13.2.1949
×

Hakkında

Künye

İletişim

Ayın Politik ve Ekonomik Olayları

TÜRKİYE

a:İÇERDE

OLAYLARIN TAKVİMİ.


1 Şubat 1949

— Ankara :

Birleşmiş Milletler gıda ve tarım organı zayonu (F. A. Ö.) Avrupa bölgesi tem­silcileri Mr. A. H. Boerma, Mr. Van Houtte, Mr. Chambart Howe, Mr. Moskovitz, Miss Tsougas ve Mr. Cameron'dan müte­şekkil bir heyet bu sabahki ekspresle şehrimize gelmiş ve garda Tarım Bakanı adına Özel Kalem Müdürü Sadi Tanrıkut ile Bakanlık Amerikan Yardım Bürosu Başkam Mehmet Ali Bağana tarafından karşılanmıştır.

Bir müddet Ankara Palas'ta istirahat eden heyet üyeleri saat 10 da Tarım Bakanı Cavit Oral tarafından kabul edilerek, Bakanla yarım saat kadar süren bir gö­rüşmede bulunmuşlardır.

— Ankara :

Dün sabahtan beri şehrimizin misafiri bulunan Doğu Atlantik ve Akdeniz Ame­rika Deniz Birlikleri Komutanı Oramiral Hîchard L. Conolly şerefine bu akşam saat 18 de Amerikan Yardım Heyeti De­niz Grubu Başkanı Amiral Seetle tara­fından Süreyya Pavyonunda bir kokteyl verilmiştir.

Kokteylde Genelkurmay Başkan Vekili Orgeneral Nuri Yamut, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Muzaffer Tuğsavul, Genelkurmay Hava Kurmay Baş­kanı Korgeneral Fevzi Uçaner, Millî Sa­vunma Bakanlığı Hava Müsteşarı Korge­neral Muzaffer Göksenin, Genelkurmay Deniz Kurmay Başkanı Tümamiral Ne­cati Özdeniz, Genelkurmay Eğitim Yarbaşkanı Tümgeneral Rüştü Ardelhun, Ankara Garnizon Komutanvekili Tuğge­neral Behçet Türkmen, Millî Savunma Bakanlığı Deniz Müsteşarı Tacettin Talayman ile Amerikan Büyükelçiliği ve Yardım Heyeti mensuplariyle Türk ve Amerikan subayları hazır bulunmuşlardır.

2 Şubat 1949

— Ankara :

Amerikan Doğu Atlantik ve Akdeniz De­niz Birlikleri Komutanı O rom îr al Richard L. Conolly bugün saat 13.30 da Karpiçte bir öğle yemeği vermiştir.

Yemekte, Millî Savunma Bakanı Hüsnü Çakır, Genelkurmay Başkan Vekili Or­general Nuri Yamut, ikinci Başkan Or­general Muzaffer Tuğsavul, Millî Savun­ma Bakanlığı Baş Müsteşarı Orgeneral MahmutBerköz,GenelkurmayDeniz Kurmaybaşkam Tümamiral Necati Öz­deniz, Millî Savunma Bakanlığı Deniz Müsteşarı Tuğamiral Tacettin Talayman ile Amerikan Büyükelçisi Mr. Wadsworth, Amerikan Yardım Heyeti Deniz Grubu Başkanı Amiral Seetle, Hava Grubu Baş­kanı General Hoag, Kara Grubu Başkanı Mc Bride ve yüksek rütbeli Türk ve Ame­rikan Subaylar hazır bulunmuşlardır.

Ankara :

İki gündür şehrimizde bulunmakta olan Doğu Atlantik ve Akdeniz Amerikan De­niz Birlikleri Komutanı Oramiral Richard, L. Conolly ile Bayan Conolly ve Ameri­kan Deniz Heyeti bu akşam saat 19.20 de eksprese bağlanan özel bir vagonla İs­tanbul'ahareketetmiştir.

Conolly ve refakatindeki heyeti istasyon­da Genelkurmay ikinci Başkanı Orgene­ral Muzaffer Tuğsavul, Genelkurmay De­niz Kurmay Başkanı Tümamiral Necati Özdeniz, Genelkurmay Eğitim Yarbaşkanı Tümgeneral Rüştü Erdelhun, Millî Savun­ma Bakanlığı Deniz Müsteşarı Tuğamiral Tacettin Talayman Genelkurmay Haber Alma Başkanı Albay Kemal Menderes ile Amerikan Büyükelçisi Mr. Wadswort, Amerikan Yardımı Deniz Grubu Başkanı Amiral Seetle, Hava Grubu Başkanı Ge­neral Hoag, ile yüksek rütbeli Türk ve Amerikan subayları tarafından uğurlanmış ve trenin kalkmasından evvel Bayan Yamut Bayan Conolly'e iyi yolculuklar dilemiş ve bîr buket vermiştir.

Ankara :

(F. A. O.) Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Organizasyonu üyelerinin de işti­rakiyle dün teşekkül eden komisyonlar bugün saat 10 da Ekonomi ve istatistik Komisyonu İstatistik Umum Müdürlü­ğünde, gıda ve tarım komisyonları da Ta­rım Bakanlığında toplanarak çalışmalarına başlamışlardır.

3 Şubat 1949

Ankara :

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bugün Çan­kaya Köşkünde, memleketimizde incele­melerde bulunan (F. A. O.) Milletlerarası Gıda ve Tarım TeşkilâtıHeyetini kabul Beden Terbiyesi adına Verilen cevapta da yapılan samimi spor temasları ve ge­mide görülen iyi kabulden dolayı bütün subaylara ve mürettebata teşekkür edil­miş ve misafir Amerikan sporcuları üç defa o sagol» diye bağrılarak selamlan rnıştır.

Saat 18 de grup, misafirlere iyi yolculuk temenniederekTarawa'danayrılmıştır.

4Şubat 1949

İstanbul ;

27 Ocak'tan beri memleketimizde misafir bulunan, Amerika'nın Doğu Atlantik ve Akdeniz Filosu Başkomutanı Amiral Richard L. Coholly ve maiyeti bu sabah saat 10 da Yeşilköy alanından kalkan özel askerî bir uçakla Washington'a ha­reket etmiştir.

Amiral Conolly Yeşilköy alanında Birinci Ordu Müfettişi Vekili Korgeneral Şahap Gürler, İstanbul Deniz Komutanı Munci Ulhan Deniz Komutan Muavini Albay Edip Sehsuvaroğlu ve İstanbul Merkez KomutanıReşit Erkman tarafından uğurlanmış ve başta bando bulunan as­kerî bir kit'a ihtiram resmini ifa etmiştir. Limanımızda bulunan Amerikan filosu­nun Sancak Gemisi Columbus bu sabah saat 8.30 da Selâniğe müteveccihen ay­rılmıştır.

Tarawa uçak taşıt gemisi ile Howkiny ve Buckley muhribleri yarın sabah saat 8 de limanımızdan ayrılacaklardır.

5Şubat 1949

Ankara :

Yeni Rum Ortodoks Patriği Athenagoras, bu sabahki Anadolu Ekspresiyle İstan­bul'dan şehrimize gelmig ve garda içişleri Bakanı adına Özel Kalem Müdürü Fethi Sansür ile mihmandarlığına tâyin edilmiş bulunan Belediye Yazı İşleri Müdürü Naki Taki Gürkök tarafından karşılan­mıştır.

Ankara :

Bu sabah şehrimize gelmiş bulunan yeni Rum Ortodoks Patriği Athenagoras, Baş­bakan Şemsettin Günaltay'ı, ve İçişleri Bakanı Emin Erişilgil'i makamlarında zi­yaret etmiştir.

— Ankara :

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü İstanbul Rum Ortodoks Patriği Athenagoras'ı sa­at 11.30 da kabul etmiştir. Patrik samimi duygularını ve iyi dileklerini Cumhur­başkanımıza Türkçe bir hitabe ile ifade etmiştir. Hitabenin metni ayrıca neşro­lunmuştur. Bundan başka, patrik, Başkan Trumanın Türkiye için hayranlığını ve onun Cumhurbakanı için beslediği bü­yük dostluğu nakletmiştir. Cumhurbaş­kanımız, Patrik Athenagorasa, Amerika' daki faaliyetlerini yakından, memnuni­yetle takip ettiğini ve Amerika'ya uğra­mış olan her Türk vatandaşından, yük­sek vasıflarını ve Türk vatanına bağlı­lıklarını daima işitmek ile bahtiyar ol­duğunu söyliyerek, kendisi hakkındaki samimi dileklerini,' takdir ve dostluk hislerini ifade ve teyid eylemiştir. Cum­hurbaşkanı, Amerika Devlet Başkanından kendisini takdim eden kıymetli bir mek­tup aldığını ve şifahi mesajının da pek ziyade memnuniyeti mucip bir dostluk eseri olduğunu ve Başkan Trumana ay­rıcacevapvereceğinisöylemiştir.

Ayrılırken, Patrik, maiyetini Cumhurbaş­kanına takdim etmiştir.

— Ankara :

Bu sabah şehrimize gelmiş bulunan Rum Ortodoks Patriği Athenagoras saat 15.30 da Diyanet İşleri Başkanı Hamdi Akse­ki'yi makamında ziyaret etmiştir.

7 Şubat 1949

— Ankara :

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bugün sa­at 18 da Çankaya'daki Köşklerinde iti­matnamesini takdime gelen Romanya Büyük Elçisi Ekselans Mösyö Dimitru Oteanu'yu mutat merasimle kabul bu­yurmuşlardır.

Bu kabul esnasında Dışişleri Bakanı Nec­mettinSadakdahazırbulunmuştur.

14 Şubat 1949

— Ankara :

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bugün saat 16.30 da Çankaya'daki Köşklerinde îti— madnamesinitakdimegelenyeniYugos Federative Halkçı Cumhuriyeti Biiyük Elçisi Ekselans Monsieur Ljubomir Radovanoviç'i mutat merasim ile, ka­bulbuyurmuşlardır.

Bu' kabul esnasında Dışişleri Bakan Ve­kili Nurullah Esat Sümer de hazır bu­lunmuştur.

16 Şubat 1949

Nslıhan :

Toprak Ofis tarafından ihtiyacı olan va. tandaşlara kilosu 32 kuruştan verilmek üzere üremize 500 ton buğday tahsis edilmiştir. Bumiktarm 100 tonu şimdiden Sincan Köy İstasyonundan ilçeye taşın­mayabaşlanmıştır.

Piyasadan buğdayın kilosunu 45 ile 47 kuruş arasında almak mecburiyetinde bulunan çiftçiler bu hayırlı işi şükranla karşılamışlardır.

21 Şubat 1949

Ankara :

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bugün saat 16.30 da Çankaya'daki Köşklerinde iti— matramesni takdime gelen Bulgaristan Halkçı Cumhuriyeti Elçisi Ekselans Möso Yordan Tchobanov'u, mutâd merasim ile, kabul buyurmuşlardır. Bu kabul esnasında Dışişleri Bakanlığı umumi kâtibi Büyük Elçi Fuad Carım da hazır bulunmuştur.

24 Şubat 1949

Ankara :

Hükümetimizle Norveç Hükümeti ara­sındabir müddettenberiAnkara'dacereyan etmekte .olan ticaret görüşmeleri sona ermiş ve 24 Şubat günü saat 17 de Türkiye ile Norveç arasındaki ticaret ve ödeme anlaşması ile ekleri, Dışişleri Ba­kanlığı Genel Sekreteri Büyük Elçi Fuat Carım ile Norveç'in Ankara Elçisi M. Kroghhansontarafındanimzalanmıştır.

İmza merasiminde Dışişleri Bakanlığı Ticarî Daire Umum Müdürü Fatin Zorlu, Umum Müdür Muavini Satvet Anal, Şube Müdürü Mahmut Dikerdem, Maliye Bakanlığı temsilcisi Nuri Kınık, Ticaret Bakanlığı temsilcisi Kâmuran Ye­tiş, Türkiye Cumhuriyet Merkez Banka­sı temsilcisi Resad Aksan. Norveç Elçi­lik erkânı hazır bulunmuşlardır.

7 Mart tarihinden yürürlüğe girecek olan anlaşmaya göre, ticari mübadele her iki memleketin genel ithal ve ihraç rejimle­rine uygun olacak ve ödemeler her mem­leketin kendi millî parası ile yapılacak­tır. Hesap parası Amerikan dolarıdır. Ödeme anlaşmasında 200.000 dolarlık karşılıklı bir finansman haddi kabul edil­miştir. Bu haddi aşan mikdarlar, İngiliz lirası üzerinden, iki memleket Merkez Bankaları arasında mutabık kalınırsa başka bir para ile ödenecektir. Anlaşma süresinde taraflardan birinde bakiye ka­lacak olursa, bakiye 6 ay zarfında borç­lu tarafından mal ihracı suretiyle ve bu müddet sonunda İngiliz lirası ile tasfiye edilecektir.

Ayrıca Norveç Hükümeti önümüzdeki 15 ay zarfında memleketimizden 500.000 dolar kıymetinde tütün satın alınmasını temin için gerekli tedbirleri almayı da taahhüt eylemektedir.

BELGELER.

B. M. Meclisinin 3 Şubat toplantısı:

— Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugünkü oturumunda Niğde Milletvekili İbrahim Refik Soyer'İn Maliye Bakanlığından sözlü sorusunun müzakeresi sırasında alt kat samiin locasında dinleyicilerden birisi Arapça ezan okumaya baş­lamış ve bu hareket Meclis Umumi Heyetinde büyük bir hayreti mucip olmuştur. Meclis polisleri derhal müdahale ederek bu şahsı locadan çıkarır­ken ayni locada diğer bir şahıs da Arapça ezan okumaya başlamış ise de bu da yakalanarak derhal locadan çıkarılmıştır.

Bu münasebetle bugünkü Meclis müzakerelerinin sonunda Başkan Vekil­lerinden Feridun Fikri Düşünsel, hadise ve bu şahıslar hakkında şu açık­lamada bulunmuştur:

Başkanın yüksek heyetinize arzettiği gibi, bugünkü içtimain başında alt kat samiin locasında Muhittin Ertuğrul isminde biri tarafından Arapça ezan okun­maya başlandı, onu müteakip emniyet memurları kendisini dışarı çıkarır­larken Osman Yasin isminde diğer biri tarafından Arapça ezan okunmaya başlanmıştır. Muhittin Ertuğrul Devlet Demiryollarındaki vazifesinden üç dört ay evvel ayrılarak tarikat işleriyle uğraşmakta devam etmiş bir adamdır. Osman Yasin'e gelince, Ticani Tarikatının müfritlerinden biridir. Aslen Çu­buklu olup Solfasıl Köyünde oturur, tarikat propagandası yapmakla meş­guldür. Bunlar muhtelif zamanlarda Eskişehir, Ankara'nın kaza ve köylerin­deki camilerde Arapça ezan okuduklarından dolayı adalete verilmiş ve mah­kûm olmuşlardır. Bunlar şimdi Ankara emniyetine teslim edilmişlerdir ve haklarında kanunî takibat yapılmaktadır.

Ahmet Remzi Yüreğir(Seyhan)— Şuurlarında bir şey var mı?

Feridun Fikri Düşünsel (devamla)— Şuurlarında birihtilat asarı olduğu meşhut değildir. (ikisinin birden bulunuşu bir tesadüf eseri midir?Sesleri).

Bunlaraiki kart ayni arkadaş tarafından verilmiştir. Bu kartlar elimdedir. Kütahya Milletvekili İhsan Şerif Özgen tarafından verilmiştir. Kartlardan birisi doğrudan doğruya Kütahya'lı olduğu için birisine isim yazılarak ve­rilmiş diğeri de boş olarak verilmiştir, (demokrat, sesleri). Hakkı Gedik (Kütahya) — Böyle şeyler karıştırmayalım. Ekrem Oran (İzmir) — Ben de olsam verirdim.

Feridun Fikri Düşünsel (devamla) — Hayır böyle bir şeyi mevzubahis etmiyelim. Yalnız şunu tebarüz ettireyim ki bu kartlardan ikisi de ayni zata

verilmiştir. Birisi doldurulmuş birisi ise imzalanıp yeri boş bırakılarak ve­rilmiş ve bu adam tarafından arkadaşının ismi yazılarak bu adama verilmiş­tir. Bu vesile ile şunu huzurunuzda tebarüz ettirmek icabediyor ki, isim­lerin daima arkadaşların kendileri tarafından doldurulması ve tesadüfe bırakılmaması icabı mantık olur. Maruzatım budur.

B. M. Meclisinde 1949 yılı bütçe müzakereleri:

— Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün Şükrü Saraçoğlu'nun başkanlığında yaptığı toplantıda 1949 yılı bütçesini müzakereye başlamıştır.

Bu münasebetle Maliye Bakanı ismail Rüştü Aksal bütçenin heyeti umumiyesi üzerinde şu açıklamada bulunmuştur :

Muhterem arkadaşlarım,

Genel muvazeneye giren daireler ve katma bütçeli idarelere ait 1949 yılı bütçe tasarıları yüksektetkik ve tasvibinize erzdilmiş bulunmaktadır.

1949 bütçesi hakkındaki izahatıma başlamadan önce bu yıl tahaddüs eden ve parlâmento hayatımızda şimdiye kadar rastlanmıyan bir vaziyete kısaca temas etmek isterim. Bildiğiniz gibi bizden evvelki hükümet tarafından ha­zırlanıp Büyük Meclise sunulmuş olan bütçe tasarısı henüz kanunlaş­madan hükümet tebeddülü vuku bulmuştur. Bu tasarı üzerinde bir taraftan bütçe komisyonunca yapılan tetkiklerin zamanında] ikmal edilememesi ve diğer taraftan hasılatı bu bütçenin varidat tahminlerinde yer alan vergi ta­sarılarından üçünün kanunlanmaması yüzünden de Ocak ve Şubat aylarında muvakkat bütçeler çıkarılması zarureti hasıl olmuştur.

Böyle bir zamanda ve hepinizin malûmu bulunan şartlar altında mes'uliyet deruhte eden hükümetiniz, programında da açıkladığı üzere Büyük Mecliste beliren temayülleri gözönünde tutarak müzakere safhasında .olan kazanç, yol ve lüks vergileri tasarılarını geri almış ve üçüncü bir muvakkat bütçeyi bertaraf etmek maksadiyle hareket ederek zaman ve imkânın müsaadesi nisbetinde bütün gayretini bu üç verginin geri alınmasından doğan 80 milyon liralık boşluğu izale etmek hususuna teksif etmiştir. Bu husustaki çalışma­larımız devam ettiği sırada yol programını aksatmadan yürütmek için ben­zinin kilosundan 11 kuruş vergi alınmasına dair yapılan teklif Büyük Mec­lisin yol dâvamıza verdiği değerin bir ifadesi olarak kanunlaşmıştır.

Bizden evvelki hükümet tarafından takdim edilmiş bulunan bütçe tasarısı­nın ihtiva ettiği gelir tahminlerinde üç vergi tasarısının geri çekilmesinden azalan 80 milyondan bir kısmı akaryakıt yol vergisinin getireceği hasılat ile kapanmış ve geri kalan miktarın bir taraftan 1948 in sona ermesiyle gelir tahminlerinin bazı kalemlerinde tezahür eden artışlar nazara alınmak ve diğer taraftan giderlerde bazı tertip ve kısıntılar yapılmak suretiyle telâfisi imkânı hasıl olmuştur.

1949 bütçesi üzerinde bu hal ve şartlar altında yapmak zaruretini hissetti­ğimiz tadil tekliflerini yeni hükümetinizin karşılaştığı istisnaî durumu ve betahsis zaman unsurunu gözönünde tutarak büyük bir anlayışla kavrayan ve intaç eden bütçe komisyonunuza bu vesile ile huzurunuzda şükranlarımı ifade etmeği bir borç bilirim.

Arkadaşlar,

Üç vergi tasarısının geri alınmasından doğan boşluğun izalesi için yeni hü­kümetinizce yapılan tertip ve kısıntıların mahiyet ve müfredatı gerek tadil tekliflerine ait hükümet gerekçesinde ve gerek bütçe komisyonunun rapo­runda etraflı bir şekilde ifade ve izah edilmiş olduğundan ayni hususları burada tekrar ederek kıymetli vakitlerinizi israf etmek istemem. Ancak şu noktayı belirtmekte fayda vardır ki tadil tekliflerini bizden evvelki hükü­met tarafından takdim edilmiş bulunan bütçenin umumi bir revizyonu şek­linde telâkki etmek ve ona göre muhakeme yürütmek isabetli olamaz. Bu tadil tekliflerinin maksat ve hedefi vergi tasarılarının geri alınmasından do­ğan boşluğu izale etmek ve ilk şeklindeki muvazene durumunu idame et­mekten ibarettir.

Bu izahatımla ayni zamanda ikinci Hasan Saka Hükümeti tarafından takdim edilmiş bulunan bütçe tasarısının hüviyetinde esaslı bir değişiklik vukubulmadığını ifade etmiş oluyorum.

Şimdi yukarıda kısaca işaret ettiğim değişikliklerle yeni hükümetinize inti­kal eden bütçenin tahliline geçiyorum.

49 bütçesinin şekli:

Arkadaşlar,

Bütçelerin şekli, her memleketin bünyesine icraî ve teşriî kuvvetlerin kar­şılıklı münasebetlerine ve nihayet her memleketin bütçeyi alâkalandıran ana kanunların koydukları kaidelere göre farklı sima taşır. Bu itibarla büt­çelerde teknik bakımından her memlekete kabili tatbik ideal ve yeknesak bir şekil bulmak mümkün değildir. Bununla beraber bütçe tekniği bakımın­dan hedef tutulan ana kaide milletvekillerinin icra kuvvetinin faaliyetini tam ve salim bir şekilde murakabe edebilmek imkânlarının sağlanmış olması şeklinde İfade olunabilir.

Bu bakımdan tetkik ve mütalâa edilirse 1949 bütçe tasaısmm geçen seneler bütçelerine.nazaran daha mütekâmil bir çehre arzettiğini ve bütçe tetkik­lerini kolaylaştıracak birçok malûmat verdiğini teslim etmemek mümkün değildir.

Bu mevzuda Büyük Meclisin ikazlarını direktif mahiyetinde telâkki ederek bütçelerimizi daha olgun bir şekilde takdim etmenin evvelki hükümetlerde olduğu gibi bizim de başlıca hedefimiz olacağını ifade etmek isterim.

1949 bütçesinin rakamları:

Muhterem arkadaşlar,

İkinci Hasan Saka Hükümeti tarafından takdim olunan bütçede ödenekler yekûnu 1.415.550.000 lira buna mukabil gelir tahminleri 1.295.550.000 lira olarak teklif edilmişti, Yeni hükümetinizce yapılan tadil teklifleri neticesinde 1949 bütçesinin Ödenekler yekûnu 1.371.740.427 lira buna mukabil gelir tah­minleri 1.251.802.894 lira olarak tesbit edilmiştir.

Vergilerle karşılanamayan ve masraf bütçesinin yüzde 8,7 sini ifade eden 119.937.533 liralık açık uzun vadeli iç İstikrazlarla kapatılacaktır. Burada bir noktayı belirtmek isterim. Bütçemizin kredi ve tesislere ayrılan Ödenek­ler yekûnu 1949 bütçesinde 149.690.828 liraya baliğ olmaktadır. Bu noktaya işaret etmekten maksadım bütçemizin içinde bulunduğumuz şartlara ve mev­cut imkânlara göre bir taraftan yapıcı karekterini ifade etmek ve diğer ta­raftan borçlanılan miktardan daha fazlasının millî mameleki arttıracak ve gelecek nesillere intikal edecek işlere sarfedilrrıekte olduğunu belirtmektir. 1948 ve 49 ödeneklerinin mukayesesi:

Muhterem arkadaşlar,

1948 bütçesiyle verilen ödenekler yekûnu bilindiği üzere 1.243.551.197 lira idi. 1949 yılı için teklif olunan ödenekler yekûnu biraz evvel arzettiğim veç­hile. 1.371.740.427 lira olduğuna göre geçen yıl bütçesine nazaran bu yıl büt­çesinin Ödenekler yekûnunun 128.189.230 liralık bir fazlalık arzettiği görülür. 3949 bütçesinin müzakeresi yılbaşından sonraya kaldığından, geçen senelerdenfarklı olarak 1949 tekliflerinin sona ermiş bulunan 1948 senesi Ödenek­lerinde sene içinde vukubulan değişikliklerden sonraki nihaî miktariyle ve gelirlerin de 1948 in filî tahsilat miktarlariyle mukayesesi imkânı hasıl ol­muştur. İki yıl bütçesi arasındaki mukayeseleri bu imkândan faydalanarak yapacağım.

1948 yılı için bidayette verilen 1.243.551.197 liraya ilâveten yıl içinde verilen ek olağanüstü ve Muhasebei Umumiye Kanununun 48 inci maddesi gereğin­ce eklenen ödenekler yekûnu olan cem'an 136.880.453 lira nazarı itibare alınırsa 1948 için verilen ödeneklerin sene sonu itibariyle 1.380.431.650 li­raya baliğ olduğu anlaşılır. Bu yıl bütçesiyle tekli fedilen Ödenekler yekûnu 1.371.740.427 lira olduğuna göre hakikatte 1949 bütçesinin 1948 yılı ödenek­leri yekûnundan fazla değil bilâkis 8.691.223 lira noksan olduğu tezahür eder. Geçen yıl alman ek Ödenekler meyamnda en mühim kalemi Millî Savunma Bakanlığına verilen 106.253.953 lira ek Ödenek teşkil ettiğine ve bu yıl Millî Savunmamızın yıllık ihtiyacını karşihyacak ödenek bütçeye konulmuş bu­lunduğuna göre 1949 bütçesiyle teVüf edilen ve şimdi tasvibinize sunulmuş bulunan ödenekler yekûnu devlet hayatının ve siyasi durumunun tevlit edeceği derpiş edilmesi mümkün olmayan ihtiyaç ve zaruretler dışında bîr tezyide maruz kalmıyacaktır.

Arkadaşlar,

1949 yılı bütçesindekiödeneklerin masraf nevileribakımından dağılışını toplu olarak gözden geçirdiğimiz zaman şu tabloyu görmekteyiz.

1949 giderlerinin nevilere dağılışı

MiktarNisbet

Birinci kısım(özlük hakları)577.838.670yüzde 42,12

ikinci kısım(yönetimgiderleri)33.749.624yüzde2,46

Üçüncü kısım(idarehizmetleri)430.178.342yüzde 31,37

Dördüncü kısım(borçlar)114.908.309yüzde8,37

Besinci kısım(yardımlar)65.374.654yüzde4,76

Altıncı kısmı(sermaye,kredi ve

tesisler)149.690.828yüzde 10,92

100

Arzettiğim rakamlardan da anlaşılacağı üzere masraf nevileri özlük hakları­nın işgal ettiği mevki, üzerinde ciddiyetle durulmağı icabettiren bir konu teşkil etmektedir.

Memurlarımızın teker teker aldıkları aylık vesair hakların kendilerine matlup ölçüde geçim imkânları sağlayamadığı halde özlük haklar yekûnunun büt­çe içindeki nisbetinin hayli yüksek olduğu ve bunun kadrolardaki fazlalık­tan ileri geldiği meydandadır. Bu meselenin cezri bir şekilde hal çaresinin verimli, çalışma esasından hareketle devlet daireleri kadrolarının hizmet ih­tiyaçlarına göre yeni baştan ayarlanmasında olduğunda şüphe yoktur. Nite­kim bizden evvelki hükümetin de bu mevzuda çalışmaları vardır. Hüküme­tiniz bu mevzuu ciddiyetle ele almış ve bunu programında ifade etmiş bu­lunmaktadır. Bununla beraber mesele ayni zamanda sosyal bir dâva olarak karşımızda bulunduğundan bu mevzuun muayyen bir devre içinde tatbik edilecek umumi bir plâna tevfikan haldedilmesinde zaruret vardır.

1949 giderlerinin daireler itibariyle dağılışı

1949 bütçe tasarısiyle teklif olunan ödeneklerin daireler itibariyle dağılışı ve bu ödeneklerin 48 sonundaki miktarlarla mukayesesi şu durumu gös­termektedir :

CETVEL — No : 1


Daireler

Büyük Millet Meclisi

10

524

623

0,70

10

610

739

0,76

Cumhurbaşkanlığı

1

047

500

0,06

1

063

496

0,07

Sayıştay Başkanlığı

1

989

657

0,14

1

994

100

0,14

Başbakanlık

3

457

550

0,25

3

253

948

0,23

Danıştay Başkanlığı

1

004

898

0,07

866

351

0.26

Basın ve Yayın Gn. Md.

6

632

180

0,47

S

321

586

0.60

İstatistik Gn. Müdüriüğü

1

671

021

0,12

742

362

0,54

Devlet Meteo. İş. Gn. Md.

2

243

787

0,16

2

334

741

0,17

Diyanet İş. Başkanlığı

2

859

215

0,19

2

800

102

0,20

Adalet Bakanlığı

42

508

097

3,07

42

274

668

3,02

Tapu ve Kadastro Gn. Md.

6

178

405

0,45

6

225

539

0,43

Millî Savunma Bakanlığı

460

450

000

33,40

504

531

104

36,45

İçişleri Bakanlığı

19

694

872

1,40

20

813

488

1,50

Emniyet Gn. Müdürlüğü

33

446

860

2,35

33

022

130

2,32

Jandarma Gn. Komutanlığı

42

937

214

3,03

39

261

539

2,81

DışişleriBakanlığı

13

427

499

1,92

13

215

198

0,95

Maliye Bakanlığı

141

220

048

10,20

116

115

548

8,37

Devlet borçları

168

148

759

12,20

193

263

755

14,00

MillîEğitimBakanlığı

165

732

843

12,02

156

991

370

11,30

BayındırlıkBakanlığı

118

239

461

8,55

98

644

028

7,14

Ekonomi Bakanlığı

11

325

509

0,82

16

156

740

1,17

Sağlık ve Sosyal Yar.Bk.

52

507

308

3,75

47

161

987

3,40

Gümrük ve Tekel Bk.

19

357

540

1,41

20

240

817

1,46

Tarım Bakanlığı

36

303

070

2,60

31

212

301

2,26

Ulaştırma Bk.

3

801

783

0,27

3

540

742

0,25

Ticaret Bk.

3

278

830

0,22

3

645

999

0,26

Çalışma Bk.

1

751

#

900

0,12

1

942

777

0,14

ToDİanı1

371

740

427

100.00

1 380

246

150

100.00

Daireler 1948 ve 1949 ödeneklerinin mukayesesi:

Dairelerimize 1949 bütçesiyle verilen ödeneklerin yıl sonuna kadar kabul buyrulan muhtelif kanunlarla aldığı nihaî miktarlar 1949 yılı için teklif edi­len giderlerle mukayese edilirse bu iki yıl ödenekleri arasında cüz'i fark bu­lunan daireler hariç olmak üzere, Maliye Bayındırlık Millî Eğitim, Sağlık veSosyal Yardım,TarımveUlaştırmaBakanlıklariyleJandarmaGenel Komutanlığı, Emniyet ve İstatistik Umum Müdürlükleri bütçelerinde artış ve Millî Savunma, Ekonomi Ticaret, Gümrük ve Tekel Bakanlıklarİyle Dev­let borçları ve Basın Yayın Genel Müdürlüğü ödeneklerinde azalış bulun­duğu görülür.

Maliye bütçesi ödeneklerindeki tenzil ve ilâvelerin muhassalası olan fazlalık miktarı 25 milyon lira tutmakta ise de bundan 8 milyon liraya yakın miktarı Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasına ödenecek sermaye ve 3342 sayılı kanun gereğince dağıtılan tohum zarar ve masrafı olarak devlet borçları ve Tarım Bakanlığı bütçelerinden düşülmek suretiyle Maliye bütçesine nakle­dilen ödeneklere taallûk ettiğinden hakiki bir satışı ifade etmez. Maliye büt­çesinin 1948 ödenekleri içinde yer almadığı halde 1949 yılı için teklif olunan miktarlara dair kısaca izahat arzedeyim. Yurdumuzun diğer bölgelerine nisbetle birçok bakımdan geri kalmış olan Doğu illerinin kalkındırılmasını sağlıyacak yol ve sair tesisler için 10 milyon lira, Milletlerarası Para Fonu ve İmar Bankasına katılma payı olarak 1947 yılında avans şeklinde ödenmiş olan paranın mahsubu için bir milyon lira, İzmir Fuarında yanan binanın inşa bedeline, İş ve İşçi Bulma Kurumuna ye muhtelif derneklere yeni yar­dımlar olarak 756.000 lira ayrılmıştır. Millî Savunma Bakanlığının Toprak Mahsûlleri Ofisine olan otuz milyon lira raddesinde barcunun kısmen it­fası için bu yılın imkânlarına göre beş milyon lira konmuştur. Bayındırlık Bakanlığı bütçesinde 1948 ödeneklerinin nihaî miktarına nazaran 19,5 mil­yon lira fazlalık vardır. Bu bakanlığın bütçesinin tanziminde yol, şimendi­fer ve su tesislerine ait ödeneklerin tezyidi hedef tutulmuştur. Bu maksatla bütçesi içinde muhtelif bakanlıklara ait yapı ödeneklerinden 2.450.000 lira ve yer sarsıntısı bölgelerindeki resmî binalar inşaat tertibinden yedi yüz bin lira tasarruf edilmiş, diğer bazı bölümlerden de mümkün görülen indirmeler yapılmıştır. Bu tertip neticesinde 1948 ödeneklerinin sene sonundaki mik­tarına nazaran şose ve köprüler ödeneği 16 milyon lira, demiryolu ve liman­lar inşaatı Ödeneği 3.500.000 lira ve su işleri tahsisatı 3.300İ000 lira artırılmış­tır. 1948 bütçesiyle yılbaşında kabul edilen ödeneklere nazaran yapılacak mukayesede fazlalıkların şose ve köprüler ödeneğinde 25 milyon su işlerine ait tahsisatta 4.100.000 lira tuttuğu görülür.

Millî Eğitim Bakanlığı bütçesine yapılan ilâve sekiz milyon yedi yüz bin li­radır. Bu miktar ilkokul öğretmenlerinin umumi muvazeneye alınması ve koy öğretmenlerinin çoğalması ve ücretlerinin yükseltilmesi sebepleriyle bakanlığın aylık ve ücret bölümlerindeki artıştan noksan olup aradaki fark diğer masraflarda yapılan indirmelerle karşılanmıştır.

Millî Eğitim bütçesi bahis mevzuu olurken üniversitelerimize genel muva­zeneden 23.600.000 lira tutarında yardım yapılmakta olduğunu ve bu yardı­mın geçen seneki miktarından 3.610.000 lira fazla bulunduğunu ayrıca gÖzönündetutmak Millî Eğitim masraflarının hacmi hakkında daha doğru bir fikir edinilmesine yarar.

Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı bütçesinde mevcut ve yeniden açılacak sağlık müesseseleri ve sair ihtiyaçlar için 5.300.000 lira miktarında fazla öde­nek konmuştur.

Tarım Bakanlığı bütçesindeki tezayüt miktarı 5.000.000 liradır. Ancak özlük haklar kısmında ve diğer bazı bölümlerde yapılan kısıntılardan da faydala­narak tarımsal ve veteriner savaş, bahçe tarımı, tohum temizleme, veteriner, zootekni İslah ve üretme işleri gibi esaslı hizmetlere cem'an 5 milyondan daha fazla Ödenek ilâvesi sağlanmış bulunmaktadır.

İstatistik Umum Müdürlüğü bütçesindeki 928 bin liralık tezayüt umumiyetle nüfus, tarım ve sanayi istatistikleri için teklif edilmektedir.

Jandarma Genel Komutanlığı bütçesinde yeni teşkil edilen alaylar için 3.600.000 lira artırma yapılmıştır.

Şimdi muhtelif dairelerin 1949 bütçesinde geçen yala nazaran görülen azal­maların izahına geçiyorum.

Birleşik Amerika Devletinden görmekte olduğumuz askerî yardım ve ordu­muzun almakta olduğu yeni düzenin hayırlı neticelerine bir başlangıç olarak, Millî Savunma Bakanlığı bütçesinin 1948 ödenekleri toplamından 44 milyon lira indirmek mümkün olmuştur.

Ekonomi Bakanlığı bütçesinde görülen 4.800.000 lira miktarındaki azalış bu bakanlığa bağlı müessese ve teşekküllere yapılan tahsislerden bir miktar indirme yapılmasından ileri gelmiştir.

Devlet borçları bütçesinin ödenekleri geçen yılın nihaî miktarına nisbetle 25 milyon lira noksandır. Ancak bundan Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Ban­kası sermayesine ait 6 milyon lira mahiyeti icabı Maliye bütçesine nakledil­mek üzere indirilmiş olduğundan hakiki bir tentzzül ifade etmez.

Devlet borçları bütçesi ödeneklerinin azalmasına müessir tenziller arasında en mühim kalemi teşkil eden 13.300.000 lira Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına Ödenmekte olan kâğıt para amortismanı ile buna müteferri faiz yekûnuna taallûk etmektedir.

Yüksek malûmları olduğu üzere 1715 sayılı kanun gereğince Türkiye Cum­huriyet Merkez Bankası, tarafından deruhte edilen evrakı nakdiye karşılığı olarak bankaya borçlanılan miktar 150.748.563 lira idi. Bu borçtan 49.029.405 lirası ödenmiş ve geri kalan 109.719.158 liralık borca mukabil bankada top­lanmış kıymetlerin yekûnu 16.295.686 lira fazlasiyle 126.014.844 liraya baliğ olmuştur. Bu durum karşısında mezkûr hesabın tasfiyesi icabetmiş ve artık bankaya bir ödeme yapılmasına mahal kalmamıştır. Bu hususta Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasiyle mutabık kalındığından hazırlanacak kanun tasarısı pek yakında yüksek huzurunuza takdim edilecektir. Bu suretle kâ­ğıt para amortismanı ve buna ilişkin faiz ödeneğine 1949 bütçesinde yer ve­rilmemesi kabil olmuştur.

Bundan başka büyük su işleri ödeneklerine karşılık olarak evvelce çıkarıl­mış olan bonolarla Ziraî Donatım ve Devlet Kâğıt ve Basım idarelerinin Millî Korunma fonundan almış oldukları sermayenin itfasına ait ödenekler bu borçların müstaceliyet göstermemeleri hasebiyle 1949 bütçesinden çıkarıla­bilmiştir.

Diğer bütçelerde 1948 ödeneklerinin nihaî miktarlarına göre görülen eksik ve fazlalıklar hakkında izahata girişerek vaktinizi almak istemiyorum.

Gelirler :

Bütçemizin gelirler kısmına gelince 1948 bütçesinde gelir 1.115.600.000 lira olarak tahmin olunmuştu. Buna mukabil neticesi alınan bu yıl sonunda fiilen elde olunan gelir, bütçenin ihzar ve tasdikinde yapılmış olan tahminleri aş­mış ve 1.218.178.000 liraya baliğ olmuştur. Tahmine nazaran tahakkuk eden fazla 102;5 milyon liradır.

Kabul buyrulan belediye gelirleri, bina yapımını teşvik gibi geçen yıl içinde mer'iyete giren kanunlar tesiriyle imalât muamele vergisi, damga ve tayyare resimleri, emlâk satış hasılatı gibi azalma gösteren bölümler hariç tutulursa bütçemize giren gelirlerin hemen hepsinde inkişaf olmuştur. Fazlalıkların başlı çaları şunlardır.

9,4Kazanç ve Buhran vergileri

16.3Hizmet Erbabı vergileri

13.7Gümrük resmi

10.7İthalât Muamele Vergisi

15.4İstihlâk vergileri

24.9Tekel'in hasılatı ve Tekel Savunma Vergisi

7,4Menkul mallar satış bedeli

22:1Diğer vergi, resim, harç ve cezalarda

110,0Yekûn

Bizden evvelki hükümetçe yüksek meclise takdim olunan bütçede 1949 ge­lirleri 1.295.550.000 lira olarak hesap ve tahmin olunmuştu. Bunun 142 mil­yon lirasını şekerden alman istihlâk vergisine yapılan zam ile yol ve kazanç vergilerinde yapılmak istenen islâh ve tadillerle yeniden ihdası teklif edilen lüks vergisinden sağlanacak gelir teşkil ediyordu.

Kazanç, lüks ve yol vergileri tasarılarının geri alınmasından ve benzinden yol vergisi alınmasına dair olan kanunun kabulü bu tahminlerde bazı deği­şiklikler yapılmasını icabettirmiştir.

Bunları da nazarı itibare alan Bütçe Komisyonumuz Hükümetle mutabık olarak 1949 gelirini 1.251.802.894 lira olarak tahmin eylemiştir.

Bu miktar hükümetçe sunulan ilk bütçe tasarısında tahmin edilen gelirden 43.747.106 lira noksan ve 1948 gelir tahminlerinden ise 136.202.894 lira faz­ladır. Bu fazlanın 62,5 milyon lirası şeker istihlâk 155,5 milyon lirası ben­zinden alınacak yol vergisi gibi yeni vergi ve zamlardan mütebaki 58 milyon lira ise 1948 yılının fiilen elde ettiğimiz neticelerine nazaran gelirlerimizde husule gelen inkişaftan beklenmektedir.

Gerçi 1948 yılında gelirlerimizin tahminlere nazaran verdiği fazlalık biraz Önce söylediğim üzere 102,5 milyon lira olarak tahakkuk etmiş ise de 1948

tahminleri arasında bulunan Toprak Mahsulleri vergisi artıklarının 1949 ge­lirleri arasında yer almaması, devlet vergilerinden belediyelere verilecek hisselerin tanınmış olması bina yapımının teşvik için bazı muaflıklar tanın­mış bulunması ve ithal mallarından alınacak primin azalması gibi sebeplerle gelirlerimizin inkişafından. 1949 yılının faydalanacağı miktar 58 milyon lira olarak tahmin edilmiştir. Bu tahmin kanaatimize göre isabetli ve ihtiyatlıdır. Vergi politikamız :

Muhterem arkadaşlarım,

1949 bütçesinin gelir kısmı hakkında bu izahatı verdikten sonra devlet gelir­leri sahasında karşılaştığımız bazı meselelere ve bu hususta alınan ve alı­nacak olan tedbirlere kısaca işaret etmek isterim

1949 bütçesi gelir tahminlerini teşkil eden 1.251.800.000 liranın 435.600.000 milyonu vasıtasız vergilere 760,9 milyonu vasıtalı vergilere 55,2 milyonu da diğer hasılata taallûk etmektedir. Bu vaziyete göre gelir toplamı içinde vasıtasız vergiler yüzde 34.8 vasıtalılar yüzde 60,8, diğer hasılat yüzde 4,4 nisbetinde yer almaktadır. Görülüyor ki vergilerimizin vasıtasız ve vasıtalı gelirlere ayrılışında bariz bir nisbetsizlik vardır. Bilindiği üzere bugün yü­rürlükte olan vasıtasız vergilerimizi daha ziyade karine esasına istinat etti­rilmiş bulunmaktadır. Karinelerin ne kadar çeşitli olsalar gene umumiyetle sabit karakter taşıdıkları malûmdur. Bu sebepledir ki karineye dayanan va­sıtasız vergilerimiz harp yıllarında yapılan artırmalara rağmen iç konjoktürde husule gelen esaslı değişikliği takip edememiş hakikî ve zahirî sebeplerle ar­tan kazanç ve iratları kavrayamamıştır. Binnetice kazançlardan alınan ver­gilerde ahenksizlik ve adaletsizlik başgöstermiştir. Nisbetleri artırılan va­sıtalı vergilerimiz ise gelirler arasında, daha geniş bir yer alarak bu çeşit vergilerin bünyelerinde mündemiç adaletsizliği bir kat daha fazlalaştırmıştır. Harbin sonunda açılan yeni devreye girerken o zamanki hükümetçe vergi İs­lahatı mevzuu ele alınarak iktisadî, içtimaî ve malî ihtiyaç ve âmillerin icabettirdiği esaslı reformun başarılması maksadîyle 1945 yılında hazırlanan geîir vergisi tasarısı bazı değişikliklerle 1946 da yeniden sunulmuştur.

Gerçi harp sonrasında toprak mahsulleri ve ihracat vergileri kaldırılmış, muamele ve istihlâk vergileri birleştirilerek nisbetleri indirilmek ve muaf­lıkları genişletilmek suretile tahfif edilmiş ve diğer vergilerimizde de bazı indirmeler yapılmış İse de mükellefiyetlerde yapılan bu ilga ve tahfifler ge­lir vergisinin kanun halini almasına intizaren tevessül edilen düzeltmelerden ibaret kalmakta ve masraflarımızın gösterdiği ihtiyaç karşısında daha faz­la kabil olamamaktadır. Vergi sistemimizin millî gelirdeki artışları kavra­mak ve takip etmek hususunda kifayetli bir bale getirilmesi zaruridir. Ver­gilerimizin vasıtalı ve vasıtasız vergiler arasındaki dağılışın düzenlemek, adaletsizliklerini bertaraf etmek, verimlerini artırmak maksadiyle girişilen reformun mihverini gelir vergisi teşkil etmektedir. Kurumlar ve esnaf ver­gileri bu vergi manzumesine dahil bulunmaktadır. Bu tasarılar üzerinde ko­misyonca yapılan tetkikler bitmiş olduğundan yakında yüksek heyetinize sunulacaktır.

Ana vergilerimizde mükelleflere ve idareye düsen ödevleri tarh, tahakkuk, itiraz, değerleme gibi usule müteallik esasların ve cezaların ilmî metodlara bağlayan usul kanununu vergi sahasında girişilen İslahatın bir safhasını teş­kil etmektedir. Bu tasarının da komisyondaki tetkikleri bitmek üzeredir. Bunlardan başka bazı hükümleri bugünün hukuk telâkkilerine ve ihtiyaç­larına cevap vermeyen (Tahsili Emval Kanunu) yerine kaim olmak üzere hazırlanan (Kamu Alacaklarının Tahsili Usulü) Kanununa ait tasarıda 1945 yılında Yüksek Meclise sunulmuştu. Bilâhare seçimin yenilenmiş olması dolayısiyle hükümsüz kalan bu tasarı 1946 yılında Yüksek Meclise takdim kılınmıştır. Bu tasarının komisyonlarda tetkikleri devam etmektedir.

Vergi sistemimizin ıslahında vasıtasız vergiler üzerinde durulurken vasıtalı vergilerden de bütün dünyada olduğu gibi makul bir ölçüde istifade düşü­nülmesi tabiidir. Vasıtalı vergilerimizin mühimlerinden biri olan damga resminde sadelik ve kolaylık temini maksadiyle yeni baştan hazırlanan Damga Resmi Kanunu 1945 yılında ve bilâhare Büyük Meclisin seçimi yeni­lemek kararı vermesi üzerine 1946 yılında Büyük Meclise takdim edilmiş olup komisyonlarda tetkiki devam etmektedir. Yüksek heyetinize intikal etmiş olan bu vergi tasarıları üzerinde feyizli neticeler verecek tetkiklerinizin bir an önce bitirilerek kanunlarının 1950 yılı başında yürürlüğe girmesinin sağ­lanması çok faydalı olacağını arzetmek isterim. Vasıtalı vergilerimizin ba­şında yer alan muamele ve istihlâk vergilerimizi ıslah etmek hususunda biz­den evvelki hükümetler tarafından yapılan çalışmalar hayli ilerlemiştir. Bu vergilerde tasarlanan İslâhat esaslarından biri de kazanç seviyeleri yüksek olan vatandaşların istihlâk eyliyecekleri maddelerle kazançları mahdut olan çoğunluğun istihlâk eyliyeceği maddelere ayrı ayrı nisbetler tatbik etmek üzere bu vergilerde adaletsizliği hafifletmektir. Muamele Vergisi Kanunun­da yapılacak tadiller rneyanmda bu verigler yüzünden büyük sanayiin par­çalanması meyline mahal bırakmamak ve küçük sanayiin normal çalışma­sına halel getirmemek belli başlı bir konu olarak ele alınmış bulunmaktadır.

Geçen yıllar bütçe neticeleri

1940 bütçesi hakkında izahat verirken son yıllara ait kesin hesap neticelerine temas etmekte fayda görmekteyim.

Harbin sona ermesinden beri kapanan bütçelerimizin, hepsi bütçelerin tanzinılerindeki durumlarına nazaran daha müsait neticeler vermiştir. Evvelâ bu bütçelerin tanzimindeki duruma göre gelir ve giderlerini, açıklarını ve açıkların Ödenekler toplamına nispetini arzedeyim.

CETVEL

No


Gelirler vergiler ve

istikrazla kapa

istikraz hasılatı dı

tılması gereken

Açığın gi

Giderler

şındaki sair gelirler

açık

derlere nis.

Milyon lira

Milyon lira

Milyon lira

Milyon lira

1945

603

537

66

yüzde 10,8

1946

990

894

96

9,6

1947

1.136

1.021

115

10,1

Şimdi bu yılların kesin hesap neticelerini gözden geçirelim

CetvelNo : 3

Giderlerin ver

İ

gilerveistik

Gelirlerver

raz hasılatı .dı

giler ve istik

şındakisair

raz hasılatı dı

Gelirleringi

gelirlerleka

şı ridak isair

Gelir

derlerenaza

patılamayan

Gider leç

gelirler

İstikrazlar

toplamı

ranfazlası

kısmı

Milyon L.

Milyon L.

Milyon L.

Milyon L.

Milyon L.

Milyon L.

1945

600,6

614,7

43,9

658,6

58

'G

1946

1018,6

977,7

63,7

1041,4

22,6

yüzde4

1947

1564,2

İ538,4

76,5

1614,9

50,7

2

Görülüyor ki 1945 yılında vergilerle Devlet mal ve işletmeleri hasılatı gider­leri kapandıktan sonra 14 milyonluk fazlalık vermiştir. Bu suretle o yılın bütçesinin tanziminde derpiş edilen açık bertaraf olmuştur.

Aynı yıl zarfında 43,9 milyon lira miktarında istikraz yapıldığından bu yılın kesin hesabı 58 milyon liralık bir fazla ile kapanmıştır.

1946yılında vergilerimiz ve istikraz hasılatı dışındaki sair Devlet gelirleri
giderlerin yüzde 96 sim karşıladığından bidayetteki açık nisbeti olan yüzde
9,6 yüzde dört düşmüştür. O yıl zarfında 67,7 milyon liralık istikraz yapıl­
mış olduğundan kesin hesap 22,6 milyon liralık fazlalık vermiştir.

1947yılında istikrazlar dışındaki gelirlerimiz masrafların yüzde 98 ini kar
şıhyarak bütçenin tanziminde derpiş olunan yüzde 19,1nisbetindeki açık
yüzde 2 ye düşmüştür. Aynı yıl zarfında 76,5 milyon liralık iç istikraz yapıl­
dığından 1947 kesin hesabı da 50,7 milyon lira miktarında fazlalıkla kapan­
mıştır. Bu izahattan anlaşılacağı üzere 1945 yılmdanberi bütçelerimizin te­
celli eden tatbikatı memnuniyet vericidir.

Şimdi kısaca tedavül hacmi, borçlarımız hakkında malûmat vermek isterim.

Tedavül hacmi :

Tedavüldeki kâğıt para miktarı 1948 yılının başında 898 milyon lira idi. Bu mikdarı sene sonunda 935 milyon Ura olarak görüyoruz.

Tedavül hacminin harbe takaddüm eden 1935 yılmdanberi takip ettiği se­yir hakkında bir fikir vermek için o seneden itibaren yıllık vasatileri arz ediyorum:

Milyon lira

1939image001.gif281

1940350

1941.490

1942619

1943.738

1944'913

1945'941

1946878

1947943.

1948901.

görülüyor ki tedavüldeki para 939 dan harbin fiilen sona erdiği tarih olan 1945 senesine kadar daimî surette yükselmiş ve 1946 dan sonra da muayyen hadler arasında temevvüçeden bîr istikrara kavuşmuştur. Hükümetiniz halen tahassül etmiş olan bu istikrarlı durumun idamesini baş­ta gelen vazifelerinden biri telâkki eder.

Tedavül hacmi bahsinde şu ciheti de belirtmek isterim. Katma bütçeli ida­relerle iktisadi devlet teşekküllerinden birkaçının tesisata ait finansmanı için halen uygulanmakta olan şeklin tedavüldeki para mikdarı üzerinde mü­essir olması mahzurunu müdrikiz. Bu mevzu üzerinde duracağız.

Borçlar :

Borçlarımızın nevilerini ve on yıllık sevrini gösteren rakamları bütçe ge­rekçesinde göreceksiniz. Bütçenin hazırlandığı tarihe göre gerekçede 1948 yılının Haziran sonu itibarivle gösterilen borçlarımızın yıl sonundaki mikdarlarını verdikten sonra bu mevzuda daha ziyade tahlil ve mukayeseye ya­rayacak maruzatla iktifa edeceğim.

1948 sonunda genel muvazeneye ait borçların yekûnu 1.632.000.000 liradır. Bundan 1.395.000.000 konsolide, 237 milyon lirası da dalgalıdır. Konsolide borçların 779 milyona dalgalı borçların da tamamı dahildir. Ayni tarihte katma bütçeli idarelere ait borçların yekûnu da 405 milyon lira olup 136 milyonu konsolide mütebakisi dalgalıdır. Bu idarelerin konsolide borçla­rından 5 milyon, dalgalı borçlarından ise 206 milyon dahildir.

Borçlarımızın yekûnu ve yıllık mürettebatı bakımından diğer memleket­
lerle' mukayesesi su neticeleri, vermektedir...

Genel muvazeneye ve katma bütçeli idarelere ait iç ve dış devlet borçları toplamının en soıı'bia'&tk'1944 yılında tahmin olunan millî gelirimize nisbe' .ti yüzde 26J2 dit.Elde mevcut rakamlara göre diğer memleketlerde bu nis, bet yüzde 43 ile 305 arasında tahalüf etmektedir.

1949 Bütçesinde borçlarımızın itfa ve faiz ödenekleri 108.898.759 liradır. Bu
nıikdar gelirimizin yüzde 8,1 ine, giderlerimizin yüzde ,7,9 una tekabül eder,
.Diğer devletlerde borçlar mürettebatının gelirlere nisbeti yüzde 3,4 ile yüz­
de 18,5 giderlere nisbeti de yüzde 3 ile yüzdel7 arasında değişmektedir.
Verdiğim bu izahat borçlarımızın gerek' resülmal bakiyeleri gerekse yıllık
taksit ve faiz yükü bakımından endişeyi mucip olacak mikdafda olmadı­
ğım gösterir..'.'"''

1949 yılında 120 milyon liralık uzun vadeli iç istikraz yapılmasına yetki've­rilmesi hakkında takdim olunan kanun tasarrısı yüksek tasvibinize iktiran ettiği takdirde çıkarılacak takvillerden 80 milyon liralığı1Devlet Emeklilik Sandığına fazla "parası mukabilinde satılacaktır. Geri kalan kısım gelir tah­minlerimizin üstünde bir tahsilat olmadığı takdirde piyasaya çıkarılacak­tır.

Muhterem Arkadaşlarım,

Memleketimizin iktisadi kalkınması için kendi gayretlerimizi tamamlayıcı ol­mak üzere/ Avrupa İktisadî işbirliği İmkânlarından ve milletlerarası kal­kınma ve imar bankası kaynaklarından haklı ümitlerimiz olduğunu bu ve­sile ile belirtmek isterim.

Muhterem Arkadaşlarım,

Bazı tadil teklifleri ile yeni hükümetinize intikal eden 1949 Bütçesinin tak­dimi vesilesiyle size bu bütçenin arzettiği hüviyeti rakamlarla ve muhtelif tahlil'Ve mukayeseler yapmak suretiyle belirtmeğe ve umumî olarak bütçe ve bazı malî meselelerimiz hakkında malûmat vermeğe çalıştım.

Harbe fiilen olmamakla beraber o harbin tesirinden uzak kalamamış, umu­mî olarak siyasi şartların ve kendine has olan coğrafi durumunun neticesi olarak, bugün de bu tesirden kurtulamamış olan memleketimizin karşılaş­tığı ve belki bir müddet daha karşılaşacağı malî ve iktisadi güçlükler var­dır.

Bu durumu, ne bu şartlara rağmen başarılan İşlerin methiyesi ve ne de ya­pılamamış olan işlerin mazereti olarak ileri sürmüyorum. Bunu ifade etmek­ten maksadım, sadece bilerek veya bilmiyerek bazan ihmal edilen bir va­kıayı teyid ve tesbitten ibarettir.

Benim anlayışıma göre bugünkü şartlar içinde karşılaştığımız malî güçlük­lerin ana sebebini, duyulan ihtiyaçlarla mevcut imkânlarımız arasında ahenkli bir münasebetin kurulamamış olmasında aramak lâzımdır.

Bununla,aynizamandamalîkaynaklarımızı kuvvetlendirecekbiriktisadi .kalkınmanıngerçekleştirilmesiyolundakianameselemizidaimagözönündetutmakkaydiyle,hersahadavatandaşlartarafındanbeklefiendevlet hizmetinin kaçınılmaz bir neticesi olan masraf artışları karşısında, millî ,ve ferdigelirlerleorganikmünasebetidüzenlenmişolan normaldevletgelir> Herinin verimsizliğini ifade etmek istemiyorum. Bugünün telâkkilerine göre' , kıyafetsiz addedilecek bir vergi sistemi ile devlet olarak giriştiğimiz ve'gi­cişmek mecburiyetinde olduğumuz şleri yürütmek çok güçtür.

Bu itibarla daha âdil ve verimli bir verigi sistemine geçebilmek için başlan­mış olan ıslahat hareketinin tacil edilmesi lüzum ve zaruretine kaniim.

Diğer taraftan ve derhal üzerine eğilmek icap eden meseleler olarak dev­let hizmetlerini zamanın şartlarına göre bir revizyona tâbi tutmak, hizmet­ler arasında1 ehemini mühimme tercih etmek ve nihayet amme hizmetini gör­mek mesuliyetini üzerine almış bulunan her vazifelerin en az masrafla en fazla hizmeti ifa etmesi şeklinde tarifini bulan tasarruf terbiye ve zihniyetini kökleştirmek hükümetinizin gelecek.bütçenin ihzarı ve şimdi tasvibinize arzedilen bütçenin tatbikatı sırasmda başta gelen kaygusunu teşkil edecektir. Bütçe tetkik ve müzakeresinde Büyük Meclisin irsatkâr tenkid ve ikazları, hükümetinizin çalışmalarında rehber olacaktır.

Büyük Millet Meclisi bugün ikinci oturumunu saat 21 de Feridun Fikri Düşünsel'in Başkanlığında yaparak 1949 yılı bütçesi tümü üzerindeki müza­kerelere devam etmiştir.

İlk söz alarak kürsüye gelen Kütahya Demokrat Milletvekili Hakkı Gedik, önceki oturumda yarım., kalmış olan konuşmasına devam ederek, emisyon mekanizmasına ve devlet borçlarına temas etmiştir. Bugün artık dahilî is­tikraz kaynaklarımızın daralmış olduğunu ileri sürmüş ve rasyonel bir ça­lışma sistemi kurulmadıkça bugünkü sıkıntının önlenmesinin mümkün olamıyacağı mütelâasmda bulunmuştur. Hatip bundan sonra. Bayındırlık, Ekonomi, Sağlık ve Millî Eğitim işlerini tenkid ederek, Hükümet Progra­mında bildirilen bir devlet plânı hazırlanacağı vadini memnunlukla karşı­ladıklarını belirtmiş, yalnız plânın hazırlanması ve tatbikinde evvelce dü­şülmüş hatalardan kaçınılmasını temenni ederek plânın istihsal ve istih­lâk kapasitelerini nazara alarak bu temellere istinat etmesini istemiştir.

C. H. P. İstanbul Millet Vekili Ali Rız,a Arı da, yeni hükümetin bütçede yaptığı tasarrufların memnunlukla karşılanmakla beraber gayenin denk bir bütçe hazırlanması olduğunu söylemiş ve hükümetin bütçe müzakere­lerinde ileri sürülen temennilere bütçe çıktıktan sonra ehemmiyet verme­diğinden şikâyet ederek efkârı umumiyenin bugün lüksden kaçınılmasını istediğini bildirmiştir. Hayat pahalılığının bilhassa işçiler üzerinde tesirini artırmakta olduğuna işaret eden hatip, hükümetin tasarruf ve istihsal fak­törleri üzerinde behemehal durmak zaruretinde olduğunu işaret eylemiş ve hükümetten vergi kaçakçılığınıönlemesini,gelirvergisinin biranevvel çıkarılmasını, lüks binaların inşaatının durdurulmasını, enerji santralleri isinin bir karara bağlanmasını isteyerek sözlerine son vermiştir. C. H. P. Denizli Milletvekili Hulusi Oral da, bütçe dolayısiyle muhalefet ta­rafından yapılan tenkidlere cevap vererek, artık bütçede vuzuhsuzluğun kal­dırılarak bir vuzuha doğru gidilmekte olduğunu ifade etmiş ve Adnan Men­deres taralından yapılan tenkidlerin ufak farklarla geçen sene yapılanların ayni olduğunu söyliyerek, bütçede samimiyetsizlik bulunduğu hakkındaki ittihamlarma da temasla, bütçenin sabit esaslara dayanamıyacağım, elasti­kiyetin şart olduğunu bildirmiştir. Bütçedeki bazı isabetsiz tahsislerin de samimiyetsizlik için bir delil olmayacağını kaydeden Hulusi Oral, hüküme­tin üç vergi tasarısını geri alarak bir mikdar daha tasarruf sağlanmasının samimiyetin bir delili olduğunu söylemiş ve tevzi sistemine de temasla bun­da da daha bazı tasarruflar sağlanmasının mümkün olduğunu bildirmiştir. Mütekiben vergi sistemimize de temas eden hatip, vergilerimizin âdil esas­lara dayandığının kimse tarafından iddia edilmediğini, nitekim bunun için de gelir vergisinin teklif edildiğini ileri sürmüş ve devletçilik için yapılan tenkidlere de cevap vererek, hükümetin bunda da elastikiyetle hareket et­tiğini, hususi teşebbüse her sahanın açık bırakıldığını söliyerek, hükümet­çe umumi bir devlet plânı hazırlanmasından duyduğu memnuniyeti ifade etmiştir.

C. H. P. Urfa Milletvekili Esad Tekelİoğlu da, devlet plânı mevzuuna te­masla, böyle bîr teşebbüsün memnuniyetle karşılanmasının mümkün ol­madığını ' ifade ederek plânın ihtiyaçları ehemmiyetine göı*e tasnif edeceği­ni söylemiş ve mevcut imkânlarımızı istihsalin artırılmasına tahsisten do­ğacak faydalara işaret ettikten sonra plânın ilk Önce ziraî kalkınmayı ve yolların İslahını derpiş etmesi gerektiğini bildirmiştir. Rasyonel çalışma, me­mur meselesi ve bütçe durumumuza da temas eden Esad Tekelİoğlu, uzun vadeli iç istikraz imkânlarının azalmakla beraber, azami tasarrufla bunun karşılanmasının mümkün olduğunu söylemiş ve tediye muvazenesinin mu­hafazası ve döviz durumunun düzelmesi için de, ithalâtın, zaruri istihsal va­sıtalarına tahsis edilmesini istemiştir.

Müstakil Demokrat Milletvekillerinin komisyonda yapılmasını teklif ettik­leri 24 milyon liralık tasarrufa da temas eden hatip, bu tasarruf tekliflerinin bir çok konuların tadilini mutazammm olduğunu bildirmiş ve komisyonun kendisine böyle bir yetki görmediği için teklifleri reddetmek zaruretinde kaldığını açıklamıştır.

C. H. P. İstanbul Milletvekili Sadi Bekter de, 1949 bütçesinin geçirdiği saf­haların doğrudan doğruya bütçe yapısına temel teşkil eden ana görüşle alâ­kalı bir mevzu olduğunu bildirmekle sözlerini bağlamış ve bugünkü bütçe anlayışı ile dünkü bütçe anlayışının mukayese edildiği zaman o günkü an­layışını bugünkü bütçe anlayışına temel teşkil etmesine imkân olmadığının görüleceğini belirtmiş ve bütçenin tarifini yaparak, bugünkü bütçelerin ya­pısına tesir edecek yegâne görüşün ekonomik görüş olduğunu ifade etmiş­tir.

Gerek Meclis gerekse Hükümet olarak bugünkü1 vazifelerinin devlet idare­sine hakim kılınması lâzım gelen zihniyeti çizmenin de tasarrufu temin et­mek olduğunu belirten Sadi'Bekter, hakiki tasarruf zihniyetinin kökleşme­si memleket hayrı bakımından müsbet "neticeler doğuracağını söyhyerek Bütçe Komisyonunda lâyıkı veçhile hassas davranılm'adığı yolundaki ifade­lere de temasla, bu tenkidi yapanlardan biraz insaf ve daha iyi bir anlayışbeklediğiuı sözlerine ilâve etmiştir.

C. H, P, Erzurum Milletvekili Vehbi Kocsgüney de, geçen sene Hasan Saka'nın. bütçenin kabulünden sonra bütçede bazı aksaklıklar bulunduğunu kabul ettiğini ve kısmet olursa bu sene için bu eksikliklerin bertaraf edile­ceği yolundaki beyanına temas ederek bunların hiçbirinin, yerine getirilme­diğini söylemiştir. Daha sonra memur kadrolarının kabarıklığına temas eden Vahbi Kocagüney bu yüzden bütçenin verimlilik karekterini muhafa za edemediğini söylemiş ve bu Halin önlenmesi için hükümetin ciddi tedbir­ler alması lüzumuna işaret etmişti]*.

C. H. P. Ordu Milletvekili Hamdi Şarlan da, bütçenin iki ay geç gelmesi se­beplerinden birinin de tasarruf iddiası olduğunu söylemiş ve iktisadi çökün­tü hakkında muhalefet tarafından ileri sürülen mütalâalara cevap vererek, iktisadi refahın günden güne düzenli bir yolda girdiğinden şüphe etmediğini belirtmiştir.

C. H. P. Siirt Milletvekili Ali Riza Esen de karşı partiler tarafından sürülen hajat pahalılığı ve para değerinin düşüklüğü hakkındaki tenkidlere cevap vermiş ve hükümetin bu zamanda 236 ton altın biriktirmesini takdirle kar­şıladığını bildirmiştir.

C. H. P. Kars Milletvekilli Akif iyidoğan, bu seneki bütçenin evvelki bütçe­lere nazaran daha ileri bir zihniyet taşıdığmaişaretle, bunun sebeplerini mu­halefetten gelen tenkidlerin diğerlerine nazaran daha mülayim oluşunda bul­duğunu beyan etmiştir.

Doğu illerinin kalkınmasına ait ileri sürülen haksız mütalâalara da cevap veren Akif İyidoğan, son yıllarda her bakımdan Doğu illerinin kalkınması için maddi imkânlar dahilinde azamî gayret sarfedüdiğini söylemiş ve hü­kümetten köy dâvasını esaslı bir surette ele almasını isteyerek köylünün re­fahının artmasiyle memleketin millî ekonomisinin düzenlenmesi arasında nisbet bulunduğunu belirtmiştir.

C. H. P. Gaziantep Milletvekili Cemil Alevli de yalnız bir noktayı tavzih için söz aldığını söylemiş ve Millet Partisi adına konuşan Suphi Batur'un ik­tisadi işlerin iyi gitmediği hakkmdak tenkid ve misallerinetemas ederek verdiği misalde Suphi Batur'un tezade düştüğünü bildirmiştir. Meclis yarın sabah toplamak ve bütçenin tümü üzerindeki görüşmelerine devam etmek üzere saat 24 de oturumuna son vermiştir.

B. M. Meclisinde bütçenin tümü üzerinde görüşmeler:

— Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 10 da Raif Karadeniz'in başkanlığında top lanarak 1949 bütçesi heyeti umumiyesi üzerindeki görüşmelerine devanı et­miştir.

Müzakerelere geçilirken, Bursa Millet Vekili .Sadık Tahsin Arsal'ın vefat ettiğini bildiren başkanlık teskeresi okunmuş ve rahmetlinin hatırasına hürmeten ayakta iki dakika tazim duruşunda bulunulmuştur. Bugünkü toplantıda ilk olarak kürsüye Afyon Milletvekili General Sadık Aldoğan gelmiş ve söze başlarken, 1949 bütçesi üzerinde kendisinden önce söz almış bulunan milletvekillerinin ileri sürmüş oldukları tenkitlere işa­ret ederek şöyle demiştir:

Şimdi aklıma şu geliyor: Acaba bütün bu yapmış olduğumuz tenkitlere ma­hal vermiyecek ve tenkit edilemiyecek bir bütçe karşısında kalsaydık bu bütçeyi kabul edecek miydik?

General Aldoğan'm bu sorusunu, Hatay Milletvekili General Eyüp Durukan, bu sual bize mi, muhalefete mi diye karşıladı. Buna karşı da Afyon Milletve­kili,«burada konuştuklarımız hepimize aittir. Şahsıma ait değildir, bu ten­kitleri yapanların içinde iktidardaki arkadaşlar da, muhalefette bulunan arkadaşlar da vardır» cevabını verdi. Ve sözlerine şöyle devam etti. Eğer bu tenkitlere hiç mahal vermiyecek bir bütçe karşısında kalsaydık ne yapacaktık? Kabul edecektik değil mi? Tabii, amma ben diyorum ki bu bütçede tenkit edilecek hiçbir şey olmasaydı dahi ben bu bütçeyi kabul et­mezdim.(Gülüşmeler)

General Sadık Aldoğan bundan sonra bütçenin ifade ettiği mananın, iş ba­şındaki hükümetin idare anlayışının bir ifadesi olduğunu işaret ederek, bu itibarla ilk plânda bütçenin tertibine hakim olan fikir üzerinde duracağını söylemiş ve üzerinde görüşülen bütçe muhalefetinin' başlıcasmm iş başında­ki hükümetin idare anlayışının koyu bir merkeziyetçilik üzerine kurulmuş olmasından ileri geldiğini kaydeylemiştir.

Afyon Milletvekili, vilâyetlerin kendilerini serbestçe idarede büyük yetki­lere sahip bulunmalarına taraftar bulunduğunu halk idaresinin de bu de­mek olduğunu ve valilerle kaymakamların idare ve selâhiyetlerinin geniş­letilmesinin ademi merkeziyet demek olmadığı fikrini ileri sürmüş ve bu ko­nu üzerinde görüşlerini açıklamıştır.

Sadık Aldoğan idare teşkilâtımızla diğer bazı memleketler idare teşkilâtla­rı arasındaki farklar üzerinde de durmuş ve devleti modern bir devlet ha­line getirmek için idare teşkilâtımızın modernize edilmesine kat.i bir ihti­yaç olduğu mütelâasmda bulunduktan sonra ticarî ve iktisadi politikamızın üzerinde de tenkidlerini bildirmiştir.

Sadık Aldoğan'dan sonra söz aln Niğde Milletvekili Hüseyin Ulusoy da me­mur meselesine temas ederek bütçemizin iki üç rakam üzerinde kümeleşmis bulunduğu yolunda ileri sürülmüş olan mütalâalara işaret ettikten sonra 1929 daki memur mevcudu ile 1949 daki memur mevcudu arasındaki farkın tabii olacağını, çünkü 1929 daki umumi nüfus mevcudu ile 1949 daki nüfu­sumuz arasında büyük bir fark bulunduğunu, bugünkü devlet bünyemizin de 1929 yılma nazaran büyük bir fark gösterdiğini ve tabii olarak memur kadrolarımızın bu İnkişaf seyrini takip eylemiş olduğunu söylemiştir.

Hatip, bu husustaki noktai nazarını açıklarken bütün bu işaret ettiği husus­ların tesiriyle memur kadrosunda görülen gelişmenin yekdiğeriyle muvazi olarak inkişaf edip etmediği meselesinin bir soru konusu olabileceğini, ancak bu muğlak meselenin ulu orta tenkitlerle halledilemiyeceğini, bunun esas­lı bir tetkike tabi tutulması lâzım geldiğini söylemiştir.

Hatip, memurlar meselesinin her mevzuu bahsedilisinde, ileri sürülen mü­cerret fikirlerin, tenkisat yapılması telkinlerinin memurlar arasında yarat­tığı hoşnutsuzluğa da işaret eylemiş ve bütçenin umumi heyeti üzerinde ba­zı muhalif partiler sözcüleri tarafından sürülen fikirlerin istihdaf etmekte bu­lunduğu maksatlara karşı görüşlerini bildirmiştir.

Daha sonraGümüşhane Milletvekili Kemal Varıca sözalmıştır. Meclis, müzakerelerine devanıeylemektedir.

enin devamı:

— Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bu sabah Raif Karadeniz'in başkanlığında yapmış olduğu toplantıda C. H. P. Niğde Milletvekili Hüseyin Ulusoy'dan sonra söz almış olan C. H. P.. Gümüşhane Milletvekili Ahmet Kemal Varıca bütçe­nin aynı zamanda bir hükümetin programı mahiyetinde olduğunu söyleyerek, iktisadi devlet teşekkülleri bütçelerinin ana bütçe içerisine alınmamış olma­sını tenkit etmiş ve iktisadi devlet teşekküllerinin bir çoğunun statülerinin noksan hükümleri ihtiva etmesine rağmen bunlar üzerinde müessir bir mec­lis murakabesinin yapılmadığını bildirmiştir.

Muhalefet tarafından vergi nisbetinin millî gelire nazaran fazla olduğu yo­lunda yapılan iddialara da temas eden Ahmet Kemal Varınca hiç bir mem­lekette millî gelir nisbetinin tam ve sarih olarak tâyin edilmemiş olduğunu ileri sürmüş ve malî sistemimizin üzerindeki görüşmelerini bildirirken de, Maliye Bakanından bir matrah enstitüsü kurulmasını isteyerek bütçenin masraf kısmının gelirimize göre ayarlanması lüzumu üzerinde durmuştur.

Müstakil demokratlardan Kütahya Milletvekili Ahmet Tahtakılıc da, büt­çe Komisyonunun bir hükümet organı imiş gibi çalıştığını söylemiş ve yapıl­masını mümkün gördüğü masraflar hakkındaki görüşlerini açıkladıktan, sonra sağlık işlerinde, memleketin, kaderine terkedildiği mütalâasında bulun­muştur.

Tarım sahasında pulluk dâvasının bile hallonulmadığıni ileri süren Ahmet Tahtakılıc, müstakil demokratların Bütçe Komisyonunun yaptıkları teklif dolayısiyle Hüseyin Ülusoy tarafından ileri sürülen mütalâalara cevap ver­miş ve bütçe Komisyonunun çalışmaları üzerinde tenkitlerde bulunarak Ko­misyona yapmış olduğu tekliflerin ihtiva ettiği esasları bildirmiştir.

Bu tekliflerinin hiç bîr politik mahiyeti olmadığına işaret eden hatip, teklif­lerin bazı kanun tasarılarının hazırlanmasını müstelzimse, bunları da bu ak

şama kadar meclise vermeye hazır olduklarını bildirmiş ve yeni hükümet ta­rafından yapılan 8 milyon liralık tasarrufun hiç bir esasa istinad etmeye­rek cefelkalem yapılmış olduğunu söylemiştir.

Daha sonra bu hususta da bazı misaller veren Tahtakılıç, hususi kanunlara mütevakkıf bulunmayan indirme tekliflerinin de bütçenin birinci madde­sine bir liste ilâve edilmek suretiyle yapılabileceği mütalâasında bulunarak sözlerini bitirmiştir.

C. H. P. Zonguldak Milletvekili Orhan Seyfi Orhon, Tahtakihç'm yaptığı heyecanlı konuşmayla meclis havasını elektriklendirmiş olduğunu işaret ederek, memleket içinde bir köy ve şehir mukayesesi yapmanın doğru ol­madığını bildirmiş ve bütçedeki samimiyetsizlik isnadianna karşr da. muha­lefetin bütçe dolayısiyle bu iddiada bulunmayı mutad hale getirdiğini söy­lemiştir.

Samimiyetsizlik isnadının bir hükümet için çok nahoş bir şey olduğunu kaydeden Orhan Seyfi Orhon, muhalefetin artık bu gibi iddialardan vaz­geçmesini isteyerek sözlerini bitirmiştir.

C. H. P. Kütahya Milletvekili Ahmet Bozbay da, bütçede tam bir tasarruf yapılmanın zaruri olduğuna ait mütelâalarmı kaydederek il, ilçe ve özel idarelere yapılan yardımlara temas etmiş ve tevziatta âdil bir nisbetin tat­bik edilmesinin efkârı umumiyede teessür uyandırdığını söylemiş ve halkla hükümetin münasebetlerinde işlerin kırtasiyecilikten kurtarılmasını isteye­rek bu hususta bazı misaller vermiştir.

Bu yıl kışın uzun sürmesi dolayısiyle çiftçinin tohumluk ihtiyaçlarına da temas eden hatip bilhassa Ticaret ve Tarım Bakanlıklarından bu işi biran evvel ele almalarını istemiştir.

C. H. P. İstanbul Milletvekili Sadi Bekter de, Ahmet Tahtakılıç'a cevap ve­rerek, Tahtakıhç'm yaptığı konuşma ile millet hak ve menfaatlerinin müda­faasının sadece kendilerine inhisar ettirilmiş gibi gösterdiğine işaretle, Tah­takıhç'm bahsettiği rakkamlarnı bütçeden çıkarılmış olduğunu bildirmiş ve demiştir ki:

c. Şayet teklif kendilerinden gelerek Komisyon tarafından kabul edilmişse bu Komisyonun iyi niyetini gösterir, yok Komisyon bu paraların tasarruf edilmesine kendiliğinden karar vermişse bu da ancak vazifesini lâyikiyle yaptığını isbat eder.))

Sözlerine devam ederek, Komisyon çalışmaları hakkında yapılan tenkitlere de cevap veren Sadi Bekter, Komisyonun daima vazifesini yapmış olduğunu söylemiş ve tekliflerin niçin reddedilmiş olduğu keyfiyeti üzerimde de dura­rak, müstakil demokratların yaptıkları ve kanun mevzuu olan tekliflerin ise heyeti umumiyedeki müzakerelerde de yapılabileceğini işaretle Komis­yonun bu bakımdan bir çok mahzurları bulunan yeni muvakkat bütçe yap­mak zorunda kalmamak teklifleri kabul etmediğini ve bütçe tasarısını biraı* evvel meclise sevkettiğini bildirmiştir. Sadi Bekter sözlerine Bütçe Komisyonun bütün üyelerinin millet menfaat­lerini, en az müstakil demokratlar kadar müdafaa ettiğini belirterek sözle­rine son vermiştir.

Millet Partisi Denizli Millet Vekili Reşat Aydınlı da, devlet borçlarının her kes tarafından kabul edildiğini, istihsalimizde bir artış kaydedilmediğini ve iç istikraz makinesinin de işlemez bir hale gelmek üzre olduğunu söyleye­rek yeni iç istikrazların emisyona, bunun da paranın kıymetinin düşme­sine müncer olduğunu söylemiş ve bu durum karşısında denk bir bütçe yap­maktan başka bir çare kalmadığı mütalâasında bulunarak, müstakil demok­ratlar tarafından yapılan teklifler Üzerinde durulmasını istemiştir.

Döviz durumuna ve hariçte saklı bulunan Türk paralarına da temas eden Reşat Aydınlı, her gün'bu hususta yapılan neşriyata da işaret etmiş ve Ma­liye Bakanından hariçte saklı mevduat bulunup bulunmadığının ve mikta­rının açıklanmasınıisteyerek sözlerini bitirmiştir.

Müteakiben başkan bütçenin heyeti umumiyesi üzerinde başka söz alan hatip kalmadığını bildirerek saat 15 de yapılacak ikinci oturumda Maliye Bakanına söz vermek üzere saat 13 te oturama son vermiştir.

— Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 35 de Feridun Fikri Düşünselin başkanlı­ğında ikici oturumunu yapmıştır.

Müzakerelere, 1949 bütçesi heyeti umumiyesi üzerinde muhtelif parti ve gruplar adına vaki tahlil ve tenkitlerle milletvekilleri tarafından ileri sürül­müş olan mütalâalara karşılık olarak Maliye Bakanı İsmail Rüştü Aksal ta­rafından yapılan açıklama ile bşlanmıştır.

Maliye Bakanı demiştir ki:

Muhterem arkadaşlarım,

1949 yılı bütçesi üzerinde yapılan umumi konuşmalarda bir çok arkadaşla­rını, bütçe münasebetiyle memleket meselelerine temas ettiler'. Gerek büt­çe ve gerek memleket meseleleri münasebet ile gayet kıymetli ve değerli mütalâalarda bulundular. Şahsen ben ve arkadaşlarım., gelecek sene bütçe­sinin yapılması bize müyesser olursa, arkadaşlarımın bu ikazlarını bir di­rektif mahiyetinde telâkki ederek bunlardan azamî ölçüde faydalanmağa ça­lışacağını. Bu itibarla B. M. Meclisi arkadaşlarıma teşekkür ederim.

Bütçenin umumi müzakeresi dolayısiyle mevzuu bahsedilen meselelerin bir kısmı Maliye Bakanlığına taalluk etmektedir. O itibarla Maliye Bakanlığı Bütçesinde bunlara ayrıca cevap arzedeceğim.Simdi burada mevzuu bah setmiyeceğini' yalnız umumi müzakere dolayısiyîe mnumi bütçe dolayısiyle
mütenavvi memleket meseleleri ortaya atıldı ki bunları teker teker ce­
vaplandırmak sizin uzun zamanınızı alacaktır. Yalnız ben arkadaşlar tara­
fından İsrar edilen bazı ana meseleler hakkında beyanatta bulunacağım. Bir
defa .bilhassa muhalefetteki arkadaşlarımız tarafından umumi bütçe vesile­
siyle ileri sürülen fikirlerin çoğu 25 sene evvelki ve ondan bir fazla zamanın
muhasebesi mahiyetindedir. Bu, muhasebenin yalnız zimmetinden bahset­
tiler, bu bir muhasebe olduğuna göre bunun matlubu da olmak gerektir.
Amma ben onlardan bahsetmiyeceğim. O itibarla politika safhasına temas
etmiyeceğim. Benim temas etmek istediğim 1949 bütçesi münasebetiyle or­
taya sürülen bazı fikirlere aittir. Arkadaşlarımızdan birçoğu Şemsettin Günaltay Hükümetinin yaptığı tek­lif hakkında mütalâa beyan ettiler ve dedilek ki: Tasarruf tasarruf deniyor amma burada tasarruf denen birşey yok. Bu, 89 milyon lirayı geçmiyen bir
mevzudur.

Bütçe tasarrufu hakkında bira'z anlaşmak lâzımdır. Memleketimizin birçok : ihtiyaçları halledilmemiştir ve memleketimizin birçok dâvalarının garp mem­leketleriyle mukayese edilemiyecek derecede geri olduğunu biliyoruz. Yo­lumuz yok, limanımız yok su işlerimiz tamamiyle halledilmemiştir. Eğer memleketimizin bütün ihtiyaçlarını ortaya korsak bunu karşılamak .için belki yüzlerce milyar liraya ihtiyaç vardır. Bu bakımdan tasarruf imkânla ,. rımız bu geniş çerçeve İçine şıkıştirablldi ki erimizden ibarettir;1. Tasarrufu biraz sonra ifade edeceğim, bizim de bu mevzuda .'düşündüklerimiz vardır. Fakat Hükümetimizin hedefi ve gayesi gerek hükümet programında, gerek benim bütçe hakkında ifade ettiğim üzere, şu idi: Bir mucize yaratmak id­diasında değildi, sadece bizden evvelki hükümet tarafından takdim edilmiş ve Yüksek Meclise henüz kanunîaşmamış olan bütçenin, üç vergi kanununun geri alınmasından mütevellit boşluğunu doldurmağa matuf tertip ve kısın­tılardan ibaretti. Bunu daima ifade ettik. O itibarla bize iddia etmediğimiz bir mevzu hakkında, onu iddia edilmiş gibi göstererek burada tenkit edil­memizi doğru ve haklı bulmuyorum.

ikinci bir nokta olarak şu ortaya sürüldü: Madem ki yeni hükümetin bütçe üzerinde bir takım görüşleri vardır, o takdirde mart ve nisan aylarında da hükümet bütçesi geri çekmeli idi. Zannederim bu fikir Hakkı Gedik arka­daşım tarafından ileriye sürüldü, hükümet bu bütçeyi geri çekmeli ve ye­niden modern manâsiyle bir "bütçe hazırlıyarak, yahut anlayışlarına göre bir bütçe hazırlıyarak getirmeli idi.

