13.3.1949
×

Hakkında

Künye

İletişim

Basın ve Yayın Genel Müdürlüğü


Sayı: 184

1-31 Mart 1949


Ayın Politik ve Ekonomik Olayları

I-TÜRKİYE a:İÇERDE

OLAYLARIN TAKVİMİ.


1Mart 1949

— İstanbul:

Genelkurmay Başkanlığının emri üze­rine Harp Akademisine merbut olmak üzere (kurulan Yüksek Komuta Akade­misinin açılış töreni bugün saat 15 te Yıldiz'dalki binada yapılmıştır Törende Birinci Ordu Komutan Vekili Korgeneral Şetıap Gürler, Harp Aka­demisi Komutanı Korgeneral Fefzi Men-giiç, Türkiye'deM Amerikan Askerî Yar­dım Heyeti Başkanı General Mac Bride, Yüksek Komuta Akademisine hazırlık olmak üzere açılan kursun Komutanı Tümgeneral Necati Tacan, Harp Akade­misi kara, deniz ve hava akademileri, Komutanları, Ikursa iştirak edecek ge­neraller ve yüksek rütbeli subaylarla ibasm mensupları ve Birleşik Amerika Başkonsolosu Mac Donald hazır 'bulun­muşlardır.

2Mart 1949

istanbul:

Milletlerarası İmar ve Kalkınma Ban­kası Başkan Yardımcısı R. L. Garner, bugün öğleye doğru Bölge 'Sanayi 'Bir­liği Yönetim Kurulu üyeleri ile bir ko-mışrne. yapmıştır.

Konuşma, özel sanayie yapılması bahis konusu olan yardımın teşkili derpiş edi­len Sanayi Kredi 'Bankası vasıtasiyle ya­pılmasında fayda olacağı esası üzerin­de cereyan etmiştir.

Garner, bir harfta sonra tekrar "bura­dan geçerken bu mevzuu üzerinde ken­disine mufassal bir nota verilmesini sanayicilerden rica etmiştir.

—İstambul:

Bugün saat 17.10 da Sütlüce'de Emekli General Nuri Küligil'e alt hususi silâit fabrikası kimyahanesinde bir tecrübe sırasında şiddetli bir infilâk vukubul-muş ve 'hemen hemen istanbul'un her tarafından duyulmuştur. İnfilâk ara­lıklı devam etmekte ve fabrika yan­maktadır. Vali, İstanbul Komutanı ve Emniyet Müdürü deırhai kaza yerine gitmişlerdir.

Patlamaya yakın bölgelerdeki evler­den bazıları harap olmuş ve 40-50 ağır ve hafif yaralı çıkarılmıştır. Tehlike­nin büyük olmasından dolayı patlama yerine 2 kilometre içeriye kimse bıra-kılmamaktadır. İtfaiye derhal vazifesi­ne koşmuştur. Fakat 'ateşe yaklaşmak imkânı yoktur. Maalesef altı Kişilik bir itfaiye arabası, içindekilerle beraber toprağa gömülmüştür.

Sağlık müdürü 'hastanelerde lüzumlu tedbiri almış ve çok sayıda yaraîı gel­mesi ihtimali karşısında hazırlıklı bu­lunulmasını bildirmiştir..

3 Mart 1949

—İstanbul:

Sütlüce infilâk mahalline gönderdiğimiz muhabirimiz bildiriyor:

Dün akşam büyük bir faciaya meydan veren yangın, bugün' tamamen söndü­rülmüş vaziyettedir. Bütün Gece ken­dini harcarcasina çalışan itfaiye, yan-gvoan infilâkli maddeler depolarına si­rayetine mâni olmuştur. İtfaiye bir ih­tiyat tedbiri olmak üzere enkaza su sık­maktadır.

Temizleme işine başlanmış ve enkaz 'al­tından 7 ceset çıkarılmıştır. Ayrıca 25 kol ve bacak bulunmuştur.

Tahkikat neticesinde yangının, kapsül­lerin muhafaza edildiği dolapta harare­tin yüksel meşinden iflıeH geldiği anlaşıl­mıştır.

Enkaz kaldırılınca kayıp miktarı tam olarak anlaşılacaktır.

—Ankara:

înşaatı tamamlanmış bulunan Ankara Doğum ve Çocuk 'Evi bugün saat 16.30 da törenle açılmıştır.

Törende 'Büyük Millet Meclisi Başkanı Şükrü Saraçoğlu, Başbakan Şemsettin Günaltay, Başbakan Yardımcısı Nihat Erim, Bakanlar, eski Başbakan Trab­zon Milletvekili Hasan Saka, Milletve­killeri, Ankara Valisi, Belediye Başkanı, Emniyet Müdürü, ibaUtanlıklan- Meri ge­lenleri, şehrimiz tıp tesisleri profesör ve idarecileri, doktorlarımız vesair da­vetliler hazır bulunmuşlardır.

Törene İstiklâl Marşiyle başlanılmış ve Sağlık Bakanı 'kısa bir hitabede bulu­narak, Cumhuriyet hükümetlerinin Türik anasına ve nüfus dâvasına verdiği ehemmiyetin yeni bir delili olan ibu modern müessesenin yatara Ankara'nın değil bütün civar il ve ilçelerin: İhtiya­cınıkarşılayabilecek evsaftaolduğu açıklamış ve binanın her türlü lüksten âri en modern tesisleri ihtiva ettiği hal­de 4,5 milyon liraya mal olduğunu be­lirtmiş, hastanenin yapılmasına büyük yardımı olan eski Başbakan Refik Saydam'Ia Ankara Valisi Nevzat Tandoğan'ı rahmetle; ve evvelce An­kara Doğum Evi Başhekimi olan Dr; Zekâi Tahir İBurak'm bu işe Mehmetçik gibi canla başla 'sarılarak başardığını, bugün de işin başmda bulunduğunu söy-liyerek, kendisini takdirle anmış ve (Ba­yındırlık Bakanlığı mimar ve mühendis­lerine teşekkür ederek, Türk anasına ve milletine hayırlı olması temennisiyle sözlerine son vermiştir.

Sağlık Bakanını takiben bir konuşma yapan Hastane Başhekimi Zekâi Tahir Burak'ta, Ankara'nın ilk doğum eviy­le bugünkü modern sağlık müessesele­rinin bir ımukayes esini yapmış ve fouîıa-yırh işin (başarılmasında ilk emri veren Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'ye minnet­tarlığını sunarafe eserin (bütün yardımcı­larına teşekkür etmiştir.

Bundan sonra O Biiyük Millet Meclisi Başkanı Şükrü Saraçoğlu yeni hastane­nin hayırlı olması temennisiyle kurdelâ-yı keserek açmış ve misafirler hastane­yi gezmişlerdir.

Yeni hastanede 300 oda, 250 yatak ve üç ameliyathane vardır. En modern te­sislerle teçhiz edilmiş bulunmaktadır. Hastanenin Önümüzdeki Pazartesi gü­nünden itibaren hasta kabul edeceği ka-rarlaşmış ve ilân edilmişken Millî Sa­vunma Bakanlığında Başgedikli Şerif Uncu, eşi Nadide TJncu'yu hastaneye getirmiş ve bu suretle töreni mütaaJkıp-ilk hasta kabul edilmiştir.

Diğer taraftan inşaatı sona ermiş bulu­nan Ankara iSağilık Okulu da bugün. saat 15 te törenle açılmıştır.

4 Mart 1949

—İstanbul:

Cumhurbaşkanı İsmet înönü bugün.' saat 11.30 da Çankaya Köşkünde Mil­letlerarası İmar ve Kalkınma Bankası Başkam Yardımcısı M. Robert, L. Gar-ner'i kabul buyurmuşlardır. Bu fkalbul^ de Devlet Bakanı NurulJah Esat 'Sümer de hazır bulunmuştur.

8 Mart 1949

—Ankara:

Cumhurbaşkanı ismet inönü bugün Tıp Fakültesi Talebe Cemiyetinden dört ki­şilik bir heyeti kabul buyurmuşlardır.

14 Mart 1949

—Ankara:

122 nci Tıp Bayramı bu sabah saat 10 da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi konfe­rans salonunda yapılan büyük bir tören­le kutlanmıştır.

Cumhurbaşkanı İsmet înönü, Başbakan

Şemsettin Günaltay, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nihat Erim, Ba­kanlar, Milletvekilleri, Tıp Fakültesi Profesör ve Doçentleri, şehrimizdeki doktorlar ve kalabalık bir öğrenci küt­lesinin hazır bulunduğu bu kutlama tö­renine Harb Okulu Bandosunun iştira­kiyle söylenen istiklâl Marşiyle başlan­mış ve bîr kaç gün evvel kaybettiğimiz değerli Türk Alimi İstanbul Milletvekili Akil Muhtar özden için beş dakikalık bir saygı duruşu yapıldıktan sonra Tıp Fakültesi Dekanı Profesör Nüzhet Şakir Dirisu yaptığı bir konuşma İle 122 nci Tıp Bayramını açmıştır.

Bu konuşmasında Türk hekimliğinin ge­çirdiği safahata da temas edea Nüzhet Şakir Dirisu, Türk. hekimliğinin cumhu­riyet devrindeki inkişafına işaret etmiş ve memleketimizin sağlık kalkınmasında genç hekimlerimizin Ödevleri üzerinde durmuştur.

Dekandan sonra Profesör Doktor Mu­hittin Dilemre, uluslararası tıp reform­ları üzerinde, Doçent Doktor Sabit Ok­tay, Türk tıbbı hakkında, 5 inci sınıf öğ­rencilerinden Zeki Uygur genç hekimler hakkında birer konuşma yapmışlardır.

Tören, Tıp Bayramı münasebetiyle mem­leketin muhtelif yerlerinden gelen tebrik telgraflarının okunmasını mütaakıp Ta­lebe Cemiyeti Başkanı Melih Gürgün'ün bir söylevi ile sona ermiştir.

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Tıp Bay­ramında bulunmak üzere gelişlerinde ve ayrılışlarında, öğrenciler tarafından bü­yük tezahüratla karşılanmıştır.

15 Mart 1949

— Adana:

Ebedî Şef Atatürk'ün Adana'yı ilk teş­riflerinin yıldönümü bugün şehrimizde heyecanlı törenlerle kutlanmıştır.

Sabahın ilk saatlerinden itibaren ayyıl-dizlı bayraklarla donatılan şehir gecenin geç vaktine kadar 26 yıl önceki günün heyecanını bir defa daha içinden duy­muştur.

Halk saat 16 da Halkevinde toplanan ve başta Vali Vekili, Garnizon Komutanı, Belediye, Halkevi, C. H. P. ve D. P. baş­kanları olduğu halde izciler, okul öğren­cileri ve kalabalık bir halk kütlesi yürü­yüşe geçerek Ebedî Şefin Adana'ya ilk gelişinde ilsamet ettikleri evi ziyaret et­mişlerdir. Burada genç bir hatip bir ko­nuşma yaparak, günün mânasını belirt­miş, başka bir genç de heyecanlı bir şiir okumuştur.

Daha sonrfa Atatürk Anıtına gidilerek hazırlanan çelenkier törenle anıta konul­muştur. Yapılan konuşma ve okunan şiirlerle buradaki törene son verilmiştir. Gece saat 20,30 da Halkevinde bir top­lantı yapılmıştır. İl ve şehir ileri gelen­leri ile seçkin bir kitlenin hazır bulundu­ğu bu toplantı aziz Atatürk'ün hayatı ve şahsiyetini belirten bir konuşma ile açıl­mış, mütaakıben okunan heyecanlı şiir­lerle geceye son verilmiştir.

18 Mart 1949

— Çanakkale:

18 Mart 1915 Çanakkale zaferinin 34 ün­cü yıî dönümü bu gün Ankara ve istan­bul'dan gelen yüksek tahsil gençliğinin de katıidığî muhteşem bir törenle kut­lanmıştır.

Havanın kapalı ve soğuk olmasına rağ­men Çanakkalelüer ve civar ilçelerden de gelenlerin teşkil ettiği binlerce kişilik, halk topluluğu, kara ve deniz kuvvet­lerimize mensup birliklerin, okulların yer almış bulundukları Cumhuriyet Ala­nında toplanmış bulunuyordu.

Tören, tam saat 10 da Vali, Komutan ve Belediye Başkanı alana gelerek askerî birlikleri,Öğrencileri vehalkıseiâmla-malariyle ve yaşadıkları günü kutlama-lariyle başlamış ve bunu takiben halkın da İştirakiyle söylenen İstiklâl Marşı ile şanlı bayrağımız şeref direğine çekilmiş­tir.

Daha sonra Vilâyet, Ordu, Belediye, o-kullar ve yüksek tahsil gençliği üe te­şekküller adına Atatürk Anıtına çelenk-ler konmuş, bu büyük günün önemini be­lirten söylevler verilmiştir.

tik söylev, Çanakkale savaşma iştirak etmiş olan emekli subay Halil Dilmaç tarafından verilmiştir.

Halil Dilmaç'm 18 Mart zaferini ve Ça­nakkale ' savaşları ile bu savaşlardaki kahramanlık safhalarını yaşatan söyle­vinden sonra Çanakkale îıalkı ve yüiksefk tahsil gençliği adına heyecanlı hitabeler­de bulunan hatipler gerektiği takdirde Türk Milletinin, babaları, kardeşleri ve oğullarının hayatlarını seve seve feda ettikleri, kanlarını akıttıkları yoldan te­reddütsüz yürüyeceklerini bir defa daha ifade etmişlerdir.

Meydanı dolduran binlerce halkın coş­kun tezahüratına vesiyle veren bu hita­beleri takiben askerî birliklerin ve öğ­rencilerin iştirakiyle bir geçit resmi ya­pılmıştır.

Cumhuriyet alanındaki bu kutlama tö­reninden sonra otomobiller ve otobüsler­le Nara ve' Dardanos mevkiindeki şehit­likler ziyaret edilerek çelenkler konmuş ve her iki şehitlikte birer hitabede bulu­nulmuş ve şehitlerimizin hâtıraları taziz olunmuştur.

22 Mart1949

—- Eskişehir:

Porsuk Çayının yükselmesi neticesi dün îıâsıl olan vaziyette ehemmiyetli bir de­ğişiklik yoktur.

Bugün Öğleden önce sular biraz çekil­miş ise de civara yağmakta olan yağmur ve erimeğe 'başlıyan karlar neticesi su-larm bu gece tekrar yükselmesi muhte­mel görülmektedir.

Barajın kapatılmış olması su taşması­nın genişlememiş olmasında mühim su­rette müessir olmuştur.

25Mart 1949

— İstanbul:

Tanınmış terbiyecilerimizden ve eski Milletvekillerinden Selim 'Sırrı Ter­can'ın 75 İnci yıldönümü bugün saat 16 da Çapa Eğitim Enstitüsünde bir tören­le kutlanmıştır.

Törende Vali ve Belediye Başkanı Dok­tor Lütfü Kırdar, Beden Terbiyesi Ge­nel Müdürü Vıldan Aşır Savaşır, Millî Eğitim Bakanlığı mensupları, davetli­ler ve iSelim Sırrı'nm yakınları hazır bulunmuşlardır.

Enstitü Müdürü kısa bir söylevle töreni açmış, müta-akıben Beden Terbiyesi Ge­nel .Müdürü Vildan Aşir, Salim Sırrı'ya ait hâtıralarını anlatarak kendisine içi yazılı gümüş bir tabaka hediye etmiş­tir.

Bundan sonra 'Selim SırrıTarcan konuş­muş, beden, eğitimi ve sporun genç ne­siller üzerindeki hayırlı tesirlerini ör­nekleriyle anlatmış, kuvvetli terbiyenin millî dâvaları başarmakta rutıa ve be­dene &n yararlı vasıta olduğunu belirt­miştir.

Öğrenciler tarafından «dağ- başmı du­man almış» şarkısiyle başlayan tören öğrencilerin jimnastik gösterileri ve Taroanzeybek oyuniylesona ermiştir.

26Mart 1949

— Edirne

Edirne'nin düşman eline geçmesinin yıl dönümünün acı hâtırası bugün Cumhu­riyet meydanında anılmıştır. Başta vali olmak üzere kalabalık bir halk kitlesinin katıldığı fcu toplantıya saat 15 te hep bir ağızdan söylenen is­tiklâl marşı ile başlanmış, bundan son­ra bir matniga asker tarafından havaya üç el silâh atılmış, hatipler -bu günün mânasını belirterek, acı 'hâtıraları nak­letmişler, öğrenciler bu kara güne ait yazılmış olan şiirleri' okumuşlar, bun­dan sonra kürsüye gelen belediye baş­kanı, devletin bugünkü toarış politika­sından bahisle, bu acı günün artık tari­he karışmış bulunduğunu, Türkiye'nin komşuları ile dost geçinmek azmi ve kararında olduğunu belirtmiştir.

BELGELER.

Dışişleri Bakanımız Sadak'in Anadolu Ajansı Muhabirine demeci :

İstanbul: 10(A. A.)

Avrupa Ekonomik İşbirliği Teşkilâtı İstişare Konseyi Bakanlar Arası Komi­tesi toplantısına iştirak için bir müddettenberi Paris'te bulunmakta olan Dış­işleri Bakanımız Necmeddin Sadak beraberinde Bayan Sadak ve Özel Ka­lem. Müdürü Necdet Kent bulunduğu halde bu sabah saat 7,45'te Panameri-kan uçağiSe Brüksel'den şehrimize gelmiştir.

Dışişleri Bakanımız uçaktan inişinde Anadolu Ajansı Muhabirine aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

«Avrupa Ekonomik İşbirliği İcra Komitesi ve Konseyi toplandı. Ben de top­lantılarda hazır bulunmak üzere Parise gitmiştim. Bakanların bu tonpl an tı­sından maksat bir taraftan Avrupa Ekonomik İşbirliği Teşkilâtını daha iyi yürür bir hale sokmak için bazı tedbirler almak, diğer taraftan Amerika yar­dımının devam edeceği dört sene içinde Avrupa devletleri arasındaki eko­nomik işbirliğinden Avrupa kalkınmasını gerçekleştirecek ve Amerikan yar­dımı bittikten sonra tekrar bu şekilde yardımlara muhtaç bırakmıyacak bir surette müsbet neticeler elde etmek için bazı esaslı prensip kararları al­maktı. Verilen kararlara göre 7 kişilik icra komitesini teşkil eden bakanlar, başkanın istişare komitesi haline sokulmuştur. On altı devletin temsil edil­dikleri konsey senede dört defa bakanların iştirakile toplanacaktır.

İngiliz Hazine Nazırı Sir Stafford Cripps'in büyük bir selâhiyetle hazırla­mış olduğu proje üzerinde tetkikler yapan Bakanlar İstişare Komitesi tadil­lerden sonra bazı prensipleri kabul etmiştir. Bu prensiplerin tatbiki hükü­metlere teklif edilecektir.

Bu prensiplere ne gibi şeylerdir?

Bunların başhcaları, işbirliğine dahil hükümetlerin para istikrarı ve büt­
çe muvazenesi hususunda ne yaptıklarını her -sene teşkilâta bildirmeleri, Avru-
padan dolar bölgesine doğru ihracatın artırılmasına gayret olunması, dolar
sahasından Avrupaya zaruri olmayan ithalâtın azaltılması ve dolar sahasın­
dan gelecek zaruri eşya yerine bunların mümasillerinin Avrupadan tedarik
edilmesi vesaire gibi bazı prensiplerdir.

M. Vişinskinin Sovj'et Dışişleri Bakanlığına getirilişi nasıl karşılanabilir?

Komşumuz Rusya'nıniçişlerinemüdahale etmekaklımızdan geçmez.

"Fakat kanaat şû merkezdedir ki M. Vişinski'nin M. Molotof un yerine Dışiş­leri Bakanlığına gelmesi Sovyet siyasetinde bir değişiklik yapmayacaktır. Türkiye - Rusya arasındaki münasebetler üzerinde tesirine gelince, şimdiden bir şey söylemek mümkün değildir. Bunu zaman gösterecektir.

Akdeniz Paktı hakkında malûmat verirmisiniz?

Akdeniz Paktı hakkında birçok haberler neşredilmektedir. Barış ve güve­
ni Avrupa'nın bu ehemmiyetli bölgesinde koruyacak bir anlaşma bizim de
gayemizdir. Fakat bugün için ortada müsbet birşey yoktur.

—Çaldaris ile görüşmenizden aldığınız intiba nedir?

—Bizden sonra Parise gelmiş bulunan M. Çaldaris ile Paris,te bittabi görüş­
tüm. Fikirlerimiz arasında daima mutabakat vardır. Her iki memleket te Do­
ğu Akdenizde sulh ve sükunun yerleşmesini arzu etmektedir.

Mr. Bevin'le Londra'da mülakatınızdan memnunmusunuz?

Mr. Bevin ile bu son mülakatımdan da fevkalâde memnun dönüyorum.
İki müttefik devlet arasındakigörüş birliğimülakatımızdansonra İngiliz
Hariciyesi tarafından neşredilen tebliğde de ifade edilmişti.»

Dışişleri Bakanımız bu akşam veya yarın akşam Ankara'ya hareket ede­cektir.

6. M. Meclisinin 14 Mart 1949 toplantısı :

Ankara : 14 (A. A.)

Büyük Millet Meclisi on beş günlük bir tatil devresini bitirmiş ve bugün saat 15 te Cevdet Kerim İncedayı'nm başkanlığında toplanarak yeniden çalışma­larına başlamıştır.

Oturum açıldığı zaman gündemin ilk maddeleri olan Rize Milletvekili Fahri Kurtulus'un İstanbul Adalet Sarayı yangınında yanan bir dosya hakkındaki sözlü sorusu ile Mardin Milletvekili Mehmet Kâmil Bora'nm Doktor Bedri Noyan'm kesinleşen cezasının İnfaz edilmmemesi sebebi hakkındaki sorusu Adalet Bakanının inceleme gezisinde bulunması dolayısiyle ayın 18 indeki oturuma ve Tokat Milletvekili Recai Güreli'nin de memleketin ekim duru­mu hakkındaki Tarım Bakanlığından sorusu Tarım Bakanının da Ankara'da bulunmaması dolayısiyle ayın 18 inde yap.lacak oturumrna bırakılmıştır. Müteakiben Eskişehir Milletvekili Abidin Potuoğlu ve iki arkadaşının Mil­letvekilleri ödeneklerine yapılan zam hakkındaki 5142 sayılı kanunun kal­dırılmasına dair kanun teklifinin müzakeresine geçilmiş, söz alan teklif sa­hibi Demokrat Eskişehir Milletvekili Abidin Poluoğlu kanun tekliflerinin mucip sebeplerini izah ederken memleketin bugün içinde bulunduğu iktisadi ve malî durumu gözden geçirmenin faydalı olacağı mütalâasında bulundu­ğunu söyliyerek bu konuda görüşlerini açıklamış ve teklifinin kabulünü is­temiştir.

Demokrat Kayseri Milletvekili Kâmil Gündeş'de kabaran bütçe masrafları, karşısında tasarrufa gitmenin lâzım geldiğini söyliyerek Milletvekilleri öde­neğinin indrilmesini istemiştir.

Müstakil Demokrat Afyon Milletvekili Hasan Dinçer de Müstakil Demok­ratlar Grupunun bu husustaki düşüncelerini bütçe müzakereleri dolayısiyle açıklanmış olduğunu işaretle kendilerinin de Abidin Potuoğlu ve arkadaş­larının teklifine müzahir olduklarını bildirmiştir.

Bunun üzerine söz alan Bütçe Komisyonu Sözcüsü C. H. P. Niğde Millet­vekili Rıfat Gürsoy da Abidİn Potuoğlu ve arkadaşlarının teklifinin bütçe tasarısının kabulünden evvel yapılarak bütçedeki artışın tasarrufla karşıla­manın hedef tuttuğunu söyliyerek bütçe müzakereleri dolayısiyle tasarruf mevzuunun neticeye bağlanmış olduğunu bildirmiştir.

Mütakıben milletvekili ödeneklerinin geçirdiği safhaü izah eden Rıfat Gür­soy, zamdan evvelki durumla bugünkü durumun mukayesesini de yapmış ve zam neticesinde milletvekillerinin bu gün 163 lira 93 kuruş fazla aldıklarını belirtmiştir.

Devlet baremine dâhil memurların maaşlariyle milletvekillerinin Ödenekleri arasında bir mukayese de yapan sözcü memur maaşlarına muhtelif zaman­lardan sonra birinci derece memurlarının ikinci derece memurlarının maaş­larının milletvekillerinin ödeneklerinden fazla olduğuna işaret etmiş ve üçüncü derece bazı memurların da daha fazla para almakta olduklarını bil­dirmiş ve Komisyonda yapılan uzun müzakerelerden sonra zam için ileri sü­rülen esbabı mucibede bir değişiklik olmadığı neticesine varıldığına kayde­derek teklifin reddini ve Komisyon raporunun kabulünü istemiştir.

Sözcünün konuşmasını takiben söz alan Millet Partisi Denizli Milletvekili Reşat Aydınlı da bu ödeneklerin indirilmesi etrafındaki görüşlerini bildir­miş ve teklifin kabulünü istemiştir.

Bu görşmeler sonunda komisyon raporunun reddedilmesi hakkında Potuoğ-Tu'nun Önergesi oya konmuş ve reddedilerek Bütçe Komisyonunun raporu kabul edilmiştir.

Daha sonra yine Eskişehir Milletvekili Abidin Potuoğlu ve iki arkadaşının milletvekili yolluklarına yapılan zam hakkındaki 5143 sayılı kanunun kal­dırılmasına dair tekliflerinin görüşülmesine geçilmiş ve söz alan Abidin Po-luoğlu, milletvekillerinin Devlet vesaitinden ücretsiz olarak istifade ettik­lerini ileri sürerek bu yolluklara yapılan zammın kaldırılmasını istemiştir.

Bütçe Komisyonu Sözcüsü Rıfat Gürse}?, bu mütalâaya karşı yolluklara ya­pılan zammın vesaiti nakliye fiyatlarının artmasından ileri geldiğini işaretle bugün için değişmiş bir vaziyet olmadığına göre bu zamların, da kaldırıl­masına mahal olmadığını ileri sürerek Komisyon raporunun kabulünü iste­miştir.

Potuoğlu ve arkadaşlarının önergesi bu tartışma sonunda oya konmuş ve reddedilerek Bütçe Komisyonu raporu aynen kabul edilmiştir.

Mütaakıben gündemde bulunan Tekel Genel Müdürlüğünün1942 yılı bi­lançosunungönderildiğinedairBaşbakanlıktezkeresi,TarımBakanlığına; bağlı bazı okul ve kurumların idaresi hakkındaki kanuna ek kanun tasarısı, Köy Enstitüleri Kanununun 9 uncu maddesinindeğiştirilmesihakkındaki kanun tasarısiyle Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı Kuruluş ve Memurları Kanununa bazı hükümler eklenmesine ve kadro cetvellerinin değiştirilmesine dair olan 5762 Sayılı Kanunun 1 ve 2 sayılı cetvellere bazı kadrolar eklen­mesine dair kanun tasarılarının müzakeresi yapılmıştır.

Yozgat Milletvekili İhsan Olgun ve İsparta Milletvekili Sait KöksaTın Da­hiliye Memurları Kanununun 2 ve 3 üncü maddelerinin değiştirilmesi hak­kındaki kanunla bu kanuna ek 4329 sayılı kanunda değişiklik yapılmasına, dair kanun tekliflerinin müzakeresi sırasında söz alan Milletpartisi Sinop Milletvekili Enver Kök, geçici komisyon çalışmalarını tenkit ederek mil­letvekili seçilen dahiliye memurlarının milletvekilliğinde geçirecekleri müd­detin kıdemlerinden sayılmasının memurlar arasında bir adaletsizlik, yarata­cağını söylemiş ve ikinci maddenin (c) fıkrasındaki milletvekilliği kelime­sinin kanundan çıkarılmasını istemiştir.

Müstakil Demokrat Eskişehir Milletvekili Ahmet Oğuz da adalet mensup­ları ile Millî Eğitim mensuplarının milletvekilliğinde geçirecekleri müddetin kıdem hesabına sayılması hakkının bu seferde Dahiliye Vekâleti memurlarına teşmil edilmekte olmasına mukabil diğer meslek mensuplarının böyle bir hak­tan istifade etmediklerini söylemiş ve meselenin bir prensip dâvası olarak ele alınmasını istemiştir.

Mütaakıben söz alan C. H. P. İsparta Milletvekili Sait Koksal da tekliflerinin. içişleri mevzuatındaki bazı noksanları telâfi etmek gayesini güttüğünü, asıl teklifte bulunmayan bu fıkranın İçişleri Komisyonunda ilâve edildiğini bil­dirmiş ve adalet mensuplariyle millî eğitim mensuplarına bu hakkın tanın­dığını açıklayarak bu mevzuda bir prensip kararıalınmasının daha doğru olacağı mütalâasında bulunmuştur.

C. H. P. Diyarbakır Milletvekili İhsan Hamit Tiğrel de böyle bir hakkın ada­let mensuplariyle millî eğitim mensuplarına tanınmasının esasen bir haksız­lıkolduğunuvememurlararasındaadaletsizlikdoğurduğunusöyüyerek teklifin Bütçe Komisyonuna verilmesini istemiştir.

Müteakiben içişleri mensuplarının milletvekilliiğinde geçirecekleri müddet­lerin kıdemlerinden sayılmaması hakkındaki önergeler oya konmuş ve ka­bul edilmiştir.

Bu tadille İhsan Olgun ve Sait Köksal'm kanun teklifleri kabul edildikten. sonra Esnaf Dernekleri ve Birlikleri hakkındaki Kanun Tasarısının müza­keresi Ticaret Bakanının Mecliste bulunmaması sebebiyle gelecek oturuma, bırakılmış ve gündemin son maddesi olan Devlet Havayolları Genel Müdür­lüğü ihtiyaçları için gelecek yıllara geçei yüklemelere girişilmesi hakkında­ki Kanun Tasarısının müzakeresine başlanılmıştır.

Bu münasebetle söz alan Ulaştırma Bakanı Kemal Satır şunları söylemiştir: Efendim, huzurunuza Devlet Havayolları Genel Müdürlüğü ihtiyaçları için sevkedilmiş bulunan kanun, Bütçe Kanunu çıkmadan evvel Yüksek Meclise sevkedileceği mülahazasile ödeneğe ait kısım bu kanunda gösterilnıemmiştir. Bu kanun bugünkü halinde çıkacak olursa ödeneği Ulaştırma Bakanlığında -vazifesi de Bayındırlık Bakanlığınca olacaktır. Binaenaleyh bunların hep­sinin birden toplanıp huzurunuza gelmesi için bu Kanun Tasarısının Bütçe Komisyonuna havalesini rica ediyorum.

Bakanın açıklamasını takiben Bütçe Komisyonu Başkanı da tasarının Ko­misyona geri verilmesini istemiş ve bu dilek kabul edilerek gündemde görü­şülecek başka bir madde kalmadığından Çarşamba günü saat 15'te toplan­mak üzere oturuma son verilmiştir.

Dışişleri Bakanımız Sadak'ın B. M. Meclisinde Ekonomik İşbirliği ve Âvrupadaki son temasları hakkında hizahatı :

.Ankara: 16 (A. A.J )

Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak bugün Büyük Millet Meclisinde, Türkiye'yi temsil ettiği Ekonomik işbirliği çalışmaları ve Avrupa'daki son temas­ları hakkında aşağıdaki izahatı vermiştir:

Muhterem arkadaşlar,

Marshall Yardım Plânının tatbikatından olarak geçen yıl Paris'te on altı devlet arasında kurulmuş olan Avrupa Ekonomik işbirliği Teşkilâtı Konseyi ve İcra Komitesinin Bakanlar arası toplantılarında Türkiye Cumhuriyet Hükümetini temsil ettim.

Bu hususta Büyük Meclise maruzatta bulunmayı vazife biliyorum.

Toplantıların başlıca hedefi, bir yıllık tecrübelerden istifade ederek teşkilâtı daha iyi yürür bir hale koymak ve Avrupa kalkınmasını hızlaştırarak Av­rupa'yı Amerikan yardımı bittikten sonra kendi kendine yaşar bir duruma getirmek için şimdiden tedbirler almaktı.

Verilen kararlar arasında İcra Komitesini teşkil eden yedi devletin Bakanla­rının Konsey Başkanı yanında bir istişare komitesi halinde sık sık buluşma­ları ve Konseyi teşkil eden on aîtı Devlet Bakanlarının senede dört defa top­lanmaları suretiyle teşkilâtın siyasi otoritesini ve salâhiyetini artırmak gibi tedbirler vardır.

Avrupa kalkınmasını, dört sene sonra, dışardan yardıma muhtaç olmaya­cak surette sağlamak için de bazı umumi ekonomik kararlar alınmıştır.

Bakanlararası İstişare Komitesine. İngiliz Hazine Bakanı Sir Stafford Crip-ps'in hazırladığı ilk tasarı son celselerde Amerikan Yardım Temsilcisi M. Harriman'm da iştirakiyle gözden geçirilerek ve üzerinde tadiller yapılarak

Bu münasebetle söz alan Ulaştırma Bakanı Kemal Satır şunları söylemiştir: Efendim, huzurunuza Devlet Havayolları Genel Müdürlüğü, ihtiyaçları için sevkedilmiş bulunan kanun, Bütçe Kanunu çıkmadan evvel Yüksek Meclise sevkedileceği mülahazasile ödeneğe ait kısım bu kanunda gösterilmemmiştir. Bu kanun bugünkü halinde çıkacak olursa ödeneği Ulaştırma Bakanlığında vazifesi de Bayındırlık Bakanlığınca olacaktır. Binaenaleyh bunların hep--sinin birden toplanıp huzurunuza gelmesi için bu Kanun Tasarısının Bütçe Komisyonuna havalesini rica ediyorum.

Bakanın açıklamasını takiben Bütçe Komisyonu Başkanı da tasarının Ko­misyona geri verilmesini istemiş ve bu dilek kabul edilerek gündemde görü­şülecek başka bir madde kalmadığından Çarşamba günü saat 15'te toplan­mak üzere oturuma son verilmiştir.

Dışişleri Bakanımız Sadak'in B. M. Meclisinde Ekonomik İşbirliği ve Avrupadaki son temasları hakkında hizahatı :

Ankara : 16 (A. A.)

Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak bugün Büyük Millet Meclisinde, Türki-;ye'yi temsil ettiği Ekonomik işbirliği çalışmaları ve Avrupa'daki son temas­ları hakkında aşağıdaki izahatı vermiştir:

Muhterem arkadaşlar,

Marshall Yardım Plânının tatbikatından olarak geçen yıl Paris'te on altı-devlet arasında kurulmuş olan Avrupa Ekonomik İşbirliği Teşkilâtı Konseyi ve icra Komitesinin Bakanlar arası toplantılarında Türkiye Cumhuriyet Hükümetini temsil ettim.

Bu hususta Büyük Meclise maruzatta bulunmayı vazife biliyorum.

Toplantıların başlıca hedefi, bir yıllık tecrübelerden istifade ederek teşkilâtı daha iyi yürür bir hale koymak ve Avrupa kalkınmasını hızlaştırarak Av-rupa'y1 Amerikan yardımı bittikten sonra kendi kendine yaşar bir duruma getirmek için şimdiden tedbirler almaktı.

Verilen kararlar arasında İcra Komitesini teşkil eden yedi devletin Bakanla­rının Konsey Başkanı yanında bir istişare komitesi halinde sık sık buluşma­ları ve Konseyi teşkil eden on altı Devlet Bakanlarının senede dört defa top­lanmaları suretiyle teşkilâtın siyasi otoritesini ve salâhiyetini artırmak gibi tedbirler vardır.

Avrupa kalkınmasını, dört sene sonra, dışardan yardıma muhtaç olmaya­cak surette sağlamak için de bazı umumi ekonomik kararlar alınmıştır.

Bakanlararası İstişare Komitesine, İngiliz Hazine Bakanı Sir Stafford Crip-ps'in hazırladığı ilk tasarı son celselerde Amerikan Yardım Temsilcisi M. Harriman'm da iştirakiyle gözden geçirilerek ve üzerinde tadiller yapılarak

kabul edilmiştir. Bu proje bütün ilgili hükümetlere verilecek Mayıs ayında toplanacak olan Konseyin tasvibine sunulacaktır.

Bu ekonomik kalkınma projesi sekiz prensibe dayanan bir iş hareket plâ­nıdır.

Bu prensiplere göre, 1949 yılı, millî plân sahasında, Avrupa'nın malî para istikrarı yılı olmalıdır. Bunun için her üye devlet, Mayıs başına kadar (bütçe esrarına halel gelmemek şartiyle) mali vaziyeti hakkında teşkilâta bir rapor verecektir.

Avrupa kalkınmasının baş şartı, ihracatın süratle artırılmasıdır. Her mem­leket, bilhassa dolar bölgesine ihracatını artırmak, istihsali fazlalaştırmak, ticaret engellerini azaltmak, ham maddeleri tevzi etmek, dahilî talebi kıs­mak için ne gibi hususi tedbirler aldığını bir raporla teşkilâta bildirecektir. Avrupa ekonomisi için büyük tehlike, yardım programı sona erdiği zaman ithalâtın birdenbire ve kesin olarak azalmasıdır. Bu tehlikeyi önlemek için cari ithalât programları devamlı tetkik edilmeli, bilhassa, hayati ehemmi­yette olmayan dolar tediyeli ithalât tenkis edilmeli ve bu suretle, dolarla öde­nen ithalât ile eldeki kaynaklar arasında muvazene, mümkün mertebe tesis olunmalıdır.

Avrupa'nın iç muvazenesizliklerini gidermek için, Avrupa memleketleri ara-S! bir tediye sistemi sayesinde, üye memleketler arasında salim mübadele­lerin genişlemesini intaçedecek tedbirleralınmalıdır.

Envestisman ve yenileştirme gayretleri, rasyonel ve müşterek bir plân mu­cibince şu şekilde devam etmelidir:

a)Avrupa'nın ihtiyaçlarındanveihracat imkânlarından üstün biristihsal
kudreti yaratmak suretiyle eldeki kaynakları israf etmemek.

b)Avrupa'nın dış âlemde tediye muvazenesini İslah etmeye ve bilhassa do­
lar açığını sür'atle kapamaya en çok yarayan projeleri seçmek.

c)Deniz aşırı yerlerdeki envestismanlara hususî bir yer ayırmak.

Bunlardan başka devletlerin, müşterek kararlar alabilmeleri için, kendi ara­larında bir haberleşme mekanizması vasıtasiyle envestismanlarımn koordone edilmesi temin olunacaktır.

Avrupa'nın bazı yerlerindeki fazla nüfus meselesinin halli tavsiye edilmek­ledir.

Nihayet, üye devletler, her yıl teşkilâta raporlar vererek programlarındaki gayelerin, bu prensipler göz önünde tutularak, gerçekleşmesi hususunda el­de ettikleri terakkileri bildireceklerdir. İcra Komitesi bu raporları tetkik ede­cektir.

Bu proje, arz ettiğim gibi, hükümetlerin tetkik ve tasvibine sunularak Ma­yıs ayında Konseyce karar altına alınacağı için; Büyük Meclis huzurunda şimdiden daha fazla tafsilât ve teferruata girerek sizleri yormak istemi­yorum.

Bu maruzatım, Ekonomik İşbirliği Teşkilâtının Avrupa Ticaret ve Ekono­mi hayatında oynamak niyetinde olduğu büyük rolü Avrupa kalkınması bakımından 16 devletin, gerek millî gerek müşterek sahada, yapıcı gayret­ler sarfında ne derece ehemmiyet verdiklerini ve esasen, Amerika'nın Av­rupa devletlerine şu bu şartlarla yardım ettiğini göstermeğe yeter sanırım.

Avrupa Ekonomik İşbirliği Teşkilâtı içinde faal ve faydalı bir unsur olma­ğa çalışmak ve kendi kalkınmamız için bizzat muhtaç bulunduğumuz yar­dımı görerek o nisbette Avrupa kalkınmasına yardım etmek başlıca gaye­mizdir.

Ekonomik İşbirliği Toplantılarına gitmek fırsatından İstifade ederek bazı te­maslarda bulundum. Bu temaslarımdan ve bu münasebetle bazı siyasî me­selelerden de kısaca bahsetmek isterim.

Paris'te bulunacağım günlerde kendisi ile görüşmek için mülakat tesbitini rica ettiğim Mr. Bevin Paris Toplantısına iştirak edemiyeceğini ve eğer Londra'ya uğrayabilirsem benimle görüşmekten fevkalâde memnun olacağı­nı bildirmek nezâketini gösterdi. Bu suretle Londra'ya gittim. Mr. Bevin ile uzun mülakatımız esnasında iki müttefik memleketi ilgilendiren meseleleri ve dünya hâdiselerini gözden geçirdik. Bugünkü dünya ahvâli içinde iki devletin menfaatlerinin tanıamiyle uygun bulunduğunu ve siyasî sahada iş­birliğimizin sulhe büyük hizmetleri olduğunu ve olacağını bir kerre daha müşahede ettik. Mr. Bevin'in, Türk - İngiliz ittifakının İngiltere siyasetinde başlıca unsurlardan olduğunu teyid ettiğini huzurunuzda ifade etmekle bah­tiyarım.

Paris'te Fransa Dışişleri Bakanı M. Schuman ile birkaç defa görüşmek im­kânını buldum, iki dost memleketin Akdeniz'de müşterek sulh ve emniyet menfaatlerinin değişmez olduğunda ve işbirliğimizin yakın gelecekte daha fazla gelişmesi lüzumunda kendisi ile hemfikiriz.

Sayın arkadaşlar,

Son zamanlarda bütün dünyayı meşgul eden meselelerin" başında Atlantik
Paktı geilyor. Yüksek Meclisçe bilindiği gibi, Brüksel ittifakına dahil 5 Batı
Avrupa devletine Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada'nın iltihakı nVya-
pılacak andlaşma bir Atlantik müdafaa sistemi halinde kurulmaktadır. Bu
andlaşmaya girmeğe diğer bazı Atlantik Devletleri de davat edilmişlerdir.
Buna, bazı hususi sebep ve mülâhazalar ileri sürülerek, bir- Atlantik mem­
leketi olmayan İtalya'nın girmesi de bekleniyormuş.

Bundan evvel, memleket içinde ve dışında .basma söylediğim gibi, Şimal At­lantik Paktı adı verilen ve mahdut bir 'coğrafya bölgesine inhisar edeceği, ku­rucuları tarafından bize sarih surette ifade edilmiş olan bu karşılıklı' askerî yardım andlaşmasma, Atlantik kıyılarında bulunmayan Türkiye'nin girme­si bahis mevzuu değildir. Bununla beraber, sulha ve emniyete hizmet Vden her^ andlaşmamn gerçekleşmesini Türkiye memnuniyetle karşılar? Ameri-1 ka'yı,- tarihinde ilk .defa olarak Avrupa'da sulh ve emniyetin müdafaasına iştirake ahden bağlayan bu büyük hâdiseyi, Avrupa milletlerine huzur vermesi ve her türlü tecavüzü önleyerek harbe engel olması bakımından biz de çok hayırlı saymaktayız.

Avrupa'da sulhun ve emniyetin, Birleşmiş Milletler yasası çerçevesi içinde, "bölge anlaşmaları ile gerçekleşebileceğine inanıyoruz. Yine Avrupa'da sulh ve emniyetin ancak bir bütün olarak korunabileceğine inandığımız içindir ki, emniyet sistemlerinin başka bölgelere de teşmiline, sırf sulhun korunması bakımından, taraftarız. Bir Akdeniz Paktı hakkında son günlerde dünya ba-sınmda çıkan haber ve mütalâalar bu ihtiyacın, bu idealin, dünya efkârında bulduğu makesin açık ifadesidir. Birçok şartlara ve imkânlara bağlı olan bu pakt hakkında alınmış bir karar henüz yoktur.

Türkiye'nin dahil bulunduğu bölgede sulh ve emniyetin korunması için ne gibi tedbirler alınabileceği hakkında İngiltere ve Amerika'da sıkı temas ve teşebbüslerimiz devam ediyor.

Aziz arkadaşlar,

Müşahede ve temaslardan edindiğim intiba yine şudur ki, geçen son bahar­dan bugüne kadar Avrupa'da gerginliğin azaldığını gösteren hiç bir alamet yoktur. Esefle söylemek lâzımdır ki, dünya ikiye ayrılmış olmakta devam ediyor ve ayrılık git gide artıyor. «Soğuk harp ve ateşsiz harp» adı verilen barışsız sulh bütün şiddetini muhafaza ettiği gibi, gerçek bir sulhun Avrupa milletlerini ne zaman ve ne suretle huzur ve rahata kavuşturacağını hiç kim­se kestiremiyor. Bu halin süregelmesinden, en fazla, zarar gören Türkiye'dir. Dünyanın bu durumunda Türkiye'nin zerre kadar mes'uliyet payı olmadığı halde, bu emniyetsizlik havası karşısında Avrupa'da en ağır müdafaa yü­küne katlanmak zorunda bulunan tek millet Türk Milletidir.

Bunun içindir ki dünyanın barışa kavuşmasını herkesten fazla biz özlüyoruz.
Gene bundan dolayıdır ki sulha ve güvenliğe hizmet edecek imkânları ara­
mağa bütün gayretimizle çalışıyoruz. İittifak ve dostluklarımız hep bu uğur­
dadır,

Aziz arkadaşlar..

İstikbâl ne kadar az aydın olursa olsun geleceği huzur ve emniyetle karşıla­mağa gayret ediyoruz. En zor imtihanları geçirdiğimize kanaatimiz vardır. Türkiye'nin emniyeti, dünyanın emniyeti için esaslı bir mevzu teşkil eitiği kanaatinin her tarafta yerleştiğini müşahade etmekteyiz. Geleceğe sükunla, ümitle bakıyoruz. Bu, sadece, yalnız olmadığımıza, yalnız kalmıyacağımıza emniyetimiz bulunduğundan değildir. Sükûnet ve ümidimizin asıl kaynağı, bilhassa, bu milletin kendine olan emniyeti, kendine olan güvenidir.»

B. M. Meclisinde Dışişleri Bakanımız Sadak'm açıklamasını mütea­kip muhtelif partilere mensup hatiplerin sözleri :

Ankara : 16. (a. a.)

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında Dışişleri Bakanı Necmeddin Sadak'm Türkiye'yi temsil ettiği Ekonomik İşbirliği çalışmaları ve Avrupa'daki son temasları hakkında yaptığı açıklamayı müteakip partilere mensup hatipler söz almışlardır. Bu arada ilk olarak kürsüye gelen Sinop Milletvekili Yusuf Kemal Tengir7 şenk Millet Partisi adına şu beyanatta bulunmuştur:

Fransa ve Büyük Britanya Devletile 19 Teşrinevvel 1939 muahedesini ak­dettiğimiz, o zamanki İngiltere Başvekili Mister Çemberlayn tarafından Avam Kamarasına bildirdiği gün, ben devletin bir işi için Londra'da bulunu­yordum. O gün Mister Çemberlayn Avam Kamarasına, Türkiye Hükümetiy­le ittifak aktedildiğini söyledi.

Ertesi günü ben, muvafık, muhalif bütün gazeteleri aldım okudum. Hepsi hü­kümeti tebrik ediyorlardı. Diyorlardı ki, Türkiye'nin coğrafi mevkii çok ehem­miyetlidir. Stratejik mevkii bu kadar ehemmiyetli olan yerde oturan milletin» harp kabiliyeti asırlardanberi müteaddit muharebelerde tecrübe edilmiştir. Böyle bir yerde oturan ve bu vasıfları haiz olan bir milletle ittifak yaptığın­dan dolayı hükümeti tebrik ediyorlardı.

Şu günlerde biraz endişe edilir gibi oluyor. Bence Muhterem Hariciye Veki­linin söylediği gibi hiç endişeye mahal yoktur. Atlantik Paktına girmemişiz. Giremezdik zaten. Fakat demin arzettiğim o iki değer yok mu, stratejik mev­kiin ehemmiyeti, üstünde oturan mehmedin bahadırlığı.. (Alkışlar) bu da­ima vardır. Onun için arkadaşlar Türk Milleti bu kıymetleri biliyor ve bu kıymetleri takdir ediyor ve Muhterem Hariciye Vekilinden bunların iyi sa­tılmasını bekliyorum. (Bravo sesleri) ve yapacağına ben eminim hatır için söylemiyorum. Yani ben vereceğim, sen de bunu vereceksin, derler, diplo­maside konuşurken. Yalnız, biz bizi himaye edin diye birşey söylemeyiz, deriz ki, siz benden şunu istiyorsunuz, bende de bu değer var. Binaenaleyh benim de şu, şu, şu haklarım var, deriz.

Mister Bevin, kendisine bu defa hücum edildiği vakitte Palâmentoda irad-ettiği nutukta, Şark âlemi için şöyle diyor:

Burmadan, Türkiye'ye, Mısır'a kadar bir âlem vardır, bu âlem ehemmiyetli bir âlemdir. Bundan sonra dünya meselelerinin hallinde bu âlemin kıymeti ve ehemmiyeti olacaktır, bu âlemin istinat divan da Türkiye'dir, diyor. Bi­zim yanımızda Yunanistan'ı da zikrediyor amma ben Yunanistan'ın bizimle beraber bir istinat divan olacağını pek bilmiyorum. Fakat bütün tarih, Tür­kiye'nin bu âlemin istinat dıvarı olduğunu, hattâ bir zamanlar bunun bir kıs­mı mühimminin koruyucusu bulunduğunu pekâlâ bilir. (Bravo sesleri) işte bunun içindir ki Türkiye'nin biz de bu değerini yakından biliyoruz, müsaade ederseniz Büyük Millet Meclisi namına, ve hepimizin de iştirakiyle, ben de âleme söylemek istiyorum ki, biz yalvaracak, sığınacak, ve himaye edilecek bir millet değiliz. (Asla sesleri ve bravo) bunu bütün âlem böyle bil­melidir. Amma filan ve falan yerde menfaatlerimiz vardır, bu müşterek men-faatlarımızm korunması lâzımdır, bu menfaatları beraber koruyacağız ve müşterek hareket edeceğiz, evet beraber koruyacağız. Fakat bizim de men­faatimiz olduğu asla unutulmamalıdır.

Muhterem Hariciye Vekili emniyet sisteminden bahsederek, bu birdir dedi­ler, ben de bunda tanıamiyle kendileriyle beraberini ve kendilerine iştirak edi­yorum. Dünyanın emniyeti bozulursa Türkiye'ye de taalluk edecektir.

Bundan evvelki muharebede Türkiye'nin bilinmiyen hizmetleri vardır, çok büyük hizmetleri vardır. O, bugün söylenmiyor, yavaş yavaş kitaplar da baş­ladı. Bir gün tarih de söyliyecek. Vaktile İngiliz Başvekili Mister Çöreil'in kendisinin söylediği gibi, Türkiye'nin büyük hizmeti vardır, o yine söylüyor. Evet ordumuz daha kuvvetli, silâhlarımız daha yenileşti, filan., Fakat esas o mehmedin ruhunda ve sinirlerindedir. Kuvvetli mevkideyiz. Bu daima bi­linmeli, her hükümet bunu bilmeli. Tarih nazarında onun için emniyet sis­teminde biz de büyük rol oynıyabiliriz. Yine vaktiyle oynadığımız gibi. Dışişleri Bakanımız, muhtelif siyasî adamlarla temas ettiklerinden bahset­tiler ve nihayet sözlerini, bitirirken benim gibi o da istikbale sükûnla bakıyo­ruz, dediler. Biz, kendimize güveniyoruz, bizim çok meziyetlerimiz vardır.' Bunları burada bir Türk çocuğu olarak ben söylemiyeyim, başkaları söylesin. Biz, yumuşak koltuklarda, kuştüyü döşeklerde yaşamış millet değiliz. Mahdut miktarda falan ve filan büyük adamımız böyle bir hayat geçirse bile icabında gelir toprakta yatar, her türlü meşakkate seve seve katlanır. Bu bir meziyet­tir, şimdiki dünyada bu ayrıca bir meziyettir. Onun için dedikleri gibi evet, Türk Milleti istikbale sükûnla bakıyor. Türk Milleti, nereden gelirse gelsin "bütün tehlikelere kendisini, haysiyetine namusuna ve bütün tarihteki vaka­rına yakışacak şekilde müdafaa edecektir. Buna emin olsunlar. Onun için1 başka memleketlerde, bu gibi hallerde müzakere açıp o müzakerelerede Ha­riciye Vekilinin yaptığını beğeniyoruz ve ilerisi için sana itimat ediyoruz der­ler. Ben isterdim ki bu, itimat reye konulsun... Çok yerinde olurdu. Am­ma Ekseriyet Partisi buna lüzum görmedi. Böyle olmamakla beraber hepi­miz itimad ediyoruz ve ben Hariciye Vekiline diyorum ki, Türk Milleti ar-kandadir yürü, kuvvetle yürü... (Sağdan soldan bravo sesleri sürekli alkış­lar.)

C. H. P. Aydın Milletvekili Dr. Mazhar Germen de şunları söylemiştir: Sayın arkadaşlarım,

Benden evvelki hatibin söylediği günlerde Avrupa'da harp ateşinin düştüğü.

Demde Türkiye kendi mevkiini, kendi istiklâlini kendi menfaatini takdir ede­rek bütün dünyaya ve kendisine hizmet etmenin yolunu çok dikkat ve basi­retle ayırmayı bilmiş, Almanya'nın dünyayı titreten ve herkesin müsellemi olan kuvveti ve büyük ordusunun hiç birisini nazara almaksızın kendisine çizdiği yola, emeline en uygun düşen demokrasi ve insaniyet taraftarları nın yanında beraber bulunmayı seçmişti. O demde bu kararı çok mühim ve isa­betli olduğu kadar çok büyük bir karardı. Bütün harp boyunca bütün milletin bildiği gibi küçümsenmiyecek, büyüksenecek adamların ve kuvvetlerin taz­yik denebilecek konuşmaları karşısında kararından, azminden ve imanından-hiç bir şey kaybetmiyerek kendi başına olsa kendi memleketini kendi istik-, lâlini, haysiyetini ve insanlığm. ne taraftan olursa olsun gelecek düşmana' karşı koymakta azimli olarak yerinde kaldı ve sükûn ve kararında sabit kaldi. Hig bir şey kararını değiştirmedi. Harbin sonunda eğer dünya, bugün­künden daha çok fena, daha çok feci bir akıbete uğramadıysa bunu Türk Milletinin, Türk Devletinin ayakta dipdiri kalmasına medyundur, bunu bir Türk çocuğu olarak bir iftihar, ne bileyim bir egozim fikriyle söylemiyorum. Tarih, bütün bunları benden çok daha iyi söyliyecektir. Beni, sulhu korumak yolunda, harbe girmemeği bütün dünya için en doğru yol olduğu kanaatin­den çevirmeğe çalışanlar bu gün hiç şüphe yok ki benim arkamdan bu ba­kımdan benim destanımı soyliyeceklerdir.

Bugün tarih aynı seyri takip ediyor. Ateşli harp bitmiştir. Fakat sulh tekev­vün etmemiştir. Bugün Türkiye, 9-10 sene yıpratıcı hayatının sonunda, hâ­lâ aynı fikir ve kanaat uğrunda kendi memleketi ve kendi şeref ve istiklâli­ni korurken dünyanın yeniden ateşli harbe gitmekte olduğunu ve sulh için •gene Türkiye'nin çok mühim bir kuvvet olduğunu söylersem beni mübala­ğalı bir söz söylemiş saymıyaçağmıza inanırım.

Memleketimi ve dünyayı harbin bittiği günlerde ve senesi içinde benim gör-rdüğüm kadar doğru görmediğini sandığım dünyanın büyük adamları, bugün dünyayı en büyük tehlike sayarak herkesin tereddütsüz kabul ettiği zalim kuvveti sulhu kurup korunmasında en iyi âmil sanarak beni yalnız ve kim­sesiz kalmış gibi fütura sevkettiği devirleri düşünüyorum. Arkasından, hiç şüphe yok, senelerdir devlet kurup, idare etmiş bir milletin zeki çocuklariy-le sık sık yapılan temaslar neticesinde hakikati anlayarak bize hak verdiler, hattâ kendi memleketlerinde kendi teşkilâtı içine kadar sokulmuş, teşkilâtı içine girmiş olan büyük tehlikenin kollarından tutup pervasız atmaktadır. Bugün bu hâdise sönmüş değildir, bütün ateşi ile.devam ediyor, Türkiye'de aynı vaziyette devam ediyor. Bunda hiç bir kimsenin tereddüdü ve şüphesi yoktur. Bunu çok iyi anlamış ve idrâk etmiş olan Anglo-Sakson âlemi ve bil­hassa dünya yüzünde en büyük bir millet olan Amerika Birleşik Devleti, tekrar bir harbe sürüklenmemek için ve dünya sulhunu korumak için çare diye bulduğu Atlantik Paktı gİbi,Marşal Plânı gibi bir takım plânlar ve yer-yer birleşmeler yolu ile müzakereler yapılmaktadır. Marşal Plânında yer vermekte bile tereddüt edilmiş olan Türkiye, yapılmış hesapların yanlış ol­duğu anlaşıldığı gün, Türkiye ordusuna 100 milyon dolar kıymetinde yardım yapmaktadırlar. Türk Ordusu kuvvetli idi ve bu suretle daha da kuvvetlen­di ve daha çok kuvvetlenecektir. Buna hiç kimsenin şüphesi yoktur ve olma­malıdır. Fakat bunun yanı başında şunu.da ilâve etmeliyim ki, yıllardan be­ri büyük tazyik altına iktisadî ve malî sıkıntıya düştüğünde şüphe olmayan Türkiye'nin günler geçtikçe bu sıkıntının azalmasını kolaylaştıracak dünya sulhüne ve medeniyete hizmette, yardımda devamını sağlamak, iktisadî kal­kınma yardımını bu günkünden çok fazlasına çıkarmak lâzımdır.

İslaha muhtaç nehirleri, sulanacak ovaları, demiryolları ve limanlarına tah­sis olunacak yüz milyonlardır ki muhtaç memleketlere ihracat yapmak, muh­taç olduğumuz malzemeleri Amerika'dan dolarla alabilmek sulhu koruma vazifesinde sulh sever milletlerle beraber devam edebilmesi ve lâyık olduğu refah ve huzura kavuşabilmesi için elzemdir. Türkiye halkı çok zekidir, Türkiye arazisi çok verimlidir. İhraç maddelerimiz, Marşal Plânı muci­bince muhtaç memleketlere sevk edilirse bunda büyük faydalar hasıl olur. Biz Marşal Plânı esası dairesinde ihracatımızı arttırmak ve yiyeceğe muhtaç olan memleketlere bu maddeleri sevketmek için bu plânın Türkiye ihtiyaçla-rına ve. vaziyetine uygun tesbiti lâzım gelir. Bizim gibi dünyanın sulhunu ko­rumak ve temin etmek yolunda, kendileri için külfet sayılacak kadar büyük bir borç yükünü üzerine bilerek ve severek almışlar ve bu yardımı yapmak­tadırlar. Amerikalılar Türkiye'nin bu derdini en iyi anlıyacak ve çare bulacak olan memlekettir. Şimdiye kadar Türkiye hakkında gösterdikleri çok iyi gö­rüşlere ve tahassüslere teşekkür borcunu eda etmeği, bir Türk vatandaşı ve Büyük Meclisin bir üyesi olarak kendim için ve sizin namınıza yapılımş bir vazife sayıyorum. (Bravo sesleri)

Hakiki ihtiyaçları, zamanında yapılan operasyonlar temin eder. Aksi ziyan ve israf olur. ingiltere ile ittifak ve Amerika ile sıcak dostluk Türkiye için en aydınlık yol olmakta devam edecektir.

Demokrat Parti Adına da İstanbul Milletvekili Fuat Köprülü şu beyanatta bulunmuştur:

Muhterem arkadaşlar,

Dışişleri Bakanımızın son seyahati hakkında verdiği izahatı memnunlukla karşıladık. Beyanatının sonunda verdiği hükme tamamiyle iştirak ettiğimizi ve esasen eskiden beri daima aynı kanaate sadık kaldığımızı bu vesile İle bir defa daha belirtmek isterim.

Dünyan1 n, harbin bitmesine rağmen sulhun kurulmamasma şahit olması ha­kikaten hazin bir hâdisedir. Fakat bu bir hakikattir. Bu vaziyetler karşısın­da bütün dünya efkârının hâdiseleri, hakikatleri şu üç sene zarfında yavaş yavaş daha vuzuhla, daha açık olarak görmeğe başladığını memnuniyetle kaydetmek icap eder. Türkiye, daha bundan üç sene evvel harici emellere, isteklere karşı, siyasi âleminde hemen hemen yalnız gibi göründüğü zaman­larda bile Türk Milletinin sinir kuvveti, manevî kuvveti en ufak bir bocala­ma ve tereddüt devri geçirmemiştir. (Bravo sesleri)

Ve işte bu tek başına gibi göründüğü devirde, hariçten memleketimiz aleyhi­ne büyük kuvvetlere dayanılarak beslenen kötü emeller karşısında, Türk hal­kının soğuk kanlılığını muhafaza, etmesi, hiç şüphe yok ki, dünyanın sinirleri bozulmaya meyleden bazı milletler üzerinde kuvvetli bir ilaç tesirini1 göster­miştir. (Soldan bravo sesleri)

Arkadaşlar,

Bugün dünyanın iki cepheye ayrılmış bulunduğu ve bunlardan birisinin sulh ve demokrasi cephesi, ötekinin de emperyalist tecavüz cephesi olduğu bir ha­kikattir. Biz İstiklâl Harbimizi muvaffakiyetle bitirdiğimizden beri takip et­tiğimiz dış siyasete tamamiyle sadık kalarak daima demokrasi cephesinde, sulh cephesinde! yer aldık, milletlerin karşılıklı bir anlayışla birbirlerinin toprak­larına, menfaatlerine göz dikmiyerek dostça yasamaları yolunu takip eden bir siyasetin taraftarı olduk, bu gün de aynı siyaseti takip ettiğimizi görmek­le iftihar edebiliriz.:Kendi hakkından ve hakkın kuvvetinden emin olan sulh­sever milletler elbette yavaş yavaş Birleşmiş Milletler Anayasasının hudut­ları içinde mahallî emniyet tedbirleri almaya mecburdurlar. Çünkü daha ilk kuruluşundaki, malumunuz olan kusurlar sebebiyle Birleşmiş Milletler maalesef dünya sulhunu ve emniyetini koruyabilecek bir kuvveti henüz ala­mamış bulunuyor. Bunun da nelerden ileri geldiğini yani doğrudan doğruya emperyalist ve harpçi cepenin, mütecaviz cephenin fena niyetlerinden ileri geldiği cümlenin malumdur. İşte mevzii ittifaklar bölge paktları denilen şey­ler bunun neticesidir. Bu itibarla gerek Atlantik Paktının gerek hâdiselerin tabii seyri icabı olarak onu tamamlayacağı tabii bulunan diğer paktların ma­hiyeti, asla, Moskova Peyklerinin iddia ettikleri gibi bir harp tahrikçiliği, bir tecavüz hazırlığı şeklinde telâkki olunamaz. Bunlar, mütemadi hazırlanan tecavüzlere, taarruzlara ve istilâ emellerine karşı, dünya sulhunu ve dünya medeniyetini korumak maksadiyle girişilen teşebbüslerdir. (Bravo sesleri) Onun için uzun asırların mahsulü olan bugünkü medeniyet şimdi gündert güne inkişaf etmekte bulunan müşterek insanlık duygularını müdafaa eden dünya demokrat milletlerinin bu paktları tamamlayacakları ve kuvvetîerb-direcekleri tabiidir. Bizim bunda zerre kadar şüphemiz yoktur.

Eğer karşı tarafın üç seneden beri her an açıktan ujığâ istila ve tecavüz emel­leri olmasaydı - ki biz bu emellerin en iyi şahidi bulunmaktayız - bu gibi pakt­lara lüzum kalmazdı.

Arkadaşlar,

Doğrudan doğruya bir merkezden aldıkları emirle dünyanın muhtelif mem­leketlerinde Atlantik Paktının hazırlanmasına karşı birden bire, itiraz eden tehdit seslerini, Torez'lerin ve diğer memleketlerdeki komünist partileri şef­lerinin seslerini, tehditlerini bütün insanlığın hatırlaması lâzımdır.

Arkadaşlar,

Bizim bugünkü dünya vaziyetini, bundan evvel yani geçen sene evvelki se­ne ve daha evvelki sene, dünya yüzünde adeta yalnız kaldığımız zamanlar­da nasıl asabımızın tam sükûnunu muhafaza etmiş kuvvetimizden ve hak­kımızdan emin olmuş bulunarak karşılamışsak bu günüde aynı nikbinlikle, aynı sabır ve ümitle karşılamamız icap eder. Bunun sebebi, Türk Milletinin yüksek şuuru, yüksek aklıselimi, dünkü hâdiselerden edindiği tecrübelerle yarınki hâdiselere gün gÖrmüs tecrübeli bir millet sıfatiyle bakabilmek kud-retindedir. Haricî siyasette, yani sulhu ve millî varlığı koruma siyasetinde şeref ve haysiyetini her ne bahasına olursa olsun müdafaa etmek yolu bütün tarihimizde takip edilmiş tek yoldur. Bir zamanlar, hattâ belki şimdi de ma­hiyetleri bence pek malûm olmayan bir takım ehemmiyetsiz mecmualarda: Amerikan yardımı, Truman Doktrinini, «Türkiye Amerika'ya esir oldu, kÖ-le oldu, ücretli asker oldu, kendi askerî hizmetini 100 milyona sattı» tarzında yazılar çıktı. Bunlar, bu demokrat milletin, hürriyeti seven milletin siyasetini birnevi iktisadî emperyalisttik olarak ifade etmek suretiyle, alenen yapama­dıklarını el altından yapmaya çalıştılar, hürriyeti seven o millete karsı bir image001.gifdüşmanlık yaratmak istediler. (Sağdan soldan bravo sesleri, alkışlar) fakat arkadaşlar, Türk Milleti hiç bir zaman bu gibi kötü niyetlere kulak asmamış-cır ve asmıyacaktır.(Bravo sesleri)

Arkadaşlar,

Belki münevver geçinen insanlardan bazıları herhangi bir propagandanın tesiri altında bu yardımları, paktları «bir harp hazırlığı mıdır» diye düşüne­bilirler, 25 sene evvelki gibi Şimal komşumuzla dosluk siyaseti takip edile­mez mi fikrine düşebilirler. Bu gibi tesirlerle şüphelere düşenler buluna­bilir. Amma Türk Milletinin % 90 inim (Çö.99 sesleri) teşkil eden Türk köy­lüsü Türk işçisi hiç bir zaman böyle bir düşünceye kapılmamış ve kapılma­yacaktır arkadaşlar..(Sürekli alkışlar)

Bu yanlış görüşlerin, bu dünya siyaseti hakkındaki yanlış tahminlerin mil­letleri nasıl bir esaret altma götürdüğünü şu çok yakın senelerde gördük. Truraan Doktrini ilân edildiği zaman «Türkiye'yi 100 milyon dolara mı satı­yoruz? kıymetimiz bu mudur?» tarzında lâkırdı sÖyiiyenlerin bu sözleri eğer bir gafletin, bir ters görüşün ifadesi değilse mutlaka bir ihanetin bir hıyane­tin ifadesidir.(Bravo sesleri)

Çekoslovakya'nın Beneş'i gibi Avrupa'nın en ileri gelen diplomatları arasın­da sayılan bir adamın ve onun mesai arkadaşlarının yanlış görüşleriyle mem­leketlerini nereye sürüklediklerini gördük. Vatanperverliklerinden hiç şüp­he olmayan, hattâ vaktiyle Çekoslovakya'nın istiklâlini temin eden bu insan­ların yanlış siyasetleri neticesinde Çekoslovakya'nın nasıl esaret altına düş­tüğünü unutmamak lâzımdır.(Doğru sesleri)

Arkadaşlar,

Eski tarihiten değil, gözünüzün önündeki hâdiselerden ibret almamız icap eder. Çok şükür Türk Milleti, içinden gelen fıtrî duygusuyla, aklıselimiyle bu hakikati çoktan beri anlamıştır. Kendisine bu çeşit propaganda yapan­lara hiç bir zaman yüz vermemiştir. Türk Milleti içinde Torezler'in Togliyatti'lerin ve emsalinin zuhur etmesine belki imkân olabilir. Fa­kat bunların, oralarda olduğu gibi, etraflarına büyük bir kalabalık değil, kü­çük bir kalabalık toplamasına bile imkân yoktur. Bütün milletin vatansever­liği, aklıselimi buna, daima mâni olacaktır. (Bravo sesleri)

Demin burada söz söyliyen iki arkadaş, kendi luymetimizden bahsettiler ve kendi kıymetimize mukabil alacağımız şeylerden ve bu nevi pazarlık mev­zuunda dikka ve meharetten bahsettiler. Halbuki, arkadaşlar, ortada hiç bir pazarlık mevzuu yoktur. Türk Milleti herhangi iyi veya kötü bir pazarlık mukabilinde hizmetini satan ücretli bir millet, ücretli bir asker değildir. (Bra­vo sesleri, alkışlar)

Biz kendi şeref ve istiklâlimizi ve dış siyaset hakkında 25 senedir takibet-tiğimiz «yurtta sulh cihanda sulh» siyasetinin, demokrasinin, insan hürriye­tinin ve insan haklarının galebesi için, diğer aynı kanaatlerde müşterek olan dünyanın demokrat milletleriyle beraber aynı safta aynı gayeye doğru yürüyoruz. Yoksa herhangi başka bir milletin maksadına hizmet için kendimizi kiralamış veya kiralayacak değiliz. Bu hakikatin böyle bilinmesi icap eder. Şerefimizle, haysiyetimizle bu safta, hiçbir taraftan yardım görmesek dahi, "hakkımızdan kuvvetimizden emin olarak ve bilhassa Türk Milletinin vatan­perverliğine ve yüksek aklıselimine güvenerek yürüyoruz ve yürüyeceğiz. "Bu yürüyüş, dünyanın hür milletleri arasında, lâyık olduğumuz yüksek şeref mevkiini bize temin etmiştir ve daima edecektir. Bunun aksini söyliyenler ve söyliyecek olanlar istedikleri kadar bağıra dursunlar. Onlar milletimizin Tju yürüyüşünün önüne asla geçemiyeceklerdir. Sulh, demokrasi, insanlık, kervan yürüyor ve daima yürüyecektir.(Alkışlar.)

C. H. P. Gaziantep Milletvekili Doktor Abdurrahman Melek de şu mütalâada bulundu:

Muhterem Arkdaşlar,

Uzak ve yakın tarih dünyaya bir hakikati göstermiştir ki Türk Milleti, Türk "Vatanına, Türk İstiklâline, Türk Hürriyetine herhangi bir taraftan gelecek tecavüze karşı bütün mevcudiyeti ile vatanını, istiklâlini müdafaa etmek ken­disi için asil bir fırsatın icabıdır.

Arkadaşlar,

Millî mücadele yıllarında nasıl millî bir imanla vatanın, o günkü vaziyet kar­şısında korunmasını temin etmişsek bugün de aynı imanla, vatanın inkişafı nisbetinde ve hattâ namütenahi bir nisbette tier Türk kalbi o derece şahlan­mış bir imanla, doludur.

Bütün dünya ve tarih muvacehesinde Türk Milleti için asıl olan bu hakika­ti dış siyasetimize bir mebde ittihaz etmiş olmakla beraber dünyada sulh ve emniyet tesisi uğrunda vaki olacak her türlü mesaiyi memnuniyetle karşıla­mağı da kendimize bir şiar edinmiş bulunuyoruz.

İkinci Dünya Harbinin medeniyet âlemini büyük tehlikelere maruz bırakan ve hattâ büyük ziyanlara uğratan harp a.teşinin Orta Şarka sirayetine nasıl O günkü hücumlara karşı göksümüzü germek suretiyle, metin kale halinde mukavemet ederek vazife görmüş isek ve harbin sirayetine medeniyetin or­tadan kalkmasına mani olmak hususunda nasıl bir fedakârlık göstermiş isek bunu tarihin büyük adamları nasıl büyük kıymetlerle kaydetmiş ise, bugün için, bundan sonrası için de herhsngi bir surette dünyada medeniyet ve in­sanlık hukukunu tehdit edecek olrn hareketlere karşı da bu suretle müdafaa azmimizi bir kere daha hatırlatmak icap eder.

Bu bakımdan büyük müttefikimiz İngiltere ve çok samimî dostumuz büyük Amerika'nın medeniyet âlemini kurtarmak ve dünya sulh ve emniyetini te­sis etmek hususundaki mesaileri yanında biz de yer almaktan zevk duyarız ve bunu kendimize bir vazife biliriz.

Eğer şu veya bu şekilde şanlı tarihimizden ders almamış ve Türk Milletinin evsaf ve vatanperverlik meziyetlerini tereddütle karşılamış hattâ bunda en ufak bir tereddüt hasıl etmiş kimse varsa, Türk Milletinin bu mukaddes kür-

süsünden bir Türk Milletvekili olarak ilân etmekte bahtiyarlık ve millî bir vazife hissi duyarım ki Türk Milleti tarihte insaniyete ve medeniyete yapmış olduğu hizmetleri bugün de yarın da fazlasiyle yapmak kararındadır. Bu iti­barla dıs iç siyasetimizde ana prensipere tamamen sadık kalarak çok samimî dostumuz Amerika'nın ve müttefikimiz İngiltere'nin dünya sulhunu ve em­niyetini temin edecek bütün çalışmalarına iştirak etmekten memnun kalırız. Hükümetimizin bu yolda yapmış olduğu mesaiyi şükranla kaydederiz. Bu mesainin müsbet neticelerini sabırsızlıkla bekleriz. Türk Milleti elbirliği ola­rak vatanının saadet ve selâmeti, istiklâl ve hürriyeti için şimdiye kadar yaptı­ğı ve bundan sonra da yapacağı fedakârlık ölçüsü ile dünya sulh ve emniyeti­nin tesisi için de çalışmayı göze almıştır.(Bravo sesleri ve alıkışlar)

Müstakil Demokratlar Grupu adına söz alan Eskişehir Milletvekili Ahmet Oğuz da şu açıklamada bulunmuştur:

Muhterem Arkadaşlar,

Yüksek Meclise intisabımdan beri ilk defa memleketin dış politikası hak­kında verilen konuşma imkânı karşısında bilhassa şükranlarımı arzetmek isterim. Bu, belki de yeni girmek istediğimiz sistemin en feyizli neticelerin­den birisi olsa gerektr.

Bendenz, daha evvel söz alan arkadaşların bu sahadaki tecrübe, ince görüş ve dikkatli konuşmaları kadar, ihtisasım olmadığı için bu sahadaki duygu­larımı bir dış işlerinin konuşulması için gereken lisanı seçememek zorunda kalırsam diye özür dilemek istiyorum.

Arkadaşlarj

Türkiye'nin Dış Poitikası bugün nerededir, biz kendimizi nerede görüyoruz? Daha evvelki hâdiselerin tehliline geçmiyeceğim, bütün hâdiseler yüksek malumunuzdur. Sayın Dışişleri Bakanının belirttiği gibi, dünya ikiye bölün­müş, bu iki cephe şimdiden karşılıklı bazı tedbirler almakta ve içten içe ha­zırlanmakta ve savaşmaktadır. Biz Türk Devleti kendi yerimizi bu cepheler­den hangisinde bulunduğumuzu da hep beraber millet olarak tesbit etmiş bu­lunuyoruz. Bunun icaplarını da sonuna kadar götüreceğimizi bütün arkadaş­larım ve sayın Dışişleri Bakanı belirttiler. Fakat ben yine aynı suali soruyo­rum: Bugün Dış Politikada neredeyiz?

Müsaade buyurursanız ben kendi görüşümü kısaca tahlil edeyim: İkide bir bahsediliyor, 1939 yılında aktolunan İngiltere ve Türkiye Anlaşma­sı ve onu daha birkaç hafta evvel Sayın Dışişleri Bakaniyle görüşmesinde Mister Bevin'in de bu ittifakı teyid etmekte olduğunu öğreniyoruz, benim hatırladığıma göre - o günün icaplarına ve totaliter bir zihniyetin tahakküm istidadı karşısında mihver devletlerine müteveccih olmak üzere yapılmış bir karşılıklı ittifak idi ve bunda da yüksek malûmunuz olduğu üzere bir devlet şarta muallak olarak istisna ediyordu. Bu ahda vefanın bugün de devam et­miş olması bence dünyanın aldığı son şekil, dünyanın iktisab ettiği son du­rum muvacehesinde mutlak ve nihaî bir kıymeti olduğu iddiası pek de ileri sürülemez. Bunun haricinde, biz demokrasi safında bulunan milletlerle mu ayyen bir anlaşma ve antlaşmaya henüz imzamızı bugün koymuş değiliz bu, belki derhal yapılması lâzım gelen, yahut da yapılması ajzu edilebilen bir nokta olabilir. Belki bunun üzerinde çalışmalar da mevcuttur. Fakat Atlan­tik Paktı ile olan ilgisizliğimiz belirtildikten sonra ve onu takip eden bir ta­kım hattı hareketin de içinde yerimiz muayyen bulunmadığına göre bütün bu görüşlerin bizim Dış Politikamız ve temayülümüzün ifadesi şeklinde al­mak zorundayız. Binaenaleyh Türkiye'nin Dış Politikasında ve bütün asırlar boyunca olduğu gibi, bugün de Sayın Yusuf Kemal Tengirşenk'in üzerinde İsrara durduğu stratejik mevkiin ehemmiyeti ve Türk ruhunun, Türk as­kerliğinin kendi benliğine, his ettiği kuvvete istinat ettiği hususları esas al­mak lâzım geliyor. Biz bütün tarih boyunca,, yokluğumuz pahasına da olsa, şerefimizi, şu veya bu şekilde çiğnetecek bir millet değiliz. Biz kendi mezi­yetimize güvenerek yokluklar içinde, ayağı çıplak ve hattâ İstiklâl Mücade­lesinde, büyük milletlerin gayet güzel teçhiz edilen kuvvetleri karşısında na­sıl mukavemet ederek muvaffak olmuşsak, bugün de kendi kudret ve kuv­vetimize sığınarak Atom Bombası karşısında dahi Mehmedin yine bu mem­leketi müdafaa etmeğe kadir olduğunu bilhassa belirtmek isterim. (Bravo sesleri) Ancak bu suretledir ki bize yapılacak yardım, bize gösterilecek iyi yüz veya kötü yüz bizim asil kudretimizin, kuvvetimizin kıl kadar oynamasına sebep teşkil edemez. Ancak, dünya çapındaki meselelerin halli sırasında müş­terek menfaatlarm geliştiği noktaların milletlerin Türk Milletine karşı gös­terecekleri, demokrasi âleminin Türk Milletine göstereceği yakınlık hiç şüphe yok ki dâvanın tahakkukuna biran evvel erişmek imkânını bize hazırlar. Bendeniz de yine arkadaşlarımın tekrar ettiği gibi her şeyden evvel kendi kudret ve kabiliyetimizin esas olduğunu, yalnız iktisadi sinaî kabiliyetimiz­le bugünkü istihsal kudretimizle değil, tarih boyunca göstereceğimiz eser­lere, fedakârlıklara göre tâyin ve tesbitinde şüphesiz ki faide vardır.

B. M. Meclisinin 23 Mart tarihli toplantısı :

Ankara : 23. (a. a. ) —

Büyük Millet Meclisi bugün Raif Karadeniz'in Başkanlığında toplamış ve oturum açıldığı zaman İstanbul Milletvekili Dr. Akil Muhtar Özden ve To­kat Milletvekili Galip Pekel'in öldüklerine dair Başbakanlık tezkereleri oku­narak hatıralarına hürmeten ikişer dakikalık saygı duruşu yapıldıktan sonra gündeme devam edilmiştir.

Söz alan Dışişleri Bakanı Necmeddin Sadak, geçen Ekim ayında Avrupa Ekonomik işbirliğine dahil 16 devlet arasında imzalanmış olan tediye ve ta­kas anlaşmasının onanmasına dair tasarının ay sonuna kadar Meclisten çı­karılması zaruretine işaretle tasarının havale edildiği komisyonlardan mü­teşekkil bir karma komisyona verilmesini istemiş ve teklif kabul edilerek tasa­rı Dışişler, Ticaret, Maliye ve Bütçe Komisyonlarından kurulacak karma bir komisyona verilmiştir.

Müteakiben Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu'nun, metruk emvali fuzu-len ellerine geçirenler hakkındaki sorusuna, Hükümet adına cevap veren Sağ­lık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr. Kemali Bayizit bu münasebetle şu açıkla­mada bulunmuştur:

Arkadaşımız Sinan Tekelioğlu'nun sualinde kanun ve nizamata aykırı vesaikle emvali metrukeyi ellerine geçirenler hakkında İskân Dairesince dâva açıldığı ve bu dâvaların reddedildiği beyan edilmekte, bu gibi emvali metrukeyi alan­ların kimler olduğu sorulmakta ve kanunu medeninin 501 inci maddesi hük­münün bunlar hakkında neden tatbik edilmediği de ayrıca bir sual olarak va­zedilmektedir.

Soruda İskân Dairesince dâva açıldığı yazıldığına göre biz istidraden, yapılan tefviz muamelelerine ait İskân Dairesinin yaptığı iptaller ve bu iptaller dola-.yısiyle Maliye Bakanlığınca açılmış olan dâvaların kasdedildİğini anlıyoruz. Malûmu âliniz olduğu üzere 955 den 931 e kadar Lozan Muahedesi hüküm­lerine ve Ankara İtilâfnamesi esaslarına göre mübadillere, bıraktıkları yer­lerdeki gayri menkul mallarına mukabil Türkiye'de ayni kıymette mal ve­rilmiştir, tefviz edilmiştir. 1931 senesinde bir kanunla tefviz muamelelerine son verilmiş ve tefvizden alacaklı kalanlara bono verilmiştir. 1936 senesinde İskân Umum Müdürlüğü Sağlık Bakanlığına geçtikten sonra, İskân Umanı Müdürlüğü ve Maliye Bakanlığının uzmanlarından müteşekkil bir tasfiye Komisyonu teşkil olunmuştur. Bu tafsiye komisyonunda, mübadillere ait bütün meseleler 1945 senesinde tasfiye edilmiştir.

'Tefviz muameleleri yapıldıktan sonra bazı mübadiller hakkında Tafsiye Ko­misyonları teşekkül ettiği vakit İskân Umum Müdürlüğüne bazı ihbar ve şi­kâyetler vaki olmuştur. Yani ibraz ettikleri vesikalar, bıraktıkları yerde ken-sdi mallarının kıymeti vesikalarda gösterdikleri gibi değil, daha dundur, bu­ğrada daha çok mal almışlardır, diye. Bunun üzerinde Tafsiye Komisyonu gerekli tetkikat ve tahkikatını yaptırmış, konsoloslarımız vasıtasiyle mahal­lerinde incelemelerde bulundurulmuş, alman malûmatta vaki şikâyetlerin büyük bir kısmının asılsız olduğu ancak bir kısmının yanlış beyan suretiyle fazla mal iktisap edildiği meselesi meydana çıkmıştır.

Bunun üzerine İskân Genel Müdürlüğü yapılmış olan bu tefviz muamelele­rini hakikî kıymetlerine kadar olan kısmını bırakarak gerisini iptal etmek suretiyle, ikmal etmiş, bu olduktan sonra da tapuları iptal edilen gayrimen-.küllerin durumu fuzulen Hazine emvalini işgal etmek mahiyetinde olduğu için Maliye Bakanlığına bildirmiş ve Maliye Bakanlığı Muhakemat Umum. Müdürlüğü bu gibi eşhas hakkında dâvalar açmıştır. Yalnız 1931 de ve bu tefviz muameleleriyle İskân mevzuatına taallûk eden 1331 Sayılı Kanunun ^dokuzuncu maddesi muvacehesinde kazai merciler yapılan' muameleleri mü­ruru zaman kaydiyle reddetmişlerdir. 1331 sayılı kanunun dokuzuncu maddesi aynen şöyle demektedir: (Mütefevvizlerin uhdelerinde olduğunu bâ ta­ahhütname beyan eyledikleri emval o miktarda olmadığı veyahut usulen uh­delerinde taahhütnamede beyan eyledikleri emval o miktarda olmadığı ve-.yahut uhdelerinde emvali gayri menkule bulunmadığı beş sene zarfında tahakkuk edenlerin istihkaklarından fazla mikdar emval ve vefatı halinde veresesin­den istirdat ve Dahiliye Vekâletinin ig'ariyle tapuları iptal olunacağı gibi bun­lar hakkında 16 Nisan 1320 tarih ve 488 numaralı kanunun" 4 üncü maddesi ahkâmı tatbik olunur) demektedir.

Kazai merciler bu maddeye istinat ederek yapılmış olan müracaatları zaman aşımı yönünden reddetmişlerdir. Bu dâvaların bir kısmı kaybedilmiştir. Bir kısmı ise halen rüyet halindedir. Arkadaşımız Tekelioğlu'nun, kanunu med-deninin 501 inci maddesi zaman aşımını 30 sene kadar derpiş etmektedir neye bu yola gidilmedi şeklindeki sualine gelince, bu madde, gene hukukçuarm be­yanlarına göre Ölülere ait hukuktan mütevellit dâvalar için muteber imiş. O kanunun maddesinin yorumu veya kastı üzerinde bir söz söylememe imkân, yoktur. Şu kadar ki mahkemede kaybedilen dâvalar temyiz edilmiş, temyiz bunları tasdik etmiş, tashihi karar yoluna müracaat edilmiş ve tashihi karar talepleri dahi reddedilmiştir.

Bu gibi ihbar ve dâva açılma muameleleri pek çok olduğu için arkadaşımızın neyi ve kimi kasdettiğini anlayamadığından hepsini teker teker huzurunuz­da sayıp dökmeme maddeten imkân bulamadığımdan mevzuu bu şekilde ay­dınlattığımı umarak sözlerime son veriyorum.

Sağlık Bakanının bu açıklamasını takiben söz alan soru sahibi, Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanmış olan mübadele anlaşmasına ve bu anlaşma­nın hükümlerinin tatbik şekillerine temas ederek, 1929 senesinden sonra ba­zı mübadillerin haksız olarak, millî emlâktan tasarruflar sağlayarak zengin olduklarını ileri sürmüş ve bu hususta bazı isimler ve misaller vererek bu muamelelerin iptalini istemiştir. Medenî kanunun müruru zamana müteal­lik hükümlerine de temas eden Sinan Tekelioğlu, bu hükümlerin bu muame­lelere de şâmil olacağı mütelâasmda bulunmuştur.

Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr. Kemali Bayizit bu mütalâalara karşı da demiştir kî:

Muhterem arkadaşlar, bendeniz konuyu olduğu gibi hülâsa ederek huzu­runuzda arzettim ve dedim ki, İskân Dairesince tefviz muameleleri iptal edil­dikten sonra işin artık İskân cephesinden hiç bir ilgisi kalmaz. Emvali metru-keyi fuzulen işgal edenler hakkında ne gibi umumî hükümler cari ise bu hü­kümlere uyularak, tefviz muamelesi iptal edilerek keyfiyet Maliye Bakanlı­ğına bildirilmiş Maliye Bakanlığı da dâva açmış, fakat dâvalar kaybedilmiş­tir. Mahkemenin verdiği bu kararı Temyiz ve tasdik etmiştir ve vaki tashihi karar talepleri de reddedilmiştir, dedim. Bir taraftan hukuk devletiyiz deriz dururuz. Büyük Millet Meclisi kanun-ısdar eder. Bu kanunlara dayanarak müstakil, muhtar mahkemelerimiz ka­rar verir. Her türlü merdlierden geçer, ondan sonra kanunu maddenin 501 inci maddesinde 30 seneye kadar zaman aşımı hükmü vardır, niye bu yön­den bu iş takip edemedi sualine maruz kalırız. Tekrar ifade edeyim, ben hu­kukçu değilim. Yalnız kanunu maddenin 501 inci maddesi hükmünün miras sebebi ile istihkak dâvalarında cari olduğunda hemen hemen- temas ettiğim:

bütün hukukçular müttefiktirler. Arkadaşlar hassasiyet gösterdiler. Hükü­metin de bu mevzuda laakal kendileri kadar hassasiyet gösterdiğine emin ol­sunlar. Ancak halledilecek merci Büyük Mîllet Meclisidir. Bu iş yorum yolu ile Büyük Millet Meclisine gelmiştir, Örtbas edilmiştir, çünkü altından Çapan­oğlu çıkacaktır şeklindeki ifadeleri iîe zamanın Büyük Millet Meclisinde bu­lunan hemen hemen bütün arkadaşları töhmek altına sokmuş bulunuyorlar.

Sinan Tekelioğlu (Seyhan)

—Hâşa.

Sağlık ve ve Sosyal Yardım Bakanı Kemali Bayazıt (devamla - Bendeniz bunu asla kabul etmiyorum. Meclisin tatil dönemine rast gelmiştir. Kadük olmuş-Tekrar sevkedümiştir. Komisyonlarda müzakeresi yapılırken yine kadük ol­muş vaziyettedir.

Yorumu sevk eden İskân Umum Müdürlüğü, yani Sağlık Bakanlığıdır. Biz -bu beş senelik zaman aşımını idarî bir iptal kararı mahiyetinde -telâkki et­mişizdir. Böylece beş sene geçtikten sonra umumî hükümlere girerek zaman. aşımı derpiş edilmiştir mütalâasında bulunduk.

Fakat mesele Heyeti Unıumiyeye geldiği vakit uzun uzadıya münakaşalar olmuştur. Meselenin bîr kere daha Adalet Komisyonunda tetkik edilmesi için yeniden Adalet Komisyonuna gönderilmiştir. Mesele de böylece kadük ol­muştur. Maruzatım bu kadardır.

Bakanı takiben kürsüye gelen soru sahisi Tekelioğlu tasarıda kabul edilen 5 senelik müruru zaman müddetinin, iptal müruru zamanı değil müracaat müruru zamanı olduğunu ileri sürmüş ve kanunun şahadete dayanarak mü­badillere Türkiye'de emlâk vermesini tecviz etmediğini de bildirerek, tefsir talebinin uzun zamandır Mecliste kalmasını tenkid etmiştir.

Sinan Tekelioğlu, sözlerine, iskân dosyalarının hükümetçe tetkikini istiye-rek son vermiştir.

Meclis bundan sonra gündemindeki diğer maddelerin görüşülmesine geç­miştir.

B. M. Meclîsinin 25 Mart 1949 toplantısı :

Ankara 25. ( a. a. )

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Feridun Fikri Düşünsel'in Başkanlı­ğında toplanmış ve oturum açıldığı zaman müzakerelere Çalışma Komisyo­nunun, komisyonda bulunan tasarıların sonuçlandırılmaması sebepleri hakkın­daki tezkerelerinin okunmasiyle başlanılmıştır.

Bu münasebetle söz alan Çalışma Bakam Reşat Şemsettin Sirer şu açıkla­mada bulunmuştur:

Çalışma Komisyonunun henüz intaç edilemediğini Başkanlık Divanı vasıta-siyle Kamutaya arzettiğİ kanun tasarıları, Çalışma Bakanlığı tarafından ha­zırlanmış ve muhtelif tarihlerde BüyükMeclisesunulmuştur.Bunlardan sekizi Milletlerarası Çalışma Konferansında kabul edilen Konvansiyona söz­leşmeye tarafımızdan iltihaka dairdir. Bunların bugüne kadar intaç oluna­maması sebebini açıklamak isterim.

Bu sekiz tasarıdan altı tanesi, deniz işçilerinin hayatlarını ve işlerini tanzi­me mütedairdir. Bunların bugün dahi komisyon tarafından müzakere olu­nup intaç edilmesini ilticam etmiyoruz. Sebebi şudur: Önümüzdeki Haziran ayında Milletlerarası Çalışma Konferansının Cenevre'de yeni toplantısı ola­caktır. Bu toplantıya ait olarak gelmiş bulunan gündemden Öğrenmiş bulu­nuyoruz ki bugün tasdiki mevzubahs olan sözleşmelerde bazı değişiklikler mtasavverdir. Binaenaleyh Önümüzdeki Haziran ayında değiştirilmesi mev-zuubahs olan tasarıalrm bugünden tasdik olunması, ileride değişmesi muh­temel bir takım sözleşmelerden dolayı şimdiden bir taahhüde girmek demek olur ki bu caiz değildir. Bu itibarla biz bu tasarıların bir müddet daha gecik­tirilmesi hususunu iltizam ediyoruz.

Diğer tasarılardan biri de, iş kazalarının tazminine dair olan milletlerarası sözleşmenin tasdiki hakkındadır.

Eğer biz bu sözleşmeyi bugünden tasdik edecek olursak ondan az işçi çalış­tıran yerlede çalışan işçiler için bir takım ahdî mükellefiyetler altına girmiş olacağız.

Vakıa biz bu yoldan, bugün mevcut, yürürlükte bulunan İş Kanununun bazı hükümlerini değiştiren bir tasarı hazırlamaktayız. Bu tasarı birkaç güne ka­dar yüksek huzurunuza gelecektir. Ancak bu tasarının nasıl kanunlaşacağı­nı bugünden kestirmeğe imkân yoktur. Yüksek Meclis dahi bu günden kesti­remez. Onun için bu tadilât tasarısı nasıl bir şekil getirecektir, bu belli olma­dan bugünden bir sözleşme tasdik ederek bir takım ahdî mükellefiyetler al­tına girmenin caiz olmadığını teslim buyurursunuz. Tasarılardan biri de üc­retli senelik izin sözleşmesinin tasdiki hakkındadır.

Biz şartlarımıza ve ihtiyaçlarımıza göre çalışma hayatımızın bu konusunu en uygun şekilde nasıl nizamlamak doğru olur, ne gibi tedbirlerle bu ihtiya­cı karşılamak doğru olur. Bunu tanzim eden araştırmalar yapıyoruz. Yakın­da bu bir neticeye varacaktır. Bu çalışmalarımız şekillenmeden, neticelen­meden bu günden bu yolda bir sözleşmeyi tasdik etmek de bizi bir takını yan­lış istikametlerde ahdî mükellefiyetlere sevkeder. Onun için bu tasarıların heyeti umumiyesinindaha bir müddet müzakeresinin tehirini iltizam etmek­teyiz.

Çalışma Bakanını takiben söz alan C. H. P. Niğde Milletvekili Vehbi Sandal da, halen Çalışma Komisyonunda, katıldığımız muhtelif Milletlerarası Kon­feranslarda yapılan anlaşmaların onanmasına dair kanun tasarıları bulunduğu­nu sÖyliyerekj bunlrm ya kabul veya red suretiyle bir karara bağlanması gerektiğini ileri sürmüş ve komisyonun bu tasarıları muallakta bekle temi-yeceğini bildirmiştir. Artlaşmalarn onanması halinde hükümetin bu anlaşma­lara bağlanacağı mütalâasına da cevap veren Vehbi Sarıdal, bu taktirde hü­kümetten tasarıları geri almasını istemiştir.

Bunun üzerine Çalışma Bakanı Reşat Şemsettin Sirer, tasarıların Hükümet "tarafından geri alındığını bildirmiştir.

Daha sonra da söz alan Dışişleri Bakanı Necmeddİn Sadak Marshall yardı­mından aldığımız kredi anlaşmasına ek anlaşma hakkındaki tasarının geçici komisyonda görüşülmesi hususunda şu dilekte bulunmuştur:

Marshall Yardım Plânının 1948 ve 1949 senesi için Türkiye'ye ayrılan his­sesinden bir kısmı olan 30 milyon dolar kredi üzerine geçen Kasımda Ex-port - Import Bankası ile bir anlaşma imzalanmış ve bu ayrıca Yüksek Mec­lisin, tasdikinden geçmişti.

Bu defa, bu 30 milyon ilk kısım kredi lehimize olarak 38 milyon dolara çı­karılmıştır. Bunun için yine bir anlaşma imzalanması gerekmektedir. Bu an­laşmanın kanunu Büyük Meclise sunulmuş bulunuyor, bunun için bir ge­çici Komisyon tarafından müzakeresine müsaade buyurmanızı rica edeceğim. Evvelki gün tediye ve takas anlaşması için bir Geçici Komisyon seçilmiş ve işe başlamış bulunuyor. Bu tasarının da o komisyona havale edilmesini ri­ca ediyorum. Esasen bu Geçici Komisyon elindeki kanun tasarısının icabı ola­rak bu 38 milyon dolarlık krediyi de gözden geçirerek incelemiş bulunmak­tadır. Eğer müsaade buyurursanız bu Geçici Komisyondaki arkadaşlar bu­gün bu tasarı üzerindeki görüşlerini yapsınlar ve Meclis gündemine alınsın, T)unu bilhassa rica ederim. Çünkü Nisan ayında, Meclisin tasvip buyurduğu kanunun, Amerika'da Import Exsport'un eline geçmesini ve biran Önce bu­nun meşru kılınması için ve mezkûr krediden de istifade etmek için lehimize yapılmış bir değişiklik arzetmektedir. Onun için bu tasarının bir defa Mec­listen geçmiş bulunması bu bakımdan müzakere ve intacı da kolay olacaktır. Bunu rica etmekteyim. (Muvafık sesleri)

Dışişleri Bakanının tekliflerinin kabulünden sonra gündemdeki maddelerin görüşülmesine devam edilmiş ve Millet Partisi Denizli Milletvekili Reşat Ay-dmlı'nm, Muş ilinin Bilir Köyü bölgesinde 1947 yılında bulunan barit made­ni hakkında Ekonomi ve Ticaret Bakanlığından sözlü sorusuna cevap veren Ekonomi ve Ticaret Bakam Cemil Sait Barlas, bu münasebetle şu açıklama­da bulunmuştur:

Efendim Denizli Millevekili Reşat Ay.dmh tarafından verilen sözlü soruya madde madde cevap vereceğim:

1 — Muş ilinin hudutları içinde bilhassa Bilir Köyü bölgesinde, 1947 zarını­zda, zengin baritin madeni, Maden tetkik ve Arama Enstitüsü tarafından bu­lunmuş mudur?

Cevab: Muş ili sınırları içinde 1947 yılı zarfında jeolojik tetkikler yapan bir jeolog Ankara'ya döndüğü zaman, Maden Tetkik ve Arama Enstitüsünde bağlı bulunduğu grup müdürlüğüne hitaben yazdığı 16/10/1947 tarihli bir yazı ile, Muş'un Bilir Köyü muhitinde baritin madeni bulunduğunu ve bu madenin detay etüdünü hazırlamakta olduğunu, kalite ve rezerv bakmım- dan devlet isletmesi mevzuuna girilebileceğini tahmin ettiğini bildirerek ge tirdiği numunelerin tahlili bitinceye ve raporunu tamamlayıncaya kadar ba-rit yatağının eşhas eline geçmemesi için gereğinin yapılmasını talep etmiş­tir. Bir barit madeni izi bulunmuş amma buradan anladığımıza göre made­nin zenginliğini anlamak, rezervenin nekadar, hududunun ne olduğunu tes-bit edebilmek, daima bunların tetkik ve etüd edilmesiyle mümkündür.

2 — (Bulundu ise, aradan bir buçuk yıl geçtiği halde bu maden bloke edi­lerek Bakanlığa bildirilmiş midir?)

