16.5.1949
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Mayıs 1949

— Ankara :

Cumhuribaşikanı ve Bayan inönü mem­leketimizden ayrılmakta Olan 'İngiltere Büyük Elçisi Ekselans Sir David Kelly ile rerikasmı bugün kabul buyurarak öğle yemeğine alıkoymuşlardır.

3 Mayıs, 1949

— Ankara :

Birkaç ıgünden îberi şehrimizde îbulunan dünyaca tanınmış Amerikalı siyasi ya­zar ve gazeteci Bayan Dorothy Thomson şerefine Ameriıka Büyük Elçiliği Basın Ataşesi Mr. Wefoster tarafından Ibugün saat 17.30 da 'bir kokteyl veril­miştir.

Kars Milletvekilli Bayan Tezer Taşkıran, Kaduı Gazetesi SaMM İffet Halim Oruz, seçkin davetlilerle ıbasm mensuplarının hazır bulunduğu ve baştan sona kadar samimî .bir 'hava içinde geçen kokteylde iBayanThomsondavetliler ve foasm

mensuplariyle samimî 'hasbıhalde bulun­muştur.

MarshaU Plânı gereğince (yardım yapı­lan,merali.©ketlerde bir tetkik gezisine

6Mayıs 1949

—İstanbul:

Futbol Federasyonu, İtalyan Torino Ku­lübü futbolcularının ölümiyle neticele­nen feci uçak kazası dolayisâyle İtalyan (Futbol Federasyonuna ve Torino Kuiü-büne îbirer taziyet telgrafı çekerek, Türk sporcularının duyduğa teessürü bildirmiştir.

—Ankara :

Holânda Fejenoord takımı, bugün saat 18.45 te Holânda hava yollarına ait 'bir uçakla şehrimize gelmitşir.

Holândak futbolcular hava alamnda An­akara Bölge Eaşkanî, Futbol Ajanı ve basın (mensupları tarafından karşılan­mışlardır.

Kafile, 14 ü futbolcu, 3 ü idareci ve biri de antrenör olmak üzere 18 kişiden üba-rettir.

7Mayıs 1949

—Ankara :

Bugün Tankakulunda Amerikan Yardım Kurulu Zırhlı Birlikler Başkanı Albay Hommack tarafından Tankokulu öğret­meni Daniel 1. Edwards'a mşam veril­mesi münasebetiyle saat 10 -da bir kok­teyl parti tertip edilmiştir. 'Kokteyl par­tide Genelkurmay İkinci Başkanı Orge-neral Muzaffer Tuğsa.vul, Tümgeneral Rüştü Erdelhun, Tümgeneral Saim ön-hon, Tuğg"ener.al Salâhaddin Çuhacı, Ameri'kan Yardım Kurulu Hava Binlik­leri Başkanı General Hoag, Tankokulu Komutanı Kurmay Albay Celâl Alkoç, Yardım Kurulu Komutan Veikili Albay ShuggN Yardım Kurulu Kurmay Başka­nı Aibay Knig-hıt -hazır (bulunmuşlardır.

Albay Hommack, Tankokulu Öğretme­ni Danieî 1. Edwards'a İkinci Dünya Hanbinde cephede göstermiş olduğu kahramanlıktan dolayı Ameriîka Cum­hurbaşkanı tarafından bronz yıldız nişa­nı verildiğine dair (tutanağı okumuş, General Hoag- da Öğretmene nişanı tak­mıştır.

Org-eneral Tuğsavul Edward'ı tebrik et­miştir.

Kokteyl samimî bir hava içinde geç vak­te kadar devam etmiştir.

8 Mayıs 1949

— İstanbul :

Hayat pahalılığı mevzuunda şehrimiz Demokrat Parti İl İdare Heyeti tara­fından tertibedilen miting-, bu sabah saat 11.30 da Taksim Meydanında ya­pılmıştır.

Meraklı ve dinleyicilerden mürekkep halk kütlesinin hazır bulunduğu toplan­tıda ilk olarak Avukat Abdurrahman Münib Berkan söz almış, hayat pahalı­lığı ve geçim darlığı yüzünden çekilen sıkıntıların cemiyeti refaha kavuşmak­tan alıkoyduğunu, toplantının siyasi maksatla değil, cemiyet bünyesinde ya­ratmakta olduğu sartmtıyı ifade için tertip edilmiş bulunduğunu söylemiştir. Avukat Abdurrahman Müniib'ten sonra Demokrat Partili milletvekillerinden Hakkı Gedik konuşmuş, hayat pahalılı­ğının memleketin iç we dış güdüm siya­setinde ayarsızlık âmili faktörlerin ba­şında geldiğinden bansetmiştir.

Hakkı Gedik'in konuşmasından sonra Demokrat Partililerden Avukat Emrul-Ialı ve :Bn. Cahile Evliya söz almışlar ve hayat pahalılığı ile g"eçim darlığının cemiyet İçinde sebep olduğu çeşitli mah­zurların bir an evvel ortadan kaldırıl­ması için gerekli tedbirlerin alınması zaruri bulunduğunu t eikrarlam ıslardır. Parti Başkanı Celâl Eayar'm rahatsız­lığı yüzünden .gelemediğini ve Özür di­lediğini bildiren telgrafı >.azır bulunan­lara okunmuştur. [Miting1, saat 15,30 da sonaermiştir.

10 Mayıs 1949

—Ankara:

1 TTneseo Türkiye Millî Komisyonu Genel Kurulu bugün saat 14.30 da Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi salonunda Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Besim Ka­dırgalın ve iknici oturumda Ord. Prof. .Dr. Tevfük Sağlam'ın başkanlığında ikinci toplantısını yapmıştır. Bu toplan­tıya Millî Eğitim- Bakanı Tahsin Ban-guogrlu da gelerek bir müddet müzake­releri takib etmiştir.


Bundan sonra Yönetim Kurulunun ça­lışması takdirle karşılanmış ve aynen ipkası rtıüttefikan kararlaştırılarak top­lantıya son verilmiştir.

15 Mayıs 1949

Ankara :

Hava şehitleri ihtifali (bugün saat 11 de şehitlikte yapılmıştır.

Törene saat 11 de 3 top atımı ile baş­lanmış, mütaakıben törende hazır bu­lunanlar hava şehitlerimizin huzurunda bir dakikalık saygı duruşunda bulun­muşlardır. Bandonun çaldığı matem marşından sonra, 'bir ihtiram kıtası ta­rafından hayaya üç el silâh atılmış ve tounu Hava Yüzbaşısı İrfan Doğan'm ve Türk Hava Kurumu adına konuşan Öğretmen Bahattin îdemen'in hava şe­hitleri gününün mâna ve önemini belir­ten (heyecanlı hitabeleri takip etmiştir. Bundan sonra şehitlerimizin -kabirleri ziyaret edilerek ihtifale son verilmiştir.

ihtifalde, Büyük Millet Meclisi Başkanı Şükrü Saraçoğlu, bazı milletvekilleri, Türk Hava Kurumu Genel 'Başkanı Şük­rü 'Salcmensüer, Hava Kuvvetleri Ko­mutanı Orgeneral Zeki Doğan, Ameri­kan Askerî Yardım Kurulu Hava Baş­kanı General Hoag ve Kurmay Başkanı Albay Sampson, Millî Savunma Bakan-lıği Başmüsteşarı Orgeneral Mahmut Eerköz, Genelkurmay Hava Kurmay Başkanı .Korgeneral Fevzi Uçaner, Mil­li 'Savunma Ba&anlığı Hava Müsteşarı Korgeneral Muzaffer Göksenîn, Genel­kurmay Eğitimi Yaribaşkanı Tümgeneral Rüştü Erdelhun, generaller, hava, kara ve deniz subayları ve kalabalık (bir halk topluluğu hazırbulunmuştur.

16 Mayıs 1949

— fetanbu1! :

Milletlerarası 5 inci Mukayeseli Patolo­ji .Kongresi çalışmalarına dün de devam etmiştir.

Sabah oturumuna İspanyol Delegasyo­nundan Salamanca P. Eımriquez başkan­lık etmiştir.

Oturum tam 9.30 da açılmış ve delege­ler birer birer komünikasyonlarını oku­muşlardır.

Öğleden sonraki oturumda kongre tıp,, baytarlık ve nebati şubelerine ayrılmış ve kendilerine tahsis olunaaı salonlarda Çalışmalarına başlamıştır.

Bu suretle ikinci oturum saat 17 de so­na ermiş ve delegeler Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dar. Kemali Beyazıd'ın verdiği ziyafette bulunmak üzere 17.40 ta hareket eden Kınalı Vapuru île Ya­lova'ya hareketetmişlerdir.

19 Mayıs 1949

— Ankara :

Cumhurbaşkanı tsmet İnönü bugün Spor ve Gençlik Bayramı münaseebtiyle ya­pılan büyük gösterilerde hazır bulun­mak üzere 19 Mayıs Stadyumuna gel­meden önce Ebedii Şef Atatürk'ün Ge­çici Kabrin.! ziyaret ederek kaibre "bir buket koymuşlar ve tazim -duruşunda bulunmuşlardır.

Cumhurbaşkanımızın bu ziyaretleri es­nasında, yanlarında Büyük Millet Mec­lisi Başkanı Şükrü Saraçoğlu, Başba­kan Şemsettin Günaltay, Devlet Bakanı ■Başbakan Yardımcısı Nihat Erim, Ba­kanlar, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay Başkanları ile Ankara Üniversitesi Rek­törü, Genelkurmay iBaşkanvekiIi, Genel­kurmay İkinci (Başkanı, Millî Savunma Bakanlığı' iBaşmlüsteşarı, Hava Kuvvet­leri Komutanı, Dışişleri Bakanlığı Umu­mi Kâtibi, C. H. P. Genel Başkanvekill Hilmi Uran, C. H. P. Meclis Grup Baş-ıkanvekilleri ve parti sekreterleri, De­mokrat Parti adına Parti Genel Sekre­teri -Dr. Cemal Tunca ile Meclis Grupu Başkanı Fuat Hulusi Demirelli, Ab'dir. Potuoğlu ve Hasan Bingül'den mürek­kep bir heyet, Ankara Valisi, Belediye Başkanı ve Emniyet Müdürü bulunmuş­lardır.

Cumhurbaşkanı İnönü Atatürk'ün Kab­rini' ziyaret için .geliş ve gidişlerinde bir ihtiram kıtası tarafından selâmlaamış-lardır.

— İstanbul:

Donanma Komutanı Mehmet Ali Ülgen. refakatinde Denizaltı Filosu Komutam. Tuğamiral Rifat özdeş ve Muhrip Filo­tilla KomutanıDenizKurmay Albay

AzizUlusan olduğu halde dün akşam geç vakit Panaraerikan uçağiyle YeşilkÖy-den Amerika'ya hareket etmiştir.

Oramiral meydanda başta .bando olduğu halde bir deniz müfrezesi, istanbul Ko­mutanı Korgeneral Şahap Güler, amiral­ler, deniz üst subapları ve dostları tara­fından uğurlanmıştır.

— Ankara:

19 Mayıs Gençlik ve.Spor Bayramı fou-gün yurdun her tarafında olduğu gibi Başkentte de büyük bir tezahüratla kut­lanmıştır. En küçüğünden en büyüğüne kadar bütün Ankara'nın muhteşem bir dekor iğinde ve coşkun bir sevinç heye­canı ile yaşadığı bu mutlu gün şenlikleri, Ebedî Şef Atatürk'ün millî kurtuluş ha­reketine başlamalı üzere founöan 30 yıl önce Samsun'a Anadolu topraklarına a-yak bastığı dakikada, saat tam 7 de 21 top atımı ve 'her çeşit nakil vasıtalariyle bütün fabrikaların çaldıkları düdüklerle başlamış ve bu anda 'bütün kalpler, baş­ta Atatürk olmalk üzere Türk ulusunun kurtuluş kurtuluş ve egemenliğini sağ­lamak için çalışmış ve canlarını feda et­miş olanların aziz hâtıralarına teveccüh etmiş bulunuyordu.

Bu tarihî dakikanın derin heyecanını böylece yaşıyan Ankara'hlar, daha son­ra .günün en 'güzel gösterilerine şaline olacak olan 119 Mayıs Stadyumunda yapılacak törende hazır bulunmak üze­re şeîırin >ana yc01a,rma dökülmüşlerdi.

Her taraf millî renklerle , süslenmişti. Gençlik ve Spor Bayramı şenliklerine katılacak olan öğrenciler ve spor teşek­küllerinin toplantı yeri oîan Samanpa-zarı'na giden yollardan geçişleri bu yol­lar üaerindeiki haikm sevgi ve takdirle-riyle karşılanmakta İdi. Burada toplanan gençlik törenin yapılacağı 19 Mayıs Sta­dına gitmek üzere yürüyüşe geçerlerken aralarından seçilen bir gençlik grupu büyük Atalarının kabri Önünde bir tazim duruşu ile Türk ulusunun büyük Önde­rinin aziz hâtırasını taziz etmekte idi.

Yine bu saatlerde bugünkü törenin en güzel bir safhasını teşkil eden gençlik gösterilerinin yapılacağı 19 Mayıs Stad-yomu 30 biniaşan bir halktopluluğu doldurmuş bulunuyordu. Yine bu kadar çok bir halk topluluğu da Stadyomun dış sahasını ve civar yolları kaplamıştı. Tribünlerde kendilerine ayrılmış olan yerlerde milletvekilleri, Hükümet erkânı, kordiplomatik üyeleri bulunmakta idi.

Cumhurbaşkanı inönü saat 9,30 da baş­layan törende hazır bulunmak üzere Stadyuma geldikleri zaman Stadyomun iç ve dışını dolduran bu halk toplulukları tarafından sevgi tezahürleriyle karşılan­mış ve gençliğin geçit resmi başlamışta, önlerinde Cumhurbaşkanlığı Bandosu ve onu takiben bayrak kıtaları olduğu hal­de orta okullarla liseler ve enstitüler k:z ve erkek öğrencilerinin Maraton Kulesi Önünde böylece yürüyüşe geçişleri Stad­yumu dolduran on binlerce halkın sürek­li ve şiddetli alk:şlariyle karşılanmış vs bu sevgi ve takdir tezahüratı daha sonra gelen Harbokulu gençleriyle yüksek o-kullar .ve Hasanoğlan Köy Enstitüsü gençlerinin ve muhtelif spor teşekkülle­rine mensup sporcuların geçişlerinde de devam edip gitmiştir.

Her okul gençliği şersf tribününde Cum­hurbaşkanını selâmlayarak geçtikten sonra yeşil sahada yer almakta idi.

Geçit resmi sona erdiği zaman renk renk fofmalariyle yeşil Baha üzerinde ıgençli-ğin teşkil ettiği topluluk çok güzel ve muhteşem bir manzara arzetmiştir. Bu dekoru bayrak taşıyan gençler arasında Hasanoğlan Köy Enstitüsü öğrencileri­nin millî kıyafetlerimizle yer almış bu­lunmaları tamamlıyordu. Bu manzara bandonun iştirakiyle hep birlikte söyle­nen îstiklâl marşiyle en yüksek derece­sini bulmuş ve bütün stadı saran ve gu­rur veren heyecanlı bir hava yaratmıştır. Bugünkü tezahüratın bu safhasını Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu'nuri gençlik bayramını açış nutku ile gençlik adına verilen söylev takip etmiş ve daha sonra gençlik inönü ad;na üç defa «Sağol» çağrısiyle şeref gösterisinde bu­lunmuştur. Bu sırada Maraton Kulesi kapısından Türk vatanının bütünlüğü­nün remzi olan sınır toprakiariyle istik­lâlimizin remzi olan bayrağı getirmekte olan atletler sahaya .girmişler ve ıgençli-ğin. halkın hep birlikte söyledikleri.Dağbaşını Duman Almış marşiyle karşılan­mışlar ve yine bütün Stadı saran coşkun bir heyecan havası içinde kendisine ulaş­tırılan emanetleri İnönü'ye teslim etmiş­lerdir.

Baştarv sonuna kadar .böylece heyecana tezahürlere vesile veren bu törenin genç­lik tarafından yapılan muhtelif spor gös­terileri ise fevkalâde bir muvafakıyetle başarılmış ve sürekli alkışlarla, takdir­lerle, karşılanmıştır. Bu gösteriler ara­sında Harb Okulu gençlerinin Samsun­da başlıyan millî mücadele hareketleri­nin Ankara'ya kadar olan safhalarını temsil eden gösterileri ile Hasanoğlan Köy Enstitüsü Öğrencilerinin millî kıya­fetlerle oynadıkları millî oyuniar bilhas­sa alâkayı çekmiştir.

Güzel bir bahar havası içinde geçen bu gösterilerden sonra Cumhurbaşka­nı Stadyumdan ayrılırken yine sevgi gösterileri ile uğurlanmış ve bayrama katılan gençlik gelişlerinde olduğu gibi önlerinde bandolar olduğu halde Baş­kentin ana yollarından geçerek okulla­rına dönmüşlerdir,

20 Mayıs 1949

— Edirne:

Tarihî Kırkpmar güreşlerine bugün baş­landı. Sabahleyin Cumhuriyet alanında toplanan 200 den fazla pehlivan, Atatürk Amtm?, çelelî koyduktan sonra önde da­vul ve zurnalar olduğu halde Kasımpaşa Camii avlusunda medfun meşhur Adalı Halil Pehlivan'm mezarını ziyaret etti.

Bundan sonra saat 15 te Sarayiçi'nde toplanılmış ve Vali ile ileri gelen me­murlar ve binlerce halkın bulunduğu gü­reş alanında törene 15,30 da bandonun çaldığı istiklâl Marşiyle. başlanmıştır. Törende, Vali Rüknettin Nasuhioğlu Kırklareli milletvekilleri Şevket ödül ve Nafi Atuf Kansu, C. H. P. Müfettişi Ha­san Şükrü Adal, Polis Müdürü Ruhi Ça­lışlar bulunmuşlardır. Bugün deste gü­reşlerine tam 101 genç pehlivan iştirak

etmiştir. Uç boy üzerine ayrılan deste güreşlerinin birinci boyunda 56, ikinci boyunda 30 ve büyük boyunda da 15 pehlivan iştirak etmiştir.

Küçük boyda galibiyet kazananlar şunIardır: Hasan Kut, Naim Bağış, Hüseyin Cem, Hasan Sümer, Lütfi Tuncay, Ali Yıldırım, Ahmet Dinç, Hasan Durcan, Ali Akbay, Mümin Yıldırım, Ahmet Aki, Bayram Tunca, Muzaffer Pelit. Destenin ikinci boyunun galipleri aşağı­dadır:

İbrahim Arslan, Mehmet Dönmez, Akif Taşçı, Lütfi Özfltain, Mustafa Çetin, Şev­ket Ümit, Ahmet Urgun, Mümin Kılıç, Hasan Hüseyin, Ahmet Eryıldır, Ahmet Olkan, Rasim Kurt, Halil Hasbey, Halil Kir anlı.

Destenin büyük boy galipleri de şunlar­dır:

Burhan Birkan, Sabri Akış, Ali Erkin ve Alp Büke.

Galip gelen güreşçiler yarın birbirleriyle karşılaşacaklar ve içlerinden" birinci, İkinci ve üçüncü seçilecektir. Başpehli­vanlardan Tekirdağlı Hüseyin ve Gönen-,1i Kara Hüseyin bugün Edirne'ye gel­mişlerdir, yarın küçük orta, büyük orta, başaltı ve baş güreşlerine başlanacaktır. Hakem heyeti üç kısma ayrılmıştır. Jüri heyetinde Ali Ahmet, İbrahim Bolal ve Nakkaslı Eyüp pehlivanlar bulunmakta­dır.

Hakem heyetinde ise Molla Mehmet,-Ço­ban Mahmut, Ahmet Kayıkçı pehlivan­lar vardı.

Orta hakemliğine de Fuat Pehlivan ile Nuri Dutçu seçildiler.

—Siirt:

Elektrik santralinin temel atma mera­simi dün yapılmıştır.

—Ankara:

Queens. Park Rangers îngiliz Futbol ta­kımı bu sabah 23 kişilik bir kafile halin­de şehrimize gelmiş ve garda bölge men­supları, Ankara futbolcuları ve spor se­verler tarafından karşılanmıştır.

—Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 14,30 daTrabzon MilletvekiliRaifKarade­niz'in başkanlığında toplanmıştır. Gündeme geçilmeden önce. Büyük Millet Meclisi Bütçesine 45 bin liralık bir ödanek ilâvesini tazammun eden kanun ta­sarısının müzakeresi yapılmış, tasarı a-çik oya sunulmuş ve 241 oyla kabul e-dilmiştir.

Bundan sonra Emekli Sandığı Kanunu tasarısı ve' geçici komisyon raporunun müzakeresine devam olunmuştur. Geçen oturumda tasarının üç maddesi kabul olunmuştu. Bugünkü müzakereler neti­cesinde 4 üncü maddede, «naklen» keli­mesinin ilâvesi ile kabul olunmuştur. Mütaakiben 5 inci ve 6 ncı maddeler de kabul, 7 nci madde komisyona iade edil­miştir.

Meclis saat 17 de birinci oturumuna son vermiştir.

—Ankara:

Cumhurbaşkanı îsmet İnönü bugün saat 16,30 da Çankaya'daki köşklerinde iti­matnamesini takdimegelenİngiltere

Büyük Elçisi Ekselans Sir Noel Char-îes'i mutat merasimile,kabulbuyur- . muşlardır.

Bu kabul esnasında Dışişleri Bakanlığı Umumi Kâtibi Büyük Elçi Fuat Carım da hazır bulunmuştur.

23Mayıs 1949

—Ankara:

İki maç yapmak üzere şehrimize gelmiş olan İngiliz Queens Parks Rangers fut­bol mensupları bugün öğleden önce Ulus

Meydanına giderek Atatürk heykeline bir çelenk koymuşlardır.

24Mayıs 1949

—İstanbul:

Atina'da yapılan Türk - İtalyan maçında cereyan eden hâdiseyi protestoetmek üzere İstanbulÜniversitesi ve Tenkik

Üniversite Talebe Birlikleri namına Türk Talebe Federasyonu bugün saat 14 te Marmara Lokalinde bir miting hazır­lamıştır.

Türk bayraklariyle süslenen Lokal, er­ken saatlerde her fakülteye mensup öğ­rencilerle dolmağa başlamıştı. Binanın dışında, biriken dileyicilerin işitebilmesi için bir hoparlör yerleştirilmşti. Büyük

br halk kütlesi Bayaz;t Meydanına, ka­dar olan sahayı dolduruyordu.

Mitinge İstiklâl Marşiyle başlandı. Ta­lebe Federasyonu Başkanı Talha'dan sonra konuşan Hukuk Fakültesinden Süheyîa, Mükerrem Taşcıoğlu, Erdoğan Konuk. Toygan Akman sözlerinde, spor­culuğun beşiği olduğu zannedilen Atma­da vuku bulan ve yalnız sporculuk anla­yışı ile değil, hiçbir zihniyetle kabili.telif olmıyan bu hareketi takbih etmişlerdir. Bundan sonra sporcular sonra Gündüz Kılıç Konuşmuştur.

Toplantıya saat 16 da, bu hareketi tak­bih ederek son verilmiştir. İstanbul Üniversitesi ve Teknik Üniver­site Öğrencilerinin Marmara Lokalindeki bu toplantıdan sonra İnönü gezisinde yaptıkları miting sükûnetle geçmiştir. Öğrenciler aralarına futbolcuları da ala­rak onlarıomuzlarında taşımışlar ve Atina'daki hâdiseyi takbih eden nutuk­lardan sonra dağılmışlardır.

—Ankara:

Yakında Atina'da birkaç maç yapması mukarrer olan Vefa Futbol Takımının şimdilik bu seyahatten vazgeçmesi Be­den Terbiyesi Umum Müdürlüğünce ku­lübe tebliğ edilmiştir.

26 Mayıs 1949

İzmir'e, bir maç yapmak üzere, yakın­larda bir Yunan .takımının gelmesi mu­tasavverdi. Haber aldığımıza göre Be­den Terbiyesi Umum Müdürlüğü bu maçın dahi geri bırakılması için ilgililere tebligatta^ bulunmuştur.

26 Mayıs 1949

—İstanbul:

Geçen Cuma günü Atina'da Türk - İtal­yan millî takımları arasında yapılan futbol maçının bir neticesi olarak Türk -Yunan münasebetleri 1922 savaşından beri en fena noktasına gelmiştir. Bu maçı idare eden Yunan hakem İtal­yanların 3-2 galip gelmelerini sağlamış­tır. Türk oyuncuları İtalyanların maçı kazanmalarına imkân veren golün ha­kemin haksız bir kararının neticesi oldu­ğunu söylemektedirler. Kendisine herhangi bir şikâyet vaki olduğunda bu gibi meslek mensupları üzerinde hasasiyetle durduğunu bildiren Sağlık Bakanı lâzım gelen kanunî muameleyi hiç merhamet duymadan tatbik etmekte olduğunu ifade etmiş ve kendisinin vazife aldığı günden bu güne kadar 31 meslek mensubu hakkında takibata girişildiğini açıklamıştır.

Bakanın açıklamasını takiben soru sahibi kürsüye gelerek Sağlık Bakanının beyanatının sade kendisini değil bütün meslekdaşlarını tatmin ettiğini bildir­mekle söze başlamış ve az da olsa tıp mesleğinin ahlâki kayıtlarına lakayt ka­lan doktorlar bulunduğuna işaretle Mecliste bir miletvekili tarafından vaki olan mübalağalı tarizlerin meslektaşlar arasında haklı bir üzüntü uyandırdı­ğını söylemiş ve milletvekillerinin ve efkârı umumiyenin tıp mesleğinin na­muslu insanlarına inanmalarını istemiştir.

Bunun üzerine Şubat ayı içinde bütçe görüşmeleri doîayısiyle vaki beyanat sahibi Müstakil Demokrat Muğla Miletvekiîi Mithat Sakaroğlu kendisinin Mecliste namuskâr Türk hekimliğinin bu gibi adamlardan temizlenmesini is­tediğini yoksa meslek mensuplarının hepsine birden haksız ithamlarda bulun­madığını bildirmiş ve az da olsa maalesef meslek mensupları arasında meslek şerefile uygun harekette bulunmayan hekimlerin mevcut olduğunu söyliye-rek bu hususta birkaç misal vermiş ve Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı­nın bu konu üzerinde hassasiyetle durmasını istemiştir.

Bunun üzerine tekrar söz alan Sağlık ve Sosyal Yard-m Bakanı Dr. Kemali Bayizit hastahanelerde çalışan hekimlerin aksi sabit olmadıkça Bakanlığın nazarında şerefli ve haysiyetli insanlar olarak tanıdıklarını ve tanınacakları­nı söylemiş ve hastahanelerde vazifeli olduğu halde doktorların dışarıda mu­ayenehane açmak suretiyle hayatını kazanmaya mecbur oldukları müddetçe bu gibi insanların yok olacağını ve ortadan kalkacağım idia edemiyeceğini kaydederek, hekimlerin bu gibi dedikodulardan münezzeh olmalarını temin için meseleyi yeni baştan tetkik ettiklerini tebarüz ettirmiştir.

Bakandan sonra söz alarak kürsüye gelen Dr. M. Kemal Öke kendisinin se­nelerce Etıbba Odası Başkanlığı yaptığını ve Mithat Sakaroğlu'nun idia et­tiği gibi İstanbul'da doktorla hasta arasında simsarlık yapan bir şebekenin mevcut olup olmadığı hakkında en küçük bir malûmata sahip olmadığını bil­dirmiş ve «şebekeyi bilmek için şebekeyle alâkadar olmak lâzımdır» demiştir. Bundan scnra gündeme devam edilerek Denizli Milletvekili Reşat Aydmlı'-nm Adana'daki petrol çalışmalarının sonucu hakkında Ekonomi ve Ticaret Bakanlığından sözlü sorusunun müzakeresine geçilmiştir.

Bu münasebetle söz alarak kürsüye gelen Ekonomi ve Ticaret Bakanı Cemil Sait Barlas, Adna'daki petrol çalışmalarına 935 yılında başlandığını, bilâhare aaraştırma için işin talik edildiğini bildirmiş ve jeofizik kanunlardan dolayı. Hocaîi ve Ağızkara bölgelerinde petrol çıkmasının çok ümitli görüldüğünü, bunun için Amerika'ya arayıcı sondaj malzemesi ısmarlandığını belirterek malzemenin gelmesini müteakip derhal sondaja başlanacağını bildirmiştir. Soru sahibi Reşat Aydmb, petrol mevzuunun memleketin hayatını yakından ilgilendirdiğini kaydettikten, sonra Adna'daki araştırma safahatına temas etmiş ve buradaki sondajlara son verilmesinin manasını bir türlü anlamadı­ğını, beyan etmiştir.

Bundan sonra yine Denizli Miletvekili Reşat Aydınlı'mn Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü Genel Müdürlüğünün Türk petrollerini işletmek için dı-şarda müşteri aramak yetkisi olup olmadığı hakkındaki sözlü sorusu müna­sebetiyle Ekonomi ve Ticaret Bakanı Cemil Sait Barlas Maden Tetkik ve Ara­ma Umum Müdürünün vazifesinin kanunla teshit edildiğini ve umum müdü­rün ksnunun kendisine tahmil ettiği vazifeleri yaptığını söylemiştir.

Soru sahibi Reşat.Aydınlı da Oil Form Mecmuasında Maden Tetkik ve Ara­ma Enstitüsü Müdürünün «Türk petrollerinin hususi teşebbüsle işletilmesi İçin kapı açılmıştır» konulu bir yazı yazdığını söylemiş ve petrol meselesinde bu kadar laubali olmanın ne kadar doğru olduğunu sormuştur. Yine Reşat Aydınlı'nm Maden Tetkik ve Arama Enstitüsünün petrol üzerindeki çalışma­ları ve istihsal edilen petrol miktarı hakkındaki sözlü sorusuna Ekonomi ve Ticaret Bakanı Cemil Sait Barlas şu cevabı vermiştir:

Mutahsssısların yaptıkları mukayeselere göre, bizde kuyu açmak için saırfe-diîen paradan alman netice diğer memleketlere kıyasen, daha müsbet olmuş­tur.

ikinci noktaya gelince : 8 ve 9 numaralı kuyulardan günde 65 şer ton petrol alınmaktadır. 12 numaralı kuyu takriben 1000 metre sehaninde bir tabakaya girmiştir. Bu kuyunun derinleştirilmesi için emir verdim.- 2500 metreye ine­cektir.

Bakanın açıklamasını takiben Reşat Aydınlı tekarar söz almış ve petrol me­
selesinde titiz davramîmadığjndan şikâyet etiştir.

Tekrar söz alan Ekonomi ve Ticaret Bakanı Cemil Sait Barlas, Petrol Arama Enstitüsünden, kurulduğu günden bugüne kadar vaki olan şikâyetlerin hep­sinin Meclisten ayrılan bir komisyonda incelendiğini ve kısa bir zamanda mil­letvekillerine tebliğ edileceğini ifade etmiş ve Maden Tetkik ve Arama Ensti­tüsü Müdürünün Amerikan mecmuasındaki makalesine işaret ederek bunun 2804 ve 2805 sayılı kanunların izahından başka birşey olmadığını söylemiş­tir.

Bakan, daha sonra petrol işine temas ederek Reşat Aydınlı tarafından ileri sürülen mütalâalara cevap vermiş ve Reşat Aydınlı tarafından okunan ken­dine ait bir demeç hakkında açıklamada bulunmuştur.

Bundan sonra Reşat Aydınlı tekrar söz almış ve Mamen Tetkik Arama Ens­titüsü hakkında matbuattaki hücumların nereden geldiğini Bakanın bilmedi­ğini, mesul bir bakanın bunları bilmesi lâzimgeleceğini söyliyerek bu haber­leri vereni bakanın açıklamasını istemiştir.

Bunun üzerine Cemil Sait Barlas tekarar söz almış ve gazetecilerin önünde bu vesikaları matbuata verenin bizzat Reşat Aydınlı olduğunu bildirmiştir.

Bundan sonra Maraş Milletvekili Emin Soysal'ın "üniversitelerde yapılan mü­nazaralar hakkında Millî Eğitim Bakanlığından sözlü sorusu, soru sahibinin

Mecliste bulunmaması dolayısiyie talik edilmiş ve Tokat Miletvekili Gemal Kovalı'nın Amerikan yardım kredisiyle getirilecek tarım âlet -ve makinaları hakmda Tarım Bakanlığından sözlü sorusuna Tarım Bakanı Cavit Oral ce­vap vererek, Marshall Plânı gereğince yapılan yardımların peyderpey gelme­ye başladığını, bunların ilk partisinin İstanbul'a geleceğini söylemiş ve ilk tirajda 1839 adet traktör ile çeşitli tarım âleti olduğunu açıklayarak bunların bir kısmının Şeker Şirketine küçük müstahsili kooperatifleştirmek maksadiy-le verileceğini ve çiftçi kalkındırma davasında çok hassas bulunduğunu ifa­dede etmiştir.

Soru sahibi Cemal Kovalı da gelecek bu malzemenin mühim bir kısmının kü­çük çiftçilere verilmesini isteyerek hayat pahalılığının ancak iktisadi ve ta­rımsal kalkınma ile halledilebileceğini söylemiş ve Hükümetin bu konu üze­rinde ehemmiyetle durmasını istemiştir.

Bundan sonra Giresun Milletvekili Ahmet Ulus'un Öğrenciler arasında poli­tika yapan profesörler hakkında Başbakanlıktan sözlü sorusuna Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu bu husus hakkında üniversiteye yazı yazdığını, an­cak cevap gelmediği için bu soruyu 17 Mayıs'ta cavaplandıracağını bildirmiş ve Manisa Milletvekili Yu*nus Muammer Alakant'm canlı hayvan ihracı ve hayvan kaçakçılığı ile yağ ve peynir gibi mamullerin ihraç rejimi hakkında­ki soruları ve Kütahya Miletvekili Ahmet Tahtakıbç'in Cumhurbaşkanına yapılan ziyaretler hakkındaki sözlü sorusu soru sahiplerinin Mecliste hazır bulunmaları dolayısiyie başka bir güne bırakılmıştır.

Daha sonra Afyon Miletvekili Hasan Dinçer'in Y. M. C. A. dershaneleri hak­kında yapılan yayma dair sözlü sorusu münasebetiyle Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu hâdisenin ufak bir tahlilini yapmış ve çayda bir usulsüzlük olduğuna temasla çayı tertip edenlerin Millî Eğitim Müdürlüğünden izin al­madıklarını söyîiyerek lazımgelen muameleyi yapmakta olduğunu beyan et­miştir.

Soru sahibi Hasan Dinçer de kendisinin mesele hakkında etraflı tetkikatta bulunduğunu ve çayda geçen hâdiselerin yüz kızartıcı olduğunu söyîiyerek bu meselede hassas davranılmasmm elzem olduğunu çaydan Millî Eğitim Mü­dürlüğünün de haberi bulunduğunu söylemiş ve Millî Eğitim Bakanlığının vazifesini yapmadığı kanaatini taşıdığını ilâve etmiştir.

Bunun üzerine Millî Eğitim. Bakanı Tahsin Banguoğlu tekrar söz almış ve hâdiseyi etraflı bir şekilde incelettirdiğini ve ortada endişe edilecek bir durum mevcut olmadığı mütalâasında olduğunu belirtmiştir.

Bundan sonra Kayseri Milletvekili Kâmil Gündeşin askerî fabrikalarda ça­lışan işçiler hakkında Millî Savunma Bakanlığından sözlü sorusu soru sahi­binin Mecliste hazır bulunmaması yüzünden başka bir güne talik edilmiş ve lo dakikalık bir dinlenme için saat 17 de birinci oturuma son verilmiştir.

Emin Halim Ergun ve İzmir Milletvekili Ekrem Oran'm Belediye Gelirleri Kanununun 22 inci maddesinin değiştirilmesi hakkındaki kanun teklifleri ile İstanbul Milletvekili Cihat Baban ve Dr. Adnan Adıvar'm İstik­lâl Mahkemeleri Kanunu ile tâdil ve eklerinin yürürlükten kaldırılması hak­kımdaki kanun tekliflerinin ikinci görüşmeleri tamamlanmıştır.

