük Meclise maruzatta bulunmak üze­re Hükümete verdiği imkândan faydalanarak bu konuda konuşmak istiyo­rum. (Soldan bravo sesleri)

Hakkı Gedik (Eskişehir) — Reis bey usul hakkında söyliyeceğim. Önerge sahibi burada yoktur.

Başkan — Arkadaşlar, tüzük hükmüne göre soru, Kamutayda soru sahibi ile soruya cevap verecek olan hükümet adamının hazır bulunmasile görüşü­lür ve görüşme böyle yapılır.

Soru sahibi burada yoktur. Fakat arkadaşımız, soruya cevap verebilmek bu hükme tâbi bulunmasına rağmen kendileri hükümet adına efkârı umumiyeyi

ilgilendiren bir mesele olduğu için re'sen beyanat yapmak istiyor. Bunu tas­vibinize arzediyorum: (eller kalkar) kabul edilmiştir.

Gündemin başına alarak kendilerine söz veriyorum.

Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Nihat Erim (Kocaeli) — Muhterem ar­kadaşlar, Demokrat Partinin Afyon Milletvekili bay Kemal Özçoban'ın soru­su üç noktada toplanmış bulunmaktadır.

Bu üç nokta hakkında ayrı, ayrı hükümetin görüşünü arzedeceğim.

— CumhuriyetinilânmdanberiCumhurbaşkanlarınadışmemleketlerden.
hediyeler verilimştir. Bunların resmî ve hususi mahiyette olmak üzere iki
katagoriye ayrıldığına dair hükümette bir bilgi yoktur. Devlet reisleri arasın­
da hediyeler, hatıralar, alınıp verilmesi çok eski zamanlardanberi. devam ede-
gelen bir milletlerarası âdettir. Hediyeler ve hatıralar devlet reislerinin şahıs­
larına gönderildiği zaman, bunların ne yapılacağını tâyin etmek te onların bi­
leceği bir iştir.

— CumhuriyetinilânmdanberiCumhurbaşkünlarımıza verilen hediyele­
rin mahiyeti, nev'i miktarı ve kıymetlerini araştırmak için,-hükümet bir se­
bep görmemektedir.

— Sözü geçen hediyelerin(Cumhurbaşkanlığına)verildiğine dair hükü­
mette bilgi yoktur. Rahmetli, nur içinde yatan büyük Atatürk'e gelen hedi­
yeler imanla yüründüğü takdirde demokrasi dâvasının muvaffak olmaması için hiç bir sebep yoktur.

Bu aîkrşlan, bu tasviplari parti içinde, şefe körü körüne ve tam sadakatle in-kiyat zannedenler büyük bir hataya düşerler. Çünkü aynı kongre iki gün evvel, çalışmaları kolaylaştırmak için gündemde bir değişiklik yapılması hak­kında bizıaat Celâl Bsyar tarafından yapılan bir tefelifi de, reddetmiş bulun­maktadır. Demek kongre, iradesine, ka­rarlarına ve prensiplerine tam mâna-siyle bağlıdır. Bayar'ı dün ittifakla tas-nin -müşterek arzularının, müşterek ka­naatlerinin bizzat başkanın sözlerinde tam ve kati şeklini ve formülünü bul­masından doğmaktadır. Bayar, kong­renin ortaya koyduğu bütün meseleleri, ayrı ayrı eline almış ve hepsini demok­rasi prensiplerinin ışığında aydınlata­rak, en vukuflu bir tarzda teker teker şekillendirip,kıymetlendirerekyine

kongrenin önüne koymuştur. Hâdisele­ri kavrayıştaki üstadca . mehareti, ve onları yalnız demokrasi çerçevesi için­de görmek hususundaki salâbeti, bütün devlet adamlarına örnek teŞk'il etmesi­dir.

Bayar bu nutkiyle bir defa daha isbat etmiştir ki, ancak milletin sevgisine mazhar olan ve millet tarafından tu­tulan devlet adamları muvafak olurlar. Zorla, kuvvetle, tahakkümle sunî bir sevgi yaratmağa çalışanla:-, günün bi­rinde hüsrana uğramağa mahkûmdur­lar. Bayar o mesut adamlardandır, ki, mîlletin yaptığını miliete mal ederek, feragâtla ve fedakârlıkla çalışmasın: bilereîk, millî sevgiyi, bir mihrak gibi kendisinde toplamıştır. Çünkü o, millet iradesinin her şeyin üstünde olduğuna iman ederek işe başlamış, salısını bir tarafa bırakarak, daima, prensiplerin muzaffer olması için çalışmıştır.

Bu memlekette elbette kardeş ikanı dö-küimiyecektir;vatandaşlararas'nda

kardeşlik ve eşitlik temin etmek için kurulmuş bir partiden böyle ıbir şey, ummak, veyahut ona bu şekilde isnat­larda bulunmak -hataların, ve iftirala­rın en büyüğüdür.Bayar'm çok güzel belirttiği gibi, bu milletin vatanperver çocukları, birbirlerini sevmelidirler. Birbirlerine 'hürmet etmelidirler. De­mokrat Parti, karşısındaki partiye düş­man değildir. Onların da, aynı siyasi kanaatte olmadıkları için demokratlara karşı düşmanlık etmeğe hakları yok­tur. Eğer kendilerine muarız olduğu için, Demokrat Partiye düşmanlık edi­yorlarsa, .bu ımemleket için en büyük hıyanettir.

öyle ise, 'bu biyanet yoluna sapanlar, yaptıkları millî suçun farkına varmalı ve bir gün cezalarını göreceklerine inanmalıdırlar. ıBu nevi suçlulara (had­lerini bildirmek ve onları lâyık olduk­ları yere indirmek hi-ç bir zaman ihti­lâl ve isyan demek değildir. ;Bilâlkis *bu nevi hareketlere karşı göz yummak ve ses çıkarmamak, onun ağır mesuli­yetine İştirak -etmek demektir ki. ;bu kanun nazarında da, millet nazarında da, tarih nazarında da ayrı ve feci ibir suçtur.

Bayar. istikrar ve sükûnla prensipleri tahakkuk ettirmek dediği zaman hiç bir vakit «ne derseler ana şâkir, ne kılsalar ana şâd» olmayı altlından ge-çirmemiştir.

Eğer iktidar partisi de memlekette sü­kûn ve istikrarın muhafazasını istiyor­sa, Ibu ihususta Demokrat Partinin ça­lışmalarına aynı metodlarla iştirak et­meli, ve aynı şekilde bir çalışma tar­zını kendisi İçin esas tutmalıdır. Çünkü sükûn ve istikrar politikası asla zulme, tahakküme, düşmanlığa karşı tevek­külle İnkiyat demek değildir.

İktidar partisi, muhalefetin kendisine zaman unsurundan fedakârlık ederek hazırladığı ibu yeni imkânlardan fayda­lanmasını bilirse, vatanî vazifesini an­cak o '.zaman yapmış olur. Aksi tak­dirde kin ve ihtiras krizleri içinde, kıv­ranarak bütün tarih boyunca bir felâ­ket uçurumuna sürüklenmekten kendi­sini kurtaramaz.

Bizim anladığımıza göre sayın Bayar, işte dünkü nütkiyle, iktidar partisine bu nazik noktayı bir defa daha hatır­latmış, ve ona kendisini kurtarmak, ..ve vatanî vazifesinde şerefle çalışmak için çokgüzel birfırsat hazırlamıştır.

Temenni edelim ki mütenebbih. olsun­lar ve /bu memlekette demokrasi dâva­sının ergeç "behemehal muvaffak olaca­ğını artık İdrak etsinler!...

Demokrat Parti Başkanının temas et­tiği muhtelif memleket meselelerini, bil­hassa 12 Temmuz beyannamesinden doğan vaziyetleri, dış politika, iç poli­tika, din meselesi etrafındaki görüşle­rimizi sırası geldikçe bu sütunlarda izahaçalışacağız.

Netice...

Yazan:Nadir Nadi

24 Haziran 1949 tarihli «Cumhuri­yet» İstanbul'dan:

Genel idare Kurulu raporu üzerinde üç gündür devam eden müzakereler sonun­da Başkan Celâl Bayar'ın kurul adına yaptığı konuşma, her bakımdan bir sağ­duyu örneği sayılacak kadar doğru, inandırıcı, dört bası mamur bir eser oldu. Bayar kürsüden inerken yapılan büyük tezahürat, kongre üyelerinin, bu nutku ne derece yürekten benimsedikle­rini açıkça gösteriyordu. Aynı tasvib seslerinin, memleket ölçüsünde müs'bet akisler uyandıracağından şüphe etmi­yorum.

İkinci Büyük Kongre, :henüz sona er­miş olmamakla beraber, biz, şimdiye kadarki çalışmalara bakarak, hele Ba­yat'ın dünkü konuşmasından sonra De­mokrat Partinin hayatında yeni bir de­vir açıldığı soyliyeniliriz. Bu, yapıcı bir devir olmalıdır. Daha önceki devreye bir göz atarsak, Demokrat Partinin, üç yıldır kuruluş ve tutunuş sancıları için­de, iç ve dış engellere karş: çetin savaş­lar vermek zorunda kaldığını görürüz. ikinci Büyük Kongre de, zaten bu sa­vaşların neticesini (belli edecek bir im­tihan sayılıyordu. Çeşidli inanç ve mi­zaçların çarpışacağı kürsüde genel idare kurulu yıkıcı taarruzlara uğraya­bilir, sonunda vaziyeti kurtarsa bile partinin körpe bünyesinde tehlikeli ge­dikler açılabilirdi. Dışarıdaki çekemez­lerin «ikiye bölündü, üçe 'bölündü» diye yalnı? yüreklerinde gerçeklesen temen­nilerinerağmenbüyükkongre,imtihanı başarı ile geçirmiş, Demokrat Parti, 'memleket ölçüsündeki birlik ve bütünlüğünü sapasağlam muhafaza et­tiğini umumî efkâr önünde ispat et­miştir. Biraz önce «Genel İdare Kurulu, yıkıcı taarruzlara uğrayabilirdi1» dedik. Bu sözlere bakarak, okuyucularımızın, böy­le şeylerden çekindiğimiz manasım çı­karmamalarını rica ederiz. Kaide lıa-linde «bir ıpartiyi idare edenler yıkıcı taarruzlara uğrarsa, o parti zayıflar.» Gibi "bîr düşünceye kafamızda hiç (bir zaman yer vermeyiz. Hürriyet rejimle­rinde tenkidden veya fikri manada hü­cumdan müneBaeh ne bir ferd, ne de bir kurul tasavvur .edilemez. Sözleri­mizle de,'yazılarımızla 'da, kim olursa olsun, bizi idare edenler .hakkındaki fikrimizi her zaman açığa vurabiliriz. Onları değiştirmak, yerlerine daha liya­katlilerini 'getirmek de ana haklarımızın basında gelir. Demokrat Parti, zaten bu (hakları gerçekleştirmek için kurul­muştur.

Biz, sadece içinde yaşadığımız şartları hesaba katarak, bu kongrede genel ida­re Ikurulu raporunun yürekten tasvip edilmesini sevindiğimizi söylemek İsti­yoruz. Çünkü her vesile ile açığa vur­duğumuz gibi, dâva. rejimimizin varlığı davasıdır. Yanlış bir adım, hislerin se-beb olduğu ters bir hareket herşeyi 'ber-toad edebilir, bieim yeni baştan 31 Martlara , hattâ daha gerilere atabilir. Bu memlekette, bir kanun rejimini yı­kılmaz temeller üzerine oturtmak isti­yorsak, ilkönce kendimiz, karşı fikir­lere 'saygı duymak, onları benimseyen­lerle boğazlaşmamak lüzumuna inan-mahyız. Ne kadar büyük olsa da parti, millet değildir; sadece milletin içinde yapıcı ve yaratıcı bir vatandaşlar top­luluğudur. (Devrimiz, milletlerin bile, aralarında eşit (halklar temeline dayalı, demokratik müesseseler kurmasını za­ruri görüyor.Böyle birdünyp; günden

güne gerçekleşme yoluna giderken, aynı milletin, aynı toprağın çocukları, siyasi fikirlerinden ötürü kan dâvası güdier-cesine birbirlerine nasıl diş 'bileyebilir ?

