17.7.1948
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Temmuz 1948

—- İstanbul:

Vis Amiral Forrest .Sherman'nm- ida­resinde üç hafif kruvazörden mürek­kep Birleşik Amerika'nın Akdeniz Do­nanmasına mensup ibir filo bu sabah saat 9,15 te limanımma gelmiştir.

Onar bin tonluk Fargo Vehuntington hafif kruvazörleri ile altı bin tonluk Uçaksavar Juneau kruvazöründen mü­rekkep filoyu bu sabah saat yedide Türk Donanmasının Liman Savunma gemilerinden biri Amerikan haberler Bürosu Şefi Mister Daimon ile Anado­lu Ajansı 'Muhabirini taşıyan Ameri­kan Büyükelçiliğinin bir Motörü Ye­şilköy açıklarında karşılamışlar ve Amiral Shervan'm forsunu taşıyan Farg"o hafif kruvazörüne çıkmışlardır. Burada kendilerini Gemi Süvarisi De­niz Albayı Haway Walsh karşılamış ve kaptan köprüsüne çıkarmıştır. Gemiler ağır yolla seyirlerine devam ederek tam saat dokuzda Selimiye önlerine gelmiş­ler ve Figo 21 pare top atmak sure­tiyle şehri selâmlarmştır.Selimiye'den

aynı sayıda topla kendine mukabele edilmiştir.

Amerikan Donanmasının değerli Ko­mutanlarından biri olan Vis Amiral Sherman kendisi ile görüşen ajans tem­silcisine, Türkiye'ye ilk defa olarak gel­diğini, bundan büyük bir memnunluk dukduğuun, Washinton'da Amiral öz-denizle tanıştığını, yarın basın temsil­cilerini gemide kabul etmek niyetinde olduğundan şimdili'k fazla birşey söyli-ycmiyeceğini beyanetmiştir.

Evvelce .Deniz Harekâtı Başkomutanı olan Vis amiral Forrest P. Sherman Ak­deniz Bölgesinin Amarika bakımından taşıdığı büyük ehemmiyet itibariyle bu­gün başında bulunduğu vazifeye tâyin edildiğini ve îıalen Amerika'nın Altıncı Deniz Kuvvetleri Komutanı olduğunu ilâve etmiştir.

Birleşik Amerika Haziranın birine ka­dar Akdenizde ibir .deniz grupıı bulun­durmakta iken o tari'hten beri bir Ak­deniz Donanması vücuda getirmiştir.

Bundan maksat Avrupadaki Amerikan işğral ordularına yardımda bulunmak, Amerikanın bu bölgedeki menfaat ve siyasetine hizmet etmeli ve Amerikan denizcilerinin Akdeniz milletleriyle te­maslarım temin ederek 'birbirlerini ta­nıma, anlama ve sevmelerine yol aç­maktır.

Hunitigton hafif kruvazörü de Tuğami­ral James H. Foskett'in forsunu taşı­maktadır. Bu geminin süvarisi Deniz Albayı Edward R. Gardner'dir.

Kafilenin en küçüğü olan 6 bin ton­luk Juneau yalnız uçaksavar kruvazö­rüdür. Bu gemide uçaksavar topların­dan ibaşka silâh yoktur. Süvarisi Albay WilliamG.Fisher'dir.

Amerikan gemilerinin her birinde ikişer deniz uçağı bulunmaktadır. Amerika'­nın Akdeniz Filosundaki gemiler dört ayda bir değişmektedir. Böylelikle bir­çok Amerikan denizcisi bu bölgeler hal­kı ile tanışmakta, sulan Öğrenmekte ve bu sayede gemilerin tamirleri de Ame­rikan limanlarında yapılabilmektedir.

Bugün saat 11,30 da Amiral Tank Er-suna Amiral Sherman'ı Fargo'da ziya­ret edecektir. Misafir Amiral saat 14,30 da istanbul Valisi Dr. Lütfü Kırdar'ı 15,15 de İstanbul Komutanı Korgeneral Asını Tmaztepe'yi makamlarında 'ziya­ret edecek ve Amiral Tarık Ersuna'nın ziyaretini iade eyliyecektir.

Korgeneral Asım Tınaztepe, saat 17 de. Vah ve Belediye Başkanı Dr. Lütfü Kırdar, 17.30 .da misafirimizin ziyaret­lerini iade edeceklerdir.

Visamiral Sherrnan yarın saat 17 de basın temsilcilerini gemide kabul ederek kendileriyle görüşecek ve saat 19 da Büyükelçi Edwin Wilson'un Başkonso­losluk binasında vereceği kokteyl par­tide hazır bulunacaktır. Dost Amerikan filosu, beş gün .şehri­mizde kalacaktır.

—- Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 10 da Cevat Kerim tncedayı'nm Başkanlığın­da toplanmıştır.

Bu toplantıda dün müzakeresine başlan­mış olan Belediye Resimleri Kanun ta­sarısının geri kalan maddelerinin görü­şülmesine devam edilerek tasarının kara nakil vasıtalarından alınacak re­simlerine dair maddenin müzakeresin­de, çiftçilerimizin doğrudan doğruya zi-raaatle ilgili işlerde kullandıkları kam­yon, otomobil ve arabaların resimden istisnaedileceğine dair fıkrası hakkın-

da Afyon Milletvekili Ahmet Veziroğ-lu'nun yaptığı ibir teklif kabul edilmiş ve böylece çiftçilerin hayvan arabaları­nın arada sırada kiracılığa verilsebile bunlardan resim alınmamasına karar verilmiştir ve maddede buna göre tadil edilmiştir.

Eğlence resimlerine ait madde üzerin­de de uzun tartışmalar yapılmış ve madde şekle ait değişiklikler yapılarak kabul edilmiştir.

Kira mukaveleleri resimlerine dair 37 inci maddenin müzakeresinde, mukavele yapmaya icbarı hâvi hükümlerin kaldı­rılması hakkında Niğde Milletvekili Vehbi Serdal tarafından verilen Önerge kabul edilmiş ve saat 15 de tekrar top­lanmak üzere oturuma son verilmiştir.

— İstanbul:

Denizcilik bayramı münasebetiyle bu sabah saat 9,30 da Taksim meydanın­da yapılan törene deniz bandosunun çaldığı İstiklâl Marşı ile başlanmış ve bu sırada anıtın önündeki dreğe bayrak çekilmiştir. Bumı mütaakıp Deniz Oku­lu, Yüksek Deniz Ticaret Okulu ve diğer müesseseler anıta çelenk koymuşlardır. Bayram münasebetiyle bu sabah An­kara'dan şehrimize gelmiş olan Ulaş­tırma Bakanı anıt önünde bu mühim günün önemini belirten bir nutuk ver­miştir.

Kasım Gülek evveHâ bayramın tar-iM önemi üzerinde durmuş denizciliğimizin 22 yıl evvelki durumu ile bugünkü ge­lişmesi arasında mukayese yaparak durmadan genişliyen ticaret filomuzun bugün dünyanın bütün büyük limanla­rında şanlı bayrağımızı dalgalandırdığı­nı söylemiştir.

Bakan sözlerine devamla ticaret filo­muzun ve denizyollarının elindeki deniz taşıt vasıtalarının bugünkü ihtiyacı karşılamaktan uzak bulunduğuna işa­ret etmiş ve *bu sahada sistemli bir ça­lışma sayesinde eksiklerin ileride ta­mamlanacağını söylemiş, bu işlerde yabancı uzmanların ihtisaslarından da geniş Ölçüde faydalanılacağını bildir-miştiir. Kasım Gülek, bu mutlu günde Türk. Milletini camian tebrikle 'sözlerine nüıa-

yet vermiştir. Ulaştırma Bakanının nutkundan sonra Deniz Harp Okulu, Yüksek Deniz Ticaret Okulu Deniz Ti-ca filosu ve Devlet Denizyolları ve Li­manları orta sanat okulu adına kısa söylevler verilmiştir. Mübaakıben De-nizciLilt Okulu Devlet Denizyolları ve Limanları Sanat Okulu Deniz Ticaret Okulu öğrencileri başlarında bando bu­lunduğu halde kafile halinde 'Beşiktaş'a giderek Barbaros Abidesi önünde top­lanmışlardır.

Burada yapılan, törene yine İstiklâl Ma.rşı ile başlanmış, şehir ve denizciler adına Barbaros hakkında bir nutuk verilmiş, 'büyük denizcinin hatırasını anmak için saygı duruşu, yapılmış, ve Denizciler Marşının bando ile çalınma­sını mütaakıp foir manga er tarafın­dan havaya ateş edilmiştir. Bundan sonra anıta çelenkler konmuş ve geçit resmi ile törene son verilmiştir.

Bugün denizciler bayramı münasebetiy­le öğleden sonra Moda Koyunda müsa­bakalar ve gece şehir donatılarak halk evlerinde de törenler yapılacaktır.

2 Temmuz 1948

— Ankara:

Türk Hava Kurumu Genel Merkez Ku­rulu dün gece saat 22 de Sinop Millet­vekili Cevdet Kerim tncedayı'nin Baş-' kanlığında ikinci toplantısını yapmış, Türk Hava Kurumu fabrikalarının Dev­let fabrikaları topluluğu içinde daha verimli bir hale gelerek gelişmelerini ve kuruluş hedeflerine daha çabuk vera-bilmelerini sağlamak için. yapılacak te­mas ve teşebbüslerde dikkate alınacak prensiplerle Merkez İdare Kuruluna ve­rilecek yetki üzerinde kararlar almış ve saat 124,30 da çalışmalarına son ver­miştir.

—İstanbul:

Amerikan yardımı gereğince At-2 tipi uçakları getiren Palua adındaki yar­dımcı uçak taşıt gemisi dün saat 15 te Yeşilköy önlerine gelerek demirlemiştir. Deniz Albayı Robert E. Dixon'un ko­mutası altında bulunan gemiyi şehrimi­zin basın mensupları bu sabah gezmiş­lerdir.

Bugün erken saatlerde başlıyan boşalt­ma işi tahmin edildiği gibi yarın öğleye kadar bittiği takdirde gemi Dolmabahçe önlerine gelip demirliyec ektir.

Boşaltmada hazır bulunan Amerikalılar, bu işin olağanüstü bir süratle yapıl­makta olduğunu memnuniyetle beyan etmektedirler.

Palua. limanımızda on gün kadar kala­caktır.

— Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugün Alî Fuat Cebesoy'un Başkanlığında yaptığı top­lantıda, Seyhan Milletvekili Ahmet Remzi Yüregir'in kitapçılığımızın geliş­mesine dair sözlü sorusuna Başbakan Hasan Saka'nm cevap vermesinden sonra, Ticaret Bakanı Cemil Sait Bar-las kürsüye gelerek, İstanbul Milletve­kili Ali Rıza Ari'nin Esnaf ve Ticaret Odalariyle Ticaret Borsası hakkındaki 4355 Sayılı Kanun tatbikatına dair sözlü sorusuna karşılık aşağıdaki açıklamayı yapmıştır:

Arkadaşlar,

18/1/1943 tarihinde çıkan 4355 sayılı ti­caret ve sanayi odaları, esnaf odaları, ve ticaret 'borsaları hakkındaki kanu­nunun ve 'bunu tadil eden 'kanunun na­sıl olması lâzmıgeldiği tarzında bir ka­nundur.

Memleketin ihtiyacına uyan ve esnafın hakikî vaziyetini karşılayan bir kanun mahiyetinde olmadığı tatbikatta görül­müştür. Eski kanunun hususiyeti şu idi :

Meslekî ahlâk ve tesanüdü ahenkleştir­mek maksadı ile bu kanun çıkarılmıştı, . organik bir kanun değildir. Ben geldim, hazırlığını gördüm, Meclisi Âliye sev-ketmek üzere idiler. Ben esnaf teşek­küllerine de ayrıca ehemmiyet, verdiğim için kendi noMainaz-aj-ımın da bu ka­nunda görülüp görülmediğini tetkik et­mek istedim, tetkik ediyorum. Hakikaten ihtiva etmesi lâzım, gelen hususatı içine alması bakımından, 'ta­bii maddeler geldiği zaman, heyeti celi-elnizde de konuşulacaktır. Esnafın ihti­yaçlarına tercüman olması, onların bağ­lanması lâzrmgelen teşkilât, bu ihtiya­cın tahakkuk etmesi için lâzım olan im-

kânlar, meslekî İhtiyaçalrla içtimai üh-.tiyaçlar, bunların hepsini nazarı itibara ■alacaktır. Çünkü vaktiyle daha bu ka­nun bizde yokken böyle aile teşkilâtı t.arzmda Çırağın esnafa bağlı olduğu ve esnaf ahlâkı denen bir ananeyi yaşatan ■bir teşekküldü. Biz bu ananenin yeni­den canlanmasını, devam etmesini isti­yoruz. Esnaf Odaları Kanununda oldu­ğu gibi yalnız formei bir kanun değil, memleketin ihtiyacına uygun bir kanun getirmeği Heyeti Celileye vaadediyorum. Ticaret Bakanının bu açıklamasından dan sonra soru sahibi Ali Rıza Arı, ha­zırlanmış olan tasarıyı okudu, bu tasa­rının da eski kanundaki hataları ihtiva ettiğini söyliyerek çıkacak kanunun bil­hassa esnafın federatif bir meslek için-!de teşekkülüne İmkân verebilecek bîr kanun -olması temennisinde bulunmuş­tur. Bundan sonra yeni Seçim Kanunu tasarısının müzakeresine geçilmiştir. Atialet Komisyonu iSözcüsü Emin Halim Ergun kürsüye gelerek, tasarının ihti­va et.tiği hükümler hakkında izahat ver­miştir. Sözcü, komisyonun bu tasarı hakkındaki esasları görüşürken hâkim olan fikrin milletin asıl olan hakimiyeti, iradesini izhar etmesi İçin yapılacak se­çimin her türlü şüpheden ve itirazdan azade bir şekilde yapılmasını teminimin g-özonünde tutulduğunu bildirmiş, kaza mercilerinin seçimi kontrol keyfiyetinin komisyonda görüşüldüğünü ifade eden hatip, hâkimlerin seçim komisyonları­nın başlarına getirilmekle değil, adli kontrolün seçimde kanuna aykırı her­hangi hareketleri görülenlerin bu mer­cilere verilmesiyle seçimin adli kontrol altına alındığı kanaatini belirtmiştir. Komisyon Sözcüsü 'bu açıklamasında evvelki kanundaki memurin muhake-mat hükmünün kaldırılmasiyle de se-Çim işleriyle vazifelen diri lenl er in doğ­rudan doğruya adalete verileceklerini "belirtmiş, seçim kurullarının bir halk teşkilâtı olan belediyelerden alındığı, belediye başkaniyle kur'a- ile belediye meclislerinden seçilecek dört üyeden teşekkül edeceğini, seçimin gizli tasni­finin aleni olacağını, tutanakların parti mümessillerine -verileceği gibi bir tu­tanağın da seçim yapılan yere asılaca­ğını söylemiştir.Tasarıda mevcut, memurlar veya seçimde vazife alanlar hak­kında seçim işlerini' kötülemek maksa­diyle yalan veya uydurma haber yayan­lar ■ veya şikâyette bulunanların fulleri diğer kanunlara göre daha ağır cezayı gerektirmediği takdirde haberin mahi­yet ve şüyu derecesine go>e on beş gün­den üç aya kadar hapis olunacaklarına dair ek maddenin de vatandaşların ta­mamen serbest olarak İradesini izhar etmeleri ve millî- hakimiyetin serbest olarak tecellisi gözönüne ahnarak tasa­ndan çıkarılmış olduğunu söylemiştir.

İstanbul Bağımsız Milletvekili Adnan Adıvar, Seçim Kanununun yeni tadiller­le aldığı şekil ne olursa- olsun demokra­siye, gözümüzü diktiğimiz hedefe doğ­ru bir merhale olduğunu, başlangıçtaki güçlüklere işaret etmiş, beşeriyette va­rılacak merhalelere birdenbire gidîîemi-yeceğini işaret ederek gizli rey, açık tasnif prensiplerinin güzel olduğunu, hâkimlerin seçim işlerinde komisyonla­ra karıştırılma m asını şahsan muvafık bulduğunu söylemiş, seçim kurulları işine de belediye azasının yanında par­ti mümessillerinin de hattâ ticaret, etıb­ba odası, baro mümessilleriyle en kı­demli öğretmenlere bile bu kurulda tam salâhiyetle vazife vermenin mütalâa edilebileceğini ifade etmiştir.

Tasarıdan çıkarılan ek madde hakkın­daki fikirlerini bir tiyatro misaliyle o ma-ddenin teminatını bir anda tahdidata çevirdiğini, kaldırılmasında isabet edil­miş olduğuna işaret eylemiştir.

Demokrat Parti adına konuşan Kütah­ya Milletvekili Adnan Menderes, evvel­ce Seçim Kanununun değiştirilmesi hak­kında yapılan tekliflerden bahsettikten sonra yeni tasanda oyların gizliliğini temin maksadiyle hücre usulünün kabul edilmesini, oyların gizli kullanılması, tasniflerin alenî yapılması hususunda daha vazıh hükümler konmuş olmasını, tasnif neticelerinin mahallinde derhal ilânının ve tutanakların parti temsilci­lerine verilmesinin ve mahdut -çerçeve dâhilinde olsa bile, diyerek, Memurin Muhakemat Kanunu hükümlerinin se­çimde vazife alanlar hakkında tatbik edilmemesini ileri adım olarak gördüğü­nü söylemiştir.

Sözlerine devanı eden Sadi Irmak, bazı hatiplerin 12 Temmuz beyannamesi üze­rinde durmuş bulunduklarını kaydede­rek demiştir ki:

Bu beyanname çıktığı zaman ben bir vazife ile Avrupa'da bulunuyordum. A-kislerini yakinen bilmekteyim ve beyan­nameye takaddüm eden günlerdeki memleketin elektrikle mahmul havası­nın izleri, alâmetleri, delilleri ve korku­su tâ Fransa ve İsviçre'ye kadar g'eîmiş bulunuyordu. Bir memleketin bunaltı içerisinde bulunduğu hissi dostumuz ve düşmanı'mıza hâkim bir vaziyette iUi. 12 Temmuz beyannamesi bu tehlikeli elek-trikl eşmenin geçtiğini, memleketin selâ­mete erdiğini ve içtimaî huzurunuzda büyük bir merhale katettiğimiz dünyaca anlaşılmıştır.

Anayasa meselesini de İleri süren arka­daşımız oldu. Burada bütün vasıflarını bir tarafa bırakalım, bu milletin en gü­zide evlâdı kendi partisi de dâhil olduğu halde bütün partilere bir şey hatırlattı. Mücadele kötü bir hale girmiştir, her şeyden evvel vatan ve memleket selâ­meti lâzımdır. Türk Milletinin bütünlü­ğü meselesi vardır. Bunlarla oyun ol­maz, binaenaleyh her iki partiyi feda­kârlığa davet ediyorum dedi. Milletimi­zin büyük evlâdı bu hltabiyle bu tarihî vazifesini samimiyetle yapmıştır ve ken­di partisine demiştir ki, bütün iktidar sendedir, fakat yeni doğan muhalefeti ezmiyeceksin. Muhalefete de demiştir ki senin de hakların vardır, fakat kanun­lara karşı da bir veciben vardır. O da bu memleketin kanunlarına hürmetkar ol­maktır. Tarih muvacehesinde milletin bu en büyük evlâdı vazifesini yapmış bulunuyor. Bu tarihî vakayı da böylece cevaplandırmak yerinde olur..

Hatip sözlerini bitirirken, Demokrat Partinin seçimlere iştirak etmiyeceğine dair ortada dolaşan söylentilerin devam edip gitmesinin memleket için hayırlı olmıyacağmı tebarüzettirmiştir.

Afyon Milletvekili Ahmet Veziroğlu se­çim kurullarının belediye üyelerinden kurulmasının aleyhinde bulunmuş, Ma-raş Milletvekili Emin Soysal da Seçim Kanunu yapılırken bununla ilgili diğer kanunların bir defa gözden geçirilmesi

lâzımgeldiği fikrini ileri sürmüş, tasarı­nın maddeleri üzerinde görüşlerini bil­dirmiştir.

Kayseri Milletvekili Kâmil Gündeş, se­çim kurullarının kuruluşları şekli üze­rindeki tenkit ve mütalâalarını bildire­rek, hâkimlerin bu kurullarda başkan olmalarının isabetli olacağını söylemiş ve bugün evvelki celsede Necati Erdem'-in, yargıçların seçim kurullarına karış­tırılması keyfiyetinin Anayasaya uygun olmadığı yolundaki mütalâalarına kar­şılık vermiştir.

Gümüşane Milletvekili Şükrü Sökmen-süer, 21 Temmuz seçimleri münasebe­tiyle Hatay'da geçen bazı hâdiselerden bahsedildiğini İşaretle hakikatları izah etmek mecburiyetinde „, olduğunu söyli-yerek adalet dosyalarından bazı vesika­lar okumuş ve seçimin Hatay'daki cere­yan tarzı hakkında açıklamada bulun­muştur.

Eskişehir Milletvekili Ahmet Oğuz, def­terlerin hazırlanması ve oylar verildik­ten sonraki muameleler hakkında yeni seçim hükümlerini emniyet verici bul­madığını söylemiş, Erzincan Milletvekili Behçet Kemal Çağlar da, halkın gizli verdiği oyun, halk huzurunda ve halk teşekküllerinin kur'a ile ayrılmış mü­messillerinden meydana gelmiş ve ara­cından reisini kendisi seçmiş seçim ku­rulunun eliyle tasnif edilmesi sayesinde sıhhatli, tam sıhhatli, mükemmel ve tam emniyet verici olan seçim her safhasiyle halkın işidir.

Halkın en büyük Ödevi ve en tabii hak­kıdır. Hiçbir safhasında ne idari ve ne adlî âmirin müdahalesine vesayetine ih­tiyaç yoktur, demiştir. Eskişehir Milletvekili Hasan Polatkan, hâkimin seçim kurullarına başkanlık et­mesi, parti müşahitlerine seçim işlerinde mesuliyet tevdi edilmesinde ileri sürül­müş bulunan hususi mahzurlara karşı mütalâalarını ve müdafaalarını bildir­miş, Siirt Milletvekili Ali Rıza Esen ha­zırlanan tasarıyla, seçim işlerinde vazi­felerin doğrudan*doğruya halk mümes­sillerine bırakılmış olduğunu tebarüz ettirmiştir.

Diyarbakır Milletvekili Fazıl Ahmet Aykaç demokrasideki tekâmül merhalelerinden bahsettikten sonra müşterek bir -dâvayı hamle hamle sağlamak üzere tasarının kabulü temennisinde bulun­muştur.

Istaabul Milletvekili Fuat Hulusi Demirelii, seçim kuruluna hâkimin başkan­
lık etmesine ve yanında da kur'a ile se­çilmiş iki belediye üyesi bulunmasına,
- rakip partiler mümessillerine de bu ku­rullarda mevki verilmesini istemiş, Af­yon Milletvekili Kemal özçoban, seçimin emniyetini sağlamak için kazai mercile­
rin seçim kurullarına başkanlık etmesi­nin uygun olacağı mütalâasını ileri sür­
müştür.

Manisa Milletvekili Kâmil Coşkunoğlu, seçim kurullarına ait şekiller üzerinde durmuş, bu kurulların teşekkülünde göz-önünde tutulan esaslar ve adalet merci­lerinin kurul başkanlığına getirilmeleri sebepleri etrafında açıklamalarda bu­lunmuştur.

Afyon Milletvekili Şahin Laçin de tasa­rı üzerinde tenkit ve mütalâalarda bu­lunmuş, Konya Milletvekili Mithat Şakir Altan kurulların teşkilinedair esaslar üzerinde karşı taraf hatiplerinin ve hâ­kimlerin seçim kurulları başkanlıklarına getirilmeleri etrafındakimütalâalarına karşı açıklamalardabulunmuş,Afyon Milletvekili General Sadık Aldoğan, se­çim emniyeti hakkındaki görüşlerini ve kanunun bu husustaki hükümlerine ait itirazlarını işaret eylemiştir. Daha sonra söz alan milletvekillerinden istanbul Milletvekili Osman Nuri Könİ, Anayasa hükümleri üzerinde konuşarak ayrıca hâkimlerin görevlerine dair ka­nunu da bahis konusu etmek suretiyle hâkimlerin kurullarabaşkan olamrya-caklannı bir kere daha belirtmiş, Muğ­la Milletvekili Necati Erdem de aynı ko­nuya temas ederek, aynı kanaati ifade etmiştir.

Muğla Milletvekili Nuri özsan, kurulla­ra dair maddelerin komisyonda bir kere daha partilerin noktai nazarları alınmak suretiyle tetkikini icap ettiğini beyan etmiş ve bu müzakereler sonunda tasa­rının komisyona iadesi-, bir bir kere da­ha incelenmesi gibi hususları tazammun eden önergeler okunarak reddedilmiş ve tümü Üzerindeki müzakere yeter görülerek maddelere geçilmesine karar veril­miştir.

Büyük Millet Meclisi Önümüzdeki Pa­zartesi günü saat 10 da toplanacaktır.

4 Temmuz 1948

— Ankara:

Türkiye Cumhuriyeti ile Amerika Birle­şik Devletleri arasında ekonomik işbir­liği anlaşması bugün saat 18 de Dışişleri Bakanlığında imza edilmiştir. Anlaşma­yı Hükümetimiz adına Dışişleri Bakam Necmettin Sadak, Amerika Birleşik Devletleri namına da Büyük Elçi Ekse­lans Wilson imzalamışlardır.

Tasdik edilmek üzere derhal Büyük Mil­let Meclisine sunulacak olan bu anlaş­manın imzasında Dışişleri Bakanlığı U-mumi Kâtibi Büyük Elçi Fuat Carim, Ticaret Dairesi Umum Müdürü Fatin Zorlu, Birleşik Amerika Devletleri Bü­yük Elçiliği Müsteşarı ve Elçilik erkânı yerli ve yabancı ajanslar ve basın tem­silcileri hazır bulunmuşlardır.

Anlaşmanın imzasını mütaakıp Ameri­ka Büyük Elçisi Ekselans Wilson Mar-shal'ın bir mesajını okumuş, Dışişleri Bakanımız da buna mukabelede bulun­muştur.

5 Temmuz 1948

— Ankara:

Amerikan işgal Kuvvetleri Komutanı General Clay'm daveti üzerine Alman­ya'ya gitmiş olan ve dönüşte Atina'ya bir nezaket ziyaret: yapan Genel Kur­may Başkanı Orgeneral Salih Omurtak bugün saat 11.40 uçakla Ankara'ya dön­müştür.

Orgenerali Etimesgut hava alanında Millî Savunma Bakanı Hüsnü Çakır, XJ-laştırma Bakanı Kasım Gülek, Genel Kurmay İkinci Başkan Korgeneral Mu­zaffer Tugsavul, Genel Kurmay ve Sa­vunma Bakanlığı ileri gelenleri, Garni­zon ve Merkez Komutanları, Amerikan Askerî Yardım Heyeti Başkanı Generaî Hoag, Yunan Büyük Elçisi, Kara ve De­niz Ataşemiliterleri selâmlamişlarchr. Orgeneral alanda Cumhurbaşkanı adına Umumi Kâtip Cemal Yeşil, Başyaver Yarbay Cevdet Tulgay,Başbakanadına da Özel Kalem Müdürü Âdil Derinsu. Yaver Binbaşı Abdullah önhan tarafın­dan karşılanmıştır.

Başında bando bulunan bir bölük de ih­tiram resmini ifa eylemiştir.

— Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 10 da Raif Karadeniz'in başkanlığında toplan­mış ve Seçim Kanununda yapılacak de­ğişikliklere ait tasarının maddelerini müzakere etmiştir.

Seçim Kurullarının ne suretle teşekkül edeceğini gösteren 14 üncü maddenin görüşülmesinde, bu maddede değişiklik­ler yapılmasına dair Sinop Milletvekili Cevdet Kerim Incedayı ve 13 arkadaşı­nın verdikleri Önerge ile, Muğla Millet­vekili Nuri Özsan'm 14 ve 15 inci mad­delerin bir kere daha tetkik edilmesi için bu maddelerin karma komisyona sevke-dilmesine dair önergesi okunmuş, İstan­bul Milletvekili Adnan Adwar da 17-18 partinin değil fakat iki büyük partinin temsilcilerinin kurullara girmesi husu­sunun bir teknik komisyonda görüşül­mesini istemiştir.

önerge sahiplerinden Cevdet Kerîm în-cedayı, önergelerini izah ederek, diğer memleketlerde seçim kurullarının kaç kişiden teşekkül ettiğini ve memleketi­mizin durumunu gözonünde bulundura­rak tetkik ettiklerini, memleketimizin bünyesine 5 kişilik kurulları uygun bul­duklarını işaret eylemiş, belediye baş­kanlarının tabii üye olarak girecekleri bu kurulların kur'a ile şehir meclisinden bir, meclisi umumi Üyelerinden bir, ilçe­nin mahalle muhtarlarından bir ilçede ticaret ve sanayi odaları, ziraat odası, baro, etıbba odası gibi meslekî teşekkül­lerin yönetim kurulları üyeleri arasın­dan yine kur'a ile seçilecek bir kişiden mürekkep olarak kurulacaklarını söyle­miştir. Cevdet Kerim încedayı'nm seçim vazifesinin bu tarzda teşekkül edecek bir kurula verilmesini istemiş olmaları­nın sebepleri üzerinde yaptığı açıklama­ları takiben Adalet Komisyonu Başkanı Reşit özsoy, iki gün geç zamana kadar devam eden müzakerelerde ileri sürülen mütalâaların heyeti umumiyenin tema­yülünü belirtmiş bulunduğunusöyliyerek 14 üncü maddenin değiştirilmesi için komisyona verilmesini istemiştir.

Muğla Milletvekili Nuri Özsan 14 ve 15 inci maddelerin komisyona verilmesi le­hinde konuşmuş, istanbul Milletvekili Fuat Hulusi Demirelli Demokrat Parti Gnıpu adına yaptığı açıklamada beledi­ye başkanlarının seçim kurullarına baş­kanlık etmeleri aleyhinde bulunmuş ve seçim kurullarına hâkimlerin alınabile­ceği mütalâasını ileri sürerek bu yolda­ki tekliflerini bir önerge ile Başkanlığa vermiştir.

Müzakerenin yeterliği hakkında Denizli Milletvekili Reşat Aydınlı tarafından ve­rilen önerge kabul edilerek usul hakkın­da yapılan müzakerelerden sonra bu gö­rüşmeler sonunda tasarının seçim kurul­larının teşekkülüne dair 14 üncü madde ile onunla İlgili 15 inci maddenin Ana­yasa, İçişleri ve Adalet Komisyonundan seçilecek beşer üyeden mürekkep bir karma komisyona tevdiine karar veril­miştir.

Seçim hazırlıklarına ait 20 nci, oy ver­me muameleleri ile ilgili 24 üncü, san­dık başında oy verme tarzını belirten 25 inci madde üzerinde yapılan görüş­melerde de bu maddelerde bazı ufak de­ğişiklikler yapılmış ve saat 13 te oturu­ma ara verilmiştir.

Meclis saat 15 te görüşmelerine yeniden devam edecektir.

— Ankara:

Yüce Divanın bugün öğleden önce ve sonra Yargıtay Başkam özyörüğün Başkanlığında yaptığı oturumlarda Cumhuriyet Başsavcısı Kâzım Berker tekel işleriyle ilgili tahkikata ait talep­namesini okumuştur.

öğleden önceki toplantıda talepname­nin kahve işlerine ait kısmı ve öğleden sonraki toplantıda da talepnamenin Tomruk işi kısmı okunmuştur. Yüce 'Divan yarın saat onda tekrar toplanacak ve Cumhuriyet Başsavcısı talepnamenin diğer .kısımlarım okuya­caktır ;

Bugünkü toplantıda okunan talepna­menin Tomru'k işine ait kısmında kib­rit idaresi için yapılan Tomruk siparişlerinin muhtelif cephelerini geniş bir surette incelenmekte bu konu üzerin­de müfettişler, Millet Meclisi Tahkikat Komisyonu ve Yüce Divanda yapılan soruşturmaların ve yine bu işe ait delil­lerin geniş bir surette tahkik ve müna­kaşası yapılmakta ve her safhasında eski Tekel Bakanı Suat Hayri Urgüplü'-nün durumu tâyin olunmaktadır. Bu arada Bakanların görevlerini ifa eder­ken vukua getirecekleri yolsuzluklar­dan doğan sorumlulukları da izah eyli-yerek siyasi, cezai ve hukuki olmak üzere üçe ayrılan bu sorumluluklardan parlamenter ihir hükümetin ayırıcı vas­fı olan siyasi sorumlulukların, herhangi "bir sebeple Millet Meclisinin çoğunluğu­na dayanamıyan ve onun itimadını kay­betmiş olan 'Bakanların mevkiinden düşürülmeleri veya istifa mecburiyetin­de kalmaları şeklinde tecelli edeceği cezai sorumluluğun. Bakanlık görevle­rini ifası sırasında irtikâp olunan suç. lardan, hukuki sorumluluğun da bir Bakanın kanuna uymıyan, meşru olmı-yan fiil ve hareketlerinden doğan so­rumluluklar olduğunu kaydeylemekte ve anayasanın 63. inci maddesi ile gö­revlerinden doğan işlerde Bakanların siyasi mesuliyet hariç diğer sorumlu­luklarım mutlak olarak kabul edilmiş ve Bakanların yargılanma mercii ola­rak da Yüce Divanın gösterilmiş bulun­duğu .tasrih edilmektedir.

Başsavcı bu bakımdan talepnamesinin Tomruk işi ile alâkadar konularda eski Bakan Suat Hayri ve ona tebaan da Yüce Divana sevk olunan diğer sanık-îarin sorumlukları derecelerini ayrı, ay­rı inceîiyerek durumlarını tesbit eyle­miştir.

Buna nazaran mütaahhidin kazancının artırılmasını sağlamak için 1945 yılı Tomruk ihtiyacım kasten yükseltmek konusunda Başsavcı "böyle bir ha! mev­cut görmekte ve hu yönden suat Hayri"-y;. sorumlu [bulmamaktadır. Tomruk işinin tek mütaahhide verilme­sini temin etmek konusunda da suat Hayri'ye müteveccih suç unsuru tesbit edilemediğini kaydeden Cumhuriyet Başsavcısı, tou İşin sadece nakliye mü-taahhitliğinden İbaret iken bu suretle eksiltmeyeçıkarmamaktan ileri gelen

sorumlulukta ise, «toplanan delillere göre işin nakliye mütaahhidi şeklinde ihale edilmesi lâzım ve fiyat 'bakımın­dan da bu şekli idarenin lehinde iken mütaahhidin himayesi maksadiyle ma­liyete birlikte nakliyesinin de ühale edilmiş olduğu ve bu suretle sanığın görevini kötüye kullandığı» netice ve kanaatine varmaktadır. Eksiltmeyi kı­sa bir zamanda icra ettirmek mesele­sinde de suat Hayri'ye müteveccih bir sorumluluk görülmemektedir.

Fikri Fesçîoğlu ile Kemal Süleyman Varer arasında cereyan eden hesap münakaşasında ise Suat Hayri'ye isnat edilen madde sabit olmadığı sonucuna varılmaktadır.

Tomruk fiyatlarının vaktinde tesbit edilmemesine eski Tekel Bakanına mü-tevecih sorumluluklardan, orman fiyat­ları anlaşılmadan işi eksiltmeye çıkar­tmak ve ihaleyi tasvip etmekten ve Hüsnü U-lus nakliye mütaahhidi olma­dığına göre, Orman Genel Müdürlüğü­ne yatırılması mütaahhidi ilgilendiren teminatı idareye yüklemekten mütevel­lit olanlarında görevini kötüye kullan­dığıda sabit görülmüştür.

Tomruk ijşine ait mukavelenin fesih ci­hetine g-dllmesine dair hususta da sa­nık Suat Hayri Ürgüplü'nün sarumlu-luğu cihetine gidilemiyeeeği neticesine varılmıştır.

Eski Tekel Bakanı Sıiat Hayri, kibrit ve çakmak işletmesinin mütedavil ser­mayesinden bir milyon küsur bin lira-hk fazla sarfiyata ait isnat hakkın­da Cumhuriyet Başsavcısı talepname­sinde1.116.239liralıkbusarfiyattan

952.454 lirasının eski Bakan Suat Hay­ri Ürgüplü'nün emri veya malûmatı ile yapılmış bulunması itibariyle sanığın sorumlu ve cezalandırılmasını istemek­tedir.

Tekel işi tehkikatma ait olmak üzere .Başsavcılığın, Yüce Dîvanın bugünkü oturumlarında okunan ve bu işlerden sadece kahve, tomrum ve kibrit işlet, me idaresi sermayesinden yapılan fazla sarfiyat hakkındaki Hasımları hakkın­daki talepnamesi takriben yirmi toeş toinküsurkelimeyiihtivaeylemekte

—■ Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugün, saat 15 te Ali Fuat Cebesoy'un Başkanlığında yaptığı ikinci outurumda seçim kanu­nunu değiştiren yeni tasarının geri ka­lan maddelerinin müzakeresine devam edilerek oyların tasnifi ve tutanakların tanzimi ile ilgili maddeleri üzerine 'bil­hassa oyların yakılması ve tutanakla­rın parti temsilcileri tarafından imza­lanması hususları üzerinde uzun tartış­malar yapılmış neticede bu maddeler oya konularak kabul edilmiştir.

Tasarıya ek birinci maddenin müzake­resinde maddenin birinci fikrasiyîe, «seçim suçlarından birini işliyenler sı­fat ve memuriyetleri ne olursa olsun haklarında umumi hükümler dairesinde kovuşturma yapılacağına dair fıkradan sonra geien, valiler ve kaymakam'lar hakkm'da ne suretle kovuşturma yapıla­cağını gösteren fıkra üzerinde Demok­rat Parti Milletvekilleriyle, müstakil demokratlar grup una mensup milletve­killeri, mütalâalarını belirtmişler ve ko­misyon sözcüleri bu fıkraya dair izahat vermişlerdir. Bu görüşmeler sonunda maddenin ikinci fıkrasının kaldırılması­na dair verüLen önergeler reye konula­rak reddolunmuş ve madde kabul edil­miştir.

Seçim komisyonunda vazife alıp da gel. miyenler hakkındaki maddenin de mü­zakere ve kabulünü müteakip, komis­yonda müzakere edilen maddeler gelin­ceye kadar fou kanunun müzakeresi ge­riye bırakılarak gündemin diğer mad­delerine* geçilmiştir.

Bu arada, söz alan Dışişleri Balkanı Necmettin Sadak kürsüye gelerek de­miştir ki:

Muhterem arkadaşlar, Dün Amerika Birleşik Devletleriyle ik­tisadi işbirliği anlaşmasını imzaladık. Amerikan yardımının başhyabilmesi bu (imzaladığımız anlaşmanın Yüksek Mec­lisçe tasdikine .bağlıdır. Bu anlaşmanın kanun tasarısı da Meclise sunulmuştur. Bütçe, Dişİşleri, Ticaret ve Maliye Ko­misyonlarına havale edilmiştir. Bunun çabuk, çıkması için bu komisyonlardan bir geçici komisyon teşkiline karar ve­rilmesini rica ediyorum.Dışişleri Bakanının bu dileği üzerine ismi geçen dört komisyondan üçer üye seçilerek1 sbir 'geçici komisyon teşkiline karar verilmiştir.

Millet Meclisi gündeminde bulunan maddelerden Washington Milletlerarası Sağlık 'Sözleşmesi ilei Hava Ulaştır­maları [Sözleşmesinin ve 'bu sözleşmele­rin sürelerini uzatan protokolların onanması hakkındaki ikamın itasarısı ka­bul edilmiş ve yine gündemde bulunan Ankara Üniversitesi kuruluş, ve kadro­ları hakkındaki tasarı müzakere edil­miştir.

