13.3.1948
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Mart 1948

— Ankara:

Eski Gümrük ve Tekel Bakam Suat Hayri Ürgüplü ile 23 mesai arkadaşını yargıla­mak üzere kurulmuş olan Yüce Divan bugün saat 10 da toplanmıştır.

Yüce Divan için Yargıtay Umumî Heyet toplantı salonu tahsis edilmiş ve bu maksatla bazı tadilât yapılmıştır. Bu arada gerek divan üyelerinin, gerek sa­nıklarla avukatların ve basın temsilcile­rinin muhakemeyi kolayca takip edebil­meleri için bunlara ayrılmış olan yerle­re mikrofonlar ve kulaklıklar konulmuş­tu.

Saat tam 10 da Yüce Divan. Heyeti salona girdiği zaman, bütün müdafaa vekilleri, basın mümessilleri, ve dinleyicilere ayrıl­mış olan yerler tamamen dolmuş bulu­nuyordu.

Yüce Divan şu suretle teşekkül etmiştir: Başkan; Yargıtay Başkanı Haiil Özyö-rük, Bagkanvekili; Danıştay 5 nci Daire Başkanı Salâhattin Odabaşıoğlu, üyeler; Yargıtaydan Abdullah Aytemiz, İbrahim Ertem, Selim Nafiz Akyollu, Hasan Rıfkı Yücekul, Faik Yürükoğlu, Osman Talât İltekin, Rahmi Suadol. Danıştaydan: İhsan Pehlivanlı. İhsan Ak-türel,FazılÖzelçi,TevfikTalâtHitay, Avni Türel, Tevfik Gerçeker,

Yedek Üyeler: Yargıtaydan Fevzi Bozer, Necmettin Zahir Sencer, Arif Güngören, Danıştaydan: Cudi Özel, Baha Arkaç, Raşid Çelebioğlu, Başsavcı: Cumhuriyet Baş Savcısı Kâzım Berker,

Yardımcılar: Baş Yardımcı İsmail Hadim-oğlu, yardımcılar: Fehmi Tüzün, Nejat Özoğuz.

Yüce Divan üyeleri, kendilerine tahsis edilen yerde" Yargıtay üyeleri bakanın sağ, ve Danıştay üyeleri de sol tarafında olmak üzereyer almışlardı.

Başkanın, sanıkların çağrılmasını bildir -mesi üzerine isimleri okunmuş ve önde Suat Hayrî Ürgüplü olmak üzere sanık­lar salonagirmişlerdir.

Başkanlık makamınca sanıkların her bi­rinin ayrı ayrı hüviyetlerinin tesbi-tini müteakip sanıklardan Hüsnü Ulus­un ve Vakıf Cakmur'un müdafaa vekil­leri, müekillerine atfedilen suçun mahi­yeti itibariyle muhakemesinin Yüce Di­vanda yapılmıyacağı ve bu yoldaki kararın anayasahükümleriyletezatteşkileylediğini ileri sürerek bu husustaki görüş­lerini müdafaa eylemişler ve karar alın­masınıistemişlerdir.

Tekel Genel Müdürlüğü Vekili Avukat Hüseyin Feyzi Hakan da bu müdürlük adına müdahil avukat olarak duruşmaya kabul edilmesini istemiştir.

Yüce Divan bu dilekleri takiben duruş­maya kısa bir fasıla vermiş ve tekrar toplantı açıldığı zaman. Tekel Genel Mü­dürlüğü Vekilinin müdahil avukat ola­rak kabulüne karar vermiştir.

Bunu müteakip, Suat Hayri Ürgüplü ve arkadaşlarının Yüce Divana şevkine dair Büyük Millet Meclisi Komisyonları ta­rafından verilmiş olan kararların okun­masına geçilmiştir.

Bu kararların okunmasına Yüce Divanın öğleden önceki ve sonraki toplantılarında devam edilmiş ve onu takiben de Baş savcılık makamının tebliğnamesi okun­muştur.

Bunun üzerine Yüce Divan Başkanı Ha­lil Özyörük, Vakıf Cakmur ve Hüsnü Ulus avukatları tarafından, Yüce Diva­nın müekkillerini muhakeme edemiyece-ğine dair itirazları hakkında Başsav­cılığın mütalâasını sormuş, Başsavcı Ka­kız Berker de buna karsak olarak, dâ­valar arasında irtibat mevcut olduğunu ve Yüce Divanın mevcut kanunlar hüküm­lerine göre dahil dâva edilmiş olan Vakıf Çakmur ve Hüsnü Ulus'da muhakeme etmek salâhiyetini haiz bulunduğunu ileri sürerek avukatların bu yoldaki talepleri­nin reddini istemiştir.

Yüce Divan Heyeti müzakereye çekil­miş ve müzakere sonunda, sanıklardan Vakıf Çakmur'la Hüsnü Ulus'un Yüce Divanda muhakeme edilmelerinin hukuk esaslarına uygun görüldüğüne ve itirazın reddinekararverildiğibildirilmiştir.

Yüce Divan yarın saat 10 da toplanarak yargılamayadevamedecektir.

— Tarsus:

Bugün, Vali beraberinde Kaymakam ol­duğu halde sel bölgesindeki özel köyüne giderek, yıkılan evlerle, su altında kalan araziyi görmüşler ve yapılacak yardım­ları tesbit ettikten sonra geç vakit şehri­mize dönmüşlerdir.

Bugüne kadar Tarsus içinde 23.874, Es­kişehir'den 1550, Kızılay Genel Merke­zinden 20.000, Ziraat Bankası Merkezin­den 10.000, Akşehir Cezaevi mevkufla­rından 71, Mersin'den 42.000 lira bağışta bulunulmuştur.

Mersin Kızılay emrine verilmiş olan hu para ile bugüne kadar Kızılay anbarına 5.275 parça giyim eşyası yatırılmıştır ve sularla mahsur beş köye yiyecek ve yem yardımımuntazamanyapılmaktadır.

2 Mart 1948

—Sürt:

Cumhurbaşkanı vo Bayan İnönü, refa-katlerindeki zevatla birlikte bugün saat 11 de Diyarbakır'dan buraya gelmişlerdir. Cumhurbaşkanımız, Kurtalan'da, vali: komutan^ belediye ve parti başkanları ve bu arada da II İdare Amirleri ve ileri ge­lenleri ve onbinden fazla bir halk toplu­luğutarafındankarşılanmışlardır.

Bu karşılama esnasında en içten bağlılık duygularını coşkun tezahüratla ifade eden halk ile yakından ilgilenen İnönü kendileriyle konuşmuş ve sonra Hükü­metKonağınagitmişlerdir.

Burada bir müddet vilâyet İşleri üzerin­de ilgililerden izahat alan Cumhurbaşka­nımızı müteakiben komutanlığı ve bele­diyeyi ziyaret eylemiştir..

Belediyeyi ziyaretleri esnasında İnönü, muhtelif san'at ve mesleklere mensup halk ile konuşmada bulunmuş ve dilek­leri dinlemiş ve daha sonra Vali Kona­ğında şereflerine verilen çay ziyafetinde bulunmuşlardır.

Bu ziyafet esnasında C. H. P. ve D. P. mensuplariyle muhtelif memleket işleri üzerinde görüşen inönü, gelişlerinde oldu­ğu gibi sevgi gösterileri arasında şehri­mizden ayrılmışlardır.

—Ankars:

Yüce Divan bugün öğleden önce ve sonra Yargıtay Başkanı Halil Özey Örük' ün Baş­kanlığında yaptığı oturumlarda eski Güm­rük ve Tekel Bakanı Suat Hayri Ürgüplü ile diğer sanıkların yargılanmasına de­vam etmiştir.

İlk oturuma saat tam 10 da başlanmış ve müdafaa vekillerinin tam olarak bulunup bulunmadıkları tesbit edildikten sonra Yüce Divan Başkanı Halil Özyörük, Suat Hayri Ürgüplü'ye hitaben «divanın dünkü toplantısında son tahkikatın açıl­ması hakkındaki kararda, kahve işinde mesuliyetinizi istilzam eden fiil ve hare-ketlere işaret edilmişti. Bunları tekrar ediyorum» diyerek bu maselede Suat Hayri Ürgüplü'yü ilgilendiren noktaları tekrar etmiş ve bunlara karşı ne diyece­ğini sormuştur.

Suat Hayri Ürgüplü, ömürlerini ada­let yolunda şerefle geçirmiş Yüce Di­van karşısında ve Türk Milleti huzurun­da hizmet ve çalışmalarının hesabını vermek imkânının kendisine verildiğin­den dolayı minnetlerini ifade etmiş ve kahve igi safhalarını başlangıcından iti­baren anlatmaya başlamıştır. Suat Hayri Ürgüplü, ömürlerini ada-zaman süren bu savunmasını bitirirken kahve meselesinde verebileceğim malu­mat bundan ibarettir, demiştir. Başkan Halil Ozyürük, mesuliyetler bah­sinde işin hareket başlangıcını tayin et­mek için Tekel Genel Müdürlüğündeki murakabe haklarının hudut ve şümulü­nün nelerden ibaret olduğunun izahını istemiş ve bunun üzerine de Suat Hayri Ürgüplü, bakanlığa bağlı idarelerin işle­rinde vukuf peyda etmek için tetkikler yaptığını fakat faaliyeti durduracak veya zarsr verdirecek müdahalelerde bulun­madığını söylemiştir.

Bundan sonra tahkikat dosyasında bulu­nan muhtelif vesikalar okunmuş ve saat 12 de oturuma son verilmiştir Saat 15 de yapılan Yüce Divan toplantı­sında Suat Hayri Ürgüplü, okunan vesi­kalara karşı müdafaasını yapmış, bu mü­dafaayı müteakip Viyakaa firması ve And-riyadisle kahveyapılan muamele ve muhaberenin seyrini gös­teren vesikaları bizzat başkan okumuş ve bu vesikalara göre Bakanlıkla Genel Mü­dürlük işleri arasında bir insicam görül­mediğini belirterek aradaki tahalüflerin sebebini eski Bakan Suat Hayri Ürgüplü'­den sormuştur.

Bundan başka, başkan tarafından resen ve bilâhare de Başsavcı Kâzım Perker'in işareti üzerinde akdm feshi hakkmda-daki kanunu mütalâa mevzuu üzerinde durulmuştur.

Eski Bakan Suay Hayrı Ürgüplü'den son­ra Tekel idaresinin Eski Genel Müdür Muavini Ulvi Ycnal, satın alma mevzu­unda kahve işinin muhtelif safhalarım anlatarak müdafaada bulunmuş ve baş­kan tarafından sorulan suallere cevap vermiştir.

Duruşmalara yarın da devam edilecektir.

3 Mart 1948

—Ankara:

Ekonomi Bakanlığından bildirilmiştir: Raman Dağı mmtakasmda 9 numaralı kuyuda î/11/1947 tarihinde başhyan ve 1338 metre derinliğe inen sondaj ümitli ve sevindirici neticeler vermiştir. Yapı­lan tecrübelere nazaran kuyunun hâlen günde 40 ilâ 50 ton kadar ham petrol ve­riminde olduğu hesaplanmıştır. Tecrü­beler ve teknik inceleme ve tahliller de­vam etmektedir. Aynı bölgede yeniden iki kuyu açılmak üzere gerekli hazırlık­lara başlanmıştır.

—Ankara:

Yüce Divanın bugün Halil Özyörük'ün başkanlığında yaptığı biri öğleden evvel diğeri öğleden sonraki iki oturumda kah­ve mubayaası işinden sanık olanların yargılanmalarınadevanıedilmiştir.

Birinci oturum açılınca ' Başkan- Ulvî Yenal'dan bir gün evvekli ifadelerini ta­mamlayıcı bazı izahat istemiş ve bundan sonra, kahve işinde, diğer firmaların tek­liflerini Andriyadis'e bildirmek, verdiği yazılı mütalâa hilâfına Vakua'ya çekilen telgraf müsveddesini hazırlamak daha ucuz teklifler yapılmış olmasına rağmen, 320 dolardan ihale icrasını temin için başkasının yerine getiremiyeceği şartlar­la eksiltme ilân ettirmek yolunda Kenan Yalter tarafından tebliğ olunan bakan­lık emrini yerine getirmek maddelerin­den sanık olan, Tekel idaresi Hukuk Müşaviri Münir Karacık, kahve mubayaa­sı konusunda cereyan eden muameleye dair izahat vermiş ve kendine atfedilen suçlara karşı müdafaasını yapmıştır. Öğleden sonra saat 14.30 da yapılan ikin­ci oturumda, daha ucuz teklifler yapıl­mış olmasına rağmen 320 dolardan And-riyadis uhdesine ihale icrasını temin için başkasının yerine getiremiyeceği şartlarla eksiltme ilânı yapılması yolunda ba­kan tarafından verilen talimatı muhatap­larına telefonla tebliğ etmekten sanık olan Gümrük ve Tekel Bakanlığı Tetkik ve Murakabe Heyeti eski Başkanı Kenan Yalter, kahve mubayaasının seyrinde kendine intikâl eden veçheler hakkında açıklamalar yapmış, başkanın, kahve mu­bayaasında kendine verilen vazife ve bu vazifenin hududu hakkındaki sorularına cevap vermiştir.

Yalter'den sonra dinlenen Tekel İdaresinin Kahve Çay Şubesi eski Müdürü Muzaf­fer Sakıcı, firmaların mahrem kalması lâzımgelen tekliflerinde Andriyaclis'i ha­berdar etmek, 350 dolarlık fiyatın kabu­lünü alım komisyonundan karar almak­sızın Viakua'ya bildirmek, ve riyasetin­deki alım komisyonu azasına yanlış ma­lûmat vermek hususundaki iddialarına kargı savunmasını yapmıştır.

Yüce Divan yarm da saat 10 da toplana­rakyargılamalaradevamedecektir.

4 Mart 1948

— Ankara:

Yüce Divanın, bugün saat 10 da Halil Öz~ yörük'ün başkanlığında yapılan birinci oturumda dün müdafaası dinlenen, Te­kel Umum Müdürlüğünün Kahve Çay Şubesi Müdürü Muzaffer Sakiciya, kah­ve mubayaası hakkındaki mutabakat telgrafının çekildiği tarihle, buna dair alım komisyonu ve müdürler encümeni kararları hakkında sualler sorulmuş, ve müteakiben beşbin liradan yukarı olan kahve mubayaasında bir lüzum ve zare-reti ileri sürmeksizin ilân yaptırmak, 317 dolarlık teklif bulunmasına rağmen 350 dolarlık teklifini incelemeden ve karar almaksızın kabul ederek firmaya bildir­mek maddelerinden sanık, Tekel eski Umum Müdürü Hürrem Seren kahve müoayaası işini mebdeinden itibaren izah etmek suretiyle savunmasını yapmış mubayaanın son safhasında kendisinin vazife ile izmir'e gönderilmiş olduğunu söylemiştir. Eski Genel Müdürün İzmir'e gönderilmesi sebeplerine dair eski ifade­si okunmuş ve başkan bu hususun açık­lanmasını istemiştir. Hürrem Şere'in cevablarmdan sonra, eski Bakan Suat Hay-rİ Ürgüplü'nün de bu husustaki mütp.îAa-sısorulmuştur.

Saat 15 de yapılan ikinci oturumda Hür­rem Şeren'in evvelce verdiği ifadeleri okunarak, bunîara adir gerek kendisine gerek ifadelerde adlan geçen diğer sanık­lara sualler tevcih edilmiştir. Bundan sonra Gümrük ve Tekel Bakan­lığı Hukuk Müşaviri Şemsettin Akçoğlu, Bakanın arzusunu yerine getirmek için iyice tetkik etmediği bir iş hakkında hu­kukî mesnetten âri mütalâa vermek hak­kındaki iddiaya karşılık olarak, hukukî mütalâanın kendisinden ne suretle sorul­duğunu ve hangi mes'netiere dayanarak böyle bir mütalâa ileri sürdüğünü açık-hyarak savunmasını yapmıştır. Aleyhte neşriyat başlamış olmasına rağ­men, 8 Şubat 1946 tarihli encümen top­lantısında dosyaları iyice tetkik etmek­sizin karar vermek suretiyle görevlerini savsaklamadan sanık, Tekel Müdürler Encümeni Azasından Tuz İşleri Müdürü Ekrem Necmi İnal, Muhasebe Müdürü Abdülbaki Bilimer, Genel Müdür Muavi­ni Vekili M. Ali S^lgm'm müdafaaları dinlendikten sonra duruşmaya yarın devam edilmek üzere oturuma son veril­miştir.

5 Mart 1948

— Ankara1.

Yüce Divanın bugün Öğleden evvel Halil Özyörük'ün başkanlığında yaptığı top-lanüda, Tekel İdaresinin 1946 yılı ihtiya­cı olan 3000 ton kahveyi vermek üzere yüksek fiyatla yaptığı anaşmada akredi­tifinin açılmasını teminen bakana, veril­mek kaydiyle bakanın mahrem dostu Va­kıf Çakmur delaletiyle rüşvet teklif ey­lemek ve bunu sağlamak üzere 25030 do­larlık senedi imzalamaktan sanık komis­yoncu Otto Andriadis'in sorgusu yapıl­mıştır.

Öğleden sonraki ikinci oturumda Savcı Otto Andriadis'in ifadeleri üzerinde mü-talâaalarını söylemiş ve bazı suallerin sa­nıktan sorulmasını istemiş ve bu sualler Otto Andriadis'e tevcih edilerek sorgu­ya devam edilmiş vebunu müteakip Andriadis anlaşmasında akreditif açtır­mak için Bakana verilmek kaydiyle rüş­vete delâlet eylemek ve bunu teminer 25 bin dolarlık senet almaktan sanık Ke­reste Tüccti Vakıf Çakmur'un sorgusu yapılmış ve oturuma on dakika ara ve­rilmiştir.

— Ankara:

Yüce Divanın bugün Halil OzyörÜk'ün başkanlığında yaptığı ve saat 19.45 e ka­dar devam eden oturumlarda kahve mu­bayaası işinde tanık olarak gösterilen 12 kişiden 9 kişinin ifadeleri dinlenmiştir.

Bunlar dinlenme sırasına göre, Tekel İdaresinin eski Kahve Çay Şubeleri Müdü­rü ve sonradan Gümrük ve Tekel Bakan­lığı Murakabe Heyeti Üyeliğine tayin edilen Esad Şibay, Tekel İdaresi Kahve Çay Şubesi Teknik Şefi Mehmet Rifat Tatarağası, Tekel Genel Müdürlüğü Uz­man Müşaviri Nurettin Esad Ulusoy, Gümrük ve Tekel Bakanlığı Murakabe Heyeti Üyesi Nevzat Korur, Tekel Umum Müdürlüğü Muhasebe Müdür Muavini Safi Suner, Kahve Tüccarı Mustafa Lütfi Gök, Gümrük ve Tekel Bakanlığı Müste­şarı Hulusi Aykent, Maliye Teftiş Heyeti Başkanı Faik Ökte ve Tarım Bakanı Tahsin Çoşkandır.

Tanıklar kahve mubayaası etrafında go-rüş ve mütalâalarını bildirmişler, bu ara­da sanıklar ve sanık vekilleri de söz ala­rak mütalâalara karşı savunmalarda bu­lunmuş ve bazı suallerin tanıklara tev­cihini istemişlerdir.

Vakit geç olduğu için diğer üç tanığın ifadelerinindinlenmesi yarmakalmıştır.

9 Mart 1948

— Ankara:

Yüce Divanın bugün saat 10 da Halil Öz-yörük'ün başkanlığında yaptığı oturum­da, kahve mubayaası işinde tanık gös­terilen ve dün vakit geçtiği için dinlenil­meleri bugüne bırakılan Tekel idaresi İşletme Grubu Müdürü Ömer Refik Yalt-kay, Tekel Bakanlığı Murakabe Heyeti Eski Muamelât Müdürü Reşat Ak ve Tüccar Mehmet Ali Topaloğlu ifade .ver­mişlerdir.

Bu tam kar m da dinlenmesiyle kahve tahkikatının ikinci safhası da sona ermiş bulunuyordu. Bu konudan sanık olan ve ilgileri bulunmadığı için diğer duruş­malardan vareste bırakılmaları talebinde ulunan Şemsettin Akçoğlu, Mehmet Ali Se'.gur, Muzaffer Saki ve Otto Andriadis'-in duruşmalardan vareste bırakıldıkla­rına dair karar tefhim edilmiş ve bu sa­nıklar salondan çıkmışlardır.

Bundan sonra 1943, 1944 ve 1945 yılları Tomruk ihalelerinde yapılan yolsuzluk­lar iddiasiyle Yüce Divana sevkedilmiş sekizsanığınyargılanmasıbaşlamıştır.

ilk olarak eski Bakan Suat Hayri ÜrgÜp-lü'den izahat istenildi. Suat Hayri Ürgüp­lü:

— Tomkal mukavelesinin idare aleyhi­ne yapılan tadillerini tasdik ve bilâharetemdidini kabul eylemek.

— 1945 yılı Tomruk ihtiyacını kasdenarttırmak.

— İşin tek müteahhide verilmesini te­min etmek,

—- İş sadece nakliye müteahhitliğinden ibaret iken bu suretle eksiltmeye çıkar­mamak ve eksilmeyi pek kısa bir zaman­da icra ettirmek,

4 — Orman Genel Müdüriyeti ile vaktin­de temas ederek tomruk fiyatlarım tes-bit ettirmemek ve bu yolda sonradan yazılan tezkere cevabı alınmadan işi ek­siltmeyeçıkarmak,

— En müsait, teklif sahibi Hüsnü Ulusolmadığıyolundakimünakaşayavakıfolmuşkenincelemeden işi gene Hüsnü'ytevdide istical göstermek,

— Hüsnü Ulus'a yapılan ihale bedelininyüksek olduğu o zaman genel müdürlü­ğünihaledensonrayazdığıtezkereden anlaşıldığıhaldetomruklarınvaktindeteslimvezamanındayatırılmamasıgibimüteadditdefalarmukaveleyeriayetsiz­liklervukubulmasmarağmenbağıtınbozulmasıcihetinegitmeme

— Hüsnü Ulus nakliye müteahhidi ol­madığına göre, Orman Genel Müdürlüğü­neyatırılmasımüteahhidiilgilendiren tomruk teminatını idareye yüklemek vebüâkisHüsnüUlus'unnakliyemüteah­hidi olduğu hakkında ve kendisine avansverilmediği hakkındahakikathilâfına yazılar yazmak,

9— Kibrit İdaresiniilgilendirmeyen 1milyon liradan fazla sarfiyatı kibrit ida­resine yaptırmak.

Maddelerinden sorumlu gösterilmişti. Eski bakan, kibrit ve çakmak inhisarı işlet­me imtiyazının kaldırıldığı tarihteki du­rumdan başlıyarak intikalinde geçirdiği safhalar hakkında izahat vermiştir.

Saat 32.30 da oturuma ara verilmiş, saat 15.30 da açılan ikinci oturumda kahve ve aynı zamanda da İyidere Kereste Fabrikası işinden sanık bulunan, ve ke­reste fabrikasının duruşmasına kadar, diğer duruşmalardan vareste bırakılma­larını istemiş olan Kenan Yalter, Münir Karacık, Ulvi Yenal, Hürrem Seren ve Ekrem Necmi İnerin İyidere Kereste Fab­rikasının duruşmasına kadar huzurdan vareste oldukları kararı tebliğ edilmiş, bunlar da salondan çıkmışlardır.

Bundan sonra Suat Hayri Ürgüplü, bi­rinci oturumdaki izahlarına devamla, tomruk ihtiyacı, bu ihtiyacı karşılamak yolunda başvurulan tedbirler, ve muka­vele hakkında saat 16.30 a kadar devam eden oturumda teferruatlı malûmat ver­miştir. Duruşmaya yarın da devam edile­cektir.

10 Mart 1948

—Ankara:

İç Bakanlığı tarafından seçim kanunun­da yapılacak tadilâta ait kanun tasarısı tamamlanmış ve Bakanlar Kurulunun tetkikinesunulmuştur.

—Ankara:

Yüce Divanın bugün öğleden evvel ve öğleden sonra Halil Özyörük'ün başkan­lığında yaptığı iki oturumda, tomruk mubayaasından sanık tutulanlardan, es­ki Bakan Suat Hayri Ürgüplü'nün sor­gusuna devam edilmiştir. Bu oturumlar­da eski bakana, Hüsnü Ulus'la yapılan mukavelenin teferruatı, tatbikatı ve bu mukavele ile bağlı iken orman işletmesi tarafından istenilen teminat akçesinin kibrit inhisarına ait bankada faiz olarak yatırılmış paradan tevdii hususu ile Hüs­nü Ulus için ödenen 180.000 liranın avans olup olmadığına dair sualler sorulmuş, ve Suat Hayri Ürgüplü bunlara dair iza­hat vermiştir.

Tomruk işinin duruşmasına yarın da devam edilecektir.

11 Mart 1948

— Ankara:

Yüce Divanın ugün saat 10 da Halil Öz­yörük'ün aşkanîığında yaptığı toplantıda tomruk ihalesi isinin duruşmasına devam edilmiştir. İlk olarak sorgusu yapılan es­ki Orman Genel Müdür Vekili Nazım Batur:

— Orman tomruk fiyatını Tekel Bakan­lığınavaktindeildirmemek.

— Fiyat Öğrenmek isteyen müteahhit­lere yüksek olacağı endişesini uyandıra­cakmalumat vermeksuretiyle Tekel'e yapılantekliflerinyüksektutulmasınaseebiyetverdirerek hazineninzararınavesile ittihaz etmek.

— Müteahhit Hüsnü Ulus'la normalinüstünde laubali münasebettesis ederekmemurlararasındaHüsnüUluslehinebir cereyan' uyandırmak vekaçak tom­ruk nakline meydan vermek.Maddelerinden sanık tutulmaktaydı. Na­zım Batur- tomruk meselesinde bildikle­rini söylemiş ve başkan tarafından soru­
lansuallerecevapvermiştir. Onu müteakip Tekel Bakanlığı Tetkik ve MürakaeHeyeti AzasındanFikri Fesçi-oğlu'nun sorusu yapılmıştır. Fikri Fesçioğlusorumlu tutulduğu,

— 1945 yılı tomruk eksiltmesini HüsnüUlus lehine neticelendirmek yolunda eskibakanın arzusunu sonuna kadar destek­leyerekkuvveden .fiileçıkarmak.

—AynıişteenaşağıteklifyapanınHüsnüUlus olmadığını bildiğihaldeonun uhdesine icrasını teminde İsrar et­mek.

— Hüsnü Ulus lehine mukavele proje­sindetadilât yapmak.

—HüsnüUlusmukavelesininakdmdan evvel yapılan Tomkal teklifini bakan­lığınseriusullerihilâfınakasdengeçtebliğ etmek.Konularında savunmasını yapmış başkan tarafından sorulan ve bilâhare savcının temas ettiğ noktalar hakkında izahat ver­miş ve u arada Hüsnü Ulus'la yapılan mukavelenin tasvibine dair ifadesini ver­dikten sonra bu ifade münasebetiyle eski Bakan Suat Hayri Ürgüplü'den de bir noktanın tavzihi istenmiştir.

Seyahatinin sebebi hakkında sorulan bîr suale Nuri Sait Paşa bu seyahatin hususî mahiyette olduğunu, yazı İstanbul'da ge­çirmeğe evvelce karar vermiş bulunduğu­nu, ancak Irak Parlâmentosunun dağıl­mış ve seçimlerden sonra yeni Parlâmen-to'nun Haziran'da toplanmış bulunacağım, kendisinin de o zaman Irak'a dönmüş ol­ması icap' edeceğine göre yazı İstanbul'­da geçiremiyceğini ve bundan dolayı da ilkbaharda istirahat etmek üzere bu se­yahati ihtiyar ettiğini söylemiş ve bu ara­da Ankara'ya uğrayacağını ilâve etmiş­tir.

Filistin meselesine temas eden Nuri Sait Paşademiştir ki:

Filistin'de durum Arap tezine uygun ola­rak gelişmektedir*. Birleşimiş Milletler teşkilatındaki müzakereler sırasında Tür­kiye'nin takip ettiği hareket tarzı Arap âleminde büyük bir memnunluk uyan­dırmış bulunmaktadır. Bütün Araplar Türkiye'nin bu hareketinden dolayı min­net ve şükran hisleriyle meşbudurlar. Dünya siyasî ahvalinin ne durumda ol­duğuna dair sorulan suale Nuri Sait Pa­şa şu cevabı vermiştir. Vaziyet çok gergindir. Bununla beraber bir harp ihtimali mevcut olduğu kadar kanaatimce harp çıkmaması daha muhte­meldir. Zira bugün bütün devletler yeni bir harp için hazırlıklıdırlar ve bu ha­zırlıktan dolayı yeni bir dünya savaşı--nın çıkması karşısında ihtiyatlı dav­ranmaktadırlar.

15 Mart 1948

— Ankara:

Yüce Divsn Bu gün de H^lil Özyörük'-ün başkanlığında yapılan oturumda tom­ruk tahkikatında tanık gösterilenlerin ifadeleri dinlenmiştir.

İlk oJarak dinlenen, Tarım Bakanı Tahsin Coşkan Kibrit Fabrikasının Tomruk ih­tiyacı ve yapılan mukaveleler hakkında izahat verdikten sonra, başkan tarafın­dan tomruğun esastan taahhüt şeklîyle mi yapılması, yoksa yalnız nakliyesinin mi müteahh'de verilmesinin daha uygun ola­cağı, orman işletmesinin istediği teminatı müteahhidin mi- yoksa idarenin mi ya-

tırması icap edeceği, konularında soru­lan suallere cevap vermiş, bu arada bîr bakanın vazife ve salâhiyetleri de soru mevzuu olmuştur.

Bundan sonra Fazıl İverdi Müessesesi Şeriklerinden Neiat Hasan İverdi de ta­nık olarak dinlenilmiştir. Tanık, Vakıf Çakmnr'"n 1933 vı'mda bir tomruk işi teklif ettiğini bu iş için bir hususî şirket kurduklarını ve bu şirkete Vakıf Cak-mur'un da ortak olduğunu, ve ortaklık hakkından b^ka tes;m edl^n h^r metre-küo tomruk ürerinden Vakıf Cakmur'a on lira Ödendiğini sÖvlemiş bu ortaklık­tan sonra 1044 taahhüdüne nasıl gîH.'k-leri ve Tomkal Şirketinin teessüsü hak­kında daizahat vermiştir.

Tanığa balkan tarafından mukavelelerin tanzimi, Tekel'e vamlan müracaatların tarih'eri şirketin kârına sermavesiz ortak olarak îst>'râk eden Vakıf Cakmur'a ay­rıca metrekün basma on liraya hak ta­nınması etrafında suniler sorulmuştur. Sab^h oturumu saat 10.30 a kadar devam etmiştir.

Öğleden sonraki oturumda Fazıl iverdi Müessesesi sah'blerinden Fazıl İverdi din­lenmiştir. Bu taiuk on seneden beri iş havatmdan çekilmiş olduğunu ve hiç bir hususta malûmatı bulunmadığını söy­lemiştir.

Müteakiben dinlenen Ferruh İverdi de tomruk isine nasıl karar verdiklerini, işe nasıl başladıklarını, 1943 ve 1944 senele­rinde yaotıkları muameleler hakkında açıklamalarda bulunmuş ve başkan tara­fından, bu konularda kendime tevcih edilen suallere cevap vermiştir.

Daha sonra dinlenen Kibrit Fabrikası Sabık İşletme Şefi Şinasi Ervaşa, Kibrit Fabrikası eski Müdürü Besim Akava, Gümrük ve Tekel Bakanlığı Tetkik Mu­rakabe Heyeti eski Muamelât Müdürü Reşat Ak. tomruk ihaleleri ve fabrikaya teslim edilen tomruklar hakkında bildik­lerini söylemişlerdir.

Tanıkların dinlenilmesine yarın da de­vam edilecektir.

16 Mart 1948

— Ankara:

Amerikan yardım plânı gereğince mem-lekitimize teslim edilecek olan Amerikan

Anka:-ra'ya gelmiştir.Uçaklarşehirüzerinde

bir uçuş yaptıktan sonra hava alanına inmişlerdir. Alanda Amerikan Türkiye Yardım Heyetinin Havacılık Grubu Baş­kanı General Hoag, Kava Garnizon Ko­mutanı Albay Şevket Acar, Alay Komu­tanı Yarbay Necmi Alagöz ile Hava Su-bayîarı, ajan? ve basın mümessilleri tara­fından karşılanan filo komutan ve mü­rettebatıbüfedeizazedilmişleridr.

—İstanbul:

16 Mart şehidleri ihtifali bugün saat 15 de Eyüp'teki şehitlikte yapılmıştır.

Kesif bir kalabalığın iştirak ettiği törene İstiklâl Marşiyle başlanmış, bunu müte­akip Şehir Meclisi, halkevleri ve üniver-Âte gençliği adına söylevler verilerek aziz şehitlerimiz bir kere daha anılmıştır.

Bundan sonra bir manga er tarafından havaya ateş edilmiş ve ihtifal askerî bir­liklerin, okulların yaptığı geçid töreniyle sona ermiştir.

—Ankara :

Yüce Divanın bugün saat 10 da Halil özyörük'ün başkanlığında yaptığı top­lantıda, tomruk ihaleleri meselesinde tanık gösterilenlerin dinlenilmesine devam edilmiştir.

İlk olarak çağrılan Kereste Tüccar l Şev­ket- Mocan orman İşleri etrafında görüş­lerini söylemiş, ve onu müteakip dinle­nen Kereste Tüccarı Behçet Toker de tomruk ihalesi bahsinde bildiklerini ve isteklerini açıklamıştır. Öğleden sonra yapılan ikinci oturumda bir müddet Kibrit Fabrikası Müdür Ve­killiğini yapmış olan Hayruliah Giirtaıı Fabrikaya teslim edilen tomrukların ev­safı, tadil dilen Tomkal mukavelesi ko­nusunda izahat vermiştir. Ondan sonra Kibrit Fabrikası Müdür Muavin Vekilli­ğini yapmış olan Nurettin Taylaıı din­lenmiştir. Nurettin Tavlan, tomruk ko­nusunda bir bilgisi olmadığını söylemiş­tir. Tanığın müfettişlere ve karma ko­misyonda verdiği ifadeler okunmuş, ve tanık, tutkal konusuna temas eden bu ifadeler etrafında konuşmuş, ve sorulan suallere cevaplar vermiştir.

Son dinlenen tanık, Kibrit Fabrikasında Muhasebe Şefliğini yapmış olan Cavid Albay, 1943 senesinde fabrikaya t*sîim edilmiş olan bir parti tomruk hakkında kendine yapılan bir ihbar dolayısiyle vaki olan müracaatları etrafında konuş­muştur.

Tanıkların dinlenmesine yarın da devam edilecektir.

— Ankara:

Bugün Türkiye'de ilk öğretmen okulunun açılışının yüzüncü yıl dönümü, Ankara öğretmenleri yardımlaşma derneği tara­fından tertip edilen bir porgrama göre Gazi Eğitim Enstitüsü Konferans Salo­nunda kutlanmıştır. 600 den fazla öğret­menin iştirak ettiği bu toplantıda prog­rama, İstiklâl Marşiyle başlanmış, Gazi Eğitim Enstitüsü Müdürü Hamdi Ak-verdi kısa bir konuşa ile töreni aç­mış, ve bunu müteakip Ankara'da bulu­nan en yaşlı Öğretmen Okulu Öğretmeni Ali Ulvi Elöve, öğretmen okulunu kur­muş ve ilk müdürlüğünü yapmış olan Cevdet Paşa'dan ve o devrin maarif ha­reketlerinden bahseden bir konuşma yap­mış ve bundan sonra Gazi Eğitim Ensti­tüsü öğrencilerinden bir grupla toplan­tıda bulunan yaşlı öğretmen okulu me­zunları, muallim mektebinin eski bir iki şarkısını beraberce okumuşlardır. Bunu müteakip Gazi Eğitim Enstitüsü marşı söylenmiş ve daha sonra Güzel Sanatlar Umum Müdürü Halil Vedat Fı-rat'lı Ankara Öğretmenleri Yardımlaşma derneği adına bir konuşma yaparak der­neğin nasıl bir ihtiyacın ifadesi olarak doğduğunu izah etmiştir. Bu törende Nurullah Taşkıran bazı par­çalarveGazi EğitimEnstitüsüMüzik

Şubesi Korosu da halk türküleri söyle­mişlerdir.

Törene. Gazi Terbiye Enstitüsü Beden Terbiyesi ubesi öğreticilerinin yaptığı rakslar ve millî oyunlarla nihayet veril­miştir.

Bu toplantıda, Millî Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer, milletvekilleri, Millî Eğitim Bakanlığı erkânı hazır bulunmuş­lardır. Tanık­tan bazı hususlara dair mütalâaları so­rulmuş, bu arada savcılık tarafından da bir iki noktanın aydınlatılması istenilmiş­tir.

Yüce Divanın Öğleden sonra yaptığı otu­rumunda Orman Umum Müdürü Maz-har Diker dinlenilmiştir. Tanık, orman iş­leri , kavak tomruklarının hususiyetleri, orman mevzuatı, fiyatların tesbiti konu­larında etraflı izahat vermiş ve tahsisli mallar için yapılan muamellere ait soru­lan sualleri cevaplandırmıştır.

Şahitlerin dinlenilmesine yarın da de­vam edilecektir.

19 Mart 1948

— Ankara :

Yüce Divanın bugün saat 10. da Halil Özyörük'ün başkanlığında yaptığı otu­rumda Gümrük ve Tekel Genel Müdür­lüğü tarife müdürü Sabahaddin Tan-man dinlenmiştir.

Tanık, iki bakan zamanında Hususî Ka­lem müdürlüğü vazifesinde çalıştığını fa­kat hiç bir zaman Tekel mevzulariyle meşgul olmadığından Tomruk bahsinde de malûmatı olmadığım söylemiş, müte­ferrik bazı hususlara dair sorulan sual­lere cevap vermiştir.

Bugünkü oturumda tanık olarak dinle­nilecek olan tüccardan Sıtkı Köseoğlu, Osman Dardağan, ve Niyazi Gülen gel­memişlerdi.

Savcı bunlar hakkındaki mütalâasını söylemiş ve ayrıca, bir ihbara muttali olan İçişleri Bakanı Münir Hüsrev Göle ile, tüccardan Muhtar Domako- Kibrit Fabrikasında Ambar Şefi Ssid Akova, Mehmet Ali Danuker, Kibrit Fabrika­sında memur Yümnü'nÜn de tanık ola­rakdinlenmeleriniistemiştir.

YüceDivan,birmüddetmüzakereden

sonra kararını bildirmiştir. Bu kararda bugünkü duruşmada hazır bulunrmyan Sıtkı Köseoğlu ile Osman Dardağan'm ifadelerinin istinabe yolu ile alınacağı, NiyaziGülen'in tam teşekküllü bir res-

mî hastahaneden rapor alması lüzumu. Savcılık tarafından tanık gösterilenlerin de celbile dinlenmeleri ve Cumhuriyet Halk Partisine yazıldığı bildirilen bir şi­kâyet mektubu ile orman idaresindeki tomruk dosyasının, ve kibrit fabrikasında mevcut ilk tesellüm puslaları ve esas defterin getirilmesi için ismi geçen ma­kamlaratezkereyazılacağıbildirilmiştir.

— Ankara :

Amerika hava ataşesi muavini yüzbaşı Hands'ingere turizm brövesi verilmesi münasebetiyle bugün saat 17.30 da Türk Hava Kurumu Genel Merkezinde bir tö­ren yapılmıştır.

Törende Türk Hava Kurumu Başkanı Mardin Milletvekili General Düzgören ile Hava Kuvvetleri Komutanı Korgene­ral Zeki Doğan, Genelkurmay Hava Kuv­vetleri Başkanı, Millî Savunma Bakan­lığı Hava Müsteşarı, Amerika Hava Ata­şesi ve muavini, Fransız ingiliz ataşeler: ve muavinleri, Amerika Basın Ataşesi. Türk, Hava Kurumu Genel idare Kuru­lu üyeleri ve kurum ileri gelenleri, ba­sın ve ajans mümessilleri hazır bulun­muşlardır.

Töreni, Türk Hava Kurumu Başkanı Sey-fi Düzgören verdiği bir söylevle açmış ve daveti kabul edenleri selâmlıyarak. yüzbaşı Hansinger'e hitaben şunları söy­lemiştir:

Dostumuz Türkiye'nin Hava Kurumu Okulunda pilot olmak için gösterdiğiniz gayretve maharretten, Türk öğretmenleri­nin liyakatine karşı beslediğiniz güvenden ötürü Hava Kurumu adına sizi tebrik ederim. Dost bir Amerika'lı subayın asil duygulu şe şerefli göğsüne Türk remzini taşıyan bi rkanad bröveyi takarken bahti-yarlîık duymaktayım. Bütün kalbimle di­lerim ki bu kanaddaki Türk Yıldızı yer­de ve gökte geçecek bütün işlerinizde si­ze iyi talih yıldızı (Bonne etoile) olsun. Bu söylevi müteakip yüzbaşı Hausin-ger'in göğsüne «Tyrizm bröve» sinin işa­reti takılmıştır.

Bundan sonra bu toplantı vesilesiyle bir çay ziyafeti verilmiştir.

Cemal Civelek'i göndermek maddelerinden Yüce Divana sevkedil-miş bulunuyordu. Kereste Fabrikasının satın alınma işinin idareye intikali, bu hususta cereyan eden muameleler, bakan­lıkla yapılan muhaberat ve satın alınma kararı etrafında uzun İzahat vermiştir. Saat 13.20 de oturuma ara verilmiş saat 15 te yapılan ikinci oturumda, mahalline mütehassıs bir takdiri kıymet heyeti göndermemek mubayaa kararma esas olacak lüzum müzekkeresinde, iki rapor­da mevcut malûmattan mubayaaya elve­rişli olanlarını alarak aleyhtekilerini meskût bırakmak ve ilgili encümende bu hususta reyini kullanacak âzalrı ay­dınlatmamak maddelerinden sanık tutu­lan Tekel Genel Müdürlüğü ispirto ve ispirtolu içkiler işleri müdürü Ömer Re­fik Yahya'nın sorgusu yapılmıştır. Duruşmaya yarın da devam edilecektir.

25 Mart 1948

— Ankara :

Maliye Bakam Rahmtli Halid Nazmi Keşmir'in cenazesi bugün saat 12.30 da Maliye Bakanlığı binası önünden tören­le kaldırılarak İstanbul'a nakledilmek üzere gara götürülmüştür:

Cenaze alayına başta Alay Sancağı ol­duğu halde Yedek Subay Okulu, Cum­huriyet Muhafız Alayı ve bîr Süvari gru-puiştirakeylemekteidi

Alayın önünde sancak gitmekte ve onu Yedek Subay, Cumhuriyet Muhafız Ala­yı taburları, Cumhurbaşkanlığı Bando­su, çelenkler ve merhumun bir top araba­sına konulmuş Türk bayrağına sanlı ta­butu gelmekte idi.

Tabufu, merhumun ailesi, Başbakan Ha­san Saka ve Büyük Millet Meclisi Baş­kanı adına başkanvekili Feridun Fikri Düşünsel ile Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Cemal Yeşil ve Cumhurbaş­kanlığı yaveri ve onları takiben de bü­yük ve orta elçilerle bu elçilikler kara. hava ve.deniz ataşeleri, bakanlar millet­vekilleri, Genelkurmay birinci ve ikinci. başkanlariyie Millî Savunma ve Genelkur­may erkânı, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay başkanları,CumhuriyetBaşsavcısı, Üni-

versite rektör ve profesörleri, bakanlık­lar ileri gelenleri, Ankara Valisi, Beledi­ye başkam, H umumî meclis üyeleri, si­yasî partiler temsilcileri, maliye bakan­lığı mensupları ve dostları takip eyle­mekte ve daha sonra da süvari grupu gelmekte idi.

Alay, maliye bakanlığından hareket et­tikten sonra Ulus meydanından ve Bü­yük Millet Meclisi önünden geçerek Ga­ra gelmiş ve tabut burada top arabasın­dan alınarak, İstanbul trenine bağlanan furgona nakledilmiştir.

Ankara garında merhum Halid Nazmi Keşmir'e karşı yapılan bu son teşyide Cumhurbaşkanı İsmet İnönü de hazır bulunmuşlar ve tabutu selâmlamişiardır. Bayan İnönü de rahmetimin tabutunu İstanbul'a nakleden trenle istanbul'a git­mekte olan Bayan Nazmi Keşmir'i gar­da teşyi eylemiştir.

Tren saat 13.30 da başta İnönü olmak üzere törende hazır bulunanların son ra-simeiteşyiiarasında gardanayrılmıştır.

— Ankara :

Yüce Divanın bugün saat 10 da Halil Oz-yörük'ün başkanlığında yaptığı birinci oturumunda: İyidere fabrikasının satın alınması işinde, Devlet Orman işletmele­rinin OrmanGenel Müdürlüğüne ait bu­lunduğunu ve bu idarenin fabrikaya tom­ruk vermediğini ve bu yüzden fabrikanın yıllarca muattal kaldığını bildiği halde orman idaresinin mütalâasını almadan eski bakanın arzusu dairesinde rapor vermekten sanık tutulan Tekel Umum Müdürlüğü Kereste Bürosu Şefi Cemal Civeleğinsorgusuyapılmıştır.

Cemal Civelek, İyidere fabrikasının sa­tın alınacağına ne suretle muttali oldu­ğunu, Tatava fabrikasının o zamanki du­rumunu, İyidere fabrikasında ve civar ormanda yaptığı tetkikleri, bu fabrika alındıktan sonra ne suretle istifade edil­diğini izah etmiş başkanlık tarafından fabrikanın satın alınması ve işletilmesi konusunda sorulan muhtelif suallere ce­vap vermiştir.

Saat 11.30 da oturuma ara verilmiş ve saat 15.30 dayapılan ikincioturumda.

fabrikanın mubayaasına ihtiyaç bulun­madığımveişletmeimkânlarınagöre

kıymetinin haddi Isyıkmda olup olma­dığını tetkik etmeksizin eski bakanın ar­zusunu yerine getirmek maksadiyle mu­bayaaya karar vermek suretiyle görevle­rini savsalamaktan sanık tutulanlardan Ekrem Necmi. İııel, Nureddin Esat Ulu-soy, Kenan Yçlter, Ulvi Yenal ve Münir Karacık'msorgularıyapılmıştır.

Bu meseleden tanık gösterilenler Yüce Divanın 30 Martta yapacağı toplantıda dinlenecektir,

26 Mart 1948

—Ankara :

Askerî yardım programına dahil olmak üzere İG uçaktan mürekkep ikinci bir grup uçak bugün saat 13.30 da Ankara'­ya gelmiş ve Etimasgut uçak alanına inmiştir.

—Edirne :

35 yıl evvel 26 Martta Bulgar istilâsına maruz kalan kahraman Edirne'nin bu acı gününü anmak için binlerce Edirneli Sultanselim Camii avlusunda toplanmış­tır.

Toplantıda söz alan hatipler bu günün acı hatırasını anmışlar ve o zaman işle^ nen cinayetleri tel'în ederek Edirne'nin Türk'ün öz malı olarak kalacağını bir kerre daha belirtmişlerdir.

Bunu müteakip öğrenciler tarafından İs­tiklâl Marşı söylenmiş ve bu kars günde şehit düşen Edirnelilerin ruhları için dua

edilerek bu hazin törene son verilmiştir. Daha sonra muhtelif teşekkül ve okul­lar heyetleri Sarayiçi ve Karaağaç yo­lundaki şehitliğe giderek celenkîer koy muşlardır.

29 Mart 1948

—Derince :

Özel muhabirimiz bildiriyor :

Basın mensupları bugün Derince'de Gloppeı- isimli Amerikan taşıt gemisinin boşaltılmasında hazır bulunmuşlardır. Bu gemiye de harpte fevkalâde yararlık göstermiş bir erin ismi verilmiştir.Gemideki malzeme arasında ağır tank. kamyon, top, muhabere, radar, telsiz, seyyar atölyeler ve fotoğraf aletleri bu­lunmaktadır.

Havanın muhalefetine rağmen gemi, bü yük bir sür'atle boşaltılmakta olduğu gibi yarın Derince'den Amerika'ya hare­ket etmesi de muhtemeldir.

Bu arada yine yardım malzemesi yüklü Eöwin L. Grace gemisi de Derince'ye var­mıştır. Bu gemi, açıkta beklemektedir ve yarın boşaltılmaya başlanacaktır. Grace'da.su bombası cihazları, çelik ağ­lar, fabrika ve tezgâh ve inşaat malze­mesi, çelik levhalar, torpito kazanları, mayinler, seyir âletleri, dalgıç ve yangın söndürmecihazlarıbulunmaktadır.

Nisanın üçüncü günü de diğer bir gemi İstanbul'agelerekyükünüboşaltacaktır.

30 Mart 1948

— Ankara :

Yüce Divanın bugün saat 10 da Halil Öz-yörük'ün başkanlığında yaptığı oturum­da İyîdere fabrikasının satın alınması işinde tanık gösterilenler dinlenmiştir.

İlk dinlenen tanık, Tarım Bakanı Tahsin Coşkan, İyiderc fabrikasının satın alınma­sının kendinin bakanlığa getirilmesinden evvel geçen bir muamele olduğunu, nasıl satın alındığına dair malûmatı bulunma­dığını söylemiş ve muahhar işlere terna^ ederek, fabrikaya tomruk verilmediğini, bu yüzden fabrikanın işleyemiyecek duru­ma geldiğinin bile bahis mevzuu olduğu­nu, bu esnada bakanlar kurulunda teşeb­büse geçildiğini ve o zamanki başbaka-nınemrile fabrikaya tomruk temin edildi­ğini ve sonradan da bu fabrikaya munta­zamantomruk verildiğini ilâveetmiştir.

Müteakiben eski Tarım Bakam, Manisa Milletvekili Şevket Raşit Hat;poğ!u dinlen­miştir. Tanık, İsddere kereste fabrikasile orman idaresi arasında evvelce yapılmış bir mukavele bulunduğunu, bilâhare ihti­lâf çıktığını, fabrika sahiplerinin, fabrika-yi satmak için orman idaresine müteaddit teklifleri olduğunu ve bu tekliflerin175

bin liradan başladığını, bilâhare 140 bin, daha sonra 115 bin liraya indiklerini, or­man idaresinin yaptığı tetkikler neticesinde fiyatlar yüksek bulunduğundan fabri­kanın satın alınmadığını beyan etmiştir.

Bundan sonra dinlenilen tanık, Tekeî Genel müdürlüğü eski hususî kalem şe­fi Necati yürükoğlu, İyidere kereste fab­rikasının satın alınmasına dair hiç malû­matı olmadığını, tahkikat esnasında ken­dinden Akü Sandıklıoğlu'ya verilen şam-pan'ya ve viskilerin vesikaları istenildi­ğini ve bu vesikaları da evrak arasından alıp tevdi ettiğini söylemiştir. Viski şam­panyaların Akif Sadıkoğlu'ya ne suretle verildiği sualine karşılık olarak da, bir kaç nevi içkinin karaborsaya düşmemesi için satışlarının müsaadeye tabi tutulduğu, cereyan eden muamelenin o zamanki iş seyrine uygıın bulunduğu, iç­kilerin parasının alındığı cevabını ver­miştir.

Son olarak. Gümrük ve Tekel Bakanlığı Müsteşarı Hulusi Aykont dinlenilmiştir. Hulusi Aykent, fabrikanın satın alınma­sı işine bakanlar kurulunun kararı alı­nırken bu tarzdaki kararların müsteşar­lıktan geçmesi sebebile muttali bulun­duğunu, bundan sonra da fabrikanın sa­tın alındığına dair Tarım Bakanlığına yazılan yazı ile, bu yazının yazıldığı gün mezkûr bakanlıktan gelen bîr yazıyı gör­düğünü, başkaca bir bildiği olmadığını söylemiştir.

Bu meseleden tanık gösterilenlerin din­lenmelerineyarındadevam edilecektir.

31 Mart 1948

— Ankara :

Yüce Divanın bugün saat i!) da Halil Üz-yörük'ün başkanlığında yapılan oturu­munda İyidere kereste fabrikasının sa­tın alınması meselesinden tanık göste­rilenlerdendörtkişidinlenilmiştir.

İlk dinlenilen tanık Maliye Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanı Faik Ökte, tahki­kat fezlekesinin esasları üzerinde izahat vererek fabrikanın satın alınması etra­fından cereyan eden muameleyi açıkla­mıştır.

Bundan sonra, Gümrük ve Tekel Bakan­lığı Tetkik ve Murakabe Kurulu eski Mu­amelât Müdür Muavini Reşat Ak dinle-nilmiştir. Reşat Alî, bir günbakanın yaıra AfiAI inman. fabrika pazarlığının son safhaya geldiğini duyduğunu, baka­nın bu fabrikayı almakla idare lebine ha­reketettiği kanaatindeolduğunu beyan

etmiştir.

Üçüncü tanık, Sadıkoğlu veresesinden Orhan Sadıkoğlu, fabrikada dörtte bir hisseye sahip olduğunu, bu dörtte bir hisseyi de fabrikanın Tekel'e satılmasın­dan evvel fabrikanın tamamı 125 bin li­ra hesabiyle, amcazadesi Akif Sadıkoğ-lu'na sattığını, fabrikanın Tekel İdaresine 300 bin liradan satıldığına bilâhare mut­tali olduğunu söylemiştir.

Son olarak Tekel Bakanlığı Tetkik Mu­rakabe Heyetinden Fikri Fescioğlu din-lenümiştir. Bu tanık, fabrikanın satın alınması hâdisesinde bildiklerini açıkla­mış, bu arada not defterinde - görülen bazı kayıtlar münasebetiyle sorulan sual­lere cevap vermiştir.

Tanıkların dinlenilmesine yarın da devam edilecektir.

— Erzincan:

Dün akşam saat 22.30 da buraya gelen ve geceyi vagonlarında geçiren Başbakan Hasan Saka bu sabah şehre çıkmış ve muhtelif yerleri gezerek tetkiklerde bu­lunmuştur.

Başbakan daha önce vagonlarında, Erzu­rum'dan gelen heyeti kabul etmiş ve su işleri ve inşaat işleri müdürleriyle Bele­diye başkanından şehrin umumî ima)' ve su işleri etrafında malûmat almıştır.

Başbakan Hasan Saka, şehri görmek üze­re vagonlarından çıkarlarken istasyonda Vali, Erzincan milletvekilleri, sivil ve as­kerî erkân ve memurlarla kalabalık bir halk topluluğu tarafından karşılanmıştır. Şehirde yaptığı incelemelere, depremi mü­teakip yeni Erzincan'ın kurulduğu yei> deki inşaatı görmekle başhyan Başbakan yaptırılmakta olan Tekel Binası inşaatının yarıda bırakılmış olmasının sebebini sor­muştur. Kendisine verilen izahatta inşa­atta görülen fennî noksanlık neticesi ts-haddüs edn ihtilâfın mahkmeye intikâl eylemesi yüzünden inşaatın yarıda kal­mış bulunduğu bildirilmiş, buna karşı Başbakan, mahkemenin devamı ile bera-

ber inşaatın durdurulmıyarak bîr an ev­vel ikmaline çalışılması lâzımgeldiğini söyliyerek bu hususta ilgililere icabeden emirleri vermiştir.

İnşaatı yarım kalmış olan eski Harbiye Kışlasını gezdikten sonra bu inşaatın da bir an evvel tamamlanması hususunda direktifler veren Başbakan bundan son-ra şehrin içme suyu menbaına giderek oradadaincelemelerdebulunmuştur.

Hasan Saka, eski ve yeni pavyonları da gezdikten sonra Belediyeyi ziyaret eyle­miş ve burada kaldığı müddetçe şehrin umumî ihtiyaçları etrafında ilgililerden geniş malûmat almışlardır.

Bu zivaret ve incelemelerini takibende

Erkek Orta San'at ve Kız Akşam Okulla­rını gezen başbskan, her iki okulun yap­tırılması hususunun sağlanacağını bildir­miş ve buradan vagonlarına dönmüşler­dir.

Başbakan, saat 16 da Halk Partisi ve onu

takiben de Halkevini ziyaret edecektir. AkşamşereflerineBelediyetarafından Orduevinde verilecekziyafeti müteakip Başbakan saat 21.30 da Erzurum'a gitmek üzere buradan ayrılacaktır.

