13.2.1948
×

Hakkında

Künye

İletişim

1Şubat 1948

—İstanbul:

Aftinaistanbulgüreşmüsabakalarıbu gece teknik üniversite salonunda yapıl­dı. Ve S-0 İstanbul takımı kazandı. Müsabakaların neticeleri şunlardır: 32: kilo: Kemal Baik yanâs, 5 dakika 35 saniyede Kemal tuŞIa galip. 57 feîlo, Kenan - Biris, Kenan sayı hesalbiyle galip. 62 kilo: Ofetav - Grilos 10dakika 32 saniyede Oktav tuşla galip. 62 kilo: Haşlan - Sudls, 9 dakika 57 sa­niyede HaŞim tuşla galip. 67 kilo: Gazanfer - Petmezofs, Gazan­fer sayı ile galip. 73 kilo: Kandemir - Klostoridîs, Kande-mir 1 dakika 26 saniyede tuşla galip. Ağır; Mustafa Çakmak - Kafaslis, 13 dakika 55 saniyede Çakmak: tuşla galip. Ağır: Mersinli Ahmet - Çardis, 4 daki­ka 21 saniyede Mersinli tuşla galip.

2Şubat 1948

—Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Ali Fuat Cebesoy'un Başkanlığında top­lanmıştır.

Merhum General Kâzım Karabekir'îa vefatı münasebetiyle Birleşik Amerika Temsilciler Meclisi Başkanından, Bir­leşik Amerika Ayan Meclisi Başkanın-clan, Yunan, îran ve Irak Parlâmento­ları Başkanlarından gelen taziye tel­graflar okunmuş ve Meclis Başkanlığın­ca münasip cevaplar yazılacağı beyan edilmiştir. Bundan sonra meclis tıaş-kanı demiştir kaı:

«Başkanlığınızın, Malıatma Gandi Iıak-kında bası Eekleri vardır. İnsanlık ve millî istiklâl dâvalarının yüksek adamı Maihatma Gandi'nin ölümü dolayısiyle ibütün beşeriyetin duyduğu derin acıya Tüteök Meclisinizin de Jtatılacağun dü­şünen, başkanlığınız, müsaade buyurur­sanız, nişlerinizi ifade eden bir taziye telgrafı çekecektir.»

Başltanlığm bu teklifi muvafık sesleriy­le karşılanmıştır.

Bundan sonra gündemin müzakeresine geçilerek Gümrük muhafaza ve muame­le sınıfı memurları kuruluşu hakkında­ki 3944 sayılı kanunla 4644 Sayılı ka­nunlara bağlı kuruluş kadrolarında de­ğişiklik yapılması hakkındaki kanun ta­sarının geri verilmesine âair başkanlık teakeresi okunarak, tasarı geri veril­miştir.

Zonguldak MfflletveMli Emin Erişîr-gfl'in, Avrupa kalkınmasını hedef tutan Marshall Plânının tatbik şekli haBkın-daki sözlü sorusuna karşılık olaralk, Dış-iş'lcrî Batanı Ncomeddin Sadak -açıkla­mada bulunmuş ve açıklamayı mütaa-kıp kürsüye gelen soru sahibi Emin Erişîrgtil, Dışişleri Bakanı tarafından ve­rilen izahatın, Marshall Plânı hakkında umumi efkârda doğmuş olan üzüntüyü kısmen olsun azaltacağını söyledikten sonra, Tül'k umumi efkârmin rapor mü­nasebetiyle duyduğu üşüntüyü lıaMı foulduğu, dost Amerika taknisiyenleri-nin Türkiye politik ve ekonomik ehemmiyetini lâyilkiyle göremedikleri, döviz hakkındaki^ görüşlerde de İsabet olmadığı, Türkiye'deki altın mevcudu­nun kâğıt para karşılığı oilmayıp bîr nevi harp hazinesi olduğu 'mütalâasın­da bulunmuş ve bu vakıayı örnek ala­rak ekonomi ve propaganda teşkilâtı­mızın da daha verimli şekilde çalışma­larının sağlanması temennisini izhar et­miş ve sözlerini şöyle bitirmiştir. Arkadaşlar, ben Amerikan dostlarımız­la olan görüşmelerin iyi bir sunuca va­racağına İnanmak isterim. Peşin dolar­la yöter istihsal vasıtası temin edem'iıye-cebimize güre «peşin para ile ismarlı-yacağımiK makinelere size rü^ıan hak­kı verdik, Avrupanm kalkınmasına ka­tılabilirsiniz demek Türkiye'yi Avru­pa kalının dışmda tutmaiktan başka bir şey değildir. Milletlerarası imar Bankasından borç para almakla Marshall Plânı içinde kredi alma ara­sındaki farkı ibilmemezliğ'e gelemeyiz. Bizim istediğimiz Avrupa kalkınmasın­da vazife almaktır. Dışişleri Bakanımız bunu istemekte Türkiye'nin ihaMtı var­dır ıdiyor. Ben Türkiye'nin Avrupanm kaJJkınmasina geniş şekilde iştirâik et­mesi Amerikanın da menfaati iMiaası-dır diyorum. Ve bunu dostlarımısın er-geç anhyaeaklarma şüphe etmek iste­miyorum.

Gündeme devam edilerek Büyük Mil­let Meclisi, Cumhurbaşkanlığı ve Sayış­tay 1946 yılı kesin hesapları hakkında­ki Meclis Hesaplarım İnceleme Komis­yonu raporu okunarak hazine kesin hesabma katılmak üzere hükümete veril­miş ve Büyük MilletMeclisi 1947 yılı Eylül ve Ekim ayları hesabına dair olan Meclis Hesaplarını İnceleme Komisyonu­nun raporu da okunarak bilgi edinildik­ten sonra, Yalova Kaplıcaları işletme İdaresinin 1943 yılı kisin hesabına ait rapor aile bilançonun sunulduğuna dair Sayıştay Komisyonunun raporu komis­yon sözcüsünün isteği üzerine komisyo­na iade edilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti İle Yu­nanistan Kırallığı Hükümeti, Danimar­ka Hükümeti, İrak Hükümeti, Lübnan . Cuhurİydti . Hükümeti arasında hava ulaştırmalarına dair olan anlaşmaların onanması hakkındaki atamın tasanla-riyle Milletlerarası Çalışma Teşkilâtı statüsünde yapılan değiş, ükliklerin onan­ması hatkkmdaki tasarının ilik müzake­releri yapılmıştır.

Gündemde başka madde çlmadığı için önümüzdeki Çarşamba günü toplanmak üzere oturumason verilmiştir.

3 Şubat 1948

— Ankara:

C. H. P. Meclis Grupu Başkanvekilli-ğinden:

C. H. P. Meclîs Grupu Genel Kurulu tougün (3/2/1948) saat 1(15) te Sivas Müetvekili Şemsettin Günaltay'ın Baş­kanlığımda toplandı.

1 — Rize Milletvekili Dr. Fahri Kurtu­luş tarafından Amertkan yardımı etra­fında Iıükümetçe ne giM üazırlıklar ya­pılmış olduğu ve ne şekilde karar alın­dığı hakkında evvelce verilmiş olan so­ru önergesiÜzerine;

Dışişleri İBaJtanı Necmeddin Sadak, Marshall Plânının mahiyeti ve buna ait îıültümatçe yapılan haaırlıMar hakHtın-da Büyük Millet Meclisinin dünkü top­lantısında vermiş olduğ"u izahatı hatır­lattıktan sonra siyasi olayların son zamanlardaki gelişmesine dair açıklama­larda bulundu. 'Bu münasebetle söz alan hatnıpler, dış memleketlerdeki temsil du­rumumuz îiakkında tenkit ve mütalâa­larda bulundular ve Paris'te toplanan Avrupa Kalkınması Konferansı için mem'leketimizce yapılan hazırlıklara ve heyetimizin oradaki çalışmalarına dair bilgi (istediler.

8Şubat 1948

—Ankara:

Kars Kalesinden alman toprağı, mer­hum General Kasam Karatoeflrir'in kab­rine koymak üzere sureti mahsusada Karsdan g-elen iıeyetin üyeleri bugün saat 10 da Atatürk'ün Muvakkat Kab­rini ziyaretle bir çelenak koymuşlardır. Bundan sonra heyetle birlikte Kars Mil­letvekilleri ve yüz kadar Karalı, Gene­ral Kâzını Keretoekir'in Kabrine gide­rek, Kars Kalesinin toprağını kabrin toprağına karıştırmışlar ve Ikabire bir çelenk koymuşlardır.

Bu törende heyetten lâtif öksüz. Kuiıban Yurtsever ve Kars Milletvekili HüSa mattan Tugaç hitabeler vermişlerdir.

9Şubat 1948

—Ankara:

C. H. P. Genel Başkan Vekilliğinden: Şubat'm altıncı Cuma. günü Ankara Parti Merkezinde toplanıp devamlı bir halde dört gündenlberi çalışmakta fou-lunan Cumhuriyet Ha&k Partisi Divanı gündemindekiı konuların müzakeresini bitirmiş ve ■Nisan'm 9 umıeu Cuma gü­nü mûtat .toplantısını yapmak karariy-le ve bugün öğleyin bu toplantısına son vermiştir. Divan tou defaki toplantısında:

—- Genele İdare Kurulunca hazırlanmışolan. ekonomik raporları müzakere ede­rek parti programında yer alan ((Eko­nomi Genel Meclisi) nin biran evvel teş­kiline gidilmesini, teşriki sanayi ve kü­çük sanatlar Ikanunlarınm ibiranöncemeclise şevkini ve hususisermayelerinhuzurla çalışma sahasında yer alab esini mümkün kılmak için - yeni par­tiprogramındabelirtildiğiveçhile yurtta hangi işlerin nerelerde, ne kadarzamanda ve ihangi ölçülerde yapılması­nınmıillî ihtiyaçlarbakımından zarurive uygun olduğunun belli plân ve prog­ramlarlailân.edilmesinihükümettenricaya,

— Milletvekilleri seçimlerinde particeillerde ve merkezde adayların nas tesbit edileceğihakkında genel idare ku­rulunca tazim edilen yönetmeliğin tasdi­kine,

— Sosyal çalışma sahasında işçileri­mize faydalı olabilmek için hangi yol­lardan çalışılması muvafık olacağı hak­kında genel idare kurulunun 'görüşünübelirten raporun tasdikine,

— İstanbul ve Tralbzon ekonomik du­rumları hakkında divana veri'len rapor­ların incelenmek ve icabında hükümetebilgi verilmeküzere genel sekreterliğetevdiine,

— Teşkilâttan alma gelmekte olan di­lek ve şikâyetlerin ilgilimakamlaravaktînd-eisaledile'bilmesini ve sonuç­landırılmasını mümkün kılacak suretteparti üe hükümetarasında meevut iş­birliğininkuvvetlendirilmesinekararvermiş vegenel sekreterlikçetüzüğeuyularak verilmiş olan iki aylık rapo­ru incelemiş ve teşekkürle kaJbul etmeksuretiyle karara bağlamıştır.

10 Şubat 1948

— Ankara:

Rockefeller Poundatnıon'unun Milletler­arası Sağlık IDaüresi Direktörü Dr. Geor-ge. K. .Strode ile Afrika - Anadolu Di­rektörü Dr. t>. Bruce "ft'ilson ve Hasta-bakıcıhk Teşkilâtı Temsilcisi Mlss Var-ley, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr. Behçet Uz'u ziyaret etmişlerdir. Dr. Strode, on üç sene evvel de Türki­ye'ye gelmiş bulunduğunu, Doktor Re­fik Saydam'ı ayrn odadaki ziyaret hâtı­rasını saygı ile andığım, Türk Milleti­nin o vafcittenfoeri halk sağlığı alanında gösterdiği çalışmalarını ilgi ve memnun­lukla takip 'ettiğini, Bakan'a söylemiş­tir.

Sağlık Bakanı, memleketimiz sağlığına yaralı hoameitler etmiş olan Rahmetli Başbakan gösterilen kadirşinaslığın minnettarı olduğunu ve o zamandan be­rt- memleketimizin sağlık durumunu dü­zeltmek hususunda Rockefeller Foundation'unun gösterdiği alâkadan müte­şekkir (bulunduğunu beyan ederek, oa üç sene içinde halkımızda göze çarpan bir aydınlık ve uyanıklık husule geldiği­ni, hastanelere ve sağlık tesislerine kar­şı fazla rağbet ve tehalük gösterildiği-mi, sağlık hizmeti er inin ve ihtiyaçları­nın köyler ye şehirlerde süratle sağlan­masını istediklerini anlatmış, bu islerin memleket ölçüsündedalıa sistemli ve programlı bir şekilde yapılması ve ba­şarılması isin de, millî sağlıkplânının hazırlandığınıbildirmiştir.Dr.. Uz. sağ» plânıhazırlanırken geçen sene yurdumuzuziyaretedenRockefeller Fouiıds.tion'unun eski Takın Şark Mü­messili Dr. Frefl L. Boper'in hafit sağ­lığı, koruyucu hekimlik ve bastabakıcı-lüt hakkındaki bilgıiı ve tecrübelerinden çok faydalanıldığını, Birleşmiş Milletle­rin dünya sağlık organizasyonu anaya­sasının lüzum ve esaslarını severek ve inanarak benimsediğimizi,bunların ta-haikkukunaçalışmaklaibirtaraftan halkımızın sağlığım koruyacağımızı ve diğer taraftan (komşu memleketlerim ve böylece ibütün dünya sağlığı için de fay­dalı olacağımızı, bu arada Mısır ve Su­riye'deki kolera salgını şurasında bura­lara sıMıi ekipler ve" aşı gönderllmelk su­retiyle yardım yapıldığını belirtmiş, saf­lık plânımız ve sağlık sigortamız henüz Büyük Millet Meclisince onanmış olma­makla teraiber, sağlık kalkınmasına yur­dumuzda (başlanmış olduğunu, Cumhuri­yet devrinde halk sağlığı yönünden ba­şarılı adımların atılmış bulunduğunu, Ij-yen Okulundasağlık müdürleri,hükü­met vebelediye tabiplerinintekâmül kurslarınabaşlatıldığım,Ankara'da ikindi İbir Tıp Fakültesi .ve fctanbulda ye­niden iki (hemşire okulu meydana geti­rildiğini, hemşire okullarının bu yıl ilk mezunlarınıvereceğini, (bu 'sene içinde AnkaraSapıkOkuluyapısıbiteceği gfiibi 'bu sene ıaQilaeak Ankara doğumevi yanında, «bir de ebe okulu yapılacağını, yer yer yeni hastaneler açılıp eskileri­nin de yatak sayılarınınarttırıldığını, buna rağmen bugün yine hastanelerde ihtiyaca yetecek kadar yat-aik bulunma­dığım, bütün 'bu sıkıntılarımızı gidermek ve halk sağlığının hakiki isteklerini kar­şılamak ligin sağlık plânının tahaklkuku gerektiğini, çünkü köylere kadar sağlık merkezlerikurupkoruyucuhekimliğin nimeti erindenhalikımızıfaydalandır­manın, o zaman toptan ve büyük çapta İmkân dahiline greceğıini, il hastanele­rindeki yataksayılannm çoğalacağını vehastanelerin personel ve teçhizat bakımından çok zenginleşeceğini, Ana­dolulum diğer çeşitli' bölgelerinde açılacak mühim, büyük 'hastane ve sağlık te­sisleriyle de doktor, ebe ve hemşire sa­yısının da artacağını ve asıl sağlık kal­kınmamızın o zaman gerçekleşerek bir­çok hastalıkların ortadankalkacağını, bunun iğin de on sene dealtı yüz mil­yon Türk lirası sarfetmekieaJbetbiğini, 'bunun <Mr kısmınınhastanelerden alı-, nacak ücret ve sağlık sigortalariyle sağ­lanacağını ve bu hususta bir kanun ta­sarısının hazırlandığını,memleketimizi bundan sonraki ziyaretlerinde sağlık ns-lerimizde ve çalışmalarımızda daha üs­tün birverim ve başarıgöreceklerimi kuvvetle umduğunu,bu mesul;gelişme karşısındasamimî dostlarımızAmeri­kalılarında memnunkalacaklarından emin bulunduğunu ifade etmiştir. BununüzerineEr.İStrodo,Birleşik Amerika devletlerinde son seneler zar­fında koruyucuhekimlik 'alanındave diğer tıbbi hususlarda pek 'büyük ilerle­melerolduğunu veTürkiyeninsağ­lık kalkınmamdâvass içinhazırlanan plânı,bilhassakoruyucuhekimlikha­zırlık, mevzuumın da çok mühim bulum-duğuna işaretle, bunlara dair bSlgi edin­medinbüyükistifadelersağlıyacağmı ve bu sayedeplânınuygulanması İçin 'harcanacak emek ve paranın öaha ye­nimdeolacağını, alınacakneticenin de çokverimlivebaşarılıbulunacağını Söylemiş ve geçen sene bakanı Rockei-«11erFoundation'uadına iki ay tetMk ve tetebbu seyahati yapmak üzsre Ame-r&kaya davet ettikleri halde şimdiye ka­dar bunun yerine gıettirdlmemiş olmasın­dan üzüntü duyduklarını belintmfiştir. .Sağlık Baikam gösteriilen bu ilgi ve ne-zateete teşekküretmiş,bazısebeplerle ve bilhassa 'elinde kimsesiz ve aylak ço­cuklar, sağlık plânı vs sigortası kanun taşanlarıgibi ibir an .evveltatbikine başlanılmasılâzımgelen Önenüiişleri olduğundan, bu nazikâne davete bugüne kadar icabet edememekle müteessir ol­duğunu bildirmiş, bunun üzerine heyet başkanı, tekrar davete ictübetB rica et­tiğini, Amerikadaki yeni ve ileri sağlık hamleleriniyakındangörmeninTürki-yeye çok faydalar sağlıyacağıni ve Roc-fcef eller Founıdation'unun 1>u husuta her türlü yardım ve kolaylığı yapmağa îıa-zır bulunduğunu beyan etmiştii".

îlk olarak okunan Önerge, 'Biüis Millet­vekili Muhtar Ertan'm mevcut Türkiye haritaları hakkındaki soru önergesi idi. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Faik Ahmet Barutçu önergedeki soru­ları cevaplandırmak için bakanlıklar­dan istediği lüzumlu bilgileri henüz ala­madığım bildirerek önergenin gelecek Cuma toplantısına tehir edilmesini iste­miştir.

Bunu mütaakıp Çoruh Milletvekili Asım Us'un, Merkez Banlkasma mark olarak yatırılmış bulunan Türk 'alacakları hak­kındaki soru önergesine karşı Maliye Bakaaı Hal'it Nazmi Keşmir açıklama­da bulunmuştur. Maliye Bakanı, öner­genin ihtiva eylediği hususlar üzerinde demiştir ki:

Muhterem Asım Us'un önergesinde mev-zuutahis ettiği tediyeler vâkidir. Faikat işin mahiyeti hukuîtiyesi ve tarzı cere­yanı önergede izah edildiği gibi değil­dir. Harp esnasında Almanya'dan, mail ithal etmek isteyenler. Alman inracat-çıları tarafından üçte bir nispetinde avans tediyesine mecbur tutuluyordu. Bu şekilde Almanya'dan mal sipariş eden bir çok tüccarîar hattâ resmî dev­let daireleri üçte bir, dörtte bir nispetin­de avans şeklinde tediyat yapmışlardır. Bu böyle olduğu gibi bizim ihracatçıla­rımız da aynı şartı Almanlara ileri sürü­yorlar ve ihracat yapmadan evvel hu nispetler datıilinde avans olarak tahsil ediyorlar. Yani mesele ilki taraflıdır. Önergede vaziyet şu şekilde nriitaîâa edilmeJktedir. Bu kabilden Almanya'ya yapılmış siparişler için Merkez (Banka­sına üçte bir nispetinde tediye yapıl­maktaydı. İthalat yapmak istiyen fir­ma, İthalâttan vazgeçtiği takdirde bu avans üzerindeki hakkını kaybetmek­teydi. 'Halbuki toöyle bir vaz geçme yok­tur. Fakat inkita dolayısiyle, mal gön­derilmemiştir. Ve hu paralar da Merkez Bankasında kalmıştır. Bu bir nevi ema-nefttir. Mademki Almanya mal gönder­memiştir, hakkı sakıt olmuştur. Vaziyet fiilî ve hukuki bakımdan katiyen böyle değildir. Almanya'dan mal sipariş eden her hangi hir ithalâtçı firma üçte bir nispetinde avans tediye etmek mecburi­yetinde ikaldığı vakit o avansın mukabi­linde üçte bir nispetinde avans tediyesi­ne mecbur kaldığı vakit o avansa teka­bül eden Türk parası olarak i&terkez Bankasına yatırırdı. 'Bu parayı tahsil eden Merkez Bankası hu tahsilatı yap­tığını Alman Takas Ofisine bir talısil ih­barnamesi ile bildirirdi. Bu ihbarname­yi alan takas ofisi lehltara malûmat ve­rir. Lehtar da müracaat ederek kendi namına yatırılmış 'olan bu parayı taJısil eder. Binaenaleyh vaziyet tamamen bir fiilî tediyeden İbarettir. Yanl< Alman ih­racatçısı bilfiil tahsil etmiştir veyahut da para emrindedir. Böyle bir vaziyet dahilinde bu paranın, mademki ihra­catçı (taahhüdünü ifa etmemiştir veya etmiyeçektir, laadesinin ne şekiide ol­ması 'lâzımgelir?

Bu dal aksi bir ilıtar muamele-siyle oiaibilirdi. Yeni, Alman ihracatçısının siparişi yapmıyacagi-na ve kabul etmediğine göre, al-dığz parayı Alman Ta'kas Ofisine yatırır, yahut tahsil etmemişse Türk ihracatçı­sına liadesini taJkas ofisine bildirir. Bu ofis de, tıpkı bizim Merkez Bankasının paptığı gibi, bir tahsil ihbarnamesini Meiflcez Bankasına gönderir.

Normal iade yolu budur. Fakat bugün Almanya ile aramızda bir münasebet ol­madığına göre, bu işlerin normal yollar­dan tasfiyesine İmkân yoktur.

Bilinmesi lâzımgelen nokta şudur: Yani Merkez 'Bankasından 'bloke edilmiş es-habma İadesi mümkün bîr para mevcut değildir. Vaziyet böyle olduğuna göre bu işi ve bu işleri ne şekilde halleüanek lâzımgelir ?

Bir kerre Almanya'da vatandaşlarımı­zın matlû'bati, sırf Ibu şekilde yapılmış olan avans tediyelerinden ibaret değil­dir. Bu bizim vatandaşların Almanya'-daki alacaklarının, bir cüzünü teşkil eder. Binaenaleyh bu işin halledilmesi, bu matlûbat ve mukafoili matlûbatm heyeti umumiyesini nazarı itibara ala-raik tasviyıe yoluna gidilmesi ile Müm­kündür. Buda ancak bîr kanunla kabil­dir.

Şûra bu arada Üzerinde ehem­miyetle durduğu şarbon hastalığına kar­şı savaş meselesini de yeniden önemle ele almış ve bu konuyu incelemek Üzere Millî Savunma, Tarım, Sağlık ve Sos­yal Yardım Bakanlıkları uzrn ani arifle istanbul ve Ankara Üniversiteleri Pro­fesörlerinden Şûraca seçilen iki profe­sörden teşekkül eden karma konınsyo-mm hazırladığı raporu tetkik ederek bu 'komisyonun lüzum gösterdiği gilbi memeleketimizde Tarım Bakanlığınca yapılmakta olan şarbon savaşı usul­leriyle kullanılan aşı hakkında esaslı incelemeler yapılmak üzere Anıarika'-öan yüksek salâhiyetlöı lılr mütehassısın getirilmesinin muvafık olacağını karar altına alınıştır.

— Ankara:

Birleşmiş Milletler Türk Derneği Genel Kurulu toplantısı bugün saat 15.30 ûe. Halkevinde yapılmıştır. Gündeme geçil­meden önce oturum bas&anlığı seçimi yapılmış ve profesör Yavuz Abaidan oy bMiği ile seçilmiştir. Bundan sonra ida­re kurulu raporu okunmuş <ve tasvip edilmiştir. Yeni idare kurulu ve komis­yon seçimleri yapılarak başkanlığa Bi­lecik Milletvekili ve Büyük Millet 'Mec­lisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Mem-duh Şevket Esendal, Asbaşkarilığa An­kara Üniversitesi Prafesörlar inden Fazıl Hakkı Sur umumi kâtipliğe Afedülhak Şnasi Hisar ve saymanlığa da Cabir Sel&k seçilmişlerdir.

Bunu ımütaakıp gündemdeki maddelere geçilmiş ve toplantıya son verilmiştir. 16 Şubat 1948

— Ankara:

Adana'da son. seylap felâketine uğrıyan vatandaşlara yardım olmak üzere Kızıl­ay Kurumu Genel Merkezi tarafından yeniden 10.000 İfra, Tarsus felâketzede­lerine de 5000 lira para yardımı yapıl­mıştır..

Bundan başka yeniden 150 çadır daha gönderilmiştir.

— Ankara:

Cumhurbaşkanı îsmet înönü tougün saat 16.00 da Çarikaya'daki Köşklerinde itimatnamesini takdime gelen Haştmi Ür­dün Kır allığının yeni Ankara Elgisi Ek­selans Ömer Zeki Bey El Afyoni'yi, mûtat merasim İle kabul buyuTmuşlar-dır.

Bu kalbıjl esnasında Dışişleri Bakanlığı Umumu Kâtibi Elci Fuait Carım da ha­zır bulunmuştur.

— Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün Raif Kara­deniz'in Başkanlığında toplanmıştır.

Bugünkü görüşmeler gündemin ilk mad­desini teşkil eden ve Seyhan Milletvekili Sinan Tekeüoğlu tarafından devlet me­muriyetinde kullanılan 60 yaşından aşa­ğı emekliler hakkında yeni emeklilik: fca-nununüa ibilr hüküm ibulumılp touluama-dığı hakkında verilen sözlü soru önerge­sine karşı Devlet Bakam ve Başbakan Yardımcısı Paiik Ahmet Barutçu'mın yaptığı aşağıdaki açıklama ile başlan­mıştır:

Saym arkadaşlar;

Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu arkadaşımızın okunan sözlü soru öner­gesindeki sorularına cevap araediyoruım.

Sayın Arkadaşımış bütçe açığını ikapat-nıak için memurlar • arasında tensikat yapılmakta olduğunun ve bu meyands, 'bilhassa mütefkaitlerin tensikata tabi tutulduğunun söylenmekte olduğundan bahsediyorlar. Bu söylentiyi nereden öğ­renmiş olduklarını bilmiyorum. Böyle bir tensikattan ibiaim malûm'altımız yoktur, yalnız hükümet programiyle arzedildiğı şekilde devlet dairelerinde rasyonel bir galışnıaı sistemi kurmak ve memur kadrolarında tasarrufu sak­lamak .mafesadiyle Bakanlar Kurulu karariyle (Başbakanlıkta teşkil edîılmiş olan bir komisyon çalışmalara faaşlamjş ve ilk olarak, münhal memuriyetlere za­ruret olmadıkça açıktan memur alın­mamasını tavsiyeye karar vermiştir. Bu­nun halen çalışmakta olan mütekaitle­rin işlerinden çıkarılması ile alâkası yoktur.

Maliye Bakanlığınca - hazırlonmalrta olan yeni emekli kanunu tasarısı henüz Yüksek Meclise sunulacak; teatî şekli almamış olmaklaberaber bu tasarıda

da emeklilerin istihdam edilmemesi hak­kında bir hüküm derpiş edilmiş değil­dir. Bilâkis emekli üken devlet hizmetine alınacakların bu eon hizmetleri için emekli aylıklarına bir zara yapılması hakkında tasarıda hükümler vardır.

— Tarsus:

Seyhan, Hadırlı, Berdan ve Yenice Ku­şaklama Kanalının yanlmasından îıusu-le gelen, seller bu kere Ova köylerini ta­mamen sarmıştır. Anmr Köyünün duru­mu çok fenadır. Dünden beri irtibat ke­silmiştir. ıSellen1, Adana - Mersin. Cad­desini ve tren hattını tamamen kapladı­ğından dünden beri banliyö seferi dur­durulmuştur. Sel suları üzerinde seyre­den, sekiz kamyon, dün Mersin yolunda devrilmişse de belediye yardım ekipleni tarafından kurtanlmiştır. Haber alına­bilen, yedi köyde ve on büyük çlftlilkte yirmi ev yıkılmıştır. Bir köy haîkı di­ğer köye nakledilmiştir. Şehit içinde yağmurlardan seikia ev ve bir dükkân yıkılmıştır. Cari kaybı yoktur. Denizin dalgalı olması yüzünden su 'altındaki köyler de motörleiUe irtübat temini im­kânı buluna'mamıştu-. Söylendiğine göre, elli seneden beri böy­le bir tuğyan görülmemiştir.

17 Şubat 1948

— Adana:

Oa beş günden beri devam eden yağ­mur ve kar yüzünden Adana'yı tekrar sular kaplamıştır. Seyhan Nehri Pazar günü dört metre 80 santimetre kadar yükselerek tou seneki en yüksek seviye­yi 'göstermiştir. Bu yüzden Karşıyaka setleri de yarılarak Yüreğir Ovasını da sular basmıştır. Köylerle irtibat tesis edilmediği için kayıplar tesbit edileme­miştir. Can kaybının bulunmadığı 'kuv­vetle tahmin edmhnektedir. Adıana İçeri­sinde 150 gece kondu ve otuza yakın ev yıkılmıştır. 'Seller yüzünden Adana -Mersin tren hattı baız kısımlarda bozul­muş ve sıkı çalışmalar neticesinde 'hat, dün saat 21 de açılmıştır. Yağmurlardevametmektedir.

— Tarsus:

Dün, kayıklarla varılafoilenÖzelKöyü haTkmm büyük bir losmı tahliye edilelerek halkevine getirilmiş ve iaşe edil­miştir. Özel Köyündeki bütün evler yı­kılmıştır. Yaramaz, Ağzı delik, Mantaş, Karafakı, Araplar, Aliağa, Gemili Köy, Egemen, Hasanağa Köylerinden fotürer kişi yüzerek gelip köylerinin duru­munu anlatmışlar ve imdat istemişler­dir. Kefeli, Koca, Bueaık, Devlet Çiftliği, Baharlı, Köplü Köylerinden henüz ma­lûmat alınmamıştır. Su basan 'bu köyler­de toir eote evleHn yıkıldığı bildirilmek­tedir.

Sabahleyin, üç ekiple hareket etmek üzere yardım malzemesi 'taşıyan on sandal hazırlanmıştır.

—- Adana:

Tarsus'ta vukua gölen seylâp felâketine rmâruz kalmış yurttaşlarımıza yardım i<çin Kızılay Genel Merkezi tarafından evvelce gönderilene ilâve oleraJk on bin lira ile 150 çadır dana gönderilmiştir.

Uç gün zarfında Adana ve Tarsus felâ­ketzedelerine Kızılay tarafından yapı­lan para yardımı böylece 30.000 lirayı bulmuştur.

— Ankara;

Memleketimizin muhtelif trölgeleriıride değişik şartlar iğimde kurulmuş o]an zirai kombinalar devlet çiftliklenîı ve gruplarının yıllık mesai plânlan ve önü­müzdeki ziraat yılı iıçin çeşitli çalışma konulan ve hdtthassa mevcut Jnnlkânlar nispetinde memleket tohumculuğu, fi­dancılığı ve köylüye her bakımdan ge­rekli yadım ve kolaylığın temini üzerin­de görüşülmek maksadiyle Tarım Ba­kanlığınca Merkeze çağrılan çiftlik müdürü ve gnup âmirleri dünden itiba­ren çalışmalarına başlamışlardır.

— Ankara:

Büyük Milli et Meclisi Başkam General Ali Fuat Cebesoy, Haşimi "Ürdün Elçi­sini bugün Büyük Millet Meclisinde İca-buletmişlerdir.

— Ankara:

Orta dereceli okullarımızın genel kültür derslerini okutacak ehliyette ve mesleki hazırlık sahibî Öğretmenler yetiştirmek maksadı ile 1946—1947 ders yılı başın-


Sa açılmış olan eğitim enstitüleri toplu dersler bölümleri Öğretmenleri ile tou enstitülerin öğretmenlik Ibügfei dersleri ve uygulama Öğretmenlerinden kurul­muş özel bir komisyon, enstitülerin sö­mestr tatilinden faydalanarak bugün öğleden sonra Gazi Eğitim Enstitüsün­de Bakanlık Talim ve Terbiye Dairesi Başkanı Kadri Yürükoğlu'nun Başkan­lığında ilk toplantısını yapmıştır. Bu toplantıya İstanbul, Balıkesir Necati ve izmir Eğitim Enstitülerinden gelenlere Ankara Gaai Eğitim Enstitüsü Öğret­menleri de katılmak suretiyle elli! öğret­menle birlikte Talim ve Terbiye Kurulu "Üyeleri, Yüksek Öğretim Genel Müdü­rü, eğitim enstitüleri müdürleri iştirSik etmektedirler.

Bir hafta kadar süreceği talimin edilen bu toplantıda «ğitim enstitülerimde uy­gulanmakta olan ders müfradatını teş­kil eden üniteler bir ibue.uk yıl için­de elde edilmiş olan tecrübelerden fay­dalanılmak suretiyle gözden geçirilecek ve programların kurumların gayesine ve bünyesine uydurulması, yetiştireceği mezunların görev a.laeaMan okulların gerçek ihtiyaçlarına cevap verecek şe-Hûlde hazırlanan alası İçin gereHi «ce-lemeler yapılarak kararlar -alınacaktır.

— Ankara:

C. H. P. Meclis Grupu Başkanlığından: C. H. P. Möclîs Grupu Genel Kurulu bu­gün (17/2/1948) saat (İS) te Sivas Mil­letvekili Şemsettin Günaftaym Başltan-lığlnda toplandı.

1 —. göz alan IşişTeriı Bakanı Münir Hüsrev Göle, son yağmurların Adana ve Çukurova bölgesinde zarar ve sel tahrîbatı yaptığını büyük bir esefle bil­direrek bu müessif tabiat hâdisesinin se­bebiyet verdiği ıstırapların azaltılması yolunda gerekli âcili yardımların yapıl­makta olduğunu ve mütemmim teclbir-Ierİn alınmasına devam edileceğini ilade etti.

Bunu rnıütaakıp Bayındırlık Bakanı Ka-swn Gülek, maİLallin su işlerine ve sel baskınlarına dair alınmış ve ulutacak tedbirlerle yapılan işlere ait teknik ça­lışmalar üzerinde iaaMarda bulundu. Muhtelif hatiplerin mütalâa ve sorula­rım <la cevaplamak üzere kürsüye ge­len Başbakan Hasan Saka, memleket su işlerini esaslı surette nizamlamak için hükümetçe düşünülen tedbirleri ve bunların tahakkukunu temin 'edecek man fedakârlıkların büyüklüğünü be­lirtti. Büyülk masraflar göze alınarak Çukurova su isinin radikal Mr surette halli çaresi aranıldığ^nı ve hükümetin, bu dâvayı halletmek azminde bulundu­ğunu açıkladı.

— Okullarda din öğretimi konusunu in­celemek üzere teşkil edilmiş olan IcomiuaPerşambe gününe (kadar prensip İtararıalabileceği 'ümit edildiğinden o gün öğleden sonra Grup Genel Kurulunun top­lanması yolunldafci Başkanın teklifi ka­bul edildi.

— Bundan sonra gündeme geçilerekAnkara Miletvekili Muammer Erîş'in,16 Har konferansından sonra millî eko­nomi ve kalkınmamız ve Avrupa kal­kınmasınayaröımhan-eketine katılma­mamız mevzuuüzerinde Ekonomi, Ta­rım ve Ticaret 'Bakanlıklarını ilgilendi­ren soru önei'gesi okundu.

Söa alan Eütonomi Bakanı, Avrupa ik­tisadi iş birliğinde Türkiye'nin tesirli rolü üzerinde durarak sanayi^ inaadin ve enerji sahalarında hazırlanan plân­ların tahakkuku ' halinde 'bir taraftan millî îkallonmamız ve diger taraf­tan ihracat yolu ile Avn-upa kalkınma­sına müessir yardım imkânlarının sağ­lanacağı etrafında açıklamalarda bu­lundu ve bilhassa taş kömürü balar ve kromun İhraç maddeleri arasındaki ehemmiyetli anevkİSni belirterek bu arada %t ve foaüık gibi servetlerimizin değ-erlendirilmesî için tedbirler düşü­nüldüğünü izah ettÜL Ekonomi 'Bakanından sonra kürsüye ge­len Tarım Bakanı Tahsin Coşkan, zirai kalkınmamız ve istihsali artırma yolun­daki çalışmalarla tauna tLair alman ted­birleri çtrafhca anlattı.

Daha sonra Ticaret Bakanı Mahmut Ne­dim Gündıüzaîp da, bu konu üzerinde Bakanlığı ilgilendiren izahlarda bulun­du.

Bundan sonra tasalının heyeti ümumiyesi oya konmuş ve feaibul edilmiştir.

Gündemin son maddesinde bulunan, Trabzon Milletvekili Mustafa Reşit Ta­rak çioğiu'nun Devlet Memurları Aylık­larının Tevhit ve Teadülüne dair olan 3166 sayılı Kanunun üçüncü maddesinin «e» bendinde değişildik yapılmasına dair Icanun teklifinin, müzakeresinde Milli Eğitim Komisyonu Sözcüsü, me­mura olan yüksek tahsil görmüş bazı gençlerin kenıtfi. ilim kollarında -dalıa ilerlemek i&telklerine imkân vermek iğin, [komisyonun tasarıyı kabul etmiş olduğunu, "bütçe komisyonunun reddi üzerine bir kere dalıa Millî Eğitim Ko­misyonuna verilmesi teklifinde bulun­muş ve bu teklif kabul edilerek tasarı Millî Eğitim Komiieyonuna verilmiştir. MÜlet Meclisi gelecek toplantısını Cuma günüyapacaiktMV

19 Şubat 1948

—Ceyhan:

Ceyhan Neferdi taşmakta devam etmek­tedir. İskenderun'dan gönderilen kayiik-lar gelince köylere dalıa esaslı yardım­lar yapmak mümkün olabilecektir.

— Adana:

Yağmurlar yeniden "başlamıştır. Köy­lere çıkarılan sallardan bir kısmı geri dönmüştür.

Haber alındığına göre, Camusca Köyünde 2, Yerdelen'de 15, Havutlu'da 2, Mîhimandar'da ev ve iki samanlık yıkımıştrr.

Adana Merkezimde yıkılan evlerin tes-bitîne devam edilmektedir. Alınan ra­kamlara göre, 218 ev tamamen yıkılmış, 377 ev de hasara uğramıştır.

—Ankara:

Mîllî sağlık plânının esaslarından olan koruyucu hekimlik b aklanın­dan köy sağlığını verimli bir şe­kilde sağlamak ve bu yoldaki tatbilkaiti bir başlangıç olmak üzere Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığının bu sahadaki -çalışmalarına yeni bir veç­he verdiği hatoer alınmıştır. Aldığımız malûmata göre,köylerimizin daha sık bir surette sıhhi ımür&kab eleminin yapı­labilmesi için bundan böyle Bakanlığa bağlı, İllerdeki sıtma, fengi, trahom, savaşı gibi kurullardaki taftip ve sağlık memurları bulundukları mahallerde yal­nız kendi sahaları dahilinde münferit bir şekilde çalışmakla kalmıyacaklıar, mahallî sağlık ve sosyal yardım mü­dürleri ile beraber bu (kurullar başkan­ları Ol ve işbirliği yaparak müşterek bir çalışma sistemi takip edeceklerdir. Bil­hassa bulaşıcı ve salgın hastalıJtlardan korunma işlerinde ve bu gibi hastalık­lar savaşında ismi geçen sağlık teşki­lâtı bütün elemanlarını fou yöne tevcih etmek suretiyle Stuvvetli ve cezri ted­birler olacaklardır. Mili! sağlık plânı çerçevesi dâhilinde memlefltelt için çok hayırlı neticeler sağlıyaoak olan bu ça­lışmalar hakkında hazırlanan yönetme­lik bakanlıkça valiliklere, sağlık ve sosyal yardım müdürlüklerine ve bütün Savaş kurulları .başkanlarına gönderil­miş bulunmaktadır.

— Ankara:

Adana ve havalisinde seylâp felâketine mâruz mınta&alardaki yurttaşlara yar­dım olmak üzere Kızılay Genel Kurulu tarafından Ceyhan'a 10.000 ve Tarsus'a da 5.000 lîra gönderilmiştir. Ceyhan'a ayrıca 150 de çadır sevkedilmiştir.

Böylece bugüne kadar Kızılay Genel Kurulu tarafından felâketzedelere yapı­lan para yardımı 65.000 lirayı ve gönde­rilen çadır da 600 ü bulmuştur.

—Tarsus:

Selin köylferde yaptığı tahribatın tafsi­lâtı aşağıdadır.:

Günlerdenlteri haber alınamayan Keseli. Köylü ve Devlet Çiftliği ile irtibat temin edildi. <Bıigtine kadar tesbit edilen sıh­hatli raporlara göre, Hasanağa'da 14, Aliağa'da 38, Mantas 10, Kelafamette İS, Araplar'da i, Karafakı'da 13, Hallt-ağa'da 16, Yaramış'ta 13, Baharlı'da ,14, Koeabucak'ta 13, özel'de 182, Yeni­ce'de 17, MeliM'de 9, Yunusoğlu'da 1, Arıklı'da 10, Kocaköy'de 4, Alacafc'ta 4, Kulafcta 46, Devlet Çiftliğinde 1, Kara-çerçi'de 27, keseli'de 18, Köylü'de 31 sa­manlık ve ev yıkılmıştır.

—Edirne:

Bulgar topraklarına mecburi iniş ya­parken, Bulgarlar tarafından şehit eûi-len Gedikli Üst Çavuş Cemal Meuoe*-deres'in ııâşı, sınır şehirde şimdiye ka­dar görülmemiş coşkun ibir tezahüre ve igli bir teessüre seböp oldu. Öğleye doğ. ru Kapıkule hududumuzda askerî birlik­lerimiz tarafından teslim alınarak nâ-şın memleket hastanesine getirildiğini duyan hfl.Hk, bir teessür seli halinde akın akın hastane çevresine akmış ve çok az bir zamanda on binlerce Edirneli ile so­kaklar geçiljnea ;bir hale gelmişti. Herkesin yüzünde bu hazin ölümden mütevellit derin çizgiler teesîirü gözle görülür hale getirmişti. Namazın üç Şerefell Camiinde kılınacağını ve törene fle oradan başlanacağını öğrenen halk, gittikle büyük îsir çığ1 Iıalinde Üç Sere-feli Camiine indiler. Orada Cumhuriyet Alanını ve etrafını .dolduran kalabalığa karıştılar. Saat 16 ö_& naşı getiren otomo­bil cami önünde durdu. Minarelerden ve­rilen sala, arkadaşlarının elleri üzerin­de eami avlusuna götürülen tabut her­kesin gözlerini yaşarttı. Namaz fcüındıîttan sonra önde bando ve çelenkle;:, arkada taşımak için bir­birinin, elinden, almak istiyen tıalkıa ihtiram kralları ve foaşları.ilzerinöe yük­selen aziz şehidimizin tabutu ve arka­sında muazzam bir kütle umumi cadde­den İstanbul yoluna doğru hareket etti. Yollar İki sıra halfela dolu İdi. Kadınla­rın zaptedemedi'kîeri hıçkırıkları, ihti­yarların Sjeyaa sakallarından 'süzülen göz yaşları arasında müöafaasıa ibir hal­de Bulgarlar tarafından şehit edilea bu Türk yiğîtinln naşı, Türke yaraşır bir vekarla şehir dışıaa götürüldü. Orada kendisini İstanbul'a götürecek olan sno-.törlü birliklere 'tevdi -edildi.

—Ankara:

Cumhurbaşkanı îsmet inönü, Güney îlleripîde tetkiK gezisinde bulunmak üzere bugün saat 18 de Ankara'dan ha-rekeH etmişlerdir.

22 Şubat 1S48

—Tarsus:

Cumhurbaşkanımız, ve Bayan İnönü, refakatlerin d eki. zevatla birlikte bugün saat g,45 te Yenice'ye geldiler.

İstasyonda, îçel ve Seyhan "Valileriyle Tarsus Kaymakamı, Adana ve Tarsus Belediye Başkanları, Adana, Mersin, Tarsus C. K. P. ve Demokrat Parti Başkaulariyle kalabalık bir halk Kütlesi tarafından «yaşa, varol» sesleriyle karşılandıar.

Otonıab İlleri e Tarsus'a hareket eden Curehurbaşkanımız, şehrin methalinden belediye önüne kadar binlerce Tarsus'-lunun, «varol Inonü»1 sedaları arasında hararetle alkışlandılar.

Belediyeyi şereflendiren Cumhurbaşka­nı, biraa istirahafcten sonra Tarsus'un soa sel felâketi hakkında içel Valisi, İçel Miletveküi, Adana Su îşieri Bölge Mü­dürü, ve son olarak Tarsus Kaymakamı­nın verdikleri izahatı dinlediler.

Belediye balkonundan Tarsusluları se-lâmlıyan. Cumhurbaşkanı binlercft. Tar-sus'lunun candan alkışlariyle selâmlan­dılar.

Cumhurbaşkanı ve Bayan înonü, saat 12 ele. otomobillerle Mersin'e 'hareket et­tiler.

— îstaabul:

Soaopol'da Bulgarlar tarafından düşü­rülerek şehit olan pilotumuz Gedikli Ça­vuş Kemal Menderes'in cenazesi bu sa­bah saat 1C da' Sarayburnu Askerî Has­tanesinden Sirkeci Garına 'getirilmiş ve burada altı siyah at tarafından çekilen top arabasına yerleşti riidikten sonra Ankara Caddesinden geçirilerek Scîir-nckapı Şehitliğine götürülmüş, orada yapılan askerî merasimden sonra ebedi istirahat yerine tevdi edilmiştir.

Cenazede, Şehrimiz dek i generallerin hapsi, Vali ve "belediye başkanı yardım­cıları, Polis Müdürü, büyük 'bir halk kütesi, iki bölük asker, atlı polis kıtası ve bir jandarma müfrezesi bulunuyordu.

— Adana:

Cumhurbaşkanı İsmet inönü bugün saat 16.30 da refakatlerinde Bayan İn­önü, Bayındırlık Bakanı Kasım Gülek, Milletvekillerinden "Hasan Reşit Tankut, NihatErim ve Nuri Özsan olduğu halde seterimize gelmişlerdir. Alkışlar «ya­şa» ve «İbravo» sesleri arasında Cum-fourbaşkanımısm Özel trenleri gara gir­miş, binlerce halkın içten gelen coşkun sevinç ve heyecan gösteriyle karşılan­mıştır.

İnönü Garda Seyhan Valisi Zühtü Du-rukan, Şehrimizde bulunan milletvekil­leri, Orgeneral Koyan, Korgeneral, Gö­nen, Aüana Belediye Başkanı, daire âmirleri, Halkevi Başkanı, C. H. P. il, îlçe ve bucak başkan ve üyeleri, De­mokrat Parti Jl İdare Kurulu Baş­kanı vo Ceyhan'dan gelen 8 kişilik bir heyet tarafından karşılanmışlardır. Cumhurbaşkanı vagonlarından beşuş (bir çehre ile inmiş ve istikbale gelenlerle samimî hasbıhallerde Ib ulunduk tan son­ra garın içini «ve dışını dolduran 15 bin­den fazla Adanalıların büyük sevine; te­zahüratı, ve sürekli alkışları arasında Otomobillerine binmişlerdir.

—Ankara:

Halkevlerinin [kuruluşunun 16 inci yıL dönümü (bugün bütün yurtda büyük törenle kutlanmıştır. Saat 13 de Ankara Halkevinde yapılan törende Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Faik Ahmet Barutçu, İçişleri Sakanı Münir Hüsrev Göle, Gümrük ve Tekel Bakanı Şevket Adalan ile Cum­huriyet Halk Partisi Genel Başkan Ve­kili Hilmi Uran, Parti Genel Sekreteri Ttevfİk Mkret Sil ay, Genel Sekreter Yar­dımcısı Covat Dursunoğîu, milletvekille­ri, Gcaei Kurmay İkinci Başkam Kor­general MuzafferTuğsavul ve çok kala­balık bir1 tıal-fe hazır bulunmuştur. Töre­ne İstiklâl Marşı ile başlanmış ve mÜ-taakıiben Cumhuriyet Halk Partisi Ge­nel Sekreter Yardımcısı. Erzurum Mil­letvekili Cevat Dursunoğlu, bir nutku île Halkevlerinin 16 inci yıldönümü bayra­mınıaçmıştır.

23 Şubat 1948

—Ar danan:

Arclaftanlılar, bugün, kurtuluşlarının yirmi yedinci yıldönümünü büyük bir sevinç, içinde kutlamışlardır. Kahraman ordumuza karşı derin 'bağ­lılık duygularının bir defa daha tezahü­rüne vesile olan ve kutlama törenine bütün, civar ilçeler ve köyler halkından da yüzlerce kişi katılmıştı. Her taraf bay­raklarla donanmış ve yapılan toplantı­larda söz alan hatipler, kurtuluş yolun, da canlarını feda etmiş olan şehitleri­mizle hayatta bulunan, kahramanların jıâtırala.rın.1 anmışlardır. Belediye Başkanı, Cumihurbakkanı îs-mefc İnönü ve Genelkurmay Başkanları­na 'gönderdiği telgraflarla, halkın bu iç­ten şükran ve bağlılık duygularına tercüman olmuştur.

.— Adana:

İki günden beri bölgemizde tetkiklerde bulunan Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, tou akşam, Çiftçi Birliği tarafından Türk Hava Kurumu salonunda şerefle­rine verilen ziyafette 'hazır bulunduktan sonra saat 22,00 de şeüırjmizden aynl-vnışlardır.

Cumîıui'&aşkanı Garda, Vali Zühtii Du-rukan, Korgeneral Nasrai GÖnenli, Şeh­rimizde bulunan milletvekilleri, Bele­diye Başkanı, C. K. P. ve T). P. îl Baş­kanları tarafımdan uğurlamîiışlardır.

Cumhurbaşkanının ayıjlışları sırasın­da garda toplanan, büyük: hir halk top­luluğu tezahüratta bulunmustur.

— Adana:

Sel felâketine maruz ıkalan bölgelerde incelemelerde bulunmak üzere Tarım Bakam Tahsin Coşkan beraberinde Zi­raat Umum Müdürü Fuat ICvren, Kom­binalar Başkanı Fevzi Ayöager, Toprak Teival Genel Müdürü Sali'lı Kaner, Grman ve Ziraat Müşavirleri L&tfi Saylan ve Riza Uluçam olduğ-u halde bugünkü To-roa Ekspresiyle Şehriınise gelmiştir. Garda VaK, 'Belediye Başlcanı, il ziraat darie ve müesseseler müdür ve ileri ge­lenleri, partililer ve çiftçiler tarafından karşılanmıştır.

Bakan, öğleden sonra 5 neci om elerine başlamıştır.

—. Ceyhan:

Nehir yatağına girmiştir. Zorluklara rağmen bütün köylerle tam irtibat sağ­lanmaktadır.

B. M. Meclisinde memleketimize yapılacak Amerikan yarduisına dlair Dışişleri Bakam Necmeddin Sadak'in açıklaması:

— Ankara:

Türkiye'nin Marshall planındaki durumuna dair, Zonguldak Milletlekili Bay Emin Krişirgil tarafından Büyük Millet Meclisi başkanlığına sunulan sözlü soru Önergesine kargılık olarak Dışişleri Bakanı Necmeddin Sadak aşağıdaki açıklamada bulunmuştur:

Memleket efkârının ciddî bir alâka ile üzerinde durduğu Amerikan yardım plânı hakkında Büyük Meclise izahat verebilmek için, temaslarımız netice­sinde meselenin bir derece aydınlanmasını bekliyorduk. Türlü tahmin ve tefsirlere yol-açan, hattâ siyasî bir mücadele konusu haline getirilen bu me­seleyi yüksek huzurunuzda açıklama fırsatını verdiğinden dolayı Zonguldak Milletvekili Emin Erişirgil'e teşekkür ederim.

Havadan nem kapan fakat bu keskin hassasiyetlerini, yüklendikleri ağır va­zifenin zarurî icabı saydığım. Muhalefet Partisi sayın arkadaşlarımız, bu işi de Hükümetin hata hanesine geçiriverdiler. Acele ettiklerine kendilerini İnandırabürrsem ayrıca bahtiyarlık duyacağım.

Aziz arkadaşlar,

Bildiğimiz gibi, Marshall Plânı adı verilen Avrupa Kalkınma Projesinin ilk hazırlığı, geçen 12 Temmuz'da Paris'te toplanan 16 lar konferansı çalışmaları ile başlamıştır.