Arkadaşlar Meclise takdim edilmiş olan bütçenin, anayasamız ve diğer hu­kukî esaslarımız bakımından geri çevrilip çevrilmemesi meselesi bir tarafa, bütçenin bugünkü anlayışa göre rakamlarını yeniden oynatarak muayyen bir fasıla dahilinde halledilecek bir dâva değildir. Bütçe memleketin muhtelif ihtiyaçları, hizmetleri karşılığı olduğuna göre, arkadaşların üzerinde durdukları gibi bugünkü ihtiyaca göre bir ravizyona da ihtiyaç vardır. Bu ravizyon için hükümetin samimî düşüncesi bu düşün­ce meclisten çıktığı gün yeni bütçe üzerinde çalışmaya başlamak olacaktır. Hükümetin bugün karşılaştığı malî güçlüklerin de bir saiki vardır. Bu sa­ik, gene «bir mazeret olar«k ileri sürmüyorum, istisnaî şartlar altında bir ta­raftan gelirimizde müşkülâtımız diğer taraftan masrafların bu zamanın ihtiyaçlarına göre bir ravizyona tâbi tutmak zarureti vardır. Zannediyorum ki bütçeyi terakit eden arkadaşlarımız, uzun bir devreyi ihata eden bu nok­tada bizimle birleşmektedir, aramızda bir ayrılık görmüyorum. Bu itibar­la biz muvakkat bütçe usulüne gidemezdik. Zaman faktörü mühim bir rol oynamaktadır. Bu; zaman faktörü içinde bizim yaptığımız iş, ancak bu gibi tertip ve tashihlerle bir muvazene temin etmek oldu. Bu muvazene nihayet bir dereceye kadar temin edebildi. Çünkü bütçe tam manasiyle mütevazin bir bütçe değildi. 120 milyon liralık bir açık mevcuttu. Fakat bu açığı ka­patmak tarzı,. biraz sonra temas edeceğim gibi, piyasanın takatini Ölçerek bizden evvelki hükümet tarafından 120 milyon olarak tesbit edilmişti, bizim de ölçümüz bundan ileri gitmedi. Sayın Adnan Menderes'in burada söyle­diği sözler benim, bütçe raporunda verdiğim izahattır. Yalnız ben o neticeye varmadım ve neticeye varmaksızın bu mevzuları ortaya ben attım. Şu halde biz muvakkat bütçelerle idare edemeyiz. Bize intikal eden 1949 yılı bütçesi . üzerinde bu tarzda bir. takım oparasy onlar la; biran evvel bütçeyi çıkarmak ve amme hayatının işleyişini temin etmek ve bu işleyişin sekteye uğramasına mâni olmak zaruretinde idik. Öyle zannederim ki, Yüksek Meclis bu mevzu­da bizim karşılaştığımız zaman faktörünü hesaba., katarak bizim bu şekildeki hareketimizi kabul buyuracaktır. Muvakkat büıçe usulü hükümetler bakı­mından daha çok kolay bir mekanizmadır. Çünkü muvakkat bütçede götü­rü, toptan bir takım paralar verilmektedir. Fakat muvakkat bütçe usulü, biz­zat Büyük Millet Meclisinin üzerinde çok hassas davrandığını ödenekleri mu­rakabe etmek imkânından onları mahrum eden bir müessesedir.

Sonra, her bütçe kendi çerçevesi dahilînde bir plâna istinat ettiğinden, bir takım ölçüler dahilinde bir takım plân ihtiva ettiğinden, muvakkat bütçe­lerde bu plân da görülmemekte ve binnetice hükümetin umumi plânı da orta­dan kaybolmaktadır.,

Sonra yine bir noktaya temas edeceğim, dendi ki, hükümetin programında miitevazim bütçe, istikrarlı, düzenli bir bütçe ve sağlam bir malî siyasetin esası bütçe muvazenesine istinat eder. Şahsi kanaatim budur. Fakat bun­dan şu netice çıkarılmalıdır. Yalnız bir kuru maliyeci olarak memleketin inkişafına bakmaksızın, malî verimin ayni zamanda iktisadi inkişafla sağ­lanacağını nazara* almaksızın bu neticeye varmış değiliz. Programımızda bütçe muvazenesini derhal realite edeceğiz diye bir iddia yoktur. Biz çalışma­larımızla bu neticeye varaceğız diyoruz. Binaenaleyh ben, getirdiğimiz büt­çe ile mali programımız arasında bir mübayeneti görmüyorum, şahsen..

Bir çok arkadaşlarım vergi sistemimizin kıyafetsizliğine, adaletsizliğine te~ mes ettiler, 'Arkadaşlar, benim bütçe nutkunu acele okumakliğım maksadın anlaşılmasını belki güçleştirmiştir. Eğer tetkik buyurursanız bu vergi bah­sine çok ehemmiyet ve yer verdim., benim şahsi kanaatime "göre bütçenin tevazünü bakımından asıl hastalık, malî zaviyeden değil, asıl hastalık gelir zaviyesinden teessüs etmektedir.

Vergilerimizin töpyekûn millî gelirlere nisbetleri ağırmıdır, değilimdir. Fil­vaki bazı arkadaşlarımın bu hususta ileriye sürdüğü nisbetlerle hem fikir değilim. Bizim yaptığımız hesaplar, gerek devlet vergileri, g«rek özel ida­reler, gerek belediye ve köy bütçeleri bakımından malî gelir, 1944 te en son resmî olarak neredilen istatistiğe göre 17,7 dir. Çünkü arkadaşların bu hesapta bir yanlışlık yaptıklarını zannediyorum. Kendileri, amme mükel­lefiyeti diyince yalınız vergileri nazara almışlar, emlâk istikraz vesaireyi nazarı dikkate almamışlardır. Arzettiğim gibi mali gelir yüzde 17,7 dir. Am­ma, bu nisbet. ağır mıdır? Arkadaşlar bu kabili münakaşadır. Çünkü bundan daha ağır memleketler olduğu gibi daha hafif olan memleketler de var­dır.

Misal olarak şunları arzedeyim: İsviçre'de yüzde 17, isveç'le 174, İtalya'da 25, Belçika'da 31,1, Hollanda 31, İngiltere 45.2 dir. Netice itibarimde bundan çıkarmak istediğim ölçü, nihayet başka bir şeye nazaran ölçü deyişim, bun­dan bahsetmek lâzım geldiği için ifade ettim. Hattızatında memleketimizin bünyesine nazaran belki ağır veya hafiftir. Yalnız burada bu noktaya temas etmek bizim hakikaten memleketimizde yapılması istenen, yapılması lâzım gelen şeyler var. Hattâ değil bugünkü şartlara intibak, bazı iptidai ihtiyaç­lara su. yol, liman gibi. hülâsa sihhat mevzuları gibi yapılmasını istediğimiz mevular vardır. Bu mevzuda ya bu nesil biraz daha fedakârlığa razı olacak­tır, bu takdirde vergiler, millî gelir nisbeti yükselecektir. Bu mesele bu nis­bet ağır gelecek olursa o takdirde gelecek nesillere dağıtmak lâzım gelir. İh­tiyaçlar da,büyüktür. İmkân varsa istikraz da yapılamaz. Bu böyle bir mu­adeledir ki içinden çıkılması hakikatn müşküldür. Şuna da inanmış ve ev­velki yıllarda pratiğinde çalışımış bir arkadaşınız sıfatiyle bu mecliste bu­lunduğum andan.. itibaren bulunduğum günden itibaren, gecen sene de be­yanatımda bütçe üzerindeki konuşmamda ayni noktaya işaret etmişimdir, bugün de harfiyen bu noktada fikri değiştirmiş değilim, sabitim. Bu mem­lekette vergi şahsen, top yekûn ağır değildir. Yalnız adaletsizlik vardır, ağır­lık hissi de adaletsizlikten gelmektedir.

Evvelâ vasıtalı' Vergilerle, vasıtasız vergiler arasında adaletsizlik vardır. Asıl gaye. doğrudan doğruya vatandaşm kazancını ve iradını yakalamağa matuf olan tedbirlerin alınmasıdır.Doğrudan doğruya vergilerimizin vatan­daşlar arasında muhtelif kazanç erbabına adaletsiz şekilde teklif edilmiş ol­ması adaletsizliği aratmakta, sivriltmektedir. Onun için doğrudan doğruya vergilerde zam yapmak istediğimiz zaman, bu vergiyi hiç vermiyenler oldu­ğu gibi, diğer taraftan siası haricine veren vatandaşlar da vardır. Binaenaleyh, bu mevzuda yüksek heyetinizi daha fazla işgaletmiyeceğim, çünkü" nutkumda bunlar hakkinda izahat verdim.

Vasıtasız vergiler sahasında yapmak istediğimiz gelir, esnaf, kurumlar vergibi memleketimizin bünyesine nazaran bir adalet şekli olmakla beraber, bu, bir yapıdır, zamanla tatbikatta elde edeceğimiz neticelerle bunlar bizim bünyemize intibak edecek bir hale gelecektir.

Diğer taraftan da vasıtalı vergiler sahasında çalışmalarımız vardır. Yakında Yüksek Meclise takdim1 edilecektir.

Vergi mevzuunda beni tenkit edenlerle, gerek muhalefet safında, gerek mu­vafakat safında beni tenkit edenlele hemfikirim. Ve bunu dün de ifade etmiş vaziyetteyim.

Sonra bir noktaya da temas edeyim: Bütçede samimiyetsizlik meselesi, ha­kikaten bu mevzu burada çok konuşma mevzuu oldu. Bütçede samimiyet­sizlik nedir? hakiki ihtiyaçlar malûm iken bütçenin ilk andaki halini kaba­rık göstermemek ve feşri kuvveti karşısında daha kolay çıkmak için hükü­met veya hükümetler mümkün mertebe sonradan ödenek alınması kolay olanlara az ve fakat sonradan Ödenek alınması kolay olmıyanlara çok koyu­yor, depo vapıyor ve bu suretle bir samimiyetsizlik meydana çıkmış oluyor. Bunun hesabı olarak da deniliyor ki, sene içindeki ek ödenek ve münaka­leler hesaba katılacak olursa bu hesaba göre nisbet yüzde 15 den daha faz­laya çıkıyor. Ve deniliyor ki, eğer bütçede esasen, bütçeye tahsisat konur­ken muayyen kanunlara istinat ederek ve tahavvülleri imkânı olmayan öde­nekler de çıkarılırsa bu nisbet yüzde 40 a kadar çıkıyor. Bilhassa 1948 se­nesi bakımından benim kanaatim bu değildir. Hatırlarsınız geçen sene en çok Millî Savunma ödeneği verilmiştir. Merhum Halit Nazmi Beyin gerek Bütçe Komisyonunda ve gerekse huzurunuzda, Millî Savunma tahsisatının hakikaten ihtiyaca tekabül etmediği ve fakat bir takım imkânlar derpiş edil­diği ve bunu koymak nasıl bir samimiyetsizlik addedilirse, koymamak da aynen samimiyetsizlik addedileceğine dair, bir mütalâası vardı. Eğer Millî Savunmaya sene içinde verdiğimiz ek ve olagünüstü ve aktarma suretiyle naklettiğimiz ödenekler çıkarılacak olursa, bütçenin hareketinde o takdir­de yapabileceğimiz hesaba göre 1949 bütçesinde zannederim hareket yüzde S civarında olmak lâzım gelir! Bu fazla mıdır, eksik midir? yine ortaya biı takdir mevzuu çıkıyor. Gönül isterdi ki, bu sene içinde bütçede fazla bir tahavvül olmasın ve ilk verilen ödeneklerle idare edilsin. Bu şekilde bir büt Çe nihayet dünyanın hiç bir yerinde yoktur. Bu biraz da takdir hakkım, isa­beti veya isabetsizliği meselesidir. Meseli İngiltere'de bu 'tahavvülün olma­ması, Maliye Bakanının kabiliyetine bağlıdır, diyelim. Bunda Maliyenin tesiri' vardır. Ve Maliye Bakanı için bu mühim bir hâdisedir. Bunun mümkün mertebe az olması meselesidir. Binaenaleyh bu bakımdan samimilik veya. samimiyetsizlik şeklinde mütelâa, etmek yerinde olmaz kanaatmdayım.Geliyorum borçlar mevzuuna, bu mevzua muhtelif arkadaşlar temas ettiler. Borçlarımızıbazıarkadaşlarımızüçmilyarakadarçıkardılar.Borç larımızın miktarını dün de arzettim. Aşağı yukarı, çünkü evvelâ miktarlar hakkında kısaca malûmat veriyorum. 20 Ekim 1947 deki geçen seneki borç­lar, şu idi. Bu seneki borçların miktarı budur.

Aradaki fark milyon, eğer bazı arkadaşların söyledikleri bir milyarı da he­saba katarsak bir milyar 400 bin kadar tutuyor. Zannederim bunda bir yan­lışlık olacaktır.

Geçen sene 20 Ekim 1947 de umumi muvazenedeki borç 1.457.000 dir. Kat­ma bütçedeki borç 343 milyon olmak üzere 1.801.000 dir.

31/12/1948 de genel bütçede 1.632 milyon, katma bütçelerde 405 milyon. Yani 2.370.000. Bazı arkadaşlar 84 milyonluk Marshall Plânı meselesini de çıkardılar. Bir de katma bütçenin 17 milyonluk şeyleri var, demek ki haki­katen 135 milyon liralık bir tezayüt olmuştur.

Şimdi meseleye geliyorum. Geçen sene borçlar raporunu yazan arkadaşı­nız benim. Geçen sene 1.800.000 iken bu, zannederim, 1.600.000 küsur mil­yona çıktı. Bu sebeple de bu fark ortaya gelmiştir. 1947 yılmdanberi defte­re yazılı hazine borçları neşredilmektedir. Geçen seneki raporda Merkez Bankasının kefaleti altındaki hazine bonoları yekûnu da gösterilmiştir. Ar­kadaşlarım kabul ederler ki Maliyenin böyle bir rakamı saklamakta ne men­faati ne de ihtiyacı vardır. Maliyenin borcunu noksan göstermesi gibi bir vaziyet de mevzubahis değildir. Bunda devlet iktisadi teşekküllerinin, ha­zinenin kefaleti altında olan borçları dahil değildir. Bu sebeple 200 milyon küsur liralık bir mikdar az gösterilmiştir. Raporu tekrar tetkik buyurmala­rını rica ederim. Bunlar Merkez Bankası portföyünde görülecek mikdarlardır. O itibarla borçlarımız arasında geçen seneden bu seneye, dedikleri gibi 400 milyon liralık bir fark yoktur.

Ru borçlar mevzuunda ikinci bir noktaya geliyorum, zannederim kjuna Oğuz arkadaşım temas etti ve dedi ki, hazinede emanet paralar vardır. Onları da ' borca koymak lâzım. Vallahi benim bildiğime göre hazine hesapları' meyamnda pasif postalar olduğu gibi aktif postalar cia yardır. Hazine ile bütçeyi, yanyana koymamak lâzımdır'.Beîirsorarim, hazinenin pasifindeki postaları oraya korsak aktifindeki postaları, niçin koymayalım?Bu bir hazine Plânı meselesidir. Bunlar daima birbirini karşılar.O haîde borçlarımızın hazine­nin mevcuda ile karşılaması yolundaki mütalâaya ben iştirak etmiyorum.

Borçlarımız buna girer mi girmez mi mevzuu dediğim gibi takdire ait bir şeydîr. Gönül ister ki borçlarımız hafif olsun, daha az olsun fakat bir ta­kım zaruretler bizi bu şekilde borçlanmaya sevk etmiştir. Eğer samimi ola' rak mütalâamı öğrenmek isterseniz, borçlarımız hakikaten dendiği gibi ezi ; ci ggkilde müstakbel nesle nefes aldırmayacak şekilde ağırdeğildir. Biraz evvel Beynelmilel Bankanın mümessili İle konuştum, bizim borç vaziyeti­miz hakkında söylediklerini ifadede fayda vardır : Diğer memleketlere na­zaran borçlarımızın hafif olduğu mütalâasında bulunmuştur. Fakat bunu bir koz olarak ve bir hâdiseyi isbat yolunda söylemiyorum. Her halde müs­takbel nesillere nefes aldırmıyacak şekildeağırolmadığıkanaatindeyim.

Bu sene 40 milyon liralık tahvili piyasaya ihraç edeceğiz. Ve piyasanın mas kabiliyetini ölçeceğiz.

Geçen seneki mikdar, bazı arkadaşlarımızın dediği gibi, zannederim. Adnan Menderes arkadaşım söylediler, 65 milyon değil 100 milyondur, ihraç kıy­metine göre, hazinenin aldığı 95 milyon liradır.

Dedikleri gibi bunlar hükümet tarafından satın alınmıştır. Diğer bir kısım arkadaşlar da ayni mütalâalarda bulundular. Emrederseniz şimdi geçen se­ne yapılan istikrazın alış şeklini arzedeyim, şöyle, olmuştur :

Eşhasve kurum26milyonlira.

Bankalar12»»

Amortizmansandığı10»»

Merkez Bankası51»» almıştır.

Biliyorsunuz ki, benim ötedenberi şahsen bu mevzu üzerinde mütalâanı vardır, Merkez Bankasında banknot karşılığı fon olarak ödemeği doğru bul­muyordum, son yapılan muamele mucibince bunu da kaldırıyoruz. Bu hu­susta yakında bir kanun da huzurunuza sunulacaktır. 3640 milyori'lira daima orada bulunuyordu. Bu suretle bunu kaldırıyoruz. Bu seneki hesap­ta şahıs ve kurumların aldığı 40 milyon civarındadır. Binaenaleyh, çıkara­cağımız istikraz tekrar ediyorum hükümet tarafından alınması asla mevzuubahs değildir. Filhakika bir mesele vardır. 1945, 44 cünü borçlarımızın yüz­de 100 kapandığı zamanlar da olmuştur. Eşhasın ve kurumların yüzde 7080 e kadar gittikleri olmuştur. Fakat o zaman harb vardı, memlekette iştirak ve çalışma kabiliyeti yoktu ve onun için de devlet tahvillerine rağbet çoktu. Bugün ise bu vaziyet yoktur. Amma bunu ben şahsen devlet itibarının te­zelzüle uğradığı mardasına almıyorum. Netice itibariyle vatandaşlarımız blo­ke paralarını daha başka plânlarda kullanmak imkânlarını bulmuşlardır. Bu­na hamlediyorum.. 1949 senesi 40 milyonluk bir istikrazı piyasanın mas ka­biliyetine inanıyoruz. Sonra bütçenin tatbikatında çok hassas davranacağımı­zı arzetmiştim. Onun için sene içinde başvuracağımız tedbirlerle ve bu mevzudaki hareketlere göre evvelki varidatın bir. inkişaf göstermesi bakımın­dan bunun piyasaya çıkarılmasıihtiyacıda kalmayacaktır,inşallah.

Nihayet varidatımızın inkişafının durması meselesi de mevzubahs değildir. Hatırlar arkadaşlarını, geçen sene Bütçe Komisyonu Azaları, varidatı en son noktasına kadar zorladık bir şey alamadık. Halbuki bizim fiilen aldığımız neticede yüz iki milyon liralık bir fark vardır.

Abidin Potoğlu(Eskişehir)Şekere Yapılan zamdan.

Maliye Bakanı İsmail Rüştü Aksal (devamla)Şekere yapılan zamdan buna inikas eden 15 milyondur. Demek ki varidatımızın, vergi sisteminin elâsti­ki olmasına rağmen yine inkişaf kabiliyeti olduğunu kabul etmek lâzımdır.

İktisadi devlet teşekkülleri finansman mevzuuna dokudular. Arkadaşla­rım bugünkü makanizmava göre bazı mülhak bütçeler bilhassa P. T. T. ve

Devlet Denizyollarına Merkez Bankası hazine kefaleti ile bonolar verilmek­tedir. Bu makanizma hepinizin bildiği gibi verdiğimiz kanunî selâhiyetlerle yürümektedir.

Plasman mevzuu, bu mevzua bir hal.çaresi bulmak için çalışacağız. Çünkü, plasman mevzuunun para hacminde değişiklikler yaptığını biliyoruz. Bu itibarla bu mevzu üzerinde çalışacağız. Fakat takdir edersiniz ki bu, ağır bir işdir. Bunun imkânlarını bilhassa ben Maliye Bakanlığı mesuliyetini omuzlarında taşıdıkça, bulmağa çalışacağım. Bunu esasen Bütçe Komis­yonuna da arzetmiş bulunuyorum, esasen arkadaşlarım benim mütalâamın bu merkezde olduğunu da bilirler.

Arkadaşlar, Maliye Bakanlığına geldikten sonra dikkat buyurmuşunuzdur, bu başlangıçla ayni zamanda şuna da cevap vermek istiyorum. Malî vaziye­timizin bir çöküntü halinde olduğu mütelâasında değilim. Bu fikre iştirak etmiyorum. O'kadar iştirak etmiyorum ki Maliye Vekâletine geldiğim gün bundan sonra her ayın 15 inde varidat tahminleri, tahsilat, yapılan mas­raflarda, günün tediye ameliyelerinde yapılan masraflarını hazine muame­lelerinin neşrini karar altına aldık. Bunun ilki, yalnız tahsilata ait kısmını beş gün evvel neşretmiş bulunuyoruz. Bundan sonra gazetelerde bizim bütçe hareketlerimiz varidat ve masraf bakımından bizim hazine muame­lelerimizi Merkez Bankasının haftalık sitüasyonlarmda göreceksiniz, amma bizim rnalî hesaplarımızın böyle haftalık olarak teşriine imkân yoktur. Bütün vatandaşlarımız orada muayyen bir kısımda ilim adamları, alâkalı­lar göreceklerdir. Orada bütün seyri takip edeceğiz. .Mali vaziyette bozuk­luk olduğuna inanmış olan bir insan ortaya bütün bunları koymaz. Kaldı ki bunun detayı,hesaplar neşredilmiştir veedilecektir.

Şimdi bir noktaya geleyim : O nokta sayın Reşat Aydınlı tarafından mevzuubahs edildi. O nokta biraz naziktir, ona tahsisen cevap veriyorum, ver­mek istiyorum.

Amerika'daki Türk vatandaşlarına ait olan dolarlar hakkında, bu dolar­ların nıikdarı zannederim kendileri de ifade buyurdu 147 milyon, 150 mil­yondur. Bir gazete de ayni şekilde bunu yazmıştır.

Bunun bir uzun mazisi vardır. Benim edindiğim malûmata göre şudur: Marshall Plânı mevzubahs olduğu zaman bu bir sanatör tarafından ortaya atıldı. Dendi ki biz Avrupa'ya yardım ediyoruz, Amerika vatanda­şından bu paraları alarak eğer Avrupa'da yardım ettiğimiz devletler vatan­daşlarının burada depoları varsa bunlara neye yardım edelim? Bu şekilde soruldu. O zaman bu paralardan bir kısmı alâkalı memleket tara­fından malûm olan paralar Amerika tarafından harb esnesmda bloke edil­miştir.

Sonra ikincisi, memleketin kambiyo kontrolünden kaçarak giden paralar­dır. Buna o zaman Hazine Nazırı Sineyder mektupla cevap verdi ve yine burada mevzuubahs edildi, zannederim Şubat 1948 de.

Bu cevapta şöyle denilmekte idi: Senatörün ortaya attığı mütalâa, Mars­hall Plânından yardım yapılabilmesi için bu memleketlerin Amerikan ban kalarmda ne mikdar parası olduğunun evvelâ tesbiti idi, fakat hükümet olarak biz Amerikan bankalarında kimlerin namına ne kadar para olduğu­nu soramayız ve sorsak da zaten bize bu yolda bir cevap vermezler.

O zaman bu mesele, bu arada ortaya çıktığı zaman sayın General Vahbi Kocagüney tarafından da bir sual olarak sorulmuştur. Buna merhum Halit Nazmi beyin, verdiği cevap aynen şöyle idi: Türkiye'nin oradaki mevcut paraları 58 milyon civarındadır. Bunun 50 milyon lirası Akredifler ve Merkez Bankası mevcudu ve bankaların muhabirlerinin nezdindeki para­lar ve yedi sekiz milyonu da hususi eşhasa ait olması imkânı vardır. Bunun mikdarı bu kadardır. Fakat Maliye Bakanlığı bunun üzerinde durmuştur. Marshalî Plânı için Amerika'ya gönderdiğimiz heyette bulunan arkadaşı­mızdan bunu hariciyeden rica etmesini söyledik ve dedik ki, Amerikan bankalarında Türkiye eşhasına ait böyle bu kadar paranın mevcut olduğuna dair mecmualarınız yazmaktadır ve buna istinaden de Türk gazeteleri neşri­yatta bulunmaktadırlar.

Bu mevzuda bize yardim ediniz. Amerika Hariciye Nezareti de Sineyder'in. yazdığı mektuptan vaziyetin anlaşılmış olacağını bildirerek, bankacılar ga­yet iyi bilirler, biz hükümet olarak soramayız, sorsak dahi bankalar mü­dürlerin ismini bize veremezler demişti. Bu mevzu konuşulmuştur. Son aldığımız şeye nazaran 149 milyon lira nereden çıktı? 1949 başında Bey­nelmilel malî istatistiklerde bu mikdar Türkiye'ye ait olan kısım, 18 milyon dolar olarak gösterilmektedir teşrinlerden itibaren bizim bildiğimiz bunun beş milyon küsur bin lirası Merkez Bankasının akreditifidir. Tabiî diğer bankaların açtığı akredifler de vardır. Binnetice bu anda bu rakamlar kar­şısında Amerika'da eşhasa ait 140 milyon dolar olduğunu tevsik edecek or­tada bir vesika yoktur. Ancak ben Maliye Bakanı olarak sayın Reşat Ay­dınlı arkadaşımdan ve diğer bilenlerden rica ediyorum. Vesikalara istina­den bizim malûmatımız haricinde para kaçıran vatandaşlarımız varsa bil­dirsinler. Ben de elimden geldiği kadar tahkikat yapacağım bundan emin olsunlar.

Sizi daha fazla sıkmamak içn maruzatıma nihayet vereceğim. Bu maruza­tıma nihayet verirken de ben bir mevzuu ortaya koyacağım, Maliyede iş­lerimizin olduğunu müdrikiz, Amma İngilizlerin bedbin ile nikbini bir ta­rif şekilleri vardır. Derler ki, masanın üzerinde yarım bardak su vardır, bedbin der ki bardak yarıya kadar boştur, nikbine göre bardak yarıya ka­dar doludur. Ben şahsen bardak yarıya kadar doludur diyorum (bravo sesleri alkışlar Ahmet Tahtakılıç (Kütahya)Bir sualim vardır. Demin meclis huzurunda izah ettiğiniz tekliflerimiz hakkında hükümetin bir gö­rüşü var mıdır ve nedir?

Maliye Bakanı İsmail Rüştü Aksal (Kocaeli)Bunu Tahtakılıç arkadaşı­mız maddeleri gelince mevzuubahs edebilirler, görüşülür kabul veya red­dedilir. Nihayet ben arzedeyim ki, biz, kendi şartlarımız ve hükümet ola­rakyapabildiğimizteklifvekısıntılarıtakdimettik.Belki 'dileklerinden Üeridaki bütçelerde istifade etmek kabil olabilir. Anıma bu yıl için bu mevsudakidüşündüklerimizi,yaptığımızteklifihtivaetmektedir.

Ahmet Tahtakıhç (Kütahya)Bu ifadeniz cevabınızın menfi olduğu mer­kezindedir değil mi?(Soldan, menfi menfi sesleri)

Maliye Bakanı İsmail Rüştü Aksal (devamla)Bu ifadem tadil teklifimiz­le iktifa edilmesi şeklindedir.

Subhi Batur (Sinop) Şu halde bardak yarıya kadar boş. (Soldan yarı­ya kadar dolu).

B.M. Meclisinde bütçe müzakerelerinin devamı:

Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugün saat 15 te yaptığı ikinci oturumda Maliye Bakanı İsmail Rüştü Aksal'ın bütçe hakkında ileri sürülen tenkidlere karşı yaptığı açıklamayı müteakip Bütçe Komisyonu Sözcüsü Muammer Eriş de söz alarak bütçe kanun tasarısını ilgilendiren hususlar hakkında izahat vermiş ve Bütçe Komisyonunda Hükümet tarafından gelen teklif­lerin ekseriya olduğu gibi kabul edildiği hakkındaki iddialara cevap ve­rerek ne gibi zaruretler altında ne şekil aldığı malûm olan Bütçe Komis­yonu çalışmalarının küçültülmesinin ve malî murakabenin gayri mües­sir olduğu neticesinin çıkarılmasının yerinde bir iş olmadığını söylemiş­tir.

Daha sonra bütçede samimiyetsizlik bulunduğu hakkındaki ifadelere de temas eden sözcü, bu noktalar hakkında biraz evvel Maliye Bakanının ge­reken açıklamada bulunduğunu söyliyerek bütçenin gelir ve giderlerinde samimiyetsizlikolmadığınıbelirtmiştir.

Bundan sonra bütçe tasarısı üzerinde söz alan başka takip kalmadığı için tümü üzerindeki müzakere kâfi görülerek maddelerin müzakeresine ge­çilmiştir.

Birinci maddenin müzakeresi sırasında söz alan C. H. P. Manisa Millet­vekili Faik Kurtoğlu bütçeye bağlı (L) cedveiine temas ederek bu yılki bütçede de 22 memurun (L) cetveline alındığını ve bu muameleden 123 bin lira tasarruf temin edildiğini söylemiş ve devlet kadrolarında bir re­form yapılmasına şahsen kani bulunmakla beraber reformun bazı kadro­ları (L) cetveline alınması yoluyla yapılmasının doğru bir hareket olma­dığını esasen bir kadronun (L) cetveline alınarak memurun açıkta bıra­kılmasının anayasaya ve muvazenei umumiye kanunlariyle diğer mevzua­tımıza aykırı bulunduğunu belirterek bu hususta geniş izahat vermiştir.

C.H. P Kastomonu Milletvekili Tahsin Çoşkan'da(L)cetvelimevzuuna
temaslabazıkadroların(L)cetvelinealınmasınaKomisyondamuhalif

kaldığını "bildirerek muhalif kalış sebeplerini izah etmiş ve memurların hukukî durumunun anayasa hükümlerine göre memurun kanunca teminat altına alındığını (L) cetvellerinin teşkilât kanunlarından sonra doğacak ihtiyaçlar için bir ihtiyat olarak kabul edildiğini açıklamış ve bütçe yoluy­la devlet teşkilâtı reformuna gitmenin acı neticeler doğurduğu gibi kanun­larımıza da aykırı olduğunu bildirmiştir.

Bundan sonra Bütçe Komisyonu adına sözalan C. H. P. Kastomonu Millet­vekili Muzaffer Akalın yapılan tenkidlere cevap vererek (L) cetveline alın­mış olan bu kadroların kalmasında bir zaruret bulunup bulunmadığı ve Komisyonun kadroları (L) cetveline alıp almamaya selâhiyeti bulunup bulunmadığı konusuna temas ederek (L) cetvelinin ne gibi zaruretler tah­tında kabul edildiğini açıklamış ve bu cetvele alınmanın bir memurun açığa çıkarılması değil, o memuriyetin lağvı demek olduğunu bildirmiş­tir.

Faik Kurdoğlu ve Tahsin Çoşkan'm bakan bulundukları devrelerde de aynı şekilde bazı kadroları (L) cetveline alınmış bulunduğunu söyliyen Muzaffer Akalın, kadronun (L) cetveline alınmasının ne anayasaya ne de diğer mevzuata aykırı olmadığını belirtmiş ve her memlekette bütçe yo­luyla kadrolarınreformunagidildiğinibildirmiştir.

Millet Meclisi bütçenin maddeleri üzerindeki müzakerelerine saat 21 de yapacağı toplantıda devam edecektir.

B. M. Meclisinde bütçe müzakerelerinin devamı:

Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugün 15 de Feridun Fikri Düşünselin başkan­lığında yaptığı ikinci oturumu esnasında söz alarak kürsüye gelen Millet Partisi Denizli Milletvekili Reşat Aydınlı Maliye Bakanı İsmail Rüştü Aksal'ın samimi ve ciddi olduğuna Halk Partili milletvekilleri kadar kendi­lerinin de kani olduklarını söylemiş ve Maliye Bakanının güzel bir şekilde tarif ettiği samimiyetten kendilerinin de bir hisse almak arzusunda bulun­duklarını ifade ile ellerinde mevcut bir vesikayı okuyacaklarını bildirmiş­tir.

Okuyacağı vesikanın Washington Ticaret Ateşesi İsmail Kabtay tarafından Ticaret Bakanlığına gönderilmiş bir rapor olduğunu bildiren Reşat Aydın­lı elindeki rapordan bazı parçalar okumuş ve rapordan Amerikan banka­larında Türk sermayedarlarına ait kaçak 154 milyon dolar bulunduğunun anlaşıldığını söyliyerek bu paraların Hükümet tarafından bloke edilmesini ve memleketin iktisadikalkınmasındasarf olunmasınıistemiştir.

Bunun üzerine söz alarak kürsüye gelen Ticaret ve Ekonomi Bakanı Cemil sait Barlas su açıklamada bulunmuştur:

Efendim, hakikaten 34 gündür bir bulanık suda balık avcılığı karşısındayız (sağdan, estağfurullah sesleri) o tarzda ki, memleket efkârı umumiyesinde hakikaten miktarı tesbit edilemiyecek kadar çok ve memleketin geliriyle gayri kabili kıyas ve nisbette bir para kaçakçılığı mevcuttur ve bu Ame­rikan bankalarında yatmaktadır. Sövliyeceğim sözlere Amerikan Maliye nezareti ile temasta bulunmuş olan Hazine Umum Müdürü Sait Naci arka­daşımızı işhat ediyorum. Okuduklarının birinci fıkrasındaki 77 milyon ki ceman 150 milyon dolar meselesine gelince: O tarihte 77 milyon dolar altın Amerika "bankalarında Türkiye namına mevcuttur. 38 milyon dolar ayrıca nakit olarak mevcuttur. Bunların mecmuu 135 milyon diyor. Merhum Halit Nazmi Kesmirin de söylediği rakam bu idi. Ayrıca 15 milyon dolar ka­dar da eşhası hususiyeye ait para kaçakçılığı olduğunu hükümet tahmin etmektedir. Bu vaziyet muvacehesinde Amerika bankalarındaki paranın miktarı hakikaten 150 milyon dolar tutmaktadır. Tekrar kısaca anlatayım ki Marşhall Plânı dolayısiyle Amerikada'ki kendi sermayelerinden istifade mevzuubahs olurken Amerika, Fransız Hükümeti'nin bloke ettiği paraların listesini ilân etti. Bu suretle bankaların mevduatını saklamak mükellefiyeti ile bir kaçamak yolu bulmuş oldu. Fakat bizim Hükümet Amerika Hükü­metine bu 15 milyon dolar için müracaat ettiği zaman denildi ki sizin bu hususta bloke edilmiş paranız yoktur ki size bir listsini verelim. Malûmva bloke paralar düşmanla teşriki mesai edenlerin parası olduğu için deblokaj yapılırken kendi müttefikleri olan hükümete listesini veriyor Amerika'nın bize verdiği cevap, işaret ettiğim gibi böyle bloke edilen bir paranız olma­dığı cihetle deblokaj yapmak suretiyle bir listenin tanzim edilemiyeceği yo­lunda idi.

Şimdi okudukları raporun 3 üncü bendindeki 154 milyon dolar resmî midir. değilmidir, lütfederler, tarih ve numarasiyle tetkik ederim. Bu hususta ha­zine Umum Müdürü Sait Naci,beye bundan malûmatınız var mi diye sor­dum, Mr. Droti de böyle bir şeyden bana bahsetmiş değildir, bilhassa sara­haten kaçak paradan sordum dediler. Mamafih raporun tarih ve numarasını alacağım, Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı Bütçesinin görüşülmesi sırasında tetkikatım neticesini heyeti aliyeye arzederim.

Ahmet Oğuz (Eskişehir)Mektubun aslı arşivde yok mudur? Ekonomi ve Ticaret Bakanı Cemil Sait Barlas (devamla)Şüphesiz ki vardır. Tetkik edeceğim. 154 rakamı yanlış yazılmış olabilir. Bunu 15,4 ol­ması ihtimali de vardır ve bu takdirde rakam tutmaktadır. Bu rakkam 15,4 olduğu zaman bu dünyanın her yerinde Önüne geçilemeyen bir para kaçak­çılığı olabilir.

Ticaret ve Ekonomi Bakanı Cemil Sait Barlas açılmasını müteakkıp büt­çe tasarısının birinci maddesi üzerinde geçen müzakere arasında tekrar söz alarak kürsüye gelmiş ve demiştir ki:

Sayın arkadaşlar,

Millet partisinden Reşat Aydınlı vesika diye bir kâğıt ibraz etmişti. Ben de

istimal etmiştim. Fakat aralıkta vesikanın aslım getirdim. Kendisinin ifa­desi zapta geçmiştir, o da benim ifademi zabıttan okur, yanlışı varsa düzel­tir.

Ali Rıza Esen (Siîrd) kâfi. kâfi.

Ticaret ve Ekonomi Bakam Cemil Sait Barlas (devamla)Ali bey kâfi de­ğil. Hassasiyet göstermenin sebebi...

BaşkanHükümet her vakit lüzumlu gördüğü bir mevzuu yüksek heyeti­nize arzedebilir(ne alâkası vardır sesleri)

Ticaret ve Ekonomi Bakanı Cemil Sait Barlas (devamla)alâkam şudur: 3 senedir bu memlekette mütamadiyen iktidara geçen her hükümete harice para kaçmasına göz yumdu isnadı yapılmakta ve her hükümet te buna cevap vermekte idi: Biz ikinci Hasan Saka Hükümetinde aynı itnamla karşılaştığımız gibi, mensup olduğumuz Şemseddin Günaltay Hükümetin­de de aynı ithama maruz kalmaktayız. Namuslu insanlar kendisine çatmak isteyenler karşısında daima titiz hareket ederler ve karşısmdakilerden de aynı titizliği beklemek elbette hakkımızdır.

Reşat Aydınlı'nm verdiği vesikanın tarihi 30 Eylül 1947 dir. Bu konuşma esnasında Doherti ile yapılan konuşma esnasında o vakit Vaşingtondaki ma­lî müşavirimiz de hazır bulunmuştur. Kendilerinin okudukları cümleyi ay­nen okuyayım:

«State Departmen'ten Mr. Doherty 1 Temmuz tarihine nazaran memleketi­mizin altın mevcudunun 185, Amerikan bankalarındaki resmî dolar hesap­larımızın 37 ve yine Amerikan bankalarındaki hususi eşhas hesaplarının ise 154 milyon dolara baliğ olduğunu, bilhassa son rakam üzerinde Hükümeti­mizin düşüncesinin öğrenilmesinin istenildiğini bildirmiştir.» Sayın Denizli Milletvekili, bundan sonrası selâm ve kelâm dediler. Bun­dan sonrası selâm ve kelâm değildir. Bundan sonrasında bir cümle vardır.: «Amerikan hazine nezaretinden elde ettiğini bildirdiğil54 milyon dolarlık hesabın doğrulduğunun kabul edilemiyeceği federal rezerve bülteninin son Eylül müshasuıın 1183 sayfasındaki Amerikan bankalarındaki hususi ve resmî dolar mevcudumuz 65,4 milyon dolar olarak gösterildiği halde ken­dileri tarafından bildirilen 154 milyon doların hesap bakiyelerine göre, tetkikata muhtaç olduğu cevaben bildiriliyor.

Bu vesikaya istinaden o vakit orada bulunan ve heyetle konuşan Ticaret ve Maliye ateşeci tarafından bildiriliyor. Bunun üzerine o zamanki hükümet murakabe heyeti ile temasa geçiyor ondan sonra meclis kürsüsünde Halid Nazim cevap veriyor. Bir müddet geçtikten sonra gazetelerde yine aynı hava­dis çıknca Hasan Saka Hükümeti Murakabe Heyeti ile temasa geçiyor, şu ka­çak doları takip edelim diye yine cevabını Meclis huzurunda veriyor. Büt­çe dolayısiyle, bütçeden üç gün evvel gazetede başlayıp nihayet Denizli Milletvekilinin burada ifade buyurdukları tarzda tekrar kürsüye geliyor. Şimdi bendeniz Hükümet namına Marshall plânı dolayısiyle ilk teması yapan ve bu işlerde dürüst mesaisi geçen ve dosdoğru vazifesini yapan Devletin bir memurunu, Hazine Genel Müdürü Sait Naci Beyi yüksek riyasetin mü­saadesiyle huzurunuzda İzahat vermeğe davet ediyorum.

BaşkanHazine Genel Müdürü Sait Naacİ, Hükümet namına bu meseleyi aydınlatıcı izahat verecektir. Buyurun.

Bunun üzerine Hazine Genel Müdürü kürsüye gelerek şu açıklamada bu­lunmuştur:

Efendim yüksek huzurunuzda vaziyeti lâyıkıyla izah edebilmek için, Ame­rika'da yabancı mevduat hakkında cereyan eden muamelelere bir nebze te­mas etmek mecburidir.

Amerika'da 1941 yılına kadar yabancı mevduatı tesbit ve neşredilmezdi. Fa­kat harp ilcaatiyie Amerika Hazine Nezareti yabancı mevduatın tesbitini istemiş ve 1941 de bir tahrir yapmıştır. Bu tahrir yapılırken iki esas nazarı dikkate alınıyordu.

Birinci esas, bunların hangi şahıslara ait olduğu bildirmiyecektir.

ikinci esas, bunların kambiyo kanunu içinde ve dışında olduğu da Amerika hazinesine bildirilmiyecekti.

Yalnız altın mevcudu, Merkez Bankasına, ait döviz mevcudu, hususi şahıs­lara ait döviz mevcudu olarak üç kısma ayırılıyordu. Bundan sonra usul it­tihaz edildi, zaman zaman bankalar yine o esasa riayet ederek Amerikan Hazine Nezaretine malûmat verdiler, fakat bu malûmat tamamen ihsai ma­lûmat kabilindendi, yani şahıs zikredilmiyordu. Maliye Bakanlığınız tarafın­dan esaslı surette takip edilen bu neşriyat bu iki bültende neşrediliyordu, birisi Amerika Hazine Nezareti tarafından, ötekisi Amerika'nın Merkez Bankası demek olan Federal Reserve Banque tarafından çıkarılan iki bül­tende. Bu neşriyata nazaran 31/12/1945 tarihinde Türkiye'nin dolar aktifleri yani dolar mevcudu 52 milyon, 31/10/1946 da 58 milyon, 30/11/1946 da 64, 31/12/1946 da 54, 30/41947 de 65, 31/5/1947 de 57, 30/6/1947 de,51, 31/8/1947 de 41, 30/9/1947 de 41 milyon idi. Yani 154 rakamı civarında bir şey hiç bir zaman görülmemiştir. Bu rakamlar 154 milyon rakamiyle kabili kıyas değildi Bu rakamlar resmî mevduatı ve kambiyo kontrolünden azade kalmamış ve açılmış her türlü akreditifleri ihtiva ettiği gibi kambi­yodan kaçırılmış kısımları da ihtiva etmekte idi. Bu sırada Amerikan Aya­nında Marshall Plânı Kanunu müzakere edilmece başlandı. O zaman bazı senatörler Avrupa memleketlerinin Amerika'da bazı mevcutları olduğunu ve bu mevcutlarını kullanarak kendilerini kalkındırmalarını ve Amerikan yardımını o nisbette azaltılmasını ileri sürdüler. Bunun üzerine Amerika' daki Dış Moneter ve Malî Meseleler İstişare Konseyi bir rapor, neşretti. Rapor Şubat 1948 tarihinde Federal Rezerv bülteninde neşredilmiştir. Bu arada bu millî istişare konseyinin bünyesine de bir nebze temas lâzımdır.

Millî istişare konseyi, Amerika Hazine Nazırının riyaseti altında dışişleri bakanı ve ticaret bakanı ve Federal Rezervin idare meclisi reisi ile Export emport bankasının idare meclisi reisinden teşekkül eder. Yani dışişleri ba­kanı bu bülteni neşredenler arasındadır..

3/6/1947 tarihinden itibaren Marshall Plânına iştirak eden 16 memleket meyanında bizim mevcutlarımız da bu raporda neşredildi. Bu mevcutlar kam

biyo kontorulundan kaçmış ve kaçmamış bütün dolar mevcutlarım irae edi­yordu. Rakamlar aynen şöyledir :

Türkiye'nin altın mevcudu, 191 milyon dolar, resmî dolar mevcudu 16 mil­yon dolar, hususi dolar mevcudu da 35 milyon dolar.

Resmî dolar mevcudu Merkez Bankasının muhabirleri elinde mevcut olup he'nüz kullanılmamış dolar demektir.

Hususi dolar mevcudu da kambiyo kontrolünden kaçırılmış dolarları ihtiva ettiği gibi kambiyo mercilerinin müsaadesiyle eşhasın tesahup ettiği doları da ihtiva eder. Merkez Bankası bir döviz müsaadesine istinaden bir şahıs ' için muhabir bankaya emir verdiği zaman bu dövizler Merkez Bankası he­sabından çıkar ve o şahıs hesabına intikal eder. İşte elimizdeki kambiyo kontrolünden kaçırılmış kaçak dövizleri de ihtiva eden 35 milyon dolarlık döviz içerisinde bu akreditifler de dahildir. O halde 30.6.1947 tarihinde kaçak miktarını bu 35 milyon içinde aramak lâzımdır. Maliye Bakanlığının, Mer­kez Bankasiyle yaptığı temaslar neticesinde varılan neticelere göre bunun 2528 milyonu hazine tarafından verilmiş ve Merkez Bankası tarafından in­faz edilmiş muamelelerden ileri gelmiştir. Binaenaleyh kaçak, kambiyo kontrolunda kaçmış miktar ancak 710 milyon dolar olabilir. Esasen şimdiye ka­dar Amerika Hazine' Nezareti tarafından vaki neşriyat daima takip edilmiş kaçak dolarlar 10 milyonluk bir miktar mihver olarak nazara alındığı tak­tirde değişmeler 5 milyonluk bir sınır dahilinde tekevvün etmektedir. Bu bi­raz da bedbince bir görüştür, zira bizim verdiğimiz permilerle Merkez Ban­kasının infaz ettiği permiîlerin Amerika hesabına geçişi tarzında katiyetle takip mümkün değildir. Şunu yüksek huzurunuzda arzedeyim ki, okunan teskerenin taşıdığı tarihlerde Amerika'daki dolar mevcudumuz 58 milyondu. Bunun 50 milyonu bizim müsaade verdiğimiz dolarla Merkez Bankasının sarfına mezun olduğu dolardı, sekiz milyonu ise şüpheli dolardı. Bugün ise Türkiye'nin mevcudu 18 milyon dolar ifade edilmektedir. Zaten 154 milyon gibi bir rakama hiç bir zaman baliğ olmamıştır.

Buna rağmen Amerika Dışişleri Nezaretinin malî işler şubesinin ikinci Müdü­rüne Muavinlik eden Mr. Doherty ile malî müşavirimiz ve atesemiz arasında bir temas olmuştur. Bu zat ile temasın esası da çudur:

Yüksek malûmlarıdır ki, Amerika ile İngiltere arasında aktedilen bir istik­raz anlaşmasına tevkifan 15 Temmez 1947 tarihinden İtibaren sterlingler Ame­rikan dolarına çerilecekti. ingiltere Hükümeti diğer memleketlerle anlaşma­lar yaparak bir«convertibi]ite« veya« transl'eribilite» temin eyliyecekti. Bizim elimizde de o tarihlerde mühim miktarda sterling mevcuttu. Bu isterlinglerin dolara çevrilmesini haklı olarak umuyorduk. Fakat İngiltere Hükümeti bu­nu yapamadı. Amerika'ya müracaat etti ve bir mektup teatisiyle Amerika Hükümeti bu dolar konvertibilitesinin, yani sterlinglerin dolara çevrilmesi keyfiyetinin talikine razı oldu. Bu arada bizim Almanya ve Jponya'dari alı­nacak basmalarımız vardı. Bu basmaların bedelini dolar olarak ödemek lâ­zım geliyordu. Bu konvartibil'ite kaldırılınca biz bu basma bedellerini sterlingle ödemek istedik. Amerika hariciyesi buna muhalefet etti. İşte Mr; Do

horti ile ilk konuşmalarımız bu münasebetle oldu. Dehorti demiş ki, sizin kâ­fi miktarda altın ve döviz stokunuz vardır ve hattâ hususi şahıslara ait 154 milyonluk dolarınız da vardır. Bu kadar zenginsiniz ne diye dolarla ödemiyorsunuz. Tabii malî müşavir ve ticaret ataşemiz lâzım, gelen cevabı vermiş­ler ve demişler ki, 154 milyon doları nereden çıkarıyorsunuz? Millî istişare konseyinde dışişleri bakanı var. Bunlar resmî bir rapor neşrediyorlar. Ve neş­rettikleri bu raporda bizim mevcutlarımızı irae ediyorlar. Siz tek başınıza na­sıl olur da bir mevcudu böyle tesbit edersiniz? Fiilen hiç bir memlekette ol­madığı gibi. Amerika'da da bankadaki mevduat için böyle bir malûmat talep edilemez.

Hükümet Marshall Plânı müzakereleri dolayısiyle bendenizi Amerika'ya gönderdiği zaman Marshall Plânı mevzuuna bu husus ta giriyordu. Şu nok­tadan giriyordu, Marshall Plânı kanununa bir madde konmuştu, bu madde mu­cibince, hükümetler hususi şahıslara ait olan bu plasmanları kurtarıp kendi kalkınmalarında istimal etsinler, kabilinden bir temenni. O sırada merhum Maliye Bakanı Halit Nazmi Keşmir tarafından sefaret vasıtasiyle bize bir emir verildi. Bu emirde deniliyordu ki, şu 154 milyon dolar meselesini tahkik edin ve bu kaçak dolarları elde etmek için bir imkân var mıdır? Bu hususta Ame­rikan Dışişleri Bakanlığı ile temas edin.

Amerika'da Marshall Plânı müzakere edilirken sekiz kişilik bir heyet vardı ve bunda Doherty de dahildi. Bu hususta evvelce bize bir söz söylemiş olma­sına daistinad ederek bizzat Dohery'ye gittim ve bu neşriyat hilâfına 154 milyondan bahsetmesinin ne esasa dayandığını, tekzip edici bir ifade ile değil, teşvik edici bir ifade ile sordum ve Türkiye'ye bir yardımı olur kanaatiyle üzerinde durdum. Doherty, rakamı teyid etmedi, nereden aldığını söylemedi ği gibi teyid de etmedi. Biliyorsunuz millî istişare konseyinin bir kararı var­dır. Buna nazaran size gerekli malûmat verilmeyecektir dedi. Bu vaziyette Dohoty'nin bu rakamı neye istinaden söylediğini tahmin etmek imkânı yok­tur. Amma bilinen bir şey varsa, Millî İstişare Konseyi tarafından neşredilen rapor esastır. Ve buna İnanmak lâzımdır.

Efendim, miktarı 8.10 milyon olmasına rağmen Maliye Bakanlığımız döviz kontrolü ile mükellef olduğu için bunun peşine düşmeyi kendisine bir vazife bilmiştir Bunun için kendilerine müracaat ettik, bu müracaatımıza verilen cevabı burada lâyıkı ile arzetmek için Amerika'deki ecnebi mevduat hakkın­da biraz izahat vermek lâzımdır.

Amerİka'daki ecneî meduatı esas itibariyle ikiye ayrılıyor. Birisi serbest ak­tifler, İngiltere, Türkiye ve İrlanda aktifleri gibi. Bunlar hiç bir kayda tabi değildir. Öteki de harb sıralarında düşman işgaline uğramış memleketlere ait olmak veya diğer sebeplerle Amerika Hükümeti tarafından üzerine blo­kaj vaz edilmiş paralardır.

Marshall Plânı müzakereleri sırasında Senato tarafından yapılan temenni üzerine bu mesele hakkında millî istişare konseyinde müzakere cereyan et­miştir. Yapılan müzakerede millî istişare konseyi bloke olan paralar üzerin deki blokajın kaldırılmasının mümkün olacağını, fakat serbest paraların as­la karşı tarafa bildirilemiyeceğini şu esbabı mucibe ile reddediyor.

Konsey zaten Marshall Plânından istifade eden hükümetlerce malûm olma­yan kısmı çok cüz'i olan ve tatbikatta da büyük müşkülâtı tevlid edecek bu­lunan serbest aktifler hakkında bir tedbir ittihaz etmemeğe karar vermiştir. Bu serbest aktifleri bulmak ve kontrol altına almak Amerika'nın bir malî merkez olarak vaziyetini azami surette haleldar edecek kambiyo kontrolü gibi doları hernevi takyidattan da azade kılmak için takip edilen siyasete aykırı olacaktır.

Binaenaleyh Amerika hariciyesiyle temas ederek bize yardım etmelerini is­terken, ortada bir konsey kararı vardı ki bu fiilen yardıma imkân vermiyor­du. Bize kolaylık gösterin, tetkiklerimizi teşvik edin dedik, Amerikan harici yesi bunu da red etmiştir. Döviz kontrolü bakımından şüphesiz ki miktarı ne olursa olsun bizim vazifemiz bunu aramak ve bulmaktır. Fakat bunu bula­bilmek için şu iki şey lâzımdır: Banka ve bankada mevduatı olan şahıs, bun­lar meçhul bulunduğu müddetçe maddeten bunu yapmağa imkân yoktur. (Soldan bravo sesleri)

Hazine genel müdüründen sonra da Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nihat Erim şu beyanatta bulunmuştur:

Muhterem arkadaşlar, Yüksek Meclisi bir kaç saattir meşgul etmekte olan meseleyi bir kaç dakikada bendeniz Hükümet adına huzurunuzda söz almak suretiyle uzatmam dolayısiyle özür dilerim.

Fakat serbest münakaşalı ve çok partili Parlamento hayatında süratli adım­lar attığımız sırada beliren bazı hastalıklar üzerinde durmaz ve bunların teş­hisini millet huzurunda yapmazsak bu hastalıklar büyük bîr iştiyakla işe atılmış olduğumuz serbest hayatı, demokrasi hayatını eninde sonunda öldüre­bilir, anarşiye götürebilir. İşte Yüksek Meclisin, huzurunda bugün Denizli Milletvekilinin ağzından bir kerre daha ortaya konulmuş olan bu, Türk va­tandaşlarına ait Amerika'daki hususi mevduat meselesi bizim demokratik bünyemizde müsamaha gördüğü takdirde derin yaralar açacak olan bir has­talığın ifadesidir.

Muhterem arkadaşların ve vatandaşların o neşriyatı görmüş olanları hatır­layacaklardır ki bir seneden fazla bir zamandaııberi Türk vatandaşlarına ait Amerika'daki hususi mevduat meselesi diye bir mesele süründürülüp dur­maktadır. Ve hattâ bu vesile ile memleketimizi dün idare etmiş olanlara bu­gün idare etmekte olanlara da lekler sürmek isteyenler var. Bu türlü neşri­yat yüzünden mahkemeye düştüğü zaman, mertçe «biz bu memleketi idare etmekte olanları kasdettik» diyecek yerde, iktidar kelimesi şu veya bu ma­naya gelir demek gibi kaçamaklı neşriyatla tükürdüklerini yalayanları bugünkü izahlar bir kerre daha yere sermiştir. (Alkışlar) O tükrük yalanmış olsa dahi alnı açık insanlar olarak, meseleleri sonuna kadar deşmekte tered­düt etmiyeceğiz. (Bravo sesleri, alkışlar)

Memlekette mevcut rejimi, memleketi ayakta tutan enerjiyi, memleketin ik­tidarını sarsabileceğini umdukları her mesele üzerinde, bir şikâra atılır gibi atılmakta olanlar, (onların hesabmca yazıkmemleket hesabına şükranla kaydedilmek lâzımdır.) Bugün arkadaşlarını Maliye ve Ticaret Bakanları ve onların değerli umum müdürünün verdiği izahattan sonra millet huzurun­da bir kerre daha yere serilmiş bulunmaktadır. Fakat arkadaşlar bununla bu dertten, bu yaradan büsbütün kurtulduğumuz zehabına kapılmamalıyız. Bu tmette olanların kendileri gibi vesikasız mesnetsiz, hükümeti, meclisi ve namuslu Türk vatandaşlarını bütün tüccarları döviz kaçakçısı diye damgala­maya azmetmiş olan bazı muhalifler kendileri gibi hareket etmiyen di­ğer bir partiyi bu yüzden muvazaacı diye damgalayanlar bu yoldan kolay kolay dönmeyeceklerdir, bu yolda İsrar edeceklerdir. Onun için ben hükümet adma bu yüksek millet kürsüsünden alenen haykırıyor ve tekrar ediyorum. Bütün bu izahata rağmen ortaya koyacakları vesikaları varsa versinler. Ma­alesef her memlekette, bilhassa harb zamanlarında ve bilhassa bu İkinci Cihan Harbinde ortaya çıkmış olan kambiyo kaçakçısı tiplerinin her memlekette olduğu gibi Türkiye'de de bir nebze muvaffak oldukları bir vakıadır.. Şu 58 milyon liralık kaçak kambiyo sahiplerine dair bildikleri, isim olarak bildik­leri, vesika olarak bildikleri herhangi bir şey varsa çok rica ediyorum orta­ya koysunlar, hükümete versinler amansız takip edelim, tecziye edelim. Hü­kümet, bu meseleye muttali olduğu günden bugüne kadar bunu meydana çıkarmak için elinden gelen her şeyi yapmıştır. Hattâ, arkadaşımın verdiği izahata göre, belki diplomatik mücamele hudutlarına kadar dayanarak Ame­rika Hükümeti nezdinde teşebbüslerde de bulunulmuştur. Fakat bir netice elde edilememiştir. Bir netice elde edilememişse bunun kabahati bu Türk Kanunlarının mıdır, bu memleketi idare edenlerin midir, ve bu memleketin namıslu vatandaşlarının mıdır?

Bu vesile ile sırası gelmişken bir noktayı açıklamalıyım. Ve hiç şüphe yok ki bu memleketin namuslu tüccarları namuslu vatandaşları, o müphem ifade­lerle ufak nisbetlerde de olsa hırpalanmış, tereddüde düşmüş olabilirler. Ben bunlara hükümet namına teminat vermek isterim. Bu memleketin namuslu tüccarları, namuslu vatandaşları müsterih olsular. Bugüne kadar hükümet olarak onları nasıl korumuşsa bundan sonra da korunacaklardır. Bozguncu­luğa dışardan da gelse içerden de gelse asla yer vermiyecek, vatandaşı on­dan koruyacak olan hükümet iş başındadır, o iktidardarm verdiği kudreti en ilham alarak, devletin tekmil canlılığını ve dikkatini milletin ve fertlerin menfaat ve gayretleri uğrunda ayakta tutacaktır.

Ayni konu ile ilgili olarak Faik Ahmet Barutçu şunları söylemiştir:

Mendim, Kesat Aydınlı arkadaşımızın bu Amerika bankalarındaki Türk te­baası hususi eşhasa ait paralar meselesinin konuşulmasına yeniden vesile vermiş olmasını memnunlukla karşılamak yerinde olur. Millet Partisine men­sup arkadaşlarımız bu meseleyi parmaklarına dolamış bulundukları için ke­mali vuzuhla bu işin bir kere daha anlaşılmış olmasını ve bu mevzuda hattâ kendilerine tevaccüh eden vazife bulunduğunun bilinmesi isabettir.

Arkadaşımız burada bu meseleden bahsederken "gizli» diye okuduğu rapor­daki bir fıkra üzerinde durarak Hasan Saka Hükümetinin verdiği izahatla bu fıkranın ihtiva ettiği malûmat arasındaki tezada dikkati çekmek istemiş­lerdir.

Dr. Saim Dilenire (Rize)Hepsini okumadı.

Faik Ahmet Barutçu (devamla)Hatırlarsınız arkadaşlar, bu mesele etra­fında ilk evvel bir sual vesilesiyle rahmetli arkadaşımız Halit Nazmi Keşmir etraflı izahat vermişti. Bu izahattan bir müddet sonra bu mevzu etrafındaki neşriyat durmadığı için Dışişleri Bakanı arkadaşımız Sadak'tan şöyle bir ri­cada bulundum, dedim ki, Vaşington elçimize talimat verelim, bu meseleyi anlatalım, bu mesele etrafında buradaki neşriyat: bildirelim, diyelim ki bu mevzu etrafında Amerika'da mevcut ve elde edilmesi mümkün bütün bilgi­leri toplasın ve bize bildirsin. Bir ikincisi, Amerika bankalarında hususi eşhasa ait, para mevcut ise ve bu pa­raların kime ait olduğunu meydana çıkarmak mümkün ise mikdarları ile öğ­renilerek behemhal çıkarsın ve behemhal bize malûmat versin.

Arkadaşımız, arzetüğim şekilde Vaşington elçimize bu hususta talimat ver­di. Aradan bir kaç gün geçtikten sonra, o zaman orada Hüseyin Ragıp Baydur elçi bulunuyordu, ondan gelen malûmatı bendeniz bir vesile ile yüksek huzurunuza arzetmiş idim. Şimdi müsaade ederseniz elçimizin telgrafla ver­diği bu malûmatı bendeniz bir kere daha yüksek huzurunuzda okuyayım. Telgraf aynen şudur.

1 — Maliye Nazırının riyasetinde millî müşavere meclisi tarafından hazırlan­mış federal Rezarv mecmuasının Şubat 1948 mikasında çıkan son altı aylık raporda münderiç ve 67 ecnebi memleketin Amerika bankalarındaki dolar mevduatına müteallik bulunan cedvelin Türkiye hanesindeki dolar mevcu­du 30 Haziran 1947 tarihinde 51 milyon olup bunun 16 milyonu resmî ve 35 milyonu hususi mevduat olarak gösterilmiştir. Hesmî mevduat Merkez Ban­kası İle resmî dairelerin aktiflerini, hususi mevduat hususi şahıslara ait pa­ralar ile Türkiye'de faaliyette bulunan diğer bankaların Amerİka'daki kısa vadeli akreditiflerini, mezkûr bankalar vasıtasiyle tüccar namına açılan akre­ditif karşılıklarını Amerİka'daki resmî memurlarımız ve' talebelerimiz namına gönderilen avans ve kredileri ihtiva edebilir.

Madde2 — Yukarıda zikredilen cedvelden de Amerikan bankalarındaki Türk mevduatını bildiren başka bir vesika ve beyanat görülmemiştir.

Madde 3 — Yerili ve ecnebi şahıslar tarafından yapılan mevduatı ifşa etmemenık Amerikan bankalarınca takıp edilen bir prensiptir. Maliye Nazırı ban­kalardaki serbest hesapların henüz malûm olmadığını, öğrenmek için kong­reden bazı murakabe kanunları çıkartmak lâzım geleceğini, bunun da müm­kün olmadığını ve esasen Amerika'nın malî siyasetine muhalif bulunduğunu beyan etmiştir. Binaenaleyh mevzubahs mevduat hakkında birinci madde­deki cetvelden gayrı malûmatın ne hükümet vasitasiyîe ne de başka bir su­retle elde edilmesi kabil değildir. Bir Amerikan mahkemesi bir adamı muayyen bir parayı ödemeğe mahkûm eder ve o adamın falan bankada hesabı bu­lunduğu öğrenilirse ancak mahkûm olduğu mikdarı üzerine haciz konabile­ceğinden o mikdar belli olur. Meğer mahkeme kararı tekmil emval ve emlâ­kinin müsaderesine müteallik bulunsun.

Madde 4 — Geçen harbin başında Amerika Hükümeti kongreden aldığı selâhiyetle Almanya, İtalya ve Japonya'da Mukim bilûmum eşhasın Amerikan bankasındaki mevduatını 'bloke etmişti. Bu tedbir mezkûr üç devletin işgali altına giren diğer memleketler de mukim eşhasa de şâmil bulunmakta idi. Çünkü bu eşhasa ait mevduatın muvazaa suretiyle muharip devletler tebaa­sına ait bulunması muhtemel idi.

Bu kanun neticesi olarak yukarıda zikredilen üç muhasırn devlet ile onların işgali altına giren memleket vatandaşlarının Amerikan bankalarındaki he­sapları Amerikan Hükümetine bildirilmişti. Şu kadar ki işgal altına giren memleketlerin işgalden kurtulmasını ve İtalya ile sulh akdini müteakip bu memleketler mevduatı üzerindeki blokaj kaldırılmış ve alakadarlar bunların Alman ve Japon tebaasına ait olmadığını isbat etmek suretiyle hesapları tek­rar serbest bırakılmıştır. Henüz .ılh akdetmemiş olan Almanya ve Japonya tebaasına ait mevduat bloke kalmakta berdevamdır.

Madde 5 — Yukarıdaki blokaj tedbirleri Türkiye, İngiltere, Japonya, Por­
tekiz, İran, Afganistan, Kanada. Cenubi Amerika Hükümetleri ve Afrika
ile Asya'da ve Pasifik Denizinde Amerika ile muharip olmamış veya düşman
işgaline uğramamış memleket mevduatına hiçbir zaman tatbik edilmemiş­
tir... t

Madde 6 — Bazı Amerikan gazetelerinde vuku bulup memleketimize yanhş olarak aksettiği anlaşılan neşriyat, harb içinde Alman ve İtalyan işgali altın­da kalmış ve halen Marshaîl Plânına dahil memleketler tebaalarına ait olup mütarekedenberi sahipleri çıkmamış ve binaenaleyh serbestileri iade edil­memiş ve bilmuvuzaa Alman tebaasına ait olması muhtemel bulunmuş olan bir takım paralara aittir. Hükümetin tasavvuruna göre bu sahipsiz hesapların beş bin dolara kadar olanları serbest bırakılacak, ondan yukarı olanları için Hazirana kadar beklenecek, eğer yine sahipleri çıkmazsa bunlar maliye ne­zaretinde «ecnebi mallar mutemetliği dairesi» ne teslim edilecektir.1 Marshaîl Plânında kullanılması için ne gibi bir tedbir alınacağı bilâhare tâyin oluna­caktır.

Görülüyor ki arkadaşlar bizim elçimizin Amerika Hükümeti ile temas ederek bize verdiği bilgi şudur ki Amerika'daki mevduatın ne hükümet kanalı ile ve ne de başka bir vasıta ile öğrenilmesine imkân yoktur. Şayet arkadaşları­mız bu malûmatın elde edilmesini sağlayacak bir kanal biliyorlarsa ve şayet herhangi bir kanaldan elde ettikleri bir bilgileri varsa bildirmeleri ve söy­lemeleri lüzum ifade eder. Dumanlı havayı sevenlere değil, dumanlı havayı dağıtmak isteyenlere yardım etmek lâzımdır. Ve havayı berraklaştırmağı il­tizam edenlere yardım etmek vatani bir hizmettir. «Soldan brovo sesleri, al­kışlar »

Bu açıklamaları müteakip kürsüye gelen müstakil demokrat Eskişehir Mil­letvekili Ahmet Oğuz da bu kabil memleket meselelerinin her vesile ile mec­lise getirilerek aydınlanmasının bizatihi demokrasinin icaplarından iken baş­bakan yardımcısının bu meseleleri meclise getirenleri bozguculukta ittihamını doğru bulmadığını söylemiş ve başbakan yardımcısını bu bakımdan tenkit etmiştir.

Millet Partisi Denizli Milletvekili Reşat Aydınlı da söz alarak kendisinin ra­poru tamamen okumadığının doğru olmakla beraber Ticaret Ekonomi Baka­nının da bu raporu tam okumadığına İşaretle kendisinin hiç ittihattı etmek istemediğini ileri sürerek Başbakan Yardımcısının konuşması ile mevzuu da­ğıttığı mütalâasında bulunmuştur.

C. H. P. Rize Milletvekili Saim Ali Dilemre de söz alarak meclis kürsüsünün bir hiddet mahalli olmadığını belirtmiş günlerce yapılan devamlı neşriyatın tepkisinin de şiddetli olmasının tabii bir hâdise olduğunu kaydeylemiştîr.

Söz alan Millet Partisi İstanbul Milletvekili Osman Nuri Koni de Başbakan Yardımcısının demokrasiden bahsederken tehditkâr bir lisanla konuşmuş oldu­ğunu ileri sürerek mahkemede karara bağlanmış bir dâvanın konuşulması­nı doğru bir hareket saymadığını söylemiş Başbakan Yardımcısının muva­zaadan bahsetmek suretiyle diğer bir partiyi kışkırtmak istediğin ileri sür­müş ve başbakan yarrdımcısınm bizzat bu muvazaa ile ilgili bulunduğunu ilâve eylemiştir.

Bu son mütalâalara karşı da. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nihat Erim aşağıdaki açıklamada bulunmuştur:

Muhterem arkadaşlar, Sayın Ahmet Oğuz arkadaşımı burada göremiyorum. Yalnız kendilerini bir noktar'. V,min etmek İsterim; Benim sözlerimde teh­dit manası asla yoktur ve bu sözlerime böyle bir çeşni katmayı da zihnimden .geçirmemiştim. Ben bu memleketi çok seven, vücudunun her zerresinde bu vatanın bir hakkı bulunduğuna inanan bir insan sıiatiyle ve bir çok Yüce khavamanlarm belirdiği bir devrede en nankör sayılabilecek...

Osman Nuri Koni (İstanbul)Senin gib, kahramanlar, demokrasi kahra­manları.

Başkan Rica ederim.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nihat Erim (devamla)En nankör

sayılabilecek bir hizmeti kemali hulûs ile yapmaya çalıştım ve çalışıyorum arkadaşlar.

Osman Nuri Koni (İstanbul)Nankör kelimesini reddediyorum, kabul et­miyorum, bu sözü.

BaşkanRica. ederim, maksut siz değilsiniz, içtüzüğe riayet ediniz. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nihat Erim (devamla)ben hiçbir şahsın ismini burada zikretmedim. Hiçbir şahsa bu kürsüden hitap etmedim. Ben yalnız kendi 'görüşlerimiz vezihniyetlerimiz,yaşama tarzlarımızayni olan bir zümreye mensuparkadaşımızAhmetOğuz'ahitapettim.Eğer benim sözlerimde bir tehdit manâsı olursa bundan müsterih olsunlar, böyle bir şey yoktur. Biz elel yetişmiş bir nesil olarak ifade edeyim ki bu memle­ket bizlere emanet edilmiştir. Bu rejimi yaşatacağız. Buna Ölüncüye kadar devam edeceğiz. (Bravo sesleri) onun için birbirimize hitap ederken aslı ol­mayan bir takım demagojik silâhları kullanıp da yekdiğerimizi incitmeyelim.

Bendeniz, naçiz bir arkadaşınız, bütün okuma hayatımada yalnız liberal sis­temlere meclup olmuştur. Bu sistemler üzerine tez yazmış, müdafaa etmiş, kabul ettirmiş ve okutma şerefine nail olduğum zaman yalnız bu sistemleri müdafaa etmiş kitabına geçirmiştir. Siyasi hayata atıldığı zaman kendi ka­naatine göre yalnız ona hizmet etmeğe çalışmış ve hizmet etmekte olan bir arkadaşınızım. Herkesin kanaati, anlayışı muhteremdir.

Okuduklarıma öğrendiğime göre ve benim gördüğüm memleketlerde çok partili hayat bir kedi köpek kavgası gibi cereyan etmiyor, iktidarla muhale­fet sırt sırta dönmüyor, yüz yüze konuşuyor, memleket meselelerini beraber­ce mecliste, dışarda her vesile ile görüşüyor. Bizlerin de yapmakta olduğu­muz budur. Onun için, bu sözlerimle bir noktaya cevap vermiş olmak istiyo­rum. Ben hattâ hakarete de maruz kalsam memleket nefine olduğuna inan­dığım her teşebbüsü yaparım. Muhalefetle görüşmekte memleket nefine bir zerre menfaat görürsem, hattâ bir takım şahısların hakaretine de maruz kal­sam yine o görüşmeyi yapmaktan çekinmem. Şahsım için değil, şahsım için olsa belki bazı insanlara yüzümü dahi çevirmem. Amma vazifenin emrettiği yerde bunu yapmak lâzımdır. Kaldı ki arkadaşlar, birbirimize insaf­sız olmayalım, milletin içinden ayırıp bu meclise yolladığı her insan muhte­remdir, her insan vazifeşinastır, her insan ahlâklıdır, ahlâklı derken siyasi ah­lâkı da beraber anlıyorum, binaenaleyh bu anlayışın huzuru içinde bu ha­yatımızın inkişaf etmesini istiyorum. Yok yere siyasi ahlâka uymayan suç­lar isnat etmiyelim. Bendeniz bu kürsüden konuşurken bu meclisin üyesi olan hiçbir arkadaşa İsnatta bulunmadım. Denizli Milletvekili arkadaşımızın bu meseleyi buraya getirmiş olmasını da muahaza etmedim. Bu neşir yolu ile sakız gibi çiğneniyor, izahatlara rağmen tekrar tekrar ortaya atılıyor dedim. Bunlar faydalı olabilir, ancak iyi tahkik ve tetkik etmeli ve mesnetlere dayan­malı. Böyle olmadığı takdirde bu memlekete, vatandaşlara çok zarar verebilir. Bu mesele de böyledir.

BaşkanEfendim saat 19 a gelmiştir.

Osman Nuri Koni (devamla)Şimdi oldu arkadaşlar, mülayim konuştu. Biz böyle olmasını beklerdik. Fakat demin tehdidâmız konuşmuşlardı. O kendi­lerinden beklenmezdi.

Bu konuşmalardan sonra saat 21 de toplanmak üzere ikinci oturuma son ve­rildi.

B. M. Meclisinin 3 oturumu:

— Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugün Cevdet Kerim İncedayı'mn başkanlığında yaptığı üçüncü oturumda görüşmelere başlanırken Demokrat Parti Genel Başkanı Celâl Bayar söz alarak şubeyanatta bulunmuştur.

Aziz arkadaşlar,

Bulunmadığım bundan evvelki celsede teesüfe değer bir hâdisenin geçtiğini haber aldım. Ben bu kürsüden daha mühim meseleler hakkında ve memlekein umumî menfaatine taalluk eden mühim işler hakkında söz almaklığı daha tercih ederim. Fakat bu gün, şimdi arzettiğim meseleden dolayı söz almak cür'etinde bulunduğum için evvelâ teesürlerimi izhar etmek mecburiyetini duyuyorum ve Yüksek Meclîsi böyle meseleler için işgal ettiğimden dolayı ev­vel emirde mazur görmenizi rica ediyorum.

Burada okunan vesikayı ben de dinledim. Herhangi bir mebusun memleket işleri hakkında ortaya atmak istediği meseleleri söylemekten asla istinkâf et­memesi lâzım gelir ve bu kürsüden her hakikatin açıklanması hepimiz için hem bir vazife ve hem de bir borçtur.

Ben bunun etrafında cereyan eden meselenin mahiyeti üzerinde durup leh ve aleyhine söz söyÜyecek değilim. Ancak partimizi alâkadar eden, Demok­rat Partiyi alâkadar eden bir mesele hakkında kısaca maruzatta bulunaca­ğım.

Arkadaşlar,

Bütün Türk Milleti kanaat getirmiştir ki, memlekette hakiki demokrasinin vücuda gelmesi için devletin müteaddit partiler tarafından idare edilmesi bir zarurettir. Biz bu zarureti nazarı itibare alarakian Demokrat Partiyi teşkilettik ve millet huzuruna acık alınla çıktık.

Hamdullah Suphi Tanrıöver(İstanbul)Bravo.

Celâl Bayar (devamla)Arkadaşlar, bizde parti hayatının tarihi ve mazisi he­pimizce malûmdur. Ben Meşrutiyet devrinden bağlıyarak kardeş kavgası ya­pan partiler hakkında size misal verecek değilim ve aynı zamanda ilk1 muva­zaa kelimesi işitilen Serbest Parti zamanından size bahsedecek değilim. Bun­lar bütün Türk Milleti için malûm şeylerdir,

Biz Demokrat Parti olarak bütün Türk Milleti önünde ve bu kürsüde noktainzarlarımızı her zaman ve her zaman açık olarak ifade ettik, Cumhuriyet kanunlarının bize bahşettiği bütün selâhiyetlerden istifade ederek umumi mitinglerde millet muvacehesinde arzularımızı izhar etmekten ve millete hi­tap etmekten çekinmedik. Bunlar muhtelif tefsirlere uğradı. Bazıları dediler ki, Demokrat Parti memleketi ihtilâle mi götürüyor? Hayır arkadaşlar, biz, milletin iradesinin tecellisine vasıta olmak istiyoruz, ve fikirlerimizi millet huzurunda münakaşa etmek istiyoruz. İhtilâl asla aklımızdan geçmez. Fakat bunun yanında diğer bazı kimseler de hareketlerimize muvazaa demekten çekinmediler.

Arkadaşlar,

Biz medeni bir devlet kurmuşuz bu devletin medeni icaplara göre işlemesini istiyen insanlarız. Biz bir aşiret devleti değiliz. Bir aşiret reisinin diğer re­ise kızmak suretiyle birbirini hasım tanıma âdetini bu memlekete sokmıyacağız. (Sağdan bravo sesleri, alkışlar) ve mazinin fırka mücadelelerini, kardeş kavgaları gözönünde bulundurularak vatandaş vicdanında şüphe ve kin uyandırmak şaibesinin bu memleketin hayatı siyasiyesinde yer tutmasına biz de meydan vermiyeceğiz.

Muvazaa nedir? bir taraf memleketi ihtilâle götürecek kadar şiddet gösteri­yorsunuz derken, diğer taraf muvazaa yapıyorsunuz, diyor. Demokrat Partî, bu iki mutezat İddianın ortasında kendi yolunda yürümektedir.

Arkadaşlar,

Biz söylediğim gibi aşiret halinde yaşıyarak aşiret reislerinin birbirine küs­mesi şeklinde bir mücadele yoluna sapmıyacağız. Biz medeni insanlara, mu­asır devlet adamlarına yakışır surette çalışarak bu memleket demokrasisine hizmet edeceğiz. Bunu ortaya atıyoruz ki muvazaa iddialrı muvazaa isnadın­da bulunanların söyliyecek başka sermayeleri olmadığından ileri geliyor. (Sağdan ve soldan alkışlar)

Memlekette mühim mevkii olan bir partinin elbette memlekete karşı mesu­liyetleri vardır. O partinin hükümet reisiyle icabettiği zamanda Cumhur­başkanı ile, temas etmesi kadar tabii ne olabilir. Elbette memleketin ihtiyaç­larını ve dertlerini Başbakana söyliyecek, elbette icap ettiği zaman da Cumhurbaşkanı'nı ikaz etmeyi millî vazife bilecek ve aynı zamanda nihayet sizler milleti temsil etmektesiniz. Ve sizler karşısında hakikat olmasını istedi­ğimiz fikirlerimizi ve programımızı şiddetle müdafaa edeceğiz, muvazaa bu­nun neresindedir arkadaşlar. Daha fazla söz söyiiyemiyeceğim. Ötede beride artık tekrar edile edile bayatlıyan bir kelimeyi bu kürsüye kadar getirmek cesaretinde bulundular. Zaten yer tutmamış olan muvazaa iftiralarını ken­dilerine ve partim namına nefretle reddederim.(Bravo sesleri)

Demokrat Parti Genel Başkanı Celâl Bayar'ı takiben söz alan Başbakan Şemsettin Günaltay da şu beyanatta bulunmuştur:

Arkadaşlar,

Bundan evvelki celsede azçok hepinizin üzerinde teesür uyandıran hâdise­yi netice itibariyle memlekette hakiki demokrasi tecellisinin inkişafına ve­sile olması itibariyle iyi bir surette karşılamak icabeder. Bazen beğenilmiyen başlangıçlar iyi neticeler verir. Karşı partinin muhterem liderinin söz­lerini dinlerken demokrasi hayatımızdaki inkişafın feyizli neticesini görmek­le büyük bir haz duyduk (Sağdan bravo sesleri)

Biz demokrasiyi memlekette husumet, nefret, memleket çocukları arasında şiddet ve adavet yaymak için yaşatmak istemiyoruz. Bizim asıl hedefimiz memleket meselelerini memleket çocuklarının gözönünde ve bütün mem­leketekarşıaçıkça münakaşa etmek, hatalı yerlerin tashihini icabettiren faaliyetlere meydan vermek ve bu suretle memleketin itilâsına çalışmaktır. Biz bu hususta imanlı insanlarız. Muhterem demokrat parti liderinin de bi­zimle aynı kanaattaolduğunu görmekle memleketinistikbali için büyük ümitler besliyoruz ( bravo sesleri alkışlar)

Arkadaşlar,

Muvazaa ancak geri düşünen insanların ifade edebileceği bir sözdür. Muha­lefet memleket içinde nifak yaymak, memleket çocuklarını birbirine düşman yapmak, demek midir? Demokrasi ve muhalefet düşmanlık duygusu beslemeksizin memleket işlerini karşı karşıya oturup konuşmak, fikirleri kar­şılaştırarak münakaşa etmektir. Burada en şiddetli münakaşaları yaparız. Fakat kapı dışarı çıktığımız vakit hiç bir husumet duymaksızın birbirimizin elini sıkarız. Demokrasi ancak ve ancak bu suretle, bu zihniyetle bu memle­kette kurulabilir. Ne C. H. P. ne de D. P. mensupları muvazaaya tenezül ede­cek adamlar değildir. (Bravo sesleri) Demokrasi ancak bu suretle gelişebi­lir. Bundan dolayı sayın Celâl Bayar'm buradaki açık sözlerini, demokrasi hayatımızda yeni bir inkişaf başlangıcı olarak karşılıyoruz. (Bravo sesleri ve alkışlar)

Büyük Millet Meclisi bu açıklamalardan sonra 1949 yılı bütçesi üzerindeki müzakeresine devam etmiştir.

B. M. Meclisinin 1949 yılı bütçe görüşmelerinin devamı:

Ankara: 23 (A. A) —

Büyük Millet Meclisi bu sabah Feridun Fikri Düşünsel'in başkanlığında yap­tığı birinci oturumunda Basm ve Yayın Genel Müdürlüğü Bütçesi tümü üze­rinde görüşmelere devam etmiştir.

İlk sözü Demokrat Parti Kayseri Milletvekili Fikri Apaydın alarak Basın ve Yayın Umum Müdürlüğü hakkında görüşlerinin bir kısmını meclisin dün akşamki oturumunda bildirdiğini işaretle Basın Yayın Umum Müdürlüğü görevleri meyanma ithal edilen turizm meselesinin hakikaten üzerinde du­rulması icabeden Önemli bir konu olduğunu, memleketimizin tarihi ve sahip olduğu kıymetlerin, turizm işlerine en müsait bir zemin teşkil ettiğini, bugü­ne kadar bu işin tanzim edilmemiş olduğunu söyliyerek tenkitlerde bulun­muştur .

İstanbul radyo inşaatı için bu sene de iki milyon küsur lira tahsisat konul­duğunu kaydeden hatip, bu sene İstanbul radyosunun faaliyete geçmesi lâ­zım gelirken bunun neden başarılmadığını da sormuştur.

Daha sonra Fikrî Apaydın, Anadolu Ajansı meselesine temas etmiş, Anado­lu Ajansının bu sene mukavelesinin hitam bulacağına nazaran Hükümetin bu müesseseye 550 bin lira tahsisat vermiş olmasına rağmen Bütçe Komisyonunun 109 bin lira fazlasıyla 658 bin lira bir tahsisat teklif eylemiş olduğunu söyİiyerek bu 109 bin liranın indirilmesini istemiş ve bu maksatla bir de öner­ge vermiştir.

Demokrat Parti Eskişehir Milletvekili Kemal Zeytinoğlu da Fikri Apaydm'm partileri adına yaptığı tenkitlerden maada bir noktaya işaret etmek istediğini sölemiş ve Basın ve Yayın Genel Müdürlüğününün bugünkü çok. partili sis­tem karşısında bitaraflığını muhafaza edemediği mütalâasında bulunduktan sonra Eskişehir'in bir bucağında yapılan Belediye Seçimine işaretle radyonun bunun cereyan tarzını yanlış naklettiğini söyİiyerek milletin arabasına binen Basın ve Yayın Umura Müdürlüğünün yanlız Cumhuriyet Hal Partisinin dü­düğünü çalmamasını istemiş ve on sene zarfında 45 misli tahsisata sahip olan Besin ve Yayın Umum Müdürlüğünün, yapılması istenilen işlerin en küçük kısmını dahi yapamadığını iddia etmiştir.

Hatip, İstanbul'daki radyo inşaatı için sarfedilen 15 milyon liranın turizm dâvasında daha faydalı olacağı kanaatini ifade ederek sözlerini bitirmiştir. C. H. P. Samsun Milletvekili Yakup Kalgay da radyo mefhumunun ve ma­nâsının tamamen değişmiş olduğuna işaret ederek, bunun her türlü sahada bir eğitim ve öğretim vasıtası haline geldiğini söylemiş ve Ankara Radyosu­nun faaliyeti hakkında geniş izahat verdikten sonra teknisyenlerin ve spi­kerlerin uzun yıllar radyoda çalışmış olmalarına rağmen ellerine geçen pa­ranın çok az olduğunu ve bunun bugünkü hayat pahalhlığı karşısında bu elemanları müşkül bir duruma düştüğünü bildirmiş ve bu meselenin nazarıdikkate alınmasını istemiştir.