Bu ağır fedakârlığın mükâfatı olarak; Demokrat Parti, .gerçek ibir hürriyet rejimini bu memlekete temelli ibir şe­kilde bir dana geri alınamazcasına yer­leşmiş görmeHt isterse, bu isteğinde ona îıak vermemek imkânsızdır. Kuruluş devri, bütün tenlik eleriyle beraber arka­da kalmış, parti kuvvetli ve şuurlu bir teşekkül olarak siyasi hayatımızda tu­tunmuştur. Şimdi yapıcı -devrin hedef­lerine doğru emniyetli adımlarla yürü­nebilir.

Bayar'ın nutku...

Yazan:YemSabah

25 Haziran 1949 tarihli «Yeni Sa­bah» İstanbul'dan:

Demokrat Parti Başkanı büyük kong­rede «ereyan eden uzun tartışma ve tenkidlere, toptan cevabını dün, etraf­lı ibir nutukla cevaplandırdı.

Bu nutukta göze çarpan ilk vasıf, Ba-yar'm, her şeyi açık söylemek istemesi ve gizli bir nofetanm kalmamasına iti­nagöstermesidir.

Faraza muvazaa isnadını tekrar ele al­mış ve bunun niçin vârid sayılamiyaca-ğma dair bir sürü delil ileri sürmüştür. .Maamafih tebarüz ettirdiği ve hikâye eylediği vakalarda, yeni denilecek hiç bir şey yoktur. !Bu sözlerin hemen 'hep­si defalarca gazete sütunlarına akset­miş ifadelerdir. Cumhurbaşkanının ma­iyetinde demokrat üyelerden bir zatın, Şank seyahatine çıkmış olmasını gayet tabiî ve makul bir gelişme olarak tesibit etmiştir. Filhakika Devlet Reisi ile mu­halefetin temastan çekinmesi ve ka­çınması, 'hiç bir veçhile makul sayıla­cak bir teklif değildir. İktidar ve mu­halefet, çeşitli vesilelerle, birbiriyle fi­kir teatisinde bulunmağamahkûmdur. Mecliste, koridorda, dışarda, karşılıklı konferanslarda, halk topluluklarında daima tartışma vaziyetinde olurlar.

Bayar'mibuŞark seyahatidolayisiyle Doğuvilâyetlerimiz hakkındayaptığı açıklamalar, iktidarın dikkatnazarını çekmelidir. Yurdun bu mukaddespar­çasınınçokİhmalgördüğünüveBatı kısımları ikadar da imar görmediği 'mu­halefetlideri tarafından,vuzuhla've şiddetle ortaya atılmıştır. Muharebeler, istilâlar,kurtulmalar,içkaynaşmalar bu sahada verimli çalışmalaraimkân vermiştir.Maamafih.bütün Km. izahlar çeyrek asır boyunca sürüp 'giden ihmal­leri' mazur gösteremez, (hele Demokrat Partinin, o havalide,çalışmağabaşla­maktan çekindiğive jandarmabaskı­sından korktuğuhakkındaki İma, ikti­dar sandalyesineyaslanmışolanlarda kâfi derecedeeza hissi uyandırmahdır. Memleketi gülistan haline getirdiklerini her gün, çeşitli bahanelerle ilân edenler, Celâl Bayar'm Şarkta çalışmağa başla­madançekindiğinedairolansözlerini derin,derindüşünmelidirler.İktidarda şimdiye kadar yapılan tarizlerin hemenen kuvvetlisi builhamdır denilebilir. Bayar, 2(1 Temmuz seçimleri ferdasında, Ankara'da,nasılbirihtilâl havasıes­tiğini kulaklar iyi e bizzatİşittiği: sözle­re dayanarak açıklamıştır. Ha'lk «Bize baldırıçıplakdiyenlerinevlerim basa­lım» diyecek kadar sert bir hava yaşı­yordu. O şartlar altında,demokratlar Meclistençekilmekararıverselerdi yurdda için için kanayan ve kaynayan bir yara hasıl olabilirdi.Demokratlar buna meydan vermemek için elden .ge­leni yapmışlar ve Mecliste,açık hava­da,mücadeleyiterciheylemişlerdir amma buna rağmen çoğunluk Hürriyet M is Akındakiumdelerintahakkukunu k?buletmemiştir.Ekseriyetin, bu ina­dınınsebebin: iBayar Demokrat Parti­dekiihtilâf venifaka hamletmektedir. Altmış demokrat,eğer sarsılmasalardı, Halik Partisi memlekette temel hakları vermek 'zorundakalacakmış!

3u izah tarzının balki politika bakı­mından cazip ve teşvik edici bir değeri vardır amma fiiliyatta, sekiz on millet­vekilinin, demokratlardan ayrılma sının çoğunluğumilletehaklarını vermekten


alıkoyduğuna inanmak zordur. Muhale­fetin on kişi fazla olması hattâ bu mik­tarın yüz elli biri bile bulması, ek­seriyeti inadından vazgeçirmeğe yet mez. Meğer ki Halk Partisinde şu zih­niyet hasıl olsun ki millete söz, yazı, vicdan hürriyeti vermek ve seçim 'em­niyeti sağlamak bir parti işi değildir. Bu haklar, muhalefet tarafından iste­nildiği için değil Anayasamızla teyid vetesbitolunduğuiçinverilecektir.

Durum bugün de, dünün aynıdır. Yâni çoğunluk, şimdi adına Millî And 'denil­mek istenilen Hürriyet Misakım hiç bir kayda tâbi olmadan vermelidir ve bunu yaparken bir lütuf ve atıfet yapmı­yormuş gibi değil milletin hakkını ha­kikî sahibine İade ediyormuş .gibi yap­malıdır.

Memlekette ihtilâl veya şuriş havası yaratmak. Bayar'm çok: yerinde olarak tebarüz ettirdiği gibi, bizim asla ıkabul edemiyeceğimiz bir 'keyfiyettir. Çünkü Türkiye diğer memleketlerle, cağraifî vaziyeti dolayisiyle mukayese edilemez. Bask?, memleketler için zararlı olan hareketler bizde öldürücü ve mühliktir. Bu hakikâti ekseriyet partisinin her­kesten fazla anlaması ve kanuna ria-yetli olması lâzımdır.

Yasan: Nadir Nadi

26 Haziran 1949 tarihli «Cumhuri­yet» İstanbul'dan:

Muhalefeti dinliyoruz: Kanunsuzluktan şikâyetçidir. Bazı hallerde mevzuatı­mızın Anayasaya aykırı olduğunu, ba­zı, hallerde de Anayasa . hükümlerine uyulmadığım söyler. Bugünkü ihtiyaç­larımız karşısında Anayasamızın yeter­sizliğini 'öne sürdüğü de olur. Memle­ketimizde yarı kayfî bir İdare siste­minden derd yanan muhalefet, bütün enerjisiyle ;bu sisteme karşı cephe 'al­mış vaziyettedir. Yapıcı fikirlerden ya­na zayıf oluşunu da, bizde ötedenberi devam eden. hukukî istikrarsızlık reji­mine a id bir kusur olarak gösterir îktid?.ra 'kulak, veriyoruz.: 10 öa, aynı suçlan karşı tarafa yükliyerek lîanundan bahsediyor. İktidara göre muhale­fet, mevcud nizamı bozmak temayülle­rine kendini sık sık kaptırdığı içindir ki, yurdumuzda normal siyasi ha­yat ıbir türlü yerleşememektedir. Yapıcı parti mücadelelerinin temeli, kanunla­ra riayet etmekle kurulur. Su da, sa­bır, teenni, hoşgörürlük duygusu gibi meziyetlere bağlıdır. Bir parti, her ne pahasına olursa olsun, en kısa zamanda mutlaka iktidara geçmek amacını ülkü edinirse, yurdun istikrarı, tabiatıyla sarsılma tehlikeleriyle karşılaşır. îkti-dar, mesuliyeti! 'bir yerdir. Orayı elle­rinde tutanlar, ortaya çıkan 'her muha­lefete: «Buyurun, memleketi size tes­lim ediyoruz» diyemezler. Derlerse va­zifelerini kötüye kullanmış, yurda iha­net etmiş sayılırlar. Muhalefet, kanun­suzluk yolunu bırakırsa, kanun yolunc. girmedikçe bu çekişmelerin sonu gel-miyecektir.

Tarafsızlara soruyoruz: Onlar da, yu-karıki iki zıd iddiadan kâh birini, kâh ötekini ele alıyorlar. İktidarın baskısı şiddetlendi mi muhalefet gibi, muhale­fetin coşkunluğu arttı mı iktidar gibi konuşuyorlar.

Dikkat edilecek olursa, 'bütün bu iddi­alar, 'hep bir kapıya çıkıyor. Uygun, aykırı, 'bağımsız her vatandaşın yürek­ten isteği, millî hayatımızda kanunun kesin hâkimiyetini görmektir: Kanun­lara riayet edilsin, herkese eşit mua­mele yapılsın, hiç bir vatandaş, kanunu çiğnemeyi aklından geçirmesin. Kanun şöyle olsun, kanun böyle olsun, kanun, kanun. Velhasıl bir kanun sevgisidir. yüreklerimizi yakıp gidiyor. Irk, din, mezhep ve parti farkı gözetmeksizin hepimiz aynı ülkü uğruna çırpmıyo­ruz.

insan, elinde olmıyarak Tevfik Fikret'in mısraını hatırlıyor:

«Kanun diye. kanun diye kanun tepe­lendi.Bundan 40 yıl önce de gönüllerimizi tutuşturan aynı ateşmiş. 1908 de par­layan, 'hürriyet güneşinin bize sunduğu ilk dâva, kanunsuzlukları ortadan kal­dırmak, yahud kanun saygısını yurdu­muzda gerçekleştirmek dâvası olmuş. O zaman daherkes kanundiye tepinariş, fakat şairin dediği gibi sonunda genekanun tepelenmiş.

Doğrusu, bu seferki çıkış da, bizi. aynı noktaya götürecekse, 40 yıl farkla elde edilecek neticeyi övünmeğe değer bul­mak biraz 'güçtür.

Kanun, demokrasinin gayesi :değll, an­cak vasıtasıdır. Hattâ, demokrasinin kendisi de nihayet bir vasıtadan iba­rettir. 'Hürriyet rejimi, belki filkrî ka­biliyetlerimizin gelişmesi bakımından., içinde raihatça yaşayalbilec eğimiz 'bir çerçeve sayılabilir. Buna, geniş çerçeve, yahud çerçevesiz çerçeve de diyebiliriz. (Sınırlı veya sınırsız her ne olursa ol­sun, -bu bir vasıtadır, gaye değildir. Gaye, cemiyetin maddî ve manevî yük­selişini temindir. Öyle olduğuna göre, biz her defasında, vasitayı gaye yerine koyarak, ona, ayrı ayrı hayallerimizde yaşattığımız şekli vermeğe çalışırken birbirimize girer ve hiç «bir netice elde edemeden yere düşersek, gayeye ne za­man ve nasıl yaklaşabiliriz?

Kanun diyoruz, fakat kanunu kendi­mize göre yontuyoruz. Nizam diyoruz, nizama kendi anladığımız manayı veri­yoruz. Ve 'hepsinden kötüsü, bu bitmez tükenmez mücadeleyi demokrasinin 'kendisi sanıyoruz.

Şüphesiz demokrasi, bir mücadele re­jimidir. Yalnız unutmıyalım ki, bu mü­cadele, belli bir kanun ve nizam siste­mi içinde: kanunlardan da, nizamlar­dan da çok daha çetin yaratıcı fikirler uğruna yapılır. 40 yıl ara ile biz, hâlâ başladığımız yerde ayak mı sayacağız?

Kongrenin son günîerL.