«Avrupa Ekonomik işbirliği Komitesi» halinde çalışan " konferans çalışma programı ve Amerika'ya gönderilecek umumî raporun ihtiva edeceği unsur­lar hakkında bazı prensip karartan verdi. Bu kararlar şöyle hülâsa edilebilir:

— Her memleketin, karşılaştığı güçlükleri yenmek için sarfettiği gayretler
ve diğer Avrupa memleketlerinin kalkınması için yaptığı hizmetler,

— Her memleketin, derpiş edilen dört yıllık devre içinde esas kaynakla­
rını ve istihsal kuvvetlerini geliştirmek için sarf edeceği gayretler,

— Üye Devletlerin gerek kendi ihtiyaçlarını karşılamak, gerek birbirleri-,
ne yardım etmek için yapacakları bütün gayretlerden sonra yine açık ka­
lan ihtiyaçlarını kapamak için yakacak, enerji, çelik, gıda maddeleri, nakil
vasıtaları, tediye vasıtaları vesaire şeklinde muhtaç ulundukları yardım,

— Bu yardımı asgarî hadde indirebilmek ve milletlerarası ticareti yeniden
kurarak dünya refahının gelişmesini temin etmek için daha ne gibi tedbirler alınması gerektiği.

Raporun hazırlanmasına esas olacak bilgilerin derlenmesi için her Devlete-sual cetvelleri gönderilmiştir. Bu sual cetvellerinde, 1938 senesine ait malû­mat esas ittihaz edilmekte ve 1951 yılına kadar uzanan devreler için, istihsal,, istihlâk, ithalât ihtiyacı, ihraç imkânı ve istihsal vasıtaları ihtiyacına ait tah­minler yapılması istenmekte idi. Hükümetiniz o zaman, istenilen bütün bu malûmatı komiteye vermiştir.

Paris Konferansının raporunda 16 memleketin kalkınmaları için ilk önce kendi imkânlarını kullanmaları ve geri kalan ihtiyaçları için yardım iste­meği kararlaştırdıkları kuvvetle belirtilmektedir. Her memleket millî saha­da bütün gayreti ile çalışacak, 16 memleket arasında iktisadî bir işbirliği ku-rulaeaktır. Her memleket iktisadî ve malî muvazenesini sağlamak, kıymeti. değişmiyen bir paraya sahip olmak hedefini güdecektir. 16 devletten her bi­rinin istihsali artırmak için sarfedecekleri gayretlerin ve bu memleketler ara­sında işbirliği ve karşılıklı yardım programlarının gerçekleşmesi için Ame­rika'dan geniş ölçüde yardım görmelerine zaruret olduğundan 1948 - 1951 yılları içinde yapılacak ithalât, raporun ayrı bir bölümünde izah olunmuş­tur. Raporun diğer bir kısmında 16 memleketin gene bu yıllar içinde tediye-muvazenesi açıkları tesbit ve izah edilmiştir.

Amerikan Hükümetinin, konferansı takiben yetkili uzmanları, hazırlanan raporun Amerika'da istendiği gibi müsait tesir bırakarmyaeağmı ileri sürerek konferansa, bazı tadiller yapılmasını teklif etmişlerdir. Bu itirazlar başlıca şu noktalarda toplanıyordu:

— İstihlâk eşyası ile tesis malzemesinin birbirinden iyice ayrılması,

— Malî istikrara ve para istikrarına ait faslın kuvvetlendir ibnesi,

—- İstihsali artırmak için her devlet tarafından büyük gayret sarfının ta­ahhüt edilmesi,

— Milletlerarası ticarette engellerin kaldırılması ve bir gümrük ittihadı,
veya ittihatları kurulacağının derpiş edilmesi,

— Yardım tatbikatını kolaylaştıracak bir teşekkül kurulmasının taahhüdü,,
8 — Raporun muvakkat mahiyette olduğunun tasrihi.

Paris'te bu isteklere göre tadil edilen umumî rapor 22 Eylül 1947 tarihinde-imzalandıktan sonra ingiliz temsilcisi Sir Oİiver Franksın başkanlık ettiği İcra Komitesi tarafından Washington'a götürülerek, Amerika Birleşik Dev­letleri Dışişleri Bakanı Mr. Mai'shail'a sunuldu.

Türkiye Hükümeti, Paris'de Komitenin yolladığı sual varakalarına verdiği cevaplarda, bir taraftan bugünkü istihsallerimizi, bunu kendi gayretlerimiz, ve mevetit vasıtalarımızla ne kadar çoğaltabileceğimiz!, bunlardan ne mikta­rını içerde istihlâk edebileğimizi ve ne miktarı diğer devletlere verebilece­ğimizi, ithal ihtiyaçlarımızın neler olduğunu ve ilerde ne suretle inkişaf ede­bileceğini, diğer taraftan istihsali çoğaltmak iein ne gibi. yardımlara ve mal­zemeye ihtiyacımız bulunduğunu, bu yardunîar yapıldığı takdirde istihsalinne suretle inkişaf edebileceğini bildirmiştir. Bu bilgilere göre, memleketi­mizin gerek ziraat, gerek madenler vesaire gibi iptidaî maddeler istihsalâti-nı Avrupa'ya müessir bir şekilde faideli olabilecek bir dereceye çıkarmak için, plânın yürürlük süresince, 1 Temmuz 1947 fiyatlarına göre 615 milyon dolarlık malzemeye ihtiyaç bulunduğu tesbit edilmiştir.

Bu rapor Amerika'da Harriman Komitesi tarafından tetkik edilmiş, ve ni­hayet Avrupa Kalkınma Piânı (recovery) adı altında, başkan. Truman'm-meseji ile birlekte bir kanun tasarısı kongreye sunulmuştur.

Büyük bir hacim tutan bu iki vesikanın başlıca esaslarını, meselenin mahi­yetini anlatmaya yaraması bakımından arzedeyim:

Tasvibi istenen yardım miktarı 17 milyar dolardır. İtirazları azaltmak için,.Hükümetin kendisi, Paris Konferansının 22 milyarlık teklifinden beş milya­rım indirmiştir.

Müddet 4 buçuk sene Üç aydır. İlk oııbeş ay için yardım 6 milyar 800 mil­yon dolardır. Mütebakisi diğer üç yıla taksim edilmiştir.

c)Birinci fıkradaki yekûn hakkında umumî bir karar verilmemekle bera­ber her yılın hissesi için o yilm başında yeni bir tahsisat alınacaktır.

d) Gıda, mahrukat ve sun'î gübre gibi istihlâk maddelerinin karşılığı hibe olarak, makine ve emsali gibi istihsal vasıtalarının karşılığı borç olarak ve­rilecektir.

e)Hükümet, yardım görecek memleketlerin her biri ile paranın istimal tarzı hakkında iki taraflı anlaşmalar akdedecektir.

f) Dört buçuk senenin sonunda sarfedilmemiş para kalırsa bunun ne yapı­lacağı, yardımı aîan memleketle Amerika arasında ayrıca kararlaştırıla­caktır.

g)Bedelleri yardım parasından yani dolarla ödenmek üzere gıdaî ve diğer iptidaî maddelerin bir kısmı Birleşik Amerika tarafından Kanada ve Ce­nubi Amerika'dan satın alınacaktır. Böylece hem o memleketlerin dolar ih­tiyacı karşılanmış, hem de Amerikan ihracatı dahilî zaaflarından korunmuş olacaktır.

h) Millî paraların istikrarını temin maksadiyle dolar tahsisi programdan hariç üitulmuştur. Yardım, görecek olan 16 memleketin iktisadiyatı düzelir1 ise ona, istikrarı için ayrıca dolar bulunacaktır.

i) Yardım parasının idaresi için Amerika'da (Avrupa İşbirliği idaresi) na-nıiyle bir teşekkül kurulacaktır. Bunun başında bir Administrateur buluna­caktır. 16 Memleket hibe ve borç taleplerini buraya bildireceklerdir. Bun­dan başka, yardım görecek memleketlerdeki Amerika Sefaretlerine bağlı ola­rak çalışmak üzere (İktisadî işbirliği Şefi) unvanı ile 16 memur tâyin olu­nacaktır. Bunlar, o memleketlerde paraların mahalline sarfedilip edilmedi­ğine de bakacaklardır.

Sizleri yormuyorsam, müsadenizle biraz daha devam, edeyim. Çünkü okudu­ğum vesika, Türkiye'ye yardım meselesinin Amerika'da hazırlanmış ana vesikasıdır.

Tasarının ikinci kısmını teşkil eden »kalkınma programında Türkiye'nin rolü,» bahsinde şöyle deniyor:

«Türkiye'nin kalkınma programındaki başlıca rolü, ana ihtiyaç maddeleri istihsalini, Avrupa'nın ve dünyanın ihtiyaçlarına uygun olarak arttırmaktır. Bunu, Türkiye'nin ziraat, ulaştırma, maden teçhizatını ve diğer teçhizatı ve "bu teçhizatı müessir olarak kullanılabilmesi için lüzumlu teknik yardımın sağlıyacağı umulmaktadır. Türkiye, bu maddelerin teminini kendi kaynak-İariyle finanse edecek durumda olmak gerektir.»

Daha aşağıda:

«Türkiye'nin ticareti ve milletlerarası tediye muvazenesi hakkında bir nok­taya daha dikkat etmelidir, Türkiye'nin Paris Konferansına sunduğu ithalât -ve tediye muvazeneleri tahminleri, ileri görüşlü ve uzun vadeli kalkınma programı ihtiyaçlarını ihtiva ediyordu. Bu programa ait plânlar halâ umumî olarak tekemmül safhasındadır. Fakat beş veya daha fazla sene için senede 1ÖÖ milyon dolarlık geniş bir sermaye yabrılnıasını icabettirmektedir. Bu gelişme programının bir çok tarafları esas itibariyle Avrupa'nın kalkınması programı dışında kaldığından, Türk plânının yalnız doğrudan doğruya Av­rupa'nın kalkınmasına yardım edecek ilgili kısımlarını nazarı dikkate almak mümkün olmuştur.»

Broşürde bilhassa su satırları tebarüz ettirmek isterim:

Bu rapordaki Birleşik Devletler tahminlerine ulaşılırken Amerika Birleşik Devletleri teknisyenleri başlangıç noktası olarak Avrupa iktisadî İşbirliği Komitesinin raporundaki talimini erden istifade etmişlerdir.

Türkiye, ekonomisi ve ihracatı bakımından daha ziyade ziraî bir memleket olduğundan, kalkınma programının tamamı bakımından ziraî istihsalde umu­lan artış sınaî istihsaldeki artmadan daha büyük bir ehemmiyeti haiz olacak­tır. Sınaî istihsal, yaşama seviyesinin u?.un devreli yükseltilmesi yönünden memleket ekonomisi için birinci derece ehemmiyeti haiz olacaktır. Bu gaye­ye erişebilmek için, ziraî işçilikte esaslı bir randıman artışı ve Önemli bir makineleşmeyi peşinen kabul etmek gerektir. Amerika Birleşik Devletleri teknisyenlerinin Türk hububat istihsali tahminleri, kalkınma devresi zar-imda bütün hububatta yüzde 10 artış beklemenin daha realist olacağını ifade etmektedirler. (Türkiye'nin verdiği tahminler yüzde 30 artış gösteriyordu.) İstihsaldeki bu çoğalma ihracatta da esaslı artışa yol açacaktır.

«Kalkınma programı gereğince, yeniden madenlerde kullanılacak makine temin edileceğini farzederek, Amerika Birleşik Devletleri teknisyenleri geIecek dört sene zarfında istihsalin yüzde 50 artınla ileceğin i tahmin etmiş­lerdir.»

İhracatımız faslında:

Birleşik Devletler mütehassısları Türkiye'nin 1946 takvim yılı ihracatı olan. 214 milyon dolara mukabil 19İS ilâ 1949 ihracatının 270 milyon dolar tuta­cağını tahmin etmektedirler.»

Denildikten sonra 1948 - 1949 durumu için şu neticeler gene Amerikalı tek­nisyenler tarafından tahmin olunuyor:

alhracatm kıymet itibariyle takriben yüzde 45'i kalkınma programına katı­lan diğer memleketlere sevk edilecektir. Bu memleketler Türkiye ekmeklik, hububat ihracatının yüzde 50 sini, diğer hububat ihracatının hepsini, kuru meyva ihracatının yüzde" 45 ini ve bütün ihracatın takriben yüzde 33 ünü alacaklardır. Buna ilâveten kalkınma programına katılan memleketler de Türkiye et ihracatının, hayvanı ve nebatî yağların, küsbenin vo diğer ziraî mahsûllerin hatırı sayılır kısımlarını alacaklardır. Amerika Birleşik Dev­letlerinin Türk ihracatının kıymet itibariyle yüzde 15 - 20 sini başlıca tütün ve bundan başka az miktarda deri ve av derileri, madenler ve diğer muhielif ham maddeler alacağı ümit edilmektedir.Diğer Amerika memleketleriyle yapılacak ticaretin ehemmiyetsiz olacağı tahmin edilmektedir.»

Nihayet, Türkiye'nin Avrupa'nın umumî kalkınmasına yardımı bakımından Amerika'da şu neticeye varılıyor:

«Her ne kadar Türk ihracat maddelerinden hiç biri, miktar itibariyle bütün . Avrupa'ya başlı başına malzeme temini bakımından büyük bir ehemmiyeti haiz değilse de, Türkiye müşterek kalkınma gayretine oldukça önemli yar­dımda bulunabilecek durumdadır.»

Engin sabrınıza sığınarak, Türkiye'nin yardım plânında yerini tâyin etmek"' ' için hazırlanan tasarıdan bazı parçaları uzunca okumaktan maksadım, yük-, sek heyetiniz huzurunda, ehemmiyetligördüğüm şu neticeleribelirtmek içindir:

— Marshaîl yardım plânı çerçevesi içinde Türkiye'ye ait bu merika'lı
teknisyenler raporu, umumî bakımdan, memleketimiz hakkında gayet iyi niyetli bir görüşle hazırlanmıştır.

— Bu rapor, Türkiye'nin ileri sürdüğü dileklerin esas itibariyle haklı ol­duğunu kabul ediyor.

— Türkiye'nin, çok ağır millî müdafaa yükünün ekonomik gelişmelere engel olduğunu açıkça teyid ediyor.

— Bu rapor, Türkiye'de ziraat ve maden islerinin makineleşmesi, yol velimanîarm ve elektrik işlerinin başarılması lüzumunda bizimle birliktir.

— Ziiraat ve maden istihsalimiz yeni makine ve levazımla bezenirse, Tür­kiye'nin Avrupa kalkınmasına önemli derecede yardım edecek duruma gi­rebileceği teslim ediliyor.Türkiye'ye gelince, Amerikalı dostlarımız dediler ki, ilk 15 aylık ve 6 milyar 5OO milyonluk kredi devresinde, Türkiye'nin, kendisine lâzım olan ziraat ve maden makinelerim, peşin dolarla satın alabileceği neticesine teknisyenleri­miz varmıştır. Fakat kongrede konuşulan yardım programında ve bu suretle kongreden çıkacak kanunda, yardım görecek memleketler ve yardım rak-kamlari mevcut olmzyacaktır. Teknisy enler imiz cc hazırlanmış bu rapor ve rakamların kanunî bir mahiyeti yoktur. Bunlar, sadece vazeyeti izah mak-sadiyle, birer misal olarak hazırlanmıştır. Bazı muğlak mesele ve rakamlar üzerinde, Amerika'da yapılan bu döviz ve dış tediye tahminleri doğru olmı-yabilir. Kanun gereğince tâyin edilecek «adminîstrateiH?» ün yardım husu­sunda geniş tevzi ve tadil selâhiyeti olacaktır. Henüz kat'î hiç bir hüküm ve karar mevcut olmadığı cihetle. Türkiye Hükümetinin Avrupa kalkınma­sına yardım edebilmesi için krediye ihtiyacı olduğunu belirten malûmat ve hesapları nazarı dikkate alınabilir ve Türkiye, şimdiden, ekonomik kalkın­ma istikrazı için Milletlerarası Bankaya da müracaat edilebilir. Amerika bu sahada da kendisine müzaheret edecektir.

Biz, kendilerine, Türkiye'nin bu devrede dahi lüzumlu makineleri satın ala­cak döviz stokları olmadığını ve elimizdeki altın stokunun, Amerikalı tek­nisyenlerin hazırladığı raporda da belirtildiği şekilde, hiç bir dış yardım ve kredi ile yapilamıyacak anda millî mübrem ihtiyaçlarımıza karşılık oldu­ğunu söyliyerek ziraat ve maden istihsallerini arttıracak makinelerin, Tür­kiye'ye de Iiredi ile verilmesi zaruretini ifade ettik. Ekonomik kalkınma plânı çerçevesi içinde, ziraat ve maden istihsaline tesiri olan yol, liman, su, elektrik enerjisi gibi isler için milletlerarası bankadan istikraz istemek zo­runda bulunduğumuzu anlattık. Dileklerimizi, Türkiye'ye ve Türkiye'nin kuvvetlenmesine büyük değer veren her zamanki yardım arzusu ile karşı­ladılar.

Bu meseleyi alâkadar eden ve Amyerika ile aramızda henüz konuşma mev­zuu olan rakam ve hesap teferruatı hakkında huzurunuzda açıklamalara girişmeyi doğru bulmuyoruz.

Karşılık!; dostluk ve iyi niyet havası içinde başlayan temaslarımız devam et­mektedir. Gerek Avrupa'ya yardım plâm çerçevesi içinde İstediğimiz yardım, gerek ekonomik kalkınma projelerimiz için Milletlerarası Bankadan istiyeee-ğimiz istikrazlar üzerinde çalışmalara başlanmıştır. İslenilen bütün yeni malû­mat kendilerine verilmektedir. Bu temas ve konuşmalar neticesinde, umuyo­ruz ki dileklerimiz yerinde görülecek ,Türkiye'r.in kendi kalkınması ve zi­raat ve maden istihsallerinin artması ile Avrupa'ya yardım etmesi imkân­ları sağlanaeaktır. Temaslarımız ve çalışmalarnniz ilerledikçe Büyük Mec­lise malûmat vermek Hükümetin vazifesidir.

Aziz arkadaşlar,

Avrupa'nın kalkınması işbirliğinde Türkiye, yardım vazifesi istiyor. Meni eketimiz sekiz yıldır ve halâ gelirinin yarısını millî müdafaasına harcamak zorundadır. Herkes için her çeşit kalkınmanın ilk şartı olan sulhu korumak yükünü, bu ağır yükü taşımak yüzünden ekonomisini özlediği, gibi geliştir­me imkânını bulamayan Türkiye'nin yardıma hak iddia etmesi çok görülemez.

Seylâp bölgelerini tetkikten dönen Bayındirklık Bakanı Kasım Gulek'in ajans ve basın temsilcilerine demeci:

— Adana: -Seylâba maruz kalan bölgelerde tetkiklerde bulunduktan sonra Bayındırlık

Bakanı Kasım Gülek bugün saat 11 de uçakla Ankara'ya dönmüştür. Bakan, .hareketinden önce ajans ve basın temsilcilerine şu demeçte bulunmuştur:

«Seyhan bölgesinin uğradığı sel felâketi üzerinde Cumhur başkan mıızın bu­ralara gelerek bizzat incelemelerde bulunması bir taraftan balkımızın mane­viyatının yükselmesinde, diğer taraftan da isin hem âcil hem de uzun görüşlü tedbirlerin biran evvel alınmasında birinci derecede âmil olmuştur. Cumhur­başkanı ile dün yaptığımız uçuşta, Seyhan, Ceyhan ve Berdan'm yaptıkları büyük tahribatı yakından gördük. Bu taşkın, Çukurova'nin şimdiye kadar gördüğü en büyük sellerden biridir. Hamdolsun insan kaybı olmamış, fakat lıayvan kaybı olduğu gibi Mersin'den Ceyhan'a kadar 700.000 dönüm arazi üzerinde ekili bulunan mahsulün yarısından fazlası zarara uğramıştır. Bu zarar 10.000.000 liradan fazla tahmin edilmektedir. Buradaki incelemeler göstermiştir ki, su baskınlarında sel altında kalmış olanlara yapılacak yiye­cek ve yemlik yardımı ve köylerle acilen muvasala temini ve böylece köy­lünün maneviyatının takviyesi, yapılması gereken ilk iğdir. Bundan sonra Hıdırlı yarığının kapatılması en âcil mesele olarak önümüzdedir. Bu yarığı kapamak için bîr yandan çok mikdarda kamyonla taş nakledilmesi icap et­tiği gibi, diğer taraftan da Cumhurbaşkanmıızuı emirleriyle vo ordunun kıymetli yardımı ile istihkâm kıtaları da tombazlarla taş taşımak suretiyle "bu işde çalışacaklardır. Ve böylece Hıdırlı yarığının en kısa bir zamanda kapatılmasiyle ovanın büyük bir kısmı kurtarılmış olacak, ve bu gibi felâ­ket anlarında ordu birliklerimizin halka yakından yardımı sağlanacaktır.

Önümüzdeki mevsimde bu sel felâketinin tekerrür etmemesi için de esaslı tedbirler alınmaktadır. Bayındırlık Bakanlığının hazırlayıp Büyük Millet .Meclisine sunduğu 185.C0.000 milyon liralık tahsisat kanun tasarısı ile Önü­müzdeki sene bu havalide Seyhan Nehrinin iki tarafındaki şeddelerden bü­yük bir kısmının yapılmasına imkân bulunacaktır.

Sellerden korunma işi son derece güç teknik bazı problemleri meydana koy­duğu için dünyaca tanınmış mütahassışiardan istifade ederek hesaplı plân­lar yapmayı lüzumlu gördük. Bunun için Amerika Hükümeti ile temasa geçtik ve tanınmış uzmanlarından birkaçının süratle memleketimize gelme­lerini ve yapacağımız işlerde kıymetli Türk fen adamlarına yardım etmele- sağladık. Türkiye'nin ve dünyanın en verimli mmtakalarından biri olan Çukurova'nın sellerden' koruma ve sulama tesislerini kurarken aynı zaman­da su kuvvetinden elektrik istihsali isini de bir kül halinde mütalâa ediyo­ruz. Cumhurbaşkanımızın bu husustaki kıymetli irşatlariyle bütün bu isleri esaslı bir kredi, ve müstakil bir idare mevzuu olarak mütalâa edeceğiz.

Dışişleri Bakanımız Necmeddin Sadak'm yerli ve yabana basm tem-sücilerine demeci:

—İstanbul:

Bir iki günden beri şehrimizde bulunan Dışişleri Bakanı Necmeddin Sadak bugün İstanbul Gazeteciler Cemiyetinde Basın Mensupları ile bir toplantı yapmıştır. Bu toplantıda şehrimizmeki yabancı muhabirler de hazır bulun­muşlardır.

Dışişleri Bakanı İstanbul'da bulunduğu sırada meslektaşlaniyle yaptığı bu konuşmadan çok büyük bir memnuniyet duyduğunu da ayrıca belirtmiş ve-sorulacak suallere cevfep vereceğini bildirmiştir.

İlk sual Amerikan yardımı hakkında idi. Buna karşı Dışişleri Bakamınız,, demiştir ki:

«Amerikan yardımının biliyorsunuz, iki safhası vardır. Biri doğrudan doğ­ruya onaltı milletten biri olmakbğmıız dolayisiyle Marshall plânı çevresi içinde kredi yardımı, ikincisi, tamamiyîe bunun dışında bulunan askerî, vardım.

Marshall yardımı hakkında evvelce Büyük Millet Meclisinde uzun izahatta, bulundum. Yalnız şunu söyleyeyim ki, gerek Ankara'da Amerikan Büyük­elçisi ile aramızda, gerek Washington'da Büyükelçimizle Amerikan Hükü­meti arasında temaslara devam edilmektedir. Ankara'da mütehassıslardan mürekkep bir büro kurduk. Burada çalışan arkadaşlar Amerikan Hükümeti tarafından bizden istenilen yeni malûmat ve-hesapları mümkün olan süratle-toplamakta ve bunlar Amerika'ya tevdi edilmektedir.

Askerî yardıma gelince, geçen sene yapılmış olan ve yüz milyon dolarlık yardım adı verilen malzeme yardımına ilâveten Amerikan hükümetinin malî senesinin başı olan Temmuz ayında, Türkiye için mevcut kanuna dayanarak kongreden yeni bir kredi isteyeceği haber verilmektedir. Bu askerî yardımın miktarı hakkında henüz resmî malûmat yüktür.

Bundan sonra gazeteciler çeşitli konular üzerinde Bakana.aşağıdaki sualleri sormuşlar, Bakan da-kendilerine bunlar üzerinde geniş izahatla mukabelede bulunmuştur:

—Milletlerarası Bankadan ne suretle istifade edilecektir?

— Marshall plânı haricinde olarak Milletlerarası Bankadan kalkınma projele­rimiz için bir istikraz yapmak niyetindeyiz. Ziraî istihsalâtı ve maden çıkartılmasını arttıracak makinelerin Marshall Plânı içerisinden verihnesini istiyo­ruz. Bunun haricindeki iktisadî plânlarımız için Milletlerarası Bankadan isti­fade niyetindeyiz. Bu kredinin bankanın usulü olduğu üzere memleketimizin ne gibi kalkınma işlerine sarfedileceğine dair projeler hazırlanması icab ediyor. Hükümetçe hazırlanan bu projeler Hazine Müdürü tarafından Amerikaya gö­türülmüştür. Evvelâ hususî toplantılarda bankanın ve bizim teknisyenlerimiz arasında tetkik edilecek ve projelerde noksan varsa yine hususî surette tamam­lanacak, bundan sonra bankaya tevdi olunacaktır. Alacağımız bu kredi su işle­rine, elektrik santrallarma, yollara ve sair bu gibi bayındırlık işlerine sarfedi-lecektir. Bu kredinin miktarını henüz tesbit etmedik. Bunun haricinde bu isler için kendi bütçemizden de sarfetmek lâzımdır. İstediğimiz;, dış krediyi temin edecek paradır. Bunun için de projelerimizin rantabl olduğunu bankaya göstermek gereklidir.

Bu projeleri kim tatbik edecek?

Banka bize yalnız para verecektir. İsler tarafımızdan yapılacaktır. Pro­jelerimizin başarılması için yüksek teknik mahiyetteki işlerde milletlerarası
değerde teknisyenlerden istifade edeceğiz.

Bu teknisyenler hangi memleketten getirileceklerdir?

Bu teknisyenleri herhangi bir memleketten getirtebiliriz.

Yüz milyonluk kredi gecikti deniyor, sebebi nedir?

Yüz milyonluk malzeme yardımı biraz geçikmisse bu gecikme malzeme­
nin daha iyi cinsten seçilmesinden ve bir defa elden geçirilmesinden ilesi
gelmiştir. 450 bin ton tutacağı tahinin olunan bu malzeme yakında Amerikan
limanlarında vapurlara tahmil edileceği tahmin ediliyor. Mayısta büyük kı­
sımları gelmiş olacak yazın da hepsinin, önü alınacaktır.

Sovyet Rusya ile münasebetimiz ne safhadadır.?

— Sovyet Rusya ile münasebetlerimizde hiçbir değişme yoktur, iki yıla yakın bir zamandanberi büyükelçileri mezun bulunuyor. Agreman istediler, verdik.

—Gelecek Sefir kimdir?

— Kendisi Sosyal ve Ekonomik İlimler Profesörüdür. Harp esnasında Sof­ya'da elçi idi. Şimdi Hariciyede Balkan İşleri Müdürü bulunuyor.

İngiliz Dışişleri Bakanının son nutkunda temas ettiği Doğublokunda
bizim durumumuz nedir?

İngiltere Dışişleri Bakanının nutkuna göre, İngiltere'nin doğu memleket­
lerinin her biriyle İngiliz - İrak mukavelesi örneğinde muahedeler yapmak
niyetinde olduğu anlaşılıyor. Bu bir Doğu bloku değildir. Türkiye ile İngil­
tere arasında bir ittifak muahedesi olduğu için,memleketimizleyeni bir
muahede bahis mevzuu olamaz.

Bulgaristan'la çıkan son hadise nasıl bir safhadadır?

Buna karşı İtalya'nın gireceği bir Akdeniz blokundan bahsediliyor, böyle bir teşebbüs var mıdır?

Akdeniz emniyet sistemi bir gün gerçekleşecek olursa çok iyi bir iş mey­dana gelir. Bugün için Akdeniz Birliği ancak uzun bir ideal mahiyetini ta­şımaktadır.

Son zamanlarda pek çok Türkler memleketimize sığmıyorlar. Balkanlar­da Türklere yapılan bu zulümlere karşı hatü hareketimiz nedir?

Hudutlarımıza iltica eden Türkler yalnız Yunanistan'dan gelmektedirlerBulgaristan'dan gelebilen azdır. Sanıyorum ki bu da oradan gelmek ihtima­linin güç olmasındandır. Yunanistan'daki hadiselerden dolayı, bu hadisele­rin cereyan ettiği yerlerdeki kesif Türk halkı canlarını kurtarmak için mem­leketimize sığmıyorlar. Vatanımıza gelip barınanların sonra tekrar memle­ketlerine dönmelerinde bir mahzur görmüyoruz. Bu suretle memleketimizegelmek isteyenlere vize verilmektedir. Bulgaristan ve Yugoslavya'dan Tür­kiye'ye gelenler pekazdır.

Yugoslavya'da onaltı Türkün mahkûmiyeti ve bu işe bir konsolosumu­zun isminin karıştırılması meselesi için ne düşünüyorsunuz?

Bu hususta benim de malûmatım sizinki kadardır.Filhakika bir nevî
suikast oyunu tertip edilerek bazı Türklerin mahkemeye verildiği, bu arada
konsoloslarımızdan birinin de isminin geçtiğini gazetelerdegördüm.

Bu hususta bir teşebbüste bulundunuz mu?

Tarafımızdan herhangi bir teşebbüsde bulunulmuş değildir.

Geçmiş yıllara nazaran harp ihtimali artmış mıdır?

İçinde bulunduğumuz 1948 yılının harp sonrasıdevresinin en buhranlıyılı olduğu ve olacağına kailim. Fakat sulh ve harp işlerinde daha ziyade âmilolduklarından dolayı, daha ziyade mesuliyet ve selâhiyetle konuşan devletricali harp ihtimalinin uzak olduğunu söylüyorlar. Bizim bütün arzumuzböyle bir harbin olmamasıdır.

Gazetelerin yazdığına göre Amerika'da neşredilen bir broşür Türkiye'nin büyük bir Rus tazyiki altında bulunduğunu yazıyormuş, bu husustaki fik­riniz nedir?

Türkiye'nin iktisadî sahalardaki bütünihtiyaçlarına ve zaruretlerine rağmen bütçesinin yarısını millî müdafaaya hasretmeğe mecbur olması Av­rupa'da en ziyade baskıya maruz kalan devlet olduğunu göstermeğe kâfidir. Balkan memleketlerinde bir harp havası estiriliyor,Türkiye efkârınınböyle bir tehlikeye hazırlanması için ne yapmak lâzımdır?

Bir tecavüz harbine kalkışmak gibi bir hareketinTürkiye'den hiçbir zaman sâdir olmayacağını Türk Milleti bildiği kadarbütün cihan efkârıunuimiyesi de bedahet derecesinde bilmektedir.

Memlekette bir din meselesi bahis mevzuudur, dış siyasetimiz ile bunun herhangi bir ilgisi varını dır?

Türkiye'de iç politika bakımından verilen kararlardan hiç biri herhangi bir haricî düşünce ile alâkalı olmamıştır ve olamaz. Din dersleri okutul­ması hakkındaki münakaşa ve müzakereler parti ve meclisdeki temayüller­den doğmuş olup zarurî ve ihtiyaca tekabül ettiği sanılan tedbirlerden ibarettir.

Kabinenin bir uzvu olarak iç politikamız hakkında da birkaç söz söylermisiniz, Hükümet programının iç politikadaki esası nedir?

Hükümet memleket içinde büyük bir iktisadî kalkınma projesi hazırla­maktadır. Bunun esasları tesbit edilmek üzeredir. Projeninbir kısmınınMarshall plânı içinde yer alması için Amerika nezdinde teşebbüsde bulunu3'oruz, diğer kısmı Milletlerarası Bankadan alacağımız kredi ile temin olu­nacaktır. Bütçemizden de tahsisatayıracağız. İste bu çeşitli menbalardanalacağımız paralarla bu plânın tatbikine geçeceğiz. Doğu vilâyetlerimiz buplânlar içerisinde esaslı bir yer almaktadır. Doğu bölgesinin iktisadî ve me­denî bakımdan kalkınması igile uğraşmak üzere bakanlar arası bir komite teşkil edilmiştir.

Partilerimiz arasında karşılıklı anlayış...

Yasan: M. Tuncer

2 Şubat 1948 tarihli «Yeni Asır» İzmir'den:

Celâl Bayar'm Yozgat nutku mu­halefetin (hâlâ toîr Ibekleme durumun da olduğunu belirtmektedir. Demokrat Parti Genel Başkanı şu teminatı ver­miştir:

«Hürriyet misâkı muhakkak tahak­kuk edecektir. Antidemokratik ka­nunlar değişecektir, idare âmirleri muhakkak ve muhakkak surette va­tandaşın siyasi kanaatine kayıtsız ve şartsız riayetkar olacaktır».

Bu emniyetin s&bebi milletin bu gayeler üzerinde Demokrat Partiye müzahereti­dir. Celâl Bayar idarenin ister istemez milletin arzusuna uyacağına İnanmakta, bunun' için tam manâsiyle iDeinokratik bir rejim kuracak olan kanunların çık­masını sabırla beklemektedir. Bu, ayni zamanda idarenin iyi niyetine ve söz tutarlığına ağılmış bir kredidir. Vatan­daş haklarının kanuni teminatı — mu-Sıalefetin küçük bir azlık olduğu Büyük Milet Meclisinde — kanun voliyle ta­mamlanacaktır. Celâl Bayarın Yongat-taki e yim s eri İğinden çıkan mâna fou-dur.

Bu, diğer taraftan iktidar partisinin sa-- mlmliğinden, demokratik icaplara uy­mak temayülünden şüphe edenlere, î)iı sebeple meclis dışı faaliyeti meclis içi faaliyete tercih edenlere bir cevap teş­kil etmektedir, Ancak iktidar partisinin cebir ve kuvvete dayanarak vatandaş haklarını reddetmesi ve çiğnemesi ha­lindedir ki başka çıkar yol olmadığı îçin hakların doğrudan doğruya halk hareketiyle elde edilmesi zarureti doğar. Bu, 12 Temmuz beyannamesinde muhalefetin tenzih edildiği ihtilâl meto-

dudur. İhtilâl, ancak idare file millet arasında kesin bir ayrililf baş gösterdi­ği, milletin iradesine cebir ve kuvvetle karşı konulduğu, vatandaşların tabiî hakları sistematik bir şekilde red ve inkâr edildiği zaman meşru bir hareket olur. Celâl Bayar bizi iböyle bir duruma sürüklenmiş görmemekte şüphesiz hak­lıdır. Dolayısiyle muhalefet milletlin çoğunluğu tarafından paylaşıldığı ka­naatinde olduğu görüşlerini devlet İda­resinde hâkim kılmak için B. M. Mecli­sinde çoğunluğu ele geçirmekten başka ibir yol düşünmemektedir. Celâl Bayar bunu açıkça şöyle ifade etmiştir :

«Bütün bunların tahakkuku İçin, evvel emirde seçimlerde muvaffak olmak şart­tır. Nasıl ıbir ordu bütün tali™ ve terbi­yesini fcıtr tek meydan muharebesi ka­zanmak için hazırlarsa, partiler için de hakikat budur. Partililerin bir gayesi vardır. Programlarım tahakkuk ettir-ımek için seçimleri kazanmak, iktidarı ele almak, yani mecliste ekseriyetle te-ralnetmek».

Bunun şartı İse, seçimlerin bütün vatan­daşlara tam toir serbestlik içinde oy ver­mek, bütün partilere eşit olarak propa­gandalarını yapmak imkânım veren ve neticeleri dürüst, ve samimî olarak top-lıyan bir usulle yapılmasıdır.

Eldeki seçim kanunlarının ibunu sağla­madığı, artık Halk Partisinin itirafiyle de sabit olmuş bir hafekatitir. Şu halde, Demokrat Parti Genel Başkanının bü­tün ümitleri değiştirileceği vaad ve ilân edilmiş olan seçim kanununun muhale­feti de taJtmin edecek kanuni teminatı ihtiva etmesi noktası üzerinde toplanı­yor demektir.

İktidar partisinin bu iyi niyete aynı de­recede samimî toir iyi niyetle mukabele etmesi siyasi hayatımızı, hâlâ hasretim çektiğimiz demokratik istikrara kavuş. turabilir.

Celâl Bayarm Yozgat nutku böylece yatışlmcı ve sinirleri gevşetîcî bir tesir yaratmıştır. Bunu C. H. P. Genel Baş­kan Vekilinin, yine Yozgatta gazetecilere söylediği şu sözler sarih olarak ifaâe etmektedir: «Muhalefet partisinin hare­ketvefaaliyetlerini günün rahatlığı içinde müşahade etmemek için ortada îıle [bir sebep yoktur. Karşılıklı "bîr po­litika anlayışı içinde hareket edildiğini görmekteyiz. Fikir münakaşalarımız foir kardeşlik havası içinde cereyan ettiği takdirde mesaimiz bu azix yurd iğin. el­bet faydalı olacaktır. Muhalefet partisi­nin çalışmalarını işte bu anlayış zihni­yeti zaviyesinden görüyor ve mütalâa ediyor ve muhalefet partileri arasında­ki «karşılıklı politika anlayışı» Ibütün vatandaşların isteğine uygun olarak an-tidemonkratik kanunların değişmesini, idare amirlerince bütün siyasi Kanaatle­re kayıtsıa ve şartsız riayet edilmesini ve imletin tam iradesini ıbütünlüğiyle be­lirtecek bir seçim yapılmasını çatouklaş-tırır. Ve Halk Partisinin bu konularda şimdiye kadar gösterdiği mukavemeti kırarsa siyasi bir buhranın vahim neti­celerinden sarsıntısı kurtulmuş olacağı­mız şüphesizdir. Bunun" (böyle olup ol-mıyacağım germek için. daiha foiraz beklemekten başka çare yoktur. Netice itibariyle, Celâl Bayardan sonra söz hîllriimettedir.

Bununla iberaber siyasi havada duyul­makta olan bu yumuşaklığı memleket işlerinin düzeldiğine delil saymak yanlış olur. Bu, sadece İşlerimizin düzelebil-mesi. için zaruri t-if şarttır. Yoksa hükü­metin tuttuğu yanlış yol, her sahada fri­zi bir 'çıkmaza sokmuş bulunmaktadır. Celâl Bayarın Yozgatta. dediği gibi cMillî iktisadiyatımızın temeli olan Ibir Bİraat sistemi kurulmazsa milletin iki yakası Ibir araya gel e m iye e ektir.» Böyle bir ziraat sistemi kurmaktan halk par­tisinin tamamiyle âciz olduğu çiftçi ve köylü için "niçbir şey düşünülmemiş ve yapılmamış oimasiyle sabit olduğu :gibi memeleket kaynaklarının millî iktisa­diyatımızın temeld olan ziraatten tara başka sahalara, akıtılıp israf edilmesiy­le ve köy kalkınması işinin en elverişli fırsatlarının kaçırılmış olmasiyle İken. dini göstermiş bulunmaktadır. Buna karşı devletçilik siyasetindeki yanlış an­layış ve daha yanlış tatbikatla. Halk Partisi ekonomik hayatımızı geriliğe mahkûm etmişti".

îşier öyle fcıir şekil almıştır ki, devletin bütün iktisadîtedbirlerinin eninde kendi zararına döndüğünü gören vatandaş onun iktisadî faaliyetleri dü-gerilemekten âciz olduğu ve her şeyi ser-to.est bırakmakla, halka cıı büyük iyiliği edeceği neticesine varmıştır. Hiçbir za­man mali ve ticari durumumuz bugün­kü Kadar endişe verici, ümitsizlik uyan­dırıcı bir şekil almamıştır, israf ve te­seyyüp şimdiki ölçüde memleketin kay­naklarını ve imkânlarını asla tıkanıa-mıştır. Asıl bu ıbakimdan toir idare de­ğişikliğine bir sistem değişikliğine en .şiddetli ihtiyaç; vardır.

Halk Partisi bu değişikliğin vadesini ye­ni seçim tarihine, yani 1951 yılma kadar geciktirmeğe çalışmakla en büyük rcıö-usliyeti yüklenmektedir. Bu .parti ikti­sadi işlerde ehliyeti olmadığını ispat et­miş olmak için ne yapmak mümkünse yapmış, haltır ve hayale gelebilecek olan hatalar içinde işlenmedik bir ta­nesini bırakmamıştır.

Bununla (beraber, işi ehline bırakma­makta İsrar etmektedir, öyle anlaşılı­yor ki, iktisadi makine tamamen işle­mez .bir haleg;elmedikçe onun kumanda­sını elinde tutmaktan vaa geçmiyecek ve yerine geçecek olanların işini toir lîat dalla güçleştirmek için ne mümkünse hepsini yapmış olacaktır. Celâl Bayatın, daha iyi bir idare için tesblt eütiği «se­çimleri kazanmak* şartının hayal kırıcı noktası budur. Kötü bir idarenin daha üç sene devamı siyasi bakımdan daya­nılmaz bir şey değildir. Fakat bunun ik­tisadi neticeleri tamir edilemiyecek ka­dar ağır olabilir. Bunun içindir ki parti­lerin «karşılıklı politika anlayışının» hiç olmazsa seçim vâdesini biraz yaklaştır­masını temenni etmek yerinde olur. Çünkü îıçinde bulunduğumuz iktisadi re-jîrnden ziyade yakın tehlike bulutlarını ufkumuza yığmaktadır.

Yazan: Nadir Nac

2 Şubat 1948 laırihli «Cumhuriyet" İstanbul'dan:

Halk Partisi bünyesinde demokratlaş­maya doğru oldukça kuvvetli bir hare­ket ıbaşladı.Sayın Genel Başkan Vekili tarafından son. günlerde söylenen söz­ler, parti kongrelerine hâkim olan yeni ruh, idare mekanizmasının tuttuğu yol, !bu hareketin gözle görünür dilleridir.Karşı parti adına konuşan Celâl Eayar da vaziyetten iyimser bir eda ile bah­sediyor. Antidemokratik kanunların ya­kında mutlaka değiştirileceğini sayın lider her gittiği yerde kesin bir dille tekrarlıyor. Böylece, iki (buçuk yıldır re­jimimize korkulu, anlar yaşatan sert ça­tıma havası demek artık sona erecek, yurdumuz, hürriyet idaresinin nimetle­rinden faydalanmaktagecikmiyecelctir.

İki fbu-çuk yıllık tereddütlerin, inatların ve 'geriye doğru hasret çekme hareket­lerinin iktidar paıüsine biraz pahalıya nıalolduğunu herhalde iktidardakiler de İyiden iyiye anlamış olsalar gerektir. Normal şartlar altında işe başladığı tak­dirde ibelki yirmi senede varamıyacağı bîr kudret seviyesine, Demokrat Parti sırf hükümet partisinin acemice politi­kası yüzünden iki yıl içinde yükseliver Halbuki, ou neticeye engel olmak ikti­dardakiler hesabına ne kadar kolaydı, îleri demokrasiye geçiyoruz, demiyor muyduk? Memleketimizde çeşitli parti­ler kurulsun, tek dereceli seçim olsun, idare halka dayanarak çalışsın, isîenıî-yor muyduk? En istenen ve özlenen de­ğişiklikleri gerçekleştirmek imkânlarını elinde tutan biricik kuvvet, Halk Parti­si, ilk günden İtibaren samimî olarak adımlarını o yola doğru gevSraeydi, mu­halefet hangi silâhla ona karşı savaşa çıkabilecekti? Düşünün bir kere: Anti­demokratik kanunlar kaldırılmıştır. Se­çim Kanunu sızıltıları önliyecek der cede iyidir, idare mekanizması her par­tiye karşı tarafsızdır; bu şartlar altın­da kurulduğu günden bu güne kadar muhalefeti besliyen başlıca hücum un­surları kendiliğinden yok edilmiş olmı-yacak mildi? Bu çok -mühim unsurlar­dan, mahrum olarak savaşa atılan mu­halefet paitisi, iktidarı ancak daha ileri bir de ekonomik program, daha başarılı bîr sosyal programla yenmeyi düşünerek ve ilkönce bu işlerin prensipini bulmak, sonra da onu halkaanlatmak için elbette uaiin boylu yorulmak zorunda ka­lacaktı. İktidarı ellerinde tutanlar çok partili, hürriyet rejimini bir göstermelik halin­de yürütebilecek I erini, sanmakla büyük, îıata işlemişlerdir. Türle ha'lkı gösterişe ve oyuna gelmiyeceğini isbat etmeğe-muvaffak olmuştur. Ya ters yoldan es­ki vaziyete dönülecektir, yahut da girişi­len teşebbüse samimî olarak devam olu­nacaktı.

Geç olsun da güç olmasın, diye bir ata sözümüa vardır. Arada kaynayan iki ıbuçuk yıla rağmen son gelişmeleri memnunlukla takip ediyoruz, işlediği hatalar Halk Partisini büyük sarsıntı­lara uğratmış, fakat. Türk Milletinin, olgunluk seviyesini göstermeğe yaradı­ğı için bir bakıma faydalı olmuştur. Antidemokratik kanunlar baştan başa yenil eştirilip de zemin ıtamamıiyle (hazır­landığı vakit, arada hayat tecrübesi bir hayli artan, halk arasında kuvvetle tu­tunan muhalif parti de, muhtaç olduğu siyasi şahsiyetini memleket ölçüsünde-[geliştirmek imkânlarını kazanacak, ra­kibine karşı kolay yutulur bir lokma ol­maktan bütün bütün kurtulacaktır. Halk Partisi bünyesinde bu defa başgös-teren hareketin ciddiliğine jnanmak doğ­rudur. Oyalama, zaman kazanma gibi kısa görüşlü ve mânâsız politika oyun­larının memleketi müspet bir neticeye-uiaştıramıyacağı tecrübe ile anlaşılmış­tır. Zararın neresinden dönülse daima kârdır. Millet ve memleket menfaatleri uğruna öteki partilerle eşit hizada bu­lunmak şartiyle samimî olarak çalışma­ya tbaşladıgı zaman, Halk Partisi, ta­biatıyla kayıplardan kurtulacak, kazan­ma yoluna gidecektir. Bu yol, zahmetli olabilir. Uzun da süre­bilir.HalkPartisigelecekseçimleri belki kaybedecektir. Yirrm'foeş yıldır memleketi rakiibsia idare eden ıbir si­yasi teşekkül için 'bu şüphesiz taham­mülü kolay bir darbe değildir. Bütün bunlara sabıı elden bırakmaksızın kat­lanmak gerekiyor. Çünkü hedefe ulaş­mak ve muvaffak olmak için bir başka, yol yoktur günlerden beri devam eden 'bulutlu, de­dikodu havasını yumuşatmak imkânsız bir hale gelecek, halkla hükümet ara­sındaki uçurum ibiisibütün açılacaktı. Marshall plânı yüzünden meydana çı-kan vaziyeti bütün teferruatı!e geniş foir şekilde millete anlatmakta sayın Sadak iyi etmiştir. Bu mesele henüz başlangıç safhasında liken (hükümet ay­nı prensipti (neniımseyelbilseydi son dedi­koduları belki tohum «alinde iken ezip bogmafe mümkün olabilecek, lüzumsuz yere kâğıt ve çene israfına yer bırak­ın ryac ak ti.

Dışişleri Bakanmının sözlerini okuduk­tan sonra iyice anlaşılıyor ki, MarshalI plânının ilk on beş aylık tatbikat safisinde İJİze verilen yerin ehemmi-yetsizliği, Sizim Ibu plâna karşı ilgisizlik göstermemizden ötürü değildir. Ger­çekten, nükümet ne Paris Konferansın­dan önceki hazırlık devresinde, ne de konferans sırasında İMarshall Plânını aHimsanıanuştır. îçeriye karşı başka, dışarıya karşı başka bîr dil kullanıldığı da 'hâdiselere uymamaktadır. Plân çerçevesindeKi ihtiyaç cetvellerini, hü­kümetimiz de on altı mileltia yaptığı gibi kendi imkânlarımıza göre doldur­muş, tediye muvazenemizin dört yıllık tahminlerini clbjektif. bir suiniyetle ha-. sarmaya çalışmıştır.

Hadisede, Maim. gözümüze çarpan bfr nokta var. Türkiyeyi, MarsSıaU'm dü­şündüğü yardım zühniyeıtî içinde öteki Avrupa milleti erile Mr tutmak, anlaşı­lan Birleşik Devletler Hükümeti hesa­bına oldukça güç İbda: iştir. Zaten Amerikayı sağa sola t>ol keseden kredi da­ğıta n bir fearun: zannetmek hatadır. Amerika, foelfei dünyanın en zengin mil­letidir, fakat şüphesiz aynı zamanda dünyanın en hesaplı, milletidir de. Hü­kümetin sunduğu 3ıer .masraf projesini, kongre, kılı 'kırk yaracasma inceleme­den kabul etmez. Merkez Bankamızda­ki îöeş, on ton altını ileri sürerek Mr çok kimselerin itiraza kalkması, bu yüz­den [bütün plânın tehlikeye düşmesi üı-ıtianali vardır. Bunu önlemek için çalış­mak, gerek temsilciler, gerek Ayan Meclisine Türk realitesini kabul ettir­mek lâzımdır.

Amerikan, hariciyesinin ve umumi­yetle Amerikan Hükümetinin Türk rea­litesine dair .doğru bir fikir sahibi oldu­ğunu kuvvetle tafamîn ediyoruz. 'Bu iti­barla sayın Erişîııgrilin evvelki gün ibah-settigi gibi «yalnız 'bırakmak» tehlike­sini varid görmüyoi-uz. Washington Hü­kümetinin güttüğü Birleşmiş Mill&tler politikası faizim de İlk günündenfoerî bağlı olduğumuz 'bir politikadır. Kat­landığımız bunca fedakârlıklar, dünya barışının ancaik o ülkü ile yürüyenle- -ceğine inandığımizdandıi'. Birleşmiş Milletler camiası içinde bîr (tek üyenin yalnızlığı, o ıkoskoea sistemin baştan­başa yıkılmasıdemektir. Bu takdirde ibiz de kendi 'arhgTmızı aon nefesimize kadar korunmaktan ıbaşka ne yapabiliriz ?

FaKat bunun toöyle olmiyacağını göste­ren işaretler çoktur. Bir yandan tecavüz kuvvetlerine karşı ciddî tedbirler gları Birleşik Develtlcr, fbir yandan da hür-riyeıtçi milletlerin kalkınmaları uğmna elinden gelen.; yapmaya çalışıyor. Biz, Mai'shall 'Plânı çerçevesi içinde Türki-yeye İsviçre ve Porteklale aynı sırada1 yer gösterilmiş olmasını, .bir politikanın değişmesi ananasına almıyoruz. Tsrsine,politikanın (henüz tanı lıızmı" alamadı­ğını zannediyoruz. Hadiseler gelişip de vaziyet aydınlandıkça yeryüzündeki gerçek ehemmiyetimizin Ibütün açıklığıle Kavranacağım vs Amerikan halk ef­kârım temsil eden Kongrenin de ona göre doğru bir yol tutacağım umuyoruz. Biz vakıa harp felâketine uğrayan, ya­nıp yıkılan :bir millet değiliz. Fakat, şimdiye kadar bir çok ^defalar (tekrarla­dığımız gibi, îıürriyeıtçi; Avrupa millet­leri safında lıem dostlarımıza yardım etmek, lıem (îe istilâ kuvvetlerine karşı: durmak bakımından geniş imkânlara malikiz. Har.p yüzürt'den fotoğrafı çeki­lip g:azctelere basılacak tarzda tahriba­ta ıığramadıksa da büyük bir orduyu-yıllarca beslemek pahasına ekonomik gelişmemizde ağır darbelere katlannıı-şızdır. Bize İhtiyacımız olan ikredi im­kânlarını .temin etmek 'Birleşmiş Millet­ler ülküsünü ancak kuvvetlendirmeğe yarayacaktır.Dinin devlet islerine karışmasından 'bu millet aynı derecede zarar görmüştür.Birincisi kanlı ayaklanmalara, ikincisi daha kanlı (balkılara yol açmış ve "her ikisinden halk .için o kadar perişanlık doğmuştur ki din ve dünya işlerini bir­birinden kesin Olarak ayırmak pek Itâlbiî olarak millî kurtuluşun <;sas şartların­dan birini teşkil etmiştir.

Halifeliğin kaldırılması, 3 «edr es elerin ve tekkelerin kapatılması, mecelle yeri­ne Medeni Kanunun kabulü, okullarda din derslerine yer verilmemesi, lıattâ bir yazı olan Arap harfleri yerine lâtîn al­fabesinin geçirilmesi hep bu millî 'ku-ruruluş ve kurtuluş azminim ifadesi olarak [birbirini tamamlamış tedbirler­dir. Bununla berabeı-, bütün bunlar ya­pıldıktan ve din ilo devlet ibiTbirinden ayrıldıktan sonra (bugün ortada bir boş­luk «/ardır. .Halka dinini öğretecek, din vecibelerini yerine getirtecek, bilgili ve şuurlu, aynı zamanda halksever ve va­tansever din adamları neslini sönmek­ten korumak, daha doğrusu yeniden ya­ratmaklâzımdır.