Bu civardaki barit madeni M. T. A. Umum Müdürlüğüne haber verilir ve­rilmez Genel Müdür bu İşi derhal Bakanlığa haber verilmek üzere ait oldu­ğu müdürlüğe bildirilmiş, o da bu işi bir memuruna havale etmiş fakat iş Ba­kanlığa gitmemiştir. Aradan geçen müddet esnasında da mahallî vilâyete di­ğer bir zat müracaat ederek barit madeniyle krom madeni hakkında, bir de-kurşun madeni hakkında ayrı bir arama müsaadesi istiyor. Ben bakan oldu­ğumun ertesi sabah Maden Tetkik Arama Enstitüsünün memuru olan ve Ba­kanlığa bu yazıyı yazan mühendis bana geldi, dedi ki, Bakanlığınıza Maden1 Tetkik ve Arama Enstitüsü tarafından böyle bir yazı yazılmamıştır, iş şöy­ledir, böyledir dedi. Ben orada iken teftiş heyeti reisini çağırdım, fakat ken­disi o kadar alerman konuştu ki işin içinde bir suistimal var mı diye teftiş-. heyeti reisini tahkikata başlattım. Tahkkatm neticesi bugün bitmek üzere­dir, Buraya gelirken ayrıca sordum.

Hâdisenin mahiyeti barit madeniyle ilgili olmayıp daha ziyade kromu istih­daf etmektedir. Maden Tetkik ve Arama Enstitüsüne krom hakkında bir mü­racaat yoktur. Bununla beraber bu ihbar üzerine derakap ta bu maden ka­patılmış vaziyettedir, ki bu kapatılma hâdisesi de doğrudan doğruya idarî bir tedbir olarak, yani kanuni bir tedbir değil, umumî surette. Bu hâdiseye ittila kesbettiğimin ertesi günü kapattım. Birinci sualin cevabı budur.

ikinci suale geçiyorum, bunun üzerinde bilhassa hassasiyetle durmak isti­yorum.

Bir yüksek mühendis tarafından bulunup ilk olarak ihbar edildiği halde, bu. baritin madeninin ruhsatının aynı müessesedeki nüfuzlu memur bir hanım tarafından başkasına satıldığı haberini teyid eder misiniz? Bu konu etrafın­da ne yapıdı?

Ahmet Ulus (Giresun)

Gazetelere böyle aksetmedi. Nüfuzlu bir adamın1 hanımı tarafından diye geçti.

Ticaret ve Ekonomi Bakanı Cemil Sait Bar] as (devamla) JBazı arkadaş­larla konuştuğum zaman sen çok heyacanlarınıyorsun diyoi'lar. Bir tele par­tili sistemden çok partili isteme girdiğimiz için tarihin kötü hâdiselerinden ibret almamız lâzımdır. Fransa'da üçüncü cumhuriyetin yıkılmasına âmil olan asılsız isnatlar hiç olmazsa milletvekillerine yapılırdı, milletvekilleri de-kendilerini kürsüden müdafaa imkânın: bulurlardı. Ahmet Ulus arkadaşımın dediği varittir. Ben de gazetede gördüm, tahkikat yaptım, normal bir ihmal­den mütevellit ve inzibati cezayı gerektiren bir muameleden başka bir şey yokSağdan soldan telefonlar edildi, Maden Tetkik Aramada raporlar satılıyor­muş, mühim suiistimalere varmış, canım o hanım da kim, kimin nesi diye soruyorlar.

Tasavvur buyurun arkadaşlar, İçimizden biri mebus olmasa ve ben de çık­sam ve desem ki falan adamın ailevi durumu iyi değil, kendisinden şüphe edilir, veyahut falan adam mualimdi, işinden çıkarıldı, şöyledir böyledir diye telmihler yapsam o adamcağız da hariçte iş yapan birisi olsa vaziyeti ne olur? Hangisini söyliyeyim. Bir kere nüfuzlu memur hani? Nüfuz ne demek­tir? Kanunun üstünde bir salâhiyeti kullanan bir kimse demektir. Kime karşı nüfuzlu bir hanım? Onu bilmek istiyorum. Nüfuz kimse kargı? umumin müdüre karşı mı? nüfuzlu hani, kimdir? Bunun açıklanması lâzım­dır. Nüfuzdan kasıt nedir? Bahusus bir kast, kaldı ki, bu kadın orada bir şef olduğuna göre, memurlar arasında afişe ediliyor. İşte bizini dahilî nizam­namenin sözlü soru yanında, yazılı sorunun bulunmasının bir sebebi de bu­dur.

Fakat arkadaşlar, tesadüfen ertesi gün bir yazı okuyorum, kötü bir kanun, devletçilik, şurada suiistimal var, burada bilmem ne var. memleket rüşvet havası içinde esiyor. Sanki nerede birisini görse onun hırsız olduğunu ispat edecek.

Arkadaşlar,

Allaha şükür vaziyet böyle değil. Geçmiş, gitmiş mütareke yıllarından, karan­lık devirlerden daha çok temiz hesap vermeğe âmâde olduğumuz gibi, bizim «mrimiz altında çalışan memurların da namuslu olmasına âzami dikkat edi­yoruz. Kendilerinin hafızalarına müracaat ediyorum. 8, 9 numaralı kuyular harekete geldiği zaman Maden Tetkik Arama Enstitüsüne matbuatta bir hü­cum başladı. Bir çok yazılar yazıldı. Bu yazıların nereden geldiğini matbuat bilmiyordu.(Kendileri bilir sesleri.),

Fakat bir yazı veriliyordu, belki onlar da bilmiyorlardı. 14 numaralı kuyu faaliyete geçti. Bu 14 numaralı kuyu, memleket için ümit verici ve belki is­tikbalimiz bakımından çok faydalı olacak bir vaziyettir.

Arkadaşlar.

Ben âzami hüsnüniyetle bu iş üzerinde duruyorum, bu soruda, bu işte inşal­lah petro! kokusu yoktur diyorum, petrol evvela, İktisadi değildir, politiktir. Bu işle uğraşan, petrol çıkarma işiyle meşgul olan M. T. A. dır. M. T. A.-nın başında bulunan zat otorite tesis ettiği bu müessesede enerjisi sayesinde bazı buluşlarda bulunmuştur. Bu vaziyette olan, memleketin hayrı için büyük mesai gösteren bu müesseseyi tenkit edebilmek için insaf gözü ile bakmak lâzımdır. M. T. A. nm raporunu sattığı meselesi yoktur. İş, oradan ayrılmış mühendisler arasında maden satın almadan ibaret bir yarış var. Ekonomi Bakam olarak ben bunu önlemeğe çalışıyorum. Bu işler bana sorulsa İdi ay­dınlanırdı. Binaenaleyh alelade işlerden mütevellit bir hadiseyi gazeteye düşmeden evvel tahkik ettim, işte bir suiistimal, rapor satılması ve rüşvet yoktur, yalnız bir ihmal vardır, ihmal eden de cezasını bulmuştur.

Bizim bakanı bulunduğumuz iktidar hükümetinin bütün dairelerinde nü­fuzlu memur diye memur katagorisi yoktur. Memurlar kanun nazarında, âmirleri nazarında mesaileriyle ölçülür. Kadın memur çalışkansa bizim için kıymetlidir, erkek memur çalışkansa bizim için kıymetlidir. Biz nüfuz diye bir şey tanımıyoruz ve nüfuz iddiasını şiddetle reddediyoruz ve havayı bu­landırmak isteyenlere de artık yeter diyoruz.(Soldan bravo sesleri.)

Ticaret Bakanının bu açıklamasından sonra söz alan soru sahibi Reşat Ay­dınlı da, soru Önergesinin matbuata yanlış akseden bazı hususların tavazzuh etmesine sebep olduğunu soyliyerek hadiseye temas etmiş ve madenin bu­lunmasından bir buçuk yıl geçtiği halede niçin Bakanlığa haber verilmemiş olduğunu sormuştur. Madenin ruhsatnamesi için Bakanlığa müracaat eden. şahsın müracaatının, maden hakkında Enstitüye gelen rapordan hemen bir ay sonra olmasının da, calibi dikkat olduğunu beyan eden Reşat Aydınlı, hadisede ihmali yüzünden tecziye edilen memuru asıl ihmali yapan memur olmadığım iddia etmiştir.

Bunun üzerine tekrar kürsüye gelen Ekonomi ve Ticaret Bakanı Cemil Sait Bartas, hatibin bu mütalâalarına karşı şu cevabı vermiştir:

Denizli Milletvekili buyurdukları, Tasvir Gazetesinde havadis çıktı, onun üzerine açıklamağa davet ettim. Bu suretle işin meydana çıkmasını istedim. Cumartesi günkü Tasvir Gazetesinde çıktı, Pazartesi günü tekzip ettirecektim fakat Pazartesi günü bütün İstanbu gazetlerinde Ankara telgrafı olarak M. T. A. da büyük bir suiistimal» .Denizli Milletvekili isin açıklanmasını istiyor, yani bizim tekzip etmemize vakit kalmadan işin Büyük Millet Meclisi kür­süsüne gelişi beni bu şüpheye şevketti. Sonra ben izahatımda idarfeten ka­pattım bloke ettim dedim. Fakat diğer müracaat eden kimseler Muş Vilâyetin­de barit var diyen kimselerin müracaatları kanuni anasırı haiz olamadığı için reddedildi. Onların ret edilişi idari değildir, kapatılışı idaridir, istidaların ret sebebi tamamen kanunidir. Bunun açıklanması lâzımdır.

Arkadaşım buyuruyorlar ki, tarihi tetkik edersek tarih suiistimal yapan Mil­letlerin yıkıldığını gösterir diyor.Arkadaşlar, Almanya suiistimal yapmadan yıkıldı.BaşkanTarihcephesini bırakalım.

Ekonomi ve Ticaret Bakam Cemil Sait Barlas (devamla) Tarihi tetkik et­miyoruz sayın başkan ama çok partili bir hayata girdiğimiz ve bunların münakaşa yeri de burası olduğu için ve sözlü soru ananesi de bizimle yerle­şecek ve bizden sonra devam edeceği ve Meclise bu anane bizden sonra yer­leşeceği için, herkesin haysiyet ve şerefi üzerinde konuşurken ne yolda ko­nuşmak lazımsa o yolda konuşmak hususunda Meclisin bu ananeyi yapması lâzım geliyor. Onun için bu yönden hassas oluyoruz.

Bir bayan istifa etmiş diyorlar. Dedikodu, benim teftiş heyeti reisinden sıkı sıkı sordum. Bahusus gazeteler de bu haber çıktıktan sonra serviste çalışan,. Çünkü böyle iddia edildi bir çok kadın ve erkek dinledik, işin içinde iki kaimage002.gifdm olduğu için bunları ayrı ayrı dinledim. Böyle bir şey varını diye. Zavallı kadınlar ağlamışlardır. Ve demişler ki biz kadm olduğumuzdan ismimizden, bizim kadınlık zarımızdan istifade ediyorlar bu suretle hem bizi teşhir et­mek hem de entrikalarını yürütmek istiyorlar, bu yönden dışarıya aksetti-yorlar.

İki kadıncağızın anası müdahale ediyor, diyor ki, benim kızımı tehditle istifa ettirdiler. Ben kızı tekrar çağırdım ne yaptılar diye sordum, «ne yapayım, annem açıkta kalmamı istimiyordu, sen sus akim ermez diye müdahale edi­yordu» dedi, bu islerin burada konuşulması bile hoş değil. Bana gelip ve dosyayı tetkik etselerdi buraya gelmesine bile lüzum yoktu.

Hadise bir ihmalden ibarettir, irtikâp *ve suiistimal yoktur. Böyle olduğu halde isin başından sonuna kadar irtikâp ve irtişa varmış gibi takip ettim ve teftiş heyeti reisini bu işe memur ettim. Teftiş heyeti reisinden şahsen aldı­ğım neticeyi Heyeti Celileniz huzurunda arzettim.(Kâfi kâfi sesleri.)

Efendim kâfi olduğu söyleniyor. Ben de kâfi buluyorum. Fakat petrole ait altı suallerini kemali zevkle karşılayacağım.

M. T. A. Petrol arama işindedir, buna devam etmektedir. Her türlü tazyike rağmen petrolü arayıp bulacaktır. Bu, Meclis kürsüsünde sual sora­rak değil, orada çalışan elemenlarm ciddî mesaileri ile olacaktır. Sual sora­nın daha mebus olmadan başlayan faaliyetin neticesi petrol işine daha evvel başlanmış ve bulunmuştur.

Bundan sonra Konya Milletvekili Rasim Erel'in, Konyadaki Nakliye ve Ge­dikli Nakliye Erbaş okıdlariyle motorlu birliklerin başka yere kaldırılacak­ları haberi hakkında Millî Savunma Bakanlığından sözlü sorusuna cevap ve­ren Millî Savunma Bakanı Hüsnü Çakır bu münasebetle şu açıklamada bu­lunmuştur:

Konya'da bir nakliye okulu vardır. Fakat son senelerde Amerikan yar­dımı başladıktan sonra bu nakliye okulu olmaktan çıkmıştır. Motorlu birliklerin okulu haline gelmiştir. Faaliyet artmıştır, vasıtalar ve dersler çoğalmıştır. Bu itibarla bir seneden beri bu tatbikat okulu ordunun bütün sınıflarını ihtiva eden bir okulun tam randımanını vermesine müsait olma­dığı neticesine varılmış aynı zamanda bava ve iklim' şartları arazinin vazi­yeti senenin 12 ayında kursların derslerin devam etmesini mümkün kılacak bir halde olmadığından . Genelkurmay bu kursların daha verimli ve tam verimli şekilde yapılmasını temin edecek imkânı temin edecektir. Müsait bir yer aramak üzere incelemelere başlanmıştır. Bu incelemeler safhası henüz bitmemiştir. Neticeye göre esas maksat olan bu okullardan tam ve kâmil,. müsbet netice alınması keyfiyetidir, onun istilzam ettiği kararlar tabii veri­lecektir. Fakat verilecek karar her ne olursa olsun oralarda boşalacak olan garnizonların behemehal başka birlikler tarafından işgal ettirilmesine zaten-şimdiden karar verilmiş bulunmaktatır. O noktada endişeye mahal yoktur. Millî Savunma Bakanının bu açıklamasından sonra söz alan C. H. P. Kon­ya Milletvekili Rasim Erel de Bakanın verdiği izahata teşekkür etmekle be raber kendilerini tatmin' etmediğini söylemiş ve bu birliklerin Konya'dan başka bir yere naklinin Konya'nın iktisadiyatını baltalıyacağı gibi 'bir çok nakliye masraflarına da sebebiyet vereceğini bildirerek bir karar almadan meselenin yeniden incelenmesini istemiştir.

Bundan sonra 1942 yılı kesin hesadma ait uygunluk bildirimin sunulduğuna dair Sayıştay Bakanlığı tezkeresinin görüşülmesine geçilmiş ve söz alan C. H. P. Niğde Milletvekili Sayıştay Komisyonu Sözcüsü Ferit Ecer geçen oturumda ihsan Olgun tarafından Sayıştay'ın kadro imkânsızlıkları yüzünden gecik­tiğini söyliyerek halen Mecliste bulunan Sayıştay Teşkilât Kanununun bir an evvel Meclisten çıkarılmasını istemiştir.

Yapılan tenkitler münasebetiyle, başkan toplantıda hazır bulunan Sayıştay Başkanı Seyfi Oran'a da söz vermiş ve Savıştay Başkanı, 1939 a kadar mev­cut kadrosu ile Sayıştay'ın kesin hesapları teahlıüre uğramadan Meclise sevkettiğini fakat 1939 dan sonra fevkalâde haller dolayısiyle mevcut kadro­ların buna kâfi gelmediğini açıklamış ve Sayıştay'ın çalışmaları bakkmda izahlarda bulunmmuştur.

C. H. P. Yozgat Milletvekili İhsan Olgun da verilen izahatın sözlerini teyit ettiğini bildirerek kesin hesap neticelerinin iki yıl içinde Meclise getrilmesi-;nin Anayasa' hükümlerineuygunolduğunusöylemişveSayıştay'ın müte­hassıs elemanlar tarafından da takviye edilmesini istemiştir. .Miitaakibenaskerîöğrencilerdenbaşarıgöstermeyenler hakkındakitasarı­nın birinci müzakeresi yapılmış ve Dışişleri Bakanının teklifiyle Karma Ko--misyonaverilenveMeclisinbugünkügündeminealmanAmerikaKredi Anlaşmasına dair kanun tasarısı ile tediye ve takas anlaşmasına dair kanun, tasarıları ivedilikle görüşülerek kabul_ edilmiştir.

Meclis oturumuna saat 17 de, Pazartesi günü saat 15 te toplanmak üzere' .son verilmiştir.

B. M. Meclisinin 28 Mart 1949 toplantısı :

Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Cevdet Kerim İncedayı'nm başkan-lığmdatoplanmıstı.

Oturum açıldığı zaman üyelerden bazılarına izin verimesi hakkındaki Mec­lis Başkanlığı tezkeresi okunmuş ve kabul edilmiştir.

Daha sanra Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu'nun orman işletmleri dö-; rer sermayesile şimdiye kadar yaptırılan yapılaa" ve bu yapılara teşcir için-harcanan paranın tutarı hakkındaki sözlü sarusuna geçilmiş ve bu münase­betle Tarım Bakanı Cavit Oral şu açıklamada bulunmuştur; .Sayınarkadaşın SeyhanMilletvekiliSinanTekelioğlu'nunOrman Genel-.Müdürlüğünü ilgilendiren sorularına sırasiyle cevaplarımı arzedeceğim.

1— Orman Genel Müdürlüğü bütçeçsi dışında Devlet Orman işletmelerinin
"bütçe ve kadroları, 3444 sayılı ek Orman Kanununun 7 nci maddesini tadil

eden 49144 sayılı kanuna dayanan 2/11130 sayılı kararname ile kabul edilen Orman İşletme Talimatnamesine istinaden tanzim edilmektedir.

Orman İşletme Talimatnamesinin 6 ncı maddesi (Devlet Orman İşletmesinin mütedavil sermayesinden tatbik olunacak kadrolar ihtiyaca göre Orman Ge­nel Müdürlüğünce tanzim ve Tarım Bakanlığınca tasdik olunarak tatbik mev­kiine konur), 10 uncu maddesinin b fıkrası da (işletme müdürleri mıntaka-nın iş vaziyetine göre senelik veya munzam bütçeyi hazırlamak ve Umum Müdürlüğün tasdikinden sonra usulü dairesinde sarfiyatta bunmak) hüküm­lerini iktiva etmesi dolayısiyle işletmelerin bütçeleri Orman Genel Müdür­lüğü ve kadroları da Tarım Bakanlığı tarafından tasdik olunarak tatbik mev­kiine konmaktadır. Devlet orman isletmelerinin 1947 yıh bütçesi (78) ve 1949 yılı bütçesi de (75) milyon liradır. Bu miktarın (40) milyon lirasını bi­zatihi orman emvalinin istihsali için yapılan istihsal, imal ve nakle ait mas­rafları teşkil eden müstahsil masraflardır.

"Bütçelerdeki bumasraflarınyekûnuolan(40)milyonunbu suretle ten­kilinden sonra (35) milyonliralıkbirmasrafbütçesikalır kibundanda

âzami tasarruflasarfiyat yapılmaktadır.Nitekimgeçen sene yani1948de

10 milyon lira kadar bir tasarruf sağladık.

2— a) Devlet orman isletmeleri. Orman Genel Müdürlüğü katma bütçesine
'her sene 13 -14 milyon lira civarında bir gelir sağlamakta olup katma büt­
çe kendine ait âmme hizmetlerini bu varidatla karşılayarak geri kalan 250
bin lirasını da Hazineye devretmektedir.

Esas İtibariyle yurt ormanları bugün ekseriyetle harap ve bakıma muhtaç durumda olduğundan bunlardan daha uzun müddet esaslı bir şekilde gelir beklemek imkânsrzdır.

b) Gerek Orman Genel Müdürlüğü ve gerekse Genel Müdürlüğe bağlı Dev­let orman işletmeleri kuruluşundanberi elde ettikleri gelirlerle yurdun ağac-lanmması, ormanların korunması hususunda çalışmakta ve bu maksatlarla lüzumlu, çeşitli tesisler vücude getirmektedirler.

(Bu tesisler için de, bugünün ihtiyaç telâkilerine göre fazla gibi görülen, da-.ha mütevazı olarak inşası mümkün sayılan bazı binalar mevcutsa da, bun­lardan da istüade imkânları üzerinde durulmaktadır.)

Halen ormancılığımızın sosyal, ekonomik ve sosyal politik bir memleket dâ­vası olduğu gözönünde tutularak Orman İşletme Talimatnamesi esasları dâ-'hilinde lüksten uzak mütevazı bir çalışma hedef tutulmaktadır.

3— Devletorman işletmelerinin kuruluşundan1947yılmakadaryapmış
oldukları idare binaları, blge şeflikleri, bakım memurlukları, hizmet evleri,
bakım ve yangın kule ve kulübleri^ baraka tavla vesaire olmak üzerece­
man 970 bina için 17 milyon lira sarfedilmiştir.

Katma bütçenin 1937 yılından 1947 yılı sonuna kadar okul, muhtelif fidanlık binaları ve Genel Müdürlük binası olmak üzere 124 binanın yapım ve ona­rımı için serfedilen para, «2.milyon 150 bin 393 liradır.»

1937 yılından 1948 yılı sonuna kadar orman icci ağaçlandırma ve fidanlıklar için «5.801.923» lirası katma bütçeden ve «7.727.773» lirası da işletme bütçe­sinden olmak üzere ceman 8.727.773 lira sarfedilmiş bulunmaktadır. Bu mas­rafla 1033 hektar fidanlık kurulmuş köy ve belediyeler mükellefiyeti suretiy­le ve işletmelerle fidanlıklar tarafından ekim ve dikim yolu ağaçlanan saha yekûnunu 12.500 hektardır.

4 — a) Yeni İnşa edilmekte olan Orman Genel Müdürlüğü binasile evvelce inşa edilmiş bulunan Devlet Orman İşletmesi Ankara Merkez Müdürlüğü binası arsalarının iîk sahibinden metrekaresi (18) liraya alındığı halde tek­rar satış yapılarak ikinci elden daha yüksek fiyatla satın alındığına dair ya­pılan ihbar üzerine Tarım Bakanlığı müfettişlerinden müteşekkil bir heyet tarafından eski Genel Müdür Vekili Nâzım Batur hakkında düzenlenen fez-lekeli tahkikat evrakı Bakanlıkça karar ittihaz olunmak üzere 10/12/1948 gün ve 4005 sayı ile Danıştay Başkanlığına gönderilmiştir. Suç tesbit edile­memiş ve Danıştay kararı da denüz alınmamıştır.

b)Düzce Devlet Orman İşletmesinin 1944 yılında yaptırdığı yoltesviyesi,
köprü ve menfezler, işletme merkezi ve bölgelerdeki bina inşaatında düzen­
siz çalimalariyle Hazine zararına sebebiyet verildiğiayrıca Düzce - Samana
dıra arasında 19 küsur kilometre dekovil yolunun iktisadilİği hesap edilmek­
sizinfuzuli yapıldığıkonularıhakkındaTarımBakanlığımüfettişlerinden
mürekkepsoruşturma kurulutarafından eskiOrman Genel Müdür Vekili
Nâzım Batur., Düzce İşletme Müdürü ŞükrüÖzgüven, Müdür Vekili Nec-
meddin Gürkan,muhasebeci ve alâkaı diğer memurlar hakkındayapılan
tahkikatı havi fezleke Bakanlıkça Danıştay Başkanlığına tevdi edilmiş, sa­
nıklar hakkında Danıştay İkinci Dairesince kısmen lüzum kısmen meni mu­
hakeme kararı verilmiş ise de karar henüz kesinleşmediğinden dolayı dosya
henüz mahkemeye intikal etmemiştir.

c)Orman işletmesi Ayancık Fabrikasından 1946 yılında satışı yapılan ka-
ym kerestlerine Maliye Müfettişi Nedim Ökmen'in başkanlığında karma so­
ruşturma kurlu tarafından düzenlenen fezleke, karar İttihaz olunmak üzere
BakanlıkçaDanıştay- Başakanhğına gönderilmiş,eskiGene!Müdür Vekili
Nâzım Batur ve diğer ilgilileri hakkında henüz karar alınmamış olduğundan
evrak mahkemeye intikal etmemiştir.

d)Çerkezköy mülga Orman İşletmesi ve Trakya sahil depolarındaki kömür
suiistimali hakkında eski Genel Müdür Vekili Nâzım Batur ve diğer ügiIÜea
hakkında Maliye Bakanlığı Başmüfettişi Nedim Ökmen'in başkanlığı altında
karma soruşturma kurulu tarafından yapılan tahkikat sonunda fezleke, Nâ­
zım Batur'un suçu sabit olmadığından meni muhakemesine, Çerkezköy enki
Müdürü îsmai Toprak, orman eski Müfettişi Turgut Günsay- eski Vize İlet­
me Müdürü Hikmef'in ve diğer suc arkadaşlarının lüzumu muhakemesine

karar verilmesi taîebile Bakanlık atrafmdan Danıştay Bakanlığına gönderil­miştir. Danıştay kararı henüz alınmamış olduğundan dosya muhakemeye in­tikal etmemiştir.

e) Orman Genel Müdürlüğü muamelâtı hakkında yine aynı Karma Teftiş Ku­rulu tarafından yapılan tetkikler neticesinde düzenlenen 250 sahifelik rapor hâlen incelenmektedir.

f) Ankara'da yapılmış olan Merkez İşletme Binası 22.2.46 gün 8032-6/ 505 sayılı Orman Genel Müdürlüğü emriyle Orman nizamnamesi ve Orman İş­letme talimatnamesine dayanılarak emanetten inşa ettirilmiş olup 568897 li­ra 82 kuruş sarf edilmiştir.

g) Orman Genel Müdürlüğü Binası 1947, 48, 49 seneleri Katma Bütçe Kanu­nuna konulan tahsisatla ve ihale suretiyle yapılmıştır.Bu bina keşif bedeli dahilinde 1.454.955 liraya malolacaktır. 25 Mart 1949 gününe kadar 1.329.192 lirası -Sayıştay Başkanlığı vizesinden geçmek sure­tiyle ödenmiştir.

Merkez İşletme Binasiyle Orman Genel Müdürlüğü Binasının inşasından evvel Orman teşkilâtı depo, ambar ve büro olarak 8 muhtelif binada yerleş­miş olup senevi (30.975 lira kira ödemekte idi. Hâlen bu binalar tamamen boşaltılmış olduğu, başkaca kira ile bina da tu-tulamıyacağı gibi yeni inşa edilen Genel Müdürlük Binasına Tarım Bakan­lığının da ekseri kısmının yerleşmesi de sağlanmış olacaktır.

Bakanın açıklamasını takiben söz alan soru sahibi, bakanın izahlarına teşek­kürle söz başlamış ve Orman Umum Müdürlüğü tarafından yaptırılan bina­ların çok fazla paraya malledildikîerini bildirerek misaller vermiştir. Bu ara­da Kizılcıhamam'da 2.5 milyon liraya inşa ettirilen Orman tesislerini fuzulen yaptıranların şimdiye kadar meydana çıkarılarak tecziye edilmediklerinden bahsederek fuzulî bina İnşaatında ihmali ve mes'uliyeti görülenlerin biran evvel cezalandırılmasını istemiştir.

Tekellîoğlu'nun konuşmasını müteakip tekrar kürsüye gelen Tarım Baka­nı Cavit Oral demiştir ki:

Muhterem arkadaşlarım,

Ormanlarımızı istediğimiz şekilde ve rasyonel çalıştığını iddia edecek du­rumda değilim. Muhakkak ki birçok noksanları vardır. İşletmelerin düzel­tilmeğe ve düzelmeğe ihtiyacı da aşikârdır. Ancak Tekelioğlu Arkadaşımın ifade buyurdukları tipte Türkiye'nin orman varlığı memleketin gerek ke­restelik ve gerekse yakacak ihtiyacını hiç bir suretle karşılayacak durum­da değildir. Bunu da bir hakikat olarak kabul etmek lâzımdır. Türkiye or­man bakımından dünyada orman sahibi olan memleketler içinde fakir mem­leketler arasına katılan bir memleket vaziyetindedir. Memleketin jeolojik ve morfolojok durumu, coğrafya vaziyeti maalesef Türkiye'nin zengin orman memleketleri arasında değil, normal ormanlar memleketi arasında dahi sa­yılmasına imkân vermemektedir.

İhtiyaç ve fazlalığı ve şiddeti ormanların, kesim kabiliyetinin kısırlığı ve fa­kirliği, memlekette bu mevzuu ve dâvayı, günün hâdisesi olarak, politikası olarak dün olduğu gibi bugün de devam ettirmekte ve yarın da devam et­tirecektir. Bunu bir vakıa olarak, bir reailet olarak kabul etmek icabeder.

Ormanlardaki suistimal neticesine gelince: Nihayet bu işte suiistimal olup olmadığını tetkik edecek, teftiş edecek devletin vazife verdiği müfettişi er in­işidir. Geldiğim günden itibaren birçok dedikodu meselesi olan, şikâyeti mu­cip oîan orman meselesi ve bu suiistimal mevzuu üzerinde çok durdum. Ma­liye ve Tarım Bakanlıklarının müfettişlerinden mürekkep Karma bir Ko­misyon aylardanberi bu iş üzerinde çalışmış durmuştur. Bu arkadaşlar her "bakımdan vaziyeti tetkik ederek bize 250 küsur sayfalık bir rapor hazırlıya-rak vermiştir. Bu rapor gerek genel müdürlükçe ve gerek bakanlıkça tet­kik edilmektedir. İcabatmin yapılacağına itimat buy ur ab ilir siniz. Gerçekten suiistimal yapan, vazifesini iyi kullanmayan memurlar varsa bunlar mahke-"meye verilecek ve hiç şüphe yok ki Türkiye'nin âdil mahkemelerinde ceza­larım görecekler veya suçsuzsalar beraat edeceklerdir. Fakat her halde şu hakikati kabul ediniz ki Tarım Bakanlığının en güç ve çetin bir meselesi ol­masına rağmen, orman konusu üzerinde çok ehemmiyet ve ciddiyetle dur­maktayız, ve elimizde mevcut ormanlarla bir taraftan halkımızın yakacak ve yapacak ihtiyaçlarını karşılamağa çalışırken diğer taraftan bu millî serveti korumak ve kayırmak için icabeden bütün tedbirleri almaktan geri durmı-yacağız.

Bundan sonra gündemin diğer maddesi olan askerî öğrencilerden başarı gös­teremeyenler hakkındaki kanun tasarısının müzakeresine geçilmiş ve başkan geçen oturum esnasında tasarının bir maddesi tekrar görüşülmek üzere ko­misyona gönderildiğini, fakat maddenin henüz Komisyondan gelmemesi se­bebiyle görüşülmesinin başka bir oturuma bırakıldığını söylemiştir.

Daha sonra gündemde* görüşülecek başka bir madde kalmadığından Çarşam­ba günü saat 15 te toplanmak üzere saat 15.40 da oturumuna son verilmiş­tir.

Dışişleri Bakanı Sadak'm basına demeci :

Ankara : 31. { a. a. )

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Toplantısında Türk Heyetine Başkanlık edecek olan Dışişleri Bakanı Necmeddin Sadak Hariciye Köşkünde kabul ettiği «Kudret» Gazetesi Muharirinin Türkiye'nin Dış Siyasetinin konuları üzerindeki sorularına şu karşılıkları vermiştir.

Sual — Amerika'da Birleşmiş Milletler faaliyeti haricinde Amerikan Ricali ile Bölge Paktları etrafında görüşecek misiniz?

Cevap — Birleşmiş Milletler Asamblesinde Türkiye'yi temsil etmek üzere Amerika'ya gidiyorum. Orada bir çok Dışişleri Bakanları bulunacağı için bu

fırsattan bilistifade bugünkü mevzular etrafında temaslarda bulunacağım, pek tabiidir.

Sual — Amerikalıların Akdeniz Paktına temayül gostermedikelri ve buna mukabil İngilizler tarafından desteklendiği hakkında umumî bir kanaat var. Amerika'nın bu görüşünün sebepleri ne olabilir?

Cevap — Amerika'nın bir Akdeniz Paktına temayül gösterip göstermediği hakkında henüz sarih bir malûmatımız yoktur.

Sual — Akdeniz Paktının faal veya hayatiyeti haiz bir anlaşma olacağına ka­ni misiniz? Buna girecek devletler kim olabilecektir. Yunanistan'da balen dahilî harp devam ettiğine ve Iran ile Arap memleketlerinin kudretleri bi­linen derecede bulunduğuna göre, Paktan elde edebilecek gayenin tatmin­kâr olacağı hakkında ne düşünülebilir?

Cevap — Biz Avrupa sulhunu bir kül olarak telâkki ediyoruz. Doğu Akde­niz'de sulh ve emniyetin korunması, bizce bütün Avrupa'nın sulhu ve gü­veni bakımından zaruridir. Bir Akdeniz Paktı bahis mevzuu olunca, İngil­tere başta olmak üzere, bbütün Akdeniz devletlerinin imkân ve şartları el­verdikçe bu pakta girmeleri tabiidir.

Sual —- Arap Memleketleri Basını Filistin Meselesi dolayısiyle Amerika'ya dargınlıklarını belirterek Akdeniz Paktı tasarısına hücum ediyorlar. Filis­tin Meselesi böyle devam ettiği müddetçe, Arapların bu Pakta iltihakına ih­timal veriyor musunuz?

Cevap — Filistin Meselesinin süratle hallini, Akdeniz'de sükûn ve istikra­rının başlıca âmillerinden sayıyoruz. Bu mesele halledildikten sonra vaziyet­te hiç şüphesiz daha büyük vuzuh olacaktır.

Sual — Times Gazetesi Akdeniz Paktı tasarısının mevsimsiz olduğunu ve zayıf bir kombinezon olabileceğim söyliyerek Orta Şark için Truman dokt­rininin şimdilik en iyi formül olduğunu ileriye sürüyor. Bu husustaki fik­riniz nedir?

Cevap — Bunu Times Gazetesinin bir fikri olarak kabul ediyorum.

YANKILAR.


Dışişleri

ken...

BakanımızıdinEer-

' Yatan: Abidin Dav'er

18 Mart 1949 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan :

Paris'ten dönen Dışişleri Bakanımız Nec­mettin Sadak'ın Büyük Millet Meclisin­deki beyanatı ve onu takiben muvafık, muhalif ve müstakil milletvekillerinin nutukları, dış siyasetimiz bakımından Çok kuvvetli ve manalı bir tezahür oldu. İÇ siyaset bakımından görüşleri ayrı o-lan, Hükümete ve iktidar partisine karşı şiddetli tenkitlerini esirgemiyen muhaiif partiler, dış politika hususunda, partile­rimiz arasında hiç bir ayrı gaynlık ol­madığını gösterir.

Esasen, başka türlü olmasına da imkân yoktu. Çünkü bugünkü dış siyasetimiz bir .parti politikası değildir; Bütün Türk milleti tarafından kabul ve tasvip edil­miş millî bir politikadır. Hattâ bu «millî» sıfatına bir de «tarihî» vasfım ilâve ede­biliriz. Çünkü bizim tarihî düşmanları­mız ve tarihî dostlarımız vardır. Bugün takip ettiğimiz siyaset işte bu tarihî düş­manlıkların ve dostlukların çizdiği yolda yürümektedir. Mukadderatın tâyin ve milletin tam bir birlikle benimsediği mil­lî ve tarihî bir siyaset karşısında, kuvve­tini milletten alan partiler için, başka, bir politikaya taraftar olmağa imkân yoktur.

Mevcut siyasi partilerimizin hepsinin kabul ettikleri milliyetçilik, vatansever­lik, istiklâlimize, hükümranlığımıza ve toprak bütünlüğümüze bağlılık gibi prensipler ve vasıflar vardır. Partiler, bu prensipler ve vasıflardan ilham alan bir dış politikayı nasıl beğenmemezlik ede­bilirler ? Bugün dünya İkiye ayrılmıştır. Bir tarafta büyük ekseriyeti teşkil eden milletlerin ve insanların haklarına riayetkar, barışçı demokrasiler, diğer taraf­ta ise ekalliyeti teşkil eden milletlere ve insanlara hiç bir hak tammıyan saldır­gan kızıllar. Türkiye Cumhuriyeti, tabi-atiyle demokrasiler cephesinde yer al­mıştır. Şimdi kim çıkıp da,

— Bu politikayı bırakalım; kızıllarla an­laşıp dost olalım, onlarla işbirliği yapa­lım, diyebilir? Böyle bir şey söyliyecek olan adam deli değilse, Fuat Köprülü1-nün dediği gibi, ya ihanet yahut da gaf­let yolundadır. Türk milleti ise ne iha­nete göz yumar, ne de gaflete düşer.

Eski Dışişleri Bakanımızdan ve Millet Partisi mensuplarından Yusuf Kemal Tengirşek dış politikamızı tasvip eden nutkunun bir yerinde şöyle diyor:

«Muhterem Hariciye Vekili emniyet sis­teminden bahsederek, bu, birdir dediler, ben de bunda tamamiyle kendileriyle be­raberim ve kendi fikirlerine iştirak edi­yorum. Dünyanın emniyeti bozulursa bu, Türkiye'ye Ûe taallûk edecektir.»

Bu düşüncenin aksi de doğrudur: Türki-yenin emniyeti bozulursa, dünyanın em­niyeti de bozulur. Bu hakikat, barışçı de­mokrasi alemince de anlaşılmış ve kabul edilmiştir. Dış İşleri Bakanımızın dediği gibi «Türkiye'nin emniyeti, dünyanın emniyeti İçin esaslı bir mevzu teşkil et­tiği» kanaati her tarafta yerleşmiş bu-lunuyor.Bu da, takip ettiğimiz dürüst, barışçı ve azimkar siyasetin isabetine bir delildir.

Şimal Atlantik ve Akdeniz paktları kar­şısındaki vaziyetimize gelince, imzalan­mak üzere olan Şimal Atlantik paktına, Atlantik kıyılarında bulunmryan Türki-yenin girmesi bahis mevzuu değildir. Akdeniz paktı İse, Necmettin Sadak'ın • söylediklerine göre, şimdilik hâîâ bir ta­savvur halindedir ve henüz bu hususta alınmış bir karar yoktur. Fakat Türki-yenin dâhil bulunduğu bölgede sulh ve emniyetin korunması için ne gibi tedbirler alınabileceği hakkında İngiltere ve Amerika'da sıkı temas ve teşebbüsleri­miz devam etmektedir.»

Hele ikisi de Şimal Atlantik paktına dâ­hil bulunan, biri müttefikimiz, diğeri de sıkı ve samimî dostumuz olan ingiltere ve Amerika ile devam .eden temas ve te­şebbüsler neticesinde, herhangi bir teca­vüze karşı istiklâlimiz ve toprak bütün­lüğümüz bu iki büyük millet tarafından garanti edildiği takdirde, Türkiyenin emniyeti meselesi, hal ve temin edilmiş olur. Dış İşleri Bakanımızın Amerika'ya giderek bir bölge savunma paktı müza­kere edeceği hakkındaki haber tahakkuk eder ve böyle bir pakt imza edilirse bu, .dış siyasetimizin büyük bir zaferi olacak ve demokrasi cephesinin kilit mevzii o-lan Türkiye kalesini daha kuvvetlendire­cektir.

.Siyaset ve strateji bakımlarından dün­yanın mihver noktalarından biri olan bölgemizde, yıllardan beri ağır şartlar altında büyük fedakârlıklara katlana­rak sarfettiğimiz gayretlerin tek gayesi, İstiklâlimizi, varlığımızı ve barışı korun­maktan ibarettir. Hiç bir tecavüz emeli­miz, hiç bir ihtirasımız yoktur; hiç bir macera peşinde koşmuyoruz. Şimdiye kadar hep bu yolda yürüdük; tek başı­mıza kaldığımız veya başka devletlerle dost ve müttefik olduğumuz zamanlarda da, bu hedefe varmaktan gayrı bir mak­sat gütmedik. Yarın her hangi bir pakta girersek gayemiz gene nefis müdafaası ve barışa hizmettir. Dış siyasetimizin değişmez prensipi budur. Sükûnet ve ümit içinde, her şeyden çok kendimize güvenerek dünyanın barışa ve huzura kavuşmasını bekliyoruz ve medeni mil­letler camiası içinde uhdemize düşen va­zifeyi tereddütsüz ve azimle yapıyoruz. Dışişleri Bakanımız, bütün selefleri gibi aynı yolda yürüyor. Yusuf Kemal Ten-girşek'in söylediği aşağıdaki söz yaînız mensup bulunduğu Millet Partisi adına değildir; Türk milletinin itimadım ve iradesini tecelli ettiren bir direktiftir:

«— Türk milleti arkandadır. Bu yolda kuvvetle yürü!»

Parti ayrılığı ve millî politika...

Yazan: Cihat Baban.

18 Mart 1949 tarihli «Tasvir» İstan­bul'dan :

Dünyadaki emniyetsizlik karşısında, Türkiye'nin durumunu Büyük Millet Meclisinde, vuzuhla anlatan Sadak, mu­halefet partilerinin de tasvibini kazana­rak kürsüden indi. Bu suretle dış poli­tika mevzuunda, Türk milletinin ihtilaf­sız bir bütün olduğu, bir kere daha bütün dünyaya ilân edilmiş oîdu.

Sayın Bakan, istikbalin az aydın (tara ifade ile karanlık) olduğunu söylerken bize yeni bir şey öğretmiş olmadı. Bu günkü kötü durumda hiçbir mesuliyeti­miz olmadığı halde, harb sıkıntılarını Bâlâ sırtımızda çekmekte olduğumuz va­kıası ne kadar doğru ise demokrasi cep­hesinin, hudutlarını müsellâh olarak bek-liyen yegâne nöbetçinin Türk eri olduğu da o kadar doğrudur.

Bu vaziyet karşısında yapacağımız, şey tarihî hakikatlerden de ders ve ibret ala­rak, dünya sulhu uğrundaki çalışmaları­mızı ve müdafaa tedbirlerimizi kuvvet­lendirmek oluyor.

Bu itibarla saym Sadak'm beyanatını tasvip etmemeğe imkân görmüyoruz. Atlantik Paktı, Thorez, Togiiatti ve Ni-cole gibi, Stalin'in yabancı memleketler­deki ajanlarını çok sinirlendirmişe ben­ziyor, Sovyet Rusya bu paktm tahakku­kuna mâni olmak için, her türlü sabotaj hareketine başvurdu, bununla beraber o da biliyordu ki Atlantik Paktı Rusya aleyhindeki cepheye yeni bir fazlalık ge­tirmiyor, yalnız, zımnen mevcut bir an­laşmayı bir müdafaa tedbirini gün ışığj-na çıkarıyordu.

Komünistlerin paktı yere vurmak için sarf ettikleri gayret boşa çıktı. Yaptık­ları propaganda da, paktın hiçbir işe yaramıyacağı ve faydası olmıyacağı merkezinde idi. Hiçbir işe yaramıyacak faydasız bir pakt aleyhinde niçin bu ka­dar, gayret sarfettikleri de tabiî, Rus politikasının birçok noktaları gibi bir türlü anlaşılamıyordu.

Brüksel paktım imza etmiş olan beş dev­let, Rusya'nın saldırışı halinde Amerika­nın, silâhlı bir müdafaaya kıyam edece­ğinden emindiler, günkü böyle bir taar­ruz ilk defa, işgal bölgesindeki Amerika­lı efradı hedef ittihaz edecekti. Böyle olunca da, Moskova'da, Vaşmgton'da, Paris'te ve hattâ her yerde, paktın teda­füi bir mahiyet arzettiği de malûm olu­yordu.

Ve yine malûmdu ki İmzalanan paktın metni, realitede daha zayıf olacaktı. Çünkü Amerika anayasası, harb ve sulh ilânı keyfiyetini kongreye bırakıyor ve peşin taahhütlerle, bu hakkın tahdit edi-lemiyeceği yine anayasa hükümlerinde tahriş edilmiş bulunuyordu. Amerika vesikanın altına sarih bir taahhüt hük­mü kayamazdı, fakat, böyle bir tehlike karşısında kongrenin harb ilân edece­ğini de herkes emniyetle biliyordu. Ame­rika efkârı umumiyesi, artık kendi hu-Öutlarmm Avrupada olduğuna iman. et­mişti.

Atlantik paktının tedafüi mizacı, Avru-payı silâhlandırmağa hizmet edecektir. Cephelerde boğuşma bittikten sonra, Rusya kuvvetlerini terhis etmedi ve sa­yın Sadak'm söylediği gibi soğuk ve. a-teşsiz muharebeye devam etti. Rusların cephelerdeki adedi faikıyetine mukabil de Amerika, fennî tetkikat ve sınai üs­tünlük dolayisiyle Ruslardan kuvvetli idi. Şimdi, Atlantik paktı ile Rusyanın adedî faikiyetini karşıhyacak tedbire başvu­rulmaktadır.

Atlantik paktının gaye ve hedefi bizce bundan ibarettir. Yine, kavgaya ve har­be müntehi olacak bir muvazene sistemi içine, Sovyet Rusya'nın takip etmekte olduğu politika yüzünden sürüklenmiş bulunuyoruz. Amerika harb bütçesini 1949 senesi için .15 milyar dolara yük­seltmiştir. (Türkiye'nin umumi bütçesin­den 50 kere fazla). Bilhassa Prag baskı­nından sonra, alman bu tedbirden maksat, Stalin'in bütün ümitlerini kırmak ve-onu müzakereye yanaştırmaktı.

Halbuki ne bütçedeki paralar ve ne A-merikanm bu yoldaki katî azmi, ne de dünya efkârı umumiyesinin Rusya aley­hine dikilmiş olması, Rusyayi daldığı gaflet uykusundan uyandiramadi.

Ekonomist'in bildirdiğine göre, Fransa, İngiltere, Belçika, Holanda ve Lüksem-burg'un millî müdafaa tahsisatı olarak müştereken kabul ettikleri miktar 1.205 milyondur. Halbuki yalnız İngiltere 1945-46 senelerinde bu uğurda 4.410 mil­yon sarfetmiştir. Dört defa daha fazla.

Fransa'nın bugün yirmi veya otuz tü­menden fazla asker seferber edemiyeceği söyleniyor, halbuki yalnız başına biz, bugün o kadar kuvveti ayakta tutmağa mecbur oluyoruz. Bugüne kadar, Rusya-ya karşı milletleri silâhlandırmaktansa halk kütlelerini doyurmak ve sefaleti or­tadan kaldırmak yolunda sarfedilen e-mekler Rusya'nın İnat ve ısrarı karşısın­da beklenen semereyi vermedi. Atlantik paktı bütün bu tecrübelerin mahsulü ola­rak kuruldu. Maksat da demokrasi cep­hesinin, fennî ve sınai üstünlüğünü adedi faikiyet ile kuvvetlendirmektir.

Bize gelince, biz de bu mantıkî teselsü­lün içinde tabii olarak yer alacağız. El­bet tatbik ettiğimiz dış politika memle­ketin menfaatlerine en uygun olanıdır. Rusya'ya ayak uyduranların akıbetini Romanya'da Çekoslovakya'da Bulgaris­tan'da gördüğümüz için, Türk - Ameri­kan işbirliği aleyhinde bulunanların söz­lerini aleyhte tahrikat olarak kabul et­mek zaruretindeyiz.

Meclis müzakereleriyle millî bir politika­nın tahakkukunu görüyoruz ve parti ay­rılıklarına rağmen şuurun millî müdafaa siyasetinde de yer aldığım ve böylece muazzam bir eser yaratmış olduğumuzu da müşahede ederek seviniyoruz.

b : DIŞARDA,

OLAYLARIN TAKVİMİ.


4 Mart 1949

— Bari:

Türk ve İtalyan güreş takımları arasın­da yapılan güreş müsabakası her iki tarafın dörder galibiyetiyle neticelen­miştir. Neticeler sundur:

Bamalir. sayı hesabiyle Pigehet'i yen­miştir.

Lombardi sayı hesabiyle Akar'ı yenmiş­tir.

Nurettin sayı hesabiyle Randi'yi yen­miştir.

Montanari sayı hesabiyle Sevet'i yen­miştir.

Trere sayı hesabiyle Şenol'u yenmiştir. Yaşar Doğu Cerroni'yi beş dakikada tuşla yenmiştir.

Candemir sayı hesabiyle întirono'yu yenmiştir.

Silvestri sayı hesabiyle Sadik'ı yenmiş­tir.

En canlı güreşler Yaşar Doğu'nun, Can-demir'in ve Sadılc'm güreşleri olmuştur.

6 Mart 1949

- Cenevre

Türk ve italyan güreşçileri arasında yapılan ikinci karşılaşmayı Türkler, üstün teknikleriyle, her siîklette ka­zanmışlardır.

Neticeler şunlardır:.

AWYücelsayı'hesaibiyleAtlionello'yu yenmiştir.

NasuhAkar,Lâverini'yi13dakika21 saniyedetuşlayenmiştir.

Nurettin Zafer,Randi'yi 9 dakika 12 saniyedetuşlayenmiştir.

ServetMeriç sayı hesabiyle Nizzola'yı yenmiştir.

Haydar Saf er 8 dakika 15 saniyede' Finochilo'yıi tuşla yenmiştir.

Yaşar Doğu 3 dakika 32 saniyede Sor-tari'yituşlayenmiştir.

Bektaş 6 dakika 21 saniyede Gallega-ti'yiTuşla yenmiştir.

Ahmet Mersinli 6 saniyede Verena'yı tuşlayenmiştir.

Nizolla serbest güreşte dünya dördün­cüsü Gallegati de grekeromende dünyaüçüncüsüdür.

7 Mart 1949

— Washington:

Washington Basın Ataşemiz Nüzhet Ba­ba, Cumartesi günü 'akşamı seçkin Amerikan ailelerinin çocuklarının tah­sil gördükleri Washington civarındaki Chevy Chase Kız Kolejinde «Bugünkü Türkiye» konulu oir konferans vermiş­tir, öğrencilere ayrıca New-York Ha­berler Büromuzun yayınladığı hâtıralar ve broşürler de tevzi edilmiştir.

Kolej Müdürü Brown, mekteplerinde bu yıl milletlerarası konferanslar serisinin ikincisini Türkiye'ye hasretmekte bü­yük bir zevk duyduğunu ve konferans­tan büyük faydalar sağlandığını belirt­miştir.

Ko.lej Öğrencileri (bugünkü Türkiyede her sahada başarılmış olan işler üzerin­de aydınlatıcı geniş bilgiler veren bu konferansı yakın bir alâka ile takip et­mişlerdir.

13 Mart 1949

— Zürih:

Türk ve İsviçre güreşçileri arasındaki ilk karşılaşma dün gece iSaint Galil'de yapılmıştır. Gerek kuvvet gerekse tek­nik itibariyle üstün, olan Türk güreşçi-

leri bu karşılaşmayı 1 e karşı 7 ile ka­zanmışlardır.

Teknik neticeler şunlardır: Greko-romen: 52 kiloda Halit Balamir 6 dakika 15 saniyede Gentoın'u bariz bir üstünlük göstererek tuşla yenmiştir.

Serbest: 57 kiloda Nosuh Akar 6 daki­ka 30 saniyede Copat'ı tuşla yenmiştir. Serbest: 62 kiloda Nuredctin Zafer 4 da­kikada Glaser'i tuşla yenmiştir.

Greko-romen: 67 Miada Hirschbukl, mü­savi bir güreşten sonra Servet Meric'i sayı hesabiyle yenmiştir.

Greko-romen: 73 kiloda Ahmet ŞenolGozel'i sayı hesabiyle yenmiştir.

Greko-romen: 79 kiloda Yaşar Doğu Sehmid'i 10 dakika 20 saniyede tuşla yenmiştir. İsviçreli daima müdafaada kalmıştır.

Greko-romen:87 kiloda Adil Candemir ' Saner'İ sayı hesabiyle yenmiştir. Serbest: Ağırda Ahmet Mersinli Ruster Holz'u sayı hesabiyle yenmiştir.

17 Mart 1949

—Stockholm:

Bu akşam burada yapılan Türkiye-îs-veç güreş müsabakalarında 52 kiloda Halit Balamir Johannson'a ittifakla ga­lip, 57 kiloda Nasulı Akar Pettersen'e ittifakla galip gelmişler. 62 kiloda Nu­rettin Zafer Arderberg'e ittifakla mağ­lûp olmuştur. Halit Balamir güreşin bilhassa yerde geçen 'safhasında- üstün­lük göstermiş, Nasuh Akar da hasmı Pettersen'i 2 defa çok nazik duruma düşürmüştür.

Diğer neticeler bildirilecektir.

Stokholm:

Bu akşam burada yapılan Türk-tsveç güreş m üsab ak alarmda,

67 kiloda:

Fredfors - Servet Meric'i 3-0 yanmıştır.

73 kiloda:

Haydar Zafer - Berlin'i 2-0 yenmiştir 79 kiloda;

Yaşar Doğu - Groenberg'i 3-0 yenmiş­tir.

Fredfors'un hasmına olan üstünlüğü ba­riz olarak görülüyordu.

Servet Meriç bu güreşte iki ihtar almış­tır.

Haydar Zafer güreşin yerde geçen, saf­hasında fevkalâde üstün güreşmiş ve hasmının altından üç mükemmel sıyrılış ile kurtulmuştur.

Yaşar Doğu güreşe başladıktan iki üç dakika kadar sorara hasmını çok sıkışık vaziyete düşürmüş ve İsveçli Groenberg güreşin geri kalan kısmında hiçbir üs­tünlükgösterememiştir.

87 kiloda:

Adil Candemir - Palm'i 3-0 yenmiştir.

Ağırda:

İsveçli Antonsson Ahmet Mersiıili'yi 3-0 yenmiştir.

Adli Candemir güreşin son safhasında hasmım ayakta yere yıkmak suretiyle en mükemmel oyun çıkaran güreşçi ol­muştur.

Antonsson yerde çok hamleli olmuş ve üç defa yarım kıskaç oyunu tatbik et­miştir.

Umumi netice:

Türkiye İsveç'i 5-3 yenmiş bulunmakta­dır.

Bu akşamki güreş müsabakalarını 4000 seyirci takip etmiştir.

18 Mart 1949

— Stokholm:

6 oilmpiyat birincisi ve Londra'da dere­ce almış üç güreşçinin karşı karşıya geldiği Türkiye - îsveç serbest güreş millî karşılaşması Türk takımının zafe­riyle neticelenmiştir.

Serbest güreşte, fevkalâde bacak oyun­ları tatbik eden Türklerin üstünlüğü bu .millî karşılaşmada -bariz olarak görül­dü.

Halit Balaımir, Nasuh Akar, Haydar Za­fer ve Adil Candemir aralarında Olimpi­yat Greko-Romen Şampiyonu Pettersen de bulunan İsveçli güreşçileri bariz bir üstünlükle mağlûpettiler.

Günün en mühim ve cazip karşılaşması hiç şüphesiz 79 kiloda Yaşar Doğu İle bu

lîategorinin olimpiyat birincisi ve dün­yanın en iyi .güreşçisi olaraik kabul edi­len Grunberg arasında cereyan etti. Fa­kat daha güreşin ikinci dakikasından itibaren daima müdafaada ıka'Ian Grun-toerg'in güreşi kazanmak ihtimali zaten pek zayıftı.

Ağır sıklette İsveçli 'güreşçinin Ahmet Kireççi'yi yenmesi pek te beklenmiyor­du.

Türkiye - isveç Greko - Romen güreş karşılaşmasıbuakşamyapılacaktır.

— Stokholm:

Bu akşaan iburada yapılan Türk İsveç müsabakalarında.

67 kiloda:

Freiji - Servet Meric'i 3-0 yenmiştir. 73 kiloda;

Anderson - Şenol'u 3-0 yenmiştir. 79 kiloda:

Yaşar Doğu - Groenberg'i 3-0 yenmiştir. Preiji(Servet Meriç g/üreşinde Fireijî daima üstün güreşmiş ve Servet'i iki defa yere yıkmıştır.

Anderson - Şenol güreşinde Anderson rakibini birkaç defa müşkül durumlara getirmiştir.

Yaşar Doğ'u çok üstün bir zafer kazan­mıştır. Güreş çok heyecanlı olmuştur.

Grûko-romen güreşlerde: 52 kiloda Ha-lit Balamir İsveçli Moelîer'e 1-2 yenil­miştir.

57 'kiloda Nasuh Akar Pettersen'e 2-1 yenilmiştir.

73 kiloda Haydar Zafer Anderberg'e 3-0 yenilmiştir.

Moellerilk devredehasmım yıkmağa (muvaffak olmuşsa da ikinci devrede Ba­lamir yerde .daha üstün güreşmiştir. Petersen hâkim tir .güreş yapmıştır.

Anderberg çok hamleli ve üstün bir gü­reşle müsabakayı 'kazanmıştır.

87 .kiloda Adil Candemir Palm'a 3-0 ye­nilmiştir.

Ağırda Mersinli Nilsson'ı 3-0 yenmiştir. Can Demir güreşin son devresinde iyi Mr oyun çıkaramamıştır.

Bu akşamki Türk - isveç greko-rom:en güreş müsabakaları 6-2 İsveç takımının galibiyetiyle sona ermiştir.

Ahmet Mersinli son güreşte hasmını de­falarca yere yıktıktan ve çok kritik du­rumlara düşürdükten sonra haklı bir galibiyet sağlamıştır.

20 Mart 1949

— Stockholm:

Eskilstuna'da bu gece devam edilen güreşlerde aşağıdaki neticeler alınmış­tır:

62 kiloda:

Anderberg Yoyhıyu 2/1 yenmiştir. 5% kiloda:

Halit Balamir - Johansonu 2/1 yenmiş­tir.

57 kiloda:

NasuhAtkar - Pers'Son'u 3/0 yenmiştir.

Greko romen&e:

67 kiloda:

Lînt - Servet Meric'i 2/1 yenmiştir.

73 kiloda:

Berlin - Ahmet Şenol'u 3/0 yenmiştir.

Sİ kiloda:

Vong Adil Candemir'i 3/0 yenmiştir.

Ağır sıklet:

Aritonson - Mersinli Ahmet'i 3/0 yenmiş­tir.

— Stockholm:

Türk serbest güreş takımı (bugün Stock­holm'ün batısında bulunan Eskilstuna şehrini ziyaretle oradaki P. S. T. P. ma­hallî serbest güreş takımiyle karşılaş­malar yapmış ve aşağıdaki neticeleri almıştır:

52 kiloda:

Ali Yücel - Johmson'u 13 dakika 10 sa­niyede tuşla yenmiştir. 62kiloda:

Andenberg Nurettin Zaferi 3/0 yenmiş­tir. İsveçli güreşçi çok hâkim güreşmiş

75 kiloda:

Haydar Zafer Berlir'i 3/0 yenmiştir.

79 kiloda:

Yaşar 'Doğu Ekstroem'i bacak oyunu ile

7 dakika 5 saniyede tuşla yenmiştir.

87 kiloda!

Vong Bektaş Çan'ı 14 dakikada tuşla yenmiştir.

Ağır sıklet:

Mersinli Ahmet Antonsoiı'u 2/1 yenmiş­tir.

— Viyana:

Bu sefer Avusturya lehine neticelenen Türkiye - Avusturya maçı iyi bir spor gösterisi almamıştır. Her iki e-kipte sis­temle oynamamış ve goller çıkarama­mıştır. Türk ekibi daha süratli oynamış ve bilhassa Şükrü Avusturyalılar için tehlikeli hücumlar yapmıştır. Avustur­ya ekibinde ise muhacim Zaman ve iki müdafi Garhart ile Kowanz en iyi oyun­cular olmuşlardır. Türklerde Cihat Er­doğan, Şükrü ve Fikret ilk devrede gü­zel oynamışlardır.

ilk devrede muhacim Brinek ikinci dev­rede muhacim Wagned yaralanmışlar ve yerlerine Stojaspal ve Gernhardt ika­me edi'miştir.

24 Mart 1949

— Stokholm:

Güney Isveçte başlıyan Türk-İsveç gü­reş turnavasımn birinci kısmı dün aikşam Malmo şehrinde yapılmıştır. Salon ta-mamiyle dolmuştu.

Yapılan Greko-Romen müsabakaları jkl ikiye beraberlikle bitmiştir.

57 kilo-da Nasuh Akar 10 dekikada ra­ikibi Wetterloef'i tuşla yenmiştir. Maç enteresan olmamıştır. 52 kiloda Lindberg üstün bir güreşle ra­ikibi Haiit Balamİr'i müsabakanın ikinci kısmının bitmesine 30 seniye kala tuşla yenmiştir.

62 kiloda. Nureddin Zafer rakibi Nâls-son'u 3/0 yenmiştir.

Son karşılaşma olan 67 kiloda Freij ra­kibi Servet Meric'i 3/0 yenmek suretiyle takımına beraberliği kazandırmıştır.

Bundan başka iki de serbest güreş mü­sabakası yapılmıştır.

67 kiloda Fraendfors şiddetli ve hare­ketli bir mücadeleden sonra Mustafa Yoylu'yu dört dakikada tuşla, 73 İtilo-da Haydar Zafer de rakibi Westergren'I sayı hesabiyle(2/1)yenmişlerdir.

25 Mart 1949

— Malmö:

Güney îsveç güreşçileri üe Türtk güreş­çileri arasında dün gece yapılan lîarşı-laşmalarda elde edilen neticeler şunlar­dır:

Greko - Romen: 73 kiloda:

İsveçli Roland Carlsson, Ahmet Şenol'u 3 dakika 30 saniyede tuşla yenmiştir.

62 kiloda:

NurettinZafer,Larsson'u 2/1mağlûp etmiştir.

87 kiloda:

Nilsson, Adil Candemir'e galip addedil­miştir. Müsabaka, Türk güreşçisinin ringin dışma düşmesi üzerine durmuş, Aclil Candemir'in bileği incindiğinden, müsabakaya devam edilememiştir.

Serbest güreşler:

67 kiloda:

Mustafa Yoylu, birkaç saniyede Andersson'un sırtını yere- getirmiştir.

Yine 67 kiloda:

Fraendfors, Servet Meric'i 3/0 yenmiş­tir.

Greko - Romen güreşler: 57 kiloda:

Nasuh Akar, Sture Westerlv'i 10 daki­ka 10 saniyede tuşla yenmiştir. 52kiloda:

Sven Lindberg 14dakika 30 saniyede Hali'tBa'amir'i yenmiştir. 73 kiloda:

Haydar Zafer, Lennant Nielsson'u 3/0 yenmiştir.

67 kiloda:

Güstav Freij, Servet Meric'i 3/1 yenmiş­tir.

Serbest güreşler:

7 kiloda:

Goest-a Fr&ntors 3 -dakika 45 saniyede

Mustafa Yoylu'yu yenmiştir,

73 kiloda:

Haydar Zafer,Franz Westergran'ı 2/1 yenmiştir.

Türk-İsveç güreşçileri arasında Güney isveç'te yapılan İki günlük güreş turne­si suretle sona ermektedir. Bu turnenin bariz vasfı, iyi Türk güreş-çiierînîn imiisabaikalara çıkmamış olma­sı ve iki tarafatn fena bir teknik göste­rilmiş Ijulunmasıdır. Bu "hal 3000 kadar seyircinin şiddetlitenkitlerine yol aç­mıştır,

Türk güreşçileri, yarın İsveç'ten Brük­sel'e hareket edeceklerdir.

BELGELER.

Amerikanın Türkiye ve Yunanistana yaptığı yardım hakkında Baş­kan Truman'ın Kongreye verdiği mesaj :

Washington : 20.( a. a. )

Amerika'nın Türkiye ve Yunanistan'a yaptığı yardım, hakkında Başkan Tru-man tarafından Kongreye sunulan altıncı raporun Türkiye'ye ait kısmının metni aşağıdadır:

Türkiye ve Yunanistan dünyanın nazik bir bölgesinde komşu bulunma­larına ve her ikisi de ayni kanuna göre Amerika'dan askerî yardım görmele­rine rağmen bu memleketlerde hâkim olan durumlar arasında açık bir tezat mevcuttur. Türkiye, Yunanistan gibi fakirleşmiş bir memleket değildir. Tür­kiye'de, güvenliğinin maruz kaldığı tehlikenin mahiyetini değiştiren ve­ya örten dahilî bir karışıklık yoktur. İkinci Dünya Savaşından son­ra Rusya'nın toprak taleplerine maruz kalan Türkiye'nin bu talepleri kesin olarak reddetmesi ve şiddetli askerî tedbirler alması bütün dünyanın hay­ranlığını kazanmış ve kendisine yapılacak her tecavüze sonuna kadar karşı-koyacağını hiç bir şüpheye mahal bırakmiyacak şekilde ifade etmiştir.

Amerikan Yardım Programı, Türkiye'nin toprak bütünlüğünü muhafaza et­me kudretinin artmasına ve Orta - Doğu'da bir istikrar unsuru olarak oyna­dığı role devam edebilmesi gayesine matuftu. 75 numaralı kanun 1947 yılı­nın Mayıs ayında kabul edildiği zaman Türkiye altı yıldanberi 500.000 kişi­den fazla bir kuvveti silâh altında bulundurmakta ve yıllık gelirinin yüzde ellisinden fazlasını millî savunması için sarf etmekteydi. Bu. altı yıllık barış devresi zarfında dört milyon kişinin silâh altında bulundurulmuş olmasını ifade eder. Türkiye gibi bir ziraat memleketinde bu büyük ordunun iktisadî kaynaklara ve el emeğine yüklediği yükün, memleketin bir tecavüze karşı koy­mak hususundaki genel kudretini son derece azaltabileceği aşikârdı.

Hâlen gayretlerimizi malzeme ve mal kolaylıkları göstermek ve meslekî bir yardımda bulunmak hususları üzerine toplamış bulunuyoruz. Bu gayretler, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin temel yapısını takviye etmeye yardım edecektir. Yardım Programı gereğince verilen malzemeye rağmen, yapılan teçhizat'yar-dımında bugünkü ferdî yetiştirme ve grup talim ve terbiyesi programı hü­kümlerince sağlanması gereken müessirliği tamamen tahakkuk ettirmek için doldurulması gereken hoşluklar vardır. 1948 yılının Ekim ayında Anadolu'da yapılan büyük manevralar sırasında Türk Silâhlı Kuvvetleri Amerikan mal­zemesini kullanmakta yüksek bir eğitim derecesi göstermişler ve Amerikan tekniklerini benimsemek kabiliyetlerini açıkça isbat etmişlerdir. Türk Or­dusunun, eğitimde gösterdiği terakki Amerikan Askerî Heyetinin 1948 yılızarfındaki en önemli eserlerinden biri sayılmalıdır. Yıl sonunda 9 Türk As­kerî Okuluna, 60 tan fazla kursa birkaç bin Türk talebe yazılmış bulunuyor­du. Amerika'da olduğu gibi teknik eğitime matuf olan bu kursların gayesi yetiştirilmiş teknisyenler sağlamaktadır. Öğrenciler sadece, Amerikan Yar­dım Programı gereğince Türkiye'ye verilen malzemenin kullanılması ve mu­hafazasını Öğrenmekle kalmamakta, ayni zamanda Türk Ordu Birliklerinde ve Türk Askerî Okullarında vazife görmek üzere öğretmen olarak yetiştirilmek­teydiler. Türk Millî Savunma Bakanlığı askerî eğitim kolaylıkları temin için 350.000 dolar tutarında bir para sarfetmiş ve bu suretle öğrenci ve kurs sa-yısmm son derece artmasını mümkün kılmıştır.

Türk subay ve erlerinin gösterdikleri devam ve şevk, bu eğitim kurslarının başarısında en önemli bir âmil oîmuşutr. Yeni teçhizat ve yeni tekniğe alış­makta gösterilen müsaraat bütün kollarda göze çarpmıştır. Birçok Türk er­leri Amerikan öğretmenleri ve personeli tarafından verilen derslerden daha fazla bir istifade temin etmek için ingilizce öğrenmekte ve çalışma saatleri dışmda yeni Öğrendikleri bilgileri ilerletmeye çalışanlara da rastlanmakta­dır. 1948 yılmm son üç ayı zarfında malzeme ve bakım atölyelerinin teşki­lâtlandırılması işine hız verilmiştir. Bakıma müteallik faaliyeti arttırmak için munzam binaların inşaası maksadiyle plânlar da hazırlanmıştır. Türk or­dusunun iaşe ve ikmal sistemini düzeltmek için devamlı gayretler sarfedil-miştir. Bir çok antrepoların inşası, Türk askerî okullarına ve birliklerine teçhizat dağıtımı işinin hızlandırılmasına son derece yardım etmiştir. Türk­ler Amerikan iaşe sistemini kabul etmişlerdir ve depolardaki malzeme için kolay bir sistem olan Amerikan fiş sistemi vücude getirilmektedir. Türk Bahriyesi :

1948 yılının Aralık ayında Amerikan Bahriyesi Uss Buchanan ve Uss Mccalla adındaki iki destroyerin yardım programı gereğince Türk donanmasına dev­redileceğini bildirmiştir. Bu gemiler şimdi iyi bir duruma konulmuştur. Bu gemilerin hizmete konulmasına yardım etmek ve Türkiye'ye müteveccihen hareketlerinden evvel yapılacak tecrübelere ve eğitime katılmak için Türk denizcilerinden müteşekkil bir- grup Amerika'ya gelmiştir. 23 Mayıs 1948 de Türkiye Bahriyesine verilmiş olan dört Amerikan denizaltısı muntazam ça­lışmalarında devam etmişlerdir ve Amerikan deniz grupu tarafından verilen plânlara uygun olarak 1949 yılında yapılacak olan manevralara ve eğitim faa­liyetine katılacaklar ve üzerlerinde bakım çalışmaları yapılacaktır. Bu deniz-altılardaki Türk mürettebatının iştirak ettikleri 22 haftalık kurs Aralık ayın­da nihayete ermiş ve eğitime yardım için Türkiye'de kalan Amerikan müret­tebat şimdi Amerika'ya dönmüş bulunmaktadır. Amerikan Deniz Harekât Başkanlığı Daireleri tarafından yapılan incelemeler esas tutularak Türk Bah­riyesine Amerika'da bulunmakta olan öğrenci sayısının son derece arttırılması tavsiye ediimiştir. Türkiye'ye devredilen bazı gemilerin mürettebatı da dahil olmak üzere 31 Aralık 1948 tarihine kadar Yardım Programının çerçevesi dahilinde olarak Amerika'ya Türk Bahriyesine mensup 500 e yakın denizci gelmiştir. Great Lakes, Charleston, New-London, Philadelphia ve başka yerlerde bulunan Amerikan Bahriyesi tesislerinde Türk talebeleri eğitim çalış­malarına kabul edilmişlerdir. Türkiye'de Amerikan denizcilik grupu müs­takbel Türk öğretmenlerinin ve bilhassa elektrik tesisatı, denizaltılar, tor­piller, mayinler, mayin temizleme, topçuluk, deniz eğitimi, tersanelerin teş­kilâtlandırılması, askerî tıp vesaire gibi sahalarda ihtisas sahibi personelin yetiştirilmesine nezaret etmektedir. Yardım Programının çerçevesi dışında olarak Amerika'daki sivil okullarda birçok deniz mühendis subayı deniz in­şaatı, deniz istihkâm ve nakliye gemileri inşaatı sahalarında ders görmekte­dir. Türk Genelkurmayına bu subayların Türkiye'ye dönmeden evvel Yar­dım Programının çerçevesi dahilinde olarak Amerikan Bahriyesinin tersane­lerinde birkaç ay ameîî eğitim görmeleri tavsiye edilmiştir. Tersanelerin teş­kilâtlandırılması, gemilerin tamir ve bakımı usulleri üzerinde amelî bir eği­tim görmek için Amerika'ya deniz mühendis subaylarının gönderilmesine matuf bir programın teferruatı da tasarlanmaktadır. Amerikan Denizcilik Bakanlığı Levazım ve Hesap İşleri Dairesinden bir subay Yardım Programı gereğince Türkiye'ye verilen malzemenin yeter miktarda depo edilmesi ve dağıtımını temin maksadiyle Türk Bahriyesinin ikmal ve iaşe sistemi hakkın­da teferruatlı bir incelemede bulunmuştur. Bu incelemede ezcümle Ameri­kan malzemesinin ambalaj ve sevkiyaünı hızlandırmak için tedbirler alın­ması, muntazam sevkiyat usullerinin gelişmesinin yeniden incelenmesi, ye­dek parçaların sür'atle sevk ve Türk Bahriyesi Levazım Dairesi Başkanının Amerikan iaşe ve ikmal usullerini ve kolaylıklarını incelemek üzere Ameri­ka'yı ziyarete davet edilmesi, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin teşkilâtlandırılma-sİyle ahenk halinde olmak üzere deniz iaşe ve ikmal sisteminin kabulü için tedbirler alınması ve Türk Bahriyesi Levazım Dairesi Başkanının amiral rüt­besini haiz bir subay olması tavsiye edilmektedir. 1948 yılının üç ayı zarfın­da Türk Bahriyesine verilen malzeme arasında boya ve kimyevî maddeler, demir malzemesi, çelik, seyrüsefer teçhizatı, makineler için yedek parça, elektrik kontrol teçhizatı ve fotoğraf malzemesi bulunmaktadır.

31 Aralık 1948 tarihinde Türk Bahriyesi için yardım programının çerçevesi dahilinde olaraak hepsi 14.852 ton tutarında malzeme ve teçhizat Türk Bahri­yesine devredilmiş bulunmaktaydı.

Türk Hava Kuvvetleri:

1948 yılı zarfında Türk Hava Kuvvetlerine mensup birkaç bin kişi Amerikan Havacılık Grupunun nezareti altında eğitim görmüşlerdir. Hava grup ku­mandanlarından müteşekkil olan Türk savaş pilotlarından bir grup Ameri­kan savaş uçaklarının harekâtını görmek üzere Kasım ve Aralıkta Alman­ya'ya gönderilmişti. Amerikan Hava Kuvvetlerinin havacılık inşaatı usulle­rinden doğrudan doğruya tecrübe edinmek maksadiyle Aralık Ayında gene Almanya'ya Türk Hava Kuvvetleri mühendis subaylarından mürekkep kü­çük bir grup daha gönderilmişti. Amerikan Havacılık Grupunun müşavirle­ri a-26, f-47 ve c-47 uçaklarının bulunduğu muhtelif Türk üslerinde bu uçak­larüzerindeçalışmalarınadevametmişlerdir.YardımProgramıgereğince Türkiye'ye verilecek c-47 nakliye uçaklarından müteşekkil ilk parti Kasım ayında Türkiye'ye varmıştır. 29 Ekim tarihinde Ankara'da Türk Cumhuri­yet Bayramı kutlanırken Yardım Programı gereğince verilen f-47 uçaklarile teçhiz edilmiş iki Türk hava alayı ve a-26 uçaklariyle teçhiz edilmiş bir hava taburu hava kuvvetlerinin geçit resmine katılmışlardır. İaşe ve ikmal per­sonelinin yetiştirilmesi de dahil olmak üzere müessir bir iaşe ve ikmal sis­teminin hazırlanması Türk Hava Kuvvetlerinin müessirliğini artırmak ba­kımından birinci derecede önemi haiz bulunmaktaydı.

Amerika'daki levazım tesislerinden Türkiye'ye döneri Türk Hava Subayları temel levazım kurslarını İdare etmektedirler. Bir yüksek levazım kursunun açılması için hazırlıklar yapılmaktadır. Bu kursta Amerikan Havacılık Gru-pu Levazım uzmanlarından biri öğretmenlik edecek ve daha sonra kursların sorumluluğunu Türk Hava Kuvvetlerinin seçme levazım subayları üzerlerine alacaklardır. Türk ve Amerikan subaylar Türk levazım işlerinin arzettiği iş­çi ve usta işçi ihtiyaçlarını ve Türk Hava Kuvvetlerinde Amerikan modelle­rinden başka modeldeki eski uçakların hizmette alıkonulması gibi oldukça güç bir meseleyi incelemişlerdir. Teksas'ta Randolph Hava üssünde kursla­ra devam etmiş olan Türk Hava Kuvvetleri askerî doktorları hâlen Türki­ye'de dersler vermektedirler. Türk Hava Kuvvetlerindeki bütün uçuş perso­neli, Amerikan Hava Kuvvetlerince kabul edilen esaslara dayanan tıbbî bir muayeneye tâbi tutulacaktır. Havacılık tıbbî kurslarını takip eden öğrenci­lerin de bu muayeneye iştirak etmeleri düşünülmektedir.

Yel inşaat Programı1:

Amerikan yol grupu 1947 Aralık aymdanberi Türkiye'de bulunmaktadır. Bu grupun gayesi şoselerin projelerinin hazırlanmasında ve şose inşaatında Türk Hükümetine tavsiyelerde bulunmak ve Yardım Programı gereğince verilen Amerikan teçhizatının kullanıldığı bazı stratejik yolların inşaasma nezaret etmektir. Amerikan grubu bu maksatla Türk Şose ve Köprüler Dairesiyle sı­kı bir şekilde işbirliği yapmaktadır. Amerikan yol grupunun yardım ve tav­siyeleriyle inşa olunan ilk ahşap köprü 1948 yılının Aralık ayında tamamlan­mıştır. Türkiye için tamamen yeni olan bu köprü plânına göre, köprü ayak­ları çelikten, diğer kısımlar ise tahtadan inşa edilmektedir. Bu köprü mali­yet fiatım ve bu kabil plânların Türkiye'de tahakkuk ettirilmesi imkânları­nı tesbite matuf deneme tipi köprüdür. Yol teçhizatını kullanacak Türk tek­nisyenlerinin yetiştirilmesine İskenderun deposunda devam edilmektedir. Fa-İcat bu çalışmalar tahmin edildiğinden daha ağır gitmiştir. Eğitim programı­nın tatbik sahasına konulması işinin devamına yardım edebilecek Türk Per­sonelinin yetiştirilmesi burada başlamıştır. Türk grupunun üyeleri Ankara'­da Askerî İstihkâm Okulundaki eğitime katılmışlardır. Kuvvetli kar fırtına­larının hüküm sürdüğü şiddetli bir kış yol inşaat programınca derpiş edilen çalışmaları geciktirmiştir. Fevkalâde şiddetli geçen kış teçhizattan bir kıs­mının İlkbahara kadar depolara konulmasını ve Türk işçilerinden pekçoğu-nun işten elçektirilmesinİ-gerekli kılmış olmasına rağmen, yol teçhizatı mümkün olan her yerde kullanılmıştır. Tasarlanan devre zarfında yol grupunun-faaliyetlerinden bir kısmı da, kıs mevsimi esnasında yapılacak eğitime ve teç­hizatın depolara konulmasına hasredilmiştir. Eî emeğiyle yapılan çalışma usul­leri şoseleri memnuniyet verici bir dururrida tutamadığından, bakım mese­lesi Türkiye'de yol inşaatının daima en Önemli meselelerinden birini teşkil etmiştir. Modern inşaat esaslarına uygun şoselerin' inşa edilmesiyle ve bakım. faaliyetinde makine kullanılması sayesinde bu meselenin önemi maddî ba­kımdan azaltılabilir. Yol grupunun Türkiye'de geçirdiği yıl zarfında bu hede­fe doğru büyük terakkiler sağlanmıştır.

Yol inşaat programının tatbiki için 31 Aralık 1948 tarihine kadar Türkiye'ye 4.628 ton teçhizat ve malzeme teslim edilmiştir. Bu yekûnun 400 tonundan fazlası son üç ay zarfında verilmiştir. Bu teçhizat arasında gradersler, trak­törler, soraperler, müteharrik sandıklı kamyonlar, kar küreyici makineler^ beton makineleri taş kırıcı ve elekli seyyar atölyeler bulunmaktadır.

Türkiye'deki Amerikan Yardım Heyetinin Teşkilâtı:

1 Ekim 1948 tarihinde George Wadsworth Türkiye'deki Amerikan Yardım Heyetinin Başkanı ve Amerika'nın Türkiye Büyükelçisi sifatiyle görevine başlamıştır. Türkiye'deki Amerikan Yardım Heyeti bir Amerikan or.du gru-pu ile bir Amerikan yol grupundan müteşekkildir. Bu gruplar Yardım Prog­ramı gereğince verilen malzemenin teslimine nezaret etmekte ve Amerikan malzemesini kullanacak Türk personelinin eğitimile ilgili Türk memurlariy-le birlikte çalışmaktadırlar. Aralık ayı sonunda Türkiye'deki Amerikan He­yetinin 321 üyesi vardı. 1948 malî yılı zarfında ve 31 Aralık tarihine kadar Yardım Programı gereğince Türkiye'ye teslim edilen askerî yardım malze­mesinin tutarı 102.000 ağırlık tonu, 324.998 hacim tonudur. Yapılan hizmet, ve mal tutarı 76.304.208 doları bulmuştur. Bu miktar Eylül ayındaki 69.431.580 dolarlık yekûndan 6.872.678 dolar fazladır. 31 Aralık 1948 tarihinde teslimi­ne müsaade edilen malzeme tutarı ise 96.870.761 doları bulmaktaydı.

IIBİRLEŞMİŞ MÎLLETLER.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


4 Mart 1949

— Lake Success:

iktisadi ve İçtimai Konseyin düukü toplantısında mil etil erarası teknik yar­dım hakkında müzalcere başladığı za­man ilk sözü Türk Delegesi (Selim Sar-per almıştır.

Selim Sarper, Milletlerarası teknik yar-dım için. Birleşmiş Milletler Genel Sek­reterinin bir .program vermesini teklif eden - Birleşik Amerika karar suretinin talimin edilen gelişmeyi hızlandıracağım söylemiştir.

Türk Delegesi, az gelişmiş memleketle­ri nerşeyden Önce kendi gayretlerine güvenmeleri, fakat vasıtalarının mahdut olması sebefoile, sanayi memleketlerin­den teknik yardım görmeleri ve serma­ye almaları gerekeceğini gözönünde tut­maları lüzumunu kaydetmiştir.

— Lake Succes:

Güvenlik Konseyinin bugünkü oturu­munda Norveç Delegesi israil Devletinin üye sıfatile kabulü derttıal oya konuldu­ğu takdirde lehte oy vereceğini ancak Konseyin yalnız tavsiyede bulunmak yetkisini haiz olması itibariyle kati ka­rarın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu­na ait "bulunması gerekeceğini söyle­miştir.

Müteakiben söz alan Mısır Delegesi Fevzi .Bey, Israilin üye sıfatiley kabu­lünün mevsimsiz ve insanlığa ve Birleş­miş [Milletler Kuruluna karşı bir haka­ret teşkil edeceğini, adaylığını tasvibi­nin Ortadoğunun barışa kavuşması yo­lunda sarfolunan gayretlere aykırı ola­cağını söyleyerek şöyle demiştir: «îBirleşmiş Milletler Kuruluna girmeğe tam manasiylo liyakat kazanmış aday­ların kaıbuledilmemesiiçinbaşkaları

tarafından defalarla kullanılan vetonun şimdi ingiltere tarafından da kullanıl­masının vakti gelmiş olduğu kanaatin­deyim.

Bundan sonra söz alan Kanada Delegesi General Naugîıton, oyunun israil lehin­de oJaaeğını .bildirmiş ve Kanadanm önce oydan kaçınmasının kabul kararı­nı mevsimsiz bulmaktan ileri geldiğini ve yakında Orta Doğuyu barışa kavuş­turacak mütareke yüzünden duruımm müsait surette gelişmekte olduğu kana­atini taşıdığını söylemiştir.

Generalden sonra konuşan Küba Dele­gesi, -mensup bulunduğu milletin, kendi millî birliklerini şuur ile kavramış mil­letlerin bağımsızlığını desteklemek yo­lundaki ananesine uygun olarak isra­il'in kabulü lehinde oy vereceğini bil­dirmiştir.

Amerika Delegesi Warran Austin bir takrir vererek israil'in barış sever ve Birleşmiş Milletler Anayasası hüküm­lerini yerine getimeyi arzu eden bir devlet telâkki edilmekte olrnası itiba­riyle Birleşmiş Milletler Kurulu üyeliğine kabulünü Güvenlik Konseyine tavsiyeeyliyeceğinikaydetmiştir.

16 Mart 1949

— Lake Success:

Berlin para meselesini halle memur ta­rafsız uzmanlar komitesinin akim kalan teşebbüslerini açıklayan rapor bugün burada yayınlanmıştır.

Birleşmiş Milletler Kurulunun Paris toplantısı Karariyle ihdas olunan taraf­sız uzmanlar komisyonunun yardımiyle Berlin para meselesinin haili teşebbü­sünün akim kaldığını gören Birleşmiş Milletler Kurulu Başkanı bu raporu ya­yınlamakla Konseyin Berlin meselesiyledaima meşgul olmağa devam eyliyece-ğini ve gerek başkanın gerekse mese­lede doğrudan doğruya methaldar olmı-yan bütün üyelerinin, faydalı görüldü­ğü takdirde iki tarafa yardıma daima hazır bulunduklarım belirtmek istemiş­tir.

18 Mart 1949

-— Lake Success:

Birleşmiş Milletler Kurulunun himaye­sinde Keşmir'de yapılacak pfebisit Bir­leşmiş Milletler tarafından yapılan ilk plebisittir. 4/5 ünü Müslümanların teş­kil ettiği IKeşmir halkı, ekseriyeti Hin-duların teşkil ettikler: Hindistan mı, yoksa ekserisi Müslüman olan Pakistan tarafından mı idare edilmeyi tercih et­tiklerini -bildirmeyedavet olunacaktır.

Hindistan'la Pakistan Güvenlik Konseyi, adma hareket eden özel komisyon sa­yesinde 1949 Ocak Ayında ateş kesmiş­lerdir.

Mütarake anlaşması gereğince, Hindis-.tan'Ia Pakistan Keşmir 'bölgelerinden birliklerini çekmeyi taahhütetmişlerdi.

22 Mart 1949

— Lake Suecess:

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Avusturalya Delegesi insan hakları me­selesinin Bulgaristan ve Macaristan'da­ki durumun İncelenmesini istemiş ve -vatandaşlık ve din hürriyetlerinin ba­his mevzuu memleketlerde kilise ileri gelenlerine karşı açılan 'dâvaların ışığı altında tetkik edilmesini teklif etmiştir. Bolivya temsilcisinin de iBirleşmiş Mil­letlerGenel KurulundaKardinal ;Minszentydâvasınınincelenmesini istediği hatırlatılıyor.

— Lake

Birleşmiş Milletler Vesayet Konseyi Batı Afrika'da vesayet altında ibulunan top­rakları teftiş maksadile âün afeşara dört Devlet del e;g el erinden müteşekkil bir komisyon ihdasetmiştir.

Komisyon İngiliz Kamerun'u Fransız Kamerun'u 've Toigo'ya gidecektir. Ko­misyonu teşkil eden delegeler, Ameri­kan, Belçika, Irak ve Meksika delege­leridir.

Vesayet İKonseyindeki Sovyet Delegesi komisyona dâhil olmak isteğinde bulun­muş fakat Fransız 'Delegesi komisyon üyeleri evvelce tespit edimilş olduğun­dan buna şiddetle muhalefet etmiştir.

24 Mart 1949

Lake 'Success:

Güvenlik .Konseyi, Endonezya meselesi­nin halli için Birleşmiş Milletler Endo­nezya Komisyonunun yeni :bir formül kullanması hakkında Kanada tarafın­dan yapılan bir teklifi kabul etmiştir. Bu teklifte, komisyonun aşağıdaki hu­suslar üzerinde Hollandılılar ile Cum­huriyetçiler arasında bir anlaşma ta­hakkukuna çalışması ileri sürülmekte­dir.

1— Herikitarafınmufrıasematıdur­durması.

2— CumhuriyetçiHükümetinJokjakarta'da tekrar yerleşmesi,

3—Müstakil ;birCumhuriyet federasyoni ihdasetmek üzereLahaye'de "bir konferanstopanlmasi.

III — FİLİSTİN MESELESİ.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


2 Mart 1949

Hayfa:

İsrail - Mısır Muhtelit Mütareke- Ko­misyonun bugün El Auja'da yapaca­ğı ilk oturuma başkanlık edecek olan Birleşmiş Milletler Müşahitleri Genel­kurmay Başkanı General Riley dün akşam Fiancespress Ajansı muhabirine beyanatta bulnarak, gündemdeki mese­lelerin esirlerin karşılıklı iadesi ve iki taraf kuvvetlerinin E! Auja civarın­dan çekilmesi gibi taraamiyle teknik mahiyette -olduğunu söylemiş, Rodos'ta yapılan anlaşmanın tatbitandan bun­dan böyle mütareke komisyonun me­sulolduğunubelirtmiştir.

General Riley, bundan başka, Birleşmiş Milletler komisyonu rolünün anlaşma­nın tam olarak tatbiki için ilki tarafça yapılacaik müracaatları tetkik etmek olduğunu söylîyereik fcu münasebetle îs-rail albayı Yadin'in Faluja cebinin bo­şaltılmasında sarfettiğl gayretten ve Mısır Genel Kurmayının işbirliğinden son derece memnun olduğunu söyle­miştir.

General, diğer taraftan, İsrail'le Lüb­nan arasında başlıyan mütareke mü­zakerelerinde hazır bulunmak üzere Perşembe sabahı Beyrut'a gideceğini bildirerek bu müzakerelerde gözden geçirilecek 'meselelerin Mısır ve "Ür­dün'le yapılanlar kadar güçlük çıkara­cağını zannetmediğini ilâve eylemiştir. General: Suriyenin Birleşmiş Milletler­ce ileri sürülen barış teklifine henüz cevap veremediğini söylemiş ve şimdi­ki .görüşmelerde Ürdün'ün İrak'ı tem­sil edip etmiyeceği sualini de menfi olaraik cevaplandırmıştır. Riley, son olarak, mütareke anlaşmala­rıpeyderpey imzalandıkçaımütareke

komisyonunun vazifesinin de tedrici ola­raik sonaereceğini belirtmiştir.

3 Mart 1949

—Laike success:

Birleşmiş Mîlletler Aracı Vekili Bunc-ha'dan buraya gelen habere göre, Lüb­nan - Filistin hududunda Resel Nakura îsrail ile Lübnan ve israil ile Lübnan müzakerelerine başlanmış bu­lunmaktadır. Aracı Vekili müzakereci­lerin mütareke hükümlerini görüşmek ve imza etmek için hükümetlerinden ge­rekli yetkilere sahip bulunduklarını tas­rîh eylemektedir.

8 Mart 1949

—Kudüs:

Birleşmiş Milletler Filistin uzlaşma komisyonu, 21 Mart tarihinden itibaren Beyrut'ta yapılacak konferanslara Arap memleketlerinin resmî temsilcisi ve Yüksek Arap Komitesinin Başkanı sifatiyle iştirak etmesini ve dinlenme­sini talep eden eski Kudüs Müftüsü Ha­cı Emin El Hüseyin'in bu isteğini ka­bulettiğini bildirmiştir.

—Şam:

Suriye Başkanı Hallt Azzam'ın bildir-'diğine göre, Suriye Hükümeti Birleş­miş Milletler Filistin aracısına, müta­reke görüşmelerine iştirak İçin yapılan daveti esas itibariyle kabul ettiğini ha­ber vermiştir. Başbakan hükümetin Beyrut'ta yapılacak konferansa iştirak için Birleşmiş Milletler uzlaştırma Ko-misyoıiıu tarafından yapılan, daveti da kaibulettiğinisöylemiştir.

9 Mart 1949

Rodos:

İnanılır Kaynaktan bu gece öğrenildi­ğine göre, Suriye bir mütareke akdi maksadiyle İsrail'le müzakereye giri­şilmesi için doktor Bunche tarafından yapılan teklifi reddetmiştir. Suriye ile Lübnan diplomatik icraatlarını mutat olarak telif ettikleri ve Suriye Hükümcti geçenlerde Lübnan'a .kuvvet gön­dermiş olduğu için, bu gelişme Lüb­nan'la İsrail arasında yapılmaikta olan görüşmeleri nazik bir durma koymak­tadır.

öte ir aftan, Ürdün ve İsrail Heyetleri arasındaki görüşmelere Rodos'ta de­vam edilmektedir. Dün iki ..heyetin "üyeleri Doktor Eunche'la ayrı ayrı yap­tıkları görüşmelerde Kudüs dolayla­rındaki hudut çizgisini incelemişlerdir, öğrenildiğine göre, Ürdün Heyeti, Am­man'a telgrafla veya Ikuriye iie, önce­den istişare etmedikçe (hiçbir taahhüde girmemektedir. Birleşmiş Milletlerin mesul şahsiyetleri hu hareıket -tarzını tasvip etmemektedirler.

— Londra:

Ürdün Savunma Bakanlığının bu ge­ce ilân ettiğine göre Arap lejiyonuna mensup askerler Filistin dâhilinde Ce­nuba Aik-aiba körfezine doğru ilerle­mekte olduğu fcildirilen bir İsrail kuv­vetini durdurmuşlardır. Bu hususta daha fazla tafsilât verilmemiştir.

B. B. C. diplomatik muhabirine göre, İngiliz Elçisi, Doğu Necef'teki İsrail .kıtaatının Akaba üzerine . yürümekte olduğuna dair fhaberdar etmiştir.

Mısır, Filistin, Ürdün ve Suudi Ara-'■bistan hudutlarının hepsi Afeaba Kör­fezi başında birbirlerine ancak birkaç kilometre mesafede bulunmaktadır. Bir İngiliz kuvveti birkaç zaraandanberi sahilin Ürdün'e ait kısmı üzerindeki Akafoa limanıma yerleşmiş olup îngiliz-Ürdünanlaşmasınauygundur.

İsrail kitaatmm bu hareketleri güven­dik kurulu tarafından tekmil filistin için verilen mütareke emrinin ihlâl edil­diğinitazamımmede îsrailin tou şekilde hareket etmesi ga­yetle mevsimsizdir. Zira, Rodos'ta îs-rail ile Ürdün temsilcileri arasında ha­len mütareke 'konuşmaları cereyan et­mektedir.

10 Mart 1949

—- Amman:

Mısır askeri çevrelerinden bildirildiği­me göre, Sina ölgesine doğru Filistin hudutlarını geçen bir Yahudi kolu, A-kaba'ya doğru yaptığı ilerlemede, Ür­dün ileri kuvvetleri tarafından durdu­rulmuştur. Arap lejiyonu 'iyi haber alan çevrelerinde, bu kolun hududun 50 kilometre kadar ötesine çelkilmeğe mecburkaldığıilâveolunmaktadır.

Bununla beraber, sanıldığına göre, si-yonist hareketi küçük çaptadır ve Necef bölgesinde birkaç ıgündenberi devam et­mekte bulunan harekâtın bir parçasını teşkil etmektedir. Bilindiği gibi İni böl­ge, Mısır ile İsrail arasında varılan Ro­dos anlaşması gereğince Siyonistlere bırakılmıştır.

İyi haber alan çevrelerde ilâve edildiği­ne göre, böylece meselenin (halli Necef hakteında Yahudilerle Ürdün arasında Rodosta cereyan etmekte olan müza­kerelere bağlı kalmaktadır.

Bilindiği gibi bu bölge, Mısır - İsrail anlaşması gereğince Yahudilere bıra­kılmıştı.

— Şam:

Aracılık Murahhası Doktor Bunc-he'in mütareke görüşmelerine katılması iğin Suriyeye yaptığı davete bu hükümetin verdiği cevabı alarak dün Şam'dan Ro­dos'a hareket etmiştir.

SuriyeHükümetibuikincinotasında vaziyetinindiğe ArapDevletlerinin kimden tamamiylefarklı olduğunu bildirmektedir.

Notada ilâve olunduğuna göre, Suriye Birleşmiş Milletlerin ateş .kes kararı­na riayet etmektedir ve Ibu şartlar dâ­hilinde mütareke akti için girişilen nıü-zaıkerelerindehiçbir faydasıolamaz.

11 Mart 1949

— Rodos:

Dr. Bunche'un Tel-avivdeki şahsi tem­silcisi Dr. Paul Mohn «durumu bizzat teftiş etmek üzere» bugün Akaba böl­gesine gidecektir. Mohu birkaç gün-denberiburada bulunmaktadır.

Dr. .Bunehe halen Lübnan'da bulunan General Villiam Riley'e bir telgraf gön­dererek Akaba bölgesindeki müşahitle­rin sayısını artırmasını istemiştir. Dr. Bunehe aynı zamanda generalden;» etraflı tahkikata girişmesini ve kendi­sine durum hakkında mufassal rapor vermesini» talep etmiştir.

Birleşmiş Milletler aracı vekili Ürdün'­ün ileri sürdüğü İthamların iyi bir şek­le girmeğe başlıyan mütareke görüş­melerinde menfi bir tesir dcra etmesin­denendişeduymaktadır.

Bunehe müşahitlerine verdiği emir­de .müzakerelere tesir edecek çatışma sebeplerini 'bertaraf etmelk 'maksadiyle, her iıki tarafı keşif kolu faaliyetlerine son vermeleri hususunda ikna etmeğe çalışmalarım istemiştir; Müşahitler dün akşam Akaba bölgesinde hatların açık bir şekilde belirtilmemiş olması ve karşılıklı mevzilerin değişen vazi­yetleri hemen hemen önlenmesi gayri kabili hâdiselere sebep olduğunu söyle­mişlerdir

—Rodos:

îsraü ile Ürdün «ateş kes» anlaşmasını imzalamışlardır.

—Rodos:

Bugün Ürdün ve İsrail temsilcileri ara­sında imzalanan altes kes anlaşması feir mütarekeyi tazamımun etmektedir. Her iki tarafın imza esnasında işgalleri altında bulunan topraklardaki askerî kuvvetlerinin durumunda hiçbir deği-•şikİLkoknıyacaktır.

12 Mart 1949

—Londra:

Dün Tel-aviv'de İsrail Hükümeti Dışiş­leri Bakanı Şertok verdiği bir demeçte, İsrail kıtalarının Akaba körfezi bölge­sindeki hareketleri hakkında İsrail ile Britanya Hükümetleri arasında nota­lar teati edilmiş olduğunu açıklamıştır. Bakan, hükümetinin Britanya kuvvet­lerinin Aikaba'da 'bulunmasını protesto etmekle iberalber, İsrail kıtalarının Ür­dün arazisine girmediğini ve Ürdün sı­nırı, içinde bulunan Britanya mevzileri­ne karşı 'herhangi askerî bir harekette bulunulmadığını ve hiçbir noktada Bri-Laııya kıt idariyi e temas edilmemiş ol­duğunusöylemiştir.

— Londra: Yetkili İngiliz mahfilleri, Telaviv hükü­meti sağ duyu ve basiret göstermediği takdirde Akaba bölgesindeki vahim du­rumun daha fazla vahamet istidadını gösteren hâdiselere meydan verebileceği kanaatini taşımaktadır.

İngiliz resmî çevreleri her türlü ihtimali önlemek üzere İngiltere Hükümetinin Akaba'ya göndermek kararını verdiği takviye kuvvetlerinin miktarı hakkında, pek tabii olarak, açıklamalardan kaçın­maktadırlar. Bununla beraber geçen O-cak ayında gönderilen İngiliz kıtalarının sayı bakımından nispeten az olduğu ve İsrail müfrezelerinin bu bölgede girişe­bilecekleri her hangi bir teşebbüsü önle­mek üzere Kıral Abdullah'ın talebiyle ingiltere Hükümetinin mevcut birlikle­rini takviyeye karar verdiği sanılmak­tadır.