Yakup Kalgay, daha sonra Basın ve Yayın Umum Müdürlüğü teşkilât kanun tasarısının geçici bir komisyonda müzakere edildiğini söyİiyerek, bunun kı­sa bir zamanda hazırlanarak kanun halini almaşım temenni etmiştir. Basın ve Yayın Genel Müdürlüğü Bütçesi üzerinde görüşmeler sonunda kürsüye gelen Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Nihat Erim, ileri sü­rülen tenkit ve mütalâalara karşı şu açıklamada bulunmuştur: Muhterem arkadaşlar, Basın Yayın Genel Müdürlüğünün Bütçesinin tümü üzerinde mütalâa serdeden arkadaşlar, bu müessesenin bünyesi ve günlük işleyişi üzerinde durdular. Müessesenin bünyesine yeni bir şekil verecek olan kanun tasarısı, bundan önceki Hükümet tarafından Meclise sunulmuş­tu. Bu tasarı şimdi, yüksek heyetinizin tensibi üzerine geçici komisyonda görüşülmektedir. Yeni Hükümet bu tasarıyı geri almak istememiş, bilâkis bir an önce kanun halini almasını arzu eder bulunmuştur.

Bu tasarı Yüksek Meclisteki görüşmeler sonunda şüphesiz en iyi şeklini ala­cak ve basın yayın teşkilâtı da kabul buyurduğunuz o yeni şekil üzerinde buradan veya hariçten sürülmüş olan temenni, mütalâaa ve dilekleri daha iyi karşılar bir hale gelecektir.

Sayın Muhalefet Partisi adına konuşan Kayseri Milletvekili Fikri Apaydın ve Kemal Zeytinoğlu arkadaşlarımız radyonun ve ajansın bir devlet müesse­sesi olmaları dolayısiyle partiler arasında müsavat gözetmek gerektiğini ifa­de buyurdular. Bu düşünceye iştirak etmemek mümkün değildir. Hükümet de bu mevzuda bu prensip üzerinde aynen kendileri gibidüşünmektedir.

Yalnız bu noktada bir hususa işaret etmek isterim ki, radyodan veya ajans­tan partilerin faydalanması ve bu faydalanmada müsavatın gözetilmesi baş­kadır, radyo ve ajanstan Hükümetin faydalanması başka şeydir. Şüphe yok ki ister iktidar partisi, ister muhalefet partisi oslun, ajastan ve radyodan fay­dalanırken bunlar arasında müsavat gözetilmesi lâzımdır ve Hükümet bu mü­savatın gözetilmesine azamî itina sarf edecektir. Yani radyodan ve ajanstan' C. H. Partisi ne derecede istifade ediyorsa muhalefet partisi de ayni ölçüde faydalanacaktır. Ancak Hükümeti ne iktidar ve ne de muhalefet partisi ile karıştırmamaklâzımdır, zannediyorum.

Evvelâ Hükümeti, iktidar partisiyle karıştırmamak lâzımdır. Hükümet mem­leket idaresini kendisine mevdu bir makanizma ile bir heyet olarak vatan­daşları kendi icraatı, kendi kararları hususunda elindeki bütün vasıtalarla en geniş Ölçüde tenvir etmeyi kendisi için bir vazife bilir. Ve bunu böyle bi­linmesini öyle ümit ederim ki, iktidar partisi olduğu kadar, muhalefet partisi de tabii karşılayacaktır.

Zeytinoğlu arkadaşını Eskişehir'de cereyan eden bir seçimden bahsettiler. Ve bu seçime ait haberlerin ajans ve radyoda yanlış aksettirdiğinden bahs­ettiler. Hakları vardır. Hakikaten haber kısmen yanlış aksetmiştir. Olmama­sı lâzımdır. Olmuştur. Gereken emirler verilmiş ve tedbirler alınmıştır.

Yalnız Zeytinoğlu arkadaşını bir hususa daha temas ettiler devlet parasiyle işleyen memleket radyosu iktidar partisinin düdüğünü çalıyor, dediler. Kendi­lerine haber vereyim ki dün akşam da radyo ve ajans Demokrat Partinin düdüğünü çalmıştı. Burdur'da bucak Belediye Seçimlerini Demokrat Parti­nin kazandığını öğrendikten sonra, vakit geçirmeksizin haberi hem ajans bültenlerine geçirdik, hem de radyo ile neşrettik.

Bu da gösteriyor ki gerek bu partinin, gerek diğer partinin memleket şümul havadisleri, müsavat dahilinde neşriyatlarımızda yer almaktadır.

Keza şu anda Büyük Millet Meclisinde cereyan etmekte olan bütçe konuş­maları gerek Anadolu Ajansı, gerek Devlet Radyosu tarafından en geniş ölÇüde memlekete duyurulmaktadır. Bu sene geç kaldık, fakat gelecek yıl büt­çe konuşmalarını radyo ile daha başka surette memlekete takdim etmek im­kânım bulacağımızı ümit etmekteyiz. Meselâ ingiltere'de Bütçe Maliye Ba­kanı tarafından efkârı umumiyeye radyo vasıtasiyle takdim edilir ve muha­lefet partisi de keza radyo vasıtasiyle bütçe hakkındaki noktai nazarını ak­settirir, neticede Hükümet de kendi mütelâasım keza radyo vasıtasiyle ak­settirir.

Biz de bu usulü gelecek sene bütçe konuşmalarında tatbik etmek imkân ve fırsatmı bulursak zannediyorum memleket gerek Hükümetin gerek onu ten­kit mevkiinde bulunan muhalefetin görüşlerini daha geniş Ölçüde öğrenmek imkânını bulacaktır.

Büyük Meclisin tasvibine iktiran etmek üzere bulunan bir kanunla yeni bir Şekil alacak olan bu teşkilât hakkında fazla söz söyliyerek Yüksek Heyeti­nizi vormak istemem.

Başbakan Yardımcısı Nihat Erim'in bu beyanatını takiben bütçenin bölümle­rine geçilmiştir.

Bölümlerokunurkenbaşkan,KayseriDemokratMilletvekiliFikriApay­dın tarafından verilen ve Bütçe Komisyonunun Anadolu Ajansı hakkında Hükümet tarafından ayrılan 550 bin liraya ilâveten verdiği 109 bin liranın indirilmesini isteyen bir takrir bulunduğunu söyliyerek takriri okutmuştur. Bunun üzerine sözalan Bütçe Komisyonu Sözcüsü Muammer Eriş, Anadolu Ajansı ödeneğinin 1946 da 772 bin lira iken 1948 de 816 bin liraya çıktığını söylemiş ve 1948 denberi Anadolu Ajansında esaslı tensikat yapılmakta ol; duğunu bildirerek, geçen sene kabul edilen bütçe ile Ajansa 670 bin lira vej rildiğini söylemiştir. Bu sene Bütçe Komisyonunun Anadolu Ajansının vazi­yetini etrafile incelediğini ilâve eden Komisyon sözcüsü yapılmış olan esaslı] tetkiklerden sonra bu tahsisatla idareye imkân olmadığı neticesine varıldı­ğını, aksi takdirde meclis umumî heyetine Hükümetinteklifi ile mutabık olarak geleceklerini söylemiş ve sene içinde ayrı bir tahsisat vermemek ve ek ödenekler gelmemek için ihtiyaç olan 659 bin 500 liranın kabulünü rical etmiştir.

Bundan sonra Fikri Apaydın tarafından verilen takrir oya sunulmuş ve ço­ğunlukla reddedilerek Basın ve Yayın Umura Müdürlüğü Bütçesi kabul edil­miştir. Daha sonra İstatistik ve Meteoroloji Genel Müdürlükleri Bütçeleri kabul edilmiş ve Diyanet İşleri Başkanlığı Bütçesinin müzakeresine geçit mistir.

Bu bütçe üzerinde ilk sözü alan C. H. P. Ordu Milletvekili Hamdi Şarlan Diyanet İşleri İçin ayrılan Ödeneğin takviyesinin bir zaruret olduğunu söyli­yerek Diyanet İşlerinin kendisinden beklenen vazifeyi yapabilmesi, hareketli ve kudretli olabilmesi için maddi imkânlara sahip olmasının doğru olaca­ğını bildirmiş ve Diyanet İşlerinin bir mecmua çıkararak ciddi neşriyat yap j masını ve hakiki dini Öğretmesini istemiştir. Ancak bu sene bu bütçenin tak­viyesinin mümkün olamıyacağma kani olduğunu bildiren Hamdi Şarlan hü­kümetin bu noktaları gozönüne alarak gelecek sene bütçesinde gerekli de­ğişikliğive hazırlığı yapmasını istemiştir.

C. H. P. Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu da hükümetin mekteplerde din dersleri okutmaya başlamasını takdirle karşılamış ve İlâhİyet'; Fakülte­sinin de biran evvel açılmasını isteyerek müftülerin aldıkları paranın çok az olduğunu söylemiş ve yüzde doksan sekizi nıüslüman. olan memleketimizin din işlerini idare etmekle mükellef olan Diyanet İşlerine bu ödevile mütena­sip bir mevki verilmesini istiyerek bu hususların gelecek seneki bütçe ha­zırlanışında nazarı dikkate alınması temennisinde bulunmuştur.

C. H. P. Balıkesir Milletvekili Eminittin Çeliköz de Diyanet İşlerinin daha canlı yürütülmesi meselesine temas ederek birçok illerde hayır erbabı tara» fıyndan Kuranı Kerim okutmak için dersaneler açılmış bulunduğunu söy­lemiş ve Diyanet İşlerinin bu gibi teşebbüslere yardım etmesini istemiştir.

B. M. Meclisinin 2. oturumu:

— Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugünkü ikinci oturumunu saat 15 te Cevdet Kerim încedayı'mn başkanlığında yaparak Adalet Bakanlığı Bütçesini müzakere etmiştir.

İlk sözü, C. H. P. Tokat Milletvekili Nazım Poroy almış ve söz almaktaki mak­sadının tenkid yapmak değil daha ziyade bütçe vesilesinden istifade ile bil* hasbıhal yapmak olduğunu bildirerek, Medeni ve Ceza Kanunlarının mtlak surette değiştirilmesini istemiştir. Nazım Poroy medeni kanunun isviçre me­deni kanunundan tercüme edildiğini bildirmiş ve bunun kendi/ ruhumuza uygunolmadığımn tetkik neticesinde anlaşılacağını söyliyerek, kendisinin mev­cut medeni kanunda bir tadil değil ancak Türk kokan; ve her kelimesinde Türk ruhunun belirdiği yepyeni bir yeni kanun istediğini ifade etmiştir, Böy­le bir kanun hazırlamanın kolay bir iş olmıyacağma işaret eden Nazım Poroy, İsviçre Medeni Kanunu alındığı zaman böyle bir maksada tevassül edil­seydi, maksat şimdiye kadar hasıl olacaktı, diyerek, bugün Medeni Kanun hükümlerinin dörtte üçünün ölü bir halde bulunduğunu ifade etmişti*

Daha sonra Ceza Kanunu konusuna da temas eden Nazım Poroy, Ceza Kanu­nunun 1889 tarihli İtalyan Ceza Kanunundan tercüme edildiğini şimdiye ka­dar on ilâ on beş'defa tadile uğradığına işaretle bu kanunun bugünkü ihti­yaca cevap vermediğini de bildirmiştir. Nazım Poroy bundan sonra hapisha­ne meselesini de ele alarak memleketimizde şayet 400 hapishaneye ihtiyaç varsa ancak bunun 33 tanesinin mevcut olduğunu söylemiş ve bu meselenin etraflı bir şekilde incelenerek gerekli tedbirlerinin alınmasını istemiş ve suçlu gocuklar dâvasında da titiz davranılması temennisinde bulunmuştur. İstan­bul'daki Adalet Sarayı dâvasının da halledilmesini söyliyen Nazını Poroy, bu­nun için başbakandan bir müşavere heyeti kurmasını ve Adalet Sarayı yap­maya elverişli İbrahim Paşa Konağının tetkik ettirilmesini istiyerek sözle­rine son vermiştir.

C. H. P. Erzurum Milletvekili Şakir "İbrahim Hakkioğlu da adalet teşkilâ­
tında kusuru görülen memurların Doğuya gönderildikleri meselesini ele ala­
rak bunun doğru olmadığını söylemiş ve bu gibi memurların hükümetin Do­
ğu kalkınma programının tatbiki için sarfettiği gayretleri boşa çıkaracağım
bildirmiştir. Mahkemelerin teşkilâtına da temas eden hatip mahkemelerin
teşklâtım tesbit edecek olan kanun tasarısının biran evvel meclise getirilme­
sini talep etmiş ve hükümetten adlî tıp müessesesine büyük önem vermesini
istemiştir..

C. H. P, Kars Milletvekili Tezer Taşkıran, suçlu çocuklar meselesi üzerinde durarak kendinden evvel konuşan hatiplerin de bu meşeyi ehemmiyetle ele aldıklarını işaretle bu mevzuda Adalet Bakanlığı tarafından ahnan tedbir ve gösterilen gayretleri takdirle karşıladığını ifade etmiştir.

Ankara Çocuk islâh evinde yaptığı etüdlere dayanarak suçlu çocukların ek­serisinin katil fiillerinden suçlu bulunduklarını söyliyen Tezer Taşkıran, bul hususta Adalet Bakanlığının herhangi bir etüd hazırlayıp hazırlamadığını ve çocukları bu suçları işlemeye sevkeden âmillerin nelerden; ibaret olduğu­nu sormuştur.

Daha sonra suçlu küçük çocukların umumi hapishanelere gönderilmesinin doğru bil" hareket olmadığını bildiren Tezer Taşkıran, çocuk islâh evlerinin biran evvel tesisine çalışılmasını da Adalet Bakanından rica etmiştir.

C. H. P. Elazığ Milletvekili Fahri Karakaya, cürmü meşhut tahsisatı mevzu­unu ele almış ve bakandan bu meselenin etraflı bir şekilde halledilmesini istiyerek, Nazım Poroy'un Adalet Sarayının biran evvel yapılması yolundaki beyanına temas ederek ondan evvel Anadoluda adalet dağıtan mahkemele­rin iyi bir hale getirilmesi lâzım geleceği müteîâasında bulunmuştur.

Fahri Karakaya bu beyanatını Adalet Bakanının Anadoludaki adalet mües­seselerinin de ne halde olduklarını görmesi temennisinde bulunarak bitir­miştir,

C. H. P. Çorum Milletvekili Hasene İlgaz da siyasi mahkûmlar için iki ha­
pishanede ayrı yer ayrılmasından dolayı hükümete teşekküretmiş ve gar1
diyan ve mübaşirlerin durumlarına temas ederek bunların tatmin edilmedi­
ğini bildirmiştir."

Ceza evlerinde halen 65 bin tutuk ve mahkûm bulunduğuna işaret ederek,
cezalarını ikmal eden mahkûmlara iş bulunması için Çalışma Bakanlığı ile
Adalet Bakanlığının İşbirliği yapmasını istemiş ve aksi halde asri ceza sis!
temimizin bir işe yaramıyacağmı bildirmiştir./

C. H. P. Konya Milletvekili Hulki Karagülle, adaletin hak sahibinin hakkı­nı kısa zamanda elde etmesi demek olduğunu kayıt ederek bunun sağlanması için işleri süratle neticelendirecek idari tedbirlerin bakanlıkça alınmasını iste­miş ve tevhidi içtihad müessesesine de temasla kanunların anlaşılmasında ihtilâf olduğu zaman tefsir yoluna gitmenin daha doğru olduğunu bildirmiş, Osmanlı hanedanının mirası mevzuunda da hükümetin daha yakın alâka gös ', termesinin gerektiğini ileri sürmüştür. Hatip askeri mahkemelerin de ada­let teşkilâtı içine alınmasının lâzım geldiği mütalâası ile sözlerine son ver­miştir.

C. H. P. Kastamonu Milletvekili Fethi Mağra da münferit sulh hakimleri me­selesi üzerinde durmuş bunların ihtiyacı' karşılayamadığını söylemiştir.

Hatip yeni bir ilce kurulurken evvelâ teşkilât kadrosunun tamamlanması lüzumuna işaret ederek halen 113 kazada bulunan münferit sulh mahkeme­lerinin asliye mahkeme haline getirilmesindeki lüzuma işaret eylemiştir.

C. H. P.Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu da, Nazım Poroy'un bazı fi 1 kirlerineiştirakettiğinisöyliyerekKanunuMedeninbünyemizeiymadığı mütelâasmda bulunmuş ve iki tarafın rızası ile boşanmaya müsaade edilmeimage002.gifsini istemiştir. Diğer kanunların da bünyemize uydurulması lâzım geldiğini ileri süren Sinan Tekelioğlu, hâkimlerin sık sık yer değiştirmesinin faideli olacağına işaret etmiş ve askerî mahkemelerin de adalet mahkemelerine benzetilmesini istemiştir.

C. H. P. Bingöl Milletvekili Feridun Fikri Düşünsel de müstakil sulh mah­
kemelerine temasla 112 kazada asliye teşkilâtının bulunmadığını söylemiş
ve bunun vatandaşları müşkül duruma düşürdüğünü ileri sürerek bu kaza­
larda bu sene olmazsa gelecek sene asliye mahkemelerinin kurulmasını is­temiştir.

C. H. P. Kırklareli Milletvekili Fuat Umay, ceza evleri ve çocuk mahkeme­leri mevzularma temasla çocuk mahkemeleri kanununun biran evvel çıka­rılmasını, istemiştir.

C. H. P. Manisa Milletvekili Feyzulîah Uslu, hâkimler kanunu gereğince ku­rulmuş bulunan Ayırma Komisyonunun Adalet Bakanının emrinde olduğu hakkında Osman Nuri Koni tarafından yapılan isnatlara cevap vererek bu­nun insaflı bir mütalâa olmadığını ileri sürmüş ve Komisyonun hâkimlerin teminatının güzel bir ifadesi olduğunu belirtmiştir.

Daha sonra cürmümeşut masraflarının biran evvel tasfiyesini isteyen hatip sözlerine adlî müfettişlerin terfilerinde ödeneklerinin kesilmemesi lüzumu­na işaretle sözlerine son vermiştir.

C. H. P. İstanbul Milletvekili Ali Rıza Arı, mahkûmiyetlerini bitirerek tah­liye olunan hükümlülerin durumlarına temas ettikten sonra ceza evlerinin noksanlarına işaret etmiş ve tahliye oluanan mahkûmlara, iş bulunmasını adliye teşkilâtının halledebileceğini söyliyerek mahkûm çocukların diğer suçlulardan ayrılmasını, tapu kanununun biran evvel çıkarılmasını istemiş­tir.

Demokrat Parti Manisa Milletvekili Yunus Muammer Alakant da kelepçe­ye temasla, ufak suçlardan mahkûm olan vatandaşlara kelepçe takılmasını tenkid etmiş ve cürmü meşhut takiplerinin belediye sınırları dışarısına ka­dar teşmili mevzuu üzerindegörüşlerini bildirmiştir.

C. H. P. Kocaeli Milletvekili Sedat Pek, memleketimizde adalet işlerinin çok ağır yürümekte olduğundan şikâyet ederek, bunların âmillerinin ne olursa olsun bunda Adliye Bakanlığının kabahatli olduğu fikrinde bulunduğunu bildirerek ana kanunların donmuş vaziyetten çıkarılarak memleket ihtiyacı­na uygun bir hale getirilmesi lâzım geldiği mütalâasında bulunmuştur. Mahkeme teşkilâtımızın noksan olduğunu da ileri süren Sedat Pek, bu du­rumda istinaf ve çocuk mahkemeleri kurulamayacağı mütalâasında bulun­muş ve esasen istinaf mahkemelerinin memleketimizin bünyesine de uygun olmadığı kanaatini izhar eylemiştir.

Daha sonra asrı hapishanelere ve İstanbul Adliye Binasına da temas eden hatip, memleketimizin lüks hapishanelere ve muazzam, adalet saraylarına ihtiyacı olmadığını söyliyerek bunların mütevazi bir şekilde yapılmasını is­temiştir.

Demokrat Parti Afyon Milletvekili Ahmet Veziroğlu da Dinar İlçesinde bu­lunan hapishanenin kötü durumunu belirterek Adalet Bakanından Dinar'a yeni bir hapishane temin edilmesini istemiştir.

C. H. P. Kütahya Milletvekili Ahmet Bozbay da müstakil sulh hâkimleri mevzuuna temas ederek yeni kurulan Altıntaş İlçesinde sulh hâkiminden. başka bir adliye teşkilâtı bulunmadığını söylemiş ve vatandaşların uğradık­ları müşkülâtı belirterek buna bir çare bulunmasını dilemiştir.

C. H. P. Manisa Milletvekili Kâmil Çoşkuoğlu da askerî mahkemelerle Danıştaym kaza sınırlarının belirtilmesi lüzumuna işaret ederek yeni yapılacak Adliye Saraylarında iş sahipleri için bir intizar salonu yapılmasını istemiş ve bugün için İstinaf mahkemelerinin kurulması aleyhinde olduğunu bil­dirmiştir.

C. H. P. Sivas Milletvekili İsmail Uğur da Sinan Tekelioğlu tarafından İleri sürülen iki tarafın rızası ile boşanmaya müsade edilmesi teklifini tenkid et­miş ve bunun cemiyette doğuracağı kötü neticelere işaret ederek hükümetin gayri meşru evlenmelerle daha sıkı mücadele etmesini temenni eylemiştir. Bundan sonra Adalet Bakanlığı Bütçesi üzerinde başka söz alan bulunma­dığı için başkan sözü Adalet Bakanı Fuat Sirmen'e vermiştir.

Meclis üçüncü oturumunu saat 21 de yapacaktır.

E. M. Meclisinin 3. oturumu:

— Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 21 de yaptığı üçüncü oturumunda Adalet Bakanı bir evvelki toplantıda milletvekilleri tarafından ileri sürülmüş olan mütalâalara karşılık olarak yapmaya başladığı izahata devam etmiştir.

Adalet Bakanı Fuat Sirmen bu izahatında şöyle demiştir: Muhterem arkadaşlar,

Gerek İktidar Partisinden olsun, gerek muhalefet partilerinden olsun, söz almış olan ve adalet İşlerimizin bazı noktalarda, mübalağalı olmakla beraber hakiki tablosunu çizmiş olan arkadaşları büyük bir dikkatle dinledim. Ba­zı mütalâalardan hakikaten istifade etmeğe çalışacağım.

Ben söz almış olan arkadaşlara birer cevap verirsem zannediyorum ki zaten sabrınız çok tükenmiş olduğu için doğru olmıyacaktır, Yalnız adalet işlerinin mesuliyetini tevdi buyurduğunuz bir arkadaş olarak adalet işlerimizin umu­mi manzarasına gayet kısa olarak işaret edip bu maruzatım içinde cevapla­rını bulabileceklerini zannediyorum.

Bendenizin maruzatım, kısaca işaret ettiğim bu çerçeve içinde olmak itiba­riyle arkadaşlarımın üzerinde ehemmiyetle durdukları bazı noktalar cevap­sız kalırsa, bendenizi ikaz buyururlar, onlara da ayrıca arzı cevap ederim.

Arkadaşlar,

Adalet işlerimizin umumi manzarasını nazarlarınızda canlandırabilmek için bendeniz başlıca üç nokta üzerinde duracağım. Yani bu işlerimizi üç nokta­da toplıyarak murazatta bulunacağım.

Biri adlî cihazımızın, yani teşkilâtımızın bugünkü manzarası, teşkilât derken yalnız mahkemeler değil, adaletten beklenilen, ki, hâdisenin vukkundan mağdurun ve hak sahibinin hakkını istihsale, suç işleyenin cemiyete karşı olan yaptığı fenalığın mukabelesini verip, neticeyi alıncaya kadar bizim faa­liyet sahamızı teşkil eden bütün müesseseleri de cami olarak maruzatta bu­lunacağım. Yani mahkemelerimiz, teşkilâtımız, cezaevîerimİz ve diğer buna muteferrİ tâli müesseselerimiz,

Arkadaşlar.

Mahkemelerimizin bugünkü teşkilâtı .bakımından durumu itiraf etmek lâ­zım gelir ki, mesul bir adam olmak sıfatiyle söylemekte biran tereddüt etmem, hiç bir noktada bizi tatmin edici halde değildir. Hakikaten adalet sahasında, cumhuriyet idaresi kurulduğu günden beri muhakkak ki mesafe alınmıştır. Ben eski ile mukayese ederek neticeye varacak değilim. Fakat münevver ve medeni bir memleketin lâyık olması lâzımgelen, adalet teşkilâtına bu gün için maalesef sahip değiliz. Bunu itiraf ederim.

Arkadaşlar.

Şöyle kısaca işaret etmek lâzım gelirse bazı kıymetli arkadaşlarım hassasi­yetle üzerinde durdular ben de tamamen kendilerine iştirak ederim bugün kü teşkilâtımız içinde yeni kurduğumuz kazalardaki sulh mahkemelerinin vaziyeti hiçbir veçhile kabili müdafaa değildir. Bugün adetleri 109 a inmiş­tir. Yeni kaza teşkilâtı kurulmuş ve fakat orada adliye teşkilâtını tam olarak kurmadığımız yerlerin adeti 109 dır. Burada tek bir hüâkimimiz vardır. Adı­na sulh hâkimi diyoruz. Müddei umumi yoktur. Sulh hâkimine sulh işi ve­rilmiş değildir. Sulh hakimine sulh, hukuk, asliye hukuk, sulh ceza, asliye ce­za müddeiumumi bulunmadığından cürmü meşhut işleri de bu zata verilmiş­tir. Şüphesiz ki bu yola giderken bizi bu yola sevkeden bazı sebepler de yok değil. Fakat belki o sebeplerin tesiri altında muvakkat bir zaman için böyle bir şekil ve sisteme girmişiz, fakat bunu müdafaa etmeğe imkân yoktur ve mümkün olabildiği kadar kısa bir zamanda bu şekle nihayet vermenin lüzu­muna ben de bu mevzuda söz almış arkadaşlar gibi kani bulunuyorum ve onun içindir ki, bugün bütçemizin umumî hüviyeti malûmunuz ve bu sene bütçe­yi hazırlarken haddizatında memleketin temel işi olan adalet mevzuu bence bir bakımdan kalkınma mevzuudur. Ben kalkınmayı yalnız yol yapma ve­saire diye telâkki etmiyorum. Yeni bir mektep açmak adalet müesseselerini tekâmül ettirmek bence kalkınmanın temelidir. Bu bakımdan biz gerçi bu kısma yeni bir şey ayıramadık fakat bir kere mesuliyet mevkiine geldiğim­den beri elimizdeki mevcut imkânları bu çok zengin olmayan milletin bize bu sahada sarfetmek için verdikleri imkânları layıkı ile kullanıyoruz. Kısa bir cümle ile ifade etmek lâzım gelirse elimizdeki kadro ihtiyacına göre ve ihtiyacı olan yerlerin ihtiyacı nisbetinde bunu tevzi etmişizdir. Bir kere bu1 nu görüp ne olduğunu anlayıp neticesini aldıktan sonradır ki bana verdiğiniz imkânlardairesindeyapılmasınıistediğinizişleriyapmamız mümkün olal çaktır.

Muhterem arkadaşlar,

Teşkilâtımızın bugünkü durumu ve bu durum muvacehesinde Adalet Ba ] kanlığınızın görüşünü arzediyorum. Yeni teşkil edilmiş olan kazalardaki sulh I mahkemesi teşkilâtı hakkındaki maruzatımı ifade etmiş bulunuyorum. Bu] kazalarda tam teşkilât yapamamızm sebebi, 40 lira aylıklı bir müddeimumumi, 35 lira aylıklı bir sorgu hâkimi, 20 lira aylıklı bir kâtip ilâve edildiği tak­dirde ve hâkim sınıfında olanların maaşlarına göre ödenekleri hesap edildi­ği takdirde 1.20Ö.00Û küsur liraya ihtiyaç vardır. İşin ehemmiyeti karşısın! da bu miktar büyük görülebilecek bir miktar değildir. Fakat bütün arkadaşlarm bildiği malî durum muvacehesinde hükümetiniz bu sene için buna im­kân bulamadı. Fakat şunu arzedebilirim ki bu teşkilâtı tam. adlî teşkilât ha­line ifrağ etmeği ve bunu önümüzdeki sene temin edebileceğimizi ummak­tayız. Bu arzettiğim 1.200.000 rakamı asgarî olarak 35 ve 40 lira üzerinden hedap edildiği takdirdedir. Binaenaleyh bu mevkilere gelebilecek arkadaş­ların bundan daha yüksek derecelerde olmaları takdirinde miktar 1,5 milyo­nu bulabilecektir. Dediğim gibi miktar o kadar çok olmamakla beraber bu sene için temin imkânını bulamadık. Bu gün mevcut teşkilâtımıza da el atı­lıp üzerinde durulmasına Adalet Bakanlığınızın şahsen kani bulunduğu ikin­ci mesele de, hiç bir arkadaş temas etmemiş olmakla beraber, mürettep ağa ceza mahkemelerinin durumudur. Bugün ağır ceza mahkemelerimizin ade­di, hemen yarısından fazla olarak mürettep mahkeme halindedir. Gerçi bu­nun tatbikat bakımından, kısmen halka kolaylık temini bakımından fayda­sı oluyor adaleti halkın ayağına götürme bakımından, fakat arkadaşlar, te­rekküp tarzı itibariyle mahkemelerimizin gerek vatandaşın hakkını temin için gerek kanunlarımızın tatbikini sağlamak bakımından bunun bugün için zaruretlerle kabul edilmiş ve fakat Üzerinde behemhal durulması lâzımgelen bir konu olduğuna Adalet Bakanlığınız kanidir. Bunun dışında muhte­rem arkadaşlarımın temas buyurdukları Üst mahkemeler teşkilâtına gelince, bu hususta selefim zamanında bazı üst mahkemelerin, bunların lağvinden sonra diyebileceğini tarihten başlamış olan hazırlıkları vardır ve üst mahke­melerimizin teşkilini de kaplayan mahkemelerimizin kuruluşu hakkında se­lefim zamanında hazırlanmış, dikkat ve itina İle hazırlanmış bir tasarı Ba­kanlıkta mevcuttur. Bugüne kadar "bu tasarıyı Meclise takdim etmemiş olmakhğımm sebebi, şimdi buradaki müzakerelerde de tezahür ettiği veçhile, ihtiva ettiği hükümlerin memleket adlî bünyesinde husule getireceği büyük ve esaslı değişikliklerden dolayıdır. Bu değişiklik yapılırken, memlekette büyük adlî sarsıntılar vücuda getirmeden ve mevcut vaziyeti düzeltelim der­ken daha kötü bir duruma düşürmek için bu teşkilâtın ihtiva ettiği tan ve mütemmim vasıtaları ve esasları hazırlamak mecburiyetindeyiz . Binaleyh, bu kanun üzerinde, bendeniz iş basmageldiğimden beri şahsen'

büyük bir dikkatle çalışmakta olduğum gibi, bu çalışmalar neticesinde bun­ları hazırlayan arkadaşlarla yeniden bir temasta bulunmak üzere belki lü­zum hissedilir ve efkârı umumiye, bu hususta mutahassıs sayılacak kimse­lerin evvelce mütalâaları alınmış olmakla beraber, tasarının son şekli üzerin­de yine mütalâalarını aldıktan sonra yüksek huzurunuza gelmeyi daha fay­dalı ve zaruri telâkki ederini.

Arkadaşlar,

Bugün hazırlanmış olan tasarıda, sayın Fuat Hulusi Demirelli arkadaşımın kısmen işaret ettiği gib, mahkemelerimizin teşkilâtı, ilk mahkemeler, üst mahkemeler ve Yargıtay olmak üzere üçe bölünmektedir. İlk mahkeme ta­biri içinde sulh mahkemeleri mevcuttur. Yalnız bir maddesi ile mahkemele­rin vazifesi dahilinde alan sulh ve asliye mevadmm oradaki iş hacmi İtibariy­le fazla bölümlere ayrılıyorsa ilk mahkeme bölümlere ayrılıyor ve bugün ha­zırlanmış olan bu tasarının hedefi gerek vatandaşın hakkını emniyetle sağ­lamak ve gerekse adaleti devlet seviyesinden tamamen yerine getirme ba­kımından bir ikinci derece ihdası gayesi ortada mevcut olmakla beraber bi­raz da pratik düşünülmüş ve Yargıtaym bugünkü büyük ve ağır yükünü nasîi hafifletebiliriz mülahazasını nazarı itibare alarak ilk mahkemelere dahi bu hususta kati hüküm vermek yetkisi tanınmış ve sulha ait mevadm kesin karara bağlanması düşünülmüş ve onun üstünde olanların Yargıtaya gitme­si mülahaza edilmiştir. Bu kadar esaslı, bu kadar vatandaş hakkını en yük­sek mahkemeye götürmeden tali sayılacak olan kademlerde kesin olarak halleden bu kanunu memleketimiz içinde ve bütün efkârı umumiyeye inan­dırarak kabul lttirebilmek için, takdir buyurursunuz ki, üzerinde çok dik atli ve itinalı bulunmak zaruridir ve bu kanun memlekette tatbik edildiği zaman acaba bugün adlî teşkilâtın yayılmış olduğu 63 vilâyetimiz de birden tatbik edilebilir mi, yoksa derece derece mi tatbik edilmek zarureti vardır? Bütün bunlar şühesiz ki hazırlayan arkadaşlar tarafımdan mütalâa edil­miş ve bazı mülâhaza ve düşüncelere bağlanmıştır. Bugün elimizde bu ka­nun hazır olduğu halde Meclise gelmediğimden dolayı şikâyette bulunan ar­kadaşlarıma cevabım şudur ki, bu kadar esaslı ve büyük bir kanun, bir kere mesuliyetini üzerinde taşıyan adanı sıfatiyle memlekete fayda getireceğine kesin bir kanaat elde etmedn hiç şüphe yok ki bunun mesuliyetini üzerime alarak getiremezdim. Dediğim gibi, dâva büyük ve mevcut teşkilâtı kökün­den ve aslından değiştiren bir mevzudur. Binaenaleyh Fuat Hulusi Demir­elli arkadaşım şimdi arzedeceğim sözlerle cevap vermiş olacağımı zannedi­yorum.

Usul kanunlarımızı teşkilât kanununa takdim etmek nasıl olur? Evvelâ teş­kilât yapılır sonra kanunları hazırlanır, ona uygun kanunlar uygulanır de­diler. Adalet Bakanlığı bunun tersini yapmıştır buyurdular. Bendeniz vekâ­lete geldiğim zaman usul kanunları Meclise takdim edilmişti. Bunları geri almıya lüzum görmedim. Bu gün Adalet Komisyonunda tetkik edilmekte olan ceza ve usul muhakemeleri kanunları ihtiva ettikleri hükümleri itibariy­le mahkemelerimizin çalışmasında ferahlıklarvücuda getireceklerdir. Buna

İnanıyorum. Arzettiğim gibi, yine teşkilâtın üst mahkemeleri kurulduğu tak­dir de, bu usul kanunlarına eklenebilecek olan fasıllarda hazırdır. Yanlız teklif edilen usul kanunu içinde değildir. Teşkilât kanunu kabul edildiği tak­dirde üst mahkemelere taalluk eden kısım o kanunda bir tadiî veya bir ek kısmı olarak, tabii teşkilât kanunu ile beraber Yüksek Meclise arzedilecektir.

Arkadaşlar yargılayın bugünkü durumundan da bahsettiler. Hakikaten bu büyük mahkememizde çalışan arkadaşlar azami gayret ve fe­dakârlık göstermekle beraber işler süratle intaç edilememektedir. Hattâ ba­zı dairelerimizde işler o kadar çoktur ki zaman zaman işi haifif olan daire­ye kısmen birikmiş işlerden vererek Önü alınmaktadır.

Geçen sene Yargitaymy, Yüce Divanın kurulması dolayısiyle kıymetli uzuv­larının ve mühim miktarda bulunan arkadaşların Yücedivanda vazife gör­meleri, bu sene Yargıtayımızm yeni seneye devir evrakında bir kabarıklık vücuda getirmiştir. Yargılayın geçen sene gelen işleri evvelki seneye naza­ran da bir miktar artmıştır. Bu da şüphesiz ki Yargıtayımızm esas fonksi­yonunu ifa edebilmesi bakımından bugünkü durumu üzerinde ciddiyetle ve esaslı olarak durmaya bizi sevk etmektedir.

Mahkemeler bakımından umumî durumumuz budur. Binaenaleyh bu duru­ma müteallik arkadaşlarımın sözlerine şimdiki vaki ifadelerimle hemen kıs­mı azamma iştirak etmiş ve onları ne dediklerini doğru olarak kabul etmiş vaziyetteyim.

Mahkemelerin kuruluşu hakkındaki kanu üzerindeki tetkiklerimiz bitip hu­zurunuza geldiğimiz zaman öyle umuyoruz ki Yargıtayımızm işleri gerek bu teşkilâtın kurulmasiyle kısmen hafifliyecek, gerek takdim edilmiş olan usul kanunlarımızdaki bazı hükümlerle esasen bu işlerin biraz hafifletilme­sini temin edici hükümlerimiz ve maddelerimiz de mevcut bulunmaktadır. Mahkemelerimizin bugünkü durumu budur ve bu durum karşısında arzettîğimi kısaca hülâsa etmek lâzım gelirse, asliye mevaddını da teşkilâtlı asliye mahkemeleri haline getirmek kararındayız.

Üst mahkemeleri tetkikatımız bitip memleketin bünyesine uygun bir şekil tesbİt edilir edilmez o da Yüce Kamutayın huzuruna getirilecektir.

Mahkeme teşkilâtı yanında ona yardımcı sayılan diğer bazı müesselerimiz üzerinde de arkadaşlarımız mütalâalarım serdettiler.

Tıbbı Adli Müessesesi üzerinde konuşan arkadaşlara hak veririm. Adli Tıp müessesesi adaletin tecellisinde mühim rolü olan esaslı bir müessesedir. Bu müessese ne kadar takviye edilse yeridir. Hattâ Bütçe Komisyonundaki ko­nuşmalarda bazı arkadaşlar Ankara'da bir Tıbbı Adli Müessesesi kurulması­nı söylediler, asıl tabibi adlilerin verdiği raporların, nihai mütaleayı serd edecek olan Tıbbı Adli Müessesesinden beklenmesine ben şahsen taraftar de­ğilim. Fakat bu müessesenin Hükümet Merkezinde kurulmasını faydalı te­lâkki ederim. Yanlız takdn buyurursunuz ki bu az cokgeniş bir teşkilâtı ihtiva eden Adli Tıp müessesesinin İstanbul'dan Ankara'ya getirilmesi ve bi na, tesislerini hazırlamakta ancak bugünün maddi şartlarına göre imkân bulamadık.

Adli Tıpmüessesesinin her şeyden evvel bu mesleki cazip kılabilmek için on­lara da munzam para verebilmek hususunda mesaimiz vardır. Biz bu ödene­ği adli faaliyet içinde hâkim rol alan vazife ve onun faaliyeti ve teşkilâtı teş­mil etmek lüzum ve zaruretine kani bulunuyoruz. Elizmide asistanlık devre­sini bitirip tabibi adli vazifelerini re'sen görebilmek vaziyetine galmiş olan ar­kadaşlarımızdan kadro imkânları dahilinde adli işleri geniş olan merkezlere resen tabibi adli olarak göndermek üzereyiz. Bu meyanda Doğu illerimiz için, en çok bir merkezde de adli tabib gönderilecektir. Yine teşkilâtımıza ta­alluk etmek itibariyle ve mahkemelerin kanunen dahi bîr cüzi sayılan za­bıt kâtiplerimizin vaziyeti hakikaten acınacak durumdadır. Yüksek Meclis tarafından bunun mütemadiyen her sene üzerinde durulması lâzım gelen bir mevzu olarak hükümete söylenmekte ve hükümet de bunun lüzumuna kani bulunmaktadır. Bu sene kâtiplerimize maalesef bir şey yapamadık. Kâtip kadrosuna ne adam itibariyle ilâve, ne de kadro maaşlarını yükseltme itiba­riyle hiş bir şey yapamadık. Bu sene yapabildiğimiz bir şey, (L) cetvelinde bulunan 10 kâtipliği o cetvelden çıkararak fiilî kadro içine almaktan ibaret kaldı ki bunun bir hiç olduğunu söylemeğe lüzum yoktur. Fakat hükümeti­niz, bütçesini bağlıyabilmek ve denkleştirmek bakımından yeni bir teşkilât kurmaya gitmek imkânını göremediği için maalesef en sıkıntılı en muztar vaziyette bulunan adli teşkilâtımız için de ferahlatıcı bir karara varamadı. Yalnız, şunu da Hükümet adına ifade edebilirim ki bu teşkilâtın takviyesi lüzumuna hükümetiniz de kanidir ve ilk imkân zuhurunda devlet teşkilâtı içinde birinci plânda el atılacak kısım da budur.

Yine arkadaşlarımız adalet cihazının ceza hususunda nihai neticelerini ve­ren müesseselerimizden yani ceza ve tevkif evlerinden, hapishanelerimizden bahsettiler. Hapishanelerimizin bugünkü acıklı durumu üzerinde ayrıca söz söylemeğe lüzum hissetmiyorum. Bu kürsüden arkadaşlarımın yerinde olan bazı ifadelerine rağmen, •hapishanelerimizin, İslahı bakımından son 1520 sene zarfında alınmış olan kararlar ve mesafeyi çok ufak görmemek te lâzım­dır. Bizim hedefimiz olan seviyeden uzak olmakla beraber eski durumla bu­günkünü mukayese ettiğimiz zaman arada büyük mesafelerin katedilmiş olduğunu da kabul etmek icap eder. Bugün artık mahkûmu, bir suç bir cü­rüm işlediğinden dolayı ifna edilmesi icabeder gibi bir zihniyet hiç kimsede yoktur, bu zihniyet ne adliyecide ne de adliyeci olmıyan vatandaşta vardır. Bu yola düşmüş olanlara karşı cemiyetin reaksiyonu ancak ve ancak o adamı bir daha bu gibi halleri irtikâp edemiyecek vaziyete getir­mek olduğuna hepimiz kani bulunmaktayız. Fakat arkadaşla**, bu hususta kati neticeler alabilmek için kabul de etmek lâzım gelir ki sade kısa bir za­manda ve hattâ muayyen bir devre için bulunabilecek paralar kâfi değildir. İnfaz müesseselerimizi medeni memleketlere yakışır bir seviyeye çıkarabil­mek için şüphesizdir ki malik olmamız lâzım gelen bir çok şeyler olmak icap eder. İlk başta bin agelmekle beraber ceza infazı hususunda bunun gayeye

uygun bir şekille netice vermeyi sağlıyabilecek elemanları yetiştirmek ve sağ­lamak da lâzımdır. Bizim bugün, arkadaşlarım kısmen işaret ettiler, gardi­yanlara verebildiğimiz, gardiyanlara verebildiğimiz para 60 liradan 170 li­raya kadar oynamaktadır. Mevcut gardiyanlarımızın hemen yarıya yakıp kısmının maaşı 60 ve belki dörte üçünün 75 liradır. 60 ve 75 liranın kesildik­ten sonra ele geçen miktarının ne olduğunu takdir buyurursunuz. Bu kadarcık para ile mahkûmlarla uğraşmak ve onların muhafaza mesuliyetini taşımak ve onların gidişini takip edip hakikati olduğu gibi âmirlerine aksettirebilmek ve onların anlayış ve kabiliyetine uygun telkinlerde bulunmak, bu kadarcık para verdiğimiz adamlardan istenebilecek bir vazife değildir.

Bu seneki bütçede biz de bu darlığa rağmen 60 ve 70 liklere biraz kadro yük­seltmeleri ve maaş artışları yaptık. Fakat yapılmış şeyler, yapılması lâzım gelenin yanında hemen hemen hiç mesabesindedir. Yalnız bir manâsı vardır ki memleketin bütçe bakımından en sıkıntılı olduğu bir devrede ve devlet kadroları üzerinde bir daraltma ve tenkise doğru, gitme varken bunlara, velevki mahdut miktarda olsun, zam yapabilmiş olmak hükümetin bu mesele­ye ehemmiyet göstermesi bakımından bir manâ ifade eder. Yoksa fiili neti­ce tevlidetmesİ bakımından büyük bir şey ummuyorum.

Sonra arkadaşlar, bizde hapishane personeli yetiştirebilmek için eskiden bi­liyorsunuz hapishane müdürleri bendenizin müddei umumilik vazifesinde bulunduğum zamanlarda Ankara'da hapishane müdürünün aylığı 15 lira idi. Emrinde 900 mahkûm, kâtipler ve gardiyanlar. Biz bu kadarcık basit bir ay­lıkla istihdam edeceğimiz kimselerden ne bekliyebiliriz? Bugün dahi 1015 hapishane müdürümüzün aylığı 3540 arasındadır, diğerleri 25 ve daha aşa­ğıdır. Bu kadar mühim bir işde hakikaten faydalı mesai sarfedebiiecek kıy­metli elemanların bu ücretle bulunmasına imkân yoktur. Hattâ bizim kanun­larımızdan istifade ederek yeni yaptığımız ceza evlerinde, müddei umumi­lik kadrosunda bulunan arkadaşları bu fazifelerde kullanıyoruz. Hattâ maaş­ları müsait olmadığı halde, kendilerini doğrudan doğruya hapishane müdür­lüğüne tâyin edeceğimiz zaman kanunlarımız hâkim sınfmdan gelen bir hu­kuk mezununun hapishane müdürlüğünde geçireceği müddetin hâkimlikte geçmiş gibi sayılacağını âmir bulunduğu halde, memlekette hapishane mü­dürlüğü unvanına verilmiş olan kötü manâ altında hiç bir genç bu vazifeyi kabul etmemektedir.

Hattâ müddei umumi muavinliği kadrosunda ve maaşı 3540 lira olan bir ar­kadaş, daha yüksek maaşla hapishane müdürlüğü kadrosu teklif edildiği zaman, benim unvanım muavin kalsın ve o vazifeyi yapayım demektedir.

Bu izahlarımla ifade etmek istediğim şu, herkeste uzun senelerdenberi ha­pishane telâkisinin yerleştirdiği, yarattığı kötü manâyı kolay kolay silmenin mümkün olmadığını anlatmak içindir. Binaenaleyh, arkadaşlarımın dediği doğrudur. İstanbul'da bulunduğum zaman gazetelere beyanatta bulunmak­tan çekinmedim, hakikaten birçok yerlerde hapishanerimizin akşam kapısı kapandığı zaman, devlet kudreti çektiği zaman icerdekileri kendi âleminde bıraktığımız yerlemiz çoktur. Bunun bu halde bırakılması da caiz değildir. Demek ki adlî teşkilâtımız içinde mahkemelerimiz sevişmesinden yapmamız lâzım gelen esaslı büyük meselelerimiz olduğu gibi infaz müesseselerimiz üzerinde de esaslı ve büyük dâvalarımız vardır. Fakat bazı arkadaşlar bu yeni ceza evlerinin yeni iş esas: üzerine müesses ceza evlerinin durumunun faideden ziyade mahzurlu olduğuna işaret eder şeklinde konuştular. Ben şahsen bu kanaatta değilim bu vaziyette infaz sistemi yep yeni rejim kurarak bunun, nıüsbet netice vereceğini anlıyabilmek için bu müesseselere alınan­larına belki normal ölçünün üstünde bazı haklar temin edilmiştir. Bu yeni müesseselerimiz gelişince yavaş yavaş geri alınması îâzımgeîen hususlardır. Binaenaleyh bu bakımdan yeni ceza evlerindeki infaz usulü ve temin edilen müddet gerek kazanma hükümlerine ait ileri sürülen mütalâaya dediğim Öl­çüler dahilinde iştirak ediyorum.

Yen: bugün bir günü iki gün saymak, bazı şekillere göre iki günü üç gün say­mak usulleri mutlak olarak tatbik edildiği takdirde hakikaten cezanın mik­tarı o kadar inmektedir ki adeta cezanın müessiriyeti kalmamış hale gelmek­tedir.

Ben de gerek kendi partimiz teşkilâtı bakımından, gerek dolaştığımız yer­lerde kulağımıza gelen şikâyetlerde ileri sürülen mütalâalar bakımından bu mevzu üzerinde durmak lüzumunu hissettim ve bu mevzu üzerinde bakan­lık çalışmaktadır.

Arkadaşlar,

Yeni ceza evlerindeyalnız beşbin küsur makûmumuz bulunmakadır. Mah­kûmlarımızın adedi 1719 bin arasında bulunduğuna ve bu 1719 bin mahkû­mun arasından 4500 ü yeni ceza evlerinde bulunduğuna göre hemen üçte bi­re yakın mahkûmlar bu nevi hapishanededirler. Bu miktar küçük görülemez. Binaenaleyh bu istikamette ve bu şekle intibak edebilecek daha çok mahkûm bulmak ve onlara bu şekilde cezalarım gördürmek için gerek bu müessese­lerimizi genişletmek veya daha fazla mahkûm alma yolunda çalışmak gerek dediğim gibi bunların kazanacağı müddetler üzerinde de durmak zamanı geldiğine kaniim. Bunda ifrata gitmenin doğru olmıyacağma kaniim. Bura­da tatbik edilen muhafaza rejimi itibariyle oraya girenleri daha ziyade dü­rüst görünmeye sevkeden, tahliye kararı verilinceye kadar disipline ve mües­sesenin nizamlarına aykırı bulunduğu takdirde bütün kazandığı müddetlerin kendisinden alındığı için ceza evlerinde mahkûmların müddetleri ilerledik­çe mahkûmun uysallığı gelişmektedir.

Arkadaşlarıma şunu katiyetle ifade edeceğim ki yeni ceza evlerinde müd­detlerini ifa ettikten sonra geriye gelenlerin adedi diğer hapishanelerde müd­detlerini bitirip de suç işleyip gelenlere nazaran çok azdır. Rakam olarak da meşruten tahliye edilmiş olanlardan bir sene zarfında geri gelenleri ancak 67 arasındadır. Binaenaleyh yeni ceza evlerimizin bu günkü durumu Türkün iyi muameleye ve iyi muameleden intibaha gelmek hususundaki karakteri­ne çok uymaktadır, müsbet ve iyi neticeler alınmaktadır.Bazı arkadaşları mız bu müesseselerde fazla lükse kaçıklığım söylediler. Fazla lüks olduğunu zannetmiyorum. Ben gördüğüm bütün müesseselerde başta Imralı olmak üzere Dalamana henüz gidemedim. Yeni ceza evlerimizde eğer makhûma in­sanca muamele yapmak ve onları yatacağı ve kalkacağı binaları bizzat ken­dileri yaptıkları İçin, bunların bizzat kendilerinin, yaptıkları binaları lüks telâkki etmenin doğru olmıyacağı kanaatmdayım. Evet, tâbi oldukları rejimi gayet geniş, büyük bir serbestiye ve müsamahaya dayanan bir rejimdir. Bu bakımdan, belki çok gevşek bulunuluyor denilebilir. Fakat biz oraya zaten müddetinin mühim bir kısmını diğer hapishanelerde çakmiş olan kimseleri aldığımız İçin onların yedikleri hükmün karşılığım orada ki bütün arkadaş­lar ittifak etmiş haldedir o kötü hapishanelerde zaten bir müddetini çekiniş­tir.

Bu konuda arkadaşlarıma arzetmek isterim ki ceza kanunumuzun cezalan in­fazına müteallik hükümlerindeki bilhassa ağır hapis mahkûmlarına tatbik edilmesi lâzım gelen hücre usulünü Kayseri'de İnşa halinde bulunan ve bu yaz ikmal edileceğini umduğumuz hapishanede, kâfi derecede hücreler, te1 min ettik. Yanan kışla ikinci defa yandıktan sonra yapılan kısmında zanediyorum ki 2030 hücremiz vardır. Akar suyu ve zaruri ihtiyaç mahallî de hüc­re dahilinde olmak üzere vardır. Tasavvurumuz odur ki, İstanbul ve Trakya mıntakasmm muntıka ceza evi olarak yanık kışlayı, Orta Anadolu'nun isti­ap edebileceği karşıhyabileceği vilâyetlerinin merkezi olarak da, Kayseri'de yapılmakta olan yeni ceza evini numune ve esas olarak ele alıp buralarda ce­za kanunumuzun bize emrettiği şekilde, birinci devre, yani münferit hüS rede kalma usulünü tatbika geçeceğiz. Yalnız kanunumuzun ikinci devre­sinin bizim için daha belki 50 sene tatbiki İmkânı olmadığım zannediyorum. Çünkü, ikinci devre gece gündüz tecrid edilmiş olarak hücrede geçen müd­detten sonra gündüzleri beraber, gece mahkûmu ayırma devresidir ki bunun bu devrenin de uzunluğu nazara alındığı zaman memleketimizde daha uzun bu şekil hapishanelere malik olmak ihtimali olmadığı için, mümkün olamıyacağı kanaatindeyiz. Onun için içinde bulunduğumuz sene zarfında Kayseri'deki durum ve inşaat ikmal edildiği takdirde bu sene hücre usulünün tatbikine geçebileceğiz. Ondan alacağımız neticeye göre ceza kanununun bu husustaki maddelerinin tadili için huzurunuza geleceğiz. Belki ikincisini de tamamen kaldırıp kanunda ne yazılmışsa, bugünkü muvakkat madde de bakanlığa verilmiş olan yetki hususları tamamen ceza kanununun emretti! şekilde infazına gitmek kararındayız.

Ceza müesseselerimiz, hapishanelerimiz hakkında bu kısa maruzatta bulun­duktan sonra biraz da adlî cihazdan, teşkilâttan bina ve müesseseden daha ziyade ehemmiyetli telâkki edilebilecek personel mevzuuna kısaca işaret et­mek isterim ve bu mevzudan bahsederken hâkimler kanunundaki hükümlere de dokunmak isterim.

Arkadaşlar,

Kanunlarımız ne kadar güzel olursa olsun, onu tatbik edeceklerin çalışma yol­ları ne kadar güzel olarak temin edilirse edilsin işin başı kanunların tatbiki ile vezifeli kılman adamların bu vazifeyi ifası, tam nıanâsiyle ehil olmalarına, ehil derken yalnız eleman kifayetinden bahsetmiyeceğim. Bir hâkimin, bir kanun tatbikcisinin haiz olması lâzım gelen bir şeye işaret etmek istiyorum. Burada eski mecellede, hâkimi tarif eden maddesinden bahsetmiyeceğim. Fakat onun ihtiva ettiği evsafı haiz olması lâzım geleceğine inanan arkadaşlarımzdanım. Hâkimlerimiz bu bakımdan hakikaten, her toplulukta aksayan bazı taraflar olacağı tabii olmakla beraber, bizi övündürecek bir haldedir denilebilir. Bil­hassa dürüsti bakımından, namus ve fazilet bakımından hâkimlerimizin en medeni memleket hâkimleriyle boy ölçüşebileceğini ciddiyetle, samimiyetle ve kemali sarahatle ifade etmek mümkündür.

Hâkimlerimizin bilgisine gelince, bu da tabii zamanla yükselme vaziyetindedir. Yanlız bizim, biriz evvel de bahsettiğimiz teşkilât durumumuz ve o Lşkilâtın icabına uygun olaarak şu mekanizmayı işletebilir vaziyete gelmediği­miz için bazı yerlerde kâfi ihtisası, kâfi ehliyeti haiz olmıyan hâkimlere de vazife verildiği vakidir.Benbukonu üzerindeesaslıolarakdurmaktayım hattâ bu işin baştan halli 'âzım geleceğine de kani bulunuyorum. Bir hukuk mezununu hâkim namzedi olarak aldığımız zaman bunun üzerinde işlenmesi­ne, durulmasına ve titizlikle durulmasına lüzum olduğuna kanaatim vardır. Stajiyeri alıp onun istediği yere tâyin edilir deyip mahkeme ve hâkimlerin, kendileriyle meşgul olabileceği haddin üstünde. sitajyerle işgal etmek isteni­len neticeyi de vermeyeceği aşikârdır. Bir mahkemeye 810 stajyeri topladı­ğımız zaman hâkim esas vazifesiyle mi meşgul olacaktır yoksa bunlarla mı uğraşacaktır. Türkiye'de iki şehirde HukukFakültesibulunmakta ve bu mektepleri bitirengençlerimizhemenbizemüracaatetmekteve tah­siliniyaptığışehirdeyerleşmekiçinstajını o şehirdeyapmak,ikmal etmekistemektedir. Ben işbaşınageldiğim zamanhakikatenİstanbul ve Ankara'nın durumu İstanbul ve Ankara'daki teşkilâtın diğer mintakalara göre geniş olmasına rağmen mahkemelerin belli edebileceği haddin üstünde olduğunu gördüm. Biz stajyerlerin ve stajyerlik müddetinin verimli olabil­mesi için ağır ceza merkezlerimizi ve ağır cezamerkezlerimizdeki teşkilâtı nazarı itibare alarak her birine kontenjan ayırdık ve bu kontejjanm üstün­de olan yerleri bırakmakla beraber o kontenjanhaddine düşünceye kadar o mmtakalara hiç bir stajyer tâyin etmemekteyiz ve etmiyeceğiz.Aynı za­manda avukat stajyerleri de stajyerlikleriniavukatlık kanununa göre para ile yapılır değildir. İki fakülte ayrı ayrı bu iki şehirde olduğu ve buralardan mezun olanlar avukatlık stajını tahsillerinin bir devamı saydıkları için he­men hepsi bu iki şehirde stajlarını yapmak için müracaat etmektedirler. Bu­na da imkân görülmemektedir. Biz tıpkı istanbul ve Ankara'da mahkemele­rin laış kabiliyetini gozonüne alarak ve bir mahkemeye verdiğimiz avukat ve hâkim stajyerinin çalışmasından o hâkimi vazifeli olarak mesultelâkki edecek bir sisteme girmiş bulunuyoruz. Bu arada bazı şikâyetler olmadı de­ğil, Ankara'da hâlâ avukat stajyerlerliğine talip olup yer olmadığından do­layı, sıra bekliyenler de vardır.Fakat bizstajyerliğinesaslıolarakyapıl­masında temin edilecek faydanın büyüklüğü yanında bu gibi arkadaşları in­tizarda bırakmaktan daha az mahzurlu telâkki etmekteyiz. Bir kayma hareketi yaptım, yanlız hâkim stajyerlerinin devletten para aldıkları düşünü­lerek bunları taşra ağır cezalarma yaymak ve parasız olan avukat stajyer­lerini Ankara'da ve izmir'de tâyin etmek suretiyle bu şikâyet mevzuunu da kısmen önlemiş bulunuyorum. Binaenaleyh diplomasını almış ve yeni hâ­kimler kanunun teklif ettik bir kere bunları diploma esasına göre seçerek alacağız.

İkincisi, stajiyerliğe tâyin ettikten sonra mesaisini yakından takip edeceğiz ve orada hâkimlerin vereceği notların aynı kıstasa dayanması üzerinde titiz davranacağız. Bu devreyi de nıuaffakıyetle geçirdikten sonra muavin sini fına alacağız. Buna bu sene imkân bulamadım. Muavin sınıfına geçenler için, bunların elini torbaya attırıp ismini çektikleri herhangi bir yere, sen tek hâ­kimsin diyerek göndermeyi da katiyen doğru bulmam, bunların büyük mer­kezlerde yine hâkimlerin yanında yardımcı üye olarak ve iki sene doğrudan doğruya kaza yetkisini haiz olarak ve mesuliyetîyle karşı karşıya çalıştırdık­tan ve burada muvaffak olup hâkim sınıfına geçtikten sonra bunları ilçelere gönderme yolunu takip edeceğiz. Bu sene buna gi dememem izin tek sebebi bu şekle gittiğimiz takdirde Şarkın ücra kasabalarına hâkim bulmakta müşkü­lât çekeceğim cndişesindedir ve büyük merkezlerde hâkim sınıfından bulu­narak çalıştırdıktan sonra taliine Şarkîn ücra bir yeri çıkan arkadasın avukatlığa kaçmasından endişe ettiğimden dolayıdır. Yaln'.z bize ümit verea nokta iki hukuk fakültemizin senede 700750 mezun vermesi bunlardan mü­him, bir kısmının hâkim sınıfına girmeleri için talip olmalarıdır.

Binaenaleyh, bu senekİ müşahadelerimiz de eğer bize cesaret verici bir mahiyet gösterirse, dediğim gibi, stajyerleri ciddi olarak ağır ceza merkezle­rinde yaptıracağız, muavinlik vazifesini de büyük merkezlerde, İyi hâkim­ler nezdinde kaza yetkisini fiilen kullandıracağız. Bu suretle geçecek olan dört senelik fiili tatbikattan sonra bir genci resen bir kazaya hâkim, sorgu hâkimi olarak göndereceğiz. Elemanı yetiştirme bakırcımdan başlangıç almasmda faİde ve zaruret gördüğümüz tedbirler bundan ibarettir. Bunun ya­nında mademki talebe çok, mademki hâkimlerimizi terfileri ilk üst derece­ye kanun gereğince iki senede bir terfi hakkı kazandıkları için dört sene ge­çince kadrolarımız dolmuş bir hale geliyor. Demek ayırma meclislerimiz ter­fileri tesbit ederken bu heyetlere daha ciddi vazifeler düşmektedir. Binealayh bir hükimi terfie lâyık görürken ölçülerimiz bundan evvelki ölçülerimizden biraz daha ağır olacaktır. Rakam olarak kısaca ifade etmek lâzım gelirse, ba­kanlık ayırma meclisleri gitmiş, bundan evvelki ölçüler hâkimler kanuna göre terfi esas olacak nakız ve tasdik nisbetleri yani iyi veya fena olma nisbetleri ve müteakip senede takip edilen esas bir sene evvel ayırma mecli­sine gider. Bu arada hâkimin aldığı not, iş çıkarmaktaki sürati müfettiş ra­poru nazarı itibare alınmakla beraber bu yükselme ölçülerinde biraz daha kıskanç olma yoluna gidilmiştir. Faraza bundan evvel bin hâkimden 170180 ni mumtazen terfiye lâyık görülüyor, 500600 ü tercihan terfie lâyık oluyor ve 200300 ü adiyen terfie lâyık görülüyordu. Bu rakamdan ancak 23 tanesi terfie lâyık değil deniyordu. Son ayırma tetkikatımız bunu makul şekillere irca etmiştir. Bugün rnümtuaz olarak terfie lâyık göimage003.gifrüîen hâkimlerimiz 23 kişi, tercihan terfie lâyık görülenler ','r 2030 dur, üst tarafı adiyen terfie lâyık olanlar diye ayrılmıştır. Bu terfie lâyık olnııyan arkadaşlar da eskiden ikiüçü aşmayan rakamda iken şimdi 2030 rakamını bulmuştur. Bu makanizma iyi işletildiği takdirde adalet organı hâkimlerin mukadderatı üzerinde herhangi bir rolü olmadan kanun hâkimler camiası­na kendi kendine tisfiyeye uğrayacaktır. Bu tedbire gitmeğe bize cesaret ve­ren şey, hukuk fakültesinin fazla miktarda mezun vermesi ve hâkimliğe ta­lip olanların fazla bulunmasıdır. Binaenaleyh bunun yanında teferruat oldu­ğu için söylemiyorum, Avrupa'da tahsil gören, kitap yazan hâkimin terfi ettirilmesi gibi cihetler vardır.

Demek ki eleman üzerinde durmaktayız ve bunun lüzumuna kaniim. Bir arkadaşım dedi ki hâkimlerin teminatı başkadır, hâkimin memur olmak Sifatiyle riayete mecbur olduğu hususlar vardır. Benim de tamamen kanaa­tim budur. Hâkimler smifindaki bir kimsenin vazifeye bağlılıkta, işi çıkar­makta ve bu işleri zamanında ve süratle görmede mesuliyet bakımından, he­sap verme bakımından diğer devlet memurundan hiç bir farkı olmamak lâ­zımdır. Aradaki tek fark, bunların bu gibi hareketleri karşısında karar ala­cak olan heyetlerin idari hej'et olmayıp, yine hâkimler camiasından seçil­miş olan heyetlerin kararları ile olmak lâzım gelir. Bu zaviyeden de gerek teşkilâtımızla, gerek bu hususta yetkili olan heyetlerle daima temas halin­deyim.

Mahkemelerin süratle iş görmeleri, hâkimlerimizin iş çıkarmaları, hâkim­lerimizin kendilerine arzedilen dâvaya nüfuz adederek karar vermesi, iki kelime ile, dosyayı okuduktan sonra mahkemeye çıkarmaları üzerinde titiz­likle durmaktayız. Mahkemelerimizin iş adetlerini ve bir mahkemenin ne kadar iş çıkaracağını aşağı yukarı işlerin nevine göre birer esasa bağlamış bulunuyoruz ve bu esaslara göre teşkilâtların fazla olanlarım kaldırıp teş­kilâtı noksan olan mintakaları takviye yolunda da çalışmaktayız. Pessone! mevzuunda hâkim teminatı şudur budur dediler zannederini Ha­zım Bozca arkadaş olacak, dediler ki hâkimler kanunu tadil tasarısında ida­ri tasarrufla genişletilmiştir. Zannederim ki o teklifi görmeden konuşmuş olacaklar. Teklif Adalet Komisyonundadır. Bu teklifteAdalet Bakanınızın zihniyeti odur ki, mevcut yetkileri adlî cihazın işlemesinde bir mahzur tev­lit etmemek kayıt ve şartı ile mümkün olduğu ölçüde daraltmak ve eksilt­mektedir. Bunda mahzur görmediğimiz kısımlar için yaptığımız tekliflerde hükümler dahi mevcuttur. Ters tarafından bir teklifimiz de yoktur. Zaten hâkimler kanunu Adalet Komisyonunda konuşulduktan sonra Yüksek Mec­lisin huzuruna gelecek ve buna müteferri, bütçe vesilesiyle söz söylemiş olan arkadaşlarım orada daha geniş mütalâalarım beyan edecek biz de kendi gö­rüşlerimizi ifade etmek imkânını bulacağız. Onun için burada fazla teferruata girerek zaten geç olan şu vakitte sizleri fazla rahatsız etmek istemiyorum. Yalnız bir noktayı işaret etmek isterim ki, sayın bir arkadaşsın bugün Ada­let Bakanlığı yetkilerinin saltanat devrinde dahi olandan daha fazla olduğu­nu ifade buyurdular, hattâ öyle kelimeler kullandılar ki, Osman Nuri Koni Arkadaşım Adalet Bakanı rezzakıâlemdir, falan dediler.Ben buvazifeye geleli sekiz ay kadar oluyor. Böyle bir sıfatı ve yetkiyi ne kendimde gördüm ve nede kannlara bakutım böyle bir şeye tesadüf etmedim. Yanlız şunu arzetmek isterim ki, bilmiyorum kendileri temyizde bulundular amma ayırma meclislerinde âza olarak vazifelendiler mi? yine şurasını da yüksek heyete arzetmek isterim ki ve bunu bir vicdan borcu telâkki ederim, bu ayırma mec­lislerinin birisinin başında Başreis birisinin başında da Başsavcı bulunmak­tadır. Bunların herbiri üçer temyiz azası ikişer de bakanlık umum müdür­lerinden mürekkeptir. Arkadaşların ben bir paravana vaziyetine düşecekleri­ni kabul etmiyorum ve arkadaşlara bühtan isnat etmeğe hiç kimsenin hak­kı oınıadığını zannediyorum.

Sekiz ay kadar oluyor zannediyorum bu vazifedeyim, bir şahıs hakkında da­hi bunun derecesini şöyle yapalım, bunun derecesini böyle yapalım diye böy­le bir şey söylemiş değilim. Ben bizim bakanlığın, benim adıma faaliyette bulunması lâzım gelen umum müdürlerine dahi söz söylemiş değilim. Ben. hâkimler kanununun bu husustaki hükümlerini şöyle anlıyorum: Adalet Bakanı o heyetlerin kararı karşısında ancak itiraz hakkını kullanır, bu ka­rarlar Adliye Bakanının sözü ile tekemmül etmez, bu kararlar kendi reyleri ile tekemmül eder, verilen hükme, o karara itiraz hakkım vardır. Bu iki he­yet birleşir, itirazı tetkik eder, red veya kabul eder. İçimden samimi olarak inanıyorum ki bugün yaşayan hükümler realiteye, icaplara uygun ve hâkim teminatını sağlamaya kâfidir. Dünyada mevcut sistemleri burada uzun boy­lu arkadaşlara anlatmak istemem. Şu ve bu diye bizim kabul ettiğimiz şekil noksan değildir. Ve tatbikatta en müsmir netice veren şekildir.

Böyleolduğu haldearkadaşlar bunun tatbikatında kanun dışıbir hareketgörüyorlarsa bana derhal söylerler. Eğer bu hareketi ben yapmışsam ve bilmiyerek yapmışsam özür diler ve derhal düzeltirim. Bile bile yapmışsam ki W vak dftıöûx, o vaki axVa&&<Eaxm&as tycs. e&eYİm. 1a3a oVatv \,madsvını derhal benden nezetmelidirler.

Binaenaleyh hâkimlerimizin teminatı bakımından bakanlık azamî hassasiyeti göstermektedir. Yalnız bu konuda arkadaşlarımın Şarka kötü hâkim gidiyor, şöyle olmalı, şu oluyor, muayyen devreye koymalıdır gibi mütalâalar ileri sürdüler. Adalet Bakanınız da ayni mevzu üzerinde ciddiyetle durdu. Bili­yorsunuz hâkimler kanunu, 60 liraya gelmiş bir hâkimi teminata mazhar kı­lar. Teminata mazhar olmuş bir hâkimin yerini değiştirmeğe, yerinden oy­natmaya imkân yoktur, hakkımız yoktur. Adalet Bakanının elinde bu hu­susta ne vardır?. Ne yapabilir? Terfi listesinin basma gelmiş bir hâkime İs­tanbul veya Ankara gibi bir yerden Şarka gitmesini istersek dahi kabul et­mez ve terfi listesinin başından ismini silip terfi listesinin sonuna geçmesini göze alır, olduğu yerde kalır. Biz onu zoraki gönderince teminat nerede kalır? İkinci müşkülât, bir hâkim Garpta veya kendisine göre uygun gördüğü bir yerde yerleşince onu o yerden değiştirmek için inzibati bakımından bir se­bep bulunmayınca onu yerinden nasıl ayırırım? esas veya örnek olarak ala­bileceğimiz modern memleketlerden hiçbirinde Şarktakileri Garba, Garptakileri Şarka göndermek kabilinden objektif bir şeyin de mevcut olduğu­na rastlamış değiliz. Belki biz bunun ufak tefek mahzurlarını izale için dahi dolambaçlı bîr yoldan giderek teminatı kaldırmış olacağız. Her müşküle rağ­men imkân buldukça Garp'ta veya tercih edilen yerlerde münhaller vuku buldukça buralara Şark bölgesinde hizmet etmekte olan arkadaşları tercihan aldırmaktayım. Bazısından minnet telgrafları almaktayız. Meselâ Öıtülü'nüıı Iğıl Kazasında bulunan bir çocuğun kararnamesi geliyor, onu Çar­şamba'ya veya Yalova'ya tâyin edildin diye yazıldığı zaman tabii memnun oluyor ve biz bu esas dahilinde hareket ediyoruz Yalova'ya tâyin oldun de­din mi memnun oluyor amma bunu bir esas dahilinde yapmaktayım. Yapar­ken en evvel sırada olanları alıyorum. Bunların istisnası oluyor, tek istis­naları şöyle oluyor. Heyeti sıhhiyeden rapor getiriyor, hayatı için tehlikeli­dir, orada bulunamaz, bu hâkim şu hastalıkla malûldür. Şöyle heyeti sıhhi­yesi olan bir yerde olması lâzımdır, diye bu gibi raporlar yüzleri aşmıştır. Hattâ bu raporların ciddiyetine inanmadığım için bunları müteakip heyeti sıhhiyelerden geçiriyorum. Şunu da açık olarak arzedeyim ki Başbakanlığa müracaat ederek, merkezi hükümette verdiği raporların sıhhatinden şüphe edilen kimseler için daha bir heyeti sıhhiye kuralım da bir de oradan geçi­relim, diyorum. Çünkü bu raporları idari bir merci kendiliğinden keeniemyekûn addedemez. Hâkim hastalanır, vefat edebilir. Bu mesuliyeti hiçbir vic­dan sahibi adam üzerine alamaz. Her raporlu da kaldığı gibi, Şarka hiç kim­se gitmiyor. Ben bugün İstanbul'da, sizlere söyliyebilirim, üç ilâ beş hâkime Bursa'da açılan hukuk reisliğimi teklif ettim kabul etmediler. İstanbul sulh hâkimi Bursa'ya hukuk reisliğine gitmiyor. Burdur'a, Bartın'a ağır ceza re­isi olarak gitmelerini teklif ettim gitmiyorlar.

Şimdi bunları iki taraflı mütalâa etmek lâzım. Onu oraya, bunu buraya gön­derelim derken tatbikatta en az mahzurlu olan şekli de bulmak lâzımdır. Müsbet ve bize kanaat getirecek bir şekil bulursak gerek hâkimlerin temi­natına ilişmemek ve gerek Şarka şaibeli ve kusurlu hâkim göndermeyip ora­nın da muhtaç olduğu ehliyetli hâkimi göndermek İçin uğraşıyoruz. Vasıl olabileceğimiz netice eğer bir kanun mevzuu olması icabederse onu da hu­zurunuza getirmekten çekinmiyeceğim.

eleman hakkında bu maruzatta bulunduktan sonra, sabrınızı suistimal et­memek için kısaca kanunlar mevzuuna da ilişmek istiyorum. Arkadaşlar, bugün Meclisi aliye sevkedilip de henüz kanuniyet kesbetmemiş olan' lâyihalarımız, arkadaşların birçoğunun da malûmu olduğu üzere, başta ceza ve hukuk muhakemeleri usulü kanunudur. Bu iki kanun Adalet Komisyonundadır.Ceza Usulü Mahkemeleri Kanununu tetkik eden sukomis­yon hemen hemen mesaisinin beşte dördünü ikmal etmiştir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununu tetkik eden sukomisyon da başlangıçta sayılabile­cek haldedir. Binaenaleyh bu iki büyük kanunumuz meclisin elindedir. Bir an evvel çıkarılmasını bu vesile ile ben Adalet Komisyonundan rica ediyorum. Sonra bir arkadaşımız tapulama kanunundan bahsetti. Zannederim bunun meclise geldiğinden haberdar olmasalar gerek, bu uzunca bir müddettenberi âliye takdim edilmiş ve halen İçişleri Komisyonundadır. Sukomisyonu zan­nederim bunun üzerindeki tetkikatmı ikmal etmiş ve esas komisyon tetkik etmek üzeredir. Bazı arkadaşlar hava hukukundan ve Ticaret Kanunundan bahsettiler. Ha­va hukuku hakikaten bazı medeni memleketlerde hava nakliyatının artma smdan dolayı böyle bir deniz ve kara ticaret kanunları gibi kanunlar bazı memleketlerde müstakil kanunlar halindedir. Biz bunu, bu husustaki muta ferri kanunları kısmen Ticaret Kanımda yer aldırmış bulunmaktayız. Bunun ehemmiyetini ben de takdir ederim. Ve arkadaşlarımın bu husustaki fikir­lerime ben de iştirak ediyorum.

Ticaret Kanunumuza gelince: Bu da selefim zamanında hazırlanmış ve üze­rinde bakanlıkça bir ikinci defa görüş ve tetkikat yapıldıktan sonra Başba­kanlığa takdim edilmiş bulunmaktadır. Zannederim kısa bir zamanda Yüksek Meclise gelecektir. Medeni Kanunla Ceza Kanununun yeni baştan değiş­tirilmesi konusuna gelince: Bendeniz Medeni Kanunumuzun kökünden de­ğiştirilmesi mütalâasında bulunan arkadaşların fikirlerine iştirak etmiyo­rum.

Eve1 her memleketin kendine uygun ve kendi realitelerine cevap veren ka­nunlar yapması lâzım gelir. Bunun aksini iddia etmek belki mümkün değil­dir, bu tez hakikaten çok kuvvetlidir. Bu bakımdan Nazım Porop Arkada­şımızın bu cepheden söylediği mülâhazaya cevap verecek değilim. Yalıul biz medeni kanunumuzu aldığımız zaman bir inkilâpçı millet olarak memle­kette bir inkilâp yaptığımızı, bu kanunumuzun inkilâp kanunları içinde yer aîan temel kanunlardan biri olduğuna inanıyor ve bu kanunun içinde' tatbi­kat bakımından gerek mühmel gibi görünen hükümleri vardır. Bu hüküm­leri aldığımız memleketlerde dahi daima tatbik edilen hükümler de değildir. işaret buyurdukları gibi ailehukukuna taallûk eden bazı noktalarda belki bi­ze tamamiyle uymayan kısımları vardır. Kadına bırakılan nitifahakkı gibi

mal birliği ayrılığı hakkındaki bazı hükümler esasen değiştirilerek alınmıştır, Binaenaleyh biz medeni kanunun bu arzedilen hususları dolayısiyle yeni başdan değiştirilmesi lâzım geldiği cihetine mesul mevkide bulunan Adliye Ba­kanınız olarak taraftar değilim. Medeni kanunumuz 1926 danberi tatbik edil­mektedir. Üzerinden bu kadar müddet geçtiği manâsı, ihtiva ettiği hükümler memlekette artık yerleşmiş hale gelmiş vaziyettedir. Biz bunu yeni başdart kendi reııgimizi, kendi damgamızı vereceğimiz bir kanun yapalım hususun­daki mütalâayı, dediğim gibi, bu bir manzume ve muayyen bir sisteme daya­nan bir kot olmak itibariyle bunun ne yapılması kolaydır, ve ne de bizim için buyurdukları manâda kati bir zaruret olduğuna inanmıyorum.

Yalnız arkadaşlar nesebi gayri sahih çocuklar bakımından bizde bazı mah­zurlu neticeler tevellüt ettiğini söylediler. Bunu hep biliyoruz. Fakat arka­daşlar, bunun taallûk ettiği mevzu, bizim üzerinde o kadar kıskançlıkla dur­mamız lâzım gelen bir mevzudur ki bunda bir genişlik yapmak Türkiye'de taaddüdü zevcata gitmek demektir. Fahri Karakaya (Elazığ)Fiilen oluyor.

Adalet Bakam Fuat Sirmen (devamla)Olsa bile biz zamanla üç sene, beş sene geçtikten sonra çıkartacağımız af kanunlariyle bu çocukları meşru ço cuklar haline getirmekle ne yapıyoruz? Yavaş yavaş o istikamete doğru yol alıyoruz demektir. Geriye dönmeye asla niyetimiz yoktur.

Bir arkadaşımız da karı koca ayrılmağa karar verdikten sonra hâkim ne olu­yor dedi. Arkadaşlar zannederim ki bizim aile telâkkimiz, aile hakkındaki görüşümüz bu arkadaşın istedikleri şeyleri yapmaya müsait değildir. Bu ar­kadaş hâdiseyi tek cepheden mütalâa ettiler. Düşünmediler ki hâkimin boşan­mayı ta'vik etmesiyle asabi bir gününde ayrılma kararını vermiş olan aile­lerin yeniden hayatı idame edenleri de az değildir. Biz aile müssesesini öyle iki kişinin keyfi ile bozulur, iki kişinin keyfi ile düzelir bir müessese telâk­ki etmiyoruz. Bu balamdan da medeni kanunumuzda tadil yapmak niyetin­de değiliz. (Kâfi, kâfi sesleri)

Arkadaşlar, bendeniz bu maruzatımı ikmal etmek için iki kelime daha söyliyeceğim. Çocukmahkemeleriile,mahkûmlarıntahliyelerindensonrakendileriyle meşgul olunmasından behsedildi.

Arkadaşlar çocuk mahkemeleri hakkında Tezer Arkadaşım bir sual sordu.

Dedi ki, eskiden hazırlanmış olan tasarı neye Meclise getirilmedi.

Arkadaşlar çocuk mahkemesi teşkilât kanunu yapmakla bizim onunla istih­daf eylediğimiz gayeye vusul imkânı yoktur. Onu besleyici ve onun istilzam ettiği diğer müesseselere vücut verilmediği takdirde hiçbir netice vermiyecektir. Onlar yaratıldığı takdirde ancak faydalı neticeler verebilir. Buna ba­zı arkadaşlar temas etti. Çocukları müşahede altında bulunduracağız ve böy­le bir müesseseye ihtiyaç vardır. Biz bu konu üzerinde çalışıyoruz.

Biliyorsunuz ki memleketimize bir İngiliz hâkimi geldi Kültür Heyeti davet­lisi olarak. Kendisine icabeden izaz ve ikramda bulunduk. Bir arkadaşımızı da Londra'ya gönderdik. Bu konu üzerinde kendisine vazife verdik. Amma bu suç işleyen çocuklar için ne yapmak lâzımdır, bunları islâh için nelere ih­tiyaç vardır? Bunları bize esasından müşahade ettirecek müesseselerimiz yoktur. Bu vaziyette çocuk mahkemeleri kurduk. Bundan müsbet netice alacağımıza kani bulunmuyoruz. Sonra bunun yanında bu mahkeme ile be­raber bir de onun lâzımı gayrı müfariki olan diğer müesseseleri kurmak im­kânını hazırlayarak huzurunuza gelmek lâzımdır. Mahkûmlar çıktıktan son­ra bunlara iş bulmak hakikaten bir iştir hakikaten bu büyük bir dâvadır. Doğrudan doğruya Adliye Bakanlığının işi değildir zannediyorum. Medeni memleketlerde patronaj müesseseleri vardır. Bunların devlet yardımlariyle kurulmuş olanları da vardır. Suçlu çocuklar mevzuunda daha bir karara va­rılmış olmamakla beraber memleketimizde feragatla çalışabilecek temiz ve nezih ailelerden kadınlarımız ve erkeklerimiz olduğuna inanıyorum. Bunlar fahriyen çalışabileceklerdir. Bu mesai neticesinde bir teşkilât muvesi yaratabiîirsek, buna tabii büyük şehirlerde başlamak suretiyle yavaş yavaş ge­liştirmek gibi bir yola gideceğiz. Zaman dar olduğu için bazı arkadaşların te­ferruata taallûk eden sorularına cevap arzedemedim, beni mazur görürler. (Kâfi sesleri) Ayrıca benden şahsen Öğrenmek istedikleri bir şey varsa emir­lerine amadeyim.

Nuri Ozsan (Muğla)4598 numaralı kanuna göre üst derece maaş almak hakkını kazanmış bir çok hâkimlerimiz sayın bakanın onaylamaması yüzün­den sekiz ilâ on aydır bu üst kadro maaşını .alamamaktadırlar. Bunun sebe­bi nedir?

Adalet Bakanı Fuat Sirmen (Devamla)Böyle bir şey yoktur. Nuri Ozsan (Muğla)Vardır.

Adalet Bakanı Fuat Sirmen (Devamla)Böyle bir şey yoktur. Varsa bir ta­
ne misal verirsiniz.'
Yalnız şunu arzedeyim ki bugün Kaurosu olup da, üst derece maaşı almaya
müstahik olup para verilmemiş bir şey yoktur. Varandır? Zat İşleri Müdürü
yok diyorlar, halen yoktur. Yalnız Ayırma Meclisinin bu son toplantısında
terfiye lâyık görülebilenlerin cedveli henüz bakanlığa verilmemiştir. Bun­
dan bir ay kadar evvel Ayırma Meclisinin son toplantısında terfie lâyık gö­
rülenlerden kadroları müsait olanlara bu verilecektir.

Nuri Ozsan (Muğla"!Terfi cedveli verilmiş, terfiye hak kazanmış. Fakat sekiz ilâ on aydır kadro maaşı verilmemiştir. İsimlerini de zatıalinize arzederim.

Adalet Bakanı Fuat Sirmen (Devamla)Bunu bilmiyorum, varsa tetkik ede­riz. Terfi etmiş terfi defterine girmiş ve kadrosu da müsaitse bunlar verilir. Ahmet Veziroğlu (Afyon Karahisar)Efendim bendenize cevap vermediniz. Adalet Bakanı Fuat Sirmen (Devamla) Efendim bazı arkadaşlar hapishane­lerin durumundan bahsettiler. Arkadaşımız da Dinar'da mevcut hapishane binası olarak kullanılan yerin müsait olmadığını...

Ahemet Veziroğlu (Devamla)Müsait değil gayri sıhhi vaziyettedir.

Fuat Sirmen (Devamla)Kârgir bir bina olduğunu ve sahibinin de satmağa amade olduğunu söylediler. Bunu tetikik ederiz. Bu sene hapishane inşaaSa için elimizde mevcut paranın ihtiyacı olan yerlerin ihtiyaç şiddetine göre Di­nar'ın durumu Ön plânda ise ona göre bir karar alabiliriz.

Ahemet Veziroğlu (Afyon Karahisar)Gayri sıhhi vaziyette olduğuna ve bugünkü bütçe vaziyeti de müsait bulunmadığına göre binası temin edilemez­se bu gayrı sıhhi vaziyet devam edecek mi?

Fuat Sirmen (Devamla)Kiralık bir bina arayacağız. Binayı satın alamaz­sak sahibi ile... Ahmet VeziroğluSıradan bahsettiniz. Sıraya da gelmiyor.

Fuat Sirmen (Devamla)Gyrı sıhhi vaziyettedir diye diğer başka hapisha­nelerimiz de olur ve raporları da gelirse bunlar arasında sıra takip etmek mecburiyetindeyiz.