Bu tasarının tümü üzerinde söz alan Ri­ze Milletvekili Doktor Fahri Kurtuluş, Ankara'da Türk ruhunun ve Türk; ta­rihinin beş bin senelik dinamizminden kaynak ve millî kurtuluş örsünden kuv­vet alan ve kapısından «hayatta en ha­kiki .mürşit ilimdir» Manı ile girilen bir üniversite kurduk, demiş ve sözlerine devam ederek :bu üniversitenin Türk te­fekkürüne yep yeni bir ufuk açmak, ilimde, fende başarı göstermenin sırrını çözmek istikbali hazırlamak g:hi vazi­feleri bulunduğunu belirttikten sonra Ankara Üniversitesinin muhtariyetinin asıl dayanması lâzımgelen millî ahlâk ve millî tarihimizin ruhları tutuşturan haşmeti olması lâzımgelirken bunların ihmal edildiği mütalâasında bulunmuş­tur. Tariih ve Coğrafya Fakültelerindeki solcu profesörler hakkında da konuşan hatip bunların faaliyetine dair açıkla­malar yapmıştır.

Millî Eğitim Komisyon Sözcüsü Kemal Yetgin ,bazı öğretim üyelerine ait kad­roların kaldırılmasiyle Büyük Millet Meclisinin türlü vesilelerle izhar ettiği derin hassasiyete tercüman olunduğu­nu belirtmiştir. Daha sonra konuşan Denizli Milletvekili Hulusi Oral, Üniver­sitedeki sol cereyanlar hakkında misal­ler ve dergilerdeki yazılar üzerinde ko­nuştuktan sonra ilmî muhtariyet var­dır 'diye millî istiklâli zedelemeye hiç kimsenin hakkı yoktur, demiştir. Yarın saat 10 da müzakerelere devam edilmek üzere oturuma son verilmiştir.

6 Temmuz 1948

- - îzmir:

Büyük Biritn.rrya AkdenizDonanması Deniz Hava Birlikleri .Komutanı ve Ak­deniz Filosu İkinci Komutam Visamiral Thomas Hope Troubridgh K. R. B. D. S. O. komutam da Amirallik forsunu ta­şıyan ve Deniz Albayı E. M. C. Abeîs-mitîı G. V. O'nun 'bulunduğu 13.000 tonluk ve İngiliz Donanmasının en mo­dern birliklerinden Triumph uçak gemi­siyle Deniz Yarbayı Stihman R. N. ko­mutasındaki 1500 tonluk Vlrulan açık deniz destroyerlerinden mürekkep İngi­liz fiîosu 'bu sabah S,45 te limanımıza gelmiştir.

İngliz Amiralinin mihmandarlığına tâ­yin olunan Kurmay Al'bay Siret Çakır ile diğer mihmandarlar ve irtibat su­bayları Büyük Britanya'nın Ankara Büyükelçiliği Deniz Ateşesi Muavini Yarbay Corbett ile birlikte saat 7 -de limandan, ayrılarak Pelikan feneri ö-nünde filoyu karşılamışlar ve gemilere çıkmışlardır.

Müttefik filoya mensup gemiler ağır ağır iç limana girerken sahilleri doldu­ran İzmirliler İngiliz Deniz birliklerin: heyecanlı tezahürlerle karşılamışardır.

Demir yerine yaklaşırken sancak ge-mis; Triumph yirmi bir top atımı ile şehri selâmlamış ve müstahkem mev­kiden aynı top atımı İle mukabele edil­miştir.

Bu sırada Triumph'den havalanan bir uçak da liman üzerinde uçuşlar yap­makta idi.

Gemiler demirledikten sonra saat 9.10 da İzmir Deniz Komutanı adına bir zi­yaret subayı Triumph .gemisine gitmiş ve Amirali selâmlamıştır. Saat 9,30 da İzmir İngiliz Başkonsolo­su Vekili Mister Wilkmson ve saat 10 da Müstahkem Mevki Komutan Vekili Tümgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu beraberinde İzmir Deniz Komutanı Kurmay Albay Sadık Özcebe olduğu halde Triumph'a giderek Amirali ziya­ret etmişlerdir.

Başkonsolos ve Türk Komutanları ge­miye varışlarında bir iîıtaram latası tarafından ve ayrılırlarken de top atımı île selâmlanmışlardır. Türk Komutanlarının gemiden ayrılış­larım mütaakıp saat 10,45 de Visamiral Troubridgh, beraberinde filo komu­tanları ve üst subayları ile mihmandar, lar; olduğu halde Pasaport İskelesinde karaya çıkmış ve başlarında bando bu­lunan bir ihtiram kıtası tarafından se-lâmianrmştır.

Amiral ve maiyeti buradan komutanlı­ğa giderek nezdinde İzmir Deniz Komu­tanı bulunmakta olan Müstahkem Mev­ki Komutan Vekilinin ziyaretini iade eylemiş ve onu -takiben de Vilâyet Ko­nağına gelerek Vah Osman Satori adal'ı ve nezdinde bulunan Belediye Başkanı Reşat Leblebicioğlu'yu ziyaret etmiştir. Müstahkem Mevki Komutanlığı nez­dinde bir (kıta asker vilâyet makamını ziyareti esnasında bir polis müfrezesi Amirale ihtiram resmini ifa eylemiştir. İngiliz Amirali, vilâyet makamından ayrıldıktan sonra İngiliz Başkonsolos­luğunu ziyaret eylemiş ve gimiye dön­müştür.

Saat 12 de de Vali Osman Ada!, yanın­da Belediye Başkam Reşat Leblebicîoğ-lu bulunduğu halde Triumph uçak ge­misine giderek Amirale iadei ziyaret­te .bulunmuştur.

Vali Osman Adal, bu ziyareti yaparken bir ihtiram kıtası tarafından selâmlan­mış ve Amiral gemisinden ayrılırken de topatımı iıle uğurlanmıştir.

İstanbul:

Beş gündcnberi burada bulunmakta olan Amiral Sherman Komutasındaki Fargo, Hutington ve Juneaud kruvazör!erinden mürekkep dost Amerika'nın Akdeniz fi­losuna mensup birliklerle Palau uçak taşıt gemisi bu sabah saat 8 de Akdeni-ze gitmek üzere limanımızdan ayrılmış­lardır.

—- Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 10 da Feridun Fikri Düşünsel'ân .başkanlığın­da toplanarak Ankara Üniversitesi ku­ruluş ve 'kadroları hakkındaki kanun tasarısının heyeti umumiyesi üzerinde müzakerelere devam etmiştir. Buıgünkü toplantıda söz alan milletve­killerinden Yakup -Kalgay, Fen Fakül­tesi ve şubelerinin bina darlığı mesele­lerine- temas ederek: bu yüzden çekilen güçlükleri kaydetmiş, Millî Eğitim Ba­kanından bu hususlar üzerinde neler düşündüğünü ve ne gaibi tedbirler alın­masını mütalâa eylediği sormuştur.

Maraş Milletvekili Emin .Sosyal kad­ronun 10 senelik yapılmasındaki sebep­lerin açıklanmasını istedikten sonra Ankara Üniversitesinin tedris sistemi­ni tenkit etmiş, üniversiteler muhtari­yetinin bir çok hatalı işlere yol açtığı­nı .bildirerek kanunun bir revizyona ta­bi tutulmasını teklif etmiştir. '

Daha sonra kürsüye gelen Diyarbakır Milletvekili Fazıl Ahmet Aykaç yeni bir tasarı ile iyiye doğru giderken, Ibir daha tekrarlanmaması için geçmişteki hataları .belirtmenin doğru olaoağnu söyleyerek bu mevzuda görüşlerini bil-dinmiş, üniversitenin ne olması ve bun­ların vazife ve çalışmaları icapları et­rafında geniş bir açıklamada bulun­muştur.

Meclis Ankara Üniversitesi kuruluş ve kadroları kanun tasarısı üzerindeki müzakerelerine 'devam eylemektedir.

—'Ankara:

Yüce Divan bu sabah saat 10 da Yargı­tay Başkam Halil özyörüğün başkan­lığında toplanmıştır.

Bu oturumda Cumhuriyet 'Başsavcısı Kâzım Berker talepnamesini okumaya devam ederek İiyidere Kereste Fabri­kasının satın alınması, tutkal ve Yu­nanistan'a satılacak kibrit işleri ile ilgili ibulunan sanıklar hakkındaki mü­talâalarını bildirmiştir.

Yüce Divanın öğleden sonra yapacağı toplantıda Tekel îidaresi müdahil avu­katınınmütalâası dinlenecektir.

—îzmir:

Bu şalbahtaniberi izmir Limanının misa­firi olarak bulunmakta olan İngiliz donanması limana girenken Triumph Gemisinden, 13 uçaktan mürekkep ve Hava Yarbayı Levin'in komutasındaki iki hava 'bölüğü Ankara'ya gitmek üze­re havalanmış bulunuyordu.

Bu hava grubu, 'bugün Etimesgut'ta, l.Temınuz Çarşamba günü Eskişehir HavaAlanında ve8 Temmuzda Yeşil köy Hava Alanında bulunacak ve Tem­muz Cuma günü de İzmir'e dönerek Gaziemir Hava Alanına inecektir. 10 Temmuz Cumartesi günü misafir ingiliz filosu îzmir Limanından ayrılır-■ ken Gaziemir'den havalanacak olan bu birlik ücarar sularımız içinde tekrar Triumph Gemisine ineceklerdir.

—Ankara:

Bu sabah îzmir Limanına gelen İngiliz donanmasına mensup birliğin Amiral Gemisi olan Triumph Uçak Gemisin­den 'havalanmış olan 13 uçaktan mü­rekkep iki- hava bölüğü saat 8.45 te Etimesgut Askerî Hava Alanına inmiş ve alanda Hava Nakliye Alayı Komu­tam ve hava subayları ile İngiliz Bü­yükelçiliği Hava Ateşesi Ateşelik men­supları tarafından karşılanmıştır. İngiliz uçakları Etimesgut Hava Alanı­na inmeden önce Ankara üzerinde uçuş­lar yapmışlardır.

—Ankara:

Yüce Divanın bugün saat 16 da yaptığı ikinci oturumunda Tekel namına mü­dahil Avukat Fevzi Hakman, zararlar sabit olursa bunların Hazine zararı ol­duğu için tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemelerin tatili yakın olduğu ve o zamana kadar da müdafaaların yetiş­tiril emiyeceği gözönünde tutularak otu­rum 8 Eylül tarihine talik edilmiştir.

—Ankara:

İzmir Limanına gelmek üzere Ibu sabah karasularımıza girdiği esnada Triumph Uçak 'Gemisinden kalkan ve saat 8 de Ankaraya .gelen bir yarbay komutasın­daki on üç uçaktan mürekkep iki İn­giliz hava .bölüğüne mensup hava su­bayları şerefine İngiliz Büyükelçiliği Müsteşarı Mister A/ers ıÇankaya'daki ikametgâhında bir kokteyl vermiştir.

—Ankara:

Büyük Millet 'Meclisinin ikinci oturu­mu 'bugün saat 15 te Sinop Milletvekili Cevdet Kerim Incedayı'nm 'başkanlığın­da açılmıştır.

Ankara Üniversitesi kuruluş ve kadro­ları hakkındakikanuntasarısının he-

yeti umumiyesi -hakkında söz alan Miî-letvekinerin'den General ıSadık Aldoğan, milliyet heyecanı iğinde asil duygularla konuşulduğunu tebarüz ettirdikten son­ra üniversitel erin bütün dünyada iken-di kendilerini meydana getirdiklerini söyleyerek üniversite muhtariyetinin lehinde konuşmuş ve müdahalelerin doğru olmadığına işaret etmiştir.

Sadık Aldoğan'dan sonra söz aîan M&-raş Milletvekili Emin Sosyal, Rize Milletvekili Fahri Kurtuluş, Erzincan Milletvekili Beîıçet Kemal Çağlar, Kars Milletvekili Hüsamettin Tugaç, 'Sadık Aldoğan'm (beyanı üzerinde konuşmuş, Sadık Aldoğan'm samimiyetinden şüp­he etmediklerini de ayrıca belirterek üniversitede bazı solcu öğretim üyele­rinin talebeyi 'birbirine katacak dere­ceye gelen hareket tarzlarını gördükten sonra üniversite muhtardır diye (bunla­rın işlerine son vermemek yoluna gidi-lemiyeceğini belirtmişlerdir.

Bir kere daha söz alan General iS-adik Aldoğan, istilâcı bir rejimin taraftan olan ve dünyaya yayılmak sevdasında bulunan, vatandaşın hürriyetini, istiklâ­lini, mülkiyet hakkını, siyasi hakları­nı gasbeden ibir ideolojiye, ideoloji de-nilmiyeceği gibi, bunlara hizmet etme­nin de ihanet olduğunu söylemiş ve ev­velki beyanının bu konuştuğundan ayrı bir konu olduğunu ifade etmiştir.

Bu görüşmelerden sonra Bütçe Komis­yonu 'Sözcüsü Muammer Eriş tasarı üzerinde izahat vermiş, başka söz iste­yen olmadığı için maddelerin konuşul­masına geçilmiştir. Maddelerin müza­kere ve kabulünden sonra tasarının he­yeti umumiyesi oya konularak kabul olunmuştur.

Gündeme devam edilerek Zonguldak Milletvekili .Naim Kramer ve Orhan Seyfi Orhon'un Etibanık Kanununun 12 nci maddesine bir fıkra eklemesine dair kanun teklifi müzakere ediîmiştir. Ereğli Kömürleri Müessesesi Müdürü­nü Etibankın Meclisi İdaresine tabii üye yapan bu teklifin müzakeresinde uzun tartışmalar olmuş, neticede ko­misyon teklifi geri almıştır.

Balıkesir Milletvekili Eminettin Çeliköz ve üç arkadaşının -ilk okul öğretmenleri

aylıklarının öğretim durumlarına ve-hizmet sürelerine göre ayarlanması hakkındaki kanun tasarısının .müzake­resine başlanırken 'Millî Eğitim Bakanı Tahsin Ban'guoğlu söz alarak ilk Öğre­tim mensuplarının maaş durumlarını ve Özel idareler maaş verdikleri zaman kadro olmadığı için öğretmenlerin kitle halinde geri kalmış olduklarını açıkla­dıktan sonra fou teklif münasebetiyle encümenlerde yapılan müzakereleri izaih etmiş ve bu kanunla öğretmenler için tanınacak frak derecelerini belirtmiştir.

Tasarının heyeti umumiyesi üzerinde yapılan uzun görüşmeler sonunda mad­delere geçilmiş ve maddeler üzerinde de muhtelif mütalâalar ileri sürülmüştür. Neticede maddeler ve tasarının .heyeti umumiyesi kaibuî edilmiştir. -

Son olarak Erzincan'da yaptırılacak meskenler hakkındaki kanun tasarısı müzakere edilmiş, bu tasarının müza­keresinde Kütahya Milletvekili Ahmet Tahtakılıç tarafından ileri sürülen bir mütalâaya cevap vermek üzere söz alan Bayındırlık Bakanı Nihat Erim demiş­tir ki:

Efendim, Sayın Tahtakılıç arkadaşı­mın endişelerini karşılayıcı bazı izahat­ta 'bulunmak için huzurunuza çıktım. Hakikaten bu para ne nevi inşaata sarf edileceği hususundaki endişelerini ben do paylaşmaktayım, işi bu kürsüye gelmeden evvel Bayındırlık Bakanlığı mütehassıslariyle (bu meseleyi tetkik ettik ve devletin günün çok ağır şartla­rı içinde ayırabildiği bu parayı Erzin­can için en müsmir bir şekilde ne su­retle sarf edebileceğimizi düşündük. Bu­gün bir metre mikâbı inşaatın kaça mal olduğu hakkında hepinizin fikri var­dır. Biz Erzincan'da hakikaten beton ev inşaatindan kaçarak zelzeleye mukave­meti: tecrit edilmiş ahşap eve gitmeğe karar verdik. Ve büyük bir şans eseri olarak şu son günlerde Avusturya ile tütün mukabilinde yarı imal edilmiş hazır evler üzerinde mutabakat hasıl oldu. yapılan hesaplara göre, bu evler, bugün Türkiye dâhilinde en ucuz şekil­de temin edilebilecek evlerden daha ucuzdur. Ayrıca tütün satma hususun­dakiuğradığımızigüçlükleridegÖ2image001.gifönünde tutarsanız hn vesiyle ile tütün­lerimizin 'bir kısmını hem de iyi "bir fi­yatla elden çıkarmış olacağız. Bu suret­le şans eseri olarak bu evleri lükse sap­madan, fuzulî 'masraflardan tevakki ederken iyi surette feulma imkanına malik olmuş bulunuyoruz.

Evler tip tiptir, iki- odalısı, üç odalısı, dört odalısı var. 'Kanunda yüksek dik­katinizin çekmiştir. Bu evler yapıldık­tan sonra Emlâık Bankasına devredile­cek ve uzun vadeli bir 'kredi ile vatan-' daşlara ödettirilecektir, onun için1 malî kabiliyeti müsait olan vatandaşlaar için üç odalı, dört odalı yapmayı düşündük. Bu evler 3500 - 6000 lira arasında mal olacağı anlaşılmaktadır. Erzincan'da yapılan bu hesaplardan dana ucuza mal edilemiyecegi neticesine varılmıştı]-.

Kanun tasarısının müzakere ve kabu­lünden sonra yarın saat 10 da toplan­mak üzere oturuma son verilmiştir.

— İzmir:

İngiltere'nin Akdeniz Filosu ikinci Ko­mutanı ve Deniz Hava Birlikleri Komu­tanı Visamiral Sir Thamas Hope Troub-ridgh bugün saat 16 da fomir Anadolu Ajansı mümessili ile İzmir basın men­suplarını Triumph uçak gemisinde ka­bul etmiştir. Misafirler kendilerini ye­meğe götürmeğe tahsis edilen motörle Mihmandar Kurmay Albay Siret Çakır ve İngiliz İBüyükelçiliği Basın Servisi İzmir Mümessili Mi1. Holstein'nin refa­katinde Triumph gemisine gitmişler ve gemide Amiralin maiyeti tarafından karşılanmışlardır. Easm toplantısı için hazırlanan salonda misafirlerini karşıla­yan Amiral davetine İcabet ettikleri îçin kendilerine teşekkür etmiş ve mi­safirlerini selâmlıyarak resmî ibir nutuk hazırlamadığını, Türk Hükümetinin ken­dilerini davet 'etmesinden derin toir memnuniyet duyduğunu söyledikten sonra şöyledevam etmiştir:

Asırlardanlberi İngiliz bahriyesinin Iz-mirle ço!k derin münasebetleri vardır. Ticari bakımdan da bu münasebetler daimî olmuştur. Bu maksatladır ki filo­larımız .Akdenizde daimî surette dolaş­makta ve ticari yolların güvenliğini sağlamaktadır. Senenin bu mevsiminde ekseriyetle Doğu Akdenizde dolaşırız. Hatırlarsınız ki, geçen sene bu sıralar­da gemimiz İstanbul'u ziyaret etmişti. Bu sene İzmir'e gelmek saadetine ka­vuştuğumuz için derin bir memnuniyet duymaktayız. Şimdi diğer 'bir gemimiz İstanbul'a doğru yoldadır. Ve daha bir çok gemilerimiz civarda, Yunanistan adalarında ve Kıbrıs'ta bulunmaktadır. Bu gelişimizin en büyük hususiyeti uçaklarımızın Türkiye'nin diğer şehirle­rini ziyaret için ıbu fırsattan istifade etmeleridir. Şimdi 12 uçağımız sabah 5 te ıgemiden hareket ederek 8,05 geçe Ankara'ya varmış bulunuyorlar. Bunlar, Eskişehir ve İstanbul'u da ziyaretten sonra uzaklardan haber getiren güver­cinler igibi Türk kara sularında kendi gemilerine döneceklerdir. Bu, İngiliz do­nanması tarihinde ilk defa vukubulan bir hâdisedir. Deniz uçaklarının bir ikara yolculuğu ihtiyar etmeleri ilk defa Tür­kiye göklerinde vukubulmuştur.

Bir arkadaşın ingiliz donanmasının bir güvenlik unsuru alarak sularımıza gel­mesinden çok memnun olduğunu ve bu­nun İngiltere ile aramızdaki dostlukları arttıracak bir hâdise teşkil ettiğini, İn­giltere'nin bugün Akdeniz'deki vaziye­tinin eski kudretini muhafaza edip et­mediği hakkındaki sualine Amiral şu cevaibı vermiştir:

Bir iki küçük birlik arasıra ayrılıp ge­lebilirler, fakat ingiliz Akdeniz donan­masının esas kuvveti daima mahfuzdur. Amiral Ankara'ya giden uçakların Türk misafirperverliğinin büyük tesiri altin-âa kalması korkusunu izhar ederek bir tebessümle şöyle demiştir:

Korkarım fazla izam edilecekler. O za­man geri dönmekte müşkülâta uğrarlar. Amiral Trouibridgh, diğer hır arkadaşın siyasi bir sual sormaya mezun olup ol-mıyacağı hakkındaki sorusunu şöyle cevaplandırmıştır: Buna karşı Mr İngi­liz Amiralinin Kromwere verdiği bir cevabı tekrar edeceğim:

Bunun üzerine İzmir Gazeteciler Birliği Başkanı Şevket Bilgin şöyle demiştir: İngiltere, bütün zaferlerini, bütün mu­vaffakiyetlerini denizcilerinin sayesinde kazanmıştır. Amiral gülerek şu cevabı vermiştir: Bu görüşmeleri takiben söz alan Büt­çe Komisyonu ıSözcüsü Ankara Millet­vekili Muammen Eriş, kanun tasarısı ile yapılması istenilen münakaleler ye ek ödenekler ve (bunların karşılıkları hakkında açıklamada "bulunmuş, Şev­ket Adalan da ileri sürülen mütalâala­ra karşılık olarak tam metnini ayrıca bildirdiğimiz cevapları vermiştir.

Daha sonra söz alan mllUetvekiIlerin-den İbrahim Refik iSoyer, dairelerde iş başında gördüğü kadın memurlardan bazılarının yapacak işleri bile olmadı^ ğını söylemesi üzerine Kastamonu Mil­letvekili Tezer Taşkıran, pek çok genç kız ve kadinalnn analarına, babalarına, kardeşlerine bakmak için çalıştıklarını hatırlatarak inkılâp prensiplerimizin cumhuriyet esaslarının anayasasının, va ibütün kanunların vatandaşlık -esasları­na gö're tanzim edildiğini erkek ve ka­dın diye bir şey gözönüne getirilmediği­ni işaret etmiştir.

Manisa Milletvekili Ali Rıza Artunkal dai Millî Savunıma bütçesine verilmek istenen ödeneğin ne igibi sebeplerle ko­nulmakta bulunduğumu anlatmıştır.

Kanunun heeyti umumiyesi üzerinde geçen bu görüşme ve tartışmalardan sonra maddelere geçilerek kanun kabul edilmiştir.

Meclis, tekrar toplanmak üzere oturu­ma son vermiştir.

— Ankara:

Büyük Müet Meclisinin ikinci oturumu bugün saat 15 ite Feridun Fikri Düşün-sel'in başkanlığında toplandı. Bu otu­rumda, Dışişleri Bakanının, Amerika ile yapılan yardım anlaşmasına dair yap­tığı açıklamadan sonra söz alan Ela^ zığ1 Milletvekili Fazıl Ahmet Aykaç, emperyalist iştahların gayiz, kin ve ih­tiras sadaları karşısında her zaman ol­duğu gibi dimdik bir metanetle susa­rak, yalnız vicdanının ve vazifesinin sesini sduyan milletin Türk Milleti oldu­ğunu ifade ederek sözlerine şöyle de­vam etmiştir:

«îşte Amerikalı dostlarımız bu durumu pek iyi görmüşlerdir ve iki büyük haki­kati iyi anlamışlardır: Türkler yurtları, istiklâlleri ve namusları için:canlarını verebilen insanlardır, Dünya sulhu de­nilen 'büyük anlam şimdiden . sonra Türklerin işbirliğinden biran dahi müs­tağni olamaz.»

Fazıl Ahmet Aykag'tan sonra konuşan Bursa Milletvekili Fahri Bük, tütünle­rimizin satılamadığını söyliyerek bu anlaşma vesilesiyel tütün müstahsilleri­miz için ne düşünüldüğünün Dışişleri Bakanı tarafından açıklanmasını İste­miştir.

Eskişehir Milletvekili Ahmet Oğuz, yardım antlaşmasının yapılmasına ka­dar (geçen zamandaki temaslafdan bah­settikten sonra Türkiye'nin dünya sul­hu için muhakkak bir menfaate daya­nan şeylerle çalışmayacağına işaret ederek demiştir ki:

«Ahi&lere ve aticilere sadık kalan bir millet olarak insnlık yolunda, her işde olduğu gjübi bu işde de Türk Milleti, Türkiye'ye hiç bir menfaat sağlamasa bile, kendisini ortaya atacaktır.»

Hatip bundan sonra istifade edilmiyen t,abii kaynaklarımızdan bahsederek memlekete iktisadi sahada yapılacak her yardımın memleket Ölçüsünde bü­yük mikyasta ve dünya ölçüsünde de azımsanmıyacak .neticeler doğuracağı-m belirtmiştir.

Bundan sonra tasarının maddelerine geçilmesine ve ivedilikle müzakeresine karar verilerek maddeler okunmuş ve kabul edilmiştir.

Dalha sonra müzakeresine geçilen Tür­kiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında 4 Temmuz 1946 tarihinde im­zalanan Ekonomik îşbriliği Anlaşması ile eklerinin onanması hakkındaki ka­nun tasarısı doiayisiyle Gaziantep Mil­letvekili Abdurrahman Melek, Avrupa Skonomük işbiırligmin esasları hakkın­daki igörüşlerini bildirmiş ve kabul edi­len Avrupa İktisadi İşbirliği .Sözleşme­sinin hükümlerine tevfikan Birleşik Amerika Devletleriyle Türkiye Cumhu­riyeti Hükümeti arasında akid ve imza edilen ekonomik işbirliğinin yürürlüğe girmesi için bu tasarının kabulü icabet-tiğini işaretle Amerikan yardımının, Avrupa'da en müessir şekilde yapılabil­mesi için de Türkiye'nin genişölçüde istihsal yapmak imkânlarına malik bu­lunmasının lüzumuna inanılmış bulunul­duğunu ifade etmiştir.

ivedilikle müzakere ve kabul edieln bu kanunu takiben de Dışişleri Bakanlığı kuruluşu hakkındaki kanunda degişik-tük yapılmasına ait tasarı da yine Dışiş­leri Bakanının isteği üzerine ivedilikle görüşülmüş ve 'kabul edilmiştir. Bu ta­sarının tümü üzerinde bir çok milletve­killeri söz almışlar, Dışişleri Bakanlığa teşkilâtı ve dış memleketlerdeki mü­messillerimizde ıtasannm ihtiva ettiği bazı hükümler ve kayıtlar üzerinde mü­talâalarını ve görüşlerini bildirmişler ve bazı tenkidlerde bulunmuşlardır. Bunlara karşı iki defa kürsüye gelen Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak me­tinlerini ayrıca 'bildirdiğimiz beyanatla-riyle karşılık vermiştir.

Daha sonra gündemin sonmaddesini

tşkil eden ve yeniden yapılacak su işle­ri için gelecek yıllara geçici yüklenme­lere girişilmesine dair kanun tasarısının müzakeresine geçilmiştir. Bu konuda da bir çok milletvekilleri söz alarak yurdumuzun umumi su işleri ve bölge­lerini ilgilendiren ve bu kanun tasarı-siyle derpiş edilmesini istedikelri hu­suslar üzerinde temennin erde bulunmuş­lardır.

Bu görüşmeler sonuna doğru tasarının heyeti umumiyesi üzerinde müzakerele­re devamın yarına 'bırakılması tasvip edilerek saat 21.30 da oturuma son ve­rilmiştir.

—Ankara :

Başbakan Hasan 'Saka bugün Başba­kanlıkta Hindistan Büyük Elçisi M. Choman Lall'i kabul etmiştir.

—izmir s

Bugün h'manımızda'ki İngiliz filosu mensupları muhtelif spor temasları yap­mışlar, Kültür Park atış poligonunda atıcılık müsabakaları, Karşıyaka yüzme havuzunda yüzme yarışları yapmışlar­dır. Alsancak Stadında da İngiliz ve Türk takımları arasında bir futbol ma­çı yapılmıştır. Saat 14 te İngiliz deniz­cilerinden mürekkep bir kafile belediye­nin tahsisettiğiotobüslerle Selçuka kadar giderek Efez harabelerini ziyaret etmişlerdir. İngiliz denizcileri belediye­ce tahsis edilen otobüslerle şehirde ge­zintilerine ve eski eserleri ziyaretine öevam etmişlerdir.,

Saat 18.30 da Amiral Sir Thomas Troub-ridgh sancak gemisi Triumph'da bir kokteyl parti vermiştir.

Hususi vasıtalarla gemiye giden davet­liler arasında Vali, Belediye Başkanı, vali muavinleri, garnizon, hava tümen komutanları ile Müstahkem Mevki Ko­mutan Vekili ve Kurmay Başkam, Em­niyet Müdürü, 'Devlet daireelri, banka­lar ve hususi müesseseler müdürleri ve ileri gelenleri, İngiliz Büyük Elçiliği Basın Ataşesi Mr. Horasteİn, Türk ga-zetecielri temsiluileri ve ajans mümes­sili, Devlet Denizyolları İzmir Müdürü, İngiliz Başkonsolosluğu erkânı bulunu­yorlardı.

Misafirler, Triumph'un yanında İngiliz Başkonsolos Vekili Mr. Wilkinson ve Triumph Kumandanı Albay Abel Smith olduğu halde bizzat Amiral Troubridgh tarafından karşılanmakta idi.

Tören, Triumph bandosunun çaldığı ha­valar arasında devam ettikten sonra aynı bandonun üst 'güvertede yaptığı .bir gösteri ile devam etmiş ve grupla -beraber sancak indirme töreni ile son bulmuştur.

(Misafirler gelişlerinde olduğu gibi dö­nüşlerinde de büyük, bir itina ile ugur-ianmışlardır.

9 Temmuz 1948

— Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 10 da Ali Fuat Cebesoy'un başkanlığında top­lanmıştır. Görüşmelere yeniden yapıla­cak şu işleri için gelecek yıllara geçici yüklenmelere -dair kanun tasarısı tümü üzerinde incelemelerle başlanmış ve da-ha sonra maddeelre geçilerek tasan ka­bul edilmiştir. Gündemin ikinci ve son maddesini teşkil eden. Seçim Kanununun ikinci müzakeresinde tasarının seçim 'komisyonlarının teşekkülüne dair olan 15 inci maddesinin okunmasında bu ko­misyona partilerden iki mümessil alınması (hakkında C H. Partisine mensup 25 milletvekili tarafından verilen bir önerge okunmuş fakat kabul edilmiye-rek madde olduğu gibi onaylanmıştır. Mecîis müzakereye devam etmektedir.

—Ankara:

Büyük Millet Meclisi bu sabah, yaptığı toplantıda gündemde bulunan madde­leri müzakere ve kabul ettikten sonra milletvekillerinin seçmenleriyle temasta bulunmalarına fırsat vermek üzere Ka­sım, târihîne kadar .toplantılarına ara verilmesini teklif eden bir önergeyi onaylamıştır. Saat 13,15 te oturuma son verilmiştir'.

—İzmir:

Limanımızda bulunan Misafir İngiliz denizcileri bugün serbest olarak şehri gezmişler, muhtelif spor alanlarında spor temaslarına devam etmişler ve her tarafta sıcak dostluk tezahürlerlyle karşılanmışlardır.

- îzmir:

Limanımızda bulunan Triumph Uçak. Gemisi Hava Kuvvetleri Komutanı Al­bay Lewin Komutasında Ankara - Es­kişehir ve İstanbul'u ziyaret etmiş olan İngiliz Hava Grupu bugün saat 15,30 da Yeşilkoyden hareket etmiş ve 16,55 de Gaziemir Hava Alanına inmiştir.

ingiliz Havacıları alanda, Hava Alay Komutanı Sabri Gökmart, Hava Tümen Kurmay Başkanı Yarbay Rem­zi, Deniz Kurmay Albayı Siret Çakır, İngiliz Büyükelçiliği Deniz Ataşesi Mu­avini Yarbay Çorbet ve Türk gazeteci­leri tarafından karşılanmışlardır.

Alanda hazırlanan büfede ağırlandık­ları sırada kendilerine seyahat İntiba-larını soran Anadolu Ajansı İzmir mü­messiline Albay Lewin şunları söyle­miştir:

Memleketinizde gördüğümüz misafir, perverlik bizi fevkalâde mütehassis etti. Türkiye'yi Akdenizin bütün başka mem­leketlerinden çok daha güzel bulduk. Zi­yaretettiğimiz heralanda edindiğimiz

intiba şudur: Türk tayyareciliği: tahmi­nimizin fevkindedir ve çok ilerlemiştir.

Albay Lewin, şimdiye kadar dünyanın en güzel şehri Rio de Janeiro olduğu hakkında taşıdığı kanaati, istanbul'u gördükten sonra terketmek zorunda kaldığını söylemiş ve sözlerini şöyle bi­tirmiştir:

Türk mîlletine ve meslekdaşlanmıza. resmî makamlara, bize gösterdikleri büyük misafirperverlikten dolayı şah­sımın ve arkadaşlarımın teşekküriermi iblâğ etmeniai riza edeceğim. Eu misa­firperverliği hayatımız boyunca unut-mıyacağız.

—îzmir:

İznür Valisi Osman Sabri Adal. 4 gün­dür İzmir'in misafiri bulunan Büyük Britanya Akdeniz Filosu İkinci Komu­tanı ve bu Filonun Deniz, Hava Birlik­leri Komutam Vis Amiral Sir Thomas Troubridgh ve subayları ş&refine İzmir Ticaret Kulübünde bir kokteyl parti vermiştir, kulübün bahçesi, içi ve dışı Türk ve İngî'üz bayraklariylc donatıl­mış ve fenerlerle süslenmişti. Kulüp karşısında demirli bulunan müttefik filo gemileri de baştan başa donanmıştı. Toplantıda Amiral ve 'maiyetinden baş­ka bugün şehrimize gelen Millî Savun­ma Hava müsteşarı da dâhil olduğu halde İzmir'in bütün mülki, askerî, 'adli erkân"'. İngiliz sosyetesi mensupları, Türk ve İngiliz basın temsilcileri, siya­si partiler mümessilleri, tüccar ve malî müesseseler müdürleri hazır bulunmuş­tur.

Toplantı büyük bir neşe içinde geç vak­te kadar devam etmiş ve misafirler için Bergama'dan getirilen zeybeklerin miîlî oyunları bir kat dalıa neşeyi artır, mıştır.

Amiral ve maiyeti yarın hareketlen münasebetiyle veda ederek gemilerine dönmüşlerdir.

10 Temmuz 1948

—İzmir:

6 Temmuzdan beri limanımızın misafiri olan Büyük Britanya Akdeniz Filosu îkinci Komutanı ve bu filonun Deniz Hava Birlikleri Komutanı Vis Amiral Sİt Thomas Troubridgh'in Komutasın­daTriumph Uçak GemisiileVerulam destroyerinden mürekkep olan Filo bu sabah saat 9 da Ege DenMne mütevec­cihen ılimanmuzdan, ayrılmıştır. Amira-lın mihmandarı Deniz Kurmay Albayı Siret Çakır kara sularımız sınırına ka­dar uğurlamak üzere Amiralle beraber hareketetmiştir.

Amiral Troubridgh, hareketi esnasında Anadolu Ajansı mümessiline yayınlan­mak üzere aşağıdaki mesajı tevdi et­miştir.

Güzel ve meşhur şehrinizin misafirper­ver kıyılarını terked-erken şahsımın ve Truiumph ve Verulam subay ve erleri­nin İzmir halkı tarafından büyük 'bir dostlukla karşılanmasından ve gösteri-ien fevkalâde misafirperverlikten dola­yı derin minnettarlığımı iblâğ: etmek isterim. Gemimizde görmekle bahtiyar olduğumuz İzmir Valisinin mümtaz şah­siyeti ve îzmİTin seçkinleri ile dostluk­la meşbu temaslarımız üzerimizde de­rin bir intiba bıraktı. 5 bin İzmirliyi ge­milerimizde karşılamakla aynea bah­tiyar olduk.

Bu ziyaretten doğan karşılıklı hürmet ve itimadın iki memleket arasında bu müşevveş günlerde, mevcudiyeti çok mühim olan dostluğa kuvvetlendirece­ğini ümit ederim.

— Ankara:

Büyük Millet Meclisi Başkanı Aii Fuat Cebesoy bugün makamlarında Hindis­tan Büyükelçisi M. Sheman Lalî'i kabul etmiştir.

—- tzmir:

Bu sabah limanımızdan ayrılan İngiliz Filosu Komutanı Amiral Trouridgh, İz­mir Valisi Sabri Adal'a aşağıdaki me. sajı göndermiştir:

Ekselans,

izmir'den ayrılmadan evvel şahsınıza ve vasıtanızla güzel şehriniz halkına bize karşı gösterilen misafirperverlikten do­layı en derin ve en sıeak teşekkürleri­miz: ifade etmek arzusundayız.

Bu ziyarete ait mesut hâtıraları ve bize karşı gösterilen hüsnü teveccühü bera­berimizde götürü yorug;. Benim için iyi bir talihin bir gün tekrar elinizi sıkmama yâr olacağını ümit ederim. Bana inanmızekselans.

Samimiyet] erimle.

11 Temmuz 1948

İstanbul:

Dört günden beri burada bulunmakta olan Albay .OC. Hardy Komutasındaki Euryalus hafif Kruvazörü ile Verian Bay ve Bigherry Bay muhriplerinden mürekkep dost İngiliz Filosu bu sabah saat 9 da Akdeniz İstikametinde lima­nınızdan ayrılmıştır.

—Ankara:

Amerikan Yardım Kurulu Hava Grupu Başkanı Tümgeneral Earl S. Haag'ım bugün (belirttiğine göre, yardım malze­mesi ve teknik müşavirlerin tecrübe ve bilgilerinden faydalanmak suretiyle ha­len Türk hava kuvvetlerinde g-eniş bir eğitim programına başlanılmıştır. Bu programda 40 tan fazla eğitim, kursu bulunmaktadır. General Hoag Türk ha­va kuvvetleri personelinin yeni malze­meyi tanıma ve kullanma hususunda büyük bir ilgi, amelî ve nazari eğitim sahasında da olağanüstü basarı göster diklerini sözlerine ilâve etmiştir. Eği­tim programları tatbik edilirîten güdü­len gaye önce her kursta seçkin bir zümre yetiştirmek ve mütaakıp kurs­larda bunları öğretmen olarak kullan­maktır. Yardım malzemesi ile ilgili ola­rak açılan bütün burslarda Amerikan uzmanları müşavirlikyapmaktadır.

Bu kurslar şu 'konuları ihtiva etmekte­dir:

a - 26 Invader ve p -47 Thunderbolt tay­yareleri üzerinde püo-taj intibak bakım ve atîş eğitim kursları.

c-47 Dakota tayyareleri için pilotaj in­tibak kursu ve hava nakliye birlikjeri için yer hava personeli yetiştirmek üze­re yıllık eğitim programlarına başlanıl­ması.

Amerikan muhabere malzemesini kul­lanmak üzere telsiz makinisti ve tamir­cisi yetiştirilmesi,

Motorlu yer nakil vasıtalarının bakım ve kullanılması, Yangın söndürme, pist tamiri ve yük in­dirip bindirme işleri, Meteoroloji pilotları için tahminî rasat raporlarının hazırlanması ve hava tah­min raporları ve haritalarının tanzimi. Amerikan hava kuvvetlerinde tatbik edilen usullere göre malzemenin teslim, depo ve tevzi edilmesi.

Türkiye'de takip edilen eğitim program­larına ilâveten tekilât, eğitim, muhabe­re, radar ve ikmal işlerini yerinde tatbik etmek üzere Mart ayı içinde Amerika-ya 45 Türk hava subayı gönderilmiştir. Geçen sene aynı maksatla Amerika'ya beş kişi gönderilmiş ve bunlar hava doktorluğu, tayyare silâhları ve borda aletleri üzerinde kurs gördükten sonra Tüpkiye'ye dönmüşlerdir.

