19.6.1948
×

Hakkında

Künye

İletişim

1Haziran 1948

—Ankara :

Yüce Divanın bugün Halil Ozyorük'ün başkanlığında yaptığı oturumda tahkik mevzuu olan meselelere dair gelen evrak okunmuş ve savcılık tarafından Suat Hayri Ürgüplü'den muvakkat Kibrit İş­letme İdaresinden yapılan sarfiyat etra­fında bazı sualler sorulmuştur.

Yüce Divanın bugünkü toplantısında, cevabı gelmeyen evrakın tekidiyle tevsi tahkikata ait kararlar tefhim edil­miştir.

2Haziran 194S

—Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saatte Cevdet Kerim başkanlığında toplanmıştır.

Gündemin birinci maddesinde bulunan Maraş Milletvekili Emin Sosyal Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü Veteriner Fa­kültesinde Komünist Propagandası ya­pan sekiz öğrenci hakkındaki sözlü so­rusuna karşılık Tarım Bakam Tahsin Coşkun açıklamada bulunmuş ve soru sahibi Emin Soysal görüşlerini söylemiş­tir.

Bundan sonra İstanbul Milletvekili Seni Yürüten in İstanbul şehrinin man­gal kömürü ihtiyacı hakkındaki sözlü sorusuna da Tarım Bakanı cevap vermiş, soru sahibi Senini Yürüten de İstanbul'un ihtiyacı için mangal kömürü yapılan or­manlarda tahribat yapıldığı mütalâasında bulunarak, müteahhide kömür yaktırmak keyfiyetini tenkid etmiştir.

ihracına müsaade edilmeyen Trakya ya­pağılarını n ihraç edilmemesi sebepleriyle bunlara Anadolu yapağılarına nazaran nisbi kıymet takdiri hakkında Tekirdağ Milletvekili Ziya Ersin Cezaroğlu'nun sözlü sorusuna karşılık Ticaret ve Ekono­mi bakanları açıklamalar yapmışlar, bu açıklamalardan sonra söz alan soru sa­hibi Ziya Ersin Cezaroğlu, Anadolu ya­pağılarına ihraç müsaadesi verilmesiyle bunların fiyatlarının arttığını, İhracına müsaade edilmeyen Trakya yapağıları fiyatlarının ise, evvelce tayin edildiği gibi kaldığım, bundan müstahsillerin za­rar gördükleri mütalâasında bulunmuş­tur.

Gündeme devam edilerek, kimsesiz, ter­kedilmiş ve anormal çocukların korun­masına ait tasarının birinci maddesinin müzakeresine geçilmiş madde üzerinde yapılan tartışmalardan sonra maddekomisyonunun isteği üzerine .komisyona iade edilmiştir.

Büyük Millet Meclisi önümüzdeki Cuma günü'toplanacaktır.

Haziran 1948

—Ankara :

C. H. P. Meclis Gı-upu Başkan Vekilli­ğinden:

C. H. P. Meclis Grupu Genel Kurulu bu gün (3/6/1948) saat 15,30 da Sivas Millet­vekili Şemsettin Günaltay'ın başkanlı­ğında toplandı.

—Habubatsatışları hakkındaToprak Ofiste yapılan yarınki Meclis gündeminde bulunanmüfettişlerraporumünasebe­tiyle,konunun grupta konuşulması hak­kında teklif üzerinemuhtelifhatiplerin mütalaaları sonunda evvelce verilmiş olan karar gereğince konunun doğrudan doğ­
ruya Katnutay'da görüşülmesi teklifi ka­bul edildi.

— Son günlerde Tarım Bakanlığı teş­kilâtında yapılan bir tayin münasebetiy­leSalıgünübaşlayangenelkonuşmaya devam olundu.Bu memurunevvelce teşkilâtındabulunduğuTicaretBakanlı­ğından gereken malûmatın alınması için konuşmanınbaşkabirgünebırakılması
hakkındakiTarım Bakanının teklifika­bul edildikten sonra saat 19 da oturuma
son verildi.

—istanbul :

Bir müddetten beri Ankara'da bulunan ve orada gösteri uçuşları yapmış olan tepkili Rloster - Meteor Uçağı bugün sa­at 12 de şehrimize gelmiş ve saat 17.30 da Yeşilköy hava alanmda gösteri uçuşları yapmıştır.

Cumhur Başkam İnönü yanlarında Vali Lûtfi Kırdar, Birinci Ordu Müfettişi Or­general Nuri Yamut, Emniyet Müdürü ismail Hakkı Baykal ve Ömer İnönü ol­duğu halde bu uçuşlarda hazır bulun­muşlardır.

Uçağın pilotu Binbaşı Waterton, Cumhur Başkanına takdim edilmiş ve kendilerine uçak hakkında izahat vermiştir.

Bundan sonra uçuşlara başlanmış ve baş döndürücü bir süratlebaşlayan akrobasi

hareketleri hazır bulunanlar tarafından büyük bir ilgi ile takip edilmiştir.

Uçuşlardan sonra Binbaşı Waterton, Cum­hurbaşkanından Ömer İnönü'yü de uçur­mak müsaadesini almış ve bir müddet kendisiyle beraber uçmuştur.

Bu gösterilerde, İngiliz Büyükelçisi ve T,ady Kelly ile İngiliz Konsolosluk Erkâ­nı da hazır bulunmuşlardır.

4 Haziran 1948

—Amasya :

Dün saat yirmide başlıyan yağmur bir buçuk saat bütün şiddetiyle devam et­miştir.

Dağlardan inen sellerin sürüklediği iri kayalar bazı evlere çarparak bunların yıkılmalarına sebep olmuştur. Ölenler ve yaralananlar vardır. Mahallî teşkilâtlarla askerî kuvvetler, ekipler teş­kil ederek kazazadelerin yardımlarına koşmuşlardır. Yaralılar hastahaneye nak­ledilmişlerdir.

Elektrik direkleri de yıkıldığı için şehir karanlıkta kalmıştır. Ölü ve yaralı sayısı henüz tesbit edilememiştir.

—Polatlı :

Cumhurbaşkanı İnönü bugün buradan geçerlerken özel trenlerinin burada ka­lışları esnasında kaymakam ile komutan­ları belediye, Halk Partisi ve Demokrat Parti başkanlarını, Zirai Kombinalar Grup Âmirini vagonlarında kabul bu­yurmuşlar ve kendilerinden ilçenin ge­nel durumu ile ziraî durum hakkında et­raflı malûmat almışlardır. Bu konular üzerinde verilen tatmin edici izahların­dan mütevellit memnunluklarını bildiren inönü daha sonra istasyonu dolduran halkın içden gösterilerine mukabele için vagonlarının penceresine gelerek PolatV lılan neşeli görmüş olmaktan duyduğu rahatlığı ifade eylemiş ve İlkokul öğren­cilerine iltifat etmiştir. Cumhurbaşkanımız Polatlı'dan ayrılırlar­ken halkın coşkun tezahüratiyle uğurlan-mışlardır.

—Amasya :

Dün gece vukua gelen seylap neticesi ha­rap olan mahallelerde enkazı temizlemek ve ölüleri kaldırmak için erken, saatlerde faaliyete geçen, ekipier çalışmalarına de­vam etmektedirler. Bu çalışmalar ve araş­tırmalarla felâket Sahasında Üç semtte toplanan ölülerin bir taraftan hüviyetleri tetkik ve tesbit edilmekte diğer taraftan teçhiz, tekfin ve tedfinleri yapılmak üze­re muayyen mahallere sevkedilmekte-dir.

Bu araştırmalarda bir ev halkının en kü­çüğünden on büyüğüne kadar hepsinin bu âm felâkete kurban gittiği görüldüğü gibi yine bir ev halkından yalnız birinin bir tesadüf eseri olarak kurtulup göz yaşları iİe ailesinin diğer efradını ötede beride aramakta olduğu da görülmüştür. Manzara cidden fecî ve tüyler ürpertici­dir. Bugün saat 17 ye kadar hüviyetleri tesbit edilerek gömülen felâketzede sayı­sı 81 i bulmuştur.

Derelerin ve selin 40 kadar yurddaşı sü-rükleyip götürdüğü tahmin olunmakta­dır.

Mahalli makamlardan istifade edilerek tenıin olunan yiyecek maddeleri ve eşya felaketzedelere tevzi edilmekte ve açık­ta kalmış olanlar da çadıriara yerleştiril­mektedir.

— Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te AJi Fuad Cebesoy'un başkanlığında top­lanmıştır.

Oturum açılınca gündemin birinci mad­desinde bulunan dış memleketlere hubu­bat satışları hakkındaki raporun gönde­rildiğine dair Başbakanlık tezkeresi okun­muştur.

Tezkerede:

Toprak Mahsulleri Ofisinin malî işlem­lerini teftiş etmekte olan Maliye müfet­tişlerince tahkiki mucip görülen dış mem­leketlere vaki hububat satışları hakkın­da inceieme sonunda adı geçen ofis me­murlarının Memurin Muhakemat Kanu­nu hükümlerine tâbi olmamaları hase­biyle, yapılan incelemenin bir soruşturma derecesine götürülemediği ve bazı saüş-ların bizzat eski Ticaret Bakanı Aüf inan tarafından sevk ve idare edildiği ifade­siyle Anayasanın 61 inci maddesi muva­cehesinde incelemenindurdurulduğu

adı geçen müfettişlerce verilen raporda belirtilmiş olduğundan bahisle mezkûr raporun Büyük Millet Meclisine sunul­ması Ticaret Bakanlığının örneği ilişik tezkeresinde bildirildiği kaydedilmekte­dir. Ticaret Bakanlığı tezkeresinde de rapo­run ilişik olarak sunulduğa yazılmakta ve Başbakanlık tezkeresinde belirtilen hu­suslar zikred ilmektedir.

Bu teskereler okundukta nsonra başkan müzakere durumunu hülâsa ederek de­miştir ki:

Efendim, hükümetten gelen tezkereler okundu. Müsaade buyurursanız müzake­re durumunu hülâs? edeyim.

«Malvmuiıuz olduğu veçhile Afyon Mil­letvekili Şahin Lacin ile iki arkadaşının riyasete vermiş- oldukları bir Önergede eski Ticaret Bakanı Atıf inan hakkında bir meclis soruşturması yapılması teklif edilmiş ve bunun, üzerine yüksek heye-[iniz müzakere açmıştı. Fakat müzakere intaç edilmeden evvel diğer bir önerge île hükümetin bu hususta yapmakta ol­duğu teftişin neticesine kadar bu müza­kereyi bırakmayı tensip buyurmuştunuz. Şimdi hükümetten gelen bu tezkerede, bu teftişin bitmiş, ve buna ait olan ra­porların gönderilmiş olduğu bildirildiğine göre, müzakere eski vaziyetinde yeniden devam etmek durumundadır.»

Şimdi bu meselenin müzakeresini açıyo' ram. Sfe isteyen var mı?

Bunun üzerine birçok milletvekilleri usul hakkında söz alarak birbirini taki­ben kürsüye gelmişler ve bu meselede görüşlerini açıklamışlardır.

Bu arada Diyarbakır Milletvekili Vedat Dicleli evvelâ raporun okunmasını, mü­zakerenin bundan sonra açılmasını teklif etmiştir.

Afyon Karahisar Milletvekili Kemal öz Çoban, hem okunması, hem de tabı ve tevzii talebinde bulunmuştur.

Balıkesir Milletvekili Süreyya Örgeevren raporun okunarak reye konulması tek­lifinin saip teklif olduğuna işaretle evve­lâ bu teklifin reye konulması icap ettiği mütalâasında bulundurmuş ve Rize Mil­letvekiliDoktorFahriKurtuluş,günderme alınan raporun okunması gerekliğini izah ederek "raporun sonradan basılabi­leceğini ilerisürmüştür.

Kütahya Milletvekili Ahmet Tahtakılıç, raporun okunması ve ondaa sonra mü­zakere açılması teklifini müdafaa etmiştir. Kars Milletvekili Akif İyidoğan, raporun fezlekesinin okunmasının uygun ve kâfi olacağım söylemiştir.

Kırşehir Milletvekili Sahir Kurutluoğhu raporun okunması, okunduktan sonra an­laşılmış olmasında tereddüde düşülürce tabı ve tevzi hususuna geçilebileceği fik­rinde olduğunu bildirdi.

Bu görüşmeler sonunda, verilmiş olan önergeler okunmuş ve bunlardan raporun okunması hakkındaki önerge kabul edil­miştir.

7 Hazu-an-1948

-— Amasya :

Büyük Sel i'.'lâkeiinde ilenlerin sayısı evvelce 81 olarak tesbit edilmişse de, son günlerde yapılan aramalardan sonra bu miktar 91 ibulmuştur.

Selin sürükleyip götürdüğü kimseler bu rakamın halicinde kalmaktadır.

Asker ve sivillerden mürekkep enkaz kaldırma ekiplerinde çalışanların sayısı 800 dür.

YıkUma tehlikesine maruz kalan evler boşaltılmış, bunlarda oturanlar Kızılay'­ın ilk gönderdiği çadırlara yerleştirilmiş­tir. Felâketzedelere muntazaman yiyecek vesair yardımlar yapılmaktadır. Dere, iri kayalarla dolmuştur. Bu kayalar arasın­da 150 ton ağırlığında olanlar vardır.

— Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplan­tısında Afyon mahsulünün bu seneki mu­bayaa durumu hakkında Afyon Millet­vekili Hasan Dinçer tarafından verilen soru önergesine karşı Ticaret Bakanı Mahmut Nedim Gündüzalp aşağıdaki karşılığı vermiştir:

Sayın arkadaşım, önergesinde geçen sene. Toprak Mahsulleri Ofisince afyon mah­sulümüz için tesbit edilmiş bulunan fi­yatların ekimi teşvik edici mahiyette olduğunu ve hükümetin, geçen yıl afyon fiyatlarım arttırmasının yerinde bir ted­bir bulunduğunu, kayıt ve işaret eyle­mektedir.

Muhterem müstakÜ demokrat milletve­kili arkadaşımın, hükümetçe geçen sene alınmış tedbirler hakkında Önergesinde takdirkâr görüş ve mütalâasından vb bil­hassa şimdiye kadar olan geleneğin dışı­na çıkmak cesaretini göstererek verdiği bu iyi misalden dolayı, kendisine teşek­kür ederim.

Bu yıl afyon fiyatlarımızın ne olacağnıa gelince: Bu fiyatları bir İki gün içinde tesbit ve usulü dairesinde bütün vatan­daşlara üân edeceğim, için arkadaşımın edinmek istediği malûmat için bu ilâna kadar sabretmesini rica ederim.

Bu yıl da fiyat tesbit ederken kanun hü­kümlerine uyacağımızdan arkadaşım emin ve müsterih olsunlar.

Kendilerinin afyon işlerindeki tecrübe ve bilgilerine dayanarak benden sonra bu­radan beyan edecekleri fikir ve mütalâ­alarını da dikkat ve ehemmiyetle takip edeceğim.

8 Haziran 1948

—Ankara :

Başbakan Hasan Saka içinde bulunduğu­mun umumî şartlara göre hükümet du-rumunun yeniden tetkik ve mütalâasına fırsat vermek üzere istifa etmiş ve isti­fası kabul edilmiştir.

Yeni hükümetin teşkiline tekrar Hasan Saka memur edilmiştir.

Yeni Hükümet kuruluncuya kadar eskisi vekalâten vazife görmeye devam ede­cektir.

11 Haziran 1948

—Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de Ratf Karadeniz'in başkanlığında toplan­mış ve oturum açılınca, Cumhurbaşkan­lığının aşağıda tezkeresi okunmuştur: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlı­ğına:

8/6/1948 tarihli ve 4/347 sayılı yazıya ek­tir;

image001.gifMilletvekilleri, Yargıtay, Danıştay, Sa­yıştay Başkanlariyle Genelkurmay Birinci ve İkinci Başkanları, Dışişleri Bakanlığı Umumî Kâtibi, Genelkurmay, Millî Mü-_ dafaa ve Bakanlıklar ileri gelenleri, Ba­sın ve Yayın Genel Müdür Vekili, Anka­ra Belediye Başkanı, Garnizon ve Merkez Komutanları, Emniyet Müdürü tarafın­dan karşılanmışlardır.,

Cumhurbaşkanı Gardaki merasim salo­nunda kendilerini karşılamağa gelmiş bulunanlarla bir müddet görüşmüş, Amas-ya'daki müşahedelerini anlatmışlar ve daha sonra Çankaya Köşküne teşrif et­mişlerdir.

Cumhurbaşkanımızın Ankara'ya yarışla­rı ve gardan ayrılışları garın iç ve dışın­da toplanmış bulunan halkın içten sev­gi tezahüratına vesile olmuştur.

15Haziran 194S

—Ankara :.

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, bugün saat 1630 da Çankaya'daki köşklerinde itimad-namesinî takdime gelen yeni Iran Bü­yükelçisi Ekselans Mohammed Ali Huraa-yoımdjmutadh'ı mutad merasimle kabul buyu rmuşlardır.

Bu kabul merasimi esnasında Dışişleri Bakanı Necmeddin Sadak da hazır bu­lunmuştur.

16Haziran 1948

—Ankara :

Büyük Millet Meclisi Başkanı General AH Fuad Cebesoy, bugün, makamlarında Iran Büyükelçisi Muhammed Ali Hüma-yuncoh'ı kabul etmişlerdir.

—Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de Cevdet Kerim Incedayı'nm başkanlığın­da toplanmıştır.

Oturum açılınca gündemin müzakeresine başlanılmış ve ilk olarak orta öğretim okullarında yardımcı öğretmen çalıştırıl­ması hakkındaki 2624 sayılı kanunun 4504 sayılı kanunla değiştirilen Öğretmen ma­aşları ile ilgili ikinci maddesinin değişti­rilmesine dair tasarı görüşülmüş ve ka­bul edilmiştir.

Bundan sonra Belediye Yapı ve Yolları Kanununun bazı maddelerinin değiştiril­mesine dair 45S5 sayılı kanuna ek kanun tasarısının, ehliyatnameli yapı kalfaları istihdamına dair tasarı müzakere ve ka­bul edilmiş ve gündemin birinci defa görüşülecek işler bölümüne geçilmiştir.

Türkiye ile Belçika, Lüksemburg ekono­mik birliği arasındaki ticaret anlaşması ile Türkiye, Belçika ödeme anlaşmasının 8 inci maddesi ile bu anlaşmaya bağlımektuptaki tasfiye hükümleri süresinin 6 ay, Türkiye ile Yunanistan arasında im­za edilen ticaret ve ödeme anlaşmaları ile bağlantılarının yürürlük süresinin 20 Eylül 1947 tarihine kadar uzatılması hakkındaki tasarılar müzakere ve kabul edilmiştir.

Büyük Millet Meclisi önümüzdeki Cuma günü toplanacaktır.

—Ankara :

Roma Büyükelçisi Feridun Cemal Erkin'-in Washington Büyükelçiliğine tayini yüksek tasdika iktiran etmiştir.

—Ankara :

Afganistan'ın Ankara Büyükelçiliğine ta­yin edilen Ekrem Han bugün uçakla An­kara'ya gelmiş ve hava meydanında. Dış­işleri Bakanlığı Protokol Genel Müdür Muavini ve Bakanlık Özel Kalem Müdü­rütarafındankarşılanmıştır.

17Haziran 1948

Ankara :

Bugün saat 10 da Danıştay Beşinci Daire Başkanı Selâhaddin Odabagıoğlu'nun başkanlığında toplanan Yüce Divan tekel tahkikatı ile ilgili tezkereler ve istinabe evrakı okunmuş, ve Tekel Bakanlığı eski Hususî Kalem Müdürü Sabahaddin Tan-man bir telefon notundaki tarih münase­betiyletanık olarakdinlenilmiştir.

18Haziran 1948

—Lalapaşa :

Bugün sabahın 2 sine doğru 15 kişi tah­min edilen bir BulgarÇetesi,ilçemizinhudut üzerinde bulunan Kalkansöğüt Kö- . yüne bir baskın yapmış, ve silâhlı kuv­vetlerimizle giriştiği çarpışmada ağır bir yaralıyı topraklarımızda bırakarak savuş-muştur. Baskın sırasında yaralanan bir yurtdaşnmz da sonradan ölmüştür.

— Ankara :

Büyük Mîllet Meclisinin bugün Ali Fuad Cebesoy'un başkanlığında yaptığı toplan­tıda başkan oturumu açarken yeni hükü­metin programını okumak üzere sözü Başbakan Hasan Saka'ya vermiş ve Baş­bakan kürsüye gelerek hükümet progra­mım okumuştu.

Programm, sürekli alkışlarla sona eren okunmas'îiı müteakip Demokrat Partinin ve müstakil demokratların sözcüleri gruplarının program üzerindeki giirüşle-. riâi açıklamışlardır. Bunlardan Demok­rat Parti Sözcüsü Eskişehir Milletvekili İsmail Hakkı Çevik, ikinci Kasan Saka kabinesi programı hakkında partisinin gö­rüşlerini açıklamadan . Önce, eski Hasarı Saka kabinesinin icraatının kısa bir iza­hını yapmayı faydalı bulduğunu işaret ederek birinci Hasan Saka Hükümetinin. 9 aylık bir devreye ait çalışmalarını tenkid eylemiştir.

Demokrat Parti sözcüsüne göre birinci Hasan Saka Hükümeti programında yapı­lacağı bildirilen işlerden sıkı yönetimi kal­dırmak. Folis Vazife ve Salâhiyet Kanu­nunun 18 inci maddesini mevzuat dışı­na atmak gibi hususlara münhasır kal­mıştır. Hatip Seçim Kanununun tadili meselesindeki görüşlerini ifade ederken adlî teminat hususundaki Demokrat Parti noktai nasarını bir defa daha teyid etmiş ve yeni programın tesbit edilen İşlerin yerine getirilmesinden ümilvar bulunduk­ları bildirilerek Türk Milletinin Millî Sa­vunmanın sağlanması için gereken feda­kârlığı bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da yapacağından şüphe edilmemesi lâzım geldiğini1 hatırlatmıştır. Demokrat Parti sözcüsü hükümet prog­ramı üzerindeki mütalâalarını bitirirken Muhalefet Partisinin yeni hükümetin geç­mişhayatınabakarakgelecekte de yeni bir iş yapacağına kani bulunmadığını ve bu bakımdan Demokrat Partinin güven­sizlik oyunu kullanacağım söylemiş vs demiştir ki:

«Kullandığımız kırmızı oylarla Demokrat Partinin muhtelif sebeplerle dış politika hakkında izhar ettiği kanaatin değişme­miş olduğunu beyan ederiz.»

Müstakil demokratlar adına söz alan Es­kişehir Milletvekili Ahmet Oğuz da yeni hükümet programının muhtevası ve ma­hiyeti hakkında sarih bir fikir edinebilmek ve iktidar mevkiinin kudret ve ehemmi­yetini ölçebilmek için geçen iki yıl içinde-İktidar mevkiine gelmiş olan hükümetle­rinin icraatına kısa bir nazar atfetmeği faydalı bulduğunu işaret ederek, kendisin­den önce kürsüye gelmiş olan Demokrat Parti sözcüsünün bu bakımdan ileri sür­düğü hususlara bir defa daha temas et­miştir.

Müstakil demokratların sözcüsü bundan sonra hükümetin memleketin ihtiyaçları­nı görmemezlikten gelerek yeni progra­mında bunlara yer vermemiş ve yapıla­cak isler hakkında sarih bir fikir vermek­ten ve ihtiyar edeceği yollan göstermek­ten adeta kaçınmış olduğu, en mühim mevzulardan olan ziraat ve iktisat işleri üzerinde programda sırf bir şey yazmış olmak maksadiyle bunlardan umumî ifa­delerle bahsolunduğu mütalâasında bulun­muştur.

Hatip, yeni programda işaret edilen işler üzerindeki görüşlerini bildirirken komis­yonlarda İncelenmekte olan yeni Sceim Kanununun noksansız olarak tam bir şe­kilde çıkması arzusunu göstermiş, kad­rolarda ve bütçede yapılacağı İşaret olu­nan indirmelerin iktisadî, malî ve ziraî sahada esaslı tedbirlerle mümkün olabi­leceğini ve cihetlerin ise programda mü­talâa olunmadığı fikrinde bulunarak ve programın Birleşmiş Milletler'e olan gü­vene ait kısmı hakkında da demiştir 3ch «Birleşmiş Milletlere olan güven ve ina­nımızın devamına ve bu suretle de insanlı­ğın daha kötü akıbetlere düşmesini önle­meğe matuf dış siyasetimizin değişmeme­sini memnuniyetle karşılarız.n

Bu ziyaretler biraz sonra iade edümistir. Öğleyin belediye tarafından iskele gazi­nosunda misafirler şerefine bir öğle ye­meği verilmiştir. Öğleden sonra bazı tef­tişler yapan General Mc. Bride bu teftiş­lerden sonra liman tesislerini ve diğer bazı müesseseleri gezmiş, Küçük Yaman­lara çıkmış ve saat 1Q da Kadifekalede şerefine verilen koktey] partide bulun­muştur.

— Ankara :

Ticaret Bakanı Cemil Sait Barlas bakan­lık teşkilâtında işlerin daha sür'atle gö­rülmesini sağlamak için tesbit eylediği esasları bir iç sirkülerle bakanlık teşki­lâtına tebliğ etmiştir. Bu iç sirkülerdeşöyle denilmektedir:

— İşsahipleritarafındanbakanlığa gönderilenevrakınmuamelesiüçgün iğindeikmaledilerek,neticesialâkalıya bildirilecektir.

— Tetkiki ve muharebeyiicapettiren işlerde, derhal gereğinin ifasınabaşlan­maklaberaber,işsahibidekeyfiyetten haberdar edilecektir. Tetkik ve muhabere müddetlerideasgarîhaddeindirilmiş olup, nihayet on beş gün içinde muame­le intaç edilmiş olacaktır.

— Müracaatlarına bu müddetler içinde cevapalamayanlar,şikâyetlerinibakan­lıkteftiş heyetibaşkanlığınayapmalı­dırlar. Bu şikâyetlerin incelenme netice­leriyle bizzat alâkadar olacağım.

— Herhangibirşikâyetiveya yolsuz­luk ihbarını fazammun eden mektupların imzayıve sarih adresi ihtiva etmesi lâ­zımdır,imzasızihbarlar nazara alınmaz.

— Bakanlığımamevduişlerin,takdireyervermeyenobjektifesaslarabağlan­masınıvebunlarınaleniyetevazını, iş sahiplerinindeemniyetisağlayacakbîr unsurolduğukadartavassutudaorta­dan kaldıracak müessir bir tedbir telak­ki etmekteyim. Bu konu üzerinde hassa­
siyetle durduğumu kaydederken, herhan­gi şekil ve surette olursa olsun, tavassu­tuniyikarşılanmıyacağınıdabelirtmek isterim.Herkes,müracaatınınmevzuat hükümleridairesindemuamelegörece­
ğinden emin olmalıdır.

24Haziran 1948

— Ankara :

C. H. P. Meclis Grupu başkan vekilliğin­den:

C. H. P. Meclis Grupu Genel Kurulu, bu­gün (24.6.1948) Sivas Milletvekili Şem­settin Günaltay'm başkanlığında toplan­dı.

Memleketteki bazı zararlı fikir cereyan­larının önlenmesi için gereken tedbirle­ri hazırlamak üzere kurulmuş olan grup komisyonu raporu görüşüldü. Konu üzerinde söz alan hatiplerden bir kısmı dinlendikten sonra konuşmanın de­vamı gelecek toplantıya bn-akılarak sa­at(19)da oturuma son verildi.

—Zonguldak :

Ereğli kömür işletmesinin günlük istih­sali 12.595 totıa varmıştır. Bu rakam geçen yıllara nazaran bir rekor teşkil etmek­tedir.

25Haziran 1948

—Ankara :

Yüce divanın bugün Halil Özyörük'ün başkanlığında yaptığı toplantıda tahkikat­la ilgili bazî evrak okunmuş, bundan sonra başkan tetkikatın tamamlandığını, bütün tanıkların dinlenilmiş olduğunu söyliyerek, iddianame hususunda başsav­cılığın mütalâasını sormuştur. Başsavcı­nın Temmuz ayının ilk haftası sonuna kadar bir mehil istemesi üzerine heyet müzakereye çekilmiş ve müzakere ne­ticesinde Yüce Divanın savcılığın müta­lâasını nazarı dikkate alarak iddianame­yi dinlemek üzere oturumun 5 Temmuz pazartesi gününe talik edilmesine karar verdiğini bildirmiş ve sanıklara buna göre müdafaalarını hazırlamaları tebliğ olun­muştur.

—Ankara :

İsveç ressamlarından M. Ragnar Alyre'in Dışişleri Bakanı Necmeddin Sadak'm himayesinde olarak halkevinde tertip et­tiği resim sergisi bugün saat 18 de açıl­mıştır.

Yurdumuzun bellibaşk bölgelerinin muh­telif manzaralarına ait 52 tablodan mü­rekkep olan hu serginin açılışında Dışişleri Bakanı ve Bayan Necmettin Sadak, Ulaştırma Bakanı Kasım Gülek, kordip­lomatiğe mensup şahsiyetler ve seçkin bir ılavetli topluluğu, basın mensupları bulunmuşlardır.

Bu münasebetle İsveç elcisi adına elçilik birinci kâtibi Hagen, -verdiği bir söylev­de Türkiye ile İsveç'i birbirinden ayıran, coğrafi mesafeye rağmen iki millet sra-smdaki münasebetin daima samimî ol­duğunu, bu münasebetlerin kültür saha­sında da aynı derecede kuvvetli olduğu­nu işaret eylemiş, memleketimizde kaldı­ğı altı ay zarfında ressam Alyre'in Tür­kiye'nin bir çok kısımları halkının ka-rektei", hususiyetleri ve ilham kaynağı olan Türk kültürünü tetkik fırsatım elde ettiğini bildirerek boya ve kalem kuvve­tiyle Türkiye'nin ışık, cazibe ve büyük­lüğünü yaşatmak İsteği üe sarf ettiği gay­retlerin muhassaîasi olan bu, serginin açılmasında esirgemediği himayesinden dolayı Dışişleri Bakanına teşekkür etmiş­tir.

29 Haziran 1948

— Ankara :

Türk Hava Kurumu Genel Merkez Kuru­lu, bugün Sinop Milletvekili Cevdet Ke­rim tncedayı'nın başkanlığında altı ay­lık toplantısını yapmış, geçen toplantıya ait tutanak özeti, merkea idare kurulu­nun altı aylık çabşma raporu ile denet­çilerin raporu, 1947 yılı blânçolariyle kesin hesap cetvelleri okunarak kabul edilmiş ve onuncu kurultay tarafından genel merkez kuruluna verilen Önergeler incelenerek kararlar alınmıştır. Genel Merkez Kurulu. Türk Hava Kurumu fabrikalarının devlet fabrikaları toplu­luğu ipinde daha verimli bir hale getiril­mesi işini görüşmek üzere, 1 Temmuz Perşembe günü saat 22 de bir daha top­lanacaktır,

—- Ankara :

Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı tara­fından Gençlik Parkında vücude getiri­len Sağlık Müzesi bugün açılmıştır.

Bu münasebetle yapılan toplantıda Baş­bakan Hasan Saka, Sağlık ve Sosyal Yardim Bakam Doktor Kenvılî Bayezit, Milletvekilleri,Sağlık veSosyal Yardım


Bakanlığı ileri gelenleri, Sayıştay Baş­kanı, Ankara Üniversitesi Rektörü ve fakülteler dekanları, Belediye Başkanı ve basın temsilcileri hazır bulunmuşlar­dır.

Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı kısa bîr söylevle Sağlık müzesinin kurulmasında gözetilen maksada işaret ederek genel sağlık koruma işlerinde sağlık müzeleri­nin uyarıcı ve aydınlatıcı hizmetlerinin büyük değerini kaydetmiş ve demiştir-ki:

Millî sağlığın korunması, Devîet ve cemi­yetin müşterek vazifesi olduğuna göre hal kımız; n çalışma gücünü kıran, sosyal ve ekonomik gelişmesini zaafa uğratan çeşitli hastalıkları ve bu hastalıklardan korunma çarelerini, müzelerde basit Ve-canlı şekillerle görmesinde ve böylece koruyucu hekimlik çalışmalarında dev­lete yardımcı olmalarında büyük fayda vardır. İşte müzemiz bu . ana fikre göre-hazırlanmıştır. Tesiste bazı noksanlarımız olsa da, gelecek senelerde bu noksanları telâfi etmek ve benzerlerini yurdun muh­telifyerlerindeaçmakkakarındayız.

Biz ekonomik ve sosyal dâvalarımızın esaslı surette halledilmesinin tek çaresi­ni fikir, ruh ve beden sağlamlığını haiz bir bünyenin mevcudiyetinde arıyoruz, işte bunun içindir- ki, sağlık hizmetleri­nim yaparken kudret ve cesaret kayna­ğımızı «Medenî hayat, her şeyden evvel sıhhî hayattır» diyen Aziz Cumhur Baş­kanımızın kıymetli sökerini, bir düstur olarakdaimagozönünde tutmaktayız.

Sağhk Bakanı sözlerine son verirken müzenin hazırlanmasında titiz bir dik­kat gösteren meslek arkadaşlarına ve ha­zır bulunanlara teşekkürlerde bulunmuş ve Başbakan Hasan Saka'dan sergiyi aç­masınıricr.etmiştir.

Bu davet üzerine Başbakan, hayırlı ol­ması dileğiyle kurdelayı kesmek suretiy­leserginin açılışını yapmıştır.

Titiz bir dikkat ve ihtimam, ile hazırlan­mış olan ve hiç şüphesiz Başkentte sıh­hat kültürüne büyük hizmetler yapacak oİF.n bu. rrutte, sâri hastalıklar ile çalışma-vs analık ve gıda sağladıklarına ait ko­ruyucu öğütler telkin edici ve bu hasta­lıklarlasavaşmanınusullerinigöstereniimage002.gifpanolar.ve muhtelif hastalıklar ve bun­ların seyrine ait mulajlardan vücuda ge­tirilmiş bulunmaktadır.

Sıhhat müzesini uzun. müddet gezen ve ilgililerden geniş izahat alan Başbakan Hasan Saka, müzeden ayrılırlarken Sağ­lık Bakanım ve arkadaşlarını bu güzel eseri vücuda getirmiş olmalarından do­layı tebrik etmiş ve koruyucu hekimli­ğin tedavi edici hekimlikten daha mü­him olduğunu söylemiş ve bu bakımdan sağlık müzelerinin yurt için çok faydalı: olacağım söylemiştir.

30 Haziran 1948

— Ankara :

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bugün sa­at 16.30 da Çankaya'd aki köşklerinde İti­matnamesini takdime gelen Hindistan Büyükelçisi Ekselans Mösyö Diwan Chaman Lail'i mutat merasim ile kabul buyurm uslardır.

Bu kabul esnasında Dışişleri Bakanı Nec-meddin Sadak da hazır bulunmuştur.

-— Ankara :

Büyük Millet Meclîsi bugün saat 10 da toplanmıştır. Göı'üşmeler, gündemin ilk maddelerini teşkil feden ve muhtelif me­seleler üzerinde verilmiş bulunan soru önergelerine karşı ilgili bakanların ver­dikleri cevaplarla başlamış ve onu taki­ben de kanun tasarıları müzakere edil­miştir.

Soru önergelerinden Seyhan Milletvekili Ahmet Reinzt Yüregir'in Askerî ve Mül­kî Tekaüt Kanununun 25 inci maddesi-le Millî Korunma Kanunu ve haksız ola­rak mal iktisap edenler hakkındaki ka­nunun tatbikine ve resmî otomobil ve kamyonlara dair surusu ile yine Seyhan Milletvekili Yüregir'in kitapçılığımızın gelişme ve artımını sağlıyacak tedbirlere dair olan diğer sorusuna karşı Başbakan Hasan Saka bu sorulardan ilkine bunun tetkik edilmekte bulunması dolayısiyle derhal cevap veremiyeceğini ve ikinci soruya da Cuma günü toplantıda cevap vereceğini bildirmiştir. Kocaeli Milletvekili Sedat Pek'in Koca-elinde şeker dağıtımına ait sorusuna Ekonomi BakanıCavit Ekin verdiği cevapta tevziat sisteminin vilâyetlerin 1947 istihlâkile 1048 senesi ilk dört ayı istih­lâki gözönünde tutularak tesbit edildiği­ni söylemiş ve onu takiben de kürsüye gelen Bayındırlık Bakanı Nihat Erim, Maraş Milletvekili Emin SosyaTm İsken­derun - Malatya yolu hakkındaki soru­suna cevap vererek yol yapımında gözö-nünde tutulan esasları açıklamış, bu yola aît programın henüz Bakanlar Kurulun­da olduğunu bildirmiş, ve bu programın bir kerre daha gözden ge girileceğini kay-dey lemis tir.

Meclis, daha sonra Yüksek Ziraat Ensti­tülerinin Ankara Üniversitesine bağlan­masına ait tasarıyı müzakere ederek ka­bul etmiştir.

Bundan başka devlete ait bir kısım bi­naların satış bedeli ile resmî daireler ya­pılmasına ait kanunu kaldıran tasarı ile Vakıflar Genel Müdürlüğünce istihdam edilecek avukatlara kazanılan dâvalarda» husule gelecek avukatlık ücretinin tâyi­nine dair tasarının ikinci müzakereleri­ni de yapmış ve kabul etmiştir.

Bundan sonra heyeti umumiyesi üzerin­de gecen müzakereleri takiben Beledi­ye Gelirleri Kanununun maddelerinin gö­rüşülmesine geçilmiştir. Büyük Millet Meclisinin bugün saat 15 de Feridun Fikri Düşünsel'in başkanlığın­da yaptığı ikinci oturumda belediye ge­lirleri kanun tasarısının maddeleri üze­rinde müzakerelere devam edilmiştir. Aydınlatma ve temizleme rudlumlai'ına dair madde üzerinde tartışmalar yapıl­mış ve iratlardan alınacak yüzde yedi-buçuklar, kiraya verilmeyen meskenler­den alınacak yüzde beş resimlerin irat­larda yüzde beşe ve kiraya verilmiş mes­kenlerde yüzde ikibuçuk indirilmesine dair önerge kabul edilerek, madde buna göre tadil edilmiştir.

Diğer maddelerin müzakeresinde de tar­tışmalar olmuş, ve yangından koruma' masraflariyle sigorta kumpanyalarına ij-tirake dair maddenin müzakeresinde Ti­caret Bakanı Cemil Sait Barlas da söz alarak sigorta şirketlerinin yüzde ona kadar bir prim alınarak bunun da müş­teriye inikas ettirilmesi hususu üzerinde konuşarak sigortaların müracaatlarını, ve bunların, bilânçolarındakî primleri hak­kında malûmat vermiştir.

takdir ederek, bir taraftan anayasamızın sağladığı hürriyetlerin sınırı içinde
en geniş tenkid hakkını tanıyan, fakat diğer taraftan, en medeni*meinleket-
lerde olduğu kadar ferdin şeref ve (haysiyetini koruyan bir şekle koymanın
lüzumuna inanmış bulunuyoruz. Anayasamızın teminat altına aldığı rejimimize ' zarar verecek propaganda ve tahkikatla müessir şekilde mücadele etmek azmindeyiz.

Sayın arkadaşlarım,

Vatandaş çokluğunun oylarına dayanan sağlam ve kuvvetli bir iktidarla, siyasî ve tabiî haklarının her türlü şartlar altında masun kalacağından emi» bir azlık murakabesi veya muhalefet sistemini yerleştirmeye çalışmak, ga­yelerimizin başında gelmektedir, iktidarın azlığı ezmesini, azlığın da meşru , ve kanunî haklarının sınırı dışına çıkarak tahakküm yoluna Sapmasını mil-letinüzin asla1 tahammül edemiyeceği istibdat şekilleri saymaktayız.

Yurdumuzun medeniyet ve refah yolunda'ilerlemesini halk iradesine daya­nan bir idarenin devamında görüyoruz. Bunun için kanunlarda, sosyal ve politik hayatta olduğu gibi her derecede okullarımızda demokratik terbi­yenin yerleşmesine ehemmiyet vereceğiz.

.Değerli milletvekili arkadaşlarım,

Biraz önce işaret ettiğimiz dünya durumu, bunun neticesi olan ve bütçemi­zin yarısını kaplıyan millî savunma giderleri, düzeltilmesi, giderilmesi veya azaltılması, yalnız memleketimizin gayretleri ile kabil olmayan bir sıkıntı yaratmıştır.

Memleketimizin çekmekte olduğu sıkıntıları dünyanın politik ve ekonomik durumundan tecrit ederek mütalâa etmenin doğru olamıyacağını takdir edersiniz. Bütün dünyada ekonomik zorluklar henüz azalmış değildir. Hat- tâ birçok memleketlerde bu zorluklar artmaktadır. İç ve dış âmillerin elver­diği nisbette bu sıkıntıyı gidermeye çalışmak elbette vazifelerimizin başında gelir.

Şöyle İd:

Bundan iki ay kadar evvel Ankara Ve­teriner Fakültesinde sekiz Öğrencinin, ko­münistlik faaliyetinde bulunduğunu gös­teren bir hâdise olmuş. Okul idaresi, bu faaliyetin., duvar veya kapılar üzerine yazı yazmak şeklindeki maddî delillerini; bazı ahvalde kontrplâktan yapılmış ka­pıların yazılı kısımlarını oydurmak su­retiyle muhafaîa altaa alacak kadar has­sas ve şuurlu davranmış. Ondan sonra tahkikat müzminleşmiş ve halâ da bir neticeye ulaştırılamamış. Niçin? Bu memlekette komünizm kanunen ya­sak bir ideolojinin ifade ve tezahürüdür. Benzer ahvalde eldeki kanunî mevzuat ile bu ideolojiyi bu topraklarda yaymağa teşebbüs edenlere Cumhuriyet zabıtası icap eden. mukabeleyi en şiddetli şekilde gösterebilecek bir durumda iken; bu ci­het bir tarata bırakılarak, işin Büyük Millet Meclisi kürsüsünden, bir nevi ya­yın, yapılır gibi, teşrih, edilmesi daha mı iyi olmuştu? Pek takdir edemem. Fakat benim- kanaatime göre bir fikir muhitinde ve meselâ Veteriner Fakülte­sinde, maddî delilleri ortada ve bu de­lillerle ilgili eşhas ta meydanda dururken; bu dâvayı, bir adli takip meselesi yap-mıyarak, bir teşrii nıanifestasyoa şekline sokmak; fikrimce, kastedilen neticeyi temin etmekten çok uzak düşebilecek bir hareket olur. Hele, şimdiye kadar bu dâvanın cumhuriyet savcılığına akset­tirilmemiş olan evrakını soruşturmakla da, Hasan Saka Hükümeti müfrit, solcu­lukla ve komünistlikle itham edilemiye-^eğine göre; tahrikatın şimdiye kadar inkişaf eden safhasının, böyle bir hare­keti davet edebilecek bir sonucu bulun­madığını nevima itiraftan başka bir mâna ifade etmez.

Ankara Veteriner Fakültesinde vukuu kaydedilen müfrit solculuk hâdisesi bu­nunla da kalmamış. Geçen seçimlerde, fakültede muhafaza altma alınmak üze­re sivil bir polisin nezareti altında fa­külteye gönderilen ve bir gece orada ka­lacak olan oy sandığı münasebetiyle bu. öğrenciler, bu adama sormuşlar. Onun,» oy sandığını beklemeye memur sivil bir polis olduğunu anlayınca, kendisini çal yaka fakültedendışarıatmışlar.

Fakat, şimdi komünistlikleri bahis mev­zuu olan sekiz: öğrenci mi; yoksa fakül­tenin bütün öğrencisi mi?

Şayet, oy sandığını muhafazaya memur sivil taharri, sekiz komünist öğrenci ta­rafından dışarı atılmışsa okul idaresi ve diğer öğrenciler o sırada nerede imiş­ler? Yok okuldaki öğrenci çokluğu ta­rafından bu memur kapı dışarı edilmişse, o zaman, işin mahiyeti bir komünizm düvasj olmaktan çıkar; sol seçimlerde fikir ve telâkki ihtilâfına dayanan bir başka şekil abr. Maamafih bu memur şayet sekiz öğrenci tarafından fakülte dışı edilecek kadar vazifesini yapamiyan âciz adamın biri idiyse, o bu muameleyi çoktan hak etmiş ve mesleğinde tasfiye edilmeye hak kazanmış bir kimseden başka bir şey sanılmamak icap edor. Ma­amafih bütün bu mantıki silsile gösteri­yor ki ortada, hakikatle ilgisi, şimdilik pek puslu görünen bir komünizm aleyh­tarlığı meselesi mevcuttur.. Bu memleke­tin komünizmden temizlenmesi, herkes gibi bizim de, en ulvî ve en kutsal istek­lerimizin, başıoda gelir. Fakat komünizm meselesi, bir parti propaganda vesilesi ve bazı kanunsuz hareketleri mazur gös­terecek bir manevranın sütresi olarak elde bir heyula gibi kullanılmak istene­cek olursa; dâva bizzarur dejenere olur ve bunu tasfiye etmek isteyeceklerin is­tekleri hilafı bir mecraya girer. Bu, bir hakikattir ve kendimizi bu bahiste aldat­maya da hiç lüzum yoktur. Bu bakımdan; .komünizmle samimî olarak mücadele etmekistiyenler;evvelâ;

1) Her şeyden evvel âdil olmakla ise baş­lamalıdırlar.

^2) Bir mide meselesi olan bu dâvayı, bir siyasî ve ideoloji meselesi olarak değil de, ondan önce, bir ekonomi mese­lesi olarak ele almalıdırlar.

Komünistdiyegösterilenbirtakım biçarevemütevazimenşeli'köylüve
halkiçindenyetişmişçocııklardaiçtimaî adaletsizlikduygusunuuyandıran yerli
ve yabancı tahrikçilerinfaaliyetine kaivgi;onlara, iyi hayat ve hareketmisali­
mizleaksiörneklergöstererektedirgin edilenkalpsükûnetlerini iadeetmeliyiz.

Ve her geyden evvel; her suretle bücıım ettiğimiz, kotu dediğimiz; dünyayı karıştırıcı dediğimiz; velhasıl bütün be­şerî sahtekârlık ve riyakârlıklarla haklı olarak itham ettiğimiz komünist gibi, sıkı sıkıya idealimize sadık kalmalıyız. Açsak milletçe aç oturmalıyız. Toksak; hep beraber tok olabilmeliyiz. Sanırım; komünizmle mücadele için uzun boylu biri aşre listesi tanzi­mine lüzum yoktur. Yukarıda birkaç satırın, içinde toplandığım dört, beş mad­delik bir iyi hareket düsturu ite dâvayı halledebilir ve Büyük Millet Meclisini de, daha âli, daha başka türlü hayatî dâvaların halli işleriyle başbaşa bıraka­biliriz.

İşin şakası kalmadı...

Yazaıı;Hürriyet

7 Haziran 1948 tarihli «Hürriyet» İstanbul'dan:

Nazilli'de radyolu, dinamitli komünist teşkilâtı meydana çıktıktan sonra komü­nizme karşı alınacak tedbirlerin bir an evvel tatbikini istemek hakkımız oldu. Günün havadislerinden, Zonguldak'ta da şuraya buraya komünizmi metheden, ibarelerinyazıldığınıÖğreniyoruz.

Ankara ve İstanbul yangınlarından son­ra Nazilli hâdisesi bizi içimizden kemirt-mek isteyen Rus'ları kimbilir ne kadar ümide düşürmüş fciSr: Hayal kuvveti ile Türkiye'de komünizmin inkişaf ettiğine hsı halde inanmıya başlamışlardır. Ya­kında Rus ümitlerinin akislerini Mosko­va radyosunda işiteceğiz. Fakat şimal komşumuz müsterih olsun: Türk genç­liği ve Türk zabıtası uyumuyor. Bugün, nasil Nazilli'deki serserilerin yakasına yapıştiysa, dün veteriner talebelerini na­sıl yakaladıysa, yarın da Zonguldak'ta du­varlara yazı yazanları bulup meydana çı­karacaktır.

istanbul için korkumuz yok: Geçenlerde teşekkülünü haber verdiğimiz Milli Türk Talebe Birliğinin mücadeleci gençleri biz uyusak dahi gözlerini dört açmış, bekliyorlar, istanbul zabıtasının da bu­lanık suda balık avlayacak kurtları ense­lemektetereddütetmiyeceğinehiçşüp-

he yok. Sonra, bütün Türk Milleti de mukaddes addettiği bu mücadelenin gö­nüllü birer neferi gibi kulağını kirişten ayırmıyor, iş bu safhaya intikal ettikten sonra komünizmle mücadelenin artık bir eğlenceli tarafı kalıyor ki o da geçen gün yazdığımız gibi bunları hudut hari­cine atmaktır. Bu kararı ne zaman ve­receğiz? İşte bütün mesele burada, ge­lip geçen bütün hükümetler muayyen formalitelerin dar çerçevesi içinde ça­lışmayı tercih ediyorlar. Bir gazetenin ortaya attığı iyi bir fikri benimsemeği âdet edinmemişlerdir. Hasan Saka Hü­kümeti ikide birde komünist propagan-dalariyle muztarip olan bu milletin min­netini kazanmak İstiyorsa, bütün efkârı umumiyenin hararetle arzu ettiği ve bi­zim de ortaya attığımız bu fikri tasvip etmelidir: Bu mikropları hudut haricine atmak. Bize rahat bir nefes aldırması için Hasan Saka Hükümetinden bu ka­rarı bekliyoruz.

Kabine buhranı karşısında...

Yazan:Cumhuriyet

10 Haziran 1948 tarihli «Cumhuri­yet» İstanbul'dan:

Hasan Saka kabinesinin istifası, beklen­medik bir zamanda değilse de, beklen­medik bir şekilde vukua geldi. Hasan Saka kabinesi muhalifler tarafından ol­duğu gibi muhalifler tarafından yapılan mütemadi hücumlarla yıpranmıştı. Kabi­nenin istifa edeceği çoktanberi söyleni­yordu; yalnız bu istifanın, Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grupunda, itimad reyi istenildikten sonra ve Grupta cere­yan eden müzakereler neticesinde vukua geleceği sanılıyordu. Halbuki öyle olma­dı; Hasan Saka> Parti Grupundan itimad reyi istemeğe lüzum görmeden istifa etti. Anadolu Ajansı tarafından kabinenin is­tifası hakkında neşredilen resmî tebliğ­de oiçinde bulunduğumuz umumi şart­lara göre, hükümet durumunun yeniden tetkik ve mütalâasına fırsat vermek üze­re istifa etmiş» olduğu bildirildiğine ve yeni kabineyi teşkile gene sayın Hasan Saka'nın memuredildiğinegöreistifa eden kabinedeki ınünhallerin doldurul­masından başka, diğer bakanlar arasında da, bugünkü umumî şartlara göre, bazı değişiklikleryapılacağıanlaşılıyor.

Çekilen kabinedeki bakanlardan kimle­rin kalacağı ve kimlerin değişeceği hak­kında Ankara'dan verilen haberler, tah­minlere dayanan rivayetlerden ibarettir. Kabine teşekkül edip de Büyük Millet Meclisinden, itimad reyi isteyineeye kadar-bu, isimler üzerinde durmak faydasızdır. Hasan Saka yeni kabinesini kurarken -şayed varsa - kendisiyle fikir ihtilâfına düşen veya başansaz çalışan yalmd da Parti Grupunun itimadını kaybetmiş olan bakanları yeni kabinesine almıyacaktır. Bazı bakanlar da vardır ki halk efkârın­da yıpranmışlardır. Bunları feda edip et­memek de, Başbakanın kanaatine bağlıdır. Yeni kabinenin kimlerden teşekkül ede­ceğine intizaren, Hasan Saka'nın mesai arkadaşlarını seçerken, bilhassa üç nok­taya dikkat ve itina etmesi lâzım geldi­ğini kaydedelim:

— Demokrasiprensiplerinecandan inanmış bulunmaları,

— Ehliyet ve liyakatlerini isbat etmiş olmaları,

—-Başlarınageçtikleribakanlıklarda, başarıcılık kudreti gösterecek azim ve ce­
sarete sahib bulunmaları.

Halk eîkârmda yıpranan bakanlar bil­hassa kararsızlıkları, yanlış tedbirleri, idaresizlikleri, mesuliyetten kaçınarak süratle iş görmemeleri, bir kelime ile beceriksizlikleri yüzünden yıpranmışlar­dır. Millet, hükümetten iş ve faaliyet bek­lerken bazı bakanalrın yerinde saymala­rı hattâ daha evvel başîarmg olup da iyi, kötü yürüyüp giden işleri bozmaları, yani kaş yapayım derken göz çıkarma­ları, yalnız o bakanları değil, bütün ka­bineyi yıpratmaktadır. Nitekim, Hasan Saka kabinesi, 9 Eylû! 1947 de iş başına geçtiği halde, bugüne kadar is sahasında halkı tatmin edecek muvaffakiyetler gös­terememiştir. Bunun sebebini bazı bakan­ların, başarısızlığında aramak lâzımdır. Bizde, kabinelerin değişmesine rağmen, işlerin tıkır tıkır yürümesini sağlayacak muntazam ve mükemmel bir devlet me­kanizması,maalesef,halâkurulamamış

olduğu için, bir çok işler bakanların şah­si kudretlerine bağlıdır. Binaenaleyh Hasan Sakanın yeni kabinesini kurarken tuttuğunu koparacak, liyakat ve ehliyetle azim ve cesareti, başarıcıhğı nefsinde ce-metmiş milletvekillerinden kuvvetli bil hükümet vücude getirmeğe en büyük önemi vermesi icah eder.

Kabine buranı...

Yazan:

10 Haziran 1948 tarihli «Yeni Ga­zete» İstanbul'dan:

Hasan Saka kabinesinin İstifası ile bir hükümet buhranı meydana çıktı. Hükü­metin içinde bir müddettenberi gizli bir buhran havasının dalgalandığı esasen hissediliyordu. Hasan Saka kabinesinin programında vaadettiği iktisadî vaadle-rin gerçekleşmekte gecikmesi Büyük Mület Meclisinde hemen hergün ardı arası kesîhniyen sözlü sorularla şikâyet konusu oluyordu. Zaman zaman bir ta­kım gensorular da yapılıyordu. En sonra eski Ticaret Bakanı Atıf İnan hakkında olan maliye müfettişleri raporu üzerine Meclis soruşturması alınmasına sebep Millî Savunma Bakanı Münir Birsel'in istifası Hasan Saka kabinesinin bugünkü hali ile artık vazifesine devam edenıiye-ccğini göstermiş ve Cumhurbaşkanına istif asım vermiştir.

