16.5.1948
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Mayıs 1948

—İstanbul:

Amerikan yardım programı gereğince memleketimize A. T. 6 tipi uçak­larını getiren Rendova refakat uçak ta­şıt gemisinin boşaltılması 29 Nisan saba­hı saat 7.50 de başlamış ve 24 saatten az bir zaman zarfında boşaltma işi sona er­dirilmiştir.

Uçakların boşaltılması için Önce bir kaç güne ihtiyaç olacağı sanılmışsa da, Türk ve Amerikan personelinin bütün gece arasız boşaltma işi rekor sa­yılacak pek kısa bir zamanda başarılmış bulunmaktadır.

—Ankara :

Ankara ilkbahar konkuripiklerinin birin­cisi bugün subaylarımızın muvaffakiyet­li başarılarıyla sona ermiştir.

Hipodromda saat 15.30'da çok kalabalık bir seyirci huzurunda başlanan müsaba­kalar saat 18.15'e kadar devam etmiştir. Müsabakaların teknik ve resmî neticeleri şunlardır:

Birinci müsabakaya kayıtlı 15 genç at­tan 14'ü müsabakaya katılmış, neticede üsteğmen Kemal Özçelik Romansile hatasız olarak parkuru 1 dakika 12 sani­ye evvel bitirerek birinci.

Yüzbaşı İhsan Akal Zeybek ile hatasız parkuru 1 dakika 16 saniyede bitirerek ikinci.

Yüzbaşı Mennan Pasinli Binaş ile dört ceza puvanı alarak parkuru 1 dakika 13 saniyede bitirerek üçüncü olmuşlardır.

Bundan sonra manilere ilâveler yapıla­rak yükseltilmiş ve günün ikinci müsa­bakası olan (mukbil siyok kupası) par­kuruna başlanmıştır.

Bu müsabakaya 35 at kayıtlı idi. İki at arızalandığı için müsabakaya katılamadı. 33 müsabık arasında yüzbaşı Kudret Ka­sar Özbek ile hatasız olarak parkuru 1 dakika 31,2/5 de zamanından 7,3/5 sa­niye evvel bitirerek birinciliği kazanmış .ve Bayan İnönü tarafından kendisine mukbil siyok kupası verilmiştir.

Binbaşı Saitn Polatkan Uygürile hatasız olarak parkuru 1 dakika 39 saniyede bi­tirerek ikinci. Binbaşı Cevat Gürkan Yıl­dız ile 4 ceza puvanı alarak parkuru çok süratle 1 dakika 15 saniyede bitirerek üçüncü olmuşlardır.

Yarın yine Hipodromda at yarışlarını mü­teakip iki müsabaka yapılacaktır.

Birinci müsabaka: (Tarım Bakanlığı Ku­pası) genç atların av parkuru olan bu mü­sabakaya 15 at kayıtlıdır.

İkinci müsabakası: (Ankara Şehir Ku­pası) her yasta ve her ırka mensup atlara mahsus mani atlama müsabakası mani ' yüksekliği 1.30 genişlik 4,5 metre bu mü­sabakaya da 26 at kayıtlıdır.

3 Mayıs 1948

— Ankara :

Birinci Türk Yapı Kongresi bugün saat 10 da Halkevinde Bayındırlık Bakanı Ka­sım Gülek'in bir nutku ile açılmıştır. Mü-akiben Başkanlık Divanı seçimine geçil­miş ve başkanlığa Büyük Millet Meclisi Başkanı General Ali Fuat Cebesoy, Baş­kanlık Vekilliklerine de Bayındırlık Ba­kanlığı Yapı İşleri Reisi Sırrı Sayar, is­tanbul Teknik Üniversite Rektörü Tevfik Taylan, Yüksek Mimar ve Müteahhitler­den Bedri Tümay, Kâzım Ayador seçil­mişlerdir.

Başkanın nutkundan sonra, Bakanlık Ya­pı ve İmar İşleri Reisi Yüksek Mühendis Sırrı Sayar ve müteakiben Türk Mimar­lar Birliği adına Birlik Başkanı Yüksek Mimar Hüseyin Kara. Türk Yüksek Mü­hendisler Birliği adına Yüksek Mühendis irfan Kuraner söz almışlar ve kongrenin inceleyeceği konular etrafında görüşlerini açıklamışlardır.

Komisyon seçimlerinden sonra Perşembe günü saat 10 da toplanmak üzere oturu­ma son verilmiştir. Komisyonlar bugün saat 15 den itibaren çalışmalarına başla­mışlardır.

Kongre bugünkü açılış oturumunda baş­kan vekillerinden İstanbul Teknik Üni­versite Rektörü Tevuk Taylan'ın başkan­lığına altı kişilik bir heyetin Cumhur­başkanı İsmet inönü'ye kongrenin tazim­lerini arzetmesine karar vermiştir.

— Ankara :

Yüce divan bugün saat 10.30 da Halil Oz-yörük'ün başkanlığında toplanmıştır. Bu oturumda Yüce Divanın, bazı hususlar­da tahkikatın tevsiine dair kararı tefhim edilmiş ve bunu takiben, tutkal mesele­sinin tahkikatınıyapmış olanmüfettiş

Cavid Gürocak tanık olarak dinlenilmiş-tir. Cavid Gürocak, Fehmi Ateş'den sa­tın alınan tutkallarla, Sümerbankm ver­diği tutkallar üzerinde yapılan tahlil ve tecrübe neticelerini açıklamış ve teftiş esnasında sorguları yapılanların tutkal mevzuundaki beyanlarına dair malûmat vermiştir.

Bundan sonra Tamkal şirketi ortakla­rından olup halen vefat etmiş bulunan Mahmut Kefelenin müfettişlikte verdiği ifade veOrman Genelmüdürlüğünün

tahsis suretiyle devlet dairelerine verilen tomruklar hakkında yapılan muamele ile ilgili yazısı okunmuştur.

Mütekaiben savcı ve sanıklar tarafından tahkikatın tevsiine dair dilekler ileri sü­rülmüş ve heyet müzakereye çekilmiştir. Bu müzakere sonunda Yüce Divan tom­ruk ve tutkal mevzularında bazı husus­ların tahkikine dair kararı bildirmiştir. Yüce Divan 17 Mayıs Pazartesi günü sa­at 10. da toplanacaktır.

— Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de Feridun Fikri Düşünsel'in başkanlığın­da toplanmıştır.

Oturum açılır açılmaz gündemde bulu­nan sözlü sorulardan, Çoruh milletvekili doktor Cemal Kazancıoğlu'nun balık­çılık sanayiinin inkişafım temi niçin- Su Ürünleri Kanunu tasarısının meclise ge­tirilmesi hakkındaki sözlü sorusuna kar­şılık olarak, Ekonomi Bakanı Cavid Ekin açıklamada bulunmuş ve açıklamayı mü­teakip kürsüye gelen soru sahibi doktor Cemal Kazancıoğlu denizlerimizde ve tatlı sularımızda mevcut balıklarımızdan lâyıkı veçhile istifade edemediğimiz hu­susundaki görüş ve mütalâalarını bildi­rerek balıkçılarımızın inkişafı noktasın­dan gerekli gördüğü tedbirler üzerinde konuşmuştur.

Bundan sonra üniversitelerarası kuru­lunca üç profesör hakkında verilen ka­rara dair Zonguldak milletvekili Orhan Seyfi Orhun'un sözlü sorusu münasebe­tiyle kürsüye gelen Millî Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sırer, izahat vermiş ve onu takiben Orhan Seyfi Orhun Üniver­sitelerarasıKurulunun,kendilerinden

beklenen hassasiyet ve alâkayı gösterme­diğini, Üniversite muhtariyetinin devlet aleyhine kurulmuş bîr muhtariyet tar­zında hareket edemiyeceğini söyledikten sonra Dil - Tarih Fakültesindeki ü<? pro­fesör hakkında görüş ve düşüncelerini bildirmiştir.

Daha sonra gündeme devam edilerek. Posta, Telgraf ve Telefon İşletme Genel Müdürlüğü 1942 yılı kesin hesabı hakkın­daki kanun tasarısı ve Sayıştay Komisyo­nu raporu müzakere ve kabul edilmiş­tir.

Büyük Millet Meclisi önümüzdeki Çar-çamba günü toplanacaktır.

4 Mayıs 1948

— Ankara:

C. H. P. Meclis Grupu başkanvekilliğin-den:

C. H. P. Meclis Grupu Genel Kurulu bu­gün (4. V. 1948) saat 15 te Sivas Milletve­kili Şemsettin Günaltay'ın başkanlığın­da toplandı.

Erzurum milletvekili Gl. Vehbi Kocagü-ney ve Maraş Milletvekili Dr. Kâmil İdil­in gündemde bulunan soru önergelerinin tercihan görüşülmesi yolundaki teklifle­ri kabul edildikten sonra:

1— Erzurum ili özel idaresinin 1947 yı­lıbütçesindenyapılan bazımasraflara dair Gl. Vehbi Kocagüney'in soru öner­gesini İçişleri Bakanı cevaplandırdı.

2— Maraş milletvekili Dr.Kâmil İdil'in 1936 senesinde İspançiyarİ ve Tıbbî Müs­tahzarlar Kanununun yerli ilâç sanayini koruma bakımındaneksiklerini tamam­ lamak üzere Bakanlar Kurulunca evvel­ce alınmış olan kararın 7.4.1947 tarihinde SağlıkveSosyalYardımBakanlığının teşebbüsü neticesinde yeni bir Bakanlar Kurulu karariyle iptal edilmesi sebebiy­le keyfiyetin yerli ilâç endüstrisi sahip­leri arasında uyandırdığı akislerin tetki­ke değer bir mahiyet arzettiği ve ayrıca-
dövizkarşılığıİsviçre'dengetirtilmiş olanİdrofil pamuklarda aynıderecede dedikodumevzuuolduğundanpartitü­züğü gereğince bumevzularhakkında genel konuşma açılması yolundaki önergesi okunarak genel konuşma açılması kabul edildi. Bunun üzerine kürsüye gelen önerge sahibi ile bakanın açıklamaları ve konu üzerinde söz alan diğer hatiplerin beyan­ları dinlendi.

Neticede bakanın verdiği izahatın tatmin edici olduğu oya müracaat sonunda an­laşıldı.

Ayrıca yapılan teklif üzerine konular hakkındaki bütün görüşmelerin aynen neşri uygun görülerek vaktin gecikmesi sebebiyle gündemde bulunan diğer mad­delerin müzakeresinin Perşembe gününe bırakılması kararlaştı ve saat 20.50 de oturuma son verildi.

5 Mayıs 1948 — Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de Ali Fuat Cebesoy'un başkanlığında top­lanmıştır. Oturum açılınca kürsüye gelen Mîllî Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sı-rer, gelen evrak arasında köy okulları­nın inşasına ait bir tasarının bulundu­ğunu söyliyerek demiştir ki:

Bu tasarı bundan iki ay evvel hazırlan­mış bulunuyordu. Fakat bunun kanuni-yet kesbedebilmesi için icabeden malî şartların istikmaline uğraşıyorduk. Bu uğraşmalarımız ancak evvelsi gün neti­ce vermiştir. Ondan dolayı kanun, iki ay evvel hazırlanmış olmasına rağmen ancak huzurunuza dün takdim edilmiştir, inşaat mevsimi geliyor. Bu sebeple lûtfu-nuzu rica edeceğim. Alâkadar komisyon­lardan mürekkep bir geçici komisyona muvafakatiniziistirhamederim.

Millî Eğitim bakanının bu talebi üzerine ilgili komisyonlardan üç âza ayrılarak geçici bir komisyon teşkili reye konula­rak kabul edilmiş ve gündeme geçilerek Manisa Milletvekili Yunus Muammer Alakant'm biri ziraî sigorta tesisi hak­kındaki etüdlere, diğeri de dondan za­rar gören izmir ve Manisa bölgelerinde­ki bağcıların borçlariyle bunlara yapıla­cak ikrazlara dair sözlü soruya karşı Ti­caret Bakanı Mahmut Nedim Gündüzalp sözalarak demiştir ki:

Muhterem arkadaşlar,

Bugünkü gündemde arkadaşım Muam­mer Alakant'm iki önergesi var, Ticaret Bakanlığına aittir. Bunların bakanlığa geliş tarihine göre ancak Pazartesi gün­kü gündeme alınacağını tahmin etmiş ve ancak ona göre cevabımı hazırlamakta bulunmuştum. Bugün cevabını hazırla­mış değilim. Bu maddelerin Pazartesi gündemine alınmasını rica ediyorum. Bunun üzerine sözlü sorular Pazartesiye tehir edilmiş ve gündemde başka madde olmadığından Cuma günü toplanmak üzere oturuma son verilmiştir.

6 Mayıs 1948

— Ankara:

Türkiye Birinci Yapı İşleri Kongresi bu­gün öğleden evvel ve sonra ikiumumî

toplantı yapmıştır, öğleden evvel İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Tevfik Tay-lan'ın, öğleden sonra da Bakanlık Yapı ve İmar İşleri Başkanı Sırrı Sayan'nm baş­kanlığında yapılan toplantılarda bir kı­sım komisyonların raporları okunmuş ve kabul edilmiştir.

Bu oturumlarda muhtelif teknik mes­leklerin iş sahaları hudutlarının tayini hususunda tartışmalar olmuş ve umumi­yetle kabul edilen prensip, tahditçi ve in­hisarcı bir zihniyetten ziyade bütün mes-lekdaşların ve fen adamlarının yurdun imarı konusunda beraber çalışmaları prensibi olmuştur.

Kongrenin yarın öğleden evvel yapacağı

toplantıda diğer komisyonların raporları müzakere edilecek ve öğleden sonra da dilekler üzerinde konuşulacaktır.

7 Mayıs 1948 — Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de Cevdet Kerim İncedayının başkanlığında toplanmıştır.

Kürsüye gelen İçişleri Bakanı Münir Hüsrev Göle, Ankara'da ev buhranını gi­dermek için hazırlanmış olan kanun ta­sarısı münasebetiyle şu beyanatta bu­lunmuştur:

Ankara'da ruhsatsız yapılan bazı evlerin hukukî vaziyetlerini islâhetmek ve ev

yapmak isteyenlere suhulet göstermek ve bugün Ankara'daki ev buhranını izale et­mek maksadiyle hazırlanmış olan bir ta-sarmiz vardır ki, Büyük Meclise sunul­muş bulunmaktadır. İnşaat mevsiminin hululünden evvel bu tasarının kanuniyet kesbetmesi lâzımdır. Tasarı beş komis­yona havale edilmiştir. Beş komisyonca bu müddet zarfında çıkmasına imkân yoktur. Binaenaleyh, geçici komisyonda müzakeresini rica ediyorum. Havale edildiği komisyonlar İçişleri, Maliye, Ada­let, Bütçe ve Bayındırlık komisyonlarıdır. İçişleri bakanının bu beyanatından sonra söz alan Eskişehir Milletvekili Abidin Patuoğlu, karma komisyonların çoğaldı­ğı için esas komisyonlarla karma komis­yonlarda çok kere ekseriyet bulunmadı­ğını sÖyliyerek mühim ve müstacel olma­yan tasarılar için böyle komisyonlar teş­kilini tenkid etmiştir.

Ankara milletvekili Emin Halim Ergun da, İçişleri Bakanının bahis mevzuu et­tiği kanunun inşaat mevsimiyle ilgili ol­duğunu, kabul edilecekse inşaat mevsi­mi geçmeden kabul edilmesi, kabul edil-miyecekse de yine inşaat mevsimini geç­memesi gerektiği mütalâasında buluna­rak, geçici komisyonun kurulması lüzu­munu belirtmiştir.

İstanbul Milletvekili Doktor Adnan Adı-var, bu gibi komisyonlarda esas komis­yonda bulunan çok sayıda komisyon üyelerinin yetkilerini aralarından birkaç kişiye verdiklerini belirterek geçici ve karma komisyonlar teşkili için bir had tayin edilmesi lüzumuna işaret etmiştir. Gümüşane Milletvekili asan Fehmi Ataç, bu toplantı devresinde hükümet­ten ve millet vekillerinden gelen tasarı­lar sayısının çokluğunu söyliyerek acil ihtiyaçlara cevap verecek kanunların müzakeresi için geçici komisyon teşkili­nin doğru olduğu mütalâasında bulun­muş, komisyonlardan çıkan tasarılar üze­rinde Mecliste de değişiklik yapılacağın­dan, karma ve geçici komisyonlar kurul­masının mahzurlu olmadığını söylemiş­tir.

Bu tartışmalardan sonra İçişleri bakanı­nın bir geçici komisyon kurulması hak­kındaki teklifi oya konularak kabul edil­miştir.

İki rakip te güzel güreşiyorlardı. Beşin­ci dakikada Nureddin başından yara aldı ise de güreşe devam etti. İlk üç dakika­da Nurettin üstte güreşti. Bu sırada Nu­rettin'in güzel bir oyunundan isveçli güçlükle kendini kurtardı.

İkinci üç dakikada üstte güreşen İsveç­liyi mükemmel bir oyunla alta alan Nu­rettin, 11 dakika 17 saniye rakibinin sır­tını yere getirmeğe muvaffak oldu. 67 kilo: Gazanfer Bilge «Türk» - Fren-fors «İsveç»

Güreş çok heyecanlı bir tempo ile başla­dı. Bu müsabaka Avrupa serbest güreş birincisi ile ikinci arasında cereyan edi­yordu. Ayakta yapılan ilk beş dakikalık güreşi müteakip, ilk üç dakikayı Gazan­fer kur'a neticesi altta güreşti. Fakat İs­veçli bu avantajdan istifade edecek va­kit bulamadı.

İkinci üç dakikada İsveçli altta idi. Hk dakikada iki defa rakibini sıkıştıran Ga-, zanfer Üçüncü oyunda İsveçlinin sırtını yere getirmiş ve bu suretle müsabakayı 9 dakika 55 saniye tuşla kazanmıştı. Fa­kat isveçli yan hakeminin bu tuşa itirazı üzerine .karar bir aralık değiştirilir gibi oldu ve güreşçiler tekrar mindere çıkarıldı ise de orta hakeminin verdiği tuş kararı jüri heyeti tarafından kabul edildiğin­den Gazanfer ikinci defa ringten alkış­lar arasında indî.

73 kilo: Ahmet Kandemir «Türk» - Fet-tergrin «İsveç»

Baştan sona kadar kuvvete dayanan bu güreşte Ahmet Kandemir sayı hesabile ve ekseriyetle rakibine galip geldi.

79 kilo: Ali Özdemir «Türk» - johanson «İsveç»

Müsabaka boyunca iki rakip de çok gay­retli bir güreş çıkardılar, neticede johan­son ittifakla ve sayı hesabiyle müsaba­kayı kazandı.

87 kilo: Âdil Candemir «Türk» - Falk-vist «isveç»

Güreş çok sıkı başladı ilk anda canlı bir saldırışla Âdil rakibini alta aldiysa da sonra kendi alta düştü ve tedrici suret­te açılan İsveçli sona kadar faik güreşerek müsabakayı sayı hesabiyle ve itti fakla kazandı.

Ağır: Ahmet Mersinli «Türk» - Antonson İsveç o Müsabaka heyecanlı bir şekilde başladı. İlk altı dakika müsavi bitti. Kur'a neti­cesi ilk üç dakikada isveçli üstte mü­sait bir güreş yaptı. Buna mukabil Mer­sinli ikinci üç dakikada altta güreşen ra­kibine müessir olamadı. Ayakta yapılan son üç dakika müsavi bir tempo takip ettise de İsveçli müsabaka­nın ortalarında çıkardığı müsait güreş neticesinde müsabakayı sayı hesabile ve ittifakla kazanmağa muvaffak oldu.

Bugünkü Türk - İsveç serbest güreş karşılaşmasını İsveç millî " takımının 15 fena puvanına karşılık 13 fena puan alan Türk millî takımı kazanmıştır. Bu müsabakalarda Türk millî takımı üç mü­sabakayı tuğla bir müsabakayı sayı ile kazanmışlardır. Buna mukabil İsveç mil­lî takımının galibiyetinin dördü de sa­yı ile olmuştur.

— Ankara:

Dokuz gündenberi devam eden Ankara konkuripikleri bugün stadyomda yapı­lan müsabakalarla muvaffakiyetle sona ermiştir.

Bu son büyük müsabaka dolayısiyle stadyom evvelki günlerden daha çok ka­labalıktı. Müsabakalara başladıktan biraz sonra Sayın Cumhurbaşkanı seyircilerin coşkun alkışları arasında stadyomu şeref­lendirmişler ve müsabakaları yakın bir ilgi ile sonuna kadar takip buyurmuşlar­dır.

Bugünkü müsabakaların birincisi «teselli parkuru» idî. Bu müsabakaya hiç derece almamış atlar girdiler. Müsabakaya işti­rak eden 16 attan birisi elimine olmuş ve diğer 15 at tasnife girmiştir.

Üsteğmen Veliyettin Kılıçlı, Akarla 1 dakika 26 saniyede hatasız parkuru bi­tirerek birinci,

Yüzbaşı Salih Koç Şirin'le 1 dakika 28 saniyede hatasız parkuru bitirerek ikin­ci,

Yüzbaşı Selâhattin Orhon Batum'la 1 da­kika 32 saniyede yarım zaman cezası ile parkuru bitirerek üçüncü olmuştur.

Çu­kurova'da şeker kamışından şeker istih­sali için yapılan etüdlerin biran evvel neticelendirilmesinin ziraî ve iktisadî se­beplerle ehemmiyetli olduğuna işaret etmiştir.

Ekonomi Bakanı Cavit Ekin bir kere da­ha kürsüye gelerek hatiplerin mütalâa­larını cevaplandırmış ve bundan sonra ikinci sözlü soruya geçilmiştir.

Halka dağıtılan pamuklu kumaş hak­kında Seyhan Milletvekili Sinan Tekeli-oğlu tarafından verilmiş olan sözlü so­ruya Ekonomi Bakanı Cavit Ekin cevap vermiş ve bakandan sonra söz alan Si­nan Tekelioğlu. pamuklu dağıtımında tutulan usulün isabetsiz olduğu mütalâ­asını ileri sürerek tevziatın köylere ka­dar götürülemediği kanaatinde bulundu ğunu söylemiş ve bayilere verilen ko­misyonlar yüzünden devletin zarara gir­diğini ileri sürmüştür.

Ekonomi Bakanı bir kere daha kürsüye gelerek Sinan Tekelioğlu tarafından ile­ri sürülen bu iddialara cevap vermiştir. Sinan Tekelioğlu bakandan sonra da söz alarak bu yıl tevzie tabi tutulan elli ile altmış milyon metre arasındaki pamuk­luların köylülere tahsis edilmesi fikrini ileri sürmüştür.

Tokat Milletvekili Refik Ahmet Sevengil'in, tütünlerimizin yabancı memleket­lerde satılmasını sağlamak için hükümet­çe ne gibi tedbirler alındığına dair sözlü sorusuna karşılık olarak, Ticaret Bakam Mahmut Nedim Gündüzalp açık­lamada bulunmuş ve bu açıklamayı mü­teakip kürsüye gelen Refik Ahmet Sevengîl, tütün meselesinin bir memleketin geliri meselesi olduğunu tebarüz ettir­dikten sonra eski pazarlarla şimdiki du­rumu mütalâa ederek bilhassa Almanya gibi tütünlerimizin mühim bir kısmına müşteri olan bir memlekete tütün sata­bilmek için, siyasî menfaatleri, iktisadî menfaatlerimizle ilgili olan dostumuz Amerika nezdinde hükümetin yeniden teşebbüslerde bulunması temennisinde bulunmuştur.

Gündemde başka maddeolmadığıiçin önümüzdeki Pazartesi günü toplanmak üzere oturuma son verilmiştir.

—Ankara :

15 ve 16 Mayıs günleri Ankara'da iki karşılaşma yapacak olan isveçli güreş­çiler busabahki ekspresle İstanbul'dan şehrimize gelmişler, Beden Terbiyesi Genel müdürlüğü ve Ankara belediyesi temsilcileriyle sporcular tarafından kar­şılanmışlardır.

İsveçli güreşçiler önce, başlarında kafile başkanları olduğu halde vali ve bölge başkanını ziyaret etmişler ve daha son­ra İsveç elçiliğine gitmişlerdir.

15 Mayıs 1948

—Ankara:

Üç gündenberi toplantılarına devam et­mekte olan Yüksek Sağlık Şûrası, gün­demine dahil konulardan yurdun genel sağlık durumuna dair bu yılın ilk dört aylık raporunu gözden geçirerek, iyi bulmuş ve bilhassa bulaşıcı hastalıklarla yapılan savaşta alınan neticeleri yerinde ve başarılı görmüştür. Bu arada doğu illerimizde 1947 yılı sonlarında görülen hummayı racianın, alman sıkı ve mües­sir tedbirlerle süratle önlenmiş bulun­masını, memnunluk ve takdirle karşıla­mıştır.

Bazı illerimizde son zamanlarda görül­mekte olan köpek ısırığı vakalarının ço­ğalması üzerinde durulmuş, köpeklerle savaşın hazırlandırılması ve bu işte be­lediyelere düşen hizmetin daha önemle ve dikkatle görülmesi için, icabeden te­şebbüs ve tedbirlerin alınmasını karar­laştırmıştır.

Ayrıca gündemde bulunan ve adlî ma­kamlardan ihtibar için gönderilmiş oaln 10 mevzu incelenmiş ve neticelenmiştir. Sonra tababet uzmanlık tüzüğünün bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkında ba­kanlık önergesi, tetkik olunarak uygun bulunmuştur.

—Ankara:

Hava şehitleri, bugün bütün yurtda anıl­mıştır.

Bu münasebetle, şehrimiz şehitliğinde yapılan törendeBüyük MilletMeclisi

Başkam General Ali Fuat Cebesoy. Baş­bakan Hasan Saka, Millî Savunma, Bayındırlık, Ulaştırma Bakanlariyle Genel­kurmay Başkam Orgeneral Salih Omur-tak, İkinci Başkan Korgeneral Muzaffer Tuğsavul, Hava Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Zeki Doğan, Diyanet İşleri Reisi, Üniversite Rektörü, Genelkurmay, Millî Savunma bakanlıkları ileri gelenle­riyle, Vali Muavini, Belediye Başkanı, Garnizon, Merkez Komutanlariyle Emni­yet Müdürü, Türk Hava Kurumu Baş­kanı ve memurları,'ajans ve basın mü­messilleri hazır bulunmuştur.

Askerî bando, piyade, jandarma birlik­leriyle, inzibat, polis kıtaları, hava kuru­mu uçucu öğretmen ve öğrencilerinin de iştirak eylemiş oldukları bu törene saat 11 de atılan topla başlanmış ve yarım dakika tazim duruşundan ve matem marşından sonra bir manga asker tara­fından manevra mermisiyle saygı ateşi yapılmıştır.

Daha sonra hava kuvvetleri adına Yüz­başı Korkut Efe, Türk Hava Kurumu adına Erzincan Milletvekili Behçet Ke­mal Çağlar tarafından söylevler verilmiş ve şehitlerin ziyaretiyle törene son ve­rilmiştir.

Şehitlikteyapılanbuanmatöreninde Amerikan Yardım Hey'eti HavaGrupu BaşkanıGenel Hoog ve maiyeti de ha­zır bulunmuşlardır. Şehitliğe bir çok çelenkler konulmuştur.

16 Mayıs 1948

— Ankara :

Türk Hava Kurumuna mensup birfilo bu sabah yurt gezisine çıkmıştır.

Hakkı göksever'in idaresinde on uçak­tan müteşekkil bulunan bu filo saat on­da Etimesgut hava alanından hareket et­miş ve kurum başkanı Mardin Milletve­kili General Seyfi Düzgören ve kurum idare kurulu üyeleriyle memurları ve ajans, basın mümessilleri tarafından uğurlanmıştir.

— İstanbul:

İstanbul basın mensupları Yeşilköy açık­larındademirlemiş bulunan evvelce gelen Rendova'nın eşi Siboney uçak gemi­sini bu sabah gezmişlerdir.

Dün akşama doğru gelen geminin tah­liyesi işi bu sabah 7.10 da başlamış ve sekiz saat zarfında tamamlanmıştır.

Siboney de Rendova gibi talim uçakları getirmiştir. Bu defa gelen uçaklar çift motorludur ve uçankaleleri kullanacak olanpîotlarıntaliminemahsustur.

Siboney'in süvarisi albay Fraser ve hava tümeni komutam albay Gravor Hail bu sabah valiyi, Orgeneral Nuri Yamut'u ve deniz komutanı Tümgeneral Tarık Er-suna'yı ziyaret etmişlerdir. Vali ve ko­mutanlar bu ziyareti Öğleden sonra iade etmişlerdir.

Harbin sonlarına doğru inşa edildiği için ateşe girmiyen uçak gemisi Nisanın 28 inde Amerikada Norfolk limanından kalkmış ve hiçbir yereuğramaksızm

doğruca İstanbula gelmiştir. Gemi mü­kemmel hava şartları altında seyretmiş yalnız İtalyanm güney açıklarında bir hayli deniz yemiştir.

Boşaltma ameliyesi denizyolları liman iş­letme vasıtalariyle şayanı hayret bir sü­ratle yapılmaktadır. Tahliye bugün ta­mamlandığından geminin akşam saat 18.30'a doğru, Dolmabahçe önlerine gele­rek demirlemesi muhtemeldir.

Siboney bu ayın 21'ine kadar şehrimizde kalacak ve o tarihde limanımızdan ayrı­larak doğruca Amerîkaya gidecektir.

Mürettebatı 600 kişiden ibaret olan bu gemideki uçakların kimisi kanadları ta­kılmış kimisi de takılmamış vaziyette­dir. Uçaklar karaya çıkar çıkmaz sürat­le monte edilerek tertip edilen yerlere gönderilmektedir.

Tuğamiral Tarık Ersuna bu akşam Tak­sim Belediye Gazinosunda gemi subay­ları şerefine bir ziyaret verecektir.

17 Mayıs 1948

— Ankara:

Büyük Millet Meclisi Başkanı Ali Fuat Cebesoy bugün, makamlarında Avustur­ya Elçisi Mösyö Clemens Wildner'i ka­bul etmişlerdir. Ulusunun kurtuluş ve egemenliğini sağ­lamak için çalışmış ve canlarını feda et­miş olanların aziz hatıralarına teveccüh etmiş bulunuyordu. Bu tarihî dakikanın derin heyecanını böylece yaşatan Anka­ralılar, daha sonra günün en güzel gös­terilerine sahne olacak olan 19 Mayıs Stadyomunda yapılacak törende hazır bulunmak üzere şehrin anayollarına dö­külmüş bulunuyorlardı.

Her taraf millî renklerle süslenmişti. Gençler ve spor bayramı şenliklerine ka­tılacak olan izciler, öğrenciler ve spor teşekküllerinin toplantı yeri olan Saman-pazarcna giden yollardan geçişleri, bu yolun üzerindeki halkın sevgi ve takdir-leriyle karşılanmakta idi.

Saat 8 de Samanpazarmda toplanmış bu­lunan gençlik, buradan yürüyüşe geçer­ken aralarından ayrılan bir grup ta Mu­vakkat Kabri önünde Ebedî Şefin mane­vî huzurunda bir tazim duruşuna geçmiş bulunmakta idi.

Gençlik stadyomda toplandığı zaman otuz bine yakın Ankaralı stadın tribün­lerini ve etrafım tamamen doldurmuş bu­lunuyordu. Stadın dışı da ayni derecede kesif halk topluluğu ile dolu idi.

Gençliğin spor gösterilerinde bulunmak üzere stadyoma gelişlerinde Cumhurbaş­kanı İnönü bu binlerce halkın en içten sevgi ve alkışlariyle karşılanmış ve şeref tribününe girişleri de ayni he­yecanlı tezahürata vesile vermiştir.

Şeref tribününde Cumhurbaşkanımızın yanlarında Büyük Millet Meclisi Başkanı Ali Fuat Cebesoy ile Başbakan Hasan Saka, bakanlar ve Genelkurmay Birine: Başkanı Orgeneral Salih Omurtak ve di­ğer şahsiyetler bulunmakta idiler.

Kordiplomatiğe ayrılan tribünlerde An­kara'da bulunmakta olan bütün büyük ve orta elçiler, elçilikler ileri gelenleri. Amerikan Yardım Heyeti erkânı yer al­mışlardı.

Saat tam 9.30 da da Cumhurbaşkan­lığı bandosunun çaldığı yürüyüş mar-şile geçit resmî açılmış ve bando­yu takiben şanlı bayraklarımızı başları üzerinde şerefle dalgalandıran ' bayrak kıtası harekete geçmiştir. Bu kıtayı okulların ve spor teşekküllerinin filamalarm-dan mürekkep diğer bir kıta takip edi­yordu.

Böylece başlayan geçit resminde kız ve erkek izci gruplariyle, Kız Lisesi, Tica­ret Lisesinin kız öğrencileri, Kız Enstitü­sü ve Ortaokul öğrencilerinden sonra Atatürk, Gazi, Maarif Cemiyeti Orta Mes­lek Okulu ve diğer ortaokullar erkek öğ­rencileri, Hasanoğlan Köy Enstitüsünün beşyüze yakın kız ve erkek öğrencileri gelmekte idiler.

Başta Jandarma bandosu bulunan yük­sek okulların geçişleri de yine en önde bandoları olduğu halde Harp Okulunun yürüyüşe geçişi ile başlamış ve onu Ga­zi Terbiye Enstitüsü, Siyasal Bilgiler Oku­lu, Yüksek Teknik Okul öğrencileri ve muhtelif spor teşekkülleri takip eyle­miştir.

Büyük bir intizam içinde geçen ve stad-yomu dolduran onbinîerce halkın yürek­ten sevgilerini ve takdirlerini çeken bu geçit resminin her parçası ayrı, ayrı gü­zellikte idi. Renk, renk formaların yeşil saha üzerinde teşkil ettiği muhteşem de­korun şeref tribününe karşı olan cephe­sinde aralarında birer izci olmak üzere üç metre aralıkla bayrak taşıyan gençler yer almışlardı.

Gençlik sahada böylece yer aldıktan sonra bando, gençliğin de hep birden söylediği İstiklâl marşını çalmış ve bu esnada maraton kulesile stadyomu çev­releyen serenlere izciler tarafından bay­raklar çekilmiştir.

Törenin bu safhasından sonra Millî Eği­tim Bakam, içinde yaşanılan ahval ve şerait karşısında Türk gençliğine düşen ödevin büyük önemini belirten bir söy-levile gençlik ve spor bayramını açmış ve buna gençlik adına karşılık veren bir kız öğrenci Atatürk'ün büyük emanetine karşı Türk gençliğinin sarsılmaz bağlılı­ğım ve inancını bir defa daha teyit ey­lemiştir.

Türk ulusu ve onun aziz büyük timsali Cumhurbaşkanı İnönü adına gençlerin üç defa sağol diye karşıladığı şeref çağ­rısından sonra bando ile «dağ başını du­man almış» marşı söylenmiş ve bu esna ela İnönü'ye ulaştırılmak üzere sınır top-raklariyle Atatürkten İnönü'ye toprağı­nı getirmekte olan atletlerle bisikletçile­rin Maraton Kulesi kapısından girdikleri görülmüştür.

Bütün stadı saran alkış tufam arasında atletlerimiz bu emanetleri Cumhurbaş­kanı İnönü'ye ulaştırdıktan sonra da İnönü Türk gençliğine karsı şu hitabede bulunmuşlardır:

Türk gençleri,

Bayramınız kutlu olsun, bu sevİçli gü­nünüzde Atatürk'ün kutsal adını engin sevgilerle anıyoruz. Bana, hudutlardan kıymetli armağanlar getirdiniz. Bunun için, bu kıymetli armağanlar için size yürekten ve candan teşekkür ederim. Türk gençleri,

Türk Bayrağı ve sınır toprağı gibi aziz olasınız. İnönü'nün sürekli alkışlarla karşılanan bu hitabesini ilk olarak kız ve onu ta­kiben de erkek öğrencilerin yüksek okul­larla Harp Okulu öğrencilerinin büyük bir muvaffakiyetle yaptıkları ve coşkun heyecan ve takdirle karşılanan spor gös­terileri takip etmiş ve bu mutlu günün 19 Mayıs staciyomundaki gösterileri böy­lece sona ermiştir.

— Ankara:

Cumhurbaşkanı İnönü bugün gençlik ve spor bayramı münasebetiyle yapılan büyük gösterilerde hazır bulunmak üze­re 19 Mayıs stadyomuna gelmeden önce . Ebedî Şef Atatürk'ün muvakkat kabri­ni ziyaret eylemiş ve kabre buket koy­muşlardır.

Cumhurbaşkanımızın bu ziyaretleri esna smda yanlarında Büyük Mîllet Meclisi Başkanı Ali Fuat Cebesoy, Başbakan Hasan Saka, Bakanlar, Millet Meclisi Başkan vekilleri, Cumhuriyet Halk Par­tisi Başkan vekili ve parti Meclis grupu vekilleri, Demokrat Parti Genel Sekre­teri ile Parti Grup Başkan vekili, Demok­rat Parti Meclis Müstakil Grupu Genel Sekreteri ve yardımcıları, Yargıtay, Da­nıştay, Sayıştay ve Genelkurmay baş­kanları, Dışişleri Bakanlığı umumî katibi Ankara Üniversitesi Rektörü ve Vali bulunmuşlardır. Cumhurbaşkanı, Atatürk'ün muvakkat kabrini ziyaret için gelip gidişlerinde bir ihtiram kıtası tarafından selâmlanmışlardır,

—İstanbul:

Siboney uçak taşıt gemisinin limanımız­da bulunması münasebetiyle Beden Ter­biyesi Bölge Müdürlüğü tarafından çe­şitli spor temasları tertiplenmiştir.

Bu cümleden olarak İstanbul Halkevle-rile Dağcılık Kulübü ve erkek dershane­si basketbol, voleybol, tenis ve badming-ton sporunda antreneman yapmak arzu­sunda olan Amerikan er ve subaylarına açık bulundurulmaktadır.

Yine, bu maksatla Teknik Üniversite basketbol ekibi ile Siboney takımı ara­sında dün çok ilgi çeken bir maç yapıl­mıştır. Bundan, başka Kadıköy Halkevi ekibi ile uçak gemisi takımı arasında da bir basketbol maçı olmuştur. Ayrıca Ka-bert Kolleji takımı ile gemi ekibi için ya­rın bir maç daha tertiplenmiştir.

Siboney gemisi yarın gece yarısını bir dakika geçe limanımızdan hareketle iz­mir'e gidecek ve burada Türk donanma­sına devredilen dört denizaltisının 23 Mayısta yapılacak bayrak çekme törenin­de hazır bulunacaktır. Uçak gemisi, de-nizaltılarmı sularımıza getiren mürette­batın bir kısmını aldıktan sonra Ameri­ka'ya dönecektir.

20 Mayıs 1948

—Ankara:

Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak, Cum­huriyet Halk Partisi Sivas İl kongresinin toplantısına iştirak edecek olan Sivas milletvekillerinden Şemsettin Günaltay Abdülmuttalip Öker'le birlikte bugün sa­at 15.45 treniyle Seçim bölgesine gitmiş­tir.

—Ankara :

1944 yılında Şikago'da aktedilen millet­lerarası sivil havacılık anlaşmaları hü­kümlerine uyarak, hükümetimiz, 20 Ma­yıs 1948tarihinde Norveç Hükümeti hava ulaştırmalarına dair bîr anlaşma akdetmiştir.

Dışişleri bakanlığında cereyan eden me­rasimde hükümetimiz adına Dışişleri Ba­kanlığı umumî kâtibi büyükelçi Fuat Carim ve Norveç Hükümeti adına da Norveç elçisi Bay E. Krogh - Hansen an­laşmayı imza etmişlerdir. İşbu anlaşma da, evvelce muhtelif hükümetlerle ve ez­cümle İsveç ve Danimarka hükümetleri ile yapılan hava anlaşmaları gibi müte­kabiliyet esnasına müstenit olup her iki memlekette câri hava seyrüseferi kanun ve nizamlarına riayet prensipini gütmek­tedir.

Anlaşmanın derpiş ettiği hava hattı, şim­dilik Yunanistan üzerinden memleketi­mize ulaşacaktır. Uçaklar Türkiye'de Ankara ve İstanbul'da incelenecekler, Fakat bu iki şehir arasında Türk yolcu ve eşyası alamıyacaklar, yalnız beynel­milel yolcu ve yük taşıyabileceklerdir.

— Ankara :

C. H. P. Meclis Grupu başkan vekilliğin­den :

C. H, P. Meclis Grupu Genel Kurulu bu­gün (20. V. 1948) İzmir Milletvekili Şük­rü Saraçoğlunun başkanlığında toplandı.

1— Söz alan Başbakan, Memurin Mu-

hakemat Kanununun prensipleri hakkın­da bir karara varılması için gündemde bulunan ve konuşulması bugüne bırakılan konu üzerinde hükümetçe hazırlanan teklifi getirdiğini, bunun evvel emirde bir parti komisyonunda görüşülerek ace­le sonuçlandırılıp Genel Kurulda müza­kereye arzolunmasınrn daha uygun ola­cağını bildirdi.

Bunun üzerine söz alan hatipler müta­lâalarını söylediler. Neticede, bu mev­zua ait prensiplerin kurulacak parti ko­misyonunda görüşülerek bir karara bağ­landıktan sonra Genel Kurulda müza­kereye arzolunmasma çoğunlukla karar verildi.

2— Dinîöğretimkonulanhakkındaki parti komisyonu raporunun imam ve ha­
tip gibi din hizmetlerini ifa edecek ele­manlaryetiştirilmesilüzumuna taallûk
eden ikinci maddesinin müzakeresine devam olundu.

Konu etrafında yapılan uzun tartışma­lardan sonra başkanlığa verilen önerge­ler okunarak:

Millî Eğitim Bakanlığına bağlı kurslar açılması ve buraya ortaokul mezunların­dan askerliğini yapmış kimseler alınma­sı suretiyle memleket ihtiyacım karşıla­mak üzere din hizmetlerini görecek ele­manların yetiştirilmesi prensipinin tes-bitini teklif eden önerge çoğunlukla ka­bul edildi ve saat 18.30 da oturuma son verildi.

21 Mayıs 1948

— Ankara

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Feridun Fikri Düşünsel'in başkanlığında toplanmıştır;

Oturum açılınca kürsüye gelen Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Faik Ahmet Barutçu, Eskişehir Milletvekili Kemal Zeytinoğlu'nun, hayat pahabiiğı ve geçim zorluğu hakkındaki sözlü soru­suna karşılık olarak açıklamada bulun­muş, bu açıklamayı müteakip kürsüye gelen soru sahibi Kemal Zeytinoğlu, ha­yat pahalılığı ve geçim zorluğunu ördi-yecek âcil tedbirler alınması lüzumuna işaret ederek uzun zamana mütevakkıf iktisadî, ziraî kalkınma tedbirleri yanın­da israf ve lüksü önlemek, bilvasıta ver­gileri arttırmayıp azaltmak gibi tedbir­lere de baş vurulmadığını söylemiş ve alkollü içkiler fiyatına yapılan zamdan sonra da piyasada bir şeker buhranının meydana geldiğine işaret ederek tenkid-]ev yapmıştır.

Başbakan Yardımcısı Faik Ahmet Ba­rutçu Kemal Zeytinoğlu'nun ileri sürdü­ğü hususlara karşılık vermiş ve bu arada Burdur Milletvekili Ahmet Çınar'ın ge­çenlerde Büyük Miilet Meclisine bir söz­lü soru münasebetiyle Yeşilova ilçesinin bazı köylerinde ahlat ve mısır koçanın­dan ekmek yapıldığı hakkındaki beyanatı üzerine bu meseleye dair Burdur vilâye­tinden gelen raporu okumuştur.

Ahmet Çınar da söz alarak, Yeşilova'nın üç köyü halkının fakir olduklarını, bu

köylerde nüfus başına birbuçuk dönüm arazi isabet ettiğini, söğüt gölü bataklı-

ğı kurutulduğu takdirde bu köyler halkı içintopraksağlanacağınısöylemiştir.

Tekrar kürsüye gelen Başbakan Yardım­cısı Faik Ahmet Barutçu, her iki Milletvekillerinin ileri sürdükleri iddialara ce­vap vermiştir.

Bundan sonra geçen oturumda müzake­resine başlanılmış olan 3803, 4274 ve 4459 sayılı kanunların köy okulu, öğretmen ve sağlık memuru evleri inşa ettirilme-siyle ilgili maddelerinin değiştirilmesi hakmdaki kanun tasarısı üzerinde ko­nuşmalara devamedilmiştir.

Komisyonnamınasözalan.Çorum

Milletvekili Hasene İlgaz, mevcut 4 mil­yon liraya 6 milyon ilâvesiyle inşaası ya­rım kalmış 1803 okulun tamamlanmak suretiyle harabiden kurtulacağı bu inşa­at mevsiminde bu okullar tamamlanma­dığı takdirde şimdiye kadar yapılan emek­lerin heder olacağını açıklamış, mükelle­fiyet bahsinde de imecenin köylerimizde güzel bir itiyad iyi bir gelenek olduğunu tebarüz ettirerek- bilhassa bu kanunla konulan mükellefiyetin azlığını ve zama­nını belirterek bunun köylüye bîr külfet teşkil etmîyeceğine işaret etmiştir.

Daha sonra kürsüye gelen Maraş Millet­vekili Emin Soysal, sarfedilecek kereste­lerin orman idaresinden parasız verilme­si yahut da bunlar için de ödenek konul­ması şekillerinden birinin kabul edil­mesi gerektiğini söylemiş ve evvelce köy okulları yapımında görülen bazı aksak­lıklara temas ederek okulların köylerden uzaklarda yaptırılmaması plânların köy­lerin bünyesine uygun olması, münasip mevsimde inşaata girişilmesi, binaların sağlam yapılması hususlarında temenni­lerde bulunmuştur.

Müteakiben söz alan Konya Milletvekili Doktor Sadi Irmak, malî durumumuz ne olursa olsun bu dâvada acele edilmesi icabettiğinî belirterek, iş mükellefiyeti bahsinde iştirak etmiş olduğumuz San-Fransisko ve Filadelfiya konferanslarında çalışma hürriyeti teyid edilmekle bera­ber bazı istisnalara bilhassa köylerin kül­türel kalkınmalarında buna mesâğ veril­diğine işaret ederek tasarının süratle ka­bulülâzımgeldiğinibildirmiştir.

Tokat Milletvekili Galip Pekel, mükelle­fiyetin yalmz köylülere tahmil edildiğini hirlilerin bu tarzdaki mükellefiyetle -den azade bırakıldıklarını bunu doğru bulmadığını ilâve eylemiştir.

Kayseri Milletvekili Fikri Apaydın, tah­sisatın varidat fazlası ve bütçe masrafla-riyle önlenemediği takdirde, bu işin köy­lüye yeni bir yük olması İhtimalini ileri sürmüştür.

Bundan sonra Millî Eğitim ve Tarım Ba­kanları açıklamada bulunmuşlar ve tasa­rının tümü hakkındaki müzakerenin ki­fayetine dair verilen Önerge reye konu­larak kabul edilmiş ve maddele­rin müzakeresine geçilmiştir. Birinci madde üzerinde uzun tartışmalar yapıl­dıktan sonra madde bazı tadillerle kabul edilmiş ve ikinci maddenin müzakeresine geçilmiştir. Bu madde üzerinde de muh­telif hatipler söz almış fakat vaktin ge­cikmesi dolayısiyle müzakereye Pazartesi günü devam edilmek üzere oturuma son verilmiştir.

22 Mayıs 1948

—Ankara:

Türkiye ile isveç arasında bir müddet -tenberi Ankara'da devam etmekte bulu­nan Ticaret müzakereleri bir ticaret ve bir tediye anlaşması akdine müncer ol­muştur.

Anlaşmalar bugün Dışişleri Bakanlığında Bakanlık Ticaret ve iktisat Dairesi Umum Müdürü Fatîn Rüştü Zorlu ile İsveç El-Çİsi Fon Post tarafından Parafe edilmiştir. Metinler yakında vukubulacak imzayı müteakipneşredileceklerdir.

—Ankara

Bugün 19 Mayıs Stadında yapılan atletizm Bayramında Ruhi Sarıalp üç adım atla­mada 15 metre 0,72 ile Türkiye rekorunu kırmıştır. Bu derece, dünyanın en iyi dereceleri arasındadır.

—İstanbul:

Bu akşam İstanbul Teknik Üniversite salonunda yapılan Türk - Yunan ekipleri arasındaki eskirim müsabakalaımd-rt Türk takımı8-7galip gelmiştir.

26 Mayıs 1948

— Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugün Ali Fuat Cebesoy'un başkamğında yaptığı toplan­tıda gündemde bulunan sorulardan Ba­lıkesir Milletvekili Eminittin Çeliköz'ün Manyas Gölü seddeleriyle Aksakal Regü­latörü hakkında sorusuna karşı Bayın­dırlık Bakanı Kasım Gülek şu açıklama­da bulunmuştur:

Sayın arkadaşlarım, Eminittin ÇelikÖz arkadaşımızın suallerine cevap veriyorum:

1— Manyas Gölü şeddeleri 1939 – 1941 senelerinde inşa edilmiştir. İnşa maksadı
Kocaçay ve Mürüvetler 'DeresiFeyezan sularını Manyas Gölünde toplayarak Ka­
racabeyOvasındahusulegelen büyük taşkınları önlemek ve bu şekilde topla­
nan sularlayazınSusurluk Deresi ile Büyük Karadere arasında kalan takriben
80,000 dönümlük sahanın sulanmasını te­min etmek.

Sarfedilen para miktarı 700.645 liradır. Şeddeninyıkılmasındandolayı buişten beklenilen fayda hasıl olamamıştır.

— 1944 senesi Mart ayı ortalarında hu­sule gelen kuvvetli lodos fırtınası yüzün­
den, dolmuş olan gülde, yükselen dalga­lar, gol şeddesi üzerinden aşmak suretiy­
le şeddeyi tahrip etmiştir.Halen şedde harap vaziyettedir. Şimdiye kadar onarıl-
mamasmınsebebitahsisatsızlıktır.

— Aksakal Regülâtörünün yapılış mak­sadı Manyas gölünde toplanacak olan su­
ların tanzimi ve Karadere ile Susurluk Çayı arasında bulunan takriben 80.000
dönümlük ovanın sulanmasını temin et­mektir.