İngiltere Hükümetinin bu karardan A-merika Dışişleri Bakanlığım haberdar ettiği tahmin edilmektedir. Bundan baş­ka Birleşmiş Milletler Kurulundaki dai­mi İngiliz Delegesinin Akaba durumu­nun vehameti hakkında Kurul Genel Sekreterinin dikkatini çektiğine şüphe edilmemektedir.

öteyandan Filistin'in bu bölgesinde ba­rışı yeniden tehlikeye koyabilmeğe mü­sait her teşebbüse karşı dikkatli davran­ması hususunda Londra'nın Ben Gurion Hükümetine ihtarda bulunduğu muhak­kak sayılmaktadır.

Bevin ile yakın teması olan çevreler ge­çen yıl 15 Martta imzalanan Amman karşılıklı yardımanlaşmasıgereğince Ürdün ile bağlı bulunan İngiltere'nin, İs­rail Devleti kendini mecbur kıldığı tak­dirde, yüklendiği vecibeleri yerine getir­mekten geri durmıyacağını açıkça ifa­deden kaçınmamaktadır.

13 Mart 1949

—Rodos:

Suriye Hükümetinin İsrail'le mütareke müzakerelerinde bulunmağı reddettiği buradaki Birleşmiş Milletler çevrelerin­de ihsas olunmaktadır.

Lübnan'a gelince, dün Beyrut'tan dönen Birleşmiş Milletler Müşahidi Vigier ba­sına yaptığı demeçte, nihai mütarekenin imzası için Rasel Rakuara'da İsrail ve Ürdün arasında müzakerelere devam edildiğini söylemiştir. Bu mütarekenin önümüzdeki hafta imzalanacağı iyi ma­lûmat alan mahfillerde söylenmektedir. Diğer taraftan İsrail Hükümeti, Ku­düs'le sahil şehirleri arasında demiryolu münakalâtının yeniden başlaması için Ürdün'den müsaade istemiştir.

—Lake Success:

Birleşmiş Milletler aracı vekili Bunohe, İsrail Kuvvetlerinin Akabe körfezi ve Güney Necef'teki hareketleri hakkında Ürdün Hükümeti tarafından yapılan şi­kâyeti Güvenlik Konseyine bildirmiştir. Bunche, bu hareketler hakkında tahki­kat yapılmasını emrettiğini ve iki tarafı mezkûr bölgelerdeki silâhlı kuvvetlerin hareketlerine mütaallik hükümlerine ke­sin olarak riayete davet ettiğini de Gü­venlik konseyine bildirmiştir.

Telaviv:

İngilizlerin Akabe'deki İngiliz garnizo-. hunu takviye etmek niyetinde oldukları haberi Telaviv Hükümetine yakın çevre­lerde hayretle karşılanmıştır. Londra'nın takındığı bu yeni tavır, burada haksız görülmektedir. Filhakika Cuma günü Rados'ta İsrail'le Ürdün arasında varı­lan anlaşma bütün çevrelerde iyi karşı­lanmıştır. Bu anlaşmanın son günlerde gerginliği azaltacağı ve mütareke mü­zakerelerini daha ileri götüreceği sanıl­makta idi. Bilhassa Arap Iejiyonu birlik­lerinin, Dışişleri Bakanı Sharett tarafından işaret edilen hâdiselerin tekrarından: çekinecekleri ümit edilmekte idi. Öte yandan belirtildiğine göre, Güney Necef bölgesinde toplanan israil kuvvetleri her türlü sızma hareketlerine karşı koyma­ğa hazır olmakla beraber, taarruz niyet­leri beslememektedirler.

Öte yandan iyi haber aîan siyasi bir kaynaktan öğrenildiğine göre CBeya2 Sa­ray Moshe Sharett'in Cuma günü basına. verdiği beyanattan memnun kalmıştır. Telaviv'deki Amerikan Büyük Elçisi dün akşam Akaba'daki durum hakkında ma­lûmat almak üzere İsrail Hükümetine müracaat olunduğunu resmen yalanla­mıştır. Yine söylendiğine göre, Orta Doğu'daki Rus diplomatları ve bil­hassa Telaviv'deki Sosyalistler Birliği Elçisi Pavel Yershov Hükümetlerinden durum hakkında mufassal rapor gönder­meleri emirlerini almışlardır.

Sanıldığına göre Moskova, Akabe'deki İngiliz garnizonunun takviyesi meselesi­ni İsrail Hükümeti istemese de Güvenlik. . Konseyine vermek niyetindedir.

16 Mart 1949

Telaviv:

Yahudi Dışişleri Bakanlığına yakın çev­relerden verilen malûmata göre, Yahudi. Hükümeti, Akafoa yakınlarında Yahudi kıtalarının mevcudiyetinin Akaba'daki İngiliz garnizonu ile devamlı bir çatışma kaynağı teşkil edeceği yolunda ingilizler tarafından yapılan demeci reddetmiştir.

Diğer taraftan, Yahudi kuvvetlerinin. merkez cephesindeki söylentilere rağ­men, bu cephede tam bir sükûnet mev­cut olduğu bildirilmektedir. Bir iki ufak. hâdise hariç olmak üzere bu sükûn de­vam etmektedir.

17 &

— Beyrut:

Bir lübnanlı şahsiyet bugün beyanatta bulunarak Lübnan ile İsrail arasında, mütareke için yapılan görüşmelerin bil­fiil nihayet bulduğunu ve metnin her iki hükümet tarafından imza edilmeye ha­zır olduğunu söylemiştir:

Müzakereyi yapanlar esas iki prensip üzerinde mutabık kalmışlardır.

1— Lübnan topraklarının kayıtsız şartsız boşaltılması,

2— Her iki tarafın filistinüzerindeki hak ve İddialar iyi e İlgili istikbale muzaf bir taahhüde .girişilmemesi. Mütareke anlaşması siyasi görüş ayrı­lıklarından dolayı her hangi bir müşkü­
lâtın zuhurunu önliyccek tarzda kaleme alınmıştır.

—Londra:

Bugün Rodos adasında cereyan eden gö­rüşmeler memnuniyet verici bir şekilde gitmiş ve İsrail ile Ürdün temsilcileri tekmil cephe boyunca askerî kuvvetle­rini aynı seviyeye indirmeğe razı olmuş­lardır.

Filistin'deki Birleşmiş Milletler Kurmay Başkanı General Hely'nin başkanlığı al-. tında toplanacak olan bir askerî ve müş­terek tâli komite İsrail - Ürdün cephesi­ni teşkil eden bölge için elzem olan as­garî savunma teçhizatını tesbit edecek­tir.

Dr. Bunche'm bugün bildirdiğine göre, General Raly'nin Afcaıba'ya gönderilmesi ve oradaki gelişmeler hakkında nihai bir rapor hazırlaması mutasavverdir.

18 Mart 1949

—Rodos

Dün yapılan toplantıdan sonra beyanat­ta bulunan Yahudi Heyetine mensup bir üye, İsrailHeyetiBaşkanı Shileah'm Ürdün Heyeti BaşkanıAlbay El Jun-, elin'earkadaşlarınıÖzel Ibir toplantıya davet ettiğini bildirmiştir. Yahudi kaynakları toplantının iki saat sürdüğünü ve bazı terakkiler kaydedildi­ğini bildirmektedir.

Görüşme .mevzuu açıklanmamakla bera­ber aynı kaynaklardan bildirildiğine gö­re daha başka toplantılar yapılması ta­sarlanmaktadır.

21 Mart 1949

—Rados:

Ürdün - İsrail görüşmelerine iştirak e-den Yahudi Heyeti Başkanı, ner iki heyetin iki haftaya kadar bir anlaşmaya varacaklarını ümit ettiğini söylemiştir.

Askerî müşavirlerin hükümetleriyle isti­şarede bulunmak için verilen üç günlük aradan sonra müzakerelere bugün tek­rar başlanacaktır. Bu müddet içinde, gö­rüşmelerde bahis konusu edilecek mese­leler tesbit edilmiştir. Bu meseleler şun­lardır :

1—İki tarafın mütareke hudutları üzerinde muhafaza edeceklerikuvvetlerin miktarı, nevileri ve mühimmatı.

2— Akaba limanındaki İngiliz kuvvet­ lerinin mevcudu.

3— Lût Denizinin Batı ve Güneyinde mütareke hudutlarının çizilmesi.

4—Irak kuvvetlerinin Orta Filistin'de işgal ettikleri üçgenin durumu.

22 Mart 1949

—Beyrut :

Birlşmiş Milletler Filistin Uzlaştırma Komisyonu ile Arap Liderleri arasında Filistin mültecileri hakkındaki konfe­rans dün «son derece samimi» bir hava içinde açılmıştır.

Fransız Delegesi Claude Boissanger me­selenin umumi hatlarını çizerek oturumu açmış ve Arap liderlerine hitap ederek bu meselenin hallinin iki safhaya ayrıla­cağım söylemiştir. Bu iki safha, kalkın­ma için geçici tedbirler ve mültecilerin vatanlarına iadesi ve yerleştirilmelidir.

—Rodos:

İsrail ile Ürdün arasında Üç hafta evvel girişilmiş olan mütareke görüşmeleri bu­gün yeniden başlamıştır. Birleşmiş Mil­letler resmî şahsiyetleri anlaşmanın Mv kaç gün içinde imzalanacağına inanmak­tadırlar.

Ralph Bunche'nun müzakerelere katıl­ması için Suriye'ye yaptığı davetin "bu hükümetçe kabul edilmesi bir nikbinlik havası yaratmış ve Rodos'taki çalışma­ların bir aydan önce bitebileceği ümidini uyandırmıştır.

Suriye ile müzakerelere başlanılması için henüz kati bir karar verilmediyse de Şam'da bulunan iyi haber alan çevreler .müzakerelerin Cumartesiye başlıyaca-ğım söylemektdirler.

Mültecilerin vaziyeti hakkında görüş­mek üzere Birleşmiş Milletler Uzlaştır­ma Komisyonu üyeleriyle Beyrut'ta bir toplantı yapan Arap Birliğine dair yedi memleketin . delegeleri, Arap Birliğine büyük bir salâhiyet vermesi şartiyle, Kudüs'ün beynelmilelleştirilmesine razı olmuşlardır. Konferanstaki delegelere «safa geldiniz» diyen Lübnan Başbakanı Riad-EI-Sulh Arap devletlerinin Filistin ve bilhassa mülteciler meselesinde tam bir görüş birliğine sahip olduklarını bil­dirmiştir.

— Beyrut:

Birleşmiş Milletler Kurulu Filistin Uz­laştırma komisyonu bu sabah ilk olarak Suriye Başbakanı Halid El Azam'i dinle­miştir.

Oturumda Komisyonun üç üyesi, üç sek­reteri ve bir tercümandan başka kimse . bulunmamıştır.

Uzlaştırma Komisyonu bundan sonra Başbakan RiadSulh, Dışişleri Bakanı Hamit Frangie ve Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Fuat Amun'dan mürek­kep Lübnan Heyetini kabul etmiştir. Öğleden sonra Dışişleri Bakam Kachaba Paşa Mısır'ın görüş tarzını Komisyona İzah etmiştir.

'Halid El Azam, Riad iSuDı ve Kachaba Paşanın, Birleşmiş Milletler Kurulu ka­rarı gereğince, mültecilerin derhal yurd-larına iadesi zarureti üzerinde müştere­ken ısrar ettikleri sanılmaktadır.

— Berlin:

Sovyet bölgesindeki Hıristiyan Demok­rat Partisi tarafından bugün bildirildiği­ne göre, Brandenburg Parlâmentosu Hı­ristiyan Demokrat Partisine mensup Başkan Muavini Batı Almanya'ya kaç­mıştır.

Sosyal Demokrat Partisi tarafından ay­rıca bildirildiğine göre, bu parti üyele­rinden 30 kadar eski memur 5 Mart gü­nü Chenmitz'de Sovyet polisi tarafından tevkif edilmiştir.

— Telaviv;

Yahudi Devleti, ingiltere Necef'te müda­haleye devam ettiği takdirde, Rodos Konferansını terketmek tehdidinde bu­lunmuştur. Yahudi askerî sözeüzü Perl-- man, Orta Doğuya takviye kuvvetleri sevketmekte olan İngiltere'nin bu kuv­vetleri Arap lejyonunun başka bir kesim­de hareket serbestisine sahip olmasına imkân verecek bir şekilde yerleştirildiği­ni söylemiştir. Sözcü Yahudu Devletinin meseleyi bir bütün halinde Güvenlik Konseyine havale etmek mecburiyetine düşmesinin mümkün olduğunu söylemiş­tir.

23 Mart 1949

—Rodos:

Birleşmiş Milletler Aracı Vekili Doktor Bunche dün akşam Güvenlik Konseyine Akaba'daki vaziyet hakkında bir rapor göndermiştir. Doktor Bunche bu rapo­runda, mütarekenin imzasından beri Ür­dün - Filistin hududunun her iki tarafın­daki devriye kollarının ve buralara ge­len takviyelerin kabul edilmiş olan mü­tareke şartlarım ihlâl ettiğini bildir­miştir.

—Telaviv:

îsrail ile Lübnan arasında bugün Bnna-gura hudut şehrinde mütareke imza edil­miştir.

—Telaviv:

Lübnan ve İsrail arasında bugün Roseî Nakura'da imzalanan mütareke anlaş­masının metni henüz yayınlanmamış ise de, yetkili kaynaklardan öğrenildiğine göre, muhasemat derhal durdurulacak ve esirler de 48 saat içinde mübadele edilecektir. Rosel Nakura'da teşkil olu­nacak bir mütareke komisyonu anlaş­manın tatbikma nezaret edecektir. An­laşma sadece askerî meselelere mütaal-lik olup Filistin'in ilerideki siyasi mu­kadderatı hususunda her iki tarafın hak­larına katiyyen dokunmamaktadır.

25 Mart 1949

—Beyrut:

İyi haber alan çevrelerden bildirildiğine göre, Uzlaştırma Komisyonu, Filistin meselesine hal çaresi bulmak üzere Arap memleketleri heyetlerini İsrail île, Avru-pada bir şehirde toplanacak olaa bir sulh konferansı yapmağa davet etmiş fakat Arap murahhasları bu daveti retle; cere­yan etmekte olan müzakerelerin yainiz mülteciler meselesine hasredilmesi arzu­sunu izhar etmişlerdir.

Aynı çevrelere göre, murahhaslar mül­teciler meselesinin mültecilerin yerlerine dönmelerini, maruz kaldıkları bütün za­rarların tazmini her türlü hürriyet medeni ve siyasi haklarını teminat altına alacak surette hallinden evvel bir sulh konferansıma veya doğrudan doğruya müzakerelere girilmesinin bahis konusu olamıyacağım belirtmiştir.

Komisyon üyeleri, doğrudan doğruya ya­pılacak müzakerelerin mülteciler mese­lesinin halline büyük ölçüde yardım ede­ceğini ve hattâ bunun, meseleyi halde yegâne çare olduğu kanaatini ileri sür-müşlerse de Arap murahhasları tavırla­rını muhafaza ederek, Siyonistlerin Bir-, leşmiş Milletler karar ve tavsiyelerine ne derece az ehemmiyet verdiklerini ha­tırlatmışlardır. Zamanın imkânları her gün biraz daha artan İsrail lehine çalış­tığı yolunda Uzlaştırma Komisyonunun ileri sürdüğü delillere gelince, Arap mu­rahhasları açıkça,ArapDevletlerininselesine hal çaresi bulmak üzere Arap memleketleri heyetlerini İsrail île, Avru-pada bir şehirde toplanacak olaa bir sulh konferansı yapmağa davet etmiş fakat Arap murahhasları bu daveti retle; cere­yan etmekte olan müzakerelerin yainiz mülteciler meselesine hasredilmesi arzu­sunu izhar etmişlerdir.

Aynı çevrelere göre, murahhaslar mül­teciler meselesinin mültecilerin yerlerine dönmelerini, maruz kaldıkları bütün za­rarların tazmini her türlü hürriyet medeni ve siyasi haklarını teminat altına alacak surette hallinden evvel bir sulh konferansıma veya doğrudan doğruya müzakerelere girilmesinin bahis konusu olamıyacağım belirtmiştir.

Komisyon üyeleri, doğrudan doğruya ya­pılacak müzakerelerin mülteciler mese­lesinin halline büyük ölçüde yardım ede­ceğini ve hattâ bunun, meseleyi halde yegâne çare olduğu kanaatini ileri sür-müşlerse de Arap murahhasları tavırla­rını muhafaza ederek, Siyonistlerin Bir-, leşmiş Milletler karar ve tavsiyelerine ne derece az ehemmiyet verdiklerini ha­tırlatmışlardır. Zamanın imkânları her gün biraz daha artan İsrail lehine çalış­tığı yolunda Uzlaştırma Komisyonunun ileri sürdüğü delillere gelince, Arap mu­rahhasları açıkça,ArapDevletlerinin ancak birinci ravundu kaybettiklerini ve kelimenin tam mânasiyle harb olmadı­ğını söylemiştir. Bununla beraber iyi ha­ber alan çevrelerdeki kanaate göre, Sulh konferansı toplanması yolundaki teklif­ler tekrar edilecektir.

29 Mart 1949

—Rodos:

İsrail ile Ürdün arasında anlaşma met­ninin kesin olarak kaleme alınması bu­gün başhyacaktır. Bu münasebetle iki memleket temsilcileri arasında resmî mahiyette bir takım görüşmeler yapıla­caktır.

Birleşmiş Milletlere mensup resmî bir şahsiyetin söylediğine göre anlaşmanın yazılması iki gün sürecektir.

31 Mart 1949

—Telaviv:

iyi haber alan çevrelerden bu akşam bil­dirildiğine göre israil'le Ürdün arasında mütarekenin önümüzdeki üç gün zarfın­da imza edilmesi muhtemeldir.

Hafta başında Telaviv'den dönen İsrail delegelerinin yarın Rados'a gidecekleri bildirilmektedir. Delegeler mütareke ta­sarısını israil Hükümetinin tasvibine arzetmek üzere Telaviv'e gelmişlerdir.

ancak birinci ravundu kaybettiklerini ve kelimenin tam mânasiyle harb olmadı­ğını söylemiştir. Bununla beraber iyi ha­ber alan çevrelerdeki kanaate göre, Sulh konferansı toplanması yolundaki teklif­ler tekrar edilecektir.

29 Mart 1949

—Rodos:

İsrail ile Ürdün arasında anlaşma met­ninin kesin olarak kaleme alınması bu­gün başhyacaktır. Bu münasebetle iki memleket temsilcileri arasında resmî mahiyette bir takım görüşmeler yapıla­caktır.

Birleşmiş Milletlere mensup resmî bir şahsiyetin söylediğine göre anlaşmanın yazılması iki gün sürecektir.

31 Mart 1949

—Telaviv:

iyi haber alan çevrelerden bu akşam bil­dirildiğine göre israil'le Ürdün arasında mütarekenin önümüzdeki üç gün zarfın­da imza edilmesi muhtemeldir.

Hafta başında Telaviv'den dönen İsrail delegelerinin yarın Rados'a gidecekleri bildirilmektedir. Delegeler mütareke ta­sarısını israil Hükümetinin tasvibine arzetmek üzere Telaviv'e gelmişlerdir.

YANKILAR.


İsrail Hükümeti...

Yasan: Son Telgraf

12 Mart 1949 tarihli «Son Telgraf» İstanbul'dan:

Mısır ile israil Hükümeti arasında mütarekenin resmen imzalanmış oldu­ğu malûmdur. 'Bunu takiben Ürdün delegelerinin' de Rodosa geldikleri, fa­kat konuşmalarda müşkülât çıktığı daha evvel haber verilmişti. Müşkülâ­tın mahiyeti bildirilmemiş olmakla be­raber, olaylar Ürdünle İsrail arasında nasıl Ibîr dâva olabileceğini meydana çıkarmıştır.

Tel-Aviv'in yalanlamasma rağmen, ba­zı Yahudi kuvvetlerinin Şap Denizi ikı-yısmdaki Ürdüne ait AkaJba limanına doğru bir savlet göstermiş olması îs-railin, emelleri hakkında yeni bir belirti teşkil etmiştir.

Akaba, palmiyeler içinde bir köydür, fakat stratejik durum itibariyle mev­kii çok mühimdir.

Filistin meselesinin yeni -hâdiselere meydan verilmeden halledilmesi, artık bütün dünya efkârında arzu edilen bir mesele haline .gelmiştir. Çünkü bu dâ­va müzminleştikçe üzüntüyü artırmak­ta ve 'huzuru bozmaktadır.

îsraîl Devleti, şimdi teessüs etmiş ola­rak sayılmaktadır. Başta en büyük devletler ıkendisini tanımışlardır. Ancak bu tanımaların mahiyetini idrak etme­si de gerekir.

Arap hükümetlerinden Mısır, îsraîl hükümeti temsilcileriyle, bir .mütareke yapmak İçin dahi olsa, 'müzakerelerde bulunduğuma göre, îsrail hükümetini, siyasi bakımdan olmasa bile, bil'kuvve •tanımış demektir

Fakat israil Hükümeti, zahirde sakin ve uyuşkan görünerek, hakikatte, Arap âleminin kendiaralarındaki ihtilâftan ve dolayısiyle zaaflarından İstifade et­mekist em ektedir.

Aikafoenin mukadderatı İsrail -hükü­meti ile Ürdün arasında çok derin bir ihtilâf mevzuudur. îngil terenin de st­ratejik bakımdan Akabe ile büyük alâ­kası vardır.

Kudüse gelince, Birleşmiş Milletlerin arzusu bu şehri milletlerarası bir halde bırakmaktadır. Fakat îsrail hükümeti bu şehre .göz koymuş, hattâ Tel-Aviv'i terkederek burasını kendisine başkent yapmakniyetini kurmuştur.

Bütün bu hâdiseler daha şimdiden gös­teriyor kiı, İsrail Devletinin (hedefi ge­niştir ve şümullüdür. Dünyanın dört tarafından, kendilerine bütün kolaylık­lar 'gösterilen Yahudiler Filistine akın. etmektedirler.

Keyfiyetin, kemmiyetten daha değerli olduğunu İsrail misali ile anlamamak da mümkün olmuyor. Yeter ki, dünya­nın !bu Filistin denilen köşesinde bir anlaşma hâsıl olsun, bu memleketler silâhlı kavgadan ziyade iktisadi müna­sebetlerini düzene koysunlar ve dünya karşısında; temiz çehre ile vazifelerine-devam etsinler.

Muhacirler faciası...

Yazan: Ömer Rıza Doğrul

17 Mart 16949 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan :

Times'in verdiği 'malûmata göre Filis­tin didişmesi yüzünden muhacir olmak belâsına uğrayan Arapların sayısı 800.000 i bulmuştu^. Bu rakamı ortaya atmak için bunu Times'ten iktibasa lüzum yoktu. Fakat bu hakikatin her mübalâğadan uzak olcluğunu belirt­mek için hakikati - Times - e istinat ettirmeyidahadoğrubulduk.Bütün Pilistinin Arap halkı aşağı yukarı bir .milyon tuttuğuna göre, demek ki Filis­tin lıarbi, iburada yaşıyan halkın beş­te dördünü yerinden, yurdundan, evin­den .barkından, 'malından mülkünden mahrum etmiş, ihtiyaç ve (sefalete uğ­ratmış, 'hastalık ve soğuktan ölmeğe mahkûmetmiştir.

Bu 800.000 insanı bu ıstırap ve sefale­te kimler mahkûm etti ve bu yüzden (kimler mesuldür?

«Times» gazetesine göre en büyük mesuliyet Birleşmiş Milletler Kuruluna aittir. Çünkü kurul 1947 senesinin Ka­sım ayımda Filistini taksim projesini kabul etmiş, fakat bu projenin Sulh ve sükûn içinde tatbikini teinin edecek tedbirleri almamıştı. Onun için ıbu mu­hacirlerle meşgul olmak, bunları kur­tarmağa çalışmak ve derhal faaliyete geçerek bu işi 'başarmak vazifesi gene bu kurula düşer ve onun vakit kaçır­madan faaliyete geçmesi icap ederdi. Birleşmiş Milletlerin bu faciaya karşı gösterdiği alâka, fiilî ve amalî olmak­tan ziyade sırf lâfzi mahiyette kalmış­tır. Çünkü müteveffa Kont Bernadot-te, gecen Ağustosta elli üç devlete baş­vurarak yardım dilemişse de, halefinin anlatışına göre alman cevaplar işe ya­rayacak mahiyette değildi. Geçen, yılın son'arma .doğru 'Birleşmiş Milletlerin Genel Kurulunda, bu senenin Ağustosu­na 'kadar yardım faaliyetiyle meşgul olacak 32 milyon doılar bütçeli bir te­şekkülün kurulması kararlaştırılmış ve hükümetlerin bu parayı temin etmeleri kabul edilmişti. İngiltere bir milyon sterlin, Amerika 16 milyon dolar ve Fransa 500.000 frank -vermeyi taahhüt etmiş, fakat şimdiye kadar yalnız în-igilterenin taahhüt ettiği parayı ver­miş olduğu anlaşılıyor. Fakat diğer devletler de bütün taahhütlerini ifa et­seler dahi, muhacirlere yarıyarıya da­hi yardım edilemiyecekti. Çünkü 32 milyon dolarlık bütçenin 'kabulü sıra­sında muhacirlerin sayısı ancaık üç yüz Ibin olarak tahmin olunuyordu. Haki-ikatse bambaşka idi ve yukarıda göster­diğimiz gibi ımuhacirlerin .sayısı 800.000 i bulmuştu. Bu yüzden toplanabilen yar­dımlar 'muhacirlere yalnız yiyecek te-sninedebiliyorve sıhhitedbirler alınmasına imkân vermiyor. Halbuki 32 müyon dolarlık bütün bütçe toplana­bildiği takdirde bile o da, jlhtiyaç kar­şısında iki üç ay içinde tükenecek ve muhacirler, yeniden açlık tehlikesine mâruzkalacaklardır.

Düşünmeli ki bu muhacirlerin çoğu çoluk çocuk ve kadınlar ye bunlar ara­sında ölüm nispeti, 'hakikaten dehşet verici mahiyettedir. Bu suçsuz insanlar, başkalarının hatası yüzünden en ağır ıstırapları çekmekte ve yaşamağa namzet oldukları halde en feci şartJar içinde haya-ta veda etmektedirler.

Bunun mesulü Birleşmiş Milletler Kuru-. lunıun yanlış kararı ise, ikinci mesulü bu .karardan faydalanan İsrail oğulla­rıdır. Bütün bu zavallıların günahıma onlar girmiştir. Onun için vazifeleri bu lekeyi silmek için mümkün mertebe ıstırabı, dindirmeğe en büyük ehemmi­yeti vermektir.

Yedi yüz bin siyonlsti Filistİne yerleş­tirmek içim sekiz yüz bin insanın se­falet ve ıstıraba mahkûm edilmesini, yerinden yurdundan, malından mülkün­den mahrum bir bale getirilmesini biç bir vicdan kabul edemez.

Fakat yanlış bir karar bu faciaya se­bebiyet vermiştir ve onun için 'bu yan­lış karardan mesul olanlarla bundan faydalananların sebep olduk'ları ıstırabı telâfi etmeleri icap eder.

Yoksa yapılan mütarekeler, boşa 'gi­der ve bu zulüm ve bu facia kurbanla^ rmın ahi zalimleri mutlaka yakalar ve mutlaka yakalayacaktır.

israil'in siyaseti...

Yazan:ÖmerRızaDoğrul

24 Mart 1949 tarihli «Cumhuriyeti» İstanbul'dan:

.Orta Doğuda artık yerleşmiş olduğunu hisseden İsrail Devleti, takip edeceği si­yasetten de bahsetmeğe başlamıştır. Onun son günlerde anlattığı -ilk haki­kat, (Sovyet Rusya aleyhindeki hiçbir teşekküle, yani Atlantik pafletma da bu paktıdestekliyecek ve tamamlıyacakteşekkülleredegirmiyeceğidir. Acaba neden?

Bunun izahı kadar kolay bir şey yok­tur. İsrail Devleti, Fllİstinden koparmış olduğu toprakları. Yahudilerle doldur-inak azmindedir. Bu Yahudilerse en fazla Sovyet Rusya ile Avrupalım do­ğusundan gelecek ve İsrail diyarım dol­duracaktır. İsrail Devleti, Sovyet Rus-yaya karşı gelen herhangi teşebbüse giriştiği takdirde Yahudi ihracatındao mahrum olacak ve onun bu ihracattan mahrum olması, Piîistinde istediği gibi yerleşmesine ve kökleşmesine mâni o-lacaktır.

Bu yüzden İsrail Hükümeti Dış Ba kanı, hükümetinin Sovyet Rusya aley­hindeki (herhangi bir teşekküle iştirak etmemek kararında olduğunu ilân et­mek ızorunda kalmıştır.

Fakat İsrail Devleti Rusyadan ve Rus-yanın nüfuzu altında yaşayan peyk devletlerden gönderilecek Yahudileri Fi'liStine iskân etmekten korkmuyor mu? Rusyadan ve peyk memleketlerden gönderilen bu Yahudilerin hiç olmazsa' mühim bir kısmı bolşeviklik zihniyeti ile yüklenmiş değil inidir?

Filistinde yerleşecek olan bu bolşevHî Yahudilerin, bir danbei hükümet yapa­rak iktidarı ele geçirmelerinden ve'-Ot-ta Doğruda yeni muharebelere sebep o-laeafc teşebbüslere gtrişm elerinden, el­hasıl İsrail Devletinin mevcudiyetini tehlikeye düşürecek yeni hâdiselere se­bep olmalarından endişe etmiyor mu ? Hayır, demeğe imkân yok. -Çünkü is­rail Devletinde bugün iktidarı tutan mutedil unsurlar, -böyle bir hâdiseyi a-kıllarından geçirmeğe bile lüzum gör­müyorlar. Günkü İsrail 'bu mutedil un­surlarda kaimdir. Mutedil unsurlar yı­kılacak ve yerlerine müfrit sollar greçe-eek olursa o zaman Israilin âkibeti an­cak zeval bulmaktır. Çünkü 'böyle bir hâdise vuku bulduğu takdirde herkes­ten evvel İngiltere ile Amerika donan­maları îsraili de, otuz yıl içinde kazan­dığı bütün başarıları da (bir lâhzada hâk ile yeksan eder.

İsrail, ıbuınu .bildiği için başına mute­dilleri geçirmiş ve demokrasiye bağlı­lığını ilânetmiştir.Fakat Sovyet Rusya ile peyk .memleketler Yahudi mah­reci olduğu, İsrail de ancak Yahudi ih­racatı sayesinde yaşayabileceği için onun tarafsızlık ifade eden siyaseti hoş görülmektedir. Şayet yarın veya öbür1 gün bu ihracat, Israilin mahiyetini de­ğiştiren bir vaziyet alacak olursa, o zaman durum başkalaşacak ve Israi' yeniden ;bir hayat ve memat buhranı ile karşılaşacaktır. O kadar ki İsrail bugün varlığını tanıyanların, kendisine idam hükmü verdiklerini ve bu hükmü tatbik ettiklerini görecektir-îsraiılin oynadığı oyun muhakkak ki tehlikelidir, belki İsrail bir volkan te­pesinde oyun oynamaktadır. Fakat şimdiki- halde İngiltere ile Amerika bu oyuna seyirci kalmakla, İngiltere Aka­be'yi kurtarmakla ve menfaatlerini ko­rumakla, iktifa ediyor. Yarın ne olaca­ğını bir kimse .bilmez. Fakat İsrail, şimdiki halde tarafsızlık göstererek du­rumu idareetmektedir.

İsrail Hükümeti...

Yasan: Hürriyet

30 Mart 1949 tarihli »Hürriyeti. İs­tanbul'dan :

Asya Devletleri AraJbistanm ortasın­da yeni bir komşu kazandılar: israil Devleti. Birkaç küçük Devlet istisna edilecek olursa bu yeni memleketi ta-nımıyan kalmadı Türkiye Cumhuriye­ti hükümeti de bu devleti tanıyanların safına iltihak etmekle Asya işlerine1 • karşı bigâne olmadığımispatetti.

Yeni İsrail Hükümetinin Başvekili başta olmak üzere, bugün yeni devletin mukadderatım ellerinde tutanların ek­serisi, İstanbul Üniversitesinde tahsil­lerini ikmal etmiş ve Türk kültürü al­mış kimselerdir. Hattâ Hariciye Nazır­lığını ifa eden 2at İlk Büyük Haifcde Türle cephesinde askerî vazifesini ye­dek subay olarak ifa etmiştir. Diyebili­riz kî bu yeni hükümetin erkânı mem­leketimize yabancı olmıyan kimseler­dir. Bu yüzden israil Hükümetinin Tür­kiye Cumhuriyeti İle olan münasebeti yeni ve yabancı bir devlet münasebet­lerinebenzemiyecekveçokgeçmeden aradahakikîbirdostluk teessüsede­cektir.

Eiz kendi hesabımıza, hudutlarımızdan pek uzak oîmıyan tou devletin teşekkü­lünü memnunlukla kaydediyoruz. Arap Birliğini: teşkil eden devletlerin arzu­ları her ne kadar 'bu merltezde değilse de, ortadaki hakikati kabul etmek za­rureti vardır. Zamanla mevcut pürüz-larin halledileceğine şüphe yoktur. Çalışkan bir millet olan Yahudilerin ti­caretteolduğukadar siyasette demuvaffak olacaklarına inanıyoruz. Ara­bistan çölünün ortasında modern bir mamure kurmak istemeleri ve buna da kısmen muvaffak olmuş olmaları âti için iyi ümitler beslememize müsaittir. Biz başta olmak üzere bütün devletle­rin arzusu, Filistinde nihayet sükûnun avdetinden ibarettir.

Bu çalışkan 'komşumuzun yalkm za­manda sa'yinin semeresini göreceğine ve Asyada küçük bir İsviçre gifoi ve­rimli bir Deviet haline geleceğine emindi.

IV — ALMANYA MESELESİ.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


3 Mart 1949

—Frankfurt :

Batı Almanya'daki 3 [Başkomutan, Ge­neral Clay, General Koenig ve General Robertson, 'bugün yayınladıkları resmî tebliğde Bonn Parlâmento Konseyince hazırlanmış olan Anayasa ve Seçim Kanunu karşısındaki vaziyetlerini bil­dirmektedirler.

Üç askerî vali, yayınladıkları tebliğde 22 Kasımda irtibat subaylarının kuru­cu meclis üyelerine verdiği muhtıra hakkında Londra'da tanzim olunan müttefik direktif elrinin yayınlandığım (hatırlatmakta ve bugün artık Parlâ­mento üyelerine., hazırlamış oldukları tasarı ile muhtıra arasında Ibazı mühim ayrılıklar zuhur ettiğini hatırlatmak icabettiği ilâve edilmektedirler.

Üç başkomutan bu münasebetle bazı maddelerin tadilini istemektedirler. Bu maddeler aşağıdaki hususlara tallûk et­mektedir:

Salâhiyetlerin federasyon ve memleket içinde dağılışı, memleketteki federas­yonların karşılıklı malî salâhieytleri, kaza kuvvetile idare kurullarının ba­ğımsızlığı, Devlet hizmetlerine kabu" Laender topraklarının tevzii ve nih-ay, . mevcut vaziyeti üzerine üç askerî va­linin federasyondan çıkarılmasını iste­dikleri Berlin .meselesi.

6 Mart 1949

—Londra:

Observer'in Berlin muhabirinin -bildirdi­ğine göre Batılı üç Devlet temsilcileri arasında son günlerde Berlin ve Farnk-furt'taki görüşmeleri mütaakıp Alman endüstrisi İstilhsal seviyesine ait mühim kararlaralınmışbulunmaktadır.

Bilıhassa şimdiye kadar yasak edilmiş olan gazolin, kauçuk ve sentetik amon­yak istihsallerine müsaade edilmesi ba­his mevzuu olmutşur.

Bundan başka müttefiklerin mahdut sayıda Alman Ticaret gemilerinin inşa­sına taraftar oldukları da söylenmekte­dir. Ayrıca çelik istihsali miktarı da yeni görüş teatilerine sebep olmuştur.

Observer muhabirine göre, 1947 de 10.700.000 ton olan çelik istihsali mik­tarı şimdi yılda 12.200.000 tona çıkarıl­mış olacaktır.

— Berlin:

Bugün demeçte bulunan Amerikan kuv­vetleri Başkomutanı General Clay, Al­man ordusu tarafından Rusya'da çalı­nan malların Sovyetlere iadesinde Ame­rikan makamlarınca sabotajlar yapıldı­ğından bahisle ıSovyet Başkomutanı Mareşal Sokolovski'nin kendisine gön­derdiği mektuptaki şikâyetlerin esassız olduğunu 'bildir m iştir.

Diğer taraftan Amerikan Askerî Hükü­metinin iadeler servisleri müdürü Rus­lar tarafından ileri sürülen bu şikâyet­leri «saçma» olarak tavsif etmiş ve Amerikan İşgal bölgesi dâhilinde yal­nız Bremen'de .Sovyetlerce iade edile­cek mallarla yüklü 40 vagonun Rus makamlarının ihmali yüzünden bekle­tilmekteolduğunubelirtmiştir.

îlgîili bir Amerikan kaynağından bildi­rildiğine; göre, General Clay Mareşa'. Sokoîovski'nin mektubuna «münasip anda»cevapevrecektir.

7 Mart 1949

— Londra:

Berlin'den bildirildiğine göre, Kızıîordu Almanya'ya yürüdüğütakdirde desteklenmesi icap ettiği hakkında Batı Al­manya Komünist Partisi lideri tarafın­dan verilen demeç üzerine, icra komi­tesi üyelerinden biri istifa etmiştir. Bu üye, Rusya'nın (her Ihareketinin kayıt­sız şartsız desteklenmesi fikrine itiraz etmiş, iRuslarm takip ettikleri metodun sosyaylizme giden yeıgâne yol olduğu tezini de kabul etmemiştir.

Üye lEtoğu Almanya hudutlarının bu­günkü .şeklinde kalmasını ve Rusya'nın Alman harp esirlerini salmamasını şid­detle tenkit etmiştir.

—Berlin:

Berlin Hava koridorunda ıRuslar tara­fından yapılmakta olan atış talimleri üç Batı Devleti tarafından yapılan şifahi protestodan sonra sona ermiştir.

Talimlere protesto münaseb etiyle mi son verildiği henüz kesin olarak bilin­memektedir.

Muhabirler eğer keyfiyet ıböyle ise, bu­nun ilk defa vükuibulduğuna işaret et­mektedirler.

15 Mart 1949

—Franfort:

General Clay ve General Robertson, bu sabah 11 de bir konuşma yapmışlardır, îki Genarelle 'de temasta bulunan yet­kili çevrelere ıg'öre (General Robertson ve Clay ingiliz - Amerikan bölgesindeki iş­sizlik meselesini konuşmuşlardır. Filha­kika bu bölgede bir milyondan fazla işçi, işsiz bulunmaktadır, iki g-eneralin, bilhassa uzun vadeli istikrazlarla buna çare arayacakları sanılmaktadır. Bugün Öğleden sonra iki komutan, îngiliz Ame­rikan bölgesi Jktisadi İdare Komitesi Başkanı Herman Puender'in başkanlı­ğındaki Alman heyetini kabul edecek­ler ve bu mevzu etrafında muhtelif meseleleri halledeceklerdir. Yarm Ge­neral Koeniıg, Francfort'ta Gene­ral Rofoertson ve General Clay ile buluşacak ve muhtelif meselelere ve bilhassa Batı markının, Batı Berlin ke-sminde tedavülde olan yegâne para ola­rak kabul edilmesi meselesine üç işgal bölgesi hududunda ıgümrük kontrolünüm takviye edilmesi için alınacak tedbirle­re temas edeceklerdir.

17 Mart 1949

—- Berlin:

Berlin'in Batı Bölgesi Belediye Meclisi, bugün 'kabul ettiği bir karar suretinde Batılı müttefiklerin tasarlanan Batı Al­manya Hükümetine Berlin'in Batı ke­simlerinin katılmasına 'müsaade etme­miş olmalarına teessüf etmektedir.

Karar suretinde 'Abluka altındaki Benlin halkının, hür toir Almanya kurulmasına isteyen bütün demokratik kuvvetlere katılacağını 'anladığı takdirde hürriyet uğrunda muvaffakiyetle mücadele ede­bileceği bildirilmektedir.

iBelediye (Meolisi, .Bonn Anayasasının bü­tün Almanya siyasi (birliğimin esasını teşkil etmesi Lâzım /geldiğini kaydet­mektedir.

—- Londra:

Berikiden bildirildiğine göre, Doğu Al­manya Halk Konseyi yarm Berlin'de ilk toplantısını yapacaktır.

muhabirine göre, Rus ve komü­nist hakimiyeti altında olan bu konsey bir (Doğu Almanya Aanayasa tasarısını inceliyecektir.

Berikideki 'müşahitler, bu konferansı Halk Kongresi tarafından yapılacak bir oturumun takip edeceği kamratindedir-ler.

Müşahitler, Bonn'da hazırlanan 'Batı Al­manya Anayasasının .kati bir şekilde kabul edilmesiyle bu toplantı tarihinin aynı aamona rastlattırılması ihtimali olduğunu bildirmektedirler.

18 Mart 1949

— Bonn :

Batı Almanya Kurucu Meclisine men­sup bütün partilere dâhil üyelerden mü­teşekkil bir komisyon, askerî valilerin üzerinde bazı tadilât yapılmasını istedik­leri yeni Anayasa maddelerini tamamla­mıştır.

Söylendiğine göre ko:misyon, komutan­ların yaptığı 'tadilâtın hepsini ikaibul et­mek imkânını bulamamıştır.


Tasarı buıgün müttefik irtitbat subayla­rına verilecek ve ıbundan sonra da neş­redilecektir.

20 Mart 1949

— Berlin:

Bataı markını tek para olarak Eerlinin 'Batı kesimlerinde tedavüle koymak için alman tedbirler bugün öğleden sonra saat 18 de açılacaktır. 'Sözü geçen tedbirlerin evvelâ Cumartesi günü halka bildirilmesi takarrür etmişti fakat üç IBatılı başkomutan kararlarını Berlin para meselesini İnceleyen Birleş­miş ıMillerler tarafsızlar komisyonuna tevdi etmek istediklerinden açıklama işini geciktirmişlerdir.

Berlin:

Batı markı ıbu;gün Gmt ayariyle saat 17 den itilbaren IBerîinin (Batı bölgesin­de kamanl para vasfını kaybetmiştir. Bu tedbirleri aldıklarını müşterek: !bir be­yannameyle bildiren Fransız, ingiliz ve Amerikan başkomutanları aşağıdaki mucipsebepleriilerisürmektedirler:

«1948 Haziranında Batılı devletler Berlindeki kendi bölgelerinde iki mar­kın >da aynı zamanda tedavülüne müsa­ade ederlerken paranın dörtlü muraka­be altında tedavülü için bilâhara bir an­laşma yapılacağını ümit etmişlerdir. Fakat bu anlaşma tahakkuk etmedi, Berlin idari bakımdan iki şehre bölün­dü ve abluka devam etti.

Bu vaziyet 4 Doğu markına mukabil 1 Batı marikı verilmesi şeklinde teessüs eden kambiyo rayicile foüsıbütün vahamet 'kesbetmiş ve iş sahiplerinden ücretlerini Batı. veya Doğu markı üze­rinde Alman işçileri -için (büyük farklar husule getirmiştir.

Vakit geçtikçede bu .müsavatsıizlılar art­mıştır.

Batılı devletler buna çok evvelden çare ıbulabilirledi, fakat bitaraf .mütehassıs-Lar komitesinin gayretlerini baltalamak istemediler.

Fakat bu komite çalışmalarına devam­dan vazgeçince, iBatıîı devletler Berlin iktisadi vaziyetininkaçınılmazkaldığı bir tedbiri daha fazla geciktirmeyecek­lerini bildirmektedirler. 'Bu karar evvelki gtin Lake ıSuccess Gü­venlik KonseyiBaşkanınada bildiril­miştir.

21 Mart 1949

—Londra:

Para reformuna karşı komünistler tara­fından, gösterilen ilk tepkinin Batı böl­gelerinde oturan Almanların Batı mark­larını sürmek maksadiyle Sovyet kesi­mine geçmelerine, Sovyet kontrolü al­tında bulunan polis tarafından gösteri­len mümanaatın seibep olduğu Berlin'den alman haberlerde bildirilmektedir.

23 Mart 1949

—Londra:

Yetkili İngiliz -çevrelerinden öğrenildi­ğine g"öre Bevin, Schuman ve Acheson Vaşin'gtonda buluştukları sırada Al-manyaya ait aşağıdaki üç nokta üze­rinde bir anlaşma zemini bulmağa ça­lışacaklardır:

1 - İşgal statüsü, 2 - Alman fabrikala­rının sökülmesi, 3 - Yasak edilen Al­manendüstri çeşitleri.

işgal statüsü işinde, tatbikat sahasına girdikten sonra üç askerî vali tarafın­dan kantrol usulü noktasında İngilte-renin Ameriıkan görüşüne uymağa ta­raftar olduğu tasrih edilmektedir. Fransız ve İngiliz temsilcilerinin, bu nokta hariç olmak üzere statünün umumiyeti üzerinde mutabık kalmış bulundukları kaydolunmaktadır.

Alman fabrikalarının sökülmesi mese­lesinde Londra'daki yetkili Amerikan çevreleri, Franga ile İngilterentn, Hum-phrey komitesince muhafazası tavsiye olunan 167 fabrikadan büyük kısmının sökülme listesinden çıkarılmasını ka­bul ettiklerini bildirmektedirler. Buna mukabil Fransa, Alman askerî kudre­tinin tekrar vücuda gelmesinde büyük âmil olan çelik sanayii merkezlerinden Çoğunun sökülmesini istemekte devam etmektedir.

Yasak edilen Alman endüstrisi bahsine gelince,Birleşik Amerika Almanya'nın

deniz ticaret filosu yapmasına müsaa­de edilmesini elektronik bataryalar, sentetik kauçuk, makine yedek malze­mesi ve bilyalı rulmanlar imaline izin verilmesi tarafını iltizam etmekte ise de İngiliz Hükümeti, Almanların yal­nız hafif tonajda ticaret gemileri ya­pan deniz tezgâhları kurulmasına mü­saade edilmesini kaibul edebileceğini ile­risürmektedir.

24 Mart 1949

— Vaşington:

Batı Berlin bölgesi Belediye Reisi Ernst Reuter dün Amerikan Belediye Reislerinin yaptığı bir konferansta ko­nuşarak, 'Berlin'in bütün dünya ile ser­best teması temin edilmedikçe aîbluka-nin kaldırılması için başka hiçbir hal çaresinin kabul -olunamayacağını bil­dirmiştir.

Sözlerine devam eden Reuter şöyle de­miştir:

Berlinliler Ruslara değil fakat hürri­yetlerini kırmak için kuvvete başvuran Sovyet askerî idaresine karşı kin duy­maktadırlar.

— Londra:

Fransanm Londra Büyükelçisi Rene Massiigli ve Amerifean Büyükelçisi Le-wis Douglas, Alman meseleleriyle va­zifeli Devlet Bakanı İvone Kadpkotrjc-kile görüşmek üzere sabahleyin Dışişleri Bakanlığına gitmişlerdir. Bu ziyaret, iki büyükelçinin, Alman fabrikalarının sökülmesi ve yasak edilen Alman sana­yii meseleleri etrafında son günlerde Bevin ile yaptıkları görüşmelerin de­vamıdır. Öte yandan Dışişleri Bakanlı­ğından bildirildiğine göre, Bevin aikşam Soutihampton'a hareketle geceyi Gueen-Mary transatlantğinde geçirecek ve sa­bahleyin New-York'a hareket edecek­tir.

— Berlin:

Batı Berlin kesimlerinde resmî para olarak ibatı markının kullanılması neti­cesinde, Sovyet Askerî İdaresinin en kuvvetli propaganda vasıtası olan Ber­lin Radyosunun faaliyetine son veril­mesi muhtemeldir. Radyo istasyonu memurlarından birinin verdiği malûmata göre stüdyoları Batı .Berlinde bulunan radyonun teknik elemanları ile müzis­yen ve memurlarının yüzde sekseni Ber-linin Batı kesimlerinde ikamet etmek­tedirler.

25 Mart 1949

— Berlin:

Fransız kontrolü altında çıkan Kurjer gazetesinin haber verdiğine göre, Sovyet bölgesi siyasi çevrelerinde yeni Doğu Marklarının yakında tedavüle çıkarılma­sı beklenmektedir. Gazete, çok miktarda polis kuvvetlerinin refakatinde 65 kam­yonun dün gece Berlin'de Sovyet Genel Kurmayının Karlshorst'deki binasından meçhul bir İstikamete hareket ettiğini yazmakta ve Temmuzda, Sovyet kesi­mindeki ilk para ıslahatından evvel böy­le bir kafilenin yeni paralar aramak üze­re Sax'e hareket ettiğini hatırlatmakta­dır. Kafileye refakat eden personele be­raberinde üç günlük yiyecek götürmesi söylenmiş ve her türlü ifşaatın şiddetle cezalandırılacağı bildirilmiştir.

Öte yandan, İngiliz kontrolü altında çı­kan Telegraf gazetesi de Karlshorst'den bir çok kamyonların meçhul bir istika­mete hareket ettiğini yazmaktadır. Ga­zeteye göre, bu kamyonlar doğu bölgesi iktisadi Komisyonu memurlarını taşı­makta idi.

26 Mart 1949

— Paris:

1948 Haziranında Londra anlaşmalarına iştirak eden Birleşik Amerika, Fransa, ingiltere ve Benelüks Hükümetleri, Pa­ris'te toplanan etüt komitesi tarafından Batı Almanya hudutlarının tashihi hak­kında ileri ısürülen teklifleri kabule karar verdikleri bu akşam saat 18 de yayınla­nacak resmî bir tebliğ ile bildirecekler­dir.

Bahis mevzuu tashihler Hollanda, Bel­çika, Lüksemburg, Sarre Havzası ve Fransa ile Almanya arasında hudut hat­larına ait bulunmaktadır.1

Son iki kesimdeki tashihler, bilhassa Fransa için ehemmiyetsiz sayılacak dereceâe bulunmakta ve yalnız Waissem-bourg şehrinin su ihtiyacını karşıhyaeak kaynak ve pınarların bulunduğu koru­luk bir hektar toprağı içine almaktadır. Belçika Lüksemburg ve hususiyle Hol­landa tarafından talep olunan tashihler takriben 15.500 nüfuslu 100 kilometre karelik bir kısma şamil bulunmaktadır. Bu akşam yayınlanacak tebliğ, halkın şahsı ve eşyasının dikkatle emniyet altı­na alınacağını, hiç kimsenin yeni bağ­landığı memleket tabiiyetine girmek için zorlanmayacağını, eski tabiiyetinde kal­mak veya yenisini seçmek hususunda uzun mühlet hakkına sahip olacağını, çıkmak istediği takdirde eşyasiyle bir­likte ayrılmak hakkının tam mânasiyle sağlanacağım tasrih eyleyecektir.

27 Mart 1949

— Berlin:

Batı bölgeleri makamlarının kontrolü altında intişar eden gazeteler bugün Batı Almanya ve Berlin'inBati bölgeleri si­yasi şahsiyetleri tarafından yapılan muhtelif beyanatı neşretmektedirler. Bunlar Londra tebliği üe bildirilen hu­dut tashihlerini esefle karşılamaktadır­lar.

Eonne Parlâmento Konseyi Başkam Dr. Kourad Adenauer verdiği beyanatta Al­manya'dan geniş sahalı toprakların ay­rılması keyfiyetinin devletler özel ve umumi hukukuna aykırı olduğunu bil­dirmiştir.

Halen Vaşington'da bulunan Dr. Reu-ter'in yerini tutan Berlin Beiediye Baş­kan Yardımcısı, Hiristiyan Demokrat Partisine mensup Dr. Ferdinand Frie-densiburig, Alman Milleti dâhil olduğu halde bütün milletlerin ikurulan yeni nizamdan hürriyet bekledikleri bir sı­rada Batı hudutlarında yapılan değişik­liğin bir cebir hareketi teştal ettiğini bildirmiştir.

Demecine devam eden Dr. Ferdinand Friedensburg, bu hareket tarzının, doğu mütecavizlerinin cebir hareketlerini hak­lı göstermesinden korkulabileceğini söy­lemiştir.

Anayasa ve müttefik istekleri hakkında Bonn'da müzakerelerde bulunduktan sonra avdet eden Hiristiyan Demokrat­lar Şefi Jakob Kaiser şunları söylemiş­tir:

Batı Almanya topraklarını, Almanya'nın diğer kısımlarından ayırmak doğu İçin fena bir misal teşkil edebilir.

28 Mart 1949

—Londra:

Yetkili bir makamdan öğrenildiğine gö­re, Almanya'nın işgali statüsünü incele­mek üzere Cumartesi günü öğleden son­ra Londra'da âni ve gizli bir toplantı yapılmıştır. Bu toplantı, üç haftadan fazla bir zamandan beri konferansın ilk genel oturumunu teşkil etmektedir. Bil­hassa müzakerelere öevam etmeye hiç isteği olmıyan Fransızların yüzünden bu toplantı çok gecikmiştir.

—Berlin:

Sosyalist Komünist Partisi Başkanı VVilhelm Pieck'in bildirdiğine göre, 8 Ni­sanda Brunswick'te Batı bölgeleri tem­silcileriyle toplanması teklif edilen kon­feransa iştirak edecek Sovyet bölgesi muraKhas heyeti üyeleri Halk Meclisince tâyin edilmiştir. 60 kişiden ibaret olacak

seyaheyette Sovyet bölgesindeki Sosyalist, Komünist, Liberal - Demokrat ve Hris-tiyan - Demokrat Partileri Başkanlariyle Sosyalist - Komünist Partisinden 15, Hıristiyan - Demokrat Partisinden 8 ve Liberal - Demokrat Partisinden 8 üye ve Sovyet bölgesindeki halk teşekkülleri temsilcileri de bulunmaktadır.

BELGELER.

Almanya işgal kuvvetleri Komutanı General Clay'in demeci:

Münih : 15. ( a. a. )

Bavyera Askerî Hükümeti Merkezinde verilen bir öğle ziyafeti sırasında de­meçte bulunan General Lucius Clay işgalin cezaî ve menfi safhalarının artık sona erdiğini bildirmiş ve şunları söylemiştir:

«Almanya'da bundan sonraki vazifemiz tamamiyle yapıcıdır.» Cezaî ve menfi safhaları inceleyen General Clay, bu safhaların yalnız nazilikten temizleme işleri değil, fakat ayni zamanda harp suçları dâvalarını, askerlikten tecrit iş­lerini, tamirat meselelerini ihtiva ettiğini belirttikten sonra sözü nazilikten temizleme işlerine nakletmiş ve demiştir ki:

«Nazilikten temizleme işi Amerikan bölgesinde nihaî safhadadır. Bu tedbi­rin yerinde olup olmadığını bir gün tarihten Öğreneceğiz.»

Demecine devam eden Amerikan Başkomutanı şunları söylemiştir:

«İşgal altında bulunan bir memlekette milleti sevk ve idare etmek en nazik bir vazifedir. İşgal altında kalanların memleketlerini işgal edenlere karşı ta­bii bir kin beslemeleri ve onlara mukavemet etmeleri beklenmelidir. Aksi hal de normal sayımamalıdır.»

Bundan sonra Alman Milliyetçiliğinden bahseden General, milliyetçilik pren-sipinin kaybedilenin yeniden elde edilmesi ve eski mevkie yeniden erişilme­si olduğunu belirtmiş ve: «Milliyetçiliğin Almanya'da inkişaf etmesine mü­saade edemeyiz ve etmemeliyiz. Fakat bu sahada vatan aşkı ile mütecaviz vatanperverlik arasında bir fark gözetmeliyiz. Almanya'da yeniden bir bir­lik teessüsü için Alman vatandaşının derin isteğini desteklemeliyiz.» demiş­tir.

Boon Parlamento Konseyi tarafından Batı Almanya Anayasası tanzimi me­selesinden bahseden General Clay şunları söylemiştir:

«Yakında mahdut bir millî Alman Hükümeti ihdas edileceğini ümit etmek­teyiz. Muayyen bazı sahalar hariç kalmak üzere millî hükümetin işlerine mü­dahalede bulunmaktan kaçınacağız.»

Bu demecini izah eden General Clay bundan Birleşik Amerika'nın Almanya ile ilgilenmediği manâsını çıkarılmaması gerektiğini belirtmiştir.

YANKILAR.


Almanya meselesi...

Yasan: Prof. Dr. Yavuz Abadan

12 Mart 1949 tarihli »Ulus» Anka­ra'dan :

Mlantik Paktı hazırlıklariyle Sovyet Dışişleri 'Bakanlığındaki değişiklik, son 'günlerde Almanya meselesinin siyaset dünyası için taşımakta olduğu hayatî ehemmiyeti unutturur gitt oldu. Gerçek­te 'Batı - Itoğu gerginliğinin düğüm noktası Berlin mihraikında toplandığı için, soğuk (hanbin kesin neticesi, Al-ımanya meselesinin ışu veya "bu şekilde haline bağlı bulunmaktadır. Bu balkım­dan ıgerek Atlantik Paktı teşebbüsü, ge­rek Moskova'nın son değişiklik ikarar-lari, Almanya etrafında cereyan etmek­te olan mücadelede taıkibedi'lecek kar­şılıklı strateji ve taktik ile sıkı sıkıya ilgilidir.

îngiliz Başbakanı Mister Attlee, bir hafta tatilinden faydalanarak, tam Mo-l'otaf'un Dışişleri Bakanlığından çekildi­ği 'günlerde, Berlin'e bir tetkik ziyare­tinde [bulunmuştur. Çeşitli siyasî hâdi­selerin [birbirini kovalaması yüzünden dünya basınının yeter derecede dikkat ve ilgisini çökmiyen bu ziyarete, haki­katte basit bir tetkik gezisi çerçevesini aşan ibüyük bir 'mâna ve önem atfet­mek yerinde olur. Gerçekten İngiliz Başbakanı, Potsdam Konferansından (beri, Almanya'nın [ka­der ve ıgelecegi üzerinde söz sahibi dört oüyuklerden, Berlin'i ziyaret külfetine katlanan ilk devlet adamıdır. Diğer üç devletin başkan ve başbakanlarından Jıiçbiri, böyle bir fırsattan faydalanma imkanını bulamamıştır. Bu suretle Mis­ter Attlee, Büyük 'Britanya'nın Alman­ya meselesine verdiği ehemmiyetin bü­yüklüğünü, en canlı bir şekilde belirt­miş bulunmaktadır. Bu alâkanın, ikomü-nist baskısının yarattığı tereddüt ve kararsızlık içinde bunalan Berlin halkının maneviyatında, müspet tesirler yarat­mış olması pek tabii dir.

Nitekim İngiliz Başbakanı Londra'ya döner dönmez, hava -koridorunun sağ­lamlığını ve Berlinlilerde istisnasız şa­hit olduğu- güven ve emniyet duygusunu övmüştür. Bu demeç, Berlin ısavaşını ilk safhasında Batılı müttefiklerin ka­zandığını gösteren en mevsuk ve yetki­li şahadettir. Anıglo Saks'onlar (bu gü­ne kadar tuttukları azimli karar ve ha­reket tarzını değiştirmedikçe, bundan sonraki safihalarda da kesin zaferler elde edecekleri muhakkaktır. İngiliz Başbakanının ıziyareti ise demokrasile­rin, Almanya meselesi üzerinde 'gün geçtikçe arıtan 'bir dikkat ve hassasiyet­leduracaklarınıgöstermektedir.

Bu mesele ile ilgili olarak yakın bir ge­lecekte Amerika, îngiytere ve Fransa Dışişleri Bakanları arasında mühim bir konferans aktedileceği haber verilmek­tedir. Amerika [Dışişleri Bakanı Mister Acheson, bu toplantıda diğer iki Batılı meslektaşı ile etraflıca konuşup fikir teatisinde bulunmak fırsatını elde ede­cektir. Bu üçler topiatıısmda başlıca ko­nuşma mevzularının, İBatı devletlerinin, Alman meseleleri dolayısiyle Sovyetlere karşı takınacakları müşterek tavır ve Batı Almanya'nın Batı Avrupa .siyasî ve iktisadi büınıyesine daha iyi bir şekil­de ilhakı konuları etrafında toplanaca­ğı kuvvetle tahmin, edilmektedir.

Almanya meselesinin, üç Batılı devlet arasında ıgörüş ve menfaat ayrılıklarına elverişli birçok çapraşık ve pürüzlü ta­rafları bulunduğu malûmdur. Bütün ibu noktalarda ilgilileri .tatmin edecek tam bir anlaşmaya varmanın 'güçlüğü söz götürmez, Fakat Almanya meselesinin bugünkü şekliyle sürüncemede kalması, müşkülleri arttırmaktan, umulmadık jhtilâtalara meydan vermekten başka bir şeye yaramaz.

'Bu sebeple üç Batılı devletin, en kısa 'bir 'Zaman içersinde Almanya meselesi­nin ana dâvalarında anlaşarak müşte­rek ibir 'hareket tarzı tesbit etmeleri bir zarurettir. Aksi halde soğuk 'harbin en şiddetli .cereyan sahası olan Almanya, komünizme karşı mücadele cephesinde daimî bir gedik olma tehlikesini taşıya­caktır.

İnsanlık hayatında 'değişmez değer ta­şıyan ahlâk ve hukuk prensiplerine Ibağ-Irhk, üç büyük devlet temsilcil erinin Almanya meselesinde anlaşmalarını ko­laylaştıracak en sağlam temeldir. Bu­nun için de her şeyden önce Alman mil­letinin, hayat ve istiklâl hakkını tanıma esasından hareket etmek gerekir.Nizer'ln dediği gibi, eğer haklka dayanan »bir nizam, (kurulacaksa,Ada­let ne ıkadar sert tecelli ederse etsin intikama yer vermemelidir. Almanya'yı, .müstakil hayatî fonksiyondan mahrum parçalara böKmek, bu milleti 'sosyal ve ekonomik bakımdan felce uğratacağı gibi halkın, kin duygularını körüklemek­ten başika bir fayda sağlamaz. Alman saldırganlığının ekonomik temellerini yıkmak ne kadar haklı ve isabetli bir hareket ise, [bütün fabrikaları kökünden sökerek halkı geçim imkânından mah­rum etmek ve endüstriyi verimli olmak­tan çıkarmak o kadar ibüyük iblr hata­dır.

Artık bu gerçeklerin idrak edilmesi za­manı 'gelmiş ive hattâ geçmiştir. 'Doğu­nun .genişleme emellerine karşı Alman­ya savaşını kazanmak için Alman hal­ikını kazanmak, onun, ümidini, güvenini arttırmak, 'çalışma ve yaratma kabiliye­tini değerlendirmek gerektir. Uç (Batılı devletin. îbahsi g&çen konferansta Alman­ya meselesini !bu zihniyet ve niyetle ele alarak hak ve adalete dayanan bir hal şekline varacaklarını ummak isteriz.

Almanya meselesi...

Yazan: Ömer Doğrul

18 Mart 1949 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:

Son igünlerde Londra'da toplanan Batı Birliği Dışişleri Bakanlariıyle Amerika'­nın Londra Elçisinin Almanya meselesiyle de meşgul oldukları bildiriliyor. Neye karar verdikleri bilinmemekle be­raber (bu fırsattan faydalanarak Alman­ya'nın bugünkü durumunu az .çok ay­dınlatmak herhalde faydalı olur. Fakat Almanya'dan maksat, ISovyet işgali al­tındaki bölge değil, Batılı devletlerin iş­gali altındaki Almanya'dır.

Almanya daha üç sene 'evvel yere seril­miş we harafo olmuş bir halde idi. Bugün ibu devrin geçmekte olduğu, göze çarpı­yor. Artık Almanya kalkmıyor ve sana­yi istihsali de 1947 ye nazaran yüzde iki yüz elli nispetinde artmış bulunu­yor. Onun ibu istihsali 1936 'daki istihsa­linin dörtte üçü nispetindedir. Yıkık şe­hirler tamir olunmakta ve halk üç yiî süren açlıktan sonra az çok doyduğunu hissetmektedir.

Batı Almanya'nın bu hale (gelmesive kalkınma yolunu tutmasiyle hallolunan mühim ibir mesele, burada yaşiyan Al­manların birleşik (bir Almanya kurma­dan evvel Batı Almanya'yıkurtarmak lâzım .geldiğini anlamalarıdır. .Sovyetle­rin yaptıklarısürekli toir propaganda­nın özü, birleşik İbir Almanyavücuda igetirm ektir.[Birleşik bir Almanya'dan maksat da Doğu, Almanya gibi Batı Al­manya'yıbolsevikleştirmek ve baştan­başa bolşevikleşmiş bir Almanya vücu­da getirmektir. Bir aralık (Batı Alman­ya da birlik kaygısıyla bu düşünceyi mülayim görüyorveAlman, birliğini kurmadan başka her endişedenüstün tutuyordu. Bugün bu cereyanın ortadan kalkmış olduğu göze çarpıyor ve Batı Almanya, Sovyet nüfuzu altına girme­meyitercihediyor.En mühim sebebi MüttefiklerinBerlin'ibırakmamakta gösterdikleri müstesna muvaffakiyettir. Bu muvaffakiyet, Berlin'in bir hürriyet adası olarak yaşamasına imkân vermiş ve bu yüzden .Sovyetler ÎDoğu Almanya'­ya da istedikleri kalıbı vermek imkânın­dan mahrum olmuşlardır.

Durum İbu merkezde olduğuna göre Müt­tefiklerin Batı Almanya''yı Doğu Alman­ya ile birleştirerek Sovyet peykleri man­zumesine girmeğe zorlamıyacakları şüp­he götürmez. O halde (birleşik bir Al­manya kurulmıyacak ve şimdilik bir 'Batı Almanya ortaya çıkarak öerde Almanya'yı toplamak ve birleştirmek ona ait olacaktır.

O halde Batılı Müttefiklere düşen vazi­fe Batı Almanya'yı ıktisaden kalkındır­mak ve sifyaseten inkişaf ettirmektir. Zaten bir Batı Almanya kurmağa karar vermenin mâna ve hedefi de bu mahi­yetteydi.

Fakat iş bu safhaya intikal 'ettiği za­man İngiltere ve Amerika ile Fransa arasında görüş birliği kurmak kolay ol­muyor. Meselâ ingiltere Üe Amerika, Almanların şerefli bir millî hayait yaşa malarına taraftar oldukları hailde Fran­sızlar Alımanya'daiki işigal nıınıtaTcalarını adeta bir müstemleke tanımakta ve buranın yarı gelirini işgal masrafı ola­rak istihlâk etmektedirler. Bu yüzden Batı Almanya'ya verilecek siyasi ve ik­tisadi durum hakında henüz kesin bir karara varılmamış gibidir, Fakat bu kararsızlığın uzun bir zaman devam edeceği sanılamaz. Çünkü devamı, Mütte­fiklerin kazanmış oldukları muvaffaki­yetleri tehlikeye koyamazsa da, bir ta­kım gizld oyunların oynanmasına ve bir takım meselelerin ortaya sıkmasına se­bep olur. Bunlara karşı gelmek isteyen âmiller, Almanya'nını İktisadi bünyesini daha içten tetkik ederek Almanya'ya verilecek siyasi durumun iktisadi esas­lara dâyanması ileri sürmekte, manya'n iktisadi hayatına hâkim olan âmil Ruhr havzası olduğu için bu havza hakkında bir anlaşmaya vararak bu yol ile siyasi safha hakkında toir anlaşma­ya varmayı tercih etmektedirler. Her ne hal ise muhakkak olan nokta ar­tık IBatılı Mütefilklerin Almanya mese-lesi üzerinde anlaşmaları ve sağlam bir siyaset kurarak onu tatbik etmeleri icap ettiğidir. Yoksa Batı Almanya'yı kalkındırmak ve Benlini her muhasara­ya rağmen beslemek suretiyle kazan­dıkları muvaffakiyet yavaş yavaş teih ülkeye düşer ve o zaman herkesten Ön­ce kendileni pişman olur.

Bugün demokrat bir Batı Almanya kur­mak teşebibüsü taanamiyle olgunlaşmış bir haldedir. Artık herkes neticeye var­mak ve teşebbüsü tahakkuk ettirmek istemektedir. IHele Atlantik Paktının im­zalanmak üzere olduğu bir sırada Al­manya üzerinde kati bir anlaşmaya varamamak, muhakikak ki Batı cephe­sinde bir gedik açar.

V — AVUSTURYA BARIŞI MESELESİ.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


l Mart 1949

— Londra:

Dışişleri Bakan Yardımcılarının Avusturma meselesi hakkında bu sabah yap­tıkları konferans sonunda demeçte bu­lunan Fransız Delegesi Hertholet, azın­lıkların haklarına ve Avusturya ile Yu­goslavya arasında iktisadi münasebetle­re dair geniş bir anlaşmaya varmak su­retiyle bir hal çaresi bulunacağım bildir­miştir,

Fransız delegesinden sonra söz alan in­giliz murahhası Mar Joribanks, Hükü­metinin hudutlarda yapılacak tashihle­rin Avusturya meselesinin halline yar­dım edeceğini hiç bir zaman sanmadığı­nı, yalnız Karentia'daki Slovanlere değil, fakat Avusturya'da bulunan bütün azın­lıklara memnunluk verici surette temi­nat sağlanması lüzumunu ileri sürmüş­tür.

Sovyet delegesi Zarobin, etnik mesele hakkında münakaşalara girişmeden ev­vel Yugoslavya'nın hudut tashihleri hak­kındaki ıgörüşlerin açıklanmasını Batılı devletlerden istemesi üzerine, üç Batılı devlet delegeleri kendilerine verdikleri cvapta, esas mesele hakkında münakaşa­lara girişmekten hiçbir şey elde edilemi-yeceğini, bu noktalar üzerinde mütaakıp yakınlaştırma usulünün güdülmesi lehin­de bulunmuşlardır.

Sovyet Delegesi Zarobin, yapılan bu açıklamalardan ve bilhassa ilgili nüfu­sun menfaatlerinin dikkat nazarına alı­nacağı keyfiyetinden memnunluğunu iz­har ettikten sonra oturum başkanı Mar-joribanks, dört heyetin yarın etnik mü­lâhazaları esas tutarak beşinci maddeyi görüşmeğe devam etmek hususunda mu­tabık kaldıklarını söylemiş ve oturuma son vermiştir.

8Mart 1949

—Londra:

Avusturya konferansına iştirak eden Batı Devletleri Avusturya sınırlarında her hangi bir değişiklik yapılmasına ta­raftar olmadıklarını teyit etmişlerdir. Bununla beraber Sovyet Heyeti Yugos­lav taleplerini desteklemeye devam et­miştir.

—Londra:

Avusturya barış antlaşması meselesini incelemekte olan Dışişleri Bakan mua­vinleri Yugoslav Dışişleri Bakan Mua­vini Bebler'den 24 saat içindeki ikinci mektubu almışlardır. Bebler bu mektu­bunda memleketin Avusturma'dan taz­minat talep etmeye hakkı bulunduğunu bir kere daha ileri sürmekedir.

9Mart 1949

■— Londra:

Avusturya Barış Antlaşması Dışişleri Bakan Yardımcıları Konferansının ya­rınki toplantısında Rus Delegesi Zanou-bins'e Yugoslav ve Avusturyalı temsil­cilerinin 'huzurunda, Yugoslavya Dışiş­leri Bakan Yardımcısı İBetoler tarafın­dan ileri sürülmüş olan dört nokta hak­kında dört 'heyetin durumlarını açıklı-yacaktır. Bu dört nokta bilindiği gibi şunlardır:

1— Avusturya sınırının tadili.

2— Karenti'nin siyasi, iktisadi ve kül­
türel muhtariyetinin tanınması.

3— Tazminat meselesi.

4— Muhtar toprakların dışında bulunan

Slav ekalliyetinin haklarının mahfuz tu­tulması.

Üç Batı Heyetleri, ilk üç noktaya itiraz etmektedirler. Bu nokalar Yugoslavlar tarafından ileri sürülmüştür. Ve Ruslar tarafından desteklenmiştir.

4 üncü noktada dört heyet arasında bir anlaşmaya varılması imkânsız görülme­mektedir.

10 Mart 1949

—Londra:

Avusturya Barışı meselesini hazırla­makla vazifeli Dışişleri Bakan Yardım­cıları bugün Yugoslav ve Avusturya Dış­işleri Bakanlarının beyanatını dinledik­ten sonra bir karara varmadan ayrılmış­lardır. İki dışişleri Üfekanı Yugoslavya-nm toprak talebine ait olan 5 .İnci mad­de üzerinde noktai nazarlarının gayrika-bili telif oiduğunu bir kere daîıa belirt­mişlerdir.

Diişleri Bakan Yardımcıları yarın 5 inci madde üzerinde yeniden duracaklardır. Bu maddenin münakaşasının muvakka­ten terkedilerek diğerlerine geçilmesine ait bir teklifin ileri sürülmesi ihtimali vardır. O takdirde toprak talepleri me­selesi muvakkaten bertaraf edildiğinden, müzakerelerin devam edip etmiyeceği meselesi ortaya çıkacaktır.

14 Mart 1949

—Londra:

Avusturya ile yapılacak sulh antlaşması müzakerelerinin bugünkü oturumu, Sov­yet Muralıhası Zaroubin ile Amerikan Murahhası Reber arasında geçen olduk­ça şiddetli muhaverelerden ibaret kal­mıştır.

Sovyet Murahhası, Saint Germain anlaş­masının azınlıklar hakkındaki hükmü­nün genişletilmesi için yapılan teklifi reddetmiş ve derhal muahedenin Yugos­lavya adına Bebler tarafından ileri sürü­len taleplerde mevcut bulunmıyan diğer maddelerinin incelenmesine geçilmesini istemiştir.

Amerikan murahhası konferans çalışma­larına devam etmeden evvel Zaroubin'İn toprak isteklerine ait olan 5 inci madde

hakkında mukabil teklifi yapması iğin israr etmiştir. Karar, yarma bırakılmış­tır.

öteyndan murahhas heyetler, Paris'ten g-eçerek yarın Belgrat'a dönecek olan Bebler'in hareketinden haberdar edilme­mişlerdir.

—Londra:

Avusturya Dışişleri Bakanı Gruber bu­gün öğleden sonra Avusturya barış ant­laşmasını müzakereye memur heyette Rus Deleg-esi 'Büyük Elçi Zaröbin ile ilki saat süren bir görüşmede bulunmuştur. Avusturya Heyeti çevrelerinde, konuş­ma sırasında Avusturya barış antlaşma­sına ait bütün safhaların bahis konusu olduğu bahsedilmektedir.

16 Mart 1949

—Londra:

Avusturya barış antlaşması Ikonferansı-na iştirak eden Amerikan, Fransız ve İngiliz temsilcileri, Avusturya 'hudut meselelerini halletmek zamanının ıgel-mişolduğunu söylemişlerdir.

Amerikan temsilcisi, Avusturya ile Yu­goslavya arasında eski tabiî hudut olan Karavanken dağları üzerine evvelki top­lantılarda dikkati çektiğini hatırlatmış, bu hududun muvafakatiyle tecrübe edil­miş olduğunu belirtmiş ve bu hududun olduğu gibi bırakılmasını teklif etmiştir.

21 Mart 1949

—Londra:

Avusturya barış antlaşması üzerinde müzakerelerde bulunan Dışişleri Bakan Vekillerinin bu sabahki toplantısı, Yu­goslav istekleri neticesinde ortaya çıkan prensip meseleleri üzerinde batılı heyet­lere Sovyet delegeleri arasındaki ihti­lâfı bir kere daha belirtmekten başka ;bir işe yaramamıştır. Gerçekten bu top­lantıda Fransız ve ingiliz Heyetlerinin de desteklediği ve bütün Sloven azınlık­larının iktisadi, kültürel ve sosyal hak­lan meselesini incelemek üzere bir tâli komite kurulması yolundaki Amerikan teklifini Sovyet Delegesi Zarubin reddet­miştir.

Sovyet Murahhası hudut ve tazminat meselelerine taallûk eden 5 inci ve 34 üncü maddeler bir kenara bırakılarak antlaşmanın diğer maddeleri üzerinde görüşülmesini "bir kere daha teklif et­miştir.

22 Mart 1949

— Londra:

Avusturya barış antlaşmasını hazırla­makla görevli dışişleri bakan muavinleri bugünkü, toplantılarında karşılıklı du-rumalrmda en ufak bir değişiklik kayde-dilmeksizin Yugoslav taleplerin ti eki dört noktanın münakaşasına beyhude devam «tmişl erdir.

Bu sabah Laneaster H&us'da yapılan toplantıda elde edilen tek yeni unsur Fransız Delegesi Berthelot'nun beyanatı olmuştur. Eerthelot, diğer batılı heyetler mutabık oldukları akdirde kendi hesabı­na ıRus Delegesinin teklif ettiği gibi Yu­goslav taleplerine dâhil bulunmıyan maddelere geçilmesine itiraz etmiyece-ğini söylemiştir. Fransız Heyetiyle ya-kın teması bulunan mahfillerde tahmin edildiğine göre bu talepler hakkındaki ihtilâfın şimdilik halledimesi mümkün görülmediği cihetle şayet konferans ça­lışmalarını inkıtaa uğratmak istemiyor­sa şu veya bu şekilde diğer maddelerin müzakeresine geçmesi icap edecektir. Konferansın içinde bulunduğu çıkmazla ilgili olarak bu sabah Londra'da duyulan ve Avusturya Barış Konferansmdaki A-merikan Temsilcisi Samuel Rebar'm 25 Martta Nev-York'a gitmek üzere Sut-hamptondan kalkacak Quinmari trans­atlantiği ile hareketini geri bıraktığı yo­lundaki söylentiler. Londra'daki Ameri­kan Büyük Elçiliğinden yalanlanmıştır.

23 Mart 1949 — Londra:

Avusturya ile barış antlaşması mesele­sini inceliyen konferansta durum bir de­ğişiklik göstermemiştir. Konferans bugün 10 günden beri didik­leyip durduğu Sloven azınlıklarının hak­ları ve Karentiya .Slovaklarmın hukuku üzerinde neticesiz dönüp dolaşmıştır.

Bir toplantı esnasında Lake Successe ne vakit gideceği sorulan Zarubin hemen hareket etmiyeceğini söylemekle iktifa etmiştir.

Zarubin Sovyet Heyeti Londra'da kaldı­ğına göre kendisi Amerika'ya gitse dahi Avusturya barış antlaşması müzakerele­rinin devam etmesi icap ettiğini söyle­miştir. Dışişleri Bakan Yardımcıları Konferansının dağılacağına dair dün ya­lanlanan haberler gine dolaşmaktadır. Konferansı takip eden müşahitler görüş­melerin bitip tükenmek bilmiyen Yugos­lav metalibatı etrafında cereyan etmiye-ceği kanaatindedirler.

Diğer taraftan programın diğer madde­lerine geçilmesi hakkında Rus Delegesi tarafından yapılan teklife Amerikan De­legesi evvelce olduğu gibi şiddetle muha­lefet etmektedir. Bu şartlar altında ve hu yolda hiçbir belirti mevcut olmama­sına rağmen müşahitler Ibir kaç hafta­lık bir geri bırakmanın şimdiki çıkmaza bir çare teşkil edebileceğini sanmakta­dırlar. Bunun için de tarafların konfe­ransı inkıtaa ıgötürmemek için azimle­rinindevam -etmesi lâzımdır.

24 Mart 1949

—■ Londra:

Avusturya Sulh Antlaşmasını hazırlıyajı Dışişleri Bakan Yardımcılarının, Yugos­lav i&teklerine bir hal çaresi bulunmadan ve hattâ bu isteklerin ortaya attığı me­selelerin halli ümileri belirmeden bu ko­nu etrafında .müzakereleri bırakmak hu­susundaki kararları konferansın bir dö­nüm noktasını ve usulün bu en mühim noktası üzerinde Rus Delegesine tavizi ifade etmektedir.

Bununla beraber, bu kararın, Sovyet He­yetini batı heyetleriyle muhalefete sev-keden Yugoslav taleplerinin ve bilhassa hudut ve tazminat meselelerinin ortaya attığı noktaların terkini tazammun et­mediğini belirtmek lâzımdır. Dışişleri Baltan Yardımcıları diğer maddelerin müzakeresi sırasında bu noktalara dön­mek fırsatını bulacaklardır. Fakat şim­diye kadar olduğu gibi Yugoslav talep­leri artık müzakerelerin sikiet merkezini teşkil etmiyec ektir.

25 Mart 1949

—Viyana:

Avusturya Dışişleri Bakanı Dr. Kari Gruber, dün akşam beyanatta bulunarak büyük devletler Yugoslavya'nın hudut tashihi isteklerini isaf eden bir barış antlaşması kaleme aldıkları takdirde A-vusturya'nm bu anlaşmaya imza koymı-yacağım bildirmiştir.

—Londra:

Avusturya 'Barış Antlaşmasını hazırlı-yan 'Dışişleri Bakan Muavinlerinin top­lantısı bugün yer değiştiren kimseler hakkındaki 16 no maddenin münaka­şasınahasredilmiştir.

Oturum, cebirle vatana iade edilmek keyfiyetini takbih eden Rus delegesinin çok açık ibir şekilde vaziyet al'masiyle başlamıştır. İngiliz kaynaklarına atfen dün basında yaymlanan ve Sovyetler Birliğini ;zorla vatana iade 'hususunda taraftar gibi gösteren bazı haberleri şiddetle protesto eden .Zarubin, Vişiıns-ki'nin evvelce yapmış olduğu bir beya­natım hatırlatarakdemiştir ki:

«Bu beyanat Sovyet durumunun vazıh olduğunu ve asla değişmediğini pek âlâ gösteriyor.»

Marjoribanks, Rus Delegesinin bu beya­natın İngilizlerce değiştirildiği yolundaki isnatlarını şiddetli bir lisanla belirtmiş ve Rusya'nın bu noktadaki şüphe verici durumunu izah etmiştir. Bunun üzerine münakaşalar «birrıza vatana iade» [keli­meleri üzerinde toplanmış Zarubin sırf şekle 'ait sebepler dolayısiyle «foirirza» kelimesinin kullanılmasına muhalif kal­mıştır.

Diğer delegeler, bu tâbir kullanılmadığı takdirde prensipi sarahaten teminat al­tına alabilecek bir formül bulmağa ça­lışmışlardır.

16 ncı maddenin münakaşasına Pazar­tesi günü devam olunacaktır.

28 Mart 1949

-— Londra:

Avusturya içişleri Bakanı Helmer, dün verdiği bir demeçte, Rusları Moskova ve

Potsdam kararlarına riayete davet et­miştir. Avusturya barışı ile meşgul olan dört dışişleri bakan yardımcılarının son Londra görüşmelerine temas eden Hel­mer, 1943 Moskova Konferansının Avus­turya'yı Hitler tecavüzünün ilk kurbanı olarak vasıflandırmış olduğunu ve Avus­turya'nın bağımsız bir devlet muamelesi görmesini tensip eylediğini hatırlatmış ve Sovyet işgali altında bulunan Avus­turya fabrikalarında çalışan ve komü­nist olmıyan işçilerin bugün Hitler reji­minde yapılan muamelenin aynını gör­mekte olduklarını ilâve etmiştir.

—Londra:

Avusturya Barış Antlaşmasını müzake­reye memur Dışişleri Bakan Yardımcı­larının bugünkü toplantısında Sovyet Delegesi Zarubin, Batı devletlerini bir çok Sovyet aleyhtarı ajanları Avustur­ya'da barındırmakla suçlan dırmıştır. Za­rubin, «düşmanca sebeplerle» hükümet­lerinin yardımını istemiyen ve yahut memleketlerine dönmeyi reddeden kim­selere herhangi bir yardımda bulunulma­masını istemiştir.

Fransız ve înglliz delegelerinin destekle­diği Amerikan Temsilcisi Samuel Robert bu teklifi zorla vatana iade olunacağını söyliyerek reddetmiştir.

Ruslar tarafından işgal edilen bölgeleri terkeden ve şimdi de mülteci olarak A-vusturya'da bulunan insanların sayısı yüz binleri aşmaktadır.

31 Mart 1949

—Londra:

Avusturya Barış Antlaşmasını hazırlıyan Dışişleri Bakan Muavinleri bugün hara­retli bir oturum yapmışlardır. Oturumun toüyük bir kısmı Avusturya'daki İngiliz ve Amerikan işgal makamlarını şiddetli ve Fransız makamlarını da daha hafif surette, Sovyet vatandaşlarının iadeleri işini geciktirmek ve bunların memleket­lerine dönüşüne karşı hasmane bir pro­pagandaya girişmekle itham eden Sov­yet delegesinin serzenişi eriyle geçmiştir. İngiliz ve Amerikan delegeleri bu sözlere şiddetle mukabele etmişler, Berthelot ise Fransız Hükümetinin bu ithamlara norimage003.gifmal diplomatik yollarla mukabele etti­ğini hatırlatmıştır. Fransız deiegesi mes-lekdaşlarma konferansın esas konusun­dan yani Avusturya barış antlaşmasının müzakeresinden ayrılmamalarını rica et­miştir.

Bİr buçuk saat süren tartışmalardan sonra Zarubin yer değiştiren kimselerin mukadderatı hakkındaki 16 ncı madde üzerinde heyetlerin karşılıklı durumları­nı hulasa etmiştir.

Amerikalılar maddenin kaldırılmasını is­temekte, Fransızlar bir uzlaşma şekli teklif etmekte, İngilizler maddenin kaldırılması veya vatana iade keyfiyetinin .birrıza olabileceği hususunu depriş eden ilk metne dönülmesini ve Ruslar da 16 ncı maddenin bugünkü metnine, Avus­turya'da kalan yer değiştirmiş kimsele­rin hak ve statüleri üzerine tahditler konulması hususunun ilâvesini istemek­tedirler.

Dışişleri Bakan Muavinleri nihayet 16 ncı maddenin müzakeresini daha sonra­ya bırakmağa ve yarın, Avusturya Barış Antlaşması projesinin askerî hükümlere mütedair yirmi altıncı maddesini incele­meğe karar vermişlerdir.

BELGELER.

image004.gifDışişleri Bakan Yardımcıları Konferansında Yugoslavya Dışişleri Bakanının demeci :

Londra : 10. ( a. a. ) —

Bu sabah Avusturya Barış Andlaşması hakkında müzakerelerde bulunmak üzere toplanmış olan Dışişleri Bakan Yardımcıları Konferansında söz alan Yugoslavya Dışişleri Bakanı Bebler, Yugoslavya'nın ileri sürdüğü dört mad­delik anlaşma esasının reddedilmesi, Konferans: yeniden akamete uğramak tehlikesiyle karşı karşıya bırakmaktadır demiş ve şunları ilâve etmiştir:

Eğer Konferans akim kalacak olursa bunun mesuliyetini bize yüklemeye ça­lışacaklardır. Bununla beraber vicdanınız müsterihtir. Biz haklı olan dâva ve Atlantik beyannamesiyle Birleşmiş Milletler Anayasasında belirtilmiş ol­duğu gibi milletlerin kendi akibetlerini kendilerinin tâyin etmesi hakkını te­min için mücadele ettik ve edeceğiz.

Bebîer sözlerine şöyle son vermiştir:

Eğer bazı müttefikler harp içinde ilân edilmiş olan bazı prensipleri ve ken­disiyle birlikte Hitlerle savaşmış olan bir milleti unutmaya hazırsalar bu sa­dece kendilerini alâkadar eder. Fakat biz böyle bir şeyi şimdiye kadar yapmadı­ğımız gibi bundan sonra da yapmıyacağız.

YANKILAR.


image005.gifAvusturya sulundan da ümİd kesiliyor...

Yazan: Ömer Bıza Doğrul

4 Mart 1949 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:

Almanyayı ibir sulha kavuşturmaktan ve Alman milletinin sulha, hizmet eden bir âmil olarak kalkılmasmdan ümid kesildiği ..gibi Avusturya ile de ibir sulh yapmak ümidi aşağı yukarı aynı akıbe­te uğramak üzeredir.

Sebebi Sovyet Rusyanın Avusturyayi istiklâl ve (hürriyetine kavuşturmağa karşı gelmek İçin elinden ıgelen herşeyi yapmasıdır.

îkinci Dünya /Harbinin devamı sırasın­da Avusturya, nazizmin istilâsına uğra­yan ve kurtarılması ,g"erekleşen foir mem­leket sayılmıştı. iAvusturyadan tamirat bedeli istenmiyecek ve Avusturyanm, Alm'an ilhakından evvelki sınırları ta­nınacaktı. Avusturyanm süratle belini doğrultması için îıer yardım 'gösterile­cek, memleket böylece [Müttefiklerin lûtfuna uğrayacak ve vakit geçirmeden inkişaf edecek, ortaa Avrutpada hakikî demokrasinin 'bir kalesi olarak yer ala­caktı.

Avusturya bütün hu teveccühlere lâyık olan bir memleketti. Çünkü Avusturya hakikaten demokrat ibir memlekettir ve hakikaten Orba Avrupa için örnek sa­yılacak bir durumdadır. Yaşayış sevi­yesi üstünleşmiş, sanayileşme bakımın­dan çok ileri gitmiş, velhasıl tam. ma-nasile ıgaplı ve en ileri seviyede Avru­pai olan <bu memleket, hem sulha, hem (hürriyete 'kavuşmakla Avrupanm kal­kınmasına hakikaten yardım edecek kuvvetli İbir elemandı. Fakat şimdiye kadar sarfolunan gay­retler hep boşa gitmiş olduğu gibi Ibu defa da <bu işi başarmak üzere topla­nanDışişleriBakanları'Muavinleri de yeni 'güçlüklerle karşılaşmakta ve bu güçlükler bu defaki teşebbüslerin 'boşa gideceğini belirtmektedir.

Bir zamanlar Almanların Avusturya-daki malları meselesi büyük [bir engel teşkil etmiş, bu meselenin bindir güç­lükle (hallinden sonra da Yugoslavyanın arazi ve tamirat talelbi ortaya çıkmış ve bir anlaşmaya engel olmuştur. Halâ da durum bu merkezdedir. Rusya, ara­daki bütün ihtilâflara rağmen Yugos-lavyanm taleperini desteklemiş ve 'böy­lece Avusturya sulhunun tahakkukuna mâni olmak istediğini adeta açıklamış­tır.

Londra gazetelerinden biri 'Kusyanm niçin bu şekilde hareket ettiğini tahlil ettiği sırada, (bilhassa Avusturyanm bu­gün foütün eski müttefikler tarafından işgal altına alınmış olduğuna dikkati çekmekte ve Rusyanın (buradaki işgal kuvvetlerim 'geri almak İstemediği için sulha engel olacak- her şeyi yaptığı­nı anlatmaktadır. Rusya, Avusturyada-ki kuvvetlerini çekmemek sayesinde ko­münizme ikarşı hiç bir bağlantısı bulun-mıyan Avusturyaya yavaş yavaş hulul etmeyi ve böylece bu memleketi de peyk devletlere (benzetmeyi ummaktadır. Sov­yet Ordusu, Avusturyadaki birlikleriyle olan îrijlbaıt yollarını muhafaza için Ro­manya ve IMaacaristan askerî kuvvet­ler tutmaktadır. ıŞayet Avusturyadaki [Sovyet kuvvetleri çekilecek olursa bü­tün bu [bölgelerdeki :Sovyet kuvvetlerini de çekmek meselesi ortaya çtkacalk ve o zaman bugün için peyk olan. "bu dev­letlerin de birer bahane bularak Yugos­lavya gibi davranmalarına ve komin-form ile alâkalarını kesmelerine imkân elverecektir.

Yugoslavya ile aradaki bütün- soğuk­luğa rağmen Rusyanın gene bu mem­leketi destekleyerek Avusturya aley­hinde talebelerde bulunmasına meydan vermesinin sebebi budur.

Avusturya sulhu yapıldığı takdirde yalnız Avusturya değil, daha Ibaşka memleketler de IKızilordumm baskısın­dan kurtulacakları 'için Avusturya sul­hunu baltalamak ıSıavyetlerin işine gelmekte ve [bu yüzden Avusturyamn bu defa da sullıa kavuşması ümidi sarsın­tıya uğramaktadır. iAmba (bu sulhsuz-luk bulhranı ne zamana kadar devam edecek?.

VI— BENELÜKS DEV­LETLERİ KONFERANSI.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


image006.gif10 Mart 1949

—■ Lahaye :

Belçikalı, Hollandalı ve Lüksemburglu 20 Bakanla 43 mütehassıs bu sabah La-haye'de bir konferans aktetmişl erdir. Bu konferans Benelüks devletlerinin şimdi­ye kadar akdettiklerinin en Önemlisidir. Bakanlar 3 memleket arasındaki güm­rük birliğini tatbik mevkiine koymak için mühim ve güç kararlar almak zo­runda kalacaklardır. Aşılması gereken en büyük mâni Florinle Belçika Frangı­nın değiştirilme imkânsızlığıdır.

Oturum açılır açılmaz söz alan Hollanda Başbakanı Drees atılacak en büyük adı­mın «üç memleket arasında tamamiyle serbest bir ticari seyrüseferin tesisi» duğunu söylemiş, ondan sonra konuşan Belçika Başbakanı Spaak da karşılaşı­lan meselelerin halledileceğine itimadı olduğunu bildirmiştir.

Bu konuşmalardan sonra konferans gizli oturumla çalışmalarına başlamıştır.

— La Haye:

Benelüks Genel Sekreteri Jaspar basma demeçte bulunarak gündemini tasvip e-den Benelüks konferansının 6 komisyona ayrıldığını söylemiştir.

Komisyonlar sırasiyle şu işlerle meşgul olacaklardır:

1 —■ Para yardımları ve istihlâkin tek­rar serbest bırakılması meseleleri.

2— Parayardımlarınınahenkleştiril­
mesi.

3— İçtimai meseleler.

4— Zirai meseleler,

5— Malî meseleler.

6—Para ve üç memleketin ticari poli­
tika meseleleri.

11Mart 1949

—La Haye:

Benelüks Bakanları Konferansı çalışma­ları bilhassa maliye ve para meseleleri üzerinde en fazla güçlükle İlerlemekte­dir. Bu meseleleri incelemekle vazifeli olan komisyon, bu sabahın erken aatle-rine kadar çalışmalarına devam etmiş ve bu gece için kararlaştırılan bir oturuma başlanıştır. Taşıt meselesi hakkında Bel­çika ve Hollanda heyetleri Anvers'i Mo-crdjik'e bağlıyan bir kanalın açılmasını incelemekle vazifeli bir komisyon teşki­line karar vermişlerdir.

12Mart 1949

—La Haye:

Benelüks Grupu Genel Sekreteri ve kon­feransın resmîsözcüsüJaspar verdiği demeçte, şunları söylemiştir. «Beneîüks Konferansının tam bir başarı elde etmesi sağlanmıştır.»

Bu akşam saat 18 de her üç Başbakan, Spaak, Drees ve 'Dupoug, konferansın neticelerini basma yaymlıyacaklardır.

VII — ATLANTİK PAKTI.

OLAYLARINTAKVİMİ.


1 Mart 1949

—Kopenlıang:

Atlantik OPaktı hakkında iPolonya tara­fından 'verileni notaya cevap veren Da­nimarka Dışişleri Bakanı, Kopenhang1-taki Polonya temsilcilerine, Danimarka-nın tecavüzî gayeler güden hiçbir an­laşmaya katılmıyacağmı, fakat Birleş­miş Milletler çerçevesi dâjhilinde yapılan mahallî anlaşmalara katılıp katılmamak­ta tamamen serbest olduğunu ısoylemiş-tir.

3Mart 1949

—■ Washi;njgton:

Yüksek !bir Amerikan şahsiyetinin bu­gün ibiîdirdiğine 'göre, İtalya'nın Atlan­tik Paktıma iştirak edip etmemesi husu­sunda Amerika pek yakında karar ve­recektir ve bu karar hararetli müzake­relere mevzu -teşkil etmektedir.

Müşahitlere nazaran Acheson, İtalya'­nın Atlantik Paktıma girmesinin fayöa-h olacağına Ayan üyelerini dknaa çalış­maktadır.

Diğer taraftan aynı şahsiyet -demiştir ki:

Norveç'le Danimarka'nın da Atlantik Paktı üyesi olmayı muhakkak surette istemeleri beklenmektedir. Şayet bu iki memleket iböyie bir talepte bulunurlar­sa İzlanda da aynı suretle hareket ede­cektir.

4Mart 1949

—Washington:

Atlantik Paktı görüşmelerine iştirak eden yedi hükümet dün Norveç'i res­men müzakerelere katılmaya davet et­mişlerdir.

Bu malûmatı Norveç'in VVashington'da-ki Büyük Elçisi "VVilhelrn. Morıgenstierne basın konferansında vermiştir. Büyük­elçi, bugün saat 11 de diğer memleket­lerin mümessilleriyle temas edeceğini ilâve etmiştir.

—Washingtönj:

Norveç'im Atlantik Paktı müzakereleri­ne katılması için bir davet yapıldığını haber veren Norveç Büyükelçisi Mor-genstierne, (hükümetinin bu teklifi ka­bul lettiğini bildirerek, Dışişleri Bakan­lığında toplanmakta olan Atlantik Pak­tı memleketleri büyükelçilerinin içtima-ma, memleketinin temsilcisi olarak, bu-günâen itibaren iştirak edeceğini söyle­miştir.

Norveç'in /Birleşik Amerika'.dalki Büyük­elçisi, bundan başka, memleketine At­lantik Paktına katılma davetinin Birle­şik Amerika, Kanada, İngiltere, Fransa ve Benelux memleketleri adına yapıldı­ğını belirtmiş ve Norveç'in pakta, husu­siyle kendini alâkalandıran mevzular­da, bazı .maddelerin ilâvesi teklifinde bulunacağım ihsas etmiştir.

Norveç Parlâmentosu yaptığı gizli otu­rumda komünistlerin 11 muhalife karşı 118 oyla Atlantik Paktı hazırlık müza­kerelerine iştirak için yapılan teklifi ka­bule karar vermiştir.

Parlâmento, ayın sayı çoğunluğiyle Sov­yet Rusya ile bir saldırmazlık paktının imzasının lüzumsuz olduğu kanaatini iz­har etmiştir.

—Roma :

İtalyan içişleri Sosyalist Partisi 7 oya karşı 8 oyla İtalya'mın Atlantik Paktıma muîıtemel olarak iştirakinin aleyhinde bulunmuştur.

— Kopenhanlg :

Yayınlanan resmî tebliğde Daimarka'-nın İskandinavyahlararası müzalkerele-rin tanı bir muvafakiyetsizlikle netice­lenmesinden sonra Atlantik Paktına (ka­tılmak imkânlarını nazarı itibara alma­ya kaırar vermiş olduğu bildirilmektedir. ■Danimarka Dışişleri Bakanı Amerikan Hükümetiyle doğrudan 'doğruya temas­larda bulunmak suretiyle Danimarka'­nın bu pafet karşısındaki kesin durumu için mümkün olan en iyi esasları tesbit etmek üzere Waslhington'a gidecektir. Dışişleri Bakanı Rasmussen'in VVashing"-ton'a gideceği haberi, Dışişleri Komite-sîndn, yaptığı toplantıdan sonra Başba­kan ılîedtoft tarafından (bildirilmiştir. Komünist Partisi hariç olmak üzere bü­tün partilerin temsil edildikleri komite toplantısında Başbakan, Dışişleri Baka­nı ve MMlî .Savunma Bakanı da hazır ibu-lun muşlardır.