Hasan Sakanın istifa eden Münir Birsel yerine Savunma Bakanlığını vekâleten kendi üzerine almış olması bir nevi buhran alâmeti İdi. Başbakanın istifası ile hükümet buhranı fiilî bir safhaya gir­miştir ve Hasan Saka yeniden hükümet teşkilinememuredilmiştir.

Hasan Sakanın istifası ve yeniden kabi­neyi teşkile memur Olması bugünkü hü­kümete dahil olan bir'kısım bakanların değişeceklerini gösterir. Değişecek ba­kanlar hangileridir? Yeni teşkil edeceği kabineninkarakterineolacaktır?Bu hususta bir hüküm vermek için hükü­met buhranını doğuran amilleri gozönü-ne getirmek lâzımgelir. Hasan Saka ikti­sadî zorluklar karşısında vazife alan ar­kadaşlarınınşimdiyekadarmuvaffak olamadıklarını gördüğü gibi bundan son­ra muvaffak olabilecekleri hakkında ümi­dini de kaybetmiş bulunuyordu. Eski ti­caret Bakanı Atıf İnan hakkında açılan Meclis soruşturmasın m kendi kabinesi içinde husule getirdiği tepkiler kabinenin bünyesindeki iktisadî zaafı bir kat daha. arttırmıştır. Şu halde yeni kabinesini ku­rarken bu iki noktadan devlet gemisinin teknesindeki rahneleri tamir etmeğe ça­lışacakdemektir.

Hükümetin cih^n buhranı içinde takip ettiği dış siyasete kimsenin en küçük bir diyeceği yoktur. Memleketimizin millet­lerarası itibarı çok yüksektir. Fakat bu vaziyete rağmen harptenberi devam eden iktisadî zorluklar gün geçtikçe hafifliye-cek yerde bilâkis daha ağırlaşıyor ve bütün şikâyetler hep bu iktisadî zorluk­lar etrafında toplanıyor. Bu sebeple Ha-, san Sakanın kuracağı yeni kabinenin âkibeti de bu noktadan göstereceği mu­vaffakiyet derecesine bağlı olacaktır. Yeni kabineye dahil olacak bakanların ik­tisadî zorluklar kargısında ahenkli ve bilgili çalışma kabiliyeti yeni hüküme­tin kaderini tayin edecektir. Zira bugün memleketin içerisinde bulunduğu İkti­sadî ve malî meseleler şu veya bu baka­nın sadece kendi şahsî gayretiyle halle­dilecek işlerden değildir. Bu mesele an­cak bütün kabinenin ve bütün devlet teş­kilâtının müşterek gayret ve fedakârlık­ları ile hallolunabilir.

Genç bakanlar, bîr imtihanda­sınız...

Yazan: M. Faruk Gürtunca

11 Haziran 194S tarihli «Her Gün« İstanbul'dan:

Başbakan Hasan Saka, bugüne kadar yapılan icraatın veya yapilamıyan ileri hamlelerin vebali yalnız eski bakanların­da imiş gibi onları kabine ağacından silk-tt, attı. Şimdi, yerlerine Cumhuriyetin genç elemanlarını almzş görüyoruz. Bu, memleketi sevindirecek bîr hâdisedir. Çünkü bugüne kadar tecrübe görmüş, istiklâl savaşının binbİr türlü mahrumi­yetlerinekatlanmış,sonraCumhuriyetin

nimetleriyle perverde olmuş sayın eski bakanlar, yerlerinde kaldıkça istikbal için şüphesiz derin bir yeise düşülüyor­du. Zira, dünkü neslin en bariz hareket­lerinden biri de eleman yetiştirmekti- 25 senedir üniversitelerimizden nice liya­katli gençler yetişiyor. Avurupa ve Ame­rika'dan nice Türk aydım, dağarcığında bir yığın bilgi ile dönüyordu. Fakat, memlekette geniş bir surette hizmet ede­cek sahayı kendilerine bir türlü bulamı­yorlar, çöllere düşmüş, bir kıymetli taşın kıymetsizliği halinde senelerin koynunda eriyip gidiyorlardı.

iktidarı 35 le 40 yaşında eline alan nesle gelince: Onlarda da derin bir korku, bir tereddüt görünüyordu. Sanki, memleket gençlerin eline tevdi edilirse onların tecrübesizliklerinden dolayı derhal vatanı güç bir duruma düşürecekleri sanılıyor-do.

Bugün Hasan Saka kabinesinde beş genç bakan en güç sandalyelerde vazife almış ve ilk defa bu mevkilere sahip bulunu­yorlar.

Millî Eğitim Bakanlığına: 35 lik grupun kıymetli sözcülerinden. Tahsin Banguoğlu gelmiştir. Pekeristlerle, yani dünkü ne­sille mücadelesi iki yıldan beri, devam ediyordu. Memleket siyasetinde mutedil ve ileri demokrasiyi temsil eden bir mil­letvekili idî.

Bayındırlık Bakanlığına: Nihat Erim geti­rilmiştir. Falih Fıfkı Atay'dan sonra Ulus gazetesinin başmuharrirliğini yapıyordu, 35 lerîn en ileri gclenierindendi.

Tarım Bakanı: Cavit Oral'dır. Adana'nın genç evlâtlarmdandır. Grup toplantıla­rında kendisini ateşli bir hatip olarak görmekte idik.

Ticaret Bakanl Cemil Sait Barlas'tır. Halk Partisinin birkaç zamandır sözcülü­ğünü temsil eden bu genç milletvekilinin kendisini çabuk yıpratması melhuz olan bu bakanlıkta muvaffak, olmasını ümit ederiz.

ilk defa bakan olan Gümrük - Tekel Ba­kanlığına getirilen Zonguldak Milletve­kili Mehmet Emin Erişirgil'in bu sandal­yeye geçmesi memlekette bira2 da hay­retlekarşılanmıştır.EskiDarülfünun Emînliklerinde bulunan, Matif Müsteşar­lığı yapan, kürsülerde felsefe tedris eden ve C. H. Partisinin kültür işleriyle meş­gul olan bir kimsenin hiç alâkadar olma­dığı bir mevzuun en yüksek kademesine getirilmesi memlekette gerçekten, haklı bir hayret uyandırmış bulunuyor. Mu­vaffak olması baş temennimizdir.

Yeni Hasan Saka kabinesinde en can alın ve iki yıldan beri iyi idare edilnıi-yen, suiistimalleri çok görülen bakanlık­lara genç milletvekiüerİTÜn getirilmesi, onlara şöyle bir ihtardır:

— Tenkit kolaydır, gösterin kendinizi.. Genç bakanlarımız çok kritik bir zaman­da, bu sandalyelere oturmaktadırlar. Ti­caret Bakanlığında millete arpa ekmeği yedirmeğe kadar varan idaresizlikler ol­muş, dostlara milyonlar kazandırılmıştır. Cemil Sait Barlas, acaba bu işin içinden nasıl çıkacak? Kendisi ticaretten anlar mi? İç ticaret, dış ticaret nedir bilir mi?. Bunu ilerdeki günle? gösterecektir. Kü­çük bir muvaffakiyetsizlik bu genç baka­nın talih, yıldızım doğmadan söndürebilir ve muarızlarına «genç nesle» hücum için büyük bir koz verebilir.

Tarım Bakanlığına getirilen Cavit Oral, bir çiftçi memleketi çocuğudur. Kendisi senede on binlerce lira kazanan çifte, çu­buğa sahip olmasından dolayı ümit ederiz ki kimsenin şahsî menfaatini düşünme­de nyalnız memleket menfaatinde ön plân­da gelen işleri yapar. Bir çiftçi memleketi­ne, çiftten anlıyan bir elemanın baş ol­ması hayırlı bir alâmettir.

TahsinBanguoğlu,tamamen yerini bul­muş bir şahsiyettir.MUlî Eğitimden ye­tişmiş ve Mîllî Eğitimin en yüksek kade- , meşinevarmıştır.Muvaffakiyetşansı ieraatiyle belli olacaktır.

Hülâsa genç bakanlarımız bir imtihan arifesi İçindesiniz. Yeni Hasan Saka ka­binesinde siz genç bakanların bulunması istikbal için bir imtihan devresi teşkil edecektir. Sizin muvaffakiyetiniz, mem­leketin ve cumhuriyetin, genç neslin mu­vaffakiyeti olacaktır. Bundan dolayıdır ki sizi masalarında kurulan bir «mağrur

memur» vasfından ziyade memleketin hayrına enerjik adımlar atan birer Cumhuriyet nesli devi olarak görmek İsteriz. Milletin takdiri, muarızlarınızın serzenişi sizinbuimtihanarifesindekibaşarıları­nıza bağlı olacaktır. Tanrıdanbüyükmuvaffakiyetlerdileriz.

Yeni kabine...

Yazan:Cumhuriyet

11 Haziran 1948 tarihli «Cumhuri­yet» İstanbul'dan:

İkinci Hasan Saka Kabinesi, bu satırla­rın yazıldığı saate kadar, henüz resmeh ilân edilmiş olmamakla beraber, Ankara'­dan verilen haberler, Cumhuriyet Halk Partisinin «35 lerıı diye anılan gençle­rinden bir kısmının kabineye girdiklerini göstermektedir. Tahsin Banguoğlu, Cavid Oral, Emin Erişirgil, Nihad Erim, Cemil Said Barlas ilk defa Bakan olanlar, hem sin, hem fikü- itibariyle genç milletvekil­leridir. Yeni kabineye girecekleri söyle­nen birinci Hasan Saka Kabinesinin Dış­işleri Bakanı Necmeddin Sadak arkada­şımız ile Bayındırlık Bakam Kasım Gü-lek, Çalışma Bakanı Tahsin Bekir Balla ve Şükrü Saraçoğlu Kabinesinde Eko­nomi Bakanlığı yapmış oian Fuad Sir-men de genç fikirli unsurlardandır.

Böylece kabinenin ekseriyeti, yeni girdi­ğimiz ileri Demokrasi hayatının istediği şartlara uygun ve Cumhuriyet Halk Par­tisi içinde ileri Demokrasi cereyanının kuvvetlenmesi ve hızlanması için çalışmış milletvekillerinden mürekkebdir. Binaena­leyh İkinci Hasan Saka Kabinesinin De­mokrasi ruhunu ve prensiplerini birinci­sinden daha kuvvet ve süratle hâkim kı­lacağını kabul etmek yanlış olmaz.

Yeni Kabinenin Demokrasi bakımından cephesi kuvvetlidir, is görme ve başarı-cılık bakımından ne derece kuvvetli ola­cağını şimdiden kestirmek güç ise de, genç unsurların enerjilerinden ve me-Kuliyet korktısiyle sadece koltuk doldur­makla İktifa edecek zayıf iradeli ıddarei maslahat» cılar olacaklarından şimdiden şüphe etmeğe hakkımız yoktur. Fakat, bunların bilgi ve ihtisaslarına uygun ba-kanhklaragetirilmelerişarttır.

. Ancak, bir kabine içinde Baş­bakanın herşey olmadığı da bariz bir gerçektir. Müşterek mesuliyet ve çalış­ma koordinasyonuna, enerji ve irade bü­tünlüğüne sahip bir kabinede Hasan Saka yeni bir tecrübeyi gerektirmek hak .ve vasfını henüz kaybetmemiştir. Bu itibar­la bu görüşe, bu muhakeme ve mantık silsilesine dayanarak Hasan Saka'yı iki numaralı kabinesinde de tecrübe etmek efkâra umumiye. Parti ve Meclis İçin bir zaruret olduğu kadar muhakkak ki Ha­san Saka'ya yeniden kabine kurmak va­zifesini tevdi ettirmeye saik olan ilham da herhalde bu insaf ve bu mantığın icap ve şevki ile olmuştur.

On ay kadar süren tecrübe devresi için­de Hasan Saka filhakika bir numaralı kabinesi ile müsbet başarılar elde ede­memiş olmakla beraber. muhakkak ki memleketin muhtaç olduğu gelişme ve kalkınma imkânlarını ve kısa, uzun dev­reli ihtiyaçları da tedbirleri ile1 bir ara­da mütalâa eylemek fırsatını şahsen ya­kından kazanmıştır. Şimdi, genç ve ener­jik, başlıca muhtaç olduğumuz zihniyet inkılâbını benimseyen unsurlarla kabi­nesini geniş ölçüde takviye eden Hasan Saka'nin bu şahsî etüd ve tedbirlerini gençlerin dinamizmi ve koordine anla­yış ve çalışmaları ile destekliyerek bi-rev birer tahakkuk ettirebilmesi pekâlâ mümkündür. Önümüzdeki Salı günü Meclis Grupunda, Çarşamba günü de Büyük Millet Meclisinde okuyacağı prog­ram beyannamesinin bu yönden dikkate şayan amelî ve fiilî sahada tatbik kabi­liyetini haiz bazı hükümler taşımasını beklemek herhalde yersiz ohnıyacaktır. Bu itibarla gerek Hasan Saka'nın şahsi etiidlerinin tatbikini gerek kabinenin ço­ğunluğunu teşkil eden genç ve enerjik unsurlartn koordine verimini müşahede etmek bakımından geçirilmesi ve bek­lenmesi zarurî bîr intizar devresi vardır. Ümit ve temennimiz, bu devrenin mem­leketin kalkınması, günlük ihtiyaçların giderilmesi, ticari ve iktidasî darlığın ve tatsızlıkların önlenmesi bakımından iyi neticeler sağlamasıdır.

ikinci Hasan Saka Kabinesinin temenni ettiğimiz muvaffakiyeti her sahada mem­leketinfaydalanmasınısağlıyacağıkadar, muhakkak ki aynea ve hususiyle memlekette özlediğimiz ve beklediğimiz nesil, zihniyet ve tutum reformunu da süratle tahakkuk ettirebilmenin yolunu açacaktır.'

Bekliyelim, görelim ve inşallah bu defa da hayal sukutuna uğramış olmıyahm.

Yeni kabine nasıl karşılandı...

Yasan:Cumhuriyet

13 Haziran 1948 tarihli «Cumhuri­yet» İstanbul'dan:

Teni kabine hakkında yorumlar devam ediyor; fikirlerini yazanlar ve söylîyen-!er kendi siyasî ve şahsî kanaatlerine göre, düşüncelerini ileri sürüyorlar. Tek partili şef rejimi devrine nazaran, hakikî demokrasi rejiminin şu faydası da vardır ki muhalif parti liderlerinden ve muva­fık milletvekili gazeteciden başlıyan poli­tika ile fazla meşgul olmiyan serbest mes­lek sahibleriyle küçük esnafa kadar, herkes fikrini açıkça söylemek imkânını buluyor. Tek partili şef sisteminde ise, yeni bir kabine veya yeni bir bakan iş­başına geldikçe, «nöbet değişti» tekerle­mesi tekrarlanır ve yeni kabine veya bakanın alenen meziyetleri, yazıîıp söy­lenir, . fakat kusurları kulaktan kulağa fısıldanmak suretiyle gizlice aleyhinde dedikodu yapılırdı. Gazetelerde, hep bir ağızdan Başbakanı ve Bakanları bolbol methettikten sonra sonsuz başarılar di­leyipgeçerlerdi.

Tek partili §ef rejiminin sözde, yani ana­yasa sahifelerinde kalan fikir, söz, basın ve toplantı hürriyetleri başka türlü ha­rekete imkân bırakmadığı için, bazan liyakatsizliği, ihmalciliği, tembelliği, di­ğer şahsî ve siyasî kusurları tecrübe edilmiş bir btkan istifaya icbar edildik­ten bir müddet sonra, tekrar başka bir bakanlığın başına geçirildiği halde, gene methiyeler kasideler yazıldı. Bazı hür vicdanlı kalemler nihayet susmakla ikti­fa ederler; fakat aleyhte hiç bir şey yazıl­mazdı. Meselâ, Bu zat daha evvelki bakanlığında şu kusurlarından veya filân meseledeki bü­yükhatasından,falaniştememleketi büyük zararlara soktuğundan dolayı sıh­hî sebeb ileri sürülerek gürültüsüzce is­tifaya icbar edilmişti Kendisinden hiç bir hesab sorulmadı. Bir müddet menkûb olarak mecburî istirahate sevkedildikten veja Avrupa'da hususî bir seyahatten yahud da resmî bir vazife ile gezip eğ­lendikten, kusurlarını, hatalarını unut­turduktan sonra, tekrar işbasına getiri­liyor. Acaba bilmediğimiz, göremediğimiz meziyetleri mi var, yoksa arada geçen kısa müddet içinde yeni meziyetlere mi sahip oldu?

Gibi az çok tenkidkâr düşünceler dahi yazılamazdı. Tek partili şef rejiminde, rnahdud parti erkânının ve bilhassa şe­fin itimadı kâfi idi. Şefe itaat ve parti disiplinine riayet o kadar kuvvetle hâ­kimdi ki Türk Milletinin yegâne mümes­sili olan Türkiye Büyük Millet Meclisi ekseriyetinin itimadını haiz olmadığı - koridor fısıltılarında söylenenlerden an­laşılan - kabine veya bakana, gene itti­fakla itimad beyan edilirdi. Tek Parti Meclis Grupunun gizli toplantılarında dahi, pek nadir hâdiseler müstesna, kabi­neyi veya bakanlardan birini şiddetle tenkid etmek - hoş görülmediği için -usulden değildi.

Hakikî demokrasi rejimi, adeta an'anevî bir şekil almış olan bu usul ve âdeti or­tadan kaldırmıştır. Şimdi kabine ve ~ba-kanlar hakkında, muhalif, muvafık ve politikacı olsun olmasın, herkes düşünce­sini söylemek ve yazmak hürriyetine sahip bulunuyor. Halk idaresi ve demok­rasi rejimi bakımından bu salâh .ve te­rakkiyi böylece kaydettikten sonra yeni kabine hakkında efkârı umunıiyede te­zahür eden düşünceleri gözden geçirebi­liriz.

Muhaliflere göre: ikinci Hasan Saka Ka­binesi birincisinin ikinci cildinden başka bir . şej değildir. Daha demokrat ruhlu genç unsurlarla takviye edilmiş olmasına ve demokratik gelişmelere doğru daha gözle görülür bir ilerleme yapacağı ümid edilmesine rağmen, iş sahasında ve mem­leketin kalkınmasında yeni kabineden de fazlabir şeybeklememeklâzımdır.

Nitekim Celâl Bayar, kendisine refakat edenCumhuriyet muharririne:

Muhalif partiye kabine beğendirmek zor olmakla beraber kanaatim, bu kabi­nenin de, memleketin günden güne fena­laşan iktisadî durumunu düzeltemiyeceği merkezindedir. «Gelen gideni arattırır» darbımeselinin acı olarak tahakkukun­dan korkarım.»

Demiştir. Hakikaten muhalefete kabine ve bakan beğendirmek yalnız zor olmak­la kalmaz, hattâ mümkün dahi değildir. Çünkü muhalefet, ancak iktidar mevkii­ne geçtiği zaman kendi kurduğu kabineyi beğenir. Muhalefetin vazifesi, tenkid ede ede, muvafakatin kabinelerini ve aynı za­manda, ekseriyet partisini yıpratarak yeni seçimleri kazanmaktır.

Celâl Bayar'dan daha sert bir muhalif olan Hikmet Bayur da, «ikinci Hasan Saka Kabinesinin birincisini aratacağını» tereddüdsüz söylüyor ve şöyle diyor: «Eğer 10 yıldır her gelen gideni aratmış-sa, buna sebep işbaşına getirilenler seçi­lirken onlarda devlet adamı vasıflarının tam tersinin aranılmış olmasıdır.»

Hikmet Bayur, daha C. H. Partisi millet­vekili adaylarında bile büyüklerin karşı­sında elpençe divan durmak gibi mezi­yetler arandığından, böylelerine bakan­lığa kadar yükselme yolu açık olduğun­dan da bahsediyor.

Yeni kabinenin teşekkülünde, umumi­yetle tenkid edilen cihet, yeni bakanlar seçilirken ihtisasa kıymet verilmemiş olmasıdır. Filhakika Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığın bir doktor getirilerek ihtisas arandığı halde, eski bir maarifçi Millî Eğitim Bakanlığı yerine Gümrük ve Tekel Bakanlığına, bir hukukçu da bir ihtisas işi olan Ticaret Bakanlığına getirilmiştir. Anlaşılan C. H. Partisi mil­letvekilleri arasında, Ticaret Bakanı ola­cak, az çok ihtisas sahibi bir kimse Bu­lunamamıştır. Partide bir çok emekli ge­neral ve asker bulunduğu halde, Tekel Genel Müdürlüğü ve İktisad Vekilliği yapmış Mülkiyeli bir maliyeci ve idare­cinin Millî Savunma Bakanlığına geçiril­miş olması da aykırı görünürse de Millî Müdafaamızda mütehassıs müsteşarlar­dan haşka Genelkurmay teşkilâtı da var­dır. Ve bu teşkilât Bakanın ihtisasa müte­allik İşlerde daima reyinden faydalanacağı bâr müşavere heyetidir. Öteki bakanlıklar böyle bir genelkurmaydan mahrumdurlar. Bayındırlık Bakanı Kasım Gülek'in Ulaş­tırma Bakanlığına nakli de onun çeki­len kabinedeki vazifesinde elde ettiği bilgiye dayanarak bağladığı işlerin yarım kalması gibi bir netice verebilir. Yeni kabinede Bayındırlık Bakanlığına geti­rilen Nihad Erim'in neden Ulaştırma Bakanlığına getirilmediğini anlamak müm­kün değildir.

Bütün bu düşüncelere rağmen, yeni kabinenin hakikî kıymet ve liyakati, ça­lışmalarında ve başarılarında görülecek­tir. Temenni ederiz ki her Bakan kendi isinde ve kabinede umumî mesaisinde muvaffakolsun.

Anayasada tadilât rivayetleri...

Yazan:Asım

14 Haziran 1948 tarihli Yeni Gazete» İstanbul'dan:

Hasan Saka Hükümetinin iş programın­da anayasada tadilât teklif edeceğinden bahseden bazı rivayetler ortaya çıktı. Bb buna ihtimal vermiyoruz. Zira hükü­metin bugünkü vazifesi anayasada tadi­lât teklifleri düşünmek değil, Cumhuri­yet Halk Partisi programını tatbik etmek olduğunu biliyoruz.

Filhakika son zamanlarda gazeteci arka­daşlar arasında anayasanın tâdili ile ikin­ci bir meclis kurulmasından bahsedenler oldu. Yeni kurulacak partilerin program­ları içinde bir Ayan Meclisinin kurul­masına ait hükümler konduğunu da öğ­reniyoruz. Fakat bugünkü haller ve şartlar içinde hükümetin Halk Partisi programında yeri olmıyan bir takım ana dâvaları ele alarak memlekette umu­mî tartışma havası uyandırması akla ya­kın-bir ihtimal değildir.

Eğer bir gün bir Ayan Meclisi kurmak ve Devlet Bakanına Meclisi dağıt­mak salâhiyetini vermekgibi meseleler bahis mevzuu olursa bu fikirler hükü­metten evvel Halk Partisinin kendi bün­yesi içinde samimî tartışmalar ile kabul olunması vekurultaycatasvipolunması, bundan sonra da Mecliste anayasanın tâdiline gidilmezden evvel bir genel se­çime gidilmesi icabeder. Halk Partisinin çoğunluğu almadıkça bahis mevzuu olan meseleler ile meşgul olamaz.

İkinci Hasan Saka Hükümetinin bugün önünde bulunduğu mühim mesele Mec­liste tâdil edilmekte olan Seçim Kanunu­nu dürüst bir şekilde tatbik ederek ara seçimleri yapmak ve secim emniyeti hakkında halk efkârını tatmin etmektir. Bununla beraber memleketin umumî ha­vasını sıkan iktisadî zorluklara karşı te­sirli tedbirler bulmaktır.

Türkiye Cumhuriyeti çok partili demok­rasi rejimini kabul ettikten sonra bir gün Batı Avrupa memleketlerinde olduğu gi­bi faizde de ikinci bir meclis kurulması biı gün ortaya çıkacaktır. Fakat bu me­sele ancak Halk Partisinin programında tadilâttan sonra toplanacak bir Mecliste konuşulabilir. Böyle bir istikbale ait bir rejim meselesi nasıl olur da Halk Partisi içinde hiç konuşulmadan ve partinin yet­kili organları tarafından benimsenmeden ve nihayet bir genel seçim iie çoğunluğa maledilmeden bîr hükümet programına girebilir?

Millet az söz, çok iş istiyor...

Yazan:Cumhuriyet

16 Haziran 194S Tarihli «Cumhuri­yet» istanbul'dan:

Yeni kabinenin hazırladığı program kı­sa olacakmış. Ankara'dan verilen haber­lere göre teşekkül ettiği gündenberi 'sık sık toplantılar yapan ikinci Hasan Saka kabinesi, programında mübalâğalı vaid-lerden kaçınmağa karar vermiş. Bu ha­berlerin doğru olduğu kabul edilebilir. Çünkü Birinci Hasan Saka kabinesinin programı da, pek uzun ve fazla tafsilâtlı değildi.

Bizim siyasî hayatımızda, yeni kabinele­rin uzun ve tafsilâtlı programlar okuma­ları ve bol bol parlak vaidlerde bulun­maları modadır. Tek partili şef rejimin­de, kabineler hayli uzun ömürlü olduk­ları için, programlarının da uzun vadeli vsıidlorle dolu olması tabiî idi. Gerçi bu vaidleriıı bazılarını gerçekleştirmek için bir neslin hayatı da kâfi değildi ama, bunlar gene programlarda yer alıyor ve belki de şöyle düşünülüyordu: ((Kabine­ler ve bakanlar değişebilir ama partinin programı değişmez ve bütün vadedilen işleru ((nöbet değiştirme» usuliyle yapıl­makta devam eder.Harpden evvel, Başvekil İsmet inönü'nün demiryollar siyaseti ve programı, ve îk-tisad Vekili Celâl Bayar'm beş yıîlık sa­nayi programı, esas itibariyle değiştiril­meden tatbik edilmişse ele- diğer işlerde, bu devamlılığın sağlandığı iddia oluna­maz. 1938 denberi, birbirlerine selef ve halef olan Cumhuriyet Halk Partisi kabi­nelerinin programlarını devam ettirdik­leri, bilhassa ikinci Dünya Harbi, başın­dan beri, işbaşına gelen. kabinelerin ve bakanların nöbet değiştirme prensipi ile İşlere devam usulüne riayet ettikleri ka­bul edilemez. Hele Ticaret Bakanlığı, her bakan değiştikçe prensip değiştirmekte ve hiç bir dalda durmamakta rekor kır-mışür.

Aynı partiden oldukları halde, kabinele­rin ve bakanların birbirlerinin yaptıkla­rını beğenmediklerine Ve bozduklarına bir kaç misal verebiliriz:

— Mutedildevletçilik,zamanlamüfrit devletçilik olmuştur.

— Bazan güdümlü iktisadyoluna gi­rilmiş,hemenarkasındandaliberalizme dönülmüş;basan da her ikisibirbirine karıştırılarakacayipbirsistemtatbik edilmiştir.

— 1945 sonlarında Şükrü Saraçoğlu KainesiUlaştırmaBakanının PartiMeclis Grupuneatasvibedilen deniz ticaret fi­lomuzugeliştirmeprogramı,1946yazın­daişbaşınagelenRecepPeker Kabinesi Ulaştırma Bakanıtarafındandeğiştiril­mişvedahagaribolarakaynıbakan kendi hazırladığı programı da tatbiket­memişveyaedememiştir.Bununböyle
olduğunu anlamak için, Recep Poker ka­binesi programının deniz ticaret filomuza aid kısmınıbugün birdahaokumak ve nelerinyapılıpnelerin.Yapılmadığını karşılaştırmakkifayet eder.

—ZiraatBakanlığınında, herbakan değiştikçe, program değiştirmiş gibi, tatbikat değişiklikleri yaptığı meydandadır. Bu misalleri her bakanlığın başlanmış ve yaran kalmış işlerini gözden geçirerek çoğaltmak kabildir. İkinci Hasan Saka kabinesinin de, birinci Hasan Saka ka­binesinin programında ne gibi değişik­likler yaptığı programım okuduğu za­man göreceğiz Yeni kabinenin programı teferruata girişmekten içtinab etse dahi, tatbikatta tutulacak yolun, istikrarsızlık doğuran değişikliklere gideceğini zaman gösterecektir.

Kabine programları ve bu programlar­daki vaidler hakkındaki bu umumî mü­lâhazalardan sonra, şunu belirtmek is­teriz ki meselenin ruhu, bir sürü vaid-ierle dolu çok parlat bir program oku­maktan ziyade, az şey vadeden mütevazı, fakat realist bir programı tatbik etmek­tedir. Daha kısa bir ifade ile program ve vaid değil iş ve başarı istiyoruz. Bu, yalnız bizim isteğimiz değil bütün milletin isteğidir.

İş sahasında ise ne kadar bati, hattâ be­ceriksiz davrandığımızı göstermek için, evvelki gün Büyük Millet Meclîsinde, bina inşaatını teşvik kanunu tasarısı müzakere edilirken yapılan tenkidlere ve söylenen sözlere bir göz atmak kifa­yet eder.

Bu kanun tasarısı, Recep Peker ve Ha­san Saka kabineleri tarafından iki yıl-danberi hazırlandığı halde, ancak evvel­ki gün müzakereye başlanmıştır ve mes­ken buhranı dâvasını halledebilmek ba­kımından eksik ve hattâ faydasız olduğu muiıalif ve muvafık milletvekilleri tara-. findan iddia edildiği gibi, yeni Bayındırlık Bakanı da <sHükümetimiz bu tasarı ile mesken işini kökünden halletmek iddi­asında değildir» demekle bu iddiaları kabul etmiştir. İki yılda hazırlanan bir kanun tasarısı, mesken, dâvasını kökün­den halletmezse bu dâvayı esaslı surette halledecek kanun acaba, ne vakit, kaç uzun yıl sonra çıkacaktır?

iktidar Partisi mensubu bir Erzincan Milletvekili 9 senedir bir türlü halledile-miyen Erzincan mesken dâvasının da bir an evveî ele alınmasını istemekle iş gör­me ve başarma bakımından nasıl acına­cak bir hareketsizlikiçinde olduğumuzu anlatmıştır. Halbuki Erzincan 27 Aralık 1939 da deprem felâketine uğradığı za­man, «pek yakında» yıkık ve harab Er­zincan'ın yanıbagmda yeni ve mamur bir Erzincan'ın yükseleceği, vadedilmiş-ti. Bu «pek yakın» vaidi, 9 yıldanberi ne yazık ki halâ gerçekleşmemiştir.

Millet ve memleket, parlak vaidlerle do­lu programlar değil, kesif çalışma ve hız­lı başarma hamleleri, kısaca as söz, çok iş istiyor.

GrupuH hükümete güveni,.

17 Haziran 1948 iaiihli «Ulus- An­kara'dan:

C. H. P. Meclis Gmpu Genel Kurulu, altı red ve bir çekinsere karşı iki yüz yetmiş dokuz oyla, yeni kabineye güve­nini bildirerek ikinci Hasan Saka Hü­kümetinin güdeceği iç ve dış politikama ana hatlarını fasvibetmiştir. Hükümet beyannamesinde belirtilen bu esasların, Büyük Millet Meclisinde muhalefet tara­fından geniş ölçüde tenkidlere, doîayı-siyle hararetli müzakerelere konu teşkil etmesi tabiî bulunmakla beraber, bu ka­rar, yeni kabinenin Meclisten de, büyük çoğunlukla güvenoyu alacağını göster­mektedir.

Beş saatten faala süren grup müzakere­lerinin bu neticesi üzerinde birkaç ba­kımdan dikkatle durulmaya değer; bir kere yeni kabine, ileri sürülen bazı tah­min ve iddialar hilâfına, C. K. P. Meclis Grupunun ittifaka yakın bir çoğunlukla itimadını kazanmıştır. Halbuki yeni Hü­kümetin kumluşundanberi belli çevreler, kabineye güvenoyu vermiyeceklerîn hay­li kabarık bir yekûn tutacağında ısrar ^tmislerdİ. Bu kanaatte olanların iddia­larına göre, 35 lerden bir kısmı milletve­killeri bile, bazı arkadaşlarının yeni ka­bineye, girişlerini iyi' karşılamanuşlardı. Müfrit unsurların ise Hükümete toptan güvensizliklerini belirtmeleri muhakkaktı. C. H. P. Meclis Grupu kararı, hiç foir asıl esasa dayanmıyan bu iddiaları kö­künden çürüttü. Gerçekten yeni Hükü­metin kuruluşu vesilesiyle bu sütunlar­da bir kere daha belirttiğimiz gibi, C. H. P. Meclis Grapunda otuz beşler veya müfritler adı altında sabit kadrolu ayrı prensip ve görüşlere sahip fraksiyonlar)» mevcudiyeti iddiası yanlış teşhisten do­ğan bir vehmin ifadesidir. Hakikat şu­dur ki, Halk Partisi milletvekilleri C. H. P. Meclis Grupuna girmekle, fikir ve kanaat hürriyetinden vaz geçmemişler­dir. Bu sebeple partinin ana prensipleri dışında kalan müşahhas siyasî meseleler­de düşüncelerini agık ve serbest bir şe­kilde belirtmeyi, demokrasi zihniyet ve geleneğinin bir icabı sayarlar. Bu şekil­de murakabe ve tenkid vazifesini yapan­ların sayısı da hâdiseden hâdiseye deği­şir. Nitekim bu sefer, ikinci Hasan Saka kabinesinin beyannamesini, kendi kana­atlerine göre güvene lâyık gormiyenlerin sayısıaltıyainmiş bulunuyor.

Vicdani kanaatlerinden, başka hiçbir te­sir altında kalmadıkları muhakkak bu­lunan bu saym milletvekillerinin, Halk Partisi bünyesinde yeni biı- fraksiyon teşkil ettiklerini iddiaya nasıl imkân yok­sa; ikinci Hasan Saka kabinesini şu veya bu zümreye maletmeğe kalkmak da o kadar hatalı bir görüştür. Inkılâptanberi iş başına gelen bütün kabineler gibi yeni kebine de sadece bir Halk Partisi hü­kümetidir ve onun yardım ve güveniyle, devrimizin güçlüklerini yenmek üzere memleket idaresini ele almıştır.

Bugünkü dünya şartları karşısında yeni hükümetin bağan elde edebilmesi için, ne kadar bilgili, hesaplı, ciddî bir gayre­te ihtiyaç olduğu kimsenin meçhulü de­ğildir. C. H. P. Meclis Grupunun, kendi içindeki çahşmalsriyle kaabilij'et ve ener­jilerini ölçme fırsatına kavuştuğu ham­leci ve ülkücü elemanlardan kurulmuş yeni kabmeye ezici bir çoğunlukla güve­nini belirtmesi, ikinci Hasan Saka Hükü­metinin çizilen hedeflere ulaşma gayret­lerini kuvvetle destekliyecektir. Bunun­la beraber Meclis Grupunun bu güveno­yunu - bazılarının yapmak istiyecekleri gibi - Hükümet için istikbale şâmil, kayıt­sız, şartsız bir açık bono olarak yorum-lamıya asla cevaz yoktur.

C. H. P. Meclis Grupunun Hükümete güveni, hiç şüphesiz kabine üyelerinin kendilerinebağlanan ümitlere liyakatleri ile mukayyettir. Grup, güven oyunu vermekle daimî murakabe görevinden feragat etmiş değildir. Aksine C. H. P. Meclis Grupu, - gerek bir bütün halin­de Hükümete gerek mesuliyetleri çerçe­vesinde bakanlara karşı - murakabe vazi­fesinde daima güveninin kuvveti nispe­tinde titiz davranacaktır. Böylece bir yandan Hükümet programının gerçek­leşmesine diğer yandan millî kalkınma­mızla ilgili işlerin düzenlenmesine ge­nişölçüde yardım edecektir.

Yeni Hükümettenbeklenenişler,ona bağlanan ümitler kadar çok ve çeşitlidir. Bütün işlerde tam başarı sağlanması için yalnızilgililerin,iyiniyetvegayretleri de kâfi gelmez. İsabetli kararların verimi, dünyahâdiselerinielverişliseyriyle mütenasipolarakartacaktır.Bununla beraber yeni Hükümetin gerçek başarısı­nı şanstan ziyade program ve işlerindeki isabet derecesinintayinedeceğimuhak­kaktır. Biz kendi hesabımıza Hasan Sa­kakabinesininicraatınıbubakımdan emniyet vesükûnetlebekliyoruz.Yeni Hükümetin beyannamesihakkındadü­şündüklerimizi başka bir yazıya bırakır­ken bozguncuniyetlerle tekrarlanan pe­şin hükümlerin veya âdet olsun diye ile­ri sürülen ezbere tenkidlerin, memleket­teyerleşenistikrarhavasınıbozmaktan başka bir fayda sağlamıyacağmı da açık­lamak isteriz.

Kabineye güven oyu...

S T-.'.

Yazan: Astmüs

tr "

17 Hazıra» 1948 tarihlî «Yeni Gaze­ten İstanbul'dan

İkinci Hasan Saka Kabinesi Halk Partisi Meclis Grubunda altı muhalif ve bir çekimsere karşı iki yüz yetmiş dokuz oy ile güven kararı aldı. Bu netice ilk tah­minleri aşan bir başarıdır ve ikinci Ha­san Saka Hükümeti için alacağı radikal tedbirlerde mühim bir kuvvet ve cesaret kaynağı olabilir. Bununla beraber şim­diye kadar parti içinde bîr azlık gibi gö­rünen genç elemanların iltihakı ile genç-leşen hükümetin bu şekilde oy birliğine yakın toplu bir güven kararı alması Halk Partisinin kendi bünyesi içinde derin bir değişiklikolduğunudagöstermiştir.

Halk Partisi içinde göze çarpan bu bün­ye değişikl iğinin mahiyetini tahlil eder­ken 12 Temmuz beyannamesini hatırla­mak yerinde olur. Filhakika 12 Temmuz beyannamesinin ilânı muhalefet safların­da olduğu gibi hükümet partisi içinde de bu' takım zümre hareketleri uyandırmış­tı. Her iki taraftan, müfrit ve mutedil ta­birleri ile vasıflandırılan bu hareketle­rin, muhalifler cephesinde husule getir­diği ayrılık Kaman üe eksilmemiş, her-gün biraz dalla artmış; en sonra Demok­rat Partinin hem merkez idare heyeti, hem de Meclis Grupu ikiye ayrılmıştır; bir kısım üyeleri de istifa ederek bütün bütün Demokrat Parti ile olan ilgüerini kesmişlerdir.

12TemmuzbeyannamesininHalkPar­tisiiçindehusulegetirdiğidalgalanma İlk zamanlardabir zümreayrılığıman­zarasınıgöstermişsedebu hal zamanla kuvvetinikaybetmiştir.DemokratParti içindekiayrılıkhareketlerininartması nisbetindeHalkPartisiiçindebirbirle­rindenayrılırgibigörünenelemanlar birbirlerineyaklaşmışlardır.İkinci Ha­sanSakaKabinesininyeniçehresiile Parti Grupundan aldığıkuvvetli güven kararıbuyaklaşmanınbirkaynaşma safhasınagirdiğinedelilsayılabilir.Hü­kümetin aldığı bu,güven kararından son­ra Halk Partisi içindeartıkmüfrit ve mutedilgibi tabirlerileifadeedilecek birhizipdenbahsetmekmanasızolur. Şimdi mühim olan meseleikinci Hasan. SakaHükümetininsözdenişegeçmesi­dir. Devlet işlerini yeni haller ve şartla­rın gerektirdiği çekilde yeniden organize etmek, memleketin iktisadî ve malî kay­naklarınıyenidenkurmakhususunda radikalicraatagirişmesidir.Halk Partisi MeclisGrubugüven oyuile hükümetin milletekarşıyaptığıtaahhütleriyerine getirmesiiçinbekliyeceğinianlatmış oluyor.

Büyük Millet Meclisinin yaz tatili za­manı çok yaklaşmıştır. Seçim Kanunu, Belediyeler Gelirleri Kanunu gibi bazı müstacel işler çıktıktan sonra yaz tatili başlıyacakvegelecekKasımayınakadar hükümet iş başında serbestçe^ dü­şünmek ve çalışmak fırsatını bulacaktır. 1949 bütçe tasarısını meclise getirecektir. O zaman hükümetin porgram olarak or­taya koyduğu prensiplerin tatbikinde kendisinden neler beklenebileceği hak­kında bir fikir edinilebilir. Hükümetin asıl. meclisten alacağı güven kararı 1949 bütçenintasdikisırasındaolacaktır.

Yeni hükümetin beyannamesi.,.

1 Yazan:SelimRagıpEmei;

17 Haziran 1948 talihli «Son Posta» İstanbul'dan:

Ankara 16 ikinci Hasan Saka Kabinesi parlamanter ve demokratik bir teamül yaratmış olmak için, bu defaki beyanna­mesini Sah günü geç vakte kadar C. H. P. Grubunda parti arkadaşlarının müna­kaşasına arzettikten sonra D. P. ye tevdi etmiştir.

Demokrat Parti Merkez İdare Kurulu hu beyanname hakkındaki incelemelerini Perşembe günü akşamına kadar bitirmek vaadiyle hükümetle mutabakate varmış, ve Çarşamba günü (Dün) Büyük Millet Meclisinde okunması gereken beyanna­mede bu suretle Cuma gününe talüc edil­miştir.

Hükümet beyannamesinin mahiveti ve muhtevası hakkında dünkü Son Posta'da kâfi tafsilât mevcut olduğu için hu bahse avdet etmek lüzumsuz ve boştur. Bu be­yannamenin Demokrat Partinin görüş zaviyesinden arzedebileceği hususiyettir ki yeni hükümetle muhalefet partisinin münasebetlerini tayin bakımından ayrı bîr ehemmiyet ifade edebilir. Halbuki muhalefet mevkiinde bulunan Demok­ratları tatmin hususunda, dün verilen malûmata göre, yeni programda eskiye nazaran esaslı hiç bir değişiklik yoktur. Program kısadır ve umumidir. Hayat pa­halılığı ile mücadeleyi taahhüt etmekte­dir ve 12 Temmuz beyannamesinin der­piş eylediği bütün esaslara sadık kalına­rak memleketin demokratlaşması bahsin­de gerekli tedbirlerin alınıp elverişli ka­rarlara varılacağı vaa d olunmaktadır Kanaatimce böyle bir program; nasıl ak­si birzaviyedenbir kısım C. H.P.li milletvekilleri tatrnin etmekten uzak bu­lunuyorsa;bugörüşcephesinetamamen 7.!!, bir istikametten de demokratları tat-. inin edemez.Çünkü veherşeyden ev­velbunlarınbekledikleri;amelîve1ya­pıcı esaslardır.Bunun için de yapılacak şeyler hakkında belli tarihve sekil gös­terilmesini tercih etmektedirler. Yani ta­dil merasimi bir hayliilerlemiş bulunan Seçim Kanunu İçin adlî murakabenin te-tesisedilmemesindehakikatentemerrüt olunacakmıdır?Memurin Muhakemat Kanununundeğiştirilmemesimaksadiyle el'an bir takım muallel manevralara baş vurulmaktaısraredilecekmidir?Vakit geçirmedenbunlarıöğrenmekistiyeeek-levdir. Bu sebeple de, ikinci Hasan Saka Hükümetininbeyannamesini,üzerinde konuşulurbir metinsaymaktanuzak durarak; bunu genişletmek suretiyle, bir neviistizahmevzuuyapmağaçalışacak­lardır. Bu nokta, bütün demokrat sözcü­lerin konuşmalarından ve bu aradaDe­mokrat PartiLideriCelâlBayar'uı yurt içinde yaptığı gezi sırasında ileri sürdü­ğüfikirlerdenvazıh birsuretteanlaşıl­maktadır.Yenikabineninhayatpahalı­lığı ile mücadele mevzuunda yapabilece­ği şeylere gelince; bu bahiste yalnız De­mokratlar değil, bütün memleket umumî efkârı kötümserdir. Çünkü bir hükümet heyetininbirmeseleüzerindebaşarıya ulaşabilmesi için evvelâ o neticenin ula­şılır bir şey olduğuna inanmakla işe baş­laması lâzım gelmektedir. Halbuki birin­ci Hasan Saka kabinesi ve onun başında bulunanlar,böylebirdâvayaasla inanT raışgörünmemişvebütünhareketve tedbirleri,bu menfi inancın tesiri altın­da kalmıştır.

Filvaki Hasan Saka'nm birinci kabinesi zamanında memleketin bazı köşelerinden sıkı yönetim. idaxeleri kaldırılmıştır. Po­lis Vazife ve Salâhiyet Kanununun mahut İS inci maddesi değiştirilmiştir. Amma, bunlara mukabil umumî hayat endek­sinde aksi istikamette ve tersine bazı ta-havvüller kaydedilmiştir. Bütün bu esbabı muciheyi gozönünde tutan bir hükümet başkanının ilk vazifesi, her şeyden evvel geçim dâvası dediğimiz ekonomikdurumumuzunıslahıçareleri üzerinde durmaya inhisar etmelidir. Bu, bir siyaset bayrağı olmalıdır. Düşünme­lidir ki bu sahada elde edilecek yüzde 2 nisbeti bir muvaffakiyet, iç politika ba­kımından, hayli mesafe de katetmeğe bedeldir ve siyasî muhasımların elinden de büyük kozların alınması demek­tir. Amma dedim ya! Bir dâvayı be­nimsemek için evvelâ ona inanmak lâ­zımdır. Halbuki biz hayat pahalılığım peşinen yenilmez bir dev gibi kabul edi­yor ve ismini duyar duymaz; kendimizi' gevşeterek yere koyuveriyoruz. Böyle bir zihniyetle iş yapmak istemenin neti­cesi elbetteki hüsrandır.

Yeni kabinenin programı

Yazan:Prof.Dr. Yavuz Abadan

19 Haziran 1948 tarihli «Ulus» An­kara'dan:

İkinci Hasan Saka Hükümeti, tutacağı yolu ve siyasî görüşünü ana çizgileriyle belirten programını, Büyük Millet Mec­lisinde okudu (ve beklendiği gibi, büyük çoğunlukla güvenoyu aldı). Yeni Kabi­ne porgramının, kısalık ve ölçülülüğü en mühim hususiyetini teşkil etmektedir. Hükümet, beyannamesini günlük ve nor­mal idare işlerinin tafsilât ve feferrua-tiyle doldurmaktan titiz bir dikkatle kaçınmıştm Bu suretle de Kabinenin ana dâvalarımız üzerindeki görüşü. daha açık, öalü ve aydın bir şekilde belirtilme imkânınakavuşmuştur.

Yeni Hükümetin dış politikasında, Tür­kiye Cumhuriyetinin eski yurdda ve de­handa barış ve güvenlik geleneğine bağlı ve sadık kalmaktadır. Bunun için günün. elverişsiz şartlarına rağmen Birleşmiş Milletlfrr Teşkilât ve ülküsüne' inanla bağlanmayı, milletlerarası münasebetle­rin bir ahlâk ve adalet nizamı içinde ge­lişebilmesini sağlıyacak ve insanlığın da­ha kötü akıbetlere düşmesini önliyecek başlıca çare saymaktadır. Türkiye Cum­huriyetinin, asla değismiyocek olan bu gerçekçi istiklâl ve barış siyasetinde, her şeyden önce kendi millî varlık ve kudre­timize daha çok kesindir. Bu sebeple Hükümet, bundan sonra da, ülke bütünlüğümüzün ve bağımsız devlet haysiye­timizin başlıca temeli olan millî savunma ihtiyaçlarını, her ihtiyacın üstünde tut­makta devam ve ısrar edecektir.

Hükümet programında iç politikamızın ağırlık merkezini, girmiş olduğumuz ye­ni demokratik sistemin temellerini kuv­vetlendirme esası teşkil ediyor. Bu mak­satla da Türk demokrasisinin tertemiz geleneklerle yerleşmesini, vatandaş hak ve hürriyetlerinin en sağlam teminata kavuşmasını sağlıyacak kanunların titiz bir itina ile hazırlanması ve uygulanma­sı faaliyetine devam edecektir. Vatandaş çokluğunun oylarına dayanan sağlam ve kuvvetli bir iktidarda, siyasî ve tabiî haklarının her zaman ve her yerde ma­sum kalacağından emin bir azlık mura­kabesini veya muhalefet sistemini yerleş­tirmeğe çalışmak, yeni hükümetin baş gayesidir. Böylece iktidarın azlığı ezme­si, azlığın meşru ve kanunî haklarının sınır dışına çıkarak tahakküm yoluna sapması ihtimalleri, büsbütün önlenmiş olacaktır.

Programın malî ve iktisadî siyasete ail kısımları realist bir görüşle, bütün im­kân ve kaynaklan sıkı sıkı hesap eden bir tasarruf zihniyetinin ifadesidir. Hü­kümet, karşılaşmakta olduğumuz iktisadî güçlükleri, küçümseme yoluna sapma-mışttr. Ancak - haklı olarak - memle­ketimizin çekmekte olduğu sıkıntıları, dünyanın politik ve ekonomik durumun­dan ayırarak mütalea etmenin bizi yan­lış yollara götüreceğini belirtmiştir. Mem­lekette geçim sıkıntısını gidermek, fiyat istikrarını sağlamak elbetteki Hüküme­tin hayatî Önemde ilk vazifesidir. Yal­nız bu -işte başarıya ulaşmak için iç ve dış âmillerin tesirlerini hesaba katmak, menfi faktörleri bertaraf etmek, elverişli olanlardan faydalanmak tek çıkar yoldur. İktisadî ve malî güçlükleri yenme tedbir­leri denince, başta hatıra hiç şüphesiz millî kalkınma dâvası gelir. İstihsal ve geliri artıran işlerde masraflardan kıs­mağa kalkışmak, kültür, ekonomi, sağlık ve bayındırlık alanlarında ihtiyacımız olan kalkınmayı baltalamak olur. Bu se­beple Hükümetin tasarnıf maksadiyle yalnız ekonomik kalkınmamız için doğ­rudan doğruya verimli ohnıyan ve geciktirilmesi mümkün olan înşaatten vazgeç­mesi yerindedir.

Hasan Saka Hükümetinin mali siyasetine hâkim olan düğünce, başta tasarruf, son­ra da vergilerde ıslahattır. Gerçi umumî siyasî du*um ve memleketimizin iktisadî kalkınması zarureti, bütçede tasarruf imkânlarını güçleştirmektedir. Ancak hükümetin gene iç ve dış âmillerin elver­diği nisbette tasarruf karan katidir. Bu arada Hükümet beyannamesi' yalnız ge­ne! bütçeye dahil teşkilât kadrolarının gelirin yüzde kırk altısı nisbetine yük­seldiğine işaret ederek mühim bir yara­ya dokunmuştur. Memur sayısında ve kadrolarında her yıl devam eden artış­lardan doğarı bu durumu, kazanılmış haklara dokunmadan bir an önce düzelt­mek veyolunakoymaklâzımdır.

Devlet masraflarında yapılacak kısıntı­lara karşılık vergi sistemlerindeki yeni­liklerin hem adaleti gerçekleştirme hem de gelir kaynaklarını kuvvetlendirme ba­kımlarından önemi büyüktür. Ekonomik kalkınmamız!. sağlıyacak uzun vadeli tedbirler için dış krediden faydalanma tabiidir. Hükümet beyannamesinden bu yoldaki teşebbüslerin müsbet neticelere ulaşmak üzere olduğunu, sevinçle öğre­niyoruz. İkinci Hasan Saka Hükümetine İyi niyet mahsulü, olduğuna şüphe olmı-yan ve ana dâvalarımızı özlü bir şekilde kavrıyan programını gerçekleştirme hu­susunda başarılar diliyoruz.

Yazan: Asım Us

19 Haziran 1948 tarihli «Yeni Gaze­te» İstanbul'dan:

İkinci Hasan Saka Hükümetinin progra­mından bahseden bazı gazeteler ikinci Meclis kurulması şeklinde uydurma bir haber ortaya attılar. Bu haberin asıl ve esası olamıyaeağmt bundan evvel bu sü­tunlarda tetkik etmiştik. Nitekim hükü­metin programı Mecliste okundu ve bu haberin uydurma olduğu fiilen sabit ol­du. Bununla beraber tahmin şeklinde ortaya atılan haberin uyandırdığı hareket devam etmektedir. Gazeteci arkadaşları­mızdan biri milletvekilleri arasında bir Âyatı Meclisi kurulması ve kuvvetlerin tevazünü nazariyesine göre anayasamız­da tadilât yapılması bahsi etrafımda bir anket açmıştır.

Çok partili bir demokrasi rejimine giren Türkiye için anayasada şu veya bu şekil­de tadilât yapılması halk efkârım işgal eden mevzulardan biridir. Nazariyat olarak bu mevzu üzerinde bir çok şeyler söylenebilir. Fakat iş tatbikat sahasına intikal ettirilmek istenilirse dünyanın bugünkü halleri ve şartları içinde bu mevzu üzerinde konuşmanın beyhude olduğu da derhal teslim edilir.

Filhakika anayasamıza göre bugünkü Büyük Millet Meclisinin üçte iki çoğun­luğu isterse devlet teşkilâtında her türlü esaslı değişiklikler yapmak yetkisini ha­izdir. Fakat Meclisin bugünkü çoğunluğu Halk Partisi milletvekillerinden teşekkül ettiği ve bu partinin kurultayından ikîn-ci bir meclis kurulmasını istihsal: eden bir karar çıkmamış olduğu için bu yolda bir anayasa değişikliği beklenemez. Şa­yet meclis içinde, bu istikamette bir fikir cereyanı belirmiş olsa ve bu fikir cere­yanı çoğunluk tarafından benimsenmiş bulunsa kurultayın fevkalâde olarak top­lanması, bu fikir kurultayca kabul edildi­ği takdirde de yeni bir seçime gidilmesi lâzımgelir. Zira bugünkü demokratik te­lâkkilere göre bahis mevzuu olan şekil­deki anayasa değişiklikleri ancak bu mak­sat için toplanan ve vazifesini yaptıktan sonra dağılacak olan. bir anayasa meclisi tarafındanyapılabilir.

Şimdi vaziyeti hülâsa edelim: Ayarı Mec­lisi adı ile ikinci bir meclis kurulmasını istiyenler bir kere bugünkü meclisin da­ğılmasını, yeni toplanacak meclisin kons-titüant vazifesini görerek anayasayı o şekilde değiştirmesini, ondan sonra mev­kiini bu anayasaya göre toplanacak yeni meclislere terketmesini istiyorlar demek­tir. Türkiye'nin iç ve dış vaziyeti bu şe­kilde bir kaç sene hükümetsizîik halin­de devam edecek bir anayasa buhranı geçirmeğe müsait midir?