— Aksakal Regülâtöründekabartılansu bir kısım araziyi basmaktadır.Bunu
önlemek üzere küçük şeddeler İnşası ci­hetine gidilecektir. Manyas Gölü etrafın­
daki şeddeler yıkıldığından eski hâl av­det etmiştir. Yıkılan şedde civarında es­
kisi gibi su altında kalan sahanın kısmı mühiinmi çayırlıktır. Asıl ekilebilen ara­
zi Kocaçay ve Mürüvetler etrafına yapı­lan şeddelerle muhafaza edilmektedir. Bu
şeddelerde her hangi biraksaklıkyoktur. Ve 65.00 dönüm arazinin korunması sağlanmıştır.

Manyas Gölü şeddesinin yeni baştan ve son felâketten alınan tecrübeler gözönün-de tutuarak inşası büyük su işleri prog­ramına dahildir. Bayındırlık komisyonun­daki ödenek kanunu çıkınca hemen in­şasına geçilerek bu işin başarılmasına çalışılacaktır.

5 — Manyas ve Karadere islâh manzu­mesi tahakkuk ettiği takdirde bu konu tamamen halledilmiş olacaktır. Manyas projesi hazırdır. Karadere projesi de, Çakaroz Değirmeninin tesirlerini izale edecekşekildetekemmülettirilmiştir.

Bunlar bir arada veya ayrı ayrı uygula­nacak vaziyettedirler ve tahakkukları öde­neğin sağlanmasına bağlıdır.

—Ankara:

Türk Coğrafya Kurumunun tertibettiği Beşinci Coğrafya Meslek Haftası çahşma-arına bugün de Prof. Ali Macit Arda'nın başkanlığında Ankara Üniversitesi Coğ­rafya Enstitüsünde devam edilmiş ve ilk olarak Ankara Üniversitesi Ülkeler Coğ­rafyası Profesörü Cemal Arif Alagöz «Elmadağ'ında yaylacılık» ve İstanbul Üniversitesinden Dr. Sırrı Erinç «Ulu­dağ'da Glasyal izler» hakkındaki konfe­ranslarını vermişlerdir. Öğleden sonra İstanbul Üniversitesi Jeoloji Ord. Prote-sör Hamit Nafiz Pamir «Ergene Havza­sının İstranca kenarları» ve İstanbul Üniversitesinden Dr. İsmail Yalçınlar «Çanakkale çevresinin Morfolojisi» konu­ları üzerinde konuşmuşlardır.

Coğrafya meslek haftası konferanslarına yarın da devam edilecek ve saat, 9.30 da Prof. Besim Darkot - Türkiye'nin coğ­rafî bölge ve yöreleri, saat 10.30 da Prof. Hamit Sadi Selen - eski devirlerde ve bu­gün Adana Ovası. Ve saat 16.00 da da Doçent Dr. Reşat İzbırak - Kayseri şeh­rinin gelişmesinde yeni safhalar konuları üzerindebirerkonferansvereceklerdir.

27 Mayıs 1948

—İstanbul

Pazar günü Türk Millî Takımı ile karşı­laşacak olan Avusturya Millî Takımı bu-

gün 15.20 de bir Çekoslovak uçağı ile ve 21 kişilik bir kafile halinde Yeşilköy ha­va alanına gelmişler. Alana beden terbi­yesi teşkilâtı, basın mensupları ve kala­balık bir sporcu kütlesi tarafından kar­şılanmışlardır.

Misafir futbolcular Tarabya'daki Konak Otelinemisafiredilmişlerdir.

— Anksra:

Türk Coğrafya Kurumu tarafından ter­tiplenen meslekî toplantılara bugün de Profesör Ali Macit Arda'nın başkanlı­ğında devam edilmiş ve şu üç konferans verilmiştir:

'İstanbul Üniversitesi Türkiye Coğrafyası Profesörü Besim Darkot: «Türkiye'nin coğrafî bölge ve yöreleri», Ankara Siya-sai Bilgiler Okulu Coğrafya Profesörü Hamit Sadi Selen: «eski devirlerde ve bugün Adana Ovası» Ankara Üniversi­tesi Fizikî Coğrafya Doçenti Dr. Reşat İzbırak'da «Kayseri şehrinin gelişmesinde yeni safhalar» mevzulu birer konferans vermişlerdir.

Bu toplantılara yarın da devam edilecek ve İstanbul Üniversitesi Beşerî Coğrafya Profesörü Ali Tevfik Tanoğlu tarafından «Türkiye Şeker Endüstrileri ve Kamış Şekeri» konusu üzerinde bir konferans veriecektir.

Öğleden sonra saat 16'da kurumun genel merkez kurulu toplanacak ve yönetim kurulunun geçen yıllara ait çalışmaları üzerinde konuşarak önümüzdeki yılın çalışma programıtesbit edilecektir.

Saat 18'de Ankara Üniversitesi Rektörü Profesör Enver Ziya Karal tarafından İstanbul'dan gelen profesörler ve kurum üyeleri şerefine bir çay ziyafeti verile­cektir.

28 Mayıs 1948

— Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de Raif Karadeniz'in başkanlığında toplan­mıştır.

Denizli Milletvekili Hulusi İsevi mevzuu ile ilgili dört sözlü sorusu münasebetiyle kürsüye gelen Çalışma Bakam Tahsin Bekir Baltademiştir ki:

Denitii Milletvekili Muhterem Hulusi Oral arkadaşımızın çalışma konularına taalluk eden dört sorusu vardır. Bu so­ruların her biri, iş hayatının çeşitli ve geniş izah istiyen önemli konularına taaî-uuk etmektedir- Bu husustaki tetkikatı-mız devanı ettiği için bu sorulara 7 Hazi­ran 1948 oturumunda cevap Vereceğim.

Bundan sonra Mardin Milletvekili Kâzım Sevüktekİn'in subay ve askerî memurla­ra yer değiştirme tazminatı verilmesine dair kanun teklifi üzerine Millî Savunma Komisyonu rapor okunmuş, teklifin red­dini tazammun eden bu karar kabul edi­lerek gündemin son maddesine geçilmiş­tir.

Kimsesiz terkedilmiş ve anormal çocuk­ların korunması hakkında kanun tasarısı hakkında söz alan Milletvekillerinden Denizli Milletvekili Hulusi Oral, tasarı­nın komisyonlarda müzakeresi esnasında beş komisyonun, bu işin Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca tedviri uygun ola­cağını belirttikleri halde altıncı komis­yon olan Sağlık ve Sosyal Yardım Ko­misyonunun mevzuu ikiye ayırarak yedi yaşından büyüklerin eğitim ve öğretimini Millî Eğitim Bakanlığına verildiğini söy-Hyerek bu cihetin mahzurları olduğu mütalâasını ileri sürmüş ve Sağlık ve Sosyal Yardım Komisyonu raporu ile birlikte diğer komisyon raporlarının da müzakeresi muvafık oacağı kanaatinde olduğunu beyan etmiştir. Denizli Milletvekili Reşat Aydınlı, geçen oturumda konuşan hatiplerin mütalâala­rına temasla, kimsesiz çocukların koru-munun devletin bir lütfü olmayıp vazi­fesi olduğunu işaret eyledikten sonra> Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlıkları arasında bir iş bölümü yapılmasının uy­gun olduğunu söylemiştir.

Afyon Milletvekili Kemal Özçoban, bu tasarının medenî kanun hükümlerini ye­rine getirecek tesisler meydana getiril­mesi cihetini mütalâa ettikten sonra ta­sarıdaki bazı noksanlara temas ederek bu tasarının Ivedilik'le müzakeresi aley­hindebulunmuştur.

Kütahya Milletvekili Ahmet Tahtakılıç, şimdiye kadar kimsesiz çocuk mevzuunun nasıl ele alınmış olduğunu izahla mevzu tarif edilmeden, kemmiyet bakımından bir tetkik yapılmadan böyle bir kanun çıkarılmaması mütalâasında bulunmuş, tasarısının hükümete iadesini istemiştir.

MuğJa Milletvekili Nuri Özsan, tasarının, bir ana kanun olduğunu eğer yirmi sene evvel böyle bir kanun kabul edilmiş ol­saydı, şimdiye kadar epey yol alınmış olacağını söyliyecek tasarının bir mebde olarakkabulünütemennietmiştir.

Afyon Milletvekili General Sadık Aldo-ğan, sosyal dâvaların parça parça mü­talâa edilmeyip kül olarak ele alınması icabettiğini söyliyerek, vatandaşın maddî huzuriyle, sağlık durumunu düşünmenin esas prensip olması lâzımgeldiğini ileri sürmüştür.

Maraş Milletvekili Emin Soysal, çocuk­ların yetiştirilmeleri bahsinde konuşarak şimdiye kadar kurulmuş olan müessese­ler hakkındaki görüşlerini açıklamış ve kurulacak müesseselerin nasıl olacağına işaretle mevzuun ehemmiyeti dolay isiyle bunların bir umum müdürlükle idaresi doğru olacağı mütalâasında bulunmuştur. Eskişehir Millletvekili Emin Sazak, bu işin sıfır yaştan değil, yedi yaştan başla­mak üzere ve bilhassa istanbul gibi bü­yük şehirlerde muvazenesini kaybetmiş çocuklar meselesi olduğunu, bu işin dev­lete yük olmadan daha başka yollardan halli muvafık olacağını, bunların okutul­ması işinin de ilk tahsil derecesinden öteye devletin üzerine almasını doğru bulmadığınıbelirtmiştir.

Niğde Milletvekili Hüseyin Ulusoy, kim­sesiz çocuklara dair birkaç vak'a anlat­tıktan sonra çocukları dilenciliğe ve hır­sızlığa sevkedenler için de kanunlara da­ha ağır cezalar konmasını temenni etmiş­tir.

Rize Milletvekili Doktor Saira Ali Dilem-re, kimsesiz çocuklar işine mutlak suret­te başlamak gerektiğini söylemiş ve eski darüîeytamlardan alman bazı iyi neti­celeri açıklamıştır.

Büyük Millet Meclisi bu tasarı üzerin­deki görüşmelere Pazartesi günü devam edecektir.

— Bursa:

Amerikan yardımınadahilolmaküzere Türkiye'ye verilmekte olan p-47 Thunder-bot tipi savaş uçakarmdan bir grup da­ha bugün Atina'dan buraya gelmiş ve uçakalanınainmiştir.

29 Mayıs 1948

—İstanbul:

Restore edilen Haseki Darüşşifasiyle yi­ne Kaseki'de yeni yapılan yüz yataklı çocuk hastanesinin açılış töreni Vali ve Belediye Başkanı Doktor Lütfü Kırdar'm ve kalabalık davetli kütlesinin huzuriyle bugün saat 16 da yapılmıştır.

—Ankara:

Ayın 25 inden beri fasılasız devam eden ilmî konuşmalara 28 Mayıs Cuma yine Prof. Alî Macit Arda'nın başkanlığında devam edilmiş ve İstanbul Üniversitesi Beşerî Coğrafya Profesörü Ali Tanoğlu tarafından «şeker kamışı ziraati ve sa­nayii ve bunun Türkiye'deki imkânları» konulu bir konferans verilmiştir. Saat 14 te Genel Merkez Kurulu, Millî Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer'in başkan­lığında toplanarak geçen yıla ait çalışma raporunu ve hesapları incelemiş ve Yö­netim Kurulu ibra etmiştir. Bundan sonra yeni Yönetim Kurulu üyeliklerine gizli oyla şu zatlar seçimiştir:

Prof. Ali Macit Arda- Prof. Cemal Arif Alagöz,Prof.ŞevketAzizKansu,Prof.

Hamit Sadi Selen.

Genel Merkez Kurulu Prof. Arda'nın başkanlığında saat 18 e kadar çalışmala­rına devam etmiş ve bu yıla ait mesai programınıçizmiştir.

Saat 18.30 da Ankara Üniversitesi Rek­törü Prof, Enver Ziya Karal, Türk Coğ­rafya Kurumu üyeleri' şerefine bir çay ziyafeti vermiştir.

Kurum üyeleri dün Prof. Cemal Akif Ala-göz'ün idaresinde Çubuk Barajı istikame-■ tinde bir ilmî gezinti yapmışlar ve her ders yılı sonunda tertiplenmesi bir gele­nek haline gelmiş bulunan, Ankara Üni­versitesi Coğrafya Enstitüsünün Baraj Gazinosundaki toplantısına katılmışlar­dır.

Yeni Yönetim Kurulu hafta içerisinde toplanarak iş bölümü yapacak veGenel

image001.gifYeni bir hizmet unsuru...

Yazan: İsmet İnönü

1 Mayıs 1948 tarihli «Hürriyet» İs­tanbul'dan :

Basın âlemimize girdiğinden haberdar olduğum «Hürriyet» gazetesine, arzusu üzerine, iyi dileklerimi yazıyorum. Bu vesile ile 1948 ilkbaharı başında memle­kette yaptığım oldukça geniş seyahatten memnun döndüğümü söylemek isterim. Çukurova felâketinde vatandaşlarımı, ız-tırabın şiddetli olduğu günlerde görmüş ve çok müteessir olmuştum. Onları on gün sonra milletçe ve hükümetçe kendi­lerine gösterilen ilgiden ümitleri artmış ve çalışıp kalkınma arzuları tazelenmiş olarak bulmak beni çok teselli etti.

Seyahatimin, iyi bir tesadüfle, kıymetli hâtırasını Raman dağındaki petrol kuyu­su teşkil ediyor. Bir bütün gün Raman'ın yeni cevherini seyrettik; memleket için geniş ve hayırlı ihtimaller üzerinde uz­manların tetkik ve tahminlerini zevkle dinledik.

Gaziantep. Maraş, Malatya, Elâzığ, Tun­celi, Bingöl, Diyarbakır, Mardin, Siirt il­lerimizin halkları, Urfa ve Bitlis illerimiz ve pek çok ilçelerimizin heyetleri ile memleket meseleleri görüştüm. Vatan­daşlarım eksikleri bilen ve bunların bi­ran evvel tamamlanmasını istiyen bir ar­zu ile bütün düşüncelerini bana anlattı­lar. Dolaştığım yerlerde halkımızı meş­gul eden mevzuları tekrar öğrenmiş ol­mak istifadeli olmuştur.

Siyasî partilerin karşılıklı münasebetle­rinde tahakkuk eden terakkiyi derhal farkettim. Evvelki seyahatımda başladı­ğını gördüğüm iyilik büyük bir gelişme ve tekâmül kazanmıştır. Herkes fikirle­rini ve programlarını biliyor. Partiler emn.iyet ve huzur içinde siyasî dâvaları­nı azimle takibederken, partiler üstünde

olan vatan meselelerini göz önünden ayır­mıyor, hele birbirine hiç düşman olmu­yorlar. Açık bir surette göze çarpıyor ki, medeni bir insan cemiyetinde hür vatan­daşlar münasebetlerini sağlam esaslar üzerine kurmuşlar. Dolaştığım geniş böl­gelerde partilerin çalışmaları için koydu­ğum bu teşhisin büyük kıymeti var­dır. Dünyanın nereye varacağı, belli olmayan buhranı içinde Türkiye'nin de­mokratik gelişmesinin zehirsiz ve salim bir hava içinde ilerlemesi memleket için hayatî bir ehemmiyettedir. Siyasî parti­lere mensup olan vatandaşlanm her yer­de beni, iç ve dış büyük vatan meselele­rinde beraber mücadele edeceklerine yü­rekten temin ettiler.

Türkiye medenî âlemin anladığı mânada hürriyet ve demokrasi hayatı içinde yeni bir ilerleme ve gelişme yolundadır. Her-şeyden kıymetli olan kendine güven ve vatanın geleceğine güven duyguları diri ve tazedir. Bu duyguları korumak yolun­da tesirli bir hizmet unsuru olarak «Hür­riyet» gazetesine engin başarılar dilerim.

Demakrasi dâvasında üç de­vir...

Yazan:Celâl Bayar

1 Mayıs 1948 tarihli «Hürriyet» İs­tanbul'dan :

Hürriyet gaztesi benden bir yazı istediği zaman neslimizin hürriyet uğrundaki mücadelelerinin hâtıraları içinde kaldım. Bizim neslimiz, hürriyet mefhumu üze­rinde duran «Genç - Türk» Edebiyatının tesiri altında siyasî hayata girmiştir. Ben de, Millet hayatı ile alâkadar olan bu mevzuu ele almak istedim. Bazı tarihî hâdiselere kısaca temas etmeyi düşün­düm.

Henüz çok genç iken Mutlakiyet devri­nin, padişahlar idaresinin tazyikini duy

maya başlamış idim. İstibdadın iztırabı altında kendimi bir kuyu içinde dünya­dan habersiz, teneffüs etmekden mahrum bir insan gibi görüyordum. Hayatı da bu havasızlık içinde mânâsız buluyordum. Meşrutiyet inkılâbı tahakkuk eder etmez hürriyet aşkı büyük bir heyecan ile mem­leketi sardı. Bütün kalblerde taze bir ümîd ve şevk uyandırdı. Bu arada ecne-bî tazyikinin bariz bir ifadesi olan kapi­tülâsyonlar gözümüze batmağa başladı. Görüyorduk ki, ferdi hürriyetle beraber millî hürriyet ve tam mânası ile istiklâ­limize kavuşmak için kapitülâsyonların memleketimizden sökülüp atılması iktiza ediyordu.

Diğer taraftan yabancılar,fena idare yü­zünden zayıf düşmüş vatanımızı kolayca yutulur bir lokma sanıyorlardı. Bu durum karşısında millî birliğe daya­nan bir müdafaa ve emniyet cephesi ya­ratmak lâzım geliyordu. İşte meşrutiyet devrinde, bu devri açanlara ve gençliğe düşen başlıca vazife bunlardı. 1914 -1918 harbinin mağlûpları arasında bulunuşu­muz, memlekete çok pahalıya mal olmuş­tu. Ankara'da bin bir felâket içinde, Tür­kiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışı ve hükümetinin kuruluşu bizim için bir kur­tuluş, bir hamaset ve aynı zamanda millî hâkimiyet devri olduğuna şüphe edile­mez.

Burada, tam bir hakikat olarak ifade edilmelidir ki; memleketi, bir ferdin ira­desi altında toplayarak kurtarmak pren­sibi fiilen iflâs etmiş, buna mukabil millî hâkimiyeti temsil eden kuvvetin muvaf­fakiyeti kendini göstermiştir. Yâni «Ka­yıtsız şartsız hâkimiyet milletindir.» düs­turu muzafferiyetin âmili olmuştur. Ne garip tecellidir, Ankara'da çalışanlar, bir taraftan millî iradeye dayanan bir devletin temellerini atarken, diğer taraf­tan «Padişahımız efendimiz, hür ve müs­takil olarak kendini Milletin agûşu seda-katinde gördüğü gün Millet Meclisinin tanzim edeceği esasatı kanuniye dairesin­de vazı muhterem ve mübecceliyeti ahz eder» diyorlardı. Saray ve Babıâlinin hı­yaneti ve hâdiselerin nasıl inkişaf ettiği malûmdur. En iyi devlet şeklinin Cum­huriyet olduğu neticesine varıldı. Bugün­kü Anayasamız mütekâmil şekli ile ted­vin olundu.

Fakat salim bir surette işlemesi için yal­nız bir Partinin varlığı kâfi gelmediğin­den Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve onu takip eden Serbest Fırka kuruldu. Her iki fırkanın yürümediği muvaffaki­yet temin edemediği anlaşıldıktan sonra bir fasıla devri baş gösterdi. İşte bu fa­sıla devri arasında Demokrat Parti bin bir müşkülâta göğüs gererek meydana atıldı.

Partimiz demokrasiyi millî menfaata ve insanlık haysiyetine en uygun bir pren­sip olarak tanıdı. Türk milletinin bütün meziyetlerine olduğu gibi siyasî hayatta da olgunluğuna inandı.

İnsanlık haysiyetine inanan ve bu haysi­yetin ancak insanlık ana haklarının te­minat altında bulunması ile korunabile­ceğini kabul eden Partimiz bütün devlet mevzuatında bu prensiplere aykırı hü­kümlerin bulunmamasını sağlamakta ken­disini mükellef bilmektedir. İnsanlık ana haklarından bahsederken bu mefhum arasında «korkudan masun ol­ma hürriyetinin» de mevcut olduğu ka­bul edilmelidir.

Herhangi bir zaruret veya sebeple bu prensiplere muhalif olarak yapılmış ka­nunların tadil ve tasfiyesine çalışmak Partimizin esaslı gayelerinden biridir. Demokrat Partinin Programı kül halin­de tatbik olunduğu gün memleketimizde büyük değişiklikler olacağına ve mile-timizin bu yüzden refaha kavuşacağına şüphe yoktur.

Bize temin edildiğine göre, Hürriyet ga­zetesi bu prensiplerin sadık müdafii ola­rak en ileri teknikle matbuat sahasında yer alacaktır. Şu halde bu değerli neşir vasıtasına muvaffakiyetler dilemek bizim için bir vazifedir..

Bu vazifeyi ifa ederken bahtiyarlık duy­maktayım.

Seçim - Meclis - Demokrasi...

Yazan: Adnan Adıvar

1 Mayıs 1948 tarihli «Akşam» İs­tanbul'dan :

Hakikîdemokrasiyevaracakyolseçim ve parlâmento denilen iki en mühim du­raktangeçer.Buduraklarveonlardan geçilerek gidilen demokrasi mevzuu üze­rinde şu iki üç sene içinde ne kadar ya­zılar yazıldı, sözler söylendi. Fakat bu mevzu, tükenmez ve tükenmesi asla arzu edilmez bir mevzudur. Çünkü demokra­sinin hergün yeni bir dâvaya, yeni bir hâdiseye tatbikini münakaşa etmek siya­sî hayatın icaplarındandir. Bu mevzula­rın bazılarımıza verir gibi gördüğümüz bıkkınlık, sadece birdenbire meçhul bir diyara ayck basanların uğradıkları şaş­kınlığın verdiği yorgunluktan ibaret ol^ sa gerektir ki bu yorgunluk da pek az sürer. Fakat az sürsün, çok sürsün bu sözleri dinlemek, hakikî demokrasi hak­kında fikir edinmeğe çalışmak, artık biz de halkın doğrudan doğruya iştirak etti­ği seçim yoluna (tek dereceli secim) gir­miş olduğumuz için bütün vatandaşların vasifesidir. Hakîkî demokrasi, derken bu hakikî sıfatını bilerek, kasdi mahsus ile kullanıyorum ve bundan yirmi beş otuz sene evveline dönerek düşünüyorum. O vakit bizler bir Mebusan Meclisi olan her memleketi demokrasiye erişmiş zanneder­dik. Hattâ şimdi pek iyi hatırlıyorum ki çok sene evvel memlekette cumhuriyetin tesisini müteakip ilk demokrasi tecrübe­sine kalkıştıktan sonra Londrada bir ta­rih ve siyaset âlimi bana hakikî demok­rasinin henüz Rhin nehrinin sarkma ge­çemediğini söylemesi üzerine ben Al-manyada, Avusturyada hattâ Sırbistan ve Bulgaristanda demokrasinin mevcut olduğunu ileri sürmüştüm. Bu mütefek­kir insan, «Evet, oralardaki de bir nevi demokrasidir, fakat...» demiş kesmişti. Bugün o septik ifadenin ne kadar haklı olduğunu gördük ve görüyoruz. Bu cins demokrasilerin hakikî demokrasiye doğ­ru yürümelerine en büyük saik seçim selâmetidir. Bundan dolayı hakikî demok­rasiyi isteyen her vatandaşın seçimin se­lâmetini istemesi, âdeta havayı teneffüs etmek hakkım istemesi kadar tabiî ve sarih hakkıdır.

Seçimin selâmetini temin için türlü ted­biri gözönüne alarak yapılan bir kanunla seçilen bir Mecliste ne mazbataların tâ­diline ne de seçim esnasındaki yolsuzluk­lardan, haksızlıklardan şikâyete mahal kalmaz. Fakat bu seçimin tam selâmeti­ni temin etmek nasıl mümkündür?İşte bu o kadar kolay bir dâva olmamakla be­raber hüsnüniyetle hareket edildikçe bu güç dâvayı iyiye en yakın bir surette halletmek kabil olabilir. Bu hüsnüniyet evvelâ ideal ve hiç kusursuz bir seçim kanunu yapmak kabil olamıyacağını ka­bul etmekle tezahür eder. Meselâ reyle­rin gizli olması için kullanılan hücrelerin kapılarının altından içeridekilerin ayak­larının görünmesinin bile reyin gizliliği­ni bozacağını iddia eden memleketler ol­duğunu bir yerde okuduğumu şimdi ha­tırlıyorum ve itiraf ediyorum ki bu de­rece titizliğin kıymetini hâlâ anlamamış olduğum gibi bu itirazın bir hüsnüniyet tezahürü olabileceğine de kani olamıyo­rum.

Hükümetin şimdi Meclis komisyonların­da müzakere edilen Seçim Kanununun bazı maddelerini tâdil ve tevsib eden pro-jesile muhalefet partisinin tâdil teklifi gözümün önündedir. Hükümetin projesi reylerin gizli ve tasnifin açık olması üze­rine yapılmış olduğu gibi gizlilik ile açık­lığı temin için eskiye nispeten hayli mü­him kayıtlar konulmuştur. Meselâ şim­diye kadar kapalı bir odada sadece hü­kümetin mümessilleri elinde yapılan tas­nif yerine bütün partiler mümessilleri ve namzetlerin huzurunda açıkta yapılacak bir tasnif ve diğer taraftan reylerin en gizli bir tarzda verilmesi için höcreler usulü ve hÖcreye yalnızcagirenseçici

vatandaşın orada reyini mühürlü zarfa koyup kapanması ve sonra sandığa at­ması kabul edilmiştir. Seçim tekniğine dair bu noktalarda küçük büyük tadilât ile daha sağlam teminata varmak her va­kit kabildir. Meselâ mazbataların parti mümessilleri tarafından da imza edilme­si ve mümessillerden birinin sayımın doğru olmadığım iddia etmesi üzerine reylerin tekrar sayılması, rey puslaları-nin bütün mümessil ve namzetlere gös­terilmesi, bilhassa mazbataların ve seçici vatandaşların listelerinin kurşun kalemiy­le değil mutlaka mürekkep ile olmasa bile kopya kalemiyle yazılması ve rey puslalarının mazbatanın tanziminden değil mazbataların Mecliste kabulünden sonra ve hattâ bir sene sonra yakılması gibi kayıtlar konulmak kabil ve lâzımdır.

Fakat asıl mesele prensip noktalarındaki fikir ayrılıklarıdır. Muhalefet Partisi bu seçim işini idare edecek büronun bir hâ­kimin riyaseti altında olmasını ve seçim günlerine münhasır olmak üzere seçim işinde ve yahut vatandaşların siyasî hak ve hürriyetlerine karşı işlenen cürümler­de Memurin Muhakemat Kanunu hüküm­lerinin carî olmamasını istiyor. Adliye­nin siyasî intihap işine karıştırılmasını muvafık gören memleketler olduğu gibi doğru bulmıyan Anglo - Sakson memle­ketleri de vardır. Adliyenin seçim işinde, sandık başında faal bir vazife ve mesuli­yet alması onun teessüs ve istikrarını şiddetle arzu ettiğimiz istiklâline doku­nacağından samimî surette korkmakta­yım. Diğer taraftan siyasete sokmaktan titizlikle kaçınmak mecburiyetinde oldu­ğumuz iki büyük devlet kuvvetinden bi­risi olan adliye bu seçim işinde bilhassa bitaraf olarak kalmak iktiza eder. Çünkü seçim esnasında vukua getirilecek suçla­rın ve seçici vatandaşların listesinin tan-zimindeki kusur ve kabahatllrin tetkik ve muhakemesi için yegâne merci olma­sı dolayısiyle adliyenin hem hâkim ve hem davacı mevkiinde bulundurulma­ması pek tabiî bir prensip icabıdır. Esasen seçim gibi mühim bir hâdisede murakabe­yi, tam bir serbestî ve istiklâl içinde, ad­liyeye bırakmak hususunda hiç kimsenin bir diyeceği olmamak lâzım gelir.

Demokrat Partinin tâdil teklifinde oldu­ğu gibi seçim günlerinde memurlar tara­fından halkın siyasî hürriyet ve hakla­rını ve yahut seçimin selâmetini bozacak ' hareketler vuku bulursa bu suçların Memurin Muhakemat Kanununa tâbi ol­madan adliye mahkemeleri tarafından muhakeme ve derhal hükme bağlanma-sınınin seçimin selâmeti için en büyük te­minat olacağına samimiyetle inanmakta­yım. Bu noktada iktidar partisinin de Memurin Muhakemat Kanunu tâdil edi­linceye kadar bu tâdil projesine şimdiden muvakkat bir madde ilâvesini kabul ede­ceğini ümit etmek isterim. Çünkü millî hâkimiyeti tek. tek her vatandaşın elinde tecelli ettiren secim gibi muhteşem bir hâdisenin pek sık olmıyan tekerrürleri esnasında hükümetin, memurlarının is­tisnaî vaziyetinden kısa bir zaman için feragat etmesi hakikîdemokrasinin en mübarek bir tezahürü olacağına inanı­yorum.

Bu tâdiller zaten yakında yapılacak kıs­mî seçimlerin selâmetini temin için dü­şünülmüş ilâvelerden ibarettir, yoksa asıl Seçim Kanununun yeni baştan tâdil ve ikmali sırasında söylenecek daha çok şeyler vardır.

Seçimlerde adlî teminat mese­lesi

Yazan: Bahadır Dülger

2 Mayıs 1948 tarihli tanbul'dan :

Çarşamba sabahı, toplanan Meclis İçişle­ri Komisyonunda Seçim Kanununu değiş­tiren tasarılar hakkında müzakereler ce­reyan etmiştir. Bu müzakereler sırasın­da. Başbakan Hasan Saka, Seçim Kanunu mevzuunda Hükümetin noktai nazarını bildirmiştir. Bundan anlaşıldığına göre hükümet seçimlerin adlî teminat altına alınmasına muhalefet etmekte ve seçim Kurulları başkanlıklarının eskiden ol­duğu gibi idare âmirlerinin ibka edilme­sini istemektedir.

Bu noktaî nazar ileri sürüldükten sonra, Adalet Bakanı Şinasi Devrim ve İçişleri Bakanı Münir Hüsrev Göle hâdiseyi baş­ka veçheden mütalâa etmişler ve birisi hâkimlerin seçim kurulları başkanlığına getirilmeleriyle Adliyenin istiklâline ha­lel getireceğini söylemiş, diğeri ise, idare âmirlerinin tam bir tarafsızlık ile vazife­leriniyapacaklarınıiddiaetmiştir.

Doğrusunu söylemek lâzım gelirse, ne Hükümetin noktai nazarı, ne de yeni Ba­kanın noktai nazarı takviye eder görünen beyanatı bizi tatmin etmemiştir. O ka­dar ki, bütün bu görünüşten, ortaya atı­lan seçim kanunu değişikliğinin haklı oyalama mahiyetinden ileri bitmiyen bir politika manevresından ibaret olduğu şüp­hesi bile kafamızda yer etmeğe başla­mıştır.

Seçim kurulları başkanlıklarının hâkim­lere verilmesini Başbakan hâkimlerin politikayakarıştırılmasışeklindegörüyor.

Neden? Bir seçim kurulu başkanının mn nasıl bir politik vazifesi var? O yal­nız rey emniyet ve masuniyetini teinin eden bir kanunun hükümlerini tatbik etmekle vazifeli olmıyacak mı? Kaldı ki hâkimlere seçimlerde böyîe bir vazife vermeği düşünen ilk millet de biz değiliz. Başka memleketlerde de bu usulün tatbik edildiğini muhtelif misal­leriyle görüyoruz. Onlar adalet cihazının istiklâline taraftar değiller mi acaba? Yoksa, başka memleketlerde Adliyenin istiklâline halel vermiyen bir usul bizde mi bu istiklâle münafi görülüyor?

İçişleri Bakanının teminatına gelince^ bu teminatı bütün bir milletin hâkimi­yet ve iradesinin tesellisine vesile vere­cek siyasî tezahür karşısında lüzumun­dan çok zayıf buluyoruz. İdare adamları seçimlerde tarafsız karmağı bilmemişler-dir. Her zaman amma her zaman iktidar­da bulunan parti lehine hareket etmiş­ler, tazyikle, tehditle, millî iradenin ol­duğu gibi değil, fakat iktidarın istediği gibi tezahür ettirilmesi hususunda gay­retler sarfetmişlerdir. Kurulmuş olan ni­zam içinde onları mazur görmemek de belki kabil değildir. Ekmekleriyle bağ­landıkları Hükümet kapısında elbet de onun arzularına hizmet suretiyle tutuna-bilirlerdi. 21 Temmuz bunun son bir mi­salini daha vermiştir. Ve Türkiye'nin en hücra yerlerinde yaşıyan vatandaşlar arasında bile artık bu son tecrübeden sonra, idare âmirlerinin seçimlerde ta­rafsız kalabileceklerine inanacak bir tek safdil kalmamıştır. Seçim Kanunu tadil edilirken vatandaşın istediği tam serbes­ti ve tam teminattır. Bunun zamanı se­çim işinin tarafsızlığından kimsenin şüp­he etmediği Adalet cihazının kontrolü altına konmasından başka bir şey değil­dir.

C. H. Partisinin iktidar endişelerinden sıyrılarak bu çıplak hakikati görmesini ve artık milleti oyalamaktan vazgeçme­sini temenni ederiz.

Halk hâkimiyeti ve seçimler

Yazan:Tahsin Demiray

'Türkiye» İs-

3 Mayıs 1948 tarihli tanbıü'dan:

Seni rejimimizde birlikte,, hattâ ona ta­kaddüm eden kurtuluş savası yıllarının (Türkiye Büyük Millet Meclisi Hüküme­ti) nden başlıyarak, Büyük Millet Mecli­simizde riyaset kürsüsünün arkasında ve en üstte (Hâkimiyet milletindir!) levhası asılmıştı. O tarihlerde yapmakta oldu -ğumuz ihtilâl ve inkilâbm bütün mâna, maksat ve gayesi işte bu iki kelimede toplanmıştı. Hemen bütün Türk milleti­nin ve elde mevcut tatbikat cihazlarının faaliyet ve çalışma plânı da gene bu iki kelimecik tek umdeden ibaret bulunu­yordu.

1920 de hâkimiyet milletindir.! dediğimiz zaman bütün bir millet ayağa kalkîyor-du. Hâkimiyet milletindir diyerek onu ordular halinde yürütebiliyorduk. 1921 de bu umdeyi tekrarlıyarak Ankara'nın kerpiç yapıları içinde çuvallarla bölün­müş gözlerde oturup memleketin bütün işlerini iyi şekilde görebiliyorduk. Fakat 1922 nin büyük ve kat'î zaferinden sonra müstakar bir devlet haline geçmek vazi­yeti ile karşılaşınca işler biraz çatallan-di. Hâkimiyet milletindir!, denildikçe: Nasıl, ne suretle? gibi sualler kendiliğin­den ortaya çıktı. 1923 de Mustafa Kemal İstiklâl Savaşının tek umdesini (9 umde) ile tefsir ve tesbit etti. Büyük Millet Mec­lisindeki tek umdenin levhasi da az son­ra (Egemenlik Ulusundur) levhasına ye­rini bıraktı.

Türk Devletinin yeni baştan kuruluşun­da bu derece basit fakat o nisbette veciz bir umde temel hizmetini görmüş inkı­lâbımıza sadece böyle bir ruh hâkim ol­muştur. Türk Milleti, hiçbir teminat ara­madan bu yolda bütün varlığını harcamış ve gençleri tereddütsüz canlarını vermiş­lerdir. Binlerce yıllık büyük tarihinin her safhasında görüldüğü şekilde, Türk Mületi büyük millî bir dâva yolunda yi­ğitçe, mertçe ve insanlığın en yüksek ruh haliiçinde,güvenmiş,itimat etmiştir.

Böyle bir güven ve böyle derin bir iti­matondansonrakiuzunyıllarınbinler

ve binlerce tatbikatında tek dayanak ol­muş, (milletin hâkimiyeti) yerine mille­tin kendilerine bel bağladıkları, tek hâ­kimiyeti şeklinde sürüp gitmiştir, ikinci Dünya Harbinin sonuna kadar Türk siyasî bünyesinin ana mekanizması, bize göre, bundan ibarettir.

Bir ata sözümüz:Yiğit kolay avlanır!» der. Baştan başa yiğitlikler tarihi olan millî tarihimizde bu gerçeğin binlerce misalini buluruz. Türkün başına ne gel­mişse bu saf kalbinden ve yiğitçe düşünü­şünden ve bunun neticesi olarak kolayca güvenişinden ve inanışından gelmiştir. Son çeyrek asırlık tecrübe bunun en par­lak ve hiç şüphesiz gene en acı yeni ve son misaliniteşkil etmiştir.

Bugün artık- gafletleri ve saflıkları bir tarafa bırakarak, milletin hâkimiyetin­den Önce (millî hâkimiyeti) düşünerek, milletçe kendi işimizi kendimiz görmek ve bunun bir an önce yapmak zorundayız. İçine gömüldüğümüz maddî ve manevi ıztırapları gidermek için bundan böyle yalnız kendimize güvenip dayanmak ve ancak bu suretle kaybedilmiş halk hâki­miyetini elde etmek zorundayız.

Millet, kansız bir harp devresinde, ken­disine evvelce yapılmış vaadlerin nasıl tu­tulmamış, propagandalarla şişirilen renk­li işlerin nasıl ters veya arkası, içi boş şeyler olduğunu acı acı öğrendikten ve her bakımdan biraz daha güçleşen bîr va­ziyete düştükten sonra işleri kendi eline almak lüzumunu en acı şekilde duymuş ve öğrenmiş bulunuyor. Ve işte bundan dolayı 1946 danberi işleri eline almanın yollarını arıyor ve maalesef bu işte pek acemi ve hayli vasıtasız ve imkânsız kal­mış olduğunu görüyor. Hâkimiyeti .sarsıntısız bir şekilde ele almanın tek yolu olan (seçim), işte bun­dan dolayı siyasî, içtimaî ve hattâ ikti­sadî işlerimizin başında geliyor. Ve işte bundan dolayıdır ki (Seçim Kanunu) bir dâva halinde milletçe ele alınmış bu­lunuyor. Şimdi bu mekanizma, iktidar zümresi ta­rafından, milletin tam olarak işine yarar bir halde millete teslim edilmek hususun­da taallüller göstermektedir. Demokrat PartininbuseçimmeseleleriveSeçim Kanunu üzerinde durmakta yerden göğe kadar hakkı vardır. Fakat onların da ileri sürdükleri tâdil şekilleri, mahiyeti itibariyle, milletin ve memleketin muhtaç olduğu bîr mekanizmayı ona kazandır­maktan bir hayli uzaktır. Bunu bir baş­kayazımızdaanlatmağaçalışacağız.

Muhalefet bizatihi bir fikir de­ğildir.

Yazan:SonTelgraf

6 Mayıs 1948 tarihli «Son Telgraf» İstanbul'dan:

Demokrat Partinin sabık İstanbul İdare Heyeti Reisi Avukat Kenan Öner, bir müddet evvel, akümülâtörünü doldur­makla meşgul olduğunu gazetecilere ifa­de etmişti. Kenan Oner'in, Demokrat Partiden ayrılmağa mecbur kalınca, dol­durmağa başladığı akümülâtörü, hacmi istiabisini bulmuş olmalı ki, hayli mekik dokuduktan sonra nihayet üçüncü bir partinin kurulacağı baklasını ağzından çıkarmıştır.

Kenan Öner, vaktiyle Demokrat Parti safları arasında iken, müfrit hizbin şefi olarak tanınmıştı. Hattâ, kendisinin tem­sil ettiği fikre mensup olanlara müfritler, bilâhara da Önerciler veya Öneristler adı verilmişti.

Bu üçüncü partide en faal rolü, yeni Ke­nan Öner üzerine almış bulunduğuna göre, bu yeni partiye Müfritler Partisi demekte hatâ yoktur, sanırız.

Kenan Öner, kendisine müstakbel parti­sinin liderinin kim olacağını soran gaze­tecilere: «Bizim partide önceden adı bel­li lider olamaz!» cevabını vermiştir. Fa­kat, görünen köye kılavuz istemez ki, bu siyasî birleşmenin hakikî ve fiilî lideri Oner'dir.Göstermelikolarak,belki bir

başka zatın adı, lider olarak yarın, öbür-gün ilân edilecektir. Ancak, partinin gi­dişatını sevk ve idare edecek olan, elbet­te ki daima Bay Önerdir.

Ekserisi asabî ve küskün olan bu müf­ritler partisinde, müşterek fikrî vasıf ara­makcephesinegelince:Bizce,müfritler arasında müşterek fikri vasıf, sadece müfrit muhalif» oluşlardır. Dünyanın Hiçbir yerinde, yalnız muhalefet tavrın­da ifrata varmak riski göze alınarak, si­yasî parti kurulmaz. Zira, muhaefet, bir fikir değil, bir metodun ismidir. Bu kaîı-bın içine, muhteva olarak bir fikir sok­mak lâzımdır. Önercilerin, bu yeni teşek­külünde, muhalefet kalıbının muhtevası, galiba, «ifrat» olacaktır.

«İfrat» mefhumunu, bir cemiyet nizamının siyasî fikir sistemi olarak ortaya atarak ardından kitleler sürüklemek istenmesi siyasî tarihte hiç görülmemiş bir hâdise­dir. Böyle bir hâdiseye şahit olduğumuz için, herhalde, çok orjinal temaşagerler mevkinde bulunsak, yeridir. Zira, gaze­telerde, çıkan ve Kenan Önerle birlikte bu yeni partinin müessisleri durumunda oldukları bildirilen zevat arasında, biz bir fikir etrafında iştirak ihtimaline> hat­tâ, şahsî edada bir benzerlik ar ze d ilebi­leceğine dahi imkân tasavvur edenlerden değiliz. Bu bakımdan, yeni parti, «ifratta istismar edici sakat metodundan, «muha­lefet» i siyasî nizam fikri sanan hatâsın­dan gayri, bir de diğer partilerin malûl olduğu bir hastalığa müptelâ olmuş gö­rünmektedir. Bu hastalık, Halk Partisinde de, Demokrat Partide de vardır. Aynı fik­ri kıvamda olmıyan insanların ana gaye içinde değil, muvakkat ve geçici hedef­ler için birleşmeleri..

Öneristlerin kuracağı bildirilen bu yeni parti etrafında daha birçok sözümüz var­dır ve daha bîr çok şey söylenebilir. Dü­şüncelerimizi vesile düştükçe okuyucula­rımızaarzetmeğeçalışacağız.

Yeni yeni partiler

Yazan:H.ŞükrüBaban

6 Mayıs 1948 tarihli tanbul'dan:

Ankara'dan gelen haberler, üçüncü bir partinin, kurulmak üzere olduğunu bil­diriyor. Bu yeni teşkilin kurucuları ara­sında Kenan Öner, Hikmet Bayur ve hattâ Mareşal Fevzi Çakmak'm adların­dan bahsedilmektedir. Bizzat Kenan Öner artıktasavvurlarınfiiliyatainkılâpetmek safhasına girdiğini ifade etmiştir. Böylece Demokrat Partiden ya istifa tari­kiyle çıkmış veyahut şu veya bu sebep­lerle - haysiyet divanı kanaliyle veya di­ğer bîr imkân ve vesile ile - çıkarılmış olanlar yeni bir partinin temellerini kur­muşlardır. Yakında resmî muameleler ik­mâl olunacaktır.

Demokrat Parti, Halk Partisinden kop­muş, ayrılmış zevat tarafından kurulmuş­tu. Şimdi de yeni partiden mufarakat et­miş olanlar müceddet bîr teşkil kuracak­lardır. Bu memleketin 1908 tarihinden beri siyasî gelişmeleri göz önünde tutu­lacak olursa çeşitli partilerin böylece birbirinden parçalanma ve ayrılma sure­tiyle kuruldukları tesbit edilir. Hürriyet ve ve Ütilâf Fıkrası, Ittihad ve Terakkinin en belli başlı elemanlarından kurulmuş idi. Miralay Sadık bey itizale sapmcaya kadar ortodoks İttihatçılar nazarında bi­rinci plânda bir şahsiyet sayılıyordu. Bi­rinci dünya harbi devresi her türlü mu­halefeti muhal kıldığı için İttihatçı İdare mutlak olarak rakipsiz yurda hâkim ol­du. Fakat mütâreke ile Ittihad Fıkrasın­dan yeni bir parti, Teceddüt Partisi doğdu. Filhakika bu yeni kurulun ömrü çok uzun olmadı. Çünkü bu parti katnofle bir İttihad Partisi sayıldı, Bütün âza ve reisleri İttihad ve Terakki mensupları idi.

Millî savaş ve zaferden sonra Halk Partisi kurulduğu vakit yurda rakipsiz ve mut­lak bir surette hâkim oldu. Terakki per-ver Parti, yine bir kısım Halk partilerin ve kendilerine mutezileler denilebilecek zavatm kurmak istedikleri parti oldu ve ömrü deçok uzun olmadı.

Üç yıldanberidır yeni bir demokratik 'ha­yata girmek ve çeşitli parti sistemini be­nimsemek istiyoruz. Fakat bu yol, sanıl­dığı kadar ne kolay ve ne de tehlikesiz­dir. Hoşa gitmiyen şahsî menfaatimize do­kunacak adamı, bizim fikrimizde olmıya-nı rakip hattâ düşman saymağa geniş te­mayül vardır. Asırlardır hiç partisiz ve yahut tek partili rejimlerde yaşamağa alışmış kitlelerin böyle çeşitli parti usul­lerine' geleneklerine alışmaları basit bir keyfiyet değildir.

İktidarda duranlara karsıitiraz ve tenkit sesleri yükseltmiş olanlar ihanet ve hi-yanetle itham edilmişlerdir. Demokrat Partinin meydana yeni çıktığı zamanlarda

kurucular ve arkadaşları İçin de en ağır kabahatlar isnat olundu. Yabancı âleti oldukları bile iddia edildi ve böyle ifti­ralar yüzünden valiler bile mahkemelere sürüklenerek mahkûm edildi. Yavaş ya­vaş havada bir az sükûnet hasıl oldu. Bu neticenin alınmasında en büyük pay ye­ni muhalefet liderlerinin temkinli hare­ketine, halkımızın; en iyimser olanları bile hayrette bırakacak dereceye varmıg olan olgunluğuna, vekarma ve hâkimiyet hissine bağlılığına düşer. Ayrıca devlet şefinin yüksek basiret ve müsamahası bu sonuçların alınmasını çok kolaylaştırmış­tır.

Maamafih bütün zorluklar hallolmuş de­ğildir. Çetin bir yolun ancak başlangıcın­dayız. Tam demokratik mânasiyle parti­lerin kurulması ve bunların çoğalması­na tahammül edilmesi için uzun itiyatla­ra ihtiyaç gösterir.

Bizde partilerin hep birbirinin içinden çıkması her halde dikkati çekecek ve üzerinde durulmağa değecek bir hâdise­dir.

Halk Partisi, bilindiği gibi harbi idare eden ve zaferi sağlıyan millî birliğin mü-dafaî hukuk cemiyetinin galebe ve nus-retten sonra aldığı şekildir. Memleketin bütün vatansever elemanları, istilâcıya karşı memleketi korumak gayesinde bir­leşmişlerveelbirliğiyapmışlardı.

Köylüsü, taciri, sermeyedan, işçisi me­muru, askeri ve zabiti, ev sahibi ve ki­racısı, dindarı ve lâiki memleket dâva­sında kurtarıcı Atatürk'ün etrafında çev­relenmişlerdi. Binaenaleyh bu teşkil Halk Partisi haline inkılâp ediverince bütün bu dağınık ve düşünceleri çeşitli unsur­lar parti içinde kalmış oldular. Zaman geçtikçe yeni yeni bir takım ilgi ve bağ­lar bu zavatı birbirine perçinledi amma fikir bakımından çok farklı düşünenlerin bir arada halita olduklarından" güphe yoktur. İmkân buldukça, ara sıra, şahidi olduğumuz iftiraklarm saiki bu kuruluş ve temeldeki insicamsızlıktır. Temenniye değer ki bari bundan sonra teessüs edecekparti fırkave gruplar Garp demokrasilerindeki benzeri teşkiller gibi menfî tesanütten ziyade müsbet um­delere dayansın ve böylece sağlam zemin üzerinde gelişsin.

Üçüncü Parti doğarken...

Yazan:Cumhuriyet

8 Mayıs 1948 tarihli İstanbul'dan:

Nihayet üçüncü bir parti daha doğuyor. Üçüncü diyoruz; çünkü Cumhuriyet Halk Partisi ile Demokrat Partiden başka ba­zı partiler daha doğmuşsa da bunların yalnız isimleri ve levhaları vardır. Demokrat Parti, Cumhuriyet Halk Par­tisinden doğduğu gibi üçüncü parti de. Demokrat Partiden doğmuştur. Anlaşılı­yor ki bir müddet önce Demokrat Par­tinin geçirdiği buhran, bu üçüncü parti­nin doğum sancıları imiş. Demokrat Par­ti bu nevzadı dünyaya getirdikten sonra, artık sancıdan, buhrandan kurtulmuş olacak ve işine devam edecektir.

Üçüncü partinin henüz adı konulmadığı gibi lideri de seçilmemiştir. Liderliğe sa­yın Mareşal Fevzi Çakmağın seçileceği söyleniyor. Fakat hakiki ve fiilî liderin -Profesör Kenan Öner olduğunda şüphe yoktur. Çünkü sayın Profesörün Demok­rat Partiden istifa ettiği günden ve yeni bir parti kurulacağı lâkırdıları ortaya çıktığı zamandanberi - yani beş aydır -adı işitilen zat odur. Bugün bile gene partiyi kuranların başında Kenan Öner gelmekte ve parti adına o konuşmakta ve izahat vermektedir. Gerçi kendisi «Partimizde kurucu vasfını taşıyan kimse yoktur. Yalnız milletin kurduğu partiyi millete takdim edenler vardır.)! diyorsa öa, bu sözler bir siyasî edebiyattan başka bir şey değildir. Çünkü Mareşal Fevzi Çakmak. Hikmet Bayur, Osman Nuri Köni> Mustafa Kentili, Harun İlmen, Os­man Bölükbaşı ve Profesör Kenan Öner'-den ibaret olan takdimciler, bütün Türk Milleti demek değildir. Partiyi kuran ve bu yedi zat olduğuna göre, şahısları ne kadar muhterem olursa olsun, sekiz va-tandaşmbütünmilletdemekolmadığı

meydandadır. Böyle bir düşünce, Türk Milleti içinde, başka hiç bir parti bulun­madığını iddia etmek demek olur ki bu da, kendilerini tek parti zihniyetine gö­türür. Hakikatte ise, memlekette başka partiler de vardır -.e bu partiler de, Türk Milleti içinde taazzuv etmişlerdir. Bir zamanlar Cumhuriyet Halk Partisinin gösterdiği inhisarcılık zihniyeti, artık bugün ortadan kalkmış ve Türk demok­rasisi, tek partili değil, müteaddid partili bir demokrasi olmuştur. Sayın Kenan Öner'in istediği gibi yeni partiye «Millet Partisi» adı verilse dahi, bu parti bütün Türk Milletinin tek partisi değildir ve olmıyacaktır. Türk mîlleti camiası içinde kurulan ve kurulacak olan partilerden biri olacaktır. Bu noktaya böylece işaret ettikten sonrao, yeni partinin vaziyetine gelelim.