—Washington:

Yetkili mahfillerden huğun teyit edildi­ğine göre, Washington'da tanzim edil­mek üzere bulunanı İKuaey Atlantik Sa­vunma Paktının ihtiva edeceği bölgeler araşma Cezayir'deki üç Fransız vilâyeti de ithal edilecektir.

Cezayir'inpaktaitlıali uzun 'boylu mü­nakaşa ve görüş teatilerine seıbep ol­muş ve nihayetEârleşiık Aimerika, în-glltere ve diğer ;mufhtemel imzacılar,' Ce­zayir'in FVansız .ana yurdunun bir kıs­mı olması itibariyle pakt dışında toıra-kılamiyacağına ait Fransız görüşüne
katılmak mecburiyetinde kalmışlardır.Amerika Savunma ve Dışişleri OBakan-lıkları ileri gelenlerindenbirİnsimşah­siyetler, bazı sömürge güçlükleri çıkar-mas. ihtimaliyle tıu bölgelerinpak­ta ithaline muarız bulunmuşlar veburalarda Birleşik Amerika'nın bil­
vasıtaveyabilâvasıtabahismevzuu edilmesinin doğru ola-mıyaoağı tezini müdafaa etmişlersedebu .görüş tarzı muvaffak olamamıştıır.Amerikan .askerî ve siyasi mahfilleri,
Amerikastratejikplânının,KuzeyAtlantik Savunma Paktına dâhil memleketler aleyhinde Ibir tecavüz vukuu tak­dirinde, esasen yalnsz Batı Avrupa'ya değil aynı aşamanda pakta dâhil olsun veya olmasın. Kuzey Afrika ile petrol bölgesini [korumak için Orta Doğuya da şâmil bulunduğu mülâhazasını ileri sürmüşlerse de, neticede Fransız tezi galebe etmiştir.

Her ne olursa olsun, Cezayir'in üç vilâ­yetinin Kuzey Atlantik Savunma Paktı­na ithali, Wasilıîn,gton siyasi mahfille-rince Fransız diplomasisinin bir muvaf­fakiyeti olarak telâltki edilmektedir.

7Mart 1949

—Londra :

Reuter'in Diplomatik Muhabiri bildiri­yor :

Atîanti'k Faiktı metni projesinin- bugün Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı ile ■Kanada, ingiltere, Fransa, Norveç ve Bene'îux Devletleri Büyükelçileri ara­sında yapılan toplantıda tamamlanaca­ğı sanılmaktadır.

Diplomatik müşahitler pa(kt metninin haft?. sonunda yayınlanmak üzere ilgili 'hükümetlere bu hafta içinde gönderile­ceği kanaatindedirler. Danimarka Hükümetinin, yarın Was-hinıgton'a hareket eden Dışişleri Baka­nı Rasmussen'in .göndereceği rapordan sonra bu hususta 'kesin bir karara va­racağı umulmaktadır.

8Mart 1949

—Vaşington:

Atlantik Paktı görüşmelerine katılan mümessiller, pakt metninin yazılması­nı ya bu hafta içinde ve yahut en geç gelecek hafta başlarında bitireceklerini 'bildirmişlerdir.

Dışişleri Bakanlığının sözcüsü Michael Mc Dermott, kaydedilen terakkinin mükemmel olduğunu ve müzakerelere ^katılanların Ouma günü tekrar bulu­şacaklarını söylemiştir.

İngiltere ve Fransa Büyükelçilerinin beyanatları da bu kadar iyimserdir.

—Washington:

Kuzey Atlantik Pattı hakkında görüş­melerde bulunan yedi millet temsilcileri dan öğleden sonra üç saat ikadar Dışişleri Bakanı Aoheson'Ia müzakere­de bulunmuşlardır.

Toplantı sonunda Büyük Britanya Bü­yükelçisi Olivier Franka ve Fransa Bü­yükelçisi basına beyanatta bulunarak çalışmaların yakında sona ereceğini ve gelecek hafta yapılması 'kararlaş­tırılan toplantının sonuncu olması ih­timali 'bulunduğunu bildirmişlerdir.

— Paris:

Atlantik Paktı tasarısı Pariste beklen­mektedir. Tasarı Vaşinğtonda Dışişleri Bakanı Acheson'un bürosunda yapılan toplantı sırasında Amerika Dışişleri Bakanlığı ile Fransa, İngiltere, Kana­da, Norveç ve Benelux Büyükelçileri tarafından tasvip olunmuştur. Ve şim­di Bakanlığın muhtelif servisleriyle Balkanlar Kurulu tarafından incelene­cektir. Derhal neşredileceği bildirilen metin, 'bu itibarla ibu hafta içinde ya-ymlanamıyacaktır.

Bizzat paktın imzası işine gelince: Bu­nun Birleşmiş Milletler Genel Toplantı­sının yapılacağı Nisan ayında ilgili Avrupa memleketleri Dışişleri bakan­larının Birleşik Amerikada <buluınmala-rmdan faydalanılarak, Vaşmgtonda ic-ras'. muhtemeldir.

Vaşingtondaki son görüşmelerden an­laşıldığına göre, Fransa, Cezayirin gü­venlik bölgesine ithali İşinde tatmin edilmiştir.

Ffansız anayurdunun bir parçası sayı­lan Cezayir, tıpkı. Alaska, konfederas­yon devletlerinin tabi bulunduğu rejim altında olmamakla iberaber, doğrudan doğruya merkeze 'bağlıdır.

İtalyanm pakta iştiraki yolunda anlaş­maya varılnıışsa da, kendisi ancaik bir müddet sonra davet edilecektir. Paktın müddeti 20 yıldır ve imzacıların hepsi' nin karşılıklı askerî yardımını icap et­tirmektedir. Bu memleketlerden biri aleyhinde her hangi bir tahdit hareketi vukuunda, karşılıklı müşaverelerde bu­lunulacaktır. Güvenlik bölgesi adı veri­len kısım kuzey Atlantik Okyanusun­dan Seretan Medarına kadar uzamak­tadır. Bundan başka,silahlanmağa ait ödünç verme ve kiralama etrafındaki müzakereler de düşünülmüş bulunmak­tadır.

îyi haber alan maıhfiiler, paktın umu­miyet itibariyle temsil ettiği vasfın as­kerî kudret olmaktan ziyade, ihtiva ettiği tesanüdün ifadesini belirttiğini ve paktın bütün ruhunun bu noiktada toplandığım kaydetmektedirler.

— Washington:

Amerikan uzmanları Atlantik paktı Devletlerine «ööünç ve kiralama veya diğer herhangi bir suretle verilecek harp malzemesinin ilk sene için iki mil­yar dolar tutacağını hesaplamaktadır­lar.

Yetkili kaynaklardan öğrenildiğine göre bütçe dairesi, (Millî Savunma ve Dışişleri Bakanlıkları uzmanları tara­fından bu program için tevdi edilen ra­porları incelemektedir.

Diğer taraftan iyi malûmat alan bazı şahsiyetlerin bildirdiğine göre, millî Savunma Bakanlığı uzmanları derhal verilebilecek silâh ve teçhizatın tasni­fine ve hangi millete nelerin verileceği­ni daha şimdiden teslbite başlamışlar­dır.

Aynı şahsiyetler, Atlantik Faiktı Dev­letleri arasında silâhların birleştiril­mesini isteyenlerin dâvayı kazanmala­rı ihtimalinin kuvvetli olduğunu söy­lemişlerdir.

Amerikan Savunma Bütçesinin 15 mil­yon dolarına ve Marshall plânının da ikinci yıl için gerektirdiği 5 milyar 230 milyon dolara ilâve edilecek olan rbu iki milyar dolar, belki de bazı par­lâmento üyelerini Amerika dış siyaseti­nin çok palhahya mal olduğu mütalâa­sına sevk edecektir. Fakat bütün Ame­rikan müşahitleri, Millî Savunma ve Dışişleri Bakanlıklarının ilgili Avrupa makamlariyle istişarelerden sonra iste­yecekleri harp malzemesini ve (kredi­leri kongrenin vereceği kanaatinde-dirler.

— Londra:

Burada »bulunan Danimarka resmî söz­cüsünün açıkladığına göre,Danimarka DışişleriBakanı Rasmussen,memle- ' ketinin AtlantikPaktınaiştirakihu­susunumüzakereetmek üzereyarın doğruca Kopenhag'danVaşingtona ha­reket edecektir.

— Vaşington:

İtalya Büyükelçiliğiyle yakın teması olan mahfillerde, İtalyanm Atlantik Paktına iltihakı için yakında davet edi­leceği hakkında bugün inkâr kabul et­mez bir iyimserlik intibaı mevcut bu­lunmaktadır. Bazı şahsiyetler davetin 36 saat içinde Roma Hükümetine yapı­lacağım teyidedecek durumda oldukla­rım iddia etmektedirler. Böylece, İtal-yamn ileride bu pakt çerçevesi içinde oynıyacağı rolün ehemmiyetine kani olan bazı milletlerle beraber Birleşik Amerika Dışişleri Bakanlığı da, Italya-nın pakta iştirakine muarız olan Ayan Komisyonu üyelerinden ibir kısmının iti­razına, rağmen bu konudaki dâvayı ka­zanmış bulunmaktadır.

— Vaşington:

Atlantik Paktım müzakere eden Ka­nada, İngiltere, Fransa, Belçika, Hol­landa, Lüksenburg ve Norveç Büyük­elçileri pakt metni üzerinde mutaibık kalmışlar ve yetkili yüksek bir kay­naktan öğrenildiğine göre vesikayı pa­rafe etmek için mensup bulundukları hükümetlerden talimat beklemekte bu­lunmuşlardır. İlgili hükümetlerin ce­vaplarının perşembeye kadar Vaşingtona gelmesi beklenmektedir. Bu itibar­la Dışişleri Bakaniyle Büyükelçilerin Cuma günü yapacakları toplantıdan sonra Atlantik paktı hükümetlerinin açıklanması mümkün olabilecektir.

Umumiyetle iyi haber alan matıfiiler-deki intibaın aksine olarak, Dışişleri Bakanının şimdiye kadar nazari olmak­tan ileri giden bir mahiyetle saklanılan Atlantik Paktı hükümlerini yarınki basın toplantısında açıklayacak duru­ma geleceği fikri hâkim bulunmakta­dır.

Bununla beraber, Atlantik Paktı met­ninin yayınlanması tatbikat sahasında ve gerekse şimdiki soğuk harbin deva­mı esnasında ideolojik olduğu kadar politikehemmiyetini muhafazaya devam edecektir. Bundan başka pakt met­ninin açıklandığı sırada italya ile Dani­marka'nın imzacılar arasında Dulunmağa resmen davet edilmesi ihtimali de vardır.

9 Mart 1949

— Vaşington:

İrlanda'nın Atlantik Paktına katılma­sı için yapılan görüşmelere nihayet ve­rilmiştir. Çünkü İrlanda, Kuzey Irlan-d?. ile biri esmedikçe Atlantifk Pak­tına katılmayı arzu etmemektedir. İr­landa mesul şahsiyetleri, kuzey İrlan­da kısmı ayrı kaldığı müddetçe, Eire-nin taattıhüıtl erini yapması imkânsız de­ğilse bile zor olacağı kanaatindedirler.

— Vaşington:

İnanılır .kaynaktan öğrenil diğlne göre Dışişleri Bakanlığı, italya'ya, Atlantik paktına iştiraki ihtimalinin şimdi daha kuvvetli olduğunu söylemiştir.

Aynı kaynakatn ilâve edildiğine göre Dışişleri Bakanı Dean Acheson geçen Pazartesi günü yapılan toplantıda İtal­yanm pakta iştirakini kalbul ettirmek hususunda çok istekli görünüyordu. Zi­ra böyle 'bir hareketle Batı Aıvrupanm siyasi tesanüdünün kuvvetleneceği ka­naatinde idi. Yalnız Fransa Büyükelçi­si italyanm adaylığını hararetle des­teklemiştir. Diğer temsilciler bu mev­zuda tarafsız bir durum takınmışlardır.

— Roma:

Başbakan De Gasperi bugün yaptığı bir demeçte, İtalya'nın Atlantik Paktına katılma imkânına muhakkak nazarı ile bakılalbileceğini söylemiştir.

— Paris:

Bu sabah Hükümet erkânına tevzi edi­len 11 maddelik Atlantik Paktı Tasarısı imzacı hükümetlerin mutabık kalacak­ları tarihten evvel resmen yayınlanma-yacaktır.

(Birleşik Amerika, Kanada, ingiltere, Fransa, Belçika., Hollanda ve Lüksem-burg), paktı ilk olarak imza edecekler­dir.

Washmkton'daki Ibüyük elçisi vasıtasiylemüzakerelerin son safhasına İştirak eden Norveç ile İtalya ve Dani­marka'nın ve daha ileri bir tarihte imza­landı ve Portekiz'in pakta iltihaka da­vete ailecekleri şüphesizdir. Paktın en esaslı maddesi, imzacılardan birine tercih edilen 5 er çeşit tecavüzün hep­sine karşı yapılmış telâkki edileceği (hakkındaki (beşinci maddededir. Bu madde imzacılar için derhal münferi­den veya silâhlı kuvvetlere müracaatla müştereken harekete geçmek ve teca­vüzü önlemek taahhüdünü ülativa et­mektedir. Bu itibarla, tecavüze karşı karşılıklı yardım otomatik değil, fa­kat derhal tatbik edilecek bir mükelle­fiyettir.

Amerika Anayasasına göre serhaten harp ilânı ihakkı Ayan Me'Clsine ait olmak!!; Beraber, Amerika Cumhurla er­kanının, sarih harp ilânın toeklemeden savunma veya korunma 'bakımından askerî olanlarda dâhil olmak üzere, her türlü tedbirler, almağa yetkili bulun­duğu "bu münasebetle hatırlatılmakta­dır.

Tecavüz mefhumu paktın altıncı mad­desinde ve tatbik olunduğu coğrafi böl­geye göre tarif olunmuştur. îmzacı devletler topraklarına, bu topraklar dı­şında sahip oldukları işgal kuvvetlerine ve Güneyde Seretan Medarı ile tafhdit olunmus sahada denizdeki gemilerine veya havadaki uçaklarına karşı her silâhlı hareket tecavüz telâkki edile­cektir.

Fransa'nın Cezairdeki üç eyaleti, tou suretle' tahdid olunan günvenlik bölge­sine ismen ithal edilmiş bulunmaktadır. Atlantik Paktı münhasıran askerî ibir ittifak değildir. Paktın, ikinci maddesi bilhassa ekonomik işbirliğini derpiş ey­lemektedir.

Paktın mukaddemesi, ferdî veya şahsi meşru müdafaa tabii (hakkını ikabul eden Birleşmiş "Milletler Anayasasının elli birinci maddesine ve tou maksatla bölge anlaşmaları yapılmasına müsaade eyleyen elli ikinci maddesine dayan­maktadır.

Bakt, yedinci maddesiyle, yine anaya­sanın elli birinci maddesi gereğince, barış ve güvenliğin muhafaza ve iadesi maksadıyla Güvenlik Konseyinin yük­sek otoritesini kabuleylemektedir. Bu itibarla iyi haber alan mahfillerin kanaatince .Atlantik Paktını âcil bir mü­dafaa aleti olarak kabul etmek gerek­mektedir.

Paktın bu maddesi, iböylece Birleşmiş Milletler Kurulu teşkilâtının üstünlü­ğünü dokunulmaz olarak bırakmakta­dır.

Paktm sekizinci maddesi imzacı dev­letler tarafından daha önce yüklenmiş milletlerarası taahhütlerin muteber ol­duğunu tasdik etmektedir. Aynı mahfiller, bilfarz, Fransız - Sov­yet karşılıklı yardım anlaşması gibi öd taraflı bir anlaşma ile Atlsntik Paktı arasında, uylaşmazhk olmadığı kana­atindedir. Fil hakika Atlantik Paktı :Sovyet Rusya'ya :karşı tevcih edilmiş ibir koalisyon olmadığı için Fransız - Sovyet Paktına aykırı bulunmamakta ve Anayasaya uygun bir boige anlaş­mam mahiyetini taşımaktadır. Öteyandan anayasanın 103 üncü mad­desi, yasada doğan taahhütlerle her­hangi ibaşka anlaşmanın yüklediği mü­kellefiyetler taaruz ettiği takdirde 'bi­rincilerin muteber bulunacağı hüküm­lerini ihtiva etmektedir, Bu itSbarlâ, Atlantik Paktı Anayasanın ferdi veya müşterek .meşru mtüdafa mükellefiye­tinin gelişmiş mahiyeti olarak kabul olunmaktadır.

1935 de, IHitler Fransız - Sovyet karşı­lıklı yardım paktının Looamo anlaş­malarına aykırı olduğunu iddia ettiği vakit, Fransa tarafından desteklenen Sovyet Rusya'nın tek taraflı bir anlaş­manın sağladığı haklarla iki taraflı an­laşmadan doğan muhtemel tecavüze karşı teminat elde etmek ihtimalinin birleşebileceğini ileri sürdüğü hatırla­tılmaktadır.

Bundan başka yetkisiz bazı yorumcu­lar tarafından ileri sürülenin aksine olarak Atlantik Paktının bilvasıta te­cavüz veya daüili tecavüz adı verilen hareketlere .karşı herhangi bir yardım hükmünü ihtiva etmemekte olduğu da naüşaihede edilmektedir.

10 Mart 1949

— Paris:

Brüksel anlaşmasını imza eden devlet­ler siyasigevrelerin.de teyitedildiğine göre, Dışişleri Bakanlarının Londrada yapacakları olağanüstü toplantının gün­deminde ,'birbirinden tamamile ayrı îki mesele bulunmaktadır. Beş dışişleri [ba­kanı evvelâ Fransa, İngiltere ve Bene-lux devletleri arasında güvenlik mev­zuu etrafında şimdiye ikadar yapılan vo Amerika ile Kanadanm işbirliği ile yapılması lâzım gelen şeylerin bir bi­lançosunu çıkaracaklardır. Bunöan baş­ka 28 Martta yapılacak olan altılar top­lantısı önce yapılan 'hazırlıkların göz­den geçini mesini icap ettirmektedir. Temin olunduğuna igöre bu 'toplantının tarihi tekrar ibahis konusu edilmiyecektir.

Bruxellcs paktı akitleri tarafından edilen beşdevlet şunlardır:

Norveç, îtalya, İsveç, Danimarka, ve İrlanda. Bu devletler arasında ikisi, Norveç ile İtalya çok yakın bir gelecekte Atlantik Paktını İmzaya davet edilecektir. Üçüncüsü yani Danimarka daha sonra davet olunacaktır. Bilindiği gibi, bundan dalıa evvel naberdar edilen İrlanda, adanın serbest ve Kuzey İrlan­da hükümetleri arasında ikiye ayrılmış bulunmasının, pakta 'girmenin tazam-mun ettirdiği stratejik mükellefiyetler­le tkaibili telif olmadığını bildirmiştir, îsveçe gelince, o tam bir tarafsızlığı tercih etmektedir.

— Nevyork:

Atlantik Paktı hakkında Birleşik Ame­rika Dışişleri 'Bakanı Dean Acheson ile görüşmek üzere bugün (buraya gelen Danimarka Dışişleri Bakanı Rasmussen, Birleşik Amerika Dışişleri Bakaniyle bu pakt ile illgili hangi meseleleri gö­rüşeceğini bildirmekten kaçınmıştır. Rasmussen, iGroenlan'ın rpakta ithal edileceği fikrinde bulunulduğunu söyle­mekle iktifa etmiştir.

11 Mart 1949

— Koma:

Başbakan De Gasperi'nin bugün öğle­den sonra Saylavlar Meclisinde îtalyanm Atlantik Paktına iştiraki hak­kında yapacağı (beyanat, İtalyan siyasi mahfillerinde İlgi ile beklenmektedir. Sarih ve kati malûmat 'almaması (has ahiyle İtalyanın paktı «kurucu dev­let» sıfatiyle mı imzaa edeceği, yoksa imzadan sonra mı İltilbak edeceği bilin­memektedir.

Sosyal komünistlerle diğer bazı solcu mutedil cereyanlar dışında, umumi ef­kâr şimdi paktı müsait bir hava ile kar­şılamaktadır.

Sanıldığına göreGasperinin beya­natını takip edecek müzakereden sonra Meclis Hıristiyan Demokratların teşeb­büsü ile îtalyanm Batılı devetlere ilti­hakım temin hususunda hükümete tam yetki verilmesini istiyen önergeyi tas­vip edecektir.

— Roma:

Hıristiyan (Demokrat Partisi, Parlâ­mento ve Ayan pruplarmın toplantısın­da İtalyanm Atlantik Pak'tıma katılması fikrine karşı iki ciddî itiraz öne sürül­düğü anlaşılmıştır. Dâha evvel verilen 'haberlerin aksine olarak Parlâmento, henüz bu konu hakkında bir karara varmamıştır. Şimdiye kadar yalnız Hı­ristiyan Demokrat Partisi Ayan grupu oybirliğiyle paktın lehinde bulunmuştur.

12 Mart 1949

— Washington:

Atlantik Paktı hakkındaki müzakerele­re iştirak edenmemleket temsilcileri, yayınladıkları bir tebliğde, bu tarihî sa­vunma ittifakı hükümleri hakkında bir anlaşmaya varmış olduklarını bildirmek­tedirler. Tebliğde ilâve edildiğine göre, anlaşma metninin önümüzdeki Cuma gü­nü yayınlanacağı ve antlaşmanın Nisan ayının iik haftası zarfında Washington'da imzalanacağı ümit edilmek­tedir.

önümüzdeki hafta bir veya iki toplantı daha yapılacaktır.

Ayan Meclisi Dışişleri Komitesi Başkanı ayan üyesi Connally bu müzakerelerin sona ermesinin dünya güvenliğine doğru atılmış bir adım teşkil ettiğini söylemiş­tir.

Bu akşam resmen teyit edildiğine göre,Hollanda Hükümeti Atlantik Paktı ta­sarısı metnini tasvip etmiştir.

Halen Hollanda namına paktı imzalıyacak şahsiyetin kim olacağının kararlaş­ması işi kalmıştır. Paktın imzalanma tarihine rastlıyaeak olan Endonezya Yuvarlak Masa Konfe­ransı dolayısiyle Dışişleri Bakanı D. M. Stikker'in Washington'a gidememesi ih­timal dahilindedir.

14 Mart 1949

— Roma:

İtalyan Parlâmentosu İtalya'nın Atlan­tik paktına katılması meselesi hakkında­ki müzakerelerine bugün yeniden başla­nacaktır. İçişleri Bakanı dün akşam Parlâmentoyu yıldırmak için bir kuvvet gösterisinde bulunmak teşebbüslerini derhal önlemek üzere hazır bulunması için polis kuvvetlerine emir vermiştir.

—Paris:

İyi haber alan çevrelerde, Fransa, İngil­tere ve Birleşik Amerika Dışişleri Ba­kanlarının Atlantik Paktını imzalamak için Washington'da toplanacakları bildi­rilmekte ve bu imza merasimiyle Birleş­miş Milletler oturumunun açılması ara­sında bir kaç günlerini boş geçirecekleri­ne göre Almanya meselesini görüşmek üzere özel bir toplantı tertiplenmesi ta-mamiyle faydasız olacaktır, denilmekte ve bu hususta basında çıkan haberler hayretle karşılanmaktadır.

Aynı çevrelerde Fransız Hükümetinin böyle bir toplantı yapılması için hiçbir teşebbüse girişmediği belirtilmekte ve Acheson, Schuman ve Bevin, Washing-ton'da milletlerarası vaziyeti derin bir şekilde tetkik edeceklerine göre bu şe­kildeki müzakereler de ancak Amerikan Başkentinde cereyan edebilir denilmek­tedir.

—Milano:

İtalya'nın Atlantik Paktma katılmasını protesto etmek üzere Milano bölgesinde­ki birçok Sınai müesseselerde İşler yarım saat için durdurulmuştur.

İşçi heyetleri bu akşam Milano'dan ayrılarak Romanya'ya gidecekler ve Cum­hur Başkanı tarafından kabul edümele-rini sağlıyarak kendisine arkadaşlarının pakta iştirak karan hususundaki menfi duygularını belirtmeğe çalışacaklardır.

— Washington:

Yetkili mahfiller, Atlantik Paktına ilti­hak arzusunda bulunan bütün memleket­lerin dışişleri bakanlarının Nisan başla­rında yapılacak olan imza merasimine katılmak üzere Washington'a gelmeleri­nin beklenmekte olduğunu bildirmekte­dirler.

Aynı mahfillere göre, pakta iltihak et­mek istiyen memleketlerin başlıca endi­şelerini, âkıd memleketlerin sulh zama­nında Batı Yarım Kürresi dışımda bulu­nan diğer âkıd memleketlerden herhangi ibirinin topraklarındaki üslerden istifa­deye kalkışmasıdır. Bahis konusu oîan memleketin bu üssü kullanmak üzere diğer devletlere bizzat müracaatta bu­lunması hali, tabii olarak bundan müs­tesnadır.

izlanda Dışişleri Bakanı Benedicksson'ur. Amerika Dışişleri Bakanı Acheson ile yapacağı mülakatta bu hususun temin edilmesini istiyeceği tahmin olunmak­tadır.

15 Mart 1949

— Roma:

Atlantik Paktı hakkında beliren ve git­tikçe artan gerginlik dolayısiyle dün ge­ce İngiliz ve Amerikan Elçiliklerini mu­hafaza eden polis kuvvetlerinin miktarı arttırılmıştır. Komünistlerin kontrolü al­tında bulunan Millî Çalışma Federasyo­nu, İtalya'nın pakta katılmasını protesto mahiyetinde olmak üzere genel bir grev yapılması hususunda bir karara varmak için toplanacaktır. Roma, Torino ve Po­lonya'da polis ve jandarma kuvvetleri her ihtimali karşılamaya hazır bir du­rumda bulunmaktadır.

— Washington:

Danimarka Dışişleri Bakanı M. Rasmus-sen dün Amerikan Dışişleri Bakanı Dean Acheson ile bir görüşme yapmıştır. Bu görüşme Danimarka'nın Atlantik Paktına katılması halinde ne miktar silaha ihtiyaç duyacağı meselesi üzerinde cere­yan etmiştir.

izlanda Dışişleri Bakanı Benediktssen de Acheson ve Dışişleri Bakanlığının yük­sek şahsiyetleri ile görüşmelerde bulun­muştur. M. Benediktssen bu görüşmeler­den sonra bir demeçte bulunarak barış zamanında İzlanda'nın hiçbir üssünün kullanılamıyacağım öğrenmekle mem­nun olduğunu söylemiştir.

—Roma:

italya'nın Atlantik Paktına iştiraki me­selesi hakkında bugün Parlâmentoda ce­reyan eden görüşmeler sırasında demeç­te bulunan Dışişleri Bakam Kont Sforza, bu pakt projesinin hiç bir gizli maddeyi ihtiva etmediğini tasrih etmiştir.

16 Mart 1949

—Roma:

Komünist teklifini reddeden italya Par­lâmentosu 149 muhalif ve 2 müstenkife karşı 326 oyla Atlantik Paktı hakkında­ki müzakerelerin yeterliğine karar ver­miştir.

18 Mart 1949

—Londra:

Dışişleri Bakanlığında Atlantik Paktının her şeyden Önce bir savunma paktı, ü-çüncü dünya savaşma girişilmesine kar­şı bir teminat ve Birleşmiş Milletler Gü­venlik Konseyinin yerini tutacak değil onu takviye edecek bir vasıta olduğu be­yan olunmaktadır. Bevin ile yakın tema­sı olanlar arasında batı dünyasına men­sup yedi hükümetin 250 milyon nüfusu­nun muhtemel bir tecavüze karşı koru­mak hususunda verdiği karar, bizatihi herhangi mütecavizi bir macera harbine atılmadan önce iyice düşünmesine kâfi geleceği tahmin edilmekte ve paktın ilk müzakerelere iştirak etmiş bulunan yedi devletin yani Amerika, İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg ve Ka­nada tarafından 4 Nisan'da Washing­ton'da imzalanacağı ve muhtemel olarak Norveç, Italya.Portekiz, Danimarka ve İzlanda gibi veya beş devletin de diğer­lerine katılacağı teyit olunmaktadır. Dışişleri Bakanlığının sözcüsü, Atlantik Paktı hükümlerinin imzacı devletlerden bazılarını başka devletlere bağlıyan ant­laşmalarla ve ezcümle 1942 tarihli ingi­liz - Sevyet antlaşması hükümleriyle hiç­bir suretle bağdaşmaz oldukları hususu­na İsrarla işaret etmiştir.

Dışişleri Bakanlığında tasrih edildiğine göre, imzacı devletler dışişleri bakanları paktın imzasını müta-akip derhal esas­ları daha önce askerî uzmanlarca hazır­lanmış bulunan bir savunma konseyinin statülerini înceliyeceklerdir.

Aynı mahfillerde, böyle bir anlaşma as­rın başlangıcında yapılmış olsa idi hiç şüphe yok ki dünya iki harbin yarattığı dehşetten kendini kurtarmış olurdu, de­nilmektedir.

—Roma:

Atlantik Paktı lehine oy neticesinin ilâ­nından sonra İtalyan Parlâmentosunda fevkalâde siıddetli hakikî bir artoade kopmuştur.

Gürültü, muhalefet partileri üyeleri ta­rafından vatan, şarkıları söylenir söy­lenmez [başlamıştır. İki saylav döğüş-meğe başladıktan sonra Hıristiyan De­mokrat saylavlar millî marşı söylemiş­lerdir: .

Bunun üzerine arbade kopmuş ve her tarafta küfürler savrulmuştur.

«Hainler», kahrolsun harp, kahrolsun pakt» haykırışmalarma, yaşasın 'italya yaşasın pakt diye mukabele edilmiştir. Saylavlararasında yumruk lyumruğa döğşenler olmuştur.

19 Mart 1949

—Madrit:

Portekiz'in Atlantik Paktına girmeye davet edilmesi Madrit ve Lizbon arasın­da istişarelere yol açmıştır. Bu İstişare­ler flki memleket münasebetlerini idare eden itberik Anıtlaşması hükmülerin'e uygundur.

Filhakika sanıldığına göre Ibu antlaşma hüküm-leri, âkit taraflardan biri üçüncü bir devletle veya devletler grupu ile iki memleketten "birinin ana vatan toprak­larına şâmil tedafüi bir anlaşmaveya ittifak aıkdini düşündüğü takdirde, fici memleket arasında istişareleri derpiş etmektedir.

—Washington

Yeni Zelanda Başbakanı M. Frazer At­lantik Paktı münasebetiyle yaptığı de­meçte paktın müstakbel Avrupa sulhu için bir ümit kaynağı olduğunu söyle­miştir.

—Oslo :

Norveç'in Atlantik 'Paktına iltihakı hu­susunda dün artık burada hiçbir şüphe kalmamış bulunoıyordu.

Tam .olarak yayınlanan pakt metni, bü­tün siyasi mahfillerin desteğini kazan­mıştır. Muhafazakâr saylavlardan, Muhafazakâr Aftenposten Gazetesinin Başyazarı Herman Smitt şunları söyle­miştir :

«Paktın metni, tamamiıyle tedafüi ve hiçibir suretle tecavüzi olmamam 'bakı­mından Parlâmentonun .arzularına uy­gun gelmektedir.»

—Washington :

Dışişleri Bakanlığı, dört Nisan tarihin­de Was'hinigiton'da Amerika ve diğer 7 devlet - muhtemel olarak tarafından imzalanacak olan Kuzey Atlantik Pak­tı ihakmda yayınladığı bir beyaz kitap­ta Batı devletlerinin kuvvetini ve bir taarruza karşı müşterek ;bir harekette bulunmak azimlerini küçümsemenin Ruslar için tehlikeli olacağını Kremlin'e ihtar etmektedir. Paktta Amerika'nın mevkinii açıkça izah eden bu beyaz ikd-tap bütün Avrupa kıtasının yeniden Amerika'ya, düşman bir devletin veya (bir devlet grupunun hâkimiyeti altına girmesi halinde Amerika'nın güvenliği­nin tehlikeye düşeceğini bildirmektedir. Avrupa kıtasını hâkimiyet altına alma işi tamamlandıktan sonra ikinci safiha­yı evvelâ ingiltere'ye ve daha sonra da Amerika ve İBatı yanm küresine karşı taarruza geçmek hedefini jgüden daha geniş bir plânın tatbik sahasına konul­ması teşkil edeceği aşikârdır.

Bu beyaz kitaba göre, dünya güvenliği­nin buıgünlkü duruımu çok nazik 'olup 1940 a doğru husule gelen gerginlikten pek az farklıdır. Diğer taraftan bugün­kü 'gerginlikten, harp sonu meseleleri­nin hallinde işbirliği yapmayı reddeden Rusya'nın sorumlu olduğunu açıkça be­lirten beyaz kitap iSovyetlerin Yunanis­tan ve Türkiye'yi yıldırmak için giriş­tikleri teşebbüslere ve Oekoslovakya'-daki komünist hükümet darbesine işaret etmektedir.

Beyaz kitapta Rusların Birleşmiş Mil­letler Teşkilâtında vefeo hakkım aşırı bir surette kullanmak suretiyle ta'kibet-tikleri engelleme siyasetinin ve Birleş­miş Milletler Anayasasının çerçevesi dâhilinde olarak vecibelerini yerine ge­tirmekteki başarısızlıklarının.Rio Sa­vunma Antlaşmasına, Brüksel Paktına ve nihayet Kuzey Atlantik Paktına yol açmış olduğu belirtilmektedir.

Beyaz kitapta, paktın Birleşmiş Millet­lerin San Pransisco Konferansında der­piş edilmiş olduğu şekilde çalışmasına imkân verecek şartların tesisi 'gayesini güttüğü 'açıklanmaktadır.

20Mart 1949

—Tahran:

Atlantik Paktı metninin neşri İran res­mî çevrelerinde oldukça endişe yarat­mıştır. Sözü geçen çevreler dünyanın bu köşesinde görülebilecek iSovyet tep­kilerinden çekinmektedirler.

Hudutta bulunan Rus birliklerinin mo­torlu kıtaat uaroam bir generalin ko­mutası altında bir kolordu şekline kon­duğunu bildiren haberler de bu tahmin­leri takviye etmektedir.

Siyasi çevrelere göre, Waşington Hükümeti Kongrenin İran'a yeni yardımlarda bulunulmasını kabul ettiğine dair temi­nat vermiştir. Mamafih, İran basının­da bu hususta hiçbir haber mevcut de­ğildir..

21Mart 1949

—Waşington:

Atlantik Pamu 9 uncu maddesi gere­ğince biır pakt konseyi ve bir Mafaa [komitesi (kurulacağı yolunda burada ıs­rarlısöylentiler dolaşmaktadır.

Başkan Truman'm, sivil olmak suretiy­le, bu müdafaa konseyinde Birleşik Amerâka'yı temsil iğin yakında General Eisenlhower ve General Marshall'a mü­racaat etmek üzere olduğu söylenmekte­dir.

Yetkili mahfiller mühim mevkilere tâ­yini muhtemel Amerikan temsilcileri­nin kimler olacağı hakkında şimdiden tahminlerde bulunmak iiçin vaktin he­nüz pek erken sayılığına işaret etmek­tedirler, aynı manfiller .Savunma Kon­sey indeki Amerikan temsilcisinin sivil sıfatiyle bulunacağını fakat milletler­arası siaysi .durumun inkişafını olduğu kadar soğuk harbin gelişmelerini da ay­nı derecede dikkat ve hassasiyetle ta­kip zorunda olacağını belirtmektedirler. İyi haber alan çevreler bu makamın General Eisenhower'e teklif edilmesinin pek .muhtemel olduğunu, ancak Başkan Truman'm askerî meselelerde (hususi müşaviri sıfatiyle generalin Waşingtonda (bulunmasının olağanüstü faydalı sa­yıldığım ilâve eylemektedirler.

Savunma Konseyinde Amerika'yı temsil için bir müddetten beri isimleri ileri sü­rülen General Marsihal ile General Be­deli Smitlh'in sağlık durumlarının şim­dilik Avrupa'ya gitmelerine müsait ol­madığı yetkili mahfillerce ileri sürül­mektedir. Bu maksatla resmî beyanat boklenîlemesi muvafık olacağı ve bunun Başkan Truman'm, gelecek basın top­lantısında yapılması muhtemel olduğu söylenmektedir.

22 Mart 1949

— Londra :

Buradaki müşahitlerin fikrine göre, Rusya 5 Nisan'da Lake 'Success'de top­lanacak olan Birleşmiş Milletler Genel Assamblesinden Birleşmiş Milletler Mi-sakı ile gayrikabili telif bir vasıta ol­duğundan Kuzey Atlantik Paktını tak­bih etmesini Istiyecektir.

Birleşmiş Milletler Atlantik Paktını tasdik ettikleri takdirde Rusya'nın, bu kurulun .gayesine hizmet etmediğini iddia ile kuruldan çekilmeği düşünmeğe mecbur kalacağını bildirmesi mümkün­dür. Şu ;iki mülâhaza 'böyle bir Sovyet hareketinin mümkün olacağını göster­mektedir :

1— Atlantik PaktınınBirleşmiş Milletler toplantısı arifesinde imzası Mos­kova'nın geniş bir propaganda hareke­tine geçmesi için en mükemmel bir zemin teşkil edecektir.

2— Kuzey Atlantik Paktına ait AmekaDışişleriBakanlığının beyanatıetrafınaresmîyorumlaragirişmeden ÖnceSovyet DışBakanının pakta ait olan demecinde bu neviden bir hareket sezilmiş bulunuyordu. Filhakika Sovyet Dışişleri Bakanının beyanatınınüçüncü
kısmı, pakltı «Birleşmiş Milletler Kurulunu temelinden kemiren bir âmil olarak göstermeğe»tahsisedilmiş BatıBirli­ğiyle AtlantikBirliğiniBirleşmişMilletler Kurulunun malûmatı dışında ha­reketle ve kurulu oldu bitti karşısında bırakmakla itham etmiştir.

—Paris:

Atlantik Paktı tasarısının (Millî Mecli­sin bu gece ve yarınki oturumlarda tartışılmasını isteyen Komünist Lideri Duclos'un teklifi parlâmentonun bugün Öğleden sonra yaptığı toplantıda 182 muhalife ıkarşı 410 oylareddedilmiştir.

— Roma:

İtalya'nın Atlantik ıBaktına katılmasını protesto mahiyetinde olmak üzere bu­gün İtalya'da yapılan nümayişler sıra­sında Komünistler ve sol cenaha men­sup Sosyalİstlerle polis kuvvetleri ara­sında çarpışmalar olmuştur. Lavella Köyünde rpolis nümayişçileri dağıtmak için göz yaşartıcı bombalar kullanmaya ve havaya ateş etmeğe mecbur kal­mıştır.

Milano'da yapıaln bir sendika toplantı­sında İtalyanin Atlantik Paktına ka­tılmasının memleketi Amerikan emper­yalizminin emri altına sokacağını bil­diren bir karar sureti kabul edilmiştir.

23 Mart 1949

—Roma:

İtalyanm »Atlantik Paktına girmesi et­rafında Ayan Meclisinde cereyan eden müzakerelerin hafta sonuna kadar de­vam etmesi ve hükümete güven oyu ile bitmesi muhtemeldir.

Siyasi çevrelerde hükümetin 118 e kar­şı 200 den fazla oy alacağı tahmin edil­mektedir.

— Washıngton:

Atlantik Paktının imzası karşısında Sovyetler Birliğinin «geniş ölçüde (bir tepki» bekleniyorsada bu pek çabuk olmayacak, hiç olmazsa milletlerarası gerginliği 'arttıracak mahiyette tecelli etmiyecektir. Amerika Hükümet adam­larına yakın çevrelerde en ziyade hakim olan kanaat Ibudur.

Bu şahsiyetlerin, 'Birleşmiş .Milletler teş­kilâtının önümüzdeki genel kurul top­lantısında Birleşmiş 'Milletler Anayasa­sından alman delillerle itinalı surette takviye edilmiş şiddetli bir Sovyet hü­cumuna kendilerini hazırlamakta olduk­ları sanılmaktadır. Fluıshing Meadows ve Laike Success'deîki Sovyet heyetlerine Gromyko'nun başkan seçilmesi bu fara­ziyeyi teyit etmektedir. Fakat Amerikan Başkentindeki siyasi müşahitler1, bu tahminleri ibertaraf et­memekle beraber, Sovyet tepkisinin Tito üzerine yapılacak şiddetli bir bas­kı faalinde tecelli eyleyeceğine ve yine kanatlerince, aynı .baskının Finlandiya, İran, Yunanistan, Norveç ve Hindistan üzerine de icra edileceğine daha ziyade inanmaktadırlar.

Bu hususta şurası da belirtilmektedir ki eğer basın, halen dünyanın ibu nazik noktalarında ceryan etmekte olan «as­kerî harekât» hakkındaki söylentilere ehemmiyet vermeğe devam ediyorsa,-Amerikan makamları bu gürültüleri bü­yük bir ihtiyatla kaydetmekte ve böy­lece « yangına körükle gitmek» iste­memektedirler. Filhakika Amerikan dış potlkasmdan sorumlu bulunanlarda gittikçe hakim olan başlıca fikir şudur: «Sovyet Hü­kümeti halen dış politikasını baştan so­nuna kadar gözden geçirmek için çok gizli müzakerelerle meşgul bulunmak­tadır. (Bu şahsiyetlerin kanaatince bu husus Sovyet rejiminin yüksek şahsi­yetleri arasında IMoskovanın, yapılma­sına karar verdiği «nöbet değişikliğini» izah etmektedir.

Kopenhag:

Danimarka Meclisinde Atlantik Paktı hakkındaki görüşmelere başlanmıştır. Oturumu açan Başbakan Yardımcısı Danimarkanın yegâne ümidinin pakta katılmak olduğunu söylemiş ve Dani­markanın bütün îtomşulariyle iyi mü­nasebetler tesis etmek istediğini, fakat tecrit edilmiş bir Danimarkanın bitmiş bir Danimarka demek olduğunu ilâve etmiştir. Komünistler tarafından nümayiş yapıl­ması ihtimaline karşı ihtiyati bir tedbir olmak üzere Meclis binası polis tara­fından kordon altına alınmıştır.

24 Mart 1949

—Washington:

Yetkili bir kaynaktan bildirildiğine gö­re, Amerika Dışişleri Bakanı Ache-son ile Atlantilk Paktını imzalayan diğer devletler 'dışişleri bakanları Doğu ile iBatı arasındaki münasebetleri ince-mek maksadı ile 2 Nisanda Washington da bir toplantı yapmak tasavvurunda-dırlar. Kendilerine pakta katılmaları için yapılan daveti kabul ettikleri tak­dirde (Danimarka, Portekiz, italya ve îzlanöa Dışişleri Bakanlarının da katı­lacakları bu önemli konferansın gayesi, Atlantik Paktı metinleri üzerinde esa­sen daha evvel takarrür etmiş olan ni­hai anlaşmayı temindir.

Fakat konferansta, bundan başka, andlaşmayı bir ISovyet istilâsına karşı mü­essir bir silâh (haline .getirmek için alın­ması derpiş olunan tedbirler de İncele­necektir.

Sovyetler Birliğinin anlaşmaya karşı gösterdiği tepki ve andşlaşma gereğince küçük devletleri himaye maksadı ile ha­zırlanacak plânlar da konferansın muh­temel olarak inceleyeceği meseleler ara­sında bulunmaktadır.

Alman meselesi, Berlin ablukası, Avus­turya iSullı Andlaşması, Cinde komü­nist ilerlemesi giibi bugün için Batı ile Doğu arasında ihtilâf mevzuu olan İkin­ci derecedeki meselelerin Acheson, Bevîn ve Sdhuman arasında yapılacak görüş­melerde inceleneği bildirilmektedir.

25 Mart 1949

—Kopenhag:

Kopenhag'daki îBirleşmik Amerika mas­lahatgüzarlığına Danimarka Dışişleri Bakanlığı tarafından bugün tevdi edilen muhtırada Danimarka Hükümetinin, Atlantik (Paktını inuzalamak içüı ken­disine yapılan, daveti kabul ettiği (bil­dirilmiştir.

Danimarka Dışişleri 'Bakanı Rasmussen 30 IMartta Vaşingtona hareket edecek­tir.

27Mart 1949

—Roma:

Atlantik Paktı etrafında Ayan Mecli­sinde cereyan eden umumi müzakereler dün gece sona ermiştir. iSon sözü alan hatipler arasında eski Maliye Bakanı Komünist iSaylav iSoocc îmarro paktın, dış sahadaki teoavüzi mahiyetine ve iç saihada da pakta dâhil olan îıer mem­leketin kendi iş kuvvetlerini ibaskı al-tma almak temeyülünü gösteren mad­desine hücum etmiştir.

Bundan sonra diğer saylavlar kürsüye gelmişlerdir. Kraliyet Partisi saylavla­rından üçü paktın debînde konuşmuştur. Halbuki, bilinâiıği gibi bu saylavların mensup olduğu partinin parlâmento grupu geçen Ihafta oy vermekten çe­kimser davranmıştı. Bu sabah gündem hakkında beyanattan sonra Başbakan De Gasperi sorulara cevap vererek mü-zakereri kapayacaktır. Burulan sonra Yüksek 'Meclis hükümet tarafından se­çilen gündeme oy vermeğe davet edile­cektir.

28Mart 1949

—Washington:

Washington'd aki parlâmento çevrelerin­de Kuzey Atlantik Paktının Amerikan Ayan Meclisince tasdik edilmesinin bi­raz ıgeriye kalacağı ihtimali üzerinde gittikçe daha fazla durulmaktadır.

Bununla iberaber Ayan Meclisinde mü-zalkerele başlanınca mühim gecikmeleri önlemek maksadiyle Cumhuriyetçi A-yan "Üyesi iForrest Donnal gibi paktı tasvibe pak te mütemayil bulunmayan bir şahsiyetin, Acheson'un meselenin mulhtelif veçheleri hakkında dışişleri komisyonu üyeleri huzurunda vereceği izahatı dinlemeğe davet eöiknesinin ye­rinde olacağı düşünülmektedir.

Diğer taraftan Atlantik Paktının tas­dikini geciktirebilecek diğer bir amil de Cumhuriyetçi Ayan Üyesi Robert Taft'ın geçenlerde bahsettiği ve Ayan Meclisinin paktı imza eden memleket­lerin yeniden silâhlanmaları yolunda yapacakları tekliflere ıgöre tetkik et­mesi gerektiği fikridir. Taft, pakta hiç­bir suretle muhallf olmamakla beraber Birleşik Amerikanın paktı tasdik et­meden evvel Batı Avrupa Devletlerinin yeniden silahlanmasının kendisine neye malolunacağım öğrenmekle basiretli bir harekette bulunacağı kanaatinde olan Ayan iMeclisindeki bir kısım üyelerin fikrini temsil etmektedir.

Bundan başka Ayan 'Meclisindeki de­mokrat çoğunluk bu âmilleri dikkatle nazarı itibara almaktan geri kalma­maktadır. Zira bu 'Çoğunluk, Amerika Anayasasına göre Ayan Meclisinde bir andlaşmanm tasdiki için üçte iki çoğun­luk elde etmenin şart olduğunu hatırdan çıkarmamak zorundadır.

iNetice olarak paktın tasdik edilebilmesi amacıyla dahi olsa bazı geri bırakma­ların zarureti meydana çıkmaktadır.

29 Mart 1949

—Ottawa :

Parlâmento dün akşam Kanada'nm At­lantik Paktına katılmasını 2 ye karşı 149 oyla tasvip etmiştir.

—Reykjavik:

İzlanda Parlâmentosu bu gece toplana­rak Atlantik İPaktı hakkında tartışma­lara başlamıştır. Daha evvel saylavlar, Komünistler tarafından verilen 'bir 'ade­mi itimat önergesini incelemişlerdi.

Hiçbir hadisenin çıkmadığı bildirilmekle beraber 'Reykjavik de durum oldukça gergindir.

Washington:

Beyaz Sarayda yapılan bir merasim so­nunda(BaşkanTruman, vedaetmeğe gelen eski Savunma Bakanı Forrestala «mümtaz hizmetler» nişanını vermiştir.

— Londra:

Avusturalya ve Kanada muhalefet par­tileri şefleri 'dün Atlantik Paktını des­tekleyeceklerini 'bildirmişlerdir.

Avusturalya Muhalefet (Partisi Şefi, Melbourne'da yaptığı bir demeçte, dün­ya sulihünün pa'kt ve Amerika tarafın­dan Milletlerarası meselelerde alman tedbirler sayesinde idame edildiğini söylemiştir.

Kanada Muhalefet Partisi Şefi de, pak­tın tatbikinde muvaffakiyet elde edil­mediği takdirde bu muvaffakiyetsizriğin mânasının harp demek olduğunu açık­lamıştın

— Oslo:

Atlantik (Paktı hakkında bulgun Norveç Parlâmentosunda cereyan eden .müza­kereler sırasında, hükümetin Parlâ­mentodan Atlantik Paktını imzalamak ve onaylamak müsaadesini İstemesin­den (biraz sonra halka tahsis edilen yer­den bazı dinleyiciler salona solcu be­yannameler atmışlardır. Başkan derhal dinleyicilerin salondan çıkartılması em­rini vermiştir.'Fakatve muhafazakâr

üyelerin buna itiraz etmeleri üzerine başkan emrini ger; almıştır.

BELGELER.

Amerika Dışişleri Bakam Dean Acheson'm Atlantik Paktı hakkın­da basın temsilcilerine demeci :

Washington:

Dışişleri Bakanı Dean Acheson bugünkü Basın Toplantısında bir demeçte bulunarak şunları söylemiştir:

«Atlantik Paktı muhtemel olarak Nisan ayının ilk haftası zarfında imzalana­caktır. Pakta katılan memleketler vesikayı Washington'da imzalamaya da­vet edilmişelrdir. Bu memleketlerin kararını bekliyoruz.»

Atlantik Paktı Amerika'nın nereden gelirse gelsin her tecavüze karşı müş­terek ve meşru müdafaa haklarını tam manasiyle kullanmak azminde oldu­ğunu açıkça göstermektedir. Dünya barış ve huzura kavuşmayacak olursa bu­nun sorumluluğu tamamen Rusya'ya ve peyklerine düşecektir. Pakta dahil 8 memleketin böyle bir ihtimali önlemek için birleşmelerinde de bu durum âmil olmuştur.»

Dışişleri Bakanı Atlantik Paktı metninin yayınlanacağı kesin tarihi bildirme­yi reddetmiştir. Bununla beraber bakan, Dışişleri Bakanlığının halen, pakta dahil memleketlerin Paktın nihai şeklini tasvip etmelerini beklemekte oldu­ğunu ilâve etmiştir. Dışişleri Bakanı Pakta katılmaya davet edilecek diğer dev­letler hakkında bir anlaşmaya varılmış olduğunu söylemiş fakat bu memle­ketlerin hangileri olduğunu açıklamayı reddetmiştir.

Pakta dahil sekiz memleketin Amerika, İngiltere, Fransa, Kanada, Hollanda, Lüksemburg, Belçika ve Norveç olduğu malumdur. Belirtilere bakılacak olursa pakta katılmaya davet edilecek memleketler, İtalya, Danimarka. Por­tekiz ve İzlandadır.

Amerika Dışişleri Bakanının verdiği izahata göre, Atlantik Paktının gaye­leri ve bariz vasıfları esas itibariyle şunlardır:

1— Her nerden gelirse gelsin her türlütecavüze karşı ferdî ve müşterek savunma haklarını tamamiyle kullanmak hususunda Amerika'nın veortak memleketlerin azimlerini mutlak ve açık surette ifade etmek.

2— Birleşmiş Milletler Anayasasının ibaresine ve ruhuna tamamiyle uy­gun olmak.

3— Derpiş edilen ihtimallerde ittifakı harekete getirecek tesirli bir makanizma kurmak.

4— Batı Avrupa'nın kalkınması için zarurî olan güvenlik duygusunu tak­viye etmek. Atlantik Paktını, bu paktın doğmasına sebep olan ihtiyaçları karşılayabile­cek bir vesika haline koyan esaslar işte bunlardır.

Dışişleri Bakanı Acheson, Atlantik Paktının doğmasına takaddüm eden hâ­diseleri gözden geçirerek demiştir ki: 1947 de Avrupa iktisadî kalkınmasının maruz kaldığı güçlüklere umumi ma­hiyette» olmuştur. Şurası açıkça görülmüştür ki Sovyetler Birliği umumî kal­kınma ve imar işine katılmak şöyle dursun bilâkis bu imarı geciktirmek ve hattâ durdurmak niyetindedir.»

Acheson, 1947 de Dışişleri Bakanları arasında aktedilen iki konferansın da nasıl akim kaldığını hatırlatmış ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Bu konferanslar, karşılaşılan bütün meselelerin halline katiyen imkân ol­madığını ispat etmiştir. Batı Avrupa ve Amerika Milletleri ve bunların hü­kümetleri de böyle bir durumda ne yapmak lâzımgelirse onu yapmağa ka­rar vermişlerdir. Esasen yapacakları en iyi şey de bu idi. Ne imar ne de gü­venlik daha fazla bekleyemezdi.

Acheson Avrupa'nın güvenliği ve imarı meselelerini haletmek üzere yeni tedbirler almak lüzumunu Amerika'nın ne zaman idrâk ettiğini kesin olarak tesbite imkân bulunmadığını ve bu itibarla Türkiye ve Yunanistan'a yardım programı hakkında Truman'm 1947 Martında kongreye verdiği mesajın bir hareket noktası telâkki edilebileceğini söylemiş ve demiştir ki:

«Amerika işte o zaman Avrupa meseleleri hakkında Sovyetler Birliği ve onun peykleri ile işbirliğine imkân olmadığını görmüştür.»

Acheson, bundan sonra 1947 yılının Haziranında Marshall tarafından Hor-vard Üniversitesinde söylenen ve İktisadî işbirliği Teşkilâtının kurulmasına yol açan nutku hatırlatmıştır.

Amerika Dışişleri Bakanı sözlerine şöyle devam etmiştir:

Bu arada Amerika, Yarı Batı Küresinin tamamlılığmı korumak yolundaki ananevi siyasetini de geliştirmiş ve bu siyaset 1947 yılı sonunda Rio-Janeiro Savunma Antlaşmasının imzasiyle en son noktasını bulmuştur. Bu antlaşma, Amerikalılar arası işbirliği yolunda bir asırdan beri sarfedilen diplomatik gayretlerin muvaffak olmuş bir neticesidir ve aynı zamanda Birleşmiş Mil­letler Anayasasının ruhuna da uygundur ve çerçevesi içindedir.

Rio-Janeiro Andlaşmasmdan sonra ehemmiyetli ikinci siyasi hâdise Brük­sel Andlaşmasmm imzası olmuştur.

Acheson bu andlaşmayı «eski iki taraflı andlaşmalarm yerini alan ilk bölge savunma andlaşmasi" olarak vasıflandırmışlar.

Amerika Dışişleri Bakanı, Brüksel Andlaşmasi hakkında Truman'm «barışa doğru ehemmiyetli bir merhaledir» dediğini hatırlatmış ve demiştir ki:

Brüksel Andlaşmasmın imzasından hemen sonra Dışişleri Bakanlığı, Ame­rika'nın mezkûr paktı imzalayan devletlerle hangi şartlar içinde en. tesirli olarak işbirliği yapabileceğinin karar altına alınması için kongre ile istişarelere başlamıştır. Bu istişareler, Amerika'nın "karşılıklı yardım ve müza­herete dayanan bölge andlaşmalariyle diğer müşterek güvenlik andlaşma-larma iltihaka hazır olduğunu» beyan, eden meşhur «Vandenberg karar su­retine» müncer olmuştur.

Temsilciler Meclisi daha evvel buna benzer başka karar suretleri de kabul ettiğinden, Atlantik Paktı müzakerelerinin açılmasına mütedair hazırlık ça­lışmalarının tamamlanması mümkün olmuştur.

Acheson, Atlantik Paktının yeni bir durum yaratmadığını, daha ziyade mev­cut bir durumu teyid ve Milletlerarası hayatın fiilî manzarasını bu suretle tebarüz ettirdiğini kaydederek sözlerine son vermiştir.

İtalya Başbakanı de Gasperi'nin Millet Meclisinde Atlantik Paktı hakkındaki demeci :

Roma:

Başbakan De Gasperi bugün Millet Meclisindeki beyanatı sırasında İtalya'­nın Atlantik Paktına katılması ve Paktın tahakkuku için müzakerelere iş­tiraki prensibinin Bakanlar Kurulunca oy birliğiyle tasvib olunduğunu söy­lemiş ve Paktın Birleşmiş Milletler Yasası zihniyet ve çerçevesi içinde ha­zırlandığını ilâve etmiştir.

Başbakan, Paktın gayesini tarif ettikten sonra tecavüz vukuu takdirinde oto­matik olarak müdahale mecburiyetini ihtiva etmediğini ve bunun başlıca se­bebinin, Pakta iştirak eden devletlerin, parlamento usuliyle idare olunma­ları bakımından, son kararın parlamentolara ait olmasından ileri geldiğini tas­rih eylemiştir.

Sözlerine devam eden De Gasperi; «Atlantik Paktı, mahiyeti itibariyle ve umumî olarak ana hatlariyle memleketimiz için bir himaye teşkil edecek ve Birleşik Amerika ile Avrupa arasında müsbet bir tesanüd manasını ifade ede­cektir. Atlantik Paktı İtalya'nın müdafaa imkânları üstünde birşey talep et­mediği gibi bütünlüğü için bir teminat ve harbi Önlemek yolunda bir tedtir olarak kalmaktadır» demiştir.

De Gasperi şunları ilâve etmiştir:

«İtalya kötü bir talih eseri olarak milletlerarası anlaşmazlıkların stratejik yo­lu üzerindedir. Bu itibarla, barışa yardım için mümkün olan her şeyi yapa­caktır. Pakta iltihak hususunda resmen söz vermeden, müzakere neticeleri Parlamentoya sunulacaktır.

İtalya bundan başka, halen iki mühim hâdise ile daha karşılaşmış bulunmak­tadır. Bunlar, Fransa ile gümrük birliği ve Avrupa Konseyinin, kurulması işidir. Bu yolda Dışişleri Bakanı Kont Sforza'mn başardığı iş minnetle an­mak isterim. Barış anlaşmasının tekrar gözden geçirilmesini şimdilik iste-miyeceğiz. Bununla beraber, Trieste'nin iadesi meselesi gibi taleplerimizin barışçı bir hava içinde sona ermesini bekliyoruz.

İtalya ayni zamanda Milletlerarası gerginliğin barış havası içinde halledilme­sine intizar etmektedir, italya, yeni anlaşmazlıklara sürüklenmeği düşüne­mez. Esasen cumhuriyet rejimi, bunun için bir garanti teşkil etmektedir. Baş­ka maceralara tekrar asla düşmiyeceğiz.»

Danimarka Dışişleri Bakanı Rasmussen'in Atlantik Paktı hakkında gazetecilere demeci :

Washington :

Danimarka Dışişleri Bakanı Rasmussen. Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı Acheson'la yaptığı görüşmeden sonra gazetecilere demeçte bulunarak, Da­nimarka'nın Kuzey Atlantik Paktına iltihak edip etmiyeceği hakkında çok kısa bir zamanda karar vereceğini bildirmiştir.

Bakan şunları söylemiştir:

«Amerikan Dışişleri Bakaniyle çeşitli milletlerarası meseleleri müzakere et­tik. Groenland üsleri meselesini görüşmedik. Görüşme konularımızdan biri Danimarka'ya askerî yardım meselesi oldu. Memleketimin pakt hakkındaki müzakerelere iştirak edeceğini sanmıyorum. Seyahatimin amacı Birleşik A-merika Hükümeti ile temas etmek ve bunun neticesini, çok yakında bir ka­rar vermek üzere parlamentoya sunacak olan Danimarka Hükümetine bil­dirmekten ibarettir.»

Rasmussen, Norveç'in verdiği kararın, gerek hissiyat, gerekse coğrafi vazi­yet sebebiyle Danimarka siyasi .efkârı üzerinde büyük bir tesir hasıl ettiğini kaydettikten sonra sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Danimarka'nın İsveç'le olan münasebetleri hakkında da görüştük ve Ache-son'un İskandinav memleketleri arasında yapılan son görüşmeler hakkında tam malûmata malik bulunduğunu anladım.»

Amerikan Dışişleri Bakanlığı Müşaviri Charles Bonlen de görüşmede hazır bulunmuştur.

Diplomatik mahfillere göre Rasmussen'in, hafta ortasına doğru memleketine dönmesi muhtemel olduğu hakkındaki beyanatı, Başkan Truman'la görü­şebilmek için burada bir hafta kadar kalacağı hakkında dün istasyonda yap­tığı beyanatla teat teşkil etmektedir. Müşahitlerin bu tezattan çıkardığı ma­na, Acheson,un Rasmussen'e biran önce Danimarka'ya dönerek Parlamento kararının süratle istihsaline imkân vermesini tasviye etmiş bulunduğu mer­kezindedir. Gerçekten, gerek Birleşik Amerika, gerekse Atlantik Paktını im-zı edecek diğer memleketler bu pakta katılacak hükümlerin kararlarını bi­ran önce vermelerini arzu etmektedirler.

Atlantik Paktı hakkında italya Millet Meclisinde cereyan eden mü­zakereler :

Roma :

İtalyanın Atlantik Paktına iltihakı hakkında Başbakan De Gasperi'nin be­yanatı etrafındaki müzakereler bugün öğleden sonra Parlamento huzurunda başlamıştır. Kordiplomatiğe ve halka mahsus dinleyici tribünleri erken sa­atlerden beri dolmuş bulunuyordu.

İlk söz alan Sosyalist Ekseriyet Partisi Lideri Nenni, Paktın İtalya, için ve hattâ Fransa için hiç bir tayda sağlamadığım isbata çalışarak hükümete şid­detle hücuma geçmiş ve şunları söylemiştir:

«Meclisden Hükümete bu konuda körü körüne itimad beyan etmemesini is­tiyorum. Böyle bîr güven oyu De Gasperi Kabinesinden ziyade Birleşik Ame­rika'ya verilmiş olacaktır. Atlantik Paktı Birleşmiş Milletler Kurulu ve San-fransisko Anayasası ruhuna aykırıdır. De Gasperi bu meseleye müsbet ce­vap verirken dün hakikate muhalif konuşmuştur. Atlantik Paktının, Birleş­miş Milletler kurucularının derpiş ettikleri bölge anlaşmalarına mutabık ol­duğunu izah etmek yanlıştır. Atlantik Paktının şümulü bundan çok daha ileri gidecek mahiyettedir.»

«İtalya Atlantik devleti değildir. Bu itibarla Paktın ona taallûk etmemesi lâ­zımdır. Doğrusu budur ki, Atlantik Paktı şimdiden Almaya'ya açık tutul­muştur ve nazilikten kurtulmamış Batı Almanya'y1 emparyalist ve kapita­list Almanya'y1 milletlerarası siyasetin kiiid taşı haline getirmeğe matuftur. Bu sistemle barışa değil fakat, 1914 ve 1939 da olduğu gibi kaçınılmaz surette harbe doğru gidilmektedir. Muhasemat vukuu takdirinde Amerika'nın oto­matik olarak müdahalesini derpiş etmiyen Pakt, bilfarz İtalya ve Fransa gibi milletleri hücuma maruz ve açıkta bırakmaktadırlar. Yalnız bu vakıanın isimlerini saydığım bu iki milletin Atlantik Paktına katılmamaları için mak­bul ve muteber bir sebep olarak kabulü lâzım gelirdi.

College De France Profesörlerinden Etienne Gilson'un şu sözlerini hatırlat­mak isterim: Amerika dolarlariyle başkalarının kanlarını satın almak istiyor. Gilson'un Fransızlar için söylediği bu söz İtalyanlar için de pek güzel tatbik edilebilir. Bu Paktı imzalamakla millî bağımsızlığımızdan tamamiyle vaz geç­miş olacağız. Harbe girmenin menfaatlerimiz aleyhinde olduğu isbat edil­miş bulunsa bile taahhüdlerimizden asla kaçınamıyaeağiz. Bu Pakt İtalya Hükümeti için bir delilik eseridir. Bunun Parlamento için de bîr delilik ese­ri olmasını arzu etmiyoruz. Ya İtalya Hükümeti feci bir hayalin kurbanıdır veyahut İtalyan Milletine yalan söylüyor."

Hatip bundan sonra paktın bir taaruz ve tecavüz aleti olduğunu teyidle bir kaç yıl evvel Rus kuvvetlerinin Stalingradda dünya medeniyeti dâvasını mü­dafaa ettiğini ileri sürmüş ve bu sözler müfrit solcular tarafından alkışla ve sağcılarla merkezdekiler tarafından «yaşasın İtalya» sesleriyle karşılanmış­tır.

Umumî gürültü içinde saylavlar birbirlerine küfürler atıp tutmağa başlamış­lar ve başkan güçlükle sükünü iade edebilmiştir. Nenni beyanatının ikinci kısmında şunları söylemiştir:

«Dış siyaset bahsinde İtalya'nın her türlü taahhüdden uzakta kalmış bir si­yaset takibi icabeder. Hakiki barış siyaseti olacak bu politika ilebir sosyalist­ler. İtalya'ya taarruz edecek her hangi bir millete karşı olursa olsun derhal mücadeleye girişeceğiz.»

Hıristiyan Demokrat Partisi içinde Atlantik Paktı hakkında tezahür eden görüş ayrılıklarına imâda bulunan Sosyalist Ekseriyet Partisi Lideri bu ay­rı görüşler tam belirtili olabildiği takdirde bundan memleket için yeni bir saha açılacağını söylemiş ve, «Hıristiyan Demokrat Ekseriyeti de Gasperi-nin politikasını takip ederse solcu muhalefet, bundan Önce Çelik Pakt ile fa-Şist aleyhtarı cephede nasıl mücadele ettiyse, bu defa da anayasasının ken­disine verdiği kanuni vasıtalarla Atlantik Paktı ile öylece mücadele edecek­tir» demiştir.

Nenni, de Gasperinin dün İtalya'nın Barış Andlaşmasına tekrar gözden ge­çirilmesini istemediğini söylemekle «Hükümetin iflasını itiraf d etmiş olduğunu belirterek kimsenin İtalya'nın Atlantk Paktına katılmasını istemediği­ni, Hükümetin bu iltihakı kendisinin talep etmiş olduğunu belirterek şöy­le demiştir:

«Hakikatte İtalya'nın Pakta katılmasını isteyen Fransadır. Ben bu memleke­te minnettarım. Fakat bu hareketi için kendisine asla minnet beslemiyece-ğimi buradan bildirmek isterim.»

Nenni'den sonra konuşan İtalyan Komünist Partisi Liderlerinden Carlo Pa-jetta, komünist olmıyan İtalyan halk efkârının geniş tabakalarının İtalya'nın pakta katılmasına muarız olduklarını söylemiş ve bu konuda Hıristiyan De­mokrat Partisinde olduğu kadar iftirakçı sosyalistler arasında da mevcut gö­rüş aykırılıkları üzerinde İsrarla durarak şöyle demiştir: «Hükümet çoğun­luğunu teşkil eden partiler bu konu karşısında vahim bir şaşkınlık göster­diler. İtalyan Katoliklerinin gelenekleri harbe ve harp siyasetine muhalefet noktasında toplanır. Bu geleneğe sadık kalan Hıristiyan Demokrat Partisi­nin en' yetkili unsurları son günlerde bu durumu teyid etmiş bulunuyorlar. Bu temayülün en selâhiyetli temsilcisi olan Meclis Başkanı Gronchi daha dün ayni yolda düşündüğünü açıkça bildirmiştir, italyan İşçi Sosyalist Partisi ka­binedeki temsilcilerinin ayak uyduruşuna muhalefet ederek memleketin ve barışın zararına saydığı askerî bloklar aleyhinde protestoda bulunmuştur. Bu bakımdan pakt hakkında görülen hasmane tezahürlerle, komünistlerin, pakta muhalefet edenlerin kominform nüfuz altında düşündüklerine hükrne-dilmemesi için, daha fazla prensip iitbariyle muhalif kaldıkları söylenebilir. Bundan sonra Eski Hazine Bakanı Liberal Saylavlardan Corbino söz almış ve mevzuu, Müfrit Solcu Partilerin müdafaa ettikleri tezin aksine olarak eko­nomik bakımdan mütalâa etmiştir. Corbino'nun beyanatını müteakip oturu­ma son verilmiştir. Müzakereye Pazartesi günü öğleden sonra devam edile­cektir.

Brüksel Ândlaşması Komisyonunun Atlantik Paktı hakkındaki teb-igı:

Londra :

{(İstişare Konseyinin beşinci oturumu 14 Mart Pazartesi ve 15 Mart Salı gün­leri Londra'da Lancaster Hause'da yapılmıştır. Beş memleket Dışişleri Ba­kanlardan başka Maliye ve Savunma Bakanlarından çoğu oturuma iştirak etmişlerdir. Konsey Atlantik Paktı tasarısına ait son gelişmeleri gözden ge­çirmiş, beşler müşterek savunma meselelerinin çeşitli veçhelerini görüşmüş bilhassa askerî teçhizat ve malzeme istihsali şartlariyle bunların para ihtiyaç-larmı tetkik etmiştir.

Daimî Komisyonun Avrupa Konseyi etrafındaki çalışmaları neticeleri de is­tişare Konseyine sunulmuştur.

Bundan sonra Atlantik Paktının mutasavver imzası münasebetiyle önümüz­deki 28 Martta yapılmasına önce karar verilen Bakanlar Toplantısının ya­pılması .mümkün olmayacağında da müştereken mutabık kalınmıştır. Bu­nunla beraber, müzakerelerin ayni tarihte Avrupa Konseyine iştirake davet edilen bütün memleketlerin ingiltere'deki siyasî temsilcileri arasında yapıl­ması ve Avrupa Konseyi nihaî statüsünü tesbit ve tasvib için bakanlar oturu­munun Nisan ayı içinde toplanmasının teklifi muvafık olacağı fikrinde bu­lunulmuştur.

Konsey bundan sonra birinci oturumundanberi geçen zaman zarfında sos­yal ve kültürel sahalarda başarılan işlere ait raporları da tasvib etmiştir.»

Belçika Başbakanı Spaak'm Pakt hakkındaki izahatı :

Brüksel:

Spaak'm Atlantik Paktı hakkındaki izahatı çok kısa sürmüştür. Bakan asıl ismi Kuzey Atlantik Paktı olan bu andlaşmanın metnini okumakla iktifa et­miştir.

Spaak daha sonra Paktın Heyeti Umumiyesini ve izahatından bazı kısımları kısaca yorumlamış ve müteakiben, imzadan önce metni yayınlamak şeklin­de teessüs eden yeni usulün mahiyetini belirtmiştir. Spaak şöyle demiştir;

Pakt, esas itibariyle bir bölge paktıdır ve Birleşmiş Milletler Anayasasına uygundur.

Mütaddit defalar Paktın barışçı ve tedafüi mahiyeti üzerinde İsrar eden Baş­bakan bunu İngiliz Rus ve Fransız Rus Andlaşmalarına aykırı telakki etme­diğini söylemiştir. Spaak. Birleşmiş Milletler Teşkilâtı maksadlarim gerçek­leştirmiş olsaydı bu pakta lüzum olmıyacağını da belirtmiştir.

Kuzey Atlantik Paktı'nın tam metni :

Vaşington :

Kuzey Atlantik Paktının metni aşağıdadır:

Birleşmiş Milletler Kurulu Anayasası prensip gayelerine olan inanışlarım ve bütün milletler ve hükümetlerle barış içinde yaşamak arzularını bir da­ha teyid eden ve bu andlaşmaya dahil bulunan devletler kendi milletlerinin hürriyetlerini ve ferdin hürriyetleri ve hakkın hâkimiyeti olan demokrasi prensipleri üzerine kurulu müşterek miraslarını ve medeniyetlerini koru­mak azmi ve Kuzey Atlantik çevresinde huzur ve istikrarı muhafaza endişe­siyle müşterek savunmaları ve barış güvenliklerinin idamesi yolunda gayret­lerini birleştirmeğe karar vermişler ve işbu Kuzey Atlantik Andîaşması Üze­rinde mutabık kalmışlardır.

Madde 1 — Birleşmiş Milletler Anayasasında tasrih olunduğu gibi taraf­lar karışmış bulunabilecekleri milletlerarası mahiyette bütün anlaşmazlık­larda milUetlerarası barış güvenlik ve adaleti tehlikeye koymayacak şekilde barış yollarına baş vurmayı ve milletlerarası münasebetlerde Birleşmiş Mil­letlerin gayeleriyle zıd bulunan tehdide veya kuvvet istimaline müracaat et­memeyi taahhüt ederler.

Madde 2 — İmzacı taraflar müesseselerini takviye etmek, bu müessesele­rin temeli olan prensiplerin daha iyi anlaşılmasını sağlamak, istikrar ve re­fahı temin edecek şartları yerine getirmek suretiyle barış ve dostluk yolun­da milletlerarası münasebetlerin gelişmesine yardım edeceklerdir. Taraflar mil­letlerarası iktisadî siyasetlerinde zıddiyeti bertaraf etmeğe gayret sarfede-cekler ve gerek her biri gerekse hepsi arasında işbirliğini teşvik edecekler­dir.

Madde 3 — İşbu andlaşma hedeflerinin tahakkukunu tesirli bir şekilde sağ­lamak üzere karşılıklı yardımda bulunmak suretiyle vasıtalarını geliştirmek için şahsen ve müştereken daimî ve fiilî bir şekilde çalışacak olan taraflar herhangi müsellah bir taaarruza karşı şahsi ve müşterek mukavemet imkân­larını artıracaklardır.

Madde 4 — Pakta dahil herhangi bir devlette, taraflardan birinin toprak bütünlüğü siyasi istiklâli veya güvenliği tehdide maruz kaldığına dair kanaat uyandığı takdirde imzacılar istişarede bulunacaklardır.

Madde 5— İmzacılar içlerinden birine veya bir kaçma karşı Avrupa'da ve Kuzey Amerika'da yapılacak taarruzu, tarafların hepsi aleyhine yöneltilmiş bir hareket gibi telakki edeceklerdir. Taraflar böyle bir taarruz vuku bul­duğu takdirde Birleşmiş Milletler Anayasasının 51 inci maddesi gereğince tanınan münferit veya müşterek meşru müdafaa haklarını istimal ederek, münferiden ve diğer taraflarla mutabık kalarak taarruza uğrayan taraf ve­ya tarafları yardım maksadiyle, Kuzey Atlantik bölgesinin güvenliğini iade etmek ve sağlamak üzere, müsellah kuvvetlerin istimali de dahil olmak sar-tiyle, muvafık gördükleri harekete tevessül edecektir.

Bu kabil müsellâh taarruz ve bunun vukuu üzerine alınacak tedbirler derhal Gevenlik Konseyine bildirilecektir. Güvenlik Konseyi, milletlerarası barış ve güvenliği temin hususunda gereken çarelere başvurduğu zaman evvelce siman tedbirler nihayet bulacaktır.

Madde 6 — Beşinci maddenin tatbiki için imzacılardan biri veya birkaçı aleyhinde girişilen aşağıdaki hareketler silâhla taarruz telâkki edilecektir: İmzacılardan herbirinin Avrupa ve Amerika'daki topraklarına Cezayir'deki Fransız vilâyetlerine, taraflardan herhangi birinin Avrupa'daki işgal kuv­vetlerine, Seretan Medarı Kuzeyindeki Kuzey Atlantik bölgesinde taraflar­dan birinin idare ve kazası altında bulunan adalara veya ayni bölgedeki ge­milere ve uçak gemilerine karşı girişilecek silâhlı taarruz hareketi.

Madde 7 — İşbu andlaşma Birleşmiş Milletler Kurulu Üyesi olan imzacı taraflar için Anayasadan doğan hak ve mükellefiyetlere ve Güvenlik Konse­yinin milletlerarası barış ve güvenliği korumak yolundaki esas sorumluluğuna hiçbir surette zarar vermemektedir. Ve .zarar verici olarak ta tefsir edilmi-yecektir.

Madde 8 — Tarafların herbiri gerek kendileri ve gerekse başka herhangi bir devlet arasında hâlen meri ve muteber milletlerarası taahhütlerin işbu andlaşma hükümlerine aykırı olmadığını bilidirir ve işbu anlaşmaya aykırı milletlerarası bir taahhüde girmemek mecburiyet ve mükellefiyetini deruh­te ederler.

Madde 9 — İmzacı taraflar bu madde ile andlaşmanm tatbikine ait mesele­lerden malûmat almak üzere herbirinin temsil edileceği bir konsey ihdas et­mektedirler. Bu konsey her1 an sür'atle toplanabilecek kabiliyette teşekkül edecek ve lüzumlu görülen yardım ve teşekkülleri ve bu arada bil-hassa 3 ve 5 inci maddelerin tatbiki için gerekli tedbirleri tavsiye edecek bir müdafaa komitesini derhal kuracaktır.

Madde 10 — Taraflar Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği sağlamağa yar­dım ve andlaşma prensiplerinin inkişafını temin edebilecek olan başka her­hangi bir Avrupa devletini işbu andlaşmaya iltihaka oybirliğiyle davet ede­bileceklerdir. Bu suretle davet.edilen her devlet Birleşik Amerika Hüküme­tine kabulünü bildiren, vesikayı tevdi suretiyle andlaşma imzacıları arasına katılabilir. Amerika Hükümeti, vesikalardan herbirinin tevdi edilmiş bu­lunduğunu imzacıların hepsine ayrı ayrı bildirecektir.

Madde 11 — İşbu andlşma tasdik olunacak ve hükümleri imzacı tarafların kendi anayasalarına göre tatbik olunacaktır. Tasdikli suretler mümkün ol­duğu kadar çabuk Birleşik Amerika Hükümetine tevdi edilecek ve bu hü­kümet tasdikli vesika suretlerinin imzacılar tarafından tevdi edilmiş bulun­duğunu diğerlerine bildirecektir. Andlaşma Belçika, Kanada, Birleşik Ame­rika, Fransa, Lüksemburg, Hollanda ve Birleşik Kıraliyet dahil olmak üzere imzacıların çoğunluğu tarafından tasdik olunduktan sonra yürürlüğe gire­cek ve diğer imzacılar hakkında da vesikaların tasdiki gönülden itibaren tatbike geçmiş bulunacaktır.

Madde 12 — Andlaşma 10 sene müddetle yürürlükte kaldıktan sonra ve­ya herhangi muahhar bir tarihte taraflar içlerinden birinin talebi üzerine hü­kümleri tadil maksadiyle istişarede bulunabileceklerdir. Bu tarihte, sözü ge­çen tarihte Kuzey Atlantikte barış ve güvenliğe tesir eden âmillerle millet­lerarası barış ve güvenin idamesi için Birleşmiş Milletler Anayasasına uygun olarak mahallî ve dünya ölçüsünde anlaşmaların kaydettiği gelişme gözönün-de tutulacaktır.

Madde 13 — Andlaşma 20 sene yürürlükte kaldıktan sonra taraflardan her­hangi bîri Birleşik Amerika Hükümetine kendi hesabına pakta iştirak etmek istemediğini bildirdikten bir sene sonra bundan ayrılabilecektir. Birleşik Amerika Hükümeti bu gibi müracaatları diğer imzacılara bildirecektir.

Madde 14 — Fransızca ve Kngilizce metinleri ayni şekilde muteber olan bu andlaşma Birleşik Amerika Devleti arşivlerine tevdi edilecektir. Bu hü­kümet imzacı hükümetlere paktın aslına mutabık mushalarmı gönderecek­tir.

Yukarıdaki hükümlere istinaden işbu andlaşma isimleri aşağıda yazılı tam yetkiye sahip temsilciler tarafından imza edilmiştir.

Amerika Dışişleri Bakam Dean Acheson'ın basın temsilcilerine At­lantik Paktı hakkında demeci :

Washington:

Dışişleri Bakanı Dean Acheson bugünkü basın toplantısında Atlantik Pak­tından bahsederek en mühim maddesinin üye devletlerden herhangi birine karşı yapılacak bir tecavüzün hepsine karşı yapılmış bir tecavüz addedilece­ğini bildiren madde olduğunu söylemiştir. Acheson bu paktın üyeleri müsta-killen ve birlikte, Kuzey Atlantik bölgesinde emniyeti idame ve müdafaa için, silahlı kuvvet kullanılması da dahil olmak üzere, gerekli tedbirleri almakla mükellef kıldığım da belirtmiştir. Bu hususta nihaî kararın, Amerikan Ana­yasası hükümlerince kongreye ait olacağını belirten Acheson kongrenin, ba­rış ve emniyeti idame hususunda Amerika'nın haiz olduğu mükellefiyeti müd­rik bulunduğunu söylemiştir.

Dışişleri Bakanı paktın metninde, üyelerden birine karşı yapılacak tecavüz­le hudut hâdiseleri olarak tarif edilebilecek tecavüzler arasında açık bir tef­rik yapıldığını belirterek, bir «sinek öldürmek için çekiç kullanılmaz» demiş ve buna misal olarak Japonların Çin sularında bulunan Amerikan topcekeri Panay'a yaptıkları hücumu ve daha sonra Pearl Harbor'a taarruzlarını gös­termiştir. Dışişleri Bakanı, Panay hâdisesinde Amerikalıların herhangi bir-şey yapmadıklarını fakat Pearl Harber taarruzu karşısında en büyük şiddet­le harekete geçtiklerini hatırlatmıştır.

Dışişleri Bakanı sözlerine devamla, husule gelecek bir hâdisenin vehamet de­recesini tâyin etmenin hemen hemen imkânsız olduğu kanaatinde olduğunu, bununla beraber şiddetli bir müdahalenin yalnız paktın şamil olduğu bölge­de barış ve emniyeti hakikaten tehdit edecek bir tecavüz halinde yapılacağı­nı söylemiştir, Acheson tamamiyle dahilî mahiyette bir ayaklanmanın silâhlı, bir tecavüz addedilmesi gerektiği kanaatinde bulunduğunu söylemiştir. Bununla beraber Dışişleri Bakanı böyle bir ayaklanmaya dışarıdan yardım edildiği takdirde meselenin mahiyetinin tamamiyle değişeceğini sözlerine ilâ­ve etmiştir. Diğer taraftan Acheson, dördüncü madde gereğince üye devlet­lerden birinin siyasi bağımsızlığı ve emniyeti tehdit edildiği kanaatinde bu­lunduğu zaman diğerlerinin yalnız istişareyle mükellef olduklarını ve hareke­te geçmelerinin elzem olmadığını söylemiştir.

Bunu müteakip Acheson gazeteciler tarafından sorulan bir suale cevap ve­rerek, Berlin hava nakliyatında çalışan bir uçağa karşı Almanyadaki Sovyet işgal bölgesi üzerinde yapılacak bir tecavüzün paktın çerçevesi dahilinde bir tecavüz addedilmesi kanaatinde olduğunu beyan etmiş ve bunun pakt üye­lerinden birinin işgal kuvvetlerine karşı taarruz mahiyeinde olacağını be­lirtmiştir,

Bundan sonra Dışişleri Bakanı pakta katılmayı arzu edecek herhangi bir milletin diğer üyeler tarafından itifakla kabul edilmesi gerektiğimi belirtik­ten sonra bu hususta şu iki noktanın dikkat nazara alınacağını söylemiştir:

1—Paktakatılmakisteyen memleketinPaktındemokratikprensiplerini idame ettirebilecek bir durumda bulunması,'

2— Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği sağhyacak bir durumda olması.

Portekiz'in bu şartları haiz olup olmadığı sualine cevaben Acheson, müza­kerelere katılan diğer üyelerin bu hususta ne düşündüklerini bilmediğini, fakat kanaatin.ee bu memleketin bu iki şartı da haiz olduğunu söylemişir. İs­panya hususunda Acheson bu memleketin bir Avrupa Milleti olması itibarile pakta iştirakinin haklı olarak bahis mevzuu edilebileceğini beyan etmiştir. Diğer taraftan İtalya ve dolayisiyle Birleşmiş Milletler üyesi olmayan mem­leketlerin pakta katılmaları hususunda Dışişleri Bakanı, Birleşmiş Millet­ler Anayasasının 51 inci maddesinin dar bir şekilde yorumlanarak bunun an­cak teşkilât üyesi olan milletlere tatbik edilmesinin doğru olmadığını belirt­miştir.

İngiliz Dışişleri Bakam Bevin'in Avam Kamarasında Atlantik Paktı hakkında demeci :

Londra :

DışişleriBakanıBevin AtlantikPaktınınyayınlanmasımünasebetiylebu­gün öğleden sonra Avam Kamarasında aşağıdaki beyanatta bulunmuştur: «Atlantik Paktı dünyanın barış ve güvenlik yolunda attığı adımların en önem­lilerinden biridir.» Bu andlaşma işbirliği ve anlaşma sahasında yeni bir de­vir açıldığına işaret etmektedir. Paktı Nisanın ilk haftasında imzalamak niyetkideyiz. Paktın tamamiyle tedafüi olduğunu tekrar ederim. Aksini iddia edenlere metne bakınız diyeceğim. Paktın gizli maddesi yoktur. Pak hüküm­leri içinde her hangi bir milletin huzur ve sükûnunu bozmağa matuf madde bulamazsınız, barış seven milletlerden hiçbiri pakta korku ve endişe verici bir hüküm bulamayacaktır. Bu Pakt görüş birliklerinin müsbet bir ifa­desi olduğu gibi Batı Devletleri arasındaki münasebetleri uzun za­manlar için sağlayan bir vesikadır. Pakt, milletler arasında kanunu hakim kılan, ferd hürriyeti ve demokrasi prensiplerine dayanan batılı memleket­lerin müşterek medeniyetinin mirasını tanımakta ve tasdik etmektedir.

Pakt Brüksel Paktında mevcut güvenlik prensiplerini Atlantik bölgesine teşmil etmekte, müşterek imzacılara kuvyet itibarile üstünlük sağlamaktadır. Bu öyle bir üstünlüktür ki, barış, güvenlik ve terakki gayelerine yararlı hiz­metler yapacaktır. Pakt, barıy içinde yaşayan milletlerin emniyet ve itimat duygusunu arttıracaktır. Atlantik Paktı, en geniş ölçüde müşterek güvenlik teşkilâtının hakiki başlangıcı olacaktır.

Diğer memleketlerin ve bu arada bilhassa Danimarka, İzlanda İtalya ve Por­tekiz'in bu büyük esere katılacakları ümidini izhar eden Bevin sözlerini şöy­le bitirmiştir:

«Avrupa müdafaası için Birleşik Amerika'nın yüklendiği mükellefiyet ve ta-ahhüdler tarihî ehemmiyeti haiz bir teşebbüs teşkil etmektedir.»

Belçika Başbakanı Spaak'ın Atlantik Paktı basın temsilcilerine de­meci :

Bruxelles : 18

Başbakan Spaak bugün öğleden sonra yerli ve yabancı birçok gazeteci Önün­de Atlantik Paktı metnini yorumlayarak anlaşmazlık vukuu takdirinde, Gü­venlik Konseyi muhasematı durdurmak emrini verirse, Birleşmiş Milletler Kurulu Anayasası hükümelrinin andlaşma muhteviyatından daha üstün tu­tulacağını söylemiş ve şöyle demiştir :

«Bu pakt tarihte mühim bir hadise teşkil etmekte ve Birleşik Amerika dış siyasetinin yeni istikametini göstermektedir. Birleşik Amerika tarihte ilk defa olarak Avrupa hakmda bu derece sarih ve mühim taahhüdler yüklen­mektedir. Aleyhte bulunanlar ne derlerse desinler, bu pakt tamamile teda­füidir ve imzacılarına melhuz tecavüze karşı koymak imkânını sağlamaktan başka bir hedef gütmem ektedir»

Spaak sözlerine şunları ilâve etmiştir;

«Her ne suretle olursa olsun, durumun muhasamat arifesinde, bulunuyormuş gibi vehamet kasbettiğine inandıracak kadar umumî efkârı endişeye düşür­memek lâzımdır. Bu paktın imzasının harpten daha az zararlı olduğuna ve barışın muhafazasına mühim surette yardım edeceğine kaniim Batı Avrupa, Amerika yardımı olmaksızın kendi savunmasını ciddî surette teşkilâtlandı-ramaz.» Muhtemel ve mefruz mütaarrızı durdurmak için en iyi çare, kendi­sini başarılacak işin azameti karşısında bırakmaktır.»

Spaak bundan sonra bazı sorulara cevap vererek paktta otomatiklik olmadı­ğını fakat herkese kendi kabiliyeti dairesinde hareket imkânını sağlayan ke­sin bir taahhüt yüklemiş bulunduğunu söylemiş, barış devresinde Birleşik Amerika'ya, üsler verilmesi hükmünün mevcud bulunmadığı ve Atlantik Pak­tının iç anlaşmazlıkları tevsiye maksadile yapılmadığını ve Birleşmiş Millet­ler kurulu teşekküllerinin yerine geçmek için tanzim edilmediğini ilâve et­miştir.

Amerika Dışişleri Bakanı Acheson Tın Atlantik Paktı hakkında rad­yoda beyanatı :

Washington :

Dışişleri Bakanı Acheson, Atantik Paktı hakkında radyoda şu beyanatta bu­lunmuştur:

Teklif edilen Atlantik Paktının metni, bugün yaymlanmışır. Bu vesile İle yurd-daşlarıma Pakt hakkında bir hitabede bulunacağım. Diğer ilgili memleket­lerin temsilcilerinin de iştirakiyle, bu metnin hazırlanması birkaç ay sür­müştür. Evvela M. Lovet ve sonra bizzat kendim, Kanada, İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda ve Luxemburg Büyük Elçileriyle temasa geçtik. Son za­manlarda Norveç Büyük Elçisi de bu müzakerelere iştirak etti. Zannıma gö­re, Amerikan Milleti, Pakta ait şu üç mühim sual hakkında bir cevap almayı arzu etmektedir:

Bu Paktın vücut bulması nasıl düşünüldü ve niçin buna lüzum hissedildi? Bunun suali nedir?

Bu Pakt gayesine erişebilecek midir?

Paktın en son gayesi, barış ve emniyettir. Eğer Kuzey Atlantik bölgesinde barış ve emniyet temin edilebilirse, dünyanın diğer bölgelerinde de barış ve emniyeti temin hususunda uzun bir merhale katetmiş oluruz.

Hakiki bir barış elde edebilmek için daima uyanık bulunmakîığımız lâzım geldiği gibi, daha fazlasına giderek, bütün hücumlara müşterek ve nafiz bir müdafaa ile karşı koyacağımızı açıkça bildirmekliğimiz lâzım gelir.

Acheson, kuvvetle, Birleşik Amerika'nın ve Atlantik Paktını imzalayan di­ğer devletlerin hiç bir tecavüzi niyetleri olmadığını temin etmiş ve sözlerine söyle devam eylemiştir:

Birleşik Amerika kimseye karşı bir harp hazırlamadığı gibi, harbi de arzu etmemektedir. Amerikan, harpten nefret eder ve bunun gayri kabil içtinap olmadığı kanaatini beslemez.

Birleşmiş Milletlerden bahseden Acheson, dünya barış ve emniyeti için cah-san bu teşkilâtın, arzu ettiği kadar nafiz bir surette hareket eylemediğini, bu nun sebebinin de, üyelerinden birinin, çalışmasına mani olmak için herşeyi yapmış olmasında mündemiç bulunduğunu söylemiştir.

Bakan, Sovyet hareketlerine rağmen, bu teşkilâtın barış için nafiz bir unsur kaldığını ilâve eylemiştir.

Dışişleri Bakanı sözlerine şöyle devam etmiştir:

Bütün milletler, harbin önüne geçebileceğine ve ihtilâfların barış yoluyla halledebileceklerine kani bulunmalıdırlar. Hakikî bir milletler arası barış ve emniyetin vücut bulması için milletlerin, sebebiyet verilmemiş bir teca­vüze maruz kalmıyacaklarma, bir tehdit veya işlerine müdahale ile karşi-laşmıyacaklarma hakikî bîr kanaat getirmeleri lâzımdır. Barış ve emniyet is­tikbale itimad ile kabil olabilir. Bu da, dünya milletlerinin hayat seviyelerinin yükseltebileceklerine kanaat getirmeleriyle ve mesailerinin semerelerinin düşman, eller tarafından gasbedilmeyeceğinden endişe etmemeleriyle müm­kün olabilir.

Başkan Truman tarafından defaatla belirtilmiş olduğu veçhile, dış siyaseti­mizin tekipettiği gaye de budur. Başkan, son seçim münasebetiyle verdiği ilk nutkunda, bütün beşeriyeti hürriyet ve şahsî saadete kavuşturabilecek şartların tahakkukuna yardım edebileceğimiz hakkında izhar ettiği ümit­lerle de, bir kere daha bu gayeyi teyid etmiştir.

Acheson sözlerine devamla şunları ilâve etmiştir:

Bugünkü hudutları daralmış dünyada, Birleşik Amerika'nın emniyeti, hu­dut ve hattı fasıl mefhumlariyle ifade edilemez. Buna nazaran bizim de si­yasetimiz, kendilerine yapabileceğimiz yardımla faydalı olabildiği hallerde, hür milletlerin istiklâl ve bütünlüklerini, muhafaza edebilmelerine çalışmak­tır. Amerikan Hükümetinin, Yunanistan, Türkiye ve İran'a yardım etme hususundaki kararı, bu arzunun bir ifadesini teşkil eylemektedir. Amerikan Hükümeti ise, bu siyaseti takibe devam edecektir.

İmza eden memleketlerden birine silâhlı bir tecavüz halinde, Birleşik Ame­rika otomatik surette harbe girmiş olnııyacaktır. Çünkü Anayasa gereğince, harp ilânı kongreye ait bir meseledir. Bununla beraber Amerikan Hüküme­tinin, Kuzey Atlantik bölgelerinde barış ve emniyeti yeniden tesis veya ipka etmek için süratle harekete geçmesi lâzım gelir.

İngiliz Dışişleri Bakanı Bevin'in radyoda Atlantik Paktı hakkında İngiliz Milletine hitabı :

Londra:

Bu akşam radyoda İngiliz Milletine hitap eden Bevin şöyle demiştir:

«Bugün büyük bir teşebbüse giriştik. Bu teşebbüsümüzün sonunda dünya barışını kurmağa yardım edeceğine inanıyorum. Atlantik Paktı, hayat tarzı­mızı kurtarmak yolundaki azmimizin kâğıt üzerine yatırılmış gayretlerimi­zin vesikasını teşkil etmektedir..

image007.gifBu Pakt Sovyet Rusya'ya istediği rejimi tatbike mani değildir hiçbir müda­haleye matuf bulunmamaktadır fakat aynı zamanda müesseselerimizi yık­mağa bizi esir haline getirmeğe, başka birçok memleketlerde tatbik edilen usullerle istediği siyasî rejimi tesise muktedir halleri yaratmağa muktedir sa­yılan kuvvet hakkında karşı koymak gayesini gütmektedir.»

Komünist Hükümetlerin Batı aleyhinde devamlı' propagandasını hatırlatan Bevin şunları sormuştur:

[(Barışçı milletler ve barış dostları, yok olmayı beklemeğe mi mecbur edilir, yoksa müşterek güvenlik sistemini teşkilâtlandırmak zorundamı idiler?»

Bevin bundan sonra sırasiyle Dunkerque ve BruxeH.es Andlaşmaları ile Mars-hail Plânını hatırlatmış ve sözlerini şöyle bitirmiştir:

«Umumi istekleri birer hakikat haline getirmek çarelerini bulmak için aylar­ca münakaşa ve müzakere ettik, müşterek gayretlerimizin neticesi Atlantik Paktı içinde bulunmaktadır. Bu Pakt, barış kudreti ve kuvvetli bir vesika olacakmıdır? Evet, olacaktır.»

Amerika Dışişleri Bakanlığı tarafından Atlantik Paktı hakkında yayınlanan broşür :

Washington:

Birleşik Amerika Dışişleri Bakanlığı bugün ((Kuzey Atlantik Birliği içinde müşterek savunmanın, hürriyet, güvenlik ve barışın korunması ve muhafa­zası» başlıklı bir broşür yayınlamıştır.

Broşürde bilhassa şöyle denilmektedir:

«Atlantik Paktının dünya işlerinde duyuracağı kudretli tesir aşağıdaki üç un­surdan ileri gelmektedir:

1— İttifaka katıalmak niyet ve isteklerini bildirmiş olan devletlerin bünye
yapılışı ve kudreti,

2— Dünya barışının, içinde bulunduğu sıkıntılı durum ve Paktın bu durum. Üzerindeki düzenleyici nüfuzu,

3— Bahis konusu mukavele ile ilk defa olarak resmen tanınan Kuzey At­
lantik Memleketleri Birliğinin sağlamlaştırılması. Paktm, kuvvete baş vurmanın doğuracağı akıbetleri açıkça bildirmek sure­tiyle askıda kalmış milletlerarası meseleleri barış voliyle düzenlemek imkân­larını arttırmağa matuf tesirli bir vasıta olması icap edecektir.

Pakt parafe edüelidenberi, Batı medeniyeti ve Sovyetler Birliği ile dünya­nın geri kalan kısımları arasında yapılması imkânı olan ve olmayan işler et­rafında Sovyet Liderleri içinde şimdiye kadar yanlış ve hatalı vahim düşü­nüş tarzı hüküm sürdüğü gittikçe artan bir serahatle anlaşılmış bulunmak­tadır.

Birleşmiş Milletler teşkilâtı ile Birleşik Amerika dış siyasetinin başarmak zorunda bulundukları en büyük vazife bu hatalı görüşleri anayasaya uygun çare ve vasıtalarla ortadan kaldırmaktır.

Milletler arası münasebetler sahasında Batı devletlerinin harp sonrası mü­him meselelerinin anlaşma yoliyle halline matuf gayretlerinin hepsi Sov­yetlerin uzlaşmazlığı yüzünden semeresiz kalmıştır.

Bu itibarla Kuzey Atlantik Milletleri bu Paktla, milletler arası bütün anlaş­mazlıkları, barış, güvenlik ve adalet prensiplerim tehlikeye düşürmeden ba­rışçı çare ve vasıtalarla halletmeyi taahhüd eylemişlerdir.»

Atlantik Paktı hakkında Amerikan Dışişleri Bakanlığı tarafından neşredilen Beyaz Kitap :

Washington :

Amerika Dışişleri Bakanlığı, Atlantik Paktı hakkında aşağıdaki beyaz kita­bı neşretmiştir.