Türk hava kuvvetlerine mensup 19 ma­kinist Almanya'daki Ordu İnşaat Oku­lunda tertip edilen kursları bitirdikten sonra iki kafile halinde Mayıs ve Hazi­randa memleketlerine dönmüşlerdir. Bunlardan 14 ü iki aylık diğer 5 i de 3 aylık kurslara iştirak etmişlerdir. Bu makinistler dizel motörleri, buldozerler, vinç ve ağır toprak makineleri, yol si­lindirleri, yangın söndürme aletleri ve hava kornresörleri üzerinde ihtisas ka­zanmışlardır. Bu grup hava kuvvetleri­ne verilecek olan ağır inşaat -malzeme­sinin kullanılması hususunda açılacak kurslarda öğretmenlik edecektir.

— Ankara:

Birleşik Amerika Devletleri Harbiye Bakanlığı Müsteşarı William H. Draper Dışişleri Bakanlığından refakatine tâ­yin edilen M. Frank Wisner ve Birleşik Amerika Genelkurmay Heyeti Plânlar ve Hareket Dairesi Müdürü [Korgeneral Albert C. VVedemeyer yanında on su­baydan mürekkep bir heyet bulunduğu halde bugün saat 13,40 fca özel bir uçakla Ankara'ya gelmiştir.

William Draper, Esenboğa Hava Ala­nında Genelkurmay ikinci Başkanı Kor­general Muzaffer Tuğsavul, Millî Sa­vunma Bakanlığı Müsteşarı Orgeneral Mahmud BerkÖz, Genelkurmay Eğitim Yarbaşkam Tuğgeneral Rüştü Erdel-hun. Genelkurmay Haber Alma Dairesi

Başkan Vekili Albay Kemal Menderes, Amerikan Askerî Yardım Heyeti Baş­kanı General Mr. Brid, Yardım Heyeti Deniz Kısmı Başkanı Amiral Settle, Ha­va Kısmı Başkanı General Hoag, Yar­dım Heyetine mensup Türk ve Ameri­kan subayları, Amerika Büyükelçiliği Müsteşarı Perkins, Basın ve Yayın Ge­nel Müdür Vekili izzettin Nişbay ile yerli ve ecnebi aans ve basın temsilci­leri tarafından selâmlanmıştir.

Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak adı­na da Hususi Kalem Müdürü Nejat Kent, misafirlere hoş geldiniz demiştir. Amerika Harbiye Bakanlığı Müsteşarı ve yanındakiler kendilerini karşılamağa gelmiş bulunanlarla tanıştırıldıktan sonra otomobillerle uçak alanından ay­rılmışlardır.

Misafir heyet, şehre girerken Dışkapi mevkiinde başta bandosu bulunan bir birlik tarafından selâmlanmış ve bando Amerikan - Türk millî marşlarını çal­mıştır.

William Draper, yanındaki yüksek rüt­beli subaylarla birliği teftiş ettikten sonra doğruca kendilerine hususi daire­ler ayrılmış bulunan Ankara Palas ote­line gitmişlerdir.

—■ Ankara:

Ankara'ya gelen Birleşik Amerika Dev­letleri Harbiye Bakanlığı Müsteşarı Wil-liam H. Draper ve Harbiye Harekât Dairesi Direktörü Korgeneral Wede-meyer. Amerika Dışişleri Bakanlığı Mümessili Frank Wisner ibugün saat 18 de Dışişleri Bakanı Necmettin Sa-dak'ı Çankaya'daki Hariciye Köşkünde ziyaret etmişlerdir.

Bu ziyarette Amerika Büyükelçisi Ed-win Wiİ6on, Amerika Askerî Yardım Heyetinden General Mc. Brid, Hava Generali Hoag ve Amiral Settle de bu­lunmuşlardır.

Bu ziyarette iki dost memleketi ilgilen­diren bazı meseleler hakkında görüş te­atisindebulunulmuştur.

12 Temmuz 194S

— Ankara:

Dündenberi Devlet merkezinde misafir olarak bulunmakta olan Birleşik Ame-

rika Devletleri Harbiye Müsteşarı Wil-liam Draper Amerikan Ordusu Genel­kurmay Heyeti Plânlar ve Harekât Da­iresi Müdürü Korgeneral Albert Rede-mayer ile (birlikte bu sabah saat 9.30 da Hipoârom'da bir .alayı teftiş etmiş ve bu alayın yaptığı geçit resmini takip ey­lemiştir.

Amerika Harbiye Müsteşarı Draper ile Korgeneral Redemayer Genelkurmay Eğitim Yarbaşkanı Tümgeneral Rüştü Erdelhun'la beraber başta sancak ve bandosu bulunan alayı teftiş eylemek üzere sahaya geldikleri zamanda bando Amerikan - Türk millî marşlarını çal­mış ve onu takiben de teftiş başlamış­tır.

Bir cip arabası ile birlikleri ayrı ayrı teftişten sonra misafirler geçit resmini takip için şeref tribününe geçmişlerdir. Şeref tribününde Genelkurmay ikinci Başkanı Korgeneral Muzaffer Tuğsavul, Millî Savunma Bakanlığı Müsteşarı Korgeneral Mahmud Berköz, Genelkur­may Harekât Dairesi Tarbaşkanı Kor­general Nuri Berköz ile Amerikan As­kerî Yardım Heyeti Kara, Deniz ve Ha­va Başkanları, Ankara Garnizon ve Merkez Komutanları, Türk - Amerikan yüksek rütbeli subayları bulunmakta idiler.

Piyade ve motorlu kıtalar ve tanklar­dan mürekkep bulunan mürettep ala­yın geçit resmini mütaakıp Wİlliam Draper îhazır bulunanlara askerlerin sıhhi durumlarından, eğitim ve kıyafet düzenlerinden duyduğu takdir ve mem­nunluğu ifade eylemiş (bana <bu güzel geçit resmini gösterdiğinizden dolayı Amerika Hükümeti adına en derin şük­ranlarımı sunarım) demiştir.

Draper bu esnada kendisine ikram, edi­len limonatayı Türk Milletinin ve Türk ordusunun şerefine içmiştir.

— Ankara:

Amerika Harbiye Müsteşarı William Draper, Hipodrom'daki askerî geçit res­mini takiben Ankara Paias'ta yapılan basm toplantısında bulunduktan sonra General Wedemeyer ve malyetiyle bir­likte şerefine Genelkurmay Başkanı Or­general Salih Ojnurtak'm Marmara KöşkündeverdiğiÖğleyemeğindebulun^

muştur.

Yemekte, Millî Savunma Bakanı Hüsnü Çakır, Dışişleri Bakanı Necmettin Sa­dak, Amerika Büyükelçisi Edwin Wîl-son, Genelkurmay îkinci Başkanı Kor­general Muzaffer Tuğsavul, Millî Sa­vunma Bakanlığı Müsteşarı Mahmud Berköz, Genelkurmay Eğitim Yarbaş­kanı Rüştü Erdelhun. Cumhurbaşkan­lığı Başyaveri Yarbay Cevdet Tolgay, Amerikan Yardım Heyeti Başkanları, Genelkurmay ve Milli Savunma Sakan-iığı yüksek rütbeli subayları îıazır bu­lunmakta idiler.

—Ankara:

Devlet Merkezine kısa bir ziyaret yap­mak üezre gelen ve dündenberi Anka­ra'nın misafiri olarak bulunmakta olan Amarlka Harbiye Müsteşarı William Draper, Dışişleri Bakanlığı temsilcisi Wisner, Amerika Genel Kurmay hare­kât ve Plânlar Dairesi Müdürü 'Korge­neral Wedemeyer. refakatindeki diğer subaylarla ıbirlikte saat 17,45 te uçakla İstanbul'a gitmişlerdir.

Misafirler Etimesgut Hava alanında Genel Kurmay İkinci Başkam, Millî Savunma Bakanlığı Müsteşarı, Genel Kurmay Eğitim Yar Başkanı, Amerika Büyükelçisi ve büyükelçilik erkânı, ajans ve ibasm temsilcileri tarafından uğurlanmıştır.

Dışişleri Bakanlığı Hususi Kalem Mü­dürü Necdet Kent Dışişleri Bakanı adı­na misafirlere iyi yolculuklar dilemiş­tir.

Draper uçağa binerken Ankara'dakİ kı­sa İkametine ait intiba ve tahassüsle­rini şöyle ifade etmiştir: «Çok memnun oldum, iki günlük misa-firetimizde birçok şeyler gördük. Mem­leketiniz hakkında çok derin intibalarla ayrılayoruz ve bu-dostluğun her sahada devamını diliyoruz.»

—Ankara:

Ameriîca Harbiye Bakanlığı Müsteşarı Draper refakatindeki heyet üyeleriyle bugün öğleden sonra yaptığı ziyaretleri takiben Ankara Kalesini gezmiş ve bu­rada kendisine Ankara'nın tarihi hak­kında izahat verilmiştir.

Bakanlığı ile temas edeceğini söyli-yen Bakan, çekirdeksiz kuru üzümün dünya pnyasasmda eşitsiz bir hale gel­mesi için çalışacağını ilâve etmiştir.

Pamuk ve bakliyat müstahsilini mem­nun edici kararlar almak üzere bulun­duğunu ayrıca beyan eden Bakan gerek tütün gerekse diğer kuru meyva mah­sûllerimizin tercihan satılması için hü­kümetin çalışmakta olduğunu ve zirai sigorta işiyle de meşgul olduğunu sözle­rine ilâve etmiştir.

28 Temmuz 1948

— Bursa:

özel muhabirimizden: Başbakan Hasan Saka bugün öğleden evvel belediyeyi ziyareti esnasında şe­hir İhtiyaçları ve bilhassa belediyenin şehre getirmekte olduğu Uludağ içme suyu hakkında izahat almıştır.

Öğle yemeğini Vilâyet Konağında yiyen Başbakan, bir müddet istirahatten son­ra bazı ipek dokuma fibrikalarını gez­miş ve Bursa'nm ipekçilik sanayii hak­kında malûmat almıştır.

Bundan sonra şehre getirilen suyun şe. Mr 'kenarındaki depolarını ve tesislerini niceliyerek saat 17 de belediye salonun­da sanayiciler, tücaar, esnaf ve türlü meelsk arbabı temsilcileriyle hasbih&l-de bulunmuştur. İki saat süren bu bu­luşmada vergi kanunları, hususi teşeb­büs erbabının himayesi, esnaf odası teş­kilâtı kanunu, pirinç ziraatı, şeker ve tütün konuları üzerinde karşılıklı ko­nuşmalar ve izahlar yapılmıştır.

Başbakan inşa edilmekte olan ve halen beşinci katı üzerinde çalışılan sekiz katlı, 100 yataklı hastanenin yapılma­sından mütevellit memnunluğunu kay­dederek, vilâyet&n bu husustaki çalış­malarını övmüş ve binanın tamamlan­masına yardım vaadinde bulunmuştur.

Başbakan belediye için büyük bir mas­raf konusu olan su işine de yardım ede­ceğini, ayni zamanda Bursa ovasının sulama ve su baskınlarından koruma işi üzerinde de duracağını vaadetmiş ve bu beyanat süreklialkışlarla karşılan

31 Temmuz 1948

— Yalova:

On beş günlük istirahat mezuniyetleri­ni burada geçirmiş bulunan Başbakan Hasan Saka, bugün Ankara'ya- dönmek üzere 16.30da buradan ayrılmıştır.

Başbakan Hasan Saka, Yalova'dan ay­rılmadan önce kaymakamlığı, CumhurL yet Halk Partisiyle, halkevini ziyaret eylemiştir.

Kaymakamlığı ziyaretleri esnasında Yalova'nın bugünkü vaziyeti ve müs­takbel inkişafı üzerinde geçen bir ko­nuşma esnasında belediye başkam tara­fından ileri sürülen bazı temennilere karşılık olarak Başbakan, Yalova'nın büyük bir istikbale namzet olduğuna işaret ederek gerek İstanbul - Yalova arası seferlerinin kısaltılması, Samanlı-deresinin temizi en dirilmesi hususunda İcabeden yardımlarda bulunacaklarını, bildirmişlerdir.

Başbakan, bu arada Yalova İmar plânı­nı da yakın bir alâka ile İncelemiştir.

Halkevini ziyaretleri esnasında d.a bu­rada toplanmış foulunaii Yalovahlarla yeni seçim kanunu üzerinde yaptığı bir konuşmada yeni seçim kanununun mü­tekâmil bir kanun olduğunu, Milletler­arası selâhiyetli şahsiyetlere tetkik et­tirilecek olan bu kamumun, önümüzde­ki kısmî seçimlerde tatbikatında görü­lecek noksanların tekrar Millet Mecli­since tetkik olunarak düzeltileceğini bildiren Başbakan Hasan Saka, «biz, de­miştir, -demokrasiyi kendi isteğimizle' kurduk. Karşı partiler yokken ana dâ­vamız olan bu işe !biz başladık ve bu yolda birçok iyi mesafeler almış bulu­nuyoruz. Bunu kendi dâvamız olarak, yürütecek ve demokrasiyi memleketi­mizde kökleştireceğiz.»

Bir suale karşılık olarak da Başbakan şöyle demiştir:

Hasım hasma mevlût okuyacak değil­dir, tenkit etmettt haklarıdır. Biz de yap­tığımız işlerin hesabını bütün millet muvacehesinde her zaman vermeğe ha­zırız.

Barışın tam olarak kuruluşundan son­ra vatandaşlarınsıkıntısı yarı yarıya.

Biliyorsunuz ki ben Bayındırlıktan Ulaştırmaya geldim. Bu itibarla iki Ba­kanlık arasında tam bir işbirliği yapıldığını hatırlatmak isterim. Limanları­mızın inşaatı evvelce tanzim edien plânlar mucibince devam etmektedir. İs­tanbul gibi büyük şehirlerimizin nakliyatı, ihtiyacı tamamiyle karşılıyabiie-cek seviyeye gelmelidir. Bunun için soğuk hava depolu vagonlar ve gemiler işi en mühim mevzulardan biri olduğundan üzerinde ehemmiyetle durul­maktadır. Ayakta hayvan nakli devri artık geçmiştir. Balık nakliyatı için de ayni vasıtaların kullanılması daima mümkün olabilecektir.

Diğer sorunuza geçiyorum. Denizyolları ana dâvalarımızın başındadır. Ame­rikan kredisile alman 6 yolcu gemisi, harbde münhasıran asker nakliyatına tahsis olunduğundan şimdi tamir edilmekte ve eski haline getirilmektedir. Bunlardan dördünün tadili mukavelesi yapılmıştır. Diğer ikisinin ki de ya­pılmak üzeredir. Amerika Hükümeti tatil için bize 8.000.000 dolarlık kredi açmıştır. Tadil şartlarının biri de bunun Amerikan tezgâhlarında ya­pılmasıdır. Sne sonuna kadar bu gemilerin memleketimize gelmeleri ümit edilbiîir. Heyetler gönderilmesi bahis mevzuu değildir.

Lüzum görürsem, kendim hava yolile gider, işimi bitirir ve 10 gün içinde dönerim.

Ansaldo ile de anlaşmaya varılmıştır. Ismarlanan 8 geminin dördünden vaz­geçtik ve yalnız eski fiyatlarla 4 gemi yapılmasında mutabık kaldık. Bunlar bize azamî İS ay içinde teslim olunacaktır. Ansaldo müessesesi gayet sıkı te­minata bağanmıştır. Kâtta fevkalâde ahval, yani grev vukuu veya malzeme fiyatı yükselmesi meselesi de kabul edilmiştir.

Ansaîdo'nun son zamanlarda devletleştirildiğini biliyorsunuz bu itibarla şimdi karşımızda resmî bir müessese vardır. Şu ciheti de unutmamalıdır ki, İtalya son yıllarda içinde bulunduğu buhrandan fazla zorluklar çekmiştir. Ansaldo, yalnız bize olan teahhüdünü değil, ayni zamanda İngiltere, İsveç ve Danimarka'ya da yapmağı söz verdiği gemileri, fevkalâde ahval yüzün­den yapamamış ve yerlerine teslim edememiştir.

İstanbul ve civarı şehir hatlarımız için Hollanda'ya ısmarladığımız dört ge­mi de yapılmaktadır. Şehrin Ada, Yalova ve Boğazın üst kısmı gibi nisbeten uzak yerleri için süratli gemiler alacağız. Bunların motorlu olması muhte­meldir. İstanbulun başka bir derdi de araba vapurudur. Ulaştırma vasıtala­rının İstanbuîun iki yakası arasında süratle nakli böylece temin edilmiş ola­caktır. Feribot meselesi üzerinde de ehemmiyetle durulmaktadır. İstanbu­lun coğrafî vaziyeti itibariyle iki kıtayı birleştirmesi burada feribot, köp­rü veya yeraltı treni gibi vasıtaların tahakkuk ettirilmesini düşündürebilir. Şimdilik bunların başında feribot gelmektedir. Bu arada şunu ilâve edeyim-ki, iki yakayı günün her saatinde birleştirmek için .geceyarısından sonra daha iki vapur ilâvesi, üzerinde durduğumuz ve yakında tatbik edeceğimiz tedbirler arasındadır.

Amerika Harbîye Bakanlığı Müsteşarı William H. Draper'in basın temsilcilerine demeci:

Ankara : 12 (A. A.) —

Dündenberi şehrimizde bulunmakta olan Amerikan Harbiye Bakanlığı müs­teşarı William H. Draper bugün saat 11.30 da Ankara Palasta yapılan bir basın toplantısında yerli ve yabancı ajans ve basın temsilcileriyle görüşmüş­tür.

M. Draper toplantıyı şu sözlerle açmıştır:

tBana ve beraberimdeki heyete gösterilen misafirperverlik ve iyi kabulden dolayı son derece müteşekkirim. Amrika'mn yabancı memleketlere yaptığı yardım dolayısiyle ve bir mümessil sıfaüyle bu memleketleri ziyaret ettim. Dün Dışişleri Bakanınız, Millî Savunma Bakanınız ve Genelkurmay Başka­nınızla görüşmekten büyük bir zevk ve şeref duydum. Atatürk'ün önderliği altında gelişmiş olan Türk bağımsızlık hislerini her zaman canlı görmenin tesiri altında bulunmaktayım.

Bu sabah Hipodromda 28 inci tümenin bir alayının geçit resminde bulundum. Bu askerlerin gayet disiplinli olduklarını gördüm ve icabında nasıl çarpışa­caklarına kanaat getirdim. Bu geçit resmi çok güzel bir gösteri oldu. îki memleket arasındaki işbirliği gayet kuvvetlidir.

Dışişleri Bakanınızla ekonomik meseleler üzerinde görüştük bu yılkİ mah­sulünüzün gayet iyi ve bol olduğunu öğrendim.Dışişleri BakanınızTürk

tütünlerinin harpten evvel olduğu gibi ayni yerlere ihracı lüzumunu belirtti ve bunun bir an önce temini hususunda ısrarla durdu.

10 gün önce M. Harriman ile bu mesele üzerinde vaki görüşmemi kendisine nakllettim. M. Harriman bana Avrupa'nın kalkındırılması programının ge­lişmekte olduğunu ve bu işlerin tertipleneceğini belirtti. Amerikan tütün siyasetinin hedefi kendi tütünlerinin Avrupa piyasalarında yer bulması de­ğil, harpten Önceki satıcıların bu piyasalarda eski yerlerini almalarına yar­dım etmektir. Berlinde bu ekonomik meseleleri kısaca görüştük. Tütüne ait özel mahiyette meseleler doğmuş bulunuyor. Aîman ekonomisi gayet dü­şük bir seviyede bulunmaktadır. Alman endüstrisinin zaviyesi 1936 ya nis-betle yarı yarıyadır. Halbuki diğer Avrupa memleketlerinin endüstrileri harpten önceki seviyeye erişmiş bulunmaktadır. Yaşama imkânları düşük­tür. Bunun için bilhassa her şeyden önce yaşamaya esas teşkil edecek mad­delerin temini lâzımdır. Bu bakımdan gıda maddeleri en başta düşünüldü­ğünden tütün tayınları az tutulmuştur. Bununla beraber yabancı memle­ketlerden yakında daha fazla tütün ithali düşünülmekte olduğundan Türk tütünleri de bu piyasalarda daha fazla satılacaktır. Bugün Alman makam-ları tütün satın almıyorlar. Almanya'daki Amerikan bölgesininihtiyaçları

arasında tütünden başka bir çok maddeler vardır. Bu sene bu bölgeye buğ­day da İhraç edilecektir.

Artık teneffüs edilir, kokusu alı­nır hale gelen bu hoşnutsuzluk havası Meclisteki çoğunluk üzerinde ağır bir baskı tesiri yapmaktadır. Yoksa otuz .-ark kişinin itirazına karşı Mecliste dört yüz şu kadar üyesi olan çoğunluk parti­si ne diye böyle öfkelensin ve zaman za­man burnundan soluyacak hale gelsin? Bu Bayları Meclise gönderen, onlara «Bizi temsil et, bizim fikirlerimizi sa­vun! Korkma arkandayız.» diyen halk efkârı nerede? Hani şimdiki Meclisin kuruluş tarzından memnun olan vatan­daş kütleleri? Seçim Kanunundaki te­minatın yeterliğini iddia eden kaç gaze­te gösterebilirsiniz?

Geçenlerde yirmi, otuz kadar köy gez­dim. Hepsinde halk dertli ve şikâyetçi idi. Mübalağasız yüzde doksan dokuz diyeceğim bir ekseriyetle köylüler Se­çim Kanunundan acı acı yaka silkiyov-Iardı. Halbuki kırk bin köyden otuz do­kuz tininde muhtarlar Halk Partiii'dir. Seçim mekanizmasının bizdeki işleyiş şeklini bilmese, insanın kendi kendine? «Bu nasıl iştir? Kim seçer bu adamları» diye sorası geliyor vallahi. Gezdiğim köylerin hepsi de tesadüfen muhalif de­ğildi. Zaten kırka bir nispet gerçek va­ziyeti aksettiren bir rakam olsa idi, ne Halk Partisinin bu derece sinirlenmesi­ne, ne de Seçim Kanununun ıslahı çare­lerinin aranmasına lüzum kalırdı.

Memleketimizi baştan başa kaphyan bu ümit kırıcı hale bir son verebilmek için, tekrar ediyorum, samimî olarak elbirli­ği ile çalışılmalıdır. Aksi takdirde, pat­lak verecek tatsız vaziyetlerin sorumlu­luğu, hakikati bir türlü görmek istemi-yen Halk Partisine.ait olacaktır.

Mecliste müstakillerin rolü...

Yazan: Asım Vs

4 Temmuz 1948 tariMi «Yeni Ga­zetem İstanbul'dan :

Seçim Kanununda yapılacak tadilât mü­nasebetiyle Büyük Millet Meclisinde ce­reyan edecek olan müzakerelerin çok çe­tin olacağını tahmin ediyorduk. Çünkü Seçim Kanunu iktidar partisini yerinde

tutan bir destek, muhalefet partisini de iktidara götürecek olan bir merdivendir. İktidar partisi bu desteğin muhalefet tarafından oyuna getirilerek yerinden oynatılmasını istemez; muhalefet partisi de hiçbir taraftan bir engele uğramaksı-zm bu merdivenden iktidar hedefine var­mak ister. Bu bakımdan tahminlerimiz­de aldanmadık. Meclisteki tartışmalar gerçekten çok hararetli olmuştur.

Fakat Seçim Kanunu tadilâtından bah­sedilirken Meclisin müzakere salonunda bu defaki tartışmalarda en ziyade dik­kate çarpan iktidar ve muhalefet sözcü­lerinin değil, müstakillerin ileri sürdük­leri mütalâalar oldu. Büyük Millet Mec­lisindeki müstakil mi lletv ekililerinin bir kısmı doğrudan doğruya muhalefet lis­tesi ile müstakil olarak seçilmiştir: di­ğer bir kısmı esasen Demokrat olarak seçilmiş oldukları halde sonradan muha­lefet içinde müstakil bir durum almıştır Bu itibarla müstaMl milletvekillerinin mütalâalarında Demokrat Partiden ol­duğu gibi iktidar partisinden de az çok ayrılık olacağı şüphesizdi. Fakat İki ta­raf arasındaki ayrılık mesafesi Ölçüle­cek olursa yine müstakillerin Halk Par­tisinden ziyade Demokratlara yakın ol­maları beklenirdi. Fakat hâdiselerin ge­lişmesi bu noktadan hiç de tahminlere uygun değildir; yani müstakil demokrat milletvekili erinin mütalâaları birçok yerlerinde Meclisteki Demokrat Parti saflarında hoşnutusuzlukla karşılandığı halde Halk Partisi saflarında bilâkis şiddetle alkışlanmıştır!

Bilindiği gibi Demokrat Parti île Halk Partisi arasında en büyük anlaşmazlık seçimlerde (adlî teminat) meselesinde-dir. Demokrat Parti seçim kurullarının basma yargıçlar getirilmezse seçimlerde (adlî teminat) bulunamıyacağı iddiasın­dadır. Halk Partisi ise yargıçların se­çim kurullarında doğrudan doğruya İda­ri vazife alması, haklı haksız birçok şi­kâyetlere maruz bırakılması, adalet ci-•hazının politika iMİraslaırma karıştırıl­ması neticesini vereceği kanaatindedir. Müstakil Demokrat milletvekillerinden Osman Nuri Koni ile Necati Erdem De­mokrat Partinin iddiasını şiddetle ten­kit etmişler:

Şimdi Demokrat Parti ilce merkezlerin­de bile tatbik kabiliyeti çok şüpheli olan ve partiler arasmda bir tefrik gözeten bu formülü köylere kadar teşmil etmek ilsüyor. Halk Partisi bunu kabul etme­diği içimdir İki Meclisin müzakere salo­nundan çekilmiştir. Bizce müstakü va­tandaşlara ve 'müstakili gazetelere !bu işte düşen vazife ara seçimlerde bir ke­re hiç olmazsa bu formülün seçim ku­rulları için tatbiki mümkün olup olma­dığının tecrübe edilmesini, iyi netice verdiği 'takdirde genel seçim için yapı­lacak îysai seçimler kanununda ayni formülün iköylere de teşmil oılunmasını tavsiye etmektir. Seçim Kanunu gerek seçim kurularında ve gerek seçim ko­misyonlarında bütün parti temsilcileri­nin müşaihit olarak bulunmasına ve hepsinin görecekleri yolsuzlukları tes-bit etmesine müsait bulunduktan sonra mutlaka bu kurullarda ve komıisyonlar-da üye olarak particilerin bulundurul­ması lüzumuna bizim aklımız ermiyor. Hem seçim kurullarının ve komisyon­larının tarafsız olmasını iham de bu te­şekküllere particilerin girmesini iste­mek birbirine zıt iM dilektir.

öeçım ahlakı...

Yasan: NadirNadi

II Temmuz 1948 tarilhli «Cumhu­riyet» İstanbul'dan :

Seçim Kanunundan Önce yurdumuzda bir seçim ahlâkının yerleşmesi lüzumu­na burada vekiyle birkaç defa işaret etmiştim. Üç yıldanberi arada bir çıkmaza girdiği görülen iç politika mekanizmamızın aksak noktası işte' burada aranmalıdır. Suç bilinen bir fiilin cemiyet bünyesinde tekerrürü­nü önliyebilmek için hiçbir kanun yeter derecede kuvvetli değildir. O fiil daha önce maşerî vicdan tarafın­dan kötü sayılmalı ve cemiyet şuu­runda yerleşen ■ bu düşünce ferölere kadaraksedeibilmelidir.Kanun,an-

cak maşerî vicdanın dışına fırlayan istisnalara karşt başarılı bir tedbir­dir. Yoksa cemiyet bünyesi tarafın­dan olağan (halleri yasaklamaya kalk­tığı zaman en mükemmel kanunların da âciz kalacağına şüphe edebilir mi­yiz? Birden fazla kadınla evlenmeyi kanun ■ istediği kadar suç saysın, po­ligami müessesesine ait gelenekler­den kendini kurtaramıyan bölgeler­de bu suça engel olunabiliyor mu? Kanun, vatandaşa mesken masuniye­tini sağlamıştır; ayrıca evlerimizin kapısında (birer kilit vardır. Fakat eğer maşerî vicdan zorla evlere gir­meyi kötü bir fiil olarak bellemese idi kapmıızdaki kilitle karakoldaki polis bizi korumaya yeter mi idi ?

Bunun gibi, halk idaresine saygı göstermek lüzumu tapumuzun vicda­nına işlemeli, bu arada hepimizden .önce iktidar partisinin malı olmalıdır Milletvekilliğine adaylığım koyan bir vatandaş, karanlık birtakım oyunlar­la seçildiğinden emin olur, hattâ şüp­helenirse, tıpkı başkalarına ait açık bir hakkı gasbetmiş gibi utanmalı, ve kendisini istifaya zorlıyacak kadar ağır vicdan azablan çekmelidir. Se­çimde' vazife yüklenen on binlerce, yüz binlerce vatandaş da, başarmayı kabul ettikleri işin sorumluluğunu olanca ciddiliği ile kavramlı, ona göre hareket etmelidirler. Bir adama ait bir reyi bir başkasına aktarmakla birinin cebinden para çalmak arasın­da hiçbir fark olmadığımı iyice bil­melidirler.

Bu hususlar iîktidar vicdanında yer etmedikçe ' zaten Demokrasi rejimine özenmek bir taklMden başka bir şey sayılamaz ve her taklid gibi sonunda gülünç veya feci neticeler doğurur, öyle görünüyor ki, ittihadcıların kırk yıl önce başvurduğu bir usul, Cumhuri-yte Kalk Partisi Meclis Grupunda bu­gün hâlâ taraftar bulabilmektedir. Bir devrim partisi olan . ittihatçılar, o za­manki şartlara göre seçimlerde manev­ra çevirmeyi zaruri bulmuş olabilirler. Daha Hepi bir devr/im partisi olan C. H. P., Atatürkün Önderliği altında muhale­feti resmen hedefe doğru açıkça ve ce­saretle yürümeyi tercih etti. Bu hedefin demokraitik esaslarını Atatürk her fır­satta ilân etmekten çekinmiyor, Türk milletinin kendi kendini idare edeceği günlere en kısa yoldan kavuşacağımızı bize sık sık söylüyordu. tmdi, o grin geldi mi, gelmedi mi? Cumhuriyet Halk Partisi tıu suaîi «Hayır, gelmedi» diye cevaplandın-yorsa üç yıidanberi yurdumuzda yapıl­mak İstenen değişiklikleri işaret ede­rek: «Eş mâna?» demekten başka ne yapabiliriz? Cevabın müsbet olduğu­nu kabul ettiğimiz zaman da, Halk Partisi muhitlerinde Demokrasi ahlâ­kını kökleştirmek için vakit kaybet­meksizin ciddî bir gayret iıarcanması lüzumu kendiliğinden meydana çıkar, Sokak kapılarımızda kilit, karakolda da polis var, dedik. Mesken masuniyeti­ni kabul eden sosyal vicdanın ibaskısma rağmen -böyle tedbirlere ihtiyaç varsa, bu, yukarda da söylediğimiz gibi, cemi­yet dışı unsurların her yerde bulunabil­mesinden ötürüdür. Seçim ahlâkı şuur­larda yer ettiği takdirde de iyi ftir se­çim kanunundan kendimizi gene müs­tağni sayamayız. Milyonlarca insanın içinde rol oynadığı bir hâdiseye* bazı kötü niyetli parmaklar karışmak iste­mesin, imkânsızdır. Fakat tekrar edi­yoruz: Kaunun ancak maşerî vicdanın aynası, oiursa bir değer ifade eder. Onun ruhundan uzaklaşmak iktidarı derinden müteessir etmiyorsa ne yapıl­sa boştur.

- Bu karım, bu metresim, bu da hiz­metçim î

Diyen bir poligami müptelâsına medenî aile mefhumunu anlatabilir misiniz? Onun gibi halk iradesine değer vermi-yen siyasi partileri de dürüst ve cen­tilmence bir mücadeleye imkânı yok razı edemezsiniz.

Demokrat Partî bir çıkmaza girmiştir...

Yazan: Eteni İzzet Benice

llTemmuz 1948 tarihlî «Son Tel-şraf» İstanbul'dan :

Demokrat Partinin ara seçimlerine gir-miyeceği artık tahakkuk eder gibi olu-vor. Demokrat Partinin C. H. Partisinin büyük kuvveti ve Miliet Partisinin muhtemel şedit rekabeti karşısında se­çimi kaybetmek gibi bir muvaffakıyet-sizliğe uğramamasını temin bakımından böyle bir kamuflâja muhtaç olduğunu dün yine bu sütunlarda izah etmiş oldu­ğumuz için aynı mevzuda söylenecek bir başka sözümüz yoktur. Bununla be­raber, aklı selimin galebesinden bütün bütün ümit kesmenin imkânı yoktur. Belki, hâdiselerin mütaakıp gelişmeleri içinde Demokrat Parti idarecileri so-ğıikkan<hlğa avdet ederek secim kanu­nundaki tadilâtın isabetini takdir eyler ve hakiki seçim şansianni ve dayanabi­lecekleri oy sayısını ölçmeyi kabul ederler. Halk ve Millet Partilerinin kar­şısında ara seçimi kaybetmiş olsa dâhi Demokrat Parti için böyle bir neticedeğil, ancak fayda sağlar.

PartUiler demokratik hayatta ancak çeşitli hâdiselerin kendilerine teinin edeceği tecrübe ve ibretler içinde yuğ-rula yuğrula pişerler ve kuvvetlenirler. Demokrat Partisi de bu tecrübelere, ibretlere, pişmelere1 olgunluğunun hak­lı kemal ve gururuna vâsıi olmak için muhtaçtır. Zira, ihtilâl partilerimin ve metodlarmm dışında hiçbir yeni parti­nin doğar doğmaz iktidar mevkiine gel­memiş olduğunu öğrenmek İçin dünya kütüphanelerini dolduracok kadar kitap mevcut olmasına rağmen, Demokrat Parti bu hakikate değer vermemiş ve bir hamlede C. H. Partisini devirerek iktidarı eline almak hırs ve sevdasına tutulmuştur. Halkın vicdan, tefekkür, oy hürriyetine dayanarak ve tamamiyle demokratik usullere bağ^ı olarak ikti­dara gelmek bahis mevzuu olduğuna göre. iki de bir bu çıkmaza sapmanın ve iktidar sevdası İle yanmanın boşlu­ğu aşikârdır. Nihayet, Demokrat Parti idarecileri bu memleket halkının C. H. Partisi saflarında da kesiif ve kesin bir çoğunlukarzettiğini takdiretmeli;üç

beş kuru sıkı teşebbüs, beş on miting, birkaç menfaat ve sürüm gazetesini bir araya getirip telgraf çektirmek, sekiz on parlak cümle ile Halk Partisinin ve iktidarının değil, iskambil kâğıdı des­telerinin bile yıkılmayacağını 'bilmeli­dirler. Meşru ve kanuni vasıtalarla mü­cadeleveyinemeşruve kanuni bir seçim, Demokrat Parti ve alelûmum muhalefet partileri için nasıl bir şans ve netice sağlar, .bilmeyiz. Fakat 'her­halde en bedbin şartlar îg. :1e dâhi C. H. Partisinin ifcm memlekette çoğunluk . halinde veya çağunluğa pek az sayı, farkı ile yaklaşan adedde milletvekili çıkaracağından şüphe edilemez. C. H. Partisi bilhassa Tau güven sayesindedir ki, seçim kanununda en geniş emniyet şartlarını sağlıyan tadilâtı yapmaktan geriye kalmamıştır.

Adli teminatta ısrar gösterdiği ve bunu bir prensip haline soktuğu için yeni se­çim kanunu ciciden ve samimen Demok­rat Partiyi tatmin etmemiş 'bulunsa dâhi yeni prensipler sayesinde en sahih, en .güvenilir, en teminatlı ve 'serbest seçim icrasının sağlanmış bulunduğuna şüphe yoktur. Saym Hilmi Uran ve Ha­san Sakanın dün gazetelerde çıkan toah-lan'bu hakikati dayandığı prensiplerle millet nazarında tamamiyle açıkladığı gibi önümüzdeki tecrübeler de, milleti tatmin bakımından tatbiki sahada en amelî, en müsbet neticeyi muhakkak ki Bağlıyacaktır. Fakat, maalesef Demok­rat Partinin ancak dikta rejimlerinde görülen bir ısrar ve inatla kendinin is­tediğinden gayri îıer şeye ayak dire­mesi seçim kanunundaki bu ileri adımı gölgelendirmeyi ive küçültmeyi hedef tutmakta, sürüm ve menfaat .gazetele-■ rinin tavassutu da buna yardım etmek­tedir.

Demokrat Partinin bundan öteye ne yapacağını, hareketlerine nasıl bir inki­şaf istikameti tâyin edeceğini bilmiyo­ruz. Belki, adli teminat sistemini bir program prensibi ittihaz ederek nazari sahada bunun mücadelesini yapacak ve memleketin huzur ve sükûnuna halel getirici tahriklerden tevakki edecek; belki de yarattığı heyecanı körükleye körükleye bir igün idaresine hâkim ola-mıya'cağı müessif hâdiselerin vukua gelmesine saik olacaktır. İkinci ihti­malin vukuu şüphe yok ki, memleket için de, demokrasi gelişmesi için de, De­mokrat Parti için de zarardan başka hiçbir netice sağhyamaz. Demokrat Parti idareci ve teşkilâtçılarının bu yo­la dökülmelerini, kanun ve meşrutiyet zihniyetinden bir an için d'ahi ayrılma-

malarını istemek ve <bu ikazı yapmak hiç şüphesiz bizim olduğu kadar bütün Türk vatandaşlarının da en hâlis ve en tabii vazifesidir.

C. H. Partisi demokratik gelişmenin muhtaç olduğu sağlam murakabeyi temin edecek anlayışlı ibir muhalefetin teessüs etmesi için elinden gelebilen mü­samaha ve müsaadenin ıher türlüsünü gösterdiği ,gibi «hâkimiyet kayıtsız ve şartsız milletindir» prensibine tam. uy­gun olarak seçim işini de milletin tam kendi idaresine bırakmış ve idarî, adli cihazları devlet idaresinin selâmeti ba­kımından kanunun emrettiği murakabe vazife ve salâhiyetleri hududu içinde kalmak üzere seçim işlerinde tama­miyle serbest ve tarafsız bir duruma sokmak istemiştir. Hakikat buyken ve vatandaşın sandığa atacağı gizli: oy, be­lediye, vilâyet meclislerinden, baro, iba. sın, Ticaret, Ziraat, Sanayi Odaların­dan, parti mümessillerinden teşekkül edecek seçim kurulları ve halk huzu­runda tasnif edilecekken, seçimin emni­yetinden tereddütle bahsetmek haksız­lık ve insafsızlıktan başka hiçbir şey ifade etmez. Bu: Bir parti için prensip ve program laykırılığı halinde münaka­şa edilebilir; fakat, aslîa seçim emniyet­sizliği şeklinde tartışma konusu yapıla­maz.

Hele, bu kurullardaki insanların çeşitli partilere mensup olduğu ve önümüzde­ki; genel seçimlerden önce 'belediye, unıu-mıi meclis, muhtar intihaplarının yenile­neceği bahis mevzuu olunca büsbütün yapılamaz!

Bu bakımdan Demokrat Parti, yüzde bin hatalıdır ve maalesef bir prensip dâ­vasının ardında dâhi olmaksızın sırf kendi .arzusunu taîıaklküm ve baskı yo­lu ile kabul ettirmek ve ayrıca bir ka­muflâj hareketi tertiplemek gayreti ile yeniden ibiır çıkmazın içine 'girmiş bu­lunmaktadır.

Temenni edelim ki, bu çıkmaz, bu de­recede kalsın ve Refik Koraltanm, diğer gayretkeş ve şom ağızlı bir muharririn bilgili veya bilgisiz tahmin ve mütalâa, lan istikametinde tehlikeli bir inkişafa sürüklenmesin!.

Seçimlere girmeyen demokra­sinin mantığı...

Yazan: Selim Ragıp Emeç

«Son

15Temmuz1948tarihli Posta» İstanbul'dan :

Son gunller.de iç politika gelişmeleri so­nunda tosmi seçimleri güle oynıya ve hasıansız bir anüıbareze meydanında ka-zanmıya hazırlanan C. H. P. nin bu şe-■taretÜ tezahüratı karşısında Demokrat Partinin müteessir dumnmnıu gözden kaçırmıyan bir çok vatandaşın kemdi kendilerine sormakit,a ısrar ettikleri su­al elan şudur :

Acaba Itemokraıt Parti kısmi seçimlere .girmemekle doğru mu hareket ediyor; yoksa hata mı işelmiş oluyor?