Partinin porgramı neşredilmediği için, he­nüz porgamı üzerinde konuşmak müm­kün değildir. Gerçi Profesör Kenan Öner, bir gazeteye arti programından bazı mad­deler okumuşsa da, bunlar istiklâl ve-mül-kî tamamiyetin muhafazası- dünya dev­let ve milletleriyle dostluk, samimi milli­yetçilik gibi bütün partilerin programla­rında da mevcud bulunaı ve başka tür­lü olmasına da imkân olmiyan esaslardan ibarettir.

Yeni partinin gerek Cumhuriyet Halk Partisine, gerekse Demokrat Partiye kar­şı şiddetli bir mücadeleye girişeceği söy­lenmektedir ki bu da, gayet tabiidir. Çünkü parti demek, mücadele dernektir. Öyle olmasaydı yeni yeni partiler kur­mağa lüzum kalmazdı. Bazan partiler birbirleriyle işbirliği yaparlarsa da bu da, gene başka partilerle daha iyi mücadele etmek ve iktidar mevkiini ele geçirmek için yapılmış bir politika tabiyesinden başka bir şey değildir. Bu işbirliği, çok geçmeden bozulur ve muvakkat bir za­man için birleşmiş partiler gene birbirle­riyle mücadeleye tutuşurlar. Bütün De­mokrat memleketlerde bunun böyle ol­duğunu görüyoruz.

Yeni parriyi, Demokrat Partiden malûm sebeblerle ayrılan zatlarla müstakil ol­duklarını söylenen, fakat gene Demok­rat Parti ile işbirliği yapmış olan muhalif zatlar kurduklarına göre, üçüncü par­tinin iktidar partisi ile olduğu gibi De­mokrat Parti ile de mücadeleye girişeceği tabiidir. Esasen bu zatların çoğu, Demok­rat Partiden iktidar partisine karşı ken­di istedikleri kadar sert ve şiddetli mu­halefet göstermediği için ayrılmışlardır. Bu zatların bir kısmı, Demokrat Partinin müfrit unsurları olduklarına göre parti­nin de müfrit bir muhalefet yapmak için doğduğu aşikârdır. Binaenaleyh daha şiddetli bir muhalefet yapacaklarına şüp­he yoktur. Her yiğitin bir yoğurt yiyişi olduğu gibi partileri teşkil ve idare eden­lerin de, elbette kendi karakterlerine ve kanaatlerine göre bir politikaları ve gi­dişleri olacaktır. Mesele, bu politikayı ve gidişi milletin ekseriyetinin beğenip be-ğenmiyeceğindedir.

Türk Milleti, çok partili demokrasi ha­yatına girdiği gündenberi büyük bir ol­gunluk göstermiş; iktidar ve muhalefet partilerindeki müfritleri ve müfrit cere­yanları beğenmemekle ifrattan hoşlan­madığını isbat etmiştir. Bugün yeni parti için söyleyebileceğimiz, Profesör Kenan Öner'in dediği gibi «yurd menfaati ve memleket selâmeti» için ça­lışmasını dilemekten ibarettir. Bir par­ti ifrat ve tefrit ile değil, ancak ve yal­nız memleketin ve milletin yüksek men­faatlerine hizmet edebildiği takdirde mu­vaffakolabilir.

Siyasi partilerin milli ve müs­tacel vazifesi.,.

Yazan:SonTelgraf

8 Mayıs 1948 tarihli «Son Telgraf» İstanbul'dan:

Memleketin hastalığı çok şükür bütün partilerce malûmdur: İktisadî kifayetsiz­lik.. Bizde olduğu kadar, dünyanın ileri memleketlerinden hiç birinde, iktisadî randıman bu derece düşük değildir. Zira Türkiye bir iktisadi nizam şuuruna he­nüz kavuşmamıştır. Modern iktisadın tek dayanağı olan çok istihsal ve bu is­tihsali değerlendirme fonksiyonu, henüz bizim kavrayıp üzerinde ehemmiyetle dur­duğumuz meselelerimizdendeğildir.

21 Temmuz seçimleri artık ye­niden tekrarlanmasın...

Yazan: M. Faruk Gürtunca

10 Mayıs 1948 tarihli «Her Gün» İstanbul'dan:

Celâl Bayar'in, Sakaryabaşı mitinginde-ki nutkunun ruhunu, seçim emniyetinin, ne olursa olsun, kanun tarafından temi­nat altına alınması lüzumu teşkil edi­yor.

Celâl Bayar: «Bu emniyet tahakkuk edinceye kadar bunu müdafaadan asla veaslavazgeçmiyeceğiz»diyor.

Bir memlekette millî hâkimiyetin, mil­let iradesinin tahakkuku için zaten seçim emniyetinin tecellisinden başka neye lü­zum vardır?.

Celâl Bayar, 21 Temmuz 1946 seçimlerini ele alarak, bugünkü seçim, kanunu ile yapılan o seçimin, Demokrat Partiyi, daha doğrusu milleti tatmin etmediğini söylüyor.

Şimdi gözlerimizi 1946 yılına çevirelim: Türk Milletinin Alman emperyalizmi teh­likesinden kurtulduğu bir devir.. Fakat kızzıl emperyalizmin geliştiği bir zaman. Sanfransisko'da önceden konferanslar yapılıyor. Rus'ların veto hakları tanını­yor. Ve koca Amerikan ülkesinde Rus hayranlığı mevcut. Rus'lara karşı yegâne uyanık olan Türkiye'dir. Seçimden bir­kaç gün önce devlet bazı Türk toprakla­rının ve Boğazlar meselesinin masa başı­na getirileceğini millete haber vermekte­dir. Çünkü Montreux mukavelesi sona ermektedir. Demokrat Parti teşekkül et­miştir. Fakat içinde kimlerin millet için kimlerin yabancılar için çalıştığı meç­huldür. Ordunun niçin halâ terhis edil­mediği hakkında propaganda yapılmak­tadır Demokrat Partinin saf sinesinde ko­münist elemanların çalışabileceği endi­şesi milletini seven her şahsı en büyük uyanıklığa sevkedeceği tabiidir. Hele bu­gün Demokrat Parti aleyhinde atıp tutan Moskova Radyosu, Demokratlar için o za­man her gece medhiyeler düzmekte ve başka propagandalarla da millete zehir saçmakta idi. Seçimlerden tanı bir buçuk sene sonra Demokrat Parti Genel Kurmaylığı Merkezi olduğu söylenen (Va­tan) refikimizin (Atlattığımız ikinci teh­like) adlı sıra makalelerinde Demokrat Parti içindeki bazı kimselerin Moskova emellerine nasıl âlet edildikleri veya edi­lebilecekleri hakkında yazılar çıktığına ve bir korkuyu açıkladığına göre o za­manki hükümet, çevrelerinin ne kadar müteyakkız olması lâzımgeldiği meydan­dadır.

Memleket belki bir uçuruma götürülebi-lir. Demokrat Partinin saf ve berrak si­nesine sinen zehirli kimseler bulunabilir; Yugoslavya'da, Çekovlovakya'da oyna­nan oyunlar Türk Milletine de oynana­bilirdi. Kaldı ki seçimden birkaç gün son­ra Boğazlar mukavelesinin tecdidi mese­lesinin ortaya atılması, 1939 dan 1946 ya kadar getirilen miîiî birliğin sarsılmış olduğu görülerek Rusya'nın en yeni emellerle Türkiye'den isteklerde bulun­ması beklenebilirdi. Nitekim bütün dün­ya o zaman Sovyet'lerin dediğine baş eğiyor, Rus zafer filmlri ikinci Cihan Harbinin yegâne galibinin yarattığı eser olarak çevriliyor, kızıl emperyalizmin Avrupa'y1 nereye sürüklemek istediği­nin farkına Türkiyeden başka kimse va-ramıyordu..

Rusya bugün bile halâ bu sarhoşluk için­dedir. Dün gece Moskova Radyosunu dinliyenler Resmî Gazeteleri olan Prav-da'da çıkan bir yazının okunduğunu bel­ki de duymuşlardır. Bu yazıda: İkinci Cihan Savaşının yalnız Sovyet Rusya ta­rafından kazanıldığı iddia edilmekte ve şöyle denilmektedir:

«Zaferi kazanan Rusya'dır. Bütün mede­niyeti Rusya kurtardı. Zaferi, barışı, saadeti biz temin ettik. Fakat harbi unut­muyoruz. Berlin'e biz girdik/ Hitler'i biz Öldürdük. Avrupa'yı kurtaran biziz. Fa­şizmi biz mahvettik.»

İşte böyle bir zamanda iktidar da bulu­nan bir parti şifre ile (Gerek iç ve gerek dış düşmanlar, seçime iştirak eden seç­menlerin azlığım, yurt ve memleket aleyhine bir silâh olarak kullanıyorlar. Bölgenizde ne kadar yüksek seçmen adedini seçime iştirak ettirebilirsek o kadar hayırlı bir netice elde etmiş olu­ruz.) Demişse bunun yukarıdaki felâketler yanında bir günah olabileceğine şah­sen hiçbir zaman kani değiliz.

Demokrasi gelişmemizin ilk karanlıkları içinde, Türk yurdunu aydınlığa götürmek isteyen iki partinin ilk mücadelesi olan 21 Temmuz seçimlerinin haklı ve haksız tarafları vardır. Fakat bunu ancak, tarihin hükmüne bırakmalıyız. Ve artık 21 Tem­muz seçimleri ne Demokrat Parti dilinde madde olarak, ne müstakbel seçimlerde manen tekrara lüzum görülmemeli.

Demokrat Parti mücadelesinin gelecek için millete kutlu olmasını diler ve ikti­dar partisinin de yalnız Türk Milletini düşünerek iyi kararlara varmasını bek­leriz.

Gaye seçimlerin emniyet ve se­lâmetidir...

Yazan: Cumhuriyet

11 Mayıs 1948 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:

Demokrat Parti Lideri Celâl Bayar, Sa-karya'daki mitingde, seçim kanununda yapılacak tadilâttan bahsetti ve Demok­rat Partinin bu husustaki istekleri üze­rinde ısrarla durdu. Bu isteklerin hulâ­sasını şu iki kelime ile ifade edebiliriz:

Seçimlerde emniyet.

Mitingin sonunda Devlet Reisine, Büyük Millet Meclisi Başkanlığına ve Başbakan­lığa telgrafla bildirilen karar da, bu »seçimlerde emniyet» prensipinin esasla­rını ihtiva etmektedir.

— Gizli oy, alenî tasnif;

— Adlî teminat ve emniyet;.

— MemurlarMuhakematKanununun
kaldırılması;

— Acele olarak kaldırılamadığı takdir­
de, bukanununseçimlerdeidareciler hakkında tatbik edilmemesi.

Kararın dört maddesinden yalnız üçün­cüsü, esas itibariyle seçimlerle ilgili de­ğildir. Memurlar Muhakemat Kanununun büsbütün kadınması ayrı bir meseledir: fakat bu kanunun seçimler sırasında, se-smet ve emniyetiniihlâl edecek ve vatandaşlara karşı suç işliyecek idare­ciler hakkında tatbik edilmemesi» seçim kanunu ile ilgilidir.

Sayın Celâl Bayar'm nutkundan ve daha evvel Büyük Millet Meclisi İçişleri Ko­misyonunun, seçim kanununun tadili et­rafındaki müzakerelerine dair verilen ha­berlerden anlıyoruz ki Hükümet ve Cum­huriyet Halk Partisini idare eden zevat, yukarıdaki db'rt maddenin birinci, ikin­ci ve üçüncüsünde hulâsa edilen Demok­rat Parti dileklerinden yalnız birincisin: kabul etmişlerdir. Yani seçimlerde «gizli oy, açık tasnif» esası iktidar partisince de makbul; fakat öteki iki madde gayri-makbuldür.

Celâl Bayar, nutkunda Cumhuriyet Halk Partisinin beğenmediği anlaşılan iki ese-tarafları vardır. Fakat bunu ancak, tarihin etmşitir.

Seçimerin, hâkimlerimizin idare, mura­kabe ve mesuliyeti altında olmasını, De­mokrat Parti niçin istemektedir? Çünkü hâkimler daha bitaraf düşünebilen ve daha bitaraf kalmağa alışmış insanlardır. Onlar «müstakildirler ve vicdanlarının ilhamiyle karar vermek itiyadını elde et­mişlerdir. Hâkimlerimiz bu itiyadla ve aldıkları terbiye neticesinde, seçimleri daha bitaraf idare edeceklerdir.» Celâl Bayar'm unuttuğu mühim bir nokta daha vardır. Hâkimler, diğer idare âmir­lerinden ve memurlardan daha ziyade kanun adamıdırlar ve kanunları daha in­ce bir dikkat ve itina ile tatbika alışmış­lardır.

Demokrat Partinin bu dileğine Cumhu­riyet Halk Partisi, «hâkimleri politikaya karıgtırmamalıyız» diye itiraz etmekte­dir. Böyle düşününce, hâkimlere, seçim­lere iştirak etmek ve oylarını kullanmak hakkını da vermemek lâzımdır. Seçim­erin, hâkimlerin idare murakabe ve me­suliyeti altında yapılması demek, onları politikaya karıştırmak değildir; kendile­rine seçimlerde bir vazife vermektir. On­lar adalet tevzi ederken nasıl tarafsızlık­la kanunların ve vicdanlarının emirleri­ni yerlerine getiriyorlarsa, seçimler sıra­sında aynı suretle kanunun iyi tatbik edilmesine nezaret edecekler ve kendi­lerine verilen bu vazifeyi de ifa edecek­lerdir.

Bu normal bir sistem değildir. Adliyenin murakabesi noktasına geince: Bu meselede bitaraf düşünülürse şu sual sorulabilir: Adlîye murakabesi, seçim emnyletirıi sağlamak için müracaat edilmesi zarurî tek vasıta mıdır? Eğer, verilecek cevabı evet ise, adlî muraka­beyi kabul etmemiş memlketlerde, seçim emniyetinin mevcut olamadığı mânası çıkar ki' böyle bir hâdise varid değildir. İleri demokrasilerden bir çoğunda seçim­de adli murakabe yoktur. Bu murakabe başka tarzzda, fakat aynı kuvvetle temin edilmiştir. Ve o memleketlerde, seçim emniyeti mutlak surette ve elbette ki mevcuttur. Fakat, adlî murakabe, bir ba­kışta reddedilmemelidir. Mevzu tetkike muhtaçtır. Olabilir ki, memleketimizin iç­timaî bünyesi adlî murakabeyi tercih ettirir haldedir. Bu vaziyette, adlî müra-rabe sistemine başvurmak kadar tabiî bir şey olamaz. Fakat aynı seçim emniyetinin, kendi bünyemize daha uygun filânca usulle sağlanmak imkânı mevcutsa, bu metodla işimizi görmek de şüphesiz, ki, en makul hareket olur.

Yani, açık olarak söylemek istediğimiz şudur ki, seçimde adlî murakabeyi istemek veya istememek bir takım şartların tahas-sül ve tahakkukunu müteakip mümkün bir noktaİ nazar dermeyanıdır. Acaba bu bakımdan adlî murakabe sistemi enine boyuna tetkik edilmiş, memleketimizin hususiyeti göz önüne alınmış mıdır? Ad­liyenin, seçim işine karışmasının, birtaraf Türk hâkiminin politikaya karışması de­mek olacağı iddiası ise, tamamen yersiz­dir. Böyle birşey varid olamaz. Nahiye .müdürü seçim işlerini idare ederken, me­murluktan çıkıp nasıl politikacı olmuyor­sa hâkim de, seçim vazifesini görürken' elbette ki. politikacı sayılamaz, Hâkim, her Türk vatandaşı gibi rey sahibi insan­dır. Reyini kullandığı için de. Türk hâki­mini politikaya karışıyor mu, addedece­ğiz?

Kanaatimizce, Türk hâkiminin secim işiy­le ilgilenmesinde hiç bir mahzur yoktur. Bu yoldaki iddialar tamamen yersizdir. Mevzuubahsolan vevatandaşınisteği,


seçimde, tam bir emniyetin hasıl olması­dır. Başka demokrat milletler, bu emni­yeti türlü suret ve şekillerle temin edi­yorlar. Biz de bu meseleyi enine boyuna tetkik etmeliyiz, kendimize en uygun şekli bulup üzerinde karar kılmalıyız. Bizim için biçilmiş kaftan adlî murakabe ise, onu tercih etmeli, bir başka şekil ise. onu almalıyız, akat, mutlak ve muhakkak seçimde emniyeti sağlamalıyız. Artık bu memlekette, vatandaşa en küşük şüphe verebilecek tarzda dahî olsa, geri usul­lerle seçim yapmak veya yaptırmak müm­kün değildir. Bunu, kafamıza iyice yer­leştirmeliyiz.

Din işlerinde Hükümetin duru­mu...

Yazan: Selim RagıpEmeç

15 Mayıs 1948 tarihli «Son Fosta» İstanbul'dan:

Başbakan Sayın Hasan Saka ile Millî Eğitim Bakanı Şemsettin Sİrer arasında, geçen Perşembe günkü parti grubu top­lantısını müteakip Büyük Millet Meclisi koridorlarında yeni yayınlanan bir din kitabından ötürü otuz küsur milletvekili -nin huzuriyle ve kısmen de iştirakle-riye bir münakaşa cereyan etmiş.

Dinayet işleri Reisliğinin mütalâası alın­madan bu kitabın neşredilmiş almasın­dan doğan bir infial ile Başbakan asabi­yet göstermiş ve icabında^ Meclis kürsü­süne çıkarak, böyle bir kitabın din ders­lerinde okutturulamıyacağmı söyliyece-ğini de bildirmiş. Bu durum iss, şimdi. Millî Eğitim Bakanının istifa edeceği tah­minlerinin alıp yürümesine yol açmış. Başbakanımız Sayın Hasan Saka'mu Devlet işlerine bu derece yakın bir ha­raret ve alâka göstermesi nadiren müşa­hedeedilmiştir.

Hakikat bu merkezde olduğu ve meselâ memleketin şu günlerde mahiyeti anla-sılamıyan bir şeker darlığı geçirmesine rağmen Başbakanın kendisini bu mev-zudan mümkün mertebe uzak tutmayan itina göstermesine mukabil «Müslüman çocuğunun kitabın İşinden, şayet iddialar doğru ise, bu derece heyecanlanması da gösterir ki, kendileri; devlet meşagili ara-smdada din işlerini dünya işlerinin kat kat üstündetutmaktadırlar.

Ahiretin ancak dünyada iken yapıabile-ceği mantığına uygun düşen bu hareket tarzı, şahsî bir görüştür. Ve her şahsî fi­kir gibi bizlere, ancak ve ancak saygı il­ham eder. Buğday gibi bu milletin temel gıdasına dayanan bir dâvanın son aldığı şekli takiben nereden çıkarıldığı bir tür­lü anlaşılamıyan şeker buhranı gibi ev­velâ ve her şeyden önce maddî hayatı ilgilendiren bir diğer esas yaşama mese­lesini bir kenara bırakıp ta Millî Eğitim Bakanlığınca Dinayet İşleri Riyasetinden kaçamak tarzda neşrolunmuş gösterilir gibi takdim olunan bir dîn kitabının, ta-limî veya araştırma ve bulmaya sevketme usullerinden hiç birine uygun olmiyarak sadece hissi ve mistik esaslardan terkip edilmesini, bir kabine tâdiline kadar gö­türmeye kalkışmanın, bizlerde, kadınla­rımıza ait çarşafların, vaktiyle kaç santim uzun veya kısa olması lâzım geldiği hak­kındaki eski zamanın o meşhur münaka­şa ve vahi komisyon toplantılarını hatır­latmaktadır.

Bu memleket nüfusunun yüzde ciokson dokuz buçuk müslüman nisbeti içinde ben de bir zerre olarak dahil bulunmak­tayım.

Bİr müslüman olmakla beraber din bah­sinde bir mütebahhir olmadığım da mu­hakkaktır. Bu bakımdan dâvaya ilmî za­viyeden değil de pratik ve tatbik cephe­sinden baktığım zaman, «Müslüman ;o~ cuğunun kitabı» nm, vaktiyle mektepler­de tedris edilmiş bulunan mızraklı «ilmi­hal» in, âdeta hiçin duygusu uyandıracak kadar açık tasvirleri ihtiva eden bahis­lerinden çok mu daha hatalı olduğunu, kendi kendime sormaktan geri duramı­yorum.

Din derrisrİ meselesi, hen:>z müzakere edilip çoğunluk partisinin bir kararma bağlanmamıştır. Çoğunluk partisinin bir meselede su veya bu şekilde bir karar alması demek' Büyük Millet Meclisinin teşekkülü bakımından; meclisin de er veya geç bu kararı benimsemesinden başka bir mânanın ifadesideğildir. Bu sebeple bu dâvanın nasıl bir mecra t^kip edeceğinikestirememekleberaber:

— Din ve dünya işlerinibirbirinden ayırtetmişbirpartininBaşbakanısıfa-
îiyle sayın Hasan SakanınMillî Eğitim Bakanına sorduğu ifade olunan «bu kitabı
nasıl bastırdınız?» suali asla varit olma­mak lâzım gelir. Çünkü, prensip itibariy­
le Hasan Saka gibi bir Başbakanın, Par­tisinintemelprensiplerindenbiriyleil­
gili bulunan bir dâvada, bu derece biha­ber ve bigâne davranmış görünmesi ak­
lın kabul edebileceği bir şey değildir.

— Mevcut bir kanun ile devletin res­mî bir müessesesi olan radyoda din pro-
agandası yapmak yasaktır. Bu sebepledir ki dinî neşriyatbahsindeson gösterilen
yumuşaklığın bir neticesiolarak basılan birçokdinî kitapörneği radyoidaremize
ve onun kitap tenkitleriyle meşgul kıs­mına gönderildiğihaldebunlarakarşı
hiçbiralâkagösterilmemesinemukabil Millî Eğitim Bakanlığının son kitabı hak­
kında geniş geniş propaganda yayınlan yapılmıştır. Niçin?

Dünyayı bırakarak bizi ahirete sevk eden bu çapraşık ve teolojik bahislerden sıy­rılıp hayat ile yüz yüze ve göz göze gel­meye alışmamız çok lüzumlu görünmek­tedir. Bu, bocalamalar arasında Türk in­kılâbı ve onun lâiklik inancı hakkında vaktiyle Atatürk'ün ve İnönü'nün ileri sürdükleri fikirleri, bu münasebetle aşa­ğıya iktibas etmeyi bir borç biliyorum. Bu suretle dün .ile bugünün mukayese­sine imkân verecek düşünüş şartlarmdaki değişiklik; bu misallerin ışığı altında, daha ziyade vuzuh peyda etmiş olacak.

Atatürkdemiştirki:

'Türk inkılâbı nedir? Bu inkılâp, kelime­nin vehleten ima ettiği ihtilâl mânasın­
dan başka ondan daha vâsi bir tahavvüıüifade etmektedir. Bugünkü devletimizin
şekli asırlardan beri gelen eski şekilleri bertaraf eden en mütekâmil tarz olmuş­
tur. Milletin idamei mevcudiyet İçin ef­radı arasında düşündüğü rabıtai müşte­
reke asırlardanberi gelen şekil ve mahi­yetini tebdil etmiş, yani millet dinî ve
merhebi irtibat yerine Türk Milleti rabitasiyle efradınıtoplamıştır,ilâh İnönü demiştir ki:

«Cumhuriyetin lâik olması bir tesadüf eseri değildir. Kolayca takılıvermiş bir sıfat ta değildir. Devletimizin halde ve is­tikbalde e nileri bir kültür ve medeniye­te ermesi için esas çarelerden biri olarak kabul edilmiştir.

Bütün vatandaşlara vicdan hürriyetini temel hak olarak tanıyan devletimizin lâik olması kaybettiğimiz asırların az za­manda telâfisi için esas şartlardandır.» Din derslerinin yalnız Dinayet işleri Re­isliğinin eline birakıîamıyacağı hususun­daki noktai hazarımı başka bir yazıda izah edeceğim.

Kanun, memur...

Yazan: A. Adnan Adıvar

16 Mayıs 1948 tarihli «Akşam» İs­tanbul'dan :

Seçim Kanununda yapılması istenilen tâ­dillerin Meclis Komisyonunda müzakere­si uzadı ve fakat aynı zamanda genişledi İlk Önce sadece Seçim Kanununun bîr kaç maddesinin değiştirilerek seçimin her noktadan emniyet ve selâmeti temin edilmek istenilmiş iken Demokrat Parti­nin verdiği tâdil teklifi ile iş daha büyük bir şümul aldı. Anlaşılan seçimin emni­yet ve selâmetini temin için her iki par­tinin de samimi arzuları tatmin edilmek istenilmektedir. İşte bu sırada ortaya seçimin doğruluğunu sağlayacak tedbir­lerin başında gelen bir mesele çıktı: Se­çim günlerinde halkın siyasî hak ve hür­riyetleri ve seçimin icra tarzı üzerinde memurların derhal adliye tarafından ta-kibedilmesi, Komisyonda bu mesele mü­zakere edilirken üzerinde uyuşulacak- bit formüle erişmek kabil olmadan iktidar partisi âzası ve hükümet bu meselenin evvelâ Parti Grupunda müzakeresini tek­lif ettiler. İşte bu müzakere esnasında1 ikinci ve daha mühim bir safhanın belir­diğinigazetelerdeokuduk.Busafha,

memlekette yıllardan beri vakit vakit Millet Meclisinde değilse bile orada bu­rada mubahase mevzuu olmuş büyük iş­lerden biridir.

Eski Yunan'da demokrasinin dört esas unsuru vardı: Şahsî hürriyet, söz hürri-1 yeti, kanun önünde müsavat ve insaniyet. Bunlardan ilk Üç unsuru gösteren eski Yunanca kelimeden tâ milâttan evvel be­şinci asırda kullanıldığına dair emareler vardır. Dördüncü insaniyet kelimesi bi­raz daha yeni devre aittir. Bunlardan bu­gün burada bizi alâkadar eden kanun önünde herkesin müsavatıdır (isonomia). Bir demokrasiyi kökleştirmek için mil­letin mümessillerinin yaptığı her kanun önünde her başın eğilmesinden başka çare yoktur. Bu hususta memuru diğer vatandaş fertlerden ayıracak bir demok­rasi kaidesi olamaz. İdare memurlukla­rından birine geçmiş bir ferdin memuri­yet vazifesini ifa ederken irtikâp ettiği cürümlerden doktyı ayrı bir kazaî siste­me tâbi tutulması ancak ve ancak polis devlet denilen pek eski bir devlet mef­humundan bakiye kalmış bir izdir. Os­manlı imparatorluğunda Tanzimattan sonra ne yapılmış ise hep Fransa göz önünde tutularak yapılmış olduğu için ortaya bir de Memurin Muhakemat Ka­nunu çıkarılmış ve bu suretle vatandaş­lar arasında kanun nazarında müsavat noktacında bir ikilik tezahürü gitgide, büyük memurların teftişe bile tabi tutul­maması lâzım geldiği kanaatini doğura­cak bir hale gelmiştir. Bir Meşrutiyet Dahiliye Nazırının «Vali teftiş olunmaz» demeğe kadar vardığını işitmişizdir. İşte bu yaratılan ikilik inzibat, asayiş intizam gibi çok tantanalı kelimelerin gir­diği sözlerle müdafaa edilmiş durmuş­tur. Halbuki hakikat halde ne böyle bir ikiliğe, ne de bu ikiliğin müdafaasına hacet vardır. Polis devlet mefhumundan hukukî devlet mefhumuna geçmek lüzu­mu karşısında kanun nazarında küçük büyük, memur gayri memur herkesi mü­savi tutmamak, memurların vazifelerine müteallik işlerden dolayı ika ettikleri suçları diğer suçlardan farklı saymak ne inzibat, ne asayiş ne de intizam gibi mü-debdep kelimelerin haşmet ve azametine sığınarak müdafaa edilebilir. Suç her vakit suçtur; suçlu her yerde suçludur. Asıl mesele bu suçları tesbit ve suçluları muhakeme edecek adlî sistemi her türlü ihtirasın- bilhassa siyasî ihtirasın dışında bırakarak ne ilca, ne kuvvet, ne de teşvik almadan yürüyen müstakil bir makaniz-ma haline getirmektir. Bugün buna doğ­ru yürümeğe kendimizi mecbur sayarken diğer taraftan da sarih, bir surette adli­yenin salâhiyet ve şümulü altına giren suçlan türlü türlü dolambaçlı yollarla o sistemden uzaklaştırmağa çalışmak en hakikî tabiriyle beyhudedir Alelade suç­lu bir vatandaşı nasıl adlî sisteme tes­lim ediyorsak o vatandaşa karşı ve yahut âmmeye karşı suçlu memuru da adlî sisteme kemali emniyetle teslim etmeğe mecburuz. Çünkü herkesin kanun naza­rında müsavi olması demokrasinin dört direğinden biridir. Amerika'nın XIX. asırdaki Reisicumhuru Abrahan Lincoln.

meşhur nutuklarından, birinde o unsuru yani kanuna hürmeti her ananın kuca­ğında henüz konuşmağa başlayan küçük çocuğun kulağına fısıldamasını tavsiye eder. Fakat unutmamalıdır ki herkes tarafından kolaylıkla riayet edilecek ka­nunlar ancak herkese müsavi surette tatbik edilen kanunlardır. O halde kula­ğına bu güzel nasihati fısıldayarak yetiş­tireceğimiz çocuklar büyüdükten sonra günün birinde kapısında millî bayrağın dalgalandığı bir dairenin masası başında ika edilen bir suç ile sokakta ve yahut hususî bîr yerde yapılan suçun ayrı ayrı yollardan adaletin huzuruna çfetiğını gö­rünce küçük iken kulaklarına fısıldanan bu mühim demokrasi unsuruna karsı besledikleriinançlarısarsılacaktır.

İşte Hükümetin, yalnız seçim esnasında değil bütün diğer ahvalde de memurlar muhakemesinin doğrudan doğruya adlî sistem içine alınması hakkında mensup olduğu parti gurupunda yapacağı teşeb­büse karşı demokrasi taraftarlarının alkış tutmaktan başka yapacakları bir şey yok­tur.

Bu kanun muvaffakiyetle Meclisten yı­karsa değil yalnız seçim gibi demokrasi­nin bir tezahürü için belki bütün demok­rasi unsurları için vatandaşlara verilmiş en büyük teminat olacaktır.

Seçim Kanuna ve adlî teminat..

Yazan:Hürriyet

16 Mayıs 1948 tarihli «Hürriyet» İs­tanbul'dan :

Bugün İnönü gezisinde yapılması karar altına alınan mitingin mevzuu, bundan evvelki mitinglerle, az çok aydınlanmış bulunuyor: Seçimlerde adlî teminat.

Yen: seçim Kanununun Hükümetle Mil­let Meclisi komisyonları arasında alınıp verildiği bir sırada, bu geniş toplantıla­rın, halk arzusunu ifade etmek bakımın­dan ehemmiyeti meydandadır. Dâvanın esası, seçimlerde emniyeti sağlamaktır. Halkın çoğunluğu, bu emniyetin, ancak adalet vaoatasiyle kat'iyet kesbedeceği mütalâasmdadır ve bu mütalâanın tesi­riyle, yeni seçim kanunu çıkmadan evvel gerek hükümetin, gerek Millet Meclisi­nin dikkatini aynı noktada teksif edilmiş görmek istiyor.

Bir dâvanın haki olup olmadığını anla­mak için, mevzuu, bir de aksi şekilde mütalâa etmek zarureti vardır: Seçimde emniyet, adlî teminat olmadan, daha kuv­vetli bir emniyet unsuru bulunabilir mi" Bu suallere^ kestirme yoldan, evet veya hayır cevabını veremiyenler, hükümetin idarî teşkilâtını ileri sürerek bu teşkilât vasıtasiyle emniyetin pekâlâ kurulacağı­nı iddia edebilirler. Fakat bu iddianın, vâ-rid olduğu bir sırada, murakabe partisini ve parti mensuplarını tahkir ettiği söyle­nen bir valinin mahkeme huzurunda oku­nan istînabesîndeki müdafaa şekli olduk­ça gariptir: Vali, o ağır sözleri, vazife halindesarfettiğiniifadeetmiştir!

Memurin Muhakemat Kanunundan isti­fade etmek için böyle bir müdafaaya başvurulması şahsî bir zekâ eseri sayıl­sa bile, halk üzerinde, herharde idarî teminatı kâfi gösterecek bir delil değil­dir. Valinin bu müdafaası- memurin mu­hakemat kanununun yalnız seçim gün­lerinde değil, daimî bir şekilde muteber olup olmaması lâzım geldiği keyfiyetini esasından halletmiş demektir.

Memurin Muhakemat Kanununun mu­vakkat veya tamamiyle kaldırılması ile adlî teminatın lüzumu, kendiliğinden, hissedilir. Kaldı ki bu teminat, bütün par­tilerin hakkını müsavi olarak gözetecek­tir. Bunun için, adlî teminatın verilme­sinden çekinen bugünkü iktidar partisi, yarınki iktidar partisine bir tahakküm vesilesihazırlamışsayılır.

Hükümetin başlıca vazifesi her işte adaleti sağlamaktır. Her işte hareket haline ge­çen adliye cihazının, halkın kendi hü­kümetine iştirakini ifade eden tarihî ve siyasî bir günde, seçim gününde, uzaktan sepirei. kalmasını muvafık bulmayanlara hak vermemek haksızlık olur.

Seçimlerde adlî teminata niçin lüzum var?...

Yazan: O. K.

17 Mayıs 1948 tarihli «Son Posta» İstanbul'dan:

Muhalefet Liderlerinin, Karadeniz sahil­lerinden- Sakarya kaynağına kadar de­vam eden son gezilerinde, secim kanunu­nun müstakbel şekli etrafındaki konuş-maan Demokrak Partinin (adlî teminat) hususunda sonuna kadar İsrar etmek kararında olduğunu göstermiş ve böyle­ce; Ötedenbeı-i devam eden iktidar - mu­halefet mücadelesi yeniden sert bir mec­raya dökülmüştür.

Adlî teminat, keîimesi üzerinde dikkatle durulursa, bunun hukukî teminattan da üstün, daha doyurucu, daha güvendirdi bir ifade taşıdığı çabucak anlaşılır. Hukuk mefhumunu, haddi zatında bütün hükü­met faaliyetinin esasını teşkil etmek icap eder. Hükümet her kararında ve her ic­raatında, mutlaka bir kanunun bahşet­tiği salâhiyetleri istimal eder; bu salâhi­yetlerin kifayet etmediği anda da- Mec­lise başvurarak istediği salâhiyetin hu-dudlârını belirterek bir başka kanun tarzında bunu istihsale çalışır. Bu böyle olmakla beraber, tatbikî hayat­ta; icra kuvvetinin hukukî engeleri aş-mıya ve hâdiselerin hukuk kalıplarına uymıyan sebepleri karşısında kendisini salahiyetli germiye olan temayülü yü­zünden, çok kerre ferdî haklar kaybol-. makta, bunların teminatı ayni icra organının vazife telâkkisi içinde eriyip git­mektedir.

Bunun en basit bir misalini gene seçim ile ilgili ve hukukî müeyyideleri cami, bugünkü seçim kanunu teşki etmektedir. Bu kanun da haddizatında Büyük Millet Meclisi tarafından yapılmış ve seçimlerin dürüstlüğünü temin için birçok hüküm­lerimuhtevi bulunmuştur.

Bütün noksanlarına rağmen vatandaşlar için de, partije riçin de hukukî bir temi­nat teşkil etmektedir.

Bunlar hep hakikat olduğu halde, tatbi­katta bu kanun ihtiyacı karşılamamış, ihtiva ettiği teminatı yerine getirememek suretiyle bugünkü tâdil münakaşalarına yol açmıştır.

İşte, bu yüzdendir ki, yeni bir. kanun pro­jesi ileri sürerken- muhalefet yalnız hu­kukî teminata güvenememiş, buna ilâve­ten adlî teminat isteğinde bulunmuştur. Daha açık bir ifade ile bunun mânâs: şudur:

İktidar, iyi niyetle hareket etse, bütün dikkatini sarfedip en mükemmel bir se­çim kanunu meydana getirse bile bu. muhalefeti tatmin etmiyecektir. Muha­lefet bu kanunun metnindeki mükemeliyetten ziyade, bunu bizzat tatbik ede­ceklerin iyi niyetinden emin olmak is­tiyor. Ve tatbik sırasında, icra organının bu kanuna riayet derecesini, icra organ­larının karşısında istiklâli tam olmak icap eden üstün mevkideki hâkimlerin vicdanına terketmek istiyor.

Bunda, kendisine hak vermek icap eder. Evvelâ, İdare ilk imtihanı iyi verememiş muhalefetten de, Milletten de iyi not alamamıştır.

Saniyen iktidar Partisi bile, bu kadroyu kendi Başbakanının ağziyle en ağır bir şekilde İtham etmiş (A) dan (Z) ye ka­dar islâhı zaruretini bütün dünyaya ilân eylemiştir.

Sonra bu kadro, teşkilât kanunları bakı­mından çok zayıf durumdadır. İktidara her cihetten boyun eğmek; onun her emr rine uymak zorundadır. Terfi, tayin azil ve nakli işleri hiç bir teminata bağlan­mamıştır.

Devlet şeklini zorla değiştirmeyi, halkı isyana sürüklemeyi, mİİlî bağımsızlığı­mızı yok etmeyi hedef tutan gizli veya açık her türlü teşebbüslere karşı ne kadar dikkatli davrancak yeridir.

Büyük Millet Meclisindeki özel komisyo­na üye seçilen sayın dokuz adamdan hiçbirinin ne mütehassıs bir detektif, ne de salahiyetli bîr emniyet âmiri oiduçu-nu bilmese idik bu satırları karalamaya lüzum görmezdik. Bunlar, kanunları yü­rütmekten sorumlu hükümete değil, ter­sine, kanun yapıcı Meclise bağlı şahsiyet­lerdir. Zaten çalışmalarına temel olarak da eldeki mevzuatımızı alacaklarını gene gazetelerden öğreniyoruz. Ve sırf bunun içindir ki, burada birkaç satırlık lâf et­mektenfaydaumuyoruz.

Bİr defa rejimi korumak dâvası ile fikir hürriyetini baltalamak dâvalarını birbiri­ne karıştırmamak lâzımdır. Bir cemiye­tin ilerlemesi, yükselmesi ve sağlam bir bünyeye kavuşması' içinde yaşadığı me­deniyet sistemine uyabilmesi nispetinde mümkündüri Etrafta olup bitenlere sır­tını çeviren, sosyal gelişmelere ilgi gos-termiyen, yahud sözle herkese uyar gö­rünüp gerçekte bildiğini okuyan idare­ler, kendilerini ve kendileriyle beraber, cemiyeti aldatmaktan başka bir şey yap­mış olamazlar. Aşırı ideolojiler, düşünce hürriyetini toptan inkâr ediyor, ona ha­yat hakkı tanımıyorlar. Düşmanlarım yenmek maksadiyle de olsa. hürriyete ke­lepçe taktığı gün, Demokrasinin, Fa­şizmden ne farkı kalır? Sağ fikirlerden bahsetmenin yasak olduğu, sol fikirlere dokunmanın suç bilindiği bir memlekette kafalar zorla dumura uğratılıyor, demek­tir. Yazık ki bazılarımız tenkid hakkını çok dar, çok cılız bir çerçeve içinde gö­rüyorlar Hükümet aleyhinde her istiyen. ağzına geleni yazıyor ya! bundan geniş hürriyet mi olurmuş. Ne yaparsınız ki hürriyet «Hasan Bey işleri berbad etti. O gitsin, yerine Hüseyin Bey gelsin» for­mülünün pek üstünde, onunla kıyas ka­bul etmiyecek derecede çetin ve ileri bir mefhumdur. Cemiyete aid temel dâvalar üzerinde serbestçe ve korkusuzca sez sÖyliyemez ve yazı yazamazsak fikir se-viymiz kendiliğinden düşer. Bütün gay­retlerimiz dedikodu, şahsî çekememezlik.

sen - ben sınırlarını aşamaz. Memleket ekonomisinin Hasan Bey yüzünden matı-volduğunu- istihsal seviyemize -Hüseyin Beyin darbe vurduğunu iddia eder, bel­ki sözlerimize kendimiz de inanırız. Fi­kir hürriyetine sağdan soldan duvarlar çekersek memlekette on tane de parti kurulsa, hepsi birbirinin eşi olur. Siyasî mücadeleler mânâsız ve kaba bir iktidar savaşı halini alır. Kim iş başına gelirse gelsin; İleriye doğru bir adım atamayız. Millet yerinde sayar, halk canından bı­kar. En kötüsü, böyle anlarda aşırı ideo­lojilere karşı kendi elimizle mükemmel bir propaganda sahnesi kurmuş oluruz. Memnu şeylere karşı insanlar zaten ilgi duyarlar. Karşımızdaki ideolojinin me-tod ve tekniğinden habersiz olduğumuz için mücadelemizde zayıf kalırız. Halkı tahrik etmek zorla iktidarı ele al­mak, vatandaş hak ve hürriyetlerine te­cavüz etmek gibi suçları yenecek kuv­veti kanun hükümetin eline vermiştir. Sırf bu bakımdan eksiklikler varsa, el birliğiyle onları tamamlamaya gayret edebiliriz. Fakat aşırı ideolojilerle savaş­mak bahanesine dayanarak fikir, söz ve yazı hürriyetlerine gem vurmaktan ken­dimizi mutlaka alıkoymahyız. Zira so­nunda biz de bir acayip aşırı- ideolojiye bürünüp çıkarız. Bu memleket bir an ön­ce kendini toparlayıp kalkınmaya muh­taçtır. Bu da sonsuz ve devamlı zihni gayretlere bağlıdır. Zihnî gayretlerin ise biricik motörü hürriyettir. Hürriyet, gemsiz, kelepçesiz, katakullisiz hürriyet.. Âlim kitabında düşündüğünü yazacak, muharrir gazetesinde düşündüğünü ya­zacak, profsör kürsüsünde düşündüğünü söyliycek, vatandaşlar da sandık başla­rında düşüncelerine ayna bildikleri kim­seleri seçeceklerdir. İllâki başka türlü ol­sun isteniyorsa, o zaman lütfen şu reji­min adını değiştirmek daha münasibdir.

Lâyiklik ve din hizmetleri...

24 Mayıs 1948 tarihli«Ulus» An­kara'dan :

EpeycezamandanberiC.H.P.Meclis Grubunca incelenmekte bulunan din öğ­retimiişinin,imam-hatipyetiştirme işiniilgilendirenkısmı,geçen Perşembe

oturumunda kesin bir prensip kararma bağlanmış bulunuyor. Buna göre Muti Eğitim Bakanlığına bağlı kurslar açılma­sı ve bunlara ortaokul mezunlarından askerliğini yapmış kimseler alınması su­retiyle memleket ihtiyacını karşılamak üzere din hizmetlerini görecek elemanla­rın yetiştirilmesi esası çoğunlukla kabul edilmiştir.

Hatırlarda olduğu üzere C. H. P. Meclis

Grupu- ilkokullarda din Öğretimi esasla­rını - lâyıklik prensipini gözönünde tu­tarak - daha geçen Şubat sonunda tesbit etmişti. Buna göre, ilkokulların son iki sınıfında verilmesi prensip olarak karar­laştırılan din derslerine çocukların katıl­ması tamamen ihtiyari ve bilhassa velile­rin rızasına bırakılmıştır ve bunlar okul içinde fakat ders saatleri dışında yapıla­caktır.

Aynı konuya bağlı olarak imam ve ha­tip gibi din hizmetleriyle uğraşan ele­manları yetiştirecek Öğretim müessesele­riyle yüksek din bilginlerinin yetişecek­leri İslâm İlahiyat Fakülteleri kurulması işinin görüşülüp karara bağlanması, me­selenin ciddiyet ve ehemmiyetiyle müte­nasip geniş incelemelerin tamamlanması için, sonraya bırakılmıştı. Bu konuda üyeler arasında prensipten ziysde tatbi­kata ait bazı esaslı görüş ayrılıkları da belirmiş bulunuyordu. Kanaatimize gö­re Parti Grupunun son kararı, meseleyi en isabetli bir hal şekline ulaştırmıştır. Bütün dereceleriyle din öğretimi işinin nezaketi, konunun lâyiklik prensipimizle sıkı ve çapraşık ilgisinden doğmaktadır. Din fikirlerinin, siyaset ve dünya işlerin­den ayrı tutulması zaruretini ifade eden lâyiklik, bizim için yalnız bir parti pren-sipi olmaktan ziyade inkılâpla kurulan yeni Türk Devletinin ayırıcı vasfı ve te­melidir. Bu bakımdan, onu zedelîyecek her hareket ve zarar, prensipsizlik çer­çevesini aşarak devletin varlığım sarsmı-ya kadar gider.

Din öğretimi işini, ince eleyip sık doku­mamız bundan ileri geliyor. Esasında lâ­yiklik, gerçek mânasiyle vicdan ve dinî kanaat hürriyetinin tek sağlam garantisi­dir. Bu hürriyet, inan, amel ve telkin hürriyetleri gibi birbirine bağlı üç hakkı

ihtiva eder. Bunların gerçekleşmesi için yalnız devletin bu haklara karışmaması yetmez. Bir yandan sahiplerinin bu hak­ları kullanmaları imkânlarını hazırlarken diğer yandan başkaları tarafından bu hürriyetlere yapılacak müdahaleleri ve bunların kötüye kullanılmasını önlemesi de lâzımdır.

Dinî telkin hürriyeti, her şeyden önce ana ve babanın - bilhassa henüz rüşte ulaşmıyan - çocuklarının dînî kanaatleri üzerinde serbestçe müessir olmaları hak­kını tesis eder. Gereke bu bakımdan, gerek ame ve ibadet hürriyetinin gerçek­leşmesi hesabına, din Öğretimi serbesti-siyle yetecek derecede din hizmetlerini görecek elemanların yetiştirilmesi her memleket için bir ihtiyaçtır. Ancak ge­rek bu ihtiyacın karşılanmasında, geres bu hakların kullanılmasında ana kanun­ların çizdiği çerçeveye bağlı kalmak da bir zarurettir.

Kanunsuz, ne nizam- ne de hayat müm­kün olamıyacağı için en ileri ve hür de­mokrasilerde de, devlet kanunu, fert de­ğil cemiyet için dinin emrinden Önce ge­lir. Ana kanunların devlet için tehlikeli, emniyet, ahlâk ve âmme intizamına ay­kırı sayarak menettikleri işler, bir ibadet veya bir dinî kanaati nifadesi halinde yapılmakla caiz veya makbul bir hal ala­mazlar. Devlet nizamiyle ilgili bütün meselelerde olduğu gibi, din işlerinde de devletin murakabe hakkı bundan doğar. Bundan başka yürürlükte olar kanunlar bütün hürriyetlerle birlikte din ve vic­dan hürriyetinin de şuurlarını teşkil eder. Netice itibariyle din öğretiminin, Devlet Murakabe ve Kontrolüne tâbi olarak ge­nel eğitim ve Öğretim kanunları çerçe­vesinde teşkilâtlandırılması bir zaruret­tir. Bu bakımdan hangi dereceden olur­sa olsun din öğretimi okullarının, Dina-yet İşleri Başkanlığına bağlı olarak açıl­ması, bizim kanaatimize göre. tevhidi ted­risat kanununa da aykırıdüşerdi.

C. H.. P. Meclis Grupunun prensip kara­rı, memleket ihtiyacını karşılıyacak ka­dar din hizmetleri görecek elemanlar ye­tiştirilmesi imkânını sağlıyor. Devletin bu işteki rolünü, kanuni esasların göze­tilmesini temin edecek umumî bir murakabe görevine hasretmekle lâyiklik pren-sipini her türlü ihlâl ihtimalinden koru­yor. Kursları Millî Eğitim Bakanlığına bağlamakla, bu murakabenin öğretim iş­lerinde yetkili, teknik bilgi ve imkâna sahip bir devlet organı tarafından yapıl­masını temin ediyor. İmam - hatip olarak yetişeceklerin ortaokul mezunları olma­sını şart koşmakla, ileride din hizmetle­rini göreceklerin aydın ve ileri fikirli va­tandaşlardan ayrılması imkânını hazır­lıyor.

Kararın, bu ana çerçeve içinde belirtme­ğe çalıştığımız isabeti' onu tatbik ede­ceklerin mesuliyetini büsbütün artırıyor. Teferruatın tesbitînde ve işin tatbikında da gösterileceğine emin olduğumuz aynı duygulu dikkat, titiz sorumluluk duygu­su sayesinde cemiyetimiz için sosyal ve siyasi Önemi büyük bir dâvanın, başariy-le halledileceğine kaani bulunuyoruz. Bu münasebetle hakiki din bilgilerini yetiş­tirecek İslâm. İlahiyat Fakülteleri isinin, muhtar üniversitelerimizce vakit kaybet­meden ele alınması zamanının artık gel­diğine de işaret etmek istiyoruz.

Memleketin kazandığı büyük şeref...

Yazan:CihadBahan

25 Mayıs 1948 tarihli «Tasvir» İs­tanbul'dan :

Paris'in Siyasî ve İlmî muhafilinde Tou-louse Üniversitesindeki merasim dolayı-siyle Türk ilim adamlarının, kazanmış oldukları muvaffakiyetin dedikodusu hayli devam etti. Fransa'da Türkiye'ye ait böyle sevinçli bir haberi bütün teferrua-tiyle memlekete ulaştıracak istihbarat şebekemiz olmadığı için, bu millî meser­reti burada tatamadık. Halbuki Anadolu Ajansına bir milyona yakın tahsisat ta veriyoruz.