Yasan:YeniSabah

26 Haziran 1949 tarihli «Yeni Sa­bah» istanbul'dan:

Demokrat kongre, son günlerini yaşı­yor. Bir haftalık çalışma ve uğraşma­lar ve Calâl Bayar'm, mufassal deme­ci, durumda oldukça bir aydınlık yarat­mıştır. Demokrat Partiden ihraç edil­miş olanların mukadderatı, şimdi kesin olarak taayyün etmiştir. Bir, iki ufak istisna ile kongreçıkarılmalarıtasvip etmiştir. 'Kongre, her türlü karar ve harekette serbesttir. Amma akla öyle geliyor ki 'Büyük Kurultay, meseleyi hususî bir komisyona havale ederek orada inceletse ve bu komisyonun ra­poru üzerine nihaî kararını verseydi adalet duygularına daha uygun hareket eylemiş ve urtda ıgiizel bir gelenek ya­ratmış olurdu. iBin beş yüz küsur kişi­lik bir heyetin ancak hissî düşüncelere sahip olacağını ve heyacanlara kapı­larak el kaldıracağını kabul etmek lâ­zımdır. iMaamafi'h bu müzmin mesele tou defa, köTkünden çıkarılıp atılmıştır. Parti eğer 'bu ameliyeden kuvvetlen­miş çıkarsa bu hal, 'bu siyasi teşkil lehine kaydolunur. Belki gelecek dâdi-seler bizi bu hususta aydınlatır. Merk&z İdare Kurulu seçimi yapılmış ve eski üyelerin çoğunluğu mevkilerini .muha­faza etmişlerdir. Celâl :Bayar Umumî Başkanlık mevkiinde ipka olunmuştur. Bu partinin kurulmasında, ilk dört mü­teşebbis ve taJkrir sahibinin, toüyük rol ve hisseleri olduğunu inkâr etmemeli­dir.- Maamafih politika hayatında, eski­den yapılmış hizmetlere dayanarak, âti­yi perçinlemek ne kabildir ve ne de hattâ lâzımdır. Halk Partisinin en bü­yük gafleti, İstiklâl mücaheöesinde ka­zanılan zafer üzerine kurulmuş olması­na dayanarak geçmişi boî bol istismar etmesi ve yurdu çeyrek asır baskı al­tında tutarak her türlü haktan mah­rum etmesine karşılık hep, eski faali­yetini tekrarlamakla iktifa etmesidir. Hiçbir ibaşarı, hiç 'bir şahıs veya partiye 25 yıIWk bir 'kredi açtırmağa müsait de­ğildir. Demokrat Partinin ortaya atıl­masından .sonra Halkçılar da kendile­rine az çok, çeki düzen vermek ihtiya­cın1, duydular smroa çeyrek asır hâkim, âmir konuşmaya alışmış olduklarından seslerini ve hareketlerini yeni icaplara uvdurmakta çok güçlük çekiyorlar. Da­ima muhalefeti, yemek sofrasında ra­hatça yerleşmiş olanları iz'aç eden.tu­feyliler telâkki edivorlar. Onlara ûüŞr m?n âleti denildi, komünisti ilkle itham olundu, bozguncu lâkabı verildi, ihtilâl metodları kullanıyor denildi. Bilhassa halkla faz!a temas etmeleri, Anadolu içlerinde toplantılar yapmaları hep kö­tütefsirlereyolaçtı.Hattâsongünlerde seçim emniyeti hakkında Bayar'm sözleri bile Ulus Gazetesince yine eski nakaratın tekrarlanmasına sebep oldu. Fakat Bayar, kongrede nutkunda, ka­nun yolundan katiyen ayrılmak düşün­cesini taşımadığını tekrarladı. Eski ku­rucuların başta Bayar'ın, yeni idarede alıikonulmalan, umumî memleket men­faati 'bakımından, yerin-de bir hareket sayılabilir. Çünkü önümüzde, heyecanh ve çeşitli ihtimallerle dolu bir seçim imtihanı vardır Tecrübeli elemanların, o nâızik zamanlarda, muhalefetin fiilen başında bulunması bir istikrar âmili sayılabilir.

Hürriyet Misakı maalesef henüz tahak­kuk ettirilememiştir. Bunun en büyük vebal ve kabahati tabiatiyle İktidara aittir amma muhalefet lideri de müs­takillerin kendilerinden ayrılması veya Millet Partisinin kurulması ile bu. mu-vaffakiyetsizliği örtemezler. Seçimler­den evvel Hürriyet 'Misakını ve seçim emniyetini sağlamak için yeni feir hız­la çalışmak lâzımdır. Umuyoruz ki kongre ayrılırken bu noktaları genel kurula sıkı sıkı tenbih ederek Anka­ra'ya veda eder.

Yalnız kanun yolu...

Yazan:Or. Yavuz Abadan

27 Haziran 1949 tarihli «Ulus» An­kara'dan:

Her memlekette iç emniyet ve huzur, dışa karşı bağımsızlığın da temel şartı halinde millet ve devlet varlığının ay­rılmaz unsurudur. Bu sebeple emniyetin, yani adalete uygunluğu halk çoğunlu­ğunun benimsemesiyle beliren cari ve müesses nizamın, onu ihlâl teşebbüsle­rine karşı korunması, hukukun en esas­lı gayesidir. Vatandaşların yaşayışında huzur ve- emniyeti, daha doğrusu içti­mai nizamın istikrarını -sağlıya mı yari bir hukuk devleti tasavvuru, aklî ve mantıfkî takından imkânsızdır.

Devlet halinde yaşamanın ilk Ibssit ka­ideleri olan bu gerçekleri, bu sütunlarda bir kere daha tekrarlamıya bizi sevke-densebepler,bütün vatandaşlarınma-

lûmudur. Kuru'.uşur.danberi modern bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriye­tinin, kalbi Ankara'da, en kuvvetli si­yasi muhalefet partisinin ikinci umu­mî kongresi toplanmıştır. Bu kongrede memleketin dört bucağını temsil iddi­asını güden delegelerden bir kısmı, ik­tidarı tenkid vesilesiyle ve çok defa ne söylediklerinin farkında olmıyarak is­yandan, ihtilâlden bahsetmişlerdir. Ço­ğunluk da !bu sözleri sabır, tevekkül hattâ teşvik ve takdir duygulariyle dinlemiştir.

Bütün bu taşkınlıklara saik olan ruh haletinin kaynağını, emniyet ve istikrar düşmanlığından aldığına şüphe yoktur. Her memlekette emniyet ve istikrarın sarsılmaz temeli, kanunlara ve onların çerçevelediği müesses nizama saygı duygusudur. .'Nihat Erim arkadaşımızın pek haklı ve isabetli olarak belirttiği gibi, demokrasinin de, hürriyetin de, insanca yaşamasının da. ülk şartı mü­esses kanun ve nizamlara riayettir.

Hal "böyle olunca 'bir memlekette siyasi hayatı da içine alan bütün içtimai fa­aliyetlerin, kanun çerçevesi içerisinde cereyan etmesi esastır. Kanuna uygun­luk gerek iktidar, gerek muhalefet için, meşruiyetin temel şartıdır. ;Siyas: partilerin iktidar için mücadelelerinde usul ve gaye bakımından daima sıkı sı­kıya bağlı kalmaları gereken yol ka­nun yoludur.

Kanun yolundan sapmaya teşebbüs eden parti veya şahıslar 'Varlıklarının hik­metini ve meşruiyet .sebebini kaybede­cekleri için, karşılarında nizam ve em­niyetin koruyucusu devlet otoritesini bulurlar. Devletin hukuku, kanunları ihlâl teşebbüsünde bulunacaklara karşı emniyet ve nizamı sağlayıp koruyacak teminatı ihtiva etmiyecek olursa, kendi varlığını, meşruiyetini ve kudretini in­kâr durumuna düşer, ihtilâl emniyet ve istikrarı ve onunla :birlikte mevcut içtimaî nizamı yıkmak hedefini güttüğü

için hukuka da aykırıdır. Komünizm ideolojisine bağlı ihtilâlci partilere, ka­nuni mevcudiyet imkânı tanınmaması bu yüzdendir.

Demokrat Parti kongresinde (bir dele­genintemasettiğiinsan haklarıbeyannamesinin on üçüncü maddesi, sağcı veya solcu totalit erliğin tesis ettiği ta­hakküm ve 'istibdat rejimlerine karşı, geniş halk kütlelerinin inkılâpçılık te­mayüllerini uyandırmak, canlı ve ateşli tutmak maksadını güden bir ülkü mad­desidir. Bu maddenin inkılâpçı, modern Türk demokrasisinde tatbik veya tah­rik unsuru olmasını düşünmek, doğru­dan doğruya milletimizin siyasi birlik ve olgunluğuna, karşı bağışlanmaz bir hakarettir. :

Bir memlekette Anayasanın ruh ve lâfziylo yürürlükte olup olmadığını, mevcut kanunların Anayasaya aykırı bulunup [bulunmadığım takdir ve tâyin yetkisi, hiçbir suretle tek tek fertlere veya partilere bırakılamaz. Böyle 'geniş ve Ölçüsüz bir takdir hakkının sorum­suz insan veya teşekküllere bırakıla-ması memlekette kanun yerine keyfîn hâkimiyetine müncef olur. B-u takdirde filân kanunun şu veya ibu maddesini Anayasaya aykırı görerek veyp. Anayasanın işine gelmiyen hü­kümlerin: beğenmiyerek nizam ve em­niyeti ihlâle kalkar. Bunun sonu ya kuvvetlinin kayf ve hükmünü yürütme­si, yahut da anarşidir.

Tahakküme olduğu kadar anarşiye de karsı koymanın tek emin çaresi, ilerek iktidar, gerek muhalefet için meşruiyet ve kanun yolundan ayrılmamaktadır. Millî mevcudiyetimizin temellerini sars­madan, memlekette hürriyet ve demok­rasinin sağlam bir şekilde yerleşmesini istiyorsak, bütün vatandaşların vicdan­larında kanunlara saygı duygusunu her zaman canlı ve taze tutmalıyız.

Hukuk kanunları, tıpkı ahlâk kanunla­rı gibi menşe ve gayeleri itibariyle da­ima mukaddes tutulmuştur. Kanunlara saygı duygusu, dünya kurulalıdaiiberi insanlık ve cemiyet hayatının öz ve cevheriyle ilgili kutsi bir gelenektir. Bu duygu zorla yar atıl amadığı gibi zorla yıkılamaz da. Böyle bir harekete cüret edenler, -hukuku gülünç ve tesirsiz ha­le sokma cinayetinin maddî ve manevî cezasiyle er geç karşılaşırlar. 'Baskıdan, istibdattan nefret eden iyi bir vatandaş

hürriyet ve şahsiyetinin meşru yoldan iktidara gelmek isteyen bir partide mu­vaffakiyetinin teminatını, ancaK kanun yolunda, huku'k ve kanunlara saygıda arayıp bulabilirler.

Demokrat hal...

Yazan: Cihad Bahar, tarihli«Tasvir»

28 Haziran İstanbul'dan:

Saym Demokrat delegeler!

Demokrat Partinin Büyük Kongresi ne­ticelenmiş, sizler de, bu kongreden al­dığınız ilhamlarla işinizin başına dön­müş olacaksınız. Bu .münasebetle, bu satırların muharriri de, sizlere; kongre­den edindiği intifalardan sonra, bir has­bıhal yapmak lüzum ve zaruretini duy­muştur.

Demokratların dâvası iktidara geçmek dâvası değildir, ondan çok daha üstün ve büyük olan memleketi demokratlaş-tırma, ve >bu yurdda hürriyet ve kanun nizamını tesis davasıdır. Demokrat Par­ti iktidara ,bu dâvayı tahakkuk ettir­mek: için gsçecektir, ve tmgün siz, biz, hepimiz, iktidara onun gelmesi için ça­lışıyorsak, bunun ilk ve belli sebebi, insan hak ve hürriyetlerini bu yurdda da tesis azim ve iymanımızdır.

Halk Partisi bu vazifeyi şu veya bu sebepten doiayı yapmak istemediği için­dir ki, biz bu mukaddes gayeye -ulaş­mak, ve Türk milletine medeniyet yo­lunda engin bîr istikbal açabilmek için, muhalefetin iktidara gelmesini istiyor ve bekliyoruz. Memlekette ekseriyeti temsil etmekte olmamıza rağmen, hürriyet partisini iktidara getirmek yine kolay olmıya-caktır. 21 Temmuz seçimlerinde ağzı­mız yandıktan sonra, reylerde dürüst hareket edileceği (hakkında Devlet Re­isine ve zamanın Başbakanına atfen bin'oir t?ne teminat verildiği halde, is­tanbul ara seçimlerine yüzde 65 nispe­tinde bir iştirak olduğunu, vicdan sı­zısıduymaktanifadeedenlerin,yarınki seçimlerde ne gibi sürprizler hazirlı-yaeaklarmı hesaba katmak ihiç şüphe yok ki basiret icabıdır. Yeni seçimlerde karşı partinin üst kademeleri, dürüst ve namuslu bir intihabı arzu edebilirler, bu da mümkündür, fakat, alt kademe­lerin bu arzu ve tavsiyeye kıymet ve­rip ver miy e çekleri şüphelidir.