Kendileriyle birlikte gelmiş olan muhte­lif bakanlıklar erkânı burada kalarak Başbaka'nm Erzurum'dan dönüşlerine ka­dar şehrin umumî işleri üzerindeki çalış­malarına devam edeceklerdir.

Kereste Bürosu Şefi Cemal Civelek'e Devlet Orman İşletmesinin Orman Genel Müdürlüğüne ait olduğunu ve bu idarenin fabrikaya tomruk verme­diğini ve bu yüzden fabrikanın yıllarca muattal kaldığını bildiği halde orman idaresinin mütalâasını almadan eski bakanın arzusu dairesinde rapor ver­mek suretiyle görevlerini kötüye kullandıklarından Türk Ceza Kanununun 240 ncı maddesine ve

— Eski Genel Müdür Muavini Kemal Hilmi Sarlıca,

— Ekrem Necmi İnal,

— Tütün İşleri Müdürü Nurettin Esad Ulusoy,

— Eski Satış İşleri Müdürü Kenan Yalter,

— Eski Muhasebe Müdürü Ulvi Yenaî,

— Hukuk Müşaviri Münir Karacık,

Adındaki şahısların fabrikanın mubayaasına ihtiyaç bulunmadığını ve iş­letme imkânlarına göre kıymetin haddi lâyıkında olup olmadığını tetkik et­meksizin eski bakanın arzusunu yerine getirmek kasdiyle mubayaaya karar vermek suretiyle,

Görevlerini savsakladıklarından aynı kanunun 230 uncu maddesinin birinci fıkrasına tevfikan,

4 — 28 Mayıs 1943 tarih ve 4426 sayılı kanunla kibrit ve çakmak inhisarı iş­letme imtiyazı kaldırılarak bu inhisarın işletilmesi İçin kurulanmuvakkat idarenin kibrit çöpü ve kutu imal etmek üzere 1943, 44, 45 yıllarıtomruk ihalelerinde yapılan yolsuzluklar işinde: a - Suat Hayri Ürgüplü

1— Tomkal mukavelesinin idare aleyhine yapılan tadillerini tasdik ve bi­lâhare temdidini kabul eylemek.

2— 1945 yılı tomruk ihtiyacını kasden arttırmak,

3— İşin tek müteahhide verilmesini temin etmek,

— İş sadece nakliye müteahhitliğinden ibaret iken bu suretle eksiltmeyeçıkarmamak ve eksiltmeyi pek kısa bir zamanda icra ettirmek,

— Orman Genel Müdüriyeti ile vaktinde temas ederek tomruk fiyatlarınıtesbit ettirmemek ve bu yolda sonradan yazılan tezkerecevabı alınmadanİşi ekşitmeye çıkarmak,

— En müsait teklif sahibi Hüsnü Ulus olmadığıyolundaki münakaşayavakıf olmuşken incelemeden işi gene Hüsnü'ye tevdide istical göstermek.

— Hüsnü Ulus'a yapılan ihale bedelini yüksek olduğu o zaman genel mü­dürlüğün ihaleden sonra yazdığı tezkeredenanlaşıldığı halde tomruklarınvaktinde tesim ve zamanında yatırılmaması gibi müteaddit defalar mukave­leye riayetsizlikler vuku bulmasına rağmen bağıtm bozulması cihetine git­memek.

— Hüsnü Ulus nakliye müteahidl olmadığına göre Orman Genel Müdür­lüğüne yatırılması müteahhidi ilgilendiren tomruk teminatını idareye yük­lemek ve bilâkis Hüsnü Ulus'un nakliye müteahhidiolduğu hakkında vekendisine avans verilmediği hakkında hakikat hilâfına yazılar yazmak,

— Kibrit İdaresini ilgilendirmeyen 1 milyonliradan fazla sarfiyatı kibritidaresine yaptırmak,

b)Eski Orman Genel Müdür Vekili Nazım Batur.

— Orman tomruk fiyatını Tekel Bakanlığına vaktinde bilrdirmemek.

— Fiyat Öğrenmek isteyen müteahhitlere yüksek olacağı endişesini uyan­dıracak malûmat vermek suretiyle Tekel'e yapılan tekliflerin yüksek tutul­masına sebebiyet verdirerek Hazinenin zararına vesile ittihaz etmek,

— Müteahhit Hüsnü Ulus'la normalin üstündelaubali münasebet tesisederek memurlar arasında Hüsnü Ulus lehine bir cereyan uyandırmak vekaçak tomruk nakline meydan vermek,

c)Tetkik ve Murakabe Azasından Fikri Fesçioğlu

— 1945 yılı tomruk eksiltmesini Hüsnü Ulus lehine neticelendirmek yo­lunda eski bakanın arzusunu sonuna kadardestekleyerek kuvveden fiileçıkarmak,

— Avnı İşte enasası teklif yapanın Hüsnü Ulus olmadığını bildiği ve anla­dığı halde onun uhdesine icrasını teminde İsrar etmek,

9

— Hüsnü Ulus lehine mukavele projesinde tadilât yapmak,

— Hüsnü Ulus mukavelesinin akdinden evvel yanıîan Tomkal teklifini bakanlısın seri usulleri hilâfına kasden geç tebliğ etmek:

d)Tomruk Şefi Ragıp Karaca,

1— Görevi hududunu aşarak 354 bin 333 liralık teminatın idarenin faiz ge­tiren bankadaki parasından ödemeyi sağlamak,

2—Mukavele hilâfına getirilmiş tomrukların az göstermek suretivle bun­ların kabulü kararını saelamak suretiyle görevlerini kötüye kullandıkların­dan Türk Ceza Kanununun 240 nci maddesi ve;

el Kibrit Muvakkat İsletme Müdürü Tevfîk Tascı orman fivatlarmı vaktin­de tfsbit ederek o

2 milvonu aşan tomruk ekşitmesini iki üc gün ?İbi çok kısa bir zaman içine sıktırmak. Hazırlanan mukavele projeleri hilâfına Hüsnü Ulus mukave­lesine lehte hükümler kovmak, sortnameve di*pr müte^hhi^erî vıldır^^k apır teknik şartlar kovmek, tebligata uygun olarak gelen kapalı zarfları kenHiîiöfnden açm?k ve açılan bu zarfları Hüsnü Ulus'dan öğrenebileceği Murat Akyüz'e vermek,

Kibrit Fabrikası Müdür Muavini Murat Akyüz, şartnameye diğer müte­ahhitleri yıldıracak teknik ağn* şartlar koymak, 21 Şubat 1945 tarihli mek­tuplar muhataplarına posta ile gönderildiği halde Hüsnü Ulus'a ait olanı el­den götürerek Hüsnü Ulus'un diğer taliplere nazaran daha kolaylıkla hazır­lanmasına imkân vermek suretiyle ekşitmeye fesat karıştırmaktan ötürü aynı kanunun 366/2 ci maddesi dairesinde.

Ve bundan başka her üç sanığın fesih sebebleri mevcut iken mukavelenin devamına meydan bırakmak, mukavele şartları dışında gelen Hüsnü Ulus tomruklarının bedel tenzili ile kabulü yolunda selâhiyet haricinde karar vermek ve kararın verilmesine yardım etmek ve Tomkal mukavelesinin ida­re aleyhine tadilini sağlayacak hareketlerde bulunmak ve ayrıca Tevfik Taş­çı ile Kemal Hakgüder Müteahhit Hüsnü Ulus tarafından orman idaresine yatırılması gereken 354,333 liralık teminatına idarenin bankadaki faizli pa­rasından ödenmesini sağlamak suretiyle görevlerini kötüye kullanmaların­dan ötürü aynı kanunun 240 ncı maddesi ve;

Hüsnü Ulus Kibrit idaresinin 1945 yılı tomruk idaresinin uhdesinde kalma­sını temin maksadı ile Vakıf Çakmur'a 100 bin lira tediyesini taahhüt etmek suretiyle eksiltmeye fesad karıştırmaktan ötürü ayni kanunun 386/1 ci mad­desi ve Kereste Tüccarı Vakıf Çakmur işletme idaresinin 1945 yılı tomruk ihtiyacının itasını gizli mukaveledeki şeriklerine ve 1945 yılı tomruk ihti­yacının itasını da Müteahbid Hüsnü Ulus'a sağlayacağı iddiası ile menfaat temin etmek ve ayrca 1945 yılı tomruk eksiltmesinde şeriki bulunduğu Tom­kal Şirketi namına iştirak eylediği halde, aynı zamanda gizli bir taahhüt se­nediyle Hüsnü Ulus'la da anlaşarak müzayedeye fesat karıştırmaktan Ötürü aynı kanunun 278 ve 366/1 maddelerine tevfikan cezaları yerilmek,

Ve 1946 yılı ihtiyacı için satın alınacak kahve mubayaası işinde

a)Eski Bakan Suat Hayri Ürgüplü,

İdare Hukuk Müşavirinin yazılı mütaîüâasını geri aldırmaya çalışmak, Ba­kanlık Hukuk Müşavirinden maksadına uygun mütalâa taleb etmek, İdare Hukuk Müşavirinin yazılı mütalâası hilâfına Andriyadis anlaşmanın in­fazını ve bu anlaşma İçin akreditif açtırmasını emretmek. Anlaşmanın de­vamını ifham edecek tarzda Viyakuaya telgraf çektirmek, aktin feshini ko­laylaştırmak maksadiyle istihsal olunan Ticaret Bakanlığı yazısından istifa­de cihetini aramamak, daha ucuz teklifler yapılmış olmasına rağmen 320 do­lardan Andriyadise ihale icrasını temin için başkasının yerine getiremiyeceğİ şartlarla eksiltme ilân ettirmek,

b)Genel Müdür Muavini Ulvi Yenal,

Andriyadis'in teklifi üzerine Brezilya'da bulunan firmalara teklifte bulun­malar, için yazılan ve hattâ imza edilen mektupları göndermemek, Andriya­dis anlaşmasının feshi ile yeniden ekşitme açılması yolunda ait olduğu şube yazısına bakanın emir ve arzusu üzerine yerine getirmemek ve biç olmazsa müdürler encümenine göndermemek,anlaşmanınfeshini kolaylaştırmakmaksadiyle istihsal olunan Ticaret Bakanlığı yazısını Bakanın emir ve arzusu dahilinde muamele mevkiine koymamak, rakip firmanın tekliflerini Adrİya-dis'e bildirerek aynı fiyat indirmesini temin için kendisne mühlet vermek ve daha ucuza teklfler yapılms olmasına rağmen 320 dolardan Adriyadis'e ihale icrasını temin için başkasının yerine getirmeyeceği şartlarla eksiU^ıe ilanı yapılması yolunda bakanın enan Yalter vasıtasiyle yaptığı tebligatı yerine yetirmek.

c)İdare Hukuk Müşaviri Münir Karacık,

Diğer firmaların tekliflerini Andriyadis'e bildirmek, verdiği yazılı mütalâa hilâfına Viakuoy'a çekilen telgraf müsveddesini hazırlamak, daha ucuz tek­lifler yapılmış olmasına rağmen 320 dolardan Andriyadis'e ihale icrasını te­min için başkasının yerine getiremiyeceği şartlarla eksiltme ilân ettirmek yolunda Kenan Yalter tarafından teblîg olunan bakanlık emrine,

Bakanlık Tetkik ve Murakabe Heyeti Reisi Kenan Yalter daha ucuz tek­lifler yapılmış olmasına rağmen 320 dolardan Andriyadis uhdesine ihale icrasmı temin için başkasının yerine getiremiyeceği şartlarla eksiltme ilânıyapılması yolunda bakan tarafından verilen talimatımuhataplarına tele­fonla tebliğ etmek,

Kahve Çay Şubesi Müdürü Muzaffer Sakıcı,

Firmaların mahrem kalması lâzım gelen tekliflerinden Andriyadis'i haberdar etmek 359 dolarlık fiyatın kabulünü alım komisyonundan karar almaksızın Vivakua'ya bildirmek ve riyasetindeki alım komisyonu azasına yanlış ma­lûmat vermek,

f)Genel Müdür Hürrem Seren 5 bin liradan yukarı olan kahve mubayaa­sında bir lüzum ve zarureti ileri sürmeksizin ilân yaptırmamak 317 dolarlıkteklif bulunmasına rağmen 350 dolarlık Vivakua teklifiniincelemeden vekarar almaksızın kabul ederek firmaya bildirmek, Bakanlık Hukuk Müşaviri Şemsettin Akcoğlu Bakanın arzusunu yerine ge­tirmek emrinde iyice tetkik etmediği bir iş hakkında hukukî mesnetten ari mütalâa vermek suretiyle memuriyet görevlerini kötüye kullandıklarından Türk Ceza Kanununun 240 ncı ve,

g)Müdürler Encümeni Azasından Tuz İşleri Müdürü Ekrem Necmi İnalMuhasebe Müdürü Abdüîbaki Bilima Genel Müdür Muavini Vekili M. Ali Selgur

Aleyhte neşriyat başlamış olmasına rağmen 8 Şubat 1946 tarihli encümen toplantısında dosyaları iyice tetkik etmeksizin karar vermek suretiyle gö­revlerini savsakladıklarından aynı kanunun 320 ve, Komisyoncu Atto Andriyadis Tekel İdaresinin 1945 yılı ihtiyacı olan 3 bin ton kahveyi vermek üzere yüksek fiyatla yaptığı anlaşmada akreditif açılmasını teminen bakana verilmek kaydı ile bakana mahrem dostu Vakıf Çakmur delaletiyle rüşvet teklif eylemek ve bunu sağlamak üzere 25 bin dolarlık senedi imzalamak. General Hoag, bundansonra sözü Washington Hava Ateşemiz Albay Arı-burnu'ya bırakmış ve Albay Ar)burnu da şunları söylemiştir:

Amerika'da bulunduğum zaman, Türkiye'ye yapılacak olan yardımın hazır­lanmasına ve bunların sevkıyatına başlanmasına girişildiği bir ana tesadüf etmekteydi. Bu büyük dostluk eserinde vazife aldığım için hakikaten bah­tiyarım. Amerika muhtelif imkânlar arzeden ve bizim birçok sahalarda fay­dalanabileceğimiz bir memleket. Amerikan askerî yardımının bize çok fay­dası dokunacaktır. Amerika'da yardım programının başlangıcından itibaren bize karşı gösterilen samimî dostluk ve yardım bizi havacılık akımından ta­rihte şimdiye kadar rastlamadığımız bir şekilde kuvvetlendirecektir. Ameri­kan yardımı bizim için büyük istifade kapıları açmaktadır. Bize gösterilen ve şimdiye kadar eşine rastlanmayan bu dostluk, dünya nazarında hakiki dostluğun nasıl olacağını isbat edecektir. General Hoag'la bulunduğum müd­det benim için çok istifadeli oldu. General Hoag, Amerikan Hava Şeflerin­den birisidir. Çalışmalarının verdiği neticeleri çok kısa bir zamanda görmüş bulunmaktayız. Gezdiğimiz diğer yerlerde de General'İn arkadaşları resmi olarak ve vazifelerinin dışında bütün kuvvetlerini sarfederek bize yardımın bir an evvel gönderilmesi için çalıştılar. Bu, bizim, için çok faydalı ve şerefli olmuştur. Malzeme pek çoktur. Ve bunlar kısa zamanda memleketimize gelecektir. General Hoag", bizzat kendisinin de dediği gibi Türkiye'ye biraz geç gelmiş, fakat bu müddet zarfında Amerika'daki çalışmaları sayesinde her şeyi hazırlamış ve burada hemen işe koyulmuştur. Kanaatimce büyük ve sarsılmaz bir dostluk karşısındayız.

Bundan sonra tekrar söz alan Amerikan Hava Generali şunları söylemiştir: Burada bizimle beraber çalışan arkadaşların ve diğer subayların samimî olarak gösterdikleri işbirğinden çok mütehassis ve bunun için minnettarız. General Hoag, Amerikan Albayı Marshall'a söyliyecek birşeyi olup olma­dığını sormuş ve bunun üzerine Albay Marshall şu cevabı vermiştir:

Burada bize gösterilen işbirliğinden son derece mütehassisiz ve söyledikleri­nizde sizinle hemfikirim.

General Hoag, bundan sonra gazeteciler tarafından sorulan sualleri cevap­landırmış ve bu arada her tip uçağın memleketimize gelip gelmiyeceği yo­lunda sorulan bir suale cevaben demiştir ki:

Her tipten uçak ve bu arada bombardıman, av, talim, okul ve nakliye uçak­ları Türkiye'ye gönderilecektir. Bu uçaklar arasında c-47 tipinde av uçak­ları, tek motorlu at - 6 tipinde talim uçakları at-11 tipinde çift motorlu talini uçakları mevcut bulunmaktadır.

Türkiye'ye daha ağır bomba uçaklarının gönderilip gönderilmiyeceği yolun­da sorulan bir suale cevaben General hava alanlarımız henüz müsait bulun­madığından bu işin şimdilik yapılmayacağını işaret eylemiş ve bu arada di­ğer bir gazetecinin sualine cevaben General Hoag, Türk havacılarının talim ve terbiye programlarının, alınacak sonuçlara göre değiştirilebileceğini söy-liyerek, «Türk pilotlarının dünyada büyük bir şöhretleri vardır» demiştir.

O zaman görünürde bir birlik ha­vası esecek ve bu sahte hava millî bün­yemize rahatsızlık verici bir rol oynaya­caktı.

Sizce, Demokrat Parti hesabına dikkat, edilecek nokta, (İdare - i maslahat) zih­niyetine kati'iyyen yanagmaksizm tutu­lan yolda azimle yürümek ve sayıca değil ruhça kuvvetlenmeye bakmaktır. Parti­den ayrılan veya uzaklaştırılanlar kendi seçtikleri istikamette talihlerini dene­mekte serbesttirler. Bunlar yeni bir par­ti mi kurarlar, yoksa Halk Partisine mi katılırlar, kendi bilecekleri iştir. Muhak­kak olan bir şey varsa, o da hak yolu-, nun ve millete hizmet yolunun er geç da­ima muzaffer olacağıdır. Gerçekleri an­lamak, halisi bayattan ayırdetmek husu­funda Türk halkının gösterdiği olgunluk millî kaderinizi aydınlatan biricik ışık­tır. Ona güvenelim ve vazifemizi başar­maya gayret edelim.

İlham değil, ihbar lâzım...

fazan:AdnanAdvuar

11 Mart 1948 tarihli «Akşam» İs­tanbul'dan :

Son günlerde Vatan Gazetesinin başmaka­lelerinde gazetenin müdafii olduğu fikir­ler aleyhinde bulunanlara kargı garip bir taktiktaktik kullanılmağa başlandı. Bu-zetenin ve başmuharririnin memleket­te demokrasinin teessüsü için sarfettikleri gayretleri, göze aldığı fedakârlıkları pek yakmdan bildiğim için son yazılarından bu fedakârlıklara ve bu gayretlere ay­kırı düz ayak bir yoldan maksada vasıl olmak kokusunu sezdiğim ve halbuki heı-Türk'ün nefis kokusunu heran kokarnak istediğinden bîr an bile şüphe edilmek caiz olmıyan «hürriyet dağ menekşesinin): açması ve bahar, yaz, güz, kış hiç bir za­man solmaması gibi neticeye düz ayak yollardan varmak kabil olmadığını bildi­ğim için sabır ve tahammülün, böyle bir parti münazaası dolayısiyle, ortaya bir ta­kım ağır ithamlar atacak derecede hid­det ve şiddete inkilâb etmesini hayretle karşıladım.

Bu makalede ikide birde Pan Slavlık he­sabınaçalışanların bir takım saf, temiz

şöhretli ve namuslu particilerin arka­sına gizlenerek ortaya bir fesat çıkarma­ğa kalkıştıklarım .ve hattâ bunlardan ba­zılarını çok kötü fik-rlere ikna ett fcle-rini hep böyle ihamh ve ibhamlı ifade­ler içinde okuyoruz. Bü sözlere bakılırsa memlekette böyle bir Pan Slav politika hesabına çalışan bir beşinci kol vardır Ve bunu Vatan G=>7P+es ~ıek katî sureti biliyor. (Hattâ İngiltere'de İşçi Partisi­nin Avrupa Birleşik Devletleri Lâhey Kongresine iştirak etmemesinin bu türlü ajanların ingiliz İşçi Partisinin şefleri ar­kasına gölge gibi gizlenmesinden ileri geldiğinden bile insanın şüphe edeceği geliyor.) Bir ara bu gazete bu kabil pro­pagandacıların Devlet işlerinden uzak­laştırılması için fevkalâde bir komisyon kurularak tıpkı ihtilâllerden sonra oldu­ğu gibi kendilerinden gocunan insanla­rın en basit tabiriyle elini kolunu kırmak (tabiî manen) yolunu tavsiye etmişti. Mevcudiyeti bu kadar kuvvetle bilmen bir hareketin mensuplarını takip ve za­rarlarının Önüne geçmek içîıı bu Devletin bir kaç türlü teşkilâtı vardır. Bunlardan biri daha ziyade hariçten gelen propa­gandalara karşı uğraşmak için kurulmuş bir müessesedir. Ne yaptığını tabii pek bilemeyiz amma her halde her sene ona Devlet bütçesinden sureti sarfını Divanı Muhasebatın bile kontrol etmediği bir büyük para sarfederîz. İşte bu teşkilât ve sonra Dahiliye Vekâletinin alelade Emniyeti Umumiye teşkilâtı hu işleri el­bette takibederler. Belki bu iki müesse­senin elde ettiği malûmat Vatan Gaze­tesinin malûmatı kadar katî olmiyacak ki vatan zararına uğraşan bu suçluları adaletin huzuruna sevkedemiyor. İşitti­ğimize göre kendilerinin menfî propagan­dalar yaptığından şüphe edilen bazıları­nın evine şüpheli ecnebilerin girip çık­tıkları da bir teşkilât tarafından tesbii edildiği halde al aşağı edilmesi aylardan beri istenilen o şüphelileri adalete teslim edecek bir delil ve emare bulunmamış ulacak ki haklarında verilen son karar­lar onları kanun, hukuk, adalet noktasın­dan tamamiyle gayri mesul göstermigtir. Fakat olur ki Vatan Gazetesinin üa-ima ihamve ibhamilebumemlekete zararlar ikamaçalıştıklarımsöyle­diğidiğerşahıslarhakkındadahakatî delil ve emareleri vardır. O halde vatan-perveriğinden bir an bile şöyheedemi-yeceğimz VatanGazetesibunları niçin adliye makamlarına haber vermiyor? Bu herkesin, her vatandaşın vazifesidir. Ancak verilen haber kuvvetli delillere müstenit olmak lâzımdır. Yoksa rasgele dedikodu, yahut şişirilmiş, romanse edilmiş havadis kabilinden ve meselâ iki arkadaşın yol­da birbiriylekonuşurkenağızlarından çıkan lâflaradayanın rivayetlerden ve­yahut sırf ilmî ve plâtonik bir münakaşa mevzuundan ibaretolurca işteo vakit ihbar vatandaşlık vazifesimuktezası ol­maktan çıkar.Halbuki kuvvetli delillere' kanaat verici emareleremalik iken bu ihbarı bir an bile tehir etmek haricî teh-lkeye karşı hiç bir tutamak yeri olmıyan sağlam bir top gibi birlik olmamız lâzım gelen böyle bir zamanda asla caiz değil­dir. Hem bu suretle Vatan Gazetesi ikide birdenamus vehamiyetlerine itimadını daima izhar ettiği samimî,vatanperver insanları,arkalarındadolaşıp nurlarını karartacakbugizligölgelerdenkurtar­mış olacaktır. Ancak asırlardan beri kan ve canımızla müdafaa ettiğimiz toprakla­rımızın şurasında burasında seçtiği yer­lere mukabil dosüuk etmek isteyen bir politikaya alet olmak ve yahut yine Va­tanın kullandığı tâbirle ajanlık etmek is­teyenleri mahkemenin karariyle mahkûm etmek şöyle dursun, bütün milletin rey­leri de onları ebediyenmahkûm eder. Hattâ eğer esas kanunumuz müsait olsay­dı bunlar eski Atinanra Ostracisme ceza­sına bile milletin umumî reyiyle mahkûm edilirdi. (Fakat böyle bir cezanın vatan­daşlara tatbiki yirminci asırda tabiî ha­tırlara bile gelmez). Çünkü bu millet, hür­riyetten evvel istiklâlin keyfini tatmış ol­duğu için areda bir şahsî hürriyetini dü­şünmemiş ise de hiç bir vakit istiklâlsiz yaşamağa razı olmamıştır.

Bu gölgeleri ortadan kaldırmakla gaze­te, ferdiyetçi ve liberal iktisatçıların ve­himlerini teskin etmek gibi bir hizmet de ifa etmiş olacaktır.

Fakat kırk yıldan beri matbuat kasırga­ları ortasında türü girdaplara girip çıkan bu aziz başmuharrirarkadaşınecnebi

politika ajanlığı gibi bir cürmün ne de­rece ağır olduğunu takdir ettiğini pek yakından bilirim. Hem ne hacet, Allah benzetmesin, uzaktan uzağa bu ithama benzer ithamlar daha pek yakın zaman­da tamamen ve kamilen haksız olarak kendi için de yapılmadı mı? O halde iham ile söylenen o sözlerin dayandığı mutlaka katî deliller vardır demek oluyor. Bu delilleri adliye makamlarına vererek herkesi şüphe ve huzursuzluktan ve memleketi de bu kötü gölgelerden kur­tarmak en doğru hareket olacaktır.

Zarurî operasyon...

Yazan: Selim Ragıp Kmeç

12 Mart 1948 tarihli «Son Posta» İstanbul'dan:

Her kangren olmak istidadını gösteren uzvun en tesirli Hev^lpr1^ tedavi edilme­sine çalışılmak kadar tabiî bir şey yok­tur. Şifa kabul etmiyen bîr uzuv için, on­dan sonra yapılacak muamele, radikal ve cerrahî bir ameliyedir ve o uzvun ke­silip altılması olabilir.

Demokrat Partide, bir hayli zaman ev­vel içten bir takım rahatsızlıklar başgÖs-terdiği zaman, umumî istek, bunların sa­mimî h;r surette (^-'or^m^si ve nihaî an-laşmıya varmak için, ihtilâf yaratan mev­zuetrafındaciddiyetlekavgaedilmesi noktası üzerinde toplanmakta idi. Filvaki bu kavgaların yapıldığı ve bir anlaşma­ya varmak için her elden gelençareye başvurulduğuna bu ihtilâfın lüzumundan fazla sürmesi ile yakın kanaat hasıl oldu. Fakat Demokrat PartiHaysiyetDiva­nının beş milletvekili hakkında iki gün evvelPartidenihr^kararıvermesive yine hîr kısım Demokrat milletvekilleri­nin buaradaGenelİdareKurulundan istifadeetmelerigösterdi ki,kanaatleri yakınlaştırmakbahsindeyapılmışolan bütün gayretler ve s»if*"*1en büvük emek­ler bir semere vermemiştir. Şayet benze­tişhatalıaddedilmiyeeekolursa,hâdise­lerin bu safhasını kangrenin başarısız te­davidevresi sayarsak,muvaffakolmı­yan bu tedavi devresini son ihraç kara-


172

iriyle «kat'î uzuv» safhasının takip etmiş-olmasısuretindekabuleyliyebiliriz.

DemokratPartininmeydanagelişşart­larını bir an için hatırlayabildiğimiz; za­man bu teşekkülün nasıl büyük bir ihti­yacın karşılığı oarak âdeta kendiliğinden denebilecek bir şekilde doğduğunu ve mil­letin onu, nasıl derin bir iştiyak ile bağ­rınabasmışolduğunu dagözümüzün önünegetirmemezükyapamayız. Bir sel şahlanışı halinde yatağından ko­pupgelenbu halk hareketininhedefi, milletinkendiişlerinivasıtasızolarak kendi eline alması gibi tabiî bir hakkın tahakkuku davasından başka bir şey de­ğildi.Budavanın kazanılmasımazhari­yetinenormalyoldanulaşmayı'tercih edenlerin, dış durumun nezaketi bahsin­dekiendişeleri,bilhassavetamamen haklı ve yerinde idi. Kaldı ki demokra­tikinkişafabuyoldanerişmek isteme­nin bir diğer sebebi de, Cumhuriyet Halk Partisi programı ile DemokratPartinin iktisadîvesosyalkanaatleriarasındaki ihtilâlci olmaktan uzak bulunan ayrılık­lardı. Bir gün iktidara gelindiği takdirde. iki partiyi ayıran program farklarını te­liftesarsıntısızbirintikalinkolaylıkla mümkünolabileceğiDemokratPartinin ve onunla birliktememieketumumî ef-kârının benimsedikleri öz bir kanaat ha­linde kendini açığa vuruyordu. Demokrat Partinin müfrit kanadı bu fikirde değil­di. O behsmehai. ve her şeye rağmen bir mesullerresmigeçİdîninyaptırdmasma ve iktidar ile beraber, icabında kanlı bir sorgu ve sual devrinin de açılmasına ta­raftarlık gösteriyordu. Başlangıçta halle­dilmesi ve telifi mümkün gibi görünen buinanışlar,hâdiselerinçeşitliinkişaf­ları ileçeşitli şekilleralmışoldu. Parti içinde sempatiler yarım sempatiye, anti-patiler kesin nefret duygularınainkılâp etti. Buaradada,bir takım kimselerin ecdadşöhretiyletefahüretmeleri kabi­linden mezar taşlarını gösterip övünme­leri gibi, ben şunu yapmıştım; sen bunu yapmamıştın;gibi böbürlenmelertabia-tiyle bunları takip etti. Bir Partinin ilk tesisisırasındakurulmasıteşebbüsünü ele almış olmak zamanla bir kabahatmiş gibide bir kurucular husumetidir,aldı, yürüdü ve bütün bunlar, Demokrat Partiyi değilse bile, Parti içinde böyle bir durumun meydana gelmesine sebep olan­ları, pek haklı olarak, âleme gülünç yap­tı, bundan da Partinin mânevi şerefi mü­teessir oldu. Millet de çok üzüldü. Ve binnetice, ıztırar ile ve içler yana ya­na, bugünkü cezri fedakârlık yoluna gir­mek zarureti hasıl oldu. Böyle bir neticenin meydana gelmesinde kimin günahı varsa, Allah, o kimseyi, bu milletin hakkı ve menfaati uğruna, kah­retsin.

Büyük kongre toplanmalıdır...

Yazan: Cihat Baban

15 Mart 1948 tarihli «Tasvir» İstanbul'dan:

Cidden anlaşılması ve tahlili güç anlar yaşıyoruz. Fikirler bulandı, kanaatler ortadan kayboldu, hedef sislerin arkası­na gizlendi.. Halk Partisi seçim esnasın­da sarfettiği ve kendi gazetelerinde ba- , tırdığı milyonların beş mislini sarfetsey-di, muhalefeti bu müşkül duruma sü-rükliyemezdi!.

Durup dururken havadan isnatlar baş-Sadı.. Muhterisler, kızılların âleti gibi sözleri sık sık okumıya ve duymıya baş­ladık*, gazeteci olarak ulaşamadığımız haberleri siyasî partilerin sahipleri belli olmıyan demeçlerinden öğreniyoruz. Me­ğer Demokrat Partinin içindeki buhran ne Kenan Öner meselesiymiş, ne ödenek­ler dâvasiymiş, bu yalnız bir kaç hari­sin ayrı parti kurma , teşebbüsüymüs.. Hâdiseler nasıl inkişaf ediyor, yarabbi!.. Dün Mareşale leke sürmek istiyen SÖk-mensüer'e beraber hücum ettiğimiz insan­lar bu gün Mareşal'a kargı hiç lüzum yokken SökmensÜer diliyle konuşuyor­lar. Öyle bir zamanda ki, Sayın Mareşal susuyor ve kendi siyasî itibarını herhan­gi bir kefeye atmaktan şiddetle tevakki ediyor.

Sayın Adnan Adı var'm Akşam Gazete­sinde yazdığı bir başmakaleye cevap ve­ren Yalman, Mareşali tıpkı SökmensÜer gibi görüyor ve etrafa öyle göstermek istiyor. Bu fikirlerin nereden geldiğini bildiğimiz İçin, tekrar ayni mevzua dö­nerek diyoruz ki, Mareşali,telin etmiya

mecbur olduğumuz siyasî oyunlar dolayisiyle kızılların âleti olarak memleke­te tanıtmak, millî mefahiri yıkmıya kalk­maktır. Farzı muhal olarak bir an için Mareşalin bütün şahsiyetinin mahvedil-diğini kabul etsek, bundan ^olayı Sayın Yalman, ve himaye ettiği hizbin kazancı o kadar az olacaktır ki, bu kadar az bir kazan için bu kadar büyük bir yıkıcı­lık onları tarih karşısında daima mah­kûm edecektir. Demokrasi, şahsiyetlerin gelişmesi ve memleketin idareci un­surlar kazanması rejimidir. Bu sistem içinde ne kadar fazla kıymet gelişirse, o kadar memnun olmak lâzımdır. Halbuki son zamanlardaki neşriyata bakacak olursak, işimizin, politika dediğimiz çark­ta yalnız adam eritmek olduğunu görü­rüz. Demokrat Partinin dünkü demecin­den Öğreniyoruz ki, mücadele en had bir safhaya girmiştir.

Genel kurul, 27 kişiyi daha partiden si­lip süpürecek ve tabiî ondan sonra da ar­tık tamamiyle rahata kavuşacak, hasta Ölmüş, fakat muvaffakiyetli bir ameliyat yapmış olacaktır. Ortada grup diye bir şey kalmayınca, umumi idare heyeti ile grup ihtilâfı da ortadan kalkacak ve or­talık gül gülistan olacaktır.

Dün, ayni zamanda partiden ihraç edi­len iki kişi hakkındaki haysiyet divanı kararını da okuduk. Bu kararlarda suç­luların yeni bir parti kurmak ve De­mokrat Partiyi içinden parçalamak iste­dikleri hakkında bir hüküm göremedik. Haysiyet divanı kararında mevcut olmı-yan bir suçu, parti mensubu bir zatın a-çıklaması da tuhaf oldu. Diğer taraftan Demokrat Partinin o sözcüsü de biraz insaf etsin.. Partiden böyle sudan sebep­lerle tardedilenler çoğahrsa ve bunlar günün birinde aralarında bir parti ku­rarlarsa kabahat kimin olur? Sayın ku­rucular, Halk Partisi içinde dörtlü tak­riri imzaladıkları zaman, bunu tardedil-mek maksadiyle mi verdiler? Maksatla­rı yeni bir parti kurmak için komplo mu yapmaktır?.. Kendilerinden: «Eğer dörtlü takrir kabul edilseydi, mesele kalmazdı» dediklerini çok defa işişmi-şimcür. Eğer bir partiden haklı haksız kovulduktan sonra, milletin karşısına Çıkarak, yeni bir parti kurmak kötü birşey ise, bu kötülük misalini, sayın Köp­rülü ile, Menderes iki sene evvel vermiş­lerdir. Hem de Halk Partisi mebusu ol­dukları halde yeni partiyi kurarken De­mokrat Partiden çıkardıkları arkadaş­ları için şuradan buradan istedikleri şeyi kendileri yapmadan., yâni istifa et­meden!..

Hemen ilâve edelim kî, biz istifayı şart görenlerden değiliz. Hattâ Sayın Köprülü ile Menderes cephe ve saf değiştirdikle­ri sırada istifa etmemekle Demokrat Partiyeçokhizmetdeetmişlerdir.

Fakat, kendileri için mubah gördükleri olayları, başkaları için suç telâkki etme­leri ve o yolda beyanlarda bulunmaları en hafif tabiriyle insafsızlık olur.

Demokrat Parti içine düştüğü buhran­dan henüz kurtulamamıştır. Sayın Ba-yarın, cesur hamlelerle davayı yeniden ele almasını büyük bir sabırsızlıkla bek­liyoruz. Demokrat Partiyi bu buhrandan kuvvetli olarak çıkartmak büyük bir vatanperverlik olacaktır. Bu yurdu daha büyük tehlikeler arifesinde serin kan­lılığı ile selâmete eriştirmesini bilmiş olan Bayarm, yalnız memleket mülâha-zasiyle, herkesi tatmin edecek bir karar vermesi şarttır. Kongreyi toplasın!.. İda­re kurulu buna manî olursa, demokrasi bayrağını başka bir tepeye diksin!. Bü­tün bu gürültülerin unutularak, bütün memleketin, onun etrafında bir kere da­ha toplandığını görecek, bu arada da dâ­va adamlariyle politika kahramanlarının birbirinden nasıl ayrıldığını müşahede edecektir.

Demokrat Partinin geçirdiği buhran...

Yazan:AbidinDav'er

15 Mart 1948 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:

Demokrat Parti bir buhran geçiriyor. Dünkü gazetelerde çıkan ve Demokrat Partinin salahiyetli erkânından biri ta­rafından verilen izahat, partideki sancı­ların içyüzünü açıkladı. Bu zat buhra­nın sebeplerini şöyle hulâsa ediyor:

Trakya'da Türk'lere yaptıkları zulmü anlatıyor. Altmış dokuz Türk'ü kamçı ile dÖve dove öldürmüşler, bazı köyler ve kasabalardan da bir kısım Türk'ler hu­dudu aşarak Türkiye'ye iltica etmişler. Bu haber de Moskova'ya gidiyor; tekrar seviniyorlar, balkanda Türk'ler ezilip eksüiyor. Türk ve Rum Balkan'da islav -• hğa yabancı olan iki unsurdur. Rus ko­münizmi İslav Birliği fikrinin hizmetine giren şuurlu şuursuz bütün silâhlı sürüler, bu iki unsuru ortadan kaldırmakla meş­guldür. De La Jonquiere, «Osmanlı İmpa­ratorluğu» namım taşıyan kitabında, 1812 Türk - Rus muharebesi sırasında Pazarcık'a giren Moskof taburlarının ter­tip ettikleri bir eğlenceden bahseder. Verdiği malûmatın kaynağı, Pazarcık­taki Avusturya Konsolosunun, hükü­metine gönderdiği raporlardır. Eğlence­nin mahiyetine gelince onu şu satırlarla tarif ediyor: «Moskof askerleri, zabitleri taralından hiç bir mümanaata maruz ol­maksızın günlerce müddet Türk çocuk­larını gizlendikleri evlerinden yakalayıp dışarı çıkarıyor ve ayaklarından tutarak sallaya sallaya başlarını duvarlara çarp­mak suretiyle öldürüyorlardı. Odesa yani Hoca bey arkasındaki uzayan Uz ovalarından başlıyarak İstanbul'a kadar gelen geniş Türk'lük Kuşağını Ruslar bu usullerle parça parça ettiler ve yer yer onu her nevi eserleriyle be­raber ortadan kaldırdılar. 1877 - 78 Türk - Rus muharebesine ait bir itiraf vardır ki burada naklini faidelî görüyorum:

Bir süvari alayının emekliye ayrılmış kumandanı olan General Aleksandr Alek-sandroviçi Muşalof Sofyaya bir Türk şehri manzarasını veren camileri ve mi-naraleri bir gece nasıl berhava ettiğini «Mir» gazetesinin 30 Nisan 1932 tarihli nüshasında şöyle tarif ediyor:

Prens, Dondukov Korsakov ki 1877 - 78 muharebesinden sonra Bulgaristan'a Umu­mî Vali tayin edilmişti. Kendisi ile be­raber yemek yediğimiz sıralarda Sofya-mn bir Türk şehrine pek ziyade benze­diğinden veminarelerinhakikîbir orman teşkil edecek kadar çok olduğun­dan şikâyet ediyordu. Biz ona sorduk bunun çaresi dudaklarınızın arasındadır, vereceğiniz bir emir manzarayı derhal değiştirmeğe kâfi gelir. Bu emri veremez: misiniz? Prens bir müddet bekledi; fa­kat fırtınalı bir gecede onun emirber çavuşu bana şu tebliğde bulundu. «Umu­mî Vali şimdi sizi bekliyor,» yanına git­tim, selâmımı verdim ve bekledim. Ba­na şu sözleri söyledi. Bir istihkâm bölü­ğü emrinizdedir, onlara icap ettiği kadar dinamit verilmiştir. Derhal hareket ettik; gök gürlüyor, fırtına devam ediyordu, kahraman İstihkâm Neferleri dinamit fitillerini lâzım olan yerlere koydular. O gece fasılalarla şehrin muhtelif köşe­lerinden uğultular duyuldu. Ertesi sabah şehir uyandığı vakit birçok minarelerin ve kubbelerin ortadan kaybolduğunu gördü. Osmanlı komiserine verdiğimiz raporda yıldırımların tahribatı neticesi on caminin minareleriyle beraber berha­va olduğunu bildirdik.

Bu bahsin üzerinde söylenecek ve yaza­cak şeyler bitmez. Bu bizim tarihimizde koskoca bir Rumeli faciasıdır. Kısaca şu neticeye varmak isterim. Balkan Faciası tavsadığı vakit hudutlarımıza aylarca müddet sayısız ırkdaşımiz dökülüp ge­lecektir. Dünkü teşkilâtımız istediğimiz gibi bir iskân politikası tatbikine imkân bırakmadı. Balkanda eski ve yeni Türk­lük devirleri umumî bir tasfiyeye uğra­maktadır, islav ihtirası Kumları da bizim­le beraber ayni zevale sürüklemek için hiçbir zulümde hiçbir tedbirde tereddüt etmiyor. Bazen ufak zümreler halinde bazen seller gibi eski Türk memleketle­rinin her köşesinden kaçıp tarihin bize bir içtima yeri olmak üzere gösterdiği Anadolu'ya gelecek Türkler için acaba Alman'Iann Heimatskunde dedikleri mem­leket ilminin icaplarına göre bir iskân politikası yapabilir miyiz? Uzun asırlar­dır sahipleri oldukları topraklardan bin türlü kahra uğrayarak canlarını kurta­rıp bize iltica edenlere acı talihlerinin iyiye döndüğünü düşündürecek makul, insanî ve kifayetli şartlar temin edebilir miyiz? Bunun çaresi meseleyi gündelik ufak şekliyle değil, tarihî büyük ve ha-ileengiz şekliyle mütalâa etmek ve ona göre tedbir almaktır.

image001.gif31 Mart 1948

— Atina:

Anadolu Ajansının özel muhabiri bil­diriyor :

Yunan basını Çaldaris - Ünaydın görüş­melerinin büyük bir dostluk zihniye;i içinde cereyan etmiş olduğu hususunda mutabıkbulunmaktadır.

Basın, Türk Dışişleri Bakanının pek yakında yapacağı ziyarete hazırlık ol­mak üzere Türk - Yunan münasebetle­rine ve daha sıkı bir işbirliğine müteal­lik bütün meselelerin bu görüşmeler sırsında bahis mevzuu edilmiş olduğunu bildirmektedir.

Çaldaris, bu görüşmelerin Paris'te M. Sadak ile başlamış olduğu müzakerelerin devamı mahiyetinde olacağını söylemiş­tir. Paris'teki görüşmeler, Türk Dışişleri Bakanının Atina'dan geçişi sırasında müsbet şeklini alacaktır.

Milletlerarası durumun çok nazik bir mahiyet arzettiği bu sırada Türk Dışiş­leri Bakanının ziyareti harb sırasında inkıtaa uğramış olan şahsi temasların yeniden başlamasına yol açacak ve genel

olarak menfaatleri birbirine son derece yakın olan her iki memleketi alâkada!* eden bütün sahalarda mesut akisler uyan­dırarak Türk - Yunan dostluğunun güzel bir tezahürünü teşkil edecektir.


image002.gifBir devlet aranıyor...

Yazan: Nadir Nadi

2 Mart 1948 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:

Bu aranan devlet, 1945 mayısından beri ortalıkta görmediğimiz Almanyadır. Bir Batı Avrupa bloku yaratıp onu kuvvet­lendirme çareleri üzerinde kafa yoran üçler belki açıkça itiraftan sakınıyorlar -dır, fakat bugünkü dünya buhranının başlıca sebeplerinden biri şüphesiz ça-manyanın yokluğudur. Tarihin hiçbir ça­ğında, bir büyük kuvvet olarak yaşarken böyle büyük bir çatırtı ile birdenbire de­necek bir şekilde çöken, âdeta yere gö­mülen bîr devlete rastlamamıştı. Şimdi Doğudan Batıya doğru hızla akan kızsl seli durduracaklarını Londrada acı acı düşünen üçler, her şeyden önce Alman meselesini ele almak, bu meseelye Avru­pa ölçüsünde bir hal şekli bulmak zorun­dadırlar.

Kınlan hayalleri, zedelenen izzeti nefis­leri korumağa çalışmak, duygu ve dü­şünceleri dolamach yollardan idareye kalkışmak boşunadır. Almanyanın gele­cekteki hükümet şekli nasıl olsunmuş? tamirat bahsi hangi esaslara göre ele alınmalıymış? Ruhr havzasına dair ne gibi bir anlaşmaya varılmalıymış? Bu mevzular üzerinde ne kadar derin dü­şünülürse düşünülsün, asıl mesele kay­bolan Almanya'yı tekrar bulmak mese­lesi çözülmedikçe, bütün gayretler neti­cesiz kalmaya mahkûmdur.

ikinci Cihan Harbinin tarihsel köklerine, yakin sebeblerine ve başlıca sorumlarına dair yıllardanberi kütübhaneler dolusu yazı yazıldı; bu facia etrafında mahkeme­ler kuruldu, iddianameler okundu, sa­vunmalar dinlendi. Bir takım adamların ipe çekildiğim, kiminin zindanlara tıkıl-dığmı gördük. Pek üzerinde durulmıyan bir nokta varsa, o da yetmiş seksen mil-

yonluk bir insan kütlesinin, memedeki çocuklardan yataktaki ihtiyarlara kadar, halâ bir suçlu muamelesine bağlı tutul­masıdır. Bu insanlar, bîr topluluk olarak kendi kendilerini idare etmek hakkından mahrumdurlar. Meclisleri yoktur, hükü­metleri yoktur, orduları yoktur, gazete­leri yoktur. Kendi memleketleri içinde bir yerden bir yere gidemezler; miîli. hattâ mahallî işlerine dair fikir ileri sü­remez, söz söyliyemezler. Alman sınırları nerede başlar, nerede biter? belli değil­dir. Kısacası, yukarıda da dediğimiz gibi Almanyabugünortada yoktur.

Oysa ki, Avrupaya bîr nizam verebilmek, dünya barışım sağlıyabilmek için ilk ya­pılacak iş, kaybolan Almanyayı bulmak­tır. Bir defa o tekrar yeryüzüne çıkarıl­sın; Avrupayı ve dünyayı ilgilendiren bütün öteki meseleleri çözmek imkânları ancak o zaman belirecektir. Almanyanın gelecekteki hükümet şeklini düşünen üçler, şimdiden nasıl doğru bir hükme varabilirler ki, barışda bir Almanya yok­tur. Nasıl br Batı Avrupa bloku kurabil­sinler ki, bunun sınırlarını gösterecek bir ölçüden mahrumdurlar.

Bilinmiyen bir nokta da, şayed buluna­cak olursa, Almanyanın nasıl bir çehre göstereceğidir. Kendisme sonsuz güveni olan, ırkçı, istilâcı, totaliter bir Alman-yadan artık yeryüzünde eser kalmadığı­na kolayca inanabiliriz. Bundan böyle, bu millet, ya Doğudan, yahud da Batıdan esecek rüzgârların tesirife doğrulabile-cektir. Kızıl selin akıntısına kendini kap-tırıveren bir Amanya, Batı demokrasileri için yeni bir felâket kaynağı teşkil ede­cektir. Böyle bir felâketin dünyayı nere­lere sürükliyeceğini şimdiden kestirmek güç olur. Fakat buna engel olmanın bi­ricik çaresi de her ihtimali göze alıp AI-manyayı mutlaka bulmaktır. Çünkü Kı­zıl selin başlıca kaynağı sefalet, istırab ve cemiyet olarak iskeletleşmektir. ElyordamiyleAlmanyabelindenyakalandığı ve ona bugünkü ölçüler içinde bir hayat hakkı tanındığı zaman biz Av­rupa kalkınmasının mümkün bir hale geleceğini ve barış ihtimallerinin ufukta belireceğini ümid ediyoruz. Çünkü Batı bloku denilen muvazene unsuru da, is­tihsale ve ekonomik işbirliğine aid diğer unsurlarda ancakböyleliklegerçekleş-

me imkânına kavuşabilecektir. Yazık ki Müttefikler şimdiye kadar çok vakit kaybetmişler, Avrupanın göbeğindeki de­rin boşluğun müzmin bir yara halinde soysuzlaşmasına karşı, elleri kolları bağ­lı, bakıp durmuşlardı. Halbuki vakit dar­dır; Avrupayı ve dünyayı kurtarmak için kaybolan Almanya'y' bir an önce bulmak lâzımdır.

Bilindiği gibi Türkiye Komisyonu ku­racak olan özel komiteye dahildir. Sovyet­ler Birliği ise Türkiye'nin Avrupa ikti­sat komisyonuna dahil bulunmasını ba­hane ederek bu komiteden çıkarılmasını istemiştir. Türkiye murahhası mukabele ederek onsekiz milyon Türk'ün Orta Do­ğuda yaşadığını ve memleketinin bu böîge ile bir bütün teşkil ettiğini söyle­miştir. Esasen Sovyet talebini yalnız be­yaz Kusya desteklaemekte olduğundan Sovyetler Eİrliği'nin talebi reddedilmiştir.

20 Mart 1948

— LakeSuccess:

Ekonomik ve Sosyal Konseyin son otu­rumunda Orta Şark Ekonomi Komisyonu üzerinde nihaî karara teferruatını hazır­layacak olan hususî komitede Türk Mu­rahhası ile Sovyet Delegesi arasında çe­tin münakaşalarolmuştur.

Konseyde mesele tekrar konuşulurken sos alan Sovyet Delegesi Artinyan şu mü -talâadabulunmuştur:

Bu hususî komite için diğer yedi devletle beraber Türkiye de teklif edilmektedir. Ekonomik encümende hazırlanan bu ta­sarı sadece bu mmtaka memleketlerini içine alarak kendilerine kifayetli temsil hakkıveı-mektedir.FakatTürkiye'nin

böyle bir grupa girmek için hiç bir mes­nedi yoktur. Konseyde Avrupa ekono­mik komisyonu meselesi görüşülürken Türk ekonomsinhı Avrupa'ya müteteccîh ve bağlı olduğu ileri sürülmüştü. Bu se­beple konsey Türkiye'nin ele komisyona girmesini kararlaştırmıştı. Şimdi ise Türk'ler Yakın Şark komisyonuna da gir­mek istiyorlar. Sovyetler Birliği buna iti­raz etmektedir. Komite münakaşalarında Türkiye başka devletlerin de birden faz­la komisyonda aza olduklarını ileri sür­müştü. Bu devletler kimlerdir?. Bunlar büyük devletlerdir. Bunlardan başka sözde diğer bir iktisadî mintakada sö­mürgesi olmadıkça hiç bir başka devlet bu komisyonda üye değildir. Bu itibar­la Sovyet Delegasyonu önümüzdeki ta­sarıda Türkiye'yi bu hususî komiteden çıkaracakbirtadilteklifetmektedir.

Sovyet delegesinden sonra söz alan Türk Başdelegesi Selim Sarper şöyle demiştir: Sovyet delegesinin bahsettiği hususî ko­mitenin nasıl teşkil edileceği konsey eko­nomik komitesinde teferruatiyle görü­şülmüştü. Şimdi aynı delilleri ileri sürme­yi ve aynı şeyleri tekrarlamayı istemi­yorum. Fakat bu mesele yenilendiği için kısaca cevap vereceğim. Esasen hakikat­lerin tekrarından zarar gelmez. Profesör Artinyan'a göre Orta Şark bu hususî ko­mitede kâfi derecede temsil edilmiştir ve Türkiye'nin girmesine lüzum yoktur. Profesör Artinyan ela kabul eder ki ba­his konusu olan şey bir temsil meselesi değil, bu iktisadî sahaya dahil bir mem­leketin iştirakidir. Birden çok ekonomik komisyona üye olarak seçilen devletlere gelince Sovyet Delegesine göre, bu hak Güvenlik Konseyine!eki gibi beş büyük devlete ait bir imtiyazmıg. profesör Ar-tinya'nm dediği kabul edilirse, herhangi bir ekonomik faaliyette bulunmak beş büyük devletin inhisarı sltîna verilmiş olur. Zannetmiyorum ki, diğer dört bü­yük devlet, bu inhisar fikrini kabul etsin. Her halde Profesör Artinyan da teslim eder ki ekonomik meseleler büyük dev­letlerin inhisarı altına alınamaz. Türki­ye'nin Avrupa Ekonomik komisyonunda dg aza olduğunun öne sürülüşü hakkında tekrar beyan ederim ki, Türkiye her iki Kıtada da toprak sahibidir ve Türkiye'­nin Avrupadakî nüfusu Sovyet'erin Bir­leşmiş Milletler Teşkilâtına kabul ettir­mek için o kadar gayretle uğraştıkları bi; Balkan devletinin bütün nüfusundan fazladır. Memleketinin Avrupa ile Eko­nomik bağları olduğu doğrudur. Fakat 18 milyonu aşan bir nüfusumuz da orta şarktadır. Mmtaka tarihini bilenler,. bu saha ile olan tabiî, iktisadî bağlarımızı anlarlar. Mamafih Profesör Artinya.m Büyük devletlere imtyaz veren kuruntu­suna da cevap vererek derim ki, iki ko­misyona girecek daha başka memleketler de olabilir. Böylece Hindistan ve Pakistan Şark hem Uzak Şark hem de Orta Şark komisyonlarına ve meselâ Mısır da Orta Şarkla beraber ilerde kurulduğu takdirde bir Afrika Komisyonuna «İrebilir. Bizim hem Akdeniz hem Karadeniz hem Av­rupa hem Orta Şark devleti olduğumuzu ise bir harita bulup üzerinde işaretlemeğe lüzum görmem. Profesör Artinyan da kendisinin bize Doğu Karadeniz yolu ile komşu olduğunu inkâr edemez. Binaena­leyh ilerde kurulduğu takdirde bir Ka­radeniz Ekonomik Komisyonuna girmek hususunda hükümetimle delegasyonu­mun hakkını mahfuz tutarım ve delege arkadaşlardan eldeki tasarıya olduğu gi­bi oy vermelerini rica ederim.

Selim Sarper'in bu cevabı ile bir kat da­ha sertleşen tartışma yüzlerce dinleyici basın mensubu ve geri kalan konsey aza­ları tarafından büyük bir dikkatle takip edilmiştir.

Türk Başmurahhası Selim Sarper'den Sonra söz alan ve aşikâr bir sinirlilik göstererek konuşan Artinyan, Türk de­legesinin Karadeniz ve Akdeniz komis-yonlarıyonları içinde Türkiye'nin düşü­nüleceği sözlerini «bunlar kendilerinin isistikbale ait hayalleridir» mütalâası ile karşılamış ve müteakiben Sarper'in de­lilleri bize hiç bir düzgün esas verme­miştir, diyerek şöyle devam etmiştir: Ekonomik komisyonlar ikinci dünya har­binin istiraplarını kaldırmak için kurul­muştur. Türkiye ise harp boyunca zarar yerine kâr etmiştir. Bu komisyona hasar görmüş devletlerin, zararlarını tasfiye ederken Türkiye neyi tasfiye edecektir sorarım. Bundan başka Türk Delegesi benim beş büyük devletin ekonomik fa*. aliyetleri hakkındaki sözlerimi de tahri­fe kalkıştı. Ekonomik faaliyet bu demek değildir. Mamafih anlıyorum ki, Türkiye dv büyük devlet olmak istiyor. Fakat .ne yapalım ki halihazırda değildir. Ve böy­lece Orta Şark Ekonomik komisyonuna girmelerineesasyoktur.

Sovyet Delegesinden sonra tekrar söz alan Sarper şöyle demiştir:

Profesör Artinya'mn son iddialarnda faz­la yeni bir şey yoktur. Bu sebeple ceva­bım kısa olacaktır. Böylece konseyi ve beni yormadığından dolayı kendisine te­şekkür ederim. Sovyet: Temsilcisi bizim birden çok ekonomik komisyona girmek yolundaki âtiye mutaf bir hayalimizden bahsediyor. Ben ise kendilerinin haliha­zır hayallerinden bir misal vereyim. Lâ­tin Amerika Ekonomik komisyonu ku­rulurken bir tâdil teklifi ile araya giren Artinyan,SovyetDevletininbukomis-

yona da üye olmasını istemişti. Niçin? Filhakika bir şeyi istemek onu elde et­mek değildir. (Burada, salonda bulunan­ların tekrar Sovyet Delegesine dönüp güldükleri görülmüştür) sözlerine devam edenSarper şöyledemiştir:

Buraya kadar olan sözlerimile lüzumlu mülâhazaları konseye arzettğimî zanne­diyorum.

