24.1.1949
×

Hakkında

Künye

İletişim

T Ü R K İ Y E

a:İÇERDE

OLAYLARIN TAKVİMİ.


2 Ocak 1949

— Ankara:

Onuncu Devlet Resim ve Heykel Sergisi bugün saat 15 te Halkevinde açılmıştır. Açılış töreninde Başbakan. Hasan .Saka, Millî Eğitim Bakanı Tanısın Banguoğrlu, Bayındırlık Bakanı .Nihat Erim, Ulaş­tırma Babanı Kasım Gülek, miletvekilleri, Üniversite Rektörü Enver Ziya Karal, .Siyasal Bilgiler Okulu Müdürü Fet3ıi Çellkibaş. Belediye Başkanı Ragap Tüzün, şehrimizde bulunan bazı bü­yükelçiler ve elçiler ile eşleri ve bu ara­da bugün istanbuldan şehrimize gelmiş olan Hindistan Parlâmentosu Milletve­killerinden Bayan Kamladevi Chatfoayaya ile büyük bir sanatsever kaîabahğı hazır (bulunmuşlardır.

Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu bir konuşma yaparak on yıldaiiberi re­sim ve heykel sergilerinin bir gelenek haîine gelerek devam ettiğini izah et­miş, memleketimizde resme ve heykele verilen önemin kökleşme ile gelişmesi­nin Cumhuriyet devrinin güzel bir eseri olduğunu söylemiştir. Millî Eğitim Bakanı bu konuda fazla konuşmakistemediğiniçünkü resmin söz değil göz sanatı olduğunu ifade ederek sergiyi ziyaretçilere açmıştır.

Müteakiben memleketimizin çeşitli kö­şelerindeki sanatkârlar tarafımdan gön­derilen ve bir jürinin tetkikinden geçen 384 resim ile 17 heykeli ühtiva eden sepgi .gezilmiş ve kıymetli sanatkâr Çaliı ibrahim teşhir edilen eserler hak­kında ilgi ile takip edilen izahat ver­miştir.

Sergideteşhir edilen eserler büyük bir alâkayı çekmiş Türk güzel sanatında görülen inkişaf takdirleri toplamıştır.

4 Ocak 1949

— Ankara:

îngiltere Birmingham Çocuk Mahkeme­leri Başkanı IMr. Hamilton Baynes bu­gün saat 11,30 da Ankara Hukuk Fa­kültesinde «çocuk suçlarının sebepleri» konulu bir konferans vermiştir.

Konferansta Adalet Bakanı Fuat Sirmen, Hukuk Fakültesi Dekanı Hüseyin Cahit Oğuzoğlu ile fakülte Öğretim üye­leri, hukukçular, British Council men­supları ve kalabalık bir öğrenci kütlesi hazır bulunmuş . ve konferans baştan sona kadar büyük bir ilgi İle takip edil­miştir.


Dekan Hüseyin Cahit Oğuzoğlu, Mr. Hamilton Baynesi dinleyicilere takdim ederek kendisinin adalet alanındaki ba­şarılarını övmüş ve sözü hatibe bırak­mıştır.

Mr. Baynes, 25 senedir Türkiyede mey­dana gelen inkılâpları çok zamandanIberi görmeyi arzu ettiği bir zamanda kendisine Türkiyede birkaç konferans vermesi hususunda yapılan teklifi derlıal ve memnunlukla kabul ettiğini ifa­de ederek söze başlamış ve Türkiyede kaldığı bu çok kısa bir zamanda çocuk suçlarının ekserisinin îngüteredekinin hilâfına köy ve kasabalarda işlendiğini öğrenmiş bulunduğunu ve yine tngllterede çocuk suçlarının büyük bir kısmı­nın hırsızlık sahasında görülmesine mu­kabil Türkiyede çocuk suçlarının adam öldürme şeklinde kendini gösterdiğini söylemiştir. Suçlu çocuk psikolojisi üze­rinde de duran ve bunlardan neticeler çıkaran Mr. Baynes İngilterede yapı­lan istatistiklere temas etmiş ve suçlu çocukların üçte ikisinin bozulmuş evle­rin mahsulü olduğunu izah etmiştir. Bozulmuş evlerin ne olduğunu anlatan hatip bunların ana veya babadan biri­nin ölmüş olmasiyle, ana babanın birbi­rinden ayrılmış olmasiyle meydana ge­len ev vaziyeti olduğunu işaret etmiş ve böyle vaziyetlerin suçlu çocuk psikolojisine tesir icra eden en önemli un­sur olduğunu söylemiştir.

Daha sonra çocuk suçları üzerinde İkin­ci Dünya Harbinin de müessir olduğunu söyliyen Mr. Hamilton Baynes, aile teribiye müessesesinin çocukların terbiye­sinde en mühim faktör olduğunu izah etmiş ve ikinci dünya harbinden sonra suçlu çocuk adedinin fazlalaşmasına harp esnasında çocukların ana ve baibaları yanında olamamalarını sebep ola­rak göstermiştir.

Mr. Hamilton Baynes, emniyet ve sev­giye malik olan çocuğun her halde suç işleyecek ibir karakter kapamayacağına işaret etmiş ve çocukların daima bir ayna olduklarını balba ve analarının yaptıklarını kopya ettiklerini söylemiş, bu bakımdan yeni evlilerin izdivaçları­nın kendilerine teıhmil ettiği sorumlu­luğu daima hatırda tutmalarının elzem olacağını bildirerek . sözlerine son ver­miştir.

5 Ocak 1949

— Mersin:

Mersinin kurtuluşunun yirmi yedinci yıl dönümü coşkun tezahüratla kutlan­mıştır. Sabahın erken saatlerinden iti­baren .Mersin halkı, şehre girecek olan. müfrezeyi karşılamak üzere sokaklara dökülmüş, saat sekizde müfreze şehir methalinde kalabalık bir halk kitlesi ta­rafından karşılanarak şehir adıma, müf­reze komutanına hoş geldiniz denilmiş­tir.

Bundan sonra müfreze ile birlikte halk: hükümet konağına giderek, bayrak çe­kilme merasimi yapılmış ve oradan da törenin yapılacağı Cumhuriyet Alanına gelinmiştir. Buradaki tören saat 10.30 da kız ve erkek atletler tarafından ta­şman şehitler toprağı ile bayrağın va­liye teslimi ile başlamış ve toprak Ata­türk antınm önüne konulmuştur.

Günün önemini belirten heyecanlı bir hitabeden sonra da geçit resmine baş­lanmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi ve Demokrat Partilerin de iştirakiyle ya­pılan bu geçit resmi bir buçuk saat de­vam etmiştir.

Mersin bu mutlu günün içten sevinç içindedir.

— Ankara:

Hint Parlâmentosu Üyelerinden Bayan Kamaîadevi Chadtopadhaya şerefine bugün Şehir Lokantasında Ankara Milletvekili Mebrure Aksoley ve Seyhan Milletvekili Makbule ıDıiblan tarafından bir çay verilmiştir.

Bu toplantıda Büyük Millet Meclisi Başkanı Şükrü Saraçoğlu, Başkanvekillerinden Raif Karadanız, C. H. P. Grup Başkanvekili Şemsettin Günaltay,

Demokrat Parti Meclis Grup Başkanı. Fuat Hulusi Demirelli, bazı milletvekil­leri, muhtelif mesleklere mensup bayan­lar ile Hindistan Büyükelçisi Şaman. Lall, ingiliz Büyükelçisi refikası Beyan. Kelly, Hindistan Elçiliği ileri gelenleri, hazır bulunmuşlardır.

Samimi bir hava içinde geçen bu top­lantıda bayanlar tarafından Türk musi­kisinden parçalar söylemiş, Erzincan Milletvekili B. X. Çağlar da öandhi isimli şiirin: okumuştur.

Tarsus:

Çukurovanın kurtuluşunun 27 nci yıl dönümü bugün burada coşkun tezahü­ratla kutlanmıştır. Şehir adına İstan­buldan davet edilen o günün komutan­ları Emekli Tuğtbay Şemseddin Saibur, Emekli Albay îsmail Ferahım Salvuz ve Albay Cemal Ziyali ile Tarsuslu mü­cahitlerin komutasındaki millî kuvvet­ler şehrin dışında, teşekküller ve bin­lerce Tarsuslu tarafından karşılanmış, doğruca Hükümet Konağı Önüne gelen bu kafile, bayrak çekme türenini yap­tıktan ve söylevler verildikten sonra Cumhuriyet Meydanına giderek alanı dolduran 40 bin şehirlinin iştiraki ile ve fabrika düdüklerinin sesleri arasında merasime başlanmış, büyük direğe bay­rak çekilmiş, istiklâl marşı söylenmiş tnmu müteakiben belediye başkam, gü­nün önemini belirten bir hitaibede bu­lunmuş, üç öğrenci tarafından şiirler okunmuştur. Daha sonra yapılan geçit resmi çok muntazam olmuş, halk geçit resmine iştirak edenleri şiddetli alkış­lamıştır. Bayram bütün coşkunluğu ile devam etmektedir.

Ankara:

îngiltere Birmingham Çocuk Mahkeme­leri Başkanı Mr. Hamilton Baynes «ço­cuk mahkemelerinin prensip ve mevzua­tı» konulu ikinci konferansını bugün saat 18 de Ankara Hukuk Fakültesin­de vermiştir.

Konferansta milletvekilleri, Yargıtay Başkanı Halil Özyörük, Yargıtay Baş­savcısı Kâzım Berker ile Rektör Enver Ziya Karal, Hukuk Fakültesi Dekanı Hüseyin Cahit Oğuzoğlu ve öğretim üyeleri, adalet mensupları ve kalabalık foir öğrenci kitlesi hazır bulunmuştur. Baştan sona kadar büyük bir ilgiyle takiıp edilen bu konferansta Mr. Hamilton Baynes suçlu çocuk psikolojisi ile ço­cuk mahkemeleri konuları üzerinde du­rarak etraflı izaihat vermiş ve çocuk malhkemelerinin haiz olduğuözelliklerile bunların çocuklar üzerinde icra ettiği tesirıerı misallerle ifade etmiştir.

— Adana:

Çukurovanm kurtuluşunun 27 nci yıl dönümü bugün, geçen yıllara nazaran dp.ha çok parlak ve o derecede de de­rin bir heyecan içinde kutlanmıştır. Tam gece yarısı atılan toplarla ve fab­rika düdüklerinin sesleriyle başhyan ve bu gecenin ileri saatlerine kadar devam eden kurtuluş bayramını 80 bin Adana­lı bir kere daha engin bir heyecanla ya­şamıştır. Sabahın ilk saatlerinde on binlerce Adanalı şehrin yollarını doldur­muş ve coşkun bir sel halinde törenle­rin yapılacağı yerlere doğru akmıştır. Saat 8.20 de kurtuluş savaşı kahraman­ları, izciler, esnaf temsilcileri, belediye­nin önünde toplanmış, saat 8,30 da atı­lan topu mütakıp belediyeden tarihî bayrak alınarak, başta bando olduğu halde saat kulesine gelinmiş, saat 9 da istiklâl Marşı ile törene başlanmış ve bunu takiben tarihî bayrak saat kulesi ile Ulu Cami araşma eçkilirken bir manga havaya asker üç el ateş etmiş­tir.

Bir kız öğlenci tarafından okunan bir şiirle buradaki merasime .son verilmiş­tir. Bu töreni tak:ben belediye tararın­dan hazırlanan celenkler alınarak Ata­türk Parkına hareket edilmiş ve saat 10 da bu çelenikler merasimle anıta konulmuştur. Saat 10,10 da vali, yanın­da garnizon komutanı ve belediye baş­kanı olduğu halde, gaçit törenine katı­lacak askerî birliklerin, okulların, meslek teşekküllerinin ve partilflerin bayramlarını kutlulamış ve bundan sonr tribüne dönmüştür. Tribünde Sey­han Valisinin yanında Ulaştırma Baka­nı ve Seyhan Milletvekili Kasım Gülek, Seyhan Milletvekillerinden Doktor Ke­mal Satır, Kasım. Ener, Sinan Tekelioğlu ve Ankara Milletvekili Ahmet Hamit Selengll, garnizon komutanı, bele­diye başkanı, resmî devair müdürleri ve iler: gelenleri yer almışlardı. Tören ye­rinde hazırlanan kürsüde konuşan bele­diye başkanı hemşehrilerinin bayramı­nı kutlamış ve bunu mütaakıben söz alan iki hatip günün önemini beliden ve sık sık alkışlarla kesilen iki hitaibe­debulunmuşlardır.İlksözalanhatibin daveti üzerine törene katılan on binlerce Adanalı, Ebedî Atatürkün ve kurftuluş savaşında şehit düşenlerin aziz hatıralarım saygı ile anmîşlardır. Bu hitabelerden sonra büyük resmi geçide başlanmış ve geçit resmi iki saatten fazla sürmüştür. Askerî birliklerin muntazam ve dinç adımlarla,, geçişim, motorlu topçularımızın geçişi takibetmiş bundan sonra çeteler, izciler, ilk ve ortr. öğretim müesseselerine mensup öğ­renciler ve meslek teşkilleri de bu ge­çit resmine iştirak etmişler, sık sık al­kışlanmışlardır. Bundan sonra şimdiye kadar raslanmayan, geniş ölçüde bir kalfalık, partililerin yürüyüşü başla­mıştır, önlerinde Türk ve altı oklu bay­raklar davul ve zurna olduğu halde C. H. Partilileri, yine önlerinde Türk Bayrağı ve flamalar ve davul zurna, bulunan Demokrat partililerin gaç.işi takibeylemi<ştir. Bu geçit resmi­ne, Osmaniye, Karaisalı, Kadirli, Ko­zan, Ceyhandan gelen Cumhuriyet Halk Partisi mensupları ile, Maraş ilin­den ve bazı ilçelerden gelen Demokrat parti mensupları da iştirak etmişlerdir. Yine bu aradı, millî mücadeleye iştirak eden kadın ve erkeklerin da millî kıyafe&lerivle partililerin geçit resminde bulunma.nrı. bu merasimi bir kat daha he­yecanlandırmış bütün Çukurovahlar bu şerefli günde bir kat daha gurur duy­muşlardır.

Öğleden sonra saat 14 de belediye adı­na seçilen bir heyet garnizon komutan­lığına giderek orduya teşekkür etmiş fcunu mraakıben belediyede bir resmi Bcafeni. tertip edilmiş, saat 15 te yine be­lediye tarafıidan hazırlanan otobüslerle YesŞlovaya gidilerek şehitlik ziyaret edilmiş ve onların aziz hatıraları anılmiEtır. Bu büyük bayram dolayısiyle heyecanlı bir fener alayı tertip edilmiş ve halkevinde bir temsil verilmiştir. Çu­kurova bu mutlu günü büyük bir heye­canla ve baştanbaşa donatılmış olarak kurulamaktadır.

— Malatya:

Fırat Nehri İsmet PaşaKöprüsünden başlıyarak aşağıyadoğru on beş kilo­metre mesıfeyekadar tamamen don­muştur. Halk üzerinden geçmektedir. Hatırlardaolduğu gibi,1318 ve1326

tarihlerinde de Fırat Nehri donmuş ve günlerce üzerinden geçilmişti.

6 Ocak 1949

istanbul:

Şehrimize gelmiş bulunan İranın yeni Ankara Büyükelçisi Doktor Kasmgani akşamki ekspersie Ankaraya hareket edecektir.

Bugün muharririmizi kabul eden Bü­yükelçi şunları söylemiştir. «Türkiyeyi ana vatanım gibi telâkki ediyor ve buraya gelmekten büyük bir haz duyuyorum memleketiniz hakkın­daki intihalarım Iran milletinin Türkiye hakkındaki intibaları demektir. Yani dostluk ve kardeşlik. asırlardan beri Türkiye lile İran daima dost ve kardeş kalmışlar ve bundan sonrada kalacak­lardır. Türkiye ile İran arasındaki dost­luk ve anlayış zihniyeti içinde inkişaf etmekte olan içtimai, iktisadi ve kül­türel münasebetlerin artmasına bütün gayretimle çalışacağım». M il! et: er ar ası duruma temas eden bü­yükelçi demiştir ki:

«Her ne kadar milletlerarası durumda güçlükler ve anlaşmazlıklar mevcut ise de bedbin olmamalı. Çünkü dünya ve insanlık birçok felâketler görmüştür Birleşmiş Milletler bu müşkülâtın kaldırılmasma çalışmaktadır. Mületlleri idare edenlerin hüsnü niyetleri vardır. İran sulhçu ve beşeriyeti sever bir mil­let olup milletlerarası münasebetlerdeki sivîrsetinin esasını birleşmiş milletlerle tam mânasiyle işbirliği yapmak teşkil etmektedir.»

İranın iç durumuna temas eden Doktor Gani ezcümle şöyle demiştir. «Iranın iş durumu çok şükür iyidir. Buarada İranda yedi yıllık bir plân hazır­lanmış ve taCbikma başlanmıştır. Bu plân sanayi, ekonomik ve kültürel sa­halarda :büyük gelişmeler sağhyacak. Ve bu sahalarda Türkiye ile olan müna­sebetlerin de yakın bir gelecekte büyük başarılarsağlryacağmaİnanıyorum.»

Ankara:

İngiltere Birmingham Çocuk Mahke­meleri, Başkanı Mr. Hamilton Baynes bugün saat 18 de Hukuk Fakültesinde «çocuk, islâh mektepleri ve mevzuatı» konulu üçüncükonferansını vermiş vedinleyiciler tarafından büyük bir ilgi ile takip edilmiştir.

Mr. Hamilton Baynes bu konferansın­da, çocuk islâh mekteplerinin suçlu ço­cukların Islâhında en önemli faktör ol­duğu söylemiş islâh müesseselerine te­mas ederek, bunların sağladıkları fay­daları misâllerle izah etmiştir.

8 Ocak 1949

Malatya:

Hariçteki Türklerin zulümden kurtarılması ve Kıbrıstaki Türklerin komünist tehlikesine mâruz birakilmamaları için Malatya kültür derneğinin teşebbüsü ile dün büyük bir miting yapılmıştır.

Bütün gençlik teşekkülleriyle, binlerce Malatyalınınkatıldığı miting memleket sınırları dışında yaşayan, ırkdaşlarımı­zın insan haklarından istifade ettiril­meleri ve zulümden kurtarılmaları için fevkalâde heyecanlı gösterilere vesile olmuştur.

Atatürk anıtı önünde yapılan merasimi mütaakıp, mitinge katılanlar bulvarı ta­kiben İnönü anıtı önüne gelmişler ve burada Kültür Derneği Başkam Müfit Yetkin bir konuşma yaparak, Kıbrısın Kars kadar, Edirne, Hatay kadar ve Malatya kadar Türk olduğunu ve bu dâvanın yalnız Kıbrıslıların değil 18 milyon Türkün dâvası olduğunu en he­yecanlı ifade ile belirtmiştir. Mitinge hep bir ağızdan söylenen istiklâl marşiyle son verilmiştir.

Ankara:

Türkiye ile Polonya arasında karşılıklı hava seferleri İçin temaslar yapmak üzere Polonya Ulaştırma Bakanlığı si­vil Havacılık Kısmı Şefi Tadeusz Uszynsknin Başkanlığındaki sekiz kişilik Polonya hava heyeti bugün uçakla An­karaya gelmiştir.

Heyet önümüzdeki günlerde Dışişleri Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanîığiyle te­maslara başlıyacaktir. Bu temaslar ne­ticesinde bir anlaşmaya varıldığı takdir­de şimdilik haftada bir olmak üzere karşılıklı seferler yapılacaktır.

Ankara:

Parlâmentolar birliği Türk grupu Ge­nel Kurulu toplantısıbugün saat 10 da Büyük Millet Meclisi Kütüphanesinde yapılmıştır. Genel Kurul toplantısı Mec­lis içinde büyük bir alâka ile karşılan­mış ve toplantı başkanlığına Kırklareli Miletvekili Dr. Fuat Umay seçildikten sonra Grup Gene?. Sekreteri Diyarbakır Milletvekili Vedat Diclejeli, idare heye­ti çalışma raporu ve 1948 senesi he­sap rapocu&u okumuştur. îdare heyeti çahşma raporu ve 1948 yılı hesapları kabul edilerek idare heyeti ibra edildik­ten sonra grupun 1949 bütçesi kabul edilmiş ve gündemde bulunan yeni tü­zük tasarısının görüşülmesine geçilmiş­tir. Cenevredeki birliğin tüzüğüne mü­tenazır olarak hazırlanmış bulunan ye­ni tüzük tasarısı, eskisine nazaran daha geniş esasları ihtiva etmekte ve idare heyeti başkanlık sürelerini dört yıldan bir yıla indirerek seçimlerin her yıl ye­nilenmesini âmir bulunmaktadır.

Yeni tüzük tasarısı da genel kurulca tasviple karşılanmış ve mütaakıben ye­ni idare heyetinin seçimine geçilmiştir. Bu esnada genel kurulda bir noktayı nazar ihtilâfı belirmiştir. BaŞkanMk ve grup üyelerinden bir kısmı seçimlere yalnız eski grup üyelerinin katılabilece­ğini ileri sürdükleri halde bir kısım mil­letvekilleri grupa bugün veya kongre esnasında üye olanların da katılafbilece­ğin! ileri, sürmüşlerdir. Bu hususta yapılan uzun tartışmalar­dan sonra bir karar alınması için top­lantının başka bir güne bırakılmasına karar verilmiş ve toplantı bu suretle so­ne, ermiştir.

Genel kurul önümüzdeki Cumartesi gü­nü tekrar toplanacaktır.

9. Ocak 1949

— Ankara:

Başbakanlıktan tebliğ edilmiştir: Âkil Muhtar özden, Dr. Adnan Adıvar, Dr. Saim Ali Dilenire ve Ordinaryüs Profesör K. Erimden müteşekkil «înönü Armağanı» Bilim Şubesi Jürisi bu sene zarfında gerek başkanlık vasıtasiyle, gerek jüri âzasından bulunanlar tarafından vevahuf doğrudan doğruya jüriye gönderilen eserleri tetkik etmiş­lerdir.

Neticede Ankara Tıp Fakültesi Infection Hastalıkları Profesörü Dr. Hüseyin Kemal tarafından Ankara Tıp Fakültesi mecmuası neşriyatından kabakulak vi­rüsünün tavuk amibriyonu üzerinde kül­türü ve kabakulak etyolojisi üzere bir kaç tecrübe isimli araştırması, netice­sinde bu virüsün üretilmesi metodîarı üzerinde bir keşfe varılmış olduğu gö­rülmekle bu eser 5000 liralık înönü Ar­mağanınalâyık bulunmuştur.

İstanbul Fen Fakültesi Matematik Pro­fesörlerinden Dr. Cahit Arf da «Elâstik bir düzeltmede sabit girilmeli serbest sınırlan olan denge durumlarının belir­tilmesi hakkında» adiyle İstanbul Fen Fakültesi mecmuasının 1947 senesi sa­yısında neşrolunan araştırması 1^46 yı­lında Pariste Mecanique Applique Kon­gresine tebliğ edilmiş ve muahharan da­ha ziyade ilerletilerek büyük orijinal ne­ticelere vâsıl olmuş bulunduğundan bu esere de înönü Armağanının 5000 liralık mükâfatının tahsis edilmesi karar altı­na alınmıştır.

— Ankara:

Başbakanlıktan tebliğ edilmiştir: înönü Armağanı Kanunu gereğince, Urfa Milletvekili Suut Kemal Yetkin, İs­tanbul Teknik Üniversitesi Profesörle­rinden Dr. Paul Bonatz ile Devlet Konservatuvan Tatbikat Sahnesi Rejisörü Muhsin Ertuğruldan müteşekkil jüri ko.misyonu, Giresun Milletvekili Celâl Esat Arsevenin (başkanlığında toplanarak gereken incelemeleri yaptıktan sonra, beş bin liralık özendirme armağanın­dan birinin Yahya Kemal Beyatlının «Hayal Şehir» şiirine, yine beş bin lira­lık özendirme armağanlarından birinin de Ahmet Adnan Saygunun «Yunus Emre Oratoryosu» na, üç bin liralık bir özendirme armağanının da muharrir Cevat Fehmi Başkurtun «Küçük Şehir» adlı piyesine verilmesine karar verilmiş­tir.

10Ocak 1949

—Ankara:

1948yılıİnönüArmağanınıkazanan eser sahiplerine, mükâfatları bugün saat 11 de Başbakanlıkta yapılan bir törenle tevzi edilmiştir.

Törende Başbakan Hasan Saka, Bakan­lar, Başbakanlık Müsteşarı, foiîim ve sa­nat mükâfatını takdir eden bilim ve sa­nat jüri heyetleri üyeleri hazır bulun­muşlardır.

Töreni Başbakan Hasan Saka kısa bir konuşma ile açmış ve demiştir ki:

Değerli sanatkâr ve bilginlerimiz, 13 Ha­ziran 1946 tarihîndenlberi yürürlükte olan 4933 sayılı İnönü Arms^n Ka­nunu uyarınca kurulmuş sayın jüri heyetrr:~aiz tarafından yapılan inceleme­ler neticesinde takdire lâyık görülen de­ğerli eserlerinizin mükâfatını ilk defa olarak sizlere vermekle memleket ve millet adına büyük şeref ve sevinç duy­maktayım. Bu başlangıç sanat ve ilim kollarımızda çalışan asil Türk evlâtları arasından daha büyük ve milletlerarası ölçüde yüksek sanat ve ilim eserlerinin ortaya konmasını sağlıyacak, memleket ve millet adına varliiklariyle iftihar ede­ceğimiz, gurur duyacağımız kıymetli bil­ginler ve sanatkârların yetişmesinin bir müjdecisi olsun.

Sizi candan tebrik ederim.

Müteakiben Başbakan Hasan Saka «Ha­yal Şehir^> şiirinden dolayı Yahya Ke­mal Beyatlıya, «Yunus Emre Oratoryo­su» ndan dolayı Ahmet Adnan Sayguna, «Küçük Şehir» piyesinden dolayı muhar­rir Cevat Fehmi Baskurta sanat mükâ­fatını, «kabakulak virüsünün tavuk ambriyonu üzerinde kültürü ve kabaku­lak etyolojisi üzerine bir kaç tecrübe» isimli araştırması dolay isiyle Profesör Dr. Hüseyin Kemale, «Elâstik bir düz­lemde sabit gerilmeli serbest sınırları olan dense durumlarının belirtilmesi hakkında» araştırmasından dolayı Dr. Cahit Arfa, bilim mükâfatını ve madal­yalarını bizzat vermiş ve kendilerini teb­rik etmiştir.

14 Ocak 1949

— Ankara:

Millî Şair Mehmet Emin Yurdakulun beşinci ölüm yıldönümü münasebetiyle, Hukuk Fakültesi Talebe Cemiyetinin tertip ettiği anma töreni bugün saat 14,30 da Dil ve TarihCoğrafya Fakül­tesinin konferans salonunda yapılmıştır. MerasimeİstiklâlMarşiylebaşlanmış açış söylevinden sonra, İstanbul Millet­vekili Hamdullah Suphi Tannöver, «Mehmet Emin ve Türft Milliyetçiliği» Itonulu bir konuşma yapmış, diğer ha­tipler de şairin şahsiyeti ve sanatını be­lirtmişler ve şiirlerini okumuşlardır.

— Anîcara:

Başbakan Hasan Sakan Hükümetin is­tifasını Cumhurbaşkanına arzetmiş ve İstifa kabul edilmiştir.

Yeni Hükümet kuruluncaya kadar eskisi vekâleten vazifesine devam edecektir.

Cumhurbaşkanlığı Yüce Katına

Memleketin bugünkü şartlan içinde üze­rine aldığı vazifeyi maddi imkânların yeterliği derecesinde ifaya çalışmakta devam eden Hükümet, son zamanlarda rastladığımız bazı müşküller sebebiyle kabinenin istifasını Yüce Katınıza sun­mayı kararlaştırmıştır.

Hizmet süresince Hükümetin, yüce şah­sınızdan gördüğü devamlı ve kıymetli yardımdan dolayı derin şükranlarımızı ve minnettarlık duygularımızı kabul bu­yurmanızı istirham ederim.

Başbakan Hasan Saka

Sapın Hasan Saka

Hükümetin çekilmesi teessürle kabul olunmuştur. Şimdiye kadar ifa buyur­duğunuz kıymetli hizmetlerden dolayı sîze ve arkadaşlarınıza teşekkürlerimi takdim ederim.

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü

15 Ocak 1949

—Ankara:

Yurdun önemli sağlık dâvalarından biri olan verem mevzuunu hal yolunda sağ­lık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca ya­pılmakta olan tetkikler sona ermiş vr verem savaşma ait bir kanun tasarısı naz/rlanarak kanun şeklini alması için bütün formaliteleri tamamlanmış ve yüksek başkanlığa sunulmuştur. Bu tasarıya göre verem savaşındaki faaliyetlere sarfolunmak üzere 1949 yılı için adı geçen Ealkanlığa 6 milyon liralık Ödenek ve mütaakıp yıllar için de 45 milyon sarfiyat yapabilecek şekilde yet­kiverilmektedir.

1949 yılı ile gelecek yıllar için alınacak bu tahsisatın en verilmli mücadele iş­lerinde kullanma şeklini tesbit etmek ve programlaştırmak üzere bir komis­yontoplanmasına karar verilmiştir.

Prof. General Dr. Tevfik Sağlam, Koca­eli Milletvekili Dr. Fazıl Şerafettin Bürge, Ankara Tıp Fakültesi Profesörle­rinden General Dr. Zeki Pamir, Bakan­lık Müsteşarı Dr. Ekrem Tok, Danışma ve İnceleme Kurulu Başkanı Dr. Ali Sü­ha Delibaşı, Sosyal Yardım İşleri Genel Müdürü Dr. Celâl Otman, Sağlık İşleri Genel Müdürü Dr. Nail Karabuda, Re­fik Saydam Merkez Hıfzıssıhha Mües­sesesi Müdürü Dr. Niyazi Erzin, Heybeliada Sanatoryomu Başhekimi Dr. Nureddin Onur, Haydarpaşa Numune Hastanesi Verem Pavyonu Şefi Dr. Yakup Çelebi, Ankara Verem Savaş Dis­panseri Baştabibi Dr. Tahsin Tulga ve Bakanlık Sağlık İşleri Genel Müdürlü­ğü Mütehassıslarından Dr. Orhan Zih­ni Sanustan teşekkül edecek olan bu komisyon 17 Ocak 1949 tarihinde Sağ­lık ve Sosyal Yardım Bakanlığında top­lanacaktır.

16 Ocak1949

— Antakya:

Hariçteki Türklerin insan haklarından istifadelerinin temini ve Kıbrıs Adasın­daki ırkdaşlarımızın komünizm tehlike­sinden kurtarılmaları için bu sabah sa­at 10 da Antakya gençliği tarafından büyük bir miting yapılmıştır. Sağnak halinde yağan yağmura ve soğuğa rağ­men ellerinde bayraklar muhtelif iba­reler taşıyan dövizler ile göğüslerinde Birleşmiş Milletler rozeti bulunan bin­lerce genç Cumhuriyet aîanmda toplan­mış Atatürk ve İnönünün büstlerine çelenkler konmuştur.

Birlikte söylennen İstiklâl Marşını mü­taakıp söz alan gençler, bilhassa eski bir Türk toprağı olan Kıbrıs Adasında yaşıyan 100.000 Türitün istikbalinin komünizmin korkunç mukadderatına bıaçış söylevinden sonra, İstanbul Millet­vekili Hamdullah Suphi Tannöver, «Mehmet Emin ve Türft Milliyetçiliği» Itonulu bir konuşma yapmış, diğer ha­tipler de şairin şahsiyeti ve sanatını be­lirtmişler ve şiirlerini okumuşlardır.

— Anîcara:

Başbakan Hasan Sakan Hükümetin is­tifasını Cumhurbaşkanına arzetmiş ve İstifa kabul edilmiştir.

Yeni Hükümet kuruluncaya kadar eskisi vekâleten vazifesine devam edecektir.

Cumhurbaşkanlığı Yüce Katına

Memleketin bugünkü şartlan içinde üze­rine aldığı vazifeyi maddi imkânların yeterliği derecesinde ifaya çalışmakta devam eden Hükümet, son zamanlarda rastladığımız bazı müşküller sebebiyle kabinenin istifasını Yüce Katınıza sun­mayı kararlaştırmıştır.

Hizmet süresince Hükümetin, yüce şah­sınızdan gördüğü devamlı ve kıymetli yardımdan dolayı derin şükranlarımızı ve minnettarlık duygularımızı kabul bu­yurmanızı istirham ederim.

Başbakan Hasan Saka

Sapın Hasan Saka

Hükümetin çekilmesi teessürle kabul olunmuştur. Şimdiye kadar ifa buyur­duğunuz kıymetli hizmetlerden dolayı sîze ve arkadaşlarınıza teşekkürlerimi takdim ederim.

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü

15 Ocak 1949

—Ankara:

Yurdun önemli sağlık dâvalarından biri olan verem mevzuunu hal yolunda sağ­lık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca ya­pılmakta olan tetkikler sona ermiş vr verem savaşma ait bir kanun tasarısı naz/rlanarak kanun şeklini alması için bütün formaliteleri tamamlanmış ve yüksek başkanlığa sunulmuştur. Bu tasarıya göre verem savaşındaki faaliyetlere sarfolunmak üzere 1949 yılı için adı geçen Ealkanlığa 6 milyon liralık Ödenek ve mütaakıp yıllar için de 45 milyon sarfiyat yapabilecek şekilde yet­kiverilmektedir.

1949 yılı ile gelecek yıllar için alınacak bu tahsisatın en verilmli mücadele iş­lerinde kullanma şeklini tesbit etmek ve programlaştırmak üzere bir komis­yontoplanmasına karar verilmiştir.

Prof. General Dr. Tevfik Sağlam, Koca­eli Milletvekili Dr. Fazıl Şerafettin Bürge, Ankara Tıp Fakültesi Profesörle­rinden General Dr. Zeki Pamir, Bakan­lık Müsteşarı Dr. Ekrem Tok, Danışma ve İnceleme Kurulu Başkanı Dr. Ali Sü­ha Delibaşı, Sosyal Yardım İşleri Genel Müdürü Dr. Celâl Otman, Sağlık İşleri Genel Müdürü Dr. Nail Karabuda, Re­fik Saydam Merkez Hıfzıssıhha Mües­sesesi Müdürü Dr. Niyazi Erzin, Heybeliada Sanatoryomu Başhekimi Dr. Nureddin Onur, Haydarpaşa Numune Hastanesi Verem Pavyonu Şefi Dr. Yakup Çelebi, Ankara Verem Savaş Dis­panseri Baştabibi Dr. Tahsin Tulga ve Bakanlık Sağlık İşleri Genel Müdürlü­ğü Mütehassıslarından Dr. Orhan Zih­ni Sanustan teşekkül edecek olan bu komisyon 17 Ocak 1949 tarihinde Sağ­lık ve Sosyal Yardım Bakanlığında toplanacaktır.

16 Ocak1949

— Antakya:

Hariçteki Türklerin insan haklarından istifadelerinin temini ve Kıbrıs Adasın­daki ırkdaşlarımızın komünizm tehlike­sinden kurtarılmaları için bu sabah sa­at 10 da Antakya gençliği tarafından büyük bir miting yapılmıştır. Sağnak halinde yağan yağmura ve soğuğa rağ­men ellerinde bayraklar muhtelif iba­reler taşıyan dövizler ile göğüslerinde Birleşmiş Milletler rozeti bulunan bin­lerce genç Cumhuriyet aîanmda toplan­mış Atatürk ve İnönünün büstlerine çelenkler konmuştur.

Birlikte söylennen İstiklâl Marşını mü­taakıp söz alan gençler, bilhassa eski bir Türk toprağı olan Kıbrıs Adasında yaşıyan 100.000 Türitün istikbalinin komünizmin korkunç mukadderatına bı rakılamıyacağma, işaretle Birleşmiş Milletler kurulunun böyle bir haksızlı­ğı önlemesi gerektiğini, ımüttefik İngil­tere adadan çekildiği takdirde burasının hakiki sahibi Türkiyeye iadesi ge­rektiğini heyecanlı bîr ifade ile belirt­mişlerdir.

Yapılan konuşmalardan, sonra ,biri Kıb­rıs Adasına diğeri Birleşmiş Milletler Kuruluna yollanmak üzere ayaklarına kırmızı kurdele bağlı İki beyaz güver­cin uçurulmuş ve saat 11,30 da mitin­ge son verilmiştir.

— Ankara:

Şemsettin Günaltay Başbakanlığındaki hükümet teşekkül etmiş ve Cumhurbaşikam tarafından tasdik ve tebliğ olunmuştur:

Başbakan: Sivas Milletvekili Şemsettin Günaltay

Dvelet Bakanı (Başbakan Yardımcısı): KocaeliMilletveli Nihat Erim

Devlet Bakanı: Antalya Milletvekili Nurullah Sümer

Adalet Bakanı: Rize Milletvekili Fuat Sinmen

Millî Savunma Balkanı: Samsun Millet­vekili Hüsnü Çakır

içişleri Bakanı: Zongudak Milletvekili Emin Erişirgil

DışişleriBakanı:SivasMilletvekili vekili Necmettin Sadak Maliye Bakanı:Kocaeli Milletvekili Ismail Rüştü Aksal

Milli Eğitim Baıkanı: Bingöl Milletveki­li Tahsin Banguoğlu

Bayındırlık Bakanı: İzmir Milletvekili Şevket Adalan

Ekonomi ve Ticaret Bakanı: Gaziantep MilletvekiliCemilSaitBarlas ıSağlîk ve Sosyal Yardım Bakam: Maraş [Milletvekili ıDr. Kemali Eayizit

Gümrük ve Tekel Bakanı: Kocaeli Mil­letvekili Dr. Fazıl Şerafettin Bürge Tarım ıBaıkanı:Seyhan Milletvekili Cavüt Oral

Ulaştırma Bakanı: Seyhan Milletvekili Dr. Kemal Satır

Çalışma Bakam: Sivas Milletvekili Re­şat Şemsettin Sirer

17 Ocak 1949

— Ankara:

Başbakan Şemsettin Günaltay, bu sa­bah makamlarına gelerek Başbakanlik. ileri gelenleriyle, :Başb ak anlığa bağlı daireler, başkan ve müdürlerini kabul etmiş ve kendileriyle tanışmıştır. Bîr müddet sonra eski başbakan Hasan Sa­ka da Başbakanlığa gelerek mesai ar­kadaşlarına veda etmiştir.

Diğer taraftan Devlet Bakanı ve Baş­bakan Yardımcısı Nihat Erim, Devlet Bakanı Nurullaih Sümer ve diğer ba­kanlar da, makamlarında vazifeye baş­larken bakanlık ileri gelenleriyle tanış­mışlar ve tebriklerini kaibul etmişlerdir. Bu arada kabineden ayrılmış olan eski bakanlar da mesai arkadaşlarına veda etmişlerdir.

19 Ocak 1949

— Ankara;

Bugün birbirini takiben Gülhane Hasta­nesi, Harp Cerrahi Müzesi ile Kan Ver­me İstasyonu açılmıştır.

Bu münasebetle yapılan törenlerde Ge­nelkurmay Başkanvekili Orgeneral Nu­ri Yamut, Genelkurmay İkinci Başfkanı Muzaffer Tuğsavul, deniz, hava kurmay başkanları, Hava Savunma Genel Ko­mutanı, Ordu, Sıhhat Dairesi Başkan, lan, Haretkât Dairesi Yarbaşkanı ile milletvekilleri ve Sağlik ve Sosyal Yar­dım Bakanlığı ileri gelenleri hazır bu­lunmuşlardır.

Hastane Baştabibi Tuğgeneral Ekrem Sadi Kavurun, harp cerrahi müzesinin önemine ve rolüne işaret eden kısa bir konuşmasını mütaakıp, Genel kurmayBaşkanıvekJli Orgeneral Nuri Yamut kurdelayı, memlekete hayırlı olması te­mennisiyle kesmiş ve davetliler müzeyi gezerek kendilerine izaihat verilmiştir. Mütaakıtoen Kan Verme İstasyonunun açılış töreni yapılmış ve Konya Millet­vekili Dr. Sadi Irmak kurdelayı kesmiş­tir.

Misafirler Kan Verme İstasyonunu gez­dikten sonra Amerikan Dispanseri Baş­hekimi Bînlbâşı Bomfoes, kısa bir konuş­ma yaparafe kan verme istasyonlarının, modern harplerdeki rolüne işaret etmiş ve bilâhare misafirler hazırlanan büfede izaz edilmişlerdir.

20 Ocak 1949

Ankara:

Demokrat Parti Lideri Bay Celâl Bayar, bu sabah Başbakan Şemsettin Günaltayı makaramda ziyaret etmiştir.

212. Ocak 1949

Ankara :

Türfeiyenin iktisadi kalkınması için açı­lacak kredi etrafında incelemelerde bu­lunmak üzere memleketimizi ziyaret eden Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasından Mr. Stevvart Mason ile Mr. Harrison Clark bu sabah uçakla Anka­raya gelmişler ve hava alanında Maliye Bakanlığı adına Hazine Umum Müdür Muavini Nahit Alpar, Dışişleri Bakan­lığa adına Halûk Kocaman ve Merkez Bankası adına da Reşat Aksan tarafın­dan karşıainmışl ardır. Heyetin, diğer üyesi Mr. VViIliam Diamont rahatsız bu­lunduğu için İstanbulda kalmıştır.

Heyet Ankarada Türk Hükümeti, tara­fından İmar ve Kalkınma Bankasına teVdî edilmiş bulunan ulaştırma, bayın­dırlık ve kömür havzasına ait projeleri mahallînde tetkik edecektir.

26 Ocak 1949

— İstanbul :

İstanbul Rum Ortodoks Patrikliğine se­çilen NewYork Rum Ortodoks Başpis­koposu Atenago r as bugün s aat 18 de özel bir Amerikan askerî taşit uçağı ile şehrimize gelmiştir.

Tnıia İstanbul Bağımsız Mil­letvekili Hamdullah Suphi Tanrıöver, Vali Muavini Rüştü Ülgen, Emniyet iMüdürü İsmail Hakkı Bayikal, Yunan iBüyük Elçisi, Yunanistanın istanbul Konsoolsu, iki metropolit, İstanbul Pat­rik Vekili, Sensiîiod Başkâtibi ve kala­balık bir halk kütlesi karşılamıştır.

Kendisini karşılayan ruhban heyetinin (başkam Polikarpos mikrofona gelerek verdimi demeçte yeni patriği selâmlamış ve ezcümle şunları söylemiştir:

Sayın Patriğimiz,

Türkiye topraklarına ayak bastığınız şu. anda sizi selâmlamakla bahtiyarız.

Selefinizin büyük mesuliyetlerini devir almış bulunuyorsunuz. Bu mesuliyetleri bu andan itibaren size tevdi ediyoruz. Patrikhane size teslim edilmiştir. Onu siz idare edeceksiniz.

Hükümetimizin gösterdiği büyük yar­dım, teveccüh, iyi niyet, despotların yar­dımı ve bütün Ortodoksların sevgisiyle yüksek mevkiinizin mesuliyetlerini mitvatffakiyetle yürüteceğinize ve Allahın yardımı ile aldığınız vazifeyi zamanın nezaketine rağmen başaracağınıza ina­nıyoruz.

Patr: Atenagoras, bu demece, karşı Türkçe olarak şunlarısöylemiştir:

Memleketime geldiğimden dolayı hisset­tiğim sevinci ancak gözyaşlarını ifade edebildi. Muhterem Devlet Reisimiz İs­met inönüyü ve bütün Türk Milletini muhabbetle selâmlanan. Size Başkan Trumanm ve Amerikan. Milletinin se­lâm ve sevgilerini getirmekle bahtiya­rım. Yeni vazifemde emelim devlet ni­zamları ve klişe kanunları dâhilinde sev­gili meTnlöketime ve insanlığa bütün kuvvetimle hizmettir. Bu güzel niyetle­rime Agahında Yardımını ve Hükümeti­minmüzaheretini dilerim.

Patrik bundan sonra, otomobille doğru­ca Taksim Cumhuriyet Anıtına giderek bir çelenk koymuş ve mütaakıben pat­rikhaneye dönmüştür.

27 Ocak 1949

— Ankara:

Romanyanın Ankara Büyük Elçisi Olteanu Dimitru bugün uçakla İstanbul­dan şehrimize gelmiş ve hava alanında Hükümet adına Protokol Umum Müdür Muavini Tevfik Kâzım Kemahlı ve Dış­işleri Bakanı adına da Hususi Kalem Müdürü Necdet Kent tarafından karşı­lanmıştır.

İstanbul:

Birleşik Amerikanın AütÖiSnîz Donan­masına ibağh ıbir filo bir haftalık resmî bir ziyarette bulunmak üzere bu sabah1limanımıza gelmiştir.Filoyu teşkil eden altı harp gemisinden üç ağır kruvazörle Ibir uçak taşıt gemisi saat 9.30 da Dolmabahçe açıklarında demirlemiş, bir rasat sonrada iki destroyer filoya İlti­hak etmiştir.

Doğu Atlantik ve Akdeniz Birlikleri Başkomutanı Amiral Richard L.Conolly idaresindeki filoyu 15.000 tonluk Colombus Sancak Gemisi, 27.000 tonluk Tarawa Uçak Taşıt Gemisi ile (Spokone ve Manchester isimli ağır kruvazörlerle Buckley ve Hawkins iisimli destroyerler teşkil etmektedir.

Filoyu saat 7 de Küçük Çekmece açık­larında Amerikan Deniz Ataşesesİ ve Ataşelik erkânile Donanma Komutanlığı namına Albay Aziz Ulusan ve diğer yüksek rütbeli subaylar karşılamışlar­dır.

Filo seyrine devamla saat 9 da Selimi­ye önüne geldiği sırada şehri selâmla­mış ve kendisine aynı sayıda 21 topla Selimiyedenmukabeleedilmiştir.

Dolmabahçe önünde bir harp filotilamız da yer almış bulunuyordu.

Saat 9.45 te İstanbul Deniz Komutanlığı adma bir deniz subayı Sancak Gemisi Colombusa gelerek Amiral Conollyyi .ziyaret etmiştir.

Saat 10 da İstanbul Komutanı Tuğami­ral Münci Ulhan, Amirali ziyaret etmiş­tir. Amiral gemiye çıkınca bir kıta as­ker tarafından selâmlanmış ve 13 pare top atılmıştır.

Doğu Atlantik ve Akdeniz Amerikan Deniz Birlikleri Başkomutanı Amiral Riehard L. Conolly, kendisile görüşen muhabirimize şunları söylemiştir:

Memleketinizi iik defa ziyaret ediyorum. Filo İçin büyük bir program hazırlandı­ğını gördüm. Memleketinizde geçirececeğim günleri dört gözle bekliyorum. Amiral, beraberlerinde yüksek rütbeli subaylar olduğu halde saat 11 de gemi­den ayrılarak Amerika Büyükelçisi Wodsworthu ve saat 12 de istanbul Vali vekilini makamında ziyaret etmiştir. Amiral, vilâyete geldiği sırada bir polLs kıtası tarafından selâmlanmıştır.

Karadeniz Ereğlisi:

Havzanın kömür istihsalâtını artırmak ve nakliyatın daha verimli yapılabilme­sini temin için lüzumlu olan modern makina ve malzemeleri İngilizler bir liste halinde alâkalı makamlara bildir­mişlerdir.

ihtiyaç gösterilen makina ve malzeme­lerin kullanılacağı yerleri görmek ve .tetkik etmek üzere Marshall Plânı tat­bikatı ile ilgili iki Amerikan uzmanile Ereğli Kömürleri Ilşletmeısi Genel Mü­dürü İhsan Soyak dün ve bugün burada yapılmakta olan liman inşaatını yerinde tetkik etmişlerdir.

Karadenizin en büyük limanı olarak yapılmakta olan Ereğli Limanının de­miryolu ile kömür havzasına ve iç kı­sımlara bağlanacağı kuvvetle tahmin edilmektedir. Bir hafta kömür havzasmdı tetkiklerde bulunacak olan heyet, bugüiı ilçemizden ayrılmıştır.

28Ocak 1949

İstanbul:

Limanımızda misafir bulunan Amerika Birleşik Devletleri Doğu Atlantik ve Akdeniz Filosu Başkomutanı Amiral Riehard L. Oonolly ve subayları şerefine istanbul Deniz Komutanlığı tarafından bu akşam saat 18 de Taksim Belediye Gazinosunda 150 kişilik bir kokteyl ve­rilmiştir.

Kokteyl de İstanbul Vali ve Belediye Re­is Vekili Haluk Nihad Pepeyi, Donanma Komutam Oramiral Mehmet Ali Ulgen, İstanbul Deniz Komutanı Amiral Münci Ülhan, Birinci Ordu Müfettişi Korgene­ral Şahap Gürler, Deniz Okulu ve Kurs­lar Komutanı Tümamiral Sadık Altıncan, Deniz Harp Akademesi Komutanı Tuğamiral Bayat, Harp Akademesi Ko­mutanı Korgeneral Fevzi Mengüc ve diğerdevatlilerhazırbulunmuşlardır.

29Ocak 1949

İstanbul:

Limanımızda misafir bulunan Amerika DoğuAtlantikveAkdenizBirlikleriBaşkomutanı Amiral Rİchard L. Conolly "ve dün. uçakla gelen Amerika Birleşik devletleri deniz Harekât Dairesi Başkajıı Vis Amiral Carney, Donanma Komu­tanı Oramiral Mehmet Ali Ülıgeni ziya­ret etmek üzere bu sabah «Muavenet» Muhribi ile Dolmabahçeden Gölcüğe hareket etmişlerdir.

Ankara:

Başbakan Şemsettin Günalty dün De­mokrat Parti Lideri Celâl Bayara De­mokrat Parti Merkezinde ziyaretini iade etmiş ve kendisiyle memleket işleri hakkında fikir teadisinde bulunmuştur.

Hakkâri:

Günlerden beri yağan .karın irtifaı şethir içinde 2 metreyi bulmuş ve her tür­lü münakale durmuştur. Kar devam et­mektedir

31 Ocak 1949

— Ankara:

Dört gündenberi istanbulda bulunan Doğu Atlantik ve Akdeniz Amerikan Deniz Birlikleri Komutanı Amiral Richard L. Conolly ve Bayan Conolly be­raberinde Amerikan Deniz Kuvvetleri Harekât ve İkmal Dairesi Başkanı Vis Amiral D. Corney, Amerikan Büyükel­çisi M. Wadsworth, Amerikan Yardımı Deniz Grupu Başkanı Amiral Seetle ile Amirallerin refakatinde ıbulunan Ame­rikan deniz heyetleri olduğu halde bu sabah saat 9.05 te özel bir trenle An­karaya gelmişlerdir. Dışişleri Bakaranınız amirali karşıla­mak üzere özel Kalem Müdürü Necdet, Ke.ntVi İstanbula göndermiş ve Bakan­lık özel vagonunu amirale tahsis etmiş­tir.

Amiral Conolly ve Vis Amiral Corney başkanlığındaki heyetleri istasyonda Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Muzaffer Tuğsavul, Genelkurmay deniz Kurmay Başkanı Tüm Amiral Necati özdeniz Genelkurmay Eğitim Yar Baş­kanı Tümgeneral Rüştü Erdelhun, An­kara Garnizon Komutan Vekili Tuğgeneral Behçet Türkmen, Millî Savunma Bakanlığı Deniz Müsteşarı Tacettin ve Genelkurmay Haber Alma Başkanı Al­bay Kemal Menderes, Amtrikan Yardı­mı Hava Grupu Başkanı Mac Bridge ile Amerikan Büyükelçiliği mensupları karşılamışlar ve bayan T/uğsavul bayan Conollye hoş geldiniz diyerek bir buket vermiştir.

Misafirler Garda başta bando bulunan bir ihtiram kıtası tarafından selâmlan­mışlar, Amerikan ve Türk millî marşlarmm çalınmasından sonra, Amiral Conolly ve Vis Amiral Carney kıtayı teftiş etmişlerdir.

Amiral Rİchard L. Conolly garda ken­disi ile görüşen Anadolu Ajansı muhabi­rine şunları söylemiştir. «Bildiğiniz gibi bir kaç günden beri memleketiniz deyim. Türkiyeye gelmek­ten dolayı duyduğum memnuniyeti her fırsatta belirtmeye çalıştığım gibi bunu bir kere daha tekrarlamaktan büyük haz duyuyourm. İstanbulda bulunduğum müddetçe, deniz tesislerini gezerek buradaiki komutanlarınızla temaslarda bu­lundum. Ankarada da Çarşamba akşa­mına kadar kalarak bazı ziyaret ve te­maslar yapacağım.»

— Ankara:

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bugün Çankaya Köşkünde, memleketimizde misafir olarak bulunmakta olan Doğu Atlantik ve Akdeniz Amerikan Deniz Kuvvetleri Komutam Oramiral L. Conollyyi Visamiral Coraeyi Tuğamiral Belgeri Tümamiral Harperİ Tuğgeneral RiccMcyi Amerikan Deniz Ataşesi Al­bay B. Valnmaeteri, Amerikan Büyük­elçisi M. G. Wadsworth refakatinde ka­bul buyurmuşlardır.

Bu kabulde Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak, Millî Savunma Bakanı Hüsnü Çakır, Genelkurmay Başkan Vekili Or­general Nuri Yamut, İkinci Başkanı Muzafer Tuğsavul, Dışişleri Umumi Kâtibi Fuat Carım ve Genelkurmay De­niz Kurmay Başkanı Tümamiral Neca­tiÖzdenizhazırbulunmuşlardır

Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Doktor Kemali Bayizitin Veremle Savaş Haftasının açış nutku:

Ankara 3(A. A.)—

Sağlık ve Sosyal Yardım Bakam Doktor Kemali Bayezit bugün radyoda yap­tığı aşağıdaki konuşma İle veremle savaş haftasını açmişttır : Yurttaşlarım,

Harp sonu dünyasında, millîleri ciddi surette mşgul eden verem konusu bi­zim de ehemmiyetle üzerinde durduğumuz bir sağlık meselesidir. Verem mik­robunun keşfinden önce veremin bulaşma tar2i bilinmiyor, veremden ko­runma işinde de bütün dünya milletleri korkunç bir çaresizlik ve ümitsizlik içindee kıvranıyordu. Bundan 5060 sene evveline kadar birçok Avrupa memleketlerinde senede, yüzbin nüfusta 600 ~ 650 kişi veremden ölüyordu. Yirminci yüzyılın başından itibaren medenî milletler veremle mücadele için teşkilâtlanmağa başladıklarından, veremden ölüm nisbetlerinin bu memleket­lerde yıldan yıla düştüğünü görüyoruz. Nitekim, ikinci cihan savaşının başla­masından bir yıl önce, 1938 de yılda yüzbin nüfusta veremden Ölüm nisbetinin Almanyada (50) ye, Birleşik Amerikada (41) Danimarkada (34) e ka­dar düştüğü görülür.

Hal böyle olunca, uynaık ve azimli Türk Milletinin bu hastalıkla mücadelede muvaffak olmamasına sebep yoktur. Veremle mücadelenin ilk ve mühim şartı cemiyette mücadele şuurunun uyanması ve devletle milletin işbirliği yap­masıdır. Memnuniyetle arzedebilirim ki, Türk Milleti bu yola girmiş ve şim­diden sayıları (48) i bulan (vereni savaş dernekleri) ile hükümete yardım elini uzatmış bulunmaktadır.

Veremle mücadele unsurları arasında halk topluluklarında taramalar yapılarak, veremlilerin erken teşhis ve tedavileri, verem hakkında halka fay­dalı bilgiler verilmesi, yeni doğan çocuklarla gençlerden lüzum görülenlere b. c. g. verem aşısının tatabiki, beslenme işinin ve çalışma şartlarının düzen­lenmesi, meskenlerin sağlık şartlarına uygun bir şekilde yapılması ve teşhis kolaylıklarının arttırılması gibi ehemmiyetli konular olduğuna göre, verem, savaş derneklerinin, Devletin yaptığı ve yapacağı tedavi edici müesseseler ve verem mücadele teşkilâtı yanında aynı işleri görerek, halka çok faydalı olacağına inanıyoruz.

Yurttaşlarım, veremle mücadelemize hız vermek için,, verem, savaş dernek­lerini arttırmamız, her ilde ve hatta her İlçede bir dernek açmamız lâzımdır. Türk Milleti hayırsever bir millettir. Kendi sağlığı ve mesut hayatı yanında,.

istirap çeken komşusunun imdadına koşmak bu milletin ananeleşen bir ahlâk kaidesidir. Bugün veremle savaş işinde birçok vatandaşlarımızın kendilikle­rinden harekete geçmeleri, arzettiğim hayır severliğin parlak örnekleridir. Bundan hem iftihar, hem de inanç duymaktayız.

Verem savaşma katılan, şahıslarını tanıdığımız ve tanımadığımız yurttaşların gayretlerini bu vesile ile şükranla anarken, bütün yurttaşlarımın bu savaşa katılmalarını diler, verem haftasını açarım.

Hindistan Parlâmentosu Azalarından Bayan Kamladevinin kon­feransı :

Ankara 3 (A. A.) —

Dün sabah şehrimize gelmiş olan Hindistan Parlâmentosu Milletvekillerinden Bayan Kamladevi Chatpadayaya bugün saat 17,30 da Halkevinde »Hindis­tan ve Hint kadınların mevzulu bir konferans içermiştir.

Milletvekilleri ve Dintistan Büyük Elçisi ile ekseriyetini bayanların teşkil ettiği büyük bir kalabalığın hazır bulunduğu konferans, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı Neşriyat Müdürü Dr. Kadri Oîcay tarafından tercüme edil­miş ve baştan sona kadar derin bir ilgiyle takibedilmiştir.

Bayan Kamladevi Türkiye ve Hindistanın birbirinden uzak olmasına rağmen tarihin tetkikinden anlaşılacağı üzere iki millet arasında sıkı münasebetlerin mevcut olduğunu izahla söze başlamış ve Türk devriminin Hindistanın son istiklâl mücadelesinde daima örnek olduğunu bildirerek Hint liderlerinin Türklere karşı büyük sevgi beslediklerini, hattâ Türk İstiklâl Mücadelesi sıra­sında hapiste bulunmasına rağmen Türklerin istiklâllerini kazandığını duy­duğu zaman Pandit Nehrunün sevincinden hapishanedeki odasını süslediğini ve bayram yaptığını söylemiştir.

Hindistanın hürriyetini kazanmış olmasını ve bütün milletlerin hürriyetlerine daima riayetkar olacağını ifade eden Bayan Kamladevi, Hind kadınlarının durumuna da temas ederek, Hindistanda kadınların da istiklâl mücadelesine bilfiil katıldıklarını, bugün Hint parlâmentosunda kadın bakan ve mebuslar bulunduğunu, hattâ vali olan bayanların bile mevcut olduğunu söylemiş ve bugünkü Hindistan hükümetinin kültür seviyesini yükseltmek için gerekli olan bütün tedbirleri almış bulunduğunu ve bunun tesirlerinin daha şimdiden müsbet bir şekilde görülmeye başladığını beyan etmiş ve Hindistan hakkında etraflı izhat vermiştir.

6. M. Meclisinin 3 Ocak toplantısı :

Ankara 3 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Cevdet Kerim İncedayının başkanlı­ğında toplanmıştır :

Kars Milletvekili Aziz Sami İlter ve Mardin Milletvekili General Seyfi DüzgöreninöldüklerinibildirenBaşbakanlıktezkereleriokunarakhatıralarını taziz için birer dakika saygı duruşu yapıldıktan sonra gündeme geçilerek as­kerî ve mülki tekaüt kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesine müteallik maliye komisyonunda bulunan kanun tasarıları ile diğer tekliflerin, Seyhan. Milletvekili Sinan Tekelioğlunun, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı hak­kındaki kanun tasarısı ve bununla ilgili diğer tasarı ve tekliflerin, askerî vemülki tekaüt kanununun değişen üçüncü maddesine bazı hükümler eklen­mesine dair kanun tasarısının geçici komisyona havale edilmeleri kabul edil­miştir.

Başkan, Diyarbakır Milletvekili İhsan Hamit Tigrelin acele kaydiyle teşki­lât kanunlariyle ihdas edilmiş olan vazifelerle o vazifelerde çalışan memur­ları bütçe zaruretleri doîayisiyle veya rasyonel çalışma gibi sebeplerle (L) cetveline almaya bütçe komisyonunun veya hükümetin selâhiyettar olup ol­madığının kati olarak anlaşılması için meselenin Anayasa ve adalet komis­yonlarından teşkil edilecek geçici bir komisyonda görüşülmesini istiyen bir önergesi olduğunu bildirmiş ve önergesini izah sadedinde söz alan önerge sa­hibi, meselenin meclis içinde ve meclis dışında birçok münakaşalara sebebiyet verdiğini söyliyerek (L) cetvelinin .1931 senesi bütçe kanunu ile ihdas edil­diğini ve zaman zaman lüzum görülmeyen kadroların hükümetçe bu cetvele alındığını, 1947 senesinden itibaren bütçe komisyonunda bazı kadroları (L) cetveline alarak tasarruflar yaptığını bildirmiştir. Son zamanlarda meclis içinde bu hareketin aleyhine bazı cereyanlar başgosterdiğini bildiren hatip, demokrat milletvekillerinin komisyon müzakereleri sırasında kadroların (L) cetveline alınmasına rıza gösterdikleri halde bilâhare Muammer Alakantm,. partisi adına bunun aleyhinde bulunduğunu söylemiş ve komisyonun çalış­malarının selâmeti namına bu takriri vererek meselenin teşkil edilecek birgeçici komisyonca incelenmesini istediğini bildirmiştir.

Bunun üzerine söz alan Manisa Demokrat Milletvekili Muammer Alakantr İhsan Hamit Tigrelin sözlerinden ortada bir yanlış anlama olduğunu öğren­diğini söyliyerek hükümet gibi bütçe komisyonunun da bazı kadroları (L) cetveline almak yetkisi bulunduğunda kendilerinin de bir itirazları olmadığı­nı, ancak kadrosu (L) cetveline alman bir memurun hiç bir sunütaksiri olma­dığı halde açıkta bırakılmasını doğru bulmadıklarını beyan etmiştir.

Söz alan Gümüşhane C. H. P. Milletvekili Hasan Fehmi Ataç ise, İhsan Ha­mit Tigrelin takririnin bir tadil veya tefsir mahiyetinde olmadığım, her ko­misyonun selâhiyetinin hudutlarının içtüzükte belirtilmiş bulunduğunu söy­lemiş ve içtüzük gereğince komisyon çalışmalarının bir hazırlık çalışması ol­duğuna göre, bütçe komisyonunca alınan kararların meclis heyeti umumiyesince tasdik edilmesiyle katileşeceğini, aksi halde hiç bir hüküm ifade etmiyeceğini bildirmiştir.

Esasen bütçe tasarılarının o seneye münhasır olmak Üzere kadro ve teşkilât kanunlarını tadil edebileceğini söyliyen hatip meselenin bir komisyona git­mesine lüzum olmadığını belirtmiştir.

Bunun üzerine tekrar söz alan İhsan Hamit Tigrel, meselenin geçici bir ko­misyonda incelenmesi hakkındaki teklifi kabul edilmediği takdirde, bundan komisyonun eskisi gibi çalışmalarına devam edebileceği neticesinin çıkaca­ğını söylemiş ve başkanın önerge tadil veya teklif mahiyetinde olmaması dolayisiyle oya koyamiyacağını beyan etmesi üzerine meselenin tebellür etmiş bulunması itibariyle İhsan Hamit Tigrel Önergesini geri aldığını bildirmiştir. Bundan sonra gündeme devam edilmiş ve Van Milletvekili İbrahim Arvasın öğretimin birleştirilmesi hakkındaki kanunun uygulanmasına, Türkİslâm İlahiyat Fakültesine ve ilk okullarda okutulacak din derslerine dair sorusuna cevap veren Millî Eğitim Bakam Tahsin Banguoğlu bu münasebetle şu açık­lamada bulunmuştur :

430 numaralı ve 1924 tarihli Tevhidi Tedrisat Kanunu yürürlükte ve tatbik edilmektedir, ilahiyat Fakültesi için geçen senenin bütçesine 80.0001ira kon­muş değildir. Bunda bir yanlışlık vardır. Bu sene bütçesine de para kon­mamıştır.

ibrahim Arvas (Van) — Maalesef.

Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu (Devamla) — Bu ödenek yüksek hu­zurunuza bir kadro kanuniyle birlikte gelecektir. Bu tarz malî usullerimize uygundur.

İlkokullarda ihtiyari olarak gösterilecek olan din dersleri için zaman tâyin etmiş değiliz. Bu dersleri programlarının bahşettiği imkâna göre ayarlama­larını okullara bırakmak düşüncesindeyim.

Bakanın açıklamasını takiben kürsüye gelen İbrahim Arvas, bakanın açık­lamalarının kendisini tatmin etmediğini söyliyerek, bugün açılacak olan imam hatip kurslarının rağbet görmemesi sebeplerine temas etmiş ve orta mektep mezunu ve askerliğini yapmış kimselerin cüzi bir para ile elbette imam veya hatip olmayacaklarını bildirmiştir. İlk okullardaki din derslerinin de tatil gün­lere veya ders saatleri dışına girmesi yüzünden rağbet görmiyeceğini söyle­yen hatip, bakanlığın din mevzuunda vazifesini ihmal ettiğini ileri sürerek sorusunun gensoruya tahvilini istemiştir.

Tekrar söz alarak kürsüye gelen Millî Eğitim Bakanı cevaben şunları söyle­miştir.

Millî Eğitim Bakanı Tahsin Bangoğlu (Bingöl).

Sayın arkadaşlarım,

Soru sahibi arkadaşım İbrahim Arvasm sorusuna mesnet yaptığı, Tevhidi Tedrisat Kanununun mana ve mahiyetini müsaade buyurursanız yüksek he­yetinize bir kerre daha hatırlatayım. Cumhuriyet Hükümetlerinin dikkatle tatbik edegeldiği bu kanun Ataürk inkılâbının en esaslı vesikalarından, en esaslı âbidelerinden biridir. Tevhidi Tedrisat Kanununun manası, ruhu şudur:

Türkiyede bundan böyle bir tek umumî tahsil müessesesi bir tek mektep yaratmak, bir tek terbiye vermek ve bir tek zihniyet sahibi insanlar yetiş­tirmek, bu sayede de bir tek, bütün bir millet meydana getirmek o zamana kadar, yani tanzimattan, Cumhuriyete kadar memleketimizde iki türlü mek­tep vardı. Bİri mektep, birisi de medrese.

İbrahim Arvas (Van) — Medreseyi gördük, bu mevzuubahs değil. Başkan — Rica ederim.

Millî Eğitim Bakanı tahsin Banguoğlu (devamla) bunlardan biri devrin as­rın tedris usullerine göre ve müsbet bilgilere dayanarak tedrisat yapan tah.sil müessesesidir. Biri de medresedir. Bir hakaret tabiriyle değildir, medrese iskolastik bir metod üzerine tedris yapar. Yani eski ananeye göre, hiç değiş­meyen bir metod üzerine tedrisat yapan bir nevi dinî tahsil müessesesidir. Bu bir hakaret tabiri değildir, (iskolastik sesleri).

J3u iki türlü mektebin yetiştirdiği iki türlü adam, iki türlü münevver vardı, memleketimizde: mektepli ve medreseli., bu iki türlü adamın temsil ettiği iki türlü zihniyet vardı: mektepli zihniyeti, medreseli zihniyeti. Memleketi­mizde tam yüz yıl bu iki zihniyet çarpıştı. Bu zihniyet kavgası bizim memle­ketimizi tam bir asır, kalkınacağı, davranacağı, Avrupa medeniyetine ayak uyduracağı bir devir içinde bir asır geriletti, aksattı. Nihayet Yüksek Meclis bir kararla bu ikiliği ortadan kaldırdı. Müsbet zihniyeti! insan yetiştiren bir tek mektep usulünü kabul etti. Tevhidi Tedrisat Kanunu bu aslî hedefini bulmuştur.

Arkadaşlar mı,

25 yıldan beri yetişmiş olan gençliğimiz tek zihniyetli tek anlayışlı ve müs­bet zihniyetli bir gençliktir. Bu sayededir ki bütün maneviyatlı bir millet meydana getirebilmiş bulunuyoruz. Bizim gibi mkılâpçı olmıyan memleket­lerde. Şark memleketlerinde bu gelişmenin geri kalmış örneklerinde halâ iki türlü zihniyet yaşamaktadır ve bu memleket münevverleri biribiriyle bir zihniyet kavgası içersinde bulunmaktadırlar.

İbrahim. Arvas (Van)— Benim suallerimin cevapları değil ki bunlar.

Milli Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu (devamla) — biz, onların da bizim gibi Atatürkün gösterdiği bu tek yola gitmelerini temenni ediyoruz.

Tevhidi Tedrisat Kanunu medreseleri kaldırmış ve bütün tahsil işlerini Ma­arif Vekâletine, şimdiki adıyla Millî Eğitim Bakanlığına bağlamıştır. Son­radan 1926 yılında çıkan Maarif Teşkilât Kanunu bakanlıklara yalnız mes­lekî manada kurslar ve mektepler açmak salâhiyetini verilmiştir. Başka ba­kanlıklar da bir takım meslekî mektepler açmıştır. Amma asıl hedef istihsal edilmiş, umumî terbiye müessesesi olan mektep tek mektebe irca edilmiştir. Başka bakanlıklar tarafından açılan mektepler kendi yollarında inkişaf et­mişlerdir. Fakat son zamanlarda bu okulların da yavaş yavaş Millî Eğitim Ba­kanlığına devri cihetine gidilmektedir. Bunun sebebi bizim teknik ve mes­lekî öğretim teşkilâtımızın tamamlanması ve bu işi başarabilecek bir seviye­ye gelmiş olmasıdır, ki şayanı şükrandır. Bu arada dinî meslek mektepleri açmak vazifesi de Millî Eğitim Bakanlığına verilmiştir.

İbrahim Arvas (Van) — Verdik efendim, amma açan yok ki. Millî Eğitim Bakam Tahsin Banguoğlu (devamla) — bu okullar 924 tarihin­den itibaren açılmıştır.İstanbul Üniversitesinde bir İlahiyatFakültesi ve memleketin muhtelif yerlerinde imam ve hatip mektepleri açılmıştır.

İbrahim Arvas (Van) — Amnia istikballeri ne oldu? Hepsi o yüzden birer birer körlendi. Onu da söyleyin.

Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu (devamla) — Bu mektepler Cumhu­riyet Hükümetleri tarafından kapatılmamıştır, kapanmıştır. Bunu sayın sual sahibi arkadaşımın, o zamandan beri mecliste faal olarak çalışan bir arkadaş sıfatiyle hatırlaması lâzımdır.

ibrahim Arvas (Van) — Maalesef demokrasiye yeni girdik, onu da bilesin, Başkan — Rica ederim, söz kesmeyin.

ibrahim Arvas(Van)— Bendenize de söz verecek misiniz?

Başkan — Vereceğim.

İbrahim Arvas (Van) — Öyle ise susayım.

Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu (devamla) — Ben de bu yolda bir miktar malûmat topladım. Bu müesseselerin niçin ve ne zaman kapandığını tesbit ettim. 1924. 1925 yıllarında açılan İlahiyat Fakültesinin 284 talebesi vardı. Bu talebe. 19261927 yıllarında 167 ye, 19271928 yıllarında 53 e; 19291930 yıllarında 35 e, 19321933 yıllarında 20 ye düşmüştür.

İbrahim Arvas (Van) — Neden acaba bu miktara düştü, sebeplerini tetkik ettiniz mi?

Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu (devamla) — 1933 yılında üniversi­tede yeni bir teşkilât yapıldığından İlahiyat Fakültesi islâm ilimleri tetkik enstitüsü şekline ifrağ edilmiştir. Bu enstitü de bir müddet çalışmış, 1941 yılında talebesi ve hocası kalmadığından kapatılmıştır.

İbrahim Arvas (Van) — Maalesef. Bunun sebeplerini izah edersem kötü olur. Başkan — İbrahim bey, sîze de söz vereceğim. O zaman konuşursunuz.

İbrahim Arvas(Van) — Af buyurun, biraz heyecanlıyım.

Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu (devamla) — 1924 yılında dört sınıf­lı imam ve hatip mektepleri açılmıştır. Bunların sayısı evvela 29 olduğu halde 1925 te 26, 1926 da 20, 1927 de ikiye düşmüştür ve bunlar 1930 senesi­ne kadar devam etmiştir. Sonra talebe bulmamış ve kapanmıştır.

Sual sahibi arkadaşım niçin diye soruyorlar.

Meslekî okullar, mesleke rağbet ölçüsünde rağbet görürler. Demek ki rağ­bet görmemişlerdir. Binaenaleyh, buna istinad edilerek Tevhidi Tedrisat Ka­nununun Cumhuriyet Hükümetleri tarafından tatbik edilmediği iddia edile­mez, Nitekim, mesele yeniden ele alınmış ve geçen yıldanberi konuşulmuş tur. Okullarımızda din tedrisatı ve meslekî din öğretimi yolunda teşebbüse girişilmiştir.

Bu meselenin gerek kamutayda gerek partiler nezdinde müzakerelere mev­zu ollduğunu hatırlarsınız. Muhtelif noktai nazarlar ileri sürülmüştür. Fa­kat hükümet hâkim noktayı nazara göre, tedbirlerini almış, ciddî, samimî olarak tedbirlerini, almıştır. Bu işlerin hükümet tarafından veyahut herhan­gi bir Bakan tarafından tavik edildiği asılsızdır, arkadaşlar.. Bunlar tavik edilmiyor, tanzim yolundadır.

Okullardaki din dersleri için kitap yazılması lâzım gelmiş, Diyanet İşlerinde kurulmuş olan bir komisyon bu kitaplar üzerinde faaliyete geçmiştir. Bu kitap Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Heyetince de tetkik edildik­ten sonra çocuklara verilecektir. Bu derse kitapsız başlanmasınıistemedik.

ibrahim Arvas (Van) — Daha iyi olurdu.

Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu (devamla) — Bu derse kitapsız baş­lanmasını istemedik. Elde kitap olması zaruretine kani olduk.

1.600.000 ilk okul çocuğumuz vardır. O ölçüde kitaplar basılacaktır. Onun için iş bir parça zamana muhtaçtır.

Bu işe ait muamelelerde bakanlığımca hiç bir tavik yapılmamıştır. Bu prog­ramlar geldiğinin üçüncü günü Talim Terbiye Heyetince tetkik edilmiş ve tarafımdan tasdik olunmuş bulunuyordu.

İmam Hatip kursları için altı yerde hazırlık yapılmıştır. Bunlara rağbet az­dır. İstanbulda 14 kişi, Ankarada 6 kişi kaydolunduğunu öğreniyorum.

İbrahim Arvas (Van) — Ceman yirmi eder.

Tahsin Banguoğlu (devamla) — Bunların kabul şartları üzerinde tekrar dur­mak mümkündür. Talebenin hayat şartları üzerinde de durmak lâzımdır. Amma ben nihayet meslek seçecek olan orta okul mezunlarını şuraya git, buraya git diye sevkedemem. Onlar kendileri bunu gönüllü olarak seçecek­lerdir. Bu bir meslek tedrisidir. İmam Hatip kurslarının müfredat programVrı Diyanet İşlerindeki Komisyonca hazırlanmış, Talim ve Terbiye Heyetin­ce tedkik edildikten sonra tarafımdan tasdik edilmiş ve Millî Eğitim Müdür­lüklerine gönderilmiştir. Dershaneler de hazırdır. Hocaları tâyin edilmek üzeredir, bu kurslar bu ay içinde açılacaktır.

İlahiyat Fakültesi meselesi de İstanbul ve Ankara üniversitelerince tetkik edilmektedir. Buna ait kadro kanunu yüksek huzurunuza gelecektir. Yalnız ben anlayamadım, Arvas arkadaşım İlahiyat Fakültesinin açılmasını mı isti­yor, yoksa açılmamasını mi istiyor?

İbrahim Arvas (Van) — Tabii açılmasını istiyorum, açılmamasını istesem, boğazımı bu kadar yırtar mı idim?

Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu (devamla) — Bu işler bu safhadadır. Bizce katiyen tavik yoktur. Ciddiyetle, samimiyetle bu işi tanzime çalışmak­tayız.

Sual sahibi arkadaşıma hatırlatmak vesilesiyle yüksek huzurunuzda şunu tekrar etmek isterim, arkadaşlar. Bu tedrisata yeniden başlamamız demek, 25 sene evvel bıraktığımız yerden başlamamız demekolmıyacaktır.(bravosesleri).

İbrahim Arvas (Van) — O senin başlamıyacağız diye söylediğini, takrir sa­hibi de istemiyor.

Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu (devamla) — Medreseleri açmıyacağız ve actırmıyacağız.

İbrahim Arvas (Van) — Medreseyi istiyen yok. Mugalataya da lüzum yok. Başkan — Rica ederim hatibin sözünü kesmeyin, söz aldığınız zaman konu­şursunuz.

İbrahim Arvas (Van) — Ben sual sahibiyim. Sözleri bana müteveccihtir. Onun için mugalataya lüzum yoktur.

Başkan — Bakan, bu meseledeki durumu, yani vaziyeti; bir inkılâp diyarın­da tevhidi tedrisatın seyrini izah ediyor. Hiç kimseye bir tariz yoktur.

İbrahim Arvas (Van) — Fakat medreseyi açalım, diyen var mı? Başkan — Rica ederim.

Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu (devamla) — Okullarımızdaki din tedrisatı ve meslekî din tedrisatı yeni Türk cemiyetinin ve Atatürk inkılâ­bını sevmiş ve benimsemiş olan bütün Türk Milletinin arzularına ve ihtiyâç­larına göre tanzim edilecektir, (bravo sesleri)

Bakanın açıklamasını müteakip tekrar söz alan İbrahim Arvas kimsenin tekrar medreselerin açılmasını istemediğini söyliyerek hazırlanan bir çok tasarı arasında İlahiyat Fakültesine ait teşkilât ve kadro tasarısının da ha­zırlanabileceğini söylemiştir. Bundan sonra Ocak, Mart 1948 aylarına ait raporun sunulduğuna dair Sayıştay Başkanlığı tezkeresi ve subaylar heye­tine mahsus Terfi Kanununun birinci maddesinin b fıkrasının değiştirilme­sine ve bu kanuna geçici bir madde eklenmesine dair kanun tasarıları mü­zakere ve kabul edilerek Çarşamba günü toplanmak üzere oturuma son ve­rilmiştir.

B. M. Meclisinin ÎO Ocak toplantısı :

Ankara: 10 A. A.

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de Cevdet Kerim İncedayının başkan­lığında toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman Başkan, Maraş Bağımsız Milletvekili Emin Soysalm başkanlıktan bir soru önergesi olduğunu bildirmiş ve önergeyi başkanlık adına idareci üyelerden Recai Gürelinin cevaplandıracağını söylemiştir. Bunun üzerine kürsüye gelen Tokat C. H. P. Milletvekili Recai Güreli, öner­ge mevzuu olan husus hakkında şu açıklamada bulunmuştur:

Maraş Milletvekili Emin Soysal arkadaşımın Yüksek Meclis Başkanlığından sözîü soru Önergesinde,

1— Büyük Millet Meclisinin 29/12/1948 Çarşamba oturumundaKütahya
Milletvekili Ahmet Tahtakılıcın kürsüden konuşmayı yaparak yerine dön­
düğü sırada hakaret etti diye tecavüze uğradığı,

2— Hâdise hakkında bugüne kadar gerek Meclis BaşkanlıkDivanınca ve
gerek İdare Heyetince bir karar alınıp Büyük Millet Meclisine bildirilmediği.

3— Bu nevi hâdiselerin bundan böyle tekerrür etmemesi için yüksek baş­
kanlıkça bir tedbir alınıp alınmadığı, sorulmaktadır.

Muhterem arkadaşlar, önergede mevzuu bahis edilen mesele şu suretle cere­yan etmiştir: Yüksek başkanlık adına, arzediyorum.

1 — Kütahya Milletvekili Ahmet Tahtakılıcm 29/12/1948 tarihli birleşimin birinci oturumunda, beyanatı arasında şarfelttiği bazı sözler hakkında riya­setçe inceleme yapılmak üzere oturum tatil olunmuştur. Oturumun tatilini müteakip Ahmet Tahtakılıç meclis kürsüsünden ayrılıp yerine giderken «sahtekârlar» sözünü sarfettiğini Diyarbakır Milletvekili Şeref Uluğ işitir işitmez Ahmet Tahtakıhça bir tokat attığı, Tahtakılıcm da Uluğa mukabe­lede bulunduğu ve bu arada bazı milletvekillerinin iki tarafın lehine müda­haleye başladıkları görülmesi üzerine o civardaki milletvekili arkadaşlar derhal araya girmişler ve bu işi süratle bertaraf etmişlerdir.

Oturum tatilini müteakip henüz meclis salonunu terketmiyen milletvekili arkadaşlarımızın malûmu ve meşhudu olduğu gibi bu hâdise münhasıran ve anî olarak asabiyete kapılan iki milletvekili aradaş arasında cereyan et­miş olduğuna ve her iki taraftan yazılı veya sözlü hu hususta bir şikâyeti dahi vaki olmadığına göre kamutaya inzibatî bir ceza alınması teklifinde bulu­nulmamıştır. Bu nevi hâdiselerin tekerrür etmemesi için en esaslı tedbir iç­tüzük hükümlerine cümlece riayet olunması ve muhterem Milletvekili ar­kadaşların yekdiğerine karşı sevgi ve saygılı olmalarıdır.

Maruzatım budur arkadaşlar,(soldan bravo ve kâfi kâfi sesleri)

Recai Gürelinin konuşmasını müteakip kürsüye gelen Maraş Bağımsız Mil­letvekili Emin Soysal, hâdisenin memleket efkârı üzerinde tesirler bıraktı­ğını İşaretle Başkanlık Divanınca hâdise akabinde gereken tedbirlerin alın­ması lâzım geldiğini söylemiştir.

Başkanlık Divanının bu gibi hâdiselerde durumunun güçlüklerine de temas eden Emin Soysal iç tüzüğün önleyici hükümleri ihtiva ettiğini bildirmiş ve söze sözle, fikirlere de fikirle mukabele edilmesini istemiştir.

Bu mütalâaya karşı Başkan Cevdet Kerim İncedayı da şunları söylemiştir :

Arkadaşlar,

Başkanlık adına idare amirliği üyesi yüksek huruzunuzda şimdi lâzımgelen açıklamayı yaptı. Hâdise, Büyük Millet Meclisinin oturumlarının, birleşimlerinin ve kürsü çalışmalarının dışında iki arkadaşının fevri olarak, makbul olmıyan hareketlerinin neticesi olmuştur.

Başkanlık; ümit ettiğiniz gibi, kanaat getirmiştir ki, bu iki arkadaş da irade ve ihtiyarlarının dışına olan bu sebep ve tecavüzIerdejLinüteessir ve muztariptir. Ve yüksek heyetiniz de bu hâdiseyi teessürle karşılamışıtır. Bunun bjr daha tekerrür etmemesi ve buna gayret intibahı umumidir. Ayrıca tayini muameleye başkanlık lüzum görmemiştir.

Bu suretle bu mevzuu bitirmiş oluyor ve gündeme geçiyoruz.

Bundan sonra Basın ve Yayın Genel Müdürlüğü kuruluş görev ve memur­ları hakkındaki kanunda değişiklik yapılmasına dair olan kanun tasarısı ile Eskişehir Milletvekili İsmail Hakkı Çeyikin Basın ve Yayın Genel Müdür­lüğü kuruluş görev ve memurları hakkındaki kanunun 20 inci maddesinde değişiklik yapılmasına dair olan kanun teklifinin geçici komisyona havale edilmesi kabul edilmiş ve Van Milletvekili Muzaffer Koçakm Van ili ve il­çelerinin Doğu illerininkalkınma programı içine alınıp alınmadığına dair susuna içişleri Bakanı Münir Hüsrev Göle şuaçıklamada bulunmuştur: Aziz arkadaşlarım,

31 Aralık 1948 tarihli Ankara gazetesinde "Doğu illerinin kalkınması» başlı­ğı altında yayınlanan yazıda yeni elektrik ve su tesislerinin kurulacağı kasa­balar tesbit edildiği halde Van ili ve ilçelerinden bahsedilmediğini, bunun bir sehiv veya ihmal veya zarurî bir imhalden mi vukua geldiğini sayın arkada­şım Van Milletvekili Muzaffer Koçak, İçişleri ve Bayındırlık Bakanlıkların­dan sormaktadırlar.

Cevabım :

5116 sayılı kanun gereğince Doğu İllerindeki su, elektrik ve idroelektrik işlerine ait umumî plân hakkında Ankara gazetesinin vaki neşriyatı noksan­dır. Doğu illerinin il ve ilçe merkezlerinde yapılan etüdlere Van İlinin Baş­kale, Şatak, Erciş, Gevaş, Gürpınar, Muradiye ve Özlap ilçeleri de dahildir. Bunlardan yedisinin de krokileri hazırlanmış, yalnız hâlen Şatak hariç ol­mak üzere diğerlerinin suyun menbamdan isale edileceği noktaya kadar olan arazi etüdleri ve tersimatı yapılmıştır. Bu kış içerisinde Şatakta dahil oldu­ğu halde bütün bu ilçelerin projeleri bitmiş ve önümüzdeki İlkbaharda su ve elektrik işlerine filen başlamış olacağını arzederim.

Başkan — Arkadaşımızın bir diyeceği var mı? Muzaffer Koçak (Van) — Hayır. Teşekkür ederim.

Müteakiben Eskişehir Milletvekili Âbidin Potuoğlunun hayvan yemlerine dair Başkanlıktan sözlü sorusuna geçirilmiş, söz alan Başbakan Hasan Saka bu sorunun hükümet adına Ticaret Bakanı tarafından cevaplandırılacağını, fakat Bakanın müstacel bir iş dolayısiyle İstanbula gitmek mecburiyetinde kaldığını söylemiş ve sorunun Çarşamba günkü oturumda cevaplandırılaca­ğım bildirmiştir.

Gündemde bulunan sorulardan Burdur Bağımsız Milletvekili Ahmet Ali Çınarın Adanada yaptırılacak baraj ve projeleri hakkındaki sözlü sorusu Ahmet Çınarın Mecliste hazır bulunmaması dolayısiyle başka bir güne bı­rakılmıştır.

Bundan sonra diğer maddelere geçilerek Türkiye Cumhuriyeti Hükümetiyle Norveç Kıralhğı Hükümeti ve Ürdün Haşimi Kırallığı Hükümeti arasında yapılan hava ulaştırmalarına dair anlaşmaların onanması hakkındaki kanun tasarıları müzakere ve kabul edilmiştir.

Gündemdeki maddelerden Tababet ve Şuabatı sanatlarının tarzı icrasına dair olan 1219 sayüı kanunun 12 inci maddesinin değiştirilmesi hakkındaki kanun tasarısının görüşülmesi sırasında söz alan Mardin C. H. P. Milletve­kili Aziz Uraz tasarının daha evvel staj yaparak eczacı olan doktorlara da şamil olup olmryacağını sormuş ve kürsüye gelen Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Doktor Kemali Bayazit şu karşılığı vermiştir.

Efendim arkadaşımı cevaplandırmak için bir noktayı aydınlatmak lâzımdır. Eczacılar ve eczacılık hakkındaki kanunun bir maddesi Türkiyede eczahane açmak için muhakkak eczacı diplomasini haiz bulunmasını şart koymuştur. Umumî Hıfzıssıhha Kanunu doktarlarm yapamıyacakları işleri müta­lâa ederken yapabileceği işleri de tadatetmiştir. Bunda deniliyor ki, kanunu mahsusuna tevfikan iki sene bir eczahanede staj yapa­cak ve buna ait bir belge ibraz ettikten sonra sadece eczahane açabiliri demiştir. Fakat bu cümle içerisinde, bilhassa başında «kanunu mah­susuna tevfikan» demekle vazıı kanun eczacı diplomasını haiz olmağı şart koşmuştur. Halbuki tatbikatta hu, yanlış anlaşılmış, bazı; doktor meslekdaşlarımız iki sene bir eczahanede staj gördükten ve bu stajı bir belge ile tesbit ettikten sonra eczahane açma teşebbüsünde bulunmuşlardır. Böyle hareket edenler çok değildir. Böyle müracaatlar bundan sonra da olur mu, olmaz mı, şimdiden bir hükme varmak yanlış olur. Yalnız kanunun bu anlayışiyle mad­deyi yeniden tedvin etmeyi uygun gördük. Bu neviden eczahaneler daha önce açılmışsa elbette müktesep hak olarak kalacaktır. Dr. Aziz Uras (Mardin) — Teşekkür ederim.

Bunun üzerine tasarının maddeleri okunarak kabul edilmiş ve Umumî Hıfsıhha Kanununun 12 ve 14 üncü maddelerinin değiştirilmesi hakkıdaki kanun tasarısının müzakeresine geçilmiştir.

Bu konuda söz alan Maraş C. H. P. Milletvekili Dr. Kâmil İdil, Tıp Akade­misinin kurulmasını temin edecek olan yeni bir kanun tasarısının Millî Eği­tim Bakanlığı ile müştereken hazırlanarak Meclisesunulmasınıistemişve maddelere geçilerek tasarı kabul olunmuştur. Meclis, gelecek toplantısını Çarşamba günü yapacaktır.

B. M. Meclisinin 12 Ocak toplantısı :

Ankara: 12 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Feridun Fikri Düşünselin başkan­lığında toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman Kütahya Müstakil Demokrat Milletvekili Ahmet Tahtakılıç, Mecliste bulunmadığı sırada hakkında yapılan bazı isnatlara cevap vermek üzere iç tüzük hükümlerine göre kendisine söz verilmesini istemiş ve kürsüye gelerek bu hususta açıklamalarda bulunmuştur.

Müteakiben, Tahtakılıçm yaptığı konuşma dolayısîyle isimleri geçmiş olan Tokat Milletvekili Recai Güreli, Kayseri Milletvekili Sait Azmi Fevzioğlu, Diyarbakır Milletvekili Şeref Uluğ, Sinop Milletvekili Cevdet Kerim İncedayı, Balıkesir Milletvekili Hilmi Şeremetli ve Maraş Milletvekili Abdullah Yaycioğlu da söz alarak şahıslarına taalluk eden hususlarda açıklamalarda bulunmuşlardır.

Bundan sonra gündeme devam edilmiş ve Çanakkale Demokrat Milletvekili Ali Rıza Kırseverin köy okullarında kullanılan inşaat malzemesiyle bu iş­ler için tahsis olunan para hakkında Millî Eğitim Bakanlığından sözlü soru­suna karşı Millî Eğitim Bakan! Tahsin Banguoğlu şu açıklamada bulunmuştur. Soru Sahibi Sayın arkadaşım sorularında vaka zikretmiyorlar. Müşahede­leri nereye aittir, bilmiyorum. Sorulariyle bazı mektepleri kastediyorlarsa onları tasrih etmeleri iyi olurdu. Eğer bütün mektepler bu haldedir, demek istemişlerse, bu varid değildir. Yalnız örnekleri kendi seçim bölgelerinden aldıklarını tahmin ederek Çanakkale İlinin köy okulu inşaatını gözden ge­çirdim. Orada bu soruyu alâkadar eden iki vaka vardır, arzediyorum :

Gelibolu İlçesinin Galata Köyünde, dört yıl kadar önce yaptırılmaya başlanıl­mış olan okulun, duvarları çıkılmış, çatısı örtülmemiş bir haldedir. Temelleri çürük görüldüğünden yıkılıp yeniden yapılmasına karar verilmiştir. Fennî raporla.

Ezine İlçesi, Araplar Köyü Okulu inşaatında kanuna aykırı haller görül­müştür. Köy muhtarı ve ihtiyar heyeti mahkemeye verilmiştir. Muhakeme­leri devam etmektedir.

Okul yapımı işlerinde bu türlü münferit hadiseler mevcuttur. Yüksek malû­munuz olduğu üzere, bu okullar 3803 ve 4274 numaralı kanunlarla köylü­nün mükellefiyetine .dayanarak, köy kanununa göre ve köy ihtiyar heyetleri eliyle inşa edilmekte idi. Bunların kontrolü ve plânları Millî Eğitim Bakan­lığınca yapılmakta idi. Bu kontrol mevcut imkânlara göre mahallin Bayın­dırlık mühendisleri ve merkezden gönderilen kontrolörler tarafından mu­rakabe edile gelmiştir. Bununla beraber bazı çürük inşaat, bazı hatalı inşa­at olmuştur. Bunlar islâh edilmektedir. Islâh yolundadır.

Bu yolda suçlular da derhal takip ediliyor. Yukarıda bir misalini arzettiğim gibi mahkemeye veriliyor. Yüksek heyetinizin kabul buyurduğu 5210 sayılı kanuna göre bu okulların masraflarını devlet üzerine almıştır. Halen bu in­şaatta köylü sadece bedenî mükellefiyete tâbidir. Bu kanun bu işi bizim da­ha yakından, daha sıkı kontrol etmemizi mümkün kılmıştır ve bunu izah ettirmiştir. Bunun için köy okulu inşaatının plân işleri evvelkisine nazaran daha iyi bir şekilde tanzim edilmiş bulunmaktadır. Geçen senelerden nata­mam kalmış okullardan ehemmiyetli bir kısmı bu yıl ikmal edilmiştir. 1949 programında bir kısmının daha ikmali mevcuttur. İnşallahümit ederim ki gelecek yıl sonunda böyle natamam okul binamız kalmayacaktır, ve bütün yaptığımız okulları temelinden inşaya imkân bulacağız.

Arkadaşımın işaret ettiği köylerden alınmış olan onbin lira köyler üzerine seyyanen yüklenmiş bir mükellefiyet değildir. Numaralarını arzettiğim ka­nunlar mucibince bu okulların inşası vaktiyle tamamen köylüye terkedilmiş bulunduğundan ihtiyaç ölçüsünde köylüden para alınmıştır. Alman bu para­ların miktarı ekser köylerden onbin liradan çok aşağıdır.

Hülâsa, her sene yaptığımız bir kaç bina arasında böyle bir kaç sakatlık olur bu sakatlıkların bundan böyle çok daha az olacağımı ümit etmekteyim.

Millî Eğitim Bakanının açıklamasını takiben söz alan Çanakkale Demokrat Milletvekili Ali Rıza Kırsever köy okullarının yapımında köylüye yüklenen mükellefiyetin başlangıçtı hem para hem de bedenî mükellefiyet şeklinde Dİduğunu fakat daha sonradan bunun yüksek meclisçe kabul;edilen bir ka­nunla yalnız beden mükellefiyeti haline getirildiğini söylemiş ve köylünün gösterdiği bütün fedakârlıklara rağmen yapılan köy okulu binalarının bazı­larının harap bir vaziyete düştüğünü İşaretle bu binaların yapımında göste­rilendikkatsizliktenmesulolanlarıncezalandırılmalarımistemiştir.

Bundan sonra Eskişehir Demokrat Milletvekillerinden Abidin Potuoğlunun hayvan yemlerine dair başkanlıktan sözlü sorusuna geçilmiş ve Başbakan adına Ticaret Bakanı Cemil Sait Barlas kürsüye gelerek şu açıklamada bu­lunmuştur :

Arkadaşlar,

Abidin Potuoğlu arkadaşımızın sözlü sorusunda da belirtildiği veçhile bu sene bilhassa Orta Anadoluda kış fazla olmuştur. Ancak bu böyle olmakla beraber, bugün saat 12 de tekrar Eskişehirle telefonla yaptığım temas, ge­rek ofis kanaliyle ve gerekse vilâyet kanalıyla yaptığım tahkikat gösteriyor ki bugün için ve bir müddet için daha orada bir arpa sıkıntısı mevzuubahis değil­dir. Vaziyeti daha iyi belirtmek için kendilerine şunu arzedeyim ki ayın 20 sinden bugüne kadar borsada 50 ton arpa satışı olduğu gibi bu gün depolar hariç pazarlarda 138 ton kadar arpa mevcut olduğu tahmin edilmektedir.

Muhterem arkadaşımın da pek güzel bildikleri veçhile hayvanlar ayrıca arpa ve yulaftan gayri ot ve kepekle beslenmektedirler. Bugün Eskişehir değir­menlerinde kepek kâfi miktarda olduğu gibi Trakyada da otun kâfi miktar­da olduğu ve hattâ Trakya milletvekillerinden bazılarının bana ot ihracatına müsaade etmem hususunda vaki müracaatları ile de sabittir. Sürü sahipleri hayvanlarını beslemek için lâzım olan gıdayı da bu suretle temin edebilirler. Kaldı ki geçmiş yıllardaki tecrübeden istifade etmek her bakanın vazifesi­dir. Ben şöyle bir şey hatırlarım :

Tohumluk diye buranın hububatını Eskişehire götürüp bunun tohumluk ol­madığını söyleyen kimselerin Eskişehirde borsada kendi buğdaylarından fazla fiyatta sattıkları vakidir. Arpada da aynı hatayı tekrar etmek ihtimali vardır, bu tehlike arpayı piyasaya sürmek suretiyle vakidir.Kaldı ki, hiçbir zaman, hiç bir devrede sürü sahiplerinin hayvanlarım Dev­let yardımı ile beslemeleri de faydalı bir hiyameden ziyade zararlı bir hima­ye yoludur ve arpaları müstahsilden ziyade tacirlerin daha fazla fiyatla sür­mesine yol açabilir.

Arkadaşımızın buyurdukları millî servetin ziyama sebep olmak yolunda hububat ihracını men keyfiyetine gelince:

1948 senesinde bir defa yalnız 15 bin ton arpa ihraç edilmiştir. Bunun se­bebi de muhterem heyetin malûmu veçhile geçen senenin Martında Türki­yede hububat kıtlığı dolayısiyle buğday ithal ederken mukabilinde arpa İhr raç etmek suretiyle döviz ziyamı telâfi yolunda olmuştur. Hükümet elinde tuttuğu arpayı Millî Savunma ihtiyacını temin yolunda saklamaktadır. Bu suretle piyasadan Millî Savunma ihtiyacı için ayrıca arpa satın almayı ön­lemiş olacaktır. Bu da hayvan sahiplerini bir nevi korumaktır.

Abidin Potuoğlu (Eskişehir) — Bir sual rica edeyim. Ofisin elinde ne miktar arpa ve yulaf vardır?

Ticaret Bakanı Cemil Sait Barlas (Gaziantep) — 31 bin ton arpa mevcuttur, . bin küsur da yulaf.

Ticaret Bakanının açıklamasından sonra söz alan soru sahibi Eskişehir De­mokrat Milletvekili Abidin Potuoğlu, Orta Anadoluda kışın bütün şiddetiy­le devam ettiğine işaret etmiş ve bu yıl kışın vaktinden evvel gelıdiğini söyliyerek hayvanatın ot ve yem. ihtiyacının kökünden halledilmesi lâzımgeldiğini ileri sürmüştür. Bu hususta hükümetin gerekli tedbirleri almasını, al­madığı takdirde bir çok hayvanın öleceğini söyliyerek böyle bir vaziyetin memlekete birkaç milyon liraya mal olacağını kaydetmiştir.

Abidin Potuoğlunun konuşmasını müteakip tekrar kürsüye gelen Ticaret Bakanı Cemil Sait Barlas soru sahibinin endişelerinin yerinde olmadığını ve Trakyada kâfi miktarda ot bulunduğunu ve lâzım geldikçe istenilen yere göndermekte kendilerine yardım edeceğini söylemiştir.

Bundan sonra Burdur Bağımsız Milletvekili Ahmet Ali Çınarın Adanada yaptırılacak baraj ve projeleri hakkında Bayındırlık Bakanlığından sözlü sorusunun müzakeresine geçilmiştir.

Kürsüye gelen Bayındırlık Bakanı Nihad Erim soru konusu olan iş üzerinde şu açıklamada bulunmuştur:

Efendim,.

Sayın Milletvekilinin soru önergesinin birinci maddesi bir soruyu ihtiva et­mediği İçin cevaptan müstağni buluyorum.

İkinci maddesinde, daha ucuz ve zecrî hal tarzlarından bahsediliyor. Mütehassıslar en zecrî ve en ucuz ve en istifadeli hal tarzı olarak şimdi bizim pro­jesini yaptırmakta olduğumuz hal tarzını göstermişlerdir.

Üçüncü maddede, projenin niçin memleketimiz dahilinde yapılmadığını soruyorlar. Biz projenin nerede yapılacağını düşünmeden evvel, memleketin menfaatma uygun ve en iyi bir şekilde kimin tarafından yapılırsa ona vermeği düşün­dük, araştırdık ve böyle yapılmıştır.

Niçin iş yerinde yapılmadı, proje?

Proje iş yerinde yapılmaz, büroda yapılır.

Niçin 700.000 lira veriliyor?

Yapılan mukavele mucibince 160.000 dolar bugünkü rayici ile 450.000 lira tutmaktadır. Bu baraj 4050 milyon liraya mal olacaktır, elektrik santralı ile beraber. Verilen miktar % 1. tutmaktadır. Mühendislerin dediklerine göre % 3 hattâ beşe kadar proje için ödendiği vardır. Biz % 1 le dünyanın en ta­nınmış, şimdiye kadar yüzlerce baraj yapmış bir firmaya emniyet içinde bu işi tevdi etmiş .buluyoruz.

Bayındırlık Bakanının açıklamasından sonra söz alan Burdur Bağımsız Mil­letvekili Ahmet Ali Çınar Seyhan Nehrinin Çukurovaya daima felâketler getirdiğine işaret ederek Adanada yaptırılacak olan barajın toprak baraj şeklinde yapılmasını istemiş ve barajın projelerinin Amerikada yaptırılma­sını tenkid ederek projelerin Türk mühendisleri tarafından da yapılabilece­ğini ileri sürmüştür.

Bunun üzerine tekrar kürsüye gelen Bayındırlık Bakanı Nihat Erim Ahmet Ali Çınarın tenkidlerine karşılık şu cevabı vermiştir:

Efendim, sayın Milletvekilinin temas ettiği noktaları birer birer cevaplamak istiyorum. Çünkü yüksek heyetinizde ve memleket efkârında zehirli bir zih­niyetin yaratmak istediği kötü havayı önlemek Cumhuriyet Hükümetinin Bayındırlık Bakanı olarak benim vazifemdir,(soldan, bravo sesleri)

Ahmet Çmar, su mühendisdir fakat Türkiyede su mühendisi yalnız Ahmet Çınardan ibaret değildir. Bakanlığımda benimle teşriki mesaî eden onun gi­bi 100 kadar belki de daha fazla su mühendisi vardır ve ondan daha çok tec. rübeleri vardır. Şu anda onlar memleketin muhtelif köşelerinden gelmişler Umum Müdürlükte toplu haldedirler. 1949 yılında, muhterem meclis kabul buyurduğu takdirde, su işlerine ayrılacak paranın ne suretle ve hangi işler için. sarfedileceğini tesbit ile meşguldürler.

Mühendislerin ekserisi bu fikirde değildir, dediler. Bunu bir anket mi yapıp da öğrendiler acaba. Vakıa sık sık vekâlete geldiğini duyuyorum. Sayın Mil­letvekili bakanlığımla temas etmek isterlerse ben her zaman emirlerine ama­deyim. Kendisinin gezeceği malûmat isteyeceği yer orası değil benim odamdır.

Ahmet Ali Çınar (Burdur) — Arkadaşlarımla, görüşmeğe de mi müsaade etmiyorsunuz?

Bayındırlık Bakanı Nihat Erim (devamla) — Ben Türkiye Cumhuriyetinin Bayındırlık Bakanı olarak katiyetle ifade ediyorum ki ihtisas işlerinde ekse­riyetle hareket edecek adam değilim. En tecrübeli ve en mütehassis bir adam bana bu işteki en iyi yolu izah eder ve gösterirse ve ben ona itimad edersem 99 kişiye karşı onu alacak ve bütün mesuliyeti omuzlarıma yüklenecek onun üzerinde duracak ve bu yolda yürüyeceğim,(soldan bravo sesleri)

Demin bilerek sordu, onlara girmekten ihtiraz ettim, ne yapılacağını bili­yorum. Haftada, on günde bir manşetlik sözler lâzımdır, onun için sordu. Demin tafsilâtına girmedim amma şimdi gireceğim.

Arkadaşlar,

Seyhanda hem baraj yapılıryor, hem de sed te yapılacak, hem de denize sal­ma yollarıı yapılacaktır. Bunların hepsi aynı zamanda ele alınmak icap etmektedir. Baraj yapıyoruz, bir de elektrik meselemiz var. Sulama işleri için büyük elektrik takatine lüzum olduğunu bilirsiniz. Bunu hem bizim mütehassıslarımız, hem de beynelmilel mütehassıslar raporlariyle teyid et­mişlerdir, beraberce fikirlerini bildirmişler ve beraberce bu yola gitmişler­dir. Bunu bir heyet tetkik etmiştir.

Ahmet Ali Çınar (Burdur) — Kaç kişilik bir heyet, sorabilir miyİrn? Başkan — Hatibin sözünü kesmeyiniz.

Bayındırlık Bakanı Nihad Erim (devamla) — Susli usulü dairesinde sorar­sınız, tüzüğün 151inci maddesi mucibince sorarsınız, ancak o zaman cevap verebilirim.

Başkan — Müsaade ediniz, müdahale etmeyiniz, söz kesmenin ne netice verdiğini biliyorsunuz.

Bayındırlık Bakanı Nihad Erim. (devamla) — Arkadaşlar, Seyhanlı hem­şehrilerimin zihinlerine bir tereddüt gelmesin. Bu gün bütün dünya beton barajı terk etmekte ve toprak baraj usulüne gitmektedir. Bu kürsüden bi­lerek ifade ediyorum, İsveçte ve hattâ Amerikada yüzlerce toprak baraj inşa edilmiştir. Toprak baraj hakikaten tetkikinde ve inşasında nezaret iste­yen bir iştir. Adanada beton baraj yapmağa eassen imkân yoktur. Çünkü istinad ettirilecek yer yoktur. İşte memleketimizde bu kadar büyük ölçüde tatbik edilecek bir baraj olduğu için çok ileri bir eser olduğu için mühendis yetiştirme tecrübesini sayın Selefim bu vadide tatbik etmek mesuliyetini üzerine alamamış, onu bundan dolayı muatab tutmak değil, ancak takdir et­mek lâzımdır. Amma biz mühendislerimizin bu vadide tecrübe kazanmasını istiyoruz ve ben bütçenin çıkmasını bekliyorum. İki kıymetli mühendisi yollayacağım, projeler yapılırken çalışsın, ve bu projelerin tatbikinde nezaret etsin diye. Mühendis böyle yetiştirilir. Milletin parasını, .mühendis yetişti­receğim diye, milyonlarca liralık ve neticesinden emin olmadığım bir yere sevk edem em.

25.000 dönüm arazi su altında kalacakmış. Bilmiyorum, belki kalacaktır. Amma bu baraj yapıldığı zaman, memleket ekonomisinde, o bölge ekonomi­sinde ne gibi faydalar hasıl olacaktır? Bununla karşılaştırılır da, mahzuru faydasına galip gelirse o zaman böyle bir teklif ile ortaya çıkılır. Ahmet Çınar, kendi mühendislik mesleğine taalluk eden mütalâaları ara­sında tuz biber mi diyeyim bu kabilden (25 senelik rejim) diye bir takım sözleri de sıkıştırmayı ihmal etmediler, bazılarınca mutad olduğu veçhile.

Arkadaşlar,

Bu 25 seneye herhangi bir taraftan tân e^ilebilse bile benim ve onun yaşın­da olanlar tân etmemelidir.

Çünkü 25 senede hiç bir şey yapılmamış bile olsa böyle Ahmet Çmar gibi kıymetli arkadaşlar yetiştirmişti, bu devreyi takdir etmelidirler..

Nasit Fırat (Samsun) — Onlar takdir etmezler.

Bayındırlık Bakanı Nihat Erim(Devamla) — 25 senede ne yapıldı? Yalnız

Bayındırlık Bakanlığında yapılan işleri saymam icap ederse burada beş gün

içtima etmeliyiz. Bu kadar da nankör olmamalıyız.

Emin Soysal (Maraş) — Nankör kelimesini tasrih ediniz.

Bayındırlık Bakam Nihat Erim (Devamla) — Tasrih edeyim:

Benim yaşımda biri çıkarda 25 senede bu memlekette bir şey yapılmamış derse o adam nankördür.

25 senedir çok şey yapılmıştır. İstediğimiz her şey yapılmamıştır. Amma ya­pılacaktır. Çünkü her sene daha ileriye gitmekteyiz. Her sene daha kıymetli insanlar yetişmektedir ve daha ileriye götürecek her şeye rağmen daha ile­riye götürecek değil yalnız Türkiyenin hattâ bütün dünyanın Demagogları bir araya gelse götürecekler ve götüreceğiz Ahmet Ali Çınar (soldan bravo sesleri alkışlar)

Bundan sonra Başkan gündemin diğer maddelerinde bulunan Muşun Ahino Köyünden Hüseyin oğlu Nezir Toplunun ölüm cezasına çarptırılması hak­kındaki Başbakanlık tezkeresiyle, Kazanç Vergisi Kanununa ek kanun ta­sarısının görüşülmesi için dağıtılmalarından itibaren henüz 48 saat geçmemiş olduğunu söylemiş ve bütçe dolayısiyle Büyük Millet Meclisinin yarın saat 15 te toplanarak bu tasarıları müzakere etmesini teklif etmiştir. Teklifin ka­bulünü müteakip, emeklilik kanım tasarısını inceleyen Geçici Komisyona Bayındırlık ve Ulaştırma komisyonlarından da üçer üyenin katılmaları hak­kındaki her iki komisyonun teklifleri görüşülerek kabul edilmiş ve yarın saat 15 te toplanmak üzere oturuma son verilmiştir.

B. M. Meclisinin 17 Ocak toplantısı :

Ankara: 17(A. A.)—

Büyük Millet Metisi bugün saat 15 te Cevdet Kerim hıcedaytnın başkanlı­ğında toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman Muş Milîetveiklii Bari Dedeoğlunun öldüğüne dair Başbakanlık tezkeresi okunmuş ve bir dakikalık bir saygı duruşundan sonra Cumhurbaşkanlığının, eski Başbakan Trabzon Milletvekili Hasan Sakanın istifa ettiğine ve yeni hükümetin teşkiline Sivas Milletvekili Şemsettin Günaltaym memur edildiğine dair tezkereleriile Şemsettin Günaltayın başkanlığında teşekkül eden yeni Bakanlar Kurulu listesinin onandığını bildiren Cumhurbaşkanlığı tezkeresi okunmuştur.

Büyük Millet Meclisi Başkanlığına,

Memleketin bugünkü şartları içinde üzerine aldığı vazifeyi maddî imkân­ların yeterliği derecesinde ifaya çalışmakta devam eden hükümetin son za­manlarda rastladığı bazı müşküller sebebiyle istifayı kararlaştırması üzerine Başbakan Trabzon Milletvekili Hasan Saka çekilmiş ve çekilmesi kabul edil­miştir.

Yeni hükümet kuruluncaya kadar eskisinin vekâleten vazifeye devam etmesi rica edilmiş olduğunu saygı ile arzederim.

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü

Büyük Millet Meclisi Başkanlığına,

14 1. 1949 tarihli ve 4/33 sayılı yazıva ektir :

Yeni hükümetin teşkiline Sivas Milletvekili Şemsettin Günaltay memur edil­miş ve yeni bakanların seçilmesi kendisine bildirilmiş olduğunu saygı ile arzederim.

Cumhurbaşkanı İsmet inönü

Büyük Millet Meclisi Başkanlığına,

15/1/1949 tarihli ve 4 34 sayılı yazıya ektir :

Başbakan Sivas Milletvekili ŞemsettinGünaltay tarafından Anayasanın 44 üncü maddesi gereğince hazırlanan Bakanlar Kurulu listesinin onanmış ve biiece sunulmuş olduğunu saygı ile arzederim.

Cumhurbaşkanı ismet İnönü


Devlet Bakanı (BaşbakanYardıimcısı) Devlet Bakanı Adalet Bakanı MillîSavunmaBakanı İçişleri Bakanı Dışişleri Bakanı Maliye Bakanı Milli Eğitim Bakanı BayındırlıkBakanı Ekonomi ve Ticaret Bakanı Sağhk ve S. Y. BakanıGümrükve Tekel Bakanı Tarım Bakanı UlaştırmaBakanı Çalışma Bakanı Yeni hükümetin teşekkülünü bildiren tezkerenin okunması muvaffakiyet temennileri ile karşılanmış ve müteakiben başkan gündemde, Çanakkale Milletvekili Nurettin Ünenin içişleri ve Tarım Bakanlığından iki sözlü so­rusu bulunduğunu bildirmiş ve hükümetin bugün cevap verip vermiyeceğini sormuştur.

Söz alan içişleri Bakanı Emin Erisirgiî ve Tarım Bakanı Cavit Oral bu soru­ları önümüzdeki Pazartesi günü cevaplandıracaklarını bildirmişlerdir.

Bundan sonra gündeme devam edilmiş, Eskişehir Müstakil Demokrat Mil­letvekili Ahmet Oğuz, oturduğu sıradan yeni hükümetin itimat reyi almadan programını okumadan bu işlerin konuşulup konuşulmıyacağı hakkında baş­kanlıktan sual sormuş ve başkan gündemde bulunan tasarıların birinci mü . zakerelerinin tamamlanmış olduğunu, yeni hükümetin de tasarıları tekabbül ettiğini bildirmiş ve Tababet ve Şuabatı Sanatlarının tarzı icrasına dair olan kanunun değiştirilmesi hakkındaki tasarı ile Umumi Hıfzıssıhha Kanununun 12 ve 14 üncü maddelerinin değiştirilmesi hakkındaki kanun tasarılarının ikinci müzakeresi yapılarak tasarılar kabul edilmiştir.

Bundan sonra gündemin son maddesi olan yol vergisi kanun tasarısının gö­rüşülmesine geçilmiş, söz alan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nihat Erim, Hükümetin bugün vazifeye başlamış bulunduğunu bildirerek henüz toplanıp programını yüksek meclise sunmadığını işaretle tasarının görüşül­mesinin gelecek hafta Çarşamba gününe bırakılmasını istemiştir.

Hükümetin bu talebi kabul edilmiş ve gündemde görüşülecek başka bir madde kalmadığından Çarşamba günü saat 15 te toplanmak üzere oturuma son verilmiştir.

Şemsettin Günattay kabinesinin programı :

Ankara: 22 (A. A.)

Bugün Cumhuriyet Halk Partisi Grup Toplantısında tasvip edilen ve Pazarzartesi günü Meclis Umumî Heyet Toplantısında okunacak olan Şemset­tin. Günaltay Kabinesinin porgramı:

Büyük Millet Meclisinin sayın üyeleri,

Bugün programını okuyarak güveninizi istemek üzere yüksek Kamutaym huzuruna çıkmış olan hükümetiniz, bu vazifeyi içinde bulunduğumuz şart­ların ehemmiyetini kavramış olarak üzerine almıştır.

Milletlerin beklediği huzur ve sükûna kavuşmuş olmaktan henüz uzak bu­lunan dünya ahvalinin, her yerde olduğu gibi memleketimiz üzerindeki ağır tesirleri devam etmektedir. Bu hal ve şartlar millî ekonomiyi, Yüksek Mec­lisçe de bilindiği gibi. ağır tazyik altında tutmaktadır. Fakat yüksek huzu­runuzda belirtmeğe b~ct voktur ki durum ne olursa olsun, bizden Önceki hükümetleriniz gibi biz ds, ülke bütünlüğümüzün teminatı olan millî mü­dafaamızı her dâvanın başında tutacağız.

Dünya sulhunun korunması yolunda büyük gayretler gösteren memleketi­mizin kuvvetli olmasındaki faydayı takdir eden dost Amerika Hükümetinin yardımiyle, hareket kabiliyeti ve harp kudreti artmakta olan kahraman or­dumuzun modern silâh ve araçlara intibakını sağlamağa çalışırken, bir ta­raftan da millî savunma işlerinin bugünün ihtiyaç ve icaplarına göre idaresi için yeni tertip ve tedbirler almak kararındayız.

Değerli arkdaşlarim,

Milletlerarasında iyi geçinmeyi, yer yüzünde sulh ve emniyete ulaşmayı en büyük ideal saymakta devam edecek olan yeni hükümetiniz bu uğur­da kudretinin yettiği kadar çalışmaktan geri durmayacaktır. Samimî olarak bağlı bulunduğumuz Birleşmiş Milletler Kurulunu dünyayı bu neticeye ulaştıracak vasıtaalrın başında görüyoruz. Bu kurulun, bu güç ve asü vazi­feyi başarır ve daha iyi işler bir hale gelmesi emelimizdir. Türkiye Cumhu­riyetinin Yüksek Heyetinizce bilinmekte olan ve devam edegelen dış politi­kası aynı yolda yürüyecektir. Yüksek huruzunuzda tekrar etmek isterim ki bu siyasetin ana vasıfları ittifak ve taahhütlerimize ve dostluklarımıza bağ­lılık, açıklık ve dürüstlüktür.

İÇ politikamızda, gelişmekte ve kökleşmekte olan demokratik rejimin mem­leketimiz için vadettiği aydın istikbali yaklaştıracak tedbirleri daima artan bir azimle almak bizim de vazifemiz olcaktır. Tek dereceli seçim ve çok par­tili meclis sistemine dayanan demokrasimizin gayesi halk iradesinin en mü­kemmel şekilde belirmesine imkân sağlamaktır. Büyük Meclisin geçen yıl kabul buyurduğu seçim kanunu bu maksadın elde edilmesi için ortaya kon­muş ileri bir eserdir. Hükümetiniz, 1950 seçimlerinin hiç bir vatandaşın yü­reğinde şüpheye yer bırakmıyacak en teminatlı bir şekilde yapılması için, ilmin ve tecrübenin telkin edeceği tedbirleri gözönünde tutmaktan geri kalmıyacaktır.

içinde bulunduğumuz demokratik hayatın kolaylıkla ve cüratle gelişmesi için
icap ettikçe her sahada yeni kanunlar sunmakta ve eskilerin değiştirilmesini
arzetmekte tereddüt etmiyeceğiz. Bu cümleden olarak bizden önceki hükümetin üzerinde durduğu Basın Kanununu biz de ehemmiyetle ele alacağız. Bu konuda basın hürriyetini azamî derecede teminat altına alan ve aynı zamanda vatandaş şeref ve haysiyetini kıskançlıkla koruyan Batı demokrasi­lerinin mevzuatını örnek tutacağız. Siyasî hürriyetlerle ferdin her türlü hak ve emniyetini tekeffül edecek tedbirlere azamî kıymet verirken, cemiyetimizin temelini sarsacak ve genç demokrasimizin taze bünyesini kemirecek zararlı cereyanlardan yurdumuzu korumayı vazifelerimizin başında sayacağız.

Aziz arkadaşlarım,

Türk inkılâbının ana prensiplerini titiz bir itina ile savunmakta devam ede­ceğiz. Bütün diğer hürriyetler gibi vatandaşın vicdan hürriyini de mukaddes t tanırız. Din öğretiminin ihtiyarî olması esasına sadık kalarak, vatandaşların çocuklarına din bilgisi vermek haklarını kullanmaları için gereken imkânİrıhazırlıyacağız.Fakatlâyiklik prensibindenayrılmamızaasla imkânta

Kocaeli Milletvekili Nihat Erim

Antalya Milletvekili Nuruîlah Sümer Rize Milletvekili Fuat Sirmen Samsun Milletvekili Hüsnü Çakır Zonguldak Milletvekili Emin Erişirgil Sivas Milletvekili Necmettin Sadak Kocaeli Milletvekili İsmail Rüştü Aksal Bingöl Milletvekili Tahsin Banguoğlu İzmir Milletvekili Şevket Adalan G. Antep Milletvekili Cemil Sait Barlas Maraş MilletvekiliJr. Kemali .Bayizit Kocaeli Milletvekili Dr. F. Şerafettin Bürge Seyhan Milletvekili Cavit Oral Seyhan Milletvekili Dr. Kemal Satır Sivas Milletvekili Semsettin Sirer

Dünya sulhunun korunması yolunda büyük gayretler gösteren memleketi­mizin kuvvetli olmasındaki faydayı takdir eden dost Amerika Hükümetinin yardımiyle, hareket kabiliyeti ve harp kudreti artmakta olan kahraman or­dumuzun modern silâh ve araçlara intibakını sağlamağa çalışırken, bir ta­raftan da millî savunma işlerinin bugünün ihtiyaç ve icaplarına göre idaresi için yeni tertip ve tedbirler almak kararındayız.

Değerli arkdaşlarim,

Milletlerarasında iyi geçinmeyi, yer yüzünde sulh ve emniyete ulaşmayı en büyük ideal saymakta devam edecek olan yeni hükümetiniz bu uğur­da kudretinin yettiği kadar çalışmaktan geri durmayacaktır. Samimî olarak bağlı bulunduğumuz Birleşmiş Milletler Kurulunu dünyayı bu neticeye ulaştıracak vasıtaalrın başında görüyoruz. Bu kurulun, bu güç ve asü vazi­feyi başarır ve daha iyi işler bir hale gelmesi emelimizdir. Türkiye Cumhu­riyetinin Yüksek Heyetinizce bilinmekte olan ve devam edegelen dış politi­kası aynı yolda yürüyecektir. Yüksek huruzunuzda tekrar etmek isterim ki bu siyasetin ana vasıfları ittifak ve taahhütlerimize ve dostluklarımıza bağ­lılık, açıklık ve dürüstlüktür.

İÇ politikamızda, gelişmekte ve kökleşmekte olan demokratik rejimin mem­leketimiz için vadettiği aydın istikbali yaklaştıracak tedbirleri daima artan bir azimle almak bizim de vazifemiz olcaktır. Tek dereceli seçim ve çok par­tili meclis sistemine dayanan demokrasimizin gayesi halk iradesinin en mü­kemmel şekilde belirmesine imkân sağlamaktır. Büyük Meclisin geçen yıl kabul buyurduğu seçim kanunu bu maksadın elde edilmesi için ortaya kon­muş ileri bir eserdir. Hükümetiniz, 1950 seçimlerinin hiç bir vatandaşın yü­reğinde şüpheye yer bırakmıyacak en teminatlı bir şekilde yapılması için, ilmin ve tecrübenin telkin edeceği tedbirleri gözönünde tutmaktan geri kalmıyacaktır.

içinde bulunduğumuz demokratik hayatın kolaylıkla ve cüratle gelişmesi için
icap ettikçe her sahada yeni kanunlar sunmakta ve eskilerin değiştirilmesini
arzetmekte tereddüt etmiyeceğiz. Bu cümleden olarak bizden önceki hükü
metin üzerinde durduğu Basın Kanununu biz de ehemmiyetle ele alacağız. Bu
konuda basın hürriyetini azamî derecede teminat altına alan ve aynı za­
manda vatandaş şeref ve haysiyetini kıskançlıkla koruyan Batı demokrasi­
lerinin mevzuatını örnek tutacağız. Siyasî hürriyetlerle ferdin her türlü hak
ve emniyetini tekeffül edecek tedbirlere azamî kıymet verirken, cemiyetimizin temelini sarsacak ve genç demokrasimizin taze bünyesini kemirecek zararlı cereyanlardan yurdumuzu korumayı vazifelerimizin başında sayacağız.

Aziz arkadaşlarım,

Türk inkılâbının ana prensiplerini titiz bir itina ile savunmakta devam ede­ceğiz. Bütün diğer hürriyetler gibi vatandaşın vicdan hürriyini de mukaddes t tanırız. Din öğretiminin ihtiyarî olması esasına sadık kalarak, vatandaşların çocuklarına din bilgisi vermek haklarını kullanmaları için gereken imkânİrıhazırlıyacağız.Fakatlâiklik prensibindenayrılmamızaasla imkântasavvur edilmemelidir. Bilhassa din perdesi altında bu milleti asırlar boyun­ca uyuşturmuş olan hurafelerin yeni baştan belirmesine asla meydan vermeyeceğiz. Dinin siyasete ve şahsî menfaatlere âlet edilmesine de müsamaha etmeyeceğiz. Bu konuda, alınmasını gerekli sayacağımız tedbirleri yüksek tasvibinize yunmakta tereddüt etmeyeceğiz.

Her türlü vicdan ve düşünce hürriyetinin masuniyeti esastır. Fakat kanaat­ler ve düşünceler, kanunlarımızın yasak ettiği tahrik ve propaganda mahi­yetini aldığı zaman, en ağır suç sayılacaktır. Bu husustaki kanunlar da kısa zamanda büyük meclise sunulacaktır.

Sayın milletvekilleri,

Demokratik rejimin sarsılmaz temeller üzerinde yükselmesinde büyük, mec­lisin çıkaracağı kanunların ve hükümetin onları tatbikte göstereceği dikka­tin ehemmiyeti aşikârdır. Fikirlerin serbestçe ortaya konulabilmesi Cum­huriyet kanunlarının müeyyidesi altında bulunduğu bir devirde her bakım­dan müstakil olan "mahkemelerimizin vatandaş hak ve hürriyeti ile birlikte sosyal nizamın ve memlekette huzur ve sükunun korunması hususunda gös­tereceği itinanın da aynı ehemmiyeti taşıdığı kanaatindeyiz.

Her derecedeki memurların kendi sorumluluğu ile beraber salâhiyetini bi­lerek görevlerini yapmalarını ve böylece vatandaşların işlerini onlara bey­hude zahmet vermeksizin görmelerini ve halkın devlet işlerinde çalışmalara karşı gönülden sevgilerini sağlamak azmindeyiz. Bunun için bir taraftan teşkilâtımızı daha verimli hale sokmak üzere kanunlarımızda ve bu arada memurlar statüsünde lüzumlu gördüğümüz değişikliklerin kabulünü ve iller ve özel idareler kanunları tasarılarının biran evvel müzakere ve tesvip buyurulmasını Yüksek Meclisten rica edeceğiz. Diğer taraftan, memurlarımız­da, yukarda söylediğimiz tarzda çalışmanın itiyad haline gelmesi için devamlı dikkat göstereceğiz.

İdare âmirlerinin ve emniyet kuvvetlerinin asayişi ve halkın huzurunu sağ­lamak vazifelerinde her türlü tesirden hernevi endişe ve tereddütten uzak olarak ve yalnız kanunu kendilerine rehber bilerek cesaretle çalışmalarını yurt içinde huzurun başlıca teminatı sayıyoruz.

Orman kanununun esas prensiplerini muhafaza edecek ve fakat halkımıza kolaylıklar sağlayacak yeni tadil tasarısını yakında Büyük Meclise sunaca­ğımızı bildirmek isteriz.

Değerli arkadaşlar,

Hükümet memleket iaşesini karşılamak, millî endüstriye gerekli ham mad­delerle işletme malzemeleri sağlamak, döviz kaynaklarımızı kuvvetlendir­mek ve iktisadî kalkınmamızın temelini teşkil etmek ve istihsali artırmak üzere ziraatimizi beş yıllık bir gelişme programına bağlıyacaktır.

Devlet sermayesiyle girişilen teşebbüslerde malî imkânlarımızın müsaadesi nisbetinde, başta kömür havzası olmak üzere, madenlerimizi modern teknik vasıtalarla mücehhez, rasyonel çalışır ve istikrarlı bir döviz kaynağı teşkil «der hale getirmek için plânlı olmak kararındayız. Yurdumuzun yakıt "ihti­yacını mümkün olduğu kadar linyit kömürleriyle karşılayarak maden kö­mürlerimizi Önemli istihsal faaliyetlerinin ham maddesi ve döviz kaynağı olarak kıymetlendirmek amacımızdır.

Hususî sermayenin iktisadî sahalarda girişeceği teşebbüsleri teşvik etmek ve kolaylaştırmak hükümetin başlıca şiarı olacaktır.

Değerli arkadaşlar,

Avrupa kalkınması için Amerika Birleşik Devletleri Hükümetinin girişmiş olduğu büyük ölçüde yardım hareketinden gereği gibi faydalanabilmeye azamî derecede dikkat göstermek kararındayız. Hükümetiniz, bu yardımı kalkınma ve istihsali çoğaltma işlerinde başlıca destek saymaktadır. Birleşik .Devletlerin gösterdiği bu dostane anlayış neticesi hem ekenomik kalkınma­mızı sağlamağa, hem de bu sayede Avrupa ekonomik işbirliği teşkilâtında faydalı bir unsur olmağa çalışacağız. Bunun için lâzımgelen teşkilâtı kurmak yolundayız.

Büyük Meclisin Sayın üyeleri,

İstikrarlı bir ekonomi düzeninin ve sağlam bir malî politikanın her şeyden evvel bütçe muvazenesine dayanacağına inanıyoruz. Bu muvazeneyi sağliyacak tedbirleri devamlı surette araştırıp tatbik etmek kararındayız.

Vasıtasız vergilerimizde girişilen İslâhat hareketini süratle gerçekleştirmek için Büyük Meclise sunulmuş olan Gelir Vergisi tasarılarının biran ev/el kanunlaşmasını lüzumlu saymaktayız.

Vasıtalı vergilerimizin ve bilhassa muamele vergisinin ıslahına çalışacağız. Devlet daireleri kadrolarının hizmet ihtiyaçlarına göre ayarlanması ve buna muvazi olarak istihkakları düzenleyen teadül kanunlarının ıslahı için, giri­şilen çalışmaya devam olunacaktır.

1949 bütçesine gelince, hükümetiniz, Büyük Mecliste beliren temayülleri gözönünde tutarak, bazı kısıntılara ve yeni tertiplere gitmeyi kararlaştırmış­tır. Bu sebeple halen mecliste incelenmekte olan lüks, kazanç ve yol vergi­leri tasarılarım geri istemek kararındayız. Ancak yol programını aksatma­dan tatbik edebilmek için, yüksek huzurunuza başka bir teklifle gelmeyi düşünüyoruz.

Değerli milletvekili arkadaşlarım,

Yüksek huzurunuzda hükümetin güdeceği ic ve dış politikayı ana hatlariyle belirtmiş bulunuyorum. Eğer programımız yüksek tasvibinizi kazanırsa ve güveninizi bizden esirgemezseniz, kendimizi bütün varlığımızla .yurt hizme­tine vererek, bu güvene lâyık olmağa çalışacağız.

Derviş Vahdeti halifeleri...

Yazan:HüseyinCahitYalçın.

5 Ocak 1949 tarihli «Ulus» Anka­radan v

Bir takım mürteci ve müteassıplarm muhakeme edilmeleri münasebetiyle yazdığımız bir makalede 31 Mart vakası şeriatçılarını tekrar cani a dır m ak ister mirasçılar gibi ortaya çıkan Millet Par­tisi şeflerinin Türk Milletinin kalbinden kanun korkusunu kaldırarak yerine Al­lah korkusunu ikame etmek istedikleri yolundaki sözlerini hatırlatmış ve yük­sek din mefhumunun adi baldırı çıplak tahrik politikasının karıstırılmasmdaki sapıtıka esefle işaret etmiştik.

Siyaset sahasında din perdesine bürünen rek rol oynamak istiyen bu meşum par­tinin elebaşılarından Kenan Öner bun­dan kırk sene evvel — Evet, tam kırk sene evvel, — yazmış olduğum bir ma­kaleden Kudret gazetesine bazı parçalar naklederek beni — kendi zannına göre — tezatlar içinde bırakırsa kendi marifet­lerinin örtüleceğini düşünmüş. Siyaset âleminde din ve irtica süâhiyle oynama­nın Türk vatanı için bolşeviklik belâsın­dan çok daha müthiş bir tehlike teşkil ettiğine iman etmemiş olsa idik bu ya­zıya güler geçerdik. Fakat ne kadar sin­si düşmanlarla — Evet, muhalif değil düşmanlar; çünkü gözleri irtica ve kan ile bürünmüş bu ruhtaki sapıtıklara baş­ka bir isim verilemez — çarpıştığımızı efkârı umumiye karşısında bir kat daha tebarüz ettirerekdikkatiçekmek için,

bahsin üzerinde durmak lüzumunu his­settik.

Mesele bir din meselesi değildir. Dinin aleyhinde bulunmak, insanlar için pek aziz ve muhterem olan din hissini istih­faf etmek bahis mevzuu değildir. Bizim hücum ettiğimiz kimseler yüksek din hislerini siyasi maksatlar için istismar ederek dindar ve masum insanları aldat­mak istiyenlerdir. Biz lâyikiz. Kimsenin vicadnî kanaatleri ve imanı ile meşgul değiliz. Vicdanlar serbesttir, serbest kal­malıdır ve onakimse,karışmamalıdır

Biz Millet Partisi ismi altında milleti, mahvetmek isteseler daha tesirlisini bulamıyacakları hain bir silâhla faaliyete geçen adamlara niçin sizin itikadınız var. neden Allah, korkusunu kalbinizde yaşa­tıyorsunuz diye bir tariz ettiğimiz yok­tur. Fakat onlarda zerre kadar bîr Allah korkusu olsa idi bir takım masumları Allah namına iğfal etmek manevrasına kalkmazlardı, işte bütün suç, bütün teh­like buradadır. Benim kırk sene evveî din lehinde yazmış olduğum bir makale­yi ileri sürerek bu marifetlerini örte­mezler.

Şimdi hatırlattıkları makaleme gelelim. 1325 11909) senesi Haziranında çıkan makalemde demişim ki: «Bu memleke­tin iki temeli vardır: biri din, diğeri as­kerlik... Heyeti içtimaiyemizin... bilcüm­le tekâmülâtı bu temellere istinat etmiyecek olursa kuracağımız uhvet ve hür­riyet binaları pek çabuk ziruzeber olur.» Makale bu suretle devam ediyor. Ruhu­nu ifade eden bu parçayı nakille iktifa ediyorum. Makaledeki fikirler bugünkü lâyiklik prensibine uymaz. Fakat biz Anamızdan lâyık olarak doğmadık. Cum­huriyetçi olarak da doğmadık. Uzun bir gelişme didişme devresinden sonra, oku­yarak, tecrübeler geçirerek lâyik ve cumhuriyetçi olduk.

Bizim neslimiz Türk Milletine Osmanlı Hanedanının padişahları hâkim, olduğu devirde doğmuştur. Müslim ve Gayri­müslim unsurlardan terekküp eden ve bu kargaşalk içinde ekseriyet teşkil etmiyen Türk unsuru kendi beka ve selâ­metini nasyonalizm cereyanlarına kaptır­mağabaşlamışmüslimunsurları dinhissi etrafında birleştirmekte arıyabilirdi. Halbuki düşmanlar bizi tam bu noktada vurmuşlar, cahil halkı şeriat isteriz diye ayaklandırmışlar ve memleketi anarşiye götürmek istidadım göstermiş­lerdi.

Makalemin çıktığı tarih 31 Mart isya­nından iki buçuk ay sonradır. Divanı harpler belki hâlâ kararlarını vermemiş­lerdi. Vermiş ve kararlar infaz edilmiş olsa bile heyecan ve huzursuzluk devam ediyordu. Efkâra sükûnet vermek, kalp­lere emniyet telkin etmek, memlekete is­tikrar getirmek lâzımdı. Unutmamalı ki Türk Padişahı aynı zamanda bütün is­lamların halifesiydi. İşte makale böyle bir devirde ve pek samimi bir his ile ya­zılmıştır. Bu geçirdiğimiz tehlike ve ya­şadığımız faciadır ki dini siyasete alet etmenin vatana, vicdana ve Allaha bir hıyanet olduğu kanaatini bizim neslimi­ze vermiştir. Bugünkü şeriatçılar o va­kayı şimdiki siyaset oyunlarına bir te­mel olarak hatırlıyorlar, biz memleketin bir daha o uçuruma atılmamasını temin için bir ders olarak hatırlıyoruz. Ve kar­şımıza 31 Mart şeriatçılarını, Vahdetînin hortlaklarım görünce, haykırmayı vazi­fe biliyorum: Aman vatandaş, gözünü aç. Koleradan, vebadan, bolşevikten daha müthiş bir irtica hareketine kapıl­ma! Kendine de, memlekete de yazık edersin, diyoruz.

Sarığa hasret...

Yasan: Nadir Nadi.

5 Ocak 1949 tarihli «Cumhuriyet» İstanbuldan :

İlkokullarımızda sarıklı hocaların hâlâ boy göstermediğine üzülen, Üniversite­mize bağlı bir ilahiyat medresesinin has­retini çeken bir milletvekili, nihayet sab­rı tükenmiş olacak ki, evvelki gün Mec­liste kürsüye çıkarak Millî Eğitim Ba­kanına hücum etmiş:

— Tahsin Banguoğlu yerinde kaldıkça bu işler gerçekleştirilemiyecek; Başbakan onu başka işe koysun!

Demiş. Şuracığa hemen fikrimizi yazıverelim: Devletin din işlerine yeniden el atmasını önliyecek eğer bir Tahsin Banguoğlu kaldı ise, hiç vakit kaybetmeden onu «değişmez Millî Eğitim Bakanı nasbetmeli ve ellerimizi kaldırıp ömrüne dua ile vakit geçirmeliyiz. Gönül kazan­ma politikası uğruna inkılâbımızın en büyük prensipini ayaklarımızla ciğniyeceksek, ben, halisini sahtesini ayırdetmeksizin bütün demokrasilerden istifa ettiğimi saygılarımla arzederim.

Din işleriyle dünya işlerini birbirinden ayırabilmek hususunda bizim on bir asırlık bir gecikmemiz vardır. On altıncı yüzyılın başlarında Mısırı Zapteden Ya­vuz Sultan Selim, Abbasilerin elinden Hilâfet makamını almasa idî, sosya! ya­pımızda şimdiye kadar çok şeyler deği­şebilir, Devlet, ferdlerin vicdanına hük­meden Şarklı ve totaliter cübbesini daha kolay çıkarabilirdi. 800 yılında Papanın eliyle Batı imparatorluğu tacını giyinen Charlemagnes, istiyerek veya istemiyerek kiliseyi saraydan ayıracak tılsımlı duvara ilk taşı koyuyordu. Tılsımlı di­yoruz, çünkü bu duvar Avrupa kafasını yaratan, vicdan hürriyetini ören, ileri gi­dişi hazırhyan, siyasi hürriyetlere geniş ufuklar açan başlıca yapıdır. Din otori­tesi, yakın zamanlara kadar bizde oldu­ğu gibi Avrupada da Devlet otoritesine bağlı kalsa idi, çok muhtemeldir ki, bu­günkü dünya bambaşka bir manzara gösterirdi.

1924 yılından beri yürüttüğümüz lâiklik prensipinin devamlı surette birçok güç­lüklere çarptığını inkâr edemeyiz. Asır­lar boyunca Devletin en yüksek maka­mına bağlı olarak idare edilen bir mües­sese, o yüksek makamdan ayrıhverince başsız kalmış bir vücude benzedi. Sosyal fonksiyonunu yapamaz, kendi kendini idare edemez hale geldi. Şimdi tekrar Devletin himayesine almakla onu kurta­racağımızı sanıyorsak aldamyor uzdur. Din, bugün gerçekten sadece bir vicdan işidir. Devletin tamamiyle dışında, kendi kendine işler bir mekanizma kurulama­dıkça, dinden şifa bekliyen vicdanlara ıstıraptan başka bir şey sunulamıyacak ve bu ıstırap da ileride cemiyetimizi de­rinden rahatsız edebilecektir.

Üniversitede ilahiyat dersleri okutan bir medrese açılmasını istiyenler, îmanı Hatip mekteplerinilüzumlugörenler, velhasıl dinî teryeyi Devletin eline ver­mek istiyenler, mezhep birliği esasına dayandıkları için tamamiyle antidemok­ratik düşünyoıiar. Meselâ yurdumuzda sayısı dört milyonu bulduğu söylenen Alevilik mezhebini hesaba katmıyorlar. Gerçi derslere devam mecburiyeti konmıyacak, dinî Öğretim sadece ana baba­nın isteğine bırakılacaktır. Fakat bu yolda göze alınacak masraflara Alevî vatandaşları iştirak ettirmeye ne hak­kımız vardır? Onlara da kendi mezhep­lerini öğretelim dersek, daha başka mez­hepleri, nihayet lâikleri de düşünmek ge­rekmez mi?

Din işlerini tamamiyle cemat teşkilâtına bırakmak ve Diyanet işleri Reisliğini de bağımsız bir makam haline getirmek mantıkça en doğru yoldur. Böyle yapı­lırsa acaba yerden mantar biter gibi türlü türlü tarikatlar ortalığı kaplar da memleketimizin cahil köşelerinde bir nevi ruhani guruplaşmalar görülür mü? Eğitim seviyemizin bugünkü manzarası­na bakılırsa böyle bir gelişmeden haklı olarak Korkulabilir. İşte Devletin Bu iş­te asıl vazifesi de elindeki bütün imkân­larla çeşitli faaliyetleri kontrol etmek, içlerinde millî ve ferdî hürriyetlerimize aykırı olanlarına yaşama hakkı verme­mektedir. Biz, başkaca bir çıkar yol göriniyoruz.