Müteakiben gündemin birinci defa görüşülecek işler bölümündeki Gelir Ver­
gisi Kanun tasarısının Komisyondan gelen maddelerin müzakeresine geçil­
miştir.

Bir kere daha incelemek üzere Komisyona gönderilen Gelir Vergisi Kanun tasarısının geçici üçüncü madesinin müzakeresi sirasmda ilk sözü C. H. P. Denizli Miletvekili Hulusi Oral almış ve Komisyonun Raporu hilâfına bu mad­denin kaldırılmasının doğru olmadığı tezini müdafaa ederek maddenin kal-dınlmasiyle önlenmesine çalışılan adaletsizliğin bilâkis fazlalaştırılacağmı id­dia etmiştir.

Demokrat Parti Manisa Miletvekili Muammer Alakant, vergi sisteminde esas­lı bir ıslahata gidilirken geçici üçncü madenin kaldırılmasını takdirle karşı­lamış ve Komisyonun fikrine iştirak etmiştir.

Bunun üzerine söz alan Maliye Bakanı İsmail Rüştü Aksal, vergi sahasında espirisi, tekniği ve hüviyeti bakımından tamamen yepyeni bir sisteme gittik­lerini ve bunun ne kadar nazik olduğunu idrâk ettiklerini söyleyerek yeni vergi sistemi üe bugün elde edilen 400 milyon liraya mukabil 1951 de 300 mil­yon lira veya biraz daha az varidat temin edileceğini bildirmiş ve geçici madde, ile yapılan ve yalnız bir seneye inhisar eden yüzde 25 zammın bu gediği ka­payacağını belirtmiştir.

Kanaatince geçici made ile bir vergi zammının mevzubahs olamryacağmı, an­cak yeni tarife üzerinden bir vergi hesaplandıktan sonra bu verginin yüzde 25 inin geri alınmış olacağını bildiren Maliye Bakanı bu hususta misaller ver­miş ve böyle bir gedik bırakmanın 1951 de Meclisi yeni bir zamla karşı karşı­ya bırakacağını söylemiş ve takdirin Yüksek Heyete ait olduğunu ilâve etmiş­tir.

Maliye Bakanının açıklamasından sonra C. H. P. Niğde Miletvekiîi Vehbi Sa­ndal söz almış ve geçici üçüncü maddenin lüzumsuz olduğunu beyan ederek Komisyon- kararma uyulmasını ve Komisyon Raporunun kabul edilmesini istemiştir.

Bunun üzerine tekarar söz alan Maliye Bakanı İsmail Rüştü Aksal Meclisin en isabetli kararı vereceğini bildirmiş ve vergi alınacak mükellef mevzuu üze­rinde geniş izahlarda bulunduktan sonra demiştir ki:

Biz bu sistemle memleketimize âdil bir vergi sistemini getirdiğimize kani bu­lunuyoruz ve bunun memleketin hayrına olacağına inanıyoruz.

Daha evgvelki izahatimde de arzettiğim gibi bu arada Komisyonun mülâha­zalarını daima gözönünde tutmak suretiyle, az çok fedakârlığa katlanmakta, ancakmuayyenhesaplaraistinatetmekteyizvebentemenniederimki benim bugün buradaki beyanatım 1951 senesinde tekzip edilsin, filen tekzip edilsin, filen içine girdiğimiz Gelir Vergisi sistemi, 300, 400 değil 500 milyon. lira versin, memleket namına bu hataya düşmüş olayım. Esasen benim bu iza­hatı vermekten maksadım şudur ki, Büyük Milet Meclisi bile bile bir karar ittihaz etmiş oîsun. Hesaplarımız, tahminlerimiz yeni sisteme girdiğimiz zaman zam olmadığı takdirde veya kademeli tatbik ettiğimiz takdirde bir varidat tenezzülü noktasında birleşmelidir. Büyük Meclis bunu bilmelidir. En büyük isabetli kararı vereceği doğrudur. Gönlüm istiyor ki mesul Maliye Bakanı sı-fatiyle 1949 senesinde burada verdiğimiz hesaplarımız, bugünkü hâdiseler, Gelir Vergisinin varidatı beni tekzip etsin.

Maliye Bakanının konuşmasından sonra söz alan C. H. P. Giresun Miletveki­îi İsmail Sabuncu, C. H. P. Tekirdağ Miletvekiîi ZiyaCezaroğlu, C. H. P.

Gümüşhane Miletvekiîi Hasan Fehmi Ataç Komisyonun ıslahını gaye ittihaz eden böyle bir tasarıya bu şekilde bir madde ile sokulan tereddüdün mükelle­fi korkutacağını ifade etmişlerdir.

Neticede, Komisyonun geçici üçüncü maddenin kaldırılmasına mütedair olan raporu oya konularak kabul edilmiş ve bu suretle Gelir Vergisi Kanun tasa­rısının birinci müzakeresi tamamlanmıştır.

Bundan sonra Kurumlar Vergisi Kanun tasarısının Komisyona gönderilen ve incelendikten sonra Kamutaya sunulan 7, 19 ve geçici 3 üncü maddelerinin müzakeresine başlanmıştır.

7 inci maddenin görüşülmesi esnasında ilk sözü Demokrat Parti Miletvekiîi Muammer Alakant alarak kendisinin, bu madenin ilk müzakeresi sırasında Türk yabancı kurumlar arasında vergi bakımından bir fark yapmanın doğru olamiyacağmı izah ettiğini söyleyerek ecnebi devlet ve cemiyetlerinin kurmuş oldukları kültür ve sağlık müesseselerinin dahi bundan sonra Kurumlar Ver­gisine tâbi tutulmamalariyle isteğinin yerine geldiğini bildirmiştir.

C. H. P. Niğde Miletvekiîi Vehbi Sandal, madeyi Muammer Alakant gibi an­lamadığını izaha çalışmış ve ecnebilere ait okul ve hastahanelerin Kurum Vergisine tâbi tutulmadıkları neticesine varmış ve madde ile bu vergiden mu­af tutulacak Türk müesseselerinin yedinci maddedeki evsafı haiz olup olma­dıkları hakında ilgili bakanlara tanınan takdir hakkının Bakanlar Kuruluna verilmesini istemiş ve bu hususta bir de takrir vermiştir.

C. H. P. Diyarbakır Milletvekili İhsan Hamit TiğreTin madde hakkında sor­duğu bazı sorulara cevap veren Komisyon Sözcüsü Münir Birsel ileri sürü­len mütalâalara karşı açıklamada bulunmuş ve bu arada Vehbi Sandal ta­rafından takdir hakkının Bakanlar Kuruluna devredilmesi yolunda ileri sü­rülen teklife karşılık, bu gibi işlerin politika değil tetkik ve teknik işi oldu­ğunu ve böyle bir karar alınırsa bürokrasiye yol açılmış olacağını iddia et­miştir.

Sözcüden sonra Demokrat Parti Manisa Milletvekili Muammer Alakant, ken­disinin maddeyi henüz tetkik edebildiğini, bu bakımdan yanlış anladığım söy­lemiş ve Kurumlar Vergisi bakımından Türk ve yabancı müesseseler arasmda tefrik yapılmasının millî hisleri rencide ettiğini bildirerek Türk şirketleri tarafından idare edilen kurumların da vergiden muaf tutulmalarını istemiş ve bu hususta bir takrir vermiştir.

Buna karşılık söz alan Maliye Bakanı İsmail Rüştü Aksal, Gelir Vergisindeki esaslı gayenin bu kanun karşısında herkesi müsavi surete mükellef kılmak olduğunu açıklamış ve meselenin Muammer Alakant tarafından iyice anla­şılmadığını ileri sürerek bu mevzuda herşeyden evvel cemiyetle şirket ara­sındaki farkları gözönünde tutmanın elzem olduğunu tebarüz ettirmiştir.

Vakıf ve belirli maksatlarla tesis edilmiş bulunan müesseselerin zaten vergi­den muaf tutulduklarını bildiren Maliye Bakanı bu hususta geniş açıklamad bulunmuştur.

Bundan sonra C. H. P. Niğde Milletvekili Vehbi Sandal, isteğinde İsrar et­miş. Demokrat Parti Manisa Milletvekili Muammer Alakant bu maddenin kabulüne taraftar olmadığını açıklamış ve neticede verilen önergeler redde­dildikten sonra madenin tümü oya sunularak kabul edilmiştir.

Tasarının Komisyondan gelen 19 ve geçici 3 üncü mad.delerin de kabulünden sonra Kurumlar Vergisi Kanun tasarısının da birinci müzakeresi tamamlan­mıştır.

Daha sonra işletme ve Gezginci İşler Kanun tasarısının Komisyondan gelen 5, 6 ve 7 inci maddeleri olduğu gibi kabul edilmiş ve 16 mcı madde okunduktan sonra 15 dakikalık b'ir dinlenme tatili için saat 17 de birinci oturuma son ve­rilmiştir.

B. M. Meclisinin 2. toplantısı:

Ankara : 4. (a. a.)—

Büyük Millet Meclisi bugün saat 17 de Trabzon Milletvekili Raif Karadeniz'­in başkanlığında ikinci oturumunu yapmıştır.

Meclis bu oturumunda da İşletme ve Gezginci İşler Vergileri Kanun tasarısı­nın Komisyondan gelen maddelerini müzakere etmiştir. Bu müzakereler es­nasında 16, 17 inci maddeler kabul edilmiş 18 inci madde ikinci müzakerede görüşülmek üzere bırakılmış, 19 uncu madde Komisyon tarafından tay edil­miş, müteakiben 20, 28 inci maddelerle, geçici 1, 2, 3, ve 29 uncu maddeler ka­bul olunarak tasarının birinci müzakeresi sona ermiştir.

Bundan sonra Vergi Usul Kanunu tasarısı ve Geçici Komisyon Raporunun konuşulmasına geçilmiştir.

Bu mevzuda ilk olarak söz alan Komisyon Sözcüsü C. H. P. Manisa Miletve-kili Kâmil Çoşkunoğlu, tasarının ana hatları üzerinde izahat vermiş ve tasarı­daki prensipleri açıklayarak, bunların bilhassa, vatandaşın kânunu iyice an­laması ve memur ile vatandaşın kanun üzerinde ayrı tefsirler yapması, vatan­daşın devlete itimad etmesi, vergi meselelerinde vatandaşla devletin işbirliği

çıktığını (bildiren Bayan Dorothy Thom­son ziyaret ettiği memleketlerde Mar-sall Skredisinin nasıl sarfedildiğl hakkın­da incelemelerde 'buJunduğ'unu bildirmiş ve Türkiye'de çok. az ibir zaman kalma­sına rağmen Türkiye ve Türkler hak­kında işittiği güzel ve taikdirkâr sözle­rin doğru olduğunu anlamafcla pek faz­la .mütehassis olduğunu söylemiş:tir.

Türkiye'den ço!k iyi irutibalarla ayrıla­cağını .da kaydeden tanınmış gazeteci, Kadın Gazetesi sahibi İffet Haîim Oruz-■la î«muşaraik Amerika'da Ibile tamamen kadınlar tarafından çıkarılan bir .gazete (bulunmadığını ifade etmiş ve bu 'başa­rılarından dolayı Türk kadınlarının ha­kikaten takdire lâyik oldukları mütalâ­asında bulunmuştur.

iBuadan sonra Bayan Dorothy Thomson sorulan ve Amerika'daki kadın faaliye­tine mütedair olan muhtelif soruları ce­vaplandırmış ve kendine ait (hatıralar naflîletmiştir.

Üç ıgünden beri şehrimizin misafiri olan Bayan ûDorothy Thomson bu akşam 21

de ekspresle îstanibul'a hareket etmiş­tir. Tanınmış 'gazeteci istanbul'da bir -müddet kaldıktan sonra Almanya'ya gidecektir.

Yine tasarının tümü hakmda söz alan C. H. P. Urfa Milletvekili Esat Tekeli tasarının faydalı bir eser olduğunu belirtmiş ancak tasarıda usule ait hüküm­lerde fazla tarif ve tefsirlere geçilmiş bulunduğunu, bu gibi teferruattan vaz­geçilmesinin iyi olacağını söylemiştir. Hatip bundan sonra tasarıdaki «vergi uzmanlığı» meselesine de temas ederek, «vergi uzmanlığı» nın, bazı arkadaş­ların iddia ettikleri gibi, avukatların hukukuna bir tecavüz sayılmayacağını açıklamış, ve avukat bulunmayan yerlerde vatandaşların vergi meselelerinde bu uzmanlardan istifade edeceğini tebarüz ettirmiştir.

Bundan sonra maddelerin müzakeresine geçilmiştir. .Birinci maddenin müza­keresinde söz alan C. H. P. Manisa Milletvekili Faik Kurdoğlu, maddenin pek mufassal olarak yazılmış bulunduğunu ileri sürmüş bunun daha kısa olma­sını istemiştir. Demokrat Parti İstanbul Milletvekili Salamon Adato ise mad­denin bu haliyle daha faydalı olacağı kanaatini izhar etmiş, Komisyon Sözcü­sü Kâmil Çoşkunoğlu da maddenin vazıh ve açık olduğunu bildirmiş ve mü­teakiben madde kabul olunmuştur;

Bundan sonra Meclis tasarının 2, 3, 4, 5 inci maddelerini de kabul etmiş, 6 mcı maddenin müzakeresinde C. H. P. Manisa Milletvekili Feyzullah Uslu, C. H. P. Ankara Miletvekili Emin Halim Ergun, maddenin hukuk tekniği ba­kımından hataalı olduğunu ileri sürmüştür. Sözcü, maddede böyle hatanın mevcut bulunmadığını bildirmiş ve 6, 7, 8 inci maddeler kabul olunmuştur.

Bundan sonra C. H. P. Manisa Miletvekili Feyzullah Uslu 9 uncu madddenin Komisyonca izah edilmesini istemiş, sÖzcii maddeyi izah etmiş ve 9, 10, 11, 12 inci maddeler kabul olunmuştur.

üncü maddenin müzakeresinde, Feyzulah Uslu, maddenin mevzuu olan
mücbir sebeplerin tadat edilmesinin doğru olmadığını ileri sürmüş, sözcü bu­
na cevap vererek, mucip sebepleri tadat etmekle maddenin çerçevelenmedi­
ğini blirtmiştir. C. H. P. Ankara Milletvküi Emin Halim Ergun, C. H. P. Rize
Milletvekili Saim Dilemre, maddenin kabul edilmesini istemişler, 13 üncü mad­
de de kabul olunmuştur.

üncü maddenin müzakeresinde Demokrat Parti Afyon Milletvekili Ahmet
Verziroğlu, maddedeki müddetin 15 günden 30 güne çıkarılmasını istemiş, C.
H. P. Manisa Milletvekili Feyzullah Uslu da3 maddeye «müddet tebliğden iti­
baren başlar» fıkrasının ilâvesini istemiş ve bu hususta bir önerge vermişin:.

C. H. P. Giresun Milletvekili İsmail Sabuncu, tatbikte çok güçlükler doğura­cağı için bu maddenin tamamiyle kaldırılmasını ileri sürmüş, C. H. P. Ankara Milletvekili Emin Halim Ergun bu fikre iştirak etmiyeceğini belirtmiştir. Saat 20 de Meclis ikinci oturumuna son vermiştir.

Bo M. Meclisinin 6/5/1949 toplantısı:

Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 14.30 da Bingöl'Milletvekili Feridun Fikri Düşünseldin başkanlığında toplanmıştır

İl olarak İspirto ve İspirtolu İçkiler Tekeli hakkında 4250 sayılı kanunun 14 ün­cü maddesinin değiştirilmesine ve 24,60 4040, ve 4226 sayılı kanunların bazı bölümlerinin kaldırılmasına dair kanun tasarısının geri verilmesine dair Baş­bakanlık tezkeresi okunmuş ve kabul edilmiştir.

Meclis bundan sonra Vergi Usul Kanunu tasarısı ve Geçici Komisyonun Ra­porunun müzakeresine devam etmiştir.

133, 134 üncü maddeler münakaşasız kabul olunmuş, 135 inci maddenin ko­nuşulması esnasında C. H. P. Bursa Milletvekili Faik Yılmaz İpek, maddeye «ilgililerin imzası üstüne dilediği itiraz ve mülâhazaları koyabilir» cümlesinin ilâvesini istemiş ve madde bu şekli ile kabul olunmuştur.

Müteakiben 136, 137 inci maddeler de kabul olunarak, 138 inci maddenin ko­nuşulmasına geçilmiş, C. H. P. Manisa Milletvekili Faik Kurdoğlu, C. H. P. Manisa Milletvekili Feyzullah Uslu bu maddenin tasrihini Komisyondan is­temişler, maddedeki «diplomat imtiyazlarından faydalanan yabancı devlet memurları bilgi verme mecburiyetine tâbi olmazlar» fıkrasının tamamen kal­dırılmasını ileri sürmüşler, C. H. P. Niğde Milletvekili Vehbi Sarıdal da bu fıkranın «memleket dışı» olarak değiştirilmesini istemiş, mezkûr madde Ko­misyon tarafından geri alınmıştır.

Bundan sonra 139 uncu maddenin müzakeresine geçilmiştir. Muhteviyatı (aşağıda yazılı daire ve müesseseler kendilerinden yazı ile vermeye mecbur oluralr.)

— Resmî daireler(genel, katma, özel bütçeli daire ve müesseselerle be­
lediyeler) j

— Kamu müesseseleri (ticaret odaları, meslekî teşekküller birlikler gibi),

— Bankalar ve sigorta şirketleri,

— Noterler (doğrudan doğruya vergi ile ilgili olan bilgi) lerden bahseden
bu maddenin müzakeresinde C. H. P. Bursa Milletvekili Faik Yılmaz İpek,
C. H. P. Konya Milletvekili Hulki Karagülle, Müstakil Demokrat Afyon Mil­
letvekili Şahin Lâçin, bu madde kabu olunduğu takdirde bankalardaki mah­
remiyetin kalmıyacağını ileri sürmüşler ve böylece bankalardaki mevduatın
tamamen çekileceğini, bunun da iktisadi zorluklar doğuracağını söylemişler­
dir. Bu iddialar üzerine kürsüye gelen Maliye Bakanı İsmail Rüştü Aksal, bu

maddenin uzun zamandanberi bir müzakere mevzuu olduğunu belirtmiş, Ge­lir Vergisi sistemi ile, yeni bir vergi terbiyesi ile karşı karşıya bulunduğu­muzu, eski vergi itiyatlarından kurtulmak mecburiyetinde olduğumuzu, yeni usullere alışmak icap ettiğini söylemiştir. Şahsi vergi sistemine gidildiğini izah eden bakan, eğer Maliyeye karşı bir mahremiyet mevcut olursa, şahsi vergi sisteminin tatbik edilemeyeceğini açıklamış, mahremiyet mevcut olduğu tak­dirde Gelir Vergisi sisteminin hiç bir ş göremiyeeeğni anlatmıştır. İsmail Rüş­tü tü Aksal, Gelir Vergisine karşı gösterilen reaksiyonun esasının mahremi­yetin bozulmasından dolayı değil, Kazanç Vergisinde elde edilen gayri kanu­ni kazançların bundan böyle hükümetin gözünden kaçamıyacağı korkusun­dan ileri geldiğini söylemiş ve Maliyeye karşı mahremiyetin asla düşünülme-. yeceğini sözlerine ilâve ederek, devletin bu vergi sisteminde kendini kazanç­lara hissedar telâkki ettiğini, bundan dolayı mahremiyete kendisinin de işti­rak edeceğini, maddede mevcut hükümlerin ağırlaştınlabileceğini ancak bu mahremiyete iştirak edilmezse Gelir Vergisinin tatbik safhasına konulamıya-cağını açıklamıştır.

Bu arada suallere cevaplar veren bakan, maliye cihazımıza karşı bugüne ka­dar bir itimatsızlık havası mevcut olduğunu söylemiş, bunu önlemek için, her mükellefe itimad telkin edileceğini ve bundan başka, her mükellef için fişler hazırlanacağını ve onun ticari faaliyetleri hakkında malûmata sahip bulun­mak lâzım geldiğini tebarüz ettirmiş, şahsî vergi sisteminin bunu icabettirdi-ğini de sözlerine eklemiştir.

D. P. Eskişehir Milletvekili Ahmet Oğuz madde kabul olunduğu takdirde ban­ka mahremiyetinin ortadan kalkacağı iddiasında İsrar etmiş, C. H. P. Gazian­tep Milletvekili Cemil Alevli de ayni fikirde olduğunu açıklamıştır.

C. H. P. Giresun Milletvekili İsmail Sabuncu ve C. H. P. Rize Milletvekili Sa-ü Ali Dilenire, maddenin banka mahremiyetine zarar vermiyeceği mütalâa­sında bulunmuşlar ve kabulünü istemişlerdir.

Bundan sonra C. H. P. İsparta Milletvekili Kemal Turan tarafından yeterlik önergesi verilmiş ve önerge kabul edilmiştir.

Müteakiben Meclis Başkanlığı 139 uncu maddeyi açık oya sunmuş ve mezkûr madde 80 oya karşı 91 oyla Komisyona iade edilmiştir. Meclisin birinci oturumu saat 17 de sona enni§tir.


Dışişleri Bakanımız Sadak'ın Amerika'daki temasları hakkında ba­sına demeci:

İstanbul: 7. (a. a.) —

Dışişleri Bakanı ve Bayan Sadak bu akşam saat 23.30 da Pan Amerikan uça-ğİyle hava meydanına gelmişlerdir. Bakan Yeşilköy'de İstanbul Vali ve Bele­diye Başkanı Doktor Lütfü Kırdar, Emniyet Müdürü İsmail Hakkı Baykal, dostları ve kalabalık bir heyet teşkil eden basın mensupları tarafından karşı­lanmıştır. Dışişleri Bakanı gazetecilerin arzusunu yerine getirerek bekleme salonunda Amerika'daki faaliyeti hakkında şu beyanatta bulunmuştu: «Biliyorsunuz, Amerika'da Birleşmiş Milletler Toplantısından geliyorum. Asamblede 15 gün kaldım. Hareketimden bir iki gün evvel hafif bir rahatsızlık memlekete avdetimi bir az geciktirdi. Asamble, hareketime kadar İtalyan sömürgeleri meselesiyle meşguldü. Hareketim anında mesele henüz halledil­miş olmaktan uzakdı ve bir çıkmaza girmiş görünüyordu. Daha geç kalmamak için vazifeyi oradaki daimi delegemize bırakarak avdet ettim. Nevyorkta bu­lunuşumdan faydalanarak dost devletin merkezini ziyaret ettim. Vaşington-da üç gün kaldım. Amerika Birleşik Devletlerinin merkezini ziyaret eden ilk Türk Dışişleri Bakanı olarak çok zevkli bir vazife gördüm. Bu dostluk ve ne­zaket ziyareti esnasında Türkiye'nin mümessili sıfatiyle şahsıma gösteril­miş olan iyi kabul ve nezaket beni çok mütehassıs ve. müteşekkir kılmıştır. Amerika Dışişleri Bakam Mister Acheson bana çok izaz ve ikram etmiş ve ayrılırken Ankara'ya geleceğini vaad eylemiştir. Vaşington'da kaldığım üç gün içinde Başkan Truman tarafından kabul edilerek kendisiyle görüşmek şerefini kazandığım gibi, mümtaz devlet adamı Mister Acheson'la iki memle­keti alâkadar eden bütün meseleler hakkında uzun uzadıya görüşmek imkâ­nını buldum. Bu temaslarımdan son derece memnun olarak avdet ediyorum. Bu ziyaretim Amerika ile Türkiye arasında mevcut sıkı dostluk münasebet­lerinin daha fazla kuvvetlenmesine yardım ettiği kanaatini taşıdığımı ve bu kanaatin bende ve Amerikan Dışişleri Bakanlığında karşılıklı olduğunu siz­lere beyan edebilmekle bahtiyarım. Amerika'da Türk Milletine sevgi ve iti­bar büyüktür.

Türkiye Cumhuriyetinin en geniş haklar ve hürriyetler rejimine karşı Ame­rika'da takdir, ve hayranlık hislerinin büyük olduğunu bizzat müşahade et­mek fırsatını bulduğumu sizlere iftiharla söyliyebilirim. Amerika'nın Büyük Başkanı Mister Trumanm şahsında. Türkiye'nin samimi bir dostunu buldum. Bunu bizzat kendisi ifade etmek nezaketini-göstermiştir. Başkan Truman'm Saym Cumhurbaşkanımıza hususi bir mektubunu götürüyorum.

Bakan, bû beyanatından sonra gazetecilerin kendisine sordukları suallere aşağıdaki cevapları vermiştir:

Atlantik Paktı hakkında hiç bir görüşme oldu mu?

Mister Acheson'la hiç bir Pakt görüşmedim ve Vaşingtona böyle bir niyet­
le gitmiş değildim. Atlantik Paktı hakkındaki görüşlerimizi muhafaza ediyo­
ruz. Amerika'da her yerde önüme kırk kadar gazeteci ve fotoğrafçı çıktı ve
her biri bir sual sordu hepsine elimden gelen cevabı verdim, ne yazdıklarını
görmedim ve bilmiyorum. Ben de Amerikalılar gibi gazetelerde atfen çıkan
beyanatın mesuliyetini kabul etmediğimi söyledim.

Schuman ve Bevin ile görüştünüz. Türikye, İngiltere ve Fransa arasında
aktedilmiş olan üçüzlü ittifak muahedesini Vichy Hükümetinin ilga ettiği söy­
lendi. Bu mesele hakkında izahat verir misiniz?

1939 da Türkiye - Fransa - İngiltere arasında imzalanmış olan ittifak mu­
ahedesi dediğiniz gibi Vichy Hükümeti zamanında ilga edilmiş değildir. Mua­
hedeler, ancak, muahede ahkâmı gereğince tarafların muvafakatiyle ilga edi­
lir. Filhakika Schuman muahedenin devam ettiğini bana söylemiştir.

—Avrupa Birliğine girmemiz neden dolayı gecikti?

—- Avrupa Birliğine girmemiz gecikmemiştir. Birlik, hazırlık çalışmalarını yapıyor. İlk toplantıda Türkiye'nin de diğer devletler gibi hazır bulunacağı­nı ümit etmekteyim.

Dışişleri Bakanımız yarın akşam şehrimizden Ankara'ya hareket edecektir.

B. M. Meclisinin 9/5/1949 toplantısı:

Ankara : 9. (a. a.)—

Büyük Millet Meclisi bugün saat 14.30 da Trabzon Milletvekili Raif Karade­niz'in başkanlığında toplanmıştır.

Meclis bugünkü müzakerelerinde, Bolu Milletvekili İhsan Yalçın ve beş ar­kadaşının, Millî Korunma Kanununun 30 uncu maddesinin değiştirilmesine dair olan kanun teklifinin ve Rize Milletvekili Doktor Saim Ali Dilemre'nin, Millî Korunma Kanununun 4648 sayılı kanunla değiştirilen 30 uncu maddesi­nin (c) fıkrasının sekizinci maddesinin değiştirilmesine dair olan kanun tek-lefinin geri verilmesi hakkındaki önergelerini kabul etmiştir.

Bundan sonra Manisa Milletvekili Yunus Muammer Alakant'ın canlı hayvan ihracı ve hayvan kaçakçılığı hakkında Ekonomi ve Ticaret Bakanlığından söz­lü sorusuna cevap veren Ekonomi ve Ticaret Bakanı Cemil Sait Barlas, dış memleketlere yapılan hayvan ihracı mevzuunda izahat vermiş, bu sene kışın uzun sürmesinden dolayı, yüz bin baş hayvanın telef olduğunu, bu yüzden şimdilik hayvan ihracına devam edilemiyeceğini, ancak 15 Temmuzdan son­ra bu hususta bir karar verileceğini söylemiş ve et fiyatlarının artışında ihra­catın bir rolü bulunmadığını belirtmiştir.

Manisa Milletvekili Muammer Alakant (D. P.), Bakanın izahatının kendisini tatmin etmediğini, şiddetli kış yüzünden ölen hayvanlar bulunmasına rağmen, Yunanistan'la 4 milyon dolarlık bir ihracat anlaşması imzalandığını ileri sür­müş, 2;5 senedenberi hükümetin ihraç politikasını «zikzaklı» olarak vasıflan­dırmış ve hayat pahalılığının et fiyatlarının yükselmesiyle başlamış olduğunu söylemiştir. Et fiyatlarının yükselmesinin müstahsile bile aksetmediğini, an­cak bir kaç mutavassıt tüccarı ihya ettiğini ileri süren Alakant, Hükümetin ihracat politikasının hatalı olduğunu ve bu politikanın Bakanın şahsi fikir­leriyle idare edildiğini sÖyliyerek kürsüden inmiştir.

Tekrar söz alan Ekonomi ve Ticaret Bakanı Cemil Sait Barlas, bugünkü et fiyatlarının bizzat müstahsile aksettiğini belirtmiş ve Hükümetin bugünkü ihraç politikasının şahsi fikirlere ve prensiplere değil günün realitelerine da­yandığını ve bundan da tediye muvazenesinde devletin lehine büyük fark­lar meydana geldiğini söylemiştir.

Bundan sonra Manisa Milletvekili Yunus Muammer Alakant'ın yağ, peynir gibi maddelerin ihraç rejimi ve bu maddelerin dış piyasalarla olan fiyat fark­ları hakkında Ekonomi ve Ticaret Bakanlığından sözlü sorusuna geçilmiş, bu hususta izahat veren Ekonomi ve Ticaret Bakanı Cemil Sait Barlas, bu sene istihsal edilen 200 bin teneke beyaz peynirden 10.000 tenekesinin ihraç edile­ceğini, peynir fiyatlarının yüksek olmasının ihraç hususunda güçlükler yarat­tığını, kaşar peynirinin şimdilik ihracına müsaade edilmediğini, diğer cins peynirlerin de nefasetlerini kaybettiğinden dolayı ihraç edilemediğini söyle­miş ve peynir fiyatlarının yükselmesinin ihracat ile bir alâkası bulunmadığını belirtmiştir.

Sözlü soru önergesi sahibi Manisa Milletvekili Muammer Alakant (D. P.), yağ ihraç etmediğimiz halde Cenup hududlarımızda külliyetli miktarda yağ ka­çakçılığı yapıldığını ileri sürmüş, peynir fiyatlarının ihracat yüzünden yükseldiğini söylemiş ve Cenup hududlarında kaçakçılığa mâni olunması lü­zumu üzerinde durmuştur.

Müteakiben Kütahya Milletvekili Ahmet Tahtakılıg'ın Cumhurbaşkanına ya­pılan ziyaretler hakkında Başbakanlıktan sözlü sorusuna Devlet Bakam Baş­bakan Yardımcısı Nihat Erim cevap vererek, Cumhurbaşkanı ile vatandaşlar arasındaki münasebete işaret ederek, vatandaşın Cumhurabşkanı ile temasını önleyecek hiç bir tedbir ahnamıyacağmı, arzu eden vatandaşların serbestçe Cumhurbaşkanı ile görüşeceklerini ve bu hususta tam bir demokratik hava içinde Çankaya'deki nöbetçi yaverliğine haber verileceğini ve vakti müsait olduğu zaman da Cumhurbaşkanının bu vatandaşları kabul edeceğini, onlar­la görüşeceğini söylemiştir.

Önerge sahibi Kütahya Milletvekili Ahmet Tahtakılıç (Müs. D.) vermiş ol­duğu soru önergesinin hükümet çevrelerinde büyük bir heyecan yarattığını ileri sürmüş ve Cumhurbaşkanının tek parti zamanında olduğu gibi şeflik sistemi üzerinde yürüdüğü mütalâasında bulunarak Devlet Başkanını, Parti Başkanı olarak seçmenin, kendi demokrasi anlayışı ile Halk Partisinin sami­miyetsizliğinin bir tezahürü olduğunu ileri sürmüştür.

Ahmet Tahtakılıç'm bu ifadesinde kullandığı samimiyetsizlik» kelimesi Mec­liste elektrikli bir hava yaratmış ve milletvekilleri hatibe, mevzudan ayrılma­masını hatırlatmışlardır.

Sözlerine devam eden Ahmet Tahtakılıç bu iki başlı vasıftan bizzat Cumhur­başkanının da rahatsızlık duyduğunu ileri sürerek Cumhurbaşkanlığı ile Par­ti Başkanlığının birbirlerinden ayrılması gerektiğini söylemiştir.

Tekrar kürsüye gelen Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Nihat Erim, soru sahibinin önergesinin Hükümette hiçbir heyecan yaratmadığını kaydederek, Anayasaya göre, Devlet Başkanı ile Parti Başkanlığının bir şahıs üzerinde toplanmasına hiç bir mani olmadığını belirtmiş, şeflik sisteminin artık tarihe karıştığını, eğer şeflik sistemi hâkim olsaydı, Mecliste bugün muhtelif parti­lerin yer alamıyacağını ve bazı milletvekillerinin bizzat şef hakkında böyle bir lisan kullanamıyacaklarmı hatırlatarak, vatandaş eğer Cumhurbaşkanını .görmek isterse, Hükümetin bu hususta mani olamıyacağmı ve nihayet, İnö­nü'nün şahsiyetinin böyle gündelik politikaya âlet edilmemesi lâzımgeldiğini bildirerek sözlerine son vermiştir.

İkinci defa söz alan Kütahya Milletvekili Ahmet Tahtakılıç (Müs. D.) Nihat Erim'i kastederek «şeflerin gölgesi altında yaşamak isteyenlerin elbette şef­lik sistemi lehinde konuşacakları» yolunda bir mütalâada bulunmuş ve Par­ti Başkanlığı ile Devlet Başkanlığının birbirinden ayrılması lâzım geldiği hak­kındaki görüşünü tekrarlamıştır.

Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Nihat Erim tekrar kürsüye gelerek şah­sı üzerinde konuşulduğu için cevap vermek mecburiyetinde kaldığını belirt­miş ve bugünkü siyasî mevkie şefin gölgesi altında değil, kendi çalışma ve emeği ile gelmiş olduğunu anlatarak, şeflik sisteminin asla varit bulunmadı­ğını Halk Partisinin demokrasiyi bütün samimiyetiyle istediğini ve bunun te­essüsü için çalıştığını ve bunun üçte ikisinin de fiilen tahakkuk ettiğini, üçte birinin de yakında gerçekleşeceğini bildirmiştir.

Bundan sonra Kayseri Milletvekili Kâmil Gündeş'in askerî fabrikalarda çalı­şan işçiler hakkında Millî Savunma Bakanlığından sözlü sorusuna geçilmiştir. Millî Savunma Bakanı Hüsnü Çakır, askerî fabrikalarda çalışan işçilerin as­kerî şahıslar olduğunu, bundan dolayı siyasi partilere giremiyeceklerini söy­lemiştir.

Soru sahibi Kayseri Milletvekili Kâmil Gündeş (D. P.) de, sözlü sorusunda ileri sürdüğü gibi, askerî fabrikalarda çalışan sivil işçilerin askerî değil sivil şahıslar olduklarını söylemiş ve bunlara baskı yapıldığını iddia etmiştir.

Tekrar söz alan Millî Savunma Bakanı Hüsnü Çakır, kanunen fabrika işçi­lerinin askerî şahıs olarak sayıldıklarını bildirmiş: bunun bir disiplin ve inzi­bat meselesi olduğunu açıklamış, hükümetin baskı yapmaya tenezzül etmiye-ceğini, yakında askerî fabriklarm siviileştirileceğini, sözlü soruda mevzubahs edilen meselenin bir içtihat, bir kanun mevzuu olduğunu izah etmiştir. Soru sahibi, askerî fabrikaların sivilleştirileceğinden memnun olacağını söylemiş, ancak kanunsuz hareketlere başvurulmaması icap ettiğini sözlerine eklemiş­tir.