Selim Sarper'den sonra İngiliz Delegesi söz alarak, Türkiye ile Lübnan'ın Orta Şark Devleti oluşlarında bîr şüphe bu­lunmadığını, bu sebeple tasarıyı destek-liyeceğini teyid etmiştir. Mütekiben ko­nuşan Amerikan Temsilcisi münakaşanın kâfi olduğunu sÖyliyerek oya başvurma­sını talep etmiştir.

Bu arada söz isteyen Profesör Artinyan, Lâtin Amerika Komisyonu için Öne sürü­len delüe karş bir iki şey söyliyeceğlm demişse de Türk Delegesinin yüksek ses­le araya girdiğini görülmüştür. Bir usul noktasını ileri süren Sarper Bsşkana, Sovyet Temsilcisinin beyanatından sonra lüzum gördüğüm takdrde söz hakkımı mahfuztutacağımdemiştir.

Neticede Türkiye'yi komisyon dışına çı­karmak isteyen Sovyet tâdil teklifi kon­seyin 2 ye karşı 15 oyu ile reddedildi. Müteakiben tasarmn tümü oya konulmuş ve dört müstenkife karşı 14 oyla kabul edilmiştir.

Oturumu müteakp yanyana olan yerle­rinden kalkan Sovyet ve Türk temsilci­leri gülerek el sikip salondan çıkmışlar­dır.

— Lake Success:

Bugün bir basın konferansnda demejte bulunan Birleşmiş Milletler Kurulu nez-dindeki Çekoslovakya Murahhası Papa-nek, Jan Masaryk'm intihar etmiş oldu­ğunu sanmadığınıbildirmiştir.

Demecinde devam eden Papanek, Çekos­lovak hükümetinuî meşrutiyetini tanıma­dığını fakat kendisini 20 Şubattan evvelki Çekoslovak Cumhuriyetinin bir hadimi saydğndan dolayı istifa etmek niyetinde debulunmadğımsöylemiştir.

Papanek, Çekoslovakya'da bulunan Sov­yet memurlarını, memlekette vukua gelen komünist hareketine doğrudan doğ­ruya iştirak etmekle itham etmiştir.

Papanek, Stalin'i, Sovyet Rusya ile Çe­koslovakya arasındaki dostluk paktım İhlaletmekleayrıcaithametmiştir.

Papanek, Komünist Hükümeti darbesin­den sonra, Cumhurbaşkanının demeçte bulunmasının ve halka gözükmesinin men edilmiş olduğunu ilâve etmiş ve şunları söylemiştir:

«Komünistler memleketin her tarafında tedhişçilik ve kargaşalık çıkarmakta ve kargaşalık ve demokratik teşekkülleri mahvetmeğeuğraşmaktadrlar.»

11Mart 1948

—New-York :

Güvenlik Konseyinin 4 daimî üyesi olan Fransa, Amerika, Rusya ve Çin temsilci­lerinin bu sabah Amerikan Elçliğinde yaptıkları ikinci toplantı ilk defa olarak Filistin taksim plânının bir çıkmazla ne­ticelenebileceği hususunun nazarı itibara alındığını ortaya koymuştur.

Güvenlik Konseyinin Filistin meselesini müzakereye devam edebilmesi için daimî üyelerin Salı gününden evvel tahakkuk ettirmeleri icap eden görevin muhtelif veçheleri üzerinde cereyan eden görüş­meler hiç bir netice vermemiştir.

Delegeler müzakerelerine yarın öğleden sonra Fransız Elçiliğinde devam edecek­lerdir.

12Mart 1948

—LakeSuccess:

Sovyet Delegesi Artinyan bugün oturum­ların talik eden Ekonomik ve Sosyal Kon­seyin genel kurul kararında derpiş edi­len Filistin Karma Komisyonuna üç üye seçmesiiçin İsrar etmiştir.

Artinyan bu kararın konseyin gelecek oturumuna kadar tehir edilmesinin Fi­listin'in taksimi plânını baltalamak iste­yenlere zımnen yardım mahiyetinde ola­cağını belirtmştir.

—Lake Success:

Rus Murahhası Heyetinin bir sözcüsü ta­rafından Filistin'in taksim plânı naçvz bu üzerinde yapılan ve Sovyetler Birliğiyle, Amerikan, Çin ve Fransız Delegesi ara­sında gayri resmî müzakerelere zararı dokunacak mahiyette bulunan beyanata atfen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konse­yinde Amerikan Murahhası Warren Aus­tin şu demeçte bulunmuştur: Delegeler arasında müzakere mevzuunu teşkil etmekte olan esas meseleler şun­lardır:

— Filistin'deki bugünkü durum mil­letlerarası barış için bir tehdit teşkil et­ mekte midir?

—Filistinkomisyonununistediğigibimilletlerarasıbir kuvvetteşkililâzımmıdır?

— Taksim netcesinde kurulacak ArapveYahudiDevletlerindeteşkiledilecekmilis kuvvetleri meselesi.

— Önümüzdeki Nisan ayına kadar buikiyeni devlette icra vazifesini görecekmuvakkatkonseylerteşkilimeselesi.

— - Lake Success:

Birleşik Amerika Delegesi, büyük dev­letlerin veto hakkının tahdit edilmesi hu­susunda Birleşmiş Milletler küçük kuru­luna bugün bir teklifte bulunmuştur. Bu teklifi, prensip itibariyle diğer devlet­lerin de kabul ettiği takdirde, çok mü­him meselelerde veto hakkının tahdit edilmesini Birleşik Amerika'nın kabule hazır bulunduğu yolunda Marshall ta­rafından geçen Eylûl'de yapılmış olan beyanatın tatbik sahasına girmesi yolun­da ilk adımı teşkil etmektedir. Bugün yapılmış olan bu Amerikan tekli­fine göre Birleşmiş Milletler teşkilatına yeni üyelerin kabulü ve Birleşmiş Millet­ler Anayasası 6 ncı faslı hükümlerine göre Güvenlik Konseyinin alacağı ted­birler hususunda veto hakkının kullanı­lamaması istenilmektedir. Bu fasıl ihti­lâfların muslihane bir şekilde hallini der­piş etmektedir.

13 Mart 1948

— LakeSuccess

Yahudi Ajanlığı, Filistin'in taksimi plâ­nında hiçbir değişiklik yapilmmasım ka­bul etmeyeceğini Güvenlik Konseyinin daimî dört üyesi Önünde dün tekrarla­mıştır.

Kudüs'te bulunan komisyon Üyeleri, Fi­listin'de, güvenlik sağlanmadan evvel, Kurulun tavsiyelerinin tatbikine imkân olmadığına işaret etmişlerdir.

Komisyon raporunda İngiliz birliklerinin yerini alacak milletlerarası bir ordu vü­cuda getirilmesi lüzumunu bir kere daha açıklamıştır.

17 Mart 1948

— Lake Success

Güvenlik Konseyi bugün Çekoslovakya meselesi üzerindeki müzakerelerine ba§-

lmaktadır. Bu görüşmelerin çok fırtmah geçeceği zannedilmektedir.

Rus'ların komünistlere iktidarı ele ge-çirmınek yolunda yardım etmiş bulun.-dukları iddiaları üzerinde müzakereler­debulunulmasıbeklenmektedir.

Bu arada Güvenlik Konseyi, Filistin me­selesi üzerindeki müzakerelerini Cuma gününe bırakmıştır.

Bu meseleyi incelemekle görevli bulunan dört büyük devlet temsilcileri henüz ra­porlarınıvermemişlerdir.

Birleşmiş Milletler teşkilâtında temsil edilmekte olan altı Arap memleketi Fi­listin taksim kararının tatbik sahasına konulması hususu ile hiç bir alâkası mev­cut olmamak şartiyle Filistin'de bir mü­tareke ilân edilmesi bahsinde işbirliği yapmakla bahtiyar olacaklarını bildir­mişlerdir.

18 Mart 1948

— Lake. Suecess

Filistin meselesiniincelemek üzere dün bir «dört büyükler» toplantısı yapmış olan Rusya, Fransa, Amerika ve Çin Fi­listin'de barışın tehlikede olduğunda, an­laşmışlardır. Bu tehlikenin sebebi' her ikitarfınsilâhlımüdhaleleridir.

Dört Büyükler Filistin'de cereyan eden krişıklıklara son verilmesi için âcil ted­birler alınmasını Cuma günü Güvenlik Konseyindentalepedeceklerdir.

— Lake Success

Güvenlik Konseyinin Çekoslovakya'da vuku bulan son hadiseler meselesini in­celemesi yolunda Şili tarafından talebi . tetkik etmek üzere Güvenlik Konseyi­nin dün ypmış olduğu toplantı sırasında Rus Delegesi Gronmyko, böyle bir ince­lemeninleyhindebulunmuştur.

M. Gromyko, Birleşmiş Milletler Anaya­sasının, Güvenlik Konseyinin her hangi bir devletin iç işlerine müdahale etme­sini, men etmekte olduğunu söylemiş ve Çekoslovakya'daki durumun barış için bil" tehlike teşkil ettiği yolunda Şili tara­fından ileri sürülen iddiaların asılsız ol­duğunu ilâve etmiştir. M. Gromyko şöy­le demiştir: Moskova'nın Çekoslovakya'da vuku bulan siyasî değişikliklerde rolü olduğuşeklindekiiddialarsaçmadır;

ingiltere adına söz aan Sir Aîexander Cadogan, bu şikâyetin Birleşmiş Millet­ler üyelerinden birisinin diğer bir üye­nin iç işlerine silâhla desteklenen bir mü­dahalede bulunmuş olduğu hususunda yapılmış bulunduğunu belirtmiştir. Bu şikayet Çekoslovakya'nın Dış siyasetine müteallik bulunmamaktadır. Fakat bu ittihamı ileri süren memleketlerin icab eden delilleri vermek imkânına sahip ol­maları ve ittiham edilen milletlerin de kendilerini müdafaa etmek imkânlarına malik bulunmaları icab etmektedir.

Suriye ve Kolombiya delegeleri, Çekos­lovakya meselesinin gündeme dahil edil­mesinin lehine oy vereceklerini bildir­mişlerdir. Kolombiya delegesi bundan başka, M. Gromyko'nun Şili Temsilcisi tarfmdan ortaya atılan şikâyetten bah­sederken kullandığı lisandan şikâyet et­miştir. Güvenlik Konseyinin Başkanı da M. Gromyko'nun kullandığı lisandan hoş­lanmadığınıbelirtmiştir.

Ukranya Delegesi M. Gromyko ile tama­men ayni noktai nazarı ifade etmiştir. DelegeŞili tarafındanyapılan talepten Güvenlik Konseyinin gündemine alınma­yacak haysiyet kırıcı bir istek olarak bahsetmiştir.

Oturumda Sir Alex-ander Cadogan da hazır bulunmuştur. Fransa ve Çin, Amerika'nın kararını kon­seye bildiren M. Austin'in noktai nazarı­na iştirak ettiklerini söylemişlerdir. Bu­nunla beraber M. Gromyko, Amerika'nın Genel Kurul kararile göze çarpan bir te­zat teşkil etmekte olduğunu ve bu kara­rı doğrudan doğruya veya dolayısiyle kabul etmeden evvel hükümetinden ta­limat alması icabettİğini beyan etmiştir. İngiliz Mümessili de şimdilik hiç bir fi­kirilsri süremiyeceğinisöylemiştir.

Güvenlik Konseyinin dün akşamki otu­rumunda M. Austin, Amerikan siyase­tindeki bu değişikliğin sebeplerini açık­lamış veşunlarısöylemiştir:

Şimdi kan akıtılmadan paylaşma keyfi­yetinin başarılamiyacağı anlaşılmış bu­lunmaktadır. Filistin komisyonu intikal devresinde güvenlik ve emniyeti sağla­mak için bu memlekette kâfi miktarda kuvvet bulundurulması lüzumunu ileri sürmüştür.

Dİğer taraftan Komisyon, Ger.el Kurul kararı gereğince paylaşmadan gayri bir hal çaresi ileri sürecek vaziyette bulun­muyordu. Amerika, paylaşma yerine Fi­listin'de Birleşmiş Milletler Kurulunun kontrolü altında bir vesayet rej?mi kurul­masının daha doğru olacağı düşüncesinde­dir. EÖyle bir rejimin kurulması Filistin hakkında ilerde alınacak kat'i kararları daihlâledicimahiye'tedeğildir.

Bundan sonra M. Austin, bu teklifin in­celenmesi için Genel Kurulu fevkalâde bir toplantıya davet etmek lüzumuna işaretetmişgeşunlarıilâveetmiştir

Genel Kuru'un toplantısına kadar Güven­lik Konseyinin Filistin komisyonuna Fi­listin'in paylaşılması plânının tatbiki yo­lundaki çalışmalarım durdurmasın, bil­dirmelidir.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri M. Trygvie Lie, fevkalâde bir komisyon ta­rafından Filistin'in vesayet altına alın­ması keyfiyetinin incelendiğine fakat bir sureti hallin Arap'lar ve Yahudi'ler tarafında iyi karsılanmıyacağı düşünü­lerek bırakılmış olduğuna işaret etmiştir. M. Lie, kabul edildiği takdirde Ameri­ka'nınilerisürdüğübuteklifi büyük devletlerin sonuna kadar destekleyip desteklemiyecekîerini sormak mecburi­yetinde olduğunu söylemiştir.

M. Austin, buna Birleşmiş Milletlerce it­tihaz olunacak bütün kararların Amerika tarafından destekleneceği cevabını ver­miştir.

Yahudi İdaresinin Mümessili Robbin Sil-ver, Amerikan siyasetinde meydana ge­len bu hayret verici değişikiği anlıya-madığmı ileri sürmüş ve bu değişikliğin Filistin'de şiddet hareketlerinin muhte­mel olarak artmasına sebep olacağım ilâ­ve etmiştir.

23 Mart 1948

— Lake Success:

Birleşmiş Milletler nezdindeki eski Çe­koslovak Delegesi Dr. Papanek dün fîfc-sam Güvenlik Konseyinde yaptığı bir de­meçte, memleketindeki komünist hükü­met darbesinin sözde Sovyet buğdayla­rının teslimi için Prag'a gelmiş olan Sov­yet ajanları tarafından tertip edilmiş ol­duğunu söylemiş ve sözlerine şunları ilâve etmiştir:

Dr. Beneş'in radyoda konuşmasına mani oldular. Yaptığı iki demeç Hükümetin emiryle yayınlanmadı.

Dr. Papanek, Dr. Beneş'in hapiste oldu­ğunu söylemiş ve serbest olsa idi, derhal istifa ederdi demiştir. Dr. Papanek Jan Bazaryk'm intihar etmediğini söylemiş ve şunları ilâve etmiştir:

Çekoslovakya'yı terk etmek arzusunda olduğunu biliyorum. Fakat bu arzusunu tatbikte geç kaldı.

Dr. Papanek dehşet içinde bulunan ve söz hürriyetinden mahrum edilen Çekos­lovak milletinin tek arzusu bulunduğunu ve bu arzunun da Birleşmiş Milletlerin müdahalesiolduğunusöylemiştir.

Dr. Papanek Güvenlik Konseyinden Çe­koslovakya'da cereyan eden hadiselerin milletlerarası sulhu ihlâl edici mahiyet­te olduklarına karar verilmesi talebinde bulunmuştur. Papanek Paris'e gelmekte olan şahitler tarafından iddialarını destekleyeceğini bildirereksözlerinesonvermiştir.

üzere hususî bir meclisin toplanmasını derpiş etmektir.

Zannedildiğine göre her ne kadar Âyân üyesi Warren Austin, açılış nutkunda pek muhtemel olarak temas edecekse de bu kararların müzakeresi sırasında Bir­leşik Amerika'da pek rağbet bulan vesa­yetmeselesiortayakonmıyacaktır.

Amerikan Delegasyonu üyeleri, bu iki teklif hakkında intihalarım anlamak için güvenlik konseyinin diğer üyeleri ile dün temastabulunmaktaidiler.

31 Mart 1948

'— Lake Success:

New York'ta hâkim olan kanaate göre. Doğu ve Batı devletleri arasında cereyan eden «kansız harbin» ilk kurbanı Bir­leşmiş Milletler Atom Enerjisi Komisyonu olacaktır. BirleşikAmerika ve İngiltere

de dahil olduğu halde beş memleketin delegeleri müzakereler hakkındaki rapor­ların ispat ettiği gibi, Rusya ile Peyk'leri Atom enerjisinin kontroluyla vazifeli teş­kilâtın yetkileri hususunda anlaşmaya varmak için gerekenden pek uzak fikir­ler ileri sürdükleri için bu kontrol teş­kilâtının kurulması hususunda müzake­relere devama bir mahal olamadığı neti­cesine varmışlardır. Komisyon büyük devletler arasında Umumî bir siyasî hal çaresine varıldığı ve veto ile müeyyide­ler gibi meseleler ehemmiyetlerini kay­bettikleri zaman tatbik olunacak bir kont­rol sistemi tesisine çalışmıştır. Birleşik Amerika, Birleşmiş Milletler Genel Ku­rulunun gelecek toplantısında içinde bu­lunulan çıkmazı bildirecektir. Diğer de­legasyonlar da hükümetlerinden talimat beklemektedirler. Bununla beraber bun­ların bu mesele ile ola hilgileri daha zi­yade nazaridir.

Bundan başka, Fransız, Lübnan dele­geleri de Profesör Nihat Erim'in seçilme­sinden büyük bir memnuniyet duydul-îarıriî bidirmişlerdir. Nihayet Amerikan Delegesi, bu komisyonda Nihat Erim'in raportörlük etmesinin faidelerinî belirt­miş ve namzetliğini tekit etmiştir.

Konferansın umumî toplantıları bitmiş­tir. Bugünden itibaren komisyonlar ça­lışmalarına bağlamışlardır. En geç 23 Ni­sana kadar bir netice alınmak için gay­ret edilecektir.

25. Mart 1948

— Cenevre :

Haberleşme Konferansının en umumî meselelerin tatkikiie vazifeli olan ilk ko­misyonubusabahtoplanmıştır.

Amerikan Delegesi, insan şerefine ve ba­rışın idamesine sıkı sıkıya bağlı olan söz hiirfiyeü lehinde hararetli bir hitabede bulunmuştur. Amerikan delegesi «bilgi­sizlik perdesinin gerisinde» tatbik olu­nan totaliter metodları takbih etmiş ve «milletler, fikirlerini serbestçe ifade et­mek imkânma sahip oldukları zaman, te­cavüz harbine sevkedilmeîerinin imkân­sız değilse de, gayet müşkül olacağını, kuvvetle ifade etmiştir. Hatip, Çekoslo­vak Cumhuriyetinin feci ölümünün ve bu betbaht memlekette serbest basının ölümünün» bir ihter teşkil ettiğini bil­direreksözlerine nihayet vermiştir.

Bunu müteakip Küba Delegesi, geçenler­de toplanmış olan Havana konferansını misal getirmiş ve Birleşmiş Milletlerin biı- haber kaynağının bundan sonra ask sansüre tâbi tutulmamasını temen­ni etmiştir.

Bundan sonra Arjantin Delegesi konfe­ransın muvaffakiyetini temenni etmiştir. Konferansın ikinci komisyonu Yugoslav Delegesi Rinhnikar'm başkanlığında bugün yabancı gazetecilerin çalışmalarını ko­laylaştırmaya matuf tedbirlerin tetkikine başlamıştır. M. Jouve, Fransız Delegas­yonu adına konuşarak Fransız Delegas­yonunun bütün fark gözetmelerinin kal-

dırılmasını temin maksadiyle bir millet­lerarası müzakere tasarısı sunacağını bil­dirmiştir. Bu teklif, muayyen bir mem­leketteki yabancı gazetecilerin o memle­ketin gazetecilerinin gördükleri muame­lenin aynına tabi olmaları prensipine da­yanmaktadır.

Komisyon, Pazartesi sabahı toplanarak Fransız tasarısı üzerinde umumî bir görüşme yapacaktır.

— Cenevre :

Birleşmiş Milî etler Haberleşme serbesti­si konferansında söz alan Amerikan baş Delegesi Wüüam Benton bugün söyledi­ği nutukta Doğu Avrupalı bir devleti şid­detle tenkit etmiştir.

Amerika Dışişleri Bakanbğı eski yardım­cısı olan Benton şöyle demiştir ;

«ister hususî ister resmî olsun, haber­leşme inhisarı, harp haberleri satıcıları ile yalan haberler uyduranların en £e-sadcı suç ortaklığını teşkil etmektedir. Bir memlekette haberleşme inhisarı ne-kadar yayılırsa bu, o nîsbette yalan ha­ber uydurma inhisarı mahiyetini alır.

Gecen Eylülde Birleşmiş Mîlletler Gene! Kurulu toplantısında Amerikan basını aleyhinde ileri sürülen ithamlar siyasî bir oyalamadan başka birşey değildi. Bu ithamlar müdafaa perdesi altmda yapı­lan birer taarruz manevrası idiler. Ba­tının hür basınını konu olarak ele almak­tan sa Doğunun resmî yalanlarını par­makla göstermek daha doğru olurdu. Bundan bir hafta önce Cenevre'den 500 mil uzaktaki Çekoslavakya'da hürriye­tin ölümüne şahit olduk, ismini verdi­ğim memlekette hürriyetin öldüğünü gördüğümüz gibi çok uzak olmayan baş­ka bazı memleketlerde de bu mefhumun ölümünü müşahede ettik. Bu acıklı ha­diseler haberleşme serbestisi, insanlık şerefi ve milletler arası barış münase­betlerinin muhafazası bahsinde mevcud ana bağların karanlık kalmış noktalarını aydınlatması gerekirdi, Çünkü Çekoslo­vakya'da yapılan hareketler yaşadığımın dünyada şerefe, ferd ve vicdan hürriye­tine ve memleketlerinin bağımsızlığına kıymet vermiş olanların ruhuna dehşeî saçmıştır.

Kati ve mut­lak bir ifade ile beyan etmek isterim ki, dünya buhranının yarattığı mecburiyet­ler dolayısiyie haber alma ve haberleri dışarıya gönderme hürriyetine konulmuş olan tahditler harp biter bitmez kaldırıl­mış olduğundan Türkiye'de 1945 denberi bu sahada hie bir tahdit kalmamıştır. Sözlerimi daha ziyade sarih kılmak için şunu ilâve etmek isterim:

1945 denheri yabancı muhabirler habei' alma kaynaklarına tam .bir serbestlikle ulaşabilmek ve bu haberleri serbestçe dışarıya göndermek mevzuunda Türk meslekdaşlan ile tam bir eşitlik içinde çalışmaktadırlar. Binaenaleyh bizim ümit-ettiğimiz gibi konferans haberleri bütün dünya'da engelsizce toplamak, gönder­mek ve yaymak hakkım teminat altına alan genel bir anlaşmaya varabilirse Türk Delagasyonu bundan hususî bir bahtiyarlık duyacaktır. Her hürriyet gibi basın hürriyeti de mukabil bir vazife yükler. Bu vazife her şeyden evvel ah­lakî olan bîr mes'uîiyet duygusudur. Ko­misyon huzurunda Birleşik Amerika'nın sayın Delegesinin izah ettiği fikre işti-î'ak ederek hemen ilave edeyim ki: fik­rin serbestçe ifadesi ve nakli hakkının suiistimalini bu hürriyeti yok etmek ve­ya hatta sadece daraltmak içinbahane yapmamalıdır. Haberlerin toplama ve gönderme hürriyetinin her şeyden önce fikrin millî sahada serbestçe yayılabil­mesi hakkının tanınmasını elzem kıldı­ğını ilave etmeye lüzum varmı dır? Bu konuda Türk Anayasası ve tekmil Türk mevzuatı tam bir fikir hürriyetini sağla­mak hususunda kati hükümler ihtiva et­mektedir. Yani sansürsüz gazetelerin muvakkaten dahi idare tarafından kapa­tılmaması ve her türlü neşriyat için Ön­ceden müsaade almak mecburiyeti olmak­sızın kullanılabilen bir hürriyet kısaca, Türkiye'de fikirler yukarıdan gelen hiç bir baskı ve şevki idareye tabi tutulma­yan bir hürriyetle yayılmaktadır. Türk Mîlletî böyle bir rejim içinde ve hürri­yetin inkişafını sağlamak ve ayni zaman­da milletlerarası sahada müessir bir iş­birliğine ulaşmak arzusundadır. İşte bay­lar, bu konferansa Türk Hükümeti bu zihniyetle katılmıştır ve Türk murahhas

heyeti çalışmalara samimi ve fiili bîr iş­birliği ile katılmak yolunda bu prensip­lerden ilham alacaktır.

—Cenevre:

1

Anadolu ajansının özel muhabiri bildi­riyor :

Haberleşme hürriyeti konferansının bi­rinci komisyon raportörü Nihat Erim'in beyanatıdemokrasiçevrelerindemüsait

karşılanmış ve delegemiz nutkunu bi­tirdiği zaman bir çok delagasyonlar ta­rafından alkışlanmıştır? Bu nutukla Türk Delagasyonu basın hürriyeti hususunda tamamen en liberal sisteme taraftar olan devletler safında yer aldığını göster­miştir. Konferans çalışmaları ilerledik?? türlü meseleler hakkında Nihat Erim ve diğer delegelerimiz Türk görüşünü yenî-den icabettikçe açıklayacaklardır. Şim­diden söylenecek şey şudur ki, delegas­yonumuz konferansta faal bir rol oynaş­maktadır.

—Cenevre :

Birleşmiş Milletler teşkilâta tarafından haberleşme serbestisi hakkında Cenev­re'de yapılan konferans sırasında Ame­rikan Delegesi sansürü kaldırmak ve ya­bancı muhabirlerin haklarını korumak gayesini güden milletlerarası bir antlaş­manın hazırlanmasını teklif etmiş Te şunları söylemiştir:

Bütün milletlerin gazetecilere ayni ko­laylıkları göstermek için anlaşmaları lâ­zımdır. Sansürün ancak millî güvenlik sebeplerinin gerekli kaldığı yerlerde kul­lanılması icabetmektedir.

Amerikan Delegesi bundan başka antlaş­mayı imzalayacak bütün memleketlerin yabancı bir memlekette vazife görmekte olan bir muhabirin hakikati tahrif etme­si halinde alakadar memleketlerin hü­kümetleri tarafından resmî bir açıklama­da bulunmasını talep etmek hakkına ma­likolmalarımdailerisürmüştür.

Rusya, Polonya, Macaristan ve Romanya delegeleri Amerika'da basın hürriyetin­den bahsetmenin gülünç bir iş olduğunu zira bir tahkikat komisyonu tarafından yayınlanmış olan bir rapora nazaran bu memleketteyayınlanmaktaolangazetelerin yüzde ellisinin tröstler tarafından idare edilmekte olduğunu söylemişlerdir. Doğu Avrupa hükümetlerinin delegeleri kendi memleketlerinde yayınlanmakta olan gazetelerin sadece bazı gazete sa­hiplerinin ve büyük bir mali kudre­te sahip bulunan radyo istasyonlarında kendi idarecilerinin noktai nazarlarım ira­de edecek yerde halkın görüşlerini ve hislerini izhar ettiklerini ifade için komü­nist rejiminin basın «hürriyeti» için ke­sin bir teminat teşkil etmekte olduğuna işaret etmişlerdir.

Amerikan Delegesi bunun üzerine Ame­rika'da yayınlanmakta olan 17 bin gaze­tenin 14 bin den fazlasının yani yüzde 83 ünün tamamen bağımsız olduklarını belirtmiş ve şunları ilave etmiştir: Rusya'da ise başta Pravda olmak üzere en küçük mahallî gazeteye kadar bütün gazeteler ayni kontrole tabi tutulmak­tadır.

Sovyet Delegesi tarafından yapılan ten­kitlere cevap veren ingiliz Delegesi, in­giltere'de herkesin arzu ettiği gazeteyi okumakta serbest bulunduğunu söyle­miş ve şunları ilave etmiştir.

Büyük gazete sahipleri umumiyetle muh­telif noktai nazarları müdafaa etmekte ve bunların gazeteleri de farklı görüş ce­reyanlarınıaksettirmektedir.

29 Mart 1948

— Cenevre :

Milletlerarası haberleşme serbestisi kon­feransının ikinci komisyonu bugün umu­mî müzakereleri bitirmeğe gayret etmek­tedir.

Yugoslav Murahhası milletlerarası kapi­talist basın inhisarına karşı tenkitlerde bulunmuş ve bu inhisarların elindeki neşir vasıtalarının bütün dünyaya yayıl­dığım, buna mukabil bağımsız millî der­gilerin ortadan kalkmak zorunda kaldık-, larını söylemiştir. Yugoslav Murahhası demiştir ki:

Bu konferans yanlış haberlerin yayılma­sına karşı mücadele açmalıdır. Konfe­rans şu hususu kabul etmelidir ki, sorum­suz bir basın hürriyeti,kuwet kanununun hâkim olduğu bir âleme götürür.

Çekoslovak murahhası da ayni iddiayı desteklemiştir. Murahhasa göre, Amerikan gazeteleri an anevî vazifelerini terketmiş-lerdir. Bunlar şimdi geniş ölçülü ticarî te­şebbüslerden başka birşey değildir. Mu­rahhas. Yunanistan'daki mevcut durum­dan bahsetmiş ve buna Yunan Delegesi ce­vap vermiştir.

Bundan sonra Beyaz Rusya ve Ukrayna delegeleri söz alarak ayni iddiaları ileri sürmüşlardir,

—Cenevre':

Milletlerarası haberleşme serbestisi kon­feransının üçüncü komisyonunda basında her türlü fark gözetici tedbirlerin orta-dan kaldırılması hakkındaki metinler in­celenmektedir. Amerika'nın ileri sürdüğü müsbet bir teklif Yugoslav delegesinin hücumuna uğramıştır. Delege, bu teklif için «gayri kâfi» tâbirini kullanmıştır. Komisyon çetin bir mücadele havası için­de müzakerelerine devam etmektedir.

Amerikan Delegesi, esas itibariyle, yaban­cı bir gazeteciye karşı her türlü fark gö­zetici muameleye aleyhtardır.

Fransız Murahhas heyeti bu vadide biraz daha ileri giderek yabancı gazetecilere, yalnız onların işlerini güçleştirecek sebep­lerin ortadan kaldırılması suretile değil fakat ayni zamanda yardım etmek sure­tile müzahir olunmasını İstemektedir.

—Cenevre :

İngiltere, haberleşme serbestisi hakkında­ki konferansa bütün dünyada haberlerin serbestçe yayınlanması için 12 maddelik bir andlaşma tasarısı sunmuştur. Bu and-laşma, bütün memleketler arasında haber­lerin serbestçe teati edilmesini ileri sür­mekte ve siyasî ırkı veya dinî her türlü fark gözetmeyi takbih etmektedir.

Bununla beraber bu hususun bir hüküme­tin cebren düşürülmesine taallûk eden veya galiz ve küfürbaz bir lisan kulla­nan haberlere müteallik buîunmıyaeağ! bildirilmektedir.

Bu andlaşmayı konferansa sunan İngiliz Delegesi M. Mac Neil bazı hükümetlerin basını, radyoyu ve filimlerİ propaganda gayeleri uğrunda kullanmalarını tenkit etmişyeşunları söylemiştir:

image003.gifBu hükümetlerin hür ve demokratik usullerle seçilmemeleri bilhassa büyük bir tehlike arzetmektedir Meselâ Rus-ys'da haber kaynakları propaganda hoparlörleri haline gelmiştir. Bazı de­falar hakikati propagandadan ayırmak son derere güç olmaktadır, hakikatin belirtilmesi her zaman zor bir görev olmuştur.

Fakat İngiltere, Rusya'nın ve Doğu av-rupa memleketlerinin Alman harp kud­retinin yeniden kalkınması hususunda duydukları endişeleri takdir etmektedir. İngiliz Hükümeti, Almanya'nın kalkın­masının avrupa'nın kalkınması güzönün-de tutularak tahakkuk ettirilmesi gerek­tiği fikrindedir. Fakat İngiltere ayni za­manda Almanya'nın yeni bir tecavüze girişebilecek bir duruma gelmeline mü­saade etmiyeeeğini de açıkça belirtmek arzusundadır.

— Cenevre :

Apadolu Ajansının Özel muhabiri bildi­riyor:

Haberleşme Hürriyeti konferansının üçün­cü komisyonunda Ukrayna Murahhası, ba-sırı hürriyetinden ve havadislerin doğru verilmesi ve harb tahrikçiliği yapılma­ması lüzumundan bahsetmiş ve Ulus Ga­zetesinde 1937 yılında çıkan bir ankette Rusya'nın parçalanması icabettiği yolun­dabir cevapgörüldüğünüsöylemiştir.

Bu komisyondaki Türk Murahhası Ka-raosmanoğlu, Ukrayna Murahhasının be­yanatına verdiği cevapta Türkiye'nin Rusya'ya yapılan inkılâp denemesine ilk gündenberi anlayış gösterdiğini ve şayecE bir ankete böyle bir cevap vaki olmuş ise bunun binlerce kişiden birinin mü­talâası olmak icabettiğini ve bu da Tür­kiye'de ve Türk basınında hürriyetin ba­riz bir misali olduğunu söylemiş, önünde bulunan, ve Moskova Radyosunun neşri -yaıni ihtiva eden dosyada bu itham­ların mevcut olduğunu bildirmiş ve genç Ukrayna Delegesi de bunları aldığı ta­limatüzerinetekrarladığını* söylemiştir.

Konfeians komisyonlarında hatiplerin konuşmalarından anlaşılan şudur ki Rus­ya ve Peyk'leri sistemli olarak ve daha evvelkararlaştırılmışolduğugibiİngiltere ve bilhassa Amerikan basınına hücum etmekte ve Rusya'nın propagandasın: yapmaktadırlar.

— Cenevre:

Anadolu Ajansının özel muhabiri bildi­riyor:

Haberleşme hürriyeti konferansının üçün­cü komisyonun öğleden sonraki celsesinde Bulgar murahhası basın ve haberleşme serbestisinden bahsederek İstanbul'da çıkan bir gazetenin Bulgar'lar aleyhin­deki neşriyatından bahsettikten sonra konferansın basın serbestisinin temini yolunda ırk ve milliyet kininin ortadan kaldırılması için icabeden kararlan al­masını istemiştir.

Muhabirimiz Karaosmanoğlu Bulgar Delegesine verdiği cevapta bu delegenin sadece bir gazetenin neşriyatından bah­settiğini, neşriyatın hükümet tarafında» idare edilmediğini ve ancak böyle bir neşriyat varsa bu gazetenin tarihine gö­re Bulgarlar tarafından devletler huku­ku kaidelerine aykırı olarak düşürülen iki Türk uçağından bîr pilotun yaralan­ması ve bir diğerinin ölmesi hadisesin­den ileri gelmiş olması lâzım geldiğini söylemiş ve bilmukabele Bulgar gazete­lerinde bir sürü uygunsuz yazılar çıktı­ğını belirtmişti^. Karaosmanoğlu ilâve­ten demiştir ki:

Eğer Türk heyeti de gerek Sovyetler, gerekse Bulgaristana karşı bu gibi hü­cumlarda bulunmak niyetiyle gelmiş ol­saydı bu memleketlerde Türk Milleti aleyhine yapılan haksız ve tahrikçi neş­riyata dair birçok vesika ibraz edebilir­di.

30 Mart 1948

Cenevre :

Anadolu Ajansının Özel muhabiri bildiri­yor:

Sovyet Birinci Delegesi Bogomolofun Milletlerarası haberleşme serbestisi kon­feransı birinci komisyonunda uzun süren beyanatı umumiyetle beklenenin aksine olarak nisbeten mutedil sayılmaktadır. Bogomolof, Amerika ve İngiltere'deki matbuat sistemlerinden uzun uzadiya bahsetmiştir.Bumemleketlerdematbuimage004.gifatm büyük tröstler elinde bulunduğunu ve onların sansürü altında çalışmak zo­rundakaldığınıiddiaedenBogomolof,

bu suretle matbuat hürriyetinin bahis konusu memleketlerde lafta kaldığım, hakikatte isçi sınıfının sesini duyurmağa muvaffakolmadığınıilâveetmiştir.

Bundan sonra Rusya'daki matbuat siste­minin izahına. geçen Rus Delegesi gerçek-matbuat hürriyetinin kendilerinde oldu­ğunu matbuatın ancak Rusya'da mille', haklarını müdafaa edebildiğini ve millet için çalıştığını söylemiştir. Üç gündenberi komisyonlarda devam eden çatışmalar netiaesinde komünist doktrininin hürriyet anlayışı ile Liberal doktrinin hürriyet anlayışı arasındaki te­zadı bir kerre daha ortaya koymuştur. Bu vaziyet karşısında müşterek bir analşma-ya mevzu bulunup bulunmıyacağı şim­diden kestirilmemektedir.

—Cenevre :

Anadolu ajansının Özel muhabiri bildiri­yor:

HaberleşmekonferansıiçinCenevre'de bulunan Dışişleri Bakanı Necmettin Sa­dak, bugün, Birleşik Amerika Delegas­yonu şerefine bir Öğle yemeği vermiştir. Bu davette, Amerika Baş Delegesi' Dış-şişleri Bakanlığı Müsteşarı Menton île diğer Amerika temsilcileri ve Türk he­yeti üyeleri hazır "bulunmuşlardır. Dışişleri Bakanımız, Cuma günü buradan hareket edecektir. Heyetimize bakanın hareketinden sonra Nihat Erim başkan­lık edecektir.

31 Mart 1948

—Cenevre:

Milletlerarası haberleşme konferansında-ki Fransız Delegasyonu,konferans büro-

suna tevdi ettiği bir karar teklifinde ba-tîş zamanında sansüre müracaat edilme­sini takbih etmektedir. Aynı Delegasyon bundan başka barış zamanında SMillî müdafaa icaplarıyla haberleşmenin kont-rola tabi tutulması gerektiği takdirde bu kontrolün tatbik olunacağı şartların tah­didi hakkında bir mukavelename tasa­rısı da sunmuştur.

— Cenevre :

Cenevre'de toplanan haberleşme serbes­tisi konferansında Belçika Delegesi pro­fesör Fernand Deheusse bugün gazete­lerin hareket tarzlarım tayin eden bir nizamname yapılmasına, meslek ahlakı­na aykırı teşebbüsleri incelemekle vazi­feli bir haysiyet divanının kurulmasına ve Birleşmiş Milletler derneğinin himaye­si altında daimî bir haberleşme teşkilâ­tının ihdasına aid olan yazılı takririni sözle de desteklemiştir.

Kanferansm haberleşme komitesi ayrıca bir Amerikan teklifini de kabul etmiştir, Buna göre, her hükümet yabancı muha­birlere mümkün olan en geniş seyyahat serbestisini vermeli ve gazetecilerin her­hangi bir memlekete gelmelri, orada ika­metleri ve seyyahatleri hiçbir tahdide tabitutulmamalıdır.

Haberleşme komitesi aynı zamanda Fran­sız heyetinin teklif ettiği iki karar sure­tini de kabul etmiştir. Bunlardan biri, kabil olduğu kadar ve hiçbir fark gözetmeksizin hususî ve res­mî bütün haber kaynaklarına nüfuz ede­bilmesi keyfiyetini sağlamağa matuftur. Sovyetler Birliği ve taraftarları bu iki karar suretinin aleyhinde oy vermişler­dir.

Bu mesele PortekizMurahhasıHeyetinintavassutu

ile bahis mevzuu edilecektir. Bu mesele son haftalar zarfında Madrid ile muhte­lif Başkentler arasında görüş teatilerine yol açmış bulunmaktaydı. Bilhassa irlan­da görüş teatilerine yol açmış bulunmak­taydı. Bilhassa İrlanda heyeti İspanya'­nın çalışmalara iştirak lehinde bulunmak­tadır. Batı işbirliğinin bu veçhesi İrlan­da Başbakanı Mac Bride ve Portekiz'in Paris Elçisi Castro ile Fransız Dışişleri Bakanı M. Bidault arasında bugün Pa­ris'te yapılan görüşmeler sırasında ince­lenmiştir.

Diğer taraftan Fransa'nın bu husustaki durumunun değişmiyeceğİ temin edil­mektedir.

14 Mart 1948

— Londra :

M. Bevin. Avrupa kalkınma plânına iş­tirak eden 16 millet konferansında hazir-bulunmak üzere bugün Paris'e hareket etmeğe hazırlanmaktadır, isviçre ve İz­landa hariç olmak üzere bütün memle­ketler bu konferansa Dışişleri Bakanla­rını göndermişlerdir.

Konferans yarın Öğleden sonra Fransız Dışişleri Bakanlığında açılacaktır. İngiliz gazetelerinin siyasî muharrirleri gazete­lerinin Pazar sayılarında M. Bevin tara­fından irad edilecek olan açılış nutku­nun çok ehemmiyetli olacağını beyan et­mektedirler.

Sunday Times'in siyasî muhabiri şöyle diyor:

Teknik ve ekonomik alanda kurulması düşünülen koordinasyon teşekkülü bir Batı Avrupa birliği siyasî teşekkülünün nüvesi haline gelebilecektir. Çekoslovak -ya'daki son hadiseler, komünist tehlike­sini o derece şumullendirraiştir ki kon­feransa iştirak eden 16 memleketten her-bîri dayanışma bağlarının sıkılaştırılma­sı lehinde bulunmaktadır.

Şimdiden bir federasyondan bahsedil­mektedir. Ancak konferansın nihaî gaye­si ne olacaktır?

— Paris:

Reuter muhabiri bildiriyor: Yarın Paris'te açılacak olan 16 lar kon­feransında İngiltere Dışişleri Bakanı Be-vin'in siyasî bakımdan olağanüstü ehem­miyetli bir demeçte bulunması beklen­mektedir.

Avrupa memleketleri temsilcileri Bevin-in beyanatım görülmemiş bir ilgi ile bek­lemektedirler.

Parissiyasîçevrelerigündemealınacak en mühim meseleler arasında Almanya' nmBatıAvrupaiçinhazırlanmışolan iktisadîplânaidhaledilmesininbirinci plânıişgaledeceğinisanmaktadırlar.

16 lardan bu yolda yapılacak teklifleri desteklemeleri istenecektir. Bilindiği gi-.bî bu teklifler Almanya hakkında büyük Biritanya, Fransa, Amerika ve bir Batı birliğine dair Bürüksel'de cereyan eden görüşmelerdetesbit edilmiştir.

Marshall plânının neticeleriyle meşgul olmak üzere 16 memleket daimî teşkilâtı tarafından sarfedîlecek faaliyet ihtimal-ki Fransız temsil heyeti tarafından, İn­giliz'lerle görüştükten sonra, tesbit- edi­lecektir,

Portekiz'in, İspanya'nın da Marshall plâ­nına idhal edilmesini teklif edeceği satıl­maktadır. İrlanda temsil heyetine men­sup bir zat dün akşam Portekiz'in böy­le bir niyet beslediğini ve bu yolda bir teklif yapılacağı takdirde İrlanda heye­tinin bunun aleyhine rey vermiyeceğini bildirmiştir.

Diğer taraftan öğrenildiğine göre 16 lar­dan çoğu İspanya'nın Marshsll plânma iştirak ettirilmesine muarızdır.

15 Mart 1948

— Paris :

Basın muhabirlerine göre, Parİs'de yapı­lacak olan konferansa iştirak edecek de­legelerin başlıca vazifelerinden biri Av­rupa'nın kalkınma programının tatbiki­ni sağlayacak daimî bir komisyon teşki­lini hazırlamak olacaktır. Delegeler ayni zamanda Londrada İngiltere, Fransa, Amerika ve Benelux memleketleri mü­messilleri arasında Almanya'nın, kalkın-

ma programında ne şekilde yer alacağı­nı kararlaştırmak üzere son defa topla­nan konferansta ileri sürülen tavsiyeleri

de inceleyeceklerdir.

—Berlin:

Paris'de 16 lar konferansının açılmasın' büyük bir ilgi ile takip eden Batı Alman­ya ahalisi Marshall yardımının Alman -yaya, harp dolayısiyle yıkılmış olan eko­nomisini kalkındırmak imkânını vermek üzere tevsi edilip edilmiyeceğini düşün­mektedir.

Teslim tarihinden beri Amerika ile İn­giltere Alman halkını beslemek için yüz milyonlarca dolar sarfetmîşlerdir. Bu masraf ahalinin yaşamasına yardım et­miş, salgınların ve karışıklıkların önüne geçmiştir. Fakat şimdiye kadar genel bîr kalkınma teminine yardım edeme­miştir.

Avrupamn kalkınması programı şimdi, müşterek bir gayretle Alman ekonomi­sini diğer Batı Avrupa devletlerinin ik­tisadiyatıkadarmüessirve 1952den

sonra da her türlü yardımdan azade bir hale getirmek fırsatını vermektedir.

Şimdiye kadar Almanyanm Ticareti, id-halâtı yalnız esaslı eşyalara inhisar et­tirmek ve Alman ihracatı için dolarla tediyaü mecburi kılmak siyasetiyle en­gellenmiş bulunmaktadır.

—Paris:

Avrupa ticaretini ıslaha ve iktisadî kal­kınmayı hızlandırmağa matuf bir prog­ram, Milletlerarası Ticaret Odası Başka­nı Arthur Guinness tarafından 16 mem­leket konferansına sunulacaktır. Millet­lerarası ticaret odası üyelerinden 10 mil­let uzmanları tarafından bir muhtıra ha­zırlanmıştır.

İleri sürülen başlıca teklifler şunlardır: Geniş bir Avrupa gümrük birlisi hazır­lamak, Almanya'nın avrupa iktisat siste­mine ithali, iş saatlerini arttırmak sure­tiyle avrupa kaynaklarından daha iyi bir tarzda faydalanmak. B^tı ve Doğu Avrupa arasında ticaret andlaşmaları akdi, özel teşebbüsün teşviki, mübadele, pasaport, vizekontrol tedbirlerinin kaldırılması ve kambiyonların iktisadî seviyeye göre ayarlanması.

Muhtırada ezcümle şöyle denmektedir: müşterek bir idarî teşekkülün ihdasile avrupa ile Amerika arasında sıkı işbirli­ği sağlanmalıdır. Bu teşekküle, istişare­lerde bulunmak üzere işçi, patron ve çift­çi mümessilleri iştirak edeceklerdir.

—Paris:

16 lar konferansının açılmış olduğu bü dirildîkten hemen sonra M. Bevin kon­feransa «uzun müddet Paris'te kalmanın delegeler için mümkün olmadığını» he­saba katarak hazırlanmış olan bir çalış­ma plânı konfe­rans tarafından kabul edilmiştir. Konfe­ransın genel toplantısı bugün Greenwieh ayarile saat 16.30'da nihayete erişmiştir, DelegeTerm bağ­lıyacaklardır. Bu yardımcılar yarın sa­bah da çalışmalarına devam edecekler ve böylece Dışişleri Bakanları özel görüşme­ler yapmak fırsatını bulacaklardır. Dele­ge yardımcılarının -"-r^mba günü yeni­den toplanmaları muhtemeldir. Bu hu­suslar kararlaştırıldıktan sonra M. Bî-dault bir nutuk söylemiştir.

—Paris:

Paris'te onaltılar konferansının açılış me­rasimine başkanlık eden M. Bevin, M. MarshalPm nutkunu Harvard'a dokuz ay kadar önce söylemiş olduğunu ve bu nu­tuktan iki prensip çıkarıldığını hatırlat­mıştır. M. Bevin bunlardan, birincisinin Avruoalya kerr'1' ken^ismî k™rtermısi için işbirliği etmesini istemek maksadiy-le bir davet olduğunu ve ikincisinin de bu tedbir kabul edildiği takdirde Avru­pa'ya güçlükleri aşması için yardım edilebileceğiolduğunusöylemiştir.

M. Bevin, Marshsll'm bu nutkunun dik-at nazara almamanın imkansız olduğu­nu ve buna bir cevap verildiğini bildir­miştir. Üç ay sonra avrupa memleketleri buna karşılık vermişler ve uzmanları ça­lışmaya koyulmuştur. Avrupa memle­ketlerinin gerek kendileri için ve gerekse başkaları için yapabileceklerini ve kal­kınmalarını ifa için ihtiyaçları bulunan asgarî meblâğı en acık bir şekilde göste­ren bir rapor Birleşik Amerika'ya gönder.M.Bevin buraporuokuyan

herhangi bir kimsenin şimdiye kadar başarılanlar karşısında cesaret duymağa temayül etmesi gerektiğini söylemiştir.

M. Bevin bundan başka İngiltere'nin Av­rupa'da ekonomik işbirliğinin tesisi ga­yesini güden daimî mekanizmaya iştirak arzusundan da bahsetmiştir.

İngiliz Dışişleri Bakanı, İngiltere'nin Mil­letlerarası ticaretinin idame ettirilmesi gerektiğini söylemiş, bununla beraber bu ticaret ile şimdiye kadar mevcut olandan daha sıkı bir ekonomik işbirliğiyle ara­sında ahenk tem dilmesinelışması icabettiğini sözlerine ilâve etmiştir. M. Bevin, İngiliz milletler camiasına mensup olan diğer milletlerle İngiltere arasında­ki ananevi münasebetlerin idame ettiri­leceğini ve İngiliz Hükümetinin bu me­sele hususunda anlaşmazlık belirmesi için herhangi bir sebep görmediğini söyle­miştir.

M. Bevin, Almanya meselesine temasla Londra'da yapılan son görüşmelerde, İn­giliz - AmerikanişgalbölgesiyleFransız

bölgesinin daimî teşkilâtın ekonamik va­zifesine tam bir şekilde iştirak etmeleri nînkararlaştırıldığınıbildirmiştir.

— Paris:

Onaltılar konferansında söz alan Dani­marka Dışişleri Bakam Rasmussen, kon­feransın vazifesinin ehemmiyetine işaret ettikten sonra avrupa işbirliğinin lehinde bulunan memleketlerin ekserisinde bir temayül belirdiğini, her tarafta ayrı ayrı halledilmiyecek kadar geniş olan mese­lelerin birlikte halledilmesi azminin be­lirdiğini bildirmiştir.

Rasmussen bu hususta 23 Üâ 24 Şubat­ta Oslo'da Kuzey memleketlerinin eko­nomik işbirliğinin teşkilâtlandırılmasını temin maksadiyle bu memleketlerin Dı­şişleri Bakanlarının iştirakiyle toplanmış olan konferansın kararlarını hatırlatmış­tır. Rasmussen bunun onaltılar arasın -daki işbirliğinin bir kısmı olduğunu ve bugünkü kon eransin vazifeler nien bi­rinin de Avrupn kamette sarfedilmiş olan gayretler arasında ahenk temini olduğunu bildirmiştir.

Paris:

Analtılar konferansında söz alan Yunan Dışişleri Bakanı M. Çaldaris ezcümle şöyle demiştir:

Zaruret, itimad ve ümit bizi birleştirmek­tedir. Yunanistan buna bir tecrübe ekle­mektedir. Yunanistan'ın sesi ıztıraplı fa­kat fayda temin eden bir bilgiyle dolu olacaktır. İmtihanı ilk önce Yunanistan geçirmiş ve Amerikadan yardımı ilk ön­ce yine Yunanistan görmüştür. Truman'-ın Yunanistan'a yardım plânının tatbika­tı bazı dersleri ihtiva etmektedir. Banla­rın birincisi, herhangi bir ekonomik kal­kınma gavreti m va m' ptlerarası gü­venliğe dayanmadığı takdirde, neticesin kalacağıdır. Bu, nüfuz etme vasıta^iyle tatbik olunan verv s'ns -es " * tecavüz usu­lüne karşı müdafaayı da ihtiva etmekte­dir. Bu müdafaa, gayretlerimizin dayan­ması gereken hedef olmalıdır.

Yunanistan bu konferansın şümulünü tu zihniyet dahilinde görmekte ve brir konferansının akislerini de aynı şekilde karşılamaktadır. Brüksel'de daha geniş bir tecrübenin başlangıç noktası gereken bîr bağlılık vraımı-ar. Arıkü Avrupa birliğinin bölünmesine imkân yoktur,

Truman Doktrininin Yunanistan'a tatbi kinden doğan diğer bir ders de bu tatbi­kin yalnız millî bağımsızlığın sağlamlaş­tırılması gayesini güden Birleşik Ameri­ka'nın niyetlerinin samimiliğini ispat et­miş olmasıdır. Yunanistan, bugünkü me­selelerin tek hal çaresi olarak telâkki et­tiği ekonomik birliğin hazırlanmasına he; vasıtayla katılmak istemektedir. Müşte­rek meselelerimizin parça parça halline imkân yoktur.

Çaldaris bundan başka Marshall plânına iştirak eden bütün memleketlerin, avrupa'nm kalkındırılması programının siya­sî veçhesini temsil eden 5 memleket ant­laşmasını imzalıyacaklarmı ümit ettiğini söylemiş ve Paris konferansının bunun ekonomik veçhesini temsil ettiğini bil­dirmiştir. M. Çaldaris antlaşmayı imzalamıbeyanatlarının diğer milletlerin bu ant­laşmaya prensip bakımından iştirakleri­ni bildirmelerine yol açabileceğini sözle­rine ilâve etmiştir.

Amerikan iktisadî yardımına nezaret edecek olan daimî teşekkülün yasasını kaleme alacak komitenin yetkileriyle il­giliçalışmalarıbitirmişlerdir.

Çalışma komitesi, ilk toplantısını dün yapmıştır, ingiliz Askerî Murahhası Sir Cecil Weit ile Amerikan Askerî Murah­hası Wîlkinson bu toplantıda hazır bu­lunmuşlardır. Toplantıya, Fransız Mu­rahhası Marjolin başkan seçilmiştir.

Hazırlanan gündeme nazaran elde birkaç hafta sürecek hummalı bir çalışma konusu vardır Komite yasanınkaleme alınma-

sından gayrî, 16 millet arasında çok ta­raflı iktisadî anlaşmayı da hazırhyacaktır. Yasa ve çok taraflı anlaşma tasarılarının takriben üç hafta zarfında tamamlanacağı ümit edilmektedir. Komitenin teşekkülü hakkında murahhaslar arasında bu ka­dar sür'atle zemin hazırlanmış olması, daimî teşekkülün yetkileri hakkında Fransız vs ingiliz görüşlerinin uzlaştı-r ildiği zehabını uyandırmaktadır. İngi­liz'ler, teşekkülde 16 milletin de kuvvetli bir murahhas heyetiyle temsil edilmesini, Fransızlar ise icra yetkisini haiz bir sek­reterlikkurulmasınıistemekteidiler.

Paris'teki toplantı, asıl konferans çerçeve­sini aşan bereketli bir siyasi faaliyeteim-kân vermesi bakımından ayrı bir ehem­miyeti haizdir. Batı Birliğinin nüvesini teşkil eden beş devlet paktı, Dışişleri Ba­kanlarınca Paris'te parafe edilecektir. Daily erald'm Atina muhabirine göre, Yunan Dışişleri Bakanı Çaldaris, komü­nist tecavüzüne karşı Yunanistan, Tür­kiye, İtalya, İngiltere, Fransa ve Benelux devletlerinden mürekkep bir bölge ant­laşmasının imzalanmasına ve ayrıca Yu­nanistan, Türkiye ve Arap devletleri ara­sında kuvvetli bir bişirliği kurulmasına çalışacaktır.

ingiltere'nin Sovyet politikasına ve Çe­koslovak olaylarına karşı nefretini açığa vuran Herbert Morrisson'un nutkundan sonra, Bevin'in Paris Konferansında ve­receği demecin ehemmiyeti büsbütün artmıştır. Komünst tecavüzüne karşı İn­giltere'nin her zamandan daha azimli bir siyaset takip etme kararında olduğu anlaşılıyor. Sovyet politikasının maskesi düşmüştür. Şimdi solcu totalitarizmin türlü baskı ve manevralarına karşı hür­riyet ve demokrasi cephesinin uyanık bilgini tesis etme ve demavlı bir işbirliği­nin sağlam temellerini atma Ödevi Paris Konferansınadüşüyor.

Paris Konferansı etrafında do­laşan türlü tahminler...

Yazan: Asım Us

16 Mart 1948 tarihli «Yeni Gazete» İst anbııl'dan:

Paris'te Onaltılar Konferansı ikinci defa olarak toplanıyor. Bu toplantıda, bilhas­sa dikkate çarpan nokta onaltı devletten on dördünün temsilcileri hep dışişleri ba­kanları olmasıdır. Bu itibarla birinci onal­tılar konferansına nisbetle Milletlerarası siyaset âleminde daha fazla akisler yapmistir.