Memleketimizin başında Türk camiasını temsil edenler. Atatürk'ümüz başta ol­mak üzere daima Bulgar'larla iyi geçin­mek dostluk değilse bile dırıltıya mey­dan vermiyen bir politika takibetmişler-dir. Aksine olarak da biz ne kadar iyi niyetle hareket etmişsek Bulgar'lar bi­zimle olan münasebetlerinde o kadar güçlük çıkarmışlar arada herhangi bir anlaşmanıntesisinemâniolmuşlardır.

Gelen geçen bütün Bulgar hükümetleri, Çiftçi olsun, liberal olsun, Faşist olsun, şimdiki gibi Rus peyki olsun, daima yer­lerini terkederken biribirferine Türk düşmanlığını minas olarak bırakmışlar­dır.

Bizim tükenmez sabrımızı bu haris kom­şumuz o derece suiistimal etti ki artık onunla efendi gibi, komşu gibi konuşma­nın faydasız olduğunu anlıyoruz. Evvelki günkü hudut hâdisesi bir kere daha bu şımarık insanlarla iyi komşuluk müna­sebetlerini idame etmenin mânâsız ve in:kânsızolduğunuispatetti.

insan ister istemez düşünüyor: Peki, Bulgar'lar bizden ne istiyorlar? Neden dolayı mütemadiyen hâdise çıkarıp asa­bımızı bozmak yolunu tutuyorlar? Bul­gar 'larm hangi menfaatlerini çiğnedik ve hangi emellerine mani olduk? Bu zaval­lıların bizi iz'aç etmek için neteden emir aldıklarını bilmeyecek kadar saf değiliz! Efendileri ile birlikte bizim sabrımızı tü­keteceklerini zannediyorlarsa aldanıyor­lar. Nafile yere zahmet etmesinler, bİ-zim sabrımız başbaşa kalıncaya kadar tükenmiyecektir. Hesaplaşmak için elbet karşı karşıya kalacağımız gün de gele­cektir; ve belki de çok uzak değildir.

Bir Bulgar kahpeliği daha».

Yazan:Selim RagtpEmeç

20 Haziran 1948 Tarihli «Son Posta» İstanbul'dan:

Edirne'ye bağlı Lalapaşa İlçesinin Kaî-jtansöğüt Köyü yeni bir Bulgar teeavü-KÜne uğramıştır. Sabahın ilk saatlerine doğruvegeceninmehtaplıolmasından istifade eden elli altmış kişilik silâhlı bir Bulgar köyü kafilesi, bu Türk köyünün dört bir tarafını sarıp hariçle muvasala-sen kestikten sonra ev ev araştırmalar yapmış ve bu sırada, ele geçirmeye ça­lıştıkları bilâhare anlaşılan Mehmet Ağa ismindeki vatandaşımızı bulup öldürme­ye muvaffak olmuşlardır. Hâdise mahal­line yetişen kuvvetlerimizle bu çapulcular arasında vukua gelen müsademede, bir Bulgar yaralanmış ve arkadaşlariyle bir­likte kaçmaya muvaffak olamamıştır. Kafilenin reisi olduğu sanılan bu Bulgar da, bilâhare vefat etmiştir.

Hâdisenin şeklinden de anlaşılabileceği gibi hudut komşusu karşılıklı iki köy halkının bir düşmanlık tezahürü demek olan bu hâdise münasebetiyle memleket umumî efkârında hâsıl olan teessürün derinliğine bilhassa ve ehemmiyetle işa-' ret etmek yerindedir.

Geçenlerde bir tayyaremizi düşüren ve bir pilotumuzu şehit eden; bu sefer de tertipli ve taammütlü bir hudut hâdisesi çıkaran Bulgar'ların; yarın için nasıl bir vaka hazırladıklarını ve bu vakanın biz­lere, kaç cana ve nelere mal olabilece­ğini tayin edebilmek mümkün değildir. Böyle bir meçhul içinde sinirleri gerilen memleket umumî efkârının enerjik bir devlet müdahalesinden beklediği; geçen seferki gibi sembolik olarak karşılıklı nota teatisine inhisar etmekten ziyade bu gibi hâdiselerin tekerrürüne kesin bir surette son verecek tedbirlerin alınması olmak lâzımdır. Bu kabil tedbirlerin ne­lerden ibaret bulunabileceğinin tayini ise bize düşmez. Bunları, devlet denilen ve memleketlerin bütün vücuhîyle emni­yetinden mesul bulunan teşkilât tesbit edebilir.

Sofi derece teessür değen ve fakat mahi­yeti itibariyle müşterek bir hududun iki tarafında mevki almış ve birbirinin dostu olnuyan iki köyden birinin taadisi şek­linde mütalâa edilmek lâzım gelen bu hâdisede, yalnız Bulgar'lara hitap etmek bilmem kâfi midir?

Su uyur, düşman uyumaz, derler. Tarih boyunca hiç bir zamandostumuz olmamışbulunan,idaremizaltındabir 'ıayliinsanîfüyuzattanfaydalanmasına

rağmen ruhunun huşunetinden kopup gelen telkinata mukavemet edemiyerek daima nobran ve daima koyrat davranan komşumuzun zaman zaman kendini açık-iiyan rıshî teessüratiyle her an. bir şeyler; kötü vakalar yaratmaya muktedir olduğu acaba nasıl unutulmuş ve Kalkansöğüt hudut köyü nasıl olup ta gerekli rauha-faza kuvvetinden ve vasıtalarından mah­rum bırakılmıştır?

Memleketimizin en hassas bir hudut böl­gesinde, elii, altmış kişilik bir silâhlı ka­filenin gece yanları, sınırımızı geçerek bir Türk köyünü sbluka etmesi ve bu köy halkına, saatler süren bir dehşet hayat yaşatması; bu teşebbüs ona baş­vuranların mutlak mahvını mucip olma­dan; nasıl tasavvur edilebilir?

Ve hele, bir gazetedegözümeiliştiğine göre; bu huduî köyünde, köyhalkından bir tanesinindahiişeyararbirsilâha malikbulunmaması;nasılaklınalabile­ceği bir vakıaolarak,düşünülebilirdi? Olan olmuş ve maalesef atı alan da Üa-tüdan geçmiştir. Bu hâdise münasebetiy­le şu nokta da sabit olmuştur ki hudut­larda anî baskın hâdiselerinin Önüne geç­mek; kararını vermiş azimli bir düşman karşısında,daima uyanık, daimaatik ve son derece tetik davranmakla kabil ola­bilir. Ammenin malûmu olan bir hakika­tin ifadesinden başka bir şey olmıyan bu noktayıbelirtirken;sonhuduthâdise­sinde;hudutmuhafazateşkilâtımızın, kendisindenbeklediğimizbuuyanıklık, atiklikvetetikliğigösterdiğiniiddia edebilmemizmümkün.değildir.Kemali teessürlekaydetmekzorundabulundu­ğumuz bu vakıadan sonra, Türk sınırla­rınıneldokundurulurdokundurulmaz elektrik seyyalesigibi ona cür'et edeni perişanbirhalekoyacaksuretteteşki­lâtlandırılmasını vecihazlandinlmasıni beklemekteolduğumuzu kaydetmeyelü­zum yoktur. Müteessiriz ve bu teessürü­müzde de kendimizi çok haklı hissetmek­teyiz.

Basın hürriyeti...

Yazan:Prof.Dr.YavuzAbadan

22 Haziran 1948 tarihli «Ulus» An­kara'dan:

Büyük Millet Meclisindeyeni kabinenin çalışmaprogramıgörüşülürken,Demok­rat Parti sözcüsü tenkidleri arasında «Mat­buatKanunununhalâkorkunçhaliyle ayaktadurduğundan»dabahsetmiştir. Yürürlükte olan Basın Kanunumuza tev­cih edilen bu yersiz ithamın isabetsizliği, ortadaondan korkanhiçbirkimsenin bulun mamasiylesabittir.Gerçektenbu­günkü durumdabasınımız, vatandaşların düşüncelerini her türlü renk, şekil, tezat ve tenevvüleriyle pervasızca aksettirmek­te,ağırtenkîdleryapmakta,nasihatler vermekte,yollargöstermektetamamen, serbesttir.Hattâbazı gazetelerimiz, ken­dilerine bu serbest çalışmaimkânlarını sağlıyan kanuna,ara sıra «faşist» dam­gasını vurmaktan da çekinmemektedirler. Bütün bunlara rağmen son iki yıl içinde -vatanemniyetiniilgilendirensuçlar dışında-hiçbirgazeteninkapatılmamış vehiçbirbasınmensubununburnuka-namamışolmasıdagösteriyorki,Tür­kiye'de basın hürriyeti gerçek mânasiyle yerleşmiştir.Fikirhürriyetinintabiîbîr neticesiolanbasınhürriyeti,artıkbu memleketteyalnızAnayasa ve kanunla-rm teminatına kavuşmuş cansız bir kai­de, yalnız kâğıda yazılı bir kanun hük­mü çerçevesini aşarak fiilî tesir ve neti­celerini her gün görüp tattığımız demok­ratik gelişmemizin temel şartı saydığımız yaşayış tarzımıza kök salmış bir gerçek­tir.O kadar ki, matbuatın halk efkârını aydınlatma vedevlet işlerinimurakabe bakımından mühim rolüdolayısiyle, ba­sınhürriyetiolmaksızınsiyasî hayatı­mızdaciddî gelişme ve terakkiler sağla­namayacağınasamimiyetleinanıyoruz.

Ancak bütün bu gerçeklerin açıkça be­lirtilmesi, bugünkü kanunumuzun eksik­siz ve dolayısiyle her türlü değişikliğe tahammülsüz olduğu mânasına yorum­lanmamalıdır. Mütemadi akis halinde olan cemiyet hayatına hiç değişmiyen kati kaidelerle nizam verüemiyeeeği için, mevzuuatıyürüyen veîlerliyenşartlara uygun tutma lüzumu, her kanunda za­manla değişikliği mukadder kılmaktadır. Bu sebeple yürürlükte olan Basın Ka­nununun teknik kusurlarını gidererek, bugünün ihtiyaçlarını daha iyi kargılıya-eak bir hale getirmek, basın hürriyeti prensîpinin de zaruri bir neticesidir.

Bu düşünceden mülhem olan yeni Hü­kümetin, Basın Kanunumuzu, «memleket basınına düşen yüksek görevin değerini takdir ederek bir taraftan Anayasamızın, sağladığı hürriyetlerin sınırı içinde en geniş tenkid hakkını tanıyan, fakat diğer taraftan en medeni memleketlerde oldu­ğu gibi ferdin şeref ve haysiyetini koru­yan bir şekle koyma» tasavvurunu be­yannamesinden öğreniyoruz. Basın ve Yayın Genel Müdürlüğünün, epeyce za­mandan beri Batı devletlerinin demokra­tik esaslara dayanan basın kanunlarını inceliyerek mukayeseli bir etüd hazırla­makta olduğunu da biliyoruz. Buna göre, gerekli hazırlıkların bitmesinden sonra mevcut kanunda değişiklikler yapmak­tansa günün şartlarına uygun yepyeni bir kanun tasarısının vücude getirilmesi ihtimali çok kuvvetlidir.

Bu tasarının gerçek hedefi Hükümet beyannamesinde belirtildiği üzere, yeni demokratik sistemin temellerini kuvvet­lendirme, Türk demokrasisinin tertemiz geleneklerle siyasî ve medeni vatandaş haklarını teminat altında tutan mevzuat üzere yükselmesini sağlama olacaktır. Şu halde Basın Kamımımuzdaki değişiklik veya yeniliğe hâkim olacak düşünce, ba­sın hürriyetini daraltma değil genişletme, daha sağlam fiilî ve hukukî teminata ka­vuşturma gayesidir.

Ancak unutmamalı ki bütün hürriyetler ve nimetler gibi basın hürriyeti de, sı-mrlı ve suiistimale elverişlidir. Basın hürriyetinin kötüye kullanılmasından do­ğacak zararlar ise, binlere ve milyonlara dağılış derecesiyle mütenasiptir. Bu du­rum, basın hürriyetinin kanunî sınırlarının çizilmesini gerektirir. Bu sınırlamayı tayin eden prensiplerden biri, şahsa bağlı hak­ların korunması, diğeri siyasî birliğin yük­sek menfaatleridir.

Her hürriyet gibi basın hürriyetinin de sı­nırı başkalannınhürriyetisınırıdır. Bu yüzden kanunlar ve onları tatbik eden hâ­kimler basının, korunmaya değer şahsi haklara tecavüz etmemesine titiz bir dik­kat göstermelidirler. Vatandaşın şeref ve haysiyeti korunması gereken hakların ba­şında yer alır. Bu sebeple başka vasıtalar­la yapıldığı zaman suç sayılan bir hareke­tin basın yoliyle tekrarlanması halinde da­ha ağır bir cezaya hedef olması, hukuki bir zarurettir.

Cemiyetin yüksek menfaatleri, basın hür­riyetinin, devletin iç ve dış emniyetini bo­zacak şekilde kullanılmasına engeldir. Ba­sın, daima kamu menfaatini şahsî ihtiras­lardan üstün tutma ödevindedir. Hakikat ve halk sevgisi, yalandan ve yıkıcı propa­gandadan kaçınmayı gerektirir. İyi bir Basın Kanunu, bu türlü mahzurları önli-yerek matbuat, halk efkârını aydınlatma, devlet işlerinde millî murakabeyi sağlama rolünde desteklemelidir.

Bununla beraber, her alanda olduğu gibi basın hürriyetinin kötüye kullanılması da. kanundan ziyade halkı yetiştirme ve ay­dınlatma yolunda önlenebilir. Bu bakım­dan hürriyettin suiistimalini önliyecek ge­ne basın hürriyetidir. Hükümet Beyanna­mesinde yeni tasarının «en geniş tenkid hakkını tanıyan» bir kanun olacağı sebep­siz ve boşuna zikredilmiş değildir. Gerçek­ten bir hürriyet hakkının kötüye kullanıl­masına karşı en iyi ve emin garanti, ona sahip olanın mesuliyet hissi ve vatandaş­lık faziletidir.

İyi hazmedilmiş bir hürriyet, mesuliyet şuurunun temelidir. Günün kötü tecrü­beleri, bizi tereddüde düşürmemeli, he­defimize giden yoldan ayırmamalıdır. Mesuliyet duygusu kâfi derecede geliş­memiş olanlara her yerde ve her zaman rastlanır. Basınımızın büyük fan- kısmı, hürlüğün sorumluluğunu idrak eden bir olgunluğa sahip olduğunu ispat etmiştir. Bundan sonra da büyük çoğunluğun neşir ve tenkid görevinde, hürriyetin telkin et­tiği bir nefis murakabesiyle hür vicdan­larının sesinden başka tesire kapılmaksı-zm her konuda topluluğun yüksek men­faatlerini ön plânda koruyacağına şüphe­miz yoktur. Yeni Basın Kanununun, de­mokratik gelişmemizin bütün ihtiyaçla­rına lâyikiyle cevap verecek bir mükemmellikte hazırlanmasına elbirliğiyle yar­dım etmeliyiz. Çünkü bu, parti ayrılık­ları dışında mânevi ve millî kıymetlerin korunmasiyleilgilibirdâvadır.

Trakya hududumuzda yapılan Bulgar -tecavüzü...

Yazanı Aşıra

22 Haziran 1948 tarihli «Yeni Gaze­te» İstanbul'dan:

Bir Bulgar çetesi tarafından Trakya nu­tkunuzda Kalkansüğüt Köyüne yapılan ve köylülerden Selimoğlu Mehmet'in ölü­müne sebep olan tecavüz hâdisesi henüz tamamiyle aydınlanmamış olmakla bera-beı esasen, nazik bir manzara arzeden Türkiye - Bulgaristan normal münasebet­lerini yeniden baltalamıştır. Zira bahis mevzuu ulan tecavüz yedi, sekiz kişİİifc bir çete taralından geldiğine göre hâdise Bulgar memurlarının tertibi değilse de müsamahası neticesi olan bir suiikast hareketi gibi görünmektedir.

Öyle anlaşılıyor ki'Bulgar çetesinin, mak­sadı hudut bölgesinde bulunan Kalkansö-ğüt Köyünden Selim oğlu Mehmet'i alıp Bulgaristan'a kaçırmakta. Zor altında gö­türüldükten sonra evvelden tertip edilen vesikalarla Türkiye aleyhinde bir takım tecavüz isnatlara savrulacaktı. Fakat hu­dut karakolumuzun uyanıklığı sayesinde bu eaniyane sııiiskast muvaffak olamamış­tır. Tecavüz eden çetecilerden birinin mü­sademede ölmesi suiikastçrlann .plânlarını bozmuştur. Çetecinin cesedi Bulgaristan topraklarında aleyhimize hazırlanan su­ikastın maddî bir delili olarak ortada kal­mıştır. Cesedi hudutlarımız içinde kalan Bulgar çetecisi lâyık olduğu cezayı bul­muştur. Fakat Bulgaristan'a kaçan altı çeteci hakkında gerekli olan cezanın ve­rilmesi Bulgar adalet makamlarına düş­mektedir. Kalkansöğüt Köyünden öldü­rülen Selim oğlu Mehmet'in ailesine taz­minat vermek Bulgar Hükümetinin bor­cudur. Bulgar makamları üzerlerine dü­şen bu vazifeyi yapmalıdır. Hükümetten beklediğimiz Bulgaristan'a vereceği nota ile bunu istemesidir.

Bulgaristan'da bir milyona yakın Türk vardır. Hiçbir devirde rahat yüzü görmi-yen bu zavallı ırkdaşlarımızın ıstırabları Bulgaristan'ın komünist rejimi allında deyanılmaz bir dereceyi bulmuştur. Fır­sat ve imkân bulanlar canlarım kurtar­mak için ölümü göze alarak bazan hudut hatlarını geçerler ve Türk topraklarına iltica ederler. Kalkansöğüt Köyünden Selim oğlu Mehmet aleyhinde Bulgar çetecilerinin düşmanlıkları belki de bu tarz bazı Türk' mültecilerine yardırn et­miş olmasıdır. Bulgaristan'da gördüğü zulüm ve tecavüzlere dayanamıyarak her şeyden vazgeçerek sadece canını kur­tarmak için Türk topraklarına iltica eden bir zavallıyı misafir almış olmak bir suç mudur? Bulgaristan'da hayatın­dan memnun olan bir insan bütün varlık­larını orada bırakarak Türkiye'ye iltica eder mi?

Dışişleri Bakanımız Bulgaristan'da bulu­nan konsoloslarımızın Bulgar polisi ta­rafından göz hapsine alındıklarından ve çok sıkıntılı bir hayat geçirmekte olduk*-larmdan zaman zaman şikâyet etmekte­dir. Eu hal devam ederse Bulgaristan'­daki konsolosluk teşkilâtımızın ilga edi­leceği de resmen bildirilmiştir. Bulgaris­tan'da Türkiye'yi temsil eden resmî ma­kamların durumları böyle olursa bu mem­lekette azlık haklarında mahrum olan Türk'lerin başlarına neler gelebilileceği-ni tahmin etmek güç şey değildir. Eğer Kalkansögüt Köyüne yapılan teca­vüzün bir iltica meselesi ile ilgisi yok ise bu iş daha ziyade ehemmiyet alır. Zira bu takdirde Burgar'ların Yunanis­tan'da yaptıkları komünist tahrikçiliğini ve kargaşalık hareketlerini Türkiye top­raklan üzerinde tecrübe etmek istedik­lerine hükmetmek lâzım gelecektir.

İkisi arası olamaz...

Yazan: Nadir Nadi

23 Haziran 1948 tarihli «Cumhuri­yet» İstanbul'dan:

Sosyal bünyemizin bir rahatsızlık geçir­diğine şüphe yoktur. Halkta Hükümete karşı güve nduygusu tehlikeli şekilde azalmıştır,idarecihazımızahükmeden

İdare - î maslahat) zihniyeti memleket­te gittikçe artan bir hoşnutsuzluk havası uyandırmıştır. Derdieriınize elbirliği üe teker teker çare aramak hevesi kırılmış­tı?'. 21 Temmuzdanberi birbiri ardısıra kurulan hükümetlerin uğradığı başarısız­lıklar bile kayidsizlıkla karşılanıyor. Ortalıkta bunun böyle olacağı belli İmiş gibi bir hal var. Kimse şaşmıyor, kimse neden diye araşlırmiyor. Halk bîr yana çekilmiş, Öte yandaki telâşlı çabalamala­rıküskünbakışlarlaseyrediyor.

Emniyetli seçim noksanından doğan bu emniyetsizlik havası o noksan giderilin­ceye kaeeye kadar böylece devam edip sü­recek, eğer birtakım komplikasyonlara yol açmazsa müzmin bir hastalık gibi sosyal bünyemizeyapışacak,kalacaktır.

— Sanki 21 Temmuz'dan önce bizde se­çimler pek rai demokratik esaslara güre yapılırdı? O zaman neden halkla Hükü­met birbirinden bu kadar ayrı değildi? Ün yılda on beş milyon, genç yaratan, yurdu dört. baştan demir ağlarla ören, bütün dünyanın hayran olduğu inkıiâb-lari başaran bizlerden başkaları mı idi? Bir sual hatıra gelebilir. Bunun cevabı basittir: 21 Temmuz'dan Önce seçimlerin demokratik esaslara uygun bir şekilde yapılmadığını herkes biliyordu. Rejimi­miz otoriteye dayanan bir devrim rejimi idi. Bu rejimin göze çarpan vasfı samimi olması idi. Ferdî hürriyetleri kısıcı ka­nunların ne maksatla çıkarıldığını bilen halk, büyük bir çoğunlukla hükümeti yadırgamıyor, onu seviyor, her fırsatta ona yardım ediyordu. İlk adımlar başarı île atıldıktan sonra inkilâblarımızm asıl hedefi olan gerçek demokrasi devrine ulaşacağımıza dair halkta sarsılmaz bir inanç vardı. Nitekim 1945 yılında ileri hürriyet rejimine doğru ilk parola veril­diği zaman baştaküer böyle konuşmuşlar «Maksadımız zaten bu idi, işte devrim şartlarını miilet artık benimsedi, bundan böyle tek dereceli seçimlerle yolumuzda serbestçeyürüyeceğiz»demişlerdi.

Kısıntılı ve dar hürriyet devrinde sami­mî olduğumuz İçin halk idareyi yadırga­mıyordu. Şimdi ise geniş hürriyet reji­mine doğru harcanan gayretlerin sami­miliğine inanmadığından ötürüdür ki aynı halk, iktidar hükümetlerini kendinden uzak vekendine yabancıgörüyor.

Birçok defalar burada açığa vurduğumuz gibi bu acıklı halin Önüne geçebilmek, her şeyden önce baştakilerin samimiye­tine bağlıdır. Samimî olarak eski rejime dönmek ve:

— Halk henüz yeter derecede .olgun de­ğil, bir müddet daha tek parti sistenıi içinde yaşıyahm!

Demek mümkün müdür? Pek sanmıyo­ruz. Türk Milletini yakından tanıması gerekenlerin ağzında böyle bir hüküm samimiyetsizliğin en kuvvetli bir iıadesi olmakla kalmaz, çeyrek yüzyıllık inki-fâblarımiîı da toptan inkâra kadar vara bilir.

Olgunluğuna inandıktan sonra dört başı mamur bir seçim kanunu ile onun irade­sine saygı göstermekten başka elden nt gelir? 21 Temmuz seçimlerinde bu basit ve zarurî kaideye, ne yazık, ki acemiliği­miz yüzünden o zaman, vaziyeti İyi kav-rcyamamıştık. Ya iki yıldır sürüp giden ısrarlara ve bocalamalara ne buyurulur? Her ne bahasına 'olursa olsun iktidarı elden, bırakmak İsîemiyenler o sıralarda. Seçim Kanununun pek mükemmel oldu-ijunu, bundan âlâsının bulunamiyacağını iddia etmekten kendilerini alamıyorlar-dı. Fakat hakkını ariyan Türk Milletinin manevî baskısı altmda bunlar yavaş ya­vaş gevşediler.

— Peki öyle olsun, daha derîi - toplu bir seçim kanunu yapalım!

Demeğe mecbur oldular. Fakat varlığın tek şartını iktidar koltuğunda görmeğe alıştıklarından mıdır, nedir? Vatandaşa emniyet verecek kolay ve basit tedbirleri kabul etmeğe bir türlü yanaşmak İstemi­yor gibi bir halleri var. Halâ bir açık ka­pı bırakmak, seçim neticesini kendi he-sablarına garanti altına almak hevesin-deler. Asıl istedikleri şudur: Hem vatan­daşları tereddüdden kurtaracak bir se­cim kanunu yapılsın, hem de yüzde yüz kendileri kazansınlar!

Temenninin pek ideal bir şey olduğuna biz de kalıbımızı basarız. Oysa ki yeryü­zünde bu kadar mükemmel bir seçim mekanizmasıkurabilmekşimdiyekadar hiçbir demokrasiye nasîb olamamıştır. Ya seçimleri mutlaka kazanma çarele­rini Bağlıyacaksınız, o zaman demokrasi ile üigiğiniz kalmıyacak: yahud de va­tandaşın, baklan Önünde boyun eğecek­siniz, o zaman da bir gün iktidar koltu­ğuna veda etmek ihtimalini «samimî ola­rak» hesaba katacaksınız.

Bir numaralı Saka Hükümetinin bir tür­lü görmeğe cesaret edemediği §u basit hakikati iki îıumarah Saka Hükümeti temenni edelim ki bir an önce kavrasın ve harekete geçsin. Bu yüzden belki bir-"kag yüz vatandaş rahatsızlık duyacaktır, fakat üzerine titrediğimiz Atatürk İnla-Jâblarmm tam mânasiyle gerçekleşmesi ve milletimizin çetin hayat yolunda cesa­retle ilerlemesi için başka bir çıkar yol yoktur.

Yasan: Asım Us

25 Haziran 1948 tarihli «Yeni Gaze­te" İstanbul'dan:

Van'daki suiistimaller meselesinde dik­kate çarpan nokta sekiz dokuz sene evvel haklı veya haksız ortaya atılan bir takım maddî isnatların mahkemeye inti­kal ettikleri halde nıüsbet veya menfi bir hükme varmamış olmasıdır. Mahke­meye intikal ettirilmig olan bir suiistimal işinden dolayı her hangi bir bakan aley­himde meclis soruşturması açmak teklifi yersizdir. Fakat bîr mahkemede bir su­iistimal işinin öyle senelerce ve seneler­ce sürüncemede kalması, müsbet veya menfi bir karara bağlanmaması da umu­mî işlerin selâmeü bakımından üzerinde dikkatle durulmağa değer bir hâdisedir. Mahkemeler müstakildir. Askeri veya mülkî idare âmirleri tarafından yargıç­ların kararları üzerine tesir yapılamaz. Bîr dâvanın neticesine müessir olacak herhangi bîr müdahale olamaz. Fakat mahkemelerin bu şekilde müstakil olma­ları her türlü teftig ve murakabeden aza­de olmaları demek değildir. Van'daki sunstimal meselesine ait olan dâvanın dosyalarısenelerceneticesizbeklerken bu iş ile alâkalı mahkeme bir teftişten geçmiş olsaydı elbette dikkate çarpacaktı ve bu işin bu şekilde sürüncemede kal­ması sebepleri anlaşılacaktı.

Yargıçlar müstakildirler. Verdikleri hü­kümlerden dolayı sorumlu değillerdir. Fakat mahkemelere gelen işlerin nıüsbet veya monfi bir karara bağlanması iğin geçecek zamanın bir haddi olmak da lâ­zımdır. Yargıçlar işlerin makul sebeble-riyle izah edilemiyecek surette sürünce­mede kalmasından dolayı sorumlu bu­lunmaları ve bu sebeple hiç bir şikâyet olmasa da bütün idare şubeleri gibi bü­tün askeri ve mülki mahkemelerin de îsmaa zaman teftiş süzgecinden geçiril­mesi zaruridir. Van'daki suiistimal mese­lesinin mahkemeye intikal ettiği halde sekiz, dokuz senedenberi müsbet veya menfi bîr hüküm neticesine varmamış olması devlet teşkilâtımız içinde böyle umumî bir teftiş cihazının yokluğunu gösterir.

Başbakanlığa bağh umumî bir teftig ci-hazi kurmadıkça ve bu teftig cihazı ha­kanlıkların hepsine şamil nâzım bir teş­kilât olarak işlemedikçe bu türlü aksak­lıkların önüne geçilemez. Filhakika dev­let dairelerinin hepsinde bir teftiş heyeti vardır. Fakat o dairelerin içinde nihayet -bir memurdan ibaret olan müfettişler vazifelerini yaparlarken daire âmirlerinin arzularına aykırı bir yolda yürüyemiye-cekleri de açık bir hakikattir. Çünkü ve­recekleri raporlar daire âmirlerinin ar­zularına aykırı olduğu takdirde tatbik edilmiyeceğini ve bilâkis bu türlü rapor­lardan dolayı kendilerine bir gün bir ta­raftan zarar geleceğini bilirler.

Her bakanlığın emri altında birer teftig heyeti varken başbakanhğa bağh umumî bir teftiş teşkilâtı kurmak bütçe bakı­mından yeni bir masraf kapısı açmak gibi görülebilir; Fakat hakikat böyle değildir. Muhtelif bakanlıklara ait teftiş heyetleri sadece teknik hususlara hasredilerek kü­çültülecek olursa bunlardan yapılacak tasarruf ile başbakanhğa bağlı umumi kir teftiş feyetinin Ödeneği fazlasisiyle bu­lunmuş olur. Böyle olmasa bile başba­kanlığa bağlı olarak kurulacak: umumî bir teftiş heyetinin bir vazifesi de az emekileçokişçıkarmak,yani devlet kadrolarında devamlı bir tasarruf imkân­ları aramak ve her türlü suiistimalleri ve israfları önlemek olacağına göre bu yollardan elde edilecek menfaatler büt­çeden bu teşkilâta verilecek Ödenekleri karşılıyacaktır.

İmtihan...

Yazatt: Nadir Nadi

27 Haziran 1948 tarihli « yet» İstanbul'dan:

İmtihan saati nihayet işte geldi çattı. Seçim Kanununun Mecliste . görüşülmesi artık bir gün meselesidir. Oradan çıka­cak neticeye göre halk efkârı kesin hük­münü verecek, yurdumuzda sahici bir demokrasi rejiminin kurulup fcurulma-masina dair bugünkü iktidarın ne gibi ni­yetler beslediğini öğrenecektir. .

Bu hususta birçok vatandaşların zaten kötümser bir düşünce taşıdıklarını bili­yoruz. Onlara sorarsanız. Cumhuriyet Halk Partisi, içinde yüzdüğü tereddüdlü havadan kendini bir türlü kurtaramıya-cak, neticesinden emin olmadığı seçim usullerine bir türlü başvurmak istemiye-cektir. Çünkü iktidar pek tatlı, pek ke­yifli bir şeydir; öyle gönül rızasiyle ko­layca ondan vazgeçilemez.

Şimdiye kadar tecrübe etmediğimiz için biz şahsen iktidarın tatlı mı, acı mi' ol­duğuna dair bilgi sahibi değiliz. Bir memleket çocuğu olarak düşündüğümüz zaman, umumi hizmetlerde her şeyden önce vazife duygusunun hüküm sürmesi lüzumuna inanıyoruz. Devlet idaresinin bir mülk, bir çiftlik işletmekle bir sayıl­dığı devirler yüz yılların gerisinde kalmış­tır. Böyle olunca iktidarı elinde tutanla­rın iç ferahlığı ve zevk duyabilmesi an­cak halka iyi hizmet etmek ve onu se-yiııdirmekle mümkün olabilecektir. Bu­nunla beraber 21 Temmuzdanberi geçen iki yıl boyunca Halk Partisinin, daha doğrusu Halk Partisini idare edenlerin tuttuğu yola bakacak olursak, kötümser düşünceli vatandaşlara hak vermemek güçtür. Çok kusurlu bir kanunla yapılan o seçimlere yer yer kötü niyetler de ka-rışır.is,halkaeziyetedilmiş,şikâyetlere asılmamıştı. Bugün C. H. P. Mec­lis Gi'upunda hep .hürmet ettiğimiz bir­çok değerli vatandaşlar bulunduğu hal­de, sırf 21 Temmuz'a hâkim olan sakat iihniyet yüzünden ne yazık ki halk za­manla bunlardan da soğumaya başlamış­tır. Bir rejimi yürütmenin, bir millete kendini sevdirmenin biricik yolu sami­miyetten başka yerde aranırsa netice el­bette, böyle olur. Kurunun yanında yaş da yanar ve bsştakilerie halk araşma dol­durulması imkânsız bir uçurum girer. Eski Seçim Kanununun yeni baştan ele alınmasına ve noksanların giderilmesine Halk Partisi razı olduğu zaman orta­lıktabir sevinçhavasıesmişti.

— idare mekanizması ile millet arasın­daki ayrılığın böylece devam edemiyeciği anlaşıldı.Doğruyolaranıyor!

Deniyordu. Fakat bu sevinç uzun sür­medi. Komisyonlarda aylarca patırdisı yapılan projelerle iktidarın yeni baştan bir oyalama politikasma başvurmak iste­diğine dair ortada şüpheler uyandı. Te­ferruat üzerinde her türlü değişikliklere kolayca boyun eğdiği halde, Hükümet Partisinin, esasta hiçbir teminata yanaş­mamasıbuşüphelerikuvvetlendirdi.

işte Seçim Kanunu bu şartlar altında Meclise geliyor. Biz fcütiin menfi işaret­lere rağmen kurada peşin hükümlere var­maktan çekiniyoruz. Her hareketimizde samimî olmak lüzumunu ta başmdanberi yazıp durduk. Bir halk idaresi kurabi­lecek miyiz, kuramiyacak mıyız kavga­ları ortasında tam iki yılımız boşu boşuna heba edilmiştir. Hükümetler birbiri ar­kasına gelmiş gitmiş, halka dayanmıyan üstelik sırtında felce uğramış bir parti­nin yükünü taşıyan bu topluluklar millet hizmetinde bir başarı elde etmek şöyle dursun, vaziyetimizi günden güne berbad etmişlerdir. Malî. iktisadî, ziraî sahalarda korkuna, gerilemelere uğramışızdır. Havp-den perişan çıkmış Avrupa milletleri birer birer kalkınırken, harbe girmiyen Türkiye bugün 1945 yılma kıyasla daha sıkıntılar içindedir.

Seçim Kanunu değişir de tam mânasiyle vatandaşa emniyet verici bir sistem ku­rulursa bütün eksiklerimizin bir kalemde giderileceğiniiddiaedecekdeğiliz.Öyle bîr inanca kapılmak için insan ihtirastan çıldırmak yahud da budala olmalıdır. İyi bir seçim kanunu sadece bir başlan-giçtır. İdare edenlerle idare edilenler arasında namuslu bir kontrol usulü ku­rulmadıkça bu memlekette hiçbir hükü­metin iş başaramıyacağına inanıyoruz. Millet Vız defa kendi seçtiklerini başta, görmeğe alışsın, sırasına göre onları de­virip başkalarını denemek imkânına ka­vuşsun; işte o zaman yürüyüş tempomuz hızlanabilecekt ir.

Önümüzdeki seferki imtihanda bu haki­katin zafer kazanmasını yürekten temen­ni edelim.

Yazan: Efem. İzzet Benice

27 Haziran 1948 tarihli «Son Telgraf» İstanbul'dan:

Pazartesi günü Büyük Millet Meclisinde Seçim Kanunu tadilât tasarısının görüşü­leceği haber veriliyor. Gazetelerde çıkan haberlerin ne dereceye kadar doğru ol­duğunu bilmeyiz. Fakat, bu doğru veya yanlış haberlere göre, bugün Demokrat Parti umumi idare heyeti bir toplantı yapacak, kanun tasarısı hakkında mec­liste nasıl bir hareket tavrı takip eyliye-ceğîni tesbit edecektir. Hattâ, bu mak­satla muhalefet lideri Celâl Bayar da bir yıldırım telgrafı ile Ankara'ya davet edil­miştir.

Yine günahı ve vebali haberi veren ga­zetelerin boynuna, C. H. Partisi erkânı ile Demokrat Parti erkânı arasında Se­çim Kanunu tadilâtı üzerinde anlaşmak üzere hususî ve meclis dışı müzakereler cereyan ediyormuş. Sayın Celâl Bayar da:

— Biz noktai nazarimizi açıkladık. Baş­ka bir diyeceğimiz yoktur.» Diyesiymiş!

Bütün bu dedi, demiş'leri bir taraîa bıra­karak hakikat üzerinde durmalıyız. Se­çim Kanunu (âdil edilecektir. Milletçe ve C. H. Partisince olduğu gibi. Demokrat Partice de esas hedefi tek gaye teşkil etmektedir:Dürüst,sağlam,inandırıcıve hür secim!

Matlûp olan bu gayeyi selâmetle tayin eylemek ve Türkiye'de seçimin her zaman emniyetli şekilde cereyan edeceğinden milleti ve dünyayı emin kılmaktır. C. H. Partisi bu gayeyi şu ve bu sistemden gidilerek temin etmeyi düşünmüş olabilir. Demokrat Parti de o ve öteki sistemi şa­yanı tercih görebilir. Bizce her iki kana­at, her iki görüş de muhteremdir, sadece, matlûp gayeyi temin eylemek olduğuna göre: «Nuh deyip Peygamber dememek» maruf tabiriyle doğru değildir. C. H. Partisinin en emin ve en doğru, en sa­lim bulmak hususunda her türlü gayret­ten geri kalmadığı aşikâr bir hakikattir. Meclise tevdi olunan tasarının meclis komisyonlarında aylardanberi incelene incelene şekilden sekile girmesi bunun en bariz ifadesi ve müeyyidesidir. De­mokrat Parti ise, bugüne kadar tam bu­nun makûsu bir hareket tavrı muhafaza etmiş ve «adlî teminat» istemekte ısrar göstermiştir. Türkiye Büyük Millet Mee-iisinin hangi şeklî kabul edeceğini bu­günden kestiremeyiz. Yalnız peşinen inan­dığımız bir nokta var ki, kanun, her­halde en emin ve en dürüst seçim sistem ve şeklini sağlamış bulunarak meclisten çıkacaktır.

Arzu ve ümidimiz çıkacak nihaî şekil üzerinde bütün millî partilerin anlaşma­sıdır. Fakat, bu böyle olmayıp da mut­laka bir partinin noktaî nazarının kabul edilmemiş bulunması seçim emniyetinin sağlanmamış olduğu yolunda telkinat ve­silesi ittihaz edilecek olursa böyle bir tutum Türk demokrasisinin temel şartı üzerinde daima bir üzüntü dikeni olmak hususiyetini muhafaza edecektir. Türk Milleti, hattâ en geniş demokrasi sistemini muvaffakiyetle hazmedecek ve üstün bir cehitie ileri götürecek olgun­lukta bulunduğuna nazaran bundan öteye demokrasinin temel dâvaları üzerinde millî partiler arasında ihtilâflar kalması ve bu ihtilâfların uzayıp gitmesi mem­lekete fayda değil, ancak zarar getirecek ve asıl muhtaç olduğumuz iğleri yapma, kalkınmamızı sağlama hareketleri üze­rinde daima geriletici ve uyuşturucu bir rol ifa edecektir. Demokrasi hiçbir zaman bir dikta rejimi olmadığına göre, demok­ratik, esaslarda umumî ve benzeri kaide ve usullerde birleşmekten daha tabiî ne olabilir? Herhangi bir partinin dikta usu­lünü tercih etmesi ve behemehal dediğini yaptırmaya kalkışması demokratik bir tu­tumun değil, ancak anti demokratik bir tahakküm idaresinin eseri olabilir. Şekil ve usule değil, gayeye ve neticeye bak­mak birinci şarttır. Amerika, ingiltere, Fransa bilfarz «adlî teminat» yoktur., dîye: «Demokrasi ve teminatlı seçim yoktur» mu diyeceğiz?

Maksad: Teminatın adlî veya idarî olu­şunda değil, aslında, mevcut oluşunda ve her türlü teminatı telkinedigindedir.

Bu itibarla biz, şahsen partiler arasında iltizam edilen noktai nazarların bur dikts haline sokulmaması ve matlûp olan ga­yenin tahakkuk ettirilmesi yolunda ne demokratik, hâlis ve geniş iyi niyetin iz­har edilmesi tarafhsıyız.

Bundan öteye bu «demokratik», ((antide­mokratik» çekişmelerinin topyekûn sona ermesi ve partilerinde, partililerin de asıl memleket ve kalkınma dâvaları üzerinde zihin yormaları, nefes tüketmeleri enerji harcamaları muhakkak ki çok faydalı ola­cak ve demokrasimiz bu istikamette yeni­den büyük bir kuvvet ve istikrar kazan­mış bulunacaktır

Özel tertipler mülâhaza. olunmuştur. Batı Avrupa memleketlerinin vedemokratik bir Almanya'nın siyasî istikrarını ve ik­tisadi refahını sağlamak maksadiyle müş­terekİngiliz Amerikan bölgesiyle Fran­sız bölgesinin, Avrupa iktisadi kalkınma teşkilâtı çerçevesi dahilinde daha sjkı iş­birliğini tahakkuk ettirmek ve Buhr'un milletlerarasıkontrolüİçin birteşekkül ihdas etmek hususları kararlaştırılmıştır. BukontroleFransa,İngiltere,Amerika, BeneluxmemleketleriveAlmanyaişti­rakedecektir. KontrolRuhr toprakları­nın siyasi bakımdan Almanya'dan ayrıl­masınımüştekim bulunmayacak,yalnız, kömürveçeliktevziini, biryandan bu havzada tekasüfetmişolanendüstri iş­letmelerinintecavüzaleti halinegelme­lerini Önleyecek, diğer yandan da tabia-tiyle Almanya'da dahil olmak üzere Av­rupaişbirliğiprogramınaiştirakeden bütünmemleketlerefaaliyetlerindenis­tifadeimkânımsağlayacaktarzdatan­zim edecektir. ileridedaha mufassal bîr anlaşma hazırlanacaktır. Almanya'nın siyasi teşkilâtlanmasına ge­lince, Alman Milletine, serbest ve demok­ratik bir hükümet şeklinin, çerçevesi da­hilinde, hugün parçalanmış olan birliğine erişmekimkânınınverilmesikararlaştı­rılmıştır. Almanya'daki Başkumandanlar­la ve Batı Almanya bölgeleri Alman Baş­kanlarınıniştirakiylebirtoplantıyapt-lacak ve bu toplantıda Alman Başkanla­ra bir kurucu meclistoplamakyetkisi verilecektir.BuKurucuMeclis,iştirak edenAlmanDevi îtlerinintasvibinesu­nulmak Üzere bir Anayasa hazırbyacak-tır.BuAnayasa,Almanlara,merkezleş-tirilmiş bir Eeıch kurulması suretiyle de­ğil, fakat bir yandan kâfi derecede kuv­vetli ve ferdin hak ve hürriyetlerini ga­ranti edebilecek bir merkezî otoriteyi ih­tivaetmekîeberaber, muhtelifdevletle­rin, haklarını da tatmin eder birtarzda koruyanfederalhükümetşeklininka­bulü ile bugünkü ayrılığa son verebilme­lerineyardımedecekhükümlerihtiva etmelidir.HazırlanacakolanAnayasa, bu genel prensiplere aykırı olmazsa, baş­kumandanlar bunun, muhtelif devletlerde halkın tasdikine araedilmesine yetki vereceklerdir. Başbakanlar, başkomutan­larla görüşmeleri sırasında Almanya içindeki muhtelif devletlerin hudutlarını da tetkike yetkili olacaklardır.

Fransız, İngiliz ve Amerikan murahhas heyetleri bahis mevzuu toprakların ta­mamı için dış ticaret meselesi ve bu hu­sustaki kontrol üzerinde mutabık kal-nuglardir. Bahis mevzuu toprakların, ta­mamı için. icabeden Alman müesseseleri­nin vücuda getirilmesi yolunda yeni te­rakkiler sağlanmadan evvel tam bir ik­tisadi birliğin amelî bakımdan temin edilemiyeeeği kabul edilmiştir.

Murahhas heyetler Almanya'nın Baü hudutlarını alâkadar eden ehemmiyetsiz muvakkat bazı araai tadilâtına mütaaMik hükümleri kendi hükümetlerine tevdi etmek hususunda mutabık kalmışlardır. Güvenlik meselesi ise, üç bakımdan mü-taîâa edilmiştir: genel hükümler, işgal devletlerinin Almanya'da en yüksek oto­rite olarak kaldıkları devre sırasında alınması icabeden tedbirler ve bu devre­densonratatbikedüecek hükümler.

ingiliz, Amerikan ve Fransız murahhas heyetleri Avrupada barış teessüs etmeden evvel ve daha evvelden istişarelerde bu­lunmaksızın hükümetlerin işgal kuvvet­lerini Almanya'dan genel olarak çekme­ğe başlamak niyetinde olmadığı yolunda­ki katî azimelerlni yeniden belirtmişler­dir. Alâkadar hükümetlerden herhaagi birisi Almanya'nın askerî kudretinin canlanmasının veya bu memleket tara­fından mütecaviz bir siyasetin kabul edilmesinin bir tehlike arzetmekte oldu­ğu mütalâasında bulunduğu zaman bu hükümetlerin, istişarelerde bulunmaları da tavsiye edilmiştir.

İ5gal devletlerinin Almanya'da en yük­sek otorite olarak kaldıkları devre zar­fında daha sonra alınacak tedbirler me-yanından olarak Almanya'nın yeniden büyük bir devlet haline gelmek irnkân-ianna malik bulunmaması gerektiği ve İşgal kuvvetlerinin geri çekilmesinden evvel alâkadar hükümetler arasında si­lâhsızlandırma, gayri askerî bir hale koyma, sanayiin kontrolü ve kilit bölge­lerin işgali için icabeden tedbh-lere mü­teallik bir anlaşmaya varılması da mev­cutbulunmaktadır. Almanya'nın silâhsızlandınlması ve gayri askerî bîr hala .Konulması hususlarındaki hükümlerin muhafazasını temin etmeğe matuf bir idare sisteminin vücuda getirilmesi de derpiş edilmektedir.

—Berlin :

Sovyetlerin müsaadesi ile yayınlanmakta olan Nacht Express Gazetesi diğer üç müttefik devletin Berlin'deki temsilcileri vasıtasiyle Mareşal Sokolovski'ye Lond­ra Konferansı tebliğinin tevcih edilmesi keyfiyetini yorumlayarak şunları yaz­maktadır:

Moskova Almanya'nın federal bir bünye­ye sahip olmasına hiçbir zaman razı ol­mayacaktır.

Diğer taraftan Ruslar müttefikler tara­fından ileri sürülen işgal statüsünü de kabul etmiyeceklerdir.

8 Haziran 1948

—Londra:

Eus kontrolü - altında bulunan Berlin Radyosunun dün akgam bildirdiğine göre Batı Almanya'da bir para ayarlaması ka­rarlaştırılmıştır. Bu karar Cumartesi gü­nü açıklanacaktır.

Radyo bu kararın Kolonya'da, MiUeÜer,-arası banka ile İngiltere bankasından bi­rer temsilcinin iştirak ettikleri bir kon­feransta alındığını ilâve etmiştir.

—Berlin:

Daimî Sekreterlikteki Sovyet delegesi­nin bu teşkilatın son iki toplantısında, yakında belki Kontrol Konseyinin top­lantıya çağrılmasını talep edeceğini telmih etmiş olduğu belirtilmektedir. Sovyet De­legesi böyle bir halde gündeme alınma­sını isteyeceği meseleler hakkında her­hangi bir şey söylememiştir.

Bununla beraber, bu ay konseyi toplan­tıya çağırmakla vazifeli bulunan sekre­terlikteki Fransız temsilcisinin Sovyet­lerden bu hususta şimdiye kadar herhan­gi bir teklif almamış olduğu belirtilmek­tedir.

Yetkili mahfillerde, kontrol konseyinin mutat vecbile bu ayın onunda toplanma­sının pekşüpheliolduğusöylenmektedir. Bununla beraber mevcut şartlar se­bebiyle, konseyin herhangi bir tarihte çağrılması ihtimali bertaraf edilmemek­tedir.

9 Haziran 1348

—- Londra :

Bugün bildirildiğine göre, Almanya'nın Batı bölgelerinden tamirat kargılığı ola­rak Rusya'ya yapılan malzeme sevkîya-tı şimdilik durdurulmuştur.

Amerikan Bölgesi, Aralık ayında bütün sevkıyatı durdurmuştu ve zannedildiğine göre, Amerika Dışişleri Bakanlığı, Be-vin'den ingiliz bölgesinde de buna ben­zer bir karar alınmasını istemiştir.

Yetkili İngiliz mahfillerinde belirtildiği­ne göre. Batı Almanya'nın. Avrupa kal­kınma programında rol oynamaya davet edildiği böyle bir zamanda bu kararı al­mak zaruri idî.

11 Haziran 1948

— Berlin:

Buslarm kendi işgal çevrelerinde yolcu­luk nizamlarını yeni bir tahdide tabi tutmaları yüzünden Sovyet ve müşterek bölge sınırında yüzlerce yolcu dün ak­şam duraklamak zorunda kalmışlardır. Bölgeler arasında yolcu servislerini sağ­layan otobüslerin Rus muhafızları tara­fından geri çevrilmesini müteakip Aşağı Saksonya İngiliz makamları Sovyet böl­gesine geçiş müsaadesi vermek İşini dur­durmuşlardır.

Rus kontrolünden geçemiyen Alman otobüslerinin geri dönmeğe teşebbüs et­meleri Sovyet - Amerikan bölgeleri sını­rındaki dar geçit yolunun bkanmasma sebep olmuştur.

Bu tedbirin ani olarak tatbiki, Rus böl­gesinden geçerek Münih'le Berlin arasın­da yolcu servisini sağlıyan otobüslerin seyrüseferinde muvakkat birduraklama

13 Haziran İ948

— Londra:

Berlin'inİngilizkesimindeoturanSov­yet memurları bundan böyle bir telefona

sahip olmak hakkını kaydedeceklerdir. Bu emir, İngiliz Askerî Valisi tarafından, Huşların kendi kesimlerinde benzer ted­birlerialmalarınımüteakipverilmiştir.

—Berlin:

Sovyet Askerî Hükümeti BerlindeTd Al­man Demiryolları idaresine emir vere­rek 15 Hazirandan itibaren Berlin-Ko­lonya bölgeler arası treninin Batı kesim­leri istasyonlarında durmaması ve Sov­yet kesimindeki Friedrich Strasse Ga­rından hareket etmesi için gereken ted­birlerin hepsini almasını bildirmiştir. Ay-rica bu tren bundan böyle Brandenbours Hükümetinin merkezi olan Potsdam'da da durmağa mecbur tutulmuştur.

14Haziran 1948

—Berlin:

İngiliz Askeri Hükümeti tarafından ya­yınlanan bir tebliğde bildirildiğine naza­ran Sovyet askerî idaresi bölgeler arası nehir seyrüseferini muayyen zamanlarda bir nizam altına almak için dörtlü seyrü­sefer kontrol servisinin ayda bîr defa toplanmasını ingiliz Askerî Hükümetine teklif etmiştir. İngiliz tebliğinde Sovyet teklifinin kabul edilmesine imkân bulun­madığı ilâve edilmektedir. Zira kontrol konseyi faaliyetini kestiğinden beri dört­lü komite toplanmamakta ve bu komite bölgeler arası seyrüsefer için icap eden müsaade sayısını memnunluk verici bir şekilde tesbit edebilecek bir durumda bulunmamaktadır.

15Haziran 1948

—Londra:

Hamburg Radyosunun dün akşamki ya­yımında bildirildiğine güre, Amerikan, iş­gal bölgesindeki Alman Eyaletleri Kon­seyi dün ilk defa olarak Alman Ekono­mik Konseyi aleyhinde vetosunu kullan-, mıştır.

Eyalet Konseyi, ingiliz - Amerikan böl­gesindeki muvakkat ekonomik idareyi yürürlüğe geçirecek olan «intikal Kanu­nunu» hu vetoyu kullanarak reddetmiş bulunmaktadır. Ekonomik Konseyi 15 günlük hir mühlet zarfındabu vetoyu

mutlak çoğunluk sağlamak suretiyle ip­tal edebilir.

16 Haziran 1948

—Berlin:

Berlin Sovyet bölgesinde yayınlanan bir tebliğe göre, komünistler tarafından teş­kil olunan «birliğin» vücüde getirilmesi için verilen istidayı 13 milyon feişi imza­lamıştır, istidayı imzahyanlar arasında ekseriyeti 14 ile 21 yaş arasında bulunan kimseler teşkil etmektedir.

B. B. C. nin Berlin muhabiri 14 ile 21 yaş arasındaki gençler hariç tutulduğu takdirde- istidayı imzalıyanların sayısının 8 milyonu bile bulmıyaeağmi bildirmiş­tir.

Muhabire göre, Ruslar bu istidayı imza­latmak İçin yalnız propagandaya değil ayni zamanda tethiş ve baskı hareketleri­ne de başvurmuşlardır.

Muhabir, bu usullerin iktidarı ellerinde bulundurdukları zaman naziler tarafın­dan da kullanılmış olduğunu ilâve et­mektedir.

—Frankfurt:

Gece yansından itibaren yürürlüğe gi­receği söylenmekte olan malî yenilik ka­rarları dolayısiyle paralarının kıymetten düşeceği endişesine kapılan binlerce in­san dün Batı Abnanyada büyük ölçüde para sarfına girişmişlerdir.

Dün Frankfurtta bir tarafdan müttefik valilerle Alman memurları mali yenilik­le ilgili sanılan toplantılarına devam eder­lerken, diğer taraftan halk ya paralarını ellerinden çıkarmağa uğraşıyor veya bu şayiaların teyit yahut tekzip edilmesini bekleyerek alış veriş yapmaktan kaçmı­yordu.

Euhr endüstri bölgelerinin harp mahal­lerinde, kağıt paranın bir kaç saat sonra hiç bk kıymet İfade etmiyeeeği korkusu

ile karaborsa bükuvve durmuş bulunu­yordu.

Solingen ve Remschied gibi çelik en­düstrisi şehirlerinde umumiyetle bol olan vesikaya tâbi maddeler az zamanda tükenmekte idi. Kolonyadaki garaj sahip-


leri en aşağı hafta sonundan önce tamir işleri kabuletmiyorlardı.

Dün asılan afişlerle, 1500 kadar para de­ğiştirme merkezi açıldığı ilân edilmiştir. Hamburg Senatosu para değiştirme işi­nin muhtemel olarak önümüzdeki Pazar günlerinden birinde yapılacağını haber vermiştir.

Dün, yeni paralan ihtiva ettikleri sanı­lan sandıklanıl limandan kuvvetli bir askerî müfreze himayesinde Merkez Ban­kasına taşınması alışveriş faaliyetinin hızlanmasına sebep olmuştur.

Diğer bazı haberlere göre de yeni para­lar dün akşam Hanovre, Kolonya ve Dusseldorf şehirlerine teslim edilmiş bu­lunmaktadır.