Cürmü meşhut tahsisatına gelince, arkadaşımın hakkı vardır. Yalnız bu se­ne söyledikleri hususu nazarı dikkate almış ve geçen, seneye nazaran malî du­rumun darlığına rağmen bu husustaki tahsisatı yüz bin. lira arttırmış bulu­nuyoruz. Osman Nuri Koni (İstanbul)Bir sual Birinci Harbi Umumide yapılan ve elyevm devam eden selâhiyet kanunu var­dır. Bu kanuna ihtiyaç var mı yok mu? Öğrenmek istiyorum.

Adalet Bakanı Fuat Sirmen (Rize)Arkadaşlar unuttuğum için arzetmedîm. Selâhiyet knunu üzerinde Osmn Nuri Arkadaşımız ve diğer bazı arkadaşlar da durdular.

Selâhiyet kanunu tamamen kaldırmanın imkânı olmadığı kanaatindeyim. Nicin? Selâhiyet kanununa, bilhassa münferit hâkim teşkilâtı olan yerlerde kati zaruret vardır. Tasavvur ediniz ki bir kazada tek hâkim vardır. Bu hâkim hastalandı veya senelik iznini aldı ne yapacağız? O mahkemede ilâveten aza mülâzımı olduğu takdirde selâhiyet kanununa çok lüzum olmayabilir. Bir nok­taya hak veriyorum. Selâhiyet kanunu benim müşahedelerime göre esas vaz' İnin üstünde biraz geniş kullanılmıştır. Bunu Yüksek Meclisin huzurunda itiraf etmeğe mecburum. Benim zamanımda kullanılmış değildir, fakat kul­lanılmıştır. Bu kötü maksatla değil, yani birini alıp oradan oraya verme şek­linde kullanılmış değildir. Amma biz yirmi senedir, encümenlerde de ifade et­tiğim gibi, gerek temyiz mahkemesinde ve gerek Bakanlık Merkez teşkilâtını genişletmemiş, selâhiyet kanunundan istifade ederek bu şekilde hâkimleri is­tihdam etmişizdir. Bugün dahi Adalet Bakanlığında adedi 10 u aşan hâkim bu tarzda çalışmaktadır. Baş Müddeiumumilikte ve Temyiz Mahkemesinde rapor­tör kadrosunda ayrıca bu şekilde hâkimler çalışmaktadır. Bu şekildeki tat­bikat bence selâhiyet kanununun ruhuna uymayan, bir harekettir. Temyiz rüesasiyle temas ettim, hattâ kendileriyle bir toplantı halinde bulundum. Tem­yiz mahkemesinin işlerini aksatmadan orada çalışan hâkimleri raportör ha­line inkilâp ettirecek kadroları yükseltme suretiyle hal yoluna gideceğiz. Baş Müddeiumumilik raportör kadrosu tesbit edildiği için onun arttırılmasına imkân yoktur. Bugün Ceza ve Hukuk Umum Müdürlerinde çalışan hâkim­leri ayırdık mı, bu iki umum müdürlük muattal hale gelir.

Bakanlığımızın görüşü odur ki, en kısa zamanda kendi teşkilâtımıza, kendi bünyemize uygun bir şekilde, hüviyeti ne ise o şekilde hareket edip, bu selâhiyetli hâkimi kullanacak değiliz,

Ahmet Kemal Varınca (Gümüşhane)Bir sual

Medeni kanunun deşiştirilmeyeceğine dair zatıalinizin teminatı vardır. Fa­kat ben öyle anlıyorum ki medeni kanun fiilen ihlâl edilmiştir. Şöyle ki, bir takım çıkarılan af kanunlariyle bugün nüfus defterlerinde Hasan Hüseyin, zevcesi Fatma, doğan ikinci bir çocuk, onun kızı Kezban. Yine babası Hasan Hüseyin, karısı Kezban, üçüncü bir çocuk. Şimdi bakıyorsunuz nüfus defte­rinde bir tane erkek, üç tana kadın, Üç ana, bir baba, şimdi üç çocuk, üç ana­dan doğan çocukların babası bir, anaları başka. Bir tanesinin hizasında filan tarihinde evlenmiştir, diğerlerinde kayıt yoktur, buna ne buyurulur?

Adalet Bakanı Fuat SirmenArkadaşlar bunu cevabını biraz evvel kapalı şekilde de olsa verdiğimi zannediyorum. Kendi realitemizi inkâr edecek de­ğiliz. Şüphesiz muhtelif af kanunları ile biz fiili durumu ikrar ve itiraf etmiş bulunuyoruz. Eğer kanunu kaldırır ve böyle af yapmıyacak olursak bu za manla memlekette bir iç anarşi olarak köyler» kadar sirayeti görülür. Biz hükümet olarak bu halin ayıp görünür bir hak' gelinceye kadar bu realite­mizi kabul edeceğiz ve uzun devre bu affı bırakmıyacağız. Çocuk büyür 18 yaşma gelir meşruiyetini devlet kabul etmezse gürültü çıkar. Amma, tetkik ederseniz görürsünüz ki en son kanun 1944 de mi 1945 de mi ne çıkmıştır. Yani kısa vakitlerde, zaman zaman yapılmaktadır.

Ben şuna inanıyorum kî, ilk kanun çıktığı zaman meşruiyeti iktisap eden çocuklar yüz bin ise ikinci defasında 80 bine inmiştir. Zamanla bu rakam sı­fıra inecektir. Çünkü Türk Köylüsünün vicdanında eski göreneklere göre ya­pılmasını tabii olarak gördüğü bu hareketi bir gün gelecek inanmıyacak ve yapmıyac aktır.

Ahmet Kemal Varınca (Gümüşhane)Amma istatistiklerde çoğaldığını gö­rüyoruz. (Kâfi, kâfi sesleri)

B. M. Meclisinde Mîllî Savunma Bakanlığı bütçesi üzerinde ileri sü­rülen tenkit ve mütalâalara karşı Başbakanın açıklaması:

Ankara : 24 (a. a) —

Büyük Millet Meclisinin bugünkü sabah oturumunda Başbakan Şemsettin Günaltay Millî Savunma Bakanlığı Bütçesi hakkında ileri sürülen tenkit ve mütalâalara karşı şu beyanatta bulunmuştur:

Millî Savunma Bütçesi de Hükümetçe sunulan diğer bütçeler gibi Meclisi âlide esaslı surette tetkik ve tenkit edilir ve edilmelidir. Bu itibarla demin .söz 'söyleyen bir arkadaşın Millî Savunma Bütçesini Meclis gayri şuuri bir şekilde kabul ediyor, sözünü asla hakikata muvafık görmem. Ve bir millet­vekili arkadaşın ağzından çıkmasını da hayretle kargılarım. Çünkü kendisi de bu heyetin içerisindedir ve tetkik etmek selâhiyetini haizdir. Hiç bir va­kit hükümetiniz, bütçenin şu noktasını tetkik edemezsiniz, bu noktası gizli­dir diye ne encümende, ne de heyeti umumiyede bir söz sarfetmiş değildir, ve hiç bir arkadaşı böyle bir tenkitten menetmek selâhiyetini haiz değildir, bu hakikati bütün milletin bilmesi icabeder.

Arkadaşlar, sayın general kürsü hürriyetinden bahsettiler. Büyük Millet Meclisi Kürsüsü hürelür, milletvekili burada söz söylemek hususunda hiç bir kaydile mukayyet değildir. Ancak ve yalınız bîr kaydile mukayyettir. O da kendi aklı şuuru, kendi vicdanı, kendi vatan duygusudur. Bunun haricinde ne bir hükümet kuvveti, ne de başka bir kudret milletvekilin burada söz söy­lemekten menedemez. Bu bakımdan, sayın generalin fazla heyecana kapıla­rak bu hürriyetini kendi kendine takyit etmek lüzumunu unttuğunu sanıyo­rum. Genelkurmayda hizmet etmiş ve generalliğe kadar çıkmış bir arkada­şın, rey veren vatandaşlar rey vermek hususunda nasıl eşit hak selâhiyete malik iseler, ordunun kuvayı mevcudesini ve sureti tavazzunu ve ordu vesa­itinin nevi ve miktarını bilmekte de Genelkurmay başkanile ayni hak ve selâhiyette olması icabedeceği yolundaki ifadesini hayretle karşılarım.

Bir memleketin esrarı vardır. Bir mesleğin liyakatine göre "bu sırları tevdi edeceği adamları vardır ve sayın general de o mevkilere yükselmiş ve bu sır­lar: muhafaza etmiş insanlardan biridir. Bu bakımdan deminki sözlerinin he­yecanla söylemiş olduğuna kaniim. Bunu elbette takdir etmeleri icabeder.

Sayın Arkadaşlar,

General ve ondan evvel söz söyliyen Zeytinoğlu Arkadaşlarımız ordu Genel­kurmay teşkilâtı hakkında bazı mütalâalar serdettiler. Evvelâ sayın genera­le ve Zeytinoğlu'na şunu sarih olarak söylemek isterim ki; genelkurmay" da, istedikleri ve bütün memleketin beklediği teşkilâta çoktan başlanmıştır. Plân­ları hazırlanmıştır ve çok yakın bir zamanda huzurunuza getirilecektir. Bu teşkilât ile bugün anormal gibi bir vaziyette bulunan hususlar tamamiyle bertaraf edilmiş olacak ve demokrat memleketlerde genelkurmaylar ne su­retle işliyor ve Millî Savunma Bakanlığına ne şekilde bağlı bulunuyorsa biz­de de ayni olacaktır. Tabii şekil Genelkurmayın da her memlekette olduğu gibi biz de Millî Savunma Bakanlığına bağlılığıdır. Fakat Millî Savunmanın, ordunun talim ve terbiyesinde, teknik faaliyetinde, ordunun sevk ve idare­sinde yüklendiği ağır mes'uîiyetle mütenasip selâhiyetinin bulunması lâzım­dır. Bu selâhiyeti takyit etmek hiç kimsenin aklından geçmez. Fakat ordu­nun idari işleri, iaşesi ve sair hususin, memleketin diğer bütçeleri gibi, mec­liste esaslı surette tetkik edilir ve hükümetçe de, bakanlıkça da sıkı bir kon­trol altında bulundurulur ve bulundurulması lâzımdır. Bilhassa kanunî teş­kilâta göre, iaşe işleri memlekette iktisadi temevvücata meydan vermiyecek ve her türlü yolsuzlukları önliyecek şekilde ve sıkı bir kontrol altında ya­pılması esası gözonünde tutulacaktır. Ordu mekanizmasının muntazam su­rette işlemesi için mes'ulİyetlerin daha çok tebarüz ettirilmesi ve ordu "bir­likleri arasındaki ahenk ve bağlılığın daha sıkı ve daha verimli bir şekle "bağlanması zarureti vardır. Yeni teşkilât bu esas üzerinde kurulmuştur' Mil­lî Savunma Bakanlığı ve ona bağlı olacak olan genelkurmay, bu mes'uiiyetlerin tavazzuh ettiği kudretleri sıkı kontrolleri altında bulunduracaklardır. Sayın general, bizim askerî işlerle meşgul olmadığımızdan bahsettiler. Ga­yet tabii, meşgul değildik. Fakat bu kadar zamandanberi, devlet tşşkilâtı içinde bulunmuş ve bütün milletlerin türlü teşkilâtları üzerinde yakın tet­kikler yapmış, bir tarihçi olarak bu işin ne olduğunu ve ne olması icabettiğini ve ne şekilde nizamlanması lâzım geldiğini kavrama selâhiyetini bize ta­nıyacak kadar generalin lütüfkâr olmasını isterdim.

Nasıl ki kendileri burada muhtelif mevzularda gayet geniş ve selâhİyetli bir surette konuşmak hakkını kendilerinde buluyorlar.

Arkadaşlar,

Ordumuza verilecek yeni şekil bugünün ihtiyaçlarına ve teknik vasıtaların bugünkü tenevvüüne göre ordumuzun inkişafı ile ahenkli olarak düşünül­müştür. Bilhassa deniz, hava ve kara kuvvetlerinin çok yakında mes'ul ko mutanlarm idaresine verilmesi ve bu komutaların da birbirleriyle ahenkli' olarak genelkurmayın sıkı murakabesi altında bulunması ve ordunun idare, iaşe, sağlık aksamının birbirine sıkı bir surette bağlanarak hepsinin Sa­vunma Bakanlığına bağlı ve ona karşı mes'ui olması tabii bulunan genelkur­mayın murakabesi altında bulunması esas tutulmuştur. Sayın generalin de­min bahsettikleri Savunma Konseyi de kurulacaktır. Bunun da esasları haj zirlanmiştır. Başbakanın riyaseti altında gereken bakanlardan ve Genelkur­may Başkanından teşekkül edecek olan bu heyet, memleketin topyekûn harp kudretini nizamlamakla mükellef bulunacaktır. Bütün bunlara ait ka­nun yakında Meclise sunulacak, ihtisas komisyonlarında selâhiyetli arkadaş­larımızın tetkik ve tenkidinden geçtikten sonra kanuniyet kesbedecektir. Bu hususta sayın gener.alin müsterih olmasını temenni ederim.

Her iki parti adına konuşan arkadaşlar, ordunun siyaset cereyanlarından, uzak kalmasını temenni eder mahiyette sözler söylediler. Bu hususta bizimle hemfikir oldukları için kendilerine teşekkür ederim.

Türk ordusu, vazifeperverliği, vatanseverliği icabı olarak, şerefini bugüne kadar nasıl muhafaza etmişse bundan sonra da ayni şekilde muhafaza edecek, vatanı korumak ve savunmak yolundaki kutsi vazifesinden başka bir şeyle ilgilenmiyecektir. Şunu da belirtmek isterim ki, hükümetiniz bütün kuvvet ve kudretiyle orduya siyaset sokmak istiyecekleri kanun yolları ile tedip ve tenkil etmekte tereddüt etmiyecektir.(Bravo sesleri)

Arkadaşlar,

Bundan evvel, ordumuzdaki motorlu vasıtaların tatbikatını gzösteren ma­nevrada ben de bir milletvekili sıfatiyle bulunmuştum. Bu müşahadem ge­rek subayların, gerek erlerin yeni motorlu vasıtaları kavramak, işletmek ve tatbikatını muaffakiyetle başarmak hususunda millî zekâmızın, Türk irade ve kabiliyetinin en feyizli eserini göstermişlerdir. Ben de bunu çok yakın­dan görmekle derin inşirah duydum. Ati hakkında kanaatim kat kat artmış bulunuyor. Türk erlerinin ve Türk subaylarının enerjik ehliyetlerini, ku­manda heyetinin evvelden görmek ve plânını ona göre tâyin etmek ve neti­celeri de o tâyine uygun olarak elde etmek hususundaki yüksek kudret ve kabiliyeti müşahede etmek emniyet ve itimadımızı artırmıştır. Gerçekten generale bir daha söyliyeyim kî, ben asker değilim amma tarihteki muhare­beleri yakından ve plânları üzerinden tetkik etmiş bir arkadaşınızım ve bir sivil tarihçi arkadaşınız olarak manevrayı takip ettim. Ötedenberi, memleket çocuklarının türlü sahalardaki kabiliyetlerini yakından tetkik etmeyi kendim için meslek edinmiş olduğumdan burada şahit olduğum hâdiseler de göğsü­mü kabarttı ve ümidimi arttırdı.

Arkadaşlar, ordunun gençleşmesi meselesi hususunda hükümetinizin noktai nazarı sunacağımız kanunda belirecektir. Kurulan teşkilât o mahiyette­dir ki, muntazaman işlemesi ancak, büyük kudret ve kabiliyete, idare kud­retine, ve iradeyi tecelli ettirmek hususundaki azme, evvelden görüşe ve gö­rüşün netayicini önceden sezmeğe kabiliyetli istidatların verimlerine müte vakkiftır, Bu kabiliyetleri göstermiyenler tabiatiîe bu faaliyet sahasında ba­rınamazlar. Ben fevri hamleleri zararlı gören bir insanım ve böyle bir yola gitmenin çok defa faydadan ziyade mazarrat vereceğine kaniim. Onun için tasaffiyi yeni kurulacak teşkilâtın işlemesine bağlamak taraftarıyım. Vazife ve meşguliyetini müdrik, vazifesinin icaplarını kavramış ve ona göre lâzım gelen kararı vermekte ve harekete geçmekteki kudretini göstermiş olanlar makamlarında kalır ve yükselirler, bu kabiliyeti göstermeyenler de tabiatiîe teşkilât haricine çıkarlar. Biz bu yolu tercih etmekteyiz.

Arkadaşlar,

Şunu da hatırlatmak isterim ki orduda yalnız sihhati ve beden kudretini de­ğil, fikir kabiliyetini, mesleki bilgi genişliğini, tecrübe ve görüş enginliğini de gözönüne almak lâzım gelir. (Soldan bravo sesleri) tecrübeli komutanları birden bire ve bir hamle ile harice atmak ordumuzu felce sürüklemek olur. pöyle bir yola asla gidemeyiz. Onların tecrübeleri, bilgileri arkadan gelen­lere intikal ettikçe öndekiler zaman icabı olarak Tabiatiîe istirahate çekile­ceklerdir. Yol. doğru yol budur. Bizden fevri hareketler beklemeyiniz. (Bra­vo sesleri)

Sayın General Aldoğan hükümetin gayrı kanuni surette işler gördüğünden !iti. Hükümet gayrı kanuni işler göremez ve görmeyi de aklından ge­çiremez, esasen böyle hareket edecek olsa siz onu iş başında tutmazsınız. Bu gayet tabiidir. Her şey, her yapılan iş bir kanuna istinat eder. Ordunun sevkü idaresini kendileri daha iyi bilirler, Genelkurmay nizamlar. Bir iş yapılır­ken kanuna aykırı hareketler olmuşsa veya kanun hilâfında yapılmışsa bitta­bi müsebbipleri hesap vermekle mükelleftir. Esas olarak her yapılan iş mut­laka bir kanuna istinat eder.

Sayın Zeytinoğlu'nun ileri sürmüş olduğu istekler ki, hemen çoğnda kendisile beraberiz, temin ederim ki, istediği bu işler için lâzım gelen tertipler ve hazırlıklar yapılmış bulunuyor. Tevafuk edemediğimiz ve edemiyeceğimiz "hususlara da yukarıdaki ifadelerimde temas etmiş bulunuyorum. Hülâsa, Sa­yın Zeytinoğlu'nun yapılmasına lüzum gördüğü hususlar hakkındaki hazır­lıklara biz çoktan başlamış bulunuyoruz. Yakında kanunlarını getireceğiz. Bu meselelerden bazılarında kendileriyle hemfikir değiliz. Belki esaslarda birleşebiliriz. Fakat tatbikat itibariyle noktai nazarlarını fevri gördüğüm için o yola gitmekten kendimi mazur görüyorum.

Hülâsa olarak şunu arzedeyim ki, Millî Savunma Bütçesi de diğer bütçele­rimiz gibi Meclisi Alinin tetkikine ve tasvibine maruzdur. Bu hususta meclis bütün selâhiyetini kullanır ve tabii bu konuda da her milletvekili yalnız kendi vicdan ve şuurunun takdiri içinde düşündüklerini serbestçe ifade eder. (Alkışlar) B* M. Meclisinin Mülî Savunma Bakanı Hüsnü Çakır'ın beyanatı:

Ankara : 24(a. a)—

Büyük Millet Meclisininbugün yaptığı birinci oturumunda Millî Savunma I Bütçesi üzerinde geçen müzakereler sırasında ileri sürülen mütalâalara kar ' şiBaşbakanŞemsettinGünaltaytarafındanyapılanaçıklamayımüteakip Millî Savunma Bakanı Hüsnü Çakır da şu beyanatta bulunmuştur :

Müsaade derseniz bir iki suale cevabımı arzedeceğim. (Maddelere geçildi, kâ­fi Başbakan konuştu, sesleri, gürültüler)

Umumi şekilde sorulmuş bazı sualler var. Onları şimdi cevaplandırmam lâ­zım. Vakit geçerse bile devam ederiz. Yalnız bütçenin az tetkik edildiği, hiç nüfuz edilmediği yolundaki iddialara birkaç kelime ile temas etmek istiyo­rum.

Başbakan —Maddeleregeçilmesinekararverilmiştir.Fakatbakancevsffl vermek istiyor.

Millî Savunma Bakanı Hüsnü Çakır (Devamla)1949 senesi bütçesi, Bütçe . Komisyonuraportörleritarafındanhaftalarcatetkikedilmiştir.Rakamlar] üzerinde uzun uzun durulmuştur. Dayandığı hesaplar, neticeler kendi kontl rollerinden geçmiştir. Bu suretle vücude gelen bütçe, bir gün sabahtan ak­şama kadar komisyonda müzakere edilmiştir, incelenmiştir. Hiç bir bakan­lığın bütçesinden farklı bir muameleye tâbi olmamıştır, yani komisyon rapor­törleri her kalem üzerinde ayrı ayrı durmuşlardır. Bu itibarla arkadaşları­mızın Millî Savunma Bütçesinin bir muafiyet ve imtiyazı olduğuna dair olan zanlarmm yerinde olmadığına işaret etmek isterim.

Burada iki gündenberi cereyan eden müzakereler ve söylenmiş olan sözler bu hakikati bir kere daha isbat etmiştir. Dokunulmıyan, temas edilmiyen hangi mevzu kalmıştır? Şimdi, bunu bir kere tebarüz ettirdikten sonra, ba­zı arkadaşlar bütçenin heyeti umumiyesi müzakere edilirken dediler ki, her sene olduğu gibi Miüî Savunma Bütçesinin senelik ihtiyaca kâfi olmadığı bi­linerek tahsisat konulur ve sene ortasında ödenek almak suretiyle idare edi­lir. Ayni vaziyet bu sene için dahi vardır.

Böyle bir endişeyi izhar ettiler.

Şimdi Millî Savunma Bütçesi filhakika fevkalâde ahval içinde evvelden tah­min edilen rakamlara, devlet masrafları içinde en az sadakat gösteren bir bütçedir. Bunu berveçhi peşin söyliyeyim. Büyük bir kütlenin iaşesi, giyimi, teçhizatı ve büyük bir mikyasta bir akaryakıt masrafının tedariki meselesi­dir. Bunun üzerinde bir de o kitlenin adet ve yerlerinin değişmesi de ayrıca bir âmil olur.

Şimdi dünya ahvalinin bu âmiller üzerindeki tesirleri, iktisadi şartlar ve fiat tahavvülleri, Hatların az çok değişmesi yekûnlar üzerinde büyük tesir yap­maktadır. Bu bir hakikattir ki tebarüz ettirmek mecburiyetindeyim. Evvel­den tahmin ve tâyini mümkün olmayan herhangi bir büyük ihtiyaç madde sinin fiatında, kilosunda bir kuruş iki kuruş gibi cüz'i bir fark hâsıl oldu mu yekûn itibariyle o ihtiyacın, o maddenin yekûnuna aksi büyük olur. Bu de­mek değildir ki ihtiyaçlar evvelden samimi olarak tesbit edilememiştir. Sa­mimi olsrak tesbit edilmiştir. Evvelden tahmini mümkün olanlar nazarı dik­kate alınmıştır. Amma sene ortasında iç ve dış âmillerin tesiri bu tahavvülleri vücuda getirebilir.

Sonra bunu haricinde yine üçüncü bir âmil vardır. Amerika'dan gelen yar­dım malzemesinin evvelden malûm olmayan hacmi ve inkişaf tarzına göre, yine bir değişiklik olmaktadır. Çünkü bunun taşınması ve depolanması var, bunların da sene içinde bize ne getireceğini bilemeyiz. Binaenaleyh bu nok­ta üzerinde bizim ihtirazi kayıtlarımız vardır. Bunlar haricinde rakamlar, bir senenin asgarî ihtiyacına göre tam bir samimiyetle ifade edilmiştir. Hat­tâ bu samimiyeti Bütçe Komisyonunda o derece etraflı izah edilmiştir ki, meselâ akaryakıt ihtiyacımız motorlu .vasıtaların akaryakıt ihtiyacı. 461 mil­yon küsur lira ifade eden bir bütçe yekûnundan akaryakıt ihtiyacımız, ihti­yacın dörtte biri kadar tahsisat konmuş, mütebaki tahsisat bütçe kanunun 21 inci maddesinde derpiş edilen tertipten ve bir de başka yoldan teminine muvaffak olamazsak sene içinde istiyeceğimizi ifade ettiğimiz 12 milyon ek ödenekle elde edebileceğimizi söylemiştim. Binaenaleyh sene başından iti­baren tesbit ettiğimiz rakamlar bu sene içinde söylemiş olduğum tahavvülleri de ifade ile, Millî Savunma Bütçesi tam ve samimi bir tahminle huzu­runuza gelmiş bulunmaktadır. Bu arada bazı arkadaşların bilhassa Kemal Zeytinoğlu Arkadaşımızın, geçen senelere nazaran Millî Savunma Bütçesi­nin umumi yekûn nisbetinin düşük gördüğünü söylediler. Bunu mukayese edebilmek için arzettiğim âmilleri de ortaya koymak lâzım gelir. Yani 462 milyonu mukayese etmek mecburiyetindeyiz Cem'an 492,5 milyona varan bir yekûnla umumi bütçeyi mukayese etmelidir. O vakit noksanlar düzelir. Bundan başka Millî Savunma Bütçesine dahil olmayan geçen senelerden harp malzemesine ait borç ödenekleri Maliye Bütçesindedir, bunun da na­zarı dikkate alınması lâzımdır bu itibarla bunlar nazarı dikkate alınırsa var­lığı neticenin doğru olmadığı meydana çıkar.

Sonra Millî Savunmanın mübayalarmdan bahsettiler. Bu mubayaaların bü­yük kalemlerin umumi devlet müesseselerinde olduğu da zaten Büyük Mec­lisçe malûmdur. Meselâ iaşe maddelerini ofisten alırız, akaryakıtı petrol ofi­sinden alırız, şeker ayakkabı vesair bunlar hep devlet müesseselerinden alı­nır. Geriye kalan et, ot vesaire gibi şeyler de mevcut kanunun tarifatı dai­resinde yapılmaktadır. Bununla beraber bu işlerin cereyanı üzerinde dai­mi kontrolü ve anî teftişleri daha sıklaştırmak lüzumuna elbette kaniiz ve bunun için de bakanlık şimdiden tedbirlerini almış bulunmaktadır. Askerî fabrikalara temas ettiler. Bu askerî fabrikalar üzerinde bizim niye­timiz bunları tamamen hükmi şahsiyet altında toplamak ve iktisadi kaideler dahilinde idare etmektedir, iktisadi devlet teşekküllerine mütenazır bir şe­kilde bunlan teşkilâtlandırarak askerî mahiyetlerini almak ve kendi işlerini kendileri görür bir hale getirmektir. Bunun için yapılmış olan kanun tasana toplantı halinde bulunan askerî şuranın gündemindedir.

Yeni askerî teşkilâttan bahsettiler. Bilindiği gibi askerî işlerimiz iki merci j tarafından idare edilir. Biri Milî Savunma Bakanlığı, diğeri de Genelkurmay Başkanlığıdır. Bu İki merciin görev ve yetkileri kesin surette ayıramaya tat­bikatta İmkân görülemiyor. Bu itibarla, işlerin revişine tesiri de iyi olmu­yor, mahzurlar aksaklıklar kendisini göstermiş bulunmaktadır. Yeni teşki­lâtın gayesi devletin silâhlı kuvvetlerini tek bir makam ve merci elinde top­lamaktır, bugünkü ikiliği ortadan kaldırmak gayesi istihdaf olunmakladır. Bunun anayasanın tadili ile ilgisi yoktur. Çünkü anayasanın 40 mci madde­si hazarde harp kuvvetlerine kumanda edecek makamın tâyin ve tesbitine mütedair bir kanun yapılmasını âmirdir. Bizim yaptığımız şey ise mer'i olan husûsi kanun yerine bir başka kanun getirmekle, anayasanın dediği şeyi ifa etmekten ibarettir. Esas mesele selâlüyetleri ve mes'uliyetleri tek merciye irca etmekten İbarettir. Bu teşkilâtın şimdi toplantı halinde bulunan Askerî Şuraca da müzakeresi bitmek üzeredir, umarım ki yakında Büyük Millet Meclisine sunacağız.

Kemal Zeytinoğlu'nun mütalâası meysnmda umumi yurt savunması hak­kında bir takım mütalâalara rastlamktyız. Bu mütalâalar devletin silâhlı kuvvetlerine taalluk eden ve şimdi bahsettiğim teşkilâtın haricinde bulunan bir mevzudur. Bu mevzuun şimdiye kadar iyi netice verememiş bulunan müdafaa meclisi de vardır. Bunun yerine devletin menabiini topyekûn harbe hazırlamak ga"yesile mobilize edebilecek bir Millî Savunma Konseyi kurul­ması düşünülmüştür. Bunun hakkındaki kanun tasarısı hazırlanmış ve As­kerî Şûradan çıkmıştır, bugünlerde hükümete verilmek üzeredir.

Kemal Zeytinoğlu'nun temas ettiği mevzuların bir takımları zaten 5, 6 aydanberi ele almış ve kısmen intaç ettiğimiz işlere taalluk eder. Bir de askeri alma şubelerinin kadrolarının' ikmalinden bahsettiler. Onlardaki noksanın ehemmiyetli kısmı yapılmış bulunmaktadır. Ayrıca onları teftiş etmek için de bir makanizma kurulmuştur.

Askerî terfilere temas ettiler. Askerî terfiler kanuni çerçevesi dahilinde ce­reyan etmektedir. Kıdemde ehliyet esastır. Bugün yüksek komuta heyetini işgal eden zevat mazideki hizmet, ehliyet ve tecrübeleriyle kademe kademe yükselerek bu mevkie gelmişlerdir. Binaenaleyh bu husustaki endişeleri yersizdir.

Sayın Orgeneral Fahrettin Altay, ordu hakkında çok değerli mütalâalar serdettikten sonra gelecek sene bütçesinde tasarruf imkânı olduğunu ve bunu isterse hükümete de söyliyebileceğini ifade buyurdular, Her arkadaş gibi, orduda bu kadar hizmet etmiş olan bu arkadaşımızın da kıymetli fikirlerinden isitifade ederiz. Yalnız biz esasen bütçeyi yaparken bütün generallerin, ordu kumandanlarının fikir ve malûmatlarını alarak ve Genel Kurmayla müzake­re etmek suretiyle kararlaştırmış bulunuyoruz.

Yeni teşkilâtt kadroların arttırılmaması hakkındaki mütalâalarına ben de ta­mamen iştirak ederim.

Bayın Orgeneral Asım Gündüz'iin suallerine geçiyorum. Bütçe Yüksek As­kerî Şûradan geçmiş midir buyurdular. Yalnız bu senenin bütçesi değil, ken­dilerinin vazifede bulundukları 1940 senesindenberi bütçeler Askerî Şûra­dan geçmiş değildir. Fakat 1940 tan evvel bütçelerin Yüksek Askerî Şûradan geçmekte olduğu anlaşılıyor. Ancak Yüksek Şûra, hazarda icrayı faaliyet eden bir makanizma olduğundan,, hazarda maslahatın ve işin icabı olarak bütçenin de Askerî Şûradan geçirilmesi tabii idi. Fakat on senedenberi fev­kalâde vaziyetler içinde bulunulduğu cihetle bu, bir taamüî haline gelmiş­tir. Bilhassa fevkalâde zamanlardan askerî masrafları tesbit etmeğe imkân yoktur, ki AskerîŞûrada bütçe tetkik ve tesbit edilsfh. Böyle zamanlarda büt­çe sene zarfmda büyük tahavvüller geçirmekte olduğunu geçen senelerin tecrübeleri bize göstermiştir. Kaldı ki, Askerî Şûradan geçmesi lâzım gelen bir takım mevzular vardır ki, onlar da senelerdenberi, elli tanesilistesi elimdedirAskerî Şûradan geçmiş değildir.

Demek ki, hazari zamanda işlemekte olan makanizmadan bütçe gibi işlerin fevkalâde zamanlarda buradan geçirilmesine imkan olmadığı anlaşılmış ve senelerdenberi de bu, bir teamül olarak, teessüs etmiş bulunmaktadır.

Sayın Orgeneralin ikinci suali de, ordunun motÖrleşmekte olduğuna göre masraflarda bir azalma olup olmadığı hakkındadır. Bu hususa dair General Eyüp Durukan, selâhiyetleri dahilinde müdellel cevaplar verdiler. Ben, yal­nız şunu tavzih etmek isterim, orduyu motöleştirme meselesine masrafı azalt­mak noktasından bakılamaz. Bu, bir zururettir. Yani bugünün icap ve ihti­yacı olması hesabiyle bir zarurettir. Yoksa orduyu motöleşürmekle masraf­ları indireceğiz diye herhangi bir ifade vaki değildir.

Hakikat şudur ki, ordunun motöleşmesi suretiyle adette belki bir takım eksil­meler elde edilebilir. Bunun tasarrufu maazîyadetin karşılayacak ve hattâ kifayet etmiyecek ve daha fazlasını İsteyecek kadarı masraf yapmak lâzım­dır. Hususiyle bizim memleketimizde sanayi ilerlemiş, teknik seviyesi iler­lemiş memleketlere nazaran bir farkımız da vardır. Bizde motorlu silâhları kullanmak için daima aldığınız esnan erbabından devamlı surette istafade mümkün değildir. Müddetleri itibariyle bunları öğrenmeleri de güçtür. Bun­ları Öğreninceye kadar hizmet müddetlerini ikmal ederler. Onun için daimi olarak az çok maaşlı eleman bulundurmak mecburiyeti de vardır, bu durum >da bütçeye az çok ayrıca bir külfet tahmil edecektir.

Motorlu silahların tamiri, bakımı, revizyonu vesaire ihtiyacım karşılamak üzere her haîde bizim alıştığımız usullerden daha farklı ve daha fazla ihtiya•cı karşılamak şartiyle daha fazla masraflara katlanmak zaruridir.

Sayın Orgeneral Çalışlar'm sualleri meyanmda seferberlik müdürleri mese­lesi de vardır. Bu Millî Savunma Konseyinin vazifeleri içine giriyor. Millî .seferberlik hazırlığını yapan organlar vardır. Bunları kurma, onun yerine başka bir vasıta bulmak keyfiyeti onların düşüneceği mevzulardır.

Kendilerinin temas ettiği diğer hususları, umumi ve müşterek konulra ver­diğim cevaplar arasında cevaplanmış farzediyorum,

Bir de hizmet eri meselesi vardır. Hizmet eri meselesine birçok arkadaşlar temas ettiler. Bu meyanda Vedat Dicleli Arkadaşımız da Önemle bu mesele üzerinde durdu:

Hepimizin malûmu olduğu üzere Türk Ordusunun kuruluşundanberi mev­cut olan bir usuldür ve bu bir kanun ve kanuna göre yapılmış bir talimatna­meye istinat etmektedir.

Yaptığımız tetkikata göre, ecnebi ordularında da değişik tarzlarda bu mak­sadı temin eden bir takım usuller mevcuttur. Bazı yerlerde de tazminat ver­me usulüâ vardır.

Bakanlık bu servisin bugün elinde bulunan kanun ve talimatnamenin çiz­gisi dahilinde cereyan etmesi hususunda çok tiitz ve hassas davranmaktadır.

Arkadaşlarımızın usul dışındaki hareketlere nihayet vermek hususundaki mütalâalara tamamen iştirak ederim. Bu noktadan bizim gösterdiğimiz has­sasiyetin elbette amelî sahada faydalar ve müsbet neticeler vereceğine şüp­he etmiyorum.

General Sadık Aldoğan'm suallerine Başbakanımız cevap verdi. Yalnız, bu­günkü muamelelerin kanun dışı olduğunu söylediler, bunu kabul edemiyeceğim. Bunların hepsinin birer kanuni mesnedi bulunmaktadır, isterlerse kendilerine .göstermeğe âmsdeyim. Bütün bu muameleler, verilen bu salâ­hiyetlerin bu meclisten çıkmış kanunlar ve o kanunlara istinaden yapılmış nizamnamelere müsteniden cereyan etmiş olduğunu kendisine isbat edebi­lirim.

İaşe hakkında söyledikleri noktalra gelince: Eğer bu hâdiseleri zaman ve yer göstermek sureti ile tâyin edebilirlerse derhal tahkikata girişebilirim. Benim malûmatıma göre, bugün verilen iaşe maddelerinin hiçbir zaman kanunen tâyin edilmiş kalori derecesinden aşağı olmadığıdır. Bu da üç bin kaloridir. Bunu biz bugün 3100 kalori üzerinden vermekteyiz. Bundan sonra bu hu­susta yapılmış bir şey olursa bana haber vermelerini rica ederim. Derhal ge­reğini yaparım. Bir muameleye vukuf ve ittilâ peyda etmişse veya bundan sonra ederse derhal lütfen bendenizi haberdar etsinler ve ben seri vasıta ile onun çaresine bakacağım ve müsebbiplerini tecziye etmek hususunda herşeyi yapacağıma emin olsunlar. Yalnız bunun yanında benim şahsi mütalâa­mı arzedeyim. Seyahat yaptığım sırada kimsenin haberi olmadan kıtalara gi­dip iaşe vaziyetini görmek fırsatını bulduğum oldu. Şimdi burada söylemek isterim ki, iaşe hususunda gördüğüm vaziyet hiç bir zaman şikâyet edilebi­lecek şekilde değildir ve burada hakikat olarak ifade etmek isterim. Bunun­la beraber benim ittilaıma gelmeyen noksanlıklar olabilir. Benim umumi ka­naatim böyle değildir. Şayet böyle bir şey olursa, Sayın Generalden ve diğer arkadaşlardan derhal bendenizi haberdar etmelerini ve en seri ve kati tedbiralmakta tereddüt etmiyeceğimi arzetmek isterim.

Erzurum mıntakasmm 1947 senesinin sıhhi vukuatını istediler. Bu cedvel de tamamen yanımda yoktur. Tafsilâtını, cedvelleri istedikleri zaman verebilirin. Yalnız bir hülâsa Cedvelde yazılı olanlar binde 82 hava tebdili, binde 62 çürük, binde 37 sakat ve binde 5.69 vefat şeklindedir.

Maruzatı bu kadardır.(Alkışlar)

B. M. Meclisinde İçişleri Bakanlığı bütçesinin müzakeresi:

— Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün ikinci oturumunu saat 15 te Raif Karadeniz'in başkanlığında yapmış ve içişleri Bakanlığı 1949 Bütçesi müzakeresine de­vam etmiştir. Oturum bir önceki toplantıda İçişleri Bütçesi üzerinde açık­lamalarına başlamış olan İçel Milletvekili Refik Koraltan'ın aynı konu üze­rindeki konuşmasiyle başlamıştır.

Refik Koraîtan bazı İdare adamlarından şikâyetle, bunların vatandaş hak ve hürriyetlerine hürmetkar olmadıklarım ileri sürdüğü bu konuşmasında bu ifadeleri teyid için Demokrat Parti teşkilâtından gelen bazı yazıları okumuş­tur.

Son zamanlarda İstanbul'da geçen bazı hâdiselere de temas eden İçel Millet­vekili bunlara karşı Jandarma Umura Komutanının müessir tedbirler almasını istemiş ve tam emniyetli seçim yapılabilmesi için yeni seçim kanununun bir an evvel çıkarılması lâzım geldiği mütalâasında bulunmuştur.

Millet Partisi Sinop Milletvekili Enver Kökte, partisinin İçişleri Bakanlığı­nı ilgilendiren görüşünü belirterek, idari taksimat mevzuuna temas etmiş ve memleket ihtiyaçlarına uyan ve vatandaşları tatmin eden yeni bir idari taksimat yapılmasını istemiştir. Bucak teşkilâtının da faideli bir hale sokul­ması lüzumuna işaret eden Enver Kök, vatandaşlara bucak başkanlarını ve idare heyetlerini seçme yetkisinin tanınmasını İstemiş ve valilerin politik se­beplere bakanlık emrine ahnabilmelerini tenkid ederek Memurin Muhakemat Kanununun değiştirilmesi, nüfus işlerinin düzenlenmesi ve teftiş mura­kabe işlerinin müessir bir hale getirilmesi lâzım geldiği mütalâasında bulun­muştur. Özel idarelerin de tam bir serbestiyle kavuşturulması fikrini ileri suren hatip, yol vergisinin İslahını, jandarmayla zabıtanın tevhidini istemiş ve Seçim Kanununun tadili gece kondular mevzuu üzerinde durmuştur.

Müstakil Demokrat Kütahya Milletvekili Ahmet Tahtakıhç da, grupuııun görüşlerini belirterek, köy ve köylülerin kalkındırılması mevzuuna temas etmiş, köylerde yaşayan vatandaşların amme işlerinin bir devlet meselesi olduğunu söylemiştir. Kurulacak köy birliklerinin de bu dâvayı başaramıyacağıru ileri süren hatip köyün kalkındırılması için,, köylüye İhtiyar heyetle­rini serbestçe seçmek yetkisinin verilmesi muhtarların hükümet tesirinden kurtarılması lâzımgeldiği mütalâasında bulunmuş ve köylerin bütçelerine de temasla bunların indi olarak tanzim edildiğini söylemiştir. Seçim Kanunu ve Matbuat Kanunu üzerinde de duran hatip, Matbuatın hürriyete ve temina­ta kavuşturulmasının, matbuatın seviyesini yükselteceğini söylemiş ve insanla rın fani olduğuna işaretle, bunların kanunlarla teminat altına alınmasını isi temiştir.

Demokrat Parti İstanbul Milletvekili Salamon Adato da, lâyıklık ve vatan­daşların müsavatı mevzuu üzerinde durarak, nüfus cüzdanlarında ve zabıtaya karşı verilen beyannamelerde, bir vatandaşın milliyetinin ve mezhebinin ya­zılmasının bu prensiplere muhalif olduğunu söylemiş ve bunun kaldırılması­nı isteyerek, İstanbul Belediye ve Vilâyetinin ayrılması lüzumuna işaret et­miştir.

Bugünkü haliyle belediyenin birçok vazifelerini yapamadığını ileri süren Sa­lamon adata, gece kondu evlerine de temasla bu meselenin Vakıflar İdaresi tarafından alınacak tedbirlerle hallolunabileceği mütalâasını ileri sürmüş vd idaresisteminizinmerkeziyetçiliksistemindenayrılmasınıisteyereksazla rine son vermiştir.

C. H. P. Tokat Milletvekili Recai Güreli de, mülkî taksimat teşkilâtına te­masla, ilce ve bucak teşkilâtının memleketin İhtiyacını uygun bir miktara çıkarılmasını, vilâyetlerdeki iç İşleri teşkilâtının takviye edilmesini işitmiş ve zabıtanın tevhidi meselesine de temasla bunun biran evvel tahakkuk et­tirilmesi ve salma İşlerinin de düzenlenmesi lâzım geldiğini bildirmişim

C. H. P. Yozgat Milletvekili İhsan Olgun, koy dâvasını ele alarak, bu dâva] için tedvin edilen Köy Kanunun 1924 ten beri köylüye ne gibi faideler sağ­ladığını sormuş ve bu kanunun iyi hazırlanmış olmakla beraber maalesef bui günküihtiyaçlarkarşısındaistenilenrandımanıvermediğinisöylemiştir. 1

Köylerde nüfus kesafeti bulunmaması itibariyle amme hizmetinin köylere kadar götürülemediğini bildiren hatip köyleri birleştirecek ve kesafeti temin edecek şartlara başvurulmanın lâzım geldiğine işaretle koy istihsalâtma da ayj rica ehemmiyet verilmesini istemiştir.

C. H. P. Denizli Milletvekili Hulusi Oral da, Refik Koraltan'm, jandarma vJ poliste fazlalık, a'sayişsizliğe delâlet eder yolundaki ifadesine temas ederek jandarma ve polisteki fazlalığın vatandaşın lehine atılmış bir adım olduğunu belirtmiş ve seçim meselesini de ele alarak jandarmalar tarafından baskı ya­pıldığı hakkındaki isnadlara cevap vermiştir.

C. H. P. Kütahya Milletvekili Asını Gündüz de, kendi seçim bölgesine ait di­leklerde bulunmuş ve burada tarihi bir köy olan Dumlupmar Köyünün, bu­cak haline getirilmesini istemiştir.

C. H. P. Siirt Milletvekili Ali Rıza Esen, İstanbul Belediyesinin vilâyetten ayrılması meselesine temas etmiş ve kendisinin buna taraftar olmadığını tildirerek muhalif milletvekilleri tarafından ileri sürülen tenkidlere cevap ver­miştir.

Demokrat Parti Muğla Milletvekili Nuri Ozsan, yalnız iki dilekte bulunaca­ğını söyliyerek bunlardan birisinin hayır cemiyetleri teşkilâtlarının son za­manlarda bir dolandırıcılık haline getirildiğini bildirmiş ve bunların yaban­cılarıdahi rahatsızettikleriniifadeederekİçişleriBakanlığının bu nokta üzerinde hassasiyetle durmasını istemiştir. Daha sonra ikinci dileğine temas eden hatip köy salmaalrı meselesinin hâlâ bir yola konulmadığına işaretle bu halin bir yük olduğunu bildirmiş ve bu işin de bir düzene sokulmasını istemiştir.

C. H. P. İstanbul Milletvekili Sadi Bekter, İstanbul Belediyesinin vilâyetten ayrılmaması hakkındaki mütalâalara iltihak ederek bugünkü vaziyetten İs­tanbul Belediyesinin hizmetlerinin aksadığını söylemiş ve bu şeklin idame­sine imkân olmadığını belirtmiştir. Daha sonra beyaz zehir ticaretine temas eden Sadi Bekter, İstanbul'da beyaz zehir ticaretinin bir içtimai dert oldu­ğunu ifade ederek zabıtanın bu vaziyet karşısında çok uyanık ve titiz olması lâzım geldiğini bildirmiş ve hükümetten beyaz zehir ticareti hakkında Ceza Kanunundaki hükümleri ağırlaştırmasını istemiştir. Sadi Bekter, İstanbul'da saynayi ve liman mmtakasınm da tesbit edilmediğini söylemiş ve halkla be­lediyenin bu yüzden sıkıntı çektiğini belirterek hükümetin bu nokta üze­rinde de durmasını temenni eylemiştir.

C. H P. İstanbul Milletvekili Ali Rıza Arı da, belediye teşkilâtına temas ede­rek Sadi Bekter'in fikirlerine iştirak ettiğini bildirmiştir.

C. H. P. Kırklareli Milletvekili Fuat Umay, umumi hıfzıssıhha kanunu ge­reğince geceleri 12, gündüzleri 7 yaşından küçük çocukların sinamaya alın­maları memnu olduğu halde bu hususa hiç riayet edilmediğini söylemi ş ve bu nokta üzerinde İçişleri Bakanından lâzım geîen dikkati göstermesin! is­temiştir.

Burdur Bağımsız Milletvekili Ahmet Çınar da, orman hırsızlığı meselesinin ele alınarak bunun önlenmesini ve köylülerin kumar afetinden kurtarılmasını İstemiş ve tasarruf endişeleriyle kaza teşkilâtının kaldırılmasını doğru bul­madığını belirtmiştir.

C. H. P. Trabzon Milletvekili Reşit Tarakçıoğlu da, valilerin imar işleri, asa­yiş ve inzibatı temin için ellerinden geldiği kadar çalıştıklarını fakat muhtaç halkın yiyecek ihtiyacını düşünmediğini söylemiş ve bunun da bir esasa bağ­lanmasını istemiştir.

İçişleri Bakanlığı Bütçesi üzerinde söz alan başka hatip kalmadığı için bun­dan sonra, içişleri Bakanı Emin Erişigil kürsüye gelmiş ve ileri sürülen mü­talâa ve dileklere karşı açıklamada bulunmuştur.

Saat 19 da Meclis ikinci oturumuna son verdiği zamana kadar devam etmiş olan bu açıklamasına, İçişleri Bakanı saat 21 deki oturumunda da devam ede­cektir.

B. M. Meclisinin 3. oturumu:

— Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugün 21 de yaptığı üçüncü oturumunda Maliye Bakanlığı Bütçesi üzerinde ileri sürülen mütalâalara karşılık olrak Maliye Bakanı İsmail Rüştü Aksal şu açıklamada bulunmuştur:

Muhterem arkadaşlarım, Maliye Bakanlığı Bütçesi münasebetiyle muhte­lif arkadaşların mütalâalarına muttali oldum ve gelecek sene hazırlayacağı­mız bütçede ileri sürdükleri noktalardan istifade edeceğiz. Mevzuubahs olan noktalardan çoğu bütçenin genel müzakeresi sırasında verdiğim izahat kad­rosuna dahil bulunmaktadır. Bu itibarla bunlardan bir kısmını o vakit ce­vaplandırmış bulunuyorum. Yalnız şimdi Muammer Alakant Arkadaşımın işaret ettiği hâdiseye Ticaret Bakanı Arkadaşım Ticaret ve Ekonomi Bakan­lığı Bütçesinin müzakeresi sırasında bu hususta malûmat verecektir.

Muammer Alakant (Manisa)Kanunlarda mevcut olan hükümler kâ­fi midir, bu bordroları tetkik etmeğe ve kambiyo kaçakçılığını önlemeğe kâfirnidir, Bakanlığın bu husustaki kanaati nedir?

Maliye Bakanı İsmail Rüştü Aksal (Devamla)Efendim Cemil Alevli Ar­kadaşımız Türk parası kıymetini kaybediyor. Bunun için bir takım tedbirler almak lâzımdır dediler.

Arkadaşlar, millî paranın kıymetinin de istikrarını sağlamak lüzumludur ve zaruridir. Bir paranın kıymeti gerek nazari ve gerek tatbiki sahada millî eko­nomideki bazı muvazenelerin mevcudiyetine bağlıdır. Nedir bu muvazene­ler? Bu bir taraftan muayyen bir zamanda mevcut iştira gücü ile mevcut ma­li hizmetler arasındaki münasebeti, dış tediyeler muvazenesi ile ve bir diğer taraftan da millî ekonomide bugünkü şartlar dahilinde en büyük müs­tehlik olan bütçe ile alâkalıdır. Diğer taraftan paranın kıymetindeki istikrarı yalnız bu üç iktisadi ve malî muvazene ile izah etmek mümkün değildir. Pa­ranın kıymetine müessir âmil ve dolayısiyle fiyatların artışında ruhi hak­ların da rolü vardır.

Cemil Alevli arkadaşım paranın istikrar bakımından ve tedavül hacmi za­viyesinden bir plâfona tâbi olması mevzuunda isararettiler. Ben bütçenin heyeti umumiyesi münasebetiyle yaptığım konuşmada da izah ettiğim veç­hile, bu mevzuda bizim de düşündüklerimiz vardır. Bunları kuvveden fiile: çıkarmaya çalışacağız. Filhakika bütçe ihtiyaçları için emisyon yapmak paranın kıymeti üzerinde âmil olabilecek bir şeydir. 1945 bütçesinden itibaren bütçeihtiyaçlarıiçin emisyonyapılmaktadır.Otarihtenevvelyapılmıştın iakat ondan sonra yapılmış değildir. Yalnız bazı mülhakbütçeliidareler veİktisadiDevletTeşekküllerininfinansmanıbugüntedavül hacmi­ne müessir olacak bazı usullerle yapılmaktadır. Bütçenin heyeti umumiyesininmüzakeresisırasındadaarzettiğimgibi mevzuüzerindeduracağız iktisadi devlet teşekküllerinin finansmanı ve bazı mülhak bütçeler için işi saliı usullere bağlamağa çalışacağız. Dış tediyeler mevzuunun para kıymetine m| essiriyeti aşikârdır. Filhakika son zamanlarda 19461947 ye nazaran hakikî ten dış tediyeler muvazenesi aleyhimizdedir. Yok eğer, 1946 yani devaîüî yon tarihinden itibaren dış tediye muvazenesi nazarı itibare alınırsa dış. U diyeler muvazenesi nihayet 78 milyon liralık farkla kapanmıştır. Bittabi di, tediyeler muvazenesi üzerinde ciddiyetle durmak lâzım. Kambiyo muraka­besi de paranın dış iştira gücünün istikrarı bakımından esaslı bir tedbir ola rak mütalâa edilmelidir.

Ben bütçe nutkunda para mevzuuna temas etmedim. Sebep şu idi: Para millî bir meta olduğu için ve parada istikrar ayni zamanda ekonomide istikrar de­mek olduğu için, ki bunda hepimiz birleşiyoruz, her hükümetin bu istikrarı sağlayıcı tedbirleri alması başta gelen vazifelerinden olduğunda şüphe yok­tur. Bu itibarla arkadaşımız müsterih olsunlar, bu mevzularda lüzumla ted­birler alınacaktır.

Abidin Potuoğlu Arkadaşım, Maliye Bütçesi münasebetiyle bir takım mevzulaar temas ettiler. Fakat bunların çerçevesi biraz da Maliye'yi aşmakta­dır. Kendisi Maliye Bütçesinin ayni zamanda raportörü idi. Maliye Bütçe­sinde pek tasarruf yoktur. Maliye Bakanlığının birinci ve ikinci kısımlarda­ki ödenekleri geçen seneye nazaran bu sene daha azdır. Pek sarih olarak israfın nerede olduğu hakkında kati bir ifadede bulunmadılar. Umumi mâ­nada bir israf var dediler.

Yine beyanlarında vergilerde içtimai adalet yoktur dediler. Bu bahse büt­çe nutkumda büyük bir yer vermiştim. Ayni zamanda sonradan vaki olan ko'nuşmalarımda da bu ciheti ifade ettim. Onun için tekarar ayni mevzua gir­meyeceğim. Çünkü aramızla bir görüş ayrılığı yoktur, aşağı yukarı ayni ka­naatteyiz. Bunun içindir ki, gerek vergi ve gerek usul bakımından İslahat hareketine geçmiş bulunuyoruz.

Gümrük ve Tekel hasılatına temas ettiler. Teki hasılat fazlasının varidat tahminleri meyamnda yer almasını doğru bulmuyor.

Arkadaşlar hakikaten burada bir mesele var ki arkadaşımla bunda hiç iş­tirakim yok. İki hâdise tamamiyle birbirinden farklıdır. İnhisar hasılatı ile masrafları arasındaki farkı biz bütçeye intikal ettiriyoruz. Bundan dolayı ben şahsen Tekelin muayyen maksatlarla yaptığı borçlanmalarla Hazineye intikal eden hisse arasında bir münasebet göremiyorum. Saraçoğlu Mahallesine de temas ettiler, Ötedenberİ her vesile ile bu mahalle mevzubahs edilmektedir, Saraçoğlu Mahallesini kurmak lâzım mı idi, değil mi idi. Bu düşünülebilir. Fakat şahsen devlete ayrıca bir yük olmayacak şekle İrfağını düşüneceğimi arzederim.

Adato arkadaşımız benim hakkımda çok şitayişkâr cümleler sarfettiler, ken­dilerine teşekkür ederim. Yalnız kendilerine bir maliye profesörünün sözü­nü hatırlatacağım. Bu ilim adamı mükellefin vergi karşısındaki durumu mem­lekete göre değişir. İngilizler vergiyi, şevk ve heyecanla olmasa bile hevesle verirler. Fransızlar vergiyi verirken şikâyetini saklamaz, Almanlar bu Ödevi lıiç düşünmeden tam bir tevekkül ile yaparlar, der.

Hakikaten bu mevzu entersean bir mevzudur. Vergi karşısında mükellefin vaziyeti memlekete göre değişir, Haddizatinde verginin verilmesi hoş bir şey değildir. Ne de olsa cebinden bir miktar para çıkacaktır. Hazine ile mükellef arasında bu bakımdan bir takım friksiyonlar olabilir. Ancak kendilerinden şunu rica ederim; Gelir vergisi raporunda mazbata muharriri sıfatiyle ma­liye memuru ile müekllef arasındaki durumu nasıl anladığımı ifade ettim. İhtiyarı zahmet edip okumalarını rica ederim. Kendileriyle tamamen hem fikirim. Malî mevzularda mükellefle maliye memuru arasında karşılıklı gü­zel münasebet tesis edilmelidir. Amma işin mahiyeti icabı bazı ahvalde frik­siyon olmasını da icabettirir. Ben bu mesuliyeti deruhte ettiğim müddet zar­fında mükellefle maliye memuru arasındaki karşılıklı münasebetin düzeJmesi hususunda gayret sarf edeceğim. Şahsen ve bütün arkadaşlarım bu mevzuda hassas davranarak, maliye memurunun sadece menfaati hazine gayretiy­le hareket ederek mükellefi kanunlar haricinde bu muameleye maruz bıra­kanlara müsamaha edilmeyecektir. Fen e tatbikata muttali olursa beni ikaz etmelerini rica ederim. Sonra, tahsil esnasında bazı nahoş yanlışlıkların cereyan ettiğini söylediler.

Bütçenin umumi müzakeresinde izah ettiğini gibi hakikaten Tahsil Emval Kanununda bugünkü hukuk telâkkilerine uymayan hususlar vardır. Fakat kamu alacaklarının tahsili hakkında hazırlanmış olan kanun Yüksek Mecli­se verilmiştir. Eğer Yüksek Meclis bu mevzuda bize yardım ederse biranevvel çıkarırlarsa Tahsil Emval Kanununun iptidailiğinden mütevellit kötü­lükler de ortadan kalkacaktır. Sonra reesen takdir mevzuuna temas ettiler.Resen takdir mevzuları kanunların hükümleri dahilinde yapılmaktadır. Re­sen takdir mevzuları yeni usul kanununda daha esaslı ve daha modern şekil­lere bağlanmaktadır. Yakında o da Yüksek Meclise gelecektir. Bu devrede çıkarırsak resen takdirden mütevellit ihtilâflar, huzursuzluklar ortadan kal­kacaktır.

Maruzatım bu kadardır.(Alkışlar) Bu açıklamadan sonra maddelere geçilerek görüşmelere devam edilmiştir..

B. M. Meclisinde bütçe görüşmeleri:

Ankara : 25. (a. a.)—

Büyük Millet Meclİsininin bugünkü oturumlarında Millî Eğitim Bakanlığı" Bütçesi üzerinde geçen görüşmelerde ileri sürülen mütalâalara karşılık ola­rak Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu geniş bir açıklmada bulunmuş­tur.

Millî Eğitim Bakanı bu açıklamasında Millî Eğitim ailesinin Büyük Millet Millet Meclisine karşı olan şükranlarını bildirerek Meclisin tasvibine arzedilen bütçenin bu yıl ifade ettiği yüksek rakamı işaretle, Millî Eğitim teşkilâtı için teklif olunan 165 milyon liranın üniversitelere verilen miktarlar ile 190 milyonu ve bazı bakanlıkların öğretim müesseseleri için tahsis olunanlarla ikiyüz milyonu geçmekte bulunduğunu söylemiş ve sözlerine şöyle devam, etmiştir:

Bunun milletçe ve devletçe ne kadar büyük bir fedakârlık olduğunu Millî Eğitim ailesine mensup arkadaşlarınızın hepsi takdir etmektedirler. Şu var ki geri kalmış, irfan müesseselerini ileri götürememiş, geniş halk kitleleri öl­çüsünde Öğretim yapılamamış bir memleket idare etmekteyiz. Kararımız az­mimiz şudur ki en kısa zamanda bu memleketin halkını okur yazar bilgili ve görgülü bir millet haline getireceğiz. Bu karara bağlı kalarak Cumhuriyet

Hükümetleriniz size Millî Eğitim için böyle yüksek bütçeler getirmekten ge­ri durmamışlardır. Buna karşı şükranlarımızı ifade ettikten sonra ayrıca işaret etmek isterim ki, bu yıl bütçemizin 165 milyona çıkmış olması yüksek malûmları olduğu üzere ilköğretim maaşlarının umumi muvazeneye alınmış bulunmasından ileri gelmiştir. Bununla beraber müesseselerimizde de inki­şaf vardır. O inkişaları karşılayacak farklar bütçeye ithal edilmiştir amma, şunu da ilâve etmek isterim ki, zamlarla alâkadar olmıyan inkişaflarımız da olmuştur. Onların bir kısmını kendi tasarruflarımızla bütçemiz içinde yapa­bildiğimiz tasarruflarımızdan karşılamaya çalıştık.

Millî E'ğitim Bakanı bundan sonra Demokrat Parti Sözcüsü İstanbul Millet­vekili Faruk Nafiz Çamhbel'in Millî Eğitim Bütçesi üzerindeki görüşlerini bildirirken, bütçenin yapıcı olmadığı yolundaki mütalâasına karşılık olarak. demiştir ki:

Ben sizlere bu bütçenin nasıl bir bütçe olduğunu kısaca arzedeyim.

165 milyon liralık bütçemizin 124 milyon lirası maaş ve ücretlerdir. Bu büt­çenin % 75 ini teşkil etmektedir. Bizim varımız, yoğumuz hocalarımızdir. Malımız, mülkümüz, servetimiz hocalarımızdir. Binaenaleyh paramızın %75 ini hocalarımıza veriyoruz. Ancak %25 idir ki Millî Eğitimin başka hizetlerine yeni inşaat ve saireye sarf edilmektedir. Diğer bütün hizmetlere 41 milyon ayırıyoruz.

Şimdi bütçenin bu % 75 ini teşkil eden ve hocalarımıza tahsis ettiğimiz 124
milyon lira yapıcı mıdır?.

Arkadaşlar,

Bunlar hoca hakkıdır,, doğrudan doğruya ders okutan hocanın hakkıdır .Bu miktardan ancak c/(15 i idare masrafıdır, dershanede ders okutan hocadan tasarruf olamaz. Dershanede ders okutan hoca, bizim teşkilâtımızda birinci derecede yapıcı olanıdır. Binaenaleyh bütçemizin % 75 i yapıcıdır. 124 mil­yonun % 15 i idare masraflarıdır. Denebilir ki idare masraflarından azaltı­nız. Bu sahada biraz daha çalışmak mümkündür, belki %15, %10 a inebilir. Fakat o kadar bir had içinde tasarruf yapabiliriz Onun dışında bir tasarı'uf bahis mevzuu değildir.

Diğer '/',. 25 yani 41 milyonun aşağı yukarı 20 milyonu inşaattır. Bunun 10 milyonu ilk okullar, beş milyonu teknik okullar için ayrılmıştır. Orta öğre­tim kadrolarında, ilk öğretim kadrolarında adam israfı vakit vakit başgösterir. Bunu şiddetle Önlemek mecburiyetindeyiz.

Bu münasebetle Millî Eğitim Bakanı, Demokrat Parti sözcüsünün işaret et­miş olduğu «Bazı nakille» işine de temas ederek, orta okullarda öğretmenle­re aynı dersten düşen ders saatlerim ve aynı dersi veren öğretmen bulundukÇa bunun sureti inkısamını anlatmış ve demiştir ki:

Biz böylece devlet kesesinde bir maaş yerine üç maaş öderiz. Buna karsıhk yeni actğımız memleketin uzak köşesindeki .orta okullarımıza türkçe hocası. bulamayız. Bu açıktan adam israfıdır ve suiistimaldir.

Tahsin Banguoğlu bunun ne şekillerde yapılmakta olduğunu da anlatarak, işte bahsi geçen nakiller bu adam israfına mani olmak için yapılmış nakil­lerdir demiş ve ilâve etmiştir:

Bu türlü vaziyetleri ihdas etmek veya devamına müsaade etmek yüksek iti­madınızı suiistimal etmek olur. Onun için bazı öğretmenlere, biraz sert gelen nakil muameleleri yapılmıştır ve bana olan itimadınız devam ettikçe bu tür­lü nakiller yapılacaktır. Bunu size karşı verdiğim namus sözümün icabı ad. dediyorum. (Bravo sesleri)

Millî Eğitim Baklanı köy enstitüleri hakkındaki mütalâalara karşı demiştir ki:

Köy enstitülerinin durumundan şikâyet ettiler. Köy enstitülerimiz iyi bir yol­da çalışmaktadır arkadaşlar. Gerek mali gerek manevi bakımdan iyi bir şe­kilde programları tanzim edilmiştir. Saym Selefim Reşat Şemsettin Sirer'in bu yolda büyük hizmetleri olmuştur ve iyi neticeler alınmıştır. Köy ensti­tülerimiz daha verimli olmasına çalışıyoruz.

Eğitim enstitülerinin düşüncesizce kurulduğu yolundaki görüşlere karşı Tahsin Bancuoğlu demiştir ki:

Eğitim enstitülerimiz, bizim orta okul sistemimizin muallim menseldirler. Ve onlara şiddetle ihtiyacımız vardır. 4S bin kişilik öğretmen kadrosunu besliyecek ve geliştirecek eğitim enstitülerine ihtiyacımız vardır. Bilirsiniz ki öğ­retmen demek sadece yüksek tahsil görmüş adam değildir, aynı zamanda pe­dagojik bilgiye malik olması lâzımdır. İşte bu müesseseler bu maksatla ku­rulmuşlardır, faydalıolmaktadırve faydalı olmakta devamedeceklerdir.

Millî Eğitim Bakanı orta öğretim ve meslekî okullar programları, tek kitap meselesi üzerindeki mütalâalara da cevaplar vermiş ve Millet Partisi adına yapılan tenkidlerde maarifimizin plânsız olduğu yolundaki ifadeye karşı da şöyle demiştir:

Arkadaşlar,

Devlet idaremiz ne kadar plânlı ise marifimiz de o kadar plânlıdır.AcLteaM
ledir. Bizim devlet idaremizin az plânlı »oluşunun acısını hissetmekteyiz0
nun için hükümetimiz bir plân dairesi kurmaya ve* işlerimiz pl anlaştır maya!
bir devlet plânı vücuda getirmeğe karar vermiştir..

Millî Eğitim Bakanı bu konu üzerindeki açıklamalarına şöyle devam etti. Maarif dâvaları böyledir.Cumhuriyet devrinde maarif büyük dâvalara gi­rişmiş ve her birini ileriye götürmüştür. Fakat elemanları ve imkânları ölçüsünde, nasıl inkâr edebiliriz ki bu cumhuriyet hükümetleri bütün memle­ket Ölçüsünde bir teknik öğretim dâvasını ileri götürmemiştir. Bir eski eser­leri kurtarma dâvasını ileri götürmemiştir.Bir liseler kurma dâvasını üeri götürmemiştir,birüniversitemizintekâmülüdâvasınıilerigötürmemiştir. Bunlrın her biri irfan dâvalarımızdan, büyük dâvalarımızdan biridir. Güneş balçıkla sıvanmaz. Cumhuriyet devrinde maarif dâvamız 25misli gelişmiş; tir. Bu kabili inkâr değildir.

Tahsin Banguoğlu daha sonra Millî Eğitimimizi ilgilendiren umumi işlerle bunlara ait olarak milletvekilleri tarafından ileri sürülen mütalâalara karşıvermiş ve bu arada bilhassa Türbelerin gençliğe açık bulundurulması hakkın­daki dileğe cevap olarak şöyle demiştir.

«Türbeler meselesine gelince, arkadaşlar, bizim iftihar ettiğimiz büyük adam­larımızın türbeleri bizim için bütün büyük tarihi eserlerimiz gibi mukaddes "ve mübarektir, onda hiç şüphe yoktur. Nitekim cumhuriyet hükümetleri'bun­ları müzeler idaresine tevdi etmiştir ve türbelerimizin müzelere bağlı olarak tanzim edilmesini, idare edilmesini ve ziyaretçilere açılmasını arzu ederim. Temenni ederim ki bunun başarılması bana nasip olur. (İnşallah sesleri) Yal­nız şuna işaret etmek isterim ki bu mukaddes yerlerimizin hurafelerin örümcekli yuvası olmasına müsaade etmeyeceğiz.

»Millî Eğitim Bakanının açıklamalarının sonuna doğru Bern Elçiliğinde Cum­huriyet Bayramı münasebetiyle yapılan kabul resminde bir Öğrencinin se­bebiyet verdiği hâdise etrafında ileri sürülen.bir soruya karşı, Talisin Ban­guoğlu şu izahatı vermiştir:

Emin Sosyal Arkadaşımız anlaşılıyor ki, gecen Cumhuriyet Bayramında İs­viçre Elçiliğimizde vaki olan hâdise dolayısiyle, bu talebe meselesine temas ettiler. Bu hâdise vakidir. Geçen Cumhuriyet Bayramında İsviçrejde hukuk tahsil etmiş, mektebini bitirmiş Mehmet ÇÖlgeçen isminde bir talebe elçiliğe gelerek elçiye ve oradaki Türklere hakarette bulunmuş, bu arada Türk ta. lebesi hakkında da.kötü sözler söylemiştir. Demiş ki, 30 Türk talebesi Kuş­lardan para alıyor ve onlara hizmet ediyor. Oradaki müfettiş bu işin tahki­kine memur edilmiş ve ertesi günü sorguya çekilen bu adam bütün söyledik­lerini inkâr etmiş ve bu sözleri ben söylemedim demiştir. Bununla beraber biz kanun harekâtını uygun görmediğimiz için Aralık ayında dövizini kestik ve memlekete avdetini bildirdik. Gerçi para ,babasınındır amma dövizi veren biziz. Dövizi kestik. Geri dönmesi için de hariciyeye yazdık. Hariciyeden son aldığımız haber şudur:

Bunu. birkaç aydır aradıkları halde İsviçre'de bulamıyorlarmış, demek ki ka­çıyor. Yani konsoloshaneye gelip isbatvücut etmiyor, memlekete dönmek is­temiyor. Buna nazaran kendisi başka bir yerden para ahmaktadır ki biz para göndermediğimizhaldegeçiniyor.Fakatarkadaşlarıhakkındakiisned ifti

''. redir, varid değildir. İsviçre ve Fransa'da komünistlerin bizim talebelerimiz arasında faaliyette bulunduklarından haberdarız gerekelçilerimiz gerekse

1 müfettişlerimiz bize bu haberi verdiler kahvelerde, kulüplerde, gazinolarda bizim talebelerimizin tezvire alışan komünistler vardır. Şunu da arzedebilirim ki talebelerimiz arasında komünistlikle damgalanmış hiç bir çocuğumuz yok­tur, Bununla beraber bu işi tahkik için bir müfettiş daha gönderilecektir.

Millî Eğitim Bakanının bu beyanatından sonra bütçenin bölümlerine geçile­rek gerek Millî Eğitim Bakanlığı ve gerek Ankara Üniversitesiyle İstanbul Üniversitesi, Teknik Üniversite ve Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü Büt­çeleri kabul edilmiştir.

B. M. Meclisinde bütçe müzakerelerinin devamı:

Ankara : 26. (a. a. ). —

Büyük Millet Meclisinin bu sabah Feridun Fikrî Düşünsel'in Başkanlığında yaptığı toplantıda Bayındırlık Bakanlığı Bütçesi dolayısiyle ileri sürülen mü­talâa ve tenkitlere karşı Bayındırlık Bakanı Şevket Adalan şu açıklamada bu­lunmuştur:

Sayın Arkadaşlarım,

Bayındırlık Bütçesi münasebetiyle söz alan ve değerli mütalâa ve tenkirler­de bulunmuş olan arkadaşlarıma candan teşekkür ederim.

Bu arkadaşlarımın değerli mütalâalarından azamî derecede faydalanmağa çalışacağım. Burada ileri sürülmüş olan dilekler üzerinde ayrı, ayrı durarak cevaplamıyacağını ve size vaktinizi kaybettirmeyeceğim, bütün bu dilekleri not etmiş, tesbit etmiş bulunuyoruz. Bunların yapılması mümkün olanlarım yerine getirmeğe çalışacağım gibi yerine getirmek mümkün olmıyanları ne­den yerine getiremediğimizi bu arkadaşlarıma arzedeceğim.

Arkadaşlarımızın bir kısmı, bilhassa yol dâvası yol meselesi üzerinde dur­dular. Bunun önemini belirttiler. Ve bazı endişeler izhar ettiler. Bilhassa mu­halefete mensup arkadaşlarımız bütçeye konan Ödeneklerle programın ta­hakkuk etmeyeceğinden endişe buyurdular.

Bu görüşe nazaran, 1,5 milyar lira sarfedilnıesi lâzım gelen bu yolların büt­çeye konan ödeneklerle ancak 36 senede yerine getirileceğini ifade ettiler.

Yurdumuzun başlıca ihtiyaçlarından birisi, hiç şüphe yok ki motorlu taşıt­ların yaz ve kış devamlı surette geliş ve gidişine elverişli bir yol ağıdır. Bu­rada bazı arkadaşlarımızın tebarüz ettirdiği gibi millî ekonomimiz ve millî emniyetimiz bakımından bu programın biran evvel gerçekleştirilmesi lâzım­dır. İşte bu mülâhaza ile 1948 yılında devlet yollarının üçer yıllık üç devreli bir programı hazırlanmış ve Şose Köprüler Kanununun icabına uyularak Ba­kanlar Kurulunun tasvibinden de geçirilmiştir. Bu yol programını bütçemize koyduğumuz ve koyacağımız Ödeneklerle tahakkuk ettireceğiz. Geçen sene yol için verilen ek ödenekle birlikte yoî köprüler için 24 milyon lira ayırdı­ğımız halde bu yıl bütçesine 40 milyon liraya yakın bir ödenek konmuştur* Bundan başka vilâyetlerden yüzde 15 nafıa hissesi alacağız Ayrıca Doğu Vi­lâyetlerinin yolları için de beş milyon lira sarfedeceğiz.

Demek ki bu yıl yollara tahsis ettiğimiz paranın yekûnu 50 milyon liraya ya­kındır. Ayrıca Marshall Plânı mucibince de bu yıl beş milyon dolarlık yol malzemesi almaktayız, bunun tutarı 13 milyon liradır.

Demek ki bu yıl bütçesine koyduğumuz ödenekler Marshall Plânından sağhyacağımız 5 milyon dolarla, yollarımıza sarfedeceğimiz paranın yekûnu 60" milyon lirayı geçmektedir. Bu güne kadar hiç bir yıl Bayındırlık Bütçesine bu miktar ödenek konmuş değildir. Bu da Yüksek Heyetinizin yol dâvasına verdiği önemi göstermektedir. Bütçeye,koyduğumuzbu para ile programımı­zın bu yıla taalluk eden kısmını tamamen tahakkukettireceğiz. Yalnızbir noktayı açıkça tasrih isterim: Bugün Avrupa'da ve Amerika'da gördüğü­müz mükemmel beton yollar, tedrici şekilde, inkişaf etmiş iktisadi hareket­lerin doğurduğu zaruretle yapılmıştır. Yurdumuzun ekonomik hareketleri müstesna bazı bölgeler arası münakalalar hariç, bu tipte yollara ihtiyaç gös­termekten henüz uzaktır. Bu gün herşeyden evvel yaz ve kış her mevsimde geçit verecek ucuz tip yollar yapmak 'mecburiyetindeyiz. Zamanla ve raerhaleli inşaat sistemile, yurdumuzun gelişmesiyle artacak olan nakliyat hac­mine muvazi olarak biz de yollarımızı ileri memleketlerin yol standartlarına uygun bir hale getireceğiz. Fakat bu zamanla olacaktır. Bizim dokuz yılda yapacağımız şey evvelâ ucuz tipteki yollarla geçidi sağlamak ve bunu zaman­la tekemmül ettirmektir. Yoksa arkadaşımın ifade ettiği gibi biz bu yolları 36 .senede yapacak değiliz.

Yollarımızınn bakımına da önem vermekteyiz. 1923 yılında 830 kilometreden ►bağlıyarak geçen yıl, 12.500 bu yıl da 15.000 kilometre yolu bakıma almış bu­lunuyoruz. Yoîlarl bakıma almak suretiyle iyi durumda olan yollarımızın Ömürlerini uzatmak, bozuk ve geçit vermiyen yollarımızı ıslah etmek müm­kün olabilecektir.

Bazı arkadaşlarım, makineden ve teknik vasıtalardan bahsettiler. Hakikaten yol şebekemizi sür'atle tahakkuk ettirebilmek için makineden azami dere­cede faydalanmak mecburiyetindeyiz. Ancak bu suretle daha teknik, daha sür'atli ve daha ucuz şekilde yollarımızın yapılması mümkün olacaktır. As­keri yardımdan ayrılan 5 milyon dolardan başka, biraz evvel de arzettiğim gibi Marshall Plânından ve Milletlerarası Bankadan sağhyacağımız kredi­lerle bu makineleri temin edebileceğimizi ummaktayız, teşebbüslerimiz mü­sait karşılanmıştır. Her iki menbadan temin edeceğimiz makinelerin değeri 28 milyon dolardır. Beş milyon dolarlığı Marshall Plânından bu sene derhal .alınacaktır, ve müsait cevaplar da alınmıştır. Getireceğimiz bu makinalarm iyi bir surette muhafazasını, bakımını ve devlet elile tamirini sağhyacak te­sislerin, atölyelerin kurulmasına da başlanmıştır. Bugün İstanbul, Ankara ve Elâzığ'da kurulmaya başlanmış olan atölyelerimiz bitmek üzeredir. Bu yıl içinde ayrıca İki bölge atölyesi ve 15 şube atölyenin kurulması da progra­ma alınmıştır. Bu teknik malzeme geldikçe diğer bölgelerde da ayni şekil­de atölyeler kurmak kararındayız. Yıl yapımı ve bakımında bilhassa makinalaşma üzerinde, durulması lâzım gelen mühim konulardan birisi de kali­fiye personel teminidir. Bu maksatla bakanlığımızda Amerikan Yollar İda­resinin seçkin uzmanlarından mürekkep bir heyet çalışmakta ve teknik ele­manlarımızla sıkı işbirliği yapmaktadır. Bu suretle yol işlerinde hayli iler­lemiş olan bir memleketin uzmanları bu sabahki tecrübelerini ve tatbik et­tikleri metotlarını istifademize arzetmiş bulunuyorlar. Bundan başka yine Amerikalı uzmanlardan faydalanarak İskenderon'da bir kurs açmış bulu­nuyoruz. Bu kurstan şimdiye kadar 500 küsur teknik eleman yetiştirilmiş­tir.

Yine ayrıca mühendislerimizin ve teknik elemanlarımızın bu sahadaki bil­gilerini artırmak için de makine mühendislerimiz İskenderon'da bu kış mev­siminde kurs görmektedirler.

Yine ayrıca mühendislerimizden mürekkep bir grupu da yol sahasında bilgi­lerini artırmakve mütehassıs yetiştirmek için Amerika'ya gönderiyoruz. Köprülerimize gelince, devletin hâlen mevcut yollar üzerinde yapılması lâgelen köprüleradedi861dir.Bunlarınuzunluğu36737metreyibulmak­tadır.

Bütün bu köprülerin yapılabilmesi için 300 milyon liraya ihtiyaç vardır. Bu­gün uzunluğu 3915 metre bulunan 42 köprü inşaat halindedir. Bu yıl 2840 metre uzunluğunda 48 köprünün eksiltmeye çıkarılması programa alınmış­tır. Köprülerimizin ucuz ve çabuk yapılabilmesi için beton, çelik ve ahşap tipler üzerinde etüdler ve çalışmalar yapılmaktadır. Bütün verdiğim izahat­tan açıca anlaşılmaktadır ki Bayındırlık Bakanlığınız bu yol dâvasına lâzım. gelen önemi vermekte dikkatle, metodla ve azimle çalışmaktadır. Yine bazı endişelere cevap olarak arzedeyim ki programımızın bu yıl içinde tahakkuk eden kısmı behamehal yaptırılacaktır. Bu yıl için lâzım gelen tedbirler alın­mıştır. Bazı arkadaşlarımız su işlerine temas ettiler, bilhassa Kemal Zeytinoğlu Arkadaşım geçen sene bütçenin müzakeresi münasebetiyle söyledikle­rini burada tekrar ederek bu işlerin programsız ve hesapsız yapıldığını ifa­de ettiler. Bu mütalâalarında mübalâğaya kaçtıklarını ifade etmeliyim. Fil­hakika yeni başladığımız su işlerinde kâfi derecede tecrübemiz olmadığı için bazı hataların yapılmış olması mümkündür. Fakat bütün bu yapılan işleri he­sapsız, programsız diye tavsif etmek haksızdır, yerinde değildir. Bildiğiniz gi­bi büyük su işleri faaliyetine 1937 yılında başlanmış ve bunun için 3132 sayılı kanunla 31 milyon lira tahsis edilmiştir. Bilâhare bu miktar 121 milyon lira­ya kadar çıkarılmış ve bu suretle 117 milyon lira sarf edilmiştir.

Bugüne kadar sarfedilen paralarla takriben 75.000 hektarlık arazi su taşkın­lıklarından kurtarılmış, 95.000 hektarlık arazinin sulanması sağlanmış ve 25.000 hektarlık bataklık arazi de kurutulmuştur.

Ancak, başlanılmış olan bir çok işlerimiz tamamlanmadığı için, yine bildiğiniz. gibi, geçen sene 5259 sayılı kanunla evvelce verilmiş olan 121 milyonluk öde­neğe ilâveten 10 senede sarfedilmek üzere 165 milyon liralık yetki verilmişr tir. Fakat Bayındırlık Komisyonunun bu kanun münasebetiyle yaptığı tet­kiklerde yapılmasını lüzumlu gördüğü işler de gözonüne alınırsa, tutarı 320 milyon lirayı bulur. Halbuki alman yetki ise 10 senede sarfedilmek üzere ancak 165 milyon liradır. Bizim bütün büyük su dâvamızı halletmek için ise' bir milyar liraya ihtiyaç vardır. Bu itibarla su dâvamızı daha kısa bir zaman­da halledebilmek için bütçeye yük olmıyacak bir finansman temini ve bunun çaresini bulmak mecburiyetindeyiz. Sayın selefim zamanında başlamış bulu­nan tetkiklere (ievam olunmakta ve bu konuda yabancı uzmanların ihtisasın­dan faydalanmak için teşebbüse girişmiş bulunmaktayız.

Geçen sene büyük su işleri için bütçeye 11 milyon 700 bin lira konmuşken bu yıl bütçesine 16 milyon lira konmuştur.Önümüzdekiyıllar,bilhassa önemli havzalarımızda ait umumî amenajeman etütlerini yaptırmak kararın­dayız. Bu rada Seyhan bölgesinin umumî amenejman plânları mütehassıs bir firmaya verilmiş bunların rapor ve plânları bir iki aya kadar elimize geç­miş bulunacaktır.

Büyük Mederes, Gediz, Kızılırmak, Yeşİlirmak, Sakarya gibi su havzaEannın umumî amenajman plânlarını da yaptıracağız. Bunun için de teşebbüse geçmiş bulunuyoruz. Bütün bu plânlar elimize geçtikten sonra yapacağımız su işlerinin bu plânlra danyanmasma bilhassa dikkat edeceğiz. Bazı arka­daşlarım küçük sulardan da bahsettiler. Hakikaten az masraf ve yardımlar­la Önemli faydalar temin eden su işlerinin ehemmiyetle ele alınması lâzım­dır. Maalesef bunun için bütçeye koyduğumuz para 1,5 milyon liradan iba­rettir. Fakat tesbit ettiğiniz dilekler yekûnu 45 milyon lira civarındadır. Bi­naenaleyh, küçük su işlerini de sıraya koymak ve az para ile yapılması müm­kün olan faydalı ve verimli işleri ön plâna almak mecburiyetindeyiz.

Bir kısım arkadaşlar limanlara, iskelelere de temas ettiler. Geçen gün bilmünasebe arzetmiştim, büyük limanlar arasındaki iskele ve barınakların ya­pılabilmesi için yine 4345 milyon liraya ihtiyaç vardır. Bu sene bütçeye ko­yabildiğimiz para ise 300 bin liradan ibarettir. Bu para ile ancak başlanmış olan Sinop ve Şarköy iskelelerini tamamlatabileceğiz.

Demiryolları işlerimize gelince: Biz bugün ancak 3 hat üzerinde çalışmakta­yız. Bunlar da bildiğiniz gibi ErzurumSarıkamış, ElâzığMuşTatvan, Nar­lı, Gaziantep hatlarıdır. Bunun için bütçeye koyduğumuz para 17 milyon lira­dır. Bu üç yere, üç yılda varabilmek için bütçeye koyduğumuz Ödeneği 17 milyondan 25 milyon liraya çıkarmak zarureti vardır. Aksi takdirde bu müd­det zarfında bu yerlere varmak mümkün olamıyacaktır.

Bir arkadaşım Horasan'a ne vakit varabileceğimizi sordular. Hâlen Erzurum Horasan arasında ihale edilmiş bulunan 87 kilometre uzunluğunda bir kısım üzerinde çalışmaktadır. ErzurumUzunahmetler yolunun 20 kilometrelik birinci kısmı ikmal edilmiştir. Uzunahmetler ile Horasan arasındaki İnşaat ta 1949 yılında yani bu yıl ikmal edilecek ve ray ferşiyatına başlanacaktır. Yanhz ray farşiyatma başlıyabilmek için Amerika'dan beklemekte olduğu­muz traverslerin gelmesi lâzımdır. Hâlen üzerinde çalışmakta olduğumuz de­mir yollarından başka yapılması lâzım gelen demiryollarm uzunluğu 3.200 km. dir.

İhsan Yalçın Arkadaşım Şimal hattına ne vakit başlanacağını sordular. Bu­günün şartları ve bütçe durumu içinde maatessüf bu yeni hatlra başlayacak durumda değiliz. Bütün bu hatların malî portesi için 1,5 milyar lâzımdır.