Atlantik Paktı, Kuzey Atlantik bölgesi memleketleri arasında müşterek bir meşru savunma andlaşmasıdır. Bu memleketler, kendi aralarından birine ya­pılacak silâhlı taarruza karşıkoymak için birleşmiş olmakla beraber, her­hangi bir devletle olursa olsun ihtilâflarını ancak barış yollariyle hailem ek hususunda Birleşmiş Milletler Anayasası gereğince girişmiş bulundukları taahhütleri açıkça tekrarlamışlardır. Bu Paktın hedefi, Birleşmiş Milletler Anayasasının 51 inci maddesinde sarahaten tanınan meşru savunma hakkı­nın kullanılmasını tazammun etmektir. Bu itibarla Birleşmiş Milletler çer­çevesine girmekte ve Anayasaya uygun olarak barışın ve güvenliğin muha­fazası için amelî gayretler sağlamağa matuf bulunmaktadır.

Birleşmiş Milletler Anayasasının 51 inci maddesi, Birleşmiş Milletler üye­lerinden birine silâhlı bir taarruz yapıldığı takdirde, Güvenlik Konseyince Milletlerarası barış ve güvenliği korumak için gereken tedbirler almmcıya kadar, ferdî ve müşterek meşru savunmayı üye hükümetlere tabiî bir hak olarak tanımaktadır. Bu gibi tedbirler Güvenlik Konseyinin, Milletlerarası barışı ve güvenliği muhafaza veya tesis etmek için lüzumlu göreceği tedbir­leri herhangi bir anda almak, yetkisine ve sorumluluğuna asla halel getirmez. Andlaşmanm 5 inci maddesi sarahaten şunu derpiş etmektedir: Âkitlerden birine karşı yapılacak silâhlı taarruz neticesinde imzacı devlet­lerin alacakları tedbirler, hemen Güvenlik Konseyine bildirilecek ve Konsey, Milletlerarası barış ve güvenliği muhafaza veya tesis için gerekli tertibatı alınca, bu tedbirler derhal sona erecektir.

Milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazasında, başlıca sorumluluk Güven­lik Konseyineaittir. Atlantik Paktı akitlerinin deruhte ettikleri vecibeler, Birleşmiş Milletler Anayasasından tevellüt eden vecibelerine kafiyen halel getirmez Atlantik Paktına giren devletler, milletlerarası barış ve güvenliği

muhafaza veya tesis için Birleşmiş Milletlerce alınmış tedbirler hususunda­ki taahhütlerine bugün olduğu gibi gelecekte de bağlı kalacaklardır. AtlaiK tik Paktının yedinci maddesinde sarahatle şöyle deniliyor:

«Bu andlaşma, ne Birleşmiş Milletler üyesi olan akitlerin Anayasadan müte­vellit haklarına ve vecibelerine ne de milletlerarası barış ve güvenliğin mu­hafazasında Güvenlik Konseyinin esas sorumluluğuna hiç bir cihetle dokunmaz ve dokunur suretinde tefsir edilemez.» Diğer tabiriyle, akitlerin girişecek­leri bütün hareketler,Anayasa gereğince kendilerine terettüp eden vecibe­lere uygun olacaktır. Anayasa hükümlri, tatbik edilebildikleri her yerde, üstün gelir.

Atlantik Paktının hedefi, Birleşmiş Milletlere San-Francisco Konferansında gözetildiği tarzda isliyebilmek imkânını sağhyacak dünya şartlarının gerçek­leşmesine hizmet etmektir. Büyük devletler arasında, harp içinde vaadolu-nan ve Anayasada mâkesini bulan işbirliği ümitleri tahakkuk etmemiştir. Barış meselelerinin en önemlileri üzerinde bir anlaşmaya varılamamış ve Birleşmiş Milletler Öyle ümit edildiği gibi müşterek güvenliğin gerçekleşme­sinde tamamiyle müessir olamamıştır. Bu, büyük ölçüde, Sovyetlerin ortaya çıkardıkları engellerden ve Veto hakkını suistimal etmelerinden ileri gel­miştir.

Anayasanın imzasından beri gitgide aşikâr olmuştur ki, Sovyetler BirlİğinS idare edenlerin zihinlernde Batı medeniyeti hakkında ve Sovyetler Birliği-le dünyanın heyeti umumiyesi itibarile diğer kısmı arasındaki münasebetler hususunda önemli yanlış düşünceler hâkimdir.

Birleşmiş Milletlerin ve Amerika dış siyasetinin yapabileceği başlıca hizmet­lerden biri de, anayasaya uygun vasıtalarla bu yanlış düşünceleri izale et­mektir.

Harp sonrasının en ehemmiyetli meselelerinden bir çoğunun esaslı surette hallini sağhyan anlaşmalara varmak için Batı devletleri tarafından millet­lerarası münasebetler sahasında sarfedîlen gyretler, Sovyetlerin anlaşmak istememezlikleri yüzünden şimdiye kadar semersiz kalmıştır. Bununla be­raber, Kuzey Atlantik Paktı devletleri her türlü milletlerarası ihtilâfları Anayasa gereğince barışçı vasıtalarla ve sulhu, güvenliği ve adaleti tehlike­ye düşürmiyecek tarzda halletmek yolundaki taahhütlerini alenen ve sara­haten tekrar ederler ve Atlantik Paktiyle de bu gaye uğrunda çalışmağı ye­niden taahhüt ederler.

Atlantik Paktı Atlantik Paktı Anlaşması kolay ve açık bir üslûpla kaleme alınmıştır. Bu Pakt, Kuzey Atlantik bölgesinin güvenliğini tesbit ve bu gü­venliğe yapılacak bir tecavüzün neticelerini tâyin etmektedir. Böylece Atlan­tik Paktı, henüz filiyatta bulunan meselelerin muslihane bir tarzda halli im­kânlarını, kuvvete başvurulmasının âkibetlerini açıkça ortaya koymak su­retiyle, arttırmak amacındadır.

Bugünkü şartlar altında, bu pakt Kuzey Atlantik bölgesindeki milletlerin güvenliğini ne nisbette takviye edebilirse Birleşmiş Milletlerin bedef ve pren­sipleri de o nisbette sağlanmış olur.

Atlantik Paktının Birleşmiş Milletler Anayasasiyle olan ilgisini Birleşmiş Milletler nezdindeki Amerikan Delegesi Austin şu sözlerle hülâsa etmişti: Kuzey Atlantik Paktı, herhangi bir tecavüzün basiretsiz bir hareket olaca­ğını ve binaenaleyh barışçı bir işbirliğine uymak lâzımgeldiğini gösteren en ikna edici delilleri vermektedir.

Tasarlanan hareketin mahiyeti tebarüz ettirilmelidir. Hedef, herhangi bir si­lâhlı taarruza karşı azimli bir mukavemet kararı göstermek suretiyle teca­vüz hevesini kırmaktır. Böyle bir hareketin mahiyeti ancak tedafüi olabilir, hedefi de barıştır.

Bu Pakta derpiş edilen kuvvete müracaat keyfiyeti mahiyet itibariyle Birleş­miş Milletler Anayasasında derpiş edilenin aynidir: Harbe mâni olmak Pakt, mütecaviz millete karşı müşterek bir kuvvet çıkarmak suretiyle seri bir mu­kavemet tertibini istihdaf etmektedir.

Kuzey Atlantik Paktının akdedilmesi, harp imkânlarını azaltacak, barış ih­timallerini arttıracaktır. Bu Pakt bizi, Birleşmiş Milletlerin silâhlı ihtilaflar yerine muslihane hal tarzlarını ikame etmek olan başlıca ödevlerinden biri­ne kendimizi daha ziyade vakfedebileceğimiz bir duruma getirecektir.

Amerika Dışişleri Bakanı Acheson'ın basın temsicüerine Atlantik Paktı hakkında demeci :

Vaşington :

Dışişleri Bakanı Acheson bugün yaptığı haftalık Basın Toplantısında bir yan­dan Atlantik Paktının, Amerika'nın, Yunanistan, Türkiye ve İran'ın istiklâl ve hükümranlığına bağladığı ilginin zayıfladığı mânasını asla ifade etmediği­ni ve öte yandan Paktın, İrandaki Amerikan Askerî Heyetinin huzuru iti­bariyle Amerika'nın Sovyetler aleyhinde gizli sözde tecavüz gayelerinin te­zahürü gibi telakki edilemiyeceğini samimiyetle izaha çalışmıştır.

Acheson, şöyle demiştir:

«Moskova Propagandasının bu konudaki imaları doğru değildir. Tahrandaki Amerika Büyük Elçiliği bir müddettenberi Sovyetlerin, İran'da bulunan A-merikalı müşavirlerin faaliyetlerinin Sovyet Rusya'ya hasmane bir harekete müteveccih olduğu hakkında basın ve radyo yayımı yoliyle İran Hükümeti üzerinde baskı yapmakta olduğunu bildirmiştir. Bu baskı son haftalar için­de daha hızlanmış gibi görünmektedir. 14 Martta İranın Vaşington Büyük Elçileriyle yaptığı görüşmede, Sovyetlerin İrandaki Amerikan Müşavirleri­nin bu memleketi Sovyetler aleyhine müteveccih bir üs haline getirmek is­tedikleri yolunda Sovyetlerce ileri sürülen iddiayı belirten bir muhtıra tev­di etmiştir. Bu kabilden isnadlar mutlak surette ve açıkça asılsızdır. Geçen Cuma günü radyo ile yayınladığım demeçte de söylediğim gibi bu memleket hiç kimseye karşı bir harp plânı hazırlamamış tır. Bu memleket harp etmek yolunu aramamaktadır. Bu memleket harpten nefret etmektedir.»

Acheson, bundan sonra Birleşik Amerika'nın Atlantik Paktına iştirakine esas olabilecek hiç bir gizli tecavüz emeli olmadığını ve bu kabilden bir tefsirin yalnız dolambaçlı yollardan tahrik etmek maksadına matuf bulunabileceğini veyahut Amerikan Milletinin maksad ve mahiyetinin ve takip ettiği hedef­lerin akla sığmaz derecede anlaşılmak istenmemesinden ileri gelebileceğini bu münasebetle kaydederek Irandaki Amerikan Heyetinin iki türlü hizmet görmekte bulunduğunu söylemiştir. Bunlardan biri General Evens'in komu­tasında, muharip kuvvetlerle hiç bir alâkası olmıyan ve yalnız İran Askerî Levazım İdaresinin eğitim işleriyle meşgul olan 40-50 kişilik bir heyet ve ikin­cisi de, Albay Pierce'in idaresinde, memleketin iç nizam ve güvenliğini sağ­layan jandarmanın eğitimine memur 12 subay ve erden mürekkep bir grup olduğunu belirten Dışişleri Bakanı bu bir avuç insanın İranda bulunuşunun iyi niyetli bir insan tarafından Amerika'nın tecavüz maksadına asla atfedi-lemiyeceğini söylemiş ve esasen Amerika'nın İranda her hangi bir üs ve ha­va meydanı bulunmadığını ve bunları kurmak tasavvurunda olmadığını ilâ­ve etmiştir.

Atlantik Paktına dahil olmıyan bölgelerde bulunan Türkiye, Yunanistan ve İran'la Birleşik Amerika Hükümetinin mütesanid bulunduğu noktasında tek­rar İsrar eden ve ehemmiyetle duran Acheson Yunanistan'ın, milletlerarası görüş ayrılıklarının barış yolİyle halledilmesi usulünü dünyaya isbat için bir tecrübe zemini olduğunu belirtmiş ve Yunanistanla Birleşik Amerika'nın gayretleri neticesinde sürekli barış yolunun bulunacağını kuvvetle ümit et­tiğini söylemiştir.

YANKILAR.


Şimal Atlantik Paktına karşı kızıl taarruzu...

Yazan: Cumhuriyet

5 Mart 1949 tarihli «Cumhuriyet» İstabul'dan:

ikinci Dünya Harbi Avrupa'da bitelî ya­kında dört yıl olacak. Bu dört yıl içinde, Avrupa bir türlü barışa kavuşamamıştır; bilâkis «sinir harbi», «soğuk harb» gibi yeni isimler taşıyan acayip bir mücadele ile eski müttefikler birbirlerine düşmüş­lerdir. Bir taraftan Batılı Müttefikler, karşılarında da demir perdenin arkasın­daki Sovyet Rusya ile zorla peşine taktı­ğı peykleri, savaşıyor ve yine bir harbe hazırlanıp duruyorlar.

Amerika, Sovyet Rusya'nın takip ettiği ihtiras politikası yüzünden Avrupa'nın, hattâ dünyanın barışa kavuşamıyacağı-nı, belki de üçüncü bir dünya harbinin patliyacağını anlamış ve Sovyet Rusya-ya karşı, demir perdenin önünde, bir mü­dafaa zinciri vücude getirmek lüzumuna inanmıştır. Bu müdafaa zincirinin bakla­larından yalnız bir tanesi, fakat en mü-himmî, büyüğü, en esaslısı hazırlanmış olup diğerleri henüz tasavvur halindedir. Hazır olan bakla, Şimal Atlantik Paktı­dır ki Avrupa devletlerinden İngiltere, Fransa, Holanda, Belçika ve Lüksem-fourg, Amerika devletlerinden de Birleşik Amerika ile Kanadayı ihtiva etmektedir. Şimal Atlantik Paktı imzalandıktan son­ra, Akdeniz Paktı, Orta Doğu Paktı gibi tedafüi anlaşmalarla Sovyet Rusya'nın karşısına bir müdafaa zinciri çekilmesi­ne çalışılacağı anlaşılıyor. Şimal Atlan­tik paktı sonradan yapılacak tedafüi paktların bir örneği ve aynı zamanda da temeli olacaktır.

Batıîi müttefikler, Amerika'nın liderliği altında bu paktı kurmağa çalışırken Sov­yet Rusya da onubozmağaveçürütmeğe uğraşıyor. Bolşeviklerin bu yolda­ki gayretleri iki şekilde kendini gösteri­yor:

1— Bu pakta girmesi ihtimali olan iskandinavya devletlerini tehditle karışık bir tarzda,dostluk ve ademitecavüz paktı yapmak teklifi ile kendisine cezbetmek ve onların Şimal Atlantik paktı­na girmelerine mâni olmak istiyor ki bu doğrudandoğruya birtazyik vetaar­
ruzdur.

2— Moskovanın tuttuğu ikinci yol ise komünist beşinci kolları, Şimal Atlantik
paktına karşı kışkırtmaktır ki bu da dolayısiyle bir tazyik ve taarruzdur.Önce Fransa Komünistlerinin elebaşısı Thorez, Sovyet Rusya ile bir harb vukuu halinde Fransız komünistlerinin bu har­bi güçleştirmek, hattâ imkânsız hale ge­tirmek için ellerinden geleni yapacakla­rını ve Kızılorduyu, Fransa'ya girdiği takdirde bir kurtarıcı gibi karşılayacak-laını söylemişti, önceden Thorez'in Mos-kova'daki efendileri Kızıl Çarlara yaran­mak için yaptığı küstahça bir ihanet ilâ­hı teî'âkki edilen bu hareketin, plânlı bir komünist taarruzu olduğu artık anlaşıl­mıştır. Çünkü arkasından italya komü­nistlerinin elebaşısı Togliatti ve Alman komünist liderlerinden bîri de aşağı yu­karı aynı şeyi tekrarladılar. Onları da İn­giliz Komünist Partisi Genel Kâtibi Pol-lit takip etti. Bu kızıllaşmış İngiliz de, kendisine Theroz ile Togliyaati'nin son beyanatları hakkında ne düşündüğü so­rulunca, Sovyet Rusya iie İngiltere ara­sında harb çıkarsa grevler orgunaze ede­ceğini ve Sovyetler Birliğine karşı harbe mâni olmak için, bir hareket konseyi ku­racağım söylemiştir.

Kızıl Çarlığın, kendi emirberlerine yap­tırdığı bu taarruz, yalnız Fransa, italya ve îngiltereye de münhasır kalmamış. Fransız Fasmdaki komünist partisi de, Fas Sultanına bir mektup yazarak, Fasm Atlantik Paktına girmesi ihtimaline karşı resmî surette protesto da bulunma­sını istemiştir.

Sovyet Rusya'nın, Pretoria'daki konso­losluğu vasıtasiyle cenup Afrika ittihadı Dominyonunda ve Belçika Kongosunda da komünist propagandası ve tahrikleri yaptırdığı hakkında haberler gelmekte­dir. Hindistanda da komünist propagan­dası şiddetlenmiş, demiryolu ve posta iş­leri sendikaları grev tehdidinde bulun­muşlardır. Bombay eyaleti hükümeti, Hindistan komünistleri tarafından neş­redilmekte olan yedi haftalık gazeteyi kapatmıştır.

Diğer taraftan Fransız komünistleri fa­aliyetlerine devam etmektedirler. Pa­ris'in bir kapalı salonunda 18.000 komü­nist toplanarak bir nümayiş yapmışlar ve başta Thorez olmak üzere hatipler Fransa'nın hiçbir zaman Sovyet Rusya-ya karşı savaşmıyacagım tekrarlamışlar ve Birleşik Amerika'ya Avrupa kalkın­ma plânına, Fransız Başbakanına ve Sosyalist Partisi liderlerine hücumlarda bulunmuşlardır.

Amerikan komünistleri de, Moskova'nın emrettiği taarruza katılmaktan geri kal­mamışlar, bir beyanname neşrederek «Amerika Hükümeti, dünyayı harbe sü­rüklemeğe muvaffak olduğu takdirde, Amerikan Komünistlerinin Amerika em­peryalizminin güttüğü harb teşebbüsle­rini akamete uğratmak üzere bütün de­mokrasi kuvvetleriyle işbirliği yapa­caklarını» açıklamışlardır.

Uzun zaman ingiltere Dışişleri Bakanlı­ğında Umumi Kâtiplik etmiş olan Lord Vansittard, bu bu komünist taşkınlıkları hakkında şöyle demiştir:

Bu nutuklar Sovyet tazyikinin arttı­ğına delâlet eder. Bu kırattaki adamlar Avrupa kıtasının geri kalan kısmını isti­lâ etmesi için Stalin'e yaptıkları davetin Sovyet lideri tarafından kabul edilece­ğinden emin olmadan böyle konuşamaz­lar. Ciddi bir sebep olmasaydı onlar iha­netlerini açıklıyamazlardi.» Bu ciddi sebep, Kızıl Çarlığın şimal At­lantik paktına karşı iki cenahtan yaptığı taarruzdur. Sovyet Rusya, bu taarruzla batıdemokrasilerinegözdağıveerek paktın imzalanmasını Önlemek istiyor; fakat bu yanlış bir manevradır ve paktı imzahyan devletleri, bir an evvel anlaş­mayı imzalamağa sevkedeceği gibi Nor­veç ile Danimarka'nın tereddütlerini iza­le ederek onların da bu müdafaa manzu­mesine iltihaklarını bağlıyacaktır.

Dünya komünistlerinin, Sovyet Rusya^ tun emrinde birleştikleri bir sırada, bü­tün demokrat devletlerin de, komünistle­re karşı müdafaa paktlariyle işbirliği yapmaları lüzumu, artık kati bir zaruret halini almış bulunuyor.

Atlantik Paktını körietmek için sarfolunan gayret...

Yasan: Ömer Rıza Doğrul.

8 Mart 1949 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:

Batı devletlerindeki komünist parti li­derlerinin son hafta içinde birbiri ardın­ca, Sovyet Rusyaya arzı sadakat etmek lüzumunu hissetmeleri ve vatanseverlik hissini kökünden baltahyan bir takım demeçler vermeleri hâlâ 'hayretler uyan­dırmağa devam etmekte ve bu hayretler bazı memleketlerde müspet tedbirler al­mayı gereklendiren ciddiyet kazanmak­tadır.

Evvelâ Fransa'daki komünist lideri Tho-rez'in verdiği iğrenç demeçle başlıyan bu faaliyet, daha sonra İtalya Komünist lideri Togliatti'nin aynı tarzda hareket ederek Thorez'i desteklenmesiyle daha fazla dikkati çekmiş, İngiliz komünistle­rinin ve nihayet Amerikan komünistleri­nin aşağı yukarı aynı şekilde sözler söy­lemeleri bu demeçleri ardarda vermenin mürettep bir iş olduğunu ve bir takım hedefleri gerçekleştirmeyi gözetlediğini azçok açıklamıştı.

Bilindiği gibi bu sırada batı devletleri Atlantik paktını hazırlamakla meşgul­dürler. Bu paktı baltalamak için başvu­rulacak çarelerin ibiri, bu işe güvenen ve Atlantik paktından hayır uman milletle­re, hepsinin içinde büyük bir beşinci kol bulunduğunu, hu yüzden bu milletlerin Sovyet tahakküm ve genişlemesine karşı tam ,bir birlik içinde hareket etmiyecek-lerini, bilâkis Sovyetlerin icabında bu milletlerden her birinin içinde kendisini destekliyecek ve Kızılorduya yardım e-decek ıbüyük kuvvetler bulacaklarını his­settirmek, böylece Atlantik Paktının hiç bir işe yaramıyacağını ve Sovyetlerin siyaseti üzerinde tesir etmiyeceğini be­lirtmekti.

Bu yüzden başta Thorez olmak üzere batı dünyasındaki komünist liderler, Kı-zılorduya karşı sadakatlerini arzetmişler ve bu hareket tarziyle vatanlarına karşı her bağlantı hissinden mahrum oldukla­rım açığa vurmuşlardır.

Fakat bu hâdise, Atlantik Paktının ha­zırlanması ve başarılması üzerinde tesir etmemiş, yalnız ıbu vatan hainlerine kar­şı tedbir almak ve şerlerinden korunmak için [başvurulacak çareleri gerçekleştir­mek lüzumu kendini göstermiştir.

Amerika'da Başkan Truman, bu çeşit kimseleri vatan haini saydığım apaçık söylemiş. General Eisenhower memleke­tine bu derece bağlantısız olan kimseler hakkında «bunların burada yeri yoktur ve bunları aramızdan atmalıyız» demiş­tir. Diğer taraftan Amerika Meclisi de Amerika aleyhtarı olup bu çeşit faaliyet­lere karşı tedbir almak, hattâ şiddetli tedbirler almak ihtiyacını hissettiği gibi bu kimselere karşı alınacak tedbirler hakkında bir kanun tasarısı hazırlamak üzere ibir komite teşkil edilmesi karar­laştırılmıştır.

Diğer bütün memleketlerin de aynı şe­kilde hareket etmek ihtiyacını hissede­cekleri zerre kadar şüphe götürmez.

fakat fbu .çeşit tedbirleri almanın, Batı devletlerine münhasır kalacağını sanmak doğru olmaz. Belki bu cereyan bütün hür ve demokrat dünyayı kaplıyacak, bütün hür ve demokrat dünya, vatan hainliği­nin kökünü kurmak için her çareye baş­vuracak ve .Sovyet tahakküm ve tecavü­zü ile mücadele eden dünya, bu tahak­küm ve tecavüzün yardakçılarını da or­tadan kaldırmayı bir vazife sayacaktır. Çünkü bunların söyledikleri sözler, içle­rinde gizlediklerinin yalnız sathıdır. Bu­nun alt tarafı daha çirkin, daha bayağı ve daha iğrençtir. Zaten açıklanan kısım da, alt tarafı belirtmeğe kâfidir. Atlantik paktına gelince, ona ait konş-malar muvaffakiyetle devam etmekte ve pakt en son şeklini almaktadır. Yani Sovyetlerin paktı gözden düşürmek ve ıBatı memleketlerim esasen içinden fethetmiş olduklarını belirtmek için sarf ettikleri gayret boşa gitmiş, buna muka­bil bütün dünya milletleri gözlerini dört açmak ihtiyacını bir kere daha hisset­mişlerdir. Aleyte netice vermesi bekle­nen bir teşebbüs, daha fazla lehte netice vermiş ve dünyayı aydınlatmıştır.

Atlantik Paktının tekâmülüne doğru...

Yasan: Abidin Dav'er

11 Mart 1949 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:

ISovyet Rusyayı bir hayli sinirlendiren, hattâ endişeye düşüren Şimal Atlantik Paktı, artık son şeklini almış bulunu­yor. Pakta katılmakta olan 8 mernle-.ketin temsilcileri pakt tasarısı üzerin­de bir anlaşmaya varmışlardır. Pakta dâhil memleketlerden biri, taarruza uğ­radığı takdirde öteki devletler tecavüze karşı koymak için, silâha başvurmak mecburiyetini kaibul etmektedirler. Pak­ta dâhil 8 memleketten yani Birleşik Amerika, İngiltere, Kanada, Fransa, Belçika, Lüksemıburg; Holanda ve N.ov-veçten başka, italya, Danimarka, Por­tekiz ve İziandanm da ittifakla girmek istedikleribildiriliyor.

Önümüzdeki hafta 8 devletin baş­kentlerinde imzalanması beklenilen pakıt hakkında Anadolu Ajansının Wa-shingtondan aldığı şu haber, bizim için ehemmiyetle üzerinde durmağa değer: Görüşmelerin uzamış olmasına) sebep, söylendiğine göre, andlaşmanm Ak­deniz bölgesine doğru ve îtalyaya ka­dar uzatılması hususundaki fikir üze­rinde yapılmış müzakerelerdir. Atlantik Paktı metninin bu hafta içinde ilân edilmesi beklenmektedir Coğrafi vaziyetleri dolayısiyle Atlan­tik Paktına iştirak etmiyen Türkiye ile Yunanistan için de aynı zamanda bir beyanname neşredilecektir. Bu beyan­name gereğince Birleşik Amerika, İn­giltere ve belki de Fransa, Türkiye- ile Yunanistamn istiklâllerinin korunaca­ğını açıklayacaklardır.»

Bu. haber teeyyüt ederse, şimdi «Şi­mal Atlantik Faiktı» adı verilen tedafüi ittifak andlaşması, harbi önlemek ve barışı korumak yolundaki hedefine çok daha esaslı (bir şekilde varmak yoluna girmiş bulunacaktır. Fennin teraikkisi, artık dünyayı küçültmüşbür. O kadar ki artık Okyanuslar bile yarim günde aşı­lıyor. Bu yüzden coğrafi bölümler, eski ehemmiyetlerini kaybetmiştir.

Son günlerde bir üstün uçarfkale, ye­re İnmeden bir devriâlem seyahati yap­mış ve 37,000 kilometre kat etmek sure-üle dünya turunu 4 günde tamamlamış­tır. Uçağın hudut, zaıman ve mesafe mef humlarmı ortadan kaldırdığı bir zaman­da, dünyada barış ve harp, bir kül ha­lini almıştır. Böyle olunca da harbi ön­lemek ve barışı korumak için yapıla­cak müdafaa antlaşmalarının mahdut coğrafi bölgelere inhisar etmesi, nazari olacaktır. Nitekim, önce yalnız Batı Av~ rupaya şâmil olan müdafaa paktı, sonra daha genişleyerek Şimai Atlantik Paktı adını almış, Birleşik Amerika ile Kana­da da pakta dâhil olmuştur. Bir müd­det sonra, palktm hududu tekrar geniş­letilerek Norveç ile Danimarkayı da içine almıştır. Pakt imzalanmadan, şi­male ve cenuba doğru da uzanarak şi-malâe Izlandayı, cenupta Portektei içine alarak böylece Şimal Buz Okyanusun­dan Atlas Okyanusunun ortasına kadar gelmek üzeredir. Bu da kâfi görülmiye-rek A'kdenize de uzatılmak ve ttalyayı da pakta ithal etmek lüzumu belirmiş­tir. Nihayet Doğu Akdenize doğru da genişliyerek Türkiye ve Ytmanistam da istihdaf eden bir şekil alması düşünül­mektedir.

Yukarda bahsettimiz Washinıgton ha­beri gerçekleşirse coğrafi durumları bakımından Atlantik Paktına giremiyen Türkiye ile Yunanistan'ın istiklâllerini, paktın en büyük ve en kuvvetli İki devleti olan Birleşik Amerika ile İngil­tere garanti edeceklerdir. BeKki Fransa de bu garantiye iştirak edecektir. PaSttıa coğrafi bölgeleri aşarak Şimal Buz Okyanusu kıyılarından Doğu Ak­denize, Balkanlara, Karadenize ve Kaf-kasyaya kadar uzaması, gayet makul ve doğrudur. Okyanusların İsviçre göl­lerine benzediği, barış ve harbin bir kıül teşkil ettiği bir devirde, bir mü­dafaa paktının, elbette yalnız Atlantik kıyılarına münhasır 'kalmaması icap eder.

Bu paktın hedefi apaçık meydanda­dır ve Sovyet Rusya ile peyklerinin te­cavüzüne karşı korunmaktan ibarettir. Gaye, bu olunca, Kızıl blokun tecavüz-züne .mâruz memleketleri, coğrafi böl­geleri ve hudutları bir tarafa bıraikarak-topyekûn paktın şümulü içine almak Mi-izumu kendiliğinden tezahür eder. Böy­le yapılmazsa Sevyet Rusyaya açık te­cavüz kapıları bırakılmış olur. «Şu memleketlere tecavüz ederseniz hepimi­zi karışınızda toolursunuiz, ifakat 'diğer milletlere kaldırırsanız, seyirci kalırız» mânasına gelerek bir tedafüi ittifak, tecavüzü ve ıharfbi öniiyemez, Jbilâkis Kı­zıl Çarlığın cüret ve cesaretini artırır. Bolşeviklerin Stratejik tecavüz ftsti-' kametleri yalnız lskandina>vya ve Batı Avrupa değildir. Bu istikametler ara­sında Balkanlar, Akdeniz, Orta Doğu ve Uzak Doğu da vardır. Bu istikametler­den ve yollardan yalnız Avrupa'nın şi­maline ve Batısına gidenleri kapamağa teşebbüs edip diğerlerini, bilhassa en mü­him olan Balkanlar ve Akdeniz, yani Yunanistan ve Türkiye yollarım açık bırakmak, Atlantik paktının ruhuna ve gayesine uygun oılmaz. Bugünkü şartlar altında, bir Bolşevik tecavüzü gözönüne alındığı takdirde, en mühim stratejik istikametlerden bi­ri ve Jbellki birincisi, Türkiye ve Yuna­nistan üzerinden geçerek Akdenize inen yol olduğuna şüphe yoktur. Batılı müt­tefikler, tedafüi bir ittifak andîaşmasiy-le Şimal ve Batı Avrupa taarruz istika­metini kapadıkları, fakat Akdeniz yo­lunu acık bıraktıkları takdirde, Sovyet Rusya mn (bu açık yolu tercih ve bilhas­sa Türkiyeyi daha ıziyade tazyik! ve tehdit etmesii gayet tabiidir. Buna karşı alınacak tedbir, ya Birleşik Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan ve Türkiye'nin iştirak edecekleri bir Akdeniz.müdafaapaktıvücudagetirmek, yahut da, yukardaki Waıslhiınigtoıı haberinde [bildirilen şekilde Ibir ibeyan-name ile Türkiye "ve Yunanistanm istik­lâllerini garantil etmektir. Hattâ Iböyle foir garanti, ayrı ibir Aıkdeniz müdafaa paktı yapılmasına da pek lüzum 'göster­mez. Çünkü Akdeniz paktı ile Kızıl se­li durduitnaik yolunda kendilerinden hizmet beklenilen devletler, Türkiye ile Yunanistandır ve niltoassa Türkiyedir. Akdeniz 'devletlerinden îtalya, Şimal Atlantik paktına alındığı takdirde, îtalyaya karşı yapılacak 'bir tecavüz, bu pakta dâhili öteki devletleri de harbe iştirak ettireceği İçin İtalya zaten- ga­ranti edilmiş demektir.

Hulâsa, Şimal Atlantik paktının Akde-nize teşmil lile :bu pakt, igayesi bakımın­dan manalı ve makul (bir şefeilde tekâ­mületmiş olacaktır.

Atlantik Misakı...

Yazan: Hikmet Bayur

11 Mart 1949 tarihli «Kudret» An­kara'dan:

Bu misâkm imıbzası Ibir :gün meselesi olmuştur. Bununla şimdilik sekiz Amenika, Kanada, İngiltere, Fransa, Norveç, Belçika, Felemenk ve Luxen-'burg ve ihtiımal yakısı veya uzak toir gelecekte daha .dört devlet ((İtalya, Da­nimarka, İzlanda 've Portekiz) 'birbi­riyle'bağlanmışolacaktır.

Misaıkm esası, zaten filen- mevcut, ya­ni Rusya Avrupa devletlerinden (her naniği (birine tecavüz ederse Amerika'­nın yardıma koşacağı muhakkaktır de-nUebilir. Ancak [bugünkü şartlara göre taıbii olan bu 'durumun bir antlaşma ile teslbitinde pek 'büyült faydalar olduğu de. şüphesizdir.

Birinci fayda mânevidir. Avrupa hal­kı foir Rus saldırışına uğradığı takdir­de Amerika yardımına; 'güvenebileceği­ni ummakla (birlikte içten ibazi tered­dütler besleyebilir; Ibilihassa .komünist propagandacılarının da tesiri ile bu gibi duygular büyük çap alaibilir ve ortalıkta daimî !bir korku ve huzursuzluk yaratabilir. Misakm imzası 'bu gibi şüpheleri ortadan kaldıracaktır.

İkinci mânevi fayda Amerika'yı res­men Avrupa'ya ibağlamak olacaktır. Bilindiği giibi, şimdiye kadar ibu devlet kendisini bağlayacak antlaşmalar im­zalanmaktan -daima kaçınmış ve son âna kadar Dışişler hakkında vereceği kararlarda serbest (kalımak İstemiştir. Onun tuttuğu .bu yol ıbir takım isavaşcı hükümetleri cesaretlendirmiş ve aitll-gan olmaya sevıketmiştir4Meselâ 1939 da Hitler, Amerüka'nın da derhal sava­şa katılacağını ıbilseydi Lehistan'a çat-mazdi >ve büyük facia belki vuku bul­mazdı.

Tasarlanan Misakm imzası, yeni muh­temel saldırıcılara fair savaş çıkardık­ları takdirde ilk günden itibaren Ame­rika'yı karşılarında ^bulacaklarını hiç­bir tereddüde meydan bırakmiyaeak suretteanlatacaktır.

Aynı zamanda misaikın 10 veya 20 yıl gibi uzunca Ibir devreye şâmil olması Batı Avrupalıları bundan sonraki se­çimlerde acaba Amerika'da ibaşka tür­lü bir siyasa hâlkim olur mu? ıBu dev­let yeniden öbür kıtaların işleriyle idıgi-lenmekten vazgeçip ibizi kendi ihaliani-ze bırakır mı? igilbi :bir teredütten kur­tarır 've onları, fMisakm müddeti !bo-yunoa ölsün 'güven içinde yaşatıp (her­kesin kalkınma İşlerine çalışmasını ko­laylaştırır.

Misakm .maddi faydalarının en öneım-iileri şimdiden .müşterek savaş plânları yapılması, silâhların ve tabiyelerin Ibir-1 estiril m esi, gereken üslierin hazırlan­ması olacaktır. Bunlar ıbir IMisak ol­madan dahi iyapilabilir.se de onun ol­ması işli daha çok tabii ve hattâ izanın kılar.

Antlaşmaya Norveç'in katılması mi-sakcıîara lıem IBalltıik kapılarının (bir anahtarını sağlar, hem. de Kutup denizi yolu ite Rus Kuzey limanlarını tehdit edebilecek bir dayanak noktası temin eder, .Bu'ndan 'başka nispeten Rusya'ya yakın, (karadan zaptı son derece güç ve yüksek1 dağlarla kuşatılmış olmala­rı ddlaıyısiyle topçu ateşiyle savunul­ması daha kolay ıbir takım fhava üsleri sağlar.

Danimarka'nın ileride Misaka katılma­sı Baltık denizine giden yolun iki tara-fuıı da bağlaşıklara .temin ederse de bu .devletin Almanya'nın Rus bölgesi­ne çok yakınlığı dolayısiıyle ıbu işe ka­tılmaktan sakınmadı muhtemeldir. An­cak tarafsızlığın hiçbir devleti, Iher şe­yi göze almış olan saldırıcılardan koru-yamıyacağını son savaşlar gösterdiği (için Danimarka eğer 'böyle düşünürse .bizce yanlış !bir yol tutmuş .olur.

İzlanda'nın bu işe katılması Kutup yo­lu Üe Kuzeyden Rusya'ya yapılacak hava akınlarına yeni üsler temin eder. Portekiz'in Misaka girmesi ancak İs­panya'nın da işe katılmasiyle tamam-lanmış olur. iBu temin, 'edilince Pirene dağları, (Batı Avrupa'hlar için önemli ve Ren ırmağı zorlanırsa yeni ve aşıl­ması çok zor (bir müdafaa hattı teşkil eder. Amerikan ordularının Avrupa'ya taşınmasına ve hava kuvvetlerinin Rus sanayi bölgelerini ve başlıca kent­lerini harap ederek onun savaş muka­vemetini kırmcaya kadar Pirene dağ­ları Avrupa'Iılar için kuvvetli (bâr daya­nak 'olur. Bilindiği gibi ispanya bu işe hazırdı. Amerilka Genel Kurmayı da bunu istemektedir. ancaık General Fra.nkc'nun diktatörlüğüne karşı İngi­liz ve Fransız solcu partilerinde mev­cut olan düşmanlık .bu yolda adnm atıl­masını şiimdiye kadar imkânsız kılmış­tır.

İtalya'ya gelince, onum (Misaka katıl­masına başlıca iki engel vardır. Birin­cisi halkın savaştan nefret etmiş ol­ması ve ibir daha her hangi ibir mace­raya sürüklenmek istemesidir. İkinci engel sömürgeler meselesidir. Bilindiği gibi İngiliz ve Amerika'lüar Bingazi bö'igesinv' ve (Kızıl (deniz kıyılarındaki İtalyan sömürgelerini hava üssü bakı­mından önemlli "bölgeler sayıyorlar ve oralarını İtalyan'lara geri venmeği doğ­ru ıbulmuyorlar.

Eu engeller dolayısiyle belki italya'­nın Misaka katılması gecik efbülir.

Her haide Batı dünyası kuvvetleşmek ve teşkilâtlanmak yolunda yeni ibir merhale ikatetmek üzere olduğundan bütün barışseverler .memnun olmalıdır­lar.

Paktın silâhlanma programı...

Yazan : Ömer Rıza Doğrul

22 Mart 1949 tarihli «Cumhuriyet»'

İstanbul'dan:

Atlantik Paktının imzalanması artık bir gün meselesidir. Bu arada Batı Av-rupayı silâhlandırmak suretiyle dahilî ve haricî emniyete ikavuştunmayı hedef tutan, böylece Atlantik Paktını manalandıran diğer bir plân vardır. Brüksel Paktı devletleriyle Amerikanın askerî mütehassısları halen 'bu plân üzerinde çalışmaktadırlar. Onun da Amerikan kongresinde tasdik eedilmesi yakındır. Amerikan gazeteleri tarafından verilen malûmata göre bu mühim silâhlanma programı bilhassa iki hedefi gerçekleş­tirmek esasına dayanıyor:

a) Batı Av-rupamn Hahilî emniyetini,

b) Batı Av-rupanm haricî emniyetini ikorumak. Si­lâhlandırma 'programının ıbirinci safhası, tasvib edilmesini takib eden ilk senede, ikinci safhası da ikinci senede tatbik edilecektir.

Birinci safhadan maksat, komünistlerin Batı Avrupayı içinden fethetmek için çıkaracakları karışıklıkları karşılamak ve icabında bunlara en kesin darbeleri indirecek kuvvetleri hazırlamaktır. Bu kuvvetlerin 12 tümen olacağı anlatıl­maktadır. Bu işin foaşarılmasiyle Batı Avrupanm dahilî emniyeti kurtarılmış olacağı için ikinci safha başlayacak ve (bu safha sırasında, haricî ibir harbi ön­lemek için kullanılacak kuvvetler hazır­lanacaktır. Bunun için ikinci yıl içinde sekiz tümen daha kurularak tümenlerin sayısı yirmiye yükseltilecektir. Nihayet üçüncü yıl içinde on tümen daha kuru­larak otuz tümen hazırlanmış ve mü­kemmel bir surette silâhlanmış olacak­tır.

Acaba bu silâhlanma programı, Batı Avrupayı istilâya uğramaktan kurtara­bilir mi?.

Bu suale cevap vermeden önoe şunu da izah etmeliyiz ki, ibütün bu tümenier münevver askerlerden kurulacak, en mükemmel silâhları kullanacak, bol bol zırh ve topla mücehhez olacak ve üs­tünlüğü söz götürmez bir hava kuvve­tiyle desteklenecektir. Bu kuvvetin hedefi, Kızılorduyu, yardım yetişinceye kadar durdurmaktan ibarettir ve ileri sürülen kanaat onun -vazifeyi ifaya mu­vaffak olacağıdır. Mütehassıslara göre tou şekilde teçhiz edilen yirmi tünıenhk bir kuvvet dahil, Batı Avrupayı istilâya uğramaktan 'koruyabilir ve yardım ye­tişinceye kadar bu vazifeyi büyük bir muvaffakiyetle kaşanr.

Amerikan gazetelerinin verdiği malûmat ibu mealdedir. Fakat asıl mesele, bu programı tatbik için sarfedilmesi lâzım gelen paradır. Anlaşılan bu masraf he­nüz kesin surette tespit edilmemişse de şöyle böyle bir buçuk milyar dalar tu­tacağı tahmin olunuyor, bir milyardan aşağı olmıyacağı da muhakkak sayılı­yor.

O halde acaıba Amerikan Kongresi, bu muazzam masrafı kabul eder mi?

Amerikan Kongresinin Atlantik Paktını onaylaması beklendiği için onun lâzımı gayri mufariki olan. bu silâhlanma prog­ramım da kabul edeceğine muhakkak nazariyle bakılabilir. Çünkü Atlantik Paktının mana kazanması ve hakikat olarak yaşaması bu programın tatbikma bağlıdır.

önümüzdeki günlerde bu program geli­şecek, olgulaşacak ve şüphe yok ki sık elenerek dokunacak, belki bir takım kı­sıntılara ve kesintilere uğrayacak, fa­kat sonunda kemale erecektir. Eu program da apaçık gösteriyor iki, bü­tün Batı dünyasının hedefi, tecavüzî ma­hiyette değildir. Bilâkis tedafüidir ve onun tedafüi mahiyetini azamî vuzuhla belirtmek için ibu silâhlanma programı­nı açıklamak kadar kesin bir çare bu­lunamaz.

Demokrasi dünyası, tecavüz ve istilâyı aklından geçirmiyor, Bunu düşünenler yüzlerce tümenlik Kızılordular hazırla­yanlardır. Demokrasi ve hürriyet dün­yası, ancak istilâdan korunmak emelin­dedir. Ve onun her hal ve hareketi bunu

ispat etmektedir. Silâhlanma programı dahi...

Atlantik Paktı ve dünya sulhu...

Yasan: Asım Vs.

22 Mart 1949 tarihli «Yeni Gazete İstanbul'dan:

Atlantik Paktı Sovyet Rusya ile peykle­rinin iddia ettikleri gibi bir harb aleti midir, yoksa bir sulh vasıtası mı ? İmza­lanacak metni bütün dünya matbuatında olduğu gibi yayınlanan ve hiçbir gizü noktası bulunmiyan bu paktın sadece sulhu sağlamak maksadiyle tedafüi ola­rak hazırlandığı meydandadır. Fakat bu hakikati komünistlere kabul ettirmek mümkün değildir. İkinci Dünya Harbin­de Hitler'in orduları ingiliz ve Fransız­larla Batı Avrupa'da harbe tutuşmuş ol­duğu bir sırada Doğuda genişlemek sev­dasına tutulan Sovyetler Birliğinin Fin­landiya kendisine taarruz etti diyerek bu küçük memleketin üzerine çullandı­ğını bütün dünya biliyor. Mütearrız ken­disi olduğu halde taarruza uğradığını bu derece gülünç bir tarzda iddiaya cesaret edebilen bu devletten başka ne beklene­bilir ?

Sovyet Rusya Kominform vasıtasiyle Fransa ve İtalya gibi memleketlerde bir dahilî harb tahrikçiliğine başlamıştı. Ba­tı Avrupa memleketlerini bir Yunanis­tan haline getirdikten sonra buralara girmek için harb hareketlerine bile ihti­yaç kalmıyacaktı. Sadece Kızılordunun ileriye doğru yürüyüş yapması kâfi ge­lirdi, îşte Moskova Hükümetinin istediği bu tarzda bir fütuhat yapmaktı. Şimdi hazırlanan Atlantik Paktı ise komünist Rusyanm tahayyül ettiği bu harpsiz za­fer yolunu kapatıyor. Marşal plânının Batı Avrupa memleketlerine sağladığı iktisadi kalkınma buralarda her türlü dahilî harb tahrikçiliğinin teşebbüse geç­melerine imkân bırakmıyacaktır. Onun için Moskovanm gözünde Atlantik Paktı sulh değil, bir harb vasıtasıdır.

Marşal Plânını askerî tedbirler ile des-tekliyecek olan Atlantik Paktı Yalnız Batı Avrupa memleketlerini komünist Rusyanm istilâ tehlikesinden kurtar­makla kalmıyacak; Polonya, Çekoslo­vakya gibi Batı Avrupa ile sıkı surette iktisadi münasebetlerde bulunan memleketlere Moskova karşısında cesaretle konuşmak imkânını verecektir; belki de bir gün Sovyet Rusya'nın askerî ve ikti­sadi baskısına karşı bu memleketlerde mukavemet hareketleri meydana getire­cektir. Bu bakımdan istilâcı Sovyet Rus-yanm kendi hesabına Atlantik Paktını harb vasıtası gibi görmesi bir dereceye kadar haklıdır.

Fakat Atlantik Paktı imzalanır imzalan­maz dünya sulhunu temin edemez. Bu­gün için bir Rus tecavüzünü önlemesi kâfidir. Asıl sulh devresi Amerikan si­lâhları ile Batı Avrupanm teçhiz edildiği zaman gelecektir. Müttefikler o zaman sulh şartlarım Moskovadan bekîenıiye-cekler, Ruslara kendi sulh şartlarını bil­direceklerdir. Sovyet Rusya'nın sulh yo­luna gelip gelmiyeceği de o vakit anla­şılacaktır. Kuvvetli olan ihtimal o vakit sulhun kurulmasıdır. Yalnız bu sulh şim­di Avrupanm ortasında oları Rus demir perdesini bütün batı memleketleri üzeri­ne çeken sulh değil, bilâkis bu demir perdeyi eski Rus hudutlarına doğru geri iten bir sulüı olacaktır.

Atlantik Paktı nasıl gerçek­leşti...

Yasan: Ali Naci Karacan.

23 Mart 1949 tarihli «Tan» İstan­bul'dan:

Atlantik Paktına karşı kızıl Rusya'nın hiddet tepkileri kendilerini göstermeğe başladı. Moskova radyosu başta olmak üzere bütün kuyruk devletlere bağlı rad­yo istasyonları, iki saatte bir, hep aynı nakaratı tekrarlıyarak Atlantik Paktı­nın harbi önlemek değil, harbi tahrik et­mek gayesiyle yapıldığını ileri sürüyor­lar. Bu klâsik, bayat, artık modası geç­miş Rus manevrasının üzerinde durmağa dahi lüzum yoktur. Amerikalı ayan âza­sından birinin pakt münasebetiyle pek doğru olarak söylediği gibi Rusya, At­lantik paktiyle, yalnız ektiğini biçmiştir. Bundan iki yıl evvel bir Atlantik paktı yapmak ve Rusyamn karşısına büyük devletlerin yer yer sıralandığı silâhlı bir saf halinde çıkmak Amerikalıların ak-Imdan bile geçmiyordu. Hattâ onlar, At­lantik paktı şöyle dursun, Rusya ile Al­manya meselesini her görüşmelerinde, Stalin ve Molotof'a harbi kazanan müt­tefikler arasında barışı korumak için kırk elli senelik saldırmazlık paktları yapmayı teklif ediyorlardı. Ruslar, bu tekliflerin hepsini reddettiler. Bir taraf­tan Avrupayı içinden yikmaya çalışmakla kalmadılar, diğer ta­raftan, müttefikleriyle aralarına bir demiı- perde çekerek bu perde gerisinde kalan bütün kuyruk devletleri, Moğolistan'ın ve Şimalî Kore'nin kukla hükümetleri de dâhil olmak üzere, ayrı ayrı ahitlerle kendilerine bağlamak poli­tikasına giriştiler. Bu ahitler, Pasifik kıyılarından Garp kapılarına kadar mu­azzam bir askerî - siyasi blok halinde uzanıyordu. Bir taraftan bu blokun ya­ratılması, diğer taraftan Birleşmiş Mil­letler Kurulunun yirmi defadan fazla kullanılan vetolarla felce uğratılması, Amerİkayı, nihayet karşı bloku hazırla­maya zorladı. Onun için Kremhn'in kızıl diktatörleri Atlantik Antlaşmasının ha­zırlanmış ve aşılmaz bir set halinde ni­hayet karşılarına dikilmiş olmasına mut­laka kızmak ihtiyacını duyuyorlarsa, bundan dolayı, Amerikalılardan evvel ibu müdafaa kalesinin en büyük yapıcı­ları olan kendilerine kızmaları lâzım ge­lir. Eser, Hitler'in başına gelenlerden ib­ret almıyan, doymak bilmiyen, gözünü her karşısına çıkan milletin canına diken Rus akimin, Rus fazla kurnazlığının öz eseri, hattâ şaheseridir.

Atlantik Paktının ilk çekirdeğini, ikinci Dünya Harbinin bitmesinden az sonra, İngilizlerle Fransızlar arasında Dun-kerk'te imzalanan muahede teşkil eder. tkinci safta, bu muahedeyi imzalıyan İngiliz ve Fransız komşulariyle Belçika, Holanda ve Lü<ksemiburg-'un Brüksel'de Batı Devletleri anlaşması adı verilen paktı imza etmeleri safhasıdır. Pakt Bürüksel Paktını imza ettikleri zaman dahi, bu beş devlet, yaptıkları karşılıklı yardım anlaşmasının Şarktan geîeeek bir tecavüze dayanamiyacağı, paktın te­sirli olabilmesi için Amerikan yardımını sağlanması gerektiği noktasında birlik­tiler.

İngiliz, Fransız, Belçika Dışişleri Bakan­larının ısrarlı müracaatları, Amerikayı bir .karşılıklı yardım fikine çekmekte ge­cikmedi ve Atlantik Paktı bu müracaat­lar ve dilekler sonunda şekillendi. Ame­rikalılar Üçüncü bir dünya harbine mâni olmak için Avrupa müdafaasının teşki­lâtlandırılmasından başka çare olmadı­ğını, bütün siyasi anlaşma teşebbüsleri­nin akim kalması üzerine, tamamen kav­ramış görünyorlardı. Almanya, Triyeste ve Avusturya'daki askerî işgal vaziyet­leri itibariyle Şarktan gelecek her hangi bir taarruzun ilk hedefini yine kendileri teşkil edecekleri düşüncesi tasavvurun gerçekleşmesini hızlandıran sebeplerden ıbirini teşkil etti. Amerika, paktın yapıl­masına karar verince eski dünya ile yeni dünya arasında bir bağ teşkil eden Ka­nada aynı fikre kazanıldı ve tasavvur müzakere safhasına girdi. Kanada'nm Atlantik paktına girmeyi kabul etmesi kutup mıııtakasmı ve en yukarıyı, buzlu şimal yollarını emniyet altına almak ba­kımından başlı ıbaşma mühim bir hâdise teşkil etmekte idi. Daha sonra Norveçle Danimarka'nın pakta katılmak fikrini kabul etmesi, müdafaa çemberinin o kıs­mındaki eksik halkaları yerine koyarak Rusya'yı yukardan çeviren sargıyı ta­mamladı. Anlaşılıyor ki, bundan sonra da italya'nın pakta alınıp alınmaması meselesi bir çok münakaşa mevzuu oldu. Birleşik milletlere dâhil olmaması, pak­tın içine alınarak silâhlandırılma yardı­mından faydalandırılması hususlarını ileri süren, İtalya'nın vaziyetinin umumi bakımdan Yunanistanla Türkiye'nin va­ziyetine bağlı olduğunu söyliyen bazı devletlerin itirazlarına rağmen, neticede Amerikanın münasip görmesi, îtalyanın da pakt içine alınmasına kâfi geldi.

Paktm şimdiye kadar gecikmesi Tru-manm ibu muahedeyi seçimleri kazana­rak ve Amerikan milletinin güvenine dayanarak yapmak arzusundan ileri gel­miştir. Amerikayı harbe sokabilecek bir kararı ancak kongre verebileceği için otomatik işliyecek bir müdafaa maka-nizmasmm bütün arızalardansıyrılmış en kuvvetli şekilde kurulması tercih edilmiştir.

Yıllardan beri Rusların demir perdeleri-ne hep kâğıt ve kadife perdelerle karşı gelen Anglo-Saksonlar, artık Atlantik paktı ile, derinliğe ve kademeli bir mü­dafaa sistemi yoluna giriyorlar. Bütün bu antlaşma, Nihayet Birleşik Milletler Anayasasına uygun olarak ve Güvenlik Meclisinin kadrosu içinde yapıldığına gö­re, Birleşmiş Milletler topluluğuna dâhil, fakat Atlantik Paktının dışında kalan diğer hür ve demokrat milletleri de ko­ruyacak ek antlaşmaların sistemi ta­mamlaması tabiatiyle beklenir. Ancak o zaman, yalnız bir kısım dünya değil, fa­kat bütün dünya, tecavüze karşı geniş bir nefes alacak ve mütecavizin her nevi oyun kâğıdı elinden alınmış olacaktır.

Norveç'in müstesna siyaseti.

Yazan: Ömer Rıza Doğrul.

26 Mart 1949 tarihli İstanbul'dan:

Norveç milleti, son günlerde hakikaten müstesna bir cesaret göstermiş ve bütün hür ve medeni dünyanın takdir ve sev­gisini tekrar kazanmıştır. Norveç, küçük bir memlekettir ve Sovyetler Birliğiyle hududu olan bir memlekettir. Sovyet birliği, istediği her an bu memleketi çiğ-niyebilir. Fakat bu memleket hür insan­lar memleketidir. Bu hür insanlar de­mokrasiye alışık olan ve demokrat yaşa­mayı her şeyden üstün tutan insanlardır. Bu insanlar gayeleri ve hedefleri demok­rasiden ayrılmamak ve mütecaviz bir a-zmlığm zorbalığına baş eğmemektir.

Norveç milleti kendini emniyetsizlik için­de görüyor ve bu emniyetsizlikten kur­tulmak istiyordu. Fakat dediğimiz gibi kendisi Sovyetler Birliğiyle hududu olan bir memleketti. Bu yüzden Sovyetler Birliğine boyun eğmesi ve ve idarei mas­lahat siyasetine güvenmesi, köprüyü g-3-çinciye kadar ayıya dayı demesi icap ediyordu. Norveç milleti ve hükümeti bu şekilde hareket etmiş olsaydı dünyada hiç bir kimse onumuahezeedemezdi.

Çünkü bir sürü mecburiyetlere boyun iğmek, kendinden, kat kat üstün kuvvet­lere karşı hayat icaplarına göre davran­mak ıstırarında idi.

Fakat bu şerefli millet bu şekilde hare­ket etmedi ve bütün bu mecburiyetlere, ıbu ıstırarlara rağmen, müstesna bir ce-cesaret gösterdi. Yani her şeyi, her ihti­mali, istiia edilmeyi ve çiğnenmeyi göze aldı ve idarei maslahat siyaseti gereğin­ce değil, fakat şerefli ve namuslu bir millete gereken bir tarzda yaşamayı; de­mokratlık eslsarına ve demokrasi mües­seselerine sonsuz saygı ve inanç ifade eden, hattâ bu uğurda Ölümü hor gören bir feragatla hareket etmeyi tercih etti ve Sovyet Rusya ile anlaşmayı değil, Atlantik Paktına girmeyi kabul etti.

Bu yüzden .Sovyet Rusya kızarmış ve ha­rekete geçermiş.. Kızabilir ve harekete geçebilir.

Yahut Norveç bütün hayatını ve varlığı­nı tehlikeye maruz bırakırmış bırakabilir.

Fakat Norveç'in yapamıyacağı bir şey varsa Rusya ile bağdaşmak ve ona bağ-lanmaılttır. O da bunu yapmamış ve en kötü ihtimalleri hesaplıyarak yapmamış­tır.

Bu hal ve hareket Sovyet Rusya hesabı­na en kötü propagandadır. Çünkü bir komşusunun istilâya uğramayı dahi göze alacak derecede mukadderatını ona bağ­lamaktan çekinmesi, onun içyüzünü be­lirtmek için ciltlerle kitaptan daha çok tesirlidir.

Norveç, Sovyet Rusyaya karşı ihtiyar ettiği durumla bu ciltlerle kitabı bütün insanlık âlemine bir içim su gibi sunmuş ve bütün insanlık âlemi bu bir içim suyu damla damla içmiştir.

Danimarka'nın aynı şekilde hareketi, şüphe yok ki Norveç kadar takdire de­ğer. Fakat, Norveç asıl örnektir ve bu yolu açmak şerefi ona aittir.

Çok şükür ki devrin bütün materyaliz­mine rağmen insanlık İçinde demokrasi ve hürriyet gibi gayeleri hayattan dahi üstün tutan mlillteler vardır ve bunlar insanlığın alnını ağartmaktadır.

Atlantik Paktı Rus demir per­desi önüne dikilen bir atom per­dedir...

Yasan : Asım

28 Mart 1949 tarihli «Yeni Gazete» İstanbul'dan:

Atlantik Paktı, Norveçin şimalinden foaşlıyarak Triyesteden geçmek üzere Mısır'ın Batı hududuna kadar çizilecek bir hat ile Avrupa kıtasını ve Akdenizi ükiye bölmüştür. Bu hattın batısında kalan Avrupa kıtası ve Akdeniz Atlan­tik Paktını imzalayan devletlerin ga­rantisi altındadır. -Herhanlgi :bis istilâ 'kuvveti bu ıhattın Batısında toir tecavüz hareketi yaparsa Paktı imzalayan ibü-tün devletleri karşısında "bulacaktır. Yani (Atlantik Paktı sadece Atlantik Okyanusunun sularında emniyeti sağla­mak için kurulmuş siyasi ve askerî bir tertip değildir. iBu tertip aynı -zamanda Avrupa'nın .Batısına tesadüf eden kara kısmı ile (Batı .ve Orta Akdeniz bölge­lerini de çerçevesi içerisine almıştır. Atlantik IPaktınm kurulmasında Berlin hâdiselerinin tesiri (büyüktür. iSovyet Rusyanm Berlin ile Batı Almanya ara­sındaki kara yollarını kesmesi eski. Al­man başkemdinden müttefik işgal kuv­vetlerimi çıkarmak için tbir tecrübe ha­reketiydi. Bu îıareketile İSovyetler Bir­liğini Avrupa kıtası üstüne girdiği de­mir perdeyi kaldırmak şöyle dursun, bilâkis istikametinde yürütmek ve Av­rupa IMİLleti "üzerindeki kontrolünü ge­nişletmek istediğini 4e göstermişti. Müt­tefikler Moskova'nın bu niyetlerini an­layınca şiddetle karşı 'geleceklerini 'an­latmağa mecbur oldular. Bu maksatla Berlin'in Bat', bölgesindeki iki buçuk milyon sivil halkı ve oradaki işgal kuv­vetlerini havadan besi iye çeklerini fiilen ispat ettiler. Bu defa hazırlanan Atlan­tik 'Paktı geç&n Temmuz ayındanberi hava yolları ile iaşe edilen Berlinin bun­dan sonra hiç ibir suretle terkedilmiye-ceğini ISovyetler Birliğine anlatan mu­azzam feir gösteridir.

'Filhakika Atlantik Paktının 6 ncı maddesi Avrupanın'herhangi b:ir noktasın­da ibulunan îngiliz Amerikan ve Pransız işgal kuvvetlerine nereden geilirse gelsin yapılacak bir tecavüz, paktı im­zalayan bütün detletler tarafından mu­kavemetle karşılaşacağını tesbit et­miştir. Şu halde Berlinin (Batısındaki işgal kuvvetlerinin vaziyetleri de yine bu pakt ile garanti edilmiş oluyor. Ve Avrupa kıtasını ortasından ikiye bölen Rus demir perdesi, karşısına atom ile desteklenmiş bir çelik perde dikiliyor. Atlantik Paktı kurulmadan evvel Sov­yetler (Birliği muhasara altında tuttuğu Eerlin içerisindeki müttefik işgal kuv­vetleri üzerine askerî bir tazyik yap­mağı kolayca göze alabilirdi. Böyle bir tazyik karşısında müttefiklerin IBerlin-den çıkıp gideceğini düşüneifoilirdi. Bu­gün .Atlantik Paktını İmzalayan sekiz devlet ile lıanbi 'göze almadıkça böyle bir tharekete geçemez.

Fakat Atlantik Paktının emniyet hu­dudu dSforveçten inerek Triyesteden ge­çen ve Afrika sahillerine kadar uzanan bir hat dle çizilmiş olduğuna bakarak 'bu hattın doğusunda kalan Türkiye ile Yunanistanm, hattâ İranın ihmal edil­diği mânası çıkarılmaz. Atlantik Paktı da dünya sulhunun kurulması 'bakımın­dan bir merhaledir. (Bu yolda ilk mer­hale Marşal Plânıydı. Sonra Batı Avru­pa iBloku yapıldı. iBatı Avrupa devletini tecavüze karşı birleştiren bu folok şimdi Atlantik Paktı İle sekiz devlete teşmil ediliyor ve emniyet hududu genişletili­yor. Şartlar tamamlanınca İliç şüphe yok, ıDoğu Akdeniz 'bölgesi de rejyonal Ibir paktla Atlantik Paktına bağlana­caktır.

Doğu Akdeniz bölgesini rejyonal bir em­niyet sistemi ile Atlantik Paktına bağlı­yacak yeni bir pakt hazırlanması bir za­man meselesidir. Arada geçecek zaman fasılası içinde Sovyet Rusya'nın Türkiye Yunanistan ve îran üzerine istilâ teşeb­büsüne geçmesi mümkün değil midir? Şüphesiz bu imkân yok değildir. Fakat Sovyetler Birliğinin böyle bir tecavüz hareketine geçmek için Değu Akdenizde ve Orta Doğuda büyük menfaatleri bu­lunan ingiltere ve Amerika île çarpışma­ğı, dolayısiyle harb hareketlerinin geniş­lemesi yüzünden Atlantik Paktı devlet­leri ile de çarpışmağı göze alması lâzım­dır. Bu itibarla Atlantik Paktı dolayı-siyle Doğu Akdeniz ve Orta Doğu em­niyetim de desteklemektedir. Atlan­tik Paktının menfaatler bakımın­dan ikmal edilecek ıbir eser olduğunu an­lamak için bu paktle açık kalmış gö­rünen Doğu Akdenizden başka .bir de Uzak 'Doğu dünyası bulunduğunu ve bu tarafa ait emniyet işlerinin dahi henüz ele alınmadığını hatırlamak İkâfi gelir.

YABANCI BASINDAKİ YANKILAR.


İtalyan gazetelerinin Atlantik Paktı hakkındaki yazıları:

Roma gazeteleri başlıklarında İtalyamn Atlantik Paktına girmesi meselesinin bâr referanduma tabi tutulması yolunda Nenni tarafındanilerisürülen teklifi bilhassa kaydetmekte ve Yarımadanın muhtelif şehirlerinde yapılan tezahür­lerüzerinde İsrarladurmaktadırlar. Bir taraftan müstakil ve sağcı gazeteler !bu tezahürleri muhalefet partilerinin ha­reketini başka bir alana çekmek gaye­sini güden bir manevra olarak gösterir­ken, öte yandan müfrit solcu gazeteler bu tezahürleri halkın hislerinin serbestçe ifadesi olarak telâkki etmektedirler.

Sosyalist «Acanti» gazetesi bu konu et­rafında şunları yazmaktadır.

«Sosyalist Partisi bugün terkedilmiş programlarla 18 Haziran 1948 de parla­mentoya yerleşen çoğunluğu devirebile­cek ve millî menfaatleri koruyabilecek kabiliyette geniş bir cephe yaratmak için anayasanın hududu içinde her çareye başvuracaktır.

öte yandan komünist temayüllü (İl Pae-se) 'gazetesi ibisazat Hiristiyan Demokrat Partisi içinde çıkan ayrılıkların hüküme­ti zayıflatacağı fikrindedir.

îsiyan Demokrat Partisinin sol temayül­lü organı olan «Liiberta» gazetesi her şeyden önce bir parti vazifesi mevcut olduğuna işaretle, paktın otomatik mahi­yetine ait görüş ayrılıklarını zikretmek­te, İstilâdan sonra nasıl kurtulmak im­kânları olacağının değil, istilânın nasıl Önüne geçilebileceğinin bilinmesi gereke­ceğini belirtmektedir. Nihayet müstakil Momenti ve Messager gazeteleri Atlan­tik paktını müdafaa etmektedirler. Atlantik Paktı karşısında İtalya'nın durumu hakkında Times Gazetesi­nin yazdıkları:

«Times» gazetesi İtalya'nın Atlantik paktı karşısındaki durumunu inceliyerek şunları yazmaktadır:

Brüksel paktı devletleri istişare komis­yonu Roma hâdiselerinden şu dersi al­malıdırlar: Çaibuk hareket etmek, bil­hassa askerî kudret meseleleri üzerinde durmak ve güdülen hedefin barışı koru­mak olduğunu unutmamak.

Times gazetesi, İtalyan Meclisinde mağ­lûp olan komünistlerle Nenni grupu sos­yalistlerinin mutat usullere başvurmaya yani Mecliste değil de sokaklarda ve fabrikalarda muhalefet etmeğe karar verdiklerini belirtmekte ve makalesine şöyle devam etmektedir.

Roma hâdiseleri, Milano ve diğer sanayi şehirlerinde çıkan grevler, komünistlerin Atlantik paktına karşı gelmek için kul­landıkları usullerin ifadelidir. Bütün bu gösterilerin en tehlikelisi, Nenni'nin, sol­cu partilerin pakta engel olmak için bü­tün imkânları kullanacakları hakkında geçen Cumartesi günü yaptığı beyanat­tır.

Atlantik Paktı hakkında Tas Ajansı Vâşington Muhabirinin yazısı:

Tas Ajansının VaŞington muhabiri, At­lantik paktının yayınlanmasına karşı ilk Sovyet tepkisine tercüman olmakta ve şunları yazmaktadır:

:Sovyet Dışişleri Bakanlığı tarafından 29 Şubat 1949 da yayınlanan demeçte daha o zaman Atlantik Paktının Birleşik Amerika ve İngiltere'nin idareci çevrele­rinin taarruz siyasetinin başlıca silâhı olduğu belirtilmekteydi. Yayınlanan me­tin bu görüşü tamamiyle teyit etmekte­dir. Paktı hazirlıyanlar, takip edilen sulhçuamaçlar ve BirleşmişMilletler statülerine sadakat hakkında hakikate uymıyan "cümlelerle, Birleşmiş Milletler statüsiyle gayri kabili telif olan Atlantik Paktının taarruzi mahiyetini gizlemeğe çalışmaktadırlar. Pakt metni, siyasi ve askerî bir mahiyettedir. 2/İra pakta dâhil olan memleketlerin silâhlı kuvvetlerinin, bir askerî harekete girişmek üzere .bir­leştirilmesini ve bu yolda askerî bir ko­mite kurulmasını derpiş etmektedir.»

Atlantik Paktının Fransız basının­daki tepkileri:

Atlantik Paktı bu sabahki Paris bası­nında bittabi başlıca tefsirlere konu teş­kil etmekle beraber bu husustaki fikir­ler ayrılmaktadır.

Franc Tireur gazetesi bu Atlantik itti­fakının muhtelif veçhelerini biraz şüphe ile incelemekte ve başlığında «bunun ce­saret verecek bir mahiyette alması için fazla taahhüde girişîldiğîni» yazarak şöyle devam etmektedir:

Eğer seçmemiz lâzım gelseydi, yeni as­kerî antlaşmanın 14 maddesini intihap etmezdik. Seçeceğimiz şey, her türlü stratejik vesayetten kurtulmuş ve içti­mai hürriyet ve terakki içinde kendi bir­liğine müteveccih bir Batı Avrupa'nın sulha itimat etmesi olurdu.

komünist ıHumanİIe gazetesi, daha ke­sin bir tavurla bunun «Sovyet Rusya, Birleşmiş Milletler ve her türlü demok­ratik harekete karşı bir har.b makinesi» olduğu kanaatini belitmekte ve şu ih­tarda bulunmaktadır. «Fransız milleti hiç bir zaman yabancı süngüsünün memlekete istenilmiyen bir emri ve yapamıyacağı bir harbi kabul ettirmesine razı olmamıştır. Millet için­den gelen en kuvvetli bir dalga hamlesi ile hürriyeti, demokrasiyi ve barışı mü­dafaaya karar vermek zorundadır ve bu yolda verilecek her türlü kararın parlâ­mento tarafından tasdikma mâni olmak için her şeyi yapmalıdır»

«Her ne olursa olsun Atlantik paktı silâh ve malzeme bakımından iki veya üç yıl­dan evvel kuvvetlendirilemiyecektir. O zamana kadar mevcut ahvalin düzelmiş olması da muhtemeldir ve mademki hickimsenin derhal bir harb istemediği ta­raflarca kabul edilmiştir, o takdirde bi­zim için daha ümit beslemekte mahzur yoktur.

Epoque gazetesi, barış duygusunun tel­kin suretiyle harb havasım estirmeğe ça­lışan Kremlin'in genişleme istidadını tam yerinde durdurabilecek yegâne mu­kabil tedbirlerin bu paktın akdi olduğu­nu belirtmekte ve şöyle demektedir:

Sovyet Rusya, eski devirlerin «barış is­tersen savaşa hazır ol» gibi felâketli bir vecizesinin mefhumuna avdet suretiyle medeniyetin geriye dönmesinin tabii ne­ticesi olarak bu pakt ile meydana çıkan dünyanın parçalanması sorumluluğunu tarih muvacehesinde çok ağır bir şekilde taşıyacaktır.

Figaro gazetesi de kuzey Atlantik itti­fakını her şeyden önce «kendilerini teh­dit eden tehlikelerin mahiyetini nihayet anlamış bulunan milletlerin meşru mü­dafaa zihniyeti içinde birleşmek yolun­da yaptıkları bir hamle» telâkki etmek­tedir.

Gazetenin başyazarı makalesini şöyle bi­tiriyor:

Bir çoklarından sonra yeni bir plajtonik hareketten başka bir şey olmıyan barışçı bir iradenin teyidinde tam manisiyle mutabık ve tesirli bir teşkilât halinde görünmek suretiyle bundan daha açık bir ifade kullanamazdı.»

Atlantik Paktının İtalyan basının­daki tepkileri:

Roma'daki başlıca gazeteler ve Hükü­met basını Atlantik paktı metninden ve Hükümete italya'nın Atlantik paktına girmesi için müzakerelere iştirak salâ­hiyetini veren parlâmentonun oyundan memnun görünmektedir.

«Mesajerio» gazetesine göre, memleket Hükümete müzaharet etmiş ve paktı, Avrupa sulhunu ve tesanüdü sağlıyan bir vasıta olarak karşılamış, .parlâmento müzakerelerinin sonunda muhalif tema­yüller hezimete uğratılmıştır. Gazete şunları ilâve etmektedir: «Umumi efkâr, harb bertaraf edildiği takdirde paktın İtalya'nın dünya birliğine dönüşünü ve sulh antlaşmasının göz­den geçirilmesi havası içine girişi ifade ettiği kanaatindedir. Bir dünya harbi vukuunda ise umumi ef­kâr ne olursa olsun yalnız kalmıyacağı-mızı biliyor.» Momento gazetesi Atlantik paktını San-fransisco şart, vecibe ve prensiplerine uydurulmuş sıkı bir itimat olarak telâk­ki etmektedir. Tempo gazetesi, paktın Brüksel paktının ve hattâ son zamanlarda Sovyetler Bir­liği ile peykleri arasında varılan bazı an­laşmaların bir kopyası, olduğu fikrini ileri sürerek bunun «sulhu teminat altı­na alacak kuvvetli bir alet» olduğunu yazmaktadır. Öte yandan Hristiyan Demokrat Partisi gazetesi «Popolo» beslediği sulh arzusu ve çok büyük fedakârlıklarla elde edilen ve İtalyan milletinin selâmeti için bütün kuvvetini vererek kurtarılması lâzım ge­len sağlam ve serbest demokrasi rejimi­ni takviye etmek azminden dolayı Baş­bakan De Gasperi'ye partinin itimadını ifade etmek istediğini yazmaktadır.

Sosyalist Avanti gazetesi ise, 342 sayla­vın harbin müsebbipleri ve 170 inin de sulhun müdafileri olarak tarihe geçecek­lerini» yazmakta ve müfrit solcu parti­lerin hezimete uğratıldığını fakat mille­tin vicdanında galip çıktıklarını belirte­rek şunları yazmaktadır: «Harb ve muahede başka şeylerdir. Harb milletler tarafından yapılır Hükümet ise ancak harbi ilân etmekten başka bir şey yapamaz.»

Nihayet Komünist Partisi gazetesi, pak-tm metnini incelemekte ve. bunun Batı basınında şimdiye kadar yapılan her tür­lü tahminleri geçen bir vehamet arzetti-ğini söylemektedir.

Sol temayüllü Paese gazetesi de «Faşist-mürteci - hükümetinin dünkü oyla müs­takil bir dış siyaset gütmekten sarfına­zar ettiğini ve mutlakıyet ve hattâ daha fenası, faşizm siyasetine dönüldüğünü soyliyerek yazısına son vermektedir:

AtlantikPaktınınİngilizbasının­daki tepkileri:

— Londra:

Bu sabaihki İngiliz tazelerinin başyazı­ları Atlantik /Paktına hasredilmiştir.

Manchester iGuardian Gazetesi, IStalin'in pakt hakkındaki tehlikeli hayallerinin tahakkuk edip etmiyeceğmi, kestirmenin İmkânsızlığına işaret etmekte ve «Fo-litbüro, paktın, Sovyet siyasetinin tabii bir akılbeti olduğunu anlaması lâzım­dır» demektedir.

Muhafazakâr Yorkhire IPost Gazetesi aynı konuda şunları yazmaktadır: ISon harpten sonra herkesin ulaşmak istediği sulh beklendiği şekilde tahak­kuk ettir il ememişse bunun, sorumlusu kimdir? bütün hata, Güvenlik Konse-yindeki veto hakkını suiistimal eden ve bu suretle tehdit altında bulunan devletlerin Birleşmiş Milletlere olan inancını sarsan ISovyet hükümetüıindir. (Milletlere yeniden itimat telkin edilmek isteniyorsa, hiç olmazsa şimdilik müş­terek 'bir 'güvenliğin tesisi ica<p eder. Atlantik (Paktı ise 'bu güvenliğin tesisi­ne yarayacak yegâne hal çaresidir.

Tiımes Gazetesi Atlantik Paktının or­taya çıkardığı Savunma Komisyonunun kuruluş prensibini incelemekte ve şun-lan yazmaktadır;

Her üye memleket imkânları dâhilinde, müşterek gaye için çalışmalıdır. Atlan­tik paktı Avrupa'ya sağlanan bir Ame­rikan garantisi veya Avrupa memleket­lerinin ellerinde buunan silâh miktarının kontrolü için Amerika tarafından ileri süülmüş bir vasıta değildir. Atlantik paktı, en zayıfların olduğu gibi en kuv­vetlilerin de ikü'çülükleri yenmeleri ve gayrelerini bulunmalarım icap ettirecek müşterek bir teşebbüsdür.

Muhafazakâr Daily Telegraph şöyle yaz­maktadır :

Atlantik Paktı sadece müstevlilere karşı yapılmış bir antlaşmadır, Kremlin'in bu antlaşmaya karşı duygusu Sovyetlerin istilâ niyetleri beslediğinin en bariz de­lilidir. Hepimiz Rusya'nın, birbiri ardın­dan hür milletlere ne şekilde el koymuş olduğunu biliyoruz. Bitaraflık, bombalar düşmeye başladığı andan itibaren bir hayaldir. Bütün memleketler Atlantik Paktının bundan böyle bir hakikat oldu­ğunu görmekie sevinmelidirler.

İşçi Partisinin gazetesi-olan Daily Herald diyor ki:

Bu vesika dünyaya istikrar ve sükûn bahşetmektedir. Pakt, imza eden devlet­lerden birine karşı girişilecek silâhlı bir tecavüzü önlemek için yapılmıştır.

Muhafazakâr Daily Mail gazetesi pak­tın batı medeniyeti tarihinde "bir dönüm noktası teşkil ettiği fikrini ileri sürmek­te ve şunları yazmaktadır:

Batı devletleri medeniyeti Rusya'nın teh­didine maruz bulunduğu için bu memle­ketlerin mütecavizleri geriye püskürt­mek maksadı ile birleşmeleri icap etti. Liberal News Chronicle İse paktın, aynı ideoloji sahibi memleketlerin mevzii bir şekilde birleşmelerinden başka bir şey olmadığını yazmakta ve şöyle demekte­dir:

Bazı hükümetler milletler camiası içinde birleşmeyi reddetmemiş olsalardı Atlan­tik paktı meydana gelmezdi. Bu antlaş­manın bazı kara kamsatlara âlet olduğu zehabında olanlara verilecek cevap bu­dur.

Atlantik Paktının Brüksel basının­daki tepkileri:

Bu saıbah Brüksel gazetelerinden bazı­ları Atlantik paktım tefsir etmektedir. Muhafazakâr La Libre Belgique gaze­tesi, Birleşik Amerika tarafından girişi­len taahhüdün ehemmiyetini belirttikten sonra şöyle yazmaktadır:

Sovyet emperyalizmi karşısında bir mâ­ni dikmekle Atlantik paktı bir harb teh­likesine yol açmıyor bilâkis, böyle bir tehlikeyi bertaraf ediyor.

Fransız «Laterne» gazetesi, şunları ya­zıyor:

«Sovyet Rusya'nın bu antlaşmaya mâni olmak için her şeyi yaptığı tahmin edilir. Zira anlaşma, günün birinde hâkimiyeti­ni Atlantik kıyılarına uzatmak için bes-liyebileceği bütün ümitleri imkânsız kıl­mıştır.»Komünist «Drapeau Rouge» gazetesi «harb» grupu Atlantik Paktı metnini neşretti başlığı altında yazdığı yazıda, Atlantik paktı konseyi merkezinin Bü-rüksel'de kurulacağı yolundaki haberi yorumlayarak şöyle devam etmektedii:

«Bürüksel paktını imza eden beş devlet genel kurmayının genişletilmiş şekli ola­cak olan bu konsey tam mânasiyle as­kerî bir teşekküldür. Bu teşekkülün muhtemel olarak Brüksel'de yerleşmesi Belçika'yı Sovyetler Birliğine karşı harb hazırlığına girişen bir merkez haline so­kacaktır.»

Atlantik Paktının Çekoslovak bası­nındaki tepkileri:

Komünist Partisinin gazetesi Rude Prano müstesna, Çekoslovak gazetelerinin hepsi takriben bir sütunlarını Atlantik Paktına ayırmaktadır. Bütün başlıklar Paktın «taarruzî mahiyette olduğunu, Birleşmiş Milletler Mİsakiyle uzlaşamıyacağı» ve 'âkit devletleri Birleşik Ame­rika'nın «emrine» soktuğunu belirtmek­tedir. Tefsirciler üçüncü maddeyi çok ehemmiyetli bulmakta zira bunun batılı milletlerin şiddetle yeniden silahlandırıl­masına müncer olacağını yazmaktadır­lar.

Çiftçi Partisinin gazetesi olan Zemlelsko Nouveny Sovyetler Birliğini halkçı cum­huriyetlere bağlıyan anlaşmalar ile At­lantik Paktı arasında münasebet tesis eden yegâne gazetedir. Gazete şunları yazmaktadır:

Atlantik Paktı, âkit devleteri yalnız Al­manya'nın veya Almanya'nın da dâhil olacağı bir birliğin taarruzu karşısında . müdahaleye mecbur kılan bu anlaşma­ların vasfı olan tedafüi bir mahiyet ta­şımaktadır. Atlantik paktı, Sovyetler Birliğine müteveceüh bir ittifakır. Bu su­retle, Berlin - Roma mihverinin giriştiği taarruzlara temel teşkil eden kominfor-ma aleyhtarı pakta benzemektedir.

Pakt hakkında Amerikan basınının tepkileri:

Nevyork Times ve Nevyork Herald Tri­büne gazeteleri Atlantik paktına dair yazılarında böyle bir paktın aktedilmiş image008.gifolmasından duydukları memnunluğu b3-yan etmektedirler.

New-York Herald Tribüne şunları yazı­yor;

Kuzey Atlantife Paktı bizatihi dünyada barışı ve istikrarı sağlayamaz. Onun da istisnaları ve hudutları vardır ve 'bunlar­ın dışında [büyük devletlerin Kuzey At­lantik camiasının müştereüt kuvvetlerine meydan okuyamıyacakları hususunda her ne suretle olursa olsun emin bulunu­lamaz. Fakat pakt bir çok milletlerin, barışın müdafaa edilmeğe değer bir şey olduğu hakkındaki düşüncesini ve günün birinde bir mütecavizin onları Hitler'in takip ettiği usul dairesinde birer birer yere vurmasına mâni olmak kararlarım ifade etmektedir. Bu kararda salbit ka-hndığı müddetçe pakt kuvvetini muha­faza edecek ve tecavüze girişmek niyet­leri de bu nispette azalacaktır. Üye dev­letlerden hangisinin olursa olsun antlaş­manın kendisine foahşeylediği himayeyi suiistimale kalkması, sadece pakta mün­demiç ahkâm öolayısiyle değil, fakat is­tihdaf ettiği güvenlik ve genişlemem gayeleri sebebiyle Kendiliğinden yok olacaktır.

Gazete yazışma şöyle son veriyor: Komşuları hakkında saygı göstermesini bilen bir milletin pakttan endişe duyma­sına mahal yoktur. Bunda bir tehlike gö­renler vicdanları sakin ohnıyanlardır.

New-york Times'e göre, bu gazete Atlan­tik paktiyle dış siyaset bahsinde Ameri­kan anenevi politikasında çok esaslı bir değişiklik olduğu zanmna kapılanlara şiddetli bir cevap vermekte ve şunları yazmaktadır:

Pakt, Amerika'da her şeyden masun bir hayat geçirmiş bulunan bazı kimselerin belki sanacakları gibi Batı Avrupa'yı müdafaa iğin bir tedbir değildir. Bilâkis, bizzat Amerikalıların nazarında pakt Birleşik Amerika'nın korunması husu­sunda alınmış bir tedbir olması itiba­riyle tamamiyle haklı görülmektedir. Zi­ra Amerikan toprakları ve Amerikan kıtaları, Atlantik .kıyılarındaki herhan­gi başka bir .millet kadar bugün silâhlı tecavüzlere maruz bulunmaktadır. Bun­dan başka, Acheson'un da belirttiği gibi yarım asırdan kısa bir zaman içinde iki cihan, harbinin verdiği tecrübe ile de­mokrasiler geride bıraktıklarını müda­fa için birleşmiyecek olurlarsa, birbir­leri ardısıra sükut edeceklerini öğrenmiş bulunuyoruz.

Gazete yazısını şöyle bitiriyor: İşte bu muayyen vakıadır ki sadece At­lantik Paktiyie temsil edilen ananevi A-merikan politikasındaki değişikliği değil fakat aynı zamanda demokrasilerin si­lâh deposu olarak Birleşik Amerika'nın yapması gereken mütemmim fedakârlık­ları da haku gösterecektir.

Pakt hakkında United Press Muha­birinin yorumlan :

Unüted Press Ajansının diplomatik mu­habiri, Atlantik paktının husule getirdi­ği durum hakkında, şu yorumları yap­maktadır :

Dünya komünizmine karşı kesin surette vaziyet alan, ve fakat, coğrafi durumları dolayusıyle Atlantik paktı haricinde kal­mış bulunan memleketlerin ekserisi, bir antlaşma sils il esiyle Batı Devletlerine iltihak etmek arzusundadırlar.

Bu gayeye, ya umumi bir ittifak akdi suretiyle, veyahut, birbirlerine bağlı ola­cak mevzii antlaşmalar aktiyle varıla­bilir. Bu iki usulden, ikincisi, yani mevziî antlaşmalar sistemi daha fazla rağbet kazanacak gibi görülmektedir. Bu su­retle evvelâ, Çin'de komünist yayılmala­rı karşısında, komünizm tehditleri altın­da bulunan Asya milletleri ile, Pasifik adaları devletleri arasında, bir birlik teş­kili derpiş olunabilir. Saniyen, Türkiye, Arap devletleri ve tsraili içine alacak 'bir Orta-Doğu Palktmm akdi nazarı iti-ıbara alınabilir. Nihayet, bir Kuzey Ak­deniz Pak'tı, İspanya, Yunanistan ve ica­bında Türkiye'yi de ihtiva edebilir. Bu şöküdeki .mevziî anlaşmalar sistemi le­hinde bulunanlar, komünizme karşı bir müttehit cephe arzetmek lüzumunu ileri sürmektedirler. Bunu takviye etmek için serdettikleri esbabı mucibe de, fikirle-rince, bu cephenin hali hazırdaki eksik­liklerini, ancak böyle bir sistemin ta-mamhyacağ;ı merkezindedir. Şu ciheti belirtmek lâzımdır ki, hali ha­zırda böyle bir cephenin kuruluşuna şa­hit olmaktayız. Atlantik paktı haricinde kalmış bulunan Türkiye İle Yunanistan'a gelince, bir Akdeniz anlaşmasına doğru adımlar atılmış bulunmaktadır. Şunu da kaydetmek lâzımdır ki,îngilizParlâmentosu muhafazakâr üyelerinden Ri-char'd Butler. Pasifik Pahtım dikkat nazarına almakla beraber, «Türkiye ve Yunanistan'ı korumak için» bazı tedbir­ler düşünmesini de Hükümetten talep eylemiş bulunmaktadır. .Dışişleri Bakanı Mr. Bevin «Türkiye ile Yunanistan'ın unutulmıyacaklarmi temin etmiştir.»

VIII —AVRUPA BİRLİĞİ KONSEYİ.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


7 Mart 1949

— Londra:

Reuter'in Diplomatifc Muharriri bildiri­yor:

İyi haber alan çevrelerden -bugün açık­ladığına göre, Batı Birliği devletleri, Avrupa Konseyi statüsünü tanzime -memur on millet toplantısını sağlamak maksadiyle ibu hafta içinde gerekli da­vetiyeleri göndereceklerdir.

Brüksel Faiktı devletleri Daimî Komis­yonunun Cumartesi g-finü Londrada yaptığı toplantıdan sonra bu karara va­rılmıştır.

Bundan başka yetkili kaynaktan 'bildi­rildiğine göre daimî komisyon, toplan­tı sırasında, Kuzey Atlantik Paktı mese­lesinigözden geçirmiştir.

10 memleket toplantısının muhtemel olarak, bu ay • içinde Paris'te yapılma­sına inti-zar edilmektedir. Toplantıya iştirak edecek memleketler, Batı Birliği­nin beş devletinden başka Danimarka, Norveç, İsveç, İrlanda ve italya'dır.

28 Mart 1949

— Londra:

Gayesi, komünistler hariç olmak üzere, bir «Birleşik Avrupa Devletleri» kur­mak olan, Avrupa konseyine ait teferru­atı incelemek üzere 10 Avrupa memle­keti büyük elçilerinin, bugün Londra'da bir toplantı yapacakları haber verilmek­tedir.

Büyük elçiler, Avrupa Konseyinin Ana­yasasını hazırlıyacaklardır. Bu, Avrupa birliğine doğru atılmış büyük bir adım demektir.

Bugünkü toplantıya temsilci gönderen memleketler şunlardır:

İtalya, İrlanda, İsveç, Danimarka, Nor­veç, İng-iltere, Fransa, Hollanda ve Lük-semfourg.

Bu memleketlerin ekserisi, komünistleri, tasarlanan teşkilâtın haricinde bırak­mak kararında dırlar.

29 Mart 1949

— Londra:

Avrupa Konseyi hakkında görüşmelerde bulunan Onlar Konferansı, dün 4 saatlik bir toplantı yapmıştır. Konferans çalış­malarına bugün öğleden sonra gizli cel­sede devam edecektir.

15 gün devam edecek olan konferansın neticede ancak bir hafta süreceği sanıl­maktadır.Zira beş eski üye ingiltere,

Fransa ve Benelüks memleketleri tara­fından hazırlanan Avrupa Konseyi Sta­tüsü hakkındaki projede bulunan esas prensipler «:beş yeniler» yani üç iskandi­nav memleketi ile İtalya ve İrlenda ta­rafından kabul edilmiştir.

Konferansın halletmesi gereken teferru­at arasında «On» ların ilk Avrupa Parlâ­mentosunda ne şekilde temsil edileceği meselesi de bulunmaktadır.

IX — TEK BİR DEVLETİ

OLAYLARIN TAKVİMİ.


10 Mart 1949

— Atina:

Sırp, Bulgar ve Yunan Makedonyalarmı ihtiva eden tek bir Makedonya Devleti­nin ihdası için Yunan Komünist Partisi Merkez Konseyinin anlaşmalar akdettiği yolundaki haberlerin «Hür Yunanistan» Radyosu tarafından, tekzibi münasebe­tiyle, Atina Ajansı «N. O. F. Slav - Ma­kedonya teşkilâtının hareketine faal su­rette iştirak ettiklerini yalanlamak mak-sadiyle, Yunan komünistlerinin sarfetti-ği gayretin muvaffakiketsizliğe uğradı­ğım» bildirmiştir.

Bu meyanda, Atina Ajansı, Nikolas Zaharyades'in N. O. P. dahilindeki faali­yetlerinin, «Yunan Komünist Partisince yapılan tekzibi tamamen çürüttüğünü» ilâve etmektedir.

31 Mart 1949

— Londra:

Yunanistan'daki Komünist Çeteci Rad­yosunun bildirdiğine göre Yunan Kamü-nist liderleri ve Yunanistan, Bulgaristan ve Yugoslavya'dan gelen MaikedonyalıAyın Politik ve Ekonomik

Olayları

TÜRKÎYE:İÇERDE

OLAYLARIN TAKVİMİ.


1 Şubat 1949

— Ankara :

Birleşmiş Milletler gıda ve tarım organı zayonu (F. A. Ö.) Avrupa bölgesi tem­silcileri Mr. A. H. Boerma, Mr. Van Ho-utte, Mr. Chambart Howe, Mr. Moskovitz, Miss Tsougas ve Mr. Cameron'dan müte­şekkil bir heyet bu sabahki ekspresle şehrimize gelmiş ve garda Tarım Bakanı adına Özel Kalem Müdürü Sadi Tanrıkut ile Bakanlık Amerikan Yardım Bürosu Başkam Mehmet Ali Bağana tarafından karşılanmıştır.

Bir müddet Ankara Palas'ta istirahat eden heyet üyeleri saat 10 da Tarım Bakanı Cavit Oral tarafından kabul edilerek, Bakanla yarım saat kadar süren bir gö­rüşmede bulunmuşlardır.

— Ankara :

Dün sabahtan beri şehrimizin misafiri bulunan Doğu Atlantik ve Akdeniz Ame­rika Deniz Birlikleri Komutanı Oramiral Hîchard L. Conolly şerefine bu akşam saat 18 de Amerikan Yardım Heyeti De­niz Grubu Başkanı Amiral Seetle tara­fından Süreyya Pavyonunda bir kokteyl verilmiştir.

Kokteylde Genelkurmay Başkan Vekili Orgeneral Nuri Yamut, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Muzaffer Tuğ-savul, Genelkurmay Hava Kurmay Baş­kanı Korgeneral Fevzi Uçaner, Millî Sa­vunma Bakanlığı Hava Müsteşarı Korge­neral Muzaffer Göksenin, Genelkurmay Deniz Kurmay Başkanı Tümamiral Ne­cati Özdeniz, Genelkurmay Eğitim Yar-başkanı Tümgeneral Rüştü Ardelhun, Ankara Garnizon Komutanvekili Tuğge­neral Behçet Türkmen, Millî Savunma Bakanlığı Deniz Müsteşarı Tacettin Ta-layman ile Amerikan Büyükelçiliği ve Yardım Heyeti mensuplariyle Türk ve Amerikan subayları hazır bulunmuşlardır.

2 Şubat 1949

— Ankara :

Amerikan Doğu Atlantik ve Akdeniz De­niz Birlikleri Komutanı O rom îr al Richard L. Conolly bugün saat 13.30 da Karpiçte bir öğle yemeği vermiştir.

Yemekte, Millî Savunma Bakanı Hüsnü Çakır, Genelkurmay Başkan Vekili Or­general Nuri Yamut, ikinci Başkan Or­general Muzaffer Tuğsavul, Millî Savun­ma Bakanlığı Baş Müsteşarı Orgeneral MahmutBerköz,GenelkurmayDeniz Kurmaybaşkam Tümamiral Necati Öz­deniz, Millî Savunma Bakanlığı Deniz Müsteşarı Tuğamiral Tacettin Talayman ile Amerikan Büyükelçisi Mr. Wadsworth, Amerikan Yardım Heyeti Deniz Grubu Başkanı Amiral Seetle, Hava Grubu Baş­kanı General Hoag, Kara Grubu Başkanı Mc Bride ve yüksek rütbeli Türk ve Ame­rikan Subaylar hazır bulunmuşlardır.

—Ankara :

İki gündür şehrimizde bulunmakta olan Doğu Atlantik ve Akdeniz Amerikan De­niz Birlikleri Komutanı Oramiral Richard, L. Conolly ile Bayan Conolly ve Ameri­kan Deniz Heyeti bu akşam saat 19.20 de eksprese bağlanan özel bir vagonla İs­tanbul'ahareketetmiştir.

Conolly ve refakatindeki heyeti istasyon­da Genelkurmay ikinci Başkanı Orgene­ral Muzaffer Tuğsavul, Genelkurmay De­niz Kurmay Başkanı Tümamiral Necati Özdeniz, Genelkurmay Eğitim Yarbaşkanı Tümgeneral Rüştü Erdelhun, Millî Savun­ma Bakanlığı Deniz Müsteşarı Tuğamiral Tacettin Talayman Genelkurmay Haber Alma Başkanı Albay Kemal Menderes ile Amerikan Büyükelçisi Mr. Wadswort, Amerikan Yardımı Deniz Grubu Başkanı Amiral Seetle, Hava Grubu Başkanı Ge­neral Hoag, ile yüksek rütbeli Türk ve Amerikan subayları tarafından uğurlan-mış ve trenin kalkmasından evvel Bayan Yamut Bayan Conolly'e iyi yolculuklar dilemiş ve bîr buket vermiştir.

—Ankara :

(F. A. O.) Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Organizasyonu üyelerinin de işti­rakiyle dün teşekkül eden komisyonlar bugün saat 10 da Ekonomi ve istatistik Komisyonu İstatistik Umum Müdürlü­ğünde, gıda ve tarım komisyonları da Ta­rım Bakanlığında toplanarak çalışmalarına başlamışlardır.

3 Şubat 1949

—Ankara :

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bugün Çan­kaya Köşkünde, memleketimizde incele­melerde bulunan (F. A. O.) Milletlerarası Gıda ve Tarım TeşkilâtıHeyetini kabul Beden Terbiyesi adına Verilen cevapta da yapılan samimi spor temasları ve ge­mide görülen iyi kabulden dolayı bütün subaylara ve mürettebata teşekkür edil­miş ve misafir Amerikan sporcuları üç defa o sagol» diye bağrılarak selamlaşmıştır.

Saat 18 de grup, misafirlere iyi yolculuk temenniederekTarawa'danayrılmıştır.

4Şubat 1949

—İstanbul ;

27 Ocak'tan beri memleketimizde misafir bulunan, Amerika'nın Doğu Atlantik ve Akdeniz Filosu Başkomutanı Amiral Ric-hard L. Coholly ve maiyeti bu sabah saat 10 da Yeşilköy alanından kalkan özel askerî bir uçakla Washington'a ha­reket etmiştir.

Amiral Conolly Yeşilköy alanında Birinci Ordu Müfettişi Vekili Korgeneral Şahap Gürler, İstanbul Deniz Komutanı Munci Ulhan Deniz Komutan Muavini Albay Edip Sehsuvaroğlu ve İstanbul Merkez Komutanı Reşit Erkman tarafından uğurlanmış ve başta bando bulunan as­kerî bir kit'a ihtiram resmini ifa etmiştir. Limanımızda bulunan Amerikan filosu­nun Sancak Gemisi Columbus bu sabah saat 8.30 da Selâniğe müteveccihen ay­rılmıştır.

Tarawa uçak taşıt gemisi ile Howkiny ve Buckley muhribleri yarın sabah saat 8 de limanımızdan ayrılacaklardır.

5Şubat 1949

—Ankara :

Yeni Rum Ortodoks Patriği Athenagoras, bu sabahki Anadolu Ekspresiyle İstan­bul'dan şehrimize gelmig ve garda içişleri Bakanı adına Özel Kalem Müdürü Fethi Sansür ile mihmandarlığına tâyin edilmiş bulunan Belediye Yazı İşleri Müdürü Naki Taki Gürkök tarafından karşılan­mıştır.

—Ankara :

Bu sabah şehrimize gelmiş bulunan yeni Rum Ortodoks Patriği Athenagoras, Baş­bakan Şemsettin Günaltay'ı, ve İçişleri Bakanı Emin Erişilgil'i makamlarında zi­yaret etmiştir.

— Ankara :

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü İstanbul Rum Ortodoks Patriği Athenagoras'ı sa­at 11.30 da kabul etmiştir. Patrik samimi duygularını ve iyi dileklerini Cumhur­başkanımıza Türkçe bir hitabe ile ifade etmiştir. Hitabenin metni ayrıca neşro­lunmuştur. Bundan başka, patrik, Başkan Trumanın Türkiye için hayranlığını ve onun Cumhurbakanı için beslediği bü­yük dostluğu nakletmiştir. Cumhurbaş­kanımız, Patrik Athenagorasa, Amerika' daki faaliyetlerini yakından, memnuni­yetle takip ettiğini ve Amerika'ya uğra­mış olan her Türk vatandaşından, yük­sek vasıflarını ve Türk vatanına bağlı­lıklarını daima işitmek ile bahtiyar ol­duğunu söyliyerek, kendisi hakkındaki samimi dileklerini,' takdir ve dostluk hislerini ifade ve teyid eylemiştir. Cum­hurbaşkanı, Amerika Devlet Başkanından kendisini takdim eden kıymetli bir mek­tup aldığını ve şifahi mesajının da pek ziyade memnuniyeti mucip bir dostluk eseri olduğunu ve Başkan Trumana ay­rıcacevapvereceğinisöylemiştir.

Ayrılırken, Patrik, maiyetini Cumhurbaş­kanına takdim etmiştir.

— Ankara :

Bu sabah şehrimize gelmiş bulunan Rum Ortodoks Patriği Athenagoras saat 15.30 da Diyanet İşleri Başkanı Hamdi Akse­ki'yi makamında ziyaret etmiştir.

7 Şubat 1949

— Ankara :

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bugün sa­at 18 da Çankaya'daki Köşklerinde iti­matnamesini takdime gelen Romanya Büyük Elçisi Ekselans Mösyö Dimitru Oteanu'yu mutat merasimle kabul bu­yurmuşlardır.

Bu kabul esnasında Dışişleri Bakanı Nec­mettinSadakdahazırbulunmuştur.