Seçim .gibi fbir çok sürpriz kaydetmiye müsait ve hayatın dinamizm dolu bir realitesinin, başlamadan nasıl bar sonuç vereceğini (tahmin etmek çok zordur ve kehanet hududumu aşan Ibir tefe'ül pe-rendebazltığıdir. Fakat bizim, daima bir tarafı 'kazandırmak için. (tertip olunmuş köhne Seçim Kanunumuzun tadil politi-îeasmın seyrini takip edenler ve bu tadi­lin ulaştığı sinsilik derecesini gözden ka-Çirmıyaoak kadar müşahede kabiliyet­leri varsa anlamışlardır ki, son yapılan tadM ameliyesine hâkim ollan duygular­da en ufak Ibir samimiyet kırıntısı mev­cut olmak şöytte ıdursoın; toilâkâs, burnun­la, ilktidar partisi, çok hesaplı ve belli hedefîli bir maksat takip ederek mem­leketin Ibüyük çoğunluğunu etrafına 'toplayabilmiş olan Demokrat Parti ve aüelûmum Demokratları, kendi silâMa-n ile avlamak ve gelecek -umumi seçimi C. H. P. ne kazandırmak suretiyel ak-'îm kolay erişemiyeceği yüksek bir poli-tika manevrası çevirmek istemiştir. Bu nokttayı bilhassa İzah ed'eJim : Tadil edilen Seçim Kanununun işe ya­ramazlığını id'dia eden .Demokratlar; T>ir muhali mümkün sayarak seçimlere girmiş bulunsalardı; netice ne olurdu? Netice, ya kazanmak veyahut, da kazan­mamak oîurdu. iBu iki .ihtimalden her İkisi de aynı kuvvet derecesinde oddugu-nu ve sandık ibaşı komisyonları da C. H. P. ain elinde bulunacağına 'göre; bil-

farz, toütün bu kısmi seçimleri C. H. P. si Detmoktrat Paı^U adayariına kazandır­maz rai idi Blbatte iki 'kazandıraibilirdi ve bu (küçük fedakârlık ibahasına ve on, on beş mah-dud miletvekiıllligand I>emotkrat Partiye vermek suretiyle Cumhuriyet Halk Par­tisi, her şeyjden evvel; -tadil edilen yeni Seçim Kanununun kendisinden bekleni­len vazifeyi bihakkın yerine getjtnmlş , oüdugıunuıv hüccetini ortaya koymuş iboı lunurdu. Demokrat'Parti de, bu kazan­cın memnuniyetinden doğan çocukça sekir içinde hayalî bir galebenin meş­kûk zaferini (kutlanken 1950 yıhmn, mimli tariM gelip çatar ve o zaman; vaktiyle mükemmel bir seçim mekaniz­ması olduğunu Demokratları ikısmi se­çimlerden 'muzaffer ıçıkanmış bulun-makûa İspat eden aynı kanun; bu defa, ortaya kahir bir C. H. P. Meclis çoğun­luğu yaratıvermiş olurdu.

Görünüyor ki Deanokırat Partinin, yeni tadil edilmiş buJunan eski .Seçim Kanu­nu ite kısmi seçimlere girmemekte yer­den göğe kadar hakkı vardır ve bu çe­kingenliği gösterirken; yalnız iken|dl kendisini aldatmış olmaktan kurtarTnış olmuyor, aksak bir seçim İtamununıın güvensizliğine bel bağlamamak suretiy­le; vatandaşalr arasında doğabilecek alan her türlü sandık başı infiaMerine de peşinen imkân vermemiş oluyor ve sanırım ki, bilhassa bu sonuncu hareke­tiyle, memlekete, ihtimal verilebilece­ğinden de büyük; hattâ pek büyük bir hizmette bulunmuş oluyor.

C. H. Partisinin üzüntü duydu-duğu bir hakikattir...

Yazan: Etem izzet Benice

15 Temmuz 1948 tarihli «Son Telgraf» İstanbul'dan :

Seçim Kanunundaki değişiklik Cumlıur-başkaim tarafından tasdik edilmiş ve kamun Kesimî Gazetede neşrolunarak kat'iyet kesbeitmiş bulunuyor.

Demokrat Partiyi destekleyen gazete­ler, bu haberi verinken, âdeta yeni yeni

cak ibir vetonun . kullaralmamasından üzüntü duyuyorlar. Ayrıca Demokrat
Parti Genel İdare Kurulunun devamlı faaliyetinden 'bahsediyor, C. H. Partisi­
nin tek başıma seçim yapacağını haberveriyor ve partinin toüiyâfef -Mır üzüntü
içinde .bulunduğunu tebarüz ettiriyorlar. Sürüm ve menfaati göz kapaklarına
perde 'halinde indiren ıbu gazetelerin üzüntü sebepleri malûmdur. Fakat, C.
H. Partisinin üzüntü duyması için orta­da hiçbir sebep mevcut olmadığı .da aşi­
kârdır. C. H. Partisi iktidarı ve Türkiye Büyük Millet .Meclisindeki hâkim ço­
ğunluk kendi 'hassesine düşen büyük vazifeyi tam bir Vicdan huzuru içinde
başarmıştır.

Eskisine nazaran., ideal değilse bile idea­le en yakm ve seçim teminatını her bakım'dan haiz bir Ikanun çıkmıştır. Milletin gözü önünde ve millet tarafın­dan yapılacak olan seçimler sonunda edinilecek tecrübeye nazaran genel se­çimlerden önce kanunun heyeti utmu-miyesiin.de yeni değişi'kîiikler yapılması ve en ideal şek'li bu'lunlcaya kadar ge­reken gayreti ve iyi,niyeti muhafaza etmek imkânı ise daima mevcuttur. Vaziyet ve hakikat bu olduğuna; De­mokrat Partinin 'Seçim 'Kanununu vesi­le, ittihaz ederek, iç politikamıza hâkim kılmak istediği hareket tavrı da ma­lûm bulunduğuna göre, C. H. Partisine üzüntü payı olarak düşse düşse ancak şu noktalarda esef "duymak düşer:

A — Demokrat PartiMin, millet oy ve İradesine, tahakküm ve tasarruf ederek mensuplarını seçime 'girmek hakkından meneylemesi,

B — îçpo'litikahayatımızınbilhassa muhtaç olduğu devamlı huzur ve istifcran haleldareder bir politika tutumu gütmesi,

C —- Menfaat ve sürüm gazeteleri baş­ta gelmek 'üzere her türlü vasıtayı C. H. Partisi aleyhine tacirlik edereik halk efkâr ve vicdanı üzerinde bir baskı ve suizan yaratınıaık gayreti. Bu gibi sebepler, gerçekten C. H. Par­tisi için kurmaya ve gelişmeye gayret eristiği geniş demokrasi rejimini .müte­essir edici üzüntü sebepleridir. Samimi ve hakikî bir partimin demok­rasirejiminde en baştagelenseçim

hakkından, mensuplarım, seçime girme­meye teşvik eylemek suretiyle men'e-kalkışması en hafif ifadesi ile antide­mokratik olmanın ta kendisidir. Genel idare kurulunun neye karar ver­diği henüz resmen ilân edilmemiş ol­makla beraber, bu yolda Celâl Kayara atfoüunan ve Ahmet Emin Yalman ta­rafından bilhassa açıkılanan kesin niyet bu hususta en kuvvetli misal ve vesi­kadır.

Demokrat Partinin kendisine hâs anti­demokratik hareket tavrı yetmiyormuş .giıbiımüstaikil.demokratlarveMillet Partisinin gazetelerivasıtasileseçime girmemeye taşıviketmesi de hiç şüphe yok ki,memleketin iç politikadüzeni ve muhtaıç olduğumuz istikrar bakımın­danşayanıarzubirımetoddeğildir. Bununla bei'aber, henüz «Millet Partisi» resmenteşelkkületmemiştir ve teşek­külünü takiben ibu fuzulî teşvike ve ve­sayeteiltifat.gösteripgöstermiyeceği de bellideğildir. İKendinegüvenen ve rakiplerinin vasiliği altında hareketleri-' ni ayarlamak (mevkiine düşmek istemi-yen bir parti için- elbette ki hattâ her ' şartarağmen seçimekatılmak ^fasın­dan 'kaçınılmaz bir vecibedir. Menfaat ve sürüm gazete1!erinin efkârı umumlyeyi ive millî Vicdanı C. H. P. si aleyhine suizanda (bulunmaya sevfeedici mahiyetteneşriyatta(bulunmalarıise1 ancak ve sadece çirkindir ve kendi po­litik karakterlerinin açık delilidir. C H. Partisinin memleket'idaresindezaman zaman kusurları olabilir. Bunu işaret ve-itiraf eylemekten sakınacak değiliz. Fa­kat, bu kusurlar yanında ve (karşısında-1 o kadar büyük ve tartıda nSsbetsiz şe­kilde ağır basan şeref doluhâzsmetlerl vardır ki, bunları halkın şuur ve kabu­lünden saklamaya imkân olmadığı gibi, halk vicdanımı unaikûstesirlere ve ka­naatleres evık edebilmenindeimkânı yoktur.

Dış politikadaki yüksek emniyet ve hu­zur müilâhazaiları bertaraf, yalnız Halk: Patfüisinin geniş demokrasiyi bu mem­lekette tahakkuk ettirmek yolundaki devlet adımlarını gözönüne getirmek daîıi halkuı şuur, fikir ve vicdanda başlı başına mevcut olan itimadı ölçmenin; esaslı bir kaynağıdır.

Seçim Kanunu ve yabancı âlimler...

Yazan: Asım Us

21 Temmuz 1948 tarihlî «Yeni Ga­zete» İstanbul'dan :

Tasvir Başyazası Cihat 'Baban Anka­ra'da foazı söylentiler duymuş. Dışişleri Bakardığı Seçim. ■Kanunun'un Mesîisteki tadillerden sonra aldığı şekli muhtelif dillere tercüme ettirerek yabancı hu-kuik mütehassıslarına verecek ve ika-mmda mevcut olan adlî ve idari temi­natın seçim emniyeti için yeter derece­de olup olmadığı hakkında mütalâala­rını soracakınış.

Ara seçimlerde îde hükümet tarafından herhanıg'l şekilde foırr baskı olmadığını İspat içjlıı yabancı memleketlerden san­dık başlarına müşahitler davet edecek­miş. iSayım arikadaşımız !bu tarzda bir t«şebfbüsü «korkunç», kelimesi ile vasi*-landnıdıiktan sonra içişlerimize ■yaibancı-larm karıştırılması doğru olamıyacağım yazıyor.

Hatırımızda kaldığına göre Büyük Mii-16t Meclisinde seçim emniyeti foahsi üze­rinde tartışmalar olduğu bir sıraıda Başbakan 'Hasan iSelka kamında yapıla­cak tadilât muhalifleri tatmin etmiye-cek olursa bir İsviçreli, diğeri 'Holandalı îki 'hukuk, mütehassısmın hakemliğini kabul edebileceğin!, söylemişti. Bahis mevzuu oflan söylentiler Demokrat Par­tinin yayınladığı bir tetoliğ 'ile ara se­çimlere iglremiyeeeğini ilan. etmesi üze­rine Başbakanın Mecliste söylediği söz­lerin 'tazelenmiş o-MÛğımu gösteriyor. Falkat seçimlerde hükümet1 ftaTafınclon hiçbir toasikı olmadığını ispat için' ya­bancı müşahitler da-vet etmek fikri akıl ve mantığa si'ğacak ıbdr ihtimal değil­dir. Onun için bu İkinci moıkta üzerinde hiç duranıyarak SeçiLm Kanunu hakkın­da tarafsız memleketlerdeki huikuk mü-tehas-sı^larmın mütalâasını almak bahsi üzerinde (biraz durmak istiyoruz.

Demokrat 'Fartinm seçiimlere girmemek kârannı bildiren tebliğ hâîkamîerin se­çim kurulilarmda ıbaşkanlıik yapması yolundaki iddiasında -asrar. ederken bü­tün yabancımemleketleri.feuhususta

miisal olarak iüeriye sürmüştür. «BÜtöu. yabancı memleketlerde olan bdr usul bizde reddiliyor» iddiasına karşı taraf­sız yaibancı hukuk nnütehassiislanniTî-kanun îhaJkkmidaJki mütalâası sorulursa bir suç mu teşkil eder? Biz fbunu an­layamadık. Mm bildiğimiz hâkimler fbazı memlekeıtaeıride seçimlerin idaresine 3canştırıLmıştH -Fakat ■bâr' -çotk meifile-acetüerde ikarıştırılmamıştır. ^Böyle dimi ve (hukuki bir Ühtilâfita her iki taraf noktai 'nazarlarında ısrar ederlerse ki-ımiin haMı o'lduğu anlaşılmak için em kestirme yo-1 bilgi sahibi, tarafsız mö-telhassıslajrrn (hakemliği değilmidir?

Bizim .Seçiım Kanunumuz hâkiımleri se­çimlerin doğrudan doğruya idaresine-kaTistırmıyor. IFakat hâkimlere seçim" İşlerinde mühim vazifeler veriyor. Seç­menlerim isimleri defterlere (kaydedil­memiş olursa, hâkimlere şikâyet edile­cektir. Hâkimlerin kararı üe bu dş hal-ledi'lecefctir. iSeçim işlerine fesat karış­tıranlar olursa bunları cezalandırmak İÇin ' yine hâkimlere başvurulacaktır. Demek iki hâkimlerin seçiım işlerine ka­rışmaması seçiımi düare edenler üzerin­de kontrol vazifesi teemldilerinde olma­sındandır. !Bu sebeple seçimlerde adlî1 teminat yoktur iddiası tamamüe hak­sız ve yanlıştır.

Bununla beraber ihâkimilerta seçim ku­rullarına getirilmemesine ımu'kabil no­terler konmuştur. Noterler de vazifeleri İtübariîe birer hâikim ^demektir. Noter­lerin tanzim ettükleri vesikalar bir çok hallerde bir mahkeme kararı gibi ic­raya esas teşkil eder. Sonra seçim ku­rullarına noterlerin' konmasile iMifa olunmamış, ayrıca parti temsilcileri va­zifeli üye olarak '. bulundurulmuştur. Parti temsilcileri seçim 'kurullarına gir-r diği halde seçim komisyonlarına gtome-mesi sebebi de seçim ■komisyonlarının seıçim (kurulları tarafından tâyin edile­ceğinden dolayıdır. ISeçiim 'kurullarında vazifeli olarak bulunacak olan1 partî temsilcileri bu tâyin haikkı dolayısile seçim komisyonları üzerine müessir bir kontrol 'salâhiyetini haizdir. Seçim Kanununda yapılan tadilât seçim1 kurullarının ve komisyonlarının . teşkili ameliyesine siyasi partilerin doğrudan doğruya tesirlerini'önlemek güvesi istihüaf edilmiştir. Yapılan tadilâtın tat­bikatta ihatalı oluşp olmadığım ara se­cimler tecrübesi gösterecektir. Demok­rat Partinin seçimlere girmemesi İm. tecrübe için ibSr noksan olabilirse de bu noksanın seçimlilere girecek müstakil milletvekileri adayları arasındaki reika-bertferle "karşılanması mümkündür. El­verir ki seçimlere girmek: üstemiyen DemcCcrat Parti tarafından tahrikat yapılmasın ve oy hakkına sahip olan vatandaşlar sandık başlarına gelip ser­bestçe haklarını kullansın.

Millet Partisinin beyannamesi...

Yazan: Selim Ragîp Emeç

23 Temmuz 1948 tarihlî «Son Pos­ta» îstanUmlldan :

Sayın Avukat Kenan örter tarafından kurulan ve faSırî (Başkanlığı Emekli Mareşal Fevzil Çakmak tarafından de­ruhte -edilen «Millet Partisi» nin beyan­namesi Mareşal -Fevzi Çakmak imzası altında sayın, Kenan öner tarafında» dün basma tebliğ" edilmiştir.

Her siyasî partinin (belli bir ekonomik ve sosyal dava ile ve kendi kanaatinin zıddı fikirlerle mücadele için ortaya çıkması esastır. «Millet Partisi» nin böyle bir programı olmayıp umumi bir takım ahlâk prensiplerinim tahakikuku-nu temin maksadiyle teşekkül ettiğini beyan «tanesi; siyasi olacak yerde ah­lâkçı olmayı müreccah görmüş nevi şaflısrna maftsus bir partinin memleket politika tarühinıde âdeta ilk defa bünye-1 emmesi hâdisesini meydana getiriyor, desek yeridir. Halbuki bugünün şartları içinde vücut bulan bir süyaısî partinin1; karşısında mevki alacağa D. P. ve ikti­darı kuvvetle elinde tutmıya çalışan Cumhuriyet Halk Partisi gibi partile­rin iktisadi, mali ve sosyal programla-riyle en az karşılaştırıîaÎM'îeceOî: bir ta­kım kanaatleri bulunmak gerektir M, onun 4-çin; ileride, bir nebzecâk, dahi bir kazanç ve muvafakiyet ihtimali fikir­lerde belirebilsim. Teni. «Millet Partisi» nto böyle !bir yol tutacak yende, herke­sin dileyip kimsenin şimdiye;-3ca"dar te­min atmiye muvaffakolmadığı umumi

bir takım «Haksızlıkları kaldırmak;1 hususi ve siyasi hayatta ahlâkı hâkim kıTmalk; aile müessesini . yükseltoneik; halka ve .g-ençîiğre millî duygulara aşı­lamak; devlet ve Hazine menfaatlerim bahane ederek yapılan haksızlıkları yok etmek; halikm ve köylünün refahını' ilme ve namuslu çalışmalara dayana­rak (temin etmek; hususi teşebbüsü ser­best (bırakarak vatandaşlara çalışma imkânları vermek; Ü>it takım ezici yer­gileri az-ailitomailc; mesul olmıyanlarm mesulmüş gibi [hareket etmelerine mâni olmak ve bütün devlet makinesini halk içinde çalistırmaik ve (bu maküneyi onım hizmetkârı haline getirmek» gibi umu-miyetle pek Tıoşa giden, ziyadesiyle ar­zuya değer olan ve faikat yflrürlüg'e' konması imkânları pek de bulunaanıyan tatbikata ait formüMeti ortaya atmak; hepsinin altından kalkmak şöyle dursun; belli ibaşlı birkaç tanesini dahi tahak­kuk ettirmek (hele şu zamanda. pefc" mümkün olmıyan 'bir takım kuru vâd-lerde bulunmak ve halkın inanç istek-leııini tistâsmar demek olur iki büyük İddialarla meydana çıkan bir partiye, bu, yakıştırılamaz.

Çünkü bir cemiyette aile namusu da;-ahlâk da; vergilerin hafifliği "veya ağır­lığı da, serbest iş sahas'P.ın genişliği veya darlığı da; devlet makinesini ça­lıştıranlar bir takım maaşlı memurlar olduğuna göre bu makinenin iyi veya fena çalışması da; genç veya yaşlının millî duygularla müteha'Mi olmaları û&; hususi ve siyasi hayatita ahlâkın hâkim olabilmesi de; .maalesef şimdi hep o ce­miyetim iktisadi şartlarının müsaidligl-ne müsaadesizliğine bağlı bulunuyor, A<; ayı oynamaz; meseli bu bakımdan tereddütsüzce ve şiddetle foenümseyebi-îeceğiğimiz bir ata sözüdür.

Bütün bu sebeplerden ve iîeri sürülen iddiaların bir bakışta göze çarpan ve prensiplere dayammıyan çürüMüğündeis ötürü; «Millet Partisi» nin ekonomik programı vazüh maddeler ve günün flfe-tiyaçlarını cevaplandırır şeküde ortaya konmadan; nun bütün ibu iddialarınla sumU ve hakikatte bu partinin; evvelce de ifade ettiğim gibi, bir küskünleridir öfke parftisd .olduğunu söylemekasla yanQış alamaz. 'Benim bu iddiamı bizzat Saym Mareşalin kendisimin 'dahi teyid etmekte olduğunu, kendilerinin yayın­ladıkları beyannamenin başlangıcı da, esasen şu sekilide ifade etmiş oluyor:

oiidusundaki hizmetim es­nasında siyasetle meşgul olmamayı esiş ittihaz etmüş ve yurdun müdafaasını sağlayan ordumuzu da politikadan uzaik bulundurmuştum. Bu euretîe mu­vazzaf hizmetimi ıtamarmladıikıtan sonra Yaş Haddi Kanunu ile ve vâki tebligat üzerine emekliye aynîmis ve evime çe-Mlmiş idim.»

Yufcartya -çıkardığım cümlelerin sarüh mânası, siyasi bir parti liderinin kale­minden çıkmış olmak itibariyle hüzün vericidir. Şu balkısından iki; [bir defa emökliye ayrılıp da vâki tebligat üzeri­ne evine çekümemSş olsa amiş; bugünkü maceralı duruma düşmiyeeekmiş; gibi fikir telkin ediyor.

Sonra da; o zamanki sıfatından dolayı kabineye dâhil Ibir hükümet üyesi ol­masına rağmen siyasetle meşgul olma­dığını söylemesiyle de, dünJkü ve bu­günkü hareketleri arasında mantıki bir bağUantınm mevcut olmadığı ve sayın Mareşalin tâbiriımi af buyursunlar- kır-tandan sonra saz çalmaik hevesine düş­müş oldukları kanaati uyanıyor ve ken­dilerinin ibu beyanatlarını okuduktan sonra, son günlerde intişar eden siyasi bir hatırada göze -çarpan .şu satırları hatırlamamak da mümkün olamıyor:

«...Ati Rıza Paşa orduda kumandanlık etmek için değill, bittabi dahili ve harici siyaseti tedvir için Sadrazam nasbolun-duğu zaman «-Morning Post» Gazetesi muhabirine: — Ben asker olduğum ci-hetîe siyasete (karışmam! demiş, yani bizim Nafıa Nazırına taş çıkartmıştı...»

Sayın Avukat Kenan Öner'in sözcülüğü ve emeMi Sayın (Mareşal Fevzi Çakma­ğın fahri Başkanlığı altında teşekkül eden üMillet Partisi» nin beyannamesi, bende, yukarda açıklamıya çalışmış ol­duğum işte bu kanaatleri uyandırdı. Ve bu partinin; Demokrat Parti tarafından şimdiye kadar iddia edilegelmiş olan esaslarda» başka tek bir fi'kri dahi ya­ratabilmişolduğunugörmiyerek, mevcudiyetini kendisine borçlu bulunduğu Demokrat" Partiye «Muvazaacı, muva­zaaca diye öfkelenen ve bu Öfkesinin intikamını nasıl alacağım pek bikniye-rek ve fakat bir şeyler de yapmaktan geri kalmıyarak bugünkü demofcratlar-arası lüzumsuz iftiran? ve çatlaklığa bir marifet süsü vermekle teselli bulduğu­na inanıyorum.

Düşünüyorum ki «Vaki tebligat* ne­ticesinde meydana gelen « ıMallet Par­tisi» nin doğuşundan evvel; «Tebligat» lara ehemmiyet vermeden millet vekil­liğini teperek Millet Meclisinden, çıkıp demokrasi davası peşine -düşmüş olan­lar vardı ve hiç olmazsa onlar; serbest millet (hizmetine girmek için yaş had­dini beklemiyecek kadar tolr başka fe­ragat numunesi göstermişlerdi. Maa-mafiîh demokrasi dâvası öyle bir müca­dele ummanıdır ki Alinin Üe gücüne. Velinin de gücüce muhtaçtır. Yeter ki mücadeleye katılan [bu güçler için; mîl­letin minnetine peşin peşin çanak açıî-

Mület Partisi...

Yazan: Nadir Nadi

23 Temmuz 1948 tarihli «Cumhu­riyet» istanbul'dan :

Yıllardan beri kuruldu, kuruluyor, kuru­lacak diye etrafında bir sürü dedi kodu yapılan Millet Partisi nihayet eksiklerini tamamladı ve çalışmaya başladı, Dünkü gazetelerde Mareşal Çakmak'm millete hitaben kaleme aldığı bir beyanname vardı. Millet Partisine millet yolunda başarılar dilerken bu yeni siyasi teşek­kül hakkında düşündüklerimizi kısaca aşağıya geçirmek lüzumunu duyuyoruz: Bir defa Partinin adını oldukça tuhaf bulduğumuz saklıyarmyacağız. Birbirine zıt mânalar taşıyan iki kelimeyi yan ya­na getirip kendilerine alem yapmakla saym sunucular ~ (takdim ediciler), a-caba ne gibi bir mak3at gütmektedirler? Millet, belli sınırlar içinde yaşıyan, bir­birlerine birtakım bağlarla bağlı insan topluluklarına denir. Eu, bir bütün ifade eder. Hâlbuki parti parça demektir;-bir milletten olan fertlerin ancak bir kısmım bağrına basar. Vatandaşlar, Devlet dairesine hâkim olmasını istedikleri po­litika inanışlarına göre partilere ayrılır­lar; fakat hepsi aynı milletin evlâdıdır. Millet Partisinin sayın sunucuları — (takdim edicileri), bu adı .seçerken bütün milleti temsil etmek gibi bir iddiaya ka-pılıyorlarsa kendileriyle beraber olmadı­ğımızı peşinen söylemeliyiz. Bütün par­tileri içine alıp temsil etmek gibi bîr id­dia, f maazallah-ü taalâ) gide gide öte­ki partileri ilga etmeye ve nihayet bütün milletin tek bir şahısta sembolleşmesine kadar varabilir. Böyle bir netice ise, bu­günkü gayemizin tam tersi demektir. Millet Partisinde gözümüze çarpan bir nokta da sayın sunucuların = (takdim edicilerin) hep yaşlı başlı ve saygı de­ğer zatlar olmakla beraber, çok sert ko­nuşan, ağzına geleni söylemekten çekin-miyen, (asabi-yü! mizaç) kimselerden ibaret bulunmaktadır. Bunlar, bu yaşa kadar politikaya uzak kaldıkları halde Ski üç yıl gibi kısa bir zamanda birkeç defa parti değiştirmişler ve bunu yapar­ken de harikulade karakterlerinin bükül­mezi iği üe övünmüşlerdir. Her ne kadar akıl yaşta değil bastadır, diyorsak da politikanın da tıpkı askerlik gibi, hekim­lik veya muharrirlik gibi hususi istidatla beraber geniş bilgi, uzun tecrübe istiyen bir sanat olduğunu düşünürsek, altmı­şından çok sonra yeni bir hayata atılan sayın sunucuların bu meslekte nasıl ye­tişebileceklerini merak etmemek elden gelmiyor. Sert konuşmak, mücadeleden yılmamak, şiddetli hareketlerle hasmına saldırmak politikada bir meziyet sayıla­bilir. Fakat her sanatta olduğu gibi bun­lar sadece gayeye varmak için birer va­sıtadır. Politikayı ağzına geleni söyle­mekten ibaret sananlar, bîr gün dudak­ları arasından dökülen incilere kimsenin aldırış etmediğini görürlerse elbette hayretler içinde kalacaklardır. Millet Partisinin kendisine program ola­rak çizdiği maddeleri de bir hayli ace­mice bulduğumuzu şuracığa kaydediver-meliyiz. Yeni parti, anlaşılan hem Halk­çılarla, hem de Demokratlarla savaşa­caktır. Dün okuduğumuz beyannamede bunu açıkça gösteren satırlar vardır. Halk Partisi, şef sistemini hâlâ yaşat­makla, Demokrat Parti 'de gevşeklik, tembellik ve fazla uysallıkla suçlandırılmaktadır. Millet Partisi, bir yandan rakiplerine karşı.amansız.bir mücadele açarken, bir yandan da Devlet idaresin­deki yolsuzlukları ortadan kaldırmaya çalışacağını, suiistimali, hırsızlığı, na­mussuzluğu ve bütün kötülükleri yene­ceğini, hususi teşebbüse geniş çalışma imkânları hazırlıyacağmı, aileyi kuvvet­lendireceğini, çocuklara din dersi oku­tacağını vadediyor.

Gözümüze çarpan yukarki maddelerdeki bir iki yenilik üzerine okuyucularımızın dikkatini çekeceğiz. Bunlardan bir ta­nesi, Anayasamıza geçen Halk Partisi­nin altı okuna Millet Partisince aldırış edilmemesidir. Bu, kayda değer bir nok­tadır. Hususi teşebbüs aile ve din gibi müesseselere verdiği ehemmiyetle aşın sağ bir karakter taşıyan yeni Parti, yur­dumuzda kurulan bütün partilerin bir­birine eş olması tuhaflığını ortadan kal­dırıyor. Böylece, yarm solcu bir partinin de kurulması imkânlariyle karşılaşıyo­ruz demektir ki, bu kadarını bile siyasi hayatımız bakımından bir kazanç saya­biliriz. Mareşalin beyannamesinde göze çarpan bir ikinci yenilik de rüşvetlere hırsızlıklara ve her türlü suiistmallerle mücadeleye dair Parti programına mad­deler konmuş olmasıdır. Bizim bildiği­miz bu gibi içtimai hastalıkları yenmek ve önlemek Devletin en başta gelen va­zifelerinden biridir. Hangisi olursa olsun iktidarı elinde tutan her parti suçlara karşı göz yummamak mevkiindedir. Parti programlarına yalnız yapıcı ve öteki siyasi teşekküllerden ayırdedici umdeler konur. Nabükodonozor ve İkin­ci Ramses devrinden beri kötülüklerle savaşıl maktadır ve devletler var olduk­ça da savaşılacaktır. Millet Partisi, bu­nu programına almakla vakıa bir yenilik yapmıştır. Fakat doğrusu biraz garip bir yenilik.

Mareşalin beyannamesi müna-sebetile...

Yazan : Cihad Baban

23 Temmuz 1948 tarihli «Tasvir» İstanbul'dan :

Müstakili İstanbul Milletvekili Sayın ym Mareşal Fevzi Çakmak, kurmuş olduğu Mfllet Partisinin Fahrî Başkanı odaraik yeni bir program ve ibeyanname île (milletim karşısına yıkmış bulunuyor. Memleketin jmıkadıderaftı bakımından hazımsız kalmayı artık faydalı telâkki efoniyen Sayın Mareşal, fiilî politiika mücadelesinin ortasındadır ve bu müca­deleyi de beyannamesi iüe resmen Hân eylemiş bulunmaktadır.

Mareşalin demokrasi dâvasına yaptığa hizmetin büyüklüğünü hatrrlatî kadir bMrîik cûur.

Bütün bir tarih boyunca cepheden cep­heye koşarak, bu yurdun mefahirine ye­ni zaferler ve hizmetler ekliyen Mareşal kendi tarihî hüviyetini ve mümtaz şah­siyetini de muhalefetin hizmetine koya­rak, .vatandaşların ruhundaki şüphe ve tereddüt havasını silmiş ve hüriyete ge­niş bir ufuk açmıştır.

Beyannamesinde söylediği gi<bi, Halk Partisinin kendisine uzattığı eli unf ile reddetti, reddetmekte haklı idi, çünkü >Iaresal Çakmak gibi tarihî bir sima emeklüîere uzatılan ekmeğe iftikar edercesine bu davete şitap edemezdi. Mecliste miktarları bir hayli olan, ve taltif edilmeleri, tatmin edilmeleri gere­ken bir çok emeklinin yanında, lûtfa m-azhar olmuş bir insan gibi oturamaz­dı.

Fakat millet kendisinden hizmet iste­yince de, koşmamazhk edemezdi.

Sayın Mareşal bu hizmetinde muvaffak oldu: 21 Temmuz günlerini ve onun akabindeki felâketli ve kâbuslu devir­leri bir göz önüne getirelim... Vatan­daşlar kül halinde bedbinliği sürüklen­dikleri zaman, necat ve kurtuluş çare­sini Mareşalin şahsında1 görüyorlardı. Recep Peker zihniyetinin vatandaş hak

ve hürriyetlerine savlet ettiği devirde «evvelâ Mareşali imha etsinler, sonra sıra bize gelir!» diye düşünen insanlar, Mareşalin yıkılmaz, hüviyetinin arka­sında kendilerine rahat bir mücadele melcei buluyorlardı.

Sayın 'Mareşalin, demokrasi dâvasının başındaki azmiyle bumemlekete yeni

partisinde "de-hizmet .fetm.&sini temenni ederiz.

Beyannamenin baş tarafı, hemen yarısı­na kadar, 21 Temmuzdan beri içinde yaşadığımız günlerin sadakatle tasvir edilmesinden ibarettir. Bu tasvirden sonra, müşarünileyhin memleketin ida­re tarzı hakkında varmış olduğu hü­küm çak yerindedir. Bugünkü 'gidiş, va­tanımızı uçurumlara sürüklemektedir. Millet hâkimiyeti lâftan ibaret kalmak­ta ve millet hâkimiyetinden kasdolu-nan, murat olunan faydalar istihsal edi­lememektedir.

îdari ve iktisadi hayatımız bir hercü merç içindedir. Halk her gün fakirleş­mekte, perişanlık ve içtimaî sefalet git­gide artmaktadır. Bu teşhis üzerinde hiçbir vatandaşın, hattâ Halk Partisi mensuplarının bile ihtilâfa düşecekleri­ni zanetmiyoruz. Bizim, bu beyanname ile mutabık olmadığımız tek nokta, eğer yanlış anlamıyorsak. Sayın Mareşalin. Demokrat Parti hakkındaki düşüncele­ridir. İfadede Demokrat Parti sarih olarak zikredilmemiş olmakla beraber, sayın Mareşal kendi kurduğu muhale­fetin, bünyesini izah ederken, öteki mu­halefette, yani Demokrat Partide be­ğenmediklerini de şöyle izah ediyor: «öyle bir muhalefet ki, iktidarın teh­ditlerinden korkmasın! Onun her turta baskısına göğüs germeğe hazır olsun, ondan gelecek oyalayıcı vaidler ve suni dostluk nümayişleri karşısında sebat­sızlık .göstermesin, yumuşayıp mücade­lesini, gevşetmesin ve yarı yolda bırak­masın.»

Bu satırlar hakkındaki düşüncelerimi de şöyle açıklayayım: öyle zannediyo­rum ki, beyanamede sayın Mareşalin, ileri sürmüş oldukları fikirler arasında yerine en az oturanı,' şu yukarda birkaç satır içinde ifade etmiş olduklarımızdır. Eğer muhalefet, yâni Demokrat Parti, iktidarın tehditlerine pabuç bırakmış olsaydı, bugün çoktan ezilmiş, mensup, lan, nefyedilmiş, mürettep suikast va­kaları dolayısiyle zindanlara atılmış, is­yana tahrik suçundan dolayı mahkûm edilmiş olurlardı. Recep Peker, Sök-mensüer, Mümtaz, ökmen ve onlarm yaram-bunu yapamadıîarsa, bunun-tek ;ebebi, o tarihte, saym Mareşalin.şahsi nüfuziyle desteklediği Demokrat Partinin, her ne pahasına olursa olsun, korkuya yer vermemek hususundaki azmi idi.

Objektif 'bir mütalaa dermeyan eder­ken, Sezann hakkını Sezara vermek mecburiyetindeyiz. Eğer Demokrat Par­ti müteşebbisleri bundan üç yıl' %wel muhterem veya gayri muhterem) her-hang bir1 sebeple ortaya atılmamış bu­lunsalardı, bugün Millet Partisinin ku­rucuları, siyaset sahnesinde bulunmıya-caklardı. Eğer, devlet hayatına yeni si­yaset adamlarının, yeni şahısların isim-îeri karışmışsa, bunda Demokrat Par­tinin şerefli (hissesini unutmamak lâzım­dır.

Buna yaptığı bu vazifeden dolayı mut­laka ödenmesi lâzımgelen bir şeref payı ayırmıyacağız, millet hizmetleri ivaz karşılığı yapılmaz. Fakat şunu da ka­bul etmek lâzımdır ki, bu memlekette 'muhalefeti yıkmak için, köprü başların­da pusu kuran hafiye kılıklı insanların tezviratma rağmen, kanun yoliyîe mü. cadeleyi; ve kanun fikrîni hâkim kılma­yı, Demokrat Parti memlekette yerleş­tirmeğe muvafak olmuştur.

Millet Partisi de kanun yolundan ayri!-mıyacağmı ifade etmektedir. Böyle olunca, ne çeşit bir mücadele tarzı ta­kip edeceğini merakla bekliyoruz. Yani mütemadiyen fhayır!) diye bağıracak, yazacak, beyanat verecek.. iSonra?. Ne­ticeye; iktidara nasıl varacak?..

Eğer Millet partisi bu hizmet mevkiine kanun yolundan gidecekse, nihayet ika-nunun müsaade ettiği nispette sert ola­bilir. Onun ölçüsünü de önümüzdeki günlerde göreceğiz..

Fakat şunu da unutmamak lâzımdır ki, bir parti sert olmak için sert olmaz, öy­le ica'oettiği için millet haklarını iktisap etmek lâzım geldiği için sert olur. Eğer Millet Partisi, Demokrat Partiden doha sert olamazsa, veya yalnız sert olm<k için sert olursa, biz şimdiden kendisini temin edelion ki, bu yol kendileri 1çm muvaffakiyetli olmıyacaktır.

Demokrat Partinin oyalayıcı vaidlere kapıldığını biz zannetmiyoruz. Yalnız seçim kanunu müstesna, diğer vaidlerin yerine getirilmiş olduğunu söylerken bir -dürüstlük vazifesini de yerine ge­tirmiş- bulunuyoruz.

Iskan kanununun lağvı, polis- vazife ve salâhiyet kanununun 18 'inci maddesi kaldırılması, sıkı yönetimin kalkması aldatıcı vaidler olmasa gerektir. Belki istihsal edilen şeyler ezdir, en. Önemli hususlar-mahfuz .--kalmıştır. Secim ka­nunu bu memleket için yeni bir felâket hazırlamaktadır. Faîcat, bütün bu felâ­ketleri önlemek için Demokrat Partinin elinden geleni yaptığını kimse inkâr edemaz. Maksat memlekete hizmet ol­duğuna göre temenni edelim ki, bun­dan sonra, bu zor işleri başarmak şere­fine de Millet Partisi nail olsun!

Bundan evvelki yazılarımda da söyledim, tekrarında fayda görüyorum. Muhalefe­tin kendi arasında 'boğuşması için daha çok zaman vardır.

Bug'ün böyle bir boğuşma patlak verir­se, bunun tek sebebi, şahsi meseleler olabilir, bu milletin, şahsi ihtiras ve me­seleler doîayısiyle, yaratılacak ne arzu­su ne de zamanı vardır? Eğer muhalefeti teşkil eden partiler-, bu memleketin hak ve hürriyetini kendi kalesi içinde esir tutan iktidar partisine karşı müttehit bir hücuma geçmezlerse, dâvaya, doîayısiyle memlekete hiyanet etmiş olurlar.

İktidar aşkı için birbirine düşen bir mu­halefetten, memleket nefret eder, ieah-tan müstağnidir "ki. bu nefret, yaipız Halk Partisinin işine yarar.

Kaldı ki memlekette muhalefeti yalnız muhalefet yapmak için yapmıyoruz. Maksadımız memlekete hizmet, millî murakabeyi tesis etmektir. Gayesi yal­nız muhalefet olan bir topluluğa kıy­met verecek değiliz. 'Bu itibarla 'muîıa-lefeti teşkil eden partilerin, mutlaka, boz vatandaşların istediğimiz gayelere ulaş­malarını temin için yola çıkmaları şart­tır. Yani netice istihsal edilmelidir. Bu neticeye gidilirken, partiler birbirlerin­den farklı yollarından gidebilirler, fakat bu metod farkları ve münakaşaları fcizim ilerleyişimizi dur durmamalı, hızı­mızı kesmem elidir.. Biz metod münaka­şaları yüzünden birbirimize caba rütbe verecek olursak, unutmamak lâzımdırki,' caba rütbe veren taraf yalnız ikti­dar partisine hizmet etmiş olur.

Yazan Prof. Dr. Yavuz Atadan

24 Temmuz 1948 tarihli Anjkara'dan. :

Yeni Türkiye, Lozan Barışiyle ndan yirmi beş yıl önce, devletler camiasında ' kendine lâyık şerefli yeri aldı. O günden beri Lozan, hem millî varlığımızın hem de toprak bütünlüğümüzün hukuki des­teğidir. Milletlerarası münasebetlerimiz, hep bu esas kanuna dayanır. Millî varlı­ğımızın iç yapısında millet hâkimiyetini kaideleştiren Anayasamıza karşılık, Devletimizin dışa karşı bağımsızlığım gerçekleştiren hukuk anıtı, Lozan'dır. Bu yüzden bizim için Lozan, yalnız bir İsviçre şehrinin adı olmaktan çıkarak Türk ruhunun derinliklerinde millî ve öz bir değer kazanmıştır.