Dusseİdorf resmî kaynakları, yeni malî tedbirlerin tatbikinin bir kaç gönden zi­yade geciktirilmesinin pek az muhtemel olduğunusöylemektedirler.

Ruhr ve Renanya Mahallî Komiseri Ge­neral Bishop'un bu mesele ile devamlı olarak meşgul olduğu haber verilmekte­dir.

—Berlin:

Dört müttefik kumandanları bu sabahı toplanmışlardır. Gündemin başlıca mad­desi Berlin'de işçi ücretlerinin arttırılma­sıdır. Bilindiği gibi, Ruslar kendi bölge­lerinde bir taraflı olarak ücretlerin arttı­rıldığını ilân etmişler ve Batı müttefikleri de bunu dörtler idaresi kaidelerinin ih­lâli mahiyetinde görerek protesto etmiş­lerdi.

Bu sabah, Sovyet idaresinin gazetesi olan Taegliehe Kundsehau bu taleplerinin ay­nen kabulünde Rusların. İsrar etmiye-ceklerini yazmaktadır.

17 Haziran 1948

—Berlin:

BerJin'in yol ve demiryolu nakliyatı dün yeniden inkıtaa uğramıştır. Filhakika Ruslar, Ebe Nehri üzerindeki Dumbaz-lan durdurmağa ve doğuya gönderilen eşya vagonlarile motorlu taşıtları geri göndermeğe devametmişlerdir.

ingiliz kontrol personelinden alınan malûmata göre Ruslar, İngiliz bölgesinde Helnstedt'ten seukedilen 108 eşya vago­nundan 43 ünün Berlin'e gitmesine mani olmak suretiyle şehrin iaşe durumunu tehlikeye düşürmüşlerdir. Amerikalı yol­cular dün Elbe Nehrini geçmek için bek­leyen otomobillerin iki buçuk kilometre uzunluğunda bir katar teşkil ettiğini söy­lemişlerdir.

18Haziran 1948

—Berlin ;

Sovyet Askerî Valisi Mareşal Skolovski, dün akşam bir demeç vererek askerî Sovyet idaresinin. Almanya'da dört dev­letin kararma dayanan bir para ayarlan­ması ihdasına matuf her türlü tedbiri desteklemeğe hazır bulunduğunu izah etmiştir.

Sovyet kontrolü alünda bulunan A. D.N. Ajansına göre Mareşal Sokolovski demiş­tir ki:

Bunun halâ mümkün olduğunu zannedi­yorum.

A. D. N. Ajansı, bu demecin Birleşik Sosyalist Partisinin Berlin Şehir Mecli­sindeki zümresi üyelerine yapıldığım ilâve etmektedir.

— Hamburg :

Radyo ile yayınlanan bir tebliğe göre, yeni para talimatnamesini ihlâl edenler beş sene hapis cezasına çarptırılacak ve­ya elli bin mark ödemeye mecbur ola­caklardır.

Batı bölgelerle dış bölgeler arasında her nevi döviz hareketi sureti kafiyede men edilmiştir.

19Haziran 1948

—Berlin :

Sovyet bölgesile diğer bölgeler arasında marşandiz trenlerinin seyrüsefer müsaa­desi baki kalmıştır. Fakat trenler hamu­lesi Sovyet makamlarının şiddetli bir kontrolüne tabi tutulacaktır.

—Berlin:

Rus Askerî Valisi General Sokolowsky, Aiman Milletine hitaben yayınladığı bir beyannamede.Batıdevletlerininkendi bölgelerinde yaptıkları para reformuna şiddetle hücum etmiştir. Bu kararın Al­manya'nın ikiye bölünmesini tamamlamış olduğunu söyleyen Sovyet Generali goy-le diyor:

Bu paralar ne Sc>vyet bölgesinde ve ite de Berlin'in Sovyet işgali altında bulunan kesimindegeçmeyecektir.

Esasen Ruslar bu paraların Sovyet işgal bölge ve kesimlerinde geçmelerine ma­ni almak üzere sınırlarını Almanya'nın geri kalan kısımlarına tamamîyle kapa-mışîardır. Sovyet bölgesi ile Berlin ve Batı Almanya arasında işleyen yolcu trenleri durdurulmuş ve Baü bölgelerin­den Sovyet bölgesine kara yolu ile gidiş yasak edilmiştir. Nehir yolu He yapılan seyrüsefer de çok sıkı bir kontrol altına konmuştur. Elinde bölgeler arası müsaa­de kâğıdı olanların dahi Sovyet bölgesini aşmalarına müsaade verilmemektedir. Bu tedbirler Berlin ve Batı bölgeleri arasın­daki hava nakliyatına şamil değildir.

Dün Akşam yaptıkları bir demeçte Kuş­lar, fazla meşgul oldukları için Koman-datara'nın bugün para reformunu incele­mek üzere yapacağı toplantıya iştirak edemiyeceklersni bildirmişlerdir.

—Berlin :

İyi haber alan Berlin mahfillerinden öğ­renildiğine göre Dena Ajansı Sovyet böl­gesinde pek yalanda bir para reformu yapılacağını ve Rusların bu reformu Ber­lin'e de teşmil edeceklerini bildirmiştir. Bu ajansa göre Ruslar, Berlin'in idaresi­ni tek başlarına ele almak ve bütün dört taraflı organları ortadan, kaldırmak tale­bini yeniden İleri sürmekte gecikrniye-ceklerdir. «Ostmark» yani Doğu Markı, söylendiğine göre, tedavülde çıkarılma­ğa hazır bulunmaktadır. Fakat bu yeni paranın hususiyetleri hakkında henüz hirşey bilinmemektedir.

—Londra :

Berlin'den bildirildiğine göre, Sovyet makamları Sovyet bölgesinde iki yeni si­yasî partinin kurulmasına müsaade et­mişlerdir. Bu partilerden birinin adı Mil­lî Demokrat Parti, digerİninki de Köylü Partisi olacaktır.

Bu iki partinin kurulmasının sebebi her halde Birleşmiş Sosyalist Partisinin Rus-lann beklediği umumî muvaffakiyeti ka-zanmamasıdır.

Ruslar hiç şüphesiz şimdi Birleşmiş Sos­yalist Partisini desteklememiş olan ahalî gruplarının lıer halde bu İki yeni parti tarafından cezbolunaeağını ümit etmek­tedirler. Bu ili yeni parti Birleşmiş Sos­yalist Partisine muhalefet etmİyecek ve onun tamamlayıcısı mahiyetinde olacaktır.

20Haziran 1948

— Berlin:

Rusların müsaadesiyle faaliyette bulu­nan A. D. N. Alman Ajansının dün ver­diği bir habere göre evvelki gün baü bölgelerinde para reformu tatbik edil­meğe başlandığı zamsndanberi Rus ve Alman hudut polisleri Alman parasını kaçırmak teşebbüsünde bulunan 5000 kişiyi tevkif etmişlerdir. Ajans, kıymetten düşmüş olan eski marklarını Sovyet böl­gesinde sürmek üzere nizama aykırı ola­rak bölge hududunu geçen kaçakçılar­dan bazılarının üîerinde 400.000 mark kadar bir para bulunduğunu ilâve et­mektedir.

21Haziran 1948

—Londra:

Mark mübadelesi Batı Almanya'nın üç böl­gesinde hâdisesiz cereyan etmektedir. Nüfusun çokluğunu gö/önünde tutan Amerikan işgal bölgesi makamları, mü­badelenin bir gün içinde yapuamıyacagmt düşünerek mübadele merkezlerine bugün de muamele yapmalar* için yetki vermiş­lerdir.

Berlin :

Sovyet Bölgesi İktisadi Komisyonu pek yakında Mareşal Sokoiovski'nin tasdikine sunulmak üzere bir para reformu pro­jesi hazırlamıştır.

iyi haber alan kaynaklardan bildirildiği­ne göre bu proje Batı projesinden daha fark gözetici bir mahiyet taşımakta ve muhtelif sınıf hâmiller hakkında rüçhan-lı bir muamele derpiş etmektedir.

BirreformunbütünAlmanya'yaşamil olacak yeni bir para çıkarılmak imkânı-nı sağladığı da ilâve olunmaktadır.

22 Haziran 1948

— Berlin :

Dört İîgal Devletinin Maliye Uzmanları para refortnu hakkındaki müzakereleri­ne başlamışlardır.

B. B. C. muhabirinin bildirdiğine göre, bu müzakerelerde üç imkân görüşülecek­tir. Bunun birincisi, Berlin'in doğu ile batı arasında bir mübadele kıymetine malik ayrı bir paraya sahip olmasıdır. İkinci, Doğu ve Batı bölgelerine ait para­ların. Berlin bölgesinde muteber bulun­masıdır. Üçüncüsü de, Berlin'in Sovyet işgal bölgesinde yapılacak herhangi bir para reformuna dahil edilmesidir. Rusla­rın, bu son günler içinde yapmış oldukları demeçlerden, bu üçüncü imkân, yani Berlin'in Sovyet bölgesinde yapılacak bir para reformuna dahil edilmesi husu­sunda ısrar etmeleri ihtimallerinin kuv-veîli olduğu anlaşılmaktadır. Bununla beraber ayni muhabir, Sovyetlerin mü­zakere teklifini kabule hazır olduklarını ifade edebileceğini ilâve etmektedir.

23Haziran 1948

—Berlin ;

Doğu Almanya'da yapılan para reformu, 24HaziranPergembegünüyürürlüğe girecektir.

24 Haziran 1948

—Berlin :

İngiliz kaynaklarından öğrenildiğine gö­re, General Robertson tarafından Mare­şal SokolovsM'ye gönderilen bir raek-tubta ingiliz komutanı müzakerelere tek­rar başlamak için bir açık kapı bırak­maktadır.

Bununla beraber Ruslar tarafından bahis konusu edilmiş olan Berlin'deki dörtlü rejim meselesi üzerinde e*ı ufak bir te­reddüt dahi mevcut değildir. Batılı müt­tefikler, komutanlar heyeti kat'î olarak dağıİsa ve birbirine zıt iki idare teşkil edilse dahi Berlin'deki haklarından vaz şjeçmeyeeeklerdir.

Fransız kaynaklarından öğrenildiğine gö­re, uzmanlar toplantısında Mareşal Soko-lovski'nin talep ettiği gibi Berlin'in coğ­rafi durumunu gozönünde bulundurmak ve komutanlar heyetinin bir kararı ile olmak şartiyle şehrin doğu bölgesine mahsus bir para kabul etmek meselesi­ni teklif edenler Fransız uzmanları ol­muştur.

— Berlin:

Batı müttefikleri bakımından Berlin'de ağır bir durum belirmiştir. Ruslar Ber­lin'le Batı Almanya arasında deaıiryolu münakalesini durdurmuş ve kendi böl­gelerindeki bütün elektrik santrallerine Berlin'in Batı bölgeleri iğin cereyan ve­rilmemesini emretmişlerdir. Bu tedbir bugün Sovyet para reformunu Berlin'de tatbikile birlikte yürürlüğe girecektir. Bu Sovyet karan, Bat! müttefiklerinin cesaretlerini kırmak ve bu müttefiklerin kendi para reformlarını şehrin batı böl­gelerinde tatbik etmelerine engel olmak amacını güden Rus iktisadi tedbirlerinin kat'i alanında ilk adım olarak telâkki edilmektedir.

ingiliz makamları, para reformunu yarın tatbik edeceklerini bildirmişlerdir.

Kuşların demiryolu münakalâtını durdur­malarını İzah için ileri sürdükleri sebep Berlin ile Holmstadt arasında Sovyet bölgesinden geçen yolda güya teknik ânzalaı- mevcut olmasıdır. Ruslar yolun mümkün olduğu kadar çabuk tamir edi­leceğini, fakat bu arada başka muvakkat bir yol açılmıyacağim, Çünkü bunun sov-yet bölgesinde demiryolu sisteminin in­tizamını bozacağını bildiriyorlar. Şimdi Berlin'le Batı arasında yalnız iki rabıta kalmıştır: hava yolu ve otostrad üzerin­deki münakalât da daha önce Magde-burg'da istikamet değiştirmiş bulunmak­tadır. Çünkü Ruslar burada yol üzerin­de bir köprüyü tamir etmekte oldukları­nı iddia ediyorlar.

Üç Batı Devleti şimdiye kadar kendi böl­gelerinin iaşesi için demiryolunu kullan­mışlardır. Bundan dolayı bu yol üzerinde münakalât tekrar açılmadığı takdirde bu bölgelerde sayısı iki milyon kadar olan Almanı beslemek hemen hemen imkân­sızhalegelecektir.Batımüttefiklerinin Berlin'deki mevcudiyetleri ise bu netice­den müteessir olacaktır. Berlin'deki in­giliz bölgesinde bugün mevcut hububat stokları üç hafta yetecek kadardır.

Elektrik cereyanının kesilmesi de ciddî tesirler yapacak mahiyettedir. Çünkü. Batı bölgelerindeki elektrik fabrikaları lüzumlu elektrik cereyanının ancak ya­rısını verebilecek kudrettedir.

Müttefikler, Rusların kendi paralarını Berlin'in bütün bölgelerinde tatbik ka­rarım saymıyacaklarını bildirmiş bulun-maHa beraber, bu paranın Batı bölgele­rinde geçmesini yasak etmiyorlar. Ber­lin'in Batı bölgelerinde tedavül edecek parama üzerinde (b) harfi basılıdır. Bu tedbir. Rusların birgün .şehirde bîr tek parama geçmesini kabul etmeleri ihti­mali göîönünde tutularak alınmıştır.

25Haziran 1948

— Berlin :

Resmî İngiliz tebliğinde bildirildiğine gö­re dün İngiliz bölümünde bir hadise ce­reyan etmiştir.

Sovyet bölümündeki Alman demir tacir­leri Tnşiliz Tjolümünde bulunan vagon­lara demir yüklemek istemişlerdir. İngi­liz bölümündeki Alman polislerinin iti­razı üzerine tacirler Sovyet makamları­nın müdahalesine müracaat etmişlerdir. Sovyet makamları bu hamuleyi yükle­mek üzere emir verdiklerini beyan et­mişlerdir.

Nakliye servislerindeki yüksek Sovyet subayları vak'a mahaline gitmişler ve İn­giliz kıtalarının geri çekilmelerini iste­mişlerdir.

Sanıldığına göre tacirler İngiliz bölü­münde bulunduklarının farkına varma­mışlardır. Berlin'deki İngiliz komutanı vak'adan Sovyet komutanım haberdar et­miş ve müdahale etmesini istemiştir, mistir.

26Haziran 1948

Haziran 1948

— Berlin :

Bir, ingiliz tebliğinde bildirildiğine göre, Berlin'in BatıbölgelerindeSovyetma-


kamları tarafından elektriğin kesilmesi üzerine Baü bölümleri komutanları cid­di tehditler vazetmeğe mecbur olmuş­lardır.

Kış mevsiminde elektrik dağıtımına dair plânlar her üç bölümde de aynı şekilde tatbik olunmaktadır.

Sovyet kontrolü altında bulunan gazete­lerde çıkan Rus bölgesindeki elektrik santrallannda karşılaşılan müşkülâta dair haberlerin doğru olup olmadığı an­laşılamamıştır.

—Berlin :

Bildirildiğine göre Sovyet ve Alman Ma­liye uzmanları, Doğu bölgesinde ihdas olunan yenî markın tam bir nıuvaffaki-yetsizliğe uğramamasını temin için baş vurulacak çareler hakkında görüşmek üzere dün aksam Sovyet Genel Karar­gâhı Ravelshorst"da özel bir toplantı yap­mışlardır.

Yarından itibaren gerek Sovyet bölge­sinde, gerekse Berlin'in Sovyet bölümün­de yegâne meşru para doğu markı ola­caktır.

Daha şimdiden piyasaya sürülen, çok sa­yıdaki sahte paralar yüzünden, yeni mark tedavüle çılîanldıktan iki gün son­ra hir bozgun tehlikesîle karşılaşmak durumundadır.

Batılı müttefiklerin Maliye uzmanları. Doğu bölgesinde yapılan para reformu­nun muvaffakıyetsİzliğe uğramasına hiç­te esef etmemekle beraber yenî Doğu pa-rasmdaki enflâsyon'un Berlin'in Batı bölümlerinde yapacağı tesiri düşünerek endişe etmektedirler. Doğu parası bu bölümlerde meşru para olarak kabul olunmaktadır.

—Berlin:

Berîin Belediye Meclîsi Başkan yardım­cısı Doktor Ferdİnand Fridensburg, dün akşam yaptığı bir demeçte, Berlin'deki Sovyet ablukasına nazarı dikkati çeken ve yiyecek sisteminin tam bir çöküntü­ye uğramasından evvel Birleşmiş Mil­letlertarafındanyiyecekgönderilmesini

talep eden bir mektup yazılmakta oldu­ğunu söylemiştir.

Albay Tesayev bir mülteci. olmasına rağmen bu suallere cevap vermemiş ve bir müddet sonra tekrar geldiği mahalle iade edilmesini istemiştir. Bu da ispat etmiştir ki; bu adam bazı talimat ile ha­reket etmekte ve bilhassa müttefiklerin ne gibi meseleler üzerinde durup bunlar hakkında malûmat elde etmeye çalışmış olduklarını, avdetinde, Rus makamlarına bildirmek vazifesiyle mükellef kılındığı kanaatini uyandırmıştır.

Bütün bunlar; Almanya dahil; dünya.-nm her tarafında eski müttefikler arasın­daki soğuk mücadelenin bütün şiddetiy­le ve arasız olara!: devam ettiğini göster­mektedir.

Almanyanın kurulması...

Yazan : A. Şükrü Esmer

15 Hazıra nl948 tarihli «Ulus» An­kara'dan:

Almanya'yı kurmak. Almanya'yı yıkmak kadar güç bir mesele olmuştur. 1945 se­nesi Mayısında yenilen Üçüncü Reich kayıtsız şartsıa teslim olduktan sonra Al­man Devleti tasfiyeye uğramıştır. O gün-denberi bu memleket halkını temsil eden bir otorite mevcut değildir. Yenilgiyi ta-kibeden Ağustos ayı içinde dört galip devlet temsilcileri Potsdam'da toplana­rak, «Alman İktisadî hayatının kurulması" için teşebbüse geçeceklerini ve bunu te­min için de bütün Almanya'yı bir iktisadî kui halinde idare edeceklerini bildirmiş­lerdi. Fakat bu anlaşmayı takibeden Do­ğu - Batı devletleri ihtilâfı Almanya'nın bîr kül halinde idare edilmesine engel teşkil etmiş, nüfus sayısı bakıbmdan üç­te ikisi ise üç Batı Devletinin askerî iş­gali altında kalmış ve her iki taraf da kendi i|gal bölgesinde kendi bildiği gibi hareket etmiştir. Almanya hakkında Rus ve Anglo - Amerikan görüşlerini telif et­mek ve bu memleketin birliğini kurmak yolunda son teşebbüs, gegen senenin son ay; zarfında Londra'da yapılmıştı. Ara­lık 1947 tarihli Londra Konferansı da suya düştükten sonradır ki, Batı Almanya'­yı işgalleri altında tutan Aır.erika, ingil­tere ve Fransa kendi işgal bölgelerinde Almanya'yı kurmak gayesine matuf bir program çizmek kararını vermişlerdir. Bu karar üzerine Benelus devletlerinin de iştirakiyle Londra'da topianan konfe­rans, iyi ay kadar süren uzun müzakere­lerden sonra nihayet müspet bir neticeye varmıştır.

Müzakerelerin ağırlığı, Amerika'nın ve ingiltere'nin, Almanya hakkında bazı Fransız endişelerini gidermek noktasında toplanmıştır. Seksen sene içinde üç defa istilâya uğrayan Fransa Almanya'nın tekrar ihyasından endişe etmekte ve ba­zı garantiler elde edilır.edikçe, Batıya münhasır bile olsa, bir merkezi Alınan. Devletinin kurulmasına miîvaakat etme­mektedir. Fransa'nın üzenine ısrar ettiği noktalar şunlardı:

— Merkezi Frankfurt'ta olanbir Ban Almanyayerine, bütünAlmanya'yaşâ­
mil birdevletin, kurulmas.r.sçalışmak, Fransız'lar,Rusyadankorktuklarıiçindirki böyle bir görüşte ısrar etmişlerdi. Fran­sız'laragöre,Merkezi Berlin'deolanbir AlmanbirliğininkurulmasıRusya'ya teklif edilmeli ve Rusya böyle bir teşeb­ büse katılmak istemediği takdirde Batıya münhasır bir Alman Devletinin kurulma­sına gidilmeliydi.

— Her ne şekildeolursa olsun kuru­lacakyeniAlmanya'yakarşıFransa'yı
koruyacak tedbirlerin alınması.

— Euhr'un ayrı bir r.ıilietlerarasi ida­reye tâbi tutulması.

Londra'da varılan anlaşma Anglo - Ame­rikan görüşleriyle Fransız görüşlerinin telifinden ibarettir. Bu anlaşmaya göre, yalnız Batı Almanya'ya şâmil bir fede­rasyon kurulacaktır. Kurulacak olan fe­derasyonun Batı demokrasilerine uygun siyasî mahiyet taşıyacağı anlaşılıyor. Fe­derasyonun kurulması için- takibed ilecek yol, esas itibariyle, çizilmiştir. Programa göre, üstün ihtimalle gedecek Sylûl ayı, içinde, bir Kurucular Meclisi toplanarak, gerek federasyona iştirak edecek Alman devletlerinin, gerekse devletlerin sınırlan için de yaşıyan halkın haklarını ve hür­riyetlerini emniyet altma alacak bir anaimage003.gifyasa hazırlıyacaktır. Ruhr bölgesi siya-seten Almanya'dan ayrılmamışsa da Mil­letlerarası idareye bırakılmıştır. İdare İn­giltere, Amerika ve Fransa'dan her biri­nin üçer, Benelux devletleri kombinezo­nunun üç ve üç Alman işgali bölgesin­den her birinin de birer reyi olacaktır. Böyle bir formül, İngiltere ve Amerika'­ya ekseriyet sağlamaktadır. Çünkü her birinin üçer reyinden başka, işgal bölge­lerinden her birinin birer reyi olacağın­dan , iki Anglo - Amerikan. Devleti on beş rey arasından sekiz reyi temin etmiş olacaktır. Fransa ile Benelux Devletleri ve Fransız işgal bölgesine yedi rey kala­caktır.

Anlaşmanın en ehemmiyetli bir noktası da, yayımlanan tebliğdeki ifadeye göre, «barış kuruluncıya kadar» Amerika'nın, İngiltere'nin ve Fransa'nın askerlerini Almanya'dan geri almıyacakları hakkın­daki kayıttır. «Barış kuruneiya kadar» sözlerinin mânası, yalnız kurulacak Batı Almanya île barış demek olmamak ge­rektir. Bütün Avrupa'da barışın kurul­ması gibi bir vaziyet demektir ki, buna göre Amerikan askerleri uzun bir zaman Avrupa'da kalacaklardır. Filhakika işga­lin devamı demek olan böyîe bir vaziyet, normal bir milletlerarası hayatın kurul­masına engel teşkil etmektedir. Ne çare ki Rus'lar Doğu Avrupa'da kaldıkça, Amerika'hlarm Batı Avrupa'dan çekilme­leri bütün, dünya barışı için. tehlikeli olur.

Almanya'yı yeniden kurmak yolunda gi­rişilen bu teşebbüsün tenkid edilecek ta­rafları çoktur. Gönül istiyor ki, Alman'-lar istedikleri rejimi kurmakta serbest bırakılmış olsunlar, ve kendilerinden yal­nız barışı koruyacaklarına ve yeniden, bîr tecavüz harbinegirişmiyeceklerinedair müessir garanti ahnsm. Ne yazık ki «ka­yıtsızşartsız»teslim veteslimden sonra Rusya tarafından takip edilen politika böyle bir yolun tutulmasına imkân bı­rakmamıştır. Bu vaziyete göre, Amerika veİngiltere,gerekAlmanya'nın,gerek bütün Avrupa'nın menfaatlerine en uy­gun şekilde hareket ederek Almanya'nın yeniden kurulması meselesinde böyle bir yolutakibetmeğekararvermişlerdir.

Almanya'nın eksikliği bütün Avrupa mil­letleri İçin derin bir ıstırap mevzu q1-

muştur. Bu eksikliğin giderilmesine doğ­ru atılmış olan ilk adımı bütün banşse-venmilletler sevinçlekarşılıyacaklardır.

Doğa ile Batı arasında...

Yazan:Cumhuriyet

25 Haziran 1948 tarihli . yet» İstanbul'dan:

Batı Avrupa devletleri, adım adım topar­lanıyor ve her adımda çeşit çeşit ihtilâf­larlakarşılaşıyorlar.Londra'datoplanan AltılarKonferansının,birBatıAlmanya Devleti kurmakiçin hazırladığı teklifle­rin Fransa tarafından kabulü bir hâdise teşkil etmiş, bu tekliflerin Fransız Mec­lisindekonuşulması,FransızHükümeti­nibuhranlariçindesarsmışvenihayet tekliflerle' beraberFransız Hükümeti de kurtulmugsada Fransa'nın hognudsuzlu-ğu kendini iyiden iyiye belirtmiştir. Bu­nun delâlet ettiği bir hakikat. Batı Dev­letleri arasında tam bir görüş mutabakat! bulunmadığı ve bu yüzden sarsak adım­larlailerlemekzorundakaldıklarıdır. BunarağmeaBatıDevlı-fcleriyenibir Almanyakurmakiçinbir plân hazırla­mışlar ve bu plânı tatbik üzerinde anlaş­mış bulunuyorlar. Bu plânınbir takım tadillere uğraması ihtimali, belki de onun tatbî&ina karşı gelmez. BatıDevletlerinin huişlerlemeşgul ol­dukları sırada Doğu Devletleri boş dur­mamış bilâkis evvelki gün Varşovada bir konferans toplamakla bütün bu faaliyete mukabele etmek ve kendilerine göre ted­birler almak niyetiyle hareket ettiklerini belirtmişlerdir.Bilindiği gibi bu son buhranın başlangıcı geçen Kasım ayıdır. Gecen Kasım'da toplanan Londra Konferansı, Almanya meselesini dört devlet arasında halletmek için son bir fırsat veriyor ve bu konfe­ransın muvattakıyetsîzliği neticesinde her tarafın kendi başına hareket edeceği gö­ze çarpıyordu. Konferansın muvaffakı-yetsizlikle neticelenmesi üzerine bu yol­da atılan adımlar Sovyetler tarafından son derece şiddetli karşılık görmijş, Sovyetlerevvelâ Çekoslovakya darbesini hazırla­mışlar, daha soîıra Kontrol Meclisinden çekilmişler. Müttefiklere karşı Berlin yo­lunu kapamak içro her tüvlü aksiliği gös­termişler vo Müttefikleri Berlinken at­mak istediklerini açıklamışlardır. Bütün Batı dünyasında çok fena akisler bırakan ve mukavemeti şiddetlendirmek icab ettiğini gerekleştiren bu hamleden sonra bir aralık Sovyetlerin yavaşladık­ları göze çarpmış, dört devletin Avus­turya sulbünü başarmalarını kolaylaştı­racak birtakım kolaylıklar göstermeleri Finlandiya ile hafifçe bir muahede yap-maîan, Finlandiya, Runıanya ve Maca­ristan'ın borçlan yan yarıya indirmeleri bu yavaşlamanın en belli başlı izleri sa­yılmıştı.

Fakat bu yavaşlamanın ve nisbî Uslulaş-manın Rusya hesabına yalnız propaganda sağlıyaa bir hareket olduğu göze çarpıyor ve bu yüzden Doğu ile Batı arasında, ye­ni bir anlaşma zemini hazırlamaktan âciz kalıyordu.

Bunun neticesi olarak her taraf kendi yolunda devam etmiş, cepheler birbirin­den daha fazla ayrılmış, her cephenin kendi yolunda yeni tedbirler alması ay­rılığı bir hayli keskiıüeştirmiş, nihayet Sovyet Rusya'ma bütün peykleriyle Var­şova Konferansını yapması, yeni bir hamlenin mukaddemesi olarak telâkki edilmiştir.

Bu hamlenin ilk eseri, belki de bir Doğu Almanya kurmak olacak ve bu tarzda bir Almanya'nın kurulması müttefikle­rin de bir Batı Almanya kurmak yolun­daki çalışmalarını hızlandıracak. Belki Sovyet Rusya, bu hamleyi yaptığı sırada Komünizmin her taraftaki beşinci kol­larını da yeniden faaliyete geçirecek ve ötede beride yeni sosyal infilâklara se­bebiyet verecek belki bu sayede Ameri­ka'ya, bilhassa bu sırada Avrupa'nın buhranlar içinde yüzdüğünü göstererek Marshall Plânının tatbikini geciktiren vaziyetler ihdasına çalışacak. Varşova Konferansının, böyle şeyler do­ğurması muhtemel olduğu gibi Avrupa'da Doğunun şimdiki durumunu devam ettir­meyi gözetmesi ihtimali de variddir. Çün­küötedenberisöylendiğinegöre,Sovyet'lerin şimdiki hedefi, daha fazla Asya ile meşgul olmak üzere Avrupa'daki du­rumu, hali üzere bırakmaktır. Fakat hakikati Varşova Konferansının neticesi belirtecek ve ancak ondan sonra Doğu ile Batı arasındaki münasebetlerin yenisafhası göze çarpacaktır.

Avrupada her an bir harp pat­layabilir...

Yazan: Asım Vs

27 Haziran 1948 tarihli "Yeni Gaze­te İstanbul'dan:

Berlhı'de müttefikler arası nüfuz müca­delesi en hâd safhasına girdiği. Rus'lar bir taraftan Almanya'nın birliği nazariyesi­ni müdafaa ediyorlar, fakat diğer taraf­tan bütün kuvvetleri ile ve imkânları da­hilinde bulunan vasıtalariyle Doğu Al­manya ile Batı Almanya arasındaki son bağları da koparmağa çalışıyorlar. Bütün gayretleri şimdi Berlin'de bulunan ingiliz, Amerikan ve Fransız işgal kuvvetlerini Alman başkentinden çıkarmak ve bütün şehre kendileri hâkim olmaktır. Bu mak­sada varmak için Rus'ların elinde tesirli silâhlar da vardır; Berlin şehrinin Rus işgal bölgesi içinde bir ada vaziyetinde olmasından faydalanarak Batı Almanya'­dan buraya yiyecek getirilmesine engel-ler çıkarmaktadırlar. Bugünkü vaziyet devam ederse Berlin'de ingiliz, Ameri­kan ve Fransız işgal bölgeleri altında bu­lunan iki milyon Alman muhakkak bir açlığa mahkûm olacaktır. Rus'ların bu silâhsız taarruzu karşısında eski müttefikleri ne yapacaklar? Salahi­yetli ingiliz ve Amerikan kaynakları Anglosaksonlar için harpten başka vası­ta ile Berlin'den çekilmek asla bahis mevzuu olarruyacağmı söylemekte ısrar etmektedirler. Halbuki kendi işgalleri al­tında olan Alman halkım hava taşıt va­sıtaları ile beşlemeğe maddeten imkân yoktur ve şehirde bugün mevcut olan yi­yecek stokları da nihayet bir ay sonra tükenmiş olacaktır. Onun için Berlin'in doğusu üe batısı arasındaki bu nüfuz mücadelesi gerçekten çok tehlikeli bir safhaya girmiştir.Hatalı politikasiyle yalnız Avı-upa'da de­ğil; bütün dünyadaki kuvvet muvazene­sini yıkan Almanya; bu muvazene tek­rar vücut buluncaya kadar birçok ıstı­raplara ve fedakârlıklara katlanacaktır; dan ibaretti.

Filvaki ucu bucağı nihayetsiz derecede geniş bir ülkeye yerleşmiş ve en az iki yüz milyonluk bîr kütleye hükümranlık eden medenî anlamı Batı insanlarjrtdan farklı bir cemiyetin Batı ile teması bilva­sıta kontrol eden Cermenlerin mağlûp olup bir müddet için ortadan silinmele­ridir ki bu muvazenenin son bulmasını intag etmişti. Onun yerinil Avrupa kıta-siyle münasebeti bir başka mahiyette bu­lunan Birleşik Amerika'nın alması lâzırn gelmişti. Aksi halde; Doğulu kütle, bir hamlede, Batı Avrupa'nın Atlantik sa­hillerine ulaşabilirdi.

Birleşik Amerika'nın müdahalesi ve İngil­tere'nin de onunla birlikte nöbete iştirak etmesiyle Orta Avrupa'nın ortalarında ve Berilin büyük bölgesi etrafında tesbit edi­len doğulu kütlelerle şimdi; büyük demok­ratlar arasında bir çekişmedir; başlamış­tır. Haddizatında bugünden yarma bir üçüncü dünya harbinin bu yüzden pat­lak vermesi bahis mevzuu değilse de; va­kit kazanma bakımından dünyaya bir hayli kıymetli zaman kaybettiren fon ha­lin; ayni zamanda Avrupa gibi harap ol­muş ve süratle imara muhtaç olan medenî bir kıtanın huzur ve sükûnunu kaçırdıgi da aşikârdır. Sovyetler Birliği idaresinin şimdiye kadar alışa geldiğimiz anlamda bir siyasî hukukun yerleşmesine ye yijrurlüğe girmesine imkân vermemesinden doğan budurumun fiilîifadesi

Rus askeri nereye girerse orada kalır ve aldığı yerden, de, her zaman, ileriye git­mek iğin, elinden geleni yapay. İşte böy-le bir zihniyetin meydana getirmiş oldu­ğu Almanya'daki vaziyet; Anglo Sakson demokrasileriyle Rus komünizmi arasın­da bir kedi - köpek daimî nizaı ihdas etmiştir. Rus'ların; İngiliz'lerle Amerika'-hları rahatsız etmek iğin aldıkları bazı tedbirler; karşılarındakilerin mukabil bir takım hareketlerini davet etmiş ve böy,-lece; işgal altındaki Alman halkı da şaş­kına dönmüştür.Siyasî durum; ciddî bir manzara arzetmek-tln çıkmış ve Beıiin büyük ülkesi deni­len ve dört büyük devletin müşterek idaresi altında bulunan mmtakanın İda­resi de; âdeta; mahalle gençleri arasında bazan göze çaııan; nümayişkâr kabadayı oyunlarını andırır olmuştur.

Almanya'da meydana gelen bu müessir durumun bir harple son bulmıyacağınm kuvvetle iddia edilmesine rağmen; niha­yet bir ateş ve bir su oyunu demek olan bu mütemadi keşmekeşten; bir gün, bir infilâkm meydana gelmesi muhal bir şey değildir. Nitekim her kibrit kutusiyle oynıyan çocuğun bu oyunu bir yangına sebep olmamakla beraber, bazan da, çok müessif neticeler doğurduğu herkesin bildiği bir gerçektir. Bugünkü Almanya'­nın vaziyeti, bizde işte böyle bir kanaat uyandırıyor ve ötedenberi iddia edegel-diğimiz veçhile; hâdiseleri olgunlaşüra olgunlaştıra da; bedbaht dünyamızı, mu­kadderolanakıbetinesürüklüyor.

Berimde barut kokusu...

Yazan: Tasfİr

29 Haziran 1948 tarihli «Tasvir» İs­tanbul'dan:

Berlin'de, Rus ve Batı müttefiklerine ait işgal kuvvetleri arasında Ötedenberi devam edegelen gerginlik, bir kaç gündenberi vahim bir mahiyet almış bulunuyor. Rus­lar Berlin'de, kendi bölgelerinden müt­tefik hölgelerine gecen bütün yolları ka­patmış; hattâ tren hatlarının demirlerini sökmüşlerdir.

Bu vaziyet kaı-şısında müttefikler, şehirde muhasara altına girmiş bulunan askeri kuvvetlerini beslemek için hava yoluyla gıda nakliyatı yapmağa mecbur kalmak­tadırlar. Her halde Eus'lar bu hareketle­riyle, hasımlarını Berlin'den uzaklaştıra­caklarını ummaktadırlar. Diğer taraftan Betili kuvvetler de gehiri ancak silâh zoruyla terkedeceklerini söylüyor ve kendi işgal bölgelerine yeni hava kuvvet­leri sevkediyorlar. Bu sinirli hava dün­yada hüküm süren harp korkusunun bir kat daha artmasına sebep olmuştur. Şimdiye kadar Rusya, iplerim elinde tuttuğu diğer memleket komünistleri vası-tasiyle, harbin sommdanberi Avrupa ve Asya'da, kısmen sinsi, kısmen açık bîr genişleme taarruzuna girişmiş bulunmak­la; Birleşik Amerika ve İngiltere ise, ta­arruza uğrayan memleketlere, mukave­met edebilmeleri için mümkün olan yardı­mı esirgcmemekte idiler. Bu maksatla bir taraftan Avrupa memleketleri ne MarshalI Haniyle yardıma koşulurken diğer taraf­tan komünist isyanlarına sahne olan Yu­nanistan ve Çin'e gerekli harp malzeme­leri yollanmakta idi.

Bütün bunlara rağmen dikkat edilirse Rusya'nın şimdiye kadar ne komşu mem­leketlere ne de Amerika, İngiltere ve Fransa'dan ibaret olan üç müttefik bü­yüklere kargı bizzat harekete geçmediği görülür. Rusya bugüne kadar, ya yalnız kendi işgali altında oîan memleketlerde, ve yine o memleketlerin komünİstleriyle njaskelediği - fiilî müdahalelerde bulun­muş, yahut komşu ve uzak memleketler­deki mahallî komünist partilerini gizli talimatla harekete getirmiştir.

Halbuki Berlin'de bugün vaziyet tama-miyle aksidir. Bir defa orada, müttefik­lerin himaye etmek istediği bir memle­ket değil, bizzat mütefikler bulunmakta­dır; sonra Rusya, müttefiklere karşı ha­reket silâhı olarak bir başka memleketin komünistlerini değil, bizzat kendi askerî kuvvetlerini kullanmaktadır. Halen Ber­lin'in Amerikan, ingiliz ve Fransız işgal bölgelerindeki müttefik kuvvetleri, ayni şehirdeki Rus işgal kuvvetleri tarafından muhasara altına alınmış vaziyettedir. Böylece yumruklar doğrudan doğruya temas halinegelmişbulunuyor..

Bugüne kadar müttefikler, Üçüncü bir harbin bütün insanlık için, altından kal­kılmaz bir felâket olacağın! ve neticede mağlûplar kadar, galiplerin de felâkette hisseleri bulunacağım söylemekten çekin­memişlerdir. Buna rağmen onların bu Ilus hareketi yüzünden gerileyeceklerine ihtimal verilemez. Onlar, şimdiye kaday bütün dünyaya. Rus ve komünist tehdi­dine mukavemet etmeyi tavsiye edegel-diler; doğrudan doğruya bu tehdid al­tında bulunan milletlere yeri gelince fiilî yardımda bulunacaklarını vadetmekteıı çekinmediler; ve bu vaadlarının doğrulu­ğunu, geniş yardımlarla teyid ettiler. Hat böyle iken, bugün Rus'ların karşısın­da bizzat ricat edecek olurlarsa dünya'da uyandırdıkları geniş mukavemet ruhu felce uğramaz mı? Bizce uğrar; ve o ka­dar uğrar ki, müttefiklerin Berlin'deki gerilemesi, bütün dünyanın Rusya'ya bo­yun eğmesine bir işaret sayılabilir. Böy­le bir ricattan sonra, yıkılan itimadı, kı­nlan ümitleri yeniden canlandırmak İçin, bu anda, yine orduların hareketinden başka hiç bir kuvvet tasavvur edemiyo­ruz.

İşte bundan dolayı müttefiklerin Berlin'­de ricallerine şahit olmıyacağımıza kani­iz.

O halde hsrp olacak mıdır? Diyeceksiniz. Buna cevap vermek Rus'ların takip ede­cekleri hattı hareketi tayinle mümkün­dür.

Şimdilik tehlikelim ciddiyetini, Rusya'­nın bir an evvel kavramasını ve iş iş­ten geçmeden rotayı değiştirmesini te­menni edelim.

M. Gromyko'nun yukarıda bahsi geçen mesele hususunda bir karara varmak için beklemeye muvafakat ettiğinden kon­sey, mühim hadiseler vukua geldiği tak­tirde Perşembe'den önce toplanabilmek ihtiraz kayciiyle, Perşembe günü öğleden sonra toplanmak üzere oturumuna niha­yet vermiştir.

8 Haziran 194S

—LakeSuccess :

Birleşmiş Milletler Teşkilâtı İnsan Hakla­rı Komisyonu basına hükümet tarafından yardımda bulunulması yolundaki Rus takririni 4 oja karşı 13 oyla reddetmiştir. Bu takririn aleyhinde oy vermiş olan memleketler, Rus teklifinin faşizmi ve tecavüzü yaymak, milletlerarasında kine yol açmak ve söz ve basın hürriyetini baltalamak gayesine matuf bulunduğunu açıklamışlardır.

9Haziran 1948

—Lake Success:

Birleşmiş Milletler İnsan Kakları Komis­yonu, Sovyet Delegesinin muhalefetine rağmen, söz ve haberleşme hürriyeti üe ilgili maddelere insan Hakları. Beyanna­mesinin ithali hakkındaki bir değişiklik teklifini tasvip etmiştir. Komisyon, Ce­nevre'de toplanan Haberleşme Hürriyeti Konferansında kabul olunan maddelerin şümulünün tahdidi hakkkmda Sovyetler tarafından ileri sürülen iki teklifi dört oya karşı 12 oyla reddetmiştir.

10Haziran 1948

—Lake Success :

Birleşmiş Milletler Kurulu Genel Sekre­terliği, 11 Haziran Cuma sabahı Grenviç arariyle saat 6 da yürürlüğe geçecek olan. i haftalık mütarekenin Arap'lar ve Ya­hudi'ler tarafından kabul edilmiş bulun­duğunu dün akşam resmen teyid eyle­miştir.

Kont Bernadotte'un dün öğleden sonra Birleşmiş Milletler Kurulu Merkezinde Genel Sekreter Trygve Lie'ye gönderdiği mesajateş kes emrininügiîi taraflarca


kayıtsız şartsız kabul olunduğunu bildir­mektedir.

Birleşmiş Milletler Kurulu aracısı mesa­jında İlgili taraflar hükümetlerinin der­piş olunan tarih ve saatte muhasemata kayıtsız ve şartsız son vermek huşunda kendilerine yapilan teklifi kabul eylemiş olduklarını haber vermektedir.

11 Haziran 1948

— Lake Success :

Güvenlik Konseyinin dünkü toplantısında, Sovyet Murahhası Gromiko, Filistin'de mütareke tatbikatının nezaretine iştirak etmek üzere Rusya'nın askerî müşahit­lerden müteşekkil küçük bir grup gön­dermesine müsaade olunmasını tekrar talep etmiştir.

Gromiko, Amerikan, Fransız ve Belçika 'subaylarıum gönderümesJne karşı hiç bir itirazda bulunulmadığına göre, Gü­ven i ik Konseyinin, Sovyet Rusya'ya da, mutlaka Amerikan Müşahit Heyeti ka­dar kalabalık olmasına lüzum görülme­yen bir müşahit grupu göndermesine müsaade edeceğini ümid eylediğini bil­dirmiştir.

Amerikan Murahhası, Gromİko'nun tale­bine muhalefet etmemekle beraber, bu mesele üzerinde Kont Bernadotte'un amelî bii hal tar-ii bulmuş olduğunu ve buna riayet edilmesi lâzımgeldiğmİ belirtmiş­tir.

Gromiko bu tedbirlerin ancak, Filistin'e Rus'lar hariç olmak üzere, müşahit gön­dermek yolunda Amerika tarafından iz­har edilen arzuyu tatmin edecek istika­mette tatbik edildiği cevabmı vermiştir. Nihayet, bir karar alınmadan, meselenin müzakeresi sonraya bırakılmıştır. Kon­sey Sah günü Grenvig ayarîyle 19 da toplanacaktır.

Diğer taraftan, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Trygve Lie, Kont Bernadotte-un bugün mahdut bir gaye için yapmakta olduğunu ileride genel sekreterin de da­ha umumî bir maksatla yapabilmesini, yani Güvenlik Konseyinin emrine küçük bîr kuvvettoplayabilnıesini istemiştir.

3 Haziran 1948

— Londra:

Lordlar Kamarası, daha önce Avam Ka-marasınea kabul edilmiş ve İngiltere'de beş yıl müddetle idam cezasını kaldıran kamum ve dün akşam 28 e karşı 181 oyla Avam Kamarası bu mesele üzerindeki gö­rüşünde muhtemel olarak İsrar edeceğine göre saylavlarla lordlar arasında bir anlaşmazlıkbaşlamışgibidir.

Esasen, Avam Kamarasının bu tasarıyı kabul etmesi üzerine halen idama mah­kûm bulunan mahsuplar kendiliğinden affedilmişolmaktadırlar.

4 Haziran I94S

— Londra :

Avam Kamarası 139 a karşı 271 oyla ser­mayeden vergi alma prensibini kabul et­miştir.

7 Haziran 1948

— Londra :

Öğrenildiğine göre, İngiliz kabinesi bugün toplanacak ve İngiltere'de ölüm cezası­nın beş sene müddetle kaldırılmasını ta-zammun eden tasarısının Avam Kama-rasınea kabul edildiği halde Lordlar Ka­marası tarafından reddedilmesi üzerine yapılması gereken muameleyi tetkik edecektir.

Avam Kamarası bu meseleyi iki hafta sonra yeniden inceliyecektir.

İşçi Partisi Meclis Grupu da meseleyi incelemek üzere Çarşamba günü bir top­lantı yapacaktır. Ayni gün Lordlar Ka­marasında diğer mühim bir mesele^ Lordlar Kamarasının bir kanunuşimdiye kadar olduğu gibi iki sene müddetle değil ancak bir sene tehir edebilmesi suretiyle bu yoldaki yetkisinin tahdidi meselesi müzakere edilecektir.

8 Hazira nl948

—Londra :

Verem tedavisi iğin aspirin nevinden yeni bir ilâç keşfedilmiştir. Acide Para--Aminosalieyliq!ies adın! taşımakta olan bu İlâç hap şekiinde istimal edilmektedir. Bu ilâç şimdiye kadar bir çok İngiliz has-tahanelerinde Kullanılmış olup elde edi­len neticeler son derece memnuniyet ve­ricidir.

10 Haziran 194S

—Londra:

Lordlar Kamarası kamarada İslahat ya­pılması hakkında hükümet tarafından sunulan tasarıyı ikinci okunuşunda 81 mu­halife karşı 177 oyla reddetmiştir. Tasarı, kanunların yürürlüğe girmesini geri bı­raktırmak bahsinde Lordlar Kamarasının . iki yıllık yetki müddetini bir yıla indir­mekte bulunuyordu, işçi Hükümetini Lordlar Kamarasında destekleyen üyele­rin 30 kadar olduğu bilinmesine rağmen oy sırasında bu sayının 81 e çıktığının görülmesi umumî hayreti uyandırmıştır. Bundan da anlaşılıyor ki Hükümet, Lord­lar Kamarasındaki işçi - liberal işbirli­ğini takviyeye muvafiak olmuş ve bu birlik, şartlar lüzumlu kıldığı takdirde siyasî salıaya ssmil olabilecek bir mahi­yettaşımağanamzetbulunmuştur.

Hükümet tasarısına taraftar olduklarını müzakere sırasında gösterenler arasında Canterboury Baş Piskoposu Fisher ile ingiltereBankasıGouverneur'üLord

Catto ve Hindistan oski Kıral Vekili Marki Reading'in isimleri zikredilmek­tedir.

12Haziran 1948

—Londra :

Cburchül bugün, söylediği nutkunda, in­giltere'nin hangi şekil altında olursa ol­sun" istibdada ve yabancı memleketlerden" İngiltere'ye menfurca beşinci kolun git­mesine karşı hürriyet meşalesini yeniden yükseltmek ihtiyacında olduğunu belirt­miş ve şunları ilâveetmişür.

Vazifenin şu .üç remzine ihtiyacımız vardır: İstibdada kargı savaş, vatansever­lik ve aklıselim.

ingilteremilletlerarasındahakkıolan almakvesadecekendisinekargıdeğil fakat diğer milletlere karşı vazifesini yapmakistemektedir.»

Bandan sonra M. Churchİl!, hükümetin iç siyasetini şiddetle tenkid etmiştir.

13Haziran 1948

—Londra:

Londı'a'lı bir İngiliz operatörü, kalbin iç kısmını ameliyat etmek imkânını bul­muştur. Bu, tıp tarihinde bu neviden ilk ameliyattır. Birinci ameliyat kalbinden rahatsız bulunan ve parmak uçları tama-miyle mavi bulunan on bîr yaşında bir çocuğa yapılmıştır. Şimdiye kadar kalbin yalnız dış kısmı ameliyatedilmekteydi.

17 Haziran 1948

—Londra :

Avam Kamarası dün akşam havagazı endüstrisinin, millileştirilmesine dair hü­kümetçe sunulan bir kanun tasarısının reddi hakkındaki muhalefetin takririni lâO oya karşı 340 oyla reddetmiştir. Bir­kaçı belediyelere aid olan memleketin bütün havagazı müesseseleri âmme mal­ları arasına girecek ve bir merkez hava­gazı konaeyine bağlı bulunacak olan ma­hallî meclisler tarafından idare edile­cektir.

Avam Kamarasında üçüncü defa okun­muş olan bu kanun tasarısı şimdi Lonra Kamarasınasunulacaktır.

20 Haziran 1948

—Londra:

Londra Liman İşçieri Sendikası, uzun müzakereler neticesinde grevcileri .yarın sabah işlevinin başına dönmeğe davet etmiştir.

Altı gün evvel başlayan Londra liman işçilerinin grevine 15.00 liman amelesinin katıldığı ve yüz kadar geminin yüklerini boşaltmadanbeklediğihatırlardadır.

Diğer taraftan çalışma bakanı, çürüyecek maddelerin boşaltılması için Londra li­manına askerî birlikler gönderileceği yo­lunda ban gazetelerde çıkan yazılan ya­la nlaınışhr.

—Londra ;

ingiliz Komünist Partisi, Hükümetin me­murlar arasında yapacağı temizlemeye karşı mücadele etmek tasavvurundaehr. İyi bîr kaynaklan Öğrenildiğine göre, komünist plânının başlı ta üç gayesi vardır: Heııüa şüphe altında bulunmayan komünistler fikirlerini alenen söylemek­ten çekinecekler ve sosyalist, liberal ve hatta muhafazakâr partilerine resmen kaydedilebileceklerdir. Bu gizli komü­nistler faaliyete hiç bîr suretle iştirâJc etmiyeeekler ve partinin "tanınmış azala-riyle görüşmeyeceklerdir. Kendilerine verilecek talimat ve raporlar gizli yol­lardan gönderilecektir.

21 Haziran 1948

—Londra :

Bugün öğleden sonra Avam Kamarasın­da yaptığı bir demeçte Devlet Bakanı Hector Mc Neil, altı devlet tarafından Almanya hakkında yapılan tavsiyelerin Fransızların ileri sürdükleri ihtiraz kay­dını incelemek için bir kere daha altı devlet delegelerini toplamanın bahis mev­zuu olmadığını söylemiştir. Bakan, Londra Konferansı neticesi ya­pılan tavsiyelerin 12 inci maddesi gere­ğince Ruhr'un teşkil âtlandırılması için ilgili devletler arasında görüşmeler yapı­lacağınıilâve etmiştir.

Cenubî Afrikada da, memleketin öz fvlâtları tarafından müdahalesiz ve bağımsız olarak idare edilmesi hususunda net bir cereyan var­dır.

Bu hal Hindistan'da kendini göstermek­te olduğu gibi Kanada- Avusturalya, Ye­ni Zelanda'da da vâkidir. Maamafih bu dominyonların ana vatanla olan bağlılık­ları halâ da çok kuvvetlidir. Fakat bu bağlılığın, yavaş yavaş gevşediği de in­kar edilemez.

ingiltere'nin, bazı sahalarda, esaslı bir politika taahhüdü altına girememesini, imparatorluk binasının yukarıda izah ettiğimiz zaafında görenler az değildir ve bütün bunlardan, bu binada, bir çöküntü değilse bile bir çatlaklık müşahede et­mek istiyenîerin iddiasını kat'î olarak reddetmektemümkünolmamaktadır.

Demek ki İngiltere, ikinci Cihan Harbinin karşısına çıkardığı bir seri muadeleyi henüz halletmiş olmaktan uzaktır ve ae zaman bunları tesviye edeceği de pek sarih olarak görünmemektedir amma er geç yenmesi muhakkak sayılabilir.

Avrupayi İngiltere de mi hayal sukutuna uğratacak?..

Yazan: Selim, Sabit

10 Haziran 1948 tarihli «Tasvir» İs­tanbul'dan:

ingiltere kendi siyasetini geri kalan dün­ya kısmının tekamülüne uydurmak endi­şesiyle müteaddit defalar «A"A"upa'eıİEr ve emperyalistlere diye iki cepheye ay­rılmıştı. Şimdiye kadar imparatorluk ta­raftarları büyük bir ekseriyet teşkil ede-geldiği, Avrupa kıiasiyle sıkı bir iş bir­liği tesisine taraftar olanlar ise daima ekalliyette kaldıkları için cepheler arasın­da bir muvazene teessüs edememiştir. Fakat bugün Avrupa'cıhk taraftarları, siyasî partilerin ve büyük iktisadî kar­tellerin hepsinde bir hayli çoğalmışlardır. Bunlar; ingiltere'nin büyük bir rol oyna­yacağı tahmin edilen «Avrupa Birleşik DevletlerimdâvasındaChurchül tarafından açılan mücadeleye katılmış bulun­maktadırlar.

İngiltere'nin bu Avrupalılaşması kolayca izah olunabilir. Her şeyden önce Büyük Biritanya imparatorluğunun öldüğü iddi­asına iştirak edilmese dahi, bu impara­torluktaki kudret ve tecanüsün, harp ve harbin doğurduğu neticelerle bîr hayli hırpalandığı da inkşir edilemez. Bu da bâr hakikattir ki, sanayileşerek iktisadî ba­kımdan olgun bir hale geimiş olan domin­yonlardan bazıları artık İngiltere'nin ne şeriki ne de mügterisi olmayıp, sadece onun rakibidirler. Diğer bazı dominyon­lar coğrafi vaziyetleri dolayısiyle başka büyük devletlerin cazibesine kapılmış, nüfuz çevrfcsine girmiş bulunmaktadır­lar. Meselâ günün birinde Birleşik Ame­rika'nın 49 uncu devleti olacağından bahsedilmeğe başlanan Kanada bu du­rumdadır. Nihayet bir de Sovyet Rusya'­nın tehdidi mevzuu bahistir: Eğer ingil­tere Avrupa'yı terk ederse, o zaman Rus­ya bu ülkeye yerleşecektir. Ve dost sı-fatiyle değil, efendi sıfatiyle yerleşecek­tir.