Yenî kabinenin siyaseti...

18 Ocak1949 tarihli«Ulus»An­karadan :

Dündenberi işe başlamış bulunan Şemseddin Günaltay Kabinesi kendisinden öncek1 H?,san Saka Hükümetinden ayı­ran bazı özelliklerin bulunması tafoiidir. Bunların, hükümetin genel politika güdümüne ne gibi tesirler yapacağım anlıyabilmek için, yeni kabine progra­mının belli olmasını beklemek gerektir. Anayasa Kanununun .sarih hükmüne göre yeni hükümetin, en son gelecek hafta başlarında Meclis huzurunda pro­gramını okuyarak güven oyu isteyeceği­ni tahmin etmek kolaydır. O vakte kadar yeni hükümetin muay­yenmeselelerde tutacağı yol hakkında

iler; sürülecek mütalâalar, Kabine üye­lerinin şahsiyetlerine dayanan bazı tah­minle! den ileri geçemez. Bununla bera­ber yeni hükümetin bugüne kadarki dış ve iç politikanın ana hatlarında her­hangi bir değişiklik yapmıyacağı şimdi­den kesin olarak söylenebilir. Esasen dış politikamız, yalnız çoğunluğun cleğil bütün millî .partilerin toplu nıüzaharetine dayanan millî istiklâl ve barış sever milletlerle demokratik işbirliği siyasetidir. Birileşmiş Milletler ülküsü­ne Ibağlı olan bu kararlı ve azimli siya­sette ısrarla devam ötmek, Türk hal­kının değişmez kararıdır.

Demokratik gelişmemizin bütün engel­lerden azade olaraık sarsıntısız devamı­na, partiler arasında karşılıklı müsa­maha ve saygıya dayanan normal bir çalışma havasının yaratılmasına, dev­let işleri üzerinde millî murakabenin tam biv şekilde gerçekleşmesine yeni hükümetin de bütün dikat ve itinasını teksif edeceği muhakkaktır. Çünkü Türk demokrasisinin sağlam temeller üzerinde inkişaf ederek ihedeflerine ulaşması datıpkı dış politikada olduğu gibi fikir ve parti ayrılıkları üstünde müşterek millî bir dâvadır.

Bu sebeplerle yeni kabineyi eskisinden ayıran hususiyetleri, daha çok malî ve iktisadi dâvalarımızın halli için başvu­rulacak tedbirler de aramalıdır. Hasan Saka Kabinesini çekilmiye zorluyan se­beplerin .başında malî güçlüklerin yer almış bulunduğu kimsenin meçhulü de­ğildir.

Bu bakımdan yeni hükümetin karşılaşa­cağı ilk mühim mesele, esasen gecikmiş olan bütçenin Meclîsten bir an önce çı­karılmasıdır. Hasan Saka Hükümetince hazırlanan bütçede baizı değişiklikler yapılmasını isteyip istemiyeceği meehulümüzdür. Ancak İsmail Rüştü Aksalm, Mecliste .katıldığındanberi bütçe gider­lerinde esaslı bir tasarruf lüzumunu ha­raretle müdafaa edenler arasında [bulun­duğu herkesçe bilinen bir gerçektir. Prensiplere titiz bağlılığını yakımdan bildiğimiz genç ve değerli arkadaşımı­zın bütçede tasarruf dâvasını, iş ve ida­re başında da ısrarla güdeceğine ina­nanlardanız.Ancak ;bunun,halen Me? liste bulunan bu yılın (bütçesi üzerinde görünür bir tesiri olacağını ummaya pek imkân yoktur. İktidara yeni .gelen bir hükümetin, esasen gecikmiş olan bir bütçe üzerinde gelişigüzel indirme­ler yapmasını beklemek, devlet işlerinin mahiyet ve ciddiyetine uymayan yersiz bir «dilek olur.

Eğitim, ianm, bayındırlık, yol ve sair sahalarda girişilen yapıcı kalkınma ted­birlerini aksatmadan bütçede tasarruf imkânı, ancak tesiri önümüzdeki yıllara şâmil uzun vadeli tedbirlerle gerçekleşe­bilir. Yeni Kabinede Nihat Erinıin Başbakan Yardımcılığına getirilmesi ve di­ğer ilgililerin yerlerini .muhafaza etmiş bulunmaları, yukarda sayılan alanlarda kalkınma teşebbüslerinin belki de hız­lanarak devam edeceğine bir delildir. Esasen bugünkü iktisadi ve malî güç­lüklerin zamanla ortadan kalkması, bu teşebbüslerde başarı derecesine bağlı bulunmaktadır.

Bu sebcpîe yeni hükümetten malî müş­küller: bir hamlede ortadan kaldırma mucizesini beklemek, insafsızlık olur. Hükümet en beklenen şey, yapıcı ve ya­ratıcı olmıyan masrafları, prensip kararlariyie tedricî foir tasfiyeye tabi ıtutma.k, vergi sistemine sosyal adalete ve memleketin reel ihtiyaçlarına daha uy­gun bir şekil vernıeiktir. Yeni Kabinenin bu konu üzerinde bütün hassasiyetiyle durması gerekmektedir.

Ekonomi ile ticaretin .birleştirilmiş ol­ması, yeni Kabinenin mühim bir özelli­ğini teşk:l ediyor: Bu suretle enerjik ve seri karar alma kaabilîyetiyle ticaret hayatımda harekât getiren sevgili Ce­mil Baıiss arkadaşımızın mesuliyeti ibiraz daha ağırlaşmış bulunuyor. Buna kargılık birbirine girift ve siki bir mü­nasebetle bağl> bulunan ekonomi ve ti­caret hayatının ayrı ayrı Bakanlar tara­fından alınacak ibirübirdne aykırı karar­larla arızaya uğraması ihtimali, tama­men önlenmiştir. Zekâ ve tecrübesiyle Cemal Barlasm, ıtnı imkândan memle­ket hayrına ciddi faydalar sağlıyacagına eminiz.

Şemsettin Günaltay Hükümetine yeni giren Nurullah ISumer, Fazıl Şerafettin, Kemal Satır, Reşat Şemsettin Sirer gibi bilgileri, enerjileri, iyi niyetleri herkesçü malûm olan kıymetlerin, gerek kendi iş sahalarında gerek hükümetin umumî, politikasında başarılı ve mües­sir bir rol oynayacakları muhakkaktır. Bütün bu şartlar altında yeni hüküme­tin karşılaşacağı güçlükleri geniş ölçü­de yenme rchlkânı ve kudretine sahip olduğunu şüphesizdir.

Yalnız dünkü yazımızda da belirttiğimiz gibi, devr! Tiiziîi hususiyeti ve umumi dünya şartları, hükümet adamlarının her zamandan daha üstün ve yenilmez bir mücadele ruhuna sahip olmalarını gerektirmektedir. Yen: hükümetin bu mücadele luh.yle mücehhez unsurları yeter bir çoklukta bünyesinde topladığı da bir gerçekti Fakat gün geçtikçe ço­ğalan güçlüklerin yenilmesi, yalnız hü­kümetin karar ve tedbirleriyle tamamlanamaz. Büyak Mildi Meclisinin hattâ bütün halkımızın millî kalkınma dâva­sını, parti ve görüş ayrılıkları üstünde müşterek bir hedef olarak benimsemesi ve bu gayeye mütevecefh gayretleri ıbütün variığlyle desteklemesi lâzımdır. Müstakil ve hür yaşamanın tek şartı, milletçe her bakimden kuvvetlenmek ve daima kuvvetlikalmaktır.

Yeni kabinenin programı...

Yazar,:AbidinDave?

24 Ocak 1949 tarihli «Cumhuri­yet.! İstanbuldan :

Yeni kabine, prof ramını Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grupunda okudu ve 5 e karşı 291 reyle ekseriyet, partisinin itimadını kazandı.

Programı tahlile girişmeden önce sayın Şemseddîn Günaltaym yaptığı bir kaç yenilikten bahsetmek yerinde olur ki bunların en başında gizlireyle itimad istemesi gelir. Kabinelerin Parti Gru­punda umumiyetle açık reyle itimat is­temeleri, gizli reye müracaat edilseydi, itimatsızlık reyi verenlerin sayısı daha çok olacaktı gibi bir dedikodu mevzuu olurdu. Yeni Başbakan gizli reyle itimat istemekle havayı bulandıran bu çe­şit dedikodualr: önlemiştir. Bu arada şu nu da kaydedelim ki 5 itimatsızlık ve 291 itimat reyi 296 eder. Mecliste ekse­riyet partisine mensup daha 100 der fazla milletvekili vardır. Bunların hep­sini resmî ve gayriresmî izinli addetme­ğe imkân yoktur. Demek ki 100 e yakın Halk Partili mileltvekili reylerini kul­lanmamışlardır.

Yeni kabinenin program bahsinde yap­tığı ikinci yenilik Parti Gupundan itimat reyi alır almaz, programını Büyük Mil­let Meclisinde okumağı beklemeden neşretmesidir. Bunda da isabet vardır; çünkü ekseriyet partisine ve muhalif partilere bildirilen ve itimat reyi alan bir programı, bu partilerin de mesnedi olan halktan, unYumi efkârdan, kısacası milletten iki üç gün daha saklamakta hiç bir fayda, hattâ mana yoktur. Progra­mın önceden neşrinden bir fayda var­dır ki o da, hükümetin müstakbel icraa­tını herkesin radyodan,gazetelerden öğrenerek üzerinde düşünüp b:r fikir edinmesi ve Mecliste münakaşa edildiği zaman söylenen sözlerin, ileri sürülen mütalâaların ve yapılan tenkitlerin kıy­metinidedahaiyi ölçebilnıesidir.

Şimdi programın tahliline geçebiliriz. Şemseddin Güneltay kabinesi progra­mında şu bahislere temas etmiştir:

1— Millî müdafaamızı her dâvanın başında tutarak yeni tertipler ve ted­ birler almak Dünyanın bugünkü karışık ve huzursuz vaziyetinde millî mü­dafaaya ehemmiyet verilmesi gayet ta­biidir.

2—Milletler arasında iyi geçinmeyi, yeryüzünde sulh ve emniyete ulaşmayı en büyük ideal saymakta devam edecek olan dış siyasetimizin ana vasıfları, it­tifak ve taahhütlerimize ve dostlukları­mıza bağlılık, açıklık ve dürüstlük ola­caktır.

3 —İç politikamızda gelişmekte ve kökleşmekte olan demokratik rejimin vadettiği aydm istikbali yaklaştıracak tedbirleri daima artan bir azimle almak. Yeni kabine, bu tedbirler arasında, «1950 seçimlerinin hiç bir vatandaşın yüre­ğinde şüpheye yer ıbırakmıyacak en te­minatlı bir şekilde yapılması için, ilmin ve tecrübenin telkin edeceği tedbirleri gözönündetutmaktangerikalmıyacağını» sölemekle, muhalif partilere itimad telkin etmemiş ve şüphe ile karşı­lanmış oian .Seçim Kanununu değiştir­mek lüzumunu da sarahaten olmamak­la beraberkabul ediyor, demektir.

4— Vfeathükümet,BasınKanununu ehemmiyetle ele alacağını ve bu kanun­ da «basınhürriyetini âzami derecede teminat altına alan ve aynı zamanda vatandaşşeref ve haysiyetinikiskanclikla koruyan Batı demokrasilerinin mevzuatını Örnek tutacağını» vadetmektedir. Türk basınının yıllardanberi baskısını ve ıstırabını çektiği bu kanun için ısrarlaistedeği şey de, basın hür­riyetine tam olarak hürmet eden Batı demokrasilerinin kanunlarına benzeyen bir kanun olmasından başka bir şey de­ğildir.

5—Kabine, siyasi hürriyetler ve hak­lar bahsinde bu hürriyetlerle ferdin her türlü hak veemniyetini tekeffül ede­cek tedbirlere âzami kıymet verirken genç demokrasimizin körpebünyesini kemirecek zararlı cereyanlardan da ya­ni aşırı sağ ve sol temayüllerden yurdumuzu korumağı vazifelerinin başında saymaktadır. Filvaki, ferdlere verilen
haklar ve hürriyetlerden faydalanarak memlekette dinî ve siyasi irticaın, ko­münizmin kuvvetlenip yayılmasına çalışanlara müsamaha etmek. Atatürk İnkılâbını ve demokrasimiziintihara doğru götürmek olur. İş basma gelen her hükümetin hayati ehemmiyeti haiz
fioir vazifesi de inkılâbımızı ve demokra­simizi korumaktır. Fakat demokrasi re­jiminin esasını ve ruhunu teşkil eden, memlekete zararlı değil, faydalı olan hürriyet ve hakları da baskı altına ala­cak şekilde ifrata da kaçmaktan içtinabedilmek gerektir.

6—Sayın Şemseddin Günaltay, din ve vicdan hürriyetini de mukaddes tanı­yacağını, din öğretiminin ihtiyari olması şartına sadık kalacağını, fakat lâiklik prensipinden asla ayrılmıyacağmı söy­ledikten sonra, bilhassa din perdesi al­tında uyuşturucu hurafelerin yeniden hortlamasına, dinin siyasete ve şahsi menfaatlere âlet edilerek bir cer ve ih­
tiras vasıtası olmasına müsamaha etmiyeceğini de belirtiyorkiAtatürk İnkı lâbına sadakat bakımından başka türlü harekete esasen imkân yoktur.

7—Mahkemelerimizin ve hâkimlerimi­zin her ıbakımdan müstakil olmaları yolunda programda yer alan sözlerin ve teminatın isaibetini takdir etmiyecek bir"vatandaş tasavvuredilemez Adalet olmıyan feir memlekette hak ve hürriyet, içtimai nizam, hiç bir şey olamaz.

8—Yeni kabinenin memurlar hakkın ­daki düşünceleri de çok yerindedir. Her derecedeki memurların, kendi mesuliyetve salâhiyetlerini bilerek vazife görme­leri ve haîkm işlerinigüçlükler çıkar­madan yürütmeleri, devleti halka sev­dirmeleri,bilhassa idare âmirlerile emniyet kuvvetlerinin particilikten, şid­detten ve gevşeklikten kaçınmaları, hu­zur ve asayişi temin bakımından elzem­dir. Aynı zamanda darlık içinde olan memurları da korumak gerektir.

9— ProgramınOrmanKanunu,beş yıllık ziraat programı, madenlerimiz ve ıbilhassakömür istihsalimizle hususi sermayeye ve Amerikan yardımından âzami derecede faydalanmaya dair olaniktisadi kısımlarının bir an evvel ger­çekleşmesini dilemekten başka söylene­cek bir söz yoktur.

10—Yeni kabinenin programının so­muna .bırakıldığı bütçe, malî vaziyet ve
vergiler hakkındaki düşünceleri ve vaîdlerilebüyük bir .hoşnudsuzlukla kar­şılanmış ve istifa eden kabineyi gözden düşürmüş olan lüks, kazanç ve yol vergilerikanunlarınıgeri alması bütçe açığını bazı tasarruflar ve tedbirlerle kapatmak yoluna gitmesi, umumi bir memnunluk ve takdirle karşılanmıştır. Hulâsa, Şemseddin Günaltay Hükümetininprogramı, anahatlarileumumi olarak iyibir intibabırakmıştır.Te­menni ederiz ki kalbine, tatbikatta inhi­raflara ve hatalara düşmeden progra­mını gerçekleştirmek, vaadlerini yerine getirmekfırsatve imkânını bulsun ve iyi başarılar elde etmeğe muvaffak olsun.

Ümid...

Yasan: Nadir Nadi

25 Ocak 1949 tarihli «Cumhuri­yet» istanbuldan :

Şimdiye kadar alışmadığımız derecede mütevazı ve demokratik bir yürüyüşle işbaşına geçen yeni hükümet ortaklık­ta derhal iyi bir tesir uyandırdı. Halk vicdanında yarına dair ümitler belirme­ye başladı. Üç yıldır içine saplandığımız çıkmazdan kurtulmanın artık imkânsız olmadığını düşünebiliyor, derdlerinıize deva bulunabileceğini tahmin ediyor ve yazıyoruz. Bu halin daima daha iyiye doğru gelişmesini ve ümitlerin adım adım gerçekleşmesini dilemiyecek bîr vatandaşaranızdayoktur.

Eski asık suratlı havayı yumuşatmak, kara bulutları seyrekleştirerek ardın­daki güneş ışıklarını bize gösterebilmek için sayın Günaltıayın ortalığı topa tut­ması gerekmemiştir. Birkaç basit iyi niyet işareti, bir iki tatlı söz (bu değişifklikltgl hazırlamaya yetmiştir. Yeni hükümet sözünü tutar da, yapılması hiç de güç olmıyan vaidlerini kısa zaman­da birer birer yerine getirmeye başlar­sa, havanın büsbütün değişerek iyim­serlik duygularının ortalığa hâkim ola­cağına şüphe yoktur.

Demek ki bu memlekette her şeyi ters gören inatçı ve kötü bir muhalefet ru­hu bulunduğu yalanmış; demek ki şim­diye kadar uğradığı muameleden şikâ­yet eden halk doğruyu söylüyormuş; de­mek ki tezvir ve iftira kuyusuna yuvar­landığı ileri sürülen vatandaşlar mâsummuş.

Vergi projelerini Meclistan geri alan, Basın Kanununu ıslah edeceğini vâde­den . Seçim Kanununa da daha iyi bir şekil verilebileceğini söyliyen yeni hü­kümet, her şeyden önce, halkın üç yıllık dertlerini haklı bulduğu için takdire lâ­yıktır. Ona çevrilen ümidli bakışların (biricik sebebi de budur.

Yaşadığımız şartlar içinde Hükümetten harikalar ve mucizeler [bekliyor değiliz. Sağduyusu çok şükür kuvvetli olan Türk milleti yapılamıyacak şeyleri zaten iste­mez. O,gerekirsemucizeyikendi ya ratmaya muktedirdir; elverir ki Devle­ti idare edenler hakkın ve mantığın gös­terdiği yolu (bulsunlar, oradan ayrılma­sınlar Bütçe açık verdiği zaman vergi­lere zam. yaparak onu denkleştirmek kolaydır. Güç olan, milletin çektiği sı­kıntıları arttırmadan <bazı masrafları kısabil inektir. Yorganına göre ayağını uzatmak diye ther zaman sölediğlmiz hikmet dolu sözü işbaşına geçtiğimiz vakit unutuvermek çok defa hoşumuza gidiyor. Ayağımızı (karnımıza doğru bü­zerek yatmanın zahmetini galiba o es­nada daha yakından hiss er iyoduz. Ne yaparsınız ki biz ibu zahmete katlan­mazsak üşüyüp hastalanacak olan mil­lettir.

Seçim Kanununun halka emniyet vere­cek bir şekilde değiştirilmesi, bizce bü­tün davalarımızın anahtarıdır. Yurdda emniyetli seçimler yapılmazsa hangi hükümetin yorganımıza göre ayak uza­tacağını bilemeyiz. Mukadderatımız işbaşındaki adamların lütfuna bağlı ka­lır, îktidar yerini kendilerine ebedî bir hak sananlar, milletin sağlığını zerrece düşünmeksizin [bacaklarım alabildiğine uzatır ve yangelip otururlar. Emniyetli seçim yapılamadığı müddetçe yurdu­muzda gerçek (bir demokrasiden bah­setmek bu toprağın çocuklarile alay et­mekten TDaşka bir manaya gelemiyecektir.

Basın Kanunumuz da ıbir an Önce değiş­meye muhtacdır. IBirçok eklemeler ve çıkarmalarla türlü şekiller alan bu ka­nun, demokrasi esasları şöyle dursun, doğrudan doğruya hak ve hukuk prensiplerüe (bile bağdaşamaz bir hale gel­miştir. Kraldan fazla kral taraflısı geçi­nen t>azı savcıların elinde ıgazeteciler ne yapacaklarını bilemiyorlar. En masum ıbir havadis yüzünden mahkemelerde sürünmek, gayet objektif bir yazıdan ötürü milli mukaddesata küfretmiş bir adam vaziyetine düşmek işten bile de­ğildir. Bu şartlar altında vicdan rahat­lığı ile duyduğunu ve düşündüğünü yaz­mak havsalanın alamıyacağı kadar güçleşmiştir.

Yeni Hükümetin bu vaziyeti göererek gerekli değişikliklere (başvuracağım söy­lemesi memlekette ferahlık uyandır­mıştır. Şimdi artık fiiliyata geçilmesini ve müspet neticelere doğru yola çıkıl­masını sabırsızlıkla bekliyoruz. Orta­lıkta esen havaya bakılırsa genel seçim­lerin 1950 den önce yapılamiyacağı an­laşılıyor. Bu, şüphesiz lüzumsuz yere ıbir yılımızı daha harcayacağız demek­tir. Hiç değilse o zamana kadar idare mekanizmamızın paslarını silmek, mev­zuatımızı tam mânasile demokratik esaslara göre ayarlamak vazifesini ar­tık tamamlamalıyız. ıBizce bu da azımsanamıyacak bir başarı sayılır.

Yeni kabine... Program — Vait

Yazan:AdnanAdıvar

25 Ocak 1949 tarihli «Akşam» İs­tanbuldan :

Yeni kabine programım dün Mecliste okudu. Ecnebi dillerden dilimize geçert program kelimesini ihtiva eden «prog­ramım tutmak» tâbirinin doğrudan doğru­ya vadini yerine getirmek mânasına geldi­ğini biliyoruz. O halde esasen program de­yince bir takım vaitlerin heyeti mec­muasını anlamak gerektir. Biliyoruz ki parlamantarizm usulüne tâbi olan ve­yahut tabi gibi görünen memleketlerde yeni bir kabine işbaşına geçmek için. programını yani vaitlerini Millet Mec­lislerine bildirmesi ve bu vaitlerin Mec­lisin tasvibine mazhar olması şarttır. ArapçadememekiçinŞarkındiyelim o vait borç gibidir» sözüne inanırsak ka­bine Millet Meclisine ve dolayısiyle mil­lete karşı bu vaitlerle borçlanıyor de­mektir. Halbuki yüzde seksen kere İbu borçlarını ödemeden istifa ile çekilip giden kabinelerin«borcunu ödemedin» diye kimse yakasına yapışmıyor. O hal­de bu vaitler, sırf bir mağazanın camekânına konulmuş ve mutlaka her müş­terinin alamıyacağı fakat müşteri celbineyarıyan ve arada bir modası geçince de­ğiştirilen teşhir malları gibidir. Şimdi so­rarız ki yeni kabinelerin bu teşhir mal­larını herkesin istifade edeceği mallar ha­line getirebileceğini Millet Meclisleri ev­velden nasıl kestirir de o kabinelere itimat reyi verir? Eğer siyasette parti usulü ol­masa hiç bir ferdin, hiç bir zümrenin bu hususta katı bir karara varabileceğine inanmak pek güçtür. Güzel sözler, tatlı vaitler .pek iyi şeylerdir, fakat nihayet ne de olsa Hamletin dediği gibi «Söz, söz, sözdür». Bereketversin ki parti usulünde iktidar partisi denilen zümre kendi iğinden çıkardığı hükümetlerin bu güzel teşhir mallarını Ibol (bol millete sunacağına inanmağı, yahut inanmış gi­bi görünmeyi bir parti disiplini hâdisesi telâkki edince her vaat sanki tahakkuk etmiş bir vakıa sayılıyor, yeni kabine de muhalefetin uzun nutuklarına, acı tenkitlerine rağmen alkışlar arasında itimada mazhar oluyor. O halde âcizane öyle zannediyorum ki parlmaritarizmin bu usulü pek sağlam bir mantığa bağ­lanmış değildir. Ne yapalım ki usul usuldür ve tıpkı bayram ananeleri gibi mânevi iklim ve mevsime göre senede veya. birkaç senede bir iki defa mera­simle tatbikedilecektir.

İşte bizim yeni kabine de evvelâ, kendi Parti Grupunda sonra da Mecliste aynı merasimle yerine oturtuldu. Programda iç politika haıkkında 1950 seçimleri için «ilmîn ve tecrübenin telkin edeceği ted­birlerin» tatbik edileceğinin ve artık de­mokratik hayata girmiş olduğumuzu kabul ederek ibu hayata gelişmesi için bazı kanunların tâdilini tekliften geri durulmıyacağmm vactölunmasî ümit şu­leleridir. Fakat bu şubelerin fosforlu ve yanıcı gazli yerlerde yanıp sönen «ani şuleler» kabilinden olmamasını te­menni etmek isteriz.

Yine programda ayrı bir bahis olarak zikroluan din tedrisattı vesilesiyle şura­da kaydetmek isteriz ki bazı taraflar­dan yeni [kabine resinin lâikliği hakkın­da izhar olunan şüphelere asla iştirak etmiyoruz. Çünkü kendisinin İlahiyat Fakültesi devresinden sonraki kanaati­ni o fakültedeki eski arkadaşlarından uzun uzadiya dinlemiştik. îşte bu ka­naatin kabine programı içinde pek mü­him bir yer almış olduğunu da bugün görüyoruz. Esasen hususi bir konuşma­mızda Başvekilin tıpkı benim gibi »(ya­hut tevazuu elden bırakmamak için benim de tıpkı kendileri gibi) Diyanet iş­lerini o dinin saliki olan halka birakmak ve ancak içtimai nizamın ihlâline mâni olmak için devletçe yakından mu­rakabe edilmek süratiyle hakiki lâikli­ğe kavuşulacağma kani olduğunu dik­katle /tesbiit temiştim (O kadar dikkatle ki, bugün bu konuşmanın Meclisin han­gi noktasında cereyan ettiğini bile söyliyebilirim.).

Programda Adliye hakkındaki fıkrayıbiraz sathi bulduğumu sakhyamam. Son Adliye bütçesi nin Encümende mü­zakeresi esnasında tezahür eden mah­keme ve hapishane binaları vaziyeti, karşısında mülk ve devletin esası olan adaleti temin ve tevzi edecek bu mües­seseye, şu bilmem hangi başvekil zama­nında Hitler Almanyasmda yaptırılan tetikik seyahatleri neticesinde dünyanın ancak Totaliter devletlerinde bulunan ve halbuki diğer bütün demokrat mem­leketlerde halkın kulüplerine bırakılan ve teşkilât kanununun daha birinci maddesi tamamen demokrasiye muhalif oian beden terbiyesi teşkilâtının lâğviyle bir milyona yakın paranın mahkeme­lerin ve hapishanelerin bina ve tamiri için tahsis edileceğini söyleselerdi me­deni ve insani bir teşebbüsün başlangı­cını .işaret etmiş olurlardı; ve bugün herkese ferah ferah gösterebileceğimiz ne bir .mahkeme salonu, ne de bir hapis­hane koğuşu olmıyan adliyeden »mo­dern, adliyeye yürüyüş adımını atmış bulunurlardı.

Memur!arm nezaket ve tevazu daire­sinde vatandaşlara karşı I ûtf e diyormuşdeğil de vazifesini yapıyormuş gibi ha­reketlerin;, temin edebilirlerse halkın şikâyetinin mübalâğasız yüzde ellisini bertarafetmiş olurlar.

Bütçede yapılacak tasarruflara inan­mak istiyorum. Çünkü yeni Maliye Ve­kili İsmail Rüştü Bey bu tasarrufları ileri .süren bütçe tâli(komisyonunun en mütehassıs âzası idi. Bu tasarruf iddialariyle geldiği zaman kendisine sabotaj­cı diyenlere karşı şimdi sabotajcı değil falkat samimî olmıyan hayali bütçeyi sağlam bütçeye çevirmiş bir devlet maliyecisi olduğunu ispat etmelidir. An­cak geri alınacağından bahsedilen lüks ve kazanç vergileri kanunlarının topyekûn ortadan kaldırılacağını zannetmek istemiyorum; çünkü bunu zannetmek yeni Maliye Vekilinin zihniyetini bilen­ler için biraz güçtür. Lüks ne demek olduğunu ı meselâ gözlüğün lüks olma­dığım bilerek) tâyin ettikten sonra lüks vergisinin, bu fâni dünyada alınacak ağır vergilerin en haiklısı olduğundan şüphe edilebilir mi ? Sonra kazanç ver­gisinin — şu gelir vergisi çıkıp tatbik olununcaya kadar — içtimai adaleti bir derece daha iîeri götürecek surette tâ­dilinde yani senedehaydi mübalâğa etmiyeyim — yüz binlerce lira kazanıp yüz, iki yüz lira ı(yani en küçük bir me­mur kadar) vergi verenleri millî vazife­lerine davet etmekte ne mahzur görül­düğünü anlıya m adım.

Programda bahsi geçmediğini hayretle gördüğüm kısım maariftir. Maarif po­litikamız aıtık tamamiyle tebellür ve tekemmül etmiş sayıldığı için prog­ramlarında mevzubahis olmuyarsa bu fikrin yersiz olduğu yeni kabinede mevkiini muhafaza eden Millî Eğitim Bakanının maarif için on altı t sonra­dan on sekize çıktı idi galiba) kadar İcanunu Meclise sevkedeceğini Bütçe Encümeninde söylemesiyle sabittir. Yalnız lise ve yüksek tahsilde kemiyet ve keyfiyet meselesine bile bir karar vermeye lüzum görmiyen kabine genç dimağların hayat ve faaliyetini nazarı dikkate almamış ve kültür işlerine hiç "bir yer vermemiş manzarasını göster­mekten kendini kurtaramaz.

Dışişleri Vekiline bundan altı ay evvel lâyık olduğu itimadı göstermek üzere Meclisin büyük bir hüsnü niyetle geçir­diği geniş salahiyetli tasfiye kanunu­nun tatbikine veyahut iki senedenbedi ilgası vadolunan bir çok lüzumsuz elçi­liklerin lağvı veya hiç olmazsa en muhtasar şekle ifrağı kaydının program­da bulunması da arzuya şayan idi.

Velhasıl bütün güzel sözlerle vaitlerle dolu programnutku okuyup bitirince Fausfün asistanı ve dostu Wagnere söylediği şu sözleri hatırladım.

«Eğsrdünyayı(halkı)içinizdeduymazsanız; eğer sözleriniz, zorlu bir haz ve zevk ile ruhtan fışkırıp bütün dinleyici­leri rametmezse muvaffak olamazsınız.. Gönülügönüleasla bağhyamazsınız.»

Kucaklaşmak...

Yazan: Nadir Nadi

30 Ocak 1949 tarihli «Cumhuri­yet» İstanbuldan :

Başbakan Şemsettin Günaltay, evvelki gün Ankarada Demokrat Parti Merke­zine giderek Celâl Bayarla yarım saat kadar görüşmüştür.

Siyasi hayatımızın müspet bir yolda gelişmesini temin bakımından şu iki sa­tırlık havadis, koskoca bir propaganda kitabından yüz defa daha faydalı, beş yüz defa daha ümit vericidir. Böylece, partiler arasındaki karşılıklı münase­betleri bir Haçlılar Seferinin kıyasıya teassıb Şark kafasından kurtulmamız ihtimalleri nihayet ufukta belirdi, deMîtimaller nihayet ufukta belirdi, demeiktir. Haberden memnunluk duymak­ta haklı olduğumuzu söyliyebiliriz.

İktidarla muhalefetin kan dâvası güderccsine birbirine düşmanlık ettiği memle­ketlerde, ne Kadar uğraşılsa bir halk idaresi kurmaya imkân bulunamaz. îdare edenleri zalim, idare edilenleri maz­lum farzeden bir zihniyetin bizi götü­receği, yol isyandır, ihtilâldir, anarşidir, zafiyettir, sefalet ve perişanlıktır, her halde kafiyen demokrasi değildir. İster muvafık, ister muhalif olalım, bu ger­çeği iyice bellemek hepimize borcdur. Siyasi partiler, memleketin ilerlemesini, halkın refahını gaye bilirler, bu uğurda çalışırlar. Birbirine zıd da olsa, prog­ramlar bu maksatla hazırlanır, bu mak­satla yürütülür. A partisinin sarsılmaz bir üyesi olarak ben böyle düşünürüm, B partisinin gönüllü bir fedaisi olarak siz foaşka türlü düşünürsünüz. Milletve­kili isek Meclis kürsüsünde, muharrir isek gazete sütunlarında veya mecmua­larında dilediğimiz gibi tartışır, kendi düşüncelerimizi yaymak; karşımızdakilermkini çürütmek için elimizden geldi­ği kadardidiniriz.Lâalettayinbirer ferd olarak da gerektiği zaman karşı karşıya savaşabiliriz. Fakat fikir ve kanaat ayrılıkları bir yana, aynı vata­nın çocukları olduğumuzu bir an unut­mamak zorundayızdır. Siyasi, hasımla­rımıza sanki düşman bir milletin tebaa­sı imişler gibi diş bilemek, selâmı saba­hı keserek ilk fırsatta onları boğazla­maya hazırlanmak bize yakışmaz. Sade yakışmaz değil, böyle bir hal iddiaları­mızda samimî olmadığımızı fikir hürri­yetine, söz ve yazı hürriyetine saygı is­teyen, memlekette halk İdaresini yürüt­meyi amaç bilen bir parti, rakiplerine karşı içinde sönmez bir kin duygusu beslerse, onun savunduğu güzel pren­siplere kim inanır, değil mi?

Meclis kürsüsünde karşılıklı en çetin fkir düellolarını yaptıktan sonra bera­berce akşam yemeğine güden Batılı devflet adamlarına dair örnek misaller gös­terilir. Biz, şimdiye kadar bunları okur veya duyar, imrenir geçerdik. Onlar gi­bi aypmaya çalışmak nedense bir türlü aklımıza gelmezdi. Halbuki otoriter bir rejimin vatandaşı kıskıvrak bağlıyan çemberlerini gevşedirken en fazla dİkikatedeceğimiz nokta bu olmalı idi.

Geride bıraktığımız yirmi beş yılın ten­kidini yaparken, işlenmiş hatalardan bugünkü iktidarı sorumlu tutarak bir nevi Öcalma duygusu besliyen müfrit ımuhalifler de partiler arasındaki kanlı bıçaklı durumu farkına varmaksızın kö.rüklüyorlar. Bir defa umumi hatlariyle ele aldığımız zaman, son yirmi beş yılın tarihi görülmedik başarılarla doludur. Bizde yüz yıl sonra gelecek nesiller de o başarılarla övüneceklerdir. Milletin hayrı uğruna göze alman inkılâplar ol­masa idi bugün hürriyetten, demokrasi­den bahsetmeye, Batı medeniyeti çerçe­vesi içinde şerefli bir yer edinmeye bel­ki de imkân bulamazdık.

Hatalariyle de, zaferleriyle de dün artık hütün Türk milletinin analıdır. Bugün­kü iktidar yalnız bugünden sorumludur. Onun için biz Batılı mânaslyle normal bir halk idaresinin memleketimizde te­melleri atılırken her şeyden önce bir se­çim emniyeti kurulması lüzumuna işa­ret ediyoruz. Bir parti gelir, öbür parti gider, bunlar halk idasreinin kaçınıl­maz zaruretleridir. Yurdumuzda kanun hüküm sürdükçe, gelenlerle gidenlerin kucaklaşması demokrasi ahlâkının en tabii şartlarından birisayılacaktır.

II — ALMANYA MESELESİ.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


a Ocak 1949

Berlin :

Geçen 5 Aralık günü seçilen Berlin yeni Belediye Meclisinde Sosyal Demokrat Partinin takip edeceği siyasi pirensipler partinin bugün Amerikan kesiminde yap­tığı kongredetesbit olunmuştur.

Belediye Meclisinde mutlak çoğunluğu el­de tutan parti grubu Batı kesiminde tek para olarak Batı Markının geçmesini, bü­yük müesseselerin sosyalistleştirilmesini ve şehir banka alışveriş sisteminin islâh ve tadilini isteyecektir. Batı kesim­lerinde tatbik olunan para İslâhattan son­ra olduğu gibi yeniden kurulacak kontrol sistemi fiyatların yükselmesini Önleyecek­tir.

Beldediye Meclisinin sosyal demokrat üye­leri. abluka;nın devammca şehrin idhalât ve ihracatı işlerinin kontrolüne bir şekil verilmesini hükümetten talep edecekler­dir. Parti ayni zamanda yeni bir istinaf mahkemesi teşkilini ve polis idaresinde İslahatyapılmasınıdaisteyecektir.

6Ocak 1949

— Londra :

Bochum Çelik Fabrikalarının sökülmesi­ne dün başlayacak olan Alman işçileri, işlerinegitmemişlerdir.

Yetkili ingiliz makamları, işçilerin bu fabrikaların sökülmesine başlamaktan ka­çınmaları halinde, bu işin yapılması için emir vereceklerini, zira bunun askerî hü­kümetçe aimniiş bir karar olduğunu bil­dirmişlerdir.

7Ocak 1949

Berlin :

Resmen bildirildiğine göre. Berlinde bu­lunan Yugoslav Askeri Heyeti,Sovyet cumhur baskanının teklifi ve Federal Parlâ­mentonun 9 50 den fazla izhar edilmiş tasvib ve muvafakat oyu ile tâyin oluna­caktır. Parlâmento Cumhurbaşkanınca teklif olunacak adaya güvenini bildirmek­ten kaçındığı takdirde mevcud oyîarm % 50 siyle tesbit ettiği adayı seçebilecek veya 15 günlük mühlet zarfında Başba­kanın şahsı hakkında uyuşulmadığı anla­şılınca en fazla oy almış bulunan şahsi­yetin Başbakan sayılacağına hükmedilecektir.

Cumhurbaşkanı Parlâmentoca gösterilen adaya güven izhar etmiyecek olursa par­lâmento kendiliğinden feshedilmiş bulu­nacaktır. Federal Hükümet Bakanları, Başbakanın teklif ile Cumhurbaşkanı ta­rafındantâyinolunacaktır.

Parlâmentonun güvensizlik oyu yalnız Başbakana tevcih olunacak ve oylar mutlak ekseriyetiyle tezahür ettiği tak­dirde bütün kabine istifa etmîş sayıla­caktır.

15 Ocak 1919

Berlin :

Rus idaresi altında bulunan Alman haber ler ajansının dün bildirdiğine göre Ber­lin Sovyet Askerî Mahkemesi «Sovyet Askerî Hükümetinin verdiği emirlerin tatbikini baltalamaktan» suçlu sekiz kişi­yi 8 ilâ 25 yıl arasında değişen müddet­lerle kürek cezasına çarptırmıştır. Sanık­lar arasmda Brandenbourg Eyalet Hükü­metinin ileri gelen memurları da bulun­maktadır. Bunlar ihmal ve emniyeti suistimal ile suçlandırıîmışlardir.

17 Ocak 1949

Berlin :

İngiliz Askerî Valiliği .aşağıdaki tebliği neşretmiştir :

Bir üçlü Askerî Emniyet Bürosu ihdas edilmiştir. Doğrudan doğruya Batı böl­geleri başkumandanlarına bağlı buluna­cak bu yeni teşkilâtın ihdası, Londra an­laşmaları hükümleri gereğince sarahaten bahis mevzuu edilmişti.

Bu teşkilâtın vazifesi: Almanyanın umu­mi faaliyetinin İnkişafını sağlamaktadır. Gayesinde Almanyanın zararlarını telafi edebilmesi, Milletlerarası işbirliğine iştirakini sağlaması, bir harp gücünün inşadını mümkün kılmakla kendisinin barış yollarından ayrılmamasını temindir. Üçlü Büro, Kontrol Konseyinin faaliyet­lerinin bir kısmının sorumluluğunu üze­rine alacak ve aşağıda tasrih edilen iki ödevi gerçekleştirecektir.

1— Her şeyden evvel, emniyet sahasında kanuni ve nizami işleri ahenkleştirecek, bunlarıtamamlayacaktır. Bu gayedeki mesaisi evvelce kararlaştırılmış olan üçlü direktiflere dayanacaktır.

2— Bundan başka: bazı nizamnameler gereğince yapılacak teftişler vasıtasiyle yayınlanan kanun ve nizamların tatbik mevkiine konulmalarını temin eyleyecek­tir.

Büro müfettişleri, fabrika ve müesseseleri kontrol etmek hakkına malik bulunacak­lardır.

Büro münasip gördüğü takdirde evvelden fabrika müdürlüğüne haber vermeden bu teftişlerdebuluna bil ecekdir.

Bu teşkilât, askeri teşkiller ve askerî zihniyetin yeniden kalkınmasına mani olacak ve bazı sanayi kısımları için tes­bit edilmiş olan tahdit ve yasak tedbir­lerinintatbikini sağlayacaktır.

Fennî araştırmalar sahasında, harp ga­yeleri uğrunda faaliyette bulunulmama­sını temin edecektir.

Askerî Emniyet Bürosu şümulü dahiline girecek işler şunlardır:

1 — Teftiş servisleri, 2 — Askeri araştır­malar, 3 — Sanayi ve fennî araştırmalar­dan müteşekkil üç kısım..

Bunlara, mahallinde anketlerle tavzif edilecek teftiş grupları katılacaktır. Ara­sı kesilen dörtlü görüşmelerin bir deva­mı olan bu yeni teşkilâtın ihdası gayesi Almanyanın sulh ekonomisini ve fennî inkişafım tahdit gayesiyle kurulmamış olup ilgili bütün devletler için esaslı bir teminatteşkiledecektir.

18 Ocak 1949

— Berlin :

Alman basını, Alman tecavüzünün yeni­dendoğmasınaengel, olmak maksadiyle Batı müttefikleri tarafından vücude ge­tirilen üç üyelik Askeri Güvenlik Komis­yonu, Alman basını tarafından oldukça soğuk karşılanmıştır. Sovyetlerin kontrolü altında bulunan «Der Morgen» Gazetesi, Almanyanın bir sömürge haline getiril­mesine başlanmış olduğunu bildirmekte­dir. Gazete şöyle diyor : Buna karşı mücadele etmeye çalışmak hiç bir şeye yaramıyacaktır. Hatırhyalım ki Hindistan ancak 200 sene sonra gayesine erişmiştir.

İngilizlerin kontrolü altında bulunan «Sozialdemokrat» Gazetesi; Rhur Statüsü ile mukayese edilecek olursa bu komis­yonun daha uzlaştırıcı bir mahiyeti haiz bulunduğunu belirtmekle beraber şiddet­li bir lisan kullanmakta ve bunun bilhas­sa Almanyada fennî ve sınaî galişmeler bahsinde bir takım keyfî hareketlere yoîaçacağmi söylemektedir. Diğer taraftan «Der Tag» Gazetesi, Batı devletlerinin, tarihin tekerrürüne karşı korunmak arzusunda olmaları dolayısiyle takbih edilemiyeceklerini söylemekte ve şunları ilâve etmektedir : Fakat Güvenlik Komisyonunun sınai, fen­nî, iktisadî ve teknik gelişmeler sahasın­da, rakipler için bir haber kaynağı olrmyacağını kim temin edebilir?

Nuremberg :

Von Papen bugün yeniden Nurembergdeki Nazilikten Temizleme Mahkemesi huzurunaçıkmıştır.

Almanyanın eski Ankara Büyükelçisi olan Papenin 1946 yılında Milletlerarası Mahkeme tarafından yargılanması so­nunda beraat ettiği fakat daha sonra bir nazilikten Temizleme Mahkemesince 8 yıl hapis cezasına mahkûm edilerek 500 mark hariç olmak üzere bütün mallarına elkonulmasmakararverildiğihatırlardadır.

19 Ocak 1949

Berlin :

Üç Batı devleti, askeri makamları, dün aksam Berlinde kendi bölgelerinden Sovyet bölgesine yapılan ihracat hacimle­rinin azaltılmasına karar vermişlerdir. Berlindeki basın muhabirleri, Batı dev­letlerinin, Ruslar hava yolu ile Berline gönderilen malzemelerden istifade ettik­leri için bu karan almış olduklarını bil­dirmektedirler.

25Ocak 1949

Münih :

Amerikan Askerî Hükümeti bu sabah Münih Radyosunu Almanlara teslim et­miştir..

26Ocak 1949

Nuremberg :

Nuremberg nazilikten Temizleme Mahke­mesinin Von Papen hakkında verilen ka­rarı bozması üzerine eski Reich Başbaka­nı ve Hitlerin Ankara Büyükelçisi artık, büyük suçlular kategorisinden çıkarak nazilik faaliyeti suçluları kategorisine girmiştir.

Bukarar gereğince Von Papeninhapisde kaldığı müddeti de göz önünde tutan Nuremberg Mahkemesi kendisininderhal tahliyesini istemiştir.

Von Papen Sarrebruck civarında Stockhausene giderek damadının malikânesin­de yaşayacaktır.

28 Ocak 1949

Londra:

Berlindeki basın muhabirlerinin verdik­leri haberlere göre, elbise vesikaları hak­kında Tulpanov tarafından yapılan de­meç Almanyadaki komünist siyasetinde bir ayrılığın neticesi sayılmaktadır. Ber­lindeki Rus Propaganda Dairesinin Baş­kanı Albay Tuîpanov, son nutuklarındanbirinde Rusyanın, Almanyaya diğer memleketlerdekinin ayni ((bağımsızlık haklarının verilmesi gayesini güttüğünü ve Sovyet bölgesinde bir barış sanayiinin gelişmesi hakkındaki çalışmaların haricî bir yardım olmadan yapıldığını söylemiş­ti. Bu demeç, Doğu Almanya bölgesinin Rusyadan, Polonyadan ve Çekoslovak­yadan yardım gördüğü hakkındaki mu­tat Sovyet propagandasının tekzibi ma­hiyetindedir. Muhabirlerin ilâve ettikle­rine göre Tulpanovun bu nutku radyo ile de yayınlanmıştı. Fakat daha sonra Rus Albayı geri çağrılmıştır ve halen nerede olduğu bilinmemektedir.

Mareşal Stalinin Almanya meselesi hakkındaki demeci :

Paris 30 A. A. (Afp)

Sovyet Radyosu bugün Mareşal Stalinin bir demecini yayınlamıştır. Stalin. bu demecinde, Amerika ile Rusyanın birbirine karşı harbe müracaat etmiyeceklerini teyid edecek müşterek bir AmerikanRus tebliği yayınlanma­sını bildirmektedir.

Sovyet Radyosunun tasrih ettiğine göre, Stalin, ne Birleşik Amerikanın, ne de Sovyetler Birliğinin birbirlerine harb ilân etmiyeceklerine dair bir tebliğ yayınlanmasına Sovyet Hükümetinin hazır olduğu hususdaki beya­natı, olns» (Milletlerarası Haberler Servisi) nin Avrupa Müdürü Smith ta­rafından sorulan bir suale cevap olarak vermiştir. Smithin Staîine sorduğu ikinci sual şudur:

»Sovyet Hükümeti, meselâ silâhların tedricen azaltılması gibi bir sulh pak­tını Birleşik Amerika ile birlikte tatbik mevkiine koymağa matuf tedbirleri gerçekleştirmeğe amade midir?» Bu sualin cevabı şudur :

«Sovyet Hükümeti, sulh antlaşmasının tahakkukunu istihdaf eden ve umumî silâhsızlanmayamüncerolacakolantedbirlerigerçekleştirmeğeBirleşik Amerika Hükümeti ile birlikte şüphesiz tevessül edebilir.» Üçüncü sual:

«Birleşik Amerika, İngiltere ve Fransa hükümetleri, Batı Almanya ile ayrı anlaşma akdini, Alman meselesini heyeti umumiyesiyle inceliyecek bir Dış­işleri Bakanları Konseyi toplanmcaya kadar tehire razı oldukları takdirde, Sovyet Hükümeti Berlin ile Almanyanın Batı bölgeleri arasındaki ulaştır­malara Sovyet makamları tarafından konulan tahdidatı kaldırmağa amade midir? ıı Cevap:

«Şayet Birleşik Amerika, İngiltere ve Fransa, üçüncü sualde sorulan şart­lara riayet ederlerse, Sovyet Hükümeti, nakliyat ve ticarete mütedair olarak üç devlet tarafından konulan tahditlerin aynı zamanda kaldırılması şartiyle, Sovyet makamları tarafından nakliyata konulan tahdidatın kaldırılmasında herhangi bir mâni görmemektedir.» Dördüncü sual:

Böyle bir sulh partinin akdini müzakere için, her iki tarafa uygun düşecek bir yerde, Başkan Truman ile bir görüşmede bulunmağa amade misiniz?» Cevap:

Böyle bir sulh paktının akdini müzakere için, her iki tarafa uygun düşecek söylemiştim."

YANKILAR.


Harp esirleri...

Yazan:ÖmerRızaDoğrul

6 Ocak 1949 taHMi «Cumhuriyet» İstanbuldan :

1948 yılının sonuna kadar bütün harb esir­lerini yurdlarma göndermiş olmayı karar­laştıran Müttefikler, Sovyet Rusyanın halâ bir çok Alman esirini serbest bırakmamış olduğunu anladıkları için eşit notalarla bu memlekete başvurmuş bu­lunuyorlar.

Bir kaç gün önce de Amerikanın Harb Bakanı Mr. Royall bu bahse dokunmuş ve Sovyet Hükümetinin tecrid kampla­rında 13 milyon esir tuttuğunu ve bun­ların arasında bir çok kadın ve çocuk bulunduğunu anlatmıştı. Onun verdiği malûmata göre esaret hayatı süren bu milyonların dokuzu Ruslardandır, ikisi harp esirleri dışındaki Almanlardandır, ikisi de sair milletlere menaubdurlar. Harb esirleri bu milyonlar içinde değil•clirler. Müttefiklerin Rusyaya verdikleri notada bahis mevzuu ettikleri ise yalnız bunlardır, ingiltere, Fransa, Amerika ve Rusya Dış İşleri Bakanları 1947 yılının ilkbaharında Moskovada toplandıkları zaman bu harb esirlerini 1948 yılının so­nuna kadar memleketlerine iade üzerinde anlaşımışlardı. Fakat Rusların halâ bu taahhüdü yerine getirmemiş, bulunmala­rı yeni teşebbüse sebeb olmuştur. Verilen malûmata göre şimdiki halde Rusların elindeki Alman harb esirlerinin sayısı iki yüz binden fazladır. Buna mu­kabil Amerika 1947 senesinin Haziran so­nunda, ingiltere 1948 senesinin ortaların­da ellerindeki esirleri yurdlarına iade et­mişler, Fransa da 1948 sonlarına doğru bu yoldaki taahhüdünü yerine getirmiş­tir. Yalnız Rusya, taahhüdünü ifa etmemiş ve harbîn bitmesine rağmen yüz binlerce Almanı yurdundan ve ailesinden uzak tutmuştur.

Müttefiklerin harb esirleri hesabına bu teşebbüsü yaptıkları sırada Mr. Royall tarafından bahis mevzuu olan milyonları ve milyonları hatırlamamak mümkün mü? «Proletarya diktatörlüğü» nami altında milyonlarca ve milyonlarca insana yaşa­tılan en zeîil esaret hayatı, muhakkak ki yalnız bunlara münhasır değildir. Daha çok şümullüdür. Nitekim NewYork Ti­mes bu bahse tahsis ettiği bir yazıdaki şu satırlar dikkatle okunmağa lâyıktır : «Mr. Royallin verdiği rakamlar, yalnız harb esirlerini hariç tutmakla kalmıyor, Almanyanm Sovyet bölgesindeki tecrid ve angarya kamplarında, peyk memleket­lerde bulunan eşit müesseselerde bulu­nanları da hariç tutmaktadır. Kumanya ile diğer doğu memleketlerde asırlarca yaşıyan yüz binlerce Alman da onun verdiği rakamlar haricindedir.

Harbin bit meşinde nber i geçen üç sene zarfında bütün kamplarda ölen milyon­lar da bu rakamlar dışında bulunuyor.» Fakat yalnız rakamlar facianın dehşetini anlatmağa kâfi gelir mi? Doğrusu, Ameri­kalı gazetenin dediğidir: «Bu durum, hem medeniyetimiz, hem zaferimiz hesabına bir lekedir. Batı milletleri, zaferin kaza­nılmasına yardım etmekle irtikâb edilme­sine sebep oldukları bu cinayetlerin veba­linden kurtulamazlar. Batı milletlerinin vazifesi, ebediyen son vermek için savaş­tıkları hareketlere mâni olmak üzere her çareyebaşvurmaktır.»

Sovyetlerin, Alman harb esirlerilehine vukubulan teşebbüs dolayısiyle, Moskova konferansında hiç bir taahhüde girmemiş olduklarım iddia ederek teşebbüsü red­detmeleri ise, esareti istismar etmek hu­susunda kayıdsız ve şartsız hürriyet dai­resinde hareket etmek istediklerini belirt­mektedir.

Zaten başka bir şeybeklenmezdi.

III — BİRLEŞMİŞ MİLLETLER.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


7 Ocak 1949

LakeSuccess :

Haber vermedeki gecikme dolayısiyle Filistinde ateş kes emri Perşembe günü Greneviç ayariyle saat 14 de yürürlüğe giremezdi. Aracı Vekili Ralph Bunche İsrail ve Mısır devletlerinden Cuma gü­nü saat 12 de ateş kesmelerini istemiştir. Bu konu etrafında Mısır Hükümeti ile israil Devleti arasında mütareke ve Necefdeki Siyonist kıtalarmm çekilmeleri hakkında yapılacak karşılıklı konuşma­larda Birleşmiş Milletler Kurulunun «faaİ» bir rol oyniyacağı Lake Successde hatırlatılmaktadır.

LakeSuccess :

Hind ve Pakistan hakkında tahkikatta bulunan Birleşmiş Milletler Komisyonun Keşmir ve Yumnuda plebisit yapılması hususunda kabul ettiği karar tasarısı bugün neşredilmiştir.

Karar suretinde plebisitin, Birleşmiş Mil­letler Genel Sekreterince tâyin edilecek Plebisit idarecisi ve Keşmir ile Yumnu makamlarının nezareti altında yapılacağı bildirilmektedir. Bunun için de adı ge­çen makamlar «bütün halkın siyasi hür­riyetini garanti edecek siyasî mevkufları serbest bırakacak, azınlıkları himaye ede­cek, şiddet, tehdid ve bozuklukları or­tadan kaldırarak 15 Ağustos 1947 denberi gayri meşru sebeplerle Yumnu ve Keş­mire gelmiş olan kimselerin geri gönde­rilmesiniteminedeceklerdir.

Bundan başka karışıklıklar yüzünden şe­hirlerden ayrılmış olanlar da, plebisite katılmak üzere, yurtlarına dönmeğe da­vet edileceklerdir.

14 Ocak 1949

— LakeSuccess :

Güvenlik Konseyi bugün yeniden Endo­nezya meselesini incelemeye bağlıyacaktır.

Dün birçok memleketlerin delegeleri ve bilhassa Amerikan, Çin. Avustralya, Nor­veç ve Küba temsilcileri arasında görüş teatileriyapılmıştır.

Güvenlik Konseyinde temsil edilmemek­te olan Hindistan da bu görüşmelere ka­tılmıştır. Hindistan temsilcisinin Endo­nezya meselesinin halli için şu tekliflerde bulunmuşolduğuzannedilmektedir ;

1—Hollanda makamlarının Başkan Soekarnoyu ve diğer hükümet üyelerini derhal serbestbırakmalarılâzımdır.

2—Hollanda kuvvetlerinin, son yaptık­ları harekâttan evvel işgal ettikleri mev­zilereçekilmeleri icabetler. Bu çekilme Birleşmiş Milletler Uzlaştırma Komisyo­nunun nezaretialtında yapılacaktır.

3—Seçimler mümkün mertebe süratle yapılmalıdır.

4—Bütün yetkiler Endonezya Cumhu­riyetine devredilmeli ve bütün HollandaiıkıtalarEndonezyadan çekilmelidir. Diğer taraftan Uzlaştırma Komisyonunun üyeleri de yarın uçakla Banka Adasına giderek, Hollanda makamları tarafından tevkifedilmişbulunanEndonezya Cum­huriyeti Başbakanı Dr. Hatta ve diğer kabine üyeleri ile görüşeceklerdir. Komisyon üyelerinin Güvenlik Konseyi­nemümkünmertebe süratle raporlarını
vermek üzre ayni gün Batavyaya döne­cekleri zannedilmektedir.

18 Ocak 1949

LakeSuccess :

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Endonezya meselesinde takip edilecek hareket hattı hususunda tereddüt göster­mekte ve yeni Delhide 15 Asya devleti­nin iştiraki ile yapılması tasarlanan fev­kalâde toplantı hakkında endişe izhar et­mektedir.

Bu konferans Hollandaya karşı bir mü­cadeleye girişmiş bulunan Endonezyaya yardım imkânları sağlamak için Hindis­tan tarafından tertiplenmiştir.

Güvenlik Konseyindeki Batı devletleri temsilcileri, Asya memleketlerinin kendi başlarına bir karar almalarından endişe etmektedirler. Bu itibarla konseye, 15 devlet konferansı Yeni Delhide toplan­madan evvel, meselenin halli yolunda bir tasarı sunmuşlardır. Mezkûr delegeler meyanmda Hollandahlar aleyhinde şiddetli iktisadî tedbirler alınması ve Endonezyalılara doğrudan doğruya yardımlarda bulunulması iste­ğinde bulunanlar vardır. Delegeler, sömjürge sahibi devletlerin taz­yiki ve Birleşik Amerikanın tereddüdü yüzünden Endonezya Cumhuriyetinin tam bir harabiden kurtarılması yolunda Gü­venlik Konseyinin hiç bir şey yapamıyacağımütalâasmdadırlar.

LakeSuccess :

Güvenlik Konseyi dün akşam Endonezya meselesinin incelenmesini Çarşamba gü­nüne talik etmiştir.

Konsey, bu kararı, Hind delegesinin kon­seyden Endonezyan idarecilerin serbest bırakılması için emir vermesi ve Hollan­da birliklerinin Endonezya toprakların­dan çekilişlerini sağlayacak bir teşkilât vücude getirilmesi yolundaki talebi üze­rine almış bulunmaktadır. Güvenlik Konseyi, Birleşmiş Milletler top­lantılarına iştirak edecek olan Endonez­yalılara serbest geçiş vesikası verilmesi hakkındaki Endonezya teklifini kabul et­miştir.

Hollanda delegesi, siyasi mücrim olarak muhafaza edilmekte olan cumhuriyetçi şeflerin çok iyi bir şekilde barındırılacaklarım konseye vaad ve temin etmiştir.

25 Ocak 1949

Paris :

Unesconun bir komitesi milletlerarası müzik teşkilâtının kurulmasını incele­mektedir. Bu sabah toplanan bu komite, milletlerarası müzik âleminin tanınmış simalarından mürekkeptir. Bunlar arasın­da Paris Konservatuarı Direktörü Claude Devlincourt, Romadaki Sainte Cecile Mektebi Direktörü ve Şili Güzel Sanatlar Bakanıbulunmaktadır.

27 Ocak 1949

LakeSuccess :

Birleşmiş Milletler Kurulu Genel Sekre­teri Trygve Lie, bugün dünya milletlerine bir hitabede bulunarak Birleşmiş Milletler Kurulundan Filistin mültecilerine yapılan yardıma iştirak etmelerini istemiştir. Bu hitabe, Genel Kurulun Pariste kur­duğu Yardım Teşkilâtı Müdürü ve Ame­rikanın eski Mısır Büyükelçisi Stanton Griffis tarafından da imza edilmiştir.

«Siyasi bir meselenin değil insanî bir va­zifenin bahis mevzuu olduğunu, ve ma­sum halkın açlıktan öldüğünü» söyliyen Lie, Genel Kurulun kanaatince Filİsti» mültecilerine derhal yapılacak yardımlar için gereken bütçenin 32 milyon dolar tu­tarında olduğunu ve Genel Kurulun Bir­leşmiş Milletler bütçesinden 5 milyon do­lar ikrazda bulunulmasına müsaade et­tiğini hatırlatmıştır.

Belçika, Danirmarka, ingiltere, Hindistan, Yeni Zelanda, İsveç, Türkiye, Güney Afrika hükümetleri ve petrol şirketleri para ve mal verecek, takriben 5 milyon dolarla bu yardıma derhal iştirak edecek­lerdir.

Bundan başka Fransa, Amerika, İsviçre, Afganistan ve Guatemala gereken kanun­lar çıkar çıkmaz yardıma iştirak edecek­lerini vaad etmişlerdir.

Fransa 500 milyon frank, Amerika 16 milyon dolar vereceklerdir.

Amerika bu hususdaki kanun tasarısını önümüzdeki haftalar arfmda kongreye sunacaktır.

29 Ocak 1949

— Lakesuccess :

Endonezya «ateşin kesilmesi» hususundöı, Amerika, Çin, Küba ve Norveç tara­fından Güvenlik Konseyine sunulan tak­rir, sekiz oy çoğunlukla kabul edilmiştir. Kusya. Fransa ve Ukrayna müstenkif kalmışlardır.

Bahis mevzuu takrir, şimdiki Endonezya rejiminin 1/7/1950 tarihîne kadar Endo­nezya Birleşik Devletleri haline gelmesi­ni derpiş etmektedir. Endonezya Birleşik Devletleri serbest seçimlerden sonra te­şekkül edecektir.

Endonezya liderlerinin serbest bırakılma­ları kararında yalnız Fransa müstenkif kalmıştır.

Hollanda kuvvetlerinin derhal çekilmele­rini teklif eden Sovyet takriri, yedi kişi­nin çoğunluğa katılmaları matlup oldu­ğundan reddedilmiştir.

Sovyetler tarafından sunulan tadil tak­riri Endonezya Cumhuriyetinin eski Baş­kenti Jokjakarta bölgesinden Hollandahların çekilmesini ve cumhuriyetçilerin va­zifeleri basma dönmelerini derpiş etmek­teydi.

Hollanda Murahhası Doktor Van Royen, daha evvel yaptığı beyanatta dört devlet­çe sunulan takririn bir devletin iç işleri­ne gayet kuvvetli ve esaslı bir müdahale teşkil ettiğini ve Birleşmiş Milletlerin üyesi bulunan hiçbir memleketin Birleş­miş Milletler Anayasasını imzalarken böyle bir müdaheleyi kabul etmemiş ol­duğunusöylemiştir.

IV — ATLANTİK PAKTI.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


24Ocak 1949

Kopenhag :

(Reuter): iskandinav memleketleri Baş­bakanları ile Dışişleri ve Savunma Ba­kanlarının toplantılarının sonunda üç is­kandinav milletinin saldırganlığa karşı mümkün her vasıtaya başvurarak hürri­yet egemenlik ve demokrasilerini müda­faa kuvvetle karar vermiş bulundukları tebliğ edilmiştir.

Kopenhag :

(United Press):

iskandinav memleketlerinin üç gün sü­ren savunma konferansı bugün sona errrîiştir. Delegeler müzakerelerine devam için Cumartesi günü Osloda tekrar top­lanacaklardır.

Başka bîr kaynaktan alınan haberlere na­zaran iskandinav memleketleri arasında­ki toplantı bir anlaşma hasıl olmadan da­ğılmıştır.

25Ocak 1949

Paris :

(United Press) — Rusya ve Kominforma dahil peykleri bugün bir Doğu Birliğinin kurulmuş olduğunu ve bu Birliğin ikti­sadi sahada Batıya karşı soğuk harbe devamedeceğinibildirmişlerdir.

Moskova, Budapeşte, Prag, Varşova. Bük­reş ve Sofyada aynı zamanda yayınlanan birbirine benzer tebliğlerde bu yeni bir,lîğin Marshall Plânına acık bir cevap teş­kil ettiği bildirilmekte ve Marshall Plânı­na dahil memleketleri sözde <(Boykot ha­reketleri» dolayısiyle müşterek bir ikti­sadi harekete lüzum hissedildiği belirtil­mektedir.

Bu birliğe Molotof Plânı adı verilebilece­ğini söylîyen müşahitler, Yugoslavyanın birliğe dahil bulunmayışına dikkati çek­mekte ve bu memleketin, eski dostlarının şiddetli hücumları ve Batının verdiği ümitler arasında nazik bir duruma düş­müşbulunduğunuaçıklamaktadırlar.

Bundan başka nasıl Eati Almanya bölge­leri Marshall Plânına katılacaksa, Almanyadaki Rus bölgesinin de daha son­ra bu birliğe dahil edileceğini gösteren deliller mevcuttur.

Doğu Birliğinin kurulduğunu bildiren ve İçinde bulunduğumuz ay zarfında Mosko­vada Bulgaristan, Macaristan, Romanya ve Rus temsilcilerinin iştirakiyle bir top­lantı yapılmış olduğunu açıklayan tebliğ şöyle devam ediyor:

<(Bu toplantı sırasında yukarda adı geçen memleketler arasındaki iktisadi münase­betlerin gelişmesi hususunda muazzam ilerlemeler sağlanmıştır. Bu gelişme bil­hassa mal hacminin son derece arttırılmış olmasiyle kendini göstermiştir. Bu ikti­sadi münasebetlerin tesisi ve iktisadi iş­birliğinin tatbik sahasına konulması Rus­yanın ve halk demokrasisi memleketleri­nin kalkınmalarım ve millî iktisadiyatla­rını geliştirmelerini mümkün kılmıştır. Diğer taraftan ingiltere, Amerika ve Batı Avrupaya mensup birçok memleketlerin Rusya ve halk demokrasisi memleketle­riyle iktisadi münasebetleri boykot ettik­leri sabit olmuştur. Buna sebep Rusya­nın ve halk demokrasisi memleketleri­nin hükümranlıkları ve milli iktisadiyat­larının menfaatleri ile uzlaşması kabil olmayan Msrshall Plânının emri altına girmeyi kabul etmemeleridir. Şu şartlar altında, toplantı sırasında halk demokra­sisi memleketleriyle Rusya arasında ik­tisadi bir işbirliğinin tesisi suretiyle sıkı münasebetlerin vücude getirilmesi mese­lesi incelenmiştir.

Doğu Avrupayı siyasi sahada olduğu gibi tarım ve ticaret sahasında da sıkı bir şe­kilde birleştirilecek olan karşılıklı ikti­sadi yardım işi için bir konsey teşkil edil

27 Ocak 1949

Londra :

Esti Birliği memleketlerinin beş Dışişleri Bakanı. Atlantik Paktının katî şeklini tesbit etmek üzere Birleşik Amerika ve Kansda temsilcileriyle müzakerelere baş­lamadan önce bugün son görüşmelerine bu sabah saat 10,30 da Dışişleri Bakanlı­ğında Bevinin dairesinde başlamışlardır. Müzakerelere yarın devam edilecek ve bundan sonra resmi bir tebliğ neşredi­lecektir.

29 Ocak 1949

Moskova

(Lps) — Sovyet Dışişleri Bakanlığı Batı Birliği ve Atlantik Paktı hakkında bu sa­bah uzun birdemeç yayınlamıştır.

Bu demeçte iieri sürülen kanaate göre. Batı Birliği «tecavüz» fikirleri besliyen ingiliz . Amerikan blokunun elinde bir silâhtır, ve bu Birliği kurmuş olanlar da­ha bidayette buna iştiraki Sovyet Birli­ğiyle «Halk Demokrasi» memleketleri için imkânsız addetmişlerdir.

Gene bu demece güre, Batı Birliğinin ku­rulması Alman rrieselesi hususunda Fran­sa ve İngiltere siyasetinin tamamiyle de­ğiştiğini ve bu iki memleketin Almanya hakkında «antidemokratik ve müteca­viz» bir siyaset idamesine karar verdik­lerini gösterir.

Sovyet Dışişleri Bakanlığının demecin­de, İngiltere, Fransa ve Amerika Batı Almanyayı kendi emelleri uğrunda kul­lanmaklaitham edilmektedir.

Nihayet bu demece göre, Batı Birliğinin «mütecaviz» emelleri bu Birliğe dahil mü­temadiyen artan tahsisat istemeleriyle belirmektedir.

Londra :

Batı Birliği hakkındaki Sovyet görüşüne ait tebliği yorumlıyan Dışişleri Bakanlı­ğı sözcüsü, tebliğin ileri sürdüğü işbirli­ği siyasetinden vazgeçilmiş olmasının İn­giliz Hükümetince çok esef edilecek bir hal olduğunu, fakat bunun ancak Lenin ve Mareşal Stalin tarafından iltizam edi­len iki blok sistemine dönmek maksadiyle Sovyet Hükümetince verilen karardan ilerigeldiğinisöylemiştir.

Londra :

Sovyetlerin bugün Atlantik Paktı ile il­gili olarak yayınladıkları beyannameyi tefsir eden bir Britanya Dışişleri Bakan­lığı sözcüsü, Britanya Hükümetinin Sov­yetler Birliği ile tam" bir işbirliği yap­mak siyasetinden ayrılmak zorunda kal­mış olmasından hükümetin büyük bir üzüntü duyduğunu söylemiştir. Fakat, bu ayrılmanın Sovyetler Birliğinin dün­yanın iki guruba ayrılmış olduğu ve bu iki gurup arasında bir anlaşmaya var­manın gayri mümkün bulunduğu husu­sundaki fikrinden ileri geldiğini de be­lirtmektedir. Sözcü bu nazariyenin Lenin ve Stalin tarafından ortaya atılmış oldu­ğunu dailâve etmektedir.

Moskovadaki muhabirler, Rus beyanna­mesinin hajen Osloda toplantı halinde bulunan Skandinav memleketlerinin Ku­zey Atlantik Blokuna karşı takip ede­cekleri hattı hareketi münakaşa eden devlet adamlarına bir ihtar şeklinde te­lâkkiedildiğinisöylemektedirler.

B. B. C. siyasî muhabiri bu gece Rus beyannamesiyîe Kremlinin büyük ölçüde bir propaganda savaşma girmeğe karar vermiş olduğunu gösterdiğini bildirmek­tedir. Başkan Trumanm beklenmedik se­çim zaferinden sonra Rus propaganda alanında hafif bir gevşeme vukubulmugtu. Bununla beraber Trumanın makamı­na çıktıktan sonra söylediği ilk nutkun ve Atlantik Paktına ve Batı Avrupanın siyasî birliğine doğru yapılan muntazam ilerlemenin Rusya liderlerini Batı demok­rasi devletlerini mütecaviz Rusyanın taktiklerine teslim olmıyacakları husu­sunda ikna etmiş olduğu aşikârdır. B. B. C.Muhabiri,busabahkiSovyetbeyan namesinden bir Doğu Blokunun Batı birliğinden Atlantik Paktı akıldan geçi­rilmeden çok evvel mevcut olduğunun tamamen unutulmuş olduğunu söylemek­tedir. Bunun neticesi olarak Rusyanm Britanya aleyhine savurmak istediği em­peryalizm, isnatlarının Rusyadan gelme­si çok gariptir. Çoktanberi Britanya, Hindistan, Pakistan, Seylan ve Birman­yaya İstiklâllerini vermiştir. Buna mu­kabil Rusya, Doğu Avrupadan bir çok araziyi kendisine ilhak etmiş olduğu gi­bi Doğu Avrupanın sözüm ona halk de­mokrasisi adı verilen memleketlerin Kı­zıl Ordunun mevcudiyetiyle yaşadığını açıkça kabuletmiştir.