Burada şunu -kaydetmeli: yerinde olur ki, «ulema» sınıfına lâyık ibilgjn din adamları nesli, kaideyi teyideden istis­nalar hariç., yüz yıllardan beri tükenme yolundadır. Osmanlı İmparatorluğunun gerileme ve yıkılma devrinde ne medre­selerden çıkan softaları, ne de tekkeler­de kurulan şeyhleri dinin [hakiki ulema­sı mevkiinde görmek pek nasip olma­mıştır. Halbuki aynı medreselerin 17 nci yüz yıla kadar yetiştirdikleri insanlar, yalnız din 'bilgisinde değil, bütün duaya bilimlerinde, riyaziyede, ve fende, na­zariyat ve tatbikatta Türk ilminin za­man zaman garbı imrendirecek kadar kültürlü Fatin hocamız gibi, bizim özle­diğimiz din adamı din bilgisi kadar dün­ya bilgisi de tasavvuf kudreti kadar ilmî yüksek temsilcileri idi. Tıpkı yüksek ve fennî ihtisası da geniş olan ve fikre taallûk "eden hu meziyetlerin yanında kalbe ve rıiha dayanan aynı derecede yüksek meziyetlere sahip adamdır.

Öyle ki, din adamı dünya menfaat ve ihtisaslarından uzak, kendini milletin ve hemcinsinin iyiliğine vakfedecek, dünya nimetlerine sevap dediğimiz ruh huzurunu tercih ederek feragatle çalışabilecek insan olmalıdır. Bu cevherde din adam­larına saihi.p olmamak ibir millet için ne büyük 'bir mahrumiyetle öylelerine ka­vuşmak ta o kadar yüksek bir mazha­riyet sayılabilir. Çünkü onlar öğretecek, inanacak ve inandıracak, karşılıklı sev­gi ve saygıyı yaratarak yalnız ibadette değil, (belki de maddi ' hayatın bin bir safihasında doğru yolu gösterenler ve /bundan1 -hiçbir menfaat ibeklemiyenler olacaklardır.

-Bununla toeralber, bu gerçek ve feragatli din ulemasını yetiştirmek ihtiyacı Bir mîllî mesele olarak bu gün önümüze çı­kıyorsa, cumhuriyetle başlamıyan ve köleleri bir kaç asır geriye kadar uza­man bu dâva bir devlet (meselesi mi­dir? Hattâ ibir .devlet meselesi olması temenni 'edilebilir mi? Hayır... Lâiklik yalnız devfet için değil, din için de aa-ruri bir müdafaa hattıdır. Din, devlet işlerine kanamasın, çok güzel, fakat devlet de din İşlerine karışmamalıdır. iDin adamlarımı yetiştirmek .devlete ait IMr vazife dolayıslyle bir hak olursa (buun din. işlerine devletin karışmasın­dan ne farkı kalır?

Devletin hatası, ilk samanların pek ta­bii sakınganlığı içinde, eski zihniyetin 'hortlamasından korkarak din dersleri­ne Sh'Lcjbh' imkân bırakmış olmamasıdır. Bir taraftan da, elde mevcut dim adam­ları kadrosunun düşükten aşağı sevi­yesi böyle <bir ihtirazı, foir çok kakım­dan hafklı kılmıştır. Buna karşılık, ha-'kilki ibilg-i ve gerçek feragatle tnüceiı-foez din .ulemasına ve hizmetlilerine el-ibefc ihtiyaç vardır. Bunu devletin dışın­da olara'k mülâhaza 'etmek ve devlet­ten sadece touna engel olmamasını is-ıt.emek daha doğru olmaz mı?

Türk 'dindarlığının en övünülecek te­sislerinden biri oian vakıf sistemi fou . maksatla neden ihya edilmesin? Ken­dilerini din lıiametine verecek, fakat bu­nu ayni zamanda halik hizmetinde ol­makla bir sayacak din adamlarının ye­tişmesi içi okul ve üniversite lazımsa, totı memlekette bunların masrafını kar-şılayacaik kadar çdk dini seven anüslü. man vadır. Yeter İti. din Iıiz-mct.ine fera­gatlegirecekelemanlar olsun. îstenecek şey bunu 'devletin hoş görmasinden ibaret olmalıdır. Bu gilbi müesseseleri devlete yüklemekten, idin adamlarının devlet <smri altında bulurumaması iğin sakınmak lâzımdır. Çünkü o vakit lâik­lik nerede kalır?

Halkın ihtiyacını duyduğu din adam­ları ve ıdema, öyle sanıyoruz 'ki, devlet memuru olacak (kimseler değildir. Bu dâ­va, sadece ibadet vazifelerini gördüre­cek imanı, îıatip veya vaiz yetiştirmek­ten çolk dalıa şümullüdür. Din adamı elbet Ibu hizmetleri görecek, fakat bu­nun haricimde lüzumuna göre foeikl ddk-tor, belki ihast ab altıcı, Ibelki öğretmen gibi, gönül rızasiyle, vatandaşların üıla-mteinde kalacak, yol gösterecek insan olmalıdır::

Öyleleri dinin yalnız harfini değil hem de ruhunu öğretebilecekler ve kâmil insan olarak muhitlerine örnek olacaklardır. Onlar nimet için hiz­met etmiyecek, hizmeti kâfi bir nimet sayacalklardır. Zaten bizim dinimiz hiç. bir zaman din ilmini dünya ilminden ayrı görmemiş ve bilimi [parçalanmaz foir bütün olarak göstermiştir. Din adamları bu vasıfta yetiştirilir ve yeti­şirse ulema sıfatıma tam em&nasiyle hak kazanırlar. Fakat Ibu isi .devletten değil, dinine bağlı, ve dinîni seven hal­kın yardımından betelemek dana tfoğru olur. Masıi devletin idaresinde dinin yardımına ihtiyaç yoksa, dinin, icapla­rım yerine getirmek için de devletin yardımına i&tiyaç yoktur ve olmama­lıdır.

Yazan: Eiem îzzet Benice

5 Şisbat 1948 tarihi «Son Telgraf» İstanbul'dan:

Demokrat Partisi gibi C H. Partisi teş­kilâtı da kongre toplantıları faaliyeti içindedir. Demokrat Partisi kongrelerin­de muhalefetin sert tenkitler yapması taibiîdiT. Yiozgat ve Kırşehir gezisinde dilSkatc şayan Ibir nutuk söyliyen C. H.

Partisi Gpnel Başkan Vekili S ay m;' Hilmi Uran, mru-hailefet ve tenkit mev­zuunu taMi'l ederken, olgun ve üstün-"toir tecrübe ve kültür hamulesi ile ko­nuşmuş, demokratik 'hayatta «'muhale­fet» ve «tenkit? jn ne olduğunu ve «'i'ktrdar» m karşı vazifelerini omikam-mel bir şekilde izah etmiştir. Fakat, ya C. H. Partisi ikongrelerindelki havaya ve ağır tenikitlere ne demeli?. İstanbul' ocak kongrelerinde konuşulanları gaze­teler taikip ve neşretmektedirler. Gaze­te sütunlarına geçen şikâyet, tenkid ve-ithaanlar ağır ve acıdır. Niçin.?. Bu­nun cevabı tektir: Partide, hükümette, efkârı umumiyede kalkınma ihtiyacını görmek.

Hüküm ve teşhis budur. Halkın umu­mi ıgayri aııemnunluğu halktan ayrı ol-mıyan Halik Partililere de hâkimdir. Partililer, deıracikratik hayata intikal ve istaıaleden ve genel seçim üzerinden iki yıla yaMaşan ibir zaman geç­mesine rağmen, iktidar hükümetleri­nin yerinde saydığını ve hiçbir eko­nomik ve sosyaJ jdâvanı-n hal safhasın­da tek aidim, dahi ıkazamnadığmı gör­mekle im ey usturlar. Filhakika C. H. Partisi Genel Kurultayı ile demokratik bünyeye teşekkülünü tamamlamış, pro­gramına ideal ve memnun edici toir mâ­na ve mahiyet kazandırmıştır. Ancak bütün bunlar program ve tüzük içinde yaşiyan birer başarıdır. Realite haline İnkılâp edebilmesi ise hükümet icraa­tına ve fiilî hayata intikaline -bağlıdır. Dükkat edilirse, umumiyetle halk; mu­halefet, basın ve C. H. Partilileri C. H. 'Partisinin programından, tüzüğünden, teşkilât ruh ve bünyesine hâkim ola»' madde ve mâna unsurlarından değil; hükümetten, hükümet İcraatından şi­kâyet çidir!er ve tenkitler kesafet ha­linde hükümet üzerine, tatbikata tev­cih edilmektedir. Recep Peker hükü­meti, memlekette müfrit ve tehlikeli cereyanları önleyici foir iıitikal ve isti­hale hükümeti olmuştu. Fakat, Hasan Saka hükümeti, demokratik hayatın sağlanan istikrar ve huzuru içnide ra­hatça çalışacak, memleket dâvaları ile-başbaşa kalacak, günlük ^ıstıraplarını dindirecek,kalkınmaişlerinedörtelle sarılacak, halk. ve hükümet münase­betlerini süratle tanzim edecek bir hü­kümet olmak 'mevkiinde idi. Filhaîtiîca, Sakf.'nın Büyük Kurultay ve neticeleri, bakımından felr itöprü hükiimeıt vazife-. si görmek üzere işbaşına getirilmiş btırunduğııu iddia edenler de yok de­ğildir. Ancak, gerçek bu olsaydı; Sa-ka'nın Kurultayı mütaafap çekilmesi ve yerini bir başka kabineye terket-mesi gerekiılki. Böyle otaı aldığına ve Kurultayın sona e-rmesnKlen înı yana geçen aylar zarfında kaîjinesi işbaşın­da ve mesuliyet, altmda bulunduğuna göre halkın, muhalefetin ve fcizzat Halk Partililerin .bültün teofeit ve şifyetlerinin muhatabı da yine bizzat Ha-saa Saka olmak mevkiindedir.

Durum, her iki muhakeme istikametin­den, de öyle olunca, hükümetin ikti­dar partisinin îu'hakkm yüzünü ağarta­cak bir çalışma gayreti içinde hulunma-sı temel şarttır. Maksat ve dâvamız en. tasa vâde isinde C. H. Partisinin millet -nazarında çoğunluğun muhabbet, gü­ven ve işbirliğine hakkiyle dayanmasını teinin eylemek olduğuna göre açıkça işaret etmeliyiz ki, Hasan Saka altı ayı "bulan iş ve mesuliyet devresinde ne par­tililere, ne halka müsbet ve gıivcndirici bir telkinde ve icraatta bulunamamıştır. Halk Partisi kongrelerindeki acı tenkit­ler bunun en foariz îsibalt delilini1 teşkil ettiği ıgilbi, C. O. Partisi Meclis ve Parti gruplarında ileriye sürülen fikir ve söz­ler de bu hakikati açıklamaktadır. Ha­san Saka, hükümeti için teker teker çok kıymetli şahsiyetler mevcut bulunduğu­na ve bunların yerlerini doldurduklaima şahsen kaniiz. Fakat, ne yazık ki, ka­bine kolektif bîr iş cartadır. Ferdî Kıy­metler ancak bu koîlektiE garlhm heyeti umumiye halindeki çalışmasına bağlı olarak değerli verim verebilirler. Bunun iğindir ki, kabinenin mesaisi ve verimi hakkında hüküm verirken fertlerin, şalisi kıymetlerine değil, umumi muftassalaya bakılır. Günün içinde umumi nuıhassa-la; maalesef tatminkâr olmaktan çok uzaktır; günlük politika memleket dâ­valarına hâkimdir ve bilhassa memleket ekonomisini ve ticaretini, sosyal kalkın­masını temin edecek büyük dâvalar, ilerlemek şöyle dursun, gerilemektedir. Bu hakikati, gözönünde tutmak ve halkın beklediği geniş ölçüde verimli ve kalkındırieı kabineyi kurmak, iktidar partisi iein artık ihmal edilmez bir ha­yat ve beka dâvası olmuştur. Bu hakikati !bazvlarmm istediği gibi bu sütunlarda biz söylemekten ve göstermekten çekinsek dahi, halk söy­lüyor, Halk Partisi söylüyor, kongreler söylüyor. Bizim vicdanî vaaifemiz; sus­mak, çekinmek, aleyhimizde şurada bu­rada, ve hattâ Meclis koridorlarında ba­zı dar görüşlü ve basit aihniyetii insan-lann. tahriklerinden ürkrnek değil, Halk Partisini 'bir tarih olmak ve sayılmak hükmünden korumaktır.

Parti Divaninin toplantısı

S Şubai 1948 tarihli »Ulusu Anka­ra'dan:

C. H. P. Divanı, bugün dolgun bir gün­demle normal çalışmalarına 'başlıyor. Bu, teşkili son Kurultayda kararlaştırıl- ' lan yeni parti organının, tüzük gereğin­ce normal görevini yapmak üaere iki. ayda bir yapacağa mutat toplantılardan ilkidir. Bu bakımdan C. H. P. nin. çey­rek yüzyıllık siyasi faaliyet ve gelişi­minde, hem bir .başlangıç, hem de bir merhale teşkil etmektedir.

Gerçekten Parti Divanı, Cumhuriyetten beri kurulan iç. politika müesseselerimi­zin orijinal 'bir tipi olduğu kadar de­mokratik gelişmemiz 'hesabına ilerisi için büyük ümit ve basanlar vadeden bir teşekküldür. Memlekette hakiki de­mokrasinin Ibiran. önce gerçeklemesini milli foiıı- dâva ve esas gaye olarak foe-nimsiyen Halk Partisi, kendi bünye ve teşkilâtım da çok partili murakabe sis­teminin icaplarına uygun ibir şekilde-yenilemeyi ük vazife 'bildi. Eu yenilik­lerden en mühimi C. H. P. nin sevk ve idaresinde Kurultaydan sonra en yetkili organ olan Parti Divanıdır.

Parti Divan:, kuruluşu, işleyişi, yetkile­ri ibakırrıından yüsde yüz demokratik bir teşekküldür. Üyeleri, yurdun dört buca­ğından gelen halk temsilcilerinden mü­rekkep Kurultay Genel Kurulunca se­çilir. Bu sebeple Divan, program, tüzük hükümleri ve Kurultay kararları gere­ğince Partininçalışmaistikametlerini

ve Partinin işlemesine ait genel esas­ları tcSbit etmeğe, Partiyi ilgilendiren Iıer mesele hakkında karar verip tedbir almıya yetkilidir. Bundan 1>aşka, üyele­rin kendi arasıdan seçtiği Parti Genel Kurulunun ç o'l iş maların a ait esasları da gene Divan tebit eder.

Partinin sevk ve idaresine ait bu yetki­leriyle Divan, toir diırektif uzvud.ur. (Bu­nun yanında Divan aynı zamanda Ibir jnsivatif ve murakabe organıdır. Çünkü Parti Divanı, Genel Başkanlığın ve di­ğer Parti teşekküllerinin teklifleriyle 'birlikte kendi üyelerinin getireceği ko­nuları öa inceler ve karara bağlar. Ge­nel İdare Kurulunun hazırladığı ibütçe, ancak 'Divanın. onamasiyle yürürlüğe girer. Ayrıca Genel idare Kurulu çalış­malarım her îki ayda î)ir rapor halinde 'Divanın tetkikine sunarak Gündemde bundan başka Teşviki Sanayi Kanunu­nun yerine çıkarılacak kanun, işçilerle işçi teşekkülerinhı kalkınması bakımın­dan C. H, P. programında derpiş edilen tedbîrler 'hakkında hükümetin tasavvur­ları gilbt meseleler vardır.

Yoklama talimatnamesi işi de Divanın ibu defaki, toplantısında görüşülecektir. Bilindiği gibi, bundan böyle milletvekili adaylarının yüzde 70 i illerden, gösterile­cektir. Bu adayların İller tarafından îıarıgi esasisi* dairesinde tesbit edileceği bir talimatname ile tesbit edilecektir.

Çoruh Milletvekili B. Cemal Kazancıoğ-3u tarafırlan verilen bir önerge günde-imin son maddesini teşkil etmektedir, önerge, öevlet memurlarının halkla mü­nasebet ve muamelelerinin tanzimi me­selesine dairdir.

C. H. F. Divanının toplantıları belki de foirkaç gün sürecektir.

Yazan:A.AdnanAüıvar

8 Şubat 194S tarihli «Akşam» İstan­bul'dan:

Demokrasinin cemalini, yani eski !tâ~ toirle didarı hürriyete, görmek için pe­şine 'takılıp iki seneden beri dere, tepe düz gittikten sonra masalda olduğu gi--bir şöyle bir arkamıza bakınca bir çuvaldız.tooyu gitmişiz demek insafsızlık olur. Yalnız yazı hürriyeti noktasından iki sene evölki vaziyeti 'düşünürsek ne deh­şetli hatıralar uyanıoyr; Vokâlötlerden, Matiöuat Mü d üiiy etinden, hattâ Polis Müdüriyetinden gazetelere telefonla dikte edilen emri yevîniier ('bunlara ve­rilecek en doğru unvan budur.) in def­terini bir &ere ıgösden geçirmek bugün eriştiğimiz yazı hürriyetimin kadrini ibil. meğe kâfidir.

Tek partili rejime nihayet veren şim­diki Büyük Millet Meclislinde ilk demok­ratik kanun tâdili olarak Matbuat IKa-nunu ıgelıııLşti. Vakıa tâdil yapıldı; şim­di artık vekiller ya koltuklarında, ya­hut ayak üstü imza ettikleri bir kâgitla bir ıgaze'teyi müddetsiz tatile kadir ola­mıyorlar. Eu işi yaparsa mahkeme ya­pacak. Fak?.t diğer bir madde var iki ona göre kasden büfe olmasa heyecan verecek :(yani memleketin hürriyetini ezelden beri boğarı eski bir tâbirle tah-dişi ezlıam mucip olacak) havadis ve­ren gazeteyi kanuni cezaya çarpmak için tetik üstünde toekliyen makamlar var. Vakıa çoktan beri ıböyle itir şey yaptıkları yok; bunu teslim ediyoruz. Fakat eğer yapmıyorlarsa hükümetin gösterdiği müsamahakârlıktan ileri ge­liyor; yani kanuni foir hak <üeğil bir atı­fet. İşte hakiki demokraside yeri olmı-yan bîr prensip "ou atıfet prensipidir. Velhasıl ister müsamahakârlıkla olsun, "ister dost ve müttefik muhitlerden al­dığımızıntibalarm tesiriyle olsun de­mokrasi yolunda yavaş yavaş ilerlerken karşımıza dikilen engeller yok 'değildir. Bu engellere bizlsr anti demokratik ka­nunlar diye ıbir de ad taktık. Öyle Ban-nediyoi'um ki 'bu kelime Fransız- ve tü,-gilîa lisanlarının standart lûg-sJt kitapla­rında yoktur ızarar yok, tou da 'bizim, ya'bancı dillere bir hediyemiz olsun). Esasen demokrasiyi prensip tutan bir anayasa île idare olunan memleketlerde anti demokratik kanunlar nasıl mevcut olabilir ? Çünkü anti demokratik demek anayasaya muhalif demektir. Anayasayı jiiikümden iskat cürümlerin .eu büyüğü olmak lâsım gelmez .mi? Fakat her na­sılsa birkolayıbulunarak böyle kanunlar tek partili meclislerden geçiril­miş, işte bunlardan biri ferdin şahsi hürriyetini ve meskeninin masuniyetini taJhdit edernk zabıtanın işini kolaylaştı­ran bir Polis ve Vazife ve Salâhiyet Kanunudur,Bu kanunun ibir maddesi mucibince fin büyük mülkiye âmirine ibir ferdi hiçbir mahkeme Sararı olmadan. istettiği 'kadar tevkif etmek, yahut su­ya sabuna dokunmaz sandıkları bir tâ­birle, nerazet altına almak salâhiyeti verilmiştir.

Bu kanunun tâdüli bugünlerde Meclisin komisyonlarındamevzuudur. 'Eu tâdil yapılırken ıgözönünde tutulacaik. ibir tek nokta vardır: Şahsın masuniyet ve hürriyeti prensipi kabul ediliyor mu edilmiyor mu? Edildiği takdirde tııı hürriyeti yalnız bizim değil ibüttin tota­liter olmıyan. anayasalann dediği gibi ancak ve aneak bir hâkimin kararı taîı-dit edebilir. O halde polis cürmüîı sabit olduğu veyahut salbit olduğuna dair Kâ­fi emareler bulunduğu zannedlMIği da­kikadan itibaren yirmi dört saat zarfın­da vatandaşı kanunen, ait olduğu mahkemenin veyahut hâkimin huzuru­na çıkarmaya mecburdur. Bu müödet kâfi midur? Adljrye teşkilâtı olan büyük ve küçük, bütün şehir ve İtasaba-larda kâfidir. Ancak köyler kalıyor; va­kıa köylerde tevkifi mucip suçlular ol­duğu vakit onun hâkim huzuruna çıka­rılması içim belki yivini dört saat kâfi gelmlyeeektir.O îıalde o yirmi dört saa­te en yatan adliye teşkilâtı olan yere ka. dar olan mesafe müddeti ve haydi hay­di tıu müddetin iki misli] aa.m olunursa, o da kâfi gelir. Devletin (haricî emniye­tine karşı işlenen veya işlendiği sanılan autlar sie yolunda ve muteber pasaport­suz memlekete germek isteyenler hak­kında bu maddede itidalkârane bir is­tisna yapılabilir,

Şilrndi tâdil müaakere edilirken tabiî iş derinleştirilecek, mütehassıslar türlü türlü saaariyeler serdedec eki erdir. Ev­velâ şunu sö5-liyeylm ki bu hususta muhtelif memleketlerden, İngiltere don, Fransadsjı, Amerikadan. kanunlar ge­tirtip tetkik ettirmek ve oraları misal tutmak ve fikirlerimizi müdafaa, i-çin o kanunlara sarılmak: kanaatimce ikinci derede gelir bir usuldür. E-sas bir ikere şahsın masuniyeti ve hürriyetini ancak bir mahkeme kararının tahdit edeİ3ileceT ği prensipini kabul etmektir. Diğer tür-lüj tetkiklerin ekserisi kâğıt üzerinde olduğu için. pek cie hakikate tıygun ola­mıyor. Meselâ "bir komisyon müzakere­sinde îngilterentıı bazı yerlerinde poli­sin ibir vatandaşı yirmi gün tevkif ede­bileceği söylendiğini iş itmiştim. Bu. asılsız Vakıa 1670 senesinde îngMterede çıkarılmış töyle toir kanun vardır. Fakat bugün bu kanun değil onun gölegesi bile hatırlarda, kalraanıış-tır. Zaten XVII. asra kadar 'gidilecek ol-duk'tan sonra kanun aranıağ-a ne lüzum, var? O vakitler, bizde pek yakın zaman­lara kadar olduğu gibi, hükümeti elinde tutan şahsın dudakları arasından çıkan,her eü'mte ibir kanun maddesi değil jniydi? 'Mamafih İngiltere'de ta 1027 se­nesinden beri yalnız kiralın emriyle foic vatandaşın tevkif edîlemiyeceğine dair Avara Kamarasının verdiği Hebeas cor-pus ad subjiciendum karariyle başliyanj ibir pi'ensip vaıüır ki bugüne kadar fa­sılasız devam etmektedir. Şimdi, maznun olan şahıs eğer evvelden tevkif edilmiş :Ke yirmi dört saat bile geçmeden HıaM-min huzuruna çıkarılır ve polisin orta­ya koyduğu 'delâili eğer hâkim kâfi gö­rürse delâilin takviyesi ve ait olduğu daha ibüyük maiıkemeye tevdii için a şahsın 'bir hafta müddetle tevkifine ka­rar verir. y;olîsa öyle yirmi gün filân, bahis mevzuu değildir. 3unun memleket farkı dolayısiyle ibizöo tatbiki müşkül görünecek noktaları olabilir; asıl marifet işte o müşkülleri büyük ve mukaddes prensipe dokunma­dan ortadan kaldırıl inaktadır. Yoksa czabıtai mania» yapacağız, foazan mu­hayyel suçlara mâni -olacağız diye bir­takım günahsız insanları kanun haricin­de sırf şüphe üzerine tevkif etmek hak­kım İbir demokrasi meclîsi hiç kimseye veremez. Eğer yataktan ayrılmama eski meslek­taşlarım müsaade etselerdi 'bu sözleri Meclis Kürsüsünde söyleyecektim. Ora­da söyliye çekler imi işte yataktan yaz­dım ve Akşam'ın sütunlarına tevdi et­tim. Eu yazımdaki fikirleri benimsemiş birçok arkadaşlarımın sözler'jıi okumak henkn kalbime mânevi ve belki de mad­di bir kuvvet olacaktır. Umumî konuştuğu mu e için, hiç (bir it­halâtçı vatandaşı töhmet altında tut­mak istemiyorum. Fakat 152 milyon do­larlık bîr servetin de ticari .muameleler dışında Amerika .bankalarında başka türlü teraıküm edelbilrnesî cidden güç­tür.

Hâdiseyi hakikat olarak çle aldığımıza göre, şimdi daha. esaslı ibir .dâva ile karşı kıarşıyayız.

Memleketten para kaçırmak kötü şey­dir. iBir Blöftür, ahlâka aykırıdır. Bun­ların hepsi doğrudur. Fakat vataîidaş-lan ibu ikötü herekelte fou suça sürükli-yen sebepler de varsa, onları ortadan kaldırmak hükümetin -vazifesi olmaz mı?

İthalât, ihracat işi yapan kimselerin varlık vergisinden sonra memleketten dışarıya para -kaçırmalt gibi bir arzuya kendilerini .ka.ptırmaları akla gelmez mi? Devletçilik namı altında ne yaptı­ğım bilmiyen bugün şu işe el koyan, öbür gün 4 çimento fabrikasından yal­nız fo'irine vaziyed eden sonra işletemi-yereksahiplerine yalvara yalvara iade eden, mali ve iktisadi istikran otamyan !bu memlekette, dm im'an nedir bilmiyen seyyal sermaye kaçacak delik aranma da ne yapar? İş adamını ürkütecek bir misal verelim. 31 Martita Amerika artık gem'i satışına nihayet veriyor. 'Hükümet iyi kötü bazı gemiler almış faulündü. Şimdi armatörler 'bu imkândan istifade etmek istiyorlar. Fakat onlara (bu im­kânı Iıazırhyaca3t ve devletin 15 milyon­luk kefaletini temin edecek olan kanun (hâlâ ortada yok. Mekanizmanın ağır İş­lemesi ve kırtasiyecilik yazünden köyle mühim .bir konuda büyük bir fırsat ka­çırmak üzereyiz. Şimdi Türkiye gifei ço­rak bir toprak üzerinde sermaye iş gör­mek ister mi? Buradaki kırtasiyenin, ne olduğu belli olmıyaıı devletçiliğin, bakanlıktaki hevhangi Ibiriıniîîm işe en-ıgel olmak istemesiyle vukua gelecek sa­ra rla.rın, maliye memurlarının resen ıtakdir muamelelerinin tesirlerine ma­ruz olan sermaye Amerikaya veya baş­ka ibir yere gitmek imkânlarım aramaz mı? Saraçoğlu varlık vergisinden 350 mil­yon lira aldı diye artık sevinebilir. Fakat ondan çok fazlası 450 milyon Türk lirası da bu münasebetle hudut dışma. fırlamış bulunuyor.

—Sökülün cfifcinizdelcileri, bana para lâzım! -Diyerek 'devlet idare etmenin ko­lay olduğunu zannedenler, memleketin ıb aşına en büyüık zorlukla fi getirmişler­dir.

Yumuıtlıyan .tavuğu -kesmek, memleke-ıtin yarınını düşünmiyen politûkacılann harcıdır.

Demokrasi lıergün, eskiden işlediğimiz günaMarm cezıalarmı j'üzünüze çarpı­yor. Tek parti sistemi bize neler neler kaıybet ilmemiş:

Servet, İtimat, istikrar ve bunların yok-luğ-u neticesi olarak 'bazı vatandaşlarda ahlâkî aalâbet.

9 Şubat 194S tarihli «Ulus» Anka­ra'dan:

C H. P, Divanının ilk toplantısında sos­yal güvenliğin sağlanması bakımından, cok önemli bir konuyu ele aldığı anlaşı­lıyor. iDh?an, i'Ik ıgünkü oturumunda İş­çilerin i'efalıma ve çalışma hayatına taallûk eden meseleleri görüşmüş, çalı­şanlar îgin ücretli pasar tatili sağlan­ması imkânları üzerinde durmuştur. Böylece Divan, Parti! programının sos­yal politika bakımından gerçekleşmesi­ni zaruri gördüğü esasları 'gözöiıSndBj tutai'al; son zamanlarda milletlerarası »lakenin mevzuu olan foİT dâvaya elkoy-muş bulmıyyor.

Gerçekten îıarı> sonu dünyasında sosyal güvenlik, yalnız içtimai değil, aynı za-.manda siyasi ve iktisadi huzurun da te­meli sayilmaktadır. Gerek millî,gerek enternasyonal devamlı -lıis- barış bünye­linin, ancak ekonomik refaha dayanabi­leceği, iktisadi reiahin da vatandaşların hürriyet vt; güvenlik içinde çalışıp yaşı-yabî'lmfeierine bağlı bulunduğu artık 'bir-tartışnıa konusu olmaktan çıkmıştır. Sosyal güvenliğin, eksik olduğu yerde siyasi ve iktisadîkararsızlık, her anpatlak verme ühtimali olan bir tehlike kaynağı olarak Iıüküm sürmektedir. C. H. P. Kurultayı, dünya şartlarının telkin ettiği' bu yeni görüşe uyarak sos­yal politikamızın ana pre:Giplerini çiz­miş, vatandaşlarımıza maddi ilerleme ve mânevi gelişmelerini (hürriyet, hay­siyet ve ekonomik güven iğinde aramak hakkım tanımıştır. İşte tou !ıe,k, esasın­da sosyal güvenliğin temelini teşkil et. inektedir. Bundan sonraki iş, iktidar partinin bu prensibi ve ona bağlı bulu­nan diğer esasları - eğer bu vakte ka­dar girmemiş ise - hukuki mevzuata nıaledip uygulanmasının sağlanmasına kal inaktadır.

Bugün, hâkim olan milletlerarası hukuk telâkkisine göre, sosyal emniyet hakkı içerisinde yer alan hususlar şunlardır: Devlet, ferdin fert tarafından istismarı­nı önlemelidir, işsizliğe mâni olmak için lüzumlu tedbirleri almalıdır. Vatandaş­ları tıütün. işsizlik, kaza, maluliyet, has­talık, ihtiyarlık hallerine ve yaşama im­kânlarının kusursuz ve kendi iradesi lâ-hik olanaksızın .kaybedilmesi ihtimal­lerine karşı teminat altma alacak mü­esseseleri yaratmalıdır.

Bundan başka her vatandaşın bulundu­ğu memleketin istihsal ve teknik kay­nak ve Imkânlarîyle mütenasip, iyi gı­daya, iyi bir .meskene, sıhhi şartlar al-tıncia yaşama hakkına sahip olması, is­tirahat ve eğlenceden makul Ölçüler içe­risinde payını alması da sosyal güvenli­ği tamamlıyaıı sonucunu çıkarmıştır.

C. H. P. programının VII nci bölümünü teşkil eden on madde İçinde (84-94) bü­tün bu esasları açıkça tesbit edilmiş görmek mümkündür. Bugünkü mevzua­tımızın bu -hakları, ne dereceye kadar (te­minat altına aldığı, bu sütunların çerçe­vesine sığmıyacak uzim bir etüt konu­sudur. Ancak şu kadarını söyuyabiliriz kî Çalışma -Bakanlığının kuruluşundan beri,kaza, ölüm, maluliyet si'goratlari tesis edilmiştir. îş ve İşçi Bulma Kuru­mu faaliyete geçirilmştir. İşçilerin İten­di aralarında teşkilâtlanarak hakların: korumasını sağlftmak üzere Sendikalar Kanunuçıkarılmıştır.

Başta İş Kanunu olmak üzere bütün 'bu hüküm ve müesseselerin, Partimiz programında yerleşen ileri görüşü ve bugün­kü dünya şartlarını ne, dereceye kadar: karşılıyabiüdiği iıer zaman toir tartışma konusu olabilir. Bu günkü iiuru-mun ideale uygun haltta yakın oldu­ğunu idd% etmeye, her şeyden önce tou konudaki yeniliğimiz ve tecrübesizliği­miz mânidir. Bu sebeple noksan ve ek­siklerin biran önce tamamlanması tek­nik ve içtimai bir zarurettir.

Bu arada foütün vatandaşların faydalı bir iş yapma imkânına kavuşmalarını sağlıyaeak şartları hazırlamak, bir dev. let işi olarak ele alınması gereken en esaslı meseledir. Her vatandaşın, müs­pet sosyal değeri olan îbir iş tutması, hem iktisadi kalkınmamızın hem de halk kütlelerinin refah ve .huzura kavuşma­sının temel taşıdır. Ancak vatandaşların her biri, enerji ve ^İlgilerinin israfına imkân vermiyecek şekilde işe sevket-mek, yeni iş sahalarının açılmasına bağlı halli oldukça güç bir problem clir. C 'H. P. Divanının işçilerin refahına vs-çalışma hayatına, ücretli istirahat gü­nüne ait esasları konuşması; bu alanda­ki eksiklMerin zaman geçmeden ta­mamlanması, mevzuat ve müessesele­rimizin yeni şartlara göre kurulması ve ayarlanması dileğinin açık bir ifadesi­dir. Gerçekten yurdumuzda sosyal gü­venliğin sağlam temeller üzerine kurul­ması, acele-başarmak zaruretinde oldu­ğumuz millî bia- dâvadır.

Demokrat Parti içindeki buh­ran...

Yasan: Astın Us

9 Şubat Î948 tarihli «Yeni Gazete». İstanbul'dan:

Demokrat parti içimde yeni Lbir buhran çıktı. Partinin Meclis Grupu idare üye-' lerindcn istifa eden. dört kişinin yerine yenilerinim seçilmesi meselesi grup ile-parti 'genel idaresi arasında derin bir1 ihtilâfa sebep oldu. İhtilâfın şekli zahir-âa roir usu! meselesinden ibaret olmak­la baratosr [hadiseyi hakikatte Kenara Öner'Iıı istifası meselesine bağlamak da­ha doğru olur. Bu itibarla Demokrat Partideçıkan yeni buhraneski huhranın alttan alta devamıdır ve bu gidişle muhalefetcephesinin ikiye ayrılması ihtimali vardır.

Variyeti bu şekilde lıülâsa ettikten son­ra şimdi tafsilât üzerinde tetkik ede­lim: Demokrat Partinin Meclis Grupu idare heyetinden dört kişi istifa, etmiş Şimdilik bunların isimleri ibelli değildir. İstifa eden ve isimleri 'belli olmıyan tou 4 kişî yerine yemlerinin seçilmesi lâzım geliyor. Bu maksatla grup toplandığı aman bir önerge veriliyor. Bu Önergede istifa edenlerin yerine dört kişi seçil­mesi değil idare kurulunun tamamen yenilenmesi teklif olunuyor. Teklif kafoul ediliyor. Secime geçiliyor. Nötice ye­ni bir heyet teşekkül ediyor. Bu yeni îıeyette evvelce Grup Başkan Vekili: olan Fuat Köprülünün yerini Hulusi Fuat Demirelii'nin almış olduğu görülüyor. Ceîâl Bayar grup başkanıdır. Seçimde onun şalisi ibahis mevzuu olmadığı için grup başkanlığı yine onun şahsında kalı­yor.

Anlaşıldığına göre Fuat Köprülünün ye­rine Hulusi Fuat D emir ellinin grup başkan vekili seçilmesi sebepsiz dağil Grupta Ahmet T&htakıhç, Hakkı Gedik, Ahmet Oğuz, Hasan Dineer gibi bazı Demokrat milletvekilleri Fuat Köp­rülünün şahsı -aleyhine konuşmuşlardır. Bu konuşmaların seçim ntlcesi üzerine tesiri olmuştur. Fakat Fuat Köprülünün istifa etmemiş olduğu halde istifa et­miş farzedilerek yeni seçime dâhil edil-ünesîni başkan vekMliğindea ıskat ma­hiyetinde telâkki edenler olmuş ve bu telâ'kki partinin merkez idaresinde tet­kik edilerek tüzük hükümlerine aykırı bulunmuştur. Bundan sonra Demokrat Parti Genel idare Kurulu toplanmış, o da parti grupuda. yapılan seçimi usul­sün bulmuş İbranın özerine partinin ge­nel başkam olan Celâl Bayar Partinin Meclis Grup» Başkanlığından istifa et­mek Korunda kaimisin", îşte şimdi Demokrat Partinin Meclis Grupu ile Genel İdare Kurulunu karşı karşıya getiren ihtilâfın mahiyeti -budur. TaSbii olarak bu ihtilâf bugünkü şekilce kalamaz. Demokrat Parti Meclis Grupu ya evvelki seçimi bozarak ve grup İdare üyelerinden istifa etmiş olanları yerle bırakarak yalnız dört İtişi için bir seçim yapacaktır. - Bu suretle Celâl Ba­yar grup başkanlığına yeniden dönebi­lir. IBuhran da bertaraf edilmiş olur -Yahut da Grup Celâl Bayar'<!an başka bir Sıaşkan seçmek istiyeeektir ve parti grupu Celâl Bayar ve Fuat Köprülünün şahısları etrafında ikiye ayrılacaktır. Bu takdirde Celâl Bayar ve Fuat Köp­rülü Demokrat Partinin Genel idare kurulu tarafından desteklenmekte oldu­ğuna göre parti grupu içinde onların şahısları aleyhinde huLımanalar Demok­rat parti ile alâkalarını Kesmiş olacak^ İrdir. Demokrat parti içinde buhranı doğuran sebepler ancak bundan sonra bütün çıplaklığı ile meydana çıkabilir ve -ancak ondan sonra buhranın derinli-, ği ve ıgenişliğl ile muhtemel neticeleri hakkında vaaıh bir hükme varılabilir.

Demokrat Partiyi yskmaya im­kân yoktur...

9 Şubat 1848 tarihli «Kudret» An-kara'dan:

Demokrat Partinin İlîs kurulduğu za­manlarda karşılaştığı maddi ve mânevi türlü türlü zorluklardan biri de, halk arasımla bu partiyi bir «muvazaa parti] si» sekinde göstermek istlysn propa­gandaların mevcudiyeti olmuştu. Hükü­metin, sırf ibir gösteriş olmak için De­mokrat Partinin kurulmasına izin ver­diği, bu partinin bir müddet sonra or­tadan kaldırılacağı, buna intisap eden vatandaşların başına türlü belâlar geti­rileceği ortalıkta dönüp dolaşıyor, zi-îıinlerde şüpheler yaratıyordu. Bu propagandanın, büyük nispette-, İk­tidar Partisi tarafından yapıldığına şüp-lıe yoktu. Bu propagandanın az çok mu­vaffak olmasının sebebi şu idi: Meşhur «Serbest Parti» macerasında şahsi za­rarlar görmüş bir takım insanlar, bir­kaç ay zarfında hazin bir iflâs ile neti­celenen bu hareketin hatırasını hâlâ saklamakta Miler ve onun tesiriyle Demokrat Partiye karşı da çok şüp­heli davı'anıyorlar di. Demokrat Parti teşkilâtının ilk 'birkaç ay zarfında çok yavaş bir inkişaf göstermesinde bu muvazaa şüphesi» nin mühim tesiri olmuş­tur.

33u sırada, hükümetin, daha vaktinden çok evvel Millet Meclisini yenilemeğe karar vererek ibuna hazırlık olmak üze­re her tarafta 'belediye seçimlerine gi­rişmesi ve Demokrat Partinin, âdeta »İr baskın mahiyetindeki bu Hareketi protesto ederek belediye seçimlerine iş-airâkten kaçınması, herkesin bildiği gi­bi, iktidar ile muhalefet arasında çok .şiddetli mücadelelere yol astı. Ve umu­mi efkâr, ancak bundan sonradır ki De­mokrat Fantinin bîr muvazaa partisi olmadığına Katı surette inandı. Belediye seçimlerinden. Millet Meclisi seçimlerine kadar geçen zaman esnasında Demok­rat Parti teşkilâtının çok süratli bir in­kişaf gösterdiği malûmdur. Bu inkişafın en ibüyük âmilini, maruz kaldığı bütün "tazyik ve tehditlere rağmen, belediye se­çimlerine girmiyen, ve uğradığı lıer tür­lü hücumları daha şiddetli mukabeleler­le cevaplandırmakta [biran faile tereddüt «tmiyen Demokrat Partinin açık, dü­rüst, azimli hareket hattına ve bunun umumi efkârda uyandırdığı sevgi ve iti-anata atfetmek lâzımdır .İşte bundan .sonradır ki o eski muvazaa propagan­dası ortadan kalkmış, ve Demokrat Par­ti 21 Temmuz seçimlerindeki büyük -mânevi zaferini kazanmıştır.

Demokrat Partinin, umumi seçimlerden .sonra, Peker Kabinesinin baskı ve yıl-, dırnıa siyasetine karşı ne foüyü-t bir şid­detle mukabele ettiği malûmdur. Hak. ve hürriyetlerine kavuşmağa azmetmiş -olan Türk milletinin idaresine dayanila-

Tak yapılan bu çok çetin mücadelenin ilk muvaffâkiyeti, 12 Temmuz focyan-mamesinim neşri ve bu mânevi muvaffa­kiyetin ilk maddi neticesi de Peker ka. hineslnin yuvarlanması oldu. Bunu, ida­ri baskının tedrici surette azalması, ör­fi idarenin kalkması, matbuat hürriyeti­nin eskisine nispetle daha geniş bir im-tıiyet alması takip etti; nihayet, iktidar Partisi, antidemokratik kanunların sü-Tatlo tadil edileceğini, radyodan demok­ratların da istifadelerini temin edecek kanuni hükümler konulacağını ilân et­mek zodrunda kaldı. Partinin çetin mücadelelerineticesinde elde edilmiş mühim muvaffakiyetler okluğunu her­kes bilir. Su parti saflarında maddi ve mânevi her türlü cefa ve ıstıraba yılma­dan tahammül eden milyonlarca vatan­daşın şuurlu ve azimli iradesi (bu kadar kuvvetle tecelli etmeseydi, tou muvaffa­kiyetlerin elde edilmesine elbette imkân olamazdı; ve tek parti tahakküm ve is­tibdadı devam edip giderdi. Bunun alî­sini İddia edenler, Demokrat Partinin «Hürriyet Misakı»m gerçekleştirmek yolunda olmadığım söyliyenler, eğer kötü niyet sahibileğillerse, mutlaka, gafiller ve safdillerdir.

Demokratların mukaddes umdesi olan ^Hürriyet Mfisakı» ma bu suretle süratli bir gerçekleşme yoluna girdiği bir sıra­da, Demokrat Partiyi içten ve dıştan yıkmak istiyen bir takım Ikötü niyetli, kötü ihtiraslı, dar görüşlü insanların, ortaya yeniden muvazaa propaganda­sını çıkarmağa çalıştıklarına şahit olu. yoi'uz: Demokrat Partiyi idare edenle­rin İktidar Partisi ile gizlice uyuştukla­rı, mücadeleyi gevşettiklerine, flıattâ bu parti' içindeki müfritleri feda ettikleri­ne 'dair ortada dolaman ve bir iki gazete sütununa da aksettirilen tezvir ve ifti­ralar, bunun delilidir. Kendilerine müf­rit süsü vcrı?n yalancı pehlivanların, De­mokrat Partiyi şahsi İhtiraslarına âlet edemedikleri için onu parçalamağa ça­lışan, adi politika dalaverecilerin:!!, mem­leketi kurtarmak için îıer- fedakârlığa razı olacaklarını iddia ettikleri haMe mebus tahsisatlarına yapılan birkaç foln lirayı elden kaçırmamak için Demokrat Partiye karşı en menfur suikastlere kalkmaktan çekinmiyen komiteci tas­laklarının mahiyetleri, pek yakında, bü­tün milletin ımalûmu olacaktır. O za­man., tıalkm umumi vicdanı, bunların mânevi cezasını verecek, Sıenüz gaflet içinde yaşıyan sâf ve anâsum bir takım Susanlar da hu £"ifletten uyanarak ken­dilerini aldatan rm mücrimleri tel'in edeceklerdir.

Büyük kongre larafından Demokrat Partinin idaresine memur edilmiş ve «Hürriyet Misâkı» nm kudsiyetine bü­tün kalbiyle inanmış olan Demokrat Parti genel kurulunun, gerek öçten ge­rek dıştan her nereden gelirse gelsin,

DemoKrat Parti aleyhindeki bütün ha­reketleri milletin irade ve itimadına da­yanarak, şiddetle karşılı yaeağradan ve mutlaka iflâsa mahkûm bırakacağından bütün vatandaşlar ve bütün dünya emin olmalıdır. Demokrat Parti, milletin par­tisidir; ve bu millet, onu yıkmağa teşeb­büs edecek elleri snutlaka kıracaktır.

Yasan Cihad BaPcne

8 Şubat 1948 tarihli «Tasvir» İstan­bul'dan:

Bir müddetberi Demofcrat Parti cani­binden esen rüzgârlar serinlik vermiyor. Bilâkis sert bir fırtınamın îiaîıerciBi gi­bi sesler çıkarıyor. Demokrat Partinin neşretmiş olduğu tebliği okuyanlar el­bet kendi kendilerine «ne oluyor?» dî­ye soracaklardır. Sayın Bayarın grup başkaiılığm-daıı istifa etra esirim, profe­sör Köprülünün grup reis vekilliğinden çekilmesiyle alâkalı bir îıare&et olup olmadığı kafalarda düğüinl ene çektir.

Nedir bu Jıuzursuzluğun sebebi? Meclis Grupunun Karariyle, genel idare kurulunun tutumu birbirine aykırı foîr mahiyet iktisap bilmiştir. Bu aile dâva­sına gazeteci olarak Kokulmak istemi­yoruz. Fakat unutmamak lâzımdır ki, işler bu yolda inkişaf ederse, bu aile »kavgası günün foirinde çok süratle bir jneralakot dâvası .haline inkılâp edebilir. Ankaradaki anlaşmazlık etrafında dü­şüne elerimiz i açıklarken Demokrat ar­kadaşlarla da bir vatandaş sıfatiyle feı-sa ;bir lıasbiöal yapmak isteyeceğiz. Hiç bir Demokrat milletvekilinin, hiç bir demokrat idare kurulu üyesinin ne kanaatiyle,, ne icraaatiyle milletin iti­madını sarsacak bir nraeket yapmağa hakkı olmadığım kendileri de teslim ederler. Demokrat Panti dâvası bugün İçin hürriyetine susamış oian Öfr mîlle­tin şeref ve haysiyet davasıdır. Eu dâ­vanın millet tarafından bu kadar geniş bîr müzaheret göımesi, iki sene gibi nis-beten kısa bir zamanda, parasızlığa, hükümetin baskısına rağmen 'bu kadar genişlemesi, vatandaşLarııı Demokrat Partiye alelade bîr fırka olarak Mâkk;. etmemiş olmalarından İleri ge'lmektedır. Muhalefetin bugünkü parolası çok kısa­dır Türk Milleti, kendi hâkimiyetine sa!ıip okluğunu görmek ve bunun lezzetini tat-imik istiyor. Fiilen iktidar değiştirebi­leceğine buna muktedir olduguna, en büyük arzusudur. İki seneden beri çok şeyler elde edilmiş­tir. Arama, fazla bir şey mevcut değil­din Demokrat Partinin parçalanması, grupla Irîare heyeti arasında iüıiilâfla-rm baş göstermesi yalnız Demokrat Partiye 'değil, memleketin demokrasi dâvasına zarar serecek: maSüsretiteriir. Bu ceplıe yarıldı ıra; totaliterler, tek parti tarafları sevinçlerinden, bayram yaparlar. Memleketi seven insanların şaJhsi 'düşüncelerini ter kenara bıraka­rak: bu Kötü neticeyi bertaraf etmeleri şarttır.

:Bu memleket rbir [kere Fetihi Bey tecrü­besinde aldandı. Şimdi bir de dört eile sarıldığı Demokrat Parti tecrübesi de iyi netice vermezse, fou partinin güdü­münden vs tutumundan sorumlu olanla­ra hakkını helâl etmez. «Size inandi'k peşinizden gittik, ıSİain uğrunuza eziyetlere, yer yer baskılara Jaadarm*!arm dayaklarına katlandık. Eğer bütün bu gayretlerimizi boşa çı­karırsanız hakkımız haram olsun der.» Demokrat Failinin :memlekete bu türlü yapacağı fenalık vatandaşların demok­rasiye olan imanlarını öylesine sarsa­caktır ki, bir daha uzun seneler bu dâ­vaya yaklaşmak cesaretini lıîç Jbîr va­tandaş ik?nölsînde gtirmiyeeelvtir. ESvet saym Demokrat Parti idareci mil-letv sicili eri, ihakkımıa Eıaram olsan. Ba­kın ne kadar açık konuşuyoruz. Muha­lefettin .kusurları Ört bas edilsin demiyo­ruz. BaSkîs Halk Partisine benzeme­mek için ne varsa ortaya dökülsün, -eli­yoruz. .Son tebliğinize sebep olan mese­le, ödenekler işi, halkın kafasında istif­hamlar yaratmıştır. Bu istifhamlana. çözülmesini rîca ediyoruz.

Parti Meclîs Grupunun tü­züğe aykırı foir seçim yapmak Sıakki değilse de, Fuad Köprülü'nün -de kendi­sini İfltenıİyen İbir ıgrcıpa, ibehemeîıal baş­kanlık etmek istemesini de anlamak Zordur. Fakat olan olmuş, ibir emilvâki meydana gelmiştir. -Demokrat milletve­killeri .bir seçim yapmışlardır. Şimdi Parti Başkanı Celâl Eayar da, Parti Meclis Grupu Başkanlığından istifa et­miştir', öyle gıînülüyor iki Isaym Kayar, Parti Meclis GrupunclaM seçimin yer­siz bulunduğu ve ıgayrimeşru olduğu hakkında genel idare !kurulunca veril­miş ter ika.rara iştirak ettiğinden ibu Meclîs grapuna başkanlık edemiyeceğt kanaatine varmıştır.

Celâl Bayana (bu istifa kararı çok ye­rindedir. 'Şüphesiz, gerek Meclis Gru-punda, gerek dışarda sayın Bayarın şah-sına karşı olan Imı-möt çok büyüktür. Nitekim, Fuad (Köprülüyü listimiyen grup, Celâl IBayarı îttifaHda ibaskanlıg-a sec.miŞtii:1. Temenni edelim ki, grup, ya­kında yapacağı toplantıda sade bir ta­kım, şahısları değil, bütün Demokrat Partilileri memnun eden bir karar almış ve işi tanzim etmiş olsun. Vekayie dayanan bu istidalîerden sonra meseleyi lıulâsa edeibiliriz: Şimdi vaziyet ne olacaktır? Genel ida­re ikurulu, Ibelki biraz acele de olsa, bel­ki (biraz sert de olsa son sözünü söyle­miştir. Karar 'Meclis Grupuaa aittir. Çok arzu edilir ki Meclis Grupu, partililer arasındaki ıtesanüdü yeniden fenvvetlen-direcek bir karar alsın. Parti 'grupunda b&zı kimselerin, bazı arkadaşlarından şikâyetleri olabilir. Fa-3cai onlar hakkında, umumi siyaset (ba­kımından karar almaik 'kendilei-ine ait değildir. Eu hususta parltâ haysiyet di­vanı .vardır. Eu kasai jnercie müracaat­la, tam hakkaniyet dairesinde bir netice istihsali pekâlâ kabildir. îş foöyle oldu­ğuna 'göre, Demokrat Partili milletve­killerinin, umumiyetle tüzük esasları üzerinde o iri eş m'e! erini, ımeşru ve 'kanu­ni yollardan isteklerini müdafaa etme­lerini dilemek -borcumuzdur. Unutmama! lâzımdır M, dünyanın ibu karışık durumun da büyük lınyati me­seleler bahismevzuuolurken ben kavgasına düşerek memlekette kök­lü toir partiyi yapratmanm mesuliyeti karışık durumunda foüyük ve fcayatî foüyüktür. Bu, ayrıca sandalye kavgası yaptığından şikâyet ettiğimiz Halk Par­tisine de bir silâh verecektir. Dalış, şim-'diden idari ve şekle 'ailt feir ihtilâfı Demokrat Parti çözülüyor .mu?» diye1 tefsir edenler çıkmıştır. İDemckrat Par­tinin çözülmesi i-gi-n, -demokrasiye olan inanm çözülmesi lâzimgeldîğini fou ze­vata derhal Oıatirlatmak yerinde olur. Şahsi meselelere -memleket ölçüsünde İbir mahiyet atfetmek kimsenin toakks değildir. Demokraside daima safları sıla tutmak ve tıalfeın güvenine lâyık bir idare tarzı üzerinde yiirünıeSt mu­kaddes fcir vatan vazifesidir. ÇBu bakım­dan Demokrat milletvekili ermin grupta verecekleri yeni kararı Bıeyacanla ve sa flıırsızlıkl'a bekliyoruz.

Yasan: Etem,Benice

10 Şalıat 1348 tarihli «Son Telgraf» İstanbul'dan:

Demokrat Parti Genel idare Kurulu ile Parti Meclis Grupu arasında, hariçte hiç şüphesiz büyük Sair dikkat ve alâka uyandıran Parti Meclis -Grupu Başkan­lığından Celâl Bayarın çekilmiş olması ve neşredilen tebliğ alâkayı bütün bütün arttırmış bulunmaktadır. Bizim anlayışı miza. göre hâdisenin iki-cephesi vardır:

A — Par!ti içinde müfrit ve mutediller-arasındaki görüş ve anlayış farkı.