Bu takdirde Büyük Britanya Adaları her an yeni bir istÜâ tehlikesiyle karşı kar­şıya kalmışolacaktır.

Bu itibarla«Avrupa'cıİar cephesi» ninyavaş yavaş bütün İngiliz siyaset adam­
larını kendidâvasına mal edeceği sanıl­makta idî.

Halbuki bir müddettenberi imparatoreu-lar cephesinin faal bir karsı taarruzuna şahit olmaktayız. Bu taarruz M. Dalton'-un kabineye ilhakı ile başlamıştır.

M. Dalton geçenlerde Scarborough'deki işçilerkonferansındaşöylededi:

«Eğer bana Doğu Avrupa İle imparator­luk camiası arasında bir secim yapılması teklifedilsecamiayıseçerim»

Diğer taraftan M. Dalton'un Sovyetler Birliği île Büyük Britanya arasında ti­cari mübadelelerin genişletilmesine ta­raftar olduğunu da unutmayalım. Niha­yet o, Maliye Nazırı bulunduğu zaman Fransa - Büyük Britanya iktisadî işbir­liğini kasten sekteye uğratmıştı. Bütün bunlar, Avrupa, için endişe uyan­dırıcı mahiyette oîup.eski kıt'aile Büimage004.gifyük Britanya arasında tahakkuku o ka­dar arzu ediîen işbirliği zihinlerde şüp­heler uyandıracak mahiyettedir.

Şurası muhakkak ki, tuhaf bazı Ameri­kan aksülamelleriyle endişeye düşen za­vallı Avrupalılar, ingiltere tarafından dahyyalsükûtunauğratılmak maruzbulunmaktadırla.

Acaba bu vaziyei onları kendi aralarında biı anlaşmaya götürmeyecek midir? Her halde böyle bir şey onlar için takip edi­lecek yolların en hayırlısıolurdu.

— Paris :

Bourboıı Sarayına giden yollar bugün ehemmiyetli polis kuvvetleri tarafından tutulmuştur. Millî Meclise gitmek iste­yenlerin hüviyetlerinin tesbiti için k&tî talimat verilmiştir. Diğer taraftan çalış­ma genel konfederasyonu ve Paris ban-lîyösündeki otomobil ve demir fabrika­larını temsil eden «işçi kuvvetlerine mensup heyetler Bourbon Sarayına git­miş ve halka tahsis olunan salonlara ka­bul edilmişlerdir.

Heyetler, Clermont Ferrand'da bulunan Bergougnon Fabrikalarında polis bulun­durulmasını protesto maksadiyle saraya gitmişlerdir.

18 Haziran 1948

— Clermont Ferrand:

Bölgenin muhtelif haüarı üzerinde dün demiryolu nakliyatı tedricen inkıtaa uğ­ramıştır. Diğer taraftarı Genel İş Konfede­rasyonunun daveti üzerine Fransız Hı­ristiyan İşçiler Konfederasyonundan bir heyet, akşama doğru Genel İş Konfede­rasyonunun Bölge Birliği İle temasa geç­miştir. Bu görüşmeden sonra her iki he­yet te bugün OUier ve Bergounon mü­esseselerinin müdürlükleri üe müzake­relere devam edilmek üzere teşebbüse geçilmesi hususunda mutabık kalmışlar­dır.

— Clermont ITerrand :

Maljlceme geçen Çarşamba ve Perşembe günleri nümayişlerde bulunanlar hak­kında 45 günden 3 aya kadar değişen hapis cezalan vermiş ve iki kişiyi de 4 ay hapse mahkûm etmiştir. Bu cezalar tecil edilmiştir. Halen hapiste bulunan 33 kişinin serbest bırakılması da karar­laştırılmıştır.

— Paris:

Fransız Komünist Partisinin Siyasî Bü­rosu bir tebliğ yayınlayarak İçişleri Ba­kanı Jules Moch'u Clermont Ferrand'daîci kanh hadiselerden sorumlu olmakla itti-ham etmig ve İçişleri Bakanının yargı­lanmasını talep etmiştir.

Komünist Partisinin Siyasî Bürosu bu tebliğinde grevlerde ordu ve polis kuv­vetlerinin kullanılmasının Cumhuriyet Anayasası ile teminat altına alınmış olan grev hakkına ve sendika hürriyetlerine aykırıbulunduğunu kaydetmektedir.

— Paris:

Fransız: kabinesi yeniden tehlikeye ma­ruz bulunmaktadn'. Almanya'nın istik­bâli hakkında Londra Konferansı sıra­sında kabul edilen tavsiyelerin husule getirdiği buhranın yerini Clermont Fer­rand karışıklıklarından doğan dahili buh­ran almıştır. .

Fiyatlara nazaran işçi ücretlerini ayarla­mak bahsinde Sosyalistlerin tek çare ola­rak gördükleri §eye karşı muhalefeti do-layısîle M. Mayer'in sosyalistlerin hücu­muna manız kalması muhtemeldir.

Bundan başka Dışişleri Bakanı Bidault'-nun dün sabah Londra Konferansı hak­kında Millî Mecliste alınan karar- sıra­sında çok zayjf bir çoğunluk sağlayabil­miş obuası dolayısiyle çok kötü bir du­rumda bulunduğu söylenmektedir. Bu ço­ğunluk başlangıçta bildirildiği gibi 8 de­ğil 14 dür.

Clermont Ferand'da polisle grevciler ara­sında temin edilmiş olan yarı resmî mü­tarekeye halen riayet edilmektedir. Fa­kat duruma göre her an bir ciddî kan-şık'ık çıkmasıbeklenmektedir.

— Paris:

İçişleri Bakanı Jules Mocb. bugün öğle­den sonra Mecliste gürültülü bir hava içinde Clermont Ferrand olayları hak­kındaki görüşünü açıklamıştır. İçişleri Bakanışunlarısöylemiştir:

Acı bir meseleyi hakiki nisbetlerine icra etmek lâzımdır. Bergougnon fabrikaia-randa çabşan bir kaç bin işçiden yalnız 200'ü el kaldırmak suretiyle grev l&hinde oy vermiştir. Genel iş Konfederasyonu işçi kuvveti ile Hıristiyan İşçileri Kon­federasyonu gizli oya müracaat edilme­sini istemişlerdir. Şimdiye kadar Bergougnan Fabrikasında gizli oya mü­racaat olunmamış diğer müesseselerde çoğunlukla işe devanı edilmesi lehinde oy verilmiştir.

19 Haziran 1948

— Paris:

Hükümet makamları, komünistler tara­fından ilân edilen ve bütün Fransa'da işçilerin bir saat işlerini terketmeîerini İsteyen sembolik grevin geniş, ve umumî bir kargaşalığa inkılâp etmesinden kork­maktadırlar.

Bugün başlaması icap eden bu sembolik greve bazı başlıca sanayi merkezlerinde dün akşamdan başlanmıştır. Kimya ve demir fabrikalarında, bakır imalâthane-eri, sigorta şirketleri, bankalar ve giye­cek sanayiinde çalışan işçiler ve müstah-lemİn mutad zamandan bir saat evvel vazifeleriniterketmişlerdir.

Serbolik komünist grevine bütün mem-Leket işçileri katılacaklardır. Verilen ta­limata riayet edildiği takdirde radyo inerkezleri, kömür işletmeleri bir saat evvel çalışmayı tatil edecek ve yiyecek mutad zamandan daha geç dağıtılacaktır. ÎUıdikal sosyalist olan Maliye Bakanı Mayer ile Sosyalistlerin malî ve iktisadi siyasetteki anlaşmazlıkları kabinede teh­likeye ayrılık baş göstermesine sebep ol­muştur. Mîllî Mecliste hakim olan kanaat Başbakan Schuman'ın Reynaud'yu da kabinesine almak suretiyle Bakanlar Ku­rulunu, takviyeedeceğimerkezindedir.

— Paris:..

Fransız Hükümeti, İngiliz ve Amerikan hükümetlerine bir nota vererek Alman­ya'nın geleceği ve Fransa'nın güvenliği Hakkında Millî Meclis tarafından yapılan tavsiyeleri bildirmişin-. Bu notada Millî Meclis tarafından yapılan t&vsiyelerin Londra görüşmeleri sırasında Fransız Heyeti tarafından devamlı surette ileri sürülen ihtiraz kayıtlarına uygun bulun­duğu belirtilmektedir.

Fransız Hükümeti bu notasında. Millî Meclisin bu tavsiyelerinin Fransız Hü­kümetinin ilerde takibe devam etmek ni­yetinde olduğu siyaseti belirttiğini açtk-a1 maktadır.

Bundan başka Fransız notasında Alman-ya'daki Fransız işgal Bölgesi Komutanı General Koenîg'in Almanya meselesi hakkında altı devlet tarafından ileri sü­rülmüş olan tavsiyelerin tatbiki için, İn­giliz ve Amerikan İşgal Bölgeleri Komu­tanları ile işbirliği yaparak kap eden butun tedbirleri alması için talimat veril­mişbulunduğuilâveedilmektedir.

2Ü Haziran 1948

— Paris:

Umumî grev kararına uyan grevci ko­münistlerin mîllî muhafızlara karşı koy­maları üzerine Paris Belediye Binast önünde karışıklıklar çıkmıştır. Bir taraf­tan yüzlerce grevci belediye meydanında toplanırken, diğer taraftan otobüslere ve kamyonlara binen başka grevci grupları da meydanı eeııber altına alarak, biri müstesna bütün geçitleri kapatmışlardır. Seyrüseferi sağlamağa memur edilen mu­hafızlar grevcilerin teneke kutu ve çü­rümüş sebze bombardımanına tutulmuş­lardır. 4 kişi yaralanmış, müteaddit kim­seler de tevkif edilmiştir. Yeni bir işçi dalgasının belediye istikametinde ilerle­mesi üzerine muhafızlar barikatları yı­karak meydanı temizlemişlerdir.

21 Haziran 1948

— Paris

Komünistlerin kontrolü altında bulun­makta olan Genel Ig Konfederasyonunun Clermont Ferı-and'da Bergougnan otomo­bil Lâstiği Fabrikasını işgal etmekte olan işçilerin çıkarılmasına karşı protesto ma­hiyetinde olmak üzere Cumartesi günü bir saatlik bir genel grev yapılması yo­lundaki emrinin neticeleri konfederas­yonun nüfuz ve itibarını son derece sars­mıştır.

Fsansız sendikalarına mensup altı milyon işçinin sadece üçte biri bu emre itaat etmiştir. Zayıf bir azınlığın işlerini bı-ıakması dolayisiyle maddî olarak çalış-maîffla imkânsız bir hale girmemiş bulun­saydı bu işçiler de çalışmalarına devam edeceklerdi. Paris yeraltı trenlerinde yapılmakta olan grev İse, grevciler elekt­riği keserek bütün memurları grev em­rine itaate mecbur etmişlerdir.

Fransız vatanseverliğinin kalkın­masına, ve komünizmi ezmek üzere faa­liyete geçmesine sebep olmuş, Schumann bu sayede Fransanın tanı manasüe felce uğramasına karşı gelmiş ve Avrupa mu­kadderatının. Doğuya yönelmesine mâni olarak asıl mihverinde inkişaf etmesine söbep olmuştu.

Schumann Hükümetinin daha sonra Fran­sanın maliyesini kurtarmak, iktisadiya­tını canlandırmak için aldığı tedbirler de lıâlâ hatırlardadır. Fakat bütün bu hiz­metler ve şerefli başarılar, Schumann'ın Batı Almanyaya ait altılar anlaşması do-îayısiyle yeni bir imtihanla karşılaşması­na mâni olmamıştır. Alö devlet konferan­sının Batı Almanya hakkındaki teklifleri Fransa için. tam manasile hayatî mahi­yette olduğundan bu tavsiyelerin kılı kırk yararcasına incelenmesini gayet tabiî görmek icap eder,

Alü devlet konferansının, teklifleri, ingil­tere ile Amerikanın Alman iktisadiyatını yaşatmak ve Almanyayı kalkındırmak programile alâkalandırmak yolundaki arzusile Fransanın Alman kalkınmasın­dan ve Rusyanın mukabelesinden korku­sunu ulaştıran bir teşebbüsü, tavsiyelere göre alü devlet ile Almanya Euhr Hav­zasının kömür ve çelik istihsalini kontrol edecek ve bu suretle Fransanın korkula­rını bertaraf etmeğe bakacaktır.

Fransanın yeni bir Alman kalkınmasın­dan korkmasında hayret edilecek bir şey yoktur. Onun kısa fasılalarla Almanya tarafından uğradığı taarruzlar ve bu ta­arruzların sebep olduğu yıkıntılar kolay kolay unutulur şeyler değildir. Buna kar­gı ek devlet Euhr havzasını sıkı bir kont­rol altına alıyor. Fakat Fransa bu sefer de Sovyet Doğu Almanyasımn ortaya yıkmasından ve Almanyayı kaphyarak ideolojik bîr harp açmasından korkmak­ladır. Bu korkuyu tatmin etmekse kim­senin elinde değildir. Çünkü böyle bir vak'a karşısında yalnız Fransa değil, fa­kat bütün Batı Avrupa tehlike ile kar­şılaşır ve tedbir almak zorunda kalır. Fransız Meclisinin bu meseleyi ve Fran-sanm karşılaşacağı bütün ihtimalleri dü­şündüğü ve konuştuğu sırada Fransada bir komünist taarruzunun başlamak üze­re olduğunu ihsas eden grevlerin ve nü­mayişlerin vukuu, Fransız Milletini uyan­dırmış ve onu karar vermeğe sevketmiş-tır. Bunun neticesi olarak Schumanrı ka­binesi bir buhran daha atlatmış ve yeni tehlikelerle karşılaşmak için imkân bul­muştur.

Buhrandan buhrana yuvarlanmak devri­mizin en bellibaşlı hususiyetlerindendir. Hüner her buhranı atlatmak ve her yeni buhranı cesaret ve ciddiyetle karşılamak­tır.

Fransa şimdiye kadar bu hüneri göster­miş bulunuyor.

— Barselon:

Barselon'daki Bilanço Bankasiyle ispan­yol Kredi Bankası ve keza Bieaye Ban­kasına silâhla taarruz ettiklerinden do­layı dün Harp Divanı huzurunda yargı­lanan 25 suçludan 9 unun idama mahkûm edilmeleri istenmiştir.

idama mahkûmiyetleri istenen 9 suçhi-ııun arasında iki de kadın bulunmakta­dır. Talep edilen diğer cezalar 1 yıldan 14 yıla kadar ağır.hapis cezalandır.

Ocana askerî mahkemesi, gayri kanunî olarak bir komünist partisi kurmaktan sanık eski cumhuriyetçi vali Jean Mon-zon Reparoz hakkındaki hükmünü bil­dirmiştir. Diğer 12 sanık da Jean Reparoz ile birlikte mahkeme edilmekte idi.

Mahkeme Reparoz'u 30 sene hapse mah­kûm etmiş diğer sanıklara da 6 ile 20 sene arasında hapis cezaları vermiştir. Hüküm ancak BölgeGenel Komutanı tarafından

tasdik edildikten sonra katiyet kesbede^ cektir.

Rus Yüksek Komiser muavini Shel-tor nezdinde teşebbüste bulunmuştur. General Marek'in Rus. İşgal birlikleri aleyhine casuslukta bulunmaktan sanık olarak tevkif edildiğini ve bu hususta tîerde mütemmim malûmat verileceğini Figl'e söylemiştir.

2(1 Haziran 1948

—Viyana :

İçişleri Bakanlığı bir tebliğ neşrederek Baş Müfettiş Marek'in mevkiinden istifa­de ederek Sovyetler Birliği aleyhine ca­suslukta bulunduğuna dair ileri sürülen ittihamîarı reddetmiştir. İçişleri Bakan­lığı, bakanlığın diğer yüksek memurları hakkında izhar edilen şüpheleri de kati­yetle reddetmekte ve bu hususta müs-bet deliller gösterilmesini istemektedir.

21Haziran 1948

—Viyana :

Avusturya İçişleri Bakanı M. Oscar Helmer Rus makamlarının Avusturyada girişmiş oldukları kaçırma hareketlerini ve Avusturya Hükümetine karşı yapılan tehditleri protesto etmek için dün Rus bölgesine gitmiştir.

Viyana'nın 30 kilometre batısında topla­nan sosyalist kongresinde söz alan M. Helmer Kuşların Avusturyalılara kargı takınmış oldukları durumun müsamaha kabul edemiyeceğini ve bu kabil bir du­rumu Avusturyanin. haklarının ihlâli mahiyetinde telâkki ettiğini belirtmiştir. Bakan ayni zamanda Avusturyalıların casusluk hareketlerine girişmiş oldukları yolundaki Rus ittihamlarım reddetmiştir.

22Haziran İ948

—Viyana :

Başbakan Figl'in başkanlığında toplanan halkçı parthün siyasî bürosu, polis mü­fettişi Marek'in Ruslar tarafından tevfci-îîne itiraz ederek memlekette tatbik edi­len yabancı kanunların kaldırılmasını is­teyen bir karar sureti kabul etmiştir. Bu karar suretinde bilhassa şöyle denilmek­tedir:

«Bu istisnai rejim artık bizi usandırma-mistir. Her Avusturyalıma emniyet için-

de yaşamağa ve herhangi ithama cevap vermeğe hakkı vardır. Yabancı kanunlar gereğince tevkif ve mahkûm edilenler bize iade oluomah ve bunlar Avusturyal» hâkimler tarafından yargılanmalıdır.

—Viyana :

Sosyalistlerle birlikte hükümeti teşkil eden Halk Partisinin bugün meclisi hu­susi bir toplantıya davet ederek Emniyet Bakanlığı Baş Müfettişi Anton Marek'in Sovyet makamları tarafından tevkif edil­mesinden doğan meseleleri münakaşa etmesi ihtimali vardır. Halk Partisi dün akşam yaptığı bir top­lantıda cyerıi bir tecavüz» ve «Avustur­ya'nın haklarına gayri meşru bir müda­hale» diye vasıflandırdığı bu hareketi Lakbih etmiştir.

Sovyet makamları geçen Cumartesi günü Marek'in uRus işgal kuvvetlerine karşı casusluk yapmak» suçu ile tevkif edil­diğini bildirmişlerdir.

2?, Haziran 1948

—Viyana :

40 Viyanalı kadından mürekkep bir he­yet dün. akşam Avusturya Başbakanı Dr. Leopold Figl'e dilekçe sunarak Ruslar tarafından tevkif edilmiş, olan İçişleri Bakanlığı Emniyet Baş Müfettişi Anton Marek'in serbest bırakılması için Sovyet makamları nezdinde teşebbüste bulunul­masını istemiştir. Heyet ayrıca Müttefik Kontrol Konseyinden «dört hürriyetin sağlanmasını» da istemiştir. Heyet, bü­tün serbest memleketlerin kadınlarını hakikaten «serbest bir Avusturya» ku­rulması yolunda kendisi tarafından açı­lan mücadeleye yardım etmeğe davet et­miştir.

ingiliz Yüksek Komiserinin muavini Ge­neral Wmterton, Avusturya kabinesinin bu husustaki protestosu hakkında Dr. Figl'i ve Amerikan Yüksek Komiser mua­vini General Wesond palmer'İ ziyaret etmiştir.

24 Haziran 1948

—Viyana:

Avusturya Hükümeti dün akşam Mütte-ük Kontrol Konseyine bir nota vererek

Ruslar tarafından Avusturyalı Polis Baş Müfettişi Marek'in tevkif edilmiş olması­nı protesto etmiştir.

Notada, bu tevkifin yürürlükte olan an­laşmalara aykırı olduğu bildirilmekte ve müfettişin derhal serbest bırakılması ve kendisi aleyhinde Ruslar tarafmdan ileri

sürülen ittOıamlann bir Avusturya mah­kemesine havalesi istenmektedir. Ruslar, Marek'i casuslukla ittiham etaıekte ise de, Avusturya Hükümeti bu notasında bir Avusturyalının Avusturya toprakla­rında casusluk yapmasına imkân olanu-yaeağmıtebarüzettirmektedir.

10 Haziran

—Varşova :

Polonya Hükümeti, Amerika ve Benelux memleketlerindeki temsilcilerini görevle­rini ifa etmekte olduklar» memleketler­deki hükümetlere Almanya meselesi hakkındaki altılı konferansta karşılaştı­rılan tavsiyelere kargı bir protesto nota­sı tevdi etmekle görevlendirilmiştir.

Fransız ve İngiliz hükümetlerine de bu kabilbir nota .sunulmuşbulunmaktadır.

23 Haziran 1948

—Varşova :

Rusya ve bütün «halk demokrasilerinni temsil eden Hükümet Heyetleri bugün Varşova'ya gelmişlerdir. Bu heyetlerin kimlerden müteşekkil olduğu hususunda resmî mahfil i erin herhangi bn- açıklamada bulunmayı reddetmelerine rağmen bu heyetlerinkendi DişişleriBakanlarının

başkanlığında olmak üzere Rusya, Çe­koslovakya, Macaristan, Yugoslavya, Ko-manya ve Bulgaristan Dışişleri Bakan­lıkları temsilcilerinden müteşekkil ol­dukları bildirilmektedir. Heyetlere işti­rak eden şahısların yekûnu 80 i asmakta olupHükümet buheyetler için 70 oto-

mobil tahsis etmiştir. Bu sabahtan itiba­ren garların ve Varşova hava alanının civarında önemli asayiş tedbirleri alın­mıştır. Şehrin bellibaşh caddelerinde seyrüseferdurdurulmuştur.

24 Haziran 1948

— Varşova :

Sesmî Polonya Basın Ajansı tarafından bu akşam iki kısa tebliğ yayınlanmıştır. Bunlardan birinde Molotof un bugün Varşova'yı gezmiş olduğu, diğerinde de Cumhurbaşkanı tarafından kabul edildi­ği bildirilmektedir.

Tebliğde, Molotof'a Husya'mn Varşova Büyük Elçisinin refakat ettiği ilâve edil­mektedir. MareşalSokolovski'nin Var­şova'da bulunduğu bazı ajanslar tarafın­dan bildirilmişse de bu haber henüz te­yit edilmemiştir ve Maragaldan tebliğde hiç bahsedümemektedir. Bugün Berlin-den Varşova'ya hiç bir Sovyet uçağı gel­memiştir. Bundan başka Sovyet Büyük Elçiliği mahfillerinde bugün yeni bir şah­siyetin gelmesinin beklenmediği beyan edilmektedir. Söylendiğine göre Aîman-ya'daki Sovyet İşgal bölgesi Başkomutanı Varşova Konferansında ismi açıklanma­yan bir ekonomi müşaviri tarafından tem­sil edilmektedir.

Müzakereler sırasında tasarının «Çekos­lovak Cumhuriyetinin, sosyalian sahasında refahlı geleceği sağlamakta bulundu­ğu » kanaati izhar olunmuştur.

- Prag:

Çekoslovak Millî Meclisi Başkanlığına 293 oyla Aldrich John seçilmiştir.

11Haziran 1948

—Prag:

C. T. K. Ajansının bugün verdiği bir. ha­bere göre, Çekoslovak Millî Meclisi Dr. Edouard Beneş'e bir mesaj göndererek, istifasının mecliste husule getirdiği tees­sürü ve bütün Ömrünü Çekoslovak Cum­huriyetinin refahını temine tahsis ettiği için milletin şükranınıifadeetmiştir.

12Haziran 1948

—Prag:

Cumhurbaşkanlığı için bu sabah Milli Mecliste kabul edilen tasanda eskisine r.isoetle görülen fark yalnız bir noktaya inhisar etmektedir. Filhakika yeni metin 100 saylav bir aday teklif ettiği ve başka aday bulunmadığı takdirde seçimin el kaldırmak suretiyle (işarî oyla) yapıla­bileceği hükmünü ihtiva etmektedir. Pa­zartesi yapılacak seçimde Gottwald'm bu suretle Cumhurbaşkanlığına getirilmesi pek muhtemeldir.

14 Haziran

— Prag:

Millî Meclis, işarî oyla Gottwald'ı Çekos­lovak Cumhurbaşkanlığına seçmiştir. Mecliste bulunan 300 saylavdan 296 sı lehte oy vermiştir.

Bunu müteakip Gottwaİd mutad veçhile yemin etmiştir.

-Prag:

Başbakan Muavini Zapotocky Cumhur-başkam Gottwald'a bakinenin istifasını sunmuştur. Yeni kabineyi kurmaya Za-poiocky memur edilmiştir.

İS Haziran 1948

— Prag:

Kordiplomatiğin kıdemlisi sıfatiyle dün Prag Şatosunda öğleden sonra Ktement Gottwald'ı tebrik eden Amerika Büyü­kelçisi Steinhart şöyle demiştj-: Memleketiniz halkının selâmeti adına, iki büyük selefinizin an'aneleri olan mü­samaha, âlicenaplık, adalet ve azimle vazifenizi başaracağınıza burada hazır bulunan bizler tamMniyle kanaat ediyo­ruz. Gothvald şöyle cevap vermiştir:

Thomas Mazarik ve Aziz Selefim Edouard Beneg'in şahsiyetleriyle temsil olunan kısa devreli fakat çok özlü an'ane icabı olan ve bana tahmil edilmiş bulunan va­zifelerimin nelerden ibaret olduğunu bi­liyorum, Çekoslovak Cumhurbaşkanlığı an'anesi, kendisine bu yüksek paye tev­cih olunan şahsiyetin, bu yüksek vazifeyi, her iktidarın kaynağı olan milletten al­mış olduğunu daima hatırlamasını âmir­dir. Milletimiz, iyi niyetli insanlar tara­fından sarfedilen barışçı gayretlere ka­yıtsız şartsız iştirak eder. Yeryüzünde hüküm süren siyasî ve içtimaî idrak tai'zarmm çok çeşitli olmasına rağmen, milletlerarası barışçı bir işbirliğinin müm­kün vezarurî olduğunakaniim.

—Prag:

Cumhurbaşkanı Gottv/ald bugün öğle­den sonra Başbakan Zapotoeky'yi kabul etmiştir. Cumhurbaşkanı Zapotocky'nin sunmuş olduğu yeni kabineyi tasvip et­miştir.

Pierlinger ve Seviek, Zapotocky ile La-usman'm yerine Başbakan Yardımcılığı­na tayin edilmişlerdir.

İS Haziran 1948

—Prag:

Prag Başpiskoposu Beran'm başkanlığın­daki Çekoslovak Ruhanî Heyeti dün Prag Şatosuna gelmiş ve yeni Cumhurbaşkanı Gottwald'ı tebrik eylemiştir.

19 Haziran 1948

—Prag:

Birkaç hafta evvel Çekoslovakya'dan kaç­makteşebbüsündebulunanGeneralJa-

nusek, Prag Askerî Mahkemesi tarafın­dan asılmak suretiyle idama mahkûm edilmiş ve askerlikten fcardolunmuştur. Cezası derhal İS sene ağır hapse indiril­miştir. General, yabancı bir memlekete kaçmağa teşebbüs etmek, devlete karşı hasmane hareketlerde ve askerî ihanette bulunmak suclariyle îttiham edilmekte idi. Bundan başka generalin yabancı bir devlet temsilcisinin, teşviki île kaçmak için hazırlıklarda bulunduğu ileri sürül­mekte idi.

Hükümet komiserinin iddiasına göre bu temsilci, Generali Çekoslovakya'da kanu­na aykırı olarak teşekkür eden bir grup­la temasa geçirmiştir. Bu grubun başın­da bir kadın, bulunduğu söylenmekte ise de hüviyeti açığa vurulmamakta, yaban­cı bir casusluk teşkilâtının hizmetindi; bulunduğu söylenmekle iktifa olunmakta­dır. Gerek General Ja nusek, gerek hü-kümei komiseri mahkemenin bu kararına itiraz etmişlerdir.

— Prag :

Çeteka Ajansının bildirdiğine göre, Mo-ravya'nın merkezi olan Brno şehri polisi Alman tebaları tarafından kurulmuş olan geniş bir baltalama teşkilâtı meydana çı­karmış ve 24 kişiyi tevkif etmiştir.

Bu teşkilât üyeleri el bombaları yapmak­ta, silâh temin etmekte ve teşkilât şefleri «bazı yabancı devletlerle doğrudan doğru­ya temasta bulunup bunlara Çekoslovakya hakkında malûmat vermekteydi.»

Buna dair Prag'da yayınlanan bir tebliğde, teşkilât üyelerinin ekserisinin Mart 1945 te Brno!da «genç hitlereilerin» komutanından baltalama faaliyetlerinde bulunmak için emir aldıkları ve verilen vazifeleri yapmak. Sovyet Rusya'ya karşı mücadeleye giriş­mek için yemin, etmiş oldukları bildiril­mektedir.

20 Haziran 1948

—Prag:

Yeni Çekoslovak Cumhurbaşkanı Gott-wald dün akşam, bîr seneyi geçmiyen âdi suç mahkûmlar! için bir af kararna­mesi imza etmiştir.

22 Haziran 1948

—Prag:

Af Kanununun yürürlüğe girmesi üzeri­ne dün Prag'daki «Pancrac» Hapishane­sinden 500 kişi serbest bırakılmıştır.

1Haziran 1948

—Atina :

General Markos'un Radyosu bugün Yu­nan çetecilerinin kardeş kanı dökülme­sini durdurmak maksadiyle yapılacak her türlü teklifi tetkike hazır olduklarını bildirmiştir.

Radyo, Faşist Kıraleilarm hu müracaatı bir zaaf eseri olarak kabul etmemeleri lâzmıffeldiğini ilâve etmekte ve şöyle demektedir:

Atina'daki Kıralcı faşistler Yunan İstan'm saadeti namına ileride kan dökülmesine mani olmak istemedikleri takdirde bizim, mücadeleye devam edecek kadar kuvve­timiz vardır.

—Atina :

Çetecilerin kardeş kanı dökülmesine son vermek için ileri sürülecek her teklifi müzakere etmeye hazır bulundukları yo­lunda asi kuvvetler tarafından vaoılan bir radyo vay mini yorumlayan Dışişleri Bakam Caldaris çetecilerin ya kayıtsız şartsız teslim olmaları veya tamamen imha edilmeleri lâzım geldiğini belirtmiş­tir.

Başbakan Sofulis.bursdvoyavmınm zaman kazanmak ipin yapılan^bîr tlofv ve bir saaf alametinden başka bir şey ol-mad'ğru söylemiştir. Başbakan şunları söylemiştir: Çe'eeilersamimîiseler,hükümettara­fından kendilerine teinin edilen iki aylık mütarekeyinedenkabuletmediler?

2Haziran 1948

—Atina :

Resmen bildirildiğine göre, Atina polisi, Komünist Partisi ouyanık kol» teşkilâtı­na mensup 44 üyeyi tevkif etmiştir.

Bu şahısların parti gizli polis şefleri ol­duğu sîiylenilmektedir. Yakında bir askorî mahkeme tarafından yargılanacak­lardır.

3 Haziran 1948

—Atina :

Üçüncü Kolordu tebliğ ediyor: ÜçüncüKolordubölgesindesenebaşın­dan31Mayıs tarihinekadarçeteciler 2408 öîü, 1243 yaralı ve 3788 esir vermiş­lerdir.

Basm muhabirlerine göre ordu Kuzey Yunanistanda çetecilere katî bir darbe indirmeğe hazırlanmaktadır. Bu taarru­zun Grammos Dağı bölgesine yöneltilece­ği anlaş:lmaktadır. Çetecilerin bulvar is­mini verdikleri bu bölgede asilerin ge­nelkarargâhıbulunmaktadır.

Bölge dağlık ve çeteciler tarafından hü­kümetlilerin taarruzuna karsı tahkim edilmiş olduğundan mücadelenin uzun ve çetin safhalar göstereceği anlaşılmak­tadır.

—Atina :

Yunan Hükümeti, Balkan ve Orta Avrupa memleketlerinden âsiler tarafından kaçı­rılan çocukların Yunanistan'a İadeleri için âcil tedbirler alınması talebinde bu­lunmuştur.

Yunan Hükümeti bu talebi ihtiva eden notayı Polonya, Çekoslovakya, Bulgaris­tan, Macaristan, Yugoslavya, Eomanya ve Arnavutluk'a göndermiştir.

—Atina :

Nafen Ajansı muhabirinin bildirdiğine göre, Yunan komünisterinin efendilerin­den daha büyük bir ölçüde yardım gör­medikleritakdirdedahilîharbikazan-

maktan ümidi kesmiş olduklarına dair deliller gittikçe çoğalmaktadır. Çetecilerin Radyo ile geçen Pazartesi günü barış yolunda yapmış oldukları tek­liflerden sonra Markos tarafından Ko­münist Partisi Genel Sekreteri Zaharya-dis'e Şubat aymda yazılmış olan bir mek­tup neşredilmiştir. Bu mektubunda Markos, toplayabildiği 50.000 kişilik bir kuvvetle hükümet kuvvetlerine karşı bir cephe taarruzu yapanuyacağını ve sivil halk arasından toplanan askerlerin bek­lenen neticeyi vermemiş olduğunu bil­dirmektedir.

Markos mektubunda, herkesin kaçmak ve hükümet kuvvetlerine iltihak etmek üzere ilk fırsatı kollanmakta olduğunu belirtmektedir.

1944 Aralık ayında Staİin tarafından gönderilmiş olan mesaj ile ilham edilen isyan hareketini nasıl tertip etmiş ol­duğunu anlatan Markos, ilk Yunan çeteci gruplarının, Aralık 1945 deki tarihî Fetrih toplantısından sonra, Sırbistan, Arna­vutluk ve Bulgaristan'a iltica etmiş bu^ lunan Yunanlılar arasından teşkil edil­miş ve bunların Genel karargâhlarının da Sırbistan'da Bülkes'te kurulmuş oldu­ğunu açıklamaktadır.

Markos'un ilâve ettiğine göre, Yugoslav­ya, Arnavutluk ve Bulgaristan ile imza­lanan anlaşmalar üzerine tâli merkezleri temin etmiş ve silâh ve cephane yardım­ları görmüştür.

Yİne aynı mektupta bildirildiğine göre, ilk hizmetlerden sonra, savaşa sabırla devam edilmesi yolunda ajanları vasıta-siyle tavsiyelerde bulunan Sovyet Rusya olmuş ve Yunanistan'daki Dağ Hükümeti de yine bu tavsiyeler üzerine kurulmuş­tur.

4, Haziran 1948

—Atina:

Selanik emniyet teşkilâtı çetecilere yar-dundan suçlu 39 komünist yakalamıştır. Suglular askerî mahkemeye verilmişler­dir.

5 Haziran 1948

—Paris :

Markos Hükümeti üyelerinden Yunan Komünist Partisi Genel Sekreterizahariadis hür Yunan Radyosunda geçici hü­kümetinin barış teklifleri yapmasının se­bebini izah ederek şöyle demiştir:

Eğer barış teklif ediyorsak, bunu halkın menfaati için yapmaktayız. Bu partizan­ların ne bir manevrası ve ne de zayıflı­ğına alamet değildir.

Geçici hür Yunan Hükümeti, iç durumu tetkik ettikten ve durumdaki son "geliş­meleri dikkat nazara aldıktan sonra, milletlerarası bansın kuvvetlendirilme­sine imkânları nisbeünde iştirak etmenin vazifesi olduğu kanaatine varmıştır. Ge­çici hür Yunan Hükümeti, milletin derin emeline karşılık vermek içindir ki, ba­rısı ve demokrat nizamı tesis etmek ga­yesini güden herhangi teşebbüsü kabul edeceğini açıkça ve şüphe götürmez bir şekilde bildirmektedir.

Haziran 1948

—Atina :

Çetecilere yardan ettiklerinden dolayı askerî mahkemece ölüme mahkûm edi­len ikisi kadm olmak üzere beş komünist dün Girid'de idam edilmiştir.

Heraklion askerî mahkemesi de dört as­ker kaçağına ölüm cezası vermiştir. Te-salya'daki Lorisso Askerî Mahkemesi çe­tecilere yardım suçundan 12 kişiyi ida­ma mahkûm etmiştir.

—Atina:

Çocukların kaçırılması hakkında hazır­ladığı raporunu bitirmiş olan Birleşmiş Milletler Balkan Komisyonu, velilerinin rızası alınmaksızın Yunanlı çocukların Arnavutluk, Bulgaristan ve Yugoslavya-ya götürülmelerinin devletler hukuku meselesi teşkil ettiğini ve Yunanistan'ın hükümranlığı meselesini ortaya attığım bildirmektedir.

Komisyonun serdettiği kanaate göre, Arnavutluk, Bulgaristan, ve Yugoslavya Hükümetleri bundan böyle Yunan ço­cuklarını kabul etmemesi ve halâ top­raklarında bulunan bu gibiçocukların

vatanlarına iade olunmalarına yardım etmelidirler.

17 Haziran 1948

—Atina :

Yunan Başbakanı Temistokles Sofulis, Cumartesi günü uçakla Larisa'ya gide­rek Arnavutluk hududu civarında Gram-mos dağı bölgesinde bulunan komünist çetelerine karşı harekete geçecek olan ikinci kolordu kıtalarına hitaben bir nu­tuk söyliyecektir. Henüz teeyyüd etme­yen bazı haberlere göre Yunan ordusu­nun Kuzey Yunanistan'da Florina ve Yanya bölgelerinde hükümet aleyhtarı kuvvetlere karşı son bir taarruza geç­mesi beklenmektedir.

—Atina :

Başbakan muavini Çaldaris halkçı par­tinin organı olan nAcropolis» gazetesin­de yayınlanan bir demecinde Yunan Hü-kümetinin halen hudutlarının müdafaa edilmeyen kısımlarının himayesini temin için Amerikan Hükümetinden asker gön­dermesini talep etmiş olduğu yolundaki şayiaları tçyit etmektedir. Çaldaris bu beyanatında Yunanistanda dahilî harbe son vermek için Yunanistanm Kuzey hudutlarında Birleşmiş Milletlere men­sup kıtalardan bir perde tesis edilmesi yolunda geçen ay General Van Fleet ta­vafından verilen raporla ilgili bu Yunan talebinin halen Amerikan Dışişleri Ba­kanlığı tarafından incelenmekte olduğu­nu ilâve etmektedir.

—Atina :

Yunan ordusu uçakları bugün General Markos'un genel karargâhına ve lata topluluklarına bin libreden fazla bom­ba atmışlardır.

Yanya'dan gelen haberlere göre, Yunan Topçusu Graınmos dağlan bölgesinde çe­te mevzilerine karşı harekete geçmiştir. Bu hareketlerin hedefi, Arnavutluk hu­dudu yakınında Pindus dağlık kesimin­de girişilecek kuvvetli bir taarruzun başlangıcını sağlayabilmektedir. Markos kuvvetleri hükümet kıtalarının ilerlemetehdidi karşısında şimdiyekadar iki tarzda mukabil harekete başvur­muştur. Bunlardan biri Yanya - Kalpaki yoluna hakim asprangelos köyüne gece baskınları yapmak ve diğeri Yunan ordu­sunun ileri hareketini geciktirmek İçin Konice güney batısında bulunan iki köp­rüyü tahrip suretiyle baltalama hareket­lerine girişmektir.

19Haziran 1948

—Atina :

Basın muhabirlerinin bildirdiklerine gö­re Epir'in kuzeyinde hükümet ordusu Yanyanın kuzeyinde Kalpaci yolu üzerin­de bulunan Asprangloy köyündeki parti­zanları geri püskürtmüştür. Bu yolun kenarında bulunan Mitsikeli sıra dağla­rı da hükümet kuvvetleri tarafından İş-, gal edilmiştir. Bu kuvvetler partizanlar tarafından döşenmiş olan manileri te­mizlemişlerdir. Ayni kaynaklara göre par­tizanların kayıpları 12 ölü, yaralü ve esir-dü Hükiimetçilerin kayıpları ise 3 ölü, 10 yaralı ve 35 kayıptır.

Gramraos dağında yapılan hazırlık taar­ruzu hergün şiddetini arttırmaktadır.

Hava kuvvetlerinin faaliyeti partizanla­rın ağır kayıplara uğramasına ve istih­kâmlarının harap olmasına sebep olmak­tadır.

20Haziran 1948

—Atina :

Yunan hükümet kuvvetleri bu sabah Batı Makedonya dağlarında âsilerin en kuvvetli incvkilerinden birine karşı taar­ruza geçmiştir. Arnavutluk hududu yakı­nında olan bu bölge iki senedenberi âsi­lerin elinde bulunmaktadır.

—Atina :

Grammas dağı bölgesinde muharebe şid­detini arttırmaktadır. Dün hükümet kuv­vetleri Mestorion şehrinin batısında parti­zanların müdafaa hattına dahil bulunan Bufos ve Nicleri isimlerinde iki müstah­kem mevkü zaptetmişlerdir. Partizanla­rın mukavemeti gittikçe hissedilir bir hal almaktadır. Nİcoleri mevziini geri almak maksadiyle partizanların yaptıkları bir taarruz muvaffakiyetle geri atılmıştır.

—Atina :

Atina Ajansıbirdiriyor:

Bu sabah Konice ve Batı Makedonya bölegelerini ziyaret eden Başbakan Mu­avini Çaldaris, hararetli gösterilerle kar­şılanmıştır. Koniea hava üssündeki bir­likleri teftiş ettikten sonra Çaldaris, ileri bir gözetleme postasına kadar giderek harekâtıbizzat takip etmiştir.

Çaldaris komutana, harekâtın memnuni­yet verici gelişmesinden ve bütün erlerin gösterdiği parlak kahramanlıktan duy­duğuhayranlığıbildirmiştir.

—Atina :

Hükümet kaynaklarından verilen haber­lere göre, hava kuvvetleri Grammos Dağı üzerinde partizanların mevzEerine ara vermeden taarruz etmekte ve topçu kuv­vetleri tarafından desteklenen piyade birlikleri ağır bir şekilde ilerlemekte ve partizanların hatlarına sızmaktadır. Gram­mos Dağının doğusunda Langa kasabasının ve Megali Ondria Tepesinin işgal edilmiş olduğubildirilmektedir.

Hükümet kuvvetlerinin gayesi Grammos Dağı bölgesini Prespa Gölü hudut hattın­dan ayırmak iğin Amuda ve Sta müstah-hem mevkilerini ele geğirmektir.

Graramos'ıın Güney Batısında Konice-'-uin Kuzeyinde savaş gittikçe şiddetli bîr hal almaktadır. Partizanlara son ferde ka­dar savaşmak için emir verilmiş olduğu teyid edilmektedir. Hükümet kuvvetleri dün Amarandos ve Stratsiani kasabaları­nı eie geçirerek partizanların ilk müda­faa hattını yardıktan sonra Pyrsonganni ve Kievti istikametinde ilerleyerek ikin­ci müdafaa hattını da yarmaya çalışmak­ladırlar. Henüz teyid edilmeyen bir ha­bere göre, Pyrsonganni İşgal edilmiştir. Su kesimde dün hükümet kuvvetlerine Arnavutluk topraklarından ateş açılmış­tır. Birleşmiş Milletler Teşkilâtına men­sup iki müşahit heyeti bu meydan oku­mayı tesbit etmiştir.

—Atina :

Atina Ajansının verdiği habere göre, Kı­rat Paul yarın harekât sahasına gitmek üzerebugünKozana'dabulunanikinci Yunan ordusu karargâhına gelmiştir. Bundan başka Başbakan Yardımcısı Çal-daris de çarpışmaların şiddetle cereyan etmekte olduğu Konice bölgesinin ileri mevzilerine gitmek üzere Kozana'dan uçakla yola çıkmıştır.

24 Haziran 1948

—Atina :

Yunan ordusunun tebliğinde, hükümet kuvvetlerinin Arnavutluk'la Yunanistan arasındaki hudut bölgesinde âsilere kar­şı hücumlarının memnunluk verici bir şekildedevam ettiğinibildirilmektedir.

Asilerin hükümet kuvvetlerine hücum ;çin Arnavutluk topraklarından faydalan­dıkları hakkında Yunan Hükümeti tara­fından ileri sürülen ittihamları tahkik etmek üzere Birleşmiş Milletler müşahit­lerinin bu bölgeye gelmesi beklenmek­tedir.

—Atina :

Anadolu Ajansının özel muhabiri bildi­riyor:

Üç ijTÜndenberi çetelerle yapılan ve de­niz bölgesinde bütün şiddetiyle hüküm süren "Yunanistan muharebesi» hakkın­da alman ilk haberler çok memnunluk verici mahiyettedir ve Markos'un komü­nist çetelerinin bu yılkİ sefer neticesinde esas inlerinden nihayet dışarı atılacağını göstermektedir.

Temizlenmesi gereken Yunan arazisi, Yanya, Meçovo, Grebena ve Kesriye'nin cenup batısında Nestorion şehir ve kasa­baları ile hudutlanmış bulunmaktadır. Bu arazi içinde 70 kadar köy ve topluluk ve ayrıca Grammos, Zanoria, Miekel, Voi-os, Vasilitra ve saire dağlan vardır. Dağ­ları saymakhğımın sebebi, harekâtın ne kadar güç olduğunu göstermek içindir. Bilhassa şurasını da gözönünde tutmalı­dır id, hücum eden kıtalar, karsüarınd» Metaksas hattı tarzmda kuvvetli müstah­kem mevkilefa bulmaktadırlar. Muhare­beye 40 bin kadar asker iştirak etmekte ve hücumlar, ezcümle Nestorion, Grebe­na, Meçevo, Yanya ve Konice istikamet­lerinden, mütemerkiz bir şekilde ve muh­telifyollardanyapılmaktadır.Bilhassa Torba'nsn Arnavutluk Hududuna yakın iki şimal köşesindn yapılan hücumlar üzerinde İsrar edilmektedir. Bunun sebe­bi, muharebe kat'î safhasına girmeden evvel çetecilerin Arnavutiuk'a iltica et­mesini, imkân nisbetinde önlemek ve çeteleri imha için îorba'nm ortasında toplıyabil inektir. Bu sene harekâtın mu-vaffakiyetîndeki esaslı âmil. Amerikan yardımı sayesinde hava kuvvetlerinin ve topçununtpsirlifaaliyetidir.

— Atina:

Grammos Dağında girişilen taarruzun ücüneii gününde her iki tarafa bütün cephe üzerindeki çarpışmalan şiddetlen­dirdikleri göse çarpmaktadır. Grammos'-m doğusunda bu bölgenin anahtarı mev­kiinde olan Amuda isimli müstahkem mevkii efe geçirmek isteyen hükümet kuvvetleri tssia başla dövüşmektedirler.. Bu mevkii hükümet kuvvetlerinin bas­kısından kurtarmak üzere çeteciler ta­rafından yapılan mukabil hücumlar püs-kürtülmüştür.

Basın muhabirlerinin verdikleri haber­lere göre Grammos Dağında âsilerin uğ­radıkları kayıblar 180 öiü ve 284 esirden ibarettir.

300 yaralının Arnavutluğa götürüldüğü söylenmek fediv.

—Atina :

Sağcı bağırışız «Katimerini» gazetesi, Spir'in kuzeyinde bulunan topraklar hak­kındaki Yunan talepleri ile alâkalı ola­rak dün Başbakan Muavini Çaldaris ta­rafından Yanya'da yapılan aşağıdaki de­meci yayınlamaktadır:

Arnavutlukla halen muharip vaziyetin-deyiz. Yunanistan'la Arnavutluk arasın­da yapılacak olan müzakereler otomatik olarak Kuzey Epir meselesini ortaya çı­karacaktır.

M. Çaldaris meselenin sür'atle halledile­ceğiümidindeolduğunuüâveetmiştir.

25 Haziran 1948

—Atina :

Adalet Bakanı Zadas'jn katli hadisesin­den dolayı idama mahkûm edilen 8 kişiden altısı şafakla beraber Atina'daki eGoudİ!> Poligonunda kurşuna dizilmiştir. Diğer taraftan «deniz kuvvetlerinde ya­pılan sabotajeıliku davasında idama mah­kûm olunan 21 kişi de bu sabah idam edilmigdir. Mahkûmların hepsi idam seh-pasmm önünde millî marşlarını söyle­mişlerdir.

—Atina:

Meclis kumarı meneden kanana aykırı hareket ettiğinden dolayı Saylav Papa-kin'in ve düşmanla İşbirliği yapmaktan sanık Nikolaidis'in teşriî dokunulmazlık­larının kaldırılmasına karar vermiştir.

—Atina:

Gazeteler âsilerin Şefi General Markos'-un karargâhını Yunan topraklarından, Arnavutluk topraklarına naklettiğini yaz­maktadırlar.

Komünistlerin yakında yunanistan'da ellerinde tuttukları son toprak parçasını da terkedeceklerine bu hareketin bir de­lil teşkil ettiğineişaret olunmaktadır.

— Atina :

Bugün bildirildiğine göre Yunan Hükü­met kuvvetleri. General Markos ve Kur­may Heyetini dağlarda bulunan genel karargâhından atarak Arnavutluk hudu­du civarında kuvvetle tahkim edilmiş olan sırtları işgal etmişlerdir.

General Markos ile maiyetindeki kuvvet­lerin Etomelica Kalesini terkettiklerine dair Larisa'dan ahnan haberlerde Mar-kos'un maiyetindeki kuvvetlerle Arna­vutluk hududuna doğru çekildiği ilâve edilmektedir.

Arnavut Telgraf Ajansının Belgrad'a ge­len haberine göre Koniea muharebesin­den sonra hududu geçen «serbest Yunan kuvvetlerine nıensub müfrezelerin silâh­ları alınmış ve enterne edilmiştir.

28 Haziran 1948

—Londra :

Koma Radyosunun bildirdiğine göre, ((komünistlerin tehdidi altındaki bölge­lerde bulunan Yunan çocuklarının tah­liyelerine yardım için Papa 120 milyon Drahmivermiştir.


—Atina :

Atinabasınınınaldığı haberleregöre Grammoscephesindeharekâtyavaşge-. üşmektedir. Güney kesiminde kâin Orliaka dağların­da hükümet kuvvetleri Kroniag Mikro-mivado, Tokerasis ve Spilson kasabalarım ele geçirmişlerdir. Güney Batı kesimin­de harp ayni şiddetle devam etmekte­dir. Âsiler Arnavutluk topraklarını ha­reket noktası gibi kullanarak buraya topçu, kuvvetlerini yerleştirmektedirler. Kurmay Şefi General Giantds beyanatta bulunarakdemiştir ki:

«Hedeflere evvelce tesbit edilen program gereğince varılmaktadır. Oldukça ağır olan âsilerin kayıbları bilhassa yangın bombası istimalinden ileri gelmektedir.» Bazı basın muhabirlerine göre hükümet kuvvetleri harp meydanında 100 kadar kömür haline gelmiş çetecinin cesedleri-ni bulmuşlardır. Âsilerden mürekkep bir birlik Makedonya'da Kâin Edesa şeh­rine taarruz ederek muvakkaten buraya girmişler fakat derhal geri püskürtülmüş -lerdir.

27 Haziran 1948

—Atina:

26 Haziran sabahı 1400 kadar çeteci Epir'-de Aratos Irmağını geçmişler ve Preveze'-yi Yanya'ya bağlayan yolu işgal için Aetorachi tepelerinde mevzi almış bulu­nan Yunan muntazam kuvvetlerine taar­ruz etmişlerdir. Üç saat süren çarpılma­lardan sonra çeteciler savag yerinde 40 ölü bırakarak püskürtülmüşlerdir.

—Atina:

Atina Ajansı bildiriyor: Genelkurmayın 26 Haziran tebliğidir: Batı Makedonya'da, Nestoryon'un kuzey' batı ve güney batısında ve Kastano-horya ve Monatikaranya bölgelerinde savaşlar devam etmektedir. Hava kuv­vetleri bütün gün, çetecileri özel bir ba­şarı ile hırpalamıştır. Kaybımız, biri su­bay olmak üzere 6 Ölü, oniki yaralıdır. Çeteciler ise 31 ölü, 9 esir vermişlerdir. Çetecüerdeo 12 kişi de teslim olmuştur. Epir'de Sarandapora Vadisinde çarpışmalar devam etmiştir. Çetecilerin mukave­meti kırılmıştır.

Profeteli bölgesinde çetecilerin iki karşı hücumu geri püskürtülmüştür. Kuvvetle­rimiz üç ölü ve bîri subay olmak üzere 3 yaralı vermişlerdir. Çetecilerin kayıp­ları belli değildir.

Diğer bölgelerde keşif hareketleri kayde­dilmiş, çeteciler hırpalanmışlardır,

Orta Makedonya'da Bel Duran bölgesin­de topçu düellosu cereyan etmiştir. Kus-ya Dağlarında yapılan istikşaflarda yeni bir cephane deposu meydana çıkarılmış­tır.

24 Haziran gecesi çeteciler Edesa'nın Ku­zey yamacı arma sokularak şehrin dışın­daki üç evi tahrip etmişlerdir. Çeteciler, şehre Havan Topu ateşi de açmışlarsa da bir zarar yapmağa muvaffak olama­mışlardır. Tesalya'da, Elason'un kuzey böl­gesine çeteci grupları sızmıştır. Birlikle­rimiz üç köyde hücuma uğramı;, diğer iki köy yağma edilmiş, Elasona'yı Koza-ni'ye bağlıyan bir yol parçası tahrip edil­miştir. Birliklerimiz, 11 ölü, 14 yaralı ve sekiz kayıp vermişlerdir. Çetecilerden 16 sı ölmüş. 3 ü yaralanmış ve yedisi tes­lim olmuştur.

Peloponez'de Taygete bölgesinde savaş­lar devam etmektedir. Eti savaglardaki kaybımız bir yaralıdır. Çeteciler, 9 ölü ve 11 esir vermiştir.

— Atina:

Anadolu Ajansmın özel muhabiri bildi­riyor :

Markos'un Grammos bölgesinde Aeto-militas Köyünde bulunan genel karargâ­hını Arnavutluk topraklarında huduttan yedi kilometre içeriye nakletmiş olduğu hakkında bazı haberler çıkmıştı, bununla beraber ilgili olarak iyi haber alan bîr kaynaktan öğrenildiğine göre, Markos'­un genel karargâhı kat'iyen Aetomilitas Köyünde bulunmamıştır. Ayni kaynaktan üâve edildiğine göre, General Markos bazı nadir haller hariç daima Yunan topraklarına gelmekten kaçınmıştır. Mar­kos çetecileri, yabancı teknik müşavirle­rinin kendilerini daha emniyetli hissettik­leri ve muhtemel milletlerarası ihtilatlar husule getirmesi mümkün bütün sürpriz­lerden uzak bulunduklar! hududun, öbür tarafında çeteleri idare etmeyi tercih et­miştir.