30 Ocak 1949

Paris :

Sovyet Radyosunun bir yayımından aniaşıldığma göre Sovyet Prusyanın Oslo Elçisi Afanasiev dün Norveç Dışişleri Bakanı Chilstadı makamında ziyaret ede­rek bilhassa Norveçle Rusyanın hem hudut oldukları gözönünde tutularak, Oslo Hükümetinin Atlantik Paktına kar­şı durumunu izah etmesini istemiştir. Elçi bundan başka Dışişleri Bakanından Norveçin Atlantik Paktına iltihak etmek üzere olduğuna dair basında çıkan ha­berlerin mevsukiyet derecesini sormuş ve Norveç topraklarında deniz ve hava üslerinin vücuda getirilmesini derpiş eden hükümleri yerine getirmeyi taahhüt et­mek niyetinde olup olmadığını anlamak istemiştir.

Bakan verdiğicevapta bu sualleri Nor­veçHükümetinebildirmeyivadetmiştir.

Paris :

Sovyet Radyosu Sovyet Rusya Elçisi Afanasievi Norveç Dışişleri Bakanı Hilstad nezdinde teşebbüste bulunmağa sevkeden sebepleri şöyle izah etmektedir : Bakanla yaptığı görüşmede Sovyet El­çisi şunları söylemiştir : Basında çıkan haberler Norveçin Atlan­tik Birliğine katılmak niyetinde olduğu­nu göstermektedir. Bu sebepten dolayı Sovyet Hükümeti size şu beyanatı yap­mamı emretmiştir:

Bize gelen haberler yakın bir gelecekte bir Atlantik Birliği kurmak tasavvuru beslendiğini göstermektedir. Herne ka­çlar bu birliği kurmak istiyenler maksat­larının sadece tedafüi olduğunu beyan etmekte iseler de Sovyet Hükümeti ha­zırlanmakta olan Atlantik Birliğinin ge­nel barış dâvasına hizmet edecek durum­da olmadığına, bunun bilâkis açıkça te­cavüz hedefleri peşinde koşan bir dev­letler grubu meydana getireceğine inan­mak için kâfi delillere sahiptir. Esasen bu hal Atlantik Birliğinin Birleşmiş Milletler dışında ve bu kurulun nizamları hilâfına vücut bulmuş bir teşekkül ola­cağınıdagöstermektedir.

Sovyet Rusya Hükümeti sözü geçen Pak­tı meydana getirmek istiyenlerin bu yenî milletlerarası teşekkülde dünyanın muh­telif bölgelerinde ve bilhassa Sovyet Rus­ya ile hem hudut ulan devletler toprak­larında deniz ve hava üsleri kurmak ni­yetinde olduklarını, bilecek durumdadır. Bu da bahis mevzuu teşekkülün hiç de barış gayesiyle hareket etmediğini gös­termektedir.

Bu olayları Norveç Hükümetinin ıttılaına arzeden Sovyet Rusya Hükümeti Atlan­tik Birliğine hakikatte Birleşmiş Millet­lerle tearruz halinde bir devletler grubu nazariyle baktığını bildirmeyi lüzumlu addeder ve bu devletlerin barışı takviye etmek gayesiyle hiçbir ilgisi olmıyan mak­satlarpeşinde koştuklarınıbelirtir.

— Londra:

Norveç Dışişleri Bakanlığı nezdinde Sovyetlerce yapılan teşebbüsün İskandinav memleketlerinin Atlantik Paktı mesele­sini görüştükleri malûm olan şv sırada vukubulduğunu kaydeden Dışişleri Ba­kanlığı sözcüsü bu şartlar altında sözü geçenmüracaatın Norveçe karşı pek hafifçe gizlenmiş bir tehdit ve bu mem­leketin iç siyasetine müdahale mahiyeti arzettiğİni beyanetmiştir.

Bu münasebetle geçen sene Çekoslovak­yada cereyan eden hâdiseleri hatırlatan sözcü, karşısında azimli bir muhalefet görmediği zaman Sovyet baskısının va­racağı ifrata buolaymmükemmel bir misal teşkü ettiğini belirtmiş ve demiş­tir ki:«Esasen başka memleketler kendi baş­larına böyle bir baskıya karşı koyamıyacaklarını bildirdikleri içindir ki karşı­lıklı bir müdafaa paktının vücuda geti­rilmesidüşünülmektedir.»

— Vaşington.:

Bir Amerikalı gazeteci tarafından soru­lan suale cevap olarak Stalinin verdiği beyanat Amerikan Hükümet mahfillerin­de pez az tefsir edilmektedir. Bu mahfil­ler Sovyet Şefi tarafından yapılan bu neviden her demeci çok büyük bir ih­tiyatla, karşılamaktadırlar. Bu itibarla, bu mahfillerde söylenen tek şey, Stalin.in bu demecinde müspet bir tekliften zi­yade, «menfi bir hareket» bahis konusu olduğudur. Mareşal, sadece, Birleşik Ame­rika Başkaniyle görüşmekte hiçbir mah­zur görmediğini söylemiş, fakat muhte­mel bir mülakat hakkında hiçbir şevk ve arzugöstermemiştir.

Dışişleri Bakanlığına gelince, Bakanlık Sovyetler Birliğinden bu hususta herhan­gi bir müracaat gelmediğini bildirmekle iktifa etmiştir.

Vaşingtonun iyi malûmat alan mahfilleri ((Sovyetler Birliğinin soğuk harbde mutad tabiyeleri» adını verdikleri tabiyeye işaret etmektedirler. Bununla beraber bu hususta fikirleri sorulan iki parlâmento üyesi işe daha ciddi bir ilgi göstermiş­lerdir. Bunlardan biri Ayan Dışişleri Komisyonunun Başkanıdır. Tom Connallyye göre, Stalinin demeci bugünkü milletlerarası durumda önemli bir olay­dır. Ve bunda barışa ve âhenge varmak çarelerinibulmakmümkündür.

Connallyşunlarıilâveetmiştir:

«Demeç, dünya barışını muhafaza ve milletlerarası ahengi teşvik arzusunda olanlar tarafından şüphesiz iyi karşılana­caktır.»

Aynı komisyon âzasından Walter Georg da, daha ihtiyatlı olmakla, beraber, «Sta­linin demeci incelenmek zahmetine de­ğer»demiştir.

Walter George şunları ilâve etmiştir : «Bu demeçte Birleşik Amerika, Sovyet­ler Birliği ve dünya milletlerini temin edebilecek bir deklârasyon için herhan­gi bir terakki unsuru bulmak ihtimali vardır. Stalinin demecine ne ehemmiyet vermek gerekeceğini bilmiyorum. Fakat bu demeçte, derinden derine incelemek suretiyle bir anlaşmaya doğru terakkiyi sağlamak için bir unsur bulmak belki mümkün olacaktır.»

— Londra :

Vaşingtondaki muhabirler, Mareşal Stalin tarafından Amerikan Haberler Ser­visi muhabirinin sorduğu sorgulara ver­diği cevapların bu akşam hemen Başkan Trumanm dikkatine arzedilmiş olduğu­nu fakat bunun ne şekilde karşılanmış olduğuna dair hiçbir haber alınmadığını bildirmektedirler. Muhabirler bilhassa, bu gibi teşebbüslerde bulunduktan son­ra müzakerelere girişildiği zaman, Rus­ların teferruat üzerinde güçlükler çıkar­dığım, kendi şartlarına göre uzlaşmağa yanaşıp aksi halde anlaşmayı reddettik­lerine işaret ediyorlar.

— Waşington :

Birleşik Amerika Dışişleri Bakanlığından bildirdiğine göre Sovyet Hükümeti, Stalinin Trumanla buluşmak istediğine da­ir hiçbir resmî talepte bulunmamıştır.

«Esasen başka memleketler kendi baş­larına böyle bir baskıya karşı koyamıyacaklarını bildirdikleri içindir ki karşı­lıklı bir müdafaa paktının vücuda geti­rilmesidüşünülmektedir.»

— Vaşington.:

Bir Amerikalı gazeteci tarafından soru­lan suale cevap olarak Stalinin verdiği beyanat Amerikan Hükümet mahfillerin­de pez az tefsir edilmektedir. Bu mahfil­ler Sovyet Şefi tarafından yapılan bu neviden her demeci çok büyük bir ih­tiyatla, karşılamaktadırlar. Bu itibarla, bu mahfillerde söylenen tek şey, Stalin.in bu demecinde müspet bir tekliften zi­yade, «menfi bir hareket» bahis konusu olduğudur. Mareşal, sadece, Birleşik Ame­rika Başkaniyle görüşmekte hiçbir mah­zur görmediğini söylemiş, fakat muhte­mel bir mülakat hakkında hiçbir şevk ve arzugöstermemiştir.

Dışişleri Bakanlığına gelince, Bakanlık Sovyetler Birliğinden bu hususta herhan­gi bir müracaat gelmediğini bildirmekle iktifa etmiştir.

Vaşingtonun iyi malûmat alan mahfilleri ((Sovyetler Birliğinin soğuk harbde mutad tabiyeleri» adını verdikleri tabiyeye işaret etmektedirler. Bununla beraber bu hususta fikirleri sorulan iki parlâmento üyesi işe daha ciddi bir ilgi göstermiş­lerdir. Bunlardan biri Ayan Dışişleri Komisyonunun Başkanıdır. Tom Connallyye göre, Stalinin demeci bugünkü milletlerarası durumda önemli bir olay­dır. Ve bunda barışa ve âhenge varmak çarelerinibulmakmümkündür.

Connallyşunlarıilâveetmiştir:

«Demeç, dünyabarışınımuhafazave milletlerarası ahengi teşvik arzusunda olanlar tarafından şüphesiz iyi karşılana­caktır.»

Aynı komisyon âzasından Walter Georg da, daha ihtiyatlı olmakla, beraber, «Sta­linin demeci incelenmek zahmetine de­ğer»demiştir.

Walter George şunları ilâve etmiştir : «Bu demeçte Birleşik Amerika, Sovyet­ler Birliği ve dünya milletlerini temin edebilecek bir deklârasyon için herhan­gi bir terakki unsuru bulmak ihtimali vardır. Stalinin demecine ne ehemmiyet vermek gerekeceğini bilmiyorum. Fakat bu demeçte, derinden derine incelemek suretiyle bir anlaşmaya doğru terakkiyi sağlamak için bir unsur bulmak belki mümkün olacaktır.»

— Londra :

Vaşingtondaki muhabirler, Mareşal Stalin tarafından Amerikan Haberler Ser­visi muhabirinin sorduğu sorgulara ver­diği cevapların bu akşam hemen Başkan Trumanm dikkatine arzedilmiş olduğu­nu fakat bunun ne şekilde karşılanmış olduğuna dair hiçbir haber alınmadığını bildirmektedirler. Muhabirler bilhassa, bu gibi teşebbüslerde bulunduktan son­ra müzakerelere girişildiği zaman, Rus­ların teferruat üzerinde güçlükler çıkar­dığım, kendi şartlarına göre uzlaşmağa yanaşıp aksi halde anlaşmayı reddettik­lerine işaret ediyorlar.

— Vaşington :

Birleşik Amerika Dışişleri Bakanlığından bildirdiğine göre Sovyet Hükümeti, Staîinin Trumanla buluşmak istediğine da­ir hiçbir resmî talepte bulunmamıştır.

YANKILAR.


Atlantik ittifakı...

Yazan :A.K.

8 Ocak 1949 tarihli «Vatan» İs­tanbuldan :

Sovyet Rusya, şu son yıllarda, iştirak et­tiği bütün siyasi müzakerelerdeki hare­ket tarzı ile. Berlinde ve dünyanın hemen hemen her tarafındaki tahriklerile, ko­münist olmıyan memleketlerle geçinmeye gönlü olmadığını ispat etmiştir. Artık, bu hükümetin ban hallerde uzlaşmaya mü­sait görünen tavırlarını dahi, LeninStalin doktrininin esaslarından biri olan dünyaya hâkim olmak ideali uğrunda­ki taktiklerden biri olarak kabul etmek lâzımdır.

Geçen harbten sonra Kirlerin tecavüz emellerini yumurta kapıya dayanıncaya kadar anlamamakta ısrar eden Amerika ve Batı Avrupa devletleri şimdi umumi­yet itibarile hakikati idrak etmişler ve tecavüz tahJikesine karşı tedbirler alma­ya başlamışlardır. Amerikanın silâhlan­ması ve diğer memleketlere askerî ve ik­tisadî yardımlarda bulunması, Avrupa memleketlerinin iktisadî işbirliğinin esas­larını kurmaları ve nihayet Brüksel Pak­tı ile meydana geen Batı müdafaa bloku hep bu tedbirler meydanmdadır.

Şimdi de komünist tecavüzüne karşı da­ha şümullü ve realist bir müdafaa cep­hesinin kurulması arifesindeyiz.. Vaşİngtonda beş Batı bloku devletile Kanada ve Amerika arasında cereyan eden müza­kerelerin yakında müsbet bir neticeye bağlanacağı haber verilmektedir. Böyle­likle Batı Avrupa ile Şimali Amerika ara­sında esasen mevcut olan müşterek stra­tejik menfaatler hukuki bir mahiyet ala­cak Marshall Plânının askerî ve siyasi bîr muadili olacak ol an Atlantik Paktı, Doğu ile Bati arasındaki hattı daha vazıh olarak çizecektir.

Bir an evvel gerçekleşmesi her bakımdan elzemolanAtlantikittifakınınÖnünde bazı müşküller vardır.

Bunlardan başlıeası Amerikan Anayasa­sından doğmaktadır. Batı bloku mensup­ları, kurulacak ittifaka Amerika ve Kanadanın Brüksel paktı ahkâmına benzer şartlarla iştirakini İstemektedirler. Bun­ların en mühimi de ittifaka dahil olan memleketlerden biri tecavüze uğradığtakdirde diğerlerinin otomatik olarak bütün kuvvet ve imkânlariyle yardıma koşmalarını derpiş etmektedir. Ancak Amerikan Anayasası, kongrenin muvafa­kati olmadıkça böyle bir yardımın yapıl­masına cevaz vermiyor. Amerikalılar da, bunun için. ittifakın Amerika Devletleri arasındaki Rio paktına benzemesini ve devletlerin ancak milletler razı olursa si­lâhlı kuvvetlerini kullanabilmelerini is­temektedirler.. Velhasü 1920 de Vilsonun Kollektif müdafaa anlaşmalarına girmesi­ne mâni olan hukuki mahzur şimdi de Trumanm önüne çıkmaktadır.. Amerikan liderleri Anayasaya uymayan bir anlaş­manın kongre tarafından tasvip ediîmiyeceğinden korkmaktadırlar. Ancak ortada, bir ortalama teklif de var­dır. Buna göre ittifak mensupları her­hangi birisi taaruza uğradığı takdirde derhal mukabele edecek olan müşterek bir ordu kurulmasıdır. Böylelikle Ameri­ka Anayasaya aykırı olmaksızın vecibe­lerini yerine getirebilecektir. İknci müşkül de ittifakın şümulüdür. Başlangıçta Batı devletleri paktın 7 dev­lete inhisar etmesini istemişİerse de Ame­rika, İrlanda, Danimarka, Norveç ve Portekizin stratejik lehemmiyetlerine bina­en pakta girmelerini istemiştir. Bu hu­susta bir anlaşmaya varılmıştır, ittifak yapılınca kurulacak müşterek Ge­nel kurmay (ki başkanının Amerikalı olması muhtemeldir.) uzun vadeli teda­füi hazırlıklar ve plânlar yapmaya başliyacak; silâhlar standarize edilecek, Ame­rika gereken silâh ve teçhizat yardımım yapacakveAvrupa ve Adeniz, üsleri tesis edecektir. Şimdilik ilk maksat Ren hattını tutmaktır.

Batı Avrupanm müdafaası Akdeniz mü­dafaası ile Girit olduğuna göre Türkiye, İtalyaveYunanistannmdabîr formülle bu ittifaka bağlanması bir zaruret telâk­ki edilmektedir.

Netice : Stratejik ehemmiyeti bir yana, Atlantik paktı ile tek dünya ideali yolun­dabir adım daha atılmış olacaktır.

V — ASYA DEVLETLERİ KONFERANSI.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


18 Ocak 1949

Yeni Delhi :

Muhtelif Asya memleketleri, murahhasları, Hollanda ile Endonezya arasında mevcud ihtilâfın adilâne bir karara bağlan­ması maksadiyle toplanan Asya Devlet­leri Konferansına iştirak etmek üzere Yeni Delhiye gelmiş bulunmaktadırlar. Yarı resmi ilk temaslar başlamıştır.

Müşahitlerin kanaatince murahhaslar meselenin hissi cebhesinde bir anlaşma­ya var a bil m işi erse de konferansın hedefi olan amelî neticeler hususunda tamamen ayrı fikillere sahibdirler. Ayni müşahidlere göre hakim olan hava bir taraftan komünistlerin Çinde elde ettiği muvaffakiyetlerden, diğer taraftan ise Asyada Batı Emperyalizmi yerine ye­ni bir Hind emperyalizminin geçmesi en­dişesindenilerigelmektedir.

20 Ocak 1949

Yeni Delhi :

Hindistan Başbakanı Pandit Nehru. Asyalı 19 milletin iştirak ettiği konferansı açarken beyanatta bulunarak vazifesinin Endonezyaya barışı temin edecek teklif­ler sunmak ve böylelikle bu ülkede hür­riyetin süratle teessüsüne yardım etmek olduğunu belirtmiştir.

Nehru. bundan başka taraflar Güvenlik Konseyince yapılan tavsiyeleri dinleme­dikleri takdirde konferansın konsey nezdinde yapacağı teşebbüsler üzerinde dur­muştur.

Yeni Delhi :

Endonezya meselesini incelemek maksa­diyle, toplanan Asya devletleri konferan­sını bu sabah açan Pandit Nehru, şunları söylemiştir.

«Asyada sömürgecilik olduğu müddetçe İhtilaf kaynaklan mevcut olacaktır.»

Bir Ocakta Nehru tarafından içtimaa davet edilen konferans Avustralya da da­hil olmak üzere Asya devletleri murah­haslarının büyük bir kısmının iştirakiyle Parlâmentodatoplanmaktadır.

Asya devletleri konferansının açılışı mü­nasebetiyle söylediği nutukta Nehru söz­lerine devamla demiştir ki : «Güvenlik Konseyinin yerine geçmek İçin değil, fakat konseyin sarfettiği gay­retlere kendi gayretlerimizi eklemek için toplanmış bulunuyoruz. Bu meseeiyi ırk­çı bakımdan ele almıyoruz. Toplanmamızın bir sebebi, Güvenlik Kon­seyine tedbirler teklif etmek ve millet­lerimizin istişare sistemlerini müştereken hazırlamaktır.»

Afganistanın yaptığı teklif üzerine, Pan­dit Nehru Asya Devletleri Konferansı başkanlığınaseçilmiştir.

Yeni Delhi :

Nehrunun Konferans Başkanlığına se­çilmesinden sonra bir çok hatip kürsüye gelmiştir. Afganistan ve Birmanya mu­rahhasları konferansın alacağı tedbirleri hükümetlerinin destekleyeceğini bildir­mişlerdir. Pakistan Dışişleri Bakanı Zafurullah Han, konferansın Birleşmiş Mil­letler Kurulunun hareketini takviye et­meği düşündüğünü belirtmiştir. Suriye Murahhası Dr. Nazır Kuşi ve Filipin Mu­rahhası General Carlos Romulo her tiir. Iü sömürgeciliği takbih etmişlerdir. Kudsi Arap dünyasının tesanüdü üzerinde İsrarla durulmuştur.

Yeni Delhi :

Resmî bir tebliğde bildirildiğine göre, En­donezyameselesiniincelemeküzere19Asya devletinin temsilcileri tarafından aktedilen Asyalılar Konferansının bugün yaptığı bir oturumda aşağıda zikredilen beşnoktaincelenmiştir :

1—Endonezya Cumhuriyeti Hükümetine tam bir hareket serbestisinin iadesi,

2—Hollanda «polis hareketinin başladığı tarih olan 18 Aralık 1948 tarihinden evvel EndonezyaCumhuriyetininidaresineve­ rilmiş olan toprakların, Endonezya CumhuriyetHükümetineiadesi,

3—Geçici bir hükümet teşkili,

4—Bir Kurucular Meclisinin seçilmesive salâhiyetlerin Endonezya Birleşik Devletlerineintikali,

5—Güvenlik Konseyince, yukarıda zik­redilen tavsiyeleri tatbik mevkiine koya­bilecekkadaryetkiyesahipbirheyet teşkili.

Tebliğde ilâve olunduğuna göre, konfe­rans, bu tavsiyelere dair bir rapor hazır­lamakla görevli ve Avustralya, Seylan, Hindistan ve Pakistan temsilcilerinden müteşekkil bir komisyon ihdasına karar vermiştir.

22, Ocak 19&9

— Yeni Delhi :

Endonezya hakkındaki 19 millet konfe­ransı çalışmalarında çok ilerlemiştir. Taslak Komitesi ile tam celsenin çok iyi işlediği ve tasavvur edildiğinden bir gün daha evvel yani bugün sona ermesi ih­timali olduğu beyan edilmiştir. Bugün konferansa Güvenlik Konseyine gönderi­lecek olan karar tavsiyelerinin sunulaca­ğı zannedilmektedir.

Halen Yeni Delhide bulunan Endonezya temsilcileri Konferans Başkanına bir muh­tıra sunmuşlardır.

Muhtırada, Cumhuriyet liderlerinin der­hal tahliyeleri, 18 Aralık tarihinden evvel­ki hatlara Felemenk askerlerinin çekil­meleri, Felemenklilerin tatbik ettikleri kara, deniz ve hava ablukalarının kaldırılmasiyle Cumhuriyetçi Hükümetin va­zifelerini yapabilmesi için kolaylıklar te­mini istenmektedir.

Muhtırada Güvenlik Konseyine verilecek olan ve konferansın kabul edeceği kara ra bu tavsiyelerin ithali istenmektedir.

Güvenlik Konseyi bu kararı kabul ettiği halde Fclemenklüer buna uygun olarak hareket etmeği reddederlerse Birleşmiş Milletler Anayasasının 41 inci ve 42 inci maddelerinin tam olarak tatbiki lâzım gelecektir.

23 Ocak 1949

Yeni Delhi :

Endonezya konferansının kapanış otu­rumu, alman karar metninin okunması ile başlamıştır. Bundan sonra Konferans Başkanı Nehru, bu tarihî konferansın Asyada anlayış ve istişare devrini açtı­ğınısöylemiştir.

YenİDelhi :

Asya Konferansı 70 dakika süren bir otu­rumdan sonra nihayet bulmuştur. Bu oturumda Konferans Sekreteri Efganistan, Avustralya, Birmanya, Seylan, Mı­sır, Lübnan, Pakistan, Filipin, Suudi Ara­bistan, Suriye ve Yemen murahhasları tarafından kabul edilen üç karar tasa­rısınıokumuştur.

Hollanda hareketinin Güvenlik Konseyi ve bizzat Hollanda tarafından tanınan Endonezya Cumhuriyetine karşı tevcih eylediğini, 18 Aralık 1948 tarihinde Hol­landa ordusu tarafından yapılan hücu­mun Birleşmiş Milletler misakmı alenen ihlal ettiğini ve nihayet Endonezyadaki muhasernatm Güneydoğu Asyada ve bü­tün dünyada sulhu tehlikeye koyduğunu derpiş eden konferans, bütün Cumhuri­yetçiliderlerinserbestbırakılmalarını, cumhuriyetçi hükümete tam serbesti ve­rilmesini, Jokakartanın cumhuriyetçi­lere iadesi, Java, Sumarta, Maduranm derhal ve sonradan tedricen ve Güvenlik Konseyinin ileri sürdüğü şartlar altında 15 Marta kadar geri kalan cumhuriyetçi toprakların cumhuriyetçilere verilmesini, ticaretin yeniden kurulmasını ve dünya­nın diğer kısımlariyle ulaştırma kolay­lıklarının yeniden kurulmasını tavsiye etmektedir.

Ara tasarısının ikinci kısmından, Endo­nezya Cumhuriyetçi temsilcileriyle onbeş Mart tarihinde cumhuriyet yetkisine ge­çen topraklardan başka kısımların murah­haslarından mürekkep muvakkat bir hükümetin kurulması istenmektedir. Bu hü­kümet silâhlı kuvvetlerin. kontrolü ile meşgul olacak ve Ara Bulma Komisyonu vasıtasiyle Hollanda Hükümetiyle istişa­relerden sonra dış siyaset asahasmda ser­best kalacaktır.

Konferans kurucu meclis için seçimlerin 1 Ekim 1949 dan evvel yapılmasını, yet­kilerin devir işinin 1 Ocak 1950 ye kadar bitmişolmasınıveEndonezyaBirleşmiş

Devletleriyle Hollanda arasında münase­betlerin iki devlet tarafından tertip edi­lecek müzakereler neticesinde tesbit edil­mesini istemektedir.

İyi Kiyet Komisyonuna da tavsiyelerini kabul ettirebilmesi için icafo eden yetki­nin verilmesini ve ihtilâf halinde Gü­venlik Konseyinin Anayasa gereğince ken­disine verilen yetkiler dahilinde müessir bir şekilde harekete geçebilmesini de talepetmektedir.

YANKILAR


Asya Konferansı...

Yazan :ÖmerRızaDoğrul

17 Ocak 1949 tarÜıli «Cumhuri­yet» İstanbuldan :

Hollandanın Endonezya Cumhuriyetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmesi üze­rine Hindistan Hükümeti Başkanı Sayın Nehru, bir Asya konferansı toplayarak, Endonezya meselesinin görüşülmesini is­temiş, ve bu konferansa şu devletlerin davet edilmiş olduğunu bildirmişti: Tür­kiye, Mısır, Suriye Lüpnan, Suudî Ara­bistan, İran, Irak, Afganistan. Pakistan, Seylan, Siyam ve Çin. Sayın Nehru. Avustralya ve Yeni Zelanda hükümetle­rinin de bu konferansa iştiraklerini um­duğunusöylemişti.

Bu konferansın toplanmaya davet olun­masının en bellibaşlı saikı, Birleşmiş Mil­letler Kurulunun, Endonezya Cumhuri­yetini kapana düşürmek için Hollanda tarafından hazırlanan teşebbüsleri kav­ramak hususunda izharı aczelmesi ve bu­nun Hindistanda çok derin teessürle kar­şılanmasıdır.

Bizzat Nehru, bu teessürü ifade için şu sözleri söylemişti: »Bir millet ve bir hü­kümeti yıkmak için vuku bulan en açık ve en feci tecavüzle karşılaşmış bulunu­yoruz. Maksad, can çekişen emperyalizm ile müstemlekeciliği canlandırmaktır. Fa­kat bu emparyalizmin öleceğinden asla şüphemiz yoktur. Onun mahvolacağı bu sırada birtakım felâketlere sebeb olma­sından endişe ediyoruz. Kemali esefle iti­raf etmeliyiz ki, bazı devletlerin Endonez­ya Cumhuriyetini yıkmaya karşı duru­mu, tasvib mahiyetinde idi. Güvenlik Konseyi tarafından bu bahse dair verilen karar, son derece zayıftı. Konsey Endo­nezya liderlerinin 24 saat zarfında ser­best bırakılmalarını istemişti. Fakat onun bu kararına da aldırış edilmemiş ve Gü­venlik Konseyi bir şey yapmaksızın bakakalnuştı. Devletler içinde Hollanda vel­hasıl Hollandanın vakit kazanarak iste­diğini yapmasına ve dünyayı bir emri vâki ile karşılaştırmasına imkân verilmiş­tir. »

Sayın Nehru, bu sözlerle mazlum bir milletin mukadderatına samimi göz yaş­ları dökmüş, daha sonra gerek Hindis­tanın gerek Asya milletlerinin bu teca­vüze karsı susmak istemediğine inandı­ğını anlatarak, Asya konferansını toplan­maya davet ettiğini bildirmiştir. Bu dave­tin saikı yalnız millî hürriyet sevkisî ve yalnız emperyalizmin her çeşidinden nef­ret hissi değildi, çünkü mesele, ayın za­mandamillîmenfaatmeselesiydi.

Hindistan Hükümeti, bu hisler ve sâiklerle hareket ederek, teşebbüsünü res­mileştirmiş ve son haberlere göre, 18 devlet, Asya konferansına iştirak etme­yi kabul etmiştir.

Anlaşılan Hükümetimiz, bu konferansa davet olunmuş ise de bu daveti kabul et­memiş bulunuyor. Hindistan Dış Bakan­lığının bir sözcüsüne göre Türkiye, Asya konferansının maksad ve hedefine işti­rak etmekle beraber, Endonezya mesele­sinin bütün dünya tarafından halli icab eden bir mesele olduğuna inandığın bil­dirmiştir.

Bu haberler doğru ise, Türkiye Hükü­metinin Asya konferansına iştirak etme­mesine sebeb konferansın gaye ve mak­sadını desteklememek değil, fakat mesele­nin gene Birleşmiş Milletler tarafından hallolunabileceğine kani bulunmaktır. Bu kanaatin yerinde olduğu şüphe götür­mez.Fakatbuböyleolmaklaberaber,Asya milletlerin emperyalizm aleyhinde ve yeni doğan bir Asya milletinin hürri­yetine vuku bulan tecavüz karşısında ya­pacağı bir toplantıya iştirak etmekte de hiçbir mahzur yoktur, sanırız. Madem hükümetimiz,konferansıngayevehedefini destekliyor, bunu konferansa işti­rak ederek belirtmesi, zannederiz ki, da­ha çok isabetli olurdu. Onun için bu iş­tiraki tavsiye ve teşvik eder ve bunun Türk Milleti hesabına ancak sevgi ve saygıkazanacağımbelirtmekisteriz.

VI — BATI AVRUPA, a : İNGİLTERE.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


15 Ocak 1949

Londra :

İngiliz basını, dün Varşovada İngiliz ve Polonya Hükümetleri arasında imzalan­mış oİan ve 260 milyon ingiliz liralık mal mübadelesinivetediyeşartlarınıihtiva eden. Beş senelik ticaret anlaşmasını mü­sait karşılamaktadır.

Financial Times Gazetesi bu konuda ez­cümleşunlarıyazmaktadır

Dün aktedüen anlaşma, harbin son bul­duğu tarihtenberi bir Batı Avrupa Devle­ti ile Doğu Avrupa Devleti arasında vanİan en önemli anlaşmadır. Bu ticaret anlaşması, Doğu Avrupada iktisat siya­setinin yeni bir istikamet aldığını gösterir. Polonya, memleketin kalkınması için ge­rekli maddeletfi SovyeC Rusyanın ve peyklerinin temin edemiyeceğini anla­mışveşimdibatıyayönelmiştir.

Daily Teîegraph ile Times Gazetesi ise, Polonyaya malzeme göndermenin tehlikeli olabileceğini çünkü bu madde­lerin askerî maksatları tahakkuk ettirmek uğrunda kullanıla bileceğin/i ^azmakta­dırlar. Bununla beraber Daily Telegrap Gazetesi, bu gibi ticarî mübadelelerin belki de peykleri Sovyet Rusyanın nü­fuzu alında bir arada bulunmaktan vaz keçireceğini ve nihayet iktisadî olduğu kadar siyasî faydalar da sağhyabileceğini kaydetmektedir.

16 Ocak 1949

Londra:

Bugün öğleden sonra Bevini takiben Avam Kamarasında söz alan Churchill ezcümledemiştirki:

«Bana kalırsa gelecek hafta umumi mü­zakere talebinde bulunmak zorunda ka­lacağız. Bevinin beyanatı takaddüm et­tiği takdirde bu müzakerelerin memnu­niyetvericiolacağınısanıyorum.

Fikrimce Kıbrısda bulunan eli silâh tu­tacak bir Yahudinin serbest bırakılması­na, dair Dışişleri Bakanının yapacağı be­yanat Bevinin diğer sahalarda aldığı sı­kı askerî tedbirler pek uygun düşmiyecektir. Böyle yapmakla Bevin her iki tarafı ayni zamanda takviye etmiş olrmyacakmı?»

Churclıill bundan sonra sözlerine şöyle devam etmiştir.

((Gelecek hafta mensup olduğum parti meclise bir takrir vererek israil askerle­ri tarafından düşürülen İngiliz uçakları­nın mürettebatına verilen emirler hak­kında tam malûmat isteyecektir.» Bunu üzerine Dışişleri Bakanı Bevin söz almak mecburiyetinde kalarak demiştir ki:

«İngUiz Hükümeti Kjbrısdaki Yahudi Muhscırlar meselesini epey zamandır halletmek istemişti. Fakat buna diğer ta­raflarla yapılan anlaşmalar mani olmuş­tur.»

Burada Liberal Grup Şef İdavies müdshelede bulunarak Bevinden şu suali sor­muştur:

«Güvenlik Konseyi Ürdün, Mısır, Filistin gibi memleketlere askerî birlik gönde­rilmesini mennettiği halde neden bu memleketlere ingiliz askerî gönderil­miştir.

Bevin bu sevkiyatı emretmeden Güven­lik Konseyinin muvafakatini almış mı­dır?»

Davies bundan başka dünyanın bu kö­şesinde bulunan İngiliz askerinden ha­rekâta iştirak etmesi istenmiyeceğİne da­ir Bevinden teminat istemiş Bakan da Akabaya asker şevki için Güvenlik Kon­seyinin muvafakatini almanın lüzumsuz olduğunu belirterek dünyanın bu kıs­mında taaruz ve müdafaa hareketlerine iştirak etmek niyetine ve mecburiyetin­deolmadığınısöylemiştir.

Churchill tekrar söz alarak Bevin "d en Akabada bulunan İngiliz birliklerinin bu aralık her ne sebeple olursa olsun çarpışmalara iştirak etmemelerini sağ­lamasınıistemiştir.

Churhcill bundan başka Bevinden İsra­il Hükümeti nezdinde bîr ingiliz tem­silcisinin bulunmasının bu sırada çok faydalı olup olmıyacağı hakkında ne dü­şündüğünüsormuştur:

Bevin cevaben demiştir ki:

«İktidara geldiğim gündenberi bu gibi hususatm iki tarafın rizası ve mutabaka­tı olmadan halledilemiyeceğini kanaa­tindeyim.

Mamafih ben müzakereleri teşfike çalışa­cağım. İki taraf mütareke şartlarına ri­ayet ettikten sonra askeri birliklerin yer değiştirmesinedelüzumkalmıyacaktır.

Bununla beraber mütareke bozulduğu takdirde her iki tarafa karşı cephe ala­cağım.»

19Ocak 1949

Londra :

Orduya asker kaydı için girişilen faali­yet . münasebetiyle radyoda bir nutuk söyleyen Başbakan. Attlee ezcümle de­miştir ki:

Harbten sonra büyük Britanyanın ta­kındığı tavır, barış arzusunun ne kadar samimi olduğunu göstermektedir. Vatan­daşlarıma şunu temin edebilirim ki, as­kerî maksatlarla yaptığımız masraflar­dan hiç birisi fuzulî değildir.

Ordunun 150.000 gönüllüye ihtiyacı var­dır.»

20Ocak 1949

Londra :

Başbakan Attleee, bugün Avam Kamara­sında Ölüm cezasının tatbiki hakkında tahkikat yapacak bir Kraliyet Komisyo­nunun, teşkil edildiğini bildirmiştir. Bu Komisyon ölüm cezası yerine ne türlü ceza verileceğini incelemekle vazifelidirDaha evvel Avam Kamarasında yapılan kısa bir müzakerede İç İşleri Bakanı Schuterede, cinayetlerin ve silâhlı teca­vüzlerin çoğalması sebebinin bilhassa Londra bölgesinde polisin kifayetsizliği olduğunu bildirmiştir.

Bevin bu sevkiyatı emretmeden Güven­lik Konseyinin muvafakatini almış mı­dır?»

Davies bundan başka dünyanın bu kö­şesinde bulunan İngiliz askerinden ha­rekâta iştirak etmesi istenmiyeceğİne da­ir Bevinden teminat istemiş Bakan da Akabaya asker şevki için Güvenlik Kon­seyinin muvafakatini almanın lüzumsuz olduğunu belirterek dünyanın bu kıs­mında taaruz ve müdafaa hareketlerine iştirak etmek niyetine ve mecburiyetin­deolmadığınısöylemiştir.

Churchill tekrar söz alarak Bevin "d en Akabada bulunan İngiliz birliklerinin bu aralık her ne sebeple olursa olsun çarpışmalara iştirak etmemelerini sağ­lamasınıistemiştir.

Churhcill bundan başka Bevinden İsra­il Hükümeti nezdinde bîr ingiliz tem­silcisinin bulunmasının bu sırada çok faydalı olup olmıyacağı hakkında ne dü­şündüğünüsormuştur:

Bevin cevaben demiştir ki:

«İktidara geldiğim gündenberi bu gibi hususatm iki tarafın rizası ve mutabaka­tı olmadan halledilemiyeceğini kanaa­tindeyim.

Mamafih ben müzakereleri teşfike çalışa­cağım. İki taraf mütareke şartlarına ri­ayet ettikten sonra askeri birliklerin yer değiştirmesinedelüzumkalmıyacaktır.

Bununla beraber mütareke bozulduğu takdirde her iki tarafa karşı cephe ala­cağım.»

19Ocak 1949

Londra :

Orduya asker kaydı için girişilen faali­yet . münasebetiyle radyoda bir nutuk söyleyen Başbakan. Attlee ezcümle de­miştir ki:

i. Harbten sonra büyük Britanyanın ta­kındığı tavır, barış arzusunun ne kadar samimi olduğunu göstermektedir. Vatan­daşlarıma şunu temin edebilirim ki, as­kerî maksatlarla yaptığımız masraflar­dan hiç birisi fuzulî değildir.

Ordunun 150.000 gönüllüye ihtiyacı var­dır.»

20Ocak 1949

Londra :

Başbakan Attleee, bugün Avam Kamara­sında Ölüm cezasının tatbiki hakkında tahkikat yapacak bir Kraliyet Komisyo­nunun, teşkil edildiğini bildirmiştir. Bu Komisyon ölüm cezası yerine ne türlü ceza verileceğini incelemekle vazifelidirDaha evvel Avam Kamarasında yapılan kısa bir müzakerede İç İşleri Bakanı Schuterede, cinayetlerin ve silâhlı teca­vüzlerin çoğalması sebebinin bilhassa Londra bölgesinde polisin kifayetsizliği olduğunu bildirmiştir.

Birleşik Amerika ile, Türkiye ve Yunanistana yapabildiğimiz yardımlar, bu bölgede güven ve istikrarın muhafazasına önemli bir şekilde hadim olmuş­tur. Ayrıca Birleşik Amerika, İranda istikrar .şartlarının muhafazasına kar­şı olan ilgisini de göstermiştir.

İranda çok büyük menfaatlerimiz vardır ve ingilizİran Petrol Şirketi, İngiliz Hükümetinin tam müzaheretiyle ve "bölgede İktisadi ve sosyal refahın gelişmesine büyük Ölçüde yardım etmiştir.

Orta Doğu, pek tabiî olarak Afganistanı içine almakta ve şimdi büyük bir Müslüman devleti olarak tam bir bağımsızlığa kavuşmuş olan Pakistana ka­dar uzanmaktadır. Pakistan Orta Doğu:da olup bitenleri büyük bir alâka ile takip etmektedir ve Pakistanın, bu bölgenin gelişmesinde ileride siyasî saha­da çok büyük bir duruma sahip olacağını bilmemezlikten gelmenin çok yan­lış bir hareket olacağını bilhassa belirtmek isterim.

Asya milleti ile dostane bir ortaklık idame ettireceğimizi sanıyorum, fakat şunu da kabul etmeliyiz ki Asya, son Yeni Delhi Konferansında belirtildiği gibi, Birmanyadan Türkiye ve Mısıra kadar uzanmaktadır.»

Bevin, İngilterede hiçbir zaman Yahudi aleyhtarlığı mevcut olmadığını ve asla olmıyacağını söylemiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir.

(Hükümetin, suları bulandırdığı ve Filistin meselesini lâyıkiyle incelemediği söylenmektedir. Bana, kâfi derecede vakur olmadığını müteaddit defalar söylenmiştir. Fakat nüfuz ve itibarının artmakta olduğunu görmekle müte­selli oluyorum ve hükümet Filistin meselesini yaratmamıştır..)

Bundan sonra, Balfour Beyannamesinin iki millete aynı şeyi vaadettiğini belirten Bevin şunları ilâve etmiştir:

"Eğer şimdi yük ağırlaştı ise, bunun sebebini o günkü devlet adamlarının, meseleye cesaret ve azimle karşı koymamış olmalarıdır.

Mr.Churhill 1922 de Sömürgeler Bakanı idi, kendisinin harikulâda zekâsı­nın hayranıyım. Fakat acaba o zaman, hakiki bir hal çaresi olmıyan bir mese­le karşısında bulunmuş olduğunu inkâr edebilir mi?

Yarım milyondan ziyade Arap, Yahudilerin zoru ile, Filistini terke mec­bur olmuş ve yersiz yurtsuz, işsiz bir halde muhacir olmuşlardır. Bu hükü­met , diğerlerinin birbirini takip eden komisyonlar ve beyaz kitaplarla hal­letmeğe çalıştığı meseleyi üç buçuk senede halledemediği için tenkid edil­mektedir. Bellibaşîı hedefimiz, 1947 denberi gelen bütün hükümetlerin oldu­ğu gibi, manda idaresinin bize yüklediği hükümler gereğince, Arap ve Ya­hudileri bir devlet içinde bir arada yaşamağa ikna etmek olmuştur. İsrail Devleti şimdi bir vakıadır, ve bu vakıayı bertaraf etmek için biz ne bir şey yapmış ve ne de yapmağa teşebbüs etmiş değiliz Fakat aynı zamanda Arap­ların milliyet hisleri de son derece gelişmiştir ki, büyük bir teyakkuzla hareket edilmediği takdirde cidden vahim bir durum yaratabilir. Diğer ta­raftan bu bölgelerde kurmuş olduğumuz Arap Devletleriyle anlaşma temini

de son derece müşkül olmuştur. Ben, Arapların, nazarı dikkate almağa de­ğer bir dâvaları olduğu kanaatindeyim.))

Harp esnasında İngilterenin Araplardan gördüğü yardımlara temas eden Bevİn demiştir ki:

((Dostlarım unutmamak ingiliz ordusunun ananesiicabıdırve bir İngiliz

Dışişleri Bakanının da böyle bir şeye yol açmayacağına eminim, Araplar da Yahudiler kadar kuvvetle, hakkın kendi taraflarında olduğuna inanıyorlar Araplar, bir Arap Milletinin 20 asırdan ziyade bir zamandanberi Filistinde bulunduğunu düşünüyor ve başka bir ırka yer vermek üzere Filistinden ko­vulmayı çok büyük bir haksızlık olarak telâkki ediyorlar. Biz kendimizi Arapların yerine koyerak İngiliz Milletinden böyle taleplerde bulunulsa nasıl hareket ederdik? Diğer taraftan, o kadar çok propaganda yapılıyor ki bazan bu dünyada Arapların mevcudiyetlerini unutur gibi oluyorum.» Bu sırada Bevin, İsrail Hükümetinin hiç kimseyi Filistini terke mecbur et­mediğini söyliyerek bir müdahalede bulunan Yahudi Saylav Silvermona verdiği cevapta demiştir ki:

«Hakikat şudur ki, 500.000 Arap, memleketlerini terkederek muhacir olmuş­lardır. Bunların memleketlerini istiyerek terketmiş olacaklarına ihtimai ver­miyorum Masum, insanları kovmanın, onlara ıstırap çektirmenin bir cürüm olduğu kanaatindeyim. İngiliz Hükümetinin, Nevyorkta, taksim plânının. gayri kabili tatbik olduğunu isbata çalıştığı tamamiyle yalandır, ingiliz Hükümetinin.Filistin Komisyonunun çalışmalarında müşkülât çıkardığı ve Arap Hükümetlerini İsrail Devletine karşı hücuma teşvik ettiği hakkındaki iddialar da sureti katiyede asılsızdır.»

Bundan sonra, Filistinde vukua gelen son hâdiselerden bahseden M. Bevin, Uzlaştırma Komisyonunun kurulmasından 11 gün sonra,, Necefde Yahudi­ler tarafından yeni bir taarruz hareketine başvurulduğunu söylemiş ve de­miştir ki:

((Ürdün Kralı Abdullah, İngilizÜrdün Anlaşması gereğince İngiltere Hü­kümetine müracaat ederek Akabaya İngiliz kuvveti gönderilmesini ve kendi kuvvetlerine karşı bir hücum vaki olduğu takdirde müdafaada bulunabil­mesi için silâh verilmesini istemiştir. Akabaya bir kuvvet gönderilmesini kabul ettik ve fakat Birleşmiş Milletler Teşkilâtının silâh ambargosu karşı­sında Arap Lejyonuna silâh vermedik.»

M. Bevin bunu müteakip Çekoslovakyadan bahisle demiştir ki: ((Birleşmiş Milletler teşkilâtının üyesi olan bir devletvardır ki,Güvenlik; Konseyi kararma aykırı olarak kasden silâh sevketmektedir.» İngiliz Dışişleri Bakanı sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Mısırın istilâsı ve Ürdün üzerine çöken tehlike karşısında düşündük ki, ha­rekete geçilemiyecek olursa ciddi bir durum hadis olacaktır ve bu durumun bütün orta doğuda ve bu bölgenin istikrarı üzerinde akisleri duyulacaktır.

Bu bölgenin hayati bir ehemmiyeti vardır ve bu ehemmiyet sadece Doğu ve Batı topraklarının güvenliği bakımından değil, aynı zamanda Batı Avru­panın savunması bakımından da mevcuttur. Bİz tehlikeyi gördük ve sürat­le harekete geçtik. Bu bölge tehlikeye düşerse daha süratle hareket edece­ğiz. Bu bakımdan Avam Kamarasının ve ingiliz Milletinin müzakeretini is­terim.»

Yahudiler tarafından işgal edilen topraklara keşif uçakları göndermek kara­rından bahseden M. Bevin demiştir ki:

«İşe seyirci kalsaydık, her türlü kontrol elimizden çıkardı ve bu yüzden bü­yük sorum altına girerdik. İngiliz Hükümeti durum hakkında en iyi haber alma çaresinin ingiliz hava kuvvetleri tarafından sağlanacağı kanaatine var­mıştır. Aynı sorumu yüklenen her hükümet aynı şeyi yapardı.»

Uzlaştırma Komisyonunun teşkilinde gecikildiği behsine temas eden M. Be­vin bu Komisyonunun haftalarca evvel işe başlaması lâzım geldiğini ve me­seleye bir hal tarzı bulmak Üzere işi ele alması gerektiğini söylemiştir.

Bundan sonra, İsrail Hükümetinin tanınması meselesine temas eden Bevin, İsraili tanımış olan memleketlerin haddizatinde, İsrail Devletini değil fakat İsrail Hükümetini tanımış olduklarını belirtmiş ve demiştir ki:

«İsraili resmen ve fiilen tanımak hususundaki karar, İngiliz milletleri cami­asından gelecek cevaptan ve Brüksel Antlaşmasına imza koyan devletlere ya­pılacak istişarelerden sonra verilecektir.

İsrail Devletinin tanınması bu devletin muayyen hudutlara sahip olması lâ­zım geldiği hususuna halel getirmemektedir.»

Bevin Birleşmiş Amerikanın Ürdünü tanımağa karar verdiğini de bildirmiş­tir.

Avam Kamarası 193 oya karşı 283 oyla hükümetin Filistin hakkındaki siyase­tini tasvip etmiştir.

b :FRANSA. OLAYLARIN TAKVİMİ.

20 Ocak 1949

— Paris :

FransızKabinesi,ekmeğin karneile dağıtılmasıusulünükaldırmağakararvermistir.

c:İTALYA.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


İ Ocak 1949

Romn :

Cumhuriyetçi Faşist Hükümet: silâhlı kuvvetler Bakanı Mareşal Grazianinin mahkemesi 15 günlük talikten sonra bu­gün yapılmıştır. Oturumda Vatikan Dış­işleri Bakanlığı Yardımcımı Montininin beyanatıokunmuş tur.

Sanığın Alman işgali sırasında Papalık muhafız kıt^ı adedini elliden iki bine çıkardığını ve bunların askerlikten af edildiğini bildiren Montini, Mareşal Grazianinin Bakan olunca 1944 senesi başın­da radyoda yaptığı beyanattan sonra bi­raz da endişe içinde kendisiyle temasa girdiğini söylemiştir.

9 Ocak 1949

Roma :

Bilhassa tarım işçileri arasında hüküm süren kaynaşma dün Bari bölgesinden Foggiaya sirayet etmiştir. Lucerada umumi grev ilân edilmiştir. Cerignolada işsiz binlerce tarım amelesi tezahürat­labulunmuştur.

Brendizide polis bir nümayişi dağıtırken onbeş işsiz amele hafif surette yaralan­mıştır. Akşam üzeri asayişi teminat al­tına almak için şehire polis takviyesi gel­miştir.

İÜ Ocak 1949

Roma :

İtalyan Dışişleri Bakanı Kont Sforza Ba­kanlar Kurulunca milletlerarası siyaseti izah etmiş ve bilhassa son zamanlarda Cannesde Fransız Dışişleri Bakanı Robert Schuman ile yaptığı görüşmeler hakkında izahat vermiştir.

Dışişleri Bakanının Beyanatı arkadaşları tarafındantasvipedilmiştir

16 Ocak 1949

— Roma :

Komünistlerin Kontrolü altında bulunan italyan Sendikalar Federasyonu, memle­ketin bazı bölgelerinde işi ağırlaştırmak hususunda işçilere emir vermiştir. Fede­rasyonun bildirdiğine göre, bu karar, iş­sizlik tehlikesi karşısında bulunan iki fabrikanın işçisine tesanüt ifade etmek için verilmiştir. Bu fabrikalar Milanoda bulunmaktadır.

Memleketin Endüstri istihsali üzerinde incelemelerde bulunan bir Parlâmento Komisyonu bahis konusu iki fabrikanın kapatılmasını teklif etmiştir.

B. B. C. nin Roma muhabirine göre, Fe­derasyon tarafından alman bu tedbir, hü­kümete karşı bir nevi siyasî manevra­dır. Komünist aleyhtarı Sendikalar Fede­rasyonubuişekatılmamışttr.

21 Ocak 1949

Milano :

İşçi Komünist birlikler birçok fabrikanın tasarruf maksadiyle kapanmasını protes­to etmek üzere bugün saat 9 ie X arası umumi grev ilân etmeği kararlaştırmış­lardır.

Birliklerin sağcı zümreleri, meselenin he­nüz Romada görüşüldüğünü söyleyerek grevemuhalefetetmişlerdir.

23 Ocak 1949

Roma :

Belediye teşkilâtına dahil olmayan Cemi­yetler Personelinin yaptığı grevler neti­cesinde İtalyanın başlıca şehirlerinde havagazı kesilmiştir. Bu işçiler, gündelik­lerin yeniden gözden geçirilmesini iste­mektedirler.

25 Ocak1949

Müddetsinolarakyapılanbugrevlere,dergisimetodlarvehürriyetlereriayet ediîmekşartiyleserbestsendikalarda iştiraketmektedir. Roma : İtalyanınİsrailHükümetinibilfiiltanıt inak üzerebulunduğu haber alınmıştır.

.

d : İSPANYA.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


1 Ocak 1949

— Madrid :

General Franco, yeni yıl münasebetiyle İspanya milletine hitaben radyo îîe ya­yınladığı mesajda ezcümle şöyle demek­tedir :

İspanyanın dünya barışı için bir tehlike teşkil ettiğini iddia edenlerin çevirmek is­tedikleri manevra ve anlayışsızlıklara rağ­men mevkiinin kararlı ve azimli durumu sayesinde İspanyanın geçen yıl içinde itibarveotoritesiartmıştır.

«İnsanların yanlış hareketlerine» rağmen harbin önlenebilmiş olduğunu soyîeyen İspanyol Devlet Şefi, yeni bir harb çık­tığı takdirde, daha iyi bir istikbal hazır­lamak maksadiyle gayret sarfeden İspan­yollarınuyanıkvebirleşikolaraknöbet yerinde hazır bulacağım teyid eylemiş ve nihayet komünist aleyhtarı mücadeleden doğan bugünkü rejimde elde edilen sos­yal ve kültürel hamleleri kayıdla ana­yurdun iyi istikbaline tam inançla bağ­lanmalarını İspanyol Milletinden talep et­miştir.

26 Ocak 1949

— Londra :

İspanyol Delegesi Salvator ve Madariaganın başkanlığında toplanan Internati­onale Liberale İcra Komitesi, komünist­lerden maada bütün Franco aleyhtarı partiler tarafından da Aralık ayında ya­yınlanan beyannameyi tasvib etmiştir.. Beyannamede, İspanyol Diktatörünün zo­ra müracaat edilmeksizin gitmesi isten­mektedir.

e :HOLLANDA,

OLAYLARIN TAKVİMİ.


3 Ocak 1949

— Batavia :

Hususi vasıtalarla buradaki cumhuriyet­çi kaynaklardan edinilen malûmata göre, evvelce hazırlanan plân mucibince çete hareketlerine geniş ölçüde başlanılmış bulunulmaktadır. Cumhuriyetçi kuvvetler ekseriya 50 kişilik veya daha az sayıda küçük birlikler halinde bölünmüş olarak ve memleket ekonomisi ile normal istih­sali tekrar tesis yolunda Hollandalılar tarafından yapılacak teşebbüsleri balta­lamak üzere kalabalık kasaba ve köylere sızmağa başlamıştır.

Ayni kaynaklar, Cumhuriyetçilerin işbir­liği olmadan Cavada ekonomik durumu vememleklîinzenginkaynaklarımişletmek imkânı olmadtğını memlekete isbat etmek ümidindedirler.

7 Ocak 1949

— Batavya ;

Hollandalılar tarafından yayınlanan res­mî bir tebliğde Hollanda İmparatorluğu çerçevesi dahilinde olarak bir Endonezya Federasyonunun kurulmasına taraftar olan Endonezyalıların, muvakkat Endo­nezya Hükümetinin teşkili için gerekli tedbirleri incelemek ü^ere bir komite vücude getirmiş oldukları bildirilmektedir. Hollanda Tebliğinde, bu komite üyeleri­nin Hollanda makamları tarafından gözaltı edilmiş bulunan Cumhuriyetçi idareci­lerle görüşmelerde bulunacakları belir­tilmektedir.

VII — ORTA AVRUPA. a : AVUSTURYA.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


10 Ocak 1949

— Viyana :

Amerikan işgal Kuvvetlerinin kontrolün­de bulunan Wiener Kurier isimli gazete­nin yazdığına göre Avusturya Polisi Styrie eyaletinde kâin Krazda Doğu Tyrole kadar dalbudak saian henüz te­şekkül halinde gizli bir nazi teşkilâtı meydana çıkarmışttr. Şimdiye kadar beş kişiyakalanmıştır.

Bir mücevher hırsızlığı üzerine Gerhardt Toenitz isimli talebenin odasında yapılan bir araştırma neticesinde Doğu ile Batı arasında bir harp vukuunda tatbik edi­lecek geniş bir plânın mevcudiyetini gös­teren bir takım vesikalar meydana çık­mıştır.Bulunanlisteler,teşiklâtüyelerinin Hitler gençliğine mensup olduklannt göstermektedir.

13 Ocak 1949

— Viyana :

Umumiyet itibariyle inanılır kaynaktan öğrenildiğine göre. Avusturya Komünist Partisi «İşçi Kuvveti» Komutanlığına eski bir Alman Generali tâyin edilmiştir. Ve hazırlanış tarzına göre» İsçi Kuvveti­nin»yakında11.000üyesibulunacaktır.

Aynı kaynaktan ilâve edildiğine göre, Franek adındaki bu General, gecen harp esnasında Ruslar tarafından esir edilerek komünist işçiler hakkıda kendisine geniş malûmat verilmiş ve geçen sene Komü­nist Partisi Askerî Müşaviri sıfatiyle Avusturyaya gönderilmiştir.

b : MACARİSTAN.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


3Ocak 1949

Vatikan :

Budapeşte Hükümetinin, Kardinal Minoszentynin şahsî durumu Haricinde, kilise ile müzakereye amade olduğunu bildirmek üzere Papalık nezdinde yaptığı teşebbüs Vaükanm hareket hattında bir değişiklik yapmamıştır. Esasen başka türlü bir şey de beklenemezdi.

Eğer Macar Hükümeti bu hareketi neti­cesinde kilise İle arasındaki köprüleri yıkmak istemediğini gösteriyorsa, Vati­kan da her hangi bir anlaşma için istinad edeceği noktaları hatırlatmaktan başka bir şey yapmamaktadır. Vatikana göre, Baş Piskoposun tevkifi gibi Papalık ma­kamına tecavüz teşkil eden bir tedbiri geri almağı düşünmeksizin müzakere ar­zusu izhar etmek hiç bir zaman tasavvur edilemez. Bu itibarla, her hangi bir ant­laşmanın ilk şartı Kardinal Mindszentynin serbestbırakılmasıolacaktır.

4Ocak 1949

Budapeşte :

Yetkili bir kaynaktan öğrenildiğine göre, Macar Başbakanı Etienne Dobi tarafın­dan tertiplenen ve Hükümet Erkâniyle Peskoposlar teşkilâttnın iştirak ettiği konferans Grenviç ayariyle saat 17 de Başbakanlık binasında açılmıştır. Macar Peskoposlar teşkilâtı üyelerinin çoğu sabahleyin Budapeşteye gelmişler ve Başkentin büyük papas mektebinde uzun görüşmelerde bulunmuşlardır.

Budapeşte :

Bugün Başbakanlıkta Hükümet mümes­silleri ile Kilise temsilcileri arasında akledilen konferans sonunda aşağıdaki teb­liğ yayınlanmıştır :

»Görüşmeden maksat Devlet ile Macar Katolik sınıfı arasındaki münasebetleri tanzim etmekti. Mevcut güçlüklere rağ­men, müzakereler mütekabil anlayış zih­niyeti içinde geçmiştir. Görüşmelere önü­müzdeki günlerde de devam edilecektir.»

5 Ocak 1949

Budapeşte :

Hükümet Erkânt ile Peskoposlar teşki­lâtı mümessillerinin iştirakiyle dün Bu­dapeştede toplanan ve iki buçuk saat süren konferans hakkında şimdiye kadar hiçbir haber sızmamıştır.

Gerek hükümet gerekse kilise çevreleri bu hususta büyük bir ketumiyet muhazafa etmektedirler.

Kati olarak bilinen bir şey varsa o da görüşmelerindevamedeceğidir.

n Ocak 1949

Budapeşte :

Hükümet temsilcileri ile kilise makam­ları arasında yapılacak ikinci müzakere­nin arifesinde yetkili mahfillerdeki ka­naate göre, kilise ile devlet arasında uzun. veya kısa vadeli bir anlaşma husule gel­mesi muhakkaktır. Budapeştede, hükü­metin daha geniş tavizlerde bulunmağa ve esasen hiç bir zaman baskı altında bu­lundurmamış addeyiediği din hürriyetine saygı göstermeğe amade olduğu beyan edilmektedir.

Buna karşılık Macar Hükümeti kilisenin kati olarak siyaset dışında kalacağını sanmaktadır. Bu hususta hükümetin Barankoviç muhalefet cephesindeki katolik partisinin dağılmasını inteyeceği de söy­lenmektedir.

Dün bu partinin yayınladığı karar sureti hükümetin kararını takviyeden başka bir şeye yaramıyacaktır. Filhakika halkçı demokrat parti bir tebliğde, Kardinal Mindszentynin tevkifine teessüf eyle­mekte, fakat bunu tasvibetmek veya etmemekten de kaçınmaktadır. Komünist mahfillerde bu iki yüzlü hare­kete daha fazla müsamaha edilemiyeceği ileri sürülmektedir.

Budapeşte :

Halk Mahkemesi, 1944 de gizli bir teşkiiâta mensup olan şimdiki Macar Başba­kanı Dobi ile oğlunu o tarihte ele ve­ren Gestapo Ajanı Baloghu müebbed küreğemahkûmetmiştir.

9 Ocak 1949

NewYork :

Kardinal Francis Spellman, mukaddes SsintEtienne tacının Budapeşte Hükü­meti eline düşmesini hangi «kanunî» va­sıta ile önüne geçileceğini bilmediğini söylemiştir. Bu hususta Kardinal Mindszentyin, geçen sene NewYorku ziyare­tinde Papas Svlvestrein onuncu asırda İmparator Saint Etiennee verdiği ve Avusturyadaki Amerikan işgal kuvvet­lerinin elinde bulunan tacın Vatikana verilmesini taiep ettiğini Kardinal Spell­man açıklamış ve bu konu hakkında Dış­işleri Bakanlığına yazdığını tasrih etmiş­tir. Dışişleri Bakanlığı o zaman, mukaddes eşyaların sahihlerinden başka bir kimse­ye verilmesi keyfiyetinin Amerikan ma­kamları yetkisi dahilinde olmadığı ceva­bını vermişti.

12 Ocak 1949

Budapeşte :

Iyİ haber alan kaynaklardan bildirildiği­ne göre. Macar Papaslar Meclisi, Deviet ile Kilise arasındaki münasebetler mese­lesi hakkında hükümetle müzakerelere devam etmeği reddeylemiştir.

Bazı siyasî mahfillerde, Macar papasîarının Vatikandan talimat aldıkları bildiril­mektedir.

13 Ocak 1949

Budapeşte :

Hükümet çevreleri Macar Piskoposlarının biruzlaşmayavarmaküzeremüzakerelere devamı reddetmiş bulunmalarından endişe duymamakta ve bunun netice iti­bariyle uzlaşmaya varacağına emniyet beslemektedirler. Filhakika Papalık ma­kamının henüz bu hususta resmen son sözünü söylemediğikaydedilmektedir.

19Ocak 1949

Budapeşte :

Bildirildiğine göre, Macaristan Hüküme­ti Avusturya sınırını kapamıştır. Minds­zentynin tevkifinden sonra yabancı memleketlere kaçmakta olan Macarların firarlarını önlemek maksadiyle böyle bir tedbirin alınmasına lüzum görüldüğü sa­nılmaktadır.

20Ocak 1949

Budapeşte :

Yabancı basın mensuplarının Kardinal Mindszentynin yargılanmasında hazır bulunmalarına müsaade edileceği bildi­rilmektedir.

22 Ocak 1949

— Budapeşte :

Macar Ruhanî Heyeti bugün. Macar Pis­koposlarının 10 Ocak tarihinde akdettik­leri Konferanstan sonra tanzim edilen bir raporuyayınlamıştır.

Katoliklere kilise disiplinine riayet etme­leri tavsiye edüen ve Macar Piskoposla­rının Vatikana olan sadakatları teyid edilen bu kilise raporu yarın bütün Ma­car kiliselerinde okunacaktır.

25 Ocak 1949

Budapeşte :

Haber verildiğine göre, Macar Hükümeti, köylüleri kollektifleşme sistemine sokma­ğa çahşmaktadır. Köylülerle hükümet arasındaki zıddiyet artmıştır. Komünist Partisi toplantısında konuşan Aakoşi, bu vaziyete temas ederek, köy istihsaîâtımn aşağı seviyede bulunmasının bugünkü Macar rejiminin yaşamasına bir tehlike teşki ettiğini ve hayat şartlarının taham­mül edilmez derecede aşağı seviyede bu­lunduğunu bildirmiştir.

Londra :

Macaristandan, gelen son haberlere göre, Macar işçileri (Komünist) Partisinin Merkez İcıa Komitesi sekreteri Kovacs, şimdiye kadar 200.000 parti azasının geç­mişi hakkında inceleme yapıldığını. 900.000 azanın geçmişini inceelmek üzere 6000 hususî komite kurulmuş olduğunu bil­dirmiş, birçok hallerde müfettişlerin faz­la ileri gittiklerini itiraf etmiştir. Bizzat Budapeştede partiden çıkarılan işçi sa­yısı her türlü ölçü ve tahmini aşmış bu­lunmaktadır.

Budapeşte :

Bilindiği üzere, vatana hıyanet suçu üe geçenlerde tevkif edilmiş olan Macar Ruhani Reisi Kardinal Mindszentynin. itiraflarda bulunması için cebir kullanıl­dığı hakkında yabancı basında çıkan ha­berleri, Macar Dışişleri Bakanı «tamamiyle gülünç» olarak vasıflandırmıştır. Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden biri, Kardinalm bir hücrede mahpus olma­yıp bilâkis gayet rahat bir yerde bulun­durulduğunu açıklamak lüzumunu his­setmiştir.

28 Ocak 1949

Budapeşte :

İyihaberalan çevrelerceöğrenildiğine göre Kardinal Mindszenty müdafaasını üzerine alacak bir avukat tâyinini red­detmiştir.

Kardİnalın bu kararı üzerine Adalet Ba­kanı Macar kanunu gereğince kendisine resenbiravukattâyinedecektir.

Diğer taraftan bütçe müzakereleri sıra­sında bu sabah Parlâmentoda demeçte bulunan Başbakan Etienne Dobi, hükü­metin Katolik Kilisesiyle bir anlaşmaya varmak arzusunu yeniden teyid etmiş, Kardinal Mindszentynin tevkifinin dine karşı bir tecavüz maksadiyle yapılmadı­ğını, fakat buna demokrasiyi müdafaa ba­kımındankararverildiğinibildirmiştir.

Viyana :

Viyanadaki Amerikan muhabirlerine ba­kılırsa eski Macar Başbakanlarından Dinyeş hududu geçerek Avusturyaya ilticaya muvaffak olmuştur. Yetkili Avusturya makamları bu haberi teyid veya yalanla­yabilecek bir durumda bulunmadıklarını söylemişlerdir.

30Ocak 1949

Londra:

Macaristandan yabancı muhabirlerin gön­dermeye muvaffak oldukları telgraflara göre, bu sene başında bütün mağazalar kapamak emri almışlardır. Bu kapanışın resmî sebebi yüzde 10 bir vergi ihdası için küçük sanat erbabının mallarının tesbitidir.

Inventerin tesbitinde çalışmış olan po­lis ve işçi müis teşkilâtı, bu fırsattan isti­fade ederek küçük sanat erbabının evle­rinde araşttrmalarda bulunmuşlardır. Muhtelif tevkifler yapılmış birçok kimse­ler debu yüzden intihar etmiştir.

Gizli oldukları iddia olunabilen bütün mallar müsadere edilmiş, bu arada Noel münasebetiyle gönderilen paketlere de el konulmuştur.

Londra :

Budapeştede yayınlanan ve Macar Par­lâmentosunda bulunan saylavların isim­lerini bildiren bir liste, bu parlâmento­nun temsili bir mahiyet taşımadığını açıkça isbat etmektedir. Filhakika 1947 senesin­de seçilmiş olan 414 saylavdan 149 u meclisten uzaklaştırılmış bulunmaktadır. Küçük emlâk sahipleri partisine mensup 68 saylavdan 34 ü çekilmiştir. Sosyal De­mokrat Partisine mensup 67 saylavdan 40 ı da aynı şekilde hareket etmiştir. 49 üyesi olan Feiffer Partisi ise tamamiyle meclisten ihraç edilmiş ve bunların yer­lerinebaşkalarıdagetirilmemiştir.

Partiler arasında temizleme yapıldığı sı­rada komünistler hariç bütün saylavlarn saylavlıklan geri alınmıştır. Bunların yer­lerine gelenler ise parti şefleri tarafından tâyin edilmişlerdir.

31Ocak) 1949

Budapeşte :

3 Şubatta başlıyacak olan Lindszenty dâ­vasının Budapeştede Adalet Sarayının büyüksalonundacereyanedeceğiöğrenilmiştir. Mahkeme heyeti, meslekten yetişmiş bir yargıçtan, başkandan ve hü­kümet partileri Koalisyonu ile Genel Çahşma Konfederasyonu tarafından temsilci sıfatiyle gönderilen 4 üyeden mürekkeb olacaktır.

Şimdiyekadarbirçokdâvayıidareeden OltiMahmekeyebaşkanlıkedecektir. TarımBakanlığınakarşıyapılnsuikasd ileCsornokynindâvalarınıdaOlti idare edecektir.

c : ÇEKOSLOVAKYA.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


10 Ocak Î949

Prag :

Bu sabah Prag Mahkemesinde «Cumhu­riyete karşı tertip» suçu ile 19 kişinin yar­gılanmasına bşlanmıştır. Beİlibaşlı sanık­lar arasında bir bir hâkim, bir doktor ve polise mensup yüksek bir memunr bulun­maktadır.

Sanıklar geçen Mart ayında »hürriyet için. gayri kanunî bir cemiyet kurmak ve Londradakimülteci Sİovak unsurları ile temasa geçmeye teşebbüs etmekle it­ham edilmektedirler. Bundan başka sa­nıkların «bir büyük elçiliğin şoförü vasıtasîyle» Sosyal Demokrat Partinin eski Sekreteri Blazej Vilim ile de muhabere ettikleribildirilmektedir.

Sanıklar aleyhindeki iddialar arasında kendilerinin gizli bir radyo istasyonuna sahip oldukları ve bir çok kişinin yaban­cı memleketlere kaçmasını teşvik ettik­leri şeklindeki ithamlar da mevcuttur.

16 Ocak 1949

Frankfurt :

Bildirildiğine göre Çekoslovakyanın Dış­işleri Bakanlığı eski Genel Sekreteri Arnold Heindrich kısa bir zaman önce hu­dudu geçerek müttefik bölgesine kaçmış­tır. Nevyork Times muhabirine bir de­mecinde demiştir ki :

Şİmdi Çekoslovakya tmaamen Moskova­nın hükmü altındadır. Moskova bu mem­lekete bir peyk memleket gözü ile bak­maktadır. Peyk memleket idarecileri Moskovanın emirlerine göre hareket et­mek için direktif almışlardır. Tito idare­sine karşı gerekli kararlar da ittihaz edil­miştir. Çekoslovakya bu sebeple Yugos­lavyaileticaretinienaşağıbirseviyeye indirecek ve ordu için teçhizat göndermiyecektir. Bir sömürge olarak Moskova bu peyk memleketleri her ne kadar kulanmakta ise de, bu memleketler arasın­daki anlaşmazlıkları halle muvaffak ola­mamıştır. Yugoslavya hariç bütün diğer peyk memleketler Moskovanın pençesindedir. Bu memleketlerde iktisadi hayat kötüleşmektedir. Buna sebep Rusya ta­rafından mer Ha metsize e sömürülmeleridir.