14 Şubat 1949

— Ankara :

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bugün saat 16.30 da Çankaya'daki Köşklerinde madnamesinitakdimegelenyeniYugos- Federative Halkçı Cumhuriyeti Biiyük Elçisi Ekselans Monsieur Ljubo-mir Radovanoviç'i mutat merasim ile, ka­bulbuyurmuşlardır.

Bu' kabul esnasında Dışişleri Bakan Ve­kili Nurullah Esat Sümer de hazır bu­lunmuştur.

16 Şubat 1949

—Naslıhan :

Toprak Ofis tarafından ihtiyacı olan va-. tandaşlara kilosu 32 kuruştan verilmek üzere üremize 500 ton buğday tahsis edilmiştir. Bumiktarm 100 tonu şimdiden Sincan Köy İstasyonundan ilçeye taşın­mayabaşlanmıştır.

Piyasadan buğdayın kilosunu 45 ile 47 kuruş arasında almak mecburiyetinde bulunan çiftçiler bu hayırlı işi şükranla karşılamışlardır.

21 Şubat 1949

—Ankara :

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bugün saat 16.30 da Çankaya'daki Köşklerinde iti matramesni takdime gelen Bulgaristan Halkçı Cumhuriyeti Elçisi Ekselans Möso Yordan Tchobanov'u, mutâd merasim ile, kabul buyurmuşlardır. Bu kabul esnasında Dışişleri Bakanlığı umumi kâtibi Büyük Elçi Fuad Carım da hazır bulunmuştur.

24 Şubat 1949

—Ankara :

Hükümetimizle Norveç Hükümeti ara­sındabir müddettenberiAnkara'dacereyan etmekte .olan ticaret görüşmeleri sona ermiş ve 24 Şubat günü saat 17 de Türkiye ile Norveç arasındaki ticaret ve ödeme anlaşması ile ekleri, Dışişleri Ba­kanlığı Genel Sekreteri Büyük Elçi Fuat Carım ile Norveç'in Ankara Elçisi M. Kroghhansontarafındanimzalanmıştır.

İmza merasiminde Dışişleri Bakanlığı Ticarî Daire Umum Müdürü Fatin Zorlu, Umum Müdür Muavini Satvet A-nal, Şube Müdürü Mahmut Dikerdem, Maliye Bakanlığı temsilcisi Nuri Kınık, Ticaret Bakanlığı temsilcisi Kâmuran Ye­tiş, Türkiye Cumhuriyet Merkez Banka­sı temsilcisi Resad Aksan. Norveç Elçi­lik erkânı hazır bulunmuşlardır.

7 Mart tarihinden yürürlüğe girecek olan anlaşmaya göre, ticari mübadele her iki memleketin genel ithal ve ihraç rejimle­rine uygun olacak ve ödemeler her mem­leketin kendi millî parası ile yapılacak­tır. Hesap parası Amerikan dolarıdır. Ödeme anlaşmasında 200.000 dolarlık karşılıklı bir finansman haddi kabul edil­miştir. Bu haddi aşan mikdarlar, İngiliz lirası üzerinden, iki memleket Merkez Bankaları arasında mutabık kalınırsa başka bir para ile ödenecektir. Anlaşma süresinde taraflardan birinde bakiye ka­lacak olursa, bakiye 6 ay zarfında borç­lu tarafından mal ihracı suretiyle ve bu müddet sonunda İngiliz lirası ile tasfiye edilecektir. Ayrıca Norveç Hükümeti önümüzdeki 15 ay zarfında memleketimizden 500.000 dolar kıymetinde tütün satın alınmasını temin için gerekli tedbirleri almayı da taahhüt eylemektedir.

BELGELER.

B. M. Meclisinin 3 Şubat toplantısı:

— Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugünkü oturumunda Niğde Milletvekili İbrahim Refik Soyer'İn Maliye Bakanlığından sözlü sorusunun müzakeresi sırasında alt kat samiin locasında dinleyicilerden birisi Arapça ezan okumaya baş­lamış ve bu hareket Meclis Umumi Heyetinde büyük bir hayreti mucip olmuştur. Meclis polisleri derhal müdahale ederek bu şahsı locadan çıkarır­ken ayni locada diğer bir şahıs da Arapça ezan okumaya başlamış ise de bu da yakalanarak derhal locadan çıkarılmıştır.

Bu münasebetle bugünkü Meclis müzakerelerinin sonunda Başkan Vekil­lerinden Feridun Fikri Düşünsel, hadise ve bu şahıslar hakkında şu açık­lamada bulunmuştur:

Başkanın yüksek heyetinize arzettiği gibi, bugünkü içtimain başında alt kat samiin locasında Muhittin Ertuğrul isminde biri tarafından Arapça ezan okun­maya başlandı, onu müteakip emniyet memurları kendisini dışarı çıkarır­larken Osman Yasin isminde diğer biri tarafından Arapça ezan okunmaya başlanmıştır. Muhittin Ertuğrul Devlet Demiryollarındaki vazifesinden üç dört ay evvel ayrılarak tarikat işleriyle uğraşmakta devam etmiş bir adamdır. Osman Yasin'e gelince, Ticani Tarikatının müfritlerinden biridir. Aslen Çu­buklu olup Solfasıl Köyünde oturur, tarikat propagandası yapmakla meş­guldür. Bunlar muhtelif zamanlarda Eskişehir, Ankara'nın kaza ve köylerin­deki camilerde Arapça ezan okuduklarından dolayı adalete verilmiş ve mah­kûm olmuşlardır. Bunlar şimdi Ankara emniyetine teslim edilmişlerdir ve haklarında kanunî takibat yapılmaktadır.

Ahmet Remzi Yüreğir(Seyhan)— Şuurlarında bir şey var mı?

Feridun Fikri Düşünsel(devamla)— Şuurlarında birihtilat asarı olduğu

meşhut değildir.

(ikisinin birden bulunuşu bir tesadüf eseri midir?Sesleri).

Bunlaraiki kart ayni arkadaş tarafından verilmiştir. Bu kartlar elimdedir. Kütahya Milletvekili İhsan Şerif Özgen tarafından verilmiştir. Kartlardan birisi doğrudan doğruya Kütahya'lı olduğu için birisine isim yazılarak ve­rilmiş diğeri de boş olarak verilmiştir, (demokrat, sesleri). Hakkı Gedik (Kütahya)Böyle şeyler karıştırmayalım. Ekrem Oran (İzmir) Ben de olsam verirdim.

Feridun Fikri Düşünsel (devamla) Hayır böyle bir şeyi mevzubahis et-miyelim. Yalnız şunu tebarüz ettireyim ki bu kartlardan ikisi de ayni zata

verilmiştir. Birisi doldurulmuş birisi ise imzalanıp yeri boş bırakılarak ve­rilmiş ve bu adam tarafından arkadaşının ismi yazılarak bu adama verilmiş­tir. Bu vesile ile şunu huzurunuzda tebarüz ettirmek icabediyor ki, isim­lerin daima arkadaşların kendileri tarafından doldurulması ve tesadüfe bırakılmaması icabı mantık olur. Maruzatım budur.

B. M. Meclisinde 1949 yılı bütçe müzakereleri:

— Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün Şükrü Saraçoğlu'nun başkanlığında yaptığı toplantıda 1949 yılı bütçesini müzakereye başlamıştır. Bu münasebetle Maliye Bakanı ismail Rüştü Aksal bütçenin heyeti umumi-yesi üzerinde şu açıklamada bulunmuştur :

Muhterem arkadaşlarım, Genel muvazeneye giren daireler ve katma bütçeli idarelere ait 1949 yılı bütçe tasarıları yüksektetkik ve tasvibinize erzdilmiş bulunmaktadır. 1949 bütçesi hakkındaki izahatıma başlamadan önce bu yıl tahaddüs eden ve parlâmento hayatımızda şimdiye kadar rastlanmıyan bir vaziyete kısaca temas etmek isterim. Bildiğiniz gibi bizden evvelki hükümet tarafından ha­zırlanıp Büyük Meclise sunulmuş olan bütçe tasarısı henüz kanunlaş­madan hükümet tebeddülü vuku bulmuştur. Bu tasarı üzerinde bir taraftan bütçe komisyonunca yapılan tetkiklerin zamanında] ikmal edilememesi ve diğer taraftan hasılatı bu bütçenin varidat tahminlerinde yer alan vergi ta­sarılarından üçünün kanunlanmaması yüzünden de Ocak ve Şubat aylarında muvakkat bütçeler çıkarılması zarureti hasıl olmuştur.

Böyle bir zamanda ve hepinizin malûmu bulunan şartlar altında mes'uliyet deruhte eden hükümetiniz, programında da açıkladığı üzere Büyük Mecliste beliren temayülleri gözönünde tutarak müzakere safhasında .olan kazanç, yol ve lüks vergileri tasarılarını geri almış ve üçüncü bir muvakkat bütçeyi bertaraf etmek maksadiyle hareket ederek zaman ve imkânın müsaadesi nis-betinde bütün gayretini bu üç verginin geri alınmasından doğan 80 milyon liralık boşluğu izale etmek hususuna teksif etmiştir. Bu husustaki çalışma­larımız devam ettiği sırada yol programını aksatmadan yürütmek için ben­zinin kilosundan 11 kuruş vergi alınmasına dair yapılan teklif Büyük Mec­lisin yol dâvamıza verdiği değerin bir ifadesi olarak kanunlaşmıştır.

Bizden evvelki hükümet tarafından takdim edilmiş bulunan bütçe tasarısı­nın ihtiva ettiği gelir tahminlerinde üç vergi tasarısının geri çekilmesinden azalan 80 milyondan bir kısmı akaryakıt yol vergisinin getireceği hasılat ile kapanmış ve geri kalan miktarın bir taraftan 1948 in sona ermesiyle gelir tahminlerinin bazı kalemlerinde tezahür eden artışlar nazara alınmak ve diğer taraftan giderlerde bazı tertip ve kısıntılar yapılmak suretiyle telâfisi imkânı hasıl olmuştur.

1949 bütçesi üzerinde bu hal ve şartlar altında yapmak zaruretini hissetti­ğimiz tadil tekliflerini yeni hükümetinizin karşılaştığı istisnaî durumu ve betahsis zaman unsurunu gözönünde tutarak büyük bir anlayışla kavrayan ve intaç eden bütçe komisyonunuza bu vesile ile huzurunuzda şükranlarımı ifade etmeği bir borç bilirim.

Arkadaşlar,

Üç vergi tasarısının geri alınmasından doğan boşluğun izalesi için yeni hü­kümetinizce yapılan tertip ve kısıntıların mahiyet ve müfredatı gerek tadil tekliflerine ait hükümet gerekçesinde ve gerek bütçe komisyonunun rapo­runda etraflı bir şekilde ifade ve izah edilmiş olduğundan ayni hususları burada tekrar ederek kıymetli vakitlerinizi israf etmek istemem. Ancak şu noktayı belirtmekte fayda vardır ki tadil tekliflerini bizden evvelki hükü­met tarafından takdim edilmiş bulunan bütçenin umumi bir revizyonu şek­linde telâkki etmek ve ona göre muhakeme yürütmek isabetli olamaz. Bu tadil tekliflerinin maksat ve hedefi vergi tasarılarının geri alınmasından do­ğan boşluğu izale etmek ve ilk şeklindeki muvazene durumunu idame et­mekten ibarettir.

Bu izahatımla ayni zamanda ikinci Hasan Saka Hükümeti tarafından takdim edilmiş bulunan bütçe tasarısının hüviyetinde esaslı bir değişiklik vukubul-madığını ifade etmiş oluyorum.

Şimdi yukarıda kısaca işaret ettiğim değişikliklerle yeni hükümetinize inti­kal eden bütçenin tahliline geçiyorum.

49 bütçesinin şekli:

Arkadaşlar,

Bütçelerin şekli, her memleketin bünyesine icraî ve teşriî kuvvetlerin kar­şılıklı münasebetlerine ve nihayet her memleketin bütçeyi alâkalandıran ana kanunların koydukları kaidelere göre farklı sima taşır. Bu itibarla büt­çelerde teknik bakımından her memlekete kabili tatbik ideal ve yeknesak bir şekil bulmak mümkün değildir. Bununla beraber bütçe tekniği bakımın­dan hedef tutulan ana kaide milletvekillerinin icra kuvvetinin faaliyetini tam ve salim bir şekilde murakabe edebilmek imkânlarının sağlanmış olması şeklinde İfade olunabilir.

Bu bakımdan tetkik ve mütalâa edilirse 1949 bütçe tasaısmm geçen seneler bütçelerine.nazaran daha mütekâmil bir çehre arzettiğini ve bütçe tetkik­lerini kolaylaştıracak birçok malûmat verdiğini teslim etmemek mümkün değildir.

Bu mevzuda Büyük Meclisin ikazlarını direktif mahiyetinde telâkki ederek bütçelerimizi daha olgun bir şekilde takdim etmenin evvelki hükümetlerde olduğu gibi bizim de başlıca hedefimiz olacağını ifade etmek isterim.

1949 bütçesinin rakamları:

Muhterem arkadaşlar,

İkinci Hasan Saka Hükümeti tarafından takdim olunan bütçede ödenekler yekûnu 1.415.550.000 lira buna mukabil gelir tahminleri 1.295.550.000 lira olarak teklif edilmişti, Yeni hükümetinizce yapılan tadil teklifleri neticesinde 1949 bütçesinin Ödenekler yekûnu 1.371.740.427 lira buna mukabil gelir tah­minleri 1.251.802.894 lira olarak tesbit edilmiştir.

Vergilerle karşılanamayan ve masraf bütçesinin yüzde 8,7 sini ifade eden 119.937.533 liralık açık uzun vadeli iç İstikrazlarla kapatılacaktır. Burada bir noktayı belirtmek isterim. Bütçemizin kredi ve tesislere ayrılan Ödenek­ler yekûnu 1949 bütçesinde 149.690.828 liraya baliğ olmaktadır. Bu noktaya işaret etmekten maksadım bütçemizin içinde bulunduğumuz şartlara ve mev­cut imkânlara göre bir taraftan yapıcı karekterini ifade etmek ve diğer ta­raftan borçlanılan miktardan daha fazlasının millî mameleki arttıracak ve gelecek nesillere intikal edecek işlere sarfedilrrıekte olduğunu belirtmektir. 1948 ve 49 ödeneklerinin mukayesesi:

Muhterem arkadaşlar,

1948 bütçesiyle verilen ödenekler yekûnu bilindiği üzere 1.243.551.197 lira idi. 1949 yılı için teklif olunan ödenekler yekûnu biraz evvel arzettiğim veç­hile. 1.371.740.427 lira olduğuna göre geçen yıl bütçesine nazaran bu yıl büt­çesinin Ödenekler yekûnunun 128.189.230 liralık bir fazlalık arzettiği görülür. 3949 bütçesinin müzakeresi yılbaşından sonraya kaldığından, geçen seneler-denfarklı olarak 1949 tekliflerinin sona ermiş bulunan 1948 senesi Ödenek­lerinde sene içinde vukubulan değişikliklerden sonraki nihaî miktariyle ve gelirlerin de 1948 in filî tahsilat miktarlariyle mukayesesi imkânı hasıl ol­muştur. İki yıl bütçesi arasındaki mukayeseleri bu imkândan faydalanarak yapacağım.

1948 yılı için bidayette verilen 1.243.551.197 liraya ilâveten yıl içinde verilen ek olağanüstü ve Muhasebei Umumiye Kanununun 48 inci maddesi gereğin­ce eklenen ödenekler yekûnu olan cem'an 136.880.453 lira nazarı itibare alınırsa 1948 için verilen ödeneklerin sene sonu itibariyle 1.380.431.650 li­raya baliğ olduğu anlaşılır. Bu yıl bütçesiyle tekli fedilen Ödenekler yekûnu 1.371.740.427 lira olduğuna göre hakikatte 1949 bütçesinin 1948 yılı ödenek­leri yekûnundan fazla değil bilâkis 8.691.223 lira noksan olduğu tezahür eder. Geçen yıl alman ek Ödenekler meyamnda en mühim kalemi Millî Savunma Bakanlığına verilen 106.253.953 lira ek Ödenek teşkil ettiğine ve bu yıl Millî Savunmamızın yıllık ihtiyacını karşihyacak ödenek bütçeye konulmuş bu­lunduğuna göre 1949 bütçesiyle teVüf edilen ve şimdi tasvibinize sunulmuş bulunan ödenekler yekûnu devlet hayatının ve siyasi durumunun tevlit edeceği derpiş edilmesi mümkün olmayan ihtiyaç ve zaruretler dışında bîr tezyide maruz kalmıyacaktır.

Arkadaşlar,

1949 yılı bütçesindekiödeneklerin masraf nevileribakımından dağılışını toplu olarak gözden geçirdiğimiz zaman şu tabloyu görmekteyiz.

1949 giderlerinin nevilere dağılışı

Miktar Nisbet Birinci kısım (özlük hakları) 577.838.670 yüzde 42,12 ikinci kısım (yönetimgiderleri) 33.749.624 yüzde 2,46 Üçüncü kısım (idarehizmetleri)430.178.342yüzde 31,37Dördüncü kısım (borçlar) 114.908.309 yüzde8,37 Besinci kısım (yardımlar) 65.374.654 yüzde4,76Altıncı kısmı (sermaye,kredi ve tesisler)149.690.828yüzde 10,92100 Arzettiğim rakamlardan da anlaşılacağı üzere masraf nevileri özlük hakları­nın işgal ettiği mevki, üzerinde ciddiyetle durulmağı icabettiren bir konu teşkil etmektedir. Memurlarımızın teker teker aldıkları aylık vesair hakların kendilerine matlup ölçüde geçim imkânları sağlayamadığı halde özlük haklar yekûnunun büt­çe içindeki nisbetinin hayli yüksek olduğu ve bunun kadrolardaki fazlalık­tan ileri geldiği meydandadır. Bu meselenin cezri bir şekilde hal çaresinin verimli, çalışma esasından hareketle devlet daireleri kadrolarının hizmet ih­tiyaçlarına göre yeni baştan ayarlanmasında olduğunda şüphe yoktur. Nite­kim bizden evvelki hükümetin de bu mevzuda çalışmaları vardır. Hüküme­tiniz bu mevzuu ciddiyetle ele almış ve bunu programında ifade etmiş bu­lunmaktadır. Bununla beraber mesele ayni zamanda sosyal bir dâva olarak karşımızda bulunduğundan bu mevzuun muayyen bir devre içinde tatbik edilecek umumi bir plâna tevfikan haldedilmesinde zaruret vardır.

1949 giderlerinin daireler itibariyle dağılışı

1949 bütçe tasarısiyle teklif olunan ödeneklerin daireler itibariyle dağılışı ve bu ödeneklerin 48 sonundaki miktarlarla mukayesesi şu durumu gös­termektedir :

CETVEL 1


Daireler


1949 ödenekleriyüzde1948 ödenekleriyüzde


Vermesinden beri kapanan bütçelerimizin, hepsi bütçelerin tan-zinılerindeki durumlarına nazaran daha müsait neticeler vermiştir. Evvelâ bu bütçelerin tanzimindeki duruma göre gelir ve giderlerini, açıklarını ve açıkların Ödenekler toplamına nispetini arzedeyim.

CETVEL



Gelirler vergiler ve

istikrazla kapa-

istikraz hasılatı dı-

tılması gereken

Açığın gi-

Giderler

şındaki sair gelirler

açık

derlere nis.

Milyon lira

Milyon lira

Milyon lira

Milyon lira

1945

603

537

66

yüzde 10,8

1946

990

894

96

9,6

1947

1.136

1.021

115

10,1

Şimdi bu yılların kesin hesap neticelerini gözden geçirelim

- Cetvel - No : 3

-

Giderlerin ver-

gilerveistik-

Gelirlerver-

raz hasılatı .dı-

giler ve istik-

şındakisair

raz hasılatı dı-

Gelirleringi-

gelirlerleka-

şı ridak isair

Gelir

derlerenaza-

patılamayan

Gider leç

gelirler

İstikrazlar

toplamı

ranfazlası

kısmı

Milyon L.

Milyon L.

Milyon L.

Milyon L.

Milyon L.

Milyon L.

1945

600,6

614,7

43,9

658,6

58

'G

1946

1018,6

977,7

63,7

1041,4

22,6

yüzde4

1947

1564,2

İ538,4

76,5

1614,9

50,7

2

Görülüyor ki 1945 yılında vergilerle Devlet mal ve işletmeleri hasılatı gider­leri kapandıktan sonra 14 milyonluk fazlalık vermiştir. Bu suretle o yılın bütçesinin tanziminde derpiş edilen açık bertaraf olmuştur.

Aynı yıl zarfında 43,9 milyon lira miktarında istikraz yapıldığından bu yılın kesin hesabı 58 milyon liralık bir fazla ile kapanmıştır.

1946yılında vergilerimiz ve istikraz hasılatı dışındaki sair Devlet gelirleri
giderlerin yüzde 96 sim karşıladığından bidayetteki açık nisbeti olan yüzde
9,6 yüzde dört düşmüştür. O yıl zarfında 67,7 milyon liralık istikraz yapıl­
mış olduğundan kesin hesap 22,6 milyon liralık fazlalık vermiştir.

1947yılında istikrazlar dışındaki gelirlerimiz masrafların yüzde 98 ini kar-
şıhyarak bütçenin tanziminde derpiş olunan yüzde 19,1nisbetindeki açık
yüzde 2 ye düşmüştür. Aynı yıl zarfında 76,5 milyon liralık iç istikraz yapıl­
dığından 1947 kesin hesabı da 50,7 milyon lira miktarında fazlalıkla kapan­
mıştır. Bu izahattan anlaşılacağı üzere 1945 yılmdanberi bütçelerimizin te­
celli eden tatbikatı memnuniyet vericidir.

Şimdi kısaca tedavül hacmi, borçlarımız hakkında malûmat vermek isterim.

Tedavül hacmi :

Tedavüldeki kâğıt para miktarı 1948 yılının başında 898 milyon lira idi. Bumikdarı sene sonunda 935 milyon Ura olarak görüyoruz.

Tedavül hacminin harbe takaddüm eden 1935 yılmdanberi takip ettiği se­yir hakkında bir fikir vermek için o seneden itibaren yıllık vasatileri arz ediyorum:

Milyon lira

1939281

1940350

1941490

1942619

1943738

1944913

1945 941

1946878

1947943.

1948901.

görülüyor ki tedavüldeki para 939 dan harbin fiilen sona erdiği tarih olan 1945 senesine kadar daimî surette yükselmiş ve 1946 dan sonra da muayyen hadler arasında temevvüçeden bîr istikrara kavuşmuştur. Hükümetiniz halen tahassül etmiş olan bu istikrarlı durumun idamesini baş­ta gelen vazifelerinden biri telâkki eder.

Tedavül hacmi bahsinde şu ciheti de belirtmek isterim. Katma bütçeli ida­relerle iktisadi devlet teşekküllerinden birkaçının tesisata ait finansmanı için halen uygulanmakta olan şeklin tedavüldeki para mikdarı üzerinde mü­essir olması mahzurunu müdrikiz. Bu mevzu üzerinde duracağız.

Borçlar :

image009.gifBorçlarımızın nevilerini ve on yıllık sevrini gösteren rakamları bütçe ge­rekçesinde göreceksiniz. Bütçenin hazırlandığı tarihe göre gerekçede 1948 yılının Haziran sonu itibarivle gösterilen borçlarımızın yıl sonundaki mik-darlarını verdikten sonra bu mevzuda daha ziyade tahlil ve mukayeseye ya­rayacak maruzatla iktifa edeceğim.

1948 sonunda genel muvazeneye ait borçların yekûnu 1.632.000.000 liradır. Bundan 1.395.000.000 konsolide, 237 milyon lirası da dalgalıdır. Konsolide borçların 779 milyona dalgalı borçların da tamamı dahildir. Ayni tarihte katma bütçeli idarelere ait borçların yekûnu da 405 milyon lira olup 136 milyonu konsolide mütebakisi dalgalıdır. Bu idarelerin konsolide borçla­rından 5 milyon, dalgalı borçlarından ise 206 milyon dahildir.

Borçlarımızın yekûnu ve yıllık mürettebatı bakımından diğer memleket­
lerle mukayesesi su neticeleri vermektedir.

Genel muvazeneye ve katma bütçeli idarelere ait iç ve dış devlet borçları toplamının en soıı-'bia'&tk'1944 yılında tahmin olunan millî gelirimize nisbe-' .ti yüzde 26J2 dit.-Elde mevcut rakamlara göre diğer memleketlerde bu nis-, bet yüzde 43 ile 305 arasında tahalüf etmektedir.

1949 Bütçesinde borçlarımızın itfa ve faiz ödenekleri 108.898.759 liradır. Bumikdargelirimizin yüzde 8,1 ine, giderlerimizin yüzde ,7,9 una tekabül eder, diğer devletlerde borçlar mürettebatının gelirlere nisbeti yüzde 3,4 ile yüz­de 18,5 giderlere nisbeti de yüzde 3 ile yüzdel7 arasında değişmektedir.Verdiğim bu izahat borçlarımızın gerek resülmal bakiyeleri gerekse yıllık taksit ve faiz yükü bakımından endişeyi mucip olacak mikdafda olmadı­ğım gösterir.1949 yılında 120 milyon liralık uzun vadeli iç istikraz yapılmasına yetki've­rilmesi hakkında takdim olunan kanun tasarrısı yüksek tasvibinize iktiran ettiği takdirde çıkarılacak takvillerden 80 milyon liralığı1Devlet Emeklilik Sandığına fazla parası mukabilinde satılacaktır. Geri kalan kısım gelir tah­minlerimizin üstünde bir tahsilat olmadığı- takdirde piyasaya çıkarılacak­tır.

Muhterem Arkadaşlarım,

Memleketimizin iktisadi kalkınması için kendi gayretlerimizi tamamlayıcı ol­mak üzere/ Avrupa İktisadî işbirliği İmkânlarından ve milletlerarası kal­kınma ve imar bankası kaynaklarından haklı ümitlerimiz olduğunu bu ve­sile ile belirtmek isterim.

Muhterem Arkadaşlarım,

Bazı tadil teklifleri ile yeni hükümetinize intikal eden 1949 Bütçesinin tak­dimi vesilesiyle size bu bütçenin arzettiği hüviyeti rakamlarla ve muhtelif tahlil'Ve mukayeseler yapmak suretiyle belirtmeğe ve umumî olarak bütçe ve bazı malî meselelerimiz hakkında malûmat vermeğe çalıştım.

Harbe fiilen olmamakla beraber o harbin tesirinden uzak kalamamış, umu­mî olarak siyasi şartların ve kendine has olan coğrafi durumunun neticesi olarak, bugün de bu tesirden kurtulamamış olan memleketimizin karşılaş­tığı ve belki bir müddet daha karşılaşacağı malî ve iktisadi güçlükler var­dır.

Bu durumu, ne bu şartlara rağmen başarılan İşlerin methiyesi ve ne de ya­pılamamış olan işlerin mazereti olarak ileri sürmüyorum. Bunu ifade etmek­ten maksadım, sadece bilerek veya bilmiyerek bazan ihmal edilen bir va­kıayı teyid ve tesbitten ibarettir.

Benim anlayışıma göre bugünkü şartlar içinde karşılaştığımız malî güçlük­lerin ana sebebini, duyulan ihtiyaçlarla mevcut imkânlarımız arasında ahenkli bir münasebetin kurulamamış olmasında aramak lâzımdır.

Bununla,aynizamandamalîkaynaklarımızı kuvvetlendirecekbiriktisadi .kalkınmanıngerçekleştirilmesiyolundakianameselemizidaimagözönün-detutmakkaydiyle,hersahadavatandaşlartarafındanbeklefiendevlet hizmetinin kaçınılmaz bir neticesi olan masraf artışları karşısında, millî ,ve ferdigelirlerleorganikmünasebetidüzenlenmişolan normaldevletgelir-> Herinin verimsizliğini ifade etmek istemiyorum. Bugünün telâkkilerine göre' , kıyafetsiz addedilecek bir vergi sistemi ile devlet olarak giriştiğimiz ve'gi­cişmek mecburiyetinde olduğumuz şleri yürütmek çok güçtür.

Bu itibarla daha âdil ve verimli bir verigi sistemine geçebilmek için başlan­mış olan ıslahat hareketinin tacil edilmesi lüzum ve zaruretine kaniim.

Diğer taraftan ve derhal üzerine eğilmek icap eden meseleler olarak dev­let hizmetlerini zamanın şartlarına göre bir revizyona tâbi tutmak, hizmet­ler arasında1 ehemini mühimme tercih etmek ve nihayet amme hizmetini gör­mek mesuliyetini üzerine almış bulunan her vazifelerin en az masrafla en fazla hizmeti ifa etmesi şeklinde tarifini bulan tasarruf terbiye ve zihniyetini kökleştirmek hükümetinizin gelecek.bütçenin ihzarı ve şimdi tasvibinize ar-zedilen bütçenin tatbikatı sırasmda başta gelen kaygusunu teşkil edecektir. Bütçe tetkik ve müzakeresinde Büyük Meclisin irsatkâr tenkid ve ikazları, hükümetinizin çalışmalarında rehber olacaktır.

Büyük Millet Meclisi bugün ikinci oturumunu saat 21 de Feridun Fikri Dü-şünsel'in Başkanlığında yaparak 1949 yılı bütçesi tümü üzerindeki müza­kerelere devam etmiştir.

İlk söz alarak kürsüye gelen Kütahya Demokrat Milletvekili Hakkı Gedik, önceki oturumda yarım., kalmış olan konuşmasına devam ederek, emisyon mekanizmasına ve devlet borçlarına temas etmiştir. Bugün artık dahilî is­tikraz kaynaklarımızın daralmış olduğunu ileri sürmüş ve rasyonel bir ça­lışma sistemi kurulmadıkça bugünkü sıkıntının önlenmesinin mümkün olamıyacağı mütelâasmda bulunmuştur. Hatip bundan sonra. Bayındırlık, Ekonomi, Sağlık ve Millî Eğitim işlerini tenkid ederek, Hükümet Progra­mında bildirilen bir devlet plânı hazırlanacağı vadini memnunlukla karşı­ladıklarını belirtmiş, yalnız plânın hazırlanması ve tatbikinde evvelce dü­şülmüş hatalardan kaçınılmasını temenni ederek plânın istihsal ve istih­lâk kapasitelerini nazara alarak bu temellere istinat etmesini istemiştir.

C. H. P. İstanbul Millet Vekili Ali Rız,a Arı da, yeni hükümetin bütçede yaptığı tasarrufların memnunlukla karşılanmakla beraber gayenin denk bir bütçe hazırlanması olduğunu söylemiş ve hükümetin bütçe müzakere­lerinde ileri sürülen temennilere bütçe çıktıktan sonra ehemmiyet verme­diğinden şikâyet ederek efkârı umumiyenin bugün lüksden kaçınılmasını istediğini bildirmiştir. Hayat pahalılığının bilhassa işçiler üzerinde tesirini artırmakta olduğuna işaret eden hatip, hükümetin tasarruf ve istihsal fak­törleri üzerinde behemehal durmak zaruretinde olduğunu işaret eylemiş ve hükümetten vergi kaçakçılığınıönlemesini,gelirvergisinin biranevvel çıkarılmasını, lüks binaların inşaatının durdurulmasını, enerji santralleri isinin bir karara bağlanmasını isteyerek sözlerine son vermiştir. C. H. P. Denizli Milletvekili Hulusi Oral da, bütçe dolayısiyle muhalefet ta­rafından yapılan tenkidlere cevap vererek, artık bütçede vuzuhsuzluğun kal­dırılarak bir vuzuha doğru gidilmekte olduğunu ifade etmiş ve Adnan Men­deres taralından yapılan tenkidlerin ufak farklarla geçen sene yapılanların ayni olduğunu söyliyerek, bütçede samimiyetsizlik bulunduğu hakkındaki ittihamlarma da temasla, bütçenin sabit esaslara dayanamıyacağım, elasti­kiyetin şart olduğunu bildirmiştir. Bütçedeki bazı isabetsiz tahsislerin de samimiyetsizlik için bir delil olmayacağını kaydeden Hulusi Oral, hüküme­tin üç vergi tasarısını geri alarak bir mikdar daha tasarruf sağlanmasının samimiyetin bir delili olduğunu söylemiş ve tevzi sistemine de temasla bun­da da daha bazı tasarruflar sağlanmasının mümkün olduğunu bildirmiştir. Mütekiben vergi sistemimize de temas eden hatip, vergilerimizin âdil esas­lara -dayandığının kimse tarafından iddia edilmediğini, nitekim bunun için de gelir vergisinin teklif edildiğini ileri sürmüş ve devletçilik için yapılan tenkidlere de cevap vererek, hükümetin bunda da elastikiyetle hareket et­tiğini, hususi teşebbüse her sahanın açık bırakıldığını söliyerek, hükümet­çe umumi bir devlet plânı hazırlanmasından duyduğu memnuniyeti ifade etmiştir.

C. H. P. Urfa Milletvekili Esad Tekelİoğlu da, devlet plânı mevzuuna te­masla, böyle bîr teşebbüsün memnuniyetle karşılanmasının mümkün ol­madığını ' ifade ederek plânın ihtiyaçları ehemmiyetine göı*e tasnif edeceği­ni söylemiş ve mevcut imkânlarımızı istihsalin artırılmasına tahsisten do­ğacak faydalara işaret ettikten sonra plânın ilk Önce ziraî kalkınmayı ve yolların İslahını derpiş etmesi gerektiğini bildirmiştir. Rasyonel çalışma, me­mur meselesi ve bütçe durumumuza da temas eden Esad Tekelİoğlu, uzun vadeli iç istikraz imkânlarının azalmakla beraber, azami tasarrufla bunun karşılanmasının mümkün olduğunu söylemiş ve tediye muvazenesinin mu­hafazası ve döviz durumunun düzelmesi için de, ithalâtın, zaruri istihsal va­sıtalarına tahsis edilmesini istemiştir.

Müstakil Demokrat Milletvekillerinin komisyonda yapılmasını teklif ettik­leri 24 milyon liralık tasarrufa da temas eden hatip, bu tasarruf tekliflerinin bir çok konuların tadilini mutazammm olduğunu bildirmiş ve komisyonun kendisine böyle bir yetki görmediği için teklifleri reddetmek zaruretinde kaldığını açıklamıştır.

C. H. P. İstanbul Milletvekili Sadi Bekter de, 1949 bütçesinin geçirdiği saf­haların doğrudan doğruya bütçe yapısına temel teşkil eden ana görüşle alâ­kalı bir mevzu olduğunu bildirmekle sözlerini bağlamış ve bugünkü bütçe anlayışı ile dünkü bütçe anlayışının mukayese edildiği zaman o günkü an­layışını bugünkü bütçe anlayışına temel teşkil etmesine imkân olmadığının görüleceğini belirtmiş ve bütçenin tarifini yaparak, bugünkü bütçelerin ya­pısına tesir edecek yegâne görüşün ekonomik görüş olduğunu ifade etmiş­tir.

Gerek Meclis gerekse Hükümet olarak bugünkü1 vazifelerinin devlet idare­sine hakim kılınması lâzım gelen zihniyeti çizmenin de tasarrufu temin et­mek olduğunu belirten Sadi'Bekter, hakiki tasarruf zihniyetinin kökleşme­si memleket hayrı bakımından müsbet "neticeler doğuracağını söyhyerek Bütçe Komisyonunda lâyıkı veçhile hassas davranılm'adığı yolundaki ifade­lere de temasla, bu tenkidi yapanlardan biraz insaf ve daha iyi bir anlayış-beklediğiuı sözlerine ilâve etmiştir.

C. H, P, Erzurum Milletvekili Vehbi Kocsgüney de, geçen sene Hasan Sa-ka'nın. bütçenin kabulünden sonra bütçede bazı aksaklıklar bulunduğunu kabul ettiğini ve kısmet olursa bu sene için bu eksikliklerin bertaraf edile­ceği yolundaki beyanına temas ederek bunların hiçbirinin, yerine getirilme­diğini söylemiştir. Daha sonra memur kadrolarının kabarıklığına temas eden Vahbi Kocagüney bu yüzden bütçenin verimlilik karekterini muhafa^ za edemediğini söylemiş ve bu Halin önlenmesi için hükümetin ciddi tedbir­ler alması lüzumuna işaret etmişti]*.

C. H. P. Ordu Milletvekili Hamdi Şarlan da, bütçenin iki ay geç gelmesi se­beplerinden birinin de tasarruf iddiası olduğunu söylemiş ve iktisadi çökün­tü hakkında muhalefet tarafından ileri sürülen mütalâalara cevap vererek, iktisadi refahın günden güne düzenli bir yolda girdiğinden şüphe etmediğini belirtmiştir.

C. H. P. Siirt Milletvekili Ali Riza Esen de karşı partiler tarafından sürülen haj^at pahalılığı ve para değerinin düşüklüğü hakkındaki tenkidlere cevap vermiş ve hükümetin bu zamanda 236 ton altın biriktirmesini takdirle kar­şıladığını bildirmiştir.

C. H. P. Kars Milletvekilli Akif iyidoğan, bu seneki bütçenin evvelki bütçe­lere nazaran daha ileri bir zihniyet taşıdığmaişaretle, bunun sebeplerini mu­halefetten gelen tenkidlerin diğerlerine nazaran daha mülayim oluşunda bul­duğunu beyan etmiştir.

Doğu illerinin kalkınmasına ait ileri sürülen haksız mütalâalara da cevap veren Akif İyidoğan, son yıllarda her bakımdan Doğu illerinin kalkınması için maddi imkânlar dahilinde azamî gayret sarfedüdiğini söylemiş ve hü­kümetten köy dâvasını esaslı bir surette ele almasını isteyerek köylünün re­fahının artmasiyle memleketin millî ekonomisinin düzenlenmesi arasında nis-bet bulunduğunu belirtmiştir.

C. H. P. Gaziantep Milletvekili Cemil Alevli de yalnız bir noktayı tavzih için söz aldığını söylemiş ve Millet Partisi adına konuşan Suphi Batur'un ik­tisadi işlerin iyi gitmediği hakkmdak tenkid ve misallerine temas ederek verdiği misalde Suphi Batur'un tezade düştüğünü bildirmiştir. Meclis yarın sabah toplamak ve bütçenin tümü üzerindeki görüşmelerine devam etmek üzere saat 24 de oturumuna son vermiştir.

B. M. Meclisinde bütçenin tümü üzerinde görüşmeler:

— Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 10 da Raif Karadeniz'in başkanlığında top lanarak 1949 bütçesi heyeti umumiyesi üzerindeki görüşmelerine devanı et­miştir.

Müzakerelere geçilirken, Bursa Millet Vekili .Sadık Tahsin Arsal'ın vefat ettiğini bildiren başkanlık teskeresi okunmuş ve rahmetlinin hatırasına hür-meten ayakta iki dakika tazim duruşunda bulunulmuştur. Bugünkü toplantıda ilk olarak kürsüye Afyon Milletvekili General Sadık Aldoğan gelmiş ve söze başlarken, 1949 bütçesi üzerinde kendisinden önce söz almış bulunan milletvekillerinin ileri sürmüş oldukları tenkitlere işa­ret ederek şöyle demiştir:

Şimdi aklıma şu geliyor: Acaba bütün bu yapmış olduğumuz tenkitlere ma­hal vermiyecek ve tenkit edilemiyecek bir bütçe karşısında kalsaydık bu bütçeyi kabul edecek miydik?

General Aldoğan'm bu sorusunu, Hatay Milletvekili General Eyüp Durukan, bu sual bize mi, muhalefete mi diye karşıladı. Buna karşı da Afyon Milletve­kili,«burada konuştuklarımız hepimize aittir. Şahsıma ait değildir, bu ten­kitleri yapanların içinde iktidardaki arkadaşlar da, muhalefette bulunan arkadaşlar da vardır» cevabını verdi. Ve sözlerine şöyle devam etti. Eğer bu tenkitlere hiç mahal vermiyecek bir bütçe karşısında kalsaydık ne yapacaktık? Kabul edecektik değil mi? Tabii, amma ben diyorum ki bu bütçede tenkit edilecek hiçbir şey olmasaydı dahi ben bu bütçeyi kabul et­mezdim.(Gülüşmeler)

General Sadık Aldoğan bundan sonra bütçenin ifade ettiği mananın, iş ba­şındaki hükümetin idare anlayışının bir ifadesi olduğunu işaret ederek, bu itibarla ilk plânda bütçenin tertibine hakim olan fikir üzerinde duracağını söylemiş ve üzerinde görüşülen bütçe muhalefetinin' başlıcasmm iş başında­ki hükümetin idare anlayışının koyu bir merkeziyetçilik üzerine kurulmuş olmasından ileri geldiğini kaydeylemiştir.

Afyon Milletvekili, vilâyetlerin kendilerini serbestçe idarede büyük yetki­lere sahip bulunmalarına taraftar bulunduğunu halk idaresinin de bu de­mek olduğunu ve valilerle kaymakamların idare ve selâhiyetlerinin geniş­letilmesinin ademi merkeziyet demek olmadığı fikrini ileri sürmüş ve bu ko­nu üzerinde görüşlerini açıklamıştır.

Sadık Aldoğ-an idare teşkilâtımızla diğer bazı memleketler idare teşkilâtla­rı arasındaki farklar üzerinde de durmuş ve devleti modern bir devlet ha­line getirmek için idare teşkilâtımızın modernize edilmesine kat.i bir ihti­yaç olduğu mütelâasmda bulunduktan sonra ticarî ve iktisadi politikamızın üzerinde de tenkidlerini bildirmiştir.

Sadık Aldoğan'dan sonra söz aln Niğde Milletvekili Hüseyin Ulusoy da me­mur meselesine temas ederek bütçemizin iki üç rakam üzerinde kümeleşmis bulunduğu yolunda ileri sürülmüş olan mütalâalara işaret ettikten sonra 1929 daki memur mevcudu ile 1949 daki memur mevcudu arasındaki farkın tabii olacağını, çünkü 1929 daki umumi nüfus mevcudu ile 1949 daki nüfu­sumuz arasında büyük bir fark bulunduğunu, bugünkü devlet bünyemizin de 1929 yılma nazaran büyük bir fark gösterdiğini ve tabii olarak memur kadrolarımızın bu İnkişaf seyrini takip eylemiş olduğunu söylemiştir.

Hatip, bu husustaki noktai nazarını açıklarken bütün bu işaret ettiği husus­ların tesiriyle memur kadrosunda görülen gelişmenin yekdiğeriyle muvazi olarak inkişaf edip etmediği meselesinin bir soru konusu olabileceğini, ancak bu muğlak meselenin ulu orta tenkitlerle halledilemiyeceğini, bunun esas­lı bir tetkike tabi tutulması lâzım geldiğini söylemiştir.

Hatip, memurlar meselesinin her mevzuu bahsedilisinde, ileri sürülen mü­cerret fikirlerin, tenkisat yapılması telkinlerinin memurlar arasında yarat­tığı hoşnutsuzluğa da işaret eylemiş ve bütçenin umumi heyeti üzerinde ba­zı muhalif partiler sözcüleri tarafından sürülen fikirlerin istihdaf etmekte bu­lunduğu maksatlara karşı görüşlerini bildirmiştir.

Daha sonraGümüşhane Milletvekili Kemal Varıca sözalmıştır. Meclis, müzakerelerine devanıeylemektedir.

enin devamı:

— Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bu sabah Raif Karadeniz'in başkanlığında yapmış olduğu toplantıda C. H. P. Niğde Milletvekili Hüseyin Ulusoy'dan sonra söz almış olan C. H. P.. Gümüşhane Milletvekili Ahmet Kemal Varıca bütçe­nin aynı zamanda bir hükümetin programı mahiyetinde olduğunu söyleyerek, iktisadi devlet teşekkülleri bütçelerinin ana bütçe içerisine alınmamış olma­sını tenkit etmiş ve iktisadi devlet teşekküllerinin bir çoğunun statülerinin noksan hükümleri ihtiva etmesine rağmen bunlar üzerinde müessir bir mec­lis murakabesinin yapılmadığını bildirmiştir.

Muhalefet tarafından vergi nisbetinin millî gelire nazaran fazla olduğu yo­lunda yapılan iddialara da temas eden Ahmet Kemal Varınca hiç bir mem­lekette millî gelir nisbetinin tam ve sarih olarak tâyin edilmemiş olduğunu ileri sürmüş ve malî sistemimizin üzerindeki görüşmelerini bildirirken de, Maliye Bakanından bir matrah enstitüsü kurulmasını isteyerek bütçenin masraf kısmının gelirimize göre ayarlanması lüzumu üzerinde durmuştur.

Müstakil demokratlardan Kütahya Milletvekili Ahmet Tahtakılıc da, büt­çe Komisyonunun bir hükümet organı imiş gibi çalıştığını söylemiş ve yapıl­masını mümkün gördüğü masraflar hakkındaki görüşlerini açıkladıktan, sonra sağlık işlerinde, memleketin, kaderine terkedildiği mütalâasında bulun­muştur.

Tarım sahasında pulluk dâvasının bile hallonulmadığıni ileri süren Ahmet Tahtakılıc, müstakil demokratların Bütçe Komisyonunun yaptıkları teklif dolayısiyle Hüseyin Ülusoy tarafından ileri sürülen mütalâalara cevap ver­miş ve bütçe Komisyonunun çalışmaları üzerinde tenkitlerde bulunarak Ko­misyona yapmış olduğu tekliflerin ihtiva ettiği esasları bildirmiştir.

Bu tekliflerinin hiç bîr politik mahiyeti olmadığına işaret eden hatip, teklif­lerin bazı kanun tasarılarının hazırlanmasını müstelzimse, bunları da bu ak-

şama kadar meclise vermeye hazır olduklarını bildirmiş ve yeni hükümet ta­rafından yapılan 8 milyon liralık tasarrufun hiç bir esasa istinad etmeye­rek cefelkalem yapılmış olduğunu söylemiştir.

Daha sonra bu hususta da bazı misaller veren Tahtakılıç, hususi kanunlara mütevakkıf bulunmayan indirme tekliflerinin de bütçenin birinci madde­sine bir liste ilâve edilmek suretiyle yapılabileceği mütalâasında bulunarak sözlerini bitirmiştir.

C. H. P. Zonguldak Milletvekili Orhan Seyfi Orhon, Tahtakihç'm yaptığı heyecanlı konuşmayla meclis havasını elektriklendirmiş olduğunu işaret ederek, memleket içinde bir köy ve şehir mukayesesi yapmanın doğru ol­madığını bildirmiş ve bütçedeki samimiyetsizlik isnadianna karşr da. muha­lefetin bütçe dolayısiyle bu iddiada bulunmayı mutad hale getirdiğini söy­lemiştir.

Samimiyetsizlik isnadının bir hükümet için çok nahoş bir şey olduğunu kaydeden Orhan Seyfi Orhon, muhalefetin artık bu gibi iddialardan vaz­geçmesini isteyerek sözlerini bitirmiştir.

C. H. P. Kütahya Milletvekili Ahmet Bozbay da, bütçede tam bir tasarruf yapılmanın zaruri olduğuna ait mütelâalarmı kaydederek il, ilçe ve özel idarelere yapılan yardımlara temas etmiş ve tevziatta âdil bir nisbetin tat­bik edilmesinin efkârı umumiyede teessür uyandırdığını söylemiş ve halkla hükümetin münasebetlerinde işlerin kırtasiyecilikten kurtarılmasını isteye­rek bu hususta bazı misaller vermiştir.

Bu yıl kışın uzun sürmesi -dolayısiyle çiftçinin tohumluk ihtiyaçlarına da temas eden hatip bilhassa Ticaret ve Tarım Bakanlıklarından bu işi biran evvel ele almalarını istemiştir.

C. H. P. İstanbul Milletvekili Sadi Bekter de, Ahmet Tahtakılıç'a cevap ve­rerek, Tahtakıhç'm yaptığı konuşma ile millet hak ve menfaatlerinin müda­faasının sadece kendilerine inhisar ettirilmiş gibi gösterdiğine işaretle, Tah­takıhç'm bahsettiği rakkamlarnı bütçeden çıkarılmış olduğunu bildirmiş ve demiştir ki:

c. Şayet teklif kendilerinden gelerek Komisyon tarafından kabul edilmişse bu Komisyonun iyi niyetini gösterir, yok Komisyon bu paraların tasarruf edilmesine kendiliğinden karar vermişse bu da ancak vazifesini lâyikiyle yaptığını isbat eder.))

Sözlerine devam ederek, Komisyon çalışmaları hakkında yapılan tenkitlere de cevap veren Sadi Bekter, Komisyonun daima vazifesini yapmış olduğunu söylemiş ve tekliflerin niçin reddedilmiş olduğu keyfiyeti üzerimde de dura­rak, müstakil demokratların yaptıkları ve kanun mevzuu olan tekliflerin ise heyeti umumiyedeki müzakerelerde de yapılabileceğini işaretle Komis­yonun bu bakımdan bir çok mahzurları bulunan yeni muvakkat bütçe yap­mak zorunda kalmamak teklifleri kabul etmediğini ve bütçe tasarısını biraı* evvel meclise sevkettiğini bildirmiştir. Sadi Bekter sözlerine Bütçe Komisyonun bütün üyelerinin millet menfaat­lerini, en az müstakil demokratlar kadar müdafaa ettiğini belirterek sözle­rine son vermiştir.

Millet Partisi Denizli Millet Vekili Reşat Aydınlı da, devlet borçlarının her kes tarafından kabul edildiğini, istihsalimizde bir artış kaydedilmediğini ve iç istikraz makinesinin de işlemez bir hale gelmek üzre olduğunu söyleye­rek yeni iç istikrazların emisyona, bunun da paranın kıymetinin düşme­sine müncer olduğunu söylemiş ve bu durum karşısında denk bir bütçe yap­maktan başka bir çare kalmadığı mütalâasında bulunarak, müstakil demok­ratlar tarafından yapılan teklifler Üzerinde durulmasını istemiştir.

Döviz durumuna ve hariçte saklı bulunan Türk paralarına da temas eden Reşat Aydınlı, her gün'bu hususta yapılan neşriyata da işaret etmiş ve Ma­liye Bakanından hariçte saklı mevduat bulunup bulunmadığının ve mikta­rının açıklanmasınıisteyerek sözlerini bitirmiştir.

Müteakiben başkan bütçenin heyeti umumiyesi üzerinde başka söz alan hatip kalmadığını bildirerek saat 15 de yapılacak ikinci oturumda Maliye Bakanına söz vermek üzere saat 13 te oturama son vermiştir.

— Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 35 de Feridun Fikri Düşünselin başkanlı­ğında ikici oturumunu yapmıştır.

Müzakerelere, 1949 bütçesi heyeti umumiyesi üzerinde muhtelif parti ve gruplar adına vaki tahlil ve tenkitlerle milletvekilleri tarafından ileri sürül­müş olan mütalâalara karşılık olarak Maliye Bakanı İsmail Rüştü Aksal ta­rafından yapılan açıklama ile bşlanmıştır.

Maliye Bakanı demiştir ki:

Muhterem arkadaşlarım,

1949 yılı bütçesi üzerinde yapılan umumi konuşmalarda bir çok arkadaşla­rını, bütçe münasebetiyle memleket meselelerine temas ettiler'. Gerek büt­çe ve gerek memleket meseleleri münasebet^ ile gayet kıymetli ve değerli mütalâalarda bulundular. Şahsen ben ve arkadaşlarım., gelecek sene bütçe­sinin yapılması bize müyesser olursa, arkadaşlarımın bu ikazlarını bir di­rektif mahiyetinde telâkki ederek bunlardan azamî ölçüde faydalanmağa ça­lışacağını. Bu itibarla B. M. Meclisi arkadaşlarıma teşekkür ederim.

Bütçenin umumi müzakeresi dolayısiyle mevzuu bahsedilen meselelerin bir kısmı Maliye Bakanlığına taalluk etmektedir. O itibarla Maliye Bakanlığı Bütçesinde bunlara ayrıca cevap arzedeceğim.Simdi burada mevzuu bah setmiyeceğini' yalnız umumi müzakere dolayısiyîe mnumi bütçe dolayısiyle
mütenavvi memleket meseleleri ortaya atıldı ki bunları teker teker ce­
vaplandırmak sizin uzun zamanınızı alacaktır. Yalnız ben arkadaşlar tara­
fından İsrar edilen bazı ana meseleler hakkında beyanatta bulunacağım. Bir
defa .bilhassa muhalefetteki arkadaşlarımız tarafından umumi bütçe vesile­
siyle ileri sürülen fikirlerin çoğu 25 sene evvelki ve ondan bir fazla zamanın
muhasebesi mahiyetindedir. Bu, muhasebenin yalnız zimmetinden bahset­
tiler, bu bir muhasebe olduğuna göre bunun matlubu da olmak gerektir.
Amma ben onlardan bahsetmiyeceğim. O itibarla politika safhasına temas
etmiyeceğim. Benim temas etmek istediğim 1949 bütçesi münasebetiyle or­
taya
sürülen bazı fikirlere aittir. Arkadaşlarımızdan birçoğu Şemsettin Günaltay Hükümetininyaptığıtek­ lif hakkında mütalâa beyan ettiler ve dedilek ki: Tasarruf tasarruf deniyor amma burada tasarruf denen birşey yok. Bu, 8-9 milyon lirayı geçmiyen bir
mevzudur.

Bütçe tasarrufu hakkında bira'z anlaşmak lâzımdır. Memleketimizin birçok : ihtiyaçları halledilmemiştir ve memleketimizin birçok dâvalarının garp mem­leketleriyle mukayese edilemiyecek derecede geri olduğunu biliyoruz. Yo­lumuz yok, limanımız yok su işlerimiz tamamiyle halledilmemiştir. Eğer memleketimizin bütün ihtiyaçlarını ortaya korsak bunu karşılamak .için belki -yüzlerce milyar liraya ihtiyaç vardır. Bu bakımdan tasarruf imkânla- ,. rımız bu geniş çerçeve İçine şıkışt-irablldi ki erimizden ibarettir;1. Tasarrufu biraz sonra ifade edeceğim, bizim de bu mevzuda .'düşündüklerimiz vardır. Fakat Hükümetimizin hedefi ve gayesi gerek hükümet programında, gerek benim bütçe hakkında ifade ettiğim üzere, şu idi: Bir mucize yaratmak id­diasında değildi, sadece bizden evvelki hükümet tarafından takdim edilmiş ve Yüksek Meclise henüz kanunîaşmamış olan bütçenin, üç vergi kanununun geri alınmasından mütevellit boşluğunu doldurmağa matuf tertip ve kısın­tılardan ibaretti. Bunu daima ifade ettik. O itibarla bize iddia etmediğimiz bir mevzu hakkında, onu iddia edilmiş gibi göstererek burada tenkit edil­memizi doğru ve haklı bulmuyorum.

ikinci bir nokta olarak şu ortaya sürüldü: Madem ki yeni hükümetin bütçe üzerinde bir takım görüşleri vardır, o takdirde mart ve nisan aylarında da hükümet bütçesi geri çekmeli idi. Zannederim bu fikir Hakkı Gedik arka­daşım tarafından ileriye sürüldü, hükümet bu bütçeyi geri çekmeli ve ye­niden modern manâsiyle bir "bütçe hazırlıyarak, yahut anlayışlarına göre bir bütçe hazırlıyarak getirmeli idi.

Arkadaşlar Meclise takdim edilmiş olan bütçenin, anayasamız ve diğer hu­kukî esaslarımız bakımından geri çevrilip çevrilmemesi meselesi bir tarafa, bütçenin bugünkü anlayışa göre rakamlarını yeniden oynatarak muayyen bir fasıla dahilinde halledilecek bir dâva değildir. Bütçe memleketin muhtelif ihtiyaçları, hizmetleri karşılığı olduğuna göre, arkadaşların üzerinde durdukları gibi bugünkü ihtiyaca göre bir ravizyona da ihtiyaç vardır. Bu raviz-yon için hükümetin samimî düşüncesi bu düşün­ce meclisten çıktığı gün yeni bütçe üzerinde çalışmaya başlamak olacaktır. Hükümetin bugün karşılaştığı malî güçlüklerin de bir saiki vardır. Bu sa­ik, gene «bir mazeret olar«k ileri sürmüyorum, istisnaî şartlar altında bir ta­raftan gelirimizde müşkülâtımız diğer taraftan masrafların bu zamanın ihtiyaçlarına göre bir ravizyona tâbi tutmak zarureti vardır. Zannediyorum ki bütçeyi terakit eden arkadaşlarımız, uzun bir devreyi ihata eden bu nok­tada bizimle birleşmektedir, aramızda bir ayrılık görmüyorum. Bu itibar­la biz muvakkat bütçe usulüne gidemezdik. Zaman faktörü mühim bir rol oynamaktadır. Bu; zaman faktörü içinde bizim yaptığımız iş, ancak bu gibi tertip ve tashihlerle bir muvazene temin etmek oldu. Bu muvazene nihayet bir dereceye kadar temin edebildi. Çünkü bütçe tam manasiyle mütevazin bir bütçe değildi. 120 milyon liralık bir açık mevcuttu. Fakat bu açığı ka­patmak tarzı,. biraz sonra temas edeceğim gibi, piyasanın takatini Ölçerek bizden evvelki hükümet tarafından 120 milyon olarak tesbit edilmişti, bizim de ölçümüz bundan ileri gitmedi. Sayın Adnan Menderes'in burada söyle­diği sözler benim, bütçe raporunda verdiğim izahattır. Yalnız ben o neticeye

varmadım ve neticeye varmaksızın bu mevzuları ortaya ben attım. Şu halde biz muvakkat bütçelerle idare edemeyiz. Bize intikal eden 1949 yılı bütçesi . üzerinde bu tarzda bir. takım oparasy onlar la; biran evvel bütçeyi çıkarmak ve amme hayatının işleyişini temin etmek ve bu işleyişin sekteye uğramasına mâni olmak zaruretinde idik. Öyle zannederim ki, Yüksek Meclis bu mevzu­da bizim karşılaştığımız zaman faktörünü hesaba., katarak bizim bu şekildeki hareketimizi kabul buyuracaktır. Muvakkat büıçe usulü hükümetler bakı­mından daha çok kolay bir mekanizmadır. Çünkü muvakkat bütçede götü­rü, toptan bir takım paralar verilmektedir. Fakat muvakkat bütçe usulü, biz­zat Büyük Millet Meclisinin üzerinde çok hassas davrandığını ödenekleri mu­rakabe etmek imkânından onları mahrum eden bir müessesedir.

Sonra, her bütçe kendi çerçevesi dahilînde bir plâna istinat ettiğinden, bir takım ölçüler dahilinde bir takım plân ihtiva ettiğinden, muvakkat bütçe­lerde bu plân da görülmemekte ve binnetice hükümetin umumi plânı da orta­dan kaybolmaktadır.,

Sonra yine bir noktaya temas edeceğim, dendi ki, hükümetin programında miitevazim bütçe, istikrarlı, düzenli bir bütçe ve sağlam bir malî siyasetin esası bütçe muvazenesine istinat eder. Şahsi kanaatim budur. Fakat bun­dan şu netice çıkarılmalıdır. Yalnız bir kuru maliyeci olarak memleketin inkişafına bakmaksızın, malî verimin ayni zamanda iktisadi inkişafla sağ­lanacağını nazara* almaksızın bu neticeye varmış değiliz. Programımızda bütçe muvazenesini derhal realite edeceğiz diye bir iddia yoktur. Biz çalışma­larımızla bu neticeye varaceğız diyoruz. Binaenaleyh ben, getirdiğimiz büt­çe ile mali programımız arasında bir mübayeneti görmüyorum, şahsen..

Bir çok arkadaşlarım vergi sistemimizin kıyafetsizliğine, adaletsizliğine te~ mes ettiler, 'Arkadaşlar, benim bütçe nutkunu acele okumakliğım maksadın anlaşılmasını belki güçleştirmiştir. Eğer tetkik buyurursanız bu vergi bah­sine çok ehemmiyet ve yer verdim., benim şahsi kanaatime "göre bütçenin tevazünü bakımından asıl hastalık, malî zaviyeden değil, asıl hastalık gelir zaviyesinden teessüs etmektedir.

Vergilerimizin töpyekûn millî gelirlere nisbetleri ağırmıdır, değilimdir. Fil­vaki bazı arkadaşlarımın bu hususta ileriye sürdüğü nisbetlerle hem fikir değilim. Bizim yaptığımız hesaplar, gerek devlet vergileri, g«rek özel ida­reler, gerek belediye ve köy bütçeleri bakımından malî gelir, 1944 te en son resmî olarak ne-redilen istatistiğe göre 17,7 dir. Çünkü arkadaşların bu hesapta bir yanlışlık yaptıklarını zannediyorum. Kendileri, amme mükel­lefiyeti diyince yalınız vergileri nazara almışlar, emlâk istikraz vesaireyi nazarı dikkate almamışlardır. Arzettiğim gibi mali gelir yüzde 17,7 dir. Am­ma, bu nisbet. ağır mıdır? Arkadaşlar bu kabili münakaşadır. Çünkü bun-dan daha ağır memleketler olduğu gibi daha hafif olan memleketler de var­dır.

Misal olarak şunları arzedeyim: İsviçre'de yüzde 17, isveç'le 174, İtalya'da 25, Belçika'da 31,1, Hollanda 31, İngiltere 45.2 dir. Netice itibarimde bundan çıkarmak istediğim ölçü, nihayet başka bir şeye nazaran ölçü deyişim, bun­dan bahsetmek lâzım geldiği için ifade ettim. Hattızatında memleketimizin bünyesine nazaran belki ağır veya hafiftir. Yalnız burada bu noktaya temas etmek bizim hakikaten memleketimizde yapılması istenen, yapılması lâzım gelen şeyler var. Hattâ değil bugünkü şartlara intibak, bazı iptidai ihtiyaç­lara su. yol, liman gibi. hülâsa sihhat mevzuları gibi yapılmasını istediğimiz mevular vardır. Bu mevzuda ya bu nesil biraz daha fedakârlığa razı olacak­tır, bu takdirde vergiler, millî gelir nisbeti yükselecektir. Bu mesele bu nis­bet ağır gelecek olursa o takdirde gelecek nesillere dağıtmak lâzım gelir. İh­tiyaçlar da,büyüktür. İmkân varsa istikraz da yapılamaz. Bu böyle bir mu­adeledir ki içinden çıkılması hakikatn müşküldür. Şuna da inanmış ve ev­velki yıllarda pratiğinde çalışımış bir arkadaşınız sıfatiyle bu mecliste bu­lunduğum andan.. itibaren bulunduğum günden itibaren, gecen sene de be­yanatımda bütçe üzerindeki konuşmamda ayni noktaya işaret etmişimdir, bugün de harfiyen bu noktada fikri değiştirmiş değilim, sabitim. Bu mem­lekette vergi şahsen, top yekûn ağır değildir. Yalnız adaletsizlik vardır, ağır­lık hissi de adaletsizlikten gelmektedir.

Evvelâ vasıtalı' Vergilerle, vasıtasız vergiler arasında adaletsizlik vardır. Asıl gaye. doğrudan doğruya vatandaşm kazancını ve iradını yakalamağa matuf olan tedbirlerin alınmasıdır.Doğrudan doğruya vergilerimizin vatan­daşlar arasında muhtelif kazanç erbabına adaletsiz şekilde teklif edilmiş ol­ması adaletsizliği ^aratmakta, sivriltmektedir. Onun için doğrudan doğruya vergilerde zam yapmak istediğimiz zaman, bu vergiyi hiç vermiyenler oldu­ğu gibi, diğer taraftan siası haricine veren vatandaşlar da vardır. Binaena-

leyh, bu mevzuda yüksek heyetinizi daha fazla işgaletmiyeceğim, çünkü" nutkumda bunlar hakkinda izahat verdim.

Vasıtasız vergiler sahasında yapmak istediğimiz gelir, esnaf, kurumlar ver-gibi memleketimizin bünyesine nazaran bir adalet şekli olmakla beraber, bu, bir yapıdır, zamanla tatbikatta elde edeceğimiz neticelerle bunlar bizim bünyemize intibak edecek bir hale gelecektir.

Diğer taraftan da vasıtalı vergiler sahasında çalışmalarımız vardır. Yakında Yüksek Meclise takdim1 edilecektir.

Vergi mevzuunda beni tenkit edenlerle, gerek muhalefet safında, gerek mu­vafakat safında beni tenkit edenlele hemfikirim. Ve bunu dün de ifade etmiş vaziyetteyim.

Sonra bir noktaya da temas edeyim: Bütçede samimiyetsizlik meselesi, ha­kikaten bu mevzu burada çok konuşma mevzuu oldu. Bütçede samimiyet­sizlik nedir? hakiki ihtiyaçlar malûm iken bütçenin ilk andaki halini kaba­rık göstermemek ve feşri kuvveti karşısında daha kolay çıkmak için hükü­met veya hükümetler mümkün mertebe sonradan ödenek alınması kolay olanlara az ve fakat sonradan Ödenek alınması kolay olmıyanlara çok koyu­yor, depo vapıyor ve bu suretle bir samimiyetsizlik meydana çıkmış oluyor. Bunun hesabı olarak da deniliyor ki, sene içindeki ek ödenek ve münaka­leler hesaba katılacak olursa bu hesaba göre nisbet yüzde 15 den daha faz­laya çıkıyor. Ve deniliyor ki, eğer bütçede esasen, bütçeye tahsisat konur­ken muayyen kanunlara istinat ederek ve tahavvülleri imkânı olmayan öde­nekler de çıkarılırsa bu nisbet yüzde 40 a kadar çıkıyor. Bilhassa 1948 se­nesi bakımından benim kanaatim bu değildir. Hatırlarsınız geçen sene en çok Millî Savunma ödeneği verilmiştir. Merhum Halit Nazmi Beyin gerek Bütçe Komisyonunda ve gerekse huzurunuzda, Millî Savunma tahsisatının hakikaten ihtiyaca tekabül etmediği ve fakat bir takım imkânlar derpiş edil­diği ve bunu koymak nasıl bir samimiyetsizlik addedilirse, koymamak da aynen samimiyetsizlik addedileceğine dair, bir mütalâası vardı. Eğer Millî Savunmaya sene içinde verdiğimiz ek ve olagünüstü ve aktarma suretiyle naklettiğimiz ödenekler çıkarılacak olursa, bütçenin hareketinde o takdir­de yapabileceğimiz hesaba göre 1949 bütçesinde zannederim hareket yüzde S civarında olmak lâzım gelir! Bu fazla mıdır, eksik midir? yine ortaya biı takdir mevzuu çıkıyor. Gönül isterdi ki, bu sene içinde bütçede fazla bir ta-havvül olmasın ve ilk verilen ödeneklerle idare edilsin. Bu şekilde bir bütçe nihayet dünyanın hiç bir yerinde yoktur. Bu biraz da takdir hakkım, isa­beti veya isabetsizliği meselesidir. Meseli İngiltere'de bu 'tahavvülün olma­ması, Maliye Bakanının kabiliyetine bağlıdır, diyelim. Bunda Maliyenin te-siri' vardır. Ve Maliye Bakanı için bu mühim bir hâdisedir. Bunun mümkün mertebe az olması meselesidir. Binaenaleyh bu bakımdan samimilik veya. samimiyetsizlik şeklinde mütelâa, etmek yerinde olmaz kanaatmdayım.Ge-liyorum borçlar mevzuuna, bu mevzua muhtelif arkadaşlar temas ettiler. Borçlarımızıbazıarkadaşlarımızüçmilyarakadarçıkardılar.Borç larımızın miktarını dün de arzettim. Aşağı yukarı, çünkü evvelâ miktarlar hakkında kısaca malûmat veriyorum. 20 Ekim 1947 deki geçen seneki borç­lar, şu idi. Bu seneki borçların miktarı budur.

Aradaki fark milyon, eğer bazı arkadaşların söyledikleri bir milyarı da he­saba katarsak bir milyar 400 bin kadar tutuyor. Zannederim bunda bir yan­lışlık olacaktır.

Geçen sene 20 Ekim 1947 de umumi muvazenedeki borç 1.457.000 dir. Kat­ma bütçedeki borç 343 milyon olmak üzere 1.801.000 dir.

31/12/1948 de genel bütçede 1.632 milyon, katma bütçelerde 405 milyon. Yani 2.370.000. Bazı arkadaşlar 84 milyonluk Marshall Plânı meselesini de çıkardılar. Bir de katma bütçenin 17 milyonluk şeyleri var, demek ki haki­katen 135 milyon liralık bir tezayüt olmuştur.

Şimdi meseleye geliyorum. Geçen sene borçlar raporunu yazan arkadaşı­nız benim. Geçen sene 1.800.000 iken bu, zannederim, 1.600.000 küsur mil­yona çıktı. Bu sebeple de bu fark ortaya gelmiştir. 1947 yılmdanberi defte­re yazılı hazine borçları neşredilmektedir. Geçen seneki raporda Merkez Bankasının kefaleti altındaki hazine bonoları yekûnu da gösterilmiştir. Ar­kadaşlarım kabul ederler ki Maliyenin böyle bir rakamı saklamakta ne men­faati ne de ihtiyacı vardır. Maliyenin borcunu noksan göstermesi gibi bir vaziyet de mevzubahis değildir. Bunda devlet iktisadi teşekküllerinin, ha­zinenin kefaleti altında olan borçları dahil değildir. Bu sebeple 200 milyon küsur liralık bir mikdar az gösterilmiştir. Raporu tekrar tetkik buyurmala­rını rica ederim. Bunlar Merkez Bankası portföyünde görülecek mikdar-lardır. O itibarla borçlarımız arasında geçen seneden bu seneye, dedikleri gibi 400 milyon liralık bir fark yoktur.

Ru borçlar mevzuunda ikinci bir noktaya geliyorum, zannederim kjuna Oğuz arkadaşım temas etti ve dedi ki, hazinede emanet paralar vardır. Onları da ' borca koymak lâzım. Vallahi benim bildiğime göre hazine hesapları' meya-mnda pasif postalar olduğu gibi aktif postalar cia yardır. Hazine ile bütçeyi, yanyana koymamak lâzımdır'.Beîir^sorarim, hazinenin pasifindeki postaları oraya korsak aktifindeki postaları, niçin koymayalım?Bu bir hazine Plânı meselesidir. Bunlar daima birbirini karşılar.O haîde borçlarımızın hazine­nin mevcuda ile karşılaması yolundaki mütalâaya ben iştirak etmiyorum.

Borçlarımız buna girer mi girmez mi mevzuu dediğim gibi takdire ait bir şeydîr. Gönül ister ki borçlarımız hafif olsun, daha az olsun fakat bir ta­kım zaruretler bizi bu şekilde borçlanmaya sevk etmiştir. Eğer samimi ola-' rak mütalâamı öğrenmek isterseniz, borçlarımız hakikaten dendiği gibi ezi- ; ci ggkilde müstakbel nesle nefes aldırmayacak şekilde ağır ■ değildir. Biraz evvel Beynelmilel Bankanın mümessili İle konuştum, bizim borç vaziyeti­miz hakkında söylediklerini ifadede fayda vardır : Diğer memleketlere na­zaran borçlarımızın hafif olduğu mütalâasında bulunmuştur. Fakat bunu bir koz olarak ve bir hâdiseyi isbat yolunda söylemiyorum. Her halde müs­takbel nesillere nefes aldırmıyacak şekildeağırolmadığıkanaatindeyim.

Bu sene 40 milyon liralık tahvili piyasaya ihraç edeceğiz. Ve piyasanın mas kabiliyetini ölçeceğiz.

Geçen seneki mikdar, bazı arkadaşlarımızın dediği gibi, zannederim. Adnan Menderes arkadaşım söylediler, 65 milyon değil 100 milyondur, ihraç kıy­metine göre, hazinenin aldığı 95 milyon liradır.

Dedikleri gibi bunlar hükümet tarafından satın alınmıştır. Diğer bir kısım arkadaşlar da ayni mütalâalarda bulundular. Emrederseniz şimdi geçen se­ne yapılan istikrazın alış şeklini arzedeyim, şöyle, olmuştur :

Eşhasve kurum26milyonlira.

Bankalar12»»

Amortizmansandığı10»»

Merkez Bankası51»» almıştır.

Biliyorsunuz ki, benim ötedenberi şahsen bu mevzu üzerinde mütalâanı vardır, Merkez Bankasında banknot karşılığı fon olarak ödemeği doğru bul­muyordum, son yapılan muamele mucibince bunu da kaldırıyoruz. Bu hu­susta yakında bir kanun da huzurunuza sunulacaktır. 36 - 40 milyori'lira daima orada bulunuyordu. Bu suretle bunu kaldırıyoruz. Bu seneki hesap­ta şahıs ve kurumların aldığı 40 milyon civarındadır. Binaenaleyh, çıkara­cağımız istikraz tekrar ediyorum hükümet tarafından alınması asla mevzuu-bahs değildir. Filhakika bir mesele vardır. 1945, 44 cünü borçlarımızın yüz­de 100 kapandığı zamanlar da olmuştur. Eşhasın ve kurumların yüzde 70-80 e kadar gittikleri olmuştur. Fakat o zaman harb vardı, memlekette iştirak ve çalışma kabiliyeti yoktu ve onun için de devlet tahvillerine rağbet çoktu. Bugün ise bu vaziyet yoktur. Amma bunu ben şahsen devlet itibarının te­zelzüle uğradığı mardasına almıyorum. Netice itibariyle vatandaşlarımız blo­ke paralarını daha başka plânlarda kullanmak imkânlarını bulmuşlardır. Bu­na hamlediyorum.. 1949 senesi 40 milyonluk bir istikrazı piyasanın mas ka­biliyetine inanıyoruz. Sonra bütçenin tatbikatında çok hassas davranacağımı­zı arzetmiştim. Onun için sene içinde başvuracağımız tedbirlerle ve bu mev-zudaki hareketlere göre evvelki varidatın bir. inkişaf göstermesi bakımın­dan bunun piyasaya çıkarılmasıihtiyacıda kalmayacaktır,inşallah.

Nihayet varidatımızın inkişafının durması meselesi de mevzubahs değildir. Hatırlar arkadaşlarını, geçen sene Bütçe Komisyonu Azaları, varidatı en son noktasına kadar zorladık bir şey alamadık. Halbuki bizim fiilen aldığımız neticede yüz iki milyon liralık bir fark vardır.

Abidin Potoğlu(Eskişehir)- Şekere Yapılan zamdan.

Maliye Bakanı İsmail Rüştü Aksal (devamla) - Şekere yapılan zamdan buna inikas eden 15 milyondur. Demek ki varidatımızın, vergi sisteminin elâsti­ki olmasına rağmen yine inkişaf kabiliyeti olduğunu kabul etmek lâzımdır.

İktisadi devlet teşekkülleri finansman mevzuuna dokudular. Arkadaşla­rım bugünkü makanizmava göre bazı mülhak bütçeler^ bilhassa P. T. T. ve

Devlet Denizyollarına Merkez Bankası hazine kefaleti ile bonolar verilmek­tedir. Bu makanizma hepinizin bildiği gibi verdiğimiz kanunî selâhiyetler-le yürümektedir.

Plasman mevzuu, bu mevzua bir hal.çaresi bulmak için çalışacağız. Çünkü, plasman mevzuunun para hacminde değişiklikler yaptığını biliyoruz. Bu itibarla bu mevzu üzerinde çalışacağız. Fakat takdir edersiniz ki bu, ağır bir işdir. Bunun imkânlarını bilhassa ben Maliye Bakanlığı mesuliyetini omuzlarında taşıdıkça, bulmağa çalışacağım. Bunu esasen Bütçe Komis­yonuna da arzetmiş bulunuyorum, esasen arkadaşlarım benim mütalâamın bu merkezde olduğunu da bilirler.

Arkadaşlar, Maliye Bakanlığına geldikten sonra dikkat buyurmuşunuzdur, bu başlangıçla ayni zamanda şuna da cevap vermek istiyorum. Malî vaziye­timizin bir çöküntü halinde olduğu mütelâasında değilim. Bu fikre iştirak etmiyorum. O'kadar iştirak etmiyorum ki Maliye Vekâletine geldiğim gün bundan sonra her ayın 15 inde varidat tahminleri, tahsilat, yapılan mas­raflarda, günün tediye ameliyelerinde yapılan masraflarını hazine muame­lelerinin neşrini karar altına aldık. Bunun ilki, yalnız tahsilata ait kısmını beş gün evvel neşretmiş bulunuyoruz. Bundan sonra gazetelerde bizim bütçe hareketlerimiz varidat ve masraf bakımından bizim hazine muame­lelerimizi Merkez Bankasının haftalık sitüasyonlarmda göreceksiniz, amma bizim rnalî hesaplarımızın böyle haftalık olarak teşriine imkân yoktur. Bütün vatandaşlarımız orada muayyen bir kısımda ilim adamları, alâkalı­lar göreceklerdir. Orada bütün seyri takip edeceğiz. .Mali vaziyette bozuk­luk olduğuna inanmış olan bir insan ortaya bütün bunları koymaz. Kaldı ki bunun detayı,hesaplar neşredilmiştir veedilecektir.

Şimdi bir noktaya geleyim : O nokta sayın Reşat Aydınlı tarafından mev-zuubahs edildi. O nokta biraz naziktir, ona tahsisen cevap veriyorum, ver­mek istiyorum.

Amerika'daki Türk vatandaşlarına ait olan dolarlar hakkında, bu dolar­ların nıikdarı zannederim kendileri de ifade buyurdu 147 milyon, 150 mil­yondur. Bir gazete de ayni şekilde bunu yazmıştır.

Bunun bir uzun mazisi vardır. Benim edindiğim malûmata göre şudur: Marshall Plânı mevzubahs olduğu zaman bu bir sanatör tarafından ortaya atıldı. Dendi ki biz Avrupa'ya yardım ediyoruz, Amerika vatanda­şından bu paraları alarak eğer Avrupa'da yardım ettiğimiz devletler vatan­daşlarının burada depoları varsa bunlara neye yardım edelim? Bu şekilde soruldu. O zaman bu paralardan bir kısmı alâkalı memleket tara­fından malûm olan paralar Amerika tarafından harb esnesmda bloke edil­miştir.

Sonra ikincisi, memleketin kambiyo kontrolünden kaçarak giden paralar­dır. Buna o zaman Hazine Nazırı Sineyder mektupla cevap verdi ve yine burada mevzuubahs edildi, zannederim Şubat 1948 de.

Bu cevapta şöyle denilmekte idi: Senatörün ortaya attığı mütalâa, Mars­hall Plânından yardım yapılabilmesi için bu memleketlerin Amerikan ban kalarmda ne mikdar parası olduğunun evvelâ tesbiti idi, fakat hükümet olarak biz Amerikan bankalarında kimlerin namına ne kadar para olduğu­nu soramayız ve sorsak da zaten bize bu yolda bir cevap vermezler.

O zaman bu mesele, bu arada ortaya çıktığı zaman sayın General Vahbi Kocagüney tarafından da bir sual olarak sorulmuştur. Buna merhum Ha-lit Nazmi beyin, verdiği cevap aynen şöyle idi: Türkiye'nin oradaki mevcut paraları 58 milyon civarındadır. Bunun 50 milyon lirası Akredifler ve Merkez Bankası mevcudu ve bankaların muhabirlerinin nezdindeki para­lar ve yedi sekiz milyonu da hususi eşhasa ait olması imkânı vardır. Bunun mikdarı bu kadardır. Fakat Maliye Bakanlığı bunun üzerinde durmuştur. Marshalî Plânı için Amerika'ya gönderdiğimiz heyette bulunan arkadaşı­mızdan bunu hariciyeden rica etmesini söyledik ve dedik ki, Amerikan bankalarında Türkiye eşhasına ait böyle bu kadar paranın mevcut olduğuna dair mecmualarınız yazmaktadır ve buna istinaden de Türk gazeteleri neşri­yatta bulunmaktadırlar.

Bu mevzuda bize yardim ediniz. Amerika Hariciye Nezareti de Sineyder'in. yazdığı mektuptan vaziyetin anlaşılmış olacağını bildirerek, bankacılar ga­yet iyi bilirler, biz hükümet olarak soramayız, sorsak dahi bankalar mü­dürlerin ismini bize veremezler demişti. Bu mevzu konuşulmuştur. Son aldığımız şeye nazaran 149 milyon lira nereden çıktı? 1949 başında Bey­nelmilel malî istatistiklerde bu mikdar Türkiye'ye ait olan kısım, 18 milyon dolar olarak gösterilmektedir- teşrinlerden itibaren bizim bildiğimiz bunun beş milyon küsur bin lirası Merkez Bankasının akreditifidir. Tabiî diğer bankaların açtığı akredifler de vardır. Binnetice bu anda bu rakamlar kar­şısında Amerika'da eşhasa ait 140 milyon dolar olduğunu tevsik edecek or­tada bir vesika yoktur. Ancak ben Maliye Bakanı olarak sayın Reşat Ay­dınlı arkadaşımdan ve diğer bilenlerden rica ediyorum. Vesikalara istina­den bizim malûmatımız haricinde para kaçıran vatandaşlarımız varsa bil­dirsinler. Ben de elimden geldiği kadar tahkikat yapacağım bundan emin olsunlar.

Sizi daha fazla sıkmamak içn maruzatıma nihayet vereceğim. Bu maruza­tıma nihayet verirken de ben bir mevzuu ortaya koyacağım, Maliyede iş­lerimizin olduğunu müdrikiz, Amma İngilizlerin bedbin ile nikbini bir ta­rif şekilleri vardır. Derler ki, masanın üzerinde yarım bardak su vardır, bedbin der ki bardak yarıya kadar boştur, nikbine göre bardak yarıya ka­dar doludur. Ben şahsen bardak yarıya kadar doludur diyorum (bravo sesleri alkışlar Ahmet Tahtakılıç (Kütahya) - Bir sualim vardır. Demin meclis huzurunda izah ettiğiniz tekliflerimiz hakkında hükümetin bir gö­rüşü var mıdır ve nedir?

Maliye Bakanı İsmail Rüştü Aksal (Kocaeli) - Bunu Tahtakılıç arkadaşı­mız maddeleri gelince mevzuubahs edebilirler, görüşülür kabul veya red­dedilir. Nihayet ben arzedeyim ki, biz, kendi şartlarımız ve hükümet ola­rakyapabildiğimizteklifvekısıntılarıtakdimettik.Belki 'dileklerinden Üeridaki bütçelerde istifade etmek kabil olabilir. Anıma bu yıl için bu mev-sudakidüşündüklerimizi,yaptığımızteklifihtivaetmektedir.

Ahmet Tahtakıhç (Kütahya) - Bu ifadeniz cevabınızın menfi olduğu mer­kezindedir değil mi?(Soldan, menfi menfi sesleri)

Maliye Bakanı İsmail Rüştü Aksal (devamla) - Bu ifadem tadil teklifimiz­le iktifa edilmesi şeklindedir.

Subhi Batur (Sinop) -Şu halde bardak yarıya kadar boş. (Soldan yarı­ya kadar dolu).

B.M. Meclisinde bütçe müzakerelerinin devamı:

Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugün saat 15 te yaptığı ikinci oturumda Maliye Bakanı İsmail Rüştü Aksal'ın bütçe hakkında ileri sürülen tenkidlere karşı yaptığı açıklamayı müteakip Bütçe Komisyonu Sözcüsü Muammer Eriş de söz alarak bütçe kanun tasarısını ilgilendiren hususlar hakkında izahat vermiş ve Bütçe Komisyonunda Hükümet tarafından gelen teklif­lerin ekseriya olduğu gibi kabul edildiği hakkındaki iddialara cevap ve­rerek ne gibi zaruretler altında ne şekil aldığı malûm olan Bütçe Komis­yonu çalışmalarının küçültülmesinin ve malî murakabenin gayri mües­sir olduğu neticesinin çıkarılmasının yerinde bir iş olmadığını söylemiş­tir.

Daha sonra bütçede samimiyetsizlik bulunduğu hakkındaki ifadelere de temas eden sözcü, bu noktalar hakkında biraz evvel Maliye Bakanının ge­reken açıklamada bulunduğunu söyliyerek bütçenin gelir ve giderlerinde samimiyetsizlikolmadığınıbelirtmiştir.

Bundan sonra bütçe tasarısı üzerinde söz alan başka takip kalmadığı için tümü üzerindeki müzakere kâfi görülerek maddelerin müzakeresine ge­çilmiştir.

Birinci maddenin müzakeresi sırasında söz alan C. H. P. Manisa Millet­vekili Faik Kurtoğlu bütçeye bağlı (L) cedveiine temas ederek bu yılki bütçede de 22 memurun (L) cetveline alındığını ve bu muameleden 123 bin lira tasarruf temin edildiğini söylemiş ve devlet kadrolarında bir re­form yapılmasına şahsen kani bulunmakla beraber reformun bazı kadro­ları (L) cetveline alınması yoluyla yapılmasının doğru bir hareket olma­dığını esasen bir kadronun (L) cetveline alınarak memurun açıkta bıra­kılmasının anayasaya ve muvazenei umumiye kanunlariyle diğer mevzua­tımıza aykırı bulunduğunu belirterek bu hususta geniş izahat vermiştir.

C.H. P Kastomonu Milletvekili Tahsin Çoşkan'da(L)cetvelimevzuuna
temaslabazıkadroların(L)cetvelinealınmasınaKomisyondamuhalif

kaldığını "bildirerek muhalif kalış sebeplerini izah etmiş ve memurların hukukî durumunun anayasa hükümlerine göre memurun kanunca teminat altına alındığını (L) cetvellerinin teşkilât kanunlarından sonra doğacak ihtiyaçlar için bir ihtiyat olarak kabul edildiğini açıklamış ve bütçe yoluy­la devlet teşkilâtı reformuna gitmenin acı neticeler doğurduğu gibi kanun­larımıza da aykırı olduğunu bildirmiştir.

Bundan sonra Bütçe Komisyonu adına sözalan C. H. P. Kastomonu Millet­vekili Muzaffer Akalın yapılan tenkidlere cevap vererek (L) cetveline alın­mış olan bu kadroların kalmasında bir zaruret bulunup bulunmadığı ve Komisyonun kadroları (L) cetveline alıp almamaya selâhiyeti bulunup bulunmadığı konusuna temas ederek (L) cetvelinin ne gibi zaruretler tah­tında kabul edildiğini açıklamış ve bu cetvele alınmanın bir memurun açığa çıkarılması değil, o memuriyetin lağvı demek olduğunu bildirmiş­tir.

Faik Kurdoğlu ve Tahsin Çoşkan'm bakan bulundukları devrelerde de aynı şekilde bazı kadroları (L) cetveline alınmış bulunduğunu söyliyen Muzaffer Akalın, kadronun (L) cetveline alınmasının ne anayasaya ne de diğer mevzuata aykırı olmadığını belirtmiş ve her memlekette bütçe yo­luyla kadrolarınreformunagidildiğinibildirmiştir.

Millet Meclisi bütçenin maddeleri üzerindeki müzakerelerine saat 21 de yapacağı toplantıda devam edecektir.

B. M. Meclisinde bütçe müzakerelerinin devamı:

Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugün 15 de Feridun Fikri Düşünselin başkan­lığında yaptığı ikinci oturumu esnasında söz alarak kürsüye gelen Millet Partisi Denizli Milletvekili Reşat Aydınlı Maliye Bakanı İsmail Rüştü Ak-sal'ın samimi ve ciddi olduğuna Halk Partili milletvekilleri kadar kendi­lerinin de kani olduklarını söylemiş ve Maliye Bakanının güzel bir şekilde tarif ettiği samimiyetten kendilerinin de bir hisse almak arzusunda bulun­duklarını ifade ile ellerinde mevcut bir vesikayı okuyacaklarını bildirmiş­tir.

Okuyacağı vesikanın Washington Ticaret Ateşesi İsmail Kabtay tarafından Ticaret Bakanlığına gönderilmiş bir rapor olduğunu bildiren Reşat Aydın­lı elindeki rapordan bazı parçalar okumuş ve rapordan Amerikan banka­larında Türk sermayedarlarına ait kaçak 154 milyon dolar bulunduğunun anlaşıldığını söyliyerek bu paraların Hükümet tarafından bloke edilmesini ve memleketin iktisadikalkınmasındasarf olunmasınıistemiştir.

Bunun üzerine söz alarak kürsüye gelen Ticaret ve Ekonomi Bakanı Cemil sait Barlas su açıklamada bulunmuştur:

Efendim, hakikaten 3-4 gündür bir bulanık suda balık avcılığı karşısındayız (sağdan, estağfurullah sesleri) o tarzda ki, memleket efkârı umumiyesinde hakikaten miktarı tesbit edilemiyecek kadar çok ve memleketin geliriyle gayri kabili kıyas ve nisbette bir para kaçakçılığı mevcuttur ve bu Ame­rikan bankalarında yatmaktadır. Sövliyeceğim sözlere Amerikan Maliye nezareti ile temasta bulunmuş olan Hazine Umum Müdürü Sait Naci arka­daşımızı işhat ediyorum. Okuduklarının birinci fıkrasındaki 77 milyon ki ceman 150 milyon dolar meselesine gelince: O tarihte 77 milyon dolar altın Amerika "bankalarında Türkiye namına mevcuttur. 38 milyon dolar ayrıca nakit olarak mevcuttur. Bunların mecmuu 135 milyon diyor. Merhum Ha-lit Nazmi Kesmirin de söylediği rakam bu idi. Ayrıca 15 milyon dolar ka­dar da eşhası hususiyeye ait para kaçakçılığı olduğunu hükümet tahmin etmektedir. Bu vaziyet muvacehesinde Amerika bankalarındaki paranın miktarı hakikaten 150 milyon dolar tutmaktadır. Tekrar kısaca anlatayım ki Marşhall Plânı dolayısiyle Amerikada'ki kendi sermayelerinden istifade mevzuubahs olurken Amerika, Fransız Hükümeti'nin bloke ettiği paraların listesini ilân etti. Bu suretle bankaların mevduatını saklamak mükellefiyeti ile bir kaçamak yolu bulmuş oldu. Fakat bizim Hükümet Amerika Hükü­metine bu 15 milyon dolar için müracaat ettiği zaman denildi ki sizin bu hususta bloke edilmiş paranız yoktur ki size bir listsini verelim. Malûmva bloke paralar düşmanla teşriki mesai edenlerin parası olduğu için deblokaj yapılırken kendi müttefikleri olan hükümete listesini veriyor Amerika'nın bize verdiği cevap, işaret ettiğim gibi böyle bloke edilen bir paranız olma­dığı cihetle deblokaj yapmak suretiyle bir listenin tanzim edilemiyeceği yo­lunda idi.

Şimdi okudukları raporun 3 üncü bendindeki 154 milyon dolar resmî midir. değilmidir, lütfederler, tarih ve numarasiyle tetkik ederim. Bu hususta ha­zine Umum Müdürü Sait Naci,beye bundan malûmatınız var mi diye sor­dum, Mr. Droti de böyle bir şeyden bana bahsetmiş değildir, bilhassa sara­haten kaçak paradan sordum dediler. Mamafih raporun tarih ve numarasını alacağım, Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı Bütçesinin görüşülmesi sırasında tetkikatım neticesini heyeti aliyeye arzederim.

Ahmet Oğuz (Eskişehir) - Mektubun aslı arşivde yok mudur? Ekonomi ve Ticaret Bakanı Cemil Sait Barlas (devamla) - Şüphesiz ki vardır. Tetkik edeceğim. 154 rakamı yanlış yazılmış olabilir. Bunu 15,4 ol­ması ihtimali de vardır ve bu takdirde rakam tutmaktadır. Bu rakkam 15,4 olduğu zaman bu dünyanın her yerinde Önüne geçilemeyen bir para kaçak­çılığı olabilir.

Ticaret ve Ekonomi Bakanı Cemil Sait Barlas açılmasını müteakkıp büt­çe tasarısının birinci maddesi üzerinde geçen müzakere arasında tekrar söz alarak kürsüye gelmiş ve demiştir ki:

Sayın arkadaşlar,

Millet partisinden Reşat Aydınlı vesika diye bir kâğıt ibraz etmişti. Ben de

istimal etmiştim. Fakat aralıkta vesikanın aslım getirdim. Kendisinin ifa­desi zapta geçmiştir, o da benim ifademi zabıttan okur, yanlışı varsa düzel­tir.

Ali Rıza Esen (Siîrd) kâfi. kâfi.

Ticaret ve Ekonomi Bakam Cemil Sait Barlas (devamla) - Ali bey kâfi de­ğil. Hassasiyet göstermenin sebebi...

Başkan - Hükümet her vakit lüzumlu gördüğü bir mevzuu yüksek heyeti­nize arzedebilir(ne alâkası vardır sesleri)

Ticaret ve Ekonomi Bakanı Cemil Sait Barlas (devamla) - alâkam şudur: 3 senedir bu memlekette mütamadiyen iktidara geçen her hükümete harice para kaçmasına göz yumdu isnadı yapılmakta ve her hükümet te buna cevap vermekte idi: Biz ikinci Hasan Saka Hükümetinde aynı itnam-la karşılaştığımız gibi, mensup olduğumuz Şemseddin Günaltay Hükümetin­de de aynı ithama maruz kalmaktayız. Namuslu insanlar kendisine çatmak isteyenler karşısında daima titiz hareket ederler ve karşısmdakilerden de aynı titizliği beklemek elbette hakkımızdır.

Reşat Aydınlı'nm verdiği vesikanın tarihi 30 Eylül 1947 dir. Bu konuşma esnasında Doherti ile yapılan konuşma esnasında o vakit Vaşingtondaki ma­lî müşavirimiz de hazır bulunmuştur. Kendilerinin okudukları cümleyi ay­nen okuyayım:

«State Departmen'ten Mr. Doherty 1 Temmuz tarihine nazaran memleketi­mizin altın mevcudunun 185, Amerikan bankalarındaki resmî dolar hesap­larımızın 37 ve yine Amerikan bankalarındaki hususi eşhas hesaplarının ise 154 milyon dolara baliğ olduğunu, bilhassa son rakam üzerinde Hükümeti­mizin düşüncesinin öğrenilmesinin istenildiğini bildirmiştir.» Sayın Denizli Milletvekili, bundan sonrası selâm ve kelâm dediler. Bun­dan sonrası selâm ve kelâm değildir. Bundan sonrasında bir cümle vardır.: «Amerikan hazine nezaretinden elde ettiğini bildirdiğil54 milyon dolarlık hesabın doğrulduğunun kabul edilemiyeceği federal rezerve bülteninin son Eylül müshasuıın 1183 sayfasındaki Amerikan bankalarındaki hususi ve resmî dolar mevcudumuz 65,4 milyon dolar olarak gösterildiği halde ken­dileri tarafından bildirilen 154 milyon doların hesap bakiyelerine göre, tet-kikata muhtaç olduğu cevaben bildiriliyor.

Bu vesikaya istinaden o vakit orada bulunan ve heyetle konuşan Ticaret ve Maliye ateşeci tarafından bildiriliyor. Bunun üzerine o zamanki hükümet murakabe heyeti ile temasa geçiyor ondan sonra meclis kürsüsünde Halid Nazim cevap veriyor. Bir müddet geçtikten sonra gazetelerde yine aynı hava­dis çıknca Hasan Saka Hükümeti Murakabe Heyeti ile temasa geçiyor, şu ka­çak doları takip edelim diye yine cevabını Meclis huzurunda veriyor. Büt­çe dolayısiyle, bütçeden üç gün evvel gazetede başlayıp nihayet Denizli Milletvekilinin burada ifade buyurdukları tarzda tekrar kürsüye geliyor. Şimdi bendeniz Hükümet namına Marshall plânı dolayısiyle ilk teması yapan ve bu işlerde dürüst mesaisi geçen ve dosdoğru vazifesini yapan Devletin bir memurunu, Hazine Genel Müdürü Sait Naci Beyi yüksek riyasetin mü­saadesiyle huzurunuzda İzahat vermeğe davet ediyorum.

Başkan - Hazine Genel Müdürü Sait Naacİ, Hükümet namına bu meseleyi aydınlatıcı izahat verecektir. Buyurun.Bunun üzerine Hazine Genel Müdürü kürsüye gelerek şu açıklamada bu­lunmuştur: Efendim yüksek huzurunuzda vaziyeti lâyıkıyla izah edebilmek için, Ame­rika'da yabancı mevduat hakkında cereyan eden muamelelere bir nebze te­mas etmek mecburidir.

Amerika'da 1941 yılına kadar yabancı mevduatı tesbit ve neşredilmezdi. Fa­kat harp ilcaatiyie Amerika Hazine Nezareti yabancı mevduatın tesbitini istemiş ve 1941 de bir tahrir yapmıştır. Bu tahrir yapılırken iki esas nazarı dikkate alınıyordu.

Birinci esas, bunların hangi şahıslara ait olduğu bildirmiyecektir.

ikinci esas, bunların kambiyo kanunu içinde ve dışında olduğu da Amerika hazinesine bildirilmiyecekti.

Yalnız altın mevcudu, Merkez Bankasına, ait döviz mevcudu, hususi şahıs­lara ait döviz mevcudu olarak üç kısma ayırılıyordu. Bundan sonra usul it­tihaz edildi, zaman zaman bankalar yine o esasa riayet ederek Amerikan Hazine Nezaretine malûmat verdiler, fakat bu malûmat tamamen ihsai ma­lûmat kabilindendi, yani şahıs zikredilmiyordu. Maliye Bakanlığınız tarafın­dan esaslı surette takip edilen bu neşriyat bu iki bültende neşrediliyordu, birisi Amerika Hazine Nezareti tarafından, ötekisi Amerika'nın Merkez Bankası demek olan Federal Reserve Banque tarafından çıkarılan iki bül­tende. Bu neşriyata nazaran 31/12/1945 tarihinde Türkiye'nin dolar aktifleri yani dolar mevcudu 52 milyon, 31/10/1946 da 58 milyon, 30/11/1946 da 64, 31/12/1946 da 54, 30/41947 de 65, 31/5/1947 de 57, 30/6/1947 de,51, 31/8/1947 de 41, 30/9/1947 de 41 milyon idi. Yani 154 rakamı civarında bir şey hiç bir zaman görülmemiştir. Bu rakamlar 154 milyon rakamiyle kabili kıyas değildi- Bu rakamlar resmî mevduatı ve kambiyo kontrolünden azade kalmamış ve açılmış her türlü akreditifleri ihtiva ettiği gibi kambi­yodan kaçırılmış kısımları da ihtiva etmekte idi. Bu sırada Amerikan Aya­nında Marshall Plânı Kanunu müzakere edilmece başlandı. O zaman bazı senatörler Avrupa memleketlerinin Amerika'da bazı mevcutları olduğunu ve bu mevcutlarını kullanarak kendilerini kalkındırmalarını ve Amerikan yardımını o nisbette azaltılmasını ileri sürdüler. Bunun üzerine Amerika' daki Dış Moneter ve Malî Meseleler İstişare Konseyi bir rapor, neşretti. Rapor Şubat 1948 tarihinde Federal Rezerv bülteninde neşredilmiştir. Bu arada bu millî istişare konseyinin bünyesine de bir nebze temas lâzımdır.

Millî istişare konseyi, Amerika Hazine Nazırının riyaseti altında dışişleri bakanı ve ticaret bakanı ve Federal Rezervin idare meclisi reisi ile Export emport bankasının idare meclisi reisinden teşekkül eder. Yani dışişleri ba­kanı bu bülteni neşredenler arasındadır..