Miilî dehâmızın üniversel kıymetini be­lirten Lozan, Türk tstiklâl fikrinin, hak ve adalet ülküsünün hukuki şahsiyet ka­zanmış bir sembolüdür, inkılâpçı Türk dünya görüşü, bu antlaşma ile değişmez beşerî kıymetlere dayanan ileri bir hu­kuk telâkkisi ve bir anlaşmalar sistemi yarattı. Lozan'la birlikte sınırlarımız içinde yeni düşünce ve yaşayış disiplini­ne uygun bir idare sistemi yerleşmiş, Türk demokrasisinin gelişmesini sağli-yacak temeller atılmış, milletlerarası geçim bakımından da Örnek bir hukuk ye nizam tasarısı yaratılmış oldu. Lozan hakkı ve adaleti Birinci Dünya Harbinin galiplerine tanıtıp gerçekleştirdiği için - La Pradelle'in formüliyle - bir kültür ve medeniyet zaferidir.

Lozan'ı, korkunç sarsıntılarla göçen bir dünya ortasında, çeyrek yüzyıl ayakta tutan esas cevher ve kıymeti, işte bu vasıfta aramalıdır. Yirmibeş yıl, tarihin normal seyrinde de, bir antlaşma için oldukça uzun bir Ömür sayılır. Devrimizin umumi görüşlerde yarattığı engin değişiklikler, kıymteler âleminde baş-gösteren yenilikler, teknik ve sosyal ge-. üşme temposunun baş döndürücü hızı, nihayet son dünya buhranının elan ciha­nı temelinden sarsmakta devam eden uçurumlu seyri gözönünde bulunduru­lursa, Lozan nizamındaki sarsılmaz kuv­vet, metanet ve istikrar daha çok aydın­lanmış olur.

Lozan, Cumhuriyetin kuruluşundan beri gütmekte olduğumuz yurtta sulh, cihan­da sulh siyasetinin temel taşı olmuştur. Birinci Dünya harbi ertesinde diğer an­laşmalara göre yepyeni bir ruh ve mâna taşıyan bu eşsiz barış eserinin, tarihî ve aktüel değerini gittikçe artıran hakikî sebep, bünyesinde ideal bir anlaşmanın bütün vasıflarını taşımasıdır. Lozan Mu­ahedesi, insanlık ve fikir hayatında öl­mez değer taşıyan üç hukuk prensipine dayanır: müsavat, adalet ve emniyet esasları bu andlaşmada beşer kudretinin eriştiği ölçü ve derecede gerçekleşmiştir. Lozan Türklük için bir zafer, dünya için bir örnektir. .O, milletimizi lâyık olduğu medeniyet ve refah seviyesine yükselt­me gayretini güden, memleketimizi hak ve barışın bekçisi halinde sağcı veya solcu tahakküm ihtiraslarına karşı aşıl­maz bir hürriyet ve demokrasi kalesi haline koyan bir zihniyet ve siyasetin adı oldu.Ancak bu sayede insanların büyük bir çoğunluğu, müşterek mânevi değer ve ülkelere malik bulunduklarını, medeniyet, kültür ve insanlık için elele, millet millete çalışmanın mucizeli fay­dalarını unutmuş göründükleri karanlık günlerde; taşkm ihtirasların gözleri kan ve ateşle bürüdüğü kanlı bir boğuşma - ortasında milletleri zaman zaman hak­ka, adalete, insanlıklarım idrake davet eden sesin,' yalnız Türkiye'den yüksel­mesine bütün cihan şahit oldu.

Lozan'ın miliî ruhumuza, aşıladığı en bü­yük hakikat, emeksiz, kuvvetsiz zah­metsiz saadet ve hakka ulaşmanın im­kânsızlığıdır. Milletimiz yirmi beş yıi Önce, sanki bütün insanlığın ıstırap ve kahır nasibini omuzlarına yüklenmiş gi­bi, ölçüsüz fedakârlık ve kahramanlık­lardan yoğrulmuş büyük bir şeref hamu­lesi ve tertemiz hüviyetiyle Lozan'da dünya karşısına çıktı. Lozan'da kazandıklarımız, katlandıklarımızın kefareti­dir.

Bugün de İkinci Cihan Harbinin çeşitli buhranlarla dolu savaşta barışa geçiş devresinde, aynı fedakârlık ve şeref ha­mulesini omuzlarımızda taşıyarak, aynı hüviyet ve ruhla dünya karşısında V€ dimdik ayaktayız. Yurdumuzun bugün­kü emniyet ve selâmetini, gerekirse ül­kemizi ve haklarımızı korumak için mil­letçe her türlü fedakârlığı seve seve gö­ze almamızda aramalıyız. Parti ve gö­rüş ayrılıkları üstünde millî dış siyase­timizin temeli bu düşüncede toplanır. Barış için, insanlık için millî emniyet ve haklarımızın korunması İçin elimiz­den geleni yaptık, Bundan sonra da ya­pacağız. Ülkü ve haklarımızdan hiçbir zerresini feda etmemek kararımızı ke­sindir.

Bütün insanlığın ümitlerini daha iyi ve mesut bir yarının barışına bağladıkları bugünlerde, Lozan milletlerarası bir ba­rış ve güvenlik idealidir. Yarının düzeni, devamlı olabilmek için Lozan'a hâkimolan ruhu taşımalı, Lozan prensiplerine dayanmalıdır. Mîlletlerin kardeş gibi müşterek maksat ve ülküler için fikir, gönül ve işbirliği yapmalarını sağlıya-cak tek istikrarlı nizam, Lozan gibi mü­savat, adalet ve emniyet esasları üzeri­ne kurulmuş bir barış olabilir. Bu se­beple Lozan'ın dünya Öîçüsündeki değe­rine inanımız, her gün daha çok artıyor. Her yıldönümü, müstakil Türkiye dâva­sında birleşenlerin, Lozan statüsünü ve onun ışığında gelişen siyasi hayat pren­siplerimizi her tehlikeye karşı koruma azmini kuvvetle tazelemelerine fırsat veriyor.

Dünün düşüncesi...

Yazan-: Aânmı Adıvar

24 Temmuz 1948 tariShli «Akşam» İstanbul'dan :

Demokrasi seçim, partiler, yeni partiler dâvaları arasında düne eriştik. Tam kırk sene evvelki bugünü düşünmek şimdi tatlı bir rüyayı hatırlamağa çalışmak kadar güç. Güç de olsa o günü istanbulda, taşrada, gurbet diyarında yaşıyanlar henüz aramızdadır. Fakat o günden 32 sene evvel Babıâlinin deniz tarafındaki bahçesinde yağmurlu bir günde başlarda şemsiyeler toplanan halka ilân olunan Kanun-i Esasi gününü, kıymetini ehem­miyetini takdir ederek, adamakıllı ha-tırlıyanlar hemen hemen yok gibidir. Hamdolsun ki her vakit efsane olmıyan tarih bize o günü bildiriyor.

Acaba 72 sene evvelki Babıâli günü ol­masa idi ondan 32 sene sonra Rumeli dağlarından sesler gelir ve o gür sesle­rin havaya verdiği sarsıntı ile Yıldızın pencereleri sarsılır ve ikinci bir ilân ile milletin hürriyet hakkı tekrar tanılır mıydı ? Yoksa eninde, sonunda vâki ola­cak bu hâdise daha sonraki bir tarihe mi kalırdı? Sonra 40 sene evvel istibdat ka­lesini sarsan,, İstanbul sokaklarını ye^ rinden oynatan o gün gelmeseydi... Ve­saire vesaire.

Hep bu nazari düşünceleri bir tarafa bı­rakmak istiyen. pratik kafalı İnsanlar pek az değildir. Fakat düşünmek deni­len iş, sanki insanın arzusuna bakmadan kafasında işliyen bir devri daim maki­nesinin işidir. Nazarî fikirlerden amelî düşüncelerden çıkacak hüküm ve- netice ne olursa olsun Garp Türklerinin tari­hinde bu günlerin mühim dönüm nokta­lan olduğu hükmü şaşmıyor, değişmiyor. Hattâ o günleri yaratanların sonradan idare ve siyasette maharetsizlikleri, ih­malleri, hattâ kabahatleri yüzünden millet «umduğu feyzi» görmemiş olsa bile yine hüküm değişmiyor. Bizden 40 sene ve 72 sene uzak olan bu iki günü bana hatırlatan takvim olmadı. Çünkü bir kere takvimin bir zamanlar 10-23 Temmuz gününü gösteren hususi renk ve şekildeki yaprağı artık koparılmış, yırtılmış ve atılmıştır. Hele 7 Zilhicce 1293/1876 tarihinin, esasen ikinci meş­rutiyetçiler tarafından kale bile alın­madığı için, takvimlerde yaprağı bile yaktu. Halbuki geçen gün Emniyet San­dığının önünden geçerken tekrar gördü­ğüm mermer merdiven temiz, beyaz ve yırtılmaz bir beyaz takvim sahifesi gibi bana o günleri hatırlattı. Vakıa insanla­ra birçok şeyleri hatırlatan âbide şeklin­de mermerler, tunçlar vardır. Fakat çif­te bir merdivenin iki hürriyet gününü hatırlatması o kadar sık vâki olan. hâdi­selerden değildir. Emniyet Sandığı, onun bağlı olduğa Ziraat Bankası bu memle­kette bu hayırlı müesseselerin kurucusu Mithat Paşayı, Mithat Paşa Osmanlı Türklerinin ilk Kanun-i Esasisini, ka-aun-i esasi ikinci meşrutiyeti birbiri ardı sıra hatırlatınca 72 ve 40 sene evvelki jfünler insanın hafızasında tabiatiyle uyanıyor. Fakat etrafımıza, baktıkça, im günleri "hatırlatacak, kütüphane raf­larında tozlanmış bir iki kitap, arada sırada mahdut bir -dinleyici kütlesine Karşı verilen konferanslar varsa da meydanlarımızda, yeşil sahalarımızda, sokaklarımızda şahsi eserlere rasgele-miyoruz. Vakıa bir sütunun etrafında dizilmiş mezarlardan müteşekkil bir kabristan, İstanbul'un aiksayı ümranın­dan (Bu eski fakat 'güzel tâbiri bana ba­ğışlayınız) uzak bir yerinde bir «Abidei Hürriyet» vardır. O âbide ancak tek par­ti zihniyetinin mahsulü ve yalnız tek partinin büyük şehitlerine hasrü tahsis edilmiş olduğu için bütün milletin gözleri ibir tek göz gibi.oraya, .dönmüştür diye­meyiz. Velhasıl geçen gün şu beyaz, te­miz merdivenler arasında boş duran yer î>ana 3 sene sonra bir kere daha orayı en kuvvetli hak, en büyük salâhiyetle dol­duracak heykeli bekler gibi gözüktü (1945 te Vatan gazetesine yazdığım «Bü­yüklerin Talii» başlıklı makale). Otur­duğum yerde bütün şehre kapalı gözle­rimin önünde bir geçit resmi yaptırdım. 72 sene içinde demokrasinin başlangıcı demek oian hürriyet ve o zamanın tabi­riyle meşrutiyet için çalışmış, can ver­miş insanlara hattâ bu insanların top­luluğunu teşkil eden cemiyetler adına ne bir taş, ne bir tunç, ne bir sütun gör­düm.

Cumhuriyet inkılâbından evvel esasen millete tanıtacağımız büyüklerin heyke­lini dikmeği düşünemezdik bile. Yalnız hatırımda kaldığıma göre İttihat ve Te­rakkinin bir valisi Sivas'ın bir kaza mer-kezine Osman Gazi'nin küçük bir büs­tünü oturttuğunu işittim ve sonradan da gördüm. Nihayet Cumhuriyetten sonra heykel bizde de başladı. Geçmişlerin şan ve şeref menkıbelerini, vatan hizmetle­rini geleceklere nakledecek bu mermer veya tunçlar ancak Cumhuriyetten sonraki devre tahsis edildiği için kendile­rinden evvel gelen büyük fatihleri, ku­mandanları, hattâ âlimleri şimdilik bir tarafa bırakalım, yalnız milletin hürri­yetini istihsal yolundaki salâbetleri tun­ca, mermere dönebilecek olanların tim­sallerini, şu hürriyet demokrasisi günle­rinde hatırlayıp ' etrafımıza bakınca, meydanlarımızda göremiyoruz. Bu mü­nasebetle XVIII. asrın meşhur Fransız mütefekkiri ve'bir zamanlar umumi, hu­susi bütün kütüphanelerin rafından bir asır kadar ilim dünyasına hükmeden büyük ansiklopedinin baş muharriri Di-derot'nun hangi eserinde olduğunu bil­mediğim aşağı yukarı şu mealdeki sözü­nü hatırladım:

«Bir bahçede çok heykel bulunmamalı­dır. Heykelleri sükûn ve tenhalığı seven ve ariyan varlıklar gibi düşünmek lâ­zımdır. Bu sözü okur okumaz doğrulu­ğuna kendimce derhal bir delil bulmuş­tum; hatırıma Berlin'in, Prusya kıralia-rının zamanında iki devlet adamiyle iki âliminin yanyana dizilmiş heykelleriyle süslenmiş zafer caddesi gelmişti. Orada­ki heykeller birbirinden sıkılmış abus cehreli idiler. Âdeta dirsekleriyle birbir­lerini itiyorlar gibi idi. Evet Diderot'nun sözü doğrudur, doğrudur amma heykel­ler bizde olduğu gibi tamamen tek başı­na kalmca o vakit de canları sıkılsa ge­rektir; çünkü büyük adamlar dinamik, canlı insanlardır. Onların heykelleri bir­biriyle konuşmasalar bile görüşmek is­terler.

Basın hürriyetimiz ve gazeteci­ler bayramı..-.

Yazan: Mehmet Faruk Gürtunca

24. Temmuz 1948 tarihli «Her Gün» İstanbul'dan :

1881 numaralı Matbuat Kanunu kadar Türk gençliğinin gazetecilik yolunda ilerlemesine engel olan bir kanuna Cumhuriyet kanunlarında az rastlanır. Bu kanun S Ağustos 1931 tarihinde yü­rürlüğe girmiştir. Tek parti devrinin ba­sın ve vatandaşın yazı hürriyetine ke­lepçe vuran bu kanun, genç vatandaşlarnı gazetecilik mesleğine 15 sene mâni olduğu gibi gazetecilik yapanları da ka­fes içine almıştı.

1909 tarihli İkinci Meşrutiyet Matbuat Kanunu (tebaai osmaniyeden yirmi bir yaşını ikmal etmiş) her Türk vatanda^ sına gazete çıkarmak ve mesul müdür­lüğünü yapmak lıakkını veriyordu da, daha ileri ve .raktekâmil ve Demokrasi umdelerine daha uygun olması lâzımge. len (1881) numaralı kanun tou hakkı tanımıyordu. Bu kanunun 12 nci mad­desine göre de, 21 yaşını ikmal eden her Türk'ün ancalc yüksek mektepler­den veya 'lise ve buna eş okullardan şa-hadetnamelî olması lâzımgeliyordu.

Hele, 1931 yılından itibaren başmuhar­rir olmak ve neşriyatı fiilen idare et­mek için, bu kanunun 15 inci maddesi gereğince doğrudan doğruya yüksek mektepten mezun olmak icap ediyordu. Yalnız geçici E maddesiyle kanunun yayınlanması sırasında gazete ve mec­mualarda çalışan sahip, başmuharrir ve umumi neşriyatmı idare edenler kanu­nun tahsil derecesi noktasından koydu­ğu kayıtlardan, fiilen bulundukları va­ziyetlerde kalmak üzere 3 sene müddet­le müstesna tutulmuşlardı. 1933 yılında bir ek madde ile de tahsil derecesi ba­kımından, bereket versin, bütün bütün muaftutulmuşlardır.

Fakat, bu kanuna 1938 yılında bazı mad­delerinin değişikliği hakkında kabul edilen kanunla tam bir hürriyetsizlik zinciri de vurulmuş oldu. Bu da 100.000 nüfustan yukarı olan yerîerde neşredi­lecek gazete 5000 liralık teminat vere­cekti

Bugünkü rayice göre, 25.000 - 50.000 lira. Bu maddesiyle 1881 numaralı kanun ga­zete çıkarmak hakkım yalnız milletin zengin ve yüksek tahsilli çocuğuna veri­yor, demekti.

5.000 lira vermemek ve bir banka kefa­leti elde etmek için de tek partinin hüsnüteveççühünü- kazanmak gerekti. Tek parti ve tek şef, bu suretle basını elde tutmuş oluyordu.

Demokrasi gelişmemizde, hamdolsun, basım köstekliyen bu iki madde de kal­dırılmış oldu. -Ve vatandaşlarkısmen olsun basın hürriyetine kavuşmuş oldu­lar.

Şimdi, her istiyen Türk, gazetesini 5000 liralık teminat mektubuna, bir partinin şefaatine sığınmasına, yüksek mek­teplerden tahsili olmasına îıacet kal­madan gazete ve mecmuasının beyan­namesine sahip olabilir ve başmuharrir­liğini de yapabilir.

Fakat, bugünkü şekliyle de basın kanu­nu gazetecilere serbest yazı yazmak hürriyetini bahşediyor mu? Hayır. İs­te, gazeteciler bayramının özel mânası, onlaruı bu bayramlarla haklarını daima istiyeceklerini bildirmelerindedtr.

îkinei Cühan Harbi içinde gazetecilik bir emir kulu hâline gelmişti. Gece uy­kunuzun en derin sükunet anlarında evînitsin önüne motosikletli polisler ge­lir. Konu komşu pencerelerden yavaşça başlarını uzatırlar Acaba ev mi basıldı, filân gazeteci tevkif rai ediliyor? gibi endişeli bakışlar, gecenin karanlığında biı cevap arar?. Nihayet kapıya yalnız sizi çağırırlar bir kağıt imzalatırlar: Şu yazılar yarınki nüshanızda çıkmıya-cak diye!..., Bugün hamdolsun bunlardan eser yok.

Fakat 15 sene içinde Türk gençliği bu en güzel mesleğe adım atamadılar ve bizim gibi Cumhuriyet neslinin gençleri de en güzel çağlarım 5000 liralık temi>-natin hayali İle geçirdidurdu. Bugün basınımızda çok enerjik gençler birden­bire gazeteleri sardı. Bunların faaliye­tini gördükçe baskılı günlere insan için. için yanmaktan kendisini alamıyor.

Bîr kaç nokta..*

Yasan: Nadir Nadî

24 Temmuz 1948 tarihlî «Cumhu­riyet» istanbul'dan :

Her biri kendini millet çapında yıkıl­maz ibir varlık farzeden MÜlet Partis! sayın sunucuları takdim edicileri) seçtikleri adla ortaya <bir yeni mesele çıkarmış oluyorlar. Siyaset dünyasında vakıa sıfat olarak mıillî veya milliyetçi kelimesini kullananteşekküller vardır. Berveçhipeşin C. H. Partisini ve ikti­darını halkın manevi huzurunda «Devlet idaresine musallat bir parti!» halinde tasvir etmek ve bu baskıyı her vesileden faydalanarak devam ettirmek olduğuna göre vaziyet ve halkça alınacak karar aşikârdır. Halk İçin tek rota: Vicdanını fikrini, yirmi beş senelik Cumhuriyet idaresinin eserlerini ortaya koyarak ne­fis muhasebesinden geçirmek ve sağdu­yusunu harekete getirmektir.

Eğer bu muhasebe sonunda halkın vic­dan kararma hâkim plan unsurlar C. H. Partisinin ve iktidarının lehine tecelli ederse, ki biz bu kanaatteyiz; ara se­çimlerinde dahi halk sel halinde sandık başlarına akın edecek ve muhalefete u-mumiyet itibariyle bir intibah dersi v&- . recektir. Nitekim böyle olmaması için sebep de yoktur. Zira, Halk Partisi ik­tidarı ve parlâmento grupu muhakkak ki geçen'kanuna nazaran bir hayli deği­şiklik ve teminat ihtiva eden bir kanu­nu çıkarmıştır. Muhalefet partileri için

iyi niyetin ifadesi bu kanunu geniş ölçü­de denemek, eksik ve aksaklıklarım tes-bit etmek, genel seçimlerden önce bu eksik ve aksağı Mecliste tartışma konu­su yapmaktı. Muhalefet partilerinden ikisi de bu yola gitmemiş, C. H. Partisi­ni manevî baskı altında tutmayı tercih etmişlerdir. Nihayet, bütün demokratik görünüşüne ve zahiri Örten tertiplerine rağmen muhalefetin bu hareket tavrına sadece şahıs dâvasının, «sen git, ben ge­leyim» isteğinin hükim olduğu bir haki­kattir. Bu hakikati halk çoğunluğunun İdrâk edeceğine bir an şüphemiz olma­dığına göre, muhalefetin bu «zor» ve «dikta» politikasında muvaffak olaca­ğını zannetmiyoruz.

Her vakit söylediğimiz gibi, C. H. Parti­si, nihayet büyük bir siyaset müessesi­dir; program ve fikir mücadelesi de de­mokratik hayatın esası olduğuna göre, bu müessese Öyle bir iki nefeslik hamle ile yıkılacak değildir. Halk oy ve vicda­nı, selim aklı ve hissi, yüksek şuur ve anlayışı ve gerçek demokrasi ruhu ara seçimlerde de, genel seçimlerde de dai­ma rolünü ifa edecek ve C. H. Partisi Cumhuriyet Türkiyesinin büyük bir par­tisi olmak şeref Bildirildiğine 'göre İngiliz komutanı Ge­neral Sit iBrian Robertson, dün Londra'­da yapılan Kurmay Başkanları toplan­tısında kıtaların ve uçakların takviyesi, ni istemiştir. Sir Biran Robertson Al­man meselesini Dışişleri [Bakanı (Sevin ile esaslı bir şekilde 'görüşmek üzere uçakla İngiltere'ye gtmişti. General, bu­gün gene hava yoMyle Alman Bakşehri-ne dönerek 'komutanlığı eline almıştır. Sovyet Başkomutanı Mareşal Sok:olows-ky de bugün Moskova'dan 'dönmektedir. Altı gün önce üç devletin ablukanın kaldırılmasını isteyen notalarına karşı Moskova 'hala sükûtu muhafaza 'etmek­tedir.

— Berlin:

Eerlin'nin işgal bölgesinin hava yolu ile iaşesini artırmak üzere halen mühim tasarılar hazırlanmaktadır. Burada öğ­renildiğine igöre, İngiltere'den bugün avdet etmiş olan İngiliz Başkomutanı General Sir Brian 'Robertson, Bakanlar Kuruluna, kullanılmakta olan uçakların üç misli artırılmasını tavsiye etmiştir. Bundan daha az sayıda uçak müttefik­lerin Berlin'deki emniyetlerini sağlama­ğa kâfi gelmiyecektir. Diğer taraftan Berlin'e yiyecek taşıyan uçaklar içim İngiliz 'bölgesinde yeni iki uçak alam inşa edilmiştir.

İngiliz bölgesindeki Gretne Uçak Alanı da şimdi, daha büyük sayıda uçakların inmesini sağlıyacak bir surette tanzim edilmiştir. O kadar ki bu alana şimdi, günde iki misli uçak inebilecektir. Ber­lin iaşe durumunun sağlanması için bu­raya günde bin uçağın gelmesi! lâzım­dır.

Bu uçakların mühim ıbir kısmı da kömür nakliyatında kullanılacaktır. Batı böl­gelerindeki kömür stokları şimdi çok azalmış bulunmakta olup gittikçe de azalmaktadır. Bu stoklar ihtiyatla kul­lanılmak şartiyle ancak 15 gün kadar yetebilecektir*

— -Londra:

Rusların Berlin'den gelen Alman oto­mobil ve kamyonlarının Sovyet bölgesi-

ne girmelerini yasak ederek Berlin ile Almanya'nın geri Kalan kısmı arasında­ki son bağlan da kopardıkları Öğre­nilince Berlin'de dün akşam gerginlik büsbütün artmıştır.

Şimdi, Berlin ile civar bölgeler arasın­da her türlü münakalât durmuştur. Rus­ların Berlin halkını boğan fou düğümü ingiliz .Kabinesinin dünkü özel oturumu dir telâkki edilmektedir.

esnasında .daha sikmiş olmaları nıâni-Dişişleri ve Savunma Bakanlarında mü­him temaslarda bulunan. İngiliz Askerî Valisi Sir Brian F-oberison, kıral tara­fından kabul edilmiş ve sonra tekrar Dışişleri Bakanlığına gMere'k Alman­ya'ya dönmeden evvel bu ısefer de Bevîn i!e Ibir görüşme yapmıştır.

Bugün Berlin'de bulunacak İngiliz -su­bay ve yüksek memurlarının sayısı harp 'biteliberi görülmemiş derecede çok ola­caktır.

Israrla dolaşan söylentilere göre, îngî-liz 'Hava Genelkurmay Başkanı :Lord Tedder'in Berlin'e gelmesi 'beklenmek­tedir. İngiliz Havacılık Bakam Arthur Henderson 'dün, Berlin'e yiyecek taşı­yan uçakların mürettebatını teftiş et­miştir. Almanya'da bahriye birliklerini teftiş eden Amirallik Birinci Lordu Hail bugün Londra'ya 'hareket etmiştir..

İngiliz Hava Kuvvetleri, Berlin'den va­sıtasızlık yüzünden çıkamıyan 3-4 bin Almanı bedava 'taşımayı teklif etmiştir. Batı bölgelerinden Berlin'e yiyecek ge­tirerek boş dönen uçaklar her gün bun­lardan 250 sini taşıyacaktur.

14 Temmuz 1948

— Londra:

İngiltere'nin Ruhr'un müstakbel idare­si hakkında görüşmelerde bulunmak için Cumartesi Faris'de yapılacak olan bir konferansa iştirak etmesi yolunda Fransa tarafından yapılan talebi kabul edeceği zannedilmektedir. Bu konferan­sa Amerika ve Beaelux memleketleri de iştiraketmektedirler.

Bu müzakereler, Schuraann Hükümeti için oldukça güçlüklere yol açtıktan sonra prensipleri Fransız Millî Meclisi

25Temmuz 1948

—Berlin:

Sovyet İşgal Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı General Lutraşenko Amerikan makamlarını hava güvenliğini bir çok defalar ihlâl etmiş olmakla itham ede­rek Berlin hava koridorlarında daha sı­kı bir disiplin teminini talep etmiştir.

İngiltere, Rusya'yı harbin sona erme-sindenberi Doğu Almanya'da 2 milyon tondan fazla yiyeceğe el koymuş ol­makla itham etmekte ve Berlin'in iaşe­sini temin için Ruslar tarafından ya­pılan teklifin gasbedilmiş bulunan yi­yecek maddelerinin ancak cüzi bir kıs­mını ifade ettiğini ileri sürmektedir.

26Temmuz 1948

—Berlin:

Amerikan îşgal Bölgesi Başkomutanı General Clay dünkü basm toplantısın­da ileri sürülen enerjik tedbirler almak tarafım iltizam etmeden evvel diploma­tik vasıtalara başvurulduğu takdirde zamanın 'Batı devletleri lehinde çalışa­cağı hakkında ne düşünüyorsunuz? so­rusuna şöyle mukabele etmiştir:

Hava taşıtlarının sayıca artırılması sa­yesinde bütün diplomatik yolları kulla­nabileceğimize ve Almanlara fazla mahrumiyet çektirmiyeceğimize toa-niim.

General Berlin'deki Amerikalıların İn­gilizlerle aynı durumda bulunduklarını söylemiş ve muhabirlerden birinin, İn­gilizlerin, Amerikalıların peşinden gidip gitmedikleri sorusuna şöyle cevap ver­miştir:

Gördüğüm ve işittiğime g-öre bu bir ya­landan ibarettir. İngilizlerin Berlin'de kalmaktan endişe duyduklarını belirten iliç bir alâmet görmediğimi söyliyebi-Krim.

General, İngilizlerin Büyükelçi Bedeli Smith ile Bohlen'in Londra'yı ziyaret­lerine hususi bir ehemmiyet vermedik­lerini kanaatini izhar etmiş ve İngiliz­lerin Amerikalılardan fazla doğrudan doğruya müşavereler için ekseriya uz­manlarını davete alışık olduklarına işa­ret etmiştir.

Amerikalı komutan, Kendi, geçen hafta Washington'da bulunduğa sırada Ber­lin işinin ele alınması yolunda tertipli çalışmalardan memnunluk izhar etmiş-

tir.

—Berlin:

Belediyenin karariyle Berlin Polis Mü­dürü Heinrich Markgraf vazifesinde!? azledilmiştir.

Belediye Başkan Yardımcısı, basma yaptığı bir demeçte azil kararının bu memur tarafından girişilen gayri kanu­ni ve anayasa hükümlerine aykırı ha­reketler neticesi verilmiş olduğunu söy­lemiştir.

Polis müdürü, Sovyet makamlarının iti­madını kazanmış olduğundan ve Ber­lin'in işgali sırasında Sovyetler tarafın­dan Polis müdürlüğüne getirilmiş oldu­ğundan bu karar bir nümayiş mahiye­tini arzetm ektedir.

Eski bir Alman subayı olan Markgraf, Rusyp.'da Mareşal Paulus'un giriştiği millî harekete kaıtıl-mıştı.

27 Temmuz 1948

-- Berlin:

Berlin'deki Sovyet Komutanı General Kotikov, Markgraf'ı daima Berlin Po­lis Müdürü olarak tanıdığını dün gece resmen bildirmiş ve öğleden sonra ken­di yerine tâyin olunan yardımcısı Jo-hannes Stum'un vazifesine nihayet ver­mesini emretmiştir.

Kotikov'un bu emri ibir mektupla Berlin Belediye Başkanı Madam Louise Sch-roeder'e bildirmiştir. Belediye Başkanı­nın dün öğleden sonra Markgraf'ın az­line muvafakat ettiği söylenmektedir. Shum'un vazifeden uzaklaştırılması, Berlin polis kuvvetleri arasında ayrılık çıkarmağa matuf hareketlerinden ileri gelmektedir.

Kotikov, mevki ve vazifesi ne olursa ol­sun bu mesele ile iJgili herkes hakkında tahkikat açılmasını ve neticenin kendine bildirilmesini Markgraf'a emretmiştir.

—Berlin:

Sovyet kesiminde Alman Ekonomi Ko­misyonu binasında bulunan Para Değiş-

ve mevkiini her zaman muhafaza edecektir.

Sovyetlerin diğer müttefiklere verdiği cevabi notanın metni:

— Paris : 15. A. A.

Moskova Radyosu dün gece G. M. T. 21.45'te Sovyet cevabî notasının metnini yayınlamıştır.

6 Temmuz'da Birleşik Amerika Hükümetinin Sovyet Hükümetine gönder­diği nota metnini hatırlatan ve aynı mealde notaların Fransa ve ingiltere tarafından Sovyet Hükümetine tevdi edildiğini bildiren Moskova Radyosu aşağıdaki cevab metnini neşretmiştir.

1 — Sovyet Hükümeti, Berlin'de Sovyet makamlarınca alman tedbirlerden sonra şehirde hasıl olan duruma aid olmak üzere 6 Temmuzda verilen Ame­rikan notasından malûmat edinmiştir. Sovyet Hükümeti Birleşik Amerika'nın bu konudaki beyanatı ile mutabık olamaz. Sovyet Hükümeti Berlin'de mev-cud durumun, Almanya ve Berlin hakkında dört hükümetin müştereken aldıkları kararların Fransız, ingiliz ve Amerikan makamlarınca ihlâli yü­zünden husule geldiği kanaatindedir. İhlâl hareketleri, ayrıca mahiyetteki para İslahatından Berlin Batı kesimlerine mahsus özel bir mark ihdasından ve Almanya'nın parçalanması teşebbüslerinden doğmuştur.

Sovyet Hükümeti bundan önce Almanya ve Berlin hakkında varılan anlaş­maların ihlâli yoluna girmekle yüklendikleri sorumluluklar hususunda de­vamlı surette Amerikan, İngiliz ve Fransız hükümetlerinin dikkatini çek­miştir.

Yaîta ve Potsdarn Konferanslarında alınanlarla Batı Almanya'nın kontrol makanizmasımn işlemesi hakkında dört hükümetçe verilen kararların he­defi almanya'nm demokratlaştırılması ve silahsızlandırılması gayesine ma­tuf bulunmakta, Alman militarizminin temelinden yıkılması ve Almanya-nın mütecaviz bir devlet haline gelmemesi imkânlarını sağlamak suretiyle demokratik barışçı bir devlet sıfatlarını iktisab eylemesini hedef tutmakta idi.

Bütün bu anlaşmalar Almanya için tazminat ödemek taahhüdünü ihtiva et­mekte ve kısmen dahi olsa Alman tecavüzüne kurban giden memleketlerin uğradıkları zarar ve ziyanı telâfiye matuf bulunmakta idi.

Dört Devlet hükümetleri Berlin dahil olmak üzere Almanya'nm diğer çev­relerinin de tam olarak dahil bulunacakları bir hükümet teşkili sorumlu­luğunu üzerlerine almışlar ve demokratik bir Alman Hükümeti tarafından imzalanmış barış andlaşması aktini derpiş eylemişlerdir.

Yalnız şu var ki, Amerikalılar bu iş için Almanya'daki tayyare miktarını fazla-laştırmaktadırlar. Bu da her halde Rus­ların işine gelen bir şey değildir.

Müttefikler daha ne kadar hava yoliyle buraya yiyecek gönderebilirler? Bunu kestirmek zordur. Şimdi, Mareşal Soko-lovsky'den hayır olmadığım gören Müt­tefikler, doğrudan doğruya Moskova nezdinde bir temas yapmağa hazırlan­maktadırlar. Fakat Rusya'nın da bu böl­gede tertipliyeceği grevleri ve hâdiseleri bastırmak için bir silâhlı harekete geç­mesinden endişe etmemek imkânsızdır. Görülüyor ki, Berlin savaşı henüz bitme­miştir.

Berlin çıkmazı...

Yazan:

10 Temmuz 1948 tarihlî «Son Pos-la» İstanbul'dan :

Hak vs kuvvetin ayrı, ayrı şeyler oldu­ğu Berlin hâdiseleri münasebetiyle bir defa daha sabit olmuştur. Berlin hâdi­selerinin menşei karışıktır, ve dâva­nın esası da Anglo Saksonîar ve onla­rın müttefiki bulunan Fransızlarla Sov­yetler Birliği ara,smda ötedenberi te­min olunamıyan anlaşmazlıktan ibaret­tir. Vaziyeti karıştıran en son hâdise­ye gelince; büyük Berlin bölgesi de­nilen ve müştereK İngiliz, Amerikan ve Rus idaresine tâbi tutulan mmtaka, ha­ricen Rusîar'm elinde bulunan bir işgal sahasiyle çevrilidir. Batıdaki Amerikan ve İngiliz işgali altındaki Alman top­raklarından gelen yolcular ve trenler Berline girebilmek için, evvelâ Rusların elindeki bu araziden geçmek mecburi­yetindedirler. Büyük Berlin bölgesinin ticarî ve iktisadî durumu ötedenberi çok fena olduğu için; Amerikalılarla în-giliz ve Fransızlar; bu bölgenin Batı Alman topraklariyîe ticarî münasebe­tini tanzim etmek maksadiyle piyasaya yeni bir Alman markı çıkarılmasını tek­lif etmişlerdir. Ruslar bu teklifi kabul etmek şöyle dursun; şayet böyle bir para Çıkarılacak olursa, bunun Rus parasına bağlanmasını şart koşmuşlardır. Amerikalılarla İngiliz ve Fransızlar böyle bir iddiayı kale almıyarak ve bildikleri gibi hareket edip yeni bir mark çıkardıkları için, Rusların bir takım zecri tedbirle­riyle karşılaşmışlardır. Ruslar, buna, büyük Berlin mmtakasma Batı Alman­ya'dan gelip evvelâ kendi öz işgalleri al­tındaki, yerlerden geçerek giden yiyecek trenlerini ve her türlü katarları durdur­mak ve bütün yolcu nakliyatına son ver­mek suretiyle mukabele etmişlerdir. Bu arada, büyük Berlin bölgesine; yalnız Amerikan, İngiliz ve Fransız askerî ka­rargâhlarının iaşesini temin edecek na­kil vasıtalarının girmelerine müsaade edilmiştir. Sonradan, bu şekil münakale ve muvasalaya da müsamaha edilmez olmuştur. Evvelâ büyük Berlin bölgesin­deki Alman halkını aç bırakmak ve son­ra Müttefik askerî birliklerinin iaşe du­rumunu zorlaştırmayı hedef tutan bu tedbirler karşısında İngilizlerle Ameri­kalılar her gün yüzlerce tayyare sevke-derek Berlin'de ellerine bakan ve ken­dilerine ümit bağlamış bulunan insanla­rın açlık vaziyetini gidermişler ve böy­lece Rus ablukasına ilk müessir darbeyi vurmuşlardır.

Bundan maksat; Almanya'nın şu veya bu iktisat sisteminin esaretine girerek ikiye bölünmesine ve bilhassa Rus siste­mini kabul ederek komünizmin kolay kurtulunmaz ağından yakayı sıyırması­na imkân vermektedir. Ve bu hal; şim­diye kadar sağ duyulu Alman halkına karşı hatâ üstüne hatâ işlemiş bulunan Anglo Saksonlarm ilk makul hareketi olmuştur.

Büyük Berlin rmntakası dâvası, yukarı­da izah olunan şekilde bir çıkmazın içi­ne girmiş gibidir. Şimdilik bulunmasına çalışılan en makul hal şekli; Rus ve An­glo Sakson ekonomilerine bağlı bulunan,, ayrı iki Alman markını; hem büyük-Berlin bölgesinde hem de Almanya'nın Doğu ve Batısında tedavüle sevketmeye inhisar etmektedir. Bu buluş; bu günün en zararsız bir tesviye şekli olacaktır. Fakat Ruslar buna da yanaşmamakta ve yukarda işaret ettiğimiz gibi, kuvve­tin hakka her zaman hâkim olabileceği tezinin müdafii görünmektedir.

İngilizler tarafından reddedilmesi gösteriyor ki Berlin hailesi henüz son safhasına ulaşmış bulunmaktan uzaktır ve sürpriz dolu -esrarlı mahiyetini el'an muhafaza etmektedir. Bundan, bir Rus ricati kadar bir dünya İmrbi de doğa­bilecektir, denilebilir.

Rusyamn cevabı hakkında...

Yasan: Ömer Rıza Doğrul

15 Temmuz 1948 tarihli «Cıımlıu-riyeit» istanbul'dan :

Günün en mühim haberlerinden biri Sov­yet Rusyamn, Berlin meselesi hakkında Müttefikler tarafından verilen notaya cevap verdiği ve 'bu cevabın tetkik edil­mekte olduğudur. Cevabi nota henüz neşredilmemiş olduğu için mahiyet hak­kında :bir şey söylemek yersizse de Sov­yet kaynaklan, bilhassa Sovyetlerin Berlincfe neşrettikleri Almanca bir ga­zete, cevabın esası hakkında malûmat vermekte ve "bu malûmat tetkike değer bir mahiyet arzetmektedir. Bu malûma­ta göre, Sovyetlerin verdikleri cevapta istedikleri şey, Müttefiklerin Londra toplantısında vücuda getirmeyi karar­laştırdıkları Batı Almanya Devleti ka­rarından vazgeçmeleri ve bütün Al­manya meselesinin yeniden dört devlet hariciye nazın tarafından tetkik olun-masıdır. Bunun kabulü takdirinde Sov­yet Rusya, Berlin muhasarasını kaldı­racak, iki buçuk milyon Almanın açlık­tan kırılmasına ve bunun doğuracağı neticelerin hepsine mâni olacaktır.