22 Ocak 1949

Prag :

Çekoslovakya Hükümetinin. Komünist Hükümeti devirmek gayesini güden bir tertibin ortaya çıkarılması hakkında bir tebliğ yayınlayacağı haber verilmektedir. Başkentte dolaşan sayialara göre, bu tertibe yüksek rütbeli bir çok subay da karışmış bulunmaktadır. Bundan başka yüzlerce subayın ve bu arada 1945 yılın­da Prag Hükümetinin başında bulunan generalin tevkif edildikleri öğrenilmiştir. Basın muhabirlerinin bildirdiklerine göre, hükümetin son zamanlarda verdiği bir karar gereğince Çek Harp Okuluna alı­nacak öğrencilerin ekserisi işçi ve köylü sınıfı arasından seçilecektir. Harp sıra­sında Batı devletlerinin kuvvetleriyle be­raber savaşan subaylar azledilmiştir.

25 Ocaki 1949

Prag :

Çekoslovakya futbolcularının eskiden ol­duğu gibi yabancı memleketlere giderek maçlar lyapamıyacakları tahmin olun­maktadır. Çekoslovakyadaki spor hare­ketleri hakkında yeni bir demeçte bulu­nan Başbakan Zapotocky, yeni Çekoslo­vakyanın sporculardan müteşekkil bir SnoblarvePrimadonnalarsınıfıkurmak istemediğini, yeni rejimin gayesinin si­yasi vecibelerini müdrik sıhhatli bir genç­lik vücude getirmek olduğunu söylemiş­tir.

Bu demeç son zamanlarda, Çekoslovak Spor ekiplerinin hakiki sporun ne oldu­ğunu bilmiyen «şüpheli» bazı memleket­lere gidemiyecekleri hakkında resmî mah­fillerden çıktığı tahmin edilen söylentileri teyid eder mahiyettedir.

28 Ocak 1949

Prag :

Prag Radyosu dün akşam Güzel Sanatlar İdaresinin artistik kıymeti olmiyan kart­postal basılmasını menettiğini ve kartpos­tal fabrikatörlerini, kendilerine verilecek mesela Leninin 8 artistik resmi gibi mev­zuları basmaya mecbur ettiğini bildirmiş­tir.

Londra :

Pragdan alınan son haberlerden anlaşıl­dığına göre, Çekoslovak Hükümetnin ya­yınladığı yeni kararnameler, küçük tüc­car, sanat erbabı, küçük patron ve köy­lüler için bir felâket olmuştur. Filhakika Başkan Gotwaldin vaitlerine rağmen, ko­münist hükümet memleket halkının bü­yük bir kısmının hayat imkânlarını bir darbede yıkmiış bulunmaktadır. Fiyatlar ve mal tevzii hakktnda yayınlanan karnameler buna sebep olmuştur.

Müşahitlerin kanaatine göre, komünistler nerede hakim olsalar, verdikleri vaitlere rağmen,benzer durumlar hasıl olmaktadır.

Prag :

Komünist Çek Hükümetinin aldığı bir | karara göre, yiyecek ve elbise karneleri yalnız ücretlilere, sosyal sigortaya kay­dolmuş bulunanlara, teşkilâtlı münevver­lere yani komünistlere, devlet memurla­rına ve mahdut bir kaç sınıfa dağıtılacak­tır. Halkın büyük bir ekseriyeti, bir nevi karaborsa olan serbest pazardan alış veriş yapacaktır. Bu pazardaki fiyatlar hak­kında şöyle bir fikir verilebilir: Bir el­bise aşağt yukarı 770 Türk lirasına te­kabül eden bir meblağ mukabili satıl­maktadır. Yiyecek maddelerinin fiyatı yanaşılmayacak kadar yüksektir.

Prag:

Prag Askerî Mahkemesi Rusyadaki eski Çekoslovak Askerî Heyetinin Başkanı General Uikayı vatana hiyanet ve yetki­sini kötüye kullanma suçu ile idama mahkûm etmiştir.

İngiliz İstihbarat Servisiyle temasa geç­mekten sanık olan generalin Rusya aley­hine casusluk yaparak para almış olduğu ileri sürülmektedir. Pika, 1S451948 yıl­ları zarftnda Çekoslovak Genelkurmayı­nın Başkan Muavini idi.

Generalin ölüme mahkûm edildiğini bil­diren resmî ajans Pikanın faaliyetini gös­teren vesikalar sayesinde Generalin suç­lu olduğunun kesin bir şekilde anlaşılmış bulunduğunu belirtmiştir.

VIII — SOVYET RUSYA.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


image001.gifIlı Ocak 1949

— Paris :

Buradaki siyasî çevreler tarafından ileri sürülen tahminlere göre Stalin, Batı Av­rupa komünist partilerine yaptığı tavsi­yede Doğu ile Batı arasında bir anlayış ve müsamaha havasının yaratılmasını is­temiştir.

FransızKomünistPartisinineskimensublartndan Saylav Marcel Cachİn.in Fransız Parlâmentosunun açılışı sırasın­da söylemiş olduğu nutuk, bu tahminleri azçok teyideder mahiyettedir.

Filhakika bu nutkunda Marcel Cashin, Fransada Millî Birlik tesisi lehinde bu­lunmuş ve «harbin kaçınılmaz» olduğu fikrini bilhassa reci ve General Eisenhowerden sitayişle bahsetmiş ve Birleşik Amerikasanayicileriniöğmüştür.

YANKILAR.


Rusya içinde ikilik...

Yazan:HüseyinCahitYalçın

4 Ocak 1949 tarihli «Ulus» Anka­radan :

Vaşingtonda gelen telgraflar Cumhur­başkanı Mr. Trumanm Rusyaya dair çok enteresan bazı şeyler söylemiş oldu­ğunu haber verdiler. Mr. Truman Rusla­rın «ahlâki olmıyan bir ahlâk sistemine» sahip olduklarını, bundan dolayı endişe duyduğunu ve Sovyet Hükümeti için mu­kavelenamelere riayet mefhumunun mev­cut bulunmadığım söyledikten sonra bazı Sovyet liderlerinin Birleşik Amerika ile anlaşmaya varmayı çok arzu ettiklerini de ilâve etmiş.

Pek tabiî olarak, Cumhurbaşkanının ağ­zından bu beyanat Amerikada heyecan uyandırdı ve türlü türlü tefsirlere yol açtı. Gazeteciler derhal Başkanlık Sekre­terliğine koşarak fazla malûmat istemişierse de resmî sözcü hiçbir tefsirde bu­lunmamış. Bu münasebetle, Mr. Trumanm geçen sene irat ettiği bir nutku da ha­tırlamışlar. Onda Stalin meşhur Bolşevik «Politbüro» sunun esiri gibi tasvir olun­muş ve kanaatlerine uygun surette ha­reket edebilse idi Batı Devletleriyle mü­zakereye yanaşmağa meyyal görüneceği de anlatılmış imiş.

Amerikan Cumhurbaşkanının ne gibi is­tihbarat üzerine böyle bir kanaate vâsıl olduğu meçhulümüzdür. Fakat sözleri şimdiye kadar sabit olan hakikatlere hiç uymamaktadır. Bolşevikliğin büyük Şefi Leninin eserleri Rusya ile kapitalist Ba­tı Devletleri arasında müthiş çarpışma­lar vukua geleceğini kabul etmiştir. Problems Of Leninisme eseriyle üstadının mezhebini şerh ve müdafaa eden Stalin aynı noktai nazarı kabul etmiştir. Esasen Kari Marx bütün dünya proletaryasını kapitalizmi yıkmak için bir diktatörlük teşkil etmeğe çağırmıştır. Komünizmin ve Rusyada aldığı nam ile, Bolşevikliğin gayesi tekmil dünyada hâkimiyet kurmak ve komünizmi bütün dünyaya yaymak­tır. Eğer bu hedefe harbsiz varabilirlerse Bolşeviklerin behemehal bir harb çıkar­mayı tercih edecekleri düşünülemez. Fa­kat, Batı Dünyası kendi rızasiyle başla­rını Rus boyunduruğuna uzatmadığı ve Bolşevikler de kuvvetli bulundukları tak­dirde bir harb behemehal patlak vere­cektir.

Vakıa, bir aralık bütün dünyada bir ih­tilâl çıkarmayı Trotskinİn düşündüğü ve Stalinin ise bir dünya inkılâbı olma­dan da Rusyada komünizmin yaşıyabileceği kanaatini beslediği hakktnda bir şa­yia çıkmış ve StalinTrotski kavgası bu şekilde izah edilmek istenmişti. Fakat iki Bolşevik Lideri arasındaki ihtilâf ve zıddiyetin sebepleri artık tamamiyle izah edilmiş ve Bolşevikliği dünyaya yaymak hususunda arada bir fark olmadığı anlaşilmiştır. Bolşevik liderlerinden bazıları­nın Avrupa ile uzlaşmaya meyyal bulun­maları, eğer bir hakikat ise,ne ifade eder? Batı dünyası ile anlaşmak istiyen Bolşevikler, komünizmin esas prensiple­rini terketmiştir, Batı milletlerinin ahlâk kıymetlerini kabul eylemişler ve muka­velenamelere riayet lüzumunu zihinlerine sokmuşlar mıdır? Bunlara evet cevabı verilirse, o halde bu Bolşevikler komünsit değildirler; onu terketmişler, Bolşevik­liğe hiyanet göstermişler demektir. Bina­enaleyh, kendilerine Rusyada hayat hak­kı kalmamıştır. Mademki yaşıyorlar, böy­le bir kanaate sahip olamazlar. Kendile­rinin Batı Dünyası ile bir anlaşmaya varmak taraftarı oldukları Mr. Trumanm kulağına kadar gelirse muhakkak ki N. K. V. D. nin de malûmu olmuştur. Bolşevik siyasi ve gizli polisinin ne de­mek olduğunu bilenler nazarında mu­hakkaktır ki böyle bir kanaat telkin eden kimseler, ne kadar yüksek mevkide bu­lunurlarsa bulunsunlar, mahzenlerde en­selerine bir kurşun yemeğe mahkûmdur­lar. Bolşevikliğin en yüksek simaları hep aynı cezaya çarptırılmadı mı?

Eğer bugün Bolşevik şeflerinden bazı­ları, Sovyet hükümetinin resmî siyaseti hilâfına olarak. Birleşik Amerika ile bir anlaşma taraftarlığı ediyorlar ve bunu Mr. Trumanın kulağına eriştirecek ka­dar ihtiyatsız davrantyorlarsa muhakkak ki Sovyet politikasını sevk ve idare eden grupla el altından müttefik bulunmak suretiyle bunu yapıyorlar ve bir hile ve taktik olarak yapıporlar. Bolşevik politi­kasının ne şeytanî ve cehennemi metodları, yalanlan ve taktikleri bulunduğunu haürlıyarak durumu incelersek, bütün bu şayiaların Batı Dünyasını tereddüde düşürmek için, Batı Dünyasında radikal tedbirler alınmasına mâni olmak için uy­durulmuş kurnazlıklar olduğuna hükme­deriz. Bolşevikler anlaşmazlar, uzlaşmaz­lar, kuyumuzu kazmaktan, mezarımızı hazırlamaktan vazgeçmezler. Durup din­lenmezler. Ya bizleri mahvedeceklerdir, ya kendileri mahvolacaklardır. Bunu on­larbizlerdendahaiyianlamışlardır.

Rusyada...

Yazan:Hürriyet

5 Ocak 194& tarihli «Hürriyet» İs­tanbuldan s

Amerikanın Moskova Büyükelçisi Bedeli Smithin beyanatından Rus liderleri ara­sında Amerika ile anlaşmağa taraftar olan­larbulunduğunuanlıyoruz.Rusyanın bugün takip etmekte olduğu politikaya bütün siyasî adamlarının taraftar olamıyacakîan esasen aşikârdı. Ergeç Rus si­yasetinin makul bir devreye gireceği ve Garp devletleriyle anlaşmağa mecbur ola­cağı muhakkaktır. Rus haricî siyaseti bugünkü haliyle kendisi için zararlıdır. Bu hırçın siyaset yüzünden Rusya geçen harbin yaralarını sarmağa henüz muvaf­fak olamamıştır.

Yine bu siyaset yüzünden alış veriş pi­yasası da hemen hemen durmuştur ve ihityacı olan en zarurî maddeleri bile ithal edememektedir. Rusyadaki idarenin ba­şında muhakkak ki makul düşünenler mevcuttur ve bu sakim politikantn daha fazla böyle devam edemiyeceğini anla­maktadırlar. Fakat Rusya ne zaman Garp devletleriyle anlaşmaya yanaşacak ve or­tadaki pürüzlü meseleleri halledecektir? Bunu şimdiden tahmin etmek güçtür ve ileri sürülecek olan bütün tahminler mev­simsizdir. Muhakkak olan bir şey varsa o da harpten çıkan dünyanın Rus yardı­mına ihtiyacıdır. Harp esnasında Rusya nihaî zafer için nasıl çalıştıysa, sulh za­manında da onu eski müttefiklerinin Sa­fında sulhu tesis İçin çalışırken görmek isterdik. Rus politikası sulh yolunu bula­madı ve kendini dünyadan tecrit edemiyeceği aşikârdır ve ister istemez Rusya dünya sulhunu koruyanların safına geç­mekmecburiyetinde kalacaktır.

28Ocak1949

Londra:

BulgarLideriDımrtroisonnutkunaa bugün 7 milyon olan Bulgaristan nüfusunun yakında10 milyona çıkacağı ümidi nikaybetmemekîcabettiğinisöylemiştir Londradakisiyasîyazarlaryakında Bulgaristandaiskân edilecekolan bu üc milyonfazlanüfusunneredengeleceğini sormaktadırlar.

b : YUNANİSTAN.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


1 Ocak 1949

Atina :

Ordunun harekâtı hakkında bu sabah Genelkurmay tarafından yayınlanan res­mî tebliğde, Kuzey Peloponezden nal şeklinde Güney istikametine doğru iler­lemekte olan millî ordu birliklerinin fazla bir mukavemete tesadüf etmedikleri,, çe­tecilerin çarpışmaktan çekinerek Güney­doğu istikametine doğru çekildikleri. Parnonos Dağlarının 1963 rakımlı tepesinin ele geçirildiği ve 400 den fazla çetecinin de esiredildiğibildirilmektedir.

Atina :

Kral Paul ve Bas Papas Damaskjnosun huzuriyle bu sabah Atina Kilisesinde icra edilen ayini ruhaniden sonra kordiplo­matik Atina Tiyatrosuna giderek Birleşik Amerika Elçisi Grodynin eşi ve Yunan İstihbarat Bakant Ailianosun refikası ta­rafından muhariplere milletin hayranlık ve minnet duygularım ifade için tertip edilentörendehazırbulunmuşlardır.

Merasim esnasında Kordiplomatik üye­lerinin en kıdemlisi olan Kanada Elçisi General La Fliche Yunan muhariplerinin bir an evvel ocaklarına dönmelerini, ye­ni senenin Yunanistana barış ve refah getirmesini temenni etmiş ve Batı demok­rasilerini hür yaşamak isteyen demokra­silere barışı sağlamak için yardımda bu­lunduklarını belirtmiştir. Merasim. Marshall Plânını tatbike memur Harrimanm bir hitabesi ile halkın uzun uzun «silâh verin,» diye bağrışması üzerine nihayet bulmuştur.

2! Ocak 1949

— Atina :

Son zamanlarda çeteci komünistler 3115 sivilikaçırmışlardır.Bunlardan765 i cebren çeteci birliklerine alınmışlar, geri kalanı ise Gortinia dağlarında önemli stratejik noktaların tahkiminde çalıştı­rılmışlardır.

Komknist Yunan sözcülerinden bîri şunu itiraf etmiştir ki, Yunan komünistleri bil­hassa Yunan Hükümetinin sinaî plânla­rını muvaffakiyetsizliğe uğratacak çok geniş bir baltalama teşkilâtı vücuda ge­tirmek gayesini güdüyorlar. Bu suretle demiryolu istasyonları, köprüler, su ve elektrik tesisatı tahrip edilecek ve çift­çilerin mallarını hükümet kuvvetlerinin ellerinde bulunan bölgelere göndermeleri önlenecektir. Böylece komünistler hedef­lerine erişmek için açlık ve sefaleti istis­mar edeceklerdir.

Bu sözcü, Yunan çetecilerine pek yakmda Kuzey komşularından daha fazla askerî ve diğer malzeme yardımı göreceklerini ve uçak alacaklarını haber vermiştir.

3 Ocak 1949

— Atina :

Harbiye Bakanı Rendis. refakatinde Ame­rikan Askerî Heyeti Şefi General Van Fleet ve General Tsakalotas olduğu halde, Peloponezde yaptığı bir teftiş seyahatin­den bu sabah, geri dönmüştür.

Bakan, Tripolide verdiği kısa bir nutukta, Genelkurmayın emri üzerine ihtiyaten yapılan tevkiflerden bahisle, ordunun ge­risini korumak için bu tevkiflerin zaruri olduğunu beyan etmiş ve şimdiye kadar tevkiflerin yapıldığını, göz hapsine alınan birçok şahsın herhangi bir suitefehhüme yer vermemek için muvakkaten bu va­ziyette kalmayı tercih ettiklerini tebarüz ettirmiştir.

Ondan sonra Patrasta konuşan Rendie, hudutların açık kaldığı müddetçe Yunanistan çetecilerle mücadeleye mecbur olacağı kanaatini izhar etmiş ve fakat Yunanistan.m bu mücadeleye zaruri gö­rüldüğü müddetçe devam edeceğini söyliyerek sözlerine nihayet vermiştir.

4Ocak 194#

Atina :

Larişadan resmî makamlara gelen ha­berlerden anlaşıldığına göre çetecilerin Başı Markos son günlerde gözden düşe­rek faaliyetten çekilmeğe mecbur edil­miştir. Filhakika son zamanlarda sözde demokrat ordunun genel karargâhı tara­fından yaytnlanan emir ve tebliğlerin al­tında «Orgeneral Gutas» imzası görül­mekte idi. Bu, Gutas müstear adı altında gizlenen kimsenin G. Vrontinios adında Atinah bir mürettip olduğu tesbit edil­miştir.

öte yandan aynı kaynaklardan sızan ma­lûmata göre, Markos, Yunan Komünist Partisinin kararı ile idam edilmiştir. Bu­na da sebep olarak Grammosda çetecile­rin uğradığı yenilğii gösterilmektedir. Bu yeniliğin başlıca sorumlusu da MarkosdUr.

Atina :

Genelkurmay Başkanlığının yayınladığı tebliğe göre Aralık ayının son on günü içinde çeteciler Batı Makedonyada 39S ölü ve 146 esir vermişlerdir. Hükümet kuvvetlerinin kayıbı 50 ölü 150 yaralı ve 37 kayıptır.

Tebliğde belirtildiğine göre bu çeteciler, taarruza geçtikleri her yerde daima kayıbauğramaktadırlar.

Genelkurmay Başkanlığı, çetecilerin Naoussa, Edessa, Kastoria şehirlerini işgal etmek istediklerini fakat taarruzlarının püskürtüldüğünühabervermektedir.

5Ocak 1949

Atina :

Ordunun harekâtı hakkında bu sabah Genelkurmay tarafından yayınlanan res­mî tebliğde, Peloponezde Ahaia bölgesin­de temizleme harekâtına devam eden Millî Ordu birliklerinin bu civarda faali­yettebulunançetecileridünGalaron


mevkiinde savaşa zorladığı ve cereyan eden şiddetli çarpışmalar sonunda çete­cilerin 120 esir ve o kadar da ölü ve ya­ralı bırakarak Erimanto dağlarının Doğu­sunda Çubro Tepesine doğru kaçtıkları bildirilmektedir.

6; Ocak 1949

Atina :

Kendilerini defter tutmağa mecbur ederi kanun hükümlerine itaat etmek istemiyen Atinanın küçük esnaf ve zenaat er­babı bu ayın onunda dükkânlarını ka­patmağa karar vermişlerdir.

Sıkı Yönetim Kanununa dayanan askeri makamlar dükkânlarını kapatacak oianları Askerî Mahkemeye vermek kararmdadırlar.

7Ocak 1949

Atina :

Sifulis ile Yunan bakanları dün Atina­da toplanarak şimdiki hükümetin genişle­tilmesi imkânları üzerinde bir hazırlık konuşması yapmışlardır. Başbakan Yar­dımcısı Çaldaris bu görüşmelerin neticesi hakkındaki raporunu bugün Kirala su­nacaktır.

8Ocak 1949

Atina :

Kabinenin parlâmento temelini genişlet­mek müzakerelerinde Bugün Sofulis ve Tsaldarisle Muhalefetten Papandreu ara­sında bîr görüşme ile başlanmıştır. Liderlerarasıgörüşmeler devam edecektir.

Daha evvel gerek hükümetin gerek mu­halefetin Vaşhingtondan yeni dönen Ame­rikan Elçisi Grady ile ve İngiliz Sefiri Nortonla yaptığı temaslar sonunda müt­tefiklerin bu mesele etrafındaki görüş­leri öğrenilmiş bulunulmaktadır.

Diktatörlük çeşnili hal çarelerini Lond­ranın iyi görmiyeceği anlaşılmaktadır. Amerikan tavsiyeleri ise, bilhassa kong~ reden yardım kanunları çıkıncıya kadar endişeyi mucip hareketlerden sakınıl­ması merkezindedir. Bu durumda şimdi­lik geniş ve cezri değişikliklere gidilmiyecektir.Esasçerçevesiniezcümleşimdiki Başbakanı muhafaza edecek bugün­kü hükümete muhalefetten bazı grupları ekliyerek muvakkat dahi olsa bir hal ça­resine varılması ve 1 Şubatta açılacak mecliste bîr oyluk ekseriyeti büyütmek le iktifa edilmesi en kuvvetli ihtimaldir. Hakiki kabine buhranının dahilî ve ha­rici gelişmelere göre sonradan ele alına­bileceği siyasi mahfillerin genel kanaat­lericümlesindendir.

General Papagosun Başkomutanlığı me­selesi de yeniden görüşülmeğe başlanmış­tır.

9Ocak 1949

Atina :

Yetkili bir kaynaktan öğrenildiğine göre, kabinenin genişletilmesiyle birlikte, ordu harekâtının tekelden idaresini sağlamak için bir başkomutan tâyini meselesi de halledilecektir.

Şimdiki Savunma Bakanı Rendisin yeni kabinede Millî Koordinasyon Bakanlığı­nıüzerinealacağıöğrenilmiştir.

10Ocak 1949

Atina :

Yetkili makamlara gelen haberlere göre, millî kuvvetler dün Morada Parnon Da­ğı kesiminde çetecilerle temasa muvaffak olmuşlar ve yapılan şiddetli çarpışmadan sonra büyük bir çeteci grupunu dağıt­mışlardır. Helmos Dağı kesiminde ise be­raberlerinde rehineler olan bir çeteci grubu ile çarpışmalar olmuş, rehineler kurtarılmıştır. Öte yandan bütün Morada çetecilerin habere iler iyi e sabotajcıların temizlenmesine dün de başarı ile devam edilmiştir.

Atına :

Hükümet tarafından bir müddettenberi tetkik edilmekte olan dahilî idarede ade­mi merkeziyet projesi kati şeklini almış­tır. Yakında Meclise verilecek olan bu projeye göre, Yunanistan, 12 genel vali­liğe ayrılmış olacaktır. Genel valiler, yüksek devlet memurları ve hâkimler arasından seçilecek ve her genel valilikte istişai bir İdare Meclisi bulunacaktır. Genel Valilik, mebuslukla beraber ayni şahıs üzerinde toplanamiyacaktır. Her genel valilik kendi bölgesinin bünyesine göre idari kararlar almakta geniş selâhiyetleresahip olacaktır.

Genel valiliklerle merkezleri şunlardır: Merkez Yunanistan: Atina, Egeî Midilli, Mora: Tripolice. Batı Merkez: Patras, Tesalya: Larisa, Girit: Kandiya. Epir: Yanya, Merkez Makedonya: Selanik, Bati Makedonya: Kozan, Doğu Makedonya: Kavala, Trakya: Gümüicüne, Oniki Ada: Rodos,

Atina :

Bugün Atinada resmen bildirildiğine gÖre, Kiralın Başmabeyincisi General Papagos. Yunan silâhlı kuvvetleri Başko­mutanlığıvazifesinikabuletmiştir.

Öte yandan yetkili bir kaynaktan öğre­nildiğine göre, Yunanistan, çetecilerin Şefi Markos tarafından Yunanistanın Komşularına gönderilmiş olan Yunanlı çocukların memleketlerine iadeleri hu­susunda Birleşmiş Milletler Genel Ku­rulu tarafından verilmiş olan kararın tat­bikini sağlamak üzere Rusyada dahil ol­mak üzere. Birleşmiş Milletlere mensup memleketlere başvurmak kararındadır. Bu çocukların memleketlerine iadelerin­de yardımını istemek üzere Kızılhaça da müracaatedilecektir.

111 Ocak 1949

Atina :

Halkçı Parti Şefi Başbakan Yardımcısı Çaldaris, Sosyal Demokrat Partisi Şefi Papandreou ve Başbakanı temsil eden li­beral bakanlardan Rendis dün gece bir toplantı yaparak değişmiş olan kabinenin karşılaşacağı Önemli meselelerde takip edilecek hareket tarzı hakkında tam bir anlaşmayavarmışlardır.

Kâfi derecede temsilî addetmediği hükü­mete Kanellopulosun katılmağı kafi olarak reddetmesinden sonra, kabinede değişiklik yapılmasına karar verilmiştir. Ancak diğer partilerin işbirliğine kapı açıkbırakılmaktadır.

Her üç şef de yeni kabinenin, millet içirt kötü olan bugünkü duruma karşı koya­cak ve kendisine yasama imkânları verecek parlâmento ekseriyetini sağhyacağı ümidindedir.

Sofulis, Çaldaris ve Papandreou yeni hü­kümetin Çarşamba günü yemin edebil­mesini temin için, kimlerin hangi .bakan­lıklara seçileceğini bugünkü görüşmeleri sırasındakararlaştıracaklardır.

Atina:

Genelkurmay tebliğ ediyor : Doğu ve Orta MakedonyadaPanghaion ve Kerdelisdağları bölgesinde vuku bu­lan çarpışmalarda çeteciler 49 ölü 47 esir vermişlerdir.

Güney Peloponezde hücuma geçen çete­ciler Monemvasiç isimli küçük bir limana neticesiz hücumlarda bulunmuşlar ve 16 ölü, 84 esir vermişlerdir.

12 Ocak 1949

Atina :

Halen Peloponezde harekâtta bulunan Dokuzuncu Tümen Komutanı General Manidakis, hükümet kuvvetlerine teslim olmaları için çetecilere yaptığı hitabede ezcümle şöyledemektedir :

Biliyoruz ki çeteciler, aralarında nadir istisnalar bulunmak sartiyle vatan haini veya Bulgar değillerdir. Çeteciler doğru yoldan çıkmış Yunanlılardır. Bu Yunanlıların Ölmesi bize zevk vermez. Fakat teslim olmaları bütün iyi Yunan vatan­daşları gibi bizimle yaşamaları bizi mem­nun eder.

Atina :

Yunan Genelkurmayı arafından bu ak­şam yayınlanan tebliğde bildirildiğine gö­re ağır ve havan topları ile desteklenen 10.000 çeteci, Makedonyada Maussanın Kuzey ve Güney varoşlarında hükümet kuvvetleriyle çarpışmışlardır; Tebliğ, dün başlamış olan bu çarpışmanın elan devam ettiğini ilâve etmektedir.

13 Ocak 1949

Atina:

Hükümetin Parlamento temelini geniş­lemek maksadiyİe Hükümet ve Sosyal DemokratpartisiLideriPapandreuarasındaki görüşmeler, varılan prensip an­laşmasına rağmen henüz kesin surette neticelenmemiştir. Sofulist Çaldaris Papandreu şeklinin nisbeten ufak.bir ekse­riyet temin edeceği göz önünde tutularak ezcümle Halkçı partinin biraz daha feda­kârlıkta bulunması ile başka kombine­zonlara varılması vee bu arada Birlikçi Parti Lideri Kanelopulos ve hatta Libe­ral Parti ekseriyetini kontrol eden Venizelos ile dahi işbirliği yapılabilmesi ih­timalleri hâlâ az çok mevcuttur.. Her hal­de durumun bir iki güne kadar tebellürü beklenmektedir. Yeni Bakanlar listesi hazırlanır hazırlanmaz Kral, halen Mo­rada yapmakta olduğu askerî durum, tetkiklerini yarıda bırakarak Atinaya dönecek ve yeni Hükümetin and içme törenine başkanlık edecektir.

General Papagosun Başkomutanlığı ka­bulü de henüz prensip anlaşması safha­sını aşmamıştır. General Papagos, harp zamanı geniş sel ahiye ilerinden başka ay­rıca ordu mevcudunun yakın zamanda 25Û bine çıkarılmasını ve politik mahiyet­te bulunan. Millî Müdafaa Yüksek Kon­seyinin lağvını istemektedir. Başkomu­tanlık kanun projesi üzerinde kati bir anlaşmaya varılıp varılamıyacağı da bu­gün veyayann anlaşılacaktır.

General Papagosun Başkomutanlığı, na­zariye itibariyle yalnız askerî mahiyetli bir iş gibi görülebilirse de, bu meselenin müsbet surette halli, siyasî buhranın da müsbet surette gelişmesi üzerinde mü­him tesirler icra etmekten hali kalmıyacakiır.

Kurulacak yeni Hükümetin 1 Şubatta Parlamento önüne çıktığı zaman parti­lerin meclisteki kuvvetlerine nazaran alacağı tahminlenen ekseriyet üzerinde o zamana kadar Moradaki askerî hare­kâtta mahsus bir muvaffakiyet elde edi­lip edilmemesi de ayrıca tesirini göste­recektir.

Söylendiğine göre, Başkomutanlık işi halledilir ve 1 Şubatta sağlam, bir ekse­riyet temin olunursa, Hükümet Mecli­sin uzunca bir müddet tatilini de teklif edecektir14 Ocak 1949

Atin?. :

Morada çetecilere karşı girişilen temiz­leme hareketi hakkında Tripolisden res­mî makamlara gelen malûmata göre. dün öğle üzeri Korentİa Vilâyetinde Mazi ke­siminde büyük bir çeteci grubu imha edilmiştir. Beşyüzü mütecaviz âsi kuv­vetlerinden 47 kişi öldürülmüş 23 kişi de esir edilmiştir, Esirler arasında çeteci grubunun doktoru davardır.

Atina :

Çeteciler geçen ay Tasalyada Karditsaya yaptıkları baskım bu defa Selanik Ovasında Ardea, Edesa, Nausa Kasabala­rında tekrarlanmışlar, bilhassa Nausay1 yıkmışlar, yakmışlar, lalan etmişler, zor­la asker devşirmişlerdir. Selanikin 75 ki­lometre kuzey batısında bu ani hücumu kırk kilometre kuzeyde Ksymakçalandan habersizce inen tam techizatlı iki çete tugayı yapmıştır. Teslim olmasına ramak kalan Garnizonu Verriadan gelen zırh­lı imdat kuvvetleri kurtarmıştır. Fakat Kasabanın bir kısmında ve civar tepeler­de muharebe hâlâ çetin olarak devam etmektedir. Askerî sözcü, harekât ve za­yiat hakkında henüz mütemmim haber alınmadığını söylemiştir. Mora dışında teşebbüsü hâlâ ellerinde tutan çete kuv­vetleri bu izaç taktiklerini tâli ehemmi­yette Tesalya ve Epirde de tatbik etmek­tedir.

Çeteler milli kuvvetlerin Moradaki ha­rekâtına sekte vermek esss hedefini gü­den, bu faaliyetlerde bulunurken Atinada siyasikararsızlıkdevametmektedir.

Milli Müdafaa Konseyinin lavğını şart koşan Papagosun Başkomutanlığı artık . bahis mevzuu değildir. Siyasi unsurlar bu konseyin idamesinde musirdirler. Bu­nun üzerine Başkomutanlık fikrinden vazgeçilip gecilemiyeceği henüz malûm değildir. Hükümetin genişletilmesi etrafmdaki müzakereler bugün de bir neticeje bağlanmamıştır. Kral Moradaki tetkik gezisinden yarın dönmektedir. Önümüzdeki günlerde müzakerelerin müsbet bir mahiyet alacağı tahmin edilmek­tedir.

— Atina :

Sofoklis Venizelosun tezini desteklemek suretiyle liberal saylavlardan 14 kişinin Parlâmentodaki hükümet .çoğunluğundan ayrılması üzerine partinin tamamiyle da­ğılması tehdidi karşısında kalan Başba­kan Sofulis, Venizelosun Başbakan Yar­dımcılığına getirilmesinin Çaldarise ka­bul ettirilmesi kararım vermiştir.

Çaldaris bu hal suretini kabul etmediği için hükümetin kurulmasına aİd müzake­relerşimdilikduraklamıştır.

Sofulisin yarın Krala vereceği yeni pro­jede kendi başkanlığı altında partiler üs­tü seçkin şahsiyetlerden mürekkep bir hükümet kurulması hususunda Venizelos tarafından iltizam olunan hal suretini teklif etmesi muhtemeldir.

Atina :

Genelkurmay tebliğinde bildirildiğine gö­re Orta Makedonyada Madussa şehrini kurtarmak üzere gönderilen takviye kıta­ları şehrin Kuzeybatısındaki kuvvetlerle savaşa girişmiştir. Mandus^^ Garnizonu, şehrin Güney mahallelerine çekilmiştir. Peloponezde çeteciler takip edilmektedir. 13/1 tarihinde çetecilerin 3 ölü ve 19 esir verdikleribildirilmektedir.

Atina :

Bugün neşrettiği bir tebliğde Yunan kuv­vetleri Kurmay Başkanlığı Naussa şehrini kurtarmak isteyen takviyelerin şehrin Ku­zeybatısında çetecilerle temasa geldikle­rini ve şehri müdafaa edenlerin Güneyde bulunan mahallelere çekildiklerini teyit etmektedir.

Diğer tarafdan bugün Makedonya cephe­sinden dönen Harbiye Bakanlığı Müste­şarı Radopulos beyanatta bulunarak Onuncu Tümenin bu sabah Naussa tepe­lerine hakim bulunan çetecilerle harbe giriştikleri ve hükümet kuvvetlerinin çe­kilirken çeteciler tarafından kullanmaları ihtimali olan bütün yolları tuttuklarını bildirmiştir.

— Atina :

Dün, çeteciler. Selanikin 90 mü Batısın da kâin Naussa şehrini ele geçirmişlerdir.

Şehrin üzerinden uçan bîr Pilotun ifade­sine göre,Naussa alevleriçindedir.

Hükümetin yayınladığı bir tebliğde, 6 saat süren kanlı bir savaş neticesinde saat 17 de şehrin garnizonunun bütün mukave­metinin kırıldığı ve hükümet kuvvetleri için kuvvetli bir kale vazifesi göre Nausanm elden çıktığı teyid edilmektedir.

Bir subay, çetecilerin katliama giriştik­lerini ve esir olmak zorunda kalan hükümetçilerin intihar ettiklerini söylemiş­tir.

Aynî tebliğde ilâve edildiğine göre, bütün mağazalar yağma edilmiştir. Çeteciler Dokuma Fabrikasını tahrip etmişlerdir. Hastahaneye ateş verilmesi üzerine bir çok hasta ve yaralı, diri diri yanmıştır. 25 bin çetecinin girişmiş olduğu bu ha­reketin, 1947 de Koniçanm muhasarasın­dan beri en şiddetli taarruz olduğu belir­tilmektedir.

— Atina :

Yunan Hükümet buhranı bekienmİyen gelişmeler sonunda esaslı değişmelere doğru yol almıştır, iki ay evvel geçirdiği büyük hastalığın derin izlerini üzerinde taşıyan 90 yaşındaki Başbakan Sofulis. siyasî hayattan çekilmek arifesindedir. Kendisiyle görüşmek isteyen Sofulisi Kıral bugün saat 17 de evinde ziyaret ede­cektir. Memleketin çok derin bir siyasî buhran geçirdiği hakkında dün akşam uzun bir demeç neşreden Sofulisin bu­gün Kirala istifasını vermesi beklenmek­tedir.

Kabineyi genişletme müzakerelerinde bu­lunan siyasî liderler Sofulisle işbirliği yapamıyacaklarını bildirdikleri gibi Libe­ral Partiden şimdiye kadar kendisiyle beraber kalmış olan son 1520 mebus da Venizelosun liberal ekseriyetine ka­tılmıştır. Kiral bugün istişarelerde bulu­nacaktır. Siyasî mahfillere göre, Parlâmentoda tek hal çaresi Çaldarisin halkçı

partisiyle Venizelosun Liberal Partisi arasında hükümet işbirliğidir, iki parti mecliste ikiyüz küsurluk büyük bir ço­ğunluk toplamaktadır. Venizelosun de­ğişmeyen fikri partiler arası geniş bir ı hükümet kurulmasıdır. Başbakanhğa Meclis Başkanı Teotokis, müstakil Kıralcı Sakelaruyu yahut parlâmento dışı es­ki Venizelist Bakanlardan Diomidis gibi partiler üstü bir şahsiyet getirilecektir. Venizelosla Çaldarİs Başbakan Muavini olacaklardır. Hükümet diğer partilerin istİkrakma de açık tutulacaktır. İdarî ve iktisadi huzursuzluk ve Markoc kuvvet­lerinin Makedonyadaki faaliyeti karşı­sında Atinadaki siyasî kararsızlığa cezri surette son verilmesi âcil bir mecburiyet ve bir millî vazife mahiyetini almıştır. Halk efkârı millî iktisat makenizmasmm aksayan taraflarında ve savaşın güdü­münde tesirini gösterdiği bir sırada hükü­mette istikararm teminini sabırsızlıkla beklemektedir.

Atina :

Başbakan Sofulis dün gece vakit basma verdiği tebliğde bugünkü şartlar içinde kabinenin genişletilmesi yolunda müza­kerelere girişmenin memleket için fay­dasız ve hatta zararlı olduğunu söylemiş, Yunanistanın kuvvetli bir hükümete muhtaç olduğunu ve kendisinin şahsen çalışacağı arkadaşları seçmekte serbest kalmasılâzımgeldiğinibildirmiştir.

Sofulis bundan onra çetelere karşı ha­rekâtı idare için ve sosyal sahada âdilâne tedbirler alınması gerektiğine ve idare mekanizmasının İslahı mutlak surette el­zem oluğuna işaretle «bütün imkânlar sağlanmadığı takdirde iktidari terketmek kararandayım»demektedir.

Atina :

Naussa üç gün üç gece çetecielr elinde kaldıktan sonra bu sabah millî kuvvetler tarafından kurtarılmıştır. Çeteciler takip edilmektedir.

Atina :

Dün öğleden sonra Kıral Paulun hususî Kalem Müdürü Metaxasın evinde bizzat Kiralın, siyasî partiler şeflerinin ve Bir­leşik Amerika ile ingiltere büyükelçileri­nin hazır bulundukları bir toplantı ya­pılmıştır.

Siyasî şefler bu münasebetle ayrı ayrı kıralla görüşmek ve durum hakkında düşündüklerini izah etmek fırsatını bul­muşlardır.Parlâmentodışı siyasî şeflerden biri olan Alexandre Diomidis, yeni hükümet başkanlığını alması için Papandreou tarafında yapılan teklifi kabul et, memiştir. Kral Paul bu akşam Başbakan Sofulisi ziyaret edecektir. Başbakanın Kralla görüşmesi sırasında dünkü beya­natında da belirttiği gibi yeni hükümetin ne suretle kurulması gerekeceği hakkında izahlarda bulunacağı tahmin olunmakta­dır.

Atina :

Sofulis 17.30 da saraya giderek istifasını vermiştir.

Kral,Sofulisinistifasıhakkındakiceva­bını sonraya bırakmıştır. Siyasîçevreleregöre,dahaevvelbütün siyasî liderleri konferans halinde tophyarak durumun önemiyle mütenasip süratli kararlaralınmasınıistîyecektir. Bütün siyasî liderler konferansını Kralia mülakatındaSofulis tavsiyeetmiştir. Konferansın yarın toplanması bekleniyor.

16 Ocak 1949

Atina :

Kıral Paul, Sofulisin istifasını kabul ve parlâmentonun bütün liderlerini Pazar günü için istişareye davet etmiştir.

Atina :

Hükümet kuvvetlerinin dün Naussa şeh­rine girişlerini haber veren Genelkurmay resmî tebliğinde bildirildiğine göre şe­hirdeki bütün fabrikalarla, umumî bina­lar yıkılmış, belediye reisi kurşuna di­zilmiştir.

Tebliğde, şehrin sakinlerinden 300 kişi­nin Kuzeye doğru çekilen çeteciler tara­fından kaçırıldığı tasrih edilmektedir. Ve ordu kayıplarının henüz tespit edilmediği kaydedilmektedir.

Atina :

Kiralın bugün siyasî parti liderlerine olan beyanatı, görünüşe göre bunlardan bazı­larını ve bilhassa demokratik prensiplere

sıkı sıkıya bağlı bulunanlarını hayret ve endişeyedüşürmektengerikalmamıştır.

Kiralın teklif ettiği hal çaresi, Anayasa hükümlerinetamamiyleuygungelmemekle beraber Yunanistanın geçirmekte bulunduğu bu vahim devrede 3 yıldanberi en küçük bir mesele etrafına bir­birleriyle uyuşamamış insanları bir ara­ya toplayan bir hükümet kurulması tale­binin o nisbette garip ve hatta günün şart ve icablariyle taban tabana zıd ol­duğu resmî mahfillerde söylenmektedir. Bütün bunlara rağmen muhtelif siyasî partiler şefleri bu akşam saat 18 de Ba­kanlar Kurulu salonunda toplanmışlar ve kiralın istediği gibi bir hükümet ku­rabilmesi yolunda görüşlerini uzlaştırmak ve müsbet yola götürmek için inceleme­lere başlamışlarsa da parti şeflerlndenbazıları kral tarafından ileri sürülen tek­lifler çerçevesi içinde memnunluk verici bir hal tarzına varabilmenin maddeten imkânsızolduğundaisreretmektedirler.

17 Ocak 1949

— Atina :

Dokuz parti liderinin dün geceki toplantı­sında Kiralın bir millî selâmet birlik hü­kümeti kurulması hakkındaki davetini esas itibariyle kabul etmiştir. Mümkün olduğu kadar geniş parlâmento temelli bir millî hükümet etrafında işbirliği ya­pılması kararlaşmiştır. Kabineyi kuracak Başbakanı Kıral seçecektir. Yarım dokuz lider ayrı ayrı kıralla görüşerek bu pren­sip kararını arzedecek ve fikirlerini bil­direcektir. Bu karar siyasî mahfillerde ve halk efkârında geniş ferahlık uyandır­mıştır. Bu suretle parlâmento içindeki şahsiyetlerden mürekkep, hem partiler arası istikrarlı bir hükümet kurulabile­cek, ayni zamanda anayasa çerçevesi içindedekalınacaktır.

— Atina :

Yunan siyasi partiler şeflerinin yaptık­ları toolantı da karışan Sosyal Demokrat Partisi Başkanı Papaandreu, «Yunan ka­bine buranının çıkmaza girmesine imkân yoktur, parlâmentonun geniş çoğunluğu­na dayanan her hükümet selefinin yerini almağa hazır bulunmaktadır.» demiştir. Papaandreu bundan önce, Venizelos, Çaldaris, Kanellopulos ile birlikte kabinenin

teşekkülü hakkında Kirala yeni bir hal çaresisunduklarınıbildirmiştir.Umumnyetle iyi haber alan çevrelere gÖre, 4 siyaset adamiyle kiral arasındaki görüşme oldukça soğuk bir hava içinde cereyan etmiştir. Çaldaris, Venizelos, Kanellapulos ve Papaandreu, Kiralın arzu­sunu tatmin edecek bir hükümet kurma.. ğa çalışmak üzere dün öğleden sonra da toplanmışlardır.

— Atina :

Naussa şehrine tearuz ederek şehri yağma etmiş olan çetecileri bugün takibe başla­yan hava kuvvetleri çekilmekte olan çe­tecilere ateş açmışlardır. Bu hücum neti­cesinde çeteci kuvvetleri iki kola ayrıl­mağa mecbur kalmıştır. Çeteciler 1000 metre yükseklikte sığınacak hiç bir yer olimyan dağlarda bu hava hücumların­dan son derece müteessir olmaktadırlar.

Büyük kuvvetlerin katıldığı bu takip ha­rekâtı çetecileri üç gün devam eden yağ­madan sonra beraber götürmekte olduk­ları rehinelerden büyük bir kısmını bı­rakmaya mecburetmiştir.

Resmî olmıyan tahminlere göre. Naussadan aşağı yukarı 2000 kişi dağa kaldırıl­mıştır.

18 Ocak 1949

— Atina :

Dün sabahtan gece yarısına kadar yetkili makamlara gelen telgraflardan anlaşıldı­ğına göre, Naussa şehrine baskın yaptık­tan sonra dağlara doğru çekilen çeteci­lerin esaslı kuvvetleriyle temas edilmiş olup. Flamburo Tepesi etrafında çok kanlı savaşlar cereyan etmektedir. Asiler büyük kayıplara uğratılmışlardır. Ote yandan Morada yapılan temizleme hare­kâtı metodlu bir şekilde gelişmektedir. Dün Tripolis civarında dört yüz kişilik bir çete grubu savaşa mecbur edilmiştir. Bu grup, tamamiyle imha edilmiştir. Çe­teciler kırk ölü ve bir çok yaralı vermiş­lerdir.

— Atina :

Harbiye Bakanı Rendisİn emri üzerine Ordu Müfettişi General Padopulos. 5 gün müddetle şehre hakim olan çetecilerin hangi şerait dahilinde taarruza giriştiklerini tahkik etmek maksadiyle Makedon­yadanNaussaşehrinegitmiştir.

Öte yandan ikinci ordu kolu, Naussa taarruzu esnasında hükümet kayıblarmın 17 ölü. 76 yaralı ve 126 kayıb olmak üze­re ceman yekûn 428 kişi olduğunu bildir­mektedir.

Bundan maada şehrin sakinlerinden 619 kişiçetecilertarafındankaçırılmıştır.

Bu arada gazete muhabirlerinin bildirdik­lerine göre Naussadan Kuzeye Doğru Kaymakcalan Dağı bölgesine çekilen çe­teciler, hükümet kuvvetlerinin vücude getirdiği manialarla karşılaştıklarından istikameti değiştirerek Vitsi Dağı bölge­sindeBatıyadoğrugitmişlerdir.

Çeteciler. 5 Dakota Uçağı ile 36 Spitfire tipindeki uçağın desteklediği hükümet kıtalarıtaıafmdantaaruzauğramıştır.

— Atina :

Dünküprensipkararmarağmensiyasî liderlerinezcümledörtpartişefiÇal­daris,Venizelos,Pauandreu,Kanelopulosunbütünpartilerlebirhükümetin pratikteimkânsızlığınıilerisürerek mümkünolduğukadargenişparlâmen­totemellibirhükümetformülüneda­yanıpdörtpartilikhükümetüzerinde İsrarettiklerianlaşılmaktadır.Busu­retlebeyannamesindebütünpartilerin iştirakiyle bir hükümet isteyen, aksi tak­dirdemillete parlâmentonun da müzahe­retinialacağınıümit ettiğibaşkabirhal çaresisunacağınıbildirendevlet şefiyle parlâmentoekseriyeti liderleriarasında açığavurulmamışbirihtilâfmevcutol­duğuveprestij bakımındandurumun nezaketarzettiğisiyasimahfillerdegizlenememektedir. Bu sebeple buhranın ge­lişmesibüyükilgiilebeklenmektedir. Dört parti şefi aralarında müzakerededir. Bazı mahfiller, Kiralın iki yüzelli oyluk dörtlerhükümetişeklinedoğrubazıte­mayüller gösterdiğiniişaret etmekteyse dedurumhenüzkeşinolarakaydmlanmamiştır. Bu işte halk efkârının tam mü­zaheretine dayana ve hükümetin tâyinini kendisinevadeden anayasayatamuygun hareketedenkıral,millîmücadeleyi sekteyeuğratanmüzminsiyasîbuhran­lara kesin olarak son vermek İstemektedir.

) Ocafc 1949

Atina :

Geçen Cumartesi istifa etmiş olan Sofulis, Kıral tarafından yapılan teklifi kabul etmiş ve komünistlere karsı girişilen harp ve enflasyon gibi karışık dahili olaylar­la meşgul olacak bir millî birlik koalis­yon kabinesi kurmak üzere temaslara başlamıştır.

Sofulisin Kıral Paule askerî işlerin sıkı bir kontrole tabi tutulması, sansür vazı ve sivil halkın hareketlerinin tetkik edil­mesi gibi General Papagos tarafından ileri sürülen talepleri kabul etmeyi tavsi­ye ettiği bildirilmektedir.

Papagosun başkomutanlık vazifesini al­madan evvel bu hususları şart olarak koşmuş ollduğu tektd olunmaktadır. Sofulis kabinesinin geçen hafta düşmesine sebep de buşartlar olmuştur.

Bu isteklerin kabulü, Millî Savunma yük­sek konseyinin ilgasını intaç edecektir. Millî Savunma konseyi, Başbakan, kabine üyeleri, Yunan kuvvetleri komutanları ve ingiliz ve Amerikan heyetleri temsil­cilerindenmürekkeptir.

Atina ;

Kıral Sarayı siyasi bürosundan tebliğ edilmiştir ;

«Sofulis hükümetinin İstifasından, kira­lın muhtelif siyasi partiler şeflerine mü­racaatından ve bunlar tarafından sunu­lan muhtıraların tetkikinden sonra Kıral Paul, tavsiyesi gereğince, geniş millî bir­lik zihniyeti içinde yeni hükümetin ku­rulması vazifesini tekrar Sofulise tevdi etmiştir.

Sofulis bu vazifeyi kabul etmiş Aleksandr Diomidesin Başbakan Yardımcılığı ve Maliye Bakanlığını ve General Papagos­un Ordu Başkomutanlığı vazifesini yük­lenmeleri dileğini ileri sürmüştür. Kıral. Sofulisin fikrini tasvibetmiş ve Aleksandr Dİomides de yukar:daki şartlarla hükü­mete iştirak edeceğini bildirmiştir.»

Atina :

Genelkurmayın yayınladığı tebliğe göre çetecilerin Naussa.ya yaptıkları hücum sırasında hükümet kuvvetleri 48 ölü, 123 yaralı vermişlerdir. 240 kişi kayıbdır. Sivil halk arasında 36 ölü ve 57 yaralı vardır. Çeteciler birçok rehine almışlardr. Hükümet kuvvetleri tarafndan takib edilen çeteciler, Visbinin Güneyinde Etambouroda ve Masovoumi bölgesin­deki savaşlarda 123 ölü ve iki esir, Peloponezde de 10 ölü ve 33 esir vermişler­dir.

Atina :

Anadolu Ajansının özel muhabirinden : Başbakan Sofulis ve Başbakan Vekili Dİomides mecliste 354 oydan 250 sini toplayarak Çaldaris, Venizelos, Kanellopulos. Markezini partilerinden müteşek­kil geni bir Koalisyon Hükümeti kurul­muştur.

Yeni kabine yarın onda and içecektir. Evvelki şekillerden tekfark,General Papagosuntamselâhiyetli başkomutan oluşudur.

Papandreu, Gonatas, Zervas partileri hü­kümet dışıdır.

Siyasî çevreler, buhranın neticesinden memnundur. Fakat hükümeti uzun ömür­lü görmemekte, bir intikal kabinesi telâk­ki etmektedirler.

Kiralın mesajından sonra, enerjik hal suretleri bekleyen halk da tatmin edilmiş görülmüyor.

20 Ocak 1949

Atina :

Genelkurmaydairesindenbildiriliyor : MerkezîYunanistandaKarpenissişeh­rine çeteciler bugün şafakla beraber hü­cum etmişlerdir.

Karpenissi Garnizonu kendisini şiddetle müdafaa etmektedir.

Atina :

Askerlik muayenesinde kendi hüviyet cüzdaniyle yerine hastalıklı birini gön­dererek muaf tutulmasını sağladığı mey­dana çıkan ve Atinanın en büyük doku­ma iabrikaterlerinden birinin oğlu olan Michel Chryssicopulos idam cezasına mahkûm edilmiş ve hüküm bugün yerine getirilmiştir. Kıral suçlunun af talebini ieddeUniştir.

21Ocak 1949

— Atina :

Orduya göndermiş olduğu bir günlük emirde yeni Harbiye Bakanı Panayotis Kanelleopulos 19401941 harbinde, Yu­nan orduları Başkumandanı bulunan Ge­neral Alexandre Papagosun yeniden bu mevkie getirildiğini bildirmiştir. General Papagos bugünden itibaren yeni vazife­sinebaşlamıştır.

22Ocak 1949

Genelkurmaydanbildiriliyor :

Çetecilerin hücumlarına karşı büyük bir gayretle kendini müdafaa eden Karpenisi garnizonu bir çıkış yapmağa ve çetecilerin hatlarınıyarmağamuvaffakolmuştur.

Peloponezde çeteciler, dün 17 Ölü ve 134 esir vermişlerdir.

23) Ocak 1949

Atina :

Bakanlar Kurulu askerî mahiyette oîan veya savaşanların kuvei maneviyeleri üze­rine tesir edecek her türlü haberin san­süretâbi tutulmasına kararvermiştir.

Bakanlar Kurulu, bundan sonra harb konseyinin teşekkülünü tasvib etmiştir. Bu konsey, Başbakan, Başbakan Yardım­cısı, hükümete iştirak eden dört parti li­deri, Başkomutan, Amerikan Iktisad He­yeti Başkanı ile Amerikan ve ingiliz as­kerî heyetleri başkanlarından mürekkep olacaktır.

Atina :

Genelkurmaydan tebliğ edilmiştir : Karpenissi Garnizonu erleri takviye müfrezeleriylebirleşmeğemuvaffakolmuş­lardır.

21i 22ye bağlayan gecede garnizonun büyük bir kısmı çetecilerin hatlarını de­lerek muhtelif istikametlere doğru kaç­mağa muvaffak olmuştur. Ocak ayınıninci günü takviye kuvvetleri çetecilerinelinde bulunantepelerdekimevkileriişgal etmişlerdir.

Hükümet kuvvetlerinin kayıbı 4 öîü ve bir subay olmak üzere 15 yaralıyı bul­maktadır.

Çetecilerin kayıbı44ölü, 12 esirdir.

Peloponezde Ocak ayının 22 inci günü şafakla beraber ordu müfrezeleri Parmona Dağı üzerindeki Agosi Vassilos kabasasım çevirmişler ve çetecilerle karşılasmışîaşdır. Çeteciler 20 Ölü ve 5 esir vermiş­lerdir. Hükümet kuvvetleri otomatik si­lâhlar, havan topları ve tüfekler ele geçirmişierdir.

£4 Ocak 1949

Atina :

Yunan ordusu Genelkurmayı tarafından neşredilen tebliğde Karperiissideki hü­kümet garnizonunun 20, 21 Ocak gecesi çetecilerin çenberini yararak kurtulmağa muvaffakolduğuteyidedilmektedir.

Peloponez bölgesinde 22 Ocakta Parnon Dağı üzerindeki Ağjios Vassilas Köyünü muhasara eden hükümet birlikleri bîr çeteci taburuna taarruzda bulunarak asi­lere 20 Ölü vermişler ve 65 esir almış­lardır.

Tebliğde son olarak orta ve Doğu Make­donyada çetecilerin Taksiarsi Köyüne taarruzda zulundukları ve 10 Ölü ile 16

esir verdikleri bildirilmektedir.

28 O<;ak 1949

Londra :

Yunan Asileri Başı Markos, yeniden bir barış mesajı yayınlamıştır. Asi Yunan Radyosunda yayınlanan bu mesajda, Yu­nanistanda serbest seçim yapılması is­tenmektedir.

B. B. C. muhabiri, bu teklifin Yunan hü­kümetinin yeni tedbir almasından ileri geldiğini bildirmekte ve serbest seçimle­rin üç yıl evvel Milletlerarası müşahit­lerin huzuru ile yapılmış olduğunu belirt­mektedir.

Atina :

Yetkili bir kaynaktan öğrenildiğine göre, Yunan Hükümeti, âsiler tarafından ileri sürülen ateş kesme sabah resmen büdibu gece veya yarm sabah resmen bildi­recektir.

29 Ocak 1949

— Atina :

{îenelkurmaydan neşredilen tebliğde şöy­le denmektedir :

Selâniğin yedi kilometre Güneydoğusun­da bulunan Amrikan Ziraat Mektebine akın eden çeteciler 36 öğrenci ile üç işçiyi beraberlerindegötürmüşlerdir.Birmüf­rezeçetecileritakibetmektedir. PeloponezinErimanthebölgesindeçete­ciler 15 ölü, 45 esir vermişlerdir. Ordudan iki kişi ölmüş ve 15 kişi yaralanmıştır.

Bu bölgede harekâttabulunan çetecilerin zayiatı 99 Ölü ve 83 esirden ibarettir.

OLAYLARIN TAKVİMİ


7 Ocak 1949

Bükreş :

Rador Ajansı Vaşingtondaki iki Romen Sefaret Müsteşarının geri çağırılması m talep eden Birleşik Amerika notasına Romen Hükümetinin cevabını dün akşam yaymlamştr. Notada ezcümle şöyle denil­mektedir :

Amerikan notası, Bükreşdeki Amerikan Elçiliği Müsteşarı ve Ataşesi olan Leverich ve Lavellin geri çağırılmasmı Ame­rikan Hükümetinden isteyen Romen Hü­kümeti notasına cevap vermek teşebbü­sünden başka bir şey değildir. Romen notası,LovellveLaverichindiplomat

olmalarından istifade ederek Romen da­hilî işlerine karışdıklarmi, Romen halkçı cumhuriyeti güvenliğine zarar vermek üzere casusluk ve sabotaj grupları kur­mak için Faşist Romen elemanlarını ele geçirdiklerini tasrih etmektedir.

16 Ocak 1949

Londra :

Muhtelif baltalama suçlarını idamla ceza­landıran yeni Romen kanunları Londra­da bazı tefsirlere mevzu olmuştur. B. B. C.nin siyasî muhabirine göre. Romanyada rejime muhalif olanlar ölüm ceza­sına çarptırılmakta ise de cinayet işleyen­ler idam edilmemektedir. Hükümet ma­kamlarının reüme karşı gelmeyi adam ördürmekten daha büyük bir suç addedtikleri aşikârdır.

Muhabire nazaran. Rusyada geçen Mayıstan beri ihanet ve baltalama ile bir­likte bütün cinayetler için ölüm cezası kaldırılmıştı. Birleşmiş Milletlerin insan hakları komitesinde son günlerde Sovyet temsilcisi bütün milletlerin Rusyadan örnek almasını istemişti. Binaenaleyh Roirfanyadaki komünist rejiminin her­halde böyle tedbirlere müracaat etmesini mecburikılanmübremsebeplervardır.

25 Ocak 1949

— Vatikan :

Romanyadan diplomatik kaynaklardan gelen en son haberlere göre, Bükreş Hü­kümetinin Romen katolikieri üzerindeki baskısı gittikçe artmaktadır. Altı Yunan­lı Katolik ikametgâhlarında gözaltı edüdiği gibi 400 papaz da Sovyetler Birliğine sürülmüştür. Romen Hükümetinin bütün gayretlerine rağmön şimdiye Kadar hiç bir papaz komünist rejimiyle işbirliği yapmağıkabuletmemiştir.

d : YUGOSLAVYA.

OLAYLARINTAKVİMİ.


1 Ocak 1949

Belgrad :

Rusyanın Yugoslavya ile 1949 yılı içinde yapacağı ticari mübadele hacmini sekizde 1 nisbetine indirmiş bulunmasının. Mare­şal Titonun Kominforiridan ayrılmadan evvel az müsaid şartları kabul etmemek yolundaki İsrarından ileri geldiği dün akşam buradaöğrenilmiştir.

Yugoslavlar, geçen yıl içindeki ticaret mü­badelelerine muadil alış veriş yapılması­nı istemişlerse de Sovyetler, Yugoslav­yanın Rusyaya olan maden ihracatının büyük ölçüde arttırılması ve bilhassa Rusyadan yapılacak makine idhalâünm azaltılması noktasında İsrar etmişlerdir. Yugoslav delegeleri, bu taleblere muva­fakat etmediklerinden yeni anlaşma, Yu­goslavyadan yapılacak kurşun ve diğer madenler ve çeşidi eşya idhalâtma muka­bil Sovyetlerden Yugoslavyaya ham pet­rol, deri, kürk ve kimya müstahzarları ihracınıderpişetmemektedir.

Burada bulunan Batılı müşahidler, kominformdan ayrıldıktan sonra Yugoslav­yanın maruz kaldığı en ağır darbenin bu yeni anlaşma olduğunu kabulde müt­tefiktirler.

Rusyadan Yugoslavyaya yapılacak ma­kine ihracatındaki azaltmanın 5 yıllık Yugoslav endüstrileşme plânını hedef tut­tuğusanılmaktadır.

10 Ocak 1949

Londra:

Yugoslavyanın beş yıllık kalkınma plâ­nının ikinci yılma ait endüstri plânında derpiş edilen fazla başarı elde etmeğe muvaffak olduğu dün açıklanmıştır. Endüstri isühsalâtmda 1947 yılma nisbeten yüzde 61 artış kaydedilmiş ve tarım plânı da tamamiyle başarılmıştır. Buna mukabil odun ve kereste istihsali norma­lin aşağısına düşmüştür. Bunun sebebi de, kereste imâline mahsus makinelerin mubayaasına tahsis edilen paranın. Rus­yanın vaadedilen miktarda pamuk vermemesi hasebiyle, pamuk tedarikine sarfedilmiş olmasıdır.

18 Ocaki 1949

Viyana :

1945 te Hırvatistandan kaçarak Avustur­yaya giren ve Tito rejimi aleyhinde giz­li bir teşkilât kuran sürgün Yugoslav­lardan 7 kişinin Graz Ağır Ceza Mahke­mesi tarafından altışar ay hapis cezasına mahkûm edildikleri Avusturya haberler ajansının tebliği ile açıklanmış bulun­maktadır. 7 sanık geçen Haziran ayında hududu gizlice geçerek Yugoslavyaya girmeğe ve Tito rejimi aleyhinde çete faaliyetlerine katılmağa teşebbüs etmiş bulunuy orl ardı.

Belgrad :

Genel .olarak iyi haber alan kaynaklara göre, Yugoslavyanın Kominforma men­sup memleketlerin zecri tedbirlerine karşı koyabilmek için, Batıdan malzeme ve sınaî teçhizat satın almak suretiyle sa­tın almak suretiyle sarfettiği gayretler ingiltere ve Amerika tarafından pek heyecanlı ve müsait karşılanmamıştır. Belgraddaki siyasî müşahitlere göre, Yugoslavya beş senelik plânının tahak­kuku irin gerekli olan makineleri temine muvaffak olamazsa kominforma karşı takındığı bağımsız durum bundan mü­teessir olacaktır.

İngiliz Ticaret Bakanlığı ve Amerikan Dışişleri Bakanlığının, Yugoslav Hükü­metinin muhtelif tip makineler satın al­mak üzdre temasa geçmiş olduğu özel teşebbüslere ihracat müsaadesi vermeyi reddettikleribildirilmektedir.

Batı devletlerinin resmî görüşleri. Yu­goslav Hükümetinin «arka kapıdan ge­çecek yerde» doğrudan doğruya alâka­dar hükümetlerle temasa geçmesi icabettiği ve bu suretle geneL bir anlaşma çerçevesi dahilinde olarak ;arzu ettiği şeyleri temin etmesinin muhtemel bu­lunduğumerkezindedir.

ingiliz Ticaret Bakanlığı ihracat müsaa­desi istiyen firmalara, ingiltere ile Yu­goslavya arasında uzun vadeli bir ticari anlaşmasının imzalanmasını beklemeleri gerektiğinibildirmiştir.

Diğer taraftan böyle bir anlaşmanın im­zası için yakında müzakerelere başlana­cağıhaberveriliyor.

21 Ocak 1949

Belgrad:

Bugün, Sırp Komünist Parti kongresin­de söz alan Mareşal Tito, Moskova rad­yosunun Yugoslavyaya karşı hasmane bir propagandaya giriştiğini söylemiş ve demiştirki:

Diğer halkçı demokrasilerin radyoların­da memleketimize karşı girişilen propa­gandalar, ancak .harp zamanında mür­teci ve faşist radyoların yaptıkları ya­yınlarlamukayeseedilebilir.

30; Ocak1949

—Atina :

Yugoslavyada şiddetli çete harekâtı baş­lamış bulunmaktadır. Bu durum karşısın­da Tito, genel güvenlik teşkilâtı adı âltmda özel bir askerî teşkilât vücude getir­miştir. Bir çok bölgelerde Tito kuvvetle­riyle çeteciler arasında kanlı çarpıçmalar olmaktadır.

X — BATI ASYA VE AFRİKA DEVLETLERİ.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


1 Ocak 1949

Telaviv :

İki düşman gemisi, dün akşam Telaviv bölgesindeki Yahudi kıyılarını topa tut­muş ve kıyı bataryalarının ateşiyle püskürt.ülmüslür.

ü aydanbcri Yahudi kıyılarına karşı ilk defa olarak denizden yapılan bu hücum­da insanca kayıb ve hasar olmadığı res­menbildirilmektedir.

Telaviv :

Mısır deniz birliklerinin dün gece Telaviv sahil bölgesini topa tutması üzerine İsrail Hükümeti sözcüsü bugün Mısırlılaraihtardabulunarakdemiştirki:

«Mısırlılar kaı:a veya denizde harbi ha­len savaşılan bölgeler dışına sirayet et­tirdikleri takdirde İsrail uçakları Kahi­reyibombalayacaklardır.

5Ocak 1949

—Amman :

Necefden gelen haberlere göre Siyonist­ler şiddetli savaşların cereya nettiği Mı­sırtopraklarında ilerlemeğe devam et­mektedirler.

Refah Hava Alaniyle Elaşirin Güneyin­de kâin diğer bir alan Yahudiler tara­fından işgal edilmiştir. Faluiadaki mu­kavemet de azalmaktadır. Sina bölgesin­deki Mısır birliklerinin kanalın ilerisine çekildikleribildirilmektedir.

6Ocak 1949

Telaviv :

iyi haber alan çevreler, 3 saat. süren dün­kü toplantıda Yahudi kabinesinin Güvenlik Konseyince verilen «ateş kes» emri­ni önceden herhangi bir kayıt ve şart ileri sürmeden kabul etmeyi kararlaştır­dığımtahminetmektedirler.

Yahudi makamlarının sekiz saat zarfın­da Necefoeki birliklerine ateşi kesmeleri için emir verecekleri ve Mısırla mütâ­reke yapmak için şartlarını ileride bil­direceklerianlaşılmaktadır.

Londar :

İsrail makamlarının Filistinde ateş kes emrini kp.bul etmeleri ü?erine ingiliz Dışişleri Bakanlığında bv. emrin 4 Kasımda Güvenlik Konseyi tarafından ve­rildiğitasrihedilmektedir.

Filhakika Güvenlik Konseyi iki taraf kuvvetlerinin 1.4 Ekim 1948 de işgal etiikleri mevzilere dönmeleri şartını ileri sürmüştü. Bu vesile ile Dışişleri Bakan­lığında ingilterenin Filistinde takip et­tiği siylsetin gaveu Güvenlik Konseyi. nin emirlerine riayeti sağlamak olduğu belirtilmektedir.

7 Ocak 1949

Telaviv :

Bir Yahudi kaynağından bildirildiğine göre Mısırlılar, şimdi tamamiyle tecrid edilmiş bulunan Faluca Garnizonunu havadan isseve yeniden teşebbüs etmiş­lerdir. Askerî mütehassıslar, erzak ve cephanesi tükenmiş olr.n bu garnizonun ümidsiz bir vaziyette bulunduğunu kabul etmektedirler.

LakeSuccess :

Ralphe Buncheun Filistinde muhasa­matın durduğu ve Mısırla İsrail Devlet­leri arasında yakında müzakerelerin başsiyasî çevrelerinde geniş faaliyete sebeb olmuştur.

Sanıldığına göre Birleşik Amerikanın Telavive gönderdiği özel temsilcisi Ja­mes Macdonald hadise hakkında İsrail Hükümeti nezdînde malûmat almak için, Trumanın isteği üzerine istirahat maksadiyle gittiği sayfiyeden dönmüştür.

Cumartesiyi Pazara bağlayan gece Macdonaldm Beyaz Saraya bir rapor gön­dermişolmasıihtimali vardır.

öteyandan, Sovyet Rusya temsilcisi Pavel Yershov hadise hakkında İsrail ma­kamlarından malûmat İstemiş ve şimdi­den raporunu Moskovaya göndermiştir. İsrail siyasî çevrelerinde İngiliz takviye kıtalarmm son günlerde Ürdüne çıka­rıldığı ve Cumartesi günkü hadisenin, İngilterenin Arapların lehine muhasemata müdahale etmek arzusunda oldu­ğunu gösterdiği söylenmekte ve Güven­lik Konseyinin bu hadise ile alâkadar ol­masıİâzimgeldiğitasrihedilmektedir.

1C| Ocak 1949

Londra :

israil uçaklarının ingiliz uçaklarına hü­cumu neticesinde, ingiltere tarafından yapılan protestoyu İsrail Devletinin red­detmesi üzerine Filistin buhranı daha vahim bir yarbaya girmiş bulunmakta­dır.

İngilterenin Amerika Büyükelçisi Sir Oliver Frankm dün bu konuda Dışişleri Bakanlığında bir görüşme yapmış oldu­ğubildirilmektedir.

Diğer taraftan, İsrail Hükümetinin de bu konuda Amerika Dışişleri Bakanlığma ve Birleşmiş Milletlere müracaat ettiği Telavivden bildirilmektedir.

ingiltere Dışişlri Bakam M. Bevin, Fi­listin meselelerinin inkişafını takip ede­bilmek için bu tatilini Londrada geçir­miştir.

Kabine Filistin anlaşmazlığı ve Ortadoğudaki İngiliz askerî birlikleri mevcudu meselesini inceleyecektir.

Telaviv :

Resmen bildirildiğine göre son Yahudi kıtaları da dün gece Mısır topraklarını terke tm işlerdir.

Telaviv :

Bugün burada iyi haber alan çevrelerden bildirildiğine göre İsrail Dışişleri Bakanı Moshe Shertock ,önümüzdeki Çarşamba günü Rodosda Mısırlılarla yapılacak ba­rış müzakerelerine iştirak edecek olan israil Murahhas Heyetine Başkanlık ede­cektir.