B — Grup idareheyetindeki seçimlerin geçmiği safhalar.

Demokrat Partisi memlekette resmen rulan on iki muhalefet partisi içinde ve arasında kuvvetle tutunan, ümit uyan­dıran ve Türkiyede demokrasiye hia-met eitme İmkânını sağlıyan Parti ol­muştur. Fakat, itiraf ve işaret etmek yerinde olur ki, ibu parti de her yeni parti gibi kuruluş ânında tam bir fikir tecanüsüne mazhar olmamıştır. Demok­ratik gelişme lıamlesiı karşısında kizillarm tertipli ve plânlı faaliyetleri dişıiıda memleket içindeki bütün gayri memnunlar ıbirden bu partinin saflarına akmışlar ve kendi arzulan istikametin­de tez öimi'telerin tahakkukuna kendile­rini kaptırmışlardır. Bunun içindir 3d, 21 Temmuz 1916 genel seçimleri ve se­çimden önceki ve sonraki siyaset havası p(dt ağır, karışık ve 'tehlikeli ânlar ve ve vakalar kaydetmiştir. Ancak 12 Tem. muz Beyannamesinden bu yanadır ki, müSalefetle -muvafakat arasında ve mu­halefetin mutedillerine hâkim olan anla-_yış içinde demokratik hayatın gelişme­si ve yerleşmesi 'bakımından salâhlı Ve ümitli ter durum başlamıştı. Celâl Ba­yar ve Demokrat Partisinin çoğunluğu im durumu destekliyen ve normal şart­lara uygun ve sadık kalarak muhalefet mücadelesini yürütmak istiyen zümre­dedirler. Memleketin hayın ve menfaati de hiç şüphe yok ki 'bu gidiş ve Zihniyet istikametindedir. Türltiyede, demokrasi esasını ve temel şartını teşkil eden ka­nun, meşrutiyet, karşılıklı ve ahenkli fi­li ir ve program 'mücadelesi ile gelişebi­lir ye her türlü hürriyet hakkı teminat altında tutulabilirdi. Eu "bakımdan C. H. Partisi karşısında Celâl Bayar gibi düşünen ve onu desteklîyen foir muhale­fet çoğunluğunu teşvik ve teşci eyle­mek yine demokrasi devrimimizin za­fer ve tahakkuku bakımından hepimizin vezifesidir. Ancak, bunun, iböylc oluşu Demokrat Partisi müfrit zümresinde hayal sukutu uyandırmıştır. Müfritler her türlü tedbire fra^vurarak ve ümitli bir intizar devresinin müspet imkan­larına ve neticelerine tahammüle razı ol-mıyarak 'bir ân Önce İktidara sahip ol­mak ve memleketin idaresine el koymak :stiyenlerdir ki, inkişaf eden variyet karşısında hayal sukutuna uğramış ol­maları tabiîdir.

Demakrat Parti Meclis Grupu içindeki duruma gelince, bu durum da harice sı­zan haberlere ve yine hariçten vâki mü­şahedelere nazaran, bir ucu müfritlerin hareket tavrına bağlı olarak birkaç saf-îıa 'arzetmektedİT. Eu safhalar arasında milletvekili 'ödeneklerinin artması aley­hinde kırmızı oy kullana uların; zammı

almaları, kısmen kendi bölgelerinde teş­kilâta ödemeleri, Samanımı parti mer­kezi kasasına yermeleri lehinde düşün­meleri gibi çeşitli nokta! nazar muha­faza etmeleri; Parti Grupu idare Heye­tinin müfritlerden seçilmesi isteği; Puat Köprülü hakkında güvensizlik Isîıar olunması şeklinde beliren safhalar da vardır. 'Bu arada muhtelif tesirlerle ve bütün fbu safhaların âmil oluşu ile Grup îdaı-e Heyetinden dört üye çekilmiştir. Başkan ve başkan vekili de dâhil olduğu halde dokuK kişilik idare heyetinden dördünün çekilmesi umumi bir değişik­liği icabattirmezken, Grup İdare Heye. tinin kamilen değiştirilmesi lehine ka­rar iahnmış ve Grup İdare Heyeti kami­len yeniflen seçilmiştir. Resmî tebliğ de de tasrifi edildiği veçhile, ibu karar, Par­ti Umumi îd&re Heyeti tarafından tas­vip edilmemiş ve tüzüğe de uygun gö-rülmero iştir.

Bu vaziyet karşısında müfritlerin emri-vakiini Önlemek ve Parti Grupunda yeni seçimi sağlamak üzere Celâl Bayar da grup başkanlığından çekilmiştir. Şim­di, ne olacak?... Devam eden müzakere­ler sorunda nasıl biv kavara vasıl oluna­cak bilmeyiz. Ancak Demokrat Partisi ve Partinin Meclis Grupu arasında cere­yan eden bu mücadelenin parti içinde büyük bir buhran doğuracağım zannet­meyiz, itidal ve aklı selirra sayesinde parti menfaatlerinin sağlanması ve sağ­lam tutulması fikrinin galebe edeceği en kuvvetli ümit ve ihtimaldir. Memleketin ve demokrasimizin faydası da bundadır. Müfrit demokrat partililerin partiden birer ikişer ayrılmak suretiyle kendile­rini tasfiye etmeleri ve hattâ bir üçüncü parti kurmaları Demokrat Partiyi vs Türk demokrasisini zayıflatmaz kuvvet lendirir.

Türk demokrasisinin gelişmesini, iyiden iyiye yerleşme ve kökleşmesini istiyea herkes için Demokrat Partisinin çözül­mesini, dağılmasını istemekte hiçbir "menfaat olmadığı gibi, münhasıran müf. rit demokrat partililerin görüşleri isti­kametinden gayri isteyen ve isteyecek olan da zannederiz kî, bu memleketin muhalefet vemuvafakat safları içinde yoktur. Zira, Türk balkı, her şeyin ba­şında siyasi hayat gibi umunu memle­ket hayatının da sükûn ve huzur içinde ibuhanmasmı ve yerleşmiş bir demokra­siye dayanarak kalkınma hamlelerine başlanmasını istiyor.

kenin mevcut olmasından değil, Zi­ra herkes biliyor ki, ortada, toıt nevi-âea, her hangi bir endişeye en ufak 'bir yer dahi ayırmak için sebep yol-tuv.



Yasan: Selini Ragıp Emeç

10 Şîibat 1948 tarihli «Son Posta» istanbul'dan:

Bîr müddetten beri ve daim doğrusu Kenan önerin, istifasına tekaddüm eden günlerden itibaren Demokrat Partinin iç bünyesinde bir louhran sezilmekte idi. Bu fouhran Kenan Önerin evvelâ İstan­bul îl Başkanlığından, onu takiiben de Demokrat Partiden istifasiyle kendini açığa vurdu.

Aynı partinin meclis grupiyle umıtnıl idare heyeti arasında vukua gelen son anlaşmazlık ise bu buhranı hâd bir şekie sokmuş oldu..

Demokrasi demek îıer şeyin millet tarafından idare edilmesi ve açıkça görüşülmesi demektir. Demokrat par-tinia bünyesi içinde bendini açığa vuran buhranın anormal olmayışı da, İşte bundan ötürüdür ve işin. bir demokrasi cilvesi telâkki edilmesi 'lâ­zım geldiği de, yine öu sebepledir. Bi­naenaleyh, Ibu nevi buhranları, de­mokrasinin Ibizatüni kendine mahsus tezahürleri saymak, yerinde ve tabiidir. Fakat foi'sim demokrasimiz ve 'mille­tin müzaheretine dayanarak ona ha­yat ve beka vermeye uğraşan belli Ibaş. h parti henüz Çok gençtir. Onun, ıbütün iradesini demokratik prensiplerin geliş­mesine hasredecek yerde, daha z'ya.de vs tercihan çekil ve formaliteler uğ­runda îıarc aması sırf ıbu bakımdan 'bir ziyandır. Geniş 'halk Kütleleri ara­sında bilhassa üzüntü yaratmasının se­bebi de, İşte bundan ileri geliyor. yoksa, Demokrat partinin 03 mevcudi­yeti iein ortadaher lıang! bir tehli Demokrat Parti Meclis Grupu ile Umumi idare Heyeti arasındaki nok-tai nazar ihtilâfının evvelâ bazı dedi­kodular ve onları takiben de bir pren­sip meşelerinden doğmuş olduğu aşikârtfır. Dedikodular, tâ Kenan Öner hâ-desine tekaddüm eden bazı tahrik­lerle başlamış; Demokrat Parti İl Başkanının istifası ile hedefini bu­lan ve dedikodular arastada millet-vekillerine yapılan tahsisat zammı me­selesi mühim' rolü oynamış ve nihayet îstanbu! îli Başkanı müstafa Kenan. Öner ile Fuat Köprülü arasındaki dedî-kodulu segimsizlik, bugünkü milletve. killeri tahsisat zammına ait hasis he­saplan da içine alarak, şiddetli bir par­ti çalkantısını meydana getirmiştir. 3öyle bir çalkantımın dipten bir takım kötü tortuları kabartıp su üstüne yük-saltmesi ve çıkarması tabiî idi. Bugün esefle müşahede ettiğimiz man-zara, İşte böyle 'birikintinin, "bir ana raünlıasır olan ihtilâçtndaıı İbarettir. Gö-zümüHii müteessir eden müşahede, be­reket versin ki Şıramemiae kadar tesir ve nüfusunu henüs ulaştıramanuştır.

Buncan toir hayli1 zaman evvel draya, .^iden temsi'li bir heyetin içine Fuat Köpı'ü'ü, ayni heyette bulunan Nihat Erimin eski toir dostudur. Bu iki «ski âşinâ, mecburi olan bu yakınlıktan faydalanarak bir hayli dertieşmiş, flüşünce ve feanaatlerini teati ederek memleketin Demokratlaşma dâvasın­da şahsî görüşlerini karşılaştırmışlar-Öır. 'Seyahat bitip te bu heyetle beratoer Köprülü ve Nihat Erim de mem­lekete döndükten aa zaanan sonra 12 Temmuz beyannamesi neşredilmiştir.. Bu beyannameyi, bu telâkkinin İptidai bir taslağı sanmaya meyledenlerin ba­şında Kanan Öner vo bazı arka­daşları g-idroekte idi. Demokrat par­tinin bir muvazaa partisi olmak istidadısı gösterdiği fiskosları da işte bu hâdise ile birlikte meydana çıkmıştır. Ve sayın Celâl Bayar, bu .arada, Çankayama bir aksi sadasi imiş gibi, alt­tan alta ve kuaktan kulağa tehail «dilmeye başlanmıştır. Halbuki mem­leketin demokratik ihtiyacının büyük ateşini damarlarında, ilk hissedenler­den biri olan ve bunun için meclis­ten ayrılan mebus Celâl Bayar için, bir muazzam macera demek olan ibu-güiikü dâvaya atılmamak ve tek par­ti sisteminin tatlı reîıavet -uykusu için­de gününü gün. etmek pek âlâ müm­kündü.

Demokrat Partinin bu gibi aslı ve esası olmıyân dedikodularla içten içe çallmndığı !bir sırada milletvekilleri­nin tahsisatına zam yapılması tasa­rısı da meydana çıkmıştır.

Saym Celâl Eayar o ara. Ankarada yoktur. Birkaç gün sonra Ankaraya geldiği zaman Cumhuriyet 'Halk Par­tisi üyesi bazı milletvekili erinin teşeb­büsü ile Ankaradakü bazı Demokrat Parti azasının, ibu zam. tasarısına mu­vafakatlerini verdiklerini öğrenmiş ve Demokrat Parti için tehlikeli bir isti­kamet saydığı, bu gidişten, 'bu yanlış hareketten, aı-kadaşlarını ikaz etmek maksadiyle Mr toplantı xi«a etmiştir. Benim şahsan haber aldığıma ve Ke. mal Silivri-Ii meselesi münasebetiyle ev­velce bir defa, daha .bahis mevzun et­tiğim bu toplantıda Celâl Eayar şu noktai nazarı ortaya koymuştur:

Şimöîye kadar her îıangi foir kanun­da üemokratü; 'bir değişiklik yapmak bahis ımezuu olduğu zaman. Cumhuri­yet Halk Partisi, bizini kolumuza gi­rerek milletin huzuruna çıkıp ta, bu değişikliği müştereken yapmak husu­sunda mutabık kaldık. Ey milet! Sa­na da 'haber veriyoruz! demiş midir? Hayır!

Fakat şimdi gel'.yor, kolumuza giri­yor ve millete hitaben: Mebustahsisatlarınazamyap i İma­sıİğinDemokratlarla mutabıkkaldık. Eymillet! Sana da haberveriyoruz;

Asla, arkadaşlar. Bia,. böyle bir soy yapamayız ve yapma­malıyız. Çünkü bu, partimiz için ülüın.. değilse bile millet âçin büyük bir inkisa­rın tahakkukudur.

Ve Celâl Bayar ilâve ediyor:

Bizim büyük kongremiz, bize, mutlak, salâhiyet vermiştir.

Umumi idare kurulumuzun muvafık göıeceği foii sırada belki Büyük Millet Meclisinden ayrılmamız bile ibahis-mevzuu olabilecektir. Böyle bir ayrı­lış, mebusluğu muzdan da ayrılmamla demektir. O eaman katlanacağımız fedakârlık, bugünkü tahsisat zammı farkından elbette ki çok daha fazla olacaktır. Bugün yapamıyaeağınıız bir küçük fedakârlığı, yarın, kat kat fazla-siylc nasıl yapabiliriz?

Ve bunun üzerine Demokrat Parti. hu zam teklifine muhalifi ikalmış, ai-da;t zamlarının da, muayyen 'bir ma­halli sarf bulunmak üzere, partiye tev­di edilmesi kararlaştırılmıştır.

-Bugün yînni kadar mebusun Iıâîâ 'bu farkları partiye iade etmemiş ol­malarının İballis mevzuu edilmesine bakılırsa, sun parti dediko dul arının' mahiyeti ve bunların müntehi bulundu­ğu bugünkü durumun, bir kısmı esba­bı da, hep beraber, meydana çıkmış de­mek olur.

Son infilâke gelince; Meclis Demokrat Parti Grupu âzasın­dan dördü istifa etmiş, Bunların, yerine-yenileri seçilmek lâzım geliyormuş.

Grup B.ışlîRn Vekili! olan Fuat Köp­rülü ile gı-up 'arasında geçimsizlik ite bulunduğu için bir emrivaki yapılmış, ve seçim bütün grup idare heyetine teş­mil edilmiş. Eu arada Köprülünün ye­rine de Fuat Hulusi DcmireH! intihap» clunmuş.

Grut> Başkanlığında eskisi gibi kendi­sinin ittifakla bırakılmış olmasm gü­ren Demokrat Parti Umumi Başkam, bu hareket tarzım usul ve esaslara uygun,

Ibıilm'yarak meclis grup başkanlığından. istifa etmek lüzumunu duymuş. Bu su­retle umumi merkezle meclis grupu ara­sında ciddî bür 'görüş, farkı husule gel­miştir. Fakat unutmamak lâzımdır ki, bıı dâvada, bütün saiâhiyet, umumi mer­kez heyetine aittir ve Demokrat Fart; Jfecüs Grupu, eldeltî tüzükte tanı Sbir vuauh bulunmamasından bilistifa.de bili' gelenek meydana getirmek istemi­şe benaer. Halbuki gönül isterdi ki meclis grupunun tou meyelânmı hisse­den Köprülü Fuat Grup Başkan Vekil­liğinden kendi kendine çslülerek parti­nin iki uzviyeti arasında şiddetlenelu'le-oeR bii' prensip ihtilâfına yol açmasın. Fakat yukarda işaret ettiğim gibî, dâ­vanın, umumi ve mücmel seyrinin tarih­çesi bundan ibarettir ve kendisine De­mokratlık İaafe eden üer siyasi parti, "bu gibi iç çalkantılardan kendini alıkoya­maz. Demokrasinin bizatihi istilzam et­tiği dinamizm pek te bundan başka bir şey değildir.

Yagan: Hikmet Buyur

10 Şiîbafc 1948 tarihlikava'dan:

Bu gazeteyi çıkaranlar resmen veya fiilen, komünist midir, değil midir 7 Bil­meyiz, ancak yazılan uluslararası ko­münizmin genel siyasasına ve tabiyesi­ne ççik uygun olduğunda şüpîıe. yoktur; işin önemi de 'buradadır.

Komünistlerin her 1b eğenin edikleri kim­se ve teşekküllere faşist dedikleri bili­nen bir yöatlür.'Bu ikelims ttalyancada «deınet'c mensupa demektir. 1914 -18 genel savaşında çok sarsılan, italya, barıştan senra Rusya gibi .komünistlmek teiılkesiyle karşı karşıya iken, Ibu inana, düşman kuvvetlesin foirleşip «de­met» haline gelmesini ive gene! olarak topluluğu ifade ettiği Sçİn ıbu tabir canlan ve o, Musolini'nin partisine alem olmuştur.

Faşistler İtalya'nın, yani ,bir ikinci ibü-yük devletinkomünistleşmesini önlcekle şüphesiz insanlığa, önemli iMi-hizmette bulunmuşlardır. Komünistlerin onlara düşman!;ğ'ı ve îaşist tâbirini bir-daoıga gibi kullanmaları bu yüzdendir.'

ilusolinl ve Faşist Partisi iltticiarda iken çok zulüm etlikleri ve kötü bir-emperyalizm ve saldırganJık siyasası güttükleri igia bütün dünyayı üîendile-rine düşman etmişler ve komüniami ez­mekle 'yurtlarına, ive aleme yapmış ol-dııklan Mzmeti unuttmenuslardır.

Uluslarası komünizm !bu durumdan fay­dalanarak, fa-şist kelimesini, bir adam veya teşekkülü îıem kendi taraflarının,hem hütün dünyanın nazarında leke­lemek i-çin T)5r damga ıgifci kullanadurur. Bizde ise ıbu taibîr hig ıbir şey ifade et­mez. Buna bakarak «Ey Türk faşJBü» veya «Faşist yumurcakları* gibi tâbirleri kunaiıaniarın ııiuiBİareısı komüniz­min tehiri altında bulunduklarına hük­metmek pek yanlış olmaz. Amerika, aleyhtarlığı .gütmek ve her usulün, manevi varlığım teşkil ederi vs onun tarafından büyük ve (kutsal sayı­lan kişi ve meflhumlara en bayağı bi­çimde saldırmak yine komünizmin ge­nel siyasasının ve tabiyesinin ibir veç-heeidir.

Bunlara 'bakarak, rbütün ıbu unsurlart toplayan yayınlar yapanları ve Ata­türk'ün gençliğe hitaıbı gibi en toüyüiv ibir manevi ve edebî anıtımızla bu dere­ce iğrenç 'bir [biçimde alay edenleri fiilen. komünist âleti addetmekte h'&Mıyız.

Aneak ıbiz, o pis yazıyı, Mr [bakımdan ümit verici ibuluyoruz. Şimdiye kadar komünist âletleri, maalesef çok gergef olan .eksik, ve yanlışlarımızı ve ağır durumumuzu [Moskova l&Mnde sömür­meğe çalışıp dururlardı. Yurdumuzda gerçek, samimi, muvazaasız ve yurtse­ver £ûr muSıalefin türlü zaruretlerinden 'biri de komünistlerin elinde bulunan btı İmkânı sıfıra .düşürmek saruretiâîr.

Andığımız yazıdan öyle anlaşılıyor ki, komünist âletleri artık görünüşte olsun makul samlabilecek ve içlerini saklı tut­mak imkânını s ağlayabil e esk yollardan gidecek ve ona göre yazılar yazarak ba­şarı elde etmek ümidini kaybetmişler ve yeis ve gayzin verdiği atılganlıkla butün içpislikleriniaçığa,vurmağa ko­yulmuşlardır.

Bunun iki sebebi olabilir: Eiriîicisi yur­dumuzda gitgide artan ve Öner-Yücel dâvasîyle ayrıca !b'ir gelişme gösteren üromünist âletlerini meyus etmiş, saç­malamaya ve en yapılmıyacalc şeyleri yapmaya sevfceylemİŞ olmasıdır.

lîkmei sehep dünya çapındaki komünist rpî'Opajganda ve çalışma!arının, Kızıl Or­dunun giremediği yerlerde Miyük geri­lemeler göstermesi üzerine Moskova na-ısıl î^ransıs ve İtalyan işgileıine şuursuz işüırakımları yaptırıp onları güç ve ba­san perişan, durumlara diüşürmüşse Ibia-de do aynı (biçimde saçma hareketler yapılmasını emretmiş bulunması olabi­lir,

Harhalde Ata'ya karşı gösterilen küs­tahlığı ve Ibunun ibu işe yeltenenlerin menfaatleri ve ulaşmak iste'Jileleri amaç bakımından dahi tesk'il ettiği ifaTıiş ba­ltayı ibaşka türlü isalı etmek imkânsız.

Zİneirli Hürriyet» çilerin lüu biçim ya­yınlarım !bizde -ulusal şuurun kuvvetin­den doğan yesin ıbir delili ve düşman 'taşkınlığının -bîr belirtisi olarak kata! edebilir iz.

Din ve devlet

Yasan: Nadir Nadi

12 Şubat 1948 tarihli Cumhuriyet'

Mekteplerde çocuklara din terbiyesi ve­rilmesi mevzuları üzerinde son zaman­larda durulur oldu. Yasarlar yazıyor, milletvekilleri Meclise önerge sunuyor, parti çevrelerinde mesele lâyık olduğu ehemmiyetle görüşülmek isteniyor.

Sosyal lıayatta büyük rbir yer tuttuğu için din toalısi mü'hinıdîr. Bunu ele alır­ken dilîistli 'Oîma.k ve sutojelttif duygu­lardan mümkün mertöbe uzaklaşmaya çalışmak da lâzımdır. Çünkü, eğ;er ileri sürdüğümüz fikirlerin kaynağı kendi i'iihî meyillerimize dayanıyorsa, sosyal ibir dâvanın çözülmesi uğruna ibunlar-dan nıüsbet bir fayda beklemek slbetftir. Dindardır adam, elîbette dînî terbiyeyi »«yal. düzenin mihveri farzedecuk, her şeyi ona Ibağl amaya .gayret edecek, imanaıa bir ada™, tersine, İıer türlü ge-»lllıklerin senedini din müessesesinde gö­recek, îiayıâsiEİar ise işin oluruna bıra­kılmasını isteyeceklerdir.

Oysa ki "bu arıovzu, içtimai nizamın ku­rulusunu ve yürüyüşünü yakından ilgi­lendiriyor. Şu (halde ona sırf cemiyet menfaatleri bakımından ele alabilmek için kendi şahsi duygularımızı hesaba katmamak ve objektif olmak zorunda­yız, ttit'iraslardan ancak Jböylelîkle kur­tulur, gerçek toir muvazeneye ancak İm şekilde yaklaşabiliriz.

Cumlhuriyetten öngüne kadar 4in ter-Ibiyesi davasmı yurdumuzda çozemedigimia bir hakikattir. Fakat öur.u reji­me veya şahıslara ait bir kusur sayma­ya da yer yoktur. Ferdî uzviyetimizde başgösteren hastalıkların sebebi mutla­ka biz olamıyacağımız gibi içtimai uzvi­yetteki arızaları da her saman şuna ve­ya buna atfedemeyiz. Din ile dünya iş­lerini oMureı olasıya 'beraber yürüten foir idareyi yıktığımız zaman, foa'tı medeni­yetine doğru ük esaslı atlımı otıyorduk. Gerçekten iki Ikültür dünyası arasında­ki fcsşhca fark, birinde uhrevî kudretle dünyevî kudretin ayrı ayrı ellerde top­lanması, ötekinde ise tfıer iki kuvvetin birleştirilmesinden ibaretti. Biz Osmanlı İmparatorluğunu tasfiye ederken aynı zamanda (Halifei-ruyi zemin'i de sınır­lar ınuaın dışına çıkardık. Böylelikle îaîcisme csaslarma pek yakışmıyan bir harekette bulunduk. Doğrusu, Ibaşka türlü fle yapamazdık. Çünkü İslâm an'an esine igöre halife, hem dünyevî lıem de uhrevî şefimiz sayuıyordu. iSa-deee elinden hükümdaiiiıSc kudretini alarak onu fouratla oturtmak, ydtılan Ortaçağ sisteminin her an. yeniden hort­lamasına yol açabilirdi. Gerçi Batı mil­letlerinin giriştiği devrimler sonunda da din müesseseleri nev yerele az çok sarsılmıştı. 17S9 dan sonra Fransacla kiliseler yağma edilmiş, 1917 de Rus-yada papazlar diri diri yakılmış, hattâ son ispanya iç harbinde toaaı katolikler şişe geçirilmiş, ateşte kızartılmıştı. Bu­na rağmen, vaziyet yatıştığı aaman ora­larda, sosyal hayat, fcütiitn miicsseselerile normal seyrini taki» edebilmiştir. Çünkü, dediğim gibi, din oralarda öterîenlberi devlete karşı bağımsızlığım (ka­zanmış bulunuyordu. Saltanatı yıkıp medreseleri lâğvettiği­miz zaman lıer içtimai aksiyonda görül­düğü gibi din müesses asine karşı bazı reaksyonlar olmadı diyemeyiz, islâm geleneklerine ve ibatede ibağ-lı kalmak hoş görülmüyor gibi bir hava esiyordu ortada. Bımunte beraber foir çok millet­leri allak bullak eden ifrat hareketle­rinden bizde Mç bir eser görülmedi. Yal­nız şu oldu ki, din müessesesi başıboş kaldı. ÇocuMarına Tanrısal bir terbiye vermek isteyen IMüslüman ana foaba ne yapacağını, kime başvuracağını bilemez oldu. Din rehberlerinin sayısı azala azala köyler imamsız, cemiler müezzin-siz kalmaya başladı.

Şimdi inkılâblann artık tamamen yer­leşmiş sayıldığı (bir devirde yaşıyoruz. Cumhuriyet 'kurulalı yirmi beş yıl ol­muş, o zaman, çocuk olanlar bugün ko­camaya yüz tutmuştur, isteyen vatan­daşlara dini bir terbiye verilmesi, onla-rıa manevî i'htiyaçl&rmm giderilmesi için gerekli 'bir teşkilâta iMiyaç vardır. Bizde, batı devletlerinde olduğu gibi bağımsız bir din müessesesi bulunmadı­ğından böyle bir teşkilâtın kurulmasına yardım etmek vazifesi de dövîete düşü­yor demekti»-. Kendi haline bırakıldığı takdirde ortalığı bir takım mezh.eb ve tarikatların kaplaması ve sosyal bütün­lüğümüzü rahatsız etmesi ihtimalleri foaşg'österecektii'. Bu itibarla lâicisnıe esaslarımla» taıt'iyyen ayrılmamalı şar-tfle, İi'alk çoğunluğunun temayülleri gözönünde tutularak bu yolda başarılı neticeler e-Ide edilebileceğini düşünüyo­ruz.

D. Partideki son fırtına...

Yazan: Etem îzzet Benice

12 Şubat»1948 tarihliDemokrat 'Parti umumi İdare heyetimle ve nıechs grupunda cereyan eden lıâdiseler hiç şüphe yok ki günün içinde memleket ölçüsünde bir iigl uyr,niiırmiş bulunuyor. Pürti Genel İdare Kurulu tarafından ele geglrilip neşredilen vesi­ka dikkate değer ifşaat ile doludur. Ke­nan Öner hu vesifcanın uydumıa. oldu­ğu iddiasındadır ve fakat hakikatte De­mokrat Parti hakkındaki iddia ve görüş­lerinde musirdir. Parti Meclis grupunda ve genel idare lıeyetindclü. içtimalar bu satırları yazdığımız: âna kadar foîtme-raiş oldug'u için. nasıl bil' neticenin or­taya çıkacağı wen.ua kestirilemez. Aa-aik, foiziin şahsi görüş ve kanaatimize göre neşredilen vesika ve aksini id-dia, yolundaki sözler hakikati no dereceye kadar temsil -etse veya etmese D. Partisi Türk demokrasisinin yerleşmesi, geliş­mesi, memleket havasının devamlı bir1 duruluk arzetmesi İd akımından ciddî bir tasfiyeye muhtaçtır.

Partiden çekilip ayrı foir parti kurmaları belki ilk zamanlarda teşkilât saflarında bazı kaymtılar vücuda gmirebilir. An­cak îm kayiniılardan iirkmemek ve asla tereddüde düşmemek şar.t ve şekli ile Demokrat Parti sağ duyu ve iyi niyet salıiıbi bütün muhalif vatandaşları ilk tereddüt ânlarından sonra yine kendi saflarında derlenmiş görecek ve Türk demokrasisi hakiki istikrarını bu yeni küm elenmekte fazlasiyle bulacaktır.

Bunun içindir ki, biz şahsen Demokrat Partisi kurucu ve idarecilerinin günü kurtar;naya matuf geçici politik kom-S>inezoıılair yerine radikal tedbirlere git­melerini yerinde buluruz. Duru, fikir in­sicamı ale örülü bir parti, mütezat ve dalgalı görüşlerle devamlı çalkantılara mâruz kalacak Ifoîr lîüme olmaktan el­bette ki daima çok kuvvet arzeden bir siyaset müessesesi olmak hususiyet ve vasfını muhafaza eder. Hem yine bu sa­yededir ki, memleketteki gerçek demok­ratik partileıle demokrasiyi totaliter vo fevri rüü ve tutumlarına siper 'edenler arasındaki fark daha vazıh olarak görulür.

Kahraman Maraş...

Yanan: Cihad Baban

12 Şubat 1948 tarihli «Tasvir» İs­tanbul'dan:

Bugün öğledenleri Maraştayıın. Kur­tuluşunun 28 inci yılını, devamlı surette yağan yağmur altında bile, tesitte na-zırianaîi Maraşı hemen baştan aşa ayakta gördük: BiZI Adanadan getiren tren Elogulunda bıraktı. Bayrama ihe-yecanla iştirak eden Pazarcıklı De­mokratlarla istasyonda buluştuk.

28 yıl evvel Fransızlarla boğuşanların oğulları sanki ayni heyecanı duyuyor­lardı. Maraşa gediğimiz saman îra he­yecan azamî haddini bulmuştu.

Maraşhlar, sevinmek ve .bayram yapmakba 'haklıdırlar. Çünkü, ibu mücadele, (ie îıi'çfoir askerî yardım görmeden, yal­nız evlâtlarının kahramanlığı ile, mem­leketlerini müstevliden kurlar ani ar, on11ardır.

Tara 28 yıl evvel bugün davul sesleri­nin ve halayların yerinde -evlerde endi­şe vardı. Genç ihtiyar .demeden tıertfcs bu mücadeleye atılmıştı. Ortaklıkla ba-ıut kokusu vardı. Maraşlı, gururunun, izaeti nefsinin iayaklar altına alınması­na müsaade edemezdi. Azınlıklar, taş­kınlığın, her çeşidini yapıyorlardı. Mem­leketin üstüne koyu Mr felâketin bütün karanlığı, çökmüştü,

Maraşta. bir müddet İngilizler kaldık­tan sonra 29 Ekim 1919 tarihinde bura­sını Fransızlara devretmişlerdi. Fransız askerleri ulamamdan gelen bir Türk ka­dınının yolunu keserek ona tecavüz et­tiler. Mağarah Mahallesinde iki oduncu Kısıkkayada katledildiler.

Fransız kumandanının çapkınlık mace­rası da ibu hazintarihin içinde yer al-

îşgaün şerefine Hırvatyanm evmde i>ir ziyafet veriliyor. Bir nevi î>alo. Fransız kumandam. EHırvatyamn taaiyle dans et­mek istiyor. Falcat kız, mağrur işgal or­duları kumandanım reddediyor. Eliyle kaleyi göstererek:

«Orada Türk Bayrağı dalgalandıkça, ben sizinle dans «demem» diyor.

Gene kıza hoş görünmek istiyen kuman, dan bayrağı ikaleden indirtiyor, halk ta Ulu Camide toplanıyor. Kumandana gönderilen haber şudur:

«Biz kaleye bakarız, 'ûayrakvarsa yaia-rız, bayrak yoksa ölürüz.»

Maraşa ruh veren bir insan vardır; Muallim Hayrullah Efendi! Milliyet ve memleket aşkının sembolü olan bu adam mücadelenin humması İçindedir. Hele Kisıkkayada şehit edilen oduncu­ların intikamını alan 17 yaşındaki yav­ru Çuhadar Ali...

21 Ocakta başlıyan kavga 22 gün devam ediyor.. Düşman kaçıyor.. Aksu üzerin­deki köprüyü ateşliyor. Niteikira millî devletin kurulmasryle birlikte dinî müesseseler, siyasi hüvi­yetlerinden sıyrılmağa başladılar. Ha­lifelik ve Şeyhülislâmlık kaldırıldıktan sonra tedrici bir surette din ve siyaset işleri tabirnden ayrıldı. Nihayet 192S de Anayasa, dinî tesirin izlerini taşıyan son hükümlerinden de temizlendi. Böy­lece Türk devriminin başlangıcında fiilî olarak gerçekleşen lâyiklik prensipi aynı zamanda hukuki bir değer kazan­dı. O günden Iberi lâyiiklik, snîUiyeitçi ve Ciim.lmrtyei.ci Türk rejiminin temel prensipiüir. O kadar iki Türk devrimiy­le vücut bulan yeni devlet şeklini ve varlığını sarsmadan bu prensipe doku­nulamaz.

Lâyikiik, aslında «din fikirlerinin devlet ve dünya isterinden ve siyasetten ayn tutulması» demektir. Bazı kısa görüş­lülerin sandıkları gibi lâyikliğln dinsiz­likle hiçbir ilgisi yoktur. Aksine bu prensip, dini, günlük politiikanm ve kö­tü ihtirasların aleti derecesine düşür, mekten kurtarıp ona ferdî vicdanlarda lâyik olduğu mahremiyet ve hürmeti sağlama hedefini güder. Böylece lâyüt-lik, vicdan hürriyetinin en sağlam te­minatını teşkileder.

Garço-kîen vicdan hürriyeti, fikir hür­riyeti gsbi insanlığın dokunulmaz ve vazgeçilmez tabiî haklarındandır. Vic­dan ve fikir hürriyetine söz veya hare­ket (halinde tecelli etmedikçe, esasen dokunma imkânı yoktur, insan varlığı­nın öz cevherine ait bu hürriyete ya­pılmak istenen, her müdahale, en ağır tepkiler yaratmaya elverişlidir. C. H. P. programı bu gerçeği gösöminde tut­tuğu için «'din anlayişmm vicdan işi olduğundan !her türlü taarruz ve müda­haleden mâsun» olduğunu açıkça be­lirtmiştir.

Lâyikiilt: prensipini bu mâna ve şiknu-İiyle henimseyinmce vatandaşların iste­dikleri dinî akideyi henüz rüşde ulaş­mamış çocuklarına öğretme ve telkin etme serbestilerini tabiî karşılamak gerekir. NiteMm ibugüne kadar da ev­lerde yapılacak böyle toir öğretim ve telkin inin ne fiilî, ne de hukuki bir en­gel mevcut değildi. Bugün .de hususi imkânlardan faydalanmak: şarüyle ba­zı ana babaların,çocuklarına diîi derslerî öğretmekteoldukları bir gerçek­tir.

Ancak ok-allarda din. dersleri okutulma­sı ve dinî meslek okulları açılması !w-muşunda, kesin kararlara varmak o ka­dar kolay 'değildir. Bu mevzuda hemen Millî Eğitim Bakanlığının tabiî olan tanaim ve murakabe yetkisini, lâyiiklik prensiplinizle ve halkımızın îhtiyaçla-riyle uygun, foir şekilde ayarlama za­ruretiyle karşılaşırız. İşte hükümet, bu ihtiyaç ve düşünsenia şevkiyle C. H. P. Meclis Gi'iıpundan bu işi ctrafiyle in^ ccliyecek ve lıal farelerini gösterecek öir komisyonun serilmesini tetenıiştir. C. H. P. Meclis Grupunun ayırdığı ko-Msyon çalışnıalai'ma başlamıştır. He­nüz kesin bir karara varılmamış olmak­la Iberaber, bu çalışmalarının çok fay-da'lı neticeler saglıyacağına emin bu-lunuyoniK. Cîcullarda din 'dersleri oku­tulması ve dinî meslek okulları açıl­ması içinde asıl dikkat edilecek noJtta yukarda da belirtiidiğî1 gibi lâyiklik. prensipinisin her türlü halelden masun kalmasıdır. Eu masuniyeti de lıükümet. Millî Sğitim Bslcanlığımn tanzim ve kontrollyle temin edebilecektir. 'Buna göre en kestirme yol, 'din derslerinin mutlaka ühıtiyari olmasıdır. Hele yüksek, din adamları yetiştirmek üzere ilahiyat fakültelerinin açılması, tamamen muh­tar -üni'rersitslerimiam. bu lüzum ve ihti­yacı duyarak kendiliklerinden karar vermelerine bağlı kalmaktadır. C. H. P. Meclis G-rupu KomisyonuiTun bn ko­nuyu aydınlatacak prensip kararlarını ilgi ile beklemekteyiz.

Yazan: Mümtaz Fail: Fenik

19 Şuhat 1948 tarihlî «Vatan» İsfanfeuî'das;

Çukurova bu sene içinde dördüncü de­fa bir sel felâketme uğradı. Yapılan tahminlere göre, zarar otuz milyon li­ra arasındadır. 400 bin dönüm toprak su allında kalmıştır. Birçok köylerden hâlâhaberyoktur.Insanvehayvan

Kayıplarının, miktarı malûm değildir.Ve ton felâket karşında da elimte ko-îumua bağlı, Allama duadan başka earemia kalmamıştır! Halbuki, biz fou Çukurovaya. ne "ümit­ler 'baghyord.uk! Burasını Türkiyenin N il vadisi yapaeak, ve her karış toprağı, alitmla değerlendirecektik! Fakat lıayır, felâketlerden iââhi -müteneb'büh olmağa imlîâa yoktur; ve Çukurova, her sene bu inıtinandan geeseek, fakat biz gene işin edeMyatiyl-c geçinip duracağız! Bir tufan karşısında Hazreti Nuihım gemi­siyle hayat sahibi mahlûkları kurtardı, ğı zamandan bugüne kadar nice tim yıllar gedti; fakat aet iie aöyliyeyi'm îti, Çufcurova bir Kuîıun gemisine bile sahip değildir!

Seyhan ve Ceylıanm bu eski âdetidir; taşar!.,. Yağmur yağar taşar, Toroslarta karlar erir taşar; ve faer taşma bize gelecek felâketler iğin. bir ihtar teşkL! «der.. Atom. enerjisini insan zekâsına «sir eden 3>ir devirde, biz, ne Seyîıamn ve ne de Ceyhanın belini bükmek, on­ları cMi bir nehir faaline getirmek için hiç <bir şey yapmış Öeğj'Iis. Evet felâ-iketze delere Kızılay yai"dıın elini uaatir, "fakat biz, basiretimizi, bilgimizi ve iz'a-aımiBi Kızılay yardımına bağlıyacak biçarelik İçinde olduğumuzu asla unut­mamalıyız!

Bütün ovalı calışltandir, feragatlidir. Toprağının her köşesini değerlendir­mesini ıbilir; fakat onu ta'bîaltin gaza-'bına kaı-şı sigorta etmek için, baştaki-lerin de kendisi kadar çalışkan, fera­gatlivebasiretli olmasıgerektir.

Şimdiye kadar gelip geçen hükümetler Çukurova için ne yapmışlardır? Bura-liaki suları zapturapt altına aljnak için hangi tedbire başvurinuşlaı-dır ? Eğsr alakadar Eakanlık!arın arşivlerini ika-nştırırsamz, güzel projeler, miükem-ınel irva ve İska plânları görürsünüz; takat bunların hepsi maket 'üstünde kal­mış, bitmez tükenmez hikâyeleridir. Çu-kurovalı istikbale ait fal değil, hale alt hakikat istiyor! Bugün döktüğü alın terinin, sarfettiği sermayenin, ya­rın her lıang: bir sel yüzünden duğımu görecek olursa, artık onda ça­lışmakiçin,yeniişlerbaşarmak, ve hattâ köyüne ve ocağma 'bağlanmak için iştiiıa kaîır mı? Söylendiğine göre Çukurovada yapıla­cak su tesisleri 60-70 milyon lira ara­sında bir paraya çıkacaktır. Bununla bütün Çukurova kurtulacak, istilısal gayet rasyonel usullere bağlanacak, kı-şm azgın sular İıaps e d ilecek, yazın kura­ğa ikar.şı çare toulunacalî, ve 'böylelikle Ceyılian. ve Seyhanın araşma sıkışan ca­nım ova ihya edilecektir. O zaman çift­çi toprağına daöa ıçot bağlanacak, kö­yünde kendisini, îıuzur ve emniyet içiıı-(îe hissedecek, mahsulün bereketi arta­caktır. Unutmayalım ki, Çukurovaaın beyaz altını bir taraftan mensucat fatı-rikaları-mızı beslerken diğer taraftan îıiBim dış ticaret riıuvaaenemiz üzerinde esaslı bir rül oynar; bu kıymetli döviz kaynağımızı nasıl sellerin tahripkâr eline bıraka'biliria ? Hayır, bu su te­sisleri için 60 - 70 milyon lirayı sarfede-meyiz: fakat Arikarada 70 milyondan çok fazlaya çıkacak bir Meclis binası yaparız!

Esasen Çukıırovamn bize her sene getir­diği servet bu- 70 milyon lira arasmda-Öır. Çukurova pamuğıı, vasati 150 bin balyadır. Ve bütün Türkiye pamuğunun dörtte üçüdür. iSade pamuktan temin edilen paraya 50 milyon liralık hububatı ve 4 - 5 milyon liralık susamı ilâve ederseniz 70 milyonu çoktan bulursu­nuz!

Görülüyor ki, bir senelik mahsul karşı-iığı ile Çukurovayı cfoediyyen kurtar­mak kabildir.

Diyeceksiniz 'ki, şimdiye kadar sulama işleri ioin ttüç ibir şey yaprlmadı mı?.. YapıMı. Fakat iher tarafa birden pera­kende paralar harcandı, ve hiçbir taraf­ta tesisler tara bitirilemedi. Ve *.er yeni seylâpyapılanları îıarapetti!

Çukurova katîyyen ilîmal edilecek bir mevzu değildir; -çünkü [buradaki suların tanzimi, Çukurovanın elektriklenmesini ve 'bu ziraat bölgesi yanında bir de sa­nayi hayatının inkişafını temin ede­cektir. Mersin ve Tarsus santralle­rinde 1S45 de istihsal olunan elektrik on sekiz milyon kilovat saattir. Hal­buki Seyhamn iki kolu, Ceyhan v? Kadıncık nehirlerinin ifade ettlkle:ı kudretveherseneistihsalimümkün olan enerji 2 milyar 800 milyon kilovat saattir!

Enerji kaynağı sular denize akar, ba-zan coşar ve döviz kaynağı tarlaları­mızı istilâ eder ve hiz Çukurova sana­yii için, lâzım gelen enerjinin bir kışım­ın Zonguldaktan bu bölgeye Kömür sev-kederek temin ederiz! Halbuki bu kö-miirlerimiK de ayrı Mr dövizdir!...

Rasyonel çalışmalarımla işte Ve 'hâlâ Bakanlıklar arası komisyonla­rımız rasyonel çalışma mevzun etrafın­da mürekkep sarf edip dururlar...

"Deit [büyüktür, fakat derman arayarak temse nerede ?.. Bunları yazdığımız saman 'bir de bizi demagoji yapmakla itham deoler çıkacaktır! Ne yazık ki, "hâlâ doğru söyleyeni dokuz Köyden kovdukları devirde yaşıyoruz! Ve İm-gün doğru söyleyenler, dokuz köyde değil, Çukurovamn doksan cSokuz -kö­yünde sular orasında muhasaradadır! Gazetelerde okuyoruz: Halk Partisi Meclis .grup unda alâkadar Bakanlar, Çukurova sel felâketi ha-kkmda izahat vermişler! Bir sel baskınına ait tafsilâ­tın bile milletten gizli konuşulduğunu görerek elem duyuyoruz! Pa.rti grııpu-nun dört duvariyle sözlere baraj -ve ten­kitlere seci yapılacak yerde, Çukurova­'da baraj ve sed yapılması lâzım geldi­ğini 'bu zevat ne aaman farkedecek-îerdir ?

Bu mesele artık ortaya dökülmeli, me­suller meydana çıkmadı ve bülün teşebbüsler gözönüne alınarak hiç olmazsa Hazre'ü ıNıthun politikasına dönecek kadar bir hareketyapmalıyız!

Demokraî Partinin,mebusları ikermdeki hakkı büyüktür.,.

Yaza»: Selim RagıpEmeç

19 Şubat 194S tarihli "Son Posta» İstanbul'dan:

Müşterekbir toplantıdaödenek farkHannı partilerine tevdi etmeye(karar

verenDemokratmilletvekilerin'den KimlerinbuKararasadıkkaldığını

ve kimlerinkalmadığınısorangazetecilere Demokrat Parti Başkanı Celâl Bayar ödeneklerini partiye vermiş olan­ların ismini geçenlerde söylemişti.

Ellerine geçen 'böyle [bir ibilgi ile de gazeteciler ve muhabir arkadaşlar, "bunun menfi, tarafını kendi kendile­rine bulup çıkarmış!ar. "Yani geçen perşembe gününe kadar bu farkları ödemeye söz verip te bu sözü yerine getirmemiş olan Demokrat milletve-îdllerinin isimlerini gazetelerine bil airmişlerdi.

Vay siz misiniz bunu yapan! Bu, bir teşhir deği'l de ne imiş, hu zevatın kim­seden, ders almaya asla ihtiyaçları yokmuş. Onlar yapacaklarını bilirler-iniş. Ve bunlardan ıbirinin ifadesine göre, kendi ödenek farkı için nasıl bir sarf maTıalli bulmuş olduğunu tıü-tün milletin gazetelerden okuyup öğ­renmesi .tarihi pek teuzak değilmiş. Bir parti, sanki lier 33üyenin diledi­ğini yapabileceği bir yaran ve akran topluluğ'i! .İTiıîş gibi, bir diğeri de, IMç lıimseden hiç bir suretle talimat ve nasihat almaya İhtiyacı ibulunmadığı-m pervasjzoa beyan ederek (kendi is­tihkakı olan parasını istediği gibi kul­lanmak ihakkma sahip bulunduğunu ilân Bütün bunları okuduktan sonra insa­nın:

Neâlâ memleket dememesiiçinnef­sinihakikatenzorlamasıicapediyor.

Demokrat Partinin lıangi şartlar al­tında meydana geldiğini ve bugün, kendilerini lâyüs'aî amma yef'al vazi­yette görmek istiyen b;r kısım millet-vekillerinin de yine lıangi şartlar ve nasıl bir listeye bağlı bulunmanın ne­ticesi olarak milletçe kahir bir çoğun­lukla mefoua seçilmiş olduklarını Ibir an gözlerimizi yumarak hafızamızı gerilere doğru irca edecek olursaik der­hal hatırlayabiliriz.

Düne kadar her biri milletçe birer meçhulü meşhur olan bu zevat, yine mîlletçe bir hayli malûm olan Rauf Oi'bay'm o zaman milletvekili seçil­memiş olduğunudüşünecek olurlarsa,

hele Demokrat Fantinin bağımsızlar üstünde bile az çok bir hakkı olduğu­nu düşünürlerse, topluca alman bir karara karşı göstermek is!tettikleri bnr günkü alâkasızhklannda ne derece haksız ve insafsız davranmakta bulun­duklarını daha igö arılıyabilirler, mu­hakkak ki, Demokrat Partinin mebus­ları üzerindeki hakta pek büyüktür. Bundan evvel bu. mevzua tahsis et­miş okluğum ,bir diğer yazıda da be­lirtmeye gaiışmış olduğum gibi, öde­nek farklarım, kendi kararlarına uya­rak, hâlâ partilerine tevdi etmemiş olan mahdut bir kaç Demokratı millet vekilinin isimleri kasden açıManıp teşKr edilmemiş olmakla beraber, founlaı'dan, sözlirini yerine getirmiş olanların isimlerini söylemekle dâhi, bunu yerine getirmemiş olanların ad­larını meydana çıkarmak zor ibir şey olmadığına ıgöre, teshir hâdisesi, her hangi bir kasde nıakrun olmaksızın kendi liginden meydana geliyor, de­mektir. Bunun böyle olmamasını te­min etmek yine bu zfevaitın ellerinde olduğuna göre, büyü>. bir hata man. zarası arzeden bugünkü tfururnun tas­hih vo ıslâhı da yine kemlileıi için hâlâ mümkün sayılafoilir, demekten başka elden bir şey gelmez.

Eir topluluk disiplini, ona şu gün­lerde verilmek istenilen mâna. da, el­bette ki bir diktatörlük değildir. Fa­kat küçüklü büyüklü her cemiyeti beî-li bir ahenk ve muvazene iğinde yürü-teJbilrnck için, yine Ibelii başlı bir ta­kım kaidelere, topluluk âdap ve er­kânına iîutiyaç bulunduğu da aşikâr­dır.

Demokrat Parti içinde kendilerini serazat saymak istiyen bir takını mil­letvekilleri varsa, seçiliş şart ve şekil­lerini halırlıyarak, kendi hal ve vazi­yetlerine de pe-k âlâ bir istikamet ve-relbilirler, fakat parti listesine daya­narak vo onun, milletin gördüğü azim teveccühten faydalanarak mil­letvekili seçildikten sonra partiye kert. dilerinin şahsan istikamet vermeye kalkmalan sslâ doğru bir şey olamaz. Çünkü asıl olan partidir ve onlar, hu partiyesonradandâhi! olmuşfertler. Demokrat Partinin kendilerini be­nimseme gayret ve hararetine verdiği tou cevabı, hâük te mahlûk ta tecviz; cütmez. Kendilerini insafa davet ede­riz.

Din ve irtica...

Yasan: Mümtaz Faik Fenif

21Şubat 1948

îlkokullarda intiyaıi bir şekilde din. dersleri okutulması, din âlimleri ye­tiştirmek üzere Üniversitede bir İslâm Dini Fakültesi kurulması, Halk Partisi 'Meclis Gııiipunda kabul edilmiştir. Bu hususta epey zamandan Iberi çalışan ko­misyonun, raporunda ne gibi noktalar üzerinde durduğunu pek bilmiyoruz. Yalnız partiden sızan bazı haberler, bize din tedrisatının ve tou tedrisata veriien ehemmiyetin ana hatlarını kısmen açık­lamıştır. Herhalde Millî Eğitim Bakanı­nın ibu mevEu .etrafında Mecliste geniş izabat vermesini ve vatandaşları tenvir etmesini istemek Sıakkımıadır. Çünkü din meselesi, ne sade Halk PartisiniD-inhisandır; ne de bu iş, sadece parti g.rupunirn dört duvarı arasında ebediy-yen mistik mahiyetini muhafaza edip> kalacaktır!

Din tedrisatı gerçekten resmî bir mahi­yet alır ve vatandaşların vicdan v& iman hürriyetleri sağlanacak .olursa, epeyce zamandan beri iğimizde hissetti­ğimiz bir eksik cihetin tekrar dolmuş olduğunu görerek sevineceğiz.

Şimdiye kadar din meselesi, ıslah edila-rek tatbik edilemediği için cezri !biar şekilde kökünden silinerek bir tarafa bı­rakılmış ve ibu yüzden Türk cemiyeti, en emin dayanaklarından (birini kaybet­mek tehlikesine uğramıştır. Ahlâkıyatı-mıza, içtimai (hayatımıza ve hattâ kül­türümüze ve millî hareketlerimize kadar derin tesirler yapmış olan böyle yüksek bir müesseseyi bir apadist keser gibi nasıl koparıp at.aibiliriz ? îslâm dini ile Türk Milleti asırlardan beri hal ve ha­mur olmuştur. Vs nihayet İstanbul'un Sül ey maniye'si, Yenicami'i, Bursa'nnıEdirne'nin Sultanselirn'i, İslâm dininin takviye ettiği Türlü medeniyeti­min eserleriöir. Bunların kapılarına bir kilit vurmağa, gönüllerimizi mânevi âlemin enginliğinden ayırıp, sadeee mad­di Alemin (hendesesine sokmamıza imkân yoktur.

Eğer elin Ibazı zamanlarda irticaa dönmüşse, bir gerilik unsuru halinde Önümüze dikilmişse, onu, derhal fırsat arayanlar dan, tahrikçilerden kurtarmak ve entemiz kaynaklarına! irca etmek fon cemiyetin vazifesidir, .taorcuûur. Fakat dini bîr bahane ile kökünden koparıp atamayız. "Ve vicdanlarımızı, bu suretle ıen büyük (bir kuvvetten mahrum bıraka­mayız. Eğer irtica endişeler ine karşı İbir Mir yapılması lâzım geldiyse, şimdiye kadar boş geçen seneler bunun için kâ­fidir. Artık kendimize dönmemiz v.a kea-dl mânevi 'bünyemizi yapmamı? gerek­tir.