Cevabın mahiyeti hakkında Sovyet kaynakları tarafından verilen bu ma­lûmat doğru ise bunun ifade ettiği mâna gayet açıktır. Sovyetlerin hedefi, Müttefiklerin malî tedbirlerine muka­bele etmek,yahut Müttefikleri Berlin-den atarak burada tek 'başına hâkim olmak değil belki bütün Almanyayı kendi pençesine almak ve bu sayede, bilhassa Ruhr havzasının idaresinde rey sahibi olmaktır. Hattâ bir Ameri­kan gazetesi bu durumu tahlil ettiği sıradaSovyetlerinRuhrhavzasının

kontrolunda rey sahibi olmayı da gö­zetmekle kalmıyarak burayı kullan­mak sayesinde daha mühim neticelere göa attıklarını anlatıyor ve onların Ruhr havzasını kontrola iştirak saye­sinde Ma.rsh.-all plânını baltalamak ve böylece Avrupanın kalkınma ümidine son darbeyi indirmek istediklerini açık­lıyor.

Yani Sovyetler, Berlinin aç kalmağa mahkûm etmek istedikleri iki milyon ahalisini tehdit sayesinde Avrupamn mukadderatını ele geçirmek ve bütün Avnıpaya boyun eğdirmek fikrindeöir-1-er. Fakat Mister Bevin bir kaç gün önce, «aç bırakma silâhına boyun eğmi-yeceğiz, demekle bu hareket tarzını Ön­lemek istemiş, İngiltere ile Amerika da erlini gıdasız bırakmamak için her gün yüzlerce tayyare ile gıda maddele­ri göndermekle ve her gün bu yolda re­korlar kırmakla, açlık silâhının Mütte­fiklere karşı kolay kolay kullanılami-yacağmı belirtmişlerdir. Müttefiklerin bu yoldaki faaliyetleri günden güne in­kişaf etmekte ve bir taraftan Ameri­kalıların, diğer taraftan İngilizlerin ye­ni hava alanları kurarak hava faaliye­tini daha fazla genişletmek istemeleri, açlık silâhına hakikaten boyun eğmek ı niyetinde olmadıklarını söz götürmez kesinlikle açıklamıştır.

O halde Sovyet Rusya, Berlin muha­sarasının kaldırılması talebine muka-ıbil, Batı bir Almanya Devletinin kurul­masından-vazgeçilmesini ve bütün Al­manya meselesinin yeniden konuşul­masını istediği taköirde durum ne ma­hiyet alacak?

Muhakkak olan nokta, gerginliğin da­ha fazla artacağı ve açlık silâhına kar­şı koymayı bilen Müttefiklerin daha sert bir mukavemet göstermek zorun­da kalacaklarıdır.

Esasen Müttefiklerin Berline yiyecek ve yakacak taşımak için bu kadar çok tayyare kullanmaları, çok mühim ve çok düşündürücü bir gösteriş teşkü ediyordu. Müttefiklerin mukavemeti daha ileri götürmeğe karar ver ı&irl herhalde vaziyetin vahametini artıra­cak ve karşı tarafın ricatiyle karşılaşmadiği takdirde beüki de daha büyük tehlikelerdoğuracaktır.

Bakalım, Sovyet notasının ne^ri ne­ler ifşa edecek ve vaziyete ne gibi bir mahiyet verecek ?

Doğu ve Batı blokları karşı karşıya...

Yazan: X X

1|5Temmuz1948tarihli«Son

Posta» İstanlraîMan :

Dünyanın yarınını hazırlayan bir kı­sım hâdiselerin gelişimi, Şimal Kut­bundan Akdeniz yani Murmansk Rus limanından Cenubi Arnavutluk hudu­dunun uç noktasına kadar devam eden aşağı yukarı dört bin kilometrelik bir sınır çizisi üzerinde ve 'bu çizinin karşılıklı iki tarafında olgunlaşmakta­dır. Bu çizinin doğu kısmına düşen parçası demir perdenin arkasıdır. Ve kolay kolay nüfuz edilmesine imkân yoktur. Bu perdenin arkasında, dünya kuvvet muvazenesini tehlikeli Kür duru­ma sokan yüz on küsur .milyonluk bir insan kütlesi, yüz elli küsur milyonluk Rus halkına zorla ilhak ve ilâve edil­miştir-.

Amerika ile Sovyet Rusya arasında çı­kabilecek tur ihtilâf da, üçüncü bir mil­letler blokunun hakem vazifesi görebi­lecek surette bir hesap unsuru halini alacağı 1946 yılma kadar akıldan geçi-rilmiyor değildi. Fakat ingiliz ve Fran. sız müşterek diplomasisinin tereddütlü hareketi, ona nispetle daha seyyal ve dinamik davranan Sovyetler Biriliğini tekaddüm ettirici bir takım hareketle­re şevketti ki; Macaristan ve Çekoslo­vakya ıhâdiseleri bu hareketiîerin netice­sini meydana getirmiş oldu. Bir Ame­rika - Sovyetler Birliği muhtemel çatış­ması karşısında, üçüncü bir hakem kuv­vetinden faydalanma imkânları, şim­di artık, ortadan kalkmış ve onun ye­rme; böyle fcir çatışmada, Avrupanın sağ duyulu memleketlerinin âzami 'Ucabiıliyetinden istifade etme fikri ve zarureti kaim olmuştur.

Böyle bir çatışmada, .Kızılordunun ilk hamlede ileri süreceği kuvvetlerle peyk devletlerin bütün kuvvetleri iki yüz tümen tahmin edilmektedir. Buna kar­şı ıBatı Avrup-a tolokunun çıkarabilece­ği kuvvet miktarı daha fazla olamıya-cağmdan; bu çarpışmanın, ilk safhada, Anglo - Sakson bloiku İçin bir savun­ma çarpışması olması zaruri görül­mektedir. Halbuki bir savunma tedbi­ri, moderin harplerde tam bir emniyet unsuru olmaktan uzaktır. Çünkü trir nevi ab3ııika edilmiş kimsenin güven!, dir ve böyle bir teamz vaziyette bu-lunanm elindedemektir.

Batı Avrupanın Doğuya karşı atlama ve uzak mesafeli müdafaa mevzileri karşı, tarafın eline geçmiş bulunduğu için; t>u (blok, şimdi, bu mevzileri yeni­den ihdas etmek durumuna düşmüştür. Böyle bir vaziyette, Fransa ile Benelux devletleri; bu tertibin merkezine düş­mektedirler. Tertibin sağ kanadı ola­rak Şimalde Danimarka, isveç ve Nor­veç; Cenupta ise ispanya ile Portekiz göze çarpmaktadır. Sovyetler Birliği gi­bi .merkez noktası kuvvetli görünen bir mevziin üzerinde en fazla baskı yapa­cak unsurlar; karşı tarafın iki kanadı­dır. Müstakil bir Sovyetler Birliği Anglo Sakson harbinde; Avrupa harp sahası işte böyle ibir .manzara arzetmek-te ve Asor ad-aOariyle Portekiz açıklan Doğuya karşı Batının geri mevzileri halini almaktadır. Böyle bir karşılaş­mada Sovyetler Birliğinin, bilhassa AK-d'enizi ilk; hedefleri arasında tutması ihtimali büyüktür. Çünkü bu iç deniz; açıik denizlerin bir basamak noktasıdır ve Filiştinden 'çekilen, ingiliz kuvvetle­rinin Libya ve Traiblusgarpta yerleşti­rilmelerinin mânası da; açık görünen Akdeniz Rus hedefine 'her türlü basan imkânlarını kapamaktır.

Batı Avrupaya karşı baskı yapmak Sovyetler Birliği için Şimal Akdeniz kıyıları yoliyi:e dana kolay alabildiği için; Sovyetler Birliğinin memleketl­imize .müteveccih olan gayretler ve bu arada Yunanistan ve Italyaya kar­şı giriştiği teşebbüsler bundan ileri gel­mektedir. İtalya askerî bir varlık ol­maktan çıktığı için; onun yerini, Fran-sanmyanındaveAkdenizdekigeniş cephesiyle İspanyanın alması gayet ta­bii olmuştur .Ve ispanyanın ig rejimi­nin gördüğü hazmıkâr muameleniaı se­bebide hu olmuştur.

Şimdi: Batı ve-Doğu Avrupa blokla­rı; işte (böyle bir geniş cephe üzerin­de; er geç başlıyacak olan silâhlı ça­tışmalarına intizaren amansız bir si­nir harbi ile karşılıklı zayıf noktaları yoklamakla meşgul bulunmaktadırlar.

Berîin çıkmazından çıkmanın iki yolu...

Yazan: Abidin Dav'er

16 Temmuz 1948 tarihli «Cumhu-riye*t» İstanbul'dan :

Sovyet Rusya, 9 gün beklettikten sonra, Batılı Müttefiklerin Berlin ablukası hak­kında verdikleri notayı cevaplandırdı. Moskova Radyosunun neşrettiği hulâsa­ya göre, bu cevap şu esasları ihtiva et­mektedir:

— Batı Devletleri, Almanya'ya ait an­laşmaları ihlâl etmişlerdir; '

— Batı Almanya'yı askerlikten tecritetmemişler vedemokratlaştırmamişlardır;

— Ruhr "havzasının ayrılmasına ve Al­manya'yı parçalamağa karar vermişler.Batı Almanya'da bir devlet kurmağa te­şebbüs etmişlerdir;

— Berlin'in dört devlet tarafından iş­gali hakkındaki anlaşma diğer anlaşma­lara bağlıdır;

— Sovyet Rusya, kendi işgal bölgesi­nin iktisadidurumunukorumak içinBerlin'i muhasaraya mecbur kalmıştır;

— Batılı Müttefiklerin Berlin mesele­sini halletmek için açılmasını istediklerimüzakereler, Berlin'e münhasır kalmaz­sa, muvaffak olabilecektir.

«Yavuz hırsız ev sahibini bastırır» ata­lar sözüne uygun olan bu cevap, baştan aşağı mugalatalarla doludur ve Bolşe­viklerin, gene oyalama ve vakit kazan­ma politikası takip ettiklerinin yeni bir delilidir.

Filvaki birkaç gün önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi, Sovyet Rusya'yı idare eden Kızıl Çarlar, Müttefiklerin azimkar hareket hattı karşısında mutadları veç­hile hem ric'at etmemek, hem de mese­leyi sürüncemede bırakarak vakit ka­zanmak ve fırsat kollamak yoluna gir­mişlerdir. Bu cevabın 9 gün tehiri bile, Moskova'nın oyalama ve işi uzatma tak­tiğinin bir delilidir.

Bolşevikler, her zaman, her ihtilaflı me­selede olduğu gibi, bu defa da ipi kopar­mak cesaretini gösteremiyorlar, fakat inisiyativi ellerinden bırakmak da iste­miyorlar. Esasen, her zaman söylediği­miz gibi harb sonrasında Avrupa'nın ya­rısını işgal etmek veya kendi emirlerine muti ve ram olan kukla hükümetlerin İdaresi altına sokmak suretiyle kendile­rine mükemmel bir siyasi, iktisadi ve stratejik vaziyet temin etmiş olan Sov­yet Rusya için, bugünkü durumun, mev­cut hal ve şartların, alabildiğine devamı matluptur. Bolşevikler, Batılı Müttefik­lerin hatası ve gafleti, aynı zamanda Hitler'ln kör inadı yüzünden rüyaların­da bile görmedikleri bir avantaj elde et­mişlerdir. Bu avantajdan katiyetle mec­bur ve çaresiz kalmadıkça vazgeçmeleri beklenemez. Zaten istilâ peşinde koşan hangi mütecaviz ve haris devlet, eline geçirdiklerini kendi rızasiyle terketmiş-tir ki. binbir siyasi, iktisadi, ideolojik ve stratejik ihtiras ile yamp tutuşan Kı­zıl Çarlardan böyle bir hareket bekle­mek mümkün olsun. Sovyet Rusya, Av­rupa'nın merkezine kadar bizzat yerleş­tiği veya bilvasıta nüfuzu altına aldığı topraklardan çıkmıyacak ve elde ettiği avantajları muhafaza edecek, hattâ Ber­lin ablukası denilen hâdisede görüldüğü gibi, bunları daha genişletmeğe de çalı­şacaktır. Fakat azimkar bir mukavemet ve yeni bir h=>rb tehlikesi gördükçe işi azıtmaktan çekinerek yalancıktan bir uzlaşıcı tavır takmacak ve müzakereye razı olduğunu ileri sürecektir. Yeşil ma­sanın baş'na oturduktan sonra da, kaç defadır görüldüğü gibi, lafı uzatacak ve nihayet müzakereleri akamete uğra­tacaktır. Moskova'nın hedefi, Avrupa'da ve hattâ dünyadaki harb ile sulh arası karışık vaziyeti uzatmak olduğuna göre bu maksadına da gene varacaktır.

Kremlin'dek: 13 lerin, bu uğursuz oyun­larınadevamettiklerimeydandadır

Cihan Harbinden sonra milletler arasında revaç bulan o-rijînal pazarlıkların zeminini hazırlı-yan nevi cinsine mahsus bir mücadele şeklinden başka bir şey gibi görmekte de isabet vardır. Fakat Anglo Sakson-ların şimdiye kadar iddialarında ibekle-nilebilec eğinden de fazla ileri gitmiş oldukları düşünülürse; onların, bir de­fa daha, böyle bir Rus oyununa gelmi-yeceklerini kabul etmek doğrudur. Vak-. tiyle sütten yanan ağızlarını benzer bir tehlikeye maruz bırakmamak için şim­di yoğurdu bile üfliyerek yemeleri; âza­mi ihtiyatla hareket kararında olduk­larını gösteriyor.

Berlinde bir kıvılcım barutu ateşiiyebilir...

Yazan: Abidin Dav'er

19 Temmuz 1948 tarihli «Cumhu­riyet» istanbul'dan :

"Üçüncü dünya harbinin, sebebiyet ver­mesimuhtemelmeselelerinenyenisi

olan Berlin ihtilâfı hakkında golen ha­berler, hiç de iyi ve iyimser değildir:

60 Amerikan üstün uçan kalesi, İngiliz üslerine geldi, Bunlar Almanya gökle­rinde manevra yapacaüclar.

Berlin meselesini görüşmek üzere ya­kında Amerikan, İngiliz ve Fransız Dış işleri .Bakanları arasmda bir konferans toplanacak.

İngiliz gazeteleri BerMro. hadiseleriyle yakından ilgilenmekte ve bazıları bir harp ihtimalinden ısrarla bahsetmekte­dirler.

Sovyet Rusya, Boğazlara ne kadar ehemmiyet veriyorsa, Benline de o ka­dar ehemmiyet vermektedir. Berlin'i ta-mamiyle işgal etmek için Rus Mareşali Sokoîovski, Stalm'den gerekli emirleri almıştır.

Ruslar, Berline yiyecek götüren uçak­ların geçtiği hava koridorlarında, ken­di av uçaklarının talim yapacağını bil­dirdiler.

Bir İngiliz işçi mebusu 1948 deki Ber­lin buhranının 1938deki Münih buh­ranındandaim vahltmolduğunu söylü­yor ve«Ancak harbe hazırolmakla sulhu kurtarabiliriz» diyor. Sovyet işgalbölgesinden askerîmu­hafazaaltında geçirilecek kamyon fka-f jıleleriyle Rus ablukasını yarmak ve 2 milyon Berlinliyiaçlıktankurtarmak fikri gittikçe kuvvetleniyor. İşte Berlin buhranıetrafındaki haber­lerin hulâsasıbundan ibarettir. Eğer, Batılı Müttefikler, Rus ablukasını yar­mak kararım verirlerse, bolşevikler ya aldırışetmiyecekler, yahutda kafileyi zorla durdurmak istiyeeeklerdir.ikinci şık harfedemektir.Onuniçindir ki böyle bir ihtimal karşısında Amerikan, İngiliz,FransızDışişleriBakanları toplanıp görüşmeğe karar vermişlerdir. Filvaki,Berlinablukasını,askerî mu­hafaza altındakikamyonlarla yarmak kararı,. hattâ ilki tarafın harpten ka­çınmak yolunda iyi niyetleri olsa dâhi -buistenilmiyen neticeyidoğurabilir. Sinirleringergin, topların dolu olduğu bir zamanda, yanlışlıkla patliyacak bir silâh dâhi, Rus askerleriyle kafileyi mu­hafaza eden Müttefik zırhlı birliklerini savaşa tutuşturabilir ve bu savaş, çorap söküğüg:toigidebilir.YalnızBerlinde değil, bütün Almanyada ve Avusturya-da, Rusların ve Batılı Müttefiklerin iş­galbölgelerihudutlarında iki tarafın birlikleri karşılıklıyığılmış bulunmak­tadır. Bu kuvvetler,müttefik ve dost vaziyettedeğildirler;bilâkisbir mü­tareke ile muvakkaten ateş kesmiş iki düşmanordusuhalindedirler.Barutla , ateş karşıkarşıyadır: Ateştençıkacak kıvılcım barutu tutuşturabilir. Bolşevikler,çoktehlikeli bir oyun oy­namaklaberaber, görünüşegöre ne­miz yeni bir harbeatılacak vaziyette değildirler.Onlara, bu tehlikeli oyuna atılmak cesaretini veren amiller şunlar­dır:

— Batılı Müttefiklerinbarışseverli­ği

— Amerika,İngiltere ve Fransanmordularım terhisederek işgal bölgele­
rinde zayıf kuvvetler bulundurmaları;buna mukabil kuvvetli birordusununAvrupay: işgale hazır olması.

<— Sovyet işgal bölgesinden ve Rusya-dan gelen trenler ve mallar, bundan böy­le ingiliz - Amerikan bölgelerinden ge-Çemiyecektir. Bu tedbir, Berlin'in ablu­kasına bir karşılıktır ve bunu çoktan düşünmüş bulunuyorduk»demiştir.

Salahiyetli bir başka kaynak da: «— Bu hareket Sovyet işgaî bölgesine karşı alınacak iktisadi zecri tedbirlerin ilki telâkki edilmekte olduğunu ve ingi­liz - Amerikan işgal orduları başkomu­tanları tarafından verilen bu kararın Berlin ablukasını yarmak için Batılı Müttefiklerin giriştikleri ilk müsbet mu­kabil hareket gibi görünmektedir.» de­miştir.

Böylece gerek Sovyet bölgesinden Batı­ya, gerekse Batı Avrupa memleketlerin­den Sovyet işgal bölgesine giden bütün trenlerin ingiliz ve Amerikan işgal böl­gelerinden geçmeleri dünden itibaren yasak edilmiştir.

Bu suretle şimdiye kadar Berlin buhra­nında tedafüi denilebilecek bir siyaset takip eden Batıiı Müttefikler. Sovyet Rusya'ya karşı taarruzi bir politika ta­kibine karar vermiş ve bunu tatbika başlamış bulunuyorlar.

Bir taraftan bu mukabeleibilmisil tedbi­ri alınırken diğer taraftan da Amerika­lılar, Berlin'e hava yoliyle yapılan nak­liyatı daha verimli bir sekile sokmak için, bu işte kullanılan taşıt uçaklarının sayışım, mühim miktarda artırmağa da karar vermiştir.

Amerikan Başkomutanı General Clay, son vaziyet üzerine bir basın konferan­sında şöyle demiştir:

«— Amerika harb istemiyor. Bununla beraber, çok defalar tekrar edildiği gibi Amerika, Berlin'de kalmak niyetindedir ve buna barış yoliyle erişeceğini hara­retle ümit etmektedir.»

Amerika'nın Berlin'de kalmak kati ka­rarı ve azmini barış yoliyie temin etmek istemesine rağmen, buhranın daha va-

iumleşmefete ve barış yolunun lıergün biraz daha aşılması güç manialarla dol­makta ve sarplaşmakta olduğu da mu­hakkaktır.NitekimBolşeviklerinyol

kesmelerine mukabil, Amerikalılarla İn­gilizler de aynı suretle yol kesmekle mu­kabele etmişlerdir. Asıl dikkate şayan olan cihet de, bu mukabil tedbirin Sov­yet Rusya'nın cevabî notasına cevap ve­rilmeden ve buna karşı Moskova'nın takınacağı tavır ve hareket beklenme­den alınmış olmasıdır.

Batılı Müttefikler, bir yandan Sovyet Rusya'ya karşı iktisadi zecrî ted­birlerin ilki addedilen bu mukabil tedbi­ri alırken diğer yandan da üç Müttefik askerî vali ve 'Batı Almanya'nın on bir bakanı arasında Frankfut'ta bir konfe­rans toplanmıştır. Batı Almanya Hükü­metini kurmak için toplanmış olan bu konferansa iştirak edenlerden General Clay'ın siyasi müşaviri. Mr. Robert Murphy, şunları söylemiştir:

«—- Yeni Alman Hükümetini kurmak için her şey ihazirdrr. Anlaşma Sovyet işgal bölgesinin ileride iltihakına da açı'k kapı 'bırakmaktadır.»

Konferanstan sonra hazırlanan resmî, tebliğ Almanlar tarafından ileri sürülen kayıtların dikkat nazarına alındığını bildirdiği gibi, Londra Radyosu da, Batı Almanya için bir parlâmento kurulması yolundaki hazırlıklara derhal başlana­cağını, Almanya için muvakkat bir ana­yasa hazırlıyacak olan bu parlâmento­nun en geç 1 Eylülde İçtima edeceğini haber vermiştir.

Bütün bu haberlerden ç:kan netice şu­dur ki Batılı Müttefikler, Sovyet Rusya-nın sürüncemede bıraktığı bir Alman Hükümeti ve Devleti kurmak ve Alman barışım gerçekleştirmek yolunda da, Moskova'nm mümanaatına ve ayak sü­rümesine rağmen, katî adımlar atmak kararma varmışlarda. Berlin buhranının da, bir Alman Hükümeti kurmak mese­lesinin de müzakere ve barış yoliyle hal­li, Sovyet Rusya'nın takib edeceği siya­sete bağlıdır. Kızıl çarların, şimdiye ka­dar güttükleri politikaya bakarak onla­rın vakit kazanmak, fırsat kollamak ve yerleştikleri yerlerden çıkmamak siya­setinden ayrılacakları tahmin edilemez. Birbirini kovalıyan hâdiseler Sovyet Rusyanın yarattığı buhranın günden güne vahimi eştiğini, göstermektedir.

Teklifte, Filistin'deki (bugünkü duru­mun Birleşmiş Milletler Anayasası 39 uncu maddesine göre barış için bir teh­like teşkil ettiğine dair olan birinci ve ikinci paragrafları 2 aleyhte 1 müsten­kif ve 8 leîıte oyla kabul edilmiştir. Müzakereler Türkiye saatiyle 2 -de de­vam etmekteydi.

16 Temmuz 1948

— Lake Success:

Güvenlik Konseyi, Kudüs'ün ilerdeki si­yasi nizamına halel gelmeksizin bu şeh­rin askerlikten tecridi için Birleşmiş Milletler aracısının gayretlerine devam etmesini teklif eden Amerikan karar suretini 3 müstenkife karşı 8 oyla ka­bul etmiştir.

Müstenkif kalanlar ^Sovyet Rusya, Su­riye ve Ukranyadır.

Bundan sonra Güvenlik Konseyi müta­rekenin, .Filistin meselesinin muslinine bir şekilde halline kadar devamı husu­sunda Amerika'nın teklifin! bire karşı 8 oyla tasvip etmiştir. Suriye muhalif kalmış ve iki üye istinkâf etmiştir.

Nihayet vakit geciktiğinden konsey me­selenin umumi heyeti hakkında Millet­lerarası Yüksek Divana müracaat edil­mesini derpiş eden Suriye'nin takririni başka bir topalntı esnasında incelemeyi karar altına almıştır.

— Lake :Success :

Güvenlik Konseyi çalışmalarına tekrar başladığı zaman İngiliz Delegesi Sir Alexander Cadogan İngiliz Hükümeti­nin, mütarekeye riayet edilmediği ve Arapların aleyhine tatbik olunduğu hakkında Araplarca İleri sürülen şikâ­yetlere büyük bir önem verilmesi ge­rektiği kanaatinde olduğunu beyan et­miş -ve demiştir ki:

«Bu şikâyet üzerine ciddi ıbir tahkikat yapıldığı takdirde Arap dâvasına karşı bir husumet havası mevcut olduğuna dair bir suyizan hasıl olacaktır. Netice itibariyleBirleşmişmilletlerolaylar hakkında bir tahikikat yapmağa kendi­lerini vazifeli görmelidirler.»

Aracının bu usulün ihtiva ettiği güçlük­leri anlattığını biliyorum, fakat hükü­metim buna ibüyük bir önem vermekte ve icap eden şeyin yapılacağını ümid eylemektedir.

[Mütareke yenilendiği takdirde bunun -kontrolü için daha uygun bir teşkilâta' ihtiyaç haısl olacağını kabul ediyoruz.» Cadogan şunları ilâve etmiştir:

Bu vaziyet karşısında hükümetimde, şimdiye kadar Filistin'deki Arap men­faatlerinin Birleşmişmilletlerce pek ki­fayetsiz bir şekilde takdir olunduğu kanaatinden başka bir 'his haklan ola­maz. Arapların, haklı veya haksız ola­rak, Güvenlik" konseyinin kendi görüş­lerinin diklkat nazarına alınacağından emin olabieleekleri bir 'meclis olmadığı kanaatine sahip bulunmaları tehlikesi mevcuttur.

Savaşa son verilmesine yardım husu­sunda hükümetçe izhar olunan arzudan nihai bir İnal 'çaresine dair tekliflerde bulunacağı manasını çıkarmak hatalı olur. Hükümetim bu noktadaki hükmü­nü, aracının başladığı müzakerelerin sonucu elde ediilnceye kadar muhafaza etmektedir.

Hükümetim, Birleşmişmiil eti erin iste­dikleri takdirde ilk tavsiyelerini değiş­tirmek yahut kendilerince en iyi ve en tarafsız addettikleri bütün tavsiyeleri .kabul etmek salâhiyetine sahip olma­dıkları fikrini şiddetle ret «der.

önerge için oy verirken İngiltere Hü­kümeti Arapları mütecaviz addeden yahut bu savaşta adaletin tamamiyle onların tarafında olduğunu kabul eden iıiç bir telkine iştirak etmemektedir^

18 Temmuz 1948

— Lake iSuccess :

Araplar ve Yahudiler kayıtsız mütare­keyi kabul ettiklerinden Birleşmişmü-letler bugüne kadar kazandığı muvaf­fakiyetlerin en büyüğünü elde etmiştir. Mısır Başbakanı Nokraşi Paşa' Rodos'ta Kont Bernadotte'un umumi karargâhı­naaşağıdaki telgrafıgöndermiştir:

Sovyet Rusya Dışişleri Bakan Yardım­cısının sözlerine büyük bir önem verme­mek temayülünde bulunuyorlar.

Diğer taraftan, bazı Amerikan si­yasi çevrelerinde ki kanaat şudur ki, Sovyet durumunun Vişinski tarafından ifade edilmek .istenilen . sertliği ileride pazarlığa girişmek için bir manevra­dan başka bir şey değildir.

—- Belgrat:

Tuna Konferansının öğleden sonraki oturumunda delegeler Avusturya'nın konferansa oy Jıaklkı olmaksızın müşa­hit sıfatdyle iştirakini ikiye karşı yedi oyla kabul etmişlerdir. Avusturya'nın lehinde oy veren ilci .memleket Birleşik Amerika ve ingiltere'dir. Fransa tenkükalmıştır.

Bu karara itiraz eden Avusturya dele­gesi, Avusturya'nın Tuna'dan en ziya­de faydalanan bir memleket oldugu-nu söylemiştir.

Oya takaddüm eden müzakereler sıra­sında Fransız ve îngiüz delegeleri, Tu­na seyrüseferini tanzim eden 1921 söz­leşmesinin keyfî bir şekilde tadil edil­mesine şiddetle muhalefet etmelerinden Vişinski tarafından Batı devletlerine karşı yapılan ve tercümesi ile beraber iki saat süren şiddetli hücumdan son­ra Yugoslav ve Çek delegeleri de söz alarak? Turta memleketlerinin şimdi hükümran olduklarını ve binaenaleyh durumun 1921 sözleşmesinden beri de­ğişmiş olduğunusöylemişlerdir.

Konferans, gelecek toplantısın, Macar delegesinin başkanlığında önümüzdeki Pazartesi günü yapacaktır.

—Londra:

Dün. akşam başîıyan olimpiyat futbol maçlarında Hollanida cenup İrlanda'yı 3/1, Lüksemburg ise Afganiistanı 6/0 yenmişlerdir. İM galip talkımdan Hol­landa Cumıartesi günü İngiltere ile, Xıüksem!burg ise Yugoslavya fle karşıla­şacaklardır.

Ayrıca yine Cumartesi günü Mısır, Da-jöiroarfca ile, Fransa, Hdndistanla (karşı-3aşacakl ardır. Pazart'esi günü Türk ta­kımı Çine karşı, İsveç, Avusturyaya, Kore Meksikaya ve îtalya, Amerikaya Icarşi oynıyacaklardır.

B. B. C. muhabiri dün Türk atletlerinin antrönörü Naili Moran ile görüşmüştür. Antröriör Türkler için en önemli müsabakamn güreş olduğunu Taununla ibera-foer koşular (başta olmak üzere diğer atletizm müsabakalanndan Öa ümitli 'olduklarını isöylemiştir. Türk futbolcu-ferı diğer memleketler gibi yabancı fca-famlarla idman yapmamakta kendi ara­larında oynamaktadırlar.

—Brüksel:

Olimpiyat meşalesi Lüksemburg duka­lığından geçirilerek Greenwich ayariy-îe saat 9.30 da küçük bir hudut şehri olan Barsles Wardin'e 'getirilmiştir.

Olimpiyat meşalesi Belçika'da 93 Belçi-Scah atlet tarafından 270 kilometrelik ■bir mesafe üzerinde taşındıktan sonra Fransız, Belçika hududundaki Hertain şehrinde Fransız atletlerine teslim edi. geçektir. Fransız atletleri de meşaleyi AVrupa'daki son merhalesi olan Calais'-ye götürereeMerdir.

—Londra:

Bugün atletleri ziyaret ettikten sonra demeçte bulunan olimpiyat oyunları teş-fcilâtı 'komdt^i Başkianı Loırd Burghley, oUmpiyıat oyunlannm şimdiye kadar işiti'lm-emiş 'bir standarda ulaşacağ-mı "bildirmiştir.

Londra:

Anadolu Ajansımın özel .muhabiri toil-diriyor:

Güreş müsabakalarının ayın otuzuna kalması favori -ekiplerin üzerinde se­vimsiz ibir tesir yapmıştır. Kendilerini tou aym 28 i için hazırlamış olan güreş­çiler âdeta ibir an 'gevşemiş gibi olmuş-laT>diT. îdman programlarında ıbir de­ğişiklik yapmak zarureti olmuştur. Türk güreşçileri spor çevrelerinde gü­nün ehemmayeitli mevzuu olmakta de­vam etmektedir. İsveç güreş kafilesinin ^başkanı, Amerikan güreşçileri hakkında (bilgisizliğini itiraf etmekle beraber, bu şampiyonayı TürMenle İsveçlilerin pay­laşacağını ifade etmekten çekinmemiş­tir.

Türk 'Bisikletçileri uçak yorgunluğunu 'geçirdikten sonra bugün Windsor'da ha­kiki parkur üzerine çıkmışlardır. İntiba­ları en sağlam ve en dayanıklı ve bece-riîdi -eMbin >bu yarışı kazanacağı mer­kezindedir. Hakıtoten bitiş noktasına varmadan 'bir "kilometre önce başlıyan ve 600 metre kadar süren yokuş 150 kî-lometreliik mesafeden sonra çok çetin olacaktır. Bunun arkasından son finişe geçmeden evvel bir nefes 'almak için el-

3i metrelik mesafe 'kalacaktır; bunun da sürprizlerle dolu olacağı anlaşılmakta­dır. Ve bunun içerisinden de 'en daya-ni£kh ve kuvvetli ekipıler sıyrılabilecek­lerdir. Türk ekibi bu vaziyeti (kendisi îçin âdeta (bir şans saymaktaclir.

Büyükelçi Cevat Açıkalın, Savaşır ile "beraber bugün ıSandhui'St Ikampında bu­lunan binicilerimizi ziyaret etmiştir. Bi­nicilerimizin 'güvenilen elemanlarından '(biri olan iSaim Polatkan 'kısmen ayi'Leş-m'aş olmakla beraber yarışa girmek şan­sını tamamiyle [kaybetmiştir.

Kongre çalışmaları bugün futbol ile başlamış oldu. Futbolun ilk iıçtimamm verdiği intiîba beynelmilel federasyon­ların iik ağızda harp sonrası dünyasının şartları içimle yenî azalar kaydetme mevzuu İle uğraşmakta olduklarını gös­termektedir. TekMk mevzularıla seçim­lere daha sonra temas edileceği anlaşıl­maktadır.

Rusların olimpiyatlara gelmemiş olma­ları spor çevrelerinde hiçbir tesir uyan-dırmamıştır. Müsbet menfi bu mevzu "ile kimse alâkalı görünmemektedir.

Bugün Uxibridge kampında verilen zi­yafette Türk [Büyükelçisi Türk sofra­sında kamp kumandanlığının misafiri •olarak ağırlanmiştır. Bu yemekte 63 .milletin sporcuları adına olimpiyat ye-minmi yapacak olan 932 ve 936 olim­piyatlarının m'eşhur İngiliz m'aniacısı Fraley de bulunmuştur.

28 Temmuz 1948

— Londra:

önümüzdeki Cumartesi ve Pazartesi gümleri oynanacak ilk tur fotlbül anaç-"laırından sonra Olimpiyat futbol turnu­vası ikinci turu kur'a ıcekilişine Pazar­tesi günü Londra'da ibaşlanacaktır.

İSeİnci turun dört maçı Londra'daki Kriıstal Palas, Ilford Aı-senal ve Ful-ham 'Stadlarmda ıbeş AğuStos'ta yapı-lacaüttır.

Maçlar saat 18.30 da başlıyacak ve ıbe-rabeıre ka'lmdıği' takdirde* 7 Ağustos'ta tekrarlanacaktır.

Olimp'iyat oyunlarında Sıazır bulunmak üzere Lapon kayıMan iîe Cuma. günü

Manş denizi geçmeğe teşebbüs edecek gruplar arasında birçok âmâ Fransız 'izcileri de bulunacaktır.

Fransız (basketbol takumnm emrine ve­rilmek üiz-ere Uxbridg;e kampına 500 şişe şarap tt-slim edilmiştir. :Bu takım dün hava yoiu ile Londra'ya g:elmişür.

Fransız boksör ve eskrimcilerinin de her an buraya gelmeleri beklenmekte:dir.

— Londra:.

özel muha/birimiz bildiriyor : Kongre çalışmaları ilerü edikçe Türkiye ile -ilgili iEtühar veri'ci yeni hâdiseler ol­maktadır. Bunun en göze çarpan misa­li güreş kongresinin çalışmalarından anlaşılmaktadır. Filhakika Türkiye'nin Beynelmilel Güreş Federasyonu tkincî Reisliğine gelmesi hâdiseleri yakından takip edenlerce tabii 'görülmektedir.

Diğer taraftan Türkiye'de 1949 da ya­pılacak, olan Avrupa güreş şampiyona­sına kapalı sahamızın yetişememesi ih­timali karşısında yas. aylarına alınma­sının Türkiye'nin beynelmilel spor sahasında Sher gün kazanmakta olduğu itibarın :itfade&i sayılmaktadır, Günün en çok üzerinde durulan mevzuu Türkiye'nin olimpiyat ıgiireş şampiyo­nasın! ikazandiğı takdirde karşısına bir Avrupa mulıtelitiiıin' çütanlmtası -mesele-sd teşM'l ilmektedir M, bu mevzu ser­best ıgüneş çevrelerini olduğu ikadar Beyneymilel Federasyon muhitini deetmektedir.

Diğer taraftan^ Türkiye'nin, teklifi ile ıbir Akd'eniz futbol1 şampiyonası Lon­dra'da alınacak kararlarla tahakkuk yo­luna ginmîş bulunmaktadır. Bundan ev­vel Türk Futbol Federasyonumun Türfc-Yunan futibol mallî maçı münasebetiyle Yunanistan'da ileri sürdüğü teklif İtal­yanlar ve Yunanlilarca 'muvafık İcarşı-laamıştır. Fransız federasyonunun bu­rada desteklemelcte olduğu bu teklif umumiyetle imemnunlyetle karşulannuş-tır.

— Londra :

öael .muhabirimiz bildiriyor : Olimpiyatatletizanmüsabakaları hak­kında yapulantahminlere naaaran 10 bin metrenin, favorisi Finlandiyalı Viljo Heino'dur. Viîjo 1944 senesinde 29 daki­ka .35,4 le dünya şampiyonu olmuştur. 10 !bin metrenin olimpiyat, rekoru ise 30 dakika 11,4 dür.

İ10 metre engelli koşunun Ajmerikalı Haarrison ve 400 metre engelli koşunun da geme Amerikalı Oochran tarafından kazanılacağı zannedilmektedir.

3000 metre krosun kazanma ihtimalleri ise Fransız Raphael Pujau, üzerinde top­lanmıştır. Bu mesafenin olimpiyat re­koru [bilindiği veçhile 9 dakika 03,9 ile Finlandiyalı V. Jso-Hallo'dadır.

4X100 engelli koşunun galibiyeti Ameri-3ca, Avustralya ve İngiltere takımları aarasmda paylaşılacaktır. 4X400 bayrak koşusunu kazanma ihtimalleri dağınık bulunmaktadır.

Çekiç atma müsabakalarında İsveçli ve Finlandiyalı atletler favori olarak gö­zükmekte, fakat Macar İmre Newed'-İn kazanması ihtimalleri de kuvvetli bulunmaktadır.

Amerükan atletleri dekatlon'a büyük ümitler bağlamaktadırlar. Bilhassa gül­le atmada ve yüksek ve sırıkla atlama-rlar.da Amriikalılarm yenilmesi hemen hemen imkânsız gibidir. Amerikalıların gülle atmada yegâne rakipleri1 Avus­tralyalı Winters, yüksek atlamada Nor­veçli Haas ve sırıkla atlamada da İtal­yan Stosi'dir.

Basketbol için favori Amerikan takımı­dır.

Eskrim müsabakalarının ise Macaris­tan ile Fransa arasında çekişmelere yol açacağı zannedilmektedir.

Boks karşılaşmalarının ekserisini muh­temelen İngilizler kazanacaklardır. Gü­reş müsabakalarını ise Türk takımının kazanması İhtimali çok kuvvetlidir. Hal-ten müsabakalarında favori Amerikalı­lardır.

Bisiklet müsabakalarında ise Fransa, Danimarka ve İtalyan takımları gali­biyet için çarpışacaklardır. Bununla be­raber înıgüiz sür'at koşucusu Red Har-tis'in kazanmak ihtimalleri de kuvvet-

Bununla beraber spor uzmanları tarafın­dan yapılan bütün bu tahminlerin doğ­ru çıkmaması da mümkündür. Esasen müphemiyet ve sürprizler olimpiyat oyunlarının en cazip taraflarından biri­sini teşkil etmektedir. Son olimpiyat oyunlarının yapılmasından beri 12 sene geçmiş olduğu için aşağı yukarı doğru bir tahminde bulunabilmek esasen çok güçtür.

Diğer taraftan 'Öğrendiğime göre, He­landa futbol takımının en iyi oyuncula­rından birisi ayağından sakatlanmıştır. Bu oyuncunun yerini almak üzere Ho-landa'dan uçakla ibir yedek oyuncu ge­tirilecektir.

— Londra:

özel muhabirimiz bildiriyor:

Bulgaristan, Olimpiyat Teşkilât Komi­tesine gönderdiği bir telgrafta, olimpi­yat oyunlarına iştirak edeirdyeceğini resmen .bildirmiştir.

Diğer taraftan, Sofya'dan alınan inanı­lır haberlere göre, 'Romanya'nın da^ oyunlardan çekilmesi çok kuvvetle muh­temeldir.

—Londra :

özel muhabirimiz bildiriyor : BirleşmişMilletlerGenelSrkeeterî Trygve Lie yarın 14 üncü Londra Olim­piyatlarının açılma töreninde hazır bu­lunacaktır.

Trygve Lie yanında (karısı, üki kızı ve damadı olduğu halde bugün Norfolk Hava "Meydanına gelmiştir.

—Londra :

Özel rmuhatbirimiz (bildiriyor : Yarın olimpiyat meş'alesini Wembley stadına getirecek olan «esrarengiz» sa­rışın İngiliz atletinin bir aydanberi gizli olarak ve muntazaman antremanlarına devam etmiş olduğu öğrenilmektedir.