Geçen seçimlerde suç işledikleri halde, mahkemenin karşısına çıkmamış, ve iktidarın değişmesinden korkan idare adamları hâlâ iş ibaşmdadır. Ara «se­çimlerde, istanbul nispetini yülksekgös-termek gafletini irtikâp eden zevat arasında bugün vekâlet payesine eriş­miş olanlar vardır. Seçim günü eski mevkilerini, her ne pahasına olursa ol­sun kaybetmek istemiyen karşı tarafın milletvekilleri, halktan alarnıyacakları vekâleti, idare adamlarının elinden al­mak için büyük cehit ve gayret sarf edeceklerdir. Parti müfettişleri arasın­da, 'Süreyya Özgeevren gibi, geçen fa­ciaları, kolaylıkla hazmedebilmiş ve o kötü hareketlerin, avukatlığını yapa­bilmiş insanlar mevcuttur. Bütün bunun dışında da, Halk Partisinin iktidarda kalmasivle kendi maişet ve istikballe­rinimünasebet!! görenler vardır. Bütün bunlardan sonra, Ceza Kanunu­nun bssı maddeleri, suiistimale çok mü­saittir, her ne kadar Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununun 18 inci .maddesi kalkmışsa da onun yerine 159 uncu madd-! ile son- Ceza Kanunu tadilâtı pekâlâ yer almış 'bulunmaktadır. Dev­let Reisi, hâ!â Halk Partisinin reisidir. Geçen seçimlerin kahramanı Hilmi Uran, Halk Partisinin Başkam Vekilidir.

Bütün bu aleyhteki, unsurların, karşısın­da, sizin lehinize kaydolunacak tek un­sur, tecrübe sahibi olmuş olmanız, ve vatandaşların ruhunda, rey sandığının mukf ddes bir sey olduğu hakkında uya­nan şuurdur. Siz, mücadeleye bu şuur ve tecrübe ile tılacaksmız... Onlara kemali sükûnetle izah edeceksiniz fei, iktidara oturmak gaye değildir, gaye vatan top­rakları üzerinde itimat ve huzurun te­essüs edebilmesidir, fon itimat ve huzur, muvafakatte veya muhalefette, her vatandaş için lâzımdır, ve vatandaşlara fikri ve ruhu İle irtibatı kalmamış olan

bir iktidarın gölgesinde yaşamaktansa, muhalefette kalmak elbet çok daha şe­refli ve memleiket için faydalıdır.

-Bîr gram tatlı yiyebilmek için bir kilo keçiboynuzu kemirmek kabilinden, ni­haî zaferi temin edebilmek İçin, siz de, büyük gayretler sarfetmeğe mecbursu­nuz, tecrübe 've şuurunuza rağmen, hak-kmızm size kolaylıkla teslim edilmiye-ceğinden emin olarak, hareket etmek mecburiyetindesiniz. 'Bu itibarla, yiiz istihsal edebilmek için îkiyüz elde et­mek mecburiyetindesiniz.. Yani, Mecli­se 250 mebus sokabilmek için, hiç ol­mazsa, dört yüz mebusluk bir ekseriyet temin etmenin şart olduğunu unutmı-yacpksmız.

Şraidi memleketlerinize avdet etmiş bu-'unuyorsunuz... Kongrenizde yeni ilham ve enerji ile döndünüz... Memleket, hür­riyet ve demokrasinin iştiyakı İle yan­maktadır Bizi o hedefe götürecek yollar üzerinde tökezlememek borcumuzdur.

Bugünkü siyasî havayı ağırlaş­tıranlar...

Yasan: Mümtaz Faik, Fenik

28 Haziran1949tarihli«Zafer» Ankarardan:

Geçen gün bu sütunlarda yapmış olduğu­muz bir tahmin, nihayet kısa bir za­man içinde tahakkuk etti; ve iktidar mahfilleri, Demokrat Partiye atfettik­leri" «isyan, ihtilâl» hareketlerinden son­ra, şimdi de «'millet husumeti» ifadesi üzerinde beklenen spekülasyonu yap­mağa başladılar. Esasen daha kongre bitmeden ve gelecek seçimler hakkında hiç bir karar alınmadan, Başbakan Yardımcısı Nihat. Erim tarafından ve­rilen beyanat, Ulus Gazetesinin müte­madiyen «isyan ve ihtilâl? kelimeleri üzerinde oynıyarak yaptığı sistemli neş­riyat, iktadir partisinin demokratlara karşı yeni bir harekete hazırlandığını gösteriyordu. Nihayet vaziyet dün Nec­in? ddir. Sadak'm gazetesi olan Ak-şam'da çıkan <bir hsberle ı«tîak verdi. Karilerimiz, Akşam'da çıkan bu haberi diğer sütunlarımızda bulacaklar ve büyük bir hayretle okuyacaklardır. A'k-şair.'m neşriyatına göre «Hükümet, bu millî husumet adının önceden uzun uzadıya hazırlanmış ve Celâl Bayar'm nutkiyle tahrik edilmiş bir tertip oldu­ğukanaatindedir.»

Bir defa böyle bir isnat vâki olduktan sonra, artık bunun neticesi malûmdur: Demokratlara halk mahkemelerinde ca­ri olan usuMereibrşvurmak gibi kusurlar atfederek onları komünistlerle, Anna Pauker'lerle, Dimitrov'larla, Tito'larla kıyaslamak... Halk mahkemeleri gibî vehimlere kapılmak.. Ve sonra bu gibî hp.berle. ortalıkta yeni bir tethiş ve sindirme havası yaratmak, işten bile değildir.

AkşsnVm ilk defa bu haberi neşretmek­le -bütün Halik. Partili gazetelere geniş bir neşriyat kampanyasına başlamaları için bir işaret fişeği attığı artık gün gibi aşikârdır: Çünkü seçimlere bir yıl kalmıştır; 'vaziyet naziktir. Demokrat Parti gün geçtikçe halk arasında büyük sah?, kazanmakta, ve sade kayıtlar mil­yonları aşmaktadır.

Fakat hakikatte ortalıkta incir çekir­değini dolduran en ufak bir hâdise bile yo&tur. Herkes iyi biliyor ki. demokrat­ların bütün gayretleri, memlekette ka­nunu hâkim kılmak, Anayasanın doku­nulmazlığın', temin etmek, iç istikrar ve sükûnun artık kimse tarafından bo­zulamaz bir ha'l'de yerleşmesini sağla­mağa matuftur. Bütün bu heyacanm, bu hummalı didinmenin, çalışmanın tek muhassalasi, vatandaş îıak ve hürri­yetlerini koruyan kanunlar dairesinde umumî bir nizama kavuşmaktan başka bir şey değildir.

Yine herkes gayet iyi biliyor ki, bir yaranın mütemadiyen işletilmesiyle has­ta iyi olmaz; bu hususta ciddi tedbirler alıp, yarayı temizlemek ve bir an ev­vel hastayı şifaya kavuşturmak gerek­ti-. Acı ile söyliyelim ki, iktidar partisi, bu hususta henüz müspet bir teşebbüse geçmiş değildir. O, mütemadiyen şu ve­ya bu şekilde yarayı işletmekte ve has­tayı bir türlü ayağa kalkacak hale getirememektedir.

Kanunlar her şeyin üstündedir. Fakat iktidar par­tisinin kanunun himayesine sığınarak, kendi lehinde olan kanunsuzluklara ses çıkarmaması ve muhaliflerin lehinde olan kanunî istekleri kanunsuz telâkki etmesi hiç biryerde görülmemiştir.

Eğer 21 Temmuz seçimlerinde o eksik, sakat olan kanun (bile tam tatbik edil­miş olsa idi, vaziyet bugün böylemi olurdu?..

İktidarın vazifesi esasen kanunların hü­kümlerini yerine getirmektir. Her hangi bir vaziyet karşısında «kanunu tatbik edeceğiz» demek sadece kanunun istendiği zaman tatbik edildiğini itiraf etmekten toaşka bir şey olamaz!

Evet, demokratlar da, kanunların siya-nen'tam yerine getirilmesinden _ başka bir Şey İstemiyorlar. Onların 'bu husus­taki -gayretlerine ve çalışmalarına, Ak-şam'daki ifadede olduğu gibi, «tethiş ve terör» ismini takmak, bu kelimeler­den faydalanılarak, bir tethiş ve terör havası yaratmak, yine kanunları ve Anayasayı iktidar lehinde ihmal etmek demektir.

Büyük Kongreyi yakından takibedenler gayet iyi bilirler ki, Celâl Bayar, Ge­nel İdare Kurulu raporu üzerine söyle­diği bir nutukla, kongrede hatiplerin vücude getirdikleri heyacanlı havayı da­ğıtmış, ve partinin müstakbel siyasî çalışmalarında basiret ve itidalin en belli başlı bir unsur olmasını müdafaa etmiştir. Bayar. hattâ bir partinin ha­yatında üç beş senenin ehemmiyeti ol­madığını bildirmiş ve Türk milletinin, seçim zamanı kanunları hakim kılmak için bir mucize yaratacağını söyliyerek, ihtilâl ve isyan iddialarını şiddetle red­detmiştir.

Bu kadar basiretle ve bu kadar vatan­severlikle konuşan bir parti başkanı için şimdi kalkıp, «Celâl Bayar vatan­daşları isyanateşvikediyor»demek,

sadece memlekette yeni bir baskı ve tethiş havası yaratarak herkesi sindir­meğe çalışmaktan başka bir mânaya gelemez.

Kanunlara ve nizamlara karşı gelenle­rin «millî husumete» maruz kalacakla­rına gelince, -bu mevzuda bizzatCelâl Bayar başta olmak üz-ere, 'Refik Kor-altan 'm ve Genel İdare Kurulu âzala­rının kongreye hâkim olan heyecanı nasıl yatıştırmağa çalıştıklarını herkes yakinen bilir. Hattâ «husumet» keli­mesinin yanlış tefsirlere tabi tutula­cağı gö'z Önüne alınarak bunun «infal» kelimesiyle değiştirilmesi için ne kadar çalışıldığı da cümlece malûmdur.

O halde buna Celâl Bayar'ın bir tertibi demek, Demokrat Partiye karşı hazır­lanmış bir tertipten başka bir şey ol-mas?, gerektir.

İktidar hakikaten kanun yollarında yü­rümek istiyorsa, büyük kongrede -alman bu kararla, demokratların kanunları tatbik hususunda kendisine büyük Öl­çüde 3'ardım sağladığına inanmalıdır. Çünkü millî iradeyi hiçe sayanların, va­tandaş haklarını ve hürriyetlerini çiğ-niyenlerin, kanunları her parti hakkın­da eşit -olarak tatbik etmiyenlerin dün­yanın her tarafında da millî husumete .maruz bulunduğunu iktidar da. muhale­fet 'kadar iyi bilir. Kongre, iktidara doğ­ru yolu göstermek ve onu ikaz etmekle sadece vatanî vazifesini yapmış, ve onun işlerini kolaylaştırmıştır.

Ama, behemehal, millî hakların ve ka­nunların tatbikini isteyen bir muhale­fet .partisinin memlekette gittikçe kuv­vetlenen vaziyeti karşısında foir endişe duyuluyor ve ne olursa olsun bir tedbir alınmak isteniyorsa, ona diyecek sözü­müz yoktur. İşte o zaman, iktidar, de­mokrasi sistemine karşı yeni bir ceuhe ile ortaya çıkacak, ve Akşam'dski ha­ber doğru ise, Meclisten yeni yetkiler placak rve bugün acılan geniş ufuklar büsbütün, kararacaktır.

Bu tedbirler ne olabilir? Onu biz bile­meyiz. Fakat Akşam'daki haberin al­tında İstiklâl Mahkemelerine kadar gi­den -ağır bir havayı sezmemek kabil değildir.

Temenni edelim ki, iktidar partisinde hâkim olan müfrit cereyan ekalliyette kalsın ve Cenabı Hak memleketi yeni bir kâbusa sürüklenmekten korusun!.. Yoksa bu kafa devam ederse, vaziyet hakikaten feci olur.