Büyük Millet Meclisi gündeme devamla, Niğde Milletvekili ibrahim Refik Soyer'in, su işletmeleri kanun tasarısının Meclise ne vakit getirileceği hak­kında Bayındırlık Bakanlığından sözlü sorusunun müzakeresine geçmiş, söz alan Bayındırlık Bakanı Şevket Adalan, su programının bütçeye fazla yük ol­madan gerçekleşmesine çalışıldığını belirtmiş, su işleri için Amerika'dan bir uzman getirileceğini ve kanunun pek yakında Meclise sevkedileceğini söy­lemiştir.

Soru sahibi bu izaha teşekkür etmiş, kanunun bir an evvel gelmesi dileğinde bulunmuştur.

Burdur Milletvekili Ahmet Ali Çınar'ın Çağlayık Barajı ile Çatalsğzı Sant­ralı ve Zonguldak Limanı hakkında Ekonomi ve Ticaret Bakanlığından söz­lü sorusuna cevap veren, Ekonomi ve Ticaret Bakanı Cemil Sait Barlas, Çağ­layık Barajının inşasından vaz geçilmiş olmayıp şimdilik geri bırakılmış ol­duğunu, Çatalağzı Santralında pahalı kömür değil, yüzde 35 haruri kudrette kömür yakıldığını, Zonguldak Limanı inşaatında teknik ve ekonomik husus­ların ön plânda gözönünde tutulduğunu açıklamıştır.

Büyük Amerikan Cumhuriyetinin, tarihte dünya sulhunu ve milletler hür­riyetinin asil ve azimli müdafii olarak nam bırakacak büyük Başkanı Truman, bana, gerek milletimiz gerek devlet başkanımız hakkında çok dostane ve sa­mimi duygular ifade etti ve kendilerinden izin alırken Türk Milletinin selâ­met ve refahı için elinden geleni yapmakta devam edeceğini söylememi "bil­dirdi.

Hariciye Nazırı, mümtaz devlet adamı Acheson'la iki memleketi ilgilendiren bütün konular üzerinde uzun uzadiye ve samimi bir hava içinde konuştuk. Ayni yolda yürüyen, bütün milletler için sulh, emniyet ve hürriyet isteyen iki cumhuriyetin, iki dost memleketin mümessillleri sıfatyile, ehemmiyetli gördüğümüz her meseleyi açıkça bahis mevzuu-ettik.

Beri; Vaşington'a, ne Atlantik Paktına girmek, ne bu hususta bir teklif ve talepte bulunmak ve ne de bir pakt imzalamak için gitmedim. Bununla bera­ber, Atlantik Paktı gibi âlemşümul bir hâdisenin inikasları hususunda fikir, , teatisinde, bulunuşum kadar tabiî ve lüzumlu bir şey tasavvur olunamaz jârtlahtik Paktına dair Hükümetimizin görüşü ise yüksek malûmlardır. Bu görüşü Büyük Miİle't Meclisinde 16 Mart 1949 tarihindeki beyanatımda, ay nen şöyle izah etmiştim:

«Şimal Atlantik Paktı adı verilen ve mahdut bir coğrafya bölgesine inhisar V edeceği, kurucuları tarafından bize sarih surette ifade edilmiş olan karşılık­lı-askerî yardım andlaşmasma, Atlantik kıyılarında bulunmayan Türkiye'­nin girmesi bahis mevzuu değildir. Bununla beraber, sulha ve emniyete hiz-- met "eden her andlaşmanm gerçekleşmesini Türkiye memnuniyetle karşılar.. Amerika'yı, tarihinde ilk defa olarak Avrupa'da sulh ve emniyetin müdafa-* asına iştirake ahden bağlayan bu büyük hâdiseyi, Avrupa milletlerine hu-. zur vermesi ve her türlü tecavüzü önleyerek harbe engel olması bakımından biz de çok hayırlı saymaktayız.».

Ayni beyanatımda gene demiştim ki: . i.

«Avrupa'da sulhun ve emniyetin, Birleşmiş Milletler yasası çerçevesi içinde, bölge anlaşmaları ile gerçekleşebileceğine inanıyoruz. Yine Avrupa'da sulh ve emniyetin ancak bir bütün olarak korunabileceğine inandığımız içindir ki emniyet sistemlerinin başka bölgelere de teşmiline, sırf sulhun korunma­sı bakımından, taraftarız. Bir Akdeniz Paktı hakkında son günlerde dünya basınında çıkan haber ve mütalâalar bu ihtiyacın, bu idealin, dünya efkâ­rında bulduğu makesin açık ifadesidir. Birçik şartlara ve imkânlara bağlı olan bu Pakt hakkında alınmış bir karar henüz yoktur.

Türkiye'nin dahil bulunduğu bölgede sulh ve emniyetin korunması için ne gibi tedbirler alınabileceği hakkında ingiltere ve Amerika'da sıkı temas ve teşebbüslerimiz devam ediyor.»

1947 de Türk Yardım Programının kabulü, Türk - Amerikan münasebetlerinde yeni bir hareket noktası teşkil etmiştir. Modern teknik ve ilmin terakkiystı sayesinde artık birbirinden uzak dahi olmayan ve Birleşmiş Milletler Anayasasındaki müşterek ideallerle mütehalli bulunan iki cumhuri­yet, bu suretle, dünyanın geniş sahalarında insan hak ve hürriyetlerini imha eden kuvvetlere sed çekilmesi ve tecavüzkâr yayılmalarına son verilmesi ga­yesiyle müttehiden hareket etmek hususundaki azimlerini göstermişlerdir. O senenin 12 Mart günü kongreye salladığım mesajda dedim ki:

«Birleşik Devletlerin siyaseti, silâhlandırılmış zümreler tarafından veya hari­ci tazyikler ile esaret altına alınmak teşebbüslerine karsı mücadele eden ser­best milletlere müzaheret etmek yolunda olması gerektiğine inanıyorum. «Serbest miletlerin kendi mukadderatını kendi istekleri dairesinde tâyin et­melerine yardım etmemiz lüzumuna inanıyorum.»

Bu'sözleri o zaman olduğu kadar bugün de tamamiyle benim hislerimi ve hü­kümetimin siyasetini aksettirdikleri için tekrarlıyorum.

Bay Sadak'ın zekâsı, geniş tecrübesi ve dünya meselelerini yapıcı bir zihni­yetle görüşü, Hariciye Nazırı ve bizzat benim kadar bu seyahatinde temas et­tiği diğer Amerikalı resmî şahsiyetler tarafından da çok takdir edilmiştir. Bay Başkan; eminim ki, kendisi Birleşik Devletlerin bu müşkül zamandaki siya­seti ve dâvaları hususunda tam bir anlayışla memleketimizden ayrılmakta­dır.

Şundsn da ayrıca eminim ki, Bay Sadak, Şimal Atlantik Andlaşmasmm imza-lanmasiyle Türkiye ve Atlantik sahası haricindeki diğer serbest milletlerin istiklâl ve tamamiyetlerinin idamesi hususunda Birleşik Devletlerde duyulan alâkanın hiçbir veçhile azalmadığı ve aksine olarak Atlantik Andlaşmasma dahil memleketlerin müşterek emniyetini takviye suretiyle bu paktın mey­dana gelmesinin aynı zamanda Türkye'nin de emniyetini tezyide hizmet etti­ğini müdrik olarak ayrılmaktadır. İlk olarak Yunanistan ve Türkiye için ifa­de edilmiş bulunan bu prensipler, bu pakt ile, milletler camiasının diğer hür­riyet seven milletlerine de teşmil edilmiştir.

Şahsi sıhhat ve saadetiniz ve Türk Milletinin refahının temadisi için en sami­mi temennilerimi teyid eyler, derin saygılarımı sunarım.

Harry S. Truman

B. M. Meclisinin 12/5/1949 tarihli toplantısı:

Ankara : 12. (a. a.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 14.30 da Bingöl Milletvekili Feridun Fikri DüşünseFin başkanlığında toplanmıştır.

Gündemde bulunan maddelerin ilki olan, Askerlik Kanununun nakdî bedel hakkındaki maddelerinin kaldırılmasına dair olan kanun tasarısının geri veril­mesi hakkındaki Başbakanlık tezkeresi okunmuş ve kabul edilmiştir.

İstanbul Milletvekili Salamon Adato (D. P.), vergi uzmanlığının avukatlık haklarına bir tecavüz sayılacağını ve bu yüzden 25 baronun teessür içinde kal­dığını ileri sürmüş ve maddenin kabul edilmemesi hakkında bir önerge ver­miştir.

Konya Milletvekili Mithat Şakir Altan (C. H. P.), kanun, müdafaa hakkını, Avukatlık Kanunu gereğince avukatlara vermiş olduğunu, hesap uzmanlığı­nın ihdası ile avukatlık haklarına tecavüz edilmiş bulunulduğunu söylemiş, «vergi uzmanlığı» maddesinin Adalet Komisyonuna sevkedilmesini ve bir de orada tetkik edilmesini istemiştir.

Diyarbakır Milletvekili Hamit Tiğrel (C. H. P.), malî İslâhat, vergilerde re­form yapılmak yoluna gidilmiş olduğu, bu yeni kanunlnn yapıldığı bir zaman­da mecburen «vergi uzmanlığı» nın kurulması gerektiğini, ortada avukatların haklarına bir tecavüz hareketi görülmediğini, bu yeni müessesenin mükellefin lehine bir durum meydana getireceğini söylemiş ve bir çok Avrupa memleket­lerinde, vergi uzmanlığının mevcut olduğunu İleri sürmüştür.

Denizli Milletvekili Hulusi Oral (C. H. P.) da maddenin kabul edilmemesi

fikrinde olduğunu söylemiştir.

Eskişehir Milletvekili Ahmet Oğuz (Müstakil Demokrat), Gelir Vergisi he­sap uzmanlığının, güdümlü bir iktisadi rejimde, memlekete yerleşmesi lâzım gelen esaslardan biri olduğunu,belirtmiştir.

Saat 17 de Meclis birinci oturumuna son vermiştir. Ankara :13. (a. a.)—

Büyük Millet Meclisi bugün ikinci oturumunu Feridun Fikri Düşünsel'in baş­kanlığında saat 17.15 de yapmıştır.

Oturum açıldığı zaman Eskişehir Miletvekili Ahmet Oğuz (Müstakil Demok­rat) yarım kalan izahlarına devam etmiş ve tasarının aynen kabulünü iste­miştir.

Müteakiben Kocaeli Milletvekili Sedat Pek (C. H. P.) tasarı hakkında tenev­vür bakımından hükümetin ne düşündüğünü anlamak için Adalet Bakanının da izahat vermesini istemiş ve bu münasebetle söz alarak kürsüye gelen Ada­let Bakanı Fuat Sirmen şu açıklamada bulunmuştur:

Arkadaşlar, bu 390 mcı maddenin tesbit ettiği esas hakkında anlaşılıyor ki Büyük Mecliste leh ve aleyhte bulunan iki büyük grup var. Yalnız, hakikat­lere vasıl olabilmek için hangi noktai nazara sahip olursa olsun arkadaşları­mızın sükûnetlerini muhafaza etmemelerini ve söz istiyerek karşılarına çık­mış olan Adalet Bakanının ne diyeceğini, ne sıfatla soyliyeceğini bilmeden şöyle ve böyle demelerini ben bu meclisin müzakere ciddiyetine pek yakıştı-ramam. Adalet Bakanınız çıkıp da henüz şöyledir, böyledir demeden, ne soy­liyeceğini, ne sıfatla söyliyeceğini nerden keşfettiniz de bu heyecanı göster­diniz hayret ediyorum, (gürültüler)

Başkan — Rica ederim.

Adalet Bakanı Fuat Sirmen (devamla) — Arkadaşlar, bundan evvelki otu­rumda bir arkadaşımızın suali üzerine Maliye Bakanı arkadaşım bu mevzuda hükümetin görüşünün ne olduğunu ifade buyurdular. Hükümetinizin görüşü, kendisinin takdim etmiş olduğu tasarıda tesbit edilmiş olan esastır. Şüphesiz ki hükümetin tesbit edip huzurunuza sevketmiş olduğu esası B. M. M. nin bu işi tetkike memur komisyonu istediği şekle kalbedebilir. Bu mevzuda da bu hususu tetkik için kurulmuş olan komisyon hükümetin tasarısında tesbit edi­len esası şimdi huzurunuzda müzakere edilen şekle kalbetmiştir. Maddenin bu yeni şekli üzerinde hükümetiniz yeniden meseleyi mütalâa ederek bir ka­rara varmış değildir. Bunun manası şudur ki, eski teklifinin leh ve aleyhinde ayrıca bir tadil talebinde bulunmadığı için Maliye Vekili arkadaşımın sarahat-la ve vuzuhla ifade ettiği gibi hükümetinizin noktai nazarı tasarıda tesbit edil­miş olan maddedeki esastır.

Şimdi bu hususta bir arkadaşım Adalet Bakanı olarak benim fikrimi Öğren­mek istiyorlarsa onu söylemekte mahzur görmem. Bu layihayı tetkik eden ko­misyonda bulunan Adalet Bakanlığı temsilcisi tasarının bütün müzakereleri­ni takip etmiş ve bu madde üzerinde komisyon yeni şekli tesbit ettiği zaman Bakanlığın eski görüşünün mahfuz tutulması fikrini ileri sürmüş ve bu tek­lif edilen esasla mutabık olmadığım ifade etmiş ve benim emrimle bunu yap--mistir ve benim şu anda lehte ve aleyhte bulunan arkadaşların bütün ileri sürdükleri delilleri dinledikten sonra da bu günkü tesbit edilmiş olan esasa Adalet Bakanınız mutabık değildir. Büyük Meclisin yüksek takdiri ne şekil­de tecelli ederse şüphesiz ki k-3.nun o şekli alacaktır.

İhsan Hamit Tiğrel (Diyarbakır) — Mevzuu bahis cihet uzmanlara verile­cek selâhiyet meselesi değildir. Beyanatınızdan şunu anlıyorum, hükümet tasarısındaki gibi bir vergi uzmanlığı teşkiline taraftardır. Bu böyle midir? Bu ciheti tenvir buyurmanızı rica ederim. Seîâhiyet, o ayrı bir meseledir.

Adalet Bakanı Fuat Sirmen (devamla) — Arkadaşlar, zannediyorum ki bi­raz evvelki maruzatım gayet sarihtir. Hükümet, Komisyonunuza sunmuş olduğu tasarıda bir vergi uzmanlığı müessesini filesas kabul etmiştir. Bu­nun aleyhindeyiz diye ne Maliye Bakanı, ne ben ve ne de Komisyondaki mü­messilim tarafından bir fikir ileriye sürülmüştür.

Sarih söylüyorum, tekrar ediyorum, Hükümetin görüşü takdim ettiği kanun tasarısında tesbit edilmiş olan esastadır. Şimdi siz yani JEComisyon Hüküme­tin tesbit ve kabul etmiş olduğu mükelleflere kolaylık olmak üzere bu uz­manlara tasarıda tanınmış olan mükelleflerin defterini tutmak, hesaplarını tanzim etmek gibi. Hususları yapmalarına yetkili olarak kabul ettikleri ve hükümetin bu gün de kabul ettiği esas selâhiyetlerin üstüne çıkarak ko­misyon bir de bu uzmanlara temsil, hakkı tanımıştır. Adalet Bakanımız bu uzmanlar tasarısı dışında tanınan munzam yetkiyi, Avukatlık Kanununun avukatlara hasrettiği selâhiyetleri zedeleyen bir hüküm olarak mütalâa eder ve bunun değiştirilmesi için bir sebebi makul görmüştür. Adalet Bakanınız bu şekle bu bakımdan mutabık değildir.

Başkan gündemde Emeklilik Kanun tasarısının bulunduğunu fakat vaktin gecikmiş olduğunu söylemiş ve Emeklilik Kanun tasarısının müzakeresine Çarşamba günü başlanacağını Pazartesi günü gündemde bulunan diğer ka­nun tasarılarının müzakerelerine devam edileceğini bildirmiş, saat 19.30 da ikinci oturuma son verilmiştir.

Basın toplantısında Başbakan Şemsettin Günaltay'ın memleket me­seleleri hakkında demeci:

İstanbul: 13. (a. a.)—

Bugün saat 16 da Vilâyette bir Basm Toplantısı yapan Başbakan Şemsettin Günaltay memleketi ilgilendiren bazı mühim meseleler hakkındaki görüşleri­ni izah etmiş ve gazetecilerimizin sordukları suallere de cevap vermiştir. Bu toplantıya gazetelerimiz başyazarları ve sekreterleri iştirak etmişlerdir. Top­lantıda İstanbul Vali ve Belediye Başkanı Dr. Lütfü Kırdar da bulunmuştur. Başbakan sözlerine şöyle başlamıştır:

«Ben burada sizinle bir başbakan gibi değil memleket işlerini münevver züm­re ile bir arada ele alan eski bir hoca gibi konuşacağım. Çünkü bu işleri bir başbakan gibi görüşürsem içinizde belki sözlerimin samimiyetinden şüphe edenler bulunur. Bilhassa gazeteci arkadaşlarımla konuşmama, rejim hakkın­da fikir ve hedef birliği yapmalarını rica etmekle başlıyacağım. Büyük bir in-kilaba girmiş bulunuyoruz. Bu inkilâbın önemi daha memleketin birçok züm­releri arasında henüz tamimiyle takdir edilmemiştir. Gerçi şimdiye kadar baş­ka inkilâplar da yaptık. Fakat bu rejim inkilâbı ruhlarımızda ve dimağları­mızın hüceyrelerinin işlemesinde değişiklik ifade eden bir inkilâptır. Bunun Önemini belirtmek için size iki hatıradan bahsedeceğim: Yine böyle, bir za­manda İstanbul'da bulunuyordum. Atatürk Yalova'dan Umumî Kâtibi Tev-fik vasıtasiyle 15 gün misafiri olmak üzere beni Yalova'ya davet etti. Vapur­da Yusuf Akçora'ya rastladım. Birlikte Yalova'ya gittik. Bir müddet sonra Atatürk bizi kabul etti. İnönü ile uzun uzadıya görüşerek istikbal üzerinde durduğunu, demokrasi esasının kurulmasında ve hükümetin karşılıklı parti­ler tarafından kontrol edilmesi temeline dayalı bir rejim üzerinde mutabık kaldığını ve bunun için de Fethi Okyar'ı seçtiğini sÖyliyerek, «bu temeli sağ­lığımda kurmak istiyorum» dedi. Ve bunu söylerken simasında büyük bir ar­zunun ifadesi beliriyordu. Bu partiye girmek için bana da teklifte bulundu. Kanaatime uygun bulmadım ve girmedim. Gece Fethi, Süreyya Paşa, Ağa-oğlu, Nuri, Dr. Reşit Galip, Mehmet Emin ve daha bazı Milletvekilleri de gel­mişlerdi. Onlar teklifi kabul ettiler ve girdiler. Atatürk bu münasebetle vaki beyanatında memleketin istikbali için bundan başka kurtuluş çaresi görmedi­ğini, muhtelif kanaatte bulunan vatandaşların birbirlerini kontrol etmeleri gerektiğini, partilerden biri yorulursa ötekinin iş başına geçerek devlet ida­resi için lâzım olan hızı idame etmesi icab ettiğini anlattı. Bu suretle de parti teşekkül etti.

Müsteşarı İsmail Hakkı Ülkümen, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Umum Müdürü Lütfü Akad, Ceza İşlerinde Yargıç Abdullah Gözübüyük, İçişleri Bakanlığında Tetkik Heyeti Reisi Hakkı Haydar, Tetkik Heyeti Üyesi Halim Alyot, Hukuk Müşaviri Ekrem Güvenç bulunmaktadır. Bu heyet bizim Se­çim Kanununda demokrat milletlerin seçim kanunlarına uymayan neler bu­lunduğunu tetkik etmektedir. Bu hususta partimden ve Demokrat Parti Baş­kanı Celâl Bayar'dan ve Millet Partisi Meclis Grubu Başkanı Osman Nuri Köni'den düşüncelerini istedim. Onlardan alacağım teklifleri bu komisyona Komisyon partilerin de istediklerini gözönüne koyarak hazırlayacağı rapo­runu üniversitenin anayasa ve diğer mutahassis profesörlerine sunacak, on­ların da tetkikinden geçtikten sonra neticeyi Meclise getireceğim. Kanaa­timce takip ettiğim yol hepinizi memnun ve müsterih edecek bir neticeye varmağı sağlayacaktır. Rapor üniversite profesörlerinin tetkikinden geçtik­ten sonra matbuatın serbest münakaşasına vazolunur. Hedefim, Seçim Kanu-nununu ne bir partiye, ne bir zümreye ve ne de hükümete maletmek değil, doğ­rudan doğruya Türk Milletine nıaletmektir. Diğer bir nokta: Önümüzde kıs­mî bir seçim var. Eldeki kanunun memleketimizin şartlarına, icaplarına gö­re nereleri kabili tatbiktir, hangi tarafı müşkülâtı mucip olmaktadır, hangi hükümleri içtimai hayatımıza uygun değildir? Bu cihetleri belirtmek için partilerin kısmî seçim mücadelesine girmelerini çok faydalı bulmaktayım. Ara seçimin muhtelif partilerin iştirakiyle Eylülde yapılması benim şahsen en büyük emelimdir. Demokrat Parti ve Millet Partisinin bu kanunun mu­ayyen maddeleri üzerinde muhtelif noktai nazarları vardır. Bu noktai nazar­lar Mecliste müzakere edildi, kabul edilmedi. Celâl Bayar'a rica ettim. Mev­cut kanunla ara seçimlere gitmek için ne gibi tâdiller istiyorsanız bana ya­zınız, veriniz dedim. Ben de onları Halk Partisine kabul ettirmeğe gayret edeceğim. Bu suretle ara seçimlere gidelim. Ben hükümet başında iken esas­lı itirazlarla karşılanmayacak bir seçim yapmak mümkün mü, değil mi? Bu­nu bilmek istiyorum. İklim değişikliğine, uzaklıklara, muvasale yollarına nazaran hangi noktaları değiştirelim, mücadelelerden ne neticeler çıkıyor, partiler karşı karşıya gelince onlara ve hükümete ne gibi vazifeler düşünü­yor, anlayalım. Ben .bu seçimde tam bir adaletin temin edileceğine kendi kendime inanmış ve kudretim dairesinde bunu temine çalışmağa azmetmiş bulunuyorum. Demokrat Parti Meclisin tatilinden evvel bu teklifleri verir­se "asıl 1950 deki büyük seçim için, Seçim Kanununda bu tecrübeye göre lâ­zım gelen değişiklikler yapılmış olacaktır. Ve o zaman benim programımda bahsettiğim ilinin ve tecrübenin rehberliği hakikati de tecelli etmiş buluna­caktır. Şimdi onların verecekleri kararı bekliyorum. Aynı teklifi Millet Par­tisi Meclis Grubu Başkanı Osman Nuri Köni'ye de yaptım. Mesele Seçim Ka­nununda değil tatbikindedir diyebilirsiniz, suali benim de zihnimi tırmalıyor. Hocalık yapmış bir adam olduğum için bu suali kendi kendime sordum. Bu­nun için evvelâ meclise memurların hiçbir parti ile hiçbir münasebeti olma­ması hakkında bir tasarı teklif etmeği kararlaştırdım. Hükümet bu seçimde ancak asayişi ve intizamı muhafaza etmek vazifesini görecektir. Hedefim devlet memurlarının münhasıraan devlet memuru kalması ve bu zihniyet içinde yetişmesidir. Vazife ve selâhiyetlerini kullanmaları bahsinde partilerle alâkalı olmamalıdırlar. Bu suretle devlet memuru bitaraf olduğu için şu me­mur bu partiyi diğeri öteki partiyi iltizam etmiş olmayacak ve bu dâva orta­dan kalkacaktır. İçlerinde şu veya bu partiyi iltizam edenler olacak olursa kanunlar onu bundan menedecek, kanunlra bu hususta müeyyedeler kona­caktır. Buna göre memur ceza görecektir. Ben, şayet ara seçimde iş başında bulunacak olursam bunun tatbikatının tahakkuk edip etmediğini anlamağa çalışacağım. Anlamak istediğim şey: Memleket için bunun tatbikine imkân varmı yokmu, seviyemiz bu hale gelmiş mi gelmemiş mi?

Rejimden bahsettim. Demokrasi rejiminin yerleşmesi için ilk -temel Seçim Kanunudur. Ondan sonra tecelli edecek iradenin ahenkli surette yürümesi­ni temin etmeliyiz, eğer edemezsek istikbal yine tehlike altına girer.

Bugünkü anayasamız tek kuvvet esasına dayanmaktadır. Hangi parti ekse­riyeti kazanırsa o parti hakimi mutlaktır. İstediğini istediği gibi yapabilir. Karşısında hiçbir kuvvet yoktur. Bu kudreti bir hükümdardan, bir dikta­törden alıp muayyen bir zümreye 'vermek demektir. Bu demokrasi değil tanı manasiyle zümre hakimiyeti olur. Zümre hakimiyetini nasıl Önleyeceğiz? Bunu düşünmek hepimize aiddir..' Münevverler bunu düşünmek vazife ve mesuliyeti karşısmdadır. Memleket hayatiyatma aid işleri bir tarafa bırakıp küçük düşüncelerle uğraşmayalım. Evvelâ temeli sağlamlaştıralım. Ondan sonra nekadar mücadele edersek edelim bina çokmez. Memleketin muhtelif bölgelerindeki kültür seviyesini gözönüne almamız lâzımdır. Hayatın tevali eden ananeleri icabı, halk üzerinde nüfuzu olan insanlar vardır. Bu serbest seçimlerde belki onlar da iş başına geleceklerdir. Halbuki içlerinde belki he­men hiçbir zaman devlet işiyle iştigal etmemiş olan bulunacakta". Halbuki memleket işlerinde yetişmiş ve memleketi idare edecek adamlar lâzımdır. Ha­rici politikayı idare lâzımdır. Halbuki gelenler arasında müfrit ve geri düşü­nen insanlar bulunabilir. Bütün bunları düşünmeğe mecburuz. Öyle bir şe­kil verilmelidir ki ne devlet reisi hakimi mutlak olsun ve ne de BÜyük Millet Meclisindeki ekseriyet partisi istediğini yapsın. O halde ikinci bir meclise ih­tiyaç vardır. Her medeni memlekette olduğu gibi bu ikinci meclisin seçimi de yine millet tarafından yapılmalıdır. Fakat muayyen bazı şartlar konacaktır. Millet vekili seçimi için şart yoktur. Fakat her adam ayan üyesi olamaz. Bir takım vasıflar gerektir. Memleket işlerinde ömür çürütmüş, valilik, komu­tanlık, profesörlük gibi hizmetler görmüş yetişkin insanlar oraya namzet ola­caklardır. Meclisin, partilerin, devlet reisinin herhangi bir zamanda tahak­kümlerine meydan vermeyecek sağlam esaslar üzerine kurulması lâzımdır. Demokrasi üç ayak üzerine istinad ettirilirse yaşar, devlet makinesi tehlike­lerden masun kalır. Tekrar belirtmek isterim ki bütün bunlar benim şahsi ğörüşlerimdir. Memleketin siyasi hayatiyle uzun müddet yakından alâkası olan birinin fikridir. Bu hususta memleket münevverlerini de düşünmeğe da­vet ediyorum.

Bütün arkadaşlar bu hususta arzettiğim düşünceleri gözönüne alarak fikir­lerini yorarlarsa iyi neticeler alacağımıza eminim. Ana meselelerimiz budur.

Sonra Harbiye Nezaretinde İsmail/Hakkı Paşanın işlerini tetkike başladık. Fakat kötülük edenler kuşkulandılar.Mesul olacaklarını anlayanlar «İttihad ve Terakkiyi yıkacaklar.» diye bağırmağa başladılar. O zaman ben çok atılgan bir adamdım. -Beni bidayette çok teşci eden Talât Paşa üzerinde o kadar tazyik yaptılar ki o_da beni çağırarak «çok ileri gitmeyiniz» demeğe mecbur oldu:

"Kötüle.ri, teke"r. teker vurmalıdır. Memuriraımız içinde' çok iyi, memleketi se-■ .yen ateşli gençler vardır. Fakat aralarına giren kötü adamların çok süratle cezalandırılmaması onlrı inkisara sevketmektedir, Bir de liyakatsiz'fakat sıfr ! himaye sayesinde iş başına gelmişler vardır. Meclise, getireceğim bir kanunla -bu gibi adamlardan devlet makinesini temizlemek hedefini güdüyoruz. Bu

L

suretle yeni bir ruh doğacak.. Mesuliyetini idrak eden memurlarımıza mü-' ayyeh -maaşından' başka bir mükâfat da vereceğiz. Kötülere ise ceza. Yine çıkacak tekaüt kanunundaki selâhiyete istinaden sicillerindeki durumları­ma göre tasfiye yapacağız. İşler'bu suretle daha iyi işleyecek ve memleket evlâtları terakkki yolunun fazilet ve mesaide olduğunu anlayacaktır.

İstikbalde bu gibi kötülükleri önlemek için bazı esaslar daha düşündük:

1 — Her alınacak, memur bir devlet imtihanı vermelidir.

2' — Devlet hizmetine girecek her adam girerken mal beyanında bulunma­
lıdır. "Bir. değişiklik olursa onu da her beş senede bir bildirecektir. Her-,memurun mahrem bir dosyası olacaktır. Bunu muayyen bir iki kişiden başka kimse bilmeyecektir. Bu suretle kötülerin temizlenmesi zor olmayacaktır. Memle­ket çocuklarının ahlâk üstünlüğüne sahip olduklarına ve iyi yaratıldıklarına kaniim.

Bakanlardan mürekkep bir komisyonda tetkik edildi. Sizin cemiyetinizin fi­kirlerini biran evvel alırsak kanunun müstscelen çıkması temin edilmiş olur.

Bir de sizin kanununuz var.rf

Hükümetin az zaman içinde başardığı meseleler çok büyüktür:

— Malî. sahada,.

— Askerî sahada.

Genel Kurmay Başkanlığı müstakil olrak yaşayan ayrı bir idareye tâbi bir teşekküldü. Bu hususta hazırlanan tasarı Millî Savunma Komisyonunda uzun ve geniş tetkiklerden sonra dün hareketimden evvel kabul edildi. Bunun B. M. Meclisi heyeti umumİyesinde kabul edileceğine kaniim. Bu kanunun tatbiki ile memlekette Meclise karşı doğrudan doğruya mesul olmayan hiç­bir idare kalmayacaktır. Genel Kurmay Millî Savunmaya bağlanacaktır.

Bir de şimdiye kadar bizce olmayan bir Millî Savunma Kurulu teşkiline aid topyekûn bir tasarı komisyonda tasvip edilmiştir. Geçen harblerde de gör­düğümüz gibi birçok aksaklıklar böyle bir teşekkülün mevcut olmamasından ileri geldi. Birinci harpte kadın çoraplarının bile müsadereye tâbi tutuldu­ğunu biliyorsunuz. Bu gibi işlere meydan kalmaması için başbakanların riyaseti altında bir Millî Savunma Kurulu teşekkül ediyor. Bu teşekkül ba­kanlar arasından seçilecek bir heyetle Genel Kurmay Başkanından terek­küp edecektir. Topyekûn savunma faaliyetinde Genel Kurmay Başkanlığı, başbakanların müşaviri olacaktır. Harp zamanında hangi şeylere el konula­cağını bu kurul tesbit edecek ve bu suretle memlekette gayri tabii ahvale meydan verilmeyecek. İcabında memleket topyekûn harbe hazırlanmış ola­caktır. Ve barış zamanında memleket topyekûn savunma esaslarına göre teg-kilâtlandirilacaktır. Bu kanunların tatilden evvel Meclisten çıkacağını - ümid ediyorum.

Maliye sahasında çıkardığımız kanun bütün malî sistemimizce azim bir in-kilâp vücuda getirdi. Üç senedir Meclis Komisyonunca İncelenen Gelir Vergi­si ve bu manzumeye dahil olan diğer tasarıların birinci müzakereleri bitmiş­tir. Bunlar Meclisin yüksek tasdikine iktiran ettikten sonra mükellefler 1950 takvim yılına aid gelirlerinin vergilerini 1951 yılında bu kanuna göre vere­ceklerdir.

Bu kanunun hedefi vasıtasız vergilerde adaleti temin etmektir. Vasıtalı ver­gilerimizi de bugünden ele almış bulunuyoruz. Gelir Vergisinden sonra bun­lar da peyderbey Meclise sunulacaktır. Şimdiki kanunlarımız, itiraf etmek lâzımdır ki adaletsizdir. Muayyen zümreleri ezmekte asıl vergi vermesi icab edenler kanun hükmü haricinde kalmaktadır. Gelir Vergisi, vergi sistemi­mizde takip etmek istediğimiz İslâhatın başlangıcıdır. Bunda hedefin vergi adaletini temin olduğunu söylemiştim. Yüksek kazanç sağladıkları halde az vergi verenlerle kazançlarının büyük miktarım vergiye yatıranlar arasında bir muvazene yaratmak amacı güdülmüştür. Vergi yükünün en ağır kısmı­nı yüklemiş olan hizmet erbabı yani memur ve işçilerin vergileri yarıya in­dirilmiş bulunmaktadır. Gelir Vergisi ile ücretleri az olan küçük memur ve işçiler ile emeklilerin bir kısmı, çok çocuklu olanlar ya vergi harici kalacak­lar veyahut pekaz vergi vereceklerdir. Küçük esnaf gergiden muaftır.

Diğer bir meseleye geliyorum: Hayat pahalılığı, hepinizin zihnini işgal eden bu konu, sathi görüş ve basit tedbirlerle önlenemez. Bu konu yalnız bir hü­kümet, bir belediye meselesi olarak alınırsa asla amelî şekilde hal edilemez. Bu bir memleket hattâ bir dünya meselesidir. Bütün dünya bu mevzu üze­rinde uğraşmakta ve bu durumu düzeltmek çaresini aramaktadır. Hayat şart­ları icabı bütün dünya memleketleri hayat pahalılığında birbirlerine mües­sir olmaktadır. Bundan evvel meseleyi bir tahlile tâbi tutabiliriz. Birinci ve İkinci Dünya Harbinin intaç ettiği tebeddüller ve inkilâplar. neticesi olark hayat muvazenesi meselesi zamanla müzminleşmiştir. Bu hastalığın, tedavisi için müstacelen alınacak tedbirlerin veya ilk akla gelecek fikirlerin tatbiki-le iyileşeceğini iddia etmek pek akla uygun olamaz. Meseleyi bütün şümulü ile tatbik etmek ve ona göre tedbirleri tesbit icab eder. Son iki ayda beliren pahalılık-muvakkattir. Bu seneki kışın devamlı ve sürekli olması bunda mü­essirdir. Kışa karşı memleketimizde sürü sahiplerinin gerekli tedbirleri al­mamalarıdır. Yani ağıl teşkilâtı yoktur. Yem meselesinin ona göre ayarlan­mamış olması sebebiyle hayvanların birçoğu yavrularile birlikte ölmüştür.

1 — 1948/49 devresi için Marshall Palanında bize ayrılan 50 milyon dolardan on dokuz milyon altı yüz yetmiş sekiz bin doları ziraat âletlerine ayırdık. Bil­diğiniz gibi bu âletler gelmeğe başlamıştır.

1949/50 senesinde de en büyük miktarı yine ziraat âlet ve vasıtalarına ayır­dık. Anandoluda en iyi ekim güz ekimidir. Halbuki eldeki vasıtalarla mahsu­lün kaldırılması, nadas yapılması, hele bunların öküz ve beygirle başarılma­sı için vakit yoktur. Kış basmadan mahsulü kaldırmak ve toprağı hazırlamak gerekmektedir. Bu ancak makina ile pîur. İş makine getirmekle de bitmez. Bunları kullanacak adam ve tamir atöİyesir-lâzımdrr. Şimdiden Anadolu'nun muhtelif bölgelerinde kurslar açtık. Buralarda orta tahsil görmüş çiftçi ço­cuklarını okutuyoruz. Köylü para kazanmak zevkini almış ve yolunu tutmuş­tur ki bu istihsali arttırmakta iyi âmil olacaktır.

ikinci hamlemiz tohum işidir. Memleketimizde tohumlar dejenere olmuştur. Bazı bölgelerin tohumları diğer sahalara uymamaktadır. Bunun için devlet üre­tim ve yetiştirme çiftliklerinde geniş nisbette bu tohum İslahı faaliyeti tatbik edilmektedir.