3/6/1947 tarihinden itibaren Marshall Plânına iştirak eden 16 memleket me-yanında bizim mevcutlarımız da bu raporda neşredildi. Bu mevcutlar kam-

biyo kontorulundan kaçmış ve kaçmamış bütün dolar mevcutlarım irae edi­yordu. Rakamlar aynen şöyledir : Türkiye'nin altın mevcudu, 191 milyon dolar, resmî dolar mevcudu 16 mil­yon dolar, hususi dolar mevcudu da 35 milyon dolar.

Resmî dolar mevcudu Merkez Bankasının muhabirleri elinde mevcut olup he'nüz kullanılmamış dolar demektir.

Hususi dolar mevcudu da kambiyo kontrolünden kaçırılmış dolarları ihtiva ettiği gibi kambiyo mercilerinin müsaadesiyle eşhasın tesahup ettiği doları da ihtiva eder. Merkez Bankası bir döviz müsaadesine istinaden bir şahıs ' için muhabir bankaya emir verdiği zaman bu dövizler Merkez Bankası he­sabından çıkar ve o şahıs hesabına intikal eder. İşte elimizdeki kambiyo kontrolünden kaçırılmış kaçak dövizleri de ihtiva eden 35 milyon dolarlık döviz içerisinde bu akreditifler de dahildir. O halde 30.6.1947 tarihinde kaçak miktarını bu 35 milyon içinde aramak lâzımdır. Maliye Bakanlığının, Mer­kez Bankasiyle yaptığı temaslar neticesinde varılan neticelere göre bunun 25-28 milyonu hazine tarafından verilmiş ve Merkez Bankası tarafından in­faz edilmiş muamelelerden ileri gelmiştir. Binaenaleyh kaçak, kambiyo kont-rolunda kaçmış miktar ancak 7-10 milyon dolar olabilir. Esasen şimdiye ka­dar Amerika Hazine' Nezareti tarafından vaki neşriyat daima takip edilmiş kaçak dolarlar 10 milyonluk bir miktar mihver olarak nazara alındığı tak­tirde değişmeler 5 milyonluk bir sınır dahilinde tekevvün etmektedir. Bu bi­raz da bedbince bir görüştür, zira bizim verdiğimiz permilerle Merkez Ban­kasının infaz ettiği permiîlerin Amerika hesabına geçişi tarzında katiyetle takip mümkün değildir. Şunu yüksek huzurunuzda arzedeyim ki, okunan teskerenin taşıdığı tarihlerde Amerika'daki dolar mevcudumuz 58 milyondu. Bunun 50 milyonu bizim müsaade verdiğimiz dolarla Merkez Bankasının sarfına mezun olduğu dolardı, sekiz milyonu ise şüpheli dolardı. Bugün ise Türkiye'nin mevcudu 18 milyon dolar ifade edilmektedir. Zaten 154 milyon gibi bir rakama hiç bir zaman baliğ olmamıştır.

Buna rağmen Amerika Dışişleri Nezaretinin malî işler şubesinin ikinci Müdü­rüne Muavinlik eden Mr. Doherty ile malî müşavirimiz ve atesemiz arasında bir temas olmuştur. Bu zat ile temasın esası da çudur:

Yüksek malûmlarıdır ki, Amerika ile İngiltere arasında aktedilen bir istik­raz anlaşmasına tevkifan 15 Temmez 1947 tarihinden İtibaren sterlingler Ame­rikan dolarına çerilecekti. ingiltere Hükümeti diğer memleketlerle anlaşma­lar yaparak bir«convertibi]ite« veya« transl'eribilite» temin eyliyecekti. Bizim elimizde de o tarihlerde mühim miktarda sterling mevcuttu. Bu isterlinglerin dolara çevrilmesini haklı olarak umuyorduk. Fakat İngiltere Hükümeti bu­nu yapamadı. Amerika'ya müracaat etti ve bir mektup teatisiyle Amerika Hükümeti bu dolar konvertibilitesinin, yani sterlinglerin dolara çevrilmesi keyfiyetinin talikine razı oldu. Bu arada bizim Almanya ve Jponya'dari alı­nacak basmalarımız vardı. Bu basmaların bedelini dolar olarak ödemek lâ­zım geliyordu. Bu konvartibil'ite kaldırılınca biz bu basma bedellerini ster-lingle ödemek istedik. Amerika hariciyesi buna muhalefet etti. İşte Mr; Dohorti ile ilk konuşmalarımız bu münasebetle oldu. Dehorti demiş ki, sizin kâ­fi miktarda altın ve döviz stokunuz vardır ve hattâ hususi şahıslara ait 154 milyonluk dolarınız da vardır. Bu kadar zenginsiniz ne diye dolarla ödemi-yorsunuz. Tabii malî müşavir ve ticaret ataşemiz lâzım, gelen cevabı vermiş­ler ve demişler ki, 154 milyon doları nereden çıkarıyorsunuz? Millî istişare konseyinde dışişleri bakanı var. Bunlar resmî bir rapor neşrediyorlar. Ve neş­rettikleri bu raporda bizim mevcutlarımızı irae ediyorlar. Siz tek başınıza na­sıl olur da bir mevcudu böyle tesbit edersiniz? Fiilen hiç bir memlekette ol­madığı gibi. Amerika'da da bankadaki mevduat için böyle bir malûmat talep edilemez.

Hükümet Marshall Plânı müzakereleri dolayısiyle bendenizi Amerika'ya gönderdiği zaman Marshall Plânı mevzuuna bu husus ta giriyordu. Şu nok­tadan giriyordu, Marshall Plânı kanununa bir madde konmuştu, bu madde mu­cibince, hükümetler hususi şahıslara ait olan bu plasmanları kurtarıp kendi kalkınmalarında istimal etsinler, kabilinden bir temenni. O sırada merhum Maliye Bakanı Halit Nazmi Keşmir tarafından sefaret vasıtasiyle bize bir emir verildi. Bu emirde deniliyordu ki, şu 154 milyon dolar meselesini tahkik edin ve bu kaçak dolarları elde etmek için bir imkân var mıdır? Bu hususta Ame­rikan Dışişleri Bakanlığı ile temas edin.

Amerika'da Marshall Plânı müzakere edilirken sekiz kişilik bir heyet vardı ve bunda Doherty de dahildi. Bu hususta evvelce bize bir söz söylemiş olma­sına daistinad ederek bizzat Dohery'ye gittim ve bu neşriyat hilâfına 154 milyondan bahsetmesinin ne esasa dayandığını, tekzip edici bir ifade ile değil, teşvik edici bir ifade ile sordum ve Türkiye'ye bir yardımı olur kanaatiyle üzerinde durdum. Doherty, rakamı teyid etmedi, nereden aldığını söylemed-i ği gibi teyid de etmedi. Biliyorsunuz millî istişare konseyinin bir kararı var­dır. Buna nazaran size gerekli malûmat verilmeyecektir dedi. Bu vaziyette Dohoty'nin bu rakamı neye istinaden söylediğini tahmin etmek imkânı yok­tur. Amma bilinen bir şey varsa, Millî İstişare Konseyi tarafından neşredilen rapor esastır. Ve buna İnanmak lâzımdır.

Efendim, miktarı 8.10 milyon olmasına rağmen Maliye Bakanlığımız döviz kontrolü ile mükellef olduğu için bunun peşine düşmeyi kendisine bir vazife bilmiştir Bunun- için kendilerine müracaat ettik, bu müracaatımıza verilen cevabı burada lâyıkı ile arzetmek için Amerika'deki ecnebi mevduat hakkın­da biraz izahat vermek lâzımdır.

Amerİka'daki ecneî meduatı esas itibariyle ikiye ayrılıyor. Birisi serbest ak­tifler, İngiltere, Türkiye ve İrlanda aktifleri gibi. Bunlar hiç bir kayda tabi değildir. Öteki de harb sıralarında düşman işgaline uğramış memleketlere ait olmak veya diğer sebeplerle Amerika Hükümeti tarafından üzerine blo­kaj vaz edilmiş paralardır.

Marshall Plânı müzakereleri sırasında Senato tarafından yapılan temenni üzerine bu mesele hakkında millî istişare konseyinde müzakere cereyan et­miştir. Yapılan müzakerede millî istişare konseyi bloke olan paralar üzerin-

deki blokajın kaldırılmasının mümkün olacağını, fakat serbest paraların as­la karşı tarafa bildirilemiyeceğini şu esbabı mucibe ile reddediyor.

Konsey zaten Marshall Plânından istifade eden hükümetlerce malûm olma­yan kısmı çok cüz'i olan ve tatbikatta da büyük müşkülâtı tevlid edecek bu­lunan serbest aktifler hakkında bir tedbir ittihaz etmemeğe karar vermiştir. Bu serbest aktifleri bulmak ve kontrol altına almak Amerika'nın bir malî merkez olarak vaziyetini azami surette haleldar edecek kambiyo kontrolü gibi doları hernevi takyidattan da azade kılmak için takip edilen siyasete aykırı olacaktır.

Binaenaleyh Amerika hariciyesiyle temas ederek bize yardım etmelerini is­terken, ortada bir konsey kararı vardı ki bu fiilen yardıma imkân vermiyor­du. Bize kolaylık gösterin, tetkiklerimizi teşvik edin dedik, Amerikan haric-i yesi bunu da red etmiştir. Döviz kontrolü bakımından şüphesiz ki miktarı ne olursa olsun bizim vazifemiz bunu aramak ve bulmaktır. Fakat bunu bula­bilmek için şu iki şey lâzımdır: Banka ve bankada mevduatı olan şahıs, bun­lar meçhul bulunduğu müddetçe maddeten bunu yapmağa imkân yoktur. (Soldan bravo sesleri)

Hazine genel müdüründen sonra da Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nihat Erim şu beyanatta bulunmuştur:

Muhterem arkadaşlar, Yüksek Meclisi bir kaç saattir meşgul etmekte olan meseleyi bir kaç dakikada bendeniz Hükümet adına huzurunuzda söz almak suretiyle uzatmam dolayısiyle özür dilerim.

Fakat serbest münakaşalı ve çok partili Parlamento hayatında süratli adım­lar attığımız sırada beliren bazı hastalıklar üzerinde durmaz ve bunların teş­hisini millet huzurunda yapmazsak bu hastalıklar büyük bîr iştiyakla işe atılmış olduğumuz serbest hayatı, demokrasi hayatını eninde sonunda öldüre­bilir, anarşiye götürebilir. İşte Yüksek Meclisin, huzurunda bugün Denizli Milletvekilinin ağzından bir kerre daha ortaya konulmuş olan bu, Türk va­tandaşlarına ait Amerika'daki hususi mevduat meselesi bizim demokratik bünyemizde müsamaha gördüğü takdirde derin yaralar açacak olan bir has­talığın ifadesidir.

Muhterem arkadaşların ve vatandaşların o neşriyatı görmüş olanları hatır­layacaklardır ki bir seneden fazla bir zamandaııberi Türk vatandaşlarına ait Amerika'daki hususi mevduat meselesi diye bir mesele süründürülüp dur­maktadır. Ve hattâ bu vesile ile memleketimizi dün idare etmiş olanlara bu­gün idare etmekte olanlara da lekler sürmek isteyenler var. Bu türlü neşri­yat yüzünden mahkemeye düştüğü zaman, mertçe «biz bu memleketi idare etmekte olanları kasdettik» diyecek yerde, iktidar kelimesi şu veya bu ma­naya gelir demek gibi kaçamaklı neşriyatla tükürdüklerini yalayanları bugünkü izahlar bir kerre daha yere sermiştir. (Alkışlar) O tükrük yalanmış olsa dahi alnı açık insanlar olarak, meseleleri sonuna kadar deşmekte tered­düt etmiyeceğiz. (Bravo sesleri, alkışlar)

Memlekette mevcut rejimi, memleketi ayakta tutan enerjiyi, memleketin ik­tidarını sarsabileceğini umdukları her mesele üzerinde, bir şikâra atılır gibi atılmakta olanlar, (onların hesabmca yazık - memleket hesabına şükranla kaydedilmek lâzımdır.) Bugün arkadaşlarını Maliye ve Ticaret Bakanları ve onların değerli umum müdürünün verdiği izahattan sonra millet huzurun­da bir kerre daha yere serilmiş bulunmaktadır. Fakat arkadaşlar bununla bu dertten, bu yaradan büsbütün kurtulduğumuz zehabına kapılmamalıyız. Bu tmette olanların kendileri gibi vesikasız mesnetsiz, hükümeti, meclisi ve namuslu Türk vatandaşlarını bütün tüccarları döviz kaçakçısı diye damgala­maya azmetmiş olan bazı muhalifler kendileri gibi hareket etmiyen di­ğer bir partiyi bu yüzden muvazaacı diye damgalayanlar bu yoldan kolay kolay dönmeyeceklerdir, bu yolda İsrar edeceklerdir. Onun için ben hükümet adma bu yüksek millet kürsüsünden alenen haykırıyor ve tekrar ediyorum. Bütün bu izahata rağmen ortaya koyacakları vesikaları varsa versinler. Ma­alesef her memlekette, bilhassa harb zamanlarında ve bilhassa bu İkinci Cihan Harbinde ortaya çıkmış olan kambiyo kaçakçısı tiplerinin her memlekette olduğu gibi Türkiye'de de bir nebze muvaffak oldukları bir vakıadır.. Şu 5-8 milyon liralık kaçak kambiyo sahiplerine dair bildikleri, isim olarak bildik­leri, vesika olarak bildikleri herhangi bir şey varsa çok rica ediyorum orta­ya koysunlar, hükümete versinler amansız takip edelim, tecziye edelim. Hü­kümet, bu meseleye muttali olduğu günden bugüne kadar bunu meydana çıkarmak için elinden gelen her şeyi yapmıştır. Hattâ, arkadaşımın verdiği izahata göre, belki diplomatik mücamele hudutlarına kadar dayanarak Ame­rika Hükümeti nezdinde teşebbüslerde de bulunulmuştur. Fakat bir netice elde edilememiştir. Bir netice elde edilememişse bunun kabahati bu Türk Kanunlarının mıdır, bu memleketi idare edenlerin midir, ve bu memleketin namıslu vatandaşlarının mıdır?

Bu vesile ile sırası gelmişken bir noktayı açıklamalıyım. Ve hiç şüphe yok ki bu memleketin namuslu tüccarları namuslu vatandaşları, o müphem ifade­lerle ufak nisbetlerde de olsa hırpalanmış, tereddüde düşmüş olabilirler. Ben bunlara hükümet namına teminat vermek isterim. Bu memleketin namuslu tüccarları, namuslu vatandaşları müsterih olsular. Bugüne kadar hükümet olarak onları nasıl korumuşsa bundan sonra da korunacaklardır. Bozguncu­luğa dışardan da gelse içerden de gelse asla yer vermiyecek, vatandaşı on­dan koruyacak olan hükümet iş başındadır, o iktidardarm verdiği kudreti en ilham alarak, devletin tekmil canlılığını ve dikkatini milletin ve fertlerin menfaat ve gayretleri uğrunda ayakta tutacaktır.

Ayni konu ile ilgili olarak Faik Ahmet Barutçu şunları söylemiştir:

Mendim, Kesat Aydınlı arkadaşımızın bu Amerika bankalarındaki Türk te­baası hususi eşhasa ait paralar meselesinin konuşulmasına yeniden vesile vermiş olmasını memnunlukla karşılamak yerinde olur. Millet Partisine men­sup arkadaşlarımız bu meseleyi parmaklarına dolamış bulundukları için ke­mali vuzuhla bu işin bir kere daha anlaşılmış olmasını ve bu mevzuda hattâ kendilerine tevaccüh eden vazife bulunduğunun bilinmesi isabettir.

Arkadaşımız burada bu meseleden bahsederken "gizli» diye okuduğu rapor­daki bir fıkra üzerinde durarak Hasan Saka Hükümetinin verdiği izahatla bu fıkranın ihtiva ettiği malûmat arasındaki tezada dikkati çekmek istemiş­lerdir.

Dr. Saim Dilenire (Rize) - Hepsini okumadı.

Faik Ahmet Barutçu (devamla) - Hatırlarsınız arkadaşlar, bu mesele etra­fında ilk evvel bir sual vesilesiyle rahmetli arkadaşımız Halit Nazmi Keşmir etraflı izahat vermişti. Bu izahattan bir müddet sonra bu mevzu etrafındaki neşriyat durmadığı için Dışişleri Bakanı arkadaşımız Sadak'tan şöyle bir ri­cada bulundum, dedim ki, Vaşington elçimize talimat verelim, bu meseleyi anlatalım, bu mesele etrafında buradaki neşriyat: bildirelim, diyelim ki bu mevzu etrafında Amerika'da mevcut ve elde edilmesi mümkün bütün bilgi­leri toplasın ve bize bildirsin. Bir.

ikincisi, Amerika bankalarında hususi eşhasa ait, para mevcut ise ve bu pa­raların kime ait olduğunu meydana çıkarmak mümkün ise mikdarları ile öğ­renilerek behemhal çıkarsın ve behemhal bize malûmat versin.

Arkadaşımız, arzetüğim şekilde Vaşington elçimize bu hususta talimat ver­di. Aradan bir kaç gün geçtikten sonra, o zaman orada Hüseyin Ragıp Bay-dur elçi bulunuyordu, ondan gelen malûmatı bendeniz bir vesile ile yüksek huzurunuza arzetmiş idim. Şimdi müsaade ederseniz elçimizin telgrafla ver­diği bu malûmatı bendeniz bir kere daha yüksek huzurunuzda okuyayım. Telgraf aynen şudur.

1 — Maliye Nazırının riyasetinde millî müşavere meclisi tarafından hazırlan­mış federal Rezarv mecmuasının Şubat 1948 mikasında çıkan son altı aylık raporda münderiç ve 67 ecnebi memleketin Amerika bankalarındaki dolar mevduatına müteallik bulunan cedvelin Türkiye hanesindeki dolar mevcu­du 30 Haziran 1947 tarihinde 51 milyon olup bunun 16 milyonu resmî ve 35 milyonu hususi mevduat olarak gösterilmiştir. Hesmî mevduat Merkez Ban­kası İle resmî dairelerin aktiflerini, hususi mevduat hususi şahıslara ait pa­ralar ile Türkiye'de faaliyette bulunan diğer bankaların Amerİka'daki kısa vadeli akreditiflerini, mezkûr bankalar vasıtasiyle tüccar namına açılan akre­ditif karşılıklarını Amerİka'daki resmî memurlarımız ve' talebelerimiz namına gönderilen avans ve kredileri ihtiva edebilir.

Madde2 — Yukarıda zikredilen cedvelden de Amerikan bankalarındaki Türk mevduatını bildiren başka bir vesika ve beyanat görülmemiştir.

Madde 3 — Yerili ve ecnebi şahıslar tarafından yapılan mevduatı ifşa etme-menık Amerikan bankalarınca takıp edilen bir prensiptir. Maliye Nazırı ban­kalardaki serbest hesapların henüz malûm olmadığını, öğrenmek için kong­reden bazı murakabe kanunları çıkartmak lâzım geleceğini, bunun da müm­kün olmadığını ve esasen Amerika'nın malî siyasetine muhalif bulunduğunu beyan etmiştir. Binaenaleyh mevzubahs mevduat hakkında birinci madde­deki cetvelden gayrı malûmatın ne hükümet vasitasiyîe ne de başka bir su­retle elde edilmesi kabil değildir. Bir Amerikan mahkemesi bir adamı muay-

yen bir parayı ödemeğe mahkûm eder ve o adamın falan bankada hesabı bu­lunduğu öğrenilirse ancak mahkûm olduğu mikdarı üzerine haciz konabile­ceğinden o mikdar belli olur. Meğer mahkeme kararı tekmil emval ve emlâ­kinin müsaderesine müteallik bulunsun.

Madde 4 — Geçen harbin başında Amerika Hükümeti kongreden aldığı se-lâhiyetle Almanya, İtalya ve Japonya'da Mukim bilûmum eşhasın Amerikan bankasındaki mevduatını 'bloke etmişti. Bu tedbir mezkûr üç devletin işgali altına giren diğer memleketler de mukim eşhasa de şâmil bulunmakta idi. Çünkü bu eşhasa ait mevduatın muvazaa suretiyle muharip devletler tebaa­sına ait bulunması muhtemel idi.

Bu kanun neticesi olarak yukarıda zikredilen üç muhasırn devlet ile onların işgali altına giren memleket vatandaşlarının Amerikan bankalarındaki he­sapları Amerikan Hükümetine bildirilmişti. Şu kadar ki işgal altına giren memleketlerin işgalden kurtulmasını ve İtalya ile sulh akdini müteakip bu memleketler mevduatı üzerindeki blokaj kaldırılmış ve alakadarlar bunların Alman ve Japon tebaasına ait olmadığını isbat etmek suretiyle hesapları tek­rar serbest bırakılmıştır. Henüz .^ılh akdetmemiş olan Almanya ve Japonya tebaasına ait mevduat bloke kalmakta berdevamdır.

Madde 5 — Yukarıdaki blokaj tedbirleri Türkiye, İngiltere, Japonya, Por­
tekiz, İran, Afganistan, Kanada. Cenubi Amerika Hükümetleri ve Afrika
ile Asya'da ve Pasifik Denizinde Amerika ile muharip olmamış veya düşman
işgaline uğramamış memleket mevduatına hiçbir zaman tatbik edilmemiş­
tir... t

Madde 6 — Bazı Amerikan gazetelerinde vuku bulup memleketimize yanhş olarak aksettiği anlaşılan neşriyat, harb içinde Alman ve İtalyan işgali altın­da kalmış ve halen Marshaîl Plânına dahil memleketler tebaalarına ait olup mütarekedenberi sahipleri çıkmamış ve binaenaleyh serbestileri iade edil­memiş ve bilmuvuzaa Alman tebaasına ait olması muhtemel bulunmuş olan bir takım paralara aittir. Hükümetin tasavvuruna göre bu sahipsiz hesapların beş bin dolara kadar olanları serbest bırakılacak, ondan yukarı olanları için Hazirana kadar beklenecek, eğer yine sahipleri çıkmazsa bunlar maliye ne­zaretinde «ecnebi mallar mutemetliği dairesi» ne teslim edilecektir.1 Marshaîl Plânında kullanılması için ne gibi bir tedbir alınacağı bilâhare tâyin oluna­caktır.

Görülüyor ki arkadaşlar bizim elçimizin Amerika Hükümeti ile temas ederek bize verdiği bilgi şudur ki Amerika'daki mevduatın ne hükümet kanalı ile ve ne de başka bir vasıta ile öğrenilmesine imkân yoktur. Şayet arkadaşları­mız bu malûmatın elde edilmesini sağlayacak bir kanal biliyorlarsa ve şayet herhangi bir kanaldan elde ettikleri bir bilgileri varsa bildirmeleri ve söy­lemeleri lüzum ifade eder. Dumanlı havayı sevenlere değil, dumanlı havayı dağıtmak isteyenlere yardım etmek lâzımdır. Ve havayı berraklaştırmağı il­tizam edenlere yardım etmek vatani bir hizmettir. «Soldan brovo sesleri, al­kışlar »

Bu açıklamaları müteakip kürsüye gelen müstakil demokrat Eskişehir Mil­letvekili Ahmet Oğuz da bu kabil memleket meselelerinin her vesile ile mec­lise getirilerek aydınlanmasının bizatihi demokrasinin icaplarından iken baş­bakan yardımcısının bu meseleleri meclise getirenleri bozguculukta ittiha-mını doğru bulmadığını söylemiş ve başbakan yardımcısını bu bakımdan tenkit etmiştir.

Millet Partisi Denizli Milletvekili Reşat Aydınlı da söz alarak kendisinin ra­poru tamamen okumadığının doğru olmakla beraber Ticaret Ekonomi Baka­nının da bu raporu tam okumadığına İşaretle kendisinin hiç ittihattı etmek istemediğini ileri sürerek Başbakan Yardımcısının konuşması ile mevzuu da­ğıttığı mütalâasında bulunmuştur.

C. H. P. Rize Milletvekili Saim Ali Dilemre de söz alarak meclis kürsüsünün bir hiddet mahalli olmadığını belirtmiş günlerce yapılan devamlı neşriyatın tepkisinin de şiddetli olmasının tabii bir hâdise olduğunu kaydeylemiştîr.

Söz alan Millet Partisi İstanbul Milletvekili Osman Nuri Koni de Başbakan Yardımcısının demokrasiden bahsederken tehditkâr bir lisanla konuşmuş oldu­ğunu ileri sürerek mahkemede karara bağlanmış bir dâvanın konuşulması­nı doğru bir hareket saymadığını söylemiş Başbakan Yardımcısının muva­zaadan bahsetmek suretiyle diğer bir partiyi kışkırtmak istediğin ileri sür­müş ve başbakan yarrdımcısınm bizzat bu muvazaa ile ilgili bulunduğunu ilâve eylemiştir.

Bu son mütalâalara karşı da. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nihat Erim aşağıdaki açıklamada bulunmuştur:

Muhterem arkadaşlar, Sayın Ahmet Oğuz arkadaşımı burada göremiyorum. Yalnız kendilerini bir noktar'.- V,min etmek İsterim; Benim sözlerimde teh­dit manası asla yoktur ve bu sözlerime böyle bir çeşni katmayı da zihnimden .geçirmemiştim. Ben bu memleketi çok seven, vücudunun her zerresinde bu vatanın bir hakkı bulunduğuna inanan bir insan sıiatiyle ve bir çok Yüce kha-vamanlarm belirdiği bir devrede en nankör sayılabilecek...

Osman Nuri Koni (İstanbul) - Senin gib, kahramanlar, demokrasi kahra­manları.

Başkan- Rica ederim.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nihat Erim (devamla)- En nankör -

sayılabilecek bir hizmeti kemali hulûs ile yapmaya çalıştım ve çalışıyorum

arkadaşlar.

Osman Nuri Koni (İstanbul) - Nankör kelimesini reddediyorum, kabul et­miyorum, bu sözü.

Başkan - Rica. ederim, maksut siz değilsiniz, içtüzüğe riayet ediniz. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nihat Erim (devamla) - ben hiçbir şahsın ismini burada zikretmedim. Hiçbir şahsa bu kürsüden hitap etmedim. Ben yalnız kendi 'görüşlerimiz vezihniyetlerimiz,yaşama tarzlarımızayni olan bir zümreye mensuparkadaşımızAhmetOğuz'ahitapettim.Eğer

benim sözlerimde bir tehdit manâsı olursa bundan müsterih olsunlar, böyle bir şey yoktur. Biz elel yetişmiş bir nesil olarak ifade edeyim ki bu memle­ket bizlere emanet edilmiştir. Bu rejimi yaşatacağız. Buna Ölüncüye kadar devam edeceğiz. (Bravo sesleri) onun için birbirimize hitap ederken aslı ol­mayan bir takım demagojik silâhları kullanıp da yekdiğerimizi incitmeyelim.

Bendeniz, naçiz bir arkadaşınız, bütün okuma hayatımada yalnız liberal sis­temlere meclup olmuştur. Bu sistemler üzerine tez yazmış, müdafaa etmiş, kabul ettirmiş ve okutma şerefine nail olduğum zaman yalnız bu sistemleri müdafaa etmiş kitabına geçirmiştir. Siyasi hayata atıldığı zaman kendi ka­naatine göre yalnız ona hizmet etmeğe çalışmış ve hizmet etmekte olan bir arkadaşınızım. Herkesin kanaati, anlayışı muhteremdir.

Okuduklarıma öğrendiğime göre ve benim gördüğüm memleketlerde çok partili hayat bir kedi köpek kavgası gibi cereyan etmiyor, iktidarla muhale­fet sırt sırta dönmüyor, yüz yüze konuşuyor, memleket meselelerini beraber­ce mecliste, dışarda her vesile ile görüşüyor. Bizlerin de yapmakta olduğu­muz budur. Onun için, bu sözlerimle bir noktaya cevap vermiş olmak istiyo­rum. Ben hattâ hakarete de maruz kalsam memleket nefine olduğuna inan­dığım her teşebbüsü yaparım. Muhalefetle görüşmekte memleket nefine bir zerre menfaat görürsem, hattâ bir takım şahısların hakaretine de maruz kal­sam yine o görüşmeyi yapmaktan çekinmem. Şahsım için değil, şahsım için olsa belki bazı insanlara yüzümü dahi çevirmem. Amma vazifenin emrettiği yerde bunu yapmak lâzımdır. Kaldı ki arkadaşlar, birbirimize insaf­sız olmayalım, milletin içinden ayırıp bu meclise yolladığı her insan muhte­remdir, her insan vazifeşinastır, her insan ahlâklıdır, ahlâklı derken siyasi ah­lâkı da beraber anlıyorum, binaenaleyh bu anlayışın huzuru içinde bu ha­yatımızın inkişaf etmesini istiyorum. Yok yere siyasi ahlâka uymayan suç­lar isnat etmiyelim. Bendeniz bu kürsüden konuşurken bu meclisin üyesi olan hiçbir arkadaşa İsnatta bulunmadım. Denizli Milletvekili arkadaşımızın bu meseleyi buraya getirmiş olmasını da muahaza etmedim. Bu neşir yolu ile sakız gibi çiğneniyor, izahatlara rağmen tekrar tekrar ortaya atılıyor dedim. Bunlar faydalı olabilir, ancak iyi tahkik ve tetkik etmeli ve mesnetlere dayan­malı. Böyle olmadığı takdirde bu memlekete, vatandaşlara çok zarar verebilir. Bu mesele de böyledir.

Başkan - Efendim saat 19 a gelmiştir.

Osman Nuri Koni (devamla) - Şimdi oldu arkadaşlar, mülayim konuştu. Biz böyle olmasını beklerdik. Fakat demin tehdidâmız konuşmuşlardı. O kendi­lerinden beklenmezdi.

Bu konuşmalardan sonra saat 21 de toplanmak üzere ikinci oturuma son ve­rildi.

B. M. Meclisinin 3 oturumu:

— Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugün Cevdet Kerim İncedayı'mn başkanlığında yaptığı üçüncü oturumda görüşmelere başlanırken Demokrat Parti Genel Başkanı Celâl Bayar söz alarak şubeyanatta bulunmuştur.

Aziz arkadaşlar,

Bulunmadığım bundan evvelki celsede teesüfe değer bir hâdisenin geçtiğini haber aldım. Ben bu kürsüden daha mühim meseleler hakkında ve memleke-in umumî menfaatine taalluk eden mühim işler hakkında söz almaklığı daha tercih ederim. Fakat bu gün, şimdi arzettiğim meseleden dolayı söz almak cür'etinde bulunduğum için evvelâ teesürlerimi izhar etmek mecburiyetini duyuyorum ve Yüksek Meclîsi böyle meseleler için işgal ettiğimden dolayı ev­vel emirde mazur görmenizi rica ediyorum.

Burada okunan vesikayı ben de dinledim. Herhangi bir mebusun memleket işleri hakkında ortaya atmak istediği meseleleri söylemekten asla istinkâf et­memesi lâzım gelir ve bu kürsüden her hakikatin açıklanması hepimiz için hem bir vazife ve hem de bir borçtur.

Ben bunun etrafında cereyan eden meselenin mahiyeti üzerinde durup leh ve aleyhine söz söyÜyecek değilim. Ancak partimizi alâkadar eden, Demok­rat Partiyi alâkadar eden bir mesele hakkında kısaca maruzatta bulunaca­ğım.

Arkadaşlar,

Bütün Türk Milleti kanaat getirmiştir ki, memlekette hakiki demokrasinin

vücuda gelmesi için devletin müteaddit partiler tarafından idare edilmesi bir

zarurettir. Biz bu zarureti nazarı itibare alarakian Demokrat Partiyi teşkil

ettik ve millet huzuruna acık alınla çıktık.

Hamdullah Suphi Tanrıöver(İstanbul)Bravo.

Celâl Bayar (devamla) - Arkadaşlar, bizde parti hayatının tarihi ve mazisi he­pimizce malûmdur. Ben Meşrutiyet devrinden bağlıyarak kardeş kavgası ya­pan partiler hakkında size misal verecek değilim ve aynı zamanda ilk1 muva­zaa kelimesi işitilen Serbest Parti zamanından size bahsedecek değilim. Bun­lar bütün Türk Milleti için malûm şeylerdir,

Biz Demokrat Parti olarak bütün Türk Milleti önünde ve bu kürsüde nok-tainzarlarımızı her zaman ve her zaman açık olarak ifade ettik, Cumhuriyet kanunlarının bize bahşettiği bütün selâhiyetlerden istifade ederek umumi mitinglerde millet muvacehesinde arzularımızı izhar etmekten ve millete hi­tap etmekten çekinmedik. Bunlar muhtelif tefsirlere uğradı. Bazıları dediler ki, Demokrat Parti memleketi ihtilâle mi götürüyor? Hayır arkadaşlar, biz, milletin iradesinin tecellisine vasıta olmak istiyoruz, ve fikirlerimizi millet huzurunda münakaşa etmek istiyoruz. İhtilâl asla aklımızdan geçmez. Fakat bunun yanında diğer bazı kimseler de hareketlerimize muvazaa demekten çekinmediler.

Arkadaşlar,

Biz medeni bir devlet kurmuşuz bu devletin medeni icaplara göre işlemesini istiyen insanlarız. Biz bir aşiret devleti değiliz. Bir aşiret reisinin diğer re­ise kızmak suretiyle birbirini hasım tanıma âdetini bu memlekete sokmıyaca-ğız. (Sağdan bravo sesleri, alkışlar) ve mazinin fırka mücadelelerini, kardeş kavgaları gözönünde bulundurularak vatandaş vicdanında şüphe ve kin uyandırmak şaibesinin bu memleketin hayatı siyasiyesinde yer tutmasına biz de meydan vermiyeceğiz.

Muvazaa nedir? bir taraf ^memleketi ihtilâle götürecek kadar şiddet gösteri­yorsunuz derken, diğer taraf muvazaa yapıyorsunuz, diyor. Demokrat Par-tî, bu iki mutezat İddianın ortasında kendi yolunda yürümektedir.

Arkadaşlar,

Biz söylediğim gibi aşiret halinde yaşıyarak aşiret reislerinin birbirine küs­mesi şeklinde bir mücadele yoluna sapmıyacağız. Biz medeni insanlara, mu­asır devlet adamlarına yakışır surette çalışarak bu memleket demokrasisine hizmet edeceğiz. Bunu ortaya atıyoruz ki muvazaa iddialrı muvazaa isnadın­da bulunanların söyliyecek başka sermayeleri olmadığından ileri geliyor. (Sağdan ve soldan alkışlar)

Memlekette mühim mevkii olan bir partinin elbette memlekete karşı mesu­liyetleri vardır. O partinin hükümet reisiyle icabettiği zamanda Cumhur­başkanı ile, temas etmesi kadar tabii ne olabilir. Elbette memleketin ihtiyaç­larını ve dertlerini Başbakana söyliyecek, elbette icap ettiği zaman da Cum-hurbaşkanı'nı ikaz etmeyi millî vazife bilecek ve aynı zamanda nihayet siz-ler milleti temsil etmektesiniz. Ve sizler karşısında hakikat olmasını istedi­ğimiz fikirlerimizi ve programımızı şiddetle müdafaa edeceğiz, muvazaa bu­nun neresindedir arkadaşlar. Daha fazla söz söyiiyemiyeceğim. Ötede beride artık tekrar edile edile bayatlıyan bir kelimeyi bu kürsüye kadar getirmek cesaretinde bulundular. Zaten yer tutmamış olan muvazaa iftiralarını ken­dilerine ve partim namına nefretle reddederim.(Bravo sesleri)

Demokrat Parti Genel Başkanı Celâl Bayar'ı takiben söz alan Başbakan Şemsettin Günaltay da şu beyanatta bulunmuştur:

Arkadaşlar,

Bundan evvelki celsede azçok hepinizin üzerinde teesür uyandıran hâdise­yi netice itibariyle memlekette hakiki demokrasi tecellisinin inkişafına ve­sile olması itibariyle iyi bir surette karşılamak icabeder. Bazen beğenilmi-yen başlangıçlar iyi neticeler verir. Karşı partinin muhterem liderinin söz­lerini dinlerken demokrasi hayatımızdaki inkişafın feyizli neticesini görmek­le büyük bir haz duyduk (Sağdan bravo sesleri)

Biz demokrasiyi memlekette husumet, nefret, memleket çocukları arasında şiddet ve adavet yaymak için yaşatmak istemiyoruz. Bizim asıl hedefimiz memleket meselelerini memleket çocuklarının gözönünde ve bütün mem­leketekarşıaçıkça münakaşa etmek,hatalı yerlerin tashihiniicabettiren

faaliyetlere meydan vermek ve bu suretle memleketin itilâsına çalışmaktır. Biz bu hususta imanlı insanlarız. Muhterem demokrat parti liderinin de bi­zimle aynı kanaattaolduğunu görmekle memleketinistikbali için büyük ümitler besliyoruz ( bravo sesleri alkışlar)

Arkadaşlar,

Muvazaa ancak geri düşünen insanların ifade edebileceği bir sözdür. Muha­lefet memleket içinde nifak yaymak, memleket çocuklarını birbirine düşman yapmak, demek midir? Demokrasi ve muhalefet düşmanlık duygusu bes-lemeksizin memleket işlerini karşı karşıya oturup konuşmak, fikirleri kar­şılaştırarak münakaşa etmektir. Burada en şiddetli münakaşaları yaparız. Fakat kapı dışarı çıktığımız vakit hiç bir husumet duymaksızın birbirimizin elini sıkarız. Demokrasi ancak ve ancak bu suretle, bu zihniyetle bu memle­kette kurulabilir. Ne C. H. P. ne de D. P. mensupları muvazaaya tenezül ede­cek adamlar değildir. (Bravo sesleri) Demokrasi ancak bu suretle gelişebi­lir. Bundan dolayı sayın Celâl Bayar'm buradaki açık sözlerini, demokrasi hayatımızda yeni bir inkişaf başlangıcı olarak karşılıyoruz. (Bravo sesleri ve alkışlar)

Büyük Millet Meclisi bu açıklamalardan sonra 1949 yılı bütçesi üzerindeki müzakeresine devam etmiştir.

B. M. Meclisinin 1949 yılı bütçe görüşmelerinin devamı:

Ankara:

Büyük Millet Meclisi bu sabah Feridun Fikri Düşünsel'in başkanlığında yap­tığı birinci oturumunda Basm ve Yayın Genel Müdürlüğü Bütçesi tümü üze­rinde görüşmelere devam etmiştir.

İlk sözü Demokrat Parti Kayseri Milletvekili Fikri Apaydın alarak Basın ve Yayın Umum Müdürlüğü hakkında görüşlerinin bir kısmını meclisin dün akşamki oturumunda bildirdiğini işaretle Basın Yayın Umum Müdürlüğü görevleri meyanma ithal edilen turizm meselesinin hakikaten üzerinde du­rulması icabeden Önemli bir konu olduğunu, memleketimizin tarihi ve sahip olduğu kıymetlerin, turizm işlerine en müsait bir zemin teşkil ettiğini, bugü­ne kadar bu işin tanzim edilmemiş olduğunu söyliyerek tenkitlerde bulun­muştur .

İstanbul radyo inşaatı için bu sene de iki milyon küsur lira tahsisat konul­duğunu kaydeden hatip, bu sene İstanbul radyosunun faaliyete geçmesi lâ­zım gelirken bunun neden başarılmadığını da sormuştur.

Daha sonra Fikrî Apaydın, Anadolu Ajansı meselesine temas etmiş, Anado­lu Ajansının bu sene mukavelesinin hitam bulacağına nazaran Hükümetin bu müesseseye 550 bin lira tahsisat vermiş olmasına rağmen Bütçe Komisyo-

nunun 109 bin lira fazlasıyla 658 bin lira bir tahsisat teklif eylemiş olduğunu söyİiyerek bu 109 bin liranın indirilmesini istemiş ve bu maksatla bir de öner­ge vermiştir.

Demokrat Parti Eskişehir Milletvekili Kemal Zeytinoğlu da Fikri Apaydm'm partileri adına yaptığı tenkitlerden maada bir noktaya işaret etmek istediğini sölemiş ve Basın ve Yayın Genel Müdürlüğününün bugünkü çok. partili sis­tem karşısında bitaraflığını muhafaza edemediği mütalâasında bulunduktan sonra Eskişehir'in bir bucağında yapılan Belediye Seçimine işaretle radyonun bunun cereyan tarzını yanlış naklettiğini söyİiyerek milletin arabasına binen Basın ve Yayın Umura Müdürlüğünün yanlız Cumhuriyet Hal Partisinin dü­düğünü çalmamasını istemiş ve on sene zarfında 45 misli tahsisata sahip olan Besin ve Yayın Umum Müdürlüğünün, yapılması istenilen işlerin en küçük kısmını dahi yapamadığını iddia etmiştir.

Hatip, İstanbul'daki radyo inşaatı için sarfedilen 15 milyon liranın turizm dâvasında daha faydalı olacağı kanaatini ifade ederek sözlerini bitirmiştir. C. H. P. Samsun Milletvekili Yakup Kalgay da radyo mefhumunun ve ma­nâsının tamamen değişmiş olduğuna işaret ederek, bunun her türlü sahada bir eğitim ve öğretim vasıtası haline geldiğini söylemiş ve Ankara Radyosu­nun faaliyeti hakkında geniş izahat verdikten sonra teknisyenlerin ve spi­kerlerin uzun yıllar radyoda çalışmış olmalarına rağmen ellerine geçen pa­ranın çok az olduğunu ve bunun bugünkü hayat pahalhlığı karşısında bu elemanları müşkül bir duruma düştüğünü bildirmiş ve bu meselenin naz-arı-dikkate alınmasını istemiştir.

Yakup Kalgay, daha sonra Basın ve Yayın Umum Müdürlüğü teşkilât kanun tasarısının geçici bir komisyonda müzakere edildiğini söyİiyerek, bunun kı­sa bir zamanda hazırlanarak kanun halini almaşım temenni etmiştir. Basın ve Yayın Genel Müdürlüğü Bütçesi üzerinde görüşmeler sonunda kürsüye gelen Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Nihat Erim, ileri sü­rülen tenkit ve mütalâalara karşı şu açıklamada bulunmuştur: Muhterem arkadaşlar, Basın Yayın Genel Müdürlüğünün Bütçesinin tümü üzerinde mütalâa serdeden arkadaşlar, bu müessesenin bünyesi ve günlük işleyişi üzerinde durdular. Müessesenin bünyesine yeni bir şekil verecek olan kanun tasarısı, bundan önceki Hükümet tarafından Meclise sunulmuş­tu. Bu tasarı şimdi, yüksek heyetinizin tensibi üzerine geçici komisyonda görüşülmektedir. Yeni Hükümet bu tasarıyı geri almak istememiş, bilâkis bir an önce kanun halini almasını arzu eder bulunmuştur.

Bu tasarı Yüksek Meclisteki görüşmeler sonunda şüphesiz en iyi şeklini ala­cak ve basın yayın teşkilâtı da kabul buyurduğunuz o yeni şekil üzerinde buradan veya hariçten sürülmüş olan temenni, mütalâaa ve dilekleri daha

iyi karşılar bir hale gelecektir.

Sayın Muhalefet Partisi adına konuşan Kayseri Milletvekili Fikri Apaydın ve Kemal Zeytinoğlu arkadaşlarımız radyonun ve ajansın bir devlet müesse­sesi olmaları dolayısiyle partiler arasında müsavat gözetmek gerektiğini ifa­de buyurdular. Bu düşünceye iştirak etmemek mümkün değildir. Hükümet de bu mevzuda bu prensip üzerinde aynen kendileri gibidüşünmektedir.

Yalnız bu noktada bir hususa işaret etmek isterim ki, radyodan veya ajans­tan partilerin faydalanması ve bu faydalanmada müsavatın gözetilmesi baş­kadır, radyo ve ajanstan Hükümetin faydalanması başka şeydir. Şüphe yok ki ister iktidar partisi, ister muhalefet partisi oslun, ajastan ve radyodan fay­dalanırken bunlar arasında müsavat gözetilmesi lâzımdır ve Hükümet bu mü­savatın gözetilmesine azamî itina sarf edecektir. Yani radyodan ve ajanstan' C. H. Partisi ne derecede istifade ediyorsa muhalefet partisi de ayni ölçüde faydalanacaktır. Ancak Hükümeti ne iktidar ve ne de muhalefet partisi ile karıştırmamaklâzımdır, zannediyorum.

Evvelâ Hükümeti, iktidar partisiyle karıştırmamak lâzımdır. Hükümet mem­leket idaresini kendisine mevdu bir makanizma ile bir heyet olarak vatan­daşları kendi icraatı, kendi kararları hususunda elindeki bütün vasıtalarla en geniş Ölçüde tenvir etmeyi kendisi için bir vazife bilir. Ve bunu böyle bi­linmesini öyle ümit ederim ki, iktidar partisi olduğu kadar, muhalefet partisi de tabii karşılayacaktır.

Zeytinoğlu arkadaşını Eskişehir'de cereyan eden bir seçimden bahsettiler. Ve bu seçime ait haberlerin ajans ve radyoda yanlış aksettirdiğinden bahs­ettiler. Hakları vardır. Hakikaten haber kısmen yanlış aksetmiştir. Olmama­sı lâzımdır. Olmuştur. Gereken emirler verilmiş ve tedbirler alınmıştır.

Yalnız Zeytinoğlu arkadaşını bir hususa daha temas ettiler devlet parasiyle işleyen memleket radyosu iktidar partisinin düdüğünü çalıyor, dediler. Kendi­lerine haber vereyim ki dün akşam da radyo ve ajans Demokrat Partinin düdüğünü çalmıştı. Burdur'da bucak Belediye Seçimlerini Demokrat Parti­nin kazandığını öğrendikten sonra, vakit geçirmeksizin haberi hem ajans bültenlerine geçirdik, hem de radyo ile neşrettik.

Bu da gösteriyor ki gerek bu partinin, gerek diğer partinin memleket şümul havadisleri, müsavat dahilinde neşriyatlarımızda yer almaktadır.

Keza şu anda Büyük Millet Meclisinde cereyan etmekte olan bütçe konuş­maları gerek Anadolu Ajansı, gerek Devlet Radyosu tarafından en geniş öl-Çüde memlekete duyurulmaktadır. Bu sene geç kaldık, fakat gelecek yıl büt­çe konuşmalarını radyo ile daha başka surette memlekete takdim etmek im­kânım bulacağımızı ümit etmekteyiz. Meselâ ingiltere'de Bütçe Maliye Ba­kanı tarafından efkârı umumiyeye radyo vasıtasiyle takdim edilir ve muha­lefet partisi de keza radyo vasıtasiyle bütçe hakkındaki noktai nazarını ak­settirir, neticede Hükümet de kendi mütelâasım keza radyo vasıtasiyle ak­settirir.

Biz de bu usulü gelecek sene bütçe konuşmalarında tatbik etmek imkân ve fırsatmı bulursak zannediyorum memleket gerek Hükümetin gerek onu ten­kit mevkiinde bulunan muhalefetin görüşlerini daha geniş Ölçüde öğrenmek imkânını bulacaktır.

Büyük Meclisin tasvibine iktiran etmek üzere bulunan bir kanunla yeni bir Şekil alacak olan bu teşkilât hakkında fazla söz söyliyerek Yüksek Heyeti­nizi vormak istemem.

Başbakan Yardımcısı Nihat Erim'in bu beyanatını takiben bütçenin bölümle­rine geçilmiştir.

Bölümlerokunurkenbaşkan,KayseriDemokratMilletvekiliFikriApay­dın tarafından verilen ve Bütçe Komisyonunun Anadolu Ajansı hakkında Hükümet tarafından ayrılan 550 bin liraya ilâveten verdiği 109 bin liranın indirilmesini isteyen bir takrir bulunduğunu söyliyerek takriri okutmuştur. Bunun üzerine sözalan Bütçe Komisyonu Sözcüsü Muammer Eriş, Anadolu - Ajansı ödeneğinin 1946 da 772 bin lira iken 1948 de 816 bin liraya çıktığını söylemiş ve 1948 denberi Anadolu Ajansında esaslı tensikat yapılmakta ol-; duğunu bildirerek, geçen sene kabul edilen bütçe ile Ajansa 670 bin lira ve-j rildiğini söylemiştir. Bu sene Bütçe Komisyonunun Anadolu Ajansının vazi­yetini etrafile incelediğini ilâve eden Komisyon sözcüsü yapılmış olan esaslı] tetkiklerden sonra bu tahsisatla idareye imkân olmadığı neticesine varıldı­ğını, aksi takdirde meclis umumî heyetine Hükümetinteklifi ile mutabık olarak geleceklerini söylemiş ve sene içinde ayrı bir tahsisat vermemek ve ek ödenekler gelmemek için ihtiyaç olan 659 bin 500 liranın kabulünü rical etmiştir.

Bundan sonra Fikri Apaydın tarafından verilen takrir oya sunulmuş ve ço­ğunlukla reddedilerek Basın ve Yayın Umura Müdürlüğü Bütçesi kabul edil­miştir. Daha sonra İstatistik ve Meteoroloji Genel Müdürlükleri Bütçeleri kabul edilmiş ve Diyanet İşleri Başkanlığı Bütçesinin müzakeresine geçit mistir.

Bu bütçe üzerinde ilk sözü alan C. H. P. Ordu Milletvekili Hamdi Şarlan Diyanet İşleri İçin ayrılan Ödeneğin takviyesinin bir zaruret olduğunu söyli­yerek Diyanet İşlerinin kendisinden beklenen vazifeyi yapabilmesi, hareketli ve kudretli olabilmesi için maddi imkânlara sahip olmasının doğru olaca­ğını bildirmiş ve Diyanet İşlerinin bir mecmua çıkararak ciddi neşriyat yap- j masını ve hakiki dini Öğretmesini istemiştir. Ancak bu sene bu bütçenin tak­viyesinin mümkün olamıyacağma kani olduğunu bildiren Hamdi Şarlan hü­kümetin bu noktaları gozönüne alarak gelecek sene bütçesinde gerekli de­ğişikliğive hazırlığı yapmasını istemiştir.

C. H. P. Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu da hükümetin mekteplerde din dersleri okutmaya başlamasını takdirle karşılamış ve İlâhİyet'; Fakülte­sinin de biran evvel açılmasını isteyerek müftülerin aldıkları paranın çok az olduğunu söylemiş ve yüzde doksan sekizi nıüslüman. olan memleketimizin din işlerini idare etmekle mükellef olan Diyanet İşlerine bu ödevile mütena­sip bir mevki verilmesini istiyerek bu hususların gelecek seneki bütçe ha­zırlanışında nazarı dikkate alınması temennisinde bulunmuştur.

C. H. P. Balıkesir Milletvekili Eminittin Çeliköz de Diyanet İşlerinin daha canlı yürütülmesi meselesine temas ederek birçok illerde hayır erbabı tara» fıyndan Kuranı Kerim okutmak için dersaneler açılmış bulunduğunu söy­lemiş ve Diyanet İşlerinin bu gibi teşebbüslere yardım etmesini istemiştir.

B. M. Meclisinin 2. oturumu:

— Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugünkü ikinci oturumunu saat 15 te Cevdet Kerim încedayı'mn başkanlığında yaparak Adalet Bakanlığı Bütçesini müzakere etmiştir.

İlk sözü, C. H. P. Tokat Milletvekili Nazım Poroy almış ve söz almaktaki mak­sadının tenkid yapmak değil daha ziyade bütçe vesilesinden istifade ile bilhas bıhal yapmak olduğunu bildirerek, Medeni ve Ceza Kanunlarının mtlak surette değiştirilmesini istemiştir. Nazım Poroy medeni kanunun isviçre me­deni kanunundan tercüme edildiğini bildirmiş ve bunun kendi/ ruhumuza uy-gunolmadığımn tetkik neticesinde anlaşılacağını söyliyerek, kendisinin mev­cut medeni kanunda bir tadil değil ancak Türk kokan; ve her kelimesinde Türk ruhunun belirdiği yepyeni bir yeni kanun istediğini ifade etmiştir, Böy­le bir kanun hazırlamanın kolay bir iş olmıyacağma işaret eden Nazım Po-roy, İsviçre Medeni Kanunu alındığı zaman böyle bir maksada tevassül edil­seydi, maksat şimdiye kadar hasıl olacaktı, diyerek, bugün Medeni Kanun hükümlerinin dörtte üçünün ölü bir halde bulunduğunu ifade etmişti.

Daha sonra Ceza Kanunu konusuna da temas eden Nazım Poroy, Ceza Kanu­nunun 1889 tarihli İtalyan Ceza Kanunundan tercüme edildiğini şimdiye ka­dar on ilâ on beş'defa tadile uğradığına işaretle bu kanunun bugünkü ihti­yaca cevap vermediğini de bildirmiştir. Nazım Poroy bundan sonra hapisha­ne meselesini de ele alarak memleketimizde şayet 400 hapishaneye ihtiyaç varsa ancak bunun 33 tanesinin mevcut olduğunu söylemiş ve bu meselenin etraflı bir şekilde incelenerek gerekli tedbirlerinin alınmasını istemiş ve suçlu gocuklar dâvasında da titiz davranılması temennisinde bulunmuştur. İstan­bul'daki Adalet Sarayı dâvasının da halledilmesini söyliyen Nazını Poroy, bu­nun için başbakandan bir müşavere heyeti kurmasını ve Adalet Sarayı yap­maya elverişli İbrahim Paşa Konağının tetkik ettirilmesini istiyerek sözle­rine son vermiştir.

C. H. P. Erzurum Milletvekili Şakir "İbrahim Hakkioğlu da adalet teşkilâ­
tında kusuru görülen memurların Doğuya gönderildikleri meselesini ele ala­
rak bunun doğru olmadığını söylemiş ve bu gibi memurların hükümetin Do­
ğu kalkınma programının tatbiki için sarfettiği gayretleri boşa çıkaracağım
bildirmiştir. Mahkemelerin teşkilâtına da temas eden hatip mahkemelerin
teşklâtım tesbit edecek olan kanun tasarısının biran evvel meclise getirilme­
sini talep etmiş ve hükümetten adlî tıp müessesesine büyük önem vermesini
istemiştir..

C. H. P, Kars Milletvekili Tezer Taşkıran, suçlu çocuklar meselesi üzerinde durarak kendinden evvel konuşan hatiplerin de bu meşeyi ehemmiyetle ele aldıklarını işaretle bu mevzuda Adalet Bakanlığı tarafından ahnan tedbir ve gösterilen gayretleri takdirle karşıladığını ifade etmiştir.

Ankara Çocuk islâh evinde yaptığı etüdlere dayanarak suçlu çocukların ek­serisinin katil fiillerinden suçlu bulunduklarını söyliyen Tezer Taşkıran, bul hususta Adalet Bakanlığının herhangi bir etüd hazırlayıp hazırlamadığını ve çocukları bu suçları işlemeye sevkeden âmillerin nelerden; ibaret olduğu­nu sormuştur.

Daha sonra suçlu küçük çocukların umumi hapishanelere gönderilmesinin doğru bil" hareket olmadığını bildiren Tezer Taşkıran, çocuk islâh evlerinin biran evvel tesisine çalışılmasını da Adalet Bakanından rica etmiştir.

C. H. P. Elazığ Milletvekili Fahri Karakaya, cürmü meşhut tahsisatı mevzu­unu ele almış ve bakandan bu meselenin etraflı bir şekilde halledilmesini istiyerek, Nazım Poroy'un Adalet Sarayının biran evvel yapılması yolundaki beyanına temas ederek ondan evvel Anadoluda adalet dağıtan mahkemele­rin iyi bir hale getirilmesi lâzım geleceği müteîâasında bulunmuştur.

Fahri Karakaya bu beyanatını Adalet Bakanının Anadoludaki adalet mües­seselerinin de ne halde olduklarını görmesi temennisinde bulunarak bitir­miştir,

C. H. P. Çorum Milletvekili Hasene İlgaz da siyasi mahkûmlar için iki ha­
pishanede ayrı yer ayrılmasından dolayı hükümete teşekküretmiş ve gardiyan ve mübaşirlerin durumlarına temas ederek bunların tatmin edilmedi­
ğini bildirmiştir."Ceza evlerinde halen 65 bin tutuk ve mahkûm bulunduğuna işaret ederek,
cezalarını ikmal eden mahkûmlara iş bulunması için Çalışma Bakanlığı ile
Adalet Bakanlığının İşbirliği yapmasını istemiş ve aksi halde asri ceza sis
temimizin bir işe yaramıyacağmı bildirmiştir. C. H. P. Konya Milletvekili Hulki Karagülle, adaletin hak sahibinin hakkı­nı kısa zamanda elde etmesi demek olduğunu kayıt ederek bunun sağlanması için işleri süratle neticelendirecek idari tedbirlerin bakanlıkça alınmasını iste­miş ve tevhidi içtihad müessesesine de temasla kanunların anlaşılmasında ihtilâf olduğu zaman tefsir yoluna gitmenin daha doğru olduğunu bildirmiş, Osmanlı hanedanının mirası mevzuunda da hükümetin daha yakın alâka göstermesinin gerektiğini ileri sürmüştür. Hatip askeri mahkemelerin de ada­let teşkilâtı içine alınmasının lâzım geldiği mütalâası ile sözlerine son ver­miştir.

C. H. P. Kastamonu Milletvekili Fethi Mağra da münferit sulh hakimleri me­selesi üzerinde durmuş bunların ihtiyacı' karşılayamadığını söylemiştir.

Hatip yeni bir ilce kurulurken evvelâ teşkilât kadrosunun tamamlanması lüzumuna işaret ederek halen 113 kazada bulunan münferit sulh mahkeme­lerinin asliye mahkeme haline getirilmesindeki lüzuma işaret eylemiştir.

C. H. P.Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu da, Nazım Poroy'un bazı fi- 1 kirlerineiştirakettiğinisöyliyerekKanunuMedeninbünyemizeiymadığı mütelâasmda bulunmuş ve iki tarafın rızası ile boşanmaya müsaade edilme-image010.gifsini istemiştir. Diğer kanunların da bünyemize uydurulması lâzım geldiğini ileri süren Sinan Tekelioğlu, hâkimlerin sık sık yer değiştirmesinin faideli olacağına işaret etmiş ve askerî mahkemelerin de adalet mahkemelerine benzetilmesini istemiştir.

C. H. P. Bingöl Milletvekili Feridun Fikri Düşünsel de müstakil sulh mah­
kemelerine temasla 112 kazada asliye teşkilâtının bulunmadığını söylemiş
ve bunun vatandaşları müşkül duruma düşürdüğünü ileri sürerek bu kaza­
larda bu sene olmazsa gelecek sene asliye mahkemelerinin kurulmasını is­
temiştir. C. H. P. Kırklareli Milletvekili Fuat Umay, ceza evleri ve çocuk mahkeme­leri mevzularma temasla çocuk mahkemeleri kanununun biran evvel çıka­rılmasını, istemiştir.

C. H. P. Manisa Milletvekili Feyzulîah Uslu, hâkimler kanunu gereğince ku­rulmuş bulunan Ayırma Komisyonunun Adalet Bakanının emrinde olduğu hakkında Osman Nuri Koni tarafından yapılan isnatlara cevap vererek bu­nun insaflı bir mütalâa olmadığını ileri sürmüş ve Komisyonun hâkimlerin teminatının güzel bir ifadesi olduğunu belirtmiştir.

Daha sonra cürmümeşut masraflarının biran evvel tasfiyesini isteyen hatip sözlerine adlî müfettişlerin terfilerinde ödeneklerinin kesilmemesi lüzumu­na işaretle sözlerine son vermiştir.

C. H. P. İstanbul Milletvekili Ali Rıza Arı, mahkûmiyetlerini bitirerek tah­liye olunan hükümlülerin durumlarına temas ettikten sonra ceza evlerinin noksanlarına işaret etmiş ve tahliye oluanan mahkûmlara, iş bulunmasını adliye teşkilâtının halledebileceğini söyliyerek mahkûm çocukların diğer suçlulardan ayrılmasını, tapu kanununun biran evvel çıkarılmasını istemiş­tir.

Demokrat Parti Manisa Milletvekili Yunus Muammer Alakant da kelepçe­ye temasla, ufak suçlardan mahkûm olan vatandaşlara kelepçe takılmasını tenkid etmiş ve cürmü meşhut takiplerinin belediye sınırları dışarısına ka­dar teşmili mevzuu üzerindegörüşlerini bildirmiştir.

C. H. P. Kocaeli Milletvekili Sedat Pek, memleketimizde adalet işlerinin çok ağır yürümekte olduğundan şikâyet ederek, bunların âmillerinin ne olursa olsun bunda Adliye Bakanlığının kabahatli olduğu fikrinde bulunduğunu bildirerek ana kanunların donmuş vaziyetten çıkarılarak memleket ihtiyacı­na uygun bir hale getirilmesi lâzım geldiği mütalâasında bulunmuştur. Mahkeme teşkilâtımızın noksan olduğunu da ileri süren Sedat Pek, bu du­rumda istinaf ve çocuk mahkemeleri kurulamayacağı mütalâasında bulun­muş ve esasen istinaf mahkemelerinin memleketimizin bünyesine de uygun olmadığı kanaatini izhar eylemiştir.

Daha sonra asrı hapishanelere ve İstanbul Adliye Binasına da temas eden hatip, memleketimizin lüks hapishanelere ve muazzam, adalet saraylarına ihtiyacı olmadığını söyliyerek bunların mütevazi bir şekilde yapılmasını is­temiştir.

Demokrat Parti Afyon Milletvekili Ahmet Veziroğlu da Dinar İlçesinde bu­lunan hapishanenin kötü durumunu belirterek Adalet Bakanından Dinar'a yeni bir hapishane temin edilmesini istemiştir.

C. H. P. Kütahya Milletvekili Ahmet Bozbay da müstakil sulh hâkimleri mevzuuna temas ederek yeni kurulan Altıntaş İlçesinde sulh hâkiminden. başka bir adliye teşkilâtı bulunmadığını söylemiş ve vatandaşların uğradık­ları müşkülâtı belirterek buna bir çare bulunmasını dilemiştir.

C. H. P. Manisa Milletvekili Kâmil Çoşkuoğlu da askerî mahkemelerle Da-nıştaym kaza sınırlarının belirtilmesi lüzumuna işaret ederek yeni yapılacak Adliye Saraylarında iş sahipleri için bir intizar salonu yapılmasını istemiş ve bugün için İstinaf mahkemelerinin kurulması aleyhinde olduğunu bil­dirmiştir.

C. H. P. Sivas Milletvekili İsmail Uğur da Sinan Tekelioğlu tarafından İleri sürülen iki tarafın rızası ile boşanmaya müsade edilmesi teklifini tenkid et­miş ve bunun cemiyette doğuracağı kötü neticelere işaret ederek hükümetin gayri meşru evlenmelerle daha sıkı mücadele etmesini temenni eylemiştir. Bundan sonra Adalet Bakanlığı Bütçesi üzerinde başka söz alan bulunma­dığı için başkan sözü Adalet Bakanı Fuat Sirmen'e vermiştir.

Meclis üçüncü oturumunu saat 21 de yapacaktır.

E. M. Meclisinin 3. oturumu:

— Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 21 de yaptığı üçüncü oturumunda Adalet Bakanı bir evvelki toplantıda milletvekilleri tarafından ileri sürülmüş olan mütalâalara karşılık olarak yapmaya başladığı izahata devam etmiştir.

Adalet Bakanı Fuat Sirmen bu izahatında şöyle demiştir: Muhterem arkadaşlar,

Gerek İktidar Partisinden olsun, gerek muhalefet partilerinden olsun, söz almış olan ve adalet İşlerimizin bazı noktalarda, mübalağalı olmakla beraber hakiki tablosunu çizmiş olan arkadaşları büyük bir dikkatle dinledim. Ba­zı mütalâalardan hakikaten istifade etmeğe çalışacağım.

Ben söz almış olan arkadaşlara birer cevap verirsem zannediyorum ki zaten sabrınız çok tükenmiş olduğu için doğru olmıyacaktır, Yalnız adalet işlerinin mesuliyetini tevdi buyurduğunuz bir arkadaş olarak adalet işlerimizin umu­mi manzarasına gayet kısa olarak işaret edip bu maruzatım içinde cevapla­rını bulabileceklerini zannediyorum.

Bendenizin maruzatım, kısaca işaret ettiğim bu çerçeve içinde olmak itiba­riyle arkadaşlarımın üzerinde ehemmiyetle durdukları bazı noktalar cevap­sız kalırsa, bendenizi ikaz buyururlar, onlara da ayrıca arzı cevap ederim.

Arkadaşlar,

Adalet işlerimizin umumi manzarasını nazarlarınızda canlandırabilmek için bendeniz başlıca üç nokta üzerinde duracağım. Yani bu işlerimizi üç nokta­da toplıyarak murazatta bulunacağım.

Biri adlî cihazımızın, yani teşkilâtımızın bugünkü manzarası, teşkilât derken yalnız mahkemeler değil, adaletten beklenilen, ki, hâdisenin vukkundan mağdurun ve hak sahibinin hakkını istihsale, suç işleyenin cemiyete karşı olan yaptığı fenalığın mukabelesini verip, neticeyi alıncaya kadar bizim faa­liyet sahamızı teşkil eden bütün müesseseleri de cami olarak maruzatta bu­lunacağım. Yani mahkemelerimiz, teşkilâtımız, cezaevîerimİz ve diğer buna muteferrİ tâli müesseselerimiz,

Arkadaşlar:

Mahkemelerimizin bugünkü teşkilâtı .bakımından durumu itiraf etmek lâ­zım gelir ki, mesul bir adam olmak sıfatiyle söylemekte biran tereddüt etmem, hiç bir noktada bizi tatmin edici halde değildir. Hakikaten adalet sahasında, cumhuriyet idaresi kurulduğu günden beri muhakkak ki mesafe alınmıştır. Ben eski ile mukayese ederek neticeye varacak değilim. Fakat münevver ve medeni bir memleketin lâyık olması lâzımgelen, adalet teşkilâtına bu gün için maalesef sahip değiliz. Bunu itiraf ederim.

Arkadaşlar:

Şöyle kısaca işaret etmek lâzım gelirse bazı kıymetli arkadaşlarım hassasi­yetle üzerinde durdular ben de tamamen kendilerine iştirak ederim bugün kü teşkilâtımız içinde yeni kurduğumuz kazalardaki sulh mahkemelerinin vaziyeti hiçbir veçhile kabili müdafaa değildir. Bugün adetleri 109 a inmiş­tir. Yeni kaza teşkilâtı kurulmuş ve fakat orada adliye teşkilâtını tam olarak kurmadığımız yerlerin adeti 109 dır. Burada tek bir hüâkimimiz vardır. Adı­na sulh hâkimi diyoruz. Müddei umumi yoktur. Sulh hâkimine sulh işi ve­rilmiş değildir. Sulh hakimine sulh, hukuk, asliye hukuk, sulh ceza, asliye ce­za müddeiumumi bulunmadığından cürmü meşhut işleri de bu zata verilmiş­tir. Şüphesiz ki bu yola giderken bizi bu yola sevkeden bazı sebepler de yok değil. Fakat belki o sebeplerin tesiri altında muvakkat bir zaman için böyle bir şekil ve sisteme girmişiz, fakat bunu müdafaa etmeğe imkân yoktur ve mümkün olabildiği kadar kısa bir zamanda bu şekle nihayet vermenin lüzu­muna ben de bu mevzuda söz almış arkadaşlar gibi kani bulunuyorum ve onun içindir ki, bugün bütçemizin umumî hüviyeti malûmunuz ve bu sene bütçe­yi hazırlarken haddizatında memleketin temel işi olan adalet mevzuu bence bir bakımdan kalkınma mevzuudur. Ben kalkınmayı yalnız yol yapma ve­saire diye telâkki etmiyorum. Yeni bir mektep açmak adalet müesseselerini tekâmül ettirmek bence kalkınmanın temelidir. Bu bakımdan biz gerçi bu kısma yeni bir şey ayıramadık fakat bir kere mesuliyet mevkiine geldiğim­den beri elimizdeki mevcut imkânları bu çok zengin olmayan milletin bize bu sahada sarfetmek için verdikleri imkânları layıkı ile kullanıyoruz. Kısa bir cümle ile ifade etmek lâzım gelirse elimizdeki kadro ihtiyacına göre ve ihtiyacı olan yerlerin ihtiyacı nisbetinde bunu tevzi etmişizdir. Bir kere bu-1 nu görüp ne olduğunu anlayıp neticesini aldıktan sonradır ki bana verdiğiniz imkânlardairesindeyapılmasınıistediğinizişleriyapmamız mümkün ola-l çaktır.

Muhterem arkadaşlar,

Teşkilâtımızın bugünkü durumu ve bu durum muvacehesinde Adalet Bakanlığınızın görüşünü arzediyorum. Yeni teşkil edilmiş olan kazalardaki sulh I mahkemesi teşkilâtı hakkındaki maruzatımı ifade etmiş bulunuyorum. Bu] kazalarda tam teşkilât yapamamızm sebebi, 40 lira aylıklı bir müddeimumu-mi, 35 lira aylıklı bir sorgu hâkimi, 20 lira aylıklı bir kâtip ilâve edildiği tak­dirde ve hâkim sınıfında olanların maaşlarına göre ödenekleri hesap edildi­ği takdirde 1.20Ö.00Û küsur liraya ihtiyaç vardır. İşin ehemmiyeti karşısın-! da bu miktar büyük görülebilecek bir miktar değildir. Fakat bütün arkadaş-larm bildiği malî durum muvacehesinde hükümetiniz bu sene için buna im­kân bulamadı. Fakat şunu arzedebilirim ki bu teşkilâtı tam. adlî teşkilât ha­line ifrağ etmeği ve bunu önümüzdeki sene temin edebileceğimizi ummak­tayız. Bu arzettiğim 1.200.000 rakamı asgarî olarak 35 ve 40 lira üzerinden hedap edildiği takdirdedir. Binaenaleyh bu mevkilere gelebilecek arkadaş­ların bundan daha yüksek derecelerde olmaları takdirinde miktar 1,5 milyo­nu bulabilecektir. Dediğim gibi miktar o kadar çok olmamakla beraber bu sene için temin imkânını bulamadık. Bu gün mevcut teşkilâtımıza da el atı­lıp üzerinde durulmasına Adalet Bakanlığınızın şahsen kani bulunduğu ikin­ci mesele de, hiç bir arkadaş temas etmemiş olmakla beraber, mürettep ağa ceza mahkemelerinin durumudur. Bugün ağır ceza mahkemelerimizin ade­di, hemen yarısından fazla olarak mürettep mahkeme halindedir. Gerçi bu­nun tatbikat bakımından, kısmen halka kolaylık temini bakımından fayda­sı oluyor adaleti halkın ayağına götürme bakımından, fakat arkadaşlar, te­rekküp tarzı itibariyle mahkemelerimizin gerek vatandaşın hakkını temin için gerek kanunlarımızın tatbikini sağlamak bakımından bunun bugün için zaruretlerle kabul edilmiş ve fakat Üzerinde behemhal durulması lâzımge-len bir konu olduğuna Adalet Bakanlığınız kanidir. Bunun dışında muhte­rem arkadaşlarımın temas buyurdukları Üst mahkemeler teşkilâtına gelince, bu hususta selefim zamanında bazı üst mahkemelerin, bunların lağvinden sonra diyebileceğini tarihten başlamış olan hazırlıkları vardır ve üst mahke­melerimizin teşkilini de kaplayan mahkemelerimizin kuruluşu hakkında se­lefim zamanında hazırlanmış, dikkat ve itina İle hazırlanmış bir tasarı Ba­kanlıkta mevcuttur. Bugüne kadar "bu tasarıyı Meclise takdim etmemiş ol-makhğımm sebebi, şimdi buradaki müzakerelerde de tezahür ettiği veçhile, ihtiva ettiği hükümlerin memleket adlî bünyesinde husule getireceği büyük ve esaslı değişikliklerden dolayıdır. Bu değişiklik yapılırken, memlekette büyük adlî sarsıntılar vücuda getirmeden ve mevcut vaziyeti düzeltelim der­ken daha kötü bir duruma düşürmek için bu teşkilâtın ihtiva ettiği tan ve mütemmim vasıtaları ve esasları hazırlamak mecburiyetindeyiz . Binaleyh, bu kanun üzerinde, bendeniz iş basmageldiğimden beri şahsen büyük bir dikkatle çalışmakta olduğum gibi, bu çalışmalar neticesinde bun­ları hazırlayan arkadaşlarla yeniden bir temasta bulunmak üzere belki lü­zum hissedilir ve efkârı umumiye, bu hususta mutahassıs sayılacak kimse­lerin evvelce mütalâaları alınmış olmakla beraber, tasarının son şekli üzerin­de yine mütalâalarını aldıktan sonra yüksek huzurunuza gelmeyi daha fay­dalı ve zaruri telâkki ederini.

Arkadaşlar,

Bugün hazırlanmış olan tasarıda, sayın Fuat Hulusi Demirelli arkadaşımın kısmen işaret ettiği gib, mahkemelerimizin teşkilâtı, ilk mahkemeler, üst mahkemeler ve Yargıtay olmak üzere üçe bölünmektedir. İlk mahkeme ta­biri içinde sulh mahkemeleri mevcuttur. Yalnız bir maddesi ile mahkemele­rin vazifesi dahilinde alan sulh ve asliye mevadmm oradaki iş hacmi İtibariy­le fazla bölümlere ayrılıyorsa ilk mahkeme bölümlere ayrılıyor ve bugün ha­zırlanmış olan bu tasarının hedefi gerek vatandaşın hakkını emniyetle sağ­lamak ve gerekse adaleti devlet seviyesinden tamamen yerine getirme ba­kımından bir ikinci derece ihdası gayesi ortada mevcut olmakla beraber bi­raz da pratik düşünülmüş ve Yargıtaym bugünkü büyük ve ağır yükünü na-sîi hafifletebiliriz mülahazasını nazarı itibare alarak ilk mahkemelere dahi bu hususta kati hüküm vermek yetkisi tanınmış ve sulha ait mevadm kesin karara bağlanması düşünülmüş ve onun üstünde olanların Yargıtaya gitme­si mülahaza edilmiştir. Bu kadar esaslı, bu kadar vatandaş hakkını en yük­sek mahkemeye götürmeden tali sayılacak olan kademlerde kesin olarak halleden bu kanunu memleketimiz içinde ve bütün efkârı umumiyeye inan­dırarak kabul lttirebilmek için, takdir buyurursunuz ki, üzerinde çok dik atli ve itinalı bulunmak zaruridir ve bu kanun memlekette tatbik edildiği zaman acaba bugün adlî teşkilâtın yayılmış olduğu 63 vilâyetimiz de birden tatbik edilebilir mi, yoksa derece derece mi tatbik edilmek zarureti vardır? Bütün bunlar şühesiz ki hazırlayan arkadaşlar tarafımdan mütalâa edil­miş ve bazı mülâhaza ve düşüncelere bağlanmıştır. Bugün elimizde bu ka­nun hazır olduğu halde Meclise gelmediğimden dolayı şikâyette bulunan ar­kadaşlarıma cevabım şudur ki, bu kadar esaslı ve büyük bir kanun, bir kere mesuliyetini üzerinde taşıyan adanı sıfatiyle memlekete fayda getireceğine kesin bir kanaat elde etmedn hiç şüphe yok ki bunun mesuliyetini üzerime alarak getiremezdim. Dediğim gibi, dâva büyük ve mevcut teşkilâtı kökün­den ve aslından değiştiren bir mevzudur. Binaenaleyh Fuat Hulusi Demir­elli arkadaşım şimdi arzedeceğim sözlerle cevap vermiş olacağımı zannedi­yorum.

Usul kanunlarımızı teşkilât kanununa takdim etmek nasıl olur? Evvelâ teş­kilât yapılır sonra kanunları hazırlanır, ona uygun kanunlar uygulanır de­diler. Adalet Bakanlığı bunun tersini yapmıştır buyurdular. Bendeniz vekâ­lete geldiğim zaman usul kanunları Meclise takdim edilmişti. Bunları geri almıya lüzum görmedim. Bu gün Adalet Komisyonunda tetkik edilmekte olan ceza ve usul muhakemeleri kanunları ihtiva ettikleri hükümleri itibariy­le mahkemelerimizin çalışmasında ferahlıklarvücuda getireceklerdir. Buna

İnanıyorum. Arzettiğim gibi, yine teşkilâtın üst mahkemeleri kurulduğu tak­dir de, bu usul kanunlarına eklenebilecek olan fasıllarda hazırdır. Yanlız teklif edilen usul kanunu içinde değildir. Teşkilât kanunu kabul edildiği tak­dirde üst mahkemelere taalluk eden kısım o kanunda bir tadiî veya bir ek kısmı olarak, tabii teşkilât kanunu ile beraber Yüksek Meclise arzedilecek-tir.

Arkadaşlar yargılayın bugünkü durumundan da bahsettiler. Hakikaten bu büyük mahkememizde çalışan arkadaşlar azami gayret ve fe­dakârlık göstermekle beraber işler süratle intaç edilememektedir. Hattâ ba­zı dairelerimizde işler o kadar çoktur ki zaman zaman işi haifif olan daire­ye kısmen birikmiş işlerden vererek Önü alınmaktadır.

Geçen sene Yargitaymy, Yüce Divanın kurulması dolayısiyle kıymetli uzuv­larının ve mühim miktarda bulunan arkadaşların Yücedivanda vazife gör­meleri, bu sene Yargıtayımızm yeni seneye devir evrakında bir kabarıklık vücuda getirmiştir. Yargılayın geçen sene gelen işleri evvelki seneye naza­ran da bir miktar artmıştır. Bu da şüphesiz ki Yargıtayımızm esas fonksi­yonunu ifa edebilmesi bakımından bugünkü durumu üzerinde ciddiyetle ve esaslı olarak durmaya bizi sevk etmektedir.

Mahkemeler bakımından umumî durumumuz budur. Binaenaleyh bu duru­ma müteallik arkadaşlarımın sözlerine şimdiki vaki ifadelerimle hemen kıs­mı azamma iştirak etmiş ve onları ne dediklerini doğru olarak kabul etmiş vaziyetteyim.

Mahkemelerin kuruluşu hakkındaki kanu üzerindeki tetkiklerimiz bitip hu­zurunuza geldiğimiz zaman öyle umuyoruz ki Yargıtayımızm işleri gerek bu teşkilâtın kurulmasiyle kısmen hafifliyecek, gerek takdim edilmiş olan usul kanunlarımızdaki bazı hükümlerle esasen bu işlerin biraz hafifletilme­sini temin edici hükümlerimiz ve maddelerimiz de mevcut bulunmaktadır. Mahkemelerimizin bugünkü durumu budur ve bu durum karşısında arzet-tîğimi kısaca hülâsa etmek lâzım gelirse, asliye mevaddını da teşkilâtlı asliye mahkemeleri haline getirmek kararındayız.

Üst mahkemeleri tetkikatımız bitip memleketin bünyesine uygun bir şekil tesbİt edilir edilmez o da Yüce Kamutayın huzuruna getirilecektir.

Mahkeme teşkilâtı yanında ona yardımcı sayılan diğer bazı müesselerimiz üzerinde de arkadaşlarımız mütalâalarım serdettiler.

Tıbbı Adli Müessesesi üzerinde konuşan arkadaşlara hak veririm. Adli Tıp müessesesi adaletin tecellisinde mühim rolü olan esaslı bir müessesedir. Bu müessese ne kadar takviye edilse yeridir. Hattâ Bütçe Komisyonundaki ko­nuşmalarda bazı arkadaşlar Ankara'da bir Tıbbı Adli Müessesesi kurulması­nı söylediler, asıl tabibi adlilerin verdiği raporların, nihai mütaleayı serd edecek olan Tıbbı Adli Müessesesinden beklenmesine ben şahsen taraftar de­ğilim. Fakat bu müessesenin Hükümet Merkezinde kurulmasını faydalı te­lâkki ederim. Yanlız takdn- buyurursunuz ki bu az cokgeniş bir teşkilâtı

ihtiva eden Adli Tıp müessesesinin İstanbul'dan Ankara'ya getirilmesi ve b-i na, tesislerini hazırlamakta ancak bugünün maddi şartlarına göre imkân bulamadık.

Adli Tıpmüessesesinin her şeyden evvel bu mesleki cazip kılabilmek için on­lara da munzam para verebilmek hususunda mesaimiz vardır. Biz bu ödene­ği adli faaliyet içinde hâkim rol alan vazife ve onun faaliyeti ve teşkilâtı teş­mil etmek lüzum ve zaruretine kani bulunuyoruz. Elizmide asistanlık devre­sini bitirip tabibi adli vazifelerini re'sen görebilmek vaziyetine galmiş olan ar­kadaşlarımızdan kadro imkânları dahilinde adli işleri geniş olan merkezlere resen tabibi adli olarak göndermek üzereyiz. Bu meyanda Doğu illerimiz için, en çok bir merkezde de adli tabib gönderilecektir. Yine teşkilâtımıza ta­alluk etmek itibariyle ve mahkemelerin kanunen dahi bîr cüzi sayılan za­bıt kâtiplerimizin vaziyeti hakikaten acınacak durumdadır. Yüksek Meclis tarafından bunun mütemadiyen her sene üzerinde durulması lâzım gelen bir mevzu olarak hükümete söylenmekte ve hükümet de bunun lüzumuna kani bulunmaktadır. Bu sene kâtiplerimize maalesef bir şey yapamadık. Kâtip kadrosuna ne adam itibariyle ilâve, ne de kadro maaşlarını yükseltme itiba­riyle hiş bir şey yapamadık. Bu sene yapabildiğimiz bir şey, (L) cetvelinde bulunan 10 kâtipliği o cetvelden çıkararak fiilî kadro içine almaktan ibaret kaldı ki bunun bir hiç olduğunu söylemeğe lüzum yoktur. Fakat hükümeti­niz, bütçesini bağlıyabilmek ve denkleştirmek bakımından yeni bir teşkilât kurmaya gitmek imkânını göremediği için maalesef en sıkıntılı en muztar vaziyette bulunan adli teşkilâtımız için de ferahlatıcı bir karara varamadı. Yalnız, şunu da Hükümet adına ifade edebilirim ki bu teşkilâtın takviyesi lüzumuna hükümetiniz de kanidir ve ilk imkân zuhurunda devlet teşkilâtı içinde birinci plânda el atılacak kısım da budur.

Yine arkadaşlarımız adalet cihazının ceza hususunda nihai neticelerini ve­ren müesseselerimizden yani ceza ve tevkif evlerinden, hapishanelerimizden bahsettiler. Hapishanelerimizin bugünkü acıklı durumu üzerinde ayrıca söz söylemeğe lüzum hissetmiyorum. Bu kürsüden arkadaşlarımın yerinde olan bazı ifadelerine rağmen, •hapishanelerimizin, İslahı bakımından son 15-20 sene zarfında alınmış olan kararlar ve mesafeyi çok ufak görmemek te lâzım­dır. Bizim hedefimiz olan seviyeden uzak olmakla beraber eski durumla bu­günkünü mukayese ettiğimiz zaman arada büyük mesafelerin katedilmiş olduğunu da kabul etmek icap eder. Bugün artık mahkûmu, bir suç bir cü­rüm işlediğinden dolayı ifna edilmesi icabeder gibi bir zihniyet hiç kimsede yoktur, bu zihniyet ne adliyecide ne de adliyeci olmıyan vatandaşta vardır. Bu yola düşmüş olanlara karşı cemiyetin reaksiyonu ancak ve ancak o adamı bir daha bu gibi halleri irtikâp edemiyecek vaziyete getir­mek olduğuna hepimiz kani bulunmaktayız. Fakat arkadaşla, bu hususta kati neticeler alabilmek için kabul de etmek lâzım gelir ki sade kısa bir za­manda ve hattâ muayyen bir devre için bulunabilecek paralar kâfi değildir. İnfaz müesseselerimizi medeni memleketlere yakışır bir seviyeye çıkarabil­mek için şüphesizdir ki malik olmamız lâzım gelen bir çok şeyler olmak icap eder. İlk başta bin agelmekle beraber ceza infazı hususunda bunun gayeye uygun bir şekille netice vermeyi sağlıyabilecek elemanları yetiştirmek ve sağ­lamak da lâzımdır. Bizim bugün, arkadaşlarım kısmen işaret ettiler, gardi­yanlara verebildiğimiz, gardiyanlara verebildiğimiz para 60 liradan 170 li­raya kadar oynamaktadır. Mevcut gardiyanlarımızın hemen yarıya yakıp kısmının maaşı 60 ve belki dörte üçünün 75 liradır. 60 ve 75 liranın kesildik­ten sonra ele geçen miktarının ne olduğunu takdir buyurursunuz. Bu ka-darcık para ile mahkûmlarla uğraşmak ve onların muhafaza mesuliyetini taşımak ve onların gidişini takip edip hakikati olduğu gibi âmirlerine ak-settirebilmek ve onların anlayış ve kabiliyetine uygun telkinlerde bulunmak, bu kadarcık para verdiğimiz adamlardan istenebilecek bir vazife değildir.

Bu seneki bütçede biz de bu darlığa rağmen 60 ve 70 liklere biraz kadro yük­seltmeleri ve maaş artışları yaptık. Fakat yapılmış şeyler, yapılması lâzım gelenin yanında hemen hemen hiç mesabesindedir. Yalnız bir manâsı vardır ki memleketin bütçe bakımından en sıkıntılı olduğu bir devrede ve devlet kadroları üzerinde bir daraltma ve tenkise doğru, gitme varken bunlara, ve-levki mahdut miktarda olsun, zam yapabilmiş olmak hükümetin bu mesele­ye ehemmiyet göstermesi bakımından bir manâ ifade eder. Yoksa fiili neti­ce tevlidetmesİ bakımından büyük bir şey ummuyorum.

Sonra arkadaşlar, bizde hapishane personeli yetiştirebilmek için eskiden bi­liyorsunuz hapishane müdürleri bendenizin müddei umumilik vazifesinde bulunduğum zamanlarda Ankara'da hapishane müdürünün aylığı 15 lira idi. Emrinde 900 mahkûm, kâtipler ve gardiyanlar. Biz bu kadarcık basit bir ay­lıkla istihdam edeceğimiz kimselerden ne bekliyebiliriz? Bugün dahi 10-15 hapishane müdürümüzün aylığı 35-40 arasındadır, diğerleri 25 ve daha aşa­ğıdır. Bu kadar mühim bir işde hakikaten faydalı mesai sarfedebiiecek kıy­metli elemanların bu ücretle bulunmasına imkân yoktur. Hattâ bizim kanun­larımızdan istifade ederek yeni yaptığımız ceza evlerinde, müddei umumi­lik kadrosunda bulunan arkadaşları bu fazifelerde kullanıyoruz. Hattâ maaş­ları müsait olmadığı halde, kendilerini doğrudan doğruya hapishane müdür­lüğüne tâyin edeceğimiz zaman kanunlarımız hâkim sınfmdan gelen bir hu­kuk mezununun hapishane müdürlüğünde geçireceği müddetin hâkimlikte geçmiş gibi sayılacağını âmir bulunduğu halde, memlekette hapishane mü­dürlüğü unvanına verilmiş olan kötü manâ altında hiç bir genç bu vazifeyi kabul etmemektedir.

Hattâ müddei umumi muavinliği kadrosunda ve maaşı 35-40 lira olan bir ar­kadaş, daha yüksek maaşla hapishane müdürlüğü kadrosu teklif edildiği zaman, benim unvanım muavin kalsın ve o vazifeyi yapayım demektedir.

Bu izahlarımla ifade etmek istediğim şu, herkeste uzun senelerdenberi ha­pishane telâkisinin yerleştirdiği, yarattığı kötü manâyı kolay kolay silmenin mümkün olmadığını anlatmak içindir. Binaenaleyh, arkadaşlarımın dediği doğrudur. İstanbul'da bulunduğum zaman gazetelere beyanatta bulunmak­tan çekinmedim, hakikaten birçok yerlerde hapishanerimizin akşam kapısı kapandığı zaman, devlet kudreti çektiği zaman icerdekileri kendi âleminde

bıraktığımız yerlemiz çoktur. Bunun bu halde bırakılması da caiz değildir. Demek ki adlî teşkilâtımız içinde mahkemelerimiz sevişmesinden yapmamız lâzım gelen esaslı büyük meselelerimiz olduğu gibi infaz müesseselerimiz üzerinde de esaslı ve büyük dâvalarımız vardır. Fakat bazı arkadaşlar bu yeni ceza evlerinin yeni iş esas: üzerine müesses ceza evlerinin durumunun faideden ziyade mahzurlu olduğuna işaret eder şeklinde konuştular. Ben şahsen bu kanaatta değilim bu vaziyette infaz sistemi yep yeni rejim kurarak bunun, nıüsbet netice vereceğini anlıyabilmek için bu müesseselere alınan­larına belki normal ölçünün üstünde bazı haklar temin edilmiştir. Bu yeni müesseselerimiz gelişince yavaş yavaş geri alınması îâzımgeîen hususlardır. Binaenaleyh bu bakımdan yeni ceza evlerindeki infaz usulü ve temin edilen müddet gerek kazanma hükümlerine ait ileri sürülen mütalâaya dediğim Öl­çüler dahilinde iştirak ediyorum.

Yen: bugün bir günü iki gün saymak, bazı şekillere göre iki günü üç gün say­mak usulleri mutlak olarak tatbik edildiği takdirde hakikaten cezanın mik­tarı o kadar inmektedir ki adeta cezanın müessiriyeti kalmamış hale gelmek­tedir.

Ben de gerek kendi partimiz teşkilâtı bakımından, gerek dolaştığımız yer­lerde kulağımıza gelen şikâyetlerde ileri sürülen mütalâalar bakımından bu mevzu üzerinde durmak lüzumunu hissettim ve bu mevzu üzerinde bakan­lık çalışmaktadır.

Arkadaşlar,

Yeni ceza evlerindeyalnız beşbin küsur makûmumuz bulunmakadır. Mah­kûmlarımızın adedi 17-19 bin arasında bulunduğuna ve bu 17-19 bin mahkû­mun arasından 4500 ü yeni ceza evlerinde bulunduğuna göre hemen üçte bi­re yakın mahkûmlar bu nevi hapishanededirler. Bu miktar küçük görülemez. Binaenaleyh bu istikamette ve bu şekle intibak edebilecek daha çok mahkûm bulmak ve onlara bu şekilde cezalarım gördürmek için gerek bu müessese­lerimizi genişletmek veya daha fazla mahkûm alma yolunda çalışmak gerek dediğim gibi bunların kazanacağı müddetler üzerinde de durmak zamanı geldiğine kaniim. Bunda ifrata gitmenin doğru olmıyacağma kaniim. Bura­da tatbik edilen muhafaza rejimi itibariyle oraya girenleri daha ziyade dü­rüst görünmeye sevkeden, tahliye kararı verilinceye kadar disipline ve mües­sesenin nizamlarına aykırı bulunduğu takdirde bütün kazandığı müddetlerin kendisinden alındığı için ceza evlerinde mahkûmların müddetleri ilerledik­çe mahkûmun uysallığı gelişmektedir.

Arkadaşlarıma şunu katiyetle ifade edeceğim ki yeni ceza evlerinde müd­detlerini ifa ettikten sonra geriye gelenlerin adedi diğer hapishanelerde müd­detlerini bitirip de suç işleyip gelenlere nazaran çok azdır. Rakam olarak da meşruten tahliye edilmiş olanlardan bir sene zarfında geri gelenleri ancak 6-7 arasındadır. Binaenaleyh yeni ceza evlerimizin bu günkü durumu Türkün iyi muameleye ve iyi muameleden intibaha gelmek hususundaki karakteri­ne çok uymaktadır, müsbet ve iyi neticeler alınmaktadır.Bazı arkadaşları mız bu müesseselerde fazla lükse kaçıklığım söylediler. Fazla lüks olduğunu zannetmiyorum. Ben gördüğüm bütün müesseselerde başta Imralı olmak üzere Dalamana henüz gidemedim. Yeni ceza evlerimizde eğer makhûma in­sanca muamele yapmak ve onları yatacağı ve kalkacağı binaları bizzat ken­dileri yaptıkları İçin, bunların bizzat kendilerinin, yaptıkları binaları lüks telâkki etmenin doğru olmıyacağı kanaatmdayım. Evet, tâbi oldukları rejimi gayet geniş, büyük bir serbestiye ve müsamahaya dayanan bir rejimdir. Bu bakımdan, belki çok gevşek bulunuluyor denilebilir. Fakat biz oraya zaten müddetinin mühim bir kısmını diğer hapishanelerde çakmiş olan kimseleri aldığımız İçin onların yedikleri hükmün karşılığım orada ki bütün arkadaş­lar ittifak etmiş haldedir o kötü hapishanelerde zaten bir müddetini çekiniş­tir.

Bu konuda arkadaşlarıma arzetmek isterim ki ceza kanunumuzun cezalan in­fazına müteallik hükümlerindeki bilhassa ağır hapis mahkûmlarına tatbik edilmesi lâzım gelen hücre usulünü Kayseri'de İnşa halinde bulunan ve bu yaz ikmal edileceğini umduğumuz hapishanede, kâfi derecede hücreler, te-1 min ettik. Yanan kışla ikinci defa yandıktan sonra yapılan kısmında zanedi-yorum ki 20-30 hücremiz vardır. Akar suyu ve zaruri ihtiyaç mahallî de hüc­re dahilinde olmak üzere vardır. Tasavvurumuz odur ki, İstanbul ve Trakya mıntakasmm muntıka ceza evi olarak yanık kışlayı, Orta Anadolu'nun isti­ap edebileceği karşıhyabileceği vilâyetlerinin merkezi olarak da, Kayseri'de yapılmakta olan yeni ceza evini numune ve esas olarak ele alıp buralarda ce­za kanunumuzun bize emrettiği şekilde, birinci devre, yani münferit hüS rede kalma usulünü tatbika geçeceğiz. Yalnız kanunumuzun ikinci devre­sinin bizim için daha belki 50 sene tatbiki İmkânı olmadığım zannediyorum. Çünkü, ikinci devre gece gündüz tecrid edilmiş olarak hücrede geçen müd­detten sonra gündüzleri beraber, gece mahkûmu ayırma devresidir ki bunun bu devrenin de uzunluğu nazara alındığı zaman memleketimizde daha uzun bu şekil hapishanelere malik olmak ihtimali olmadığı için, mümkün olamı-yacağı kanaatindeyiz. Onun için içinde bulunduğumuz sene zarfında Kay-seri'deki durum ve inşaat ikmal edildiği takdirde bu sene hücre usulünün tatbikine geçebileceğiz. Ondan alacağımız neticeye göre ceza kanununun bu husustaki maddelerinin tadili için huzurunuza geleceğiz. Belki ikincisini de tamamen kaldırıp kanunda ne yazılmışsa, bugünkü muvakkat madde de bakanlığa verilmiş olan yetki hususları tamamen ceza kanununun emretti! şekilde infazına gitmek kararındayız.

Ceza müesseselerimiz, hapishanelerimiz hakkında bu kısa maruzatta bulun­duktan sonra biraz da adlî cihazdan, teşkilâttan bina ve müesseseden daha ziyade ehemmiyetli telâkki edilebilecek personel mevzuuna kısaca işaret et­mek isterim ve bu mevzudan bahsederken hâkimler kanunundaki hükümlere de dokunmak isterim.

Arkadaşlar,

Kanunlarımız ne kadar güzel olursa olsun, onu tatbik edeceklerin çalışma yol­ları ne kadar güzel olarak temin edilirse edilsin işin başı kanunların tatbiki ile vezifeli kılman adamların bu vazifeyi ifası, tam nıanâsiyle ehil olmalarına, ehil derken yalnız eleman kifayetinden bahsetmiyeceğim. Bir hâkimin, bir kanun tatbikcisinin haiz olması lâzım gelen bir şeye işaret etmek istiyorum. Burada eski mecellede, hâkimi tarif eden maddesinden bahsetmiyeceğim. Fakat onun ihtiva ettiği evsafı haiz olması lâzım geleceğine inanan arkadaşlarımzdanım. Hâkimlerimiz bu bakımdan hakikaten, her toplulukta aksayan bazı taraflar olacağı tabii olmakla beraber, bizi övündürecek bir haldedir denilebilir. Bil­hassa dürüsti bakımından, namus ve fazilet bakımından hâkimlerimizin en medeni memleket hâkimleriyle boy ölçüşebileceğini ciddiyetle, samimiyetle ve kemali sarahatle ifade etmek mümkündür.

Hâkimlerimizin bilgisine gelince, bu da tabii zamanla yükselme vaziyetinde-dir. Yanlız bizim, biriz evvel de bahsettiğimiz teşkilât durumumuz ve o L^ş-kilâtın icabına uygun olaarak şu mekanizmayı işletebilir vaziyete gelmediği­miz için bazı yerlerde kâfi ihtisası, kâfi ehliyeti haiz olmıyan hâkimlere de vazife verildiği vakidir.Benbukonu üzerindeesaslıolarakdurmaktayım hattâ bu işin baştan halli 'âzım geleceğine de kani bulunuyorum. Bir hukuk mezununu hâkim namzedi olarak aldığımız zaman bunun üzerinde işlenmesi­ne, durulmasına ve titizlikle durulmasına lüzum olduğuna kanaatim vardır. Stajiyeri alıp onun istediği yere tâyin edilir deyip mahkeme ve hâkimlerin, kendileriyle meşgul olabileceği haddin üstünde. sitajyerle işgal etmek isteni­len neticeyi de vermeyeceği aşikârdır. Bir mahkemeye 8-10 stajyeri topladı­ğımız zaman hâkim esas vazifesiyle mi meşgul olacaktır yoksa bunlarla mı uğraşacaktır. Türkiye'de iki şehirde HukukFakültesibulunmakta ve bu mektepleri bitirengençlerimizhemenbizemüracaatetmekteve tah­siliniyaptığışehirdeyerleşmekiçinstajını o şehirdeyapmak,ikmal etmekistemektedir. Ben işbaşınageldiğim zamanhakikatenİstanbul ve Ankara'nın durumu İstanbul ve Ankara'daki teşkilâtın diğer mintakalara göre geniş olmasına rağmen mahkemelerin belli edebileceği haddin üstünde olduğunu gördüm. Biz stajyerlerin ve stajyerlik müddetinin verimli olabil­mesi için ağır ceza merkezlerimizi ve ağır cezamerkezlerimizdeki teşkilâtı nazarı itibare alarak her birine kontenjan ayırdık ve bu kontejjanm üstün­de olan yerleri bırakmakla beraber o kontenjanhaddine düşünceye kadar o mmtakalara hiç bir stajyer tâyin etmemekteyiz ve etmiyeceğiz.Aynı za­manda avukat stajyerleri de stajyerlikleriniavukatlık kanununa göre para ile yapılır değildir. İki fakülte ayrı ayrı bu iki şehirde olduğu ve buralardan mezun olanlar avukatlık stajını tahsillerinin bir devamı saydıkları için he­men hepsi bu iki şehirde stajlarını yapmak için müracaat etmektedirler. Bu­na da imkân görülmemektedir. Biz tıpkı istanbul ve Ankara'da mahkemele­rin laış kabiliyetini gozonüne alarak ve bir mahkemeye verdiğimiz avukat ve hâkim stajyerinin çalışmasından o hâkimi vazifeli olarak mesultelâkki edecek bir sisteme girmiş bulunuyoruz. Bu arada bazı şikâyetler olmadı de­ğil-, Ankara'da hâlâ avukat stajyerlerliğine talip olup yer olmadığından do­layı, sıra bekliyenler de vardır.Fakat bizstajyerliğinesaslıolarakyapıl­masında temin edilecek faydanın büyüklüğü yanında bu gibi arkadaşları in­tizarda bırakmaktan daha az mahzurlu telâkki etmekteyiz. Bir kayma hareketi yaptım, yanlız hâkim stajyerlerinin devletten para aldıkları düşünü­lerek bunları taşra ağır cezalarma yaymak ve parasız olan avukat stajyer­lerini Ankara'da ve izmir'de tâyin etmek suretiyle bu şikâyet mevzuunu da kısmen önlemiş bulunuyorum. Binaenaleyh diplomasını almış ve yeni hâ­kimler kanunun teklif ettik bir kere bunları diploma esasına göre seçerek alacağız.