Paris'te öğrendik ki, Toulouse'de mera­simde bulunmak üzere davet edilen Türk Elçisini büyük merasimle karşılamışlar, Sayın Menemencioğlu da mensup olduğu devlete lâyık bir sefir olarak, orada mem­leketinifevkalâdeiyitemisiletmiştir.


Gerek sayın Bilsen, gerek sayın Profesör Sıddık Sami Onar ve muhterem Profesör Tahsin Taner Fransız ilim muhitinde çok iyi intibalar bırakmışlardır. Cemil Bil-sel'in irticalen kırk beş dakika süren bü­yük nutku, muhtevası bakımından da dostlarımızı çok memnun etmiştir.

Yakında Atina Üniversitesin de sefir ol­maktan ziyade edip olan Sayın Ruşen Eşref Ünaydın'a böyle bir doktorluk pa­yesitevcih,edecektir.

Memleketimizi nilim ve sanat adamlarına karşı dış memleketlerde uyanan bu alâ­kadan dolayı büyük memnuniyet hisse­diyoruz, Türk tefekkürünün, hudutları­mızın dışına doğru vekar ve şerefle ya­yıldığım görmek kadar zevkli bir şey mutasavver değildir.

Onun için, Cemil Eilsel'e Sıddık Sami Onara Tahir Taner ve Ruşen Eşrefe memlekete yaptıkları bu hizmetten dola­yı teşekkür ederken ecnebi âlemde kabul ettirdikleri değerin bizim için de bilhas­sa çok kıymetli olduğuna ifade etmek is­teriz. Şenelerdenberi. bu memlekete bin­lerce talebe yetiştiren bu kıymetli insan­ların mânevi tesirlerini, hemen her sa­hada görmek mümkündür. Mecliste on­ların talebeleri memleket mukadderatı­nı, mahkemelerde onların talebeleri mem­leketin adlî işlerini ellerine almışlardır. Hemen her sahada bu yurda hizmet et­mek için çırpman yürekler, kalbîerindeki ilk ateşin onların bilgisi ve aydınlığı ile tutuştuğunu görmüşlerdir.

Sayın hocalarımız için bugün mazhar ol­dukları ilmî mevki çok yüksek bir paye­dir. Sistemli fedakâr ve feragatli bir ça­lışmanın mutlaka servetten'- altından da­ha kıymetli olduğunu kendileri faal ola­rak memleket gençliğine bir kere daha öğretmişlerdir.

Elbette, şu dakikada onların kalbi ihraz ettikleri yüksek muvaffakiyetten dolayı heyecan ve itminan ile çarpmaktadır.

Elbet her paye muhterem ve yüksektir. Fakat vatandaşların kalbinde kazanılmış olan millet ve şükran payesine ulaşacak başka bir şeref yolu bilemiyoruz. Saç­larını bu memleketin irfanı yolunda ağar­tan bu memleket vehepimiz üzerinde büyük hakları olan bu insanların mevki­lerine ne siyaset, ne servet voliyle ulaş­mak mümkün değildir. Mütevazi sırtları­na giydikleri ilmî hılatın eteğine tutun­mak için, fedakârlık ve feragat âleminde, memlekete senelerce karşılık bekleme­den hizmet etmek lâzımdır.

Toulouse Üniversitesinin profesörlerimi­ze karşı gösterdiği kadirşinaslık, iki memleket arasındaki kültür bağlarını da kuvvetlendirmişolacaktır.

Parolamız şudur:Millî birlik ve manevî kudrettir...

Yazan:SonTelgraj

25 Mayıs 1948 tarihli «Son Posta» İstanbul'dan:

Sayın Dışişleri Bakanımız Necmettin Sadak, Sivas'ta söylediği nutkunda iç ve dış meselelere temas ederken, bütün me­selelerin hakkını vermesini bilmiştir. Sadak'in nutkunu okuduktan jsonr.ı, Türkiye realitesi, daha vazıh hatlarla gözümüzün önünde canlanıyor. Şu nok­ta, dikkatle hatırda tutulmalıdır ki, bi­zim kendi iç meselelerimiz, politik nizam­larımız, iktisadî düzensizliklerimiz, illet ve gayesi kendi bünyesinin içine katlan­mış, mücerret ve dünya ahvalinden uzak-hâdiseler değildir. Türkiye hâdiselerinin geçirdiği tekâmülde, elbette ki, umumî dünya durumunun tesir ve İlhamı var­dır

ikinci Dünya Harbi çıkmasaydı, Türk iktisadi hayatı keşmekeşinden■ plansızlı­ğından, ilimsîzliğinden yine kurtulamıya-caktıamma,vatandaşhayatıüzerinde

de, bu derece açık tarzda müessir olmı-yacaktı. Dünya sulhu pek uzakta, hattâ sayın Dışişleri Bakanımızın dediği gibi, imkânsız gibi görünen bir halde bulun­duğu için, bu şartlar altında, devletleri idare eden mesul insanların, mühim va­zifelerle başbaşa kaldıklarını unutmama­lıyız.

Her şeyden evvel, Türk varlığının, her gün daha ziyade kuvvetlenen bir tarzda gelişmesi, idamesi lâzımdır. Dışişleri Ba­kanımız, Sivas nutkunda, Türk varlığını överken, şu cümleyi kullanmıştır:

— Varlığımızın teminatı, dış siyasetimi­zin mesnedi şanlı ordumuz, içerideki bir-iğimizvemanavıkudretimizdir.»

Türk varlığı- her şeyin üstündedir. Biz, kurtuluş savaşını, Türk varlığının şerefi için yaptık. Varlığımızı tehlikeye düşü­lecek en ufak bir ihmale razı olamayız. Dış Bakanımızın cümlesinde, bu varlığın teminatı, iki mühim unsura irca edilerek izah ediliyor: Birinci unsur, maddî un­surdur ki, bu, şanlı Türk ordusudur. Et­rafımız düşmanlarla sarılıdır. Ve bu düş­manlar, Türk yurdunda gözleri, emelle­ri, arzuları olduğunu, defaatle ve açıkça söylemişlerdir. Binaenaleyh her şeyden evvel, ordumuzu en modern vasıtalarla teçhiz etmeğe mecburuz. Her şeyden ev­vel ordumuzu düşüneceğiz. Onun ihti­yaçlarını teinin edeceğiz.

Türk varlığının ikinci mühim unsuru, manevî değer sahasmdadır. Bu da, millî bü-liğimiz ve mânevi gücümüzdür. Bugün her zamandan fazla millî birliğe muhtaç haldeyiz. Ufak tefek politika hırsları, millî birliğimizi asla sarsmiyacaktır. K.sç siyasî parti halinde, kaç ayrı düşünce ve fikri kanaatte olursak olalım, evvel beev-vel tek camianın insanlarıyız. Bu camia Türk varlığı camiasıdır. Birbirimizi red­deden, kıran bir camia değil, millî mese­lelerde birbirimizi destekliyen şuurlu-heyecanlı, milliyetçi insanlardan mürek­kepolgunbircamia.

Mânevi kudretimiz, millî birlikten doğar. Türk yurdunun mukaddesliğine, Türk Milletinin asaletine bütün kalbimizle inanıyoruz. Millî birlik ve manevî kud­retimizi her gün bir parça daha gönülle­rimizin derinliğine sokacağız. Zira, bu mânevi unsurlar, maddî silâhlar kadar, belki, onlardan daha. lüzumlu ve zaruri­dir. Biz, tam bir birlik manzara arzettikçe, düşmanlar bizden çekinecek, ve biz de, mukaddes topraklarımız üzerinde kendi iç meselelerimizle uğraşmaya vakit bulabileceğiz. Türk Milleti- İkinci Dünya Harbinin en çetin zamanlarında, düşma­nın bir alev dalgası halinde, bütün sınır­larımızı yaladığı devirde dahi. millî bir-

liğini, mânevi kudretini kaybetmemiştir. Millî birliğimiz ebedîyyen devam edecek ve dâvalarımızı, kendi iç meselelerimizi bu kudretin teminatı altında kalb huzu-rivls halledeceğiz.


image002.gif5 Mayıs 1948

— Cenevre :

Ekonomik konferansında Türk Delegas­yonu Başkanı Karaosmanoğlu, umumi kâtiplik tarafından hazırlanmış olan ik­tisadî rapor münasebetiyle söz alarak, Türkiye Cumhuriyeti Hühümetinin mil­letleri birbirine yaklaştıracak ve millet­lerarası yardımları kolaylaştıracak bü­tün enternasyonal iş birliklerine daima gücünün yettiği derecede iştirak arzu­sunda bulunduğunu ve bunu her vesile île izhar ve isbata çalıştığını söylemiş ve Türkiye Hükümeti dünyanın maddi ve manevi kalkınması, umumi refahın gelişmesi yolundaki teşebbüslere yalnız birleşik milletler anayasasının 55 inci niaddesi hükmüne riayet etmek gayesi ile değil bu umdeler bilhassa kendi eko­nomik temellerini teşkileden prensip ol­duğu için candan alaka göstermektedir, demiştir.

Türk Delegasyonu Başkanı, bundan son­ra, çok düşük olan hayat seviyesinin yükseltilmesi için lâzım gelen tedbirleri gözden geçirmiş ve avrupa memleketleri arasında bir an evvel ticarî münasebetin gelişmesi ve genişlemesi lüzumuna işa­rette bulunmuş ve beyanatının bu nokta­sına gelince ekonomik komisyonun bir çok fırtınalı münakaşalarına sebebiyet veren Almanya ile ticarî münasebet bah­sine temas etmekten çekinmemiş ve bu­nun bir çok memleketler ile beraber hassaten Türkiye için büyük bir ehem­miyeti olduğunu tebarüz ettirmiştir. Bu­nu müteakip komisyonun şimdiye kadar geçen mesaisinden sitayişle bahsederek, gelecek mesaisi için hayat pahalılığı ile ve ticaret münasebetlerine mani olan en­gellerle mücadele lüzumu üzerine umumi dikkati celb için bir çok deliller ileri sürmüştür.

7 Mayıs 1948

—Tahran :

Iran Spor Federasyonu tarafında ndavet edilen 15 Türk sporcu dün akşam Tah-ran'a gelmişlerdir.

Türk hududundan başlayarak bütün yol boyunca Türk atletleri dostane tezahü­ratla karşılanmışlardı ve bu arada Türk - İran dostluğu devamlı bir şekilde anılmıştır.

Tahran karşılaşmaları, İran atletlerine Londra Olimpiyadları için bir hazırlık olacaktır. Türk atletleri Tahran'da bîr hafta kalacaklardır.

9 Mayıs 1948

—La Haye :

Hollanda'ya ısmarlanmış olan altı şehir hattı gemisinden «Yalova» adını alan bi­rincisi Amsterdam'da Versuhure tezgâ­hında merasimle denize indirilmiş ve ge­minin kurdelası iyi dilekler ifadesi ile La Haye Elçimizin eşi Bayan İlkin tara­fından kesilmiştir.

Merasimi müteakip, gemi inşaat şirketi tarafından davetlilere bir öğle yemeği verilmiştir.

Hollanda'da ilk Türk gemisinin denize indirilmesi merasimi iki memleket ara­sında mevcut dostluğun yeni bir tezahü­rüne vesile olmuştur.

«Yalova» adlı bu gemimiz tahminen iki ay zarfında teslim edilecek ve «Büyükdere» adını alacak olan ikinci geminin denize indirilme merasimi de bu ayın 29 unda yapılacaktır.

15 Mayıs 1948

—Sgravenhage :

Türkiye'nin La Haye Elçisi Nedim Vey­sel İlkin dün, Krallık Naibi Prenses Ju-liana'ya itimatnamesini takdim etmiştir. Bu kabul merasiminde hariciye nazırı hazır bulunmuştur.

27 Mayıs 1948

—Londra:

Anadolu Ajansının özel muhabiri bildi­riyor :

Türk Basın Ateşesi Eren Türkiye'de in­giliz - Türk müzik festivaline iştirak eden ve memleketimizden gayet iyi intibalar­la ayrılmış olan İngiliz müzisyenleri şe­refine dün bir kokteyl vermiştir. Bu kok­teylde Londra'nın birçok yerli yabancı gazetecilerinden başka sanat aleminin tanınmış şahsiyetleri, saylavlar, Dışişleri Bakanlığı ve kordiplomatik mensupları hazır bulunmuşlardır.

4Mayıs 1948

—Lake Success :

Birleşmiş Milletler Vesayet Konseyi dün akşamki toplantısında bu sabah toplana­cak olan Genel Kurul için hazırlıyacağî rapordan vaz geçmiştir.

Konseyde yaptığı .bir demeçte Yeni Ze­landa Delegesi Kudüs hakkında hazır­lanması düşünülen raporun Filistin ve Dünya milletlerini tahkir edici mahiyet­te olduğunu söylemiştir.

Lake Success'deki B. B. C. muhabiri, günlerdenberi devam eden tartışmalar sonunda delegelerin Araplarla Yahudi­ler arasında bir anlaşmaya varılmayaca­ğını anladıklarını ve milletlerarası bir kuvvet ihdas olunmadığı takdirde hiç bir hal çaresinin tatbik edilemiyeceğini an­lamış olduklarını bildirmektedir. Yahu­dilerle Arapların mütemayil bulunduk­ları yegane hal çaresi bitaraf bir kimse­nin belediye müşaviri olarak seçilmesi ve kabil olduğu takdirde bu kimsenin Arap ve Yahudilerle işbirliği yaparak şehrin idaresini deruhde etmesi yolun­daki İngiliz teklifidir.

5Mayıs 1948

—Lake Success:

Vasilik konseyi, dün Kudüs şehrinin hi­mayesine matuf tedbirleri ihtiva eden ra­porun tedkikini bitirmiştir. Bu vesika aşağıdaki üç neticeye varmaktadır:

— Araplar ve Yahudiler Kudüs'ün es­ki mahallesinde ateş kes emri verilmesi
hususunda mutabık kalmışlardır.

— Konsey, Manda Hükümetine 15 Mayıs'tan evvel Kudüs için tarafsız bir be­
lediye komitesi kurmasını teklif etmek­tedir.

3 — Konsey, mukaddes yerlerin emniye­tini sağlamak için Yüksek Arab Komitesi ve Yahudi Ajansı tarafından sarfedilen gayretler üzerine Genel Kurulun dikka­tini çekmektedir.

Müşahidler, evvelki gün siyasî komisyon­da ve vasilik konseyinde yapılan müza­kerelerin ışığı altında Amerika tarafın­dan sunulan muvakkat vasilik plânının tatbik imkânları pek az olduğu kanaati­ne varmışlardır.

7 Mayıs 1948

— Flushing Meado'vvs:

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, bazı kimselerin el çabukluğu diye vasıflandır­dıkları pek kısa süren bir müzakereden sonra dün öğleden sonra Vasilik Mecli­sinin tavsiyesini kabul etmiştir.

Vasilik Meclisi, Manda Hükümetinin 15 Mayıs'tan evvel Filistin kanunları çerçe­vesi içinde Arap'lar ve Yahudi'ler tara­fından kabul edilecek olan tarafsız bir kimseyi hususî belediye komiserliğine ta­yin etmesini teklif etmektedir. Bu komi­ser, halen Filistin'de mevcut cemaatla­rın temsilcileriyle birlikte evvelce bele­diye komisyonuna düşen vazifeleri üze­rine alacaktır. Polonya ve Çekoslovak­ya'nın muhalif oylarına karşı 35 oyla ka­bul pdilen b11tekliftemv.k^ddes şehrin

himayesi için Birleşmiş Milletilerin mü­dahalesi derpiş olunmamakta ve komisere

bir polis kuvveti teşkil etmek selâhiyeti-ni vermemektedir.

Dün sabah Fransız Murahhası Alexandre Parodi tarafından sunulan karar suretin­de bu noksanların tamamlanması hedef tutulmakta idî.

Polonya Murahhasının «nizamnameyi ih­lâl olarak vasıflandırdığı usule aid mü-

zakereler neticesinde Vasilik Meclisinin Genel Kurula sunduğu tavsiyede münde­miç bulunan İngiltere tarafından bir ko­miser tayini hususundaki teklif, Fransız tadil teklifinden evvel oya konmuş ve bu teklife bu suretle ciddî bir darbe indiril­miştir.

— Lake Succeses:

Bireşmiş Milletler Genel Kurulu dün Ku­düs'e bitaraf bir belediye komiserinin ta­yini hakkındaki İngiliz plânını kabul et­miştir. Bu teklif 17 müstenkife karşı 37 oyla kabul edilmiştir. Aleyhte oy veren olmamıştır.

Bu teklif Manda hakkının sahibi devlet ol­mak sıfatiyle İngiltere'nin gerek Yahu­di'ler ve gerekse Arap'lar tarafından ka­bul edilecek bir komiser tayin etmesine dair bir tavsiye şeklini almıştır. Bu ka­rarla ingiliz Hükümetine açık bono ve­rilmiş olmakla beraber tayinden önce ma­hallî camialarla istişarelerde bulunulaca­ğı zannedilmektedir. Tayin Filistin'deki ingiliz Yüksek Komiseri Sir Alan Cun-ningham tarafından resmen yapılacaktır. Buradaki müşahitlerin kanaatince müta­reke şüpheli görünmekle bareber Ku-düs'de Kızılhaç'ın müzahereti altında bir anlaşmaya varılması ihtimalleri daha bü­yüktür.

8 Mayıs 1948

— Lake Success:

Komşu Arap memleketlere mensup kıt'-aların Filistin'e girdikleri iddasını müta-zammın olarak Yahudi idaresi tarafından yapılan şikâyetler Güvenlik Konseyine tevdi edilmiştir. Güvenlik Konseyine bu ay başkanlık eden Fransız Murahhası M. Porodi yaptığı bir demeçte Filistin'­deki İngiliz makamları ve halen Filistin'­de bulunan Güvenlik Konseyi Mü­tareke Komisyonu tararından bu hu­susta tahkikata tevessül edilmiş olduğu­nu söylemiştir.

Her iki tarafta bu iddia hakkında leh veya aleyhtebirdelilileri sürememiştir. Bununlaberaber.YahudiMurahhası, Arap'ların bir istilâ hazırladıkları husu­sundaki iddiasındaİsrar etmiştir.

Güvenlik Konseyi Yahudi Heyeti Başka-, nmdan bu itihamları konseye yazılı ola­rak bildirmesini istemiştir.

11 Mayıs 1948

— Lake Success:

Birleşmiş Milletler Siyasî Komisyonunca Filistin için muvakkat bir erejim tesisine memur edilen Talî Komite Öğleden son­raki toplantısı esnasında Fransız Murah­hası Parodi, Birleşmiş Milletler Koordi­nasyon Teşekkülünün mukaddes toprak-arda aracı bir rol oynaması gerektiği nok­tasında İsrar etmiştir.

Fransız Murahhası, bu teşekkülün vazi­yette az çok bir istikrar husule gelmesi için genei bir yaklaşma teminini hedef tutması lâzımgeldiğine işaret ettikten sön asayişi temin işlerini genel kurulun gelecek toplantısına kadar devam edebi­leceğini ilâve etmiştir.

Parodi, bundan sonra Kudüs'teki Fransız Konsolosunun mütarake yolundaki gay­retlerine devam etmesine Fransız Hükü­metince müsaade edildiğini bildirmiştir, Polonya Murahhası tarafından destekle­nen Çin Murahhası, Birleşmiş Milletlerin Filistin'deki teşekkülünün herhangi bir şekilde Güvenlik Konseyine bağlanması­nı teklif etmiştir.

İktisadî birlik dışında taksimi tevsik ede­cek bir karar sureti sunacağını bildiren Guatemala Murahhasının ve Belçika Mu­rahhasının müdahalelerinden sonra talî komite, bugünkü Sah günü yeniden top­lanacak olan siyasî komisyon, Kudüs'ün muhafazası için acil tedbirler tavsiye et­mek üzere Genel Kurul tarafından veri­len talimatı gözden geçirecektir.

12 Mayıs 1948 — Lake Success:

Bugün Birleşmiş Milletler Filistin komis­yonunda bir sözcü, Filistin'deki ingiliz Manda idaresinin gelecek Cuma günü gece yarısı nihayet bulacağını resmen bildirmiştir.

Bunun üzerine Yahudi idaresinin bir söz­cüsü Birleşmiş Milletler tarafından kabul olunan taksim projesinde Yahudi'lere ve­rilmiş olan kısımlarda Yahudi idaresinin

derhal bir Yahudi Devleti ilân edeceğini bildirmiştir.

Halen Kudüs'te bulunmakta olan Birleş­miş Milletler Genel Sekreterliği mensup­ları "Filistin'deki Güvenlik Konseyi Müta­reke Komisyonu iie işbirliği etmektedir. Her iki grup üyeleri Manda İdaresi ni­hayet bulduktan sonra lüzumlu servis­lerinişlemesineyardım edeceklerdir.

Arap'lara ait Yafa Limanı doğrudan doğ­ruya Arap'larla Yahudi'ler arasında cere­yan eden müzakerelerden sonra bugün Yahudi'lere iade edilmiştir.

14 Mayıs 1948

— Lake Success:

Birleşmiş Milletler Üocuklan Koruma Teşkilâtının bir tebliğinde bildirildiğine göre, bütün Dünya memleketlerine yapı­lan müracaatın neticesinde bugüne kadar bu teşkilâtımız emrine 10 milyon gönde­rilmiştir.

Elliye yakın memlekette bu hususta sar.-fedilen gayrete devam edilmektedir. Sekiz memleketin yapmış, olduğu yardım mecmuu 10 milyon doları bulmuştur. Bu memleketler şunlardır:

Kanada beşmilyon dolar, Norveç 1 mil­yon 790 bin dolar, Birleşik Amerika bir milyon dolar, izlanda 400 bin dolar , Yu­nanistan 140 bin dolar, Finlandiya 115 bin dolar vermiştir.

— Lake Success:

Gromyko'nun yakında Moskova'ya gide­ceği ve Birleşmiş Milletler teşkilatındaki Sovyet Birliğinin, başkanlığına Jacop Malik'in tayini haberi Birleşmiş Milletler mahfillerinde büyük bir hayrete yol aç­mıştır. Bu mahfillerde, milletlerarası teş­kilât dahilindeki Sovyet siyasetinin ida­resinde yapılan bu değişikliğin hakikî se­bepleri hakkında türlü tahminler yürütül­mektedir.

Umumiyet itibariyle Bedeli Smith ile Mo-lotof arasındaki nota teatisi üzerine tah­min edildiği gibi Sovyet siyasetinde bir değişiklik ihtimalinin bahis mevzuu ol­duğu zannedilmektedir. Filhakika Birleş­miş Milletler teşkilâtı kurulduğundanberi Sovyet Rusya'yı bu teşkilâtta temsil etmiş olan Gromyko veto hakkını 26 defa kullanmıştır.

Diğer taraftanGromyko'nunAmerikan meselelerinde mevcut uzmanların en iyi- _ olduğu ve tecrübesinin memleketinin si­yasetininidaresiiçinKremlin'egayet faydalı olacağı belirtilmektedir.

17 Mayıs 1948

—Lake Success:

Muvakkat İsrail Hükümeti Birleşmiş Milletler Kuruluna girmek üzere resmen müracaatta bulunmuştur.

—Lake Success:

Yeni israil Devleti dün akşam Güvenlik Konseyine müracaat ederek Mısır'ın Fi­listin'deki müdahalesinin durdurulmasını istemiştir.

Bu müracaat yeni devletin Dışişleri Ba­kanı Moho Shertok tarafından yapılmış­tır.

üvenlik Konseyi bugün toplanacaktır. 19 Mayıs 1948

—Lake Success:

İngiliz Temsilcisi Sir Alexander Cadogan bugün güvenlik konseyinde söz alarak güvenlik konseyinin Filistin meselesi bahsinde anayasanın barışın tehlikeye maruz kalmasına veya milletlerarası ba­rışın tehlikeye düşmesine müteallik bu­lunan 39 uncu maddesini ortaya atmasını ingiliz Hükümetinin kabul edemiyeceği-ni söylemiş ve mütecavizin tesbitinin ni­hayetsiz ve boş müzakerelere yol açabi­leceğini bundan başka 39 uncu maddenin Birleşmiş Milletler teşkilâtının henüz almaya hazır bulunmadığı tedbirleri der­piş ettiğini ilâve etmiştir.

ingiliz Delegesi Güvenlik Konseyine Ame­rikan karar suretini tadil eden bir teklif sunmuştur. Bu teklif kabul edildiği tak­dirde alakadar bütün tarafların kuvvet istimalinden kaçınmaları ve kendi aske­rî kuvvetlerine ve askerî bir mahiyet taşımakta oİan birliklerine ateş kesme­leri için emir vermeleri gerekecektir. Amerikan Delegesi Austin İngiliz'ler ta­rafındanilerisürülenbutadilteklifini reddederek Güvenlik Konseyinin «Ana­yasanın 39 uncu maddesi gereğince ha­reket etmesinin görevi olduğunu» söy­lemiştir.

21 Mayıs 1948

—Lake Success :

Güvenlik Konseyinin daimî beş üyesi oy birliğiyle Folke Bernadottu Birleş­miş Milletler Kurulunun Filistin'deki aracısı olarak tâyine karar vermişlerdir. Bu karar, Güvenlik Konseyinin Filistin hakkında yaptığı oturumdan birkaç sa­niye sonra alınmıştır.

Folke Bernadotte bu vazifeyi kendisine tevdi hususunda beş büyüklerin yaptığı teklifi kabul ettiğini bildirmiştir.

Van Zeeland bu tayin hakkındaki ceva­bını henüz bildirmemişse de durumun gecikmeye müsait olmadığını gözönün-de bulunduran daimî üyeler fazla bek­lememeğe karar vermişlerdir.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile Kont Bernadotte, aracımn doğruca Filis­tin'e mi gitmesi yoksa önce Lake Suc-cess'e gelerek Güvenlik Konseyinden talimatını aîması gerekeceği hususunda mutabık kalmak üzere görüşecekler ve icap eden kararı birlikte alacaklardır.

— Lake Success :

Geçici israil Hükümeti binbaşı Ausrey Isak'ı, Birleşmiş Milletler nezdindeki temsilciliğine tayin etmiştir.

Binbaşı Isak, bundan önce Birleşmiş Milletler Kurulu toplantılarında Yahudi ajansınınTemsilcisiolarakbulunmuştu.

25 Mayıs 1948

—LakeSuccess :

Gromyko, Güvenlik Konseyinin. Çekos­lovakya işlerine müdahale hakkındaki dünkü çalışmaları sırasında 24 eü veto­sunu kullanmıştır.

Gromyko vetosunu, Rusya'nın muhtemel müdahalelerini tahkik etmekle vazifeli bir komisyonun kurulması için çoğun­luğun verdiği karara karşı vetonun ileri

sürülüp sürülmiyeceği hususu oya ko­nulduğu zaman kullanmıştır.

Gromyko'nun vetosu, bu suretle vetonun kullanılmasını men yolundaki teşebbüsü de akim bırakmış ve komisyonun kurul­masına karşı Rusya'nın bundan sonra 25 ci defa olarak «hayır» diyebilmesine yol açmıştır.

—Lake Success :

Türkiye. Yunanistan ve Afganistan dün, Orta Doğu için teklif edilmiş olan iktisa­di komisyonun üyeliğine kabul edilmiş­lerdir. Fakat bu komisyonun üyeliğine seçilmek için Rusya tarafından ısrarla yapılan talep bu meseleyi incelemekle görevli bulunan komite tarafından red­dedilmiştir.

Pakistan'ın kabulü resmi bir talep yapı­lıncayakadargeribırakılmıştır.

Komitedeki Rus Delegesi Türkiye ile Yu-nanistanin esasen Avrupa iktisadi ko­misyonunun üyesi bulunduklarını ileri sürerek bu iki memleketin kabulüne ye­nidenmuhalefetetmiştir.

Bununla beraber Yunanistanm Asya top­raklarına yakın olduğu ve iktisadiyatı­nın Orto Doğuya kuvvetle bağlı bulun­duğu Türkiyenin de kesin olarak aynı za­manda bir Orta Doğu memleketi adde­dildiği prensibine dayanılarak bu iki memleketin adaylıkları kabul edilmiştir. Sovyet Delegesi memleketinin de bu ko­misyona kabul edilmesi için kuvvetli te­şebbüslerde bulunmuştur. Sovyet Dele­gesi Sovyetler birliğinin Orta Doğuda özel menfaatleri bulunduğunu ve Orta Doğu memleketlerinin bir çoğu ile hem hudut olduğunuileri sürmüştür.

—Lake Success :

Darbei hükümetten sonra vatanlarından ayrılmış olan Çek memurlar, Güvenlik Konseyi huzurunda beyanatta bulunma­ğa davet olunacaklardır. Bu karar, Rus­ların veto hakkini kullanmak suretiyle Çek meselesinin müzakere edilmesini Ön­lemeğe matuf teşebbüslerini müteakip alınmıştır.

Amerikan Murahhası Ayandan Austin, M. Gromyko'nun dün gece veto hakkını kullanmakla, mesele ile ilgili vakıalar: gizlemek istediğini söylemiştir. Gerek Amerikan Murahhası gerekse İngiliz Murahhası Sir Alexander Cadogan, Gromy-ko'ya, veto hakkını bu suretle kullan­makla San - Francisco beyannamesini gü­lünç bir hale getirdiğini ihtar etmişler­dir.

Sir Alexander ezcümle şunları söylemiş­tir :

M. Gromyko, San - Francisco beyanna­mesine lazla abanıyor. Bir gün bunu çö­kertmesi ihtimali vardır.

26Mayıs 1948

—Telaviv :

İsrail Hükümeti Güvenlik Konseyi baş­kanlığına aşağıdaki notayı göndermiştir: «Geçici hükümet, Arap hükümetlerinin isteklerine uymak için ateş kesme müh­letinin Güvenlik Konseyince luzattlmıg bulunmasını hayretle karşılamıştır. Arap­lar, yabana yardımlarile takip etmekte oldukları Kudüs şehrinde kafi askerî bir neticeye varmaktan ibaret bulunan he­deflerine ulaşmak için 48 saatlik fazla bir mühlet istemişlerdir. Mühletin kabu-iünü müteakip bütün Kudüs bölgesi tek­rar Arap ve yabancı kuvvetlerin müthiş bombardmamna maruz bırakılmış bulun­maktadır. Hükümetimiz önce^ . Güvenlik Konseyinin emrine uymağa karar ver-raİşse de,- şimdi Yahudiler tarafından verilen ateş kesme emrini tekrar gözden geçirmek durumunda kalmıştır. Geçici Hükümet son şartları hesaba katarak alınacak yeni karardan Güvenlik Kon­seyini haberdar edecektir»

27Mayıs 1948

—Lake Success :

Güvenlik Konseyi, dün öğleden sonra Çekoslovakya meselesinin tedkikine de­vam etmiş ve Prag'da cereyan eden ha­diselere şahit olan kimselerin verdikleri ifadelerin konseyin eksperler komisyo­nun tevdi edilmesi hakkında Arjantin tarafından sunulan karar sureti tasarısı­nı müzakere etmeğe başlamıştır.

Sovyet Murahhası Heyeti bu tasarıya şid­detle itiraz etmiştir. Heyet namına söz alan Gromyko, tekrar vetoya müracaat edeceği tehdidinde bulunmuştur. Fakat müzakereler sonradan kesilmiş ye konsey Filistin meselesini incelemeğe başlamıştır. Konseyin Başkam Parodi, muhasematm sona ermesi için konulan ilk mühletin so­na erdiği zaman Kudüs'te mevcut olan va­ziyet hakkında Kudüs Mütareke Komis­yonu tarafından gönderilen mesajı oku­duktan sonra Mısır, Lübnan ve Irak tem-siicîlerile Yüksek Arap Komitesinin tem­silcilerini ve Yahudi Ajansının temsilcile­rini Güvenlik Konseyinin masasında yer almağa davet etmiştir.

Mısır Murahhası, Mısır Hükümetinin Fi­listin'de ateşin kesilmesi için yapılan tek­lifi reddettiğini, çünki bunun Yahudi mu­hacirlerinin girmesine siyonist tedhişçile­rinin askerî tesisleri tahrip etmelerine ma­ni olamıyacağım üstelik müttehit bir Fi­listin Hükümet kurulmasına manî olmak suretiyle Araplar için zararlı olacağını söylemiş.

Arap Birliği. Filistin'de ateş kes emrini reddetmekte, çünki bu emrin tatbiki Filis­tin'deki Arap ahalinin Arap ordularının emniyetini sağlamıyacaktır.

Arap Birliği Genel Sekreterliği, Birlik Si­yasî Komisyonunun 48 saatlik bir müh­let içinde Filistin meselesinin halli için Güvenlik Konseyi tarafından yapılacak her türlü teklifi tedkike hazır olduğunu bildirmiştir. Arap Birliği, Güvenlik Konse­yinin 17 Nisanda kabul ettiği karar sureti­nin tatbikini istemektedir.

Bu karar suretinde askerî herekâtm sona-ermesî, Filistin'e silâhlı çetelerin ve silâh­ların sokulmaması, her iki cemaat için za­rarlı olan siyasî faaliyetlere son verilmesi ve mukaddes yerleri tehlikeye koyabilecek olan hareketlerden sakjnılması derpiş edil­mekte idi.

Güvenlik Konseyi, Arap memleketlerinin cevabını ve Yahudi ajansının beyanatını dinledikten sonra Perşembe günü öğleden sonra toplanmağa karar vererek oturumu tadil etmiştir.

— Lake Success :

Arnavutluk Hükümeti bugün Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine şunu bildir­miştir:

Eğer Yunan Hükümeti, kendi tecavüzkâr politikasıneticesinde doğmuşolan Yu-

nan - Arnavutluk hududundaki gerginli­ğe süratle nihayet vermeyi arzu ediyorsa, Arnavutluk Cumhuriyetçi halk Demokrat Hükümeti Yunanistan'la yeniden normal diplomatik münasebetler tesisi meselesini tekrar tetkike amadedir.

Bu beyanat, genel sekreterin gönderdiği bir mektup üzerine yapılmıştır. Genel sek­reter bu mektubunda, Balkan Tahkikat Komisyonunun talebi üzerine Arnavutluk Hükümetine, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun bir tarafta Yunanistan ve di­ğer tarafta Yugoslavya, Arnavutluk ve Bulgaristan'ın normal diplomatik ve iyi komşuluk münasebetleri tesis etmeleri ye-* lundaki kararını hatırlatmıştı.

- Lake Success :

Güvenlik Konseyi bu gece Türkiye saati-le 2 ye kadar süren toplantısında Filistin meselesini tetkike devam etmiştir.

Bu toplantıda söz alan Birleşik Amerika Delegesi Warren Austin, Birleşik Ameri­ka Hükümetinin, Filistin'deki durumu barış için bir tehdit addetmekte devam et­tiğini söylemiş ve hükümetinin müzakere­lerde yeni bir hal şekli aradığım, ancak. Konseyin ateş kes emrine verilen cevap­lardan anlaşıldığına göre, bazı memleket­lerin güttükleri gayenin barış olmadığının anlaşıldığını ilâve etmiştir.

Daha sonra söz alan Sovyet murahhası, Güvenlik Konseyinin ilgili taraflara 36 sa­at zarfında ateş kesmeleri emrini vermesi hakkında bir karar sureti teklif etmiştir. tBu teklif gereğince Filistin'deki durum, anayasanın 33 üçüncü maddesi gereğince, Milletlerarası Güvenlik için bir tehdit teş­kil etmektedir.

Bunun üzerine İngiliz murahhası Alex-ander Cadogan, konseye 6 maddelik bir karar sureti sunmuştur. Bu karar suretin­de dört hafta için ateş kesilmesi, Filistin'e askerî personel girmesinin men'i ve bu müddet zarfında askerî malzeme ithalinin durdurulması istenmektedir. Bu karar su­retinde, her iki taraftan mukaddes mahal­lerin korunması için tedbir almaları tale-bedilmekte ve bu kararın tatbikinin mu­rakabesi yanında askerî müşahitler de bulunacak olan aracıya tevdi edilmektedir. Aracı, Filistindurumunun kat'îolarak halli yolunda konseyin yapacağı tavsiye­leri bildirmek üzere Araplsr ve Yahudi­lerle temas halinde bulunacak ve Arap­larla Yahudiler bu teklifleri kabul edip etmediklerini çok kısa bir zaman zarfında bildireceklerdir. Red halinde Filistin du­rumu Birleşmiş Milletler Anayasası gere­ğince barış için bîr tehlike telâkki edile­cektir.

Vaktin gecikmiş olması dolayısiyle toplan­tıya Türkiye saati ile ikide son verilmiş­tir.

Konsey yarın sabah ve öğleden sonra iki toplantı yaparak İngiliz teklifini inceliye-cektir.

29 Mayıs 1948

— Lake Success :

Şili delegesi dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Trygve Lie'ye müracaat ederek aşağıdaki iki noktanın gelecek genel ku­rulun gündemine alınmasını istemiştir:

Birisi, yabancılarla evli bulunan Sovyet kadınlarının kocalariyle birlikte memle­ketten çıkmalarına müsaade etmemek su-retile Sovyetler Birliği tarafından insanlı­ğın esas haklarının ihlâli,

Diğeri gene Sovyetler Birliği tarafından Şili'nin Eski Moskova Büyükelçisinin aile­sinden bîr kişinin Sovyet topraklarından çıkmasına müsaade etmemek suretiyle diplomatik teamüllerin ve Birleşmiş Mil­letler Anayasasının ihlâli.

—Lake Success:

Güvenlik Konseyi Filistin'de 36 saat zar­fında ateş kes emri verilmesi hakkındaki Sovyet teklifini reddetmiştir.

—Lake Success:

Güvenlik Konseyinin bu sabahki toplan­tısında söz alan Sovyet delegesi Gromyko Filistin hakkındaki İngiliz tasarısının ka­bulünün usulsüz olacsğmı söylemiş ve bu­nun Filistin'in taksimine ait Genel Kurul kararma aykırı bulunduğunu ilâve eyle­miştir. Gromyko tasarı kabul edildiği tak­dirde kutsal bölge topraklarında akan ka­nı arttıracağı noktasında ısrar etmiştir.

Gromyko bundan sonra karar tasarısı ile İngiltere'yi Araplara yardım, yeni Yahu-


di Devletini baltalamak ve yarı sömürgeci rejimi idame yolundaki siyaseti peşinde Güvenlik Konseyinisürüklemekle itham eylemiştir.

Sovyet Delegesi Arap Alemine hitap ede­rek İngiltere'nin Arap milletleri menfaat­leri ve bağımsızlık aleyhinde hareket et­tiğini ihtar etmiş ve Arap Devletlerin Gü­venlik Konseyi kararına uymamakla Fi­listin'deki askerî hareketlerin devamına sebep olduklarını ileri sürmüştür.

Müteakiben beyanatta bulunan Belçika Delegesi Fernancl Van Langehove, yalnız aracılığın Filistin'de barış ve güvenliği sağ-hyabileceği kanaatinde olduğunu söyliye-rek dört haftalık mütarekeye ait ingiliz tasarısını desteklemiştir.

Belçika Delegesinin sözlerinden sonra Güvenlik Konseyi oturumunu bu akşama talik etmiştir.

— Lake Success:

Güvenlik Konseyi 2 müstenkif oya kar­şı 9 oyla bütün hükümetleri ve alakalı makamları Filistine veya Filistin için harp malzemesi ithal veya ihraç etmeme­ye davet etmiştir.

Güvenlik Konseyi Birleşmiş Milletler aracısına Genel Kurulun 14.5.9S4 tarihli karar suretine uygun olmak üzere göre­vini ifa etmesi için ateş kes emri verilir

verilmez bütün taraflarla temasa geçme­si hakkındatalimat vermiştir.Güvenlik

Konseyi Arap Birliğine mensup devlet­lerle Filistinli Yahudi ve Arap makam­larından bu karar suretini kabul edip etmediklerini 1 Haziran saat 18 e ka­dar New - York'a bildirmelerini talep et­miştir.

Güvenlik Konseyinin verdiği karara gö­re bu karar sureti taraflardan birisi ve­ya her ikisi tarafından reddedildiği tak­dirde, Konsey Filistindeki durumu Bir­leşmiş Milletler Anayasasının 7 inci faslı gereğince yeniden inceleyecektir. Güven­lik Konseyi bütün hükümetleri bu karar suretinin tatbiki için gereken tedbirleri almaya davet etmiştir.

Bütün paragraflar kabul edilmiş oldu­ğundan Güvenlik Konseyi Başkanı Parodi ayni zamanda Fransız Delegesi olmak bakımından Kudüs hakkında tevdi etmiş olduğu karar suretini geri almıştır. Parodi Fransız karar suretinde ileri sü­rülen mevzuların kabul edilmiş olan me­tinle , yerine getirilmiş olduğu kanaatin­de bulunduğunu bildirmiştir.

Beş saat devam etmiş ve yapıcı bir neti­ceye varmış olan oturum Filistin ihtilâ­fının halline imkân verecek bir yol aç­mıştır. Bütün delegeler büyük müşkilât-larla dolu Mayıs ayı zarfında Güvenlik Konseyi Başkanı olarak vazifelerinin ifasında göstermiş olduğu kıymetli hiz­metlerden dolayı M. Parodi'ye teşekkür etmişlerdir.

7 Mayıs 1948

—Londra:

Bu akşam gençlik teşkilâtı tarafından Londra'da Albert Hall'da tertip edilen bir gösteri sırasında söz alan Mareşal Montgomery şunları söylemiştir: Yeni bir savaşı önleyebilmek için en iyi ça­re muhtemel mütecavizlere kuvvetli ve birleşmiş olduğumuzu göstermektir Halen bir karışıklık ve tereddüt devresi için­de yaşamaktayız. Refahımızın ve hattâ mevcudiyetimizin önümüzdeki seneler Tatfında takip edeceğimiz hattı harekete bağlı olduğunu hatırlamamız lâzımdır.

10 Mayıs 1948

—Londra:

Anadolu Ajansının özel muhabiri bildiri­yor:

Londra'da 29 Temmuzda başlıyacak olan 14 üncü Olimpiyat oyunları hazırlıkları bu ayın sonuna kadar tnnmmlatıntış ola­caktır. Ban milletler, ilk müsabakalara iştirak edecek sporcularım Londra'ya göndermiş bulunmaktadırlar.

Olimpiyat oyunlarına 53 millete mensup alta binden fazla müsabıkın iştirak ede­ceği anlaşılmaktadır. Müsabakaların en mühimleri 100 bin kişilik Wembley stad-yomunda yapılacaktır. İngiltere Kiralı 29 Temmuzda Olimpiyat oyunlarının açılı­şını bütün dünyaya ilân edecektir. Mü­sabakalar 17 spor şubesi üzerinde olacak ve müsabaka adedi 135*i bulacaktır. Tür­kiye 17 spor şubesinden güreş, birincilik, futbol, atletizm, halter, eskrim, bisiklet ve boks şubelerine yüze yakın müsabık­la iftirak edecektir. Olimpiyat oyunları­nı 3 milyona yakın seyircinin göreceği tahminolunmaktadır.Bumaksatla25

milyondan fazla bilet şimdiden satılığa çıkarılmıştır. Olimpiyat oyunlarına ya­bancı memleketlerden gelecek turistlere kolaylık olmak üzere büyük hazırlıklar yapılmaktadır. Otellerde yer temin edil­mediği ahvalde Olimpiyat kampları civa­rındaki hususi everde aile nezdinde mi­safir kalmak mümkün olacaktır. Türki­ye'den de bir turist kafilesinin Olimpiyat oyunlarını görmek üzere Londra'ya ge­leceği sanılmaktadır.

Olimpiyat Tertip Komitesi hükümetle iş­birliği ederek müsabıkların gıda ve is-tirahatlerini en iyi şekilde temin etmek için her türlü kolaylığı göstermektedir.

12Mayıs 1948

—Londra:

İngiliz bahriyesi tarafından yapılacak olan harp sonrası manevralarının en bü­yüğüne iştirak etmek üzere 19 harp ge-misile 10 denizaltı İskoçya'daki üslerin­den hareket etmişlerdir.

Manevralara iki zırhlı, bir kruvazör, Ur uçak gemisi, 11 muhrip ve dört fîrkaetyn iştirak edecektir.

Manevralar Scapa Flow üssü ile Norveç sahilleri arasında cereyan edecektir. Ge­milere 131 deniz ve kara uçağından müV teşekkilbir filo vedenizaltılarhücum

edecektir.

Harp gemilerine gece bütün ışıkları sön­müş olarak seyrüsefer etmeleri bildiril­miştir.

13Mayıs 1948

—Londra :

B. B. C. Radyosu, gelecek Çarşamba gü­nü Türk Gençlik ve Spor Bayramı mü-

image003.gifnasebetiyle hususî bir yaym programı hazırlamıştır.

Yayınlara Türkiye saatiyle 17.30 da baş­lanacak ve programın başlıca mevzuu İngiltere'de yapılacak olan güreşlere has­redil ecektir.

Olimpiyat haberlerini tam olarak vermek için B, B. C. tarafından icabeden tedbir­ler alınmıştır. Türkçe servisinin rapor­törleri, yayınlanacak haberleri her gün telsizcilere vermek üzere hazır buluna­caklar ve her akşam o gün cereyan eden müsabakaların kısa bir hülâsası yayın­lanacaktır.

17 Mayıs 1948

— Londra :

İşçi Partisinin yıllık kongresinin açılışı arifesinde sanayiin devlel&eştirilmasi alleyhinde birkaç aydanberi alenen şid­detli bir mücadeleye girişmiş olan İşçi Saylav Alfred Eduards'ın partiden ih-nacı siyasî müşahîdleri hayrete düşür­müştür.

Filhakika , daha bir müddettenberi, İşçi Partisi İcra Komitesi Partinin müfrit solcularına bir darbe indirdikten sonra muhafazakâr partinin giriştiği basın mü­cadelesine son vermek için partinin müf­rit ^sağcılarına da hücum edeceği hissi mevcud bulunuyordu.

Bu hareket, icra komitesinin, partinin se­çim programına bağlı olduğunu göster­mektedir. Bu seçim programına demir endüstrisinin devletleştirilmesi de da­hildir.

Edwards'm ihracı aynı zamanda, müşte­rek disiplinin sadece sol cenaha mı ma­tuf bulunduğunu sormak tasavvurunda bulunan delegelerin endişesini bertaraf etmek hususunda parti idarecileri için bir vasıta olmuştur.

Partiden çıkarılan Edıvards'm şahsiyeti­ne gelince bu oldukça gariptir. Edwards filhakika bir çelik hanenin müdürüdür. ilk defa bir işçi saylavı olarak seçilmiş ve sonradan 1445 de muhafazakâr partiye karşı 8000 oyla seçimi yeniden kazan­mıştır.1 ; "

18 Mayıs 1948

—Londra:

İngiliz İşçi PartisiKongresibugünkü

toplantısında, icra komitesinin sanayi si­yaseti hakkında yapmış olduğu demeci oybirliği ile tasvip etmiştir.

Bu demeç, istihsalin fevkalâde bir su­rette arttırılması llehinde bir talepte bu­lunmuş olan M. Herbert Morrison tara­fından yapılmıştır.

ingiltere'nin en büyük sendikalarından birisi olan Nakliyat Sendikası Başkanı yapmış olduğu demeçte demiştir ki

Sendikalara mensup olan bütün işçiler istihsalin arttırılması yolunda girişilen büyük gayretleri destekliyeceklerdir. Sendikalar sayesindedir ki, istikbal için düşünülenimkânlardeğişecektir.

Müzakereler esnasında birçok delege, iş­çilere idare işlerinde ve bunlardan temin edilecek olan kârlara daha büyük ölçüde iştirak imkânı sağlanmasını talep etmiş­lerdir.

20Mayıs 1948

—Londra:

Bugün İşçi Partisinin Konferansında söz alan M. Bevin, Birleşik Amerika île Sov­yetler Birliği arasındaki yeni nota teatisi hadisesine temasla demiştir ki:

Sulhu haleldar eden meseleler müsbet meseleler olduğuna göre, meclîse veya memlekete umumî meseleler üzerinde cereyan edecek diğer bir konferansa iş­tirak etmesini tavsiye edemem.

Bevin, Yunanistan hakkında şunları söy­lemiştir :

Komşuları tarafından ikinci bir Çekoslo­vakya haline getirilmeğe çalışılan Yuna­nistan'ı kendi başına bırakmağı tasavvur etmiyorum.

21Mayıs 1948

—Londra:

ingiltere Maliye Bakanlığı, önemli hükü­met hizmetlerinde kullanılmakta olan faşist ve komünist memurların bu hiz­metlerdenuzaklaştırılmasıiçin hükümet

dairelerinin kullanacakları usul hakkın­da bir tebliğ yamlamışür.

Hükümet tarafından önemli vazifelerde kullanılan ve komünistlerle işbirliği ya­pan veya faşist teşekküllere dahil bulu­nan memurlar şahıslarına yapılan itham­ları ya kabul veya reddedebileceklerdir. Reddettikleri takdirde haklarında tahki­kata memur olan üç müşavire durumla­rını açıklayacaklar, şahit gösterebile­cekler, hattâ icabettiği takdirde dairele­rinin bağlı bulunduğu bakan tarafından dinleneceklerdir.

Müşavirler, ayrı aym tanzim ettikleri raporları ilgili bakanlığa sunacaklardır. Tahkikat sonunda komünist veya faşist teşekküllere mensup oldukları tebeyyün eden memurlar devlet esrariyle alâkadar olmıyan, kendi bakanlıkları dahilinde başkavazifelerenakledileceklerdir.

Haklarındaki ithamlar ve delâil çok kuv­vetli olan memurlara istifa imkânları bahşedilecek veya bunlar vazifelerinden çıkarılacaklardır.

İngiliz Komünist Partisinin İcra Komi­tesi, Yahudi Devletinin derhal tanınma­sını ve arap devletlerine silâh sevkıyatına son verilmesini talep etmiştir.

25 Mayıs 1948

—Londra:

ingiliz Transatlantiği içinde 1000 yolcu bulunduğu halde Doğudan Batıya Atlantiği en kısa zamanda geçmiştir. Bu yolu 5 gün bir saat ve 56 dakikada alan tran­satlantik saatte vasati 23,85 mil süratle daha evvelki rekoru 4 saat bir dakika farkla kırmıştır.

Mayıs 1948

—Roma:

Dün binlerce işsiz İtalya'nın güney do­ğusunda Bari yakınında Kuvo Di Pug-lia'da tezahüratta bulunmuşlar ve Hıris­tiyan Demokrat liderlerinin ikametgâh­larına tecavüze teşebbüs etmişlerdir. Nümayişçilerden birkaçı ve bir pol*s memuru yaralanmışlardır.