—Atina :

Atina Ajansı bildiriyor : Yugoslav Hükümeti, Yunan Hükümetine verdiği cevapta, Markos çeteleri tarafın­dan zorla kaçırılıp Yugoslav toprakları­na götürülen çocukları geri vermiyeeeği-ni bildirmiştir. Yugoslav Hükümeti ce­vabında, bu çocukların Yunanistan'daki «Anarşi» yüzünden çıküklarını ve Yu­goslavya'nın bunları insanî sebeplerle kabul etmiş olduğunu iddia etmektedir. Yugoslav Hükümetinin cevabına göre, bu çocukların iadesi ancak Yunanistan'daki karışıklıkların sona ermesinden sonra düşünülecektir.

—Atina:

Atina Ajansı bildiriyor : Arnavutluk Hükümeti Tiran Radyosun­da yayınladığı bir tebliğde, Grammos Da­ğındaki harekât esnasında geri çekilen Markos kuvvetlerinden Arnavutluk top­rağına giren 17 çetecinin silâhları alındı­ğı bildirilmiştir.

Bu tebliği yorumhyan Yunan siyasî mü­şahitleri, suyu bulandırma siyasetinin Arnavutluk propagandasının mûtad bir usulü olduğunu bildirmekte, ve şöyle de­mektedirler :

Bu tebliğ, Arnavutluk Hükümetinin Mil­letlerarası taahhütlerine kargı dürüst ha­reket ettiğini göstermek gayesiyle yapıl­mış ve çok geç kalın iş bir dostluğun te­zahürüdür:. Bu, evvelâ, Arnavutluğun, Markos çetecilerini çeşitli ve sistemli bir şekilde desteklemiş olmasından ileri gelen intibaıbiraz uyandırmak ve sonra

ta, Arnavutluk Hükümetinin, çetecilerin kendi topraklarında serbestçe dolaşmala­rına bugün bile müsamaha ettiğini giz­lemek yolunda yapılan bir propaganda gayretidir. Bilindiği gibi Arnavutluk Hü­kümeti bu suretle çetecilerin kendi top-raklarında serbestçe dolaşmalarına bu­gün büe müsamaha ettiğini gizlemek yo­lunda yapılan bir propaganda gayretidir. Bilindiği gibi Arnavutluk Hükümeti bu suretle çetecilerin Arnavutluk sınırında savaşan Hükümet kuvvetlerine yandan hücumetmekimkânınıvermektedir.

28 Haziran 1948

— Atina:

Atina Ajansı bildiriyor : Ordu Genelkurmayının 27 Haziran tebliği: Orta Makedonya'da, TJrerya Dağı, Pay-yon ve Vermion bölgelerinde hafif çar­pışmalar olmuştur. Dün, Selanik'te saat 17 de hususî bir Jeep otomobiline yer­leştirilenbirbombapatlamış,birkişi

Ölmüş,İkikî§İyaralanmıştır

Batı Makedonya'da hava kuvvetlerinin de iştirakiyle muhtelif çarpışmalar cere­yan etmiştir. Kaybımız, biri subay olmak üzere 4 kişidir. Çeteciler 35 Ölü vermiş­lerdir.

Bpir'de, Sarantaporos Vadisi dolayların­da çarpışmalar devam etmektedir. Çeteci­lerin hücumların geri püskürtülmüştür. Birliklerimiz iki ölü, dokuz yaralı vermiş­lerdir. 27 çeteci öldürülmüştür. Araktos bölgesinde çarpışmalar olmuştur. Takvi­ye latalarının müdahalesiyle çeteciler geri atılmıştır. Kaybımız 6 ölü, 24 yaralı­dır. 32 çeteci öldürülmüş, 5 i kadın ol­mak üzere 22 çeteci esir edilmiştir. Çete­cilerin ölüleri arasında üç komutan var­dır.

Peloponez'de, Taigetos bölgesinde çarpış­malar olmuştur. Çetecilere aît tesisler ve depolar tahrip edilmiştir. Bu çarpışma­lar sırasında hiç kaybımız olmamıştır. Çeteciler 4 ölü ve 27 yaralı vermişlerdir.

29 Haziran 1948

— Atina :

Başbakan muavini Çaldaris Başbakan Sofulis'e bir mektup göndererek askerî harekâtı Milletlerarası siyasî durumla ve memleketin dış siyasetiyle koordone etmek için Yüksek Savunma Konseyinin derhal toplantıya çağrılmasını istemiştir. Başbakan Sofulİs konseyi yarın için top­lantıya çağırmıştır. Bu, konseye deniz, ka­ra ve hava bakanları ile Genel Asayiş Bakam iştirak edecek ve Millî Savunma Konseyinin inceleyeceği meselelerin gün­demini hazırlıyacaklardır.

Markos Hükümetinin iflâs bo­rusu».

Yazan:MehmetFarukGürtunca

2 Haziran 1948 tarihli «Her Gün» İstanbulMam

Geçen hafta. Yunan millî kuvvetleri ko­münist çetecilere Epir bölgesinde, Meço-va'da vesair bölgelerde büyük darbeler indirdi. Markos kuvvetlerinin zayiatı 7000 i bulmuştur. Bu, 20 - 25 bini geçmi-yen çeteciler için yabana altialack bir ra­kam değildir. Geçen hafta içinde kuzey bölgesinde yakalanan ve Yugoslavlarla İrtibatı temin eden bir çetecinin ifadesi­ne göre Markos kuvvetleri, Millî Yunan kuvvetlerinden çok yılmağa başlamıştır. Amerikan, silâhlı yardımının kesin bir surette vuzuh buluşu ve bu silâhların çetecilere kargı kullanılması bugünkü muvaffakiyeti sağamışör.

Birkaç gün önce Makedonyada Kılkış'ta Markos lehine çalışan casusların meyda­na çıkarılması da Yunan hudutları içinde artık millî hükümet aleyhine çalışılamı-yacağmın bir ispatı olmuştur. Tutulan casuslar, akıbetlerinin ne netice verece­ğini daha önceden kestirerek intihara bi­le teşebbüs etmişlerdir. Hastaneye götü­rülen casus teşkilâtı reisi bu suretle ken­disine kıymıştır.

Batı Trakyada da temizleme hareketi, ge­çen hafta büyük bir başarı ve millî kuv.-veüerin üstünlüğü ile neticelenmiştir. Yalnız bu bölgedeki çeteciler, sıkıyı gö­rünce Arda nehrini aşarak Bulgar top­raklarına sığınma çaresini' bulmuşlar ve fırsat bulunca tekrar hücuma geçmişler­dir. Arada sırada Gümülcüne ve Dede-ağaç arasında işleyen trenlere hücum­ları bu sebepten ileri gelmektedir.

Batı Trakyada çetecilere karşı hareket­lerde Yunan millî kuvvetlerinin çok enerjik hareketinin çok elzem olduğunda Atina basını da ittifak etmiş bulunuyor­du. Türk hükümetinin Batı Trakya Türk­lerinin, komünist çeteciler zulmünden kurtulmak için Türkiyeye hicretini dü­şünmesi Atinada büyük bir endişeyi mu­cip olmuştu. Zİra, Gümülcüne. İskeçe ve havalisi Türklerinin buralardan göç et­mesini hudutlar Ötesi sebeplerde aran­ması lâzımgeldiği kanaatinde olan Yu­nan basını bundan Yunan hükümetinin, veay Yunan milletinin mes'ul olmadığı­nı Ueri sürmektedirler. İşte bundan do-layîdır- ki, Batı Trakya harekâtı dinamik bir şekil almış bu bölgelerde Yunan çe­tecilerinden eser kalmamıştır. Eğer böyle olmamış olsaydı. Türk ırkından olanların Batı Traktadan göçetmeleri belki ileride halli müskil ihtilâflara yol açmış oîacak-ti.

Mamafih, GümülcÜneden gelen bazı Türk kardeşlerimizin; «Türkiyeye hicret» me­selesinden dolayı her an bir (bekleyiş) durumunda olduklarını ve iş tutmadık­larını öğrenmiş bulunuyoruz. Buradaki kardeşlerimizi bu durumdan kurtaracak vaziyet ancak, komünist çetecilere karşı üstünlük olabilirdi. Yoksa, insanın ma­lından, canından emin olmaması ve bil­hassa çetecilerin Türk azınlığa kargı gös­terdiği vahşİyane işkenceler, genç çocuk­ları dağa kaldırmış, kadınlara tasallut ninelerin saçından sürüklenmesi hiç şüp­hesiz ki Batı Trakyada Türkler için hic­retten başka bir kurtuluş yolu bırakmı­yordu.

Amerikan silâhlı yardımının fazlalığın­dan doğan üstünlük nihayet kendisini göstermiş ve Markos çetecilerini günden güne kahkari bir mağlûbiyete sevketmîs-tir.

Düzme general Markos'un iflâs borusu, artık kendi (Hür Yunanistan radyosu­nun antenlerinde ötmeğe başlamıştır. Markos, kurduğu dağ. ve çete hükümeti­nin Rus Balkan peyki devletler tarafın­dan bile resmen tanınmamış olmasından


büyük bir hayal sukutuna uğramıştır. Şimdi güya kan dökülmesine mâni olmak için Atina Hükümeti tarafından yapıla­cak herhangi teklifi incelemeğe hazır ol­duğunu bildirmektedir. Yiğitliğe ieke sür­memek için de: (Atinadaki Kralcı faşist­ler, YunanJstamn saadeti namına ileride kan dökülmesine mâni olmak istedikleri takdirde bizim mücadeleye devam ede­cek kadar kuvvetimiz vardır.) demekte­dirler.

Fakat, uzlaşma teklifi Markosun tama­men büyük bir za'fıdır. Bu za'fm arka­sında Kremlinin mağlûbiyetini görme­mek imkânı yoktur- Balkanlarda şaşkın­lık başlamıştır. Zaten gerek Sovyet işgali altındaki yerlerde, gerek peyk devletler halkında bir iç mukavemet başlamış bu­lunmaktadır. Çekoslovakyada bütün bas­kıya ve Jandarma kudretine ölüm teh­didine rağmen halkın komünist aleyhta­rı bir durum olması, bazı bölgelerde yüz­de elli nisbetinde beyaz oy pusulası ve­recek kadar cesaret göstermesi bunun başlıca

Acaba, Markos kan dökülmemesi için konuşma ve anlaşma teklifini yaparken neyi düşünmüştür? Bu hareketinde sa­mimî midir? Yoksa, Kremlin emirleriy­le yapılan bir manevra mıdır? Ne olur­sa olsun Markos kukla hükümeti şaş­kınlığa uğramıştır. Taraftarlarının üçte birini kaybetmesi ve yeni taraftar bula­maması Markos'u kukla iplerini artık serbest oynatamamağa mecbur etmiştir. Bu durum karşısında hiçbir teklifi ka­bul etmiyen Atina Hükümetinin kesin karan şudur: ya kayıtsız şartsız teslim. Veya çetecileri tamamen Yunan toprak­larında yok etmek.

Haydi hayırlısı.

Yanamstanda komünist isyana nın son gönleri».

Yazan:Asım. US

Vitriankomünistlerinin Bagkaptanı Mar­kosun bir anlaşmaya varmak ve iç har-

be son vermek İçin Atina Hükümeti ta­rafından yapılacak her teklifi tetkike ha-sar olduğunu radyo ile ilân etmesi Bal­kanları karıştıran komünistlik tahrikçi­liğinde geriye doğru mühim bir dönüm noktasıdır. Hatırlardadır ki Yunan Markoscuları bir seneye yakın bir zaman evvel Atina hü­kümetini düşürmek için büyük ümitle­re kapılmışlardı. Yunanistanın kuzey hu­dudunda bir komünist hükümet ilân et­mek teşebbüsünde bulunmuşlardı. Bu komünist hükümet ilân edilince Sovyet Rusya ile peykleri Yunan milletini tem­sil eden hükümet olmak üzere onu tanı­yacaklardı. Komünüstler bu teşebbüsleri­ni gerçekleştirmek için çok uğraştılar. Muvaffak olamadılar. Bu muvaffakiyet-sizlik komünistler için beklenen mağlu­biyetin başlangıcı idi. Şimdi kaptan Mar­kosun Atina Hükümeti tarafından gele­cek her türlü anlaşma teklifini tetkike hazır olduğunu ilân edişi artık kesin mağlubiyet deminin yaklaşmış olduğunu göstermektedir.

Vakıa kaptan Markos Atina hükümetine bu şekilde müracaat ederken bunun bir zaaf eseri diye telâkki edilmemesi lâzım geldiğini ilâve etmiştir. Eğer bu şekildeki müracaatı bir zaaf değilse ne eseri oldu­ğunu kendisi söyleyebilirdi. Kardeş kanı dökülmemesini istiyen bir adam için Yunanistanın can düşmanı olan Slavla-rile birleşerek memlekette bir iç harbi uyandırmak imkânı tasavvttır olunabilir mi? Kaldı ki Yunan Hükümeti şimdiye kadar bir çok defalar komünist çeteleri-ri anlaşmaya çağırmıştır. Muhtelif za­manlarda genel aflar da ilân olunmuştur. fakat kaptan Markos Atina Hükümetinin bütün bu tekliflerini ve teşebbüslerini zaaf alâmeti telâkki ederek anlaşmaya yanaşmamıştır. Onun için şimdi Yunan Hükümeti de kayıtsız şartsız teslim ol­maktan başka kendileri için çıkar vol kalmamış olduğunu ilân ediyor.

Yunan komünistleri istediklerini Atmaya İcabul ettirmek için hatırı'hayale gelmi-yen her çareye bag vurdular. -İş ve güç­leri ile meşgul olan halkı ayaklandırmak için büyük yaşlaki çocukljaı tophyarak Yugoslavyaya kaçırdılar Batı Trakya Türklerdensilâhkollanabilecek yaşta olanlan bile bu arada dağlara kal-gençlerden bin beş yüz kadarı kaçarak dirdılar. Bu şekilde ellerine silâh verilen köylerine dönmüşlerdir. Bu hâdiseler Yunan komünist çeteleri denilen insan­ların ne gibi insafsızca tazyikler ile kul­lanılan zavallılar olduğunu İsbat ediyor­du.

Anlaşılan kaptan Markos artık Atina Hükümetini devirmek için kullanılacak hiçbir vasıta kalmadığına inanmıştır. İç harbi durdurmak için yapılacak her tek-

etmesi

lifitetkikehazırolduğunuilân ancak bu suretle tefsir olunabilir.

Kaptan Markostan kayıtsız şartsız teslim olmak beklenemez. Onun yapacağı Sov­yet Rusya ile peykleri tarafından yardım gördükçe tahrikçiliğine devam etmek ve hiç bir iş yapamaz hale gelince Yunanis­tan hudutlarından çıkıp gitmektir ve şim­diye kadar zor altında çeteci diye kulla­nılan zavallıları felâketleri içinde bırak­maktır. Kaptan Markosun teklifi bugü­nünuîakiardaolmadığınıanlatıyor.

image005.gifHer zamanki jeehresiyle görünmekte olan Belgrat'da halk kominform'ın kara­rım yabancı memleket radyoları vasıta-siyle öğrenmiştir.

Başşehrin yabancı çevrelerinde gerek iç politika gerekse dış siyaset alanındaki neticeleri itibarüe kominform'ın kara­rından doğan durum yakından takip edil­mektedir.

— Budapeşte :

Mareşal Tilo'nun kominform tarafından itham edilmesi Budapeşte'de büyük bir heyecan yaratmakla beraber bazı siyasî çevreleri fazla hayrete düşürmemiştir.

Tito'nun gözden düştüğüne dair söylen­tiler, sırf bir protokol meselesinden dolayı Başbakan Denyeş'in Tito'ya doğum yıl dönümü münasebetiyle tebrik teglrafı çekmekten imtina ettiğinden beri dolaş­makta idi.

Belgrat:

n fnrm'ın periiyi tenkit için Prag'da neşrettiği tebliğ üzerine Yugoslav Ko­münist Partisinin kominform'dan ihracı­na dün akşam burada intizar edilmemek­te idi.

Yugoslavya'yı Sovyet birliğine ve parti'ye karşı hareket etmekle itham eden beyan­name burada tam bir süpriz yaratmışta. En mühim ithamlardan bîri, Yugoslav­ya'nın iç siyasetinin bahis mevzuu olaca­ğı kominform'un bîr toplantısına iştirak etmemiş olmasıdır.

Dün gece bu hususta hiçbir resmî tepki kaydedilmemiştir.Helekominform'ın

tebliği Çek Komünist Partisi organı olan Rude Prav o tarafından neşredildikten sonra şimdilik herhangi bîr tepkiye in­tizar etmek mümkün değildir.

Yugoslavya'nın son siyasî hareketi ne­den ibaret olacağı belli değilse de, mil­letlerarası siyasetini herhangi bîr şekil­de değiştirebileceğine ve Rtts Kokundan ayrılacağına ihtimal verilemez. Dün akşam BelgralMa sükûnet hüküm sürmekte idi. Prag'da cereyan eden ha­diselerden pek az kimselerin haberdar olduğu anlaşılıyordu.

'— Belgrat:

Belgratgazeteleribugünherzamanki

şekillerüe çıkmış ve kominform'ın aforozuna hig bîr imada bulunmayarak Sovyet menbamdan aldıkları makaleleri neşre devam etmişlerdir.

Sokaklarda ve dairelerde herkes kulak­tan kulağa yorumlar yapmakta fakat bu­ralarda günün mevzuunu hatırlatan hig birişareterastlanmamaktadır.

—Londra :

Yugoslav Komünist Partisinin kominEorm-dan çıkarılması Fransa, İtalya ve Bulgar Komünist Partileri tarafından müştere­ken tasvip edilmektedir.

Bulgaralr tarafından yayınlanan bir teb­liğde Yııgoslavyada Marksizme ve Le~ ııinizme sadık kalacak olan ve Marksizm ve Sovyet aleyhtarı temayülleri yenecek yeter derecede unsurlar bulunacağı ümi­di İzhar edilmektedir.

29 Haziran 1948

—Atina:

Anadolu Ajansının özel muhabiri bildiri­yor :

Yugoslav Komünist Partisinin ve Mare­şal Tito'nun kominformdan çıkarılmaları Atina'da çetecilerin harekâtını ikinci plâ­na düşürecek derecede büyük bir heye­can uyandırmıştır. Doğu blokunda açılan bu ilk büyük gedik bizzat hadiselerin alacağı cereyanla ve buhranın hal şekli ile Yunan dahilî harbine son derece te­sir edecek mahiyette addedilmektedir.

Bu meselede ve bilhassa Markos mesele­sinde Stalin'le Tito'dan ve Rusya ile Yur goslavyadan hangisinin daha ağır basa­cağı düşünülmektedir.

Bu ayarhk burada bilhassa Tito île Dİ-mitrof arasındaki eski rekabet ve make-donya meselesinde Sırbistan ile Bulga-istan arasında mevcut ihtilâfla alâka'' görülmektedir.

30 Haziran 1948

— Paris ;

Fransız Humanite Komünist gazetesi, Ya-goslavlannkominformaverdiklericevabm büyük bîr yalan olduğunu yazmakta­dır.

Bununla beraber B. B. C. nin Paris mu­habiri, Fransız komünidüerinden çoğu­nun Kremlin'in diğer memleketlerin ko­münistlerinden istediği itaat derecesinin şimdi farkına vardıklarını, bildirmekte­dir.

Muhabir, Fransa'nın komünist olmayan çevrelerinde, Yugoslavya'deki Sovyet teb'alanmn Yugoslav dabilî emniyet me­murları tarafından nezaret alünda bu­lundurulduğu, yolunda kominform tara­fından ileri sürülen ittihamm pek eğlen­celi bulunduğunu ilâve' etmektedir. Fil­hakika bu iddia bizzat bugünkü, casusluk. ve polis baskısı sisteminin önderleri on­lar tarafından ileri sürülmektedir.


Yugoslavya ilk komünist çözül­mesi».

Yazan:MehmetFarukGürtanca

29 Haziran 1948 tarihli «Her Gün» İstanbu'dan:

Kominform'un merkezi olan Belgrad'da kızıl tacdar Tito ve arkadaşları komin-form'dan çikarılmjşlardir. Bu haber Bal­kanlarda ve dünyada bir top gibi patla­mıştır. Haziranın 15 inde Bükreş'te toplan­tı yapan (Kominform), Varşova görüş­melerinden de sonra, Yugoslav Komü­nistlerini îhraea kadar vermişlerdir ve Bükreş toplantısına Yugoslav temsilcile­ri iştirak etmemiştir.

Bu, şunu anlatıyor id. Bolşeviklerin ipli­ği, artık Peyk, Komünist memleketlerde pazara çıkmış bulunuyor.

Komünizm'in yedi başından biri, Balkan ejderhasınındişlerindeyenecekgibi. İhrag sebebine gelince:

Tito'nun ve arkadaşının hareketi Mosko­va nezdinde artık beğenilmiyordu. Zaten, Kremlin hiç bir zaman re'sen hareketi sevmez.. Bundan dolayıdır ki, Sup Tito'da, Bulgar Dimitrof da, Arnavut Enver Ho­ca da, Macar Rakosy de, Çek Cottward*-da hattâ Madam Anna Paoker de birer kukladan başka hîrşey olamaz ve Stalin zaten buna tahammül edemez Tito ise, Kremlİne karşı bir parça şahsî ihtiras göstermeğe kalkmıştır.

Meselâ, «Markos» hükümetini tanımak­ta kafa tutmuştur. Yunan iç savaşında bugünkü Elen orduları zaferinin elde edil­mesine Tito'nun sebep olduğu ileri sürül­mektedir. Zira Yugoslav tacdan MarkosNı tanımış olsaydı ona maddî yardunda bu­lunması lâzımdı. Tito ise, Triyeste mes'-elesinden dolayı Müttefiklere kargı güç birdurumadüşmekistemiyordu.İşte Tito'nun bu hareketi İmperyaüst olarak adlarından Anglo - Amerikanlardan bazı faydalar temin etmek ve enternasyona-list gelenekleri hiçe saymış suçlu halinde görülmüştür.

Kominform'a, daha doğrusu, Kremlİne göre Tito, bu suretle iç ve dış siyasette yanlış bir yola sapmıştır.

Bu iddia doğru olabilir. Zira, Tito memle­ketine ve balkına karşı günden güne küçük düşmeğe başlamıştı.. Yugoslavya-da açlık alıp yürümüştür. Mahsul, vagon vagon, siğırlar sürü sürü, Rusyaya götü­rülmektedir. Sonra bunlardan bir kısmı Eus yardımı olarak Yugoslavyaya sokul­makta ve Sırp halkı aldatılmaktadır. Ti­to, Kremlinin enternasyonalist gelenek­ler adı altındaki tahakkümüne artık da­yanamamıştır.

Acaba, Tito, bugün iş basında mı?. Yoksa, kızıl cellâdlar, yazlık sayfiye­sinde onu kıskıvrak yakalayarak öbür dünyayagönderdilermi?

Vaziyet ne olursa olsun, Yugoslav hal­kı üzerinde bu ihraç karan ve bu ölüm hiç bir zaman iyi bir tesir bırak-mıyacaktır. Başka peyk devlet başkan­larında ise ümitsizlik ve korku yarata­caktır.

Bu da, (Doğu Bloku) nun kansız ola­rak kendi kendine parçalandığının bir örneğidir.

Neticeyi görebilmek için bir kaç gün beklemek lâzımdır. Zira Tito'yu ber­taraf etmekle Yugoslavyada işin ne durum alacağı hakkında Kremlin istik­bal hesaplarını binbir türlü ince eleyip sıkdokumuştur.

Fakat, hiç şüphe yok ki, karar, Yu­goslavya'da bir şimşek, bîr bomba te­siri yapmıştır. Bu şimşeğin paratoneri iyi hesap edilmemişse, demir perdede ilk gedik gerçekten Yugoslav Balkan­larındaaçılmışbulunacaktıir.

— Arap memleketlerine silâh sevkıya­tınakonulmuş olan Ambargo'mmArap
devletleri arazisindebulunmakla beraber yabancı devletlere ait olan veya kontrol-
larıaltındabulunansilâhstoklarınada şamil olduğu,

— Mütarakeesnasındamuh asımlardan hiçbirininhalenişgaletmekteolduğu
mevkilerdenileriyegeçmiyeçalışmıyacağı Yahudi'er. .tebliğlerinde .Kudüs'üniaşesinin .serbestçeteminedileceğinivesisvillerin şehre normal olarak girip çıkabi­leceklerin:ümid. ettiklerinibildirmekte­dirler.

Yahudi'ler bundan başka eşya nakliyatı­nı durdurmak veya Yahudi bölgesinin iaşesine .engel olmak için yapılacak her teşebbüsün silâhlı bir müdahale seklinde telâkki edilmesini istemektedirler.

2 Haziran 1948

— Kahire :

Mısır Millî Savunma Bakanlığı tarafın­danSalıAkşamıneşredilentebliğ:

— Bütün gün faaliyette bulunan kara kuvvetlerimiz cebhe boyunda keşif uçuş­
larıyapmışlardır.

— Düşman İsdut bölgesindeileri pos­ talarımıza karşı bir karşı taarruz yapmış­
tır.Kuvvetlerimizbutaarruzudurdur­muşlar.Düşmanıİnsanvemalzemene
ağır kayıplara uğratmışlardır.

— UçaklarımızKastanya'mnkuzeyinde zırhlıkollarkeşfederekbunlarataarruz
etmişlerdir.Birkçtaşıttahrıbedilmiş,
düşman paniğe uğratılmıştır.

i — Mısır uçakları Tel - Aviv'e birkaç kere akın etmişlerdir. Ağır ve hafif bom­ba uçaknirrmız şehrin üstüne infilak ve yangın bombaları yağdırmışlardır. Ben-halet Çelik fabrikaları kesiminde birkaç infilak olmug, başlıca binalar yıkılmıştır. 5— BombauçaklarımızzKalde'dedüş-

man topluluklarına taarruz etmişler ve-bunları ağır kayıplarauğratmışlardır.

— Uçaklarımız bu sabah Birituvia Ya­hudiKolonisinekarşıtaarruzlarınade­
vanıederekistihkâmlaratanıisabetlerkaydetmişlerdir.Kalındumansütunları­nınyükseldiği görülmüştür.

■— Buharekâtesnasında pilotlarımız Elakir" Hava "Meydanında.bir-gün evvel
çıkanyangınlarındevam,ettiğini gör­müşlerdir.

— Bütün uçaklarımız üslerine dönmüş­tür.

— Bağdad:

Dün akşam neşredilen Irak tebliğinde, Irak birliklerinin 'dün yeni işgal edilen mev­zileri tahkim etmek ve düşman cephele­rini temizlemekle, meşgul oldukları kay­dedilmektedir.

Motorlubirliklervezırhlıtaşıtlarkeşif" faaliyetindebulunmuşlardır. Irakhavakuvvetleri,yakındayapılacak genel bir taaruzahazırlıkohnak iizere-

keşif "uçuşları yapmışlardır.

—Amman :

Filistin'de ateşin kesilmesi hakkında. Gü­venlik Konseyi tarafindan verilen emre cevap olarak çekilen telgraf yedi Arap Devleti tarafından imzalanmıştır. Bu telg­raf dün akşam Lake Sueeess'e gönderil­miştir..

Bu hususta Amman'da yapılan müzakere­lere isimleri aşağıda yazılı Arap Devlet adamlarıiştiraketmişlerdir :

Ürdün Başbakanı Tevfik Paşa, Ebülcüda, Ürdün Dışişleri Bakanı Fevzi Paşa Et Müaki, Suriye Dışişleri Bakanı Cemil Mardam Bey Lübnan Başbakanı Riyat El Solh, Mısır Dışişleri Bakanı Kabaşa Pa­şa-, Irak Dışişleri Bakanı Nasret El Farisi, Yemen İmamının kardeşi Prens Seyfü-lislSm, Hicaz Kiralının Müşaviri Hanız» Fuat Bey.

El Musavver Gazetesinin bu sabahki baş­yazısında de belirtildiği gibi Bernadotte'un başlıca vazifesi Arap'larla Yahudi'lerarasında Filistin hakkında bir anlaşmayaratmaktadır. Kont için en mühim me­sele, Arap'larla Yahudi'ler arasındaki çar­pışmaya müdahale bahanesiyle, üç büyük devleti birbirine çatıştıracak, İspanya içsavaşma benzer1 bsr.~durum.iui gelişmesine mani olmaktır.

— Londra :

Dışişleri Bakanlığı .sözcülerinden birininbugün açıklandığına göre, siiâh tagıyabileoek yaşda bulunan. Yahudi'lerden hiç'kimsenin Filistin'deki mütarekenin devamıııca harekâta iştirak etmemesi İçinhalen bulunduğu kamptan ayrılmamasıhususunda Kıbrıs Valisine talimat verilmistir. Butedbirin13ilâ45yaşlar " arasındaki1: erkeklereşamilbulunduğumuhtemeldir. Bununlaberaber, yaş meselesi henüz ke­sin olarak tesbit edilmemiştir.

Kadınlar,çocuklar,vücudarızalarıolan erkeklerleyaşlılar Filistin'egitmekmüsaadesinialabileceklerdir. Sözcü, halenKıbrıs'dabulunan24bin.. Yahudi'ninaskerîtaliraveterbiyegörmüş bulundukları hakkında müsbet edüler elde edilmiş olduğunu ilâve eylemiş­tir.

Filistin'de muhtelif cephelerdeki durum şöyledir :

Güney cephesinde :

Neeefde Arap'ların işgali altında bulunan Negbah Yahudi Kolonisi bölgesinde kara savaşları cereyan etmiş ve Mısır havakuv-vetleri taarruzlarda bulunmuştur.-Mısır­lılar Tel - Avİv'e 32 kilometre mesafeye yaklaşmışlardır. Irafi; hava kuvvetleri Tel - Aviv'e 8 kilometre mesafede Petah

—Tigva'dakiAskerîFabrikalara hücumetmişlerdir.İrakordusunamensupmo­torlu birlikler, .Tel - Aviv'in 20 kilomet­rekuzeyindebulunanNatharıya'yata­arruz etmişlerdir.

Merkezcephesinde :

Kudüs'ü Teî - Aviv'e bağhyah ikmal yo­lu üzerindeki Laturn'u ele geçirmek İçin yapılan'savaşlar katî bir-netice verme­miştir. Yahudi'ler eski Kudüs şehrine karşıtaarruzlarda .bulunmuşlardır.

Kuzey cephesinde :

Bu bölgede Yahudi'ler bazı ilerlemeler kaydoetmişler ve Nathanya ve Tulkarem Yolu üzerindeki bir köyü işg3! etmişler­dir. Yahudi'ler bütün batı Celile'yi işgal etmişolduklarımbildirmektedirler.

5 Haziran 1948

—Kahire :

4 Haziran gününe ait Mısır tebliği kara ordusunun faaliyeti hakkında sadece ba­zı keşif ve temizleme hareketleri oldu­ğunubildirmektedir. Haziran'da Mısır donanmasının başla­dığı deniz ,harekâtının devam ettiği de tebliğde bildirilmektedir, Bu harekât es­nasında Mısjr donanmasına mensup ge­miler üç Messechimitt Uçağının taarruzu-" na karşı koymak mecburiyetinde kalmış­lar, bMftlardan .biri donanmanın yardımı­na gelmiş olan .av, uçakları tarafından, düşürülmüştür.

Tebliğdeşunlar ilâveolunmaktadır; «Fena hava şartları yükünden Mısır hava

kuvvetlerinin faaliyeti çok mahdut ol­muştur. 4 Haziran günü kaybolduğu bildi­rilen uçağın motorunda sıkan bir arıza neticesinde ileri Mısır hatlarında yere indiği öğrenilmiştir.

—Şam :

Dün akşam yayınlanan Suriye tebliği bir Suriye uçağının Hayfa'nın takriben 20 mü Güney - Doğu istikametinde kâin Afıbe'yi bombardıman ederek Yahudi tahkimatını ve bir kafilenin birçok taşı­tın tahripettiğinibidirmektedir.

Tebliğ şöyle devam ediyor:

Güney bölgede havan topu ve makineli tüfeklerle takviye edilmiş kuvvetli düş­man devriyeleri mevzilerini izden bazıla­rına hücum etmeğe kalkışmış, fakat g;u--nizonumuz bunları ağır kayıplar verdi­rerek püskürtmüş tür.

Topçumuz Enkiei Kolonisi ile bu Koloni­nin güneyindeki tahkimatı tahrip etnlej-tir. Kuzey bölgede havan topu ve makineli tüfeklerle mücehhez düşman devriyele­ri bize hücum etmiş fakat kuvveterimb. bunlara ağır kayıplar verdirerek geri at­mışlardır.

6 Haziran 1948

—Tel - Aviv:

Irgun Radyosunun bu akşam bildirdiği­ne göre İrgun komandolarından bir grup güney bölgesinde Mısır hatlarının geri­sine sarkmağa muvaffak olarak bir pet­rol deposunu havaya uçurmağa ve zırhlı arabalarla kamyonları tahrib etmeğe mu­vaffakolmuştur.

Stern Grupu Radyosu da yayınında şun-İari bildirmiştir:

Bütün dünya yüzündeki İngilizlere kar­gı mücadelemize devam ediyoruz. Ingi-liz'er hiçbir memlekette kendilerini gü­venlikte hissetmeyeceklerdir. Radyo Entelİjens Servis Ajanları diye tavsif ettiği ingiliz gazetecilerini israil Devleti topraklarını terke davet etmek­tedir.

—Amman :

Dışişleri Bakanlığından çıktığı sırada ga­zetecilerle görüşen Kont Eernadotte, GÜ-

venîik Konseyince kendisine verilen ta­mamlayıcı izahatın vazifesine bir engel teşkiletmediğinisöylemiştir.

Kont Bernadotte şimdilik bir netice elde etmeğe muvaffak olduğunu ilâve etmiş fakat bu netice ve ateş kes tarihi hak­kında herhangi bir açıklamada bulunma­yı red etmiştir.'

Kont Bernadotte bu akşam yalımda Ku­düs Belediye Komiseri Evans ve 16 - 12 uzmanla müşavir olduğu halde Lübnan Hükümeti tarafından şerefine verilen xi-~ yafette hazır bulunacaktır. Kont yarm Amman'adönecektir.

—Kahire :

Mısır Savunma Bakanlığının tebliğinde söyfedeniliyor :

— Hafif kuvvetlerimiz büyük derinlik­lere nüfuz eden devriye keşifleri yapmış­
larvetayinettikleri hedeflereulasmıslardir.

— Hava kuvvetlerimiz büyük mikyasta keşif hareketleri yaparak düşman toplu­
luklarınınhareketlerihakkındamühim bilgilerteminetmişlerdir.

___ Kara kuvvetlerimiz muhtelif dalga­lar hainde ileri rnevz ilerimizin kuzeyinde
bulunanKolonilerekarşıhücumageç­mişler vedüşmanınyaptığıtahkimatla
kuvvetlerinisarsmışlardır.

4 — Uçaklarımız iki Koloniye akınlar yaparak patlayıcı ve yangın çıkaran bom­balar atmışlardır. Kolonilerde halâ de­vam eden yangınlar çıkmıştır.

5 —Bİr taşıt koluna makinah tüfekle hücum edilmiş birçok araba tahrib edil­miştir.

Bütün bu hareketlere iştirak eden uçak­larımızSalimen üslerinedönmüşlerdir.

—Şam-:

Dün akşamki Suriye tebliğinde belirtil­diğine göre topçu kuvvetleri tarafından desteklenen Suriye birlikleri Filistin'in kuzeyinde kâin Yahudi Kolonilerine hü­cumla buradaki tahkimatı tahrib ve bir­çok Yahudi'yi öldürmüş ve yaralamış­lardır.

—Kahire:

Dört Hafta devam edecek olan mütareke yarın yürürlüğe girer girmez Kont Ber-tıadotte, Arap ve Yahudi'leri bir Barış Konferansına davet edecektir.

Kont Bernadotte, basın ! muhabirlerine yaptığı bir demeçte ateş kesilmesinin bîr ilk tedbirden -ibaret olduğunu söylemiş ve şunları ilâve etmiştir. îesbit etmiş olduğumuz büyük gayeye yani Filistin'de daimî bir sulh tesisine ttaşmak için ayni enerji iSe çalışmakta­yız.

—Kahire:

Anadolu Ajansının Özel muhabiri bildi­riyor :

Dun akşam başın toplantısında bir de­meçte bulunan. Kont Bernadotte demiş­tir ki:

Barış uğrundaki ilk savaşımız sona er­miş bulunuyor.

Birleşmiş Milletler Aracısı, Arap'larla Yahudi'lerin tekliflerini kayıtsız ve şart­sız kabul' ettiklerini söylemiş ve ateş kes emrini nyarın saat 6 da yürürlüğe gire­ceğini ilâve etmişjir..->i

60 kadar Fransız, Amerikan v« Belçika'lı müşahit yakında İsveçli müşahitlere il­tihak ederek Güvenlik Konseyi kararı­nın tatbik seklini murakabe edeceklerdir.

—Kudüs:

îrgun Zvai Leumi adındaki Tethişçi Teş-fcilâtı bugün bir beyanname yayınlayarak, Yahudi makamlarını, Kont Bernadotte'un aracılığını kayıtsız şartsız kabul ederek vahim bir hata işlemiş olmaklî* ittiham et­miştir.

Bu beyanpamede Yahudi makamlarının bütün "Arap kuvvetlerinin Filistin'den çe­kilmelerini talep' etmeleri^ gerektiği belir-;

tilmektedir.

—Amman :

Ürdün Millî Savunma Bakanlığı aşağıdaki tebiği yayınlamıştır:

Dün geee bin kişiden müteşekkil bir Ya­hudi Bidiâi Bebelveyd'e .ani bir hücumda

bulunmuştur. Arap Lejyonu 4 saat devam eden çarpışmaardan sonra hakimiyeti ele amaya muvaffak olmuştur. Kic'at eden Ya­hudiler savaş sahasında 56 ölü ve önemli miktarda silah ve mühimmat bırakmışlar­dır.

Yahudileri takip eden lejyon bir zırhli otomobili eîe geçirmiştir.

11 Haziran 1948

—Kahire:

Dün akşam yayınlanan Mısır Askerî Teb­liği:

Isdoud bölgesinde Yahudi'ler tarafından, girişilen bir taarruz sırasında Yahudi bir­likleri savaş yerinde büyük sayıda ölü ve yaralı bırakmak suretiyle çekilmek zorun­da kalmışlardır.

Bundan başka K«düs yakınında ; .Ein Guinon ve Halilülrahman mevkilerine .b^şarıîi:-bir çete Kaskıhı yapılmış ve buralardaki mühimmat ve akaryakıt depoları tahrip _edimi§tir. Uçaklarımız Tel - Aviv liman tesislerini Yasour, Al-kibbab ve Gatt Yahudi kolonilerini bom­balamışlar ve Siyonist topluluklarını makinelitüfenkyaylımınatutmuşlardır.

—Kudüs :''

Filistin'de 4 haftalık mütareke bu sabah mahallî saatle 6 da başlamış bulunmak­tadır.

Kont Bernadotte'un mütarekenin yürür­lüğe girmesini takiben hemen Kudüs'e gemesi bekenmektedir.

—Kahire :

Kont Bernadotte, Kudüs'e yapacağı ziya­reti, mütarekenin yürürlüğe girişinden 24 saat sonra Cumartesi'ye bırakmak ka­rarını vermiştir.

Kont müteakiben çalışma merkezini kur­mak üzere Adasına gidecek ve burada iki gün"'kalarak Kahirc'ye döne­cektir.

Mısır başkentinde iki gün geçirecek olan Bernadotte daha sonra Tel - Aviv'i zi­yaret eylİyecektir.

Lübnan Savunma Baianlığı .bildiriyor: TopçularımızHamoutavecivarındaki tahkimlidüşman mevzileriniBasset yüne kadar ateş altına almışlardır. Kesif müfrezelerimiz de Kflnouta'daki ileri ka­rakolakadarilerlemişlerdir.

Kadas - Malkie kesiminde Lübnan. - Su­riye kurtuluş, kuvvetlerine mensup bö­lükler 25 kilometre derinliğine Filistin topraklarınagirmişlerdir.

Topçularımız bundan başka, Alharroui Yahudi Kolonisini şiddetledövmüşlerdir.

—Şam:

Suriye Başkenti bu sabah saat 1, i 15 ge­çe ilk defa olarak hava akınına uğramış­tır. Çok yükseklerden uçan iki düşman uçağı şehre yangın ve infilâk bombaları atmışlardır. Suriye uçaksavar topları derhalfaaliyetegeçmişlerdir.

Bombalar açık ve boş yerere düştüğün­den insanca kayıp ve hasar oniadığı bil­dirilmektedir.

—Washington:

Yahudi Devletinin Muvakkat Hükümeti Amerikan ithalât ve İhracat Bankasın­dan 18.750.000 ile 25.000.000 İngiliz lirası arasında bir ikraz yapmasını talep etmiş­tir.

Amerikan İthalât .ve İhracat Bankasının Amerikan Hükümetinin talimatına kat'-iyyetı tabî olmayan bağımsız bir teşkilât olduğu hususuna işaret edilmektedir. Banka hiç bir genel ikrazda bulunma­makla fakat Amerikan ticaretinin geliş­mesine yardım eden belli gayeler için ikrazda bulunmaktadır.

—Amman :

Bu akşam resmen bildirildiğine göre Ya­hudiler, bugün, Lydda Hsva Alanına saat 11 de hücumda bulunmakla müta­reke hükümlerini ihlâl etmişlerdir. Wa-diü - E! - Hiyar'a Yahudi'ler aynı za­manda mitralyöz ve hafif silâhlarla hü­cum etmişlerdir.

18 Haziran 1948

—Moskova :

Sovyet Ajansının Helsinki'den aldığı ha-berere atfen büdirdiğine göre,, Finlandi­ya Hükümeti dün İsrail Devletini . tanı­mıştır.

—Kahire:

Arap Birliği Genel Sekreteri Azzam Pa­şa ile Kahire'deki Arap -temsilcileri, Ya­hudi kuvvetlerinin mütarekeyi ihlâl edi­ci mahiyetteki hareketleri üzerine tatfeî-kine girişilen mütarekeyi muteber addet-miyecekîermİ ileri sürerek vaziyeti Kont Bernadotte nezdinde protesto etmişlerdir,

—Londra :

Birleşmiş Milletler Fil istin Aracısı Kont Bernadotte'un Arap'larla Yahudi'ler ara­sında barışı feminen bir konferans tertip etmek üzere bugün uçakla Rodos'3 gideceği haber veriîmektedir.

Kont Bemadotte, Birleşmiş Milletlere mensup müşahitlerden tahkikatı müm­kün olduğu kadar kısa bir zamanda so­nuçlandırmalarını ve neticeyi kendisine bildirmeleriniistemiştir.

—Şam:

Yahudiler Cuma günü saat 12 de Suriye mevzilerine havan ateşi açmak suretiyle mütareke hükümlerini tekrar bozmuş­lardır. Suriye Hükümetinin talebi üzeri­ne hududa giden Birleşik Amerika ata-gemUiteri Albay Mac Grath saat 17.30 da mütarekenin bozulmuş olduğunu şahsen müsahade etmiştir. Bundan başka bir Yahudi uçağı da saat 20.30 da Cisir Ba~ nat Yakupdaki posta merkezini bomba­lamağateşebbüs etmiştir.

13 Haziran 1948

—Bükreş :

Dün akşam bildirildiğine göre, Rumen Hükümeti İsrail Devletini resmen tanımış ve keyfiyeti geçici Yahudi Hükümetine bildirmiştir.

—Amman :

Kıral Abdullah bugün beyanatta bulu­narak, Filistin hakkında diğer Arap dev­letlerinintamamen tasvipetmeyeceklerilıerhangi bir karar almayacağını söyle­miştir.

Kırül sözlerine şunları ilâve etmiştir: Gaye, Siyonizm ile mücadele etmek ve Filistin'i birleştirmektir.

14Haziran 1948

— LakeSuccess :

İsrail Hükümeti, Irak'tan petrol getiren borunun Hayfa'dan Arap memleketlerine nakli, hakkındaki ingiliz plânına karşı protestoda bulunmuştur..

İsrail Hükümeti, ingiliz plânını Yahudi Devletine karşı iktisadî bir boykot te­şebbüsü ve Arap ordularının petrol ihti­yacını temin etmek gayesine matuf bir tedbir şeklinde tefsir ettiğini açıklamıştır. Lake Success'te bulunan Yahudi Hükü­meti temsilcileri. Hayfa'daki ingiliz pet­rol tasfiyehanelerinin yarından itibaren faaliyetlerini tatil edeceklerini söylemiş­ler ve bu tedbirin bahis mevzuu plânın latbikinde ilk devreyi teşkil etmekte ol­duğunu belirtmişlerdir. Petrol şimdilik Musul yakınlarında bulunan ufak bir tasfiyehanede tasfiye edilecektir. Bundan sonra Hayfa yolu ile hem petrol sevkıyatı <îa durdurulacaktır.

15Haziran 1948

—Hayfa :

Hayfa çevresindeki İngiliz makamları li-roanın boşaltılması işini azâmi derecede hızlandırmışlardır.

Halen 14 ingiliz gemisi malzeme ve asker yüklemektedir. Filistin'deki sivil halk için mal taşımakta olan bütün diğer, gemiler Hayfa'ya dönmektedirler.

—Londra :

Anadolu Ajansının özel muhabiri bildi­riyor;.

Arap'larla Yamıdi'ler arasında mütareke­den sonra"Londra Mahfilleri' Filistin du­rumundan biraz daha ürMtli görünmeğe başlamışlardır. Mütareke devam ettiği ve gerek Arap'lar gerek Yahudi'ler bugün­kü anlayış ve aklıselim zihniyetinden ay-rılıriadıkları takdirde .Kont'Bernadotte misyonunun muvaffakiyetler netice' vereceğini resmî mahfiller bile tasdik etmek­tedirler.

Bu konuda bundan on "beş gün evvel Amerika ile ingiltere arasında' kendini göstermiş olan ihtilâf OTİ1 olmuştur. İki memleket devlet adamları arasında Fiiis- " tin meselesini biran evvel halletmek için geceli gündüzlü temaslar devam ettiği açıklanmaktadır. Bu temaslar neticesinde iki memleketin menfaatlerinin müşterek olduğunun tebeyyün etmiş olduğu resmî makamlarcateyidolunmaktadır.

Dünkü parlâmento toplantısında birçok saylavlar bu konuda açıklamalarda bu­lunması için Dışişleri Bakanını sıkışör-jnışlarsa da bakan müzakeratı ihlâl et-. mesi ihtimaline binaen herhangi bir de­meçte bulunmaktan imtina etmiştir. Bu da müzakerelerin intacına doğru gidildi­ğinin bir delili addedilmektedir.

— Kahire :

Bugün Rodos'tan Kahire'ye gelgn Kont Bernadotte, Arap'ların noktainazarlarını Öğrenmek için bu akşam ve yarın Arap liderleriylegörüşeceğinibildirmiştir.

Filistin'in siyasî istikbali hakkında Yahu­di'lerin düşüncelerini öğrenmek için Koni sonradan Tel-Aviv'egİde.cektir.

Bu arada Kont Bernadotte şunları söy­lemiştir:

Arap'lar ile Yahudi'leri " bir konferans masası etrafında toplamaya muvaffak olup olamıyaeağımı bilmiyorum! Bunun-ta beraber, her iki tarafa sunulmak üzere sulh müzakerelerinin programım çizmiş bulunuyoruz.

16 Haziran 1948

— Tel - Aviv :..

İsrail Hükümetince "dün yayınlanan birkararnamo ile, askerlik çağındaki erkekve kadınların yerine çalışmak üzere 55yaşma kadar olan r erkekleri50 yaşmakadar kadınlar mecburî iş. mükellefiye­tine tâbi tutulmuşlardır. Bunlar, bilhassa tarım ve sanayi gibi baş­lıca çalışma- sahalarında -kullanılacaklar­dır.

—Rodos ;

İont Bernadotte, Arap ve Yahudi, eks-perlrleyaptığıgörüşmeleribitirmiştir.

Kont Bernadotte, birkaç güne kadar Fi­listin'dekiurumun halli için hazırla­makta olduğu tasarıyı btireeeğini. ümitetmektedir.:

26Haziran 1948

—Paris

Moskova Radyosunun bildirdiğine göre Sovyet D ışisieı-i' Bak anı Molötof "ve İsrail Başbakanı Sertok arasında "teati edilen telgraflar üzerine Gorşof Sovyet Rusya'­nınİsrailElçiliğinetayinedilmiştir.

Madam Meyersıın da İsrail Devletinin1 MoskovaElciliğinetâyinedilmiştir. '

—Kahire ;

Kont Bernadotte tarafından Kahire'ye delege, olarak gönderilen Azcaratı Mısır Başbakanı ile .bir mülakatta bulunmuş­tur.

Azcaratı, Kont Bernadotte tarafından Mı­sır Hükümetine yapılan mühim bir teklif hakkında cevabım almak üzere Mjsır. Başbakanı ile bu akşam yeniden görüşe­ceğini söylemiştir.

Bu görüşmelerin Filistin'deki Mısır cep­hesinde vukua gelen ve Birleşmiş Millet­ler Aracısı tarafından dün Birleşmiş Mil­letlere bildirilen hadiselerle ilgili olduğu tahminolunmaktadır.

27Haziran 1948

Şam:

Başbakan Cemil Mardam Bey, Birleşik Amerika ve Sovyet Rusya ile İsrail Hü­kümeti arasında diplomatik heyetler teati edileceği hakkmdaki haberin Arap'larca, mütarekeyi ihlâl ve Kont Bernadotte'ın barışçı bir anlaşmaya varmak yolunda sarf ettiği gayretleri baltalamak telâkki edileceğini söylemiştir.

Başbakan Anglo - Sakson Hükümetlerin­ce Abloka'nm mevcudiyetinin kabul edilmemesine rağmen mütareke devanı ettik­çe Filistin kıyılarının Mısır ;ve Suriyetarafından Ablokası meselesinin ilerisürülemiyeceğini ve mütareke müddetibitince Siyonist'lerin Abloka hattınıyarma teşebbüsleri karşısında .hu. tedbi­rin Suriye tarafından idame olunacağınıilâve eylemiştir.

Hayfa..I,iraammn, tebİt edilen tarihten .Sri-' . ce ingiliz'lere* tahliyesi_işine, temas eden..; Cemil.1 Mardam Bey bu hareketin : Arap : görüş iargı ^bakımından mütarekenin ihJâ-li gibi sayıjapağını ve Birleşmiş Milletler Kurulu Aracısıoınuğraştığıgüçlükleri arttiracakmahiyette' olduğunu- bildirmiş­tir.

Suriye Başbakanıj bu görüş" tarzının İngi­liz Hükümetine anlatılması raaksadiylegerekli teşebbüslere giriş ildiğini açıkla­mıştır.

28 Haziran 1948

—Kahire :

Başbakan" Kokrasi Paraşa Kont Bevnadot-tc'ın temsilcisi Azcarate'deıı "Yahudi böl­gelerinin iaşesi hakkında "bir muhtıra al­dığını bildirmiştir. Bu bölgeler arasında Kont Bernadotte'ın mütareke gereğince iaşe maddesi verilecek belediye sınırlarına dahil addettiği tecrid edilmiş Koloniler de vardır.

Filistin'in güneyinde Mısır hatları gerisin­de bulunan bu Yahudi bölgelerinden ba­zılarının iaşesi yüzünden Mısır ordusu ile hadiseler çıktığı hatırlardadır.Nokrası Paşa, Mısır Hükümetince" bu no­taya verilecek cevabın bugün Kont Berna-dotte'a gönderileceğini ilâve etmiştir.

—Rotlos :

Kont Bernadotte Arap ve Yahudi'lere yap­tığı teklifleri büyük bir titizlikle gizli tut­makla beraber gazetecilere dün yaptığı beyanatta, bu tekliflerin ateş kes emrine ait tekliflerden farklı olduğunu ve Arap ve Yahudi'lerin bunları kabul veya ı-ette scerbest bulunduklarını söylemiştir. Kont her iki tarafın da arzu ettiği takdirde mu­kabil tekliflerde bulunabileceğini ilâve etmiştir. Bernadotte, Arap ve Yahudi cevaplarım alıncıyakadarRodos'takalacaktır.

Araplarla Yahudilerarasında mütareke...

yazan: AsımUs

3 Haziran 1948 tarihli «Yeni Gaze­te» İstanbul'dan

Filistinde Araplar ve Yahudiler Gü­venlik Konseyinin dört haftalık müta­reke teklifini kabul ettiler. Yahudile­rin cevabında bazı ihtirazı kayıtlar bu­lunmakla beraber yine kayıtsız şartsız Güvenlik Konseyinin kararma muvafa­kat sayılabilir. Esasen mütareke işinde mühim olan Yahudilerin değil, Arap­ların kayıtsız şartsız muvafakat etmiş olmalarıdır. Yahudilerin kuvveti dev-Jetl erden gördükleri himayededir. Silâh, sevkiyatma konmuş olan ambargoyu kaldı rmamak suretiyle devletler Yahu­diler üzerine müessir olabilirler; hal­buki Arap devletlerine silâh vermemek suretiyle Filistin meselesinde her ka­rarı kabul ettirmek mümkün değildir. Araplar Filistinde Yahudilerin çoğunluk teşkil ettikleri bölgelerde muhtar bir idareye sahip olmalarını kabul ediyor­lar; onların istemedikleri Filistinin ka­yıtsız şartsız dünya yahudiîerine bir muhaceret bölgesi yapılmasıdır. Zira böyle bil' karar Filistinden Arapların famamiyle ellerini çekmesi ve istikbal­de diğer Arap memleketlerinin de teh­likeye girmesi demektir. Arap devletle­rinin İsrail devleti ilân edilir edilmez hep birlikte orduları harekete geçmiş olmalarınınsebebihikmetibudur.