Bu ikinci onaltılar konferansının toplan­masına sebep Marşal plânı ile Amerika tarafından Avrupakalkınmasınatahsis edilmesi düşünülen kredilerin artık Ame­rika kongresince kanun haline girmek üzere bulunmasıdır. Onaltı devlet arasın­da paylaşılacak milyarların kullanılmasın­dan beklenen faydaların sağlanması için aralarında muayyen bir programa bağlı bir işbirliğinin kurulmasına ihtyaç vardır. Bu programın hazırlanması ve onu tatbik için Onaltı devletin temsil edileceği müş-teker bir organizmanın kurulması icabet-mektedir. İşte ikinci Paris Konferansı bu hususta almmajsı gerekli olan tedbirler üzerinde bîr anlaşmaya varmak maksadiyle toplanmaktadır.

Marşal plânının asıl gayesi iktisadî ma­hiyette olduğuna göre Onaltılar Konfe­ransından siyasî bir takım anlaşmalar beklemek tabii doğru olamaz. Fakat onal­tı memleketin salahiyetli temsilcileri Pa­ris'te bir araya gelince bugün dünya mil­letlerini indişeler içinde kıvrandıran bü­yük emniyet buhranına dair siyasî bîr takım konuşmaların olması da şüphesiz­dir. Eu konuşmalar gayri resmi mahiyet­te olsa bile ister istemez her tarfta akisler yapacaktır.

Halkefkârı kulisler arasında konuşulan siyasî kombinezonların ne gibi şeyler olduğunu anlamağa çalışacak, türlü ih­timaller etrafında zarurî olarak bir takım tartışmalar olacaktır. Bu plânların, ko­nuşmaların ve tartışmaların hep istikbale matuf siyasî hazırlıklardan ibaret olaca­ğını söylemeğe hacet yoktur. Nitekim bu­günlerde türlü türlü siyasî kombinezon­lardan bahsolıınuyor.

İngiltere ve Fransa ile Benelüks devlet­leri arasında hazırlanan Batı bloku itti­fakı henüz imzalanmadan Türkiye He Yunanistan'mn hattâ İtalya'nın da bu İt­tifaka katılacağı rivayetleri meydan al­mıştır. Sonra İngiltere parlâmentosunda sosyalist muhafazakâr partilerden olan mebuslar ile bağımsızlardan mürekkep 75 kişilik bir grupun bir Avrupa birliği hakkında proje hazırladıkları ve bunu Avam Kamarası Başkanlığına verdikleri bildiriliyor. Bu proje muhtelif Avrupa dillerine tercüme edilerek Marşal plâ­nından faydalanan onaltı memleketin parlâmentolarına gönderilecek ve İngil­tere'de olduğu gibi o memleketlerin mil­let meclislerinde de benzeri teklifler yapılması istenecekmiş. Bu projede düşü­nülen birlik organizması onaltı devletin parlâmentolarını temsil eden bir Avrupa parlâmentolar birliği kurulmasıimiş..

Onaltı devleti Paris'te bir araya getiren Birleşmiş Milletler teşkilâtının milletle­rarası sulhu sağlayacak şekilde çalışa­mamakta olmasından doğan emniyet buh­ranıdır. Ffkat onaltı devlet;jı tehlike karşısındaki vaziyetleri başka başka ol­duğu gibi İngiltere, Fransa ile Benelüks devletleri dışında kalan memleketler ara­sında henüz siyasî bir birlik teşkili için gerekli şartlar olgunlaşmış halde değil­dir. Bu itibarla amelî olarak şimdi yapı­lacak şey beş devlet arasında hazırlanan ittifakın tatbikatını temin etmek ve Batı Almanya'yı kurmaktır. Almanya kurul­madıkça ve elli milyon nüfusu bir araya toplayan bu memleketin istikbale ait te­mayülleri belinnekdikçe Türkiye ve Yu-nanistan'mn Batı blokuna katılması, ya­hut ayrıca Türkiye, Yunanistan, italya ve Fransa arasında bir Akdeniz bolku yapılması gibi projeler bahis mevzuu olamaz. Bilhassa Türkiye'nin Batı blokuna girmesi konuşulabilmek için daha evvel İtalya ile Yunanista'nm girmiş olması lâzımgelir.

Paris Konferansı...

Yazan: Ömer Rıza Doğrul

16 Mart 1948 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:

Avrupa'nın bugünlerde en sıkıntılı ve en yaman devrelerinden birini geçirmek­te olduğu apaşikârdır. Bir kaç yıl önes Avrupa'da hüküm süren bir afetin tıp­kısı milletleri teker teker avlamak­ta, tuzağa düşürmekte, ve Batı Av­rupa milletlerini de> Batı medeniyetini de tehdid etmektedir. Bu tehlikenin des­teği iktisadî sefalet, temeli tecavüz ve ta­hakküm, hedefi milletleri kuklalaştırmak-tır ve ona' karşı gelmek için yapılacak ilk değerli iş, iktisadî kalkınmadır, ikti­sadî refahla Avrupa'nın yüzünü güldür­mek ve bu sayede Avrupa medeniyetini kurtarmaktır. Avrupa 'yi kurtarmak işini başarmanın başka bir çaresi bulunmadığı için onaltı Avrupa milleti geçen senenin Temmuz ayında Paris'te topaanımşîar, istihsal va­ziyetlerini ve birbirlerine yardım imkân­larını tesbit etmişler, istihsallerini arttır­mak, istikrarlarını temelleştirmek ve ara­larındaki işbirliğini sağlamlaştırmak için raporlar hazırlamışlar, iktisadî kalkınma­yı hızlandırmak için muhtaç oldukları yardımları açıklayarak bu hakikati Amc-rikaya bildirmişlerdi. Avrupa'da istihsal faaliyetini hızlandır­mak, istikrr imkânını temelleştirmek ve işbirliğini genişletmek için çalışan onalli Avrupa memleketi geçen Temmuzdanbt-. ri bu yolda faaliyetlerini bir hayli iler­letmiş oldukları gibi Amerika'nın Avru­pa'ya yardım projesi de tekemmül etmek yolunda mühim adımlar atmış, bu plân son günlerde Amerika Ayan Meclisi ta­rafından kabul olunmuş ve böylece ta-mamiyle tahakkuk etmek yolunda çok mühim bir safhaya girmiştir.

Yardım plânının bu safhaya varmış ol­duğu sırada alâkalı Avrupa devletlerinin bir kere daha toplanarak bu plândan na­sıl faydalanacaklarım görüşmeleri, elbette ki lâzımdır. Bu devletler de dünden baş-lıyarak toplanmağa ve durumu üç ba­kımdan yani istihsal, istikrar ve işbirliği bakımlarından tetkike başlamışlardır. Durumun bu bakımlardan tetkikinin ve­receği neticeleri Amerika'nın yardımın­dan, en iyi semereleri almayı sağlayacak, istihsali arttırmak için istihsal vasıtala­rını yenilemek yolunda Amerika'dan en geniş ölçüde faydalanmağa İmkân ha-zırhyacaktır. Bu sayede Avrupa'nın bazı memleketlerinde daha şimdiden beliren, fâzla stihsal kudreti, büsbütün kuvvetle­necek, gitgide en büyük ölçüyü bulacaktır. İstihsalin artması, muhakkak ki istikra­rın .sağlamlaşmasına yardım edecek ve bu durum, .milletin içinden çürütülerek yıkılmasına engel olacaktır. Bu bakımdan bugünkü durumun bir hayli tehlkeli olduğu şüphe götürmez. Çünkü istikrarsızlığın yeni yeni buhranlar do­ğurması ve bir takım mlletlerin hayatını tehlkeye atması muhtemeldir. Bununla beraer yeni ümidlerin milletlere daha fazla sebat vermesi,- mukavemet ve gay­retini arttırması bekleniyor. Onaltı millet arasında işbrliğ kurmak, faaliyetnin de yavaş yavaş lerlediği göze çarpmktadır. Roma'da toplanan dokuz millet ktisadî konferansyle onu takib ede­cek on altı millet gümrük tarfeleri kon­feransı, Marshall plânından faydalanmak istiyen milletlerin aralarındaki işbirliğini hakkile geliştirmek niyetinde olduklarını da belirtmektedir.

Avrupa milletlerini kurtarmak için elden geleni yaptıkları aşikâr olduğu sırada Amerika'dan gelecek yardımdan nasıl faydalanacaklarını kararlaştırmak üzere toplanmaları muhakkak ki son derece faydalı olacak, bu milletler arasındaki el­birliği kuvvetlenecek ve fazla istihsal ile istikrara dayanan bu elbirliği, her türlü tecavüz ve tahakkümü önlemek hususun­da kesin bir rol oynıyacaktır.

Paris Konferansı muvaffak olduğu takdir­de Avrupa, kendine gelmek ve kendini kurtarmak yolunda en kuvvetli adımı at­mış ve parlak bir âtiye namzed olduğunu belirtmiş olacaktır.

Marshall plânının Amerika Ayanından muvaffakiyete çıktığı sıraya tesadüf eden" Paris Konferansının çalışmaları par­lak bir muvaffakiyetle neticelendirmesi, yalnız on altı millet inin değil, bütün Av­rupa ve dolayısiyle bütün dünya için bir dönüm noktası olacaktır.

Onaîtıiar Konferansı...

Yamn: Cumhuriyet

17 Mart 1948 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:

İktisadî kalkınma programının tatbikatiyle meşgul olmak üzere Paris'te toplanan on altı devlet Konferansı, evvelki gün iyim­serlik ifade eden bir hava içinde çalışma­larına başlamıştır.

Konferansın geçen Eylûl'de yaptığı ilk toplantı ile bu defa yaptığı toplantı ara­sında üyelerin ne artmış, ne de eksilmiş olması. Doğu ve Batı ayrılığının durumu­nu değiştirmemiş olduğunu belirtiyorsa da ayrılığın tazammun ettiği mücadelenin gittikçe şiddetlendiği herkesçe malûmdur. Hattâ son haftalar içinde büyük suîkasd-lerle karşılaşan bazı milletlerin başından geçenler, durumun vahametini arttırmış olduğunu ve tehlikenin büsbütün azgin-laşüğmı hissettiriyor.

Bununla beraber Onaltılarm iyimser bir hava içinde toplanmalarının sebebi konfe­ransın muvaffakt olması ve iktisadî kal­kınmanın gerçekleşmesi sayesinde Avru­pa'nın kendini süratle toplayacağına ve bunun da her şeyi telafiye yeteceğine inanmalarıdır. Esasen arada geçen aylar zarfında Onaltılarm, iktisadî kalkınmayı hızlandırmak için ellerinden geleni yap­tıklarını belirtmeleri, . bir çok yerlerde iktsadî istiJisalin mütemadiyen artması,. hattâ istikrarın dahi göze çarpan bir ma­hiyet arzetmesi, ve nihayet bu milletler arasında işbirliği zihniyetinin gittikçe ge­nişlemesi ancak memnunlukla karşılana­bilecek çok uğurlu belirtilerdi. Bu yüz­den başta Mister Bevin olmak üzere kon­feransın açılması dolayısiyle söz söyleyen dış bakanların hepsi, çok ümidli oldukla­rını anlatmışlar ve iktisadî kalkınmayı esas tutan anlaşmalar sayesinde her tehli­keye karşı gelmenin mümkün olacağını ifade etmek istemişlerdir;

Bu görüşün doğru olduğu zerre kadar şüphe götürmez. Çünkü bugün Avrupa'­yı tehdid eden büyük tehlikenin azgın­laşmasına sebeb, bilhassa iktisadî sefalet­tir ve onun için evvelâ iktisadî sefaletle mücadele etmek, tehlikenin kolunu ka­nadınıkırmakdemektir.

Hakikat bu merkezde olduğu için tehli­keyi dünyaya yaymak üzere uğraşanlar. Paris Konferansının toplanmasından asla memnun olmamışlar, hattâ bu konferansı akamete uğratmak için ellerinden geleni esirgememişlerdir ve hiç şüphesiz bun­dansonradaesirgemiyeceklerdir.

Buna Mukabil Onaltılar da tehlikeyi kar­şılamak ve yenmek için tuttukları yoldan ayrılmamakta devam edecekler, yani bir taraftan istihsali arttırmağa, diğer taraf­tan istikrarı korumağa, işbirliğini geliştir­meğe ve genişletmeğe çalışacaklardır.

Onaltılar gerek ieker teker, gerekse toplu halde bu yolda sarfettikleri gayrette, Ame­rika'nın yardımından büyük istifadelere sağladıkları için, hepsi namına söylenen sözlerin Amerika'ya karşı şükran hislerini itade etmesini çok tabiî görmek icab eder. Amerika Birleşik Cumhuriyetleri, Avru­pa'nın kendini kaybetmek tehlikesiyle karşılaştığı en müşkül ve en buhranlı sı­rada, iktisadı kalkınma hereketini desteklemekle ve kalkınmayı gerçekleştirecek yardımını ibzal etmekle, büyük bir kurtu­luş savaşının kazanılmasını kolaylaştır­makta ve bütün Avrupa milletlerinin şük­ranını kazanmaktadır.

Bir taraftan milletlerin kendi gayretleri, diğer taraftan Amerika'nın yardımı, Av­rupa'nın hayatında tesirini belirttikçe bu tesir ister istemez genişleyecek ve bugün yardımdan faydalanmak istediğini söyle­meğe dahi cesaret edemiyen milletlerin d« hayatı üzerinde tesirini gösterecek, bu da kalkınmanın kazanacağı zaferleri tevali ettirecektir.

Fakat, bugünkü durum, ümid verici bir mahiyette olmakla beraber, muhakkak ki önümüzdeki günler ve haftalar, bir çok mezbuhane teşebbüslere ve buhranlara şahid olacak ve karşı taraf ricate ve he­zimete mecbur edilmeden önce elinden gelenherfenalığıyapacaktır.

Fakat savunma cephesi artık kurulmuştur ve onun için bundan böyle vuku bulacak her saldırış en çetin ve en ciddî muka­vemetle karşılanacak, milletler içten ge­len ümid ve güvenle bu saldırışları kör-leimekiçinuğraşacaklardır.

Şimdki halde bütün ümid, Konferansın çalışmalarını muvaffakiyetle tamamlama­sında ve yardıma muhtaç olan milletleri tatmin ederek sulhu temelleştrmesindedir.

Almanya'nın 16 farKonferan­sına iştiraki...

Yazan: Cihad Baban

18 Mart 1948 tarihli «Tasvir» İstan­bul'dan :

On altılar Konferansında verilmiş olan bir karar mucbince batı Almanya temsilci­leri, yeni kurulan Avrupa işbirliği komi-tesne iştirak etmeğe dsvet olunacaklardır. Bu hâdisenin harp sonu tarihnin en mü­him olaylarından birini teşkil ettiğine ve önümüzdeki aylar içinde milletlerarası va­ziyetlerde husule gelecek inkişaflara fa2-lasiyle müessir olacağına şüphe yoktur.

Bu suretle Almanya, müstakbel statüsünü ve hudutlarını tesbit edecek sulh muahedesi henüz daha imzalanmadan önce bile dünya siyasetinde sözü geçen bir uns'.ır haline gelmiş bulunmaktadır. Şüphesizdir ki, bugünkü durum devam ettiği müddet­çe Avrupa iş . birliği komitesiyle ondan sonra iştirak etmeğe çağrılacakları kong­relerde Alman temsilcileri galiplerin vesa­yeti altında bulunacaklardır. Fakat büyük demokrasilerin en gözde simaları tarafın­dan son günlerde verilen demeçler- bu vesayetin yakın bir gelecekte oldukça hafifliyeceğini, ancak en hayatî hususlara inhisar edeceğini imaetmektedir.

Almanya'nın on altılar konferansına da­vet edilmesinin ilk neticesi, şüphe yok ki, Amerika: ingiltere ve Fransa'nın Batı Almanya'da işgal etmekte "bulundukları bölgelerin birleştirilmesi hususunda bu üc memleketin anlaşması olacaktır. Esasen İngiliz ve Amerikan bölgeleri uzun za-mandanberj bir elden idare edilmekte idi. General Clay'm dün bildirdiğine göre, Üati Almanya'nın birleştirilmesine muva­fakat etmeleri için Fransız'larla yapılan müzakereler müspet bir şekilde sona er­mek üzeredir. Bu suretle (ikili bölge) (üçlü belge) ye inkilâp edince Alman'la-rın on altılar konferansı mesaisine işti­rakleri kolaylaşmış ve bu iştirakten bek­lenilen fayda da artmış olacaktır.

' On altılar konferansının bu kararını mağ­lûp Almanya'nın bir zaferi olarak telâk­ki etmek mümkün müdür?

Bizce bu karar Almanya'nın değil, fakat aklı selimin bir zaferi olarak telâkki edil­melidir. Geçmişteki kusurları, ne olursa olsun, Almanya gibi büyük bir şe'niyeti anlaşma dışında tutarak Avrupa'yı kal­kındırmağa çalışmak gülünç olurdu. Batı Almanya'nın garp müttefiklerinin kontrolü altında birleştirilmesi, Sovyet'­lerin işgal etmekte bulundukları bölgeyi şu veya bu şekilde ilhak etmelerini intaç etmiyeeefc midir? Bizce, Sovyet'lerin böy­le bir ilhaka teşebbüs etmeleri mümkün­dür.

Fakat şimdilik buna göz yummaktan baş­ka çare yoktur. Ve esasen «üçlü bölge» Sovyet işgalindeki bölgeden çok daha kuvvetli ve nüfusu itibariyle çok daha kesiftir. Rus'ların emri altında bulunan 15 milyon Alman'a mukabil İngiJiz -Amerikan- Fransız bölgelerinde 50 milyondan fazla Alman vardır. Avrupalılar ellerindeki kozları iyi idare edebilirlerse kuvvetler arasındaki bu münasebet er geç Batı lehindetecelliedecektir.

Paris Konferansımı* siyasî çeh­resi..,

18 Mart 1948 tarihli «Ulus» Anka­ra'dan :

Avrupa'nın iktisadî kalkınması dâvasını görüşmek ve bir karara bağlamak üzere Paris'te toplanan Onaltılar Konferansının genel oturumu, karşılıklı anlayış ve sa­mimî işbirliği havası içinde geçen iki günlük "bir çalışma sonunda, kapanmış bulunuyor. Böylece konferans kısa bir zaman içinde arızasız, münakaşasız ilk hed°f'nQ varmış bunda nsonra sözü, uz­manlardan mürekkep faal komiteye bı­rakmıştır. Bu komite, gizli oturumlar ha -linde toplanmıya devam edecek, zaman zaman kararlarını bildirecek, Marshall Plâniyle ilgili çalışmalarından Amerik.ı Hükümetine dehaber verecektir.

Uzmanlar komitesi, Avrupa iktisadî işbir­liği hakkında milletlerarası daimî bir tesk'lât'n statüsünü tanzim ve bununla ilgili olarak imzalanacak bir anlaşmanın hükümlerini tesbit görevleriyle vazifelen-dirilmiştir. Konferans Başkanı Mister Be-vin kapamş nutkunda, «şümullü, küllî ve acele iş beklediği» faal komiteye bağla­nan ümitleri şu sözlerle canlandırmıştır: Avrupa'nın kaderi ve istikbali, çalışma-mızdaki kesafete bağlı olarak, önümüz­deki birkaç ay içinde taayyün edecektir. Avrupa'nın kalkınma plânı hazır olur olmaz faaliyete geçmeli, sefalet ve ihtiyacı yenmeli, çalışan -insan kütlelerine ümit ve güvenlik, herkese de hürriyet getirme­liyiz.

İngiliz Dışişleri Bakanının bu kısa ve özlü sözleri, Paris Konferansının iktisadî çerçevesine hâkim siyasi çehresini en keskin hatlariyle belirtmektedir. Gerçek­ten Onaltılar toplantısı - son olayların zoruyla-yalnız bir iktisadîkalkınma değil, aynı zamanda bir siyasi savunma konferansı hüviyetinikazanmıştır. Birkaç gün önce bu sütunlarda belirttiğimiz gibi bahis konusu olan yalnız Avrupa'nın değil, bütün dünyanın kader ve İstikbali­dir. Avrupa, bu dâvada bir coğrafi mef­hum değil, bir demokratik semboldür. Avrupa'nın kalkınmasından maksat - Be-vin'in ifade ettiği gibi insan kütlelerinin ümit ve güvenliğe, herkesin hürriyete kavuşmasıdır.

Dışişleri Bakanımız NecmeddinSadak. konferansın ilk celsesinde söylediği mü­him nutku ile bu maksadı pek açık bir surette aydınlatmıştır. Gerçekten Onal-tıların gerçek hedefi, insanlık camiasının iyilik ve huzurudur; bugünkü kötü dün­ya durumunun düzeltilmesidir. Bu ba­kımdan Türkiye, aynı iyi emelleri bes-liyen bütün milletlerle her hususta müte­sanittir ve memleketimiz, basit bir ikti­sadi düzenleme çerçevesini çok ağan Onaltılar dâvasına müessir bir yardımda bulunmıya daima hazırdır. Türkiye, ken­disine terettüp eden mesuliyetleri deruh-de etmeğe ve millî bağımsızlıkların yegâ­ne koruyucusu saydığı müşterek dâvayı, - yukarıda belirtilen - Avrupa'lılar - ara­sı zihniyet içinde desteklemeğe amadedir, Türkiye'nin barış ve güvenliğin korun­masını hedef tutan bu azimli karan, baş-langiçtanberi Cumhuriyet Hükümetinin dış politikasını tâyin eden millî bir pren­siptir. Otedenberi millî varlığımızın se­lâmetini, müşterek güvenlik esasında, hür milletlerin eşit şartlarla işbirliğinde ara­mış ve görmüşünüzdür. Dünyanın içinde çırpındığı büyük siyasî buhrandan kur­tuluşunu da ancak bu esaslara bağlılıkta aramak gerektiğine inanımız kesindir. Bu inançla Türk temsilcileri, konferansta milletlerarası yakınlık ve dostluğu kuv­vetlendirmek için hummalı bir faaliyet sarfetmektedirler ve hedefe ulaşıncıya kadar yorulmadan aynı yolda yürüyecek­lerdir. Dışişleri Bakanımız, bu vesile ile bir kere daha ingiliz'lerle ittifaka ve müş­terek menfaatlere, Fransız'larla ananevi dostluğa dayanan samimî bağlarımızı kuvvetlendirme ve teyidetme fırsatını bulmuştur. Diğer milletlerin temsilcileri ile de sıkı ve samimî temaslar devam et­mektedir. Bütün bu kaynaşmaların geniş bîr hürriyet ve demokrasi cephesinin ku­rulmasına yardım etmesi tabiîdir.Böyle bir gruplaşmanın ise yalnız kötü niyet sahiplerini hayal kırıklığına uğra­tacağı muhakkaktır. Varlık ve istiklâli­mizi her türlü tehdide karşı korumak için alacağımız tedbirlerin başkalarına zararı dokunması imkânsızdır. Millî top­raklarımızın bütünlük ve bağımsızlığını her vasıta ile korumak ve sağlamak hakkımız, gafil avlanmamak için de uyanık bulunmak vazifemizdir. Bütün teşebbüs ve tedbirlerimiz yalnız bu duygu ve dü­şünceye dayanmaktadır. Heyetimizin Pa­ris Konferansındaki faaliyetine hâkim olan düşünce de her şeye rağmen mili! varlığımızla birlikte dünya barış ve gü­venliğinin korunmasındanibarettir. Mezkûrhususîtoplantıdan sonrabeya­natta bulunan Belçika murahhası demiş­tir ki: Yeni İngiliz teklifi hakikî bir terakki teş­kil etmektedir. Benim tahminime göre konferans Perşembe günü sona erecektir.

10 Mrt 1948

— Brüksel:

ingiliz Hükümeti Batı Birliği için halen Brüksel'de toplanmakta olan beşler kon­feransına yeni tekliflerini göndermiştir. Benelux grubuna dahil memleketlerin bazı suallerini karşılayan bu yeni teklif­ler iktisadî, siyasî ve askerî meselelere taallûk etmektedir. Fransız Hükümetinin de bu yeni teklifleri kabul ettiği söylen­mektedir. Bu teklifler şimdi Benelux hü kümetleri tarafından tetkik edilmektedir. Times'in Brüksel muhabirine göre bazı meseleler henüz halledilmemiş bir vazi­yettedir. . Bu meseleler arasında mütear-rızm tarifi, antlaşmanın imzasından son­ra tatbikinde ittihaz edilecek usul ant­laşmanın tefsirinden doğabilecek ihtilal ile taraflar arasında çıkabilecek anlaş­mazlıklarda milletlerarası Adalet Divanı­nın oynayacağı rol meseleleri vardır.

Muhabire göre, Fransızlar, Almanya'nın muhtemel bir mütearız olarak zikredil­mesi hususunda İsrar edeceklerdir. Bun-' dan maada Fransız'lar uzak doğudaki Fransız topraklarını ilgilendiren mesele­lere müteallik ihtilâfların Milletlerarası Adalet Divanına havalesini istemektedir­ler.

Dailey Telegraph'm Brüksel'deki hususî muhabiri, andlaşmanm beş dışişleri ba­kanı tarafından Brüksel'de imzalanması­nı çok muhtemel görmektedir. Muhabir, Paris'de Pazartesi veya Salı günü topla­nacak oları 16 lar konferansından sonra M. Bevin ve M. Bidault'nun Brüksel'e gitmelerinin çok muhtemel olduğunu ilâ­ve etmektedir.

— Brüksel:

Bir batı birliği ve Benelux meselesi üzerinde Brüksel'de toplanan konferansta dün, karşılıklı yardım prensibini, deniz aşırı topraklara da teşmil eden siyasî iktisadî ve askerî işbirliğine dair İngiliz­ler ve Fransızlar tarafından ileri sürü­len yeni plân üzerinde çalışılmıştır. Şimdiye kadar teklif edilenlerin en sari­hi olan bu teklifler esas itibariyle savun­ma meselesile ilgilidir. Bu yeni plân, İn­giliz heyeti başkanı tarafından sunulmuş ve Benelux murahhasları için bir sürpriz olmuştur. Şimdi konferansın Perşembe akşamına kadar devam etmesi ihtimali vardır. Delegelerin «çok önemli» tabiri ile vasıflandırdıkları bu plânı Benelux'-un uzun müzakerelerden evvel kabul edeceği düşünülmüş. Şüphesiz ki, yeni teklifler yapılacak ve iktisadî esas üze­rinde beş büyük devletin ve deniz aşırı toprakların birleşmeleri istenecek ve ay­nı zamanda devletler arasında iktisadî idare için daimi bir merkez kurulması fikri de ileri sürülecektir. Bu yolda İn­giltere ile Belçika İngiliz Afrikası ve Belçika Kongosu hakkında gerekii ilk tedbîrlerialmışlardır.

— Brüksel :

İngiltere, Fransa ve Benelux memleketle­rinin üzerinde mutabık kalmış oldukları batı birliği paktının ihtiva etmekte oldu­ğu hükümler aşağıdaki dört hususa mü­teallikbulunmaktadır:

Siyasî,iktisadî,kültürelvesavunma. Konferans öğleden sonra geç vakit yapı­lanbaşkabirgeneltoplantısırasında antlaşmayıbütünhalindeincelemiştir.

Güvenliğe müteallik olan hükümlerin antlaşmayı imzalayan devletler arasında karşılıklı olarak otomatik bir surette ya­pılacak yardımların sadece Avrupa kıta­sına münhasır kalacağını derpiş etmek­te olduğu bildirilmektedir.

11 Mart 1948

-— Brüksel :

Jngilterenin Brüksel Elçisi Sir Geor-ge Randel, dün akşam beyanatta bulunarak beş batılı devlet birliği andlaşmasının prensipleri üzerinde bir anlaşmaya varıl­dığını ve mevcut bazı ufaktefek ihtilafın şekle ait olduğunu açıklamıştır, «inanılır kaynaklardan alman haberlere göre,otomatik müdafaa yardımı andlaşmayı imza eden memleketlere ve «Cebe-lüttarıkö gibi bunların ayrupada sahibi oldukları topraklara hasredilecektir. İk­tisadî birlik bunların denizaşırı toprak­larını da içine alacaktır.

Benelux delegasyonlariyle yakınlığı olan Çevrelerde derpiş edilen andlaşmanın si­yasî olmaktan ziyade iktisadî olduğu fikri ileri sürülmektedir. Bu da bidayet­te Fransa ' ve İngiltere tarafından teklif edilen siyasî ittifak mefhumundan hafif birkaymaolduğunugöstermektedir.

— Brüksel :.

Beşler Konferansı yarın son toplantısını yapacaktır. Beşler Konferansının Başkanı olan Van Langenhove bugün öğleden, sonra top­lantının nihayetinde beyanatta buluna­rak paktın hazırlanmış bulunduğunu söy­lemiştir. Paktın muhteviyatı hakkındaki tafsilât yayınlanmadan evvel alâkadar hükümetlerin tasvibine sunulacaktır. Bu paktın ne zaman yayınlanmasının mu­vafık olacağı hususunu bu hükümetler kararlaştıracaklardır.

Bundan başka paktın ne zaman ve nere­de imzalanacağının henüz tesbit edilme­miş olmasına rağmen nihaî merasimin Brükselde yapılması muhtemel gözük­mektedir. Bu merasimin 16 lar konferan­sının açılış oturumu için halen Pariste bulunmakta olan dışişleri bakanlarının Brüksel'e avdet etmeleri mümkün olur olmaz yani önümüzdeki haftaların orta­sınadoğrucereyan etmesimümkündür.

12 Mart 1948

— Londra:

Avrupa birliği hareketinin yayınlanmağa başladığı «Birleşmiş Avrupa» adındaki derneğinin ilk sayısının başyazısında M. Churchıll'ın imzasiyle bir mektup neşre­dilmektedir. M. Churchill bu mektubunda. Bevin'in «Avrupa birliği ingiliz siyase­tinin hedefidir» yolundaki son beyanatı­nı memnuniyetle karşılamakta ve Avru­pabirliğimeselesininpartilerarasında tartışmalara sahne olmaması lüzumuna işaret etmektedir.

M. Churchill diyor ki:

Dahilî meseleler alanında mücadeleleri­miz zaruridir. Fakat bunun dışında Bir­leşmiş Avrupa davasını, bu büyük dava­yı muzaffer kılmak için gayret etmek ve avrupa birliğinin hakikaten mümkün ol­duğu fikrini yaymamız lâzımdır. Aynı fikirleri taşıyan müsait bir jklim yarat­malıyız. Her avrupa memleketinde halk bir kere kendisinin avrupalı olduğu fikir ve intibaını taşıyacak olursa hükümetle­rin de buna göre hızla amelî tedbirler alacaklarınıgöreceksiniz.

Churchill'in mektubu şöyle devam edi­yor :

Tesirli tedbirler almadıkça Avrupa iki tehlikenin neticeleriyle karşılaşacak, hem iflâs edecek, hem balkanlaşacaktir. Yani. Avrupa kıtası müstakil birer devlet ha­linde yaşamayacak olan kuvvetsiz küçük birlikler halinde parçalanacaktır. Bu İki tehlike avrupayı muhtemel bir mütear-rızin iştahasmı cezbedecek kolay bir av haline getirecektir. Şu halde hareket ira­desi böyle bir taarruza uğramak korku­su ile felce uğramadan evvel tedbirler almak lâzımdır.

—Brüksel:

Konferans çevrelerinde dün akşam söy­lendiğine göre beş batı devleti birliğini? dair andlaşma Çarşamba günü imzala­nacaktır.

Elli sene müddetle yürürlükte kalacak olan pakt bir mukaddeme ve on maddeden mürekkeptir.

—Brüksel ;

Beşli konferansın bu sabahki toplantı­sından sonra aşağıdaki tebliğ yayınlan­mıştır:

4 Marttan 12 Marta kadar Brüksel'de top­lanan 5 devlet mümessilleri çalışmaları­nı bitirmişlerdir.

Mümessiller; kendi hükümetlerinin tas­vibine arzedilmek üzere bir andlaşma ta­sarısı hazırlamışlardır. Bu andlaşma bil­hassa, iktisadî, sosyal ve kültürel müna­sebetlerle Birleşmiş Milletler Anayasası çerçevesi dahilinde karşılıklı yardım hü­kümlerini ihtiva edecektir. Andlaşmanm, Dışişleri Bakanları tarafından gelecek hafta içinde Brüksel'de imzalanması muh­temeldir.

—Atina :

Yunan Dışişleri Bakanlığının bir sözcü­sünün bu akşam bildirdiğine göre, Yu­nanistan, gelecek hafta Brükselde imza­lanacak olan beş batı devleti birliği and-laşmasına girmek imkânlarını araştıra­caktır.

Sözcü Yunanistanm bu andlaşmaya ka­tılmasının aşikâr bir şekilde kendi men­faatine uygun olacağını bununla beraber bahis mevzuu antlaşmaya dahil memle­ketlerin böyle bir iştiraki nasıl karşilıya-caklarmı söylemek için henüz vaktin çok erkenolduğunusözlerineilâveetmiştir.

13 Mart 1948

—Londra :

ingiliz Dışişleri Bakanı M. Bevin, beş memleket tarafından Brüksel'de kaleme alınmış olan 50 yıl müddetli batı birliği antlaşması metnini bugün tetkik edecek­tir. Bu metin dün akşam uçakla Londra'ya gelmiştir. Antlaşma, Pazartesi günü Pa­ris'te onaltı millet konferansının açılı­şındabeşDışişleriBakanıtarafından

parafe edilecektir. Antlaşmanın Çarşam­ba günü Brüksel'de imzalanması muhte­meldir.

Antlaşmanın başlangıç kısmında beş memleketin menfaatleri arasındaki bağ­ıllıktan, samimî dostluklarından ve de­mokrasi ile hürriyeti müdafaa etmek ni­yetlerinden, barışı korumak ve tecavüze mukavemet için Birleşmiş Milletlerde ol­duğu gibi biribirleriyle sıkı bir işbirli­ğinde bulunmak azimlerinden bahsedil­mektedir. Karşılıklı yardım antlaşmasının hükümleri Dünkerk antlaşmasından daha ileri gitmektedir. Çünkü bu antlaşmada, İsraflardan biri Avrupa'da silâhlı bir te­cavüze maruz kaldığı takdirde, askerî yardımda bulunulması ve diğer kıtalarda tecavüz halinde de derhal istişarelerde bulunulması derpiş olunmuştur. Antlaş­ma umumî bir şekilde kaleme alınmış olup diğer işbirliği tedbirlerinin teferru­atı daha sonra tesbit edilecektir.

Fransa'nın İsrarı üzerine bir Alman te­cavüzü ihtimalinden bahsedilerek, ant­laşmanın gayelerinden birinin Alman­ya'nın hiç bir zaman barış için bir tehdit teşkil etmesini önlemek olduğu belirtil­miştir. Antlaşmada bahis mevzuu eko­nomik anlaşmaların Avrupa'nın kalkındı­rılması programım tamamlayıcı mahiyet­te olduğu ve buna tecavüz etmiyeceği açıkça bildirilmektedir. Ayrıca kültürel işbirliği de derpiş olunmuştur.

Diğer Avrupa memleketlerinin de antlaş­maya katılmaları mümkün olmakla bera­ber bunun önce antlaşmayı imzalamış olan taraflarca tasvibi lâzımdır.

Diğer taraftan antlaşmada Birleşmiş Mil­letler Anayasasının 51 ve 54 üncü madde­lerinin de bahis mevzuu edildiği zanne­dilmektedir. 51 inci maddede mevcut ana­yasada bulunan hiç bir geyin silâhlı bir tecavüz karşısında münferit veya toplu müdafaa hakkını haleldar etmiyeceği bil­dirilmektedir. Bu meşru müdafaa hakkı­nın kullanılması halinde üyeler tarafın­dan alınacak tedbirler Güvenlik Konse­yine bildirilecektir.

Sömürge topraklarının antlaşmanın, ehem­miyeti hiç de az olmıyan, ekonomik hü­kümlerinde bahis mevzuu edildiği mu­hakkaktır. Bu toprakların geliştirilmesi­ni temin için istikbalde istişarelerde bu­lunulması için herhalde plânlar hazırlan­mıştır.

— Brüksel:

Beş devlet arasında aktolunan antlaşma Çarşamba günüsaat 17deBrüksel'de

Akademiler Sarayında Fransa, İngiltere ve Benelux gurubuna dahil üç memleke­tin Dışişleri Bakanları tarafından imza edilecektir.

14 Mart 1948

— Paris:

Anadolu Ajansının özel haberi:

Batı Avrupa paktını imzalamış olan dev­letlerin önümüzdeki Çarşamba günü Brüksel'de imzalanacak olan anlaşmaya muhtemel iştirakleri meselesi, Türk Dı­şişleri Bakanı Necmeddin Sadak'ın bu sabah M. Bidault'ya yapmış olduğu ziyaret sırasında bahis mevzuu edilmiştir. Bu görüşme yarım saat devam etmiştir. M. Bi-dault Dışişleri bakanından hemen sonra Yunan Dışişleri Bakanı M. Çaidaris'i de kabul etmiş ve kendisi ile ayni meseleyi tetkik etmiştir. Türk ve Yunan Dışişleri Bakanları yarın açılacak olan 16 lar kon­feransında alacakları durura hakkında görüşmek üzere öğleden sonra buluşmuş­lardır. M. Çaldaris daha sonra ayni mev­zu üzerinde İtalyan Dışişleri Bakanı Sforza iie de görüşmüştür.

Brüksel müzakereleri sırasında da batı Avrupa paktına katılmamış olan devlet­lerin bu pakta iştiraki meselesi ile Yu­nanistan ve Türkiye'nin de iştiraki me­selesi esasen incelenmiş bulunmaktaydı. Fakat Benelux memleketleri buna mu­halefet etmişlerdir. Bu memleketlerden birisinin halen Paris'te bulunan temsilci­si France Presse ajansı muhabirine bu husustaşu beyanattabulunmuştur:

Hollanda, Belçika ve Lüksemburg'un Fransız - İngiliz teklifi karşısında kaldık­ları zaman takınmış oldukları durum re­alist bir zihniyetin neticesidir. Biz bu ba­tı birliğinin hakikî bir mahiyet taşıması­nı arzu ediyoruz. Bunun içindir ki, Dun-kerk anlaşması formülü son derece müp­hem olduğundan bunun terkedilmesini talep ettik. İktisadî bakımdan ihtiyatlı hareket etmek icabettiği mülahazasında-yız. Komşularımızla derhal müsbet bir eser tahakkuk ettirebiliriz. Fakat bizden daha uzak. olan ve ticarî mübadelerimİ-zin daha az Önemli bulunduğu devletler için, beş devlet arasındaki paktan elde edilecek neticelere intizar edilmesi fik­rindeyiz. Bu antlaşmaya mümkün mer­tebe fazla devletin katılması muhakkak ki şayanı temennidir. Fakat kanaatimiz­ce çok sür'atli hareket etmek fena bir usuldür.

Brüksel'de varılan antlaşmanın metni he­nüz yaymlanmamışsa da batı birliğine yeni üyelerin katılması için antlaşmayı imzalayanmemleketlerdenherbirisinin buna taraftar olması gerektiği zannedil­mektedir.

16 Mart 1948

—Londra:

Benelux memleketleri ile yapılan paktın Brüksel'de imza merasimi sırasında beş Dışişleri Bakanının ayrı ayrı söz alma­ları muhtemeldir. Daha sonra antlaşma­ların metni beş Başkentte aynı zamanda yayınlanacaktır. Bu merasim B. B. C. nin Avrupa radyo servisleri tarafından yayın­lanacaktır.

17Mart 1948

—Paris:

M. Bevin ve M. Bidault, beşler arasında yarılmış olan paktı imzalamak üzere Pa­ris'ten Brüksel'e hareket etmişlerdir,

M. Bidault, trene binmeden evvel beya­natta bulunarak muhabirlere şunları söy­lemiştir:

Yapmakta olduğumuz şey aklıselime uy­gun ve elzemdir. Başkaları da arzu ettik­leri takdirde bize iltihak edebilirler.

M. Bevin ise, herhangi bir yorumda bu­lunmayı reddetmiş ve paktın imzası sı­rasında söyliyeceği nutku bahis mevzuu etmekle iktifa- ederek bu tarihe kadar yorumdabulunmiyacağınıbildirmiştir.

Beş batılı devletlerin aktetdiği antlaşma bir mukaddeme île 10 maddeden iba­rettir. Mukaddemede, yüksek âkit taraf­lar, insanlığın esas haklarına ve insanın haysiyet ve kıymetine olan inançlarını belirtmektedirler. Akit taraflar, arala­rında esasen mevcut bulunan iktisadî, sosyal ve kültürel münasebetleri kuvvet­lendirmeğe ve medenî ve ferdî haklarla demokrasi prensiplerini müdafaaya ha­zır olduklarını ifade etmektedirler. Âkit taraflar, syni zamanda, Avrupa'nın ikti­sadî kalkınması için sağlam bir esas ha­zırlamak hususunda ve milletlerarası sulh ve güvenliği sağlamak ve her tür­lü tecavüz siyasetini önlemek yolunda karşılıklı yardımda bulunmayı da taah­hüt ederler. Akit taraflar ayni zamanda, Almanya tarafından girişilecek yeni bir tecavüz siyaseti karşısında gerekli ted­birleri almağa ve diğer devletleri de de­rece derece kendi gayretlerine iltihak ettirmeğe hazır bulunduklarım da bildi­rirler.

İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda ve Liiksemburg arasında im­zalanan anlaşmanın tam metni:

— Brüksel:

İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg arasında dün Brüksel'de imzalanan andlaşmamn tam metni aşağıdadır:

Belçika Krallık Naibi Altes Prens, Fransız Cumhurbaşkanı, Altes Büyük Lüksemburg Düşesi, Majeste Hollanda Kraliçesi, Majeste Büyük Britanya, Şimalî İrlanda ve denizaşırı İngiliz arazisi kralı, insanlık temel hukukunun, insan şahsiyetinin kıymet ve haysiyetinde ye Birleşmiş Milletler Anayası-nın diğer prensiplerinde, mündemiç bulunduğu hususundaki imanlarını be­yan etmek, demokratik prensipleri teşkil eden medenî ve şahsî hürriyetleri, müşterek miraslarını teşkil edn anayasa geleneklerini ve kanuna riayeti te-yid eylemek, bu zihniyet altında kendilerini esasen bağlayan iktisad', içtimaî ve kültürel rabıtaları sıkılaştırmak, Avrupa ekonomisinin yeniden binası için Batı Avrupa'da sağlam bir temel kurmak hususundaki gayreterini tan­zim etmek ve sadakatle işbirliği yapmak, milletlerarası güven ve barışı te-tin ve her türlü tecavüz siyasetine mâni olmak üzere Birleşmiş Milletler Anayasası gereğince birbirlerine yardımda' bulunmak, Almanya tarafından yeniden tecavüz siyasetine tevessül edildiği takdirde gerekli görülecek ted­birleri almak, gayretlerini ayni prensiplrden mülhem ve ayni az-im ve ka­rarda bulunan diğer devletlerle tedricen birleştirmek azminde bulunduk­larından ve iktisadî, iştimaî ve kültürel meselelerle meşru müşterek müda­faalarına müteallik meseleleri tanzim etmek üzre bu hususta bir andlaşma akdi arzusunda olduklarından fevkalâde yetkilerle murahhaslarını tayin stmişlerdir.

Murahhaslar haiz oldukİarı yetkilerin usulü dairesinde bulunduğu görül­dükten sonra aşağıdaki hususları kararlaştırmışlardır:

Madde: 1 — Menfaatlerindeki sıkı tesanüde ve Avrupa'nın kalkınmasını hızlandırmak için birleşmek lüzumuna kani olan yüksek âkid taraflar, ikti­sadî politikalarında her türlü ihtilâfı bertaraf etmek ve istihsalâtlarmi, ticarî mübatdelelerinin inkişafını ahenkleştirmek suretiyle iktisadî faaliyetlerini en yüksek randıman haddine ulaştırmak için bu faaliyetleri teşkilâtlandıra­caklar ve tanzim edeceklerdir. Bilhassa 7 inci maddede derpiş edilen istişarî konsey tarafından yapılacak olan bu işbirliği, yüksek âkid tarafların temsil edildikleri veya edilecekleri diğer iktisadî teşkilâtın fâaliyetleriyle münase-battar bulunmayacak ve onların çalışmalarını • engelîemeyip bilâkis bu teş­kilâtın faaliyetlerini daha tesirli bir hale getirmeğe yardım edecektir.

Madde: 2 — Yüksek âkid taraflar, kendi haklarının hayat seviyesini yük­seltmek ve içtimaî sahada millî faaliyetleri ahenkli bir şekilde ilerletmek için doğrudan doğruya istişare yolu ile ve mutahassıs müesseseler vasıtasiyle gayretlerini birleştireceklerdir. Yüksek âkid taraflar, mutahassıs müesse­seler tarafından yapılacak içtimaî mahiyetteki tavsiyeleri mümkün olan sü­ratle tatbik için istişarede bulunacaklar ve aralarında biran evvel içtimaî güvenlik mukaveleleri akdine çalışacaklardır.

Madde: 3 — Yüksek âkid taraflar, kendi milletlerini müşterek medeniyet­lerinin temelini teşkil eden prensipler üzerinde daha derin bir anlayışa sevk eylemek ve bilhassa aralarında aktedecekleri mukaveleler yolu ile kültürel mübadelelerini geliştirmek için müşterek gayret sarf edeceklerdir..

Madde: 4 — Yüksek âkid taraflardan biri Avrupa'da silâhlı bir tecavüze maruz kaldığı takdirde, diğer taraflar Birleşmiş Milletler Anayasasının 51 inci maddesi gereğince her türlü askerî vasıtalarla veya diğer vasıtalarla te­cavüze uğrayan tarafa yardım ve müzaherette bulunacaktır.

Madde: 5 — Yukarıdaki maddenin tatbiki için alınacak bütün tedbirler derhal Güvenlik Konseyinin ittilaına arzedilecektir. Güvenlik Konseyi, sul­hu ve milletlerarası güvenliği idame ve yeniden tesis hususunda gereken tedbirleri alır almaz tarafların almış olacakları tedbirler kaldırılacaktır. İşbu andlaşma yüksek âkid taraflar için Birleşmiş Milletler Anayasasından do­ğan vecibeleri ihlâl etmeyecektir. Keza andlaşma, sulhu ve milletlerarası güvenliği idame veya yeniden tesis etmk hususunda Güvnelik Konseyinin Anayasa gereğince lüzumlu göreceği şekilde heran harekete geçmek husu­sundaki vazife ve yetkilerini herhangi bir surette ihlâl eder mehiyette tefsir edilmeyecektir.

Madde: 6 — Yüksek âkid taraflardan herbiri gerek kendi aralarında gerek­se üçüncü bir devlete mevcut taahhütlerinin işbu andlaşma hükümleriyle tezad teşkil etmediğini beyan eder. Keza yüksek âkid taraflar, aralarından biri aleyhine müteveccih bir ittifak imzalamıyacakîar ve bu hususta her­hangi bir koalisyona iştirak etmiyeceklerdir.

Madde: 7 — Yüksek âkid taraflar, işbu andlaşmanın mevzuunu teşkil eden meseleler üzerinde istişarede bulunmak üzere vazifesini daimî olarak yapa­bilecek ve ancak lüzumlu görüldüğü zaman oplanabilecek şekilde teşkilât­landırılacak bir istişarî konsey ihdas edeceklerdir.

Madde: 8 —.Aralarında çıkacak ihtilâfları barışçı yollarla halletmek yolun­daki azimlerinde sadık kalmak isteyen yüksek âkid taraflar aralartnda aşa­ğıdaki hususatı tatbik etmeği kararlaştırmışlardır:

Yüksek akid taraflar, işbu andlaşma tatbik mevkiinde bulunduğu .müddetçe beynelmilel yüksek adalet mahkemesi tüzüğünün 36 inci maddesinin ikinci fıkrasında derpiş edilen bütün ihtilâfları Yüksek Adalet Mahkemesine tevdi edeceklerdir. Ancak akid taraflar, mecburî kaza hakkını kabul ettikleri za­man ileri sürmüş bulunduklrı ihtirz yaıtlarmdan feragat etmedikçe bu ihti­raz kayıtları baki kalacaktır..

Yukarıdaki hükümler barışçı tesviye tarazları için herhangi Taşka usuller tesis eden diğer hükümlere veya anlaşmaları ihlâl etmeyecektir.

Madde: 9 — Yüksek âkid taraflardan biri herhangi başka bir devleti bu and-laşmaya iştirak davet edebilir. Davet şartları yüksek âkid taraflar davet eden taraflar arasında kararlaştırılacaktır. Bu suretle davet edilen devlet, andlaşmaya iştirak ettiğini bildiren vesikayı davet eden hükümete tevdiini müteakip andlaşmaya iştirak etmiş olur. Bü hükümet diğer âkid taraflara iş­tirak vesikasının kendisine tevdi edildiğini bildirecektir. Madde: 10

1 — İşbu andlaşma, yüksek âkid tarafların hükümetlerince tasdik edilecek ve tasdikli vesikalar bu hükümetlere tevdi edilecektir;

— Andlaşma 50 sene müddetle yürürlükte kalacaktır.

— 50 senelik müddetin hitamında âkid taraflardan herbiri andlaşmayakendi taahhüdatı bakımından son vermeği diğer âkid tarafların hükümet­lerine bir sene evvelinden deklarasyon vermek suretiyle isteyebilecektir;

4— Yüksek âkid taraflardan hrbirinin hükümti tasdik vesikalarını ve and­laşmaya devamdan feragati mutazammın dekierasyonu aldığını diğer taraf­ların hükümetlerine bildirecektir.

Yukarıdaki hükümleri tasdik etmek üzere murahhaslar imzalarını ve mü­hürlerini andlaşmaya vazetmişlerdik.

Beşler ittifakına doğru...

Yazan:ÖmerRızaDoğrul

7 Mart 1948 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan

İngiltere ile Fransa arasında bir sene önce imzalanan Dönkerk muahedesinin hedefi yeni bir Alman taarruzuna karşı İngiliz - Fransız elbirliğini sağlamak ve iki memleketi bu taarruzdan korumaktı. Şimdiki halde siyaset ufkunda yeni bir Alman tehlikesini hissettirecek bir şey bulunmadığı için Dönkerk muahedesi, uzak veya yakın istikbalde başgösterecek yeni tehlikeleri önlemeğe yarıyacak bir basiret ve dirayet vesikası olarak yaşa­makta idi. Hattâ iki üç kün evvel, bu muahedenin yıldönümü de hararetli teb­rik telgraflariyle kutlanmıştı.

Uzak veya yakın istikbalde yeni bir Al­man tehlikesinin belirmesi ihtimaline kar^ şı bir andlaşma imzalamanın gayet isa-batı Avrupa'ya me*?rtan okumasıdır. elbirliği kurmanın faydadan hâli kalmı-yacağım Benelux devletlerinin de takdir ettikleri muhakkaktır. Onun için bu dev­letlerin de Dönkerk muahedesine benzi-yen bir muahede imzasına hazır oldukları ısrarla söylenmektedir. Bu böyle olmak­la beraber, imzalanacak ittifak muahede­sinin bugün siyaset ufkunda iyiden iyiye beliren tehlikeleri hesaba katması ve bu tehlikeyi önliyecek tedbirleri bahis mev­zuu etmesi daha isabetli olmaz mı? İşte Belçika Başbakanı M.Spaak'm da ileri sürdüğü noktai nazar bu mahiyettedir ki hem isabetli, hem de vakıa mutaba-kati bakımlarından takdire değer.

Bu ufukta beliren tehlike ise gayet bel­lidir ve doğu milletleri teker teker bu tehlikenin kurbanı olmuşlardır. Durum bu merkezde olduğuna göre yeni ittifa­kın bu tehlikeyi hesab ederek ona göre tedbir alması ve yalnız ileride başgöstermesi melhuz olan Alman tehlikesiyle meşgul olmamız icab eder. Çünkü bu tehlike, batı dünyasına yalnız yaklaşmış bir halde değildir. Bu tehlike doğu Al­manya'yı işgal yüzünden batı Avrupa'­
nın göbeğine işlemiştir ve bugün beslenenen büyük korku, onun meyus ve perişan bir Almanya ile ittifak ederek bütün batı Avrupa'ya meyda nokumasıdır. Bu böyle olduğuna göre bu tehlikeyi hesablamamak ve ona karşı tedbirler dü­şünmemek herhalde büyük bir eksiklik teşkil eder.

Şimdiki halde beş devletinbilhassa bunoktaüzerindemüzakereler yaptıkları ve bu durumu da tasfiyeye uğraştıkları anlaşılıyor.

Bir yıl önce Dönkerk muahedesi imza edildiği zaman İngiltere de, Fransa da, halâ Sovyetler Birliğiyle anlaşmak ve iş-birljği yapmak ihtimalini gÖzÖnünde tu­tuyorlardı. Moskova Konferansı ile onu takib eden Londra Konferansı henüz toplanmamış ve ifcisi de akamete uğra­mamıştı. Onun için Dönkerk muahedesi­nin doğu tehlikesini hesaba katmaması mümkündü. Fakat o zamandanberi du­rum değişmiş ve İngiltere ile Fransa. Sovyetlerle işbirliği yapmanın imkânsız olduğuna inanarak başlarının çaresine bakmak lüzumunu hissetmişlerdir. Beş­lerin kurdukları ittifak manzumesi de bu yüzdendir.

Yeni muahedenin, bu noktayı ihtiva edip etmiyeceği henüz belli değildir. Fakat meselinin en geniş ölçüde konuşulduğu aşikârdır.

Bati yarım küresi demokrasileri, manevî ve siyasî bağımsızlıklarını tamamiyle mü­dafaaya azmetmişlerdir.

Brezilya Delegesi Joa Naves Fontura, Cumhurbaşkanı Ospina'ya cevab evrmiş ve iyiniyet sahibi insanlarla milletler top­luluğunun inhitat etmesinin ve cesaret-sizügıne uğramasının onunu almak za­rurî olduğunu söylemiştir.

Öteyandan ilk oturum esnasında konfe­rans bürosu, umumî heyetin tasvibine ik­tiran etmek üzere ooıumoıa Dışişleri Bakam Laureano Gouez'i konferansın başkanı olarak seçmiştir.

Columbia, Amerikan Hükümetleri ara­sındaki teşkilât paktını incelemek üzere Komisyon teşkilini istediğinden dolayı konferans börosu tâli bir çalışma komisyonu te§kil etmiştir.

Toplantının yegâne siyasî hadiselerini, Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı Mars-hall'ın gündeme abarış müessesesine kar­gı tevcih edilmiş yabancı gizli faaliyetler meselesi» müzakeresinin meveud olup olmadığısualiteşkiletmiştir.

— Bogota:

21 Amerikan Cumhuriyetinin iştirak et­tiği milletlerarası konferans dün akşam batı yarım küresindeki kgmünist faali­yetleri meselesini incelemeye karar ver­miştir.

Bu kararın alınmasına ilk toplantılardan birinde Amerika Dışişleri Bakam M. Marshall'ın konferansa sunduğu bir tek­lif sebep olmuştur.

Kolombiya Cumhurbaşkanı, açılış nut­kunda,konferanstan beklenengayenin mahallî teşekkülleri kuvvetlendirmek su­retiyle sulhu korumak ve demokrasi düş­manı kuvvetlerin dünyaya tahakkümünü Önlemek olduğunu söylemiştir.

— Londra:

B. B. C'nin' Bogota muhabiri) konferans koridorlarında birçok şeylerin cereyan etmekte olduğunu bildirmektedir.

Dün konferansın açılışından evvel İngil­tere'nin FaUdand Adalarının güney kut­bunda ve Honduras'daki toprakları me­selesinin gündeme alınacağı zannedilmek­teydi. Fakat şimdi Avrupalıların batı ya­rım küresinde bulunan bütün toprakla­rının bahis konusu olduğu anlaşılmakta­dır.

Brezilya gibi bazı memleketler, Güney Amerika'da Batı Aı ruj a devletlerinin hâkimiyetinin zayıflamasının Avrupa'da kendi durumlarını zayıflatacağı ve bin-netice komünizme karşı koyan bütün memleketlerin bunun zararım görecek­lerini ileri sürmektedirler.