Bizce kerkuç olan din. değil, taas­suptur. Çünkü dinin esaslarından biri de müsamahadır. Ba bakımdan 'Qin ta­assuba doğru gittikçe kendi esasını in-Tcâıra. sapmış ve daha doğrusu dinsizliğe yönelmiştir!

Din ifratı meneder. Taassup ise dinin yasak ettiği Mv ifrattır. Dinde tassubu ih'oş görmediğimiz zaman, .politikada ta­assuba göa yummak Ibir irtica değil de :nedir ?

Tek parti zihniyetinin tek mezhep taas­subu kadaa? korkunç olduğunu v-s insan­lığı, din ifratı kadar karanlık âlemlere gönderdiğini lıiç farketmedik mi?.. 33u-mm gijbi nizamlı ve yüksek -bir din. ter­biyesi yerine nizamsız ve mutaassıp ibir in aleyhtarlığı yapmak irticaın tâ ken­disidir. Çünkü irtica din aflmaı insanları karanlığa sevkeder ve mutaassıp din aleyhtarlığı, vicdanları körüküriine bir "uçuruma yuvarlar.,. Ve nihayet sade is­lâm dininde değil, hiTistiy anlıkta bile karaı papazların ne taassupları görül­müş, zaman zaman katoliklik adına ne "itatliâmlar yapılmıştır! Hazretî İsa'nın içarmıha gerilmesi dalıi, hıristiyanlık di­ninin bir irtica üzerine doğduğunu gös­termemiş midir?

Biz, günlük Ibir gazete makalesinde (birislâm dini felsefesi yapacak değiliz. Dinin lüaıotmınu fla ispata çalışnuyacağız. 'Sîz, yalnız dine, irticai getirir, damgası-m 'vuranların ne kadar haiksız olûııkları ve "üu yüzden cemiyete ne kaıdar zarar yaptıklarını anlatmak arzusundayız. Radyumun kanser tedavisindeki rolünü İbilınlyor muyuz? Fakat tm tedavinin eğer İfrata gidilirse, hastanın bir uavu-ııu sakat bıraktığım ve hattâ huyatma toîle mal olduğunu .gok defalar işitmişiü-öir. «Yarın, âhirets endişesine dayanma­yan ibir hayatm ne kadar sönük olduğu­nu dîi^unüniia! Din, hiç bir şey yapmı­yorsa, 'bize fcir ebedilik hissi vererek, Ibu kâinat içindeki yüksek mevkiimial bize ihtar etmektedir!

Delilikle, dehâ, bir dağın iki yamacı .gi­bi ise, tiitûc irtica da aynı şekilde bir ûağm iki yamacıdır. Güneş gören taraf öirt, göfeade ve kai'anlikta kalan taraf ilticadır. Onun içindir ki, kara taassup dinin nurundan uzak kalmaktadır.

D (halde askere, cephede hücuma geçer-Tien şehitlik mertebesini vaadeden ve onu ölümden daiha çok ebediyete ulaştı­ğına inandıran, Adana seylâıbı gibi toir felâket karşısında içtimai yardım sigor­tasını otomatik surette (harekete geçiren, thasta bir ruhu gayrin malına, el uzat-maktaaı alıkoyan din gaibi bir. müessese­ye lâzım ıgelen ehemmiyeti vermek en yerinde bir foareket :ol a çaktır.

Dini yıktıkt.an sonra Onun yerine ihangı müesseseyi koyacağız? Neden.kuı-ulmuş ibir nizamı inkâr edeceğiz? Ye insanlarm vicdanlarını hangi prensiplere ibağ-

lıyacağia?...

Masıl toir madde hakkında yasak kondu-ğ.u zaman onun yerine kaçakları peyda olursa, dinle alâkamızı kökünden kesti­ğimiz zamanda ela yerine derhal kaçak din tüccarları meydana .çıkar; bunları !biz kontrol edemediğimiz için, neticenin nereye varacağını da bir türlü kestire­meyiz i...

Beyazıt'taki Sahaflar Çarşısından geçi­niz! Eski MKanakîı İlmi-'hâllerin yerini şimdi, modern ilmi - hâller almıştır. Son zamanlarda; toiraz ortalığı serbest gö­renler, din perdesi altında yığınla neşri­yat yapıp [biçare halkı soymaktadırlar. Vapurlarda tanesi on kuruşa tek küçük yaprak Karınca Duası satıyorlar; ve omu almak istemediniz nuj, üzerinde göğüs meydanda, bacakları meydanda İbir ka­dın resmi bulaman şarkı kitaibinı sürmbakıyorlar!...

BaŞuboş bir din neşriyatı keşmekeşi için­deyiz. Kadınlara raahsus açık saçık taf­silâtlı ilmi - 3iâl kitaplarının müşterileri arasında cinsî temayülleri yeni uyanmış delikanlılar çoktur!..

Nereye gidiyoruz?

.Senelerden IberL dinden uşak kalmış ol­mak, ibu saf mayayı tahammül" ettir­miş ve böylece din bir takım vicdana Be­sinci kollarının hiyanetineuğramıştır. Bu neşriyat ve vicdan namına yapılan hu spekülâsyonlar bir an evvel önlenme­li ve din toir seylâp âfeti olmaktan kur­tarılarak lıakikû meorasuna irca edilme­lidir.

EMİ ellerde yapılacak disiplinli ter din tedrisatı ne kadar lüzumla ise, dini 'bir şöhret ve servet basamağı yapanlar da ibu memleket iğini o kadar korkug (bîr tehlikedir. Bİ2 din dağının güneşli tara­fını tutalım, karanlık tarafta kalanlar o zaman hareketsiz kalır ve zulmette boğulurlar!

Fakat şuna dikkat edelim kî, bu işte sağ1 duyu ne kadar geç kalırsa, kör kuvvet o kadar -çok yol alır. Maneviyattan vic­danlara doğru kayan TAr meyil vardır. Dâva !bu meylin haşini iyi Mıvvet.lerin tutafoümesindedir. Yoksa vicdan hürri­yetini kabul edip de din tedrisatımızı normal İbir şekilde yürütemezsek işte o zaman yoibaızlarnı ekmeğine tereyağı sürmüş ve irticai bilmiy.arek destekle­miş oluruz!

Bu işte her geçen günün zararımıza ol­duğunu asla unutmıyalım.

22 Şubat 1948 tarihli «Ulus» Anka­ra'dan:

Modern demokrasinin nazari bakımdan babası sayılan J. J. Rouseau, devlet için­de vatandaşın değerini şu sözlerle belirtir: «Hürriyetsiz vatan, fazilets.z hüriy-yet vatar.daşsız fazilet olamaz. Vatan­daşı yetiştirir ve yüksel tirşeniz her ist sağlamış olursunuz.» Yüksek, medeni bir cemiyette, siyasi ve kültüre! terbiyenin sonsuz ehemmiyetini aydıııiatan bu hü­kümde, halkçı bir rejimin bayat prensibi' saklıdır. Çünkü halk duygusu hassas,, siyasi terbiyesi yüksek, fikrî seviyesi. mükemmel vatandaşlar, millî bir demok­rasinin gerçekleşmesinde en esaslı şartv teşkil ederler.

Halkevleri, vatandaşın yetiştirilmesinde-Türklüğün manevi hayatını, kültür is­tiklâlini, medeniyet üstünlüğünü belirt­mek ve kökleştirmek üzere kunılmuş fi­kir ve İman kaleleridir. Onları, tek parti rejiminde de siyasi mücadele vasıtaat olmaktan koruyuşumuzun sebebi açıktır.. Eu kültür ocaklarının samimî havası içinde dün olduğu gibi bugün de her va­tandaş - siyasi görüş ayrılıkları dışında lıattâ politikada faal bir rolü olmsma, lü­zum kalmadan - vazife ve mesuliyet yüklenebilir Bedenî ve fikrî kabiliyetle­rini inkişaf ettirebilir. Enerjisini büyük Türk yarzmmn gerçekleşmesine aarcı-yabiiir.

Son C. II. P. Kurultayında Hal kevl eriyle-Halkodalamıdan bütün vatandaşların.-eşit surette faydalanmaları prensipi,, sağlam esaslara bağlanmıştır. Gerçi Ge­nel olarak bu ocakların ağılma ve çalış­malarım idare etme, millî kültüre olan. hizmetlerini düzenleme yetkisi. Parti di­vanına aittir. Ancak gerek halkevlerinin gerek lıalko dalar mm kendi yönetmelik­lerinde tesbit edilen esaslara göre ba­ğımsız tüzel kişilikler halinde çalışma­ları -kararlaştınlmıştır. Böylece Cumhu­riyet Halk Partisi bu vakte kadar geli­rinin en toüyük kısmını tahsis ederek yurdun dört bucağında vücuda getirdi­ği bina 'va müesseselerden, bütün va­tandaşların ve karşı partilerin de fay­dalanması konusunda hiçbir tereddüde kapılmamış ve yer bırakmamıştır. Esasen Halkevlerinin faaliyet tarzına ve programına tâ başlangıçtan beri - adına uygun olarak - halkçılık zihni­yeti ve vatandaş eşitliği düşüncesi hâ­kimdir. Bu düşünce, hayatın zaruri kıl­dığı tenevvuu; fertler arasında iş ve gö­rev bölümünü;istidat ve karakter aynliğuu; hizmet, liyakat ve gayretin de­ğerini hulâsa tabiî bir inkişafın zaruri şartlarını inkâr etmeden sınıf, aile, cins, zümre imtiyazlarından tamamen temiz­lenmiş halkçı bir hayat çerçevesi içeri­sinde aydın, esnaf, köylü, memur, öğret­men, erkek, kadın, genç, yaşlı herkese aynı faaliyet imkânını ayık bulundurur. Nitekim düşünce, duygu, iş kabiliyeti gibi insanlık hasletinin değişmez değer­lerine dayanan Türk milliyetçilik imanı­nın bu yüksek mabetlerinde, fikrin, ru­hun, bedenin bütün asîl iştiyaklarını bcsliyecek; doğruyu düşünüp bulmayı, güzeli duyup yaşamayı iyi takdir edip yapmayı telkin edecek Iıer vasıta ve im­kân, çalışmak ve çalıştırmak istiyenle-lin emrindedii. Bu bakımdan halkevle­rinde vazife ve mesuliyet almak, her Türk aydını için şerefli bir ödevdir.

Son günlerde Halkevlerinin tevarüs et­tikleri Türk Ocaklarının yerini doldur­madıkları bir tenkit olarak ileri sürül­müştür. Böyle bir iddianın haklı olabil­mesi için her iki müessesenin aynı şart­lar altında farklı neticeler aldıklarını ispat etmek gerektir. Türk Ocaklarının milliyetçilik ülküsünün telkininde tarihî hizmetleri büyüktür. Millî Mücadele ile milliyetçilik ülküsü, Devletin temel şartı ve vasfı olarak gerçekleşince, müessese­nin yeni sosyal şartlara uygun bir "isti­hale geğirmesi zarureti Halkevlerini doğurmuştur. Türk Ocaklarının hamleli taşkın dinamizmini, Halkevlerinin ya­pıcı ve yetiştirici statizminde aramak, her sosyal müessesenin devrinin ihtiyaç­larına cevap verme zaruretini inkâr et­mek olur.

Yukarda belirtildiği gibi Halkevleri ve Odaları, tek parti devrinde de bütün va­tandaşları bağrınla toplamıya çalışan bir teşekküldü. Çok partili bir kontrol ve murakabe sisteminde ise, bütün va­tandaşların kültürel yükselmelerine ve sosyal kaynaşmalarına hizmet etmeleri demokratik gelişmemişin de hayrına a-lacaktır. Açılış yıldönümünde, yurdun dört bucağına dağüan bütün Halkevle­rine vs Haiko dal arma yeni gelişme ve çalışmalarında başarılar dileriz.

26 Ştıh&i 1948 tarihli «Ulus» Anka­ra'dan:

Din öğretimi konuları 'hakkında C. H. P. Meclis Grupunun varmış olduğu ka­rarlar, meselenin lâyiklik prensip imizle ilgisi bakımından büyük ehemmiyetini Mr kere daha belirtmiştir. Grup, uzun ikonuşma. ve tartışmalardan sonra, ilko­kullarda din öğretimi prensiplerini, ke­sin olarak tâyin etmiştir. "Buna karşılık imam ve hatip gibi din hizmetleriyle uğ­raşan elemanları yetiştirecek öğretim-müesseseleriyle, yüksek din »bilginlerinin yetişecekleri İslâm İlahiyat Fakülteleri kurulması işinin görüşülmesini, meselenin ciddiyet ve e&ıemnuiyetiyle mütena­sip geniş incelemelerinin tamamlanması için, gelecek toplantılara yani tatilden* sonraya bırakmıştır.

Bundan Önce gene bu sütunlarda belirt­tiğimiz gibi, dînsizLikle hiç bir ilgisi olmıyan layiklik prensini, vicdan hürriye­tinin en iyi teminatıdır. Layiklik, aslm-•da din inancının bir vicdan işi olarak siyasi bakımdan tarafsıklaştırılması de­mektir. [Bunun tabii neticesi şudur: Lâ-yik bir cemiyette ibir yandan vatandaş­lar, dinî kanaatlerinden dolayı siyasi teş­kilâtın herhangi bir müdahalesiyle, kar­şılaşmazlar. Diğer yandan siyasi faali­yetlerde, din! İnanglann tesirinden büs­bütün uzak kalırlar, tâyikliğin esası, dinî ile siyasi arasındaki bu uyuşmazlık -daha doğrusu- karşılıklı bağımsızlıktır.

İşte bu münasebet tarzı, din Öğretimin­de Devlete düşen rol ve görevi tâyin eden kriteri de gösterir: Devlet, siyasî birliğin hukuki ifadesidir. Bu bakımdan1 dinin Devlet, Devletin de din işlerine1 karışmaması esastır. Yalnız lâyikliği be-nimaiyen. bir devletin, ayrıca vicdan hür­riyetini yani herhangi bir kimsenin di­nî inançlarından dolayı takip ve mua­hezeye uğramamasını sağlaması da-şarttır. Nitekim bütün modern anaya­salar gibi bizim. Anayasamız da bu. te­minatı ühtiva etmektedir.

Vicdan hürriyeti, söz, hareket, yazı ve­ya ibadet şeklinde belirmedikçe zaten dokunulamaz bir cevherdir.Bu sebeple devletin bütün dikkati, vicdan hürriye­tini sağlamaktan ziyade onun, kötüye kullanılmasın, önleme esası üzerinde toplanır. Söz, yazı, bareket ve ibadet şeklinde 'beliren dinî inançların tıir bas­iti tesiriyle îıaşkalarmın vicdan hürri­yetlerini veya kamunun huzurunu ihlâl etmeleri çok kere görülmüş hallerden­dir. Bu sebeple lâyiklik prensipi, tarih­te karanlık bir taassubun mutlak ve korkunç hâkımiyetine karşı vicdan hür­riyetini koruma mücadelesinin mahsu­lüdür.

Devletin din öğretimi işleriyle alâkasın­da da aynı düşüncelere uyulması bir za~ r ürettir. Her vatandaş İstediği dinî aki­deye sainip olmakta, bunu yakınlarına ve 'billıassa henüz rüşte vâsıl olmamış çocuklarına telkin etmekte hürdür. Bu esasa göre din öğretiminim, - hususi im­kân, ve vasıtalardan faydal anıldıkça. -ne fiilî, ne de kanuni bir engelle karşı­laşmaması gerekir. Ancak bunun kötü­ye ku.llanılmasını onüyeeek kontrol ted­birlerinin alınması da lâzımdır.

Masrafı Devletçe ödenen okullarda din derslerinin okutulması işinde de gene ibu ölçülere başvurmak, en kestirme hal çaresidir. C. H. P. Meclis Grupuaun son kararlarına Sıâkim olan düşünce de, din Öğretiminde kür dilek ve resmî ile hu­susiyi birbirinden kesin olarak ayırma esasıdır. Nitökim ilkokulların .son iki sı­nıflarında verilmesi prensip olarak ka­rarlaştırılan din derslerine çocukların katılması tamamen ihtiyara ve bilhassa velilerin rızasına bırakılmıştır ve foun-lar okul içinde fakat ders saatleri dı­şında yapılacaktır.

Mîllî Eğitim Ba kanlığının kendine bağlı ilkokullarda verilecek 'bu derslerle ilgi­si, mahzurları önleyici bir murakabeden ibarettir. Verilecek din derslerinin programlan ve okutturulacak kitaplar. Di­yanet işleri tarafından hazırlanacak, Milli Bakanlığının tasvip ve tas-dikmdan geçecektir. Din derslerini oku­tacak olanları, ilkokul öğretmenleri ve gerekirse matlup vasıfları haiz kimse­ler arasından seçme yetkisi tamamen. Millî Eğitim. 'Bakanlığına bırakılmıştırokulları için de hu konuda gerekli tedbirler almaç alttır.

Bütün bu kararların tahlilin den çıkacak netice şudur: Lâyiklik prensiplnin her­hangi bir suretle zedelenmesi ihtimalini bertaraf etmek şartiyle, Türk vatandaş­larının, kendi çocuklarına inandıkları dinin esaslarını öğretmelerini sağlıyacak vasıta, ve imkânları temin için elverişli zaman gelmiştir. Bundan faydalanma, tamamen ihtiyara Jbaglı kalmaktadır. Devlet adına Millî Eğitim Bakanlığı vic­dan hürriyetinin ihlâline varacak her türlü suiistimali önlemek -üzere mura­kabe ve kontrol yetkisini kullanacaktır. Böylece din öğretiminin lâyiklik prensi­pi kontrolünde temini imkânı hazırlan­mış oluyor.

Yasan: M. Faruk Gür tunca

25 Şubat 1948 îarihîi «Her gün» İstanbul:

Ankara Üniversitemizde bası sol tema-yüllü profesörlerimizin bulunduğu, ge­rek Anıkıara gençlik tezahürlerinde ve gerekse Hasan Âli Yü^el - Kenan öner dâvasında ileri sürülen iddialardı. An­kara ve İstanbul Üniversiteleri arası, kurul, bir haftalık hir münakaşa ve bir fikir teatisinden sonra kararını verdi. «Ankara 'Senatosunun 'bu sol fikirli pro­fesör ve doçentler hakkında verdiği ih­raç karar; doğru değildir. Deliller yeter gör ü! m c mia tir

İddialara, göre, Ankara Üniversitesi pro­fesörleri verdikleri ihrae kararında sol temayüllü profesör ve doçentlerin genç­ler üzerindeki telkinlerini gözleriyle gö­rerek, müşahede ile tesbit etmişlerdir. Yüreklerinde, en nazik bir durumda bu-lunar. Türkiye'nin istiklâl ve hürriyet ateş; yanmaktadır. Türkiye'de Me l)iv zaman peyk devletlerinin aşağılık ve uşaklık ruhunu yaşatmamaktadır. Hâ­diselere Ankara burçlarından bakıl bambaşka bir haleti ruhiye olur.

îstasibul Ümversit eleri profesörlerine gelince: şüphesiz aynı vatani duygularla kalbi çarpan bu azalar, daha çok Üni­versitenin ilim hürriyetine, fikir seibestîsinc titiz bir hassasiyet göstermekte­dirler, ihraç kararım, TürMye'de de-mokrasî rejimimizin şeref ve haysiyeti­nin payimal edildiği kanaatlndedirler. Ne olursa olsun, "Üniversite bağımsızlığı Mâl edilmemelidir.

Sayın Nadir Nadİ, «Cumhuriyets de sol­cu diye adlandırılan profesörlerden İliç birinin dostu olmadığını, yüzlerini gör­mediğini, hattâ hiç ibir yerde 'bir satır -yazısını okumadığını yazıyor ve Üniver­sitelerarası Kurulun kararını alltışlıyor. Ankara Dil - Tarih - Coğrafya Fakül­tesinin ise söz (konusu olan hocaları Üniversite Kanunu Yönetmeliğine da­yanarak kürsülerini lâğvederek, açıkta bırakması kararını hayretle karşıladığı­nı söylüyor.

Prensip, "Üniversite bağımsızlığı kararı­nı alkışlamak yerinde bir harekettir. Fakat acaba gerçekten Ankaralı pro­fesörler ferdî bir bozgunculukla mı ha­reket ediyorlar?.

Sosyoloji kursusunda içtimai nizamı bir ilim çerçevesinde anlatmak hiç bir za­man solculuk değildir. îlakat, Türk ni­zamı içtimaisi aleyhinde zehirli fikirler aşılamak solculuktur. Türk folklorun­da lıalkın ıstıraplarını gösterir şiir nıl-salleri vermek edebiyattır; fakat bu mi­salleri ihtilâl metodları ile birleştirmek solculuktur. Demokrasinin de bir şerefi olacağını söylemek, partilerin muhak­kak milletin sevdiği, güvendiği bir şefin ardında yürüyeceğini anlatmak dersin icabıdır. Fakat dünyada yalnız bir şefin bulunduğunu ve bunun da «Stalin,-> ol­duğunu aşılamak ıbir solculuktur. Kör-oğlu, Dadaloğlu, Patrona, Koaanoğlu hareketlerini millî ihtilâl hareketlerine bağlamak ve bunların zamanındaki hü­kümet ve devlet büyüklerini bugünkü Türk büyüklerine, dünkü tarih büyük­lerine bağlamak ve küçük düşürmek bir solculuktu i'.

Hasanoğlan Köy Enstitüsü çatısına gi­dip de bir çok körpe dimağları yukar-daki propagandalarla zehirlemek ve Türkiye'de bir lıalk ihtilâli lâzısA gel­diğini aşılamak solculuktur. (Buradaki bazı gençleri yurdundan, , vatanından, ailesinden soğutturmaksolculuktur.

Hülâsa, komünizm, Leninizm, StaİInizm düsturlariyle zehir saçmak solculuktur. Ve bunun gökkuşağının içindeki en ince renk ile -en koyu rengin, ayrılması kadar kolay bir ayrılığı vardır. Mesele, bu ho­caların ilim kisvesi altında böyle propa­gandalar yapıp yapmadığı davasıdır. Amerikalılara veya filân devlete karşı Türkiye'de yeni rejim şeref ve haysi­yetini koruyacağız (üye, vatan hürriye­tinden önce ilim ve fikir hürriyetini dü­şünmek bilmeyi?; ki ne dereceye kadar doğrudur?.

Bu konuya ait esas fikirlerimizi, tou me­selenin kesin olarak durulması zamanı­na bırakıyoruz.

Yasan: Cilıat Baba/n

25 ŞuBat 194S tarihli «Tasvir» İs­tanbul'dan:

Üniversiteler arası kurulun solcu profe­sörleri yine kürsülerine iade eden kararı Büyük Millet Meclisi muhitinde büyük tepkiler yarattı, intihap dairelerine git­memiş olan milletvekilleri dün ve bugün hepsi bu işle meşgul oldular. Öyle zan­nediyoruz ki, Meclis açıldıktan sonra bu mesele tekrar ortaya çıkacak ve bazı ihtilâtlar yaparak komünistler mevzuu memleketi hayli meşgul edecektir.

Doğrusunu İsterseniz, genel olarak bir milletvekili kuvvetini çıplak mantıktan alan bir hiikükçü gibi düşünemiyor. "Ü-niversiteler arası kurulunu teşkil eden azaları karar ve kanaatlerinden dolayı muaheze edecek değiliz. Fakat onlar ka­nunu kendi anlayışlarına göre imal ede­rek ve işi sırf kendi muhitlerine göre ele alarak karar vermişler ve memleketin umumi teraayüliyle kanun fikri arasm-dp. tezada düşmüşlerdir.

Halbuki milletvekili, komünist bocalar derken Bulgaristan'da, Macaristan'da ve şimdi de Çekoslovakya'da oynanan faci­aların tesiri altında kalmamazlık edemi­yor. Emperyalist Rusya bir taraftan Fi­listin işlerini karıştırıyor ve ateşi Akde­niz'e sirayet ettirmek isterken diğer taraftan silâh sesleri Atina'nın 18 kilo­metre yanma kadar yaklaşmıştır. Bu manzaralar karşısında yüreğinde mesu­liyet hissi taşıyan bir mi O et vekil inin lâ-kayd kalmasına imkân yoktur. Şimdi si­zinle Üniversiteler arası kurulunun İptal ettiği Ankara Üniversitesi Senatosunun bu üç solcu hoca hakkında 10/1/1948 ta­rihinde vermiş olduğu 187 sayılı kararı beraber okuyalım:

«Profesör Pertev Naili Boratav ile Do­çent Bellice Boran ve Niyazi Berkes'iii meslek disiplinine aykırı fiil ve hreket-lerinin aynı neticeleri husule getirmeğe matuf ve ağırlık derecesiyle mahiyetle­rinin birbirinin aynı oldukları anlaşıla­rak bu öğretim üyelerinin şimdiye kadar türlü vesilelerle kendilerine yapılan tav­siye,, ikaz ve ihtarlara ve alman tedbir­lere rağmen öğrencilerini Üniversiteler Kanununun üçüncü maddesiyle istenilen «Türk devriminin ülkülerine bağlı ve millî karakter sahibi vatandaşlar olarak yetiştirmek» görevinden kendilerine dü­şenleri uygun yolda yerine getirmemiş olduklarına kanaat hâsıl edilmiş ve fa­külte öğrencilerini birbirine düşürür (1) Vaziyetler ihdas etmeleri, geçmişteki halleri ve bilhassa çıkardıkları Adımlar dergisinin Eakanlar Kurulu kararıyla kapatılmasının gerekli görülmesi. Yurt ve Dünya ve Adımlar dergilerinin Tür­kiye komünist lideri olan Şefik Hüsnü­nün murakabesine tabi bulunduğunun içişleri Bakanı tarafından resmen beyan edilmiş bulunması durumlarını ağırlaştı­rıcı sebeplerden sayılmakla. Di! ve Tarih Coğrafya Fakültesi Yönetim Kurulunun uygun görülen teklifi veçhile Profesör Pertev Naili Bor at av, Doçent Behice Bo­ran ve Doçent Niyazi Berkeg haklarında 4936 sayılı kanunun 3 üncü maddesinin delaletiyle 46 ncı maddesi uyarınca D bendindeki ^Üniversiteler öğretim mes­leğinden çıkarma» cezasının tatbikir.a oybirliğiyle karar verildi. işte İstanbul Üniversitesi sayın üyeleri­nin refettikleri karar bu karardır. On­lar da bu kararı refederken solcu hoca­ları kürsülerine tekrar iade ederlerken bu zevatın millî Mürk ideolojisine aykırı Talebe avasnıda milliyetçilik aleyhinde cereyan uyantîır&ca'k. İmmünift tahrikleri yap­mak.

fikirlere sahip olduklarını da kabul et­mişlerdir. Dikkat edilecek olursa bu üç-sayın öğretmen 'bu kadar ağır itham al­tında kalmış olmalarına rağmen kendi durumlarını açıklamak zahmetine kat­lanmamışlardır. Anlaşılan biz komünist değiliz demek gibi bir sözle hakikî hüvi­yetlerini gizlemiş olmak hareketini dü­rüst telâkki etmemişler bir nevi itiraf olunan suçlariyle haklarındaki ithamı kabili etmişlerdir.

Biz Meclis koridorlarında bu manzara karşısında haklı infial duyan bazı sayın millet vekilleri gibi Üniversite muhtari­yetinin lağıv yoluna gidilmesine elbet taraftar olacak değiliz. Bu memlekette üniversite mili! bir şuur ifade eder. Dü~ nün idarecileri muayyen bir zaman ve mekân şartlan içinde millî temayül aleyhinde verdikleri kararların şümulü­nü hesaplamadan her hangi bir netice­ye varmış olabilirler. Bugün millî tema­yüle kafa tutar gibi görünen bu karar muhtariyete kavuşmanın ve şuurunu id­rak edenlerin bu zevki elle tutmak ar­zusundan ileri gelmiştir. Elbet muhte­rem üniversite erkânımız bunun gibi ni­ce nice kararlar da verebilirler. Hattâ Meclisteki müzakereleri müdahale te­lâkki ederk, Meclise kızarak bir güu Bayan Behiua Eoi'an'ı rektör de yapa­bilirler.

fakat dikkat arkadaşlar! NasU Büyük Millet Meclisi memleketin bir cüz'ünün başka milletlere terkediî-mesi hakkında bir kanun çıkaramazsa Üniversite de millî tefekkürü yabancı ideolojilere teslim eden bir karar vere­mez. Kanunların sakıt kaldığı yerde memleket menfaatine o knunlarm nasıl imal edileceğini öğreten hukuk ilmini bu memleketin evlâtlarım bu topraklar­dan soğutacak ve onların kuvvetini bu topraklardan sökecek Mr telkini velev mevzuatın meşru gibi görünen kılığı al­tında dahi biae haklı gösteremez.-

Rusya'nın emperyalist öncüleri olan ko­münistler kanun dışıdırlar. Bugün ko­münizmi iktisadî ve içtimaî «ir doktrin 'olarak telâkki edenler ahmak değillerse pek saf insanlardır.

Nasıl beşinci kollara bu memlekette yfe vermedikse bu memleketi içten çürüt ecek unsurları da yaşatacak değiliz. Saf-{ar Slavizmin hakikî çehresini görme­mekte ısrar etsinler. Bu memleketi ayakta tutmak istiyenler ideolojik bir kılığa bürünen Rus emperyalizminin Ön­cülerine meydanı boş bırakr,uyacak!ar­dır. Bik Üniversitelerimizde hâkim, oldu­ğuna kani olduğumuz bu millî şuura inanıyoruz. Ve inanıyoruz ki kendileri için mazeret teşkil eden sebeplerle mem­leket gerçekleri karşılaştığı zaman for­malist bîr suiniyeti teckederek gerçeğe mutabık bir yol tutacaklardır. Biz solcu hocaların Üniversiteler Arası Kurulunun kararına rağmen kürsülerini yeniden iş­gal edebilceklerine ihtimaı vermiyoruz.

Sel âfetinden sonra...

28 Şubat 1948 tarihli «Uîııs» Anka­ra'dan:

Çukurova' daki sel ve taşkın âfetinin yaptığı tabiplerin bilançosu hazindir. 9 Şubat 1948 dem 21 Şuibat'a kadaa- Uç defa yükselen Seyiıan ırmağının iki ya­nındaki 'mahallelerde 9ö köyü su bas­mıştır. Adana merkezinde 218 ev yıkıl­mış, 377 ev yıkılacak hale gelmiştir. Köylerde ıgeııe 289 eıv tarnamiyle yıkıl­mış, hemen aynı miktarda ev de yıkıl-anak derecesine gelmiştir. 295 hayvan zayiatı tesbit edilmiştir. Gene Seylıan ve Bardan ırmaklarının taşması netice­sinde içel 'bölgesinde İS köyü su basmış veya sarsmıştır. Ceyhan irjnağı bölge­sinde de sekiz köy su ile çevrilmiştir. Taşkın sahasında su altında kalan top­rak yedi yüz bin dönüm' ve vâki zarar da on milyon lira olarak tahmin edil­mektedir.

Böyle ani ,bir felâket karşısında bu kış günlerinde foarmaktan ve gündelik yaşa­ma levazımından mahrum kalan vatan­daşlara ilk yardımın yetiştirilmesi, yani sularla sarılan kısımlarla muvasala te­mini, yiyecek gönderilmesi, barınak te­mini 'iıe kadar gecikme kabul etmez bir iş ise, önümüzdeki mahsul yılı için şim­diden pamuk tohumluğu yetiştirmek de 'o derece zaruri toir vazifedir. Bu yardı­mın ve bu vazifenin yerine getirilmesi­nin gözönünde tutulduğu şüphesizdi.

Anadolu'nun en feyizli ve talihli bölge­sinde yaşıyan vatandaşlarımızı saran bu âfetin bütün millet topluluğunu teessü­re düşürdüğünü söylemeğe lüzum yok­tur. Bu duyguyu gönlünde toplıyan Dev­let Başkanımız, vakit kaybetmeden fe­lâket sahasına koşmuş ve ÇukurovaMa-ra, kendi huzurundan yayılan mânevi kuvvet ile birlikte hepimizin teessür ve tesanüt duygularını iletmiştir.

Bu sel afeti, bizi felâketlerin vukuundan önce 'bunları önleyici teşebbüslere baş­vurmak, ve 'hususiyle memleket işlerini zaruıilik ve İktisadi verimlilik derecesi­ne göre bir sıraya koymak lüzumu üze­rinde yeniden düşüncelere götürecek bîr hâdise teşkil etmektedir. Çukurova'da ön­lenmesi lüzumlu ıbüyük bir iktisadi za­rar kaynağı ve onun. yanında yalnız o bölgeye değil bütün memlekete iktisadi ferahlık getirecek bir feyizlendirme ko­nusu bulunduğu unutulmuş değildir.. Fa­kat iht.iyaic.lar sıralanmadığı için zaruri önleme işinde gecikme olmuştur. Bu fe­lâket gösteriyor ki, memleketin iktisa­di ihtiyaçlarını 'bir araya getirerek toun-ları sıra numarası taşıyan bir programa bağlamak bizim için kati bir zarurettir. Türkiye, t,aibii ve iktisadi kabiliyetlerine göre ekonomi bakımından hangi vasıta­larla kaikinabilir ? Bunu hattâ yabancı uzmanlardan da faydalanarak ilmî ve teknik şekilde tes-Mt ettirip plâna bağ­lamak, bizi iktisadi verimi olmıyan işle­re para harcamaktan koruyacaktır. Gene bu felâket ispat, etmiştir ki, böyle •bir programda, su taşmalarını önlemek giibî zararı defedecek faaliyetler birinci sırada gelmelidir, ikinci sırada, bugün­kü 'İktisadi kudretimizin tek kaynağı olan ziraatı kalkındırmak ve her şeyden önce hiç olmazsa^ pulluk dâvasını hallet­mek gerekir. Sulama ve yoi işleri de lıe-men bunun yanında gelir. Pakat ırmak sularının cereyanını düzenlerken bu ce­reyanlardan muharrik kuvvet çıkarmak suretiyle faydalanma gibi işlerin de ge­riye 'bırakılmaması gereklidir, Amerikan (Dışişleri Bakanlığı ve umumiyet İtibariyle Amerikan. Hükü­meti, Türk Hükümetinin, ordunun foîr ikısmım terhis ederek bunları tek­rar tarım ve endüstri sahalarına sev-fcetmeaini ' temin etmçk maksadiyle Türk Hükümetinin üzerinde' bulunan ağır yükleri hafifletmek istemektedir. Bu bakımdan Amerikan Hükümeti, Türklere modern maİBemeier temin ettikleri takdirde, silâh altında daha az sayıda asker tutmakla beraber savun­malarının müessirliğinin kayfoohnııya-cağı (kanaatinde bulunmakladır. Söy­lendiğine göre, Dış:şleri Bakanlığı, Be­yaz Saray ve Savunma Bakanlığı, bir müddet önce Wasîıinton'a yapmış oldu­ğu ziyarette bu .görüşü ileri sürmüş olan Türk Genelkurmay Başkanı Or-geeral Omurtak'm fikirlerine kısmen iltihak etmiştir.

—Washington:

Türkiye'ye yapılan 100 milyon dolarlık yardım programı hakkında hüküme­tiyle görüşmelerde bulunmak üzere Washington'a dönmüş olan Türkiye'de-3M Amerikan Askeri Heyetinin Başkanı Genera.1 Horaee L. Mac Brkle şu be­yanatı vermiştir:

Türkiye, hürriyetini müdafaa etmek için her ne zaman ve kime karşı olursa olsun savaşmaya hazırdır.

Türkler kendi hudutlarının dışında hiç-, bîr şöyle meşgul olmamaktadırlar ve aleyhlerine müteveccih her hangi bir " harekete mukabelede bulunnııaya azmet­mişlerdir.

Amerikan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye'­ye Marslıail plânı dâhilinde yapılacak olan yardımdan ayrı olarak kongreden Türkiye İçin üâvc bir askerî yardım is-ttemenin gerekip gerekmediğini halen tetkiK etmektedir.

General Mac Bride, Amerikan Heyeti­nin mevcudunun Nisan ayına kadar tam kadrosuna vararak 260 kişiden mü­rekkep olacağını sözlerine ilâve etmiş­tir. Böylelikle Amerikan Askerî Heye->tinde kara ordusuna mensup takriben 100, hava ordusuna mensup 100, deniz kuvvetlerine mensup 40 kadar subay ve.er ile yol inşası iğin 20 kadar mütehas­sısbulunacaktır.

General, askerî malzeme ve teçhizatın en büyük kısmının bu ay zarfında gön­derileceğini haber vererek sözlerini bi­tirmiştir.

Bu arada Dışişleri Bakanlığı dıa, Birle-şük Amerika'ma Türkiye'de îıüyük Tair hava üssü inşa etmek maksadiyle bu memleketle anlaşmış olduğ-una dair Moskova Radyosu tarafından yayımla, nanhaberiyalanlamıştır.

18 Şubat 1948

Atina:

Anadolu Ajansının özel muhabiri bildi­riyor:

Kiralın, mütaaddit .bakanının, büyük­elçilik erkânının ve güzide ,bîr kalaba­lığın huzuru İle Farnasos Salonunda İs­tanbul Dağcılık ve Yunan Pünelinyon kulüpleri Eskrimcileri arasında yapılan müsabakalarda takım kılıç mübareze-lerin! 7/2 Türkler, filore miib ar ezel erini 6/3 Yunanlılar kazanmıştır. Ferdi flöre müsabakalarını 2/1 Türkler, ferdî kılı­cı2/1Yunanlılar kazanmıştır.

Kupaları Kıral dağıtmış ve puan hesa­biyle galip Türk takımına karşı bir kupa daha verilmiştir.

19 Şubat 1948

— Sofya:

Anadolu Ajansının özel muhabiri tele­fonla bildiriyor:

Düşürülen uçağımızın Pilotu Gedikli Çavuş Kemal Menderes'in naşı bugün, Bulg-ar makam'larınca, Burgaz Konso-losıı muzun huzuıiyie Ataşemi üterim iz Yarbay Münir Aral ve Altaşemiliter Muavini yüzbaşı Emin Acar-'a teslim edilecektir.

Cenaze, Burmaz Camiine getirilecek ve hazırlıklar bu akşama kadar 'bittiği takdirde yarın sabab. yola çıkarılarak akşam üzevi Kapıkule'ye nakledilecek­tir.

Ata sem ili t eri m İz ve Muavini, cenazeye. bududakadar refakatedeceklerdir.

3 Şubat 1948

— Hamburg:

Alman Dana Haberler Ajansının bildir­diğine göre, Al manya'd ak i toütün Pro­testan kiliselerinde okunan bir mesaj­da, nazilikten temizleme kanunlariyle Almanya'dan nasyonal-sosyalizmi sö­küp atmak teşebbüslerinin tamamen 'akim kalmışolduğu belirtilmektedir.

Aynı mesaja göro, tatbik edilmekte olan nazilikten temizleme usulleri, ma­zinin en karanlık devirlerini hatırlat­makta ve bu usuller her türlü adalet, İnsanlık ve faydadan âri .bulunmakta dır. Eu itibarla mesaj, bütün hıristlyan-lardan bu mahkemelerde başkanlık yargıçlık ve sorgu yargıçları vazifeleri­ni kabul etmemeleri ve şahitlik yapma­malarıistenmektedir.

— Paris:

Moskova Radyosu, bugün Tass Ajansı­nın bir tebliğin: yayımlamıştır. Bu teb­liğde. Amerikan ve Jngiliz kontrolü al­tındaki Alman basınında, Almanyada para İslâhatı meselesinin müttefik kon­trol konseyinin gizli toplantısı günde­mine alınmış olduğu hakkında çıkan haberleryalanlanmaktadır.

Tass Ajansı bu tebliğinde ezcümle şöyli diyor:

Yayılan bu söylentiler, ingiliz ve Ame­rikan makamlarının, Alınan parasının tevhidine mâni olmak yolundaki hakiki niyetlerini gizlemeğe matuf bir teşeb­büstür. Zira Alman parasının tevhidi, îngiiiz ve Amerikalıların Almanyayı parçalama programlarına aykırı dü­şebilirdi

4 Şubat 1948

—Stutıtgart:

Alnıanye.'daki Amerikan Askeri Valisi General Ivueius Clay, yaptığı "basın top­lantısı sırasında «Hükümetinin bir AL r/ı an, federal hükümeti teşekkülünü müsait 'bir şekiMe kaışılıyac ağını» toe-yan etmiş ve demiştir ki: Federal bir devlet tesisi meselesini mü­nakaşa ederken devletlere ve federal hükümete bahşedilecek haklar üzerinde yıllarca delil sera edilebilir. Aynı fikir çerçevesi dâhilinde Ameri­ka 'Birleşik Devletleri tarihine temas eden General Clay, Alman Hükümeti­nin sert olmıyan munis bir şekli kalbul etmesi icap ettiğini söylemiştir. General, Amerika Hükümetinin mem­nuniyetle karşıhyacağı hükümet şekli­nin Alman Milletinin çoğunluğu tarafın­dan arzu edilen şekil olacağını da. ilâve etmiş ve ekonomi konseyinin muhtemel olarak gelecek hafta içinde tâyin edile­ceğini bildirmiştir.

Nazilerden temiz ismet hareketlerinin 1 Haziran 1948 tarihine ka'dar sona ere­ceği ümidinde olduğunu da belirtmiş­tir.

— Berlin:

Burada Öğrenildiğine göre, Hitler ile karısı Bva Braun Münih'tek i naziler-den temizleme mahkemesi tarafından «gıyaben» yargılanacaklardır. Hitler ile karısının 29 Nisan 1945 te Reich bi. naşının sığnağında intihar ettikleri ibil-diriimiş olmakla beraber cesetleri tm-lunamamştır.

Amerikan Askeri Hükümetinin adalet uzmanlarındanbirisininsöylediğine

göre, Hitier ile karışına alt emlâkin durumunu tesbit etmek üzere -tedbirler alınmıştır. Kentlilerine [karsı ileri sürü­ten ithamlar haklı görüldüğü 'takdirde, !hiîkümei bunların haciz edilmelerini emredebilecek ve 'bu emlâk tazminat olarak hükümete devrolunacaktır. Nazilerden temizleme dairesine men-sup bir şahsiyetin söylediğine göre, ay­nı ithamname üzerinde -daha birçok harp suçlularının da isimleri vardır. idam saatinden 'biraz evvel intihar et­miş olan Alman Hava, Kuvvetleri Ko­mutanı Göring ile Polonya Valisi Frank, Frarikonya ValisiStreiejıer,Ekonomi Bakanı Fıınk, Hülânda Valisi Seyss In-guart Nurenberg'cle idam olunmuşlar­dır. Halen lıapisanetlc bulunan ve Hît-ler'in Muavini Rııdolf Hess, Viyana Vali-.si Von Schirah, sonradan Hitler'in. Mu­avini olan ve akibeti meçhul bulunan Martin Borman'm isimleri de tou itham­namede zikredilmektedir. Bu şahıslara ait hütün mal ve mülkün bir listesi ha­zırlanmaktadır.

Nuremlberg Mahkemesinde yargılana­cak General Blaskovie bugün î;intihar etmiştir. Nuremberg dek! Amerikan temsilcili­ğinden bildirîkliğne göre General înı sabah kendisini hapishanenin ikinci ka. tından atmak suretiyle intihar etmiştir. 6İ yaşında îmlunan General .Toannes Blaskoviç Alman işgali esnasında kuzey Fransa Valiliğini ifa etmiştir.

6 Şubat 1948

—Berlin:

Berlin'deki Amerikan ve İngiliz Askerî Valileri İngiliz - Amorikan Bölgesi için yeni bir iktisadi yasa kalbul etmişler­dir.

ingiliz Askeri Valisi General Robert-son, bu yasada Fransa Hükümetince ileri sürülen mütalâaların tla nazarı iti­baraalınmışolduğunubildirmiştir.

—Berlin:

Dün yayımlanan bir tebliğde, Alman­ya'daKusişgalKuvvetleriBaşkanı Mareşal Sokolovski, İS Mart 1948 Alman, işçi İhtilâlinin bütün Sovyet Böl­gesinde tatil günü sayılacağını 'bildir­miştir,

—Hamburg:

İngiliz ve Amerikan işgal 'bolgeleHnde-kl Almanlar kendi içişleriyle uğraşmak hususnda daha geniş foir yetkiye sahip olacaklardır. Bu nokta, iki İşgal bölge­sinin yeniden teşkilâtlandırılmasına dair olan programın esasım teşkil et­mekte dil1.

Bu karan ihtiva eden [beyanatı bugün İngiliz Askerî Valisi General Robertson ve Amerikan Genel Valisi Genval Clay tarafından yapılmıştır. Karar gelecek pazartesinden itibaren yürürlüğe gire­cektir.

Yeniden iki idare uzvu tesis olunacak­tır: Bunlar ibir devlet istişare meclisi ite İbir icra konseyidir. Bu uzuvlar ha­len mevcut olan ekonomik konseye ilâ­veten teşkil olunacaktır. Ekonomik konseyin tiye dayısı da on sekiz gün sonra yapılacak seçimler üzerine ikî misline çıkacafetır. Bu konseyin yetkû leri de istilısalât, iaşe, münakale, gaz ve elektrik ile fiyat kontrolü glibi şeyler sa­hası (bakımından çok genişletilecektir. Devlet istişare meclisi her bir Alman eyalet devletinin iki İt ems il e i sinden mü­rekkep olacak ve kanun yayınlamak veya ekonomik konseyin her hangi bir tedbiri hususunüa Veto hakkını kullan­mak yetkisine sahip olacaktır. İcra konseyinin başlıca vazifesi diğer iki konseyin faaliyetleri arasında ahenk temin etmek olacaktır. Bundan başka bahis mevauu programda her hangi bir icrai kontrol da serbest olacak ve ancak kanuna itaat etmekle mükellef bulunacak 'bîr yüksek mahke­menin kurulacağı da; bildirilmektedir. İdare makamlarının merkezleri umu­miyet itibariyle Fi'ankfourt'da buluna­cak olmtkla beraber yüksek mahkeme ingiliz Bylgesinde Kolonyada kurula­caktır.

Sök alan General Clay, silâhsızlanmanın askerî ve sınai bajkımlardan kontrol edilmesi için işgal bölgelerinde tahki­katta bulunmağa ifaezun dörtlü lıir Ko­misyon ihdası hakkındaki teklifinin vaktiyle Sovyet Murahhas Heyeti ta­rafından da reddedilmiş olduğunu ha­tırlatmıştır.

— Nurenibcrg:

Perşem'be günü Nurenberg; Mahkeme­sinde (beraat eden 21 inci Alman Ordusu Genel Kurmay Başkanı Hernıan Hoert-sclı ile Kurt Von Gcitmer, dün tevkifa-ııeden çıkarak Amerikalıların muhafa­zası altında Bavyera'da bulunan ika-metgâihlarma gitmişlerdir.

Bu haberi veren Alman D. P. D. Ajan­sına göre Bavyera nazilikten temizle­me mahkemesi ibu generalleri enterne ederek kendilerine karşı yeniden taki­batta bulunmak, niyetinde olmadığını bildirmiştir.

23Şubat 1948

— Reeeklinghausen ı

Pazar günüReecklinghausen'deyapı­lan Ruhr Komünist Partisi kongresinde ingiliz Bölgesi KomünistP-aıtisİ Baş­kamMaxRelmann,ezcümleşufaeya-naitta -bulunmuştur;

Almanya'nın iki devlete taksimini he­def tutan yeni Frfankfurt teşkilâtına karşı savaş, Alman Komünist Partisi­nin başlıca amacıdır.

Diğer taraftan Relmann, Frankfurt'a yerleşmiş olan Baitı Almanya Hükü­metinin, Batı Almanya endüstrilerine tahakitm etmek arzusunda bulunan Amerikan sermayedarlarının elinde ibir oyuııcalstan ibaret olduğunu teyit et­miştir.

24Şubat 1948

- Frankfurt:

İngiliz - Amerikan İşgal bölgelerindeki devletleri ihtiva etmek üzere teşkil edi­len yeni meclis dün Frankfurt'ta ilk Oturumunuyapmıştır.

Bavyera başkam bu oturumda 'başkan­lığa seçilmiştir.Bu yenimeclis, ingiliz

Amerikan Bölgesindeki yeni iktisadi te­şekkül kararı ile ihdas olunan âyaıı meclisini teşkil etmektedir.

Bu ayan meclisi ingiliz - Amerikan Bölgesindeki S devletin başkanı ve her devletin ayrı ayrı titrer mümessilinden mürekkep olacaktır.

27 Şubat 1948

—Berlin:

Bugün Berlin'de yayınlanan, ve Sovyet Askerî Valisi General Sokolovski'nîu. imzasını taşıyan bir tebliğde Nazilikten temizîeme komisyonlarının, lâgvı hak­lımdaşöyledenilmektedir:

Alman faşistleri ve militaristleri İdare mekanizmasından kovulmuş oldukları cihetle nazilikten temizleme komisyon­larının vücuduna artık lüzum kalma­mıştır. Her 'hangi ibir sugla ittiham edil­memiş olup faşizm zamanındaki hare­ketlerini namuslu .mesaileriyle affetti-rebilecek durumda olan Ibütün eski na, ziter artık umumi 'hayata, ticaret ve sanayi hayatına katılabilirler. Onlar ibu suretle Sovyöt Bölgesinin kalkınmasına da yardım edeceklerdir.

—Berlin :

Bugün Beılin'de yayınlanan resmî JDir beyannameye göre, nazi teşkilâtlarına mensup olan ve suçlu oldukları ortaya çıkan Ibazı üyeler ingiliz Bölgesinde ke­falete rapten serbest 'bırakılmış! ar dır. Bunlar arasında eski nazi Lideri Ges-tapo üyeleri ve eski S. S. mensupları da 'bulunmaktadır. Bununla IberaJber ha­kikaten bir tehlike arzedsn mahpus­lardan hiç toirisi serbest bırakılmamış olup serbest bırakılanlar da lüzum du­yulduğutakdirde yargılanacaklardır.

B. B. C. nin Berlin muhabirmin bildir­diğine göre, serbest bırakılan bu şahıs­lar foirinci ikatagoriye dâhil -olup Al­man Mahkemeleri tarafından yargılan­mış bulunmakta idiler. Amerikan 'böl­gesinden' nakledilmiş olan suçlularla birlikte İngiliz bölgesinde gecen Hazi­ran ayında yargılamaların ftaşlamasın-danberi 24 bin suçlu bulunmakta idi. Bunların yargılanması pek çok zaman tutacağındangözaltı edilmiş'bulunan

bütün bu şahısları mevkuf tutmanın doğru olmıyacağı nazarı itirafa; ajlm-jnıŞtır. Bu ay (başında gözaltı edilmiş bulunanların sayısı ancak 6.000 e var­makta idi. İngiliz bölgesinde 'bulunan îbiîtün askerî mevkuflar da senbest bı­rakılacakfakatbunlararasından na.

zilerle olan münasebetleri kendilerinin telılikeli addedilmesine yol ağacak de­recede kuvvetli olanlar kamplarda mu­hafaza edileceklerdir. Fakat serbest bırakılan tou nazilerin bütün üıal ve ha­reketleri en sıkı bir şekilde kontrola ta-"bt olacaktır.

Garbi Almanyanm kutulması, Batı dev­letleri ibirliğinin kurulmasını hem ko­laylaştırır, hem sağlamlaştırır. Çünkü Batı devletleri arasin-âa tam bir anlaş­manın hüküm sürmesi için Almanya meselesinin hollolunması İcafo eder. Al­manya bütün İbu devlefblerin korktuğu tehlikedir. Almanya ibu devletlerin he-men hepsini istilâ etmiş n/e yere sermiş, istilâ edemediği Ingiltersyi de aşağı yu­karı çökerfoeedb derecede harab etmiş-tL Yeni İbir Almanya kurulduğu <vs ye­niden silâhlandığı takdirde bütün ibu devletlerin huzur ve emniyeti yeniden kaçar ve hepsinin hayatı yeniden ka­çar ve hepsinin hayatı yeniden tehli­kelerle karşılaşır. Oaun iğin ıbütün ibu devletlerin en 'bellîbaşlı tasası Alman­ya, meselesini îsaUettmdk ive sulhçu İbir Almanyanın doğmasını sağlamaktır.

Fakat Almanya meselesini halletmek İliç de kolay değildir. Çünkü Almanya­nm 'büyük bir ikısmı ISovyet Rusyanm işgali altındadır ve Sovyet iRusya foura-da kendi înaksad ve fce defi erine lûzmçit eden apayrı ibir Siyaset tutmaktadır. Batı devletleri, Alnıanyanns iktisadi foir ibütün olarak idare edilmesini iste­dikleri halde Rusya- ile anlaşamamış­lar, Almanyanın siyasi istikbalini tayin etmek isteyince ibir neticeye varama­mışlar, tamirat meselesi. Ruhr Havaa-sısm istikbali, Almanyalım hükümet şekli, velhasıl Almaııyaya ait her ne mesele üzerinde yürümüş! erse, uyuşa-mamışlar, hattâ Almanyayı nazilSîten kurtarmak, demokı-atlaştırmak işlerini toecerememişler ve ibu yöaden Alman­ya meselesi olduğu gibi kaldıktan baş­ka buradaki iktisadi sefaletle müoade-le etmek batı devletlerine 'kıyamet ka­dar yük yüklemiştir. Bu yüzden mese­leyi halletmek kesin bir zaruret mahi­yeti almıştır.