Yahudiler İsrail devletini ilân ederken kargılarında Arap gönüllülerinden mü­rekkep bir başıbozuk ordusu bulundu­ğunu sanıyorlardı. Arap devletlerinin orduları ile Filistin işine müdahale ede­bileceklerini sanmıyorlardı. Onun İçin dâvalarım silâhla müdafaa edebilecekle­rine güveniyorlardı. Fakat Yahudilerin hatahminleridoğruçıkmamıştır,İsra-

il devleti ilân edilince Arap kurtuluş ordusu ortadan çekilmiş, onun yerine Arap devletlerinin orduları geçmiştir. Bugüne kadar Filistinde cereyan eden muharebeler ise Arap devletleri karşı­sında Yahudi kuvvetlerinin zayjf oldu­ğunu göstermiştir. Bu itibarla Güven­lik Konseyinin mütareke teklifi Arap­lardan ziyade Yahudilerin lehine bir mübadele olmuştur. Eğer Güvenlik Konseyinin mütareke teklifi olmasaydı hiç şüphesiz birkaç hafta içinde Arap orduları bütün Filistmi işgal altına ala­caktı ve ondan sonra Yahudiler için Filistinde bir muhtar idareden bahset­mek imkânsız hale gelecekti. Dört haftalık mütareke esnasında Ya­hudiler ile Araplar arasında bîr anlaş­maya varılabilecek midir? Arap ordu­ları ile Yahudi kuvvetleri arasında bu­günkü askerî vaziyete bakılırsa buna ihtimal verilebilir. Zira bu askeri vazi­yet Yahudilerin kurmak istedikleri İs­rail devleti için. bir hayat kabiliyeti vaade tmez. Filistinin sahil bölgesinde küçük bir müstakil Yahudi devleti ya­şayabilmek için mahdut sahada olsa bİ-le yine bir hinterlanda malik olması îcabeder, Arap ordularının bugünkü askerî vaziyeti ise böyle bîr talebi ile­riye sürmeğe imkân vermez. Zarurî ola­rak İsrail devleti sahneden çekilecektir. Nihayet Yahudiler için çoğunlukta bu­lundukları yerlere mahsus olmak Üzere muhtar bir İdare bahis mevzuu olabilir. Filhakika Amerika İsrail devletini tanı­mıştır. Fakat bu tarzı hareket mutla­ka bir müstakil yahudi devleti kurul­masını istemekten ziyade Sovyet Rus-yanın bu işe müdahalesini önlemek maksadiyle alınmış bir karar olduğuna göre Amerikanın ayni noktai nazarda bundan sonra ısrar edeceğini isbat et­mez. Bundan başka Güvenlik Konse­yinde alınacak kararlarda hâkim olan çoğunluğun oylarıdır. Amerika ve Sov­yet Rusya İsraildevletini tanımakta ısrar ederler de çoğunluk buna muhalif kalırsa yahudilerin dâvası yine yürü­yemez.

Hülâsa Güvenlik Konseyinin elinde Yahudileri tazyik için vasıta vardır: Si­lâh ambargosunu kaldırmamak. Fakat bu vasıta Araplar için kâfi derecede müessir değildir. Doğrudan doğruya Filisti'e Birleşmiş Milletler ordusu gön­dermek ise Filistin meselesini hallet­mez. Bilâkis daha ziyade Orta Dofitı islerini karıştırır. §u halde yapılacak şey Yahudileri muhaceret meselesinden vazgeçirmek suretiyle bir anlaşmaya sevk etmektir. Yahudiler Güvenlik Konseyinden yardım yapıİmıyacağma ka­naat getirdikleri takdirde sulh yoluna gireceklerdir.

Mütareke...

Yazan :ÖmerRızaDoğrul

11 Haziran 1948 tarihli «Cumhuri­yet» İstanbul'dan:

İngilterenin geçen 15 Mayısta son ver­miş olduğu Filistin mandasının bu memlekette bıraktığı en fena miras Si-yanistlerin tethiş hareketi idi. İngiliz kuvvetleri bu tethiş hareketile uzunu-zadıya savağın s, bu hareketin ecşid çeşid zorbalıklarına kargı gelmek zo­runda kalmış, nihayet bu tethiş hare­keti İngilterenin Filistin mandasından vazgeçeceğine karar vermesine, Filisti-ninmukadderatın^BirleşmişMilletler

Kuruluna arzetmesine .sebep olmuştu. Birleşmiş Milletler Kurulunun Filistin meselesile meşgul olduğu ve Filistini taksim lehinde vaziyet aldığı sırada ha­yat ve istikballerini tehlikede gören Araplar kalkınmışlar ve bu defa siyo-ııist tethişçileri onlarla uğraşmağa baş­lamışlardı. Öyle ki İngilterenin 15 Ma­yısta Mukaddes Arza veda ettiği, sıra­da Siyonist tethisçiier bütün Filistin'e hâkim olmak sevdasiyle hareket edi­yor ve Arap milletleri Filistin Arap­ların: korumak için tethiş ve fesada karşı tedib tenkil hareketleri hazırla­maktan başka çare göremiyor! ardı. Arapmilletlerininmüdahalesiüzerine",

Siyonistler hiç olmazsa Arap bölgele­rini bırakarak çoğunluk teşkil ettikleri bölgelere çekileceklerine Arap devlet­lerinin kuvvetlerine karşı koymuşlar ve bunları kendilerîle dövüşmeğe mecbur etmişlerdir.

Halbuki Arap müdahalesinin hedefi, Filistiode asayişi korumak ve emniye­ti sağlamaktı. Siyonistlerin kökünü kır­mak, yahut denize dökmek kimsenin aklından geçmiş bir şey değildi. Orta­dan kalkması istenen şey, yalnız tet­hiş ve fesaddı. Daha sonra yapılacak iş de siyonistierle anlaşmak ve Flistin-de Araplarla yanyana yasamalarının şartlarını kararlaştırkamtı. Araplar o derece sulh taraftan idiler ki tethişin azamî şiddete vardığı sıralarda dahi, Siyonistlerin çoğunluk teşkil ettikieri yerlerde muhtariyet sahibi olmalarım kabul ediyorlardı. Fakat Siyonistler bu­nu kabul efmiyerek bütün Filistine hâkim olmak sevdasından vazgeçmedik­leri için iki taraf arasında savaşlar vu­ku bulmuş ve şüphe yok ki bu savaş­lar iki tarafı da mühim zararlara uğra­mıştır.

Birleşmiş Milletler Kurulunun Güven­lik Konseyi buna lâk ay d kalmak iste­mediği için savaşı kesmek üzere iki teklifte buulnmuş, Araplar birinci tek­lifin yalnız siyonistieri faydalandırdığı­nı görerek bu teklifi reddetmişler, fa­kat ikinci teklifin iki tarafı da gazet-tiğini. birincisine nazaran daha elve­rişli olduğunu görmüşler ve bu tekli­fikabuletmişlerdir.

Bunun neticesi olarak yapılan müza­kereler, mütareke şartlarının kararlaş­tırılmasını kolaylaştırmış ve bugünden başlıyarak «ateş kes» emri verilmiştir. Fakat bu mütarekenin müddeti dört haftadır ve ancak bu dört hafta içinde yapılacak konuşmalar Filistinin ilerisi­nitayinedecektir.

Acaba savaş tekrar başlayacak mı? Savaşın tekrar başlamasına sebep ola­cak âmil. Taksim plânı üzerinde ısrar ederek Filistinin Arabhğmı tehdit et­mektir. Bundan vazgeçildiği takdirde Araplar da Siyonistlerin çoğunluk teş­kil ettikleri yerlerde'muhtariyet sahibi olmalarını kabul edecekleri için Filis-thıdesulhukorumakmümkünolur.

Vaktiyle tngilterenin müda­faa ederek bugün terkettiği tezine nv-det ettiler. Yani, Filistinde bir Yahu­di devleti kurulması esasını müdafaaya başladılar. Arap birliğini parçalamak istidadını gösterdiği için Arap âlemi­nin nefretini davet eden Filistindeki Yahudi Devletinin âkibeti bu bakımdan bizehiçveümidigörünmemektedir.

Filistin mütarekesi...

Yazan:MümtazFaikFenik

16 Haziran 1948 tarihli "Vatan» İs­tanbul'dan:

Filistin hâdiseleri dış görünüş bakımın­dan oldukça durdun bir safhaya gir­miş ür. Mütarekenin ilânındanberi ilk defa olarak evvelki gün hiç bir hâdise olmamış, ve dün de aşağı yukarı sükûn içinde seçmiştir. Gerek Araplar, ve ge­rek Yahudiler, bu suretle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin tavsiyele­rine tamamiyle uyduklarını göstermekte dirler. Fakat bu mütareke acaba, millet­lerarası kaidelere tamamiyle inkıyat et­mekten mi doğmaktadır; yoksa zaruret­ler mi bunu böyle icap ei tir in iştir? Da­ha açık bir tâbirle, acaba, Araplar, 15 Mayısta giriştikleri a^erî hareketlerin muvaffak olmadığını ve kuvvet kulla­narak netice aiamıyacaklannı gördükle­ri igîn mi mütareke şartlarım kabul et­mişlerdir? fîâdiseleri yakından takip edenlerin, ve hele Arap devletleri ara-smdaki anlaşmazlıkları bılmiyenlerin buııuii böyle olduğunu teslim etmeme­leri iyin hij- bir sebep yoktur. Eğer Araplar, Telâvive girmiş olsalardı, ve Yahudilere aynhnı,ş olan yerler tama-miyetl; kendi ellerine geçmiş bulunsa idi, şüphesiz o zaman variyet başka türlü inkişaf edecekti. Halbuki böyle olmamış., bilâkis araplaı-, Hayfayı, ve Akkâyı bile kaybetmişler, buna karşılık sadece koca bir Necİf Çölünü ellerine geçirmişlerdir. Araplarınvaziyeti : ■

Askerî hareketlerin muvaffakiyetsizliğin-den sonra Araplar arasında da hafif biryumuşamabaşlamıştır.Esasen mü-

tarekeyi kabul etmeğe Yahudilerin ka­yıtsız ve şartsız teslim olmaları hakkın­daki eski iddialarından vazgeçmişlerdir. Haitâ Kral Abdullah, Yahudilere bir nevi muhtariyet tanınmasını bile ileri­ye atmıştır. Bundan maksat herhalde şu olmak lâzımdır: Yahudiler, İç İda­relerinde tamamiyle müstakil olacaklar, ve belki dış temsil bakımından Arap ida­resi altında kalacaklardır. Bu. görüş ekalliyet hukukunun da ilerisinde bîr vaziyettir. Halbuki Arap harekâtı baş­larken hiç böyle bir şey asla bahis mev­zuu olmamıştır. Ve Arap liderleri Yahu­dilere sadece bir ekalliyet muamelesi ya­pacaklarını ve onları Arap camiası için­de bir topluluk şeklinde telâkki ede­ceklerini büdirmiş lerdir. Şimdi bu nok-tai nazarda hafif bir değişiklik emare­leri sezilmektedir. Belki Araplar, yine haklarından vazgeçmiyeeekler, fakat mü­tareke şartlarının yürümesi İein, gİmdi-lik jnuhasematı keserek hâdiseyi olduğu gibi bırakmak sıkkını tercih edecekler­dir.

Netice :

Kont Bcmadotte'm ürerine aldığı va­zifenin çok zor olduğunu söylemeğe hiç lüzum yoktur. Bu .fcadai" zıt menfaatleri bağdaştırmak hiç te kolay bir İş değildir. Bu mütarekenin muvaffak olabilmesi İçin iki taraftan birinin aşağı yukarı mağlûp vaziyette olması lâzımdır. Halbuki, bu­gün için böyle bir vaziyet yoktur. Üste­lik İngiltere, Yakmşark menfaatlerini gö-zönüne alarak Arapların, tarafını tut­muş. Birleşik Amerika Yahudi Devle­tini tanımıştır. Rusyaya gelince, o iki taralın üzerinde de işlemeği kendi işi­ne daha uygun bulmaktadır. Araplara gelince, onların hakkı yok değildir. Çünkü bugün kendilerini tutan İngi­lizler, vaktiyle Yahudilerin kendi top­rakları üzerinde yerleşmesinde başlıca âmil olmuşlardır. Diğer taraftan Yahu­dileri de haksız telâkki etmek imkâ»-s!zd;ı Çünkü mademki kendilerine bura­sı 20GÜ senelik bir vatanı diye gösteril­miş, ve bu topraklara muhaceretleri ko­lay laştirmişür; o halde burada kalmak istemelerini tabiî görmek gerektir. Kal­dı ki, Yahudiler, buraya, büyük eser­lerle, binalarla, yerleşmişlerdir. Görülü­yor ki, hâdise hangi tarafından bakılırsa

bakılsın karışık ve çapraşıktır. Bu itibar­la Kont Bernadot.te'im şahsî otoritesini kullanarak bulacağı tedbir de muvakkat olmağamahkûmdur.

Arap - Yaudi kuvvet eşitliği...

Yazan-: xxx

19 Haziran 1948 tarihli «Son Posta« İstanbul'dan:

Bu ayın on birinde başlıyan Filistin mü­tarekesi, aradan tam yedi gün geçmiş ol­masına rağmen devam ettirilebilmiştir. Bu muvaffakiyetin sırrı, mütareke şart­larına riayet murakabesini üzerine al­mış olan beynelmilel heyetin ciddî her­hangi bir ih ti lata meydan vermiyecek bir bitaraflık gösterebilmiş olmasında aranmalıdır. Muta "eke şartlar mm bir icabı olarak tarafların; işgal ettikleri mevzilerde herhangi bir değişiklik yapıl­masına müsaade edilmemesi; Kudüsün iaşe maddelerinin, mütareke sonunda; ateş kes emri verildiği zamanki mik­tara indirileceğinin emniyet altına alın­ması; velhasıl, bu heyetin, vazifesini ifada gösterdiği tam .dürüstlük; müta­rekenin bozulmamışında başlıca âmil olmuştur. Vaziyetin bundan sonra arze-dceeği inkişaf ise, iki hasım tarafın, ge­çirdikleri k?.nlı denemeden sonra; ken­dilerinde hissedecekleri kudret ve kuv­vete; bu arada da milletlerarası teşkilâ­tın ve ingilizlerin muhasınılara süz din­letebilmekteki muvaffakiyetlerine bağlı bulunacaktır. Bu bakımdan; İngilizlerin Kral Abdullah; beynelmilel teşkilâtın da. bir taraftan Araplar ve diğer ta­raftan Yahudiler üzerinde müessir ol­maya çalıştıkları bariz bir surette gö­rülmektedir. Fakat daha şimdiden sabit olmuş bir hakikat vardır.ki, o da, Aı-ap-larla Filistin Yahudilerinin; şu geçen birkaç haftalık savag tecrübesi neticesin­de; kesin bir üstünlük tesis edemiyerek denk birer kuvvet halinde ellerindeki mevzilerimuhafazayamuvaffakolmuş

bulunmalarından ibarettir. Arapların üstünlüğü daha ziyade bazı cenup ve şimal Yahudi kolonilerini ele geçirmek­tekendisinigöstermiş;bunamukabil

Yahudiler de Yafayı işgale muvaffak ol­muşlardır. Beynelmilel bir idareye tâbi tutulması Ötedenberi düşünülen nefsi Kudüs kasabası için de, Kral Abdul-laha bazı teminat verilmesi ve tâviz­lerde bulunulması daha şimdiden kara­rabağlanmışgibidir.

Filistin mütarekesi bir ay müddetle aktedümiş olduğu için; yapılan görüş­meleri olgunlaştırmak bahsinde, daha, önümüzde oldukça vakit var, demek­tir, yani bu mütareke, ancak Temmuzun on birinde hitama erecektir ve o vakte kadar; mücadele, muallak bir halde bı­rakılacaktır. Bu arada hâsıl olan umumî efkâr; Arapların olsun; Yahudilerin ol­sun; savaştan evvelki anlaşmazlık zihni­yetini kısmen bîr tarafa bırakarak; daha anlayışlı bir hava içinde hâdiseleri mü­talâa meylinde olduklarım sezmiş gibi­dir. Bu haleti ruh iyeyi izah edebilmek zorbirşeydeğildir.

Mücadele başlamadan evvel, Arap Bir­liği; Filistin Yahudiler ini, bir hamle­de ortadan kaldırabileceğine inanıy or­du. Buna mukabil Filistin Yahudileri de Arap birliklerini kısa zamanda yüa geri getireceğine inanmıştı. Harp vakı-alariyle her iki tarafın umdukları neti­ceyi elde etmekten kudretçe uzak bu-1 lundukları sabit oluncn; tarafların zih­niyetlerinde de belli bir değişiklik hâ­sıl olmaya başladı. Bugünkü durumun nisbi olar. yumuşaklığı bundan ileri gelmektedir. Milletlerarası teşkilâtın is­tifade etmeyi umduğu da. iste bu ba­vayumuşaklığıdır.

Fakat Yahudilere bir devlet kurma hakkını ianımıyan bir Arap iddiası; öy­le görünüyor ki; Birleşmiş Milletler Teş­kilâtım kendisine müzahir görmiyecek-tir. Buna mukabil israil Devleti hudut­larının makul bir şekle sokulmasında ısrar edecek olan bir Arap birliğine; akıl ve mantık yolu, daimî surette ka­palı tutulmıyacağa benzer.

Bütün bu intihaların ianesiyle meydana çıkan müsbet fikir; hâdiselere, bir defa daha emri vakilerin hâkim olacağı ka­idesini teyit etmekte bulunmaktadır. Demek ki Arap birliği Filistin Yahudi-lerini fiilen tasfiye edebilseydi; dâva­sınınmüdafaasınıenparlalcbirhukulr Buna mu­vaffak olamayınca; hayatiyetini muka­vemetiyle ispat etmiş olan bir Filistin Yahudiliğini fiilen tanımak mecburiye­ti ile karşı karşıya gelmiş bulunmak­tadır ki; bunun icaplarından kurtulması imkânsız değilse bile son derece müşkül­dür ve bugünkü şartlar içinde de, âdeta kaçınılma? bir âkibet olarak görünmek­tedir.

Filistin meselesi...

Yazan: Tasvir

28 Haziran 1948 tarihli «Tasvir» İs­tanbul'dan:

Filistin meselesi yine kötü bir duruma girdi. Mevcut ihtilâfın halli için yeni bir şekil bulunmadığı takdirde, «Arzı Mevudu da mütareke sona erince sa­vasın yeniden bağlıyacağım kabul et­mek lâzımdır. Hattâ savaşın başlaması için tarafların mütareke hükümlerine uyarak muayyen müddetin geçmesini bekliyecekleri de muhakkak değildir. Kaldı ki daha şimdiden «cephen nin muhtelif bölümlerinde Araplarla Yahu­diler arasında çarpışmalar olduğu İşaret edilmektedir. Bütün bu cesaret kırıcı emarelere rağmen, vazifesinin bir hay­li nazik ve müşkül olduğu görülen Kont Bcmadott'mı iki tarafı uzlaştıra-bilmesinitemenniedelim.

Fakat maalesef böyle bir anlaşmanın mümkün olup olmadığını tetkik edince, tahminimizin gerçekleşmesinin ne kadar güç olduğu kendiliğinden meydana çık­maktadır:

Son günlerin belli başlı hâdiselerinden biri Arap hükümdarları arasındaki mü­nasebetlerin daha fada sıklasmasıdır. Haklı veya haksız, Filistin işine karış­mak isüyenlerin çoğu, bu meseleyi faita.-raf Ve objektif bir gözle mütalâa etmek ve ona göre karar vermek dirayetini gös­teremediler. «Şu hal şekli doğru olur mu, olmazmı?» endişesiyle hareket ede­ceklerine aşu hal şekli muvafık olur mu, olmaz mı?ı> diye kendi kendileri­nesormaklaiktifaettiler vetabiîbü-

tün hesap ve tahminlerine hukukla uzaktan yakından hiç bir alâkası olmı-ystı bir takım düşünceler hâkim ol­du.

Bu işe müdahale edenlerin çoğu hedefi malûm ve muayyen olan propaganda­lara kıymet vererek, Arap memleketle­rinin hükümdarları arasında mevcut ol­duğu söylenen ihtilâfları istismar et­meğekalkıştılar.

Mülâhazalarını şu esasa istinat ettiri­yorlardı:

«Arap hükümdarları hiç bir zaman ara­larında tam mânasiyle anlaşmağa mu­vaffak olamıyacaklardır. Bunlar birbir­lerinin uzlaşmaz rkipleridir. Arap dev­letlerinin müşterek bir cephe teşkil et­melerine asiâ muvafakat etmiyecekler-dir. Bu itibarla Filistin hakkındaki te­şebbüsleri zamanla tavsayacak ve so^ nunda mju^affakıyetsizlikle neticelene­cektir. »

Birleşmiş Milletler Kurulunun bir çok üyesi Filİstinin taksimi lehinde oy ve­rirken Kontre etmeden İnandıkları bu söylentilerin' tesiri altında kaldıklarına şüphe yoktur.

Halbuki hâdisat bu söylentileri yalan­lamakta gecikmemiştir. Arap hüküm­darları eski rekabeti ortadan kaldırmak azimlerini ve tesanütlerini parlak bir şekildeisbatetmişlerdir.

Ürdün kralı Abdullah Mısır Kralı Fa­ruk tarafından bir kardeş samimiyetiy-ig karşılanmış ve Ibni Suud'la araların­da mevcut ihtilâfları unutarak anlaşma yoluna girmiştir.

Ayni zamanda üç Arap hükümdarının resmî sözcüleri Filistindeki Yahudi dev­leti ortadan kalkıp ta emniyetleri sağ­lanıncaya kadar döğüşmek azminde ol­duklarını beyan etmişlerdir. Diğer taraftan, «emin kaynaklar» mah-reciyle gelen bir habere inanmak lâzım gelirse Kont Bernadotte İsrail Devletinin sınırlarını ve haklarını tahdit edici bir hal şekli teklif etmeğe hazırlanmakta-dır.HalbukiYahudilerdahaşimdiden

bu teklifi reddedeceklerini bildiriyorlar. Arapların durumu ise herhangi bir pa­zarlığa imkân vermîyecek kadar Bert ve«arîhtir.

İştebütünbuolaylarkarşısında bitaraf " müşahitlerin vardıkları tabiî neti­ceşu olmuştur:

Bir kaç gün İçinde bir mucize olmadığı takdirde Filistinde harp yeniden bağ­lıyacaktır.

Ayni gaiete, bir Sovyet askerî uçağınm Ha zer Denizi kıyılarında bulunan Ben-derguz'a İndiğini bildirmekte ve uçağın, pilotu ile yolcularının tevkif edilerek sorguya çekildiklerini tasrih eylemek­te ise de uçağın niçin yere indiği şim­diyekadar anlaşılamamıştır.

21 Haziran 1948

—Tahran :

Yeni İran Başbakanı Hagir bu sabah yaptığı Güney petrolleri imtiyazının yeniden gözdeo geçirilmesi ve Bahrein Adasında İran Hükümeti otoritesinin ku­rulması meseleHnin yer almış bulundu­ğunu söylemiştir.

Hagir, İran'ın iktisadî inkişafı plânını müdafaa elmiş ve İşçi sınıfının hayat şartlarmın başlıca meşgalelerinden birici teşkil ettiğini söylemiştir.

Başbakan son olarak basm hürriyeti le­hinde bulunmuş ve son günlerde cere­yan öden kargaşalıklar münasebetiyle sükûnetle hareket edilmesini halka tavsiye - etmiştir.

29 Haziran 1948

—Tahran :

Yeni Başbakan Hagir'in bu sabah par­lâmentoya sunmuş odluğu on iki mad­delik programda 22" Ekim 1947 tarihli kanunun tatbiki de derpiş edilmektedir. Kivamussaltana ile Sadçikof arasında. Kuzey petrolleri hakkında yapılan an­laşmayı ilga eden bu kanun Rusya'ya satılması mümkün petrollerin araştırıl­ması için Kuzey iran'da beş senelik bir mühlet içinde petrol aramasına müsaade etmektedir. Bu kanunda bundan başka «AngloIranİanOilCompany»nin

imtiyazının bazı hükümlerinin yeniden gözden geçirilmesi derpiş edilmektedir. Yeni Hükümetin programında Birleşmiş Milletler Anayasasının hükümlerine ri­ayet, dahilî güvenliğin kuvvetlendiril­mesine ve işçilerle köylülerin hayat şartlarının iyileştirilmesine bilhassa işa­retedilmektedir.

—Tahran :

Yan resmî Etaaîât gazetesi, Azerbay­can'daki muhabirinden aldığı bir habe­re atfen Sovyet unsurlarının İran top­raklarına sızmakta olduklarını bildir­mekte ve silâh ve İran paraları île do­lu kauççuk bir sandala binmiş olarak iki memleketi ayıran Araş Nehrini geç­mekte olan bir şahsın yakalanmış ol­duğunuilâveetmektedir.

Başka bir noktada da İran garnizonu İram topraklarına girmeğe çalışan bazı şahısları ateş açarakpüskürtlîıüştür.

,10 Haziran 1948

—Tahran :

Bilindiği gibi İran'ın Yeni Başbakanı Ab-dül Hüseyin Hızır dün meclisten sö­venoyualmıştır.

Güven oyunun verilmesinden önce söy-söylediği nutukta Başbakan İngiliz .-Iran petrol şirketinden İran'a daha fazi.-ı men­faatler sağlayacağını Bahreyyn adalarının geri alınacağını ve Sovyetlerle ticaret münasebetleri tesis olunacağını vadet-miştir.

—Tahran :

Resmen bildirildiğine göre, Dışişleri Ba­kanı, Rusların İran - Sovyet hududundan silâhlı mülteciler geçirmeğe teşebbüs et­tikleri haberine Sovyetler Birliğinin dik­katiniçekmiştir.

Ayni tebliğde, ilâve edildiğine göre. Genelkurmay üyelerinden biri tarafın­dan verilen raporda, iki mülteci çetenin geçenlerde hudut karakoüarına hücum ettiğibildirilmektedir.

16 Haziran 1948

Başbakan Cemil Mardam bey, idaresin­de bulunan, kabinede değişiklikler ya­pılması etrafında parlâmentonun ço­ğunluk grupu şefleriyle dün uzun bir görüşmedebulunmuştur.

Parlâmento Başkanı görüşmeye iştirak etmiştir. Mardam bey dün basına yap­tığı demeçte, Kodosda yapılacağı söyle­nen barış müzakerelerine iştirak için Birleşmiş Milletler Kurulu aracısı Kont Bemadotte'dan davetiye almamış oldu­ğunu söylemiştir.


Avrupa'nın kalkınması programında ile­ri sürülmüş olan kredileri indirmek yo­lunda Temsilciler Meclisinde yapılmış olan tekliflerin iptali lehinde oy ve­receğinibildirmiştir.

Taft, Ayan Meclisinin Maliye Komis­yonu tarafından yapılan tavsiyelere uygun hareket edeceğini ilâve etmiş­tir.

Ayan üyesi Taft'ın kongre üyeleri üze­rindeki büyük nüfuzunu bahis mev­zuu eden Manchester Guardian gazete­si şunları yazmaktadır: Taft tarafından söylenecek tek bir keli­me, Temsilciler Meclisinin Avrupa'nın kalkınması programında tasarruf ya­pılması gayesine matuf bulunan ma-nevralarmasonverecektir.

11 Haziran 1948

—WEShington :

Bir hafta süren müzakerelerden sonra dün Ayan Meclisince kabul edilen ve 19 ilâ 25 yalındaki gençlerin kur'a ile iki yıl askerlik hizmeti yapmalarını he-de£ tutan tasarı Amerika ordusu mev­cudunu bir milyon 400 binden takriben bir milyon 700 bin. kişiye çıkaracaktır. Başkan Truman 17 Mart tarihinde kong­reye gönderdiği mesajın aksine olarak, Ayarı Meclisi Silâhlı Kuvvetler Komis­yonu dünkü karariyle, Amerikan kara. hava ve deniz orduları ilk ihtiyatla­rını takviyeye matuf askerî talim ve terbiye mükelefiyetini tesis etmemiş bu­lunmaktadır.

Tasvip olunan metin bundan başka, 25 bin yabancı gönüllünün Amerikan ordu­sunda hikmet görmeleri imkânını da der­piş eylemektedir. Bu yabancıların Ame­rikan toprakları dışında konaklamakta bulunan birliklerde hizmet görecekleri söylenmektedir.

13 Haziran 1948

—Boston :

Madam Roosevelt Üçüncü Partinin Cum­hurbaşkanlığıadayıHenryWallace'ın

Rus - Amerikan münasebetlerinde «al­datılmış»olduğunusöylemiştir.

Madam Roosevelt Chrİstian Kegister Dergisinde bu konuda şunları yazmak­tadır.

Henry hakkında her zaman dostluk hisleri besledim. Ancak şurasını belirt­mek isterim ki kendisi benim gibi Rus­larla çalışmak Korunda kalmamıştır. Madam Roosevelt Amerikalıların Kuş­larla olan münasebetlerinde bazen «çok basiretsizce» hareket ettiklerine işa­retle şöyle devam etmektedir: Ekseriya ve bir çok küçük noktalarda Rusların bize inanmadıklarım anhya-madığımızrîan hoşa gitmez neticeler ve­ren şeyler yapıyoruz. Küçük şeyler çok defa ehemmiyetli görünmemekle bera­ber ehemmiyetli neticeler verirler. Madam Roosevelt Amerikalıların kuv­vetli bulunmaları ve aldanmamalan icap ettiğini ilâve ederek yazışma son vermektedir.

15 Haziran 1948

—"Washington ;

Kongre dün aksam Başkan Truroan'ın vetosuna karşı ve üçte iki nisbetinden fazla bir çoğunlukla Amerika'nın içti­mai güvenlik sistemini değiştiren ka­nun tasarısını kabul etmiştir. Yeni kanun yaşlı kimselere, körlere ve «ocuklara yardım edilmesi için teber­ruda bulunulmasını desteklemekte ve-750 bin kişiyi tekaütlük hakkından di-şarda bırakmaktadır.

Başkan bu yardımın genişletilmesini ta­lep etmiş bulunmakta idi.

İS Haziran 1948

—Washington;

Dün burada yayınlanan istatistiklere gö­re Ekonomik İşbirliği idaresinin elinde bulunan dolarlar, Marshall plânına da-hll Avrupa memleketleriyle Çinin ih­tiyaç gösterdikleri buğday, kömür ve pamuk gibi zaruri kalkınma maddeleri için sıkı bir kontrole başa baş gelmek üzeresarfedilmiştir.

Sarfiyat işinin, başladığı geçen Nisan ayından bu haftaya kadar buğday içim fil milyon, pamuk için 55 milyon. 140 bin ve kömür için 55 milyon 200 bin dolarsarfedilm iştir.

Taber Cosa, tahsisatın flâtbik müddetinin 15 aydan 12 aya indiril­mesine eskisi kadar itiraz etmemek­tedir.

—Washington :

Ayandan Taylor fasılasız sekizbuguk saat koııuşdukdan sonra kürsüden sa­baha karşı saat birde inmiştir. Fakat Taylor tekrar söz istemek hakkım mu­hafazaettiğinibildirmiştir.

Taylor'dan sonra Cumhuriyetçi Ayan­dan WiUîam Langer. mecburî askerlik hizmeti hakkındaki müzakerelerin de­vamına mâni olmak için saat 1.46 da kürsüyegelmiştir.

—Washington :

Başkan Truman kongreye gönderdiği üçüncü üç aylık raporunda, Yunanis­tan'daki askerî durumda büyük bir salah hıtsule gelmiş olmakla beraber jnali durumun nezaketini muhafaza etti­ğini belirtmekte ve 517.000 mültecinin ihtiyaçla rmı karşılamak lüzumunun mem­leketi sarstığınıilâveetmektedir.

Başkan Truman, Amerika'nın Ytınanis-tan'a yardımı hakkında izahat vererek, Mart ayı nihayetine kadar Birleşik -Amerikanın 71.000.000 dolar kıymetinde askerî malzeme ve levazım teslim et­miş olduğunu bildirmektedir. Raporda bu malzeme arasında çok sayıda uçağın, 2.800 taşıt vasıtasının ve her neviden 75 bin silâhla 7.000 fon cephane bu­lunduğu bildirilmektedir. Bundan baş­ka raporda Yunanistan'ın, emrine veril-ıoiş olan 256 subaydan bîr kısmı araşma harekâtta bulunan Yunan birliklerine kanlıyorlarsa da bunların çarpışmalara girmedikleri ve Yunan kuvvetlerine komuta etmedikleri belirtilmektedir. Ge­ne aynı raporda, Amerikan yardımının Yunan ordusunun âsiler üzerinde büyük bir üstünlük teinin etmesine yardımı ol­duğu kaydedilmektedir.

21 Haziran 194S

—FiladeUia :

Cumhuriyetçiler Kongresinin hazırlık komitesi çalışmalarım tamamlamış ve partininprensipleriiledışsiyasetini

izah eden 24 bin kelimelik raporunu kaleme almıştır. Haricî siyaset hakkın­da komitenin bugünkü toplantısında karar verilecektir.

İyi haber alan kaynaklardan bildirildiği­ne göre, yapılan müzakereler, Ameri­kanın tekrar infiratçılık siyasetine dön­mesi ihtimallerini tamamiyle ortadan kaldırmıştır. Bugünkü durum geniş bir dünya siyaseti takip edilmesini isteyen Vandenberg'in başkan namzetliğine se­çilmesiihtimalleriniarttırmaktadır.

—Filadelfia :

Cumhuriyetçi Partinin Cumhurbaşkan­lığı seçimi ile ilgili özel toplantısında ilk defa söz alan Illinois Valisi Ehvigt H. Green, önümüzdeki seçimlerde seçilecek olan Başkanın Dışişleri Bakanlığına ge­tirileceği kimselerin diploması prensip­lerine dünyanın her tarafında saygı gösterilmesini temin edeceklerini söyle­miş ve şöyle demiştir:

Cumhuriyetçi Partinin gelenekleri şun­lardır: oAmerika tesir ve nüfuzunun kendini hissettirdiği her yerde Ameri­ka kendine düşen vazifeyi yapmalıdır Harbi tahrik için dışarıda hiç bir ha­reket yapmıyacağız ve barışa götüren yolların hepsini takip edeceğiz. Cum­huriyetçi Parti geçmişe göz atroıyacak ve dönmiyecektir. Geçmiş günler par­timize istikbal için başanlacak vazife­leri olduğunu öğretmiştir. Amerika Mars-haU plânı yardım yoliyle barışa kavuş­mak ümidindedir. Marshall palanının Ödünç Verme ve Kiralama Kanunu­nun devamı olduğu sanılmamalıdır. Kong­re Avrupaya yardım programını, dünya hür milletlerinin kendi kendilerini tak­viye ve yine kendi kendilerine yetmek suretiyle müdafaa edebilmeleri için bir vasıta olarak telakki ettiğinden tatbike muvafakat etmiştir. Ancak dünyaya ilarûhaye yardıma devam etmiyeceği-miz tabiidir. Vazifemiz dünyayı amuz-larımızda taşımak değü ayağa kaldır­maktır.»

22 Haziran 1948

—Filadelfia :

Cumhuriyetçi partinin idarecileri şim­diprogramlarınıtesbitetmişlerdir.İdareciler, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, infiratçılık aleyhtarı bir vasfı bulunan programı müdafaa edeceklerdir. Filadel-fiya Kongresinin Tahrip Konusunu bu programıbusabahtasvipetmiştir.

Cumhuriyetçi Parti Avrupa'nın kalkın­dırılması programını ve Birleşmiş Mil­letler Teşkilâtını desteklemeyi taahhüt etmektedir. Cumhuriyetçi partinin prog­ramında Birleşmiş Milletler Teşkilatın­daki veto haklanın kaldırılması, Birleş­miş Milletlerin bir Devletler Hukuku Kanunu tesbit etmesi ve Atom Enerjisinin kontrolünün teşkilâtlandırılması gerekliği ileri sürülmektedir. Bundan başka bu teşkilâtın silâhlı kuvvetlere sahip olması istenmektedir.

Cumhuriyetçi Parti dahilde komünizmle savaşmayı, eşit şartlar içinde işçi kulla­nılmasını temin etmeyi, bir çok devletler­de zencilerin oy vermelerine engel olan kanunların kaldırılmasını sağlamayı ta­ahhüt etmektedir.

Muhabirlerin bildirdiklerine göre Millî Kongre her halde bu projeyi herhangi bir değişiklik yapmadan kabul edecek­tir.

23 Haziran 1948

—Washington :

Başbakan Truman, dün akşam Amerika ile muvakkat İsrail Hükümeti arasın­da diplomatik heyetler teati edileceği­nibildirmiştir.

Başbakan Truman, Amerika'nın Özel Temsilcisi ve İsrail Hükümeti nezdindeki Heyetin Başkanı sıfatiyîe James Grover Mc. Donald'ı tayin ettiğini söylemiştir. Bey azsa raydan verilen haberde ilâve olunduğuna göre muvakkat İsrail Hükü­meti, Eirleşik Amerika nezdinde özel temsilci olarak Eliah Epsteine'i tayin etmiştir.

Başkan Truman'ın demecinde tasrih olunduğuna göre her iki memleket arasındaki anlaşma bir heyet ve özel temsilcilerteatisiniderpişeylemektedir.

—Filadelfiya :

Birleşik Devletlerin Eski Bask anlarından Her bertHoover.CumhuriyetçiPartinin

Milli kongresinde söz alarak, partinin tarihî vazifesini, tasvip ettiği şeylerden ziyade takbih ettiği şeyler üzerinde dur­mak suretiyleyapacağınıbildirmiştir.

Koover, hürriyet mücadelesinin yalnız Amerikan hudutları dışında olmadığını ha­tırlatmış, dışarıda yabancı memleketlere yardımın, içerde de silâhlanmanın yü­künü taşımak için, Amerika'nın arasız istihsâlde bulunması ve kalkınma prog­ramına iştirak eden ve iktisadî hürri­yetlerini sağlamaya çalışan bütün millet­ler arasında uygun bir dağıtms yapma­sı gerektiğini söylemiştir. Kremlin şefleri şimdi sağ ellerinde bü­tün medeniyete karşı yöneltilmiş askeri bir saldırma tehdidini sunarken, sol el-lerile de bu medeniyeti içerden sarsmak suretiylezayıflatmağaçalışıyorlar.

24Haziran 1948

—Filadelfia :

Ayan üyelerinden Ar (hur Vandenberg Birleşik Amerika Devletleri Cumhur­başkanlığına aday olarak Cumhuriyet­çiler'MilliKongresineteklifedilmiştir.

25Haziran 1948

—Filadelfia :

Üçüncü segirnde Dewey mevcud 1094 oyun hepsini kazanmıştır. Bu neticenin bildirilmesi birkaç dakika süren büyük bir tezahürata sebep olmuştur. Bir mil mesafede bulunan evinde habe­ri öğrenen Nev/york Valisi, bu münase­betle bir demeç vermek üzere derhal eyalet merkezine gitmiştir.

Başkan Truman'ın Pemokrat Partisinde­ki zaaf gözönünde tutulacak olursa, Cumhuriyetçilerin adayı Dewey'nin müs­takbel Amerika Cumhur Başkanı olması hemenkat'iyetkesbetmiştir.

26Haziran 1948

—Filadelfia :

Cumhurbaşkanı yardımcılığına Cumhu­riyetçiler tarafından aday olarak göste­rilen Kalifornia Valisi Earl Warren, Amerika'nın Batı bölgelerinde «terak­kiperver bir cumhuriyetçi» olarak ta­nınmaktadır.


Komünistler akkında tedbir­ler...

Yazan : A. Şükril Esmer

Haziran 1948 tarihli «TJlus» An­kara'dan:

Amerika'da komünistler hakkında tedbir­ler alınması bahis mevzuu okluğu zaman ikifikirİlerisürülmüştü:

1— Komünist Partisiyle bu partiye bağlı olankomünistteşkilâtlarınıbüsbütün

fesih ve ilga etmek.

2— Komünist Partisiyle bu mahiyetteki teşekkülleri sıkı kayıt altına almak.

Tanınmış politika adamlar: arasında Cum­huriyet Par Us i adaylığını elde etmeğe çflhgan Mr. Stassen birinci fikre taraftar olmuş ve nutuklarında bu kanaati kuv­vetle belirtmiştir. Mr. Stassen'e göre, Komünist Partisi, bir siyasi parti değil, yabancı hükümetin idare ve murakabesi altında bir teşekkülden ibarettir. Ve he­defi de Amerikan siyasî rejimini kuvvet kullanarak yıkmıştır.

İkinci görüşü kanunlaştırmak maksadiyle hazırlanmış olan bir lâyıka geçen hafta Temsilciler Meclisi israfından 58 reye karşı 319 reyle kabul edilmiştir. Mund-Nikson adiyle anılan bu kanunun hüküm­lerişöylehülâsaedilebilir:

— Kontrol veyaidaresidışarıda olan TotaliterDiktatörlüğünAmerika'daku­
rulmasına nıâni olmak.

— Komünist oldukları anlaşılan teşek­küllerle geçmişteki ve bugünkü memur­
larının tescil edilmesi.

—Komünistkimselerinmemurluktan mahrumedilmelerivekendilerineseya­
hat için pasaport verilmemesi.

Metne güre, kanun yalnız komünistliğe değil,Nazilikgibisağcıdiktatörlüğede

şâmildir. Çünkü Nazilik de komünistlik gibi, kökü dışarıda olan ve dışarıdan kontrol ve murakabe edilen bir milletle­rarası teşkilâttır- Fakat kanunun yapıl­masını gerçekleştiren düşünce, Nazi veya Faşist tehlikesi değil, komünist tehlike­sidir. Amerika'da Komünist Partisi resmen 1919 senesinde kurulmuştur. Komünistlerin, kendileri tarafmdan bildirildiğine göre, bugün Birleşik Amerika'da bu Partinin yetmiş altı bin üyesi vardır. Nüfusu yüz kırk milyonu bulan bir memlekette bu, büyük bir ı'akam sayılamaz. Fakat ko­münistler, sayılarının çok üstünde kuv­vet ifade etmektedirler. «Amerika'hlara Yakişnuyan Hareketleri Araştıran Kong­re Komisyonun komünistlerin çeşitli ad­lar altında faajiyet sarfetmekte oldukla­rını meydana çıkarmıştır. Meselâ «Faşist­liğe karşı Amerikalıları Koruma Kanu­nu». «Demokrat Gençler Birliği", «Jjin-eorn'u Sevenler Cemiyeti», ı-Thomas Jef-ferson Mektebi» gibi adiar altında faali­yette bulunan teşkilâtın komünist olduğu anlaşılmıştır. Birkaç ay önce Adalet Ba­kanlığı komünist mahiyetlerini gizle­mek maksadiyle su veya bu isim altında çalışan elli kadar teşkilâtın adlarım ya­yınlamıştı.

Öte yandan birçok kimseler de komünist olduklarını gizlemekte ve bunun meydana çıkmasından korkmaktadırlar. Bunlar arasında bilhassa yazarlar, sinema hazır-lıyanlar ve gazeteciler vardır. Birkaç ay önce, «Amerikalılara Yakışmıyan Hare­ketleri Araştırma Komisyonun, Holivut Stüdyolarında çalışan birtakım yazarları Vaşington'a çağırarak, kendilerinden ko­münist olup olmadıklarını sormuştu. Bun­lar, böyle bir suale cevap vermeyi Ame­rikan vatandaşlarına anayasa ile sağla­nan haklara aykırı bulduklrını söylemiş­lerdir. Bunun üzerine hklarında, kongre komisyonuna karşı hakaret suçundan dolayı kanunî takibat açılmış ve şimdiye kadar bunların ikisi birer sene hapis ve on biner dolar para cezasına mahkûm edilmiştir.

Yeni kanunun gayesi, Komünist Partisi liderlerini, memurlarım ve mensuplarını meydana çıkarmak ve faaliyetlerini daimî murakabe altında tutmaktır. Temsilciler Meclisindeki görüşmelerde belirtildiğine göre, Komünist Prtisinin faaliyetini teh­likeli olmaktan çıkarmanın en iyi çaresi, bu faaliyet üzerine projektör çevirmek­tir. Amerikan halkı, kimin ve hangi feş-kilâtın komünist olduğunu bilmelidir. Amerikan demokrasisinin en büyük ba­nisi olan Thomas Jefferson'un adı, komü­nist faaliyetini gizlemek için bir vasıta olarak kullanılmamalıdır. Kanuna göre, bu teşkilâtın komünist olduğu damgalı mektup kâğıtlarının üzerinde tasrih edi­lecektir. Komünist Partisi mensuplarının İlimler olduğu da herkesçe bilinecektir. Komünistliğe Kars: Tedbir Kanunu Tem­silciler Meclisinden, büyük çoğunlukla geçmişse de Amerikan teşri mekanizma­sına göre bunun yürürlüğe girmesi için Ayan Meclisinden de geçmesi ve Cumhur Başkanı taraf nidan da tasdik edilmesi lâzımdır. Tasarı şimdi Ayan Meclisine gelecekse de bunun herhalde bu devrede çıkarılacağı şüphelidir. Malûm olduğu üzere, Amerika seçim arifesindedir. Ge­rek Temsilciler ve gerek Ayan Meclisle­rinin, toplantı devreleri birkaç hatta son-ra nihayetlenecek ve her iki Meclis üye­leri seçim mücadelesi için dairelerine gi­deceklerdir. Ayan üyeleri seçim arifesin­de bu derece münakaşalı bir meseleyi ele almaktansa, onu gelecek devreye bırak­mayı tercih etmektedirler. Binaenaleyh komünistliğe, daha doğrusu Totaliter Dik­tatörlüğüne karşı Amerika'yı Koruma Kanununun mukadderatı gelecek seçim­den sonrabelliolacaktır.

Amerikan seçimleri...

Yazan :A.Şiifrrü Esmer

4 Haziran 1948 tarihli «Ulus- An­kara'dan: Milletlerarasıhayattaoynamaktaolduğu ehemmiyetlirolitibariyleAmerika'da gelecek sonbaharda yapılacak seçimler bu memleketin sınırlarını aşan bir ehem­miyet taşımaktadır. Gelecek sonbahar seçimlerinin neticesinde Cumhurbaşkanı değişecek mi? Yoksa Truman ikinci bir devre için tekrar seçilecek mi? İşte her­kesin sorduğu sual budur.

Bu suali cevaplandırmağa çalışmak için önce, iki parti tarafından Cumhuriyet ve Demokrat partileri - gösterilecek adayla­rın kimler olacağını bilmek lâzımdır. Amerika'ciaki seçim mücadelesi henüz adayların seçilmesi safhasındadır. Malûm olduğu üzere seçimlerin iki safhası vardır:

1—Önceadaytesbitiiçinpartilerin, kendi içinde seçim mücadelesi.

2— Adaylar tesbit edildikten sonra par­tilerardsındaseçimmücadelesi. Mücadelenin birinci safhası Haziranda Filadelüya şehrinde arkası sıra toplana­cak olan İki partinin kurultayından son­ra kapanacaktır.

Demokrat Parti içirı Başkan Truman'dan başka'aday bulunamamıştır. Bu vaziyete göre Mr. Truman'ın Filadclfİada'ki De­mokrat Parü kurultayında bu partinin 1948 seçimi için adayı seçilmelidir. Mr. Truman'ın vaziyeti son aylar içinde baş­lıca şu iki âmilin tesiri altında zayıfla­mıştı:

—Wallace'inüçüncüpartihareketi, büyükbirzümresolcularıDemokrat
Partiden ayırmıştı.

— Beyazlarlazencilerarasındaeşitlik sağlamaya matuf kanun lâyihalarım Baş­
kanın desteklemesi de Cenup eyaletlerini gücendirmişti.Başkan vaziyetini tamir için son hafta­lar içinde büyük gayretler sarfetmiştir. israil Hükümetinin acele tanıması Yahudi­leri ve bu arada onlarla birlikte yürüyen solcuları tatmin etmek maksadına matuf­tur. Beyazlarla zenciler arasında eşitlik temini gayesiyle hazırlanan lâyihalar da şimdOik rafa konmuştur. Truman'ın aday­lığa seçilmesi bugün en kuvvetli ihtimal olarak kabul edilmektedir.

Cumhuriyet Partisi içinde adaylık için çetin mücadeleler olmuştur. Bu mücade­leyefaalolarakiştirakedenüçaday arasında - Deroey, Stassen ve Taft - ba­zan birisinin bazan da diğerinin seçil­mesi ihtimali daha kuvvetli görünmüşse de Filâdefİya Kurultayında hangisinin seçileceği ve hattâ banlardan başka dör­düncü bir şahsın mı kazanacağı belli değildir.

Beş, altı ay önce Nevyork Valisi ve 1944 seçiminde Cumhuriyet Partisinin adayı Mr. Dewey en kuvvetli aday gibi görü­nüyordu. Fakat Wisk tinsin ve Nchraska eyaletlerin kongre üyeliği için yapılan seçimlerde Stassen büyük zafer kazan­mış ve Dewey arka plâna atılmıştı. Neb-raska seçimi Stassen'in adaylığa seçil­mesi ihtimalini en ileri hadde götürmüş­tür. Bundan sonra Ohio eyaletinde yapı­lan seçimde Taft kazanmış ve onu taki-bedeh Oregon seçiminde de Dewey, Stas-sen'iağırbir yenilgiyeuğratmıştır.

Stassen tarafından gerek Dewey gerek Taft'a karsı girişilen mücadelenin sertli­ği bu iki adayı - Dewey ve Taft - ken­disine karşı birleştirmiştir. Kurultaylar­da bir aday için en tehlikeli vaziyet, böy­le bir kaç adayın kendisi aleyhinde bir-leşmeliridii". Stassen, seçim mücadelesin­de takip ettiği birtakım yanlış manevra­lar yüzünden bi>yîe bir vaziyete düşmüş gibigörünmektedir.

Bugün için cıı kuvvetli aday şüphesiz Dewey'dir. Fakat bu zatın da Filâdeifiya'-da seçileceği söylenemez. Faal adayların mücadelesinde ekseriya faal olmıyan po­litikalar ön plânna geçmekte ve bunlar adaylığa seçilmektedir. Bu defa Filâdel-fiya'da toplanacak Cumhuriyet Partisi Kuru itayı nda böye bir vaziyetin mey­dana gemesi kuvvetli bir ihtimal olarak belirmektedir. Stassen'in Dewey ve Taft ile. Taft'ın Dewey ve Stassen ile ve De-wey'nin de Stassen ve Taft ile mücade­lesinde her üç faal adayın yerine başka birinin, Amerikan politika lügatindeki tâhir üzere «yağız at« vaziyetinde öne atılarak adaylığa seçilmesi mümkündür. Bu «yağız at» kim olacaktır? General Mac Arthw'u ileri sürenler vardır. Fa­kat Wiskonsin eyaletindeki seçimden sonra Generalin yıldızı sönmüştür. Mec­lis Başkam Martin'den ve Kaliforniya Valisi Warren'dan bahsediliyorsa da bu­gün için en kuvvetli «yağız at» şüphesiz Ayan Meclisinin Dışişleri Komisyonu Başkanı Vandenberg'dir. Son günler içinde Vandenberg'in uyağız at» vaziyetinde adaylığa seçilmesi ihti­malleri çok kuvvetlenmiş gibi görünmek­tedir. Hattâ Mr. Dewey'nin, Cumhurbaş­kanlığı için Vandenberg'e yardım ederek kendisinin de Başkan Yardımcılığına razı olacağından bahsediliyor. Filhakika boy-lc Vandenberg - Dewey anlaşması Cum­huriyet Partisinin çıkaracağı en kuvvetli kombinezon olur.

Her iki partinin adayları tesbit odildik-ten sonradır ki partiler arasındaki seçim mücadelesi bütün hararetiyle başlıyacak veyazaylarızarfındadevamedecektir.

Amerikanın yeni bîr yanlış adı­mı...

Yazan: Selim Sabit

8 Haziran 1948 tarihli «Tasvir» İs­tanbul'dan:

Amerika'nın siyasetini orta derecede bir müşahidin anlaması bazan güçtür. Mayıs ayı bsşmda Bedeli Smith'in Molotof'Ia yaptığı konuşmalar birçokları için endi­şe uyandıran bîr sürpriz olmuştu. Bun­lar, ııAcaba, diyorlardı; Birleşik Amerika çirkin bir anlaşma siyasetine doğru mu gidiyor?.» Hattâ bazı hükümetler bu ko­nuda o kadar açık bir korku izhar etme­ğe başladılar ki..

General Marshall onları teskin etmek için gereken bütün teminatı bizzat ver­mek lüzumunu duymuştu. Bütün ümid-lerini Vaşington'daki siyaset adamlarına bağlamış olanlar, o zaman rahat bir nefes alabilirler. Maarnafib. huzursuzlukları ta-marniyle ortadan kalkmış değildi ve tam bir rahata kavuşmak için Amerikan Hü­kümetinin Trumaıı doktrinine olan bağ­lılığını daha müsbet hareketlerle izhar etmesini pek arzu ediyorlardı. Fakat beklenen tamamiylc aksi bir olayla karşılaşmış bulunuyoruz: Terrjsilciler Meclisi, Avrupa'nın kalkınmasını hedef tutan Marshall plânından yüzde 25 bir eksiltme yapılması teklifini bîr anda ka­bul edivermiştir. Bu işde son sözü söy-liyecekolanAmerikanAyanMeclisinin plânı ilk şekliyle alıkoyacağı iddia edi­lebilir; filhakika Temsilciler Meclisinin kararı nihaî bir karar olmaktan uzaktır. Fakat ne de olsa hâdise, Amerikan umu­mî efkârında bir dalgalanmanın mevcut olduğunu sarahatle göstermekledir. Hal­buki çoğu Avrupa'hlar, bu Atlantik ötesi büyük demokrasi dünyasının, Sovyet emperyalizmi tarafından doğrudan doğ­ruya tehdide maruz kalan demokrat Av­rupa İle, prensiplerinde değişmiyen de­vamlı bir tesanüd siyaseti yapması zaru­retine kani bulunuyorlardı. Son olaylar, bü kanaate bağlananlar İçin ne büyük bîr hayal sukutudur!

Bundan böyle meşum düşüncelerin bir­çok dimağlara yeniden musallat olması karsısında nasıl hayret edebiliriz. Daha şimdiden bazı kimseler Bedeli Smith'in hareketi ile Temsilciler Meclisinin kararı arasında yakınlaştırmalar ve mukayese­ler yapmaktadırlar: Acaba, Temsilciler Meclisi Marshall Plânında yüzde 25 gibi bir eksiltme yaparken, Sovyetler'e karsı niyi niyetlerini» isbat etmek mi istemiş­lerdir.?

Resmî sözcülerin böyle bir tefsiri protes­to edeceklerini düşünebiliriz. Fakat yapı­lacak her türlü tekzipler bu işde hiçbir değişiklik yapamıyacaktır. Endişelerin Milletlerarası umumi efkâra nüfuz etme­ğe başladığı bir Kirada itimadı iade etmek için söz kâfi gelmez. Bilhassa karşı ta-rafm en küçük bir huzursuzluğu istismar etmek hususunda tetik davrandığı bir sırada, herkes için müsbet sayılacak, açık ve manalı hareketlere başvurmak icap ettiğini bir daha kaydedelim. Nihayet bu sıralarda Sovyet propagandasının ne de­receye kadar faaliyet göstermekte oldu­ğunu Allah bilir.

Truman'ın kızıl çarlara sert bir ihtarı daha...

Yazan:Abidin Dav'er

14 Haziran 1948 tarihli «Cumhuri­yet» İstanbul'dan:

Kaliforniya Üniversitesinin diploma tev­zii töreninde bir nutuk söyliyen Mr. Tru-raanBufırsattanfaydalanarakdünya yüzünde barış, emniyet ve huzurun doğ-ulaşma rasr.i olan Sovyet siyasetini şid­detletenki,!etmiştir.