Muhabir sözlerine şu şekilde devam et­mektedir:

Bununla beraber, komünistlerle taraftar­ları sömürgeler aleyhine girişilen bu mücadelenin elebaşları olmuşlardır. Bu. ingiliz devletleri camiasının bütün dün-ya'da hâkimiyeti altında bulundukları topraklara karşı teşkilâtlı ve ciddî bir tehlike teşkil etmektedir ve o şekilde mü­talâa edilmelidir. Sokaklarında dıvarlar-da komünist vecizeleri yazılmıştır. Ko­münist genel karargâhının dışında muha­fazakâr olan Kolombia Dışişleri Bakanı­nın Hıtler'yari eline kaiuirmış ve «Heil MarshalI» diyen bir resmî vardır.


Arap Birliği devletleri arasın­da askerî bir andlaşma...

Yazan: Ömer Rıza Doğrul

14 Mart 1948 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:

Arab Birliği devletleri arasında beliren en son cereyan, birliğe dahil olan bütün devletleri askerî ittifaklarla birbirine bağ-iamak ve böylece Arab Birliğini bir kat daha sağlamlamaktır. Şimdiki halde Arab Birliği devletleri arasındaki münasebet­ler, müşterek menfaatlere ve sağlam iş­birliğine dayanmaktadır. Arab devletleri birbirlerine komşu olduktan başka ara­larında hüküm süren kültür bağlantıla­rına, maddî menfaatlere ve müşterek durumlara dayanarak Arab Birliğini kur­muşlar ve aralarında işbirliğini sıklaştır­mak için çalışmışlardır. Bu işbirliğinin temeli, mesele çıktıkça ve işler gerekleş-tirdikçe toplantılar yapmak, görüşmek ve her mesele karşısında görüş birliği kurmak, velhasıl Arap milletini alâkalan­dıran her mesele üzerinde anlaşmaktır. Arab Birliği arasında sıkı işbirliği hü­küm sürmekle beraber bu işbirliği siyasî ve askerî menfaatlerin birleşik olan dev­letler arasında yapılan muahedelere bağ­lanmamış bulunuyor. Son günlerde bu ihtiyaç da hissolunmuş Suriye Murahha­sı Başbakanı Cemil Mardam Bey Arab Birliği siyasî komitesine bir teklif suna­rak Arab Birliği devletleri arasında as­kerî bir andlaşma yapılmasını istemiştir. Cemil Mardam Beyin teklifine göre «Arab Birliği devletleri arasında askerî bir and­laşma yapılması, Birliğin dünyadaki değe­rini arttırır, mevkiini sağlamlar, bağımsız­lığı kuvvetlendirir ve Arab milletlerinin Birliğe karşı hissettiği güveni diriltir.

Onun için Cemil Mardam Bey Birliğe dahil Arab milletleri arasında askerî bir ittifakimzalanmasınıbumemleketler arasında hüküm süren işbirliğinin en ta­biî neticesi saymakta ve Suriye'nin görü- , şünü şuşekilde hülâsa etmektedir:

»Suriye Hükümetine göre birlik devlet­leri arasında siyasî ve askerî bir ittifak yapmak sırası hulul etmiştir. Çünkü yıl-îardanberi siyasî komitede ve Birlik Kon­seyinde ifade edilen görüşler, Arab rnil-ietlerinin bu iki bakımdan menfaatlerini^ birleşik olduğunu belirtmiştir. Bundan başka bugün dünyanın doğusunda ve ba­tısında bîr takım andlaşmalar yapılmak­ta ve Arab devletlerinin de, kurulmakta olan bloklara karşı bağımsızlıklarını ko­ruyacak, siyasî ve askerî bakamdan bir­leşik olan menfaatlerine dayanacak bir barış andlaşması yapmayı kesin bir za­ruret haline getirmekte olduğu gibi Arab milletlerinden, her birinin menfaatlerini korumak da bu andlaşmayi gerekleştir-mektedir.»

Bu yüzden Cemil Mardam Bey Arab Bir­liği devletleri arasında yapılacak andlaş-manm, müşterek bir dıg politika tutma­yı ve müşterek müdafaa kurmayı temin edecek mahiyette olmasıiîı istemektedir. Teklif henüz konuşulmaktadır ve tahak­kuk edip etmiyeceği henüz belli değildir. Bu teşebbüsün muvaffak olması için her-şeyden evvel bugün Arab Birliğine da­hil olan devletlerden her birinin bugün­kü durumunu bugünkü hududunu kabul ederek bu hudud içinde bağımsız yaşa­mayı taahhüd etmesi ve bu taahhüdü as­la ihlâl etmemesi icab eder, Galiba teşeb­büsün karşılaşacağı en mühim güçlük de budur. Fakat Arab Birliği devletleri, bir­liklerini çözüntüden korumak, ve ona hakikaten değer bir varlık mahiyetini vermek istiyorlarsa bu güçlükleri yen­mek mecburiyetindedirler. Onun için bu cereyanın inkişaflarını takib etmek çok faydalıdır.

Çekoslovakya'dakiihtilâlbirkaçgün

içinde başarılmıştır. Şimdi sıra Finlan­diya'nındır. Komünistlerin en büyük avantajı her türlü çekinme duygusundan mahrum bulunmalarıdır. Onlar muhasım-feruıa karşı mert bir şekilde hareket et­miyorlar.,.

5 Mart 1948

—Londra:

Wigan kısmî seçimlerinin neticesi bugün İngiltere'de ilân edilmiştir.

İşçi Partisi adayı Muhafazakâr Parti ada­yından 11.000 oy fazla almıştır. Komünist­ler bu seçimlerde 700 küsur oy kazana-bilrnişlerdir. İşçi Partisi adayının aldığı oy miktarı 1945 seçimlerinde partinin el­de ettiği neticeden 5.000 oy fazladır.

,H Mart 1948

—Londra:

-Bugün Avam Kamarasında İngiliz bahri­yesinin bütçlsi hakkındaki müzakereleri açan Bahriye Müsteşarı, ingiltere'deki deniz inşaatı hakkında tafsilât vermiştir. Aralık ayma kadar 4 zırhlı 8 uçak gemi­si, 17 kruvazör denizaltılar ve torpidobot­larla birçok başka deniz birlikleri hizmete girecektir. Donanma bundan başka pek çok ihtiyat birliğe malik bulunmaktadır. Bahriye müsteşarının belirttiğine göre. Deniz araştırmaları sahasında pek çok gelişmeler sağlanmıştır. Yeni bir tipte aîln 24 torpido harpten evvelki hafif zırh­lıların taşıdığı silâhlara muadil silâh ta­şımaktadır, ingiliz bahriyesi bugünkü durumda zırhlılar hariç olmak üzere her sınıfta harpten evvelki gemilerin mikta­rına muadil harp gemisine malik bulun­maktadır. İngiliz Bahriyesi harp gemileri bakımından Amerika'dan sonra ve ikinci olarak gelmektedir.

Bahriye Müsteşarı Anavatan Filosunun bu son baharda Antiller denizinde önem­li manevralara başlıyacağını bildirmiştir. Diğer bazı- birlikler de Güney Afrika'ya gideceklerdir.

Muhalefet adına söz alan M. Chnrchill, Amiralliğin şimdiye kadar emrine hazır bulundurulan kredi ve mevcutlardan bu kadar az istifade ettiğinin görülmemin olduğunu söylemiştir. Milyonlarca ingi­liz lirası boş yere sarfedümiş ve binlerce insandan icabettiği gibi faydalanılmamıştır.

12 Mart 1948

— Londra:

Bugün Avam Kamarasına arzedilen ve her partiye mensup 73 saylavın imzasmi taşıyan bir teklifte derhal bir batı Avru­pa konseyinin kurulması istenmektedir. Bu saylavlardan 40 ı işçi partisine 24 ü Muhafazakâr Partisine mensuptur. Üçü Bağımsız biri de Millî Liberal Partiden­dir. M. Churchill gelecek hafta Avam Kamarasından bu teklifin müzakere edil­mesini istiyecektir. Siyasî mahfillerde teklifi Müzakere edilmesini istiyecektir-Siyasî mahfillerde teklifi imzalıyanların sayısının süratle iki misline çıfcamsı bek­lenmektedir. Bütün Batı Avrupa lisanla­rına tercüme edilen bu teklif saylavların buna müşabih teklifler arzetmelerinİ te­min için ilgili memleketlerin parlâmento­larına gönderilmiştir. ' Metnin anahatları şöyledir:

— Avam Kamarası, İngiliz MilletlerCamiasının diğer üyeleriyle istişare ede­rek Batı Avrupa'da batımedeniyetinin kıymetlerinivedemokrasiyikurtaracakkadar kuvvetli bir siyasî birliğin ve üyememleketlerinekonomikistikrarlarınıkazanmalarınıteminedecek,sömürgetopraklarını da havi, oldukçageniş birticaret bölgesininkurulması için derhaltedbirleralınmasını istemektedir.

— Yakın istikbâl gözönünde tutularakMarshall plânına iştiraki kabul eden onaltı hükümetle Batı Almanya temsilcile­rini havi bir batı Avrupa konseyinin der­hal kurulması lâzımdır. Bu konsey müş­terek hareketin umumî hatlarını tesbitetmekle vazifeli olacaktır. Konseyin, sos­yal ve askerî meselelerarasında ahenkteminiylevazifelidaimîmilletlerarasıteşkilâtlarıkurmasınamüsaade edecekyetkileri haiz olması lâzımdır.

— Siyasî hürriyet ve serbestçe seçilmişhükümet esasma müstenit anayasaya sa­hip bir demokrat Avrupa federasyonunun kurulması uzun vadeli işler arasında bu­lunacaktır. Bu anayasa insan haklan beyannamesini ihtiva etmelidir. Federasyon dışişleri, millî savunma, para, gümrük sahalarıyla istihsal. ticaret, muharrik kuvvet ve nakliye meseleleri bakımından belirli yetkilere sahip olmalıdır.

Bu sebepten Batı Avrupa hükümetleri federal anayasayı tesbit etmek üzere iştirak edecek olan devletlerin parlâmen­toları tarafından seçilecek temsilcilerden müteşekkil bîr kurucu meclisi bir an ön­cetoplantıyaçağırmalıdırlar.

13Mart 1948

—Londra:

Bugün Abingdon'da bîr nutuk söyleyen ve ingiliz hava kuvvetlerinin bombard-man uçakları mürettebatına bitap eden Havacılık Bakanı Henderson şunları söy­lemiştir.:

Milletlerarası durum son derece vahimdir. Yakın bir gelecekte- hadiselerin nasıl bir cereyan alacağını söyleyebilmek son de­rece güçtür. Yapacağımız yegâne şey te­tikte bulunmak ve ingiliz hava kuvvetle­rine yapılacak ilk müracaat için hazır ol­maktır. Size harbin kaçınılmaz olduğunu söylemek istemiyorum. Zira buna ben de kani değilim. Fakat durumun çok vabim olduğunu ve İngiliz hava kuvvetlerinin azamî derecede tesirli bir halde tutulma­sının icabettiğini yeniden teyid ediyorum. Çekoslovakya'da olup bitenleri ve Fin­landiya'da nelerin olmak üzere bulun­duğunu görüyorsunuz. Bundan dolayı milletlerarası durumu gözönünde bulun­durarakvazifemiziyapmalıyız.

14Mart 1948

—Londra:

Londra'nın siyasî mahfillerinde ve bilhas­sa muhafazakâr mahfillerde, İşçi Partisi­nin komünist elemanlarından temizlen­mesi sık sık bahis konusu olmaktadır. Bununla beraber işçi bir saylavın parti­den çıkarılmasına ancak partinin parlâ­mento grupu karar verebilir. Ve işçi saylavlardan çoğunun bu müfrit tedbiri almakta tereddüt edecekleri zannedilmek­tedir. İşçi partisinde komünist olmıyan sol cenahın nüfuzlu liderlerinden Gros-man'ın birkaç gün evvel belirttiği veçhi­le parlâmento grupuşu kanaattedir ki

bu gibi sebeplere müsteniden bir saylavın partiden çıkarılması komünistlerin ek­meğine yağ sürmekten başka, birşeye ya­ramaz.

15 Mart 1948

—Londra:

Estetik cerrahide hayret verici terakkiler sağlanmıştır.

Bunun en parlak bir misali dili kesilmiş bir hastada görülmüştür. Vücudunun di­ğer bir parçasından kesilmiş derileriyim yeni bir dil yapılarak hastanın ağzım dikilmiştir. Bu ameliyat büyük bir ba­şarı ile sona ermiş ve hasta konuşmayn. başlamıştır.

—Londra:

M. Attlee Avam Kamarasında beyanatta bulunarak komüisnt partisi üyeleriyle Faşist teşkilâtılarma faal bir şekilde iş­tirak eden kimselerin memleketin güven­liği için hayatî mahiyeti haiz olan her­hangi bir işte artık katiyen kullamlmıya-caklarmı bildirmiştir.

Başbakan, ingiltere'de ve diğer memle­ketlerde yapılmış olan tecrübelerin komü­nist partisi üyelerinin ve bu partiyle bir ortaklığın devlet İçin tehlikeli olduğunu . gösterdiğinisöylemiştir.

M. Attlee bundanr başka, hükümetin, memurlarının siyasî kanaatlarıyla ilgilen­mediğini fakat komünistlerle Faşistleri memleketin güvenliğiyle alakadar olmı­yan mevkilerde çalıştırmanın "gayet tabii bir şey olduğunu bildirmiş ve bu gibi kimselere münasip bîr vazife bulunmadığı takdirde vazifelerine nihayet vermenin mümkünolduğunusöylemiştir.

M. Attlee,diğer taraftan,İngiliz komü­nist partisininharp esnasındaalmış ol­duğu vaziyeti unutmadığını da bildirmiş-'tir.

Başbakan B. B. C. hususunda sorulan bir suale cevap vererek bu meselede me­suliyetin bu teşkilâtın idarecilerine ait olduğunu söylemiştir.

M. Attlee beyanatına başlar başlamaz. Komünist Saylav Galîâcher, «Kızıl Bay­rak» marşını söylemeğe başlamıştır. Bu komünistsaylavmuhalefetüyeleriyle hükümet taraftarları tarafından yuhalanmıştır.

Muhafazakâr saylavlardan OHver Stanley hükümetin gayet yerinde bir tedbir almış olduğunusöylemiştir.

24Mart 1948

—Londra:

Anadolu Ajansının özel muhabiri bildi­riyor:

İngiliz Hükümetinin, devlet dairelerinde ve işçi teşkilâtlarının idare mekanizm a-]arında mevki sahibi olan komünist zih-niyetli kimseleri bu mevkilerden uzak­laştırmak hususundaki kararı, ingilte­re'de geniş bir ilgi uyandırmakta ve bü­yük bir münakaşa konusu teşkil etmek­tedir. Hükümetin kararma prensip ola­rak itiraz edenler, çok ekalliyette kaldı­ğı halde, meselenin bir münakaşa konu­su haline gelmesinde fikir hürriyetini korumak mülahazası başlıca bir amil olmaktad}r. Bunun için hükümetin bu fikrine esasta en ziyade taraftar olan muhafazakâr dahi karar katiyet kesbet-meden evvel meselenin avam kamara -sında müzakere edilmesini istemişler, iş­çi mebuslardan bir kısmı da bu fikre iş­tirak etmişlerdir. Hükümetin bu kararc-tatbik etmek istemesinin sebebi komü -nist propogandasımn halk oyuna, nüfu­zuna ve hükümete ait sırların komünist zihniyetli kimseler tarafından harice sız­masına mâni olmak kaygusudur.

Mesele her şeyden önce bir emniyet da­vası addolunmaktadır Bu sebepden Per­şembe günü avam kamarasında bu ko­nuda yapılacak müzakerelere ehemmi­yet verilmektedir.

25Mart 1948

—Londra:

Komünist ve faşist teşkilâtları ile aLaka ve teması tanınmış memurların Kilit mevkilerden uzaklaştırılmaları veya baş­ka vazifelere nekledilmeleri gerektiği hu­susunda hükümet tarafından alınmış olan karar Avam Kamarasında müzakere edilmiştir.

Muhafazakâr saylavlardan Nigel Briih Komünist Beşinci Kolunun İngiltere için arzettiği tehlike üzerinde İsrarla durmuş

ve «Sosyalist koyun» ile «Komünist ke­çi» arasında bir tefrik yapılması icabet-tiğini ilâve etmiştir. Muhafazakâr saylav şunları söylemiştir:

Bizzat M. Attlee'nin 3937 senesinde ko­münist usulü ile yumruğunu sıkmış ola­rak selâm verirken resmi çekilmemiş midir?

Solcu işçi saylavlardan Harold Davies. hükümet tasarılarının şiddetle aleyhinde bulunmuş ve ezcümle şahısları dinleme­den mahkûm etmek için devlet idaresi­nin mücbir sebeplerini bir bahane olarak ortaya atmak diktatörlüklerin usulüdür, demiştir:

Bundan sonra komün;st saylavlardan Gal Lacher, hükümet tarafından düşü­nülen bu tedbirin şiddetle aleyhinde bu­lunarak şunları söylemiştir: Sadece bir kaç komünistin vazifelerin­den uzaklaştırılmaları değil fakat Ame­rika'nın Rusya'ya saldırmak için İngiîte-reyi Avrupa'da ileri bir üs haline koy­mak arzusu bahis mevzuu olmaktadır. Avam Kamarasında her iki parti tarafın­dan yapılan tenkidlere cevap veren M. AitleS' komünistlerin devlete karşı sa­dakat vecibelerini yerine getirmemekte olduklarını söylemiş ve şunları ilâve et­miştir:

Bir harp tehlikesi mevcut bulundukça, müdafaamızın hazır bir halde bulunması ve bu savunmaya müteallik sırların mu­hafaza edimesi icap etmektedir. Genel bir temizleme hareketi vuku bulmıya-caktır. Bu hareket halen gizli görevlerde çalışmakta olan ve kendilerine itimad edilmeyen sivil memurlara münhasır ka­lacaktır.

Başbakan bu durumda olan bir memu­run vazifesinden çıkartılacağı mı veya başka bir vazifeye mi nakledileceği hu­susunda karar vermenin alakadar baka­na ait bir iş olduğunu belirtmiştir. Bun­dan başka bahis mevzuu olan her memur durumunu üç mütekait memurdan mü­teşekkil bir komisyon önünde izah et­mek hakkına malik olabilecektir. M. Attlee sözlerine şöyle son vermişti':: Pek çok kimsenin vazifelerinden çıkarı­lacağım zannetmiyorum. Sadece komü­nizme sıkı bir sadakat beslemekte olan­larbumuameleyemaruzkalacaklarda.


1 Mart 1948

—Paris:

Komünist Partisinin Eyaletler Federasyo­nu tarafından Marsilya'da yapılan bîr toplantıda söz alan M. Duclos hükümetin siyasetini tenkid etmiştir.

M. Dueîos, Meyer plânına hücum etmiş ve fiyatların bu yüzden yükseldiğini söy­lemiştir.

Hatip, komünist partinin Ön plânda bir rol oynayabileceği bir kabinenin kurul­ması lüzumunu ileri sürmüştür.

—Paris :

Fransız Cumhuriyetçi Halk Partisi nülJİ komitesi dün akşam yayınladığı tebliğ ile Pragda demokrasi aleyhinde yapılan hükümet darbesini ve diktatörlük taraf-darı küçük bir azınlığın bu suretle işba­şına geçmesini şiddetle takbih eylemiştir. Komite aynı tebliğinde, «Fransanm ikti­sadî kalkınması lehine ve fiyatların yük­selmesi aleyhinde, giriştiği mücadeleyi kuvvetle takip ve tatbik yolundaki azim ve cesaretinden» dolayı Başbakan Sc-human'ı takdir eden ve bu siyasetinde kendisini daima desteklemekte olduğunu teyid eyleyen bir takrir suretinin de söz birliğiyle tasvib ve kabul edildiğini bil­dirmektedirler.

—Nice :

Dün akşam burada söz alan eski Başba­kan Paul Ramadicr, müfrit solcu veya müfrit sağcıların macera peşinde koşan şüpheli hareketlerinde iyi ve yapıcı her­hangi bir netice çıkması mümkün ve muhtemel olmadığını söylemiştir.

Başbakan Schuman'm üçüncü kuvvete dayanan hükümetini destekleyen Rama-dier,iaşedurumudışında,Fransa'nın

bugünkü iç vaziyetinin, diğer Avrupa memleketlerininkine nisbetle lehte muka­yese edilebileceğini belirtmiş ve dışsiya-set hadiselerine temasla Prag'daki hükü­met darbesinin taşıdığı mananın avru-pa üzerine çöken tehlikenin mahiyetini açıkça anlatmağa kâfi geldiğine işaret etmiştir.

2 Mart 1948

—Paris :

Bugün İçişleri Bakanlığının bir sözcüğü, komünist parti tarafından memleketin her köşesinde «müdafaa komiteleri» ih­das edilmiş olduğundan bakanlığın ha­berdar olduğunu açıklamış ve şunları söylemiştir:

Bu komiteler Çek komünist Partisinin ka­ti şekilde iktidarı ele almasını sağlayan Çek hareket komitelerine garip bir şe­kildebenzemektedir.

Beyanatta bulunan İçişleri Bakanlığının sözcüsü, kominform tarafından Yalta'da neşrolunan bir bültenin Paris gazetele­rinden birinde yayınlanmasını yorumîı-yarak demiştir ki:

Bültende Çek hareket komiteleri ile aynı safta bulunan komünist müdafaa komite­lerinin İngiliz - Amerikan emperyaliz­mine karşı siyasî ve iktisadî bağımsızlığı müdafaa gayesiyle teşekkül ettikleri ve bu komitelerin daha evvel 70 kadar Fran­sız Uçak Fabrikasında esasen vücut bul­muş olduğu, diğer bir kısım teşekkülle­rin de makine sanayii merkezlerinde ku­rulmalarına devam edildiği bildirilmek­tedir.

11 Mart 1948

—Paris :

Millî Meclis dün bütün gece enflâsyonu önlemek üzere ihdası düşünülen fevka­lâde vergi meselesini incelemiştir.

Fevkalâde vergi ihdas edilmemesi yolun­da komünistler tarafından yapılan teklif 16 oy fazlasiyle reddedilmiştir. Komünist teklifi bazı sağcı ve radikal saylavlar ta­rafından desteklenmiştir. Komünist öner­gesini oya konmadan evvel Başbakan, red kararı kabul edildiği takdirde, kabi­nenin hükümet mesuliyetini deruhte etmekte devam edemiyeceğini söylemiş­tir.

Meclis bundan sonra vergi tasarısında değişiklik yapılması yolunda Maliye Komisyonu tarafından ileri sürülen 68 teklifi inselemiştir. M. Rene Meyer fran­gı kurtarmak için hazırladığı plân müna­sebetiyle bazı kimseler tarafından ileri sürülmüş olan vahim neticelerden hiç­birinin şimdiye kadar tahakkuk etmedi­ğini söylemiş ve devalüasyona rağmen 1946 senesi sonuna nazaran frangın altın karşıılğmın daha yüksek olduğunu, ma­aşlara yapılan zamlara rağmen tedavül­de olan kâğıt paranın miktarının eksilmiş olduğunu ve hükümetin bazı fiyat yük­seltmelerini önlemeğe muvaffak olduğu­nu beyan etmiştir.

M. Rene Meyer, «ben Maliye Bakanı kal­dıkça Fransız Millî Bankasında bulunan altınlara dokunulmıyacakür» demiştir. Bundan sonra, bugün Öğleden sonra tek­rar toplanılmak üzere oturuma son veril­miştir.

8 Mart 1948

— Paris;

Bugün Millî Meclis, hükümetin enflâs -yon aleyhindeki projesini müzakere ederken Fransız Hükümeti iki defa boz­guna uğramaktan gayet güçlükle kurtu­labilmiştir.

Komünistler, sağ cenah ve bazı mutedil saylavlar, bu kanun tasarısının çiftçilere, sanayicilere ve iş adamlarına vergi tah­mili hakkındaki bazı maddelerinde de--ğişiklik yapılması için bir teklif ileri sür­müşlerdir.

Fransız Hükümeti, bu suretle husule ge­lebilecek olan bozgunu ancak üç oy fark-

la önliyebilmiştir. Diğer bir değişiklik teklifinin müzakeresinde hükümet on iki oy farkile çoğunluk kazanabümiştir.

Başbakan M. Schumann, hükümetin, bu kanun tasarısı hususunda artık yeni tavizlerde bulunmayı düşünmediğini "bil­dirmiştir.

M. Schumann ile Maliye Bakanı, bundan bir az önce meclise bîr muvaffakiyetsiz-liğin hükümetin istifasına sebebiyet ve­receğinibelirtmişlerdir.

9 Mart 1948

—Paris:

Üçüncü Kuvvet Sekreterliği dü nakşam neşretmiş olduğM bir demeçle General De Gaulle'ün nutkhınu takbih etmiştir. Bu demeçte General, memleketi bir da­hilî harbe sürüklemekle itham edilmek­tedir. Eğer Cumhuriyetçi partiler bun­dan iki sene evvel General De Gaull'ün yapmış olduğu gibi iktidarı terk etsey-diler, hadiseler, Fransada da Çekoslo-vakyadakidurumualabilirdi.

13 Mart 1948

—Paris ;

Kuzey Fransa kömür madenlerinde 48 saatlik bir grev yapılması kararlaştırıl­mış olup 30.000 işçi halen grev halinde­dir. İşçiler yevmiyelerin arttırılmasını ve hayat şartlarının ehvenleştirilmesinİ İs­temektedirler.

Times gazetesinin Paris muhabiri bu hu­susta şunları yazmaktadır:

Şunu unutmamak lâzımdır ki, komünist nüfuzu altında bulunan Genel İş Federas­yonu 15 Mart tarihini, hükümetin, fiyat­larda büyük bîr tenzilât yapması için son mehil olarak tesbit etmişti. Genel iş Konfederasyonu, gerekli tedbirlerin bu tarihe kadar alınmamış olması halinde, bu talebini «münasip tedbirlerin alın­ması» esasına istinad ettirerek, günde­liklerin yüzde 25 nisbetinde arttırılması­nı istiyeceğini beyan etmişti. Bu grev «münasip tedbir» olmasından korkul­makta zira bu o derece münasip bir ted-bildir ki, Avrupa'nın kalkınması programı hakEmda toplanacak olan Onaltilar Kon-leransındaki delegelere tesislerin plân laşürmaları için çalıştıkları kadar istik­rarsızolduğunugösterecektir.

14 Mart 1948

—Paris:

Merkezî Fransa'da kâin Thiers'de tertib-lenen bir toplantı esnasında De Gaulle.-ün Frangız halk topluluğu üyeleriyle ko­münistler arasında geç vakit arbede çık­mış ve Polis kuvvetlerine müracaat et­mek lâzımgelrniştir.

—Paris:

General De Gaulle'ün muvakkat hükü­metinde Maliye Bakanlığı yaıpmış olan M. Pleven'in başkanlık ettiği siyasî bir gurup, De Gaulle partisiyle üçüncü kuv­veti birbirine yaklaştırmak için millî öl­çüde bir mücadeleye girişecektir. Ple­ven'in gurupuna 20 kadar saylav dahil bulunmaktadır.

Bu gurupun icra komitesi dün, bütün Cumhuriyetçiler arasında bîr anlaşmaya varmak maksadiyle bütün parti mümes­sillerininmüzakerelerdebulunmalarını

tavsiye etmiştir,

16 Maxt 1948

—Paris :

Fransız Başbakanı M. Schumann, bugün gazetecilere beyanatta bulunarak Fran­sa'nın, durumunu yavaş yavaş fakat em­niyetle takviye etmekte olduğunu söyle­miş ve memleketin evvelâ kendi gayret­leri seviyesinde sonra da yabancı yardı­mına dayanarak muvaffak olacağını ile­ri sürmüştür. Schuman'ın verdiği malû­mata nazaran, Fransa'nın bugünkü en­düstri istihsali 1938 seviyesine nazaran yüzde 105 tir. Bu ay içindeki çelik istih­sali, 1938 de ulaşılmış olan rakamı aş­mıştır. Geçen sonbaharda başgösteren grevler yüzünden verilen kömür kaybı kapatılmış ve ithalât programı da tatbik edilmiştir. Eldeki stoklar normaldir. Çift­çiler harpten evvel ekilen toprakların yüzde seksenini işlemeğe muvaffak ol­muşlardır.

19 Mart 1948

—Paris:

Cumhuriyet Konseyi toplantısı dün ak­şam bir döğüşle sona ermiştir.

De Gaulle'cüîer Fransada yapılan atom araştırmalarından komünistlerin uzak­laştırılması talebinde bulunmuşlar ko­münistler de bu talebi «Faşistler» diye bağırarak karşılamışlardır.

Bunu müteakip komünistlerle sağcı say­lavlar arasında yumruk yumruğa kav­galar olmuştur. Kavgaya koridorlarda devam edilmiş ve ancak yarım saat son­rasükûnet avdet etmiştir.

—Paris:

Fransız Hükümeti bir kısım Sovyet, vatandaşının memleket dışına çıkarılma­sına karar vermiştir.

İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan bir tebliğde, menedilmîş olmasına rağ­men FranSadaki Sovyet vatandaşları ce­miyetinin gizlice teşekkül etmiş olduğu bildirilmektedir.

Bu teşekkülün evvelki akşam yaptığı bîr toplantı sırasında polis, icra komitesi üye­lerindençoğunutevkifetmiştir.

içişleri Bakanlığının tebliğine göre poli­sin ele geçirdiği vesikalarla tevkif edilen şahısların ifadeleri Aralık ayında hükü­metin aldığı karara karşı gelinmiş oldu-ğurtu göstermektedir. Tevkif edilenler Rusyaya dönmek talebinde bulunmuş­lardır. İçişleri Bakanlığı bu şahısların şi­leleri ile birlikte memleketi terk etme­leri için gerekli tedbirleri almıştır.

—Paris:

Komünistlerin şiddetli muhalefetlerine rağmen, Millî Meclis, gelecek İki ay için orduya. 55 milyar frank tahsisat verilme­si hakkındaki kanun teklifini 183 muha­life karşı 418 oyla kabul etmiştir. Ko­münist saylavlardan biri hükümeti, Fran­sız havacılığım kaldırarak bunun yerine Birleşik Amerika emrinde bîr polis teş­kilâtı gibi hareket edecek kuvvetli bir ordu kurmayı istemekle ittiham etmiştir.

13 Mart 1948

—Londra:

B. B. C. muhabirinin bildirdiğine göre İtal­yan polisi, başlarında faşist milislerinin eski bir albayı bulunan küçük bir tethiş-ci grupunu meydana çıkarmış ve tevki* etmiştir. Sanıldığına göre bu lethişeâler, son günlerde Roma civarında bazı ko­münist teşkilâtına ait binalara ve solcu gazetelerin idarehanelerine bomba ile ya­pılan suikastların feili bulunmaktadır­lar,

20 Mart 1948

—Napoli:

Napoli civarında bulunan Oastellamare di Stabia'da komünistlerle Hrıstiyan demak-ratlardan mürekkep oldukları sanılan iki grup arasında bir ardbede çıkmış ve atılan kurşunlardan bir kişi ölmüş on kişi yaralanmıştır.

Polis kuvvetlerinin müdahalesi ile asa­yiş iade edilmiş ve bir kişi yaralanmış­tır.

22 Mart 1948

—Roma :

Serbest Trieste bölgesinin italya'ya ia­desi hakkında Fransız, İngiliz, Amerikan hükümetlerinin müşterek teklifi muhte­lif siyasî hatipler tarafından Pazar günü söyledikleri seçim nutuklarında yorum­lanmaktadır.

Başbakan ve Hnstiyan Demokrat Par­tisi Lideri de Gasperi demiştir ki:

Millî siyasette bu yeni olay, Trieste ih­tilâfının artık barış davasını tehlikeli bir şekilde ihlâl etmeden devam edemiyece-ğini dört büyüklerin alenen kabul etmiş olduklarını vazıh bir surette göstermek­tedir.

Milâna'da nutuk veren Komünist Parti­si Genel Sekreteri Longo Vice, «Ameri­ka'nın Trieste meselesini harp için mil­letlerarası bir vesile ittihaz etmek iste­diği» kanaatini izhar etmiştir.

İftirakçi sosyalistlerin Lideri Saragat'a göre, Fransız, ingiliz, Amerikan teklifi «Avrupaanlaşmasınadoğruatılanilk adım, İtalyan halkı tarafından derin bir sorumluluk hissi ile karşılanması icap eden bir barış mesajı «addedilmektedir.» Nasyonalist ve iftirakçi qualunquite par­tisi Lideri Partrissi Beri'de verdiği de­meçte «üç büyük devlet tarafından ya­pılan bu harekette hiçbir menfaat hissi­nin âmil olmadığını teyid ederek demiş­tir ki:

«Eğer İtalyan Hükümeti başlangıçtan itibaren barış antlaşmasına karşı menfi bir tavır alsaydı, italya bu vesikanın tasdiki zilletinden kurtulmuş olacaktı.» Nihayet Kurucu Meclis Başkanı Um,-berto Terracım şu beyanatta bulunmuş­tur.:

Bu teşebbüs, bir seçim manevrasından başkabirşey değildir.

23 Mart 1948

— Londra:

Anadolu ajansının özel muhabiri bildiri­yor:

Batı devletlerinin Trieste'nin İtalya'ya iadesi hakkındaki teklifine ait Sovyet cevabı Londra'da merakla beklenmekte­dir. Umumiyetle Sovyet cevabının men­fi olacağı sanılmakta ve hatta bazı mah­fillerde Sovyetlerin bu konuda müzake­relere bile girişeceğinden şüphe edilmek­tedir. Londra siyasî mahfillerinde izhar edilen kanaate göre, Trieste'yi İtalya'ya iade etmek teşebbüsü batı devletlerinin giriştikleri hamlelerin sadece birincisin*. teşkil etmektedir. Bunu diğerleri de sür­atle takip edecektir. Bu hamlelerin bazı­larının şunlar olacağı tahmin edilmekte­dir:

— İtalya'nınBirleşmişMilletlerteşki­lâtına kabul edilmesi.

— Rusya ile Peykleri İtalyan harp taz­minatından vaz geçtikleri taktirde Yuna­nistan'ın da vaz geçmesinin istenmesi.

— İtalyankolonilerininbirkısmınınİtalya'ya iadesi. İtalyan kolonileri bahsinde son zaman­larda Washington ile Londra arasında müzakereler cereyan ettiği anlaşılmak­tadır. Bu müzakerelerde İngiltere tara­fındantekrarİtalyan idaresinegireme *yeceklerine dair trablusgarp sunusilerine verilen vaad gözönünde tutulduğundan. Eeritre İtalya'ya iade edilerek, Libya ve Trablusgarbın alıkonması şeklinde b$r tertibe baş vurulacağı söylenmektedir. Netice itibarile, batı devletleri teşebbüsü eîe almış ve İtalya'yı seçimlere takad­düm eden önümüzdeki dört kritik hafta içinde kat'i surette batı blokuna celp ederek bu memleketteki komünist tehli­kesini bertaraf etmeğe karar vermiş gö­rünmektedirler.

—Roma:

M. De Gasperi ve kont Sforza bugün ayrı ayrı, Torina'dan Roma'ya gelmişlerdir. Gar bayraklarla donatılmıştı. Halk «Yaşa­sın Trieste»diye bağırıyordu.

M. De Gasperi çok heyecanlı olan halk kitlesine hitaben sabırlı olmaları lâzım geldiğini ve Trieste'nin İtalya.ya iadesi hakkında kafî bir beyanatta bulunmak için vaktin henüz erken olduğunu Söyle­miştir.

De Gasperij bugün, bir kabine toplantı­sında hazır bulunacaktır. Bu toplantıda seçimlerden evvel ve seçimler sırasında memleketle sulh ve sükunu muhafaya matuf tedbirler görüşülecektir.

25 Mart 1948

—Roma:

Bugün üst üste üçüncü gün olmak üzere

İtalya gazetesizdir. Dün akşam, basın iş­çileriyle yapılması tasarlanan anlaşma tahakkuk etmemiştir. Basın işçilerinin grevi devam etmektedir.

—Milano:

Komünistlerin burada çıkarmış oldukla­rı karışıklıklar esnasında atlı polis, fe­satçılara kılıkçla hücum etmiş ve öte yandan polis memurları da halkı dağıt­mak için göz yaşartan bombalar at­mışlardır.Bukarışıklıklar,Trieste'nin

İtalya'ya iadesini kutlamak için halkın sükûnet içinde yaptığı tezahürler esna­sında başlamıştır. Sesto San Gionvanni'-nin sınaî bölgesinden kamyonlarla gel­miş olan komünistler halka hücum et­mişlerdir. İngiliz,Amerikan ve Fransız gazetelerini yağma eden komünistler bun­ları caddede yakmışlardır.

28Mart 1948

—Roma:

İtalya'da komünistlerin, seçim müca­delesi sırasında itibarlarından çok kay­bettikleri süohe.sizdir. Alınan haber­lere göre, İtalyan komünistlerinin kurmuş oldukları halkçı cephe soğuk karşılan­maktadır. İtalyan'lar şimdi komünizmin manâsını hakikaten öğrenmiş görünüyor­lar. Girişilen komünist propagandasında da eski hararet kalmamıştır. Komünist­ler de, efkârı umumiye üzerindeki tesir­lerinin zayıflamakta olduğunu farketmek-tedirler.

29Mart 1948

—Roma:

İtalyan Dışişleri Bakanlığının bir sözcy-sü, İtalya'nın Yugoslavya ile, batı memle­ketleri tarafından yapılan demeçte ileri sürülen esaslar dahilinde Trieste mesele­sini görüşmeye hazır olduğunu söylemiş­tir.

Sözcü diğer üç büyük devlet Trieste'nin İtalya.ya iadesi lehinde bulundukları için şimdi Rusya'nın teşebbüsde bulunması Ipzımgeldiğiniilâveetmiştir.

—Londra:

B. B. C'nin Roma muhabiri, komünistle­rin gelecek İtalyan seçimleri için endişe duymakta olduklarını bildirmektedir. Komünist Partisi mensuplarına gönderi­len bir sirkülerde, yeni yapılmış olan sen­dika seçimlerinin, komünistlerin işçiler üzerindekimüfuzunundeğişmemişfakat

buna mukabil, Hıristiyan demokratların nüfuzunun artmış oıciugunu göstermekte bulunduğu kabul edilmektedir.

Muhabirin ilâve ettiğine göre, seçim mü­cadelesi başlayalıdanberi polis, vukuu muhtemel siyasî karışıklıklar esnasında ciddi bir kan akmasına mani olmak üze­re silâh araştırmaları yapmıştır.

Bununla beraber yine mühim miktarda kaçak silâh ve cephaneolduğu tahmin

edilmektedir.

Bu teklif, bolşevikleri güç bir duruma düşürecektir. Çünkü Sovyet Rusya, bir taraftan İtalya'ya kur yaparken diğer ta­raftan da Mareşal Tito'nun Yugoslavya'sı ile nikâhlı vaziyetindedir. Adriyatiğin batı kıyısındaki güzeli ele geçirmek is­terken doğu kıyısındaki sevgili eşini kay­betmek tehlikesi vardır. Gerçi, kızıl Rus­ya'nın bu eşi, efendisine karşı çok uysal bir cariye vaziyetinde ise de, herhalde bir gün bir elçabukluğu ile kendi göğsüne takacağını umduğu Trieste pırlantasının rakibesine, verilmesine, hele efendisinin bunu kabul ederek kendisine ihanet et­mesine kolay kolay razı olmıyacakür. Nitekim, Yugoslavya'nın Washington El­çisi, şimdiden «gergin bir hava yaratacak mevsimsiz bir teklif!» diye memleketinin infialini açığa vurmuştur.

Sovyet Rusya, İtalyan seçimlerinde ko­münistlerin kazanacağından şüphe edi­yorsa, üç demokrat devletin Trieste hak­kındaki teklifini kabul etmiyecektir. Ak­sini ümid ediyorsa, kurnazca davranarak hem İtalyan komünistlerini dsteklemek, hem de Yugoslavya'yı teskin etmek için, bir idarei maslahat, avutma ve aldatma politikası takib edecektir.

Hülâsa, şimdi italya müzayedededir. Ba­kalım, iki taraftan hangisi daha çok art­tıracak ve kimin üstündekalacak?

Yazan: Cumhuriyet

24 Mart 1948 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:

Gelcek ayın 18 inde yapılacak olan İtal­yan genel seçimleri dolayısiyle Avrupa'­nın bütün dikkati bu memleket üzerinde toplanmıştır. O kadar ki İtalya'nın bü­tün mukaddratı ve bütün meseleleri bu arada bahis mvzuu olmakta, bu memle­keti hoşnud etmek, İtalyan halkını ifrata sapmaktan korumak için her şey yapıl­makta, sanki İtalya, Avrupa'nın küçül­müş bir modeli imiş gibi hareket edilmek­tedir.

Acaba İtalya komünizmi iktidar mevkine getirecek surette rey verir mi? Böylece İtalya Doğu blokuna iltihak ederek onun

Akdeniz üzerinde de hüküm sürmesine ve bir Akdeniz cephesikurmasına yol açar mı? Yoksa İtalya itidal dairesinde hareket ederek Batı mdeniyeti içindeki rolünü ifaya devam eder mi?

İtalya kaybedilecek olursa, Doğunun bu zaferi bütün Avrupa üzerinde ne gibi te­sir yaratır? Batı Avrupa'nın Doğunun tesiri altında kalarak teslim olmasına mı sebeb olur? Yoksa İtalya'nın durumu, tehliknin önlenmesi için daha kesin ted­birler alınmasına mı yardım eder? Bugün her yerde ve bilhassa Avrupa'nın her mmleketinde geceli gündüzlü düşünülen ve merak edilen sualler bunlardır.

Bu suallere cvab vermenin ilk çaresi, İtalya'nın iç durumunu anlamaktır. Bu durum üzerinde yapılacak en küçük bir

araştrrma, ; italya'da tehlikeyi büyüten bir tek amil bulunduğunu anlatır. Avrupa-run her memlketinde sosyalistlr komü­nistlerle elbirliği yapmadıkları halde yal­nız İtalya'da sosyalistlerin çoğu komünist­lerle elbirliği yapmakta ve seçim savaşına müşterek bir cephe halinde girişmekte­dirler. Gerçi bunların ikisi şimdiki halde kuvvetli bir muhalefet teşkil ediyorlar; fakat çoğunluk kazanamadıkları için ik­tidar mevkü dışında kalıyor ve Hıristiyan demokratlar diğer partilerle birleşerek iktidarı idare edebiliyorlar. Fakat yarın ne olacağını kestirmek kimsenin elinde değildir.

Ancak Hıristiyan demokratlar, İtalya'yı sulha kavuşturmuşlar. İtalya'nın kalkın­masını kolaylaştıracak bir çok yardım­lar sağlamışlar. Bundan başka İtalya'nın ingiltere ve Amerika'dan en müsaid mu­ameleyi görmesini, Amerikan yardımın­dan bol bol faydalanmasını daha sonra italya sulh muahedesinin tadil edilmesi­ni, Trieste'nin italya'ya iadesine karar verilmesini, İtalyan müstemlekeleri me­selesinin İtalya lehinde hallolunmasını temin eden ve decek olan güven verici havayı yaratmağa muvaffak olmuşlardır. Yani italya'da siyasî ve iktisadî istikra­rın kurulmasına yol açmışlar, İtalya'nın milletlerarası itibarını yükseltecek bir çok muvaffakiyetler kazanmışlardır. Fa­kat italyan genel oyunun bu durumu tak­dir edip etmediği seçim savaşı neticesin­de anlaşılacaktır.

12 Mart 1948

— La

Hükümet, muhtemel komünist kargaşa­lıkları tehlikesine karşı, polis kuvvetle­rini 17 bin kişilik bir ihtiyar gönüllü or­dusu ile takviye etmek ve belediye böl­gelerindeki polis kuvvetlerine de gönül­lülerkatmağakararvermiştir.Ancak otoriteye karşı saygılı ve sadık, aynı za­mandaaskerlikhizmetiniyapmış olan Hollandalılar gönüllü olarak kabul edi­leceklerdir.

Gönüllüler, lüzum görüldüğü takdirde çağırılacaktır.. Bunlar asıl polis kuvvet­lerine katılacak ve özel birlikler halinde çalışmı yacaklardir.

Sosyal - Demokrat Partisi temsilcileri olan Erlander, Garhardgen ve Heidolf'unyaptıkları mitingde görüşülen mevzu bu­dur.

İsveç Başbakanı Erlander Komünist Par­tisine karşı şiddetli bir ithamnamede bu­lunarak demiştir ki:

İsveç komünistlerine kargı yapılan bu sa­vaş hürriyet ve demokrasiyi korumak için aîmak kararında bulunduğumuz ye­gâne tedbir değildir. Gayet açık olarak bilinmelidir ki, herhangi bir yabancı te~ cavyze karşı bütün imkânlarımızla sava­şacağız. Barışa karşı arzumuz ne derece olursaolsun,daimahürriyetibarıştan önce tutacağız.

Bu sözlerden ilham alarak Norveç Baş­bakanı Gerhardgen Norveç Savunma Ba­kanının «eğer zorla bir tercih karşısında bulunacak olursak, barıştan önce hürri­yet tarafını tutacağız.» diyen beyanatını hatırlatmış ve bundan sonra Skandinav .Sosyal - Demokrat Partilerinin araların­dan bir «Fierlinger» çıkmıyaeağından dolayı duyduğu memnunluğu ifade etmiş­tir. Danimarka Başbakanı Hedtoft da de­miştir ki icap ederse, hürriyetimizi ve bağımsız­lığımızı her türlü taarruza karşı müdafaa edeceğiz.»

8Mart 1948

—Viyana:

Auvsturya'da. komünistlerin nüfuzların: arttırmaya matuf manevraları şiddetli tepkilere sebep olmuştur. Sosyalist Baş­bakan Muavini Doktor Scheenf, dün, komünistlerin fabrikalarda hareket ko­miteleri kurmağa çalıştıklarını açıklamış­tır. Bu, sendika nizamlarına aykırıdır.

1945 seçimlerinde oyların yüzde 93 'ünü alan halkçı ve sosyalist partileri üç par­tiden müteşekkil ve siyasî tahakkümün kurbanı olan federasyondan çekilerek ayrı faaliyette bulunmak niyetlerini müştr-reken bildirmişlerdir.

9Mart 1948

—Viyana:

Sendikalar Konfederasyonu İcra Komi­tesi, bugün yaptığı toplantı neticesinde hareket komitelerine iştirak etmek sure­tiyle hasıl olacak mahzurlar hakkında sendikalara mensup işçi ve memurların dikkatini çekmiştir.

İşçilerle memurların takip edecekleri ye­gâne direktifin sendikalar konfederasyonu ile sendikalar icra komitelerinin dires-tifleri olduğu bildirilmiştir. Bu gibi ha­reket komiteleri teşkilâtına iştirak etme­nin ve yahut bu teşkilâta dahil olmanın sendika disiplinine kargı menfi bir hare­ket teşkil edeceği bildirilmekte ve faille­rinin sendika teşkilâtından tard edilece­ği teyid edilmektedir.

13 Mart 1948

—Viyana:

İngiltere'nin Avusturya Yüksek Komiseri General Alexandre Gallaway Rusya'yı Avusturya'da endüstri karışıklıkları çı­karmak üzere tertipler kurmakla itham etmiştir.

Müttefik Kontrol Konseyinin bir toplan­tısı esnasında söz alan Gallaway, Sovyet­lerin Avusturya Hükümeti ücretler siya­setine aykırı hareket ettiğine dair itham­larını, durumu karıştırmak ,sınaî sahada huzursuzluk yaratmak ve bir propaganda

hedefi takip etmek maksadiyle yapıldık­larını söylemiştir.

Konseydeki Amerikalı ve Fransız dele­geleri General Gallay'ı desteklediklerin­den Rus'ların Avusturya Hükümetini tak­bihiçinyaptıklarıteklifreddedilmiştir.

14 Mart 3948

—Viyana:

Avusturya Başbakanı Dr. Figl dün yap­tığı bir demeçte Avusturya'nın hiç bîr zaman Çekoslovakya'nın akibetine uğra­mayacağını söylemiş ve demiştir ki:

Bununla beraber Avusturya, istiklâlini koruyabilicek bir durumda bulunmak istiyorsa, bir sulh andlaşmasmın imzalan­ması icap etmektedir.

Dr. Figl, Avusturya Hükümetinin Mars-hall plânını kabul ederek kendisini batı demokrasilerine satmış ittihamiyle muh­telif partilerin daimî hücumlarına maruz kalmasınıteessürlekarşılamıştır.

İti Mart 1948

—Viyana:

Üç senedenberi «müttefik işgal yüküan den şikâyet etmekle iktifa etmiş bulunan Avusturya Hükümeti şimdi memlekette­ki güçlüklerin büyük bir kısmına Rus­ların sebep olduğunu kabul etmekte ve durumdan mesul olanları daha âdil bîr şekilde ayırd etmektedir.

Hükümetin çoğunluğunu teşkil eden halkçı parti, Sovyetler tarafından destek­lenen ve bütün memlekette yüzde beş nisbetinden fazla olmayan komünistlere karşı mücadelede sosyalistlerle birleşmiş­lerdir. Filhakika halkçı parti ile sosya­list partisi geçen seçimlerde oyların yüz­de doksan beşini elde etmişlerdi. İki partinin komünistlere karşı mücade­lesi Dışişleri Bakanı Gruber'in Londra'­dan avdetiyle aynı zamana tesadüf et­miştir. M. Gruber Çekoslovak Hükümet darbesinden sonra Londra'da Bevin'le uzun bir görüşme yapmıştı.

26 Mart 194S

—Viyana:

Dün sabah Viyana'nm merkezinde bulu­nan yabancılar mahallesindeRingCad desinde yeniden ' heyecanlı bir kaçırma' hadisesi olmuştur. Rus askerleri çırpınmasına rağmen meç­hul bir genç kadını bîr Jeep otomobiline bindirmislerdir. Otomobil derhal hareket etmiştir. İçişleri Bakanlığı, Sovyet makamlarından bu hususta izahat istemiştir. Sovyet kay­naklarından bildirildiğine göre hadise, bir Rus subayım tshkir eden ve tokatlıyan bir genç kadının tevkifinden ibaret­tir. Kadın, Rus'lara göre akşam üzeri serbest bırakılmıştır.


1 Mart 1948

—Prag :

Temizleme tedbirlerine devam edilmek­tedir. Merkez hareket komitesi, muhtelit partilerdeki siyasî memuriyetlere ancak komite tarafından gösterilecek kimsele­rin getirilebileceğini bildirmiştir.

Parlamento üyeleri, hareket komitesi ta­rafından birer birer sorguya çekilmekte ve kendilerinden yeni hükümetin siyase­tiyle tamamen mutabık bulunduklarım bildiren birer beyannamenin imzası is­tenilmektedir. Parlamento bu sorgular bîtinciye kadar toplanmıyacaktır.

Nasyonal sosyalist partisinin sol cenahı­na mensup biri dün akşam yaptığı bir demeçte nasyonal sosyalit partisinin partisinin bundan böyle Çek sosyalistle­ri partisi adım alacağım söylemiş ve par­tide temizleme yapılacağı zannında bu­lunduğunu ilâve etmiştir.

—Prag :

Çekoslovakya sosyalist nasyonal partisi lideri Bayan Rozena Patkova, bu parti­nin bundan böyle «Çek sosyalist partisi ismini alacağım ve partide ciddi bir tas­fiye yapılacağını söylemiştir. Çek sosya­list nasyonel partisinin Başkan Beneş'in partisi olduğu hatırlardadır.

—Prag :

Henüz teeyyüd etmemiş haberlere göre komünist darbei hükümetinden evvelki Çek kabinesinde Dış Ticaret Bakanı olan sosyalist Sr. Ripka, Çekoslovakya'dan kaçmağa muvaffak olmuştur.

Ripka bütün araştırmalara rağmen bu­lunmamış olmakla beraber resmî kay­naklarda eski bakanın halâ Pragda oldu­ğu söylenmektedir.

2 Mart 1948

— Prag :

Bütün Slovak mukavemet partileri bir­leşmeğe karar vermişlerdir.

—Prag :

Katolik Halk Partisi mebusları yaptıkları açılış toplantısında Anayasa millî cephe­si parlamento hareket komitesile birlikte parti saflarında geniş ölçüde temizleme yapılmasına karar vermişlerdir. 12 meb­us, parlamento hareket komitesinin vere­ceği kat'i karara kadar muvakkaten tard cezasına uğramıştır.

—Prag :

Prag'da kanun adamları arasında bir te­mizleme hareketine girişilmiştir. Baro üyelerinin kendi mahallerini hareket ko­mitesi tarafından verilecek olan ve ken­dilerinin siyasî bakımdan arzu edilmeyen şahıslar olmadıklarını isbata yarayan biı sertifikaya malik bulunmaları gerekmek­tedir. Bu üyeler böyle bir sertifika ibraz edemedikleri takdirde önümüzdeki Pa­zartesi gününden itibaren mesleklerine devam edemiyeceklerdir.

—Cenevre:

Çekoslovakyadan gelen seyyahlardan alman haberlere göre, Başkan Benes Prag'ın 50 kilometre güneyinde Sezimovo Usti'deki hususî ikametgâhında kalmakta devam etmektedir.

Hareketinden evvel kendiliğinden Prag'­daki şatodan ayrıldığım veya şatoyu terk ettiğini bildiren beyannameyi bizzat yaz­dırmıştır. Çekler tarafından kullanılan kelime her iki manaya da gelmektedir. Beyannamede tasavvurları ve vazifeleri­ne devm edip etmiyeceği hakkında faz­la bir tafsilât yoktur. Bu yüzden diplo-

matlar itimatnamelerini yermek için bek­lemekte ve Cumhurbaşkanı ile görüşebil­meleri için birgün tayin edilmiş bulun­mamaktadır.

3 Mart 1948

—Prag :

Dün akşam Prag'dan bildirdiğine göre. Hükümet milli emniyet kuvvetlerine mensup bir çok kimseler hakkında işyar, hareketinden dolayı tevkif emri vermiş­tir. Bunlar, Prag'da bir Lokantada topla­narak ordu kuvvetlerine düşen görevler­le uygun olmayacak bir karar almış ol­makla sanıktırlar. Bu toplantıya iştirak etmiş bulunan siviller de adlî takibata uğrayacaklardır.

—Prag:

Yeni Çekoslovak kabinesi Ticaret Baka­nı Dr. Franticek Krajci dün akşam basma yaptığı demeçte, toptan satış yapan 500 büyük müessese île büyük otellerin, ia­şe maddeleri satan büyük depoların ve elliden fazla işçi çalıştıran iş yerlerinin, devletleştirilmesi yolunda İlk adım olmak üzere millî bir idare altına konuldukları­nı söylemiştir.

—Prag:

Komünist partisine mensup Çekoslovakya Adalet Bakanı dün ak=ara hareket komi­telerine hitaben radyoda yaptığı, demeç­te, Hükümetin kendilerine vermiş oldu­ğu selâhiyetleri tecavüz etmekte tereddüt etmemelerini, zira. milletin menfaati na­mına alacakları bütün kararların kanunî

mahiyet iktisap etmesini sağlamak üzere hükümetin yeni kanunlar çıkarmak ta­savvurunda bulunduğunu söylemiştir.

Komünist olan Tarım Bakanı, itimada lâ­yık olmayan ve yeni hükümete muhalif bulunduklarından malları müsadere edil­miş olan bütün eski mülk sahipleri ara­sında bîr temizleme yapılmasını emret­miştir.

—Prag :

Komünist Tarım Bakanı Juido Duris, mü­sadere edilen toprak sahipleri arasında bir tasfiye hareketi yapılması emrini ver­miştir. Bakan bu toprak sahiplerinin ina-

nılmağa değer şahıslar olmadıkları veya yeni rejime muhalif bulundukları tak­dirde tasarruf haklarından menedilecek-lerini bildirmiş ve şöyle demiştir:

«Bununla beraber, bu tedbiri tatbik eder­ken toprağın verimli işletilmesi işinin bo-zulmamasınaazâmidikkatolunacaktır.))

— Londra :

Manchester Guardian'ın muharriri şun-yazıyor:

Cumhurbaşkanı Beneş'in boyun eğme­sinden beri Washinöton'da esen hava 1939 ilkbaharında İngiliz Başbakanlığında esen havayı hatırlatmaktadır.