—Roma:

Eoma'nın umumiyetle iyi haber alan komünist çevrelerinden gelen haberlere göre İtalyan Komünist Lideri Togliatti, Cumhurbaşkanını seçmek üzere gelecek Pazartesi günü yapılacak Ayan ve Say­lavlar Meclisi toplantısına boykot edil' meşini halkçı cepheye mensup ayan üye* lerine ve saylavlara teklif etmiştir.

Bu günlerde halkçı cephe icra komite­sinin bu hususta bir karar vermesi bek­lenmektedir.

Bu boykot hareketi, son seçimlerin ce­reyan şeklini adaletsiz addeden halkçı cephenin bîr protestosu olarak telâkki olunacaktır.

71 yaşında olan Cumhurbaşkanı Enrico De Nicola dün Başbakan De Casperi'ye haber göndererek evinde kalmak niye­tinde olduğunu bildirmiştir. Bu haber, Cumhurbaşkanının artık bir daha yeni seçimlere iştirak etmemek kararını ver­miş olması ihtimaline dair söylentileri tazelemiştir.

6 Mayıs 1948

—Roma:

Cumhurbaşkanı Enrico De Nicola, dün akşam dostlarından Liberal Ayan Üyesi Kiovanni Parzio'ya bir mektup göndere­rek sıhhî sebeplerdolayısiyle yenibir

devre Cumhurbaşkanlığı için adaylığını koymaktan vazgeçme kararını teyit et­miştir.

Parzio, 71 yaşında bulunan Cumhurbaş­kanının yeniden seçildiği takdirde bu kararına rağmen gene Cumhurbaşkanhğı-ğını kabul edeceğine dair bazı gazetele­rin ileri sürdükleri iddiaları yalanlama­sını kendisinden talep ettiğini açıkla­mıştır.

8 Mayıs 1948

—Roma :

İlk İtalyan Meclisi Roma'da bu sabah açılmıştır.

Bağımsız saylavlardan M. Bonomi bugün Ayan Meclisi Başkanlığına seçilmiştir. M. Bonomi üçte iki ekseriyet kazanmış­tır. Saylavlar Meclisi Başkanlığına Hrfs-tiyan demokratlardan M. Gronki seçil­miştir.

10Mayıs 1948

—Roma:

Cumhurbaşkanlığı için yepılan seçime ' ait oyların tasnifinden anlaşıldığına gö­re. 868 oydan 396'sı De Nicola'ya ve 353 ü de Kont Sforza'ya verilmiş ve geri kalan oylar ise muhteri şahsiyetler ara­sında dağılmıştır. Bundan dolayı ikinci bir defa oya başvurmak icabetmektedir. Bu ikinci oy verme bu akşam yapılacak­tır.

11Mayıs 1948

—Roma:

Kont Sforza, parlamento grupları tarafın­dan üçüncü oya müracaatta Millî Mec­lis Üyelerinin üçte iki çokluğunu temin edecek tek bir adayın gösterilmesini ko­laylaştırmak için Cumhurbaşkanlığı adaylığını geri almıştır.

12 Mayıs 1948

— La Haye:

Hollanda Kraliçesi Vilhemina bugün milletlere hitaben yaptığı ye radyo ile yayımlanan bir hitabesinde Eylül ayında Prenses Juliana lebine tahtan feragat edeceğini haber vermiştir.

Kraliçe, tahta çıkışının 50 inci yıldönü­mü münasebetiyle yapılan şenlikleri mü­teakip taht üzerindeki haklarını devret-

meyi sadece Prenses Julinan'nm ısrarla talebi üzerine geciktirmiş olduğunu söy­lemiştir.

23 Mayıs 1948

— La Haye:

Bugün Hollanda'daki bütün kiliselerde komünizmi ve totaliter doktrinlere taal­lûk eden her şeyi takbih eden bir beyan­name okunmuştur.

Çıkmaza giren barış...

9 Mayıs 1948 tarihli «Ulus» Anka­ra'dan:

Avusturya barış antlaşması ismin, tam bir çıkmaza sapmış olması, harp sonun­da yeni bir dünya nizamı kurma dâvası­nın karşılaştığı güçlüklere karakteristik bir misal teşkil etmektedir. Avusturya'­nın küçük bir devlet olması, bu memle­kette kurulacak barış ve güvenliğin bü­tün cihan için haiz olduğu ehemmiyeti azaltmak. Bugün Avusturya, Balkanlar ve Orta Avrupa'ya hâkim yolların geçit yeri olmakla stratejik büyük bir önem. kazanmıştır. Üstelik, eski mihver şimdi de Sovyet peyki devletlerle yapılan barış antlaşmaları gereğince, Sovyet orduları­nın bu bölgeleri tamamen boşaltması, Avusturya barış antlaşmasına bırakumiş-tır.

Sovyetlerin Avusturya barışı işinde inat­çı bir anlaşmazlık politikasında ısrar et­melerinin gerçek sebebini burada ara­malıdır. Rusya, İkinci Dünya Harbi so­nunda Balkanlarda ve Orta Avrupa'da sağladığı fiilî hâkimiyeti, hiçbir suretle elden bırakmak istemiyor. Muvasalay, temin bahanesiyle bu bölgelere yerleş-" tirdiği kuvvetleri çekme zorunda kalır­sa, bugün bolşevikleşen ve peykleşen memleketler üzerindeki kontrolünün de zamanla kalkacağından korkuyor. Sov­yetler, işgal altında tuttukları memle­ketler halkının, gasplara karşı büyük bir kin duygusiyle ve hürriyetlerine tek­rar kavuşma emeliyle tutuştuklarını iyi biliyorlar. Avusturya barışını askıda bı­rakmakla hesap ününü, ellerinden gel­diği kadar uzaklaştırmağa çalışıyorlar.

Gerçekte Avusturya barışının sürünce­mede bırakılması, hem milletlerarası ah­lâk ve adalet esaslarına, hem de büyük devletler arasındaki anlaşmalara açık bir surette aykırıdır. Bilindiği üzerehenüz

İkinci Dünya Harbinin devamı sırasında, Moskova'da üç büyükler arasında yapı­lan anlaşma, Avusturya*mn Alman bo­yunduruğundan kurtarılarak istiklâline kavuşturulmasını taahhüt ediyordu. Buna göre Avusturya istiklâline ve eski hudut­larına kavuşacak, kurtarılmış bir mem­leket muamelesi görecekti.

Halbuki Avusturya yalnız bir düşman memleket muamelesi görmekle kalmadı. Sovyet dilekleri - eğer kabul edilecek olursa - bu memleketin iktisadi ve siyasi bakımdan varlığını muhafaza ve idame etmesine imkân bırakmayacak kadar ağırdır. Rusya, Avusturya'dan ikiyüz milyon dolar tazminatla birlikte Avus­turya'nın istihsal edeceği petrolün üçte İkisini ve Tuna Nakliyat Şirketinin kont­rolünü istemektedir. Ayrıca Atlantik Be­yannamesini imza etmiş ve böylece top­rak genişlemesinden vaz geçmeyi taahı-hüt etmiş Yugoslavya lehine sınır deği­şikliği yapılmasında ısrar olunmaktadır.

Londra'da toplanan yardımcılar konfe­ransında bütün bu dileklerin haksızlık ve yersizliği açıklandığı halde, Rus Temsil­cilerini taleplerinden vazgeçirmek im­kânı hasıl olamamıştır. Sovyet Delegesi Kokünof, her türlü uzlaşma teşebbüsleri­ni ve bu arada Fransa'nın yukarıda zik­redilen miktarların yansım verme tekli-fini kesin surette reddeden bir tavır ta­kınmıştır. Dört devlet temsilcilerinin yap­tıkları yüzden fazla toplantı, boşuna di­dişmeden başka bir netice vermeyince İngiliz Delegesi, bu işe devam da bîr fay­da olup olmadığı hususuna hükümetiyle istişareye lüzum görmüştür. Başkanlık sırası gelen Amerikan Delegesi de, ingi­liz arkadaşının, hükümetinin cevabını Öğrenİnciye kadar yeni toplantı yapdmı-yacağmı bildirmiştir.

Bundan sonra toplantılara devam edilip edümiyeceği bugün için meçhuldür. Sov­yetlerin gerçek niyeti, işi sürüncemede bırakarak huzursuzluk ve kararsızlığı de-

vam ettirmek olduğuna göre yeni top­lantılar yapılsa bile müspet netice alın­ması ihtimali zayıftır. Esasen Rusya, ba­rıştan ümidini kesecek olan Avusturya üe, kendi taleplerine uygun bir anlaşma­ya varma hedefini gütmektedir. Fakat Viyana Hükümeti. Rus baskısına karşı sonuna kadar mukavemet kararını vermiş görünüyor.

Bu durum karşısında. Başkan Truman'ın «Barışa götüren yoldayız; fakat bu yol çok çetin ve arızalı görünmektedir» sö­zü hususi bir mâna ve ehemmiyet ka­zanmaktadır. Bu demeç, MarshaH'ın Bir­leşmiş Milletler Anayasasında Rusya'nın iştiraki olmaksızın bir değişiklik yapıl­masına taraftar olmadığıhakkındaki be-

yanatiyle karşılaştırılınca, Amerikan si­yasetini idare edenlerin, - güçlüklerle boğuşma pahasına da olsa - Sovyetler anlaşma ümidini tamamen kaybetmedik­lerineticesinevarmakmümkündür.

Avusturya barışı işi ve diğer siyasi hâdi­seler, bu türlü ümitleri yersiz gösteriyor­sa da. Amerikan dışsiyasetininolan îki büyük şahsiyetin sebepsiz bir iyimserliğe kapıldıklarını iddia edebilmek için de ortada hiçbir ciddî sebep yoktur. Öyle anlaşılıyor ki, Amerikan resmî çev­relerinde, Birleşik Devletlerin askerî ba­kımdan kuvvetlenmesinin ve batı demok­rasileri arasında gittikçe sıkılaşan işbir­liğinin Sovyetleri er geç yola getireceği kanaati hâkimdir.

15 Mayıs 1948

—Budapeşte:

Macar Hükümeti devletle Katolik Kilise arasındaki anlaşmazlık mevzularını ince­lemek üzere Mîllî Eğitim Bakanının Başkanlığında olmak üzere 3 üyeden mü­teşekkil komisyon tayin etmiştir. Halen mevcut görüş ayrılıklarının belli bağlısı Macar Hükümeti tarafından verilen karar üzerine okulların devletleştirilmesine mü­teallik bulunmaktadır. Macaristan'daki Katolik Kilise makamları bir uzlaşma için şart olarak hükümetle Vatikan ara­sında siyasî münasebetlerin tesisini kili­se makamları tarafından haftalık değil fakat günlük bir gazetenin, çıkarılmasına müsaade edilmesini ve kilise makamları tarafından yapılan yayınlara konmuş bu­lunan sansürün kaldırılmasını ileri sür­mektedirler. Bu makamlar bundan başka katolik cemiyetlerine tam bir hürriyet verilmesini de talep etmektedirler.

24 Mayıs 1948

—Budapeşte:

Komünist Szasad Kep gazetesi bir ma­kalesinde, Macarların komünistpartisine sadece aç oldukları için girdiklerim yazmaktadır. Gazete partiye nafiz olan­ların yarattıkları bu kötü cereyana kar­şı okuyucularını uyanık bulunmağa da­vet etmekte ve bu hareketin, iyi bir alâ­met olmadığını ekmek ve iş yokluğun­dan ileri geldiğini ve bir anaat mahsu­lü bulunmadığım ilâve eylemektedir.

25 Mayıs 1948

—Budapeşte:

«Szagadsag» adındaki komünist gazete­sinin bildirdiğine göre Macar Temyiz ve

istinaf mahkemelerinin başkanları üe diğer bir çok hâkimler pek yakında az­ledilecekler ve yerlerine başkaları tayin edilecektir.

27 Mayıs 1948

—Budapeşte:

Bu tayyarecilerden beşi harp esnasında İngiliz hava kuvvetlerinde pilotluk etmiş olduğu için ingiliz personeli ile alanları mükemmelbirşekildebilmektedirler.

Pilotlar, iki aydanberi Çekoslovakya'dan gizlice kaçma imkânları aradıklarım, fa­kat kara yolu ile memleketten ayrılma­nın imkânsız olduğunu anladıklarını, ni­hayet ellerine çift motorlu bir yolcu uça­ğı geçirmeye muvaffak olduklarını ve dört saatte İngiltere'ye ulaştıklarını söy­lemişlerdir.

Mültecilerden biri Çekoslovakya'da ko­münistler tarafından yapılan zulümler­denbahsetmişveşunlarısöylemiştir:

Altı senedenberi uğrunda çalıştığımız hürriyet prensiplerinin hepsini kaybettik. Çek ahalinin yüzde sekseninin muhalif olmasına rağmen komünistler Çekoslo-vakya'daki hayat şartarim Rusya'dakinîn aynı yapmak arzusundadırar. Memlekette bir ölü sükûnu ve şüphe hâkimdir. Aha­linin ekserisi M. Jan Masaryk'in intiharına inanmamaktadır. Çok kimse memleket­ten kaçmak istemektedir.

Mültecilerin hüviyetleri açıklanmamakla beraber ingiltere Dışişleri Bakanlığı altı ay müddetle memlekette kalmak müsaa­desini kendilerine vermiştir.

21 Mayıs 1948

— Prag:

Çekoslovak Polisi Slovakya'da komünist aleyhtarı bir casusluk bloku kurdukları iddiasiyle 18 kişiyi tevkif etmiştir. Bu blokun «Sovyetler Birliği ve halk demok­rasilerine düşman bazı yabancı devlet­lerin parasiyle teşekkül ettiği» iddia olun­maktadır.

Tevkif edilenler arasında halen feshedil­miş olan Slovak Demokrat Partisinin üyeleri de bulunmaktadır.

Bu hususda yapılan beyanata göre bu casusluk blokunun başında eskiden ingi­liz hava kuvvetleri emrinde bulunan Çe­koslovak Birliği Mensuplarından Gene­ralJanAmbrusileSlovak Meclisinin Başkanı Doktor JosefLettrich ve son

zamanlarda Amerika'ya kaçmış olan da­ha bazı kimseler bulunmakta idi.

22 Mayıs 1948

—Prag:

Çekoslovak Dışişleri Bakanlığı bugün yakında yapılacak seçimler için şimdiye kadar muhalefete mensup hiç bir aday gösterilmediğinibildirmiştir.

İçişleri Bakanlığı bundan başka birçok ((kimselerin adaylıklarını koymak için ge­rekli müsaadeyi aldıklarını fakat bun­lardan hiç birinin böyle bir durum için gereken 1000 imzayı toplamaya muvaffak olamadığını bildirmiştir.

İçişleri Bakanlığının demecinde şu ilâve edilmektedir:

Seçmenler, bugünkü hükümeti destekle­yen adayları havi tek bir listenin haiz olduğu ehemmiyeti anladıkları içindir ki muhalefetin hiç bir temsilcisi gerekli im­zalarıtoplamayamuvaffakolamamıştır.

26Mayıs 1948

—Prag:

Çekoslovak İçşleri Bakanı yaptığı demeç­te, önümüzdeki Pazar günü yapılacak
genel seçimlerde, hiç bir seçmenin oyu­nu gizlemek mecburiyetinde olmadığını
bildirmiştir.

Gazete muhabirerinin bildirdiklerine göre komünistler oylarım açık olarak kullan­mak niyetinde olduklarını söylemişlerdir. Bayındırlık Bakanı beyaz pusula vere­cek seçmenlerin vatan düşmanı olarak telâkki edileceklerini bildirmiştir. İngiltere Dışişleri Bakanlığının bir söz­cüsü, bugün yaptığı bir demeçte bu ted­birlerin, Çekoslovak seçmenlerini müş­kül bir vaziyete sokmak amacını güttü­ğünü söylemiştir. Böylece seçmenler ya tek aday listesi lehinde oy verecekler ve­ya seçime iştirakten imtina etmek zorun­dakalacaklardır.

27Mayıs 1948

—Prag :

Bugün bellibaşlı kiliselerden birisinin dışınayapıştırılanbirilânde,Katolik

Kilisesi mensuplarının memleket siyase­tine karışmamaları bildirilmiştir. Bu ilân, Prag Başpiskoposuna, Katolik Kilisesi mensuplarının din ile siyaset arasında bir tercih yapmaları hakkında gönde­rilmiş olan bir mektubun Vatkan tara­fından yayınlanması üzerine yapılmıştır. Çek gazeteleri bu mektubu neşretmemiş-lerdîr.

30 Mayıs 1948

—Prag:

Çekoslovakya'da oyların tasnifi bugün öğleden sonra bitmiştir. İlk neticeler pek yakında bildirilecektir. Bununla beraber netice hakkında hiçbir şüphe yoktur. Zi­ra bir çok seçim idarehanesini ziyaret etmiş olan gazete muhabirleri Çekoslo­vakya İçişleri Bakanının vaatlerine rağ­men, seçimin hiçbir yerde gizli yapılmış olduğunu müşahede etmemiş olduklarını bildirmektedirler. Her seçim idarehane­sinde ekserisi komünist partisine mensup olmak üzere bir çok kontrol bulunmakta idi.

-Prag:

Millî Meclise 300 saylav seçilmesi için yapılan Çekoslovak seçimlerinin ilk ne­ticesi, eski Südet bölgesinde ve Slovak-ya'da hükümet koalisyonuna beklendiği gibi, oyların yüzde 100 ünü temin et­miştir.

Bütün gazete muhabirleri seçim neticele­rinin önceden bilinmekte olduğunu söy­lemekte mutabıktırlar.

31 Mayıs 1948

—Prag:

Prag'da bulunan basın muhabirlerinin bildirdiklerine göre, tek listeli seçimler dün bütün gün devam etmiştir. Başkan Beneş oyunu vermemişse de Madam Be-neş sandık başına giderek oyunu kullan­mıştır.

Prag Radyosu, halkın yüzde 89 unun oy­larını hükümet lehine kullandığını ya­yınlamıştır. Her 9 seçmenden birinin, oy sandığına beyaz oy kattığı, tahmin olun­maktadır.

Bazı köylerde komünistler halkı toplamış ve kafile halinde oy sandıklarının başına getirerek kendilerinden, oylarını açıkça hükümet lehine kullanmalarını istemiş­lerdir.

—Prag:

İyi haber alan kaynaklara nazaran Baş­kan Beneş'İn bu hafta esnasında istifa etmesi muhtemeldir.

Başkanın son seçimler sırasında komü­nistler tarafından kullanılan usullerden nefretduyduğubildirilmektedir.

2 Mayıs 1948

— Londra:

Finlandiya komünistlerinin, son hadise­leri bir muvaffakiyetsizlik telâkki ettik­leri anlaşılmaktadır. Zira, Başkan Pasi-kivî, her ne kadar Rus - Fin askerî itti­fakını imzalamış ise de, yine de büyük bir zafer kazanmıştır. Başkanın bu zaferi Sovyetlerle olan müzakerelerde sağ­lanmış diplomatik bir muvaffakiyettir. Andlaşmanm belkemiği olan hükümde, Finlandiya, Fin topraklarına bir hücum halinde Sovyet Rusya ile istişare etmek­ten başka hiçbir taahhüde girmemekte­dir. Ancak böyle bir tehlikenin mevcu­diyeti Fin'ler tarafından kabul edildiği takdirdedir ki, Fin Hükümeti toprakla­rının tamamiyetini muhafazaya mecbur olacak ve yine bu takdirde, lüzum, görü­lürse, Sovyet kuvvetleri yardıma gele­ceklerdir.

Dahilen, Finlandiya, iktisadî hayatını kal­kındırma yolunda serî terakkiler kaydet­mektedir. Ve Rusya'ya ödemek zorunda olduğu tamirat yükü olmasaydı bu mem­leketin Avrupa'nın en müreffeh mem'e-ketlerînden biri olacağından - şüphe edil­miyor. (Bilindiği gibi 1944 - 1952 devre­sinde Finlandiya Rusya'ya 250 milyon do­lar ödeyecektir.)

Bununla beraber, Finlandiya'da yakm bir buhran beklenebilir. Bu da gelecek se­çimlerinortayaçıkaracağımeseledir.

Halen, saylavların dörtte biri komünist­tir. 8 kabine üyesinden 6 sı da komünist partisi üyesidir. Komünistlerin telâşa düş­meleri, partinin endişede olduğunu gös­terir. Finlandiyalılar gerek Marshall plâ­nındangerekse,komünizmtehlikesine

karsı birleşen batı devletlerinin tesanü-dünden cesaret almışlardır. 4 milyonluk nüfus içinde 27 bin kişi olan komünistler, hattâ harbin kaybedileceği zannedildiği günlerde bile bu sayıyı 200 binekadaryükseltememişlerdir.

20Mayıs 1948

—Helsinki:

Finlandiya Parlâmentosunda hükümetin 1947 senesindeki icraatına ait raporun incelenmesi sırasında Komünist İçişleri Bakanı Leino'ya karşı ileri sürülen gü­vensizlik takriri 61 oya karşı 81 oyla kabul edilmiştir.

Finlandiya Anayasasına uygun olarak Leino istifa etmek mecburiyetinde kala­caktır. Hükümete iştirak etmekte olan halkçı demokratların da bu istifayı ta­kip etmeleri muhtemeldir. Hiç olmazsa kısmî bir hükümet buhranının başlıya-cağı zannedilmektedir.

21Mayıs 1948

—Helsinki:

Komünist İçişleri Bakanı Leino bugün Bagkanlla ve Cumhurbaşkanı Paasikivi ile yaptığı görüşmeleri müteakip öğleden sonra istifasını vermiştir.

22Mayıs 1948

—■ Helsinki:

Finlandiya Cumhurbaşkanı komünist olan İçişleri Bakanının istifasını kabul etmiş­tir.

Finlandiya Parlâmentosu üç gün evvel bakanı 1945 senesinden beri Finlandiya'­da polis devlet rejiminin tesisinden so­rumluolmaklaittihamederekkendisi hakkında verilen bir güvensizlik takriri­ni kabul etmiş bulunmaktaydı.

Finlandiya Anayasasına göre kabineye dahil herhangi bir üyenin parlâmentonun güvenini haiz olması icap etmektedir.

Rusya ile bir antlaşma imzalanması için müzakerelerin devamı sırasında içişleri Bakanının komünist olması dolayısiyle Finlandiya da bir endişe hissedilmekteydi. İçişleri Bakanının önümüzdeki seçimler sırasında hizmet görecek olan motorlu polis kuvvetlerinin kontrolımu elinde bu­lundurmakta olması keyfyeti tenkidlere yol açmış bulunmakta idi.

Solcu sosyalistlere mensup bulunan Mil­li . Eğitim Bakanı içişleri Bakanının ye­rini almıştır.

— Londra:

Finlandiya'lı bir muhabirin kanaatince: Fin İçişeri Bakanının istifasına yol açan olaylar 1 Temmuz'da yapılacak olan Fin Genel seçimleri için hazırlık mücadelesi­nin ilk çatışmaları mahiyetinde telâkki edilebilir.

Muhabir, neticenin, içişleri Bakanının seçimlere tesir etmesinden çekinen sos­yal demokratlar için önemli bir zafeıt olduğunu ilâve etmektedir.

Şimdiki parlâmentoda gerek sosyal de­mokratlar ve gerekse komünist taraftar­ları'mevkilerin dörtte birine maliktirler. Fin - Rus andlaşması hükümlerince Sov­yetler Birliği Finlandiya'nın içişlerine ka­rışmamayı taahhüt etmektedir. B. B. C. nin Helsinki muhabiri bu teminatın ko­münist olmıyan Fin partilerinin ihtiyatî: hareketlerini terketmeye cesaretlendirdi­ğini ileri sürmektedir.

24 Mayıs 1948

— Helsinki:

Siyasî faaliyetleri dolayısiyle görevinden uzaklaştırılmış olan Fin İçişleri Bakanı bugün Helsinki'de muazzam bir toplantı tertip etmiştir. Bu toplantı İçişleri Baka­nının vazifesine son verilmiş olmasını protesto maksadiyle Finlandiya komünist Partisi tarafından bütün Finlandiya'da bu hafta zarfında tertip edilen toplantı­ların sonuncusudur.

— Helsinki:

Serbest bir demokrasi şartları altında tarihlerinin en büyük hezimetine uğra­mayı kabul etmeden Temmuz'da yapıla­cak oları genel seçimlere iştirake cesaret edemeyen Finlandiya komünistlerinin ka­rışıklıklarçıkaracakveyahükümetin

düşmesine yol açacak bir durumun yara­tılması için muazzam gayretler sarfet-mekte oldukları aşikârdır. Başkan Paasi-kivi dün sabahtan beri seyrüseferi felce uğratan liman iğcilerinin ve hamalların grevine nihayet vermek için orduya mü­racaat etmek fikrindedir. Limanda 27 gemiboşaltılmayıbeklemektedir.

Başkan bütün bakanlardan gerginlik do­layısiyle başkentten ayrılmamalarını ta­lep etmiştir. Seçimerden evveki haftalar zarfında daha vahim gelişmelerin mey­dana çıkması beklenebilir.

25 Mayıs 1948

— Helsinki:

Fin Komünist Partisi tarafından İçişeri Bakanı Lieno'nun iş başından uzaklaştı­rılması bahanesiyle bütün memlekette büyük bir protesto hareketi meydana ge­tirmek için sarfolunan gayret, dün ak­şam sanıldığına göre, beklenilen netice­leri vermemiştir.

Grevin tam manasiyle cereyan ettiği Turku'dakibaşllıcalimanvetersaneler

dışında şimdiye kadar sadece bazı yer­lerde işlerin bırakıldığı görülmüş, hal­buki birçok tesisler hiç karışıklık olma­dan çalışmalarına devam etmişlerdir. Eski komünist ocağı olan Helsinki Ter­sanelerinde işçilerin yüzde 6O'ı grevin aleyhindedir.

— Helsinki:

Finlandiyalı komünistlerin, Çekoslovak-larinkini model ittihaz ederek kurduk­ları hareket komitesi, hükümeti o derece endişelendirmiştir ki, ordu ve polis kuv­vetleri, Prag'da vuku bulmuş olana mü­şabih muhtemel bir darbeyi Önlemek maksadiyle hazır bir vaziyette bulunmak­tadırlar.

26 Mayıs 1948

—Helsinki:

Finlandiya Cumhurbaşkanı Paasivi'nin de iştirakiyle dün akşam toplanan Fin Kabinesi, kanuna aykırı hareketleri yü­zünden Cumhurbaşkanı tarafından azle­dilen eski İçişleri Bakanı Heino'nun ye­rine tayin edilecek kimse hakkında bir anlaşmayavaramamıştır.

Cumhurbaşkanı bu vazifeyi Eğitim Ba­kanı ve İçişleri Bakan Vekili Eino Kilpr-ye ve aynı zamanda Başbakan Mauna Pekkala'ya teklif etmişse de ikisi de red­detmişlerdir.

Leino'ya vekalât etmekte olan Kilpı, müfrit solcu demokrat halk partisinin Leino'nun vazifesine iadesini istiyen grev­ler yapması üzerine, dün bu vazifeden çekilmiştir.

—Helsinki:

Demokrat Halk Partisi İcra Komitesinin dün gece geç vakit bildirdiğine göre hü­kümeti, sol cenaha mensup birini içişleri Bakanlığına tayine mecbur etmek mak-sadiyle partinin hükümet üzerindeki taz­yikini desteklemek için 100 bin isçi grev yapmıştır.

Dün Helsinki'de 86, Turku'da 71, Lahti'-de 30 ve Tamperi'de 10 fabrikada yeniden grev ilân edilmiştir.

Muhtelif fabrikalardaki grevcilerin sayı­sı değişiktir. Fakat Lahti'deki 19 fabrika­da tam bir grev cereyan etmektedir.

—Helsinki:

Finandiya Cumhurbaşkanı kabinede şusekide bir değişiklik yapmış olduğunu bildirmiştir:

Halkçı demokratlardan Millî Eğitim Ba­kanı Kilpi, Leino'nun yerine İçişleri Ba­kanlığına, Halkçı Demokrat Parlâmento Grupunun Lideri ve eski İçişleri Bakanı Leino'nun zevcesi bayan Leino, devlet bakanlığına, İçtimaî İşler Bakanı M. Helliss, Kilpi'nin yerine Millî Eğitim Ba-kanllığmatayinedilmişlerdir.

27 Mayıs 1948

—Helsinki:

Komünist İçişleri Bakanı Leino'nun va­zifesinden uzaklaştırılması üzerine de­mokrat halkçı birliği tarafından tertip­lenen grevlerden müteessir olan bütün işletmelerde bu sabah tekrar işe başlan­mıştır.

Finlandiya üzerinde baskı...

28 Mayıs 1948 tarihli «Ulus» Anka­ra'dan :

Fin - Rus askerî andlaşmasmı bu sütun­larda tahlil ettiğimiz zaman, bu pakt ile Batıya yüz çevirme zorunda kalan Fin­landiya'nın bundan sonraki kaderinde. Sovyet dileklerinin hakim olması tehlike­sine işaret etmiştik. Zahirde Fin'ier bu andlaşmada kendilerinden önce Rus'ya île kayıtsız şartsız işbirliğine zorlanan diğer peyk devletlere göre, daha elverişli şart­lar elde etmiş görünüyorlardı. O kadar ki taraflar, imzaladıkları anlaşmaya sa­dık kaldıkları müddetçe, Moskova'nın ne Finlandiya Hükümetinin sarih muvaf-fakat ve diieği olmaksızın oraya askerî kuvvetler göndermesine, ne de Fin Mil­letinin içişlerine karışmasına imkân bı­rakılmamıştı.

Bununla beraber Moskova'nın gerçek niyetlerini gizlemek maksadiyle Fin'lere karşı sırf bir taktik icabı olarak müsaa-dekâr davranmış olduğu kanaati, hürri­yet ve demokrasi dünyasında haklı en­dişeler uyandırmaktan bir an bâli kal­madı. Sovyetler o günlerde, Fin'lere ya­pılacak haşin ve hoyrat bir baskının, kendi aleyhlerine yaratacağı tepkiden çekinerek bu yolu tutmayı menfaatlerine daha uygun bulmuş olabilirlerdi. Buna göre, Rus'ların Finlandiya ile birlikte, bütün Kuzey Avrupa'yı ele geçirme ni­yetlerini zamanla gerçekleştirmek için, adı geçen andlaşmayı bir merhale veya basamak saymakta olmaları ihtimalinden ciddî surette korkulmuştur.

Finlandiya'nın iç durumuna ait son ha­berler, bu korkunun pek de yersiz olma­dığını göstermektedir. Komünistler tara­fından çıkarılan karışıklıklar, Moskova'­nın askerî andlaşma ile elde edemediğini

bir hükümet darbesiyle halletmek niye­tine delil teşkil edecek bir mahiyet taşıyor. İkinci Dünya arbir.dehürriyet ve

istiklâlini korumak için kanlı fedakârlık­lara katlanmış olan Fin Milleti- varlığı­nın can düşmanı olan komünizmden nef­ret etmektedir. Bu sebeple halk serbest bırakıldığı takdirde komünistlerin, önü­müzdeki Temmuz seçimlerinde kesin bir hezimete uğramaları muhakkaktır.

Bunun Sovyet prestiji için ağır bir darbe teşkil edeceğini bilen komünistler, İçiş­leri Bakanı Leino'nun açık müzaheretiy-le memleketin emniyetini tehlikeye dü­şüren karışıklıklar çıkarmışlardır. Bunun üzerine İçişleri Bakanı, Parlâmento ço­ğunluğunun güvensizlik oyuyla, ıskat olunmuştur. Buna karşılık da Moskova, en nüfuzlu iki Sovyet sendika liderini ajan olarak hemen Helsinki'ye yollamış­tır. Bu suretle komünistlerin, ellerinde bulunan bütün vasıtalarla halkı umumî grevlere teşvik faaliyetleri hızlanmış, re­jim aleyhine tahriker artmıştır.

Bu durum karsısında Cumhurbaşkanı Passikiyi, yaratılan buhranı yatıştırmak için kabinede değişiklik yapmak zorunda kalmıştır.

Bu değişikliğin, komünistlerin Hükümet­teki mevkiini zayıflatmak şöyle dursun, kuvvetlendirmiş olduğu şüphesizdir. Bir kere Leino'nun yerine, aşırı solcu tema­yülünden dolayı iki gün önce Sosyal De­mokrat Partisinden çıkarılan Kilpi, İçiş­leri Bakanı olmuştur. Fakat daha mühi­mi Leino'nun eşi Bayan Herta Kuusînen'-in Devlet Bakanlığına getrilmiş olması­dır. Finlandiya'nın siyasî ve meşum rolü, bütün tafsilâtiyle anlatan bir yazının, Weltwoche'den çevrilerek geçen Pazar günü Ulus'ta çıktığını okullarımız ha-tırhyacaklardır.

Bu durumun aydınlattığı gerçek şudur: Finlandiya'da komünistler, Moskova'nın emir ve yardımiyle halkçı demokrat maskesi altında iktidarı ele geçirme ka­rarını vermişler ve bu hususta faydalanacakları ilk hareket mevzilerini ele ge­çirmişlerdir. Artık Temmuz seçimlerinin, demokratik usullere uygun halikın ger­çek iradesine termüma olacağından haklı bir şekilde şüphe olunabilir. Komünist­lerin, başvuracakları g35'rimeşru vasıta­lara rağmen, gene seçimi kaybetmeleri halinde de zorla bir hükümet darbesine kalkışmaları ihtimalden uzak değildir.

Finlandiya'da hürriyet ve demokrasi kuvvetlerinin- herhangi bir yardım ümi­di olmaksızın, içten ve dıştan bu kadar kuvvetli bir baskıya ne kadar mukave­met edecekleri kestirilemez. Eğer Finlan­diya da, Çekoslovakya'nın durumuna dü­şecek olursa, bunun iki mühimneticesi

olacaktır: Bir kere bütün İskandinav memleketleri yakın bir tehlike ile doğ­rudan doğruya karşılaşacaklardır. Son­ra da, Sovyet'lerin anlaşmazlık ve yayıl­ma siyasetinde herşeye rağmen ısrarları, bir kere daha sabit olmuş bulunacaktır. Buna karşı Birleşik Amerika ile demok­rasi cephesinin gene de kayıtsız ve se­yirci kalması kendi güvenlikleriyle Bir­leşmiş Milletlere bağlanan ümitleri de temelinden sarsacaktır. Bu bakımdan Finlandiya'daki durumun gelişmesi ile buna karşı gösterilecek tepkiler, dünya siyasetinin en meraklı ve önemli bir ko­nusu haline gelmiş bulunuyor.

11 Mayıs 1948

— Londra: Lps:

Tass Ajansı tarafından yayınlanan bir habere göre, Sovyetler Birliği iki mem­leket arasındaki münasebatı düzeltmek ümidiyle Birleşik Amerika ile müzake­relere başlamayı kabul etmiştir. Tass Ajansının dediğine göre, görüşmeye baş­lamak teklifi geçen hafta M. Molotof'u ziyaret eden ve kendisine Birleşik Ame­rika'nın dış siyaseti hakkında bir dekla­rasyon veren Amerika'nın Moskova Bü­yükelçisi General Bedeli Smith tarafın­dan yapılmıştır. Tass Ajansının bildirdi­ğine göre, bu deklarasyonun esaslı nok­taları şunlardır:

Avrupa Milletler Camiası ve Birleşik Amerika, Rus politikasının aldığı cere­yandan endişededirler ve müşterek bir müdafaa için birleşmişlerdir. Birleşik müdafaa tedbirlerine iştirak hususunda­ki Amerikan kararı, hiç bir kimseye kar­şı bir tehdidi tazammun etmemekte bu­lunan Avrupa kalkınma programına kar­şı Rusya'nın adığı hasmane tavır yüzün­den daha ziyade kuvvet kesbetmiştir. Sovyet Hükümeti veya onun kontrolü altında bulunan gruplar tarafından alı­nan tedbirler ve bu tedbîrlere kargı di­ğer memleketlerde hasıl olan tepkiler çok ağır bir durum yaratmıştır. Bu va­ziyet karşısında Amerikan Hükümeti üzerinde hasıl olabilecek suitefehhümle-rin önlenmesi çok ehemmiyet arzeden bazı noktaları izah etmek arzusundadır. Yine Tass Ajansının dediğine göre, Ame­rikan deklarasyonu şöyle devam etmek­tedir: Amerikan Hükümeti Amerikan halkının çoğunluğutarafındandesteklenmektedir.

Ve bu sene de yapıacak seçimlerin neti­celeri gibi herhangi bir dahilî mülâhazaya kapılmaksızm şimdiki dış siyasetini azim­le takip edecektir. Komünist propagan­dacılar Birleşik Amerika'da bir ekono­mik buhranın olacağı tahminini ileri sü­rüyorlar, fakat bu neviden hiç bir buh­ran Birleşik Amerika'nın başlıca istihsal kudretine ve Amerikan dış siyasetinin temelini teşkil eden unsurların hiç biri­ne tesir edemez.

Eğer Birleşik Amerika bazı memleketlere yardım. etmek ve bu memleketlerdeki komünist azınlıklarına karşı siyasî bü­tünlüklerini korumak mecburiyetinde olmasaydı Amerikan dış siyasetinde Sov­yet basını tarafından bu kadar şiddetle tenkit edilen birçok noktalar bulunmıya-cakti.

M. Molotof iki gün evvel tevdi ettiği ce­vabında Sovyet Hükümetinin iki memle­ket arasındaki ihtilâfları tetkik ve hal için müzakereye başlamayı kabul ettiği­ni bildirmiştir.

M. Molotof, ayni zamanda memnuniyet verici mahiyette olmıyan şimdiki müna­sebetlerin Doğu Avrupa'daki Rus politi­kasından doğduğu keyfiyetini Sovyet Hükümetinin kabul edemiyeceğini ilâve etmiş ve Rusya'nın diğer Avrupa mem­leketleriyle olan münasebetlerin har­bin sonundanberi ehemmiyetli surette düzeldiğini ve hiç bir gizli hükmü muh­tevi bulımmıyan ve ancak Almanya veya muhtemel müttefiklerinin yeni bir teca­vüzüne karşı tevcih edilmiş olan dostluk ve karşılıklı yardım andlaşmaları ile bu düzelmenin ifade edilmiş bulunduğunu beyan eylemiştir.

M. Molotof, Birleşik Amerika'nın Kana­da ve Meksika gibi komşu memleketler­le münasebetlerini takviye etmek yolunda bulunduğuna ve bunun anlaşılabilir bir keyfiyet olduğuna işaret etmiştir.

M. Molotov, bazı Doğu Avrupa memle­ketlerindeki «demokratik ıslâhatı» Rus müdahalesine atfetmenin tamamen yan­lış olacağını beyan etmiş ve diğer taraf­tan Birleşik Amerika'nın Yunanistan ve diğer memleketlerin dahilî işlerine mü­dahaleettiğini ilâve eylemiştir.

Sovyet Dışişleri Bakara, Milletlerarası gerginliğe bilhassa Amerikan hava ve de­niz üseri şebekesinin Sovyetler Birliğine komşu topraklar da dahil oîlmak üzere dünyanın muhtelif kısımlarına yayılma­sı gibi inkişafların sebep olduğunu be­yan etmiş, son defa imzalanan Brükse! andîaşmasmıtenkit ederekbunun bîr

müdafaa tedbiri olmadığının bedihi ol­duğunu ilâve etmiştir.

Nihayet M. Molotof- Birleşik Amerika'­nın Rusya ile ticarî taahhütlerini hakka­niyetle ifa etmediğini ve bunun neticesi olarak Rusya'ya yapılan Amerikan ihra­catının inkitaa uğramış olduğunu da be­yan etmiştir.

12 Mayıs 1948

— Moskova :

Sovyetler Birliği Yüksek Şûrası Badkan-life Divanı, Dün Finandiya ile yapılan ve

6 Nısan'cla Moskova'da imzalanmış olan dostluk, işbirliği ve karşılıklı yardım andlaşmasmıtasdiketmiştir.

Yeni Sovyet Taaruzu...

Yazan: Selim Sabit

20 Mayıs 1948 tarihli «Tasvir» İs­tanbul'dan :

Stalin, Vallas'm son teşebbüsünden isti­fade ederek, Amerika'yı "bir kere daha müşkül mevkie sokmak fırsatını elde et­miştir.

Filhakika bir kaç hafta önce Stalin'e yazdığı bir acık nıektupda Vallas'ı Ame­rika ile Sovyetler Birliği arasında kor­kuyu ve şiddeti icap ettirecek hiç bir an­laşmazlık hiç bir zorluk mevcut olmadı­ğını ileri sürmekte îdi. Amerika Birleşik Devletleri ile Rusya arasında barış gayesini güden görüşme­lerin halledemiyeceği hiç bir ihtilâfın bulunmadığını iddia eden Vallas. uzun bir anlaşma programı teklif ediyordu. Bu programda umumî silâhsızlanma, atom bombasını kullanmak memnuiyeti dev­letleri birbirinden ayrı düşüren secilerin kaldırılması, harpten mutazarrır olan Kiillletlere Birleşmiş Milletler Kurulu çerçevesi dahilinde yardım yapıması, di­ğer devletlerin dahili işlerine müdahele memnuiyeti ve saire gibi teklifler vardı. Londralı siyasî müşahitler, Vallas'm tek­liflerini zaman zaman Sovyet Hükümeti sözcüleri tarafından ileri sürülen teklif­lere ne kadar benzediğini belirtmekte güçlük çekmemişlerdir. Belki Vallas, bu benzeyişin sırf bir tesadüf eseri olduğu­nu ve kendisinin komünistlikle hiç bir alâkası olmadığını bir kere daha iddia edecektir. Fakat komünistlerin en. kötü­sü bizce komünist partisine belki resmen bağlı olmamakla beraber tamamiyle bu parti mensupları gibi düşünen ve hare­ket eden bu insanlardır.

Nitekim Stalin'e hitaben yazılan bu açık mektubu Vallas'm yerine Thorer veya Togliatti pek alâ imza etmiş olabilirlerdi. Fakat yer yüzünde bu görüşe iştirak et-

meyen ve Vallas'ı samimi bir idealist ve sulh uğrunda mücadele eden bir beşeri­yet hadimi telâkki eden bir çok kimse­ler vardır. Biran için hakikatin bu mer­kezde olduğunu kabul etsek ble bu gibi idealistlerin, aldatıcı sözlerine kanan ve hattâ kanmayan insanlara ne kadar fe­nalık etmiş olduklarını anlamak için dün­ya tarihine bir göz atmak kâfidir. Sta-lin'in Wallace'in mektubuna mal bulmuş mağribî gibi hemen' sarılması bu çeşit adamlardan ne kadar tevakki etmek g°-rektiğn açık olarak göstermektedr. Sovyet Hükümeti Reisi, kendisine hitaben yazılan açık mektuba verdiği cevapta Vallas'm tekliflerinin sağlam bir müza­kere zemini teşkil ettiğini bildirmekte­dir. Stalin bu usretle bir taşla bir kaç kuş vurmak istemektedir.

Filhakika müzakereye hazır olduğunu söylemekle:

— Büyükler arasında yapılacak görüş­melerin herşeyi halledeceğineinanmaktadevamedenAmerika'nın,umumîefkâ­rını kazanmak:

— Sovyet Rusya'nın böyle bir konfe­ransa iştiraketmeğeamadeolduğuna
dünyayıinandırarak.bukonferansıntoplanmaması yüzünden doğacak mesuli-
yetlleri Vaşir.gtonHükümetinetahmiletmek:

-— Ve her şeyden Önce Amerika'dakiCumhurbaşkanlığı için yapılmakta olanseçim mücadelesi dolayısiyle zaten ka­rışmış olan zihinleri daha fazla karıştır­
mak vebirmemnuniyetsizlikhavasıuyandırmakgayesini gütmektedir.

İşin kötüsü bu manevranın muvaffakiyet ihtimalinin "bir hayli kuvvetli olmasıdır. Bunu Önlemek için Vaşington'un biran evvel vaziyetini ve siyasetini hiç bir te­reddüde mahal bırakmıyacak şekilde tas­rih etmesi lâzımdır.

Sovyet'lerin bu yeni ve tehlikeli taarru­zunu ancak bu suretle karşılamak müm­kün olabilecektir.

1Mayıs 1948

—Atina :

Yunan ordusunun çetecilere karşı Ru­meli bölgesinde girişmiş bulunduğu ha­rekât bilfiil sona ermiştir.

Geçen, hafta zarfında dağınık çeteci grup­ları, hükümet kuvvetlerinin teşkil ettiği kordonu muhtelif yerlerden delmeğe te­şebbüs etmişlerdir.

Yunan kuvvetleri genel karargâhının bir tebliğinde bildirildiğine göre, geçen Per­şembe günü> Giyonas Dağı bölgesinde mühim bir çeteci birliği hükümet kuv­vetleri tarafından çevrilmiş ve 127 çeteci öldürülmüş 279'u da esir edilmiştir. Hü­kümet kuvvetleri Prannas Dağının Doğu yamaçlarında diğer bir çeteci grupu ille savaşlara tutuşmuştur. Bu savaşlarda 17 çeteci öldürülmüş ve 12 si esir edümiştiv Agrafa'nın kuzeyinde göğüs göğüse ce­reyan eden bir savaşta 41 çeteci öldü­rülmüştür. Bu harekât gününde ordu kuvvetleri 6 ölü 6 yaralı vermişlerdir.

2Mayıs 1948

—Atina :

Adalet Bakanının katli dolayısiyle Ati­na'da ilân edilmiş olan sıkı yönetim, Atı­na dolaylarına, Peloponez'e ve Yunan adalarına da teşmil edilmiş olduğu öğre­nilmiştir. Atina'da yayınlanan bir teb­liğde bildirildiğine göre, hükümet bu gibi tethişçi hareketlerde bulunan komünist­lere karşı çok şiddetli tedbirler alacaktır. Burada öğrenildiğine göre, daha bir çok Yunan bakanlarına tehdit mektupları gönderilmiş bulunmaktadır.

—Atina :

Yunan ordusu" bir çok çetecilerin öldüdürülmüş olduğunu bildirmektedir. Ko-rent Kanalı kuzeyinde iki hafta devam etmiş olan savaşlar sonunda, hükümet kuvvetleri, bütün bir. çeteyi imha etmiş­tir. Dağın, yallnız bir bölgesinde 260 dan ziyade çeteci öldürülmüş ve 500 esir alın­mıştır. Peloponez bölgesinde de 700 ki­şilik bir çeteci grubu imha edilmiştir.

3 Mayıs 1948

—Atina :

Sıhhat Bakanı Orîanide beyanatta bulu­narak Adalet Bakam Christos Ladas'ın elbombasının infilâkım müteakip damar patlamasından öldüğünü bildirmiştir. Cu­martesi günü akşamı Ladas'ın harareti 42 ye çıkmıştı.

Cesed dün öğleden sonra Kiliseye nakle­dilmiştir.Cenaze alayıbugün buradan

başlıyacakür.

Savcıya verdiği ifadede katil bir kaç gündenberi bakanı göz hapsine adığını itiraf etmiş fakat cürüm ortaklarının kim olduklarını bildirmemiştir. Katü komü­nist partisi namına talimat verenlerin isim ve adreslerinin bilinmesine meydan bırakmadığını ilâve etmiştir.

—Atina :

Askerî makamlar, Genel Kurmay Başkan­lığından verilen resmî tebliğler dışında çetecilere karşı yapılan askerî harekât hakkında gazetelerin haber yayınlama­larını dün yasak etmişlerdir.

Dün geceden itibaren tatbik olunan so­kağa çıkma yasağı Atina'da Peloponez'de ve Girid'le diğer adalarda Ladas'a yapı­lan suikast üzerine ilân edilen sıkı yö­netim sebebiyle konulmuştur. Bugün ya­pılacak cenaze töreni münasebetiyle Ati­na'da özel güvenlik tedbirleri alınmıştır.

16Mayıs 1948

—Atina :

Atina Ağır Ceza Mahkemesi 1944 yılın --da milliyetçileri Öldürmekten suçlu Opla grupu mensublan sanıklarından 4 kişiyi ölüm ve biri*ıi de müebbed kürek ceza­sına mahkûm etmiştir.

—Atina :

Yunan kuvvetleri komutanlığının dün aksara neşredilen bir tebliğde çetecilere karşı hücuma geçen hükümet kuvvetle­rinin Bulgar hududunun ötesinden şid­detli bir ateş açılmış olduğu bildirilmek­tedir.

—Atina :

Cephede yaptığı bir teftiş gezisinden dö­nen Harbiye Bakanı Stratos, harekâtın inkişafından memnun olduğunu söylemiş ve şunları ilâve etmiştir:

Bu harekât ile âsilere öldürücü bir darbe vurulmuş ve Kuzey Yunanistan komü­nist belâsından kurtarılmıştır. Helikon, ■Giyona, Kalidromyo, Parnas ve Vardus-ya gibi dağlık mmtakaîar kurtarılmış bulunmaktadır. Slratos» ordunun pek ya­kında âsilerin işini bitireceği udini İzhar etmiştir.

17Mayıs 1948

—Atina :

Yunan kuvvetleri güneyde, Peîoponez'de âsilere karşı hücumlarını şiddetlendir­mişlerdir.

—Atina :

Yunan Genel Kurmayının bildirdiğine göre, Peîoponez'de ve Güney Yunanis­tan'da çetecilere karşı girişilen taarruz hareketleri şiddetlenmiştir.

18IVIayıs 1948

—Atina :

Hükümet Kuvvetleri Genel Kurmayının bildirdiğine göre Doğu Makedonya'da Pa-pades bölgesinde önemli bir Partizan çetesi tarafından bir taarruz yapılmıştır. Genel Kurmay, bu taarruzun püskürtül­müş olduğunu, belirtmektedir. Partizan'-îarm kaybı 83 ölü ve 103 esiri bulmuştur. Hükümet kuvvetleri bir ölü ve 14 yaralı vermişlerdir.

Basın muhabirlerine nazaran bu Parti­zan çetesi 1000 kişiden müteşekkil olup Bulgaristan'dangelmekteydi.

19 Mayıs 1948

—Atina :

Başbakan Yardımcısı Çaldaris, Yunanis­tan'daki son idamları protesto eden Sov­yet notasına hükümetin cevabını bugün Sovyet Rusya Elçisine vermiştir. Nota­nın metni henüz neşredilmemiştir.

—Atina :

Genel Asayiş Baka nı Rendu beyanatta bulunarak Adalet Bakanı Radas'm katli üzerine açılan tahkikatın sona erdiğini bildirmiştir.

Katilin itiraflarına göre hadiseyi tertip eden komünist partisi olduğu anlaşıl­maktadır.