Amerikan Cumhurbaşkanının son nut­ku, Sovyet Rusya aleyhinde bir ithamna-rnedir. Mr. Trumao, dünya milletleri umumî efkârının mahkemesi önünde bir savcı gibi konuşarak Kızıl Carların dünya barış ve etnniyetine, Milletlerarası suİ-kasdleri birer birer teşrih ve tahlil et­miştir.

İkinci Dünya Harbinin son aylarında, Müttefiklerin zaferi elle tutulur hale geldiği ziımtıı kendini göstermeğe başlı-yan Bolşeviklerin ihtiras ve tecavüz po­litikası, harb bittikten sonra, büsbütün azıtmış, demokrat müttefik devletlerin dünyada barış ve emniyet tesisine matuf her hareketlerini baltalamağa çalışmış ve bu sabotaj gayretlerinde muvaffak da olmuştur.

Avrupa'da harb biteli üç yıl oleluğu hal­de. Almanya ve Avusturya ile banş halâ askıda ve karanlıktadır. Bu iki memle­keti karanlıktan kurtaracak barış güne­şinin doğacağını gösteren en küçük biı fecir ışığı bile görünmüyor. Bilâkis Ame­rikan Cumhurbaşkanının Sovyet Rusya aleyhindeki ithamlarını ortaya attığı gün neşredilen bir rapora göre, Kızılordu'nun halâ silâh altında bulundurduğu, bütün Avrupa'yı Orta Doğuyu ve Akdenizi tehdid ettiği üç milyonluk mevcudun ya­rısı Avrupa'nın doğusunda, yığmaklar yapmaktavefırsatkollamaktadır.

Uzak Doğu'da da vaziyet aynıdır. Orada da Japonya'nın teslim olduğu 2 Eylül 1945 tenberi 2 yıl 9 buçuk ay geçtiği hal­de, henüz barışın lâkısdisı bile yoktur.

Moskova'dan emir olan Çin komünistleri Çin Devletine karşı harbeetmekte ve bir elçabukluğiyle Kora'nm yarısını işgal etmiş olan Kızılordu da fırsat kollamak­tadır.

Moskova, hâla Kızılordunun çizmesi al­tında tuttuğu Doğu Almanya'yı, Doğu Avrupa'yı ve Balkan memleketlerini kı-zıüaştırdfğı gibi, Çekoslovakya'yı da, be­şinci kolu yani kendi emrindeki komü­nist ordusu vasıtasiyle merkezi Avrupa nin kalbgâhına saplanmış bir kızıl han­çer halindeelindeetutmaktadır.

Çarlık Rusyasi, Balkanlardaki Slav mil­letlerini Osmanlı ve Avusturya - Macar İmparatorluklarına kargı, kışkırtmak ve bunları bir ihtilâl ve isyan unsuru olarak kullanmak siyasetini tâkib ederdi. Sov­yet Rusya da, aynı politika oyunlarını çarlardan daha büyük bir sıkılmazlıkla tekrarlamaktadır. Yugoslavya'yı İtalya'­ya karşı bir silâh olarak kullandığı gibi, Tito'nun kızillaştırdığı bu memleketle beraber Bulgaristan'ı ve Arnavutluğu da, Yunan komünist çetelerinin bir taarruz üssü haline getirmiştir. Sovyetler Birliği, Filistin'e gönderdiği komünist Yahudi'­lerle bu küçük memleketi de, Arap mil­letlerine karşı bir suikasd yatağı haline sokmağa çalışmakta ve burada bir peyk devlet yaratarak hem Doğu Akdenize, hem Orta Doğuya karşı bîr taarruz üssü ele geçirmeğe uğraşmaktadır.

Bolşevik'ler, bütün dünyanın bir barış ve emvıiyût nâzımı olacağına büyük ümid-ler bağladığı Birleşmiş Milletler Derneği­ni de, 25 defadır kullandıkları vetoları ve diğer sonsuz baltalamalariyle müte­madiyenakametesürüklemektedirler.

Mr. Truman, Avrupa'nın iktisadî kalkın­ması yolundaki Amerikan gayretlerine çelme takan Sovyet Rusya'nın bütün bu tecavüz siyasetini ve entrika politikasını, son nutkunda, şimdiye kadar içtinab et­tiği bir şiddet ve açıklıkla ortaya koy­muş; «dünyada yeniden bir emniyet hissi doğabilmesi için Sovyet Rusya'nın teca­vüz ve obstrüksiyon siyasetinin durması lâzımdır»demiştir.

Amerika Cumhurbaşkanı başka memle­ketleri ilgilendiren meseleler hakkında Sovyet Rusya ile iki tarai'h bir konferans girişmeği kesin olarak reddederken «an­laşmazlıkların halli bahsinde nıevcud ay­rılık, Amerika ile Rusya arasında değil, Sovyetler Birliğiyle dünyamn hür dev­letleri arasındadır" demiştir ki bu, haki­katin tam ifadesidir.

Amerika'nın «Milletlerarası kaideleri na­zarı itibara almıyan ve ekseriyetle mil­letlerarası işlerde tazyik veya dobra dobra tecavüz siyaseti takib eden bir devlet») olduğunusöylediği,SovyetlerBirliğiyleiki taraflı müzakerelere girişmesi hem. kendisini, hem Birleşmiş Milletler Derne­ğini intihara sevketmekten başka bir ma­na ifade etmez. «Namuslu» müzakerele­re hazır olan Amerika, Sovyet Rusya ile yalnız başına anlaşmanın «namussuzcao görüşmelerle elde edilmiş bir suikasd olacağını ve bunun dünyayı bir Slav -Bolşevik tahakküm ve tazyikma maruz bırakacağını anlamıştır. Böyle bir anlaş­ma, Amerika'yı kısa bîr zaman için, yeni bir harbe girişmekten korursa da, mey­danı boş bulacak olan Bolşevikleri büs­bütün azdıracağı için çok geçmeden Amerikan Milleti gene yüz binlerce evla­dının kanını dökmek ve milyarlarca do­larınıharcamak zorunda kalacaktır.

Mr. Trumanin bu nutku, Bolşevik'lere eskilerinden daha sert, yeni bir ihtardır; fakat kanaatimizce gemi azıya almış olan Kızıl çarlarıgeneyolagetirenıiyecektir.

Truman'm nutkundaki noksan­lar...

Yazan: Anadolu

14 Haziran ÎS48 tarihlî «Anadolu» İzmir'den:

Başkan Truman, yeni ve çok mühim bir nutuk daha verdi. Dün gazetemizin tes-bile muvaffak olduğu bu nutuk, zama­nımızın çok ciddî bir açıklaması ve aynî zamanda Rusya'ya yöneltilmiş bîr suç­landırma vesikasıdır.

Truman'm sözlerinin ana hatlarını şu suretletoplıyabiliriz:

—BirleşikAmerika,hiçbirkimseye karşıtecavüz!bir emelbeslemiyor, ihti­
lafların,müzakereyoliylehallinekati­yetletaraftardır.(Yani,Rusya'nınbazan
kelime oyunlariyle Amerika'yı harpei ol­mak ve harp hazırlamakla itham etmesi,
düpedüz,Rusya'nınmarifetlerinimaskelemek istiyenbir boş iddiadan başka bir
şey değildir.)

—Amerika,Birleşmiş Milletler'le be­raberdirveonunekseriyetlevereceği
kararlara razıdır, Amerika'nın bu suret­leaçıklamakİstediğicihetşudur:(Rusya'nın siyasî manevralarına alet ol­mak ve Rusya'yı tatmin için dünya mil­letlerinin ekseriyetinin iradesine karşı gelmekgibi birşey beklenmemelidir.)

— Birleşik Amerikamünakaşamev­zuu olan meselelerinkendisi ile Rusya
arasında karşılıklıolarakmüzakeresine asla yanaşmıyacaktırve bu kapı daîma
Jtpalı kalacaktır. Her mesele, alâkalı mil­letlerindehuzuriyleveekseriyetinve­
receğikararlaragöretetkikvehalledi­lecektir.

(Amerika demek istiyor ki, başkalarının hak ve menfaatlerini, âdeta gizli bîr pa­zarlık ve anlaşmayı istihdaf edercesine, kendi aramızda konuşmayız, çünkü buna hakkımız.yoktur.)

4— Bugüne kadar barışın gerçekleşeme­ mesinintekveyegânemüsebbibive
âmili Rusya'dır. Hâdiseler, bir seri halin­de meydanda duruyor ve cihanumumî
efkârı bunları pek alâ görüyor. (Truman,bu suretle,acı ve elemlibir hal içinde
yaşadığımızşusözdeharpsizsenelerin en büyük hakikatini de tekrar ilân ede­
rek hem kendi siyasetiniher hangi bir yanlıştelâkkidenkurtarmak,hemde
bütün milletlere Amerikan ve Rus siya­ setleri arağında ki büyük farkı bir hada
hatırlatmak istiyor.)

Amerika'nın maddî, siyasî ve manevî sa­hada hürriyet ve barış uğruna yaptığı büyük fedakârlıkları, gösterdiği gayret­leri de ihtiva eden bu nutkun her taraf­ta büyük akisler yapacağından asla şüphe edilemez. Amerika, dünyamızın mukad­deratı ve milletlerin istikbali bahsinde kendisine düşen vazifenin ağırlık ve cid­diyetini idrâk etmiş görünmektedir. Bu­günkü perişan, karanlık ve tehlikeli şart­lar içinde insanlığın en büyük teselli ve ümit kaynaklarından biri de budur.

Ancak Amerika, hâdiseleri yarım tedbir­lerle karşılamağa kalkar, meselâ yardım programı üzerindeki son azaltmalar gibi hatalara düşer ve bu hareketiyle bir nevi malûm infiratçılık cereyanın uyandığı kaaaati uyandırırsa, bu ümit ve te­selli de kaybolup gidecektir. O takdirde ise, yalnız Avrupa ve Asya milletleri de­ğil,bizzat Amerika da dâvayı kökünden

ve ebediyen kaybetmiş olacaktır, en bü­yük tehlikelerden de biri budur.

Bizim görüşümüzle dünya, iki yol üze­rindedir:

— Komünist ihtilâli.

— Katî bir barış ve güvenlik.

Rusya, konuşmadan çalışmayı tercih et­miş gibidir. Ve hiç durmadan saha, im­kân ve fırsat kazanan bir siyaset takip et­mektedir. Rusya'nın kendi hesabına mü-kemnıelen idare edilen bu metod, Sovyet nüfuz ve mücadele cephesini, kendi mem­leketinin hudutlarından çok, pek çok ötelere kadar açmıştır. Bunun da sebebi aşikârdır:

Başta Amerika olduğu halde bütün de­mokrasiler ve milletler ayni irade kud­retiyle ayni çapta bir cesaretle ve yani zamanda harekete geçememişlerdir.

Birleşik Amerika, vasiyetin aldığı şekil üzerine evvelâ Truman Doktrinini, sonra da Marshali Plânını kabul suretiyle mu­kabil adımlarım atmıştır. Fakat ne çare-ki, yardım programının tatbikatına ge­çerken Temsilciler Meclisi, programının ihtiva ettiği meblâğın % 26 sini azaltmak gibi akla sığmaz muazzam bir hataya düşmüştür. Bir taraftan Avrupa'nın kal-kinms(smı geciktirecek veya tamamen aksatacak, bir taraftan Avrupa'da demok­rasiler cephesinde yer almış kitlelerin nyanevî kudretini ve cesaretini parça parça edecek, bunlara ilâveten de komü­nist propagandasına geniş ve muvaffa­kiyet vaitlerİyle dolu bir saha açacak olan bu korkunç ve tehlikeli karar, Ame­rika'nın harp sonrası politikasında görü­len en ağır falsolardan biridir.

Nutuk vesilesiyle bunu tebarüz ettirdik­ten sonra Truman'm yaptığı konuşmanın mühim bir noktasını da bilhassa işaret etmekten kendimizi alamıyacağız: Rusya, bugünkü tuttuğu yolu terketme-diği, diğer milletlerle işbirliği için elİoi uzatmadığı takdirde ne olacaktır, ne ya­pılacaktır ve Amerika ne yapılması lâzım geldiği düşüncesindedir? işte bu cihet, nutukta maalesef ne açıklanmış ne de ihsas edilmiştr.

Halbuki bugünkü halin, aynen devamı­nınimkânsızolduğumeydandadır.Milletlerin sabır ve takaü, milletlerin de­vamlı bir tahribe maruz kalan sinirleri o hale gelmiştir ki, harp kararım da, sulh. kararını da ayni ruh şartlan içinde kar­gılıya caklard ir. Harp, istenmiyen ve umumiyetle nefret edilen bir hâdisedir şüphesiz, fakat hiç olmazsa, Rusyasız bir dünya sulhuna gitmek imkânı da buhı-namıyacak mıdır? Siyaseten, iktisaden, maddeten, manen tamamen ayrı bir dün­ya kurmak ve Rusya'yı kendi peykleri ve dâvalariyle basbaşa bırakmak acaba tahakkuku büsbütün muhal bir şey mi­dir?.

Truman'm eöafc itibariyle çok mühim olan nutku, maalesef istikbali görüş ba­kımından, İşte bu gibi noksanları taşı­maktadır.

Seçim arefesinde Amerika...

Yazan: A. Şükrü Esmer

16 Haziran 1948 tarihli «Ulus» An­kara'dan:

Seçim yaklaştıkça Amerikan iç politika­sında beliren kararsızlık da ağırlaşmak­tadır. Geçmiş iki sene itinde Amerikan Devlet mekanisması çok zor şartlar altın­da çalışmıştır. Bunun sebebini, Amerikan rejiminin hususiliğinden aramak gerek­tir, ingiltere'de, Fransa'da ve bizde kabul edilen devlet rejimlerinde icra organı, itimadını haiz oldukça iktidarı muhafaza ederken, Amerika'da Hükümet Meclisin itimadını haiz olmasa, yani Mecliste eka-liyette kalsa bile, iktidardan düşmez. 1946 seçimleri Amerika'da böyle bir vaziyet doğurmuştur: Demokratlar 1932 senesin-denberi her iki mecliste de ellerinde tut­tukları ekseriyeti kaybetmişler gerek Temsilciler Meclisinde ve gerek Ayanda ekaliliyette kalmışlardır. Avrupa'da ka-bui edilen usule göre, böyle bir vaiyette Hükümet derhal iktidardan çekilmeli ve yerine Meclisteki yeni vaiyete uygun bir kabine geçmeli idi. Halbuki Amerikan sistemi teşri ve icra organları arasında tam bir ayrılığı kabul ettiğinden, Mec­liste Demokrat Partinin ekalliyette kal­mış olmasına rağmen, Trumân ve hükü­metiişbaşındakalmıştır.

Demokrat Truman, Cumhuriyetçi Kong­re ile işbirliği yapmağa çalışmış ve dış politikada Roosevelt zamanında kurulan birlik devam etmişse de iç politikada hü­kümetle Kongre arasında çatışmalar ol­muştur. Kongre Başkanın itirazlarına rağ­men, egya fiyatlarının kontrolünü kaldır­mak, vergileri indirmek, işçi ile işverenler arasmdaki münasebetleri nizamlamak gibi bir takım kanun lâyikaları kabul etmiş, Truman bunların çoğunu veto etmiş, bu veto neticesinde bazılarının yürürlüğe girmesine mâni olmuşsa da diğerleri ve­toya rağmen ikinci defa Meclisten üçte iki ekseriyetle geçmiş ve kanun halini almıştır. Bu vaiyetlerde Hükümet Baş­kan tarafından Veto edilen kanunların tatbiki gibi ağır bir mesuliyet altına gir­mektedir.

iki sene içinde dış politika partiler ara­sındaki mücadelelerin dışından bırakıl­mıştı. Bu sayede Truman Doktrini, Mars-hall Plânı ve buna benzer birçok tedbir­ler Kongreden geçmiştir. Dış politikada bu birlik Roosevelt zamanında kurulmuş­tur. Cumhuriyetçi Parti namına bunu büyük başarı ile yürüten de Ayanın Dış­işleri Komisyonu Başkan ı Vandenberg olmuştur.

Fakat seçim yaklaştıkça, iç politikadaki mücadelenin dış politikaya da intikal et­mek istidadında olduğu görülmektedir. Seçim arifesinde iç politika mücadelesi son derece sertleşmiştir. Başkan Truman Temsilciler ve Ayan Meclislerini halkın nazarında itibardan düşürmek ve iki sene içinde yapılan yanlışlıkların ve ya-pilmıyan işlerin mesuliyetini bu iki Mec­lise yükletmek için uzun bir sehay3t yap­mıştır. Başkan bu seyehati sırasında bu günkü kongrenin Amerikan tarihinde en kötü bir Kongre olduğunu söylemiştir. Öte yandan Cumhuriyetçi Parti liderleri de Truman'a mukabelede bulunmakta gecikmemişler, bütün suçları Başkanın ve Hükümetin omuzlarına yükletmek is­temişlerdir. Hükümetin ve Meclisin, olup biten veya yapılmıyan işlerden dolayı mesuliyeti birbirinin omuzlarına atması, ancak Amerikan devlet sisteminin husu­siliği içindemümkündür.

Dış politikadaki bocalamaların bir sebebi partilerarasındakimücadeleolduğugi-

bi, bir sebebi de kendi içinde ve hele Cumhuriyetçi parti arasında beliren an­laşmazlıklardır. Cumhuriyetçi Parti ara--sıpda ötedenberl oldukça kuvvetli bir inzivaeılar grupu vardır. Çoğu Orta Ame­rika'yı temsil eden bu inzivaeılar, Roose-velt'e de zorluklar çıkarmağa çahşmiş-larsa da eski Başkan çok usta bir politi­kacı olduğundan bunların mukavemetini kırmıştı. Pearl Harbor hâdisesinden son­ra büsbütün arka plâna çekilen inziva-cılar zaman zaman mevcudiyetlerini his­settirmeğe çalışmışlar ve seçim yaklaştık­ça ağır basmağa başlamışlardır. Inzivacı-1 arııı harp içindeki dostları ve müttefik­leri Nazi Almanya iken, tahmin edildiği üzere, şimdi Komünist Rusya'dır. Gariptir M inzivacılar Amerikan halkı arasında en kuvvetli komünist aleyhtarıdırlar. Fakat Amerika'yı Avı-upa işleriyle alâka­sız bırakmak yolundaki politikaları, harp içinde Almanya'nın işine elverdiği gibi. bugün de, Rusya'nın işine elvermektedir. Çünkü dün Nazi Al manyasının Avrupa hakkındaki hedef ve gayeleri neyse, bu­gün komünist Rusya'nın hedefleri de odur. Acaba Amerika yavaş yavaş tekrar in­zivaya dönecek mi? Böyle bir sualin ce­vabı şüphesiz menfidir. Amerikan hal­kının büyük ekseriyeti, dünya ile işbir­liği politikasını benimsemiştir. Ve hole İkinci Dünya Harbinin yarattığı şartlar allında Amerika İçin inzivaya dönmenin gerek kendi memleketleri ve gerek bü­tün dünya için felâketi davet etmekten başka bir netice vermiyeeeğini Amerika'-Iıların çoğu anlamıştır. Fakat Orta Ame­rika'nın inzivacı meylini ve ruhunu tem­sil eden bir ekalliyetin fırsat kolhyarak Milletlerarası işbirliği politikasını balta­lamağa çalışması beklenmelidir. Bu çeşit faaliyetin belirtileri bilhassa seçim ari­fesinde daha sık görülüyor. Çünkü her Kongre azasının ve hattâ Cumhurbaşka­nının hor hareketi, bunun seçmenler ara­sında bırakacağı tesire göre ayarlanmış­tır. Seçim arifesinde meydana gelen ka­rarsızlığın hakiki sebebi de budur. Sözün kısası Amearikan iç ve dış poli­tikası seçimin gittikçe ağırlaşan baskısı altınagirmektedir.

Amerikada seçim savaşı...

Yazan:OınerRızaDoğru!

22 Haziran 1948 tarihli «Cumhuri-yet» İstanbul'dan:

Amerika'nın bu yılına seçim yıh denili­yor. Çünkü Amerika için bu yüm en mühim hâdisesi, gelecek Kasım'da yapı­lacak olan Cumhurbaşkanı Seçİmidü". Amerika için bilhassa barış yıllarında bu hâdiseden başka bir hâdiseye değer ver­mek ihtimali son derece uzaktır. Bu yüz­den Amerika, bu hâdise ile meşguldür ve Amerikan partilerinin dün akşamdan haşlıyarak namzedlerinİ tayin işine giriş­meleri seçim savaşına bambaşka bir önem vermiştir. Dün gece toplanan Cumhuri­yet Parti delegeleri seçimleri gerekleşen namzedlerde aranacak vasıflar ve mezi­yetler üzerinde konuşuyor ve parti dele­geleri dünyayı yola getirmek için maddî liderliğe kalmıyarak manevî ve ruhanî İiderliğe de ehemmiyet vermek icab et­tiğini söylüyorlardı. Yani Amerika'lılaı-bu sırada Cumhurbaşkanı namzedi iğ İne lâyık olan zatları seçmekle meşgul olu­yorlar. Cumhuriyet'te çıkan yazılar ve makaleler de bu bahsi bir hayli aydınlat­mış bulunuyor. Fakat bizim burada bahis mevzuu etmek işlediğimiz mesele bam­başkadır.

Bilindiği gibi Amerikan Cumhurbaşkan­lığı seçimi, yalnız millî değil, beynelmilel bir chemmiyeLİ de haizdir ve beynelmi­lel âlem, bu seçimlerin kendi siyasetine ve kendi özleyişine uygun bir şekilde ce-veya netmesini arzu eder. Fakat beynel­milel âlemin siyaseti de karmakarışıktır. Meselâ, Batı Avrupa devletlerinin bu bakımdan arzuları Doğu Avrupa devlet­lerinin arzularına zıddır. Batı Avrupa, Marsh ali yardım plânını destekliyecck, bu plânın tatbikim kolaylaştıracak ve muvaffakı yetini sağlayacak bir Cumhur-, başkanının seçilmesini ister. Buna muka­bil Doğu Avrupa, bu plânı yıkacak, hat­tâ ortadan kaldıracak bir Cumhurbaşka­nının seçilmesini tercih eder. Bu, böyle olduğu için bir Amerikalı mü-şahid son günlerde gayet garib bir mü~ şahedoyi kaydetmiştir. Amerika'lı müşa­hidegöreSovyet Rusya'da veonabağlı olan peyk devletlerde hüküm süren ka­naat, Amerika Başkanlık Seçimini Mister Henry Wallace'ın kazanacağıdır. Sovyet-ler'ie Peyk'leri, Wallace'ın seçileceğine o'derece kailidirler ki bu neticeyi emni­yet içinde bekliyor ve bu netice saye­sinde Batı Avrupa tarafından beslenen bütün iinıidlerin yıkılmasını umuyordu. Halbuki umumiyetle bilindiği gibi Ame­rika Cumhurbaşkanlığına seçilmesi en az muhtemel olan kimse WaUaee'dir. O hal­de Sovyet'lerin en zayıf ihtimale bel bağ­lamalarının sebebi ne olabilir? Gene bir Amerikan gazetesi bunu şu şekilde izah ediyor:

Şayed Amerika seçimlerinde Wallace ye­nilecek olursa, Rusya, Amerikan seçim­lerine hile karıştığını iddia edecek ve mürtecilerin her çareye başvurarak ileri fikirli hakikî demokrat namzedi yenmeğe uğraştığını söyliyerek Amerika'nın müf­rit sollarını mahmuzlamak imkânını bu­lacak.

Tabiîdir ki Amerikalılar bu Sovyet ku­runtularına gülüyorlar. Fakat hakikat şu merkezdedir ki Amerika'da seçim fa­aliyeti canlanmıştır ve dünyanın bütün merakınıüzerineçekmiştir.

Amerikada seçim mücadelesi...

Yazan:Prof.Dr.YavuzAbadan

24 Haziran 1948 tarihli «Ulus» An­kara'dan;

Birleşik Amerika'da Cumhurbaşkanlığı için seçim mücadelesi, Cumhuriyetçi Par­ti Kongresinin kendi adayını tesbit et­mek üzere Philarîelp'hia'da toplanmasiyle en hararetli ve meraklı bir safhaya gir­miş bulunuyor. Denebilir ki dünya tari­hinde herhangi bir Amerikan Partisi Kon­gresinin, bunun kadar milletlerarası bii-yük bir önem kazandığı görülmemiştir. Bu geniş ilginin sebebi ise açıktır; Harp sonu dünyasının kaderi ^her zamandan ziyade bugün, Amerikan politikasının alacağı istikamete bağlı bulunmaktadır. Cumhurbaşkanı seçilecek zatın şahsiyeti de,' bu politikanın önümüzdeki dört yıl­lık seyir ihtimalleri hakkında bir fikir verecektir.

Kasmı ayında yapılacak Cumhurbaşkan­lığı seçiminde, bu defa Cumhuriyetçi Partinin kazanma şansı, bazı bakımlar­dan daha kuvvetli görünüyor. Esasen Cumhuriyetçi Parti, iki yıl önceki seçim­ler neticesinde, gerek Ayan, gerek Tem­silciler Meclisinde çoğunluğu elde etmiş bulunmaktadır. Ortada bu çoğunluğun yeni seçimlerde değişmesini gerektirecek ciddî sebepler yoktur. Aksine, Demokrat Partinin, onaltı yıldanberi Cumhurbaş­kanlığı makamını elinde tutması, halk kütlelerinde bir yenilik iştiyakını kuv­vetlendirmiştir. Harp boyunca Sovyetlere mütemadi tavizler yapıldığına dair ısrarla ileri sürülen iddialar, iktidarda vukubu-lacak bir değişikliğe bağlanan ümitleri artırmıştır. Eu yüzden Cumhuriyetçi Parti adayının, müstakbel Cumhurbaşkanı ol-masJihtimalioldukçakuvvetlidir.

Philadelphia'da toplanmış olan 1094 de­lege, bu elverişli durumu fırsat bilerek, adayı, Perşembe akşamına kadar tesbit edeceklerdir. Nevyork Valisi Dewey İle Ayandan Robert Taft arasında çetin ve kuvvetli bir mücadelenin cereyan ettiği anlaşılıyor. Bu iki adaydan hiçbiri ge­rekli 548 oyu toplayamadığı takdirde Wandenberg ile Stassen'in kazanmaları ihtimali kuvvetlenecektir. Ayan Dışişleri Komisyonu Amerikan dış politikasında gittikçe hakim bir mevki kazanan rolü, son günlerde onun Cumhurbaşkanlığı için aday seçilme ihtimalini kuvvetlen­dirmiştir. Netice bu gece belli olacaktır. Demokratların kongrelerini 12 Temmuza bırakmış olmaları, Eisenhover gibi halk arasındaki engin şöhretiyle Cumhuriyetçi rakibe karşı koyabilecek bir aday seçme düşüncesinden ileri gelmiş olsa gerektir. Bütün dünya için hayatî önemi haiz olan nokta, Cumhurbaşkanlığına kim vo han-1 gi partinin adayı seçilirse seçilsin, Ame­rikan dış siyasetinde bir değişiklik olmi-yacağının şimdiden belirmiş olmasıdır. Son olaylar, Henri Wallace'm şansını büs­bütün zayıflatmıştır. Bunun dışında, iki ana partinin müşterek müzakeretine da­yanan Truman Dokfrinfnin ruh ve esası değişmeden mahfuz kalacaktır. Yeni Cum­hurbaşkanının şahsiyeti, nihayet iç po­litika meseleleriyle dış siyaset usul ve taktiğindemüessirbirroloynıyacaktır.

Avrupa'y1 ve Uzak Şarkı kalkın­dırma programını ciddiyetle tatbik le­hinde olduğu söylemiş olduğu sözlerden anlaşılmıştır. Adalete dayanan bir barış» dünyaya teşmil etmek; dünyayı yan hür yarı esir milletlerden değil, fakat hepsi de hür ve eşit olan milletlerden kurmak, onun en bellibaşli hedeflerin­dendir.

Bütün bunlarsa dünyaya ümid ve teselli verecek şeylerdir. Fakat Amerika Cum­huriyetçiler adayının Başkanlığa kolay kolay erişeceğini sanmak, yanhş olur. Çünkü Demokrat Parti de bütün kuvve­tiyle çalışacak ve seçimi kazanmak için uğraşacaktır.

Demokrat Parti, Amerika'nın hayatında bir devir açmış, dünya sulhunu kurtar­mak için çarelere başvurmuş ve Ameri­ka'ya dünya siyasetinde litlerlik etmek imkânlarını sağlamıştır. Onun da başla­dığı eseri tamamlamak için Amerika ge­nel oyundan, bir fırsat istiyaceği şüphe götürmez.

Muhakkak olan nokta, Amerika'nın var kuvvetiyle seçim savaşına girmiş oldu­ğudur. Neticeyi şimdiden keşfetmekse kimsenin elindedeğildir.

Her ne olursa olsun Amerika'nın artık geri dönmesine ve infirad siyasetini, bey­nelmilel mes'uliyet yüklenmeğe tercih, etmesine imkân, kalmadığını söylemek mümkündür.

9 Haziran 1948

—Tokyo:

Resmî bir sÜKuün&n bugün bildirdiğine göre idari makamlar komünist yuvaları olmasından şüphe edilen kültür teşkilât­larınakarşıtedbirleralmışlardır.

18 Haziran 1948

—Tokyo :

Yetkili Japon çevrelerinden alman ma-10mata nazaran imparator Hiro Hito önü­müzdeki Sonbaharda Prens;ıkİ Hito le­hine Tahtan feragat edecektir.

İmpartor'uun tahtından feragatinde kâ-kim olan sebeplerin şahsî, manevî ve si­yasî mahiyette olduğu zannedilmektedir. Şahsî sebepler Imparotr'un uzun zaman-danberi "inzivaya çekilmeyi» tercih et­mekte olmasından manevî sebepler, Ja­pon'ların gözünde harp devresinin tim­sali olan İmparator'un bu hareketiyle ye­ni bir barış devresinin başlangıcına İşa­ret edeceği tarih olarak Mac Arthur'un Japonya'dan hareket edeceği tarihi seçe­cektir.

21 Haziran 194S

—Tokyo:

Mevsimin ilk şiddetli yağmurları yüzün­den bugün Tokyo civarında binlerce hek­tarlık ekili arazîyi su basmış ve bin kişievsizbarksızkalmıştır.

—Tokyo:

Yağan şiddetli yağmurlar su taşmalarına sebep olmuştur. Ölenlerin çoğu su altın­da kalmıştır. Damlara çıkan halk yardım beklemektedir.

28Haziran 1948

Tokyo:

Öğleden sonra Orta Japonya'da vuku bu­lan şiddetli yer sarsıntısı yüzlerce insa­nın ölümüne ve binlerce evin yıkılması­na sebep olmuştur.

Sarsıntılardan sonra husule gelen muaz­zam deniz dalgalan Orta Japonya'da bu­lunan şehirlerden çoğunu silip süpür­müştür.

İlk tahminlere göre bin kişi ölmüş ve yüz bin kişi de açıkla kalmıştır. Tokyo'­ya gülen diğer haberlere göre içinde yolcu bulunan en az iki tren çok ağır hasara uğramış t.-r. Sarsıiııtınm merkez Üssü Nagoya'nm tahminen 110 kilomet­re Kuzey Batısında bulunmaktadır. Ku­zey - Batıda Kukui'deki Hükümet ma­kamlarından alınan haberlere göre dep­rem bölgesinde şiddetli yangınlar çık­mıştır.

Japonya bütün tarihi boyunca büyük felâketlere sebep olan yer sarsıntılarına uğramıştır, 1946 da vukua gelen son bü­yük deprem 1026 kişinin ölümüne, 1030 İnsanın yaralanmasına ve yüz bin kişi­nin açıkta kalmasına sebep olmuştu. Shi-kofcu Adasında bulunan Nakamura şehrî ati e ta tamamen harap olmuştur. 1923 de Japonya'da vukua gelen en şiddetli yer-sarsıntısında 143 bin kişinin öldüğü ha-1 ırlardadır,

29Haziran 1948

— Tokyo:

Buraya gelen son haberlerden öğrenildi­ğine göre, Orta Japonya'daki son dep­remde 5.000 kişi Ölmüş ve yaralanmıştır. En büyük hasarauğrıyanvehalâyarımakta olan Fukui gelirine Amerikan yardım ekipleri gönderilmiştir.

—Tokyo:

Bugün ingiliz, Amerikan ve Japon kur­tarma ekipleri Fukui şehrinde faaliyetle çalıştıklarısıradaJaponya'nınKıtseyBat»kıyılarıyenidenonikidepremle sarsılmıştı]-.

Fukuişehri Emniyet İdaresiölüssyısının ikibin 860 ve yaralılarınyedibin

113kişiolduğunubildirmiştir.Yıkılan evlerinsayısı30bin450dir.

Güneye Doğru ilerle­mekte ve merkezî Çin'deki kuvvetleri ile birleşmeye çalışmaktadırlar.

Hükümet sözeÜİtriııden birisi, her iki ta­rafın da üstün çıkmak için muazzam kuvvetler toplamış oldukları bugünkü harekâtın Çin'in, kuzey doğusunda bu­lunan geniş bir bölgenin mukadderatını tayin ' edeceğinisöylemiştir.

15 Haziran 1948

—Malikin :

Bugün Yunan Parlâmentosunda demeç­te bulunan Çin Başbakanı Won-wen-hag Çin'in Sovyet Rusya ile olan münasefeı-finin gergin olduğunu, bu gerginliğin 1.945 senesi Ağustosunda aktedilen mua­hedenin dört esaslı maddesine Sovyet Rusya tarafından riayet edilmemesini!en İlerigeldiğinibildirmiştir.

Demecinde devam eden Başbakan, Sov­yet Hükümeti nebinde yapılan müker­rer protestoların cevapsız kaldığını be­lirttikten sonra Sovyet Rusya ile Dosta­ne münasebetlerin yeniden tesis edilebi­leceği hakkındaki ümitlerini belirtmiştir. 1945 senesi Ağustos ayında aktedilen muahedenin dört esaslı maddesi şunlar­dır:

1 — Maneurl'de bulunan bütün Sov­yet kıtalarının geri çekilmesi.

2 — Sov­yet Rusya'nın Sinkiang İlinde müdahele-lerde bulunmaması.

3 — Dij Moğolistan'a lam bir bağımsızlık babsi.

4 — Çin Hükü­metine karşı gelen kuvvetlere herhangi bir yardımdabulunulmaması.

17 Haziran 1948

—Nankin :

Cin Hükümet kıt'alsrı dün Hu-Pei eya­letinde giriştikleri bir karşı taarruzla komünistlerin Hang - Tan bölgesindeki ünemli kömür madenlerini hedef tut­makta olan büyük taarruzlarım durdur­muşlardır.

Güney Jehol cephesinde savaşmakta olan Hükümet kıtaları Şantang bölgesindeki taanaiza iştirak etmek İçin Doğuya kıv­rıl mışlardır.

İS Haziran 1948

—Nankin :

Cumhurbaşkanı Cankaygek Merkezi Çin cephesindeki r.skorî harekâtın idaresini kendi eline almıştır.

Komünist kuvvetlerinin Peiking'de Ha­va Alanını ve Doğu ile Batıdaki garları ele geçirmiş oldukları bildirilmektedir. Hava kuvvetleri tarafından desteklenen Hükümet birlikleri Şantûng'un Batısında bulunan komünist kuvvetlerinin büyük bir kısmını çevirmişlerdir. Diğer taraftan, hükümet kuvvetlerinin bir sözcüsü, Şantutfg'uıı etrafında duru­mun istikrar kazanmîjj olduğunu söyle­miştir.

20Haziran 1948

—Şanghay:

Çin'de su baskınları bir âfet halini al­mıştır. Büyük bir şehir olan Fu - Şao tamamiyle sular altında kalmıştır. Şim­diye kadar bu hususta tam bir tafsilât üimmarmşsa da sanıldığına göre; Ming Nehri) bentleri yıkarak büyük bir sür'-;>tle yayılmıştır. Boğulanlarm sayısının yüksek olmasından korkulmaktadır. Bi­rinci mahsulün büyük hasarlara uğra­masıtehlikesivardır.

—Şanghay;

Akşam gazetelerine göre, komünist bir­likleri Honan'ın başşehri Kaifung'a gir­mişlerdir.

Şehrin Kuzey mahallerinde şiddetli sa­vaşlarcereyan etmektedir.

—Şanghay :

Foutchefiu su baskınında ölen ve yarala­nanların sayısı 100 bin kişi tahmin edil­mektedir. 10 bin ev harap olmuştur. Bü­tün amme hizmetleri durmuştur.

21Haziran 1948

—Şanghay.:

Öğrenildiğine göre, Fi! - Şau'dnki su baskınında ölenlerden 200 kişinin cesedi bulunmuştur. Olî"i. mabet ve kiliselere sığınmış ol?.n binleres' insana Hükümet yiyecek dağıtmaktadır.

Nünkin :

Yunan Teşriî Meclisi yarın Amerika'nın Çin'e iktisadî sahada yapmayı teklif et­tiği 400 milyon dolarlık yardım hakkın­damüzakerelerdebulunacaktır.

Başbakan Wmgwenhao, Yunan Mec­lisine gönderdiği bir mesajda Çin ve Amerikan Hükümetlerinin önümüzdeki 3 Temmuz tarihine kadar yardım progra­mı hakkında iki taraflı bir anlaşma im­zalamaları mümkün kılmak icin-iıu ay-sonuna kadar bir karar alınması icap et­tiği hususu ü-îârindeİsrar etmişti:'.

—Pekin :

Söylen ligine göre, büyük komünist kuv­vetleri Hopei ile Jehol eyaletleri arasın­da mühim Kupeikov.' geçidine taarruz 'ederek doğrudan doğruya Pek in'i u-hdît çimektedirler.

—Nankirı :

Çanghay^ek bugün uçakla Kaifeng cep­hesine hareket etmiştir. Çankayşek, Hr>-nan eyaletinin merkezini tehdit eden ko­münist taarı ıizu karşısında hareeiıâU bi?-zat idare edecektir. Diğer taraftan bildi­rildiğine göre, Hükümet takviyeleri Kai-fengin 30 ki!orne|İre Güney Doğusunda bulunan Çenliu bölgesinde çarpışmaya girişmişlerdir. Fesmî tebliğlerde, Kaifeng'In düştüğü hakkındaki basın haberleri ya­lanlanmak ta dır.

22 Haziran 1948

—Şanghay :

Nankin'den gelen ve Cin kaynaklarından verilen haberlere göre Çin Hükümeti, Sovyet! er'in Rusya'yı Sinkiang adındaki Cin eyaletine bağlayan ticarî hava hattı­nı işletmelerine yetki veren Çin - Rus hava seyrüseferi anlaşmasına sstn vermeyi cifL.Î bir şekilde nazarı itibare almakta­dır.

Anlar mayı imzalamış olan taraflardan bîrîsinin bir yıl evvelden haber vermesi sartiyle 1949 senesinde nihayete ermek­te olan bu anlaşma Cin Millî Meclisinde şiddetli hücumlara maruz kalmış ve cıÇin'e kaivı komünist tecavüzünün emareleri" ol: cakvasıflandırılmıştır.

—Nankiıı :

Dışişleri Bakacı Wang Şih Şieî'in teklifi üzerine Yunan Tesrii Meclisi bugün ü7 muhalife karşı 337 oy'a Amerika'nın 'Çin'e yardım programını tasvip etmiş ve Amerikan Kongresinin ki.bul etmiş ol­duğu yardımın tatbik şartlarını tosbit için iki tarafh bir Amerikan - Cin anlaş­ması aktetmesi maksadıyla Hükümete yetki vermiştir.

Dışişleri Bakanı Meclis v; îaiğî rapo­runda Çin'in şu sebeplerden dolayı Ame­rikan yardımını taîep etti&ui bîldirmete-tedir:

3—Bütçedemuvazeneyisağlamak.

2 — Demiryollarının, madenlerin ve elekt­rik fabrikalarmııı yeniden inşası proje­sinin tatbiki için gerekli p;,:-.iji temin et­mek.

:-: — Komünistlere karşı sav^a ulevi.ır; içil) lüzumlu askerî malzemenin kir kısmını temineünek.

4— Para reformuna girişmek.

Cin Dışiş'eri Bakanı, 3 Ağûstos'ta imza edilmesi - tasarlanan Çin - Amerikan an­laşmasının ilk üç hususla ilgili olacağını, Para Reformunun ise d< ha sonra müza­kerelere (neyzu teşkil e. cc-e;;jni sözlerine ilâve etmiştir.

—Nankin :

Komünistler üç gün devam eden şiddetli sokak savaşlarından sonra Honan eyale­tinin başşehri Kaifeng'i ele geçirmişlerdir. Milli Savunma Bakanlığı tarafından yayın­lanan tebliğde, Hükümetin dün şehrin bir çok binalarında elan mukauemetı? devanı eden müdafii!erle radyo temasını kaybetmişolduğubildirilmektedir.

Cumhurbaşkanı Çang Kay Şek'in şehri, müdafaa edenlerin maneviyatını yükselt­mek için Kaİfeng'in üzerinde uçakla uçuşu sırasında Garnizon Komutanı Başkanla radyo vasıtasiylc- teinasa geç­meğe bile muvaffak olamamıştır. Şehir­deki Garnizon akıbeti hakkında hiç bir şey bilinmemekteyse de basında yayınla­nan haberlere göre, Honan Valisi Gene­ral Liumaoen ölenler arasında bulunmak-tadır. Diğer taraftan Af t Muhabirinin bildirdiğine göre, Hopei ve Jeholeyaletlerinin civarında önemli Kupc-likou böl­gesinde şiddetli savaşlar cereyan etmek­tedir. Komünisüer Pekin - Çupeikoıı ve Pekin - Paoting demiryolunu kesmişler­dir.

2;S Haziran 1948

—Nankin ;

Hükümet tarafmctaıa bu akşam yayinîa-nan lesmi tebliğde, bildirildiğine göre, Hiikiimet kuvvetlerinin dün üç gün de­vam eden sokak savaşlarından sonra ter-ketmİ5 olduğu Honan'ın merkezi Kai-i'eng'tle komünistlerin uğradıkları kayıp­lar200.000'evarmaktadır.

Diğer taraftan komünist Radyosu Hükü­met kuvvetlerinin aynı savaşta 30.000 ka­yıp verdiklerini ve komünist kuvvetleri­nin Kaifeng'İD Doğusunda yeni ilerle­melerkaydettiklerinibildirmiştir.

-Pekin :

Belediye Meclisi ile Poiia Müdürü ara­sında çıkan bir iniiljf neticesi bugün öğ­leden sonra 20 bin polis kitie hîlinde is­tifa etmiştir.

Bununla beraber polis memurları müşte­rek' İstifaları yetkili makamlar tarafın­dan İta bul edilinceye kadar vazifelerine ilovanıedeceklerdir.

-Pekin:

Hükümet kuvvetlerinin Kupeikaun cup-hesinde bir mukabil taarruza kalktıkları ve mühim bir mevkii olan KupeOcoub Boğazını ele seğirmek ü?ere 6 günden beri mütemadi hücumlarda bulunsa !-:o-' nıünist birliklerini bozguna uğraüıLian bildirilmektedir.

25 Haziran 1948

-Pekin :

Kcmünis'leritı Doğu Hopefde yeııi.icn taarruza geçmiş oldukları ve Luoîihsieı ve Şinavangoa arasında Pekin - Mukden Demiryolunun 70 kilometrelik bir kısmı Üzerinde bir çok garları işgal ederek 34 - 25 gecesi Pekin - Tîentsin Demirj-o-lunu hasara uğrattıkları resmen bildiril­mektedir..

Nanküı :

Ho-iian eyaletinin başşehri olatı Kaifen'î ele geduen komünistler simdi KaifenR'tert 50 kilometre mesafede bulunan Chin -Chow'ahücumetmektedirler.

Yabancı basın muhabirleri, Kaifeng'in di'.şmo-îiııiii Nankin Hükümeti ve ordu için ağır bir darbe teşkil ettiğini bildir­mektedirler.

26 Haziran 1948

—Şanghay :

Çin siyasî ve iktisadi durumdaki elveriş­siz şartlar yüzünden dün Cin dolarında istinaîbirdüşüşkaydedilmiştir,

-- Nankin :

Çin Hükümet kuvvetlerinin Ho - ııan eyaletinin başşehri Kaİfeng'i ele gecir-ıtik'eridünNarfkiı/denh i İd iri m iştir.

i'aymlanan bir tebliğde, komünistlerin Hükümet kuvvetlerine mensup uçaklar tarafından devamlı bir bombardımandan ioıira şehri tahliye ettikle-ri itçıklanmak-îadlr.

Kaifeng'in istirdadı i.;iıı girişilen harelıâi: General Chang - Kaİ - Cht'fc idare Şehrin sukutundan sonra General Chang Chek,Siangyang'adönmüştür.Hükümet kuvvetleri.Ho - nan eyaletindeesaslımevzilereyerleş inceyeIçadar General Siang - iTang'da' kalacaktır.

28 Haziran 1948

Kuzey Çin'de komünistler taarruzlarına devam etmektedirler. Mühim komünist kuvvetleri 21 s^attenbeti Pekin - Muk-den demiryolu boyunca ilerlemektedir. Bu kuvvetler, Kuzey Çin'in başlıca li-manlarmdsn olan Çin Wang Tao'nun dıs müdafaalarına varmışlardır. Cepheden =lina.T aabes-Ierde kc-müniştlerin Önce Manşurya ün Kuzey Çin arasında devam­lı _inüni.fcale hatlai'J kurmayı bunu mü­teakip hükümet kuvvetlerinin münakale­sini bozmayı ve en nihayet Büyük Çin Şeddinin beri tarafında bîr hareket üssütasarladıklarıbildirilmektedir. Sovyetlerle Çin arasında...

'Yazan:Ömer RızaDoğrul

17 Haziran 1948 tarihli"Cumhuri­yet» İstanbul'dan:

Dünyanın cıı çok nüfuslu büyük millet­lerinden biri Çin ve onun. en büyük (içli­lerinden biri de dahilî ayrılıklarıdır. Bir malık .Japon'lar bu dahili ayrılıkları is-l.ısımr etmişler ve Çin'in mühim bir kıs­mını işgal alüna almışlar, fakat Cin Mil-k-ti Japon istilâsı kargısında dahili ayrı­lıklarını bir tarafa bırakarak Japonya İle dövülmüş, nihnyet 1915 Ağustosunda Japon istilâsından lamam iy ti; kurtulmak balı t iy arlığına kavuşmuş [a kal. yeni ve çok nıiihim bir Kaile île karşılaşmıştı. Bu yaiie Cin komünistlerinin sobeb oldu­ğu dahüî mücadele idi. Bu gaile kâh ya­tışıyor, kâh alevleniyor, fakat Çm için daimi bir zaaf kaynağı teşkil ediyor e. memleketin istikrar bulup butun varlı­ğım öz işlerine vermesine kargı geliyordu. Tabiidir ki. Çin komünistleri de. her yer­deki Komünistler gibi Rusya ile alâkalı­dırlar, Moskova'nın emriridedirier ve on­ların bu hali. Çin'i tam raânasiyle huzur­suzluk ve endişe içinde yaşatmaktadır. Günün haberlerine göt-c Çin de artık bu keşmekeşten kurtulmak ve Rusya ile mü­nasebetlerine sarih bir mahiyet vermek İKtemŞktedir. Bunun İçin Çin Başbakanı­na, Sovyet Hükümetiyle temaslarda bu­lunmak ve kesin bir neticeye varmak için müracaatler vuku bulmuş ve artık bu meseleyi halletmek icab ettiği kendi­sine bildirilmiştir. Çin Başbakanının Sovyetlere kargı ciddi teşebbüslerde bu­lunmak niyetinde bulunduğu anlaşılmak­tadır.

Şüphe götürmez bir hakikat, Cin mese­lesinin, dünya meselelerinin en büyükleri arsamda yer aldığıdır.Çin Milleti.İstiklâline ve hürriyetine karşı bağlılığı ve bu uğurda her fedakârlığı göze alan az­mi ile tanınmış şerefli ve asil bir millet­tir. Bu millet Japon İmparatorluğunun doğmoBiisa, gelişmesine, parlamasına ve nihayet her şeyi kaybederek bütün ge­nişleme teşebbüslerinin bo^a gitmesine şahid olmuş. Japon istilâsı yüzünden bir çok kayıplara uğradığı halde bütün ka-yıbiarmı istirdad etmiş ve yeni bîr kal­kınma ile dünyanın en büyük devletleri arasındayer almıştır.

3u milletin komünizm tecavüzlerine bo­yun eğmeyi kabul etmiyeceğİ ve demok­ratça inkişaf için elinden gelen her'şeyi yapacağı şüphe götürmez. Nitekim onun komünizm gailesinden kur­tulmak ve bu gaileyi tahrik eden kay­nakların desiselerine son vermek için ye­ni ve kesin teşebbüslere girişmeğe karar vermesi buna delâlet etmekledir. Cin, hiç şüphe yok ki dünya siyasetinin ve dünya barışırsın en hassts merkezleri arasındadır. Sovyetlerin burada komü­nizmi yayarak bütün dünya hakimiyeti­ne kavuşmak emeliyle hareket ettikleri gayet aşikârdır. Fakai Cin Milletinin gaye ve hedefi Sovyetlerin hakimiyetine atel olmak değil, İtendi hakimiyetlerine sahib olar;ık Çin'i iâyık olduğu refah ve terakki içinde ysşatmak ve onun bir barış âmili olarak bütün beşeriyete hizmet etmesini sağlamaktır. Onun için Çin clemokral. mil­letlerle elbirliği yapmakta ve hakikî de-makrasutı» mkigsfıns en büyük ehemmi­yeti vermektedir.

Çin'in de bu sır<ıda Sovyetlerle hesab gör­mek arzusunu belirtmesi bütün demokrasi dünyası arasındaki elbirliğini sağlamlaya­cak bir vakadır. Bütün barışsever millet­ler, arti.k barıg düşmanlariyle hesablarını tasfiye ederek- netice almak istiyorlar ve Çin'in teşebbüsü bu yolda atılan adımlan ı ey id ediyor.

1 Haziran 1948

. GÜNEY AFRİKA

— Kap :

Güney Afrika Parlâmentosu seçimlerinde bozguna uğramış olan General Srauts Pretoria soejm dairesinde bir mevki iş­gal etmesi hususunda kendisine yapılmış olan teklifi kabul etmiştir. Bu mevki Ha­len Partisinin bir üyesi tarafından işgal edilmektedir. Bu, General Smuts'un Hü­kümete kargı muhalefetin idaresini ele alacak olduğunuiiade etmektedir.

5 Haziran 1948

KANADA — Ottawa :

Kanada Başbakanı Mackenzie King, Ka­nada Avain Kamarasında yaptığı beya-ntla demiştir ki:

Terre - Neuve Adasının istikbalini tayin edetiek olan Referandumun neljceleri, henüz tamam olmamakla beraber, iki lınfta soru*;1 ikinci defa halkın reyine mü­racaatHb.jununuhissettirmektedir.

Bundun sonra Machenzie King, matlup çoğunluk olan oyların yüzde' 51 ini hiç bir grupun elde edecek vaziyette olma­dığını tasrih etmiştir. Oya iştirak eden 145 bin kişiden, birbirine hasım iki grup nliiıı muhtariyet taraftarları ili' adanın Kanada Konfederasyonuna bağlanmasını isteyçnler mütekabilen G5 bin ve fiO bin oy almışlar, nevi kalanlar sömürgo reji­minin dalıa beş yıllık bir devre iğin mu­hafazası lehinde oy vermişlerdir. Bundan başka Mackenzie King şunları da söylemiştir :

Kayıtlı bulunan oy sahipleri sayısının 70 biu olduğu talim. îd edilmektedir,

10 Haziran 1948

HİNDİSTAN — Yeni- Delhi:

Haydarabat Delegeleri Hindistan Hükü­metinin temsilcileriyle HaydarabaJ'în ge­leceği hakkında bir anlaşma?,'» varoma-dan Yeni Delhi'den memleketlerine ha­reketetmişlerdir.

Zannedildiğine göre. Haydarabat ve Hin-disLan Hükümetleri bu dovletin HinJis-tnn'a iltihak edip eimeyeceğine karar vermek için hir plebisil tertip etmey-c mutabıkkalmışlardır.

Bununla beraber plebisite iekadüm ede­cek devre îarfmd;' Hindistan ile Hayda-rabad arasında mevcut oJsccik münase­betlerin tesbiü gerekmektedir. Bu plebi­sitin icrası İ^iı) on iki ilâ on sekiz aylık bn- zaman gerekeceği tahmin edilmek­tedir.

HİNDİSTAN -Yeni- Delhi :

Haydarabad Devleti arazisinin Hindistan Domİnyonun;ı iîhakı için bu devletin temsilcileri ile Hindistan Hükümeti ara­cındaki mü:'jıkereler dün inkıtaa Uğra­mıştır. Haydarabad temsilcileri yeni bı-Ijmat iilmak üzere başkenti erine iivdct ' etmişlerdir.

image006.gifimage007.gif10Haziran 1948

HİNDİSTAN — Yeni-Delhi:

Hindistan ve Pakistan dominyonları ara­sında bu sabah Delhi'de bir konferans başlamıştır. Pakistan Başbakanı Liyakat Alî Han. hastalık dolayısiyle konferansa iştirak edememiştir.

Pakistan Dışişleri Bakanı Zafumllalı Han ile Hindistan Bakanları Keşmir mesele­sini, her iki dominyona mensup rnü'teci-lerin memleketlerine dönmeleri kaçırü-mıj kadınların iade ve Pencabrın sulama işlerinigörüşmüşlerdir.

Önemli kararların Karaşi'de lop I a nacak olan konferansta alınacağı haber verü-moktedir.

18 Haziran 1948

HİNDİSTAN -Yeni- Delhi :

Dün akşamHaydarabadDevletinin Hindistan:a ilhakım bahis mevzuu eden M. Nehru. Hindistan'ın" Ha^darab Devletinin ilhakı için ileri .sürmekle olduğu sertlen değiştirmeyeceğini boliı-ımis ve şunları iiâveetmiştir :

Bir ihtilâf çıktığı takdirde bu imcak Haydarabad Devletinin dışında bulunan­lara zarar vövebilir.

Nehru barışsever bir anlaşmaya varmak arzusundaolduğunuaçıklamıştır.

21 Haziran 1948

HİNDİSTAN

Hindistan'ın ilk Hindli Genel Valisi Rak-ja Köle Palaları bu sıbab Yeni - Delhi'­de and inmiştir.Bu nıün'iscbetle söylediği nutukta, Hin­distan'daki içi harbin hakiki bir gılgmlık olduğunubslirtmiştir.

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106