Amerikan istihbarat servisleri Doğu Al-manya'daki Alman ordusunun, Roman­ya, Bulgaristan, Yugoslavya ve Polonya'-■ daki kuvvetlerin kudretini hesaplamaya başlamış ve Rus ordularının stratejik mevkileriyle mevcut kuvvetlerini tahmi­ne çalışmak gibi pek de hoş olmıyan bir işe girişmiştir.

Temsilciler Meclisi Dışişleri Tâli Komis­yonunun dünya komünizminin stratejisi ve taktiği hakkındaki raporunda Rusla­rın tek gayelerinin komünizmi bütün dünyaya yaymak olduğu neticesine va­rılmakta ve bunun yeni bir felâketli har­be sebebiyet vereceği bildirilmektedir. Amerikan Dışişleri bakanlığında takip edilecek politikayı kararlaştıran şahıslar­la cumhuriyetçi partinin birçok ileri ge­lenleri Amerikan dış siyaseti için şaşmaz bir şart olarak, bundan on yıl önce mü­teveffa Lord Baldwin İngiltere'nin hudu­dunun Ren kıyısında olduğunu bildirdi­ği zaman İngiltere'yi irkilten şartı ileri sürmektedirler.

Marshall'm başkanı olduğu Dışişleri Ba­kanlığı ve Eisenhower'in şefi olduğu or­du bazı nahoş olayları karşılamışlardır: Çekoslovak'ya ile iskandinavya herhalde Batı Avrupa için kaybedilmiş bulunmak­tadır ve yakın ve orta - doğudaki Ame­rikan mevkilerinin cenahının sarılması için komünist bir italya ile bütün imkân­larını kaybetmiş bir Türkiye'den başka bir şey lâzım değildir. Böyle bir gelişme­nin Birleşik Amerika'yı ister istemez harbin eşiğine getirecek olduğunu gerek Marshall, gerekse Eisenhower itirafetmîş bulunuyorlar. Bunlar Batı Avrupa'da Rusların aşmamaları icap eden en son hattın Fransız hududu olduğunu zaraıet-memektedirler.

Bu buhranda şimdiye kadar hiç kimse­nin bahsetmediği bir ihtimal mevcuttur. Eğer İtalyan seçimlerinin sonunda İtal­ya komünistlerin safına geçecsk olursa: Amerikalılar şimdiye kadar eşi görülme­miş bir buhranın husule geleceğine ve General Eisenhowerin Cumhurbaşkanlı­ğına adaylığını koymasına yol açacağını zannetmektedirler ve eğer Başkan Tru-man'ın taraftarları arasında hâlâ birlik tesis edilmiyeeek olursa Eisenhower'in demokrat partinin değil cumhuriyetçi partinin adayı olmasının kuvvetle muh­temel olacağı kanaatinde bulunmakta­dırlar.

4 Mart 1948

—Prag :

Ceteka ajansının haber verdiğine göre, vatana hıyanet ve hükümet darbesi ha­zırlamakla itham edilerek Prag harp dî­vanına sevk olunan yüzbaşı Kraka on sene hapis, sivil ve askeri haklardan mahrumiyete mahkûm edilmiştir. Diğer sanık, Teğmen Popovitch'în de 4 ay hap­sine ve askerî rütbesinin refine karar ve­rilmiştir.

—Prag:

Başkan Beneş'in hasta olduğu Prag'dan, dün akşam resmen bildirilmiştir.

Başkanın sıhhî durumunun bugün Prag'a dönmesine imkân vermemesi melhu'Hur. Basın muhabirlerine göre, Başkan Beneş'­in istifa ettiği yolundaki haberler resmî mahfillerde vakitsiz addedilmektedir.

—Prag:

Çek Hükümetinin bir sözcüsü, bugün ye­ni devletleştirme programı hususî teşeb­büslere istihsalâtm yüzde 8 den birazının bırakılacağını bildirmiştir. Dış Ticaret 20 kadar millî teşkilât tarafından kontrol edilecektirdemektedir.

— Prag:

sabah

Komünist organı Rude Pravo bu şunları yazmaktadır:

Güney batı Bohemya'da Cerchov civarın­da kanuna aykırı olarak hududu geçmek isteyen bir çok kimseler tevkif edilmiş­tir. Bunların arasında bilhassa batı ide­olojisi taraftarı olmakla tanınmış olan nasyonal saylavlardan Bohuslav bulun­maktadır. Diğer taraftan kanuna aykir] olarak Bavyera'ya geçmek isteyen eski Katolik Adalet Bakanının kızı Miladi da tevkif edilmiştir.

—Prag :

Harp sırasında Almanlarla işbirliği yap­mış olan şahıslar hakkında mahkemeler­ce verilen kararları gözden geçirmek üzere Çekoslovakya'da mahkemeler tesis edilmektedir.

Adalet Bakanı halktan çok hafif bir ce­za almış olan her şahsı ihbar etmesini ta­lep etmiştir.

Komünist partisine mensup olan Milli Eğitim Bakam memleketteki bütün okul­larda ve üniversitelerde Rusya'nın kuv­vetini ve faziletini belirten ve «Rusya İle Çekoslovakya arasındaki kardeşçe bağ-iarırı taşıdığı öneme işaret eden» konfe­ranslarverilmesiniemretmiştir.

-Prag:

B. B. C. nin ûzel muhabirinin bildirdiği­ne göre. Başkan Beneş şimdilik Prag'a avdet etmiyecektir. Başkan, sayfiyesinde kalacaktır.

Çekoslovakya'deki resmi mahfiller, Baş­kanın sıhhî durumunun iyi olmadığını ve

doktorların kendisine tam bir istirahat tavsiye etmiş bulunduğunu bildircneke-ltedrirelr

5 Mart 1948

— Prag :

Çekoslovakya Dışişleri Bakanı Jan Ma-zarvk, Millî Savunma Bakanlığı subayla­rının toplantısında Milletlerarası vaziyeti izah ederek ezcümle şunları söylemiştir: «Almanyaya karşı müdafaamız, Sovyet­ler birliğiyle ittifaktır.

Masaryk, izahamnın diğer kısmında, taz­minat meselelerinde Sovyet Rusyanm ta­kip ettiği siyasetin tamamiyle doğru bir siyaset olduğunu söylemiştir.

— Prag :

Çek sosyal demokratları, kendi partile­rine mensup 10 saylavı parlamentodan ihraç etmişler ve sayla vlıklarını kaldırmış­lardır. İhraç edilen saylavlar arasında eski İaşe Bakanı ile partinin eski Genel Sekreteri de bulunmaktadır.

Çekoslovakya bugünden itibaren beş gün müddetle ilk Cumhurbaşkanı Thomai Mazaryk'inhatırasınıkuthyacaktır.

— Londra:

Çekoslovakya'dan gelen' haberlerden an­laşıldığına göre, Başkan Beneş'in istifası yakm değildir.

Başkan, kendi arzusu ile, Prag'dan tak­riben 15 kilometre mesafedeki sayfiye evinde oturmakta ve kamu işleriyle as­la ilgilenmemektedir.

İstihbarat Bakanlığının açıkladığına gö­re, doktorları başkana, «mutlak istirahatı» tavsiye etmişlerdir. Başkanın bir müddet Prag'a dönmesi ihtimali yoktur. Beneş'in ileride ne türlü bir hareket tarzı takip edeceği hakkında zıt fikirler mevcuttur. Bir taraftan, başkanın bugünkü rejim altında vazifesine devam edemiyeceği ka­naati vardır. Diğer taraftan Beneş'in esas itibariyle bulunan hal çaresini kabul et­tiğine göre, daha ehemmiyetsiz sebepler yüzünden istifa etmiyeceği ileri sürülü­yor. Başkanın yakın istikbalde mutedil bir rol oynamak teşebbüsünde bulunaca­ğı da söylenmektedir.

— Prag :

Yeni Çekoslovak hükümetinin komünist başbakanı Gottwald son siyasî buhran­dan beri ilk defa olarak bugün kabineyi toplayarak şu demeçde bulunmuştur.

«Artık önümüzde tertemiz masalar var­dır. Biz milletin emniyetini suistimal et-miyeceğiz.»

— Prag :

Çekoslovak Hükümeti, millî emniyet ka­nun projesini hazırlamak üzere dün bir komisyon teşkil etmiştir. Hükümet bun­dan sonra Toprak Mahsulleri vergisini basitleştirmek için hazırlanan kanun projesini tasdik etmiştir. Gelir vergileri üzerinde de hafifletmeler yapılacaktır. Hükümet, müesseseler İçişleri konseyleri­nin iki yıl vazifelendirilmesine karar ver­miştir.

— Prag:

Komünist rejimi iktidarı tamamiyle ele geçirmek maksadiyle bariz vasıflarını süratle geliştirmektedir. Bu suretle, Mil­lî Meclis toplandığı zaman, mukavemet etmeden komünistlere itaata hazır bulun-mıyan 50 kadar saylav muhtelif sebep­lerle meclisten çıkarılacaktır. Bu, komü­nistlere bugünkü parlamentonun hayatı­nın devam etmesi için gereken çoğunluğa temin edecek ve Temmuzda yapılmas kararlaştırılmış olan seçimler belli olma­yan bir zamana bırakılabilecektir. Tem­muz seçimleri, hilesiz bir şekilde, yapıla­cak olsa herhalde, komünistlerin sayısı­nın pek fazla azalmasına sebebiyet vere­cektir. Hareket komiteleri derhal çıkarıl­maları gereken saylavların kimler oldu­ğunu daha şimdiden tesbit etmektedir­ler. Kara listeye alınanların dokunulmaz­lığı kaldırılacak ve mahkemeye sevkedi-lecektir. ithamlar hareket komiteleri tara­fından bildirilecektir.

Tik toplantısını dün yapan yeni kabine halkın müzaheretini temin için şu iki hu­susu kararlaştırmıştır:

Ekmek tayınının ayda bir kilo arttırıl­ması v» memurların ücretlerinin fazla­laştırılması.

Görünüşe bakılırsa, mahallî hareket ko­miteleri, kendilerinden istenilenden daha fazla ileri gitmişlerdir. Merkez hareket komitesi şimdi bütün diğer komitelere orduda «temizlik** yapmaktan vazgeç­melerini emretmiştir. Gelecekte bütün o temizlikler» Savunma Bakanlığı tara -i'mdan icra edilecektir. Komünist fikirlerine _ taraftar olmıyan bütün profesörleri bekliyen akıbetin bîi misali Prag'daki ingiliz Kolejinin müdü­rü Dr. Ressler'in durumunda görülmek-

tedir. Dr. Ressler, telefonla Millî Eğitiri-. Bakanlığından çıkarılarak vazifesine niha­yet verildiği kendisine bildirilmiştir. 4S saat daha sonra kendisine bir işçi olarak çalışmak üzere bir madene sevkedilece-ği tebliğ edilmiştir.

7 Mart 1948

— Prag :

Cumhurbaşkanı Mazaryk'mdoğumunun

98 nci yıldönümü münasebetiyle Prag'da yapılan büyük bir toplantıda söz alan Millî Savunma Bakanı şunları söylemiş­tir:

Eğer Mazaryk bugün hayatta olmuş ol­saydı, bu son günlerde vukufc gelen olay­ları tasvip ederdi.

Savunma Bakanı, Çekoslovakya'yı Sov­yetler Birliğine bağlı tutan ittifaktan bahsederek şöyle demiştir.

Artık Sovyet Rusya ile ittifaktan bah­setmekle iktifa etmemeliyiz. Şimdi bu it­tifakı yasamak lâzımdır.

Bakan, sözlerini şöyle bitirmiştir:

Yaşasın Mazaryk'm cumhuriyeti, yaşa­sın Cumhurbaşkanı Benes'in idareci al­tında Sovyet Rusya ile aktolmıan ittifakı Dinleyiciler arasında Başbakan Gotftvaîd ile Hükümetin diğer üyeleri bulunmak­taydı.

8 Mart 1948

—Prag:

Çekoslovakya Cumhurbaşkanı M. Bene? dün hususî malikânesinde M. Gotftvald ile bir mülakatta bulunmuştur. Bu mü­lakat yeni hükümetin kuruluşundanberi yapılan ilk mülakattır.

Birinci ve ikinci dünya savaşında Çekos-

lavakya'nm Alman'lsrla yaptığı harple­rin yıldönümü münasebetiyle M. Gottwald. Benes'in yerine bir nutuk söyleyecektir. Sosyal İşler Bakanı mühim mevkilerde bulunan ve vazefilerinden çıkarılmış olan kimselerin çiftliklerde, dökümhanelerde, inşaat işlerinde veya madenlerde çalış­tırılmaları icap ettiğini söylemiştir.

—Prag:

Çekoslovakya İçişleri Bakanının dün akşam bildirdiğine göre Çekoslovakya'dan kaçmağa çalışacak olan her şahıs cum­huriyeti koruyan yeni kanunlar gereğin­ce cezaya çarptırılacaktır.

9 Mart 1948

—Prag:

Çek Sosyalist Partisinin hareket komitesi üç eski bakanı ihraç etmiştir, ihraç edi­len bu şahıslar pencereden atladıktan sonra yaralanan ve halen hastanede bulu­nan eski Adalet Bakanından, eski Millî Eğitim ve Ticaret bakanlarından müte­şekkildir. Bu bakanların üçü de istifaları. Çek Hükümeti Buhranının başlamasına sebep olmuş bulunan 12 bakandan müte­şekkil eski hükümete mensup bulunmak­tadırlar.

Parti bundan başka, eski Başbakanı ve diğer iki memuru da ihraç etmiştir.

—Prag:

M. Beneş bugün sayfiyesinde Polonya Bü­yükelçisiyle görüşmüştür. Başkan bu gö­rüşmeden sonra şu beyanatta bulunmuş­tur:

Halen içinde bulunduğumuz durum çok güçtür. Ancak hürriyetimizi müdafaa et­mek için birleştiğimiz taktirde bu güç devreyi atlatabileceğiz.

—Prag:

Komünist Partisi Merkez Komitesi işçi­lere hitaben yayınlamış olduğu bir birdi-ride, Komünist Partisinin 2 milyon üye daha temin etmek kararında olduğunu açıklamıştır.

10 Mart 1948

—Prag:

Çekoslovak adalet sisteminin mühim bir tadilâta uğrayacağı dün akşam bildiril­miştir.

Prag Radyosunun bildirdiğine göre va­tan hainlerini ve düşmanlarla işbirliği yapmışolanlarıyargılamak üzere 1945

senesinde kurulmuş olan halk mahkeme­lerini yeniden tesis etmek üzere bir ka­nun tasarısı hazırlanmaktadır. Bu mah­kemeler 1947 senesinde lağvedilmiş bulu­nuyordu.

Federasyonu Gazetesi Zemedelski Nou-vibi tarafından yorumlanmaktadır. Mazaryk'in memleketin geçirdiği en fecî şartlar ortasında dahi millete sadık kal­dığını kaydeden Zemedelski Nouvini di­yor ki:

«Mazaryk'in Ölümü ile milleti seven onun için çalışan bir devlet ve halk adana ede-biyete intikâl etmektedir,» Prace'de şunları yazıyor: »ikinci dünya harbi esnasındahürriyet uğruna girişilen mücadeleye Mazaryk ta­rafından edilen hizmetin kıymetini kimse tam manâsiyle takdir edemeyecektir,»

—Paris:

Çekoslovak Dışişleri Bakanı Mazaryk'in ölümü bu sabah çıkan gazetelerin hepsi tarafından yorumlanmaktadır; Basın tam Gottwald hükümetinin parlâmento huzu­runa çıktığı bir günde Cek Devlet adamı tarafından yapılan bu harekette büyük bir manâ görmektedir. Sosyalist Populaire gazetesi şunları ya­zıyor:

«Mazaryk' memlekette demokrasinin sa­dece gölgesi kaldığının farkına varmış bulunuyordu. Nihayet bu adam kendisi­ni Totaliter reiinılerin mümkün kıldığı şu kurtuluş çareleri karşısında görmüştür. İtaat etmek, kaçmak yahud ölmek. Fran­sa'da ve dünyada henüz hürriyete kıymet verenler bu misali unutmasınlar. Bu tak­dirde Mazaryk'in fedakârlığı boşuna git­miş olmaz.

—Prag:

Çekoslovakya Sosyal Yardım Bakanı Ev-

zen Erban Prag'daki 24.000 memurdan tahminen bin kadarı son temizlemeler sırasında vazifelerinden çıkarılmış olduk­larını bu sabah bildirmiştir.

Mamafih Bakanın ilâve ettiğine göre bun­lardan bazıları vazifelerine iade oluna­caklardır.

Parlâmento bugün Çekoslovakya'nın ko­münist Başbakanı Kottwald tarafından dün izah edilen yeni hükümet programı­nı müzakereye başlamıştır. Bugüne kadar 9' parlâmento üyesi istifa etmiştir. Resmen bildirildiğine göre. par­lâmentonun300üyesinden255'i sonunda hükümette yapılan değişiklîk-lerdenberi ilk olarak yapılan toplantına hazır bulunmuşlardır.

Eski Sosyalist Bakanlardan ikisinin. Dış Ticaret Bakanı Dr. Hubert Kipka ile Ada­let Bakanı Uroskop Datîna ve aynı za­manda Katolik Halk Partisine mensup P. T. T. Bakanı Hala'nm istifaları Parlâ-mento'da dün alınmıştır. Dr. Prokop Datina'nm geçen haftaki in­tihar teşebbüsünden almış olduğu yara­lan tedaviedilmektedir.

— Londra:

Çekoslovak Cumhuriyetinin Banisi Cum­hurbaşkanı Mazaryk'in oğlu Millî Kahra­man Jan Mazaryk'in intiharından sonra Çekoslovakya'da hiç bir ihtilâl olmadığını ve yeni hükümetin millî mahiyetini mu­hafaza ettiğini iddia etmek komünist hü­kümet için artık çok zor olmuştur. Ko­münistler bu yoldaki iddialarında Ma­zaryk'in Dışişleri Bakanlığında kalmış olması keyfiyetine dayanıyorlardı. Ma­zaryk'in ölümü Çek Milleti üzerinde yeni Komünist Hükümetin taraftarları tara­fından girişilen tazyik hareketlerinden daha şiddetli bir tesir uyandıracaktır. Gerçekten Başkan Beneş ile Mazaryk'in mevkilerinde kalmış olmaları bîr çok şa­hısları Çekoslovak hadiseleri hakkında ka­rarsızlığa sevketmişti, Mazaryk'in Ölümü her şeyi değiştirmiş bulunuyor. Komü -nîstler vaziyeti, tamamiyle müdriktirler Onlar bütün gayretleriyle ölümün uyan­dıracağı kötü neticelerden zarar görme­meye çalışıyorlar. Komünistler Mazaryk'­in intiharına sebep olarak yeni hüküme­te karşı batı devletleri tarafından yapıl­makta olan hücumlar karşısında duyduğu ümitsizliği ileri sürmeye çalışıyorlar. Dün içişleri Bakanı Mülî Meclis önünde söy­lediği bir nutukta bu mütalâayı ileri sür -müştür. Meclîsin dünkü toplantısında Ma­zaryk'in her zaman oturmakta olduğu koltuğunu üzerine kırmızı gül ve beya? zambaktan yapılmış bir demek konul­muştu. İçişleri Bakam Mazaryk'in bütün geceyi ingiltere ve Amerika'dan gelen mektup ve telgrafları okumakla geçirdik­ten sonra kendisini banyo odasının pen­ceresinden aşağı atmış olduğunu söyle­miştir, içişleri Bakanına göre, ingiltere ve Amerika'dangelen bumektupve telgraflar da Mazaryk Komünist Hükü -metini desteklemekle ittiham ediliyordu. Halbuki Daily Telegraph'ın Prag muha­birine göre, Mazaryk bu hareketi bir za­ruret karşısında yapmıştır. Mazaryk su kanaate varmbiştır ki, kendi arzusu ib istifa ederek memleketten ayrılmaya kalkacak olursa derhal tevkif edilecekti. Prag halkı bu faciadan şehrin belli başl: duvarlarına, yapıştırılan etrafı siyahla çevrili afişlerle haberdar edilmiştir. Ma-zaryk'ın babasının yıldönümü münaseb?-tiyle çekilmiş olan bayraklar matem alâ­meti olarak yarıya indirilmiştir. Bu faciadan en fazla müteessir olanlardan biri Başkan Beneg olmuştur. O uzun se-nelerdenberi Mazaryk'm dostu İdi. Bu devlet adamının ölümü Başkan Beneş'i büsbütün yalnız bırakmaktadır. Fakat umumiyetle şu kanaat hakimdir kî Be-neş Komünist Hükümetin aşırı hareket­lerini önlemek ve batı devletleriyle mev­cut münasebetleri idame ettirebilmek için vazifesi başında kalacaktır. Mazaryk'm ölümü onun başkanlık mevkiinde bulun­masını daha da zaruri kılmaktadır. Çok muhtemel olarak bu ölüm hadisesi Çe­koslovak hükümetinin dış siyaseti üze­rinde ehemmiyetli bir değişiklik husule getirmeyecektir.

12 Mart 1948

—Londtra:

Prag'dan bildirildiğine göre geniş ölçüde toprak reformuna girişmek üzere cezrî tedbirler alınmak üzeredir. Çekoslovak Tarım Bakanı, bu hususta bîr kanun projesi teklif etmiştir. Bu projeye göre büyük arazi, toprağı olmayanlar arasında taksim edilmek üzere devlet tarafından istimlâk edilebilecektir. Çekoslovak Haberdar Bakanlığı, gramo­fon endüstrisinin bütün şubelerini kont­rolü altına almıştır. Bunun için mucip se­bep olarak gramofon plâklarının esaslı bir propaganda vasıtası olduğu ileri sü­rülmektedir.

Jean Mazaryk'in Cenazesi Dışişleri Ba­kanlığına getirilmiştir. Cenaze Töreni yann yapılacaktır.

—Prag :

Bugün Çekoslovakya'da M. Masaryk'm cenazesi Dısis'cri Bakanlığında bir Kata­falkakonmuşbulunmaktaydı.Binanın civarında eilim bir manzara mevcut bu­lunmaktaydı. Kadın, erkek ve çocuktan müteşekkil kalabalık bir halk kütlesi, gözyaşları içinde binanın etrafında ve sokaklarda toplanmıştı. Gözyaşları, hıç­kırıklar ve keder dolu yüzler teessürü ifade etmekteydi. Cenaze alayı ağır ağır ilerlemiş ve cenaze, Bakanlığın Şeref Sa­lonundabirKatafalka yerleştirilmiştir.

13Mart 1948

—Prag:

Mazaryk'in cenazesi Dışişleri Bakanlı­ğında teşhir edilmiş ve çelenk, çiçek dç-metleriyle örtülmüştür. Dün sabahtan beri binlerce Çek katafal-ün önünden sıra halinde geçmişlerdir. Ak­şam üzeri de Çekosiavakya'nın kurtarı­cı evlâdına son ihtiram borcunu ödemek için muazzam halk kitleleri elan sıra bek­lemekte îdi.

14Mart 1948

—Lake Success:

Çekoslovakya Hükümeti tarafından va­zifesinden uzaklaştırılmış olan Birleşmiş Milletler Kurulu nezdindeki Çek Delege­si Papanek bu kararı tanımayacağın:. çünkü halihazır hükümeti meşru telâkki etmediğini söylemiştir.

—Prag:

Adalet Bakanı beyanatta bulunarak, mem­leketin bütün hukuk sisteminin esaslı su­rette tadil edileceğini söylemiştir. Yapı­lacak değişikliklerden biri de halkçı adı taşıyan mahkemelerin kurulmasıdır.

16 Mart 1948

—Prag:

Komünist Partisine mensup olan Çekos­lovak Eğitim Bakanı, bütün mekteplere haber göndererek mekteplerin bundan böyle siyasî mahiyet taşımaları gerektiğini ve çocukların, devletin ihtiyaç duyduğu siyasete uygun olarak yetiştirilmelerini bildirmiştir. Bakan, Çekoslovak çocukla­rına bütün Slav Milletleri Birliğinin ha­yatî mahiyetinin telkin edilmesini iste­mektedir.

19 Mart 1948

—Prag:

Çekoslovakya Meclisi altı saylavın doku­nulmazlığını kaldırmıştır. Bunlardan üçü

Sosyalist Saylav birisi de Slovakya eski Başbakan Yardımcısıdır. Bunlar Cumhu­riyetin emniyetine karşı suikast hazırla­maktan ve devlet sırlarını açığa vurmak­tan sanıktırlar.

Prag'daki Birleşik Amerika Büyükelçili­ği, Başkan Truman'in kongrede söylemiş olduğu nutku ihtiva eden günlük haber bültenine Prag idare makamlarının el koymuş, olduğunu bildirmektedir. Bu­nunla, geçen ayki buhrandan beri, çok makamları Birleşik Amerika Elçiliğinin bütçenine yedinci defa olarak el koymak­tadırlar. Buna benzer bir vaka da geçen hafta vukubuimuştu. O bülten üe M. Mazaryk'in ölümü hakkında gazetelerde yapılan tefsirlerle Çekoslovakya'daki tet-hiş rejimi hakkında MarshalTm yapmış olduğu beyanatı ihtiva ediyordu.

22 Mart 1948

—Prag:

Dün Pazar olmasına rağmen Çekoslovak­ya'da resmî dairelerle fabrikaların ekseri­si açık bulunuyordu. «Zafer için çalışma» ismi verilen bu çalışmalara iki senelik plânın Ekim ayına kadar tahakkuku için hükümet tarafından girişilmiş bulunmak­tadır,

—Prag:

Çekoslovak Komünist Partisi Sekreteri dün yaptığı bir demeçte hükümetin Çe-kosovak endüstrisinin yüzde doksanın­dan fazlasının devletleştirileceğini söyle­miştir.

27 Mart 1948

—Prag:

Çekoslovak Hükümetinin bir sözcüsü yaptığı bir demeçte, 23 Mayıs'ta yapıla­cak olan Çek seçimlerinin, anayasaya uy­gun, demokratik hür bir şekilde ve gizli oyla yapılacağını bildirmiştir. Sözcü de­miştir ki:

Bu, Çekoslovakya'nın hür ve demokratik bir şekilde idare edilmekte olduğunu bü­tün dünyaya isbat edecektir. Millî cephe­yi teşkil eden partilerin kendi seçim lis­teleri olacaktır.

30Mart 1948

—Prag:

Dışişleri Bakanlığının sözcüsü bugün ba­sma beyanatta bulunarak şunları söyle­miştir:.

Çekoslovakya, Çek meselesinin incelen­mesinin Birleşmiş Milletler Anayasasını ihlâl ettiği barışa zarar verdiği ve barış­sever milletlerin Birleşmiş Milletler çer­çevesi dahilinde olarak yaptıkları işbir­liğini sekteye uğrattığı mülâhazasmda-dır. Çekoslovakya Birleşmiş Milletler ideallerini tahakkuka çalışmaktan biran geri kalmamıştır. Bundan başka Çekos­lovak Dışişleri Bakanlığı tarafından ya­pılan beyanat Güvenlik Konseyinde ek­seriyeti teşkil etmekte olan memleketle­ri anayasanın yedinci faslının ikinci mad­desine riayet etmiyerek Şili tarafından yapılan şikâyeti kabul etmekle ittiham etmiştir.

31Mart 1948

—Prag:

Dışişleri Bakanlığında teyid edildiğine göre, Çek Katolik Şefleri Monsenyöı Sra-mek ile MonsenyÖr Hala'nın kaçma te­şebbüsü, Fransız Büyükelçiliğine mensup bazı kimselerle Çekoslovakya dışındaki Fransız makamlarının yardımı ile tertip­lenmiştir.

Tebliğde, Çekoslovak hükümetinin, Fran­sız Hükümetinden bu işte ilgilisi bulu­nan diplomatlara! geri çağrılmasını talep etmiş olduğu da ilâve olunmaktadır.

Muhtelif parti parlemento grupları baş­kanlarının dünkü basın toplantılarından alman intiba bu merkezde dir. Müzake­relere başlanması lehinde söz birliği ta­hakkuk etmesi de pek mümkündür. Li­beraller şimdiye kadar çekingen görün­müşlerdir. Bununla beraber sosyal de­mokratlar askerî mahiyette bir pakt ya­pılması fikrine serahaten muarız olduk­larından bu partinin kat'i olarak Sovyet Rusya ile Finlandiya arasında müzake­relere girişilmesi fikrini prensip bakı­mından kabul edeceklerine inanmak güç­tür. Diğer gruplar için bu kabul işi şim­diden tahakkuk etmiş sayılabilir. Bundan başka, halen Stokholm'de bulunan ve Cuma günü dönmesi beklenen parlemen­to başkanı Fagerholm'in da derhal av­deti kendine bildirilmiş ve bugün Hel­sinki'ye gelmesi beklenmekte bulunmuş­tur.

S. K. D. L. Grupu dün akşam yayınla­dığı tebliğde, Sovyet Rusya ile yapılacak dostluk paktının Finlandiyalıların iç ve dış meselelerini ortadan kaldırmağa hiz­met edemiyeceğinîbelirtmektedir.

Oteyandan sosyalist demokrat partisi de bir tebliğ neşretmekte ve komünist par­tisini memlekette endişe havası yaratma­ğa ve işçiler üzerinde baskı yapmağa te­şebbüsleitham eylemektedir.

—Helsinki :

S. K. D. L. Grupu dün akşam yayınladı­ğı tebliğde, Sovyet Rusya ile yapılacak dostluk paktının Finlandiyalıların iç ve dış meselelerini ortadan kaldırmağa hiz­met edemiyeceğini belirtmektedir.

Oteyandan sosyalist demokrat partisi de bir tebliğ neşretmekte ve komünist par­tisini memlekette endişe havası yaratma­ğa ve işçiler üzerinde baskı yapmağa te­şebbüsleithameylemektedir.

4 Mart 1948

—Helsinki :

Yeni bir hadise zuhur etmediği takdirde Başkan Paassikivi'nin Sovyet teklifleri hakkındahafta sonundan evvelbir karar vereceğizannedilmektedir. Hükümet ve parlemento mahfilleri arasında beş günden beri devam eden görüşmeler so­nunda dün akşam yukanki kanaate va­rılmıştır. Şimdiye kadar yalnız komünist partisine yakınlığı olan Skdl grupu bal­kana Sovyet teklifleri hakkındaki cevabı­nı bildirmiştir. Bu cevap her ne kadar pakt lehinde ise de diğer gruplar bu hu­susta henüz hiç bir karara varamamış­lardır. Bu gruplar kendi aralarında mü­zakerelere devam etmekte, son zaman­larda aktedilen Rus - Romen veya Rus -Macar antlaşmaları hükümlerinin kendi­lerine sunulan tercümelerini tetkik et­mektedirler.

Diğer taraftan dün gece Hükümet mah­fillerinden alınan haberlere göre Paasi-kivi ile Dışişleri Bakanı arasında, ittihaz edilecek hareket tarzı üzerinde bir an­laşmazlık çıkmıştır. Bakanın derhal mü­zakerelere başlanması taraftarı olduğu söylenmektedir.

«(Vicdani bir buhranın» Paasîkivi'yi ka­rarsızlık içinde bıraktığı anlaşılmakta­dır. Yalnız şimdiki vaziyetin değil muha­samatın sona erdiği zamandan beri Fin­landiya tarafından takip edilen politika hakkındaki mülahazaların bu buhrana sebep olduğu anlaşılmaktadır. Siyasî mü­şahitler bu buhranın vakit kazanmak için bir vesile teşkil ettiği kanaatindedir-ler. Çünkü, Sovyet makamları tarafından Finlandiya'ya hiç bir mühlet tahmil edil­memiştir. Her ne olursa olsun Finlandiya tarafından Sovyet tekliflerine verilen cevabın mahiyetini şimdiden tayin etmek kolay değildir.

—Helsinki :

Finlandiya'nın bütün siyasî partilerinin liderleri Sovyet Rusya'nın iki memleket arasında bir ittifak aktolunması teklifi hakkında üyelerinin görüşmelerini bugün bildireceklerdir.

Finlandiya çiftçi partisinin bütün organ­ları bugün böyle bir ittifakın imzalanma­sının finlandiya'nm milletlerarası bir ih­tilafa dahil olmasına sebebiyet verebile­ceğini ihtar etmektedirler.

—Helsinki:

FinlandiyaDışişleri Bakanlığına mensup bir sözcünün bugün bildirdiğine göre, Finlandiya'nın Rusya ile bir askerî yar­dım paktının imzalanması hususunda mü­zakerelere başlamaya muvafakat edece­ğini söylemiştir.

Bununla beraber sözcü son sözün gene Fin Cumhurbaşkanına ve Parlamento­suna ait bulunduğunu ilâve etmiştir.

—Helsinki:

İsrarla dolaşanşayialaranazaran sağcı Fin unsurları bir hükümet darbesi ha­zırlamaktadır.

Bununla beraber bu şayiaları Çekoslo-vakyada yaptıkları gibi hareket et­mek için bir başlangıç arayan komü­nistlerin çıkarmakta oldukları ileri sü­rülmektedir.

5 Mart 1948

—Helsinki:

Sosyal demokrat grupu, Rus - Fin paktî projesine dair cevabını Perşembe günü başkanlığa tevdi etmiştir. Sosyal demok­rat grubu Sovyet Rusya ile müzakerelere girişmek prensibini kabul etmekte ve fa­kat askerî karekteri haiz her türlü pakt fikrinekargımuhalefet etmektedir.

Bu suretle 200 üyesi bulunan altı parlâ­mento grubunda elli üyesi olan komü­nist partisi etrafında teşekkül eden halk demokratik birliğine 49 üyeden ibaret sosyal demokratlar katılmakta isede gu-ruplarmdaki kararları hakkında şimdiye kadar bir şey bilinmemektedir.

Halk demokratik birliğinin tamamiyls pakt lehinde olduğunu bildirdiği hatır­lardadır. Son cevapların Cuma günü Başkan Pasikivi'ye gelmesi de mümkün­dür. Bununla beraber hükümetin kafi vaziyeti birkaç günden evvel alabilmesi beklenilmektedir.

—Helsinki:

Finlandiya Dışişleri bakanının Finlandi­ya'nın Prusya île bir karşılıklı yardım paktının imzalanması için müzakerelere başlamaya hazır olduğu yolunda yaptığı beyanattan evvel Rus Büyükelçisi Fin­landiya polisini ve hudut kıtalarını kont­rol etmekte olan İçişleri Bakanı Leino'ya bir mektup göndermiştir. Bu mektubun metni henüz açıklanmamıştır.

Bu arada yapılması ileri sürülen müza­kerelerin Rusya'nın arzu ettiğinde şüp­he olmıyan sıkı bağları vücude getirmi-yeceği kanaati hâkim bulunmaktadır. Bu kanaat, Finlandiya Diyet Meclisinin baş­lıca partisi olan sosyal demokrat partisi­nin başkanı tarafından sosyal demokrat partisinin Rusya ile pakt hakkında mü­zakerelerde bulunmaya hazır olmasına herhangi bir askerî ittifakın lehinde bu­lunmadığı yolunda yapılan beyanatla da teyid edilmiştir. Parti, bu karara dün üç saat devam eden müzakerelerden sonra varmıştır.

Sosyal - Demokrat partisi bugün parla­mentoda 200 saylavlığın 48 ini elinde bu­lundurmaktadır.

Parlamentoda aynı derecede saylav bu­lunduran çiftçi partisi ile 29 saylava ma­lik olan mîllî muhafazakârlar birliği par­tisinin de aynı mevzu üzerinde cevap­larını bildirecekleri zannedilmektedir.

— Helsinki :

Finlandiya Parlamentosu, muhtelif parti­lerin grupları vasıtasiyle Sovyet teklifi hakkındaki kararını cumhurbaşkanlığına bildirmiştir.

Bu karara göre, Rusya ile Filândiya ara­sında müzakerelere girişilmesi kabul edil­mekte, fakat Rus - Rumen, Rus - Macar muahedelerine benzer bir muahedenin müzakeresi reddolunmaktadır.

Eğer muhtelif gruplar tarafından verilen bu cevaplar mezkûr gruplara ait bütün üyelerin reyi ile verildiği kabul edilirse, müzakerelere girişilmesi yüzde 57 ekse­riyetle kabul edilmiş ve Rus-Rumen ve Rus-Macar muahedelerine benzer bir mü -ahede müzakeresi de yüzde 75 bir ekse­riyetle reddedilmiş demektedir.

Birkaç bakandan mürekkep olan Kabine Dışişleri Komisyonu yarın toplanarak bu­na resmen ittilâ hasıl edecektir.

Anayasa mucibince memleketin dış siya­seti ile muvazzaf olan cumhurbaşkanının resmen nasıl bir hattı hareket ittihaz edeceği ancak önümüzdeki haftanın bağ­larında belli olacaktır.

Helsinki gazeteleri şimdi başyazarların­da Finlandiya delegasyonuna verilecek olan talimatları bahis mevzuu etmekte­dirler. Muhafazakâr, mutedil ve sosyal demokrat gazetelerin kuruluş şekli par­lâmento üyelerinden ziyade komünistle­rin isteklerine uygun' olan delegasyona karşı şüphe besledikleri görülmektedir. Parlamenta _Dışişleri komisyonu Pazar­tesi günü toplanarak delegasyona verile­cek umumî talimatlarıalacaktır.

13 Mart 1948

—Helsinki :

Rusya'nın Finlandiya'daki Elçisi General. Savonenkov bugün, Başkan Paasikivi ta­rafından kabul edilmiştir. Bu görüşme­den sonra Cumhurbaşkanı hükümeti der­hal toplantıya çağırmıştır. Paasikivi ile Savonenkov arasında cereyan eden gö­rüşme hakkında hiçbir şey bilinmemesi­ne rağmen bazı müşahitler bu ziyarete Sovyet makamlarının bir dostluk paktı­nın imzalanması hakkındaki müzakere­lerin başlaması işini hızlandırmak yolun­daki arzularının sebebiyet vermiş oldu­ğu fikrindedirler.

—Helsinki :

Finlandiya siyasî mahfillerinin bildirdik­lerine göre, Rusya'nın Finlandiya'dan memleketin kuzeyinde bulunan stratjîk önemdeki demiryollarının inşasını hızlan­dırmasını talep etmiş olduğu yolunda ya­bancı kaynaklardan gelen haberler tama­men asılsızdır.

15 Mart 1948

—Moskova :

Tass Ajansı dün Finlandiya Cumhurbaş­kanı Paasikivi ile Mareşal Stalin arasın­da Fin - Rus dostluk, işbirliği ve karşı­lıklı yardım paktı hakkında teati edilen mektuplarınmetnini yayınlamıştır.

9 Mart tarihli mektubunda Paasikivi tek­lif ediîen antlaşmanın Finlandiya parla­mentosununreyinetabiolduğunubildirmekte idi. Sovyet hükümetinin teklifi Finlandiya hükümeti tarafından ilk mü­zakeresi yapılmak üzere meclisteki grup­lara sunulmuştu. Bu kongrede yapılan müzakereler esnasında muhtelif parti gruplarına mensup saylavlar askerî bir antlaşmanın imzası hususunda tereddüt­ler izhar etmişlerdi.

Mektupta «Finlandiya hükümetinin, Fin­landiya ile sovyet Rusya arasında iyi komşuluk ve samimî münasebetleri bü­tün kuvveti ile desteklemeği arzu ede­rek müzakerelere başlamağı kabul ettiği ve bu müzakereler esnasında antlaşma hükümlerinin tam bir tartışmadan geçi­rilmelerine imkân verilebileceğini ümit ettiği» ilâve ediliyor.

Paasikivi, Finlandiya hükümetinin mü­zakerelerin Moskovada yapılmasını ve Fin heyetinin 20 Marttan sonra Sovyet hükümetine uygun gelecek bir tarihte gönderilmesini kabul ettiğini de bildiri­yordu.

11 Mart tarihli mektubunda Mareşal Sta-îin, Sovyet hükümetinin bir «dostluk, işbirliği ve karşılıklı yardım» antlaşması imzalamak maksadiyle 22 Martta müza­kerelere başlamağa hazır bulunduğunu Paasikivi'yebildirmekteidi.

16 Mart 1948

—■ Helsinki :

Finlandiya'nın Rusya İle bir antlaşma İm­zalaması hakkında Mareşal Stalin tara­fından yapılan tekliflere Finlandiya'nın cevabında, memleketin asla bir askerî it­tifak akdetmek niyetinde olmadığı açık­ça bildirilmekte ve Finlandiyalıların bu hususta serbestçe intihapta bulunacakla­rı ümidi izhar edilmektedir.

Cumhurbaşkanı Paasikivi'nin Rus teklif­lerine karşı cevabı mektubunun metni basma verilmiştir. Bu mektupta ezcüm­le şöyle denilmektadir:

Her ne kadar antlaşmanın nihaî derece­de tasdiki Fin milletine aitse de ve bu anayasadadatasrihedilmekte isede.

Finlandiya Hükümeti mektubunuz muh­tevası teklifleri, ilk müzakere ve müna­kaşalara esas olmak üzere parlamento gruplarına sunmuştur. Bu gruplar meşeleyi müzakere ederken, miletvekilleri bir askerî ittifak akdi hususunda şüpheler izhar etmişlerdir. Fin milleti bilhassa son harbin fecî tecrübelerinden sonra, millet-lerası ihtilâflar haricinde kalmak, sulh antlaşmasına harfiyen riayet etmek ve Finlandiya ile Sovyet Rusya arasında dostane münasebetler idame ve inkişaf ettirmek arzusundadır. Sovyet Rusya ile Finlandiya arasında itimat ve iyi komşu­luk münasebetlerini teşvik etmek ve in­kişaf ettirmek için elinden gelen herşeyi yapan hükümetimiz müzakere teklifini kabul eder. Hükümetim, bu müzakereler sırasında antlaşma muhtevasının her ba­kımdan serbest tetkike mevzu teşkil ede­ceğini ve serbestçe verilmiş bir kararla neticeleneceğini ümit eder. Hükümetim, müzakerelerin Moskova'da cereyan etme­sini kabul eder ve Finlandiya heyetinin 20 Marttan sonra, Sovyet hükümetinin münasip göreceği herhangi bir tarihte harekete hazır olduğunu bildirir.

Finlandiya heyeti Cumartesi günü Mos­kova'ya hareket edecektir. Müzakereler Pazartesi günü bağlıyacaktır.

17 Mart 1948

— Helsinki:

Parlamento Dışişleri komisyonunun bu­günkü toplantısında elde edilen bellibaş-h intibaa göre, Finlandiya Parlamentosu ekseriyeti itibariyle, Rusya ile herhangi bir askerî antlaşma yapılmasına karşı muhalefettedevam etmektedir.

Bugünkü toplantı esasında, muhafazakâr, liberal ve sosyal Demokrat Parti temsil­cileri ilk durumlarını beraberce yeniden teyid etmişlerdir.

Tarım partisi mümessilleri, kendi gurup­larının dün akşam büyük bir çoğunlukla vermiş oldukları karara göre kanaatlari-nı beyan etmişlerdir.

isveçli Halk Partisi mümessilleri, Rusya ile bir askerî antlaşma yapılmasını pren­sip itibariyle kabul etmişlerse de birçok ihtirazı kayıtlar ileri sürmüşlerdir.

Yalnız komünistler ve onlara iltihak edenler, Rusya ile askerî ittifak yapılma­sı fikrini tasvip etmişlerdir.

Hükümet ve Dışişleri komisyonu, Finlandiya heyetine verilecek talimatı tetkik etmektedir. Siyasî çevrelerde sanıldığına göre, parlamentonun ileri sürdüğü mü­talâa, esas olmak üzere tesbit edilecek. olan bu talimat tam manasiyle bir muka­bil teklifi teşkil etmemektedir.

21Mart 1948

—Helsinki:

Rusya ile bir dostluk antlaşması için gö­rüşmelerde bulunacak olan Fin heyeti üyeleri dün akşam 21.15 de Helsinki'den Moskova'ya hareket etmişlerdir.

Başbakan Pekkala rahatsız bulunduğun­dan başkanlık ettiği heyetle birlikte sey-yahate çıkmamıştır. Mamafih Pekkala'nın Pazartesi günü Moskova'ya hareket ede­ceği tahmin edilmektedir.

Trenin hareket saatinde her nekadar Helsinki istasyonuna kimsenin girmesi­ne müsaade edilmemişse de, yine birkaç-yüz kişinin toplanarak millî marşı ve ih­tilâl şarkısını söyledikleri görülmüştür. Hiçbir hâdise olmamıştır.

22Mart 1948

—Londra:

Helsinki Radyosunun bugün verdiği bir habere göre Fin Dışişleri Bakanı Oarl Enckel, İngiltere'ye ve Rusya'yanota göndererek Fin silâhlı kuvvetlerinin sulh antlaşmasında tayin edilen seviyeye indirildiğini bildirmiştir.

Sulh antlaşması gereğince Fin silâhlı kuvvetlerinin altı ay içinde 34.400 kişiye donanmasının 10.000 tona.ve 4.500 kişiye, hava kuvvetlerinin 60 uçak ve 3000 kişi ye indirilmesi icap etmektedir. Fin hava ordusunda bomba uçağı "bulunmıyacaktır.

23Mart 1948

—Helsinki :

Yetkili mahfillerden bildirildiğine göre. Moskova'deki Fin heyetinin başkanı olan ve sıhhî durumu dolayisiyle Helsinki'de kalmış bulunan Başbakan Pekkala, ya­nında Özel doktoru olduğu halde yarın Sovyet Başkentine müteveccihen hareket edecektir. Müstakbel antlaşma hakkın­daki ilk Fin - Rus toplantısının yarın akşam Pekkala'nm Moskova'ya varışından sonra yapılacağı bildirilmektedir.

Aynı mahfillerde bildirildiğine göre, Fin delegelerine henüz hiç bir Rus tasarısı sunulmamıştır. Finlandiya parlamentosu halen Paskalya dolayısiyle tatil yapmak­tadır. Fakat Dışişleri komisyonu faaliye­te hazır bir haldedir. Bu komisyonun der­hal toplanması beklenebilir.

30 Mart 1948

— Helsinki:

Paskalya yortuları esnasında Fin Hükü­met mahfillerinde büyük bir faaliyet mü-şahade edilmiştir.

Yabancı muhabirler, bu faaliyetin Ma­reşal Stalin tarafından Finlandiya'ya tek­lif edilen dostluk ve karşılıklı yardım antlaşması için Moskova'da yapılan gö­rüşmelerle ilgili olduğunu bildirmekte­dirler,

Sovyet Rusya hükümeti tekliflerini bil­dirdiği için, Fin Delegasyonuna yeni ta­limat verileceği zannedilmektedir.

B. B. C- nin Stokholm muhabiri, resmi mahfillerin ketumiyetine rağmen Finlan­diya hükümetinin Rus tekliflerini endîşe bilinmekteolduğunu ile karşıladığının bildirmektedir.

— Helsinki:

Karşılıklı bir yardım antlaşmasının ak-tedilmesi hususunda Sovyetler tarafından yapılan tekliflerin Helsinki'ye gelmesi üzerine büyük bir siyasî faaliyet başla­mıştır.

Cumhurbaşkanı, Başbakan vekilile Dışiş­leriBakaravekilinikabuletmiştir.Dış

münasebetler bakanlıklararası komitesi-le dış münasebetler parlamento komitesi bugün toplanmıştır.

Helsinki'den talimat gelinciye kadar Moskovagörüşmelerinearaverilmiştir.

31 Mart 1948

— Helsinki:

Bu akşam burada öğrenildiğine göre, Finlandiya'nın ancak kendi talep ettiği takdirde Sovyet Rusya'nın askerî yardım göndermesi hususunda İsrar etmesi, iki memleket arasında karşılıklı askerî yar­dım antlaşması hakkında cereyan etmek­te olan müzakerelerde bir engel teşkil etmiştir.

Diğer taraftan demokrat Yahudi teşkilâ­tı da bütün Yahudilere hitabederek halk­çı demokrasi cephesi lehine oy vermele­rini istemektedir.

28 Mart 1948

•— Bükreş:

Anadolu Ajansının özel muhabiri tele­fonla bildiriyor:

Romanya'da bugün Millet Meclisi seçim­leri yapılmıştır. Bu meclis ayni zamanda bir nevi müessesesan meclisi mahiyetini haiz olacaktır. Çünkü kiralın tahttan ay­rılması üzerine ilân edilen yeni devlet şeklini tedvin edecek ve bu devletin halk cumhuriyetine uygun yeni anaya­sasını tesbit edecektir. Meclis bu şi bitir­dikten sonra normal parlâmento halinde çalışmaya devam edecektir. Seçim kartları bütün seçmenlere yüzde yüz dağıtılmıştır. Bugün ziyaret ettiğim seçim bürolarında muamele bir alış veriş mağazasından çok daha sessiz, daha seç­menler hiç bir propaganda kargısında bile kalmadan gayet sakin bir şekilde bürolara girmekte kendilerine verilmiş olan seçmen kartlarını gösterdikten sonra rey pusulasını tam bir serbesti ile alarak kapalı bir kabineye girmekte ve listeyi bir zarfa koyduktan sonra bu zarfı ku­tuya atmaktadırlar.

Seçime iştirak eden partiler şunlardır:

Romen İşçi Partisi, yani komünist ve sos­yalist partilerinin birleşerek teşkil ettik­leri parti çiftçiler cephesi, yani Başba­kanGroza'nmbuisimdekipartisiyle Maniu Partisinden vaktiyle ayrılarak Gro-za Partisiyle birleşmesinden husule ge­len parti Millî Halkçı Partisi ve Macar Halkçı Birliği, bu dört halk demokrat cephesi namı altında birleşsrek müşte­rek bir liste ile seçimlere girmiştir. Bu dört partinin kahir bir çoğunlukla seçim­leri kazanacağı ise katiyen muhakkaktır. Ayrı olarak selimlere iştirak eden iki parti daha vardır ki onlar da Tatrescu'-nun uzaklaştırılmasiyle programını ve prensiplerini tamamiyle değiştiren ve Be-jan'm başkanlığı altında bulunan Millî Li­beral Partisiyle Demokrat Köylü Parti­sidir. Bu son parti de ManiuMan ayrılan bir gruptur. Bu iki parti halk demokrat cephesinden ayrı bir liste ile seçimlere iştirak etmekle beraber hakiki bir muha­lefet telâkki edilemez ve hiç bir kuvveti yoktur.

Maniu'nun Millî Köylü Partisinin dağı­tılmasından sonra memlekette hakikî tek muhalefet partisi olarak kalmış olan Bratianu'nun Millî Liberal Partisi seçim­lere iştirak etmemiş ve esasen faaliye­tini de fiilen aşağı yukarı tatil etmiş bulunmaktadır.

Seçimlerde bağımsızlar grupu halinde ba­zı kimseler de adaylıklarını koymuşlardır.

29 Mart 1948

— Bükreş:

Anadolu Ajansının Özel muhabiri bildi­riyor:

Seçim hakkında 17 Departmandan gelen muvakkat ilk malûmata göre, halk de­mokrat cephesi oyların aşağı yukarı yüz­de 90 mı kazanmaktadır.


2 Mart 1948

—Belgrad:

Belgrad Başpiskoposu ve Jislav Nastic, tedhişçi teşkilâtı baltalamak sucundan dolayı Bosnasaray mahkemesi tarafından 11 sene hapis ve 3 yıl medenî haklardan mahrumiyet cezasına çarptırılmıştır. Bu haberi veren ajansın bildirdiğine göre Başpiskopos verilen hükmü temyiz et­memek kararında olduğunu söylemiştir. Başpiskopos bundan başka, kilisedeki vaazları sırasında propaganda yapmak­tan ve yabancı bir heyet şefine bazı ma­lumat vermekten de suçlandırılmış bu­lunmaktaydı.

14 Mart 1948

—Belgrad:

Perşembe günü casusluk löhmetiyle bazı yüksek memurların tevkif edildiğine dair Slokia'dan gelen haberler dün akşam resmenteyidedilmiştir.

Sanayi Bakanının bir Yardımcısı Sloven Hükümetinin bazı yüksek memurları ve Komünist Partisine mensub birçok Sloven yakalanmıştır.

Bunlar İngiliz ajanı sıfatiyle Sloven ko­münist Partisine girmek ve mevkilerîn-den istifade ederek casusluk yapmakla itham edilmektedirler.

Bütün bu şahıslar 1941 de Alman'lar ta­rafından Dachan Kampına gönderilmiş bulunuyorlardı.

17 Mart 1948

— Belgrad:

Yugoslav mahkemelerinden biri «Devlet parasını» hileli bir şekilde zimmetine ge­çirmek, iktisadî bir baltalama hareketin­de bulunmak ve «Yugoslov ticaretini ya­bancı memleketlerde ihlâl etmek» suç-lariyle Ekonomi Bakanlığına mensup iki memuru ölüme mahkûm etmiştir. Aynı suçlara iştirakle sanık bulunan diğer ye­di memur 16 aydan bağlıyarak müebbet hapise kadar giden muhtelif hapis ce­zalarına mahkûm edilmişleridir.

Bütün bu şahıslar Yugoslavya'nın yaban­cı memleketlerdeki itibarı aleyhine ola­rak düşük kalitede ve hattâ bozuk mal­lar ihraç etmekîe suçlu bulunmaktadırlar.

2 Mart 1948

—Telaviv:

Teîaviv'de toplanan- «Millî Yahudi Kon­seyi», olan Vaad Leoumi'nin üçte iki ek­seriyetle Yahudi hükümet konseyinin teşkil edilmesine dün akşam karar veril­miştir.

Bu konsey, müfrit sağcılardan müfrit solculara, Komünistlerden Revizyonist'-lere kadar bütün partilere mensub 30 üyeyi ihtiva edecektir. Konsey, Birleşmiş Milletlerin kararma tevfikan muvakkat hükümetinbakanlarınıseçecektir.

—Kudüs:

İngiliz kuvvetleri bu sabah Kudüs civa­rında Jüda tepelerinde Yahudi'lerle Arap­lar arasında cereyan eden çarpışmayı durdurmak maksadiyle müdahalede bu­lunmuştur. Bir çok Yahudi köyüne Arap'­lar tarafından hücum edilmekteydi.

Telaviv'in güneyinde bir bölgede asayişi teminle vazifeli ingiliz askerleri, Pazar günü Kahire - Hayfa ekspresini dinamit­leyen Yahudi tethişçiferini bulmak mak­sadiyle etraflı bir araştırma yapmışlardır. Bu bölgede oturan Yahudi'lerin bir çoğu sorguya çekilmiştir.

Bir Otomobilde seyahat eden 5 Yahudi fîayfa'nm güneyinde askerî bir barikat­tan geçmek istemişleridir. İngiliz kuvvet­leri bunların üzerine ateş açarak ikisini yaralamışlardır.

B. B. C. nin Kudüs muhabirinin bildir­diğine göre, Filistin Hükümetinin demeci Yahudi'ler arasında heyecana sebebiyet vermiştir. Muhabirin kanaatince Birleşik Amerikada son zamanlarda husule gelen tepkiler se-

bebiyle endişeye düşen Yahudi'lerin du­rumunda bir az ümitsizlik belirmiştir. Yahudiler şimdi Amerika'nın müzahare-tine fazla güvendiklerini ve Arap muka­vemetinin kuvvetini küçümsediklerini an­lamaktadırlar.

3 Mart 1948

— LakeSuccess:

Güvenlik Konseyinde dün Filistin hak­kındaki tartışmalara devam edilmiştir. İngiliz Delegesi M. Greech Jones, Filis­tin'deki vaziyetin sulhu tehdit edici ma­hiyette olup olmadığını tetkik edecek olan beş büyük devletin iştirakiyle ku­rulacak komisyona İngiltere'nin katılma­maya karar verdiğini bildirmiş ve hükü­metinin, Ağustas'tan evvel Filistin'den kuvvetlerini çekmeğe katî bir şekilde ka­rar vermiş olduğunu yeniden teyid etmiş­tir.

İngiliz Delegesi Filistin'in paylaşılması ümidinin ortadan kalkmakta olduğunu söylemiş ve Arap'larla Yahudi'ler arasın­da, paylaşma mevzubahs olmadan, yeni bir anlaşmaya varılması yolunda teşeb­büslere girişilmesini talep etmiştir. M. Jones'den evvel Amerikan Delegesi M. Warren Austin konuşmuş ve Ameri­ka Hükümtinin, Filistin meselesini tak­sim plânının halledeceği yolundaki noktai nazarındamusirolduğunusöylemiştir.

4 Mart 1948

— Kudüs:

Bir Arap kaynağından bildirildiğine gö­re, bu sabah Ramleh yolunda bir Arap otobüsüne hücuma teşebbüs eden 17 Ya­hudi öldürülmüştür.