Bu faaliyet de nebatada ariz olan hastalıkları önlemek meselesidir. Ankara Ziraat Enstitümüz büyük bir gayretle çalışmaktadır. Bu suretle istihsalimiz artacak, bir kısmını da satmak fırsatını bulacağız.

Hayvan bahsine gelince: Bunun üzerinde ekonomik düşünceleri göz önünde tutarak çalışılmaktadır. Uzak yerlerden Erzurum Karstan gelen hayvanlar yürüyerek getiriliyor. Hatta vapurda, vagonda çok zayiat veriyor. Değil eti, bir tüyü bile zayi olmamaiıdir. Kanından derisine kadar hepsi bir servettir. Bunun içindir ki 1950 Marshall Plânında etlerimiz ve balıklarımız için soğuk hava tesisatı ve vasıtaları için fahsisat istedik. Plânlarımızı verdik. Amerikalı­lar bunu iyi karşıladılar. Hem iç sarfiyatımızı fenni şekilde istihsal etmek için müracaatlar vardır. Bu işleri hükümetten ziyade hususi ellerin yapmasını ter­cih ediyoruz. Maden, kömür, et, linyit ve sair istihsalatımızı ilerletmek iste­yen müteşefoislere her türlü yardımı yapacağız. Elimizde zeytincilik ve zey-tinyağcılık gibi büyük bir servet menbaı vardır. Mersinden, Antalya'ya kadar geniş arazimiz yabani zeytin ağaçlarile doludur. Bunlar için bir kanun vardır. Yeni bir kanun tasarısı ile bunları köylünün daha çok istifade edeceği şekle sokuyoruz. Kanunun verdiği şartlar dairesinde isteyenlere buraları temellük edeceğiz. *

Halkı iz'aç eden bir mesele de orman işidir. Ormnaı korumak yolunda atılan adımlar bazı bilgisiz memurlar yüzünden halka memnuniyetsizlik uyandır­mıştır. Korumak prensibini muhafaza etmekle beraber, halkın faydalanmasını . temin edeceğiz.

Biraz da yol, sulama, ve bataklıklarının kurutulması işlerinden bahsedeceğim. Müstakil bir' sular idaresi tesis edilecek ve bu idareye suların İslahı yer altı sularından istifade ve bataklıkları kurutmak işleri verilecektir. Fakat bütün bu işleri devlet yapıyor, para sarfediyor. İstifade edenler bu külfetlere iştirak etmiyorlar. Her memlekette olduğu gibi tarla sahiplerinden bir miktar ücret alacağız. Kurutacağımız yerleri para ile tevzi edeceğiz.

Eskişehir Milletvekili Emin Sazak (Müs. Demok.) Hükümetin bu gibi büyük inşaatta Türk işçisi ve Türk mühendisi kullanmadığını söylemiştir.

Cevap vermek üzere söz alan Ticaret ve Ekonomi Bakanı Cemil Sait Barlas. Zonguldak Limanı inşaatı meselesini yeniden izah etmiş, Ahmet Ali Çınar'ın istemiş olduğu, arttırma ve eksiltme kanununun tatbikinin memlekete fayda yerine zarar verdiğini söylemiş ve buna misal olarak da, halâ yapılmayan An-tep demiryolunu, Eskişehir Barajını ve Ağaçlı linyitlerini göstermiştir.

Bakan, Zonguldak liman inşaatı için, Ahmet Ali Çınar tarafından istenen «Meclis soruşturman sının yapılmasını, şahsen kendisinin de arzu ettiğini,, bu harekete tevessül edildiği takdirde, Marshall Plânının, tatbikinin zorluklara uğrayacağım, buna rağmen şahsen bu soruşturmanın açılması üzerinde İsrar ettiğini belirtmiştir.

Cemil Sait Barlas bundan sonra, Zonguldak Liman inşaatı için Ulaştırma, Ekonomi, Millî Savunma, Bayındırlık Bakanları ile, Etibank'tan ayrılmış olan "bir heyetin, bu hususta uzun boylu tetkiklerde bulunduğunu söylemiş, proje müsabakasına 32 firmanın iştirak ettiğini, bu işlerde mütehassıs, olan bir Amerikan firması mensuplarının da müşavir olarak bu projelerin tetkikin­de hazır bulunğunu, müsabakaya iştirak eden Türk firmalarını bu meselede kifayetsiz gördüklerini açıklamıştır. Marshall Plânının memleketimizde tat­bikine engel de olsa. şahsen bu meselede.Meclis soruşturma» sının açıkla­masını istediğini tekrar eden bakan, bu hususta Meclisin kararını beklediğini sözlerine ilâve etmiştir. Cemil Sait Barlas'tan sonra kürsüye gelen Kütal^a Milletvekili Ahmet Tahtakılıç, Ağaçlı linyitlerinin işletilmesinin sebebi hü­kümetin acizliği olduğunu söylemiş ve Zonguldak Limanı inşaatının niçin Bayındırlık Bakanlığındaki «Limanlar Dairesine» verilmediğini sormuştur. Bakanın, Etibank hakkındaki sözlerine temas eden hatip, bugüne kadar in­şaat anlaşmasını imza etmeyen Banka Müdür ve İdare Meclisi Heyeti Baş­kanının derhal vekâlet emrine alınmasını yahut da işlerinden çıkarılmasını istemiştir.

Trabzon Milletvekili Sırrı Day (C. H. P.), önerge sahibi Ahmet Ali Çınar'ın Bayındırlık Komisyonundan nasıl izahat aldığı hususunda malûmat vermiş­tir. Tekrar söz alan Ahmet Ali Çınar, Eskişehir Barajının Türk mühendisle­riyle Türk işçisinin muvaffakiyetli bir eseri olduğunu söylemiş, bakanın Zon­guldak Limanı inşaatı hakkında, ancak kendisinin vermiş olduğu önergeden sonra malûmat edindiğini iddia etmiş ve bu meselede daha ciddi davranılması lâzım geldiği fikrinde bulunmuştur.

Ticaret ve Ekonomi Bakanı Cemil Sait Barlas, bu gibi meselelerde memur­lara manevi tazyiklerde bulunamıyacağını söylemiş ve bir meclis tahkikatı­nın açılmasını tekrar istemiştir.

Meclis Cuma günü saat 14.30 da toplanmak ve Emeklilik Kanun tasarısının müâzakeresine devam edilmek üzere saat 20 de ikinci oturumuna son ver­miştir.

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayra­mı münasebetiyle Türk gençliğine ve Türk Milletine hitabı:

Ankara : 19. (a. a.) —

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bugün Stadyumda yapılan 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı tezahüratında Türk gençliğine ve Türk Milletine şu hitabede bulunmuşlardır :

Türk gençleri, aziz vatandaşlarım,

Gençlik ve Spor Bayramını kutlamak üzere toplanmış bulunuyoruz. Memle­ketimizin dört bucağında, kız ve erkek, genç yaştaki vatandaşlarım, bütün ai­leleri, kendi bayramları içinde sevindiriyor, kuvvetlendiriyor ve kendi masum ruhlariyle, türlü ihtilâflar içinde bulunan büyüklerini tekrar birleştiriyor ve kaynaştırıyorlar. Daima ilerleyen bir memlekette*; daima yükselen bir mille­tin bahtiyar fertleri olarak yaşamanızı, hayatta muvaffak olmanızı dilerim.

Aziz Türk gençleri,

İkinci Cihan Harbinin silâhlı çarpışma devri biteli dört sene oluyor. İlk kur­tulma günlerinin ilham ettiği sevinmeler bir kaç hafta sürmeden, dünya yeni­den büyük felâketlerin ihtimalleri karşısında kalmıştır.

Bize karşı ise, amansız bir mücadele açılmıştır. O zaman yer yüzünde hemen hemen yalnız bulunuyorduk. Dâvamızın haklılığını ve Türk Milletinin yük­sek vasıflarını ve yüksek liyâketlerini şerefli bir millet olarak hür ve müsta­kil yaşamak için Türk Milletinin beslediği sarsılmaz ve kesin iradeyi, dört se­nedir, milletçe bütün dünyaya isbat etmiş bulunuyoruz. Sinir harbi veya so­ğuk harp denilen bu mücadele, silâhlı harp kadar, bizim için çetin şartlar içinde geçmektedir. Silâhlı harbin can kaybından ve bina yıkımından artakalan bütün zararları ve yıpratmaları, sinir harbinde mevcuttur. Türk Milleti, buna gö­ğüs geriyor. Dışardan uğradığımız bu haksız mücadelenin propaganda ve al­datma mevzuunun güçlükleri ise, hakiki harpten daha çoktur. Beşinci kolun politikacıları, türlü şekil ve kiyafette, milletin arasına sokulmak İçin daha ko­lay fırsat bulurlar. İçerden, dışardan, aldatıcı sözlerin ve yazıların masum ruhlar üzerinde tereddüt uyandırması daha kolaydır. Türk Milleti, dört sene-denberi, hayatına kasteden yabancı mücadelenin, içerden ve dışardan gelen aldatıcı tesirlerine, yalnız imanı ve iradesiyle değil, anlayışı ve muhakemesi ile de cevap vermek mecburiyetinde kalmıştır. Vatandaşlarım büyük bir im­tihan vermişlerdir. Bu imtihanı demokratik bir rejimin serbest gelişmesi içinde geçirmemiz, onun kıymetini bir kat daha arttırmıştır. Çünkü, demokratik rejimin kendi icapları ve şartları ile kurulmasının başladığı İ945 den beri, her mevzu üzerinde, her siyaset adamı, her vasıta ile, doğru yanlış, her fikri tel­kin etmek imkânını bulmuştur. Bu kadar tehlikeli ihtimallere maruz olan bir memleketin, demokratik rejimin ilk zamanlarının ve gelişme zamanlarının ta-bİatiyle beraber taşıdığı güçlükleri de yenip yenmiyeceği bütün medeniyet aleminin ve uzaktan seyreden katı hükümlü tarihin merak ettiği bir şeydir.

Türk Milleti, demokratik rejimin bütün hastalıklarını yenmek yolunda ve bü­tün dünyada itibar sahibi olmasının ve Türk Milletinin medeniyet âleminin esaslı bir rüknü olduğunun anlaşılmasının sırlarını, milletçe, bu dört senedir, dış ve iç politikalarda geçirdiğimiz şerefli imtihanlara borçluyuz. Gelecek se­nelerimizin daha feyizli olacağına inanmamız haklıdır.

Ben, Cumhurbaşkanı vatandaşınız olarak, memlekete teveccüh edecek tehli­keyi önlemek için iki şart görürüm. Birisi, dış emniyet meselesinde icap eder­se, memleketin tek vücut gibi bir ve beraber kalacağına güvenimizdir.. İkin­cisi, demokratik rejimin mücadelelerine milletin bünyesinin tahammül edebil­mesidir. Bu mücadeleler vakit vakit sert olur ve onu yürüten siyaset adamla­rının kültür ve mizacına göre, bazan. titiz ve huysuz manzaralar gösterebilir. Bunların hiç birinin memleket ölçüsünde tesiri ve zararı yoktur. Elverir ki, vatandaşlar kanun dışına çıkmak tahriklerine iltifat etmesinler ve Büyük Mil­let Meclisi memleketin mukadderatını doğru yolda yürütmek irade iktidarı­nı hakkiyle muhafaza etmekte devam etsin.

Dört sendenberi memleketimizde faal siyaset vardır. Büyük siyasi partiler kurulmuştur. Bu partiler birbirleriyle türlü mevzularda çekişine halindedir­ler. Ben, bir noktayı memleketime karşı emniyetle ve memnuniyetle zikrede­bilirim. Bütün siyasi partilerin resmî temsilcileri kanun içinde kalmak kara­rında olduklarını her vesile ile söylemektedirler. Bütün siyasi partiler mak­satlarına kanun yolundan varmak gayretinde görünüyorlar. Bu esaslı nokta demokratik gelişmemizin temel taşıdır.

Vatandaşlarıma şunu da emniyetle söyliyebilirim. Memleketin dört bucağın­daki her iklimden, her mizaçta, her meslekten ve her siyasi partiden olan ve hiç bir siyasi partiden olmayan vatandaşlarımın, mümkün olduğu kadar ço­ğu ile, her fırsatta temasta bulunuyorum. Vatandaşlarım dışardan gelecek tehlikelere karşı birliktirler. Vatandaşlarım hiç bir sebep ve bahane ile, mem­leketin idaresinde kanundan ayrılmağa istidatlı, ve zararlı telkinlere iltifatlı değildirler. Vatandaşlarım, bin badireden kurtardıkları memleketlerinin ken­dilerine zindan edilmesinden ve zindan göstrilmesinden hoşlanmıyorlar. Ser­best vatandaşların ve siyasi partilerin çekişmeleri, kanun içinde ve memleke­tin iyiliğini daha kısa yoldan, daha geniş bir surette temin etmek içindir. Mem­leketin manzarası bugün budur ve onun için vatandaşların büyük çoğunlu­ğu, okumuşu ve okumamışı ile, memleketin hayrını ve selâmetini zarara so­kacak temayülden uzaktır. Bu, milletimizin geleceği için büyük müjdedir. Bu hal, devletimizi, medeniyet âleminde' gittikçe daha ziyade aranan bir dost ola­rak daima kıymetlendirecektir.

Bundan sonra Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu kürsüye gelerek, bu kanunun derin bir içtimai derde cevap vereceğini söyledikten sonra, sözleri­ne şöyle devam etti.

Esas bu hizmeti kısmen Devlet bütçesine, fakat kısmen de mahallî teşekkül­lere, belediyelere, köy idare heyetlerine yüklemek suretiyle dağıtmak ve bu suretle bütün memleketi bu işle vazifelendirmek olmuştur.

Bundan sonra tasarının maddeleri birer birer okunarak oya kondu ve kabul edildi. Tasarının tümü açık oya sunuldu ve 248 oyla ve ittifakla kabul edildi. Tasarının kanuniyet kesbetmesinden sonra Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Doktor Kemali Beyizit Komisyona ve Yüksek Meclise teşekkürlerini bildir­di.

Mütaakıben Erzurum Milletvekili Salim Altuğ'un başarı gösteremiyen as­kerî öğrencilerin Millî Savunma Bakanlığına yapacakları ödemelerin yedek subaylıklarından sonraya bırakılması hakkındaki önergesi oya sunularak kabul edildi. Kanunun 6 ve 7 nci maddeleri ve tümü de oya konularak ka­bul edildi.

Bundan sora Basın ve Yayın Genel Müdürlüğü Teşkilât Kanunu tasarısı­nın müzakeresine geçildi.

Kemal Özçobah partisi adına yaptığı açıklamada turizm teşkilâtının Basın ve Yayın kadrosu içinde bırakılmasının bu idareden beklenen işlerin iahakku-kunu mümkün kılamıyacağını kaydettikten sonra umumi faaliyetleri üzerin­deki görüşlerini açıklamış, bu bakımdan yeni Basın - Yayın Genel Müdür­lüğü Teşkilât Kanun tasarısının bu daireden beklenilen faaliyeti sağlıyacak mahiyette görmediklerini bildirmiştir.

Hatip bu açıklamaları sırasında partiler için radyodan faydalanmak husu­sunda istemiştir.

Birinci oturuma son verilmiştir. Ankara: 23. (a. a.) —

Basın ve Yayın Umum Müdürlüğü Teşkilât Kanunu tasarısının müzakeresi sırasında söz alan hatiplerden sonra Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Nihat Erim şu açıklamada bulunmuştur:

Başbakan Yardımcısu Nihat Erim (Kocaeli) — Efendim, Sayın Osman Nu­ri Köni'nin suallerine birer birer cevap arzedeceğİm.

Evvelâ biz aşiret değiliz, biz, 'bir devletiz ve bu devletin bir anayasası var­dır. O anayasa ile herkesin hakkı, vazifesi, salâhiyeti tâyin ve tesbît edilmiş­tir.

Şimdi ben kendilerine Hükümet adına cevap vereyim:

Türkiye Cumhuriyetinin Başkanı dilediği zaman, dilediği saatte Türkiye rad­yosundan vatandaşlara serbestçe hitap edecek ve Hükümetiniz bunu temin edecektir.(Soldan, bravo sesleri, alkışlar.)

Devlet Bakam Başbakan Yardımcısı Nihat Erim (Kocaeli) — Demin söyledi­ğim sözleri tekrar etmekten başka yapacağım birşey yoktur. Her; vazifelinin sıfat ve yetkisi anayasa ve diğer kanunlarla çizilmiştir. Herkes resmi sıfatı ile muamelede bulunurken sıfatın kendisine verdiği yetki ve vazife ve hak dahi­linde harekette bulunur. Devlet Radyosunda resmî sıfatları sayarak bu makam sahipleri istifade edecek dediğim zaman hep resmî sıfatlar ve resmî sıfatların verdiği hak ve vazifeleri kastediyorum.

Bu resmî sıfat kendilerine anayasa ve kanunlarla verilmiş vazifelerdir. Bizim anayasamızda devlet başkanının herhangi bir parti başkanı olmasını men ede­cek bir hüküm yoktur.

Osman Nuri Koni (İstanbul) — Vardır. Bu mevzuu açarsanız, bu mesele hak­kında konuşuruz.

Başbakan Yardımcısı Nihat Erim (devamla) — Size verebileceğim cevap, müzakere usulünü Öğrenmenizi tavsiye etmektir. Bunu Öğrenirseniz daha iyi olur.

Osman Nuri Koni (İstanbul) Buyurdular ki, anayasaya istinaden kendilerine vazife verilmiş resmî şahsiyetler organlar.

O halde ben diyorum ki, o organlar, o şahsiyetler, anayasaya istinat eden zat­ların bitaraf olması, âdil olması hukuki bir devlet mümessili vasfını haiz ol­maları lâzımdır. Binaenaleyh kendi partileri adına propaganda yapacaklar mı, çünkü bu bitaraflığı izale eder. Halbuki adalete ve bitaraflığa riayet etmek lâzımdır, âdil ve bitaraf olmak lâzımdır, devlet reisinin de bitaraf olması lâ­zımdır. (Soldan, cevabı verildi, anlaşıldı sesleri, gürültüler)

Hayır, resmî buyurdular, cevap vermediler, kapalı cümlelerle konuşuyorlar. Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Nihat Erim (devamla) Hiç bir zaman kapalı konuşmuş değilim.

Ben Büyük Meclise hitap ederim, siz makamı riyasete.

Gayet vazıh arzettim, sayın Osman Nuri Köni'nin ne paymak istediğini, ne kasdettiğini çok iyi anladım, fakat ben Büyük Meclisin müzakelerini onun is­tediği seviyeye indirmek istemiyorum.(Soldan bravo sesleri, alkışlar)

B. M. Meclisinin 24/5/1949 toplantısı:

Ankara : 24. (a. a.)—

Büyük Millet Meclisi bugün sabah oturumuna devam ederek Basın, Yaym ve Turizm Teşkilâtı Kanun tasarrısımn müzakeresine devam etmiştir. Sey­han Milletvekili Ahmet Remzi Yüreyir'in tenkidlerine cevap veren Devlet Bakanı, Başbakan Yardımcısı Nihat Erim, Basın ve Yaym Umum Müdür­lüğünün mazide yapamamış olduğu işlere bakarak hüküm verilmemesi lâzım geldiğini söylemiş, bugünkü kadronun fazla olmadığım, ancak bu kadro ile iş yapılabileceğini belirtmiştir.

Fazıl Ahmet Aykaç (Diyarbakır) — Çok doğru anlamışsınız.

Maliye Bakanı İsmail Rüştü Aksal (devamla) — Evvelâ şunu ifade edeyim arkadaşlar, Emeklilik Kanunu tasarısı müzakeresine başlandığı andan itiba-rren bir çok arkadaşlarla bazı mevzularda anlaşmazlıklarımız olmuştur. Arkadaşlar,

Emeklilik Kanunu asıl hüviyeti ile bir sigorta müessesesidir. Yalnız kâr tev­zi eden bir sigorta müessesesi değil, muayyen amme hizmeti görenlerin istik­balini teminat altına alan ve onların iştiraki ve onların hizmet ettikleri mües­seselerin iştirakiyle vücut bulan ve her şeyden evvel kendisine istinad etmesi lâzım gelen bir sigorta müessesesidir. Bununla beraber bu müessesenin husu­siyeti bu müessesenin devlet teminatı, kefaleti altında olduğunu ifade eder. Böyle bir hedefle vücuda getirilen bu tasarının şerefi bizden evvelki hükü­metlere aittir, bu tasarıyı bizden evvelki hükümetler hazırladı.

Fazıl Ahmet arkadaşımız gayet iyi bilirlerki bu Emekli Kanun tasarısı ile bu günkü güç bütçe durumu karşısında 25-30 milyon lira emekli, dul ve yetim­lerin terfihi için bir fedakârlık yapılmaktadır. Bu. küçümsenemez arkadaşlar. Bu bir hazine menfaati zihniyeti değildir arkadaşlar.

ikincisi, bir emekli sandığı her şeyden evvel sigorta esasına dayanan bir emek­li sandığı ilmin, tekniğin m-evlüdudür. Edebî bir eser gibi ortaya sigorta san­dığı çıkarılamaz, meydana gelemez. Elbette hesaba, kitaba, tekniğe istinad et­mek mecburiyetindedir, mevkiindedir devlet. Burada bir, tarafınız'bu kürsü-,-' den sizi dinliyen bir çok emekli dul ve yetimlere bakıyorsa'bir tarafınızla "da ,> milletvekili sıfatiyle devleti düşünmek mevkiindesiniz. Bunun telifi lâzımdır.- Davul benim boynumda tokmak sizin elinizde, hayır, hayır arkadaşlar b'una imkân yoktur. Eğer bu davulun sesi iyi çıkmıyorsa daha iyi davul çalan bir . arkadaşınızı bu işe memur edersiniz. Hükümetiniz bunu derpiş etmiştir. Muayyen hesaplara istinad ederek yüksek huzurunuza getirmiştir. Mesuliyetini şahsen deruhte ettiğim, deruhte etmek mecburiyetinde bulunduğum sandiğm risiklerini arttıracak mahiyette hükümler kabul buyurduğunuz takdirde hü­kümetiniz belki de bu tasarıyı geri almak ve bu tasarı üzerinde düşünmek mevkiinde bulunacaktır.

Bunu arzetmek isterim..

Ahmet Kemal Varınca (Gümüşhane) — Tehdit yok, alırsa alsın tehdit yok.

Böyle konuşulmaz.

İbrahim Refik Soyer (Niğde) — Biz tekabbül ederiz.

Başkan — Müsaade buyurun, sual ve söz hakkı herkesin mukaddestir. Başka türlü muameleye müsaade buyuramam.

Gl. Vehbi Kocagüney (Erzurum) — Bir sual benim ve her milletvekilinin en tabii hakkıdır. Yoksa bu davul sesi iyi çıkmıyorsa daha iyi davul çalan bir ar­kadaşınızı bu işe memur edebilirsiniz, gibi ağır bir cümleyi Maliye Bakanının ağzından iştimek istemezdik. Çünkü hâkimiyet milletindir. Bu yükü taşıyabi­lirsiniz taşırsınız değilse taşıyabilecek başka bir arkadaş bu mesuliyeti deruh­te eder.

Millet Meclisine getirilmesini hayretle karşıladığını söylemiştir. Bu mad­de üzerindeki görüşmeler devam edereken vaktin gecikmiş olması dolayısiy-le başkan oturuma son verdi. Büyük Millet Meclisi yarın saat 10 da toplana­rak Emekli Sandığı Kanun tasarısının müzakeresine devam edecektir.

B. M. Meclisinin 28/5/1949 toplantısı:

Ankara : 28: (a. a.) —

Büyük Milet Meclisi bugün saat 10 da Bingöl Milletvekili Feridun Fikri Dü-şünsel'in Başkanlığında toplanmıştır.

Gündeme geçilmeden önce söz alan Balıkesir Milletvekili Eminüttin Çeliköz, bugünkü Ulus Gazetesinde, çıkan bir yazıda kendisinin «Bağımsız» Milletve­kili olarak gösterildiğini işaretle kendisinin hiçbir zaman Bağımsız olmadığını, Halk Partisine mensup bulunduğunu söylemiştir.

Bundan sonra gündeme geçilerek, dış memleketlere vaki hububat satışları hakkındaki Anayasa ve Adalet Komisyonlarından kurulan Karma Komis­yon raporu okunmuştur.

Raporun okunmasından sonra söz alan Mardin Milletvekili Mehmet Kâmil Bora, Komisyonca bakan hakkında verilen karara asla mualif olmadığını kay­dederek, ancak bakanın sorumsuzluğu karşısında, Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürü Hamit Kor ayın da sorumsuz sayılması lâzım geleceği mütalâ­asını ileri sürmüştür.

Rapor üzerinde söz alan Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu, bu dâva sahi­binin kendisi olduğunu fakat Komisyonun kendisini dinlemediğini, Komisyo­nun hazırladığı raporun da miletvekilleri tarafından iyice tetkik edilmediğini, tahkikat evrakının noksan olduğunu ileri sürmüş, masum olduğuna inandı­ğı Atıf İnan'm bu haîile dahi Divanı Aliye gitmesi icabettiğinı, kendisinin ora­dan alın akile çıkacağını fakat diğer taraftan asıl suistimalleri yapan Toprak Ofisin bu suretle ceza göreceğini söylemiştir.

Tekelioğlu, tahkikat evrakının noksan olduğu yolundaki iddiasına dayana­rak raporun Komisyona iade edilmesini istemiştir.

Diyarbakır Milletvekili İhsan Hami Tiğrel, Denizli Milletvekili Hulusi Oraî, Sinan Tekelioğlu'na cevap vererek, ileri sürülen iddiaların yarsizliğirii belirt­mişler ve masum olan bir bakanın hangi surette Yüce Divana sevkedileceği-ni gösteren hukuki bir formül bulmanın imkânsız olduğunu kaydetmişlerdir.

Komisyon üyelerinden Bursa Milletvekili Abdurrahman Konuk da, hazırla­nan raporun çok dikkatli bir çalışmanın eseri olduğunu söylemiş ve tahkikat evrakının noksanlığı hakkındaki ileri sürülen iddiaları reddetmiştir.

Müteakiben söz alan Erzurum Milletvekili General Vehbi Kocagüney, Diyar­bakır Milletvekili Fazıl Ahmet Aykaç, bu raporu hazırlamalarından dolayı Komisyona teşekkürde bulunmuşlar ve sorumsuz olduğu anlaşıldığından dolayı da Atıf İnan'i tebrik etmişlerdir. Gümüşhane Milletvekili Ahmet Kemal Varınca, esas meselenin bir Atıf İnan meselesi olmadığını söylemiş, herşey-den evvel bilhassa devlet teşekküllerindeki suistimallerin önüne geçilmesi la­zım geldiğine işaret etmiştir.

Daha sonra söz alan Ankara Miletvekili Arif Çubukçu, Samsun Milletvekili Naşit Fırat da, raporun mükemmel olduğunu ve kabul edilmesi lâzım geldi­ğini söylemişlerdir.

Meclis, saat 13 de birinci oturumuna son vermiştir.

B. M. Meclisinin 28/5/1949 tarihli toplantısı:

Ankara: 28. (a. a.) —

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında Millî Savunma Bakanlığı kuruluş ve görevlerine ait kanun tasarısı üzerinde geçen görüşmelerde söz almış olan milletvekilleri tarafından ileri sürülen mütalâalara karşı Başbakan Şemsettin Günaltay şu açıklamad bulunmuştur:

Arkdaşlar,

Yüksek huzurunuza sunulan üç kanun tasarısı memleketin varlık mesnedi olan şerefli ordumuzun mazide taşıdığı parlak şanü şerefin hâlesine uygun, istikbalde de bugün ve yarın için ayni şeref hâlelerini daha şaşaalı bir suret­te taşıttıracak imkânları temin etmek için düşünülmüştür. Takdir buyurursunuz ki bir teşekkül ne kadar mükemmel olursa olsun, mazi­si ne kadar derinlere giderse gitsin onun bu gün yaşaması ve yarın yükselme­si için zamanın icaplarına uygun şekilde şerefli başarılar istikbalde aynı inki­şafı gösteremezler.

Önümüze sunulan kanun şanlı ordumuza bu şerefli istikbali temin edecek ve onu lâyık olduğu bütün inkişaflara mazhar kılacak yolları açmak için hazır­lanmıştır. Biliyorsunuz ki bugünkü askerlik herşeyden ziyade tekniğe ve di­mağların işlemesine istinad eder. Dimağın işlemesi fertlerin iradelerini gerek­tiği yerde lâyıkı ile kullanmaları ile tecelli eder. Sadece bir makine gibi al­dığı emri yapan fertler bugün için hayatta muvaffakiyet temin edemezler. Bu­günün insanları yevmi ihtiyaçlar, hayatın icapları ve tehlikeli anların mukte-zaları neyi âmir ise, durumu ona göre gözÖnüne almak o durumu yürütecek imkânları aramak ve ona göre süratle karar vermekle mükelleftirler. Biz bu kabiliyetleri inkişaf ettirmeğe ve bilgileri işletmeğe elverişli bir durum hazır­lamak hedefini görüyoruz. Fertler ne kadar çok mesul vaziyetlerde kalırlar­sa yaratıcı kudret ve kabiliyetleri o nisbette inkişaf eder ve faaliyetleri de o kadar verimli olur. Gayri mesul durumlar insan zekâ ve iradesini felce uğ­ratan bir âmildir. Bu Kanunun şevkinde müessir olan sebeplerden birisi de bu olmuştur. Biliyorsunuz ki bir zamanlar Genelkurmay Başkan­lığı devlet teşkilâtının haricinde adeta layüs'el bir durumda idi. Bilahare bu durumun devam edemiyeceği anlaşıldığı için Genelkurmay Başkanlığı Başbakanlığa bağlandı fakat bu durumda da Genelkurmay Başkanlığı ve onun bütün teşkilâtı mesuliyetle doğrudan doğruya karşı karşıya bulunmuyorlar­dı ve Başbakanlık askerî teşkilâtın bütün kademelerini yakından inceleyip kavrayacak imkânlardan mahrum bulunuyor fakat Genelkurmaya ait mesu­liyetlere muhatap olmakla ödevlenmiş bulunuyordu. Halbuki demin arzetti-ğim gibi kabiliyetlerin inkişafında başlıca âmil mesuliyetle karşı karşıya bu­lunmaktır. Biz her sahada olduğu gibi şanlı ordumuzda da en küçük subayın­dan en büyük komutanına kadar bütün Türk evlâdlarınm kendilerine tevdi edilen, vatan vazifesini ifa ederlerken bütün mesuliyetleri de, yüklenmiş ol­duklarını müdrik bulunduklarına kani bulunuyoruz. Bu kanaat iledir ki ken­dilerinde yaratıcılık kudretinin ve sarsılmaz irade kabiliyetinin inkişafına meydan verecek bu kanunu huzurunuza getirmiş bulunuyoruz. Bu kanunlar­la ordu teşkilâtının daha feyizli verimler temin edeceğini umuyoruz. Bu sa­yede Türk çocukları fıtri kabiliyetlerini gösterecek, askerî bilgilerini arttıra­cak ve tarihimize şeref veren büyük kumandanlarımızı halef olmaya lâyık in­kişafları göstereceklerdir. Kanundan başlıca hedefimiz budur.

Şu halde orduyu bu şekilde inkişaf ettirmek için demin arzettiğim gibi, bütün uzuvlarını mesuliyetle karşı karşıya bulundurmak zaruridir.

Biz Millî Savunma Bakanlığı namı altında bu mesuliyeti tecelli ettirmeyi bu­günün icaplarına ve demokrasi rejimimize uygun olarak kabul ettik ve bu şek­li iltizam

teklifi kabul eden Türkiye'nin şimdi bu kirli işe karışmak istemediğini ilâve etmiştir. Drohojewsk'.'ye cevap veren Türk De­legesi SeliniSarper. bu tefsirindoğru

olmadığını söylemiş ve şunları ilâve et­miştir:

«Hükümetimizden talimat almış bulu­nuyoruz. Hiç kimsenin demecimi tefsir etmesine -müsaade edemem. Sözlerim yeter derecede açıktır.»

Bundan sonra oya geçilmiş ve Genel Kurul, Trablus'un, idarî makam İtalya oimalk üzere Milletlerarası bir vesayet altına konulmasını ileri süren, Bevin Sforza plânının belli 'başlı hükmünü reddetmiştir. Bu hüküm 8 müstenkif oy, 33 lehte ve 17 aleyhte oyla yani üçte iki nisbetini temin için bir oy eksiği ile reddedilmiştir.

Genel iKurul Bingazi'nin vesayetinin İngiltere'ye ve Fizan'ın vesayetinin de Fransa'ya verilmesi (hakkındaki teklif­leri fıkra fıkra kabul etmiş olmasına rağmen Trablus hakkındaki hükmün reddi, tekliflerin tümü oya konulduğu zaman diğerlerinin de reddedileceği tahminlerine yol açmaktadır. Müzake­reler devam etmektedir.

20 Mayıs 1949

—- Lake Success :

Birleşmiş Milletler Genel Kurul Başka­nı Evatt Balkan ihtilafında ara bul­makta giriştiği faaliyetler hakkında izahat vererek Arnavutluk ve Yunan­istan arasındaki hududun bu hükümet­ler tarafından bilfiil tanınmasını- Yu­nan, Arnavut. Yugoslav ve Bulgar Hü­kümetlerine teklif ettiğini ve bu tek­lif Atina Hükümeti tarafından kabul edildiği halde, Arnavud Hükümetinin cevap vermediğinibildirmiştir.

Mamafîi'h Arnavutluk murahhası bugün bu formülü reddetmediğini bildirmiştir.

1 Mayıs 1949

-— İsrail :

Lozan'dan alınan haberlere göre, Lozan Konferansmdaiki Yaihudi Heyeti Arap mülteciler meselesi görüşülmeden evvel hudutların teöbiti re Kudüs Şehri duru­munun 'görüşülun esini teklif etmiştir. Lübnan Heyeti, >bu teklifleri kabul et­miştir. Mısır Heyetinin de bunu kaibul etmesi beklenmektedir.

İsrail Heyeti Başkanı I>r. Etan dün ver­diği demeçte, Arap mülteciler mesele­sinin halledilmesi için Arap memleket­leri işbirliği yapmağa hazır olduğunu ve bunun 'milletlerarası bir çerçeve için­de halledilmesi lâzimgeldığını söylemiş­tir.

3 Mayıs 1949

— Lausanne :

Araplar her iki tarafında istediklerini dinlemiş olan Uzlaştırma Komisyonu­nun mülteciler ve 'diğer meselelere fbîr hal çaresi bulmak üzere bir uzlaşma yo­lu göstermesi gerektiğim düşünmek­tedir.

Böyle bir uzlaşma çaresi araştırılmağa başlanmadıkça Laüsanne'daki toplan­tıların eski pazarlık müzakerelerinin başlangıcından başka bir şekilde geli­şebileceğinisöylemek göçtür.

Araplar gibi komisyon da, bu müzake­relere ne belirli bir statü ne de herhan g;i bir sıfat ive rem emiştir.

İsrail Heyeti Başkanı Walter Eytan bu müzakereleri:

«Barış Konferansı değilse faile bir mü­tareke sonrası konferansı» olarak va­sıflandırmaktadır.

Bazı emarelerden anlaşıldığına göre, bir taktik değişmesi olmazsa Filistin'de barışı kuracak 'hal çaresi bulmak uzun ve karışık bir iş olacaktır.

Dört üyeden müteşekkil bulunan Ür­dün Heyeti dün komisyon üyeleriyle kı­sa-,birgörüşme yapmıştır.