Bati devletleri Rusya, ile anlaşamadık­ları için onu bırakarak tek başlarına harekete karar vermekle ve bu işe giriş­mekle muhakkak ki yepyeni :bir siyasi vaziyet vücuda getirmiş bulunu­yorlar. Bunlar bir Batı Almanya devlet kurmaya ve bu mem­leketi aagok refaha kavuşturmağa-muvaffak oldukları takdirde dün­ya sulhunu toir dereceye kadar kurmağa imkân eide etmiş olurinr. Bundan başka batı "ievletluri birliğjr.! çok sağ­lam esaslara dayamak gibi mühim bir

muvaffakiyet de kazanırlar. îivvelkigündenberibaşlamışolan (bu teşşfo'büsün 'v-aracağı netice bütündün­yayımeş?7_ıl etmektedir.

Netice müsbet olürSa, sulhu kurtarmak imkâm belirtmiş olur.

Almanya meselesi ve kıtanın iktisadî kalkınması...

Yazan: Son Telgraf

23 Şajbat ÎS48 tarihli «Son Telgraf» İstanbul'dan:

Fransa'nın ebedî hasım Almanya'nın kalkınmasını, bugün, bizzat Fransa dahi arzu etmektedir. Evvelki gün, Fransız Başbakanı Schuman, söylediği mühim bir nutukta şöyle demişti:- «Almanya, Avrupa iktisadi teşkilâtında hak ettiği mevkii alacaktır.»

Bu fikir yalnız Fransız Başbakanına ait değildir. Bugün dünya sulhunu kurmak mevzuiyle uğraşan herkes bu fikirdedir. Amerika, ingiltere ve bütün demokrat memleketler aynı fikirdedirler. Airn.au-yada 70-80 milyon insan vardır. Burası eski bir sanayi memleketidir. Avrupamn kül halindeki ekonomik bütününde mü­him rol oynamağa mecbur bir memle­kettir. Esasen, bugünkü Avrupamn ken­di kendisine yeter halde bulunmayışının sebeplerinden biri de, kıtanın -Mmanya-sız oluşudur. Gel gelelim, bu fikri, Mos-kovaya anlatmak kabil olmuyor. Onlar, Almanyayı parçalamak, ortadan kaldır­mak; hattâ Alman milletini dağıtmak, Amanyayı bir kültür ve teknik diyar o im aktan çıkarmak istiyorlar.

Almanya meselesi günün, meselesi ol­makta, şimdi daha kuvvetle devam edi­yor. Batı Almanyanm istikbali ile Av­rupa kalkınmasında oynıyacagı rolün tesbitine matuf üç devlet konferansı da, evvelki gün Londra'da toplantılarına başlamıştır. Konferans, bilhassa Ruhr vadisi mevzuunu ele almaktadır. Ruhr adetâAvrupanm kalbigibidir.Alman sanayii ve Alman kömürü burada top­lanmıştır. Ruhr havzasının kontrolü bi-rincl plânda bir meseledir. Şimdilik Ruhr'un iki nazik cephesi vardır:.

—Ruhr havzasınaverileceksiyasibünye nasıl olmalıdır ?

— Ruhr havzası denen yer neresidir?Yâni Ruhr mmtakasının hudutları nere­den geçmelidir?

Almanya Poıhr'u meydana getirmişse, diğer bir tâbirle, muhakkak ki, dünkü Alnıanyayı vüeude getiren Ruhr'dur. ikinci Dünya Harbini ortaya çıkaran da Ruhr'dır. Ruhr, kıta üzerinde bir bahçe, herşeydir. Amerika, İngiltere de buna pek güzel bilmektedirler. İsteniyor ki, Ruhr yalnız Avrupanm iktisadi kalkın-

masında rol oyniyan mühim bir kuvvet olsun. Fakat aynı Ruhr müstakbel Hit-lerlere, artık cesaret ve kuvvet kaynağı olmasın.

îşte halledilecek nazik mesele budur. Bunu halletmek, söylemek kadar kolay ve foasit bir iş değildir. Meselâ Londrada toplanan evvelki günkü konferans, der­hal Sovyetler tarafından protesto edil­miştir,ingiliz Dışbakanı MisterBevin

de, Rusların notasında iddia olunan fi­kirleri reddetmiş, öteyandan konferans da, bizzat notayı reddetmiştir.

Alman meselesi Rusları ürkütüyor, An-glo Amerikanları da düşündürüyor, biz­zat Avrupayı üzüyor. Fakat sulhun a-nahtarı da, Ruhr olacaktır. Bu raporun tanzimi ile vaaife bazı de­legeler Filistin'e âcil olarak milletler, arası bir kuvvet göndermek mecburi­yetini ve tou kuvvetin gönderilip gönde­rilmemesine Güvenlik Konseyinin karar vermesi icabettiğini açıklamaktadırlar. Amerika, gerek Amerikan gerek Rus kuvvetlerinin Filistine gönderilmesine tamamen mulıalif olduğundan diğer büyük devletler de mezkûr memlekete Ikuvvet gönderemiyecekler dolayısiyle Birleşmiş Milletlerin kararını yerine ge­tirmek vazifesi Küçük devletlere düşe­cektir.

10 Şubat 194S

— Lake success:

Birleşmiş Milletler Filistin Komisyonu­nun beş üyesi tarafından teşkil edilmiş olan komitenin muhtemel olarak yarın Güvenlik Konseyine bir rapor vermesi beklenmektedir. Komite bu raporunda, FiliStinin Arap ve Yahudi Devletlerine taksimini derpiş eden Genel Kurul pro­jesinin tatbik; halinde «Milletlerarası bir kuvvet» teşkili lüzumu üzerinde ıs­rarla durmaktadır.

Birleşmiş Milletlerin almış olduğu kara­rı değiştirmeli için Arapların zor kul­lanmağa karar vermiş olduklarım tel­mih eden komisyon bu raporunda Gü­venlik Konseyinin «barışın Filistinde tehdit altında bulunduğu ram» farkına varmasını ve binnetice gereken tedbir­lerialmasını istemektedir.

Birleşmiş Milletlere mensup müşahit­ler raporun beklenildiğinden daha şid­detli bir lisanla kaieme alınmış olduğu kanaatinde dirler.

Komisyonun bu beş üyesi, raporun, gü­venlik konsey i iı den Genel Kurulun ka­rarları dâhilinde derhal harekete geç­mesini ve komiteye gereken vasıtaların temin edilmesini istiyen kısmı üzerinde tam bir mutabakata varmışlardır.

— Lake success:

E. B. C. nin Birleşmiş.Milletler nezdin-deki muhabiri Güvenlik Konseyinin bu hafta şimdiye kadar halletmiş olduğu meselelerin en zoru karşısında buluna­cağımbildirmektedir.BumeseleFilistin taksim plânının tatbik sahasına, konacağı devre esnasında asayişi mu­hafaza etmekle görevlendirilecek olan milletlerarası bir ordunun kurulması İçin Birleşmiş Milletler Filistin Komis­yonu tarafından yapılan, taleple ortaya çıkmışbulunmaktadır. Filistin Yüksek Arap Kamitesi bir mey­dan okuma teşkil eden muhtırasında Arapların taksime mâni olmak için kuvvete başvurmaya devam etmek ni­yetinde olduklarını açıkça belirtmekte­dir. Bundan dolayı Güvenlik Konseyi milletlerarası bir ordu teşkil etmeğe karar verecek olursa bu silâhlı kuvvet sedece Birleşmiş Milletlerin otoritesi­nin bir sembolü olmakla kalmamalı; mevcudu, savaşabilecek kudrette ol­malıdır. B. B. C. muhabirinin ilâ­ve ettiğine göre, bu sebepten Gü­venlik Konseyi sadece basit garni-Tryigve Lie, Filistin Komisyonunun ta-manda Filistin'e göndermeğe karar ver-yona ait istişarelerde bulunacaktır.

11 Şubat 1948

— Lake success:

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Trigve Lie, Filistin Komisyonunun ta­lebi üzerine komisyon sekreterliğinden altı kişilik bir heyeti çok yakın bir za­manda Filistin'e göndermeğe karar ver­miş olduğunu söylemiştir.

Bu grup, mahallî makamlarla, komis­yonaaitistişarelerdebulunacaktır.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Trygve Lie, Devlet Bakanı Heetor Mac Neil ile Londra'da yaptığı görüşmeden bahsederek Genel Kurulun Filistin'in taksimi hakkındaki kararın tatbiki için İmkân dâhilinde olan her şeyi yapaca­ğını bildirmiştir.

Trygve Lie, Filistin meselesinin yeni­den tatbiki için Genel Kurulun olağan­üstü bir toplantıya çağrılmasını tavsi­ye etmiş olduğu yolunda bir Orta - Doğu gazetesinde intişar eden haberi tekzip etmiştir.

Buna karşılık, Polonya ve Beyaz-Rus-y& Delegeleri, bu meselenin iki memleket araseındâkl görüşmeler çerçevesini aştığını söylemişler ve Sovyet Rusya da bu hususta bir nutuk söyliyeceğini bil­direrek toplantıya ara verilmesini İste-miştir.

—Lake success:

Sovyet Delegesi Gromyko, atom ener. jistkomisyonundaşöyle demiştir:

Sovyetler Birliği Hükümetiyle diğer ba­zı hükümetler, mSlIetl er arası atom kon­trol teşkilâtı müfettişlerinin kendi topraklarına girmelerine muhalefet etmekhakkımmuhafaza- etmelidirler.

Atom Enerjisi Komisyonu halen atom enerjisinin bir milletlerarası teşkilâtı tarafından şartlı bir teftişe tabi tutul­ması hakkında Sovyetler tarafından ileri sürülen teklifleri tüt kik etmekte­dir. Komisyon üyelerinin çoğunluğu atom enerjisinin dana sıkı bir kontrola tabi tutulmasına taraftardır.

17 Şubat 1948

—Lake success:

Birleşmiş Milletler Filistin komisyonu, Genci Kurul tarafından kendisine veri­len Fiüstini taksim vazifesinin tatbiki için Güvenlik Konseyinden silâhlı bir yardım istemektedir. Dün akşam Gü­venlik Konseyine sunulan Özel bir rapor bu husustaki talebi ihtiva etmektedir. Komisyon, Güvenlik Konseyinden istedi­ği silâhlı yardım temin edilmediği tak­dirde Genel Kurul tarafından kendisine tevdi edilen vazifeyi başaramiyacağm: bildirmektedir. Rapora göre, İngiliz kuvvetlerinin mukaddes topraklarda ni­zamı muhafaza etmek üzere Filistinli olmıyan bir ordu getirilmelidir. Komis­yon Filistin durumunun son derece va­him olduğunu, günkü Fiilstlnin içinde ve dışında kuvvetli Arap unsurlarının Bir­leşmiş Milletlerin kararma meydan oku. yarak hu vesikanın Filistinde derpiş et­tiği nizamı kuvvet kullanmak suretiyle değiştirmeğe çalıştıklarını kaydetmek­tedir.

Komisyon bası Yahudi unsurların gayri mesulcebir hareketlerinebaşvurarak

vaziyeti vahimi eşti rdifelerJni itiraf et-inekte ve mevcut kuvvetlerin tahliyesi için ingiliz idaresinin tasfiye halinde bulunması keyfiyetinin, vaziyetin bir kat, daha karışık bir hal almasına sebep olduğunu ilâve eylemektedir.

—Roma:

Birleşmiş Milieter Tarım ve Çalıca teşkilâtının Avrupa konferansı bugün çalışmalarına, başlamıştır. Konferansta 17 milet temsil edilmektedir.

—Lakesuccess:

Filistin Komisyonu, Güvenlik Konseyin, den, Filistin'in taksimi kararını tatbik iç;n milletlerarası bir kuvvet teminini istemiştir. Komisyonun 19 sahifelik ra­poru bugün neşredilmiştir. Bu raporda, eaaümle şöyle denllfektedir:

Komisyon, emrine gerekli askerî kuv­vetler verilmedikçe, güvenliği tesise ve nizam ve kanuna riayet ettirmeğe muvaffak olamıyaealrtır. Araplar, Filis­tin'in İçinde ve dışında, Genel Kurula meydan okutmakta ve kuvvete başvur­mak suretiyle varılan hal tarzım değiş­tirmek jcin açıktan açığa gayret sfti1-fet m ektedirler.

B'ilistir.'de Yahudi camiası genel olarak kurul plânınnı desteklemekte ise de yine bu camiaya mensup baz: sorum­suz unsurlar da şiddet hareketlerine başvurmaktan g-eri kalmamaktadırlar. Birleşmiş Milieter teşkilâtının karar? kuvvet veya kuvvet tehdidi ile akim bı-rakılacaK olursa, fcu, fena b:r emsal teş­kil edecektir.

Halen durumun açık bir harp halini al­maması için uğra.şan İngiliz güvenlik kuvvetleri Filistinli olmıyan gerekli kuvvetlerle değiştirilmelidir. Aksi tak­dirde mandanın hitam buluşunu takip edecek günlerde, Kudüs'te dâhil olmak üzere Filistin'de kargaşalıklar çıkacak ve kan dökülecektir. Mandanın son bul­masından evvel bir Yahudi Devleti Mi­lis teşkilâtı kurulmasının İngiltere tara­fından, reddedilmesi Genel Kurul plâ­nının tatbikatını keciktirecek ve güven­lik meselesinin hallini daha müşkiileşti. recektiı-. ingiltere, mandanın son bul­masından evvel Filistin'de vuku bulacak tecavüzlere ancak ingiliz müfrezelerin fi karşı yapıldığı takdirde - karşı koyacak­tı T.

Bu arada, Arap Birliği Genel Sekreteri Aazarn. Paşa, Kalıire'de beyanatta b«-lunarak, taksim plânı milletlerarası kuvvet tarafından zorla kabul ettirile­cek olursa, Arap ordularının buna karşı koyacakların! söylemiştir. Bilindiği giM Geıiûî Kurulun taksini plânı geçen Kasını ayında Amerika, Rusya ve Fransa tarafından desteklen­mişti. İngiltere ve Çin müstenkif kal­mışlardı. Her biri veto hakkına sahip bulunan 'bu beş devletin, de Filistin'e milletlerarası kuvveit göndermek tasa­rısını .desteklemeleri lâaım gelmektedir.

—Lake succesa:

Araplarla Yalrad;ler arasındaki anlaş-aıaslık barışçı usullerle, yani her iki tarafın, rizaslyle bir ara 'bulma veya hakemlik yolu ile halledilmeli di r. Bu Usul mümkün ölmediği takdirde, büyük devletlerin temin edecekleri milletler­arası kuvvete müracaat etmek l&zırn-dır. Birleşmiş Milletler Filistin Komis­yonu üyelerinden Francisco 'mm kanaati işte budur.

Barışçı hal çaresi muvaffak olmadığı takdirde, Francisco, miltetlerar>ası kuv­vetin Cîüvenlik Konseyinin otoritesi al­tında harekete geçilmesi icap ettiğini kabul 'etmektedir. Böyle bir kuvvetin teşkili mesuliyetini ancak Güvenlik Konseyi üaarine alabilir.

—Lakesuccess:

Birleşmiş Milletler teşkilâtının Ekono­mik ye Sosyal Komisyonuna Amerikan Delegesi Tlıorp, Yugoslavya'nın Birle­şik Amerika'daki hleke alacakları 'hak­kında Yugoslav Hükümeti tarafından yapılan müracaatlara dair aşağıdaki izahatı vermiştir:

M. Thorp, evvelâ Birleşmiş Milletler ekonomik ve sosysl komisyonunun bu gitoi mavzularla meşgul olacak bir mer­ci olmadığını söylemiş ve şSyle devam etmiştir:

Bu gibi alacakların bloke edilmesi diğer memleketlerdedevâkıdır.Yugoslav

Hükümeti adına henüz bloke -edilmiş bulunan meblâğ takriben. 47 milyon Üo-lara baliğ olmaktadır. Yugoslav tabii­yetindeki şahıslara ait meblâğ: ise, o za-mandantoeri bazı ehemmiyetli değişik­likler olması ihtimali gözönüııde tutul­mak şarLiyie 13 milyon doîar kadar tah­minedilmektedir.

M. Thorp, iza.hat;na şuriten da ilâve et­miştir:

Yugoslavyp.'nm henüz hteb-r mukabil teşeblbSso movzu teşkil etmemiş oları hareketleri gerek Birleşik Amarika, ge­rekse Amerikan tâbiy o Ündeki şahıslar tarafından Yugoslavya'ya karşı bazı metalibelere yji açmıştır. Harpten soma Yugoslav kuvvetleri tarafından düşünülmüş olan. ve beş kişinin ölümü­ne sebebiyet veren hâdiseyi hatırlatma­ca lüBum gönniiyonim.

Harp esnasında mihver devletlerine kar­şı mücadelesinde Yugoslavya'ya Birleş-şik Amerika, tavafından. yardı:nlar için Einleşik Amerika'nın bu meısı!rketten met alib eleri var-dır.

Yugoslavya'ya ödüng verme ve kirala-ıma kanunu gerefğince yapılan yardım 32 milyon dolara baliğ olmaktadır. Ayvıca Unrra tarafından yapılan yardır.ı 6 milyon dolar ciVErındadir. Bütün bu yardımlar, bedelleri harp E en sonra ya­vaş yavaş Ödenmek üzere yapılmış bu­lunuyordu. Bundan maada, Yugoslav-ya'ya verilen selda geminin, de iadesi IcaJbet m eflot &ör.

Amerikan firmalarının ve Amerikan tft-Ibiiyetindekİ şahısların da metalibelcr; 40 milyon daları geçmektedir. Bundan maada, Birleşik Amerika'nın mutaletıe leröe bulunabileceği başka lıadiselcr df vardır. Bu itibarla bu işte en amelî hal tarzı, taraflarca bu muialebeler için aynı za­manda anlaşma yolumun tutulmasıdır..

— New-York:

Dün, Birleşmiş Miletler needindeki Po­lonya Mümessili M. Oscar Lange, iktisa­di ve Sosyal Konseyin bir toplantısında, Avrupp.'nm ilütisaden kallnnması prog­ramının tafcbikma imkân olmadığı ka­naatinde olduğunusöylemiştir.

Bununla beraber Filistin Komisyonunun vermiş olduğu raporda talep ettiği yeter miktarda askerî kuvvetlerin temizi edil­mesi ihtimalleri zayıf gwi.ilinektedir. Konseyin, Filistin meselesini inceleyiş şekli .bilhassa Amerika'ya bağlı bulun­maktadır. Durum o derece gergin bii hal almıştır ki, meselenin kesin bir hal çaresine bağlanmasının artık gecîktirile-miyeceği hissi hâkim olmuş bulunmak­tadır. Bundan dolayı Amerika'nın Genel Kurulun kararan silâhlı bir- kuvvet sa­yesinde tatbik mevkiine koymak veya Trumaii'ııı tahakkukuna imk&n bula­madığı mülâhazası ile bugünkü .plânı tsrketmesi neticelerinden birisini vere­cek olan bir teşebbüse girişileceği ümit edilmektedir.

Silâhlı bir kuvvetin teşkili yolunda ve­rilecek olan bir karar Amerika için bir çok büyük meselelere yol aç&caktir. Zi­ra, Amerika şimdiye kadar harekete geçmek için hiç bîr temayül gösterme­miş bulunan bitaraflardan müteşekkil böyle bir ailâbli kuvve-te iştirak etmenin lıiad'j bulunmuştur. Amerika Salı günü toplantı, sırasında gene silâhlı bir kuvvet kullanmak suretiyle kararın des­teklenmesini teklif etmeden memleketin taksim plânım muhafaza etmek lehinde­ki kararım bildirecek oursa Filistin hak­kında, verilmiş olan taksim kararının ye­niden gözden geçirilmesinin icaiıedeceğl muhakkaktır. Zira, Güvenlik Konseyi bu plânı sodece bir tarafa bırakmakla iktifa edemez. Bu gözden geçirmenin ne gibi netjceler bağlıyacağı ise şimdiden tahmin edilemez.

Bununla beraber Güvenlik Konseyine Arapların memleketin içinde olduğu ka­dar- dışında da Genel Kurulun bu kararı­na mâni olmak için çalıştıkları bildiril­miştir: Güvenlik Konseyi bu gayretlerin bir tecavüz hareketi veya dünya barışı için bir tehlike olduğunu kabul edecek olursa kurulması düşünülen fakat henüz uzak bir ihtimal halinde bulunan Birleş­miş Milletler polis kuvvetine başvurma­ğa hakkı olacaktır.

Beş büyüklerin barışın ifeâl edilmemesi için bu hususta istişarelerde bulunmak

hakkı, elan mevcut olup Sovyet Delege­sinin bu son noktayı ortaya atması da mümkün görülmektedir. Bu hususun ek­seriyet tarafından kabul edilmesi imkan­sızsa da Konseyin ekseriyet tarafından desteklenmediği için Milletlerarası Or­duya başvurulmasından başka bir hal çaresi bulmaya -çalışması daha akla ya­kın bir İhtimaldir.

22Şubat 1948

—Lake .Success :

Yahudi İdaresi hu gün Birleşmiş Millet­ler Fföstia Komisyonuna sunduğu bir muhtırada ingiltere'yi ilk defa olarak ve resmen gerek Yahudilere Isarşı ta­kındığı tavır ve gerekse Birleşmiş Mil­letler Teşkilâtının Filistin'i taksim hu­susunda verdiği karadan mesul tutmak­tadır.

Tahuflj îdaresi ingiltere'nin takip et­mekte olduğu tarafsızlık siyasetinin mu-taarrızlarla onların taarruzuna uğra­yanlar arasında hiçbir fark gözetmedi­ğini belirtmektedir. Bu muhtırada belir­tildiğine göre bu siyasetin neticesi şu olmuştur ki, Filistin Hükümeti sadece Filistin .Komisyonunun her türlü hare. ketine karsı muhalefet .göstermekle kal­mamakta, fakat aynı zamanda hakkı ve asayişi idame yolunda vecîbelerinden de İçtinap etmektedir.

Hagaaah Teşkilâtının Fi!İstin Yahudile­rinin elinde yegâne müdafaa vasıtası ol­duğuna işaret, eden bu muhtıra: bir çok hâdiseleri zikrederek tevkif edildikleri­ni, silâhlarının ellerinden alındığını ve hattâ kurşuna dizi',dfl£İerini İddia etmek­tedir.

23Şabai Wm

—Paris :

İtalya'nın da Unüsco'ya resmen iltihakı iie bu teşkilâta mensup devletlerin ade­di 41 e çıkmıştır.

24Şubat 1948

—Lake Success :

Birleşmiş Milletler Teşkilatındaki Ame­rikan Delegesi M, Austin, beyanatta bu­lunarak, «Amerikan Hükümetinin Gü­venlik Konseyine, Filistin'deki bugünkü

durumun barış için bir tehdit teşkil edip etmediğini tetkik etmek ve Anaya­saya uygun olarak barış ve güvenliğin tesisi için faydalı bulduğu tedbirleri al-' inak maksadiyle ibeş büyüklerin temsil­cilerinden müteşekkil bir komit.e kap­masını tavsiye ettiğini» bildirmiştir. M. Austin'in kanaatince, Güvenlik Konse­yi, Genel Kurulun Filistin hususunda kendisine tevüi etmiş olduğu bütün vazi­feleri yerine getirmeği kabul etmeli, bu­nunla beraber bu işi, taksim plânının tatbikine iştirak etmeksizin, bansın muhafazasına maksur kılmalıdır. Eğer bu iş kuvvet sevkı İ«ap ettirirse Ameri­kan Hükümeti diğer memleketlerle ba­rışın, muhafazası hususunda müzakere­lere girişmeğe hazır bulunmaktadır.

25 Şuhıt 1948

— Lake Suceess :

Amerika, Güvenlik Konseyinin beş da­imî üyesinin Birleşmiş Milletler Teşkilâ­tı tarafından kabul edilmiş olan Filistin taksim plânının tatbik mevkiine konul­ması işiyle görevlendirilecek özel bir komisyon teşkil etmesini ileri sürmüş­tür. Bu teklif, Konseyin dünkü toplantı­sı sırasında Amerikan Delegesi M. Aus­tin tarafından bildirilmiştir. M. Austin, böylece kurulacak olan komisyonun iki görevi bulunacağım belirtmiştir. Koalis­yon, evvelâ taksim hakkında bir anlaş-rıaya, varabilmek iğin ingiltere İle ve Yahudi ve Arap temsilcileriyle istişare­lere bağlıyacaktır. Daha sonra bu ko­misyon, dünya durumu üzerinde Fillstin-deki durumun arzetliği tehlikeler hak­kındatahkik i attabulunacak tir.

Austin şunları üâ-ve etmiştir :

Amerika, tesisi düşünülen mi! 1 etler arası silahlı kuvvetin teşkili hususunda diğer büyük devletlerle temasa geçirce ha­zırdır. Bununla beraber Amerikaû Dele­gesi,, bu milletlerarası kuvvetin taksi­mi kabul ettirmekle değil fakat barışı muhafaza etmekle görevli bulunacağı fikrindedir.

Londra :

B. B. C. nin Lake Success muhabirinin bildirdiğine göre, Birleşmiş Milletler mahfillerinde hâkim olan kanaat, Genel Kurulun Filistin'in taksimi lehinde ver­miş olduğu karardan vazgeçebileceği merkezindedir.

Bugün Güvenlik Konseyi toplandığı za­man Kolombiya Delegesinin ibir teklifi­ni tetkik edecektir, Kolombiya Delegesi Güvenlik Konseyine Genel Kurul tara-îmdar. gecen Kasım aynıda yapılan tav­siyenin tetkiki için Genel Kurulun ola­ğanüstü bir toplantı yapmasının gerekip gerekmediği meselesini tetkik etmesini teklif etmiştir. Kolombiya, teklifinde beş büyük devlet, temsilcilerinin taksim plâ­nından doğan barışın tehdidim bertaraf etmek çarelerini araştırması ve Konse­yin Araplarla Yaihudiler arasında tak­sim plânının tatbikine müsaade edecek bir anlaşmaya varılmasını temin için daimî Üyelerden ikisi ve diğer üyeler­den de üçünün iştirakiyle bir komite kurması da ileri sürülmektedir. Gene bu teklifte Birleşmiş Milletler Teşkilâtı taksim, plânının doğurduğu neticelerle ilgilenmeğe müsaade edecek vasıtaları temin edinceye kadar Filistin'in idare­sinden ingiltere'nin mesul olmağa de­vam etmesi istenmektedir. Bu teklifte İngiltere'ye manda hakkını iki ay dîha rauhafaaa etmesi ve kuvvetlerini geri çekmek için bundan doğacak olan nor--mal mühleti de dikkat nazara alması ileri sürülmektedir.

Muhabirin bildirdiğine göre şimdiye ka­dar yeni gelişmelerle ilgili herhangi bir belirti müşahede edilmiş değildir.

Lake Success'deki Siyonist liderleri son gelişmelerden açıkça hayrete düşmüş bir hakle bulunmaktadırlar. Amerikan Delegesinin, Konseyin çalışmalarının ba­rışı Filistin'in taksimi için kuvvet kul-lanmaksızm muhafaza etmek olduğunu bildirdiği nutku Yahudiler için hayal kı­rıklığına uğratıcı ve garip olarak tav­sif edilmektedir.

Lake .Suecess'den alman bir haberde bil­dirildiğine göre, M. Gvovnyko'nun bugün bu hususta bir beyanatta bulunması bek­lenmektedir.

— Lake sucess :

Birleşmiş Miilütler Küçük Asamble s ".nin dünkü .oturumunda, ISovyet işbirliğinin yüklüğukarşısındaBirleşmişMilletler Kora Komisyonunun ne yapması lâ­zım geldiği hususundaki müzakereye devam edilmiştir.

Bu münasebetle Türkiye Delegesi Bü­yük Elçi Selim Sarper söa alarak de­miştir ki:

«Bay başkan, bugünkü karışık durumu bahis konusu olan, koranın temsil et­mekte olduğum memleketten yani Tür­kiye'den coğrafi manada uzak kalması bizim bu mesele karşısında alâkasız kalmamıa iğin bir sebep teşkil et­mez. Bu itibarla Türk delegasyonu Ko­ra meselesinin muhtelif veçhelerini tet-Mk etmiş ve bu hususta bir noktai na­zar hasıl etmiştir. Bu noktainaaarı kı­saca izah etmek isterim. Kısaca diyo­rum günkü benden evvel söz alan ar­kadaşlarım ve bilhassa Kora Komisyo­nunun seçkin başkanı geçen oturumda yapmış olduğu kavrayıcı 'beyanatla du­rumun teferruatım çok etraflı ve ba­şarılı surette izah etmiştir. Mesele kı­saca şudur: Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun vermiş olduğu bir karara, îıir üyenin itirazı ve küçük t>ir üye grupunun bu İtiraza katılması dolayısiyle karar yürtitülememe tehlikesi' ar-zetmektedir. Kararın 'böyle 'bir akıbete maruz kalmasını istemiyoruz.. Çünkü karar evvelâ doğrudur ve haklıdır. İkinci olarak delegasyonun" oybirliği kaidesini Mili eti arar ası tesanüdün tıir kaidesi olarak saymakla beraber bun un yokluğunun ekseriyete tahakküm şek­linde ifade de bulunmasına taraftar de­ğildir. Vetonun usullerimize göre mevcut olduğu yerlerde jbile suyistimalini bir taraftan tahdit etmeye çalışırken diğer taraftan 'bunun mevcut olmadığı yer­lere teşmiline aleyhtarız. Üçüncü olarak bay başkan. Kora mese­lesiyle alâkamızın sebeplerinden biri de barışın bölünmez olduğuna samimî ola­rak inandığımız ve diğer taraftan da Kora halkının başka tür millet gibi is­tiklâl ve hürriyete hak kazandığına iman etmekte bulunduğumuzdur. Yukarda arzettiğim sebeplere ilâveten Birleşmiş Milletlerin varlığını tehlikeye sokabilecek hareketlere karşı katî bir durum almak lüzumuna inanmaktayız. Bu sebeplerle foay foaşkan, ibenden ev­vel söz almış olan Taazı arkadaşlarımla ifade ettiklerifikirlerekatıldığımı ve Birleşmiş Devletlerin ileri sürdüğü ve umumiyetle yerinde ve işler saydığımız İtarar tasarısını ve bu karara yapılabi­lecek ve toizim de ka'bul edebileceğimiz tadiller üzerindeki hakkımız mahfuz bulunmak suretiyle prensip itibariyle destekleyeceğimizi îbeyan ederim.»

Cumartesi günkü çekişmeden hatırla­nacağı gibi. Yakın Doğu Ekonomik Ko­misyonunun teşkili tarziyle, göreceği işin müfredatını hazırlamak İçin kuru­lacak olan hususi encümenin hangi devletlerden tereküp edeceği üzerine Sovyetler Birliğinin çıkmaza götüren anut İsrarı ile karşılaşılmıştır. İşte bu­günkü oturmu açan başkan bu hususi encümene âaa olacak devletler için İn­giltere'nin hazırladığı listeyi tekrarla­mıştır. Bu listede Birleşmiş Kıra'lık, Birleşik Devletler, Fransa, Sovyetler Birliği, Çin Türkiye, Venezüella bulu­nacaktır Ayrıca Mısır'la, İran'ın da tam müzakere hakkı ile encümen top­lantılarına davet olunmaları oya konu­luyordu. Kendisine söz verilen Sovyet Delegesi îb'j listede Çin yerine Hindistan'ın ve İran yerine de Irak'ın alınmalarını iste­di. Eu iki tadilden sonra en önemlisine gelen Sovyet Delegesi Türkiyenin ta­mamen encümen dışında bırakılmasını istedi. Ve icabettiği takdirde neden böy­le yapılması lâzım geldiğini anlatabile­ceğini İleri sürdü.

ıSovyetdelegesininsözübiterbitmez söz alan Türk BaşdeiegesiıSelim Sar­per,Sovyettadillerinin herüçünüde ele alıp 'birer birer incelendi. ıSelim ıSarper'egöre,Türkiye'ninHin-distanınâzalığma dair söaü yoktur «Fakat bu Çin'in saf harici edilmesine sebep olamaa.İran'laİrak iseaynı coğrafi ve iktisadimmtakanmen ilgi­li iikimemleketidir.Ve İran'ındışarı bırakılmasına selbep de yoktur. Türkiye'yi safîıarıcı etmekisteyen ikinci Sovyet tadiline gelen Büyük Elçi ;Sarper, Sovyet temsilcisininTürki­ye'yi âzalıktan mahrum (bırakmak iste­yen teklifi benimiçin bir sürperiz ol­madı. Bunu ^bekliyorum» dedi. Sözlerine devam eden Sarper, Türki­ye'yiismi«Orta Şark» olan bir eko­nomik komisyon dışında bırakmak iste-

yen bir adamın insanlık ve isabet dere­cesini burada münakaşa etmeyi çok görürüm. Fakat İşin muhtevasına ge­lince Sovycft Delegesinin icabında bildi­receğini söylemiş olduğu sebepleri öğ­renmeğe hazırım,dinliyorum» dedi.

Sarper'in 'hesap soran sözlerinden son­ra konuşan Sovyet Temsilcisi Encümen Reisinden tartışmaya esas olmak üzere Encümene sade ekonomik konsey men­subu olan Ortaşark Devletlerinin mi yoksa diğerlerinin de mi seç ilebii e çek­lerinin açıklanmasını istedi.

Diğer taraftan Ekonomik ve Sosyal Konseyin iki 'büyük bölümünden biri olan Ekonomik Encümen de Türkiye'yi yakından ilgilendiren Orta Şark Eko­nomik Komisyonu projesini ele alıyor­du. Böylece Büyükelçi Selim Sarper bir oturumdan foeş on dakika sonra diğe­rine geçmiştir.

Bunun üzerine, hemen hemen lıer en­cümen üyesinin katıldığı foir münakaşa açıldı. Birleşik Devletler, Birleşik Kırallık, Çin ve. Lübnan Delegeleri Tür­kiye'nin encümenden ayrılmasına kuv­vetle 'İtiraz ettiklerini (bildirdiler. Mü­nakaşa buradan usule, usulden tetkike, tetiklikten gene usule geçti ve neticede Avusturalya Delegesi usul müdahalesi yaparak teklifin olduğu gibi reye ko­nulmasını istedi. Sovyet Temsilcisi, sa­dece değiştirilmeleri istenen devletler üzerinde rey verilip ötekilerinin kabul edilmiş sayılmalarını İstedikten sonra «encümenin Türkiye'nin namzetler lis­tesinden çıkarılması üzerine rey verme­sini teklif ederıms 'demiştir. Sovyet De­legesinin tou teklifini hemen Selim Sar­per, «namzetler listesinden Sovyetler Birliğinin çıkarıl m asım teklif ederim» diye karşıladı. Hiddetten kıp kırmızı kesilen Sovyet Delegesinin hâli, azalar, .dinleyiciler ve basın mensuplarının giz-liyemedikleritebessümlerlekarşılandı. Mütaakıben muhtelif hatipler söz aldı ve 'Hindistan dominyonu namzetliğini geıi aldı. Tekrar konuşan Sarper, «Sovyet Dele­gesi Türkiye'yi dışarıda bırakan tekliflerini geri alırsa ften de kararımı değiş­tireceğim» dedi. Rus Delegesi sağında oturan Selim Sar-perî göstererek aynen şu sözleri söyle­di:

Sağımdaki arkadaş sabrımızı tüketti. Kabul etmiyeceğiz. Binaenaleyh Tür­kiye'yi dışarıda bırakmak hususundaki mülâhazamı söylemek zamanı gelmiş, tir. Konseyde Ekonomik Komisyon me­selesi konuşulurken Türkiye Avrupa Devleti olarak oıtaya çıktı. Buna itiraz etmedik. Şimdi ise Orta Şark memleketi olarak ortaya çıktı. Buna itiraz etme­dik. Şimdi ise oita şark memleketi ola­rak bu komisyona da girmek istiyor. Böyle ibir imtiyaza mazhar olmak için Birleşmiş Milletler muvacehesinde Tür­kiye ne yapabilmiştir ki?

Buna cevap veren Sarper aynen şöyle demiştir:

«Türkiye'nin hem Avrupa'da hem de Asya'da toprağı vardır. Bizim hem Ak­deniz hem de Karadeniz milleti olduğu­muzu Sovyetler kendileri defalarca İkrar etmişlerdir. Türkiye'nin Avrupa-daki toprağında barındırdığı nüfusun Sovyetlerin Birleşmiş Milletlere o kadar ısrarla tavsiye ettikleri bir Balkanlı Devletin nüfusundan daha fazla oldu ğunu hatırlatırım. İmtiyaz sözüne ge­lince fou komisyona âza olmakla Türki­ye, İmtiyaza mazhar olacak değildir. Esasen Sovyetler Birliği de (bizzat iki komisyonda âzadır. Mamafih Sovyet Delegesi, hiçbir millet birden fazla ko­misyona aza olmıyacak 'derse, bu, pek garip beyanat olur. Hakikatte bu işleri mantıkî, coğrafî ve iktisadi mülâhaza­lar tâyin eder.

BununladakanaatetmiyenSovyet Delegesigenereyverilmesiniistedi.

Sarper, ımüdahale ederek «her âaaya ayrı ayn sorulsun» dedi.

Reisin sırayla sorduğu on üç millet, Tür­kiye'nin dışarıda kalmasını reddettiler. Bu arada VenezüellaDelegesi «Acaba Türkiye de Sovyetleri dışarıda bırakmak teklifini geri alıyor?diye sordu.

Selim Sarper şu cevabı verdi: Memleketimin lehine rey veren millet­ler delegelerine İbir şükran ifadesiola­rak Sovyetleri encümen dışında tarak- istiyen tekyifimi geri alıyorum. Arnavutluk Delegesi meseleyi izah ede­rek 9 Nisanda Güvenlik Konseyinin İki tarafa, şikâyetlerini Adalet Divanına arz etmelerine dair yapmış olduğu tav­siyeyi (hükümetinin kabul etmek' sure­tiyle daha haşlangıçta iyi niyetini gös­termiş olduğunu söylemiştir.

Delege, ingiltere'nin Arnavutluğu doğ­rudan doğruya mahkemeye davet etti­ğini sölemis ve bu usulün Devlet huku­kuna aykırı olduğunu ilâve eylemiştir. Yllı, Arnavutluğun Önceden bir uzlaş­ma imzalamadığı takdirde mahkemeye davet olunmıyac ağını, Adalet Divanı huzurunda muslihane bir hal çaresine varılması Jıususnda güvenlik konseyi­nin yapmış olduğu tavsiyeyi hükümeti­nin kabule devanı ettiğini ve bir uzlaş­manın imzalanması için .tngiltere ile te­masa geçmeğe îıazır bulunduğunu 'be­lirtmiştir.

Bunu mütaakıp söz alan Arnavut Dele­gesinin yardımcısı Volice, Adaleft Diva­nının statülerini tahlil etmiş ve ingiliz talebinin kabulünün imikânsız olduğu İddiasındaısraretmiştir.

— Cenevre:

Birleşmiş Milletler Denizcilik Konferan­sı bugün öğleden sonra genel bir otu­rum yapmıştır. Bu (toplantıda deniz se­ferleri iğin kurulacak olan hükümet-lerarası teşkilâtın [müstakbel idare kon­seyinin teşekkülü görüşülmüştür. Bu teşkilât îçin, milletlerarası deniz ticare­tiyle en fazla ilgili olduklarından Birle­şim Amerika, Yunanistan, Norveç, Ho-lânda, ingiltere, îsveç, Arjantin, Avus­tralya, Belçika, Kanada, Fransa ve Hindistan teklif edilmişlerdir.

Henüz Birleşmiş Milletler teşkilâtı üye­si olmıyan ttalyanın durumu bahis mevzuu edildiği, sırada Birleşik Ameri­ka, îtalyamö adaylığını destekliyeceği-nî bildirmiştir.

Denizcilik konferans: yarın oya müra­caat edecektir.

— Lake success:

«Küçük kurul»daki Birleşik Amerika Heyetinin teşettbüsü ile 2 muhalif ve 11 müstenkife karşı 31 oyla bugün alman bir karara göre, Birleşmiş Milletler teş­kilâtı Kore komisyonu, Kore toprakla­rının heyeti umumiyesi için bilihasa bir millî meclisin ve hükümetin kurulması iğin yapılacak seçimlerin, murakabesi hakkında Genel Kurulun komisyona tev­di etmiş olduğu vazifeye şimdilik Gü­ney Kore de tevessül edecektir.

27 Şubat 1948

—Lake success:

Fransız Delegesi Reger Garreau, bugün öğleden sonra yapılan oturumda Filis­tin'deki Hıristiyan Arapları şiddetle müdafaa etmiş ve Kudüs seçimlerinde müBİtimanlara yapılan muamelenin kendlîerjne teşmil edilmemiş olmasına Sti-raz etmiştir.

Kudüs açık şehrinin müstakbel idare şeklini incelemekte olan konsey, şenlr-de teşriî bîr meclis kurulmasını derpiş eden Rus teiklifini tetkik etmiştir. Teşrii meclis, 18 Yahudi, 18 Arap, bir de bu iki kitleden gayri halkın mümessili vali tarafından tâyin edilecek üç mümessil­den mürekkep olacaktır.

Garreau'nun muhalefeti karşısında konseyin ilgili komisyonu üyeler ara­sında Ibu konuda hususi görüşmeler ya­pılmasını sağlamak maksadiyle katî kararın verilmesini başka bir ,güne bı­rakmıştır.

—Lake success:

Birleşmiş Milletler Küçük Asamblesi dün Güney CKore'de 'seçimlere başlanma­sına dair olan kararı 2 mulıalife karşı 31 oyla kabul etmiştir. 11 delege müs­tenkif kalmıştır.

B. E. C. nin Birleşmiş Milletlerdeki Mu­habirinin bildirdiğine göre, müstenkif­lerin sayısının pek büyük olması -dele­gelerin rbir çoğunun küçük asamblenin bu seçimlerin başlamasına müsaade et­mek yetkisinden şüpîıe ettiklerini gosterm ektedir. Birçok delege hu kararın Kore'nin" katî olarak ayrılmasına, y»! açacağıkanaatindebulunmaktadır.

Halbuki Asamlble ööyle ibir ayrılığı önle­mektedir.

Dün akşam Çekoslovakya Dışişleri Ba­kanı Jan Mazaryk tarafından Polonya Dışişleri Bakanı Modzelewski ve Yu-gos.a/ya Dışişleri Bakanı Siıniç ile Po­lonya, Yugoslavya ve Çekoslovakya he­yetleri üyeleri şerefine bir ziyafet veril­miştir.

—- Prag:

Çekoslovak Dışişleri Bakanlığının sala­hiyetli bir sözcüsü, dün toplanmış olan Çekoslovakya, Yugoslavya ve Polonya Dışişleri Bakanları Konferansının Batı devletleri aleyhine müteveccih olmadığı­ma aşikâr bulunduğumu söylemiştir. Prag: konferansında hiçbir toprak me­selesi görüşülmiyecektir. Bu konferans, tek taraflı bir kararın iktisadî sahada terakki şanslarını azaltmasından ve Alanyanm yeniden tahriklere başlama­sını teşvik mahiyetinde olmasından kor­kan bu memleketin Doğu komşularının ihtiyaç ve endişeleri üzerine dikkatini çekmeğe matuf bir gayretten ibarettir. Bu üç memleket yarm bir tebliğ neşre­deceklerdir. Bu tebliğde Almanya'nın k&fi derecede askerlikten uzaklaştırü-madığmdan ve bu memlekette harb en­düstrilerinin mevcu diyetinden şikâyet edilmesi ve Almanya'nın komşularına Karşı propaganda yap amıyac ağı­na dair sulh andlaşmasma bir hü­küm konmasının istenilmesi muhtemel­dir. Sözcü sitelerine şöyle devam etmiş­tir:

Göbels Almanya'nın ümitleri arasında yaşamaktadır. Almanya, mücadeleye hazırlanan büyük devletlerin diğer mil­letlerin zararına olarak kendisine cemi­lelerde bulunmak ve dostluğunu kazan­mak istiy e çeklerini ümit ediyor.

Dün akşam Tass ajansının verdiği bir habere göre, Dışişleri Bakanları gere­ken tavsiyelerde bulunacaklar ve bu tavsiyelerin Almanya'yı işgal eden bü­tün devletler tarafından tatbikini istiyeceklerdir.

Tass ajansı Almanya'nın umumi vaziye­tinin, tamirat, iktisadi münasebetler ve Almanya'dan transit işleriyle harb suç­lularının iadesi meselesinin tetkik edilen konular arasında bulunduğunu ilâve et­mektedir.

—Prag:

Üç Dışişleri Bakanı Konferansı nihayet bulmuştur. Bu konferans sonunda ya­yınlanan tebliğde Folonpa, Yugoslavya ve Çekoslovak hükümetleri, Almanya-daki vaziyetin Yalta demecinin ve Po-tsöam Anlaşmasının istinat ettiği pren­siplere aykırı bir istikamette geliştiğini endişeyle müşahade ettiklerini bildir­mektedirler. Batı Almanya'da ayrı bir siyasi teşkilâtın kurulması Avrupa'da güvenliğin temellerini baltalamaktadır. Bu güvenlik ancak Almanya'nın dört işgal devleti tarafından kontrol edilmesi şar tiyle sağlanabilir.

Üç hükümet, 5/6/1945'te dört büyük Devlet tarafından yapılan ve halen tat­bik olunmıyan. demeçlerin ve kontrol konseyi hakkındaki kararlarla Potsdaın kararlarının tatbikim talep etmektedir. Uç hükümet Almanya'nın Batı bölgele­rinde terkedlldiğl kanaatinde bulun­maktadır.

Bundan başka üç hükümet, geçenlerde hasırlanan Batı Almanya'nın kail'kınması plânını Avrupa'nın barışçı ekonomik ya­pısı için bir tehdit teşkil eylediğini mü­şahade etmekte tazminatlar hususunda­ki talepleri yerine getirmesini istemek­tedir. Diğer taraftan üç. hükümet harb suçlularının takibi ve cezalandırılması hususunda Birleşmiş Milletlerin almış oldukları kararlara riayet olunmasını ve bunların tatbik edilmesini talep et­mektedir. Nihayet üç hükümet, tadilci mahiyette prensipler yayan ve bu gaye için müttefiklerin kararlarına uygun olarak yerlerinden nakledilen Alman halkından istifade eden barış aleyhtarı kuvvetlerin batı Almanya'da yeniden doğuşunu endişeyle takibetmektedir.

19 Şubat 1948

—Londra:

Dün akşam Prag'da, Çekoslovakya, Po­lonya ve Yugoslavya Dışişleri bakanları konferansının kapanış oturumunda ya­pılan nihai beyanat, Sovyetlerin, Alman meselesinin Dışişleri Bakanları Konfe­ransında tekrar incelenmesini arzu et­tiklerine bir işaret sayılabilir. Konferans sonunda yayınlanan tebliğ şöyle bitmektedir:

7 Şubat 194S

—KaMre:

Arap Birliği Konseyi bugün burada tekrar toplanacaktır. B. B. C. muhabi­rinin bildirdiğine göre, müzakeresi kuv­vetle muhtemel meselelerden biri ide Orta Doğuda güvenliğin ne şelütde te­sis olunacağı meselesidir.

Bu husustaki hal çarelerinden birincisi, ingiltere ile bütün olarak alınacak Arap dünyası arasında bir bölge güvenlik paktı mahiyetini haiz ibir antlaşma ak-tedilmesi olduğu zannedilmektedir. Ba­zı mahfillerin kanaat ince bu fikrin konseyde müzakere olunması kuvvet­le muhtemeldir. Fakat E- B. C. muhabi­ri şimdilik 'bundan daha ileri gidilmesi­ne Mç i&timal olmadığım bildirmekte­dir. Muhabir, Arap memleketlerindeki umumi elkârın, Jböyle bir gelişmenin ha-aıl olacağına dair ümit vermediğini ilâ­ve etmektedir. Bazı Arap lideri Devlet­lerin tik önce kendi aralarında karşılık­lı müdafaa meselesi hususunda bir an­laşmaya varmalarının icabettlği kanaa­tinde bulunmaktadırlar.

Arap birliği konseyi bundan 'başka, Fi­listin'den alınan haberleri de tetkik ede­cekti);. Muhabir bu haberlerin Arapla­rın Filistin'in taksimine mâni olmalan ihtimaleri hususunda gayet iyimser bir mahiyeti haiz olduğunu bildirmektedir, konseye ayrıca Filistin Araplarının si­yasi ve askerî idareleri meselesini de tetkik edecektir.

9 Şubat 1948

—Kahire:

Arap Birliği konseyi bugün İkinci top­lantısını yapmıştır. Bu toplantı sırasın­da Filistin Kurtuluş Ordusunun Baş Komutanı Safuat Paşa bu memleketteki askerî durum hakkında izahat vermiş­tir.

Bu toplantıdan sonra her hangi bir teb­liğ yayımlanmamıştır. Diğer taraftan Arap- Birliği Liıbya meselesi hakkında bir muhtıra hazırlamaktadır. Bu ımulıtı-Tanın Kahire'den geçişi siraamda Bir­leşmiş Milletlçr komisyonuna tebliği düşünü İm ekit edir.

10 Şubat 1948

Kahire:

Arap (Birliği Genel Sekreteri Azzaın Paşa dün yaptığı demeçte şöyle demiş­tir:

«istikbalde Filistin ile alâkalı her hâdi­se harekete geçmenin ifadesi olacaktır. Azzam Paşa «mukaîıtl taraf için 'her hangi bir kıymeti haiz olabilecek» ha-'b eri eri yayınlamaktan kaçınmalarını muhabirlerden talep etmiştir.

Suriye'nin kıymeti düşürülmüş yeni Fransa frangı ile İş görmeyi reddetme­si üzerine Suriye ile Lübnan arasında vukua g-elen iktisadi anlaşmazlıkları in­celemek üzere Surİye Başbakanı Cemil Mardanı, Lübnan Başbakanı Riad-el-Solh ve Azzam Paşadan mürekkep üç kişilik biı- komisyon teşkil edilmiştir.

12 Şubat 1948

—Kahire:

Bugün burada toplanan Arap Birliği Siyasi Komitesi Birleşmiş Milletler Fi­listin'e mili etleri arası bir kuvvet gön­dermeğe karar ver dükleri takdirde ha­zırlanması icap eden müstakbel plânları tetkik- etmişlerdir. Arap kurtuluş ordularına komuta eden Iraklıg-eneraltoplantıdan sona beyanatta bulunarak tara bir anlaşmaya va­rıldığını ve askerî durumla ilgili olan bü­tün güçlüklerin ortadan kaldırıldığını söylemiştir. General sözlerine şunları ilâve etmiştir: Bu andan itibaren Filistin hakikaten Arap olmaktadır. Kahire'den bildirildiğine göre, Eski Ku­düs Müftüsü Filistin Arap Delegasyonun başında bulunan miibim bir üye olması itibariyle Arap Birliği konseyine alamıştır.

— Kahire:

Reuter:

Irak Heyeti, Arap Birliğine mensup devletlerin paralarının birleştirilmesi haldtında Arap Birliği Konseyine biT teklifte bulunmuştur. Konsey bu mese­leyi tetkik etmek üzere malî uzmanlar­dan mürekkep tolr komisyon teşkil et­meğe karar vermiştir.

Bu komisyona yukarda adı geçen Dev-letlerin uzmanlarından başka 2-3 Ame­rikan veya ingiliz uzmanı da katılacak­tır

13 Şubat 1948

- Kaili re;

Arap Birliği Konseyinin «Arap kur­tuluş orudlarmın»» başına g-otirmiş ol­duğu Irak Ordusu Genel Kurmay Baş­kanı ismail Safuat Paşa «Al Kotla» ga­zetesine beyanatta bulunarak şunları söylemiştir:

Birleşmiş MilleBIer Teşkilâtı milletler­arası bir ordunun yardımı ile taksim kararını tatbik mevkiine koyacak olur­sa Arap Devletlerinin muntazam ordula­rıFilistin'e gireceklerdir.

—- Kahire:

Arap Birliği siyasi komitesi bütün mü­racaatların yapılacağı bir Filistin ko­mitesinin kurulması için alınması icap eden tedbirleri Filistin'e milletlerarası bir kuvvet gönderildiği takdirde alına­cak durumu, terhis edilen askerlerden müteşekkil bulunan gayri muntaaam ordunun teşkilâtlandırılması ve Suriye ile Lübnan arasındaki malî ihtilâf ile Arap dövizlerinin istikrarı meselelerini müzakere -etmiştir. Bu son mesele malî uzmanlara havale edilmiştir.

15 Şubat 1948

Arap Birliği Genel Sekreteri Azzam Paşa birliğin Siyasi Komitesi tarafından yapılan toplantıdan sonra beyanatta bu. Iunarak şunları söylemiştir:

Bütün Filistin'i alâkadar eden siyasi, askerî ve birçok önemli meselelerin ta­hakkukuna doğru büyük bir adım at­maktayız. Birleşmiş Milleter teşkila­tındaki Arap temsilcilerine Filistin me­selesi müzakere edildiği zaman her tür­lü İ'lıtimali karşılıyabilmek iğin takını­lacak durum hakkında talimat gönder­dik.

Hafta sonuna doğru bu konferansı biti-receilt olan Arap Birliği Konseyi daha iki toplantı yapacaktır.