Kraliçe Marie 4e Medecis devrinden bu ana kadar 300 seneden fazla bir zamandır Fransız si­yasi hayatına sahne teşkil etmiş olan Lîiksemburg Sarayının tarihçesini yap­mış ve sayın, misafirlerine sarayı, ez-cümle büyük konferans salonunu, top­lantı salonunu, 450 bin olldlik kütüpha-ntyi gezdirmiştir.

en sene Fransız Parlâmento Heye­tinin Türkiye'ye yaptığa ziyarete iştirak etmiş olan Konsey îdare Amirlerinden M, iB&Tth, bu Fransız h-eyetinin gördü­ğü iyi kabulden dolayı teşekkür etmiş ve demiştir ki :

Bu ziyaret esnasında, Türkiye Cumıuılyeti Hükümetinin ziraat alanında ba­şardığı .muazzam terakkileri müşahede ettik. Fek az sene içinde ihrıacat yap-oı ibir memleket oldunuz. Köylülerinize hayranız. Diğer taraftan Ankara'nın früyük dünya başkentleri ile naşı1 aynı iıizaya gelmekte olduğunu da hayretle müşahede ettik.

Yemeğin sonuna doğru, Türk Heyetine hoş geldiniz diyen, Başbakan Queuille'e cevap veren Ali Fuat Cebesoy aşağıda­kinutku söylemiştir:

«Memleketim hakkında .kullandığı gü­zel sözler için Fransa Başbakanına te­şekkür ederim. Fransa'da kaldığımız müddet zarfında Fransız misavirper-verliğinin boş bir kelime olmadığını de­falarca müşalıade etmek fırsatını bul­duk.

Bizi son derece mütehassis eden bu Sa­mimi karşılamadan dolayı sizlere arka­daşlarım adına teşekkürü bir borç bi­lirim. Fransada geçirdiğimiz 'birkaç gün içinde Fransa'yı işbaşında gördük ve kalkınmasının ne kadar süratli olduğu­nu görmek imkânını elde ettik. Nispe­ten kısa sayılacak zaman içinde Fransa, yaralarını tedavi ederek daima olduğu gibi barış ve emniyetin fbütün sahala­rında büyük öncü memleket mevkiine erişti.

Biz Türkler, bu 'hakikati müşahadeden son derece memnunuz ve seviniyoruz.

Eski ve uzak geçmişe dönmeğe hacet kalmaksızın size sadece şunu hatırlat-malk isterim ki İstiklâl Savaşımızda dostça ilk el uzatan Batılı Büyük Devle­tin Fransa olduğunu Türkler asla unutmıyacaklardır. Bu da sizin için besledi­ğimiz dostluğun ne derece yüksek ve samimî olduğunu ve "büyük ve güzel memleketiniz in terakkilerini ne kadar memnunlukla karşıladığımızı gösterir.

Kadehimi Fransız milletinin refahı, Cumhurbaşkanı ile sizin .sağlığınıza kal­dırıyorum.

14 Haziran 1949

— Paris :

Başbakan M. Henri Queuille'ün şahsen Türkiye (Büyük Millet- Meclisi Heyeti emrine tahsis ettiği Başbakanlık özel Uçağı, bu sabah güzel bir hava ile Vil-lacoublay Asfkerî Uçak Alanından Ce­zayir'e hareket etmiştir. Heyet Başka­nı General Ali Fuat Cebesoy ile dokuz Türk milletvekiline, Calvados Saylavı Poroinal, Altın Sahil Saylavı eski .Ba­kanlardan Boahey, Madagaskar Sayla-

vı Dsveau ve Paris Saylavı Rig"an refa­kat etmektedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Eski Baş­kanı, uçağa "binmeden evvel Franco -Presse Muhabirine, şimdiye kadar gör­mek fırsatını 'bulamamış oldıı|ru ceza-yir'e gitmekten duyduğu memnunluğu ifade etmiş ve bu son günlerde Paris civarlarında ve Champagne eyaletinde yapılan gezilerden aldığa intibaları da anlatarak demiştir ki:

Evvelâ toprağınızın zenginliği, tarlala­rınızın dolgunluğu ve mükemmel suret­te ekilmiş araziniz, üzerimde fevkalâde tesir bıraktı. Bu derece şanlı bir tarihin şahidi olmuş yerleri gezmekten de ay­rıca müteheyyiç oldum. Birbirini takib-eden iki harpten bu derece zarara uğra­mış bu bölgelerin iktisadi kalkınmasına da belirtmek isterim. Bütün bu seya­hatte, imar edilmemiş bir tek harabe dahi görmedik. Nihayet, her yerde gör­müş olduğumuz bu derece hararetli ve kardeşçe iyi kabulü de bir kere daha kaydetmek isterim. Bu. Avrupa istik­ran için bu derece önemli Türk - Fran­sız dostluğunun, iki dost ve müttefik -memleket arasındaki -bu birliğin bur­hanlarından (birini teşkil etmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Heyeti, Cezayir'den Fransa'ya Perşembe günü dönecektir, özel uçak, Cezayir'den doğ­ruca Evreux şehri uçak alanına gele­cek, heyet bu şehri gezecek ve Belediye dairesinde kabul edilecektir. Sığır ye­tiştirmekte dünyeca tanınmış şöhreti bulunan model çiftlik gezilecek, Türk Heyeti oradan. Caen'e giderek Calvados Prefesi tarafından kabul olunacaktır. Cuma günü, bütün çıkarma plânları ve bilhassa müttefiklerin ağır malzeme çı­karma için sun'î bir liman kurduğu Arromanches plajı gezilecek ve öğle yemeği. Deauvüle veyahut Trouvilîe'de yenecektir. Türkiye Büyük Milleti Mec­lisi Heyeti üyeleri' akşam Rouen'e gi­deceklerdir. Cumartesi günü Rouen şehri İle bu bölgedeki endüstri .tesisleri zi­yaret edilecektir. Cumartesi akşam üze­ri Paris'e dönecek olan Türkiye Büyük Millet Meclisi -Heyetinin resmî ziyareti

; o akşam sona erecektir. Fakat heyet üyelerininekserisi,bundansonraözel


surette Fransa'da birkaç gün daha ka­lacaklardır.

—Cezair :

General Ali ıFuad Cebesoy'un başkanlı­ğındaki 10 milletvekilinden müştekekkil Türkiye Büyük Millet Meclisi Heyeti bugün saat 13,10 da uçakla Cezair'dekî Beyaz'Saray'agelmiştir.

Fransız ve Cazair hükümetleri tarafın­dan, davet edilen Türk milletvekilleri bu davet* 4 ay evvel Türkiye'ye gelmiş olan Fransız Parlâmento Heyetinin ziyareti­ni iade etmek amaciyle kabul etmişler­dir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Heyeti, Fransız başkentinde bir hafta kaldıktan sonra eski bakan ve saylav Forcinol, Madagaskar saylavı Duveau, Seine say­lavı Mme. Rigol ve Cöte D'or saylavı Bouhey ile birlikte Cezair'e gelmiştfr. Türk Heyeti hava alanında Genel Vali­lik özel Kalem Müdürü Gersse, Cezair Meclisi Başkanının bir temsilcisi ve di­ğer bazı şaîısiyötler tarafından karşılan­mıştır.

Türkiye Müyük Millet Meclisi Ke­dilerine yapılan «hoşgeldinlz» temenni­lerinden sonra Cezair'e giderek burada da saat 14 te Genel Vali General Mac Gelen tarafından kabul edilmiş ve Ce-zair'deki büyük camii ziyaret ettikten sonra öğle yemeğinde Cezair Meclis Meclis Başkanı Sayah Abdülkadlr'e mi­safir olmuşlardır.

15 Haziran 1949

—Cezayir :

Türkiye Büyük Millet Meclisi He­yeti, dün öğle yemeğinde, Cezayir Meclisi Başkanı Seyit Abdülkadir*in ve Başkanlık Divanı üyelerinin misafiri olmuştur.

Ziyafetin sonlarına doğru, genç. Cezayir Meclisinin ilk müslüman Başkam, Oe-zayir Meclisi adına ve -«Fransa'nın bîr devamını teşkil eden Cezayir» adına Türk Heyetine hoş geldiniz, ûeraiş ve nutkunda, Cezayirli bir müalüman için, büyük tarihî Türk Milletinin vekillerini kabul etmenin ve bu suretle bütün dün­yanınhayranlığınıüzerindetoplaya Atatürk'ün başardığı büyük eseri alenî surette tebcil etmenin büyük bir zevk .teşkil ettiğini belirtmiştir. ;Hatip, bun­dan sonra, ezcümle millî eğitimde Fran­sız dilinin muhafaza ettiği büyük mev­ki sebebiyle-, Fransa'nın Türkiye'ye min­nettarlığını ve dostluğ'unu kaydetmiş ve ayrıca, Cezayir'de Fransızlar ve müslü-man Cezayirliler arasındaki birlik saye­sinde başarılan işleri, hatırlatarak mey­dana getirilen uhuvet ve kalkınma ese­rini övmüştür. Seyit Abdülkadir, nutku­nun sonunda, Türk Heyetinden, Cezayir Meclisinin Türkiye Büyük Millet Mecli­sine selâmlarını iletmesini rica etmiş ve kadehini Türkiye Cumhuriyetinin ve Cumhurbaşkanı ismet İnönü'nün şeref­lerine, yaptığı inkılâbın dünyada eşi bu­lunmayan Türk Milleti şerefine ve asır­lık bir dostlukla birbirlerine bağlı Tür­kiye ve Fransa şerefine kaMırmıştır. General Ali Fuad Cevesoy, Türk Heyeti adına verdiği .cevapta, Türk-Fransız ■ dostluğu üzerinde ısrarla durmuş ve . Türk Heyetinin [Fransa'nın bir devamı­nı teşkil eden Cezayir'de bulunmaktan duyduğu memnunluğu belirtmiş, göste-itilen hararetli kabulden dolayı Cezayir Meclisine teşekkür etmiş ve ladenini Cezayir ve Fransa'nın tealisi şerefine kaldırmıştır.

. Türkiye Büyük Mîllet Meclisi Heyeti, dün öğleden sonra Metica OvaSHtt' gez­miş ve Atlas Dağlarının ilk tepeelrine de çıkarak burada toprağın aşınmasına karşı .müessir surette mücadelede kulla­nılan yeni tekniklerle elde edilen başa­rılar üzerinde bilhassa durmuştur. Türk milletvekillerinin birçoğu bu yeni teknik karşısında hayranlığını belirtmiş ve aralarında ezcümle eski Ticaret ve .Sağ­lık Bakanı Denizli Milletvekili Doktor Behçet Uz da bulunmak üzere bazı mil­letvekilleri, hattâ .bu usullerin Türkiye'­nin bazı çorak bölgelerinde kullamJması-m g"örmek arzusunu izhsr etmiştir. Ak­şama doğru, H&yet, tecrübe 'bahçelerini gezmiş ve Urrfa Milletvekili Ataîay O-

kan, sıcak memleketler nebatlarının gözahcı zenginliğini Fransız usulü bah-çe tenasüpleri ve güzelliği ile temziç eden ve kendi alanında bir misli daha bulunmayan bu eser karşısında hayran-.lığmı ifade etmiştir.

Dün akşam, Genel Valinin ziyafetinde-hazır bulunan. Türkiye Büyük Millet Meclisi Heyeti üyeleri, bu sabah uçak­la Bone şehrine hareket etmişlerdir. Bu­gün 'Bone şehrini ziyaret edeceklerdir.

16 Haziran 1949

— Paris :

Fransa'deki resmî seyahatine devam. eden General Ali Fuat Cebesoy 'başkan­lığındaki Büyük Millet Meclisi Heyeti, bugün Evreux Belediyesi tarafından ka­bul edilecektir. Şehir civarındaki bir çiftliği, ziyaret ettikten sonra heyet, ak­şama doğru Canen'a varacak ve burada vilâyete bir ziyaret yaptıktan sonra şehri ve yüksek fırınları .gezeceklerdir.

Heyet, 17 Haziran Cuma sabahı Orromanchesi ve müttefiklerin 1944 Haziranında çıkarma yaptıkları plajla­rı g-ezecektir. Heyet üyeleri daha sonra Deauviile, tronville ve Honfleure'e gide­cekler, müteakiben Rouen'e varışların­da Belediye binası. Katedral ve Saint Maclou Manastırını gezeceklerdir.

Heyet, Cumartesi sabanı Rouen Lima­nını ziyaretten sonra Gouraay'a hare-iket edecek ve Gournay Belediye bina­sında yapılacak kabul resminde hazır bulunacaktır.