,Dah.a sonra Savunma 'Bakanı ve Heyet Başkanı Fevzi Hulıki Paşa Birleşmiş Milletler Uzlaştırma Komisyonu Başka­nı .Mark Etheridge ve komisyondaki Türk Üyesi 'Hüseyin Cahit Yalçın ile ayrı ayrıgörüşmüştür.

Dün akşam beyanatta bulunan komis­yon sözcüsü: «iki taraf arasında askı­da kalmış bütün .meselelere temas eden 'hususlar üzerinde umumi müzakere­ler esasına dayanarak bir anlaşma ya­pabilmek için karşılıklı görüş teatile­rine bu hafta .devam olunacaktır.»

«Bu görüş teatileri ya 'heyetle komis­yon üyelerinin fıer biri arasında veya komisyon üyeleriyle her ıbir heyet ara­sında olacaktır.»

7 Mayıs 1949

— Şam :

Suriye-Yahudi mütareke görüşmeler:, iki taraf delegeleri kendi görüşlerinde İsrar ettiklerinden, henüz hiç bir iler­leme kay dedeme mistir. Suriye, israil topraklarında işgal ettiği yerlerden çe­kilmeyi kabul etmemektedir. Halbuki İsrail şimdiden sınırlarının tayinini is­temektedir. Şimdiye kadar yapılan üç toplantı neticesiz kalmıştır. H?(ber alındığına göre, ayın onunda ya­pılacak dördüncü toplantı da Suriye heyeti, esirlerin mübadelesi hususunda­ki teklifleri reddedecektir.

21Mayıs 1949

— Paris :

Dört Dışişleri Bakamlarının ilk tplantı-sı Pazartesi günü saat 15 veya 16 da Pembe Mermer Sarayında vuku bula­caktır.

—Paris :

Sovyet Dışişleri Bakanı Vişİnski Gren-wicb ayariyle saat 18.30 da Dışişleri Bakanlığında Schuman'i ziyaret etmiş­tir.

22Mayıs 1949

— Paris :

Üç Katili Devletin Dışişleri Bakanları Bevin, Acheson ve Schuman yarın top­lanacak 'dört Dışişleri Bakanları Kon­seyinden evvel son bir görüş teatisin­de bulunmak üzere bugün buluşacak­lar ve uzmanlar tarafından verilen ra­poru tekrar gözden geçireceklerdir.

Dünkü toplantı hakkında hiç bir tebliğ: yayınlanmamış ise de üç Dışişleri Ba­kanları Almanya .meselesinde Rusya'ya karşı alınacak durum hakkında İngil­tere, Fransa ve Amerika arasında tam bir g"örüş birliği olduğunu teyid etmiş­lerdir.

23Mayıs 1949

—PariB :

Uç Batı Devleti Dışişleri Bakanları Al­manya hakkındaki açık ve kesin poli­tikalarım dün tamamlamışlardır. Ha­zırlanan projeyi bugün toplanacak kon­feransta Rus Delegesine sunacaklar­dır. Bu toplantı harp sonundan'beri ya­pılanların en ehemmiyetlisi olup, Doğu ile Batı arasında cereyanedensoğuk harbin devam edip etmiyeceğini tâyin edecektir.Diğer taraftan öğrenildiğine göre, üç Dışişleri Bakan Yardımcıları tarafın­dan hazırlanan ve dün Bakanlar tara­fından kaibul edilen rapor, Almanya'­nın askerî, işgaline zamansız olarak son verecek herhangi bir Rus teklifinin kabul edilmemesini, Almanya'nın bir­leştirilmesi prensibini kabul etmekle beraber bu birliğin Almanya'yı bir Sov­yet peyki haline getirmemesini tavsiye etmektedir.

— Paris :

Dışişleri Bakam Shuman bugün saat 16 da Pembe Mermer Sarayda Dörtler Konferansını açacaktır. Bu suretle 1947 Aralık aymdanberi kesilmiş bulunan diplomatik görüşmeler yeniden başla­mış bulunacaktır. Dörtler arasında bu yeni buluşmaya umumiyetle müstesna bir ehemmiyet atfedilmektedir. Sov­yetler 1948 Haziranında Varşova Kon­feransı kararlarını müzakereye esas olarak kabul ettikleri takdirde Batılı­ların tanzim ettikleri gündemin tasvibi için her türlü imkân mevcut bulunmak­tadır.

Bu vesikaların her ikisinde de Alman­ya ile barış meselesi mevcuttur. Hal­buki bugünkü konferansı bildiren Ma-lik-Jessup görüşmelerine ait tebliğde bu cihet bizzarur belirtilmemişti. Bu­nunla beraber Barış Andlasmasi me­selesinin görüşülmesine, Batılıların ika-naatince daha uzun müddete ihtiyaç gösteren geçici rejim kurulmasından sonrabaşlanabilecektir.

Ancak Barış Andlaşmasmm mevcudi­yetiyle dir ki İşgal kuvvetlerinin çe­kilmesi mümkün olabilecektir. Batılılar bu meseleyi başka türlü düşünmeğe mütemayil değillerdir. Avusturya ile Barış Andlaş/ması meselesinin, Batılıla­rın fikrince, programda bulunması lü­zumu, gerginlik gevşediği takdirde, Al­manya meselesinin diğer Avrupa me­selelerinden asla ayırılamıyacağmm de­lili gibi sayılmaktadır.

— Paris :

Dört Dışişleri Bakanı aşağıdaki gündem üzerindemutabık kalmışlardır:

Kontrol meselesi dahil olduğu hal­de Almanya'nınsüasive iktisadi ba­kımdan birliği,

Parameselesidahilolduğu hal­de Berlin meselesi,

AlmanBarışAndlaşmaSımnha­zırlanması,

4 Avusturya Barış Andlaşmasmin tetkiki.

Gündemin tesbiti sırasında Sovyet Mu­rahhas Heyeti, muhtelif teklifler ileri sürmüşse de 'bunlar üzerinde durmamış­tır. Sovyet Murahhas Heyeti, açılan bu konferanstan hemen sonra Japonya ile yapılacak Barış Andlaşmasmm der­hal tedki'kine başlanması hususunda İsrarda bulunmuştur.

— Paris :

İki buçuk saat süren Dışişleri Bakan­ları konferansının bugünkü toplantısın­dan sonra BeVin ve Andrei Vişinsky. j'k olarak «Penpe Mermer» Sarayın­danayrılmışlardır.

İngiliz ve Sovyet Dışişleri Bakanlarının saraydan ayrılmalarını müteakib Bir­leşik Amerika Dışişleri Bakam Dean Acheson, Fransız Dışişleri Bakanı Ro-bert Schunıan ile uzun müddet görüş­müştür.

Gündem hakkında varılan anlaşmadan maada, oturumlar hakkında yapılacak neşriyata dair de bir anlaşmaya varıl­dığı söylenmektedir.

Bu toplantılardan bazılarını müteakib ve bilhassa bugünkü toplantıdan sonra her murahhas heyet tarafından basın konferansı tertib edilecektir.

Toplantıların programı hakkında henüz hiçbir kararavarılmamıştır.

Bununla beraber gelecek toplantının 24 Mayıs saat 15 te yapılması kararlaştı­rılmıştır.

— Paris :

DışişleriBakanları, ilktoplantısından sonra demeçte bulunan delegelerin ek­serisigörüşmelerinfevkalâdemüsaid bir hava içindebaşladığını büyülk bir . zevklebelirtmişlerdir.

Hatta bu toplantıdan bahseden delege­lerden" biri bunun son derece samimi bir hava içinde cereyan ettiğini söyle­miştir.

Bilhassa öğrenildiğine göre gündemin kabulü sırasında söz alan Vişinsky, gö­rüşülecek meselelerin takib edeceği sı­ra hakkında herhangi bir müşkilât çı-karmıyscağmı bildirmiş ve celseye baş­kanlık yapan Rotoert Schuman tarafın­dan İleri sürülen gündemi hemen kaibul etmiştir.

Konferansın acıtması sırasmda demeç­te 'bulunan Fransız Dışişleri Bakanı, delegeler; selâmladıktan sonra, Dışiş­leri Bakanları Konseyinin 17 aydanfoe-ri toplanmamış olduğunu ve gündemin resmî .görüşmelerin kesilmiş oîduğu bu çok uzun müddet gözönüne alınarak hazırlanmasıgerektiğinibelirtmiştir.

Robert Schuman, bu konferans netice­sinde devamlı bir siyasî eserin vücude gelmesi temennisinde bulunduktan son­ra dört Dışişleri Bakanının mensub ol-dulklan milletlere ve dünya milletlerine karşı giriştikleri mesuliyetler üzerinde İsrarla durmuştur.

Bundan sonra, SchuaTian, konferans baş­kanlığının mûtad üzere sıra ile yapıl­masını teklif etmiştir.

Bu sistemi kabul eden Bevin, Başkanlı-ğp, Schuman ile başlanmasını derhal teklif etmiştir.

Bevin'in teklifi oy birliğiyle kabul e-dilmiştir.

Bundan sonra Schuman, konferansın her gün toplanmasını ve toplantı müd­detinin umumî surette üç saati geçme­mesini teklifetmiştir.

— Açıkreyve gizli tasnifesasınadayanılarak serbest seçimler yapılması.

—-Bu seçimlerin milletlerarası bîrkontrole tabi tutulması.

— Demokratik şekilde seçilen rejim­in, herhangi bir siyasi polis tarafından
devrilmeyeceğine dair teminat verilme­si.

iktisadi frakımdan ise birliğin tahak­kuku için aranılan asgarî şartların iş adamları ve ticari sevkıyat için tam bir hareket serbestisi, tazminat için bir hal çaresi bulunması ve Doğu bölgesin­de Sovyetler elinde olan tröstlerin Al­manya'ya iadesi olduğu anlaşılmakta­dır.

Bu prensipler Batılı Devletlerin Alman­lara Bonn Anayasasını hazırlama işi­ni emanet ettikleri ve Batı bölgesinin Avrupa iktisadi işbirliğine iştirakini kabul ettikleri zaman nazara aldıkla­rı esaslara tekabül etmektedir.

Bilinmeyen husus Batılı devletlerin, bu prensipleri Vişinski'ye ne şekilde bildi­recekleridir.

Bonn Anayasasının, olduğu gibi bütün Almanya'ya tatbik edilmesi yolunda ya­pılacak açık bir teklifi Rusya'nın red­dedeceğine muhakkak nazarı ile ba­kılmaktadır.

— Paris :

Dörtler Konferansının bugün öğleden sonra ikinci safhasına gireceği sanıl­maktadır. Bunu Batılı safha diye va­sıf 1 andırmak mümkündür. Sovyet saf­hası ilk beş oturumda cereyan etmiş ve toplantılarda Vişinski müttefikler arası kontrol konseyi ve Alman Dev­leti Konseyi hakkında tekliflerini ile­ri sürmüştür. Dean Acheson, Ernest Bevin ve Robert Schuman'm bu sabah yaptıkları toplantının hedefi Batılı 'Ba­kanların bugün Öğleden sonra takına­cakları nihai durumu tesbit etmekten ibarettir. Üç büyükler, konferansın a-çılışma tekaddüm eden hafta içinde mütehassısların hazırladıkları 32 sa-h:fel;kraporda bugünöğledensonra Sovyet meslektaşlarına verecekleri mukabil tekliflerin hazırlanması için lâzım gelen unsurları bulacaklardır. Ra­por üç kısınrdan mürekkeptir. Birin­ci kısım konferansa getirilmesi ihtima­li olan meseleleri incelemektedir. İkin­ci kısımda Vişinski'nin Batılı Bakanla­ra sunması 'muhtemel çeşitli tekliflere verilecek cevaplar derpiş edilmektedir. Üçüncü kısım ise, üç büyüklerin, Krem­lin Temsilcisine sunacakları yapıcı projeleri ihtiva etmektedir. Raporda .bütün ihtimaller gözönünde tutulmuş­tur. Rus. Delegesi bahis konusu edilir­se, Batılılar, dörtler tarafından kontrol edilece'k olan 'bir federal Alman Hükü­meti ihdasını sağlayacak serbest seçim plânını dahi derpiş etmektedirler. Bu seçimler, Milletler Arası bir komisyon tarafından incelenecektir. Batılılar, Al­man Hükümetini masun kılacak her-türîü garanti listesini hazırlamışlar­dır.

Vişinski'nin ilk beş toplantıda Alman siyasi birliği hakkında her türlü ima­dan kaçındığına göre, siyasi müşahit­ler, Bevin, Acheson ve ;Schuıman'm, kı­sa olacak mukabil tekliflerinde meslek­taşlarına iktisadi bir hal çaresi suna­caklarım sanmaktadırlar.

Bu hal çaresine göre, Batı ve Doğu Al­manya, şimdiki rejimlerine devam ede­cektir.

tki Alman bölgesi arasında mal ve in­san mübadelesi muhtemel olarak as­keri değil de sivil yüksek komiserler­den mürekkep dörtlü bir "komisyonun kontrolü altında cereyan edecektir. Bu dört yüksek komiser kendilerine yar­dım için Almanların aralarından seçe­cekleri Aliman mütehassıslara baş vu­rabileceklerdir.

Bu teklifler bugün verilecek olursa Vi­şinski Pazartesi günü kendi noktai na­zarını 'bildirecek durumda olacaktır,

31 Mayıs 1949

— Paris :

Dört Dışişleri Bakanı Konferansının se­kizinci oturumu da boşa giden yeni bir oturum oldu. Vichinsky iki -buçuk saat kadar,Sovyetdelegasyonunun,Batıli Bakanların Almanya'yı Bonn'da ha­zırlanan anayasanın esaslarına göre teşkilatlandırmak teklifini neden kabul edemediğini madde madde izah. etti. Bevin'in dünkü sorusunu cevaplandıran Sovyet Dışişleri Bakanı en ince tefer­ruata girişti, Vaşinigton'da yapılan iş­gal kanununu, çoğunlukla alman pren­sip ikararlarmı ve Stendisinee Almanla­ra zorla kabul ettirilen federalizmi u-zun uzun tenkid etti. Batı devletleri­nin çoktanberi Potsdam Anlaşmasını ihlal ettiklerini yme tekrarladı ve bu ihlal hareketlerinin dörtlü kontrol kpn-seyinin dağılmasından çok evvel ka­rarlaştırıldığım söyledi.

Yicşinski uzun beyanatının sonunda, istekleri tahlil ettiğini, neticede, gerek Alman Milletinin <ve gerek Avrupa ba­rışının menfaati adına Batı teklifini reddetmek zorunda olduğunu bildirdi.

Sovyet Dışişleri Bakanına ne Bevm ne de Acheson cevap vermemiştir. Schu-man da Vichins'ky'nin iddialarına mad­de madde cevap vermenin çok uzun süreceğini takdir ederdk beyanatın ba­zı noktalarını çürüttü. Fransa Dışişle­riBakanı bilhassaVichmsky'nin ileri

sürdüğü gibi Batı teklifinin Batılı dev­letlerin Sovyetler Birliğine karşı bir dikkati olmadığını bunun 'aksine Bat! devletlerinin iradelerini hakim, kılmak değil, meseleyi adalete uygun müna­kaşalarla halletmek 'istediklerini söy­ledi.

Oturumun sonunda Vichins'ky dörtler konferansının, Berlinde Doğu bölgesi Anayasasını kabul eden halk kongresi delegelerinidinlemesiniteklifetti.

Batılı üç Bakan, bugüne kadar dörtler konferansının hiç bir Alman delegas­yonunu dinlemediğini, bundan böyle de dilemek lüzumunu duymıyacağmı söy­leyip bu teklifi reddetti.

Bu oturumdan sonra 'konferans hızını kaybetmiştirdenebilir.

iyi haber alan çevrelere göre günde­min birinci maddesi, yani Alman bir­liği hakkında münakaşayı uzatmakta artık fayda yoktur. 'Bu 'madde hiç de­ğilse şimdilik geri bırakılacak ve dört­ler konferansı belki yarından itibaren ikinci maddeye, Berlin ve para mese­lesinin münakaşasına geçecektir.

M. Vişinski, Ruhr hakkında da dörtlü bir kontrol istemiş ve bu kontrole ay­rıca Almanya ile hududu olan memleketlerin, yani Belçika, Lüksemburg. Holânda, Polonya ve Çekoslovakya'nın da iştirak etmesi gerektiğini ilâve etmiştir.

M. Acheson, Almanya birliği hakkkmdaki cevabında demiştir ki:

Dört Alman bölgesinin birleşmesinin siyasi hayatta ne mânaya geleceğini bir tetkik edelim: Bu, Batıda anlaşıldığı mâna ile hür bir siyasi hayat ve emniyet demek mi olacaktır, yoksa başka bir şey mi? Eğer bu birleşme başka bir mânaya gelecekse,, biz bunu kabul edemeyiz.

Potsdam Anlaşması, Almanya'da müttefik askerî komutanlarının müşterek prensipleri tatbik edeceği ilk kontrol devresi için ve yalnız bu devre için derpiş edilmişti. Fakat bugün, Batı bölgelerde nazilerin ayıklanması dâvala­rı ve askerlikten tecritleri meseleleri bitirilmiş ve halledilmiştir. Eğitim ye­ni bir istikamet almış ve serbest seçimler yapılmıştır. Para, ithalât, ihracat, tazminat ve Almanya'daki yabancı malları meseleleriyle ilgili çalışmaları durdurmak için bir komutanın Potsdam'da kabul edilen prensiplere bu de­rece aykırı harekette bulunması, Batılı devletler tarafından Potsdam'da hiç bir zaman derpiş edilmemişti.

Potsdam Anlaşması, Almanya için bir birlik derpiş etmiyordu. Bu mekaniz­manın yıkılmasından sonra Batı bölbeierinde muhtar bir hükümet kurulma­sına doğru büyük adımlar atılmıştır. Bir ders öğrendiysek o da şudur ki kontroller, alman tedbirleri sakat bırakmamalı veyahut hal suretlerinin tat-bikma mâni olmamalıdır. Sovyet teklifleri, hayal sukutuna sebebiyet ver­mektedir, zira bu teklifler de müttehit Almanya için siyasi temel bahsinde hic bir sev ihtiva etmemektedir.

Âcheson'ın Dörtler Konferansında Almanya hakkında demeci:

Paris : 26. (a. a.) — (Usis)

Paris'teki Amerikan Heyeti, Amerika Dışişleri Bakanı Acheson'un Sovyet Dışişleri Bakanı Vişinski'nin Almanya hakkındaki teklifleri hakkında yap­tığı yorumların belli başlı noktalarını yayınlamıştır.

Amerika Dışişleri Bakanı evvelâ şu noktayı belirtmiştir:

Bay Vişinski Almanya birliğini kuvvetle desteklediğini söyledi. Bunu işit­tiğim zaman, bir an için nihayet oy birliği ile bir anlaşmaya vardığımızı ümit ettim.. Bilindiği gibi, Batılı devletler daima Alman Birliğinin lehinde idiler. Almanya'nın parçalanmasiyle nihayetlenen politikanın daima aleyhinde idİ-ler. Fakat Bay Vişinski sözlerine devam ederken, yerimde dondum, kaldım. Zannederim ki Potsdam Anlaşmasının mahiyetini biraz tahlil etmek ve ay­dınlatmak gerektir. Birlik derpiş etmiyen Potsdam'm temeli üzerine bir bir­lik kurmak mümkün değildir.

Vişinski tarafından. Batılar teklifinin prensip itibarile reddine rağmen, iyi ha­ber alan çevrelere göre, aradaki bağlar kopmamıştır.

Batılı Dışişleri Bakanları birkaç defa müzakereyi teklifin müsbet noktasına ircaa ve Vişinski'nin üzerinde durduğu umumi hükümler çerçevesinde bir münakaşa aaçılmasma teşebbüs etmişlerdir.

Bu arada söz alan Acheson Batılılar tarafından ileri sürülen teklifin sağlam bir esasa dayandığını ve bir münakaşa zemini teşkil edebileceğini söylemiştir. Toplantıya son vermeden evvel Vişinski şunları söylemiştir:

«Bu müzakereye yarın devam edeceğiz»

Umumiyetle sanıldığına göre ne Sovyet Rusya ve ne de Batılılar müzakerele­rin kesilmesini istememektedirler. Ve Almanya'nın iktisadi teşkilâtının kurul­ması için bir anlaşma zemini bulunacaktır.

Yani Sovyetler istedikleri gibi ve kendi menfaatlerine hareket etmek için bir yol bulmuşlardır. Berlin'in hava yolu ile iaşesini temin için yapılan uçuşlar bakımından da Ruslar Batı bölge-İerile Berlin'in Batı kesimleri arasındaki hava koridorundan geçmek mecbu­riyetinde bulunan uçaklar için her türlü güçlük çıkarmışlardır. Bu güçlükler hâdiselerin bir tesadüfünden ibaret değildir. Bunlar tamamen irade mahsu­lüdür. Paris konferansı Rusların arzusu üzerine toplanmıştır. Sovyetler bu en­gelleme siyasetlerine devam ederlerse bu konferansı boş yere hazırlamış ola­caklardır.

Gazete yazışma şöyle son veriyor:

Ne Berlin'in taksim edilmesi ve ne de Paris müzakereleri Batı devletlerinin bütün Almanya için olmasa bile üç Batı bölgesi için demokrat bir Alman Hü­kümeti kurmalarına engel teşkil etmiyecektir.

Dörtler konferansının vereceği netice belirtecektir. Dörtler Alman .bir­liği üzerinde anlaşır ve Almanyayi <ta-mamile 'boşaltmak üzerinde mutabık kalırlar, sonra da Kızılordunun çekil­mesi bu mutabakatı tahakkuk ettirirse, o zaman Sovyet siyasetinin komünizmi yaymak değil, fakat Rusya içinde te­merküz ettirmek yolunu tutmuş oldu­ğuna hükmetmek icab eder.

Aksi takdirde durum eskisinden fark­sız kalır ve tehlikeye savaşmak faaliyeti eskisi gibi devam eder.

Ruslarla anlaşmak...

Yasan : Cumhuriyet

29 Mayis 1949 tarihli «Cumhuri­yet»İstanbul'dan:

Büyük Dörtler, Almanya ve Avustur­ya meselelerini görüşmek üzere b:r ara­ya geleli bugün bir hafta olacaktır. Ça-Iişma gündemlerini kolaylıkla tesbit eden Dörtler, gündemin ilk maddesi ü-zerînde hâlâ fikir mübadelesiyle meş­gul oluyor ve arasıra sert tartışmalar­dan kendini kurtaramıyorlar. Gündemin ilk maddesi Ahnanyanm siyasi ve ikti­sadî"birliği meselesidir.

Almanya'nın siyasi ve iktisadi birliğini yeniden kurmak hakikaten mühim bir meseledir. Demek ki Almanya'yı daha dört sene evvel yenen devletler, her ne şekilde olursa olsun onun siyasî ve ikti­sadi birliğini korumak lüzumunu hisse­diyor, onu yeniden diriltmek, kalkın­dırmak, sulh âmili olarak yaşatmak i-câb ettiğine inanıyor ve hu işi başarmak üzero toplanıyor, konuşuyor ve bir neticeye varmak istiyorlar.

Ancak iki taraftan her foirinin tasav­vur ettiği yeni Almanya, muhakkak fcî, diğerinin tasavvur ettiği Almanya'dan bambaşkadır. Çünkü biri hür ve demok­rat bir Almanya, sulh âmili, terakıki âmili, kalkınma âmili bir Almanya ta­savvur ettiği halde, diğer totaliter, komünist, mütecaviz, Batı medeniyeti­ne düşman bir Almanya düşünüyor ve bu yüzden iki taraf da Almanya'nın işgal ettikleri bölgelerindebu tasavvurlarını gerçekleştiren birer Aîmanya kurmuş bulunuyorlar. İşte Dörtler kon­feransının en birinci vazifesi bu iki Al­manya'yı siyaseten ve iktisaden birleş­tirmekti.

Buna imkân var mıdır? Yaksa Dört­ler boşuboşuna mı konuşuyorlar?

Siyaseten ve iktisa-den birleşik bir Al­manya kurmanın manası gayet açıktır: Mukadderatı tayin olunan ve 'bağlı o-lacağı sulh şartları tekarrür eden, ken­disinden de bu taayyün eden mukad­derat?, göre hareket etmesi ve sulh şartlarına uygun bir tarzda yürümesi istenen bir Almanya'nın kurulması!.. Böyle bir Almanya'nın kurulması onun evvel 'beevvel yabancı işgalden kurtul­ması ve kendini yeni şartlara uydurma­sı demektir. Bu arada Müttefiklerin Almanya'yı artık kontrol etmeyecekle­rin'' söylemek yanlış olur. Çünkü kont­rol etmeleri lâzımdır. Fakat kontrol etmek, Almanya'yı işgal etmek; ve "Al­manya'nın basma musallat olmak de­mek değildir. Bu kontrol hissolunmıya-cak bir şekilde yepılacak ve Almanya bu sayede kalkınacak, yürüyecek, 11er-liyecek ve milletlerarası hayatta bîr sulh âmili olarsk inkişaf edecektir.

Bunun daha açık manası, Almanya'nın Kızilordu gibi diğer orduların işgalin­den ve işgal baskısından kurtularak kendini bulması ve kendi mukaddera­tını kabu! ettiği şartlar dairesinde ida­re etmesidir.

Almanya'nın siyasi birliğini sağlamak bu manadadır. Fakat <bu hafta zarfın­da yapılan konuşmaların bu neticeyi sağlıyacağmı umanlar günden gime a-zalmış ve nihayet bu yolda bir anlaş­maya varılacağını sananlar ümidi ke­secek hale gelmişlerdir.

Sebebi, Sovyetlerin hâlâ eski askerî kontrol ve askerî işgal esası üzerinde ısrar etmeleri ve tekrar 1945 yılma dön­mek içinuğraşmalarıdır.

Sovyet murahhasının bu yoldaki ısrar­ları Sovyetlerin hür ve birleşik bir Al­manya kurmak lehinde olmadıklarını belirtmiş ve bu yüzden bu yolda bir ka­rar verîlemiyeceği kanaati temelleş­meğe başlamıştır.

image001.gif1Mayıs 1949

— Paris :

Fransız Dışişleri Bakanlığı, Amerika'­da .bulunan Fransız temsilcisi Chauvel'-le dün yapılan telefon konuşmasından sonra Berlin ablukasının 'kaldırılması meselesinin birkaç güne kadar kesin o-larak halledileceğine kanidir.

Diğer taraftan Fransız Hükümeti Do­ğu Almanya'nın da Batı Almanya, fe­derasyonuna (katılması imkânları üze­rinde ingiliz ve Amerikan Hükümetle­riyle görüşmektedir. Bu mesele, ancak Ruslar, gelecek (Dışişleri Bakanları top­lantısında görüşmeyi (kabul ettikleri takdirde bahis konusu edilecektir.

2Mayıs 1949

—Paris :

Umumiyetle iyi haber aJan kaynaklar­dan öğrenildiğine göre, Batı Almanya hududunda yapılan değişiklikler hakkın­da Sovyet Hükümetinin protesto nota­sına verilecek Fransız cevabı metni ha­zırlanmıştır. Metin pek yakında Sovyet Hükümetine sunulacaktır.

3Mayıs 1949

—'Berîin :

Sovyet makamları kendi bölgelerinde, yeni bir kanun çıkarmışlardır. Bu kanu­na göre bütün ev sahipleri aldıkları ki­ra, bedellerini devlet hesabına banka­lara yatıracaklar ve bu paraların ver­gilerini ödeyebilmek ve gerekli tamir­leri yapabilmek için, .ancak, pek az bir miktarımalıkoyabilee eki erdir.

Binaları Sovyet bölgesinde olup ta ken­dileri Batı birliğinde bulunan ev sahip­lerikendiadlarına hareketedecek, bir vekil tâyin etmeye mecburdurlar, aksi takdirde mülkleri -müsadere edilecek­tir.

— Paris :

Yüksek diplomatik kaynaklardan bil­dirildiğine göre Batılı müttefikler Pots-dam Anlaşmasının 'tarihe gömüldüğü­nü sarih olarak belirtecekler ve Dört­ler arasındaki müzakerelerin- şimdiki durum ve bilhassa Almanya hakkında Vaşingtonda varılan son anlaşma e-saslarına dayanması lâzım geldiğini bil­direceklerdir. Böylece Potsdam Anlaş­masını ileri sürmek için Rusların yapa­cakları her türlü teşebbüs akim kalma­ğamahkumdur.

Batılı müttefikler, Doğu kesiminde de­mokratik şartlar hüküm sürdüğü tak­dirde, Doğu Almanya'nın, Bonn'da ka­bul edilen Anayasa hükümleri çerçeve­si dahilinde, Almanya ile birleşmesi yo­lunda her türlü Rus teklifini memnu­niyetle karşılayacaklardır.

Bundan başka, aynı kaynaktan ilâve edildiğine göre, Batılı müttefikler, bu­nun seçimleri 'gizli polisinkalkmasını

hür bir basını, her'partinin, baskı teh­didi olmadan Doğu Almanya'da ser­bestçe çalışmasını ve bu şartların mev­cudiyetinden emin olmak üzere mütte­fikler tarafındanyapılacakmüşterek

bir teftiş ye kontrol manasına geldiği­ni Ruslara açıkça anlatacaklardır.

Batılı müşaîıMler, Rusların Doğu Al­manya için ileri sürülen bu şartları reddedecekleri kanaatindedirler.

Doğu Almanya'nın kurulmakta bulu­nan Batı Almanya sistemiyle kaynaş­ması muvaffak olmadığı takdirde, Ba­tılı müttefikler Ruslara iki bölge ara­sında bir koridorvermeğe hazırdırlar.

Bre­zilya Cumhurbaşkanı Dutra'nm kongre­de bir nutuk irad' edebilmesi için ge­rekli tedbirlerin hepsimin alınmış bu­lunduğunu açıklamıştır.

Başkan Truman bundan sonra halen Avrupa'da bulunmakta olan Bahriye Müsteşarı John Kenney'in istifasını ka­bul ettiğini ve dolaşan bazı söylentnleriiu aksine olarak kendisi ile Savunma Ba­ltanı, ÎLouis Johnson arasında ne Bah­riye Bakanlığının yüksek idaresi ve ne de herhangi başka bir mesele üzerinde hiçbir görüş ayrılığı ve anlaşmazlık ol-dığını teyit eylemiştir.

—Bonn:

Alman Kurucu Meclisinin birinci .komi­tesi bir federal hükümet anayasa tasarı­sını tamamen tasvip etmiştir. Dine ve eğitime mütaallik olanlar gibi son dere­ce şiddetli müzakerelere yol açmış bulu­nan maddeler bile ezici bir çoğunlukla kabul edilmiştir,

Tasarı bugün meclisin genel toplantısına sunulacaktır. Tasarının bu akşam kabul edileceği sanılıyor.

—Berlin:

Alman Sosyal Demokrat Partisi ablu­kamın kaldırılma tarihi olan önümüzdeki Perşembe günü büyük bir nümayiş ter­tip edeceğini bildirmiştir.

8 Mayıs 1949

—Londra:

Almanya'daki İngiliz Askerî Valisi Ge­neral Brian Robertson'un, Almanya hak­kında Paris'te cereyan edecek müzake­relerde M. Bevin'in Baş Müşaviri olacağı sanılmaktadır. Diğer taraftan tahmin edildiğine göre, Berlin'de Alman nakliye idaresiyle görevli olduğu ve batı makam­ları arasında derhal müzakereler başlı-yacaktır.

Rus makamları dün akşam Berlin'de, ab­luka kalkar kalkmaz Batı kesimlerine eletrik cereyanı tevziini sağlamaya ha­zırolduklarınıteyitetmişlerdir.

îngiliz gazetelerinin yazarları, dört Dış­işleriBakanlarıAlmanyameselesini

müzakere için Paris'te toplandıkları za­man Rusya'nın şu meselelerin incelen­mesini istiyeceğini sanmaktadırlar.

— Alman Birliği,

— Rhur sanayi bölgesinin idaresi,

— Avusturya ile barış antlaşması,

— îşgal kuvvetlerinin Almanya ve Avurturya'dan çekilmesi.

Berlin:

Almanya'nıneski Ankara ve Moskova Büyük Elçisi Rudolf Nadolny, «hür se­çimler yapıldığı takdirde Alman halkı bütün Almanya'yı tatmin edecek bir ana­yasa kurmaya muktedirdir» demiş ve bütün Almanya'nın tabi olacağı merkezi bir hükümetin ancak dört Dışişleri Ba­kanlarının hür seçimler hakkmda bir an­laşmaya varmalariyle kurulabileceğini ilâve ederek buna Rusların muhalefet et-miyeceklerine kani olduğunu söylemiş­tir.k.

—Bonn:

Bonn Parlâmento Konseyinin genel otu­rumu, bugün kalabalık halk kütlesinin huzuriyle öğleden sonra saat 15 te açıl­mıştır.

Komünist Partisi adına bir takrir veren Heinz Renner, yakında Paris'te toplana­cak olan Dört Dışişleri Bakanları konfe­ransı sırasında işgal devletlerine sunul­mak üzere Almanya'nın tek görüş tarzı­nı belirtmek maksadiyle Parlâmento konseyinin Sovyet bölgesindeki halk konseyiyle birlikte toplanmasını istemiş­tir.

Komünist takriri, parlâmento konseyiyle halk konseyinin bir arada toplanacağı yerin parlâmento konseyince seçilmesini ilâve etmiş bulunuyordu.

Parlâmento Konseyi Başkanı Adenauer-in şimdiye kadar böyle bir davetin alın­mamış olduğunu bildirmesinden sonra Sosyal Demokrat Grupu Başkanı Carlo Schemid, halk konseyinin Doğu Alman­ya Halkının istediklerini asla temsil et­mediğini .kayıtla Alman birliğinin Batıda olduğu gibi Doğuda da siyasi, iktisadi ve içtimai hayat şartlarını sağlıyan serbest seçimlerle tahakkuk edebileceğini söyle­miştir.

—Berlin:

Bu sabahBerlin'inbatılılarişgalinde, bulunankesimlerindekomünist aleyh-dandemiryoluişçilerisendikalarının .grevimünasebetiylebirçokhadiseler çıkmıştır.

Amerikan kesiminde bulunan Waunsee garında bir Rus teğmeni komutasında bulunan Sovyet bölgesi Alman polisi, yolcuları tabanca ile tehdit ederek garı tahliye ettirmiştir.

Gine Amerikan .bölgesinde bulunan Tempelhoff 'garında da Sovyet bölgesi Alman polisi Amerikan bölgesi Alman polisini kovmuştur.

Fransız bölgesindeki VVadding Banliyö garında grev yapan işçilerden birinin üzerine 3 el ateş edilmiştir. Hiç kimse yaralanmamıştır.

Nihayet İngiliz bölgesindeki Charlotten-bourg garında .gervcileri bizzat tevkif etmek İsteyen ve Sovyet kontrolünde olan 13 demiyrolu polisini Batı kesimi polisini tevkifettirmiştir.

Gine Amerikan bölgesinde bulunan Tenıpelhof garında da Sovyet bölgesi Almana Polisi Amerikan bölgesi Alman polisini kovmuştur.

Nihayet İngiliz bölgesindeki Oharlot-tenbourg garında grevcileri bizzat tev­kif etmek isteyen ve Sovyet kontrolün­de olan 13 demiryolu polisini Batı ke­simi polisi tevkif ettirmiştir.

Bu hadiseler, Sovyetlerin demiryolu şe­bekelerini ve garların daima kendi kon­trolleri altında olduğunu kabul etmeleri ile izah edilmektedir.

22 Mayıs 1949

—Berlin:

Birçok istasyonlarda grevcilerle komü­nistler arasmda yeniden çarpışmalar olmuştur. Istasyonalrm çoğu grevcile­rin elindedir. Fakat Berlin'in Amerikan kesiminde bulunan bir kaç büyük istas-yoaıSovyetkesimindengelen Sovyet polis kuvvetlerinin işgali altın­dadır. Dün gece grevciler bu istasyon­ları da ele geçirmeğe iki defa teşebbüs etmişlerse de muvaffak olamamışlar­dır. Sovyet polisi .grevcilere ateş etmiş­tir.