Bu iddiayı Ladas'ın katlini aynı akşam övünerek nakleden Markos Radyosunun yayını ve komünist erkânının gizlice çı­kardıkları Eizospatİs gazetisinin 9 Nisan 1948 tarihli nüshası teyid etmektedir. Eizospatİs bu nüshasında, faal komünist­lerin tedhiş hareketlerini bir kat daha ar­tırmağa teşvik etmekte idi. Katil ifade­sinde vaka mahallinde 60 kişinin bulun­duğunu ve bunlara öîbombasi atmak suretiyle firarını mümkün kılmak vazi­fesi verildiğini söylemiştir. Fakat yetkili çevrelerin fikrince vaka mahallinde her ne kadar altmış kişi bulunmuşsa da bun­lara verilen vazife katili bir takım itiraf­larda bulunmaktan alkoymak için onu öldürmekten ibaretti. Fakat katil de ye­re serildiğinden bunlar öldüğünü sana­rakoradanuzaklaşmışlardır.

—Atina :

Yunanistan'ın belli başlı Tütün Tüccar­larından Yohanis Papas - Trakos, Atina Askeri Mahkemesinin emriyle dün tevkif edilmiştir. Bu tevkif hakkında resmî hiç bir sebep bildirilmemiştir.

Yunan Hükümet ku-vetlerî tarafından temizlenmiştir. Or­dunun son ileri harekâtından evvel, asi­ler.. Bulgar hududuna kaçabilecekleri üs-lerden harekât edeerek mütemadiyen baskınlarda ve baltalamalarda bulun­makta idiler. Asilerin büyük bîr kısmı, Bulîgar topraklarına yerleştirillmiş ba-, taryaların himaye ateşi altında hududu aşmışlardır. 200 kadar âsi öldürülmüş veya esir edilmiştir.

ingiliz, Amerikan ve Rus gazzetecileri Makroniz Adasındaki islâh kampını zi­yaret etmişlerdir. Bu kampta, sadakatle­rinden şüphe edilen 15.000 kadar subay ve er bulunmaktadır. Gazeteciler kamp­ta bulunanların sadakat gösterileri kar­şısında hayrete düşmüşlerdir. Kampta bu­lunanlardan1000'işimdidenfaalhizzme-

te ayrılmış âsilelre kargı açılan mücade­le de temayüz etmiştir.

Silâh bulununca, diğerleri de orduya ka­tılmak üzere adadan ayrılacaktır.

— Atina:

Yunanlı bilginler, radyoaktif şualara karşı koruyucu bir madde keşfettikerini bildirmektedirler.

Kimyager Vatikiotis, arkadaşlariyle bir­likte, aylarca süren çalışmalardan sonra üniforma imaline yarayacak bir madde bulmuş olduğunu söylemiştir

Bilgin, bu konuda teknik malûmat ver­meği reddetmiş, yalnız araştırmalara de­vam edildiğini ve bahis konusu madde­nin siklotron şualarına maruz bırakıla­raktecrübeyapılacağınıilâveetmiştir.



Markos övünüyor...

29 Mayıs 1948 tarihli «-Son Posta» İstanbul'dan:

Türlü fenalıklara ve insanlık dışı hâdi­selere sebep olan iç Yunan harbi müna­sebetiyle Yunan komünistlerine ve onlar­la birlikte hareket eden suç ortaklarına atfolunan şeni hareketlerden biri de, bir takım masum ve küçük yaştaki Yunan çocuklarını memleket haricine kaçırmak ve Yugoslavya ile Arnavutluk veyahut Bulgaristana naklederek, oralarda, komü­nist usulleri gereğince bunları yetiştir­meye çalışmaya koyulmaktadır. Millî ve meşru Yunan hükümeti, bu ço­cuk kaçırma hâdiselerini dünya umumî efkârı Önünde şiddetle protesto etmekle kalmamış, ayni zamanda birleşmiş mil­letler teşkilâtının ittılâma cia arzetmiştîr. Resmî Yunan hükümetinin bu teşebbüsü üzerine Yunan komünist çetelerini idare eden Markos. Birleşmiş 'Milletler Teşkilâ­tı Umumî Kâtipliğine bir muhtıra gönder­miştir. Bu muhtıra, bu gibi ahvalde, ko­münist denilen insanın, ne derece karışık bir mantığı benimsiyebileceğinin şaheser bir örneği olduğu için. hususî kıymeti hâiz bir vesika sayılabilir. Çeteci Markos, kendisine isnat olunan suçu kat'iyen reddetmemektedir. Bilâkis bunu İşlediğini açıkça itiraf eylemek su­retiyle, hem Birleşmiş Milletler Teşkilâtı hem de bu meselede, bu teşkilâtı bir şi­kâyet mercii addederek ona müracaatte bulunan Yunan hükümeti ile âdeta alay etmektedir.

Markosun mantığı aşağı yukarı şundan ibarettir :

«Biz, on binden fazla küçük çocuğu Yu-nanistandan kaçırarak hakikî demokrat memleketlere (!) naklettik. Bu suretle hareket eylemek suretiyle de hem çocuk­larını hava bombardımanlarından, hem de Yunan resmî kuvvetlerinin tasallutun­dankurtarmamızıistiyenanavebaba-

larının isteklerini yerine getirmiş olduk. Bu sebeple tarafımızdan işlenmiş bir suç yoktur.»

Bir hırsızın hırsızlığını mazur göstermek için içinde yaşadığı cemiyetin baştan ba­şa hırsızlardan mürekkep olmasını iddia ve onlar çalarken kendisinin eîi kolu bağlı kalmayacağını söylemesi ve her ka­tilin, göz önünde işlediği cinayete esbabı mucibe olarak çok defa nefis müdafaası zaruretini ileri sürmesi gibi; Markosun da, binlerce ve binlerce Yunan çocuğunu ailelerinin şefkat ve muhabbetlerinden uzaklaştırmayı bir nevi kurtarma ameli­yesi şeklinde ifade etmesi fazlaca hayret edilecek bir hadise sayılmamak lâzım gelir. Çünkü bu adam da, birçok benzer­leri gibi, tamamen sakat ve şeklen akü çelebilir gibi görünen bir mantıktan fay­dalanmak suretiyle dünyayı iğfal edebi­leceğini sanmaktadır.

Düşünmemektedir ki binlerce birbirine benziyen ve zamanla şekil değiştirebile­cek olan küçük çağdaki çocukları hep bir arada tophyacak olan bir hâdise; yarın, bunların aidiyetleri bahsinde ciddî yan­lışlara sebep olacaktır ve belki de bu suretle bir Yorgomm çocuğu bir Pimît-riye mal edilecektir.

Kiç bir muvazeneli akim kabul edemiye-ceği böyle sapık bir muhakemeye daya­nan ve bu dayanağı ile davasını yürüte­bileceğini sanan Markosa, Birleşmiş Mil­letler teşkilâtının nasıl bir cevap vere­ceğini tahmin etmek zor olmasa gerektir. Maamafih, o cevabın verilmesine intiza-ren, âmme vicdanının hükmü, daha şim­diden kendini açığa vurmuş ve bu adamı katillerin en şenii olarak itham etmekte bulunmuştur. Bir zamanlar müttefik res­mî tebliğerinin «vatansever» diye vasıf­landırdıkları bu ve bunun gibi adamlara karşı, ayni memleketlerde hâsıl olan bu­günkü büyük kanaat değişikliği bir de­fa daha gösteriyor ki ikinci dünya harbi içinde bir çok azim ve feci hatalar işlen­miştir. Fakat bunları tamamen açıklama­nın sırasıhenüzgelmemiştir.


22 Mayıs 1948

— Londra :

Bundan bir hafta kadar evvel vazifele­rinden çıkarılmış olan, Yugoslav Hükü­metinin iki komünist üyesi Maliye Baka­nı Züyoviç ile Sanayi Bakanı Helbrong'un akibetleri bir esrar perdesi ile örtülü­dür.

Londra basın servisi muhabirine göre, Belgrad çevreleri bu iki eski bakanın tevkif edilerek kurşuna dizilmiş olduk­ları yolundaki haberlere inanmamakta­dırlar. Bir kaç zamandan beri adı geçen bu iki bakan, hükümetin takip etmekte olduğu siyasetin bazı kısımlarına ve tat­bik edilen usullere muhalefet etmekte idiler.

Bu bakanların ortadan kaybolmaları, bunun resmî hareket tarzından ayrılmak­ta gibi görünen bazı komünist üyeler arasında bir temizleme hareketinin baş-

langıcı olup olmadığı yolunda mülahaza­lara vesile teşkil etmektedir.

27 Mayıs 1948 — Belgrat:

Yugoslav makamları, İngHiz Ataşemilite-rinin belgrattaki uçağının cumartesi gü­nüne kadar Yugoslavya'y1 terketmesini emretmişlerdir.

Yugoslav Dışişleri Bakanlığının bu emri haklı göstermek için herhangi bir sebep ileri sürmediği, fakat İngiltere Büyük Elçiliğine memleket dahilinde seyahat etmek için Yugoslavya'da yeter miktar­da taşıt vasıtasının bulunduğunu, İngiliz Ataşemilitermin de bunlardan istifade edebileceğini bildirmiş olduğu söylenil-mektedir.

Bahis mevzuu uçak Viyana'ya giderek ingiliz Ataşemiliterinin emrine intizaren orada kalacaktır.

Allah sizleri korumakta ve millet sizi destekle­mektedir.

Suriye ordusunun Filistin hudutlarını geçmiş olduğuna dair çıkan haberleri dün akşam Şam'da hiçbir resmî kaynak ne teyit etmiş ve ne de yalanlamıştı.

2Mayıs 1948

— Şam :

Arap Kurtuluş Ordusu Başkomutanlığı­nın tebliği :

Kuvvetlerimiz dün Kudüs'ün Yahudi ma hallerini topa tutmuşlar ve Talip kampı ile mühimmat depasunu tahrip ve müteaddityangınlarçıkarmışlardır.

Bu sabah Yahudiler. Katamon mahalle­sine hücum etmişlerdir. İngiliz kıtalarının müdahalesi, kuvvetlerimizin karşı taar­ruzda bulunmasına mani olmuştur. Savaş şiddetledevam etmektedir.

SafedbölgesindekuvvetlerimizHaragi Yahudi köyünün büyük bir kısmını tah­ripettiktensonraçekilmişlerdir. Diğerbölgelerdekaydadeğerbirşey yol; tur.

3Mayıs 1948

— Sam :

Arap Kurtuluş Ordusu Yüksek Komu­tanlığısu tebliğiyayınlamıştır :

ingiliz müdahalesi üzerine Kudüs'teki muhasemat durdurulmuştur. Her iki ta­raf işgal ettikleri yerleri muhafaza et­mektedir. Düşman, ağır hayvan topları ve füzeli bombalarla Safad'daki mevzileri-mizi bombardman etmiştir. Büyük hasar yoktur. Hul ve Safad Gölü üzerinde- düş­man uçakları keşif faaliyetlerinde bulun­muştur. Diğer bölgelerde hiç bir değişik­likolmamıştır.

5 Mayıs 1948

—kudüs:

Filistin Yahudileri dün ilk defa olarak pos'a puiu çıkarmışlardır. Bundan baş­ka dün ilk Yahudi treni Hayfa limanı ile Kadera isimli Yahudi şehri arasındaki portakallıklar arasında 32 kilometre kat el mistir.

Hakikatte bu Siyonist posta pullan ev­velce Keren Kayameth isimli Mfllî Yahu­di Sermayesi idaresi tarafından Filistin-de toprak satın almak üzere çıkarılan pulların yeni bir nüshasıdır.

Şimdiki pulların üzerinde sürşarj olarak, Birleşmiş Milletler taksim plânı gereğin­ce tanzim edilen Filistin hudutlarının bir haritası mevcuttur. Pulların hepsi şim­dilik Telaviv'de olduğundan dunlardan Kudüsdebulunmamaktadır.

6Mayıs 1948

—Şam :

Arap Kurtuluş Kuvvetleri Yüksek Komu­tanlığı aşağıdaki tebliği yayınlamıştır: Safad'da harp bütün şiddetile devam et­mektedir. Araplar düşmana ağır kayıp­lar verdirerek mevzilerini muhafaza et­mişlerdir. Savaş devam etmektedir. Cep­henin diğer bölgelerinde kay d e değer bir şey olmamıştır.

7Mayıs 1948

—Amman :

Kral Abdullah Filistin Yahudüerine hi­taben kat'î bir ihtarda bulunmuştur. Kral bu ihtarında ezcümle şunları söylemek­tedir :

Filistinden ingiliz mandasının kalkmasın­dan sonra Arap Milletinin bir vazifesi ve borcu olacaktır. Bu vazife ve borç Filis-tinde istikran, temin, mukaddes mahal­lerin muhafazası için tahribata ve yapılan kıtale son vermek ve araplarm memleket üzerindekihaklarınımuhafazadır.

Bu vazife ve borç Arap milletleri tara­fından hükümetlerine tevdi edilmiştir. Bize sığman herkes himaye görecektir. Silâhlarını muhafaza ve hücumlara devam edenler bu hareketlerinin cezasını bula­caklardır. Bu hitabı Haganah ve müma­sili gruplara karşı yapıyoruz. Bu teşek­küllere harbin çetin olacağını ve arapla­rm adetlerinin çok olduğunu hatırlatırız. Yahudilerin de Filistinde Araplarla aynı hak ve vecibelere sahip olduklarını bir daha teyit ederiz. Bundan sonra hâla harbi istediğiniz takdirde bunun mesu­lü yalnız sizler olacaksınız.

14Mayıs 1948

—Hayfa :

Haganah'ın bir sözcüsünün dün bidirdi-ğine göre Kfar et Zion isimli Yahudi ko­lonisi Arapların dün geceki hücumu ne­ticesinde ateşe verilmiştir. Haganah'ın iddiasına göre hücumu yapan İngiliz top­ları ve modern, silâhlarla mücehhez bulu­nan ArapLijiyonudur.

Diğer taraftan Latrum Manastın dün Arap Kurtuluş Ordusu Komutanı Pakauji tarafından işgal edilmiştir. Kudüs ve Telaviv çevrelerinde silâhla bir çok yer­lerde ateş açılmıştır.

Filistin'in kuzeyinde kâin Yahudi koloni­si bu sabah Suriye ordusu birliklerinin taarruzuna uğramıştır. Bu hususta henüz tafsilât yoktur. Taber Dağı ile Samak arasında bulunan üç Arap Köyü, sakin­leri tarafından tahliye edilmiştir.

■— Kahire :

Masır kabinesinden bir Bakan Mısır ordu­suna mensup kuvvetlerin bu gece İngiliz mandasının sona ereceği saat olan 12 yi 1 geçe Filistin hududunu asacaklarını söy­lemiştir.

—■ Telaviv :

Haganah .YüksekKomutanlığıbugünradyo vasıtasiyle Yahudi Milletine hitap­
ta bulunarak Arapların istilâsına ve havarhücumlarınakarşıhazırbulunmasını is­temiştir.

Aynı talepte Yahudi şehirlerinde kısmî bir karartma yapılması sığınıklarla köy­lerdesiperlerkazılmasıistenmektedir.

15Mayıs 1948

—Telaviv :

Yahudi bağımsızlığının ilânı günü Haga-nah kuvvetleri Batı Celilede denizle Lüb­nan hududu arasında büyük bir taarruza

geçerek üç Arap köyünü işgal etmişlerdir. Akkâ'da mücadele devam etmektedir. Haganah Kudüs - Telaviv yolu üzerinde de yeni bir hücuma geçerek Ramlan şeh­ri civarında Abushusha köyünü işgaf et-

miştir. Yafadaki Yahudi idarî makamları kuvvetle tahkim edilmiştir. Haganah kuvvetleri bütün stratejik noktaları, li­manlan ve telefon santralını kontrol et­mektedir. Yafanın bir bölgesi İrgun'un elinde olup bu teşkilâtın birlikleri askerî idareye iştirak etmektedirler. Yafadaki Haganah askerî komutanının yaptırdığı araştırmalarda birçok silâh deposu ve mayinler bulunmuştur. Yafa merkezin­deki bütün evler tahkim edilmiştir. Yağ­maya rağmen limanda büyük miktarda emtiaelegeçmiştir.

—Telaviv :

Teîaviv'deki Yahudi makamlarının ya­yınladıkları tebliğlere göre. Akkâ'da ve Hayfa koyunun etrafında savaşlar devam etmektedir. Bu tebliğlerde Hayfa'dan Lübnan hududuna giden yol üzerinde ehemmiyetli bir mevkide bulunan bir şeh­rin Yahudi kıtaları tarafından muhasara edildiği bildirilmektedir.

Kudüs'teki Haganah kuvvetleri şehrin muhtelif strateji^ noktalarını ve bu ara­da da Barkleys Bank binasını ve hükü­met hastahanesile eski İtalyan Hastaha-nesini işgal ettiklerini bildirmektedirler. Haganah'ın tebliğinde kızılhacm kanlı savaşlara sahne olan BeytüHahim'den yüz kadar Yahudi yaralısını tahliye ettiği de ilâve edilmektedir.

—Telaviv :

Telaviv şimdiyekadarilk defa -olmak üzere bu sabah şafakta 3 Arap uçağı is.-. rafından bombalanmıştır. Şiddetli infilak--lar işitilmiş ve Yahudi uçak savar topla­rı ateş açmışlardır.

—Paris :

Fransız Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden biri dün yaptığı beyanatta, Yahudi Hü­kümetinin iyi niyetlerine itimat kesbe-dinceye ve bu devletin ■ Birleşmiş Millet­ler komisyonunca tayin edilmiş hudutlar içinde kalacağı açıkça belli oluncaya ka­dar Fransanm Yahudi devletini tanıma­yacağını söylemiş ve ezcümle şunları ilâ­ve etmiştir:

«Fransa'nın durumu şimdiye kadar ol­duğunun aynı kalmıştır, yeni Fransa LakeSuccess'dealınmışolankararlara saygı göstermiş ve son dakikada Fiîis-tin'de bir vesayet sistemi tesis edileceği­ni ümit etmiştir. Fransız Dışişleri Bakanı meselenin kendiliğinden hallolacağı ka­naatindedir.

Herşey, Arap devletlerinin açmakla teh­dit ettikleri harbin patlamayacağını ve taksim işinin barış yolüe ceryan edece­ğini göstermektedir. Bu takdirde de Fransa, Birleşmiş Milletlerin kararlaştır­dığı gibi bir Yahudi ve bir Arap devleti­ni tanıyacaktır.»

—Telaviv :

Arap uçakları üçüncü defa olmak üzere Telaviv civarını bombardman etmişlerdir. Suriye ve Lübnan uçakları Filistin'in kuzeyine istilayı haber veren beyanna­meler atmışlardır.

—Telaviv :

Haganah kuvvetleri şimdi Yafa'nm bütün stratejik noktalarım, Limanı ve telefon santraliniellerinegeçirmişlerdir.

Yafa.'nm bir bölgesi İrgun idaresine ve­rilmiştir. Haganah askerî komutanı Arap silâh depolarının meydana çıkarılması için araştırmalar yapılmasını emretmiş­tir. Bütün sokaklar ve şehrin merkezi tahkim edilmiştir.

—Telaviv :

Haganah Radyosu bu sabah Arapça yap­tığı bir yayında, Arap kuvvetlerine aşa­ğıdaki ihtarda bulunmuştur. Bir çok Arap esir etmiş bulunuyoruz, bunlara Milletlerarası kanunlara göre muamele edilmektedir. Fakat Yahudi esirlerin öldürülmesi halinde misilleme tedbirler alacağız.

—Hayfa :

Gayri resmî bir Yahudi kaynağından bildirildiğine göre Akkâ Arap şehri bu sabaherkensaatlerdeteslimolmuştur.

Şehir 3 gündenbsri Haganah grupu kuv­vetleri tarafından muhasıra edilmiş bu­lunuyordu.

—Telaviv :

Haganaha göre Telaviv'e hücum etmiş olan uçaklar, Mısır hava ordusuns men-

sup Spitfires uçaklarıdır. Diğer taraftan. Haganah. Lübnan kuvvetlerinin Filistin'in kuzeyinde taarruza geçmiş olduklarını bildirmektedir. Yine aynı kaynaktan bil­dirildiğine göre, Kuzey Celile Yahudile­rin elindedir. Filistin'in güneyinde Ne— cefte savaşlar gelişmektedir.

—Hayfa :

Bu sabahtan itibaren Filistin'e yapıları muhaceret hiç bir tahdit mevcut olmadan devam etmektedir.

6 gün evvel italyan Limanlarından hare­ket etmiş olan iki gemi ile bugün Filis­tin'e 12.000 muhacir gelmiştir. Bu Yahu­diler büyük bir heyecanla karşılanmış­lardır.

Yahudi gemileri şimdi Filistin'e Kıbrıs'­taki kamplarda bulunan Yahudi enter­neleri taşıyacaklardır. Günde 2500 kadar muhacir geleceği zannedilmektedir.

■— Amman :

Bu akşam Ürdün Hükümeti tarafından-yayınlanan tebliğde bildirildiğine göre Kral Abdullah kuvvetleri, Jurden'i geç­miş olup Batı istikametinde ilerlemekte­dirler.

Ayni tebliğde ilâve edildiğine göre, Kral Abdullah'a Filistin'deki bir çok Arap kasabalarının belediye başkanlarından. Filistin Araplarınm hayat ve mallarını korumasını talep eden telgraflar «elmiştir.

16 Mayıs 1948

Yeni israil Devletinin Dışişleri Bakanı Şertok Amerika Cumhurbaşkanı Tru-man'a Yahudi Devletini tanıması müna­sebetiyle gönderdiği teşekkür telgrafın­da Amerika Hükümetine ve Milletine İs­rail Devletinin derin şükranlarım bildir­miştir.

—Yafa:

Bugün Öğleden sonra da Arap uçakları Telaviv'i bombalamışlardır. Yarı resmî kaynaklardan bildirildiğine göre Spitfire tipinde iki uçak bombalar-atmış ve diğer ikisi de şehir üzerinde uça­rak top ateşi açmıştır.

Telaviv'e yapılan ikinci hava akını sıra­sında Mısır uçakları şehrin elektrik sant­raline bombalar atmışlardır.

Bunlardan bir çoğunun hedefe isabet et­tiği görülmüştür. Uçakların hepsi üsleri­ne dönmüşler ve bunlardan bîri Telaviv kuzeyinde 20 kilometre mesafede mec­burî bir iniş yapmak zorunda kalmıştır. Bundan başka Mısırlı gönüllülerden mü­rekkep bir grup da Gazze yakınında Alimantar tepelerini işgal etmiştir, insan ca kayıplarımız hafiftir.

—Bağdad:

Irak Hükümeti dün akşam yayınladığı resmî tebliğle, ingiliz kuvvetlerinin çe­kilişinden sonra araplara ait kutsal din yerlerini Yahudilerin Hacalet verici mu­amelelerinden kurtarmak, Arapları kat­liamlardan korumak, Filistin'de sükûn ve barışı sağlamak, ve diğer Arap ordu-lariyle işbirliği yapmak maksadiyle Irak ordusunun Filistin'e girdiğini bildirmek­tedir.

—Amman:

Irak kuvvetlerinin Rotemburg elektrik santralini işgal etmeleri üzerine bütün Filistin'de cereyan kesilmiştir. Yalnız, kendi elektrik santraline malik bulunan Kudiis'de cereyan vardır.

Arapların Filistin'e girmelerini müteakip, Yahudiler, Rotemburg yolu üzerindeki Şeria Köprüsünü atmışlarsa da Irak kuv­vetleri kendi köprüleri ile muayyen sa­atte geçişi başarmışlardır.

—Telaviv :

Haganah kuvvetlerinin neşrettiği bir teb­liğe göre, Taberiye ve Afikit, Asotod. Yakup, Afikim köyleri Arap uçakları ta­rafından bombalanmıştır. Bu arada Tela­viv de bombalanmıştır.

Telaviv'e yapılan hücuma 4 düşman uça­ğı iştirak etmiştir. Bombardıman neti­cesinde az hasar olmuş ve pek az insan yaralanmış veya ölmüştür.

Uçaklar Yahudi müdafaasının kuvvetli ateşi karşısında çekilmeğe mecbur kal­mışlardır.

—Telaviv:

Muvakkat İsrail Hükümeti bu sabah muh­telif bakanlıklarındairelerinitanzime

başlamıştır.

israil Devleti yayınlamış olduğu resmî bir beyanatta, Araplar arzu ederlerse kendilerine hükümette ve mecliste yer vermeğe hazır olduğunu bildirmiştir. israil Devleti dün gelen bazı Yahudi mu­hacirlere ilk vizayı vermiş bulunmakta-dir. Devletin resmî lisanı Yahudice ola­caktır.

17 Mayıs 1948

—Telviv:

Profesör Wiezmann oy birliği ile Yahu­di Millî Konseyi Başkanlığına seçilmiş­tir. Profesör Wiezmann'm) İsrail Devleti Başkanlığına seçilmesi de beklenmekte­dir.

—Amman:

Kral Sarayından yayınlanan bir tebliğde Ürdün ordusunun hududu geçtiği ve evr-velce kararlaştırılan mevzileri işgal etti­ği bildirilmekte ve ezcümle Nurin, Bay-sun, Şeria şehirlerinin işgal edildiği ilâ­ve olunmaktadır.

Ürdün Lejionu 260 esir almış ve bunları toplama kampına sevketmiştir. Kadın ve

çocuk olmak üzere 86 kişi Kızılhaç'a tes­lim edilmiştir.

Tebliğde «bir çok silâh ve mühimmat ele geçirdik, denildikten sonra Kudüs-Rremle yolu üzerindeki Allid ve Kalau-idia hava alanlarının işgal edildiği bildiril­mektedir. Kalauidia şehri de Ürdün ordu­su tarafından derhal işgal edilmiştir. İsrail Hükümetinin Dışişleri Bakanı, Te-laviv'de yaptığı bir demeçte hükümetinin Araplar dahil Güvenlik Konseyinin 15 üyesi tarafından kabul edilmesi imkân­larını ayıracağını söylemiştir. 73 yaşmda bulunan Dr. Weizemann, Ya­hudi Meclisi Başkanlığına seçilmiştir. Bu makam, şimdilik Devlet Başkanlığı de­mektir.

—Kahire:

Mısır Hava Kuvvetleri dün sabah ma-hali saatle 10.30 da Telaviv T.imaTimg hücum etmiştir. Rıhtım büyük Basara uğ­ramıştır. Saat 13,50 de ikinci bir hücum daha ya­pılmış ve iaşe depolan tahrip edilmiştir. Saat 16 da inkişaf eden üçüncü bir hü­cumda 4 iaşe deposu hasara uğramıştır. Bütün uçaklarımız üslerine dönmüşler­dir.

95 kilometrelik bir ilerleme kaydeden ve yolları üzerinde bulunan Rafahanyonus Beni Yunes, Somela ve Deyrülbalah şe­hirlerini ele geçirn Mısır kuvvtleri Cumar­tesi günü mahalî saatle 19 da Gazza'ya girmişlerdir.

Mısır Yüksek Komutanlığı Gazza'nın ida­resini ve demiryolu, karayolu ve telefon ulaştırmalarının emniyetini eline almıştır. Elde olunan neticelere karşı Mısırlıların kayıpları hafiftir.

— Hayfa:

Haganah'a mensup birlikerden biri kuzey hududuna 12 kilometre mesafede Lübnan

arazisinde kâin Mijajun civarında Litani şehrini kateden bir köprüyü havaya uçur­muşlardır. Bu ilerlemeyi durdurmak için mühim mikdarda Lübnanlı kuvvetler top­lanmış ve Suriye uçakları Pazar günü Şe-ria Vadisinde bulunan bir Yahudi koloni­sine hücum etmişlerdir.

Yahudilere göre bu hareket büyük hasar yapmamış fakat Ashet Assdot kolonisinde bir çocuk grupuna isabet vaki olmuştur.

~ Telaviv:

Beş Arap Devletinin orduları, üç cephe­den ilerleyerek Kudüs'ü tecrit etmişler ve Filistin'i ikiye ayırmışlardır. Arap mevzileri için en büyük tehlike doğudan gelmektedir. Zira bu bölgede Ürdün Arap Lejyonu Başkenti sarmış ve israil Dev­lerinin başkentine 18 kilometre mesafede bulunan Lydda ava Alanını ele geçirmiş­tir. Bu kuvvetlerin, Necit Çölünde ilerle­yen Mısır kuvvetleri ile irtibat tesis et­tikleri haber verimektedir. Mısır ordusu bu çölde hattâ Misır'hları şaşırtan bir şiddetle ilerlemiştir.

Kuzey cephesinde Lübnan kuvvetleri sa­hil boyunca uzanan yoldan inerek bir çok köyleri ele geçirmişlerdir. Suriye kuvvetleriiseTaberîye Gölü bölgesinde

Külle Vadisi boyunca ilerlemektedirler. Şeria bölgesindeki hudud haberlrine gö­re Irak kuvvetleri Kaşır ve Beyzan Yahudi camialarına karşı harekete geçmişlerdir Diğer taraftan Arap Lejyonu birlikleri Taberiye Gölü güneyinde savaşmakta­dırlar.

—Kahire :

Yüksek Arap Komitesi eski Kudüs şeh­rinde bulunan Yahudilerin teslim olmuş bulunduklarını bildirmiştir. Eski Kudüs şehrinin şartları şunlardır:

— Bütün silâhların teslim edilmesi.

— Bütün erkeklerin esir edilmesi.

— Kadınlar ve çocukların MilletlerarasıKızılhaça teslimi.

—Moskova:

Sovyetler Birliği, yeni İsrail Devletini resmen tanımıştır.

—Kudüs:

Muhtelif istikametlerden îlerliyen Arap birliklerinin Filistin'in içerlerine nüfuz ettikleri bildirilmektedir.

Kahire'de yayınlanan son tebliğde, gü­neyde harekâtta bulunan Mısır kıtaları geniş bir cephede temizleme hareketle­rinde bulundukları sırada mukavemetle karşılaştıkları bildirilmektedir. Kahire Radyosuna göre, ileri bazı Mısır birlikleri Gazza'yı geçmiş ve TelaviVin 20 mil güneyinde Yahudi kuvvetlerile karşılaşmışlardır.

Doğudan ilerlemekte olan Arap kuvvet­leri TelaviVe yirmi mil mesafeye kadar

gelmişlerdir.

Yahudi kaynaklarına göre, Telaviv'e dün-yapüan hava hücumunda bir hastahane bombalanmış, üç kişi ölmüş ve birkaç kişi yaralanmıştır.

Mısır kaynaklarından verilen haberlere-göre, bu hava akınlarında petrol tesisleri hasara uğratılmış ve yerde bulunan bir çok uçak tahrip edilmiştir.

18 Mayıs 1948

— Telaviv :

Şeria Vadisindeki Yahudi kolonisinin temsilcisi basma demeçte bulunarak Şeria Vadisinin elektriksiz ve telefonsuz kaldığını bildirmiştir.

Elektrik santralini işgal eden Irak birlik­leri bunu tahrip etmişlerdir. Temsilci ezcümle demiştirki:

«Topçu kuvvetlerinin yardımiyle hücu­ma geçen Irak, Suriye ve Ürdün ordula-rile şiddetli muharebeler cereyan etmek­tedir. Fakat Şeria Vadisine giden yolun kesildiğine dair verilen haberler doğru değildir. Bu yol elan açıktır»

—Telaviv:

Haganah'm yaydığı tebliğde Kudüs şeh­rinin eski kısmının teslim olduğuna dair Arap kaynakları tarafından verilen ha­berler yalanlanmaktadır.

Tebliğ şöyle devam ediyor : «Şehrineskikısmındaçarpışmalarde­vam ediyor. Mücadele bilhassa şam ka­pısında gayet şiddetlidir. Bukısım ye­niden Araptopçukuvvetleri tarafından bombardman edilmiştir. Haganah kuvvetleri Bakaa,Mushrara mahallerinde ve Kudüs'ün Alman kolo­nisi tarafında mevzierini sağîaştırmıştır. KudüscivarmdabulunanNeveyacob isimli Yahudi kolonisi tahliye edilmiştir.

—Tleviv:

Yahudi kaynaklarından verilen habere göre Akkâ'nın işgali için çarpışmalara bilhassa bu şehrin kale kısmında şiddet­le devam edilmektedir. Yahudiler Filistin'in kuzeyinde hücum­larına devam etmektedirler. Celîle'de Kâin Eindor isimli Arap koyu ile Suriye hududundaki Telelkadi köyü bu bölgede stratejik ehemmiyeti olan bir çok köprüyü havaya uçuran Yahudi kuvvetleri tarafından işgal edilmiştir. Araplar Kudüs civarında Nevejacob'a, Şeria Vadisinde Kâin Kfar Tabor ve Mishmar'a karşı şiddetle hücum etmek­tedirler.

Negev Yahudi kolonisine 20 dakika sü­ren bir hava taarruzu yapılmıştır.

—Belgrat:

Yüksek bir Yugoslav memurunun beyan ettiğinegöre,yeniİsrailDevletiartık

bir emrivaki olup ona bu gözle bakmak icap etmektedir. Yugoslavya'nın da bu devleti tanıma meselesini incelemekte olduğu ve bunu icap ettiği zaman ilân edeceği bildirilmektedir:

—Amman :

Ürdün Kralı Abdullah, dün Birleşmiş Milletler mütareke komisyonunun bir üyesi ile Kudüs'te bir mütareke akdi için müzakerelerdebulunmuştur.

Kralın bu görüşmeden sonra şartların kabulüne imkân olmadığını söylediği bil­dirilmektedir.

—Telaviv:

Mısır uçakları bu sabah TelaviVi bom­balamışlar ve mitralyöz ateşine tutmuş­lardır. Bir uçak düşürülmüştür. Pilot esir edilmiştir.

Akın bir saata yakın bir zaman devam etmişse de uçakların mahsus bir hedef gütmedikleri görülmüştür. Sabahın be­şinde başlayan hücum, Güney Filistin hududunda harekâtta bulunan Mısır kuvvetlerine mensup iki bombard­man uçağı ile iki avcı uçağı tarafın­dan yapılmıştır.

—Londra:

Varşova Radyosunun bildirdiğine göre, Polonya Hükümeti, yeni İsrail devletini resmen tanımıştır.

19 Mayıs 1948

—Hayfa.:

îhgiliz askerî makamları dün Yafa Hava alanını belediyeye teslim etmişlerdir. As­kerî makamlar nezdindeki müşavir bu hususta ki beyannameyi belediye temsil-cisile Yahudi eşrafına okumuştur.

Hava alanı yalnız sivil seyrüsefere tah­sis edilecek ve buraya hiç bir harp mal­zemesi nakîedilmeyecektir. Alanı kont­rolü Yahudi memurlardan yardım göre­cek bir İngiliz subayı tarafından icra edilecektir.

—Telaviv:

Haganah grubu dün akşam şu tebliği ya­yınlamıştır:

Kudüs civarında önemli stratejik nokta­lar ele geçirdik. Kuvvetlerimiz, Şeria Va­disindeki zemakh'ı tahliye ettiler. Birçok Yahudi kolonileri ufak çapta bombalarla hava taarruzuna uğradılar.

Tabor Tepesi yakınında bulunan ve son günlerde Haganah grubunun eline düş­müş olan Kaukab İlhana Arap köyü ha­va bombardımanlarına ve uçak akınla­rına uğramıştır. Daha sonra yapılan bir taarruz geri püskürtülmüş ve müteca­vizler büyük kayıplar vermişlerdir.

Bütün gün Tel - Aviv üzerinde tedhişçi hava akınları devam etmiş ve 20 kişinin ölümüne bir çoğunun yaralanmasına se­bep olmuştur. Hücum eden uçaklardan biri şehrin civarında düşürülmüştür.

— Amman:

Arap kuvvetlerinin bugün Öğleyin yayın­ladığı resmî tebiğdebildirildiğine göre,

— Arap Lejyonu topçu kuvvetleri, Ku­düs'te Yahudi mahallesi ile askerî ehem­
miyetihaizbazınoktalarıveYahudikuvvetlerinin temerküz mahallerini bom­
bardımana devam etmektedir. Şey Jarahkesimindebütünistikametlerdenilerle­
yen Arap Lejyonu kuvvetleri Yahudi'lerigeripüskürtmüşlerdir.Bunahiyenin
teslimolmasıbeklenmektedir.

— Arap rejyonu kuvveteri bir taraftanLatrun istikametindeilerlerken,diğer
taraftan başka birliklerArtos kesiminiişgal etmişlerdir.

— Yahudi birlikleritarafından Latrun'a yapılan bir hücumArap lejyonu
tarafiidan ağır kayıplara uğratılarak geripüskürtülmüştür.

20 Mayıs 1948

— Kahire;

Mısır Millî Savunma Bakanlığı dün ak­şam aşağıdaki resmî tebliği neşretmiştir:

— Mısır kuvvetleri, iki gün evvel giri­şilentemizlemevemevzileritahkim
hareketindensonrafaaliyetegeçerekGazza Kuzeyinde Beyt Hanun'u işgal et­
miştir. Burası harekât sahasının en mü­him mevzilerinden biridir.

— Mısır uçakları sabahın erken saat­lerindenitibarengenişÖlçüdeharekâta

iştirak etmiş ve düşman müdafaa mev­zileri üzerinde keşif uçuşları yapmıştır. Dünkü akınlar sırasında Naguaba mev­ziinde çıkarılan yangınlar elan devam etmektedir.

— Uçaklarımız, başlıcahedef sayılanDeyr Seneit mevzii müdafaalarına karşı
isabetli taarruzlar yapmışvesabahleyinüst üste beş hücumla bu mevziye yangın
ve infilâk bombaları atarak tahrip etmişve alevler içinde bırakmıştır.

— Fena hava şartlanyüzünden sabahbir aralık durdurulanhava harekeleri
üğledensonra tekrar başlamıştır.

— Av uçaklarımızŞadimomüdafaamevziiyakınlarındaSiyonistlerinbirzırhlı birliğine makineli tüfenk ateşi aça­rak tam isabetlerelde etmiş ve zırhlı
birliklerin elemanlarını Paniğe uğratmaksuretiyle birliklerinden ayrıarak kaçmak
zorunda bırakmıştır.

— Bomba uçaklarımız, Siyonist'ler tara­fından tamir edilen Tel - Avivhava mey­danına tekar taarruza başlamışlardır. Hangar'lar ve uçuş pistlerine tam isa­betler kaydedilmiştir.

— Tel - Aviv rıhtımı ve doklarına bom­ba uçaklarımız tarafından ayrıca şiddet­
li bir taarruz yapılmıştır.

— Uçaklarımızın hepsi eksiksiz olarak üslerinedünmüşlerdir.

— Londra:

Yeni ilân edilen israil Devleti, tanınma­sını ingiltere'den resmen talep etmişse de İngiltere'nin bu anda bu talebi kabule mütemayil olmadığı görülmektedir. Bu mesele hakkında mutad mülâhazalar in­celenmektedir. Bu arada bu devletin muntazam işleyen, muayyen hudutlara malik bulunan ve girişeceği milletlerara­sı taahhütleri yerine getirebilecek bir idare olup olmadığı meselesi incelenmek­tedir.

Filistin'deki İngiliz Heyeti Şefi Hugh Dow, yakında vaziyeti mahallinde inceleye­cektir. Filistin vaziyeti hakkında Birleş­miş Milletler teşkilâtının bir karara va­ramamış olması bu zatın hareketini ge­ciktirmektedir. Hugh Dow'un vazifesi Başkonsolos sıfatiyle ingiliz menfaatle­rini korumak olacaktır.

24 Mayıs 1948

—Kahire:

Mısır Millî Savunma Bakanlığı dün ak­şam aşağıdaki tebliği yayınlamıştır:

23 Mayıs günü hafif kuvvetlerimiz Bey-tüİlahem kuzeyinde Ramat Rachel Ya­hudi Kolonisine taarruz etmişler ve düş­mana ağır kayıplar verdirmişlerdir. Bu nokta Kudüsden yalnız 4 kilometre me­safede bulunmak itibariyle şehrin kilidi sayılan mühim Stratejik bir mevkidir.

Uçaklarımız düşman müdafaa mevzilerine taarruzla şiddetli infilâklar ve yangınlar çıkmasına sebep olmuşlardır. Hedeflerde yangın çıkaran hücumlardan sonra bu mevzilerden duman sütunlarının yüksel­diği görülmüştür.

Uçaklarımız ayni zamanda Shedenot Yahudi mevziine hücum ve hedeflere tam isabetler kaydetmişlerdir. Uçakla­rımız düşmanın taşıt vasıtaları toplantı­larını bombalamak suretiyle ağır hasar­lara sebep olmuşlardır.

Uçaklarımızın hepsi eksiksiz oîarak üsle­rine dönmüşlerdir.

—Tei - Aviv:

İsrail Devleti cephelerdeki kuvvetlerinin hepsine dün akşam «ateş kes» emrini vermiştir.

—Kahire:

Arap Birliği siyasî Komitesi, karardan 36 saat sonra ilgili tarafların ateş kes emri vermeleri hususunda Güvenlik Konseyince alman kararı incelemektedir. Mısır Dışişleri Bakanı Kachaba Paşa dün akşam basına yaptığı demeçte bu mese­lenin halen Arap memleketleri arasında müşavere ve tetkik mevzuu olduğunu söylemiş ve verilen mühletin yalnız 36 saatten ibaret bulunduğu hakkında gaze­teciler tarafından ileri sürülen soruyu «bu mühlet Allah emri değildir» tarzında cevaplandırmıştır.

Öte yandan Başbakan Nokraşi Paga da şöyle demiştir:

«Güvenlik Konseyi, ilk saatten itibaren ilân edildiği gibi mahza halkın güvenliği­ni sağlamakvenizamve asayişi iad?j

için müdahalede bulunduğu ilân olunan MısırveArapkuvvetlerininFilistin'e

girişlerinin barış için bir tehdit teşkili etmediğini kabul etmek suretiyle Ame­rikan takririni reddetmiş ve bizim bu iş­te haklı ve masum olduğumuz hükmünü vermiştir. 36 saat sonra ateş kes emrinin tatbiki işine gelince, bu tek taraflli bir mesele olmamalıdır. Zira- Siyonistlerin tekrar Arap katliamlarına başlsmıyacak-lan hususunda bize kira teminat verebilir.»

— Londra :

Kudüs'teki Yahudi mahallelerinin Arap'­lar tarafından bombardmanı halâ devam etmekte olup gece esnasında alınan ha­berlere göre, Allenby meydanının ya­nında bulunan «Nötre Dame» Klişesinin ele geçirilmesi için vahşiyane savaşlar cereyan etmektedir. Son gelen haberlere nazaran binanın içinde savaşlar devam etmekte olup Arap'lar ve Yahudi'ler her oda için kanlı savaşlara girişmektedirler. Yeni Kudüs şehrinde hemen hemen bütün mağazalar kapalı bulunmakta olup bazı aileler günlerdenberi ekmek bulamamak­tadırlar. Su tayına tabi tutulmuş olup her şahıs için günde ancak bir kova su verilebilmektedir.

Kana boyanmış olan bütün şehirde ba­rışın hakim bulunduğu ufak bir yer mev­cuttur. Burası St, Georges Katedralidir. Bu kısmı çevreleyen duvarlar üzerinde kurşun izleri görülmekte ise de, Arap'lar ve Yahudiler buranın bitaraflığına hür­met etmeyi kararlaştırmışlardır. Bu Ka­tedralde 20 kadar İngiliz, Kudüs'teki İn­giliz Piskoposu ile kendisine tâbi beş papaz ve B. B. C. nin özel muhabiri bu­lunmaktadır. — Londra:

Orta - Doğudaki muhtelif merkezlerden gelen haberlerde belirtildiğine göre, Arap orduları, Yahudi'ler kayıtsız şartsız tes­lim oluncaya kadar Filistin'de savaşmaya dvam edceklrdir. Arap'lar ateş kesilmesi İçin Güvenlik Konseyi tarafından ya­pılan talebi veya verilen emri hiç bir su­retle nazarı itibare almıyaeaklardır.

Bu gelişme Bağdad'da Yahudi kuvvetle­rinin toplanmaları ve yabancı memleket­lerden askerî bir yardım sağlamaları için icap eden zamanı kazandırmak maksa-diyle Arap ordularının harekâtını gecik­tirmek maksadiyle yapılan bir teşebbüs addedilmektedir. Arap Birliğinin siyasî komitesi bugün öğleden sonra Amman'­da Güvenlik Konseyine vereceği cevabı kaleme alacaktır. Diğer taraftan Güven­lik Konseyi de bugün geç vakit toplana­caktır.

Arap Birliğinin bu kararmdan sonra Fi­listin hududuna müteveccihen Arap tak­viye kıtaları yola çıkarılmıştır.

25 Mayıs 1948

— Kahire:

Mısır ordusunun dün yayınladığı tebliğe göre, Mısır kuvvetleri Gazzanın Kuzey Doğusunda bulunan Deir Cüneyd Siyo­nist Kalesini ay ışığında yapılan bir ta­arruzla zapdetmişlerdir.

Tebliğdeşunlar ilâveedilmektedir:

Topçu kuvvetleri kaleyi ateş altına almış ve istihkâm birlikleri yolu Mayn tarlala­rından ve tel örgülerden temizlemişler­dir. Aralıksız dokuz saat süren savaşdan sonra düşman mağlup olmuştur. Ölü, ya­ralı ve esir olarak insanca bir çok kayıp veren düşman büyük miktarda mühim­mat malzeme ve yiyecek maddesi kay­betmiştir. Bizim kayıplarımız ehemmi­yetsizdir. Bu çarpışmada öldürülen düş­man sayısı500'eçıkmaktadır.

—Bağdad :

İrak Savunma Bakanlığı dün akşam ya­ymadığı tebliğde, İrak uçaklarının Şeria Vadisinde Taberiye Gölünün güneyinde­ki Yahudi Kolonilerinden bazılarını bom­baladıklarını, yangınlar çıkardıklarını ve büyük hasar verdiklerini bildirmek­tedir.

Aynı bölgede bulunan bîr Yahudi taşıt kafilesi de bombalanmıştır.

Tebliğde, İrak kıtalarının sadece keşif haeketlerinde bulundukları ilâve edil­mektedir.

—Kahire :

Filistin'de savaşmakta olanlara ateş kes­meleri için Güvenlik Konseyi tarafından yapılan talep hakkında Arap memleket-

lerinin temsilcileri arasında cereyan eden müzakereler Kahire'de Dışişleri Bakan­lığında gece geç vakte kadar devam et­miştir.

Bu müzakerelerin başlamasından bir kaç saat evvel ingiltere ve Amerika Bü­yükelçileri Dışişleri Bakanı Kasaba Pa­şa tarafından kabul edilmiştir. Nihaî karar hakkında olduğu kadar in­giltere ve Amerika'nın siyasî mümessil­leri ile cereyan etmiş olan görüşmeler üzerinde de tam bir ketumiyet muhafa­za edilmektedir.

—Kahire :

Bu akşam yetkii bir kaynaktan Öğrenil­diğine göre, Filistin'de ateşin kesilmesi hakkında Güvenlik Konseyince verilen emrin Arap devletleri tarafından kabul edilmesi hakkında bu devletler aşağıdaki üç şartı ileri sürmüşlerdir:

1— Filistin'debulunanbütünsiondstteşekküllerinin dağıtılması,

— Filistin'e Yahudi muhaceretinin der­hal kesilmesi,

— Yahudi devletinin tanınmaması.

26 Mayıs 1948

—Şam:

Suriye ordusu tebliği: Samakh kesiminde keşif ve devriye faa­liyetleri olmuştur.

Uçaklarımız Samakh batısındaki düşman hedeflerine ve Manara Yahudi Kolonisi­ne taarruzla bu son mevkide yangınlar çıkarmışlar ve hareket sahası üzerinde keşif uçuşları yapmışlardır. Topçularımız Kenart ve Kemont Ehroup arasındaki düşman taşıt vasıtalarını to­pa tutmuş ve Dikanya mevkiini ateş al­tına alarak buradaki akaryakıt deposu­nu havaya uçurmuştur.

—Kahire:

Mısır Millî Savunma Bakanlığı tebliği: «KuvvetlerimizGüneydekiYahudiKo­lonilerinikuzeydekîlerebağlıyanyola hâkim,KilitTasımahiyetinitaşıyan Ekar Suedan şehrine girmişlerdir. Bu şehir Güney Filistin cephesinde ileri Mısır üssü olan Mejdel'in 100 kilometre Güney batısmdadır.

Kırall, Babel Vad ve Atrun*-

dan sonra dün Ramallah bölgesini ziya­ret etmiş ve Perşembe gecesini de Nab-lus'da geçirmiştir. Kıral her gittiği yerde halk tarafından heyecanla ve Filistin'in hürriyeti için savaşan Arap Lejiyonu'nun kahramanca mücadelesi için sunulan şükranduygulariylekarşılanmıştır.

31 Mayıs 1948

—Kahire :

Dün akşam neşredilen Mısır tebliğinde kaydedildiğine göre, MısIr silâhlı kuv­vetleri havanın bozuk olmasına rağmen dün akşam işgal ettikleri mevzileri tak­viye tmişler v civar bölgeleri temizlemiş­lerdir.Tebliğdeşöyledenilmektedir:

TopçumuzBirtuvvaKolonisindemühim

toplulukları döğmüş ve keşif kollarımız düşmanın muvasala yollarına taarruz ederek Sur Yaghen'de döğüştükten son­ra düşmanı ağır kayıblara uğratmışlar­dır.

Gece yarısından biraz sonra düşman' dün ele geçirilen İsdud bölgesini geri almak istemişse de kıtalarımız mevzilerini mu­hafaza etmiş ve düşmanı geri atmışlar­dır. Düşman sahada birçok ölü bırakmış­tır. Bu hareketler esnasında kayıblarımız pek hafiftir.

Uçaklarımız dün Mısır hava kuvvetleri­nin başlıca hedefi olan Behovat bölgesine şiddetle taarruz etmişlerdir. Dün Fecir Vakti bomba ve av uçaklarımız bu böl­geye birkaç muvaffakiyetli akın yapmış­lar, mühim hasarlara ve yangınlara se-beb olmuşlardır.

Öğle üzeri havanın fenalığı yüzünden hava faaliyeti iki saat durmuş, fakat bundan sonra geniş ölçüde artmıştır. Uçaklarımız Telaviv'in güneyindeki böl­ge üzerinde geniş ölçüde keşif faaliyetin­de bulunmuşlardır. Hulda Kolonisinde uçaklarımız 10 zırhlı taşıta isabetler kay­detmişlerdir. Bütün bu hareketlerden uçaklarımız hiçbir zarara uğramadan dönmüşlerdir.