Siyasi komite Filistin hakkındaki aske­rî mesele üzerinde Irak Generali Safuat Paşa tarafından verilen raporu incele­mek üzere bu sabak yeniden toplanmış­tır.

17 Şubat 1948

— Kahire:

Akşam geç vakte kadar 'devam eden bir toplantıdan sonra Arap Birliğinin Ge­nel Sekreteri Azzam Paşa beyanatta bulunarak Arap Deıflet'lerinin yabancı­ların Filistin iç harbine müdahaleleri­ne mâni olmak için bütün muntazam ve gayri muntazam kuvvetleri ile hareke­te geçmeğe karar verdiklerini söylemiş­tir.

Azzam Paşa, Filistinîn taksimi hakkın­da Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca verilen karara ve Arap devletleri ta­rafından Iıiçbir mecburi mahiyeti olmı. yan bir tavsiye gözü ile bakıldığını be­lirtmiştir. Azzam Paşa şunları ilâve etmiştir:

— Bir veya birkaç devlet, Arap Filistine Yahudi (bir devlet tahmil etmek maksadiyle silâhlı kuvvetler kullanma­ğa karar verdikleri takdirde bütün ArapDevletleribuyabancımüdalıaleve bütün, muntazam ve gayri muntazam kuvvetleri He mukavemet e'tmk husu­sunda mutabık kalmışlardır.

-— Kahire:

Irak Dışişleri Bakam Hamdi El Başar Paşa, dün Arap Birliği Siyasi Komis­yonu toplantısından sonra beyanatta bulunarak şunları söylemiştir:

Filistini ateşe veren Tuman'dir. Şim­di Filistinin taksimi kararını mülga ad­dederek bu yangını söndürmesi yalnız ona düşmektedir.»

Irak Dışişleri Bakam, sözlerine şuaları da ilâve etmiştir:

«Arapların bu memlekette müstakil ya­şamalarınaimkân vermek lâzımdır.»

18 Şubat 1948

— Kahire:

Arap Birliği konseyi, silahlı Arap kuv.-vetleri Filistin'e müdahalede 'bulunduk­ları takdirde, Arap Devletlerinin Birleş­miş Mİlletleî1 teşkilâtına devam etmt-yeceği meselesini incelemiştir. Arap 'memleketleri «milletlerarası bir polis kuvveti»» veya «yabancı bir kuv­vet» kararını tatbik mevkiine koymak için Filistin'e geldiği takdirde munta­zam Arap ordularının bu memlekete girmesi yolunda bir karar sureti almış bul u nm aktadırlar.

— Kahire:

Arap Birliği, memleketinin birliğe ka­bulünü istîyen Lahaj Sultanının talebini redde karar vermiştir.

Lahaj Sultanlığı îngilî erenin Aden manda idaresinedanil Tmlun maktadır.

Ve Yemen Hükümeti bu memleketin in­giltere tarafından gayrlmeşru bir şekil­de işgal edîllmiş bir Yemen arazîsi ol­duğu itirazını İleri sürerek buna muha­lefet etmektedir.

20 Şubat 1948

— Kahire:

Arap Birliği Sözcüsü, Filistin'in taksi­mine karşı savaşmak üzere Arap kuv­vetlerine asker kaydı hususunda hiçbir karar alınmamış olduğunu bildirmiştir. Sözcü, meselenin, Arap Birliği Askerî Komitesi tarafindaıı incelenmiş olduğu­nu ilâve etmiştir.

Diğer taraftan Hukuk Komitesi de me­selenin milletlerarası veçhesini incele­mektedir.

23 Şubat 1948

— Kahire:

Arap Birliği Konseyinin toplantısı, dün sona ermiş ve çalışmalarının özünü bil­diren birtebliğyayınlamıştır.

Kuzey Afrika meseleleri hakkın­da konsey «işgal eden devletin» Mağ-rlbhların haklarının bilhassa kendi kendilerini idare etmek bakımından ta­nınması hususunda müspet hiçbir tedbir almamış olduğuna esef etmiş ve bunla­ra yardım etmek için bütün gayretini sarfetmeğe karar vermiştir.

Tebliğ, bir Arap haberler ajansının desteklemek ve Arap Birliği­nin milletlerarası mülteciler teşkilâtına kabulünü istemek için mütaaddit ka­rarlar alındığını da tasrih etmektedir.

4 Şubat 1948

—Londra:

Hükümetle Lortlar Kamarası arasında­ki anlaşmazlık bugriin sona ermiştir. Hü­kümet, Lortlar Kamarasının salâhiyeti­ni tahdit maksadlyle hazırladığı tasan üzerinde yapılan müzakereler neticesin­de husule gelen variyeti tetkik için muhtelif partileri toplanmağa davet edeceğini bildirmiştir. Muhalefet mahfil­lerinde hükümetin bu kararı «aklıseli­min bir zaferi» olarak vasıflandırılmak-tadır.

7 Şubat 1948

—Londra:

Zevceleri Rus olan ve Rusya'yı terkede-miyen ingilizler. Dışişleri Bakanı Be-vin'e müracaat ederek İngilizlere verile­cek vizalar kadar Rus vatandaşlarına da vize verilmek usulünün tatbikini is­temişlerdir.

Bu usul tathik edildiği takdirde, İngilte­re'den ayrılacak olan Rus tebaalarıma zevce ve çocukları tekrar İngiltere'ye avdet imkânını bulamıyac aklardır.

—Londra:

ingiliz Faşîst Lideri Sir Oswald Mosley bugün öğleden sonra Londra'da bir top­lantı sırasında beyanatta bulunarak teş­kil etmiş olduğu «Birlik hareketi» ni muhtelif 51 teşkilât tarafından yapılan talepler üzerine bugünden itibaren teş­kilâtlandırmaya başladığını bildirmiştir.

12 Şubat 1948

—Londra:

Avaım Kamarası dün akşam İhtiyar Kıa-lar Cemiyeti tarafından hazırlanmış cilan bir nümayişten sonra vuku bulan bir hâdiseye sahne olmuştur. Bu cemi­yetin vasati olarak elli yaşlarında bulu­nan 400 üyesi içtimai güvenlik bakımın­dan 55 yaşından itibaren bekâr kadın­lara ödenek olan para için ileri sürülen şartları hafifletmesini talep etmek üzeTe itoplanmış bulunmaktaydı. Bakanlarla görüşmeye muvaffak olamıyan üyeler Meclis Başkanım koridorda takibe baş­lamışlardır. Bu hâdiseler arasında 12 polis memuru ihtiyar kızları nezaketle dışarı çıkarmışsa da haşka bir nümayiş­çi grupu bağırmaya başlamışlar ve poli3 bir ıJefa daha müdahale etmek mecbu­riyetinde bulunmuştur. Polis memurlar! ananevi sabır ve sükûnetleriyle ihtiyar kızların, dışarıya çıkıncaya Radar peşle­rini bırakmamışlardır.

13 Şubat 1948

Londra:

işçi Partisi tcra Komitesi, işçi Partisi mensuplarının Ömrchill'in «Birleşik Av­rupa hareketi* ne ve hususiyle bu.teşek-külün Mayıs ayında La. Haye'de cereyan edecek olan kongresine iştiraklannm yasak edilmesi hakkında vermiş olduğu kararı muhafaza etmektedir. Churchilî ile işçi Partisi tcra Komitesi Başkam Shinwell ve Başbakan Attlee arasında teati edilen mektuplardan çıkan netice budur.

Cluırehİll işçi Partisinin karalından vaz­geçeceğini ümit etmekte ve Avrupa'daki işçi partileri liderlerinden çoğunun La Haye Konferansına iştiraki kabul ettik­lerine ve Avrupa birliği dâvasnun îşçi Partisi Dışişleri Bakanı Bevin tarafın­dan hararetle tasvip edildiğine İşaret eylemektedir.

Bu tkdirde Filis­tin'in muhafazası sorumluluğu Birleş­miş Milletlere ait bulunacaktır.

Başka bir suale cevap veren Sömürgeler Bakam Creech Jones, 11 Şubat tarihin­de Kıbrıs Adasında gözaltı edilmiş bulu­nan Yahudilerin sayısının 29.006 yi bul­duğunu söylemiştir.

1 Ağustos tarihinde ingiliz kıtalarının kesin olarak hareketinden evvel bu en­terne kamplarının tahliye edilmesi için Birleşmiş Milletler Komisyonu ile mü­zakereler devam etmektedir.

21 Şubat 1948

— Londra:

Komünist Partisinin Yıllık Kon­gresi bugün, Londra'da açılmıştır. Kon­grede, İngiltere'nin her tarafından gel­miş bulunan delegelerle Fransız, italyan ve Avusturya Komünist Partilerinin temsilcileri hazır bulunmaktadırlar. Parlamentodaki komünist üyeleerden M. Gallacher işçi Partisi liderlerinin iç sa­hada olduğu katlar dış sahada da muha-faaaJkâr bir siyaset takip etmefete ol­duklarını bildirmiştir. Komünist Parti­sinin Genel Sekreteri M. Pollitt'de Mar-shal plânım takbih etmiştir. Kongre, Hükümetin, gündeliklerin istik­ran ve fiyatların azaltılması yolundafei siyasetini reddeden ve ingiliz sendika­ları federasyonunun bu siyaseti destek-liyen kararını takbih eden bir karar su­retini kabul etmiştir.

26 Şubat 1948

— Londra:

.,.-■■

Komünistlerin sızma hareketlerine karşı ihtarda bulunan içişleri Bakanlığınca dün verilen talimat üzerine ingiltere li­manlarında ve hava alanlarındaki mu­haceret servisleri nezaretlerini son. de­rece sıklaştırmış bulunmaktadır.

Limanlardaki banka müesseselerine 600 Çek kronundan fazla meblâğların Ingilia parası ile değiştirilmesi yolunda emir ve­rilmiştir. Bakanlığın verdiği emirden hemen sonra bir Londra hava alanına İngiliz nüfus kâğıtları taşıyan İM Po­lonyalı gelmiştir. Terre-Neuve'den gel­mekte olan bu Polonyalılar tevkif edil­mişlerdir.

28 Şubat 1948

— Lonöra:

ingiliz îşci Partisi Sekreteri Morgan Phillips dün akşam yaptığı bir demeçte, komünistlerle her türlü işbirliğinin im­kânsız olduğumu söylemiş ve demiştir ki:

«Komünistler, menfaatleri bahis mevzuu olunca herhangi bir anlaşmayı inkâr edebilirler. Sosyal - Demokratlar daha vakit varken başkalarının tecrübelerin­den faydalanarak bu hakikati öğrenme­lidirler. Çekoslovakya'daki arkadaşları komünist hücumlarının başlıca hedefini teşkil etmişlerdir. Henüz bir komünist polisinin doğrudan doğruya baskısı al­tında bulunnuyan diğer memleketlerde­ki sosyalistlerin vaziyetlerini ehemmi­yetle tetkik etmeleri lâzımdır ve bunun için muhakkak ki vakit henüz geçmiş değildir.»

Yine sağcı bir gazete olan TAurore da Fransa'yı yabancı bir tehdit ye tehlike­lerinden kurtarmak için Komünist Par­tisinin ortadan kaldırılması taraftarı­dır.

Muhafazakâr France Libre Gazetesi, yeni Mr taarruzun üçüncü kuvvet tem­silcileri tarafından derpiş edilen dar hu­dutları nazarı itibare almaksızın bütün Cumhur iyetkilerin birleşmeleriyle dur­durulabileceği kanaatindedir.

Üçüncü kuvvet merkeziyet çilerinin «kardeş düşmanlığı manevralarını» şid-detle tenMt eden solru radifkal «Ordre» Gazetesi dahilî kavgaları sbir ittifak va­adinden sonra utanılacak bir manzara» olarak vasıflandırmaktadır.

18 Şubat 1948

—Paris:

Fransız Halk Topluluğu Partisi dün ak­şam Paris'te binlerce kişi önünde umu­mi bir toplantı yapmıştır. Bu toplantıda hükümetin, siyasetine hücum etmek ve Milletlerarası durum hakkında görüşle­rini ifade etmek için bireodt hatipler söz almışlardır. Konuşanlar arasında Paris Belediye Meclisi Başkanı ve General de Gaulle'ün kardeşi Pierre de Gaulle de vardır. Pierre de Gaulle, Fransa'nın umumi vaziyetinden bahsederek şunları söylemiştir:ı

«iktidar sarsılmakta devam ediyor, Ma-yer plânı daha şimdiden muvaffakiyet-sizllğe uğramış gibidir.

Mart veya Nisan ayında Staîin hareke­tinin faaliyete geçtiği görülecek ve bu, İspanyol ve Yugoslav müfritleri tarafın­dan yapılacak millî ölçüde bir sabotaj olacaktır.»

—Paris:

Fransız Millî Meclisi dün akşam fiyat­ların kontrolü haüdtında Hükümet pro­jesini müzakere etmiştir. Adalet Bakanı Andre Maile bu kanunun lüzumu hak­kında ısrar etmiş ve «günkü hükümet

bu hususta elinde halen lüzumlu bir kuvvet bulundurmamaktadır» demiştir. Maliye Bakanı Rene Mayer, memleke­tin hürriyetini suiistimal edenlere karşı tedbir alınmasını icabeden herhangi'bir hâdise vukuunda ittihaz olunacak ha­reket tarzını izah etmiştir.

Telıir edilen müzakereye yarın saat li te teltrar başlanacaktır.

19Şubat 1948

—Paris:

Millî Meclis bu sabah gayri meşru fiyat yükseltmeler hakkında müeyyideler va­deden kanun tasarısını incelemeğe de­vam etmiş ve tasarıyı 188 oya karşı 336 oyla kabul etmiştir. Tasarının madde madde müzakeresinde. Millî Meclis, lü­zumu halinde kanun hükümlerinin de­nizaşırı topraklara da teşmilini derpiş eden ananevi maddeyi de kabul etmiş [bulunmaktadır.

20Şubat 1948

—Paris:

Beş ban franklıkların tedavülden kaldı­rılması hakkindadö kanunun tadiline mütedair bir madde hususunda Komü­nistlerin müstaceliyet talebine karşı hü-fcümet itimat meselesini ortaya koymuş­tur.

itimat meselesi ileri sürülmüş olduğun­dan, anayasa hükmüne göre, .meclis mü­zakereleri talik edilmiştir.

Millî Meclis, Hükümetin itimat talebini 25 Şubat Salı günü oya koymağa karar vermiştir.

23 Şubat 1948

—Paris:

Dün Versailles'de yapılan kısmi seçim­lerde de Gaulle taraftarı bir aday seçil­miştir.

E. B. C. nin Paris Muhabirinin bildirdi­ğine göre bu seçimler pek ehemmiyetli

olmamakla beraber müfrit sağın, dün de ele Gaulle'eü aday tarafından kaza­nılan mavkii o zamana kadar ellerinde bulunduriYiaikta olan Komünistler üze­rinde üstünlüğünü teyidetmesini temin etmiştir.

26 Şubat 1948

— Paris:

Fransız Millî Meclisi Hükümetin kal­kınma programı bütçes^i kabul etmiş­tir. Bu bütçe gereğince esas sanayi için.

büyük masraflar yapılacaktır. Bu ara­da demliryolları, kömür ocakları ile gaz ve ele&trilk endüstrileri de vardır. En fazla tahsisat elektrik sanayiine tahsis edilecektir.

B. B. C ain Paris muhabirinin bildirdi­ğine g-ore Fransa'da elektııik sarfiyatı harpten evvelki seıviyenln iki misline çıkmıştır. Buna mukabil istihsal tıuınıa ancak yansından biraz fazlası derece­sinde artmıştır. Sarahat, italya'nın milletlerarası sahada jstiklalM muhafaza etmesi ve İdeolojik 'bloklardan müsavi mesafelerde uzak durması lâzım, geldiğini ilâve etmiştir.

18 Şubat 1948

— Londra:

Moskova radyosunun dün alkşam verdi­ği ir habere göre, Rusya Afrika'daM eski İtalyan sömürgeleri hakkındaki gö­rüşünde İsrar ettügiııi ve bu sömürgele­rin İtalya'ya iadesi gerektiği kanaatin­de bulunduğunu italya'ya bildirmiştir. Radyo şunları ilâve etmiştir:

10 Şubatta İtalya Büyükelçisi Sovyet Hüküm etine müracaat ederek İtalyan sömürgeleri hakkındaki kanaatini bil­dirmesini, istemiştir. 14 Şubatta Dışiş­leri Müsteşarı Zovin, Sovyet Hükümeti­nin daha 1946 senesinde Dışişleri Ba­kanları Konseyinde Afrika'daki eski İtalyan sömürgelerinin yani Libya, E-ritre ve Stalyan somaüsinin muayyen müddetli bir inanda altında İtalya'ya İa­desini teBtMf etmiş olduğunu İtalya Bü­yükelçisine bildirmiştir. Fakat bu tek­lif Dışişleri Bakanları Konseyince kabul edilmemiştir. Sovyet Hükümeti, İtalyan sömürgeleri hakkındaki görüşünde o za-mandanlberi bir değişiklik husule gelme­diğini İtalyan Hükümetline bildirmeyi lüaumlu addeder.

23 Şubat 1948

— Lecce:

I^eoce'de söylediği bir nutuk esnasında Başbakan De Garperi, ezcümle demiş­tir ki:

Komünist partilerinin Bitalystooik'da tertip ettikleri konferansta Marshall Plânını akim bırakmak üzere Batı Av­rupa memleketlerinde umumi bir kay­naşmayı hedef tu!tan geniş bir plân viicude getirilmiştir.

Bundan sonra İtalya ile Sovyet Rusya arasındaki münasebetleri bahis mev­zuu eden de Gasperi, italya'nın bu bü­yük Doğu devletleriyle iyi münasebet­ler idame etmek istediğini söylemiş, fakat barış antîlaşmaısı gereğince tediyesi icaib eden taaminaltin vâdesi gelmeden »denmesini gözönürrde bulunduran Rus tezini kalbul etmenin imkânsız olduğunu belirtmiştir.

De Gasperi, Ibilâhare iç durumu gözden geçirerek bugün artık 1946 senesinin Haziran ayında olduğu gibi1 Siyasi cere­yanların hepsine karşı müsamaha ile hareket edilmesini tavsiye edemiyece-ğhû söylemiş vedemiştir ki:

Bütün İtalyanların memleketin imarına iştirak etmeleri yolunda O tarihlerde beslediğimiz ümitler boşa çıkmıştır. Son söz olarak başbakan, toir iç savaş emareleri 'gösteren ve Milletlerarası ye­ni bir çakışmanın, mihrakını teşkil ede­bilecek olan propagandalara kapılma­malarını işçilere tavsiye etmiştir.

24 Şubat 1948

— Londra:

Dün, İngiltere, Amerika, Fransa ve Rus Dışişleri Yardımcıları arasında ya: pılan konferansta, italya'nın eski sö­mürgeleri ile ilgili bir usul meselesinde görüş ayrılıkları olmuştur.

İngiltere, Fransa ve Amerika Dışişleri Bakan. Yardımcı tavı, italyan sömürge­lerinin istikbali ile ilgili hükümetlerin 16 Marttan yani sömürgelerde tahki­kat yapmakta olan komisyonun rapo­rundan evvel fikirlerini bildirmeleri yolunda Rıs teklifini redetmişlerdir.

Dışişleri Balkan. Yardımcıları bir anlaş­maya varanla maşlar ve muhtelif görüş­leri telif etmefle ve gelecek Perşembe günlkii oturuma kadar bu hususta bir rapor hazırlamak Üzere bir komisyon ihdasınakarar vermişlerdir.

—■ Roma :

Dün istibsalat fiyatlarının artması yü­zünden başlayan panik italyan borsa­sını iıarbin sona ermesinden beri vuku-buiaa en büyük sarsıntıya uğratmıştır. Büzi esbanı ve tahvilât bir sigara pa­ketinden daha ucuza satılmıştır.

8 Şubat 1948

—Paris:

tspanyol Sosyalist Partisi Sağ; Cenah Şe­fi M. Prleto bugün, beyanatta bulunarak memleket haricinde bulunan ispanyol Cumhuriyetçilerinin Fransız Hükümeti­nin Fransız - İspanyol hududunu tekrar açmak kararına karşı herhangi bir iti­razda bulunmadıklarını bildirmiştir. M. Prieto, bu hududun bundan iki yıl önce Fransa tarafından kapatılmasının, diğer memleketler de aynı şekilde hareket et­mediği için, Franko'ya her hangi bir za­rar vermediğini, aksine Fransız ticare­tini haleldar ettiğini sözlerine ilave et­miştir.

Memleket haricinde bulunan daha baŞka Ispanvol eumhuriyelçilerinin temsilcileri Fransız Hükümetinin almış olduğu ted­birin İspanyol Hükümetine karşı bir va­ziyet değiştirme olarak değil, tamamiy-le iktisadi mahiyette bir tedbir şeklîn­de telâkki edilmesi gerektiğini bildir­mişlerdir.

18 Şubat 1948

—Madrlt:

Bon defa Valladolla, Saragosse ve V&-lencivda yapılan polis faaliyetlerine dair tebliğdin neşri beklenilmektedir.

Valiadolia'Öa«Hür»ismi verilen teşiki-

lûta mensup 52 komünist, tevkif edilmiş­tir.

Sarragose'de Sosyalist sendika teşkilâtı olan U. G. T. nln bölge komitesinden 13 kişi tevkif olunmuştur.

Vallencia'da yine bölge komitesine men­sup 8 kişi tevkif edilmiştir. Eu üç kasa­bada silâh, patlayıcı madde ve matbaa malzemesi ele geçirilmiştir.

19 Şubat 1948

—Madrit:

Teni kurulan Kıraliyet Konseyi üyele-lerfinin andigme töreni 26 Şubatta Gene­ral Franeo'nun evinde yapılacaktır. Kon­sey üyelerinin Veraset Kanununda der­piş edildiği1 gibi 13 değil, 12 ye indirildi­ği anlaşılmış bulunmaktadır. Filhakika Madrit Başpüskoposu Sejo Garay, Kon­seye nen enstitü başkanı hem de kilise temsilcisi sıfatiyle iştirak etmiş olacak­tır.

26 Şubat 1948

—Madrit:

Bugün Prado'da Franeo'nun ikametgâ­hında Kıraliyet Konseyinin kuruluşu do-layısiyle bir merasim yapılmış ve daha sonra konseyin 12 üyesi yemin etmiştir. Millî Eğitim Bakanlığı bu merasim şe­refine mekteplerin ve üniversitelerin ta­til yapmalarını emretmiştir.

4 Şubat 1948

—Brüksel:

Belçika Maliye Bakanı dün akşam, Bel­çika'nın dolar bölgesine dâhil memleket­lerden yapmakta olduğu ithalâtı tahdit edeceğini bildirmiştir. Belçika, hu tedbire, altın mevcudunun azalması yüzünden başvurmuştur.

12 Şubat 1948

—Brüksel:

Resmî bir tebliğde bildirildiğine göre, Belçika Ayan Meclisi Dışişleri Komis­yonu, Batı Avrupa devletleri arasında Dir ittifak akdi hakkında ingiltere Dış­işleri Bakanı M. Bevin'in ileri sürdüğü plânın preisip itibariyle kabulüne dair Başbakan Spaak tarafından verilen de­meci hararetle tasvip etmiştir.

18 Şubat 1948

—Brüksel:

Belçika'da grev yapan işçilerin çoğu tek-

rar çalışmaya başlamıştır. Yalnız Liege bölgesinde merkezde bazı kömür kuyu­larında grev devam etmektedir. Hükümet tarafından işlerine son verilea 600 posta memuru bu kararı iptai ettir­meğe çalışmaktadır.

Komünistlerin gazetesi olan «Kısıl Bay­rak» dahi grev hareketinin başarısızlığı­nı kabul ederek şunları yazmaktadır: «bazı kesimlerde işçiler tekrar çalışma­ğa başlamışlardır.»

19 Şubat 1948

— Brüksel:

Belçika Saylavlar Meclisi üugün öğle­den sonra meclis seçimlerinde kadınla­rın oylarını kullanmalarım sağhyaa bir kanun tasarısı kabul etmiştir. Mevcut 187 saylavdan yalnız üçü tasan aleyhinde oyunu kullanmıştır.

12 Şubat 1948

İSVEÇ

— Stokholm:

isveç Dışişleri Bakanının dün akşam bil­dirdiğine göre İsveç Hükümeti MarshalI plânı iğin tam manasîyle işbirliği yap­mak arzusundadır. Bakan isveç Parla­mentosunda geçen hafta cereyan eden müzakereler hakkında verilen yarım ha­berlerin îsveç'in MarshalI plânını ve Be-vin plânını reddedeceği hissini vermiş ol-

duğunu belirterek isveç'in açıkça belir­tilmiş veya gizli askerî taahhütleri bulu­nan ve herhangi bir büyük devlet grupu tarafından teşkil olunan bloklara bağla-namıyacağım söylemiştir.

NORVEÇ

— Oslo:

Dün Norveç Parlamentosunda vuku îm-lan müzakereler sırasında komünistler hariç olmak üzere bütün partiler Mar­shalI plânını çok müsait karşılamışlar­dır.

21 Şubat 1948

—Viyana;

iyi haber alan bir Avusturya kaynağın­dan öğrenildiğine göre Avusturya Baş­bakanı Figl, Tuna Şirketine ait bulunan büyük sabiti bir havuzun Viyana ct-varmöan bir Macar limanına nakledile­ceğine, dair Sovyetler tarafından yapı­lan beyanatı protesto etmiştir. Plgl, Dört Dışişleri Bakanıma Londra'da toplanarak Avusturya'nın bağımsızlığı meselesini tetkik edecekleri bir sırada durumda değişiklik yapmak üzere sar-fettikleri g-ayreti bilhassa protesto et­miştir.

23 Şubat 1948

—Viyana:

Viyaaa'daki İngiliz ve Amerikan elgilik erkânı, Kızıiortiunıin yıldönümünü kut-

lamak üzere dün öğleden soma Viyana-da yapılan töreni bitmeden terketmi.j-1 erdir.

tngiliâ Maslahatgüzarı B. B. C. nin Vi-yana'daki muhabirine yaptığı beyanatta Rus Yüksek Komiseri General Kuras-sov'un, ingiltere ve Birleşik Amerika aleyhinde ağır hakaretlerde bulunmuş olmasından dolayı töreni terketmefc mecburiyetinde bulunmuş olduğunu söy­lemiştir.

Filhakika Rus Yüksek Komiseri, Gene­ral Kurrasov, Avusturya Başbakanı Dr. F:'g-!'in ve kordiplomatiğin önünde söy­lediği bir nutukta emperyalist devletlere hücum etmiş ve demiştir ki: «Bu devletler, Hitler harbine yardım et­mişlerdir ve şimdi de yeni bir harp ha­zırlamak için milyonlarca dolar sarfet-mektedirler.»

12Şubat 1948

— Budapeşte:

Başbakan Yardımcısı ve Macar Komü­nist Partisi Genel Sekreteri Ra&osi dün Öğleden sonra Budapeştede şu beyan.-nattabulunmuştur.

«Macaristan, Yugoslavya ve Eumanya ile bir dostluk ve karşılıklı yardım and-Iaşmasi, Polonya ve Bulgaristan ile de kültüre! anlaşmalar imzalamıştır.

Macaristan şimdi Sovyet Rusya ile an­laşmalar imzalamağa devam edecek­tir.:;

—; Londra:

Budapeşte'den bildirildiğine göre, Ma­caristan'ın Komünist Dışişleri Bakam Biik Moinar, Bakanlığına mensup İSO diplomat ve memurun vazifelerine ni­hayet vermiştir. Buna sebep, bu şahıs­ların yeni Macar demokrat rejiminin icaplarına uyg-tın görü im em el i dir. Bun­ların yerine komünist memurlar vezife-1 indirilmiştir.

13Şubat 1948

—■ Budapeşte:

Biline)İğine göre Macar Cumhurbaşkanı Tiltdy kendi isteğiyle Moskovaya git­mektedir ve seyahati Macar - Sovyet antlaşması .müzakerelerini ikmal etmek üzere Sovyet Başşehrine hareket edecek olan ehemmiyetli delegasyonla ilgili de­ğildir. Bu akşam Tildy'nin gideceği trenle hareket edecek olan bu delegas­yon Başbakan Dynnies'in başkanlığın­dadır. Heyete Dışişleri ve Savunma Ba. kanlariyle bazı mütehassıs da dâhildir.

Sovyet Rusyanın Budapeşte Elcisi Puş-kin de Moskovaya gitmektedir.

16 Şubat 1948

— Budapeşte:

Komünist Szabad gazetesi Macar De­mokrat Halk Partisine ihtarda buluna­rak hükümetin raaü siyasetine karşı göstermekte olduğu muhalefeti» tehli­keli b:r oyun olduğunu ve buna de- ettiğ:takdirde liderlerinin Amerikaya kaçmasından sonra dağılmış bulu­nan Pfeiffer Partisi ile aynı yolu takip edeceğine İşaret etmiştir.

17Şubat 1948

—Budapeşte:

General Markt-s'un temsilcileri, ^Yunan milletine yardım» Partisinin misafiri olar alîburayagelmişlerdir.

Yeni yılı» başında teşkil edilmiş olan bu parti sosyalist, komünist, millî çiftçi ve küçük emlâk sahipleri partileri tarafın­dan desteklenmek t-edir, «Yunan milleti­nin ordusuna maddi ve mânevi bir yar­dımda bulunabilmek maksadiyle paıtiye sanatkârlar ve ilim adamları da iltihak etmişlerdir.

—Moskova:

Macar hükümet heyeti dün, Moskova'ya gelmiştir.

Macar Başbakanı M. Dinnyea, bu ziya-rotin Macaristan'la Rusya arasındaki kültürel, siyasi ve İktisadi münasebet­leri takviye edeceği ümidini iahar ctrıîş-

tir.

18Şubat 1948

—- Budapeşte:

Geçen Pazartesi günü Moskova'ya gel­miş olan Başbakan Dinnyes'in Baş­kanlığındaki Macar Hükümeti delegas­yonu bugün Öğleden sonra bîr Macar-Sovyet dostluk işbirliği ve karşılıklı yardım antlaşması imzalamıştır. Bu antlaşma, Budapeşte'de musaflüak su­retlerin tasdikinden itibaren yirmi yıl yürürlükte kalacaktır. Antlaşma met­ninde altı hüküm bu Hm m aktadır. Bu höliümlerden biri, taraflardan biri Al­manya ile veya Almanya ile birlikte te­cavüz hareketine İştirak eden veyahut toir tecavüz siyaseti için Almanya ile doğrudan doğruya veya herhangi bir şe­kilde ittifak eden herflıangi bir devletle lıarba giriştiği takdirde karşılıklı yar­dımda 'buluiıulması hakkındadır. Ant­laşma iki taraftan birinin diğeri aley­hinde iKıfak veya teşebbüste bulunma­sını mer.ötnıskte, müşterek menfaatle­rin: ilgilendiren bütün milletlerarası meselslrr hususunda ıstîşaro!fî'do bulun-

nımaya davet etmekte ve ekonomik ve Kültür münasebetlerinin kuvvetlendiril­mesi ve geliştirilmesi maksadiyle işbir­liğinde bulunmayı arzu ettikleri ve tıer iki memleketin bağım sizliği yi e hüküm­ranlığın™ ve her birinin diğerinin içişle­rine karışmaması prensibinin dikkat na­zara alınacağı kaydolunmaktadır.

Metnin başlangıç kısmında, anlaşmanın, iyi komşuluk münasebetlerinin işbirliği­nin ve dostluğun kuvveti en dirilmesinin her iki memleketin, hayati menfaatlerine uygun olacağı ve ekonomik gelişmeleri­ni kolaylaştıracağı kanaatiyle Macaris­tan ile Sovyet Rusya arasındaki dostluk münasebetlerini geliştirmek maksadiyle aktolundugu belirti İm ektedir.

21 Şubat 1948

—■Budapeşte:

Macar Soyal Demokrat Partisi sağ ce­nahına mensup otuz beş üye partiden is­tifa etmişlerdir. Bunlar arasında En­düstri Bakanı ile Macar Sandika KGng-resi Başkam da bulunmaktadır. Arala­rında eski bi:1 müsteşarın da bulunduğu beş parti üyesi partiden çtfcanlrmştır.

— Budapeşte:

BudapeşteHaikMahkemesi 15 Eylül

1944 de 126 Yahudi İle Rus harp esirle­rini katletmekten suçlu Macar asker ve subaylarından mürekkep bir grupun muhakemesi sonunda aitı İtişinin asıl­mak suretiyle idamına karar vermiştir.

28 Şubat 1948

—■ Londra:

İngiliz Dışişleri Eakanhğmm. bir Sacü-sü dün yaptığı bir demeçte Macaris­tan'da son defa vuku bulan siyasi hâ­diselerden bahsetmiş ve Macar Sosyal -1 Demokrat Part:de yapılan temizleme hareketini ve bu arada bu paııti; liderle­rinin işbaşından uzaklaştırıldıklarını bildiren haberlerdikatigekmiştir.

Sözcü demiştir ki:

Bundan daha altı ay evvel başkanlarını suikast hareketleriyle itham etmiş olan­lar bugün aynı ithamlara mânız kal­makta, ve kendilerine mülteci denil­mektedir. Böyle suikastlar ortaya çı­karılması, komünistlerin iktidara geç­mek hususunda kulan diki arı tekniğin mûtat bir vasfı haline gelmiştir. Bununla beraber son hâdiseler, ortaya çıkarıldığı bildirilen bu gibi suikastle-rin hakikî olup olmadığı hususunda şüpheler uyandırmaktadır.

7 Şubat 1948 -

—■ Berlin:

Polonya resmi askeri heyeti tarafından yayınlanan tebliğ', 31 Aralık 1947 tari­hine kadar 2 milyon 155 bin Alman'm Batı Polonya topraklarından çıkarılmış ■ve ataları Polonyalı olup "bu topraklarda yerleşmiş bulunan, bir milyondan fazla İnsanın da Polonya yurttaşlığına kabul edilmiş olduklarım .bildirmektedir.

— Varşova:

Polonya Köylü Partisi, hükümete mu­halefetinden vazgeçmiş olduğunu alenen teyidetm;ştü'.

Dün akşam Varşova Radyosu, partinin Mr beyannamesini yayınlamıştır. Beyannamede Köylü Partisinin, Hükü­meti teşkil eden partilerle işbirliği ya­pacağı temin olunmaktadır. Yine aynı beyannamede parti merkezin­deki mücadelelerin Mikolajczyk'İn sü­rülmesi ve tutulan siyasi yolla lıema-henk olan yeni Polonya'nın kuruluşu prensiplerinin, tasdik cd-ümiş olmasiylc sona, erdiği İlâve- o'unmaktadır.

17 Şubat 1948

—Varşova: .

Bski Doğu Prusya'daki Olzstya Köylü Partisinin faal ii yelelinden Mikolaj-zcyk'ın iki eski taraftarı Varşova As­kerî Mahkemesi tarafından ölüme mahm edilmiştir. Bu sanıklar yabancı bir devlet hesabına casusluk yapmaktan suçlu görülmüşlerdir. Kentlileri ile işbir­liği yapan 6 kişi de 3 ilâ 15 sene hapis cezasınaçarptırılmışlardır.

—Varşova:

Polonya gençliğinin millî bir gençlik ha reketi için meoburi olarak toplanmasın1'.

tou sabah başlanmıştır. 16 ilâ 21 yaş­larında bulunan 4,5 milyon genç kız ve erkek imar çalışmalarına iştirak edecek­ler ye 6 ay devam edecek olan bir be­den eğitimi ve askerî hazırlık devresi geçireceklerdir. Polonya gençlik hareke­tinin gayesi kısmen kültür ve kısmen de siyasi olup «faşizms ân ve «irtica» in izlerini ortadan kaldırmayı hedef tut­maktadır.

IS Şubat 1948

—Varşova:

Resmî mahfillerde teyidedildiğine göte, Polonya Hükümeti bundan sonra kendi topraklan üzerinde ecnebi uçaklarının müsaadesiz olarak uçmasını müsamaha ile karşılamıyacaktır. Bu hususta Po­lonya kanunlarını hiçe sayacak olanlar sadece enterne edilmekle kalmıyacak-"lar, tevkif edilerek muhakeme altına alınacaklar ve cezalarını Polonya hapis­hanelerindeçekeceklerdir.

19 Şubat 1948

—Varşova:

Times'in Varşova muhabiri, Polonya Hükümetinin, Fransa'da Polonyalıların tevkifleri 'münasebetiyle misilleme hare­ketine girişmek .tasavvurunda olduğunu bi 1 d ir m ektedir.

Fransa'da yapılan bu tevkifler Polonya Hükümeti tarafından resmen protesto edilmiş "bulunmak ta dır. Times muhabiri, tevkif «dilen Polonyalıların sayısının çok olmadığına işaret etmektedir. Tevkif edilenler şimdiki Polonya Hükümetine taraftar o!up Fransa'da bulunan 400.000 kadar Polonyalı üzerinde büyük bir nü­fuz sahibi bulunmaktadırlar.

Muhabir, Vaişova siyasi mahfillerinin Fransız-Polonyamünasebetlerinin bu

yeni şekli ile yakından alâkadar olduk­larını ve Fransız - Polonya, ittifakının yenilenmesi ümidi kalmadığını ilâve et­mektedir.

- Varşova:

Yardımcı milis teşkilâtı üyeleri tarafın­dan şimdiye kadar 900 tetfolşgi yakalan­mış, mühim bir kısmı da öldürülmüştür. Teşkilât iki seneûenlberi faaliyette bu­lunmaktadır.

Halk tarafından Ormo ismi verilen bu teşkilât, ekseriyetini köylülerin teşkil ettikleri ücretsiz gönüllülerden müteşefo-kildir ve bugün 109 bin üyesi bulunmak­tadır.

Ormo teşkilâtı teBhişc.ilere karşı 1500 savaş veya çarpışma yapmış ve bugüne kadar giriştiği ibu savaşlarda 182 üye­sini kayfb etmiştir..

21 Şubat 1948

— Varşova:

Polonya Dışişleri Bakam Modzelevreki, bugün, basma verdiği bir demeçte, Hü­kümetinin, bugünkü Polonya - Fransa münasebetlerinin kati olarak iyileşmesi­ni arzu ettiğini -beyan etmiştir.

Polonya - Fransa müzakerelerinin ölü bir noMada 'bulunduğunu soyliyen Ba­kan, Polonya'ya bir Alman tecavüzü ha­linde yardım etmeden evvel Fransa'nın kendimüttefikleriyle istişaredebulun-

ması teklifini Polonya Hükümetinin ka­bul edemiyeceğini tasrih, ietm'iştir.

Diğer taraftan, Rumen Hükümet Heye­tinin yakında Varşova'yı ziyaret edece­ğini 'bildiren Bakan, Polonya'nın, Bulgar­istan ve Macaristan'la olan bağlarını da gittikçe sıkılaştırdtğmı ilave eylemiş­tir.

Bakan, ingiltere ile yeni bîr ittifak ant­laşması imzasının bahis mevzuu olma­dığını söyliyerekSözlerini bitirmiştir.

25 Şubat 1948

—Varşova:

Polonya Parlâmentosu saylajvlanndaa Rahip Thomas Kolakowski Polonya'dan kaçmıştır. Bu haber bugün hükümet ta­raftarı Çalışma Partisinin idare mahfü-1 erinden alınmıştır.

29 Şubat 1948

—Varşova:

Ü gren İldiğine göre, Polonya İle Roman­ya arasmda yakında askerî bir anölaş-ma İmzalanacaktır. Dün akşam, Varşo­va'da neşredilen bir tebliğe göre, Ro­manya Dışişleri Bakanının iki memle­ket arasmda bir kültürel anlaşma imzası için Varşova'ya yaptığı son ziyaret es­nasında bu asker! andlaşmanın şartları hakkında kendisiyle Polonya Başbakanı arasında (bir mutabakat hâsıl olmuştur. Romanya Murahhas Heyeti dün. akşam Bükreş'e müteveccihen Polonya'dan ay­rılmışlardır.

Bakanlar tarafından komüni3t olan içişleri Bakanı Vaclav Nosek'e kar­şı ileri sürülen ithamlar dolayisiyle ka­binenin «fırtınalı» igtimamdart sonra ha­rekete geçen komünist Bakanlar, Çekos­lovak koalisyon kabinesinin olağanüstü bir toplantı yapmasını istemişlerdir.

O sırada hasta bulunan îçişleri Bakanı Vaclav I-Josek kabinenin bu toplantısına iştirak etmemiştir.

Bugün bildirildiğine göre, Komünist olan Başbakan Klement Gottwald, ileri sürü­ler, bütün meseleler hakkında müzake­relerde bulunmak üzere kabinenin Cuma günü yapacak olduğu toplantıda hazır tralunacağını söylemiştir.

Komünist olmıyan iki gazete dün şu manşetlerle çıkmışlardır:

«Kuruluşundan beri İlk defa olarak Çe­koslovakya en ciddi bir buhran ile kar­şılaşmaktadır.»

(Vatandaşların emniyeti tehlikededir» Komünist Partisi icra Komitesi,diğer partiler tarafındanhazırlanan korkunç plânlara karşı müteyakkız bulunmaları­nı üyelerinden istemiştir.

Neşredilen bir tebliğe göre, komünistler, şimdi iktidar mevkiinde bulunan koalis­yon kabinesini'değiştirerek yerine, ko­münist olan şimdiki Başbakan Klement Gottwold'm idaresi altmda şehir ve köy­lerdeki bütün işçilerden müteşekkil ha­kikî bir millî cephe kabinesi getirmek amacım gütmektedirler, ilbaharda, muhtemel olarak Mayıs ayın­da yapılacak umumi seçimlerde çoğun­luğu temin etmek için Komünist Partisi son günlerde propaganda hareketlerine hız vermiş bulunmaktadır. Şimdiki koalisyon kabineis, komünistler, Çek sosyalistleri Slovak demokratları, sosyal demokratlar, halk partisi ve ba-ğımsıalar mümessillerinden müteşekkil­dir.

Bu mesele hakkında tetkiklerde bulun­mak üzere Çek Sosyalist Partisi bugün bir toplantı yapacaktır.

11 Şubat 1948

— Prag:

Komünist oimıyan basm, Hükümet için­de çıkan buhran ve bilhassa komünist topluluğu partisinin Pazar günü Prag'da binlerce işçiyi toplantıya davet etmiş ol­ması keyfiyeti dolayisiyle endişelerin! ve-korkularını izhar etmektedir. Sosyal de­mokrat «Prâvo Lidu» gazetesi Prag ko­münist partisi üyelerinin Pazar günü İğin seferber olmak merini almış bulun­duklarını bildirmektedir.

Bundan başka komünist ve komünist ta­raftarı olan basın Pazar günkü nümayi­şi bir bütün halinde işçi parlâmentosu­nun toplantısı olarak addetmekte ve S bin işçi delegesinin toplanacağı salona iyeni savlavlar meclisim demektedir.

21 Şubat 1948

Çekoslovakya'da hükümet buhram dün­de devam etmiştir. Cumhurbaşkanı Be-neş, komünist olan Başbakan Gottwaid ile ve mütaakiben Sosyal - Demokrat Partisi şefleriyle görüşmüştür.

Naspons.1 - Sosyalist Svobodni Slovo ga­zetesi dün, bütün ilk sahifesinî, polisin idaresini komünistlerin eline geçirecek olan komünist projesine tahsis etmiştir.

Çek kabinesi bugün toplanacaktır.

—Prag:

Çekoslovak kabinesinde Dış Ticaret Ba­ltanı olan Sosyalist Nasyonal Partisin­den. Ripka, bu parti ileri gelenlerinin dün buradaki toplantısında söz almış ve şöyle demiştir:

Komünistlerin, milletimizin sefaletine ve ekonomimzn enkazına dayanarak kendi totaliter rejimlerini kurmalarına müsa­ade edemeyiz. Komünist Partisinin bu­gün yaptığı şey, azınlığın çoğunluk aley­hinde açıkça ayaklanması demektir.

—Prag:

Dün akşam Prag'da yapılan bir toplan­tı sırasında iki sosyalist bakan, komü­nistlere hücumda bulunarak, komünist­lerin giriştikleri harekâtın bir azınlığın bir çoğunluğa karşı ve parlamento de-

mokrasisinin esaslarına, karşı yapılan bir ihtilâl mânasına geldiğini beyan et­mişi er dür.

Adalet Bakanı komünistlerin âmme gü­venliğini tehlikeye koymalarına müsaa­de edilmiyeceğini söylemiştir.

-Prag:

-Çekoslovak kah ine si ihtilâfları hallen­meye çalışmak üzere bugün bîr toplantı .yapmıştır.

Başkan Beneş kendisinin istifa etmesi-nin parlamentonun feshi mânasına gele­neğini ve yeniseçimlerinyapılmasın;

icabeti ir ece gin i söylemiştir.

Komünist Başbakan Gotwal<3 kabinesi­nin bugünkü toplantısı sırasında kabine tarafından daha evvelce alman bîr ka­rara aykırı olarak resmî mevkilerden pek çoğunun komünistler tarafından iş-.gal [pdilmekte olduğu yolunda yapılan ithamlara cevap vereceğini vad etmiştir.

Prag:

Katolik Bakanlar Başkan Boneş-"e istifa­namelerini vermişlerdir.

Prag-:

KaU.uk bakanlardan sonra Slovak De­mokrat ve Çekoslovak Millî Sosyalist Bakanları da Başkan Bcneş'e istifalarını vermişlerdir.

Prag:

Koaıüniat Başbakan Clement Gottwaid, Hükümetin müşterek istifasını vermek­ten vazgeçmiştir. Başbakan yalnız isti­fa etmiş olan sosyalist milliyetçi, çek halkçı katolik ve slovak hiristiyan de­mokrat bakanların yerine yenilerini tâ­yin edecektir.

seye Başbakan Sofulis ile Başbakan Yanması Çalarls, Deniz, Kara ve Hava Bakanları, Umumi Asayiş Bakam, Ge­nel Kurmay Başkanları iıtirak edecek­lerdik. Konseyin esaslı vazifesi çetelere karşı harekette bulunan üç ordunun fa­aliyetini tanaim etmek olacaktır. Kon­sey Başbakanın davetiyle toplanacaktır.

— Atina:

Çetecileria harekâtı şimdi Atina'ya da­ha ziyade yaklaşmış bulunmaktadır. Çe­teciler, başkentin JS kilometre Kuzeyin­de bulunan Krispigida Köyüne hücum etmişlerdir. Çeteci birlikleri bir kaç za­mandan beri Atina'dan 30 kilometre u-zakta bulunan Pyli Köyünü işgal etmiş­lerdir. 15 kişiden müteşekkil olan mahal­lî garnizon 70 çeteciden müteşekkil bîr birliğe karşı savaşmak zorunda kalmış­tır.

Askerler ve jandarmalar dün çetecileri püskürtmek için hareket etmişlerdir.

Trakya'da Dedeağag bölgesi de dâhil ol­mak üzere birçok noktalarda çetecilerin faaliyette bulunduklarına işaret edil­mektedir. Bu noktalarda yapılan hü­cumlar yüzünden demirdoiu 'münakalesi inkıtaa uğramıştır.

Çetecilerin silâh ve teçhizatının artmak­ta oluğu aşikâr olarak gözükmektedir. Çeteciler eğer silâhları arasında Bulgar ordusundakiler gibi Skoda toplarına da malik bulunmaktadırlar.'

Çetecilerin topları Makedonya Kastorl-a'ma Güney 'Batısında toulunan Nesto-on'u bombardıman etmiştir.

Peloponez'de çeteciler Tripoiis ile Kala-mata arasmdaki demiryolunu havaya uçurmuşlar ve bir marşandiz trenini yağma etmişlerdir.

— Atina:

Anayasanın tadiline memur meclis ko­misyonu, saylav Vamvetscs'un bir tekii-fini kabul etmiştir. Bu teklif de Varkiza antlaşmasının bozulması ve bunu tasdik eden anayasa hükmünün iptali talep edilmektedir."

Bilindiği üzere, Varkiza anlaşması ile 1944 Aralıkihtilâline sonverilmiş ve

ihtilâlden sorumlu olanların hepsi için genel af ilân edilmiştir.

Diğer taraftan Adalet Bakam, Danışta-ya askerî mahiyette bütün haber ve tef­sirlere sansör konulmasına nıütaallik Kiralın bir emirnamesini tevdi etmiştir. Bu sansör, Genel Kurmay tarafından ic­ra edilecektir.

8 Şubat 1948

— Atma:

Dün 28 komünist idam edilmiştir. Bun­lardan 19 u Makedonya'da Yanitsa'da ve 9u âa yine Makedonya'da Castoria'da kurşuna dizilmiştir.

Bu komünistler çetecilere yardım etmiş olmakla askerî mahkemeler tarafından mahkûm edilmişlerdir.

.— Atina:

Atina Cinayet Mahkemeleri dün 1944 ih­tilâli esnasında cürüm işlemiş olan Opla teşkilâtı üyelerinden 6 sini ölüm, ikisini müebbet ağır hapse ve diğer ikisini de 20 sene ağır hizmet cezalarına mahkûm etmiştir.

— Atina:

Son günlerde toplanan Millî Savunma Konseyi, ilk baharda girişilecek temizle­me hareketlerine Peloponez'den başla­mağa karar vermiştir.

Bu bölgedeki ordunun başkomutanı Ge­neral M anda s Başbakan Soîulîs'e umura! asayiş durumu hakkında izahat ver­miştir.

Bu arada İsrarla dolaşan söylentilere göre Peloponez bölgesinin 25 saylavı kendi seçim bölgelerinde asayişin iade­sini Hükümetten istiyeceklerdir. Bunlar İçişleri Bakanı halkçı saylav Pierre M y,v rom İh ali s'in idaresi altında ayrı bir 'siyasi grup teşkil etmek niyetindedirler.

—Atina:

Basın muhabirlerine göre, Bulgar hudu­du boyunca keşif hareketinden dönen Hükümet kuvvetlerine mensup bir müf­reze 300 den fazla çeteciye taarruz et­miştir. Çetecilerden 45 kişi ölmüş 42 kişi de esir edilmiştir.


Muhabirler, çeteden geri kalanların Bul­gar top raflarına İltica ettiklerini ilâve eylemektedirler.

-Atina:

Askeri haberlerin yayınlanması bakı­mından koruyucu mahiyet taşıyan bir sansür sistemi tatbikinde İsrar eden Ge­nel Kurmayın ileri sürdüğü bu talebe karşı Başbakan Sofulis, gazetelerde ha­yal mahsulü asılsız haberler yayınlan­masının önüne geçmek için Genel Kur­mayda bir haberler servisi İhdasının da­ha tercih edilen bir tedbir olacağını söy­lemiştir.

Filhakika Barbakan, koruyucu mahiyet­te bir sansör usulü tatbikinin içerde ol­duğu kadar dışarda da Yunanistan'a za­rarlı olabileceği fikrindedir.

9 Şubat 1948

— Atina:

Haber alındığına göre, Yunan Hükümet kuvvetleri, Parn.es dağında faaliyette bulunan bir bir çeteyi sarmıştır. Baş­kente 30 kilometre kadar bir mesafede bulunan bu yerde hükümet hava kuvvet­lerinin âsileri mitraiyöz ateşine tuttuk­ları da bildirilmektedir.

300 İlâ 400 kişilik diğer bîr yetenin, Yu­nan - Bulgar hududu civarında kâin Dİ-mariaon Köyünde Hükümet kuvvetleri tarafından baskına uğratıldığı da haber alınmıştır. Eu çeteden 52 kişi öldürül­müş ve 45 i de esir edilmiştir. Diğerleri dağıtılmışlardır. Bunlardan bir kısmı Bulgaristan'a geçmiştir.

-Atina:

Hükümet takviye kuvvetleri, Selânik'e 40 kilometre mesafede bulunan Lahana Köyünden âsileri tardetmiştir.

Asiler bu köyegirip yağma etmişlerdi.

—Atina:

Harbiye Bakanlığından tebliğ1 edilmiş­tir:

Partizan!ann Parnasse Dağının Gün-eyi-ne ve Doğusuna geçmiş oldukları yolun­da geçen gece yayınlanmış olan haber­ler tamamen asılsızdır.

Diğer üç yoldan ise ancak zırhlı otomobillerin ve kamyonla nakledilen kıtaların himayesi altında geçmek ola­bilmektedir.

Diğer taraftançetelerdemiryollarına karşı taarruzlarını tedricen fakat srarla teksifetmekteve Trakya'da Yunanis­tan'ı Türkiye'ye ıbağlıyan hattı ciddi ha­sarlara uğratmaktadırlar. Mühim hükümet kuvvetleri bu hattı ko­rumak için civarda yerleştirilmiştir. Batı Makedonya'daki yegâne Selanik -Morinahattındanakliyattamamiyle durmuştur..

Selanik - Dedeağaç hattı civarına yer­leştirilen Yunan kuvvetleri bu hatta ge­ce gündüz nezaret etihektedirler.

- Paris:

Yetkili Fransız mahfillerinde beyan edildiğine göre, gelecek hafta Londra-da açılacak oîan Fransız - îngiliz - A-merikan Konferansı hakkında Frans z Hükümetine Sovyet Hükümeti tarafın­dan hiç bir nota verilmemiştir.