Ancak bu grev Berlin'e hava yolu ile getirilmekte olan eşyanın taşınmasına dokunmamıştir. Batılı müttefikler gere­ken tedbirleri daha grev başlamadan almışlar, uçak meydanlariyle depolar arasında muntazam kamyon ve otomo­bil seferleri tertip etmişlerdir.

— Berlin:

Batı kesimi polisinin bildirdiğine göre,Sovyet bölgesi demiryolları polisi İngi­liz rve ıFransız kesimindeki bütün gar­ları işgal etmiştir.

23 Mayıs 1949

— Berlin :

BerMn Belediye Başkanı Yardımcısı Amerikan komutanını ziyaret ederek Sovyet komutası altında bulunan polis tarafından -gervcilere ateş açılmasını protesto etmiş komünitslerin emri al­tındaki polisin şimendifer istasyonların­dan çekilmesini İstemiştir.

Gece yarısına doğru makineli tüfeklerle mücehhez300 kişilik bir miliskuvveti

Sovyet bölgesinden gelerek İngiiz böl­gesindeki bir istayon önünde barikat­lar kurmuşlardır. Bunun üzerine büyük bir halk kütlesi barikatlar üzerine yü­rümüş ve yıkmıştır. İngiliz polisi ateş açılmasına engel olmuştur.

Bundan önce İngiliz polisi bir kaç defa elden ele geçmiş olan ve yine İngiliz bölgesinde bulunan diğer bir istasyonu işgal etmiştir.

îngiliz emniyet âmiri, istasyon etrafın­daki mücadelenin emniyet ve asayişi ih­lâl ettiğinden dolayı İngilizlerin müda­hale etmiş olduklarını .Sovyet subayları­na söylemiştir.

îngiliz emniyet âmiri, istasyon etrafın­daki mücadelenin emniyet ve asayişi ih­lâlettiğinden dolayı İngilizlerin müdahale etmiş olduklarını Sovyet subay­larına söylemiştir.

—Bonn :

BatıAlmanyaFederal Cumhuriyeti Anayasası bugün öğleden sonra burada resmen ilân edilmiştir. Anayasa derhal yürürlüğe girecektir.

—Bonn :

Anayasanın ilân merasimi esnasında Barlâmentolar 'Konseyi Başkam Konrad Adenauer müttefük makamlarından fab­rikaların sökülme politikasının yeniden gözden geçirilmesini isteyen bir konuş­ma yapmıştır.

Müttefiklerden bu meseleyi tekrar na­zara almalarını ve evvelâ bu sökmelerin neticeler: üzerinde düşünmelerini iste­yen Adenauer demiştir ki:

«Sökme ameliyesine devam olunursa Alman demokrasisinin kalkınması için girişilen faaliyet tehlikeye girecektir.

—Bonn:

Batı Almanya 'muvakkat Anayasasının ilânı için parlâmento Konseyinin yaptığı oturum,bugün saat 16 da açılmıştır. Bütün sokaklar eski Weimar Cumhuri­yetinin renkleri olan siyah, kırmızı, sarı renkte bayraklarla süslenmiştir. Aynı renklerle, kurulacak olan federal Cum­huriyetinin de sancağında bulunacaktır. Pa"Iâmento Konsey binasına yakın so­kaklar, eyalet bayraklarıyle süslenmiş ve buralarda kesif bir halk kütlesi top­lanmış bulunmakta idi.General Robertson, General Hays ve Ge­neral Koenig'i temsil eden GeneralNoi-ret, 65 Alman saylavının imzaladığı Anayasanın ilânında îhazır bulunmuş­lardır.

Evveliki söylentilerin hilâfına olarak Bonn Parlâmento Konseyi bugünkü oturumundan sonra feshedilecek değil­dir.

24 Mayıs 1949

— Berlin :

Sovyet kontrolündeki Alman polisi, dün .gece hayvanat baSıçesi yakınındaki is­tasyondacereyan edençarpışmalarda

iki .grevciyi öldürmüş, ikisi ağır olmak üzere bir çok grevciyi de yaralamıştır. Umumi asayişi teminle görevli İngiliz Albayı 'Steward, Doğu kesimi polisleri­ne istasyonu terketmesi için 20 dakika mühlet vermiş ve çekilmedikleri tak­dirde Batı polisi tarafından zorla atı­lacaklarını bildirmiştir. iSovyet -kesimi polisleri bunun üzerine çekilmişlerdir.

Grevin yakında biteceğine dair hiç bir işaret yoktur. Berlin'in komünist olan demiryolu idarecileri de, grevciler de hiçbir uzlaşma kabul etmeyeceklerini 'bildirmişlerdir.

—Berlin:

Berlin Amerikan kesimi Askerî Komu­tanı General Howley, Amerikan kesi­mindeki demiryollar ile duraklarında inzibat ve asayişin muhafazası sorum­luğunun deruhte edilmesi hususunda Berlin Belediye Başkanına müsaade verdiğini bildirmiştir.

Howley, Belediye Başkam Profesör Reuter'e gönderdiği mektupta, belediye idaresinin 23 tarihli talebi ve Batı ke­simlerinde artan şiddet hareketleri yü­zünden bu kararı vermiş bulunduğunu açıklamıştır.

26 Mayıs 1949

—.Berîin:

Sovyet makamları, makaslarda çalışan memur ve müstahdemleri geri çekerek, dün birdenbire Berlin İle Batı bölgeleri arasındaki demiryolu irtibatım felce uğratmışlardır. Dün, ikisi Amerikan ve biri ingiliz askerî treni olmak üzere Berlin'e gitmekte olan 38 tren yolda kalmıştır.

Diğer taraftan Ruslar, Berlin hava ko­ridorlarının tehlikeli olacak derecede yakınlarında hava im anevralarma yeni­den başlamışlardır.

Berlin grevcileri müttefik trenlerin iş­lemesini temin maksadiyle makasları işletmek için postalar teşkil etmek tek­lifinde bulunmuşlarsa da .Sovyet ma­karnan bunamüsaadeetmemişerdir.

—Berlin:

Son 24 saat içinde CBerline yalnz yedi tren gelmiştir. Bu mec­
lisin üyeleri hükümetlerinden aldıkları talimatlarla hükümet kararlarına oy
verirler veya federal mecliste tasvip olunan kanun tasarıları hakkında veto
haklarını kullanırlar. Ancak bu hakkın mahiyeti yalnız talik edicidir. Federal
devlet bakanı, eski Weimar Cumhuriyetinde olduğu gibi halk tarafından değil
Federal Asamble tarafından seçilir.

Federal devlet başkanı, başbakanı nasp ve azledemez, Ve kendi teşebbüsü ile meclisi fesheyleyemez. Federal devlet başkanı memurları, federal yargıçları tâyin veya azleder. Affetmek hakkına sahip bulunur ve başbakan seçimi için meclise teklifler yapabilir.' Meclis tarafından seçilen başbakanın tam.am.iyle mühim bir mevkii vardır. Başbakan başında bulunduğu hükümetin siyasi is­tikametini tâyin eder ve kabinesini kurmakta tamamiyel serbest bulunur. Baş­bakan hükümetinin. faaliyetinden mesuldür. Aleyhinde güvensizlik oyu ve­rilmedikçe meclis tarafından devrilemez.

Kaza hakkı eyaletlere ait bulunmaktadır. Ancak yüksek mahkemelerin içti­hat ve hürriyetini sağlamak üzere mali idari ve çalışma mevzuları ile sosyal hükümler almak yetkisi yüksek divana münhasırdır. Kurulması işi hiç bir tahdide tabi bulunmayan siyasi partiler her türlü anti demokratik nüfuzdan kendilerini koruyacak kaynakları tesbit ve tâyine mecburdurlar. Aksi halde teşrii divan partilerin kuruluşunu ve üyelerinin durumunu federal cumhuri­yetin mevcudiyetini tehlikeye koydukları veya demokratik nizamı ihlal ettik­leri görüldüğü takdirde derhal anayasaya aykırı hareket olması itibarile fes­hedilmek hakkına sahip bulunmaktadır. Anayasa hükümleri federal konseyin ve federal meclis üyelerinin üçte iki ekseriyeti ile tadil edilebilir. Anayasa yürürlüğe girebilmek için tatbik olunduğu 11 eyalet Diyet Meclislerinin üçte iki çoğunluğu ile tasvip edilmiş olmak mecburiyetindedir. Anayasanın son maddesi bütün Alman Milleti tarafından serbestçe izhar edilen oyla tasvip edilmiş bulunan yeni yasanın mer'iyete gireceği gün hükümsüz kalmış bulu­nacağını açıkça belirtmektedir.

Ahnanyadaki Amerikan işgal bölgesi KomutanıGeneralClay'in beyanatı:

Berlin : 12. (a. a.) — (Afp)

Ablukanın kaldırılması münasebetiyle bugün Amerikan kesiminde Schoene-ger belediye binasında olagünüstü bir toplantı yapan Belediye Meclisinde söz alan Amerikan Askerî Valisi General Clay beyanatta bulunarak demiştir ki: Almanya'nın birliğini arzu etmek hususunda arkadaşlarımın benimle hemfi­kir olduklarından ve bu birliğin Bonn Anayasasmca temin edilen haklar aley­hine kurulmasını istemiyec eklerinden eminim.

Generalden sonra _söz alan Berlin Belediye Başkanı Reuter de şunları söyle­miştir:

1 Mart 1948 den evvelki duruma avdetle Berlin meselesi halledilmiş olmı-yor. Onun için bütün Berlinde hür seçimlerin yapılmasını istiyoruz.

Reuter şehrin stok yapmağa, linyit madenlerini işletmeğe ve her ihtimale kar­şı koyabilmek için Batı kesiminde bir elektrik santrali inşa etmeğe azimli ol­duğunu belirtimştir.

Nutku sürekli alkışlarla kesilen Belediye Başaknı bundan sonra şehri .kur­taran General Clay'a hararetle teşekkür ederek demiştir ki: Onun hatırası Berlinde daima yaşayacaktır.

Sovyet usullerinde bir deği­şiklik gösterecektir. Fakat bu, hiç bir suretle Rusya'nın güttüğü hedeflerde bir değişiklik demek olmıyacaktır.» de­miştir ki bu görüşte tam bir isabet var­dır. Nitekim ayna komisyonda konuşan Amerika Dışişleri Bakanlığı eski Müs­teşarı Will Olayton öa, .Sovyet Rusya'­nın soğuk harbi kazanmakta olduğunu, çünkü demokrasilerin müdafaada bulun­duklarını ve hariblerin bu şskilde, yani yalnız müdafaa ile kazamlamıyacağım söyledikten sonra şöyle demiştir :

«Sovyet Rusya'nın soğuk harbi devam ettirmekten başlıca maksadı, Batı de­mokrasilerini, müdafaaları için büyük masraflar ihtiyarına mecbur etmek ve sermaye ile özel teşebbüs sahiplerini en­dişeye düşürerek serbest hareket etme­lerine mâni olmaktır. Sovyet Rusya'ya bu şekil mücadelede bir üstaddir deni­lebilir. Ruslar bütün cephelerde aynı zamanda mücadele etmektedirler ve bu mücadele kendilerine, nispeten daha ucuza mal olmaktadır. Halbuki demok­rat devletler tarafından muazzam mas­raflar yapılmaktadır. Şimdiye kadar de­mokrasilerin giriştikleri hareketleri bal­talamayı hedef tutan .Sovyet çalışmaları muvaffak olmuş gibi gözükmektedir. Yegâne hal çaresi, Atlantik Paktını, Rusların taarruz edemiyeceği bir fede­ral demokrasi birliği meydana getirmek yolunda kullanmaktır.

Berlin savaşını, bir nakliye meselesi olduğu ve bu sahada fevkalâle muvaf­fak olduğumuz -için kazandık. Fakat Batılılar Yunanistan savaşını kazanmış değillerdir ve Çin savaşları da bilfül kaybedilmiştir. Şimdi Batılılar Orta Do-ğu'da savaşa girişmek zorunda bulunu­yorlar. Batı Avruıoa savaşlarını da he­nüz kazanmış değiliz. Soğuk harb her zamankinden daha şiddetli bir şekilde devam etmektedir.»

Birkaç gün evvel ajanslar, bir Molotof plânından bahsetmişlerdi. Almanya'daki Stettin'den Çin'deki Kanton'a kadar bir Kızıl birlik kurulmasını hedef tutan bu plânda, Kızıl Çarların bir taraftan Ber­lin ablukasını kaldırırken diğer taraftan da soğuk harbe" devam edeceklerini gös­termektedir.SovyetRusya'yısoğukharbte tam bir mağlûbiyete uğratmak için, Batılı demokrasilerin Berlin ablu-kasındaki gibi metin ve azimkar bir si­yaset takip etmelerinden başka çare yoktur.

Ruslar yumuşamış...

Yasan: Hüseyin Cahit Yalçın.

18 Mayıs 1949 tarihli «Ulus» Anka-ra'dan:

Berlin ablukası kalkacak filân denilir­ken ve bolseviklerin yola geldikleri hak­kında komünist propagandası her mem­leketi karıştırırken yeni bir harb başla­dığını görüyoruz. Bunun nüfus sicilinde adı ne diye kaydedileceğini bilemeyiz ama, her halde soğuk harbin eğlenceli bir şekli. Şimdi Rus radyosu ile İngiliz ve Amerikan radyoları arasında bir maç başladı. Bunda birden bire bir yenilik görülmiyebilir. Çünkü Moskova radyosu­nun bütün Garp Demokrasilerine ve bil­hassa İngiliz emperyalisti eriyle Ameri­kan harb teşvikçisi kapitalistlerine sö­vüp sayması yeni bir şey değildir.

îşin yeni olan tarafı mücadelenin şekli­dir. Amerikalılar bolseviklerin temelini yıkmak için, Rus milletini dünyada olup biten vakalardan, Amerika'da bütün milletlerin haklarına dair beslenen fikir­lerden ve Rus milleti hakkında duyulan hissiyattan haberdar etmekten iyi bir çare olamıyacağını düşündüler. Bunun için her gün milyonlarca propaganda ri­salesi basılsa hiç bir kıymeti yok. Çünkü Rusya'ya gönderilmelerine imkân bulu­namaz. Onun için, Amerikalılar Rus mil­letine Amerikan sesini duyurmak mak-sadiyle bir radyo neşriyat program: yap­tılar ve Rus diliyle Rus milletine hita-bstmiye başladılar. Rus cennetinde kapi­talist dünyadan gelecek şeytan seslerini dinlemek yasaktır. Fakat bu yasağı şid­det ve katiyetle tatbik edebilmek bolşe-vik ülkesinde bile kabil olmuyor ki Kremlin çarlarını bir telâştır aldı. Amerikan sesini susturamaymca, anla-'şılmaz bir hale sokmak istediler, öteden beri, harb içinde bu usulün tatbik edil­mekte olduğuma biliyoruz. Fakat bo'şe-

image002.gifvikler her şeyde olduğu gibi bunda da Hİtler'e taş çıkardılar. Amerikan ve İn­giliz radyolarının seslerini öyle bir kar­makarışık yaptılar ki dünya siyasetine benzedi. Berlin ablukasına karşı hava köprüsü kurmak ve milyonlarca halkı aylarca bu sayede beslemek ve nihayet Moskoflara pes dedirtmek gibi bir muci­ze ile koltukları kabaran Amerikalıların teknik bir meselede kendilerini mağlup mevkide bırakacakları doğrusu beklene­mezdi.

Şimdi öğreniyoruz ki Amerikan ve İngi­liz radyoları elele vermişler, hep birden muntazam ve devamlı bir yaylım teşine başlamışlar. Tam altmış bir radyo mer-kzi faaliyette. Saat ondördü on beş da­kika geçe bu radyoların çeneleri açılıyor. Hep birden Rus diliyle veryansın hücu­ma geçiyorlar. Bu toplu ateş tam yarım saat sürüyor.

MoskofLar hangisinin neşriyatını bozsun­lar, anlaşılmaz hale soksunlar? Çünkü radyo istasyonları muhtelif dalga uzun­luklarından çalışıyorlar ve aynı zaman­da muntazam bir orkestra gibi aynı ha­vayı çalıyorlar. Çaldıkları hava kızıl çar­lara demokrat dünyasının aşkını ilân eden tatlı serenatlar değil, bolşeviklerin sahtekârlıklarını, yalancılıklarını ve zu­lümlerini Rus Milletine anlatan birer acı hakikat. İngiliz ve Amerikan Radyoları iptida Rus dinleyicilerine neşriyatı muh­telif merkezlerden aramalarını ihtar et­tiler. .Bolşeviklerin ıbütün merkezlerden yapılacak neşriyatı bozmalarına imkân olmadığı için Rus arayıcıları elbette sesi kısılmamış bir merkez bulabileceklerdir. Bu teknik mucizesinden bolşeviklerin ne kadar kudurduklarmı anlamak için Rus­ya'nın Radyo Komisyonu Başkanı Alexei Puşin'in Rus Sendikaları organı olan Trüd gazetesinde yazdığı makaleyi oku­malı. Rus neşriyatının otuz lisanda ya­pıldığını haber vren bu makale diyor ki: «Bizim neşriyatımız ameleler için bir ha-iikat ve ziyakaynağıdır!»Onun için, Moskova radyosu irtica kuvvetlerine ve sosyalizm iledemokrasidüşmanlarına karşı komünist âlemini cihada davet edi­yor. Kapitalist memleketlerde radyo ka­pitalist menfaatlerin hizmetinde imiş. Bunlar milletlerin manevi ve maddi esaretlerini takviye ederlermiş. Bolşevik muharririne göre, İngiltere ile Amerika­nın vesair kapitalist memleketlerin neş­riyatı Sovyetler Birliği aleyhinde bir if­tira kaynağıdır, demokrasiye ve terak­kiye karşı bir mücadele vasıtasıdır. On­lar harbi daha iyi. hazırlamak için mil-letlerarasma kin ve nefret neşrederler-miş.

Zavallı Moskova radyosu ne kadar da kuzu kesilmiş! Senelerden beri, gece gündüz, Türk İşlerine burnunu sokarak memleketimiz halkını isyana ve ihtilâle teşvik ettiği zaman acaba milletlerara­sında sulh ve sükûn tesisine mi çalıştığı­nı zannediyor?

İşte Rusya'nın hakikî sesi, asıl sesi. Ar­tık Öte tarafta dörtler toplansın, kimler toplanırsa toplansınlar, ne konuşurlarsa konuşsunlar, hakikat budur: Bolşevik, değişmez, bolşevik susmaz, demokrat dünyanın canını almadıkça hücumundan vazgeçmez. Bu budur.

Bir sulh düellosu...

Yazan: Ömer Rıza Doğrul.

24 Mayıs 1949 tarihli «Cumhuri­yet» İstanbul'dan:

Almanya meselesi hakkında iki tarafın gerçekleştirmek istediği hedefler herke­sin bildiği bir şeydir.

Sovyet Rusya, Alman Birliğinin kurul­ması lehindedir. Çünkü Almanya'da yap­tığı hazırlıklar ve kurduğu teşekküller sayesinde küçük bir azınlığın bütün Al­man milletini Sovyet Rusya ve komü­nizm lehinde kazanacak kuvvet ve kud­rette olduğuna inanıyor. Şayet müttefik­ler Alman Birliğini kurmayı ve Alman-ya'daki işgal ordularını çekmeyi kabul ederlerse senelerce süren emeklerin ne­tice olarak kurulan komünist teşekküller ortaya atılacak, dövüşe dövüşe, kan dö­ke döke iktidar mevkiine tasallut ede­cek, iktidar mevkiine geçtikten sonra Sovyet Rusya'nın arzu ve isteğine uy­gun bir siyaset tutarak Rusya ile elbir­liği'yapacak ve dünyanın barış ve emni* yetini tehditedecek,bütündünyanın Rusya'ya baş eğmesine yardım edecek. Dörtler Konferansının açıldığı bu sırada Sovyetlerin bütün ümidi bu merkezdedir. Yani Almanya'nın bütününü kazanmak ve Almanya'nın bütününe hâkim olarak bütün dünyaya meydan okumak!.

Batılılar bunun farkındadırlar ve onların hedefi, Sovyet hedefinin tamamiyle zıt-tıdır. Hedefleri, demokrat bir Almanya-nın kurulması ve dünya barışının temel­leşmesine ve kökleşmesine âmil olması­dır. Batılıların hedefi, Sovyet Rusyayı istilâ etmek, yahut onu tutmuş olduğu yoldan ayırmak değildir. Sovyet Rusya kendi inkılâbını, kendi milletine istediği kadar zorluyabiiir. Bu, onunla kendi mil­leti arasında görülecek bir hesaptır ve bu hesaba kimse de karışmak arzusunda değildir. Bütün maksat, Sovyet Rusya-mn bütün düuya mukadderatına tahak­küm siyasetini önlemek ve sulhu kurta­rabilecek bütün unsurlar arasında elbir­liği kurmaktır.

îşte dünden itibaren görüşmeğe başlıyan Dörtler arasındaki düello bu mahiyette

olacaktır. Bu yüzden iki taraftan her bi­ri diğer tarafça güdülen hedefin gerçek­leşmemesi için tedbirler almak ve bu tedbirleri teminlemek üzere çalışacaktır. Yani müttefikler zorba bir akalliyetin Almanya mukadderatına hâkim olması­na karşı gelmek için, derhal işgal teşeb­büslerinde bulunmayı arzu edecek ve derhal işgal kuvvetleri göndererek bu çeşit zorbalıklara mâni olmak istiyecek, buna mukabil Sovyetler de bu tedbirlerin tatbikma mâni olmak için ellerinden ge­leni yapacaklar, velhasıl iki taraf ara­sında gayet şiddetli tartışmalar ve çatış­malar vuku bulacaktır.

Sovyetlerin, Alman Birliğini kurmak yo-liyle maksada eremedikleri takdirde Rhur havzasının kontrolnnda vetolu bir rey sahibi olmayı temin ederek aynı maksadı sağlamak için uğraşacakları muhakkak sayılıyor.

Bu karşılıklı uğraşmanın neticesi ne ola­bilir? Anlaşma mı, bozuşma mı?

Dünden itibaren başlıyan konuşmalar bir kaç hafta içinde bunu belirtecektir.

Dörtler Avusturya barış antlaşması meselesini milletlerarası siyaset sahasın­da sağdan sola fırlatılan bir top telakki etmeğe devam eyledikleri takdirde Bir­leşmiş Milletler Kuruluna müracaat ede­ceğini» bir tehdit olarak açıkça ifade et­miştir.

30 Mayıs 949

— Viyana:

Dışişleri Bakanlığından bir sözcünün bil-

dirdiğine göre, Avusturya Dışişleri Ba­kanı Dr. Kari Gruber, Dört Dışişleri Ba­kanından Avusturya barış antlaşmasına dair bir görüşme istemek üzere önümüz­deki hafta başında Paris'e gidecektir. Sözcünün ilâve ettiğine göre, Avustur­ya'yı Dört Dışişleri Bakanı Konferansın­da «müşahit» sıfatiyîe temsil etmek üze­re Dışişleri Bakanlığı memurlarından biri de ayrıca Paris'e gidecektir1

Avrupa Birliği ve biz...

Yazan: Prof. Dr. Yav-uz Abadan

4 Mayıs 1949 tarihli «Ulus» Anka­ra'dan :

Eskiden beri Avrupa'nın ancak birleşe­rek devamlı harblerin tahribatına karşı doyabileceği, medeniyet ve kudretçe üs­tünlüğünü koruyabileceği bazı tarihçi­ler ve devlet nazariyecileri tarafından kuvvetle müdafaa edilen bir tez olmuş­tur. İkinci Dünya Harbi ertesindeki ge­lişmeler, artık bu düşünceye, yalnız bir nazariye olmaktan çok daha kuvvetli aktüel ve fiilî bir kıymet kazandırmış­tır. Bugünün siyasi gerçeği, Avrupa'yı iki yoldan birini seçme zorunda bırak­maktadır: Dorothy Tlıompson'un dedi­ği gibi, Avrupa ya birleşerek yaşryacak. yahut parça .parça inkıraz uçurumuna yuvarlanacaktir.

Bu fikri İkinci Dünya Harbinden sonra Avrupa için bir kurtuluş dâvası olarak ortaya atan ilk devlet adamı Churchil! -olmuştur. îlk günlerde pek çoklarınca yadırganan ve bazılarınca da emperya-îtst bir harb tahrikçiliği töhmetiyle dal­galanan bu fikrin, üç yıl içinde genişle­yip yayılarak Avrupa milletlehinin müş­terek kanaati [haline doğru 'geldiğini gö­rüyoruz. O kadar îti Avrupa birliği ar­tık bir ülkü olmaktan çıkarak gerçek­leşme yoluna girmiş bulunmaktadır.

îşte dün Londra'da toplanan on Avrupa devletinin dışişleri bakanları, Avrupa Birliğini gerçekleştirmek için ilk hazır­lıkları yapmak üzere bir araya gelmiş bulunm aktadırlar.

îngiltere, Fransa, İtalya Holânda, Bel­çika, İrlanda, isveç, Norveç, Danimar­ka ve Lüksemburg temsilcileri, bir Ba­kanlar Komitesi, bir de İstişare Mecli­sinden ibaret olmak üzere Avrupa Kon­seyini teşkil edeceklerdir.

Fransız Dışişleri Bakanı Mösyö Robert Schumann'mı Paris'te yaptığı bir basın konferansında belirttiğine göre, kendisi Türkiye ile Yunanistan'ın Avrupa Bir­liği üyeliğine derhal kabul edilmelerini teklif edeceği cihetle bu mevzuu incele­yip bir karara varmak «'On» lar toplan­tısının ilk halledeceği işlerin başımda gelmektedir. Eğer Londra Konferansı, bu iki memlektin derhal «On» lara ka­tılabileceğini kararlaştırırsa, keyfiyet bu memleketlere telgrafla bildirilerek hazırlanmış olan anayasayı imzalamıya davetedileceklerdir.

Mösyö Schumann demecinde, Türkiye'­nin coğrafi durumunu ve Avrupa Bir­liğiyle olan münasebetini pek açık bir şekilde izah etmiştir. Gerçekten Türki­ye, coğrafi durumu itibariyle hem bir Avrupa, hem de bir Yakın - Doğu mem­leketi olduğundan her iki tarafta da menfaat ve alâkalara sahiptir. Fakat bu durum, Türkiye'nin Avrupa Birliğine katılmasını önlemek şöyle dursun, bu iş­tiraki büsbütün lüzumlu ve zaruri kıl­maktadır.

Bir kere Türkiye, medeniyet ve zihniyet itibariyle Doğu'ya değil, tamamen Ba-tı'ya mensup bir memlekettir. Bugün Avrupa coğrafi bir mefhum olmaktan ziyade, demokrasi ve hürriyet ideolojisi­ni temsil eden siyasi bir mefhumdur. Türkiye'nin <bu sebeple Batı'dan ayrıl­masına imkân yoktur.

Bundan başka Yakın Doğu'nun coğrafi, stratejik ve kültürel bakımdan da Av­rupa'dan ayrılması tasavvura bile sığ­maz. Avrupa ile Yakın Doğu'nun kader ortaklığı, yalnız savunma sistemine de inhisar etmez. Avrupa'yı eski ve yeni medeniyetlere bağlıyan. köprü, Yakın Doğu'dan ibarettir.

Atlantik Paktı vesilesiyle bazı çevrele­rin yanlış olarak telkin etmek istedik­leri gibi, Yakın Doğu ve Türkiye, Av­rupa savunmasistemininİlkkarakoludeğil, esas müdafaa hattıdır. Yakın Do-ğti'yu hesaba katmıyan bir barış ve harb stratejisinin, hiçbir başarı şansına malik olmadığı açık bir bedahettir. Ya­kın Doğunun geçici olarak, da feda edil­mesi, savunma sisteminin toptan ve bir daha kurulamıyacak şekilde yıkılması neticesini doğurur.

Bu sebeple Türkiye'yi dişarda bırakacak bir ' savunma sistemi gibi bir Avrupa Birliğinin de tam sayılmasına ve gaye­sini gerçekleştirmesine imkân yoktur. Nitekim İngiltere'nin de Avrupa dışında pek çok menfaat ve alâkaları vardır. Fakat bu hal, Büyük 'Britanya'nın bü­tün bu birleşme ve teşkilâtlanma teşeb­büslerinin mihrak noktası olmasına en­gel teşkil etmemektedir.

«Ons lar toplantısının çalışmalarına baş­ladığı günde Dışişleri Bakanımızın Lon-draya varmış bulunması, önümüzdeki günlerin siyasi hareketlerine bizim cep­hemizden ayrı bir ehemmiyet izafe et­mektedir. Londra Konferansından ve Dışişleri Bakanımızın temaslarından dünya barış ve güvenliği için müspet neticeler beklemekyiz.

Avrupa Birliği müessisleri ve Türkiye...

Yasan: Hüseyin Cahit Yalçın.

8 Mayıs 1949 tarihli «Ulus» Anka­ra'dan :

Gazeteler Avrupa Birliği, müessisleri o-larak meydana çıkan on memleket dış­işleri Bakanlarının Londra'da toplanma­larından ve Birliğin, kurulmasını temin edecek statü ve anlaşma üzerinde müza­kereler cereyan edeceğinden bahsediyor­lar.

Bu on memleket şunlardır: İngiltere, ir­landa, İsveç, Norveç, Danimarka, Fele­menk, Belçika, Fransa, Lüksemburg, İtalya.

Bunların haricinde kalan Avrupa mem­leketlerini şöyle sayabiliriz: İsviçre. Por­tekiz, İspanya, Yunanistan, Türkiye. Acaba bütün birlik yalnız müessislerden mi ibaret kalacak yoksa geriyekalan

beş devlete isterlerse ' iştirak etmeleri için müsaade mi verilecek? İspanya İle demokratik memleketlerin siyasi müna­sebetleri kesik olduğu için, birliğin mü-essislerinden olmak şerefinden mahrum, bırakılan memleketlerin sayısı yalnız dörde iniyor demektir. Portekiz için dik- ; tatöıiük rejimine tabi olduğundan bah­sedilebilir (mamafih, bu vaka Asor ada­ları vesaire gibi stratejik mülâhazalar dolayısiyle Portekiz'in Atlantik Misakı-na ithal edilmesine bir mân: teşkil etme­mektedir.) Yunanistan için de henüz iç- 1 işlerini yoluna koymamış olduğu için Avrupa Birliği kurmak'gibi meselelerle uğraşmaya pek vakti olmiyacağı ileri sürülebilir. İsviçre'nin resmî tarafsızlık durumu dolayisiyle davet edilmemiş ola­cağı düşünülebilir. Şu halde Avrupa Bir­liği teşebbüsünden hariçte kala kala, bir Türkiye kalıyor demektir! Acaba bunu ne suretle izah etmek kabildir?

Türkiye, henüz müstakil bir hükümet olup olmadıklarına zihinlerin alışmamış olduğu İrlanda ve Lüksemburg kadar da acaba bir Avrupa hükümeti değil midir? Türkiye Atlantik Paktına dirsek çevir­miş olan İsveç kadar da Acaba Avrupa Birliği fikrine ve demokratik prensibe taraftar değil midir? Bu mukayeseyi ne İrlanda ile Lüksemburg'u küçük görmek, ne İsveç'in medeni dünyada haiz olduğu mevkii istihfaf etmek için yapmıyoruz. Bir Avrupa Birliği kurulması bahis mev­zuu olunca bunu kurmıya bu memleket­lerin de çağrılmış olmasından tabii bir şey olamaz.

Fakat tabii bulmadığımız, hayret ve e-sefle karşıladığımız nokta Türkiye'nin davet edilmemiş olmasıdır. Acaba böyle bir teklif vâki oldu da Türkiye onu ret mi etti? Dışişleri Bakanlığımızın bu hu­susta ne düşündüğünü bilmiyoruz. İtti­fak muahedeleriyle bağlı bulunduğu dost büyük devletlerin bu hususta dikkatini çekip çekmemiş olduğundan da haberi­miz yoktur. Fakat biz kendi hesabımıza, memleketimize karşı bir ihmal ve istih­faf mânasına gelen bu unutkanlıktan duyduğumuz infiali alenen ifadeden ken­dimizi menetmiye hiç bir sebep görmü-voruz. Türkiye Atlantik Misakma alınmadı. Misak rejyonal bir teşkilât imiş, Türki­ye'nin Atlantik havalisi ile irtibatı yok­muş, îtalya vakıa Misaka ithal edilmiş ama şu sebep varmış, bu sebep varmış. Fakat Türkiye'nin Avrupa Birliğini tesis etmiye davet olunmasına da acaba Bir­leşik Amerika'nın Anayasası mı mâni­dir?

Türkiye'nin kabahati rahat durmaması mıdır? Son senelerdeki dünya meseleleri şöyle bir düşünülsün, müttefik, dost, ay­nı prensiplere bağlı demlen Garp dünya­sı devletlerinin hepsinin arasında tek bir ihtilâf görürüz. Amerika ile İngiltere çe­kişip dururlar. Fransa bazan en yakın komşularına diş biler, italya müstemle­keleri elinden almıyor diye, İngiltere'ye ateş püskürür. Yakın-Şark'ta herkes birbirinin boğazına sarılır. Her tarafta komisyonlar, komiteler, konferanslar or­talığı yatıştırmak için gece gündüz çalı­şır. Bütün bunların arasında bir kere ol­sun Türkiye'nin ismi geçer mi? Türkiye-nin bir memlekete tecavüz ettiği, uzak

yakın medeni komşularından biriyle ihti­lâfa düştüğü, büyük devletleri zor h'r mevkide bıraktığı var mıdır? Türkiye İngiltere ve Amerikaya halis bir dost­luktan, samimi bir bağlılıktan başka ne hissi beslemiştir ? Türkiye Yakın ve Or-ta-Şark'ta bir istikrar, sükûn, emniyet ve sulh âmili olmaktan başka bîr roî oy­namak istemiş midir? Türkiye'nin kim­den bir dâvası vardır ve Türkiye'ye kar­şı kimin bir şikâyeti görülmüştür? Tür­kiye bütün kudretini, şu dakikada mede­ni Avrupa kıtasının en kuvvetli ordusu olan askerini sulhun, hakkın ve hürriye­tin emrinde tutmuyor mu ? Türkiye ken­disine ehemmiyet verdirmek ve kendisi­nin hatırını saydırmak için büyük dev­letleri zorluklar içinde bırakacak, gaze­telerde heyecanlı manşetlere imkân, ve­recek hâdiseler mi çıkarmalı? Siyaset dünyasında hatır, dostluk, neza­ket resmî lâflardan ibarettir diyelim. Fakat Türk dostluğunun hiç bir maddi faydası da mı yoktur? Bunu hatırlat­mak için bizi bağırmıya mı mecbur et­meli ?

İngiltere politikası değişiyor mu?..

Yazan: Hüseyin Cahit Yalçın.

13 Mayıs 1949 tarihli «Ulus» Anka­ra'dan. :

Gazette de Lausanne'mn Londra'dakî hususi muhabiri çok dikkate değer bir haber veriyor. İngiliz siyasi mahfilleri Rusların Berlin ablukasından vazgeçe­rek Garp devletlerine yaklaşmak yolun­daki temayüllerini ihtiyatlı bir tarzda karşılamakla beraber, Rusya'ya karşı takibetmektc oldukları siyasetin değiş­mesi fikrini üç seneden beri ilk defa ola­rak mümkün bir şey gibi telâkki ediyor­larmış.