—Kahire:

Arap Birliği Genel Sekreteri Azzam Paşa,BirleşmişMilletlerinaracıolarak

gönderdiği Kont Bernadotte ile vuku bulan 90 dakikalık görüşme hakkında basın muhabirlerine yaptığı bir demeçte, Yahudi'leri korumak için. Filistin işleri­ne karışan Birleşmiş Milletler teşkilâtiy-le kendisinin ayni fikirde olmadığını söy­lemiştir.

Azzam. Paşa, Filistin'de şimdi teşebbü­sün Arap'ların elinde bulunduğunu lâve etmiş, Yahudi'leri müstevlilikle ittiham etmiş ve Yahudi'lerin, bu hareketlerinin neticelerine katlanmaları îcabedeceğini söylemiştir.

—Şam:

Hava kuvvetlerimiz Naharia'ya şiddetli bir akın yaparak önemli mevkileri tahrib etmişler ve limanda bir' gemiyi batırmış­lardır. Uçaklarımız Amalkie'de çekilen Yahudi kuvvetlerini takib ederek ağır kayıplar verdirmişlerdir.

Güneyde zırhlı birliklerin himayesinde bulunan kıtalarımız düşmanın takviye edilmiş mevzilerine hücum etmişlerdir. Düşman, kayıplar vererek kaçmıştır.

Taberiyebölgesindehavantoplarımız

Haganah topluluklarını bombardıman et­mişler ve dağıtmışlardır. Bir gemi batı­rılmıştır.

—Londra:

Üç Arap devletinin orduları Telaviv Ya­hudi başkentini muhasara etmek tehlike­sini doğurmuş bulunmaktadır.

B. B. C. nin Kahire muhabirinin bildir­diğine göre, Mısır kuvvetleri şehrin 40 kilometre kadar güneyinde olup Doğu­dan gelen Arap Lejyonu Telaviv'e 20 ki­lometre kadar yakın bir noktaya gelmiş bulunmaktadır. Irak kuvvetleri kuzey hududundan Tel - Aviv'in 8 kilometre yakınına kadar kendilerne yol açmışlar­dır. Irak kıtaları pek yakında Yahudi Devletinin merkezine varacaklardır. Ya­hudi'ler Tel - aviv'in Güney ve Kuzeyin­de karşı taarruza geçmiş olduklarını bildirmektedirler. Yahudi'ler, Kudüs'ün iaşe yolu olan Tel - Aviv - Kudüs yolunu açmak ümidiyle takviye kıtaları almış­lardır. Kuzeyde, Yahudi'lerin Jenin Arap şehrinin 16 kilometre kadar yakınlarına ■ gelmiş oldukları belirtilmek

tedir..

Filistin komünisûeştiğî takdirde, Rus baskısı yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya doğru, Türkiye'ye de tevcih edilmiş olacaktır. O halde bu hareketlerin içinde bütün Akdeniz'in em­niyeti bahis mevzuudur. Rus'lardan yar­dım gören Yahudi'lerin konıünistleseceği asla iddia edilemez. Çünkü Yahudi'ler ko­münistlerle, kendi dâvasına hizmet et­tikleri müddetçe dostturlar. Hiç bir za­man sermayelerini tehlikeye koymak istemezler. Esasen Almanya'dan kaçan ve büyük sanayi kuran Yahudi'ler Filis­tin'i ihya etmişlerdir. Fakat komünizmin bu sanayi bölgesindeki işçiler arasında genişlemesi de mümkündür.

Görülüyor ki Filistin meselesi, uzaktan görüldüğünden daha karışık, daha için­den çıkılmaz bir davadır. Onun içindir ki, şimdiye kadar akla gelebilen hal ça­releri arasında hiçbiri derde deva olama­mış, bilâkis çare diye ileri sürülen ted­birler, bu işi büsbütün karıştırmıştır. Sa­de Orta Şark değil, belki bütün dünya barışını korumak istîyenler. Filistin hâ­diselerini büyük teyakkuzla takip etmek mecburiyetindedirler.

Kudüs'ü Araplarlar mı yoksa Yahudiler mi işgal edecek?,..

Yazan: Asım Vs

5 Mayıs 1948 tarihli «Yeni Gazete» İstanbul'dan:

Filistin'deki İngiliz kuvvetleri 15 Mayıs'-ta mutlaka Kudüs'ten çekilmiş buluna­cak. Fakat şimdiye kadar Birleşmiş Mîl­letler tarafından bir polis kuvveti gön­derilmediğine göre ingiliz'ler çekilirken Kudüs'ümutlakayaAraplara,yahut

Yahudi'lere teslim etmek zorunda kala­cak. Acaba Filistin'de ingiliz komutanı bunlardan hangisini tercih edecek? Filis­tin mıdudlarmdan muhtelif Arap memle­ketlerine mensup orduların içeriye, gir­dikleri ve ilerlemekte bulundukları şu günlerde hatıra gelen mühim sual budur. Filhakika . henüz Mayıs'm başlarmdayız. ingiliz kuvvetlerinin Filistin'den çekil­mesi için daha on günlükbir müddet

var. Bu müddet içinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi adına bir kuvvet gön­derilmesi hatıra gelebilir. Fakat buna imkân bulunsaydı şimdiye kadar bir çok defa İngiltere Hükümeti nezdinde teşeb­büsler yapılarak Filistin'deki kuvvetlerin daha bir müddet geri alınmaması rica edilmezdi. Milletlerarası ihtilâflarda Gü­venlik Konseyi tararından bir polis kuv­veti teşkili meselesinin prensipi halledile-bilmiş olsaydı Filistin meselesi bugünkü hale düşmezdi. Hattâ Yunanistan'da iç harp felâketi bugünkü şeklini alamazdı. Onun için Filistin'den İngiliz işgali kal­kınca Arap'lar ile Yahudi'lerin silâhlı kuvvetleri karşı kargıya kalacak ve bu dâva da yine silâhça kuvvetli olan tara­fın lehine halledilecektir. Bununla bera­ber Kudüs'te bulunan ingiliz kuvvetleri çekilirken Arap'larla Yahudi'lerden biri­ni tercih ederek mukaddes şehrin anah­tarım o tarafa vermesi de tabidir.

Vaziyet bu bakımdan mütelâa edilince Kudüs'teki ingiliz komutanının Kudüs'ü Yahudi'lere değil- Araplara teslim etme­si ihtimalini kuvvetlendiren bir kaç se­bep vardır:

— Filistin'de silâhlı Yahudi kuvvetle­rindenhiçbirimilletlerarasıbirnizam
ordusuolaraktanınmamıştır.Bunlarbirbirlerinden ayrı bir takım gizli ihtilâl
teşekküllerinebağlıkuvvetlerdir.Bun­danbaşka,sonzamanlardaFilistin'deki
Yahudi kuvvetlerinin milletlerarası Bol­şevik ihtilâli için uğraşan kominform ile
birleştikleri, bu kuvvetler kendi halleri­nebırakıldığıtakdirdeOrtadoğumem­
leketlerini karıştırmakiçinFilistin'i birfesatocağıhalinegetireceklerianlaşıl­
mıştır.

— Arap'lara gelince, Ürdün Kiralı Ab­dullah'ın Başkomutanlığıaltında hare­
ketedenArapordularındanherbiriBirleşmiş Milletler camiasına dahil mem­
leketlerin nizam kuvvetleridir. Bu ordu­larArap'lıkâlemiadınaolduğukadar
BirleşmişMilletlerGüvenlikKonseyiadına da hareket edebilirler.Birleşmiş
MilletlerGüvenlik Konseyinde yarınverilecek olankararınicravasıtasıolabilirler.

— Ürdün Kiralı Abdullah Filistin me­selesinde Arap Birliği adına hareket et-

mekle beraber İngiltere'nin müttefiki olan bir devleti temsil etmektedir. Bu itibarla Kudüs'te karşılaşılacak İngiliz ordusu ile Ürdün Kiralı Abdullah'ın ko­mutası altında olan Arap ordularının si­lâhlı bir çarpışmaya varmaları mümkün değildir.

İşte bu gibi sebepler gÖzönüne getirilince Kudüs'teki İngiliz işgal kuvvetlerinin çe­kilirken yerlerini Arap ordularma ter-ketmeleri tabiî bir hâdise gibi görünüyor. Arap orduları son günlere kadar hare­kete hazır olmakla beraber Filistin hu­dutlarını geçmediler' Hep Birleşmiş Mil­letler çevresinde bir karar varılmasını beklediler. Bu arada silâhlı Yahudi kuv­vetleri Hayfa'yı işgal etmemiş, Yafa'ya da el uzatmamış olsalardı yine harekete geçmiyecekleri şüphesizdir. Yahudi kuv­vetlerinin Hayfa'yı işgal etmeleri ve Ya­fa'ya da tecavüzde bulunmaları Arap ordularının mukabil harekete geçmesine fırsat vermiştir. Arap ordularının Ku­düs'ü' işgal etmesi meselesinin nasıl hal­ledileceğini degösterecektir.

Filistin meselesininanahtarı...

Yazan: Ömer Rıza Doğrul

6 Mayıs 1948 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:

Kıral Abdullah'ın Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine gönderdiği telgrafna-me, Arap Milletinin Syonst'lerle barış­mak çin kabul edebilecekleri ilk ve son şartarı anlatıyordu. İlk şart Arap hâki­miyetini kabul etmek, yani Filistin'in bir Arap yurdu ve bir Arap Devleti ol­duğunu tanımak, bu devletin tebaası ola­rak yaşamağa razı olmaktır. Son şart da bu esası kabul eden Yahudi'lere bir takım bölgelerde hattâ otonomiye varan mümtazlıklar temin etmek ve böylece Filistin'de bir Yahudi yurdunun kurul­muş olduğunu zımmen sağlı yarak Syo-nist'lerin arzu ve isteğini de gerçekleş­tirmiş olmak. Fakat bütün bunlar Arap hâkimiyetine ve Filistin'in Arap hüviye­tine zerre kadar tesir etmiyecektir.

Kıral Abdullah'ın Siyonist'lerle barışmak için ileri sürdüğü şartlar bunlardır. Fa-

kat onun telgrafı yalnız bunları ihtiva etmiyor. Onun tasvir ettiği manzara yü-' rekler acısıdır. Arap'larla Siyonist'ler arasındaki düşmanlık ve kin o dereceye varmıştır ki bu şartlar dairesinde barışı sağlamak hakikaten çok güçtür. Çünkü Kıral Abdullah tarafından anlatıldığı gibi Siyonist'ler Deyr Yasin vak'asmda gebe kadınların karınlarını deşecek de­recede ileri gitmişler iki millet arasında sönmez kinler doğuracak vahşetler irti-kâb etmişler ve bu vahşetleri İrtikâb et­tiklerini açıklamaktan dahi çekinmemiş­lerdir.

Buna rağmen Kıral Abdullah'ın bu şart­lar dairesinde barış kurmayı kabul et­mesi, büyük bir mesuliyeti yüklanmek mahiyetindedir. Fakat kendisi müstesna bir gayret sarfederek bu barışı kurmayı üzerine almakta ve Birleşmiş Milletlerin maksad ve gayesine büyük bir hizmet ifa etmeyi deruhde etmektedir.

Acaba Birleşmiş Milletler Kurulu, ba­rışseverliği herşeyden üstün tutan bir endişenin son gayretiyle yapılan bu tek­lifi kabul edecek ve siyonistleri yola ge­tirebilecek mi?

Hiç zannetmiyoruz. Onun için Kıral Ab­dullah'ın telfragmda işaret ettiği diğer, şık, yani müdahale şıkkı ister istemez gerekleşecek ve mesele ancak silâh kuv­vetiyle hallolunacaktır.

Şimdiki halde bütün Arap milletlerinin üzerinde çalıştığı ve tekemmül ettirmeğe uğraştığı şık budur. Bu yüzden Mısır'da yapıldığı gibi Amman'da ve Samda da mühim toplantılar yapılmış ve mühim kararlar verilmiştir. Şimdi de Suudî Ara-bistanm başşehri olan Riyaz'ın aynı mü­him toplantılara sahne olacağı anlaşılı­yor. Demek ki Arap'lar fırsattan istifade ederek aralarındaki bütün ayrılıkları tasfiye etmekte ve Filistin hâdisesi Arap Biriğini kat kat sağlamlamak bakımın­dan en büyük rolü oynamaktadır. Filistin'i birlikte kurtarmak içn hazırla­nan Arap milltleri arasında tam anlaş­manın ve sarsılmaz bir birliğin kurulmuş olması, muhakkak ki zaferin kazanılma­sını temin edecek ve bu sayede bir taşla iki kuş vurulmuş, hem Filistin kurtarıl­mış, hem Arap Birliği daha fazla temel-leşmiş olacaktır.

Cumhurbaşkanı seçimle­rinde, Amerikalı Yahudi vatandaşların muzaheretini kazanmak içindir ki Mr. Truman, alelacele Yahudi İsrail Devleti­ni tanımağı lüzumlu ve faydalı bulmuş­tur.

Amerika'nın tanımasiyle Yahudi devle­tinin mutlaka yaşıyabileceği iddia edile­mezse de bu tanımanın yeni devleti ma­nen kuvvetlendireceği muhakkak ve Amerika'daki Yahudi'lerin Filistin'deki soydaşlarına maddî yardımlarda bulun­malarını onlara evvelâ para ve yiyecek verilecek, mevcud yasak kalktıktan son­ra da silah ve malzeme göndermelerini temin edeceği şüphesizdir.

İsrail Yahudi Devletine yalnız Amerika Yahudi'leri değil, bütün, dünya Yahudi'-, eri manen ve maddeten yardım edecek­lerdir. Sovyet Rusya da, ilk kabinesi ek­seriyetle solculardan mürekkeb olan bu devleti destekliyecektir. Bolşevik'lerin hedefi Filistin'de yeni bir peyk deviet vücude getirmek suretiyle Ortadoğu'nun ortasına el atmak, orada bir komünist üssü ve merkezi vücude getirmektir. Her tarafta Sovyet Rusya ve komünist­likle mücadele eden Amerika'nın, -söy­lendiği gibi Sovyet Rusya'dan Önce dav­ranmaktan ziyade - bür iç siyaset zaru­retiyle Filistin'de Bolşevik peyki bir devet kurulmasına ve Sovyet Rusya'nın Ortadoğu'da nüfuz ve mevki sahibi ol­masına müsamaha, hattâ muzaheret et­mesi, garip bir politika cilvesidir.

Birleşmiş Milletler teşkilâtı da, Filistin'e bir aracı mümessil göndermeğe nihayet karar verebilmiştir. Aracının ne yapaca­ğı, ne dereceye kadar başarı elde edeceği şimdiden kestirilemez. Yalnız şu nokta­ya dikkat etmek lâzımdır ki Birleşmiş Milletler teşkilâtı, Yunanistan'da hiç bir şey yapamadığı gibi Filistin'de bir harb çıkmasını önlemeğe imkân bulamamış­tır.

Arab - Yahudi harbinin alacağı şekle gelinde, üç koldan Filistin'e giren Arap ordularının muvaffak olabilmesi için, harekâtın iyi sevk ve idare edilmesi, dış

hatlar stratejisi takib eden Arap kuvvet­lerinin merkezî bir vaziyette bulunan ve iç hatlarstratejisi kullananYahudi ordusu tarafından ayrı ayrı mağlûb edil­melerine meydan verilmemesi lâzımdır. Yahudi ordusunda, muhtelif Avrupa devletleri ordularında yetişmiş askerî mütehassıslar bulunduğu gibi, Bolşevik'­lerin gönderdiği subaylar da vardır, in­giliz mandasiyle beraber ingiliz donan­masının ablukası da kalkmış olduğu için, Filistin'e dünyanın her tarafından Ya­hudi gönüllüler- silâh ve malzeme gel­mesi mümkün olacaktır. Bunları Önle­mek için, Arap'arm deniz ve hava kuv­vetleri de kullanmaları lâzımdır. Bu dev­letlerden yalnız Mısır'ın küçük bir de­niz kuvveti vardır.

Yahudi'ler de para kuvvetiyle deniz ve hava kuvveti tedarik edebilirler ve ede­ceklerdir. Çünkü onlara gelecek yardım­lar, hep deniz yolu ile geleceği için, bu yolu açık tutmak lâzım geldiğini bilirler. Belki de daha şimdiden bumı sağlamağa hazırlanmışlardır. Mısır'ın küçük deniz kuvvetinin tesirli bir abluka yapmasına imkân vermemek için, sağdan soldan, bilhassa Sovyet Rusya'dan bir kaç de­nizaltı ve denizüstü gemisi tedarik etme­leri mümkündür.

Osmanlı İmparatorluğunun bir avuç jan­darma ile gürültüsüz patırtısız, kavgasız İdare ettiği Filistin, 27 yıl süren İngiliz mandasından sonra, gerçi daha mamur bir hale gelmişse de, nihayet bir harb sahnesi olmuştur. Bu harb, bir din ırk ve hattâ ideoloji harbidir. Filistin aylar-danberi devam eden kargaşalıklar ve sa­vaşlar yüzünden hanıp yıkılmakta oldu-duğu gibi bundan sonra, büsbütün ha­rap olacaktır. Birinci Dünya Harbinde işlenen hatalardan birinin de. Filistin mandası olduğuna bu memleketin şimdi içinde bulunduğu felâketten başka delii İster mi?

Amerika, Yahudiler ve Arap­lar...

Yazan: Asım Us

17 Mayıs 1948 tarihli «Yeni Gazete» İstanbul'dan-:

Amerika'nın Filistinmeselesi karşısın­daki vaziyetiİsraildevletininilânı ile

beraber yeniden bir değişiklik gösterdi. Filistin'i taksim plânının Birleşmiş Mil­letler çevresinde tatbik imkânsızlığı an­laşılınca Amerika bundan vazgeçti; fa­kat Filistin'de İngiliz mandası sona erip de Yahudi'ler bir İsrail devletinin kuru­luşunu ilân edince bu defa onu tasdik etti. Bu iki hareket arasında mahiyet ve mana itibariyle bir tezad bulunduğunu söylemeğe hacet yoktur.

Amerika niçin Filistin'in taksimi plânın­dan vazgeçti? Şimdi niçin yeni ilân edilen İsrail devletini tanımak suretiyle tekrar Filistin'in taksimi plânına dönüyor? İs­rail devletinin ilânı ile Amerika'nın bu devleti tanınması bir olmuştur. İki hâ­dise arasında ancak iki dakikalık bir za­man mesafesi geçmiştir. Bu hal gösterir ki iki hâdise arasında sıkı bir irtibat vardır. Filistin'deki İsrail devetinin ku­rucuları ile Vaşington'da Beyaz Saray arasında tam bir anlaşma olmuştur. Halbuki Amerika Birleşmiş Milletlerde taksim plânından vazgeçtiği zaman Filis­tin'de ve Amerika'daki siyonist teşki­lâtları ile Beyaz Sarayın arası açılmıştı. Siyonizm şefleri Amerika'dan yüz çevir­miş ve Sovyet Rusya tarafına dönmüştü. Filistin'deki silâhlı Yahudi kuvvetleri arasında Rusya'dan gelmiş olan Bolşe­vik Yahudi'ler peyda olmuştu.

Bir aralık ajans haberleri Filistin'de har­beden Yahudi kuvvetlerini Bolşevik or­dusu gibi tasvir etmeğe başlamıştı. Şimdi Filistin'de yeni kurulan Yahudi Hükü­meti içinde solcu unsurların çoğunlukta olmasına bakılırsa Sovyet Rusya'nın Arap - Yahudi mücadelesinden kendi hesabına nasıl faydalanmış olduğu anla­şılır. Amerika'nın taksim plânından vaz­geçtikten sonra İsrail devletini tanımasm-daki sebebi de bu noktada aranmak ge­rektir. Truman'ın yeni Yahudi Devletini tanımakta istical etmesi Filistin'de harp eden Yahudi seferini bütün bütün Mos­kova'nın kolları arasına atmamak endişesi ile izah olunabilir,

Filistin'den ingiliz kuvvetleri çekilip de Hayfa ve Yafa gibi bölgelerde Yahudi'­ler İsrail devleti kurunca harbe devam için silâh alacaklardır. Amerika bu silâ­hı vermezse Sovyet Rusya'da bulacaklar­dır. Rus silâhları ile de Filistin'de Sovye nüfuzu yerleşip kalacaktır. İhtimal ki Filistin Orta Doğuda bir Yunanistan ha­line gelecektir. Amerika'nın Filistin'de böyle bir vaziyet meydana geldiğini gör­mektense yeni İsrail devletini tanıyarak silâh vermesi ve ayni zamanda Arap'lar ile Yahudi'ler arasında bir anlaşma yolu aramağa çalışması Cumhurbaşkanı Tru-man'a makul bir siyaset görünmüş ola­bilir. Vakia Nev - York'taki iki milyon Yahudi'nin sempatisini kazanmak ikti­dar mevkiinde olan Demokrat Parti için ayrıca mühim bir meseledir. Bilhassa Amerika Cumhurbaşkanlığı seçimi için mücadelelerin çok hararetlendiği bugün­lerde bu sempatiyi muhafaza etmeğe Truman'ın ihtiyacı vardır. Fakat israil devletini tanımak bahsinde bu meselenin rolü ikinci derecede kalır. Eğer böyle olmasaydı., Amerika bundan evvel tak­sim plânından vazgeçmezdi. Taksim plâ­nından vazgeçmek Yahudileri Rusya ta­rafına meylettirmiştir; Amerika bu siya­sette ısrar edecek olursa Bolşevik'ler ile Yahudilerin Birleşmelerine fırsat vere­ceğini anlamıştır Amerika'nın yeni Ya­hudi devletini tanımakla beraber Arap'­lardan yüz çevirdiğine hükmetmek yan­lış olur. Ona düşen vazife ve Orta Do­ğudaki menfaatlerini koruyacak siyaset Arap'ları da kendisine hasım vaziyetine getirmemektir. Kıral Abdullah'ın Yahu­di'lere hitap eden beyannamesinde ken­dilerine muhtariyet vaadetmesi iki taraf arasında bir anlaşma müzakeresine gir­mek için zemin olabilir.

Hiç bir faydası olmayan tanı­malar...

Yazan: Selim Sabit

19 Mayıs 1948 tarihli «Tasvir» İs­tanbul'dan :

Sovyet Rusya'da İsrail Devletini tanıdı. Birleşik Amerika devletlerinin de daha önce aynı şekilde hareket etmiş olması, Rus'ların bu tanıma keyfiyetinden bek­ledikleri bütün neticeleri sıfıra indirmiş hiçdeğilsebir hayli zayıflatmıştır.

Fakat bizce asıl üzerinde durulacak me­sele sudur:

Bu tanımaların faydası ne olacaktır? Bu sualin cevabıisegayetbasittir.Israü devletinin bir manâ ifade etmesi için bu tanınmam nevvelâBirleşmişMilletler Kurulu, sonra da Arapdevletleri tara­fından tasdik ve kabul edilmesi lâzımdır. Halbuki,BirleşmişMilletlerKurulunun böyle bir karara varması şüpheli görün­mektedir. Arap devletlerine gelince, bu­nun bahsini etmek bile abestir.

Evvelâ Birleşmiş Milletler Kurulunun vaziyetini gözden geçirelim:

Filistin'in taksimi, Kasım 1947 de Birleş­miş Milletler Kurulu tarafından tavsiye edilmiştir. Bunun bir karar olmayıp ela sadece bir tavsiye mahiyetinde olması da ayrıca şayanı dikkattir.

Bu «tavsiye» reye konulduğu zaman in­giltere, müstenkifkalmak suretiyle bu işe muarız bulunduğunu belirtmiştir. Bi­lâhare-FilistinişininGüvenlikKonse­yinegelmesinelüzumgörmeden,Ame­rika taksim plânından vaz geçtiğini res­menbildirmiştir.BirleşikAmerika'nın bu rucû hareketi üzerine Güvenlik Kon­seyi Filistin işine her hangi bir hal şekli bulamıyacak duruma düşmüştür. Bu an­lattıklarımız da işin mahiyetiniilgilen­dirmektedir. Bugünküdurumagelince: İsrail devletini ilk tanıyanlarAmerika'-lılarolmuştur. Bazılarıbu karardeğiştirmelere bakarak:

Amerika'nın her gün fikir değiştirdiğini ne istediğini kendisinin de bilmediğini ileri sürüyorlar. Halbuki Amerikalılaristediklerini pek

iyi biliyorlar,

Filistin'in taksimi üzerinde İsrar etme­mekle Yahudi devletinin Birleşmiş Mil­letler teşkilâtı çerçevesi dahilinde tanın­mamasını temin etmiş ve bu suretle in­giltere ve diğer devletlerle kendi arasın-da"çıkabilecek ve Birleşmiş Milletler Ku­rulu ve Batı tesanüdü için çok feci. ne­ticeler doğurabilecek ihtilâfları Önleye­bilmiştir.

Yahudi Devletini münferiden tanıyarak Amerika bu ihtilâfı ber taraf etmiş ve hiç değilse vahametini bir hayli azaltmış­tır.

Diğer devletlerin İsrail'i tanıyıp tanıma­ması kendi kararlarına kalmıştır. Hal­buki Birleşmiş Milletler Kurulu bu me­seleyi kat'î bir şekle bağlamış olsaydı bu na imkân bulunmayacaktı. İsrail Dev­letini tanımakta her millet muhtar olduğundan Birleşmiş Milletler Ku­rulunun böyle bir karar vermekte is­ticalgöstereceğizannedümemektedir.

Fakat her şeye rağmen Güvenlik Kon­seyi böyle bir teklifdebulunacak olsa bile, Filistin'in teksimi işinde olduğu gi­bibudefadaİngiltere'ninmuhalefe­tiyle karşılaşacağı kuvvetle muhtemeldir. Arap devletlerinegelince;vaziyet bu bakımdan çok daha basitti. Bu devletle­rin nazarında Yahudidevleti diye bir mevcudiyet yoktur. Bu itibarla Filistin'de bir«harp»den bahsetmekdoğrudeğil­dir. Olsa olsa müslümanları himayeyi is­tihdaf ,eden bir tedip hareketinden bah­sedilebilir.Veharpolmadığınagörede BirleşmişMilletlerKurulunun bu işe müdahalesimevzuubahisolamaz.Arap­ların bu görüşü hakikaten doğrudur ve zan etmiyoruz ki aksini.idda edebilecek­ler bulunsun.

Arap Yahudi dâvasının biricik al şekli...

Yazan: Asıvı TJs

21 Mayıs 1948 tarihli «Yeni Gazete» İstanbul'dan:

Filistin'de Arap ordularîyle Yahudi kuv­vetleri arasında devam eden kanlı müca­delenin sonu nereye varacak? Bukav­gada haklı olan taraf ganhisidir?Sene-lerdenberi söz ile halledilemiyen ve ni­hayet silâhlı çatışmayabinen bu dâva tarafsız bir vicdan ile muhakeme edilirse Yahudi'lerden ziyade Arap'lara hak ver­memek mümkün olmuyor. Zira bu dâva sontahlildeFilistin'deki Yahudi azlığı­nın çoğunluğu teşkil eden Arap'ları bu­günküyurtlarındançıkarması veonla­rın yerine yabancı memleketlerdeki Ya-hudi'erin muhacirsuretiyle getiriip is­kân edilmesi gibi bir mesele manzarası­nı alıyor.

Filhakika Yahudi'lerFilistin'deki Arap'­lara karşı tatlı dil kullanıyorlar. Müstakil bir Yahudi devletinin hudutları içinde bulunan Arap'ları kendilerinden farklı görmediklerini ve onların da yeni hak­lara sahip olacaklarım söylüyorlar. Fa­kat diğer taraftan Filistin'e yabancı mem­leketlerdeki Yahudi'lerin kayıtsız şart­sız muhacereti için ellerinden geleii her vasıtaya müracaat ediyorlar.

Birinci Dünya Harbinden evvel Filistin'­de mevcut olan Yahudi'nin sayısı elli binden fazla değildi. Balfur Beyannamesi ile Filistin'de bir Yahudi yurdu ilân edil­dikten sonra başliyan Yahudi muhacereti az zaman içinde hızlandı. Bugün bura­daki Yahudi'lerin sayısı altı yüz bini geçmiştir. Eğer Yahudi'ler muhaceret akınının durdurulmasına razı olsalardı. çoktan Filistin meselesi halledilmiş ola­caktı. Fakat onlar bu noktada müzakere­yi bile kabul etmiyorlar. Onun için Fi­listin meselesinin en çapraşık tarafı bu kayıtsız şartsız Yahudi muhacereti işidir. Bu defa ilân edilen müstakil İsrail Dev­letinin bir an için gerçekleşmiş olduğunu düşünelim. Hiç şüphesiz bu devletin ilk vereceği karar hudutlarını hariçten ge­lecek Yahudi'lere tamarniyle açmaktır. Bütün Siyonizm teşkilâtlarını bu muha­cirlerin enirine tahsis etmektir Bu­nun neticesi de üç beş, sene içinde Filistin'deki altı yüz bin Yahudi'nin bir­kaç milyona çıkması olacaktır. Filistin Arap'ları için babadan kalan topraklar­da yaşamak imkânı kalmayacak, ister istemez yurtlarından çıkıp çöllere dağı­lacaklardır. Arap'lar gözgöre Ölüme git­mektense bugün Yahudi'lerle çarpışarak ölümü tercih ediyorlar.

Meselenin bu safhası madalyanın bir ta­rafıdır. Bu, sadece Yahudi'ler karşısında Filistin hududu içinde yaşıyan Arap'ların hayat ve istiklâline taalluk eden tarafı­dır. Madalyanın öbür tarafı ise daha ge­niş bir Yahudi ve Arap davasıdır. Zira Filistin bütün dünyadaki Yahudi'ler ka­yıtsız şartsız gelip yerleşebilecekleri bir memleket olduktan ve kısa bir zamanda burada birkaç milyon nüfuslu bir müs­takil Yahudi Devleti kurulduktan sonra Arap - Yahudi mücadelesi bugünkü hu­dutlarını aşacak, bütün Orta Doğu mem­leketleri için bir rahatsızlık kaynağı olacaktır.

İşte bugün İsrail Devletinin ilânı üzeri­ne Arap Birliğine dahil olan devletlerin orduları ile harekete geçerek bu işe silâhlı bir müdahalede bulunmalarının belli başlı sebebi budur. Vaziyet bu şe­kilde gözönüne getirilince Filistin mese­lesine bir tek hal şekli hatıra gelir: Bu da Filistin'i Ürdün Kırallıgı hudutları içerisine ilhak etmek ve civardaki Ya­hudi'lere Birleşmiş Milletlerin himaye­si altında tam muhtariyet vermektir. Kıraî Abdullah'ın ordusuna hareket em­ri verirken neşrettiği beyanname Arap'­ların böyle bir hal şeklini kabul edecek­lerini göstermiştir. Bizce bu formül Fi­listin Yahudi'lerinin dahilî işlerinde tam bir serbestiye nail olmaları demek ola­cağı ve hürriyetleri Birleşimiş Milletlerin teminatı altına alınmış bulunacağı için bugünkü haller ve şartlar içinde en ma­kul bir hal şeklidir.

Filistin meselesi...

Yazan: A. Şükrü Esmer

25 Mayıs 1948 tarihli «Ulus» Anka­ra'dan :

Filistin meselesini tekrar gözden geçir­mek için toplanmış olan Birleşmiş Millet­ler Assamblesi bir karara varmadan da­ğılmıştır. Malûm olduğu üzere, Assamb-le, geçen sonbaharda verilen taksim ka­rarını değiştirmek için Birleşik Ameri­ka'nın teklifi üzerine toplanmıştı. Ame­rika, Assamble'ye, amelî olmadığı anla­şılan taksim yerine, Filistin'in geçici va­silik sistemi altında idaresini kabul et­tirmeğe çalışmışsa da bu Amerikan tek­lifi Assamble'de gerekli olan ekseriyeti toplıyamamıştır.

Assamble'de müzakereler devam eder­ken, Birleşmiş Milletler dışında olaylar da gelişmekteydi: Taksim kararının de­ğiştirilmesine çalışıldığına göre Yahudi'­ler, bunu fiilî olarak gerçekleştirmek için harekete geçtiler ve bu teşebbüsle­rinde büyük başarı elde ettiler. Taksim kararının tatbikine karşı önce Arap'lar harekete geçmişler ve bu mukavemet, Birleşik Amerika'nın taksim aleyhine çevrilmesindeâmil olmuştu. Asamble toplandıktan sonra teşebbüs Arap'ların elinden çıkarak Yahudi'lerin ellerine geçti, öte yandan ingiliz'lerin de gizli­den Yahudi'lere yardım etmekte olduk­ları görülüyordu. Bir taraftan Filistin'­deki olayların, diğer taraftan da Ameri-ka'daki Yahudi'lerin baskısı altında. Vaşington Hükümeti de taksim kararma karşı vaziyet almaktan vazgeçiyor ve tekrar bu kararın tatbikine doğru tema­yül ediyordu. Taksim kararından vaz­geçen Truman'in bu yüzden Birleşik Amerika'da ne kadar ağır tenkidlere ve hücumlara uğradığı uzaktan takdir edil­memektedir. Fakat Amerika'da yaşıyan-lar, bunu hissetmişlerdir. Bu baskıya mukavemet edemiyen Truman tekrar taksim kararının tatbikine dünmüşse de bu kararın bu defa Assamble dışında ve doğrudan doğruya Filistin'de kurulan Yahudi Devletini tanımak suretiyle belli etmiştir, «israil» adı verilen Yahudi Dev­letinin Amerika'ca tanınmasında bu de­rece acele edilmesi etrafındaki esrar per­desi henüz açılmamıştır. Fakat Rusya'­nın «israil» i daha önce tanınmaması korkusunun başlıca âmil olduğuna şüp­he yoktur. Filhakika Assamble'de Sov­yetler Birliği- taksim kararını kuvvetle desteklemiş ve Gromyko da bir vesile ile taksimin fiilen tahakkuk etmiş bulun­duğunu söylemiş ve kurtarılacak Yahudi devletinin tanınacağını ima etmişti. Ya­hudi'ler ve çok kuvvetli olan taraftarları Truman'ı, daha evvel davranması için tazyik etmeğe başladılar. Başmdanberi Siyonist'liği desteklemiş olan Birleşik Amerika'nın kurulacak Yahudi devletini tanımak noktasında Rusya'dan geri kal­ması, Truman'ı tazyik eden politikacıların iddialarına göre, bir siyasî iskandal teş­kil edecekti. İşte bu şartlar altındadır ki BirleşikAmerika,kuruluşundanbeşon dakika sonra İsrail Devletini tanımıştır. Bu tanıma devletler hukukunun kaide­lerine ne dereceye kadar uygundur? Devletler hukukuna göre, tanınması için bir devletin, sınırlarının az çok belli ol­ması, iç rejiminde nisbî bir istikrar bu­lunması ve fiilî olarak memleket içinde nüfuz hâkimiyeti kurması lâzımdır. İsrail Amerika'ca tanındığı sırada bu şartların hiçbirini haiz değildi.Ve İsrail yerine her hangi başka bir devlet olsaydı, Ame­rika'nın o devleti' tanımayacağına şüphe yoktur. Fakat şimdi orada bir olup bitti. Vardır. İsrail kurulmuş ve dünyanın en büyük devleti tarafından tanınmıştır. Bu olup bittiyi hesaba katmamak kolay olmı-yacaktır.

Filistin meselesinin nasıl bir neticeye bağlanacağı hakkında mütalâa yürütü­lürken, bu meselenin gelişmesinde Fi­listin'de olup bitenlerin büyük ehemmi­yet taşıdığı unutulmamalıdır. Amerika'yı ve Assamble'yi geçen sonbaharda taksim kararını vermeğe sevkeden bağlıca se­bep, Yahudi'lerin kendi kuvvetleleriyle bu taksimi gerçekleştirecekleri ümidi idi. Bu ümit zayıflayınca, taksim kararının tatbikinden vazgeçilmeğe çalışılldı. Bunu anhyan Yahudi'ler hareket geçerek kuv­vetli olduklarını gösterdiler. Ve Amerika tekrar taksim kararma döndü. Bundan sonra ne olacağı Filistin'deki olayların gelişmesine bağlıdır. Çünkü büyük dev­letler anlaşmazlık halindedirler. Birleş­miş Milletler mekanizması da felce uğra­mıştır. Şu halde Filistin melesi Arap -Yahudi mücadelesinin neticesine göre çözülecektir.

Yakın Dogu'mın emniyeti...

Yazan: Nadir Nadi

27 Mayıs 1948 tarihli «Cumhuriyet»

İstanbul'dan:

«Ateş kes!» emrinin verilmesi için Arap'­lara bırakılan müddet bu satırları yaz­dığımız sırada bitmek üzeredir. Bir kaç

saat içinde ya . mütarekeye kavuşacak, yahud da çarpışmalar devamedecektir.

Bu ikinci ihtimali biz fazla kuvvetli bul­muyoruz. Fakat o gerçekleşse bile, bun­dan ötürü yeryüzünde kıyamet kopaca­ğına inananlardan değiliz. Filistin'deki bazicede Arab'larla Yahudi'lere düşen rol, sadece ihtiraslara esir olmaktan iba­rettir. Hâdiselerin anahtarı pek kodaman devletlerin elinde bulunuyor. İki taraf ne kadar kendinden geçerse geçsin, dâ­va mutlaka kodamaoflann dilediği gibi çözülecektir. Kodamanlar ise Filistin meselesini büyültmeğe hiç de niyetli görün­müyorlar.

Bazı küçük işareter vardır, oldukça bü­yük manalara kılavuzluk ederler. Şu Filistin işinde Rusya ile Amerika'nın tuttuğu yola dikkat ettiniz mi? Yahudi hareketini ikisi birden destekliyordu, İs­rail Devletini de iki birden tanıdı. Şa-yed yarın bir teşebbüse girişmek lâzım gelirse, belki ikisi birden ayni adımı at­maktan çekinmiyecektir. Altında ilerisi için gizli veya açık bir rekabet niyeti sezilse bile, bu işaret, Filistin dâvasının dünya ölçüsünde bir harb konusu olamı-yacağını göstermeğe yetecek kadar kuv­vetlidir. Üçüncü bir Cihan Harbi ancak Sovyet Rusya ile Birleşik Amerika'yı karşı karşıya getiren güçlüklerden çıka­bilir. Filistin meselesinde iki taraf da Ya­hudi'leri tuttuğuna göre Guluk Paşa'nın toplan öyle pek uzaklara kadar ses ver-miyeceğe benziyor.

Filistin işinde en güç durumla ingiltere'­nin karşılaştığına şüphe edilemez. Birin­ci Cihan Harbinden sonra Balfour tara­fından güdülen politika ile mukaddes diyarları bir nevi Yahudi kâbesi haline getiren bu devllet, bir müddettenberi Arap'ları memnun etmek zorunda kalın­ca ne yapacağını şaşırmış gibidir. Bir yandan Arap iddialarını desteklemeye çalışırken, öte yandan Amerika'ya uya­rak israil Devletini tanımaya hazırlan­mak, doğrusu kolayca yürütülür bir tak-tk olmasa gerektir.

Fakat ne denir ki bugünkü Filistin dâ­vası, İngiltere'nin hiç yoktan yarattığı bir dâvadır. Vaktiyle buna engel olmak mümkün müydü, değiİ miydi? Bu gibi meseleleri iş olup bittikten, arada çeyrek yüzyıllık bir zaman geçtikten sonra tar-1 tışmakta bir fayda görmüyoruz. Bugün üzerinde müsbet olarak durulabilecefc başlıca mesele, Yakın Doğu istikrarının nasıl sağlanabileceğiidr. Çünkü, şimdi­lik bir dünya boğuşmasına yol açmasa bile o yerlerdeki kargaşalık havasının yarın ne gibi haller doğuracağını kestir­mek güçtür. Cenub sınırlarımızın emni­yetini yakından ilgilendirmesi itibariyle bu mevzu üzerinde bilhassa Türk Hüküme­ti söz ve fikir sahibi olmak, ayrıca orta­lığa düzen verici bir rol oynamak durumundadır. Bizim kanaatimize göre, Arap milletlerinin bağımsız duygularını incit-meksizin, Filistin Yahudi'lerini de esir derecesine düşürmeksizin bu dâvayı çö­zecek bir formül bulmak İmkânsız değil­dir. Bir zamanlar birer Osmanlı vilâyeti olan Cenub ülkeleri bizden ayrıldıktan sonra halkının hürriyet isteklerine karşı Cumhuriyet Türkiye'sinin ne kadar yü­rekten bir ilgi gösterdiğini Arap dostla­rımız herhalde takdir ederler. Bu itibar­la, meselâ muhtelif Cenub halkları ara­sında içtimaî, dinî ve harsı realiteyi gö-zönünde tutan eşit haklı bir federasyon kurmak teklifine karşı bunlar ilk ağızda neden hayır desinler? Böyle bir fikri niçin derhal reddetsinler?

Günden güne küçülen dünya, günden güne büyüyen siyasî birliklere gebedir. Bugün Batı Avrupa Birliğini gerçekleş­tirmek için. ciddî gayretler harcanıyor. Yarın bütün Avrupa'nın bir idare altına girmesi bahis mevzuu olacak, öbürgün de belki dünya devleti kurulacaktır. Her şeye kadir, kendi başına buyruk, etra­fını hiçe sayan Şoven milliyetçilik telâk­kisi faşizmle beraber artık ömrünü yaşa­mıştır. Tıpkı ferdler arasında olduğu gi­bi, insan toplulukları arasında da hür­riyet, ancak öteki cemiyetlerin hürriye­tine riayet şartiyle bir haktır. Bu şartlar altında, nasılsa Filistin'de yurd edinmiş bir milyona yakın bir Yahudi kütlesine kendi kendini idare edecek, aynı za­manda Yskm Doğu miletleri arasında ayırıcı değil, fakat tamamlayıcı bir ro! oynayacak bir yaşayış şeklî bulmak biz­ce tutulacak en doğru yoldur. Birleşik Amerika'nın da- İngiltere'nin de, Yahu­di'lerle Arap'ların da, bu taslak üzerinde işlemelerini faydalı buluyoruz. Hükü­metimiz bu hususta lüzumlu teşebbüs­lere girişirse, Yakın Doğunun istikrarı­nı sağlamak bakımından kuvvetli bir adım atılabilecektir.

Yazan: Hürriyet

28 Mayıs 1948 tarihli «Hürriyet»

Her geçen gün Filistin harbini bir çık­mazasokuyor.GerekYahudiler,gerek

Araplar giriştikleri amansız imha harbi­nin sonunu düşünmeden, bu kavganın doğuracağı neticeyi hesaba katmadan mütemadiyen döğüşüyorlar.

Bir iki gün yatışır gibi görünen harbin tekrar ve daha sert bir şekilde başlaması bütün dünya devletlerini haklı olarak endişeye şevketti. Arap devletleri bîr türlü ateş kes emrini kabul etmek iste­miyorlar. Yahudi'ler ise milyonlar sarfe-derek vücuda getirdikleri mamureleri, fabrikaları ve bunların ortasına kurduk­ları yurtlarını terketmek için sebep gör­müyorlar. Bu şerait altında anlaşmaya varmanın kabil olamıyacağını anlamak için büyük bir politikacı olmağa lüzum yok!.

Şu halde bu harp nasıl sona erecek, ve mukaddes topraklarda sulh ve sükûn ne zaman teessüs edecek?

Amerika yeni Yahudi Hükümetini tanı­makla bu mücadeleye bigâne . kalmak istemediğini ispat etti. Daha mühimmi, Amerika'nın israil Devletine 90 - 100 milyon dolarlık bir istikraz vâdetmesi bu işin kolay kolay kapanmak yolunu tutmak üzere olmadığını gösterdi. Bu İstikraz haberi, Yahudi lideri Weisman'-

in temin ettiği gibi doğru ise, Filistin harbinin daha çok uzayacağını hesaba katmak lâzımdır. Bu takdirde Arap hü­kümetleri bu harbi idame ettirecek ve­saiti ve parayı nereden tedarik edecekler-lerdir? Amerika'nın her iki tarafa da birden silah ve para yardımında buluna­bileceğini tasavvur etmek imkânsızdır. Şu halde, Amerika'nın bu işte açıkça Yahudi'lerin tarafını tutmasına meydan bırakmadan, yani harbi uzatacak olan bu âmilin harekete geçmesini beklemeden bir uzlaşma zemini bulmak mümkün değil midir?

Arap hükümetlerinin başında bulunan­lar Amerika'nın Yahudi'lere yardımına mukabil ingiltere'nin manevî müzahere­tini temin etmiş bulunuyorlar. Her iki ta­rafın ellerinde bulunan kozlar azımsan-mıyacak kadar mühimdir, Amerika Ya­hudi'leri gücendirmemek için İngiltere ile olan dostluğunu feda edecek midir? Filistin'in üzerinde uçmakta olan siyah bulutların arasından hakikî vaziyeti şim­diden seçmek cidden güç görünüyor. Dünyanın istikbali namına bunun bir an evvel aydınlanmasını temenni etmek in­sanlık borcudur.

2 Mayıs 1948

— Waşington:

Temsilciler Meclisinin Amerikan Aleyh­tarı faaliyetler hakkında tahkikatta bu­lunmakla görevli olan komitesi dün ya­yınladığı bir raporda komünist'erin Ame-rika'daki fesatçı faaliyetlerinin önlenmesi gayesîn'i güden bir kanunun kabulünü tavsiye etmektedir.

Bu kanun tasarısında bütün komünist siyasî teşekkülerle komünist cephesine mensup olan bütün teşkiâtların Ameri­kan Başsavcılığına tescili istenmektedir. Bu raporda ezcümle şunlar mevcut bu­lunmaktadır:

Yabancı memleketler tarafından idare edilmekte olan Amerikan fesatçı komü nist teşekküllerinin mecmuuna kuvvetli bir darbe indirmeğe çalışmaktayız. Bu Fesatçı komünist teşekküllerinin caniya-ne faaliyeteri takip edildiği, hakikî ma­hiyetleri açığa vurulduğu ve yabancı memleketlerden bu teşekküllere yapılan yardım kesildiği takdirde Amerika'daki bu hareketin kesin bir şekilde ezileceği­ne inanmaktayız. Komünizm ve demok­rasi nazariyelerinin Amerika'da siyası fikirlerin serbestçe çarpıştığı sahada mü­cadele etmelerine müsaadeye hazır bu­lunmaktayız. Fakat komünizm bu mü­cadelede namuskâr olmayan çarelerden faydalanmasına gayri kanunî vasıtalara başvurmasına bir maske atında gizlenmiş olarak fesatçı ve riyakâr faaliyetlerde bulunmasına ve yabancı bir memlekette­ki komünist bir diktatörlüğün idaresi al­tında bulunmasına ve yardım görmesine müsaade edilmemesi hususunda İsrar et­mekteyiz.

Bu raporda tavsiye edilmekte olan kanun tasarısı bir şahsın yabancı bir memleke-

tin hâkimiyeti altında bulunan totaliter bir diktatörlüğü tesis etmek için fesatçı faaliyetlere girişerek bu kanun hüküm­lerini ihlâl ettiği takdirde Amerikan ta­biiyetinden çıkarılması da dahil olmak üzere bir takım cezaları ihtiva etmekte­dir. Siyasî komünist bir teşkilâtın üyele­rinden birisinin pasaport istemesi veya pasaport alabilmesi gayri kanunidir. Bu kanun tasarısında komünist teşkilâtları içi mecburi addedilmekte olan tescilden. başka bu kabil teşkilâtların almış ve sarfetmiş oldukları paralara müteallik kesin hesaplar sorulması istenmektedir. Başsavcılık tarafından komünist cephe­sine mensup olarak bildirilecek teşkilât­lar sivil mahkemelere başvurabilecekler­dir.

Raporda bildirildiğine' göre- komite, ileri sürülen bütün kanun tasarılarının kanu­nî ananalerle siki bir şekilde Hemahenk olmasının esas teşkil ettiği kanaatinde bulunduğundan meseleyi büyük bir dik­kat ve ihtiyatla incelemiştir. Bahis mev­zuu olan şey hürriyeti, yoketmek iste­yenlere karşı korumaktır.

4 Mayıs 1948

— Washington:

19 yaşından 25 yaşına kadar bütün Ame­rikalılara şâmil olan ve Saylavlar Mec­lisi Askerlik Komisyonu tarafından ka­bul edilen iki senelik mecburî askerlik kanunu umumiyet itibariyle eski muha­ripleri istisna etmekte ise de yeni kanu­nun 1950 yılına kadar orduya yeniden 700.000 asker sağlayacağı tahmin edil­mektedir.

Millî Müdafaa Bakanı Forrestal bu ka­nunu «mükemmel» olarak vasıflandırmış ve bütün dünyada kararsızlığın ve gerginliğin devamı bu kanunun derhal yürür­lüğe girmesini zarurî kılmakta olduğunu bir kere daha söylemiştir.

Bu suretle hava ve kara orduları mev­cudu 1.384.500 den 2.005.800 e çıkmış ola­caktır.

Kanun umumî olarak desteklenmekte ise de, Genel Askerî Talim ve Terbiye Kanunu ile birleştirilerek yürürlüğe ko­nulması için Forrestal'in de tasvibiyle Ayan Meclisinde alman karar üzerine gecikmesi ihtimali vardır. Diğer taraftan Saylavlar Meclisi cumhuriyetçi liderleri ise iki kanunun birleştirilmesine itiraz etmekte ve eğer bu birleştirilmeden vaz­geçilmezse Genel Talim ve Terbiye Ka­nununu kabul etnıiyeceklerini söylemek­tedirler.

11Mayıs 1948

—New - York:

Başkan Truman dün kongreden Türkiye.. Yunanistan, Çin ve Trieste bölgesine yardıma ilâve olarak 800.000.000 dolar daha istemiştir.

Bu yardımın en büyük kısmını Çin ala­caktır.

Yunanistan'a harp malzemesi için bu yardımın 300.000.000 dolarının ayrılacağı zannedilmektedir.

Trieste'deki Amerikan bölgesinde «hasr talik ve karışıklığı» önlemiye 20.000.000 dolar ayrılacaktır.

Bu yeni meblağ, Avrupa'nın kalkındırıl­ması programı için geçenlerde kabul edilen 5.300.000.000dolardanayrıdır.

12Mayıs 1948

—Washington :

Bedeli Smith ile Molotov arasındaki gö­rüşmeye aid zabıtların mevsimsiz sayı­lan neşri üzerine Amerikan idarecileri ve siyasî mahfillerde husule gelen infial dün akşam evvelce sanıldığından daha belirli bir şekilde kendini göstermiştir.