Nihayet Cumartesi öğleden sonra heyet,. Gervois Peynir imalâthanesini gezdik­ten sonra Paris'e dönecektir.

17 Haziran 1949

— Rouen :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Heyeti Normandie'deki müttefiklerin çıkarma­larına sahne olan plajları ziyaret et­tikten sonra öğleyin Fransa'nın en gü­zel eyaletlerinden biri olan Norman-ciie'cîeki gezintilerine devam etmişler, Deauvilîe ve Honfleur Plajlarım gez­mişlerdir.

Türkiye 'Büyük Millet Meclisi Heyeti akşam üzeri Rouen şehrine varmıştır. Fransf.'nm diğer şehirlerinde olduğu-gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi He­yeti üyeleri Rouen'de de' çok hararetli bir surette karşılanmışlardır. Kendileri­ne Rouen -Belediye binasında bir kabul

resmi tertip edilmiştir. Aşağı Seıne Va­lisi Rouen 'Belediye Başıkam, istinaf Mahkemesi Başkanı, Vilâyet ve Bele­diye Meclisleri üyeleri, şehrin başlıca şahsiyetlerinin hazır bulunduğa bu ka­bul resminde iki büyük, dost ve tmiut-tefi;k millet şerefine hararetli sözlerle kadehler kaldırılmıştır.

Vaktin geç olmasına rağmen Belediye Başkam, Türkiye Büyük Millet Meclisi Heyeti üyelerine bombardımanlardan hasara uğramış en büyük ve kıymetli binalarla tahrip edilmiş oian Rouen şeh­rinin bir .kısmınıgetfdirmiştir.

Eski Rouen şehrinin merkezi yok olmuş, adliye binası ile Katedral yangınlardan büyükzarar görmüştür.

Belediye Başkanı tarafından verilen ziyafetle günün programı tamamlan­mıştır.

Yarın, Türkiye Büyük Millet Meclisi Heyetinin resmî ziyaretinin son günü olacaktır.

18 Haziran 1949

— Ankara :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Heyeti­nin 6 Haziran Pazartesi günü başlayan ziyareti bugünsonaermiştir.

General Ali Fuat Cebesoy'un hatırasını her zaman anacağını söylediği bu Nor-mandiyp, eyaletinde öğle yemeklerini mütaakıp Türik temsilcileri, Fransa'nın en güzel katedrallerinden biri olan Be-auvais Katedralini ziyaret etmişlerdir.

Fransız başkentine döner dönmez Türk delegeleri Fransız Millî Meclisine git­mişler ve burada da son defa şereflerine kadehler kaldırılmıştır.

Bundan sonra Türk delegeleri, meclisin Türk - Fransız Dostluğu Grupuna men­sup Fransız Parlâmento üyeleri ile ve-dalaşmışlardır.

TürkiyeBüyükMillet'MeclisiHeyeti­nin Fransa'ya vâki olan iki haftalık zi­yareti böylece sona ermiştir. îki 'hafta süren bu ziyaretleri sırasında TürkiyeBüyükMilletMeclisiHeyeti

üyeleri Cumhur Başkanı ile Başbakan, ve Fransa'nın ileri gelen siyasi şahsi­yetleri tarafından kabul edilmişler, Pa­ris'i görmüşler, temaşa yerlerinde ha­zır bulunmuşlar, ayrıca Cezayir'i, İle de Franoe'ın tarihi eyaletlerini, Cîıann-pagne ve Normandie İle buralarda 'bu­lunan Katedral ve âbideleri ziyaret et­mişlerdir.

Fabrikaları, okulları, imalâthaneleri, Umanları, ve harpte tahribata uğramış." bunca şehirleri ziyaretleri sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri son dünya harbinin acıklı tecrübesin­den sonra Fransa'nın bütün alanlarda­ki kalkınmasına bizzat şahit olmuşlar­dır.

Türk Delegelerinin de dediği gibi fay­dalı, heyecanlı ve zevkli geçen bu zi­yaret, her iki memleket Mîllî Meclis temsilcileri arasındaki rabıtanın kuv­vetlenmesineyardımetmiştir.

Fakat her şeyden evvel bu ziyaret, iki büyük dost ve müttefik devlet olan Türkiye İle Fransa'yı birleştiren sıkı ve 'çözülmez bağların yeni bir delilini teşkil etmiştir.

22 Haziran 1949

Lefkoşe ;

General, Suphi G-öker komutasındaki Türk hava avcı filosunun indiğj alan bu sabah saat 9.30 dan itibaren halkın, ziyaretino açılmış ve Türk uçakları Kıbrıslılartarafındangezilmiştir.

Saat 11 de misafir Türk filosu Kıbrıs üzerinde bir saat devam eden bir uçuş ve ada halkı tarafından büyük bir ilgi ile takip edilen hava gösterileri yapmış­tır.

Ayrıca dört Türk dört İngiliz uçağın­dan mürekkep bir filo havadan yere atış vazifeleri yapmışlar ve bu ekzer-sizler ekibimiz için iyi neticeler sağla­mıştır.

General Suphi GÖker Kıbrıs Türklerin­den her gün birçok sevgi telgrafları almaktadır.

Misafir Türk havacılarına askerî mah-hilde. sivil halktan birçok davetlini!» de hazır bulunduğa bir öğle yemeği verilmiştir.

Yeni yaptırdığımız Spor - Sergi Sara­yının ilk olarak milletlerarası güreş müsabakalarına Sahne olmasından duy­duğumuz memnunluğu ve şerefi ifade ederken 'bu binada bazı noksanlar gö­rürseniz .bunları müsamaha ile karşıla­manızı ve mazur garmenizi rica ederim. Çünkü .bu büyük binanın temeli 16 ay evvel atılmış, olmasına rağmen fiilen inşasına başlanah yalnız bir yıl kadar bir zaman geçmiştir. Bu büyük spor teması münasebetiyle Milletlerarası Güreş Federasyonuna 194&- Avrupa Serbest Güreş Birinciliği müsabakaları için İstanbul'umuzu seç­tiğinden dolayı İstanbul şehri ve halkı adına 'bilhassa teşekkür' etmeyi vazife bilirim.Dost milletlerin güzide güreşçileri kıy­metli Türk .güreşçileri, samimî 'bir dost­luk ve kardeşlik havası iğinde yapa­cağınız çetin müsabakalarda hepinizebaşarılar dilerim Veli Dr. Lutfi Kırdar'm hitabesinden sonra misafir milletlerin güreş ekipleri başkanları 'halka takdim edildi. Milletlerarası Federasyon Başkanı M. Smetz'in teşekkürü ifade eden kısa de­mecini mütaaikıp açılış töreni sona er­di.

Güreş ekipleri muntazam yürüyüşle ringten indiler. Bu sırada salona giren Olimpiyad Şampiyonu Gazanfer Bilge seyirciler tarafından hararetle alkışlan­dı ve kısa, İbir fasıladan sonra güreşlere başlandı.

Birinci güreş:

52 kilo

îranlı Reisîbaştansona kadarüstünferigüreştensonraMısırlıAbdülha mid'e ittifakla galip geldi. Bugüreşteîran'lı hep üstte güreşti ve müteaddittuş fırsatı kaçırdı. îkinci güreş: 52 kilo: Viitaîa(Finlandiya) ile Valet(Fransa) arasındakigüreşçoksüratlioldu.îlk altıdakikadamüsavi birgüreşoldu­ğundan atılan kurada Fransız üç daki-

ka üstte güreşti fakat ,fbîr netice ala­madı, îkinci üç dakikada Finlandiya'lı üstte güreşmeğe başladı. Fakat o da netice alamadı. Son üç dakika ayakta devam eden güreşte Finlandiyalı bariz surette hakimdi. Güreş sonunda Finlan­diyalı Viitaîa Fransız Valt'e ittifakla galip geldi.

Üçüncü güreş: 52 kilo: Ali Yücel .(/Türk) Johannson (İsveç) arasında yapıldı. Ali ilk anda îsveç'liyi alta almıştı. Fakat ilk tuşluk fırsatı kaçırdı. Buna rağmen Ali Yücel .gü­reşiyordu. Üçüncü dakikada sıkı su- . rette bastıran Yücel rakibini altından kaçırmadı. Beş dakika bir saniyede ra­kibinin sırtını yeregetirerek güreşi tuşla kazandı. Aii Yüceî'in ıbu güzel ga­libiyetini altı bin kişi heyecanla uzun uzun alkışladı.

Dördüncü güreş: 57 kilo: TurkkİIa{'Finlandiya)Nadem(îran) arasında yapılan güreşteFinlandiyalı baştan sona kadar üstün güreşerek it­tifakla kazandı.

Beşinci güreş: '57 kilo: Nasuh Akar Türk Saad Hafız (Mı­sır) arasında oldu. Hemen ilk anda ra­kibini altına alan Nasuh, müteaddit de­falar rakibini çok güç durumlara sok­tu. Fakat Mısırlı- her defasında bu güç durumlardan kurtulmaık imkânım 'bul­du.

Rakibini altından bırakmıyan Nasutı şiddetli alkışlar arasında rakibine îtfti-faskla galip geldi.

Altıncı güreş: 62 kilo: Nureddin Zafer ('Türk) Hamid Hasan (Mısır) arasında yapılan bu güreşin he­men ilk saniyelerinde Miisır'hyi altına alan Nureddin Zafer iki defa tuştan kendisini kurtar m asma rağmen rakibi­nin üç dakika 12 saniyede sırtını yere getirerek güreşi tuşla kazandı. Nured-din'in bu parlak galibiyeti de uzun, uzun. alkışlandı.

Yedinci güreş: 62 kilo: Ruikka (Finlandiya) Anderberg :f İsveç) arasında yapılanyedincimüsabakayı üstün ıbirgüreştensonraAnderberg (isveç) ittifakla kazandı. 10 dakikalık bir aradan sonra güreşle­re devam edildi. Kuvvetli bir saldırışla Mısır'lı güreşçiyi altına alan ve tek kle takan mücteberi rakibine 3 dakika 37 saniyede tuşla galip geldi.

Sekizinci güreş: 72 kilo: Berlin '(isveç) Leelaire (Fransa) aşağı yukarı denk kuvvetlerin mücadelesi ha­linde geçti. 'Müsabakanın son dakikala­rında iyi çalışan. îsveç'li güreşi ittifakla kazandı.

9uncu güreş: 73 kilo:

Celâl Atik Türk Hansen (Danimarka) arasında güreş başlayınca Celâl Atik alta düşer gibi olmuş fakat yıldırım gi­bi bir dönüşle ve kuvvetli bir sarma ile rakibini tek kleye aîmiş, mütaakıben 1 dakika 3 saniyede güreşi tuşla ka­zanmıştır. Celâl'in bu mükemmel tuşu­nu salonu dolduran binlerce kişi şiddet­le alkışlamıştır.

— İstanbul :

10uncu güreş: 72 kilo:

Ali Gaffarî .(îran) ve Mahmud Osman (Mısır) arasındaki güreş sert başladı ve ilk dakikada ikisinin, de bir düşüş sırasında kaşları yaralandı birkaç da­kikalık fasıladan sonra tekrar . .başla­yan güreşi Ali Gaffarî (İran) 8 daki­ka 22 saniyede tuşla kazandı.

11inci güreş: 79 kilo:

îsveç'li (Gronberg) ile Belçika'lı (Bro-ver) arasında oldu. Bütün güreş İsvec'-linin .hakimiyeti altında geçti ve 15 da->ki!ka süren güreş sonunda tsveç'li Gron­berg ittifakla galip geldi.

12nci güreş: 79 kilo:

Yaşar Doğu (Türk) ve Brunaud .(Fran­sız) arasında başlayan güreşin hemen ilk saniyesinde bir 'kafakolla rakibini al­tına alan Yaşar Doğu ezici kuvvetile kıstırdı ve dört dakika elli üç saniyede güzei bîr tuşla güreşi kazandı.

13üncü güreş:79 kilo:

Çeteciler. 20 Nisan tarihinden beri uz­laşma ve barış lehinde bir teşebbüse geç­miş bulunmaktadır. Halbuki bu aynı çe­teciler, yabancıların yardımına dayana­rak vatan aleyhinde taarruzlarına, de­vam etmekte ve Elen kanının akmasına sebebiyet vermektedirler.