İngilizler ve bilhassa Mr. Churchill bol-aeviklerin kötü niyetlerini daiha lî^rS senesinde San - Fransisko mü­zakereleri esnasında anlamıştı. Rus­ların Avrupa kıtasında Elıbe belki 6e Rhin nehrine kadar ilerliyeceklerini, Le­histan'ı Avrupa'dan ayıracaklarını, Yu­goslavya'ya yerleştiklerini ve nerede du­racaklarını kimsenin bilmediğini Lehis­tan Başvekili Mikolajczyk'e söylüyordu. Pek geç kalmış olmakla beraber herhal­de Rus tehlikesini nihayet çok iyi anla­mış olan Churchiü'in bu teşhisi maattes-süf fazlasiyle doğru çıktı. Her günkü va­kalar bolşeviklerin Garp dünyası için ne anlaşma bilmez, ne durup dinlenmez, ne esaslı bir düşman olduğunu teyitten geri durmadılar.

Bu durum, karşısında, İngiltere'nin Sov­yetler Birliğine karşı politikasını değiş­tirmeleri neden ileri gelebilir? Cevabında tereddüt edilmlyecek olan İs­viçre gazetesinin muhabirine göre, îngii-tere'nîn ahiren tekaüt olan Moskova Se­firi Sir Maurice Peterson'un bu hususta tesiri olmuştur. Sir Maurice'i biz Türkler pek iyi tanırız. Ankara'daki sefareti es­nasında ciddiyeti, kabiliyeti, dirayeti ve memleketimiz hakkındaki dostluk hisle­riyle Türkiye'de büyük bir muhabbet ve itimat kazanmıştı. Böyle her hususta kendisine emniyet edilebilecek bir dip­lomatın fikir ve mütalâası dikkat ve ehemmiyet ile gözönünde tutulmak ica-bedeceği şüphesizdir.

Sir Maurice, Hariciye Nezaretine Mos­kova'dan gönderdiği son raporlarda, Moskova hükümet erkânında vukuage-len değişiklikleri, yani Molotof'un Miko-yan'm vesairenin değişmelerini Krem-îin'in Garp ile hemen hemen normal mü­nasebetler tesis etmiye azmetmiş olma­sının bir işaret: gibi telâkki ediyormuş. İngiliz diplomatına göre, Stalin, artık Avrupa ile Amerika'nın kâfi derecede kuvvetli bir mukavemet göstermekte ol­duklarına kanaat getirdiği için, Moto-tof'un ilham ve takibettiği şiddet, ısrar ve taarruz politikasından vazgeçmiye karar vermiş. Gene Gazette de Lausanne muhabirine bakılırsa, İngiliz Hariciye nezareti ilk zamanlarda kendi Moskova Sefirinin bu görüşüne pek o kadar ehem­miyet vermemişse de son zamanların va­kaları ona hak vermiye başlamış.

Bunun neticesi şu olacak imiş: İngiltere, yapılmış işleri, yani Batı Avrupadaki ic­raatı, değiştirmemekle beraber, yeni du­rum karşısında politikasını kökünden değiştirmekte tereddüt etmiyecektir. Bu havadisin ne dereceye kadar doğru olduğu bittabi kestirilemez. Fakat, dı­şarıdan bakıldığı zaman bile, bütün bü­tün reddedilip atılamiyacak kadar man­tığa ve vakaiarm cereyanına uygun dü­şüyor. Bir kere, Molotof'un ilham ve ter­viç ettiği, her halde Hariciye Komiseri srfatiyle takibetmekte geri kalmadığı şiddet, ısrar ve taarruz politikasının ar­tık bir para etmediği, bolşeviklere karşı zarardan başka bir şey getirme­diği, Avrupa ile Amerika'nın mukaveme­tini, teşkilâtlanmalarını teşvik eylediği doğrudur.

8 Mayıs 1949

—Roma :

Superg'a'daki tayyare kazasında 30 ki­şiölmüştür.

ölenlerin resmî listesi: Futbolcular: Bacigolupo, Balladin, Mar-tefili, Ballarin 2, Maroso, Grezar, Ri-gamonti, Castigüano, Fadini, Menti, Loik, Grava, Gabetto, Bo-ngiorai, Maz-zola, Sohubert, Ossala, ve Operto.

Torino Kulübü idarecileri: Agnesetta, Ovallerive -Erbstei.

İngiliz Antrenör Livesley, masör Cer-tüıo, Organizatör Bonaİvtİ, gazeteci: Casalbore, Tosatti ve Cacallero ve ni­hayet uçağın, üç kişilik mürettebatı da ölenler arasında bulunmaktadır.

—Torino :

Dün Torino yakınlarında vukua gelen ve Torino Futbol Takımı oyuncularının hepsinin birden Ölümüyle neticelenen uçak kazası hakkında açılan taîıkika-tm ilk neticelerinden anlaşıldığına na­zaran Lizbon - Torino yolunu muntazam bir şekilde kat'eden tayyare Torino Ha­va Alanına inmeğe muvaffak olmamış ve bunun üzerine istikametini Mila­no üzerine çevirmiştir. Bu sırada yük­seklik aletlerinin 2000 metreyi göster­mesine mukabil uçak ancak 600 metre yüksekten uçmaktaydı.

Yağmur ve sis, pilota şehre hakim bir. tepede bulunan Superga Klişesinin kub­besinigörmek imkanınıvermemişve uçakyeredüşerekderhalateşalmış­tır.

Uçakta bulunanların hepsi derhal yana­rak kömür îıalüıe .gelmişler yalnız çok ağır yaralı olarak kurtulan iki kişi de. az birzaman sonra Ölmüştür.

6 Mayıs 1949

—- Roma :

Komünistlerin kontrolü altında bulunan İtalyan Çalışma Konfederasyonu .dün Sanayi Konfederasyonu ile bir anlaş­maya vardığından genel grev kararım gerialmıştır.

9 Mayıs 1949

- - Roma :

Resmî kaynaklardan bildirildiğine göre, hükümet, italyan Komünist Partisini ■en kıymetli malından, dört komünist gazetesiyle 10 kadar komünist dergisi­ni basan büyük Roma matbaasından mahrum etmek, için bir plân hazırla­maktadır. Bu hareket eski faşist çalış­ma teşkilâtlarına ait bütün mallara el konulmasını derpiş eden tedbire uygun olarak yapılacaktır. Bahis konusu matbaa faşist sendikalar tarafından kullanılmak üzere Mussolini tarafın­dan yaptırılmış ve harbin sona ermesi üzerine komünistlerin kontrolunda bu­lunan Millî Çalışma Konfederasyonu­nun eline geçmişti.

20 Mayıs 1949

— Roma :

İtalya İçişleri Bakam Scelba bugün parlamento koridorlarında karşılaştığı gazetecilere Sicilyalı haydut Giuliano ile Hempalarının henüz yakalanmadık­larını fakat akıbetlerinin taayyün et­miş olduğunu, Sicilya'da Montelepre bölgesinde binlerce polis ve jandarma­nın ara vermeden dağlık yerleri tara­mağa devam ettiklerini söylemiştir.

Öteyandan Palermonun aşağı mahalle­lerinde dün polis kuvvetleri, elde silah­la, geniş bir tarama yapmışlar ve jandarmalar birçok evleri sistemli bir tarz­da aramışlarsa da bu hareketten müs-bet bîr netice alınamamıştır.

23 Mayıs 1949

— Roma :

italyan Cumhuriyetçi Partisine mensup İşçiler Sosyal Komünist Genel İş Fe­derasyonundan ayrılmaya karar ver­mişlerdir. Bu karar Cumhuriyetçi Par­ti mensuplarının yüzde 93 ünün umumi iş konfederasyonu tarafından takip edi­len siyasete muarız olduğunu belirten referandumdan sonra alınmıştır.

— Roma :

Çakışma Bakanlığa Müsteşarı Lapira'-nın gayretlerine rağmen, ziraat işçile­rinin grevi devam etmektedir. Bu gün­den itibaren Friue bölgesi İşçileri de greve katılacaklardır. Ve hafta içerisin­de grevin, Sicilya hariç, bütün Güney İtalya'ya yayılacağı tahmin edilmekte­dir.

Milano eyaletinde, grev yapmak istemi-yon serbest sendikalara kayıtlı ziraat işçileri ile grevciler arasında ehemmi­yetsizhadiseler vukua gelmiştir."

7 Mayıs 1949

— Viyana :

Avusturya'-daki Amerikan Yüksek Ko­miseri General Keyes, 'Başbakan Figl'e bir mektup göndererek devlete ait Ame­rikan bölgesinde bulunan 'gemilerin Tu­na üzerinde seyrüseferlerinin kontrol, işletme ve emniyetine ait sorumluluğu Avusturya makamlarına devretmek hususundaki 'kaarrım bildirmiştir. Bu haberleri yayınlayan Amerikan Ha-fceıier Servisine göre mektubun gönde­rilmesinden önce Müttefik Konseyinde bir müzakere yapılmış ve bu arada Ba­tılı devletler temsilcileri Tuna üzerin­deki işinde mevcut engelleri bertaraf etmek için .Sovyetleri kendileriyle işbir­liği yapmak hususunda iknaa çalışmış­lardır.

10 Mayıs 1949

— Viyana :

Hükümetin siyasetine karşı nümayişler yapmağa teşebbüs eden 5000 Jtomsnist bugün polisle iki defa çarpışmıştır. Bir­çok yaralı vardır. İBu komünistler, işçi Federasyonunun merkezine kitle halin­de girmek istemişler ve burasını 'muha­faza eden 800 polise hücum etmişlerdir. Polis kordonunu yaramıyan nümayişçi­ler sokakta her çeşitten bir çok silâh bırakarak dağılmışlardır.

14 Maya»

— Viyana :

Sovyet -makamları 25 Mayıs'tan itibaren Avusturya' daki işgalbölgelerinin hattı fasıllarında emtia kontrollannı gevşet­meğe karar vermişlerdir.

Kömür, petrollü maddeler, kereste ve odun müştakatı, bazı madenler, hayvan yemleri üzerindeki- kontrollar kaldırıl­mıştır.

Vagon ile sevkedilen gıda ve demir mad­deleri ve manifaturalar üzerindeki kon­trol nakil müsaadesi sıfatiyle ipka edil­miştir.

—Viyana :

Avusturya Hükümeti bugün Ruslar ta­rafından Zisterdorf'ta yeni petrol saha­ları keşfedilmesi neticesinde, Avustur­ya'nın yakında Avrupa'daki en ibüytLk petrol istihsal merkezlerinden biri ola­cağı hattâ bu sahada Romanya'dan da ileri gideceği hakkındaki kanaatin kuv­vetlenmekte olduğunu bildirmiştir.

Eksperler bu petrol sahasında günlük is tihsalin 150 ton olacağım tahmin edi­yorlar.

22 Mayıs 1949

—Viyana:

Eski Başbakan Yardımcısı Adolf Scho-erf (Sosyalist) bugün umumi bir top­lantıda «Avusturya'-da komünizm aşikâr inhitat emareleri göstermektedir, seçim­lerde komünistlerin Kazanmak ihtimal­leri yoktur» demiştir.

Moskova'nın politikası değişi­yor mu?..

Yazan :HüseyinCahitYalçın

5 Mayıs 1949 tarihli «Ulus» Anka-ra'dan:

Rusların Berlin ablukasını kaldıracakla­rı, son haberlere göre, tahakkuk ediyor. Bu o kadar mühim bir havadistir ki bir kaç gündenberi mühim surette gazete sütunlarına düşmüş olan rivayetleri bir­denbire ancak bir dedikodu mahiyetinde telâkki etmek ihtiyata uyun görünmüş­tü. Fakat artık Kremlin'in yelkenleri su­ya indirdiğinde şüphe kalmadı. Gerek Moskova'dan gerek Amerika'dan gelen haberler Rusların Berlin ablukasından vazgecmiye hazır bulunduklarını anlatı­yor.

Berlin ablukasına boîşevikler ne kadar büyük ümit bağladıkları, bunu yaparken Garp demokrasilerini ne kadar hiçe say­dıkları ve onlara ne kadar huşunetle meydan okudukları düşünülecek olursa şimdi, kayıtsız şartsız, kuzu gibi, ablu­kadan vazgeçmelerindeki mâna ve e-hemmikyet derhal takdir edilir. Bu neticeyi Anglo-Saksonların ve bil­hassa Birleşik Amerika'nın takibettiği metin ve ciddi politikanın muvaffakiyeti olarak kaydetmek hiç de hata olmaz. Berlin ablukası Kremlin'in elinde bir şantajdan başka bir şey değildi. Fakat bolşeviklerin takip etmekte oldukları ta­arruz, tahkir ve şiddet politikası netice­sinde Garpta, artık bıçak kemiğe dayan­mıştı. Moskoflaı- Amerikalıları bolşevik­lerin anhyacakları dil ile konuşmıya ni­hayet mecbur ettiler. Berlin ablukası bardağı taşıran son damla oldu. Bardak taştı, Anglo-Saksonlarm sabrı tükendi. Kremlin'e açıktan açığa meydan oku­maktan başka bir çare kalmadığına ni-

hayet iman ettiler. Bir taraftan hava köprüsü kurarak Berlin'i beslemek ve yaşatmak hususunda fennin, tekniğin, azim ve iradenin bir mucizesini göster­dikleri gibi diğer taraftan mukabil bir abluka yapmak. Atlantik Misakmı im­zalamak, Almanya'da üç işgal mıntaka-smı birleştirerek bir Alman Devleti kur­mak yolundaki teşebbüslerle de bolşevik-lere darbeler indirmekte .hiç tereddüt göstermediler.

îşte Moskofları yola getiren şey başla­rını böyle bir duvara çarpmış olmaları­dır. Mamafih, hiçbir hayale kapılmamak ve.bolşevik tehlikesini atlatılmış sayma­mak lâzımdır. Bolşevik prensiplerine gö­re, fırsat buldukça en büyük şiddetle sal­dırmak, atıp tutmak, tehditlere kalkmak ne kadar lâzım ise mecburiyet hâsıl o-lunca işi yumuşatmak, geri çekilmek, tatlı yüz göstermek de o kadar tabii bir taktiktir. Zoru gören Moskova yumuşa­dı. Fakat karşısındakiler! yumuşak gör­düğü gün tekrar en büyük şiddet ve gu­rurla ateş püskürmeye hazırdır.

Garp dünyası, takibettiği metin politika ile Bolşevikliği kökünden kazımamış, dünyanın üstündeki tehlikeyi mahvet -memiş; bolşevikleri sadece ricata, sükû­ta, riyakârlığa mecbur bırakmıştır.

Ateş yanıyor, fakat sadece üstü muvak­kat bir zaman için kül bağlamıştır. Zaten bir müddettenberi Moskova'nın ayakları suya ermiş gibi işaretler vardı. Bolşeviklerin, ve her memleketteki teşki­lâtlarının, açık ve gizli taraftarlarının ağzında sulhtan başka bir kelime dolaş­mıyordu. Güya bir sulh kongresi Paris'te içtimalarmı henüzyeni bitirdi.Bütün

bunlar Kremlin politikasında yeni bir taktiğin başladığını anlatıyordu. Berlin ablukasından vazgeçme hareketi bu inti-

image003.gifbaı kuvvetlendirdi ve artık Moskof'ların bir müddet için dünyayı bu tarzda aldat­makta kendileri için bir zaruret hisset­tiklerinde şüphe bırakmadı.

Bolşeviklerin Berlin ablukasından vaz­geçmeleri yalnız onların şu sırada Ame­rika'nın ve Avrupa'nın ahenkli ve müt­tehit azim ve metanetleri karşısında kendilerini zayıf gördüklerini ifadeden başka bir şeye yarıyacak değildir. Ablu­kadan vazgeçtikleri için dürt devletin Dışişleri Bakanları Rusya'nın dışında bir memlekette toplanıp görüşecekler. Ablu­kadan evvel de böyle görüşmeler oluyor­du. Ablukanın bunlarla hiçbir alâkası yoktur. Esas meseleler halledilebilecek mi?

Bugün için biz buna ihtimal vermiyoruz. Geçen sene Rusya Avusturya ile suüı yapmak için müzakereye girişmeye ha­zır olduğunu bildirmiş ve müzakereye hakikaten de başlamıştı. Avrupa gazete­lerinin büyük bir müjde ve hayırlı bir alâmet gibi telâkki ettikleri bu hareket­ten hiçbir netice çıkmayacağını o zaman söylemiştik. Bugün de durum hiç değiş­memiştir. Bolşeviklerin tamamen yola gelmeleri için onları kıskıvrak bağlayıp rahat durmaya mecbur bir vaziyete sok­mak lâzımdır. Bu işin henüz başlangı­cındayız. Neticeye varmak için daha çok çalışmak, uğraşmak ve fedakârlıkları göze almak lâzım gelecektir. Görünüşe nazaran, tutulan yol da budur. Bu iyi ye yegâne hayırlı yoldur.

J O Mayıs 1949

—Helsinki;

Komünist «Tyokansan Sanomat» gaze­tesi, müfrit solcu ve komünist partileri olan «Halkçı» partilere karşı Finlandiya öğrencilerinin ve genel olarak bütün mü­nevverlerin gösterdikleri ilgisizlikten acı acı şikâyet etmektedir. Gazete «aydınla­rımızın takındıkları bu durum çok acık­lıdır» demektedir.

16 Mayıs 1949

—Helsinki:

Komünist gazeteler hariç olmak üzere, bütün Finlandiya basını Komünist Par-

tisini Hükümeti utanç verici bir şekilde kötülemek istemekle itham etmektedir. Sosyal Demokrat Partisiningazetesi o-lan «Sopmen» diyor ki:

Hükümet, Sovyetler Birliği ile yapılan antlaşmaya muhalif hiç bir harekette bulunmadığı halde Komünist Partisi bir senden beri Hükümetimizin Sovyet a-îeyhtarı bir siyaset güttüğrüne halkı inandırmak istemektedir.

Çiftçi Partisinin gazetesi olan «Maakan-sa» ise şöyle demektedir:

Moskova basın ve Radyosunun ko­münist Partisi tarafından yapılan bu ya­lan ithamları aksettirmiş olması teessüf edilecek bir şeydir.


image004.gifMayıs 1949

— Atina:

Yunan Genelkurmay Başkanlığı tara­fından- yayınlanan tebliğde, Kuzey-Batı Makedonya'da Aeleviça ve Viçi bölge­lerinde dün ssbaîıtanberi şiddetli savaş­lar cereyan ettiği ve çetelere büyük ka-yıpîar verdirildiği bildiriliyor.

Diğer bölgelerde temizleme hareketine devanı edilmektedir.

— Atina :

Yunan Genelkurmayının, Atina Ajan­sı tarafından yayınlanan tebliği, ezcüm­le «D-edeagaç bölgesinde Bul garist an­dan, gelen çetelerle yapılan çarpışma­lardan, Makedonya'da ehemmiyetli ke­şif harekâtından» Tesalya ve Epir böl­gesinde hafif çarpışmalardan» bahset­mektedir.

2Mayıs 1949

— Atina :

Genelkurmayın tebliğine göre, «Pelopo-nez'de jandarma ve silâhlı köylüler te­mizlik hareketine devam etmektedirler. Doğu Yunanistan'da Fumeli bölgesinde Diamandi çetesile müsademeler devam etmektedir. Dedeağaçda da çarpışmalar olmaktadır.

Tesalya ve Grammos'da iki taraf yıp­ratma hareketlerinde bulunmaktadır. Makedonya'da, kuvvetlerimiz taarruzi keşif hareketlerinde bulunmuşlardır. Dünkü kayıplarımız 4 ölü ve 9 yaralıdır. Asiler 22 ölü ve 55 esir vermişlerdir.»

4 Mayıs 1949

—Atina:

Genelkurmayın bildirdiğine göre, asile­rin 16Nisandan 30 Nisanakadar bü-

tün hareket sahalarında, Hükümet kuv­vetleriyle yaptıkları çarpışmalar daki insan kayıplarının yekûnu 3.657 dir. Bu­nun 1.905 şi ölü ve 1.752 si esirdir. Ay­nı zaman zarfında hükümet kuvvetleri­nin kayıpları 196 ölü, 747 yaralı ve 84 kayıp olarak 1.027 kişiden ibarettir.

8Mayıs 1949

—Londra:

Yunan Genelkurmay Başkanlığından bildirildiğine göre, Arnavutluk toprak­larında Yunan çetelerinden mürekkep topluluklar Yunan Hükümet kuvvetleri­ne taarruza geçmeğe hazırlanmaktadır. Büyük çete toplulukları Koniça'nın 30 kilometre kadar batısındaki hudut böl­gesinde toplanmıştır.

9Mayıs 1949

—Atina :

Millî ordunun harekâtı hakkında bu sabah Genelkurmay tarafından yayın­lanan tebliğde, Doğu Makedonya'da An-gistri bölgesinde iki gün devam eden ve ağır toplarla hava kuvvetleri tarafından desteklenen şiddetli savaşlardan sonra 7 aydanberi çetecilerin elinde bulunan ve stratejik önemi haiz olan bir sıra tahkimli tepelerle mevkilerin millî or­du tarafından işgal edildiği bildirilmek­te ve bu savaşlarda çetecilerin 100 den fazla Ölü ve 31 esir verdikleri ilâve olunmaktadır. Aynı tebliğde açıklandı­ğına göre. Grammos dağlarında dahi, Millî Ordu birlikleri son günlerde çetin çarpışmalardan sonra çetecileri bütün hakim tepelerden atmış ve ıbu bölgeler­de istikrarlı olarak yerleşmiştir. öte yandan Emniyet Bakanlığına gelen telgraflarda, Orta Yunanistan'da Dİa-mandi çetesiyle dün yapılan çarpışma­lar esnasında 43 çetesininÖldürüldüğü

ve bir çok çetecinin esir edildiği bildi­rilmektedir.

11Mayıs 1949

— Atina:

Genelkurmay tebliği: Yunan Bulgar hudu üzerinde mevzi al­mış çetecilerle Doğu Makedonya'da Bel-ses dağı bölgesinde çarpılmalar devam etmektedir. Çetecilerin bu bölgede 7 Mayıstan 9 Mayısa "kadar kapıpları 78 ölü, 81 esiri bulmuştur.' Bizim kayıpla­rımız 13 Ölü ve 90 yaralıdır.

Epir'doGrammenedıoridonbölgesi9 Mayıs gecesiçetecilerin hücumuna uğramış ve çeteciler püskürtülmüştür.

12Mayıs 1919

-- - Atina:

Genelkurmay tebliğine göre Tesalya'da kâin Agrafa Ethrys ve Batı kısmındaki dağlık bölgede çarpışmalar olmuştur.

Agrafa Dağı, civarında çetecilerin bir nakliye 'kolu pusuya düşürülerek imha edilmiştir.

Bpir'de dün iSuli mevkiinde çarpışmalar vukua gelmiştir. Makedonya'da Beleş bölgesindeki mücadele bir az 'hafifle­miştir.

Ordunun kayıpları yedi ölü ve 16 yara­lıdır. Asilerden 25 kişi ölmüş 53 kişi esir edilmiştir.

16 Mayıs 1949

— Atina:

16 Mayıs tarihli Genelkurmay resmî tebliğinde bildirildiğine göre, çeteciler Batı Makedonya'da İz'aç 'hareketlerini ve mayn koyma ameliyelerini -genişlet­mişlerdir. Buna karşı hükümet birlikle­rinin ksşif hareketleri artmıştır. Tesalya'da, Roon,' Kaytas, Redina'da Joti komünist tümeni ile çarpışmalar devam etmektedir. Hava kuvvetleri bu çarpışmalara iştirak etmektedir. Bu tümenin Agrafa ve Medova 'bölgelerinde bulunan diğer birliklerine karşı taarruz­larıdevamlısuretteyapılmaktadır.

17 Mayıs 1949

—Atina:

Orta Yunanistan'da, RumeJi Böigesinde Yüzbaşı Dİamandis emrindeki çetecile­rin takibi devam etmektedir.

Agrafa Bölgesinde Hükümet kuvvetleri yüzbaşı Ghioti komutasındaki çetecilerle temasa geçerek hebeıier servisi şefi Al­bay Tulpanev, Sovyetler Biriiği Bakan­lar Kurulu karariyle generalliğe yüksel­tilmiştir.

19Mayıs 1949.

Atina:

Dün Meclisçe kabul olunan anayasanın 11 inci maddesinin tadilinden sonra, Dev­let memur ve müstahdemleri grev yapa-miyacaklardır.

—Atina:

Genel Kurmay bildiriyor:

«Trakya'da, Bulgar hududu yakınında Metaksedes bölgesinde ehemmiyetli ko­münist kuvvetleri mevzilerimize taarruz etmiştir. Kısa bir müsademeden sonra 66 ölü ve 19 yaralı veren komünistler püskürtülmüşlerdir. Biz 22 yaralı ve 4 ölü verdik.

«Peleponez ve Tcsaîya'daki müsademe­lerde asiler 21 ölü ve 51 yaralı vermiş­lerdir.

20Mayıs 1949

—- Atina:

Genel Kurmay tebliğinde bildirildiğine göre, Trakya'da Dimetoka civarında Me-taxades'e taarruzda bulunan çetecilerin takibine devam edilmektedir.

Grammos'da çetecilerden beş sabotajcı yakalanmıştır.

Diğer kesimlerde temizleme ve takip ha­reketlerine devam edilmektedir.

Dünkü çarpışmalar neticesinde Hükümet kuvvetlerinin dünkü çarpışmalar netice­sinde Hükümet kuvvetlerininkayıpları

beş yaralıdan ibarettir. Çetecilerden 32 si öldürülmüş, sekseni esir edilmiştir.

41036 esir olmuştur. Yaralı çeteciler arkadaşları tarafından götürüldüğünden yukardaki. miktara bunlar dâhil bulun­mamaktadır.

Aynı devre içinde Hükümet kuvvetleri­nin zayiat tutarı 37934 ölü, yaralı ve kayıptır.

31 Mayıs 1949

— Atina:

Umumi Asayiş Bakanı Rendis ile Askerî makamlar arasısda ciddi bir anlaşmaz­lık başgöstermiştir/

Rendls, askerî harekâtın vuku bulduğu yerlerde yakalanan kimselerin kendi Ba­kanlığına bağlı dairelere teslim edilme­lerini, halbuki askerî makamlar bu gibi adamların kendilerince muhakeme edil­melerini istemektedirler.

'fyi haber alan çevreler, bu anlaşmazlı­ğın bir kabine buhranı yaratacak derece­de hâd bir şekil aldığına dair dolaşan söylentileri yalanlamakta ve meseleyi inceliyen mahdut üyeleriniştirakiyle toplanan Bakanlık Kurulunun bunu hal­le muvaffak olacağım temin etmektedir­ler.

Mareşal Tito'mm beyanatı:

Belgrad : 21. (a. a.) — (Afp)

Komünist Partisi Konferansında söz alan Mareşal Tito, Yugoslavyanın halk demokrasileriyle olan münasebetleri hakkında beyanatta bulunarak demiştir ki;'

Şimdiki durumun mesuliyeti evvelâ Sovyet Rusyaya aittir. Sovyetler Birliği­nin, o zaman bir hata yaptığını anlaması ve bunu tamir etmesi lâzımdır. Memleketinin bilhassa Arnavutluk ile olan münasebetini izah eden Mareşal Tito sözlerine şöyle devam etmiştir:

Arnavutluk Ordusunun elinde bulunan her şey Yugoslavya tarafından veril­miştir.

Bulgaristanla olan münasebetler hakkında Tito, bu memleketin vermesi lâ­zım gelen tazminattan Yugoslavyanın vaz geçtiğini hatırlatmış, Macaristan'a temasla harp zamanında Macarlar tarafından işlenen cinayetlere rağmen Yu­goslavya'nın bu memlekete uzlaştırıcı bir el uzattığını belirtmiştir.

Tito, memleketinin, bugün kendisine iftira eden Romanyaya da yardım ettiğini söylemiştir.


3 Mayıs 1949

—Kahtre:

Mısır Parlâmentosunda konuşan Abdül-nadi Paşa, İngiliz - Mısır anlaşması hak­kında Britanya ile Mısır arasında müza­kerelerin yeniden 'başlaması için hiçbir hareketin vukubulmadığını söylemitşir.

Mısır Başbakanı, geçen ay Londra yo-liyle KaMre'detı New-York'a giden Dış­işleri Bakanı -Kaşabe Paşanm Britanya Hükümetiyle Mısır'ın Sudan üzerindeki hükümranlığı ve Britanya latalarının Mısır'dan çekilmesi hakkında hiçbir ko­nuşmaya teşebbüs etmemiş olduğunu açıklamıştır.

Abdülhadi Paşa, m-emleketinin arzula­rını gerçekleştirmek için Mısır Hükü­metinin icap eden yolu takip etmekte tereddüt göstermiyeceğini sözlerine ilâ­ve etmiştir .

—Kahire :

Mısır Başbakanı Abdülhadi Paşa bugün Bakanlar Kurulundan sıkıyönetimin bü­tün Mısır'a teşmilini istemiş ve sebep olarak tethişçilerle bozguncu unsurların hükümeti devirmek istedikelrini ileri sürmüştür. Başbakan son zamanlarda feshedilen müfrit «Müslüman Kardeş­ler» cemiyeti ile komünistlerin memle­ketteki gerginliğe sebep olduklarına tel­mih etmiş ve bariz bir şekilde «Müslü­man Kardeşler» Birliğini kastederek. <cBaz: cemiyetler şiddet hareketleri ve tethiş yoliyle iktidarı elde etmeye ça­lışmaktadırlar» ve muhtemel olarak da komünistlere telmihte bulunarak «Esa­sen güttükleri gaye diğer bazı bozguncu unsur 1 arınmlcininaynıdır»demiştir.

3 Mayıs 3949

—Kahire :

Sıkıüönetimin idamesini protesto için Vef-t Partisi tarafından- yayınlanan be­yanname ile bir kaç ay sonra yapılacak genel seçimler mücadelesinin mukadde-mesini teşkil eden genel tartışmalar başlamıştır. Başbakan Abdülhadi J?a«a bugün gazeteler tarafından neşredüen bir demecinde Nahas Paşa'ya şiddetli bir lisanla cevap vermitşir. Başbakan bir cani şebekesinin devletin güvenliği­ni tehdit ettiği ve Parlâmento Başkanı­na karşı bir suikast tertiplendiğini bir günde Veft Partisinin sıkıyönetimin kaldırılmasını istediğini, genel güvenli­ği- muhafaza için sıkıyönetim Kanunu­nun uzatılmasının zaruri olduğunu bil­dirmektedir.

10 Mayıs 1949

—Kahire:

400 Mısır polisi Kahire halkı arasından toplanmış pek çok yardımcı ile beraber bugün 700 den fazla evde araştırma yapmıştır. Bu hareket geçen Aralık a-yrnda Başbakan Nokrası Paşa'nm ka'.-linden beri Müslüman Kardeşler BSrÜğl üyelerine karşı şimdiye kadar yapılan en büyük araştırma olmuştur. Araştır­ma sonunda pek çok miktarda silâh ve infilâk maddesi ele geçirilmiştir. Polis geçen hafta Saylavlar Meclisi Başkanı­na karşı yapılan suikast teşebbüsünde iştirakleri olduğu sanılan ve Müslüman Kardeşler Birliğine mensup bulunan ba­zı şahısları da aramaktadır.

12 Mayıs 1949

- Kahire :

Mısır presinin müslüman kardeşler isimli tedhiş teşkilâtına karşıgiriştiği

mücadele bu gece de devam etmiş ve Kahire'nin Ibazı mahalleleri aranmış­tır.

Bu müddet zarfında 460 yer .aranmış­tır. Polisler ıradyo muhaberesini ve si­lâh kullanmayı öğreten toir der&ane ile bir çak evde mühimmat ele geçirmiş­lerdir. Hakikatte :Başbakanı hedef tu­tar) fakat Meclis Başkanına karşı ya­pılan suikastle İlgili olarak yakalanan­ların sayısı 17 dir.

14 Mayıs 194-9

— Kahire :

Bu gece Heliopolis'te yeni .bir tethlş hareketiyapılmıştır.MuhammetRefik

OuJkîa tasvip etmesi beklenmektedir. Üç haftadanberi süren tartışmalardan son­ra komisyon, Ayan Meclisinden Paktın acele tasdikini isteyen raporunu hazır­lamaktadır. Rapor ancak hafta sonuna doğru Ayan Meclisine verilebilecektir. .

Dışişleri Bakanı Acheson geçen hafta­ki beyanatında Ayan. Meclisinin paktı tastıketmesininParis'tetoplanacak

Batılı devletlerin mevkiini kuvvetle des­tekleyeceğini komisyona bildirmiştir.

Bununla beraber siyasi müşahitler, pak­tın Ayan Meclisi tarafından tasdikinin muhakkak olmasına rağmen, Dörtler toplantısının, Ayan Meclisinin paktı mü­zakereye başlamasından evvel sona er­mesi İhtimali bulunduğunu sanmakta­dırlar.

Güneyinde .bulunan Çing Tan® deresi üzerindeki demir köprünün tahrip e-dllmesi için yapmakta oldukları hazır­lıkları tamamlamışlardır.

Komünistler tarafından Yang-çe Nehri-nin geçilmesinden foeri ilk defa olarak komünist ağır topçuları faaliyete .geç­mişlerdir. Komünist topçusu komünist­lerin Şanghay istikametinde Güneye doğru ilerlemesine mani olan hükümet müdafaasını 'bertaraf etmeye uğraş­maktadır.

Hükümet tarafından yayınlanan son tebliğde şiddetli topçu 'bombardımanına rağmen hükümet ordularının Şajıghay Nankin -demiryolu boyunca ve ezcümle Şanghay'ın 50 'kilometre Batısında bu­lunan Kung Şan bölgesinde komünist ilerlemesine mani oldukları bildirilmek­tedir.

4Mayıs 1949

—■ Sanfransisko :

Peiping Komünist Radyosunun dün ak­şam bildirdiğine göre, Çin komünistleri Kuzey Hanan'da Peiping - Hankav de­miryolu üzerinde bulunan Yang Şeflıri-ni ele geçirmek için umumi bir taarruza başlamışlardır.

Çenıg Çov demiryolu kavşak nok­tasının takriben 160 kilometre Kuzeyin­de bulunan Yang Kuzey Cinde 'milliyet­çilerin elinde kalmış olan bir kaç şe­hirden 'biridir.

5Mayıs 1949

—■ Şanghay :

"Nanyang'dan gelen haberlere göre Po-yang Gölünün î>oğusunda Güneye -doğ­ru ilerleyen (komünistler Çekiang - Ki--angsi demiryolunu dün akşam KÂai Çi ile Çang Çi arasında kesmişlerdir. Ko­münistler ilerlemelerini demiryolu t>o-yunc?. Doğuya doğru yapmakta, milli­yetçiler de Nançang'ı müdafaaya hazır­lanmaktadırlar.

Nançang'm 40 kilometre ötesinde Tchin - Sin'in Doğusunda raylar sökül­müştür.

Kashing'den gelen haberlerde bu şehre 10 kilometre .mesafede savaşlarınde-

vam ettiği bildirilmektedir. Şehirde sü­kûnet hüküm, sürmekte ve trenler Şang­hay ile Kashing arasında seyrüseferle­rine devametmektedir.

Basm telgraflarına göre 4000 ko­münist dün bir kaç kere Chientag Nehrini Hangçeu'un Güney Batısından geçmeğe teşebbüs etmişler ve ağır ka­yıplara uğramışlardır. Komünistler te­şebbüslerine dün gece de devanı etmiş­lerdir.

6Mayıs 1949

—Şanghay :

Hükümet 500.000 Çin doları kıymetinde kâğıt paraları .tedavüle çıkartmağa baş­lamıştır. Diğer taraftan 1.000.000 Çin doları karşılığı kâğıt paraların da ba­sılmakta olduğu bildirilmektedir.. Şang­hay halkı 'bu kâğıt paraların üzerindeki sıfır sayısı fazlalaştıkça fiyatların da o derece arttığından şikâyet etmektedir.

—Şanghay :

Kaşin-g'den alman 'haberlere göre, mü­dafaaya çekilmiş olan hükümet kuvvet­leri .beş mil Batıdaki savunma hatları­nı muhafaza etmektedirler. Kaşing'ln Kuzeyinde ve Güneyinde başka kuvvet­lerin de mevzi almakta oldukları bildi­rilmektedir.