Fakat yapılması lâzım gelen hatların başında Bursa hattı KozluEreğli hat­tı ve Şimal hattı vardır. İleride malî imkânlarımız müsait olduğu takdirde bu hatlara başlamak kararındayız. En başta aldığımız EreğliKozlu hattının inşaası için hazırladığımız kanunu Başbakanlığa takdim ettik. Hâlen Mali­ye Bakanlığında tetkik edilmektedir. Bilhassa bunun EreğliÇamlı arası. 17 kilometrelik kısmını sür'atle yaptırmak kararındayız.

Devlet binaları inşaatının bir elden İdaresi temennisinde bulunan bir arka­daşa arzedeyim ki hazırladığımız kanun tasarısını mütalâaları alınmak üze­re bakanlıldra gönderdik. Yakında buna kat'i bir şekil vererek Yüksek Mel lise sunacağız.

Erzincan için sipariş edilen 600 evin iki partide 459 tanesi gelmiştir. Geri H lan 141'i 1 Nisanda gelecektir. Bunların temel inşaatı ihaleedilmiş, mühimi bir kısmı da ikmal edilmiştir.Geriye kalanları Mayısa kadar gelecek ola™ bu evlerin montaj işleri yakında ihale edilecektir. Bütün evlerin inşaatı 1949 i yılı inşaat mevsimi sonuna kadar ikmal ve halka teslim edilecektir. Mütfl hassısîarınsöylediğinegöre,bütüngelenevlerşartnamesineuygun, hattâ üstün vasıftadır. Yanlız ilk partinin tahliyesinde bazı hasarlar olmuştur. Oifl lan şimdi tesbit ve ikmal etmeğe çalışıyoruz, ikinci partinin tahliyesi iyi biri şekilde tanzim olunmuştur.

Yollar üzerindeki seyrüsefer işlerinin tanzimi lüzumundan bahseden bir ar1 kadaşıma cevaben arzedeyim ki bunun için içişleri Bakanlığı ile müşterekenl çalışmaktayız. Buna ait kanun tasarrısı hazırlanmak üzeredir. Yakında Bii yük Meclise takdim edeceğiz.

Bayındırlık Bakanı Şevket Adalan'm Bayındırlık Bütçesi üzerindeki muta lâalara karşı yaptığı bu açıklamadan sonra Bayındırlık işleri etrafında bazı milletvekilleri tarafından ileri sürülen sorulara da Bakan, karşılık vermiş v müteakiben bölümlere geçilmiştir.

B. M. Meclisinin 2. oturumu:

Ankara : 26 (A. A. ) —

Büyük Millet Meclisi bugün ikinci oturumunu daha önce alman bir karar göre saat 14 te Cevdet Kerim İncedayı'nın Başkanlığında yapmış ise de ek seriyet bulunmadığı için Başkan iç tüzük hükümlerine göre oturumu saa 15 e talik etmiştir.

Saat 15 te oturuma yine Cevdet Kerim İncedayı'nmn Başkanlığında açıimı ve Meclis Bayındırlık Bakanlığının 1949 yılı bütçe tasarısının müzakeresin devanı etmiştir. Bütçenin su işleri faslında söz alan C. H. P. Kastamonu Mi' letvekili Baki Tümtürk, Kastamonu'dan geçen sulara temas ederek bunla rın ıslâhını istemiştir.

Demokrat Parti Eskişehir Milletvekili Kemal Zeytinoğlu da, küçük su işle ri için bir program hazırlanıp hazırlanmadığım sorarak, Büyük su işlerini temas etmiş ve bu sahada vuku bulan hataların tecrübesizliklerden deği programsızlıktan ileri geldiği mütelâasında bulunmuştur.

Kemal Zeytinoğlu sözlerini şöyle bitirmiştir:

Bu programları mühendisler de yapsa biliyorsunuz ki muhtelif yerlerde ğmik bir şekildeki bu işlere başlamayı bir politik zihniyetle hükümet idare el _mistir. Hükümet direktif vermiştir. Teknikelemanlar o direktifler dahilind i çalışmışlardır. Şayet memleketin buvadide maruz kaldığı bir ihanet mev­cutsa bu programsızlıktan mütevellittir.

C. H. P. Trabzon Milletvekili Sırrı Day da, Kemal Zeytinoğlu'na cevap ve­rerek, teknik işlerin siyasi emellerle yürütülmediğini belirtmiş ve teknik elemanların hazırladığı işleri bakanların yürütmekle mükellef olduklarını söylemiştir.

Bunun üzerine kürsüye gelen Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nihat Erim (Kocaeli)Şunları söylemiştir:

Muhterem Arkadaşlar,

Sayın Zeytinoğiu Arkadaşım sözleri arasında «İhanet» kelimesini kullandı. Kemal Zeytinoğiu (Eskişehir)Bu vadide ihanet.

Nihat Erim (Devamla)Devlet işlerinde hangi sahada olursa olsun ihanet çok ağır bir suçtur. Arkadaşım çok müphem olrak bu kelimeyi burada kul­landılar. (Geri alsın sesleri) Eğer herhangi bir ihanetin herhangi bir sahada mevcudiyetine zahip iseler kendilerine terettüp eden vazife millet kürsü­sünden bu ihanetin hangi sahada ve nezaman olduğunu ortaya koymak ve hattâ daha ileri giderek Büyük Meclisten, eğer o ihaneti yapan poli­tik bir şahsiyetse, onun hakkında tahkikat açılmasını istemektir. İki aydan "beri mesuliyet mevkiinde olan hükümet adına kendilerini lütfen bir izahda bulunmaya davet ediyorum. Bu zahmeti ihtiyar etsinler.

İki aydır Hükümet mesuliyetini taşıyan heyet o ihanet sözüne muhatap mı­dır, değil midir. Eğer muhatapsa ne vesile ile ve ne zaman muhataptır? Lüt­fen bunu da bü kürsüden açıklasmlr.

Bunun üzerine kürsüye gelen Kemal Zeytinoğiu, sözlerindeki ihanetin, sui­istimal manâsında bir ihanet olmadığını söyliyerek, büyük mikyastaki para­ların randımanlı bir surette sarf edilmemesi manâsında ihanet saydığını bil­dirmiş onu takiben söz alan Bayındırlık Bakanı Şevket Adalan da şu açık­lamada bulunmuştur: Say m Arkadaşlarım,

Bir kere Kemal Zeytinoğiu Arkadaşımız benim söylemediğim ve aklımdan geçirmediğim bir sözü bana atfettiler. Şimdiye kadar sarfedilmiş olan para­ların heder edildiğini hiç bir zaman söylemedim. Yalnız dedim ki, ilk baş­ladığımız zamanlarda su işlerinde kâfi derecede tecrübe edinmediğimiz için bazı hatalar yapmış olmamız mümkündür. Tâ bidayetindenberi bu işler, bir programa bağlanmış ve o şekilde yapılmıştır. Kendilerinin tavsif ettikleri gi3i, hele, bîr ihanet diye tavsif etmek asla yerinde değildir. Böyle birşey de vaki değildir.

Arkadaşım, kürsüye çıktığı zaman herhalde fazla heyecana kapılıyorlar, söylediklerini hesaplı söylemiyorlar.

Bu ciheti böylece tasrih ettikten sonra yanlız bir noktayı daha söyliyeyim. işlerin dağıldığından bahsettiler. Arkadaşım bir noktayı unutuyorlar. Biz bu işlere 1937 yılında başladık. Araya harp girdi. Malzeme ve İşçilik fiyatları birdenbire yükseldi. Bunun için de başlanmış olan bazı işler tamamlanmadı. Bu programsızlıktan dolayı değildir.

Küçük suların programa bağlanıp bağlanmadığını sordular. Evvelce de arzetnıiştim, bunun için 40 milyon liraya ihtiyaç vardır. Fakat buna mukabil ancak bu sene bir buçuk milyon lira tahsisat konmuştur. Bu durum karşısında uzun vadeli bir programa gidemiyoruz. Her yıl az para ile başarılması müm­kün olanlardan en verimli olanlarını ön plâna almak suretiyle bir program yapmaktayız ve tatbik etmekteyiz.

Kastomonu Deresine gelince, evvelce bu dilek üzerinde durulmuştu. Haki­katen bu dere zaman zaman taşmakta ve etrafına zarar vermektedir. Bunua da etüdü yapılmıştır, bir milyon liralık bir istir. Bu günkü bütçe durumu bunu başarmağa müsaiî değildir. Diğer mevzuları da ele almış bulunuyoruz. Bakanın açıklamasını takiben söz alan Müstakil Demokrat Eskişehir Millet­vekili Ahmet Oğuz da, eski Bayındırlık Bakam Nihat Erimin 26/12/1948 günkü Bütçe Komisyonu toplantısında, su işlerinde medeni dünya anlayjşiyle hiçbir şey yapılmadığını söylediğini iddia etmiş ve bu hususta notlarından bazı satırlar "okumuştur. Bunun üzerine söz alan Devlet Bakanı ve Başba­kan Yardımcısı Nihat Erim şu cevabı vermiştir:

Arkadaşlar,

Ahmet Oğuz Arkadaşıma teşekkür etmekle sözüme başlıyacağım. Çünkü hakikaten Bütçe Komisyonunda Bayındırlık Bütçesi müzakere edilirken arkadaşlarımı samimiyetle tenvir etmek için verdiğim izahlar, şimdi kendi­lerinin okudukları gibi mübalağalandırılarak ertesi günü Ankara'da çıkan bir gazetede, «Bayındırlık Bakanı, şimdiye kadar hiç bir şey yapılmadığım söyliyor Bayındırlık Bakanı su işlerine ayrılan bütün paraların heder oldu­ğunu ifade ediyor» diye benim söylemediğim sözleri bana atfetmek suretiy­le efkârı umumiyeye yanlış yaymıştır.

Bütçe Komisyonunda bulunan arkadaşlar hatırlrlar, onların hafızalarına, şehadetlerine müracaat ediyorum, ben hemen ertesi günü Komisyona gele­rek demiştim ki: «Arkadaşlar, burada çıkan bir gazete benim dün söylediğim sözleri tağyir ederek, mübalağalandırarak, bana, söylemediğim şeyleri at­fediyor. Eğer boyl yapılırsa, bizim, Bütçe Komisyonu önünde samimi suret­te açıkladığımız meseleleri görüşmemize imkân kalmaz. Şu gazetenin verdiği haberlerle benim ifadelerim arasında uzaktan, yakından bir münasebet var mı»' diye meseleyi tavzih etmiştim.

Arkadaşını şimdi gene aynı şeyi aynı tarzda burada da tekrar etmekle bana
yeni bir tekzip fırsatı vermişlerdir, kendilerine bunun için bilhassa teşekkür ederim.

Muhterem Arkadaşlar,

O gün Bütçe Komisyonunda .hazır bulunan arkadaşlar buradadırlar, bilir, ben Bütçe Komisyonunda su işlerinde hatalı sayılabilecek bazı işler yapıldı­ğından bahsettim. Bütün işler hatalı yapılmıştır demedim. Deseydim yalan olurdu. Yapılmış bir çok mübet işler memleketin gözü önündedir. Nitekim kendi vilâyetlerinde bitmiş olan Porsuk Barajı onlardan biridir ve bunun, gibi daha bir çok eserler vardır.

Ben Bütçe Komisyonunda ikinci konuşmamda dedim ki, benim muhalif genç arkadaşlarım mütemadiyen 25 yıldır hiç birşey yapılmadığını tekrar etmek­tedirler ve benim sözlerimi de kendi sözlerine irca ederek bizi de benim in­dimde suç olan bir beyana iştirak ettirmek istiyorlar. İnsaf edilsin. 25 sene­dir yapılan şeyleri burada saymaya kalksam Komisyonumuzun beş gününü bununla işgal ederim., dedim. Komisyondaki arkadaşlar bunu hatırlarlar.

Arkadaşlar,

Tekrar ediyorum, bu memlekette 25 senedir akılları durduracak kadar çok ve mükemmel işler yapılmıştır. Fakat yine bu memlekette bu 25 yıl zarfın­da elbette hatalar da yapılmıştır. Bizim İmparatorluğumuz Osmanlı İmpara­torluğu tek bir sebepten çökmedi, bir çok sebeplerden çöktü. Sebepler ara­ğında teknik sahadaki geriliğimiz kısırlığımız da vardır. Böyle bir çöküntü­den 25 sene sonra şu gördüğünüz neticeyi, fakir bütçelerle bu memleketin teknisyenleri, idarecileri, politikacıları elde etmişlerdir. Onlar bundan dola­yı ancak tebrik edilebilirler. Benim hatalı noktaları tebarüz ettirmekten mak­sadım, o hataları bildirmek, Milletin mukadderatına sahip olan Büyük Mec­lisin önüne çekinmeksizin sermektir. Yarın o hataların tekrar edilmemesi için, bir bakan olarak alınmasını gerekli gördüğüm tedbirleri de hemen arkasın­dan ilâve ettim. Bu suretle Büyük Meclisin ve Hükümetin birbirinin ne ya­pacağından ne yapmak istediğinden emin, elele, itimad içinde yeni istikame­te doğru yol almalarını temin etmek İstedim.

Bu vesile ile sayın arkadaşımdan tekrar rica edeceğim, istirham edeceğim, çok güzel bir sahada ilerliyoruz, kısa zamanda çok mesafeler alıyoruz, reji­mimiz gayet güzel bir inkişaf göstermektedir. Şekiller üzerinde ve esaslar­da mübalağadan kendimizi alıkoyalım. Zeytinoğlu Arkadaşımıza hitap ediyo­rum, «ihanet» sözü çok ağırdır, ((hata» da diyebilirlerdi, hata demekle de anlıyan İçin çok ağır tenkid yapmış olurlardı. Tenkitten maksat, yıkmak, tehzil, tezyif etmek değildir. Yarın aynı hatalara düşülmesini önlemektir. Ancak bu türlü tenkid faydalı olabilir.

Bu sözlerimi bu Yüksek Millet Kürsüsünden diplomaside alem olan, hattâ diplomasinin baş dövizi olan, Remzi olan bir latince adajı, Remzi tekrar ede­rek bitireceğim:

«Suaister in Modo Fortiter in re»

«Şekilde tatlı ve nazik, esasta kuvvetli». Eğer bu kaideye riayet edersek içine girdiğimiz demokrasi hayatında çok esaslı inkişaflara mazhar oluruz. Başbakan Yardımcısının bu açıklamasını müteakip Bayındırlık Bakanlığı 1949 Bütçesinin diğer fasıl ve maddeleri kabul edilerek, Ekonomi ve Ticaret Bakanlığının 1949 yılı Bütçesinin müzakeresine başlanmış ve Demokrat Par­ti adına söz alarak kürsüye gelen Kütahya Milletvekili Hakkı Gedik, Parti­sinin bu husustaki görüşlerini bildirerek, Ticaret ve Ekonomi Bakanlıkla­rının birleştirilmesi kararını memnunlukla karşıladıklarını söylemiş ve bu bakanlığa diğer bazı bakanlıkların da ilâve edilerek bir Millî Ticaret ve Eko­nomi Bakanlığı kurmanın mümkün olduğunu ifade eylemiştir.

Ekonomi ve Ticaret Bakanlarının bugüne kadar vazifelerinde muvaffak ol­amadıkları mütelâasında bulunan Hakkı Gedik, bunun sebebinin Millî Eko­nomimizin bir plâna bağlanmamış olmasından ileri geldiğini söylemiş ve Ekonomi Bakanlığının bugüne kadar devletçiliğin bir uzvu gibi çalıştığım iddia ederek devletçiliğin bir istismar vasıtası değil bir murakabe organı ol­masını istemiştir. Memleketin bünyesine uygun yeni bir Ekonomi Bakanlığı teşkilâtı kurulması lüzumuna İşaret eden sözcü, yerli ve yabancı sermayelere konan tahditlerin kaldırılması lâzım geldiğini söylemiş ve devlet kalkınma plânının bir zaruret olduğunu ileri sürdükten sonra fiat murakabesi meka­nizmasının bugünkü işleme şekli üzerinde tenkidlerde bulunmuştur. İç ve ticaret dairelerinin kifayetsiz çalıştıkları mütelâasında bulunan hatip, Ticaret Bakanlığında bazı servislerin kaldırılmasını, Toprak Ofisin Tarım Bakanlığına bağlanmasını istemiştir.

Millet Partisi adına konuşan Sinop Milletvekili Enver Kök de. Ekonomi ve Ticaret Bakanlıklarının birleştirilmesi kararını memnunlukla karşıladıkla­rını bildirerek yeni Bakanlığa Endüstri ve Ticaret Bakanlığı adı verilmesinin daha uygun olacağı fikrini ileri sürmüş ve iktisadî devlet teşekküllerine de temasla bu müesseselerin hiç birisinin gelir getirmediğine işaret etmiştir. Devlet sanayiinin kuruluşunda da hesapsızlıklar yapıldığı mütelâasında bu­lunan Enver Kök, bunun bakanlıkların koordİne bir şekilde çalışmamış ol­masından ileri geldiğini söylemiş ve Ticaret Ofisinin de lağvını istiyerek söz­lerine son vermiştir.

Müstakil Demokratlar grupu adına da söz alan Eskişehir Milletvekili Ahmet Oğuz, Ekonomi Bakanlığı hakkında bugüne kadar söylenmemiş hiç bir söz kalmadığı halde hâlâ bir netice alınmamış olduğunu ifade ederek, bir dev­let plânı hazırlanarak, ekonomi işlerinin bîr elden idare edileceği haberle­rinden teselli duyduklarını bildirmiştir. Bakanlığın bugünkü çalışma sis­temini de tenkid eden Ahmet Oğuz, Ekonomi Genel Meclis Tasarısının da ihtiyacı karşılıyamayacağmı ileri sürmüş ve hâlâ mazide yapılan hatalardan hiç bir ders alınmadığını mütelâasında bulunarak iktisadi devlet teşekkül­lerinin çalışma sistemlerini idare tarzlarını ve murakebelerini tenkid etmiş­tir.

Kömür havzasının da mütamadiyen zarar ettiğini ileri suren hatip, bunun maliyetten aşağı yapılan satışlardan ileri geldiğini ve bu şekilde önümüzde­ki sene fiyatlara maliyet fiatlarmm artışı dolayısiyle bazı zamların yapıl­masının bir zaruret olacağını kaydederek Marşal Plânından alman kredi ile yaptırılacak işlerin tâbi tutuldukları bazı külfetler hakkında tenkidlerde bulunmuştur.

Müstakil Demokratlar Grupu adına, Ticaret Bakanlığı Bütçesi münasebe­tiyle söz alan Afyon Karahisar Milletvekili Şahin Laçin de, bakanlıkların birleştirilmesini millet, memleket ve Hazine bakmamdan çok faydalar sağ­ladığını takdir ettiklerini bildirmiş ve kooperatifçiliğin gelişmesiyle memle­ketin iktisadi bakımdan kalkınması arasında yakın bir ilginin mevcut oldu­ğunu söylemiş ve standardizasiyon meselesine de temas ederek Ticaret Baka­nının bu konular üzerinde hassasiyetle durmasını istemiştir.

Daha sonra ticaret ve sanayi odalarının kendilerinden beklenilen faideyi sağlamadıklarını bildiren hatip bunların da bugünkü pasif vaziyetten, kur­tarılarak faide sağlıyabilmesi için ne gibi tedbirler alındığını sormıştur. Ti­caret Ateşelerİnin iyi çalışmadıklarını da söyliyen Şahin Laçın memle­kette güdümlü ekonomiye olan ihtiyaçtan bahsetmiş ve lüks sayılabilecek metalarm memlekete sokulmaları için gerekli tedbirlerin alınmasını istemiştir.

C. H. P. Giresun Milletvekili İsmail Sabuncu da, iktisadi devlet teşekkülleri­nin meclisin kontrolünden geçirilmesi lâzım geldiğini bildirerek hükümetin * yeni plasmanlarınınanayasayauygun olupolmadığı meselesini izahetmiş ve devletin bir buçuk milyarlık sermayesinin iktisadi devlet teşekküllerine bağlamanın doğru olmadığı fikrini ileri sürmüştür.

Bundan, sonra söz alan muhtelif hatipler seçim bölgesine ait muhtelif dilek­lerde ve mütelâalarda bulunmuşlar ve Ticaret ve Ekonomi Bakanından açık­lanmasını istedikleri hususları bildirmişlerdir.

Bu arada başkan şimdiye kadar Ticaret ve Ekonomi Bütçesi dolayısiyle on yedi arkadaşın konuştuğunu fakat on yedi arkadaşın daha söz lamiş bulun­duğunu ve bir de yeterlik önergesinin mevcut olduğunu söylemiş ve C. H. P. Antalya Milletvekili Niyazi Aksu tarafından verilen önerge oya sunularak görüşmelerin yeterliği kabul edilmiştir.

Bunu üzerine kürsüye gelen Ticaret ve Ekonomi Bakanı Cemil Sait BarlaSj Ticaret ve Ekonomi Bakanlığı Bütçesi dolayısiyle ileri sürülen tenkid ve mütelâalara cevap vermeğe başlamış ve vaktin gecikmiş olması dolayisiyle bu açıklamaya daha sonraki oturumda devam edilmek üzere 19 da toplantı­ya son verilmiştir.

6. M. Meclisinin 3. oturumu:

Ankara : 26 (a. a) —

Saat 20 de Büyük Millet Meclisinin Raif Karadeniz'in Başkanlığında yap­tığı üçüncü oturumda yoklama yapıldıktan ve çoğunluk bulunduğu anla­şıldıktan sonra Ticaret ve Ekonomi Bakanı konuşmasına devam etti ve dedi ki:

Harpten evvelki, harp içinde ve harpten sonraki idhalât mukayesesinde ha­rice fazla döviz geçmiş gibi görünmesi dış piyasa fiyatlarının yükselmesindendir. Diğer bir nokta da ihracat politikasında istahsal maddelerine istih­lâk maddelerinden daha fazla kıymet verilmediği ileri sürülüyor. Bu tamamiyle aksidir. Anlaşma yaptığımız meleketlerle daima kıymetli maddeler idhal ettik. (Bakan burada İtalya'dan ve İsviçre'den getirtilen malların uzun bir listesini okumuştur). İşte arkadaşlar Ticaret Bakanlığı memlekete daima istihsale yarayan maddeleri sokmuştur. Fakat kemerimize ne kadar taş bağ­larsak bağlayalım, ne kadar mahrumiyete katlanırsak katlanalım bir ziraat memleketiyiz, bir takım zaruri maddeleri idhal zorundayız. Bir de lüks eşya soktuğumuzdan bahsolunuyor. Yüzde nisbetlerini çıkardım. Umumi efkâra bu kürsüden arzediyorum. Kürk ve boya olarak 1946 da 250.000, 1947 de 370.000, 1948 de ise 82.000 lira kıymetindedir.

Bakan bundan sonra, tütün, fındık ve üzüm mukabilinde idhal edilen di­ğer maddelere geçimiş ve bunların 1946 ve 1947 de binde üçünü, 1948 de de binde dördünü teşkil ettiğini söyledikten sonra sözlerine şöyle devam etmiş­tir:

Görüyorsunuz iş rakama dökülünce, netice o kadar mübalağalı değildir. Bunlar da takas yoluyla sokulması zaruri maddelerdir. Mamafih yakında İstanbul ve Ankara'nın ekonomik işlerindeki fikirlerini alacağım. Görüyor­sunuz titiz ve itina gösteriyoruz.. Geçenlerde bir ticaret derneğinin korıgre. sinde bazı faydalı neticeler elde ettik. İş bunlar! memleket içerinsinde im­kânlar dahilinde tatbik etmek yoludur. Bunu da bu arkadaşların yardımı ile yapacağız. Hükümetin kendisini iştirakle alâkadar tuttuğu kongreler, hükü­metin tertibettiği kongrelerdir. Hususi teşekküllerin kurdukları kongreler değil. Mesleki teşekküllerin kongrelerini sempati ile takip ediyoruz. Onları teşvik için elimizden geleni yapıyoruz. Diğer taraftan munasebatımız olan devletlerle 19 lar konresinde alınmış olan kararlra uygun anlaşmalar yapı­yoruz. Zirai bir memleket olduğumuz için bu anlaşmalar birer seneliktir, Mallarımızı dünya piyasasındaki vaziyetlere uyduruyoruz. Bir kısım anlaşma­larımız gereği gibi işlememektedir. Meselâ italyan Anlaşması Bundan para kıymetinin yüksekliği kadar harp zamanında fazla kazanca alışmış bir zümre­nin tüccar arasına karışarak fazla lisans talebinde bulunması karaborsa hırsıdır. Bunları da mümkün olduğu kadar Önlemeğe uğraşıyoruz. Ticaret Odaları Kanunu çıkınca bunların da önü lamacaktır. Takas yoluyla müba­deleleri mümkün olduğu kadar tahdit etmekteyiz.

Biraz da hayat pahalılığından bahsedeyim: Gerçi halli çok müşkül bir dâva­dır. Hayat pahalılığı 4 büyük şehirde dars sabit kazançların sırtında görülmektedir. Bunun dışında köylünün aldığı mal ile sattığı mal arasında­ki fark üç buçuk dördü bulmatadir, Demek ki yük büyük şehirlerin üstün­dedir. Bir kac rakam vereyim:

Buğday1938 de

5

Kuruş

61

1948 de

27

Küsur

kuruş

Arpam

4,40

21,82

Çavdar»

4,63

22,12

Yulaf»

4,2*

* 17,3

Kuruüzüm»

14,14

68,18

Fındık

51,69

145

Pamukm

42,46

166

Tütün»

43

19ü

Köylünün

aldıj

jina gelince :

1938

senesinde

1948

Senesinde

Petrol kilosu

17,3

;9

23,70

Kaputbezi topu

830.

27,72

Sabun

28

146

Bunun içindir ki hükümet bu İşi organize ederek istihsal ve istihlâk koope­ratifleri konusu üzerinde çalışacak ve uzmanlar getirecektir

Zeytinyağ ihracatını fiyatlar yükseldiği için gıda maddesi olduğundan dolayı durdurduk. Fedakârlıklara katlanmak zorundayız, edebiyatla iş olmaz. Baş­ka memleketlerin yaptığı takyidatm binde birini olsun yapmalıyız.

Arkadaşlar,

Biraz da ekonomi konusunda söyleyeceğim.

Üç yıl evvel Etibank Komisyon Raportörü sıfatiyle hazırladığım rapordaki fikirleri iktisadi Devlet Teşekkülleri için tatbiki göze almış bulunuyorum. Bu­günkü finansman usulleri işe yaraı bir halde değildir. Bunun için çareler aramak mecburiyetindeyiz. Mütehassıslara istişarelerden sonra müsbet tek­liflerle huzurunuza geleceğim. O zaman söylediğim gibi işletmelerin ve giri­şilen teşebbüslerin plân ve etüdlerin mütehassıslara ihtiyacı vardır. Memle­ketin taknik elemanları çok kıymetlidir. Fakat amele ve kalifiye işçimiz aynı seviyede değildir. İktisadi teşekküllerin inisiyatifi kaybettiğinden bahsetti­ler, doğrudur.Bizim tuttuğumuz yol tamamiyle bambaşkadır. Biz onlara en­gel olmayacağız. Yalnız neticeyi soracağız. Netice bozuk çıkarsa ben sebebini aramam, o sebebi idare meclisi arasın. Sebep aramayan idare meclisi, umura müdürüyle beraber gider. Bu işi neye böyle yapıyorsunuz diye sormayı ben vazife dışı addederim.Mümasil ecnebi istihsal mevzularma göre, bizim istih­salimiz çok düşüktür ve bunun âmilleri daha ziyade tekniktir. Umumi mas­raflar kabarıktır. Mümessilerimİzin konfor içerisinde çalışmasını istiyoruz, . fakat lüks içinde değil. Lüks yapmaya milletin tahammülü ve siası müsait de­ğildir. Ereğli İşletmesinin zararı bir arkadaşın dediği gibi 18 milyon liradır. Fakat 18 milyon derken içtimai masraflar için, tesisler için sarfedilen para­nın 17 milyon olduğunu bilmek lâzımdır. Bir nokta daha. Bir çok arkadaşlar, bir tesisin şurada mı burada mı yapılması lâzımdır dediler. Biz politik adam olarak bunlarla uğraşmayız. Onu teknisyenler, idare meclisleri bilirler. Onun için arkadaşların açılmasını tavsiye ettiği fabrikalarda yapacağım iş müte­hassısların raporuna dayanmak ve finansmanını temin etmektir.

Devlet sanayiine gelince, biz devletçiliği iktidar Partisi olarak bir gaye diye ele alan insanlar değiliz. Hususi sanayi ile de elele vererek ahenkle çalışa­cağız. Yakında yapacağımız işlerin hududunu huzurunuza getireceğiz. Mem­leketi istismar etmemek şartiyle ecnebi sermayenin gelmesine asla muhalif değiliz bunu sağlayacağız.

Reşat Aydınlı petrol kuyularından bahsetti. 89 numaralı petrol kuyuların­dan bahsetti. Günde 58 ton istihsal yapıyoruz. Petrol tam manâsiyle çıkmış de­ğildir ki, petrolü işletmek için hükümet bir prensip kararı vermiş olsun. Hükü­mete petrol çıkarılması, çıktıktan sonra da işletilmesi için bir teklif yoktur. Olursa hükümete getirmek vazifemdir. Hükümet şimdiye kadar petrol husu­sunda vaki bir teklifi red veya kabul etmiş değildir.

Bakan bundan sonra milletvekillerinin çeşitli sorularına cevaplar vermiş ve bölümlere geçilerek .bütçe kabul edilmiştir...

Bundan sonra Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı 1949 yılı Bütçesiyle Hu­dut ve Sahiller Genel Müdürlüğü Bütçesinin görüşülmesine başlanılrmş ve

Demokrat Parti adına söz alan Ahmet İhsan Gürsoy, her memleketin sağ­lık bütçelerinin umumi bütçe yek»nuna nisbetinin yüzde 20 ilâ 30 za vardı­ğı halde memleketimizde bu nisbetin ancak yüzde dört olduğunu söylemiş ve memleket dahilinde bulunan hastahanelere de temasla bunların ihtiyaca kâfi gelmediğini bildirmiştir, idareyi hususiyetler tarafından idare edilmekte olan hastahanelerin kötü durumuna da işaret eden İhsan Gürsoy bu hastahenelerin umumi muvazeneye alınması lüzumuna işaret etmiş ve memleke­timizde 10 bin nüfusa 6 yatak isabet etmekte okluğunu açıklayarak, mevcut hastahanelerin de eleman bakımından takviyeye muhtaç olduğunu söyle­miştir. Fuhuş ve zührevi hastalıklar mevzularma da temas eden sözcü, ah­lâk zabıtasının takviyesi lâzım geldiğim ileri sürmüş ve veremle savaş için basit fakat bütün teçhizatı havi sanatoryomlar kurulmasını, sıtma ve trahom mücadelesinin arttırılmasınıistemiştir.

Müstakil Demokratlar Grupu adına söz alan Muğla Milletvekili Mithat Sakaroğlu da, geçen yılda da sağlık işlerinin progranısızhktan kurtarılmadığmı ileri sürerek çocuk sağlığı mevzuuna temas etmiş ve son yıllarda doğum nisbetinin azaldığını, ölüm nisbetinin azaltılması için doğumdan evvel anaların daimi bir murakabeye tâbi tutulması kimsesiz çocukların da himaye alima alınması gerektiğini söyliyen Mithat Sakaroğlu, çocuk hastahanelerinİn azlığından da şikâyet etmiş ve Ankara'da 200 yataklı bir çocuk pavyonu ya­pılmasını isteyerek veremle mücadeleye hız verilmesi lâzım geldiğini bildir­miştir. Gümrüklere gelen ilâçların süratle çıkarılması, koruyucu hekimliğin inkişaf ettirilmesi, sağlık merkezlerinin arttırılması mevzularma da temas eden sözcü sağlık işlerinin umumi bir plâna bağlanmasını isteyerek sözleri­ne son vermiştir.

C, H. P. Mardin Milletvekili Dr. Aziz Uraz da, hastahanelerdeki yatak mik­tarına temasla, yatak sayısırfm hiç bir memlekette ideal miktara vardınlraadığmı söylemiş ve memleketimizin bu husustaki hususiyetine de işaretle ya­tak nisbetinin büyük şehirlerde oldukça yüksek olmasına rağmen diğer il­lerde çok düşük olduğunu bildirmiştir. Yatak adedinin yurt içinde dağıtılmağa mn ve koruyucu hekimlimin inkişafının memleketimiz sağlık dâvasında bir merhale olacağına işaret eden Aziz Uras, verem aşısiyle diğer salgın hasta­lıklar serumlarının memlekette geniş mikyasta tatbikini istemiştir.

C. H P. Seyhan Milletvekili Makbule Diblan da, Sağlık Bakanlığının, veremle mücadeleye vermiş olduğu ehemmiyete teşekürle, Bakandan bazı hususla­rın açıklanmasını istemiş ve memleketimizde rağbet görmeyen röntgencili­ğin teşviki için ne düşünüldüğü, Karadeniz sahillerinde görülen nekatörle mücadelenin kâfi olup olmadığını, memleketin iyi kalite hemşire ihtiyacı için ne gibi tedbirler alındığını sormuştur. Makbule Dıplan büyük bir ihti­yacı karşılayacak olan Verem Kanununun bir an evvel Meclise getirilmesini istiyerek sözlerine son vermiştir.

C. H. P. İstanbul Milletvekili Nikola Fakaçelli de, gezdiği bir çok şehirler­deki sağlık teşkilâtının muvaffakiyetlerinden sevinç duyduğunu sÖyliyerek veremle mücadele dâvasına temas etmiş, ve veremin sadece doktor ve ilâçla yok edilemeyeceğini bildirmiştir. Veremin önlenmesinin memleket içinde ikr tisadi şartların değişmesine bağlı olduğuna işaret eden Nikoîa Fakaçelli, mü­cadele için yapılan sanatoryonılara da temas etmiş ve bunların çok lüks ol­duğunu ileri sürerek, daha basit fakat daha çok yataklı hastahaneler yapıl­masını tavsiye etmiştir.

C. H. P. istanbul Milletvekili Ali Rıza Arı da, sağlık ve sosyal yardım teşki­lâtına temasla, bu teşkilâtın vazifesini kâfi miktarda yapamadığını söylemiş ve bu arada işletmelerin durumuna da temasla, bunların İslahım istemiştir. C. H. P. Amasya Milletvekili Zeki Tarhan da Amasya Devlet Hastahanesinin durumuna temas ederek bu hastahanein elli yataklı olduğunu ve bu ba­kımdan ihtiyaca cevap vermediğini söylemiş ve gelecek yıl bu yatak adedi­nin arttırılmasını istemiştir.

Hastahanedeki röntgensizîikten de bahseden Zeki Tarhan bir takım âcil va­kalar karşısında operatörün rontgensizlik yüzünden elinin kolunun bağlı kaldığını bildirmiş ve Amasya'ya bir röntgen temin edilmesi ile merkezde bir de doğum evi açılması meseleleri üzerinde hassasiyetle durmasını istemiştir. C. H. P. Kastamonu Milletvekili Baki Tümtürk de Kastamonu Merkez Hastahanesinde bir röntgen bulunduğunu fakat hastahanenin kurulduğu gün­den bugüne kadar buraya bir röntgen mütehassısı getirilmesinin kabil olma­dığını söylemiş ve Bakandan Kastamonu Merkez Hastahanesine ne zaman bir röntgen mütehassısının gönderileceğini sormuştur.

Bundan sonra söz alan muhtelif hatipler Sağlık Bakanlığındanistedikleri, bazı dileklerin yerine getirilmesini talep etmişler ve bu arada sıtma ile sa­vaş mücadelesinin daha çok arttırılması, koy enstitülerinden yetişen sağlık. mezunlarının aletsizlik ve ilâçsızlık yüzünden kendilerinden beklenen va­zifeleri yapamadıkları ve tıp tahsili yapan talebelerin hastahanelerde sıkı­şık bir şekilde ders gördükleri mevzuları üzerinde durmuşlardır.

İleri sürülen tenkidleri müteakip söz alan Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr. Kemali Bayizit de Bakanlık Bütçesi hakkında gerek Muhalefet Partisi­ne mensup ve gerekse kendi parti arkadaşlarının ileri sürdükleri tenkid ve temennileri dikkatle dinlediğini ve bunlardan istifade ettiğini bildirerek Sağ­lık Bakanlığının yirmi beş senedenberi her gün biraz daha inkişaf göstererek çalıştığını söylemiş ve sağlık işlerimizin geçen yıllara nazaran bir mukaye­sesini yaparak demiştir ki:

İmparatorluk Türkiyesinde Türk Milletinin sağlık anlayışı ve imparatorluk hükümetlerinin Türk Milletinin sağlığına verdiği kıymeti uzun boylu izah. ederek vaktinizi alacak değilim. Yalnız dün ile bugünün bir mukayesesini yapmakta fayda vardır. 60 bin nüfuslu şehirlerde bile 13 doktor bulundu­ğunu, hemen her şene , her sene değilse bile birkaç senede bir türlü salgın hastalıklarının yurdumuza girerek 10 binlerce vatandaşın hayatına mal oldu­ğunu bazan kolera, veba gibi bir milleti kökünden kazıyacak büyük salgın­ların da hudutlarımızdan içeri girip bu memlekette tahribat yaptığım, sıt­manın nesli çürüten ve kurutan tehlike ve mahrumiyet içinde, oteular elin­de bir geçim vasıtası bulunduğu, vatandaşın nadiren doktora müracaat ettiği ve hattâ hastaya bir emri asîr olduğu zamanlar hep bilir ve hatırlarız.

Bugün cumhuriyet devrinde mesele berakistir. Köyde, kasabada hasta ol­duğu vakit artık azraille karşı karşıya gelmeden doktora koşmaktadır. Eğer hasta o ilçede muayene ve tedaviyi tatmin edici bulmazsa derhal vilâyetle­re koşmakta ve muayene edilmek için hastahanelere gelmektedir. Hastahaneye yarın gel, bir İki gün sonra gel denirse bundan da sızlanmaktadır, işte 25 seneden beri bir millet hayatında uzun zaman geçmiştir denmiyecek dere­cede Türk Milletinin sağlık anlayışının bir noktada bu kadar ileri gelmesi ve sağlık hizmetlerini ifa etmek mesuliyeti verilmiş olan bakanlığınızın ve top­luca Cumhuriyet Hükümetlerinin her biri bir birinden daha mühim memle­ket dâvaları yanında, bu sağlık hizmetlerine dünya memleketlerindeki bu­günkü dünya ölçülerine göre kemale girmemişse, bu hizmetlerin iyi görül­mediğinden veya hükümetlerin bu bahiste lakayıt kaldıklarından değildir, demiş ve hastahaneierde personelin az olduğu yolundaki iddialara da cevap veren Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr. Kemali Bayizit koruyucu he­kimlik alanında yapılan mücadelelerden bahsetmiş ve Sağlık Bakanlığına tevdi edilen vazifelerin muvaffakiyetle ifa edildiğini ve bu muvaffakiyetin şerefinin sağlık teşkilâtında çalışan feragatli ve gayretli doktor arkadaşları­na ait olduğunu bildirmiştir.

Daha sonra sıtma mücadelesinden ve diğer hastalıklardan da bahseden Ba­kan, bu hususta şunları söylemiştir:

Sıtma mücadelesinin tarihi filhakika eskidir. Senelerdenberİ bu memlekette yapılmaktadır. Şunu huzurunuzda arzedeyim ki sıtmamücadelesi muvaffak olmuş bir mücadeledir. Değil Türk Milletinin dışarıdan gelen ecnebilerin ve memlekette yüksek ilim otoritelerinin dahi takdirini kazanmıştır ve ka­zanmaktadır. Bilhassa D. D. T. çıktıktan bu tarafa bu mücadele bu mem­lekette daha çok semereli olmuştur. Dün de arzettiğim gibi yalnız sıtma mü­cadelesinde 6870 ton kadar, saf D. D. T. sarfolunmuştur ve sıtma endeksle­ri hayli düşmüştür, bu mücadeleyi gelecek sene birkaç misli daha arttırmak kararındayız.

Hudutlarımız ötesinde türlü sari hastalıklar seyretmektedir. Gene arzederim ki bunlardan tek tük sıçramaları olsa dahi bunlar memleketimize girdiği an­da oldukları yerde söndürülmüştür.

Türk Milletinin çiçek aşısına karşı, gösterdiği anlayış sayesinde bu hastalık olduğu yerde ka]mıştır. Bu gün dahi bu mücadeleye devam ediyoruz. Türk Milletinin sağlık hizmetlerine karşı gösterdiğianlayışın bir misali olarak arz­edeyim, bu yıl bu güne kadar 12 milyon küsur vatandaş çiçek aşısı ile aşılan­mıştır. (Bravo sesleri)

Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr. Kemali Beyazıt tedavi edici hekimlik­te yatak adedi hakkında ileri sürülen tenkidlere de temas ederek, Sağlık Ba­kanlığının her sene az olan yatak adetlerini bütçe imkânlarına göre arttır­makta olduğunu söylemiş ve bu sene hastahanelere 638 Ankara Doğumevine 250, Kastamonu Verem Hastahanesine 100 yatak ilâve edildiğini kaydede­rek, Ankara Doğumevinin 3 Martta açılış töreninin yapılacağını bildirmiştir. Bundan sonra Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı verem âfeti hakkındaki mü­talâalara da cevap vererek uzun İzahlarda bulunmuştur.

Bakanın açıklamasından sonra Müstakil Demokrat Kütahya Milletvekili Tahtakılıç söz almış ve vaktin geçilmiş olması dolayısiyle yarın saat 9 da top­lanmak üzere saat 24 te ücüçncü oturuma son verilmiştir.

B. M. Meclisininde Tarım Bakanlığı bütçesi müzakeresi:

Ankara : 27 (a. a. )—

Büyük Millet Meclisi bugün saat 14 de Raif Karadeniz'in Başkanlığında yap­tığı ikinci oturumunda, Tarım Bakanlığı 1949 yılı Bütçe Kanun tasarısının müzakeresine başlamıştır.

Oturum açıldığı zaman ilk sözü alan Demokrat Parti adına Eskişehir Millet­vekili Hasan Polatkan, Tarım. Bakanlığına tahsis edilen paranın az olduğunu ve bundan da hükümetçe tarım işlerine ne kadar kıymet ve ehemmiyet ve­rildiğinin kolayca anlaşıldığını söylemiş ve az bir tahsisin Tarım Bakanlığı­nın 1949 yılı içindeki çehşmalarmda da geçmiş yılların çalışmalarından daha ileriye gidemiyeceğinin bir alâmeti olduğunu bildirerek koy ve ziraat dâ­valarının kökünden halledilmesinin bir zaruret olduğunu ifade etmiştir. Da­ha sonra her tarım bakanının ayrı bir politika güttüğünü kaydeden hatip, bu vaziyettten şikâyet etmiş ve memleketin yüzde seksen ikisinin çiftçi olması hasebiyle iktisadi refahın ancak zirai kalkınma ile mümkün olacağını soylİyerek bu vaziyette hububat ihraç edilmesini istemiştir. Hasan Polatkan, hu­bubat istihsalimizin az oluşuna da temas ederek komşu memleketlerle bir mukayese yapmış ve ziraî aletlerin bu kadar ilerlediği zamanda 2,5 milyon cifemin karasaptan kullanılmasını şikâyet etmiştir.

Kimyevi güvre ve tohumluk konularını ele alan Demokrat Parti sözcüsü, bizde zirai sanayi olmadığını bildirmiş ve topraksız çiftçiyi topraklandırma kanunun cok sakat bir durumda olduğunu söyliyerek hayvancılık ve veteTiner mevzularının ele alınmasını ifade etmiş ve Türk köylüsünün her şeyden evvel ziraate karşı bir zihniyet değişikliği istediğini sözlerine ilâve etmiştir.

Demokrat Parti İçel Milletvekili Salih înankur da, Demokrat Parti adına Or­man Umum Müdürlüğü hakkındaki tenkitlerde bulunmuş ve Orman Umum Müdürlüğü teşkilâtının faydasız olduğunu söyliyerek bu teşkilâtın İslaha muhtaç bir müessese olduğunu bildirmiş ve ormanların devletleştirilmesi yü­zünden orman çevrelerinde oturan köylülerin bile ormandan istifade edeme­diklerini ve yakacak zorluğu çektiklerini izaha çalışmıştır.

Ormanların tahrip edildiği hakkındaki iddialara da cevap vermek istediğini bildiren Salih İnankur, ormanların tahrip edilmekten kurtarılması için ya­pılacak biricik şeyin yanlış iskânın önlenmesi olduğunu söylemiş ve orman işletmelerinin istihsal ettikleri kereste ve yakacak fiyatlarının hariçten getir­tilen kereste ve odun kömüründen pahalı olduğunu kaydederek esaslı bir orman tahriri yapılmasını istemiştir.

Bundan sonra Müstakil Demokratlar adına Çanakkale Milletvekili Ali Rıza Kırsever söz almış ve bu seneki bütçenin en ziyade tenkit edileceknokta sının tarım işlerine az para ayrîlrnış olduğunu bildirerek bu bakımdan Tarım Bakanlığı üzerinde hassasiyetle durulmasını istemiş ve köylüyü karasapandan kurtararak yeni âlet ve vasıtalarla teçhiz etmenin tarım işlerinin ön plâ­nında yer almasının lâzım geleceğini söylemiştir.

Marshall Plânı dolayısiyle Amerika'danalınacak zirai âlet ve vasıtaların bi­ran evvel memlekete getirilmesinin teminini isteyen AH Rıza Kırsever, hay­vancılığa lâyıkı veçhile ehemmiyet verilmediğini söylemiş ve zirai mücade­le mevzuunda hiçbir fedakârlıktan çekinilnıemesini temenni ederek orman işletmeleri için az, fakat kalifiye eleman yetiştirilmesinin zaruri olduğunu bildirmiş ve köy ile zürra dâvasına elkoymanm millî bir borç olduğunu ifade etmiştir.

Millet Partisi sözcüsü Sinop Milletvekili Suphi Batur, Tarım Bakanlığı hak­kında yabancı mütehassıslar tarafından hazırlanana raporların hiç nazarı dikatte alınmadığını ve her bakanın başka başka icraata giriştiğini tenki et­miş ve tarım alanında bazı iyi işlerin yapıldığını fakat bunların mmtakavi ol­duğunu söylemiştir.

Memleketin umumi refah seviyesinin köylüye toprak, iyi âlet.vermek ve uzun vadeli krediler sağlamakla yükseleceğini bildiren Millet Partisi sözcüsü, is­tihsal miktarı üzerinde durarak bunun ferahlatıcı bir miktar arzctmediğini söylemiş ve zeytinciliğe hiç önem verilmediğinden şikâyet ederek bu nokta üzerinde hassasiyetle durulmasını istemiştir. Ziraat işletmeleri kurumu ile Zirai Donatım Kurumunun ıslaha muhtaç birer müessese olduklarını da bil­diren sözcü, ağaçlandırma meselesinde dikatle durulmasını istemiş ve orman mevzuunda da tenkitlerde bulunmuş ve ormanlarda hastalıkla mücadele mev­zuu üzerinde lâzimgelen dikkatin ve hassasiyetin biran evvel gösterilmesinin bir zaruret olduğunu ifade etmiştir.

Bundan sonra C. H. P. Milletvekili Fuat Balkan söz almış ve Cavit Oral'ın. bakan olmadan evvel geçen sene zirai alanda tenkit ettiği hususlar üzerinde durması lâzımgelirken bakanın başka işler yapmaya çalıştığım söylemiştir. C. H. P. İstanbul Milletvekili Ali Rıza Arı da tarım mücadele teşkilâtından tam bîr fayda sağlanamadığından şikâyet etmiş ve bazı hususların bakan ta­rafından açıklanmasını istemiştir.

C. H. P. Bolu Milletvekili Lütfi Gören de, Tarım Bakanlığının sağladığı fay­daları birçok İllerin takdir ettiğini bildirmekle söze başlamış ve Bolu Orman­larının devletleştirdiği zaman geçimi orman yüzünden olan vatandaşlar hak­kında herhangi bir tasavvur mevcut olup olmadığını sormuş ve hiç olmazsa Bolu'da kâğıt sanayiine ham madde verecek bir fabrika kurulmasının yerin­de bir hareket olacağını söylemiştir.

Daha sonra söz alan C. H. P.Bolu Milletvekili İhsan Yalçın ile Trabzon Mil­letvekili Mustafa Reşit Tarakeıoğlu, Tarım Bakanından bazı hususların açık­lanmasını istemişlerdir.

6. M. Meclisinde Ulaştırma Bakanlığı bütçesi müzakeresi:

Ankara : 27 (a. a.) —

Büyük Millet Meclisinin Feridun Fikri Düşünsel'in Başkanlığında yaptığı üçüncü oturumunda, Ulaştırma Bakanlığı 1949 yılı Bütçesinin, müzakerele­rine devam edilmiş ve söz alan C. H. P. Kars Milletvekili Esat Oktay, Erzu­rumSarı kamış hattının ehemmiyetine işaretle bilhassa kış aylarında "bu hat­tın kömür ihtiyacı için stoklar yapılması lüzumuna işaret etmiş, C. H. P. Samsun Milletvekili Yakup Kalgay da, Devlet Demiryolları personel bare­minin ele alınarak, devlet bareminden ayrı olarak yeniden gözden geçirilme­sini istemiştir.

Millet Partisi. Sinop Milletvekili Enver Kök de, Devlet Denizyolları üzerin­de durarak idarenin bütçesinin gelir getirmediği gibi denizciliğimizin inki­şafını teşvik edilmesi gerektiği mütelâasmda bulunmuştur.

C. H. P. Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu da, Devlet Demiryolları ve posta telgref idaresi memurlarının durumuna temasla, bunlardan fiili işletme hizmetinde bulunanlara birer nefer tayını verilmesini ve geçim imkânlarının temin edilmesini istemiştir.

Demokrat Parti İstanbul Milletvekili Salamon Adato da, deniz kazalarında kurtarma işinde denizyollarından mada hususi teşebbüslere de yer verilme­sini istiyerek, memleket dışı uzak seferler yapan gemilerimizde bir amme hizmeti mahiyeti bulunmaması dolayısiyle işletme masraflarının da tarife­lerde yer alması gerektiğini bildirmiş ve can ve mal kaybı nizamnamesinin de tadili zaruretine işaret etmiştir.

Söz alan bazı hatiplerden sonra kürsüye gelen Ulaştırma Bakanı Dr. Kemal Satır, Ulaştırma Bakanlığı ve Bakanlığa bağlı Genel Müdürlükler Bütçeleri dolayısiyle yapılan tenkidlere ve mütelâalara cevap vererek, tenkidleri dik­katle dinlediğini söylemiş ve bunların önümüzdeki çalışma yılı için kendisi­ne rehber olacağını bildirmiştir. Bundan sonra, ulaştırma politikamıza da te­mas eden Bakan demiştir ki:

Ulaştırma Bakanlığınız koordine edilmiş bir ulaştırma sistemi kurmak ve yürütmekle görevlendirilmiştir. Arkadaşlarımın temas ettikleri gibi, mevzu dinamiktir, daima bir inceleme konusu olarak devam edecektir. Bu esas dahilinde Bakanlığımızın üzerinde hassasiyetle durduğu iki mevzu vardır. Bunlardan birisi, mevcut ulaştırma vasıtalarını ulaştırma sanayiinden ve ulaştırma personelinden azami istifade temin etmek.

İkincisi, yurdumuzun bugünkü ve gelecekteki ihtiyaçlarına göre bunlara plânlı bir şekilde yenilemek,. artırmak ve takviye etmek.

Bu suretle ulaştırma sistemimizi yurdumuzun siyasi, iktisadi ve sosyal kalkınması ile muvazi olarak geliştirmeğe çalıştırmaktayız. Bilhassa şunu belirtmek isterim ki ulaştırmanın her sahadaki kalkınmayı teşvik edici ve destekleyici durumunu her an gözönünde tutmaktayız. Devlet Demiryollanmızda ekonomik olmasından dolayı ağır lokomotife, eş­yanın cinsine göre, büyük vagona büyük tonajda katar teşkiline doğru git­mekteyiz. Şebekenin lüzumlu bazı kısımlarını da buna göre plânlı bir şekil­de takviye etmekteyiz. Trafiğin artması karşısında tek hatlı olan demiryolarımızda emniyet tesisatımızın kurulması ve takviyesini plâna göre tahakkuk ettireceğiz.

Devlet Denizyolları ihtiyaçları için ve bir kısım dış ticaretimizi nazarı dik­kate alarak karşılanmaktadır. Burada şunu da şükranla arzetmek isterim ki yakın zamanlara kadar dış memleketlere yolcu seferi ypmakta olan gemile­rimizin bir çok kamaraları boş olarak dönmekte idî. Bu iftiharla söylemek lâzım gelir ki dış seferler yapan gemilerimizin intizamı, yolculara olan iyr muamele ve kaptanlarımızın dirayeti sayesinde, bütün Akdeniz bölgesinde­ki limanlarda Türk Bayrağını hâmil olan gemiler aranmakta, bu gemilere binebilmek için uzun müddet yolcular beklemeyi göze almaktadırlar. Bu du­rumu göze alan Bakanlığımız Amerika'dan satın aldığımız gemilerin bir kıs­mını bu Akdeniz seferlerine tahsis edecek, bu günkü iyi intibaı daha müsait ve daha ileri bir şekilde devam ettirmek için elinden gelen gayreti sarfedecektir. (Soldan alkışlar)

Denizyolları idaresinin kalkınma gayretlerine muvazi olarak serbest şilep­çiliğin de inkişaf ettirilmesi için mümkün olan yardım sağlanmakta ve ted­birler alınmaktadır. Son iki seneye takaddüm eden zamanda bütün deniz ti­caret filomuzun armatörler elindeki tonaj yekûnu 70 bin tona yakındır. Bu­gün bu tonaj miktarı bir misli artmıştır. Teşekkürle kayde lâyıktır ki, armator/erimiz yeniden gemi almak için bakanlığımıza müracaat etmektedir. Ba­kanlığımız memleketin döviz kaynağı telâkki edilecek olan bu vasıtaları­nın çoğaltılması için elinden gelen gayreti sarfetmektedir ve hükümet arka­daşlarını nezdinde lâzım gelen teşebbüsü yapmaktadır. Arkadaşlarımın bü­yük bir anlayışla ticareti bahriye filomuzu artırmak hususunda bana müza­hir olacağını bir müjde olarak telâkki ederim. Deniz ulaştırması., bilhassa mebde ve münteha noktaları olan limanların modern icaplara göre tesisi için çalışmaktayız.

Hava yollarımızı ve müesseselerimizi iç ve milletlerarası icaplara göre teç­hiz etmekteyiz. Yurdumuzun dünya hava yolları bakımından önemi gün geç­tikçe artmaktadır. Halen bizimle hava hattı işletmek için anlaşma yapan, an­laşmaları henüz teati edilmeyen ve müzakere halinde olan memleketler ye­kûnu 20 dir.

Posta tlegraf ve telofon şebekelerimizi de memleket içinde genişletmekte ve aynı zamanda dış münasebetlerimizi temin için yeni tesisler vücuda getirmek­teyiz. Demir, deniz ve liman vesatinin artışı ile muvazi olarak bunların her türlü bakım ve onarımı yapacak şekilde ulaştırma sanayimizin geliştirilme­sine devam olunmaktadır. İnkişafın devamı müddetince bu onarım keyfiye­tini inşa merhalesine kadar götürmeyi bir ideal olarak elde tutmaktayız. Ulaştırma hizmetinin süratli, emniyetli, konforlu ve ucuz olabilmesi malze­me ve tesisattan başka aynı zamanda personel bilgi ve gayretine dayanmak­tadır. Personel bilgilerini artırmak için icabına göre kurslar açmaktayız, ya bancı memleketlerde staj yaptırmak için uzmanlar celbedilmektedir. Ulaş­tırma sisteminin sağlam, ekonomik prensiplere dayanmasında hassasız. Her türlü ulaştırma vasıtalarım maliyetlerinin indirilmesi ve daha sıhhatli bir şe­kilde tesbit etmek için daimi surette çalışılmaktadır. Bunların fevkinde ola­rak da, ulaştırma idarelerimizin iktisadi, ticari icaplara göre daha süratli ve kolaylıkla intibak edebilecek surette çalışmalarını temin hizmetin emniye­tinde ve ucuzluğunda daha esaslı merhalelere ulaştırmak istiyoruz. Bu mev­zuda mesaimiz, tetkiklerimiz neticesinde kanaatlerimizi teyid ederse, bu hu­sustaki görüş tarzları hakkındaki kanun tasarılarını hükümete ve ondan son­ra da yüksek heyetinize arzetmek kararındayız. Harp sonrası ekonomik du­ruma göre tedricen düzenlenmesi ve koordine edilmesi için tedbirler almaya devam olunacaktır. Gaye azami hizmetin mümkün olan asgarî ücretle ya­pılmasıdır.

Muhterem Arkadaşlarım,

Kısa hatlariyle ulaştırma politikamızın hemen bir hülâsasını arzetmiş bulun­maktayım. Bunun inkişafı için Denizyolları, Demiryolları. P. T. T. ve Hava yollarının tasdikinize iktiram etmiş olan Kanunlariyle önümüzdeki inkişaf' plânlan tahakkuk safhasına girmiştir. Demiryollarımızın 4515, 4903 ve 5703 sayılı Kanunlarla verilen 385 milyon liralık yetkisinden 185 milyon küsuru teahhüde bağlanmış ve malzemenin bir kısmı da memleketimize gelmiş bulun­maktadır. Muharrik ve müteharrik edevat, teahhüdünde yazılı olan fasılalar­la peyderpey memleketimize gelmektedir. Yukarıda arzettiğim kanunlarla 385 milyon liralık yetkiden 199 milyon liralık bakiye kalmıştır. Yeniden gi­rişilmiş teahhütler için uzun vadeli krediye ve dövize ihtiyacımız vardır. Her imkândan faydalanarak programımızın bakiyesini realize etmek kararında­yız. Bu 385 milyon liralık birinci kalkınma programımızı şu şekilde arzedebilirim:

Bunun 35 milyon lirası yol ve cer atelyelerinin yapılmasına ve mevcutlarınım genişletilmesine, 9,5 milyon lirası lokamotif, deput sundurma ve su veren ve su tafsiye tesislerinin İslahına ve tevsiine, 6 milyon lirası atelyeler inşaatına ve tesisatiyle ahenkli olarak yeniden meskenler yapmaya, 12 milyon lirası istasyon binaları ve bu binaların tamiratîyle yeni hizniyet tesisatı işlerine, 2 milyon lirası liman işlerine 239 milyon lirası da muharrik ve müteharrik ede­vata, 39 milyon lirası elektrik santralleri ve türbinleri alınmak üzere taksimedilmiştir.

Deniz yollarınıza iki kanunumuzla verilen 150 milyon liralık yetkiden UZ milyon lirası kısmi teahhüde bağlanmıştır. Malzemenin bir kısmı memleke­timize gelmiştir. Amerika'dan aldığımız 6 yolcu gemisini 1949 yılında memle­ketimize getirmiş olacağız. Bugüne kadar teahhüde bağlanan 112 milyon li­radan 104 milyon lirasını satın aldığımız gemilerin bedelleriyle bu gemilerini tamir ve diğer masrafları teşkil etmektedir. Henüz teahhüde bağlanmamış olan 37 milyon liranın programına göre tahsis şeklini de arzediyorum. 11,5milyon lirası büyük tip 4 şehir hattı gemisine, 2,88,000 lirası küçük tipi şehirhattı gemisine, üç milyon lirası iki araba vapuruna, 750 bin lirası limanı İçin 10 şamandıraya, 5,5 milyon lirası liman tophane rıhtımı temdidine, 2,5 milyon lirası toprak makinesi, 1,5 milyon lirası römorkör, 8.200.000 lirası mo j tör atelyesi, sabit havuz ve devvar vinç'e, iki milyon lirası havuz, tersane, i malzeme olmak üzere tesbit edilmiştir.

Posta telgraf ve telefon idaremiz memleketin muhabere sistemini geliştirmek mümkün olduğu kadar ideal denilecek bir hadde ulaştırabilmek için sekiz senelik bir program hazırlamıştır. Memleketin iç ve dış muhabere ihtiyaçlarını emniyet, sürat ve intizamla temin etmek için P. T. İdaresince hazırlanan bu sekiz senelik plân Bakanlar Kurulunca tasdik edilmiştir. Bu plân mucibin­ce bütün vilâyetlerin Ankara, İstanbul ve aynı zamanda birbiriyle doğrudan doğruya haberleşmelerini temin için 16 bin küsur kilometre uzunluğunda telgraf ve telefon hatlarının inşasiyle bunların Lİıemmiyetlerine göre muh­telif kanallı telgraf, telefon (kuranportör) cihazWiyle teçhizi ve bu cihazların kurulacağı şehirlerde telgraf makinelerinin tesisi ve bu tesislerin kurulaca­ğı şehir ve kasabalarda telefon santrallerinin İhtiyaca göre tevsii ve millet­lerarası anlaşmalara göre telsiz telgraf ve telefon istasyonlarının kurulması. Bu kurulacak tesislerin emniyet ve intizamla çalıştırılması için gerekli bina­ların inşaası. Otomatik damga ve pul verme makineleri, yükleme ve boşalt,ma için hususi tertibatı haiz posta vagonları. Nihayet bütün P. T. T. İşletme­lerinin yedek parçlarmm yapılması ve eskilerin tamiri için mevcut fabrika­ların islâh ve tevsii işleri. Bu programın tahakkuku için 102 milyon liraya ihtiyaç vardır. Buna nazaran 60 milyon liralık taahhüt selâhiyeti, son çıkan 5169 sayılı Kanunla 100 milyon liraya iblâğ edilmiştir.

Hava yollarımıza 4860 ve 5076 sayılı kanunlarla 43 milyon liralık bir yetki alın­mıştır. Bu 43 milyon liralık yetkinin 24 milyon lirası beynelmilel startlara uy..gun hava meydanlarının inşası için lâzımgelen malzemenin ve teçhizatın mu­bayaası için kullanılmış bulunmaktadır. Meksika'da toplanmış olan Beynelmi­lel Hava Konferansına biz de iştirak etmiş bulunmaktayız. Bu konferans icap­larını yerine getirmek için İstanbul ve Ankara'da beynelmilel startlara uygun birinci sınıf iki meydan yapmağı ve Adana'da yine beynelmilel startlara uy­gun ikinci sınıf bir meydan yapmağı kabul ettik ve bunların tahakkuku saf­hasına da, Yüksek Meclisin verdiği 43 milyon liralık yetki ile gelmiş bulun­maktayız. Arzettiğim gibi bunun 24 milyon lirası kullanılmış ve 19 milyon lirası da kullanılmak üzeredir. Ancak Bayındırlık Bakanlığının da mutabakatiyle, bu mevzu da dahil olmak üzere bundan sonra yapılacak bilcümle ha­va meydanlarının inşasını Bayındırlık Bakanlığına devretmek üzere bir ka­nun tasarısı Meclise sevketmek üzere bulunmaktayız. Bu tasarı komisyonlar­da konuşulmuş, komisyonlar tarafından riyaset makamına tevdi edilerek Yük, sek Heyetinize takdim edilmiş bulunmaktadır. Tasvibinize iktiran ettikten sonra teknik elemanların bolluğu dolayısiyle bakanlığımdan daha iyi ve mü­kemmel bir şekilde bu meydanların inşasını murakabe edecek ve onların in­hasında âmil olacak olan Bayındırlık Bakanlığı bu vazifeyi deruhte edecek­tir. Bundan sonra bakanlığım aynen devlet demiryollarında olduğu gibi, bir işletme umum müdürlüğü halinde bu vazifeleri devlet hava yollarına ver­miş olacaktır. Onun için inkişaf safhasile ilgili olmayacaktır. Ulaştırma Bakanı Kemal Satır bundan sonra muhtelif hatipler tarafından ileri sürülmüş olan dilek ve isteklere cevap vermiş ve işletmeler, servis va­gonları, rötar mevzuları üzerinde durmuştur.

Bundan sonra Ulaştırma Bakanlığı Bütçesi kabul edilmiş ve Çalışma Bakan­lığı Bütçesinin görüşülmesine geçilmiştir.

B, M. Meclisinde Çalışma Bakanlığı bütçesinin müzakeresi:

Ankara : 27. (a. a ) —

Ulaştırma Bakanlığı Bütçesinin kabulünden sonra Çalışma Bakanlığı 1949 yılı Bütçe Kanunu tasarısının görüşülmesine başlanmış ve söz alan muhte­lif hatipler çeşitli dilek ve mütelâalarda bulunmuşlardır. Bunun üzerine söz alan Çalışma Bakanı Reşat Şemsettin Sirer ileri sürülen mütelâa ve di­leklere karşı şu açıklamada bulunmuştur:

Çalışma Bakam Reşat Şemsettin Sirer (Sivas)Yüce Kamutay muhterem arkadaşlarımıza beyanlarım beş dakikaya sığdırmalarını emretti. Kamutayı böyle bir karar almaya sevkeden saiklerin şartlarının bendenize de bir vecİbe tahmil ettiğinin farkındayım. Maruzatımı ona göre ayarlayacağım. (Bra­vo sesleri)

Çalışma Bakanlığı devlet, millet hayatına doğlaı üç sene iki ay oldu. Uzun­ca zaman yaşadığı sayılan insan ömrüne göre bir bebeklik devrinden ibaret­tir. Bu kadar kısadır. Genç bir milletin hayatına göre yüz yılları binleri kaplıyacak bir devletin hayatına göre artık ne söylemeli bilmiyorum. Bu teşki­lin yaptığı ve yapacağı şeylere bakarken bu, hakiaktı gözönünde bulundur­manın munsifane bir hareket olacağına işaret etmek içindir. Ali Rıza İneealerndaroğlu arkadaşımız, beyanlarında, Çalışma Bakanlığının, bu bebeklik devresini henüz yaşamakta olan teşkilâtın bugüne kadar yap­tığı işlere asla temas buyurmadan, önünde yapılacak işlerin henüz tahakkuk ettirilmemiş olmasından dolayı sistemlerini saydılar döktüler. Bu, belki ar­kadaşımın politika taktığı mülâhazalarına uygun geliyor. Fakat ben kendile­rinin yerinde olsaydım böyle yapmazdım, bugüne kadar alınmış olan mesa­feyi, yapılan işleri işaret etmeyi de doğru bir hareket sayar ve buna göre ha­reket ederdim. Beyanlarının edebiyat kısmı teerid edilince geride kalan mü­şahhas tarafı İstanbul'da açılmış olan işçi hastahanesinin büyük bîr işçi ke­safetini sinesinde yaşatan bu şehre kifayet etmediği meselesidir. Büyük bir işçi kesafetine saha olan İstanbul şehri elbette birtakım sıhhi tedbirler­le ve tesislerle takviye edilecektir. Bugün açılmış olan hastahane bu yoldaki çalışmalarının bir neticesidir.

Fakaçelli Arkadaşımızın Paşabahçe Fabrikası ve Doktor Mithat Sakaroğlu Arkadaşımızın Mugla'daki krom madenine ve Fethiye'deki Fransız Şirketi­ne ait oln temennilerinin üzerinde duracağım.

Doktor Fakaçelli Arkadaşımız hususi fabrikalarda çalıştırılan çocukların va­ziyetine de temas ettiler. Ağır ve tehlikeli işlerden çocukları ve kadmlrı çe­ken tüzüğün bugün yürürlüğe girmiş olduğunu arzederim. Suut Kemal Arkadaşımın entelektüel hizmet ve memleket evlâdı için istedikleri kanun tasarısı hazırlanmaktadır.

Nurettin Ünen Arakadaşa teşekkür ederim, tevecüchİerine lâyık olmıya ça­lışacağım, kaderimin kendilerini sükutu havale uğratmamasını temenni ede­rim

Ali Rıza Arı Arkadaşım, Çalışma Bakanlığının lüzum ve hikmeti vücudunu belagatle izah ettiler. Bu suretle yaptıkları yardımdan dolayı kendilerine te­şekkür ederim.

Sabri Koçer Arkadaşımın beklediği ihtiyarlık sigortası ile, hastalık sigorta­sı ve iş mahkemeleri kanun tasarıları bütçeyi takip edecek tatili müteakip toplantı devresinde Meclise arzedilecektir.

Ücretlilerin hafta tatili kanun tasarısı da Büyük Millet Meclisindedir. Bu ka­nunun iş hayatımızda ve memleketimiz ekonomisine en uygun şartlar altın­da yakında kanunlaşacağını bekliyebiliriz,

Hüseyin Ulusoy Arkadaşımız mevsim amelelerinin vaziyetine temas ettiler, bilhassa tarım işlerinde çalışan mevsim amelelerinin vaziyetiyle meşgulüz. Çukurova'ya her sene Şimal vilâyetlerinden 35.000 kadar işçi gelir. Bunlar­dan onbin tanesini Çalışma Bakanlığı teşkilâtı bu sene temin edecektir. Bu vaziyetleri de takip ediyoruz.

Tarım iş Kanunu hazırlanmıştır, mütalâası alınmak üzere Tarım Bakanlığına gönderilmiştir.

Otomobil kazaları mevzuunda Ticaret, Ulaştırma ve İçişleri Bakanlığı ile bir­likte hazırladıkları ve mütemeddin memleketlerin kanunları örnek tutula­rak meydana getirilmiş bir tasarı mevcuttur. Bu tasarı Yüksek Meclise sunu­lacaktır.

Sabri Koçer Arkadaşımız işçilerin mesken, çocuk zammı ve sendikalara yar­dım mevzuları üzerinde durdular. Bunlar da bakanlığınızın önünüzdeki za­man içerisinde üzerinde ehemmiyetle duracağı ve çalışacağı mevzulardır.

Rasim Erel Arkadaşımız endüstride çalışan işçilerin ücretleri mevzuuna te­mas ettiler. Devlet işletmelerinde çalışan işçilerin refahını biraz daha yük­selmek ve maliyeti düşürerek bunların asgarî ücret hadlerini yükseltmek bir derecej'e kadar kudretimiz dahilindedir ve bunun için uğraşacağız. An­cak serbest hayatta çalışan işçilerin ücretleri hususunda asgarî bir had tâyin etmek işi, kolaylıkla müyesser olacak bir hedef değildir. Bunu ücretlerin, fi­yatların istikrar bulmasına değin, memlekette iş hacminin seviyesinin yük­selmesine bırakmaz israrmdayız.

Son olarak bir noktaya daha temas etmek isterim:

Bütçenin tümü hakkında konuşulurken Sayın General Vehbi Kocagüney, Çalışma Bakanlığı teşkilâtının, kendisine mevdu vazifeleri ifadaki eksiklik­lerinden bahsettiler ve Çalışma Bakanlığına ayrılan meblağın boşa gittiği mü­talâasında bulundular. Sayın Generale hürmetim derindir. Fakat bu hür­metim hakikatin ifadesine mani olmamalıdır. Bu hakikat ta şudur ki, bizim

Çalışma Bakanlığı içerisinde gayretli, fedakâr, çalışkan ve iyi vasıflı arka­daşlardan mürekkep bir ekip meydana gelmiştir. Bu ekibin meydana gelme­sine emekleri geçen Dr. Sadi Irmak ve Tahsin Bekir Balta'ya karşı duydu­ğum şükranı huzurunuzda ifade etmeği vazife bilirim.(Bravo sesleri)

Bu arkadaşlar, iyi teşviklerinize lâyık şekilde çalışmaktadırlar. İstanbul'da, yalnız 7 ay içerisinde bizim 48 müfettişimiz 4129 iş yerinden 3566 sini bize ferahlık verecek şekilde Çalışma Bakanlığının, teşkil ve ihdasında güdülen gayeye uygun şekilde, teftiş etmiş ve murakabelerini tesis etmişlerdir.

Maruzatım bu kadardır.(Alkışlar)

Ali Rıza Incealemdaroğlu (Zonguldak)Edebiyat faslını bırakıyorum. As­kerî fabrikalardaki işçilere temas buyurmadımz.

Çalışma Bakam Reşat Şemsettin Sirer (devamla)Askerî fabrikalardaki işçiler ayrı bir statüye tabidir. Umumiyetle devlet işletmelerinde çalışan bü­tün işçilerimizin ücretleri hakları istihkakları mevzuunda bunlar arasında bir ahenk, tenazur ve teadül meydana getirmek istiyoruz. Bu mukarrerdir. Bu yolda çalışmalara girmekteyiz. O zaman askerî fabrikalarda çalışan işçi­lerimiz de bundan müstefit olacaklardır.

Ali Rıza Incealemdaroğlu (Zonguldak)O zaman müstefit olacaklar, halen istifade edemiyecekler mi?

Çalışma Bakam Reşat Vemsettin Sirer (devamla)Askerî fabrikalarda ça­
lışan işçiler arasında istihkak bakamından farklar vardır. Bu farkları orta­
dan kaldırmak mümkün mertebe ayniyet ve tecanüs husule getirmek için
çalışmak kararındayız.(Alkışlar).,

Çalışma Bakanının açıklamasından sonra Çalışma Bakanlığı Bütçesi hakkın­da başka söz alan olmadığındı! mddelerin müzakeresine geçilmiş ve müza­kereleri yapılarak 1949 yılı Çalışma Bakanlığı Bütçesi aynen kabul edilmiş­tir.

1949 yılı bütçesinin kabulünden sonra Başbakan Semseddin Günaltay'm hitabesi :

Ankara : 28 (a. a.) —

Bu sabah 1949 yılı bütçesinin kabulünden sonra alkışlar arasında kürsüye gelen Başbakan ŞemsettinGünaltay aşağıdaki hitabede bulunmuştur:

Sayın Arkadaşlar,

Aylarca Büçe Komisyonunda bir haftadanberi de Kamutayda incelenmiş olan bütçe, şu anda tasvibine mazhar olarak tatbik sahasına konulmak imkâ­nım bulmuştur.

Bütçe Komisyonu, bu önemli memleket işini başarmak için durmadan, din­lenmeden aylarca devam eden çok yorucu bir mesaiye sahne olmuştur. Kıymetli arkadaşlarıma verimli mesailerden dolayı hükümetin derin şükranla­rını sunmayı bir vazife bilirim.

Aziz Arkadaşlarım,

Hükümetiniz, zaman darlığı yüzünden 1949 bütçesinde görüşünü ve hedefi­ni tamamiyîe belirtmek imkânını bulamamıştır. Gelecek yıl bütçesinin, Ko­misyon ve Kamutayda beliren fikirler, ileri sürülen tavsiyeler gözonüne alı­narak mali takatimizin ve mübrem ihtiyaçlarımızın icaplarına göre hazırlan­ması için erkenden tetkiklere başlamayı faydalı görmekteyim, Eğer bu büt­çeyi Yüksek Meclise takdim etmek bizim için mukadderese çok sıkı bir Lasarruf zihniyeti ve mali kudretimizin sıası çerçevesi içinde tanzim edilecek olan bütçede yurt için hayati ve zaruri olan konuları hoşa gidecek şeylerden evvel düşünmenin ana prensip olacağını şimdiden belirtmek isterim.

Arkadaşlar,

Demokraside iktidar, idare etmekle muhalefet de murakabe yapmakla mü­kelleftir. Bu bakımdan Kamutaydaki muhalefet gruplarını, iktidarın kusur­larını ariyan göz, noksanlarım söyliyen ağız olarak kabul etmek icabeder.

Bu icaba inanmış bir başbakan olarak karşı partiler temsilcilerinin mütalâa ve tenkitlerini büyük bir dikkatle takip ettim. Faydalı fikirleri, haklı tenkit­leri kaçırmamağa itina gösterdim. Fakat itiraf ederim ki, bütün dikkatime rağ­men, istediğim kadar faydalanmak imkânını bulamadım. Çünkü, tenkitler­den faydalanabilmek için memleket işlerinin, tabii rüyet mekanizması için fıtratın bahşettiği ziya altında ve normal adese ile murakabe edilmesi icabe­der.

Olaylar, normal ziyanın değil, o ziyayı terkip eden şualardan birinin huzme­leri altında tetkik edilir veya olup bitenler haddinden ziyade küçülten veya büyüten adeselerle incelenirse elde edilen neticeleri normal görüşle kavra­mak imkânı olmaz.

Bundan başka umumi mahiyette hükümler de haddi zatında bir kıymet ifade edemezler. Herşeye iyi damgasını vurmak ne kadar yanlış olursa herşeyi kö­tü görmek te o kadar hatalı olur, iyilik ve kötülük nisbi şeylerdir. Bu itibar­la devlet ve memleket uğrunda yapılmış olan faaliyetleri topyekûn iyi ve top­yekûn kötü diye vasıflandırmak doğru bir hüküm olamaz. Bunlar içinde başa­rılı olanlar çok olacağı gibi muvaffakiyetsizliğe uğrıyanlar da bulunabilir. Doğruyol, nisbî hükümleri bulmaya çalışmaktır.

Bu neticeyi elde etmek ve hakikate uygun hükümler verebilmek için salim usul bu faaliyetleri vuku buldukları zamanlardaki şartlar ve imkânlar göl önüne alınarak karşılaştırmaktır.

Bu metot takip edilmezse bu faaliyetler hakkındaki tenkitler haklı vasfım kazanamaz ve tabii bir kanaat te vermezler.

Sağlam tenkit yolu böyle olmakla beraber, şurasını belirtmek isterim ki Bü­yük Millet Meclisinin muvafık, muhalif bütün üyelerinin memleketi yükselt­mek, millet işlerini nizamlamak, yurdumuzu ideal seviyeye yükseltmek yoimage004.gifimage005.giflundaki necip duyguda iştirakleri bu seneki bütçe münakaşalarına müstesna bir hususiyet vermiştir. Bunu demokraside ilerleyişimizin önemli bir tekâ­mül merhalesi olarak kabul etmeliyiz. Zaruri tekâmül merhaleleri geçildik­ten sonra partiler arasındaki münakaşalar, münferit olaylar hudutlarını aşa­rak prensiplere intikal edecek ve o zaman normal demokrasi devri başlamış olacaktır.

Aziz Arkadaşlarım,

İdeallerine bağlı insanlar, ona erişmek için herşeye tahammül eder, Her müş­küle göğüs gererler. Ben de böyle bir vatandaş olarak bazan insaf çerçivesini aşan hitabeler karşısında ideal meclûbiyeti sayesinde, inkisar duymadığım gibi, teessüre de kapılmadım.

Tenkitleri vatansever her insanın, Ölçü tanımıyan ve imkânlarla mukayyet olmıyan arzularının heyecanlı ifadeleri olarak karşıladım.

Beşeri tepkilere mağlup olmıyarak hepsini geniş bir anlayışla dinledikten baş­ka muvafık, muhalif bütün arkadaşlarınım memleket işlerinde bu kadar ti­tizlik göstermelerini sevinçle karşıladım.

Hepimiz bu duygu ile hareket edersek memlekete hizmet borcumuzu öde­mek yolunda birbirimizle daha iyi anlaşabiliriz.

Büyük Milletimizin Sayın Vekilleri,

Bütçeyi kabul buyurmak suretiyle hükümete gösterdiğiniz güvene karşı son­suz minnet ve şükranlarımı sunarken bütçenin tatbikinde de daima muh­tacı olacağım kıymetli .yardım ve yüksek irşadın esirgenmemesini ayrıca rica ederim. (Şiddetli alkışlar)

1949 bütçesi tümü üzerinde Demokrat Parti sözcüsünün demeci:

Ankara : 28 (a. a. ) —

Bu sabah Büyük Millet Meclisinde bütçenin kabulünden evvel aleyhte ko­nuşmuş olan Demokrat Parti Kütahya Milletvekili Adnan Menderes aşağı­daki demeçte bulunmuştur:

Muhterem Arkadaşlar,

1949 yılı bütçesi hakkında partimizin görüşlerini arzederken, bu bütçenin de hüviyet itibariyle evelkilerden farklı olmadığını, ancak Günaltay Kabine­sinin tatbikatta tutumlu hareket edeceği ümidini uyandıran sebepler mevcut olduğunu söylemiştik.

Bizi ümide götüren sebepler arasında, eski kabine tarafından getirilmiş olan vergi tasarılarının geri alınması, bunların bıraktığı 80 milyonluk açığın bazı muvazene tertipleriyle kapatılmış olması ve az dahi olsa bir miktar ta­sarruf temin edilmiş bulunması idi. Bunların dar bir zamanda yapılması kabi­nenin tutumu hakkında bilhassa nikbinolmamamıza sebep olmuştu. Hükümet adma yapılmış olan izahları ve bilhassa Sayın Maliye Bakanmm cevaplarını bütçe hüviyetinde olduğu gibi malî zihniyette de esaslı faiklar olmadığı ve bugüne kadar takip edilebilen bütçe politikasında devam oluna­cağı manâsında anladık.

Maliye Bakanı Arkadaşımız, malî müşkülâtın sebeplerini gelir zaviyesinden ele alarak işaret ediyor ve bütçe açıklıklarının kapatılması için vergilerin arttırılması icabedeceğini söylüyor. Bu görüşün batalı olduğuna ve hükümet adına verilen cevapların birçok noktalarda tatmin edici bulunmadığına kani olduğumuz içindir ki tekrar huzurunuzu işgal etmek lüzumunu dukduk. Bu münasebetle bütçe ve ona bağlı bazı memleket meseleleri üzerinde hükü­met görüşleriyle bizim görüşlerimiz daha belirli hatlarla karşılaştırılmış ola­caktırki bunun faydalı olacağını umuyoruz.

Arkadaşlar,

Esas görüşlerde ayrılık noktalarının izahına girişmeden evvel Maliye Bakanı tarafından bütçede samimiyet, millî gelir ve devlet borçları mevzularında bize verilmiş olan cevapları kısaca gözden geçirmemize müsadenizi rica ede­ceğiz.

Herşeyden onca Bakan Arkadaşımızın bütçe tenkitleri hakkındaki bir mü­lâhazasını cevaplandıralım: Kendisi bütçe etrafında yapılan tenkitleri 25 se­nelik bir zamanın muhasebesi mahiyetinde olduğunu sÖyliyerek ileri sürü' len mütalâaları bir darbede kıymetten düşürmek istemiştir. Bu münasebet­le ayrıca diyorlar ki, "benim temas etmek istediğim, 1949 yılı bütçesi ile or­taya sürülen bazı fikirlerdir.

Hakikat şudur ki, elimizdeki bütçe 1949 yılında başlayan ve bu yıl sonunda bitecek olan bir hesap pusulası mahiyetine indirilemez. Bütçeler şekiî ve hü­viyetlerini az veya çok daha evvelki senelerden aldıkları ne kadar doğru ise, tesislerinin gelecek senelere sirayet etmesi de o kadar doğrudur. Muayyen politika görüşlerini aksettiren vesikalar olarak arzettikleri devamlılık bakımmdan bütçelerin tetkikine hem gerilere doğru gitmek ve hem gelecek yıl­lara sarı tesirlerini gözÖnünde bulundurmak pek tabiidir. Hele uzun zaman değişmeyen bir iktidarın sistemleşmiş malî ve iktisadi görüşlerinin hasıla!: ve neticeleri olarak bir birinden farklı hüviyet taşımıyan bütçler karşısında bu­lununca, bu sistemi hakkile teşhis ve izah için, tenkitlerin maziden âtiye gi­den bir seyir içinde yürütülmesi elbette bir zaruret olur. Şimdi samimiyet mevzuuna gelelim:

Evvelki bütçelerin tanziminde, teknik manâda, samimiyetsizlik olduğunu ile­ri sürmüştük. Maliye Bakanı, bir takım izahlardan sonra, samimiyetsizlik olmadığı ve bütçe tahminleriyle tatbik neticeleri arasındaki farkın ancak yüz­de 8 nisbetinde olduğunu söylüyor.

Hatırlnacağı gibi, biz, evvelki yıllar bütçelerinin tahmin ile tatbik neticeleri bakımdan yüzde 30 u geçen farklar gösterdiklerini ve bu mühim farkların tahmin hatalarına hamlolunamıyacağını vakıalara ve rakamlara dayanark ifade etmiştik. Buna verilen cevap da tahmin farkları küçük gösterilmek gay­retiyle bütçenin tahmin mevzuu olmayan özlük haklar ve devlet borçlan ödnekleri gibi sabit yekûnları da ihtiva etmek üzere farkların bütçelerin umumi yekûnuna nazaran hesap edildiği anlaşılıyor. Bu tarz hesap ve izahın, bütçelerin samimiyetsizliği hakkındaki görüşlerimi­zin tadiline sebep teşkil edemiyeceği aşikârdır.

Kaldı ki bu konuda söylenecek çok süz vardır. Geçen yıllarda hep denk hütçe diye Meclise sunulan bütçelerin nasıl her yıl mühim açıklar vererek burç­lar yekûnunu milyarlara yükselttiğini ve emisyon mekanizmasının İsletilme­si suretiyle de evrakı nakdiye miktarının, nasıl 300 milyondan bir milyara çıkarıldığını biliyoruz.

Arkadaşlar,

Bütçenin millî gelir nisbetinde aramızdaki farka gelince: biz, bundan evvelki konuşmamızda amme mükellefiyetleri yekûnunun ağırlığını belirtmek için bazı izahlara girişmiştik. Bu maksatla devlet, özel idareler, belediyeler ve köy bütçeleri yekûnlarına Tekel İdaresinin bütçelerde görülmeyen 40 milyon liralık masrafını da ilâve ederek, sadece rakkama vurulabilen amme mükel­lefiyetleri yekûnunun millî gelire göre yüzde 23 e yükselmekte olduğunu söylemiştik.