İkincisi, stajiyerliğe tâyin ettikten sonra mesaisini yakından takip edeceğiz ve orada hâkimlerin vereceği notların aynı kıstasa dayanması üzerinde titiz davranacağız. Bu devreyi de nıuaffakıyetle geçirdikten sonra muavin sini fına alacağız. Buna bu sene imkân bulamadım. Muavin sınıfına geçenler için, bunların elini torbaya attırıp ismini çektikleri herhangi bir yere, sen tek hâ­kimsin diyerek göndermeyi da katiyen doğru bulmam, bunların büyük mer­kezlerde yine hâkimlerin yanında yardımcı üye olarak ve iki sene doğrudan doğruya kaza yetkisini haiz olarak ve mesuliyetîyle karşı karşıya çalıştırdık­tan ve burada muvaffak olup hâkim sınıfına geçtikten sonra bunları ilçelere gönderme yolunu takip edeceğiz. Bu sene buna gi dememem izin tek sebebi bu şekle gittiğimiz takdirde Şarkın ücra kasabalarına hâkim bulmakta müşkü­lât çekeceğim cndişesindedir ve büyük merkezlerde hâkim sınıfından bulu­narak çalıştırdıktan sonra taliine Şarkîn ücra bir yeri çıkan arkadasın avukatlığa kaçmasından endişe ettiğimden dolayıdır. Yaln'.z bize ümit verea nokta iki hukuk fakültemizin senede 700-750 mezun vermesi bunlardan mü­him, bir kısmının hâkim sınıfına girmeleri için talip olmalarıdır. Binaenaleyh, bu senekİ müşahadelerimiz de eğer bize cesaret verici bir mahiyet gösterirse, dediğim gibi, stajyerleri ciddi olarak ağır ceza merkezle­rinde yaptıracağız, muavinlik vazifesini de büyük merkezlerde, İyi hâkim­ler nezdinde kaza yetkisini fiilen kullandıracağız. Bu suretle geçecek olan dört senelik fiili tatbikattan sonra bir genci resen bir kazaya hâkim, sorgu hâkimi olarak göndereceğiz. Elemanı yetiştirme bakırcımdan başlangıç al-masmda faİde ve zaruret gördüğümüz tedbirler bundan ibarettir. Bunun ya­nında mademki talebe çok, mademki hâkimlerimizi terfileri ilk üst derece­ye kanun gereğince iki senede bir terfi hakkı kazandıkları için dört sene ge­çince kadrolarımız dolmuş bir hale geliyor. Demek ayırma meclislerimiz ter­fileri tesbit ederken bu heyetlere daha ciddi vazifeler düşmektedir. Binealayh bir hükimi terfie lâyık görürken ölçülerimiz bundan evvelki ölçülerimizden biraz daha ağır olacaktır. Rakam olarak kısaca ifade etmek lâzım gelirse, ba­kanlık ayırma meclisleri gitmiş, bundan evvelki ölçüler hâkimler kanuna göre terfi esas olacak nakız ve tasdik nisbetleri yani iyi veya fena olma nis-betleri ve müteakip senede takip edilen esas bir sene evvel ayırma mecli­sine gider. Bu arada hâkimin aldığı not, iş çıkarmaktaki sürati müfettiş ra­poru nazarı itibare alınmakla beraber bu yükselme ölçülerinde biraz daha kıskanç olma yoluna gidilmiştir. Faraza bundan evvel bin hâkimden 170-180 ni mumtazen terfiye lâyık görülüyor, 500-600 ü tercihan terfie lâyık oluyor ve 200-300 ü adiyen terfie lâyık görülüyordu. Bu rakamdan ancak 2-3 tanesi terfie lâyık değil deniyordu. Son ayırma tetkikatımız bunu makul şekillere irca etmiştir. Bugün rnümtuaz olarak terfie lâyık göimage011.gifrülen hâkimlerimiz 2-3 kişi, tercihan terfie lâyık görülenler 20-30 dur, üst tarafı adiyen terfie lâyık olanlar diye ayrılmıştır. Bu terfie lâyık olnııyan arkadaşlar da eskiden ikiüçü aşmayan rakamda iken şimdi 20-30 rakamını bulmuştur. Bu makanizma iyi işletildiği takdirde adalet organı hâkimlerin mukadderatı üzerinde herhangi bir rolü olmadan kanun hâkimler camiası­na kendi kendine tisfiyeye uğrayacaktır. Bu tedbire gitmeğe bize cesaret ve­ren şey, hukuk fakültesinin fazla miktarda mezun vermesi ve hâkimliğe ta­lip olanların fazla bulunmasıdır. Binaenaleyh bunun yanında teferruat oldu­ğu için söylemiyorum, Avrupa'da tahsil gören, kitap yazan hâkimin terfi ettirilmesi gibi cihetler vardır. Demek ki eleman üzerinde durmaktayız ve bunun lüzumuna kaniim. Bir arkadaşım dedi ki hâkimlerin teminatı başkadır, hâkimin memur olmak Sifatiyle riayete mecbur olduğu hususlar vardır. Benim de tamamen kanaa­tim budur. Hâkimler smifindaki bir kimsenin vazifeye bağlılıkta, işi çıkar­makta ve bu işleri zamanında ve süratle görmede mesuliyet bakımından, he­sap verme bakımından diğer devlet memurundan hiç bir farkı olmamak lâ­zımdır. Aradaki tek fark, bunların bu gibi hareketleri karşısında karar ala­cak olan heyetlerin idari hej'et olmayıp, yine hâkimler camiasından seçil­miş olan heyetlerin kararları ile olmak lâzım gelir. Bu zaviyeden de gerek teşkilâtımızla, gerek bu hususta yetkili olan heyetlerle daima temas halin­deyim.

Mahkemelerin süratle iş görmeleri, hâkimlerimizin iş çıkarmaları, hâkim­lerimizin kendilerine arzedilen dâvaya nüfuz adederek karar vermesi, iki kelime ile, dosyayı okuduktan sonra mahkemeye çıkarmaları üzerinde titiz­likle durmaktayız. Mahkemelerimizin iş adetlerini ve bir mahkemenin ne kadar iş çıkaracağını aşağı yukarı işlerin nevine göre birer esasa bağlamış bulunuyoruz ve bu esaslara göre teşkilâtların fazla olanlarım kaldırıp teş­kilâtı noksan olan mintakaları takviye yolunda da çalışmaktayız. Pessone! mevzuunda hâkim teminatı şudur budur dediler zannederini Ha­zım Bozca arkadaş olacak, dediler ki hâkimler kanunu tadil tasarısında ida­ri tasarrufla genişletilmiştir. Zannederim ki o teklifi görmeden konuşmuş olacaklar. Teklif Adalet Komisyonundadır. Bu tekliftedir. Adalet Bakanınızın zihniyeti odur ki, mevcut yetkileri adlî cihazın işlemesinde bir mahzur tev­lit etmemek kayıt ve şartı ile mümkün olduğu ölçüde daraltmak ve eksilt­mektedir. Bunda mahzur görmediğimiz kısımlar için yaptığımız tekliflerde hükümler dahi mevcuttur. Ters tarafından bir teklifimiz de yoktur. Zaten hâkimler kanunu Adalet Komisyonunda konuşulduktan sonra Yüksek Mec­lisin huzuruna gelecek ve buna müteferri, bütçe vesilesiyle söz söylemiş olan arkadaşlarım orada daha geniş mütalâalarım beyan edecek biz de kendi gö­rüşlerimizi ifade etmek imkânını bulacağız. Onun için burada fazla teferruata girerek zaten geç olan şu vakitte sizleri fazla rahatsız etmek istemiyorum. Yalnız bir noktayı işaret etmek isterim ki, sayın bir arkadaşsın bugün Ada­let Bakanlığı yetkilerinin saltanat devrinde dahi olandan daha fazla olduğu­nu ifade buyurdular, hattâ öyle kelimeler kullandılar ki, Osman Nuri Koni Arkadaşım Adalet Bakanı rezzakıâlemdir, falan dediler.Ben buvazifeye geleli sekiz ay kadar oluyor. Böyle bir sıfatı ve yetkiyi ne kendimde gördüm ve nede kannlara bakutım böyle bir şeye tesadüf etmedim. Yanlız şunu arz-etmek isterim ki, bilmiyorum kendileri temyizde bulundular amma ayırma meclislerinde âza olarak vazifelendiler mi? yine şurasını da yüksek heyete arzetmek isterim ki ve bunu bir vicdan borcu telâkki ederim, bu ayırma mec­lislerinin birisinin başında Başreis birisinin başında da Başsavcı bulunmak­tadır. Bunların herbiri üçer temyiz azası ikişer de bakanlık umum müdür­lerinden mürekkeptir. Arkadaşların ben bir paravana vaziyetine düşecekleri­ni kabul etmiyorum ve arkadaşlara bühtan isnat etmeğe hiç kimsenin hak­kı oınıadığını zannediyorum.

Sekiz ay kadar oluyor zannediyorum bu vazifedeyim, bir şahıs hakkında da­hi bunun derecesini şöyle yapalım, bunun derecesini böyle yapalım diye böy­le bir şey söylemiş değilim. Ben bizim bakanlığın, benim adıma faaliyette bulunması lâzım gelen umum müdürlerine dahi söz söylemiş değilim. Ben. hâkimler kanununun bu husustaki hükümlerini şöyle anlıyorum: Adalet Bakanı o heyetlerin kararı karşısında ancak itiraz hakkını kullanır, bu ka­rarlar Adliye Bakanının sözü ile tekemmül etmez, bu kararlar kendi reyleri ile tekemmül eder, verilen hükme, o karara itiraz hakkım vardır. Bu iki he­yet birleşir, itirazı tetkik eder, red veya kabul eder. İçimden samimi olarak inanıyorum ki bugün yaşayan hükümler realiteye, icaplara uygun ve hâkim teminatını sağlamaya kâfidir. Dünyada mevcut sistemleri burada uzun boy­lu arkadaşlara anlatmak istemem. Şu ve bu diye bizim kabul ettiğimiz şekil noksan değildir. Ve tatbikatta en müsmir netice veren şekildir.

Böyleolduğu haldearkadaşlar bunun tatbikatında kanun dışıbir hareket görüyorlarsa bana derhal söylerler. Eğer bu hareketi ben yapmışsam ve bil-miyerek yapmışsam özür diler ve derhal düzeltirim. Binaenaleyh hâkimlerimizin teminatı bakımından bakanlık azamî hassasiyeti göstermektedir. Yalnız bu konuda arkadaşlarımın Şarka kötü hâkim gidiyor, şöyle olmalı, şu oluyor, muayyen devreye koymalıdır gibi mütalâalar ileri sürdüler. Adalet Bakanınız da ayni mevzu üzerinde ciddiyetle durdu. Bili­yorsunuz hâkimler kanunu, 60 liraya gelmiş bir hâkimi teminata mazhar kı­lar. Teminata mazhar olmuş bir hâkimin yerini değiştirmeğe, yerinden oy­natmaya imkân yoktur, hakkımız yoktur. Adalet Bakanının elinde bu hu­susta ne vardır?. Ne yapabilir? Terfi listesinin basma gelmiş bir hâkime İs­tanbul veya Ankara gibi bir yerden Şarka gitmesini istersek dahi kabul et­mez ve terfi listesinin başından ismini silip terfi listesinin sonuna geçmesini göze alır, olduğu yerde kalır. Biz onu zoraki gönderince teminat nerede kalır? İkinci müşkülât, bir hâkim Garpta veya kendisine göre uygun gördüğü bir yerde yerleşince onu o yerden değiştirmek için inzibati bakımından bir se­bep bulunmayınca onu yerinden nasıl ayırırım? esas veya örnek olarak ala­bileceğimiz modern memleketlerden hiçbirinde Şarktakileri Garba, Garp-takileri Şarka göndermek kabilinden objektif bir şeyin de mevcut olduğu­na rastlamış değiliz. Belki biz bunun ufak tefek mahzurlarını izale için dahi dolambaçlı bîr yoldan giderek teminatı kaldırmış olacağız. Her müşküle rağ­men imkân buldukça Garp'ta veya tercih edilen yerlerde münhaller vuku buldukça buralara Şark bölgesinde hizmet etmekte olan arkadaşları terci-han aldırmaktayım. Bazısından minnet telgrafları almaktayız. Meselâ Öıtü-lü'nüıı Iğıl Kazasında bulunan bir çocuğun kararnamesi geliyor, onu Çar­şamba'ya veya Yalova'ya tâyin edildin diye yazıldığı zaman tabii memnun oluyor ve biz bu esas dahilinde hareket ediyoruz Yalova'ya tâyin oldun de­din mi memnun oluyor amma bunu bir esas dahilinde yapmaktayım. Yapar­ken en evvel sırada olanları alıyorum. Bunların istisnası oluyor, tek istis­naları şöyle oluyor. Heyeti sıhhiyeden rapor getiriyor, hayatı için tehlikeli­dir, orada bulunamaz, bu hâkim şu hastalıkla malûldür. Şöyle heyeti sıhhi­yesi olan bir yerde olması lâzımdır, diye bu gibi raporlar yüzleri aşmıştır. Hattâ bu raporların ciddiyetine inanmadığım için bunları müteakip heyeti sıhhiyelerden geçiriyorum. Şunu da açık olarak arzedeyim ki Başbakanlığa müracaat ederek, merkezi hükümette verdiği raporların sıhhatinden şüphe edilen kimseler için daha bir heyeti sıhhiye kuralım da bir de oradan geçi­relim, diyorum. Çünkü bu raporları idari bir merci kendiliğinden keeniem-yekûn addedemez. Hâkim hastalanır, vefat edebilir. Bu mesuliyeti hiçbir vic­dan sahibi adam üzerine alamaz. Her raporlu da kaldığı gibi, Şarka hiç kim­se gitmiyor. Ben bugün İstanbul'da, sizlere söyliyebilirim, üç ilâ beş hâkime Bursa'da açılan hukuk reisliğimi teklif ettim kabul etmediler. İstanbul sulh hâkimi Bursa'ya hukuk reisliğine gitmiyor. Burdur'a, Bartın'a ağır ceza re­isi olarak gitmelerini teklif ettim gitmiyorlar.

Şimdi bunları iki taraflı mütalâa etmek lâzım. Onu oraya, bunu buraya gön­derelim derken tatbikatta en az mahzurlu olan şekli de bulmak lâzımdır. Müsbet ve bize kanaat getirecek bir şekil bulursak gerek hâkimlerin temi­natına ilişmemek ve gerek Şarka şaibeli ve kusurlu hâkim göndermeyip ora­nın da muhtaç olduğu ehliyetli hâkimi göndermek İçin uğraşıyoruz. Vasıl olabileceğimiz netice eğer bir kanun mevzuu olması icabederse onu da hu­zurunuza getirmekten çekinmiyeceğim. Eleman hakkında bu maruzatta bulunduktan sonra, sabrınızı suistimal et­memek için kısaca kanunlar mevzuuna da ilişmek istiyorum. Arkadaşlar, bugün Meclisi aliye sevkedilip de henüz kanuniyet kesbetme-miş olan' lâyihalarımız, arkadaşların birçoğunun da malûmu olduğu üzere, başta ceza ve hukuk muhakemeleri usulü kanunudur. Bu iki kanun Adalet Komisyonundadır.Ceza Usulü Mahkemeleri Kanununu tetkik eden sukomis­yon hemen hemen mesaisinin beşte dördünü ikmal etmiştir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununu tetkik eden sukomisyon da başlangıçta sayılabile­cek haldedir. Binaenaleyh bu iki büyük kanunumuz meclisin elindedir. Bir an evvel çıkarılmasını bu vesile ile ben Adalet Komisyonundan rica ediyorum. Sonra bir arkadaşımız tapulama kanunundan bahsetti. Zannederim bunun meclise geldiğinden haberdar olmasalar gerek, bu uzunca bir müddettenberi âliye takdim edilmiş ve halen İçişleri Komisyonundadır. Sukomisyonu zan­nederim bunun üzerindeki tetkikatmı ikmal etmiş ve esas komisyon tetkik etmek üzeredir. Bazı arkadaşlar hava hukukundan ve Ticaret Kanunundan bahsettiler. Ha­va hukuku hakikaten bazı medeni memleketlerde hava nakliyatının artma smdan dolayı böyle bir deniz ve kara ticaret kanunları gibi kanunlar bazı memleketlerde müstakil kanunlar halindedir. Biz bunu, bu husustaki muta ferri kanunları kısmen Ticaret Kanımda yer aldırmış bulunmaktayız. Bunun ehemmiyetini ben de takdir ederim. Ve arkadaşlarımın bu husustaki fikir­lerime ben de iştirak ediyorum. Ticaret Kanunumuza gelince: Bu da selefim zamanında hazırlanmış ve üze­rinde bakanlıkça bir ikinci defa görüş ve tetkikat yapıldıktan sonra Başba­kanlığa takdim edilmiş bulunmaktadır. Zannederim kısa bir zamanda Yük--sek Meclise gelecektir. Medeni Kanunla Ceza Kanununun yeni baştan değiş­tirilmesi konusuna gelince: Bendeniz Medeni Kanunumuzun kökünden de­ğiştirilmesi mütalâasında bulunan arkadaşların fikirlerine iştirak etmiyo­rum. Evet her memleketin kendine uygun ve kendi realitelerine cevap veren ka­nunlar yapması lâzım gelir. Bunun aksini iddia etmek belki mümkün değil­dir, bu tez hakikaten çok kuvvetlidir. Bu bakımdan Nazım Porop Arkada­şımızın bu cepheden söylediği mülâhazaya cevap verecek değilim. Yalıul biz medeni kanunumuzu aldığımız zaman bir inkilâpçı millet olarak memle­kette bir inkilâp yaptığımızı, bu kanunumuzun inkilâp kanunları içinde yer aîan temel kanunlardan biri olduğuna inanıyor ve bu kanunun içinde' tatbi­kat bakımından gerek mühmel gibi görünen hükümleri vardır. Bu hüküm­leri aldığımız memleketlerde dahi daima tatbik edilen hükümler de değildir. işaret buyurdukları gibi ailehukukuna taallûk eden bazı noktalarda belki bi­ze tamamiyle uymayan kısımları vardır. Kadına bırakılan nitifahakkı gibi mal birliği ayrılığı hakkındaki bazı hükümler esasen değiştirilerek alınmıştır, Binaenaleyh biz medeni kanunun bu arzedilen hususları dolayısiyle yeni baş-dan değiştirilmesi lâzım geldiği cihetine mesul mevkide bulunan Adliye Ba­kanınız olarak taraftar değilim. Medeni kanunumuz 1926 danberi tatbik edil­mektedir. Üzerinden bu kadar müddet geçtiği manâsı, ihtiva ettiği hükümler memlekette artık yerleşmiş hale gelmiş vaziyettedir. Biz bunu yeni başdart kendi reııgimizi, kendi damgamızı vereceğimiz bir kanun yapalım hususun­daki mütalâayı, dediğim gibi, bu bir manzume ve muayyen bir sisteme daya­nan bir kot olmak itibariyle bunun ne yapılması kolaydır, ve ne de bizim için buyurdukları manâda kati bir zaruret olduğuna inanmıyorum. Yalnız arkadaşlar nesebi gayri sahih çocuklar bakımından bizde bazı mah­zurlu neticeler tevellüt ettiğini söylediler. Bunu hep biliyoruz. Fakat arka­daşlar, bunun taallûk ettiği mevzu, bizim üzerinde o kadar kıskançlıkla dur­mamız lâzım gelen bir mevzudur ki bunda bir genişlik yapmak Türkiye'de taaddüdü zevcata gitmek demektir. Fahri Karakaya (Elazığ) - Fiilen oluyor. Adalet Bakam Fuat Sirmen (devamla) - Olsa bile biz zamanla üç sene, beş sene geçtikten sonra çıkartacağımız af kanunlariyle bu çocukları meşru ço cuklar haline getirmekle ne yapıyoruz? Yavaş yavaş o istikamete doğru yol alıyoruz demektir. Geriye dönmeye asla niyetimiz yoktur. Bir arkadaşımız da karı koca ayrılmağa karar verdikten sonra hâkim ne olu­yor dedi. Arkadaşlar zannederim ki bizim aile telâkkimiz, aile hakkındaki görüşümüz bu arkadaşın istedikleri şeyleri yapmaya müsait değildir. Bu ar­kadaş hâdiseyi tek cepheden mütalâa ettiler. Düşünmediler ki hâkimin boşan­mayı ta'vik etmesiyle asabi bir gününde ayrılma kararını vermiş olan aile­lerin yeniden hayatı idame edenleri de az değildir. Biz aile müssesesini öyle iki kişinin keyfi ile bozulur, iki kişinin keyfi ile düzelir bir müessese telâk­ki etmiyoruz. Bu balamdan da medeni kanunumuzda tadil yapmak niyetin­de değiliz. (Kâfi, kâfi sesleri) Arkadaşlar, bendeniz bu maruzatımı ikmal etmek için iki kelime daha söyliyeceğim.

Çocukmahkemeleriile,mahkûmlarıntahliyelerindensonrakendileriyle meşgul olunmasından behsedildi. Arkadaşlar çocuk mahkemeleri hakkında Tezer Arkadaşım bir sual sordu. Dedi ki, eskiden hazırlanmış olan tasarı neye Meclise getirilmedi.

Arkadaşlar çocuk mahkemesi teşkilât kanunu yapmakla bizim onunla istih­daf eylediğimiz gayeye vusul imkânı yoktur. Onu besleyici ve onun istilzam ettiği diğer müesseselere vücut verilmediği takdirde hiçbir netice vermiye-cektir. Onlar yaratıldığı takdirde ancak faydalı neticeler verebilir. Buna ba­zı arkadaşlar temas etti. Çocukları müşahede altında bulunduracağız ve böy­le bir müesseseye ihtiyaç vardır. Biz bu konu üzerinde çalışıyoruz.

Biliyorsunuz ki memleketimize bir İngiliz hâkimi geldi Kültür Heyeti davet­lisi olarak. Kendisine icabeden izaz ve ikramda bulunduk. Bir arkadaşımızı da Londra'ya gönderdik. Bu konu üzerinde kendisine vazife verdik. Amma bu suç işleyen çocuklar için ne yapmak lâzımdır, bunları islâh için nelere ih­tiyaç vardır? Bunları bize esasından müşahade ettirecek müesseselerimiz yoktur. Bu vaziyette çocuk mahkemeleri kurduk. Bundan müsbet netice alacağımıza kani bulunmuyoruz. Sonra bunun yanında bu mahkeme ile be­raber bir de onun lâzımı gayrı müfariki olan diğer müesseseleri kurmak im­kânını hazırlayarak huzurunuza gelmek lâzımdır. Mahkûmlar çıktıktan son­ra bunlara iş bulmak hakikaten bir iştir hakikaten bu büyük bir dâvadır. Doğrudan doğruya Adliye Bakanlığının işi değildir zannediyorum. Medeni memleketlerde patronaj müesseseleri vardır. Bunların devlet yardımlariyle kurulmuş olanları da vardır. Suçlu çocuklar mevzuunda daha bir karara va­rılmış olmamakla beraber memleketimizde feragatla çalışabilecek temiz ve nezih ailelerden kadınlarımız ve erkeklerimiz olduğuna inanıyorum. Bunlar fahriyen çalışabileceklerdir. Bu mesai neticesinde bir teşkilât muvesi yara-tabiîirsek, buna tabii büyük şehirlerde başlamak suretiyle yavaş yavaş ge­liştirmek gibi bir yola gideceğiz. Zaman dar olduğu için bazı arkadaşların te­ferruata taallûk eden sorularına cevap arzedemedim, beni mazur görürler. (Kâfi sesleri) Ayrıca benden şahsen Öğrenmek istedikleri bir şey varsa emir­lerine amadeyim.

Nuri Ozsan (Muğla) - 4598 numaralı kanuna göre üst derece maaş almak hakkını kazanmış bir çok hâkimlerimiz sayın bakanın onaylamaması yüzün­den sekiz ilâ on aydır bu üst kadro maaşını .alamamaktadırlar. Bunun sebe­bi nedir?

Adalet Bakanı Fuat Sirmen (Devamla) - Böyle bir şey yoktur. Nuri Ozsan(Muğla) - Vardır.

Adalet Bakanı Fuat Sirmen (Devamla) Böyle birşey yoktur. Varsa bir ta­ne misal verirsiniz.
Yalnız şunu arzedeyim ki bugün Kaurosu olup da, üst derece maaşı almaya
müstahik olup para verilmemiş bir şey yoktur. Varandır? Zat İşleri Müdürü
yok diyorlar, halen yoktur. Yalnız Ayırma Meclisinin bu son toplantısında
terfiye lâyık görülebilenlerin cedveli henüz bakanlığa verilmemiştir. Bun­
dan bir ay kadar evvel Ayırma Meclisinin son toplantısında terfie lâyık gö­
rülenlerden kadroları müsait olanlara bu verilecektir.

Nuri Ozsan (Muğla)Terfi cedveli verilmiş, terfiye hak kazanmış. Fakat sekiz ilâ on aydır kadro maaşı verilmemiştir. İsimlerini de zatıalinize arz ederim.

Adalet Bakanı Fuat Sirmen (Devamla) Bunu bilmiyorum, varsa tetkik ede­riz. Terfi etmiş terfi defterine girmiş ve kadrosu da müsaitse bunlar verilir. Ahmet Veziroğlu (Afyon Karahisar) - Efendim bendenize cevap vermediniz. Adalet Bakanı Fuat Sirmen (Devamla) Efendim bazı arkadaşlar hapishane­lerin durumundan bahsettiler. Arkadaşımız da Dinar'da mevcut hapishane binası olarak kullanılan yerin müsait olmadığını...

Ahemet Veziroğlu (Devamla) - Müsait değil gayri sıhhi vaziyettedir. Fuat Sirmen (Devamla) - Kârgir bir bina olduğunu ve sahibinin de satmağa amade olduğunu söylediler. Bunu tetikik ederiz. Bu sene hapishane inşaaSa için elimizde mevcut paranın ihtiyacı olan yerlerin ihtiyaç şiddetine göre Di­nar'ın durumu Ön plânda ise ona göre bir karar alabiliriz.

Ahemet Veziroğlu (Afyon Karahisar) - Gayri sıhhi vaziyette olduğuna ve bugünkü bütçe vaziyeti de müsait bulunmadığına göre binası temin edilemez­se bu gayrı sıhhi vaziyet devam edecek mi? Fuat Sirmen (Devamla) - Kiralık bir bina arayacağız. Binayı satın alamaz­sak sahibi ile... Ahmet Veziroğlu - Sıradan bahsettiniz. Sıraya da gelmiyor. Fuat Sirmen (Devamla) - Gyrı sıhhi vaziyettedir diye diğer başka hapisha­nelerimiz de olur ve raporları da gelirse bunlar arasında sıra takip etmek mecburiyetindeyiz. Cürmü meşhut tahsisatına gelince, arkadaşımın hakkı vardır. Yalnız bu se­ne söyledikleri hususu nazarı dikkate almış ve geçen, seneye nazaran malî du­rumun darlığına rağmen bu husustaki tahsisatı yüz bin. lira arttırmış bulu­nuyoruz. Osman Nuri Koni (İstanbul) - Bir sual Birinci Harbi Umumide yapılan ve elyevm devam eden selâhiyet kanunu var­dır. Bu kanuna ihtiyaç var mı yok mu? Öğrenmek istiyorum. Adalet Bakanı Fuat Sirmen (Rize) - Arkadaşlar unuttuğum için arzetmedîm. Selâhiyet knunu üzerinde Osmn Nuri Arkadaşımız ve diğer bazı arkadaşlar da durdular. Selâhiyet kanunu tamamen kaldırmanın imkânı olmadığı kanaatindeyim. Ni-cin? Selâhiyet kanununa, bilhassa münferit hâkim teşkilâtı olan yerlerde kati zaruret vardır. Tasavvur ediniz ki bir kazada tek hâkim vardır. Bu hâkim hastalandı veya senelik iznini aldı ne yapacağız? O mahkemede ilâveten aza mülâzımı olduğu takdirde selâhiyet kanununa çok lüzum olmayabilir. Bir nok­taya hak veriyorum. Selâhiyet kanunu benim müşahedelerime göre esas vaz' İnin üstünde biraz geniş kullanılmıştır. Bunu Yüksek Meclisin huzurunda itiraf etmeğe mecburum. Benim zamanımda kullanılmış değildir, fakat kul­lanılmıştır. Bu kötü maksatla değil, yani birini alıp oradan oraya verme şek­linde kullanılmış değildir. Amma biz yirmi senedir, encümenlerde de ifade et­tiğim gibi, gerek temyiz mahkemesinde ve gerek Bakanlık Merkez teşkilâtını genişletmemiş, selâhiyet kanunundan istifade ederek bu şekilde hâkimleri is­tihdam etmişizdir. Bugün dahi Adalet Bakanlığında adedi 10 u aşan hâkim bu tarzda çalışmaktadır. Baş Müddeiumumilikte ve Temyiz Mahkemesinde rapor­tör kadrosunda ayrıca bu şekilde hâkimler çalışmaktadır. Bu şekildeki tat­bikat bence selâhiyet kanununun ruhuna uymayan, bir harekettir. Temyiz rüe-sasiyle temas ettim, hattâ kendileriyle bir toplantı halinde bulundum. Tem­yiz mahkemesinin işlerini aksatmadan orada çalışan hâkimleri raportör ha­line inkilâp ettirecek kadroları yükseltme suretiyle hal yoluna gideceğiz. Baş Müddeiumumilik raportör kadrosu tesbit edildiği için onun arttırılmasına imkân yoktur. Bugün Ceza ve Hukuk Umum Müdürlerinde çalışan hâkim­leri ayırdık mı, bu iki umum müdürlük muattal hale gelir. Bakanlığımızın görüşü odur ki, en kısa zamanda kendi teşkilâtımıza, kendi bünyemize uygun bir şekilde, hüviyeti ne ise o şekilde hareket edip, bu se-lâhiyetli hâkimi kullanacak değiliz,

Ahmet Kemal Varınca (Gümüşhane) - Bir sual Medeni kanunun deşiştirilmeyeceğine dair zatıalinizin teminatı vardır. Fa­kat ben öyle anlıyorum ki medeni kanun fiilen ihlâl edilmiştir. Şöyle ki, bir takım çıkarılan af kanunlariyle bugün nüfus defterlerinde Hasan Hüseyin, zevcesi Fatma, doğan ikinci bir çocuk, onun kızı Kezban. Yine babası Hasan Hüseyin, karısı Kezban, üçüncü bir çocuk. Şimdi bakıyorsunuz nüfus defte­rinde bir tane erkek, üç tana kadın, Üç ana, bir baba, şimdi üç çocuk, üç ana­dan doğan çocukların babası bir, anaları başka. Bir tanesinin hizasında filan tarihinde evlenmiştir, diğerlerinde kayıt yoktur, buna ne buyurulur? Adalet Bakanı Fuat Sirmen - Arkadaşlar bunu cevabını biraz evvel kapalı şekilde de olsa verdiğimi zannediyorum. Kendi realitemizi inkâr edecek de­ğiliz. Şüphesiz muhtelif af kanunları ile biz fiili durumu ikrar ve itiraf etmiş bulunuyoruz. Eğer kanunu kaldırır ve böyle af yapmıyacak olursak bu za manla memlekette bir iç anarşi olarak köyler» kadar sirayeti görülür. Biz hükümet olarak bu halin ayıp görünür bir hak' gelinceye kadar bu realite­mizi kabul edeceğiz ve uzun devre bu affı bırakmıyacağız. Çocuk büyür 18 yaşma gelir meşruiyetini devlet kabul etmezse gürültü çıkar. Amma, tetkik ederseniz görürsünüz ki en son kanun 1944 de mi 1945 de mi ne çıkmıştır. Yani kısa vakitlerde, zaman zaman yapılmaktadır.

Ben şuna inanıyorum kî, ilk kanun çıktığı zaman meşruiyeti iktisap eden çocuklar yüz bin ise ikinci defasında 80 bine inmiştir. Zamanla bu rakam sı­fıra inecektir. Çünkü Türk Köylüsünün vicdanında eski göreneklere göre ya­pılmasını tabii olarak gördüğü bu hareketi bir gün gelecek inanmıyacak ve yapmıyac aktır.

Ahmet Kemal Varınca (Gümüşhane) - Amma istatistiklerde çoğaldığını gö­rüyoruz. (Kâfi, kâfi sesleri)

B. M. Meclisinde Mîllî Savunma Bakanlığı bütçesi üzerinde ileri sü­rülen tenkit ve mütalâalara karşı Başbakanın açıklaması:

Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugünkü sabah oturumunda Başbakan Şemsettin Günaltay Millî Savunma Bakanlığı Bütçesi hakkında ileri sürülen tenkit ve mütalâalara karşı şu beyanatta bulunmuştur:

Millî Savunma Bütçesi de Hükümetçe sunulan diğer bütçeler gibi Meclisi âlide esaslı surette tetkik ve tenkit edilir ve edilmelidir. Bu itibarla demin söyleyen bir arkadaşın Millî Savunma Bütçesini Meclis gayri şuuri bir şekilde kabul ediyor, sözünü asla hakikata muvafık görmem. Ve bir millet­vekili arkadaşın ağzından çıkmasını da hayretle kargılarım. Çünkü kendisi de bu heyetin içerisindedir ve tetkik etmek selâhiyetini haizdir. Hiç bir va­kit hükümetiniz, bütçenin şu noktasını tetkik edemezsiniz, bu noktası gizli­dir diye ne encümende, ne de heyeti umumiyede bir söz sarfetmiş değildir, ve hiç bir arkadaşı böyle bir tenkitten menetmek selâhiyetini haiz değildir, bu hakikati bütün milletin bilmesi icab eder.

Arkadaşlar, sayın general kürsü hürriyetinden bahsettiler. Büyük Millet Meclisi Kürsüsü hürelür, milletvekili burada söz söylemek hususunda hiç bir kaydile mukayyet değildir. Ancak ve yalınız bîr kaydile mukayyettir. O da kendi aklı şuuru, kendi vicdanı, kendi vatan duygusudur. Bunun haricinde ne bir hükümet kuvveti, ne de başka bir kudret milletvekilin burada söz söy­lemekten menedemez. Bu bakımdan, sayın generalin fazla heyecana kapıla­rak bu hürriyetini kendi kendine takyit etmek lüzumunu unttuğunu sanıyo­rum. Genelkurmayda hizmet etmiş ve generalliğe kadar çıkmış bir arkada­şın, rey veren vatandaşlar rey vermek hususunda nasıl eşit hak selâhiyete malik iseler, ordunun kuvayı mevcudesini ve sureti tavazzunu ve ordu vesa­itinin nevi ve miktarını bilmekte de Genelkurmay başkanile ayni hak ve se-lâhiyette olması icabedeceği yolundaki ifadesini hayretle karşılarım.

Bir memleketin esrarı vardır. Bir mesleğin liyakatine göre "bu sırları tevdi edeceği adamları vardır ve sayın general de o mevkilere yükselmiş ve bu sır­lar: muhafaza etmiş insanlardan biridir. Bu bakımdan deminki sözlerinin he­yecanla söylemiş olduğuna kaniim. Bunu elbette takdir etmeleri icabeder.

Sayın Arkadaşlar,

General ve ondan evvel söz söyliyen Zeytinoğlu Arkadaşlarımız ordu Genel­kurmay teşkilâtı hakkında bazı mütalâalar serdettiler. Evvelâ sayın genera­le ve Zeytinoğlu'na şunu sarih olarak söylemek isterim ki; genelkurmay" da, istedikleri ve bütün memleketin beklediği teşkilâta çoktan başlanmıştır. Plân­ları hazırlanmıştır ve çok yakın bir zamanda huzurunuza getirilecektir. Bu teşkilât ile bugün anormal gibi bir vaziyette bulunan hususlar tamamiyle bertaraf edilmiş olacak ve demokrat memleketlerde genelkurmaylar ne su­retle işliyor ve Millî Savunma Bakanlığına ne şekilde bağlı bulunuyorsa biz­de de ayni olacaktır. Tabii şekil Genelkurmayın da her memlekette olduğu gibi biz de Millî Savunma Bakanlığına bağlılığıdır. Fakat Millî Savunmanın, ordunun talim ve terbiyesinde, teknik faaliyetinde, ordunun sevk ve idare­sinde yüklendiği ağır mes'uîiyetle mütenasip selâhiyetinin bulunması lâzım­dır. Bu selâhiyeti takyit etmek hiç kimsenin aklından geçmez. Fakat ordu­nun idari işleri, iaşesi ve sair hususin, memleketin diğer bütçeleri gibi, mec­liste esaslı surette tetkik edilir ve hükümetçe de, bakanlıkça da sıkı bir kon­trol altında bulundurulur ve bulundurulması lâzımdır. Bilhassa kanunî teş­kilâta göre, iaşe işleri memlekette iktisadi temevvücata meydan vermiyecek ve her türlü yolsuzlukları önliyecek şekilde ve sıkı bir kontrol altında ya­pılması esası gözonünde tutulacaktır. Ordu mekanizmasının muntazam su­rette işlemesi için mes'ulİyetlerin daha çok tebarüz ettirilmesi ve ordu "bir­likleri arasındaki ahenk ve bağlılığın daha sıkı ve daha verimli bir şekle "bağlanması zarureti vardır. Yeni teşkilât bu esas üzerinde kurulmuştur' Mil­lî Savunma Bakanlığı ve ona bağlı olacak olan genelkurmay, bu mes'uiiyet-lerin tavazzuh ettiği kudretleri sıkı kontrolleri altında bulunduracaklardır. Sayın general, bizim askerî işlerle meşgul olmadığımızdan bahsettiler. Ga­yet tabii, meşgul değildik. Fakat bu kadar zamandanberi, devlet tşşkilâtı içinde bulunmuş ve bütün milletlerin türlü teşkilâtları üzerinde yakın tet­kikler yapmış, bir tarihçi olarak bu işin ne olduğunu ve ne olması icabetti-ğini ve ne şekilde nizamlanması lâzım geldiğini kavrama selâhiyetini bize ta­nıyacak kadar generalin lütüfkâr olmasını isterdim.

Nasıl ki kendileri burada muhtelif mevzularda gayet geniş ve selâhİyetli bir surette konuşmak hakkını kendilerinde buluyorlar.

Arkadaşlar,

Ordumuza verilecek yeni şekil bugünün ihtiyaçlarına ve teknik vasıtaların bugünkü tenevvüüne göre ordumuzun inkişafı ile ahenkli olarak düşünül­müştür. Bilhassa deniz, hava ve kara kuvvetlerinin çok yakında mes'ul ko mutanlarm idaresine verilmesi ve bu komutaların da birbirleriyle ahenkli' olarak genelkurmayın sıkı murakabesi altında bulunması ve ordunun idare, iaşe, sağlık aksamının birbirine sıkı bir surette bağlanarak hepsinin Sa­vunma Bakanlığına bağlı ve ona karşı mes'ui olması tabii bulunan genelkur­mayın murakabesi altında bulunması esas tutulmuştur. Sayın generalin de­min bahsettikleri Savunma Konseyi de kurulacaktır. Bunun da esasları ha-j zirlanmiştır. Başbakanın riyaseti altında gereken bakanlardan ve Genelkur­may Başkanından teşekkül edecek olan bu heyet, memleketin topyekûn harp kudretini nizamlamakla mükellef bulunacaktır. Bütün bunlara ait ka­nun yakında Meclise sunulacak, ihtisas komisyonlarında selâhiyetli arkadaş­larımızın tetkik ve tenkidinden geçtikten sonra kanuniyet kesbedecektir. Bu hususta sayın gener.alin müsterih olmasını temenni ederim.

Her iki parti adına konuşan arkadaşlar, ordunun siyaset cereyanlarından, uzak kalmasını temenni eder mahiyette sözler söylediler. Bu hususta bizimle hemfikir oldukları için kendilerine teşekkür ederim.

Türk ordusu, vazifeperverliği, vatanseverliği icabı olarak, şerefini bugüne kadar nasıl muhafaza etmişse bundan sonra da ayni şekilde muhafaza edecek, vatanı korumak ve savunmak yolundaki kutsi vazifesinden başka bir şeyle ilgilenmiyecektir. Şunu da belirtmek isterim ki, hükümetiniz bütün kuvvet ve kudretiyle orduya siyaset sokmak istiyecekleri kanun yolları ile tedip ve tenkil etmekte tereddüt etmiyecektir.(Bravo sesleri)

Arkadaşlar,

Bundan evvel, ordumuzdaki motorlu vasıtaların tatbikatını gzösteren ma­nevrada ben de bir milletvekili sıfatiyle bulunmuştum. Bu müşahadem ge­rek subayların, gerek erlerin yeni motorlu vasıtaları kavramak, işletmek ve tatbikatını muaffakiyetle başarmak hususunda millî zekâmızın, Türk irade ve kabiliyetinin en feyizli eserini göstermişlerdir. Ben de bunu çok yakın­dan görmekle derin inşirah duydum. Ati hakkında kanaatim kat kat artmış bulunuyor. Türk erlerinin ve Türk subaylarının enerjik ehliyetlerini, ku­manda heyetinin evvelden görmek ve plânını ona göre tâyin etmek ve neti­celeri de o tâyine uygun olarak elde etmek hususundaki yüksek kudret ve kabiliyeti müşahede etmek emniyet ve itimadımızı artırmıştır. Gerçekten generale bir daha söyliyeyim kî, ben asker değilim amma tarihteki muhare­beleri yakından ve plânları üzerinden tetkik etmiş bir arkadaşınızım ve bir sivil tarihçi arkadaşınız olarak manevrayı takip ettim. Ötedenberi, memleket çocuklarının türlü sahalardaki kabiliyetlerini yakından tetkik etmeyi kendim için meslek edinmiş olduğumdan burada şahit olduğum hâdiseler de göğsü­mü kabarttı ve ümidimi arttırdı.

Arkadaşlar, ordunun gençleşmesi meselesi hususunda hükümetinizin nok-tai nazarı sunacağımız kanunda belirecektir. Kurulan teşkilât o mahiyette­dir ki, muntazaman işlemesi ancak, büyük kudret ve kabiliyete, idare kud­retine, ve iradeyi tecelli ettirmek hususundaki azme, evvelden görüşe ve gö­rüşün netayicini önceden sezmeğe kabiliyetli istidatların verimlerine müte vakkiftır, Bu kabiliyetleri göstermiyenler tabiatiîe bu faaliyet sahasında ba­rınamazlar. Ben fevri hamleleri zararlı gören bir insanım ve böyle bir yola gitmenin çok defa faydadan ziyade mazarrat vereceğine kaniim. Onun için tasaffiyi yeni kurulacak teşkilâtın işlemesine bağlamak taraftarıyım. Vazife ve meşguliyetini müdrik, vazifesinin icaplarını kavramış ve ona göre lâzım gelen kararı vermekte ve harekete geçmekteki kudretini göstermiş olanlar makamlarında kalır ve yükselirler, bu kabiliyeti göstermeyenler de tabiatiîe teşkilât haricine çıkarlar. Biz bu yolu tercih etmekteyiz.

Arkadaşlar,

Şunu da hatırlatmak isterim ki orduda yalnız sihhati ve beden kudretini de­ğil, fikir kabiliyetini, mesleki bilgi genişliğini, tecrübe ve görüş enginliğini de gözönüne almak lâzım gelir. (Soldan bravo sesleri) tecrübeli komutanları birden bire ve bir hamle ile harice atmak ordumuzu felce sürüklemek olur. pöyle bir yola asla gidemeyiz. Onların tecrübeleri, bilgileri arkadan gelen­lere intikal ettikçe öndekiler zaman icabı olarak Tabiatiîe istirahate çekile­ceklerdir. Yol. doğru yol budur. Bizden fevri hareketler beklemeyiniz. (Bra­vo sesleri)

Sayın General Aldoğan hükümetin gayrı kanuni surette işler gördüğünden !iti. Hükümet gayrı kanuni işler göremez ve görmeyi de aklından ge­çiremez, esasen böyle hareket edecek olsa siz onu iş başında tutmazsınız. Bu gayet tabiidir. Her şey, her yapılan iş bir kanuna istinat eder. Ordunun sev-kü idaresini kendileri daha iyi bilirler, Genelkurmay nizamlar. Bir iş yapılır­ken kanuna aykırı hareketler olmuşsa veya kanun hilâfında yapılmışsa bitta­bi müsebbipleri hesap vermekle mükelleftir. Esas olarak her yapılan iş mut­laka bir kanuna istinat eder.

Sayın Zeytinoğlu'nun ileri sürmüş olduğu istekler ki, hemen çoğnda kendi-sile beraberiz, temin ederim ki, istediği bu işler için lâzım gelen tertipler ve hazırlıklar yapılmış bulunuyor. Tevafuk edemediğimiz ve edemiyeceğimiz "hususlara da yukarıdaki ifadelerimde temas etmiş bulunuyorum. Hülâsa, Sa­yın Zeytinoğlu'nun yapılmasına lüzum gördüğü hususlar hakkındaki hazır­lıklara biz çoktan başlamış bulunuyoruz. Yakında kanunlarını getireceğiz. Bu meselelerden bazılarında kendileriyle hemfikir değiliz. Belki esaslarda birleşebiliriz. Fakat tatbikat itibariyle noktai nazarlarını fevri gördüğüm için o yola gitmekten kendimi mazur görüyorum.

Hülâsa olarak şunu arzedeyim ki, Millî Savunma Bütçesi de diğer bütçele­rimiz gibi Meclisi Alinin tetkikine ve tasvibine maruzdur. Bu hususta meclis bütün selâhiyetini kullanır ve tabii bu konuda da her milletvekili yalnız kendi vicdan ve şuurunun takdiri içinde düşündüklerini serbestçe ifade eder. (Alkışlar) B* M. Meclisinin Mülî Savunma Bakanı Hüsnü Çakır'ın beyanatı:

Ankara :

Büyük Millet Meclisininbugün yaptığı birinci oturumunda Millî Savunma I Bütçesi üzerinde geçen müzakereler sırasında ileri sürülen mütalâalara kar'işiBaşbakanŞemsettinGünaltaytarafındanyapılanaçıklamayımüteakip Millî Savunma Bakanı Hüsnü Çakır da şu beyanatta bulunmuştur :

Müsaade derseniz bir iki suale cevabımı arzedeceğim. (Maddelere geçildi, kâ­fi Başbakan konuştu, sesleri, gürültüler)

Umumi şekilde sorulmuş bazı sualler var. Onları şimdi cevaplandırmam lâ­zım. Vakit geçerse bile devam ederiz. Yalnız bütçenin az tetkik edildiği, hiç nüfuz edilmediği yolundaki iddialara birkaç kelime ile temas etmek istiyo­rum.

Başbakan —Maddeleregeçilmesinekararverilmiştir.Fakatbakancevsffl vermek istiyor.

Millî Savunma Bakanı Hüsnü Çakır (Devamla)- 1949 senesi bütçesi, Bütçe . Komisyonuraportörleritarafındanhaftalarcatetkikedilmiştir. Rakamlar] üzerinde uzun uzun durulmuştur. Dayandığı hesaplar, neticeler kendi kontrollerinden geçmiştir. Bu suretle vücude gelen bütçe, bir gün sabahtan ak­şama kadar komisyonda müzakere edilmiştir, incelenmiştir. Hiç bir bakan­lığın bütçesinden farklı bir muameleye tâbi olmamıştır, yani komisyon rapor­törleri her kalem üzerinde ayrı ayrı durmuşlardır. Bu itibarla arkadaşları­mızın Millî Savunma Bütçesinin bir muafiyet ve imtiyazı olduğuna dair olan zanlarmm yerinde olmadığına işaret etmek isterim.

Burada iki gündenberi cereyan eden müzakereler ve söylenmiş olan sözler bu hakikati bir kere daha isbat etmiştir. Dokunulmıyan, temas edilmiyen hangi mevzu kalmıştır? Şimdi, bunu bir kere tebarüz ettirdikten sonra, ba­zı arkadaşlar bütçenin heyeti umumiyesi müzakere edilirken dediler ki, her sene olduğu gibi Miüî Savunma Bütçesinin senelik ihtiyaca kâfi olmadığı bi­linerek tahsisat konulur ve sene ortasında ödenek almak suretiyle idare edi­lir. Ayni vaziyet bu sene için dahi vardır.

Böyle bir endişeyi izhar ettiler.

Şimdi Millî Savunma Bütçesi filhakika fevkalâde ahval içinde evvelden tah­min edilen rakamlara, devlet masrafları içinde en az sadakat gösteren bir bütçedir. Bunu berveçhi peşin söyliyeyim. Büyük bir kütlenin iaşesi, giyimi, teçhizatı ve büyük bir mikyasta bir akaryakıt masrafının tedariki meselesi­dir. Bunun üzerinde bir de o kitlenin adet ve yerlerinin değişmesi de ayrıca bir âmil olur.

Şimdi dünya ahvalinin bu âmiller üzerindeki tesirleri, iktisadi şartlar ve fi-at tahavvülleri, Hatların az çok değişmesi yekûnlar üzerinde büyük tesir yap­maktadır. Bu bir hakikattir ki tebarüz ettirmek mecburiyetindeyim. Evvel­den tahmin ve tâyini mümkün olmayan herhangi bir büyük ihtiyaç madde sinin fiatında, kilosunda bir kuruş iki kuruş gibi cüz'i bir fark hâsıl oldu mu yekûn itibariyle o ihtiyacın, o maddenin yekûnuna aksi büyük olur. Bu de­mek değildir ki ihtiyaçlar evvelden samimi olarak tesbit edilememiştir. Sa­mimi olsrak tesbit edilmiştir. Evvelden tahmini mümkün olanlar nazarı dik­kate alınmıştır. Amma sene ortasında iç ve dış âmillerin tesiri bu tahavvül-leri vücuda getirebilir.

Sonra bunu haricinde yine üçüncü bir âmil vardır. Amerika'dan gelen yar­dım malzemesinin evvelden malûm olmayan hacmi ve inkişaf tarzına göre, yine bir değişiklik olmaktadır. Çünkü bunun taşınması ve depolanması var, bunların da sene içinde bize ne getireceğini bilemeyiz. Binaenaleyh bu nok­ta üzerinde bizim ihtirazi kayıtlarımız vardır. Bunlar haricinde rakamlar, bir senenin asgarî ihtiyacına göre tam bir samimiyetle ifade edilmiştir. Hat­tâ bu samimiyeti Bütçe Komisyonunda o derece etraflı izah edilmiştir ki, meselâ akaryakıt ihtiyacımız motorlu .vasıtaların akaryakıt ihtiyacı. 461 mil­yon küsur lira ifade eden bir bütçe yekûnundan akaryakıt ihtiyacımız, ihti­yacın dörtte biri kadar tahsisat konmuş, mütebaki tahsisat bütçe kanunun 21 inci maddesinde derpiş edilen tertipten ve bir de başka yoldan teminine muvaffak olamazsak sene içinde istiyeceğimizi ifade ettiğimiz 12 milyon ek ödenekle elde edebileceğimizi söylemiştim. Binaenaleyh sene başından iti­baren tesbit ettiğimiz rakamlar bu sene içinde söylemiş olduğum tahavvül-leri de ifade ile, Millî Savunma Bütçesi tam ve samimi bir tahminle huzu­runuza gelmiş bulunmaktadır. Bu arada bazı arkadaşların bilhassa Kemal Zeytinoğlu Arkadaşımızın, geçen senelere nazaran Millî Savunma Bütçesi­nin umumi yekûn nisbetinin düşük gördüğünü söylediler. Bunu mukayese edebilmek için arzettiğim âmilleri de ortaya koymak lâzım gelir. Yani 462 milyonu mukayese etmek mecburiyetindeyiz Cem'an 492,5 milyona varan bir yekûnla umumi bütçeyi mukayese etmelidir. O vakit noksanlar düzelir. Bundan başka Millî Savunma Bütçesine dahil olmayan geçen senelerden harp malzemesine ait borç ödenekleri Maliye Bütçesindedir, bunun da na­zarı dikkate alınması lâzımdır bu itibarla bunlar nazarı dikkate alınırsa var­lığı neticenin doğru olmadığı meydana çıkar.

Sonra Millî Savunmanın mübayalarmdan bahsettiler. Bu mubayaaların bü­yük kalemlerin umumi devlet müesseselerinde olduğu da zaten Büyük Mec­lisçe malûmdur. Meselâ iaşe maddelerini ofisten alırız, akaryakıtı petrol ofi­sinden alırız, şeker ayakkabı vesair bunlar hep devlet müesseselerinden alı­nır. Geriye kalan et, ot vesaire gibi şeyler de mevcut kanunun tarifatı dai­resinde yapılmaktadır. Bununla beraber bu işlerin cereyanı üzerinde dai­mi kontrolü ve anî teftişleri daha sıklaştırmak lüzumuna elbette kaniiz ve bunun için de bakanlık şimdiden tedbirlerini almış bulunmaktadır. Askerî fabrikalara temas ettiler. Bu askerî fabrikalar üzerinde bizim niye­timiz bunları tamamen hükmi şahsiyet altında toplamak ve iktisadi kaideler dahilinde idare etmektedir, iktisadi devlet teşekküllerine mütenazır bir şe­kilde bunlan teşkilâtlandırarak askerî mahiyetlerini almak ve kendi işlerini kendileri görür bir hale getirmektir. Bunun için yapılmış olan kanun tasana toplantı halinde bulunan askerî şuranın gündemindedir. Yeni askerî teşkilâttan bahsettiler. Bilindiği gibi askerî işlerimiz iki merci j tarafından idare edilir. Biri Milî Savunma Bakanlığı, diğeri de Genelkurmay Başkanlığıdır. Bu İki merciin görev ve yetkileri kesin surette ayıramaya tat­bikatta İmkân görülemiyor. Bu itibarla, işlerin revişine tesiri de iyi olmu­yor, mahzurlar aksaklıklar kendisini göstermiş bulunmaktadır. Yeni teşki­lâtın gayesi devletin silâhlı kuvvetlerini tek bir makam ve merci elinde top­lamaktır, bugünkü ikiliği ortadan kaldırmak gayesi istihdaf olunmakladır. Bunun anayasanın tadili ile ilgisi yoktur. Çünkü anayasanın 40 mci madde­si hazarde harp kuvvetlerine kumanda edecek makamın tâyin ve tesbitine mütedair bir kanun yapılmasını âmirdir. Bizim yaptığımız şey ise mer'i olan husûsi kanun yerine bir başka kanun getirmekle, anayasanın dediği şeyi ifa etmekten ibarettir. Esas mesele selâlüyetleri ve mes'uliyetleri tek merciye irca etmekten İbarettir. Bu teşkilâtın şimdi toplantı halinde bulunan Askerî Şuraca -da müzakeresi bitmek üzeredir, umarım ki yakında Büyük Millet Meclisine sunacağız. Kemal Zeytinoğlu'nun mütalâası meysnmda umumi yurt savunması hak­kında bir takım mütalâalara rastlamktyız. Bu mütalâalar devletin silâhlı kuvvetlerine taalluk eden ve şimdi bahsettiğim teşkilâtın haricinde bulunan bir mevzudur. Bu mevzuun şimdiye kadar iyi netice verememiş bulunan müdafaa meclisi de vardır. Bunun yerine devletin menabiini topyekûn harbe hazırlamak gayesile mobilize edebilecek bir Millî Savunma Konseyi kurul­ması düşünülmüştür. Bunun hakkındaki kanun tasarısı hazırlanmış ve As­kerî Şûradan çıkmıştır, bugünlerde hükümete verilmek üzeredir.

Kemal Zeytinoğlu'nun temas ettiği mevzuların bir takımları zaten 5, 6 aydanberi ele almış ve kısmen intaç ettiğimiz işlere taalluk eder. Bir de askeri alma şubelerinin kadrolarının' ikmalinden bahsettiler. Onlardaki noksanın ehemmiyetli kısmı yapılmış bulunmaktadır. Ayrıca onları teftiş etmek için de bir makanizma kurulmuştur.

Askerî terfilere temas ettiler. Askerî terfiler kanuni çerçevesi dahilinde ce­reyan etmektedir. Kıdemde ehliyet esastır. Bugün yüksek komuta heyetini işgal eden zevat mazideki hizmet, ehliyet ve tecrübeleriyle kademe kademe yükselerek bu mevkie gelmişlerdir. Binaenaleyh bu husustaki endişeleri yersizdir.

Sayın Orgeneral Fahrettin Altay, ordu hakkında çok değerli mütalâalar serdettikten sonra gelecek sene bütçesinde tasarruf imkânı olduğunu ve bunu isterse hükümete de söyliyebileceğini ifade buyurdular, Her arkadaş gibi, orduda bu kadar hizmet etmiş olan bu arkadaşımızın da kıymetli fikirlerinden isitifade ederiz. Yalnız biz esasen bütçeyi yaparken bütün generallerin, ordu kumandanlarının fikir ve malûmatlarını alarak ve Genel Kurmayla müzake­re etmek suretiyle kararlaştırmış bulunuyoruz.

Yeni teşkilâtt kadroların arttırılmaması hakkındaki mütalâalarına ben de ta­mamen iştirak ederim.

Bayın Orgeneral Asım Gündüz'iin suallerine geçiyorum. Bütçe Yüksek As­kerî Şûradan geçmiş midir buyurdular. Yalnız bu senenin bütçesi değil, ken­dilerinin vazifede bulundukları 1940 senesindenberi bütçeler Askerî Şûra­dan geçmiş değildir. Fakat 1940 tan evvel bütçelerin Yüksek Askerî Şûradan geçmekte olduğu anlaşılıyor. Ancak Yüksek Şûra, hazarda icrayı faaliyet eden bir makanizma olduğundan,, hazarda maslahatın ve işin icabı olarak bütçenin de Askerî Şûradan geçirilmesi tabii idi. Fakat on senedenberi fev­kalâde vaziyetler içinde bulunulduğu cihetle bu, bir taamüî haline gelmiş­tir. Bilhassa fevkalâde zamanlardan askerî masrafları tesbit etmeğe imkân yoktur, ki AskerîŞûrada bütçe tetkik ve tesbit edilsfh. Böyle zamanlarda büt­çe sene zarfmda büyük tahavvüller geçirmekte olduğunu geçen senelerin tecrübeleri bize göstermiştir. Kaldı ki, Askerî Şûradan geçmesi lâzım gelen bir takım mevzular vardır ki, onlar da senelerdenberi, elli tanesi - listesi elimdedir - Askerî Şûradan geçmiş değildir.

Demek ki, hazari zamanda işlemekte olan makanizmadan bütçe gibi işlerin fevkalâde zamanlarda buradan geçirilmesine imkan olmadığı anlaşılmış ve senelerdenberi de bu, bir teamül olarak, teessüs etmiş bulunmaktadır.

Sayın Orgeneralin ikinci suali de, ordunun motÖrleşmekte olduğuna göre masraflarda bir azalma olup olmadığı hakkındadır. Bu hususa dair General Eyüp Durukan, selâhiyetleri dahilinde müdellel cevaplar verdiler. Ben, yal­nız şunu tavzih etmek isterim, orduyu motöleştirme meselesine masrafı azalt­mak noktasından bakılamaz. Bu, bir zururettir. Yani bugünün icap ve ihti­yacı olması hesabiyle bir zarurettir. Yoksa orduyu motöleşürmekle masraf­ları indireceğiz diye herhangi bir ifade vaki değildir.

Hakikat şudur ki, ordunun motöleşmesi suretiyle adette belki bir takım eksil­meler elde edilebilir. Bunun tasarrufu maazîyadetin karşılayacak ve hattâ kifayet etmiyecek ve daha fazlasını İsteyecek kadarı masraf yapmak lâzım­dır. Hususiyle bizim memleketimizde sanayi ilerlemiş, teknik seviyesi iler­lemiş memleketlere nazaran bir farkımız da vardır. Bizde motorlu silâhları kullanmak için daima aldığınız esnan erbabından devamlı surette istafade mümkün değildir. Müddetleri itibariyle bunları öğrenmeleri de güçtür. Bun­ları Öğreninceye kadar hizmet müddetlerini ikmal ederler. Onun için daimi olarak az çok maaşlı eleman bulundurmak mecburiyeti de vardır, bu durum >da bütçeye az çok ayrıca bir külfet tahmil edecektir.

Motorlu silahların tamiri, bakımı, revizyonu vesaire ihtiyacım karşılamak üzere her haîde bizim alıştığımız usullerden daha farklı ve daha fazla ihtiyacı karşılamak şartiyle daha fazla masraflara katlanmak zaruridir.

Sayın Orgeneral Çalışlar'm sualleri meyanmda seferberlik müdürleri mese­lesi de vardır. Bu Millî Savunma Konseyinin vazifeleri içine giriyor. Millî .seferberlik hazırlığını yapan organlar vardır. Bunları kurma, onun yerine başka bir vasıta bulmak keyfiyeti onların düşüneceği mevzulardır.

Kendilerinin temas ettiği diğer hususları, umumi ve müşterek konulra ver­diğim cevaplar arasında cevaplanmış farzediyorum,

Bir de hizmet eri meselesi vardır. Hizmet eri meselesine birçok arkadaşlar temas ettiler. Bu meyanda Vedat Dicleli Arkadaşımız da Önemle bu mesele üzerinde durdu:

Hepimizin malûmu olduğu üzere Türk Ordusunun kuruluşundanberi mev­cut olan bir usuldür ve bu bir kanun ve kanuna göre yapılmış bir talimatna­meye istinat etmektedir.

Yaptığımız tetkikata göre, ecnebi ordularında da değişik tarzlarda bu mak­sadı temin eden bir takım usuller mevcuttur. Bazı yerlerde de tazminat ver­me usulüâ vardır.

Bakanlık bu servisin bugün elinde bulunan kanun ve talimatnamenin çiz­gisi dahilinde cereyan etmesi hususunda çok tiitz ve hassas davranmaktadır.

Arkadaşlarımızın usul dışındaki hareketlere nihayet vermek hususundaki mütalâalara tamamen iştirak ederim. Bu noktadan bizim gösterdiğimiz has­sasiyetin elbette amelî sahada faydalar ve müsbet neticeler vereceğine şüp­he etmiyorum.

General Sadık Aldoğan'm suallerine Başbakanımız cevap verdi. Yalnız, bu­günkü muamelelerin kanun dışı olduğunu söylediler, bunu kabul edemiye-ceğim. Bunların hepsinin birer kanuni mesnedi bulunmaktadır, isterlerse kendilerine .göstermeğe âmsdeyim. Bütün bu muameleler, verilen bu salâ­hiyetlerin bu meclisten çıkmış kanunlar ve o kanunlara istinaden yapılmış nizamnamelere müsteniden cereyan etmiş olduğunu kendisine isbat edebi­lirim.

İaşe hakkında söyledikleri noktalra gelince: Eğer bu hâdiseleri zaman ve yer göstermek sureti ile tâyin edebilirlerse derhal tahkikata girişebilirim. Benim malûmatıma göre, bugün verilen iaşe maddelerinin hiçbir zaman kanunen tâyin edilmiş kalori derecesinden aşağı olmadığıdır. Bu da üç bin kaloridir. Bunu biz bugün 3100 kalori üzerinden vermekteyiz. Bundan sonra bu hu­susta yapılmış bir şey olursa bana haber vermelerini rica ederim. Derhal ge­reğini yaparım. Bir muameleye vukuf ve ittilâ peyda etmişse veya bundan sonra ederse derhal lütfen bendenizi haberdar etsinler ve ben seri vasıta ile onun çaresine bakacağım ve müsebbiplerini tecziye etmek hususunda her-şeyi yapacağıma emin olsunlar. Yalnız bunun yanında benim şahsi mütalâa­mı arzedeyim. Seyahat yaptığım sırada kimsenin haberi olmadan kıtalara gi­dip iaşe vaziyetini görmek fırsatını bulduğum oldu. Şimdi burada söylemek isterim ki, iaşe hususunda gördüğüm vaziyet hiç bir zaman şikâyet edilebi­lecek şekilde değildir ve burada hakikat olarak ifade etmek isterim. Bunun­la beraber benim ittilaıma gelmeyen noksanlıklar olabilir. Benim umumi ka­naatim böyle değildir. Şayet böyle bir şey olursa, Sayın Generalden ve diğer arkadaşlardan derhal bendenizi haberdar etmelerini ve en seri ve kati tedbir-almakta tereddüt etmiyeceğimi arzetmek isterim.

Erzurum mıntakasmm 1947 senesinin sıhhi vukuatını istediler. Bu cedvel de tamamen yanımda yoktur. Tafsilâtını, cedvelleri istedikleri zaman verebili

rinı. Yalnız bir hülâsa Cedvelde yazılı olanlar binde 82 hava tebdili, binde 62 çürük, binde 37 sakat ve binde 5.69 vefat şeklindedir.

Maruzatı bu kadardır.(Alkışlar)

B. M. Meclisinde İçişleri Bakanlığı bütçesinin müzakeresi:

— Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün ikinci oturumunu saat 15 te Raif Karadeniz'in başkanlığında yapmış ve içişleri Bakanlığı 1949 Bütçesi müzakeresine de­vam etmiştir. Oturum bir önceki toplantıda İçişleri Bütçesi üzerinde açık­lamalarına başlamış olan İçel Milletvekili Refik Koraltan'ın aynı konu üze­rindeki konuşmasiyle başlamıştır.

Refik Koraîtan bazı İdare adamlarından şikâyetle, bunların vatandaş hak ve hürriyetlerine hürmetkar olmadıklarım ileri sürdüğü bu konuşmasında bu ifadeleri teyid için Demokrat Parti teşkilâtından gelen bazı yazıları okumuş­tur.

Son zamanlarda İstanbul'da geçen bazı hâdiselere de temas eden içel Millet­vekili bunlara karşı Jandarma Umura Komutanının müessir tedbirler almasını istemiş ve tam emniyetli seçim yapılabilmesi için yeni seçim kanununun bir an evvel çıkarılması lâzım geldiği mütalâasında bulunmuştur.

Millet Partisi Sinop Milletvekili Enver Kökte, partisinin İçişleri Bakanlığı­nı ilgilendiren görüşünü belirterek, idari taksimat mevzuuna temas etmiş ve memleket ihtiyaçlarına uyan ve vatandaşları tatmin eden yeni bir idari taksimat yapılmasını istemiştir. Bucak teşkilâtının da faideli bir hale sokul­ması lüzumuna işaret eden Enver Kök, vatandaşlara bucak başkanlarını ve idare heyetlerini seçme yetkisinin tanınmasını İstemiş ve valilerin politik se­beplere bakanlık emrine ahnabilmelerini tenkid ederek Memurin Muhake-mat Kanununun değiştirilmesi, nüfus işlerinin düzenlenmesi ve teftiş mura­kabe işlerinin müessir bir hale getirilmesi lâzım geldiği mütalâasında bulun­muştur. Özel idarelerin de tam bir serbestiyle kavuşturulması fikrini ileri suren hatip, yol vergisinin İslahını, jandarmayla zabıtanın tevhidini istemiş ve Seçim Kanununun tadili gece kondular mevzuu üzerinde durmuştur.

Müstakil Demokrat Kütahya Milletvekili Ahmet Tahtakıhç da, grupuııun görüşlerini belirterek, köy ve köylülerin kalkındırılması mevzuuna temas etmiş, köylerde yaşayan vatandaşların amme işlerinin bir devlet meselesi olduğunu söylemiştir. Kurulacak köy birliklerinin de bu dâvayı başaramıyacağını ileri süren hatip köyün kalkındırılması için,, köylüye İhtiyar heyetle­rini serbestçe seçmek yetkisinin verilmesi muhtarların hükümet tesirinden kurtarılması lâzımgeldiği mütalâasında bulunmuş ve köylerin bütçelerine de temasla bunların indi olarak tanzim edildiğini söylemiştir. Seçim Kanunu ve Matbuat Kanunu üzerinde de duran hatip, Matbuatın hürriyete ve temina­ta kavuşturulmasının, matbuatın seviyesini yükselteceğini söylemiş ve insanla- rın fani olduğuna işaretle, bunların kanunlarla teminat altına alınmasını isi temiştir.

Demokrat Parti İstanbul Milletvekili Salamon Adato da, lâyıklık ve vatan­daşların müsavatı mevzuu üzerinde durarak, nüfus cüzdanlarında ve zabıtaya karşı verilen beyannamelerde, bir vatandaşın milliyetinin ve mezhebinin ya­zılmasının bu prensiplere muhalif olduğunu söylemiş ve bunun kaldırılması­nı isteyerek, İstanbul Belediye ve Vilâyetinin ayrılması lüzumuna işaret et­miştir. Bugünkü haliyle belediyenin birçok vazifelerini yapamadığını ileri süren Sa­lamon adata, gece kondu evlerine de temasla bu meselenin Vakıflar İdaresi tarafından alınacak tedbirlerle hallolunabileceği mütalâasını ileri sürmüş vd idaresisteminizinmerkeziyetçiliksistemindenayrılmasınıisteyereksazla rine son vermiştir.

C. H. P. Tokat Milletvekili Recai Güreli de, mülkî taksimat teşkilâtına te­masla, ilce ve bucak teşkilâtının memleketin İhtiyacını uygun bir miktara çıkarılmasını, vilâyetlerdeki iç İşleri teşkilâtının takviye edilmesini işitmiş ve zabıtanın tevhidi meselesine de temasla bunun biran evvel tahakkuk et­tirilmesi ve salma İşlerinin de düzenlenmesi lâzım geldiğini bildirmişim

C. H. P. Yozgat Milletvekili İhsan Olgun, koy dâvasını ele alarak, bu dâva] için tedvin edilen Köy Kanunun 1924 ten beri köylüye ne gibi faideler sağ­ladığını sormuş ve bu kanunun iyi hazırlanmış olmakla beraber maalesef bu-i günküihtiyaçlarkarşısındaistenilenrandımanıvermediğinisöylemiştir. Köylerde nüfus kesafeti bulunmaması itibariyle amme hizmetinin köylere kadar götürülemediğini bildiren hatip köyleri birleştirecek ve kesafeti temin edecek şartlara başvurulmanın lâzım geldiğine işaretle koy istihsalâtma da ay-j rica ehemmiyet verilmesini istemiştir. C. H. P. Denizli Milletvekili Hulusi Oral da, Refik Koraltan'm, jandarma vJ poliste fazlalık, a'sayişsizliğe delâlet eder yolundaki ifadesine temas ederek jandarma ve polisteki fazlalığın vatandaşın lehine atılmış bir adım olduğunu belirtmiş ve seçim meselesini de ele alarak jandarmalar tarafından baskı ya­pıldığı hakkındaki isnadlara cevap vermiştir. C. H. P. Kütahya Milletvekili Asını Gündüz de, kendi seçim bölgesine ait di­leklerde bulunmuş ve burada tarihi bir köy olan Dumlupmar Köyünün, bu­cak haline getirilmesini istemiştir.

C. H. P. Siirt Milletvekili Ali Rıza Esen, İstanbul Belediyesinin vilâyetten ayrılması meselesine temas etmiş ve kendisinin buna taraftar olmadığını til-direrek muhalif milletvekilleri tarafından ileri sürülen tenkidlere cevap ver­miştir.

Demokrat Parti Muğla Milletvekili Nuri Ozsan, yalnız iki dilekte bulunaca­ğını söyliyerek bunlardan birisinin hayır cemiyetleri teşkilâtlarının son za­manlarda bir dolandırıcılık haline getirildiğini bildirmiş ve bunların yaban­cılarıdahi rahatsızettikleriniifadeederekİçişleriBakanlığının bu nokta üzerinde hassasiyetle durmasını istemiştir. Daha sonra ikinci dileğine temas eden hatip köy salmaalrı meselesinin hâlâ bir yola konulmadığına işaretle bu halin bir yük olduğunu bildirmiş ve bu işin de bir düzene sokulmasını istemiştir.

C. H. P. İstanbul Milletvekili Sadi Bekter, İstanbul Belediyesinin vilâyetten ayrılmaması hakkındaki mütalâalara iltihak ederek bugünkü vaziyetten İs­tanbul Belediyesinin hizmetlerinin aksadığını söylemiş ve bu şeklin idame­sine imkân olmadığını belirtmiştir. Daha sonra beyaz zehir ticaretine temas eden Sadi Bekter, İstanbul'da beyaz zehir ticaretinin bir içtimai dert oldu­ğunu ifade ederek zabıtanın bu vaziyet karşısında çok uyanık ve titiz olması lâzım geldiğini bildirmiş ve hükümetten beyaz zehir ticareti hakkında Ceza Kanunundaki hükümleri ağırlaştırmasını istemiştir. Sadi Bekter, İstanbul'da saynayi ve liman mmtakasınm da tesbit edilmediğini söylemiş ve halkla be­lediyenin bu yüzden sıkıntı çektiğini belirterek hükümetin bu nokta üze­rinde de durmasını temenni eylemiştir.

C. H- P. İstanbul Milletvekili Ali Rıza Arı da, belediye teşkilâtına temas ede­rek Sadi Bekter'in fikirlerine iştirak ettiğini bildirmiştir.

C. H. P. Kırklareli Milletvekili Fuat Umay, umumi hıfzıssıhha kanunu ge­reğince geceleri 12, gündüzleri 7 yaşından küçük çocukların sinamaya alın­maları memnu olduğu halde bu hususa hiç riayet edilmediğini söylemi ş ve bu nokta üzerinde İçişleri Bakanından lâzım geîen dikkati göstermesin! is­temiştir.

Burdur Bağımsız Milletvekili Ahmet Çınar da, orman hırsızlığı meselesinin ele alınarak bunun önlenmesini ve köylülerin kumar afetinden kurtarılmasını İstemiş ve tasarruf endişeleriyle kaza teşkilâtının kaldırılmasını doğru bul­madığını belirtmiştir.

C. H. P. Trabzon Milletvekili Reşit Tarakçıoğlu da, valilerin imar işleri, asa­yiş ve inzibatı temin için ellerinden geldiği kadar çalıştıklarını fakat muhtaç halkın yiyecek ihtiyacını düşünmediğini söylemiş ve bunun da bir esasa bağ­lanmasını istemiştir.

İçişleri Bakanlığı Bütçesi üzerinde söz alan başka hatip kalmadığı için bun­dan sonra, içişleri Bakanı Emin Erişigil kürsüye gelmiş ve ileri sürülen mü­talâa ve dileklere karşı açıklamada bulunmuştur.

Saat 19 da Meclis ikinci oturumuna son verdiği zamana kadar devam etmiş olan bu açıklamasına, İçişleri Bakanı saat 21 deki oturumunda da devam ede­cektir.

B. M. Meclisinin 3. oturumu:

— Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugün 21 de yaptığı üçüncü oturumunda Maliye Bakanlığı Bütçesi üzerinde ileri sürülen mütalâalara karşılık olrak Maliye Bakanı İsmail Rüştü Aksal şu açıklamada bulunmuştur:

Muhterem arkadaşlarım, Maliye Bakanlığı Bütçesi münasebetiyle muhte­lif arkadaşların mütalâalarına muttali oldum ve gelecek sene hazırlayacağı­mız bütçede ileri sürdükleri noktalardan istifade edeceğiz. Mevzuubahs olan noktalardan çoğu bütçenin genel müzakeresi sırasında verdiğim izahat kad­rosuna dahil bulunmaktadır. Bu itibarla bunlardan bir kısmını o vakit ce­vaplandırmış bulunuyorum. Yalnız şimdi Muammer Alakant Arkadaşımın işaret ettiği hâdiseye Ticaret Bakanı Arkadaşım Ticaret ve Ekonomi Bakan­lığı Bütçesinin müzakeresi sırasında bu hususta malûmat verecektir.

Muammer Alakant (Manisa) Kanunlarda mevcut olan hükümler kâ­fi midir, bu bordroları tetkik etmeğe ve kambiyo kaçakçılığını önlemeğe kâ-firnidir, Bakanlığın bu husustaki kanaati nedir?

Maliye Bakanı İsmail Rüştü Aksal (Devamla) Efendim Cemil Alevli Ar­kadaşımız Türk parası kıymetini kaybediyor. Bunun için bir takım tedbirler almak lâzımdır dediler.

Arkadaşlar, millî paranın kıymetinin de istikrarını sağlamak lüzumludur ve zaruridir. Bir paranın kıymeti gerek nazari ve gerek tatbiki sahada millî eko­nomideki bazı muvazenelerin mevcudiyetine bağlıdır. Nedir bu muvazene­ler? Bu bir taraftan muayyen bir zamanda mevcut iştira gücü ile mevcut ma­li hizmetler arasındaki münasebeti, dış tediyeler muvazenesi ile ve bir diğer taraftan da millî ekonomide bugünkü şartlar dahilinde en büyük müs­tehlik olan bütçe ile alâkalıdır. Diğer taraftan paranın kıymetindeki istikrarı yalnız bu üç iktisadi ve malî muvazene ile izah etmek mümkün değildir. Pa­ranın kıymetine müessir âmil ve dolayısiyle fiyatların artışında ruhi hak­ların da rolü vardır.

Cemil Alevli arkadaşım paranın istikrar bakımından ve tedavül hacmi za­viyesinden bir plâfona tâbi olması mevzuunda isararettiler. Ben bütçenin heyeti umumiyesi münasebetiyle yaptığım konuşmada da izah ettiğim veç­hile, bu mevzuda bizim de düşündüklerimiz vardır. Bunları kuvveden fiile: çıkarmaya çalışacağız. Filhakika bütçe ihtiyaçları için emisyon yapmak pa-ranın kıymeti üzerinde âmil olabilecek bir şeydir. 1945 bütçesinden itibaren bütçeihtiyaçlarıiçin emisyonyapılmaktadır.Otarihtenevvelyapılmıştın iakat ondan sonra yapılmış değildir. Yalnız bazı mülhakbütçeliidareler veİktisadiDevletTeşekküllerininfinansmanıbugüntedavül hacmi­ne müessir olacak bazı usullerle yapılmaktadır. Bütçenin heyeti umumiyesi-ninmüzakeresisırasındadaarzettiğimgibi mevzuüzerindeduracağız iktisadi devlet teşekküllerinin finansmanı ve bazı mülhak bütçeler için işi saliı usullere bağlamağa çalışacağız. Dış tediyeler mevzuunun para kıymetine m| essiriyeti aşikârdır. Filhakika son zamanlarda 1946-1947 ye nazaran hakikî ten dış tediyeler muvazenesi aleyhimizdedir. Yok eğer, 1946 yani devaîüî yon tarihinden itibaren dış tediye muvazenesi nazarı itibare alınırsa dış. Diyeler muvazenesi nihayet 7-8 milyon liralık farkla kapanmıştır. Bittabi di, tediyeler muvazenesi üzerinde ciddiyetle durmak lâzım. Kambiyo muraka­besi de paranın dış iştira gücünün istikrarı bakımından esaslı bir tedbir ola rak mütalâa edilmelidir.

Ben bütçe nutkunda para mevzuuna temas etmedim. Sebep şu idi: Para millî bir meta olduğu için ve parada istikrar ayni zamanda ekonomide istikrar de­mek olduğu için, ki bunda hepimiz birleşiyoruz, her hükümetin bu istikrarı sağlayıcı tedbirleri alması başta gelen vazifelerinden olduğunda şüphe yok­tur. Bu itibarla arkadaşımız müsterih olsunlar, bu mevzularda lüzumla ted­birler alınacaktır.

Abidin Potuoğlu Arkadaşım, Maliye Bütçesi münasebetiyle bir takım mev-zulaar temas ettiler. Fakat bunların çerçevesi biraz da Maliye'yi aşmakta­dır. Kendisi Maliye Bütçesinin ayni zamanda raportörü idi. Maliye Bütçe­sinde pek tasarruf yoktur. Maliye Bakanlığının birinci ve ikinci kısımlarda­ki ödenekleri geçen seneye nazaran bu sene daha azdır. Pek sarih olarak israfın nerede olduğu hakkında kati bir ifadede bulunmadılar. Umumi mâ­nada bir israf var dediler. Yine beyanlarında vergilerde içtimai adalet yoktur dediler. Bu bahse büt­çe nutkumda büyük bir yer vermiştim. Ayni zamanda sonradan vaki olan ko-'nuşmalarımda da bu ciheti ifade ettim. Onun için tekarar ayni mevzua gir­meyeceğim. Çünkü aramızla bir görüş ayrılığı yoktur, aşağı yukarı ayni ka­naatteyiz. Bunun içindir ki, gerek vergi ve gerek usul bakımından İslahat hareketine geçmiş bulunuyoruz.

Gümrük ve Tekel hasılatına temas ettiler. Teki hasılat fazlasının varidat tahminleri meyamnda yer almasını doğru bulmuyor.

Arkadaşlar hakikaten burada bir mesele var ki arkadaşımla bunda hiç iş­tirakim yok. İki hâdise tamamiyle birbirinden farklıdır. İnhisar hasılatı ile masrafları arasındaki farkı biz bütçeye intikal ettiriyoruz. Bundan dolayı ben şahsen Tekelin muayyen maksatlarla yaptığı borçlanmalarla Hazineye intikal eden hisse arasında bir münasebet göremiyorum. Saraçoğlu Mahallesine de temas ettiler, Ötedenberİ her vesile ile bu mahalle mevzubahs edilmektedir, Saraçoğlu Mahallesini kurmak lâzım mı idi, değil mi idi. Bu düşünülebilir. Fakat şahsen devlete ayrıca bir yük olmayacak şekle İrfağını düşüneceğimi arzederim.

Adato arkadaşımız benim hakkımda çok şitayişkâr cümleler sarfettiler, ken­dilerine teşekkür ederim. Yalnız kendilerine bir maliye profesörünün sözü­nü hatırlatacağım. Bu ilim adamı mükellefin vergi karşısındaki durumu mem­lekete göre değişir. İngilizler vergiyi, şevk ve heyecanla olmasa bile hevesle verirler. Fransızlar vergiyi verirken şikâyetini saklamaz, Almanlar bu Ödevi lıiç düşünmeden tam bir tevekkül ile yaparlar, der.

Hakikaten bu mevzu entersean bir mevzudur. Vergi karşısında mükellefin vaziyeti memlekete göre değişir, Haddizatinde verginin verilmesi hoş bir şey değildir. Ne de olsa cebinden bir miktar para çıkacaktır. Hazine ile mükellef arasında bu bakımdan bir takım friksiyonlar olabilir. Ancak kendilerinden şunu rica ederim; Gelir vergisi raporunda mazbata muharriri sıfatiyle ma­liye memuru ile müekllef arasındaki durumu nasıl anladığımı ifade ettim. İhtiyarı zahmet edip okumalarını rica ederim. Kendileriyle tamamen hem fikirim. Malî mevzularda mükellefle maliye memuru arasında karşılıklı gü­zel münasebet tesis edilmelidir. Amma işin mahiyeti icabı bazı ahvalde frik­siyon olmasını da icabettirir. Ben bu mesuliyeti deruhte ettiğim müddet zar­fında mükellefle maliye memuru arasındaki karşılıklı münasebetin düzeJme-si hususunda gayret sarf edeceğim. Şahsen ve bütün arkadaşlarım bu mevzu-da hassas davranarak, maliye memurunun sadece menfaati hazine gayretiy­le hareket ederek mükellefi kanunlar haricinde bu muameleye maruz bıra­kanlara müsamaha edilmeyecektir. Fen e tatbikata muttali olursa beni ikaz etmelerini rica ederim. Sonra, tahsil esnasında bazı nahoş yanlışlıkların cereyan ettiğini söylediler.

Bütçenin umumi müzakeresinde izah ettiğini gibi hakikaten Tahsil Emval Kanununda bugünkü hukuk telâkkilerine uymayan hususlar vardır. Fakat kamu alacaklarının tahsili hakkında hazırlanmış olan kanun Yüksek Mecli­se verilmiştir. Eğer Yüksek Meclis bu mevzuda bize yardım ederse biran-evvel çıkarırlarsa Tahsil Emval Kanununun iptidailiğinden mütevellit kötü­lükler de ortadan kalkacaktır. Sonra reesen takdir mevzuuna temas ettiler. Resen takdir mevzuları kanunların hükümleri dahilinde yapılmaktadır. Re­sen takdir mevzuları yeni usul kanununda daha esaslı ve daha modern şekil­lere bağlanmaktadır. Yakında o da Yüksek Meclise gelecektir. Bu devrede çıkarırsak resen takdirden mütevellit ihtilâflar, huzursuzluklar ortadan kal­kacaktır.

Maruzatım bu kadardır.(Alkışlar) Bu açıklamadan sonra maddelere geçilerek görüşmelere devam edilmiştir..

B. M. Meclisinde bütçe görüşmeleri:

Ankara :

Büyük Millet Meclİsininin bugünkü oturumlarında Millî Eğitim Bakanlığı" Bütçesi üzerinde geçen görüşmelerde ileri sürülen mütalâalara karşılık ola­rak Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu geniş bir açıklmada bulunmuş­tur.

Millî Eğitim Bakanı bu açıklamasında Millî Eğitim ailesinin Büyük Millet Millet Meclisine karşı olan şükranlarını bildirerek Meclisin tasvibine arzedi-len bütçenin bu yıl ifade ettiği yüksek rakamı işaretle, Millî Eğitim teşkilâtı için teklif olunan 165 milyon liranın üniversitelere verilen miktarlar ile 190 milyonu ve bazı bakanlıkların öğretim müesseseleri için tahsis olunanlarla ikiyüz milyonu geçmekte bulunduğunu söylemiş ve sözlerine şöyle devam, etmiştir:

Bunun milletçe ve devletçe ne kadar büyük bir fedakârlık olduğunu Millî Eğitim ailesine mensup arkadaşlarınızın hepsi takdir etmektedirler. Şu var ki geri kalmış, irfan müesseselerini ileri götürememiş, geniş halk kitleleri öl­çüsünde Öğretim yapılamamış bir memleket idare etmekteyiz. Kararımız az­mimiz şudur ki en kısa zamanda bu memleketin halkını okur yazar bilgili ve görgülü bir millet haline getireceğiz. Bu karara bağlı kalarak Cumhuriyet Hükümetleriniz size Millî Eğitim için böyle yüksek bütçeler getirmekten ge­ri durmamışlardır. Buna karşı şükranlarımızı ifade ettikten sonra ayrıca işaret etmek isterim ki, bu yıl bütçemizin 165 milyona çıkmış olması yüksek malûmları olduğu üzere ilköğretim maaşlarının umumi muvazeneye alınmış bulunmasından ileri gelmiştir. Bununla beraber müesseselerimizde de inki­şaf vardır. O inkişaları karşılayacak farklar bütçeye ithal edilmiştir amma, şunu da ilâve etmek isterim ki, zamlarla alâkadar olmıyan inkişaflarımız da olmuştur. Onların bir kısmını kendi tasarruflarımızla bütçemiz içinde yapa­bildiğimiz tasarruflarımızdan karşılamaya çalıştık.

Millî E'ğitim Bakanı bundan sonra Demokrat Parti Sözcüsü İstanbul Millet­vekili Faruk Nafiz Çamhbel'in Millî Eğitim Bütçesi üzerindeki görüşlerini bildirirken, bütçenin yapıcı olmadığı yolundaki mütalâasına karşılık olarak. demiştir ki:

Ben sizlere bu bütçenin nasıl bir bütçe olduğunu kısaca arzedeyim.

165 milyon liralık bütçemizin 124 milyon lirası maaş ve ücretlerdir. Bu büt­çenin % 75 ini teşkil etmektedir. Bizim varımız, yoğumuz hocalarımızdir. Malımız, mülkümüz, servetimiz hocalarımızdir. Binaenaleyh paramızın %75 ini hocalarımıza veriyoruz. Ancak %25 idir ki Millî Eğitimin başka hizetlerine yeni inşaat ve saireye sarf edilmektedir. Diğer bütün hizmetlere 41 milyon ayırıyoruz.

Şimdi bütçenin bu % 75 ini teşkil eden ve hocalarımıza tahsis ettiğimiz 124
milyon lira yapıcı mıdır?

Arkadaşlar,

Bunlar hoca hakkıdır,, doğrudan doğruya ders okutan hocanın hakkıdır .Bu miktardan ancak %15 i idare masrafıdır, dershanede ders okutan hocadan tasarruf olamaz. Dershanede ders okutan hoca, bizim teşkilâtımızda birinci derecede yapıcı olanıdır. Binaenaleyh bütçemizin % 75 i yapıcıdır. 124 mil­yonun % 15 i idare masraflarıdır. Denebilir ki idare masraflarından azaltı­nız. Bu sahada biraz daha çalışmak mümkündür, belki %15, %10 a inebilir. Fakat o kadar bir had içinde tasarruf yapabiliriz Onun dışında bir tasarı'uf bahis mevzuu değildir.

Diğer %25 yani 41 milyonun aşağı yukarı 20 milyonu inşaattır. Bunun 10 milyonu ilk okullar, beş milyonu teknik okullar için ayrılmıştır. Orta öğre­tim kadrolarında, ilk öğretim kadrolarında adam israfı vakit vakit baş gösterir. Bunu şiddetle Önlemek mecburiyetindeyiz.

Bu münasebetle Millî Eğitim Bakanı, Demokrat Parti sözcüsünün işaret et­miş olduğu «Bazı nakille» işine de temas ederek, orta okullarda öğretmenle­re aynı dersten düşen ders saatlerim ve aynı dersi veren öğretmen bulunduk-Ça bunun sureti inkısamını anlatmış ve demiştir ki:

Biz böylece devlet kesesinde bir maaş yerine üç maaş öderiz. Buna karsıhk yeni actğımız memleketin uzak köşesindeki .orta okullarımıza türkçe hocası. bulamayız. Bu açıktan adam israfıdır ve suiistimaldir.

Tahsin Banguoğlu bunun ne şekillerde yapılmakta olduğunu da anlatarak, işte bahsi geçen nakiller bu adam israfına mani olmak için yapılmış nakil­lerdir demiş ve ilâve etmiştir:

Bu türlü vaziyetleri ihdas etmek veya devamına müsaade etmek yüksek iti­madınızı suiistimal etmek- olur. Onun için bazı öğretmenlere, biraz sert gelen nakil muameleleri yapılmıştır ve bana olan itimadınız devam ettikçe bu tür­lü nakiller yapılacaktır. Bunu size karşı verdiğim namus sözümün icabı ad-. dediyorum. (Bravo sesleri)

Millî Eğitim Baklanı köy enstitüleri hakkındaki mütalâalara karşı demiştir ki:

Köy enstitülerinin durumundan şikâyet ettiler. Köy enstitülerimiz iyi bir yol­da çalışmaktadır arkadaşlar. Gerek mali gerek manevi bakımdan iyi bir şe­kilde programları tanzim edilmiştir. Saym Selefim Reşat Şemsettin Sirer'in bu yolda büyük hizmetleri olmuştur ve iyi neticeler alınmıştır. Köy ensti­tülerimiz daha verimli olmasına çalışıyoruz.

Eğitim enstitülerinin düşüncesizce kurulduğu yolundaki görüşlere karşı Tahsin Bancuoğlu demiştir ki:

Eğitim enstitülerimiz, bizim orta okul sistemimizin muallim menseldirler. Ve onlara şiddetle ihtiyacımız vardır. 48 bin kişilik öğretmen kadrosunu besli-yecek ve geliştirecek eğitim enstitülerine ihtiyacımız vardır. Bilirsiniz ki öğ­retmen demek sadece yüksek tahsil görmüş adam değildir, aynı zamanda pe­dagojik bilgiye malik olması lâzımdır. İşte bu müesseseler bu maksatla ku­rulmuşlardır, faydalıolmaktadırve faydalı olmakta devamedeceklerdir.

Millî Eğitim Bakanı orta öğretim ve meslekî okullar programları, tek kitap meselesi üzerindeki mütalâalara da cevaplar vermiş ve Millet Partisi adına yapılan tenkidlerde maarifimizin plânsız olduğu yolundaki ifadeye karşı da şöyle demiştir:

Arkadaşlar,

Devlet idaremiz ne kadar plânlı ise marifimiz de o kadar plânlıdır. Bizim devlet idaremizin az plânlı »oluşunun acısını hissetmekteyiz0nun için hükümetimiz bir plân dairesi kurmaya ve işlerimiz pl anlaştır maya! bir devlet plânı vücuda getirmeğe karar vermiştir. Millî Eğitim Bakanı bu konu üzerindeki açıklamalarına şöyle devam etti. Maarif dâvaları böyledir.Cumhuriyet devrinde maarif büyük dâvalara gi­rişmiş ve her birini ileriye götürmüştür. Fakat elemanları ve imkânları ölçüsünde, nasıl inkâr edebiliriz ki bu cumhuriyet hükümetleri bütün memle­ket Ölçüsünde bir teknik öğretim dâvasını ileri götürmemiştir. Bir eski eser­leri kurtarma dâvasını ileri götürmemiştir.Bir liseler kurma dâvasını üeri götürmemiştir,birüniversitemizintekâmülüdâvasınıilerigötürmemiştir. Bunlrın her biri irfan dâvalarımızdan, büyük dâvalarımızdan biridir. Güneş balçıkla sıvanmaz. Cumhuriyet devrinde maarif dâvamız 25misli gelişmiş-; tir. Bu kabili inkâr değildir.

Tahsin Banguoğlu daha sonra Millî Eğitimimizi ilgilendiren umumi işlerle bunlara ait olarak milletvekilleri tarafından ileri sürülen mütalâalara karşı-vermiş ve bu arada bilhassa Türbelerin gençliğe açık bulundurulması hakkın­daki dileğe cevap olarak şöyle demiştir.

«Türbeler meselesine gelince, arkadaşlar, bizim iftihar ettiğimiz büyük adam­larımızın türbeleri bizim için bütün büyük tarihi eserlerimiz gibi mukaddes "ve mübarektir, onda hiç şüphe yoktur. Nitekim cumhuriyet hükümetleri'bun­ları müzeler idaresine tevdi etmiştir ve türbelerimizin müzelere bağlı olarak tanzim edilmesini, idare edilmesini ve ziyaretçilere açılmasını arzu ederim. Temenni ederim ki bunun başarılması bana nasip olur. (İnşallah sesleri) Yal­nız şuna işaret etmek isterim ki bu mukaddes yerlerimizin hurafelerin örüm-cekli yuvası olmasına müsaade etmeyeceğiz.

»Millî Eğitim Bakanının açıklamalarının sonuna doğru Bern Elçiliğinde Cum­huriyet Bayramı münasebetiyle yapılan kabul resminde bir Öğrencinin se­bebiyet verdiği hâdise etrafında ileri sürülen.bir soruya karşı, Talisin Ban­guoğlu şu izahatı vermiştir:

Emin Sosyal Arkadaşımız anlaşılıyor ki, gecen Cumhuriyet Bayramında İs­viçre Elçiliğimizde vaki olan hâdise dolayısiyle, bu talebe meselesine temas ettiler. Bu hâdise vakidir. Geçen Cumhuriyet Bayramında İsviçrejde hukuk tahsil etmiş, mektebini bitirmiş Mehmet ÇÖlgeçen isminde bir talebe elçiliğe gelerek elçiye ve oradaki Türklere hakarette bulunmuş, bu arada Türk talebesi hakkında da.kötü sözler söylemiştir. Demiş ki, 30 Türk talebesi Kuş­lardan para alıyor ve onlara hizmet ediyor. Oradaki müfettiş bu işin tahki­kine memur edilmiş ve ertesi günü sorguya çekilen bu adam bütün söyledik­lerini inkâr etmiş ve bu sözleri ben söylemedim demiştir. Bununla beraber biz kanun harekâtını uygun görmediğimiz için Aralık ayında dövizini kestik ve memlekete avdetini bildirdik. Gerçi para ,babasınındır amma dövizi veren biziz. Dövizi kestik. Geri dönmesi için de hariciyeye yazdık. Hariciyeden son aldığımız haber şudur:

Bunu. birkaç aydır aradıkları halde İsviçre'de bulamıyorlarmış, demek ki ka­çıyor. Yani konsoloshaneye gelip isbatvücut etmiyor, memlekete dönmek is­temiyor. Buna nazaran kendisi başka bir yerden para ahmaktadır ki biz para göndermediğimizhaldegeçiniyor.Fakatarkadaşlarıhakkındakiisned ifti'' redir, varid değildir. İsviçre ve Fransa'da komünistlerin bizim talebelerimiz arasında faaliyette bulunduklarından haberdarız gerekelçilerimiz gerekse

müfettişlerimiz bize bu haberi verdiler kahvelerde, kulüplerde, gazinolarda bizim talebelerimizin tezvire alışan komünistler vardır. Şunu da arzedebilirim ki talebelerimiz arasında komünistlikle damgalanmış hiç bir çocuğumuz yok­tur, Bununla beraber bu işi tahkik için bir müfettiş daha gönderilecektir.

Millî Eğitim Bakanının bu beyanatından sonra bütçenin bölümlerine geçile­rek gerek Millî Eğitim Bakanlığı ve gerek Ankara Üniversitesiyle İstanbul Üniversitesi, Teknik Üniversite ve Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü Büt­çeleri kabul edilmiştir.

B. M. Meclisinde bütçe müzakerelerinin devamı:

Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bu sabah Feridun Fikrî Düşünsel'in Başkanlığında yaptığı toplantıda Bayındırlık Bakanlığı Bütçesi dolayısiyle ileri sürülen mü­talâa ve tenkitlere karşı Bayındırlık Bakanı Şevket Adalan şu açıklamada bu­lunmuştur:

Sayın Arkadaşlarım,

Bayındırlık Bütçesi münasebetiyle söz alan ve değerli mütalâa ve tenkirler­de bulunmuş olan arkadaşlarıma candan teşekkür ederim.

Bu arkadaşlarımın değerli mütalâalarından azamî derecede faydalanmağa çalışacağım. Burada ileri sürülmüş olan dilekler üzerinde ayrı, ayrı durarak cevaplamıyacağını ve size vaktinizi kaybettirmeyeceğim, bütün bu dilekleri not etmiş, tesbit etmiş bulunuyoruz. Bunların yapılması mümkün olanlarım yerine getirmeğe çalışacağım gibi yerine getirmek mümkün olmıyanları ne­den yerine getiremediğimizi bu arkadaşlarıma arzedeceğim.

Arkadaşlarımızın bir kısmı, bilhassa yol dâvası yol meselesi üzerinde dur­dular. Bunun önemini belirttiler. Ve bazı endişeler izhar ettiler. Bilhassa mu­halefete mensup arkadaşlarımız bütçeye konan Ödeneklerle programın ta­hakkuk etmeyeceğinden endişe buyurdular.

Bu görüşe nazaran, 1,5 milyar lira sarfedilnıesi lâzım gelen bu yolların büt­çeye konan ödeneklerle ancak 36 senede yerine getirileceğini ifade ettiler.

Yurdumuzun başlıca ihtiyaçlarından birisi, hiç şüphe yok ki motorlu taşıt­ların yaz ve kış devamlı surette geliş ve gidişine elverişli bir yol ağıdır. Bu­rada bazı arkadaşlarımızın tebarüz et