Hükümet tarafından yayınlanan bir töbliğe 'göre Şanghay'da Komünist Be­şinci Kolunun Lideri olan 4 Çin'li idam edilmiş ve 500 'kişi de hükümete karşı baltalama hareketlerinde bulunmak su­çundan tevkif edilmiştir. Kanton'da-n alman bir haberde Çin'deki Amerikan Büyük Elçisi Leighton Stu-art'm Kanton'a gitmek İçin Nankin'den ayrılmaya hazırlandığı hakkındaki ha­berler yalanmakta ve Amerikan Büyük Elçisi ile Büyük Elçiîiğe mensup diğer memurların komünistlerden serbestçe gidip gelmek müsaadesini almış olduk­ları ^belirtilmektedir.

7MayIs 1949

—■ Şanghay :

Resmî Çin Ajansının bildirdiğine göre, Amerikan bahriyesinin üssü olan Tsing Tao'yu kuşatan komünistler, limanı .muhafaza eden milliyetçi kuvvetlere umu­mi bir taarruz açmışlardır.

8Mayıs 1949

—Karton :

Çin komünist kuvvetleri, henüz mffii-yetçilerin elin-de olan ve Şanghay'a gi­den yol üzerinde önemli Ibir mevki iş­gal eden Kaçing'e tekrar taarruz etmiş­lerdir. Dün akşam milliyetçi komutan­larla Ka - Çing Şehri arasında her tür­lü irtibat 'kesilmiş ve daha sonra 'bu komutanlar, komünist 'kuvvetlerinin şeh­re üç istikametten taarruz ettiklerini öğrenmişlerdir.

Komünistlerin 30 mil yakSaştıklari Şanghay'ın Batısında şiddetli savaşlar cereyanetmektedir.

—Kanton :

Başkan Yardımcısı La Tsung Yen, Kvu-ng - Si eyaletinin merkezi Kweilm'den bugün dönmüştür. Başkan Yardımcısı­nın General Çang Kay Şefc'ten geniş yetkiler aldığı tahmin edilmektedir. L,i -Tsung - Yen dönüşünde! yaptığı 'bir de­meçte, Kwelüı'de kaldığı müddet zar­fında Çang Kay Şek'ten vâki talebine Mareşalin ne cevap verdiğini açıklamak istememiştir.

Bununla 'beraber iyi îıa.ber alan mah­fillerde Li Tsung Yen'in komünistleri durdurmaktan ümidini kesmediği tah­min edilmektedir. Bu kanaat ezcümle, bütün kaynaklan seferber etmek sure­tiyle her ne pahasına olursa olsun mil­lî hükümetin sonuna kadar mukavemet edeceğini bildiren başkanın, sözlerine dayanmaktadır.

Başkan bu münasebetle sivil harbe son vermek için milliyetçiler tarafından ya­pılan bütün teşebbüsleri reddeden ko­münist liderlerinin durumdan mesul o-lacaklarma işaret etmiştir.

9Mayıs 1949

—Şanghay :

Şanghay Garnizonu Genö> Karargâhı 50 mil Güney Batıda bulunan ve Şang-hat savunma! hattmm -belli başlı kale­sini teşkil edenKashing'inkomünist

kuvvetleri tarafından zaptedİIdiğlni bu­gün kabul etmiştir. Milliyetçi kuvvetle­rin Hanıgçov'a giden demiryolu 'boyun­ca yeni .bir savunma hattı vücuda ge­tirmek için 10 mil geriye çekildikleri ilâve edilmektedir. Şanghay'ın 30 anil Kuzeyinde bulunan Kunşan'm 15 ıbin kadar komünistin devamlı hücumlarına rağmen halâ hükümet kuvvetlerinin e-linde olduğu bildirilmektedir. Çin bası­nında yayınlanan haberlere göre, üç ko­münist ordusu Kuşan ve Kaşng arasın­da 50 mil uzunluğundaki cephe üzerin­de toplanmış bulunuyor.

Genel ikarargâh tarafından yayınlanan olağanüstü bir emirname gereğince, Şanghay'da hükümet daireleri ile yerli ve yabancı müesseselere ait bütün ikom-yonlarp, elkonulmuştur. Bu kamyonlar ordu tarafından kullanılacaktır.

—Singapur:

Kuemintang mahallî kısım genel karar­gâhı Mareşal Çangkayşek.e bir telgraf göndererek «Çin'in hürriyet, mevcudiyet ve medeniyetini korumak;» maksadiyle komünistlere karşı girişilen savaşta ken­disine tam güvenini bildirmiştir.

Telgrafta şunlar ilâve edilmektedir: «Çin'de bugünkü buhran Japon istilâsı sırasında hüküm sürmüş olandan daha beterdir. Hükümet kuvvetleri esaret ve komünizme karşı savaş sona erinciye kadar çarpışmalıdır ve çarpışacaklardır»

10 Mayıs 1949

—Şanghay:

Şanghay cephesindeki harekât hemen hemen tamamen durmuş bulunuyor. Ko­münistler Şepiang - Kiansi demiryolu bo­yunca taarruza geçmişlerdir. Bu taarru­zun gayesi, Merkezî Cinde bulunan 300.000 milliyetçi askerin ricat yolunu kesmektir. Komünistler Şanghay'm ku­zeyinde Şantung yarım adasınınbüyük

limanı olan Tsintao'ya karşı da hücuma başlamışlardır. Tsingtao, Kuzey Çin'de henüz Hükümet kuvvetlerinin elinde bu­lunan son Doğu limanıdır.Dün şehrin dış

mahallelerine girmeye muvaffak olan 10 bin komünist asker, limanda bulunan üç harb gemisinin kesif bombardımanı İledesteklenen müdafilerin mukabil taar-ruzlariyle püskürtülmüşlerdir.

Diğer taraftan, komünist radyo, Nan-şang ve Kiangsi'den 50 mil kadar uzakta bulunan Tung-Şiang'ın ele geçirildiğini bildirmiştir.

11 Mayıs 1949

—Şanghay:

Şanghay Garnizon Komutanlığı "tarafın­dan yayınlanan resmî tebliğde, 200.000 komünist askerinin şehre hücum ettiği ve Hükümet kuvvetlerine mensup uçak­ların harekâta iştirak ettikleri bildiril­mektedir. Tebliğde, Şanghay'ın 30 mil Batısında bulunan Quinsan ile Quins-an'ın foir kaç mil Kuzeyindeki Ça-yang'da devam eden savaşların netice­sinden hiç ıbir haber alınamamış olduğu açıklanmaktadır.

13Mayıs 1949

—Şanghay:.

Şanghay Garnizonu Genel Karargâhın­dan bildiriliyor:

Kahsing bölgesinden acele celbedilen 28 inci ve 29 uncu komünist ordularına mensup birlikler dün Şanghay'ın 35 kilo­metre kuzey batısında kâin Tai-Sang'a hücuma girmişlerdir. Tai^Sang'tan gelen haberler, şiddetli bir topçu ateşiyle desteklenen bu taarruza 20.000 komünistin iştirak ettiğini bildiri­yor.

Tebliğde, Sou Tang'ın sukutuna dair ev­velce verilen haberler yalanlanmakta ve Şanghay - Hang Tcheu demiryolu üze­rinde bulunan bu şehir etrafında çarpış-malarm devam ettiği bildirilmektedir. Hankeu'dan gelen telgraflar, bu şehre karşı komünistler tarafından yapılan ta­arruzların akamete uğradığını ve Hükü­met kuvvetlerinin hasımlariyle teması kaybettiklerini haber vermektedir.

14Mayıs 1949

—Şanghay:

İngiliz Başkonsolosluğu Şanghay'daki İngiliz tabaalarının katî surette tahliye­leri hakkında bir tebliğ yayınlamıştır. Başkonsolosluk, bu tebliğinde durum aydınlanmcaya kadar İngiliz tebaalarının tahliyeleri hakkında bilâhara hiç bir ko­laylık gösterilmiyeceğini belirtmiştir.

Tahliye hava, deniz yollariyle yapılacak­tır. Tahliye plânları îngiliz plânlarına tabi bulunan Belçika, Danimarka, isveç ve Norveç konsoloslukları da şimdiye kadar hiçbir karar almamışlardır. Diğer taraftan bugün resmen bildirildi­ğine göre, bütün hava hatları normal su­rette işlemektedir.

15 Mayıs 1949

—Şanghay:

Şanghay'ın denize doğru çıkış ye­rine hâkim 'bir mevki olan Woosung dün 20 saat komünistlerin hücumuna muka­vemet etmiştir. Bugün Hükümet kuv­vetleri tarafından yayınlanan tebliğde bu şehrin durumu hakkında hiç toir ma­lûmat verilmemekte ve sadece Hükümet kuvvetlerinin Şanghay'ın 15 mil kuze­yinde komünistlerin hücumlarda bulun­masını bekledikleri belirtilmektedir. Diğer taraftan milliyetçi kuvvetler dün Şanghay'ın Kuzeyinde »bulunan ISoonug-da iki günden beri devam eden savaşlar­da teşebbüsü ele almışlar ve Juju yakın­larında iki komünist taburunu imha ede­rek 3000 komünist askerini öldürmüş ve­ya yaralamışlardır.

—Şanghay:

Şanghay garnizonu tarafından bu sabah yayınlanan tebliğde, milliyetçi kuvvetle­rin Şanghay'ın 12 kilometre Batısında bulunan Van Ziang istasyonundan çe­kildikleri bildirilmektedir. Bununla beraber tebliğde Among Pago Nehri ağzı civarında Youche Pou ve Kang Hong kesiminde hücuma geçen 3 komünist bölüğünün püskürtükîüğü te­yit edilmektedir.

Şanghay'da halk sakin ve hayat normal­dir. Nehrin üzerinde seyrüsefer yasağı­na rağmen bu sabah gemiyerin Şanghaya geldiği görülmüştür.

—Londra:

Çin'den alman ve Çin komünistleriyle Kremlin komünistleri arasındaki silki birliği gösteren haberler git gide art­maktadır.

El Tarzi, otomobilinde iken başka bir otomabiide bulunan 'mütecavizler maki­neli tabancalarla kendisine ateş etmif-lerdiry.

Mütecavizler 14 kurşun atmışlardır. Hastahaneye kaldırılan Tarzi'nuı sıh-hi durumu ağırdır.

Tarzi, bir siyasi suikaısde karışmış (bu­lunuyordu, polis îm hadisenin eski bir kin yüzünden -vukuunu mtimküîi gör­mektedir.

23 Mayıs 1949

— Kahire :

Mısır Fransa'yı 57 - 36 yenerek Avru­pa basketbol şampiyonu olmuştur. Çin komünistlerinin ajansı olan «Teni Çin Haberler Ajansı» yayınladığı uzun bir makalede, dünyanın hiç bir memle­ketinde mahallî komünist partisinin ve taraftarlarının iktidarı ele geçirebilecek derecede kuvvetli olmadıklarını ve Rus Kızılordusu tarafından yapılacak müda­halenin elzem ve kesin bir âmil teşkil edeceğini bildirmekte ve bir harb halin­de bütün memleketlerdeki komünistlerin Rus kıtalarını kolları açık karşılıyacak-ları hususunda Thorez, Toglietti ve diğer Avrupa komünist liderleri tarafından yapılan demeçleri tekrar etmektedir.

Diğer taraftan, Çin komünist liderleri Mao-Tse-Tung ve en yakın arkadaşları tarafından yayınlanan yeni bir demeçte de «Çin halkı Atlantik Paktı blokuna karşı mücadele etmek için büyük mütte­fiki Rusya ile el ele yürüyecektir» denil­mektedir.

Londra'daki iyi haber alan çevreler, bü­tün bunları bir hazırlık olarak telakki etmekte ve Doğu Avrupa'daki komünist partilerinin Moskova kominformu için-dekei durumları gibi, Çin Komünist Par­tisini de tamamen Kremlin'in hâkimiyeti . altına koyacak açık bir demeç yapılma­sını beklemektedirler.

16 Mayıs 1949

—Şanghay :

Şanghay'ın dışarı ile olan ulaştırma yol­larını komünistler süratle kesilmektedir. Şanghay'a da inmek suretiyle munta­zam hava seferleri yapmakta olan iki Amerikan hava seferleri kumpanyası faaliyetlerini durdurmuştur. Bu karar, Şanghay'a giden uçakların indiği Lungh-wa milletlerarası uçak alanındaki rad­yo istasyonunun faaliyetini tatil etmesi üzerine alınmıştır. Bu radyo istasyonu­nun komünistlerin eline geçtiği sanıl­maktadır. İngiliz hava kuvvetlerine mensup uçaklar ingiliz tebalarımn tah­liyesine devam etmektedirler. Şang­hay'dan hava alanına giden yol, şehrin iç savunma hatlarında yeni mevzileri Almaya giden milliyetçi kuvvetlerle doludur.

—Londra:

Çin'deki basın muhabirlerinin bildir­diklerine göre, Millî Çin Başkan Vekili

Li - Tsung - Yen komünistleri muvaffa-kiyetsizliğe uğratmak için .müşterek bir plânı incelemek üzere Güney eyalet­lerinin valililerini ve askerî şeflerini bir toplantıya davet etmiştir.

Diğer taraftan Şanghay'da bulunan İn­giliz ve Amerikan Deniz Birlikleri Wu - ıSung Kalesindeki topların atış menzili dışına .çıkmak için nehirden aşağı doğru inmişlerdir.

—Lonlra :

Çin komünist kuvvetleri Orta Çin'deki Hankova girmişlerdir. Hükümet kuvvetleri Hankoy etrafında­ki -bütün sahadan çekilmiş olup diğer şenirlerin de komünistlerin eline düş­müş olduğu bildiriliyor.

17Mayıs 1949

—Şanghay :

Şanghay'ı müdafaa eden milliyetçi kuv­vetlerin şehri sonuna kadar müdafaaya karar verdikleri anlaşılıyor. 'Siperler ka­zılmakta, makineli tüfek yerleştiril­mekte ve manialar kurulmaktadır. Şanghy Garnizon Komutanlığının bil­diğine göre şehrin Kuzey Banliyösüne komünistlerin yaptıkları müteaddit ta­arruzlar, komünistlere büyük kayıplar verdirilerek püskürtülmüştür. Komünist komutanlığı kuvvetlerini teşkilâtlandır­makta ve tekrar taarruza geçmek için takviyeler getirmektedir. Başka haberlere göre uPootung (bölge­sinde cereyan eden savaşlarda çeteci birlikleri 'komünist kuvvetlerine katıl­mışlardır.

Çin Hava Kuvvetleri, Şanghay'a Güney batıdan yaklaşmaya çalışan 50 kadar mavnayı tahrip ettiklerini bildirmekte­dirler.

18Mayıs 1949

—Londra :

Çin'den alman son haberlere göre, Şang­hay'da müdafaada (bulunan milliyetçi kuvvetler denize giden yolu açık tut­mak için son bir gayret sarfetmekte-dirler. Whang - Poo nehrinin ağzından 4 mil uzakta şiddetli bir savaş olmakta ve milliyetçi kuvvetler takviye almak­tadırlar. Basın muhabirlerine göre, 'Şanghay'ın mukadderatı bu savaşa bağlıdır.

Güneyde komünistler Formoza Adası­nın karşısındaki Fu - Şov Limanının 35 mil yakınında bulunmaktadırlar.

Dalıa içerilerde komünistler Millî Hü­kümetin bugünkü merkezi olan Kan-ton'a 300 mil mesafeye yaklaşmışlar­dır, ve ilerlemel erine mümkün olan sü­ratle devam etmektedirler.

Basın muhabirlerinin 'bildirdiklerine gö­re, Kanton'da hayret, ve yeis hüküm sürmektedir. Hükümet memurları daha içeri bölgeîre dağılmışlardır. Askerî makamlar Formoza'ya gitmektedir. Millî Hükümet şehirde işleri olmayan bütün sivillerden şehri terkefcmelerini istemiştir. Mülteciler kırlara .ve Hong -Kong'a akın etmektedir.

—Şanghay :

Vangpu Nehri Doğu kıyısı boyunca muharebeye tutuşmuş bulunan komünist kuvvetlerini takviye etmek üzere dün gece gelen yeni komünist kuvvetlerinin sayısı resmî çevreler tarafından bir or­du olarak tahmin edilmektedir. Şanghay garnizonu raporunda (bildiril­diğine göre, nehre sekiz kilometre me­safede bulunan komünistler, Lungua Hava alanına iki kilometre yakın olan Sanlın Tang'a karşı bir hücuma hazır­lanmaktadırlar.

Dün gece Şanghay'dan duyulan top ses­leri bu sabaıh kesilmiştir. -Şehirde askerî kıtaların hareketi git gide daha fazla sıklaşmaktadır. IHer ne kadar halk nor­mal yaşayış tarzını muhafaza etmekte ise de mutad olmıyan (bir asabiyet ha­vası içinde bulunmaktadır.

19 Mayıs 1949

—Şanghay :

Milliyetçiler Şanghay civarlarını tehdit eden komünist kuvvetlerini püskürt­mek için ÎPootung Savaş -Meydanına zirfhlı birlikler ve piyade takviyeleri gönderilmişlerdir. Güney ve Doğu böl­gelerinde cereyan eden savaşın şartları değişmemiştir, fakat Huncab Milletler arası Hava Meydanı için cereyan eden gece savaşı İHükümet kuvvetlerinin za­feriyle neticelenmiştir. Resmî tebliğ-, şehrin muhasarası sırasında komünist­lerin iki tümenden fazla bir kuvvet kay­bettiklerini bildiriyor.

Diğer taraftan Milletlerarası Kızılhaç, teşkilâtı, Şanghay halkına yardıım et­mek teklifine, Şanghay Belediye Başka­nının henüz hiç bir cevap vermediğini . hatırlatmıştır. Şanghay Belediye Baş­kanı ise, altı milyona varan Şanghay ahalisinden vazifelerine sükûnetle de­vam etmelerini ve şehrin müdafaasına katılmalarını istemiştir.

—Kanton :

Komünistler tarafından Güney Çin'e yapılan askerî baskı biraz hafiflemiş olmakla beraber, milliyetçi liderler Hü­kümete geçici !bir başşehir bulmak mak­sadı ile giriştikleri faaliyetlere devam etmektedirler.

Başşehir olarak seçilecek yerlerin 'ba­şında Kanton'un terkinden sonra Çun-king ile Formoza gel'emekte olduğu bil­dirilmektedir.

Bölgenin dağlık olması yüzünden komü­nistlerin ancak iki ay sonra Kanton'a gelebilecekleri tahmin edilmektedir.

Diğer taraftan Hükümet kaynakların­dan bildirildiğine göre, Güney Çin'deki harekâtın esasını ibundan böyle çete sa­vaşları teşkil edecektir. CBu bölgede müstakil hareket etmekte olan mütead­dit küçük birlikler bulunmaktadır. Bir birliklerin ekserisi haydutlar kaçakçılar ve bunlara mümasil gizli teşekküllerden mürekkeptir.

—İŞanghay :

Şanghay Garnizon Karargâhından ibu-gün öğleden sonra yayınlanan tebliğe göre Şanghay'ın Vangpu Nehri kıyıları boyundaki bütün sivil münakalât yarın­dan itibaren durdurulacaktır.

Gece sokağa çıkma yasağı bir saat ev­veline alınmış ve saat 21 olarak tesbit edilmiştir.

Şanghay cephesinde sükûnet hüküm sürmektedir.Ara sıraduyulan top ve

mitrayyöz sesleri bu sükûneti İhlâl et­mektedir.

20Mayıs 1949

—Kanton :

Dün gece Şanghay'ın ticaret mahallele­rine komünist mermileri düşmeğe .baş­lamıştır. Millî ve komünist kuvvetlerin karşı sahilde .göğüs göğüse çarpıştıkları bu saıbah Şanghay'dan görülüyordu.

Şanghay'da, karışıklık son dereceyi bul­muştur. ıBütün işler durmuştur. Endüst­ri ibölgesi halkı kafileler halinde şehrin merkezine akın etmektedir. Kafilelerin geçişi bu sabah saatlerce sürmüştür.

Diğer taraftan miClî kuvvet kollan da mütemadiyen Wu - Şung'a gitmektedir. Burada komünist taarruzu millî kuv­vetler tarafından durdurulmuştur.

—ŞangCıay :

Şanghay'da olağ-anüstü durum ilân 'edil­miştir. Halen Quang Ponide bulunan bü­tün gemilere gece yansından evvel Ouon Song -dalga .kıranının haricinde demirlemeleri için emir verilmiştir.

Şanghay Polis Âmiri Man Sen tarafın­dan bugün öğleden sonra verilen ıbu e-mir ıgereğince şehrin denize karşı olan bütün dört yol ağızlarına barikadlar kurulacaktır.

Belediye de şehri terketmek isteyen memu-l i rın yarın sabahtan it ibaren kaydolmalar',lüzumunuilânetmiştir.

Bu maksadla memurlara gemiler tah­sis edilecektir.

21Mayıs 1949

—Şanghay :

Komünistler 20 gemiden müteşekkil bir filo ile Whangpoo bölgesine hakim olmaya ve Şanghay'ın Kuzey bölgele­rini ıeöe geçirmeye teşeibbüs etmişler­dir. Fakat Batı kıyılarındaki -hükümet topçu birlikleri bu kuvvetleri püsikürt-müşlerdir. Yayınlanan resmî telbliğde bir .çok komünist gemisinin ele geçiril­diği vo komünistlerden pek çoğunun suda- boğuldukları bildirilmektedir.

22Mayıs 1949

—Şanghay :

Çin komünist kuvvetleri Şanghay'ı ku­şatmak hareketine başlamışlardır. Şang­hay Doğusunda, Pao - Tong'dan iler­leyen komünist kolları Wang - Poo Nehrinin ağzına doğru ilerliyorlar.

Diğer taraftan da millî kuvvetler de şehri sonuna kadar tutmak için gereken tertiplerialmışlardır.

Bu satoah neşredilen millî [kuvvetler tebliğinde, komünist hücumlarının ağır kayıplarla arka arkaya püskürtüMüğü bildiriliyor. Fakat komünistlerin yeni takviyeler aldıkları İlâve ediliyor.

23Mayıs 1949

—Londra :

Şanghay'dan alman son tebliğlerde, hü­kümet kuvvetlerinin komünistler tara­fından yapılan şiddetli hücumlara rağ­men mevzilerini muhafaza ettikleri bil­dirilmektedir.

Şanghay Garnizonu tarafından yayınla­nan bir tebliğde, komünistlerin Vang -Po sahillerinden geri püskürtüldükleri açikl anmaktadır. Binlerce mültecinin nehri geçmeye teşeblbüs etmeleri yüzün­den durum müphemdir. Garnizon tara­fından ya.ym:!anan tebliğde, Şanghay'­ın 20 kilometre kadar Kuzeyinde Kau -Çaou'ds, muvaffakiyetler elde edilmiş olduğuna da işaret olunmaktadır. Diğer taraftan komünistler Hang - Keu - Kan­ton demiryolu boyunca terlemekte ol­duklarını bildiriyorlar. Komünist Rad­yosu dünkü yayınında stratejik Önemi olan îbir çok şehirlerin alındığını ve ko­münist kuvvetlerinin hemen hemen Hu - civarına ulaştıklarını bildirmiştir.

24 Mayıs 1949

-- Şanghay s

Şanghay'ın Batı dış mahallelerine ko­münist kuvvetlerin gittikçe yaıklaşmalk-ta oldukları haberi üzerine muhasara altında bulunan şehirde gerginlik art­mıştır. Mülteciler akın halinde şehre sığınmaktadırlar.

Hükümet tebliği, şehrin Batı kısmına taarruz eden komünistlerinmilliyetçi-

lerin müdafaa hattını yarmağa muvaf­fak olduğunu (kabul etmektedir. Bu, yarma hareketinin vulkua geldiği bölge­deki Hunkjao Hava Meydanını kamü-nistlerin işgal ettikleri, hakkındaki ha­berin ıbir teyidi olarak telâkki edilebilir.

25 Mayıs 1949

—Şanghay :

Komünist kuvvetleri, Şanghay'ın Batı müdafaa hattını yardıktan, sonra bugün şehri kan dökülmeksizin işgal etmişler­dir. Yallmz iç mahallelerinde yeni şeh­rin Batı kısmında komünist öncüleri çetin sokak savaşlarına .girişmeğe mec­bur kalmışlardır. Milliyetçi kuvvetler. Kuzeyde "VVoosung'a çekilmişlerdir. Mil­liyetçi komutan, general Takıgenpo kuv­vetlerini nehir yoluyla tahliye etmek­tedir. Şanghay'ın işgali ancak sekiz sa­at sürüp sabahın 3 ünde tamamlanmış­tır. Bütün Aısyanm ticaret merkezi olan Şanghay'da bu sabah bütün dükkânlar kapa/Iıdır. Sokaklarda yalnız birkaç meraklı görülmektedir.

—Şanghay :

Komünistler mahalli saatlegece yarı­ sından itibaren,nghay'ınBatısında eski Fransız Mahallesinden,şehre gir­
mişlerdir.

Milliyetçi kuvvetlerin mukavemeti çok zayıf olmuş ve umumiyetle münferid gruplar, kısa çarpışmalardan sonra tes­lim olmuşlardır. Polis de savaş verme­den tesüim olmuştur.

Son gelen haberlere göre, komünistler şehrin merkezine varmışlardır. Milliyet­çi kuvvetler son müdafaa 'hatlarını So-achoy Körfezi boyunca tesis etmişler­dir.

hareketinden ibarettir. Mamafih tköprü-hareketinden ibarettir. Mamafih köprü­ler, hafif silâhlarla mücehhez kuvvetler tarafından muhafaza edilmektedir.

—Şanghay:

Şanghay'ın son milliyetçi müdafileri, kendilerini Su Çeu Köprüsüne doğru çekilmeğe mecbur eden komünistlerle mahalli saatle 13 ten beri ateş taati etmektedirler. SovyetKonsolosluğunun

bahçesine konmuş oîan makinalı tüfek­ler Bund Nehrini tararken, Nanking yolu üzerine ve civar sokaklara toplan­mış olan komünist kuvvetleri, sükûnetle ilerlemek emrinin verilmesi beklenmek­tedir. Çok yorgun olan bu birlikler ev­lerin önünde uyumaktadırlar. Yaralılar Bund rıhtımından içeri getirilmektedir-.ler fakat komünistlerin kat'i kaybını anlamak mümkün olmamaktadır. İBumd Nehrinin iki kıyısında halen savaş de­vam etmektedir. Ve kapı aralarına yı­ğılmış olan halk 'muharebenin cereya­nını takibe uğraşmaktadır.

Şehrin iç .mahallelerinde sükûnet ha­kimdir. Halk cepheye giden komünist askerlerini hayretle seyretmektedir. Bunların üniforması aynen milliyetçi askerlerin giydiklerine benzemektedir, yalnız şapka veya milliyetçi miğferleri­nin üstüne konan.ve komintangın renk­lerinde yapılan kokart bu askerleri mil­liyetçilerden ayırmağa yaramaktadır.

26 Mayıs 1949

—Şanghay :

Şehirde iki köprüyü bir avuç milliyetçi şiddetle müdafaaya devam etmektedir. Bunlar, komünistlerin şehrin Kuzey kıs­mına geçmesini geciktirmeğe çalışmak­tadırlar. (Fakat bu bakımdan köprüleri müdafaanın kıymeti kalmamıştır. Çün­kü komünistler daha batıdan bu bölge­ye girmiş bulunmaktadırlar. Komünist­lerin bu iki köprüye hücum etmekten çekinmeleri ,sanıldıgına 'göre, şehrin tam ortasında ciddî bir savaşı önlemek ve hayat kayıplarına mâni olmak için­dir.

Diğûr taraftan daha kuzeyde tüfek ses­leri devam etmektedir. Sanıldığına gö­re, komünistler, milliyetçilerin Vosung kalesinden geri çekilmesini önlemek maksadiyle hücumlarına yeniden başla­mışlardır.

—Şanghay:

Küçük bir komünist hücum birliği, Şanghay'ın merkezinde Soochov nehri boyunca müdafaa hattını yardıktan son­ra milliyetçilerin Bahçe köprüsündeki mukavemetlerini kırmış ve çekilmekte olan müdafileri sarmaya başlamıştır Bununla beraber milliyetçiler daha Ba­tıda bulunan ikinci köprüyü müdafaaya devam etmektedirler.

—Şanghay :

Komünist kuvvetleri, halen Sutçeu koyu üzerindeki köprüleri geçerek Honghew mahallesine girmektedirler. Dağınık ba­zı koyu milliyetçiler tarafından kendile­rine evlerin pencerelerden ateş edil­mektedir. Brodway Mansion'daki asker­lerin büyük bir ekseriyeti teslim olmak maksadiyle silâhlarını toplamaktadır­lar ve küçük bir kısmı ise sivil elbise aramaktadırlar. Komünistlerin Sutçeu koyunun Kuzeyine düşen mahalleye gir­meleri .Şanghay .muharebesinin sonunu ve şehrin tamamen işgalinin başını teş­kil etmektedir.

—Şanghay :

Şehrin merkezinde milliyetçi kuvvetle­rin son mukavemet noktasının da ko­münist kuvvetlerin, eline geçmesiyle Şanghay savaşı sona ermiş bulunuyor. Hükümet kuvvetlerinin işgali altındaki bazı binalar da komünist kuvvetlere teslim olmak üzeredir. Her tarafta tes­lim 'harekâtı .gittikçe hızlanan bir tempo ile cereyan etmektedir. Yabancılar ko­mitesi milliyetçilerle, bunları her taraf­tan muhasara etmiş oian komünistler arasında teması kolaylaştırmaktadır.

Komünist kuvvetlerin büyük şehre gir­mesinden beri ilk defa olarak sükûn hâsıl olmuştur. Top sesleri artık duyul­mamaktadır. Gazetelerin çoğu normal şekilde çıkmıştır, ingilizce olarak yayın­lanan dört gazetede ilk defa olarak Tass' Ajansının haberleri feaşta gelmektedir. «Şanghay Halkı* adında yeni bir gaze­te yayınlanmaya başlamıştır.

200 ü İngiliz ve az bir miktarı Ameri­kalı olan ve iki günden beri milliyetçi kuvvetlerin hatları gerisinde tecrit edil­miş bir durumda bulunan 500 yabancı yarın aşağı yukarı normal hayatlarına kavuşacaklardır. Şehirdeki yabancı halk umumiyetle son hâdiselerin tefsirini pek fazla duymamıştır, ölenlerin sayısı bir iki kişiyi geçmemekte ve yaralı mikta­rı da pek az tutmaktadır.

Komünist askerler sivil halkla fazla te­masa gelmemekte ve kendilerine verilen sigara ve yiyecekleri umumiyetle red­detmektedirler. Bu askerlerin teçhizatı oldukça farklıdır. Bazılarında Japon ma-muîâtı tüfekler de görülmektedir. "

27 Mayıs 1949

—Şanghay:

Komünist birlikleri dün akşam şehrin muhtelif bölgelerinde bulunan ibir avuç milliyetçinin giriştiği son mukavemet hareketini de bertaraf ettikten sonra bugün şehirdeki bütün mahallelerin iş­galini tamamlamışlardır.

Milliyetçilerden temizlenen Soochow Köprüsünü geçen komünist kuvvetleri şehrin Kuzeyinde ıbulunan yerli mahal­lelerini çabucak işgal etmişlerdir. As-yanm en .büyük şehri olan ve bütün dün­yada büyüklükte dördüncü gelen 6 mil­yon nüfuslu şehrin milliyetçi kuvvetler müdafaa hattında bir gedik açılmasın­dan 48 saat sonra, tatmamiyle komünist­lerin hakimiyeti altına girmiş bulun­maktadır.

Komünist makamları, radyo vasıtasiy-le halka mallarının ve 'hayatlarının ordu tarafından muhafaza edileceğini bildir­miş ve halkı normal işleri başına git­meye davet etmiştir. Halkın büyük bir ekseriyetinin bu davete icabet ettiği görülmektedir. Hükümet kuvvetleri çe­kildikten sonra ilk defa olarak şehrin 16 mil Kuzeyinde bulunan Woosung bölgesinden top sesleri gelmemiştir. Bu, millî kuvvetlerin Whangpoo Nehrinin mansabmda bulunan gemilere binmek suretiyle tahliyeyi tamamladıklarının alâmeti addedilmektedir. Bununla bera­ber, şehrin Kuzey sınırlarının ilerisinden zaman zaman mitralyöz sesleri gelmek­te ve bu mitralyöz ateşinin küçük milli­yetçi birliklerini esir etmek isteyen ko­münistler tarafından açıldığı sanılmak­tadır.

—Şanghay :

Komünist kuvvetleri, Suşov Neni boyun­ca milliyetçilerin son mukavemet nok­talarını da kırarak bugün Şanghay'ın işgalini tamamladıktan sonra, şehrin 16 mil Kuzeyinde bulunan Woosung'un büyük kalelerini işgal etmek üzere, deniz yolu iîe kaçan milliyetçi garnizonu ta­kibe başlamışlardır. Şehrin merkezin­de muhasematın kesilmesiyle hayat normal şekle dönmüştür. Milliyetçilerin müdafaa ettikleri ve saat 22 de teslim oldukları köprülerde seyrüsefer başla­mıştır.

Zaman zaman silâh sesleri duyulması­na rağmen, bunların münferit ıbirkaç mukavemet vakaları olduğu sanılmak­tadır. Komünistlerin iki üç güne kadar bütün Şanghay bölgesinin işgalini ta­mamlamaları ve ondan sonra sivil ida­renin kurulmasiyle meşgul olmaları bekleniyor, Komünist idaresinin şimdi­ye kadar görülen ilk işareti, komünist askerlerinin mükemmel disiplini ve işgal ettikleri şehirde ihtiyatlı hareket­leridir.

28 Mayıs 1949

— Şanghay :

Sou Tcheou Körfezi ile Vou Soung ara­sındaki son bir mukavemetten sonra esir edilen milliyetçi askerlerin adedinin 40 bin olduğ-u tahmin edilmektedir. Bu esirler arasında Wou Soung ve Şanghay Garnizonları ikinci Komuta­nı General Lion Tcheng'yi 'bulunmak­tadır. Bir kaç komünist muhafızın ida­resindeki milliyetçi askerlerden mürek­kep uzun kafileler 'dün bardaiktan boşa-mrcasma. yağdan bir yağmur altında Şanghay'dan geçmişlerdir.

Dün yapılan bir kaç denemeden sonra bu akşam Şanghay'dan Namkîn'e 3 yolcu treni kaldırılacaktır.

29Mayıs 1949

— Şanghay :

Çin Komünist Radyosunun bildirdiğine göre Şanghay'daki temizleme hareket­leri dün sona ermiş bulunmaktadır. Çar­pışmalar durmuştur. Şanghay - Woos-oung Millî Kuvvetler Garnizon Komu­tanı General Lui - Tchang - Hi Emri altında kalan 40 bin kişiyi Sou - Tcheou bölgesi Kuzeyine götürmüştür. Bu kuv­vetler burada millî kurtuluş ordusu tarafından silâhtan tecrid edilecekler­dir.

30Mayıs 1949

— Paris:

Çin Komünist Radyosunun bildirdiğine göre, Kouang - Toung eyaletinin Kuzey [Doğusunda aralarında Hing Niüg'de da­hil olmak üzerinde dört şehir komünist elemanlar tarafından işgal edilmiştir.

Aynı eyalette, milliyetçi milis kuvvet­lerinden iki alay komünistlerle birlikte sava şmaiktadır lar.

Aynı kaynaklardan bildirildiğine göre, Şanghay savaşında dün akşama kadar miliyetçi kuvvetlere mensup 100.000 subay ve er teslim olmuş veya esir edil­miştir.

Kuzey Çin'de mahalli komünist eleman­ları Han Nehri Güney kıyısı üzerindeki Pa:'o.o'yu işgal etmişlerdir. Kaçmağa te­şebbüs eden 27 dnci miliyetçi orduya mensup bir alay şehrin dış mahallelerin­deimhaedilmiştir.

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106