İsrail Dışişlri Bakanlığı Arap İşlri Da­iresi Şefi Elias Sassonun, İsrail Murahhas Heyeti üyeleri arasında bulunması muh­temeldir.

Elias Sasson, Birleşmiş Milletler Kuru­lunun Paristeki toplantısı sırasında Arab temsilcileri ile temas halinde bulunmuş­tu.

11 Ocak 1949

Londra :

İngiltereye karşı İsrail Hükümetinin al­mış olduğu düşmanca tavır yüzünden hadis olan durumu İncelemek üzere as­kerî şefler kabine üyeleri ile bir toplantı yapmayadavetedilmişlerdir.

Amerikanın yakın zamanda anlaşmazlı­ğın diplomatik yollarla halledilmesi için İngiltereyi ikna edeceği ümid edilmek­tedir. İngiltere Amerika île mütemadi te­mas halindedir ve iki memleket Dışişleri Bakanlıkları arasında müteaddit mesaj­lar teati edilmiştir.

Dışişleri Bakanlığında askerî şeflerle gö­rüşmeler yapıldıktan sonra, Dışişleri Ba­kanlığının bir sözcüsü, İngilterenin bu­günkü durum karşısında ittihaz edilecek hareket tarzım incelemekte olduğunu ve önümüzdeki günler içinde bir karara varmasının muhtemel .bulunduğunu söy­lemiştir.

Diğer taraftan, İngiliz Hükümetinin beş İngiliz uçağının düşürülmesi hadisesin­de tek taraflı bîr karar alacağı bildiril­mektedir. Çünkü bu hadisenin ingiltere ve Amerikanın benzer bir siyaset takip etmekte oldukları asıl Filistin meselesi ile hiç bîr münasebeti bulunmamakta­dır.

İngiltere bugünkü işbirliğini bozmak ni­yetinde olmadığından bu meselede ala­cağıkararıAmerikayabildirecektir.

Daily Telegraph gazetesine göre, Cu­martesi Maltadan Mısıra 300 İngiliz Komandosu gönderilmiştir.

12 Ocafe 1949

Telaviv :

israil kabinesi dün bir kaç saat süren bir toplantı yapmış ve toplantı sırasında ingiliz hava kuvvetlerine ait o uçağın Filistinde düşürülmesi neticesinde çı­kan anlaşmazlık dolayısİyle İngiltereye karşı siyasî mücadeleye girişmek lâzım gelip gelmeyeceği meselesini incelemiş­tir.

Telavivde dolaşan haberlere göre, Ame­rika. Güvenlik Konseyi kararlarına kar­şı itaatsizliği iyi karşilamıyacağını İsra­il Hükümetine ihsis etmiş bulunmak­tadır. Fakat resmî mahfiller böyle bir ih­tar yapılmış olduğunu yalanlamaktadır­lar.

Amerikanın hususi temsilcisi James Mc Donlad da, dün israil devlet adamları ile görüşmelerde bulunmamış olduğunu söy­lemiş, fakat bu konuda her hangi bir yorumdabulunmaktanimtinaetmiçtir.

—Telr.viv :

Bu sabah Mapai Sosyalist Partisi toplan­tısında söz alan Başbakan Ben Gurion ezcümle demiştir ki :

Hafta sonundan evvel yalnız bir Arap devletiyle değil iki Ar^p Devletleriyle ba­rış görüşmelerine girişeceğiz. Bu devlet­lerden biri Güneyde diğeri Kuzeydedir. Ortadoğu ile ilgili üçüncü bir taraf mev­cut olmamış olsa idi biz Arap memleket­leriyle çoktanberi barış akdetmiş olur­duk. Mamafih bu sefer Arap memleket­lerinin kendilerine mahsus bir barış si­yasetilakinedeceklerinisanıyorum.

Telaviv :

Bugün demeçıte bulunan İsrail Devleti Maşbakanı David Ben Guron, Rodosta yapılacak mütareke görüşmelerine İsrail Devleti komşularından birinin daha ka­tılacağınıaçıklamıştır.

Ben Gurion, bahis mevzuu devleti açık­lamaktan kaçınmış bunun Filistinin Kuzeyindeolduğunusöylemekleiktifaetmiştir. Müşahitlere göre bu devletin Lübnanolmasımuhtemeldir.

14 Ocak 1949

Rodos :

Birleşmiş Milletler teşkilâtı Filistin Ara­cı Vekili Dr. Bunche Mısırlılarla İsrail Devleti murahhasları arasında cereyan edecek olan müzakereleri resmen açmış ve görüşmelerin iyi netice vereceğine dairümitlerinibeyanetmiştir.

Dün öğleden sonra, Dr. Bunche evvela Mısır Heyeti ile sonra da İsrail Devleti­nin mümessilleri ile görüşerek, derhal mütareke emri verilmesi için gerekli ter­tipler ve tedbirler üzerinde müzakerede bulunmuştur.

Roses Otelinde Yahudi ve Mısır heyet­lerinin iştiraki ile yapılan toplantıda Aracı Vekili Dr. Bunehe başkanlık et­miştir.

Rodos :

Mısır Murahhas Heyeti Başkanı Albay Seyfettin, Mısırın sulhu idame yolunda­ki uzun gayretleri muvaffakiyetsizlikle neticelendikten sonra Filistinde silâhlı bir ihtilâfa girdiğini söyleyerek demiştir ki :

Bu konferansa Filistinde sulhu yeniden kurmak yolunda hiçbir gayreti esirgeme­mek arzusiyle geldiğimizi temin ederim. Güvenlik Konseyi kararlarının tamamlan­ması için çareler aramak yolunda iş­birliği ve uzlaşma zihniyeti ile hareketettiğimizigöreceksiniz.

Dr. Bunche, bütün oturumlara başkanlık etmek üzere resmen konferansa başkan olarakseçilmiştir.

Kahire :

Resmen bildirildiğine göre Rodos müzarekcreleri tamamiyle askerî bir mahiyet almaktadır. Konuşamalar, Güvenlik Kon­seyinin 4 ve 16 Kasım tarihli kararları­nın tatbiki şekilleri üzerinde cereyan et­mektedir. Müzakerelere iştirak eden ye­gâne sivil şahsiyet aylardanberi Birleşmiç Milletler Aracı Vekilinin Temsilcisi Poblo Azcarate ile Mısır Hükümeti ara­sında irtibatı sağlayan Mısır Dışişleri Bakanlığıtemsilcisidir.

Mısır gazetesi, Rodos müzakerelerini tef­sirleşunlarıyazmaktadır.

Müzakerelerin manajsi üzerinde yanlış­lık yapmamak lâzımdır. Sözde israil Devletinin tanınması bahis konusu ola­cak değildir. Sionistlerle doğrudan doğ­ruya müzakerelere girişmek veya bir yuvarlak masa konferansı da mevzuu bahsol?.maz.

15 Ocak 1949"

— Rodos :

Yahudilerle Araplar arasında Filistin^ de mütarekenin imzalanması maksadîyle girişilen müzakerelerin üçüncü gününe iki taraf hazırlanmakta bulunduğu sırada Birleşmiş Milletlerin yetkili kaynağın­dan verilen haber, mütarekenin önümüz­deki yedi gün zarfında Parafe edilebile­ceğinibildirmektedir.

Kuvvetlerin savaş mevzilerinden geri çekilmeleri için Güvenlik Konseyince verilenemirlerintetkiki,vemütareke plânı tasarısı, gelecek oturum gündemin­dekimeseleleriteşkiletmektedir.

Tasarının, gecen Ekim ayında «ateş kes» emrinin ihlâlinden beri Falucada kuşa­tılmış kalan Mısır tugayının geri çekil­mesi şartını ihtiva etmesi çok muhtemel­dir.

Filistinde barışın muhafazası hakkında dün akşam söz veren delegeler, konferans odasınagüleryüzlegirmişlerdir.

Dr. Buntjhe, anlaşmanın «ileriye doğru atılmış büyük bir adım» olduğunu söyliyerekşöyledemiştir:

Şimdiye kadar yalnız ümitlivdim, artık katı surette cesaret almış bulunuyorum. Yahudilerle herhangi bir Arap memle­keti arasında devamlı barış yolunda va­rılanilkmüsbetanlaşmadanBuncheun duyduğu iyimserliğe konferans çevreleri deiştiraketmiştir.

Delegelerin oturdukları otel salonu ni­hayet ciddiyet havasını kaybetmiş bu­lunmaktadır.

Dün akşam salonda bulunan Yahudiler­le Araplar, aralarında henüz bir yakın­lıkolmadığındanikiayrıgrupteşkil etmekte bu arada Dr. Bunche da bir gruptandiğerinegidipgelmekteydi.

Bunche. dün akşam Mısırlılar şerefine bîr kokteyl verdiği gibi bu akşam da Yahudileridavetedecektir.

Otel müstahdemlerinden biri, iki tarafın iştirak edeceği bir kokteyl parti «hazır­lamak için kendilerine talimat verdiğini söylemiştir.»

Rodos :

Rodos müzakerelerinin 3 üncü günü, Ralph Bunche ile İsrail Heyeti Başkanı Dr. Walter Eytan arasında özel bir gö­rüşmeylebaşlanmıştır.

Dr. Eytan, İsrail Hükümetinin konferans gündeminin Güvenlik Konseyi kararları­na uygun olarak tanzimine taraftar ol­duğunu belirtmiştir. Bu gündemde aşa­ğıdakihususlarbulunmaktadır:

Faluca da muhasara edilmiş olan Mısırlılarm vaziyeti Mütareke Heyeti­nin kimlerden teşekkül edeceği, kuvvet­lerin geri çekilmesivetahdidi.

16Ocak! 1949

Rodos :

Bugün hafta sonu ve Pazar olmasına rağ­men Mısır heyetlerinin Kulis çalışma­ları. Falujada kuşatılmış bulunan Mısır tugayının tahliyesi ve diğer mühim ve nazik sayılan mütareke meselelerinin konferans gündemine nasıl geçirilmesi lâzımgeldiğine aid incelemlerle dolmuş­tur.

Yahudilrin bu noktalar hakkında görü­şü, Aracı Vekili Dr. Bunchea bildirilmiş ise de Mısırlılar bugün de kendisiyle ay­ni meseleler etrafında görüşmlelere de­vametmişlerdir.

17Ocak 1949

Rodos :•

Birleşmiş Milletler teşkilâtı sözcüsü, be­yanatta bulunarak Rodos müzakereleri sırasında İsrail Devleti temsilcileri ile mısırlıların çok nazik bir mesele üzeri­nde anlaşmaya vardıklarını söylemiş, lâ­kin bu meselenin ne olduğunu tasrih etmemiştir.

Bununla beraber, sözcünün bahsettiği bu meselenin Faluca meselesi olduğu an­laşılmaktadır. Bilindiği gibi, buraya açılmış olan bir gedikte 2000 kadar Mı­sır askeri 22 Aralık tarihindenberi mu­hasara altında bulunmaktadır. Telaviv;den alman haberlere göre, israil Devletinin muhasarayı kaldırmak arzu­sunugösterenalametler mevcuttur.

Diğer taraftan haber verildiğine göre, İsrail Devleti diğer iki Arap Devleti ile ve muhtemel olarak Ürdün ve Lübnan­la temas halindedir. Bu devletlerle mü­zakerelerin başlaması ihtimali de vardır. Lâkin görünüşe göre, bu iş Rodos mü­zakereleri müsbet bir neticeey vardığı takdirdetahakkukedebilecektir.

Rodos :

Mısır ile İsrail Devleti arasında mütare­keye varılması maksadiyle girişilen mü­zakerelerin beşinci gününde, gündemde­ki ikinci meselenin süratle kabul edilme­si için koridorlarda hummalı bir faaliyet gözeçarpmakladır.

Faluca"da muhasara edilmiş bulunan 9 uncu Mısır Tugayı meselesiyle mütareke­nin ana hatlarının tesbiti bütün anlaş­manınmerkeziniteşkiletmektedir.

Murahhas heyetleri, Falucada muhasara edilmiş bulunan Mısır tugayının tahli­yesi hususunda dün bir anlaşmaya varabihnislerdir. Bu tahliye mütareke anlaş­ması gereğince yapılacaktır. Birleşmiş Milletler Aracı Vekili Bunche, bugün Mısır Murahhas Heyeti Başkanı ilegörüşmüştür.

Bu görüşmede memnuniyet verici bir ne­tice elde edildiği takdirde müteakiben iki murahhas heyeti görüşecek ve gün­demdeki ikinci mesele kül halinde kabul edilecektir.

Bugörüşmeninengeçyarın veya öbürsügünyapılmasıbeklenmektedir. Oteyandan,öğrenildiğinegöremurahhas heyetleri bu hususta kendi hükümetleri­nintasvibiniistemişbulunmaktadırlar.

Cenevre :

Özelmuhabirimizbildiriyor : TürkiyeTemsilcisiHüseyinCahitYal­çın. Fransa Temsilcisi Claude de Boisanger ve Birleşik Amerika devletleri tem­silcisi yerine Amerikanın Bern Ortaelçi­si Vincentdan mürekkep Filistin Birleş­miş Milletler Uzlaştırma Komisyonu bu­gün Cenevrede Milletler Sarayında ilk toplantısınıyapmıştır.

Uzlaştırma Komisyonu işe başlamadan evvel, Filistinde bir barış eserinin ger­çekleştirilmesi yolunda hayatını feda eden Kont Bernadotteun hatırasını teb­cil etmiştir.

Komisyon. Başkanlık vazifelerin müna­vebe ile yapılmasına karar verilmiş ve ilk olarak bu vazifeyi kabul etmesini Türkiye Temsilcisinden rica etmiştir. Komisyon, Genel Kurulun kararında da derpiş edildiği üzere, resmî merkezini 24 Ocak Pazartesi gününden itibaren Kudüstekurmayıkararlaştırmıştır.

Komisyon Başkanı faydalı gördükçe, Ko­misyon çalışmaları hakkında tebliğler yaymlıyacaktır.

Nihayet komisyon Başkâtip Ascaratenin de iştirakiyle bir takım amelî meseleleri, ve bu arada komisyonun Kudüste yer­leşmesinin ortaya çıkardığı meseleleri in­celemiştir.

18Ocak 1949

Telaviv :

Ürdün ile İsrail Hükümeti arasında bir mütarekeye varılması için müzakerelere başlandnğ hakkında bugün Telavivde birbirinezıdhaberlerdolaşmaktadır.

Yan resmî bssın haberlerine göre İsrail Devleti ile Ürdün arasındaki temaslar şimdiki halde Kudüs v Kudüs bölgesin­de mütareke şartlarına inhisar etmek­tedir.

Bununla beraber İsrail Dışişleri Bakan­lığı çevrelerinde söylendiğine göre iki taraf temsilcileri, bu bölgenin tamamına şamil bir mütareke için birkaç güne kadarKudüstetoplanacaklardır.

19Ocak 1949

Cenevre :

Üç devlet temsilcilerinden teşekkül etmiş olan Filistin Ara bulma Komisyonunun. vazifeye başlamak üzere Perşembe günü CenevredenFilistinehareketedeceği

image002.gifdün akşam komisyonun sözcüsü tarafın­danaçıklanmıştır.

İsrail Devleti ile Arap devletleri arasında yapılacak mütareke görüşmelerine Dr. Buncheun başkanlık edeceği bildirilmek­tedir.

Komisyonun sadece,, Rodos görüşmeleri sırasında incelenecek sulh veya mütare­ke ile ilgili hususların tatbikine nezaret edecek ve mukaddes mahaller île Ku­düsün müstakbel statüsü hakkında plân­lar hazırhyacaktır.

Rodos :

Birleşmiş Milletler Aracısı Bunche dün sabah Arap ve " İsrail Devleti heyetleri başkanları ile ayrı ayrı görüşmüş ve bü­tün görüşmelerin en mühim noktasını teşkil eden Filistinin kati smır hattının tesbitiişiniincelemiştir.

Bu mesele üzerinde görüşmelerin bir kaç gün devam edeceği tahmin olunmakta­dır. Çünkü bu mesele, birliklerin tesbit edilecekhattıngerisineçekilmeleriile

ilgilidir.

Birleşmiş Milletler mahfillerinden bildi­rildiğine göre, İsrail Hükümeti yazılı ola­rak PvTısır Hükümetine müracaat etmiş ve sınır hakkında Mısır Hükümetinin noktai nazarını sormuştur.

Paris:

İsrail Hükümetinin filen tanınması keyfi­yetinin nazarı dikkate alınması hakkında bu sabah Bakanlar Kurulunca alman ka­rarı bahis mevzuu eden Dışişleri Bakan­lığısözcüsü,şunlarısöylemiştir :

Bazı Arap Hükümetleri ve Telaviv Hü­kümeti. Rodosta müsait bir cereyan takip eden görüşmelere girişmişlerdir.

Bu hal, FransızHükümetini Telaviv Hükümetini fiilen tanımağa sevkeden mü­sait bir hava yaratmaktadır. Bu hususta müzakereler cereyan edecek­tir.

Fransız Hükümeti, Telavivden bilhassa aşağıdaki yazılı hususlara dair malûmat edinmekistemektedir.

1 — Filistindeki Fransız menfaatlerinin ve bu arada Fransız müesseselerinin akıbet­leri,

2 — Filistin siyasî meselesinin halli hu­susunda. Telaviv hükümetince düşünü­len halsureti,

Bu meyanda Fransanın bigâne kalamiyacağı mukaddes yerler "meselesi de bu)unmaktadır.

20 Ocafe 1949

Teaviv :

Telavivden bildirildiğine göre israil ve Lübnan temsilcileri dün Taberiye Go­lü civarında Kâin Maharİada toplanmış­lar ve müzakere neticesinde iki gün son­ra yeniden toplanmak üzere ayrılmışlar­dır.

Telaviv siyasi çevrelerine göre bu gö­rüşmeleri iki memleket erkânı arasında daha mühim müzakerelerin takip etmesi ihtimali kuvvetlidir.

Telaviv :

Lübnanla İsrail Devletleri arasındaki mü­zakerelerin bitmiş olmasına ye hazırlanan vesikayı imza etmekten başka yapılacak bir iş kalmamasına rağmen, Hükümetten son talimatı almak üzere Beyruta dönen Lübnan Heyeti, hükümetinin. Arap Devletelri içinde îsraille ilk mütareke yapa­cak memleketin Lübnan olmasını iste­mediğini ve Rodosdaki müzakerelerin Mı­sırla İsrail arasında bir mütareke akdiyle neticelenmesini beklediğini sanmaktadır. İsrail askerî çareleri, bir mütareke ya­pılmadıkça Lübnan kasabalarının tahli­yesine muhalefet göstermektedir. Bununla beraber Lübnanla temaslar normal ola­rak devam etmektedir.

Lübnan ve israil murahhasları yakında yenidentoplanacaklardır.,

Lendra :

İngilterenin İsrail Hükümetini bilfiil ta­nıyacağı etrafında rivayetler Londrada gittikçe artan bir İsrarla dolaşmaktadır. Bazı îngiiiz siyasî ve diplomatik müşahidlerine göre bu tanıma keyfiyetinin Avam Kamarasında Sah veya Çarşamba günü başhyacak olan Filistin siyaseti hakkındaki müzakereler sırasında Bevin tarafından ilân edilmesi mümkündür. İn­giliz akşam gazeteleri Amerikadan ge­len haberlere temasetmektedir. Bu haberlere «öre Truman Orta Doğuda saslam temellere dayanan bir İngiliz Amerikan siyasetinin hazırlanmasını mümkün kıl­mak üzere, Bevinin İsrail Devletinin ta­nınması meselesinde süratle bir karara varacağını ümit etmektedir.

Dışişleri Bakanlığında bu yoldaki haber­lerintefsirindenimtinaedilmektedir.

21 Ocak 1949

Rodos :

İyi haber alankaynaklard an bildirildiğine göre Yahudi ve Mısır heyetleri mütareke müzakerelerinin en nazik safhasında ba­zı noktalar üzerinde anlaşmaya varmış­lardır. Bu anlaşmanın önümüzdeki hafta zarfındaimzalanmasımuhtemeldir.

Diğer taraftan Telavivden alınan haber­ler, heyetlerin Falucadaki muhasaranın kaldırılması hususunda da mutabık kal­mış olduklarını bildirmektedir. Falucada 2000 Mısır askerinin muhasara altında bu­lunduğu malûmdur. Mısır askerlerinin tahliyesi Salı günü şafakla beraber baş­layacaktır.

Yahudi Hükümetinin müsaadesi ile, bu kuvvetlere Mısırlılar tarafından yollanan yardım kafilesi Falucaya yiyecek ve ilâç getirmiştir. Bu bölgedeki yaralı ve hasta askerlerintahliyesinebaşlanmıştır.

Yahudi ve Mısır Hükümetleri mütareke hakkında görüştükleri sırada Dr. Buncheun da mütareke hudutlarına müteallik ihzari raporunu hazırlamış ve bu raporu dün Mısır ve Yahudi heyetlerine sunmuş olduğubildirilmektedir.

23» Ocak 1949

Telaviv :

Üç aydanberi Falucada muhasara altın­da bulunan Mısır kuvvetlerinin tahliyesi Pazartesi günü başlayacaktır. Kuvvetle­rin üç, dört bin kişiden mürekkep olduğu ve tahliye ameliyesinin Üç günde ta­mamlanacağıbildirilmektedir.

Rodos :

Mısırlılarla Yahudiler arasındaki gö­rüşmelerhalenikiÖnemlinoktaetrafında cereyan etmektedir: 1— Mısır kuv­vetlerinin Gazze ile Rafah arasındaki sa­hil bölgelinden çekilmesi, 2 — Bir Esaebinin Mısırlıların mı yoksa Yahudi­lerin mi murakabesi altına konulması me­selesi.

Birleşmiş Milletler çevreleri, iki taraf şimdiye kadar yaptıkları gibi iyi niyet gösterirlerse mevcut ihtilâfın halli için birmaniolmadığınıbelirtmektedirler.

24, Ocak 1949

— Telaviv :

Yeni Yahudi Devleti yarın yapılacak olan genel seçimler için hazırlıklarını tamamlamakla meşgul bulunduğu sırada, Telaviv ve Yafada ehemmiyetsiz bazı hadiselerin çıkmış olduğu ve polis kuv­vetlerine hazır olmaları için emir veril­diğibildirilmektedir.

Bu hadiselerden hiç biri ciddi telâkki edilmemektedir. Fakat son derece sakin "tir mücadele göze çarpmaktadır.. Yarın 300.00!) den fazla Yahudi ve 30 bin Arap seçim sandıklarına giderek 2000 senedenberi ilk Yahudi meclisini seçmek için oylarınıkullanacaklardır.

Müşahitler, seçimleri. Batı milletlerine taraftar olan adayların büyük bir ço­ğunlukla kazanacakları ve mecliste. 120 üyelikteminedebilecekleriümidindedir

ler.

Ingilteıenin bu hafta zarfında yeni Ya­hudi Devletini fiilen tanıyacağı, ve Fran­sa, Avusluralya ve Yeni Zelandanın da ingiltereyi takip edecekleri zannedilmek­tedir.

Yahudi Devletinin Amerika tarafından tanınmasının, seçimlerin david Ben Guriorı. Moche Shertok gibi şahsiyetlerle ve işçi ve Mapai partileri gibi Batı mil­letlerine taraftar bulunan partilerin le­hinde neticelenmesi hususunda büyük bir tesir husule getireceği düşünülmek­tedir.

Yafada İşçm Partisi mensuplariyle Menahem Beigin taraftarları arasında hadi­seler çıkmıştır. Gizli İrgun Zwai Leumi teşkilâtının eski idarecisi olan Menahem Beigin, Yahudi Devletinin bütün Filistin veUrdunüzerindebirkontroltesisetmeşini ileri süren hürriyet hareketinin lideribu Ilınmaktadır.

25 Ocak 1949

— Telaviv :

Bugünden itibaren Telavivde her türlü propaganda yasaka edildiğinden secim mücadelesi dün sona ermiş bulunmakta­dır.

Başbakan Bengurionun dün akşam saat 22 de verdiği nutuk, mücadelenin en yüksekhaddiniteşkiletmiştir.

Başbakan, bütün sivil ve askerlerin hak­larını kullanmaları ve oylarını İnançla­rına göre vermeleri lüzumu üzerinde İs­rarladurmuştur.

Başbakan, Yahudi Devletinin kurulması yolunda yaptıkları mücadele de ölenleri överekkonuşmasınasonvermiştir.

ihtimal verilmemekle beraber her za­man için husule gelmesinden korkulan karışıklıkları önlemek üzere emniyet kuvvetleri müdahaleye hazır bir vaziyet­te beklemektedirler. Fakat ortaklıkta sü­kûnet hüküm sürmektedir. Bütün sokak başlarına konulmuş oları oparlörler vecize ve nutukları tekrar et­mekte ise de ayni meydanda birçok ha­tip ayni zamanda konuştuğundan söyle­nenlerianlamakgüçleşmektedir.

— Telaviv :

Yahudiler, Parlamentoya 120 Saylav seç­mek üzere bugün ilk defa genel seçim ya­pacaklardır.

Son tahminlere göre bu seçimlerde ben Gurionun işçi partisi % 25 bir çoğunluk­laileridegelmektedir.

Seçimlere iştirak etmek isteyen 25.000 kisinin hüviyet kartları henüz hazırlanma­dığından bunlar, sandık başına gidemiyeceklerdir.

26 Ocak 1949

... Telaviv :

İsrailde yapılan ilk umumî seçimlerde Başbakan BenGurionun Sosyalist Mapaİ Partisi oyların yüzde otuzbeş buçuğunu kazanmaksuretiylebaştagelmektedir.

Sol Cenah Sosyalist Mabain Partisi yüz­de 14,6, Ortodoks Blokv. yüzde 14,1 ve Tedhişçi Irgun Grupunun siyasî kolu olan Yeuthdeyüzde10oyalmışlardır.

27 Ocak 1949

Londra :

Hükümetlerinden talimat almak üzere delegelerin memleketlerine dönmelerinden dolayı inkıtaa uğrayan Mısır ve Yahudi görüşmelerine bugün Rodosta yeniden başlanacaktır. Mısır delegeleri dönmüş ve Yahudi delegelerinin de bugün dön­meleri beklenmektedir.

Diğer taraftan, Yahudi Radyosunun ha­ber verdiğine göre, Birleşmiş Milletler Uzlaştırma Komisyonundaki Türkiye tem­silcisi Hüseyin Cahit Yalçın Telavive vasıl olmuş ve oradan Kudüse hareket etmiştir.

29 Ocak 1949

Londra :

DışişleriBakanlığıİngiltereninisrail Devletinifiilentanıdığınıbildirmiştir.

Rodos :

Huclud hatlarının tesbiti meselesi muvak­katen bir yana bırakıldığı ve ikinci dere­cedeki askerî konulara temas edildiği için buradaki mütareke konferansının 16ınci ve 17inci günlerinde kısmen bir ilerleme görüldüğünehükmedîlmektedir.

Dr.. Bunche, Yahudi ve Mısırlı delegeler­le ayrı ayrı yaptığı görüşmelerde bir kı­sım teklif ve mukabil teklifler üzerinde ve bilhassa iki taraf kuvvetlerinin azal­tılma ve çekilmesi bahislerinde bazı uz­laşmaformülleribulabilmiştir.

Yeniden teması olan çevreler, ikinci de­recedeki meselelerde anlaşma olsa bile mütareke hududları işinin kati anlaşmayı tehlikeye koyabilecek bir mahiyet taşıdı­ğıkanaatindebulunmaktadırlar.

YANKILAR.


Filistin meselesinin yeni saf­hası...

Yazan :AsımUs

7 Ocak 194.9 tarihli «Yeni Gaze­te» İstanbuldan:

İsrail kuvvetlerinin Mısır hudutlarını tecavüz etmesi meselesi Filistin mesele­sini bir kere daha karıştırdı. ingiltere Hükümeti silâhlı Yahudi kuvvetlerinin Mısır hududlarına tecavüz etmesine kar­şı kayıtsız kalamıyacağım ve üflen bu harbe karışmak zorunda kalacağını Ame­rikaya bildirdi. Amerika da İsrail hükü­metine ihtarda bulundu.. Vakıa İsrail Hükümeti Yahudi kuvvet­lerinin Mısır hududunu "tecavüz etmedi­ğini iddia ediyor; fakat Güvenlik Konse­yi tarafından verilen: «Ateş kes!» emrini Araplar kabul ettikleri halde İsrail Hü­kümetinin müohem bir dvrvnı alması ingilterenin Yahudi kuvvetlerinden şi­kâyet etmesine hak verdiriyor. Güvenlik Konseyi Filistine Amerika, Fransa "e Türkiyeden mürekkep bir uzlaştırma .Komisyonu gönderilmesine karar verdi. İstanbul Milletvekili Hüse­yin Cahid Yalçın bu komisyonda Türki­yeyi temsil edecektir. Amerika ve Fran­sa da kendi temsilcilerini tâyin etmiştir. Komisyon bugünlerde Filistine giderek her iki tarila temas edecek ve bir uzlaş­ma formülü bulmağa çalışacaktır. Arap­lar Güvenlik Konseyinin «Ateş kes!» emrini kabul etmekle Uzlaşma Komisyo­nunun gelmesine intizaren beyhude da­ha fazla kan dökülmesini istemedikleri­ni göstermişlerdir. İsrail Hükümeti aynı şekilde harp hareketlerini tatil etmiyecek olursa zihinlere birtakım şüphelerin doğmasıtabiidir.

Londra Hükümetinin yaptığı teşebbüs İngilizlerin zihinlerinde böyle bir şüphe­nin doğmuş olduğunu gösteriyor. Bu şüp­he nedir? Sovyet Rusyanın Filistin meselesi üzerinde hususî bir faaliyetle çalıştı­ğını herkes biliyor. Bunun en açık delili. Bulgaristan, Romanya, Yugoslavya gibi demir perde arkasında bulunan memle­ketlerden Filistine sayıları binleri aşan Yahudi kafileleri gönderilmekte olmasıdır. Moskova Hükümeti Amerikadan sonra İs­rail Devletini tanımakta gösterdiği istical­le de İsrail Devletini Ortadoğuda kendi, siyasetine vasıta yapmak hususundaki ni­yetini açığa vurmuştur. Daha açık bir ta­birle Moskava Hükümeti israil kuvvetleri­nin hareketlerini Süveyş Kanalına doğru genişletmek ve dolayisiyle kanal üzerin­de ertülü bîr kontrol sistemi kurmak arzu­sun? düşebilir. İsrail kuvvetlerinin Mısırhududtlarım tecavüz etmesi bu bakım­daningilizlerikuşkulandırniıstır.

İsrail kuvvetlerinin Mısır hududunu geç­mesi diğer bir noktadan İngiltereyi alâ­kalandırır. Bilindiği gibi İngiltere ile Mı­sır arasında bir ittifak muahedesi vardır. Bu muahede bugün de meriyetten kalk­mış değildir. Şu halde İsrail Hükümeti­nin kuvvetleri Mısır hudutlarını geçecek olursa otomatik olarak İngiltere ile israil Devletî arasında harp hali başlamış olur. Yani İsrail kuvvetlerinin Mısır hudutla­rını geçmesi İsrail Hükümetinin yalnız Mısıra değil, aynı zamanda bu devletin müttefiki olan ingiltereye de harp ilân etmesi demektir.

Filistine gidecek olan Uzlaştırma Komis­yonu kangren olmak İstidadını gösteren kanlı anlaşmaz!;ğı halledebilirse yalnız Ona Doğunun değil, dünya sulhuna da hizmet etmişolacaktır.

Rodos konuşmaları...

Ycian:ÖmerRızaDoğrul

14 Ocak 1949 tarihlî «Cumhuri­yet»! îstanbuklaıı :

Mısır ile İsrail arasında ve Birleşmiş Mîl­letlerinnezaretialtındabeklenenkonuşmaların başladığı bu sırada Ortaşark sul­hu büyük bir buhran geçirmektedir. Fa­kat Rodosta başlayan bu konuşmaların buhranı hiç olmazsa kısmen bertaraf et­mesi umuluyor. Çünkü Mısır ile İsrail arasında bir anlaşmaya varıldığı takdirde bütün Arap memleketlerinin aynı şekil­de hareket etmeleri yerine sulhun hüküm sürmesibekleniyor.

Acaba bu konuşmalar muvaffakiyetle ne­ticelenebilir mi?

Bunu anlamak için vaziyetin bir tarih çe.siniçizmekicapeder.

Ortasarkın s.ılh"nı ihlâl eden âmil. on beş yirmi asırdanberi bir Arap yurdu olan Filistinin bir bölgesini Siyonistlere ayırmak için iltizam olunan siyasettir. İn­giltere bu siyasetin doğuracağı neticeleri çok İyi bildiği için, Filistinİ parçalamağa taraftar olmamıştı. Buna mukabil Slav âlemi ile Amerika Filistinİ taksim etmek siyasetini iltizam etmişler bunun neticesi oiarak İngilterenin 1948 Mayısmd? Fİlistini boşaltmayı kararlaştırması üzerine ortalığı karışıklık ve anarşi kaplamış ve Birleşmiş Milletler geçen senenin nisanın­datoplanmağadavet olunmuştu.

1948 yılının 15 mayıs günü ingilterenin Filistinden tamamile ayrılması üzerine İsrail Devleti teşekkülünü resmen ilân etmiş ve Filistini kurtarmak üzere yar­dıma koşan Arap Devletlerile harbe gi­rişmişti.

Siyonistler harp için hazırlanmış ve bir takım gizli ordular vücude getirmiş ol­dukları içini, her ne pahasına olursa ol­sun bir Arap yurdunu kurtarmak gaye ve emeli ile harbe giren Arap devletlerin­den bazılarına karşı, mühim muvaffakı _yetler kazanmışlarsa da, bazılarına karşı da muvaffakiyetsizliklere uğramışlardır. Siyonistlerin muvaffakiyetleri, istedik­leri kadar silâh tedarik etmek imkânını elde etmeleri yüzündendi. Buna mukabil İngiltere, müttefiki olan Mısır, Ürdün ve Iraka, muhtaç oldukları silâhları ver­mekle mükellef olduğu halde bu taahhü­dünü ifa etmemiş ve bu yüzden Araplar Siyonistlere karşı gerekleştiği derecede varlık ve kudret gösterememişlerdir. Siyonistlerin silâhlı ve hazırlıklı olmaları dolayısiyle tatbik ettikleri genişleme si­yaseti üzerine Kont Bernadotte meseleyi hal irin bir plân hazırlamış, Negebin Araplara verilmesini ve Arap Filistinin Ürdüne katılmasını teklif eden bir rapor hazırlamıştı. Geçen Ağustosta müfrit Si­yonistler, Kont Bernadotteu öldürmüş­ler, bu hâdise onun raporunu hasıratlı etmekten başka bir şeye yaramamış ve Birleşmiş Milletlerin Paris Asemblesİ daha fazla Araplarla Siyonistler arasında doğrudan doğruya müzakereler vukuunu iltizam etmiştir.

Arapları fena vaziyete düşüren bu ha­reket tarzı karşısında Siyonistler Negebde bir iki defa taarruza geçmişler ve bu taarruzların muvaffakiyeti, Mısırın ge­çen yıl sonlarına doğru en kıymetli evlâdlarından birinin feci bir suikasde kur­ban gitmesine sebeb olduğu gibi bütün Arap memleketlerinde hükümetlerin de­ğişmesine ve yeni hükümetlerin iktidara geçmesinemeydanvermiştir.

Nihayet Mısır, Siyonistlerle sulh müza­kereleri yapmağa razı olmuş ve böylece Rodos konuşmaları için zemin hazırlan­mıştır.

Ortada Birleşmiş Milletlerin hükümlerine ve emirlerine itaat eden Arap memleket­leriyle emrivakiler yapmak peşinde ko­şan. Siyonistler bulunuyor ve bir taraf (yani Arap tarafı) hakkına güvenerek durum aldığı halde diğer taraf muvakkat bir silâh üstünlüğüne güvenmekte ve buna dayanarak hakkı kazanmak istemek­tedir.

Neticeyi kestirmek kimsenin elinde de­ğildir. Çünkü Arapların «pes» demek niyetinde olmadıkları muhakkaktır. De­seler de bu bir muvakkat «pes» olacaktır. Bu yüzden bütün dünya Rodos konuşma­larını ve bunların neticelerini merakla bekliyor.

Rodos konuşmaları ve Arab âlemi...

Yazan :Ömer Rıza Doğrul

16 Ocak 1949 tarihli «Cumhuri­yet» İstanbuldan :

Rodostan gelen haberlere göre Siyonistlerle Mısırlılar arasındaki konuşmalar başlamış ve iki taraf artık birbirleriyle harb etmemeğe karar vermişlerdir. An­laşılan iki taraf bundan sonra silâha baş­vurmadan aralarındaki meseleleri halle­decekler ve onun için şimdiden askerî kuvvetlerini dahi terhise başlayacaklardır. Nitekim Siyonistlerin asker kuvvetle­rini terhise başladıkları da haber veril­mektedir.

Rodosta Mısırlılarla Siyonistler arasın­daki konuşmaların bu mahiyeti aldığı sı­rada Şamda Başbakan Halid Azzam Bey, Suriyenin bu konuşmalardan hiç de hoşnud olmadığını belirten sözler söylemişti. Halid Bey, Suriyenin Rodosta temsil olunmadığını anlatmış ve temsil olunma­yı da istemediğini ilâve etmiş, bundan başka Suriyenin Lark Mümessili ve Dış Bakanı Dok+or F^zıl Cem^l ile apayrı konuşmalaryaptığınısöylemiştir.

Bu sözlere bakılırsa, Arap âleminde mü­him bir ayrılığın başgöstermiş olduğuna hükmetmek icabeder. Demek ki Arap âleminin bir kısmı, Siyonistlerle sulh yapmak lehinde olduğu halde bir kısmı dasulhyapmamaklehindedİr. .

Hakikat şu mekezdedi kî son aylar zar­fında Mısırhlar, iki defa Siyonistlerin taarruzuna uğradıkları ve bu yüzden Mı­sırcılarla Siyonistler arasında Negeb mu­harebeleri vukubulduğu sırada Mısır, di­ğer Arap memleketlerinin de kendisine yardım olmak üzere harbe girmelerini istemiş, fakat diğer Arap memleketleri onun bu davetine kulak asmamışlar ve Mısırayapyalnızbırakmışlardı.

Demek ki Mısır da, bu yüzden, diğer Arap memleketlerinden ayrı olarak sulh konuşmalarına girmiş, bu suretle Arap Birliği de çok ağır bir darbe yemiştir.

Çünkü Mısırın tekbaşma mütareke ve sulhkonuşmalarınagirmesi,her şeyden önce Arap Birliğini yıkar ve Arap millet­lerini hiç olmazsa ikiliğe uğratır. Şimdi­den belirdiğine göre Suriye ile Irak ayrı bir taraf teşkil edecekler, belki de Siyo­nizm ile mücadeleye devam etmek şıkkını tutacaklardır. Kıral Abdullahın bunlarla beraber hareket edip etmiyeceği henüz belli değildir. Fakat Suriye ile Irakın Siyonistlerle harbe devam etmeleri tak­dirinde onun da bu iki Arap devletine il­tihak etmesi ve bu üç devletin elbirliği sayesinde harbin devam etmesi umulur.

Bu takdirde harbden çıkacak olan dev­letler Mısır, Yemen ve Suudî Arabİstandır. Bunların da kendi başlarına bir Arap Birliği kurmaları beklenir.

O halde Arap milletlerini büsbütün bir­leştirmesi beklenen Filistin mücadelesi, herşeyden evvel Arap Birliğini yıkan bir vaziyet inkişaf ettirmiş ve Arap aleminde bir ikilik vücudegetirmiştir.

Önüne geçilmediği takdirde bu ikiliğin bir emrivaki mahiyetini alacağı şimdiden gözeçarpmaktadır.

O halde bu ikliik tahakkuk ettikten son­ra Suriye ile Irak harbe devam etmekten bir netice alabilirler mi?

Bunu zannetmiyoruz. Daha doğrusu, har­bin tekrar patlak vereceğine İnanmıyoruz. Tahminimize göre Suriye ile Irak, Filis­tinde bir Yahudi Devletinin kurulmasına ve tanınmasına sonuna kadar mukavemet edecekler ve hiç olmazsa bu devletin azamî derecede küçük olması için elle­rindengeleniyapacaklardır.

Bununla beraber Mısırın Rodosta müta­reke yapmaktan maksadının Filistini her

ne pahasına olursa olsun terketmek ol­madığı da muhakkaktır. Mısır. Siyonist­lerin Negebde işgal ettikleri yerlerden çekilmelerini istiyecek ve bu mesele Ro­dos konuşmalarının buhranlı safhalar ge­çirmesine sebep olacaktır. Belki bu sa­yede Araplar gene birleşmek imkânını elde ederler ve bu sayede durum gene ciddiyetini muhafaza eder.

Bugün Arap Birliği, tam bir buhranla karşılaşmaktadır ve bu buhranı dikkatle takib etmek icaD eder.

Filistin seçimleri...

Yazan :A.ŞükrüEsmer

27 Ocak 1949 tarifeli «Ulus» An­karadan :

Bağımsızlığı henüz bütün devletler tara­fından tanınmamış ve sınırlan da kesin olarak tesbit edilmemiş olmakla beraber, Filistinde yakında seçim yapılacaktır. Belki bu yazı çıkmazdan önce secim ya­pılmış, netice de belli olmuş bulunacaktır. Böyle olmakla beraber, Filistindeki siya­si partilerin renkleri ve mahiyetleri hak­kında bilgi, Yakın Doğuda kurulmakta olan bu devleti daha iyi anlamak bakı­mındanşüphesizfaydalıdır.

Filistin, tarihte misli görülmedik bir dev­let halinde kurulmaktadır. Bu memleke­tin nüfusu, dünyanın her tarafından göç etmiş ve çeşitli ideolojilere bağlı insan­lardan terekküp ediyor. Bu itibarla siyasî partilerin sayısı da çoktur. Fakat sağcı, solcu ve orta kol olmak üzere bu parti­leri başlıca üç zümreye ayırmak müm­kündür :

1 — Sağcı Partiler :

(a)SionistPartisi :FilistindeYahudi­lerinyerleşmesindenbüyükroloynamış bulunanbu partinin kuvvetimemleketin içindenziyadememleketindışındatoplanmıştır. Sionist Partisidaha ziyade sa­nayicileri vekapitalistleri temsil etmekle
ve devletçiliği benimsememektedir.

(b)TnatHaşerutadıverilenHürriyet Partisi İrgun Zvai Leumi adı altında faa­liyette bulunantethişçi partininbiristihalesidir.Malûmolduğuüzere.Filistin Hükümeti. İrgunPartisinivediğertet­hişçipartileridağıtmıştır.Bundansonra «İrgun»cular, Faşist temayülleri olan Beiginin liderliği altında Hürriyet Par­tisini kurmuşlardır. Bu partinin hususi bir rengiyoktur.Maksat,mümkünolduğu kadargenişbirbirlik kurarak «Büyük Filistini» gerçekleştirmektir. Mensupları arasında komünistler de faşistlerde, müetassıp dindarlar da, dinsizler de yer al­mıştır. LiderleriBeigin,birkaç ayönce Amerikaya gelmiş ve partisi için Yahu­dilerarasındapara toplamağaçalışmıştı. Amerikaya gelişi bazı Yahudi zümreleri tarafındantenkidedildi.Nevyorktaki toplantılarda Beigin nutuklar söylemiş ve sözleri tezahürlerle karşılanmış ise de umduğu parayı toplıyabildiği şüpheli gö­rünmektedir. Bu şehir Yahudileri Geigin Partisinin seçimlerde yüzde yirmi kadar bir seçmen sağlıyacağını söylemektedirler.

2 — Solcu Partiler :

(a)İsrailİşçiPartisikiMapaiadiyle anılmaktadır.BupartiFilistininennü­ fuzlu siyasî teşekkülüdür Gerek siyasî gerek içtimaî alanda bir çok başarılar sağlayanMapai siyasî renk itibariyle İkinci Enternasyonalin sosyalistliğini temsil et­mektedir. Yan Fransada Blum sosyalist­lerine yakındır. Başbakan Ben Gurion, Dışişleri Bakanı Moşe Şertok ve Maliye Bakanı Kaplan gibi nüfuzlu şahsiyetler bu partinin liderleri arasındadır. Mapai, Yahudi ajanlığı adı verilen ve Filistinde Yahudi yurdu kurulması yolunda faaliyette bulunan partinin icra komitesin­de ekseriyeti elinde bulundurduğu için hakikatte yirmi senedenberi «iktidarda» dır. Filistindeki kuvveti,, memlekete otuz sene önce göç edenlere dayanmaktadır, iki sene evvel yapılan Yahudi kurultayın­ da bu parti yüzde 35 nisbetinde rey ala­bilmişti. Nevyorktaki Yahudi çevrelerine göre Mapai secimde bu nisbeti muhafaza edebilecektir. Etmeğe muvaffak olur ve hattâ bu nisbeti arttınrsa, vaziyeti bilen­lerin ifadesine göre .bunu Ben Gurionun şahsî nüfuzuna borçlu olacaktır.

(b)BirleşmişİşçiPartisi :Mapamadını taşıyan bu parti, bir kaç zümrenin birleşmesinden meydana gelmiştir Dış politi­kada«tarafsız»olduğunuiddiaetmekle beraber, hakikatte Rusyaya temayül et­mektedir. Yeter derecede yardım sağla­madığınıileri sürerek Amerikaya damuarız bulunmaktadır. Bununla beraber, Komünist Partisiyle işbirliği halinde de­ğildir. Komünistler Mapamı düşman say­makta,MapamdaSiyonist olmadıklarını ileri sürerek Komünist Partisi mensup­larını tenkid etmektedir. Bu partinin İs­railordusuarasındamensuplarıbulun­duğugibi,bugünkükabinedeki Baymlık ve Ziraat Bakanları da Mapam men­suplarıdır.

Komünistler: Filistindeki Komünist Partisi, başka memleketlerdeki komünist partilerinin bir örneğidir. Partiye komünist Araplar da dahildir. Fakat seçimde çokreykazanması beklenmemektedir.

3 — Orta Kol Partileri :

(a)Tarakkiperver Parti : Bu parti de birkaçpartininbirleşmesindendoğmuştur, Tarakkiperver Partirenkitibariyle libe­raldir.Fakatdevletmurakabesinikabuî ettiğindendevletçisayılmaktadır.Orta AvrupadangelenYahudilerbupratiye mensupturlar,

(b)Birleşmiş Din Cephesi: Bu parti MisrahİYahudileritarafındanteşkiledilmiştir. Ve Tevratla Yahudi geleneklerine uygun bir Yahudi cemiyetinin kurulma­sını terviç etmektedir. Yani temeli dine dayanmaktadır. Partinin biri din işleri diğeri de muhaceret olmak üzere kabine­de İki bakanlıkları vardır.

İşte küçük Filistinin başlıca siyasî parti­leri bunlardır. Filistin.in iç politika du­rumunu yakından bilenler, seçimde Mapai Partisinin mutlak ekseriyeti değilse de en çok rey nispetini alarak, en kuvvet­li siyasi parti halinde belireceğini temin etmektedirler.

b : MISIR.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


8 Ocak 1949

Kahire :

Dün akşam yayınlanan askerî tebliğde bildirildiğine göre, Perşembe ve Cuma günleri Necef kesiminde şiddetli topçu düellosu olmuştur. Hava kuvvetleri de, Siyonistlerin mütarekeyi ihlâl ettikleri 24 Aralık 1948 denberi geçen müddet zar­fında İsrail askerî tesislerine 100 tondan fazla bomba atmış ve büyük hasarlara se­bep olmuştur.

Mısır av uçakları dün sabah iki Yahudi uçağını düşürmüşlerdir.

l3ı Ocak 1949

Kahire :

Bu sabah burada İstinaf Mahkemesiyle Arap Sanatlar Müzesinin bulunduğu Babülhak Meydanında patlayan bomba, son haberlere göre, iki kişinin Ölümüne, ve 20 kadar insanın yaralanmasına sebep ol­muştur.

Yakalanan suikast faili müslüman kar­deşler birliğine mensuptur. Suikastin, « daha evvelce atılan bombaların suçlu­larını yargılamakta olan mahkemeyi kor­kutmak maksadiyle» yapıldığı anlaşıl­mıştır.

Adalet makamlarına teslim edilmiş bir genç olan suikast faili sabah erken saatte eiinde bir valiz olduğu halde mahkeme kapısına gelmiş ve içeri girmek istemiştir. Valizde ne bulunduğunu araştırmak iste­yen muhafızlar açılması ile patlaması bir olan bomba yüzünden ölmüşlerdir. Maddi hasar nisbeten hafiftir.

14 Ocak 1949

Kahire :

Dün bulunan patlayıcı maddeler, bütün bir mahalleyi havaya uçurabilecek kadar bol miktarda olduğundan dolayı dün sa­bah Kahiredeki Adalet Bakanlığında ya­pılan suikasdin bir felâket halini alabile­cek ehemmiyette oİduğu bildirilmektedir. Bu işin suçlusu Şefik İbrahim Onse, Ta­rım Bakanlığında memurdur. Kardeşi Mustafa Onse ise içi patlayıcı maddelerle dolu bir Jeepi yeni bir suikasd tertiblemek Üzere bir yere doğru götürürken tevkif edilmiştir.

Tahkikat yapan memurlar tarafından el­de edilen ipuçlarına göre suikastın Kahiredeki Fransız Elçiliğine karşı hazır­landığıtahminedilmektedir.

29 Ocak 1949

Kahire :

Mısır Hükümetinin, İç Güvenliği korumak için gayet sıkı tedbirler almak niyetinde olduğu öğrenilmiştir. Müfrit milliyetçi bir teşkilât olan Müslüman Kardeşler Biriliği geçenlerde dağıtılalıdanberi bir çok teca­vüz vakaları olmuş ve ileri gelen şahsi­yetlere kendilerini ölümle tehdit eden veyahut hükümet binalarını tahrip etmek tehdidini ihtiva eden mektuplar gönderil­miştir.

Mısır gazetelerinin bildirdiğine göre, hü­kümet infilak maddeleri bulundurmanın öiümle cezalandırılması hakkındaki bazı teklifleri gözde ngeçirmektedir. Önümüz­deki bir kaç gün içinde askerî bir beyan­name çıkarılması beklenmektedir. Mama­fih halkın men edilen maddeleri ilgili ma­kamlara teslim edebilmeleri için kısa bir müddet verilecektir.


182 — 8

YANKILAR.


Süveyş Kanalının uyandırdığı hassasiyet...

Yazan : Ömer Rıza Doğrul

7 Ocak 1949 tarifeli «Cumhuriyet» İstanbuldan s

israil kuvvetlerinden .bir devriyenin veya bir kıtanın Mısır hududunu aşarak Sü­veyş Kanalına doğru yöneltilmesi, dahi, İngiltereyi derhal ayaklandırmış ve mü­him tedbirler almasını gerekleştirmiştir. Görünüşe göre ingiltere Hükümeti herşeyden önce Amerika Hükümetinin dik­katini bu duruma çekmiş, Amerika Hü­kümeti de İsrail Hükümetini bu çeşid tehlikeli hareketlerden sakınmağa davet etmiş, sonra bir rivayete göre onu tanı­maktan vazgeçeceğini hatırlatmıştır. Bu­nun üzerine İsrail Hükümeti vuku bulan tecavüzü mazur göstermek için türlü türlü bahanelere başvurmuş ve herşeyden evvel Mısır hududunu aşan devriyesini geri almış olduğunu belirtmeğe ehemmiyet vermiştir.

Fakat israil hükümetinin bu hareket tarzı da İngiltereyi hoşnud etmemiş bu­lunuyor. Sebebi İsrail Hükümetinin Gü­venlik Konseyi tarafından verilen ateş kes emrine itaat etmemesi ve bu itaatsiz­lik dolayısiyle ortaya yeni ve çok mühim meseleler çıkmasına sebepolmasıdır. Çünkü Süveyş Kanalının mukadderatı, israil Hükümetinin tecavüz isteğine bı­rakılamaz ve onun bir tecavüz isteğini dilediği zaman kullanmakta kendini ser­best hissetmesi, ortalıkta ancak emni­yetsizlik ve huzursuzluk uyandırabilir. Bu yüzden ingilterenin bu çeşit emniyet­sizlikleri ve huzursuzlukları temelinden kaldırmak istediği anlaşılıyor ve israil Hükümetinin devriyelerini geri almış ol­duğuna dair neşrettiği haberler onu tat­minekâfigelmiyor.

Buna mukabil israil Hükümetinin İngiltereyi Ysahudi düşmanlığiyle itham edecek derecede bir takım aşırı ve manasız iddialarda bulunduğu göze çarpmaktadır. Hakikatte İsrailin millî bir yurd kurabil­mesi ancak Ingilterenin yardımı sayesinde mümkün olmuş ve ancak Siyonizmin ifratları, ingiltere ile İsrail arasında bir takım anlaşmazlıklar vukuuna sebebiyet vermiştir. Nitekim bu ifratların Ortaşarkı içinden kolay kolay çıkılmıyacak bir ta­kım buhranlara sürüklemekte olduğu da, Siyonistlerin Mısır hududunu aşmaların­dan ve yeni bir takım meselelerin ortaya çıkmasına sebep olmalarından apaçık an­laşılmaktadır.

Bir kere Siyonistler taksim plânı gereğin­ce kendilerine ayrılan bölge ile iktifa et­memekle en büyük hatayı işlemiş bulu­nuyorlar. Siyonistler, Ingilterenin geçen 15 Mayısta çekilmesi üzerine bütün Filistini zaptetmek üzere yürümüşler ve Arab şehirlerine girmişler; bir taraftan kendi bölgelerinde, diğer taraftan işgal ettikleri Arab şehirlerinde tethiş siyaseti tatbik ederek muharib olmıyan Arab halkını ağır zayiata uğratmışlar ve bunları hic­rete mecbur ederek sonsuz ıstırablar çek­melerine sebep olmuşlardır.

Bunların asla lüzumu yoktu. Fakat Siyo­nistler İigilizlerin gitmelerini fırsat bile­rek Arab Filistini kurtarmak üzere hare­ket eden Arab devletlerinin müdahalesini önlemek istemişler ve bütün Filistini iş­gale girişmişlerdir. Yani Siyonistlere ay­rılan bölge, Arablar tarafından hiç bir istilâya uğramamış olduğu halde Arab Filistin içinde Siyonist istilâsına uğramıyan hiç bir yer kalmamış, üstelik tecavüz Mısır hududunu da aşmıştır.

Durum bu merkezde olduğu için Siyonistlik tam mânasiyle mütecaviz ve istilâcı olduğunu belirtmiş ve üstelik Mısır hudu­dunu aşmakla istilâ ve tecavüz siyasetini

büsbütün ileri götürmüş ve ister istemez İngiltereyi tedbir almak mecburiyetinde bırakmıştır.

XI — UZAK BATI. BİRLEŞİK AMERİKA DEVLETLERİ.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


3 Ocafo 1949

— Washington.:

31itici Amerikan Kongresi açılmış ve Cumhuriyetçilerle çoğunluk arasında mücadele başlamışı ir. Bilindiği gibi Cum­huriyetçiler, sosyal işçi kanunlarını ve iktisadi kanunarı geciktirmek istiyorlar­dı. Halbuki bu kanunlar" pek yakında Başkan Truman tarafından Mümessiller Meclisinesunulacaktır.

Önümüzdeki hafta, Amerikan Kongresin­de cereyan edecek hadiseler bakımından çok ehemmiyetlidir. Çünkü Başkan Tru­man umumî durum hakkında Çarşamba günü bir nutuk söyliyecektir.

İyi haber alan mahfillere göre, Trumanm bahsetmek istediği konular şun­lardır;

Avrupada Marshall plânı sayesinde ko­münizm tehlikesi önlenmiştir. Bu durumu Atlantik Paktı ile takviye etmek müm­kündür.

Başkan Truman bundan b^şka Cuma gü­nü de bir nutuk sÖyliyecek, iktisadî du­rumdan bahsedecek, pazartesi günü ise söyliyeceği nutukta kongreye bütçe va­ziyetiniaçıklıyacaktır.

Bundan başka Başkanm lo ilâ 20 Ocak arasında kongrede dördüncü bir nutuk söylemesi ihtimali vardır. Truman bu nutkunda dış siyasetin mufassal bir iza­hını yapacak ve Atlantik Paktı tasarısı­nı destekliyecektir. Başkanm, katî ma­hiyetteki tasarıdan değilse bile şimdiki halde Paktın genel hatlarından bahset­mesi beklenmektedir.

İyi haber alan mahfiller, bütçe bahsinde, Başkan Trumanm 43 milyar ırakamım ileri sürmesi yani şimdiye kadar Amerika tarihinde ve sulh zamanında görülen en büyük meblâğı istemesinin muhtemel olduğunubelirtmektedirler.

5Ocak 1949

Washington :

Yeni Amerikan Kongresinin açılış günü sunulan karar suretlerine ve kanun tasa­rılarının çokuğuna bakılacak olursa, ye­ni kongrenin en faal kongrelerden biri olacağıanlaşılmaktadır.

Temsilciler Başkanı S?.m Kaybrun, pek çok kanun tasarısı .sunulmuş olduğunu ve bu tasarıları incelemek üzere ait ol­dukları komitelere havale için sadece bir göz atma işinin bir çok güne ihtiyaç gösterdiğini söylemiçtir. Filhakika sade­ce Temsilciler Meclisine ilk açılış günü 470 kanun tasarısı ve 92 karar sureti su­nulmuştur.

Dış münasebetlere müteallik yeni kanun tasarılarından biri karşılıklı ticaret an­laşmaları hakkında bundan evvelki kong­re tarafından verilmiş olan kararın ge­rialınmasıgayesinigütmektedir.

Yeni tasarı, başkana, ticaret anlaşmaları İmzalamak hususundaki tam yetkiyi ye­niden vermektedir.

6Ocaki 1949

Washington :

Başkan Trumanm Mesajı üzerine Parlemento üyelerinde görülen tepkiler bu üyelerin mensup oldukları partilere göre değişmektedir.

Cumhuriyetçiler şimdilik bu hususta ih­tiyatlı davranmaktadırlar. Halbuki de­mokratların hepsi Cumhurbaşkamnyı tavsiyelerinitasvipetmektedir.

I ayan üyesi ve Maliye Komis BlaşkanıGeorges,Trumanınyeni vebütçekanunundaki teferruatı Bbİtiirtikongreyebırakmışolmasınan memnuniyetiniifadeetmiştir. Cumhuriyetçilerarasındaherhaldeen iddetliakisi,«Trumanınyapmışoldu tekliflerin 1952 ve 1936 da komünist STtİsininprogramındavedahasonra deialH:cein nutkunda mevcut jıduğunusöyleyentemsilciBrovvnunteşkiletmiştir.

AyanMeclisindekicumhuriyetçiazmlıın lideri Ayan Üyesi Taftm devlet büt­çesini denkleştirmek mühim olmakla be­raber yenivergilereihtiyaçkalmaması iç masrafarı azaltmanın daha mühim ol.belirtmekleiktifaetmiştir.

Washington :

ondakisiyasimahillegöre AmerikaCumhurBaşkanınınAmerika asetinindünyada dayanabileceği Kuvvetlitemelin,gayetbarizlitemayüllübîriktisadiprogramı mek olacağınıaçıkça teslimetıs olması,senebaşınutkununtarihisiniortayakoymaktadır. cumhuriyetcilerlemuhaiızkârlartaraından,.ileri»diyevasıflandırılanbu görüşün daha şimdidenTrumanı«Ame.sosyalizmesürüklemeğeçalışılüham eden kapitalistler alemin­le Cumhurbaşkanınakarşıehemmiyetli bir muhalefet vücudagetireceğianlaşılıdır.

ondan,zıttemayüllümüfritun daCumhurbaşkanınıtenkidede N&kendisinitatbikattakifayetsizliğinarık?cakmahdudbirhükümet veidare şekli kabulededefek sosekarsı kuvvetlibirdurumdaol calışmakla» ittiham etmektedir .[İh,BaşkanTrumanmmühimbir Itinalnoktasındanfaydalanacağısanıl­ır. FilhakikaTmman.Kabinenin ıdcnutkunuvermiştir,veKabtıBakanıSnyder.Savunma Forrestal veMarshallitemsil ri BakanYardımcısıLovett ilar mevcuttur. Bunların üçü de . rdir,veCumhurbaşkanınıdinlerken belli bir surette sözlerini tasvip etmişlerdir.

Ayni şekilde Vaşingtondaki bazı yük­sekmali çevreler Trumanın hayat se­viyesini yükseltip zenginlere ve hatta ha­li vakti yerinde olanlara vergi tarh etmek le Amerikadaki refah sayesinde dünya barışını sağlamak» olduğunu teslim et­mektedirler.

Vaşingtondaki siyasi ve diplomatik çev­reler» muhafazakârlarla aşırı Cumhuri­yetçilerden mürekkep başa çıkılması imkânsız zümre ile güney demokratlafrımn» şiddetle muhalefette buüunacaklarmı tahmin etmekle beraber halk ta­rafından desteklenecek olan Cumhurbaşmnın büyük biı ihtimalle muhalefeti yenebileceğini sanmaktadırlar. Öte yandan demokrat parti çevreleri bir iktisadi buhranın ve hatta sadece «mem­lekette iktisadi hayatın yavaşlamasının» 1S29 senesi buhranı gibi Amerikalıların akıbetini tehlikeye koymakla kalmayıp Moskova tarafından »dünyadaki demok­rat milletlerin teşkil ettiği geniş sistem etrafında baskılarım çoğaltmak için ce­saret verici bir hareket şeklinde tefsir edileceğinitebarrüzettirmektedirler.

Aksi nazariyeyi müdafaa eden Henri Wallace taraftarları Trumanın nutkunun, sadece Sovyetlere karşı siyasi ve iktisadi mücadeleye devam etmek maksadiyle Amerikanın iktisadi bakımdan kuvvet­li olmak arzusunu göstermeyip ihtilâf­ları halletmek için Başkan tarafından Sovyet Rusya ile anlaşmak hususunda beslenen derin arzuyu da « ifade ettiği nisbette bir mana taşıyabileceğini şimdi­densöylemektedirler.

Bununla beraber aynı çevreler Trumanm nutkunda bulunan iki kısmın» Ame­rikan iktisadiyatına bazı sosyalist tohum­larının girebileceği zehabını uyandıraca­ğını kabul etmektedirler.

7 Ocak 1949

— Washington :

Başkan Truman bugün Dışişleri Bakanı Marshallm istifa ettiğini ve yerine De­an Aehesonun tâyin edildiğini bildir­miştir.

Demokrat ayan üyesi ve Maliye Komis­yonu Başkanı Georges, Trumanm yeni vergi ve bütçe kanunundaki teferruata tesbit isini kongreye bırakmış olmasın­dan doğan memnuniyetini ifade etmiştir. Cumhuriyetçiler arasında herhalde en gİddetli akisi, «Trumanm yapmış oldu­ğu tekliflerin 1952 ve 1936 da komünist partisinin programında ve daha sonra 194S de Y&Ulacein nutkunda mevcut olduğunu söyleyen temsilci Rrovmun sözleriteşkiletmiştir.

Ayan Meclisindeki cumhuriyetçi azınlı­ğın lideri Ayan üyesi Taftm devlet büt­çesini denkleştirmek mühim olmakla be­raber yeni vergilere ihtiyaç kalmaması iç masrafarı azaltmanın daha mühim ol­duğunu belirtmekle iktifaetmiştir.

— Vaşmgton :

Vaşingtondaki siyasi mahille göre. Amerika Cumhur. Başkamnm Amerika dış siyasetinin dünyada dayanabileceği yagane kuvvetli temelin, gayet bariz sosyal temayüllü bir iktisadî program Jiabul etmek olacağını açıkça teslim et­miş olması, sene başı nutkunun tarihi veçhesiniortayakoymaktadır.

Cumhuriyetçilerle muhafızkârlar tara­fından, «ilerî» diye vasıflandırılan bu görüsün daha şimdiden Trumanl «Amerikay1 sosyalizme sürüklemeğe çalış­makla» ittîham eden kapitalistler alemin­de Cumhurbaşkanına karşı ehemmiyetli bir muhalefet vücuda getireceği anlaşıl­maktadır.

Öte yandan, zıt temayüllü müfrit un­surlar da Cumhurbaşkanını tenkid ede­rek kendisini «tatbikatta kifayetsizliği meydana çıkacak nrahdud bir hükümet sevk ve idare şekli kabul ededefek sos­yalizme karşı kuvvetli bir durumda ol­mayaçalışmakla»ittiham etmektedir.

Mamafih, Başkan Trumanm mühim bir istinat noktasından faydalanacağı sanıl­maktadır. Filhakika Tnıraan, Kabinenin huzuruncİE nutkunu vermiştir, ve Kabi­nede Maliye Bakanı Snyder, Savunma Bakanı Forrestal ve Marshalli temsileden Dışişleri Bakan Yardımcısı Lovett gibi şahıslar mevcuttur. Bunların üçü de milyonerdir,veCumhurbaşkanımdin lerken belli bir surette sözlerini tasvip etmişlerdir.

Ayni şekilde Vaşingtondaki bazı yük­sek mali çevreler Truman!m hayat se­viyesini yükseltip zenginlere ve hatta ha­li vakti yerinde olanlara vergi tarh etmek le Amerikadaki refah sayesinde dünya barışım sağlamak» olduğunu teslim et­mektedirler.

Vaşingtondaki siyasi ve diplomatik çev­reler» muhafazakârlarla aşırı Cumhuri­yetçilerden mürekkep başa çıkılması imkânsız zümre ile güney demokratl»frmm» şiddetle muhalefette bullunacaklarını tahmin etmekle beraber halk ta­rafından desteklenecek olan Cumhurbaşnının büyük bir ihtimalle muhalefeti yenebileceğini sanmaktadırlar. Öte yandan demokrat parti çevreleri bir iktisadi buhranın ve hatta sadece «mem1 ekette iktisadi hayatın yavaşlamasının» 1929 senesi buhranı gibi Amerikalıların akıbetini tehlikeye koymakla kalmayıp Moskova tarafından »dünyadaki demok­rat milletlerin teşkil ettiği geniş sistem etrafında baskılarını çoğaltmak için ce­saret verici bir hareket şeklinde tefsir edileceğinitebarrüzettirmektedirler.

Aksİ nazariyeyi müdafaa eden Henri Wallaee taraftarları Trumanm nutkunun, sadece Sovyetlere karşı siyasi ve iktisadi mücadeleye devam etmek maksadiyle Amerikanın iktisadi bakımdan kuvvet­li olmak arzusunu göstermeyip ihtilâf­ları halletmek için Başkan tarafından Sovyet Rusya ile anlaşmak hususunda beslenen derin arzuyu da « ifade ettiği nisbette bir mana taşıyabileceğini şimdi­densöylemektedirler.

Bununla beraber aynı çevreler Trumanm nutkunda bulunan iki kısmın» Ame­rikan iktisadiyatına bazı sosyalist tohum­larının girebileceği zehabım uyandıraca­ğınıkabuletmektedirler.

7 Ocak 1949

— Washington :

Başkan Truman bugün Dışişleri Bakanı MarshaIFm< istifa ettiğini ve yerine De­an Aehesonun tâyin edildiğini bildir­miştir.

Bütçe Müdürü James Webb, yine istifa etmiş olan Robert Lovettin yerine Dış­işleri Bakanlığı Müsteşarlığına getiril­miştir.

Bu istifalar 20 ocaktan itibaren yürürlü­ğegirecektir.

— Washington :

Kongreye sunduğu iktisadi durum ile ilgili mesajında Truman, Amerikan hal­kına geçen sene zarfında kavuşmuş ol­duğu misilsiz refahın bir tesadüf eseri olmadığını ve bunun hususi teşebbüs­ler ile hükümet arasında yapılan işbir­liği çerçevesinde idamesi için tedbirler alınmasıgerektiğiniihtaretmiştir.

Başkan, iktisadi müşavirler, kabine üye­leri ve federal ajanslar idarecileriyle bir­likte hazırladığı raporunun mukadde­me s inde Amerikan halkının gecen sene "büyük bir refaha kavuşmuş olduğunu açıklamış ve bu neticeyi serbest mües­seselerimiz ve serbest teşebbüs sistemi­mizin iktisadi sahada kuvvetli hükümet sistemimizle birlikte çalışmasına medyu­nuz, demiştir.

Bu iyimser mukaddemeye rağmen Tru­man, istikbal hakkında bazı ihtirazlar ilerisürmüşveşunları söylemiştir;

Şimdiye kadar hiç bir memleket tarafın­dan ulaşılmamış olan refah seviyemizi bir tesadüfe borçlu olmadığımızı hatırla­malıyız. Talihe bırakacak olursak gele­cekte bu refahı kaybetmemiz ihtimali mevcuttur. Düşüncelerimiz ve hareket­lerimiz kâfi derecede vazıh ve kuvvetli olmadığı için ciddi bir çok güçlükler he­nüzbertarafedilmemişbulunmaktadır.

Sözlerine devam eden Başkan, 1948 se­nesinin bir enflâsyonla başlamış olduğu­nu fakat buna rağmen 192022 senelerin­de olduğu gibi hububat fiatlarmm bir­denbire düşmesi neticesinde işsizlik, is­tihsalde azalmalar ve sermaye yatırıl­maması gibi durumlarda karşılaşılma­mış olduğunu işaret etmiştir.

Başkan, mevcut müesseselerin ve teşeb­büslerin başında bulunan şahısların dira­yetli hareket etmelerinin buna imkân verdiğini söylemiş ve Amerikada mali­yevebankalarınbünyelerininBirinci Dünya Harbini takip eden senelerin kine nazaran daha sağlamlaşmış ve şartlara intibak kabiliyetinin daha artmış oldu­ğunubildirmiştir.

1948 senesinde cereyan eden hâdiseler­den başkanın çıkardığı mana su olmustur.

Daha iyi hal şekillerine ve daha tesirli korunma imkânlarına kavuşabilmek için Birleşik Amerika Hükümeti, hükümet tedbirleriyle esasından takviye edilecek ferdi teşebbüsleri geliştirmek ve ahenk­leştirmek imkânlarını derpiş etmelidir. Truman, Amerikanın 194$ ilkbaharında başgösteren iktisadi buhran tehlikesini atlatmış olmanın bu halk? bu ve buna bnzer tehlikelerin bertaraf edilmiş oldu­ğumanâsınagelmediğinizanetmîştir.