Yine amme mükellefiyetlerinin ağırlığına işaret etmiş olmak için İktisadi Dev­let Teşekkülleriyle bu camiaya dahil bulunmayan katma bütçeli ve iktisadi mahiyette devlet teşebbüsü ve müesseselerinin himayesi maksadiyle veya bunlar için temin olunan inhisar ve imtiyazlar yüzünden iktisadi bünyemize yükseltilen külfetlerin de bilinmemezliktengelinemeyeceğini belirtmiştik.

Buna mukabil Maliye Bakanı, yalnız vergiler yekûnunu toplayıp millî gelire göre nisbetin yüzde 17,7 olduğunu öne sürüyor. Bu suretle yıl içinde borç­lanmak suretiyle elde edilen 200 milyona yakın bir yekûnla Tekel İdaresinin 40 milyona yakın masrafını dahi hesaba katmamış bulunuyor, işte aramız­daki fark bundan doğmaktadır.

Şu kadarını sÖyliyelim ki maliyemizin yüzde 17,7 nisbetini kabul etmiş olma­sını açıklığa doğru mühim bir terakki saymaktayız. Çünkü bildiğiniz gibi da­ha geçen yıl bütçe müzakereleri münasebetiyle Maliye Bakanı bu nisbetin yüzde oniki ilâ onüç olduğunu yine bu kürsüden söylemişti.

Bu iki ifade arasındaki farkı samimiyetle ne dereceye kadar telif etmek müm­kündür, yüksek takdirinize bırakırız,

Millî gelir mevzuuna ileride avdet etmek üzere şimdi geçen yılkı devlet borç­ları hesabındaki ihtilâfa geçiyoruz.

Derhal söyîiyeyim ki şayet, Sayın Maliye Bakanının cevabında bir tariz ve­ya tevil yolu ele alınmış olmasaydı bu meseleye temas etmek mecburiyetini duymıyacaktık.

Mesele, artık açığa vurulmuş olduğu gibi, geçen yıl Yüksek Meclise sunul­muş olan borçlar raporunda devlet borçları yekûnunun, 170 milyon lira ek­sik gösterilmiş olmasından çıkmaktadır. Geçen yılkı raporda bildirilen borç­lar yekûnu ile bu yılki yekûn arasında 400 milyon lira civarında bir fark gö­rüldü.. Bir yıl içinde borç yekûnunun bu ölçüde artmamış olduğunu söyliyebilmek için, geçen yıl verilen rakkamm yanlış olduğunu kabul etmekten başka çare yoktu. Bu sebeplerdir ki Sayın Bakan, sanki bir yıl içinde 400 mil­yon borç yapıldığını biz iddia etmişiz gibi, bizi bu noktada hatalı göstermeğe çalışıyor ve diyor ki: «geçen yıl 20/10/1947 tarihindeki borçlar bir milyar sekizyüzbir milyon lira idi. Bu miktar geçen seneki raporda bir milyar altı yüz küsur milyon lira olarak çıkmış, arkadaşlarım kabul ederler ki, maliyenin böy­le bir rakamı saklamakta ne menfaati ne de ihtiyacı vardır. Bu itibarla borç­lar yekûnunda geçen yıl ile bu yü arasında dört yüz küsur milyon lira artış yoktur."

Bu ne biçim bir rapor ve nasıl hesaptır ki tetkikinize arzolunan böyle mühim bir mevzuda 170 milyon Ura gibi ehemmiyetli bir yekûn fark ve hatasını ihtiva ediyor? Maliyenin böyle bir rakkamı saklamakta menfaati veya ihtiyacı'ba­his mevzuu olabilir, ancak, devlet borçları gibi bir mevzuda Meclise hakiki hesabın verilmemiş olmasındaki kabahat te elbette bize ait değildir. Bakan Arkadaşımız raporda eksik gösterilmiş olsa dahi ne zarar, bunlar Merkez Bankası portföyünde yazılıdır, demek istiyor. O halde zahmet edip borçlar için rapor tanzim etmeğe ne lüzum var?

Bütçe Komisyonu ve Meclis devlet borçlarını şu hesaptan bu hesaptan Mer­kez Bankası portföylerinden bulup çıkarmak değil kendisine sunulan rapor­lardan tetkik etmek mevkiindedir. Belli ki Meclis, geçen yıl borçlar yekûnu hakkında sihhatli bir malûmat edinmemiştir. Hatırlıyoruz ki Mailye Baka­nının geçen yılkı bütçe nutkunda dalgalı borçların azaltıldığı öğünülerek be­lirtiliyordu, şu hale göre raporda dalgalı borçlar yekûnunun 170 milyon lira noksan gösterilmiş olmasını maksatlı bir hareket olarak mı kabul edelim?

Muhterem Arkadaşlar,

Şimdi bütçe malî politika üzerinde hükümet görüşü ile bizim görüşlerimiz arasındaki asıl farkın izahına geliyoruz. Sayın Maliye Bakanı, uzun cevap­larında, yeni kabine kurulduktan sonra bütçede değişiklikler yapabilmek için vaktin darlığından ve Üçüncü muvakkat bir bütçenin mahzurlarından bahis açarak kısa bir zaman içinde son vergi tasarılarını geri alarak ancak 80 milyon liralık bir muvazene tertibinde muvaffak olabildiklerini, ve fakat hakîki muvazeneyi temin edemeyip bütçeyi 120 milyon lira açıkla bağlama­ğa mecbur kaldıklarım anlatıyor, ve Meclisten çıkar çıkmaz bütçenin hükü­metçe bir revizyona tâbi tutulacağını ve zamana muhtaç olsa dahi bütçede hakiki muvazeneyi temin edeceklerim ifade ediyor.

Takdir edersiniz ki burada mühim olan hakiki muvazenenin ne suretle temin olunacağı keyfiyetidir. Bakan Arkadaşımız malî müşkülâtımızı kabul etmek­le beraber ihtiyaçların çok olduğunu da kayıt ediyor ve «bütçenin tevazünü ba­kımından asıl hastalık gelir zaviyesinden tevellüt etmektedir» neticesine varı­yor, ve bu görüşü desteklemek için de, vergilerin ve devlet borçlarının millî gelire nazaran ağır olmadığını binaenaleyh vergilerimizin inkişaf kabiliyetini muhafaza etmekle beraber iç istikraz imkânlarının tıkanmamış olduğunu iza­ha çalışıyor.

Bu izahattan, hükümetin, bütçe muvazenesini temin için masraflarda kısıntı yapmak değil, vergileri arttırmak yoluna gideceğiaçıkça anlaşılmaktadırHattâ ihtiyaçların çokluğu ileri sürüldüğüne göre, hükümet, yeni masraflara da girecek gibi görünüyor. Bu suretle büsbütün kabaran bütçe masraf yekû­nunu karşılamak için yemden yeniye vergiler ihdas olunacak veya vergi nisbetlerİ arttırılacak, yahut ta yeniden borçlanma imkânları aranacaktır demek oluyor.

Görülüyor ki şimdiye kadar iktisadi ve malî imkânlar gb'zönünde bulundu­rulmadan masrafların ve vergilerin arttırılması istikametinde kendisini gös­teren zihniyet ve politikada hâlâ bir değişiklik yoktur. Esasen 1949 bütçesinin karakter itibariyle şekil İslâhatının dışında, evvelki bütçelerden hiç bir far­kı olmadığını evvelce ifade etmiş bulunuyoruz. Şu hale nazaran memleketi içinde çırpındığı malî ve iktisadi zorluklara düşüren eski yolda devam olu­nacağı anlaşılıyor. Hakikaten ayni hüviyette bütçesiyle ve değişmiyen malî

ve iktisadi politika ve zihniyeti ile mazi bu yılda devam etmektedir.

Arkadaşlar,

Şimdi böyle bir politika ve zihniyeti izah için Maliye Bakanı tarafından ileri sürülen fikir ve mütalâaları birer birer ele alalım:

Devlet masrafları ve devlet bütçeleri millî gelire ve İktisadi fakatımıza j;öre» ağır mıdır değil midir?

Maliye Bakanına göre devlet masrafları ve amme mükellefiyetleri millî gelir ve takata göre ağır değildir. Sayın Bakan millî gelire nazaran vergilerin nisbeti hakkında muhtelif memleketlerden misaller getiriliyor. Bu nisbetlerin İsviçre'de yüzde 17, İsveç'te yüzde 17,7, İtalya'da yüzde 25, Belçika'da yüzde 31, Hcllada'da yüzde 31,3, İngiltere'de yüzde 45 olduğunu söylüyor.

Yekûn ağırlığı onu taşıyan bünyeye göre değişir.

İngiltere'nin ve Hollanda'nın durumlarını istisnaî olarak maütlâa etmek icabeder. Meselâ İngiltere'de bu nisbetin ne olduğunu münakaşa etmeği bir ta­rafa bırakarak, sadece bu memleketin muayyen bir devre için muayyen bir kalkınma plânı tatbik etmekte olduğunu gözonünde tutmamız lâzımdır. Bu plânın hedefi, uzun ve son derece yıpratıcı bir harb sonunda bozulmuş olan memleket iktisadiyatını düzenlemek ve cihazlandımıak, bu yoldan istihsali arttırmak ve diş tediye muvazenelerini aktif hale getirmektir. Bu maksatlar için, İngiliz vatandaşları, hududu belli bir devre için bir takım mahrumiyet­lere maruz bırakılmıştır. Bu sayededir ki İngiltere, kısa bir zaman İçin har­bin bütün tahriplerini hemen hemen tamire muvaffak olmuş, istihsalini ve İhracatım harpten evvelki seviyelerine nazaran bile çok arttırmıştır.

Bizim müstehlik ve müsrif bütçelerimizle böyle bir kalkınma plânına istinat eden ve m'emleket takatini aşmayan bir malî ve iktisadi politikanın kıyaslan­ması mümük değildir.

Arkadaşlaı.

Millî gelirle amme masrafları karşılaştırılmak gibi bir meseleye girince mem­leketimizin takati hakkında bir kaç söz söylemek yerinde olur. Bu mevzuda ilk göze çarpan hakikat şudur: Milli gelirin, üç milyar dört yüz elli milyon lirası nüfusumuzun on dört milyonu aşan muazzam bir kitlesine isabet ediyor. Bu, nüfus basma yılda 234 lira demektir, ve vergilerden önceki gelirdir. Demek oluyor ki millî gelirden nüfusumuzun on dört milyonu aşkın muaz­zam bir çoğunluğa günde nüfus başına ortalama yetmiş kuruş dahi isabet et­memektedir. Bugünkü fiatlar ve hayat pahalhlığı karşısında bunun ne de­mek olduğunu takdir edersiniz.

Biliyoruz kî geniş Aanadolu yaylalarında köylerde ve kasabalarda yaşayan nüfusumuzun en büyük kısmı topraktan ve hayvandan aldıkları İle geçinir­ler. Pazarla münasebetleri tasavvur edilemiyecek kadar az olur. Pazara çok az şey verirler, pazardan çok az şey alırlar. Bu itibarla nüfusumuzun büyük bir kısmı İktisadi bünyemizde tesiri hemen hemen gayri mahsus denecek bir yasama seviyesi içindedir.

Bu geniş kitle İçinde bulunanlar günde bir çanak buğdaylarından bir avucunu satabiliyorsa, pazara birkaç hayvan, yumurta, biraz yağ götürebiliyorsa ya­lın ayak ve çıplak kalmamak için en basit ve esasında kifayetsiz gıdalarından kesiyorlar, demektir. Memleketin senede istihlâk etmekte olduğu şeker 100 bin tondur. Bundan nüfus başına ortalama beş kilo düşer. Oldukça refahlı bir kısım vatandaşların istihlâki bu beş kilonun çok üstünde olduğuna göre asıl büyük kitlenin payına, ayda iki üç yüz gram isabet eder. Şayet vatan­daşların her birine yılda bir iki incir yemek muyessir olsaydı, ihraç edecek bir tek kilo incirimiz kalmazdı ve nihayet bütün vatandaşlar için şöyle bir geçim seviyesi temini bahis mevzuu olsa idi Türkiye'nin birkaç madde müs­tesna, istihsallerinden bir ton bile ihracat yapılamazdı.

Arkadaşlar,

Devlet Borçları ağır mıdır? değil midir?

Maliye Bakanı Arkadaşımız," borçlarımız denildiği şekilde ezici ve müstak­bel nesle nefes aldırmıyacak şekilde ağır değildir. Biraz evvel Beynelmilel Bankanın mümesili ile konuştum: Bizim borç vaziyetimiz hakkında söyledik­lerini ifadede fayda vardır. Diğer memleketlere nazaran borçlarımızın hafif olduğu mütalâasında bulunmuştur.»

Borçlarımızın bugünden müstakbel nesile nefes aldırmıyacak bir ağırlığa vardığını iddia etmekte belki isabet yoktur. Ancak borçlar bugünkü seviye­de durdurulmuş değildir. Değer taraftan iktisadi bünyemizde gelişme eser­lerine rastlamak şöyle dursun aksine olarak sıkıntılarımızın ve zorlukların artacağına dair belirtiler mevcut iken borçların sür'atle artmakta devam et­mesini elbet endişe ile görmek icabeder.

Devlet Borçları için bütçemize daha bugünden yılda ikiyüz milyona yakın bir para ayrılmaktadır. Bir buçuk milyara yaklaşan devlet bütçesinde müs­tehlik masraflarından gayri müsmir işlere bu miktarda para ayırmamakta ol­duğumuzu düşünmek altında bulunduğumuz borç yükünün ağırlığını ölç­meğe kâfidir sanırız.

Borçlarımızın ağır olup olmaması millî gelir bir nisbet meselesi, başka mem­leketlerin nisbetleriyle kıyaslamak meselesi değildir. Bu sebeple sayın ec­nebi maliyecinin ifadesini kullanmak hatalı olur. Memleketin içinde bulunduğu şartların olduğu gibi kavranmasiledir ki devlet borçlarının ağır olup ol­madığı hakkında isabetli bir hükme varmak mümkün olabilir.

Arkadaşlar,

İçinde bulunduğumuz şartlara göre vergilerin arttırılması mümkün müdür, değil midir?

Sayın Bakan diyor ki,» geçen sene Bütçe Komisyonunda en son noktasına kadar zorladık kanaatinde idik. Bu yıl fiilen aldığımız neticede 102 milyonluk bir fark vardır. Demekki varidatımızın vergi sistemimizin elastikiyeti olma­sına rağmen inkişaf kabiliyeti olduğunu kayıt etmek lâzımdır.»

Vergilerimizin inkişaf kabiliyeti olduğuna dair delil olarak geçen yıl görü­len fazlalık ileri sürülmekte olduğuna göre bu fazlalığın nerelerden geldiğini kısaca bir göz atalım. Geçen yılkı artışın 15 milyonu şekere, 6,5 milyonu rakı ve çaya yapılan zamlardan 7,5 milyon lirası da gümüş paralardaki gümüş nisbetinin düşürülmesinden hâsıl olmuştur. 25 milyon lirası Tekel İdaresi Borçları arttığı halde varidat fazlası varmış gibi gösterilmek suretiyle elde edilmiştir.

Gümrük ve muamele vergilerindeki 24 milyon liralık artışa gelince, iç ticater muvazenemiz geçen sene 219 küsur milyon lira bir açık vermiştir. Bu açık önümüzdeki yıllarda devam edemiyeceğine göre dolayısiyle ithalâtı da tah­dit edeceği şüphesizdir. Geçen yılın her bakımdan çok müsait bir istihsal se­nesi olduğunu da hesaba katacak olursak manzaraya bakarak varidatımızın inkişaf kabiliyeti olduğunu söylemeğe imkân var mıdır?

Bu münasebetle kayıt etmeliz kî vergilerin ve mükellefiyetlerin dağılışında, evvelce de söylediğimiz gibi, adaletsizlik vard;r. Gelir ve kazançlarına nisbetle az vergi veren vatandaşları bulup bunların vermeleri icabeden vergiyi kendilerinden almak ve bunu temin edecek bir sistemi kurmak icabeder. An­cak yine evvelce söylediğimiz gibi, bu fazla geliri adaletsizlik olan vergilerin kaldırılmasına va zararlı nisbetlerin indirilmesine tahsis etmek lâzımdır.

Vergiler zorlanarak mütemadiyen arttırtılamaz. Zorlamalar, bir hadden son­ra, aksine olarak istihsali darbeler iş hacmini daraltır, matrahlar kurutur. Bu da binnetice vergi verimlerinin düşmesine sebep olur.

Az evvel tasvip ettiğimiz gibi iktisadi bir bünye içinde vatandaşlarının mu­azzam bir çoğuluğu asgarî geçim standardında yaşayan bir memlekette kül­fetler yekûnu bugün olduğu gibi yüksek bir nisbet gösterirse vergilerin artık zorlanmıyacağı hakikati derhal kabul olunmak icabeder.

Arkadaşlar.

iç istikraz imkânları kapanmış mıdır, değil midir?

Bu bahiste bakan arkadaşımızın şöyle bir cevap mütalâasına rastlıyoruz: filhakika ortada bir mesele vardır. 19441945 senelerinde istikrazlarımızın kapandığı zamanlar olmuştur. Fakat o zaman harp vardı. Memleketin iş sa­hası harp sebebiyle daralmıştı. Bunun için devle! tahvillerine rağbet çok ol­muştur.»

Sadece bir mütalâa dahi, iç istikraz imkânlarının çok daralmış olduğunu ka­bul etmek manâsım taşır. Sayın bakan, biraz aşağıda da geçen yıl çıkarılan 100 milyon liralık istikrazın yalnız 26 milyonunun bankalar ve eşhas tarafın* dan alındığını ilâve etmiş bulunuyor. Geçen yıl son iki emisyonda birden bi­re tenezzül, başgostermesini ehemmiyetle raporuna kayıt eden bakanın şim­di önümüzdeki yıllar iç istikraz imkânlarının devam edeceğine dair nasıl nik­binlik gösterebildiğini anlamak müşküldür. Tenezül bilhassa son zamanlarda ve birdenbire başgösterdiğine ve bir yıl içinde yalnız 26 milyonluk tahvil satılabildiğine göre bu tenezülün devam etmiyeceği ve Önümüzdeki yıl 40 milyon liralık tahvil satılabileceği nasıl tahmin olunabilir?

Kaldı ki hükümet bu yıl yalnız 40 milyon lira değil, 120 milyon liralık iç is­tikraz temin etmek mecburiyetindedir. Bunun 80 milyon lirasını emekliler sandığından alacaklardır. Geçen yıl amortisman sandığından bu yıl emekli­ler sandığından bu nereye varır, iç istikraz imkânlarının mevcudiyeti bun­larla İsbat olunabilir mi?

Muhterem Arkadaşlarım,

Hükümetin cevaplarını bu cevaplara karşı mütalâalarımızı kısaca arzeimiş bulunuyoruz.

Görülüyor ki hükümet adına ileri sürülen görüş ve tahminlerin aksine olarak amme mükellefiyetleri yekûnu takatımıza göre bugün için ağırdır, devlet borçları endişe verecek bir süratle akmaktadır, varidatın inkişaf kabiliyeti de kalmamıştır. O halde vergileri arttırmak suretiyle bütçe muvazenesine gitmek isabetli bir karar ve hareket sayılamaz.

O halde hükümeti böyle bir karar ve harekete sevkeden sebep nedir?

Maliye Bakanı Arkadaşımız* malî verimin ayni zamanda iktisadi inkişafla sağlanacağını nazara aimaksizm bütçe muvazenesi temin edeceğiz demedik.» diyorlar.

Bununla iktisadi vaziyeti inkişaf ettireceklerini ümit ettikleri anlaşılıyor. Halbuki iktisadi vaziyetin inkişaf ettirilmesi, hele içinde bulunduğumuz şart­lar muvacehesinde, tedbirler ne olursa olsun, yine bir de zaman meselesidir, Müstakbel ve mutasavver bir iktisadi inkişafın bu yıl bütçesinin açıklarını kapamağa faydası olabilir. Varidatı arttıracağız diye vatandaşa yeni kül­fetler yüklenirse aksine olarak, şimdiye kadar olduğu gibi iktisadi değime ümidini bizzat bu hareketleriyle yoketmiş olurlar.

Ydk eğer iktisadi gelişmenin mevcudiyetini kabul ediyorsa bunu bütçe mü­zakereleri esnasında isbat etmeleri icabederdi. Bu mevzuda ancak Sayın Maliye Bakanının şu sözlerine rastlıyoruz:» Malî bozukluk yoktur, bunu is­bat için ay Hazine muamelelerinin neşrine karar verdik, Malî bozukluğa inanmış olan bir insan ortaya bunları koymaz,»

Biz maliyenin tahsisat veya aylıkları veremiyecek hale geldiğini iddia etme­dik: Yalnız gidişin köyüye doğru olduğunu ifade etmek istedik.

Arkadaşlar,

Filhakika iktisadi durumumuz iyi değildir.

Alelûmum zirai istihsalimiz, hava şartlarının müsait olup olmamasının do­ğurduğu farkların ötesinde, on beş senedir hiç bir artış göstermemiştir. Hay­van servetimizde de hiç bir artış yoktur. İhracatımız İkinci Cahan Harbine tekaddüm eden yıllarda, hep bir milyon tonun çok üstünde seyir etmiş olma­sına rağmen ve meselâ 1934 de, yani on beş sene evvel bir milyon aîtıyüz bin tonu geçmiş iken, 1948 yılı ihracatımız yekûnunda 1947 yılma nazaran bile düşüklük kayıt olunmuş ve 880 ton raddesinde kalmıştır. Dış ticaret muvazenemizise iki yıldanberi açık vermektedir. 1948 yılının açığı 219 milyon lira gibi mühim bir yekûna varıyor. Elimizde bir hesap mevcut olmamasına rağ­men tediye muvazenemizin de aleyhinde olduğunda şüphe yoktur. Altın ve döviz miktarlarmdaki çok ehemmiyetli ve sür'atli eksilmeler ve dış ticaret muvazenesinin hali bunun delilidir.

Boğazımızdan artırarak hattâ yarı gıdasız kalmak pahasına yaptığımız ih­racatı, şimdi artık ithalât maddeleri fiatlarmı çok yükselten takas ve kliring sistemleri içinde devam ettirebiliyoruz. Bu da ekonomimizin cihazlandırılmasını güçleştirmekte, müstehlikin yükünü bir kat daha ağırlaştırmakta ve memlekette hayat pahalılığını kamçılamaktadır.

Umumiyetle fiatlarda aydan aya artışlar olmaktadır. Geçen yıldan bu yıla yüzde ondan fazla bir artış görülüyor.

Beri tarafta devlet sanayiinin tam randımanlı ve ticari zihniyetle çalışma­sına engel olan şartlar, sanayi mamulleri maliyetlerini yüksek tutmakta de­vam ediyor.

Arkadaşlar,

Memleketimiz gibi dünyanın gayet mühim bir parçasında, âlemin dev adınılariyle ilerlemekte olduğu bir devirde, uzun yıllar yerinde saymak, bir çö­küntü İçinde bulunmayı ifade eder. Çünkü ilerlemek veya gerilemek mef­humları nisbidir. Ve içinde yaşanılan devre ve âlemin gidişine göre ölçülür, İşte memleketimizin bugün arzetmekte olduğu bu manzaraya başlıca sebep, defalarca söylediğimiz gibi, takip edilegelen malî ve iktisadi politikanın bir neticesi olarak ortadadır.

Arkadaşlar,

Bütçede tasarruf yapmak suretiyle hakiki muvazeneyi temin etmek lâzım­dır mütalâası karşısında, ihtiyaçlarımızın çok geniş olduğu ileri sürülüyor. İhtiyaçlarınızın çok geniş' olduğunda şüphe yoktur. Bunların milyarlar ve milyarlar istediği de doğrudur. Ancak bu milyarların elde edilmesi yolu ver­gileri arttırarak istihsali bir kat daha sıkı ve tahdide uğratmak olamaz. Unut­mamalıdır ki muayyen bir hat ve nisbetten sonra matrahların zorlanması ile elde edilecek paraların iktisadi bünye üzerindeki zararlı in'ikâsları bu para­ların ifade ettiği yekûnların kat kat üstünde olur.

Sonsuz ihtiyaçları yalnız bir ucundan karştîıyabilmek için iktisadi bünyeyi bir kat daha hırpalayacak vergi arttırmakta devam yoluna gitmek yerine biz, bir müddet için, malî politikanın masraflardan kısmak esasına dayanması lüzu­muna kani bulunuyoruz bu suretle ferahlıyacak ve dinlenecek olan iktisadi bünyenin kısa bir zamanda gireceği yeni ve iinkişaf devri, devlet gelirlerini arttırmakta gecikmiyecektir.

image006.gifimage007.gifEsasen, iyi kullanıldığı takdirde, dış yardımlarla girişilmiş olan iktisadi eihazlanma hareketinden doğacak iyi neticelerin yakın yıllarda alınmağa başîıyacağı da ümit olunabilir.

Şimdilik âcil mesele, iktisadi ve malî muvazenenin büsbütün bozulmasının önüne geçmekten ibarettir. Bu da masrafları arttırmak vergi kaynaklarını zorlamakla değil, sıkı bir tasarruf sayesinde bütçe açığını kapamakla müm­kün olacaktır.

Muhterem Arkadaşlar.

Bir bütçe ile kabul olunacak masrafların, tatbikatta mutlaka harcanması ıcabetmez. Yıl içinde hükümete hâkim olan zihniyete göre kabul olunan tahsi­sattan tasarruf ta mümkündür. Masrafları yükselterek ek ödenek istemekyoluna gitmek te mümkündür.

Bütün bu izahlarımızla varmak istediğimiz netice, iç siyaset bakımından ik­tidarda müşahede etmeğe başladığımız anlayış zihniyetinin, iktisadi ve malî meselelerimizin ele almışında tecelli etmesini görmekten ibarettir.

Günaltay kabinesi ve kalkınma plânı...

Yazarı:EtetnİzzetBenice

1 Şubat 1949 tarihli «Sontelgraf» İstanbul'dan:

Sayın Şemsettin Günaltay Kabinesi, prog­ram beyannamesinde işleri birer birer tatbik mevkiine intikal ettirmeğe başlamış­tır. Bu arada, Başbakanlığa bağlı bir plân daire veya komisyon müvesinin işe fiilen başlamış bulunması, üzerinde hakkile du­rulmaya değer müsbet bir hâdisedir. Devlet ve kalkınma işlerimizi umumiyetle bir plâna bağlamak ötedenberi dâvamız olmuştur. Bu hususta hattâ geç kaldığı­mız muhakkaktır. Bununla beraber Sayra Günaltay ve Kabinesinin devamlı ve enerjik, anlayışlı ve modern bir zihniyet­le işe sarılmış bulunması zaman kaybını ve geçliği telâfi edebilmek yolunda bir büyük ümit kaynağıdır. Türkiye, Osmanlı İmparatorluğundan, enkaz halinde bir memleket varlığından başka madde halinde hiçbir eser devir almamıştır. İhtilâl, savaş, inkilâp devrele­ri ile geçen ve ayrıca ikinci Dünya Harbiinn memleketimiz üzerinde bunaltıcı ve makûs tesirler gösteren yılları istisna edilirse Cumhuriyet Türkiyesine rahat ve huzur içinde çalışabilecek ancak beş on senelik bir zaman artmıştır. Buna rağ­men, hiç bir şeysi olmıyan ülkemizde kı­sa zamana büyük madde ve mana eser­leri sığdırmış ve harp içinde de her şeye rağmen imkân Ölçüleri nisbetinde memle­ket kalkınmasına büyük gayretler sarfedilmiştir. Fakat, hâlâ, her şeyin o kadar yok­suluyuz ki, baştan başa yeniden yapılma­ya ve kurulmaya ihtiyaç arzeden bir memleket durumundayız. Memleketi mo­dern ve teknik Batı ülkelerinden biri ha­line çevirebilmek için geniş ölçüde bil­giye, paraya, gayrete ve her sahada kısa jamanasıkıştırmayaveverimalmaya mecbur olduğumuz hamleli bir kalkın­maya muhtacız.

Bu kalkınma bakanlıkların, teker teker çalışması ve eser vücuda getirmesi ile topyekûn ve birbirine mütenazır olarak ba­şarılamaz, aksamalar önlenemezdi. Büyük kalkınma hemlesini her sahada birbirine mütenazır olarak yürütebilmek ve safha safha tatbik sahasına intikal ettirebilmek için mutlaka bir umumi plâna ve bu plâ­nı realize edebilmek hususunda da sağ­lam gelir kaynaklarına dayanabilmek lâ­zımdı. Sayın Şemsettin Günaltay bu ger­çeği kavramış ve Kabine arkadaşlarının enerji ve verimine güvenmiş bulunarak teşebbüsü ele almış bulunuyor. Bu itibar­la, şahsan çok memnunuz ve bu teşebbü­sü memleket kalkınması istikametinde en hayırlı ve ne verimli vakıalardan biri sa­yıyoruz.

Plân dairesi, yerli ve ecnebi mütehasıslar ne düşünecek, umumi plânı nasıl tanzim edecek ve madde kaynaklarını ne gibi Devlet gelirlerine bağlıyacaklar, tabii bu­nu hazırlıklar sonunda görüp öğreneceğzi. Ancak, memleketin her bakımdan muh­taç olduğu inkişaf ve ümran gözonüne getirilirse Türkiye'yi kısa zamanla teknikde, sanayi ve ziraatte, ulaştırmada, bayın­dırlık ve umumi kültürde muasır ve ör­nek memleketler haline getirebilmenin pek de kolay olmıyacağı, büyük emek, büyük para, büyük bilgi ve tükenmez bir enerji istİyeceği aşikârdır.

Bunun içindir ki, umumî kalkınma plâ­nını bütün detayları ile ve başarılmasını imkân altına alacak malî ve ekonomik madde kaynak ve Devlet gelirlerini de halka yük teşkil etmeksizin ve hattâ va­tandaşın malî yüklerim azaltmaya giderek hazırlamak ve her türlü siyasi tesir ve ik­tidar değişikliklerinden masun buluna­cak şekilde bir aıı Önce devlete mal et­mek icap edecek ve millî tarih Günaltay'mveKabinesininbueserinidaima takdir ile, anmak fırsatını kazanacaktır. Bu sayede memleketin merhale merhale tamamlanmak üzere sistemli bir şekilde ve kısa zamanda her alanda büyük kal­kınma eserleri kazanacağına ve bu ba­sanların ferdi teşebbüsleri de geniş öl­çüde geliştirip destekliyeceğine inanıyo­ruz.

Meclisteki hâdise...

Yazan :Prof.Dr.YavuzAbatan

6 Şubat 1949 tarihli .'Ulus» Anka­ra'dan:

Büyük Millet Meclisinin cuma günkü toplantısında, iki dinleyicinin Arapça ezan okumağa kalkamak suretiyle Çıkar­dıkları esef verici hâdise, halkımız arasın­da ne kadar içten bir üzüntü ile karşılansa yeridir. Kamutay müzakereleri sırasın­da böyle münasebetsiz ve yersiz bir hare­kete cüret edenler, iddia edildiği gibi. ak­lından zoru olan iki meczup veya gi:di bir yerden rasgeldikleri yerde Arapça ezan ckuma direktifini almış bir tarikatın men­supları, yahut da bu suçu itiyat haline getirmiş iki hükümlü olabilirler. Bütün bu ihtimaller, suçun davet edeceği ceza­ya müessir olsa da, işin siyasi mahiyet ve ehemmiyetini değiştiremez.

Bu hâdise, — kimler tarafından ve hangi maksatlarla tertip edilmiş bulunursa bu­lunsun — Türk inkılâbının en esaslı ve yüksek karakteristiğini teşkil eden lâyikliğe karşı, bazı çevrelerce uyandırıl­mak istenen düşmanlığın yeni, apaçık ve semptomatik bir tezahürüdür. Türk Mil­letinin normal şartlar içinde, hür ve de­mokratik gelişme hedeflerine ulaşmasını bir türlü çekemiyen iç ve dış düşmanlar, tâ başlangıçtan beri menfur emellerini gerçekleştirmek için fırsat buldukça kör taasup kuvveltlerİni körüklemekten geri durmamışlardır.

Devlet ve siyaset işlerine dini âlet etme­me kararında birleşen milletimizin olgun­luğu, bütün bu haince teşebbüslerin he­define ulaşmasını önlemiştir. Bununla beraber, Şeyh Sait isyanı ve Menemen hâdisesi gibi karılı maceraların, yalnız acı birer hâtıra olmaklakalmayıp, çok partili murakabe esasına dayanan demok­ratik gelişmemizi arızaya uğratıp gecik­tirdikleri inkâr götüremez bir gerçektir. Bereket versin ki son hâdise itibariyle herhangi bir ciddi kayba malolmıyan ba­sit hattâ gülünç bir zabıta vakası mahiyet ve hududunu aşmamıştır ve bu Konuda ilk tesellimizi, bu unsurdan toplamakta­yız.

Gerçekten bu hal, cemiyetimiz ve halkımız hesabına övünülecek bir ileriliğin ifadesi­dir. Demek oluyor ki artık bu memlekette taasup serden geçtileri, eskisi gibi kör fa­natizmleri uğruna kendilerini kurban ede­cek dar zİhniyetli elemanlar bulmak im­kânından mahrumdurlar. Onun için an­cak bir tiyatro sahnesi tertipetmekle ye­tinme zorunda kalıyorlar Bununla bera­ber, yukarîda da işaret ettiğimiz Meclis­teki son hâdise menşei ve mahiyeti itiba­riyle aynı taasup ve düşmanlık zihniye­tinin eseridir. Bu teşhisi koyduktan sonra, hâdise üzerinde — sübjektif yorumlara yer vermeksizin ve meseleyi lüzumsuz yere büyütüp küçültmeksjzin — ne ka­dar ısrar ve önemle durulsa yeri vardır. Esef verici hâdisenin, iç siyasetimizde normal şartların hâkim olmaya başlaînası üzerine vicdan hürriyetine saygı eseri ola­rak ilk okullarımızda serbest din dersle­ri okutulması arifesinde vukuu, ayrıca dikkati çekmektedir. Bu hal. hâdisenin, kökü içeride veya dışarıda bir fesat ocağı tarafından sabotaj maksadiyle tertipedil diği kanaatini kuvvetlendirmektedir. Böy­le bir hareket tarzının din tedrisatım teş­vikten ziyade sekteye uğratmıya elveriş­liliği, hâdiseyi birkaç mutaasssıbm şahsi tertibi saymiya imkân bırakmamaktadır. Bu sebeple Arapça ezan hâdisesinde, yal­nız vatandaşların vicdan hürriyetini de­ğil, son yılların iç politika gelişmelerini' toptan akamete uğratma kasdini güden bir baltalama hareketinin kokusunu sez­memek ve bunun müessir ve âmillerini malûm çevrelerde aramamak elden gel­miyor. Yalnız bu hareketi tertipederek ona ümit bağlıyanlarm, demokratik ge­lişmesinde kaydedilen terakkiyi ve hal­kımızın eriştiği siyasi olgunluk derecesini hesaba katmadıkları anlaşılıyor. O kadar ki, Büyük Millet Meclisinde iki kendini bilmezin yersiz ve münasebetsiz hareketi, Türk Halkının lâyiklik prensi­bini, bir kurtuluş ve yükseliş esası olarak benîmsemesindeki yüksek isabeti, bir ke­re daha meydana koymuş oldu. Din ile dünya işlerini birbirinden ayırmanın za­rureti, Meclis salonunda müzakere sıra­sında Arapça ezan okumaya kalkanların hareketinden daha inandırıcı, hangi delile isbat olunabilir?.

Milli varlığın şerefli ifadesi olan Türk dilini Allah ile kul arasındaki vicdan ba­ğında kâfi bir vasıta saymıyacak kadar riyakârlığın, memleketin siysi kaderine hâkim Millet Meclisinde sözde aşkıilâhiye tutulup Arapça ezan okumaya kalkma­ları kadar vicdan ve izanı inciten bir ha­reket olabilir mi?

Son hâdise, tarih boyunca çeşitli zarar­larını çektiğimiz dinin siyasete âlet edil­mesi konusunda tipik bir misal teşkil edi­yor. Taasubun, aklıselime ve vicdan hür­riyetine bu meydan okuma teşlbbüsü, hiç şüphesiz bütün samimi dindarları, kalblerinden yaralamıştır. Buna karşı hepimize düşen vazife, Türk inkılâbının ideal şe­kilde gerçekleştirdiği lâyiklik prensibine vekarla bağlılıktır.

Demokratik gelişme yolumuz üzerinde zaman zaman son hâdise nevinden engel­lerle karşılaşmamız mümkün ve mukad­derdir. Bunlar, bizde ancak tuttuğumuz yolda isabetli olduğumuz kanaatini kuvvetlendirmeli, lâyiklik ve demokrasi gibi kurtarıcı ve yaşatıcı prensiplere Sarsıl­maz bağlılığımızı tazelemelidir. Son hâdi­senin, bize temin ettiği kazanç, lâyiklik prensibinin milli varlığımızın temel şar­tı olduğunda birleşmemiz olmalıdır. Bu konuda herhangi bir tâvize tahammülü­müz olmadığını her zaman belirtmeli, en küçük bir yalpalamanın devletimizin des­teği olan millî temelin kaymasına sebap olacağınıaslaunutmamalıyız.

Sırası gelmişken hiç bir tenkid ve muahaze maksadı olmaksızın millî partilerini­zin bu hayatiprensipüzerindeaçık bir görüşe sahip olmaları ve halka bunu tel­kin etmeleri gerektiğine işaret etmek iste­riz.

6 Ağustos 1948 tarihli Ulus'ta çıkan «Par­tilervePrensipler»başlıklıyazımızda Millet Partisinin «herkesin dediği dilde vç dilediği şekilde ibadet hakkını mukad­des tanım» nevinden mağşuş bazı fikir­lere programında yer vermiş olmasını ten­kid etmiştik. Bununla da kalmıyarak bu partiye mensup bazı sözcüler, kalplerden kanun korkusunu söküp Allah korkusunu ikame lüzumundan umum: toplantı] arda sık sık bahsetmişlerdi. Bu türlü telkinle­rin Mecliste esef verici hâdiseyi yaratan­ların psikolojisi üzerine tesirini inkar et­mekimkânsızdır.

Bununla Millet Partisine programını ve­ya kanaatini değiştirme telkininde bulun­mak istediğimiz sanılmas'.n. Memlekette belli başlı teşkilâtlı partiler, halk arasın­da müphem telkinlerde bulunmaktan vaz­geçerlerse, baltalama teşebbüsleri ciddi bir arıza yaratmadan, demokratik geliş­memizin bütün milletçe matlûp hedefle­rineulaşmasıkolaylaşır.

Meclisteki müessif hâdise...

Yazan :CihadBaban

6 Şubat 1949 tarihli Tasvir.» İstan­bul'dan:

Evvelki gün Büyük Millet Meclisinde çok garip ve müessif bir hâdise cereyan edi­yor, müzakereler esnasında samiin loca­larının birinden bir ezan sesi duyuluyor, halbuki Meclis müzakereleri sükûn için­de takip edilir, samiin demek, yalnız ve yalnız dinleyici demektir, samiin hiçbir suretle Meclis müzakerelerini ihlâl etme­ğe hakkı yoktur. O ses susturulmak iste­nirken, ezanın kaldığı yerden bir başkası işe yeniden başlıyor. Ve mürettep bir vak'a kargısında olduğumuz kanaati de bîzdeuyanıyor.

Evvelâ Meclisteki dinleyiciler, müzakere­lerine ne tasvib ne itiraz ederek hiç bir gürültü yapmadan, ve Meclisin sükû­netini ihlâl etmeden dinlemekle mükel­leftirler. Müzakereleri ihlâl etmek, gürül­tü çıkarmak bir suçtur ve siyasi ve teş­rii bir Mecliste bu neviden dinî tezahürat ise daha büyük ve mânevi bir suç teşkil eder.

Tasvir, dinî hissiyata hürmekârdır. Bu satırların muharriri de gazetenin anane­sine bağlı olmak mecburiyetini ruhunda ve nefsinde hissetmiş bir insandır. Bu itibarla, vicdan hürriyetinin tabii bîr ne­ticesi olarak, vatandaşların dinî hürriyet­lerine kavuşmalarına da taraftardır. Fa­kat, unutmamak lâzımdır ki eğer, bizde dün lâiklik ifratkâr bir mânada ele alın­mış ve lüzumundan fazla sert olarak tat­bik edilmişse bu sert tatbikatın sebepleri arasında dinî bir takım siyasi tezahüratı vesile yapan dar kafalı insanlarn hare­ketleri de vardır.

Büyük Millet Meclisinde ezan okumak: ne demektir? Bu zevatın dinî bir cezbe­ye gelmiş olmaları mümkün değildir, çün­kü Meclisteki siyasi müzakereler, bu cez­beyi tahrik edici mahiyet arzetmez. Ol­sa olsa, arada dinî bir tezahür yapmak istemişler ve kanunen yasak edilmiş olan Arapçaezanıokumuşlardır.

Evvelâ ezanın yeri minaredir. Meclis de­ğildir. Sonra, haklı veya haksız hürmet ve riayetle mükellef olduğumuz bir ka­nun da vardır ki o kanuna riayet etmeğe mecbur olduğumuz da unutulmamalıdır . Bu iki zat dindar ve müslüman vatandaşlarsa, yine islâm dinin icabına hürmetkar olarak bilmelidirler kî, akla gelen yerde ezan okunmaz.. Büyük Millet Meclisi gibi bir yerde müzakereleri bozmak ve gürül­tü çıkarmak dinî ahkâma da mugayirdir. Ve yine kanunlara itaat dinî vecaip icabatmdadır.

Bu hâdisenin, vicdan hürriyetini siyasi emellere âlet etmek istemİyen din kar­deşlerimizi de üzmüş olduğuna kaniiz. Din hürriyetine yeni bir anlayış getiren demokrasi sistemimiz içinde, bu gibi taş­kın hareketlerin yine müslüman vatan­daşlarımız tarafından mahkûm edileceği­ne henüz ibadet ve vicdan hürriyetini istiyen kafalar o hürriyetleri baltalatacak olan bu gibi tezahürlerin yaratacağı men­fi tesirleri elbet hesaplamak mecburiye­tindedirler. Muvafık ve muhalif, hiç kim­se bu memlekette, dinin siyasi tezahürata vesile verecek bir yol almasına taraftar değildir. Biz dini bir terbiye müessesesi olarak ele almak lüzumuna kani olanlar­dan,vebirmemleketin mânevi kalkınmasında şuurlu bir din terbiyesinin fay­dalı olacağına inananlardanız. Vicdan ve inanma hürriyetini tahdit kimsenin aklı­na gelmez, fakat bir takım gizli tarikat mensupları, din namına, siyasî tezahürat yapabileceklerini zannediyorlarsa biz bu­na vicdan ve din hürriyetini müdafaa et­mek kaygusiyle bu sütunlarda sureli katiyede mâni olmağa çalışacağız.

Hükümetin bir irtica korkusiyle irkilmemesini bilhassa rica erderiz, Bu gibi teza­hürlerin uyandırdığı aksülâmellerin, iba­det, din ve vicdan serbestisini ihlâle gi­debilecek kadar kuvvetli olduğu zaman­lan hatırlayarak, mühim ve bir vatan­daşlarımızın huzur ve rahatını kaçıracak tedbirlere yeniden başvurulmasına taraf­tar değiliz. Allahlarına ibadeti kendileri için vazife bilen insanların bu hâdiseden bizim kadar üzüntü duyacakları muhak­kaktır, çünkü bu gibi taşkınlıkların, mev­cut hürriyetleri daraltmak neticesine va­racağını onlar da bilirler. Ölüsünün dinî ahkâm dairesinde kalkmasını istiyen, ba­basına bir mukabele okutmak arzusunda olan insanların çektikleri sıkıntıyı ve ço­cukların din dersleri görmemeleri yüzün­den aile ve ananede görüâlen eksikliği dol­durmak isterken, bir takım insanların, memlekette irtica tehlikesini hatırlatacak hareketlerde buîunrriaları, eğer bu insan­lar mümin iseler bizzat kendi düşüncele­rinezararverir.

Bize gelince: Bu tezahürattan da mül­hem olarak diyoruz'ki, din gibi, ulvi ve ulu müessesenin, içtimai vazifesini lâvıkiyle başarabilmesi için bu mevzu üzeri­ne daha esaslı bir surette eğilmek ihtiya­cı artık kendisini hissettiriyor. Lâyık bir devlet kurmuş olmamız hiç bîr mâni teş­kil etmeden, din mevzuunu daha esaslı surette ele almak ve ona daha müsbet bir istikamet vermek imkâmnı bize bahşe'der.

Aksi takdirde, din namına ortaya çıkan, daha doğrusu bir takım cahil insanlar üze.rinde gizli gizli yıkıcı tesirler yapan ve ne oldukları malûm olmıyan tenkitlerin tahriklerinden memleketi kurtaranlayız.

Geçenlerde Sayın Diyanet İşleri Reisin­den bizzat duyduğumuza göre din ve müslümanlıkla alâkası olmıyan cereyanlar, tahtezzemin bîr nehir gibi, vatandaşlar arasında gizli gizli yayılmakta, Diyanet işleri de bu cereyanlarla mücadele etmek mecburiyetindekalmaktadır.

Dini içtimai bir müessese olarak ele alalmaz, .ve vicdan hürriyeti müslümanlıkla alâkası olmıyan bir takım mütereddi­lerin gayretleriyle zedelenirse, korkarız ki, irtica tehlikesinden ürken hükümet bu istakamette attığı adımları geri almak mecburiyetinde kalmasın.

Mecliste Arapça ezan okumak, gizli ta­rikat tahrikleri yapmak, dergilerde maka­lelerle, siyaseti dine karıştırmak, hükü­metleri ve devlet mesuliyetini omuzlarına alacak olan muvafık ve muhalif partileri ürkütecek hareketlerdir. Bu itibarla, müslüman vatandaşlarımızdan rica ederiz, birbirlerini murakabe etsinler aralarında zaman zaman Mecliste ezan okuya­cak kadar ne yaptığını bilmiyecekler çı­karsa onları doğru yola sevketmek hu­susunda memleketin kanunlarından ev­vel, bizzat kendileri, kendi dini hürriyet­leri, namına âmil olsunlar.

Rota, mükemmeldir...

Yazan :Eteıtı İzzetBenice

6 Şubat 1949 İstanbul'dan tarihli «Son Telgraf»

Sayın Şemsettin Günaltay ve kabinesi arkadaşlarının iş başına geçmeleri ile açan siyaset havası kararmaksızın. devam ediyor. Kabine, çoğunluk partisi için yeni bîr anlayış, güdüm ve zihniyetin eseri ve hamlesiydi. Muhalefet ve bu arada en kuvvetli ve büyük saydığımız Demokrat Parti için de mesaisi ve başarıları ölçüsünda hüküm davet edecek bir kabine olmuş­tu.

Bunun içindir ki, partisi adına Mecliste konuşan Adnan Mendres kabine hakkın­da ihtiyat ve intizarı nutkunun ruh nok­tası olarak belirtmişti. Kabinenin, o gün­den bugüne gösterdiği faaliyet temposu ve başarı mevzuu olarak seçip ele aldığı meseleler gerek kendi partisini, gerek mu halefet partilerini hayal sukutuna uğratmamış, bilâkis, kendine bağlanan ümitle­ri kuvvetlendirmeyehizmet etmiştir.

Bütçedeki ayarlama ve vergi ağırlığına müracaat etmeksizin vaki denkleştirme başlı başına bir ferahlık konusu ve kabi­ne hakkkmda büyük ümit sağlayıcı bir vakıa olduğu gibi genç Maliye Bakanı­mızın gelecek bütçenin nasıl tertiplenece­ği hakkındaki işareti de bu kabine ile C. H. Partisi iktidarında yeni bir zihniyet ve tutum devresinin başlamış bulunduğu­nu belirten bir müjdedir.

Geçmişi ve geçmişe hâkim çalışmaları ye­recek değiliz. Her kabine iyi niyetle ve memlekete faydalı olacağı inam ile icraat­ta bulunmuştur. Fakat, buna ve 1946 genel seçimleri ile, halkın C. H. Partisi ve hükü­metlerinden beklediği her şeyi göz ününe serilmiş bulunmasına reğmen gereken tedbirleri bu zihniyet değişikliğine bağ­lı olarak almak, halkın umumi isteğine ve psikolojisine hâkim olacak politik ve ekonomik havayı ve başarıyı tesis etmek ve bu anlayışı vakıalarla ifadelendirilmek hususunda ya müşkülâta uğranılmış, ya geç kalınmıştır. Sayın Şemsettin Günaltay ve kabinesi işte bilhassa bu yönden bir dö­nüm noktası ve genç nesillerin görüş ve tutumunu idare ve icraya davet eden bir başlangıç merhalesi olmuştur, Bu itibarla genç Maliye Bakanımızın 1950 bütçesinin yeni bir zihniyet ve görüşle tertipleneceği hakkındaki işaretini yerinde bulmak ve kesin bir ümitle gözlemek doğru olur. Bütçenin mevcut ve klâsik formüller çer­çevesi içinde ayarlanıp bağlanmasından ziyade halkın malî yükünü hafifletecek ve devletin kalkınma hamlelıerini geniş Ölçüde sağlıyacak yeni buluşlarla ve dev­let gelirlerinin harcanmasında realitenin bütün pay ve haklarını kullanmakla yep­yeni bir görüş ve ıslaheı zihniyet açkısın­dan hazırlanması muhakkak ki C. H. Partisinin ileri hayat ve kaderi bakımından da müsbet ve derîn tesirler husule getire­cek, çoğunluk partisinin hükümet mevki­inde memlekete her sahada büyük başa­rılar temin etmesini mümkün kılacaktır. Günaltay kabinesi bizim anlayışımızla bu yolun içindedir, plân ve prensip fikri, görüş ve zihniyet yeniliği ile memleketin malî ve ekonomik bünyesini kısa zaman da çok verimli bir tahavvüle ulaştırmanın rotasını tesbit etmek azminde ve kifayetindedir. Kabine iç politikada da Batı de­mokrasisinin bütün icap ve tesislerini en kısa zamanda yerine getireceğini vâdetmek ve bu yolda çalışmalarına başlamış olmakla da umumi sempati ve güveni et­rafında derlemiş bulunmaktadır. Muha­lefet havasmdaki, menfaat gazetelerinde­ki şirret ve bozucu havadaki durgunluk da hiç şüphesiz bundan ileriye gelmekte ve kabine hakkında bir intizar devresi kabul etmenin yersiz ve haksız olmadığı­nın onlarca da fiilen kabul edilmiş bulun­duğunu göstermektedir.

Partisine ve Meclis Grupunun birlik ve anlayışına dayanmak ve demokratik te­sislerin topyekön siyasî hayatımıza intikal ettirilmesi esasını prensip olarak kabul etmek suretiyle işe koyulan Günaltay ve kabine arkadaşları bu hareket tavrı ile her şeyin başında muhalefet partilerinin her gün pişirip pazara sürdükleri demok­rasi aşının bundan Öteye kaynatılmasını önlemiş bulunarak siyahi hayatımıza muhtaç olduğu huzur ve istikrarı getirmiş olacaklardır.

Bunun içindir ki, biz şahsen, Günaltay kabinesinin devamlı muvaffakiyetler te­min ederek ve ıslahçı bir zihniyet ve tu­tumun ifadesi olacak eserlerini kısa zama­na sığdırarak C. H. Partisini 1950 ye ve genel seçim devresine yepyeni, güvenli ve başarılı bir çehre ile çıkaracağından çok ümitliyiz.

Bütçe konuşmaları başlarken...

Yazan: Prof. Dr. Yavuz Abadan

21 Şubat 1949 tarihli «Ulus» Anka­ra'dan:

Büyük Millet Meclisi bugünkü toplantı­sında, uzun zamandanberi üzerinde çalı­şılan 1949 malî yılı bütçesinin müzakere­lerine, son siyasi gelişmelerin yarattığı özel şartlar içinde başlamaktadır. Gerçek­ten bu yıl Kamutay, bütçe üzerindeki yük­sek murakabe yetkisinin fiilî tesirini Ön­ceden duyurduktan sonra, — belki de Cumhuriyet tarihinde ilk defaolarak iki aylık bir gecikme ile yeni bütçeyi tet­kik imkânınıeldeetmiş bulunuyor.

Hatırlarda olduğu üzere, ikinci Hasan Saka Hükümeti çekildiği sıralarda, 3949 yılı masraf bütçesinin Komisyondaki mü­zakereleri tarnimlanmış bir durumda idi. Ancak genel giderlerin seksen milyon li­ralık bir kısmım karşılamak üzere teklif edilen yeni bazı vergi tasarılarının Mec­lîste karşılaştığı çetin muhalefet, diğer güçlüklerle birleşerek Hükümeti istifaya .sürükledi.

Yeni kurulan Şemsettin Günaltay Hükü­meti, ilk iş olarak ele aldığı bütçede, kı­sa zamanda küçümsemiyecek indirmeler yapma başarısını gösterdi. O kadar ki bu tasarruf sayesinde, yol inşaatını aksatma­mak üzere benzin vergisie yapılan bir zamla, seksen milyon liralık masrafı kar­şılayacak vergi tasarılarının, Meclisten geri alınması imkânı sağlandı. Bu iyi başlağıom, yeni bütçe müzakerelerine hâkim olacak havayı, siyasi taktik para­zitlerinden tamamen temazlemeye yara­ması ve Kamutay konuşmalarının ilerisi için her bakımdan faydalı ve aydınlatıcı bir şekilde geçmesi en samimi dileğimiz­dir.

Her ne kadar bütçenin, kanun olarak hu­kuki mahiyeti kolay çözülemiyecek bir tartışma konusu ise de, mili' hâkimiyetin tecellisinde en mühim ve başta gelen bir murakabe unsuru olduğunda kimsenin tereddüdü olamaz. Her bütçe tasarısı, me­sul Hükümetin teferruatlı bir programı mahiyetini taşıdığı ve bir yıl zarfında ta­sarlanan icraatın aynası hizmetini gördü­ğü için bu konu üzerindeki Meclis konuş­malarının yalnız malî ve iktisadi mesele­lere inhisar etmeyip devletin hayati ve Hükümetin umumi siyasetiyle ilgili bü­tün mevzularda genişlemesi tabiidir. Nitekim bu, Cumhuriyet kumlahdanberi — Şef dileğinin mutlak hâkimiyetiyle suçlandırılan tek parti devirleri de da­hil — daima böyle olmuş, her yılın bütçe müzakereleri ateşli ve heyecanlı tartış­malara yol açarak teşrii faaliyetin en haraketli safhalarını teşkil etmiştir. Şu fark­la ki, tek parti zamanında bütçe münaka­şalarının ağırlık merkezi, o zaman gaze­telereaksetmiyenKomisyonmüzakerelerinde toplandığı halde, çeşitli partilerin kurulmasiyle Kamutay konuşmalarına intikaletmişbulunmaktadır.

Bütün bu eski ve yeni konuşmaların, parti içinden ve dışından gelen tenkidlerin, muhalefetçe zaman zaman başvuru­lan taktiklerin bütçe derdine kesin bir şifa sağlamadığı doğrudur. Ancak taunun günahım, mesul hükümet adamlarının nasihat ve söz dinlemeyişinden ziyade derdin mahiyetinde, tedavisinin uzun, bilgili ve sabırlı bir ihtimama ihtiyaç gös­terişinde aramak gerektir. Ne yazık ki dünyanın içinde çalkandığı siyasi, sosyal ve fikrî buhran, her gün yeni komplikasyonlar yaratarak derdi müzminleştir­mekte; uzun vadeli değil, günlük korun­ma tedbirleri almayı bile güçleştirmekte dir.

Şimdi bu satırları yazarken, 1944 yılının 17 ve 27 Mayıs tarihlin Cumhuriyet» Gazetesi nüshalarında başmakale olarak çıkan iki yazımız gözümüzün önündedir. O yılın bütçesini bahis konusu eden bu yazıların, bugün kargısında bulunduğu­muz güçlüklerin belli başlılarını aynen aksettirmekte bulunduğunu göstermek için, gelişi güzel birkaç cümleyi buraya aktarmakkâfidir sanırız.

»Bu yılın bütçesi istikraz ve kredilerle karşılanacak yüzde beş nisbetinde bir açıkla kapanmaktadır. Ancak bütçe mu­vazenesini güçleştiren faktörlerin günden güne büyüyüp artacağı tabiidir. Bunların

başında ordu ihtiyaçlarının karşılanması gelmektedir. Bugünkü dünya şartlan al­tında bu masraflardan kısılması imkân­sızdır, ikinci faktör, fiyatlarda yükseli­şin, istendiği derecede Önlenmemesidir. Hayat pahalılığı yalnız içtimai iktisadi bünyede aksaklıklar yaratmakla kalmıyor. Bütçenin masraf yekûnunu da boyuna kabartıyor,

Son demokratik gelişmemizden Önce ya­yınlanmış bu nâçiz satırların delâlet et­tiği bir gerçek vardır: Bütçe denksîzliği ve ona bağlı iktisadi ve malî güçlükler, ne son yılların eseridir, ne de bunlar, ilk defamuhalefettarafındanmeydanaçıkarılmıştır. Yeni partilerin kuruluşundan önce bu gerçekler, bugünkü genisiiğiyle halk arasına yayılmamış olabilir. Fakat işten anliyanlar ve ilgililer daima bunları biliyor, konuşuyor, münakaşa ediyor ve tedbirlerdüşünüyordu.

Bu tedbirlerin bugüne kadar müessir ol­maması, düşünülenlerin sakatlığından de­ğil, elverişli şartların vücut bulamama­sından ileri gelmiştir. 1943 yılından başlıyarak Bütçe Komisyonunun raporlarını gözdengeçirmezahmetinekatlananlar

malî siyasetimiz, bütçe denkliği, ticaret ve tediye muvazenemiz bakımından yığın yığın ilmi, faydalı müşahade ve tavsiye­lere rastlıyacaklardir. Bunlara uyulma­masının sırf bir inat eseri olduğunu san­mak, devlet işlerini ciddiye almamak olur.

Millî kalkınmamızı sağlayacak, dolayısiyle hayati önemi haiz işlerden kısmaksızm bütçe denkliği yaratacak tedbirlerin, ne­ler olabileceğini Bütçe Komisyonu, bu yılki raporunda da sayıp dökmektedir. Dileyelim ki «demir perde arkası istisna edildiği takdirde, dünya ekonomisinin sa­lâha yüz tuttuğu» hakkındaki Bütçe Ko­misyonunun müşahadesi gerçekleşsin. Böyle bîr gelişmenin, doğrulukları ilim ve tecrübe ile sabit olmuş bahsi geçen tedbirlerin müessir ' olmasına elverişli şartlan yaratması tabiidir. Yeni hükümet, iyi niyetini, prensiplere bağlılığını, vaitlerini yerine getirme hu­susunda azmini kısa zamanda aldığı ka­rarlarla isbat etmiştir. Siyasi partiler ara­sındaki gerginliğin azalmış olması da, önümüzdeki bütçe konuşmalarının, halka geniş Ölçüde huzur ve emniyet telkin ede­cek bir hava içinde cereyan edeceği ümi­dini uyandırmaktadır. Bütün bu sebep­lerle yeni Hükümetin bütçe dolayısiyle karşılaşacağı imtihandan başarı ile, millî kalkınmamız için alacağı esaslı ve uzun. vadeli kararlara güveni artarak çıkacağı­nı ummakta vebeklemekteyiz.

Bütçe müzakereleri...

Yazan : Cumhuriyet

23 Şubat 1949 tarihli ..Cumhuriyet» İstanbul'dan:

Büyük Millet Meclisi, üçüncü bir muvak­kat bütçe çıkarmamak ve 1949 bütçesini Mart basında yürürlüğe sokmak için geeeli gündüzlü sıkı bir çalışma kararı ile bütçeyitetkikebaşladı.

Bu yıl bütçesinin, iki ay gecikmek gibi bir talihsizliğinden veya talihinden başka muvafık, muhalif milletvekilleri ve bizzat ı Maliye Bakanı tarafından tenkid edilmek gibi garip bir mazhariyet var. Gerçi ye­ni Maliye Bakanı İsmail Rüştü Aksal, yüzde yüz, hattâ yüzde elli bile kendi ese­ri olmıyan ve kabine arkadaşı eski Mali­ye Bakanından kendisine miras ve yadi­gâr kalan bütçeyi açıktan açığa tenkid etmiyorsa da, onu dünyaya getiren anayı malî politikamızı tenkidden kaçınmıyor. Onun sözlerini hulâsa edersek genç Ma­liye Bakanının şunları ifade etmek iste­diğini görürüz:

1—Ayağımızıyorganımızagöreuzat­mıyoruz;

2— Masraf artışları karşısında, mîllî veferdi gelirle organikmünasebetleri dü­
zenlenmemiş olan normal devlet gelirleri
verimsizdir;

3— Vergi sistemimiz kıyafetsiz ve ada­letsizdir;

4— Ehemmi mühimrne takdim edemiyo­ruz;

5 — Tasarruf terbiyesi ve zihniyeti kökleşmemiştir.

Devletin malî vaziyetini tanzim etmek birinci mühim vezafeleri olan Maliye Ba­kanları, eğer, sadece bir defterdar zihni­yetinde olursa, artan masraflar karsısın­da vergi toplamak, mevcut vergiler kâfi gelmezse, en kısa ve en kolay yoldan ye­ni vergiler tarhetmek yoluna saparlar. Bu çeşid Maliye Bakanları, bir maliye memurundan başka bir şey değildirler. Bizim muhtaç olduğumuz Maliye Bakanı ise ileri Batı memleketlerindeki m'anâsiylebir«maliyeadamı»olmakgerektir ki yüksek bir görüşle malî vaziyetimizi idare ve ıslah edebilsin. Yeni Maliye Ba­kanı, son beyanatı ve tenkidlerle bu ba­kımdan ümid verici görünüyor. Bununla beraber Maliye Bakanının borçlarımızın endişe verici olmadığı yolundaki sözleri­ne iştirak etmek kabil değildir.

1939 da 550 milyon lira olan borçlarımı­zın 1947 de 1 milyar 677 liraya, 1948 so­nunda ise 2 milyar 37 milyon liraya yük­selmiştir. Yeni bütçenin açığı da borçla­narak kapatılacağına göre, daha şimdiden borçlar, 119 milyon lira daha artmış; de­mektir.

Devlet borçlarının millî gelire nisbetle endişe verici olmadığı yolundaki düşün­ceyi tenkid eden Demokrat Parti sözcü­sü Adnan Menderes, 13 ay içinde devlet borçlarmm 360 milyon lira artmış oldu­ğunu belirttikten, bundan başka devlet iktisadi teşekküllerinin hazine kefaletiy­le olan ve 300 milyon lirayı geçen borç­larını da hatırlattıktan ve bunlar bir ta­rafa bırakılırsa bile devlet borçlarının 2 buçuk milyara yaklaştığını söyledikten sonra, asıl endişe verici cihetin, bütçeler­deki artışın ileride de aynı hızla devam edecek gibi görünüşü olduğunu ifade et­miştir.

Adnan Menderes, vergilerin ve âmme mükellefiyetlerinin ' ağırlığını göstermek için, geçen yılın umumi muvazenesiyle, özel idare ve belediye bütçeleri, salma­lar, rüsum ve harçlar. imece şeklinde köylüye yükletilen paralar ve Tekel Ge­nel Müdürlüğünün masraflariyle bera­ber, bu mükellefiyetlerin 1 milyar 710 milyon liraya vardığım ve bunun 7,5 milyar lira civarında bulunan millî ge­lire nisbetinin yüzde 23 olduğunu söyle­dikten sonra, geçen sene Maliye Bakanı­nın «ileri teknikli bir vergi sistemine ma­lik olan memleketlerin millî gelirlerinin asgarî yüzde 20 si vergi olarak alınır, biz­de ise bütün mükellefiylerin yüzde 1213 tür. Binaenaleyh ortadabüyük bir dâva yoktur» dediğini hatırlatmış ve şöyle de­miştir:

'(Halbuki hakikat yukarıda arzettiğimiz gibi, hiç de böyle değildir. Hayat stan­dardı çok düşük bir memlekette millî gelirin yüzde 23 ü nisbetinde vergi alınma­sının ne kadar ağır olduğunu izaha lü­zum görmüyorum. Vergilerimizin tevziinde içtimai adalet kaidelerini tahakkuk ettirmiyen bir iptidalik olduğu da gözönünde tutulursa, vergi yükünün büs­bütün artacağını kabul etmek zaruri olur. Kaldı ki, vatandaş daha başka mükelle­fiyetler taşımaktadır. Bu cümleden olarak çifçi mallarını koruma, asker ailelerine yardım vergilerini ve Sitma savaşı gibi mükellefiyetlerigösterebiliriz.»

Rakamlara istinad eden bu sözleri, sade,ee muhalefetin mutad tenkidleri addet­meğe imkân yoktur. Bizdeki vergilerin vediğermükellefiyetlerinağırlığıartzk bir mütearefe haline gelmiştir. Bundan başka vergilerin adaletsiz tevzinini ise bzizat Maliye Bakanı da kabul etmiştir.

Bu vaziyette yapılacak şey, Maliye Ba­kanımızın da kabul ettiği aksaklıkları acilen âdil bir şekle sokmak, ayağımızı yorganımıza göre uzatmak, devlet hiz­metlerinde ehemmi mühimme takdim etmek, tasarruf terbiyesi ve zihniyetini kökleştirmek ve 1950 bütçesini bu yeni esaslar dairesinde hazırlamaktır. Bunun için de Maliye Bakanının ve Bakanlığı­nın bir defterdar zihniyeti ile değil; yük­sek bir maliyeci kafasiyle çalışmayı ge­rektir.

b : D1ŞARDA.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


12Şubat 1949

Londra :

Türkiye Dışişleri Bakanı Necmettin Sa­dak bu akşam Brüksel'den Londra'ya uçakla gelmiştir.

Necmettin Sadak, Avrupa iktisadi işbir­liği teşkilâtının toplantısına iştirak et­mek üzere Paris'e gitmeden evvel pazar­tesi günü ingiliz Dışişleri Bakam Bevin'le görüşecektir.

13Şubat 1949

Londra:

Dün akşam 8 de buraya gelen Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak hava meyda­nında M. Bevin adına hususi kâtibi ve hükümet adına protokoldan bir zat, Tür­kiye Büyükelçisi ve ve elçilik erkânı ve memurlarıtarafındankarşılandı.

14Şubat 1949

Londra :

Türkiye Dışişleri Bakam Necmettin Sa­dak bugün saat 15 te Dışişleri Bakanlı­ğında M. Bevin tarafından kabul edil­miştir.

Londra :

«Türikeye Dışişleri Bakanı Necmettin Sa­dak bugün Öğleden sonra İngiltere Dış­işleri Bakanı Ernest Bevin'i ziyaret ve kendisiyle milletlerarası durumu göz­den geçirmiştir.

Umumiyetle iyi haber alan kaynaktan bildirildiğine göre iki memleket adamı arasında görüşülen en mühim mevzu Atlantik Birliği Devletlerinin bu pakt dışında kalan Türkiye ve Yunanistan gi­bi Akdeniz memleketlerinin güvenlikle­ri meselesi karşısında .ne derece alâka gösterecekleri noktasıteşkiletmiştir.

Türkiye Dışişleri Bakanı İngiltere Dışiş­leri Bakanlığına gitmeden evvel öğle ye­meğini hususi misafiri sıfatiyle Bevîn'in evinde yemiştir.

Türkiye Dışişleri Bakanı Avrupa Ekono­mik işbirliği teşkilâtı konseyinin toplan­tısında iştirak için yarın sabah uçakla Paris'e gidecektir.

15Şubat 1949

Londra :

Dışişleri Bakanımızla M. Bevin arasında cereyan eden mülakattan sonra ingiltere Dışişleri Bakanlığından basına aşağıdaki tebliğverilmiştir:

Bugün öğleden sonra Türkiye Dışişleri Bakanı Necmettin Sadakla İngiltere Dış­işleri Bakanı arasında, iki müttefik mem­leketin müşterek menfaatlerine müteallik bir çok mevzuları ihtiva eden bir görüşme vuku bulmuştur. Bu hafta Paris'te Avru­pa ekonomik işbirliği teşkilâtı konseyine gitmekte olan Necmettin Sadak Londra'­ya bir ziyarette bulunmuştur.

16Şubat 1949

Paris :

Türkiye Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak'm öğleden sonra, Dışişleri Bakanlı­ğında Robert Schuman ile yaptığı konuş­ma tam bir saat sürmüştür.

Schuman'dan ayrılırken Sadak, bu gö­rüşmeden duyduğu memnuniyeti ifade etmiş ve FrancePresse Ajansına şu de­meçtebulunmuştur.

Robert Schuman'la beraber milletlerara­sı meseleler ve bilhassa Fransa ile Tür­kiye'yi ilgilendiren günün meseleleri üze­rinde umumi mahiyette bir görüş teati­sinde bulundum. Bu görüşme çok dostane olduvekarşılıklıanlayışhavasıirinde cereyan etti.

17 Şubat 1949

— Vaşİngton :

Türkiye Büyük Elçisi Feridun Cemal Er­kin,DışişleriBakanıDeanAchesonile 30 dakika süren bir görüşme yapmıştır. Bir görüşmeden sonra, Türkiye Büyük Elçisi gazetecilere demeçte bulunarak, Aeheson ile yaptığı görüşmede «TürkAmerikan münasebetleri etrafında bir görüş teatisindebulunmakfırsatınıeldeetmiş oldukalrnı söylemiş ve şunları ilâve et­miştir:

«Bu münasebetlerin mükemmel, çok sa­mimî ve ziyadesiyel vaitkâr olduğu neti­cesinevardık.»

BELGELER.

Dışişleri Bakanımız Necmeddîn Satlak'ın Türkiyenin dış politikası ve münasebetleri hakkında demeci:

Londra : 16. (a. a. )

Dışişleri Bakanımız Necmeddin Sadak Londra'ya yaptığı ziyaret esnasında kendisiyle görüşen muhtelif ajanslara ve Londra Radyosuna Türkiye'nin dış politikası münasebetlerietrafında beyanatta bulunmuştur.

Bu arada International News Service Ajansına yaptığı beyanatta Türkiye'nin Moskova ile münasebetlerinin kötüleşmekte olduğu doğru mudur? Diye va­ki sorusuna karşı Necmeddin Sadak «yoktur» demiştir.

Dışişleri Bakanımız, ajans muhabirinin Birleşmiş Milletler çerçevesi içinde Türkiye, Yunanistan, italya, Fransa ve Britanya'dan ve ileride İsrail ve Arap devletlerinden müteşekkil bir Akdeniz blokuna taraftar olup olmadığı hakkındaki sorusunu da şöyle karşılamıştır:

«Avrupa'nın herhangi kısmında Birleşmiş Milletler çerçevesi içinde, sulh ve emniyeti takviye edecek her anlaşmaya taraftarız.»

International News Service Ajansı muhabirinin bu mülakat sırasında soiduğu son soru şu idi:

«TürkAmerikan münasebetlerinin durumu hakkında herhangi bir şey soyîiyebilir misiniz?"

Buna karşı da Necedmdin Sadak şu cevabı vermiştir:

«Amerika ile Türkiye arasındaki münasebetler, gayet dostanedir ve bu mü­nasebetlerin mümkün olduğu kadar sıkılaşması büyük emelimizdir. Bu dost­luğun gayesi, Türkiye'nin bulunduğu sahada sulh ve emniyetin, takviyesin­de işbirliği yapmaktadır."

Necmeddin Sadak Londra'dan ayrılmadan Önce B. B. C. Muharirine yaptı, ğı beyanatta da şöyle demiştir:

«Hâdiseler süratle İnkişaf ediyor. "İki müttefik memleket olan Türkiye ve İngiltere arasında bu hâdiseler dolayısiyle temasların da sıklaşması zarureti hasıl oluyor. Bu suretle İngiltere'nin mümtaz adamı Bevin'le 11 ay içinde üçüncü defadır görüşüyorum. Bu görüşmelerde her meseleyi mevzubahs edi­yoruz. İngiltere ile Türkiye'nin menfaatleri birbirinin o derece aynidir ki, İngiltere ile Türkiye arasında 1939 ittifakı mevcut olmadan dahi, Türk Mil­leti kendiliğinden İngiliz Milletini bir müttefik saymıştır. Bana öyle geliyorki. bunun başlıca sebebi büyük bir denizcilik mazisi olan Türk Milletinin büyük bir deniz devleti olan Britanya'ya karşı tabii olarak duyduğu sevgi ve hayranlıktır. Bu duygulardan iki devlet münasebatı çok kazanmaktadır Çünkü her İttifak bu derece sağlam bağlara dayanmaz. Bevin'le konuştuğum zaman, dünya hâdiseleri hakkında yalnız tenevvür etmiş olarak değil, ayni zamanda, dünya istikbali hakkında yeni ümitler almış olarak dönerim. Çün­kü şahsen kendisi hakkında büyük bir hürmet ve derin bir itimad taşıdım. Mister Bevİn her şeyden önce büyük bir insandır ve insanlığa hizmet etmek için çalışan bir devlet adamıdır, Kendisiyle görüştüklerim hakkında yorum­da bulunmak istemiyorum. Çünkü ben yakın zamana kadar bilfiil gazeteci­lik yapan eski bir gazeteciyim. Onun için meslektaşlarımın yorumlama hak­larına tecavüz etmek estemem."

Diğer taraftan Dışişleri Bakanımız Jevish Chronicle Muhabiri ile de şu mü­
lakatta bulunmuştur:,

1— Yahudilerin. Türkiye'den İsraile muhaceretine müsaade ediliyor mu?

Cevap: Yahudiler bütün Türk vatandaşları gibi, istedikleri yere gitmekte serbesttirler.

2— Yahudilerin muhacereti takdirinde mallarını ihraç etmelerine müsaade olunuyor mu?

Cecap: Bu herkes için Türkiye kanunlarına bağlıdır.

3— İsrailDevletininhudutlarıhakkındaTürkiye'ninbirdüşüncesivarmıdır ?

Cevap: Bu iş, Birleşmiş Milletler Uzlaşma Komisyonu mesaisi neticesinde belli olacaktır. Şimdi hiçbir fikrim yoktur.

4— Bevinileyaptığınızkonuşmada,Filistinmeselesibahismevzuu oldu mu?

Cevap: Hayır olmadı.

Dışişleri Bakanımız Sadakan France Presse Muhabirine demeci:

Paris : 17. (a. a. ) —

Türkiye Dışişleri Bakanı Necmeddin Sadakla Fransız Dışişleri Bakanı Schuman arasında cereyan eden uzun mülakat iki memleketi ilgilendiren bütün milletlerarası meselelere ve bilhassa Atlantik Paktı, Avrupa Birliği ve Orta Doğu durumu meselelerine taalluk etmiştir.

Bu mülakattan sonra France Presse Muhabirini kabul eden Necmeddin Sa­dak demiştir ki:

Atlantik Paktı, bunu hazırlayanların düşüncesinde, mutlak surette tahdit edilmiş bir coğrafi bölgeye ait güvenlik sistemidir. Binaenaleyh Türkiye için buna iştirake hiç bir sebep yoktur. Fakat Avrupa'da barış yalnız kıta kısmın­da korunamaz. Bizce Avrupa barışı birdir ve bölünemez. Bu sebepledir ki biz Atlantik sahillerinin savunma sisteminin Akdenizde de bir anlaşma ile imtidat ettirilmesi veya tamamlanması imkânlarını tasavvur ediyoruz.

Necmeddin Sadak şunu ilâve etmiştir:

Bu anlaşma, sonradan, bütün siyasi imkânlar tamamlanınca, "münasip zaman­da hâsıl olabilir.

Türkiye Dışişleri Bakanı, sözlerine şöyle devam etmiştir:

M. Schuman'la Avrupa Birliği meselesini görüştüm. Avrupa konseyinin ku­rulması hazırlıkları henüz bitmişe benzemiyor. Fakat bu teşkilât barış dâ­vasına büyük hizmetlerde bulunabilir ve Briand için o kadar aziz olan bü­yük ideale doğru ciddi bir adım teşkil eder.

Necmeddin Sadak, Avrupa Birliği karşısında Türkiye'nin vaziyetine telmih ederek söyle demiştir:

Ancak şuna dikkat etmek lâzımdır: Avrupa demirperde İle ikiye bölündü deniyor. İşte bundan en ziyade şikâyet edenler, Avrupa'nın Öte kısmını da diğer bir hatla ikiye ayırmamahdırîar.

Türkiye Dışişleri Bakam nihayet OrtaDoğu meselesine geçerek demiştir ki:

Uzlaştırma Komisyonunda bir Amerikan, bir Fransız ve bir Türk delegesi bulunduğu için, Filistin'de nizami ve barışı mümkün mertebe çabuk kurmak­ta müşterek ve hususi bir sorumluluğumuz vardır.

İsrail'in filen Türkiye tarafından tanınması ihtimali hakkında sorulan suale de Necmeddin Sadak şu cevabı vermiştir:

Türkiye, Uzlaştırma Komisyonundaki Ödevine devam edebilmek için ve Arap devletleriyle olan münasebetlerine binaen, bu tanımayı Uzlaştırma Komis­yonu mesaisinin sonuna bırakmağı her iki taraf için daha faydalı bulmak­tadır.

II — ALMANYA MESELESİ.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


1 Şubat 1949

Berlin :

Sovyet işgal ordularının resmî organı olan TagHsche Rundschau Gazetesi şun­ları yazıyor:

Mareşal Stalin, pazar günkü beyanatiyle barış ve Alman meselesinin halli yolunu açmıştır. Mareşal, bu suretle Milletleı ara­sında barışa esaslı bir yardımda bulun­maktadır.

Birleşik Amerika'yı bir tecavüz siyaseti takibiyle ithîam eden gazete, Sovyetler Birliğinin Birleşik Amerika Dışişleri Ba­kanlığının tabiyesine karşı koymağa de­vanı edeceğini, Berlin meselesinin, çok önemli olan Almanya meselesinin ancak bir cephesi olduğunu kayıtla, berlin an­laşmazlığının Batı Almanya'da ayrı bîr devlet kurmak için batı devletleri tarafın­dan kasden ortaya çıkarılmış olduğunu iddia etmektedir.

Batı müşahitleri, Stalin'in beyanatiyle bu gazetenin tepkisinde bir barış daveti gö­rüyorlar.

Berlin :

Belediye Başkanı Ernst Reuter, bugün Belediye Meclisinde, şehrin şimdi ince­lenmekte olan Batı Almanya Devletine dahil olmasını teklif etmiştir. Reuter'in teklifi, Berlin,in birleşmiş üç bölgesinin Bat: Almanya Birliğinin bir Land (Dev­let) ini teşkil etmesi demektir.

Siyasi mahfillerin kanaatince, bu teklif belediye meclisi tarafından müsait karşı­lanacaktır. Bilindiği gibi Sovyet Bölgesi ayrı bir belediye meclisi kurulduğu tarihtenberi 'bu mecliste temsil edilmemek­tedir.

Berlin :

1949 yılının ilk üç haftası zarfında Ber­lin'in Batı kesimlerine 1550 kişi iltica etmiştir. Şehir makamları bu mültecileri barındırmak için üç karrip açmışlardır. Bu mültecilerden 229 kadın ve erkek Saksaonya'daki uranrum madenleri i'e di­ğer madenlerden kaçmıştır. Mültecilerin 100 den fazlası Nkvd tarafından takibe uğradıkları yahut Rus makamları kendile­rini casus olarak kullanmak istemedikleri için kaçmıştır. Diğerleri Birleşmiş Sosya­list Partisi üyeleridir. Çocukların sayısı 338i bulmaktadır.

4 Şubat 1949

Berlin :

Birleşmiş Sosyalist Partisinin yüksek me­murları Sovyet bölgesinin iaşesini temin için yagâne çarenin kollektifleştirme ol­duğunu bildirmişlerdir:. lOcak tarihin­den itibaren sathı 50 hektardan fazla olan çiftçiler daha fazla istihsalde bulu­nacaklardır. İstenen istihsal seviyesine erişilmediği takdirde bulunacaklardır. İs, tenen istihsal seviyesine erişilmediği tak­dirde suçlular halkın iaşesini baltalamak­la ittiham edilecekler ve bu gibilerin çift­likler sosyalleştirme için uygun ilân edi­lecekyanikolîektifleştirilecektir.

Birleşmiş Sosyalist Partisi mensupları, Partinin, Sovyetler Birliğinde sosyaliz­min zaferini sağlamış olan yolda dev adımlarla ilerlemesi gerektiğini belirt­mektedirler.

Toptan ticaretin de, yeni iktisadi şartla­ra, uygun bulunmadığı için, bir müddet sonradevleşt irilmesigerekecektir.

19 Şubat 1949

— Berlin :

Rusların yeni bir para reformu yapmak niyetinde olduğu hakkındaki söylentiler Rus markının değerinden yüzde elli da­ha kaybetmesine sebep olmuştur. Bu sa­bah Berlin'de bir müttefik markma altı Rus markı verilmekte idi. Bugüne kadar nisbet bire karşı 3.5 idi.

KızılordununorganıolanTaegliche Rundschau reform hakkındaki söylenti­leri yalanlamakta ve paniğin sorumlulu­ğunu Sosyalist Partisinin spekülasyonla­rına yüklemektedir. Öte taraftan Ameri­kan müsaadesiyle çıkan Tagespıeler gaze­tesi yüksek komünist şahsiyetlerinin de Doğu markına güvenleri kalmadığını ve komünist partisi ajanlariyle iktisadi ko­misyonun Sovyetler tarafından destekle­nen bu paradan kurtulmak çarelerini aramakta bulunduklarını yazıyor.

BELGELER.

Amerika Dışişleri Bakanı Dean Acheson'ın basın temsilcilerine ba­rış antlaşması ve Berlin meselesi hakkında demeci:

Vaşington : 2. (a. a. ) — (Reuter)

Dışişleri Bakanı Dean Acheson, Başkan Trumanla her noktada mutabık kal­dığını teyid etmek suretiyle gazeteciler konferansında ileri sürülen aşağ;daiki soruyu şöyle cevaplandırmıştır:

1— Barış andlaşması akdi,

2— Berlin anlaşmazlığının halli.

Bunlardan ilkine vereceğim cevap Birleşik Amerika'nın başka memleket­lerin iştiraki olmaksızın bu memleketleri doğrudan doğruya ilgilendiren herhangi bir mevzuu münakaşa ve müzakere etmiyecektir.

İkinci soru için fikrimi şöyle hülâsa edebilirim:

Birleşik Amerika Batı işgal devletleriyle birlikte Berlin meselesini hal yo­lunda ileri sürülecek her teklifi incelemeğe hazırdır.

Berlin meselesi halledilince ve Sovyet ablukası kaldırılınca üç devlet gerek Almanya ve gerek başka herhangi meseleyi müzakere için bir toplantı ya­pılmasını kabule şimdiden hazır bulunmaktadır.

III — BİRLEŞMİŞ MİLLETLER.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


2 Şubat 1949

— Lake Success :

Birleşmiş Milletler vesayet konseyi, Sov­yetler Birliği ve Filipin delegeleri tara­fından sunulan teklifleri dün akşam red­detmiştir. Bu teklifler gereğince vesayet altında bulunan topraklar temsilcileri noktai nazarlarını konseye sunabilecek­lerdi. Sovyet delegesi, manda sahibi dev­letlerin vasayetleri altında bulunan hal­kın refahını sağlamakta menfaatleri ol­madığını ileri sürmüştür. Delegelerden ekserisi bunu şiddetle reddetmiştir ve İn­giliz delegesi vesayet altında bulunan topraklar halkının istida ile konseye mü­racaat haklarının tanınmış olduğuna işa­ret etmiştir.

Fransız temsilcisi M. Gareau da, Sovyet teklifini şiddetle reddetmiş ve bu tekli­fin herhangi bir tahrikçiye konseye mü­racaat hakkını sağlayacağını söylemiş ve a dünyanın en büyük ı tahrikçilerinden kominform için çalışan tahrikçiler oldu­ğunu biliyoruz» demiştir. M. Gareau, Fransa'nın vesayeti altında bulunan top­raklar ahalisinin ifade hürriyetinden is­tifade etmekte olduklarını sözlerine ilâ­ve etmiştir.

— Lake Success :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Trygve Lie bir basın konferansı sırasında bü­yük devletler arasındaki anlaşmazlıkla­rın halli için Truman'la Stalin ve diğer büyük liderler arasında yapılacak müla­katları hararetle karşılayacağım bildir­miş Truman'la Stalin, bu sene içinde kar­şılaşacak olursa sulha ve Birleşmiş Mil­letler dâvasına 'büyük bir yardımda bu­lunacaklarını ilâve etmiş ve diğer lider­ler del949 senesi içinde toplanmalıdırlar, demiştir.