—Londra :

özel muhabirl'miz bildiriyor :

Bugünbütünsporcularımla14üncü Olimpiyatoyunlarınınaçılış 'günü ha­zırlıkları ile ımeşgul olmuşlardır. Yarın yapılacakolan açılımatöreninim programı fkısaca şudur:

Tribünlerin en gerisinde bulunan ve neticelerin ilân edileceği büyük lev­hanın etrafında büyütk 3>ir canlılık de­vam etmektedir. Tam bu levhanın kar­şısına yerleştirilmiş olan siyah zeminli ve beyaz yelkovan akrepli saatler yarış­lar sırasında saniyeleri kaydedecektir. "

Sarı ve -mavi renklerle tezyin edilmiş olan Kıral locası büyük tribünlerden bi­rinin ortasında bulunmaktadır. Her bi­rinde 'bir telefon bulunan muhabirlere tahsis edilmiş olan masalar Kıral loca­sının bir kaç sıra aşağısında bulunmak­tadır.

Saat ikiye doğru staddaki 82 bin mev­kiin hemen hemen hepsi dolmuş ve her yer hazırlanmıştır.

Saat tam ikide merasim üniforması giy­miş olan muhafız birliği, daha sonra at­letlerin gireceği geçitten geçerek saha­ya geliyor ve Kıral tribününün solunda yer alıyor. Bunun arkasında gene mera­sim üniforması giymiş olan Kıral muha­fızları gelerek çimen sahadan geri dö­nüyor ve sekiz sıra üzerinde sıralanı­yor. Bunların hemen arkasında gene aynı geçitten başlarında bir toando şefi olduğu halde gaydarlar taşıyan iskoç erleri giriyorlar. İskoçlar da muhafız birliklerine doğru ilerliyor ve onların karşısına gelince geri dönerek bir ya­rım daiıre teşkil ediyorlar. Bu hareketle alkışlanıyor. Bunların arkasından diğer muhafız erleri pisti takip ederek Kira-Im locasının tam karşısında beyazlar giymiş olan koronun Önünde mevki alı­yorlar. Isfkoç ve muhafız birliklerinin geçidi bir kaç dakika daha gaydaların trampetlerin ve fülütlerin sesleri ara­sında devam ediyor.

Bu arada resmî şahsiyetler tribünlerde yerlerini alıyorlar, bunlar arasında bil­hassa Atlee, Eden, Fransız Büyükelçisi Massiglıi, Danimarka Prensi Aksel ve [kardeşi Gorıge, italyan 'Büyükelçisi Gal-lardadi, Sûo'tti Dükü, Belçika, Hollanda, Lüksemlburg ve Şili Büyükelçileri ve diplomatikçevrelere mensup daha bir

kaç şahsiyet göze çarpmaktaydı. Glou-cester Dük ve Düşesi, Hollanda Kırali-çesinin kocası Prens Bernahardt, Lord ve Lady Mountbatten ve Trygve Lie Ki­ralın locasında yea* almışlardır. Valde KıraliçenLn gelişi hararetli alkışlarla se-lâmlanmıştır.

Tam saat 14,50 Milletlerarası Olimpi­yad Komitesiyle, Tertip Komitesi üye­leri de Jaketatay ve başlarında silindir şapka olduğu halde Kiralın locasının karşısında sahanın kenarma dizildiler. Bu şahsiyetler .arasında 19128 Amster-dam olimpiyat müsabakaları 400 metre engelli koşu olimpiyat şampiyonu olan bugünkü Komite Başkanı Lord Burgh-ley de göze çarpmakta idi. Birdenbire bir sessizlik oluyor. Pistin kenarında bulunan grup vaziyet alıyor ve İngiliz Millî İMarşı .çalmıya başlıyor. Kıral ya­nında Komite Başkanları olduğu halde sahaya çıkarken Kıral ailesi. de refaka­tinde Londra Belediye 'Başfcanı bulundu­ğu halde localarında yer alıyor. Kıral Altmci George'a komite üyeleri takdim edilirken staddan 'alkışlar yükseliyor.

Kıral locasına avdet eder etmez, ban­donun çaldığı marşlarla saat tam 15,10 da atletlerin geçit resmi başlıyor. Başta Yunan atletleri, bunların arkasından al­fabe sirasiyle Afganistan, Arjantin, Avusturalya ve diğer 55 millet geliyor. En nihayette İngiliz takımı bulunmak­tadır. Her grup hararetli alkışlar arasın­da başta millî bayrağı olduğu halde iler­liyor. Rüzgârın tesiriyle sallanan fla­malar ve yüzlerce atletin muntazam hareketleri heyecan verici fair manzara teşkil ediyor.

Atletlerin geçidi 40 dakika sürüyor. Ve her grup sahada yerini alıyor. Nihayet İngiliz takımı da gelip Yugoslav takı­mının yanında mevki aldıktan sonra Lord Burghley Kirala tahsis olunan, lo­canın önündeki balkonda ilerliyerek Ki­ralı Olimpiyad müsabakalarını açmaya davet ediyor. Kıral Altıncı Geonge ayağa kalkarak mikrofona yaklaşıyor. Ağır fakat berrak bir sesle yeni zamanların 14 üncüsü olan 1948 Olimpiyad müsaba­kalarını açtığını bildiriyor. Bunu müte­akip saat tam 16 da boru sesleriyle Olimpiyad müsabakalarının açıldığı ilân ediliyor. Ve hemen aynı anda salıverilen yüzlerce güvercin stadın üzerinde dön­düktensonraaçılışhaberiniuzaklara götürmek üzere muhtelif istikametlere uçup gidiyor, gene aynı sırada beşer sa­niye fasılayla yirmi (bir pare top atılı­yor. Son top sesi henüz kulaklarda çın­larken büyük, bir aîkış tufanı içinde, hü­viyeti daha sonra açığ"a vurulacak olan meçhul koşucu elinde Olımpiyad meşa­lesi olduğu halde staddan içeri 'giriyor. Olimpiyad ateşi meşaleyleyakıldıktan sonra beş halkayı havi Olımpiyad "bay­rağa koronun söylediği Olimpiyad marşı ide yavaş yavaş direğe çekiliyor. Bay­rak taşıyıcılar sahanın ortasında bir ya­rım daire teşkil ederlerken koro «Alle-îiıia» yi Söylüyor. îki oliimpüyada. 'katıl­mış olan ve bu yılkı müsabakalarda da İngiltere'yi temsiledenDonaldFinlay İngiliz ibayrak taşıyıcılarla beraber kür­süye çıkıyor ve Olimpiyad andını içiyor. «Olimpiyad müsabakalarına, nizamları­na riayetkar dürüst rakipler olarak ve memleketlerimizinşerefi,sporunşanı İçin asil Sbir zihniyetle katılmak arzusu ile geldiğimize and içeriz.?»

Tekrar bandonun çaldığı marşlarla at­letler tekrar sıralanarak sahayı terk ediyorlar. Son atelet de sahadan ayrılır ayrılmaz ttngiliz 'MiTJî Marşı ile Hîi-eca-sim nihayet 'buluyor ve stad yarm at­letizm müsabakaları için tekrar dolmak üzere yavaş yavaş boşalıyor.

— Londra:

özel muhabirimiz bildiriyor: Bu sabah 61 millet sporcularının barın­dıkları kamplarda bizim bayram günle­rimizin neşeli kaynaşması vardı.

Elbiseler ütülendi,. 'herfces hazırlandı gençliğin (güzelliği millî heyacanm ateşi ile göz kamaştırıcı bir hal almıştı. Ux-brigde kampında 100 e yakm Türk spor­cusu memleketini temsile hazırlanıyor­du.

Öğle vaktinden İtibaren Londra'nın yer üstü ve yeraltı bütün nakliyat avsıtalan Wembley stadyumuna akm akın insan taşıyordu. Olimpiyat oyunlarının açılışı­nı görmeye gidenler ne kadar çoksa bir stadyum bileti bulmağa muvaffak ol­muş bahtiyarları görmeye koşanların sayısı bunun bir kaç misli idi. Ne Londra için tahammül edilmez sayılan bü­yük sıcaklar, ne de gidiş gelişin güçlü­ğü bu ilk büyük milletlerarası topluluğu görmeye koşanların ağır başh neşesini bozmıyordu.

Wemeley stadını dolduran kalabalığa maç günlerinin mücadeleci haleti ruhi-hiyesi hâkim değildi. Bu kalabalık yen­me yenişmc merakı ile değil, asil ve mânal: bir hâdisenin heyecanı i!e bura­da bulunuyor ve bunun sahne sahne inkişafını bekliyordu.

Sporcuların geçişleri, Kiralın oyunları açışı, güvercinlerin uçuşu ve olimpiyat ımeşalesinin1 stadyorna girişi içten teza­hürlere vesile teşkil etti. Londra halkı tek bir sporcu ile geçit resmine katılan bayrağım bir atlet ordusu başında ge­çen Amerikan bayrağı kadar gönülden alkışlandı.

Bu arada Türk sporcuları temiz kıyafet­leri, muntazam yürüyüşleri ve bilhassa büyük ciddiyetleri ile gözü en çok çeken milletler arasında yer alıyordu. Artık kıymetli sporcu gençlerimiz için çetin karşılaşmaların saati gelmiş bulu­nuyor. Bu akşamdan itibaren Londra'­nın hemen bütün sahalarında her mem­leketin en seçkin evlâtları birbirlerine Karşı hiç düşmanlık duymadan yeniş-meye çalışacaklardır.

30 Temmuz 1948

— Londra:

özel muhabirimiz bildiriyor: İlk serbest güreş seçmemüsabakaları îmgün saat ili 'de EmpressHallda baş­lamıştır.

Seyirciler arasında bütün. Türk kolonisi de vardı.

Türk Ekibinin ilk güreşi 52 Kiloda Halit Balamur'la kendi sıkletinin Avrupa şampiyonu Finlandiyalı güreşçi Bitter arasında yapıldı.

Üstün güreşine rağmen Halit Balamuz hakem heyeti tarafından sayı hesabiyle mağlup ilân edildi.

Türk ekibinin ikinci karşılaşması 52 ki­loda Nasuh Akar ile Kanadalı may ara-smda cereyan etti. Cidden güzel bir gü­reş çıkaran Nasuh rakibini 2 dakika 57 saniyede tuşla yenerek takımının ilR basarısını sağladı. Kıymetli güreşçimiz se­yirciler 'tarafından uzun uzun ve ha­raretle alkışlandı.

Diğer karşılaşmalarda şu neticeler alın­mıştır : 52 kilo:

Reyisi (tran) - Jeanigon (Amerika) yasayı hesabı ile galip. Beaudric (Fransız) - Lamant (Belçika)da sayı hesabı ile galip.

57 kilo:

Person (isveç) - Wagner (isviçre) ye sayı hesabı ile galip

Trimpon (Belçika) - Sotomerey (Küba) ya 1 dakika 37 saniyede tuşla galip.

Yuhanson (Finlandiya) - Birisager .(Ma­car) a sayı hesabı ile mağlûp.

Bu karşılaşma günün en güzel ve heye­canlı karşılaşması olmuştur. Finlandiya­lı teknik itibariyle daha üstündü. Fakat Macar'ın büyük kuvveti tekniğe galebe çalmıştır. iMacar Ib&r çak (kere hasmına tuş vaziyetine getirmişse de Finlandiya­lı güzel bir müdafaa ile ve biraz kaçak güreşerek omuzlarını minderden kurtar­masını bilmiş ve neticede sayı hesabı ile mağlûp olmuştur.

Kuhios /(Fransız) - Saad Hasas (Mısır)a sayı hesabı ile galip.

Caso (ingiliz) - Vicera (Filipin) e sayı hesabı ile galip.

Leeman (Amerika) Bose (Hindistan) a 7 dakika 37 saniyede tuşla galip.

— Londra:

özel muhabirimiz bildiriyor:

Avusturya - İtalya water polo maçı 9/0 İtalya tarafından kazanılmıştır.

Yine water polo karşılaşmalarında A-merika - Uruguay'ı 7.0 yenmiştir.

Bundan başka dün akşam Macaristan'a mağlûp olan Mısır takımının yaptığı İti­raz milletlerarası yüzme federasyonu tarafından kabul edildiğinden maçın bu akşam tekrarlanmasına karar verilmiş­tir.

Yine Water Polo'da Hindistan Şili'yi 7 ye 'karşı 4 Je, Arjantin de Yunanistan'ı 2 ye karşı 6 sayı ile mağlup etmiştir.

— Londra:

Özel muhabirimiz 'bildiriyor:

Olimpiyat basketbol karşılaşmalarında, ilk seride Birleşik Amerika İsviçre'yi. 21 e karşı 86 ile mağlup etmiştir.

Çekoslovakya 38/30 Peru'yu, Filipin de 102/30 İrak'ı yenmişlerdir.

— Londra:

özel muhabirimiz bildiriyor: Bu sabah başhyan flöre ekip müsabaka­larından Lüksemburg, Avusturya ve Brezilya çekilmiş olduklarından Belçika ile Kanada müsabaka yapmadan ikinci ö^vreye geçmiş bulunmaktadır.

İkinci devre karşılaşmalarında, İtalya Yunanistan'ı 16/0 yed'inisti-r. ingiltere Hollanda'yı 58 tuşa karşı 63 tuşla yen­miş, Macaristan Avusturya'yı 5/11 yen­miştir.

İlk seri karşılaşmalarında Fransa irlan­da'yı 16/0 mağlup etmiştir. Uruguay hükmen Küba'ya galip ilân edilmiş ve Mısır irlanda'ya galip gelmiştir. Dani­marka Hollanda karşılaşması 5 e 9 Dani­marka lehine neticelenmiştir.

—- Londra:

Özel muhabirimiz bildiriyor: 6 seri üzerinden cereyan edecek olan 100 metre serbest yüzme seçmelerine bugün öğleden sonra başlanmıştır. Her serinin birinci ve ikincileriyle en iyi dört dere­ceyi alacak olan yüzücüleryarı finale kalacaklardır. Seçmemüsabakalarında alman neticeler şunlardır: Birinci seri:

Alex Jany ;(!Fransız) 58. 1/10, ikinci Bo-unke(iAvustıralya), îkinc: seri:

Carter (Birleşik Amerika) 58. 7/10, ikin­ci Olsson flsv-eç). Üçüncü seri:

Kadas (Macaristan) 58. 2/10, ikinci îsaac (Meksiko). Dördüncü: Wihte(Arjantin)60.4/10,ikinci Bog-

hosian ^Brezilya).

Beşinci seri:

Ris. (Birleşik Amerika), 58. 1/10, ikinci

Stedment (ingiltere).

Altıncı seri:

Alain Ford (Birleşik Amerika) 59. 2/10, ikinci El Gaman (Mısır)

—Londra:

özel muhabirimiz ■bildiriyor: Kadınlar arası 200 metre kulaçta Macar kadın yüzücüsü Szekely 3. 01. 2/10 ile olimpiyat rekorunu kırmıştır. Eski re­kor 3. 01. 9/10 ile Japonyalı Mayehata'ya aitti.

—Londra:

özel muhabirimiz bildiriyor: Kadınlar arası 200 metre kulaçta üçün­cü seride yüz&n Hollandalı Bayan Van-vliet Macar kadın yüzücüsü Bayan Sze-kely'nin henüz kırmış (bulunduğu olim-olimpiyat rekorunu tekrar ve 2. 57. 4/10 ile kırmıştır.

—Londra:

Olimpiyat oyunları devam ettiği müd­detçe yanacak olan olimpiyat alevini Wembley Stadına ■getirdiği olimpiyat meşalesiyle yakan 1.89 boyundaki sarı­şın atlet Surbiton İlinin Beryland İlçe­sinden John Mark'tır. Ve kendisi 22 ya­şında olup Padington'daki Sani Saint Mary hastanesinde stajını yapan bir tıp talebesidir.

Eu husustaki sır gayet iyi muhafaza edilmiş ve tıp faücültesindeM öğrenciler ibille, koşunun son .nrerlıalesi İçin Mark'ın onbeş gün evvel, seçildiğini ancak dün öğrenmişlerdir.

«Yunan tipi bir çehresi» olan Mark Sa-İnt Mary'da, o bölgenin en yakışıklı at­leti olarak telakki edilmektedir.

Muhtemel olarak 400 metre için iyi bir koşucu olacağı tahmin edilen John Mark üniversitede bulunduğu sırada atletizm takımının kaptanı idi.

—Londra:

Atletizmden sonra olimpiyatların en çe­kici müsabakaları olarak kabul edilen olimpiyat yüzme . yarışlarını seyretmek için bu sabah erken saatte Wembley Stadının yüzme havuzlarına kalabalık bir halk toplanmış bulunuyordu.

Bu müsabakaların ekserisine 37 millet iştirak etmiştir. Müsabakalara, erkekler

için tramplenden atlama ile başlanmış ve bu müsabakaya 27 sporcu iştirak et­miştir.

Dünyanın en iyi arayıcılarından biri ad­dedilen Anderson'un (Birleşik Amerika) geri atlamada muvaffak olamaması bir sürpriz teşkil etmiştir.

—Londra:

özel muhabirimiz bildiriyor: Bu akşam Türkiye saati ile başhyan günlük ikinci bölüm serbest güreş karşı­laşmalarında 67 kiloda Celâl Atik Ame­rikalı rakibi Koll'ü 7 dakika 42 saniyede mağlup etmiştir.

Aynı sıklette Macar Sovary Finlandiyalı Kaisaîa'ya sayı hesabiyle ıgalip gelmiş­tir.

—Londra:

özel muhabirimiz bildiriyor:

62 kiloda Gazanfer Bilge Mısırlı rakibi

Yusuf Abdülhamit'i13 dakikadatuşla

yenmiştir.

Macar Toth Kanadalı rakibi Crete'yi 13-dakikada sırtını yere getirerek yenmiş­tir.

—Londra:

Anadolu Ajansının özel muhabiri bildi­riyor:

Bu akşamki serbest güreş elemelerinde Ahmet Hasan (Mısır) Singh (Hindis­tan) ı sayı hesabiyle mağlûp etmiştir.

—Londra:

özel muhabirimiz bildiriyor: Fransız kadınşimpîyonuOstermayer Michelin 41 metre 90 santimle olimpiyat kadmlar arası disk şampiyonluğunu ka­zanmıştır.

—Londra:

özel muhabirimiz bildiriyor: Bu sabah yapılan yüksek atlama seçme­lerinde 1.87 den aşarak finale kalan at­letler şunlardır:

Adedoin (İngiltere) Demitin (Fransa) Coleman(Birleşik Amerika) Gundersan (Norveç)

Birinci seri:

— Cochran ;{[B. Amerika)53.9

—Andre(Fransa)54,5

—Alberti '(Arjantin)54,6

İkinci seri:

1— Wihtle (İngiltere) 56.9.

— Arifon '(Fransa) 56.9.

— Petropolos l(Yunan)

Üçüncü seri:

— Newerland ı Hollanda) 54.6

— Storkrupp(Finlandiya)

— Kemal Horolu .(Türkiye) 55.1.

Dördüncü seri:

— Missoni '(İtalya)53.9

— Larson ı(İsveç) 3 metre ara ile.3—-ünspath (İngiltere)

Beşinci seri:

—Simer Foult <(&. Amerika)54.7.

—Cross (Fransa) 55,7

3-Christa(İsviçre)56.7.

Altıncı seri:

1--White(Seylân)53.6.

—Hire >(B. Amerika) 54.3.

—■ Westmar(İsveç)

—Londra:

Özel muhabirimiz foil'diriyor. Bundan sonra yapılan 400 metre engel­li yarı finallerinde birinci seride şu de­receler alınmıştır:

Birinci seri:

— Larsson(îsveç)51.9 yeniolimpi­yat rekoru

—Ault (B. Amerika) 52.1

—White(SeyJân)52.1.

İkinci seri:

—■ Cochran(B.Amerika)51.9(yeniolimpiyat rekoru)

— Cross(Fransa)52.5.

—Missoni(İtalya)53.4.

—Londra:

Özelmuhabirimiz bildiriyor: 800 metre koşularının elemeleri bugün altı seri olarakyapılmıştır. Her seri­nin birinci,ikinci veüçüncüleri ikinci tura katılacaklardır:

Birinci seri:

—Hansenne i(Fraasa)1.54.6

—Parlett((ingiltere)1.55.

3— Ramsay(Avustralya)1.55

îkinci seri:

—Barten(B.Amerika)1.55.6.

— Harris :(Yeni Zelanda) 1.56.6.

—White(İngiltere)1.56.6.

Üçüncü seri:

—Sorensen(Danimarka)1.54.2.

— Vadeı Norveç)1.54.2.

—Chambers ■■ (Belçika)1.55.3.

Dördüncü seri:

—"Wint(Jamayka)1.53.9.

—Ruyter ı(Hollanda) 1.54.40

— Bartel (Lüksenrburg-) 1.54.7.

Beşinci seri:

—Ljungren ı(Isveç) 1.56.1.

—Chefdotel(Fransa) 1.56.2.

—Streuli .-(İsviçre)1.56.5.

Altıncı seri:

—"Wihitfleld <(E. Amerika)1.52.2.

— Bengtsson (îsveç) 1.52.9.3'Hutehins(Kanada)1.55.7.

— 'Londra:

özel muhabirimiz bildiriyor: 100 metre sürat koşusu yarıfinal neti­celeri aşağıdadır:

Yapılan bu koşuların ■birinci, İkinci ve üçüncüleri yarı finallere katılacaktır.

Birinci seri:

— DillardıB. Amerika)10.4/10.

—Testa(Uruguay)10.6/10.

—Jones ;(nglltere)10.7/10.

İMnci seri:

—Ewell CB. Amerika) 10.4/10.

—Bailey.'(ingiltere)10.6/10.

— Curotto(Avusturalya)10.8/10.

Üçüncü seri:

1—Fatton ;(B. Amerika) 10.4/10.

— Mc. Corgnodde (tng^liz) 10.5/10.

— Bartron (Avusturalya)10.6/10.

Dördüncü seri:

1— Le Eeaoh(Panama)10.5/10.

2— Treloar .(Avustralya) 10.5/10.3— Chacon(Küba)10.6/10.

—Londra:

Özel muhabirimiz bildiriyor: 10.000 metre koşusu sonuçlan aşağıda­dır:

1 — Emil Zapotek (Çekoslovakya) 29 dakika 59/6. Yeni olimpiyat rekorunu tesis etmiştir, eski rekor 30 dakika 11.4 idi.

2—Alain Mimour .(Fransa)30.47.4.

—Aibertson -(isveç)30.53.6.

— Dennolf(isveç) 30.58.6.

—Stokken ı(Norveç)31.05.6.

— Everaert(Belçika)31.07.8.

— Londra:

Eskrim müsabakalarında alman netice­leraşağıdadır: Flöre: Yarı sonlar. Esansa 16 Kanada 0. Belçika 12 ingiltere 4. Flöre:îkinci tur, Amerika 9 Kanada 0. Arjantin12 Finlandiya 4.

Macaristan ve Uruguay karşılaşmala­rında her iki takım da galibiyet kazan­mışsa da Macar takımı 61 tuşa muka­bil 66 tuş yaptığından galip sayılmıştır.

İtalya 9 Finlandiya, 0. ingiltere 10. Danimarka 6. Mısır 9 Uruguay 1.

—Londra:

Yiiiksek atlama müsabakaları sona er­miş ve şu neticeler alınmıştır:

1 — "VVinter ;(vustralya) 1.98. 2—Oaulson (('Norveç) 1.95. 3— Stanich '(Amerika) 1.95.

•— Londra:

Kadınlar anası 100 metre serbest yüz­me müsabakaları:

Beş seri üzerinden yapılacak bu müsa­bakalarda her serinin Mrinoi ve ikinci-lertı ile kendi serilerinde en iyi dereceleri

yapan 6 yüzücü, yan fiinale iştirak ede­ceklerdir:

Birinci seri:

— Sdhumacker(Hollanda)67.9/10.

— Temen (Macaristan) 68.3/10.

—Brenda (Helser) 69.

îkinci seri1:

1 — Carsenten('Danimarka)66.5/10. 2-—Vaessen(Hollanda)67.5/10. 3—-Spencer j(Avusturalya)70.

Diğer taraftan kadınlar 'arası 200 met­re kurbağalamada. ikinci seride,

— Zekely (Macaristan) 3.01.2/10.Yeni olimpiyat rekoru,)

—Ham(Hollanda)

—Vande Kerdhove(Belçika)olmuş­lardır.

Üçüncü seri:

200 metre kurbağalama. l_Vanvliet(Hollanda)2.56, 4/10.

2—Hansen('Danimarka)3.09. 3 — Leşken(Finlandiya).

— Londra :

ıSu topu maçlarında şu neticeler alın­mıştır:

Fransa 4, Arjantin 1 isveç 4, İspanya 1.

Mısır, Macaristan'la dün akşam yapı­lan su topu maçı lıaMcmdaki protesto­sunu .geri aldığından bu maçta 4-2 Ma-caristanın galbiliyeti kabul edilmiştir.

-— Londra :

100 meitre serbest yüzme müsabakaları yarın son neticelerinde Amerikalı Kar-ter i57.6/10'la meşhur Fransız Yüzücüsü Janyy'yi geçmiştir. Jany'nin derecesi 57.9 10 dur.

Diğer son neticeler şu şekildedir: 1-—.Ris(B. Amerika) 57.5/10. 2—Alan Ford (B. Amerika)57.SM0. 3—Kadas((Macaristan)58.4/10.

Ris bu derecesi ile Japen Taguchilh'ye ait olimpiyat rekorunuegale etmiştir.

— Londra :

Macaristan ile Brezilya arasında yapı­lan basketlbo.1 maçı çok çekişmeli cere­yan etmiş ve uzatılan bu maçın sonun­da Macaristan Brezilya'yı 45-41 yen­miştir.

—Londra:

Çekiç atma müsabakalarında 12 atlet­ten müteşekkil iki grup 49 metreden ■uzağa atmak suretiyle finale girmek hakikini kazanmıştır. En iyi neticeyi Ma­car îmre Neme 54.20 üe temin etmiştir.

—Londra:

5000 metre koşuları yarı finalleri tougrün seri üzerinde yapılmıştır. Neticeleri aşa­ğıya verilen bu serilerin birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncüleri finale girecek­lerdir.

Birinci seri:

— Nyberg (İsveç) 14.58.2

— Sdskela(Finlandiya) 14.58.3

— Stongbum (U. S. A.) 14.58.6

— Van de Wattin .(Belçika) 15.29

İkinci seri:

— Aniden (İsveç) 14.34.2

— Zapotek(Çekoslovak)14.34.4

— Namela (Finlandiya) 14.45.8

— Van de Wattyn(Belçika) 1&29

Özcan (Türk) bu koşuda koşmuş ve de­rece alamamıştır.

Üçüncü seri:

— Whund (Kolanda) 15.06.8

— Reimp (Belçika) 15.07.3

— Alberthson (İsveç) 15.07.8

— Rarala (Finlandiya) 15.07.8

—Londra:

Bugün yapılan dalma müsabakaları o-Hmpiyat şampiyonluğu neticeleri aşağı­dadır:

— Harlan (USA) 163 puan 64

— Anderson(USA) 157 puan 29

— Lee (USA) 145 puan 52

— Capilla (Meksika) 141 puan 79

— Mullmghausen(Fransa)126 puan55

— Johanson (îsveç) 120 puan 20

— Hasan (Mısır) 119 puan 90

— Christiansen (Danimarka) 115 pu­an 59

—Londra:

Basketbol karşılaşmalarında Kanada 44/22 İle İngiltere'yi,Şili de 100/18 ile

İrak'ı mağlup etmiştir.

— Londra:

Bugün iki seri üzerinde yapılan 200 met­re kadınlar arası kurbağalama yüzme müsabakalarının neticeleri aşağıdadır:

Birinci, ikinci ve üçüncü, dördüncü ve beşinci finale gireceklerdir.

Birinci seri:

1—Lyons;Avustralya)3.00.8

— De Groat (Holanda) 3.01.4

-- Szekely (Macaristan)

İkinci seri:

— Vanvbet (Holanda) 2.57 (yeni olim­piyat rekoru)

— Novak (Macaristan)

— Londra:

Su topu karşılaşmalarında şu neticeler alınmıştır.

İtalya 4 - Yugoslavya 2 îspanya 5 - İsviçre 1 Holanda 12 - Hindistan 1 Birleşik Amerika 4 - Belçika 4' Holanda 14 - Şili 0

—Londra:

Arjantin, Flöre ekip müsabakalarından çekilmeğe karar vermiştir. Bunun sebe­bi, hakemin bir Belçikalı ile Arjantinli Galini arasındaki karşılaşmada Arjan­tinli aleyhinde vermiş olduğu bir karar­dır.

—Londra:

Flöre Ekip karşılaşmaları finalinde-Fransa -Birleşik Amerika'yı 5 e karşı 11 Üe yenmiştir.

—Londra:

Flöre ekip yarı finallerinden şu netice­ler alınmıştır:

(a) serisinde İtalya - Macaristan'ı 2 ye karşı 9 !a ve (!b) serişimde ise Fransa -İngiltere'yi 6 ya karşı 10 ile, Birleşik Amerika da Mısır'ı 5 e karşı 9 la yenmiş­lerdir.

—Londra:

Macar Nemth, çekiç atma olimpiyat şampiyonluğunu kazanmıştır.

8Temmuz 1948

—Londra:

Anadolu ajansının özel muhabiri bildi­riyor:

Türle sporcularının da kalacağı Uxfbrid-ge olimpiyat 'kampı dün resmen açıl­mıştır. Bu -münasebetle bir tören yapıl­mış ve (kampa olimpiyat bayrağı çekil­miştir. Bayrak çekilirken ihava kuvvet­lerine mensup askerî bir kıta resmi selâmı ifa etmiş ve bando Olimpiyat Marşını çalmıştır. Merasimi mütaakıp davetliler kampın Türk, ingiliz, Ameri­ka, Fransız, 'Kanada, Belçika, Hollanda ve Lüksemiburg ibayraMariyle süslü 'bü­yük bir salonunda ağırlıaınmıştır.

9Temmuz 1948

—Londra:

Olimpiyat müsabakaları tamamiryle renkli olarak filme alınacaktır. Wemh-İey'den başka olimpiyat müsabakaları-nm yapılacağı ddğer yerlerde de 70 fo­toğrafçı çalışacaktır. Gösterilmesi. 2 saat 15 dakika sürecek olan bu filme îsviçrede yapılan olimpiyat kış müsa­bakalarımın filmi de eklenecektir. Muhtelif açılardan fi'Lm alabilmek için Wem-ble stadyomuna aılüminyum kule­ler yerleştirilmiştir. Bu kuleler merkez kontrol (kulesinde bulunan fotoğrafçıla­ra özel ;bir telefonla bağlanmıştır. Bu film, eylülün ikisinden itibaren, yani olimpiyat müsabakalarımın bitimesinden hemen üıç hafta sonra gösterilmek üze­re dünyanın her .tarafına dağıtılacaktır.

17 Temmuz 1948

—Londra:

İngiltere'nin Moskova Büyükelçisinin Vming 'tipi- hir uçakla birSovyet av

uçağının Gatow uçak aüaaımda çarpış­ması ve 15 kişinin Ölmesi ile neticele­nen kaıza yüzünden îngiltereye ödene--çek tazminatlar hakkında 'Sovyet Hü­kümetine yeni ıbir nota verdiği Londra'­dan bildirilmektedir.

Bu yeni İngiliz notasının metni henüz açıkl anmamıştır.

22 Temmuz 1948

—Londra:

Beynelmilel sporcular ve muhtelif mil­letlere mensup olimpiyat ekipleri bugün­deniz ve hava yolları ile Londra'ya akın etmeğe başlamışlardır

Atletler çok sıhhatli',-neşeli ve antren-maılarına (başlamağa sabırsız igörünmek--tedirler.

■Bütün sporcular, karşılaştıkları iyi ka­bulden dolayı memnunluklarını belirt­mektedirler.

Brezilyalı atletler, bir Brezilya uçağı İle-Londraya gelmişlerdir. ■Kanada sporculariyle Çin futbol takım*. da Londraya varmışlardır. Fransız deniz sporcuları diğer mlUetle-re mensup deniz sporcularına katılmış­lardır. Polonyalılar. I>oğu Avrupa ekip­leri arasında Londraya 'gelen ilk kafile­yi teşkil etmişlerdir.

Peru'lu sporcular, Londraya varışların­da güneşli ıbir hava iıle karşılaştıklarına hayret etmişlerdir. Bu sporcular Lond-rada her vakit yağmur yağmakta oldu­ğunu sanmakta idiler.

30 Temmuz 1948

—Londra:

Avam .Kamarasında Hindistanla Hay-darab-ad iarasmdaki ihtilâfın .müzakeresi sırasında salâhiyetlerin taksiminde İngiltere'nin nasıl israr etmiş olduğunu hatırlatmış ve Haydaratoad'ın şimdi, Rusların Berlin'de tatbik etmekte ol­dukları ablukaya benzer bir abluka al­tında bulunduklarını ve bir tecavüz vâki oMuğu takdirde İngiltere'nin ve hattâ bizzat Kiralın bu işe karışmış olacağını söylemiştir. Ghurcihill, Hindistanla Hay-dar&bad arasındaki ihtilâfın Birleşmiş milletlere havale edilmesi hususunda hükümetin Hindistan'a olduğu gibi Haydarabada'da yardım etmesini tavsi­ye etmiş ve demiştir ki:

Eğer şimdi Baikanlar ellerini köllannı fcavuşturaralc, bu meselenin artık ken­dileri ile bir ilişiği olmadığım söylerler­se çok ayıp olur.

Bu sırada Attlee, Churahin'e hitap ede­rek «idareciler yanında mı yer alıyor-,sunıiz diye sormasıüzerine, Churchili

«ben milletin hakları yanında yer alıyo­rum demiştir.

Attlee «.bütün müzakerelerde Churchill Hintlilerin her yaptıklarının yemiz ol­
duğu fikri safoiti üe hareket ediyor» deanesi üzerine, CSıurelıiSl «bana böyle bir
şey söylemek ayıptır.» Cevafcını vermiş­tir.

Bundan sonra Attlee ChurchilTi Hindis­tan'da îhtilaf halinde olan parti'leri uz-Mştirmak, Hm-distan ve Paflostanla în-giliz mületleri câminasunn diğer mdület-

îeri arasındaki bağları kuvvetlendirmek İçin hiçbir gayret sarfetmemiş olmak­la ttfciham etmiştir.

Attlee sözlerine devamla, hükümetin Haydarabad ihtilâfına bir hal çaresi buüuüa-cağmi ümit ettiğini ve Hindis-tan'dekî ihtilâf halindeki partilere, ta­raflardan hiçbirine baskı yapılmaması­nı temine çalıştığını söylemiştir.

— Paris:

Halkçı Cumhuriyet Hareketi Partisinin organı olan «L'Aube» gazetesi bugünkü yazısında Fransız Dışişleri Bakanlığına Halkçı Cumhuriyet Hareketi Partisine mensup olan M. Bİdault'nun yerine gene

aynı partiye mensup buîıman M. Schu-man getirilmiş olduğu için Fransız dış siyasetinin değişmediğini yazmakta ve şunları ilâve etmektedir: «M. Schuman, M. Bidault'nun başlamış olduğu şeye de­vam edecektir.»

Özerine dün tank ve polis kuvvetleri kullanılmıştır.

Grevciler göz yaşartıcı bombalarla tıu-lunduklan yerlerden çıkarılmışlardır.

—Roma:

İtalyan Komünist Partisi, Yugoslav Ko­münist Parti Kongresine mümessil gön-dermiyeceğini bildirmiştir.

12 Temmuz 1948

—Roma:

Özel havagazı fabrikalarında çalışmak­ta olan işçilerin grevi dolayısiyle Roma ve milano'nun bazı mahallerinde hava-gazı bulunmamaktadır. îşçiler devlete ait fabrikalarda çalışan 'işçilerle aynı şartlara tabi tutulmalarını istemekte­dirler.

Hükümet bu meseleyi halletmek İçin iş­çiler ve işverenleri bir toplantıya davet etmiştir.

14 Temmuz 1948

—Roma:

Komünist Partisi Genel Sekreteri M. Palmiro Togliatti b-u sabah parlamen­to önünde bir suikaste maruz kalmıştır. Dört kurşun yiyen Topüatti derhal ol­duğu yere yığılmıştır. Polis mütecavizi yakalamıştır. Yirmi beş yaşlarında olan katilin ismi Antenio Palantidir, iSic-Üya-âs. Randazo şehrinde oturmakta olup üç gündenberi Roma'da bulunmakta idi. Liberal Partiye mensup bulunan Pal-lante Hıristiyan Demokrat bir saylav tarafından verilen bir davetiye ile meclis oturumunda bulunmuştu. Meclis mad-halinde bekliyen. katil Togliattl'nin meclisten çiktığıni görür görmez der­hal tabancasını saylavın üzerine boşalt­mıştır.

Togliatti derhal meclis hastanesine kal­dırılarak i"k tedavisi orada yapılmıştır. Togliattİ'nin kendine gelir gelmez İlk suali şu olmuştur: "Vesikalarım nerede? Bu hususta emin olması bildirildikten sonra da Togliatti, katili yakalıyabildi-niz mi demiştir.

ameliyatetmeğe

Doktorla;:- kendisin; karar vermişlerdir.

Komünist Saylavlar Meclis koridoruna hücum etmişler ve bazıları diz çökerek Togliatti'nîn elini öpmüşlerdir.

—- Roma:

Sol cenaha mensup sosyalistler dün komünistlerle bir toplantı yapmışlardır. Bu toplantı sırasında sosyalistler komü­nistlerle olan i-ttifaklarına son vermeğe müsaade edilmesini istemişlerdir. Ko­münistler dünkü toplantı sırasında sos­yalistlerin halk cephesinden çekilmek niyetinde olduklarını belirten ibir talep­lerini parti idaresine bildirmeleri gerek­tiğini söylenişlerdir.

—Roma:

Togîiatti'ye karşı yapılan suikast bil­dirildiği zaman Saylavlar Meclisindeki tepkiler çok şiddetli olmuştur. Oturu­ma derhal son yerilmiş ve komünist saylavlar hükümet aleyhinde .tezahürat­ta bulunarak «kin siyasetinizin neticesi İşto budur» diyeı [bağırmışlardır. Ayan meclisi de oturumunu geriye bı­rakmıştır.

—■ Roma:

M. Toglatti'ye yapılan suikastın doğu­rabileceği karışıklıkları önlemek üzere İçişleri Bakanı Mario Scella, bütün İtal­yan eyaletlerine telgrafla müstacel tal'-mat göndermiştir.

—Roma:

Roma İşçi Sendikaları Genel Sekreteri M. Massini kamu hizmetleri İşçileri, -de dâhil olmak üzere Roma'da bütün iş­çilerin greve başlıya caklarım ilân et­miştir. M. Togliatti'ye yapı'an suikaste protesto mahiyetinde olmak üzere bü­tün İtalya'da umumi, grev yapılıp yapıl-mıyacağı hakkında bir karara varmak için İtalyan îşçi Konfederasyonu icra Komitesi bugün öğleden sonra Roma'da toplanacaktır.

—Roma:

İtalyan.hükümeti aşağıdaki tebliğ; ya-yınlsmışt r:

Kabinenin yaptığı bir toplantı sırasın­da Başbakan De Gasperi arkadaşlarına M. Togiiatti'nin bütün İtalyanlar m deh­şet ve İnfial duymalarına yol açan ca-

aiyane bir tecavüze mâruz kalmış oldu. ğunu bildirmiştir.

Başbakan, nıüteanzm derhal tevkif edilmiş olduğunu haber verdikten son­ra sözlerine şöyle devam etmiştir:

Hükümet GVL Togliatti'nin ibu caniyane taarruzun yol açabileceği fena naticele-ri yenerek sıhhi durumunun süratle dü­zeleceğini kuvvetle ümit ve arzu eder.

— Roma:

M. Togliatti'ye suikast yapılmış oldu­ğu haberi bildirildiği zaman1 Ayan Mec­lisinde çok şiddetli bir sahne husule gel­miştir.

Komünist birçok ayan üyesi bakanlara ayrılmış olan yerde oturan İçişleri Ba­kanına hücum etmeye teşebbüs etmiş­lerdir:

Bıı ayan üyeleri, «Öldürüldü, öldürüldü» diye bağırmaktaydılar. -Diğer ayan üye­leri (komünist ayan üyelerine Scelba'ya taarruz etmelerini önlemişlerdir.