Amerikan iktisadiyatında çelik, elektrik istihsali gibi enflâsyona sevkeden tehli­keli kuvvetler bulunduğuna . işaret eden Truman, tehlikenin vuvakkat olarak bi­ran uzaklaştırılmış olduğunu söylemiştir. Buna mukabil Amerikada diğer iktisadi sahalarda taleplerin azalmasını teesüfle değil, bilâkis inşirahla karşılamak ge­rektiğini, çünkü bu taleplerin yüzünden fiatlarm yükselmiş olduğunu açıklamış­tır.

Ancak, bu, başkana göre. enflâsyon teh­likesinin uzaklaştığını iddiaya kâfi değil­dir. İşte bu sebepledir ki, Başkan, hükü­metin, icaba göre, fren vazifesi görecek veya tesirli rolü oynıyacak bir takım ted­birler ittihazı imkânına sahip olması lâzımgeldiği mütalâasmdadır. Bu unsurları hesaba katan Truman, 1949 senesi zarfın­da harp zamanı iştira kuvvetinin yerine normal faaliyet zamanı iştira kuvvetinin kaim olacağı fikrim ileri sürmüştür. Baş­kan sözlerine şöyledevam etmiştir:

Refahın devam edeceğini ve yerinde alı­nacak tedbirler sayesinde iş, sermaye ve tciarî muamele hacminin geniş kifayette bir çalışma ve iş sahası yaratacağını zan­nediyorum. Bununla beraber iktisadiya­tımızın kudreti ve milletimizin kuvveti içkide bulunduğumuz şartların değişme­siyle alınması zaruret haline gelen selâh verici tedbirleri ittihaz hususunda göste­receğimiz azim ve kabiliyete bağlıdır.

Başkan, bundan sonra Amerika ekonomi­sinin 1948 durumunun aşağıdaki belli başlı hususiyetlerim zikretmiştir : Yövmiyeli işçi sayısı 57 ile 62 milyon ara­sında tahavvül etmiştir. Buna mukabil işsiz vasatisi takriben 2 milyon etrafmda sabit kalmıştır. İstihsal, 1947 seviyesine nazaran yüzde ZA arasında artmıştır. Bilhassa ziraî istihsal bu arada yüzde dokuz artmıştır. Fiyat münhanisi, fiyat kontrollerinin kaldırılması üzerine takip ettiği mütemadi yükseliş seyrini durdur­muştur. Yövmiyeler yükselmiştir. Mama­fih, muhtelif yevmiyeci grupları arasında ehemmiyetli farklar kaydedilmiştir. Grev ler aşağı yukarı 1947 deki ölçüsünü mu­hafaza etmiştir. Kâr hadleri 1948 sene­sinde bütün rekorları kırmış ve şirket­lerin kârları 21 milyar dolara çıkmıştır Jcij bu rakam 1947 de 18 milyar idi, Para ve kredi mevcutları, harp esnasında bağ­lamış olan artışına devam etmiştir. Bu­nunla beraber banka kredileri üzerine konan hükümet takyitleri kendini hisset­tirmiştir. İstihlâk masrafları gelîre na­zaran daha küçük nisbette yükselmiş ve tasarruf artmıştır. Tasarruf bilhassa gay­rimenkul alımı şeklinde tezahür etmiştir. Ticarette yatırılan ; sermayeler yüksek seviyesini muhafaza etmiş ve ticarî ve sı­naî teçhisat masrafları, ziraî teçhizat ha­riç 19 milyar dolara baliğ olmuştur. 1949 senesinde 1 milyon artmış olan mesken inşaatı Mayıs ayından itibaren azalmağa başlamıştır. 1948 senesinde mal ve hizmet ihracatı fazlası 6 milyarı bulmuştur. Bu miktar 1947de 11 milyardı. Bununla be­raber Avrupa kalkınma programı gere­ğince malzeme sevkıyatı devam edeceğin­den, bu fazlalığın bir miktar daha artma­sı beklenmektedir. Hükümetin vergi ge­lirleri. 1947 senesinden 6 milyar dolar fazla olmuştur.

Amerikan iktisat siyasetinin sevk ve ida­resinde âmil olan belli başlı prensipler şunlardır :

1)TakipedilengayeÖzelgruplariçin değil, fakat bütünmemleket içindaha geniş bir refahtır.

2)Enflâsyonla acele mücadele zaruretine rağmen uzun vadeli programların tahak­kuk ettirilmesi işine derhal başlanmalı­dır.

3)İktisadî istikrar ve adaletin muvazi yürütülmesi prensibi katiyetle tatbik edil­melidir: tevzii müsavi şartlar içinde olmıyan bir refah sürekli olamaz. 4) Millî Savunma, milletlerarası kalkınma, umumi refah ve büyük hizmetlere müte­allik esaslı programların tatbik mevkiine konulması, Amerikan ekonomisinde bazı yüksek kontrollerin tesisine zaruret gös­terebilir.

Bu programlar, böyle bir kontrol konul­madan tahakkuk ettirilebiîirse bu son derece memnuniyet verici bir şey olur ve böyle olması ihtimali de mevcuttur. Bu­nunla beraber, güvenliğimizi tehlikeye düşürmek veyla maddî kaynaklarımızı kuruduğunu görmektense geçici tahdit­lere katlanmağı tercih ederiz, ihracat ve emtea borsalarındaki spekü­lâsyonlar üzerinde kontrol yetkisinin ka­nunlaştırılması lüzumuna işaret ettikten sonra Truman, gayesi iktisadî kalkınmayı sağlamak olan Avrupayı kalkındırma programının işlemeğe devam etmesi lâzımgeldiğini belirtmiş ve demiştir ki : Bu programın muvaffakiyetle tatbiki dün­ya ticaretinin makul bir hürriyete tekrar kavuşmasıtııkolaylaştıracaktır.

— Vaşington :

Amerikan Dışişleri Bakanı olarak Marshallın yerine tâyin edilen Dean Acheson Dışişleri Bakanlığına yeni intisap etmiş değildir. Acheson 1941 den beri Dışişleri Bakanlığında hemen hemen devamlı ola­rak çalışmıştır.

Acheson 1945 tarihinde Dışişleri Bakan­lığı Müsteşarlığına tâyin edilmiş ve daha sonra 1/7/1947 tarihinde vazifesinden çe­kilmiştir. Kendisinin yerine bugün isti­fasını bildirmiş olan Lovett, Dışişleri Ba­kanlığı Müsteşarlığına tâyin edilmiştir. Hükümetten çekilmesinden beri Avukat­lık mesleğine dönmüş olan Asheson eski Başbakan Herbert Hooverin başkanlığı altındaki yeniden teşkilâtlandırma komis­yonuna mensup bulunmaktaydı. 55 yaşın­da olan Acheson. liberal olarak şöhret kazanmış ve harp sırasında üç büyükler arasında bir anlaşmaya Varılmasına en fazla taraftar oln şhsiyetlerden biri ol­muştur. Acheson 1947 yılı bşmda Rusya­nın Avrupa ve Uzak Doğudaki siyasetine şiddetlehücumedenönemlinutkundan,pek az sonra istifa ettiği zaman Başkan Truman 19451947 yılları zarfında yap­tığı hizmetler dolayısiyle kendisini öv­müştü.

James Byrnesün Dışişleri Bakanı olduğu devrede Achesonun önemli bir rol oyna­dığı ve daha sonra kongrenin hücumları­na karşı Truman ve Marshall Doktrinini müdafaa ettiği hatırlardadır.

Çindeki savaş milletlerarası siyasetin en önemli hadiselerinden biri haline gelmiş bulunduğu bu sırada Achesonun 1946 yılında Dışişleri Bakan Vekili olarak ta­kındığı durumu hatırlamak alaka vericidir.

General Marshall, Amerikan Hüküme­tinin özel temsilcisi olarak Çine gönde­rilmiş olduğu devrede, Çin dahilî savaşı karşısında Amerikan Hükümetinin du­rumunu izah eden Acheson, Amerika­nın başlıca gayesinin Çinin birleşmesine ve tek bir ordu vücuda getirmesine yar­dım etmek ve Çin komünistleri de dahil olmak üzere Çinin önemli bütün siyasî unsurlarını mümkün mertebe hakkani­yete uygun bir şekilde ve tamamen tem­sil eden bir hükümet vasıtasiyle bu mem­lekete iktisadî bakımdan yardımda bu­lunmak olduğuna işaret etmişti.

» Ocak 1949

— Vaşington :

Amerikan havacılık dairesi sesten süratli (x 1) uçağının Kalifornoyada Moree üs­sünden havalanarak bir dakika 40 sani­yede 6900 metreye yükseldiğini bildir­miştir. Uçağı Yüzbaşı Charles Yeager ida­re ediyordu.

(x 1) bir dakikada 4000 metreye yüksel­miştir. Halbuki umumiyetle tepkili uçak­lar aynı zaman zarfında ancak 1500 met­reye yükselmektedir. Uçak kalkarken dört motoru birden harekete getirilmiş­tir. Uçak takriben 8 dakika havada kal­mıştır.

Amerikan Havacılık Dairesinin bildirdi­ğine göre, uçak daha evvel sesin süraüni aşan bir hızla bir kaç yüz kilometre yap­mıştı.

10Ocak 1949

Vaşington :

inanılır bir kaynaktan bugün açıklandı­ğına göre, Dışişleri Bakanlığına Dean Ac­hesonun getirilmesini Başkan. Trumana tavsiye eden Marshall olmuştur. Marshall bu tavsiyeyi 22 Kasımda Paristen döner dönmez yapmıştır. Esasen Marshall, Dış­işleri Bakanlığına geldiği zaman Aehesonu Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlığında kal­ması hususunda iknaa muvaffak olmuş­tu. Bu açıklama, Dışişleri Bakanlığına Achesonun tâyini ile, Rusyaya karşı takibedilen Amerikan siyasetinde herhangi bir gevşeme olmıyacağı hakkında Başkan Trumanla diğer yetkili şahıslar tarafın­dan yapılan beyanatı takviye etmektedir.

11Ocak 1949

Vaşington :

Demokratların çoğunlukta bulundukları kongrenin Trumana bütçe tasarısı ile istemiş oİduğu meblağı vermek ve bunu vergilerin artırılması suretiyle temin et­mek arzusunda olduğu anlaşılmaktadır. Bu arzu kongrede genel olarak görülmek­tedir. Temsilciler Meclisi Gelir Komite­sinin Başkam Robert Doughton da ver­gilerin arttırılmasının «muhtemel» oldu­ğunu kabul etmiştir.

12Ocakı 1949

Vaşington :

En büyük Amerikan Sendika teşekkülü­nün şefleri, General . Marshallın yerine Dean Achesonun tâyinini alenen tasvip etmişlerdir.

Endüstri Teşekkülleri Kongresi Başkanı Philip Murray, Achesona yazdığı tebrik mektubunda şöyle demektedir :

Bu yüksek vazifeye tayininizin, demok­rasi zihniyetinin hüküm sürdüğü her yer­de alkışlanacağına kaniiz. Basiretli bir liberalizm taraftarı şöhretiniz ve kamu hizmetine vakfetmiş olduğunuz uzun ve mütemayiz meslek hayatınız, dış siyase­timizin, bütün Amerikahlar tarafından arzu edilen devamlı bir sulhe doğru gi­deceği hususunda teminat teşkil etmek­tedir.

Amerikan Çalışma Federasyonu Başkanı William Green ise «teşkilâtının, devrimizdeki milletlerarası mühim meseleler karşısında Achesonun gösterdiği geniş anlayışa» mütehassıs olduğunu yazmakta ve şöyle devam etmektedir :

Achçsonun, Sovyet tecavüz ve yayılmasına karşı metin bir siyasetin idamesi hakkın­daki görüşlerinin bizim görüşlerimize tetabık ettiğine kaniiz.

— Detroit :

Amerikan İktisadî İşbirliği İdaresinin Başkanı Paul Hoffman bugün Makine Mühendisleri Cemiyetinde bir demeçte bulunarak, demokrat moleltlerin, dünyaya hâkim olmaya çalışan komünist ilerleme­sini, Marshall plânı ile girişilmiş olan fevkalâde kalkınma teşebbüsünü, her türlü ihtimali önleyebilecek askerî ha­zırlığı, iktisadî istikrarı ve kalkınmış bir Avrupay1 gerçekleştirmek suretiyle destekliyerek durdurabileceklerini söyle­miştir.

Aralık ayında dünyada yapmış olduğu teftiş gezisini bahis konusu eden Hoffman demiştir ki :

Bu seyahatimden Rus Polit Bürosunun dünyaya hâkim olmak İçin bütün cephe­lerde mücadeleye geçmiş olduğuna kesin kanaat getirerek döndüm. Rusların bu mücadeleleri o derece şiddet ve azimle yapılmaktadır ki Hİtler tarafından aynı gaye ile sarfedilmiş olan gayretler adeta bir amatör çalışması kalır. Rusların tek bir hayali vardır: Kremlinİn hâkimiyeti altında polis kuvvetleri kurarak bir dün­yadiktatörlüğü vücudagetirmek.

Hoffman sözlerine devala şöyle demiştir ; Ruslar tarafından Marshall plânı aleyhin­de bulunulması kolayca anlaşılabilir bir keyfiyettir. Politbüro bir teşebbüse ka­tılmayı katiyen istememekteydi. Bu plân Rusların bizzat kendüeri ve dünyanın geri kalan kısmı için hazırlamış oldukları plânlara uygun değüdir.

Komünizm dalgası Marshall Plânının tat­bik edildiği bütün bölgelere inmektedir. Buna kısmen Kominternin Çekoslovakya ve DoğuAlmanyada daha ziyade kuv­vetkazanmışolması ve bilhassaveniden


doğan ümitler ve siyasî gerginliklerin azalmasısebebiyetvermiştir.

Marshall Plânı istihsal rakamlarını aşan bir başarı vaadetmektedİr. Filhakika, bu plân iştirak eden memleketler arasında iktisadî işbirliği yapılması gayesini güt­mektedir. Bir iktisadi işbirliği Avrupayı asırlarca iktisadi olmayan kısımlara ayır­mış bulunan ve ikinci dünya savaşından evvel bir Avrapa iktisadiyatını tehdit eden engelleri yok edecektir.

Hoffman, dövizlerin serbest bırakılması için hazırlanmış olan Avnıpalılar arası yeni programın. 1950 yılından sonra Benelux memleketleri iktisadiyatının bir­leştirilmesinin, ve gümrük birliği için Fransa ile italya arasındaki müzakerele­rin »ancak bir başlangıç» teşkil et­tiğini söylemiş ve yeni bir Avrupanın doğmaktaolduğunuilâveetmiştir.

Vaşington :

Ayan Meclisi Silâhlı Kuvvetler Komite­sinin bugün Öğleden sonra yaptığı gizîİ bir toplantıda söz alan Savunma Bakanı Forrestal, programını şu üç noktada hü­lâsa etmiştir

1—Gönderileceklerimemleketlerde genelmahiyettebir askerî yardımda bulunabilecek askerî heyetler teşkili,

2—AmerikaCumhuriyetlerineaskerî bakımdanyapılacakyardımabirkanun mahiyetini verecek olan ve Amerikalılararası işbirliğine müteallik bulunan bir plânın tatbik sahasına konulması,

3—Dünya menfaatleri çerçevesi içinde faaliyette bulunacak heyetlerin vücuda getirilmesi.

13 Ocak 1949

Vaşington :

Silâhlı Kuvvetler Komitesi Başkanı Cari Vinson, Hava Bakanı Symington ve Ordu Bakanı Kenneth. Royall ile yaptığı gö­rüşmelerden sonra Trumanm 48 hava grubu teklifetmiş olmasına rağmen. 70 grubun ihdası hususunda kongre nezdinde İsrarlı. teşebbüslerde bulunacağını söylemiş ve beyanatına şöyle devam et­miştir :

Hava kuvvetlerinin masraflarının azal­tılması hususunda Başkanlık tarafından yaılan tekliflere rağmen, bu konuda fi­kirlerimi kongreye sunmaktan geri kal­mayacağım.» Vinson, sözlerine şunları İlâveetmiştir:

(Silâhlı Kuvvetler Komitesi millî gü­venlik bütçesini asgariye indiren Başka­nın hangi saiklerle hareket etmiş oldu­ğuna dair fikirlerini öğrenmek üzere Ha­va Bakanı Symington, Ordu Bakanı Kenneth Royall ve Bahriye Bakanı Suüivanı beyanata davet edecektir.» Bununla beraber Ayan Meclisi Silâhlı Kuvvetler Komitesi hava kuvvetleri mas­raflarının azaltılmasını isteyen başkanın görüşü ile bu kuvvetlerin arttırılmasını talep eden görüş arasında bir U2İaşma formülü bulmak için çalışmalarına de­vam etmektedir.

— Vaşington :

Başkan Truman bugünkü basın konferan­sında, Stalini ne vakit olsa kabule hazır bulunduğunu bir kere daha sövlemiş fa­kat Sovyet Rusyanın barış taaruzuna dair söylentiden haberdar olmadığını bil­dirmişti.

Başkan Orta Doğuda İsrail kuvvetleri ta­rafından düşürülen ingiliz uçaklarının Amerikanın İsteği üzerine keşifte bu­lunduklarını bildiren haberi yalanlamış ve Birleşik Amerikanın Filistin karşı­sındaki durumun 20 Kasımda Amerika­nın Birleşmiş Milletler nezdindeki Dele­gesi Jessupun izah ettiği şekilde kalmak­tadevamettiğini temin etmiştir.

Bugün Ingillerenirı Vaşington Büyükel­çisi Oliver Franksla vaki mülakatı hak­kında izahat vermeği reddeden Truman, Filistin meselesine dair görüş ayrılığına rağmen Birleşik Amerika ile ingiltere arasındaki münasebetlerin hiç de gergin olmadığını açıkça beyan etmiştir.

Nihayet Başkan Truman Batı Yarımkü­resinde silâhların standardize edilmesine kesin olarak taraftar bulunduğunu söy­lemiş ve demiştir ki :

Esasen Birleşik Amerika Hükümeti bu çerçeve dahilinde Güney Amerika mem­leketlerine ve muhtemelen Kanadaya standardAmerikanharpmalzemesiverecek ve kongreye bu yolda yeniden tav­siyelerde bulunacaktır.

İŞ Ocakı 1949

Nevyork :

12 Amerikan komünist liderinin yargılan­malarının geri bıraktırıîması hakkında müdafaa avukatlarınca ileri sürülen ta­lep Federal Yargıç Harold Medina tara­fındanreddedilmiştir.

Bu itibarla dâvanın bakılmasına evvelce de tesbit edilmiş olan 17 Ocak tarihinde başlanacaktır.

Bilindiği gibi bu 12 Komünist lideri. Ame­rikan Hükümetini kuvvet kullanmak su­retiyle devirme teşebbüslerine girişmek­ten suçludurlar.

Vaşington :

Baş Savcı Tom Clark casusluğun menine ait Amerikan kanunlarının yeniden ince­lenerek takviyesini ve millî güvenlik ba­kımından sansür işinin kanun haline gel­mesini dün resmen hükümete teklif et­miştir.

Baş Savcı casusluk vakalarmda cezanın tahdidine aid kanun maddesinin kaldırıl­maması için tertiplediği karar suretini hükümete tevdi etmiştir. Bugün mevzu­ata göre casusluk şüphesi altında bulunan her hangi bir sanığa suçun barış devre­sinde işlenmesi takdirinde üç yıldan faz­la hapis cezası verilememektedir. Baş Savcı tarafından sunulan yeni tek­liflere göre federal polis, ordu, hava kuv­vetleri ve Amerika donanma ve deniz ma­kamları millî güvenliğe aid tahkikatlar sırasında derhal sansür tatbiki yetkisini haizbulunacaklardır.

17 Ocak 1949

Nevyork :

Amerikan Komünist Partisinin «Polit Bü­ro» su yarın 400 polis memurunun mu­hafazası altında olarak yargılanmak üze­re mahkemeye gidecektir. Nevyorkta şimdiye kadar bu derece kalabalık bir muhafız grubu görülmemiştir. Polis me­murları herhangi bir nümayişi önlemek üzere yargılanmanın yapılacağı binada nöbet bekliyecekîerdir.

12 sanığın aşağı yukarı 70.000 komünistin şefleriolluğusöylenmektedir.

Bu komünist liderlerinin geçen Temmuz ayında hükümeti kuvvet kullanarak de­virmek için tahrikte bulunmaktan suçlu görüldükleri hatırlardadır. Bu suç için azamî ceza 10 yıl hapis ve 10 bin dolar para cezasıdır.

Sanıklar Otomobil işçileri Birliğinin eski Başmüşaviri Maurice Sugarm başkanlığı altında 10 Avukattan müteşekkil bir grup tarafından müdafaa edileceklerdir. 1 nu­maralı sanık "VVilliam Fosterin dâvanın ilk oturumunda hazır bulunmıyacağı zan­nedilmektedir. 67 yaşında olan ve Ko­münist Partisi tarafından üç kerre Ame­rikan Başkanlığı içinaday gösterilmiş olan Foster, Kab hastalığından muztarip oldu­ğu için, yargılanması sırasında heyecana kapılarak hayatının tehlikeye düşmesin­den endişe edilmektedir.

18 Ocak) 1949

— Vaşington :

Cumhuriyetçi Partinin dış siyaset işlerin­de tam otorite sahibi temsilcisi olarak tanınan John Foster Dulles dün «United States News» dergisine verdiği demeçte, bu yıl içinde Rusyayla Birleşik Amerika arasında mevcut gerginliğin gevşemesiihtimali olduğunu söylemiş ve şimdilik Rus liderlerinin Birleşik Amerika ile da­ha yakın ve müsbet münasebetler kur­mağa hevesli gibi görünmediklerini, bu­nunla beraber, herhangi bir engel çıkma­dığı takdirde, aradaki gerginliğin gittikçe azalacağını ilâve etmiştir.

Foster Dulles bu tahminine sebep olarak, önce, komünist taktiklerinin gün geçtik­çe daha tesirsiz kalmağa başladığını, çünkü keşf ve izah olunduğu ve akim bırakıldığına ve ikinci olarak da komü­nist devletler içişlerinin daha büyük ve daha acele edilmesini icap ettiren mahi­yet taşıdığını açıklamıştır.

Dulles yeni kurulacak Batı Avrupaya mutlaka Almanyanın da iltihakı lüzu­munda İsrarla durmuş ve bu noktanın şimdilik tahakkuk edememesinin Baftı Avrupanın Almanyayı idare edecek de­recede kendini kuvvetli saymamasından ilerigeldiğineİşaretetmiştir.

19 Ocak 1949

Vaşington :

Dün akşam Demokrat Parti tarafından tertiplenen bir toplantıda söz alan Başkan Truman, dünya sulhunu korumak için elinden gelen her şeyi yapacağını söy­lemiştir. Başkan bu ödevi başarmak için kongrenin de kendisi ile işbirliği yapa­cağı ümidinde olduğunu sözlerine ilâve etmiştir.

Dün akşam Amerikan Ayan Meclisi. M. Marshallm yerine Dışişleri Bakanlığına M. Dean Achesonun tâyin edilmesini büyük bir ekseriyetle kabul etmiştir.

Vaşington :

Amerika Hava Bakanı Stuart Symington Kongre Silahlı Kuvvetler Komisyonuna gönderdiği mektupta, 240 kilometre yük­sekliğe ulaşabilecek radyo ile idare edilen mermilerin atılması için rampalar ve po­ligonlar yapılmasına müsaade olunmasını istemiştir.

Hava Bakanı başka memleketlerin halen «kıtalar arası» hareket sahasına sahip radyo İle sevkedilen mermi atışları iecrübelerine girişmiş bulunduklarını kayd ile, Amerika ordusunun 3 muhtelif sını­fının malı olacak rampa tesîserine sar?edilmek üzere 200 milyon dolar tahsisat verilmesinikongredentalebetmiştir.

Birleşik Amerikanın Almanyada pde ettiği v. 2 mermilerinin atışı için yeni Meksikada White Sandsda bir ateş poli­gonuna sahip olduğu malûmdur.

30Ocak 1949

Vaşington :

Bir b. 36 Amerikan bombardıman uçağı dün 42 tonluk yükü olduğu halde hava lanmağamuvaffakolmuştur.

Bu yük b. 36 tipindeki uçaklar tarafından şimdiye kadar taşınan en yüksek hamu­leyi teşkil etmektedir.

31Ocak 1949

Vaşington :

Eski Başkan Herbert Hoover bugün yap­tığı demeçte. BirleşikAmerikanın vergi bakımmudan işba haline geldiğini ve hü kümet masraflarının kısılmasıgerektiğini söylemiştir. Hoover, idarenin yeniden teş kilatİandırılmasıiçingenişsalâhiyetler isteyenBaşkanTrumanıdesteklemlk üzere, Temsilciler Meclisi Masraf Komis yorumdayaptığıbubeyanatta,Başkan Trumarıaistediğiyetkilerverildiğitak dirde,muazzamtasarruflarsağlanabile ceğinibelirtmiştir.

BELGELER.

Trumanın yeniden seçildiği Birleşik Amerika Başkanı sıfatile andiçtikten sonra söylediği nutuk:

— Vaşington :

Trumanm dört. yıl için seçildiği Birleşik Amerika Başkanı sıfatiyle andiçtikten sonra söylediği nutkun metni aşağıdadır.

Başkan Yardımcısı, Yüksek Divan Başkanı ve yurtdaşlar,

Amerikan Milletinin bana verdiği şerefi maçiz bir surette kabul ediyorum. Bu şerefim milletimizin refahı ve dünvanm barışı için elimden geleni yapmak az­miyle kabul ediyorum.

Bana düşen Ödevleri yaparken, herbirinizin yardımına ve duasına ihtiyacım vardır. Sizden bana cesaret vermenizi ve beni desteklemenizi rica ederim. Önümüzdeki işler zordur, onları ancak işbirliğiyle yaptığımız takdirde başa­rabiliriz.

Tarihimizin her devresi hususî bir meydan okuyuşa karşıkoymak zorunda kalmıştır. Şimdiki meydan okuyuş, geçmiştekilerin herhangi birinden daha az vahim değildir. Bugün, yalnız yeni bir idarenin değil, ayni zamanda belki bizim için olduğu kadar bütün dünyâ için kati mahiyette olaylarla dolu bir devrenin başlangıcını ifade eder.

İnsan nevinin tarihinde bir esas dönüm noktasının geniş bir ölçüde tecrübe ve tahakkuku belki de bize mukadder olacaktır. Bu asrın ilk yarısının mümeyiz vasıflarını insan haklarına karşı görülmemiş hücumlara tarihin en müthiş iki harbi teşkil etmiştir. Bu devrede bize bilhassa lâzım olan şey, bir­likte barış ve ahenk içinde yaşamayı Öğrenmektir.

Dünya milletleri, geleceği endişe hissiyle karşılamakta, bir taraftan büyük ümitlere kapılırken diğer taraftan da ayni ölçü içinde büyük korkulara ka­pılmakta, şüphelerle dolu olan bu devrede, gözlerini, bilhassa iyi niyet, kuv­vet ve kiyasetti bir rehber bulmak için Birleşik Amerikaya çevirmektedir­ler.

Bundan dolayı, bu fırsattan faydalanarak, hayat inancımızın ana prensiple­rini ve amaçlarımızı bütün dünya milletlerine ilân etmemiz lâzımdır. Ameri­kan Milleti, daha başlangıçtanberi mülhem olduğu inancında azimlidir. Bü­tün insanların kanun çerçevesi içinde eşit bir adalet rejimine hakları oldu­ğuna ve kendilerine müşterek nimetten eşit derecede faydalanmaları imkâ­nının verilmesi lüzumuna inanıyoruz. Bütün insanların düşünme ve ifade hürriyetine hakları olduğuna inanıyoruz. Bütün insanların eşit olarak yara­tıldıklarına inanıyoruz. Hiçbir şey bizden bu inam kaldıramaz.

Amerikan Milleti, içinde bütün insanların ve bütün hükümetlerin kendile­rini istedikleri gibi idare etmekte ve kendilerini tatmin eden bir hayat sür­mekte hür bulundukları bir dünya için çalışmak arzusundadır ve bu suretle çalışmağa azmetmiştir. Milletimiz her şeyden önce, eşit partönerler tarafın­dan gerçekleştirilmiş samimi bir anlaşmaya dayanan doğru ve devamlı bir dünya barışı için çalışmak arzusundadır ve bu suretle çalışmağa azmet­miştir.

Birleşik Amerika ve ayni hedefleri takdis eden başka milletler bu amaçları takip ederken, tabantabana zıd amaçlar güden ve çok farklı bir yaşama zih­niyeti taşıyan bir rejimin engelleriyle doğrudan doğruya karşılamaktadırlar. Bu rejim, hürriyeti sağlamak iddiasında bulunan bir sahte felsefeye dayan­maktadır. Bu felsefe karsısında hataya kapılan birçok milletler hürriyetle­rini feda etmişlerdir. Bu milletler mükâfatlarının sefalet ve zulüm olduğunu, bir tuzağa düştüklerini ve şimdi kendileriyle alay edildiğini öğrenmişlerdir. Bu yalancı felsefe, komünizmdir.

Komünizm, insanın kendi kendini idarenin âciz olacak derecede zayıf bu­lunduğuna ve bundan dolayı kuvvetli efendiler tarafından idare edilmele­ri gerektiğine inanmak esasına dayanmaktadır.

Demokrasi ise, İnsanın manevi ve entellektüel kabiliyete malik ve mantık ve adaletle bizzat kendi kendini idare hakkına sahip bulunduğu kanaatine dayanmaktadır.

Komünizm, insanı meşru sebepler olmadan tevkif eder, muhakemesiz ce­zaya çarpar ve sanki devletin menkul malları bahis konusu imiş gibi mecbu­rî ağır işlere koşar. Ferdin hangi haberleri alabileceğine, hangi güzel sanat­ları yapapileceğine, hangi şerefleri takip edebileceğine, hangi düşünceye sa­hip olabileceğine devlet karar verir.

Demokrasi ise hükümetin, ferdin menfaatleri için kurulduğu ve insan hak­larını ve hürriyetlerini korumanın vazifesi icabından olduğu esasını müda­faa eder.

Komünizm içtimaî şartların ancak zor kullanmak suretiyle düzeltebileceği­ni ileri sürmektedir.

Demokrasi ise sosyal adaletin sulhçu değişiklikler yapılmak suretiyle ta­hakkuk edebileceğini isbat etmiştir.

Komünizm dünyanın bir takım mahalif sınıflara taksim edilmiş olması yü­zünden harbin kaçınılmaz olduğu kanaatindedir.

Demokrasi ise serbest milletlerin adalet esasını dayanarak aralarındaki ih­tilâfları halledebilecekleri ve devamlı bir sulh tesis edebilecekleri düşünce­sindedir.

Amerika üe komünizm arasındaki bu a;rıbk!c.l yalnız Amerikayı ilgilen

dirmez. Bütün dünyada insanlar bahis konusu olan şeyin ne olduğunu müd­riktirler, mevzubahis olan şey maddî refah, insanlığın vekarı, allahı tanımak hakkı ve ona olan bağlılıktır.

Bu görüş ayrılıklarına ideoloji vasıflarını tebarüz ettirmek için değil, ko­münist felsefesinden doğan hareketlerin, dünyanın kalkınması ve devam­lı bir sulh elde edilmesi yolunda hür milletlerin girişmiş oldukları gayret­leri tehdit ettikleri için temas etmekteyim.

Harbin sona ermesindenberi, Amerika, kaynakları ve enerjisini sulh, istik­rar ve hürriyeti tesis için girişilen büyük bir harekete tahsis etmiş bulun­maktadır.

Hiçbir toprağı kendi topraklarımıza katmak istemedik, irademizi kabule hiç kimseyi zorlamadık .

Devamlı ve kuvvetli bir şekilde Birleşmiş Milletlerle buna bağlı teşekkül­leri destekledik. Bundan maksat milletlerarası münasebetlerde demokratik prensiplerin tatbikini sağlamaktı. Milletler arasında çıkan ihtilâfların her zaman sulh yolu ile halline çalıştık.

Kendi muazzam ordumuzun milletlerarası bir kontrole tâbitutuîması ve di­ğer devletler ordularının tahdidi için bir anlaşma sağlanmasına daima uğ­raştık.

Dünya ticaretinin doğru ve salim bir esasa dayanarak gelişmesini misal­ler vermek veya kaideler vazetmek suretiyle destekledik. Aşağı yukarı bir sene evvel hür 16 Avrupa memleketinin iştiraki ile tarihin en büyük ikti­sadî programının tatbikine başlanmıştır. Bundan maksat Avrupada demok­rasiyi canlandırmak ve kuvvetlendirmek ve bu kıtadakİ hür milletlerin es­ki seviyeye ulaşmalarını ve bu suretle yeniden dünyanın refah ve güven­liği için çalışmalarını sağlamaktır.

Gayretlerimiz bütün dünyayı yemden ümitlendirmiştir. Hayal kırıklığını ve bozgunluğunu Önledik. Dünya yüzüne dağılmış 100 binlerce insan şimdi bizim gibi yeni harbin bir mecburiyet olmadığı ve sulhun tahakkuk edebileceği dü­şüncesindedirler.

Teşebbüs imkânları bizim elimizdedir. Daha kuvvetli bir milletlerarası adalet ve düzen kurmak için diğer miletlerle başta yürümekteyiz. Bu yolda bizimle birlikte yürüyen memleketler, artık bir millet olarak dünyada yaşayabilmek endişesinden kurtularak halkın yaşama seviyesini yükseltme gayesini gütme­ye başlamış olan milletlerdir. Hür dünyayı takviye yolunda yeni tasarılar ger­çekleştirmeğe hazır bulunuyoruz.

Önümüzdeki senelerde sulh ve hürriyetin sağlanması programında başlıca dört hareket hattı derpiş edilmiştir:

Birincisi, Birleşmiş Milletler ve ona bağlı teşekkülleri destekleyecek ve oto­ritelerini kuvvetlendireceğiz. Demokratik prensiplere uygun hükümetler kur mak maksadı ile ilerlemeler yapan bölgelerde yeni doğmakta olan milletlerin girmesi ile Birleşmiş Milletler teşkilâtının kuvvetleneceğine inanıyoruz.

ikincisi, Dünya iktisadi kalkınması için olan programımıza devam edeceğiz. Bunun evvelemirde ifade ettiği mâna, Avrupa kalkınma programına tam manasiyle müzaherete devam etmemiz gerektiğidir. Dünya kalkınması İçin olan bu büyük teşebbüsün muvaffak olacağına güvenimiz vardır. Bu gayretteki par tünerlerimizin kendi kendilerine yeten Milletler Statüsüne tekrar erişe­ceklerine inanıyoruz.

Bundan başka, dünya ticaretindeki engelleri azaltmağa ve ticaret hacmini art­tırmağa matuf olan plânlarımızı gerçekleştirmeliyiz. İktisadi kalkınma ve hât­tâ barış, artan bir dünya ticaretine bağlıdır.

Üçüncüsü, hürriyete bağlı milletleri saldırma tehlikelerine karşı kuvvetlen­direceğiz.

Şimdi müteaddit memleketlerde Güney Atlantik bölgesinin güvenliğini kuv­vetlendirmeğe matuf müşterek bir anlaşma hazırlıyoruz. Böyle bir pakt, Bir­leşmiş Milletler Anayasasının çerçevesi içinde bir müşterek müdafaa anlaş­ması şeklini alacaktır.

Rio de Janerio antlaşmasivle Batı yarım küresi için böyle bir müdafaa paktı­nı daha Önce akdetmiş bulunuyoruz. Bu anlaşmaların esas amacı, hür memle­ketlerin, nereden gelirse gelsin, silâhlı bir hücuma mukavemet hususundaki müşterek azimlerini itirazgötürmez bir surette isbat etmektir. Bu anîaşmıya katılan her memleket bütün imkânlariyle müşterek müdafaaya hadim olacak­tır.

Eğer biz, millî güvenimizi ilgilendiren her türlü silâhlı saldırmanın ezici bir kuvvetle karşılacağmı kâfi derecede açık bir surette anlatabilirsek belki de bu silâhlı tecavüz hiçbir zaman vuku bulmayacaktır.

Güney Atlantik Güvenlik plânını yakında Ayan Meclisine verebileceğimi sa­nıyorum.

Bundan başka, barışın ve güvenliğin idamesi için bizimle işbirliği yapmak is­teyen hur milletlere askerî tevsiyelerde bulunacak ve donatım vereceğiz. Dördüncüsü, ilmî ve sınaî tecrübelerimizden henüz gelişmemiş bölgelerin ge­liştirilmesi ve İslahı için faydalanmak üzere yeni ve cesaretli bir plân yapma­lıyız.

Dünyanın yarısından fazlası, az çok sefalet içinde yaşamaktadır ve salgın hastalıkların kurbanıdır. Onların fakirliği hem de daha refahlı bölgeler için bir engel ve tehlikedir.

Tarihte ilk defa olarak, insanlık namına bu insanların ıstıraplarını hafiflete­cek bilgilere sahip bulunuyoruz. Birleşmiş Amerika, sınaî ve ilmî gelişme ba­kımından milletlerin başında gelmektedir. Başka milletlere yardım için kul­lanabileceğimiz maddî kaynaklar mahduttur. Fakat teknik bilgiler alanın­daki kaynaklarımız gittikçe artmaktadır ve bitmez tükenmez.

Hüriyete aşık milletlerin emrine bu bilgileri koymamız ve onlara daha iyi bir yaşama emellerinin gerçekleşmesi için yardım etmemiz lâzımdır. Başka milletlerle işbirliği halinde, gelişmesi gereken bölgelere sermaye yatırılması­nı düşünmeliyiz.

Amacımız, dünyanın hür milletlerine kendi vasıtalariyle daha çok yiyecek, daha çok giyecek ve daha çok ikâmetgâh elde edebilmeleri için yardım etmek olmalıdır.

Başka milletleri teknik kaynaklarını bu teşebbüse hasretmeğe çağırıyoruz. Onların yardımları hararetle karşılanacaktır. Bu teşebbüs, bütün milletlerin mümkün olan her yerde Birleşmiş Milletler kurulu veya bu kurulun ajans­ları vasıtasİyle katılacakları müşterek bir teşebbüs olmalıdır. Bu teşebbüs barışı bolluğu ve hürriyeti sağlamak için bir dünya gayreti ölçüsünü alma­lıdır.

Memleketimizdeki iş adamlarının hususi sermayenin, çiftçilerin ve işçilerin işbirliği ile, bu program, başka memleketlerin sınaî faaliyetlerini ziyadesiy­le büyültebilir ve onların hayat standarlarını hissedilir surette yükseltebilir. Böyle bir iktisadî gelişme bahis konusu bölgeler sâkinlerinin menfaatine olarak hazırlamalı ve tatbik edilmelidir. Sermaye için de gerekli teminat sağlanmalıdır.

Emperyalizm (yabancımenfaat için sömürme) kelimesinin plânlarımızda ye­ri yoktur. Tasavvur ettiğimiz şey, haklı ve demokratik muamele zihniyetine dayanan bir gelişme programıdır. Bizimki dahil bütün memleketler imar programından geniş bir şekilde faydalanacaklar ve bu suretle dünyadaki +abü kaynaklarla insan kaynaklarını daha iyi bir şekilde kullanmak imkâ­nını sağlayacaklardır.

Tecrübeler, diğer memleketlerle olan ticaretimizin, bu memleketler İktisa­dî ve sınaî sahalarda ilerlemeler yaptığı nisbeüe gelişmiş olduğunu göster­mektedir.

Sulh ve refah kapılarının anahtarı, daha fazla mikdarda istihsal yapmaktır. Fazla istihsal ise modern ilmî ve teknik bilgilerin daha geniş mikyasta tatbi­ki ile elde edilebilir.

insanlar, aralarında, bedbaht olanların birbirlerine yaptıkları yardımları desteklemek suretiyle, hakları olan daha müreffeh ve tatmin edici bir haya­ta kavuşabilirler. Dünyadaki memleketler halkını, yalnız kendilerine zul­medenlere karşı değil, ayni zamanda açlık, sefalet, hayal kırıklığı gibi eski düşmanlarına karşı da zaferle neticelenecek hareketler başarmaya sevkedecek hayatî kuvvet ancak demokraside mevcuttur.

Bu dört hareket hattı sayesinde bütün insanlığın refahına ve şahsi hürri­yetinsağlanmasınayarayacakşartlarıvücudagetireceğimiziümidediyo

Bu siyasî hatların tahakkuku için kendimizi kuvvetli bulundurmak ve ken­di memleketimizde daimî bir refaha kavuşmuş olmakhğımız şarttır.

Yavaş fakat kati olarak dünyayı milletlerarası bir güvenliğe ve artan bir refaha kavuşturmaktayız.

Bugün kendi hükümetlerinden korkmakta olanların da dahil oldukları kor­kudanmasunolmakİsteyenler tarafındanyardımgörmekteyiz.

Bize propaganda yalanlarından kurtularak hakikate ulaşmak ve samimiyet isteyen kimseler yardım etmektedirler. Kendi işlerine müteallik kararlara iştiraki arzu eden ve muhtar bir hükümet kurulmasını isteyen herkes tara­fından yardım gördük.

Bize, iktisadî bir güvenlik sağlanmasının, yeni hür cemiyetlere bağlı insan­ların faydalanmakta oldukları güvenlik ve refahın peşinde koşan herkes yardımda bulundu.

Söz hürriyeti, din hürriyeti, faydalı neticeler elde etmek için yaşama hür­riyeti arzu edenler tarafından yardım gördük.

Hürriyetesusamış milyonlarca insan bizimle beraberdir.

İstikrarımız vazihleştiği nisbette, demokrasiyi takdir eden milletler sayısı arttığı ve bu memleketler artan refahtan hisselerini aldıkları müddetçe, zannediyorum ki, bugün için bize karşı koyan memleketler hayallerinden vazgeçecekler ve milletlerarası anlaşmazlıkları bir adalet esasına dayanarak düzenlenmekyolundabizimlebirleşeceklerdir.

Hadiseler yüzünden Amerikan demokrasisi yeni tesirler icra etmektedir ve yeni mesuliyetler deruhte etmiştir.

Bu mesuliyetler, cesaretimizi, vazife sevgimizi ve hürriyet telâkkilerimizi tecrübe için bir vesile olacaktır.

Şunu herkese ilân etmek isterim ki hürriyet sayesinde elde ettiklerimiz da­ha geniş hürriyetlerin sağlanması ile artacaktır.

Allaha olan inancımız sarsılmadan insan hürriyetinin temin edilmiş bulundu­ğu bir dünyaya doğru yürüyeceğiz.

Kuvvetimizi, kaynaklarımızı ve azimli kararlarımızı bunun gerçekleşmesine hasredeceğiz.

Allahm inayeti ile, insanlığın istikbali, adalet, ahenk ve barış esasına daya­nan bir dünya da emniyet altına alınmış olacaktır.

YANKILAR.


siyasetindebüyük

Amerikan

ihtilâl...

Yazan:Cemşİt

4 Ocak 1949 tarihli «Akşam» İs­tanbuldan :

Vaşingtonda «Şimalî Atlantik Paktı» et­rafında cereyan eden müzakerelerin, hayli ilerlediğini bildiren telgraf haber­leri var. Hattâ, hazırlanan tasarının, in­celenmek üzere ilgili devletlere gönderdi­ği haber veriliyor.

Atlantik Paktı nedir?

Geçen sene martında, Benelüks devlet­leri adı verilen Belçika, Hollanda ve Lüksemburg ile ingiltere, Fransa ara­sında Brükselde bir ittifak imzalanmış­tı. Beş devlet arasında bu iki andîaşnıa, hem karşılıklı askeri yardım, hem de ekonomi ve kültür sahalarında işbirliği hükümlerini ihtiva ediyor ve imzalayan beş devlet dışında, bazı şartlarla «her devletin»iltihakınaaçıkbulunuyordu.

Bu anlaşmanın hedefi, Batı Avrupaya karşı bir Sovyet tecavüzüne karşı koy­mak ve gerek iktisadî, gerek kültür .saha­larında komünizmin yayılmasına engel olacaktedbirlerialmaktır.

Fakat Sovyet Rusyannm Avrupa orta­sına kadar ilerlemiş olan kuvvetlerinin azameti karşısında Hollanda, Belçika Lüksemburg gibi küçük ve silâhsız dev­letlerin, hattâ bugünkü halinde Fransanın, herhangi bir tecavvüzü önleyecek kudrette olmadıkları, ve bütün yükün ingiltereye yüklendiği ve bu surette da­hi Batı Avrupada yeter bir kuvvet el­de edilemyeceği aşikârdır.

Bunun içindir ki 1947 Mart Brüksel it­tifakını imzalayan beş devlet Amerikaya başvurmuşlar, Amerikadan hem sülâh yardımında bulunmasını hem de bilfiil buittifakakatılmasınıistemişlerdir.

Hâdisenin ehemmiyeti burada başlıyor. Bilindiği gibi Batı Avrupada Amerikan işgal orduları vardır. Bu orduların sayı­sı ne olursa olsun, Sovyet Rusya Batı Avrupaya doğru bir tecavvüz hareketi­ne geçerse, karşısında ilk olarak Ameri­kan kuvvetlerini bulacak ve bu suretle Sovyet Rusya, Amerika ile harbe tutuş­mak zorunda kalacaktır. Bu bakımdan Amerikanın, da Avrupa emniyetine iştirak etmesi fiilî durumun zaruri bir neticesi olmaktadır.

Diğer taraftan, bir harb zuhurunda, Ame­rikanın, ilkin geri çekilerek ve Avru­payı boşaltarak ve iyice hazırlanarak sonradan Avrupaya ihraç hareketi yap­ması tezi terkedilmiştir. Çünkü harap Avrupayı kalkındırmak için 18 milyar dolar harcamayı göze alan Amerika, bu gayretleri tekrar sıfıra indirmek isteme­diği gibi, Fransa, yeni bir harbden tek­rar düşman işgali altına girerek sonra­dan ihraç hareketleriyle viraneye dönmek pahasına kurtarılmayı artık isteniliyor ve Amerikanın, başından itibaren Avrupayı müdafaasında Avrupada katılması­nı istemiyor.

Bundan başka, Amerika siyasetinde ge­çen yıl mühim bur değişiklik olmuştur. Ayan Hariciye Komisyonu Başkanı, Cumhuriyetçi liderlerden M. Vandenberg kongreye bîr takrir sunmuştu. Kongre tarafından kabul edilen bu takrire göre, Amerika, bazı şartlar altında askerî yar­dımda bulunmayı kabul etti. Bu şartla­rın başhcaları şunlardır: Avrupada, kar­şılıklı yardım esasına dayanan bölge andlasmaları yapılmıştı. Bu bölge andlaşmaîanna giren devletlerin münferi­den ve müştereken kendilerini müdafaa­ya karar vermiş olmaları. Bu devletlerin emniyet ve müdafaalarının, Amerika em­niyeti bakımından ehemmiyetli olması. Kongre, bu takriri kabul ederek, bunu, bir tavsiye ve telkin mahiyetinde Ameri­kanHükümetinebildirmiştir.

Şimalî Atlantik Paktı bu kararın neti­cesidir. İngiltere, Fransa, Hollanda, BeîÇİka ve Lüksemburg Hükümetleri evvelâ kendi aralarında karşılıklı yardım esası­na dayanan bîr bölge ittifakı imzalamış­lar, sonra da kendi aralarında askerî an­laşmalar yaparak kumanda ve hareket birliği kurmuşlardır. Amerika, bu Batı Avrupa bölgesi birliğinin emniyetini. kendi emniyeti için ehemmiyetli sayarak Kanada ile beraber bu ittifaka iltihak etmekkararınıvermiştir.

Vaşingtondaki konuşmalar bundan doğ­muştur.

Amerika, Kanada ile birlikte, Batı ittifa­kına ne şekilde, ne gibi askerî taahhütler­le katılacaktır? Bu hususta henüz bir şey bilinmiyor. Amerikanın askerî bir ittifaka girmesi, anayasası bakımından, nazik bir meseledir. Kongrenin ne gibi taahhütleri kabul edeceği, Amerikan Hü­kümetinin arzu ve görüşlerine ne derece iştirak edeceği meçhuldür. Bunun için dir ki Vaşington müzakereleri gayet ağır ve ihtiyatlı yürümektedir. Alınacak neti­ce, bulunacak şekil, ancak kongre müza­kerelerinden sonra belli olacaktır.

, Hâdise, cihanşümul Vtr ehemmiyet a!r7 zetrnektedir. Çünkü Amerikanın siyası tarihinde bir ihtilâl mânasını ifade edi­yor. Bugüne kadar infiratçı, azçok çe­kingen bir politika güderek Avrupa iş­lerine uzaktan seyirci kalan, ve tereddüt­le karışan Amerika, beş Avrupa devle­tiyle bir ittifaka girişmek suretiyle, biz­zat Avrupa Kıtasına ayak basmış ola­caktır. Avrupa emniyeti ve dünya sul­hu bakımından bu değişikliğin kıymeti çok büyüktür.

Avrupaya iktisadi yardım suretiyle ko­münist istilâsına set çekmeye çalışan Amerika, simdi de, Sovyet tecavvüzüne karşı, bütün kuvvetleriyle taahhüde gir­mekyolundadır.Bu.ise,tarihteilkde

General Marshallin istifası...

Yazan:ÖmerRızaDoğrul

8 Ocak 1949 tarihli «Cumhuriyet» İstanbuldan:

Birleşmiş Milletler Assamblesinin Paris te yaptığı geçen toplantı sırasında yakın­da istifa edeceğini bizzat bildiren Gene­ral Marshall dün sihhi sebepler yüzün­den, hakîkaten istifa etmiş bulunmakta­dır. General Marshall, Parise gelmeden önce hastaneye yatmak ve bir ameliyat geçirmek üzere bulunuyordu. Fakat Bir­leşmiş Milletler toplantısını kaçırmamak için dünya sulhuna hizmeti sıhhi zaruret­lere üstün tutmuş ve bu ameliyatı sonra­ya bırakmağa karar vermişti. Bu hareket onun gibi şanlı, şerefli, büyük bir askere hakikaten yakışan yüksek bir feragat ve fedakârlığı ifade . ediyordu. Nitekim kendisi Birleşmiş Milletler toplantıların­da hazır bulunduktan ve buradaki ça­lışmalarını tamamladıktan sonra memle­ketine döner dönmez hastaneye girerek ameliyat olmuş ve ameliyatın muvaffa­kiyetle neticelenmesine rağmen vazifesi­ne devam edemiyeceğini anlayarak istifa etmiştir.

Başkan Truman, bu çok kıymetli mesai arkadaşının vazifesine devam etmesini candan istiyor ve onun son kararını derin bir merak ve alâka ile bekliyordu. So­nunda General Marshallin istifaya ka­rar vermesi, Başkan TVuman başta ol­mak üzere bütün Amerika ve bütün hür ve demokrat dünya tarafından en iyi temennilerle uğurlamasına sebep olmuş­tur.

Hakikatte General Marshall vatan vaziEesini kat kat fazlasıyla ifa etmiş bir va­tanseverdir, ikinci Dünya Harbi yılların­da, harbin bütün sevk ve idaresini üze­rine alan General Marshall harbin zafer­le neticelenmesi üîerine vazifesinin de son bulduğuna inanmış ve emekliye ayrıl­masını istemişti. Fakat memleket tam bu sırada kendisini Çine göndermek lüzu­munu hissetmiş, o yükünü taşıyan ka­fasını dinlendirmeğe vakit bulmadan Çin

diyarına koşmuş, orada iki sene kadar çalışmış,memleketinedönüp rahat bîr nefes almağa imkân bulmadan Mr. Byrnesün istifasüe boşalan Dış Bakanlığı­na tayin olunmuş ve derhal bu vazife­ninbaşınakoşmuştu.

Onun Amerika Dış Bakanlığında geçir­diği müddettik ise bütün hür ve demok­rat dünya içinde en çok tanılan ve en çok anılan kimse olmasını sağlamıştır. Denilebilir ki harb kahramanları içinde bir sulh kahramanı olarak ondan fazla tanınmış ve sevilmiş bir kimse bulun­mamaktadır. Bunun en beliibaşh sebe­bi İse onun adını taşıyan, kalkınma prog­ramıdır.

General Marshall, dünyayı sefalet, ıstırab ve yeisin yarı canı olan komünizmin hamlelerinden korumak için Amerikanın bütün kaynaklarını dünyanm iktisadi kalkınmasına yardım etmek, onun sefer­ber etmesi lâzım geldiğini anlamış, bu­nu memleketine kabui ettirmiş, böylece medeni ve hür dünyanın minnet ve şük­ranını kazanmıştır. Amerikanın Türki­ye ve Yunanistana yardım plânı, yani "Truman doktrini» kelimeleriyle ifade olunan komünizmin Yakın ve Orta Şar­kı İstila etmesine karşı gelen faaliyeti de onuneserleriarasındadır.

General Matfshall, Amerikanın Türkiye ve Yunanistana yardımı kabul ettiği sı­rada Moskovaya giderek Moskova ko­nuşmalarına iştirak etmekle, yaptığı işi inanarak yaptığım ve inancını tam bir samimiyet ve cesaretle benimseyen bir adam olduğunu göstermiş, bu da onun büyüklüğünü daha fazla takdire imkân Vermişti.

General Marshall, âmme hizmetinde ve insanlık hizmetinde tam manasıyla şe­refli başarılarla doîu bir hayat yaşadık­tan sonra âmme hizmetinden çekilmek­te ve bütün dünyanın muhabbet, takdir ve saygısını kazanarak hususi hayata ka­vuşmaktadır. Bütün dünyanın en iyi temennilerîyle çevrelenmiş olarak âmme hizmetinden ayrılmak, nadir şahsiyet­lere nasip olan bir mazhariyettir. Gene­ral Marsahall da bunu hakkiyle kazan­mış bulunmaktadır.

General Marshalla halef bulmak kolay bir iş değildi. Fakat Başkan Truman 1945 ile 1947 arasında Amrikamn Dış politikasını idare etrrfiş bulunan Pekan Acheşeni Dış Bakanlığına tayin etmekle, General Marshalla halef olabiîecek en değerlişahsiyetibulmuş sayılır.

Biz general Marshallm hususi hayatın­da da mesud günler yaşamasını temenni eder ve Amerika dış siyasetinde göze çarpan ıttirad ve istikrar dolayisiyle duy­duğumuz memnunluğu ifade etmek is­teriz.

Dean Acheson...

Yazan: A. K.

10 Ocak 1949 tarihli «Vatan» Ist anfouldan:,

Harb dünyanın kuvvetler muvazenesinde büyük bir değişiklik yapmıştır. Alman­yanın büyük bir devlet olmaktan çıkma­sına, ingiltere ve Fransanın eski kudret ve ihtişamlarını kaybetmelerine muka­bil, infiratçılık illetinden kurtulan Ameri­ka muazzam askeri ve iktisadi imkanlariyle Sovyet Rusyanın «mütecaviz hac­mi»ninkarşısınadikilmiştir.

Geçen harbten sonra kendi kabuğu içine çekiliveren bu devletin bugün dünyanın dört bir yanında türlü taahhütlere gir­miş bulunduğunu görüyoruz. Amerika bugün Japonya ve Almanyada büyük İşgal kuvvetleri bulundurmaktan başka, Batı yarım küresinin müdafaasını üzeri­ne almış ve Avrupa memleketlerine, Çi­ne, Türkiyeye ve Yunanistana askerî ve iktisadi yardımlarda bulunmayı te­keffületmişvaziyettedir.

Bütün bu hareketler, tesadüfi ve mün­hasıran şu veya bu şahsın eseri olmak­tan ziyade harbin tecrübelerinin ve bu tecrübelerden ders almasını bilen, harb sonu devresinin realitelerini gören Tru­man, Byrnes, Marshall, Vandenberg ve Conolly gibi şahsiyetlerin .^Amerikan umumi efkârının desteklemesiyle mey­dana getirdikleri bîr eserdir.

Dünkü yazımızda da belirttiğimiz gibi Amerikan siyasetinin Marshallin ve Lovettin çekilmesiyle değişivereceğine hük­metmek yanlış olur. Zira bizzat Trumanhi icraatıneticesinde Amerika artık ge

ri donemiyecek kadar büyük tarihi mesilliyetleryüklenmiştir.

Achesonun Dışişleri bakanlığına tayini de Marshallin çekilmesi gibi bir süpriz olmamaktır. D(şişleri Bakanının değişe­ceği anlaşılalıdanberi bu mevkie tâyin edilebilecekler arasında, Harriman ve Vinson kadar onun daadı geçmekteydi.

Truman, Achesonu seçmekle, dış siyaset hususunda daha faal bir rol oynamak imkânmî kazanmıştır.

Dean Acheson Dışişleri Müsteşarlığı es­nasında, yeni dış siyasetin tavezzuh et­mesinde çok müsbet bir rol oynamıştı. Marshall Plânının tahakkkukunda, Tru­man Doktrinin meydana çıkışında onun da çok büyük emeği vardır. Bundan baş­ka, müsteşarlığının son zamanlarında söylediği nutuklarda Rus siyasetini tak­bih edişi ve bu siyasete ancak «muayyen gayelere sahip olmak» la mukabele edi­leceğiniilerisürmesiunutulamaz.

Achesonun Liberal bir insan olarak ta­nınmış olmasını, Rusyaya tavizlerde bu­lunmaya hazır olduğu manâsına alma­mak icabeder. Bu Liberalizm, kanaatimiz­ce, fazla sert hareketlerden kaçınmak karşısındakini anlamak için daha fazla gayret sarfetmek ve ihtiyatlı olmak şek­linde tefsir edielbilir. Acheson hâdisele­ri sadece askerî zaviyeden görmiyecek, ve olsa, olsa dünya barışını kurtarmak uğrunda bir «hüsnüniyet hamlesi» daha yapacaktır. Fakat Liberalizminin Rusyanm hakiki niyetlerini görmeyecek kadar körü körüne olmadığı ve Amerikanın dış siyasetinde bazı taktiklerden başka hiçbir şeyin değişmiyeceğı muhakkak­tır.

Yeni Amerikan kongresi...

Yazan:A.ŞükrüEsmer

12 Ocak 1949 tarihli «Ulus» Anka­radan:

Büyük demokrasiye yakışır tezahürler­le Amerikada Sekseninci Kongre nihayetlenmiş ve Seksenbirinci Kongre Va­zifeyebaşlamıştır.AmerikadaKongre adı verilen teşri mekanizması İki Mec­listen terekküp eder: Ayan ve Temsil­ciler Meclisleri. Demokratlar 1932 sene­sinden 1946 senesine kadar her iki Mec­liste ekseriyeti ellerinde tutmuşlar ve bu ondört sene zarfında icra organını tem­sil eden başkanlığı da daima muhafa­zaetmişlerdi.

Roosveltin ölümünü takip eden 1946 seçi­minde Kongrenin her iki Meclisinde de ekseriyeti ellerinden kaçırmakla bera­ber, demokratlar icra mevkiinde kalmış­lardı. Amerikan devlet teşkilâtı icra or­ganının başka bir siyasi parti elinde, teş­ri organının da başka bir siyasi parti elin­de bulunmasına elverişlidir. Gerçi böyle zamanlarda devlet mekanizması az çok zorluklarla karşılaşır. Fakat büsbütün felce uğramaz. 1946 ile 1948 seneleri ara­sında Truman Başkan mevkiinde kal­makla beraber, Kongrede ekseriyet Cum­huriyetçi Partinin eline geçmişti. Cum­huriyetçi Partinin kabul ettiği bazı ka­nunları Demokrat Başkan Veto etmiş, Demokrat Başkanının bazı tedbirlerini Cumhuriyetçi Kongre ya red veya tadil etmiş, fakat Amerikan devlet mekaniz­ması yürümüştü, Dış politika işlerinde icra ve teşri organları tam birlik ve da­yanışma halinde hareket etmişlerdi Yal­nız seçim yaklaşınca dış1 politikaya şâmil olmamak üzere . Başkanla Sekseninci Kongre arasında bir çatışma olmuştu. Mr. Truman seçim nutuklarında Seksen­inci Kongreyi Amerikan tarihinin dert kötü Kongresi» olarak vasıflandırmış, Kongredeki Cumhuriyet Partisi lidenleri de Başkanı tenkidlerine hedef tut­muştu.

Yapılan 1948 seçimleri, gerek Başkanlığı ve binnetice iıra organını, gerekse Kong­redeki ekseriyeti Demokrat Partinin elin­de toplanmıştır. Mr. Truman geçen Ka­sımda parlak bir zafer kazanarak büyük bir lider halinde belirmiştir. Aynı zaman­da Kongreye karşı giriştiği mücadelenin de bir neticesi olarak her iki Meclise ek­seriyeti Demokrat Partiye kazandırmış­tır. Şu halde Demokratlar, 1946 senesin­de ellerinden kaçırdıkları kongre ekse­riyetini tekrar elde etmekle, yani 1932 ile 1946 seneleri arasındaki devreye ge­ri dönmektedirler. Sekseninci Kongreden

Sekesenbirinci Kongereye geçiş bu mâ­nayı ifade etmektedir.

Ekseriyeti kazanan parti Kongreyi «teş­kilâtlandırmak » hakkını haizdir. Yani Başkanlar, Başkan Vekilleri ve komis­yon başkanları ekseriyet partisi men­suplarına intikal eder. Başkan Yardım­cısı aynı zamanda Ayanın da başkanı bu­lunduğundan, bu mevki için seçim yapıl­maz. Bu defa Ayan Başkanlığına Başkan Yardımcısı seçilen Mr. Barkey geçmek­tedir. Meclis Başkanlığı Cumhuriyetçi Joe Martinden Demokrat Sam Kayburnee geçmiştir. Ayanın Dışişleri Komis­yonu Başkanlığından da Vandenberg çe­kilmiş ve 1946 senesinden önce bu vazife­yi gören, Conally başkanlığa seçilmiştir. Diğer komisyon başkanları ve Kongre ile ilgili makamların hepsi de Cumhu­riyetçilerdenDemokratlarageçmiştir.

Bu değişiklikler partiler ve politika şah­siyetleri arasında samimî dostluk. teza­hürlerine vesile teşkil etmiştir. Çekilen Cumhuriyetçi Meclis Başkanı, yerine geçen Demokrat Başkanı Heyete takdim ederken, aralarındaki samimi dostluktan bahsetmiş ve «mesut seçim­den» duyduğu sevinci bildirmiştir. Çeki­len daima yerini alacak olandan saygı ve sevgiyle bahsetmiş ve halef de selefin çalışmasını öğmüştür. Bu tezahürler ara­sında Ayan Dışişleri Komisyon Başkan­larının değişmesi vesilesiyle söylenmiş olan sözler bilhassa ehemmiyetlidir. Mr. Conally, Ayan Dışişleri Komisyonunun Vandenberg zamanındaki yol üzerinde yürümekte devam edeceğini bildirmiştir. Dış politikada Seksenbirinci Kongrenin Sekseninci Kongre yolunda yürüyeceği­ni, yani iki Partiye malolan dış politika­nın devam edeceğini belirten bu sözler bir siyasi nezaketin değil, şüphesiz haki­katin ifadesidir. Sekseninci Kongre git­miş,SeksenbirinciKongregelmiş,fakat

Amerikan dış politikası eski yolunda yü­rüyecektir.

Amerikada dişişierindeki deği­şiklik...

Yazan:A.ŞükrüEsmer

15 Ocak 1949 tarihli «Ulus» Anka­radan :

— Nevyorktan:

Amerikan Dışişleri Bakanlığında çoktanberi beklenmekte olan değişiklik ni­hayet geçen gün vukubulmuştur. Pariste Birleşmiş Milletler Asam;blesi toplantı­sından geri döndüğü gündenberi hasta­nede tedavi altında bulunan General Marshall istifa etmiş ve Bakan Yardım­cısı Mr. Lovett de çekilmiştir. Her iki Dünya Harbinin kahramanı olan ve Ame­rikaya yararlı hizmetlerde bulunmuş olan MarshaUm istifası teessür uyandır­mıştır. Fakat böbreklerinden birinin çıkarılniasına varan büyük ameliyattan sonra Dışişleri Bakanlığının ağır işlerini göremiyeceği teslim edilmekte idi. Bu istifada hastalıktan başka bir sebep ara­mak beyhudedir.

MarshaUm istifasiyle açılan Dışişleri Ba­kanlığı için, gazetelerin yazdığına göre, dört aday üzerinde durulmuştur: Ayanın eski Dışişleri Komisyonu Başkanı Van­denberg, Bashâkim Vinson, Mr. Harriman ve Mr. Dean Acheson (Açison gibi telâf­fuz edilir). Bunlardan herbiri, üzerinde durulmuştur. Vandenbergin tâyini Cum­huriyet ve Demokrat Partileri arasında dış politika meselelerinde esasen mevcut olan birliği daha iyi belirtecekti. Fakat söylendiğine göre, Vandenberg Ayandan ayrılmak istememiştir. Mr. Truman ni­hayet Mr. Achesonu Bakanlığa ve Ja­mes Webbi de Bakan Yardımcılığına tâ­yin etmiştir.

Mr. Achesonun bu tâyini, ehemmiyetli mevkilere yapılan birçok tâyinler gibi basında birtakım yayınlara yer vermiş­tir. Gazetelerin pek çoğu ve politika adamlarının büyük ekseriyeti bu tâyinde büyük isabet olduğunu . belirtmekle ve yeni Dışişleri Bakanına şimdiden başarı dilemektedirler. Fakat bazı politika adamları ve bazı gazeteler tâyini soğuk karşılamışlardır. Bunun sebebini anlamak içinAmerikanDışişleriBakanlığında

harbden önce ve harb içinde çalışan ba­zı kimselerin harekeleri hakkında bir müddettenberi Amerikan gazetelerinde yaylm yapılmakta olduğunu hatırlamak lâzımdır. 1924 ile 1937 seneleri arasında Rusya namına çalışan bir casus olduğu­nu itiraf eden Withaker Chembers, ba­zı gizli evrakın kendisine Hiss namında bir yüksek Bakanlık memuru tarafın­dan verildiğini söylemiş ve uzun araş­tırmalardan sonra Hisse aleyhine kanunî takibata başlanmıştır. Bu takibata va­ran araştırma ve incelemeler sırasında vaktiyle Bakanlığın diğer bir yüksek me­muru olsn Mr. Berle de dinlenmiş ve bu zat 1944 senesinde Dışişleri Bakanlığın­da, biri Rusyaya karşı sert, diğeri de uy­sal davranmak istiyen iki zümre bulun­duğunu, kendisinin birinci zümreye yani sert davranılmasma taraftar olduğunu, ikinci zümre arasında Acheson ve Hiss in bulunduğunu söylemişti. İste Acheson un Dışişleri Bakanlığına tâyini soğuk karşılıyanlar bu vaziyete işaret etmek­tedirler.

Diğer taraftan Achesorıu müdafaa eden­ler, kendisinin vatansever bir Amerika­lı olduğunu ve icabına göre uysal bir po­litika takip edeceği gibi, icabına göre sert davranmasını bileceğini söylemek­tedirler ki bu sözlerin doğru olduğuna şüphe yoktur. Filhakika Mr. Acheson, yüksek prensip sahibi ve hattâ en kuv­vetli bulunduğu zamanlarda Roosevelte bile boyun eğmiyen bir şahsiyet olarak tanınmıştı. Kendisi hukuk tahsil etmiş ve 1933 senesinde Maliye Müsteşarlığına getirilmiştir. Fakat Roosevelt ile arasın­da anlaşmazlık çıktığından istifa etmiş­tir. Buna rağmen, Roosevelt, değerini takdir ettiğinden 1941 senesinde Dışişleri Bakan Yardımcılığına getirilmiş ve fotf vazifede 1947 senesi Haziranına kadar kalmıştır. Mr. Achesonun Dışişleri Ba­kanlığında bulunduğu altı sene içinde Amerikan dış politikasında da değişik­likler olmuştur. 1945 senesine kadar Amerika Rusya ile işbirliği politikası ta­kip etmekte idi. Sonra Rusya bir teca­vüz ve genişleme politikası takip ettiğin­den Amerikanın dış politikası da değiş­miştir. Mr. Achesonun Rusyaya karşı sert davranabileceğini iddia edenler 1947


senesi Şubatında söylediği nutku hatırlat­maktadırlar. Mr. Acheson bu nutkunda Rusyanın «bir tecavüz ve genişleme po­litikası takip etmekte olduğunu açık­tan söylemiş ve 8 Mayıs 1947 tarihinde Cleveland şehrinde söylediği bir nutuk­ta da MarshalI Plânı adı verilen Avru­paya yardım programının tatbikine ge­çileceğini ilk olarak Amerikaya ve dünyaya haber vermiştir. Sonra Truman Kaidesi adı verilen Türk ve Yunan Yar­dım Programı da Mr. Achesonun me­muriyeti zamanında hazırlanarak tstbik edilmiştir.

Amerikan Anayasasına göre, Bakanları tâyin etmek Cumhurbaşkanının yetkisi dahilindedir. Fakat bu tâyin Ayan tarafmdan da tasdik edilmelidir. Ancak Âyan çok nadir vaziyetlerde bir bakanın tâyinini tasdik etmemiştir. Mr. Acheson un tâyini de diğer tâyinler gibi Ayanın Önüne gelecektir. Mesele etrafında bazı tartışmaların yapılacağı tabii görülmek­le beraber tâyinin nihayet tasdik edilecer ği gazetelerin çoğu tarafından muhakkak sayılmaktadır.

Trumanın andından sonra...

Yazan: Son Telgraf

20Ocak1949tarihli«SonTel, graf» İstanbuldan:

Birleşik Amerika Başkanı Truman, bu­gün dört senelik ikinci devre başkanlık devresi vazifesini fiilen ele alması müna­sebetiyle and içecektir. Birleşik Ameri­kanın dış politikası Trumanın şahsiyetin­de toplandığı için, bütün dünya bugün­kü and içme törenine barışın bir zamanı goziîe bakacaktır. Çünkü Trumanın müsbet politikası malûm olduğu için, bu devre zarfında da sarfedilecek gay­retlerin ancak barışı kollamaktan ibaret olacağına kimsenin şüphesi yoktur. Truman bu yıl için bütçeden istediği tah­sisatın yeter derecede olduğunu, bilhas­sa askerî tahsisatın Temsilciler ve Ayan Meclislerinin yetkili komisyonlarında tartışılması sırasında askerî şahsiyetler tarafından da tamamen tasvip edileceği­ne kani bulunduğunu söylemiştir.

Şimdiye kadar takip edilen Amerikan dış politikasının bu sefer daha metanet­le yürürlükte tutulacağına artık kimse­nin şüphesi kalmamıştır. Eu politikanın güdümünde geçirdiği böbrek ameliyatın­dan sonra 3 Ocak tarihinde istifa eden ve emekliye ayrılan Marshallın yerine Dean Acheson getirilmiş bulunmaktadır. Bu tâyin Amerikan meclislerince tasvip edilmiştir.