Diğer taraftan Öğrenildiğine göre, bu sa­bah Hayfa'da bir İngiliz subayı Arap'lar tarafındanöldürülmüştür.

5 Mart 1948

—Şam:

Filistin için hakiki bir savaş başlamak üzeredir. Yarmuk Kumandanı olan Fevzi El Kavukçu ve Genel Kurmayı gece es­nasında Filistin hududunu aşmışlardır. 60 kadar kamyon refakat etmekteydi. Diğer taraftan 100 kadar asker ve son zamanlarda terhis edilmiş olan Ürdün hudut kıtaları Arap kurtuluş ordularına İltihak etmişleridr. Bu kuvvetler. Fevzi El Kavukçu'nun kumandası altında sa­vaşacaklardır. Bu kıtalar, bölgeyi gayet iyi tanıdıklarından Arap kuvvetlerinin öncüleri olarak hizmet edeceklerdir.

8Mart 1948

—Kudüs:

Eski Filistin polisleri de dahil olmak üzere iki bin İngiliz'in Kudüs'e 16 kilo­metre mesafede Ramallah Dağının kuze­yinde Arap silâhlı kuvvetlerine iltihak ettiklerine dair Haganah Yahudi radyo­sunun verdiği haberi hükümet sözcüsü dün akşam «gülünç» olarak vasıflandır-iniştir..

Zikredilen bölge, Arap Çetecilerinin Şefi Abdülkadir EIhüseyni'nin karargâhı ol­makla tanınmıştır.

9Mart 1948

—■ Kudüs:

Birkaç yüz Arap dün akşam, Kudüs ile Ramallah arasında tamamiyle bir Arap Bölgesi olan Ataroth Yahudi Kolonisine hücum etmiştir. Yahudiler takviye kıta­ları istemişler ve bu kıtalar derhal gön­derilmiştir. Dün gece bir İrgun müfre­zesi, Rulkarm bölgesinde Kakun Arap köyüne girerek birkaç evi havaya uçur­muştur.

10Mart 1948

—Kudüs:

Irgun Radyosu dün akşam şunları söyle­miştir:«Haganah -İrgun anlaşmasının İngilizlere karşı hücumlara son verme­ği icap ettirdiği hakkında gazeteler ve Londra Radyosu tarafından verilen haber tamamiyle asılsızdır.»

Radyo şunları ilâve etmiştir: «bu anlaşma, eğer yapılmışsa, yalnız askerî harekâta ait bulunmakta, bilhassa ingilizleri alâ­kalandıran tafsilât gizli tutulmaktadır. Otey andan İrgun Radyosu. Arap'ların Hayfa hudutlarını kuvvetli bir surette takviye etmekte olduklarını ve buralara havantopu bataryaları koyduklarını ve şehre mütemadiyen takviye kuvvetleri ve harp malzemesi geldiğini bildirmek­tedir.

13Mart 1948

—Telaviv:

Gece yarısı Arab'Iar Telaviv hududunda Maccabbi Mahallesine hücum etmişlerdir. Yafa'da Arab'Iar şiddetli havantopu ate­şiyle yangın bombaları atmışlardır. Bu mahallede 40 kadar ahşap ev şimdi alev­ler içindedir.

Haganah otomatik silâhlarla şiddetli ateş açmak suretiyle mukabil hücuma geçmiş­tir. Yafa'da da akşam üzeri Filistin'le hertürlütelefonmuhaberatıkesilmiştir.

—Kudüs:

Arab'Iar dün akşam, Telaviv ile Yafa arasındaki bölgeye hücum ederek kırk kadar ahşap evi tutuşturmuşlardır. Müte­cavizler havan topu ve yangın bombaları kullanmışlardır.

Haganah büyük bir kuvvetle buna karşı bir mukabil hücurriSa bulunmuştur:

14Mart 1948

—Londra:

Daily Telegraph gazetesinin Filistin'de bulunan özel muhabirinin bildirdiğine göre Arab'Iar şimdi Filistin'in geniş bir bölgesinin idaresini ellerinde bulunduru­yorlar. Muhabir şunları yazmaktadır:

Nablus şehri fiilen Arab'ların kontrolü altında bulunan bir bölgenin merkezini teşkil etmektedir, ingiliz resmî makam­ları ve İngiliz polisleri henüz bölgeyi terk etmemişleridir. Ancak her ne kadar resmen tanınmakta ve riayetedilmekte iseler de eski otoriteleri kalmamıştır. Ürdün şehrinin batı kıyısından tulkerim'e ve Ramlah'dan Cenin'e kadar takriben 2500 kilometrelik ve üç şehirie 220 köy ve 50 bin nüfusu olan bu bölge Arab'larm idaresi altındadır ve bu Arap'ların idare kabiliyetine bir delildir. Çoğu Suriye'li ve İrak'lı olan ve bir mik-dar da Pakistan'lı gönüllüleri ihtiva eden Arap Kurtuluş Ordusunun bazı birlik­leri 21 Ocak'tanberi bu bölgeye girmiş bulunuyorlar. Üü şehre civar köylerde üniformalı olarak bulunan Arap asker­lerinin sayısı 2000 kadar tahmin edilmek­tedir. Kurtuluş Ordusu birliklerinden başka her şehir ve köyde üniformalı ma­hallî polis kuvvetleri mevcuttur. «Milî' muhafız» mahiyetinde olan bu kuvvetler mahallî belediye makamlariyle işbirliği halinde çalışan Arap millî komitelerin kontrolü altında bulunmaktadır. Hırsız­lık vakalarının tahkik ve takibi şimdi po­lis veya mahkemelerden ziyade mahallî komiteler tarafından yapılmaktadır, in­giliz tebaası ve İngiliz emlâki bu bölgede emniyet altında bulunmaktadır. Millî ko­miteler idareyi deruhte ettikleri günden-beri yabancılara karşı hiçbir hücum ol­mamıştır.

Arap Kurtuluş Ordusunda tam bir di­siplin vardır. Arap'lar topçu kuvvetlerine de maliktirler ve bütün bölge silâhlı do­ludur,

Daily Teİegraph'ın özel muhabirine göre, İngiliz mandası sona ermeden evvel de geniş ölçüde bir hareket başlayabilir.

15 Mart 1948

— Kudüs:

Filistin'de Gaza bölgesinde Gath'da Arap'­lar tarafından muhasara edilmek istenen bir Yahudi kasabası civarında bütün gün devam eden savaşlar sırasında 37 Arap Ve Yahudinin Ölmüş olduğu ve bir çoğu­nun da yaralanmış bulunduğu bildiril­mektedir.

Yahudi kasabasından imdat fişekleri atılmış ve Yahudi takviyeleri mütearrız-ları püskürtmüştür. Fakat bu arada birçok Yahudi Ölmüş veya yaralanmış bu­lunmaktaydı.

Daha sonra 14 zırhlı vasıta ile mücehhez silâhlı bir Yahudi kolu ayni bölgede bir­çok köylere taarruz etmiştir. Bir kasaba­da 10 ev dinamitle havaya uçurulmuş­tur. İngiliz kıtaları son zamanlarda Ha-kanah'm ve Stern çetesinin bütün mem­lekette Arap mevzilerine karşı yaptıkla­rı hücumları püskürtmek için son iki gün zarfında sık sık müdahale etmek mecbu­riyetinde kalmışlardır. Hafta tatili sıra­sında hiç bir faaliyet göstermemiş olan îrgun ateş hattındaki birliklerini teşkil etmek için üyelerini silâhlandırmak igile meşgul bulunmaktadır.

Nablus'ta genel karagâhını kurmuş olan Arap Kurtuluş Ordusunun liderlerinden birisi olan Fevzi El Kavukçu'yu öldürmek veya ele geçirmek için Haganah Koman-danlartnın Nabrus'- Jenin - tulkram Arap üçgenine sızmaya muvaffak olmuş bulun­dukları bildirilmektedir. Kudüs'te Arap hücum kıtalarının merkezi olduğunu ileri sürerek bazı evleri havaya uçuran Stern Çetesi mensupları ingiliz üniforması ta­şımakta idiler. Stern çetesinin bu men­supları başlarında ingilizce emirler ve­ren bir çavuş olduğu halde sokaklardan geçmişlerdir. Bu taarruz yeni bir savaşın başlangıcını teşkil etmiş ve bu savaş sı­rasında havan topları mitralyözler ve el-bombaları kullanılmıştır. İngiliz kıtaları çarpışmaları bastırmak için topçu kuv­vetlerine başvurmak mecburiyetinde kalmışlar fakat aralıklı tüfek ateşleri sa­baha kadar devam etmiştir. Orta - do-ğu'daki İngiliz kuvvetleri başkomutanı General John Crocker, durumu incelemek ü?ere Filistin'de iki gün kalmış ve Cu­martesi günü Süveyş Kanalındaki gene' karargâhına avdet etmiştir.

22 Mart 1948

— Kudüs :

Neşredilen resmî bir tebliğe göre, Har-tuf yahudi kolonisi, sabahın saat birinde araplar tarafından yapılan şiddetli bir hücuma uğramıştır. Savaş saat sekize kadar devam etmiştir. Etrafta çok sayı­da Arap çetelerinin toplanmış olması kö­yün muhasıra edildiği intibaını uyandır­maktadır.


Filistin - Rusya ve Amerika...

Ulus» Anka-

14 Mart 1948 tarihli ra'dan :

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde süren uzun görüşmelerde Filistin mese­lesini, içine girmiş olduğu çıkmazdan kurtaramamıştır. Bu müzakerelerden sonra verilen konsey kararı Filistin me­selesini beş büyük devletin kararına bı­rakmıştır.

Hatırlarda olduğu üzere, Filistin mesele­si konseye, beşler komisyonunun kara-riyle gelmiştir. 29 Kasım'da verilen tak­sim kararından sonra kurulan Beşler Ko­misyonu, Güvenlik Konseyi tarafından silâhlı kuvvet sağlanmadıkça Filistin'in Araplarla Yahudiler arasında paylaşıla-mıyacağım bildirnr'ş ve Konsevden bu taksimi gerçekleştirmek için yardım te­min edilmesini istemişti.

Konsey toplandıktan sonra Birleşik Ame­rika Başdelegesi Mr. Austin Amerika'nın görüşünü şu yolda izah etmiştir: Asamb­le tarafından 29 Kasım'da verilen taksim kararı bir «tavsiye» den ibarettir. Gü­venlik Konseyi bu tavsiyeyi yerine geti­rerektaksimigerçekleştiremez.Çünkü böyle bir hareket, San Francisco şartına aykırı olur. Şartın hükümlerine göre, Güvenlik Konseyi ancak barış tehlikeye düştüğü zaman müdahale edebilir. Ve barış tehlikeye düşmüşse Amerika kuv­vet kullanmasını düşünecektir. Bu hale göre Amerika barışın tehlikeye düşmüş olup olmadığını tesbit için beş büyük devletten terekküp edecek bir komitenin kurulmasını teklif etmiştir.

Amerika'nın «taksimi gerçekleştirmek» için değil, «barış kurmak» için silâhlı kuvvet kullanmıya hazır olduğunu bil­dirmesi zihinlerde karışıklık doğurmuş­tur. Hukuk bakımından aradaki fark be-lirii oîmakiaberaber amelî neticeleri itibariyle barışın kurulması için kuvvet kullanılırken, taksimin de gerçekleştiril­mesi mümkün görülmektedir. Fakat her­halde Amerika'nın taksimi gerçekleştir­mek için kuvvet kullanmak niyetinde ol­madığı ve buna Birleşmiş Milletler şar­tının da müsait bulunmadığı belirtilmiş­tir.

Amerikan teklifinden sonra uzun ve ha­raretli münakaşalar olmuş, fakat Rusya'­nın bu meselede ne diyeceği merak ve alâka ile beklenmiştir. Rusya'nın Filistin meselesinde takip ettiği politikanın hedef­leri iyice malûm olmamakla beraber, herhalde Rus politika adamlarının bu noktada son derece ihtiyatlı hareket et­tikleri görülmektedir. Filistin meselesi Rusya'nın Birleşmiş Milletlerde açıktan demokrasilere karşı vaziyet almadığı na­dir vakalardan biridir. Güvenlik Konse­yinin şimdiye kadar gördüğü, İran, Yu­nan, Suriye ve Lübnan, Endonezya ve diğer dâvalarda Rus'lar, Amerika ile ça­lışmışlardır. Esasen bütün bu dâvalar, bir taraftan ingiltere ve Amerika, diğer taraftan da Rusya arasında birer mücade­le mahiyetini almıştır. Filistin meselesin­de Ruslar, anlaşmazlığın çözülmesi yo­lunda Amerika ile işbirliğine girişmek ister gibi hareket etmektedirler. Fakat bunun arasında gizli olan maksat ancak zamanla anlaşılacaktır. Her-halde Rus'la­rın, böyle işbirlikçi zihniyetle hareket ederken arkada kendi oyunlarını oyna­dıklarımuhakkaktır.

Konseyde Rusya tarafından ileri sürülen teklif, Amerika tarafından ileri sürülen tekliften çok farklı değildi. Birleşik Ame­rika, barışın tehlikeye düşüp düşmediği­ni tesbit için beş büyükten terekküp ede­cek bir komitenin kurulmasını ileri sür­müşken Rus'lar, «taksim kararını yerine getirmek için ne yapılabileceği hakkında konseye tavsiyelerde bulunmak üzere beş büyük devlet arasında istişarelerde bulu­nulmasını» teklif etmişlerdir. Kabul edi­len bu kararla Filistin meselesi Büyük bırakılmaktadır. Bu «Beş Büyük­ler» Amerika'nın teklifi gibi, Konseyin bir komitesi halinde değil. «Beş Büyük Devlet» olarak doğrudan doğruya temas ve istişare edeceklerdir. İleri sürecekleri tavsiye de Konseyin 29 Kasımda Asamble tarafından verilen taksim kararının ger­çekleştirilmesi için ne yapılabileceği hak-. kmda olacaktır.

Mesele beş büyüğe bırakılmış olmakla beraber, ingiltere istişarelere iştirak et­mek niyetinde değildir. Çin esasen Filis­tin meselesine karşı binnisbe uzakta dur­muştur. Fransa da meselede birinci dere­cede rol oynamıyor. Şu halde hakikatte Filistin meselesi Rusya ve Amerika ara­sında istişarelere mevzu olacaktır. Umumî olarak şu söylenebilir ki, konsey tarafından verilen karardan sonra da Fi­listin meselesi olduğu yerde kalmıştır. Resmen «Beş Büyük», fakat hakikatte Rusya ve Amerika tarafından yapılan is­tişarelerden sonra ileri sürülecek tavsi­yenin de dâvayı halle doğru yaklaştıra­cağı şüpheli görülmektedir.

Orta Şarkı büyük bir gaileden kurtaran karar...

Yazan:Cumhuriyet

21 Mart 1948 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Filis­tin'de bir siyonist devletin kurulmasını ve Filistin topraklrından sahil mernde ve memleket içlerinde en elverişli bölge­leri bu devlete ayıran projenin kabulü­nü tavsiye edelidenberi Ortaşark'ta bü­yük ve tehlikeli bir karışıklık hüküm sürmekte, bu karışıklıktan faydalanan muzır ve tehlikeli unsurlar fesad ocak­ları kurmak için ellerinden geleni yap­maktaidiler.

Bir kere Filistin'in içi tam manasiyle bir harb sahnesi olmuştu. Bir tarafta yurd-larını kurtarmak istiyen Arablar ve bu Arap'ları destekliyen Arap âlemi, diğer tarafta on- beş asırdanberi halis muhlis Arap ülkesi olan Filistin'de yerleşmek ve bağımsız bir devlet kurmak istiyen si-

yonist teşkilâtı ve ona yardım eden dün­ya siyonistleri çetin bir mücadeleye giriş­miş bulunuyorlardı. Hergün kan dökülü­yor, mamureler harebeye çevriliyor ve mücadelenin gün geçtikçe büyüyeceği vuzuhla göze çarpıyordu.

Daha fenası, muzır ve tehlikeli unsurların bu fırsattan faydalanarak bütün Orta-şark'ı kundaklayacak fesad ocakları kur­maları, kızıl bir Filistin yaratmak ve Fi­listin yoliyle bütün Ortaşark'ı allak bul­lak etmek için geceli gündüzlü uğraşma­ları idi. Bu fesad ocaklarını kuranların Siyonistlerle elbirliği yapmaları, Filis­tin'i taksim kararının yalnız yanlışlığını değil, üstelik de son derece tehlikeli ol­duğunu ve bu tehlikeyi Önlemenin bir zaruret teşkil ettiğini belirtiyordu.

Filistin'de bir Siyonist Devlet kurmayı haklı gösterecek hiç bir esas bulunmadı­ğını defaatle izah etmiş olduğumuz için bu bahse tekrar dokunmak istemiyoruz. Çünkü bu hakikat artık bütün dünyaca anlaşılmış bulunuyor. Bu, böyle olduğu halde sırf Siyonist'leri hoşnud etmek için böyle bîr teşebbüse girişmenin dünyayı kana boyamaktan ve Ortaşarkın başına içinden çıkılmaz gaileler yaratmaktan başka bir netice vermiyeceği aşikâr ol­duğundan en doğru hareket, Filistin'i taksim teşebbüsünden vazgeçmek ve akliselim gerekleri dairesinde tedbir al­maktı.

Biz bunun ergeç böyle olacağına inandığı­mız için, taksim kararının iüâs etmiş ol­duğunu çoktan ilân etmiş, basiret ve' hakkaniyet dairesinde hareket etmek za­ruretinin kendisini ne zaman gösterece­ğini merakla beklemeğe başlamıştık.

Çok şükür ki intizarımız uzamamıştır: Amerika Hükümeti, batıl üzerinde ısrar etmiyerek hakka dönmek büyüklüğünü göstermiş, evvelâ Büyük Beşler toplantı­sında, daha sonra Güvenlik Konseyi top­lantısında, taksim k?rsrıncbn vazgesmis olduğunu ilân etmiş, böylece en doğru, en makul ve en haklı siyaseti tutmakta gecikmemiştir. Bunu Amerika hesabına döneklik diye tefsir edecek olanlar ancak kötü maksadları baltalanan fesadcılardır. Amerika'nın siyasetini tashih etmesi, bü­tün dünyada büyük bir memnunlukla karşıîanacak ve bütün bir sevinç uyandıra­caktır.

Amerika'nın Filistin'i taksim teşebbü­sünden vazgeçmesi, bütün bu teşebbüsün kat'î surette iflâs etmesi demektir. Çün­kü bu teşebbüsü destekliyen en mühim âmil, Amerika'nın muzahereti idi.

Bir taraftan Arap'ların bükülmiyen mu­kavemeti, diğer taraftan Siyonistlerin her renge boyanan tethiş faaliyeti ve bil­hassa muzır ve tehlikeli unsurların bütün Ortaşarkı kundaklıyacak hareketleri, Amerika'nın siyasetini tashih etmesine, ona kendi prensiplerine ve menfaatlerine uygun bir şekil vermesine yardım etmiş, bu sayede büyük bir hatanın önü alın­mış, vahim bir tehlike bertaraf edilmiştir. Filistin'in mukadderatına ve istikbaline gelince, bu mesele Birleşmiş Milletler Ku­rulundayenidenkonuşulacaktır.

Filistin muhakkak ki bağımsızlığına ka­vuşmak istiyecek ve bütün Arap devlet­leri onu destekliyecektir. Amerika ise Filistin'in bir müddet için vesayete tâbi olması fikrindedir. Fakat bu vesayet ferdî olacak, Birleşmiş Milletler namına yapılacak bu da bir çok tartışmalara meydan verecek bir mesele olduğundan Filistin'in yakın atide bağımsızlığına ka­vuşacağını tahmin etmek daha doğrudur. Muhakkak olan nokta, Siyonistliğin en ağır darbeyi yemiş ve Filistin dâvasının büyük bir zafer kazanmış olduğudur. Böylece Ortaşark büyük bir gaileden kurtulmak yolunututmuştur.

Bütün bunları sağlıyan Amerikan siya­setinin yeni muvaffakiyeti, çok derin te­sirli olacak ve çok şümullü neticeler ve­recektir.

4 Mart 1948

— Kahire:

Mısır'ın İşçi Liderlerinden Nebil Abbas Halim Akhsrsaa dergisinde yayınladığı bir yazısında Arap dünyasına komünist tehlikesi hakkında ihtarda bulunmuştur. Abbas Halım, yalnız Kahİre'de 43 komü­nist merkezi bildiğini komünistlerin bü­tün sınıflara nüfuz etmş olduklarını, ba­zılarının müslüman teşekkülleri arasında gizlendiklerini, bir kısmının Vaft Parti­sinde, bir kaçının da İşçi Partisinde bu­lunduğunu bildirmektedir. İşçi Lideri, fabrikalardan çıkarılan veya mahkemeye sevkolunan komünistlerin hepsinin bi-linmiyen kaynaklardan, her halde yaban­cı memleketlerden para aldıklarını söy­lemek tedir.

Nebil Abbas Halim, yazısını şu şekilde bitirmektedir

Dünya Kapitalistlerle Bolşevikler arasında ikiye bölünmüştür. Bu sebepten halkın bilhassaişçigütiesininhangitarafta,

Rusya'da mı, yoksa İngiltere veya Birle­şik Amerika'da mı daha iyi bir şekilde yaşadığınıtetkiketmekazimdir.

17 Mart 1948

—Kahire:

Kral Faruk'un bundan böyle Mısır Ana­yasası gereğince Mısır ve Sudan Kralı unvanını almasına dair önerge dün ak­şam Mısır Ayan Meclisi tarafından oy­birliği ile kabul edilmiştir.

24 Mart 1948

—Kahire:

Komünistlerin muhakemesine başkanlık edecek olan Ağır Ceza Mahkemesi Baş­kanı Ahmet El Hazindar beyin öldürül­mesi üzerine, Mısır'daki fesatçı unsurla­rın temizleneceğini söyliyen Mısır Baş­bakanı gazetecilere yaptığı beyanatta, rnem'ekete yayılmış olan canileri temiz-liyeceğim ve kötülük zihniyetini ortadan kaldıracağımdemiştir.

1 Mart 1948

—Kahire:

Buradaki resmî mahfillere gelen inanılır haberlere göre, Yemen hadiseleri hakkın­da yerinde incelemeler yapmağa memur Arap Birliği komisyonunun ilk grupu, güvenlik sebepleri yüzünden Yeme'nin merkezi Sanaa'dan ayrılmıştır. Komisyon Sana'ya yakın bir noktada çalışmalarına devam edecektir.

—Londra:

Yemen'deki ihtilâl hakkında B. B. C.'nin orta - doğu'daki muhabiri tarafından vefi-en malûmata nazaran her ikisinin de Ye­men Kralı olduklarını iddia ettikleri şef­lerin idaresi altında iki rakip taraf şid­detli bir savaşa girişmiş bulunmaktadır­lar. Bu gruplardan birisi son Yemen Kra­lının oğlu olan Prens Ahmet tarafından idare edilmekte, diğeri ise Abdullah Ve-zir'in başkanlığında bulunmaktadır. B. B. C. muhabiri olup bitenler hakkında açık bir fikir edinmenin güç olduğunu bildirmektedir. Bazı tebliğlere nazaran Prens Ahmet'e sadık olan kuvvetler başkente yaklaşmaktadırlar. Diğer bazı tebliğler ise bizzat Abdullah El Vezir tarafından idare edilmekte olan Yemen kıtalarının Prens Ahmet'in genel karar­gâhına doğru yaklaşmakta olduğunu bil­dirmektedirler. Arap Birliğine mensup bir heyet Yemen'e müteveccihen yolda bulunmaktadır. Bu heyet, tahkikatını bi-tirinciye kadar Arap Birliği ne Prens Ahmed'i ve ne de Abdullah El Vezir'i YemenKiralıolaraktanımıyacakür.

— Londra:

Arap Birliğinin büyük bir delegasyonu, polis ve uzlaştırıcı rolü oynamak üzere Yemen'egitmekteolduğusirada:yeni

İmam Muhammet El Vezir ile eski Ve­liaht Emir Seyfel İslâm Ahmet arasın­daki savaş hakikî bir iç harp halini al­mıştır. Hükümet merkezi Sana'nm kont-roiü ile katlolunan imam Yahya'nın ha­zinelerine sahip bulunan yeni hüküme­tin malik olduğu üstünlüklere rağmen işin neticesini şimdiden kestirmek kolay değildir. Rakiplerden her birini destek­lemek üzere ayaklanan kabileler olmuş­tur. Bazı haberlerde Emir Seyfelislâm Ahhmet Hacca Kalesinde mevki aldığı bildirildiği sırada, Kahire'de Emir'in or­dusunun Sanaa'yı sardığını iddia ettiği haber verilmektedir. Yeraen'in Kahire Temsilcisi Prens Ahmet Sayad Ali El Muayyed'den alman bir telgrafta mun­tazam ordu kuvvetlerinin çoğunluğunun bütün teçhizatlarıyla Emir'e iltihak et­miş oiduğu ve yeni kuvvetlerin gelmeğe devam ettiğibildirilmektedir.

Diğer taraftan öğrenildiğine göre, İmam Yahya'nın oğullarından biri Prens İbra­him dostu bulunan yeni İmam El Vezire iltihak etmek üzere bugün uçakla Aden'­den Sanaa'ya gitmiştir. İbrahim İm^m Yahya'nın âsi oğludur ve bundan bir müddet önce El Vezir'i babasının rejimi aleyhinde ayaklanmaya teşvik etmişti, ibrahim'in, babasının ölümüyle neticele­nen Komploy'a katıldığı muhakkaktır. İbrahim Sanaa'ya geldiği zaman esasları şimdiden hükümet merkezinde yayınlan­mış olan bir meşrutî kırallık kurucağı tahmin edilmektedir.

İsyanın sebebi, memleketin batı dünyası ile diğer Arap memleketlerinin müterak­ki tesirinden tecrid eden eski hükümete karşı duyulan hoşnutsuzluktur. Bunun­la beraber şeflerin harekete geçmelerine şahsî ihtirasların da âmil olduğu şüphe götürmemektedir.

17 Mart 1948

—Kahire:

Abdullah El Vezir ile tahtın ele geçiril­mesinde işe karışmış olan yemenli lider­ler ihanetten ve İmam Yahya'nın katlin­de işbirliği etmek suçundan yargılana­caklardır.

Emir Abdullah, yeni Yemen Hükümeti­nin, Arap devletleriyle tam işbirliğine dayanan uzun vadeli bir İslâhat progra­mına bağlıyacağını bildirmiştir.

Emir Abdullah İngiltere ile bir antlaşma akdi için müzakereler yapıldığı yolun­daki söylentileriyalanlamıştır,

27 Mart 1948

—Kahire:

Yemen'deki durum hakkında çeşitli ha­berler gelmekte devametmektedir. Bu

haberlere göre, işler fenaya doğru git­mektedir. Bir çok aşiretler Ahmet'in kı­talarına karşı mukavemet için tertibat almaktadır. Şeyh Übeyde mensup bir­liklerin isyan etmiş olup, dört bin kişi­nin Ahmet'in kurmuş olduğu rejime karşı bir harekete geçmek üzere durum­larını takviye etmiş oldukları Öğrenilmiş­tir.

Sana'dan gelen bir telgrafta yağmanın son haddine varmış ve vali konağının tah­rip edilmiş olduğu bildirilmektedir.

Güney Yemen'de karışıklıklar devam et­mektedir. Mekke'den gelen bir telgrafda, Ahmed'in elinde olan hica müstahkem mevkiinden gelen haberlere göre. şehirde durumun sükûnet kesbetmiş olduğu ve bütün halkın Alımet'e sadakat yemini et­miş olduğu bildirilmektedir. Halkın Ab­dullah El Vezir taraftarlarına karşı birlik olduğu bildirilmektedir.

1 Mart 1948

— Washington:

Cumhuriyetçi Âyân Üyelerinden Van-denberg, haftalardan beri kongrenin ku-luarlannda ve komisyonların toplantı sa­lonlarında, Avrupa'ya ekonomik bir yar­dım yapılması lehindeki mücadelesini hararetli alkışlar arasında Ayan Meclisi­nin toplantı salonuna intikâl ettirmiştir. Vandenberg, Ayan Meclisi Dış İşleri Komisyonunun Kanun Tasarısını ittifak­la tasvip etmesi üzerine birinci partiyi kazanmış bulunmaktadır.

Ayan Meclisimle Vandenberg'in Kanun Tasansı aleyhinde beliren muhalefet, yirmi kadar üye tarafından yapılmaktadır. Bu Şahıslar, Ayan Meclisi Dış İş­leri Komitesi tarafından talep olunan 5.300.000.000 doların 3.500.000.000 dolara indirilmesini istemektedirler.

Vanderbeng. Birleşik Amerika'nın Gü­venliğiyle ekonomik ve sosyal yapısının Avrupa'ya yardım programının gayeleri­nin tahakkukuna sıkı bir şekilde bağlı bulunduğunu belirttikten sonra Birleşik Amerika'nın güvenliği ve istikrarı bugün tehdit altında bulunan dünya ile olan tesanüdünü teyid etmiş Avrupa'nın kal­kınması programının tasarlanmasına yol açan gelişmenin tarihçesini yapmıştır.

Vandernberğ sözlerine devamla, Marshall'-m davetine karşılık veren onaltı milletin «kahramanca» birleştiklerini söylemiş­tir. Vanderbeng,. bu kelime üzerinde İs­rar ederek «Rus ayısının derhal dişlerini gösterdiğini» ve «Kremlinin Marshall plânı aleyhinde, halâ devam etmekte olan, geniş mikyasta bir baltalama faaliyetine giriştiğini» söylemiştir. Vanderberg söz­lerine şöyle devam etmiştir:

Bununla beraber, Marshall Plânı, batı Avrupa için bir plân olmakla beraber, Doğu Avrupa aleyhinde bir plân değil­dir. Doğu ile Batı arasındaki gerginliğin şerefli şartlar dahilinde azaltılması za­manımızın en mesut hadisesi olacaktır. Amerika bu hususta hiç bir gayret sar­fından kaçınmamalıdır.

Bunu müteakip Vandernberg, onaltr memleketin kalkınmaları için sarfettik-leri gayretlerden bahsetmiş ve bu onaltı memleketin girişmiş oldukları ekonomik taahhütlerin ehemmiyet ve manasını be­lirtmiştir.

Vandenberg sözlerine devamla, Ayan Meclisine kanun tasarısındaki hükümle­ri hatırlatmış ve plânın ilk tatbik yılı için tasarıda derpiş olunan 5.300.000.000 do­larlık meblâğı müdafaa ederek, ikrazın iade edilecek kısmının yekûnunun % 20 si ila 40'ı nisbetinde olduğunu belirtmiş ve yalnız iki memlekete hibede bulunul­masının derpiş olunduğunu soyliyerek bu iki memleketin isimlerini tasrif etmiş­tir.

Vandenberg, bilhassa Çin, Türkiye, Yu­nanistan. Trieste bölgesi ve Amerikan işgal altındaki memleketlere yardım et­mek lüzumunu belirttikten sonra plânı -nın muvaffakiyetle neticelenmesinin yal­nız bunun iyi idare edilmesine değil aynı zamanda Batı Almanya'nın ekonomik ba­kımından süratle kalkınmasına bağlı bu­lunduğunu bildirmiştir. Vandenberg, Almanya'nın gayri merke-zileştirilmesinin ve katî olarak askerlik­ten tecridinin elzem olduğunu söyledik-ledikten sonra bu memleketin aynı za­manda makul bir istihsalât seviyesine erişmek maksadiyle imar olunması gerek­tiğini ilâve etmiştir. Bunu müteakip de-

image005.gifmokrat âyân üyelerinden V/illİma Fulb-right söz alarak, Avrupa milletlerarasında yalnız bir ekonomik işbirliğinin derpiş olunduğu Avrupa'nın kalkınması progra­mına dair kanun tasarısının ihtiva ettiği hükümleri «gayri kâfi» telâkki ettiğini bildirmiş ve Amerikan Milletiyle yardım plânından faydalanan Avrupa milletleri nin siyasî birliklerini tahakkuk ettire­cekleri ümidinin izhar olunduğu bîr de­ğişikliğin tasarıya ithal olunmasını tek­lif etmiştir. W. Fulbringht sözlerine şun­ları ilâve etmiştir:

Birleşik Amerika, Avrupa endüstrilerini kalkmdırdıktan sonra bu endüstrilerin kendi aleyhine döndüğünü görmekten çekinmelidir. Yalnız bir Avrupa fede­rasyonu, bu endüstrilerin Avrupa'h ola­rak kalmalarını temin edebilir.

3 Mart 1948

Washington:

Dün Washington'da Âyân Üyesi Vandenberg Âyân MeclisininMarshallPlâ­nın yalnız birinci senelik kısmını kanun­laştırılması yolundayapılan bir teklife itiraz etmiştir. Vandenberg demiştir ki:

Avrupa Mîlletleri Birleşik Amerika'ya karşı olan taahhütlerine sadık kaldıkla­rı takdirde, dört sene üç aylık kalkınma programı devresi içinde inkitasız bir yardım göreceklerine emin bulunmalıdır­lar.

B. B. C.'nin 'Washington muhabirinin bil­dirdiğine göre, Avrupa'da geçenlerde ce­reyan etmiş olan hadiseler karşısında Âyân Meclisinin yardım kanunu tasarısını süratle kabul etmesi hakkında Vanden-berg'in geçen gün yapmış olduğu demeç Amerikan yorumcuları tarafından hara­retle karşılanmıştır.

Muhabir sözlerine şunları ilâve etmiştir: Tasarının en kısa bir zamanda kabulünü sağlamak üzere, Âyân Meclisinin tasarıyı kabulüne müteallik formaliteler imkân nisbetînde hızlandırılacaktır.

—Washington:

Dışişleri Bakanı Marshall ile Millî Sa­vunma Bakanı Forrestal bugün kongrede şunları söylemişlerdir:

Yunanistan Totaliter bîr azınlığın kont­rolü altına girdiği takdirde bunun Tür­kiye'de yapacağı akis son derece vahim olacaktır.

Türkiye Yakın Doğunun zengin kaynak­larına göz diken herhangi bir devletin ihtiraslarınayolutıkamaktadır.

Diğer taraftan Türkiye ve Yunanistan'ın birer serbest ve bağımsız memleket ola­rak ortadan kalkmaları, en berbat şart­lar dahilinde hürriyetlerini muhafazaya çalışan diğer memleketlerin de manevi­yatını mahvetmekten geri kalmıyacak-tır. Böyle buhranlı bir anda tarafımızdan gösterilecek herhangi bir gevşeklik tah­min edilmîyecek kadar ağır tepkiler yara­tabilir.

9 Mart 1948

— Tokyo

General Mac Arthur bugün beyanatta bulunarak, Amerikan Milletinin kendisine tevdi edebileceği her hangi bir görevi kabul etmekten kaçınamayacağını söyle­miştir.

Bugün öğleden evvel Tokyo'da yayın­lanmakta olan gazeteler ikinci baskı ya­parak General Mac Arthur'ıın Amerikan halkı istediği takdirde Amerikan baş­kanlığı için yapılacak olan seçimlere aday­lığını koymak yolundaki kararını bildir­mişlerdir. Muhabirlerin belirttiklerine göre, General Mac Arthur'un bu karan Japon'lar tarafından gayet müsait karşı­lanmıştır.

Japon umumî efkârının meyli bir Japon gazetecisinin şu yazısı ile belirmiş bulun­maktadır:

General Mac Arthur Amerikan başkan­lığına seçildiği taktirde hükümette Ja-ponya'y1 kontrol eden bir şahsın meveud bulunduğunu bileceğiz. Bu taktirde Ame­rika'nın bize daha fazla yardımda bulu­nacağını, güçlüklerimizin c?£ha anlayışla karşılanacağını ve komünizme karşı sıkı bir surette kargı konacağını ümit edebi­leceğiz.

General Mac Arthur'un bu kararı Tokyo borsasında bir çok hisse senetlerinin şim­diye kadadr görülmemiş bir şekilde yük­selmesine yol açmıştır.

Tasarı bundan sonra temsilciler meclisine sunulacaktır.

Âyân Meclisi Cumhuriyetçi Âyân Üyesi Joseph Ball tarafından teklif edilen plâ­nı reddetmiştir. Ball Veto hskkı bulun­mayacak milletlerarası yeni bir yüksek meclis kurulmasını ve milletlerarası ku­rulundan ayrı üye milletleri hertürlü te­cavüze ve karıştırıcı harekete kargı hür­riyet ve istiklâllerini koruyacak bir te-şeküüî meydana getirilmesini istemekte idi.

Bundan başka yâyn meclisi 22'ye karşı 68 oyla dünya kalkınması yolunda bir malî teşekkülün kurulması hakkında teklifi reddetmiştir.

15 Mart 1948

— Washington :

Âyân Meclisi Dışişleri Komisyonu bu sa­bah yaptığı kapalı bir oturumda Dışişleri Bakanı Marshall'in Yunanistan ve Tür­kiye'ye yardım programlarının kabulü sebepleri hakkında verdiği izahatı dinle­miştir.

M. Marshall bundan önce Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonunda ileri sür­müş olduğu delilleri tekrarlıyarak Yuna­nistan'daki durumun ciddi olduğunu bu­nunla beraber ümitsiz olmadığını bildir­miştir. M. Marshall, bu memlekette eko­nomik, idarî ve malî durumda iyileşme belirtileri görüldüğünü ve Amerikan yar­dım heyetinin girişmiş olduğu çalışma­nın tesirlerinin kendisini hissettirmeğe başladığını belirttikten sonra Amerika tarafından Yunan ordusuna verilen mal­zeme ile bu Amerikan harp malzemesinin kullanılmasını Yunan kuvvetlerine öğ­retmekle vazifeli Amerikan subaylarının başardıkları iş sayesinde askerî durumda da aynı yolda bir iyileşme beklenebilece­ğini söylemiştir. Bununla beraber. M. Marshall, komünistlerin hâkimiyeti altın­da bulunan milletlerin Yunanistan üze­rinde bir baskı icra etmeleri tehlikesinin halâ mevcut olduğunu, çünkü demokra­silerin vaktinde ve müessir bir şekilde karekete geçememelerinin Totaliter idare-

ciler için büyük bir talih eseri olduğunu bildirmiştir.

Amerikan Dışişleri Bakanı sözlerine de­vamla, Birleşik Amerika Yunanistan'a yardımı kesecek olduğu takdirde, bunun hemen hemen Yunanistan'da komünist bir hükümetin kurulması neticesini do­ğuracağım ve diğer taraftan, Amerikan yardımının kararsızlığını rakiplerine gös­termek fırsatını elden kagırmıyacak olan komünistler için pek kuvvetli, bir delil teşkil edeceğini bildirmiştir.

M. Marshall, diğer taraftan, Türkiye'nin kuvvetli kalması ve kendi kaynakları kâfi gelmediği bîr zamanda mühim as­kerî kuvvetler bulundurabÜmesî için des­teklenmesi lüzumu üzerinde İsrar etmiş­tir.

M. Marshall Birleşik Amerika'nın politi­kasına «sükûnet ve azimle» devam etme­si gerektiğini söyliyerek sözlerine nihayet

vermiştir.

17 Mart 1948

—Washington:

Kömür madenlerinde patlak veren Greve 300 bin işçi iltihak etmiştir. John Lewis'-in başkanlık ettiği sendikaya dahil 400 bin işçinin de grev ilân etmelerine inti­zar edilmektedir.

Lewis herhangi bir grev emri vermiş de­ğildir. Yalnız Afi Sendikası Başkanı ge­çen Cuma günü bir mektup neşrederek maden idarelerinin yardım sandığına te­diye etmeleri lâzım gelen aidatı verme­diklerini maden amelesine bildirmişti.

—Washington:

Dışişleri Bskanı M. Marshall'm Başkan Truman nutkunu bitirir bitirmez hemen toplanan Âyân Meclisi Silâhlı Kuvvetler komisyonunda beyanatta bulunarak «Av-rupa'daki olayların gelişmesinin, Birle­şik Amerika'nın komünizmi durdurmak için yalnız ekonomik kalkınmanın ağır ilerleyişine güvenemiyeceğini açıkça gös­terdiğini a bildrimigtir.

M. Marshall, Balkan devletlerinin, Sovyet Rusya'nın baskısı karşısında birbiri arka­sına düştüklerini belirttikten sonra İtal­ya'da yakındayapılacak olan seçimlerin de İtalyan mahallî meselelerinin çerçeve­sini pek fazla aşan bir ehemmiyeti haiz olduğunu bildirmiştir.

M. Marshall, askerî hizmetin gayesinin harbi bertaraf etmek, malî bakımdan ta­hammülü mümkün ve memleketin iflâsı­na yol açmıyacak vasıtalara müracaat et­mek suretiyle Birleşik Amerika'yı kuv­vetli bir halde bulundurmak olduğunu söylemiştir.

Amerikan Dışişleri Bakanı sözlerini §öy-le bitirmiştir:

Önümüzdeki enaz beş veya on yıl zar­fında dünya nazarında, hür hükümetle­rin korunmasına ve bu devletlerin polis devleti haline gelmelerini önlemeğe yar­dım etmekten ibaret olan rollerine yakı­şır bir mevki tutup tutmıyacağım bilmek­tir.

18 Mart 1948

— Washington:

Savunma Bakara james Forrestal, Ayan Meclisi silâhlı kuvvetler komisyonu Önünde verdiği izahat sırasında ayrıca demigtirki:

Amerika'nın kendi millî savunmasını te­min etmesi ve milletlerarası vecibeleri­ni yerine getirebilmesi için şu hususları sağlamasıgerekmektedir:

Hava,kara vedenizbirliklerindenmüteşekkil son derece seyyal bir hücumkuvveti,

Derhal hareketegeçmeye hazır kuv­vetli ihtiyat,

Mecburî askerlikhizmeti,Millî savunmanın müessir bir şekildeteşkilâtlandırılması ve memleketin muh­temel hava hücumlarına karşı himayesi,

5)Bir sınaî seferberlik ve ilmî araştır­malar programı ile harp sırasında son de­rece lüzumlu olacak stratejikmahiyet­teki araştırmalara müteallik bir program.Diğer taraftan Rusların iki sınıf hariç ol­mak üzere bütün silâhlı kuvvetlerini se­ferber etmiş oldukları yolundaki haber­leri ima eden Komisyon Başkanı cumhu­riyetçi ayanüyesiGurneytarafındansorulan bir suale cevaben Ferrestal, Rus­ya'nın hiçolmazsakeyfiyet»bakımın­dan hakikî bir seferberliğegirişmiş olduğuna inanması için hiç bir haberin mevcut bulunmadığını bildirmiş ve ka-naatince Rusların sadece yaşlı sınıfları silâh altına almış bulunduklarına işaret etmiştir.

Savunma Bakanı bundan sonra, silâhlı kuvvetlerin miktarının ne derece arttı­rılması hususunda yetki verilmiş olan nisbetlerle bu kuvvetlerin -bugünkü mev­cudu hakkında aşağıdaki nazarî rakam­ları vermiştir:

Ordu: 760.000 şimdiki mevcudu: 550.000 Bahriye: 650.000, şimdiki mevcudu: 474.000 Hava kuvvetleri: 401.000, şimdiki mev­cudu 362.000 bu rakamlara nazaran Ame­rika'nın silâhlı kuvvetlerinin yetki ve­rilmiş olan nisbete erişmeleri için silâh altına çağrılacak askerlerin yekûnu 350.000 kişiye varmaktadır.

Âyân üyeleri Byrd ve Kenneth Royal tarafından sorulan suallere cevaben Sa­vunma Bakanı. Amerikan işgal kuvvet­lerinin son derece iyi yetiştirilmiş bu­lunduklarını fakat halen savaş birlikleri olarak bu kuvvetlerden ancak mahdut bir şekilde istifade edilebileceğini bildir­miştir. Royall, gönüllü kaydetme siste­minin muhafaza edileceğini fakat bunun­la beraber silâhlı kuvvetler mevcudu­nun ileri sürülen tedbirlerle tamamlan­ması icabettiğini belirtmiştir.

Cumhuriyetçi ayan üyesi Wayne Mors'un, Sovyetlerin avrupada muhtemel bir te­cavüzü meselesini ortaya atan bir suali­ne cevaben âyân üyesi Byrd, Mors tara­fından ortaya atılmış bulunan meselenin «nazarî» olduğunu ve kanaatince, Rus­ya'nın yakın bir gelecekte Amerika'ya taarruz etmesinin bahis mevzuu olamı-yacağını söylemiştir.

Byrd'e cevap veren Forrestal, Rusya'nın muvazzaf ordusunun tahminlerine naza­ran yüz tümenden müteşekkil olduğunu ve bu miktara dahil edilmeyen peyk memleketler ordusunun da 75 tümen kadar tuttuğunu söylemiştir.

19 Mart 1948

— Washington:

Başkan Truman'm mecburî askerlik hakkındaki talebini Amerikan Kongresinin destekleyip desteklemeyeceğini he­nüz belli değildir. Buna mukabil, Baş­kanın avrupa kalkınma programı kanu­nunun tacili yolundaki talebini kongre derhal müzakereye başlamıştır. Temsil­ciler Meclisi Dışişleri Komisyonu prog­ram için 5.300.000.000 dolar krediyi ka­bul etmiştir. Wyân meclisi esasen bu tahsisatı kabul etmişti.

— Londra :

Bugün, sabahın ilk saatlerinde, Amerikan Muhaceret Makamları Madam joliot - Cu-rie'yi alıkoymuşlardır. Madam Curie tevkifi sırasında uçaktan son olarak in­miş ve pasaport kontrol bürosuna müra­caat etmiş bulunuyordu. Curie'nin eşya­ları, gümrük memurları tarafından 10 dakika müddetle araştırılmış ve sonra kendisi pasaport kontrol şubesine götürül­müştür. Madam Gurie, bu şubede alıko­nulmuştur. Hari ile, muhtemelen Grurie'-nin dostları olan iki kişi beklemekte idi­ler. Lâkin ne bu iki dost, ne de gazeteci­ler mevkuf kadına yanaşamamişlardır.

Dun,Washington'da AmerikanDışişleri

bakanlığının bildirdiğime göre, Madam Curie, faaliyeti Amerikan menfaatlerine aykırı sayılan bîr teşekkülün tertipledi­ği bir sıra konferans vermek üzere Ame­rika'ya gelmiş bulunmakta idi. Adı ge­çen teşekkül, madam Curie'nin. menfa­daki Cumhuriyetçi ispanyol hükümeti­nin şiddetle duyduğu ihtiyaçlar hakkın­da Amerikan milletini aydınlatmağa ge­leceğini bildirmiştir.

Ünlü Fransız bilgini, uçaktan inerken karşılamağa gelen komitede Baski'de bu­lunuyordu. Baski, Beyanatta bulunarak, Madam Curie'nin alıkonulmasında hiç bir sebep göremediğini ve böyle bir hâ­dise ile karşılaşacağını hiç ummadığını söylemiştir.

Madam julitoCurie'nin kocası.Fransız komünist partisi üyelerindendir. Muhabirler, Madam Curie'nin de komü­nist olup olmadığı hakkında malûmat sa­hibibulunmadıklarınıbildirmektedirler.

21 Mart 1948

— Middletown (Ohito) :

Cumhurbaşkanlığına cumhuriyetçi parti tarafından aday olarak gösterilen ayan üyelerinden Taft bugün burada bir se­çim nutku söyleyerek Birleşmiş Millet­ler anayasasında yapılmasını arzu ettiği-değişiklikleri bildirmiş ve Milletlerarası kanunun kaleme alınmasını tavsiye et­miştir. Taft, Güvenlik Konseyinin bu­günkü çalışmasını tenkit ederek karar­larının alınmasını tavsiye etmiş olduğu Milletlerarası kanunlara dayanacak yen­de şeraitin icaplarına istinat ettiğini bil­dirmiştir.

Taft, veto hakkının kullanılmasını tasvip ederek adalet telakkisi prensiplerine uy­mayacak olan tedbirlerin alınmasına en­gel olduğunu söylemiştir. Bundan Başka Taft, bir dünya hüküme­tinin kurulmasına muhalif olduğunu bil­direrek bunun Amerika'nın dış siyaseti­nin temayül etmekte olduğu gayeye yani <;Amerikan milletinin hürriyetine» aykırı o la c ağınıs Öy lemistir.

23Mart 1948

—Washington:

Yunanistan ve Türkiye için talep edil­miş olan 275 milyon dolarlık munzam krediyi kabul etmesi yolunda ayan mec­lisini teşvik eden ayan üyesi Vanderbarg «Türkiye ile Yunanistan'a yardımda bu­lunmasını reddetmek bizler ve diğer hür halk kütleleri için hür bir dünyanın mu­hafazasına bir engel teşkil edecektir.» demiş ve bu kredilerin «komünizm» in meşum ve hain ilerlemesini önlemeğe yardımedeceğini ilâveetmiştir.

Vanderberg bundan sonra Rusya'yı ve «Rusya'nın peyki olan memleketleri» Yunan hudut hadiseleri hakkında tahki­kat yapılmasına mani olmak suretiyle Birleşmiş milletlere karşı «kabaca bir is­tihkarda» bulunmuş olmakla ittiham et­miştir.

24Mart 1948

—Washington:

Dün öğleden sonra başkan Truman, or­du ve hava bakanları ve bunlarınkurmay şeflerile bir buçuk saat görüşmüş­tür. Bu görüşme esnasında Truman Bir­leşik Amerika'nın millî müdafaa duru­munu ve bilhassa mecburî askerlik işini gözden geçirmiştir.

Mecburî askerlik iğine bundan böyle «mil­lî hizmet talim ve terbiye programla is­mi verilecektir.

Başkanla görüştükleri mevzular hakkın­da ketum davranmakla beraber konfe­ransa iştirak edenlerden Deniz Bakanı Kennetîı Royall basma beyanatta bulu­narak gerek kendisinin gerek arkadaşla­rının perşembe günü ayan müsellâh kuv­vetler komisyonunda askerî talim ve terbiye hakkında izahat vereceklerini bil­dirmiştir.

25 Mart 1948

—Princeton :

Amerikan milletinin Sovyetler Birliğinin dış politikası karşısındaki endişesinin arttığı Gallup Enistitüsünün son yokla­malarındananlaşılmaktadır.

1946 da fikri sorulanların yüzde 75'İ Sov­yetler Birliğinin dünya hakimiyetini tut­tuğukanaatiniizhar etmişti.

Bu nisbet şimdi yüzde 77'ye çıkmıştır. Diğer cihetten fikri sorulanların yüzde 70'i Amerika'nın Sovyetler birliğine kar­şı siyaseti kâfi derecede azimli olmadığı kanaatini izhar etmiştir.

29 Mart 1948

—New - york :

Bu sene yapılacak olan başkanlık seçim­lerinde General Eisenhower'in demokrat partinin adayı olarak Başkan Truman'in yerini almasının muhtemel bulunduğu kanaati Washington'da da gittikçe yer et­mektedir.

Demokrat partinin unsurları birçok grup­lara ayrılmış olup birkaç zamandanberi generalin adaylığının konması için şid­detli bir mücadeleye girişmişlerdir. Zira Eisenhover'in muhtelif unsurlar arasın­da bir yakınlaşmayı sağlıyacak olan ye­gâne adam olduğu zannedilmektedir.

General Eisenhower'in durumu da ta­mamen acık değildir.General Kolombi-

ya Üniversitesinin Rektörlüğü vazifesini üzerine almak için 7 şubat tarihinde or­dudan ayrılmıştır. General Eisenhower, geçen Ocak ayında cumhuriyetçilerin adayı olmayı reddettiği zaman yaptığı beyanat kendisinin hiç bir partinin ada­yı olmak istemediği manasını taşımakta idi. Generalin taraftarları kendisinin adaylığı lehinde olmak üzere bir neşriyat merkezi vücude getirmişlerdir. Kuzeyde demokrat partide Truman'a karşı haki­ki bir «ihtilâl» vuku bulmuştur. Bu ihti­lâli çıkaranlar arasında müteveffa baş­kan Roosevelt'in oğulları olan Franklin ve Elliott Roosevelt de mevcuttur. Bu şahsiyetler bir beyanname yayinlıyarak generalin lehinde bulunmuşlardır. Gü­neyde de bu kabil bir ihtilâl çıkmak üze­re olup partinin teşkilâtçıları başkan Truman'm demokrat partinin adaylığı sağlaması ihtimalleri üzerinde endişele­rini saklamamaktadırlar.

Bazı haberler demokrat şeflerden bir kıs­mının başkan Truman'ı başkanlık devre­sinin sonunda çekilmeye razı etmek için çalışmakta olduklarını ortaya koymak­tadır.

30 Mart 1948

—Washington:

Dün davetli bulunduğu bir akşam yeme­ğinden sonra beyanatta bulunan başkan Truman, şunları söylemiştir:

Bazı şeyler harbden daha fenadır. Esa­ret, bunlardan biridir. Birleşik Amerika, dünya hürriyetlerinin tezlil edilmesi kar­şısında hareketsiz kalmıyacaktır.

Nihayet Başkan, Henry Wallace'ın ismi­ni zikretmeden, onun o kadar sevdiği memlekete giderek memleketin Birleşik Amerika'ya karşı mücadelesine yardım etmesigerektiğinisöylemiştir.

—Washington :

Eski başkan muavini ve üçüncü partinin gelecek seçimlerde başkan namzedi olan Henri Waîlace bugün Truman hüküme­tinin, kongreden kur'a usulünün ve mec­burî askerliğin kabulünü istemekle, bir «tecavüz programı» hazırlandığını söy­lemiştir. Âyân Meclisinin silâhlı kuvvetler komis­yonunda fikirlerini açıklıyan Wallace, Amerikan Milletinin «harp yoluna sev-kedîldiğini» ve eğer Amerikan Hüküme­ti Birleşmiş Milletler teşkilâtı vasıtasiy-le silâhsızlanma ve Atom bombasının ka­nun harici edilmesi yolunda çalışmazsa, Amerika'nın millî bir felâkete» sürük­leneceğini ileri sürmüştür.

Wallace'in komisyonda okunan yazılı be­yanatı, Truman'ın komünizm aleyhtarı doktrinine karşı açık bir hücum teşkil etmektedir. Eski Ticaret Bakanı Wallace, başkanı, mecburî askerlik hizmetini ka­bule kongreyi zorlamak maksadiyle «sun'î bir muhran» yaratmakla ittiham etmiştir.

31 Mart 1948

— Washington:

Amerikan Dışişleri Bakanlığı 48 devlete gönderdiği birer notada Litvanya, Leton-ya ve Estonya'mn Sovyetler Birliği'ne il­hakını tanımadığımı hatırlatmıştır. Bu notaya, New-York'taki Sovyet Kon­solosluğunun Birleşik Amerika'da Ölen Letonya'lı, Litvanya'lı ve Estonya'lıların miras işlerine müdahale teşebbüsleri se­bep olmuştur.

Notada Letonya ve Estonya ile 1928 se­nesinde imzalanmış olan konsolosluk and-laşmalarmdan bahsedilmektedir. Bu and-laşmalar gereğince bu memleketler tebaa­larının işlerini kendi konsolosları vası-tasiyle göreceklerdir . Fakat bu anlaşmalara riayet edilmedi. Bir milleti bu anlaşmaları bilmemezlikten gelmiş ve İsrarla bunlara aykırı bir şekilde hareket etmiştir.

Kongre, Birleşmiş Milletlerin kaydetmiş olduğu gelişmelerden de haberdar­dır. Dünyadaki memleketlerin ekserisi, kuvvete değil kanuna dayanan dün­ya nizamını kurmaya teşebbüs ederek Birleşmiş Milletler teşkilâtında top­lanmıştır. Üyelerin çoğu Birleşmiş Milletler teşkilâtını ciddilikle ve dürüst bir şekilde desteklemekte ve bu teşkilâtı daha kuvvetli ve daha müessir bir hale getirmeğe çalışmaktadır. Bununla beraber bir millet, veto hakkını de­vamlı bir şekilde suiistimal ederek Birleşmiş Milletlerin çalışmasına İsrarla engel olmaktadır. Bu millet, iki yıldan az fazla bir müddet içinde. 21 teklif aleyhinde veto hakkını kullanmıştır.

Fakat hepsi bu kadar değildir. Harp sona erdiğinden beri, Sovyet Rusya ve ajanları Orta ve Doğu Avrupa'da bütün bir sıra milletin bağım­sızlığını ve demokratik vasfını tahrip etmişlerdir. Bugün Avrupa'da mevcut olan nazik durumun doğmasına bu şiddet hareketi ve Avrupa'da geri kalan hür milletlere aynı şeyi tatbik etmek yolundaki gizlenmiyen niyet sebep ol­muştur.