Her iki lider arasında yapılacak bir kon­feransı mümkün kılmak için Birleşmiş Milletler Kurulunun sağladığı kolaylık­ları Truman ile Stalin'in emrine vermek teklifinin kabul edilmemesinden kork­tuğunu söyleyen Lie, «Birleşmiş Millet­lerle temas edileceğini zannetmiyorum» demiştir.

Bu hafta başında, Lie'nin istedikleri tak­dirde Başkan Truman ile Mareşal Stalin'­in LakeSuccess'te veya Cenevre'de Bir­leşmiş Milletlerin sağhyacağı kolaylıklar­dan istifade edebileceklerini bildirdiği hatırlardadır.

8 Şubat 1949

— Lake Success :

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, silâhların ve silâhlı kuvvetlerin tahdidi hakkındaki incelemeye tekrar başlamak­tadır. Bu inceleme Asemble'nin «müm­kün olduğu kadar çabuk nüsbet netice­ler elde edilmesi» hakkındaki direktifine göre yapılacaktır.

Asamble, geçen yıl Paris'te yaptığı top­lantıda bu hususta devamlı gayretler ya­pılması hakkında Belçika tarafından ve­rilen bir karar suretini kabul etmiştir. Karar suretinde dünya milletlerinin klâ­sik silahlariyle silâhlı kuvvetleri hakkın­da doğru malûmat toplanması da vardı. Bundan başka Asamble, bu sayımın gü­venlik konseyinin idaresinde Milletlerara­sı bir kontrol teşekkülü tarafından ya­pılmasını teklif etmişti. Belçika karar sureti o zaman Sovyetler­le Peyklerinin altı muhalif oylarına kar­şı 46 oyla kabul edilmişti. Keza Asamble, büyük devletlerin, şimdiki silâhlı kuvvetler miktarı ne olursa ol­sun, bu kuvvetleri bir yıl içinde üçte bi­re indirmeleri hakkında Sovyetler Birliği tarafından yapılan bir teklifi de reddet­miştir.

IV — ATLANTİK PAKTI.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


1Şubat 1949

Vaşington :

Dışişleri bakanlık sözcüsü, bugün basına verdiği dcmecde, şimdiye kadar müzake­reye katılmış bulunanlardan başka ne Norveç'in ve ne de başka bir devletin Atlantik Paktına iştirake davet edilme­mişbulunduklrmısöylemiştir."

Sözcü, Birleşik Amerika Hükümetinin yakında bu mevzuu yalnız Norveç ile de­ğil, diğer devletlerle de görüşebilecek du­ruma geleceğini belirtmiş, fakat bunların isimlerinivermekistememiştir.

Sözcü, Amerika Hükümetinin bu mesele hakkında , Norveç Dışişleri Bakanlığiyle doğrudan doğruya temasa geçtiğini bildi­ren haberleriyalanlamıştır.

2Şubat 1949

Londra :

Dışişleri Bakanlığına mensup bir sözcü­nün bu akşam verdiği demece göre İngi­liz Hükümeti, Norveç'in Rus notasına ver­diği cevapta, Atlantik Paktının tecavüz maksadları gütmediği yolunda belirttiği görüşünüdesteklemektedir.

Atlantik Paktının hiçbir suretle Birleş­miş Milletler anayasasına aykırı olmadı­ğını söyleyen sözcü şunları ilâve etmiş­tir:

Atlantik Paktı, mahalli birleşmelerin teş­kil edilebilmesi hakkında kayıdlar ihti­va eden Birleşmiş Milletler anayasası hü­kümleri çerçevesi dahilinde vücuda geti­rilmektedir.

4 Şubat 1949

Londra:

Resmiçevreler,AtlantikPaktıprojesi hakkında ; Vaşington'damüzakerelerde bulunan yedi devlet elçilerinin yakında yapacakları toplantıdan sonra bu Pakt hükümleri projesinin açığa vurulacağı­nı dün akşam teyid etmişlerdir.

6 Şubat 1949

— Vaşington :

Norveçİe Saldırmazlık Paktı yapılmasını teklif eden Sovyet notası, Vashington yetkili mahfillerinde Sovyet diplomasisi­nin Atlantik Paktı aleyhine anî taaruzun artışı gibi telâkki edilmektedir.

Amerika'nın iyi haber alan mahfilleri, Vaşingtona hareketinden bir kaç saat ev­vel Norveç Dışişleri Bakanı Lange'a ve­rilen bu notayı bir «sindirme» notası ola­rak vasıflandırmakta ve Mareşal Stalin ta­rafından Başkan Truman'a yapılan son talebin hakiki hedeflerini aydınlatacak mahiyet taşıdığını belirtmektedirler.

Filhakika ayni mahfiller, Mareşal Stalin tarafından aranılan hakiki hedefin bu yeni teşebbüsle dünya efkârına Atlantik Paktının tehlikeli surette faydasızhğını bildirmek ve Sovyet Rusya'nın Batı bloku ile uzlaşmak çarelerini aradığım isbat etmekten başka birşey olmadığını kaydeylemektedirler.

Vashington diplomatik mahfilleri, Mare­şal Stalin'in beyanatı karşısında Amerikan idarecilerinin aldığı durum sonunda böy­le bir tepkiyi beklemek lâzımgeldiğini ve Oslo'daki Sovyet teşebbüsünün bunlar­dan biri olduğunu ifade etmektedirler.

Bu mahfiller, yeni Sovyet notasının At­lantik Paktı karşısında Kremli'nin ekseri­ya idare ettiği orkestranın bir parçası olduğunu barış ve U2İaşma teşebbüsleriy­le maskelenmiş sindirme ve tehdid ted­birlerinin başbasa, birlikte yürütülmekte olduğunu işaret etmektedirler. Ne olursa olsun Vashington diplomatik mahfilleri, Sovyetlerin Norveç karşısındaki durumile birlikte Mareşal Stalin'in son beyanatı­nın Birleşik Amerika'yı dış siyasetinde ilk hedefi olan Atlantik Paktının tahakkuku işinden geri çeviremiyecektir.

Bu konuda üstüste verilen iki Sovyet notasına rağmen Atlantik Paktına girmek için İsrar edecek olan Norveç'in lüzumlu telâkki ettiği her türlü teminatı resmî veya yarı resmî mahiyette olsun, Birle­şik Amerika'dan alabileceği intibaı hakim bulunmak tadır.

Nihayet Norveç'teki yeni Rus teşebbü­sünden sonra bazı müşahidler, Birleşik Amerika'nın, Türkiye ve Yunanistan için olduğu gibi Norveç ve belki de diğer İskandinav memleketleri için de siyasi ve toprak bütünlüğüne halel gelmesine (asla müsamaha etmiyeceğinî teyicl eyîiyen «ikinci bir Truman doktrini nin ilân edilmesi imkânı bulunduğu» fikrini gözdenuzaktutmaktadırlar.

7 Şubat 1949

Vasington :

Norveç, Rusya'ya meydan okuyup oku­mayacağı ve komünist olmayan bir sa­vunma ittifakında Batı devletleri ile bir­leşip birleşmeyeceği hususunu karlaştırmak için bugün Amerika ile önemli mü­zakerelere başlamıştır.

Rusya Atlantik Paktına katılması ihtima­li dolayısiyle Norveç'e şimdi ikinci bir ihtarda daha bulunmuş olduğ*undan Norveç'le Amerika arasındaki müzakere­leryenibirönemkazanmıştır.

Norveç Dışişleri Bakanı Lange ile Nor­veç'in Vaşington Büyük Elçisi Munthe de Morgenstierne ve diğer resmî norveç şahsiyetleri bugün 14.30 da Amerikan Dışişleri Bakanı Dean Acheson ile ilk görüşmelerini yapacaklardır. Daha sonra bu görüşmelere Kanada, ingiltere, Fransa, Belçika, LÜksemburg ve Hollanda temsil­cilerinin de katılması ihtimali vardır.

Norveç'in Atlantik Paktına katılması tam manâsiyle kesin değildir. Fakat Norveç kaynaklarından alman malûmata göre, Rusya'nın bu memleket üzerinde yaptığı baskı Norveç'in, nihai kararım tâyinde amil olamıyacağı gibi bu karara hiçbir şe­kilde tesir de edemiyecektir. Rusya bu küçük İskandinav memleketine belkide Batı devletlerine katılmasını te­min için bir saldırmazlık paktı teklifinde bulunmuştur. Rusya ile müşterek bîr hu­duda sahip olan memleketin büyük Batı devletlerinden alabileceği askerî malze­me tutarını ve kendilerine katıldığı tak­dirde bu malzemeyi ne zaman alabilece­ğini soracağı zannedilmektedir. Diğer ta­raftan Batı devletlerinin barış zamanında Norveç'ten üsler isteyip istemiyeceği hu­susunda Norveçlilerin kesin izahat ve­rilmesini talep edecekleri sanılmaktadır. Bilindiği gibi Norveç bu üsleri veremiyeceğinibildirmiştir.

8 Şubat 1949

Sofya :

«Vatan cephesinin Genel Kurulu kabul ettiği bir kararda, Kuzey Atlantik Pak­tına şiddetle hücum etmekte, bu hususta Sovyet görüşüne tamamiyle iştirak ettiği­ni bildirmekte ve Bulgar dış siyasetinin Sovyetler Birliği ile işbirliğine ve en sıkı dostluğa ve diğer halk demokrasisini mem­leketleriyle işbirliği dayandığı kaydetmek­tedir.

Londra:

Atlantik Paktı bu sabahki İngiliz bası­nında gene baş konuyu teşkil etmektedir.. İşçi partisinin organı olan Daily Herald Gazetesibuhusustaşunlarıyazıyor.

Atlantik Paktına karşı yapılmakta olan Sovyet hücumları şimdilik Norveç üze­rinde toplanmış bulunmaktadır. Fakat bu hücumların hedefi bizzat paktın ken­disi ve Batı tarafından düşünülen her tür­lümüşterekgüvenliksistemidir.

Daİly Herald Gazetesi, harbin sona ermesindenberi Rusya'nın Doğu Avrupa'da. bir karşılıklı yardım paktları şebeki kur­maya çalıştığını hatırlatarak şunları ilâ­ve ediyor:

Rusya bundan sonra peyklerile, Kremlin'in kumandası altında bulunan sıkı. bir askerîittifakvücudegetirmiştir.Fakat

Sovyet nüfuz sahasının dışında güvenlik için herhangi bir bölge işbirliği hareketi belirmeyebaşladığızaman.komünist.propagandası her defasında bu hareketi yeni bir dünya savaşı için bir, manevra ve Rusya'yı muhasara etmek gayesini günden bir hareket olarak takbih etmiş­tir. Bu, «muhasara» kelimesi oldukça endişevericihatırlarıcanlandırmaktadır.

Bundan sonra Norveç'e temas eden gaze­te, Sovyet siyasetinin ilk takip ettiği ga­yenin bu memleketin ve Danimarka'nın Atlantik Paktına katılmalarına mâni ol­mak bulunduğunu kayıtla şöyle diyor: Rusya, Atlantik Paktına katılmayı düş­manca bir hareket telâkki edeceğini Nor­veç'e bildirmiş ve aynı zamanda bir sal­dırmazlık paktı imzalanması teklifinde bulunmuştur. Birleşmiş Milletler anaya­sası iki memleketi esasen barış içinde ya­şamak taahhüdü altına soktuğu için böy­le bir pakt f'uzulidir. Sovyet Hükümetinin bu teklifi de eski hatıraları uyandırmak­tadır. E/velce Sovyetler Birliği ile Fin­landiya arasında böyle bir saldırmazlık paktı vardı, fakat 1939 yılında Rus ordu­sunun Finlandiya hudutlarını aşmasın­dan bir kaç saat evvel Rus Hükümeti ar.afmdan feshedilmişti.

Liberal Nevs Shronicle Gazetesi de Rus­ya'nın Norveç'e teklif ettiği paktta endişe verici alâmet görmekte ve şunları yaz­maktadır:

Rusya'nın kçük komşusu bi r saldırmaz­lık paktı imzalamak için resmen yapmış olduğu teklif Norveçlilerde herhalde gü­lünç bir intiba uyandırmıştır. Norveç'in Rusya'yı tahrik edebileceğini düşünmek gülünçtür. Bu hale Moskova tarafından yapılan davetin hedefi nedir? Kremlin'in bazı kereler yabancı hükümetlerin niyet­leri hakkında çok yanlış malûmat aldı­ğı söylenmektedir. Fakat bu Sovyet ma­nevrasının, Rusya'nın Batı tarafından bir hücumu maruz kalmaktan duyduğu en­dişeye tercüman olduğunu zannetmek için çok saf olmak gerektir. Rusya tara­fından izhar olunan hoşnutsuzluğun se­bebi tamamen başkadır: Rusya bundan böyle dünya komünizmine karşı koya­bilecek kuvvetlerin gün geçtikçe daha kudretli bir hale geldiğini ve daha ahenk­li bir şekilde hareket ettiğini anlamakta­dır.

Muhafazakâr Yorkshire Pest Gazetesi divor ki:

TıpkıevvelceHitler'inÇekeslovakyave Avusturya'ya karşı harekete geçmek için hazırlandığı gibi, Stalin de Norveç'e kar­şı harekete geçme hazırlıklarına başlamış bulunursa, bu saldırmazlık paktı teklifi­nin Norveç'i yutmak için bir başlangıç olup olmadığını sormaya lüzum yoktur. Muhakkak olan birşey varsa o da Rusya,nın Norveç'i kendi savunma sistemine da­hil etmeye açık bir şekilde çalışmakta ol­masıdır. Demirperde kalkmak üzeredir; Ve yeniden indiği zaman başka demokra­tik ve zararsız bir memleketin daha Sov­yet dünyasına, yani müşterek bir refah dünyası olmaktan uzak bulunan ve jenel sefaleti! e tebarüz eden bir dünyayadahil olduğu görülecektir. Sovyetler Birliğinin niyetleri çok açıktır. Rusya Norveç'e hi­mayecini teklif ettiği zaman bu hareket, bize, kurbanlarına şu veya bu hayali tehlikeye karşı himaye teklif eden ve bu zahmetlerini pek pahalıya ödeten gangs­terlerinhareketlerinihatırlatmaktadır.

Times Gazetesi, Norveç Hükümetini, iki Sovyet notasına cevap verirken gösterdi­ği soğukkanlılıktan dolayı tebrik etmekte ve Kanada ve Amerika ile işbirliği yapa­rak Atlantik Paktını ortaya atan İngilte­re, Fransa ve Benelux memleketlerine nazaran Norveç'in durumunun her ba­kımdan çok daha nazik olduğunu belirt­mekteve şunları yazmaktadır:

Norveç Atlantik Paktına katılmak arzu­suna boyun eğerse, geride, birtakım bağ­lı bulunduğu diğer Kuzey memleketlerini bırakacaktır. Bundan başka Moskova'nın da kendisine hatırlattığı gibi Norveç, Rusya ile hemhuduttur Ve bu müşterek hududun mevcudiyeti Sovyet Hükümeti­nin Norveç'in niyetleri karşısında kayıt­sız kalamayacağını bildirmesi için kâfi bir sebep teşkil etmektedir.

Times Gazetesi bu çiftte sebebin M. Lange'ı Vaşhington'da aşağıdaki iki nokta üzerjnde teminat verilmesini istemeye sevkedeceği mülâhazasını ileri sürmekte­dir:

M. Lange, evvelâ, Atlantik Paktına dahil memleketlerin ve bilhassa Amerika'nın Norveç'e, isveç'ten temin edeceğinden daha iyi ve daha fazla miktarda savunma silâhları verip veremiyeceğinden emin olmak arzusundadır İkinci olarak, Nor­veç Dışişleri Bakam Rusya tarafından iz­har olunan şüpheleri gözönünde tutarak Batı devletlerinden hiçbirinin, durum gerek bir harbin patlak vermesiyle ve gerekse bu harbin pek yakın olması dolayısiyle ümitsiz bir hale gelmedikçe, Norveç'te üsler tesisine çalışmayacakları hususunda teminat verilmesini ysniden talep edecektir.

Gazete bundan sonra Norveç, bu yukardaki noktalar üzerinde temin edilerek Atlantik Paktına katılmaya karar vğerecek olursa, sadece kendi güvenliğini de­ğil, bütün İskandinav memleketlerinin güvenliğini de temin edeceği fikrini ileri sürmektedir

— Vaşington:

Dün Dışişleri Bakanı Acheson'la görüşen Norveç Dışişleri Bakanı Lange, bugün Dışişleri Bakanlığı Avrupa Bürosu Di­rektörü John Kikerson'la müzakerelere devam etmiştir Lange yanında Norveç Büyük Elçisi ve kalabalık bir uzman gru­bu bulunduğu halete Bakanlığa gelmiştir. İyi haber alan mahfillere göre, görüşme­ler Norveç ile İskandinav memleketleri­nin Atlantik Paktına muhtemel iştirakle­ri etrafında cereyan etmiştir

Norveç Büyük Elçiliği sözcüsü, Lange'nin hafta sonunda uçakla Norveçe dönmesi muhtemel olduğunu ve hareketinden Ön­ce bir basın toplantısı yapacağını söyle­miştir.

İyi haber alan mahfillerde bu sabah teyid edildiğine göre, dünkü müzakereler esnasında Norveç Dışişleri Bakanı, daha fazla, prensip itibariyle pakta iştiraki ka. bul eıtiği takdirde, pakt yürürlüğe girin­ceye kadar gelecek müddet zarfında Nor­veç'in her hangi bir garantiden, hatta himayeden faydalanıp faydalanmayacağı noktasını temine çalışmıştır Ayni mahfil­ler, Lange'm Atlantik Paktı çerçevesi içinde memleketinin ödünç verme ve ki­ralama hükümlerine göre, Amerika'dan silâh ve harp malzemesi temininde rüchan hakkına sahip olup olmayacağını sor­muştur. Norveç Sovyetlerle müşterek hu­duda sahrp olduğundan, bu rüchan hakde mevkiini tahkime muvaffik olduğu tak­dirde Birleşik Amerika'nın Çin Millî Hü­kümeti için beslediği sempatiyi ilân edip etmiyeceği hususundaki soruyu müphem bir mukabele ile cevaplandırmış ve Ame­rika Hükümetinin Çankayşek ve Çin Mil­leti için olan sempatisinin şimdiye kadar asla değişmediğini kaydeylemiştir.

Dışişleri Bakanı iki gün içinde ikinci de­fa olarak, Avrupa'nın siyasi ve iktisadî bir birleşmesi yolunda. Amerika tarafın­dan gösterilecek sabırsızlığın birleşmeye zararlı olacağına işaretle bu yolda büyük terakkiler elde edildiğini ve Batı Avrupa birleşmesi işinin tahakkuku yolunda atı­lacak yeni adımların Avrupa milletlerine ait olduğunu ilâve etmiştir.

Acheson. Norveç ite. İskandinav mem­leketlerinin Atîantik Paktına muhtemel iştirakleri hususunda Cuma gününden evvel her hangi bir kat'i tasviye şekli bu­lunması muhtemel olmadığını söylemiş ve Atlantik Paktının Mart ayı ortaları­na doğru Bermuda Adalarına aktedileceği yolunda çıkarılan söylentileri kesin olarakyalanlamıştır.

Dışişleri Bakam Kardinal Mindze Ty davasına temasla Macar Hükümetİ'hin emriyle müebbet hapse mahûm edilen KardinaFin çarptırıldığı cezanın geçen 29 Aralıkta Dışişleri Bakanı Vekili Lovett'in ifade ettiği gibi Birleşik Amerika Hükümetinin ve Amerikan halkının gö­rüş tarzım teyid etmiş bulunduğunu söy­lemiş ve bu utanç verici hareketle ferdî ve dinî hürriyetlerin bastırılmak ve orta­dan kaldırılmak istenildiğine işaret ede­rek Sovyetlerin kontrolü altında bulunan Macar makamlarının kilise şeflerini iti­bardan düşürmek ve bu suretle komüniz­me karşı, manevî mukavemet kaynağını ortadan kaldırmak sistemini takip ettik­lerinisöylemiştir.

Macar makamları, Kardinal hakkındaki hareketlerinde Totaliter Devletlere mah­sus mutad usullerin hiç birinin tatbikini unutmamış olduklarını belirten Dışişleri Bakam, bu usullerin adilâne bir idareyi değil, fakat utanç verici zülüm idaresini temsil ettiğini, bütün dünyanın takbihine uğradığını ve Macar Hükümetinin hare­ketlerininmesuliyetinitamamiyleyüklenmek zorunda bulunduğunu bildirmiş­tir

10 Şubat 1949

— Nevyork ;

Nevyork Times Gszetesinin Vaşington Muhabiri James Reston bugün, Amerika'­nın Kuzey Atlantik Paktı tasarısının «as­kerî yardımdan sarahaten bahsetmesini teklif etmiş olduğunu bildirmektedir. Pak tasarısının metni, iştirak edecek memleketleri derhal askerî veya başka bir harekete başvurmaya mecbur et­mektedir.

Reston'un ilâve ettiğine göre Dean Acheson'un Atlantik Paktına katılacak mem­leketlerin büyük elçilerine bu değişikli­ğin paktın Amerikan Ayan Meclisi tara­fından tasvibini kolaylaştıracağını söyle­miştir.

Diğer taraftan gazeteci, Amerika,nııı, ant­laşmanın ancak bütün taraflarda tasvi­binden sonra yürürlüğe girmesi teklifin­de bulunmuş olduğunu açıklamaktadır.

Bugünkü tasarı pakta iştirak eden dev­letlerin yarısı tarafından tasvip edilir edilmez antlaşmanın tarafları ilzam ede­ceğini ileri sürmektedir.

11 Şubat

Vaşington :

Vaşhington'un iyi haber alan çevreleri Norveç'in Atlantik Paktına iştirakine mu­hakkak nazarüe bakmamaktadırlar. Bu çevreler son kararın Norveç halk efkârı ve erkânı tarafından verileceğini hatırlat­maktadırlar.

Bununla beraber bir çatışma vukuunda Norveç Fjord'lerinden Sovyet deniz alt­larının faydalanmalarını önlemek için da­hi olsa .Amerika bahriyesinin Norveç'in, pakta iştirakini çok arzuladığı anlaşıl­maktadır.

Vaşington :

Amerika Dışişleri Bakanlığı Kuzey At­lantik Güvenlik Paktına yeni bir hüküm ilâve edilmesini teklif etmiştir Bu hükme göre, pakta dahil memleketler aralarında kının kendine verilmesi noktasında İsrar edecektir

İyi haber mahfiller, Birleşik Amerika Hü­kümetinin bu konuda kafi hiç bir cevap vermediğini ve bu mühim noktalar hak­kında hafta içinde kendi durumunu tesbiîeçalışacağınıtahminetmektedirler.

9 Şubat 1949

—Londra:

Atlantik Paktı hakkındaki beyanatını yapmadan evvel M. Bevin, İşçi Partisinin sol cenahına mensup bir saylav tarafın­dan, Amerika ile Sovyet Rusya arasında vukua gelebüecekbir harbe, İngÜterenin otomatik bir surette sürüklenmesini mucip olacak bir taahhüde girişilmiş bulunup bulunmadığına dair sorulan bir suale karşı, herhangi bir teminat ver­mekten içtinap eylemiştir.

Bunun üzerine suali soran Saylav Chamberlain, Dışişleri Bakanı bu imtinanın husule getirdiği hoşnutsuzluğu takdir ediyor mu? sualine ilâve etmiştir

M. Bevin. hiç bir hoşnutsuzluk müşahede etmediğini, henüz aktedilmiş bulunan bu pakt imzalanınca, meclise arzedileeeğini ve o zaman müzakerelerin cereyan eyliyeceğini bildirmiştir.

Vaşington :

Dışişleri Bakanı Acheson bugünkü haf­talık basın toplantısında Dışişleri Bakan­lığının yakında Atlantik Paktının ana hatlarına ilân edebilecek duruma gire­bileceği ümidini izhar etmiş ve bir yan­dan Norvsç Dışişleri Bakanı Lange ile Öte yandan Salı günü öğleden sonra Fran­sa, İngiltere .Belçika, Hollanda, Lüksemburg ve Kanada Elçileriyle yaptığı gö­rüşmeler hakkında ihtiyatlı bir lisan kul­lanarak yakında Brüksel Paktı milletle­ri büyük elçileriyle tekrar görüşeceğini söylemiştir.

Acheson İskandinav memleketlerinin müs­takil bir Kuzey Paktı yapacakları hak­kında şimdiden peşin fikirlere sahip ol­madığını bildirmiştir

Dışişleri Bakanı bir gazeteci tarafından ile­ri sürülen ve Mareşal ÇanKayŞek Çinbirine karşı yapılacak bir tecavüz hare­ketini hepsine birden yapılmış addede­cekler, fakat her memleket tecavüze kar­şı koymak için silâha başvurmak icabe,dip etmediği hulusunu serbestçe karar­laştırmakhakkınımalikolacaktır.

Tecavüze karşı koyma andlagması tasarı­sının metniki henüz mahrem tutulmak­tadır bu husustaki müzakerelere iştirak etmiş olan 7 memleket tarafından tas­vip edilmiş bulunmasına rağmen kongre liderlerinin muhalefeti halinde değiş­tirilebilecektir. Esas hükümler Ameri­ka'ya ve diğer iştirak eden memleketle­re silâhlı kuvvetlerinden faydalanmak içabedip etmediği hususunda nihai kararı vermek hakkını tanımakla beraber bir tecavüz hareketi karşısında Birleşmiş Mil­letler Teşkilâtı Güvenlik Konseyi tarafından verilecek her karara, Kuzey Atlan­tik grubunun mutavaat edeceğini derpiş etmektedir. Birleşmiş Milletler Teşkilâtı ayrı ayrı her memleketin bok 1 enen bir tecavüz karşısında kendi hareketini biz­zat kendisi Lâyin edeceğine dair Birleş­miş Milletlerce teminat verilmek şartile, tecavüzü bertaraf için alınacak tedbirle­rin kontrolünü Birleşmiş Milletlere bırak­maktadır. Birleşmiş Milletlerin bu şekil­de bir teminat vermesi kongredeki mu­halefeti kısmen önliyecektir Filhakika bazı kongre liderleri daha evvelce kong­renin tasvibi olmadan silâha başvurmak imkânlarını derpiş eden bir hüküm ka­bulü teklifine muhalefet etmişlerdir.

13 Şubat 1949

Londra :

Nevyork'tan gelen Norveç Dışişleri Ba­kam Lange bu sabah Londra'ya varmış­tır.

Lange. gazetecilere yaptığı beyanatta, Sovyet müracaattna Norveç'in vereceği cevabın, kendisi Çarşamba günü memle­ketine clönünceye kaçlar gönderilmeye­ceğini bildirmiş ve sözlerine şunlar; ilâ­ve etmiştir:

aAcele etmemiz icap ediyor.» Şimdi vaziyeti daha açık olarak kavraya­biliyorum.Artıkmüzakereleregirişmek içindahasağlam birtemeleistinat edebiliriz. Hâdiselere daha İyi nüfuz etmiş vaziyetteyiz.

Dışişleri Bakanı Lange, Atlantik Paktına Norveç'in muhtemel iştirakini alâkadar eden meseleleri tetkik etmek üzere yarın Bevin'legörüşecektir.

Önümüzdeki Salı akşamı veya Çarşamba sabah; Londra'dan ayrılacak olan Lange, Norveç Hükümetine raporunu sunacak­tır.

Vaşington :

Atlantik Paktının nihai projesinin, iştirak eden yedi devlet hükümetine imza ve tasdik İçin gönderilmesinden evvel, kong­renin siyasi uzmanlarına tevdi edilmesi beklenilmektedir. Bu vesika'nm imza­sının Mart ortalarına doğru Bermudes Adalarındayapılmasımuhtemeldir

Paktın en mühim maddesi, imza eden devletlerden 'birine bir tecavüz vaki ol­duğu takdirde, bu tecavvüzün yedi dev­letin hepsine vukuunda, otomatik bir su­rette tecavüze uğrayan mîlletin yardımı­nı ihtiva eyliyen maddedir. Fakat diğer taraftan . eğer bu devletlerden birinin anayasa teşkilâtı, mütecavize karşı muhasemata girişilmeden evvel parlamento­sunun harb ilân etmesini icap ettiriyorsa, mezkûr hüküm bu memleketler silâhlı kuvvetlerinin tabiatiyle derhal harekete geçmelerini istilzam ettiremez.

Amerika'ya göre yardıma koşmanın ma­nâsı, kongreden derhal harp ilân etmesini talep etmek, kongrenin müzakereleri müddetince tecavüze uğrayana iktisadi yardım ve mütecavize karşı iktisadi zecri tedbirlerin alınması demektir .

Kongre, kendisini manen mecbur göre­ceği için harp ilân edecektir. Fakat tatbi­kat usulü tabiatiyle anayasa hükümlerine de uygun olacaktır.

Diğer taraftan Amerika'nın şimdiden.imza eden devletlere silâh vermeğe başla­ması ihtimali olabilir. Bu takdirde kong­reden yeni bir askerî ödünç verme ve ki­ralama siyaseti tatbiki için müsaade alın­ması lâzım gelecektir. Hattâ, Fransa'da Belçika'da, ingiltere'de ve Hollanda'da bazı tümenleri modernleştirmek için kısa birzamandakâfimiktardasilâhimal edebilmek üzere, iki milyar dolarlık bir meblağ bahis mevzuu olmaktadır. Keyfi­yet, harp ilâm hakkını sırf kongreye bah­şeden anayasa hükmü dolayısiyle bu memleketlere vaki olabilecek bir teca­vüz halinde silâhlı yardımın gecikmesin­den müteessir olmamalarını temin için derpiş olunmuştur. İki milyar dolarlık bu meblağ 1949 yılı bütçesinde konulacak­tır.

Böyle bir plân gereğince imal olunacak silâhların büyük bir kısmı, Renanya hu­dudu dolayısiyle bir Sovyet taaruzu ha­linde, diğer memleketlere nazaran en bü­yük rolü oynayacak olan Fransa'ya gön­derilecektir.

Şimdiki halde bu plân, kongrede rnuhabulefst göreceğe benzememektedir. Fakat bu nokta, kongrenin karar, vereceği za­man anlaşılacaktır.

17 Şubat 1949

— Vaşington :

Amerikan basını, Kuzey Atlantik Paktı tasarısı münasebetiyle Amerika'nın gi­rişeceği taahhütlerin şümulü Ayan Mec­lisinde cereyan etmekte olan tartışmala­rın, andlaşma müzakerelerine ve bu andlaşmamn bir tecavüzü önleme bakımın­dan kıymetine tesir etmemesi lâzım geldi­ğini yazmakta ve Amerikan anayasası ge­reğince, harp ilân etmeye yalnız kongre­nin yetkili bulunmasınınki Conally ve Vandenberg bunu belirtmişlerdir yeni bir konu teşkil etmediğine ve andlaşma müzakerelerinin başından beri bunun göz önünde tutulduğuna işaret etmekte­dir.

Gazetelere göre karşılıklı menfaatlerin teyidi ve andlaşmaya dahil memleketle­rin her ihtimale karşı koymaya hazır bulunmaları keyfiyeti paktın en önemli veçheleriniteşkiletmektedir.

Vaşhington Star Gazetesi bu konuda şunları yazmaktadır:

«Andlaşma olsun veya olmasın taahhüt­lerle bağlı olalım ve olmıyahm Kızıl Ordu yürüyüşe geçer geçmez. Ayan üye­leri şunu bilmelidirler ki. millî varlığımı­zı korumak için derhal harbe girmiş bu­lunacağız,ilkdarbeninBatıAvrupa'ya veya doğrudan doğruya bize indirilmiş olröasmri "1İ5 bir farkı yoktur.»

Ayan üyeleri memleketin harp içinde na­sıl olursa olsun yapmaya mecbur olacağı bir şeyi hukuki bakımdan kabil olduğu nisbette şimdiden kabul etmeye razı olurlarsaikibaşarıeldeedebiliriz.

Bu başarılardan birincisi, bir hücuma ma­ruz kalındığı takdirde, dünyanın bu hür kısmına çekilmiyeceğinin ve memleketi­mizin yine seyirci kalarak ikinci bir ha­ta işlemiyeceğinin melhuz mütecavizlere zamanındabildirilmişolacağıdır.

ikincisi de, tabii müttefiklerimizin kendi savunmaları bakımından teşkilâtlanma­larınaimkânverilmesidir.

Diğer ' taraftan Nevyork Herald Tribüne şunları, yazmaktadır:

Rio andlaşması tipinde olan bu anlaşma da müstakbel kongreye kanuni ve oto­matik bir mecburiyet yüklenmiyecektîr. Bununla beraber şimdiye kadar hiç bir ittifak andlaşmasmın bu derece mutlak bir kanaatedayandığı görülmemiştir.

Nevyork Times Gazetesi de şunları yaz­maktadır:

Kongre'nin harp ilân etmek hususunda yegâne yetkili makam olduğu tabiatiyîe inkâr edilemez. Fakat bu hak, memleke­tin güvenliğini korumak için başkanın dış politikayı Ayan Meclisinin tavsiyele­rine uyarak, veyahut bu maksadı güden andlaşmalar imzalaması yetki ve vazife­sini ortadan kaldıramaz. Bu andlaşmalar parlamentonun tasvibine tabiatiyîe sunu­lacaktır.

Baltimore Sun ezcümle şöyle demekte­dir:

Atlantik Paktının müessirliği Amerika'yı harbe girmeğe mecbur eden bir maddeye bağlı değildir. Ayandan Vandenberg'in işaret ettiği gibi, paktı imzalayan bütün memleketlerin kabul ettikleri «menfaat birliği» nin mevcudiyeti başlı başına kâ­fidir. Böyle bir hüküm herhangi bîr mü­tecavize sarih bir ihtar teşkil edebilir. Ve bunun neticeleri ile, tecavüze mani olmak maksadiyle harbe girmeye mec­bur kilan bir madde arasında büyük bir fark yoktur.

— Oslo :

Birtaraftan Dışişleri Bakanı kabine arkadaşlarile müzakerelerde bulunurken Öte yandan Norveç Hükümetine' yakın bazı siyasi mahfillerde: «Lange Vaşhington ve Londra'dan çok iyimser döndü» denil­mektedir.

Her ne kadar bu gün İçin resmî beyanat­ta bulunulmamışsa da Lange'ın dönüşü bir itimad havası yaratmış gibidir ve Norveç Hükümetinin bir saldırmazlık paktı imzası hakkındaki Sovyet teklifini reddedeceği umumiyetle sanılmaktadır. Bu hususta ileri sürülecek deliller, şu fi­kirlerden mülhem bulunacaktır.

1Birleşmiş Milletler anayasası birinci ve ikinci maddeleri, BirleşmişMilletler
teşkilâtınıngayeveprensiplerinitasrih etmekte ve bu iki madde amelî bakımdan
umumi bir saldırmazlık paktı mahiyetini taşımaktadır.

2Norveç'in Rusya ile olan iyi münase­betleri taraflar arasında özel bîr saldır­
mazlıkpaktınınimzasınıhaklıgöstere­bilecek bir şüphe havası taşımamaktadır.
Bu iddia, 1939 yılı Mayıs ayındateklif
olunansaldırmazlıkpaktınıreddetmek
İçinileri sürülen sebeblerlebirleştirile­cektir.

3Norveç'in hakkında malûmat sahibi oîduğu Atlantik Paktı herhangi bir dev­
lete tevcihedilmişgörünmemektedir.

4Norveç, barışzamanında kendi top­rakları üzerinde yabancı devletlere aske­
rî Üsler vermeğe razı olmıyacağım daimateyid etmiştir.

Bu cevabın hafta sonunda Rusya'ya gön­derilmesi muhtemeldir.

Aynı mahfillere göre Norveç'in Atlantik Paktına girmesine kati nazariyle bakıl­maktadır. Bununla beraber Lange, Ame­rika Dışişleri Bakanı Acheson ile yaptığı görüşmelerden sonra Atlantik Paktının hazırlanmasına Norveç'in iştiraki icap et­tiği yolundaki görüş tarzını müdafaa et­memektedir.

Vaşhington'da Norveç'in, paktın müzfekeresine iştirak için davet edilecek dev­letler arasında bulunması hususunda mu­tabakat hasıl olduğu söylenmektedir. Böylece Oslo Hükümeti Sovyet Rusya ileolan münasebetlerini müsaid şekilde ge­liştirmeğe elverişli zamanı kazanmış ola­caktır.

Diğer taraftan, hiçbir üs teklifi bahis ko­nusu edilmeyecektir. Lange'ın, paktın im­zasından önce dışardan yapılacak muh­temel yardım hakkında da bazit temi­natlar elde ettiği ilâve olunmaktadır.

Sanıldığına göre Norveç Dışişleri Baka­nı, bu nokta etrafında Amerika'da kaldı­ğı esnada General Eisenhover ile de uzun hususi bir görüşmede bulunmuştur. Bu itibarla Atlatik Paktının, melhuz bir te­cavüz karşısında kalacak müstakbel üye­sine Amerika'nın yapacağı yardımın ma­hiyeti etrafında yakın resmi bir Ameri­kan tebliğinin yayınlanması beklenmek­tedir.

19 Şubat 1949

Vaşington :

M. Acheson. Kanada ve beş Batı Avrupa Devletinin büyük elçileriyle, Kuzey At­latik Paktı hakkında mühim görüşmeler yapmıştır.

Dışişleri Bakanının söylediğine göre bu görüşmelerden maksat, 6 devlet temsilci­lerini, dün Ayanın Dışişleri Komisyoniyle yaptığı müzakerelerden haberdar etmek­ten ibaret bulunmaktadır.

Malûm olduğu veçhile M. Acheson, aynı büyük elçilerle evvelce yapmış olduğu görüşme esnasında, Amerika'nın mezkûr pakt gereğince girişeceği taahhütlerde, bir askeri harekete tevessül edileceği kay­dının bulunmaması lâzımgeldiğini beyan etmiş idi.

Bununla beraber haber alındığına göre, Ayan Dışişleri Komisyonu, paktı imza eden devletlerden biri bir tecavüze uğra­dığı takdirde. Böyle bir ihtimalin pakt ahkâmı mucibince kesin olarak bertaraf edilmesinemeyyalbulunmaktadır.

Vaşington :

İngiliz, Fransız Kanada, Belçika, Hollan­da ve Lüksemburg Elçilerinin Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı ile program hariciolarak bugün yaptıkları touJantı dan sonra basma demeçte bulunan ingil­tere Büyük Elçisi Sir Oliver Franka şöy­le demiştir:

Acheson ile yaptığımız bu görüşmede da­ha resmî mahiyette yapılacak olan top­lantıların gündemini tesbit ettik. Bu top,lantılarm ilki gelecek haftanın ortalarına doğru yepılacaktır.

—Londra :

Haber alındığına göre Atlantik Paktının imzalanmasından sonra General Eisenhover, Atlantik ve Batı Avrupa bölgeleri­nin müdafaasını temin gibi, mühim bir askerî vezife ile tavzif edilecektir. Batı devletleri böyle bir durumun tecellî et­mesini baklemekte ve bunların ekserisi bunutemenni etmektedirler.

Amerikan makamlarının ekserisi de pakt imzalanıp da Amerika Batı Avrupa'ya silâh göndermeğe başladıktan sonra işin böyle olmasını yegane makul hal sureti olaak telâkki etmektedirle.

Eisenhover'in Vaşhington'a çağırılarak, Avrupa'nın silahlandırılması işinin müza­keresi esnasında, Müşterek Kurmay He­yetine Başkanlık etmeğe davet olunması bu sayıların çıkmasını biraz da haklı gös­termektedir.

Batı Avrupa ve Amerika'nın askerî uz­manları, Atlantik Paktının askerî hüküm­lerinin hazırlanmasına memur Komisyo­nun Başkanlığına bir Amerikalı Genera­lin getirilmesini, şu sebeplerle izah et­mektedirler:

Evvelâ, Avrupa'nın müdafaası için iktiza eden başlıca silâhları verecek olan dev­letin Amerika olması, saniyen de Ameri­ka'nın strateji bakımından bütün hava kuvvetlerinin kontrolünü elinde tutmaya muktedir bulunan yegâne memleket olu­şudur.

20 Şubat 1949

Oslo :

DÜn akşam, Hükümet Partisi Olan Nor­veç İşçi Partisi Atlantik Paktı lehinde bir karar almıştır.Mevcut400delegeden

330'u Norveç'in güvenliğine ait mesele­lerin hallini Batılıdevletlerle işbirliğinde araması lâzım geldiği kararı lehine oy vermişlerdir. Aynı karara göre Nor­veç'le Batılı demokrasiler arasındaki iş­birliği Birleşmiş Milletler anayasasına dayanmalı ve sadece tesadüfi bir mahiyet­te olmalıdır. Atlantik Paktının nazarı iti— bare .alınmamasını derpiş eden karar 35muhalife karşı reddedilmiştir. Oslo'daki basın ' muharirinin bildirdiğinegöre Norveç delegeleri Norveç'le bir ade­mi tecavüz paktı imzalamak İçin Sovyet Hükümetinin teklifini reddetmekte muta­bıktırlar. İsveç ve Danimarka Başbakanlariyle Finlandiya ve Danimarka temsilci­leri Norveç İşçi Partisinin kongresinde hazırbulunuyorlar.

21 Şubat 1949

Vaşington :

Kuzey Atlantik Paktı metninin Amerikan Dışişleri Bakanlığınca cumartesi günü Öğleden sonra alâkadar Avrupa Devlet­leri Dışişleri Bakanlarına telgrafla bildir­diği sanılmaktadır. Bu telraflar Dışişleri Bakanı Acheson'un Cumartesi sabahı, İngiltere, Fransa, Kanada ve Benehıx Memleketleri elçilerini ani olarak toplan­tıya çağırıp yaptığı görüşmeden sonra çekilmiştir.

Dışişleri Bakanının büyük elçilerle ya­pacağı bundan sonraki toplantı elçilerin hükümetlerinden talimat almalrmdan sonra salı veya çarşamba günü olacaktır.

Vaşington :

Atlantik Paktı âkit devletlerden herhan­gi biri tecavüze uğradığı takdirde Ameri­ka'nın yardıma koşması için tam bir ma­nevi mükelleffiyet teşkil edecektir. Dış­işleri Bakanı Acheson'un Cuma günü Dış­işleri Komisyonu üyeleri ve Cumartesi sabah 6 büyük elçi ile yaptığı görüşme­lerin umumi manzarasından çıkan netice bunu göstermektedir.

Vaşington :

Siyasi şahsiyetlerin bildirdiklerine gore. bu hafta zarfında Atlantik Paktı mü­zakereleri hakkında Önemli kararlar alın­ması beklenmektedir. Bu şehsiyetlere gÖre, andlaşmanm bir aya kadar imzalan­ması kuvvetle muhtemeldir.

Diğer taraftan bu hafta kongrede cereyan edecek olan müzakereler Atlatik Paktı hakkında geçen Temmuz ayında kongre­de yapılan görüşmelerden belki de çok daha önemli olacaktır.

Acheson. Kanada, İngiltere, Fransa, Bel­çika, Lüksemburg ve Hollanda temsilcilerile görüşecek ve bu görüşmelerin neti­cesi daha sonra Ayan Meclisi Dışişleri Komitesince incelenecektir. Ayan üyesi Tarft'm Batı Avrupa'nın bir taaruza maruz kalması halinde Amerika'yı yardımda bulunmak taahüdü altına so­kacak bir andlaşmayı destekliyeceğini bild irmesiyle paktın yakın bir gelecekte imzalanmasıümitleriartmıştır.

Taft, Batı yarım küresinin müdafaası için 1947 yılında Rio de Janeiro'da imzalanmış olan pakta benzeyen bir Kuzey Atlantik Paktı imzalanmasının lehinde olduğunu söylemiştir.. Hatırlanacağı veçhile Rio de Janeiro'da imzalanmış olan bu andîaşma gereğince taraflardan birine karşı yapı­lan bir taarruz pakta dahil diğer mem­leketlere karşı da yapılmış addedilecek­tir.

24 ubat 1949

Oslo :

Vaşington'daki görevi hakkında mecliste izahat veren Norveç Dışişleri Bakanı Lange'nin bildirdiğine göre, Norveç Hü~ kümeti, Norveç'in derhal Atlantik Paktı müzakerelerine iştirak etmesi lâzım gel­diği fikrindedir.

Langeşunlarıilâveetmiştir.

Bir ademi tecavüz paktı imzalanmasını teklif eden Sovyet notasına Norveç'in cevabı, meclis Önümüzdeki hafta cere­yan edecek olan müzakerelerdebu husus­taki durumunu bildirir bildirmez Sovyet Hükümetineverilecektir.

— Paris :

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü basma verdi­ğidemeçtebugün öğledensonra Vaşington'da 6 devlet büyük elçileriyle diğer İmzacı memleketlere sunulacak Atlantik Paktı metninin, Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı Acheson'un Ayan Meclisinde açık­ladığı ilk metne çok yakın bulunduğunu söylemiş ve tecavüze maruz kalacak dev­lete yapılacak yardımın mahiyet ve ifade itibariyle sarih olacağı noktasını belirt­miştir.

Bu itibarla geçen cuma günü Acheson'un beyanatım dinleyen Amerika Ayan Mec­lisinin bazı vakalarda derhal askerî ma­hiyette tedbirler alınmasına muvafakat etmiş olduğuna hükmolunabilir. Bunun paktın tahakkuku yolunda atılmış büyük bir adrım olduğuna şüphe yoktur. Ame­rika anayasasını muhafaza etmek endi­şesinden mülhem olan Ayan Meclisinin büyük siyasi anlayış gösterdiğine inan­maklâzımdır.

27 Şubat 1949

— Kopenhag :

Hükümet çoğunluğunu teşkil eâen Sosyal Demokrat Partisi Merkez Komitesi, İs­kandinav memleketleri arasındaki müza­kerelerin kesilmesinden sonra, hükümle­ri kabul edilebilir olduğu takdirde Dani­marka'nın Atlantik Paktıyna iltihakı yo­lunda hükümet tarafından taki> edilen siyaseti bugünkü oturumunda bir muha­life karşı oybirliğiyle tasvib etmişıir.

Müşahidler hükümet siyasetinin Parla­mentonun büyük ekseriyeti tarafından kabul edileceği kanaatindedir!er. Kadikallerle komünistlerin muhalif kalmaları beklenmektedir.

Müşahicler, pakt şartları kabul edilebilir olduğu takdirde Danimarka'nın Atlantik Andlaşmasma iltihakının şimdi kati ola­rak tahmin edilebileceğini söylemektedir­ler. Hükümet paktın tam muhtevası hak­kında müsbet malûmat aldıktan sonra bu hususakatikararavaracaktır.

BELGELER.

Atlantik Paktı hakkında Sovyetlerin verdiği notaya Norveç'in ce vabı:

Oslo : 1. (a. a ) — (afp)

Atlantik Paktı muvacehesinde Norvveç'in durumunun izahım talep eden Sovyet notasına Norveç Hükümetince verilen cevap metni sudur:

«Sovyet Büyük Elçsinin 29 Ocak tarihinde dışişleri bakanlığı nezdindeki te­şebbüsü Norveç Hükümetini, memleketin güvenliği bahsinde görüşlerini açıklamağa teşvik etmiş bulunmaktadır.

Norveç Hükümeti, Birleşmiş Milletler Kurulunun her memleketin barış ve güvenliğini korumak için yeter derecede kuvvetli olacağını ümit etmiştir. Fakat hâdiselerin gelişmesi şimdiye kadar bu ümidi haklı göstermemiştir. Bu itibarla Norveç Hükümeti kendi güvenliği sahasında, bölge işbirliği sa­hasında çare aramak zaruretinde kalmıştır. Birleşmiş Milletler Kurulu ana­yasasının hükümleri arasında bu mahiyetteki bölge anlaşmalarının bulun­ması, tecavüzü önlemeyi hedef tutan paktların mevcudiyetiyle uymaktadır. Son günlerde Norveç Hükümeti Danimarka ve İsveç Hükümetleriyle üç Ku­zey memleketinin müdafaa ittifakı akdi suretiyle güvenliklerini arttırma im­kânlarını incelemiştir. Tetkikler üç memleket arasında halen bu neviden bir ittifak akdi için vasıta ve şartların birbirleriyle mutabık olmadıklarını mey­dana çıkarmıştır. Memleketin durumunu gözönünde tutan Norveç Hükü­meti bu şarlar içinde, bir Atlantik kıyısı devleti olması itibariyle, Atlantik memleketlerini içine alacak güvenlik sistemine hangi şart ve şekiller altın­da girilebileceğini tetkike karar vermiştir.

Norveç Hükümeti, tecavüz maksad ve hedeflerini takip eden bir siyasete asla yardım etmiyeceği hususuna emin olmasını Sovyet Hükümetinden rica eder. Norveç Hükümeti, Norveç topraklarının bu kabilden bir siyasete alet edilmesine katiyen müsaade etmiyecektir. Norveç Hükümeti, tecavüze ma­ruz kalmadıkça veya tecavüz tehdidi karşısında bulunmadıkça, yabancı devletler silâhlı kuvvetlerine Norveç topraklarında üsler vermeği icap etti­recek tarzda Norveç'i taahhüt altına alacak bir sözleşme veya anlaşmaya ka­tılmayacaktır.

Norveç veSovyet Hükümetleri çokeskitarihlerdenberikomşudevletler olarak yan yanasükûn içinde yaşamışlardır.NorveçHükümeti, memleke­timizin barış eserini muhafazada takip ettiği gelenekli siyaseti ve barış sever"bütün milletlerle dostça münasebetler idame etmek arzusunu Sovyet Hükü­metinin yakından bildiğine kanidir.»

Sovyetlerin Norveç'e verdiği ikinci nota :

Paris:

Sovyet Radyosu, Sovyetler Birliğinin Norveç'e verdiği ikinci notanın metnini neşretmiştir.

Bu nota, Norveç'in Atlantik Pakti karşısındaki durumuna dair 29 Ocakta Norveç Hükümetine verilen notanın hem bir devamını hem de Norveç tara­fından bu notaya 1 Şubatta verilen cevaba da bir cevap teşkil etmektedir. Norveç Dışişleri Bakanı mezkûr cevabında Sovyet Rusya'ya ihsas ediyordu ki "Norveç gibi bir devletin Atlantik Paktında iltizam olunan tarzda bir bölge güvenlik sistemine ilgi göstermesi gayet tabiidir.»

Sovyet Radyosunun bildirdiğine göre, Sovyet Hükümeti Norveç Hükümetine verdiği ikinci notasında şunu hatırlatıyor ki, Sovyet Hükümeti 29 Ocak ta­rihli notasında, Norveç Hükümetinden bilhassa iki memleket arasında müş­terek bir hudut bulunduğunu nazarı itibare alarak Atlantik Paktı karşısın­daki hattı hareketi hakkında tavzihte bulunmasını istemiştir. Aynı notada, Norveç Hükümetinin Norveç topraklarında hava ve deniz üsleri tesis etmek niyetinde olup olmadığı da soruluyordu.

Norveç'in Atlantik Paktına iştiraki hususunda Norveç Hükümetinin, verdiği cevap açıktır. Norveç temin ediyor ki, Birlezmiş Milletler, henüz barışı ve bütün memleketlerin güvenliğini koruyacak derecede kuvvetli değildir. Ve böylece Norveç Hükümeti, Atlantik Paktının, Birleşmiş Milletler anayasa­sında derpiş edilen ve tecavüze mani olmağı istihdaf eden diğer bölge pakt­larına dahil telâkki edilmek lâzım geldiğini söylüyor.

Sovyet Hükümeti, Atlantik Paktının hedefleri ve mahiyeti hususunda bu gö­rüş tarzına iştirak etmiyor. Atlantik Paktı bazı büyük devletlerden mürek­kep bir grup tarafından ihdas olunduğu cihetle, bütün suîhçu devletleri bir­leştirmek hedefini değil fakat memleketler gruplarını birebirlerinin karşı­sına çıkarmak hedefini gütmektedir. Bu paktın, barışı ve Milletlerarası gü­venliği tarsin etmek gayesinde bulunmayan mahdut sayıda devletleri birleş­tirmekte olduğu açıktır. Norveç'in bu devletler grupuna girmesi, Norveç'in güvenliğini tarsîne yarayamaz, fakat Norveç'i, uzun vadeli tecavüz mak­satları güden bu devletler grupuna mahsus bir siyaset takibine sevk edebilir. Sovyet Hükümeti, Atlantik Paktının Birleşmiş Milletlerin hedeflerine ve anayasasına uygun olarak tanzim edildiği hususunda Norveç Hükümetinin, beyanatına iştirak edemez.

Norveç Hükümeti verdiği cevapta, asla bir tecavüz siyasetini desteklemiyeceğini ve kendi topraklarının böyle bir siyasetin nef'İne olarak kullanılma­sına müsaade etmiyeceğini temin eylemektedir, Sovyet Hükümeti, bu be­yanatı, gayrıkâfi telâkki etmekle beraber, kaydeyler. Sovyet Hükümeti, Nor­veç'in Atlantik İttifakına girmesi, Norveç topraklarında hava ve deniz üsleri tesisi hususunda bazı vecibelere sevk edip etmeyeceği sualine Norveç Hükü­metinin açık bir cevap vermemiş olduğunu kaydetmeden geçemez.Malûm dur ki, küçük devletlerin ittifaka alınması hassaten bunların topraklarım as­kerî üsler kurmakta kullanmak içindir. Bunun hususi bir mânası vardır. Çünkü Sovyetler Birliği ile Norveç arasında, müşterek bir hudut vardır. Norveç Hükümeti, cevabında, bir tecavüz veya tehdit vukubulmadan tatbik olunacak hiçbir anlaşmayı asla imza etmiyeceğini beyan ediyor. Bu gibi be­yanattan sonra, Norveç'in bir taarruz tehdidine maruz bulunduğu zatınım uyandırmak ve şimdiki barış zamanı da dahil olmak üzere her zaman ya­bancı devletlere askerî üsler ihdas etmek için maharetle tertiplenmiş bir ka­çamağa tevessül etmek Norveç Hükümeti için kâfidir.

Norveç beyanatı açıkça bildiriyor ki, Norveç'e teveccüh eden tehlikeler Sov­yet Birliğinden gelebilir. Bu endişe tamamiyle esassızdır. Çünkü Norveç Hükümetinin Sovyet iyi komşuluk niyetlerinden şüphe etmesine hiçbir se­bep yoktur. Norveç Hükümetinin bildiği gibi, Sovyet Hükümetinin Norveç'e karşı hattı hareketi daima dostane olmuş ve İkinci Dünya Harbi sırasında bu memleketin faşist müstevlilerden kurtarılmasına yardım etmiştir. Bundan başka Sovyet kıtaları Norveç'den kendiliklerinden ve bizzat Norveç Hükü­metinin arzu ettiğinden daha evvel çekilmişlerdir. Bununla beraber, eğer Norveç Hükümeti halâ Sovyet Hükümetinin kendisine karşı iyi komşuluk niyetlerinden şüphe ediyorsa, Sovyet Hükümeti bu şüpheyi izale için Norveç Hükümetine Sovyetler Birliği ile bir Saldırmazlık Paktı imzasını teklif eder.

Norveç Dışişleri Bakanı Lange'nin demeci:

Vaşington: 7. A. A. (United Press)

Amerika Dışişleri. Bakanı ile yaptığı görüşmeden sonra Norveç Dışişleri Ba­kanı Lange şu demeçte bulunmuştur :

Bugün hazırlık görüşmeleri olmuştur ve hafta sonuna doğru esas meselelere temas edeceğimizi zannediyorum.

Norveç'in üslerini kullanma bahsinde kâfi derecede sarih malûmat vermediği yolunda Rusya tarafından yapılan ithamlar hakkında bir diyeceği olup ol­madığını soran gazeteciye Lange şu cevabî vermiştir :

Kanaatime göre üsler hakkındaki cevabımız 1 Şubat tarihli notamızda açık ve sarih bir şekilde belirtilmiştir.

Acheson'la yaptığı mülakat sırasında ikinci Sovyet Notasının bahis mevzuu edilip edilmediği sualine Lange bu gün için bu meselenin mevzuubahis edil­mediği ve notanın Oslo'da incelenmekte olduğu cevabını vermiştir.

Brüksel: 20. A. A. (Reuter)

Sosyalist Partisinin dün akşamki toplantısında söz alan Spaak Atlantik Pak­tının «Muhtemel bir mütearrız üzerinde çok büyük tesir ve intiba» bırakacak tir blok vücude getirdiğini bildirmiş ve sözlerine şunları ilâve etmiştir:

Küçük devletler, güvenliklerini sağlamak için birleşmelidirler. Beş Batı dev­leti arasında yapılan ittifak ve Atlantik Paktı, harb yapmaya azmetmiş olan devletlerin birliği yolu ile sulhu idameye mahsus vasıtalarıdır.

Yeni bir dünya harbinin yakın olmadığı kanaatini bir kerre daha izhar eden Belçika Başbakanına göre, Doğu ile Batı kendi siyasetlerine devam edecek­lerdir ve bunun içinde medeniyet telâkkileri arasında bir ihtilâfın içtinabı imkânsız bir şey olması zaruri değildir.

YANKILAR.


Atlantik Paktı...

11 Şubat 1949 tarihli «Ulus» Anka­ra'dan:

Batı Avrupa devletleriyle Birleşik Ame­rika ve Kanaca'nm katılacakları Kuzey Atlantik Paktı hazırlıklarının, imza tö­reninin Mart içinde yapılmasını mümkün kılacak şekilde ilerlemiş bulunduğu, ge­len haberlerden anlaşılmaktadır. Tınman Doktrini, Marshal Plânı, Batı Avrupa Bir­liği teşebbüslerinden sonra bu yeni Pak­tın, barış ve güvenliğin teşkilâtlanmasın­da ileri ve müessir bir hamle sayılacağı umumiyetlekabuledilmektedir.

Atlantik Paktı teşebbüsünün, Amerikan halk efkâr] tarafından desteklenmesi. İkin­ci Dünya Harbindenberi Birleşik Devlet­ler dış politikasındaki gelişmenin en ka­rakteristik hususiyetini teşkil etmektedi.r Değişen dünya şartlan karşısında Monroe infiratçılık ve inhisarcılığından Ti'uman Dokrinine geçiş, yüksek bir siyasî olgun­luk ve uzağı gÖrürlük eseri olarak değer ve ehemmiyetini daima muhafaza ede­cektir.

Son yılların siyasî ve teknik gelişmeleriy­le büsbütün perçinlenen barış ve güven­liğin bölünmezliği gerçeği, Amerikan dış politikasının insanî temelini teşkil etmek­tedir. Amerikan devlet adamları Akde­niz'de kopacak bir fırtınanın arkasından Şikago üzerine bombalar yağması ihtima­lini daima gözönüde tutuyorlar. Viyana veya Brüksel'de açlık veya soğuktan çe­kilecek İstırabın süratle Atlantiği açması imkânı Amerikan halkının ağır vergi yük­lerine katlanmasını kolaylaştırıyor. Birleşik Amerika'nın. Birleşmiş Milletler ülküsüne bağlı bütün hür ve barışsever milletlerin siyasî kaderiyle ilgilenmesi, — Komünizmin iddia ettiği gibi — em­peryalist emellerden değil, başkalarının refahında kendi refahını, başkalarının iyilik ve emniyetinde kendi iyilik ve emniyetini bulmak düşüncesinden doğuyor. Birleşik Devletlere karşı bütün dünyada gittikçe genişliyen itibar ve itimad duy­gusu, umumi menfaat ile hususi menfaat arasında tam ve çözülmez bir kontakt yaratan bu aydın zihniyetten kuvvet al­maktadır.

Buna karşılık Sovyetlerin, başka millet­lerin felâketinde saadet, diğerlerinin se­faletinde menfaat ariyan tahakküm ve tecavüz siyaseti, bütün dünyada huzur­suzluk ve kararsızlık yaratıyor. Ecbert Ingrim'in isabetle işaret ettiği gibi, eğer Sovyetler, Amerikan emperyalizminden şikâyet edecekleri yerde kendi emniyet lerini diğer milletlerin hayat hakları ile uzlaştırma hedefini güden bir siyaset takibedebîlselerdi. en yakın komşularının huzur ve itimadını selbetmemiş olurlar­dı.

Bugün Atlantik Paktı gibi korunma ve savunma bloklarının yer yer tekevvün etmekte bulunmasından, en az şikâyete hakkı olan muhakkak ki Sovyet'lerdir. Norveç Dışişleri Bakanını, Vaşington zi­yaretine zorlıyan sebebi, bu küçük mille­tin Rusya'yı fetih emeline atfetmek, dün­ya efkârını' kurt masalına inandırmak olur.

Birbirlerine ve komşularına saldırmazlık paktlariyle bağlı sağcı ve solcu totalitariz­min, müsait fırsat düşünce, söz ve vaad dinlemeden masum milletlere nasıl saldır­dıkları, korkunç bir kâbus halinde bütün hâtıralarda taze ve canlı yaşıyor. Bu se­beple tecavüz tehdidine mâruz milletler, yeni felâketleri önlemek üzere teşkilâtlan­maya çalışıyorlar. Yardıma muhtaç olan Avrupa'ya yardım elini uzatan Amerika, bu hareketiyle emniyetinin sınırlarını da kendi ülkesinden Atlantik Ötesine naklet­miş bulunuyor.

Bunun Amerika hesabına, büyük strate­jik imkân ve menfaatler sağladığı mey­dandadır.Busuretleyenibirdünya harbinin patlaması halinde Amerika, sınılarınm çok ilerisinde vatan müdafaası­na başlama avantajına sahip olmaktadır. Ancak Birleşik Amerika, bu stratejik avantajı istiyerek ve zorlıyarak değil, hürriyet ve demokrasi dâvasında müda­faada birleştiği memleketlerin barış ve emniyetlerini koruma yolundan elde et­miş bulunmaktadır.

Atlantik Paktına katılacak devletlerin sayısı, hiç şüphesiz bu birlik müdafaa stratejisini değiştirecektir. Daha şimdiden Maurice Duverger ve General Serrıgny gibi ünlü bazı Fransız yazarları, Atlantik Paktı müdafaa hattının Elbe. Enns ve "Insonzo'dan geçen bugünkü Demirperde çizgisi olması ve Avrupa ordusunda Fran­sız'larla Alman'lann yan yana yer alma­sı gerektiğine işaret etmektedirler. Bu ce­saretli tavsiyelerin yerine getirilmesi için. Batı Almanya'nın Fransa ile uzlaşarak .Atlantik Paktına alınması gerekmektedir. Şu halde Atlantik Paktının, maksadım gerçekleştirecek bir şekilde gelişmesi, Al­manya meselesinin — hiç olmazsa kısmen — hallinebağlıbulunmaktadır.

İskandinav Devletlerinin pakta katılıp 'katılmamaları hususu, zamanın hailadeceği bir mesele olarak kalmaktadır. Nor­veç diplomasisinin ileri bir görüşle, Ku­zey Atlantik Paktında bir an önce yerini almağa temayül ettiği ğoze çarpıyor. Bu­na karşılık, İsveç'in eskimiş bir tarafsız­lık düşüncesine kapılarak İskandinav dev, İetleri arasında askerî bir savunma birliği kurmak emelini güttüğü anlaşılıyor.

Tarafsızlık, ancak bu mefhuma ve dolayisiyle komşu, milletlerin hürriyet Ve haklarına riayet zihniyetinin hâkim oldu•ğu bir siyaset dünyasında bir korunma vasıtasıdır. Onun dışında tecavüz iştihasim arttırmaktan başka bir şeye yaramaz Dünya barış ve güvenliğini tehdit eden tecavüz tehlikesini durduracak en mües­sir tedbiri, Başkan Truman yeni göievine başlama nutkunda açıklamıştır: Dünya­nın hür milletleri harbinin millî emniye­tini tehdit eden silâhlı bir tecavüzün ye­nilmez kuvvetlere çarpacağım başlangıç­tan açıkça anlatırlarsa, bir taaruz belki de hiç vukubulmaz. Gerçekten bugünkü .şartlar karşısında varlık ve haklarını koruma azminde bulunan milletlere düşen en esaslı Vazife, her bakımdan daima kuv­vetlenmek ve kötü niyetlilere karşı kuv­vetlerini birleştirmektir.

Sömürgeci devletlerle Atlantik Paktı...

Yazan :Ömer Rıza Doğrul

11 Şubat 1949 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:

Atlantik Paktı.demokrasiyi ve medeniyeti, Doğu tecavüzünden korumak için kuru­luyor. Demokrat milletler, insan hakları­nı ve insan hürriyetlerini tanıyan, millet­leri sömürmeyi kabul etmiyen topluiukalr oldukları için hâlâ bir takım sömür­geleri olan devletlerin bu teşekküle katıl­maları, anlaşılan mühim bir mesele teş­kil ediyor ve bu mesele paktın daha sü­ratletahakkukunaengeloluyor.'

İngiltere, Fransa Belçika ve Holanda bu milletler arasındadır. Irk, renk, din gibi farkları tanımaksızın milletlerin hürriyet ve adalete kavuşmalarını kabul eden bu milletlerin, hürriyet ve demokrasi dâvası namına bir cephe kurmak üzere faaliye­te geçmeleri, bütün sömürgelerini hürri­yete kavuşturmalarını icap ettiriyor. Yok­sa onlar, birer emperyalist devlet mahi­yetini alırlar ve Birleşmiş Milletler ana­yasasına karşı sadakatleri şüphe ile kar­şılanır.

Amerika, dâvanın biran; evvel halledil­mesini istediği halde bu milletler tuttuk­ları siyaseti haklı göstermek için baha­neler aramakta ve iktisadî kalkınmaları­nı sağlamak üzere sömürgelerin iptidaî maddelerinden faydalanmak zorunnda olduklrım ileri sürmektedirler. Bunun ne­ticesi olarak Holanda, Endonezyaya kar­şı son tecavüzünü reva görmüş Fransa Şimali Afrika'daki durumunu geliştirmek ve bu bölge milletlerini hürriyet ve ba­ğımsızlığına kavuşturmak için hiç bir şey yapmamış, Belçika Kongodaki eski duru­munu muhafaza etmiş, İngiltere hâlâ Sömürgeler Bakanlığına bağlı ülkelere yeni veçheler vermek ihtiyacını hissetmişse de henüz bu durumunu müntehasına vardırmak için tedbirler almamıştır. Meselenin Atlantik Paktı konuşmaları arasında aldığı mevkiin ehemmiyetim takdir etmek elimizde değildir. Çünkü bu gibi konuşmalar perde arkasında ce­reyan etmektedir. Fakat bu meseleye ehemmiyet verildiğini gösteren bir takam belirtilerle karşılaşıyor ye bunların in­sanlık hakkında hayırlı olmasını temen­ni ediyoruz. Çünkü ancak hür bir in­sanlık, hakkile demokrat bir varlık, Sov­yet emperyalizmine karşı gelmek ve o emperyalizmi yenmek hakkını kazanır. Amerika'nın bu yoldaki nokta i nazarı, tam insani ve tam manâsiyle Birleşmiş Milletler anayasasına uygundur. Diğer devletlerin de bu noktai nazara uymaları son derece temenîye değer. Yoksa Sov­yet emperyalizmine mukabele için gene emperyalizme başvurmak dâvayı zayıf latmaktan başka bir işe yaramaz. Hülâsa Atlantik Paktı müzakereleri bütiin insanlık için hayırlı bir mahiyet ala­rak ilerlemektedir.

Hele bu sömürgecilik devri de son bula­cak olursa muhakkak ki insanlık büyük bir belâyı savuşturmuş ve bütün demok­rat kuvvetler müşterek bir gaye etrafın­dabirleşmişolur.

Atlantik Paktı üzerine...

Yazan : Ömer RtzaDoğrul

18 Şubat 1949 tarihli

İstanbul'dan

Atlantik Paktının verebileceği emniyeti incelemek ve verdiği emniyet tatmin edi­ci ise bu pakta katılmak için Amerika'ya giden, dönüş seyahatinde ingiltere'ye uğ­rayarak Mr. Bevin'le görüşen Norveç Dış­işleri Bakanı memleketine dönmüş bulu­nuyor.

Kendisini memleketinden ayrılmağa ve bu seyahati yapmağs sevkeden âmil Sov­yetlerin tazyiki idi ve bu tazyik resmî nota mahiyetini almıştı. Notanın lideri Norveç'i Atlantik Paktına katılmaktan korkutmaktı. Fakat Norveçliler bu yaman ihtarı cesaretle karşılamışlr ve maksadlarınm emniyet içinde yaşamak olduğunu anlatmışlardı.Sovyetlerin bu ihtarı, göze çerp tığına göre, Norveç'e münhasır kalmamıştı. İs­veç de buna benzer bir papara yemiş, ona da Atlantik Paktına katılmanın Rusya tarafından tecavüz! bir hareket sayjlacağı, Sovyet Rusya'nın da buna karşı bütün Finlandiya'yı işgal üe mukabele edeceği bildirilmişti.

Demek ki İsveç'in Atlantik Paktına katıl­ması, evvelâ Finlandiya'nın başım yaka­cak ve onun başını yakmak pahasına İs­veç'i daimi tazyik ve tehdid karşısında bulunduracaktır.

Sovyet Rusya'nın İsveç'i bu şekilde teh­did edip etmediği belli değilse de İskan­dinavya devletlerinin Atlantik Paktına katılmaları takdirinde işin buraya vara­cağıüzerindefikir ayrılığı yoktur.

Rusya'nın Finlandiya'yı işgal etmesi, İs­veç'le Norveç'i daimi tehlikeler karşısında bulundurduktan başka Finlandiya, İngil­tere ve Rusya arasında imzalanan barış andlasmasmt da ihlâl eder ve böylece bir mühim meseleyi daha ortaya çıkarır.

Norveç Dışişleri Bakanının Amerika'ya yaptığı seyahatten önceki durum, bu ma­hiyette idi. Daha sonra ne olduğu gerçi henüz anlaşılmamıştır. Fakat iskandinav­ya devletlerinin kendi aralarında bir ma­hallî müdafaa anlaşması yapması ihtima­linden bahsolımduğuna bakılırsa, bu dev­letlerin kendi aralarında bir müdafaa paktı vücude getirmeleri muhtemeldir. Fakat bu durum onların icabında Atlan­tik Paktına katılmalarına mâni olmıyacaktır.

Çünkü Atlantik Paktı, Mr. Acheson'un en son demecine göre, en tesirli emniyet tedbiri olarak ortaya çıkmak üzeredir. Gerçi Amerika Ayan Azası, Meclisleri­nin harp ilân etme selâhiyetinden her­hangi fedakârlıkta bulunmamak üzerinde İsrar etmektedirler. Fakat Atlantik Pak­tının bir nevi küçük milletler asamblesi şeklinde ortaya çıkması, herhalde bu me­seleyi de halle yardım edecektir. Bu yüzden Atlantik Paktının ortaya çık­masına kadar bir intizar devresi geçmesi ve bu paktın daha sonra her çegid harbi önlemeğe yarayan tedbirlerle yeni bir emniyet ve güven havasının kurulmasına hizmetetmesinibeklemekicapeder.

Muhakkak olan bir şey, bu paktı yıkmak için sarfolunan gayretlerin boşa gittiği­dir. Pakt tekemmül etmektedir, iskan­dinavya milletlerinin bu pakta katılma­ları ise ergeç tahakkuk edecek bir vakı­adır. Çünkü başka türlü olmasına imkân tasavvurolunamaz.

Hülâsa, Atlantik Paktı tamamlanmakta ve imza edileceği gün yaklaşmaktadır.

Atlantik Paktı karşısında Bir­leşmiş Milletler...

Yazan : Asım Us

19 Şubat 1949 tarihli «Yeni Gazete» İstanbul'dan:

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Ge­nel Sekreteri Trygve Lie Atlantik Paktına İskandinavya memleketlerinin katılıp katıîmıyacağı meselesi Sovyet Rusya ile Norveç arasında diplomatik bir hâdise şeklini alınca bir beyanname yayınlamış ve bu beyannamede rejyonal paktların çoğalması dünya çapında kollektif emni­yet cihazı olarak kurulmuş olan Birleş­miş Milletlerin maksat ve gayesini tehli­keye düşürmesi ihtimalinden endişe gös­termiştir. Güvenlik Konseyi Genel Sek­reterinin yaınladığı bu beyanname haklı olarak Birleşik Amerika siyasi çevrelerin­de bariz değilse de hissedilir bir soğuk tesir uyandırmıştır.

Trygve Lie beyannemesinde açıkça At­lantik Paktı aleyhinde bulunuyor. Esasen bu paktın akdi yolundaki hazırlıklar ye­ni değildir. Aylardanberi cihan halk ef­kârı bu hazırlık hareketleriyle meşgul ol­maktadır. Güvenlik Genel Sekreterinin Atlantik Paktına karşı bir itirazı olsaydı bunu çoktan açığa vururdu. Fakat Tryg­ve Lie Norveçli bir diplomattır. Bu sebep­le Norveçin İskandinavya'dan ve Dani­marka'dan ayrı olarak Atlantik Paktına katılmak istemesini hoş bulmamış olabilri. Birleşmiş Milletler adma ve dünya ölçü­sünde bir sulh binası kurmak hesabına endişe eder görünmesi bundan ileri gel­diğine hükmetmek daha doğrudur.

Fakat Trygve Lie:nin yayınladığı beyan­name böyle İskandinavya memleketleri bakımından gösterilen bir endişe mahsu­lü de olsa yine makul bir şekilde izah olunamaz. Çünkü zamanı çoktan geçmiş­tir: Sovyet Rusya Birleşmiş Milletler derneği kurulduğu gündenberi durup din­lenmek bilmeksizin etrafındaki peyk dev­letlerle ittifaklar ve anlaşmalar yapıyor. Bu ittifaklar ve anlaşmaların sadece mü­dafaa maksadıyla yapıldığı isbat edilemez. Bu ittifaklar tedafüi olduğu kadar tecavüzî bir alet olarakta kullanılabilir. Rus­ya'nın şimdiye kadar yaptığı anlaşmaların sayısı yirmi üçü bulmuştur ve bu anlaş­maların hepsi Batı Avrupa birliği anlaş­ması ile Atlantik Paktından evvel olmuş­tur.

Acaba Atlantik Paklile İskandinavya memleketleri arasında bir rabıta tesis edilmesini Birleşmiş Milletler adma en­dişe ile karşılayan Trygve Lie'nin Sovyet Rusya'nın Doğu Avrupa'da yaptığı bu anlaşmalar karşısındaki düşüncesi nedir? Sovyet Rusya'nın yaptığı bu anlaşmalar dünya ölçüsünde sulh ve emniyet vasıta­sı olarak kurulmuş olan Birleşmiş Millet­leri kuvvetlendirecek teşebbüsler midir? Sovyet Rusya'nın bu hazırlıklar kargısın­da kendi emniyetlerini düşünmek zorun­da olan diğer milletler elleri ve kolları bağlı olarak kalirlrasa istikbal tarih bun­ları tedbirsizliklerinden dolayı bir gün mesultutnuyacakmıdır?

Maalesef görünen şudur ki bugünkü Bir­leşmiş Milletler teşkilatındaki diplomat­lar Cenevre Milletler Cemiyetinin akıbe­tinden asla ders almamışlardır. Onlar za­man zaman toplanarak milletler arasın­daki anlaşmazliklrı sadece konuşmakla milletlerarası emniyetin muhafaza edil­diğini sanmaktadır. Halbuki bugünkü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Cenevfre Milletler Cemiyeti kadar bile ka­rarlarını icra için elinde selâhiyet yoktur. Beş büyük devlete verilmiş olan veto hakkı bu müesseseyi mefluç bir hale ge­tirmiştir. Bu veto hakkını suistimal eden devletin de hangisi olduğu bellidir. Ayni devlet Doğu Avrupa'dabir gün bütün

Batı Avrupa ve Orta Doğu memleketle­rini istüâ için kullanılabilecek bir koalisyon kurarken bunun karşısında bulunan ve kendi emniyetlerini tehlikede gören ve tehlike patladığı zaman müesseseden hiç bir yardım göremiyeceklerine emin bulunan devletlerin kendi başlarına çare aramalarından tabii ve daha haklı ne ola­bilir?

Atlantik Paktı ve Türkiye...

Yazan:Farv.kGürtuna

19 Şubat 1949 tarihli «Her Gün» İs­tanbul'dan:

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş günle­rindeki hedefi ve bütün dünyaya yapmak istediği baş ideali şuydu: Millet istiklâl­leri manevi bir bünyeye istinat eder.Bu istiklâllere dünya milletleri karşılıklı say­gı gösterecek olurlarsa (dünya barışı) nın kurulmamasma imkân yoktur. Cihan sul­hu ancak ve ancak karşılıklı istiklâle hürmetduygularındandoğabilir.

Türkiye Cumhuriyeti, tarih ufuklarına doğru açılan yolunu böyle tâyin ettikten sonra karşılıklı istiklâllere hürmet etme­yenlerin hareketlerini büyük bir alâka iîe takip etti.

ikinci Cihan Harbinde düşündüğü şey: Manevi kuvveti üstüne istinat ettirdiği istiklâlini ilelebet korumaktı. İkinci Ci­han Harbinden sonra da bütün milletlerin istiklâlini yine başlıca amaç bildi, kim­senin toprağına ve hattâ şaşaalı zaferleri­ne bile göz dikmedi. Ve yine Türkiye Cumhuriyeti gördü ki, istiklâllere karşı­lıklı saygı gösterilmediği takdirde Orta Doğu memleketlerinde olduğu gibi millet­ler birer birer köle durumuna giderler, bağımsızlıklarını kaybederler.

Atatürkün, Türkiye Cumhuriyeti devle­tine aşılamış olduğu müstakil kalmak ve müstakil devletlere saygı göstermek mef­kuresi, bugün de baş mefkûremizdir. Bugün Dışişleri Bakanımızın Londra'da ve Paris'te yaptığı iş, bu dünya barışı ideali çerçevesinde kendisine . düşen vazifeyi yapa bilmektedir.

Bu (dünya barışı) na faydalı olmak ve müstakil kalabilmek idealidir ki, bizi dün­ya sulhu yolunda cesur kılıyor. Kimse­den korkumuz yoktur. Ne zehrizakum bir notadan ürküyoruz, ne de komşu mil­letlerine böyle notaları verenlerin nota­larınametelikverdiğimizvardır

Türkiye Atlantik Paktına nasıl girecektir? Dünya mîlletleri madem ki, uzun vadeli bir barışı düşünüyorlar, Atlantik Paktı lâzımdır. Fakat Türkiye Atlantik'ten uzak olduğu için bir coğrafi bölgeye ait güven­liksitesine nasıl girebilir?.

Sayın Necmeddin Sadak bunun hakkında şöyle bir mütalâa yürütüyor:

— Atlantik Paktı, bu paktı hazırlayan­ların kafasında, mutlaka hudutlu bir coğ­rafi bölgeye ait güvenlik sistemi olduğu­na göre, Türkiye'nin buna iştirakine hiç bir sebep yoktur. Fakat Avrupa'da barış yalnız kıt'a kısmında korunacak değildir. Avrupa barışı, bizce, birdir ve bölünemez. Bu sebepledir ki biz Atlantik sahillerinin savunma sisteminin Akdeniz'e de bir an­laşma ile uzatılma imkânlarını düşünü­yoruz. Bu anlaşma, sonradan bütün si­yasi imkânlar tamamlanınca münasip zamandameydanagelebilir.,.

Atlantik Paktı'na niçin gireceğiz'.'. Bu girme nasıl olacak?

Bütün bunların cevabı yine Türkiye Cum­huriyeti 'nin 1923 tenberi takip ettiği üyurdda sulh, cihanda sulh» sözlerinde gizlidir.

Dünyıa barışını koruyacaklarla eleleyiz. istiklâlimize göz dikenlerin gözlerini oy­mak vatan borcumuzdur.

Biz miJlî kurtuluşumuzu böyle kazandık. Millî istiklâlimizi bu düsturlarla temadi ettieceğiz.

YABANCI BASINDAKİ YANKILAR.


Times Gazetesinin Atlantik Paktı hakkındaki yorumu:

— Londra :

Times Gazetesi bugünkü başmakalesinde, Atlantik Paktı muvacehesinde Amerikan dış politikasını incelemekte ve şunları yazmaktadır:

Tahrir şekline ait bazı tereddütlere rağ­men müzakerelerin muntazam bir suret­te ilerlemesi, Amerikan dış politikasına tam bir itimat beslenebileceğini gösterir. Atlantik Paktının da teyid ettiği menfaat birliği hiç şüphe götürmez. Amerikan iş­gal kuvvetlerinin Almanya'da bulunması,Birleşik Amerika'da geniş radar sistemi­nin kurulması, Çekoslovakya'daki hükü­met darbesindenberi Amerika'nın silâh­lanması ve Pasifikten ziyade Atlantiğin Amerikan stratejik merkezi haline gelme­si bu menfaat birliğini ispat eder.

Gazete makalesine ŞÖyle devam ediyor:

Bir sene evvel Marshall Plânı ihtilaflı bir mesele idi. Bugün, sanki sadece bir for­malite bahis mevzuu imiş gibi kongre bu plânın gelecek seneki kredilerini incele­mektedir. Bu, Amerikan halk efkârının bir kerre bir meseleye karşı vaziyet aldık­tan sonra ne kadar müstakar olduğunu gösteren en iyi delildir.

V — TRUMANSTALİN MÜLAKATIMESELESİ.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


1 Şubat 1949

— Vaşington :

Stalin'in son demeci hakkında Amerika'­ya resmî kanallardan hiç bir şey gelme­miş bulunuyor. Bütün Batı dünyasının bu demeci nasıl karşıladığını bir kelime ile hulâsa etmek mümkündür. Bu kelime şüphedir. İngiltere, Fransa ve Amerika, Sovyet Rusya ile anlaşmak için normal diplomatik kanallarla yaklaşmadan gay­risinin fayda vermiyeceğine inanmakta­dırlar.

Bugün İngiltere Büyük Elçisi Dışişleri Bakanlığını ziyaret ederek Stalin'in son teklifi hakkında Mr. Bevin'in kanaatini bildirmiş ve anlaşıldığına göre İngilte­re'nin bu teklifte ciddiyet sezmediğini söylemiştir.

NewYork Times bugünkü başyazısında Stalin'in son demecini bahis mevzuu ede­rek, barış isteğinin ısmarlama demeçlerle değil, fakat barış imkânlarını gerçekleş­tirecek çarelere başvurmakla tahakkuk edeceğini söylemektedir.

Elhasıl Staîin'in demeci, umumi şüphe ile karşılanmış ve bu sözlerin hakiki bir manâsıolmadığınainanılmıştır.

Londra'daıki durum da aşağı yukarı aynı mahiyettedir. Sorumlu bir şihsiyetİn an­latısına göre bu sırada bir StalinTruman konuşması vahim bir hata teşkil eder. Çünkü Berlin muhasarası devam ediyor ve muhasaranın tazyiki altında Rusya'ya baş eğmemek müttefiklerin en bellibaşh esaslarından biridir. Times'in Washington muhabiri durumu şöyle hulâsa ediyor:

«Politikacılar pek itimada şayan olmıyan rakiplerindengelen bir çikolatayı nasıl kabul ederlerse Birleşik Amerika da Stalin'in sözlerini öyle kabul etti. Çikolatı aldığından memnundur, fakat ye­meden evvel hediyenin içinde zehir bulunp bulunmadığını anlayabilmek için çikolatıbir uzmana göstermektedir.»

Paris :

Bugün Dışişleri Bakanı Mr. Schuman, ingiltere'nin Paris Büyük Elçisini kabul etmiş ve iki taraf Stalin'in son suih taar­ruzu üzerinde konuşmuşlardır. Anlatıldı­ğına göre: İngiltere ile Fransa Stalin'in demecine ehemmiyet vermemek lehindedirler. Fransa Başbakanı Mr. Henri Oueille, N. B. C. muhabirine şöyle demiş­tir:

Fransızların bir tâbiri vardır: Fiile is­pat, edilmiyen iman samimî olur mu?
Şüphesiz Stalin'in beyanatında barışın sağlanmasına yarayan bir hareket noktası bulunursa buna bütün Fransızlar sevi­necektir. Beriln ihtilâfına bir hal çaresi bulunursabuna sevinmiyecek bir tek Fransız tasavvur edemeyiz. Fakat mühim olan cihet böyle bir beyanatın fiile ispat edilmesi keyfiyetidir. Bize lâf değil, fiillâzımdır.))

Londra:

Rusya'nın genişlemesini önlemek için bil* cephe teşkil edecek olan Şimal Atlantik Paktının altı hafta zarfında hayata çıkma­sı beklenmektedir. Brüksel Paktı ile At­lantik Paktı elele verecek ve Amerika Hü­kümeti, müdafaasını kendi müdafaasına bağlayan milletlere yardım için kongre­den yeni tahsisat istiyecektir. Amerika Hariciyesi namına konuşan bir sözcü Amerika'nın bundan sonra pakta girmeleribahismevzuuolandevletlerle

konuşmalar yapılacağım anlatmıştır, Şim­diye kadar yapılan konuşmalar Brüksel Paktına dahil beş devlet ile Kanada ve Amerika'ya münhasırdı. Durum, diğer devletlere yalnız ihsas olunmuştu. Fakat bundan sonra hakiki ve ciddi konuşmalar yapılacak ve Amerika millî emniyetini kendi emniyetine bağlayan devletlere as­keri yardım yapacaktır. İlk konuşmalar İsveç. Norveç ve Danimarka ile yapıla­caktır. Daha sonra Portekiz ve italya ile konuşmalaryapılmasıbekleniyor.