Birleşik Amerika'nın dış siyaseti değiş­mediğini söyleyen ve Rus - Amerikan idarecilerinin doğrudan doğruya temasa geçmeleri ihtimaline herhangi bir telmihte bulunmaktan kaçman Truman'm bu beyanatının ifadesi ve muhteviyatı umu­miyetle bu açıklamanın husule getirdiği infiale atfedilmektedir.

Bu hissin doğmasında başlıca iki sebep âmil olmuştur:

— Birleşik Amerika, sonradan iki ta­rafarasındagörüşmeleryapılmasıihti­malini kuvvetlendirmek üzere ilk görüş­melerin diplomatik bir sır olarak kalma­sını tercih etmekte idi.

— Amerikan diplomatlarıve kongre­nin bazıv nüfuzu elemanları bu açıklama­nınbirSovyetmanevrasınabenzediği kanaatindedirler.

Onlara göre bu manevranın hedefini şu suretle hülâsa etmek mümkündür:

Bu görüşmelerin prensipi kabul edildiği hissini vermekle beraber onları güçleş­tirmek hattâ imkânsız bir hale getirmek.. -yani zamanda dünya efkârını Bireşik Amerika'nın Sovyeter'e karşı bu tehli­keli manevraya girişeceğine inandırmak maksadiyle bu nota teatisini bîr propo-ganda vasıtasi olarak kullanmak..

Bununla beraber daha temkinli ve Dış­işleri Bakanın samimiliğinden tamamiy-le emin olan Amerikan mahfillerinde dün akşam Amerikalılarda olduğu gibi Rus'larda da karışık bir devrenin başh-yacağı kanaati hüküm sürmekte idi.

Diğer taraftan ayni mahfillerde temin edildiğine göre bu infialin bazen Rus -Amerikan münasebetlerinde tekrar biı gerginlik husule geleceği fikrini uyan-dırsa bile bütün gayri müsaid görünüş­lere rağmen mühim bir adım atıldığını unutturmaması lâzımdır. Bu ilk adımın, Birleşik Amerika'nın Sov­yet'lere yaptığı sarih bir davet olduğuna işaret eden aynî mahfillerde bu davetin Moskova için müşkül meseleler ortaya attığı ilâve edilmektedir. Bu meselelerden biri Sovyet yardımının durmasını yabancı komünistlere haklı göstermek olacaktır.

Gene Vaşington'da söylendiğine göre Amerikan teşebbüsü suya düştüğü tak­dirde bu muvaffakiyetsizliğin mantıkî neticesi olarak Amerika tarafından ta-kib edilecek olan aşırı silâhlanma politikasının dünya efkârının büyük bir kıs­mı tarafından kayidsız olarak tasvib edileceğine şüphe yoktur.

14 Mayıs 1948

—Waşington:

Başkan Truman Kongreye yaptığı bir teklifle, askerî bütçeye iki milyar 434 bin dolarlık munzam bir tahsisat veril­mesini talebetmiştir.

Başkan Truman, 1949 senesi askerî büt­çesinin malî ihtiyaçlarını tamamlamak üzere gerekn tahsisat hakkındaki tahmin­leri bidirmek üzere Meclis Başkanı Mar-kin'e yolladığı mektubunda demektedir ki:

Askerî Kudret, kuvvetli bir iktisadî sis­teme ve yüksek bir sınaî istihsale bağlı oduğuna göre, bu kudretin arttırılması gerektiği zaman, bunun millî iktisadî bünye üzerindeki tesirlerinin de nazarı itibara alınması gerekir, Gelecek sene­nin askerî ihtiyaçlarını sağlamak ve kar­şılanması mümkün bir seviyede tutabil­mek gayesiyle askerî bütçe tesarısının evvelâ Eylül, sonra da Aralık ayında ta­mamen gözden geçirilmesini Savunma Bakanından istemiştim.

Başkan, mektubunda, bütçe bürosunun munzam tahminlerini de zikretmiştir. Bu tahminler şöyledir:

Savunma Bakanlığı idaresi için 986 bin dolar- hava kuvvetleri için 221 milyon 794 bin dolar, kara ordusu için bir mil­yar 542 milyon, 307 bin dolar, bahriye îçîn de 669 milyon 354 bin dolardır.

16 Mayıs 1948

—Waşington:

Başkan Truman sunduğu bir mesajda uzun vadeli bir tarım programının ha­zırlanmasınıistemektedir.

Başkan mesajında, böyle bir programın gerek Amerika'nın refahı için gerekse bütün dünya sulhunun sağlanması için gerekli olduğunu ve hayatî bir mahiyet taşıdığınıbildirmektedir.

Başkanın verdiği malûmata göre, harp sırasında, Amerika'nın ziraî randımanı takribenüçtebirnisbetindeartmıştır.

Halbuki geçen harp sırasında ziraî istih­sal ancak yüzde10 nisbetinde bir artış kaydetmiş bulunuyordu. Başkan Truman sözerine sunarı ilâve et­mektedir:

Muhasematın son bulduğu tarihtenberi istihsal, rekor seviyeleri temin etmekte berdevamdır. Ve ancak bu suretledir ki Amerika, dünyanın bir çok köşelerinde hür memleketlerin kalkınması için önem­li bir yardım yapabilecek duruma gir­miştir.

18Mayıs 1918

—Vaşington:

Bugün Amerika Bahriye Bakanlığı ara­larında 45 bin tonluk Missuri ve yine 45 bin tonluk Coral Sea Uçak Gemisi de bulunan 29 harp gemisinin iştirakiyle Akdeniz'de Haziran ve Temmuz ayları zarfında büyük deniz manevraları yapı­lacağını teyid etmiştir.

Bahriye Bakanlığı bu manevraların giz­li tutulacağı yolunda gazetelerede yayın­lanan haberleri de yalanlamıştır.

19Mayıs 1948

—Washington :

Federal Mahkeme Başkanı olan Golds-borough, şimendöferciler grevini mene-den kararın meriyet müddetini on gün uzatmıştır. Şimendöferlere esasen hükü­met tarafından el konmuş bulunuyordu. Evvelce verilen kararın yürürlüğü bugün sona ermekte idi.

—Sanfrancisco :

Başkan seçimlerinde üçüncü partinin adayı olan Henry Wallace, Sanfrancisco'-da verdiği bir radyo mülakatında, geçen­lerde neşretmiş olduğu açık mektuba Mareşal Stalin tarafından verilen cevabı yorumlamış ve şunları söylemiştir:

Bu, Sovyet Başbakanının Birleşik Ame­rika halkına barış teklif eden bir deme­cidir.

Bu, aramızdaki ihtilâfları münakaşa et­memiz ve silâhsız harbe bir nihayet ver­mek için gerekli yolları ve vasıtaları bulmak yolunda Rusya tarafından ya­pılmış hakikî ve katî bir tekliftir.

Amerika'-hlar çekilip kıtayı Rus'lara mı bıraka­caklardır? Yoksa, Rus ilerlemesini ken­dilerine karşı açılmış bir harp mi saya­caklardır? ikinci şıkkın doğru olacağına hiç şüphe yoktur. Bu itibarladır ki Ame­rikan askerleri Avrupa kıtasında kaldık­ça, Amerika'nın Batı Avrupa devletleri­ne garanti vermemesi büyük mâna ifade etmez. Çünkü tecavüze ilk hedef olacak devletler arasında Amerika'nın kendisi de bulunacaktır. Böyle oimakla beraber, barışın korunması için Vaşington Hü­kümetince açık bir garanti verilmesi lü­zumu da teslim edilmektedir. Hele me­sele ortaya atıldıktan sonra arkadan ga­rantinin gelmemesi, Husya tarafından yanlış telâkkiye uğrıyabilir. Tarih de göstermiştir ki muharebelerin çıkmasın­da karşı tarafın maksatları hakkında yan­lış telâkkilerin büyük rolü olmuştur.

Birleşik devletlerin bir teşeb­büsü...

Yazan:H.Şükrü Baban

13 Mayıs 1948 tarihli «Tasvir» İs­tanbul'dan :

Birleşik Amerika Devletleri Hariciyesi Moskova'ya bir nota ile başvurarak bü­tün pürüzlü işlerin müzakere yöliyle halli için imkân mevcut olup olmadığını sormuş ve tabiatiyle Moskova'dan bu yolda müsbet bîr cevap almıştır.

Bu hâdise böyle temas ve münakaşa vu­kuuna dair hiç bir emareye malik oîmı-yan dünyada- bir bomba tesiri uyandır­mıştır.

Bilindiği gibi, bir hayli müddettir Ame­rika ile Sovyet münasebetleri az çok gergin bulunuyordu. Bütün Avrupa'da hattâ Asya'da Sovyetlerle temas noktala­rında bir sinirli hava esiyordu. Berlin'­deki son vakıalar asabiyeti son hadde vardırmıştı. Çin'de, Kore'de değişik usul­lerle, iki taraf karşı karşıya dikilmiş bu­lunuyordu.

Yunanistan'da, ■ İtalya ve Fransa.da da durum bu manzarayı gösteriyordu. Siiâh patlaroakızm devam eden bu gizli savaşa muhtelif isimler takılmıştı. Soğuk harp, beyaz harp vesaire..

Bu asabi vaziyetin devamı dünyada sul­hun tekarrürüne yardım edecek en kuv­vetli âmil değildi.

Sovyetler Doğu Peykleri takviye eder­ken, buna karşılık Amerika .da Batı Av­rupa Blokunu desteklemeğe çalışıyordu. Avrupa'ya yardım, Trumsn doktrini, dünyaya emniyet telkin edecek bir mu­vazenepolitikasısayılmak lâzımdı.

iki numaralı dünya harbinden sonra iki devlet peyda olmuştur: Amerika ve Rus­ya: Bu iki kudretin çarpışması bütün dünyayı, amma istisnasız bütün cihanı, kanveateşkasırgasınauğratacaktır.

Bilinen ve henüz bilinmiyen en mühlik silâhlarla vakiolacak böyle bir çatışma­nın, dehşet ve azameti akıllara durgunluk verir ve insanlık hisleriyle yuğrulmuş hiçbir ferd, güle güle ve gayet hafif bir telâkki ile böyle bir badireyi tasavvur edemez.

Mister Truman, dünyanın en büyük de­mokrasisinin en büyük ve kudretli devletinin başında olmanın verdiği salâ­hiyet ve nüfuzla, pervasızca Rusya'ya müracaat ederek konuşma çareleri olup olmadığım sormuştur. Buna Moskova cevabının müsbet olması tabiî idi. Kim­se, hattâ Moskova'da, Mister Truman'a arka veremezdi. Fakat böyle insanî bir teşebbüs ancak en kudretli dost tarafın­dan yapılabilirdi. Ve böyle bir teklif Fransa veya İngiltere'den gelseydi komü­nist zimamdarîarca bir zaaf eseri telâkki olunabilirdi.

Mister Truman. Amerika dış siyasetinin ana hatlarında hiçbir değişiklik olmamak şartiyle müzakereye taraftardır Rus­ya da verdiği cevapta politikasının esas çizgilerine sadık kalarak konuşmağa hazır olduğunu bildirmiştir. Böylece azimet ve hareket noktaları tesbit olun­duktan sonraasıl temas başlayacaktır.

Amerika'nın bu teklifi Londra'da hayret uyandırmıştır. CünkÜ Büyük Britanya hariciyesi (Moskova - Vaşington) temas­larından evvelce haberdar edilmemiştir. Böyle olunca Londra hariciyesi çok ihti­yatlıdavranmağa kendisiniimhkûm saymaktadır. Hattâ Londra'nın bazı çev­relerinde bir «yeni Münih» karşısında mı kalındığı suali sorulmakta imiş! Yeni bir Münih yani ufak devletlerin büyük­lerin anlaşabilmiş: için yem olarak atıl­ması ve fidye olarak verilmesi! Böyle bîr ihtimal ve imkân her tarafta ancak fe­veran uyandırır. Birçok memleketler ta­lihlerini büyük Amerika demokrasisine bağlamışlar, oradan görecekleri yardıma itimat ederek kendilerine bir dış politika istikameti çizmişlerdir. Münih anlaşması­nın Hit'lere yapılan muazzam tavizlerin, ne gibi bir fayda sağladığa 1939 harple-riyıe tamamiyle anlaşıldı. Arap'lar «tec­rübe edilmişi tecrübe etmek ancak neda­met doğurur» derler ki bu sözün sıhha­tinde şüphe yoktur. Binaenaleyh böyie bir hali varid görmek Vaşington ricalinin siyasî olgunluğuna ve tarih bilgisine hür­metsizlik etmek savılır.

Yeni bir Münih olmaksızın iki büyükle­rin bîr sulh ve sükûna ve milletlerin hâki­miyetlerine riayet tem el i er İne dayanan bir anlaşmaya varmalarını imkân âlemi­nin dışına atılmış bir ihtimal saymama­lıdır.

Sovyet Rusya yıpratıcı ve uzun bir har­bin yaralarını sarmağa mecburdu. Ame­rika geniş bir refah devrinin ancak ci­han pazarlarının sulh ve müsalemet için­de bıdunacak bîr dünyada tam verimli surette açılacağına kanidir. Bu şartlar altında sulh her tarafm ideali olmak lâ-zımgelir. Akıl ve basiret hissine galip gelirse atlatılmıyacak zorluk yoktur.

Amerika Rusya'dan ne isti­yor?...

Yazan: Mümtaz Faik Tenîk

15 Mayıs 1948 tarihli <«Vatan » İs­tanbul'dan :

Moskova ile Vaşington arasındaki ihtilaflı meseleleri halletmek için bir müzakere zemini hazırlamak üzere Birleşik Ameri-ka tarafından Sovyetler Birliğine verilen notanın işaa edilmesi, siyaset âleminde bir bomba tesiri yapmıştır. İlk akla ge­len şudur:

—Ne oluyor? Birleşik Amerika, bu harpten evvel Çekoslovakya işgal edildi­ği zaman Almanya ile İngiltere arasında yapılan Munich anlaşmasına benzer bir yatıştırma siyasetine mi gidiyor?

Bu suali soranlar, Çemberleyn'in şemsi­yesini, Truman'm elinde görür gibi oldu­lar.

Fakat meselenin böyle olmadığı derhal anlaşıldı. Moskova kendisiyle barış yo­lunda makul bir şekilde anlaşmak iste­yen Amerika'ya karşı cephe almış.ve ce­vabında Amerikan siyasetine kar^ı taar­ruza geçmişti. Moskova Vaşington'u Av­rupa'yı nüfuzu altına almakla itham edi­yor, fakat Orta Avrupa'da demir perde­nin arkasında olup bitenler karşısında kendisini tamamiyle masum göstermeğe çalışıyordu.

Hakikaten Birleşik Amerika, neden Rus­ya ile pürüzlü meseleleri böyle birdenbire halletmek imkânlarını aramıştı? Bazıları, verilen notanın bir seçim propagandası olduğunu söyliyecek kadar ileri gittiler. Ve dediler ki: «Truman, Wallace'ı, Rusya İle anlaşmak meselesinde de çürütmek istiyor. Wallace Rusya'ya mütemayil mi? İşte Truman da Rusya ile anlaşmayı tec­rübe edecektir- Truman, barışın Sovyet­ler Birliği ile beraber müdafaa edilme­sinden ümit kesenler arasında değildir. İşte bu şekilde mütalâa ileri sürenler, işi çok basit bir zaviyeden gördüler. Fa­kat hakikatte meselenin esası tamamiyîe başk&dır. Bizim anladığımıza göre, me­sele, sadece, Sovyetler Birliğine kat'î ih­tarda bulunmaktır. Bü bakımdan, müza­kere talebi, fırtınadan evvelki durgun­lukları andırmaktadır. Eğer- bundan sonra Sovyetler Birliği ile ihtilâf devam edecek ve yahut çok daha ciddi bir şe­kil alacak olursa, bunun mes'uliyeti Bir­leşik Amerika'ya değil, doğrudan doğ­ruya Rusya'ya raci olacaktır. Devletler, harbin mes'uliyetinden fena halde ürkmüşlerdir. Çünkü tarihin vere­ceği hüküm, harp suçluları için kurulan mahkemelerin vereceği hükümlerden de korkunçtur. Hele Birleşik Amerika gibi,. insanlığı, insan haklarını ve demokrasi­yi hertürlü endişenin üzerinde tutan bir memleketin, kendisi kadarkarşı tarafın

mes'uliyetini de düşündüğü bu son te­şebbüsle bir kat hada meydana çıkmıştır. Amerika bu teşebbüsiyle, hem insanlığı ve hem Rusya'yı muhtemel bir felâket­ten kurtarmak isteğindedir. Bu şekilde bir hareket( Amerika'nın Sovyetler Bir­liğinden çekindiği mânasında alınmama­lıdır. Fakat her iyi hareketi daima aksi şekilde tefsirde üstad olan Rus zimam­darları Amerikan notasını, hem dahilde­ki endişeleri dağıtmak, hem de hariçte, bunu Amerikan diplomasinin gizli usul­lere başvurduğunu iddia etmek gibi çifte bir propaganda vasıtası olarak kullan­mışlardır.

Bizim kanaatimizce, bu teşebbüsten hiç bir netice allmacak değildir. Birleşik Amerika gibi bütün dünya da buna kani­dir. Fakat bu ihtimal de yoklanmamış olmasın diye, Moskova'nın kapısı son bir defa daha çalınmıştır.

Amerika'da komünistler...

Yasan: A.ŞükrüEsmer

18 Mayıs 1948 tarihli «Ulus» Anka­ra'dan:

Amerika'nın komünistlik aleyhine giriş­tiği mücadele iki cephelidir: Komünist­liğin dünya mîlletleri arasına yayılması­na mâni olmak ve komünistlerin kendi toprakları üzerindeki faaliyetlerini ve tahriklerini karşılamak.

Seçimlerin neticeleriyle de belli oldu­ğu gibi, Amerika'da komünistler sayı ba­kımından çok küçük bir zümre teşkil et­mektedirler. Fakat başka memleketlerde olduğu gibi bu küçük zümre, büyük fa­aliyet sarfetmekte ve gürültü çıkarmak­tadır. Bunun iki sebebi vardır: Önce ko­münistler diğer zümrelerden çok daha disiplinli ve daha iyi teşkilâtıdırlar. Son­ra komünist faaliyeti dışarıdan ve çok daha büyük ve geniş zümreler tarafın­dan idare edilmektedir: Bu mahallî ko­münist teşkilâtları için bazan bîr zaaf teşkil ederse de ekseriya bîr kuvvet kay­nağıdır. Çünkü bunların hareket ve fa­aliyetleri dünya ölçüsüne göre ayarlan­maktadır.

Amerika'da komünisttik kanunen tanın­mış ve komünistler siyasî bir parti ha­linde teşkilâtlanmış olmakla beraber, partiye mensup olanların büyük kısmı, bu mensubiyetlerini gizli tutmaktadırlar. Bu- bilhassa geniş halk kütlelerinin sem­patilerine muhtaç olan muharrir, müellif ve ressam gibi meslek sahipleri hakkında doğrudur. Bunlar halkın sevgisini kaybet­memek için, komünist partisine mensup olduklarının açığa vurulmasından kaygı duymaktadırlar. Ve parti uğrundaki faa­liyetlerini gizli olarak sarfetmektedirler. Bunu anlhyan Kongre çevreleri biykag ay önce, bir takım sinema yazarlarını Vaşington'a çağırarak «Amerikalılara ya-kişmıyan hareketleri araştırma» komis­yonunun huzurunda kendilerinden ko­münist partisine mensup olup olmadıkla­rını sormuştur. Bunlar bu suale cevap vermediklerinden haklarında kanunî ta­kibat yapılmıya başlanmış ve birkaçı cezalara çarptırılmıştır. Diğerleri hak­kındaki takibat devam etmektedir.

Otuz iki yazar; müellif ve ressam geçen­lerde bir Rus dergisine mektup yazarak kapitalistlerin Amerika'da hürriyeti boğ­makta olduklarından şikâyet etmişlerdir. Gazetelerin yazdığına göre, bu yazarların hepsi de tanınmış ve faal komünistlerdir. Fakat çoğu komünist partisine mensup olduklarını gizli tutmuşlardır.

Amerika'da komünistlerin takibettikleri tabiye, halka Kongreyi ve Hükümeti müstebit vaziyette göstermektir. Hürri­yete bağlı olan Amerikan milletine ana­yasa ile temin edilen bütün mânevi kıy­metlerin ayaklar altına alındığı telkin edilmektedir. Komünistlerin adayı olan Wallace de hürriyet uğrunda mücadele açmıştır. Fakat komünistliğin kâbesi olan Rusya'da hürriyete yer verilmediği ve Amerika'da komünistlik kurulduğu tak­dirde kurban edilecek ilk idealin hürri­yet olacağı söylenmemektedir.

ikinci Dünya Harbinden sonra Rusya taralından takibedilen genişleme ve ya-yıİma politikası karşısında komünistlik başka memleketler için olduğu gibi Ame­rika için de tehlike olarak belirmeğe baş­lamıştır. Amerikan komünistleri Rusya namına hareket e^ien «beşinci kol» vazi­fesini gördüklerinden,bunlar hakkında esaslı tedbirler alınması lüzumu hasıl ol­muştur. Komünist partisine mensup olan veyahut da komünist olduklarından şüp­helenilen memurların, Adalet Bakanlığı tarafından yapıla ntahkikat neticesinde ve bu bakanlığın tavsiyesi üzerine azle­dilmeleri hakkındaki kanun bu tedbirle­rin biridir.

Komünist partisi hakkındaki diğer ted­bir de alınmak üzeredir. Bu parti hak­kında tedbir alınması bahis mevzuu olalı iki fikir ileri sürülmüştür.

— Komünist Partisini feshetmek,

— Partiyi sıkı kontrol altına almak.Birinci fikretaraftar olanlararasmda
CumhuriyetPartisininadaylığınısağla­maya çalışan Mr. Stassen de vardır. Bunlar
komünistpartisinin,rejimikuvvetkul­lanarak yıkmıya uğraşan ve kökü dışarı­
da bulunan bir teşkilâtolduğunu iddhetmekteve busebeple feshedilmesi lâ
zımgeldiğiniilerisürmektedirler Bufikre taraftar olanlar çoksa da uzun mü­
zakere ve tartışmalardan sonra fesih yo­luna gidilmemesine ve partinin sıkı birmurakabe altınaalınmasına karar verilmiştir. Bu karara göre, komünist partisi «yabancı propaganda teşkilâtları» hak­kındaki kanun gereğince tescil edilerek murakabe altına alınacak ve bütün üye­leri de hükümete bildirilecektir. Birkaç yıl. önce memleketimizi ziyaret eden, Temsilciler Meclisi üyelerinden Mr. Kral Mund, böyle bir kanun lâyihasını Meclis­ten geçirmeğe çalışmaktadır.

Komünist Partisi bunu önlemek için se­ferber olmuştur. Partinin feshedümeme-sine taraftar olanlar, teşkilâtlanmamış komünistliğin, teşkilâtlanmış komünist­likten daha çok tehlikeli olacağını bu kanaatlerine sebep olarak ileri sürmekte idiler. Yeni kanun lâyihasiyle alınması düşünülen tedbirler komünist partisi li­derlerini o derece öfkelendirmiştir ki, bu şartlar altında teşkilâtlanmamış gibi ha­reket edilerek gizli faaliyete girişileceği tehdit olarak ileri sürülmektedir. Her halde Amerika'da gerek Kongrenin gerek Hükümetinkomünistlikmeselesiniciddî olarak ele almış oldukları ve tehlike ol­masına yer vermemek için her çareye başvurulacağıanlaşılıyor.

1 Mayıs 1948

— Nankin:

Çin Cumhur Başkan Muavini bugün Mareşal Çang - kaşek'le ilk resmî gö­rüşmesini yapmıştır.

Cumhurbaşkanı Muavini daha sonra ba­sın muhabirlerine beyanatta bulunarak bu görüşmenin çok kısa olduğunu söy­lemiştir. Çang - kai - şek Cumhurbaşka­nı Muavinini tebrik etmemiştir.

Nankin'deki basın muhabirlerinin bildir­diklerinegöre,Çang - kai - şekyalnız

şunları söylemiştir:

« Yorgunsunuz.»

Bu söz, Çin'de genel olarak istihfafı ifa­de etmektedir.

Times gazetesinin Nankin muhabirinin bildirdiğine göre, General Lie'nin Cum­hurbaşkanlığı Muavinliğine seçilmesi Komintag Partisinin sağ cenahı için bir

muvaffakiyetsizlikeddedilmektedir.

— Şanghay:

Mançurya'dan gelen haberlere nazaran komünist kolları güneye Çin Şeddi isti­kametine doğru ilerlemektedirler. Bu kuvvetler Mançurya'da genel bir taar­ruza başlamak üzeredirler.

Basın muhabirlerinin belirttiklerine gö­re, bu haberler, komünist kuvvetlerinin Pekin ve Chieng - sin'i Mançurya'da hükümet kuvvetlerinin kontrolü altında bulunan topraklara bağlayan üç korido­ru ele geçirmek istediklerini göstermek­tedir.

2 Mayıs 1948

— Nankin :

Şensi'den alınan haberlere göre Hükü­met kuvvetleri Lin'yu'yu almışlardır. Bu

şehir, komünistlerin, Şensi batısında iş­gal etmekte oldukları son şehirdi. Komü­nistlerdenbazıyüksekrütbelisubaylar

esir edilmiştir.

Şantung'da hükümet kuvvetleri Lin - çe ile eyalet merkezi olan Çi - nan arasın­da 20.000 komünisti sarmışlardır.

4 Mayıs 1948

—Nankin :

Nankin Garnizon Komutanı komünistle­rin her halde tasarlamakta oldukları gi­bi Yançe'yi geçmeğe muvaffak olamıya— caklarmı bildirmiştir.

Garnizon komutanı hükümet kuvvetleri­nin Tapekan dağlarında ve Upeng, Avey, eyaletleri sırasında bulunmakta olan ko­münist kuvvetlerinin en büyük kısmını hezimete uğrattıklarını ve Yangçe'nin kıyısında bulunmakta olan ufak komü­nist gruplarının dağıtıldığınım haber ver­miştir.

6Mayıs 1948

—Nankin :

Bugün Nankin'e gelen haberlere göre Honan'm güney batı istikametinde ilerle­yen komünist birlikleri son 24 saat zar­fında Chenpeg ve Neihbiag'ı işgal etmiş­lerdir. Aynı haberlerde Nenyang'da şid­detli çarpışmaların cereyan ettiği bildi­rilmektedir.

7Mayıs 1948

—Nankin:

Merkezî Çin'de Hanon'un güney batısm-da komünist birlikleri ilerlemelerine de­vam etmektedirler. Nankin'den Öğrenil­diğine göre komünistler Mud eyaletinin civarında bulunan Çen - Feng ve Nei -Shiang şehirlerini ele geçirmişbulunmaktadırlar. Şantung'un batısında hare­kete geçmiş bulunan 8 inci komünist tü­meninin dün Hanon istikametinde ilerle­mekte olduğu bildirilmektedir.

8 Mayıs 1948

—Nankin :

Batı Honan'da faaliyette bulunan hükü­met kuvvetleri komünistlerin birkaç gün evvel başlamış oldukları taarruzdan beri ilk muvaffakiyetlerini kazanmışlardır. Bu kuvvetler Lin - Pao demiryolu kavuşa-ğına komünistlerin yaptıkları bir hücu­mu püskürtmüşlerdir. Kuzey doğuda Çantung eyaletinde, eyaletin başkentin­den 100 kilometre kadar doğuda çok şid­detli savaşlar cereyan etmektedir.

11Mayıs 1948

—Nankin :

Mançurideki komünist orduları dün, Mukden ile Büyük Çin Şeddi arasında hükümet kuvvetlerinin muvasale hatla­rına karşı hücuma geçmişlerdir.

Büyük Şeddin yakınında Şan - Kuan şehri dolaylarında şiddetli muharebeler ■cereyan etmekte olduğu bildirilmektedir. Bir hükümet sözcüsü dün yaptığı demeç­te, komünistlerin muhtemelen nihaî bir savaşa girişilmesi yolunda harekete geç­miş olduklarını bildirmiştir.

12Mayıs 1948

—Nankin :

Merkezî Çin de hükümet kuvvetleri dün, Honan'ın güney batı istikametinde iler­lemeğe başlamışlardır. Komünistler de Hupai hudoıd bölgesi boyunca faaliyetle­re girişmişlerdir. Bu bölgede Namyong Şehri hükümet kuvvetlerinin halen elin­de bulunan tek şehirdir. Bu şehrin düş­mesinden evvel takviye kıtalarının bura­ya gelmesi muhtemel görülmektedir.

Mançuri'de Mukden'den pekin'e demir­yoluna taarruz eden komünistler çetin savaşlar sonunda geri püskürtülmüşler-dİr;

Bir hükümet sözcüsü dün yaptığı demeç­te, kısmen tahliye edilmiş bulunan Şî - Fuh şehrinin dün akşamkomünistlerin eline geçmiş olduğu yolundaki ha­beri tekzip etmiştir.

—Nankin :

Nankin'deki resmî çevrelerden dün ak­şam bildirildiğine göre, Başbakan ve ka­binesi, hükümetin yeni Anayasaya göre yeniden teşkilini sağlamak üzere İstifa etmiştir.

—Nankin :

Çin hükümet kuvvetleriyle komünist kuvvetleri arasında Honan İle Hupei ve Sien İ7Â eyaletleri münakale yollarını ele geçirmek maksadiyle çetin savaşlar cereyan etmektedir.

Şimdilik kuvvetli hükümet orduları ko­münistlerin Güney Konan'daki müstah­kem mevkilerini sarmıya başlamıştır. Komünistler burada münakale hatlarına girişilmiş olan taarruzu bertaraf etmiye çalışmaktadırlar. Mançuryada olup bi­tenler hakkında gayet az malûmat mev­cuttur.

16Mayıs 1948

—Pekin :

Pekin - Mukden demiryolunu bir kaç ye­rinden kesen komünist kuvvetleri Jehol eyaletinin merkezi Çang Teh'i tehdit et­mektedir. Bazı hükümet gazeteleri bu harekâtta komünistlerin Mançuryada ye,-ni bir taarruzlarının başlangıcını müga-hade etmektedir.

17Mayıs 1948

—Nankin :

Sun Yat Sen'in oğlu Dr. Sun Fo bugün mevcut 616 üyeden 518 inin oyu ile par­lamentoya başkan seçilmiştir.

Kuzey Doğu Çin'de komünist orduları, Dueeol eyaletinin merkezi olan Şanfeî'-nin dış müdafaalarına karşı girişmiş ol­dukları hücuma dün de devam etmişler­dir.

Sivil halkın tahliyesi devam etmektedir. Doğuda Mukden - Pekin demiryolu bo­yunca 60 kilometreyi kaplayan bir saha­da çetin savaşların olduğu bildirilmekte­dir.


24Mayıs 1948

—Nankin:

Çin hükümet kuvvetleri Honnan'ın güney batısında parlak muvaffakiyetler kazanmış olduklarını bildirmektedirler. Zırhlı birlikler ve piyade kuvvetleri sür'-atli bir ilerlemeden sonra komünistler tarafından işgal edilmiş olan mevzileri ele geçirmişlerdir.

Çin'in kuzey doğusunda durum sakindir. Mançurya hududunda ve Jehol eyaletine önemli komünist kuvvetleri göndermişler­dir Bu kuvvetler Jehol eyaleti ve Man-çurya'yı kuzeyine bağlamakta olan bu ko­ridor için yapılacak savaşlara iştirak ede­ceklerdir.

Çin'in kuzeyinde uçaklar tarafından des­teklenmekte olan hükümet kuvvetleri stratejik bir şehir olan Yon Şin'i tekrar ele geçirmişlerdir.

25Mayıs 1948

—Nankin:

Çin millî kuvvetleri. Çin'in kuzeyinde ce­reyan eden muharebelerde yeni bir zafer kazanmışlardır.

Yeniden alman haberlerde millî kuvvet­lere mensup birliklerin Chang - si eyale­tinde bulunan bir şehirde komünist mu­hasarasını yardıkları ve komünistlerin güney doğu istikametinde çekildikleri bildirilmektedir.

Şehrin muhasarası 14 gün kadar devam etmiştir.

—Nankin :

Pekin'i Çin'in kuzey batısında ve güne­yine bağlayan demiryolu .için kuzey Çin'de yapılmakta olan savaşlar devam etmektedir.

Diğer taraftan komünist kuvvetler Pe­kin - Tien - Tsin demiryolu boyunca hü­kümet kuvvetlerinin mevzilerine taarruz etmektedirler.

—Nankin.:

Yeni Başbakan doktor Vong Ven Hao ba­sına şu beyanatta bulunmuştur:

Hükümet görevlerinin Anayasaya uygun olarak tanzimi ve komünizme karşı sava-

şa devam yeni hükümetin başlua iki ga­yesini teşkil etmektedir.

Başbakan, halen, yeni kabineyi kurmak: için istişarelerine devam etmekte oldu­ğunu ve hükümet listesini yakında Çankayşek'e sunabileceğini ilâve etmiş­tir.

27Mayıs 1948

—Pekin:

Dün Pekin'de biri profesör olmak üzere 5 komünist kurşuna dizilmiştir. Talebe­ler arasında grev çıkmakla ittiham edi­len sanıklar, son amanlarda Kuzey Çin Genel Karargâhının Şefi General Fu Tsu-yi'nin başkanlığında komünizmin orta­dan kaldırılması için kurulan «Halk mahkemesi» nin ilk oturumunda idama mahkûm edilmişlerdir. Mahkûmlar idam-edilmeden şehrin başhıa sokaklarında Pekin halkına teşhir olunmuşlardır.

—Nankin:

Dün komünistlerin Çin'in kuzeyinde yap­makta oldukları taarruzlar Mançurya'ya intikal etmiştir. Komünistler hükümet kuvvetlerinin son müstahkem mevkileri olan Çan-Çung'u muhasara etmişlerdir. Çin'in merkezinde hükümet kuvvetlerinin Nankin'in 175 kilometre doğusunda bu­lunan Yang Çen'deki komünist üssüne karşı yapmakta oldukları .taarruz komü­nistlerin mukavemetine rağmen devam-etmektedir.

Hükümet kuvvetleri Honan'da Pekin ı-Hantsiu demiryolu boyunca Önemli za­ferler kazanmış olduklarını bildirmekte­dirler. Hükümet kuvvetleri bu mevkide-komünist kuvvetlerinin irtibatını kesme­ye çalışmaktadırlar.

28Mayıs 1948

—Nankin:

Millî Savunma Bakanının bildirdiğine göre, hükümet kuvvetleri Nankin'in 80 kilometre ve Yang - gao'nun 25 kilomet­re kadar batılarında bulunmakta olan Taş, - Yao'da komünist kıtaları mağlu­biyete uğramışlardır.

Jehol eyaletinde komünistlerin beşşehre karşı yapmakta oldukları taarruz şiddet­lenmektedir.Mançurya'mnkuzeyinde hükümet kuvvetleri Tafa - Sung hava alanını tahliye etmişler ve şehre kargı ya­pılanhücumları püskürtmüşlerdir.

29 Mayıs 1948

—- Şanghay:

Çİn hükümet kuvvetleri karargâhından bildirildiğine göre, hükümet kuvvetleri dört gün süren bir taarruzdan sonra, ku­zey doğuda Nankin'e 175 kilometre me­safede siyasî ve askerî bakımdan önemli bir merkez olan Şenyu şehrini zaptet-mislerdir. Bu, Çin hükümet kuvvetlerinin aylardan beri kaydettiği en mühim ba­şarılardan biridir.

Komünist ordularının panik halinde kaç­mış oldukları bildirilmektedir. Bir hükümet sözcüsünün bildirdiğine gö­re bu zafer, Kiancsu'daki siyasîkomü­nist teşkilâtıru temelinden sarsmıştır.

31 Mayıs 1948

—Nankin:

Cinde iç harp bütün şiddetiyle devam etmektedir. Asıl savaş, hükümet kuvvet-, lerinin güney Jehol ile Mançurya hudu­du arasında münakaleyi temin eden ko­ridoru ellerinde tutmaya çalıştıkları Je-hol'de cereyan etmektedir. Dün hükümet Jehol merkezindeki gar­nizona yardım için acele olarak takviye kuvvetleri göndermiştir. Komünistler hü­cumlarını tecrit edilmiş olan şehrin ku­zey ve batı mahallerine teksif etmekte­dirler.

—Nankin :

Çin Hükümeti Hunan eyaletinde vuku bulan su baskınlarında felâkete maruz kalanların sayısını 8 milyon tahinin et­mektedir.

Çin ve demokrasiler...

21 Mayıs 1948 tarihli «Ulus» Anka­ra'dan :

Mareşal Çankayşek ile Muavini General Li Tsımg - Jen'in. 20 Mayıs'ta pariaik ve Özel bir törenle yeni vazifelerine baş­lamalar*, bütün dünyanın dikkatini bir kere daha Çin üzerine çekmiş bulunuyor. Bilindiği üzere Çin'de cumhuriyet rejimi 25 Aralık 1947 de yürürlüğe giren yeni bîr anayasaya kavuşmuştur. Bu kanun­da, Cumhurbakanlığı süresi altı yıl ola­rak tespit edilmiştir. Dünkü törenle Çan-kayşek, yeni anayasa rejiminin ilk Cum­hurbaşkanı olarak görevine başlamış bu­lunmaktadır.

Çankayşek, Devlet Başkanlığına tarafsız birinin getirilerek kendisinin yalnız as­kerî işlerle uğraşmasını sağlamak mak-sadiy!e> önce bu görev için namzetliğini koymamakta ısrar etmişti. Hattâ bir ara­lık Mareşalin de telkiniyle, Cumhurbaş­kanlığı için eski Vaşington Elçisinin adı üzerinde çok duruldu. Fakat milletin ıs­rarı karşısında Cankayşek, Başkanlık adaylığım kabul etti ve 19 Nisan 1S48 de Çin Miilet Meclisinde üç bin delegenin hemen oybirliğiyle devletin en yüksek makamına seçildi. Bu vesile ile Mareşal­in Meclisten istediği olağanüstü yetkiler de kabul edildi.

Çankayşek'in yeniden Cumhurbaşkanlı­ğına seçilmesi Çin Milleti tarafından se­vinç ve heyecanla karşılanmıştır. Seçi­min millî Çin hudutları dışındaki iyi akisleri de sürüp gitmektedir. Gerçekten yeni Cumhurbaşkanı, Çin'in demokrasi ve hürriyet mücadelesindeki devamlı ba­şarı ve hizmetleriyle millî bir sembol de­recesine yükselmiş bir şahsiyettir. Mahir idaresi, azimli siyasetiyle, Çin'deki feodal dağınıklığı yenmiş, başkent Nsnking et­rafında kuvvetli bir merkezî idare yarat­mış, -iktisadi ve sosyal, alanlarda yeni bir kuruluşprogramıvücudegetirmiştir.

Mareşal Çankayşek'in asıl büyük hizmeti, Çin'in bağımsızlığı için girişmiş olduğu mücadelede kendini göstermektedir. Çin'i kapitülasyonlardan kurtaran, Japonlara karşı sekiz yıl millî mukavemet ruhunu ategliyerek başariyle karşı koyan kendi­sidir. Şimdi de içten ve dıştan komünist baskısına karşı demokrasi ve hürriyetirt müdafaası için milletini seferber etmiş bulunuyor. Meclisin kendisine tanıdıği-yetkiler. bu mücadeleyi zaferle kesin ne­ticesine ulaştırmak üzere kullanılacaktır. Komünizmin hoyrat ve hudutsuz geniş­leme politikası, Çin'in siyasî kaderini de­mokrasilerle sıkı sıkıya bir kere daha birleştirmiş bulunuyor. Eski bir medeni­yetin sahibi olan Çin Milleti, varlık ve bütünlüğünü korumak için bugüne ka­dar çeşitli ve sürekli fedakârlıklarda bu­lunma zorunda kaldı. Japon emperyaiiz-mine karşı uzun yıllar, varını yoğunu fe­da ederek çarpıştı. Ssğcı totalitarizmin. yikilmasmda büyük hissesi olan bu tari­hî millet, barışa kavuşup yaralarını sar­mayı umduğu bir günde. daha büyük yenibirtehlike İlekarşılaştı.

Komünüm. Moskova'nın işaretiyle Millî Çin Hükümetine karşı içten ve dıştan taarruza geçti. Uzun harp yıllarının, ikti­sadi sıkıntıların yarattığı güçlükler■ ko­münizm baskısına karşı mücadelenin ke­sin bir neticeye ulaşmasına engel olu­yordu. Demokrasiler cephesinde maddî, manevî ağır fedakârlıklara katlanmış olan Çin'e malî yardım zarureti başgös-tsrmişti. Amerikan dış politikası Avrupa iie Çin'den birini tercih hususunda kısa bir tereddüt devresi geçirdi. Ancak bu tereddüdün Çin'deki durumun nezaketi­ni artırmaktan başka bir neticesi olmadı. Nihayet General Mac Arthur ve Wede-meyer gibi Çin'e mümkün olduğu kadar çok ve çabuk yardım taraftarlarının gö­rüşü, Amerika Kongresinde çoğunluk kazandı. Bu suretle Çin'in Batı Avrupa'­ya göre, üyev evlât muamelesigörmesi

önlendi. Çin'e malî yardım artırıldı ve hızlandırıldı. Bunun müspet tesirleri derhal kendini gösterdi. Sosyal kararsız­lık ve iktisadî sefaletin, komünizmin ya­yılmasına ne kadar elverişli bir zemin hazırladığı bir kere dahagörüldü.

Gerçekte Batı Avrupa ile Çin'e yardım işinin, birbirinden ayrı mütalâa edilme­sine imkân yoktur. Barış ve güvenliğin bölünmez bir bütün olduğu tarihî tecrü­belerle çoktan sabit olmuştur. Eğer ko­münizm Çin'e hâkim olursa, demokrasi­nin Avrupa'daki kaleleri de, birer birer düşmeğe mahkûm olur. Uzakdoğu, barı­şın korunması bakımından Avrupa'dan daha az ehemmiyetli değildir. Aksine, Uzakdoğu'da demokrasinin kuvveti, Av­rupa'nın korunmasına ve kurulmasına da müessirolacaktır.Avrupa'daMarshall

Plânının, Uzakdoğu'da komünizme karşı mukavemet kuvvetlerini destekleyici fa­aliyetiyle kombine edilmesi, komünizmi tecavüz siyasetinden vaz geçirerek en müessir tedbirdir. Uzakdoğu'da kuvvet­lenme ve tutunma. Avrupa'yı feda etme­mek için onu yükten kurtaracak en iyi usuldür.

Bu gerçeklerin dünya halk efkârmca git­tikçe daha kuvvetle benimsenmesi, Çin'e Çankayşek tarafından müdafaa edilen dâvaya karşı bütün hür milletlerin ilgi ve takdirini artırmaktadır. Çin Cumhur­başkanı yeni görevine halk kütlelerinin sempati ve güven duygulariyle çevrili olarak başlamıştır. Şahsına ve dâvasına gösterilen bu takdir ve itimat duygula­rının, hürriyet ve demokrasi uğrundaki mücadelesinde Çin Milleti için daimî bir kudret kaynağı teşkil edeceği şüphesizdir..

Ölümünden yüz gün sonra bu sabah Del­hi'de başlanmıştır. Çok sıkı inzibat ted­birleri alınmıştır. Kalabalık bir halk kütlesi, muhakemenin cereyan ettiği «kı­zıl Kale» önünde toplanmıştır. Başka mühim bir dâvaya da gene bu tarihî ka-jede bakılmıştı. Filhakika Şandra Bose5-nin «millî ordusu» nun subayları bura­da yargılanmışlardır, «Kızıl Kale» 1857 sipahi isyanının bastırılmasına aid . kanlı hatıralarla doludur.

28 Mayıs 1948

HİNDİSTAN — Delhi:

Gandhi'yi öldürmekten suçlu olan Nat-huran Vinayak Godse ile diğer sekiz Hintlinin dün Delhi'nin eski Kızıl Kale­sinde başlamış olan ilk soruşturmaların­da hiç bir yargılama usulü tatbik olun­mamıştır. İlk önce, sinema opera torleriy -le gazete fotoğrafçılarına 10 dakika mü­saade edilmiştir. Sinema operatörleri et­rafı filme aldıkları sırada suçlular, ken­dilerine ayrılmış olan mahalde arada sı­rada gülerek, hararetli bir mükâlemcye iştirak etmekte idiler. Oturum iki saat kadar devam etmekle beraber mahkeme salonunda aynı laubalilik sürüp gitmiş­tir. Bir taraftan seyyar su satıcıları yük­sek sesle konuşarak salonda dolaşırken, diğer tarafta oniki kadar avukat kendi aralarında ve yargıçla tartışmalarda bu­lunmaktaydı.

Mahkeme heyeti ile müdafaa arasındaki tartışmabilhassasavcınınbirhazırlık

tahkikatı yapmaksızın iddianameler ha­zırlamak hakkına sahip olup olmadıkı hususunda cereyan etmiştir. Buna dair İleri sürülen bütün itirazlar reddedilmiş ve muhakemenin başlaması tarihi olarak ,14 Temmuz tesbit edilmiştir.

GÜNEYAFBİKA — Kap :

1933 senesindenberi Güney Afrika baş­bakanlığında bulunan General Yan Smuts, 24 senedenberi işgal ettiği mevkii kay­betmiştir.

Güney Afrika seçimlerinde ne kendi par­tisinin ne de nasyonaalist muhalefetin sarih bir çokluk elde edemiyecekleri daha dün akşam anlaşılmış bulunmakta îdi. Smuts, kendi seçim dairesinde rakibi olan bir nasyonalist lehinde 224 oy kay­betmiştir.

Nasyonalist Lideri Dr. Malan' 4000 oya yakın bir çoğunlukla mevkiini muhafaza etmektedir.

Eyaletlerde seçime iştirak edenlerin nis-beti % 90 dır. Bu bölgelerde nasyonalist­ler lehindebeliren bir hareket,Smuts7-

un mensub olduğu Birlik Partisinin baş-langıçda elde ettiği çokluğu üçte bir nis-betinde azaltmıştır.

Birlik Partisi 64, Nasyonalistler 43, Afri-kanler Partisi S, işçiler 6 saylav çıkar­mışlardı.

General Smuts'un zaferi elde etmek için 76 savlavlıâa ihtivacı vardı.

30 Mayıs 1948 tarihli «Son Posta» İstanbul'dan:

Yalnız bu harbin değil; birinci cihan harbinin de bir mühim siması olan ve ikincisinde, İngiliz İmparatorluğunun belli başlı erkânı sırasına giren Cenubî Afrika Başbakanı Mareşal Smuts, harp-tenberî ilk defa yapılan son Cenubî Af­rika seçimlerinde, partisinin parlâmento çoğunluğunu kaybetmesinden dolayı, yıl-lardanberi elinde tuttuğu iktidar dizgini­ni, siyasî hasmına bırakarak istifa etmiye mecbur olmuştur.

Bu seçimde Mareşal Smuts'un partisi ile Cenubî Afrika İşçi Partisi Kombinezonu aîtı yüz bin oyla yetmiş bir milletvekil­liği temin edebilmiştir. Buna mukabil MareşalinsiyasîhasmıolanMilliyetçi

Doktor Malan Partisi, yerli Afrikaner Partisiyle birlikte Ancak dör yüz elli bin oy elde edebilmiş ise de, sağladığı milletvekili sayısı yetmiş beşi bulmuştur.

Bu da, nisbî temsil kombinezonunun bir tezahürü olmaktan başka bir şey değil­dir.

Mareşal Smuts'un yetmiş bir taraftar te­min eylemesine mukabil karşı tarafın yetmiş beş mebusluk elde etmesi üzeri­ne, ihtiyar mareşai, derhal istifasını ver­miştir. Onun yerine de Doktor Malan ye­ni kabinenin kurulmasına memur edil­miştir.

Harp içinde İngiliz harp kabinesinde mevki alacak kadar ingiliz İmparatorluk camiası içinde şahsiyeti büyük bir ehem­miyet ifade eden Mareşal Smuts'tan gay­ri birisi bu seçimin mağlubu olsaydı, bu­na, haddinden fazla kıymet verilmez ve

zaman zaman mahiyet tebdil eden bir fikir değiştirme cilvesi telâkki edilir ve geçilirdi. Cenubî Afrika seçimlerinde göze çarpan bugünkü tahavvülün bun­dan başka bir mânası elbette ki yoktur. Fakat' Mareşal Smuts'un'uzun bir an'ane devresini temsiL etmesi, İngiliz İdareci m'ahfilleriyle sıkı teması bulunması ve bilhassa, bu seçimlerin arifesinde hükü­met namına İsrail Devletini tanımaya ka­rar vermesidir ki hükümetinin ve parti­sinin akıbetini tayin etmiştir. Yani Ce­nubî Afrikalılar İsrail Devletinin tanın­masına aleyhtar iken hükümetlerinin onu tanımakta ısrar etmesidir ki seçimleri kaybetmesine sebep olmuştur.

Bundan başka Cenubî Afrika Hüküme­tinin iktidarı kaybetmenin bir sebebi de hayat pahalılığı ile tesirli bir şekilde mücadele edemiyecek bir vaziyet arzet-mesidir. Cenubî Afrika dünyanın diğer kısımlarına kıyas edildiği takdirde harp­ten pek fazla müteessir olan bir memle­ket görünmemektedir. Buna rağmen ha­yat seviyesinde gittikçe tesirini hissetti­ren bir sıkıntı kaydedilmektedir. Bunun sebebi- bir kısım emekçi Hintlinin, Hin­distan'a dönmek vaziyetinde bulunması ve Cenubî Afrika'nın; bunları yerine, daha pahalı bir emekçi zümreyi ikame etmek mecburiyetinde kalmış olmasıdır. Maamafih yüzde nisbeti itibariyle, bu memlekette pahalılık yüzde kırk nisbeti-ni henüz aşmamıştır. Buna mukabil biz­de, bazı sahalarda yüzde dört yüzü bu­lan hayat pahalîlığma rağmen, hükümet­ler, kazık çakmış gibi yerlerinde kaldık­ları halde, oralarda, en ufak bir aciz ese­ri, memleket umumî efkârının yarattığı fırtına ile, bir anda, silinip süpürülmektedirler.

Nitekim çok maruf Mareşal Smuts gibi bir şöhreti ortadan kaldıran da, işte böy­le, bir efkârı umumiye tecellisi olmuştur.

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106