Acheson Almanyanın Polonyayı istilâ­ya başladığı 1939 yılında söylediği bir nu­tukta, totalitler dünyaya karşı harbeden milletlere Amerikanın yardım etmesi lâzım geldiğini söylemişti. İstilâcı zihni­yetle mücadele edilmesi lâzım geldiğini daha o zamandan söyliyen Acheson, şİmdi iş başına geçtiği zaman, kendisini bu . sefer başka bir istilâcı zihniyetin tagalJüp sevdasiyle karşı karşıya bulmuştur. Acheson, küçük milletler bir yana, bu istilâcı zihniyetin doğrudan doğruya Amerikayı istihdaf ettiğini de pek iyi bil­mektedir.

Çünkü bu istilâcı zihniyet muvaffak ola­bilmek için, evvelâ yoluna çıkan en bü­yük manii yıkmak ister. Bir çetin müca­dele devri asıl şimdi başlamıştır. Belki de bu istilâcı zihniyetle silâhlı bir çar­pışmakaçınılmazbirmukadderdir.

Fakat bunu mümkün olduğu kadar geri senelere bırakmak zarureti gözükmek­ledir. Zaten Acheson, Rus siyasetinin mü­tecaviz olduğunu ve yayılma hedefini güttüğünü, bu halin önüne geçmek için, Birleşmiş Milletlerin gayreti kâfi gelmez­se, durumun ciddî bir şekil alacağını söylemiştir.

Şimdi biliyoruz ki, yeni Amerikan Hü­kümetinin ilk hedefi durumun ciddî şek­le girmesini, yani silâhlı bir çarpışma ihtimallerini önlemektir. Her halde Ac­hesonun ilk işi, Trumanm çizdiği yol­dan Sovyet Rusya ile yeniden uzlaşma yollarını aramak olacaktır. Yüzüstü ka­lan dünya meselelerini bir düzene koy­mak için de şimdilik takip edilecek en makul yol budur.

Birleşik Amerikanın dış politi

Yazan:Prof.Dr.YavuzAbadan

21 Ocak 1949 tarihli «Ulus» An­karadan :

General Marshallın sıhhî sebeplerle is­tifasından sonra Dışişleri Bakanlığına ge­tirilen Dean Achesonun bu makama tâ­yini kesinleşmiştir ve kendisi bugün va­zifesinebağlıyacaktır.

Achesonun Dışişleri Bakanlığına geti­rilmesiyle, Amerikan dış poHtikasınun usul ve güdümünde herhangi bir deği­şiklik olup olmıyacağı meselesi, son za­manlarda dünya halk efkârını yakından ilgilendirmiştir. Hnttâ gerek Amerikada gerek diğer Avrupa memleketlerinde ba­zı siyasi çevrelerin, — belki de kasdî ola­rak — bu konuda tereddüt uyandırmağa elverişli yorumlar üzerinde İsrarla dur­dukla!dagözdenkaçmamıştır.

Gerçekte Amerikan dış politikasının ana hatlarında herhangi bir değişikliğin vu~ kubulacağını, — en uzak bîr ihtimal olarak da — hatıra getirmek için, ortada ciddi bir sebep yoktur. Aksine Cumhur­başkanlığı seçimlerinde Truman ve par­tisinin ezici zaferi, esasen iki büyük parti tarafından müştereken desteklenen Amerikan dış politikasının kararlı ve azimli bir şekilde devsm edeceğine en şaşmaz bir delildir. Hattâ bir aralık, bü­tün Amerikan milletinin dış siyaset me­selelerinde müttehit görüşünü belirtmek üzere, Dışişleri Bakanlığına Cumhuri­yetçi Ayandan meşhur Vandenbergin geirilmesi ihtimalinden de bahsolunmuştu.

Gerçi yeni Dışişleri Bakanı Acheson, ikici Dünya Harbi fiilen sona erinciye kadar Rusya ile işbirliği politikasında müessir bir rol oynamıştı. Fakat Sov­yetler, bir genişleme ve baskı siyaseti gütmeğe başlayınca, Dışişleri Başkan Yardımcısı sıfatiyle 1947 şubatında «Rusya,nm böyJe bir tecavüz politikasına» sapmasından doğan tehlikeye ilk dikkati çekenlerden biri, gene Acheson olmuştu. 8 mayıs 1947 tarihinde Cievland Şeh­rindesöylediğibirnutukla,Marshall Plâmnm tatbik edileceğini dünyaya ilk defa haber veren bugünkü Amerikan 1 Dışişleri Bakanı olduğu gibi, Truman Dok Erini ve ona bağlı yardım kararları da onun memuriyeti zamanında hazır­lanmıştır.

Memuriyetinin Komisyonca tasdiki mü­nasebetiyle Ayan Dışişleri Komitesi Baş­kanı Conallynin Achesonun son nutuk­larından birinden seçtiği şu parçayı tek­rarlayıp anlatmış olması bilhassa manalı­dır: «Kanaatımca Komünizm, bir iktisa­dî doktrin olarak hür cemiyet, insan hak­ları ve esas hürriyetler için meşumdur. Komünizm, dünyaya tahakküm siyase­tinde mütecaviz bir faktör olarak ba­ğımsız hükümetler ve hür milletler için büyükbir tehdittir.»

Dünya barış ve güvenliğini tehdit eden tehlikenin mahiyetini bu kadar isabetle tâyin eden ve kanaatlerini böyle acık bir lisanla belirtme cesaretini gösteren bir siyaset adamının, Amerikan dış politika­sının idaresini ele alması, bütün hür ve barışsever milletlere , içli bir güven duy­gusutelkinedecekbirfaktörsayılmak

gerektir. Bu .suretle Amerikan dış si­yasetinin tecevüzü önleme suretiyle dün­ya barış ve güvenliğini koruma hedefi, daha geniş bir ölçüde gerçekleşme şan­sınakavuşmuşbulunuyor.

Birleşmiş Milletler ülküsünü tahdit eden müşterek tehlikeye karşı, barışsever hür ve demokratik kuvvetlerin yer yer teş­kilâtlanıp kuvvetlenmesinde, yeni Ame­rikan Dışişleri Bakanının müessir ve faal bir rol oynayacağı kanaati umumidir. Bununla beraber Mister Achesonun, dünya buhranını gün geçtikçe ağırlaştı­ran siyasi anlaşmazlıkların hallinde, son imkânlara kadar barış ve karşılıklı anla­yış vasıtalarından faydalanmaya çalışaca­ğı kolaylıkla tahmin olunabilir. Amerikan dış politikasının hakiki ve açık hedefi, bütün insanlık ve medeniyet için telâ­fisi imkânsız bir felâket teşkil edecek olan yeni bir dünya harbinin önlenmesi­dir. Bu maksatla Birleşik Amerika, her­hangi bir konıpromiye yanaşmamak şar tiyle, bugüne kadar Sovyetlerle de anlaşmanın bütün çarelerine başvurmuş­tur. Bundan sonra da son haddine kadar bunu denemekten geri durmayacaktır.

Truman Doktrininin ve ona bağlı yar­dım plânlarının hazırlanmasında mühim hizmetleri görülmüş bir şahsiyet olarak, Mister Achesonun Amerikan Dışişleri Bakanlığına tâyin edilmiş bulunması, bi­zim için hususî bir sempatiyle karşılan­maya değer. Yeni Amerikan Dışişleri Bakanı, Türkiyenin gerçek ihtiyaçları ve meseleleri hakkında esaslı bir anla­yış ve bilgiye sahiptir. Bu sıfatla Türki­yenin hayatî önemi haiz bir bölgede muhtemel bir tecavüze karşı ağır feda­kârlıklar pahasına, dünya barış ve gü­venliğini koruyan en müessir kuvvet ol­duğunu bümektedir. Bu bilginin, sıkı ve çözülmez dostluk bağlariyle birbirine bağlı bulunan TürkAmerikan münase­betlerinin bundan sonraki gelişmelerinde mesut tesirler yaratacağına kanaatimiz kesindir.

XII — UZAK DOĞU. a : JAPONYA.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


8 Ocak 1949

Tokyo:

İki Japon eri Japonya ile Amerika arasın­da harp bittiğini ancak yeni öğrenmişler­dir. İwojima Adası mağalarmda saklanan bu erler Amerikan konservesi yiyor ve gündüz çaldıkları Amerikan örtülerinde yatıyorlardı. Amerikalıların Japonyada Neol yortularını kutladıklarını gösteren Etars And Shıpes dergisinin bir sayısını tesadüfen ellerine geçiren erler ilk defa harbin sona erdiğini anlamışlar ve Ame­rikankeşifkollarınateslimolmuşlardır.

10Ocak 1949

Tokyo:

İmparator Hiro Hito işgalin başlangıcın­dan beri bu sabah yedinci defa olarak General Mac Arthurü ziyaret etmiştir. İki saat devam eden görüşmenin mevzuu hakkında hiçbir tebliğ neşredilmemiş ol­makla beraber Amerikan ve Japon çev­releri bu ziyaretin sadece yeni sene teb­riki için yapılmadığını kabul etmekte ve gö.rüşülmesi muhtemel olan mevzular arasında, Çin hadiseleri karşısında Ja­ponyanın Uzak Doğudaki genel duru­mununbulunduğunusöylemektedirler.

11Ocak 1949

Tokyo:

Madam Tojo, Amerikan makamlarının emrileri üerine kocasının serbest bıra­kılan mirasını bugün almıştır. Bu pars takriben250binyentutarındadır.

Tojo ile birlikte idam edilen veya hapse mahkûm edilen diğer harç suçlularının malları da serbest bırakılmıştır.Bunların arasında yegâne milyoner İm­paratorun Müşaviri eski Kido Merkisidir.

İS Ocak 1949

Tokyo :

Hiroşima ile Iwokuni deniz üssü müstes­na olmak üzere, Japonyanın başka taraf­larındaki ingiliz işgal kuvvetlerinin ye­rine Amerikan kıtalarmın getirileceği bugünresmîbirtebliğleaçıklanmıştır.

Son zamanlarda Japonyadaki İngiliz kuv­vetleri mevcudunda yapılan azaltmalar böyle bir yer değiştirmeyi gerçekleştiri­yordu.

Avustralya Harbiye Bakanı Chambersin, Japonyadaki iki Avustralya grubunun yakında memlekete iade edileceğini bil­dirdiği, ve böylece Şubat ayı sonunda ingiliz kuvvetleri mevcudunun 2 bin 700 kişiye indirilmesi kararlaştırıldığı hatır­latılmaktadır.

23 Ocak 1949

Tokyo:

Bugün Japonyada genel seçimlere baş­lanmıştır. Japonyanın müttefikler tara­fından işgalindenberi 40 milyon Japon üçüncü defa olarak oylarını kullanacak­lardır.

Bu seçimler Japonların bugünkü rejimi muhafazaya devam mı, edeceklerini ya­hut Çinde olduğu gibi komünizme mi dö­neceklerini kararlaştıracaktır. Seçimlerin neticesi ne olursa olsun, se­çimlerin ilk iki saati zarfında oyların tam bir sükunet içinde kullanıldığı bildiril­mektedir.

Tokyo :

Seçimlerde elde edilen neticeler, Başba­kan Shigeru Yohidanın mensup bulun­duğu muhafazakâr partinin ezici bir ço­ğunluk kazanacağı hakkındaki haberleri teyid etmiştir.

Komünistler ise adaylarının seçileceğin­den memnun görünmektedirler.

Genel olarak seçimlere iştirak nisbeti az olmuştur. Seçmenlerden % 40 ı oy büro­larına gitmemişlerdir. Tokyoda seçmen­lerden yüde 54 ü oy vermemiştir.

28ı Ocak 1949

Tokyo :

Jspon Komünist Partisi, hükümetin sağcı liberaldemokrat partisine karşı müş­terek bir cephe kurulması için Sosya DemokratPartisinebaşvurmuştur.

SosyalDemokrat Partisinin şefleri ala­sında yapılan toplantıdan sonra hususî mahiyette olarak demeçte bulunan bir sözcü, iki parti arasında işbirliğine katİyen imkân olmadığınısöylemiştir.

30 Ocak 1949

Tokyo :

Japon SosyalDemokrat Partisinin Ge­nel Sekreteri bugün yaptığı bir demeçte, partisinin, iktidarda oîan hükümete ve partisine karşı müşterek bir cephe kur­mak üzere komünistlerle birleşmiyeceğîni bildirmiştir.

b :ÇİN.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


1 Ocak 1949

— Nankin :

Başkan Çangkay şekin yeni yıl mesajı, Nankin siyasi mahfillerinde hayal kırık­lığı ile karşılanmıştır. Bu mahfiller, baş­kanın istifasını bildirmek veya sonuna kadar harbe devam hususundaki azmini ifade etmek suretiyle kati durumunu be­lirtmesi gerektiği kanaatinde bulunmak­tadır. Bununla beraber başkanın her ne bahasına olursa olsun asla çekilmek ta­savvurunda olmadığını açıkça anlatmış bulunduğudakaydolunmaktadır.

Nankin :

Kuzey Çinde harekâtta bulunan hükü­met kuvvetleri Kurmay Başkanlığından bildirildiğine göre. San Fu civarında ha­rekât selâha doğru gitmektedir. Harp ge­mileriyle takviye gelmiştir. Ve bu gemi­ler ağır toplarîyle harekâta yardım etmek­tedir.

Şimdiye kadar teyid edilmeyen haberlere göre komünistler San Fu şehrinden tardediimişlerdir.

Nankin :

Komünist radyosunun, yeni sene müna­sebetiyle yayınladığı beyannamede: «Çin. Komünist Partisi, kurtuluş hareketine Sonuna kadar devama ve Komingtangın bütün siyasî manevralarım akim bırak­mağaazmetmiştir»denilmektedir.

Nankin:

Çankayşek, Cumhurbaşkanlığı makamın­da toplanmış olan 200 yüksek memura hitaben söylediği nutukta: a biz barışî temenni etmekle beraber, onu elde etmek için müracaatta bulunmayacağız» de­miştir.

Mareşal uzun nutkunda milleytçi ordu­ların gerek adet ve gerek teçhizat ba­kımından komünistlere üstün olduğunu İsrarla söylemiş ve demiştir ki :

Sulh olmasını teminni ediyoruz. Ve çin Hükümetinin ananavİ siyaseti de esasen barış politikasıdır. Fgkat zayıf olduğu­muzu sanmayınız. Nankinin yakında dü­şeceğine inananlar çok yanılmaktadırlar. Komünistler Nankin ve Şanghaya taar­ruz edecek olurlarsa hücumları akamete uğrayacaktır. İstikbale tam m?nasiyle gü­venimiz var, her türlü taarruzu defet­meğe hazırız. Kuvvetli olduğumuz içindir ki. sulhu istiyoruz.

Bundan sonra kabul edilmesi mümkün olan barışı tarif eden mareşal bunun sa­mimi ve sağlam olması gerektiğini söy­lemekle iktifa etmiş ve nutkundaki ana fikre dönerek sulhtan ziyade zafer temin edecek bir harp istediğini belirtmiş ve gerek madde gerekse fikir bakımından kuvvetliyiz, dedikten sonra bozgunculu­ğa karşı şiddetle hücum ederek konuş­masınışöylebitirmiştir :

Bozgunlar yerine zafer ikame edip buh­rana karşı istikrarı duruma hakim kıl­mak için memleketteki bütün asker ve si­villerin vaziyetten emin olmaları lâzım­dır. Sene başındaki temennim bundan sonraki bütün muharebelerin tarafımız­dankazanılmasıdır.

2, Ocak 1949

— Nankin :

Yeni sene münasebetiyle verdiği bir me­sajca Başbakan Sun Fo. sulh yapmak için iki taraf mevcud olmak icab ettiğini söyleyerek sivil harbin devamı mssuliyetini komünistlereyüklemiştir.

Başbakanşöyledemiştir : Sulhancakikitarafınsammiisteğive azmiyle yapılabilir. Hükümetim sulh iste , diğinikatiolarakbildirmiştir.Bütün milletin.,hükümetin bu gayretlerinidestekliyeceğinivekomünistlerin buisteği anhyarakvatandaşlarınınmenfaatiikti­zası askerî hareketlere son vereceklerini ümüdederim.

Radyo ile yayınlanan bu mesaj, yeni ka­binenin ilk siyasi beyanatını teşkil et­mekte ve TchanKaıChek tarafın­dan birçok kereler tasrih edilen sulh arzusunu belirtmektedir. Filhakika Tehan KaîChek, kendisinin şimdiki mevki­inde kalması meselesinin milletin arzu­suna bağlı olduğunu söylemiştir.

Umumiyetle sanıldığına göre 1937 de kur­tuluş harbindenberi Çinlilerin omuzlarına yüklenen enflâsyon ve el koyma hareket­leriyle her türlü sulh teklifine komünist­lerin gösterdikleri şiddetli mukavemeti belirten Sun Fo, hükümeti her türlü tak­bihten azade kılmak istemektedir.

Başbakan, «fiyatlarda istikrarı, milletin hayatını ve güvenliğini sağlamak yo­lunda» bir İslâhat serisi vadetmektedir. Bu arada Sun Fo, cebhedeki bütün er ve subayların yerlerinde kalmalarını ve hü­kümetin sulh arzusunu izhar etmesi key­fiyetinin kendilerini vazifelerinden alakoymasmiistemektedir.

— Nankin :

Komünist Çin radyosu, barış için hükü­met tarafından yapılan son zemin yokla­malarını ve bir Koalisyon Kabinesinin kurulması fikrini reddetmiştir. Yılbaşı münasebetiyle Mareşal Çankayşekin radyo ile yapmış olduğu barış tektiflerine cevap veren komünist radyosu, Çin Hükümetinin Başbakanı Sun Foyu iki yüzlülükle vasıflandırmış ve Çinde barışın tesisi için komünistlerin milliyet­çilerle İşbirliği yapmaları hakkındaki mü­racaatınıkesinolarakreddetmiştir.

Komünist Radyosu şöyle, demiştir : «Düşmanamerhametbahiskonusude­ğildir. İstiklâl yarı yold^bırakılamaz.» Komünist Radyosu bundanbrşka, Mare­şalÇankayşekin harp suçlularılistesinin başındabulunduğunubildirmiştir.

Bir Koalisyon Hükümetinin kurulması için milliyetçiler tarafından yapılmış olan teklifi de reddeden radyo, kuomintangm liberallerden mürekkep olduğunu söyle­yerek, Amerikanın teklifi üzerine ve em­peryalizmin geri kalan kısmını kurtarmak için Çin halkına barışı kabul ettirmeye çalıştığıiddiasındabulunmuştur.

3Ocak 1949

Changhai:

ChanghaiBelediyeMeclisiÇinKo­münist Partisi Başkanınahitaben radyo ilebirmesaj neşrederek komünistlerden derhal ateş kes emrini vermelerini iste­miştir.

Komünistlere hitap eden mesaj, Nankin Hükümeti ile müzakerelere girişmeye razı olmalarını istemektedir. Bu mesaj, ayni zamanda Mareşal Çankayşeke de gönderilmiş ve kendisinden barış talebini desteklemesi istenmiştir.

Mao Tse Tung ve diğer komünist lider­lere gönderilen bu mesajda: «memleket ve halkın gelecekteki refahı tamamiyle sizin kararınıza bağlıdır. Uzun müddettenberi harplar ve kargaşalıklar içinde kıvranan Çin halkına acıyınız» denilmek­tedir.

Kuzey Çindeki 20 eyalet ve şehri temsileden Millî Meclis üyeleri de Peipingden Maotse Funga bir telgraf göndererek kendisinden sulh müzakerelerine başhyabilmek için derhal temsilci gönderme­sini istemişlerdir.

Nankin :

Resmen bildirildiğine göre, Çin Hükü­meti 1 Ocak tarihinden itibaren Kore Cumhuriyetini hukuken tanınmıştır. Seouldaki Çin diplomatik mümessilliği büyükelçilik payesine çıkarılacaktır. Çin daha evvel. 12/8/1948 tarihinde Birleşik Amerika ve Filipinlerle birlikte Seoul Hükümetini fiilen tanımıştı,

4Ocakj 149

Nankin:

Mareşal Çankayşekin şahsî Müşaviri ShaoLitse, dün yabancı ve yerli basın mensuplariyle yaptığı toplantıda Çin Başbakanı Sunfonun yeni yıl mesajını şid­detle tenkid etmiş ve bunun komünist­leri teslim olmağa davet eden bir düşünce ile yazılmış olduğuna işaretle göyle de­miştir.

Komünistler, buna cevap vermezler veya aski bir cevap verirlerse hayal kırıklığına uğramamalıyız.

Shaolitsenin. «hükümet. Önceden ko­münistlerle barış yapacağını bildirme­dikçe» Sunfo Kabinesine girmeği kabul etmiyeceğini açıklamış bulunduğu ma­lûmdur.

5 Ocak 1949

Changhai :

Nankinin 70 kilometre kadar doğusunda bulunan Tai King ve Huang Chiao adın­daki iki hükümet müstahkem mevkiini dün aksanı zabteden General Su yui ko­mutasındaki komünist kuvvetleri şimdi Yangtse Nehrinin sadece birkaç kilomet­re Kuzeyindebulunmaktadır.

Bununla beraber bu kuvvetlerin komü­nist ordusuna mı yoksa çetecilere mi mensub olduğu belirtilmemiştir.

Önemli milliyetçi kuvvetlerin Yangtse harbine hazırlık olmak üzere Kiang Yin etrafında nehrin Güney kısmında toplan­dıkları bildirilmektedir.

Nankin :

Askerî çevrelerden bildirildiğine göre, orta Çinde Milliyetçi Kuvvetler Komu­tam General Paitchounghsi Savunma Bakanlığından müsaade almadan Kuangside kumanda ettiği kuvvetlere Honan eyaletinin Güneyinde ve Hopei eyaleti­nin Kuzeydoğusunda işgal ettikleri mevzilerden çekilmeleri ve Hankeouda top­lanmaları emrini vermiştir.

Bu konu etrafında Kuzey Çinde Milliyet­çi Kuvvetler Komutanı General Foutsoyinin takriben bir ay evvel bütün kı­talarını, Kuzey Çinin büyük şehirlerine topladığı hatırlatılmaktadır.

Adetçe fazla olan komünistler, o zamandanberi bu şehirleri muhasara etmişlerse de buralara hücum etmemişlerdir. Dola­şanrivayetleregöreGeneralFoutsoyi

île komünistler arasında hazırlanan kıs­mî uzlaşma incelenmektedir.

6 Ocak! 1949)

Nankin :

Çin Hükümetinin bir sözcüsü, geçen ak­şam Komünist Radyosu tarafından yayın­lanan ve Mareşal Çankaygek tarafından yapılan sulh teklifini reddeden haberi ko­münistlerin cevabı olarak kabul etmekten imtina etmiştir.

Sözcü, hükümetin resmî bîr cevap alma­dığını ilâve etmiş, diğer taraftan Dört Bü­yüklerin Çin iç savaşma müdahale etmesi İçin Çin Hükümetinin tekliflerde bulun­duğu şeklindeki haberleri de yalanlamış­tır.

Paris :

Çin Radyosunda yayınlanan resmî tebliği neşreden Moskova Radyosuna göre, Kuomingtang tarafından Komünist Genel­kurmay Başkanlığına yapılan sulh teklifi reddedilmiştir.

Nankin :

Hükümet kaynaklarından verilen haber­leregöre uzun bir sükûnet devresinden sonra merkezi Çin cephesinde savaşlar bugün yeniden başlamıştır. Komünist kuvvetler bugün Kuzey Çin­de Tiesntsin şehrini şimdiye kadar gö­rülmemiş bir şekilde bombardıman et mislerdir. Bir çok fabrikalara havan topu mermileri düşmüştür. Dün savaşların cereyan ettiği Kuzeybatı bölgelerinden şehre yaralılarla dolu kamyonlar gelmek­tedir. Komünistler ayrıca şehrin Güneyin­de hükümet kuvvetlerinin mevzilerine de taarruz etmişlerdir. Bazı haberlere göre komünistler, şehrin dış mahallele­rini işgal etmişlerdir.

Komünist radyo dün gece Başkan Çankayşek tarafından yapılan barış teklifini reddetmiş olduğu için, Nankindeki mü­şahitler, komünistlerin merkezi cepheye karşt taarruza geçmelerinin yakın olduğu fikrindedirler. Bu taarruzun daha ziyade bu ayın sonuna doğru başlaması muhte­meldir.

Hükümetin bir askerî sözcüsü bir gözü körKomünistGeneralLiu Pochengin"bir hava taarruzu sırasında Ölmüş olduğu hususundaki haberleri teyid ederek, bu hadisenin komünistlerin Nankine doğru ilerlemelerini geciktirmiş olmasının muh­temel bulunduğunu belirtmiştir.

7Oeaflc 1949

Şanghay :

Kuommtang liderleri, sulh teklifleri kar­şısında komünistlerin durumunu anlamak üzere Kuzey Çinde bulunan komünist kuvvetleri genel karargâhına şehirden bir heyet gönderilmesi için bugün İsrar­larda bulunmuşlardır.

Bu fikri mahallî bir toplantıda açıklayan Kuomintang Lideri Fangşih, böyle bir heyetin komünistler tarafından kabul edilecek terakkisever unsurlardan te­şekkületmesilâzımgeldiğinisöylemiştir.

Pekin :

Tientsinmüdafilerişehrinetrafındaki

hendeklerin arkasına çekilmişlerdir. Et­rafta şiddetli savaşlar cereyan etmekte­dir.

Komünist topçusu bir çok ev tahrip et­miştir. Tientsinnin dış mahallelerinde oturan halk dün şehrin merkezine iltica etmeğe başlamıştır. Top sesleri bu saba­hın erken saatlerinden beri Pekinden işitilmektedir. Hükümet kuvvetleri Gü­neybatı mahallesine yaklaşan komünist birliklerine bombalar atmışlardır. Gaze­teler, Millî Savunma Bakanının dün Pekine gelerek Çankayşekin mahallî komutanlara gönderdiği mektupları ge~ tirdiğîni yazmaktadır. Bakan Kuzey Çin Hükümet Kuvvetleri Başkomutanı Gene­ral Futsoyi ile uzun bir konuşma yap­mıştır.

8Ocak 1949

Nankin :

Cepheden alınan son haberlerde bildiril­diğine göre, komünistler hükümet mer­kezinin 100 mil kadar Kuzeyinde bulunan dış savunma hatlarına karşı yeni bir hü­cuma geçmişlerdir.

Şimdi 300.000 den fazla Çin komünisti, esasen muhasara altında bulunan Sucheowşehrinehücum etmektedir.

Pekin :

Komünist kuvvetleri Tiertsine karşı dal­ga halinde hücumlara geçmişlerdir. Eski İngiliz Japon kesimleri komünist topçu­sunun şiddetli ateşine maruz kalmıştır. Batı istasyonu ve civarında ve şehrin Güney hududunda çok şiddetli savaşlar olmaktadır.

Dün akşam Pekinin etrafında çarpışma­lar olmuş, topçu ateşi müdahale etmiştir. Komünist kuvvetlerinin Kuzeyde şeh­rin dıvarlarma yaklaştıkları sanılmakta­dır.

Şanghay :

Komünist radyosunun bildirdiğine göre, komünistler tarafından yapılan yeni ta­arruz neticesinde Suşovun Güneydoğu­sunda 19 saat devam eden bir savaş So­nunda General Tuyimingİn komutası al­tında bulunan ordu grubunu teşkil eden 90.000 kişiden 60.000i esir edilmiştir.

Nankin :

Çin resmî şahsiyetlerinden biri. Çankayşekin bir haftaya kadar istifa etmesinin ve Nankin.den ayrılmasının mümkün ol­duğunu söylemiş ve Mareşalin şimdiye kadar gizli tutulan bir toplantıda Çin Devlet Erkânına bu tasavvurundan bah­settiğini açıklamıştır.

Umumiyetle sanıldığına göre Çankayşek, istifa ettiği takdirde Çekyang eyaletinde doğum yeri olan Fesgwa şehrine çekilecak oradan Formoza Adasına gidecektir. Mareşalin, kendine en sadık subaylardan biri oian Çin orduları eski Genelkurmay Başkanı General Çhengchungu Formoza valiliğine tâyin ettiği ve büyük oğlu Çiang Şing Kuofuyu da Ada Kuomin­tang Başkanlığınageçirdiği hatırlardadır,

9 Ocak 1949

Tiençin :

Yetkili askeri kaynaklardan haber alın­dığına göre. komünist kuvvetler. Tiençin Doğusunda bir silâh deposunu ele geçir­dikten sonra, büyük bir endüstri merkazt olan şehre 3 kilometre mesefaye kadar ilerlemişlerdir.Aynıkaynaklar,hükü met kuvvetlerinin, çekilirken, herşeyi yakıpyıktıklarınıbildrimektedirler.

Bu arada, muhasematm muvakkaten ke­silmesi ve mümkünse mütareke görüş­melerinin başlamasını sağlamak üzere şehir halkı tarafından komünistlerin elin­deki topraklara gönderilmiş olan dört kişilik Murahhas Heyetinin akıbeti hak­kındabir haber alınamamıştır.

II Ocak 1949

Nanküı :

Çin Hükümetinin en kuvvetli murakebe organı olan Yuan Meclisi bugün neşret­tiği 5.009 kelimelik bir beyannamede, komünistlerden, Mareşal Çankayşekin sulh hakkında takip ettiği hareket hattı­na işaret etmelerini ve harbin sebep ol­duğu İstıraplara son verilmesi için mille­tin izhar ettiği arzu ve iradeye hürmet etmelerini İstemektedir.

Yuîui üyelerinden bir grup, tetkik edil­mek üzere, aşağıda yazılı dört mad.deyi ihtivaedenbir sulhtasarısısunmuştur :

1—Mareşal Çankayşekden, Başbakan Doktor Sun Fodan ve komünist liderlerden, askerîharekâtaderhalsonver­melerinisulhteklifleriüzerindemüza­kerelerdebulunmak üzere en kısa bir zamanda murahhas göndermelerini talebetmek.

2—Başkan ve Başbakan, kabine üyele­rinden ŞanŞing ŞungveŞang Şun ile, aynizamandadiğeryüksekşahsiyetler­le görüşeceklerdir.

3—Dört büyük devlet elçileriyle temas sağlamak ve kendilerinden, Çin Milleti namına yapılan suîh talebini ve Çin mille­tinin görüşünü hükümetlerin bildirme­lerinitalebetmek.Aracılık talebinde bulunmak.

4—Sulh müzakereleri için gerekli vesa­ ikive vasıtaları hazırlamak.

Nankin :

Komüniastler müzakerelere girişmek üze­redünakşamsaat18deTientsinde

24 saat içinateşinkesilmesiniemretmiş­lerdir.

Nankin :

İyi haber alan ve Nankin Hükümetine yakınlığı olan bir kaynaktan bildirildi­ğine göre, General Tuyuminglin idare­sindeki hükümet orduları ile komünist kuvvetleri arasında savaşın nihayet bul­masına sebep, Çin komünist radyosunun bildirdiği gibi milliyetçi kuvvetlerin yok edilmesi değil, hükümet ordularına men­sup askerlerin kütle halinde firar etme­leridir.

Ayni kaynaktan ilâve edildiğine göre, Tuyuminglin orduları aç ve çıplak kal­mışlardır. Bu ordular kütle halinde ko­münistlere teslim oldukları zaman cepha­neleritamamen tükenmişbulunuyordu.

12 Ocak 1949

Nankin :

Siyasî müşahitlerin kanaatine göre, ko­münistlerle sulh akdetmek için müzake­relere girebilmek hususunda Sun Fo Kabinesinin semeresiz teşebbüsleri Kuomintang üyeleri her gün biraz daha artan birsabırsızlığasürüklemektedir.

Ayni müşahitlerin ilâve ettiklerine göre, harpten bezmiş olan kitlelerin sulh ar­zusu, ateş kes emri verilmesi için dün Yunan Kontrol Meclisi israfından yapılan teşebbüsü meşru kılmaktadır. Yuan Kontrol Meclisi hiç bir icrai ve teşriî yetkiye sahip olmamakla beraber mem­leketin eri yüksek kontrol organıdır.

Diğer taraftan, siyasî mahfillerde, Yuan Kontrol Meclisi tarafından yapılan bu ta­lebin pek yakında kabine tarafından in­celenmesibeklenmektedir.

Bununla beraber, birkaç gün evvel ateş kesilmesi hususunda tavassutta bulun­maları için dört büyük devlete yapıldığı zannedilen müracaata cevap alınmadan evvel, Çin Hükümetinin yeni bir teşeb­büse geçemiyeceğİ zannolunmaktadır. Dört büyük devletin cevabı müsait olmazsa, o zaman kabine, Yuan Kontrol Meclisinin talebini daha derin bir tetkike tâbi tut­mak zorunda kalacaktır. Bu vaziyet dahilinde. Mareşal Cankayşek, Nankînde kalmasının Kuomintang için faydalıolupolmıyacağmadairbirkararverecektir. Bilindiği gibi komünistler, Çankayşekin mevcudiyetini sulhe başlı­ca mâni saymaktadırlar.

İyi haber alan mahfillerde belirtildiğine göre mareşal Çankayşek, harbe son ver­mek için. yabancı memleketlerin tavas­sutunuistemekhususundamutabıktır.

Ayni mahfillede ilâve edildiğine göre, Başbakan Yadımcısı, komünistlerle tema­sa geçmek yolunda ilk müsbet hareketi yapmak üzere yarın Pekine hareket ede­cektir. Başbakan yardımcısının şahsî dos­tu olan Pekin eski Belediye Başkanı Ho Seyuanm, geçen Pazartesi günü, bu yol­da son hazırlıkları yapmak üzere Pekine gittiği bildirilmektedir.

Eski Belediye Başkanı Pekine varır var­mazaşağıdayazılıtedbirlerialacaktır :

1—Komünistlerletemasageçmek.

2—Pekin ve Tiençinde ateş kes emrini verdirmekiçingereklitedbirleri almak
3
—BatıHopeide,hükümet aleyhtarı liderlerin, Komünist Lider Maocetungun ve K.uomintangm Solcenah ŞefiLişiseniniştirakedecekleribirtoplantıhazır­lamak.

Adı geçen liderlerin, bütün Çine. şamil olmak üere bir koalisyon hükümeti ha­zırlamaktaolduklarızannedilmektedir.

— Nsnkin :

Çin Millî Hükümeti "bugün önemli gö­revlerde bulunan şahıslar hariç olmak üzere merkezi hükümete mensup bütün memurları şehri tahliyeye ve memleke­tin Güneyine ilticaya davet eden bir karar almaştır.

Tahliye edilecek olanların hepsine avans olarak üç aylık ücret tutarları İle seyahat masrafları verilecektir. Bu karar hüküm­lerince bu kabil şahısların görevleri mahfuz tutulacaktır. Tahliye edilecek me­murların istedikleri yere gitmekte serbest oldukları bildirilmiş olmakla beraber kendilerine tercihen Caııtona gitmeleri tavsiye edilmiştir. Aynı kaynaklan ilâve edildiğine göre, her bakanlığın Nankinde 30 ilâ 50 den fazla memur bulundur­mamasıdakararlaştırılmıştır.

13Ocak 1949

Nanfcîn :

Nankiıı gazeteleri, halkı komünistler le­hine şüpheli hareketelrde bulunanları haber vermeğe davet eden beyannameyi neşret mektedir. İhbar üzerine bulunacak komünist ajanlarına ait malların yüzde 20 si ihbar edene aid olacaktır.

Nün kin :

Henüz teyid edilmeyen haberlere göre Çin Devlet Başkanı Çankayşek yarın is­tifasını verecektir.

Ayrıca bildirildiğine göre. komünistler barış müzakerelerine girişebilmek için şartlarınıbildirmişbulunmaktadırlar.

14Ocak 1949

Nankin :

Dün Kuzey Çinde komünistler Tientsin ve Pekini bombardımana devam etmiş­lerdir. Dün, bu iki şehirdeki Çin şahsi­yetleri ihtilâfın müzakereler yolu ile halledilmesine intizaren hükümetten ve komünist idarecilerinden herhangi bir şart ileri sürülmeksizin çarpışmalara son verilmesini istemişlerdir.

Nezaret içiyle görevlendirilmiş oian fakat icra yetkilerine sah İp bulunrruyan meclis üyeleri dün Nankiııde İngiltere, Fransa, Amerika ve Sovyetler Birliği büyükelçi­liklerine giderek savaşlara son verilmesi için müdahalede bulunmalarını istemiş­lerdir.

Meclis üyeleri daha evvel Çin kabinesi­nin iki üyesiyle görüşmüşlerdir. Basın muhabirlerine göre. Meclis üyeleri bu. iki şahsiyetin çarpışmalara son verilmesi için yaptıkları talebi desteklemesini te­mineçalışmışlardır.

— Nankin :

Komünist radyosu komünist kuvvetlerinin öğleden iki saat evvel başlıyan genel bir taarruzdan sonra Tientsine girdiklerini bildirmiştir.

Komünistler bütün şehri işgal ettik <;!emiyorlarsa da kuvvetlerinin kazandıkları başarıyı geliştirmekte olduklarını bildi­riyorlar.

Diğer taraftan Şanghaydan verilen ha­berlere göre, bu sabahtanberi Tientsinle telefonla konuşmak mümkütı olamamış­tır.

Nankin :

Çin komünist radyosuna .yöre demeçte bulunan Komünist Lideri Maotesctung, Kuomintang île merkezi ve mahallî hü­kümetler bütün yetkilerinden vazgeçme­dikleri takdirde hakiki.bir barış olamıyaeağmi söylemiştir.

Nankin :

Komünist radyosuna göre Çin Komünist Lideri Maotsetung, barış akdi hakkında aşağıdakisekiz şartıİlerisürmüştür :

1—Harp suçlularının cezalandırılmaları,

2—Anayasanın feshi,

3—Kuomintangm ilgası,

4Millîordununyeniden"teşkilâtlan­dır; İması.

5Bürokrtik sermayeye el konması,

6— Ziraatta reform yapılması,

7— Memleket aleyhine olan muamelele­riniptali,

8—Birdemokratikkoalisyonhüküme­tinikurmağamemurbirsiyasi konseyin toplantıyadaveti.Reaksiyonerunsurlar bukonseyeiştiraketmiyeceklerdir.

15 Ocak 1949

— Nankin :

Resmen bildirildiğine göre, komünistler taralından yapılan barış teklifi kayıtsız şartsız teslim talebinden başka bir şey değildir ve komünistlerin bu teklifleri kabul edilmiyecektir.

Bununla beraber Başbakan Sun Fo bu sabah kabineyi toplantıya çağırmıştır. Bu toplantıda komünistler tarafından ya­pılan tekliflerin müzakere edileceği zan­nedilmektedir.

Nankindcki iyi haber alan çevreler, ko­münistlerin Tieneinde hükümet kuvvet­lerine mensup 50.000 askeri esir etmiş olduğunubildirmektedirler.

16 Ocak, 1949

— Şanghay :

Dün komünistler Tiençin şehrini ele ge­çirmişler ve bu şehirde yeni bir hükü­metkurmuşlardır.

Tiençinin sükûtundan hemen sonra sa­vaşlar. Çinin eski başkenti olan Pekin şehri dolaylarına intikal etmiştir. Tien­çinin 90 mil Kuzeybatısında kâin olan Pekinde bazı eyâlet liderleri sulh mü­zakerelerinde bulunmak üzere Çianga başvurmuşlardır. Ayrı bir sulh aktedebilmek için büyük gayretler sarfedilmektcdir.

Diğer taraftan, alman son haberlere gö­re. Pekin dolaylarında hükümetçilerle ko­münistler arasında yer yer müsademeler olmaktadır.

Henüz teyid edilmemekle beraber dolaşan bazı şayialara göre, komünistler Pekin do­laylarına çok sayıda asker toplamakta­dırlar. Bundan başka Tiençinin 200 mil Güneybatısında kâin Taiyuan şehri, hü­kümet kuvvetleri tarafından tutulan tek önemli mevzi haline gelmiştir.

Tienjinde bulunan Amerikan Konsolosu­nun bildirdiğine göre komünistler dün öğleden sonra şehirde bir askerî idare kurmuşlardır. Bununla beraber şehrin bazı noktalarında hükümet kuvvetleri elan tutunmaktadırlar.

— Nankin :

Henüz teyid edilmemiş şayialara dayana­rak kaydi ihtirazı ile bildirildiğine göre Houeİ Nehri Güneyinde Tientsini Pukeuye bağlayan demiryolu üzerindeki Pcngpu şehri, milliteçi kuvvetler tara­fından hiçtir savaşa girişilmeden dün gece terkedilmiştir.

Mamafih Nankİnin karşısında Yangtsenin Kuzey kıyısında bulunan ve tren hattının son istasyonu olan Pukeudan Pengpuya doğru trenlerin artık hareket etmediği dün akşam resmen bildirilmiş­tir. Bu itibarla resmî çevrelerde hattın Pengpu Güneyinde komünistler tarafın­dan kesildiği ihtimali ileri sürülmekte, fakat böyle bir vaziyetin şehrin tahliye edildiği demek olmıyacağı ilâve edilmek17 Ocak 1949

Nankin :

Çin komünistlerinin _ bildirdiklerine göre Çinin Kuzeyinde kâin Ta.ngka Limanı ellerinegeçmiştir.

Komünistler Peipingle bütün Kuzeyçin in işgali bir gün meselesi olduğunu bil­dirmektedirler.

Diğsr taraftan hükümet kuvvetleri Nankinin 150 kilometre Kuzeyinde bulunan Hwai Nehri kenarında alelacele tertip edilmiş bulunan müdafaa hatlarından çe­kilmişlerdir.

Nankinin itimada değer çevrelerinde be­yan edildiğine göre Sovyet Dıisleri Ba­kanı Molotof Çinin Moskova Elçisiyle, Nankİn tarafından dört büyüklere yapılan aracılık talebinimüzakereetmiştir.

İÜ Ocak 1949

— Nankin :

Çin komünistleri tarafından yayınlanan bir tebliğe göre. Tangku şehrini müdafaa

eden hükümet kuvvetleri deniz yoldu ile ka çabİlm İşlerdir.

Tebliğe göre, Tangkunun sukutundan sonra Pekin hariç bütün Kuzey Çin, ko­münistlerinelinegeçmişbulunmaktadır.

19 Ocak 1949

Nankin :

Hükümet, elciliklerden NankmJi terkederekKantonagitmeleriniistemiştir.

Nankin :

Çin kabinesi, tarafların derhal ateş kes­mesi için komünistlere teklifte bulunul­masıkararlaştırılmıştır.

Nankin :

Rcsmî sözcü, hükümetin yakında Kan­tona naklediieceğini teyid etmiştir. Söz­cü, sadece bazı idare servislerinin Nankinde kalacağını ilâve etmiştir. Dışişleri Bakanı bu sabah yabmcı memleket elçi­liklerinden en kısa zamanda Kantona taşınmalarınıricaetmiştir.

Nankin :

General Songşişang bugün Reuter Muha­birine verdiği demeçte, hükümetin derhal ateş kesilmesi hakkında komünistlerle anlaşmak üzere bir temsilci göndermeğe teşsbbüs ettiğini söylemiş ve komünist Lideri Maoçetungun radyo ile yayınla­dığı barış şartlarına cevap olarak kabine­nin bu konuda takip ettiği siyaseti pek yakında resmî Ijbyanatla açıklayacağını ilâveetmiştir.

Hükümet tarafından gönderilecek temsilci komünistlerin işgalinde bulunan Yunnan bölgesinegidecektir.

Çin kabinesi memleketteki savaca son veımek içirt, önce ateş kesilmesi ve son­ra, komünistlerle kati barış yolunda mü­zakereye girişilmesinin zaruri olduğuna İnanmış bulunmaktadır.

Hükümetin, kabinenin siyaseti hakkında, bakanlardan biri vasıtasiyîe, yapacağı be­yanatın. Mareşal Çankayşekle istişareyi müteakip bir iki gün içinde açıklanması muhtemeldir.

—. Nankin :

Komünist radyosunun bir haberine göre komünist kuvvetler, hükümetin ikinci ordu grubunu Sutcheudan 135 kilomet­re mesafede bir yerde perişan, ettikleri sırada bu grup Komutanı General Hinchiııgchuan da öldürülmüştür. Generalin cesedi Yung Chengden 20 kilometre me­safede bulunmuştur.

Hükümet ordusunun en iyi generalle­rinden biri olan Chinchingchuan, Al­manyadatahsiletmişti.

Nankin :

İcra! Yuan Meclisinin yayınladığı kısa bir tebliğde şöyle denilmektedir :

Sulhun süratle tahakkuk ettirilmesi hu­susunda milletin gösterdiği arzuya daya­nan hükümet, iki taraf kuvvetlerinin derhal ve kayıdsız şartsız ateş kesmelerini ve iki tarafın sulh müzakereleri için murahhaslarını tâyin etmelerini arzu et­mektedir.

Nankin :

Çin kabinesi iki tarafın ateşi kesmesi ve müzakereyegirişecektemsilcileritâyinetmeleri yolunda bu akşam oldukça müphem bir şekilde kaleme alınmış bir beyanname neşretmigtir.

Bununla beraber İçişleri Bakanı HungLanyou, basma verdiği demeçte hükü­metin bu m^ksa^s hic k>rn?evî tâyin etmediğini ve göndereceği temsilcinin iyi karşılanacağından emin olmadıkça komünistlere barış müzakerelerinde bu­lunmak üzere kimseyi göndermeyeceğini bildirmiştir.

20 Ocak 1949

Londra :

Çinden bildirildiğine göre, Çin komünist­leri, çarpışmaların kesilmesi ve mümkün mertebe süratle barış müzakerelerinin başlamam hususunda millî hükümet ta rafından yapılan talebe henüz cevap ver­memişlerdir.

Nankin ve Şankhaydaki basın muhabir­leri, komünistlerin millî hükümet tarafın­dan yapılmış olan talepleri nazarı itibara almayacakları ve Güneye doğru harekâta devam, edecekleri fikrindedirler. Nankindeki basın muhabirlerine göre, Mareşal Çankayşekin uçakla Formoza. Adasına gitmesi muhtemeldir. Çin hükü­meti Nankindeki hükümet dairelerinin ve arşivlerin Horıgkongdan 65 kilometre uzakta bulunan Santona nakli için ha­zırlıklara başlamıştır.

Nankin :

Çin Hükümetinin dahilî harpte dört bü­yük devletin tavassutunu istediğini bu sabah Dışişleri Bakanlığı sözcüsü resmen teyid etmiş, fakat bu talebin bir netice vermediğini belirtmiştir. Sözcü dört büyüklerin, sulhun yakında tahakkuku ümidini izhar ettiklerini ilâve İle hükümetinin Çin komünist partisiyle bir anlaşmaya varmağı samimiyetle arzu ettiğini söylemiş ve nereden gelirse gelsin bu tavassutun sayesinde ihtilâfa son ve­recek her türîü telkini iyi karşılamak azmindeolduğunubelirtmiştir.

— Nankin :

Çin Hükümetinin siyasetinde hakim, en mühim organ olan Koumintang Merkez Konseyi,bugün, komünistlerden bir tareke istemek ve barış görüşmelerine başlamak hususundaki hükümet teklifini tasdik etmiştir.

Merkez Konseyi, kabineye görüşmelerin teknik teferruatını hazırlamak için yetki vermiştir.

Başkan Chankaiehek başkanlık tütmesi iâzım gelen bu toplantıda hazır bulun­mamıştır.

Başbakanın toplantıda bulunmaması, bu meselede kafi bir karara varmadan ev­vel Kuomintangm tavsiyelerini dinlemek arzusunaatfedilmektedir.

— Nankin :,.

Mareşal Çankayşekin çok yakınlarından bir şahsiyetin bugün söylediğine göre Millî Çin Hükümeti Başkanı halen veda nutkunu hazırlamaktadır. Kendisinin bir kaç gün sonra Formozaya gitmesi muh­temeldir.

Bugün Cumhurbaşkanlığı binasında mutad dışında faaliyet olmuş Ve Çankayşek en yüksek şahsiyetlerle uzun süren gö­rüşmelerdebulunmuştur.

Mareşalin dört motorlu «Meiling» uçağı üç haftadanberi har an yola çıkmağa ha­zır haldedir. Çankayşekin" bugün Nankinden ayrıldığı yanlışlıkla yayınlanmışsa da, hükümet erkânından biri bu ha­berin henüz mevsimsiz olduğunu France PresseAjansı.Muhabirineteyid. etmiştir.

211 Ocak 1949

— Nankin :

Nankîn.in tahliyesine bugün de devam edilmektedir. Hükümet hizmetlerindeki bütün memurlar özel uçaklar, gemiler ve trenlerle başkentten ayrılmaktadırlar. Komünistler çarpışmaların kesilmesi hu­susunda hükümet tarafından yapılmış olan tekliflere halâ cevap vermemişlerdir. Çankaygek de barış müzakereleri hakkın­da hiç bir yorumda bulunmamıştır. Çan­kayşek, dün toplanan ve barış müzakere­lerine başlanması kararını veren kabine toplantısındahazırbulunmamıştır.

Hükümet sözcülerinden biri, Başkan Çan­ kayşekin başkentten ayrılmak niyetinde olmadığım söylemiştir.

Diğer taraftan, komünist orduların Yançeye 25 kilometre mesafede bir mevkie gelmiş oldukları haber veriliyor.

Pekini muhasara etmiş olan komünist kuvvetleri de çarpışmaların kesilmesi hak­kındaki teklifleri kabul ettikleri bildiril­miştir.

Nankin t

Çangkaişek muvakkaten siyasi hayattan çekilmiştir. Çangkaişek, Nankinden uçak­la Senguadaki hususi ikametgâhına git­miştir,

3u kaıarı bugün basına tebliğ eden Haberler Bakanlığı Müsteşarı Taoşisen, iş­leri başkan yardımcısının göreceğini bil­dirmiştir.

Nankin :

Komünist bir sözcü komünistlerin derhal ve kay.tüiz şartsız «ateş kes» emrine uy­mayacaklarını bildirmiştir.

22 Ocak1919

Nankin :

Bugünkü beyanatında Başbakan Sun Fo. durumun vehameti berine ve litsungyenm müracaatı neticesinde hükümetin başında kalmağa karar verdiğini bildir­miştir.

Başbakan bütün valilere ve Çinin askeri korau tanlarına müracaatla barış yolunda yapılan gayretlerden ümidsizliğe düşme­melerini tavsiye etmiştir. SunFo, memurların da vazifelerini 1erkeimeyersk sedakatle millete hizmet etmsleriniistemiştir.

Nankin :

Burada bildirildiğine göre, Çin Hükü­met üyelerinden biri. komünis ilerle barış «öıüşmelerine bağlamak üzere, bugün uçakla komünist kuvvetleri genel karar­gâhına gidecektir.

NahkJn :

Doğu ceöhesi komünist kuvvetler sözcü­sü bugün radyoda beyanatta bulunarak harb suçluları silâhı bıraktıkları ve askorlsiiytc birlikte teslim oldukları tak­dirde affedil meşkler in i bildirmiştir.

Bilindiği gibi ay başında Kuzey Çin ko­münist komrmtanlığl, radyoda beyanatta bulunarak buna benzer teminat vermiş 2 içlerinde Changkaitchek ile Litsungyan bulunan 43 harp suçlusunun ismini vermiştir.

Nankin ;

Milliyetçi hükümetin, sulh müzakerele­rinde bulunmak üzere bir heyet tâyin et­tiği resmen bildirilmiştir.

Nankin :

Pekin şehrinin teslim olduğu resmen bil­dirilmektedir.

23 Ocak 1949

Şanghay :

Çangkaişekîn Nankinden ayrılışından sonra Şanghayda bu hadis şüpheli "bir lâkaydi ile karşılanmakta devam ediyor. Milliyetçi rejim kurulduğundan beri Çin­in hakikî merkezi olan ve efkârı umumiyesi kolayca heyecana düşen, insanları hayrette bırakan bu şehirde mareşalin kendi arzusu ile ihtiyar ettiği menfa ha­berinin ne şekilde karşılandığı mevzu­unda «tepki» kelimesini kullanmağa tereddüd edilmektedir.

Umumiyetle Çinde siyasi vaziyetin en ufuk değişikliklerini hassasiyetle gÖste ren karaborsa, dün ehemmiyetli bir pi­yasakararsızlîğıkaydetmemiştir.

Gerek sabah, gerekse akşam gazeteleri­nin başmakaleleri ihtiyatlı bir lisanla kal«ma alınmıştır,

:^0 seneden Eazla müddetle Çinin «kuv­vetli insanı.> olan Japon müstevlisine 8 sene karşı koyan ve bütün meslek haya­tına hâkim olan amansız mücadele bugün yenilen Çankayşekin gidişinden dolayı sokaklarda ne sevinç ne de teessür izhar edilmekledir.

— Nankin :

Komünist radyosuna göre, komünist kuv­vetleri 21 Ocak tarihinde Angwei eya­letinin başkenti olan Hofeioyu işşa] et­mişlerdir..

24Ocak 1949

Nankin :

Savaş bölgeleri hariç olmak üzere. Çin Hükümetinin idaresi altında bulunan bü­tün ülkelerde bu geceden itibaren sıkı­yönetim kaldırılmıştır. Bu arada Çin ko­münist kuvvetleri Nankine 15 kilometre yaklaşmışlardır.

Diğer taraftan siyasi suçlular da tahliye edilmiştir..

Başkan Li Tung Jeng, Başbakan Sun Fofya askerî idare ve eyaletler idaresinde âcil değişiklikler icabettiren esaslı reform­ları muhtevi bir program gördermiştir.

25Ocak 1949ı

Nankin :

Çinde komünist kuvvetlerin Güney isti­kamete doğru ileri harekâtları, her hangi bir mukavemetle karşılaşniaksızin devanı etmektedir. Gelen telgraf haberlerine gö­re, hükümet kuvvetleri, komünist kuv­vetlerinin yürüyüş halinde bulundukları bölgelerde beyannameler atarak barış is­teklerini bildirmektedirler. Nankin Hü­kümeti, cephe dışı sayılan Çinin bütün diğer bölgelerinde fevkalâde hal ve sıkı yönetim idare sistemine son vermiştir.

Nankin :

Çin parlâmentosu bugün yaptığı olağan­üstü toplantıda Nankin.in Cumartesi gü­boşaltılmasınakararvermiştri.

Bir taraftan bu toplantı yapılırken, öte yandan da bakanlıkların ekserisi tahliye il? m^ş^ul bulunuyor ve bürolar mobilyelerevarmaya kadar naklediliyordu.

Demiryolu istasyonunda binlerce mülteci NankinŞanghay hattındaki izdiham yüzünden duran münakalâtın tekrar açıl­masınıbeklemektedir.

Nankin :

Komünist radyosunun haber verdiğine göre.Çin komünist liderleri evvelâ Maotse Tung tarafından ileri sürülen 8 şartın sonra da milliyetçi kuvvetlerin tamamen teslimini;] kabul edilmesi şartiyle Nankinle, müzakerelere hazır olduklarını bildirmişlerdir.

Nankin :

Çin Hükümeti, Yangçe üzerinde yarın­dan itibaren her türlü seyrüseferi yasak etmiştir.

NankinŞankhay arasında işleyen yolcu trenleri kaldırılmış ve hat askerî nakli­yata tahsis olunmuştur.

Öte yandan inanılır kaynaklardan öğre­nil diğine göre. hükümet, komünistlerin Nankini bombardımanlarını önlemek üze­re bıraktığı bir tümen hariç olmak üzere, Yan»çenin Kuzeyindeki bütün kıtaları geriçekmektedir.

26 Ocak 1949

Nankin :

Sankhaydan gelen milliyetçi sulh Mu­rahhas Heyetinin başlıca üyeleri, bugün Nankine gelerek Cumfaurbaşkan Muavini LitsungJeniziyaretetmişlerdir.

Central New3 gazetesinin yazdığına göre. heyet, üyelerden Çankayvek grubuna da­hi! olar. Pen£ Chach Sienİn istifasını getirmiştir.

Bilindiği gibi komünist radyosu dün ak­şam bu üyenin heyete dahil bulunmasına İtiraz etmişti.

Nankin :

Milliyetçi Hükümet. Nankini komünist hücumlarına karşı korumak için Pukeu Puçeng Köprübaşını takviyeye karar vermiştir.

Ote yandan, meclis komünistlerle müza­kerede bulunacak beş delegeden biri olan PeııgÇaoSienin istifasını kabul etmiş­tir. Yerine henüz kimse tâyin edilmemiş­tir. Komünistler «harp canilerin listesine yeniden 6 isim ilâve etmişlerdir. Bu su­retle listedeki isimlerin sayısı 49a çık­mıştır. Bu altı isim şunlardır : Mareşal Çankayşekin oğİu, Kuomİntang Başkam Lİh Çih Jung, Kuomintangm Şanghay Kolu Başkanı Pengkunçien, Gizli Polis Şefi General ÇenKaiMing, Kuomintangm ilerigelen azasından YehSiufengveBakanTsoSunSiene.

28 Ocak 1949

Şanghay :

Tienoincteki komünist İdareciler, şehir­deki 2 milyon halka, ellerinde bulunan ecnebi paralanın komünist memleketler­de cari olan paralarla değiştirmeleri için emir vermişlerdir.

Komünist, iş.ji. taleb:; ve fakirlere daha fazlagündelikvaadeetmişlerdir.

Bu emrin 31 Ocak tarihinden itibaren yü­rürlüğe ğfrfecegj komünist radyosu taraimdan bildirilmiştir.

Ayni emirde ellerinde 50.000 Çin doların­dan fazla altını bulunan kimselerin de resmi makamlara bir beyanname vermeleii bildirilmektedir.

Yabancı para ile yapılacak mübadeleler, altın ve gümüş dolar satışları kati bir şekildemenedilmiştir,

Pekin :

Bugün alınan habertere güre. General ŞiŞunun kumandası altmdakî 94 üncü orduya mensup bir alay Pekintie imzala­nan mütareke hükümlerince komünist­lerin işgali altındaki topraklara gitmek emrini alınca ayaklanmıştır. General ŞİŞu.şehrintesliminireddetmişti.

Nankin :

Muvakkat Başkan Li Tsung Yen, derhal bir mütarekenin akdi Çin su sabah radyo iie yaptığı müracaata Komünist Lideri Mao Tse Bungun cevabını halâ alama­mıştır.

Bu arada başkentin Kuzeyinde Yangçe hattını müdafaa eden hükümet kuvvet­lerine nehrin Kuzey kıyısında toplanmış olan komünistlere hücum etmemeleri için emir verilmiştir.

İyi haber alan çevreler, hükümetin barış teşebbüslerinin aşarı ile neticelenmesi hususundaendişsduymaktadırlar.

29 Ocak 1949

— Şanghay:

müzakerelerine girişebilmek için yeni şartlar ileri sürmüşlerdir. Komünist Rad­yosuyayınlarındanbirinde.BaşkanLiTsung Yen tarafından Komünist Lideii Mao Tse Tunga gönderilmiş olan tegrafı hiç bahis konusu etmeden bu yeni şart­lan bildirmiştir. Komünistlerin yeni ba­rışşartlarışunlardır :

1— Japon Generali Yasutsge Okamuramu yeniden yargılanmak üzere hudut dışı edilmesi.(GeneralŞanghayaskerî mah­kemesitarafındanyargılanmışveberaat
etmişti.)

2— Harpsuçlularınınkaçmasınamani olunması.

3— Mao Tse Tungun 15 Ocak tarihinde radyoylayayınlanandemecisırasında bildirdiğiSşartınyerinegetirilmesiİçinamelîtedbirleralınması.

Diğer taraftan komünist sözcüsü yakında harp suçlularının isimlerini ihtiva eden yeni bir listenin yayınlanacağını bildir­miştir. Sözcü, hükümetin, barış müza­kereleri teklifinde bulunurken harbe de­vam için hazırlıklar yaptığını söylemiş ve Geöeral, Mareşal Çankayşskin Nankinden hareketinin ertesi günü General KuşuTungun gizli bir günlük emir yaymlayarak savaşa sonuna kadar devam edilmesi için askerî durumun gözden ge­çirilmesini istemiş olduğunu ilâve etmiş­tir.

31 Ocak 1949

— Nankin :

Komünist Radyosunun bugünkü yayı­mında komünist liderlerin Şanghay Nankin bölgesi için bir barış yapmaya razı olduklarını bildirdiği ileri sürül­mektedir.

Buradaki müşahitler, komünistlerin mev­kii sağlam olmayan bir Çin hükümetiyle müzakerelere gîrişmektense ayrı ayrı bölgelerden gelecek heyetlerle barış ak­dinitercihettiklerinisanmaktadırlar.

Diğer bir habere göre; Pekindeki Komü­nist İdaresinin Şefi General YenSienYirig bugün eski başkente gidecek olan ((Halkçı Barış Heyeii ne bir hoş geldiniz mesajı göndermiştir.

Komünist kuvvetleri Yangçe Nehrinin Kuzey kıyılarındaki mevzilerini takviye ederken. Mareşal Çankayşek ve Kuomintang Hükümet Partisine mensup diğer li­derlerin tevkifi yolundaki istekle burada bir sinir harbine başlandığı intibaını uyandırmaktadır.

Müşahitler, komünist taleplerinin, hükü­metin Güney eyaletlerinde harbe devam etmek gayesiyle hükümet dairelerini Kanton şehrine nakletme yolundaki ha­zırlıklarını önlemek gayesini güttüğünü tahmin etmektedirler. Cumhurbaşkan Vekili LiÇungYen bunu <sonsöz»oldarakkabuletmemiştir.

Başkan yardımcısının barış müzakereleri için gönderdiği şahsi temsilcisi, Pekin seyahatinden döndükten sonra Başbakan

Sunfu ile görüşmek üzere uçakla Nankin.den Şanghaya hareket etmiştir.

— Pekin:

Komünist kuvvetlerinden 20 bin kişi bu­gün Pekine girmiştir. Bu kuvvetler şeh­rin garnizonunu teşkil edeceklerdir.

BELGELER.

Mareşal ÇanKay Şekin Millî Hükümeti başkentini terkettiği sıra­da millete hitaben yayınladığı resmî veda mesajı :

— Nankin :

Maraşal Çan. Kay Şek bugün millî hükümeti başkentini terkettiği sırada millete hitaben yayınladığı resmî veda mesajında şöyle demiştir: Bütün hayatımda yalnız barısın tahakkuku için dua ettim. Barışa kavuş­mak maksadiyle tekrar birleşmenizi isterim. Memleketin her tarafındaki sivil ve askerlerin başkan yardımcısı LiTsug gene candan itaat edecekleri­ni ve kendisinin barışı kurmak yolundaki azimli gayretlerine yardımda bu­lunacaklarını ümid ederim.

Yıl başındaki barış mesajından sonra geçen üç hafta içnde harbin aldığı şekilden büyük keder duyduğunu belirten Mareşal veda mesajına şöyle de­vanı etmektedir:

«Komünistlere manen nafiz olabilmek ve milletin acılarını azaltmak için Başkan Yardımcısı LiTsungYen!den bugünden itibaren idareyi ele alma­sını rica ettim. 1926da Sunya Tsenin Kantondan kuzeye doğru girişdiği hareketten beri koyduğu prensiplere dayanarak bütün kuvvetimle Çin inkı­lâp hareketi uğruna ve milletin kurtulmasına hayat şartlarının düzelmesine ve demokrasinin tahakkukuna vaktettim. Her çeşit siyasi ve iktisadî İslâhatın bu sağlara temelinin barış içinde yaşamak olduğuna daima inanmış bulun­dum. Bunun içindirki 20 yıldan beri şahsi fedakârlıktan asla kaçınmadım. Ve ana yurdun refahını sağlamak yolunda daima sabırlı davrandım. Bazan arzuma rağmen sükûnu muhafaza için şiddetle başvurmak zorunda kaldım. Japonlara karşı girişdiğimiz savaşı sonuna kadar götürmeye azmetmiştim. Bütün dünya son hadiseleri müşahade imkânını bulmuştu. Komünistler tav­siyelerime uyar ve milletin kuvvet kaynaklarını boş yere israf etmezlerse yurdun egemenlik ve toprak bütünlüğü muhafaza edilebilir. Böylece Çinin tarihi medeniyeti, içtimaî nizami zarar görmez ve milletin hayatı, hakları ve hürriyetleri kurtarılmış olur. Bu prensiplere dayanarak daima barışa kavuşulması için dua ediyorum.

XIII—DOMİNYON VE MÜSTEMLEKELER.

OLAYLARIN TAKVİMİ.


îi Ocak 1949 HİNDİSTAN — Karaşi :

Kîşmirde bu gece saat 2359 da ateşin kesilmesi içine emir verildiği remen bil­dirilmektedir.

3 Ocak 1949

HİNDİSTAN — Yeni Delhi :

Hindistan ve Pakistan gece yarısından itibaren Keşmirde ateş kes emrinin yü­rürlüğe girmiş olduğunu bildirmişlerdir. Hindistan Millî Savunma Bakanlığı tara, fmdan yayınlanan tebliğde. Keşmir cep­hesinde Hind kıtalarmın ateş kes emrini tatbike başladıkları ve hiç bir hadise kaydedilmediği bildirilmektedir.

Diğer taraftan Pakistan Radyosu da, bü­tün savaşan kuvvetlerin taşa kes emrine riayetettiklerinibildirmektedir.

Bu hadisenin iki dominyon arasında dos­tane münasebetlerin başlangıcını teşkil edeceğiümit edilmektedir.

14 Ocak 1949

HİNDİSTAN — Kalküta :

Hind Başbakanı Pandİt Nehru. dün be­yanatta bulunarak «20 Ocakta toplanacak olan Endonezya hakkındaki, Asya hükü­metleri konferansı, Avrupa memleketleri veya Amerikaya karşı bir blok kurmak gayesinigütmemektedir.»demiştir.

Nehru. sözlerine devamla şunları söy­lemiştir :

Bu konferans hiçbir memleket veya mil­lete aleyhtar değildir. Konferans ne Av­rupa, ne Amerika ve ne de Batı aleyh­tarıolmamaklaberaberemperyalizmve

sömürgecilik telâkkilerine muhakkak ki. muhalif bulunmaktadır.

Biz, Mirleşmiş Milletlerin sulhun tesisi ve adaletin hüküm sürdüğünü görmesine yardım edebilmek için tamamiyle Birleş­miş Milletler Anayasasının hükümleri dairesindefaaliyettebulunacağız.

16 Ocak 1949

HİNDİSTAN — Kalküta :

Mahatma Gandinin hatırasını daima an­ma maksadiyle Ganj Nehri kıyısında di­kilen anıt, bugün Başbakan Pandit Nehru tarafındantörenleaçılmıştır,

Gandinin cesedi yakıldıktan sonra bir kısım küllerinin nehre savrulduğu nok­tada dikilen anıtın kaidesine Mahatmanın geri kalan küllerinin saklandığı gü­müş bir vazo ve ölümünün ferdasında ha­beri yayınlayan gazetelerin bulunduğu kıymetli deriden yapılmış bir mahfaza yerleştirilmiştir.

Pandit Nehru. bu münasebetle söylediği nutukta Mahatmanm eserini hatırlatmış ve şöyle demiştir :

Gandinin hayatı boyunca bütün dünya­ya verdiği insanlık sevgisi ve kardeşlik dersi, bugün her zamankinden daha kuv­vetlivecanlıolarakyaşamaktadır.

17, Ocak 1949

HİNDİSTAN — Yeni Delhi :

Cumhuriyetçi kaynaklardan bilirildiğine göre, Perşembe günü Yeni Delhide top­lanacak olan Asya milletleri konferan­sında. Endonezyalılar, Güvenlik Konse­yinin Hollandalılara karşı müessir bir harekette bulunmaması halinde, savaşa devam edebilmek için silâh ve mühimmat image003.gifisliyeceklerdir. Endonezya Temsilcisi Dr. Soedarsono, Endonezyohların genç cum­huriyetlerini müdafaa İçin savaşmaya ha­zır bulunduklarını söylemiş ve Asya mil­letlerinden aşağıdaki hususları talebeden muhtıranın tamamlanmak üzere oldu­ğunuilâveetmiştir.

Bumuhtıradaşunlar istenmektedir :

1— Hollandalıları, kuvvetlerini 18 Ekim­de savaşların başlamasından evvelki mev­kilerine çekmeyeicbaretmesiiçinGü­venlikKonseyinezdindeteşebbüstebu­lunmak,

2— Cumhuriyeti kayıtsız şartsız tanımak,

3— Endonezyadabulunan bütün Hol­landa kuvvetlerinin çekilmesi için bir ta­rihtesbit ötmek.

4—EndonezyalılarınHollandalılarta­rafından bir müdahale vaki olmadan Ku­rucu Meclis vasıtasiyle serbest bîr hükü­met teşki] etmek haklarının tanınması.

20 Ocak 1949

HİNDİSTAN— Kalküta :

Kalkütada devam eden talebe nümayiş­leri neticesinde 8 kişi ölmüş, 40 kişi ya­ralanmıştır.

Doğu Bengale Hükümeti, nizamı muha­faza edebilmek için takviye celbine ka­rar vermiştir.

27 Ocak 1949

HİNDİSTAN— YeniDelhi :

Hind sendikalarının komünist olmıyan idarecileri Hind sendika hareketinden komünist nüfuz ve tesirini bertaraf için bazı tedbirler almak üzeredirler. Bu ida­reciler, partilerle ilgisi olmıyan bir tagkilât karmak üzere bir konferans toplamağa karar vermişlerdir.

Son haberlere göre, yeni kurul sosyalist sendika teşkilâtiyle, RadikalDemokrat temayülü Hind Çalışma Federasyonu ve idarecileri komünistlerin hakimiyetindeki Hind birliği sendika konferansından isti­fa etmiş olan sendikaları ihtiva edecek­tir. İstifa eden bu son idareciler arasın­da, sendika delegeleri seçilirken komünist­ler tarafından çevrilen manevraları pro­testo için çekilmiş olan eski kongre ge­nelsekreteri de bulunmaktadır.

30 Ocak 1949

HİNDİSTAN— YeniDelhi :

Mahatma Gandinin ölümünün birinci yıldönümü münasebetiyle bugün bütün Hindistanda dinî âyinler icra edilmiştir. Yeni Delhide sabahın erken saatlerinden itibaren halkın teşkil ettiği alaylar sokak­larıdoldurmuştur.

Bu akşam Yeni Delhi hükümet konağın­da da dinî merasim yapılacaktır. Bu yıldönümü münasebetiyle Birleşik Amerika Büyükelçisi Kanada Yüksek Komiseri, Pakistan Genel Valisi ve bir­çok hükümet erkânı yüksek şahsiyetler tarafından Hindistan Hükümetine taziyet.telgraflarıgönderilmiştir.

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106