Norveç Hariciye Nazırı bugün son Sov­yet notasına cevab vermiştir. Sovyet no­tası. Norveç'in Atlantik Paktına karı du­rumunu sormakta idi. Hükümet Partisi dün yaptığı bir toplantıda Norveç'in de . mokrat milletlerle birlikte mmtakavî an­laşmalar yapmasını kabul etmiştir. Bu yüzden Norveç Hükümetinin, emniyetini sağlamak üzere Birleşmiş Milletler ana­yasası dairesinde nimtakavî paktlara gir­mesi ve demokrat milletlere katışması muhakkak sayılıyor. Norveç'te komünist­lerden başka buna muhalefet eden bir kimsebulunmamakladır.

Danimarka'nın durumu henüz belli ol­mamakla beraber onun da Norveç gibi hareket edeceğisanılıyor.

Amerika ile Fransa İtalya'nın Akdenizdeki durumunu ileri sürerek onun da daveüni istemektedirler. Şimdiki halde in­giltere, Belçika ve Hollanda'nın İtalya'yı pakta davet aleyhinde oldukları anlaşılı­yor.

2 Şubat 1949

Paris :

İngiliz ve Amerikan basın mensuplarının sorularını karşılayan Başbakan Oueille, şöyle demiştir:

İki devlet «adamı topraklarımızda bu­luşmak hususunda mutabık kaldıkları takdirdeFransa,StalinTruman'ımem­nunluklakarşılayacaktır.

Londra:

(Rcuter'in diplomatik muhabiri bildi­riyor):

BuradakiAmerika resmî mahfilleri, Mareşal Stalin'in Başkan Truman'la buluş­mak üzere yaptığı ikinci teklifin, görüş­menin Washington'da vuku bulması hak­kındaki Amerikan görüşünü değiştirmiyeceği kanaatini taşımaktadırlar. Sovyei şe­hirlerinden birinde veya Polonya ile Çe­koslovakya'da bir yerde görüşme teklifi­nin evvelce izhar edilmiş görüş tarzını bozmıyacağısanılmaktadır.

Londra :

(Reuter) Yabancı diplomatik çevrelerden bu akşam öğrenildiğine göre Sovyetler Birliği Londra Büyük Elçisi Zarubin, Moskovaya geri çağırılmıştır.

3 Şubat 1949

Washington :

Başkan Truman, bugünkü basın kon­feransında Mareşal Stalin ile görüşmeyi reddettiğinden dolayı teesür duyduğunu söylemiş ve dünya sulhuna aid meselele­ri yalnız Rusya ile görüşmenin doğru olmıyacağimilâve etmiştir.

Başkan Truman, 1945 te yapılan Potsdam konuşmaları sırasında Mareşal Stalini Washington'a davet ettiğini ve o zamandanberi davetinin kabulünü beklediğini, şayed bu davetin kabul edilmiş olduğuna dair haber alırsa Bayan Truman'a bu kıymetli misafiri ağırlamayı rica edece­ğini söylemiştir.

Bc3'lece Mister Truman'm Mareşal Stalin'le görüşmek üzere Avrupa'ya gelme­si meselesi kapanmıştır.

Zaten Amerika Dışişleri Bakanı Mr. Acheson, dünkü demecile bu meseleyi ka­pamıştı. Mr. Acheson, bilhassa şu iki nok­tayı belirtmişti:

1—Birleşik Amerika, Rusya veya her­hangi başka bir memleketle daha başka memleketleri de alâkadar eden meseleler hakkında tek basmagörüşmek niyttinde
değildir.

2—Yalnız bir «barış» beyannamesi ya­yınlamak gibi bir şey bahis mevzuu ise
Başkan Truman, Stalin'le görüşmeye hevesli değildir. Zira Birleşik Amerika ba­
rışhususundakitaahhüdünüBirleşmiş MilletlerAnayasasındaifadeetmiştir.

3Londra :

4Bugün Batı Avrupa'nın en büyük kıs­mı, Başkan Truman'ın Stalin'îe barış gö­rüşmeleri yapmak için Rus liderini kendi nüfuz bölgesi dahilinde ziyareti reddet­ mesini desteklemiştir.

Bununla beraber, komünist olmıyan Av­rupa basınının bir kısmı, Stalin'in bu ar­zusunda samimi olabileceğini ve böyle bir imkânı incelemenin Batılı devletlerin ödevi olduğunu yazmıştır. Buna mukabil Doğu ve Batı Avrupa'nın komünist gazeteleri, Stalin'in bu beyanatiyle barışı kurmak bahsinde önderlik et­mekte olduğunu gösterdiğini ileri sürmüş­lerdir.

İngiltere Devlet Bakanı Hector Mc. Neil de, Stalin'in son teşebbüsü hakkında ti­pik bir yorumda bulunmuş ve Sovyet li­derinin ne sebeple mutad diplomatik ka­nallarla değil de basın vasıtasiyle konuş­tuğunuanlayamadığınısöylemiştir.

Mc. Neil şunları ilâve etmiştir:

<(— Mareşal Stalin için ilk olarak harekete geçilecek en uygun yer Birleşmiş Millet­ler teşkilâtı olmalı idi.»

— Paris :

Stalin tarafından yayınlanmış olan son be­yanatı tefsir eyleyen Fransız Başbakanı Henri Oueille şöyle demiştir: « — Sulh taarruzlarında samimî oldukları­nı ispat etmek için Ruslar Berilin ablofcasim kaldırmalıdırlar. Diğer taraftan müsaid değilse Başkan Truman'ın demir per­de gerisine geçmesine sıhhatinin nasıl mü­saade edeceği de sorulabilir.»

Paris'te İngiliz çevrelerinde mevcud ka­naate göre, Rusların bu hareketi tam bir propagandadır ve bu propagandanın he­defi de batının müdafaası için alınmakta olantedbirlerisekteyeuğratmaktır.

BELGELER.

Milletlerarası Havadis Servisi Ajansının Avrupa Direktörü Kongsbury Smith'm Staline çektiği telgraf ve aldığı cevap:

Londra : 2 (A. A. ve B.B.C. ) —

Milletlerarası Havadis Servisi Ajansının Avrupa direktörü Kingsbury Smittı 1 Şubat 1.949 tarihile Mareşal Stalin'e bir telgraf çekmiş ve cevabını almıştır. Çekilen telgraf şudur:

Beyaz Sarayın Yüksek Temsilcisi Başkan Truman'm sizinle Washington'da görüşmek fırsatını elde etmekten memnun kalacağını bildirmiştir. Ekselan­sınız bu maksadla bir seyahat yapmağa hazır mıdır, yoksa Başkanla nerede buluşmak arzusundasmız? Derin saygılarımla. Mareşal Stalin tarafından verilen, cevap şudur:

1 Şubat tarihli telgrafınızı aldım. Başkan Truman'm beni Washingtona da­vet etmiş bulunmasına minnettarım. Uzun zam&ndanberi Washingtona git­meği arzu_ etmiş, bunu Yalta'da Başkan Roosevelt'e ve Potsdam'da Başkan. Trünıan'a şifahen bildirmiş bulunuyorum. Doktorlar şimdilik deniz veya ha­va yolu ile uzun sürecek bir seyahat yapmaklığıma müsaade etmedikleri için maalesef bu arzumu tahakkuk ettirememek imkânsızlığmdayim. Sovyet Hü­kümeti, Başkan Truman'm Rusya'yı ziyaretini memnunlukla karşılayacak­tır. Başkanın izhar edeceği arzuya ve kendisine uygun gelecek şekle göre konferansın Moskova, Kaliningrad, Odesa veya Yalta'da yapılması mümkün olacaktır. Bununla beraber bu teklifin mahzuru mucip olduğu görülürse ge­ne Başkanın arzusuna uygun olmak suretiyle buluşmanın Polonya veya Çe­koslovakya'da yapılabilmesi de mümkündür. Saygılarımla.. Bununla beraber Beyaz Saray sözcüsüne göre, Birleşik Amerika ile Rusya arasında mevcud görüş ayrılıklarını müzakere ötmek üzere Mareşal Staün'in Başkan Truman'la buluşması için Beyaz Saraya hiç bir davet vaki olmamış­tır.

Amerika Dışişleri Bakanı Dean Acheson bugünkü basın konferansında Mr. Truman'm diğer memleketleri alâkalandıran meseleler hakkında yalnız iki tarafa münhasır kalacak konuşmalar yapmıyacağmı söylemiş, fakat Ame­rikanın, diğer beş devletle birlikte, Berlin meselesinin vesair meselelerin halli için vâki olacak her teklifi iyi kabul edeceğini anlatmış, daha sonra «İş mesele halletmek arzusunun belirmesidir. Ondan sonra her şey kolay­laşır» demiştir.

Stalin ile Trunıan'm buluşmaları ihtimali hakkında sorulan suale karşı Mr. Acheson,spekülâsyon sırası değildir,diyemukabeledebulunmuştur. Başkan Truman'm basın sekreteri Mr. Ross, Başkanın yarın saat 21 de bir basın toplantısı yapacağım söylemiştir.

YANKILAR.


TrumanStaiin mülakatı hak­kında Amerikan gazetelerinin mütalâaları:

Vaşington:

Amerikangazetelerininmütalâalarına göre, Kremlin'den gelecek her türlü barış sözlerivebilhassamüphem vetaşatma yollu gevezelikler, kendilerine siyasi fay­dalar temin etmek gayesiyle zaman zaman milletlerin barış ümitlerini istismar için kullanılan taktiklere kargı, dünyayı mü­teyakkızdavrandırmalıdır.

Washington News Gazetesi ezcümle şun­ları yazmaktadır:

«Dışişleri Bakanı Acheson, Stalin'in son sahte barış, teklifi hakkında söyliyeceklerini söylemiş bulunmaktadır. Bakan, Kremlin'in propagandalarına öyle bir ka­tiyetle nüfuz etmiş, onları o kadar çıp­laklıkla açığa vurmuştur ki Sovyet sami­miyetine inanabilen en. safdillerin bile, artık durumu vazıh görmeleri lâzımdır. İşin mühim noktası şudur ki, Rusya, Bir­leşik Amerika ve Birleşmiş Milletlerin barış gayelerine karşı baltalama yapmak­tadır. Staiin. ihlâl ettiği taahhütlerini ye­rine getirmedikçe, uzun vadeli propagandaları ancak milletlerarası tehlikeli bir siyasi manevra addolunabilir.» Aynı mevzuu ele alan NewYork Times Gazetesi de şöyle yazmaktadır: «Acheson devlet adamlarının toplanmala­rı hakkında yapılacak her türlü teklifin cidden en mühim noktasını belirtmeğe muvaffak olmuştur. Mesele. böyle bir toplantının yapılacağı yer değil, buna İş­tirak edeceklerin tâyini meselesidir. Sta­lin'in dâvaya giriş tarzı, ihtilâfın sadeceRusya ile Amerika arasında mevcut ol­duğuna kani bulunduğu hissini vermek­tedir. Hakikat ise şudur ki, Rusya'nın bugünkü siyaseti, bütün Batı demokra­silerini tehlikeye koymuş bulunmaktadır.» Baltimore Sun Gazetesi, şu mütalâayı yü­rütüyor:

«Hükümetimiz, Rusya hakkında boş ha­yallere kapılarak o kadar çok defa aldanmıştır ki, Stalin'in bizi bir defa daha aldatabileceğim ümit etmiş olmasını dü­şünmek pek de muvafık olamaz. Bu sebeple Stalin'in, Hükümetimizin' propaganda balonuna muvafık cevap ve­receğini beklediği fikrini bertaraf etmek lâzım gelir. Bu takdirde . böyle bir ma­nevradan baki kalacak yegâne tesir, an­cak bir propaganda tesirinden ibaret ola­bilecektir.»

VI — AVRUPA BİRLİĞİ KONSEYİ.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


4 Şubat 1949

Roma:

Dün akgam Roma'da Fransa ve ingiltere Büyük Elçileri, İtalya Dışişleri Bakam Kont Sforza'ya, henüz kurulan Avrupa Konseyi İstişare Komitesine İtalya'nın temsilci göndermesi için hükümetlerinden gelen davetiyeyi sunmuşlardır.

Londra:

Brüksel Paktını imzalayan beş büyük devletin daimi komisyonu Londra'da Av­rupa Parlamentosunun kurulmasına ait plânları inceleyecek ve Avrupa Konseyi­ne temsilci göndermeye davet edilecek olan memleketlerin listesini hazırlaya­caktır.

Roma:

İtalya'da komünistlerle sosyalist çoğun­luk partisi mensupları gerek parlamento .içinde, gerek parlamento dışında, Tfcalyanın Atlantik Paktına ve Avrupa Birliğine girmesini protesto maksadiyle de Gasperi Kabinesine karşı yeniden taaruza geçmiştir.

Londra :

İyi bir kaynaktan öğrenildiğine göre,, İtalya Avrupa Konseyine temsilciler gön­dermeği kabul etmiştir.

Beşler daimi teşkilâtı, halen Lancaster House'da yapmakta olduğu toplantıda, teşkilâta hangi devletlerin temsilciler göndermeğe davet edilecekleri meselesini tetkiketmektedir.

Yakında İskandinav devletlerine, Türki­ye ve Yunanistan'a davetiyeler gönderi­leceği sanılmaktadır.

Avrupa Konsdyinin teşkil ve faaliyet tarzları hakkında yakında Londra'da bir tebliğyayınlanacaktır.

5Şubat 1949

Londra :

Batı Avrupa birliği devletlerinin delege­leri Avrupa Konseyi hakkındaki müzake­relerine dün de hususi olarak devam et­mişlerdir. Müzakereler esnasında İtalya, bu teşekküle iştirak arzusunda olduğunu bildirmiştir.

İngiltere, Faransa, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg delegeleri, Avrupa meclisi­nin teşkiline ait görüşmelere evvelki gün başlamışlardır. Bu meclisin yazdan önce çalışmaya başlıyacağı ve Batı Avrupa'ya Rusya ile soğuk harbdeki durumunu tesbitimkânınıvereceğiumulmaktadır.

Roma'dan bildirildiğine. göre, İtalyan Başbakanı dün bir demeç vererek, Rus­ya'yı İtalya üzerinde, Avrupa Konseyi ve Marshall plânı aleyhinde vaziyet al­ması için baskı yapmakla ittiham etmiş­tir.

Başbakan demiştir ki;

«Tarihi icaplar, bize barış andlaşması hü­kümlerine aykırı olarak Birleşmiş Mil­letler kapısını kapayan fikir ve düşman­lıklardan daha kuvvetlidir. İtalya'ya ya­pılan teklif, Avrupa'da milletler arasmr" da hürriyet ve barışın tekarar çoğalmaszna imkân verecektir.

6Şubat 1949

Londra:

Brüksel Paktını imzalayan devletlerin dün akşamki toplantılarının sonunda bir beyanname neşredilmiştir. Bu beyanna­meyegöre,muhtelif Avrupamemleketleri, müstakbel Avrupa Konseyinin ana­yasasını hazırlamakla görevlendirilecek bir konferansa temsilci göndermeye da­vet edileceklerdir. Yalnız Brüksel Paktı­nı imzalayan devletlerin değil, diğer mem­leketlerin de, bu konferansta temsÜ edi­lecekleri ümit edilmektedir.

Brüksel Paktını imzalayan devletlerin daimi komisyonu, konseyin, bir dışişleri bakanları komitesi ile bir istişare mecli­sinden teşekkül etmesini istemektedir. Her memleket kendi temsilcisini seçme hususunda serbest bırakılacaktır. .Meclis İstişari olacak teşriî selâhiyeti ohnıyacaktır. Kararlarını çoğunlukla alacaktır. Bu iki teşekkülden hiç biri savunmaya ait meselelerimcelemiyeeektir.

8Şubat 1949

Ankara :

Paris'te toplanacak olan 16 devlet dışiş­leri bakanları toplatısına iştirak etmek üzere Dışişleri Bakanı Necmeddin Sadak beraberinde bayan Sadak ve özel kalem Müdürü Necdet Kent olduğu halde bu akşamki ekspresle istanbul'a hareket et­miştir.

Dışişleri Bakanı Necmeddin Sadak'ı istas­yonda Devlet Bakam Nurullah Esat Sü­mer, Cumhurbaşkanı adına Cumhurbaş­kanlığı umumi kâtibi Cemal Yeşil ve Baş­yaver Yarbay Cevdet Tolgay, Başbakan adma Özel Kalem Müdürü Adil Derinsu ile Başbakanlık Yaveri Binbaşı Abdullah Onhan. Protokol Umum Müdürü Kadri Rezan, Başbakanlık Müsteşarı İsmail Hak­kı Ülkümen ile kordiplomatik mensupları ve Dışişleri Bakanlığı ileri gelenleri uğurlarnışlardır,

9Şubat 1949

—Londra :

Batı Birliğine mensup beş memleketin temsilcileri. Avrupa Konseyinin teşkili hakkındaki müzakerelere davet edilecek diğer milletleri kararlaştırmak üzere bir toplantı yapacaklardır. Geçen hafta ko­münist olmayan bir çok memlekette bu hususta zemin yoklamaları yapılmıştır. Bu meseleye alâka göstermiş bulunan milletlere yakında resmî davetiyeler gön­derilecektir. Bu milletler arasında Norveç ve Danimarka'nın da bulunması kuvvetle muhtemeldir. İtalya ilk toplanüsı önü­müzdeki yaz yapılacak olan Avrupa Kon­seyine katılmak niyetinde olduğunu esa­sen bildirmiş bulunmaktadır. Bununla beraber tefarruatı tesbit etmek için ih­zari bir toplantı yapılacaktır.

Londra :

Batı Birliği Daimi Komisyonu, Avrupa Konseyini meydana getirecek konferan­sın tarih ve yerini muvakkaten tesbit maksadiyle bu sabah burada toplanmıştır, önümüzdeki konferans muhtemel olarak ilkbahardaStrasburg'datoplanacaktır.

Konferansı toplamağa ait karar, daimi komisyonun geçen perşembe günü neş­rettiği tebliğ ile açıklanmıştır. Batı Birliği Devletleri Konferansa İskan­dinav memleketleriyle İtalya ve Irainda'yı işbirliğine davet kararını vermişler­dir.

16 Şubat 1949

Paris :

Marshall yardımından sonra kurulan Av­rupa Ekonomik İşbirliği Teşkilâtını bir senelik tecrübelere göre daha verimli kıl­mak için yapılması gereken tadilâtı ha­zırlayıp 16 devletten mürekkep işbirliği Konseyine sunmak üzere dokuz devlet komitesi dün ve bugün toplanmıştır. Bu dokuz devlet Türkiye'nin de dahil bulun­duğu yedi kişilik İcra Komitesinden ve tadilât teklifleri sahipleri Belçika ve İr­landa'dan mürekkeptir. Dünkü ilk top­lantıda Belçika ve İngiliz teklifleri konu­şulmuştur. Bunlara göre teşkilâtın daha iyi ve daha çabuk yürümesi için Konsey Başkanı yanına dört büyük devletin si­yasi şahsiyetlerinden bir İdare Komitesi kuracaktır. Stafford Cripps Sehuman, Spaak ve Sforza bu teklfi müdafaa etmiş­lerdir. Türkiye, Manda ve İsviçre bunun aleyhinde bulunmuşlardır B. Necmeddin Sadak böyle yüksek bir idare komitesinin vazife ve selâhiyetlerinin ne olacağını ha­lâ anlıyamadığmı. bu devletlerin Konsey ile İcra Komitesi selâhiyetlerine müda­hale edebileceğini ve müsavi şartlar için­de işbirliği yapmak üzere kurulmuş bey­nelmilelbirteşkilâtın 'başındaimtiyazlı

mahdut bir heyeti Türkiye'nin asla kabul edemiyeceğini söylemiştir. Neticede dört­lerden mürekkep bir heyet kurulmaktan vazgeçilmiş ve İcra Komitesinin zaman zaman Dışişleri Bakanlarının iştirakiyle toplanmasına ve her devletin bu şekilde teşkilâta ehemmiyet vermesine karar ve­rilmiştir.

24 Şubat 1949

— Londra :

Times Gazetesi bugünkü başmakal esinde Avrupa Birliği lehindeki hareketten bah­setmekte, bu hareketi iki muvazi fakat ayrı kuvvetin canlandırdığını söylemek­te ve bu hususta şunları yazmaktadır:

Bir tarafta Brüksel Paktını imzalayan beş büyük devlet hükümetlerinin temsil ettikleri muntazam kuvvetler ve müstak­bel konsey ve Avrupa Meclisinin Anaya­sası projesini hazırlamış olan Londra Daimî Komisyonu, diğer tarafta, yarın Churchill ve Spaak'ın başkanlığı altında Brüksel'de toplanacak olan Avrupa Bir­liği hareketinin öncüleri vardır. Bu muh­telif hareketleri az çok birleşmiş bir or­du şeklinde toplamak ve her memlekette Millî Konseyi bulunan tek bir Avrupa hareketi halinde birleştirmek için son zamanlarda bir teşebbüs yapılmıştır. An­cak bu hareket için müşterek bir siya­set hazırlamak güç olacaktır.

Times Gazetesi, bundan sonra Brüksel Konferansının vazifelerinden biri Avrupa politikası prensipleri hakkında bir beyan­name kaleme almak olduğunu söylemek­tedir.

Gazete, muhtelif memleketlerin efkârı umumiyesini ve bilhassa Avrupa üniver­sitelerini Avrupa hareketi lehinde teşvik etmek lüzumuna işaretle şunları ilâve et­mekledir:

Dikkatle incelenmesi gereken başka bîr nokta da Avrupa Meclisi tarafından ka­bul edilecek usul meselesidir. Bu mesele Avrupa Meclisi temsilcilerinin ne şekil­de seçilecekleri ve bütün partileri temsil eden heyetler esası ile dış siyaset alanın­da hükümet sorumluğu esası arasındaki ayrılığın ne şekilde ulaştırılabileceği me­selesine bağlıdır.

Gazete yazışma şöyle son veriyor: İngiltere'nin en büyük siyasî ve içtimai eserlerinden bazıları resmî teşekküllerle yan resmî grupları arasındaki işbirliği neticesinde doğmuştur. Avrupa birliği gi­bi daha geniş bir plânda böyle bir neti­cenin elde edilmemesi için hiç bir sebep yoktur.

25 Şubat 1949

— Brüksel :

Milletlerarası Avrupa Birliği Konseyinin genel oturumu Belçika Millî Meclisi Baş­kanı Van Zeeland tarafından açılmıştır. Spaak ve Churchill oturdukları yereden ayrılmışlar ve Harriman'm bulunduğu lo­caya geçmişlerdir.

Bundan sonra İcra Komitesi Başkanı Duncan Sandys söz almış ve Avrupa hareketi teşkilâtı ile erişilmesi tasarlanan hedefler hakkındaki raporun tasvibini istemiştir. Hatip, Bundan başka insan hakları için. Avrupa'da kurslar açılmasını iltizam, et­miş ve bu hususundaki sözleşme tasarı­sının kongre üyelerine verileceğini bildi­rerek, Avrupa milletlerinin hepsini hürriyetyet hududları içinde birleştirmek maksadiyle Avrupa birliği hareketinin maksad ve gayeleri etrafında geniş ölçüde propagandaya girişilmesini talep etmiş­tir.

27 Şubat 1949

— Brüksel :

Bu .sabah genel bir oturum yapan Avrupa Birliği hareketi Milletlerarası Konseyi, Başkanını ve bürosunun üyelerini seç­miştir.

Oy birliğiyle Konsey Başkanlığına seçi­len Leon Jouhaux hitabesinde, bu şerefi, temsil ettiği teşekküllerin tasvibi şartiyle kabul ettiğini söylemiş, işçi hükü­metlerinin iştiraki olmaksızın Birleşik Av­rupa'nın teşekkül edemiyeceğini ve Av­rupa Birliği hareketiyle bu kütleler ara­sındaki münasebetin devamlı olması ge­rektiğinibelirtmiştir.

Diğer taraftan Jouhaux, Avrupa Birliği hareketinin demokratik temayüHü bütün milletlere açık olması lüzumunu ifade etmiştir.

İcra Komitesine yeniden Başkan seçilen Duncan Sandys ve gene İcra Komitesine umumi murahhas seçilen eski Bakan Andre Philip te kısa birer hitabede bu­lunmuşlardır.

Gelecek yıllık genel oturuma kadar va­zife görecek olan büronun diğer bütün üyelerinin seçimi de konseyce tasvip olun­muştur.

— Brüksel :

Avrupa Birliği hareketi Adalet Komisyo­nu, uzun tartışmalardan sonra Avrupa. İn­san Hakları Divanının kurulması hakkın­daki karar suretinin metnini tesbite mu­vaffak olmuştur.

Bu metin, Milletlerarası Konsey tarafın­dan muhtemel olarak bu akşam tasvİb edilecek ve Avrupa Bakanlar Konseyine sunulacaktır.

Avrupa Divanı, Birleşmiş Milletler îmsan Haklan beyannamesinde zikredilen ikti­sadi, siyasi, dinî vesaü" mahiyetteki fer­di, ailevi ve sosyal hakları teminat altı­naalmaklavazifelibulunacaktır.

Divan, bu hakların her türlü ihlâlini yar­gılamak selâhiyetini haiz olacak, gerek tazminat tedbirleri alınmasını ve gerek sorumlu millî makamlarca suçlu adde­dilen kimselere karşı cezaî veya idari tedbirler almalarını veyahud suç fiilinin geri alınmasını veya gözden geçirilmesi­ni emretmekle yetkili bulunacaktır.

— Brüksel :

Avrupa Birliği hareketi Adalet Komisyo­nu tarafından tesbit edilen metne göre Avrupa Divanı ö üyeden mürekkep ola­caktır.

Bundan başka bütün hükümetlerin dışın­da 7 üyeden mürekkep bir "Avrupa Ko­misyonu kurulacak ve bu komisyon mü­racaatları kabul ederek bunları incele­yecektir.

Avrupa Komisyonu, ihtilâfların uzlaşma yoliyle halli için taraflara her türlü tav­siyelerde bulunabilecektir. Uzlaşmaya varılamıyacak olursa komisyon, mesele­yi divana havale edecek ve nihaî karar divanca verilecektir.

— Brüksel :

Bugün öğleden sonra Avrupa Birliği ha­reketi tarafından borsa meydanında ter­tiplenen mümayiş sırasında ciddî bir hâ­dise olmamakla beraber, polis 60 kişiyi tevkif etmiştir.

Kürsüde birbirini takip eden hatipler dünya anlaşmazlığını önlemek ve zulüm karsısında hürriyet ve medeniyeti koru­mak için Avrupa'nın biran evvel yeniden kurulması gerektiğinde İsrarla durmuş­lardır.

Alk'şlar vp ıslıklar arasında kürsüye ge­len Churchill çok sakin ve soğukkanlı bir tavırla Avrupa Birliğinin kütleler için kurulmuş bir teşkilât olacağını ve ideo­loji yapanların taarruzu karşısında hak­ları ve hürriyetleri sağlayacağını söyle­yerek sözlerine şöyle devam etmiştir: «Avrupa'nın yarısı bugün hapisdedir. Av,rupa'nın büyük bir kuvvet olmasını ve barışıteminetmesini istiyoruz.»

Churchill'in konuşması sırasında, komü­nist parti tarafından hazırlanan ve nChurchill ile Spaak harp hazırlıyorlar» cümlesini ve «Nazilerin Avrupa Birliği kürsüsünde ne işleri var?» ibaresini ta­şıyan kâğıt kelebekler yapmağa başla­mıştır.

Alkışlar ve ıslıklar devam ederken Fran­sız delegesi Teitgen kürsüye gelmiş ve şöyle demiştir: «Burada alkışlamak ve ıslıkçalmakhakkınasahibiz.Fakatöte tarafta yalnız diz çökülür ve boyun eğilir.a

Bu arada polisler çok tevkifler yapmışlar­dır.

Belçika Başbakanı Spaak'm sözleri doğ­rudan doğruya mukabil mümay İşçilere tevcih edilmiştir. Spaak Avrupa Birliği­nin hiç bir tecavüz hedefi gütmediğini teyid ile sözlerine şöyle devam' etmiştir: «Şimdialeyhimizemümayişyapanlar, dün Polonya'nın ve Baltık memleketleri­nin istilâsını alkışlayanlardı. Sizin iftira­larınız ve nümayişleriniz bizi hedefimi­zeerişmek Lenalıkoymıyacaktır.Bugün

en büyük bir ihtilâl ve inkılâp hareketi tamamlanmaktadır.»

Spaak bundan sonra parmağını nümayiş­çilere uzatarak şöyle demiştir:» Demin tamamlandığını söylediğin inkılâp, iyi ni­yetli insanların hepsinin bir araya geli­şidir. Bazı düşüncesizler bu eseri bozma­ğa yelteniyorlar. Fakat iyi bilmelidirler ki bizi durdurmak için sayıları pek az­dır. Yarın biz muzaffer olacağız.»

Bundan sonra hatiplerle kongre üyeleri Brüksel Belediye Başkanı ve Meclisi üyeleri tarafından belediye binasında ka­bul edilmişlerdir.

28 Şubat 1949

Brüksel :

Avrupa Birliği Milletlerarası Konseyi, bir Avrupa siyaseti hakkındaki umumi pren­sipleri ve Avrupa Birliği siyasi komisyo­nunca sunulan tavsiyeleri oybirliği ile kabuletmiştir.

Brüksel :

Avrupa Birliği Hareketi Milletlerarası Konseyi bu sabah Hollanda temsilcisi Serrareus'ün başkanlığında yaptığı genel otu­rumla çalışmalarına son vermiştir.

Sabahleyin Brüksel'den ayrılmış bulunan ChurchİU, bu oturumunda hazır bulun­mamış ve elde edilen neticeleri müşahade edememiştir. Konsey oturumlarına ara vermeksizin üç gün içinde gündemindeki meselelerin hepsini gözden geçirmiş ve tamamlamıştır. İnsan Hakları Komisyonu ile siyasi komisyon da çalışmalarını sona erdirmişlerdir.

Bu komisyonlardan bir incisi Avrupa Bir­liğine üye olan develtler arasında bir söz­leşme ile teşkil edilecek İnsan Hakları Avrupa Divanının kurulması için gerek­li tavsiyeleri hazırlamıştır. Bu tavsiyeler, hükümetlere esas teşkil edebilecek ve ya­kında toplanacak olan Avrupa Konseyi­ne Avrupa'yı prensipleri Birleşmiş Mil­letler Teşkilâtınca kurulmuş olan ve in­san haklarını korumağa muktedir adli bir sistemle teçhiz imkânını bahşedecek­tir.

Siyasi Komisyona gelince, Avrupa siya­setinin umumi prensiplerini hazırlamış ve Avrupa asamblesi hakkında komisyo­na tavsiyelerde bulunmuştur. Tahmin edildiğine göre bu tavsiyeler konseyce dikkate alınacaktır. Bütün demokratik hükümetlere gönderilecek olan bu vesika­lar, Avrupa Birliği hareketine iltihak et­miş ve konsey toplantısında da temsil edilmiş bulunan Parlamentolar Birliğini de istisna etmeksizinBrüksel'de toplanan bütün federalist hareketler efkârının bir özünü teşkil etmektedir.

Avrupa İşçi Kuvvetleri Teşkilâtı Başka­nı Leon Jouhaux'nun Avrupa Birliği Ha­reketi Konseyi Başkanlığına oybiriiği ile seçilmesi ve muhafazakâr ingiliz Saylavı Duncan Sandys'in İcra Komitesi Başkan­lığında ibkası, bu vesikaların muhtelii si­yasi temayülleri uzlaştırdığma ve bazen birbirine tamamiyle zıd çeşidi siyasi gö­rüşlerin özünü teşkil ettiğine bir delil­dir.

Uç gün devam etmiş olan bu tezahürün sonunda bazı vakıalar cidden zikre de­ğer: Herşeyden önce şurası hiss olunmak­tadır ki sayısız nutuklar, komisyonlarda cereyan eden uzun tartışmalar, garip bir tesadüf eseri olarak Birleşmiş Milletler teşkilâtının muhitini hatırlatan yığınlar­la vesikaya rağmen konsey toplantısına iştirak edenler arasında anlaşmaya var­mak, gayeye erişmek için bütün gayret­leri bir araya toplamak ve pratik ve re­alist yollarla Avrupa Birliğini hazırlamak hususunda hakiki bir oybirliği derin bir arzu mevcudbulunmaktadır.

Diğer taraftan Avrupa . Birliği hareketi Konseyi Toplantısı, Avrupa Birliği me­selesinin zihinleri hakikaten meşgul et­meğe başladığını isbat eden kütle nüma­yişlerinede vesileolmuştur.

Binlerce Brükselli arasından çoğunun sa­dece Churchill'in şahsım ve teşebbüsünü alkışlamak veya tasvip etmemek içirt geldiği ne kadar muhakkaksa, büyük kısmının da Churchill;in müdafaa ettiği fikrin cazibesine kapılarak sürüklendik­leri o nisbette açık bir hakikattir.

Diğer taraftan bu toplatı ChurcüTe ikiye ayrılmış değil, fakat bir bütün halinde görmek istediği hür demokratik ve ba­rışçı Birleşik Avrupa'nın prensip ve he­deflerine daha kuvvetli bir şekilde tâ­yin fırsatını da vermiştir.

BELGELER.

Avrupa Ekonomik İşbirliği Konseyi hakkında Dışişleri Bakanımızın demeci:

Ankara : 8. (a. a. )—

Dışişleri Bakanı Necmeddin Sadak Ankara'dan hareketi esnasında Anadolu Ajansı muhabirinin sorduğu bazı suallere aşağıdaki cevapları vermiştir: Bildiğiniz gibi Paris'e gidiyorum, orada 16 devlet dışişleri bakanları topla­nacak.

Toplantının konusu nedir?

Avrupa Ekonomik İşbirliği Konseyi toplanmaktadır. Elde edilen neiice
lere göre teşkilâtın daha verimli olması için bazı değişiklikler yapılması dü­
şünülmüştür. Konsey bu meseleleri görüşecektir.

Bu seyahatmızda başka temaslar yapacak mısınız?

Bu fırsattan istifade ederek dost ve müttefik dışişleri bakanlariyle temas*
etmekliğim tabiidir.

Paris'te Atlantik Paktı hakkında da konuşmalar olacağını bazı gazeteler
yazdılar, bu doğru mudur?

Atlantik Paktı müzakereleri Paris'te değil Washington'da olmaktadır.

Bazı gazeteler Türkiye'nin Atlantik Paktına gireceği hakkında son ziya­
retler vesilesiyle bir takım riayetler neşrettiler. Bu hususta malûmat verir
misiniz?

— Atlantik Paktı, bunu hazırlıyanlarm zihninde, tamamiyle tahdit edilmişcoğrafi bir bölgeye aittir. Hattâ bunun adına «Kuzey Atlantik Paktı» diyor­lar. Bu Pakta Kuzey Atlantik kıyılarındaki memleketlerin iltihak edeceği söyleniyor. Türkiye Atlantik kıyılarından uzaktadır. Türkiye'nin emniyet sahası başlı başına ehemmiyeti olan başka bîr coğrafi bölgedir. Bütün mese­le Atlantik ile Akdeniz'de sulhu muhafaza etmek için derpiş olunacak emni­yet sistemini fasılasız birleştirebilmektir. Gaye, Avrupa'da sulhu ve emniye­ti korumak olduğuna göre bu gayenin, Avrupa'nın yalnız bir kısmında elde edilemiyeceğîni tabii addediyoruz.

— Norveç Hükümetine vaki olan Sovyet teklifi hakkında fikriniz nedir?

Bu, Norveç Hükümetine ait bir meseledir. Bu hususta fikir beyan etmek;
bize düşmez. Fakat Norveç Hükümeti Sovyet Rusya ile bir ademi tacavür
paktı imza etmek istese bile bu, Atlantik Paktına iltihak etmesine engel teş­
kil etmemelidir sanırım.

Türkiye'nin İsrail Devletini tanıyacağı doğru mudur?

İsrail Devleti bir vakıadır, 30 dan fazla devlet tanımıştır. Arap temsilci­
lerideİsrailtemsilcileriylekonuşmaktadırlar.Türkiye'yegelince,Uzlaş­
tırma Komisyonunda vazifemizi daha iyi görebilmek için bugünkü durumu­
muzu değiştirmemeği daha faideli buluyoruz.

Uzlaştırma Komisyonunun mesaisinin ne kadar devam edeceğini tahmin
ediyorsunuz?

Şimdiki halde Kudüs'te bulunan komisyon birkaç gün sonra Arap mem­
leketleriyletemasiçin seyahataçıkacaktırsanıyorum.Bu temaslar birkaç
hafta sürebilir.

Yahudilerin Filistin'e gitmelerine müsaade edilmediği haberi doğru mu­dur?

Hayır. Her Türk vatandaşı her istediği yere gitmekte serbesttir.

Seyahatiniz ne kadar devanı edecektir?

On gün kadar süreceğini tahmin ediyorum.

Avrupa İktisadî İşbirliği Teşkilâtı Konferansı hakkında Dışişleri Bakanımız Sadak'in France Peresse muhabirine demeci:

Paris : 18. (a. a. )—

Paris'te toplantı halinde bulunan Avrupa İktisadi İşbirliği Teşkilâtı Konfejransmdaki Türk heyetine başkanlık eden ve bu teşkilâtın çalışmalarına fa­al bir surette iştirak eyleyen Türkiye Dışişleri Bakanı Necmeddin Şada, France Presse Muhabirine şu demeçte bulunmuştur.

«Bakanlar Arası Dokuzlar Komitesinin müzakereleri bir samimiyet ve iyi ni­yet havası içinde cereyan etmiştir. Teşkilâtın insicamını muhafaza edecek ve hepimiz tarafından kabul olunabilecek bir formül üzerinde mutabık kal­dık: Beş devletten mürekkep bir İdare teşekkülü yerine yedi memleketi top­layan bir istişare grubu kurulmuştur. Bu grupta İcra Komitesine dahil bu­lunan yedi memleketin bakanları temsil edilecek ve bakanlar ise Teşkilât Konseyi Başkanı M. Spaak'a, imkân nisbetinde, ekseriya yardım edecek­lerdir.

iGeçen gün Avrupa İşbirliği Teşkilâtının mevcut tüzüklerini değiştirmeksizin bu teşkilâtta çalışmaları hızlandırmak üzere idari mahiyette yapılacak değişikliklerden bahsettik.

Avrupa İktisadi İşbirliği Teşkilâtına iştirak eden memleketler arasındaki iktisadi el birliğinin git gide daha ziyade genişletilmesine herkes mutabık­tır. Bu memleketlerin bütün otoritelerini kullanmaları suretiyle bu elbİrliğini daha tesirli bir hale getirmek lâzımdır.»

Avrupa Birliği Hareketi Kongresinde ChurcüTin nutku :

Brüksel: 26. (a. a.) — (Reuter)

Avrupa Birliği Hareketi ilk kongresi huzurunda bu akşam söz alan Churchill, «Birleşmiş Milletler Kurulu Teşkilâtının, karşılıklı hareketlerinin sav­rulduğu, bir kör döğÜşü meydanına döndüğünü» söylemiş ve şöyle demiş­tir:

«Bu feci durumun başlıca sebebi, hiç şüphe yok ki, dünyanın, Sovyet Rus­ya'nın silâhlı kuvvetine dayanan komünist ideolojisi tecavüzüyle parçalanmış bulunmasıdır. Şu dakikada öyle kilise adamları vardır ki, bunlar, kendi insan­lık haklarına malik değildirler. Kremimin oligarşi yumruğu tepelerine inmiş ve kendileri tarihin şimdiye kadar asla kaydetmedi en ustaca ve hiç acıma bilmez zulme maruz bıraktırılmışlardır.

Kardinal Mindzenty ile kader ortaklarının uğratıldıkları bu sözde kanuni zulümlerin Birleşik Avrupa sınırları içinde temadi etmesi ve yer bulması mümkün değildir.»

Churchill nutkuna şöyle devam etmiştir:

«Yurdları, aile ocaklarını ve milletleri tahrip ettikten sonra nihayete eren her müthiş harp insanlığı, halk arasında hiç değilse kanun, barış ve nizamı iadeye muktedir dünya Ölçüsünde bir hükümetin vücuda getirilmesi ümidlerini doğurmuştur. Birleşmiş Milletler Kurulunun şimdiye kadar gözle gö­rülen kudretsizliğinden hepimiz endişe duymuş bulunuyoruz. Şimdiki Bir­leşmiş Milletler Kurulu bu dört yıl içinde, eski Milletler Cemiyetinin vadettiği neticelerden pek azının tahakkuku ümidini verebilmiştir.

Muhtelif memleketler temsilcilerinin büyük bir sadakatle sarfettikleri gay­retlere rağmen elde edilen neticenin mahiyeti kendini açıkça göstermiştir.» Bugünkü teşkilât gibi bir müessesenin, kendisini yaratmak için bu derece hareketle çalışanların otoritesini yeter derecede göstermeğe muvaffak ola­maması acınacak bir haldir.

Birleşmiş Milletler Kurulunun bünyesinde tashih edilmesi gereken esaslı aksaklıklar vardır. İstediğimiz terakki merhalesine ulaşmak arzusunda isek bu aksaklıkları tamire mecburuz. Harp içinde bütün düşünen dünya ölçü­sünde güvenlik teşkilâtı bünyesinin ancak milletlerarası teşkilâtlarla mey­dana getirilmesi zarureti hasıl olmuştur. Birleşmiş Milletler Kurulu tarafından teşvik edilmiş olmalarına rağmen, bölge anlaşmaları şu dakikaya kadar müsbet ve fiilî hiç bir rol oynamamıştır. Bu itibarla, bir sürü irili ufakîı me­selelerin kütle halinde yığılmasiyle sekteye uğrayan ana temel o hale gel­miştir ki, adeta bunun modern Bâbil Kulesine benzetmek hata olmaz.

Temeller sağlamca oturmadıktan sonra barış mabedinin kubbesini yapmak mümkün olamaz. Büyük ordunun kolorduları ve tümenlerin alay ve tabur­ları olacağı gibi bölge birliklerinin de idaresi başında lüzumlu elemanlar ve bütün bunların üzerinde dünya çapında bir hükümetin vücudu lâzımdır.»

Churchill bundan sonra bölge teşekküllerinin kurulması işinin dünya gü­venlik bünyesinin ayrılmaz bir parçası olarak kalması gerekeceğini, bu böl­ge teşekküllerinin kendi aralarında bütün meseleleri halle yetkili olmaları lâ­zım geleceğini söylemiş ve bu kabilden bölge teşekküllerinden mahrum kala­cak olan Birleşmiş Milletler Kurulunun tam akametle karşılaşacağını teyid ey­lemiştir.

Avrupa Birliği Konferasına katılan Murahhas Heyetimiz Başkanı Alî Rıza Türel'in Belçika Ajansı Muhabirine demeci :

Brüsel :27. (a. a.) —

Avrupa Birliği Konferansına iştirak eden Türk Murahhas Heyeti Başkanı Ah Rıza Türel, Belçika Ajansı Muhabirine şunları söylemiştir:

Milltlerarası İcra Komitesi Bürosunda memleketim adına bir üyelik tale­biyle müracaatta bulundum. Demir Perde dışındaki demokrat memleketlerin kabul edilmeleri prensibine dayanan bu müracaatım, Yunan Murahhası ta­rafından da desteklenmiştir.

Buna cevap veren Milletlerarası İcra Komitesi Başkanı Sandy Duncon pra­tik bir mahiyet taşıyan bu meselenin, komitenin önümüzdeki toplantısında nazarı itibare alınacağını söyledi. Yunanlılarla mutabık olarak bu iştirakin bir sene Türkiye bir sene Yunanistan olmak üzere münavebe ile olmasını istedik.

Toplantılara iştirak eden delegelerin müşterek arzularının, Avrupa Birliği­ne âlemşümul bir mahiyet verdiğini görmekle memnuniyet duyuyoruz. Memleketim halkı, gayesi Avrupa'nın ve dünyanın barışını sağlamak olan bu birlik fikrine sıkıdan sıkıya bağlıdır. Türkiye, uzun ve felâketli harple­rin yıkıcı neticelerinden ıztırap çekmiş ve hâlâ da çekmekte bulunmuştur. Tecrübe bize öğretmiştir ki, klasik diplomasi harbi önlemeğe muktedir bu­lunmadığına göre, bir üçüncü savaşı önlemenin tek müessir çaresi Avrupa Birliğini sağlamaktır.

VII —AVUSTURYA BARIŞI MESELESİ.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


9 Şubat 1949

Londra :

Birleşik Amerika, İngiltere ve Rusya Dış­işleri temsilcileri arasındaki Avusturya Sulh Antlaşması görüşmelerine bugün Londra'da Üaslanmiştir. Bu konferans Avusturya Sulh Antlşmasını kaleme al­mak hususunda dört büyük devletin üçü­ncü teşebbüsüdür. Geçen ilbaharda hudut meselelerinde çıkan bir anlaşmazlık yü­zünden müzakereler akamete uğramıştı. Bugünkü sabah oturumunda ilk ele alı­nan mesele de hudut meseleleri olmuştu.r Rusya Yogoslavya'nın Avusturya'dan top­rak taleplerini bildirmesine imkân veril­mesini teklif etmiştir. Yugoslavya, Avus­turya'dan Carintha Eyaletinin büyük bir kısmım istemektedir.

Rus teklifi, Kominform ile Yugollav Ma­reşali Tito arasındaki ayrılık dolayısiyle Rusya'nın artık Yugoslav toprak taleple­rini desteklemeğe devam etmiyeceği hu­susunda ileri sürülen tahminlerin hilâfına vukubulmuştur.

Bugünkü toplantıda. Rus teklifi hakkın­da bir karara varılmamış ve oturum ya­rına tehir edilmiştir.

Nevyork:

Rusya tarafından Yugoslavya'nın Avus­turya'dan talep etmekte olduğu toprak­lar ve tazminat hakkının tanınması ileri sürüldüğü zaman Avusturya Sulh Ant­laşması için dört büyükler arasında ya­pılmakta olan müzakerelerin bir kere da­ha akamete uğraması bahis konusu ol­muştur.

Dokuz aylık bir fasıladan sonra dört bü­yüklerDışişleriBakanYardımcılarının

yeniden müzakerelere girişir girişmem Doğu ile Batı arasındaki ezelî anlaşmazlık yeniden alevlenmiştir.

Mareşal Tito ile Kominform arasında başgösteren anlaşmazlık yüzünden Batı, Rus­ya'nın Yugoslavya'dan taleplerini çok şiddetle desteklemiyeceğini sanmıştı. Hal­buki Rusya Yugoslavya'nın derhal da­vet edilmesini istedi. Bir saat sonra kon­ferans 6 Mayıstaki çıkmaza yeniden sap­lanmış bulunuyordu ve usul meseleleri bile halledilmeden bugünkü oturum talik edildi.

Amerika, İngiltere ve Fransa, hep birden Rusya'nın talebine muhalefette bulun­muşlardır.

10 Şubat 1949 — Londra:

Avrupa barış andlaşması hakkındaki kon­feransın ikinci oturumunda heyetler Yu­goslavya'nın toprak taleplerine müteallik beşinci madde ile mülteciler hakkındaki 16 ne i madde üzerinde evvelki durumla­rını muhafaza etmişlerdir. Sovyet Delege­si ilk nokta hakkında konferansta görüş­lerini izah etmeleri için Yugoslav temsil­cilerinin davet edilmesi hususundaki tek­lifinde İsrar etmiştir. Fransız Delegesi Berthelot, Yugoslav görüşünde herhangi bir değişiklik husule gelmişse de bunu konferansa bildirmenin Yugoslavlara düş­tüğünü tekrar etmiştir.

Konferans bu nokta üzerinde her hangi bir anlaşmaya varamadan 16 ncı madde­nin incelenmesine geçmiştir. İngiliz Dele­gesi Mîarjoribanks, Birleşmiş Milletler Teşkilâtının 12 Şubat 1947 tarihinde mül­teciler hakkında kabul etmiş olduğu ka­rar sureti kanun mahiyetini haiz bulun­duğu için andlaşmaya dahil edilmesi dü­şünülen bu maddenin geri alınmasını ileri

sürmüştür. Sovyet Delegesi bu teklife itiraz etmiş ve geçen mayıs aynıda Rus heyeti tarafından yapılan tadil teklifleri hususunda İsrar ettiğinden oturum, dele­gelerin görüşülen noktalardan hiç biri üzerinde bir anlaşmaya varamamalariyle sonbulmuştur.

Londra :

Bugün Rusya, Güney Avusturyadakî Yu­goslav isteklerini reddetmekle Batılı dev­letleri bir ültimaton neşretmiş olmakla itham etmşitîr.

Amerikan ve ingiliz kaynakları, Sovyet Büyük Elçisi Georgi Zarubin'in Avus­turya Anlaşmasını incelemekle mükellef Dört Büyükler Konferansının bugünkü oturumunda da ithamı yaptığım açıkla­mışlardır. Batılı devlet temsilcileri, Rus­ya'nın bu ithamını reddetmişler ve Yogoslavlar, Avusturya'daki isteklerinden vazgeçmedikçe, Yugoslav temsilcilerinifn dinlenmelerinin zaman kaybından başka bir şeye yarıyamiyacağmı ilâve etmişler­dir.

11 Şubat 1949

Londra :

Avusturya Barış Antlaşması meselesini görüşmekte olan Dışişleri Bakan Muavin­leri bu sabahki toplantılarında evvelâ si­lâh ve teçhizat imalâtının tahddii hakkın­daki ek hükümlerin ikinci maddesini mü­zakere etmişlerdir. Sovyet Delegesi Zarubin geçen yıllarda yapılan toplantılar sırasında Fransa tarafından ileri sürülen teklifi desteklemiştir. Diğer taraftan Fran­sız Delegesi Berthelot bu teklifin üç yıl evvel yapılmış olduğunu hatırlatmış ve si'lâh ve teçhizat meselesinin tümü üzerindeki durumunu muhafaza etmekle bera­ber, Avusturya'nın bugünkü iktisadi du­rumu gozönünde tutularak iktisadi şart­ların yumuşatılması icabettiği tasviyesînde bulunmuştur.

İngiliz ve Amerikan delegeleri Fransız teklifinin Avusturya'nın yeni iktisadi du­rumuna katiyen uymadığını belirterek bu teklifin kesin olarak geri alınmasını istemişlerdir. Bu hususta bir anlaşmaya varılması mümkün olmadığından delege­ler Avusturya tebasmd'an olmıyanların Avusturya ordusunda hizmet etmeleri hakkındaki 27 nci maddenin incelenme­sine geçmişlerdir, ingiliz ve Amerikan de­legeleri bu hususta Sovyetler tarafından yapılan teklife muhalefet etmişlerdir. Fransız Delegesi mutavassıt bir hal tar­zı teklif etmiştir. Gene bir anlaşmaya varılamamış ve konferans Pazartesi gü­nü toplanmak üzere oturuma son vermiş­tir.

12 Şubat 1949

— Londra:

Avusturya Barış andlaşmasını hazırlamak için toplanan Dışişlrei Bakan Yardımcı­ları. Avusturya'nın sivil havacılık, harp malzemesi imali gibi sahalarda yabancı teknisyenler kullanmaya yetkili olup ol­madığı bahsinde üçüncü bir çıkmaza gir­mişlerdir.

Amerikan, ingiliz ve Fransız delegeleri, Sovyetler tarafından teklif olunan tah­ditlerin Bugaristan. Romanya ve ÎMacaristan gibi eski düşman memleketlerle yapılan andlaşmalarda mevcut olmadı­ğını ve kurtarılnüş bir memleket olan Avusturya'nın egemenliğini ihlâl edici mahiyette olduğunu bildirmişlerdir.

VIII — İSKANDİNAV SAVUNMA BİRLİĞİ.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


13 Şubat 1949

Kopenhag :

Danimarka Dışişleri Bakanı Gustav Rasmussen dün gece yapılan bir basın top­lantısında demeçte bulunarak, Danimar­ka, Norveç ve isveç'in bir İskandinavya Savunma Birliğine müteallik asgarî beş prensip üzerinde mutabık kalmış olduk­larını söylemiş ve askerî bir İttifak için İsveç tarafından yapılan son teklifin ta­mamen yeni bir duruma yol açmış oldu­ğunu ilâve etmiştir.

Bahiskonusu prensiplerşunlardır:

1— Bir tecavüze uğrayacak olan her İs­kandinav memleketi mevcut bütün kuv­
vetleriylekendini müdafaa edecektir.

2— Bu memleketlerden birine karşı yapılacak bir taarruz İskandinav memleket­lerinin hepsinekarşıyapılmışsayılacak­tır.

3— Her üç memleketin savunma plânları koordone edilmelidir.

4— Savunma andlaşması bir bölge pak­tı olarak addedilecektir.

5— Bu üç memleketten birinin bir taar­ruza uğraması halinde birlik dışından yardım teminine çalışacaktır. Rasmussen, Batı devletlerinin İskandinav­ya'ya karşı sempati duyacaklarıümidimizhar etmiştir.

17 Şubat 1949

Londra :

İsveç ve Danimarka Başbakanları Norveç Hükümet Erkâniyle temaslar yapmak üzere Oslo'ya hareket etmişlerdir. Bugün yapılacak görüşmelerde İskandinavya'nın müşterek müdafaası gözden geçirilecek ve Vaşington ile Londra'da temaslar ya­pan Norveç Dışişleri Bakanı Dr. Lange'nin raporu dinlenilecektir. Norveç İşçi Partisi Kongresinde de adı geçen iki ba­kan misafir sıfaüyîe hazır bulunacaklar­dır.

İsveç Başbakanı hareketinden önce Stokholm'de muhabirlere verdiği demeçte İs­kandinavya'nın müşterek müdafaasının Önemini belirtmiş, İsveç'in diğer iki İs­kandinav memleketi olan Norveç ve Da­nimarka'ya on yıllık bir tarafsızlık paktı teklif ettiğini söylemiştir.

24 Şubat 1949

— Kopenhag :

Danimarka Dışişleri Bakanı Gustav Ras­mussen, Aleclis Dışişleri Komisyonunda yaptığı bir demeçte, İskandinav Savunma Paktı hakkındaki müzakerelerin şimdilik «talik edilmiş» addedileceğini söylemiş­tir.

Dışişleri Bakanından sonra söz alan Baş­bakan Hans Hedtoft Danimarka, ile İs­veç arasında bir anlaşma yapılması mese­lesinin ilk defa, Oslo'da İsveç ve Norveç Başbakanları ile yaptığı mülakatta bahis konusu edilmiş olduğunu, fakat böyle bir andlaşmadan 'büyük faide beklenilmeliğini, çünkü andlaşmanın başlıca gayesi­nin müsbet bir hal tarzından ziyade duru­mu açıklamak olduğunu bildirmiştir.

Başbakan, şimdi komisyona Danimarka'­nın artık böyle bir andlaşmaya güvenemiyeceğini açıklayacak durumda olduğunu da sözlerine ilâve etmiştir.

IX —BATI AVRUPA, a : İTALYA.

OLAYLARIN TAKVİMİ,


8 Şubat 1949

—Roma :

İtalya Hükümeti, yahudi Hükümetini fi­len tanımıştır.

—Roma :

Komünistlerin emirleriyle dün yapılan genel grev ve mümayişlerin tam bir ba­şarısızlıkla neticelenmesi komünistler için büyük bir hezimet olmuştur. Greve he­men hemen kimse katılmamış ve müma­yişin yapılacağı yere polis memurları ha­riç olmak üzere sadece 4000 kişi gitmiştir.

Komünist liderler grev yapılmasını em­rettikten sonra mümayişin yapılacağı yer olarak tesbit edilen Celiseum'da toplana­rak grevin ne kadar devam edeceğini kararlaştırmışlardır. Komünistler, nüma­yişçilerin toplanması için bir saat 15 dakika beklemişler, fakat nümayiş yerine sadece 4000 parti üyesi gelmiştir. Bunun üzerine komünist Çalışma Şefi Guiseppe di Vittiric genel grevin bitmiş olduğunu bildirmiştir.

Bu grev ve nümayişler evvelki gün İsoloa Del Liri'de bir kâğıt fabrikasının iş­çilerine karşı polis tarafından girişilen hareketi protesto etmek maksadiyle ter­tiplenmişti.

— Roma :

italyan Kabinesi dün akşam MeoFasizm hakkında bir derrieç yayınlamıştır. De­meçte, hükümetin yeni bir faşist faali­yeti mevcut olduğunun farkında olduğu, fakat ister faşistlerden, isterse komünist­lerden gelsin, her türlü şiddet hareketine karşı koymağa kuvvetle azmetmiş bulun­duğubildirilmektedir.

b : HOLLANDA.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


17 Şubat İ949

— La Haye :

Endonezya Cumhuriyetçi Liderlerinin ser­best bırakılmaları meselesi bugün Bakan­lar Kurulunca incelenmiştir.

Toplantıda Hollanda'nın Endonezya Yük­sek Komiseri Dr, Beel de hazır bulun­muştur.

Endonezya Birleşik Devletlerinin muhta­riyetinin tanınması şeklindfeki Beel'în plânı da gündemde bulunmakta idi.

Hollanda başşehri mahfilleri, Bakanlar Kurulununmüzakerelerininvedevamlı bir plânın kabul edilmesi, veya Dr. Beel'in istifası ile sona ereceği düşüncesinde­dirler. Ayni mahfillerin kanaatine g5re, Dr. Beel'in istifası kabinenin durumunu tehlikeye düşürecektir.

Bu arada Katoliklerin gazetesi olan «Het Binnehif»şunları yazmaktadır:

Millî şeref bakımından kendi arzumuz ile ve Hollandalılar tarafından tesbit edile­cek şartlar dahilinde Endonezya'da yet­kilerimizden yapacağımız fedakârlık, mec­buri olarak hükümranlığımızı Güvenlik Konseyine devretmekten daha uygundur.

ORTA AVRUPA, a : AVUSTURYA.

OLAYLARIN TAKVİMİ.

8 Şubat 1949

— Londra :

Reuter'in diplomatik yazarından:

İngiltere, Birleşik Amerika, Fransa ve Rusya uzun müddettenberi geri bırakıl­mış olan Avusturya Barış Andlaşması hakkında müzakerelere başlamak üzere yarın burada toplanacaklardır.,

Görüşmelerde bazı terakkiler elde edil­diği takdirde, halen Londra'da bulunmak­ta olan Avusturya Dışişleri Bakanı Kari Gruber'in fikrine müracaat edilecektir. Yugoslavya'nın toprak taleplerinin Rus­ya tarafından desteklenmesinden sonra bakan yardımcılarının 110 oturum tutan toplatılarma, geçen Martta son verildiği hatırlardadır. Dört devletgeçen Aralık ayında Avusturya'nın müzakerelere başlanması talebini kabul etmiş oldukların­dan, yarınki toplantı ilk turum olacak­tır.

Diplomatik müşahidler. müzakerelere tek­rar başlanmasının, Batı ve Doğu arasın­da mevcut ihtilâfları hal için Rusya'nın hakikî bir temayül gösterip göstermediği­ni isbat edeceği ve bu suretle son Sovyet barış taarruzunun taşıdığı hakikî mana­nın meydana çıkacağı kanaatini taşımak­tadırlar.

Müzakereler ayni zamanda, Komünist Yugoslav Partisi ile Kominform arasında­ki inkıtadan sonra Rusya'nın dış siyaset bahsinde, Yugoslavya'yı desteklemeğe de­vem edip etmiyeceğini de göstermiş ola­caktır.

YANKILAR.


Avusturya sulhu meselesi...

Yazan : Ovıer Rıza Doğrul

10 Şubat 1949 tarihli »Cumhuriyet» İstanbul'dan:

Dört devlet (İngiltere, Fransa,Rusya ve Amerika) Dışişleri Bakan Muavinleri, Avusturya sulhu ile meşgul olmağa başla­mışlardır. Avusturya sulhu şimdiye ka­dar defalarca bahis mevzuu olmuş, fakat Sovyet Rusya'nın Yugoslavya'ya aid bir takını toprak tadilleri meselesini müda­faa etmesiyle Almanların Avusturyadaki mallarını ganimet saymak istemesi yü­zünden bu sulh neticelendirilememiş ve netice itibariyle Avusturya, harbin sona erişindenberi sulhu, beklemek ısrarında bırakılmıştır. Bu arada Çekoslovakya, da­ha sonra Macaristan, bir bir komünizmin pençelerine düşmüş ve Sovyetler komü­nizmin Avusturya'ya da işlemesini bek­lemişler, fakat bütün intizarlar boşa git­mişti. Çünkü Avusturyalılar tam manâsiy:le Batı demokrasisine bağlı olduklarını 1945 te yaptıkları genel seçimle ispat et­tikleri gibi aynı durumu muhafazaya azmettiklerini de şimdiye kadarki hare­ketleriyle göstermişlerdir. Fakat Avus­turya hâlâ işgal altındadır. Avusturya sulhunun ilk neticesi, memleketi bu iş­galden kurtarmak olacak ve bu sayede memleket kendi mukadderatını kendi eline almiak imkânını elde edecek, dört devletin çekilmesi üzerine sulh andlaşması gereğince kurulacak Avusturya ordiusu, memleketin emniyetile alâkalana­cak ve bu sayede Avusturya Orta Avru­pa içinde bir demokrasi kalesi olarak ya­şamakimkânını elde edecektir.

Şimdiye kadar birkaç defa ele alındığı halde Avusturya sulhununn neticelenme­miş olmasının en bellibaşlı sebeplerinden biri, Rusya'nın buradaki Alman malları­nı zaptetmek istemesi ve bunun Avustur­ya'yı tam manâsiyle iktisadî esarete uğ­ratmak manâsım ifade etmesi idi. Dört devlet Dışişleri Bakan Muavinleri, bu me­seleyle meşgul ola ola en nihayet Avus­turya'nın Rusya'ya ödeyeceği teminatı tâyin etmişler ve bu mesele aşağı yukarı halloiunmuştu. Fakat Rusya'nın iltizam ettiği diğer bir mesele, Avusturya topraklarının bir kısmını. Yugoslavya'ya devrettirmekti.

Son zamanda Sovyet Rusya ile Yugoslavyadaki Tito rejiminin arası açılmış ve bu yüzden Sovyet Rusya'nın Yugoslavya'ya aid arazi dâvasını tutmasına meydan kalmamıştır. Bu da muhakkak ki Avus­turya sulhunu kolaylaştıracak bir amil­dir. Rusya, şimdi şunu ümid etmektedir: "Yugoslavya bu yüzden Sovyet Rusya ile arayı bozmanın kendisine pahalıya mal olduğunu hissedecek ve pişman olacak... Fakat şimdiki halde buna da yer bulun­madığı muhakkaktır. Çünkü Yugoslav­ya'nın Avusturya'dan bir kaç karış toprak kazanmak mukabilinde bütün hürriyet ve istiklâlini feda etmek niyetinde olma­dığı göze çarpıyor.

Demek ki dış görünüşe göre Avusturya sulhu bu sırada daha elverişli şartlar için­de bahis mevzuu olacak ve Avusturya da harb sonundanberi beklediği sulha kavu­şacaktır.

Avusturya'nın sulha kavuşması ve işgal­den kurtulması muhakkak ki demokrasi dünyası İçin bir zaferdir. Fakat bu zafe­rin kazanılması için yeni bir takım pa­zarlıkların araya girmemesi icap eder. Müttefikler, bunları önler ve Avustur­ya'yı hürriyet ve barışa kavuşturacak olurlarsa dünya sağlam bir sulh ve de­mokrasi elemanı kazanır.

b : MACARİSTAN.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


3 Şubat 1949

Budepeşte :

Amerika'nın Budapeşte Elçiliği ikinci Kâ­tibi Etephan Kozac memleketten ihraç edilmiştir, ikinci kâtip Viyanaya gitmiştir. Macar Hükümeti ihraç için hiç bir sebep göstermemiştir..

Bununla beraber, basm muhabirleri, ikin­ci kâtibin ismîinin Macar Hükümetinin yayınladığı sarı kitapta zikredilmekte ol­duğuna işaret etmektedirler. Kâtibin, Kardinal Mindszenty, meselesinden dola­yı memleketten ihraç edildiği sanılmak­tadır.

Budepeşte :

Mahkemede söz alan Kardinal Minds­zenty kendisine yönetilen ithamların bü­yük bir kısmını kabul fakat bunlardan çıkarılmak istenilen neticeleri redetmiştir.

Budepeşte :

Beş saat süren bir isticvaptan sonra sav­cı Kardinal Mindszenty'nin Budapeştedeki Amerikan Sefirine yolladığı bir mektubu mahkemeye vermiştir. Kardinal bu mek­tupta sefirden kaçmak için kendisine bir uçak ve bir de otomobil temin etmesini istemektedir.

Mindszenty bu mektubu yazmış olduğu­nu kabul etmiştir.

4 Şubat 1949

Budepeşte :

Kardinal Mindszenty ile 6 suç ortağının yargılanmasına bu sabah burada 9.05 de başlanmıştır. İlk olarak Prens Estherhazi çağrılmış ve ifadesine müracaat edil­miştir.

Presin sorgusunu müteakip oturuma bir kaç dakika ara verilmiş ve sonra Macar Katolik Partisi Sekreteri Michlochun ifadesine müracaat olunmuştur. Saat 11 e kadar süren soruşturmalardan sonra üçüncü suçlu Papas Spanki ifade verme­ğe boşlamış ve tam saat 2 de casusluktan sanık eski gazeteci Ladislas Tot mahke­me huzuruna alınmıştır. Bugünkü muha­keme yalnız suçluların ifadelerinin alın­masına inhisar etmiştir. Saat 13 de otu­ruma son verilmiş ve 14 de tekrar muha­keme başlamıştır. Bu sırada Başpiskopos­luk Ekonomi Müşaviri İmre Booa ile Ev­rak Memuru Papas Fabian dinlenmiştir. Mahkeme kısa süren bir ara vermeden sonra Estherhazi ile Papas Spanki'nin avukatları tarafından ileri sürülen ve sa­nıkların sıhhî muayenelerini isteyen id­diayı incelemiştir. Bunlardan Esherhazinin talebi kabul olunmuştur. Ottuııma saaat 17de son verilmiştir.

Mahkeme yarın sabah saat 9 da savcınm iddiasını dinliyecektir.

5 Şubat 1949

— Budapeşte ;

Kardinal Mindszenty'yi muhakeme eden mahkemenin savcısı bugün okuduğu id­dianamesinde dâvanın bir dîn dâvası ol­mayıp şahsen suç işlemiş bir şahsın dâvası olduğunu söylemiştir. Savcı Kardinal1! memlekette krallığı yeniden kurmak için gizli tertipler hazırlamak, Birleşik Ame­rika'nın askerî müdahalesini istemiş ol­mak ve Sovyetler Birliğine karşı casus­luk yapmakla ittiham etmiştir. Savcı Kardinal'in plânını tahakkuk ettirmek için Nevyorktan Kardinal Spellman'ın, ya­bancı kraliyet taraftarlarının ve Birleşik AmerikaHükümetinintemsilcilerinin image008.gifyardımını istemiş olduğunu belirtmiş ve bunlar arasında Amerika'nın Budapeşte Elçisinin de bulunduğunu sözlerine ilâve etmiştir.

Bu ittihamlannm teferruat: üzerinde uzun uzun duran savcı, ele geçmiş olan bütün vesikaların doğruluğunun Kardinal ve diğer suçlular tarafından kabul edilmiş olduğunu söylemiştir.

Budepeşte :

Sanık sıfatiyle son olarak söz almak hak­kını kullanan Kardinal, Mindzenty mah­kemeden makul, basiretli ve teskin edi­ci bir karar vermesini istemiş, taşıdığı baş pikoposluk vazifesini muvakkaten terk için hükümete yaptığı teklifi teyid eylemiş ve kanuna aykırı hareket ettiği­ni kabul ile bundan teessür duyduğunu ilâve eylemiştir.

7Şubat 1949

Budepeşte :

Kardinal Mindszenty, höcresinde daima göz altında tutulmaktadır. Esas itibariy­le bütün gazeteler Kardinal'in barış is­tediğini ve Macar halkının düşmanı ol­madığınıyazmaktadır.

Kardinal ve diğer altı sanık hususi muha­fızlar nezareti altındadır ve yarm hakla­rında hüküm verecek olan mahke­meye bunların muhafazasında gidecek­lerdir.

Budepeşte :

Macar Hükümeti Kardinal Mindszenty hakkındaki dâva münasebetiyle ingiltere tarafından yapılan protestoyu katî bir şe­kilde reddetmiş ve ingiltere'yi «Macar demokrasisine düşman faşistlere yardım teşebbüsünde bulunmakla» ittiharn et­miştir.

8Şubat 1949

Budepegte :

Kardinal Mindzenti ile birlikte aşağıda isimleri yazılı kimseler de muhtelif ceza­laraçarptırılmışlardır:

Profesör Dr. Justin Baranayi 15 sene hap­se,

Kardinalin Sekreteri Dr. Andraas zakaa 6 sene hapsa, Prens Paul Esterhazi 15 sene hapse, Dr. Miklosnnagy 3 sene hapse, Nemzety UjsagGazetesinin Eski Müdü­rüDr.LaszleTeth10sene hapse.

Budapeşte :

Kardinal Mindzenty müebbet hapse mah­kûm edilmiştir.

Kardinal, siyasî ve medeni haklarından mahrum edilecek ve emvaline elkonulacaktır.

9Şubat 1949

Budapeşte :

Hükümetin bir sözcüsü şunları söylemiş­tir:

Kardinal mahkûmiyetini, harpten önce komünist Başkan Yardımcısı Mathias Rakosi'nin atıldığı hapishanede geçirecek­tir.

Bu hapishane, Tuna'nın sağ kıyısındaki Vac Hapishanesidir.

10Şubat 1949

Budapeşte :

Macar makamları Budapeşte'deki Ame­rikan Elçiliği Kâtiplerinden Koczat ve Steussy'yi casusluk ve Macar vatandaş­larını huduttan gizlice geçirmekle itham ederek hudut dışı etmiştir. Macar makam­larına göre bu şahıslar Gümrük Âmirle­rinden Tibor Gal'ın ve diğer şahısların yardımı ile huduttan otomobille geçmek­teydiler. Bunlar bilhassa Demokrat Halk Partisinin Başkam Barankovies'i Avus­turya'ya geçirmişlerdir. Tibor Gal ve suç ortaklarıtevkifedilmiştir.

12 Şubat 1949

Budapeşte :

Kardinal Mindszenty ile altı suç ortağı temyize müracaat ettiklerinden yargıtay mahiyetinde 'bulunan mahkemeler millî konseyi huzurunda bir müddet son­ra yani, takriben üç haftaya kadar, dâ­vaya tekrar bakılacaktır.

Oturumların umumiyetle yarım gün sür­düğü Halk Mahkemeleri Millî Konseyin­de müzakereler aleni cereyan etmekte fakat sanıklar duruşmada hazır bulunma­maktavedinlenmemektedirler.

YANKILAR.


Macaristanda verilen bir mah­kûmiyet kararı...

Y&zan: Ömer Rıza Doğrul

13 Şubat 1949 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:

Estregon Başpiskopsu ve Macaristan Ru­hanî Reisi Kardinal Mindczenty'nin vata­na sadakatsizlik, döviz talimatını ihlâl et­mek, muhacir kaçırmak ve antidemokra­tik faaliyetlerde bulunmak bahanesiyle muhakeme edilerek makûm edilmesi bü­tün medeniyet ve demokrasi dünyasının haklı infialile karşîlanmıştır.Hürriyet ve medeniyet dünyasında hüküm süren ka­naate göre. dâva, adalet dairesinde görül­memiş, sırf intikam gayretiyle ve Allah­sız, dinsiz komünizmin idealist dindarlığı çiğnediğini belirtmek hırsiyle Uydurul­muş ve hüküm de bu tesirler altında ve­rilmiştir.

Macaristan'nm katolik kilisesi ile komü­nistlik arasındaki kavga geçen yıl başla­rında başlamış, komünistler kilise şefinin kendilerine karşı sadakatini ilân etmesi­ni istemişler, fakat kilise şefi böyle bir şeye razı olmadıktan başka müteaddid vaizlarmda komünistlik ile Sovyetler Bir­liği aleyhinde söz söylemiş, bunun üzerine hükümete bağlı gazeteler de ona karşı şiddetli bir savaş açılmış ve bu yüzden Kardinal Mindczenty kilise şefliği vasfın­dan başka komünistliğe muhalefetin alemdarhğını da âdeta ele almıştı.

Bundan sonra,, hükümet, kiliseye ait bütün okulları devletleştirmek istemiş ve bu işi başaran kanunu yürürlüğe koymuş, buyüzdenikitarafınarasıbüsbütün açılmış, hükümet aleyhinde hareket eden papazlar tevkif edilerek hapse atılmış ve komünistler dâvanın dinî değil, fakat si­yasi mahiyeti üzerinde durmuşlardı. Çün­kü Macaristan'da dinî müesseseler serbest ve kiliseler kalabalıktır, hattâ devletleştirilen okullarda din öğretimi mecburi tutulmaktadır. Fakat Macaristan köylü­leri hükümetin bu telkinatma kulak aş­mamayı tercih etmişler ve bu yüzden kav­ga gittikçe alevlenmiştir.

Anlaşılan bunun da en mühim sebebi, halk kolejlerinde Marx'ın din hakkındaki telâkkilerinin öğretilmesi, materyalist olan Macarlara ikbal kapılarının açılma­sı ve dindar olanların ihmal edilmeleri­dir.

Kardinal, bütün bu hallerle mücadele etmiş olduğu için bir aralık enterne edil­miş ise de, bu da onun hiddet ve asabi­yetini yatıştıramamış bilâkis metanet ve azmini büsbütün şahlandırmıştır. Komü­nistler de ona ağır bir darbe indirerek nü­fuzlarını kırmak yolunu tumuşlar ve muvaffak olmuşlardır.

Kardinal'in muhakemesi, dünyanın dört tarafında alâka ve ehemmiyetle takip olunmuş ve mahkûmiyet kararı son dere­ce şiddetli protestolarla karşılanmıştır. Dâva, hıristiyan memleketlerde, bilhassa katolikliğin hâkim olduğu yerlerde din ile devlet arasındaki münasebetlerle alâka­lı olduğu için, bütün kotoliklik âlemin­de çok derin akisler bırakmıştır.

Bu dâva, Macaristan'a münhasır değil­dir. Katolikliğin geniş saygı gördüğü Ba­tı memleketlerinde de aşağı yukarı aynı dâvaya raslanır. Batı Avrupa'nın muh­telif memleketlerinde de. hirisıtiyanlık duygularını, tahsil hayatının her şube­sine hâkim kılmaya taraftar olanlar bu­lunmakta ve bu yüzden katoliklik muh­telif memleketlerde, muhtelif hükümet­lere karşı mücadele durumundadır. Şu var ki Batı memleketlerindeki demokrat ve lâik rejimler, kilise imtiyazlarını kal­dırarak muhtelif hiristiyan mezheplerinin eşitlik şartları içinde kendi itikadlarını yaymalarına imkân verdiği halde Maca­ristan'da hüküm süren rejim, komünist­liğedayandığıvekomünistliğinergeç gayesi Marksizmi vedinsizliğiyaymak olduğu İçin bu durum, bütün hiristiyanlık âleminiheyecanlandırmış,veKardinal aleyhinde yapılan takibat ile verilen mah kûmiyet kararı, doğrudan ddğruya hiristiyanlığadüşmanhktelâkkiedilmiştir. Kardinal'ın mahkûmiyetindensonra ne olacak?MacaristankomünistleriKatolik kilisesi ile anlaşarak meseleyi kapatmaya mı çalışacaklar, yoksa katoliklik aleyhin dekimücadelelerinihızlandırarakmak şadlarına varmak için mi uğraşacaklar? Bu cihet henüz belli değildir ve onun için dâva henüz bitmemiştir.

c : POLONYA.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


1 Şubat 1949

Paris :

Polonya'dan gelen haberlere göre, eski Polonya Köylü Partisi Lideri Mikolayçik'in arkadşlrmdan olup partide yüksek mevkilerde bulunan üç milletvekili bir aydan fazla bir zamandır ortadan kay­bolmuşlardır. İçlerinden birinin hudut bölgesi üzerinde tevkif edildiğine dair söylentiler çıkmışsa da, bazı emareler bu Parlamento üyelerinin aileleriyle birlikte Polonya'dan kaçmaya muvaffak olduğunu göstermektedir.

5 Şubat 1949

Varşova:

Polonya gizli polisinin, Polonya Hüküme­tinin ileri gelen şahsiyetleriniÖldürmekgayesini güden bir komplo meydana çı­karmış olduğu bildirilmektedir.

Hükümet tarafından yayınlanan beyan­namede pek çok şahsın tevkif edilmiş ol­duğu ve tevkiflerin devam ettiği bildi­rilmektedir.

Polis sözde bu komplonun şefleri olduğu iddia edilen şahısların evlerinde her cins­ten silâh, verici radyo merkezleri, alto ve kâğıt para bulunmuş olduğunu haber vermektedir.

Tevkif edilenler arasında, harp sırasında General Sikopsky tarafından vücuda ge­tirilen gizli mukavemet hareketinin eski üyeleri de bulunmaktadır.

d : ÇEKOSLOVAKYA.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


1 Şubat 1949

— Viyana :

Prag'dan alınan son haberlere göre, İç­işleri Bakanlığı özel şahıslara ait bütün radyo makinelerine elkonulmasmı em­retmiştir. Bu radyoların yerini hükümet radyo postalarına bağlanmış hoparlörler alacaktır.

Daily Herald Gazetesinin muhabirine göre, nazi işgali sırasında bile, idarî makam­lar, yabancı radyoların dinlenmesini men­etmekle beraber hükümet propagandası­nı dinletmek için özel şahıslardaki rad­yolara elkoymaya cesaret edememişler­di.

İçişleri Bakanlığı bu tedbirin «halk de­mokrasisi» ideallerine erişmek için en iyi numune olan Sovyetler Birliğinde» alındığınıbildirmiştir.

XI — BALKANLAR, a : BULGARİSTAN.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


3 Şubat 1949

Londra :

Dimitrof Bulgar Komünist Partisine sun­duğu <<yeni Bulgaristan» adındaki Gazete tarafından yayınlanan raporunda. rejime karşı muhalefetin silâhlı bir ayak­lanma halini almamış olmasının, memle­kette Kızılordu birliklerinin bulunması sayesinde mümkün olduğunu itiraf etmek­tedir.

2 Şubat 1949

Londra :

Bulgaristan'dan alınan haberlere göre, komünist «Vatan Cephesi» nde temizlik ameliyesi başlamıştır. Sofya Radyosu bu tedbirin, liderlerin la­kaytlığı yüzünden teşkilâta nüfus etme­ğe muvaffak olan düşman unsurları te­mizlemek için elzem olduğunu belirtmiş­tir.

14 Şubat 1949

— Sofya:

Casusluktan sanık olarak 15 Bulgar ra­hibinin tevkifinden sonra bir çok ileri gelen şahsiyetler Bulgar Vatan Cephe­sinden çıkarılmışlardır. Bunlar geçen yıl idama mahkûm edilen Bulgar Çİfçi Par­tisi Şefi Nikola Petkofa sempatilerinden dolayı şüphe altında bulunmaktadırlar.

b : YUNANİSTAN.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


1Şubat 1949

Atina :

Ordu Genel Kurmay Başkanlığı Sözcüsü dün akşam Peîoponez'de âsilere karşı gi­rişilen, harekâtın muvaffakiyetle devam etmekte olduğunu bildirmiştir.

Geneî durum hissedilir derecede iyiliğe doğru gitmektedir.

29 Ocak tarihine kadar Peloponez hare­kâtında elde edilen sonuçlar şu şekilde hülâsa edilebilir:

Âsilerden 672 kişi Ölmüş, 465 kişi esir edilmiş, 516 kişi teslim olmuştur. Ordu kuvvetlerinin eline geçen Ganaim takri­ben 1000 kişiyi silâhlandıracak kadar­dır.

Esir edilen veya teslim olan çetecilerden ekserisinde soğuktan donma alametleri görülmektedir ve sıhhî durumları çok fe­cidir. Bunların söylediklerine göre, millî ordunun devamlı takipleri yüzünden di­ğer arkadaşları ümitsiz durumda bulun­maktadırlar.

Atina :

Yeni Kabine bugün ilk defa Parlâmento huzuruna çıkarak programını okuyacak­tır. Çok kısa olan bu program üzerindeki tartışmaların sabaha doğru sona ereceği tahmin edilmektedri.

Müteakiben hükümete güven takriri Oya konacaktır. Parlâmento'nun altı ay tatil yapması hususundaki hükümet teklifi de aynı zamanda oya konacaktır.

2Şubat 1949

Atina :

Yunanistan Başbakanı Sofulis, dün Mec­liseyenikoalisyonhükümetininprogramını sunmuştur. Program şu dört nok­tayı ihtiva etmektedir:

1Hükümetin ademî merkeziyeti,

2Bölgeseçimleri,

3Büyük gelirli olanlardandaha fazla
vergialınması.

4Çetecilere karşı mücadelenin şiddet­
lendir ilmesi.

Hükümet programının derin bir tahlilini yapabilmek için muhalefet güven oyunun geciktirilmesini istemiş ve bu teklif ka­buledilmiştir.

Atina :

Genelkurmay Başkanlığının yayınladığı tebliğde bildirildiğine göre, 2 Şurîatta, Doğu ve Orta Makedonya'da çeteciler Pentoplöis ve Psychiko Kasabalarındaki yiyeceği yağma etmişlerdir. Bunlara kar­şımüfrezelerçıkarılmıştır.

Batı Mekedonya'da, çeteciler Makriasi'ye hücum etmişlerse de püskürt ülmüşierdir. Orta Yunanistan'da, Korpenisi bölgesin­de çetecilere karşı yapılan hücumlar devam etmektedir. Müfrezelerimiz mev­zilerini kuvvetlendirmişlerdir. Kayıpları­mız bir ölü. yedi yaralıdır. Çetecilerin ka­yıpları S ölü 31esiri bulmaktadır.

3 Şubat 1949

Atina :

Yunan Komünist Partisi Ajtina Şehir Komitesi Başkanı ile arkadaşlarının tev­kifi etrafında bir demeç veren Emniyet Bakam Rendiş, bu tevkifleri Atina poli­sinin yeni bir başarısı olarak vasıflandırmıştır. Bu yeni gizli komünist teşkilâ­tının meydana çıkmasına, geçenlerde tev­kif edilen komünist dinamitçi'erin soruşturulmalarmdaeldeedilendelilleramil olmuştur. Bilindiği gibi bundan iki ay ka­dar önce Komünsit Partsi Merkez İdaresi Atina Şehir Komitesi üyelerini toptan azletmiş yerlerine yenilerini tâyin etmiş­ti Bu meyanda şimdi tevkif edilmiş olan Komünist Partisi j Merkez İdare Heyeti üyelerinden Belanas Şehir Komitesi Baş­kanı seçilmişti. Bu zat belli başlı komü­nistliderlerindendir.

4 Şubat 1949

Atina:

Yunan Genelkurmay Şefliği tarafından yayınlanan tebliğe göre hükümet kuvvet­leri Peloponez'de dağlık bölgelerdeki İs­tikşaflarına devam etmektedirler.

Hükümet kuvvetleri, bu hareketleri sı­rasında hiçbir kayıba uğramamışlardır. Çeteciler 2 ölü ve 27 esir vermişlerdir.

Merkezi Yunanistan'da Kaorpenissi böl­gesinde havanın müsaadesizliği netice­sindehareket durmuştur.

6 Şubat 1949

Atina :

Atina siyasî çevrelerinin kanaatine göre, çetecilerin ele basısı Markos'un görevin­den uzaklaştırılması, Mareşal Tito ile Kominform arasında çıkan anaşmazlığm bir neticesidir. Hür Yunanistan geçici hükümetinin Kominform memleketleri tarafından tanınmış olması ve fülî yar­dımda bulunmaları üzerine Yunan Ko­münist Partisinin Komînform'un emeli­ne hizmet eylemesi lâzım geldiği ka­naatini müdafaa eden Markos'un tesvi­yesinden sonra Yunan Komünist Parti­sinin Kominform'un mutlak emrine gir­meyi kabul ettiği anlaşılmaktadır.

Diğer taraftan, bu mesele ile ilgili ola­rak dün gece Amerikan gazetecilerine bir demeçte bulunan Emniyet Bakanı Rendis, Markos'un tasfiyesininin Başkan Tru

man'ın Yunanistan'a karşı takip ettiği azimli hareketin bir neticesi olduğunu söylemiş ve ayni siyaset devam ettiği tak­dirde gazetecilerin yeni ele basısı Zahariadis ile arkadaşlarının da 1949 yılı için­de Markos'un akıbetine uğramasının mu­hakkak olduğunu ilâve etmiştir.

12Şubat 1949

Atina :

Patras'tan, Savunma ve Emniyet Bakan&