Banşi istemiyenler, Slavlara 18.000 Yu­nan çocuğunu satan 700.000 köylüyü yuvalarını bırakmağa mecbur eden Yu­nanistan'ı yağma eden ve yakıp yıkan Yunan Makedonyasmı Bulgarlara ver­mek istiyen kimselerdir.

Çetecilerin istedikleri barış değil müta­rekedir. Zira ancak böylelikle tahripkâr hareketlerine devam edebilmeği ummak­tadırlar.

Halen hiç kimse çetecilerin sözlerine inanamıyacagı gibi hiç kimsenin de böy­le1 bir inançla harekete hakkı yoktur. Barışın yeniden kurulacağı muhakkak­tır. Fakat bu barış, millî ordular tara­fından kazanılacak katî ve istikrarlı ba­rış olacaktır.

Yolunu şaşırmış çetecilerin seçmeleri icap eden tek bir yol kalmıştır, bu da hain şefleri terkederek kendilerini ka­bule hazır vahana avdet etmektir.

25 Haziran 1949

— Atina:

Kabine buhranı hususunda fikir teati­sinde bulunmak üzere Sofoklis Venize-los bu akşam Birleşik Amerika Büyük Elçisi Henry Grady'yi ziyaret edecektir. Bu ziyareti mütaakıp Venizelos bir kere daha Çaldaris'le görüşecektir. Liberal Parti aynı Hükümetin Aleksandr Diomede'nin başkanlığında kurulması şarti ile kabine buhranının halline tema­yül göstermektedir.

Mümkün almamakla beraber, Liberalle­rin sırf halkçı bir hükümeti destekleme­leri ve fakat buna iştirak etmemeleri, muhtemel bir ikinci halçaresi olarak gösterilmektedir.

6 Haziran 1949

—Londra.:

Bükreş'den a&ınan haberlere göre, ecza-haneler ve lâboratuvarlar devletleşti­rilmiş ve buralarda çadışanliarm yerine yetkisi olmayan bir takım insanlar ge­tirilmiş .bulunduğundan sadece Bük-reş'de yanlış ilâç verme yüzünden 306 kişi ölmüştür. Rumen gazetelerine bu hususta hiçbir (haber yayınlamamalan emri veiiflaniştir.

—Londra :

Ronmanya'dan ahnan haberlere göre, Rumen Hükümeti, Köstence yakınında Lake Tasaul'da bir deniz üssü ve bir ticaret limıarıı (ile Tuna üstümde Cerna-

voda ile Karadeniz üstünde LakeTasaul arasmda bir kanal inşası için Kır&l tk±aci Karol zamanında ingiliz mühen-diısleri^ tarafından hazırlanan projenin, 'Sovyetlerin malî ve teknik yardımı Be gerçekleştirileceğini bildirmiştir.

— Londra :

Basın ite radyonun dogrudam doğruya Rııanen 'kabinesine bağlanacağı .Roman­ya'dan biidirdian.ekfceddr. Rumen Hükü­meti, bundan başka Rusya'dan yeni halk tdipi radyolar getipüldig.ini bildirnıektfidir. Bu yeni makinelerle ancak mıaihdut birkaç istasyon dinlenebilmektedir. Bu yeni radyoların gelmesi üzenine Hükü­met bütün diğer radyo tiplerini müsa­dereye başlamıştır.

9 Haziran 1949

—Tahran :

Tahran Radyosunun yayınladığına göre, îran Başbakanı Muhammed Saad, siya­si -şahsiyetlerle parlâmento üyelerinin umumi toplantısında «îûgiliz - İran Pet­rol Şirketi» ile müzakereleri kesmeden, îran milletinin güney petroller üzerin­deki hakini sağlamak istiyoruz» demiş­tir. Başbakandan önce Maliye Bakanı Golşaşayan, müzakerelerin bulunduğa safhayı izah ve îngiliz -îran Petrol Şir­ketinin teklif ettiği hisse miktarının kâ­fi olmadığı hususunda ısrar etmiştir.

—Tahran :

Tahran'da bugün resmen bildirildiğime göre İran'ın Kuzeybatısında ve Türk -Rus hudutlarına 50 kilometre mesafede bulunan iMaku şehrindeki Sovyet kon­solosluğu bundan iki gün evvel kapatıl­mıştır.

İran'daki bütün Sovyet konsoloslukları-mn ve Baku'daki İran .konsolosluğunun kapatılması kararı hakkında Tahran'da. ki Sovyet Elçisinin 25 Mayıs 1949 tari­hinde Iran .Hükümetine göndermiş ol­duğu mektup bu münasebetle hatiTİatıl-mafctadır.

17 Haziran 1949

—Tahran :

îran Senatosunun seçimine başlanması­nı billdiren bir Kıral emirnamesi yayın-

lanmıştır. Bir senatonun kurulması ge-çen ay Millî Meclis tarafından kabul edilmişti.

Yeni seçilen Assamble tarafından İran'­ın anayasasında bazı değişiklikler ya­pılması da düşünülmektedir. 'Bugünkü Assamble Şaha gerek Millî Assamıble'-yi gerekse Senato'yu lâğvetmek hakkı­nı tanımıştır.

19 Haziran 1949

—Tahran ı

Yetkili bir kaynaktan öğrenildiğine gö. re, îran - Irak müzakereleri (başlamıştır. ■Bu müzakerelerde Irak'ı, Versailles Antlaşmasının imzalanmasında bulun­muş mühim bir şahsiyet olup ve halen Irak'ta Tahran Elçiliğini vekâleten ifa etmekte bulunan Tahsin Kdri temsil edecektir.

Başka bir .kaynaktan da, Irak Naibimin Hazer eyaletlerini gezdikten sonra Meşhet'e gideceği haber alınmıştır.

21 Haziran 1949

—Tahran :

Parlâmento bugün, Pehlevî hanedanının başı ve şimdüki hükümdarın babası olan Bıza Şah Pehlevi'nin bnndan böyle «Bü­yük» unvaniyle anılmasına dair kanunu tasvip etmiştir. Bu kanuna sebep Rıza Şah'm hükümdarlığı zamanında, İran'ın her sahada ilerlemiş olmasıdır.

6 Haziran 1949

— Londra:

Mısır Kabinesi komünist veya daha baş­ka tahrik edici faaliyetleri ve gizli ce­miyetlerin kurulmasını yasak eden bir kanun tasa.rısını tasvip etmiştir. Tasarı şimdi Mısır Parlâmentosuna sunuiacak-tır.

15 Haziran 1949

-— Kahire:

Polis, kanundışı edilmiş bulunan «Müs-man Kardeşler» Partisi mensuplarının evlerine yaptığa baskınlarda yüzlerce kişiyi tevkif etmiştir.

Aşağı Mısır'da Ebukesir Şarkiye eyale-

tinde yapılan baskılar neticesinde de mühim miktarda silâh ve cephane bu­lunmuştur.

Kahirenin avam mahallesi olan Sa-yeda'de. da Müslüman Kardeşler Birli­ğinin 45 üyesi tevkif olunmuştur.

— Kahire:

Mecliste saylavlara beyanatta bulunan Başbakan Abdülhadi Paşa, Mısır Parlâ­mentosunun 5 senelik müddetinin ızzatı-lamıyaeagjını söylemiştir.

Muhalefete mesup gazeteler, seçimleri bertaraf edebilmek için Hükümetin bir kararname ile Parlâmentonun müddeti­ni bir sene daha uzatmak tasavvurunda olduğunu yazmışlardır.

Suriyedeki tevkifler.,.

Yazan: Ömer Rıza Doğrul

7 Haziran 1949 tarihli «Cumhuri­yet» istanbul'dan:

Son günlerde komşumuz Suriye'den ge­len haberler, kendilerini aşırı cereyan­lara kaptıran bir takım partilere men­sup şereflerin ve eski mebusların tevki­finden bahsetmektedir. Şimdiki hükü­metin iktidar mevkiine gelmek için as­kerî bîr darbe başarmağa lüzum gör­mesi de bu çeşld asır: cereyanları önle­mek ve bunların iktidar mevkiini ele geçirmelerine meydan vermemek dü­şüncesiyle yakından alâkalı idi.

Alman malûmata göre Suriye'de faşist b'ir diktatörlük kurmak lehinde olan «Şa'b» Partisi, eski rejiminin son dev­resinde, hükümetin nüfuz ve otoritesi­ni sıfıra indiren yıkıcı bir faaliyete gi­rişmişti. Hükümetin her tedbirine ve her faaliyetine karşı, bu partinin tahrik ettiği bir talkım kalabalıklar nümayiş yapıyor ve hükümet adım. başında bun­larla çarpışmak, yahud bunları tatmin etmek zorunda kalıyordu.

Nihayet bu parti erkânı iktidar mevki­ini zorla ele geçjirmeğ"e ve karşı gele­cek bütün elemanları yok etmeğe ka­rar vermişler ve bu kararı tatbik için münasip bîr fırsat kollamağa başlamış­lardı, «Şa'b» Partisi adile hareket eden­lerin bu yolda muvaffak olmaları, Su-riyeyi teşevvüş ve anarşiye sürükleye­cek ve bu yüzden Ortaşartkm esasen bozuk olan düzeni, büsbütün bozulacak­tı.

Albay Hüsnü Zaim, bilhassa bu ihtilâl ve teşevvüşü Önlemek arzusiyle hare­ket geçtiği ve ve başardığı inkılâbla, bir tek kişinin burnunu kanatmadan memlekette emniyet ve asayişi sağladı­ğı temin olunmaktadır.

Çünkü Albay Hüsnü Zaim, hükümeti ele alarak herhangi bir kimsemin veya partinin memleketi bir takım aşırılık­lara sürükliyemiyeceğini belirtmekle be­raber memleketin mukadder atiyle oy­namak isteyenleri de ele geçirmek ve bunları da mahkemeye vermek istemiş­tir.

îşl er çak iyi bir yol tabik ettiği için kısa bir zaman Önce ('geçen ayın so­nuncu günü) örfi idare kaldırılmış bu da durumun istikrarı bakımından, yeni bir belirti teşkiletmişti.

Göze çarpan mühim bir nokta, iki ay süren Örfi idare sırasında hiç bir adî cinayetin dahi vuku bulmaması, bunun da yeni hükümet ve fejim hesabına bü­yükbirmuvaffakiyet sayılmasldır.

Şanım en bellibaşlı gazetelerinden olan «El-KaJbes» e göre, son iki ay zarfında hiçbir cinayet ve suçun vuku bulmama­sı, yani rejimin, kanununa hürmet esa­sını herkese telkin etmiş olması ve her­kesin, her ne yaparsa karşılığını göre­ceğini anla m asıdır. «El-kabes», bunu izah ederek diyor ki: «Kanunlara karşı saygısızlık göstermeğe alışanlar, bu de­fa her ne yaparlarsa haklarında kanu­nun tatbik edileceğini, mebuslardan, müteneffizlerden, der eb eylerinden hi­maye ve şefaat göremiyecekl erini an­lamışlar ve bu yüzden edeb ve terbiye ■dairesindehareketetmişlerdir. >

Bu da gösteriyor ki, yeni rejim, tam ciddiyet dairesinde kanunu tatbik et­miş, bu da umumi asayişin sağlanma­sına sebefo olmuştur.

Emniyet ve asayiş, dünyanın her yerin­de halkı en çok hoşnut edecek ilk büyük ■nimettir. Bu yüzden birtakım aşırı ce­reyanlara kapılan kimselerin emniyet ve asayişi bozmağa kalkışmalarının Zaim Hükümeti tarafından şiddetle kar­şılanmalarına, hayret etmemek icab eder.

Diğer taraftan, yeni Suriye rejimi yeni anayasayı hazırlamak ve gelen malû­mata göre, evvelâ bu anayasa, halika arzolunacaik, kabul edildiği 'takdirde ona göre evvelâ cumhur başkanı halik tara­fından seçilecek ve yeni cumhur 'baş­kam, yeni anayasayı tatbik edecektir.

Yeni anayasanın ilânma ve tatbik mev­kiinekonmasına kadar,bütün partiler faaliyetten menediLmiş ve bu .parti mer-' kezlerihükümettarafındanmühürlen-Tniştir.

Anlaşılan bu sırada emniyet ve asayişi bozmağa teşebbüs eden "bir takım par­ticiler, yeni rejimin, kuvvetini denemek istemişlerse de derhal darbeyi yemişler ve rejim hiç bir sarsıntıya uğramamış­tır.