İçişleri Bakanlığı kaynaklarından alı­nan haberlere nazaran katil Polis Mü­dürü Polito tarafından şahsen sorguya çekilmiştir. Katilin Polito'ya Roma'ya Toglotti'yi öldürmek niyeti ile gelmiş olduğunu zira komünist liderini İtalya'­nın 'b?r düşmanı addettiğim söylediği bildirilmektedir.

Katiiin hiç kimse tarafından teşvik edil­memiş olduğunu ve tekbaşma îıareket ettiğini söylediği açıklanmaktadır.

— Roma:

Tcg'Jiatti'nin uğradığı suikast üzerine Milano iş ve çalışma odası, verilecek ■talîmata intizaren fabrikaların hepsim, de İsleri durdurmak emrini vermiştir. Binlerce işçi şehrin merkezinde toir ■nü­mayiş yapmağa karar vermişlerdir. öte yandan cinayet haberi Cenova'da yayılınca nümayişçi grupları mağazala­rı kapamak ve her türlü ulaştırma va­sıtalarını durdurmak suretiyle -cadde ve sokaklardangeçmişlerdir.

Polis müfrezeleri resmî binaJarı muha­faza etmektedir.

Piazza Colonna'da, polis kuvvetleri par­lâmento yakınında Togliatti'yi alkişla-mağ1?, gelen nümayişçileri dağıtmıştır.

Komünistler Roma sokaklarından 'bisik­letlerle geçmişler ve mağazaları [kapa­madıkları takdirde dükkâncıları yağma ve talanla tehdit eylemişlerdir.

—Roma:

Togliatti'ye yapılan suikastten sonra meydana gelen iç durum hükümet çevre­lerince çok vahim telâkki edilmektedir. Bilhassa Torino, Cenova, Savona ve Livurno'da kanlı kargaşalıklar olmuştur. İçişleri Bakanlığına gelen henüz teyit olunmamış haberlere göre halk arasında birçok ölü ve yaralı vardır.

■—■ Roma:

Başbakan De Gasperi bugün parlâmen­toda yaptığı demeçte, Togliatti'ye karsı girişilen suikatte hükümetin sorumlu bulunduğu hususunda muhalefetin haklı olduğuna kanaat getirdiği takdirde hü­kümetin derhal istifa eyliyeeeğini söyle­miş ve hükümet kendisini asla sorumlu saymadığı için benimsediği dâvayı biz­zat kazanacağını ilâve eylemiştir.

-- Roma:

İçişleri Bakanı, Ordu Genel Kurmay Baş­kam ve Polis Müdürü, Viminal sarayın­da toplantı halindedirler. Bu toplantıda karışıklıkların muhtelif îtalyan şehirle­rine yayılmasını önlemek üzere almacak .tedbirler incelenmektedir. Cenova'danümayişçiler,polise ait bir­kaç z?rhh otomobil ile motosiklet ele ge­çirmişlerdir.Nümayişçiler,seyrüseferi durdurmak için yolları tramvay araba­ları ve otomobillerle tıkamışlardır, Napoli'de polis, nümayişçileri dağıtmak için silâh kullanmak zorunda kalmıştır.' îki kişi ağır surette yaralanmıştır. Verano işçi borsası genel bir grev ilân etmeğe veşehrinmerkezinde nümayiş tertip 'etmeğe karar vermiştir.

Prota'da genel grev ilân edilmiştir. Bu­rada nümayişçiler floransa yolu ile şeh­rin muhtelif dış mahallelerine giden yol­larda kontrol postaları tesis etmişlerdir. Floransa'da nümayişçiler, umumiyet İti­bariyle yeni faşist temayüllü telâkki edilen «îtalyan Sosyalist Partisinin bi­nasına» hücum ederek arşivleri yağma etmişler ve -ellerine geçen bütün vesikalan sokakta yakmışlardır. Derhal müda­halede bulunan polis kalabalığı dağıt­mıştır.

Turin'de işçi borsası demiryol işçilerinin de iltihakı ile 'genel grev ilan etmiştir. Roma'da bugün 17 de imza edilmesi ge­reken Fransız - îtalyan anlaşması, Ko­münist Lideri Togliatti'ye suikast neti­cesinde başlıyan nümayişler ve Chighl sarayı önlerinin araba ve kaldırım taş-lariyle kapalı bulunması yüzünden geri kalmıştır.

—Roma:

İtalya'da umumi grev ilân edilmiştir.

15 Temmuz ,19*8

—- Floransa:

Komünist Lideri Togliatti'ye yapılan suikastten sonra, mağazaların tama-miyle kapalı bulunduğu şehrin merkez mahallerinde Hükümet aleyhtarı bazı nümayişler olmuşsa ela, herhangi bir hâdise vukuu haber verilmemiştir.

—Roma:

Togliatti'nin maruz kaldığı suikastı pro­testo maksadiyle Piza'da yapılan nüma­yişler sırasında genç bir erkek linç edil­miştir.

«Faşiste ölüm» sesleriyle kendini takip ed-en nümayişçilerden ürken ve henüz hüviyeti bilinmiyen delikanlı önce silâh­la tehdit ettiği şoförün taksisiyîe kaç­mağa teşebbüs etmiş ise de, halk tara­fından tutulacağını anlayınca süâhmı çevirmiş ve ateş ederek dört kişinin ya­ralanmasına sebep olmuştur. Hücum e-den nümayişçiler genci yakalamışlar ve sopalarla öldürmüşlerdir.

—Roma:

M. Togliatti'ye karşı yapılan suikast hakkında hükümet, tarafından yayınla­nan beyannamede genç öğrenci Antonio Palenti'nin hiçbir suç ortağî bulunmadı­ğı bildirilmektedir.

Hükümetin beyannamesinde memleketin muhtelif ksımlarmda şiddetli hâdisele­rin çıkmış olduğu zikredilmektedir. 4 kişi öldürülmüş ve bazı kimseler do ya­ralanmışlardır.

Roma Radyosunun bildirdiğine göre, ko-.münist oînryan sendikalar M. Togliat­ti'ye karşı yapılan suikasti takbih et­mekle beraber dün gece komünist lider­lerin emri üzerine başlamış olan genel grevi desteklemek lüzumunu görmemek­tedirler.

■■ Roma:

Roma hariç, genel grevin diğer şehirler­deki tesirleri hakkında alman son ha­berler şunlardır:

Tarcnto'da liman amelesiyle polis ara­sında vukua gelen bir çarpışmada bir komünist ölmüş, dört tanesi de ağır bir şekilde yaralanmıştır.

Komünistlerin kalesi olan Bolonya'da nümayişçiler mutedil ve sağcı liberal sosyalist partilerinin binalarım tutuştur­muşlardır.

Müâno'da polis karakollariyle stratejik dört yol ağızlarında zırhlı otomobiller mevki almıştır.

Cenova'da beş zırhlı otomobil ümayişçi-ler tarafından durdurulmuş ve içindeki polislerin silâhları ellerinden alınmıştır. Bunu mütaakıp grevciler, bu zırhlı oto­mobillerle barikatlar kurmuşlardır.

Torino'da işçiler en büyükfabrikaları

işgal etmiş bulunmaktadırlar.

20.000 nüfusa malik bulunan Piombino

tamamiyle komünistlerinkontrolünde-

dir.

—Roma:

Togliatti'nin maruz kaldığı suikasti pro­testo etmek üzere komünist nüfuzu al-tmda bulunan sendikalar tarafından ilân edilen genel grev üzerine şimdi 7 milyon işçi grev halindedir.

-— Roma:

Meclisin hükümete ademi itimat mese­lesini derhal müzakere etmekten imtina etmesi üzerine, komünistlerle solcu Sos­yalistler bu sabah meclis salonunu terk etmişlerdir.

-- Roma:

Milano'da polislerin silâhlarım aldıktan sonra «Motta» tesislerini işgal eden nü­mayişçiler iki memurla 7 polisi yarala­mışlardır. Vaka yerine gönderilen polis takviyeleri grevcileri dağıtmak için göz yaşartıcı bombalar kullanmak ve hava­ya ateş açmak zorunda kalmıştır. Dün gece Desio'da, ayan üyelerinden Mario Longoni,nin villası yakınlarında bir bomba patlamıştır. Maddî hasar çok azdır.

—Roma:

Cenova eyaletinde hükümet tehlike hali ilân etmiştir.

—Roma:

İtalya Hükümeti'bütün siyasi partilere baş vurmuş ve karışıklıkları önlemelerini talep etmiştir.

—Roma:

içişleri Bakanı M. Mario Scolba Mecliste yaptığı açıklama sırasında, İtalyan de-mıryoiu şebekesinde baltalama hareket­leri yapıldığım bildirmiştir. Baltalayıcı­lar Roma'nm kuzeyinde Oivitavecchia yakınında, Viterno bölgesinde Orte ya-kınmda ve Sienna bölgesinde Chiusİ ya­kınında demiryollarını havaya uçurmuş­lardır.

İçişleri Bakanı bundan başka, Badia'da binlerce nümayişçinin İtalya'nın kuzeyi­ni güneyine rapteden mühim bir telefon kablosunu kesmeye teşebbüs ettiklerini açığa vurmuştur. Bardia'daki garnizon her an hücum edenlerin 'eline düşmek tehlikesine maruz bulunmaktadır. Ro-ma'dan bu şehira acele olarak takviye kuvvetleri gönderilmiştir.

—Roma:

îtalyan Millî Meclisinde bir hâdise yü­zünden saylavlar arasında kavgalar ol­muştur.

Hâdise komünist saylav Lacond'nin mü­zakere salonuna girmesiyle başlamıştır. Laconisalona girer girmez müfrit solcu saylavlara İtalyan Çalışma Genel Kon­federasyonunun organı olan İl Lavoro gazetesinin hususi nüshaların: dağıtma­ya başlamıştır. Bu sırada İçişleri Baka­nı M. Scelba dün ve bugün cereyan eden hâdiseleri anlatmakta idi. Meclis Başkanı M. Grouchi komünist saylava ihtarda bulunmuş fakat saylav dinlemediğinden celse birkaç dakika ta­til 'edilmiştir.

Celsenin açılışında M. Grouchi, M. Laco-ni'nin hareket tarzını meclisin vekarına karşı bir hakaret addettiğini söylemiştir. M. Laconi bunun, üzerine Başkanın ih­tarını duymadığını bildirmiştir. M. La-coni'nin bu mazereti Hıristiyan Demok­ratlar tarafından kahkahalarla karşı­lanmıştır.

Müfrit solcu saylavlar Hıristiyan De­mokratlara karşı tehdit ve küfürler sa­vurmaya başlamışlar, Genel kargaşalık sırasında komünist saylavlardan bire­birden bire Hıristiyan Demokratların, oturdukları sıralara doğru koşmuş ve-bunu hemen hemen diğer bütün komü­nist saylavlar takipetmiştîr. Birkaç da-k:kn her iki taraf yumruk yumruğa gel­mişlerdir. Hademeler duruma müdahale etmişler fakat müzakere salonunda bir­birine giren saylavları ayırmaya muvaf­fakolamamışlardır.

—Roma:

Bu sabah Bari'de nümayişçiler işçilerin vazifeleri başına gitmelerine mâni olmale istemişlerdir.

Vaka mahalline polisin yetişmesi umumi kargaşalığa sebep olmuş ve hüviyeci meçhul şahıslar tarafından ateş edilmiş­tir. İki siville bir polis memuru yaralan­mıştır.

Dün kanlı vakaların cereyan ettiği Na­poli, Modune, Parme ve Livourne şehir­lerinde umumi grev hâdisesiz devam et­mektedir.

—Roma:

Tcskona'nm muhtelif noktalarında polis kuvveti, grevcilerin sokakları kapamak yolunda yapılan müteaddit teşebbüsleri kırmıştır. Snn L>orenzo, Borgo'da 400 kişi, «Luomo Gualunque» partisinin ge­nel merkezine hücum ederek eşyalarını sokakta yakmıştır. Valdelsa'da bir işçi grupu Hıristiyan Demokrat Partisinin polis muhafazasındaki binalarına gir­mek üzere beyhude teşebbüslerde bulun­muştur. Diğer taraftan grevi bozmak istîyenler grevciler tarafından fena mu­amelelere maruz kalmışlardır. Venedîk-te sokaklara barikatlar kurulmuşsa da polis memurları bunları süratle kaldır­mıştır. Milano civarında Lambrate'taki Bezzi fabrikalarının işçileri bugün fabrikaya giden yolları kapamaya teşebbüs etmişlerdir. Zırhlı otomobillerle destek­lenen polis kuvveti işçileri dağıtmış ve fabrika binalarım himayesi aitma al­mıştır. Biraz sonra diğer bir işçi grupu tekrar binaya girmeğe teşebbüs etmiş­se de muvaffak olamamıştır.

İtalya'nın «Stalingrad:» ı tesmiye edilen Sesto Santo Giovanni sınai merkezinde polis, vagon ve kamyonlarla kapatılan yolları açarak bazı noktalarda seyrüse­feri temin etmiştir.

16 Temmuz 194S

—Roma:

Dün akşam bir uçak şehrin üzerinde dolaşarak halka beyannameler atmıştır. Beyannamede ahaliye işleriyle meşgul olması tavsiye edilmekte ve Hükümetin her vatandaşa mevcut kanunlar çerçe­vesi dâhilinde durumunu vicdanının em­rettiği şekilde tâyin etmesini temin et­tiği belirtilmektedir.

Beyanname şöyle devam etmektedir: «Asayiş ve başlıca hizmetler her ne pa­hasına olursa olsun temin edilecektir. De­mokratik usuller adaleti sağlamaktadır. Azınlığın münferit bir hareketten Hü­kümetin mesul olduğuna milleti inandır­mağa gayret etmesi bahistir.

—Roma:

Bütün sanayii felce uğratacak mahiyette bir genel grevin her ne bahasına olursa olsun önlenmesi için silâhlı kuvvetlere başvurulacağı hakkında İtalyan Hükü­meti tarafından yapılan beyanattan son­ra İtalyan ..komünistleri grevin bütün memlekete yayılması için faaliyetlerini hızlandırmışlardır.

Komünistlerin teşviki ile silâhlı halk kütleleri muntazam birlikler ve polis kuvvetleri ile çai'pışmalara girişmişler ve demir yollarının tahribi ve Cenova'da halk hizmetlerinin sekteye uğratılması gibi hareketlere başlamışlardır.

Grevciler hareketlerinin komünist lider TogHatt-i'ye karşı yapılan suikasti pro­testo mahiyetinde olduğunu iddia edi­yorlar.

Dün akşam Cenova'da yapılan gösteri­lersırasındakomünistlerleHükümet

kuvvetleri arasında ateş açılmış ve as­kerî'makamlar şehirde olağanüstü ted­birler almak mecburiyetinde kalmışlar­dır.

Şehrin belli başlı yollarını tutmak için barikatlar gerisine yerleşmiş bulunan âsilerin ateş açmaları üzerine komünist­lerle Hükümet birlikleri arasında ciddî çarpışmaların vuku bulduğu bildiriliyor. Milano yakınlarında sağcı unsurlaı-la solcu unsurlar arasında cereyan eden bir çarpışma sırasında iki el bombasının atılması neticesinde 13 kişi ağır surette yaralanmıştır.

—Roma:

M. Togliatti'nin. sıhhi' durumu gece fe-. nalaşmıştır..

—Roma:

Grevin durdurulması için verilen emir daha tatbik edilmeden îtalyaıi Başşehri sabahın erken- saatlerinden itibaren nor­mal bir manzara arzetmeğe başlamıştı. Birçok Devlet ve banka memurları ma­ğaza ve bürolarda çalışan işçiler çalış­mağa başlamışlardır. Umumi nakil vası-taîan h<eniiz çalışmağa başlamış ol­mamakla beraber polisin himayesi altın­da dış mahallelerden şehrin merkezine giden yollarda kamyonetler çalışmakta­dır;

—Roma:

Komünist liderlerin îtalya'daki umumi grev emrini geri almaları Hıristiyan. -Demokratların bir zaferi addedilmekte­dir.

Sabah erken saatlerde durum, grev ilân eden komünist şeflerin Togliatti'ye ya­pılan suikasti vesiyle ittihaz ederek so­nuna kadar işi istismar etmek niyetinde olduklarını gösteriyordu.

Togliatti'nin başlıca muavinlerinden biri olan ve San-Francisco Milletlerarası Konferansından dün Romaya dönmüjş olan Vittorio umumi grevin hükümet dü­şünceye kadar devam edeceğini söyle­mişti.

Vittorio'nun bir demecine 600 bin sendi­ka işçisini kontrol etmekte olan Hıristi­yan - Demokratlar gece yarısına kadar grev sona ermediği takdirde çalışma ga-- ne!konfederasyonundanayrılacakla ıı cevabım vermişlerdir.

Komünist liderlerin grev emrini geri al­dıklarını bildirmelerinden evveîki durum gitgide vahamet kesbediyor gibi görün­mekte îdi.

-— Roma:

Başbakan De Gasperi bu sabah yaptığı bir demeçte Parlâmentoya bütün vatan­daşların haklarının muhafazasını sağla­mak için işçi sendikalarının haklarını tahdit eden yeni bir kanun tasarısı su­nacağını bildirmiştir.

—Roma:

Bugün Millî Mecliste De Gasperi, Mecli­se sendikaların grev hakkını tahdit eden bir kanun tasarısı teklif edeceğini bil­dirmesi üzerine, Hıristiyan - Demokrat­larla komünistler arasında şiddetli bir arbede olmuştur. Başkan oturumu tatil etmek zorunda kalmıştır.

17 Temmuz 1948

—Roma:

Bildirildiğine göre, mühim fabrikaların bulunduğu bir Milano köyü hariç olmak üzere Kuzey İtalya'da normal vaziyete dönülmüştür.

Roma'daki B. B. C. muhabirinin bildir­diğine göre, bu fabrikalar eski, «Gari-baldi» komünist birliklerinin işgali al­tındadır. Bir çelikhanenin methali vagon ve sair manialarla kapatılmıştır.

Diğer bir fabrikada komünistler kum torbaları ile korunan mitralyöz yuvaları yapmışlardır.

Muhabirin bildirdiğine göre bu hafta İtalyan tarihinde en vabim haftalardan biridir.

Kuzey italya'da umumi grev yolunda yapılan davet, iktidarı zorla ele geçir­mek üzere bakliyen komünistlere bir işa­ret olmuş ve işçiler derhal fabrikaları işgal etmişlerdir. Bir çok fabrika müdür­leri rehine olarak götürülmüştür. Ko­münistler hapishaneleri, radyo yayın merkezlerini elektrik ve telefon santral-lanm da eîe geçirmeğe teşebbüs etmişlerdir. Bazs yerlerde komünistler ihtilâl komiteleri teşkil etmişlerdir. Komünist­ler bazı demiryolu hatlarını eîe geçirmiş­ler ve yollara barikatlar kurmuşlardır. Bir çok yerlerde polisle çarpışmalar ce­reyan etmiştir.

18 Temmuz 1948

—Roma:

Son nümayişlerde öldürülen bir polis memurunun bugün Sienne'dc yapılan ce­
naze töreninde, Alay, Tarım İşçileri Mer­kez binası onundan geçtiği sırada pence­
relerden atılan mermilerle bir çok insan yaralanmıştır. Sienne ile telefon muhaberatı halen ke­sik bulunmaktadır.

—Roma:

B. B. C. Muhabirinin bildirdiğine göre, umumi grevin muvaffakıyetsizliğe uğra­mış olması îtalyan Komünist hareketine ciddî bir darbe indirmiş ve Gasperi Hü­kümetinin itibarını artırmıştır.

Umumi grev, komünistlerin bulundukları iş konfederasyonunda ikilik yaratmış ve mutedil unsurlardan mürekkep rakip bir grupun kurulmasına yol açmıştır.

İtalyan Millî Meclisi, Hükümete karşı komünistlerin verdiği güvensizlik öner­gesi münasebetiyle umumi grev mesele­sini Salı günü müzakere edecektir.

19Temmuz 1948

—Roma:

İtalyan Sosyalist Çoğunluk Partisi İdare Komitesi, Sosyalist Partisinin yeniden Milletlerarası Teşkilâta dâhil olmak ar­zusunda olduğunu teyit etmiştir. Komi­te sözcüsü Sosyalist Çoğunluk Partisinin Komünist Partisi ile birleşmek niyetin­de olmadığını, bununla beraber bu parti ile aktedilmiş olan hareket birliği anlaş­masına sadık kalacağını bildirmiştir. Komite, bütün sosyalist gruplarının bir­leştirilmesiniistemektedir.

20Temmua 1948

—Roma:

İtalyan Millî Meclisi bugün öğleden son­raki oturumunda, Hükümete güvensizlik

oyu verilmesi hakkında komünist say­lavlar tarafından verilen önergeleri mü­zakereye başlamıştır. Bu Önergeler, Tog-liatti'ye yapılan suikast üzerine veril­miştir.

Bakanlar Kurulu asayiş meselesini in­celemek üzere bu sabah bir toplantı yap­mıştır.

22 Temmuz 1948

— Roma:

İtalyan Cumhuriyet Savcısı, suikast me­selesi etrafında yapmakta olduğu tahki­katla ügiîi olarak yeni malûmat elde e-debilmek için bu akşam Togliatti'nin ilk defa olarak ifadesini alacaktır.

Togliatti'nin sıhhi durumu muntazaman salâha doğru gitmektedir. Haber veril­diğine göre, İtalyan Komünist Lideri, uğradığı tecavüzden bir hafta sonra ya­ni dün akşam yatağından yarım saat için kalkabilnıiştir.

-^ Roma:

Komünist üyelerden Terracini'nin Ayan Meclisinde teklif etmiş olduğu güvensiz-Uk takriri hakkında cereyan eden muza. kerelerin sonunda Başbakan De Gasperi şunları söylemiştir:

Geçen hafta vukua gelen olaylar İtalyan komünistlerinin bir ayaklanma plânı hazırlamış olduklarım ispat etmiştir.

Böyle bir durumun dogmasına sebebiyet verilmesi ve bazı komünistlerin göster­dikleri zihniyet sebebiyle hükümet sa­hasında komünistlerle herhangi bir iş­birliği yapılması düşünülemez.

Eunu mütaakıp De Gasperi kominfor-mun Belgrat'a emirler veren kararını bahis mevzuu ederek şöyle demiştir:

Filhakika kabineye yabancı bir memle­ketten emirler alan bakanlar kabul edi­lemez.

Nihayet De Gasperi kabine veya parlâ­mento buhranları tehlikesine telmihte bulunarak hükümetinin her vasıtaya başvurarak hürriyeti müdafaaya azmet­miş olduğunu belirtmiştir.

Başbakan İçişleri Bakanından sitayişle bahsettiği sırada Ayan Meclisinin mer-

kez ve sağcıları tarafından sürekli bir surette alkışlanmıştır.

AyanMeclisindebulunan 236 üyeden 173 ü komünistlerin güvensizlik takriri­nin reddedilmesinin lehinde, 83 ü de kâ-. bulu lehinde oy vermiştir.

24 Temmuz 1948

—Roma:

Komünist lideri Togliatti, cürüm ortağı bulunmadığı hususundaki iddiası tahak­kuk ettiği takdirde, yendisini Öldürmeye teşebbüs eden şahıs hakkında dâva ika­me etmiyeceğini söylemiştir.

31 Temmuz 1918

—Roma:

Komünist saylav Luîgi Longos'un '-ten­kitlerine cevap veren İtalyan Başbakanı De Gasperi komünist mümessillere ye­niden ihtilâl çıkarmaya teşebbüs etme­melerini veya bunun neticesine katlan­malarını ihtar etmiştir. Meslek hayatın­da yaptığı demeçlerin en şiddetlisi olan bu demeçte De Gasperi ezcümle şunları söylemiştir:

Langos'tan giriştiği şiddet hareketlerini durdurmasını talep ederim. Menfaatle­rini ve yuvalarını müdafaa etmek isti-yen insanların korkularını yoketmek icap ederse o zaman sizlere vazifenizin yalnız demokrasiyi müdafaa değil, halkı ve işçi sınıflarını bu korkuya karşı mü­dafaa etmek ve onlara çalışma cesaretini aşılamak olduğunu bildiririm.

Luigi bundan evvel bir saat süren ve Togliatti tarafından yazıldığı iddia edi­len bir nutkunda De Gasperi'ye ve par­lâmentodaki hükümet ekseriyetine karşı hücumlarda bulunmuştu.

Başbakanın verdiği cevabın şiddetinden sarsılmış olan komünist hatip, komünist­
ler tarafından meclise sunulan ademi iti­mat takririnin geri alınacağını çünkü
bu konuda münakaşalar yapılmasının Hükümet Mecliste büyük ekseriyete sa­
hip olduğu için. faydasız olacağını söy­lemiştir.

Komünistler hükümeti parlâmentonun kontrolüne sahip olmakla itham etmiş-ler ve bunun çok tehlikeli bir yol oldu-

image002.gifimage003.gifimage003.gifimage004.gifğunu ve silâh taşıyanlara karşı alman tedbirlerle polisçe alman diğer tedbirle­rin hükümeti Naziler ve Faşistler dere­cesine indirdiğini ilâve etmiştir.

—- Roma:

Dün Millî Meclis komünistlerle Hükümet arasındaki en büyük anlaşmazlığa şahit olmuştur.

Tartışmalar komünistlerin Togliatti'ye karşı yapılan suikastten bahsetmeleri üzerine başlamıştır. Komünist Partisi yeni sekreter muavini bu suikastten hü­kümetin sorumlu olduğunu söylemiş ve komünistler harekete geçmeye karar verdikleri gün polisin bu harekete karşı koyamıyacağım ilâve etmiştir.

Komünist Partisi sekreter yardımcısına cevap veren M. De Gasperi şunları söy­lemiştir:

Sekreter yardımcısının nutku ağırdır. Kominformun dili ile konuşuyor. Allaha

şükür ki demokratik bir rejim altında yaşamaktayız, aksi takdirde sekreter yardımcısı şimdi yaptığı konuşamazdı. Kuvvete müracaat yolundaki sözlerine azimli olarak karşı koyacağız.

Ve. komünistlere hitaben M. De Gasperi şunları ilâve etmiştir:

Eundan sonra italyan Dışişleri Bakanı-Ayan üyelerine, îtalya'mn bütün mem­leketlerle sıkı iktisadi münasebetler .te­sis etmek arzusuna delil olarak, Yugos­lavya, Bulgaristan, Macaristan ve Ro­manya ile iktisadi anlaşmalar imza et­miş olduğunu göstermiş ve bir İtalyan ticaret heyetinin Moskova'ya gitmeğe hazırlandığını ilâve etmiştir. Bir dahilî harb patlak verdiği takdirde karşınızda yalnız hükümet silâhlı kuv­vetlerini değil, aynı zamanda kendi men­suplarını za bulacaksınız,

M, De Gasperi halkın aklıseliminden e-milî olduğunu söylemiş ve kuvvete baş­vurulmasına lüzum kalmıyacağmı ümit ettiğini ilâve etmiştir.

— Roma:

ttalyan Ayan Meclisi, Marshall plânına mütedair Birleşik Amerika - italya an­laşmasını bugün tasdik etmiştir. Sosya­list ve komünist ayan üyeleri bu anlaş­ma aleyhinde oy vermişlerdir. Solcuların tenkitlerine cevap veren Dış­işleri Bakanı Kont Sforza demiştir ki:

Doğu Avrupa'yı kalkınma programın­dan Birleşik Amerika çıkarmamış, fa­kat onlar kendi kendilerim bu progra­mın dışında tutmuşlardır.

Evvelce Tit aıuu Triy esten m Yugfoslavyaya verümesiri istemesi, onun, Rusyanm emri dışımla 'hareket edemiyeceğini zannedenler ara­sında komünizme karşı bir kuvvet uyandırmıştır.

İşte TogÜatti'ye karşı yapılan suikast ibütün bu .siyasi hâdiseler zaviyesinden mütalâa edilecek olursa, bunun komü­nistlerin bütün tezvirlerine rağmen bir zabıta vakası olduğu anlaşılır. Fakat onlar gene mesele çıkarmakta ısrar ede­ceklerdir.

İtalya ve komünistler...

Yazan : XX

17 Temmuz1948tarihli«Son Posta» îstanıhuF>daıı :

Dt&lya'da fikirlerin ne kadar galeyanda ve Komünistlerekarşı olanhareketle­
rinde, halkın, İtendi kendini mazur gör-

'mekte ne kadar haklılık iddiasında bu­lunabileceği, sebepleri; Togİiattİ suikas-dinden evvel, bütün italya'nın, bitmek tükenmek bilmez grevlerle bezgin bir nale gelmiş olmasında aranmalıdır. Bu hal; tesadüfi bir şey olmadığı gabi ha-3dkî vaziyetin bir tezahürü de sayıla­maz. Çünkü bu .grevleri tertip ve tahrik eden Komünistler olup on sekiz Nisan 1948 de kaybettikleri seçimlerin; bir başka yoldan, ve iktisadi âmilleri ileri sürmek suretiyle intikamını alıp muka-

"vbelesiini yapmak istemelerinden başka bir maksada atfedilemez. Çünkü iş bı-

rakına ^hareketleri;o kadar zincirlenipve o derece intizamlı bir şekilde idare
edilip gitmiştir.

Meselâ fou ayın ilk (haftasında birdenbi-

re bir lokanta müstahdemleri grevi başgostermiştjr. Omların grevi biter bitmez
arkasından ağır sanayi işçilerinin terkiişgali başgöstercnîştir. Bu arada kimya

sanayi mensupları hallerinden memnunolmadıklarını ilân. etmeğe başlamış ve onları da, elektrikçilerin tezahüratı ta"kip etmiştir. İtalya'da iktisadi durum; ihracat bakı­mından iyi;dahili istihlâk bakımından kötüdür. Çünkü İtalya; -bir alay harp tazminatı vermiye mahkûmdur. Onun vaziyetini güçleştiren de îbudur ve bun­dan da Komünistler istifade etmiye ça­lışmaktadırlar. Fakat 18 Nisan seçim­leri ile ihtiyaca yeter bir çoğunluk elde eden İtalyan 'Hükümeti için bir taraf­tan süratli iktisad tedbirler almak müm­kün olabildiği gibi; diğer taraftan Ko­münistlerle ibir kısım sosyalistler ara­sında ve ayrıca Tiito hâdisesitüe sebep ol­an Kominforcn içindeki inhtiiâf ile ken­di .lehine inkişaf eden durumdan da, muhtelif suretlerle istifade edebilmek­tedir.

Bunu 'bilen ve gören Komünistler de, dö Gasper'yi müşkül bir mevkie sokmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Bunda, mevcut şartların da kendilerine kısmen yardım ettiğini kabul etmek lâ­zımdır. Zira italya'yı zor duruma sokan hallerden biri1; istatistiklerin ifadesiyle de sabit olduğuna göre; İhtiyaç üstü ola­rak sanayide, yüzde on iki nisbetinde fazla insanın çalışmakta bulunmasıdır. İş sahipleri bunların hizmetine bugünden yarına son verememektedirler. Bu ara-öa ve bütün gayretlere rağmen, iş hac­mi de, harpten evvelkinin ancak yüzde yetmişini istihsal edebilir bir seviyeye yükseltilmiştir.

Ve harbin kaybedilmiş olmasına rağ­men, sendika amelelerinin ücreti, 1938 kıymetier,ine göre; makine sanayiinde bire altmış, dokuma sanayiinde bire yüz artırılmıştır. Bu sanayiin daha ziyade ihracat, için çalıştığı ve hayat pahalılı­ğının da yüzde elli arttığı düşünülürse; vaziyetin ağırlığı daha ziyade kendmi göstermektedir. Yine mevcut istatistik­lere göre İtalya'da iki milyon işsiz ame­le vardır. Fakat taJyan sanayiinin mut­lak bir iflâsa gitmemesi için daha Inrk bin ameleye yol vermesi iddia edilmekte ve ancak bu sayede umumi bir iflâsın kaçınılır bir hale gelebileceği kaydolun­maktadır. Mevsimin yaz ve ziraat en-düstnisinin de âzami !bir gayretle çalış­masına rağmen hal bu merkezde olur­sa, ziraat mevsimi harfeindeld! zama­nın; bu sanayii nasıl daha zor bir duru­ma düşürebileceği de kolay tasavvur edilebilir.

— Rodos :

Kahireden 'aiman haberlerde Arap as­keri Ederlerinin dün Austin'de büyült mikyasta bir harbe girişmeye karar ver-dikl-eri "bildirilmektedir.

Arap Bürliğ-ine 'mensup bir subay, mü­tareke Yahudilerin kuvvettenmesiiijden başka bir şeye yaramadığı için, hükü­metinin Filistin'deki duruma bir sos vermek icap ettiği »kanaatinde olduğunu söylemiştir.

Yine Kahire'den bildirildiğine göre, Arap ordularının müşterek (bir plân esa­sı içinde sevk ve idareleri için Başko­mutanlığın Ürdün Kiralı Abdullah'a ve-rüip verilmemesi meselesini müzakere etmiştir.

Emin kaynaklardan alman haberlere göre, Araplar, Filistindeki işgal toölgele-rinde idari işleri ordu mensuplarına gördürmemek suretiyle ordunun vazife­sini kolaylaştırmayı düşünmektedirler. Kahire'dekt Arap askerî ve siyasi komi-teîeri her ne kadar kendi memleketleri namına söz söylemekte îselerde mütare­kenin uzatılması için Arap hükümetleri­nin Kont Bernadotte tarafından yapılan teklifleri muhtemel olarak kabul ede­cekleri tahmin olunmaktadır.

—> Telviv :

Toplarîa ve zırhlı otomobillerle müceh­hez bulunan kavukçu kuvvetlerin dün gece Nasıra'nrn kuzey doğusunda Sed-jara yakınlarında Yahudi mevzilerine taarruz etmişlerdir, üç saat devam eden şiddetli bir bombardımandan sonra bu kuvvetler Birleşmiş Milletler müşahitl-e-ri tarafından tesbit edilmiş olan hudut­lara kadar ilerlemeye muvaffak olmuş­lardır.

Dışişleri Bakam iShertok bugün Kont Bernadotte'u ateş kes emrini ihlâl eden bu hareketten haberdar edecektir.

— Telaviv :

Muvakkat hükümetin Bernadotte tara­fından ileri sürülen tekliflere verdiği cevabın muhteviyatı hakkında resmî hiçbir beyanatta bulunulmamış olması­na rağmen Tel-avtv'dehl siyasî çevreler hükümetin mütarekenin tolr üfci hafta dahauzatılmasını kabul edeceği fakat Arapların bunu sıkı bir şekilde gözet­melerinin şart olarak; ileri sürüleceği fikrindedirler.

—Telaviv :

bugün yayınlanan bir Yahudi tebliğime göre Yahudi devletü millî konseyi dün gece üç buçuk saat süren bir toplantı­dan sonra dört müstenkife karşı yirmi yedi oy ite Kont Bernadotte'un teklif­lerini reddetmiştir.

Yahudi hükümetinin resmî cevabı bugün Kont Bernadotte'a tevdi edilmiştir.

—Telaviv :

Kahire'ye hareket etmeden evvel Kont Bernadotte bugün aşağıdaki demeçte bu­lunmuştur. Filistin'de harp yeniden başla­dığı takdirde Kudüs'te bulunan çok büyük kıymeti haiz dinî ve tarihî âbidelerin hasara uğramasından veya mahvolma­sından korkuyorum. Bunun, için bu mu­kaddes şehrin askerlikten tecridini tek­lif ettim.

7 Temmuz 194£

— Lako Suecess:

Amerika, İngiltere ve diğer devletlerin resmî makamları Filistin'de mütareke­nin uzatılması için ellerinden geleni yapmakta ve bu uğurda sarfetmekte ol­dukları gayretlerin boşa gitmesinden endişe duymaktadırlar.

Mütarekenin uzatılması için girişilen gayretler bir netice vermediği takdirde Araplar ve Yahudiler arasında, bir hoş­nutsuzluk uyanacak ve bu hoşnutsuzluk neticesinde ise ?racı tarafından her iki tarafça kabul edilecek bir hal :aresi bul­maya matuf olan program baltalanmış olacaktır.

Gromyko, Ukrayna Dışişleri Bakanı Di-mitri Manuİîisky tarafından Kont Ber­nadotte ve Batı devletlerine karşı yapı­lan hücumları desteklemiştir.

Ukrayna tarafından yapılan hücumların taksim planını hükümsüz bırakmak ve plân yerine mukaddes topraklar Strate­jisini Amerikan ve İngiliz kontrolü al­tına sokmak İsteyen ve Kont Bemadot-te'u bu işe zorlayan bir Amerikan ve İngiliz manevrası olduğuna inanan Rusya tarafından hazırlandığa tahmin olun­maktadır.

26Temmuz 1948

HÎNDÎSTAN — Yeni Delhi:

Hindistan Başbakanı M. Nehru Haydar— abad Devletini Hindistan'a iltihak etme­diği takdirde yıkmakla tehdit etmiştir. M. Nehru Hindistan'ın lüzumlu gördüğü takdirde Haydarabad'a karşı askerî ha­rekâta 'başhyacağını bildirmiştir. M. Nehru bundan başka Haydarabad Hü­kümetini Hindistan aleyhinde entrikalar çevirmekle itham, etmiş ve Hindistan'ın-Haydaratoad'm bağımsızlığını ne şekilde olursa olsun kabul edemiyeceğini söylemiş.

HİNDÎSTAN

— Yeni Delhi:

Son iki gün içinde cereyan eden hâdise­ler Hindistan'la Haydarabad arasındaki münasebetlerin tamamen kesildiğini ve belki de bu üki memleket arasında as­kerî harekâta girişileceğini göstermiş­tir.

Hind birlikleri, Hindistan sınırları civa­rında Nanaj Köyünü ele geçirmişlerdir. Bu yüzden Hind kuvvetleriyle Haydar-abat müdafaasını sağlıyan gönüllüler arasında, şiddetli çarpışmalar olmakta­dır.

HindistanHa İngiliz milletleri camiasına mensup diğer üye memleketlerin arasını açacak bir diğer hâdise de Haydarabat Hükümetinin memuru olan bir îngtözan Haydarbat nizamının İngiltere Kiralı Altıncı George'a hitaben yazdığı bir mektubu hâmil olarak ayrılması yüzün­den çıkmıştır. Mektupta Nizam, Hin-distanle dostane münas ebetlerin idamesi imkânından ve Birleşmiş Milletlere müracaat ihtimalinden bahsetmek­tedir, ingiliz memuru yolda, gümrük­çüler tarafından durdurulmuş ve yoluna devam etmesine müsaade edilmeden ev­vel mektup açılmış ve okunmuştur. Haydarabat'm bu olayı Birleşmiş Millet­ler nezdinde protesto etmesi kuvvetle muhtemeldir.

Hindistan'laHaydarabat, Kasıma ka-

dar yürürlükte kalacak olan bir anlaş­ma yapmışlardır. Bu anlaşma hüküm­leri gereğince Hindistan Haydarabat'm dışişılerini kontrol edebilmektedir. Bun­dan başka Haydarabat doğrudan doğ­ruya Birleşmiş Mületere de başvurama-maktadır. Fakat Nanaj hâdisesi, niza­mın, İngiltere Kiralına yazdığı şiddetli nutkun, anlaşma hükümlerini ihlâl edici mahiyette telâkki olunması ve Hay­darabat tarafından Birleşmiş Milletlere başvurulmasını muhik göstermesi ihti­mali vardır.

Haydarabat nizamının müşaviri Eir Walter Monckten'in Londra'yı ziyare­tinden pek çok şeyler beklenmektedir.

Fakat şimdiki vaziyet devam ettiği tak­dirde Haydarabat ile Hindistan arasın­daki bağiarm kopmasına muhakkak na­zariyle bakılabilir.

Pakistan hükümeti Hîndli Başbakan Nohru'nun Madras'da söylediği bir nu­tuk, dolayısiyle Birleşmiş 'Milletler Ku­rulu Keşmir Komisyonuna şiddetli bir protesto göndermiştir.

Nehru söylediği nutuikta Pakistanı si­yasetini yalan ve hile üzerine tesis et­miş olmakla itham etmiştir.

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106