Çekoslovak Cumhuriyetinin fecî Ölümü akisleri medenî dünyanın her tarafına yayılan bir darbe teşkil etmiştir. Şimdi de Finlandiya üzerinde, bütün İskandinav Yarımadasını tehlikeye düşürmesi mümkün, bir baskı icra edilmektedir.

Yunanistan, komünistlerin hâkim bulunduğu komşu memleketlerden faal bir yardım gören âsiler tarafından doğrudan doğruya bir askerî hücuma uğ­ramış bulunmaktadır.

İtalya'da, Komünist azınlığı tarafından, memlekete hâkim olmak maksadiyle azimli ve mütecaviz bir gayret sarfedilmektedir. Usuller farklıdır, fakat niyet gayet aşikârdır.

Bu büyüyen tehdit karşısında cesaret verici belirtiler kaydedilmiştir: Avru­pa'nın büyük milletleri, ekonomik refahları ve hürriyetlerinin müştereken müdafaası için birbirlerine, eskiden olduğundan daha fazla yaklaşmaktadır­lar. Ekonomik sahada hür müesseselerin idamesi için elzem şartların yeni­den tesisi maksadiyle girişilmiş olan karşılıklı yardım hareketleri iyi bir şe­kilde gelişmetedir. Avrupa'nın kalkındırılması programında işbirliği eden onaltı memleket, Batı Avrupa'nın ekonomik kalkınmasını temin için çalışa­cak müşterek bir teşkilât kurmak maksadiyle Paris'te tekrar toplanmıştır. Birleşik Amerika, bu milletlerin harbin sebep olduğu tahribatı tamir etmek ve sağlam bir dünya ekonomisi kurmak yolunda sarfettikleri gayretleri kuvvetle desteklemiştir. Geçen Aralık ayında bu programı kongreye arze-derken süratle harekete geçilmesi lüzumu üzerinde İsrar etmiştim. O gün­den beri Avrupa'da husule gelen her olay bu tedbirin süratle kabulü lüzu­munu ve büyük müstaceliyetini belirtmiştir. Sovyet Rusya ile Peykleri Avrupa'nın kalkndırılması programına katılmaya davet edilmişlerdir. Bu dev­letler bu daveti reddetmişlerdir. Hattâ bundan daha fazlasını yaparak, prog­rama karşı şiddetle aleyhtar olduklarını bildirmişleridir ve bunu tahribe mütecavizane bir şekilde çalışmaktadırlar. Bu devletler bu programda ni­yetlerine bir engel görmektedirler. Sovyet Rusya ve Peykleri Birleşik Ame­rika'nın Avrupa'ya yardım etmesini arzu etmemektedirler. Bunlar işbirliği eden onaltı milletin birbirlerine yardım etmesini istemiyorlar.

Avrupa'nın ekonomik kalkınması elzem olmakla beraber yalnız ekonomik kalkınmayı sağlayacak tedbirler kâfi değildir, Avrupa'nın hür milletleri, ekonomik kalkınmasının muvaffak olması lazımsa bunun iç ve dış tcaviize karşı bir korunma tedbirini ihtiva etmesi gerktiğini idrâk etmektedirler. Ekonomik işbirliğine doğru başlayan hareketi, hürriyt aleyhindeki gitgide büyüyen tehdidin karşısında, müşterek müdafayı nefse doğru bir hareket takibetmiştir. Karşınızda konuşmakta olduğum tam şu anda, Avrupa cami- ' asma mensup beş millet Brüksel'de 50 yıllık bir ekonomik işbirliği ve teca­vüze karşı müşterek müdafaa antlaşması imzalanmaktadır. Bu tepki büyük bir manayı havidir, çünkü, bu anlaşma, daha kuvvetli bir komşunun kara-riyle kabul ettirilmiş değildir. Bu anlaşma, milletlerinin iradesini temsil eden ve Birleşmiş Milletler Anayasası çerçevesi dahilinde hareket eden bağımsız hükümetler tarafından srbestçe kabul edilmiştir. Bunun mânası, bizzat an­laşmanın hükümlerini pek aşmaktadır. Bu, medeniyetin korunması ve mu­hafazası için Avrupa Birliği istikametinde atılmış ehemmiyetli bir adım teş­kil etmektedir. Bu gelişme tam müzaheretimize lâyıktır. Birleşik Amerika'­nın, uygun vasıtalarla serbest memleketlere durumun gerektirdiği müzahe­reti teşmil edeceğine güveniyorum. Hür Avrupa memîektlerinin kendi ken­dilerini korumak azminin bizim onlara yardım etmek ve bunda muvaffak olmak azmimizle başabaş yürüyeceğine eminim. Son olaylar bu memleket­lerin hayati bir önemi haiz esaslı meselelerle karşılaşmasına sebebiyet vermiştir.

Birleşik Amerika'nın vaziyetini sarih bir şekilde tesbit etmesi icap eden za­mana gelmiş olduğumuzu sanıyorum. Birleşmiş Milletler Anayasasında ifade edilen prensipler ve gayeler, beynelmilel meselelerde kanunu hâkim kılmak İmkânı üzerindeki ümidimizi temsilde devam etmektedir. Anayasa, Birleşik Amerika'nın tatbikim kararlaştırdığı beynelmilel hareketlerin esas ifadesini teşkil etmektedir. Bununla beraber bir milletin mümaneatı ve hattâ meydan okumasiyle bu büyük rüyanın tam bir hakikat haline inkılâp edememesi gi­bi soğuk bir hakikata karşı da gözlerimizi kapayamayız. Bunun İçindir ki, Birleşmiş Milletler eserini ve bu eserin gayelerini sağlamlaştırmak için ta­mamlayıcı tedbirler almamız lâzımdır. Dünya tarihinde öyle devirler vardır ki tereddüteıı ziyade harekete geçmek daha akıllı bir hareket olmuştur. İc­raat daima bazı tehlikeleri tazammun eder, fakat çekinmekte daha fazla teh­like vrdır. Zira, şimdi akıllıca hareket edersek Birleşmiş Milletler ve dün­yanın hür milletleri tarafından temsil edilen hürmet, adalet ve barış için icraata geçecek muazzam kuvvetleri geliştirebiliriz. Binaenaleyh Avrupa'nın hür ve demokratik memleketlerini desteklemek ve millî kudretimizin en sağlam temellerini daha fazla kuvvetlendirmek hususunda fikrimce en mü­kemmel olan tedbirleri kongreye tavsiye etmeği vazifem addediyorum.

Evvelâ kongrenin Avrupa kalkınma programını süratle kabul etmesini tav­siye ediyorum. Bu program, Avrupa'nın hür milletlerine yardım politikamı­zın esasım teşkil etmektedir. Bu programın süratle kabul edilmesi, barış yo­lunda yapılabilecek en bariz bir hizmet olacaktır. Ayan Meclisinin siyasî mülahazalara kapılmadan kati karara varması demokrasinin iş başında na­sıl hareket ettiğine bariz bir misaldir. Yaşadığımız zaman çok naziktir. Tem­silciler meclisinin de süratle hareket edeceği yolundaki haberler bana cesa­ret vermiştir. Bir günün bile boş yere geçirilmeyeceğini ümit ediyorum.

Kongreye ikinci tavsiyem de mecburî askerliğe mütedair kanunun süratle müzakere ve kabul edilmesidir. Avrupa'nın hür milletleri, tekrar kuvvet-leninleninceye kadar ve komünistlik, demokrasinin varlığını tehdit ettiği müddetçe, Birleşik Amerika, komünizmin ve polis devletinin tehdidi altın­da bulunan Avrupa memleketlerine yardım için kuvvetli bulunmak zorun­dadır. Harbe mani olmak için askerî bir kuvvet bulundurmanın ehemmiye­tini öğrenmiş olduğumuzu zannediyorum. Sulh içinde yaşamak için sulh zamanında bir askerî sistemin lüzumlu bulunduğunu gördük. Mazideki mütecavizler, askeri kuvvetlerimizin görünürdeki eksikliğine güvenerek harbi tacil ettiler. Her ne kadar onlar, kuvvetler hakkındaki cehaletleri dola-yısiyle neticede mahvoldularsa bizim de hazırlıklı bulunmayışımız bize he­sap edilmiyecek kadar pahalıya mal olmuştur. Herhangi bir vaziyeti karşıla­yabilecek şekilde hazır bulunmamız için halkın bütün silâhlı kuvvetlerimize gerekli asker mevcudunu vermesini sağlamak hususunda yegâne usul mec­burî askerlik usulüdür. Müstaceliyet halinde büyük ölçüde talim görmüş askerî silâh altına çağırmak hususundaki iktidarımız müstakbel harplere mani olabilecektir. Birlikte alınacak diğer millî siyaset tedbirleri ile dünya istikrarı sağlanabilecektir. Bugünkü merhalede Birleşik Amerika tarafın­dan mecburî askerliğin kabulü, barış azmimizi barış uğrunda kuvvete daya­mak kararımızı münakaşa götürmez bir şekilde dünyaya ispat etmiş olacak­tır. Amerikan Milletinin, kongre vasıtasiyle bildirilecek olan mecburî as­kerlik hizmetinin kabulü kararı dünyada mevcut her bir hür hükümete ce­saret vermek bakımından en "büyük ehemmiyeti haiz olacaktır.

Üçüncü tavsiyem, silhlı kuvvetlerimizin mevcutlarını kabul olunan seviye­de tutabilmek için kısmî kurra usulünün tatbiki hususundaki kanunun ge­çici olarak yürürlüğe konmasıdır. Çünkü henüz kabul edilmiş olan rakam­lara erişmiş değiliz. Ordunun kabul olunan mevcutlarını, denizleraşırı mem­leketlerdeki taahhütlerimizi ifa için bu mevcutlar en asgarî seviyelerine in­dirilmiş olmakla beraber ve Amerikan topraklarında dahi her zaman bulun­ması gereken asgarî miktarın pek altında bulunmasına rağmen gönüllülerin hizmete alınması suretiyle aynı seviyede tutmaya muktedir olamadık. Si­lâhlı kuvvetlerimizi muhafaza edemediğimiz takdirde milletlerarası mesu îiyetlerimizi karşılayamayız. Meselâ, Avrupa'da barış temin olununcaya ka­dar Almanya'da işgal kuvvetlerimizi bulundurmaya devam etmemiz hayatî bir ehemmiyeti haizdir. Nizamî ordu için kurra ihtiyacıyla, ihtiyat kuvvet­leri için mecburî askerlik hizmeti arasında hiçbr çatışma yoktur. Kudretli mecburî askerlik hizmetinin sağlam temelleri kurulabilinceye kadar kura usulü elzemdir. O zaman kura usulünün kaldırılması ve nizamî kuvvetlerin gönüllülük esası üzerinde silâh altında tutulması mümkün olabilir. Yaptı­ğım tavsiyeler barışa ve harpten korunmaya doğru en âcil adımı temsil et­mektedir. Bu büyük gayeye erişmek için gereken her türlü hakimane ted­biri almaya hazır olmalıyız. Bu, diğer milletlerin de yardımlarını gerektir­mektedir. Uygun ve muvazeneli bir askerî kuvvetin tesisini de gerektirecek­tir. Barışın bedelini ödemeğe hazır olmalıyız, yoksa muhakkak harbin be­delini öderiz.

Biz; Birleşik Amerika'da, Milletlerarası meselelerin hal tarzına âdil. ve şe­refli bir esası, mümkün olan bütün çarelere baş vurmak suretiyle araştırmak azmini muhafaza ediyoruz. Kuvvete değil hakka dayanan milletlerarası gü­venliğin temini hususunda başlıca vasıta olmak itibariyle Birleşmiş Milletle­re tam müzaherette bulunmakta devam, edeceğiz. Milletlerarası anlaşmaya varmak maksadiyle mümkün olan bütün gayretleri başarmak yolunda bü­tün milletlere, tekrar ediyorum, bütün milletlere iltihak etmeğe hazır ve istekli bulunmağa devanı ediyoruz. Ne Rusya'ya ne de sulhu idame için sa­mimî surette işbirliği yapacak olan herhangi bir memlekete kapılar hiç bir zaman kapanmamıştır. Aynı zamanda bugünkü âlemin kendi hürriyetlerine vaki tehdit önünde karşılaştığı esas mesele hususunda açıkça ve cesaretle cephe almakta asla tezelzüle uğramamalıyız.

Birleşik Amerika'nın dünyada iyiliğin hizmetinde kudretiyle mütenasip ha­reket etmek hususunda muazzam bir sorumluluğu vardır. Şunu öğrendik ki nasıl harpte zaferi kazandıksa araştırmakta olduğumuz sulhu de sadece temennilerle değil fakat realist bir gayretle kazanmak mecburiyetindeyiz. Tarihimizin hiç bir ânında milletimizin birliği bugünkü kadara hayatî olma­mıştır. Hedef birliği, gayret birliği ve düşünce birliği önümüzde bizi bekle­yen ödevi başarmamız için esastır. Bu mecliste her birimizin özel bir sorum­luluğu vardır. Dünyanın durumu o kadar nazik ve Birleşik Amerika'nın so­rumlulukları o kadar gniştîr ki, partiler arası mücadeleler barışın muhafaza­sındaki nüfuzumuzu zayıflatmasına meydan vermemelidir. Siyasî mülâha­zaların müşterek çalışmamıza engel olmıyacaklarına inanmak Amerikan Milletinin hakkıdır. Dünya barışını korumak gayretlerimizde bütün kalbi­mizle ve kayıtsız şartsız el ele vereceğimize inanmak da yine Amerikan Milletinin hakkıdır. Tanrının yardımiyle muvaffak olacağız.

Truman uzun uzun alkışlanmış ve nutku da pek çok defalar şiddetli ve sü­rekli alkışlarla kesilmiştir.

Truman, bir seçim ted­biri olmak üzere, Zencileri koruyan ka­nunların yapılmasını kongreye teklif et­miştir. Eyaletlerin otonomisine aykırı saydıkları bu teklif cenup valileri ye po­litikacıları tarafından sert mukabele görmüş ve Truman'a karşı bir husumet havası uyandırmıştır.

3 — Filistin hakkındaki politikası kendi­lerini memnun etmediğinden, Yahudi'ler de Truman'ın aleyhine dönmüşlerdir. Esa­sen bu sıralarda Yahudi'lerle solcu un­surlar Amerika'da işbirliğine girişmiş bir vaziyettedirler.

Böylece sağları gücendiren ve solcuları da memnun edemiyen Truman zayıflamış ve politikacıların ifadesine göre, Demok­rat Partiyi de zayıflatmış bulunmaktadır. Bu vaziyette Demokratların ne yapacak­ları kestirilemez. Fakat Truman'ın gele­cek seçimde adaylığını ileri sürmekten vazgeçmesine çalışılmakta olduğu görül­mektedir, işaret edildiğine göre, Demok­rat Parti belki de Truman'ın suçu olma­dan içine girmiş bulunduğu bu çıkmazdan ancak yeni bir adayın ileri sürülmesiyle kurtulabilecektir. Fakat Amerikan iç po­litikası- bu sırada çok süratli ve umul­madık gelişmeler kaydetmektedir ve hava tekrar değişebilir. Bu itibarla Truman'ın mukadderatı hakkında son hüküm henüz verilmişsayılmaz.

Başkan Truman'ın tarihi nut­ku...

19 Mart 1948 tarihli «Ulus» Anka­ra'dan :

Amerika Cumhurbaşkanı Truman. Devlet Reisliği mesuliyetini yükleneli beri. çeşit­li fırsatlardan faydalanarak dünya çapın­da mühim bir hayli nutuk söylemiştir. Ancak Amerikan Kongresindeki son de­meci, bütün bunlardan çok üstün tarihî bir değer taşımakta, harpsonu dünyası­nın kararsızlık ve tereddütlerine son ve­ren yeni bir devrin açılışını müjdelemek­tedir. Son haftaların elîm hâdiselerinin yarattığı siyasî gerginlik havası içinde bunalan insanlık, Cumhurbaşkanının açık ve kesin sözleriyle yeniden ümit ve ce­saret kazanmıştır.

Başkan Truman'ın son nutku,, realist bir görüşle dünyamızın nazik durumunu bo­yasız ye katıksız anlamakta, barışın sap­mış göründüğü çıkmazdan kurtuluş ça­relerini "de inandırıcı bir sadelikle açıkla­maktadır. Başkan, bugünkü katı gerçek­lerini, bütün ağırlık ve fecaatiyle kav­rayıp duyurmakta eşsiz bir başarı göstermiştir. Ancak hakikatlerin acılığı, onun Birleşmiş Milletler ülküsüne bağlı insanlık idealizmini Sarsmamış, barışa inancını yıkmamıştır. Kuvvetli olma ve kuvvetli kalma dileğine dayanan tüken­mez bir ümit ve cesaret, son nutkun en karakteristikhususiyetiniteşkil ediyor.

Nutuk, baştan aşağı komünizme ve onun sabotaj ve tecavüz usullerine karşı açık bir itham ve ihtar mahiyetini taşımak­tadır, ikinci 'Cihan Savaşının sona erme­si üzerinden üç yıla yakın bir zaman geç­ti. Bu süre içinde hiçbir zaman Sovyet Politikası Truman'ın son nutkunda oldu­ğu kadar sarih, haklı ve o nisbette ağır bir ithamla karşılaşmadı. Ne çare ki bu itham yerindedir ve tıpatıp vakıalara uymaktadır. Gerçekten Sovyet politika­sı, yalnız âdil ve şerefli bir barışın ku­rulmasında işbirliğini reddetmekle yetin­medi; - daha beteri - buna hararetle ve israrla mâni olmıya çalıştı. İş bununla da kalmada, Sovyet Rusya ve ajanları, Orta ve Doğu Avrupa'da bir ,sıra milletin bağımsızlığını ve demokra­tik varlığını boğdular. Geri kalan hür milletlere de fırsat düş­tükçe aynı şeyi tatbik yolundaki niyet­lerini açığa vuran bir sıra teşebbüs ve hareketlerden asla çekinmediler. Bu yüz­den demir perde dolaylarında. Amerika'­nın dış siyasetine ve millî güvenliğine de tesir eden seri gelişmeler birbirini kovalıyor, O kadar ki dünya, her an üçüncü bir cihan felâketini yaratacak daimi bir huzursuzluk içerisine sürük­lenmiş bulunuyor.

Medeniyeti ve insanlığı temellerinden sarsacak olan böyle bir tehlike karşısın­da korunma tedbirlerine başvurmak, her millet için bir hak ve zaruret olmuştur. Nitekim dün bu sütunlarda işaret ettiği­miz gibi, Onaltılar Konferansı, ekonomik kalkınmayı sağliyacak tedbirler çerçeve­sini aşarak, hür milletlerin müşterek sa­vunması hedefini güden siyasî bir mâna ve hüviyet kazanmıştır. Dün de gene Av­rupa camiasına mensup beş millet Brük­sel'de 50 yıllık bir ekonomik işbirliği ve tecavüze karşı müdafaa antlaşması im­zalamışlardır. Hür milletlerin bağımsız hükümetleri tarafından serbestçe karar­laştırılan bu antlaşma,- Truman'm dedi­ği gibi - çok derin ve şümullü bir mâna taşımakta, medeniyetin korunması için Avrupa birliği istikametinde atılmış mü­him bir adım teşkil etmektedir. Böylece hürriyet ve demokrasi cephesinin kurul­masına giden yol açılmış bulunuyor.

Fakat asıl mühim olan nokta, Birleşik Amerika'nın da durumunu sarih bir şe­kilde belirtmesi zamanının çoktan gelmiş bulunmasıdır. İşte Truman'm son nut­kuyla, Amerika'nın Birleşmiş Milletler Anayasasiyle çizilen prensip ve gayelere bağlılığını bir kere daha bütün dünyaya ilân etmiş oluyor. Birleşik Amerika, bir milletin mümaneatı ve meydan oku-masiyle büyük hedefe ulaşmaktan alı-konulmıya razı olamaz ve dünya millet­lerinin hürriyetleriyle sorumsuzca oyna-mlmasına kayıtsız kalamaz.

Bunun için Truman'm tavsiyesi Birleşik mesuliyetinin icaplarını yerine getirecek kadar kuvvetli olması ve kuvvetli kalma­sıdır. Mecburi askerliğin kısmî kura usu­lünün kabulünü bu maksatla Kongreden

istiyor. Harbe mâni olmak için askerî bir kuvvet bulundurmanın ehemmiyetini geç­mişteki hâdiselerin öğrettiğine sulh za­manında yeter derecede hazırlıklı olma­manın çok pahalıya mal olduğuna işaret ediyor. Artık Amerika, geçmişin hatâla­rım tekrarlamıyacaktır. «Avrupa'nın hür milletleri tekrar kuvvetleninciye kadar ve komünistlik, demokrasinin varlığını tekdit ettiği müddetçe, bağımsızlıkları polis devletinin tehdidi altında bulunan memleketlere yardım edecek ve daima kuvvetli kalacaktır.»

Truman, bilhassa Birleşik Amerika'nın dünyada iyiliğin hizmetinde kudretiyle mütenasip büyük sorumluluğu üzerinde ısrarla durmuştur. Amerika nasıl zaferi kazandı ise, dünyanın özlediği âdil sulhu de sade temennilerle değil, realist bir gayretle kazanmak zorundadır. Bunun için de barış güvenliği tehdit eden kuv­vetler karşısında - partiler mücadelesiy­le zaafa düşmeksizin - açıkça ve cesaret­le cephe almakta tereddüde düşmiyecek-tir. Şerefli anlaşma ve barış yolu daima ve herkese açıktır. Fakat bıçağın kemiğe dayanması karşısında tereddüde yer yok­tur. Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki çe­kinmekte harekete geçmekten daha çok tehlike saklıdır. ' Truman Kongeye ve milletine solcu totalitarizmin tehdidine karşı harekete geçme işaretini vermiştir. Birleşik Amerika'nın onu takip edeceği­ne olan emniyet, bugün bütün hür mil­letlerin cesaret ve ümit kaynağıdır.

8Mart 1948

—Tokyo:

Tokyo'nun siyasî çevrelerinde Başba­kanlık vazifesini üzerine almış olan Dok­tor Aşida'mn yeni kabinenin kimlerden teşekkül ettiğini bugün veya yarın bil­direceğini tahmin etmektedirler. Umumiyetle bu kabinenin teşekkül tarzı hakkında birbirinden çok farklı müta­lâalar ileri sürülmektedir. Bununla bera­ber müşahitler umumiyet itibarile Kata-yama'nm Dışişleri Bakanlığı veya Baş­bakan yardımcılığı vazifesini üzerine al­mak istemediği mütalâasındadırlar.

9Mart 1948

—Tokyo:

Agida, yeni Japon kabinesini kurmuştur. Kabinede 6 demokrat sosyalist ve 6 koo-peratifçi vardır.

10Mart 1948

—Tokyo:

Onsekiz gün süren yorucu gayretlerden sonra dün akşam kurulan Ashida kabi­nesi basını tarafından umumiyetle fena karşılanmıştır. Bütün gazeteler başmaka­lelerinde yeni hükümetin zaafını ve halk 'tarafından sevilmediğini belirtmekte ve ömrü kısa olacağını tahmin etmektedir­ler. Yomiuri gazetesi, iş muhitinde inki­sar husule geldiğini kaydetmekte ve yeni kabinenin Katayama kabinesi kurulduğu zaman mazhar olduğu itimadın onda biri­ni bile kazanmadığına işaret etmektedir. Bu gazeteye Ashita'nın vazifesi yeni se­çimler hazırlamağa ve parlamentoyu da­ğıtmağa inhisar edeceğini yazmaktadır. Diğer taraftan Tokio Shimbun gazetesi göyle yazıyor:Bu hükümetin nasıl kurulduğunu hal­kın havsalası almıyor. Ashida için hükü­metin programı, enflâsyonu durdurmağa ve yabancı sermayeyi Japonyaya celbe çalışmakla beraber seçimleri kontrol et­mekten ibaret kalacaktır.

24 Mart 1948

—Tokyo:

Polis Genel Müdürü Saito bugün Diyet Meclisinde beyanatta bulunarak Japon makamlarının her ihtimale karşı koymak üzere özel polis birliklerini talim ve ter­biye etmeğe hazırlandıklarını bildirmiş­tir.

Umum Müdür 30 bin kişilik mahallî po­lis mürettebatından 2000 nin böyle Özel bir talim göreceklerini söylemiş ve son zamanlarda Japonyada polis mevcudunun 95 bin'den 125 bine çıkarmak için müsa­ade verildiğini ilâve etmiştir.

27 Mart 1948

—Tokyo:

1943 senesindenberi ilk defa olarak Tramvay ve Otobüs işçi ve memurları bu sabah muayyen olmayan bir müddet için grev ilân etmişlerdir.

Bu karar, 10,000 mensubu bulunan şehir nakliye vasıtaları sendikası komitesi ta­rafından bu sabah saat 3,te alınmışta^. Şehirdeyalnızyeraltı ve şehirçevresi

trenleri işlemektedir.

Öteyandan haber verildiğine göre 31 Marttan itibaren Japonya'nın her tara­fında posta memurları, 24 saatlik umumî bîr grev yapmağa karâr vermişlerdir. Postacılar arasında bir müddettenberi mahallî olarak grevler yapılmakta idi.

30 Mart 1948

— Tokyo:

Geçen hafta greve bağlamış olan memur­lar bugün, müttefik başkomutanının emirlerine riayet ederek tekrar işlerinin basma dönmüşlerdir.

Çarşamba günü taşıt işçileri sendikaları ilediğersendikalarınyapacaklarıgrevi

meneden General Mac arthur, Japon­ya'da hüküm sürmekte olan sefalet sebe-

bile bu kadar korkulur bir sosyal silâhın kullanılmasına müsaade edemiyeceğini bildirmiştir.

Grev komitesinin başkanı Tokyo'daki ya­bancı muhabirlere beyanatta bulunarak sendikaların üyelerine münasip ücretler temin etmek için umumî grev hariç her çareye başvuracaklarını söylemiştir. Ko­mite başkanı işçiler tarafından tertip olu­nan nümayişlerin komünistler tarafından ilham edilmediğini sözlerine ilâve etmiş­tir.

1Mart 1948

—Nankin :

Çin komünistleri, Mukden'in 50 mil uza­ğında bulunan Siu - yang şehrini ele ge­çirmişlerdir.

Nankin'e gelen son haberlere nazaran Mukden şehri tamamen tecrit edilmiş bir haldedir.

2Mart 1948

Nankin:

General Çankayşek dün akşam beyanat­ta bulunarak, merkez hükümetinin Man-çurya'daki bütün mevkilerini her ne pa­hasına olursa olsun müdafaa etmek az­mindebulunduğunubildirmiştir.

Çin'in kuzey limanlarından biri olan Çin - Wang - Tao'ya takviye sayısı git­tikçe artan bir şekilde gönderileceği öğ­renilmiştir. Söylendiğine göre, Pekin -Mukden demiryolu üzerinde Çin - Çao'-nun 100 kilometre kadar kuzey - doğu­sunda bulunan To-Usang şehri şimdi komünist kuvvetleri tarafından tama-miylesarılmışbulunmaktadır.

3Mart 1948

—Nankin :

Hükümet kuvvetleri harekâtta teşebbü­sü ele alarak, dün, Mukden'in 45 kilo­metre batısında kâin Sim - Lin - Fu'yu kurtarmaya matuf bir hücuma geçmiş­lerdir.

Hükümet kuvvetleri kurmaybaşkan yar­dımcısı General Lo Şu - Ymg, dün, ga­zetecilere beyanatta bulunarak, hüküme­tin, komünistleri Mançurya'dan atmak plânının başlıca esaslarından biri olarak Pekin - Mukden demiryolunun kontrol altınaalınmasınıgöstermiştir.Şimendüfer hattı, takviye kıtalarının şevki ba­kımından çok önemlidir ve Sim - Un - Fu bu hat üzerindeki başlıca istasyonlardan biridir.

Generle Lo-Şu-Yıng. O-Peı'nin ku­zey doğusundaki Şing - Van - Tao lima-niyle Mançurya'nm Güney - batısındaki U - Lu - Dao limanlarının Önemli strate­jik noktalar olduğu, ve hükümetin, bu noktaları ne pahasına olursa olsun elde tutmak istediğini söylemiştir.

Nankin'e gelen haberlere göre, General Lin - Pi - Ao'nun komutasındaki komü­nist kuvvetler, bir demiryolu merkezi olan Sen - Pin - Kaî'ye karşı hücuma geçmek üzere tekrar toplanmaktadırlar. Bu şehir, Mançurya seferinin en çetin ve en uzun muhasaralarından birini geçir­miştir.

5 Mart 1948

—- Nankin:

Mançurya'da Pekin - Lupen demiryolu­nu kurtarmaya çalışan ve General Van -Yan - Chei'nin kumandası altında bulu­nan motorize kıtaatın dün bazı terakki­ler sağlamış oldukları bildirilmektedir. Pei Ling böegesinde hükümet kuvvetleri Mukden'den 75 kilometre kadar uzakta bulunan Kei - Wan'ı tekrar ele geçirmek maksadiyle bir karşı taarruza geçmişler­dir.

Dün hükümet kuvvetlerine mensup uçak­lar ve bir çok deniz birlikleri Yin - Konw*u bombardıman etmişlerdir. Bu bombardı­manın Hin - Kow limanını ele geçirmek için yapılacak olan büyük bir taarruzun başlangıcını teşkil ettiği zannedilmekte­dir.

Hâlen Nankin'de bulunmakta olan Mn­çuryaheyetininbaşkanı,komünistlerin Yin,- Kow'u ele geçirmelerine hükümet kuvvetlerine mensup bir tümenin savaşı terketmiş olmasının sebebiyet vermiş bu­lunduğunu söylemiştir.

Mukden bölgesinde durum şimdi daha az nezaket arzetmektedir. Komünister, Sin - Ping - Dai kounu ele geçirmeye mu­vaffak olmuşlardır. Hükümet tarafından yayınlanan tebliğlere nazaran 12 saat de­vam eden savaşlardan sonra komünistler geri püskürtülmüşlerdir.

6Mart 1948

—Pekin:

İngiliz Konsolosluğu bütün ingiliz mües­seselerine lüzumlu olmıyan personellerini göndermelerini tavsiye etmiştir. Bununla beraber yabancı tebaları için şimdilik âni bir tehlike mevcut görünmemektedir.

7Mart 1948

—Nankin ;

Szepingkai'da askerî vaziyet valıimleş-mektedir. Mancurinin bu mühim demir­yolu merkezi civarında muharebeler de­vam etmektedir. Central News ajansına göre hükümet kıtaları hava meydanını tahliye etmişlerdir. Gazeteler komünistle­rin Szepkingkai civarına 100 bin kişi yığ­dıklarını bildirmektedirler.

—Nankin:

Mançurya'da komünistlerle hükümet kı­taları arasında çetin savaşlar devam et­mektedir. Her iki taraf da deniz ve kara yollarını ele geçirmeğe uğraşmaktadır. dün, hükümet kuvvetlerine mensup uçaklar ve harp gemileri Yin - Kong li­manını bombalamağa devam etmişlerdir. Komünistler, Mukden kuzeyinde kâin bir demiryolu merkezi olan Sepmg - Ki'ye varmakteşebbüsündebulunmuşlardır.

Ajans haberlerinden öğrenildiğine göre, hükümet niahfülerindeki kanaat şudur: Se - Ping - Kai'ya karşı taarruza geçmek üzere toplanan komünistler 6 tümeni bulmaktadır. Bunların Se - Pîng - Kai'ya varmak ve Mançurya'nm merkezi Şan -Sung'u ele geçirmek istedikleri anlaşıl­maktadır.

8Mart 1948

—Nankin:

Mukden'in 160 kilometre kuzeyinde bu-iunan Çepmg Kai demiryol kavşağmda-ki . durum hakkında Pekin'de birbirine zıt haberler alınmaktadır.

Pekın'deki muhabirlerin bildirdiklerine göre,hükümetkuvvetleriÇeping - Kai'-

den çekilmişlerdir.

Hükümet kuvvetlerinin çekilmesini mü­teakip vukua gelen çarpışmalara Kore'­deki komünist kuvvetlerinin de iştirak ettiği resmî olmıyan bir kaynaktan bil­dirilmektedir; Diğer taraftan haber alın­dığına göre, Pekin'e hükümet kaynakla­rından gelen haberlerde dün, hükümet kuvvetlerinin komünist kuvvetleri tara­fından Çeping - Kaı'yın kenar mahalle­rinde girişilen bir hücumu bertaraf et­tikleri ve bunun üzerine komünistlerin bu şehrin muhasarasını terkettiklerini bildirilmektedir.

Çung - king Radyosunun haber verdiğine göre, Mareşal Çankayşek Çin'in kuzey -doğu eyaletlerine takviye kuvvetlerinin gönderilmesi imkânını tetkik maksadiy-le askerî şefleri olağanüstü bir toplantı­ya davet etmiştir.

9Mart 1948

—Nankin :

Çin Hükümeti Pekin'de bir atom araş­tırmaları merkezinin kurulması için 400.000 dolar tahsis etmeğe karar ver­miştir.PekinMillîAkademisiRadyum

enstitüsünü, kendi sıklotronuyla atom araştırmaları yapabilecek gayet modern bir laboratuvar haline getirmek maksa-diyle 4 yıllık bir plân hazırlamıştır.

Kvvangsi ve Suyıyan'da uranyum bulu­nabileceği zannedilmektedir. Daha harp­ten sonra, ciddî müşküllere rağmen araş­tırmalara devam olunmuştur.

10Mart 1948

—Nankin :

Mançurya'da komünistler asıl. gayretle­rini şimdi kuzey bölgelerine teksif etmek­tedirler.

Hükümetin bildirdiğine göre. komünistler Mançurya'nın eski merkezi Çang - çung'a doğru ilerlemektedirler. Çepmg-Kai demiryolu merkezînin ya­kınında şiddetli çarpışmalar halâ devam etmektedir. Güney Mançurya limanı Yin - Kos'da komünistler mevkilerini kuvvetlendirmektedirler. Mukden'den alman haberlerde bildirildiğine göre, ha­riçle temas ancak uçaklar vasıtasiyle te­sis edilebilmektedir.

12Mart 1948

— Nankin :

Mançurya'da Mukden ile Tchang - Tc-hung arasında önemli bir demiryolu ka-vuşak noktası olan Cheping - Kai'de ce­reyan eden savaşlar sona ermiş değildir. Nankin'e gelen haberlere nazaran şehri hâlen işgalleri altında bulundurmakta olan hükümet kuvvetlerinin gerisinde mevcut olan komünist tazyiki şiddet kes-betmektedir.

Tchoung - King Radyosunun bildirdiğine göre, komünistler Mukden bölgesinde ta­arruzlarına devam etmektedirler. Bu böl­geye altı komünist alayı daha gönderil­miştir. Daha evvel yola çıkarılmış bulu­nan iki alay Mukden ile Tchin - Tchao arasındaki stratejik noktaları ellerinde tutmaktadır.

13Mart 1948

—Nankin :

Mançurya'nın kuzey doğusunda hükümet kuvvetleri Kiril eyaletinin merkezi olan stratejik ehemmiyeti haiz Kiril merke­zini tahliye etmişlerdir. Bu şehir bütün Çin'in en mühim barajı olan Çungarinin birkaç kilometre uzağında bulunmakta­dır. Daha güneyde artçı kuvvetlerinin büyük demiryol kavşağı Çeping Kai'yi hâlâ ellerinde tuttukları bildirilmektedir.

14Mart 1948

—Nankin :

Manguri'deki komünist kıt'aları, şimdi kuzey Kore'de Rus işgal bölgesiyle temas halinde bulunmaktadırlar. Ku­zey - doğu mancuri'de bir demiryolu ka-

vuşağıolanŞirin'indüşmesindensonra

komünistler Kore'nin kuzey doğusunda Sovyet bölgesindeki iki limana müntehi olan demiryollarına hakim olmuşlardır. Bu limanlar Vladivostok'a 130 kilometre

mesafedebulunmaktadırlar.

15 Mart 1948

— Nankin:

.Afançurya'dan gelen haberlerde bildiril­diğine göre hükümet kıtalarının durumu ümitsizdir. Mancurya'daki harekât saha­sının başkomutanı dün, Nankin'de Ma­reşal Çankaygek ile görüşmüştür. . Başkomutan bu görüşmeden sonra şun­ları söylemiştir:

Amerika bize derhal geniş Ölçüde askerî bir yardımda bulunmadığı takdirde ko­münistler beş aya kadar Mançurya'ye hâkim olacaklardır. Bütün Mançurya sa­vaşı kuzey Çin ile irtibat teminini sağ­layan Mukden koridoruna bağlı bulun­maktadır. Şimdi bahis mevzuu olan şey hükümet kuvvetlerinin bu kesimdeki durumlarını muhafazaya muvaffak olup oîamıyacaklardir Mukden, henüz doğru­dan doğruya bir taarruza hedef olmamış­tır.

Mançurya'nın kuzeyindeki komünistler şimdi eyaletin belli başlı elektrik santra­linin bulunmakta olduğu kyrin'i işgal etmişlerdir. Hükümet kuvvetlerinin işgali altında bulunan şehirler elektrik cereya­nından mahrum bir haldedirler.

General Lirrı - Pi ao'nun kumandası al­tında bulunan komünist kuvvetleri Tc­hang - Tchoung, üzerine yeni bir hücum­da bulunmak için toplanmaktadırlar. Nankin'e gelen son haberlere nazaran hükümet kuvvetleri Cheming - Kai'de mukavemete devam etmektedirler. Fakat henüz teyit edilmiyen bazı haberler ise bu önemli demiryolu kavşağının düşmüş olduğunu bildirmektedir.

16 Mart 1948

— Nankin :

Hükümet kaynaklarından bildirildiğine göre, mühim demiryol kavşağı Çepink -Kai şimdi komünistlerin elleri arasında bulunmaktadır. Diğer taraftan Çang - Çu-ng'da pek önemli olmıyan çarpışmalar cereyan ettiği bildirilmektedir.

image006.gifKuzey Çin'de, Nankin'de çıkan gazetele­rin bildirdiklerine göre, komünist kuv­vetleri şimdi Çantung eyaletinin mer­kezi Çinam'm 16 kilometre yakınında bu­lunmaktadırlar.

18 Mart 1948

—Nankin:

Hükümet kaynağından bildirildiğine gö­re, Çarşamba günü Lioyang şehrine hü­kümet takviyeleri gelmiş ve şiddetli so­kak savaşlarından sonra şehri işgal et­miştir. 13 Mart günü Çin'in eski başşeh­ rine giren kızıl kuvvetlerin çekilmeden Önce şehri yağma ettikleri sÖylenmektadir.

—Nankin:

Mançurya'da Moğol ve Kora'lı süvari birliklerini de ihtiva eden komünist kuv­vetleri eski başkent olan Chang - Chü-ng'a yaklaşmaktadırlar. Shang - Chung'a Sze - Ping - Kai'den bir çok mülteci gel­miştir. Fakat hükümet kıtalarının ricat halinde hangi istikamette savaştıkları bi­linmemektedir.

Pekin'den bildirildiğine göre, Sze - Ping -Kai'nin tahliyesinden ve Chirin'in düş­mesinden sonra Chang - Chung'daki du­rum çok nazik bir mahiyet almıştır.

Bu haberlerde ilâve edildiğine göre, Mukden garnizonuna henüz takviye kı­taları gönderilmemiş ve kuzey Çin'le olan demiryolu münakalesi de temin edilme­miştir.

Bundan başka askerî şeflerin yaptıkları toplantıdan sonra hükümet kuvvetlerinin başkomutanıGeneralWei - Ii - Wang

dün basın muhabirlerine demeçte bulu­narak muvaffakiyetten emin olduğunu söylemiş ve şunları ilâve etmiştir:

Mukden'în güneyinde ve güney batısında bulunmakta olan stratejik noktaların alınması memnuniyet verici bir şekilde devam etmektedir.

Hükümetin başka bir askerî sözcüsü de, dün, Sze - Ping - Kai'yi ele geçirmiş olan komünist kuvvetlerin hükümet kıtalarından yedi misli fazla olduklarını bildir­miştir.

19 Mart 1948

—Nankin:

Çin'in askerî ve siyasî uzmanları, mer­kezî çin'de komünistlere karsı top yekûn bir harp yapılması gayesini güden bir plân hazırlamak üzere dün Nankin'de toplanmışlardır.

Konferans, askerî, siyasî ve iktisadî me­selelerle meşgul olacak 3 komisyon vücude getirmiştir.

Mart 1948

—Pekin:-

Resmen bildirildiğine göre, General Nieh Jung Çen'in komutasında hareket eden beş komünist kolu iç Moğolistan cephe­sinde umumi bir hücuma geçmiştir. İki gün devam eden şiddetli çarpışmalar­dan sonra komünistler Kalgan - Tatung demiryolu üzerindeki garları işgal et­miştir.

Hükümet taraftarı gazetelerin bildirdik­lerine göre, yeni komünist hücumu, Şar-har'da Kalgan'ı ve Şansi de Tatung*u tehdit etmektedir.

Bundan başka Kalgan ve Tatung'dan ge­çerek Pekin'i Dış Moğolistan'a bağlıyan demiryolunun son istasyonu olan Paotu'-nun da komünistlerin tehdidi altında bu­lunduğu söylenmektedir.

22Mart 1948

—Nankin:

Alman haberlerde bildirildiğine göre, Mançurya'nın doğusunda Çin komünist­leri uzak doğudaki Sovyet üyeleriyle doğrudandoğruyatemasetmişledir.

23Mart 1948

—Nankin:

Çin Hükümeti, bugün yayınladığı bir ka­rarnamede, Çin halkının bazı radyo ya­yınlarını dinlemesini menetmigtir. Bu ksn

ramame mucibince elinde bir radyo ma­kinesi bulunan her şahıs mahallî makara­lara beyanname verecektir. Çinliler, yal-nız Çin hükümetiyle dostane münasebet­ler idame ettiren memleketlerin radyo yayınlarınıdinliy^bileceklerdir.Bukarara aykırı hareket edecek her şahsın radyosu suçun vahametine göre, ya 15 gün ilâ 6 aylık bir müddet için veya iade edilmemek üzere alınacaktır.

24 Mart 1948

— Nankin:

İç Moğolistan'dan hareket etmiş olan Çin komünist kuvvetleri güney istikametin­de Pekin - Suiyua demiryoluna doğru gelmektedir.

Komünistler, Çin hükümetinin kuzey Çin'­den Mançuri'ye takviye kıtaları gönder­mekte kullandıkları Pekin - Suiyua de­miryolunu kesmeğe gayret ediyorlar. Ko­münistler ayni zamanda, Kuentang kuze­yinde Yang - çe ve Suiyuadaki tarım iş­lerini durdurmağa da çalışmaktadırlar. Demiryolu ekipleri Pekin - Suiyua de­miryolunda komünistlerin yapmış olduğu tahribatı tamir için mühim bir askerî mu­hafaza altında yirmi dört saattenberi dur­madançalışmaktadırlar.

Mançuri'deki Çin Hükümeti, Şan Çung'u muhafaza etmeğe katiyetle karar vermiş­tir.

Diğer taraftan, bir hükümet sözcüsü, ko­münistlerin Yang - Çeyi aşmış oldukları volundaki haberleri tekzipetroist*?-

ö*e yandan deniz genel karargâhı, Şiyan-gin'i almağa teşebbüs eden komünist bir­liklerinin bu askerî limanın ağzına var­mış olduklarını bildirmiştir.

26 Mart 1948

— Paris:

Sovyet Radyosu. Çin komünist kuvvetleri genel karargâhının resmî bir tebliğine atfen. Çin'deki komünist kuvvetlerinin bu sene başında 168 milyon nüfuslu, 2 milyon 330 bin kilometre karelik bir böl­geyi kontrolleri altında bulundurmakta olduklarını, Ocak ayındanberi devam eden harekât sonunda bu bölgenin fev­kalâde büyümüş olduğunu ve şimdi bu suretle komünist birliklerinin bütün Çin topraklarının hemen dörtte birini kontrol eylediklerini bildirmiştir.

27 Mart 1948

—Nankin:

Komünist kuvvetleri Çin'in kuzeyinde hücumlarını arttırmışlardır. Bu şehre ge­len resmî haberlerde bildirildiğine göre, komünist kuvvetleri Ta - Tung'un yedi kilometreyakınındabulunmaktadırlar.

Komünist kuvvetlerine mensup 50 bin ki­şi hükümet kuvvetlerine karşı hücuma geçmiştir.

Mançurya cephesinde komünistler Pekin'-den güneye giden demiryol hattı üzerin­de hükümet kuvvetlerinin tuttukları mev­kilerehücumetmektedirler.

Bundan başka, Pekîn'in 150 kilometre ku­zey doğusunda savaşlar devam ettiği de bildirilmektedir.

29 Mart 1948

—Paris:

Sovyet Radyosu, Çin komünist kıt'aları-nın cephenin bütün kesimlerinde genel birtaarruzageçmekemrinialdıklarını

bildirmektedir.

Ayni radyo Çin komünist kuvvetleri Genelkurmay başkanlığına atfen bu ha­rekatın kat'i mahiyette olacağını ilâve et­mektedir.

—Nankin :

Çin'in kuzeyinde hükümet kuvvetlerinin karşı taarruzu memnuniyet verici bir şe­kilde devam etmektedir.

Nankin'deki muhabirlerin bildirdiklerine göre. General Fu - Ço - Yi'nin hücum kı­taları önlerine geleni silip süpürmekte-dirler.

Resmî sözcüler, hükümet kuvvetlerinin pek yakında Pekin - Suyang demiryolu bölgesinde teşebbüsü ele alacakları fik­rindedirler.

Tatung bölgesinde durum düzelmiştir. Komünistlerin şehre taarruz etmeden geri çekilecekleri zannedilmektedir.

Mançuryada önemli komünist kuvvetleri Çang - Çung'un batısında bulunan hava alanı civarında durumu anlamak maksa-dilekısataarruzlardabulunmaktadırlar.

XVIIIDOMİNYON VE MÜSTEMLEKELER.


1 Mart 1948

PAKİSTAN — Karaşi :

Karaşi'de yayınlanan haberlere göre, ilk Pakistan bütçesi ağırığı bakımından ingiliz bütçesine benzemektedir. Bu büt­çede, tütün, alkollü maddeler, otomobil, benzin, şeker ve şekerden mamul madde­ler için ağır vergiler konulmuştur. Buna mukabil, yeni sınaî teşebbüslerden alına­cak olan vergi nisbetleri daha az olacaktır.

HİNDİSTAN — YeniDelhi :

Yeni Delhi'de müslüman Birliğinin Kuru­cu Meclisteki parlâmento grupu dört oya karşı 8 oy ve iki müstenkif oyla partiyi feshetmeye karar vermiştir. Kabul edi­len karar suretinde Hindistan'da hâkim bulunan yeni şartlar yüzünden müslüman birliğinin müslüman camiasını temsil eden bir parti olarak Hint müslümanları-na hiç bir hizmette bulunamıyacağı mü­lâhazasına varmış olduğu bildirilmektedir. Hindistan dominyonundaki bütün müs-lümanları temsil etmekte olan müslüman birliğinin konseyi bu mesele hakkında mîllî ölçüde bir karar almak üzere 10 MarttarihindeMadras'datoplanacaktır.

HİNDİSTAN — YeniDelhi :

Bu hafta Yeni Delhi'de Hindistan hükü­metiyle Haydarabad temsilcileri arasında mevcut ihtilâfın uzun bir müddet için halli yolunda iki taraf arasında önemli müzakerelerde bulunulmaktadır. Geçen Kasım ayında Hindistan Hükümeti ile Haydarabad temsilcileri arasında bir se­nelik bir statüko vücude getiren bir an­laşma imzalanmış bulunmaktaydı. Fakat B. B. C. Muhabirinin bildirdiğine göre, müşahitler bu anlaşmanınher iki taraf arasında bir uzlaşmaya varılması yolun­da bir muvaffakiyet sağlamamış olduğu hususunda müttefiktirler. Her iki taraf karşılıklı olarak birbirlerini bu anlaşma­yı ihlâl etmiş olmakla ittiham etmektedir. Hindistan hükümeti Haydarabad'ı Hin­distan halkım tethig hareketlerine maruz bırakan müslüman çetecilerine karşı mü­essir tedbirler almamış olmakla ittiham etmekte ve Haydarabad için yeter dere­cede silâh göndermediğini ileri sürmek­tedirler. Bütün bu hususlar müzakerele­rin elektrikli bîr hava içerisinde başla­masına sebebiyet vermiştir. . Bununla beraber her iki taraf ta bu me­selenin hallini mümkün mertebe bir sür'atlesağlamakistemektedirler.

3 Mart 1948

HİNDİSTAN — Bombay :

Haydarabad Devleti polis memurlarından beş kişi dün Nalgonc bölgesinde 300 ki­şilik bir komünist grupu tarafından öl­dürülmüşlerdir. Bu bölgede devriye va­zifesinde bulunan polisler ani olarak si-iâhlı 300 kişilik grupun hücumuna uğra­mışlar ve sığındıkları binada mühimmat­ları tükeninciye kadar tam altı saat mu­kavemet etmişlerdir. Mütearrızlar polis­lerin tüfeklerini aldıktan sonra binayı ateşe vermişlerdir.

HİNDİSTAN — Karaşi ;

Pakistan hükümetinin Hindistan kıtala­rının Pakistan topraklarında yaptıkları taarruzlara son vermelerini Hindistan Hükümetinden talebetmiş olduğu bildiril­mektedir. Pakistan Genel Valisi M. Cin-nah'ın Amerika'nın Karaşi'deki büyükel­çisi ile beraber huduttaki durumu ince­lemişolduğuzannedilmektedir.

5 Mart 1948

KANADA — Ottava ;

Kanada Hükümeti, yabancı komünistlerin Kanada'ya girmesini menetmiştir. Bunun­la beraber bu karara göre alınacak ted­birler muhacirlerin memlekete kabulü hakkındaki nizamnamelerin çerçevesi da­hilinde kalacaktır.

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Hindistan Başbakanı Pandit Nehru, Hin­distan parlâmentosunda beyanatta bulu­narak Keşmir meselesinin sadece bir ca­mia mücadelesinden başka birşey olma­dığı ve bu eyalette bulunan kıtaların sa­dece Hintli ve şıh azınlıkları müslüman-lara kargı himaye etmek gayesiyle bura­da tutulduğu yolunda Pakistan tarafından açıklanmaları reddedilmiştir.

Keşmir meselesinin Güvenlik Konseyi tarafından müzakere edilmesi hususunda Pandit Nehru, Hindistan'ın Keşmir'de bu-iunan kıtalarını devlet için bîr tehlikeye yol açmadan geri çekemîyeceğini bildir­miştir.

16 Mart 1948

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Hindistan dominyonu başbakanı Pandit Nehru dün, komünist partisinden, şidde­tin, partinin siyasî prensiplerinden biri olup olmadığını bildirmesini istemiştir. Pandit Nehru, bu suali Madras eyaletin­de komünistlerin sebebiyet verdikleri hâ­diselerden Madras eyaleti kongresi komi­tesindebahsettiğibirbeyanatındasormuştur. Pandit Nehru, şunları ilâve et­miştir:

Bunakesinbircevapistiyoruz.Çünkü bu duruma bir nihayet vermeyi ve her­hangi bir anlaşmazlığı önlemeyi arzu edi­yoruz.

19 Mart 1948

KANADA — Ottava :

Resmî mahfillerde beyan olunduğuna gö­re, şayet Amerikan kongresi, Trumanın kendisinden talep ettiği gibi mecburî as­kerlik hizmetini yeniden yürürlüğe koy­mağa karar verirse kanadanın aynî şe­kilde hareket etmesi pek az ihtimal da­hilindedir. Ayni mahfillerde bu tedbirin halk tarafından hoş karşılanmryacağı be­lirtilmektedir.

Bununla beraber, bugünkü milletlerara­sı durum Kanadanm askerî vaziyetinin zaafını meydana koymaktadır ve bîr te­dafüi programın sağlanması lüzumuna, bilhassa orduya gönüllü kaydı için mü­cadeleye Kanada , hükümetinin dikkati çekilmiştir.

Ayni mahfiller milletlerarası bir buhran ihtimali karşısında Kanadanm daha müs-

bet tedbirler almasının imkânsız olmadı­ğındailâveetmektedirler.

30 Mart 1948 HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Hindistan polisi bugün Yeni Delhi'deki komünist partisi merkezine ve Hindistan sendikaları kongresi ile bazı bağları olan birveyaikiteşkilâtın bürolarına baskın

yapmıştır.17kişitevkif edilmiştir.

Cumhuriyet'

Şimdiki halde Britanya dominyonları, yani müstakil ülkeleri arasında mevki alan Hindistan için yeni bir anayasa ha­zırlamakta olan heyet, anayasa tasarısın­da» Hindistanın egemenlik sahibi demok­rat bir cumhuriyet)» olduğunu tesbit et­miş.

«Egemenlik sahibi demokrat bir cumhu­riyet» olmak Büyük Britanya ile her tür­lü alâkayı keserek kendi başına tam hürriyet ve tam istiklâl içinde yaşamak demektir. O halde Hindistanla İngiltere arasındaki her alâka ve münasebet kesi­lecek, Hindistan, Britanya camiası içinde yaşamaktan çıkacak ve her bakımdan yalnız kendine güvenen bir devlet olarak mı mevki alacak?

Günün haberlerine göre Hindistanda umumî tasvible karşılanan en mühim nokta, Hindistanın tam egemenlik sahibi bir cumhuriyet olarak yaşamak istemesi­dir.

Fakat bundan maksad, Britanya milletler camiası ile her alâkayı kesmek ve ondan ayrılmakdeğildir.Maksad,Britanyaile. aradaki bağlılığa yepyenibir şekilve mahiyet vermek ve buşekil ve mahiye­tin yeni kuruluşa uymasını sağlamaktır. Bunun nasılmümkünolacağışimdiki halde Hindistanda da, Ingilterede de dü­şünülmektevebirformülbulunması umulmaktadır.Bulunacakformülöyle

olacakki,Britanya milletlercamiasına

bağlı olan devlet ister krallık olsun, is­ter cumhuriyet olsun aradaki bağlantı sarsılmasın ve her memleket istediği re­jimi kabul etmekle beraber diğer memle­ketlerle tam eşitlik içinde yaşıyabilsin.

Mesele yalnız Britanya ile Hindistanı de­ğil, bütün dominyonları alâkalandırdığı için her yerde bahis mevzuu olduğu şüp­he götürmez, hattâ sonunda bîr müşte-rek karar verilmesi de kuvvetle muhte­meldir.

Esasen cenubî İrlandanın Britanya mil­letler camiası içindeki durumu da bu me­selenin hallini gerekleştirmekte îdi Anla­şılıyor ki Britanya milletler camiasının ingiltere kralının taç ve tahtı etrafında birleşik ve İngiltere Kralım ayrı ayrı kral veya imparator tanıyarak birliğini muhafaza edebileceği devir geçmekte ve daha başka bir bağlantı aramak sırası hulul etmektedir. Bu bağlantı krallık ve­ya cumhuriyet taraftarı olan ülkeleri tat­min edecek ve muhtelif rejimli milletlerin aynı camia içinde birleşik yaşamalarını kolaylaştıracaktır.

Bu maksadı gerçekleştirmek için ileri sü­rülen türlü türlü mütalâaların biri Bri­tanya dominyonlarını derecelere ayırmak ve meselâ bazılarına basbayağı dominyon demek, diğerlerine de bağlı dominyonlar demek! Bu bağlı dominyonların hususi duruma tesbit olunacak ve kendilerine ona göre muamele edilecek, durumlarına ona göre önem verilecek.

Bunun Britanya milletler camiası bakı­mından mühim bir değişiklik ifade ede­ceği şüphe götürmez. Çünkü krallık tac ve tahtı değil, fakat birleşik menfaatlerle sıkı işbirliği bu milletlerarası alâka ve münasebeti tanzim edecek ve bu sayede aynı camiaya mensub milletler çeşid çeşid rejimler kurmak imkânını elde ede­cektir.

Şimdiki halde bariz olan bir hakikat. Hindistanın demokrat bir cumhuriyet olarak, egemenlik sahibi olarak doğmak üzere olduğudur ki bütün doğu dünya­sının bu doğuşu sevinerek karşıhyacağı zerre kadar şüphe götürmez.

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106