Elhasıl Suriyede yeni rejim, temelleş­mek yolundadır ve yeni rejim, her tür­lü aşırılığa 'karşı geLmieikle Suriye hal­kının muzaheretini sağlamaktadır.

Suriye Cumhurbaşkanlığı...

Yazan: Ömer Rıza Doğrul

21 Haziran 1949 tarihli «Cumhuri­yet» İstanbul'dan:

Suriye Cumhurbaşkanlığı seçimi gerçi bu ayın 25 inci günü yapılacaktır, fa­kat daha şimdiden Albay Hüsnü Zaim'e Cumhurbaşkanlığına seçilmiş nazariyle bakılabilir. Çünkü ondan foaşka 'hiçbir kimse, Cumhurbaşkanlığına namzetliği­ni koymak istememiş ve ıböylece ondan başka bir .kimseyi seçmeğe imkân kal­mamıştır. Albay Hüsnü Zaim'in bir ra­kip tarafından mağlûp edilmesi bahis mevzuu olmadığı için .ancak bütün Su­riye halkının rey pusulalarına «seni is­temiyoruz» diye yazmaları onun seçil­mesine mâni olabilir. .BöyUe bir ihtimal de bahis mevzuu değildir. Çürikü geçen

31 Marttan! beri iktidarı fiilen elimde tu­tan Albay Hüsnü Zaim, umumiyetle Su­riye halkına, hoşnut eden bir siyaset tat­bik etmiştir.

Anlatıldığına göre Albayın en mühim vasıflarından' biri, hatır gönül tanıma­dan herkes hakkında kanunu tatbik et-

mesi ve bu yoldan kü 'kadar ayrıöma-masEdır. Suriye halkının da en çok öz­lediği vasıf budur.

Geçen üç ay zarfında tatbik ettiği siya­setten- anlaşıldığına göre Albay Hüsnü Zaim her türlü aşırılığa aleyhtardır. Onun için aşırı sağ" ve aşın sol cere­yanlara taraftar olanlara yüz vermemiş ve mutedil, memleketin en kısa yoldan terakkisini seven, ■memleketin iktisadi ve içtimai teamülüne çalışan unsurlarla işbirliği yapmıştır.

Gene onun geçen üç ay zarfımda takip ettiği siyasetten anlaşılan, bir hakikat, siyasi statükonun m-uiıafazasına taraf­tar alduğudur. Bir aralık Suriye, Irak ve Ürdün'ün silki ve siyasi elbirliği yap­maları bahis .mevzuu olmuş, fakat Arap âleminin müthiş bir surette çarpışan si­yasi cereyanları bu teşebbüsün derhal bertaraf edilmesine sebep olmuş, bu yüz­denden Albay Hüsnü Zaim de eskisi gi­bi statükoyu muhafaza etmeyi tercih etmiştir.

Albay Hüsnü Zaim, hükümet darbesini yaptığı günden beri iktidarı fiilen elin­de bulunduruyor -ve 'memleketi idare e-diyordu. Eksiği, her yetkinin kaynağı olan halkın reyini 'kazanarak memleke­ttin meşru devlet şefi olmak ve halkın dayanarak anayasa dairesin­de yeni bir hükümet vücuda .getirmekti. Kendisi son dakikaya kadar adaylığım 'koymamakla, istiyenlerin Cumhurbaş­kanlığına adaylıklarını koymalarım teş­vik etmiş, fakat hiç -kimsenin adaylığı­nı koymaması üzerine adaylıkların ilânı için tâyin olunan müddetin son. dakika­larında, adaylığını koymak mecburiye­tinde kalmıştır.

O halde Suriye'de kendilerini başkanlığrna namzed görenlerin (hepsi de onu oybirliğiyle seçilmeğe lâyık 'gör­müşler ve onun için hiçbiri ona rakip olmak istememiştir.

3 Haziran 1949

—Washington:

Demokrat Ayan Üyesi Lynden Johnson, Ayan Meclisi Silâhlı Kuvvetler Komis­yonunda beyanatta bulunarak Ameri­kan Ordusunun elinde saatte 1600 kilo­metre sürate malik füzeli uçakların bu­lunduğunu söylemiştir. Silâhlı Kuvvet­ler Tâli Komitesi huzurunda bilginler ve yüksek rütbeli subaylar tarafından verilen izahata temas eden Johnson, A-merikan hava kuvvetlerinde 6-7 sene içinde pilotsuz uçaklar kullanılacağını ve yakında süratleri saatte 9600 kilo­metreye varacak mermilerin yapümesı-nın düşünüldüğünü ilâve etmiştir.

Bundan sonra, Silâhlı Kvvetler Komis­yonu, bilhassa yüksek süratli uçaklarla telsizle idare edilen mermiler için 300.000.000 dolara mal olacak 22 aero­dinamik tecrübe odasının İnşasını der­piş eden bu program raporunu tasvip etmiştir.

6 Haziran 1949

—Washington:

Ayan Meclisi Dışişleri Komisyonu At­lantik paktının imzalanması hakkındaki kanunu oybirliğiyle kabul etmiş ve tas­vip edilmek üzere Ayan Meclisine sev-ketmiştir.

11 Haziran 1949

—Washington:

Dün Ayan Meclîsi üyelerinden bazıları Avrupa Kalkınma Programından 870 milyon dolar tenzil edilmesini istemiş­lerdir.

Cumhuriyetçi üyelerden Tafy, gazeteci­lere verdiği demeçte, Temsilciler Meclisi

tarafından,kabulolunan3.568.470.000

dolardan yüzde 10 tenzil etmenin müm­kün olabileceğini söylemiştir.

Tahsisat Komisyonu üyelerinden Mac Cairan, Marşal Plânının muhasebesini yapacak bir komisyonun masraflarına karşılık olacak bu 750 milyonluk tenzi­lâtın, yapılmasını tavsiye edeceğini söy­lemiştir.

Ayan üyelerinden Walter George fonu şimdi teklif edildiği gibi 10,5 ay yeri­ne bir senede sarfına taraftardır.

14 Haziran 1949

—Washington:

Bugün imzaladığı kararname ile Baş­ken Truman Milletlerarası Bankanın Genel Direktörü John Mc Cloy'u Amerika'nın Almanya Yüksek Komi­serliğine tayin etmiştir.

19 Haziran 1949

—Washington:

Düşman uçaklarınım gelişini 500 kilo­metre masafeden haber verebilecek özel bir radarla teçhiz edilmiş bulunan bir Locklıeed-Constellation uçağının tecrübe uçuşu başarı ile neticelenmiştir.

25 Haziran 1949

—Washington:

Başkan Truman., Kongreye gönderdiği özel bir mesajda 4 üncü maddenin yani dünyanın iktisaden geri olan bölgelerine yardım programının yürürlüğe 'konma­sını mümkün kulmak üzere 45.000.000 dolarlık bir ikredi tahsisini istemiştir.

Truman, aynı zamanda yabancı memıle-"ketlerdekiverimli teşebbüslere yatın.

Başkan Tnıman'ın Marshali plânı hakkındaki nutku:

Vaşington : 5. (a. a.).—(Usis)

Marsaü plânına dahil 16 memleketin elçilerine, «dünyanın hür insanları birleş­tiler mi istilâ edilemezler» diyen Cumhurbaşkanı Truman şu nutku vermiştir. Biz Amerikalılar bu gece burada General Marshall'İn şerefine toplanmış bu­lunan diğer memleket temsilcilerine müteşekkiriz. Bu günün ve tarihin en büyük Amerikalısına minnettarlığımızı belirtirken kendilerinin hislerine İş­tirak etmekle de bahtiyarız.

Burada temsil edilen milletler, General Marshali*a harp ve sulh içindeki ça­lışmalarından dolayı borçludurlar.

Son harpte müttefiklerin elde ettiği zaferin kazanılması yolunda Marshall'in faaliyetlerinin büyüklüğü henüz tamamen anlaşılmamıştır. Kendisi harbi ida­re eden Genelkurmay başkanları heyetinde bir generaldi. Fakat karakterinde-ki otorite ve hükümlerinin kıymeti bizi zafere götüren stratejide en büyük rolü oynamasına sebep olmuştur.

Harbin sonunda artık çalışma hayatından ayrılmayı fazlasiyle hak etmiş ol­masına rağmen kendisinden büyük İstidadını yine memleketi uğrunda sarfet-mesini istedim. Cevabı fedakârlık ve açık kalpliliğin bir nümunesiydi, bir as­ker ve bir vatandaşın cevabı.

Dışişleri Bakanı olarak önderlikte yeni şahikalara yükseldi. Harbin kudretli kumandanı olmuştu, şimdi de demokrasi kuvvetlerini sulh için bir araya top­luyordu. Hür devletleri, siyasi hedeflerinde tereddütler içinde ve hemen he­men ümitsiz bir halde buldu.

Marshali bu hür devletlerin nefislerine olan itimatlarını kuvvetlendirdi. Hürriyet ve demokrasi ülküsünün kuvvet ve er geç zafere olan inancını yeni­den canlandırdı.

Tarihin ışığı altında zamanımız tetkik edilince zannederim ki harp esnasında yaptıklarının ehemmiyetine rağmen sulh zamanındaki kendi ismini taşıyan çalışmaları onu daha çok hatırlatacaktır. Bunun sebebi burada bu gece tem­sil edilen memleketlerin ve milletlerin, tarhinde yeni bir çığır açmalarıdır. Mil­letlerin müşterek bir düşmana karşı beraberce çarpışmaları yeni bir şey de­ğildir, fakat dayanıklı bir sulhun kurulması ve daha iyi bir hayatın temini için yaptığımız gibi sıkı bir iktisadi işbirliği çerçevesi içinde çalışmak çok yenidir. inanıyorum ki istikbalde bir gün bu büyük işe bakınca bunu dünya meselele­ri bakımından eski ve yeni devirler arasındaki sınır olarak telâkki edeceğiz:

1 Haziran 1949

— L&paz :

dan 50 yaşına kadar olanların genelseferebrliğ-e 'tabi utulmalarına dair Ba­kanlar IKurulIu' Karan memlekette "kar­gaşalıkların 'artmasına âmil olmuştur.Bu kajrkaşaklıiklaır bıir i'ç harp tehlike­sini meydana çıkarmıştır.Catanima­den merkezi yakınımda Huıanunfi bölge­sinde kanılı hadiselercereyan etmiştir.

nci asır maden kuyusundan kaçanişçiler t/u ,'bölg'ede toplamışlardır.

Ordu, duruma hakim olmak üzere şid­detlitedbirterakmşlıairdiır.Amerikalı

mühendisler kışlaya sığınmışlardır. Kışla ciVıaırınıda herekât cereyan et-mektedıir.

Bazı bölgelerde sükûnet yeniden temin edildiği halde demiryolu işçileni grevi, Bayındırlık Bakanlığının geçenlerde kendilerine gösterilen içtimai sahadaki kolaylıkların g?eri lalmacağı tehdidime nağmen LepazU kadar yayılarak ıbütün memlekette şâmil olmuşttır.

Lapaz'da sükûnet hüküm sürmektedir. !Maden havzasısrcian İltica edenler kuyu­ları bırakarak Lapaz'a gelmektedirler. Ordu temizleme harekâtına devam, et-.mektedir.Potos'Cochambagibi bazı

maden merkezleri, hükümete sadakat telgraÜLan çekmiştir.

iHükiümet çevrelleri, !Bolavya haikmm ilîıtilâlcı unsurlar tarafından anüdafiaıa edilen demokratik müesseseleri müdafaa edeceğini .belirtmekitedar.

Bakam­lar Kurulunu fevkalâde içtimaa çağır­mış ve bu toplantıda başsavcı ile polis müdürü de nazır bulunmuştur. Aynı mevzuda görüşmelerde bulunmak üzere bugün Tokyo'da iki önemli toplantı da­ha yapılmıştır.

'Başsavcı ıSeito Evkui, bütün Japonya'-daki savcıları toplıyarak onlardan ka­nunların tethiş yoliyle ihlâline karşı ted­birler almalarımı istemiş ve Millî Polis Teşkilâtı Müdürü Nobuıro Saiito da Tok­yo'da toplanmış olan/ bütün Japonya po­lis -müdürlerine demokrasiyi, tethiş ha­reketlerine karşı koruyabilmeleri için icabı halinde Hükümetle Diet Meclisinin kendilerine her ;türlü vasıtayı temin ede­ceğini söylemiştir.

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106