—Atina:

Bir askerî mahkeme harp suçlusu ola­rak iki general ve 10 Alman subayının yargılamıştır. Bu Alman subayları 1500 Yunan vatandaşını rehine olarak hap­setmekten suglu bulunmaktadırlar. Bu rehinelerin büyük bir .kısmından haber alınamamıştır. Sanıklar aynı zamanda tek bir defa da 1500 Yunan tebaasını daha Öldürmek ve cesetleri soymakla itham edilmektedir.

—Atina:

Sağcı partilere mensup bulunan saylav­lar Millî Meclisin yarınki toplantısında hükümet tarafından takip edilmekte olan siyaseti tenkidetmek niyetindedir­ler.

Basın muhabirlerinin bildirdiklerine gö­re bu tenikidler sırasında saylavlar as­kerî harekâtın cereyan tarzım sadece günlük zaruretlerle siyaset adamlarının yaptıkları vaitîer arasındaki tenakuzun Yunanistan'da uyandırdığı hoşnutsuz­luğu izhar edeceklerdir.

—Budapeşte:

Yunan çetecilerinin başkanı Generaf Markos Szabad adındaki komünist Ma­car gazetesinin muhaibirine verdiği bir mülakatta Yunanistan'ın onda yedisinin kendi kıtalarının elinde bulunduğunu fa­kat bu kıtaların mevcudunu açıklıyam -yacağını söylemiştir..

General Markos bununia beraber emir altındaki kıtaların pek yakında munta­zam bir ordu haîine geleceğini söyle­miştir.

16 Şubat 1948

— Budapeşte:

Macar Haberler Ajansının bir tebliğine-göre, General Markos «ordusuna» men­sup üç temsilci, Yunan istiklâl Harbinin gelişmeleri hakkında Macar efkârını ha­berdar etmek üzere dün Budapeşte'ye gelmiştir.

Bu temsilciler şunlardır: Eam'dan Ni-kola Fotis. Demokrat Kadınlar Federas­yonundan Madam Manula Elefteriadis-ve çetecilerin temsilcisi Caatos Solidis.

—Atina:

Basın muhabirlerinin bildirdiklerine gÖ-re, Bulgar topraklarından gelen parti­zanlar 14 Şubat tarihinde Doğu Make­donya'da Drama'mn Kuzey Batısında Exoehi kasabasının yakınlarındaki bir hudut karakoluna taarruz etmişlerdir. Geri püskürtülen partizanlar Bulgar topraklarına iltica etmişlerdir.

Diğer taraftan Delivinakion'un Kuzey Doğusunda partizanlarla jandarmalar arasında şiddetli bir savaşın cereyan etmekte olduğu bildirilmektedir. Bu sa­vaşın neticesi henüz bilinmemektedir.

17 Şubat 1948

—Atina:

Atina Askerî Mahkemesi, aralarında. Millî Liberal Parti Lideri Gonatos da bulunan bazı siyasi şahsiyetlere karşı suikasthazırlamaktan samk olanların

muhakemesini bitirmiş ve 10 idam ka­rarı, 11 müebbet hapis, S muhtelif ha­pis cezaları ve iki beraet,kararı vermiş­tir.

— Atina:

Çetecilere yardım ve fesat hareketlerine katılmak suçiyle sanık 50 kadar komü­nist kadın dün Pire polisi tarafından tev­kif olunmuştur.

— Atina:

Yunan Meclisi 90 muhalife karşı 190 oy­la hükümete güvenini bildirmiştir.

Güven oyuna Başbakan Sofulis'in izahı­nı rrmtaakıp müracaat edilmiştir. Sofulis, ordu yüksek komutanlığında yapılan de­ğişiklik ve silâhların kifayetsizliği husu­sunda hükümeti tenkit eden muhalefete cevap vermek maksadiyle izahatta bu­lunmuştu.

Başbakan Sofulis, ezcümle hükümetin ordu komutanlığını müdafaadan hücuma geçmeğe ikna ettiğini ve Amerikan Yar­dım Heyetinden çete kuvvetlerinin yok edilmesi için gereken silâhları temin et­tiğini bildirmiştir.

Atina:

Atina'Ajansı bildiriyor:

Başbakan Sofuîls dün akşam, bu hafta mecliste cereyan eden müzakereler sıra­sında genel asayiş hakkında muhalefet tarafından ileri sürülen tenkitlere cevap vermek üzere söz almış ve şunları söy­lemiştir:

Hükümetin, iktiarı ele alır almaz ilk dü­şüncesi orduyu yeni bir gayret ve zihni­yetle mücehhez kılmak için isyanlarnı bastırılmasında ve kullanılan taktiğin değiştirilmesinin elzem 'bulunduğu hu­susunda millî savunma konseyini ha­berdar etmek olmuştur. Sadece taarruz zihniyeti çetecilerin ezilmesini muhak­kak ki temin edecektir. Sofulis Makedonya'ya şahsen gitmiş bu­lunduğu için askerî birlik başkanları ile yedi gün -devam eden müzakerelerden sonra sadece tek bir tez üzerinde işlemiş bulunduğunu söylemiştir: Sağlam, kuv­vetli ve sarsılmaz bir taarruzun elzem olduğu. Sofulis şunları ilâve etmiştir:

Bu gayret kısır kalmamıştır. Bugün hududun bir başından öteki başına kadar bütün orduda taarruz zihniyeti hâkim bulunmaktadır.

Hükümetin ikinci meşguliyeti sadece si­vil halkı korumak gayesini gütmiyen fakat askerî kuvvetlerin bu vazifeden muaf tutularak büyük taarruz birlikleri halinde toplanmalarını mümkün kılan millî muhafızların teşkili işi olmuştur. Orunun artırılması ve İlerde ihtiyat ha­linde silâhlı kuvvetler miktarının daha ziyade çoğaltılması modern bir ordunun bütün teçhizatının temini gibi talep etti­ğimiz her şeyin süratle sağlanmış oldu­ğunu söylemekle bahtiyarım. Her gün bize daha fazla miktarda malzeme gel­mektedir ve ileride de bize her türlü yar­dımın yapılabileceğini söylememiz için kuvvetli sebepler mevcuttur, îki mütte-. fikimize ve bilhassa tam bir anlayışla bugünkü ihtiyaçlarımızı karşılıyau A-merika'ya karşı olan minnettarlığımız çok derindir.

Sözlerine devam eden Başbakan İki par­tinin iştirak etmekte olduğu bugünkü koalisyon hükümetinin tarihî ihtiyaçlar yüzünden elzem görülmüş ve kurulmuş olduğunu belirtmiş ve bugün halkçı ve liberal partilerde ayrı bir siyaset mevcut bulunmadığına işaret ederek demiştir ki:

Hükümetin meclise sunulduğu zaman yapılan hükümet beyanatında belirtildi­ği gibi müşterek ve tek taraflı tek bir siyaset mevcuttur. Hükümetin bu siya­seti tatbik edilmektedir ve sıkı bir .şekil­de tatbikma devam edilecektir. Karş;-smda bulunduğumuz meseleler büyük ve güçtür. Hiç kimsenin Yunan halkının maruz kaldığı acıları, eziyet ve felâket­leri bilmemesine imkân bulunmadığı gi­bi bu halkın acıklı macerası karşısında da hissiz kalınamaz. Bu acı ve felâket­leri belki daha bir kaç saman bütün şid­deti ile duyacağız. Zira, içinde bulundu­ğumuz savaş, dahilî bir savaş değil, fa­kat memleketin düşmanlarının bir isti­lasıdır.

Sofuîis şunları ilâveetmiştir:

Yunanistan'ın siyasi esası millî toplu­luktur. Yunan halkını yeniden millî bir­leşmeye davet ediyoruz. Hükümet, bunun tahakkuk ettirilmesi ve memleketin se-

lâmete kavuşturulması için milletin yar­dımını istemektedir .Muhalefetten bu birliğe .yardımda bulunmasını istiyoruz. Henüz yapacağımız pek çok şey ve kar­şılaşacağımız pek .çok güçlükler mev­cuttur. Fakat yaklaşmış bulunan mesut neticeye, doğru sıkı ve emin adımlarla ilerlemekteyiz.

Zafer bizimdir. Yenmeye azmetmiş bu­lunmaktayız. Yenebiliriz ve yeneceğiz.

—Atina:

Bu sabah Atina'da 20 kişi idam edilmiş­tir. Bunlardan 9 u polis memurlarını öldürmek ve siyasi liderlerin hayatına (kasdetmek suçundan ölüme maMcûm edilen .komünistlerdir. Diğer 11 i de 1944 senesi Aralık ayında işledikleri suçlar­dan dolayı aynı cezaya mahkûm edilen Opıla teşekkülümensuplarıdır.

—Londra :

Hür Yunanistan Radyosu, bugün, çete kuvvetleri için bir seferberliği derpiş eden bir kararname yayınlamıştır. Ge­neral MaNkos tarafından imzalanmış olan kanun, çetecilerin ellerinde bulun­makta olan bölgelerde tatbik edilecek­tir.

22Şubat 1948

—Atina :

200 (kişilik bir çeteci grupu Peıloponez'in Laconie bölgesinde Gythion Kasabasına girmeğe, muvaffak olmuş ve cezaevine lîücum ederek üç jandarma ile sivil gardiyanı öldürdükten sonra mevkuflar­dan 23 komünisti serlbest bırakmıştır.

Aynı gece Yugoslav hududu yakınındaArdea Şehrine yedi obüs mermisi düş­müştür.

23Şubat 1948

—Atina :

Muhabirlerin bildirdiklerine göre çete­ciler, Volo ile Larisa arasında Karla Gölü bölgesinde mühim bir bozguna uğ-ramişlardtr. Çetecilerin burada 30 ölü ile 50 yaralı verdikleri söylenmektedir. Diğer taraftan haber alındığına göre, Yunanistan'a yardım Amerikan heyeti, ıköprüiîerin ve garların muhafazası için özel bir ihtiyat muhafız kuvveti teşkili­ne karar verdiğini Münakale Bakanına 'büdirmişti-r.

24 Şubat 1948

—Atina :

Bu gece çetecilerin Peıloponez'de kâin Aighon Şehrine hücumla ileri karakol, lan ellerime geçirdiklerine dair haberler gelmesi üzerine sabahın erken saatle­rinde Yunan ordusu Patras civarında b-ulunan bu-mevkie takviye göndermiş­tir. Halen şehirde çarpışmalar vukubul-duğu anlaşılmaktadır.

Hükümet, çetelerin son zamanda meç­hul uçaklar tarafından iaşe edildikleri­ne dair emin kaynaklardan malûmat elde etmiştir.

—Atiiıa :

Anadolu Ajansının Özel muhabiri bildi­riyor :

Bilhassa güvenlik durumu ile alâkalı olarak, hükümete karşı şiddetli bir şe­kilde ileri sürülen tenkitlerden ve fırtı­nalı toplantılardan sonraı Yunan Mecli­si Mayıs ayının ortasına kadar üç ay İçin tatH devresine girmiş bulunmakta­dır. Hükümetin güven oyu almış oldu­ğu bu toplantılar şırasında tenkitlerde bulunan saylavlar bile halen Amerikan çevrelerinin itimadına mazhar olan iki büyük partinin teşkil ettiği koalisyon hükümetinin yerine başka bir hükümet seçmek i-çin şimdiılik maddi imkânlara -malik bulunmadığını kabul etmekteydi­ler. Saf ulis - Çaldaris Hüküm&ti Mecli­sin tatil devresine girmiş olmasından faydalanarak Mayıs ayı sonunda Mec-li-s önüne muvaffakiyetle çıkmak için îcafoeden çalışmalara başliyacaktır. Hü­kümetin mukadderatı bu muvaffaki­yetlere bağlı bulunmaktadır. Hüküme­tin Mayıs ayı sonunda Meclise güvenlik durumu hakmda memnuniyet verici izaıhatte bulunabileceği zannedilmekte­dir.

—Atina :

Anadolu Ajansının özel muhabiri bildi­riyor :

BatıTrakya Tünkmebuslarının talebi üzerine Yunan Hükümetinin verdiği bir karara göre, Atina Radyosu bundan böyle Türkçe neşriyat da yapacaktır. Türkçe neşriyat, önümüzdeki Mart'm 15 inde başlıyacaik ve günde iki defa yaıynüanacaktır. Neşriyat saatleri bilâ-hara testoit ediılecelktir.

28 Şubat 1948

—"Atina :

Atina Hükümeti tarafından Birleşmiş Milletler TeşkilâtıBalkan Komisyonu­na sunulan bir muhtırada, Yunan dip­lomatik servislerin.de çalışmakta olan Thomaides'in esrarengiz bir şekilde öl­dürülmesi ile aynı zamanda; cereyan eden hâdiselerin Yunanistan'ı milletler­arası kanunları nazarı itibara almıya-rak Birleşmiş Milletlere üye olan bir memleketin resmî temsilcilerinin hayat­larını hiçe sayan Yugoslav Hükümeti Be münasebetlerini kesmeğe icbar et­mek, için Yugoslavya tarafından hazır­lanmış olabileceği bildlrilm ektedir. Yu­goslav makamlarının Thomaides'in Bel-grad'da hapis edilmiş olduğu binanın dördüncü katından kaçmaık için pence­reden atladığı sırada yaralanmış oldu­ğunu bildirdikleri hatırlardadır. Daha sonra Yugoslavya Thomaides'in nâşının kendilerine verilmesi yolunda Yunan Hükümetinin sözcüsü tarafından ileri sürülen talebi nazarı itibara almamış ve Thomaides'in akrabalarından hiç bi­risi cenaze törenine kabul edilmemiştir.

—Atina :

Bugün basında yamlanan haberlerde bildirildiğine göre, iki müfrit îdasn edil­miştir.

Js yakınlarında Ahounai'de ve baş­ka bölgelerde birçok çarpışmaların vu-'kutouimuş olduğu 'bildirilmektedir. Aho-unia'daki bu çarpışmalar sırasında çar­pışmaya elli çeteci iştirak etmiştir.

Çeteciler sokak savaşlarından sonra ge­ri çekilmişlerdir. Bu çarpışmalarda üç sivil ölmüş ve bir jandarma yaralan­mıştır.

Çeteciler daha evvelden başaltılmış bu­lunan jandarma genel karargahınıha­vaya uçurmuşlardır. 1000 kişi kadar taihmin edilen bir çeteci kuvvetinin Larissa'mn Kuzeyinde Vardikousa bölge­sinde görülmüş bulunduğu bildirilmek­tedir.

27Şubat 1948

—Atina :

Epir'de Hükümet ordusu, Yanya'nm Kuzeybatı bölgesinde Delvinaki ve Vısı-nos köylerini tekrar ele geçirmiştir. Bu köyler Arnavutluk hududu yakınında bulunmaktadır. Çeteciler hiç bir muka-veTıiet göstermeden Kuzeye doğru geri çekilmişlerdir.

Diğer taraftan Selanik Askerî Mahke-. mesi fesatçı faaliyetlerinden dolayı 5 kişi hakkındaölümcezasıvermiştir.

—Atina :

Merkez Yunanistan'da tekrar faal bir şekilde harekete geçmiş olan ikomünist çetelerinin bundan önce bu bölgede gö­ründükleri zaman karşılanmış olduk­larından dalha fazla müşkülâta karşı kaymaları icap etmektedir. Alırüros Köyüne bir baskın vermeğe kalkışan bir çete hücuma uğrayarak dağıtılmış­tır. Başka çetelerin Tesalya'-da 500 ka­dar rehine kaçırmağa muvaffak olduk­ları söylenmektedir. Volos't;an Larissa'-ya giden demiryolunun iki tarafında faliyette bulunan bu çeteler Yunan ka­ra ve hava kuvvetîeri tarafından hırpa­lanmaktadır. Naussa bölgesinde köylere baskın vermeğe kalkışan asiler de mu-vaffa'kiyetsizliğeuğramışlardır."

28Şubat 1948

— Londra:

Türk hududundan iki kilometre kadar Ötede bulunan Didktyon şehri Yunanlı çetelerin mit.ralyöz ve havan tonlarının ateşi altında bulunmaktadır. Mülteci­lerle dolu olan şehirde âcil tılbbi yardı­ma ihtiyaç vardır. Yunanistan'da bulu­nan Amerikan askerî grupuna mensup bir Dakota uçağı şehre paraşütle bir tonluk tıbbi malzeme atmak suretiyle - bu ihtiyacı kısmen karşılamıştır.

—Atina :

Genel Emniyet Müdürlüğü bu sabaıh yüzlerce şüpheli komünisti tevkif etmiş-

tir. Bunlardan devletin emniyetine sui-kasd hazırlamakla suçlu olanlar askerî mahkemelere vei ilecekler, tehlikeli gö­rülenler de sürgün edileceklerdir.

—Atina :

Bu sabah şafak vakti birçok komünist tevikif edilmiştir. Ra;zı haberlere göre, tvkif edilenlerin saiyisı 700 civarında­dır. Diğer taraftan bu sabah Atina'da 13 komünistin İdam. edildiği haber veril­mektedir. Bu komünistler 1944 te işle­dikleri cinayetlerden dolayı mahkûm edilmişlerdir.

Yunanistan'ın güneyinde bazı çarpış­malar olduğu ve âsilerin ibazı köylere hücumettikleri bildirilmektedir.

29 Şubat 1948

Atina:

Genelkurmay karargahından tebliğ edildiğine göre, ordu tarafından Tesal-ya'da girişilen taarruz hareketi devam etmektedir. Bu harekât sırasında çete­cilerden 83 kişi ölmüştür. Ordu birlik­lerinden 7ölü ve 18 yaralı vtardır.

Tebliğde ilâve edildiğine göre, milliyeti meçhul bir uçaik 27 Şubat günü Helikon tepesi üzerinden uçmuştur.

öteyandan, Pjndes Dağlarının merke­zinde Vovousa'daki ordu baskısı üzeri­ne çetecilerin Batı Makedonya'daGrevana bölgesine çekildikleri basın muha­birleri tarafından bildirilmektedir.

Çeteciler dün Naıupactie bölgesinde Le-pante kuzeyinde bulunan Anochora ka­sabasına tekrar taarruz etmişlerse de, buradaki garnizon tarafından püskür-tülmuşlerdir.

Ordu birlikleri Epire'İn Kuzeyinde Ke-rassoV3 Kasabasını yeniden işgal etmiş­lerdir.

—Atina :

Atina Ajansının bildirdiğine göre, son 24 saat zarfında Atina bölgesinde 300 komünist tevkif edilmiştir.

Genel Asayiş Bakanı Rendis basın top­lantısı sırasında bu tevkiflerin sadece nalîikaten tehlikeli olan ve ellerinde .mevcut bütün vesikalara başvurarak- çe­tecilere yardım eden şahıslara münha­sır kalması için genel emniyete talimat verilmiş olduğunu bildirmiştir.

—Atina :

Müdafaa Yüksek Meclisi millî ' muhar-fızlardan yüz tabur teşkil etmeğe karat vermiştir.

Atina Emniyet Müdürlüğü dün gece 30 komünist tevkif etmiştir.

Atina askerî mahkemesi de Midilli ada­sı komünistlerinden altı kişiyi ölüm ce­zasına çarptırmıştır.

16Şubat 1948

—Bükreş:

Geçen hafta Romanya'da Moleovya eya­letinde başgösterm'iş olan tifüs ibütün memlekete yayılmaktadır. Hükümet, bin doktor, 500 hastabakıcı ve 20.000 gö­nüllü bu iş için seferber etmiştir. Bük­reş'te .bulunan bütün, sinema ve lokan­talar dün dezenfekte edilmek için ka­patılmıştır.

17Şubat 1948

—Bükreş:

Sovyet Rusya ile Kumanya arasında Şu­batta Moskova'da imza edilen dostluk ve karşılıklı yardım paktı, Rumen Par­lâmentosu tarafından bugün tasdik edil­miştir.

18Şubat 1948

—Bükreş:

Mebusan MecIM, Romanya ile Macaris­tan arasında dostluk, işbirliği ve karşı­lıklı yardım muahedesini oybirliği ile dün kabul etmiştir.

Romen Dışişleri Bakanı Anna Pauker, meclisin kararından evvel şunları söy­lemiştir: «Romanya ile Macaristan ara­sında bundan sonra artık hiç bir hudut ihtilâfı yoktur.»

Anna Pauker, sözlerine şöyle devam et­miştir:

«Transilvanya, bu bölge hakkı için bir çalışma ve ekonomik refah toprakları olmuştur. Bu bir hakikattir. Ve bu ha­kikat emperyalistleri memnun etmiyor.»

19Şubat 1948

Bükreş:

Romanya, memlekette boks yapılmasını menetmiştir.

Boksun kapitalist sistemin tehlikeli bir eseriolduğu ileri sürülmektedir.

20Şubat 1948

— Bükreş:

Yayınlanan bir kararname iîe Kıraliyet tarafından verilen bütün nişanlar ilga edilmistir.

—Bükreş:

Eski Romanya Kiralı Garol ve yabancı memleketlerde Romanya aleyhinde bu­lunan diğer bazı Rumenler bir kararna­me ile Romanya vatandaşlığından ıskat edilmişlerdir.

Mezkûr kararname ile vatandaşlıktan ıskat edilenler arasında Eski Kıraldan başka Gregorie Gafenco ile Constantin Bratianu da bulunmaktadır.

—Bükreş:

Bundan böyle Sosyalist ve Komünist Partilerini tek bir parti halinde birleş­tirecek olan «Rumen. İşçiler Partisi» Kongresi yarın Bükerş'te toplanacaktır.

22Şubat 1948

—Bükreş:

Dün akşam burada İşçi Partisinin Kon­gresi açılmıştır. Kongreye yüzlerce ko­münist ve sosyalist iştirak etmiş ve ge­rek Rumen gerekse yabancı murahhas­lar sözde Amerikan emperyalizmine karşı tek cephe yaratmanın zaruretin­den bahsetmişlerdir. Arnavutluk, Avus­turya, Bulgaristan, Çekoslovakya, Fran­sa, Yunanistan, Macaristan, Polonya, İs­panya ve Yugoslavya Komünist veya Sosyalist Demokrat Partileri mümessil­leri bu toplantıda söz almışlardır.

— Bükreş:

Rumen Komünist Partisi Genel Sekre­teri demokrat halk cephesinin kuruldu­ğunu bildirmiştir. . Genel- Sekreter bu teşkilâtın çalışan halkın bütününü tem­sil edeceğini sözlerine ilâve, etmiştir. Bütün '.Demokrat» partiler bu teşkilât çerçevesi dâhilinde yakında yapılacak oian genel seçimlere adaylarını ileri sü­receklerdir. Bu şekilde seçilecek olan millî meclis yeni bir anayasa hazırla­maklavazifelendirilecektir.

23Şubat 1948
—-.Bükreş:

Dün beyanatta bulunan Rumen Komü­nist Partisi Genel Sekreteri Georgiu Deu. Romanya'daki Katolik rahiplerinin "Vatican'dan aldıkları talimata uyarak kiliseyi demokratik nizama karşı yönel-

tikniş bir alet gibi kullandıklarım bil­dirmiştir.

Romanya îşçi Partileri Birliği önünde konuşan Deu, Katolik rahiplerinin de­mokrat rejim ve Rumen Milletinin menfaat! erine uygun 'bir durum takın­madıklarını söylemiş ve bundan böyle Tatarescu liberallerinin kapitalist gru-punun demokrat ıhalk cephesine kabul edilmiyeceğini bildirmiştir.

24 Şubat 1948

— Bükreş:

Anadolu Ajansının özel muhabiri bildi­riyor:

Memleketin her tarafından ve bazı ya­bancı memleketlerden de gelen ve sa­yısı 800 ü bulan delegelerin iştirakiyle Cumartesi günü toplantısına başlamış «lan Romen îşçi Partisinin kongresi Ko­münist ve iSosyal Demokrat Partilerinin birleştirilmesi suretiyle tek bir tşçi Par­tisinin vücuda getirilmesi hususu ve "hükümetin dahilî ve haricî siyasetini tasvibeden bir karar suretinin kabulü île çalışmasına son vermiştir.

25 Şubat 1948

Bükreş:

Romen Parlâmentosu, dün, büyük bir çoğunlukla feshedilmiştir. Yeni Romen anayasasını -kabul etmek üzere toplan­tıya başhyacak olan yeni parlâmento­nun seçimi için Önümüzdeki 26 Mart tarihinde genel seçimler yapılacaktır.

27 Şubat 1948

Bükreş:

«Halkçı demokrasi cephesi» ,bugün öğ­leyin kurulmuştur. Bu cepihe şu dört siyasii partiden müteşekkildir: işçi Par­tisi, Çiftçi Cephesi, Millî Halkçı Parti ve Macar Halkçı Birliği.

Diğer taraftan Cephenin Millî Konseyi de. seçilerek Başkanlığına Başbakan Groza getirilmiştir. Haber alındığına göre, bir kaç güne kadar Romen halkı­na hitaben bir demeç yayınlanacak ve Halkçı Demokrasi Cephesine dâhil dört partiyi temsil eden adayların listesi ge­lecek kurucu meclis seçimleri İçin ar-zedilecektir.

—Tahran:

.Tahran Radyosu. Azarbeycan hududu üzerinde memnu yeni askerî bölgeler meydana getirileceğine dair Moskova Radyosunun vermiş olduğu haberleri yalanlamış ve şunları ilâve etmiştir:

Bilâkis memnu bölgelerden bir çoğu son günlerde kaldırılmış bulunmaktadır.

Moskova Redyosu ezcümle «bu bölgele­rin yalnız Amerikan asekerî müşavlrle-ı:ne serbest bırakıldığım» bilirmişse de Tahran Radyosu aynı zamanda bu habe­ri do yalanlamıştır,

3 Şubat 1948

—Tahran:

Tahran'da gözaltında bulundurulan ve demokrat hareketi esnasında Azarbey­can Valisi bulunan Dr. Cacid ile aynı de­virde Azerbeycan Millî Meclis Başkanı olan Şebesteri, demokratlarla işbirliği yapmış olmak suçiyle askerî mahkeme savcısının emri üzerine ün sabah tevkif eilmiştir.

—Tahran:

Hükümet sözcüsü, îran Hükümetinin iki gün evvel bir Sovyet notası almış oluğu­nu ve bu notada Amerikalı askerî müşa­virlerin İran'daki faaliyetlerinin protes­to edildiğini teyit etmiş fakat notanın muhtevasını açıklamamıştır. Diğer etraftan Ateş Gazetesine göre, Başbakan Hakimî şu beyanatta bulun­muştur:

îran Hükümeti, halen, Sovyet notasını incelemektedir ve iki güne kadar ceva­bını verecektir.

4 Şubat 1948

— Tahran:

İran'daki Amerikan Heyetinin sözde fa­aliyeti hakkında Rusya tarafından İran Hükümetine verilmiş olan protesto no­tasına verilecek olan cevabın hazırlan­mış oluğu resmen bildirilmektedir.

Bu cevapta Rusya tarafından ileri sürü­len bütün iddiaların reddedildiği zanne­dilmektedir.

Yüksek Harp Konseyi Sovyet tebligatı­nın ortaya çıkardığı hususları incelemek üzere dün özel bir toplantı yapmıştır. Muhafazakâr Daily" Telegraph Gazetesi, nin siyasi muharriri Dşişleri Bakanlığı­nın Rusya'nın İran'a vermiş olduğu no­tanın metnini almamış bulunduğunu bil­dirmektedir.

Ruslar îran'daki Amerikan faaliyetinin kendileri için zrarlı olduğunu iddia et­mekteyseler de İran ile Rusya arasında 1921 tarihinde imzalanmış olan antlaş­manın bugünkü şartlara tatbik edilebi­leceği şüphe ile karşılanmaktadrı. Bu antlaşma Rusya'nın ihtilâlci Beyaz Rus­lara karşı girişilecek hareket hakkında çok büyük endişeler duyduğu bir zaman­da hazırlanmıştır. Rusya antlaşmanın hükümlerinin ancak bu ihtilâl aleyhtarı kuvvetlerin Rusya'ya karşı büyük bîr silâhlı taarruza girişmek için hazırlık­larda bulundukları halde tatbik edebile­ceğini açık olarak belirtmektedir.

Hâdiselerde vuku bulacak gelişmeler endişe iîe beklenmektedir. Geçen Kaslın ayında İran Parlamentosunun Moskova ile bir petrol anlaşmasını reddetmesin­den sonra Ruslar tarafından verilen ke­sin protesto notasında Tahran Hüküme­tinin bu «düşmanca hareketlerinin» ne­ticelerinden sorumlu olacağı belirtilmek­teydi.

Sovyet Rusyanım İrana gönderdiği son nota onun Amerika ile yaptığı bütün anlaşmaları aşağı yukarı ortadan kal­dırmayı ger ekleştirdiği İçin durum bir hayli ciddi mahiyettedir. İranın buna karşı mukavemet göstereceği şüphe götürmez. Çünkü İranın herhangi bir tecavüzi malksaid peşinde koştuğundan bahsetmek ancaik gülünç olabilir. İran boyun eğecek .olursa, kendini Sovyet Rusyaya peşkeş çekmiş olur. Bu da onun bağımsızlık ve bütünlük dâvasına uy­maz. Onun için îran da ister istemez mukavemet edecek ve hakikati açıkla­makla bu mukavemeti belirtecektir.

Görülüyor ki Ortaşark sulhu tehlike­dedir ve bu tehlikeyi önlemek zarureti gün geçtikçe da'ha büyük ehemmiyet kazanmaktadır.

Yaztı::ÖmerRıza Doğrul

6 Şubat 1948 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan :

Sovyetler Birliği Hükümetinin son gün­lerde İrana, türlü türlü İthamlarla dolu bir nota verdiği malûmdur". İranın, or­dusunu Amerikan silâhlariyle teçhiz et­tiğinden. Airmriikalılara hava üsleri veı dibinden bahseden ve bütün bunlar­dan hemen vazgeçilmesini .istiyen bu notaya İran Hükümeti cevap vererek, bütünSevyetiddialarınıreddetmiştir. .

Alman haberlere göre, İran Hüküm'e-ti, Sovyet notasında anlatılan bir çok hususların dahilî mahiyette olduğunu ve îran Hükümetinin hiç bir yabancı dovietin, dahilî işlerine müdahale etme­sine asla razı olmıyaeağmı .bildiriniş, ancak iki komşu memleket arasındaki iyimünasebetleribozmıakistemediği

için Sovyet ithamlarını cevaplandırmış, bütün bunların aslı astarı olmadım belirtmiş, bu münasebetle Sovyetlerin, İranı işgal sıralarında ve işgalin kaldı­rılmasından sonra takip ettikleri siya­seti de bahis mevzuu etmiş ve böylecs itham edilmesi gerekleşen bir taraf, varsa onun da Sovyetler Birliği oldu-, nu anlatmıştır.

îran notasına göre, Sovyetler, İrama bir bölgesini işgal ettikleri şurada bir takım tethişçilere yardım etmişler, tet-Mşçilerin İran Hükümeti aleyhinde fa­aliyete girişmelerine meydan vermiş­lerdir. Yani İranı parçalamak yolunu tutmuşlar, daha sonra bu tethişçileri barındırmışlar, İranın hududu üzerinde askerî manevralar da yaparak dostluk ve komşuluğa uymıyan radyo yaymla-riyle fena hava yaratmışlardır.

Hakikatin bu merkezde olduğuna bü­tün djnya şihiddir. Zaten bu meseleler. Güvenlik Konseyi toplantılarında apaçık konuşulmuş, fakat İran Hükümeti bu noktaları Sovyetlerin yüzüne vurmak istememişti. Rusyanra, Irana ve münha­sıran İrana ait iç işlerine dahi karış­mak yolunu tutması ve asılsız bir takrm iddiaları ileri sürmesi üzerine İranm bu hakikatleri açıklaması da son derece isabetli olmuştur.

îranm daha başka türlü hareket et­mesi, onun bir çak ithamlarla karşı'a?-masjna ve bu ithamlar: yalanlamak için uğraşıp durmasına sebep olurdu. îra­nm hakikati acıklıyarak karşı tarafın suçlarım sayıp dökmesi, bu gibi teşeb­büslerin kâr etmediğini belirtecek veİrana karşı açılması, istenen smir har­bini de iflâs ettirecektir.

Acaba bu manevraların sonu ne o-lacak?

Bugünbütün dünyanınSovyet yaya karşı tuttuğu siyaset, mukavemet siyasetidir.Busiyaset,birçok mühim

gelişmeler doğuracak ve Rusya ile peykleri dışındaki1 bütün dünyanın, ona karşı elbirliği yapmasiyle neticelene­cektir. Bu faaliyet başlamıştır-ve bun­dan sonra durmadan gelişecektir. İra­nın da bu faaliyet ve cereyan dışında kalamıyacağı şüphegötürmez.

7Şubat 1948

— Lake Suecess:

Birleşmiş Milletler Mlistin Komisyonu bugün İngiliz Hükümetinden Filistin'de­ki İngiliz mandasının nihayete ermesin­den evvel Yahudi ve Arap Devletlerinde silâhlı Ibir milisin kurulması İçin icabe-den bütün ihzari tedbirleri almasını ta­lep etmeye karar vermiştir.

8Şubat 1948

—Kudüs:

Bu sabah Tel-Aviv yakınında Araplar iki Y-almdiyi öldürmüşlerdir. Safed'de Araplara ait iki ıboş ev dinamitlenmiştir. Kudüs'ün ticaret mahallesinde öğle vakti "bir Yahudiye ait .boş bir dükkân dina­mitlenmiştir. Latrun civarında bir kam­yon kafilesinle kurulan (bir pusuda bir Yahudi öldürülmüştür. Nihayet bugün öğleden eonra Hayfa'da Yahudilerle Araplar arasında husule gelen bir çar­pışmaya -müdahale eden İngiliz asker­leri üç Aratn Öldürmüşler bir diğe­rini de ağır bir şekilde yaralamışlardır.

10Şubat 1048

—Kudüs:

Kudüs'ün muhtelif kısımlarında Arap­larla Yahudiler arasında yeni karışık­lıklar çıkmış olduğu 'bildirilmektedir.

Basm muhabirlerinin bildirdiklerine gö. re, İngiliz kıtaları havan topları ile bir baraj vücuda getirmişlerdir. Bu muha­birler Araplarla Yahudiler arasındaki bu son isavaşlan şimdiye kadar vuku-lanların en ciddisi olarak vasıflandır­maktadırlar. Askerî otomobiller müs­tesna olmak üzere Kudüs'ün bir çok mahallelerinde seyrüsefer tamamen durmuştur.

11Şubat 1948

— Kudüs:

Dün Filistin'de Yahudilerle Araplar arasında vukua gelen çarpışmalar Filistin'intaksimine karar verilnusuıeg-eıenıerınenşid­detlisi olmuştur.

Kudüs'ün Yahudi mahallesinde çarpış­malar altı saat devam etmiştir. İngiliz kuvvetleri çarpışmaları durdurmaya çalışırlarken kayıplara uğramışlardır. Arap ve Yahudilerden ölen ve yarala­nanların sayısı 40 a varmaktadır.

12 Şubat 1948

—- Londra:

700 Arab'ın hududu geçerek Filistin'de Samara'ya gelmiş olmaları Londra'da İngiliz Hükümeti tarafından etraflı bir şekilde tetkik olunmaktadır.

İngiltere bu .bölgedeki Arap çetecileri­nin sayısının 1.400 e vardığını Birleşmiş Milletlere bildirmiştir.

Bir siyasi meseleler muhabirinin bildir­diğine igöre, Filistin'e komşu olan mem­leketlerden Arap çetelerinin Filistin'e girmelerini önliyecek tedbirler almaları istenmiş, aksi takdirde Filistin'deki du­rumun vaihimleşeeeğî haber verilmiştir,

15 Şubat 1948

— Kudüs:

Haganah komandoları, dün gece, Ürdün hududunda «Şeyh Hüseyin» köprüsü ile Lübnan hududunda Hetuîla'da Cüdeyde Köprüsünü !berhava etmişlerdir. Bu iki köprü, Arap gönüllülerinin Filistin'e gir­mek için takip ettikieri başlıca yollar üzerindedir.'

Yine dün gece, diğer Haganah birlikleri Yukarı Gaüle'de iki Arap köyüne hücum etmişler ve yirmi kadar evi havaya uçurmuşlardır. Haganah'a göre, Arap-larm kaybı çok ağırdır. Buna mukabil Yahudiler hiç kayıp vermemişlerdir.

Bu sabaiı Hayfa'da, aralarında Arap le-jiyonu askerleri de bulunan bir Arap grupu Yahudi otobüslerine ateş ederek bir Yahudiyi öldürmüş diğer 10 unu da yaralamışlardır.

Bu sabah Yafa ile Telaviv arasında ateş devam etmekte idi. Birçok yaralı Yahudi hastaneye kaldırılmıştır. Arapların başlamadığını ve hiçbir zaman bu şekild« hareketi tasar­lamadıklarını, fakat infilâk maddeleri kullanmanın pek güç bir iş olmadığını ilâve etmiştir. Sözcü bu gibi işlerin ko­layca nihayet bulmadığım Haganah ile diğer tethiş teşkilâtları bunu ne kadar çabuk idrâk ederlerse o kadar iyi yap­mış olacaklarım bildirmiştir. Nihayet sözcü, bu şahısların bu sefer Arapların b!Öf yapmadıklarını anlamaları icap et­tiğini ve bu meseleyi ölüm meselesi te­lâkki ettiklerini söylemiştir.

— Kudüs:

Filistin Hükümeti bugün, Kudüs'teki Yahudi mahallelerinde bulunan bütün İngiliz kıtalarının çekilmesi için Yahudi İdaresi tarafından yapılan talebi red­detmiştir.

25 Şubat 1948

— Kudüs:

Bu sabahın erken saatlerinde Haganah birlikleri Yafa'da Maşeş Arap mahalle­sinde Arap çetecilerin yuvası olan altı evi havaya uçurmuşlardır. Da. ha sonra Tel-aviv Arapların havan topu ateşine maruz kalmıştır. Fakat Haganah buna otomatik silâhlarla yap­tığı şiddetli bir ateşle karşılık vermiştir. Bir Yahudi kaynağından bildirildiğine göre, Araplar birçok ölü vermişler, Ya­hudiler ancak bir kişi kaybetmişlerdir.

29 Şubat 1948

—Kudüs:

Mısır'dan gelen yolcu treni bu sabah Re-hovoth yakınında yola yerleştirilen ma­yınlara çarparak hasara uğramıştır. 20 İngiliz askeri Ölmüş, büyük sayıda yolcu yaralanmış ve üç vagon tamamiyle par­çalanmıştır.

Birleşmiş, Mil­letler Asamblesinin kararını tatbik için girişilmiş olsa bile herhalde hareket Araplara karşı bir harp demek olacak, tır. Böyle bir maceraya girişmek isti-yecek küçük devlet yoktur. Nihayet üçüncü bir şık: olarak, silâh­landırılacak olan Yahudilerin, bu işi kendibaşlarına başarmaları ileri sürül­mektedir. Ancak Asamble kararı ver­mezden Önce, kolay görünen bu teşeb­büs bııgim mümkün görülmemektedir. Yahudileri silâhlıyarak, Asamble kara­rının icra vasıtası olarak Araplara kar­sı sevketmek bir harbi göze almak ola­cağı gibi, neticede Arapların mukave­meti kırilabileceği de çok şüphelidir. Unutmamalıdır M Filistin, Arap der­yası içimde çok küçük bir adadır ve bu ada üzerindeki nüfusun ekseriyeti de Arap'tır. Yahudilere ayrılan bölgede [bi­le, Arap nüfusu yüzde kırk beşi bul­maktadır. İçeriden çıkacak ve dışarı­dan gelecek Arap mukavemetini, silâh­landırılmış olsalar bile, Yahudilerin kı-rabrlmeleri kolay ve hattâ mümkün gö­rülmüyor.

Sözün kısası hangi cepheden bakılırsa ba'kılsm,. Birleşmiş Milletler tarafından geçen sonbaharda verilen, kararla Fi­listin meselesi çıkmazdan kurtulmak şöyle dursun, belki de daha derin ve teh-iiıkel: foir çıkmaz içine girmiş bulunu­yor.

artık Filistin'den başka îhermeselenin maskesi gibi kullaaulmaktaclır.

Bundan ötürüdür 'ki ibir nevi Yakın Do­ğu Maikedonyası ile epey (müddettir kar­şılaşıp bunalmış olan dünya umumi ef­kârı şimdi krt'aiların birer Makedonya halini aldıklarım 'görmenin ıstırabı için­dedir. Afrika'daki kaynaşmaların üze­rinde, hattâ "Uzak Dofu'daüti buhran­larda değil, Amerika'da ve bizzat Bir­leşik Aoııerika'da hep Filistin'i görmek ve bubnak kaderi (beliriyor. Bir zaman­lar Asya'da Japonlar Avrupa kargaşa­lıklarından ve Avrupa'da Mussolini ile HMer Asya üzerindeki Avrupalı anlaş­ın azlıklarından istifade ederlerdi. Şim­di de dümyanm her tarafında bütün fe­na (kuvveler, bütün fena düşünceler Fİ-iistin'in yarattığı bulutları kendi kötü dileklerinin yağmuruna ıgebe gibi gör­mektedirler. Vallas'm bugün ilk saîüfe-.mizde okuyacağınız sözlerinde bu dü­şüncemizin bir yemi delilini sezmek mümkündür.

Türkiyemizi WaillaceTe karşı müdafaaya lüzum görmediğimizi söylemek isterim. Yaklaşan seçimden cumhurbaşkanlığı umması için hiç Ibir anâkul söbep buüa-madıgımız bu zat daM sadece Filistin'in vadettiği korkunç, cihan buhranını ımüj-deliyor gibidir.

Hayır, dünya iyi insanlar ve iyi vaatler karşısıında görünmüyor.



Yasan: Nizamettin

11 Şubat 1948 tarihli Son Havadis Filistin, Iraman ve Saudi...

Yazan: Nizamettin Nasif

13 Şubat 1918 tarihli «San Havadis:



Hâdiseler gösteriyor ki Fiılistin mesele­si, mücerret olarak ele alınmış olsa (ko­lay veya güç halledilebilir. Fakat pren­sip olarak artak Yahudi ve Arap zavi­yelerinden değil, düpedüz insanlık ve dünya rasat merkezinden bakılarak mü­talâası icap eden Filistin, ne Arabi, ne Yahudiyi ilgilendirmiyen sayısız ihtilas­ların çarpışması İçin dolambaçlı bir yoî haline sokulmuştur.Filistinkelimesi

Filistin taksimi karşısındaki Arap mu­kavemeti Filistin hudutları dışında da, içinde de gittikçe şiddetli îbir ifade al­maktadır. 3>ün, Şaım'da Alyans Izraelit Mektebinin bombalanmış olması ve son hafta içinde, Fevzi Kavukçu emrindeki silâhlı kuvvetllerin Filistin'de bazı böl­geleri cebren ele geçirmiş bulunması bu­na delâlet eder.

Yedi yüz kişilik bir kuvvetle bütün me­deni dünya karşısına çıkmak 'beüki bir

fikre inanıştaiki taassubu beliğ bir tarz­da göze vurabilir. Fakat bundan ne çı­kar a efendim... Şam'da bir mektebi yıkmak, Lübnan'dan Akkâ yolu ile Fi­listin'e dalıp şurada burada, geçici bir saltanat sürmek, Bağdat'ta bazı nüma­yişlerde bulunmak Birileşmiş Milletler tarafından verilen kararı ortadan kaldı­racak ibir kudret sayılabilir ani?

Amerikan politika sisteminin ağır işle-yişkıdeki insani müsamaha ile hüz-mü ihtiyatım mânasını kavra-yamamaık ço­cukluğu ne zamana İkadar sürecek ? Ve ne zamana İkaıdar sürebilir? İşte Filis­tin'e siilâh ambargosu konmasını taki-beden Arap petrolleri iktisadi boykotu İbnissuud'u düşündürtmeğe başlamıştır. Hicabı politHtajemm, elindeki petroller-den AanerÜka'ınm müstağni ölamıyacağı-nı sanarak epey nazlanmasından ve bir hayli gergin bir hava uyandırmasından sonra birdenbire soldan geri ediverdiğ! anlaşılıyor. Bugün «A. P.» Ajansı bülte­ninden aldığımız bir habere göre İbnis-sııud Hicaz kapılarını yabancı muhabir­lere kapamıştır. Sebep!. Basit.. Güya yabancı gazeteciler kır al hazretlerinin sözlerini yanlış anlıyorlarmış veya kasten değişt,iriyorilarmış!.. Demek oluyor ki Slbnissuuıd bugüne kadar îkendisine atfolunas bütün demeçleri ıkeenlemye-kûn saydırmalk istiyor. Âlâ... Öyle ise bir an önce yeni demeçlerde bulunsun. Zira Şam'da patlıyan bomba, Filistin'e iıL-n kavukçu, Kahire'de konuşan bir­lik sözcüsü hep ondan ve sadece onun petrol pazarlıMarından cesaret almışlar­dır ve alım akta dirSar.

Birleşilk Amerika'nın «O. N. M,» ya ina­nışı zerre kadar tereddüde mahal bırak­ın amaktaıdır. Taksim aleyhindekilerîn bol bol [konuşmaları karşısında Vaşing-ton'dan fazla söz çıkmaması Amerîıka'-nm bu (konuda sözü çoktan bıraikmış olduğuna delâlet, eder. Bu [konuda Ame­rika artık başarı menhal esin dedir. Tru-man'm dünkü 'kısa demecimi böy*îe an­lamalıdır. «O. N. U» Pilistin'in taksimi­ne karar vermitşir. Filistin taksim edi­lecektir.

Yazan: Sabah Can

1* Şubat 1948 tarihli ra'dan :

Daha1 doğrusu buna çıban başı deanek lâzımdır. Çünkü Birinci Dünya Harbi sonunda mamda mamiyle, idaresi İngi­lizlere tevdi edilen (bu Arap ülkesi gide­rek Yaiıudiyle karcşıik ibir meimlelket ha­line geldi, bu suretle iki mMLet -arasın­da Ibiır gün içtinalbı imkânsız surette panaması mulkadder bir çıban başı ol­du..

Filistin'in acayip talihi .vardır. Kudüs dolay:siy-.e Hıristiyanların kalbinde bü­yük yer tutar, Yahudilerin taivhi Arzı Mev'udu olduğu için onlar kendilerinin biairler. Aslımda ise son Benî İsrail hü-kümdarla-nmıdan beri memleket halis bir Arap yurdudur, muhtelif idarecilerden sonra asırlarca Osmanlı İmparatorluğu­nun en sakin ve ımüreffeh bir vilâyeti olarak yaşaımıştjr.

1917 de Filistin'i işgal eden İngilizler bir taraftan Araplara ilerde istiklal va-adetmekle beraber, meşhur Balfur ra­poruna istinaden ide orada, bir Yahudi yurdu kuracaMarını söylediler. Filis­tin'e son harpten evvel yahudi muhace­reti arttı, önceleri bol p3>ra ile boş top­rak sa*t!ma(k Arapların hoşuna gitmiyor değildi. Faıkat Yahudilerin calileri bile imar ederek yeni köy ve kasaba yarat­tıklarına, fabrilkalar fcurduklaırma şahit olunca, bir gün kendilerine yol görüne­ceğini anüıyaırak Yahudi hicretine şid­detle düşmanı kesildiler. İngilizlerle mü-caıdeleye giriştiler, tkinoi1 Dünya Harbi bu hâdiselere son verdi, fakat muhare­be bitince ihtilaf bu sefer Yahudilerle İngilizler arasında psitladı. Savaş esna-suıda İngiliz ordusunda hizmet eden ve­yahut, dünyanın dört Iköşesinden geüen sayısız Yahudi maceraperesti, türlü te­şekküller halimde çalışmağa başladılar. Gizli eemyietler Filistin İngiliz ordusuna karşı bîr tethiş harbine girişti. Bu es­nada aikm halinde Filistin'e saldıran Ya­hudiler!! geri çeviren İngiliz Hükümeti

nihayet: «Biz Bailfur raporuna göre Fi­listin'! bir Yahudi Devleti yaparız, diye-


rdk, muayyen miktarda bir Yahudi ko­lonisi için bir Yahudi yurdu hazırlarız dedik» formüliyle hakikati ortaya koy­du.

Fakat dâva büyümüştü. Arap Birliği Komitesinde birleşen Arap devletleri Filistinlin bir Arap vatanı olarak kala­cağını, akai takdirde Mekike, 'Hicaz, Ye­men, Suriye, Ürdün, Lülbaan ve Irak ta­rafından silâhla müdafaa edileceğini üân ettiler .Bu vaziyet karşısında İn­giltere, üzerimdeki manda idaresini Bir­leşmiş Milletlere devrederken Önümüz­deki Ağustos'ta memleketi tahliye ede­ceğini de bildirdi. Filistin'e gönderilen heyetin Filistin'i Arap - Yahudi olarak ikiye bölmök kararı Birleşmiş Milletler Konseyinde Arap milletleri, Türkiye ve diğer Şark memleketlerinin muhaldf reylerine mukabil oldukça müşkülât­la kabul edildi. Neticenin Arap mera-lefceüerini ibir harp hazırlığı devresine soktuğu malûmdur. Evvelki gün Kahi-re'de toplanan Arap Birliği Komitesi askerî tedbîrlerin tamaml andığını yay­mıştır. Bu nazırlığın ne dereceye kadar müessir; olacağını bugünden kestirmek mtfrhikfin dQ£iidir. Lâkin 7 Arap devle­tinin aldığı ıbu müdaifaa tertibi Birleşmiş Milletleri oldukça zor vaziyete soikacaik ve Arap melektUerİ fiilen harbe karar verdikleri taOcdirde Orta - Şark'ta dün­ya mikyasında ölçüsü meçhul bir facia, çekinflmez bir mahiyet alacaktır. Bu arada Filistin'deki Yahudi çeteleri feo-munastlerden yardım gördüğü gibi, umumi olarak Yahudilerin Amerikan politükasma hâkim ofbnak için çalıstıik-ları da muhakkaktır. Diğer taraftan, Filistin'i terke hazırla­nan İngiltere'nin gayriresmî alarak A-raplara yardım e%neik niyetinde bulun­duğu işaa edilmiştir. Dahıa garibi Filis­tin Arapları .Siyasi .Heyetinin Londra* Şubesi Müdürü 8-10 hin İngüizin gö-nüîü alarak hizmete hazır bulundukla­rını ioildlrdiklerinden, tbu hizmetin kabul edildiği sekilinde beyanatta bulunmuştur. Vaşington'daiki akislere gelince: Dışiş­leri Bakanı Marshalıl değişmiş hiçbir şey bulunmadığım söylemesine muka­bil, bazı muhafilden Amerika'nın Filis­tin işinde affctif rol oynamaktan vazge­çeceğine dair haberler sızwnşt,ir.

Doğrusunu söyletmek îâzımgelirse, te­şebbüsün ilk hızını aldıktan sonra ge­rek Amerika Hükümetine, gerefc Eirleşnı îMildetler Konseyine bir durgun­luk, belki de bir tereddüt havası çök­müştür. Bunun 'Orta Şaırk'ta şümullü foir harp badiresi çıkmasına yol açabilecek bir dâvada mesuliyet almaücta tam ka­rara vanlamamasmdan doğduğu mu­hakkak ve haklıdır. Milletler hukuikunîi ayakta tutmak için kurulmuş bir teşek­küllün, yirmi 'asiır evvel Hazreti Süley­man'ın torunılan orada yaşadı diye Fi­listin'in yansını bugün ülkenin fiilen sa­hibi alam Arap Milletlinin elinden alma­sında, Birleşmiş Milletlerin ruhuna ne derece mutabakat oHuğuınu kestirmek değildir.

Aksiliğe bakınız iki. şuradan buradan coşup gelen vapurlar dolusu Yahudi bo­yuna Filistin yo'unu tutmaktadır. İngil­tere bir ölçü dâhilinde şimdilik buna mâni olmağa çalışıyor. Amma ne dere­cede ve ne vakte kadar ?

Zannediyoruz ki Filistin'deki çıban başı çok büyük ve çok tehlikelidir. Karar vermek için de Birleşmiş MSetler Kon­seyinde acele, hattâ yanlış malûmata istinat edildiği kanaati galiptir. Bu ka­dar mühim bîr meselede böyle bîr zayıf usul tercih eddîdi ve kâfi görüldü İse esef duymamak imkânsızdır.

Filistin taksimi ve Rus - Ameri­kan muamması...

Yasan: Selim Sabit

10Şubat 1948 tarihli «Tasvir» İstan­bul'dan :

Her bakımdan birjbîrine rakip, her saha­da menfaatleri ve görüşleri çarpışan iki büyük devlet ve iki ayrı ideoloji, Liberal Amerika ile Komünist Rusya Filistin'in taksimi meselesinde birleştiler. Siyaset âleminin girintili çıkıntılı oyunlarına ba­sit düşünüşlü kimselerin aklî erdireme-mesi tabii telâkki edilebilirse de, siyaset kulislerinde gayet karışık binlerce hâ­diseye şahit olan diplomatların bile bu meseleyi izahtan âciz kaldıkları gözönünde tutulunca hâdisenin girift ligi de aşıp bir muamma halini aldığı anlaşılır. Nasıl oluyor da Filistin'in taksimi gibi türlü ihtilatlara sebebiyet verebilecek bir meselede Komünist Rusya ile Libe­ral Amerika anlaşabiliyor? Nasıl oluyor da Yakın ve Orta Doğuda birbirinin en -büyük rakibi olan 'bu ilki davlet Araplarla Yahudilerin bu işteki muhtemel tepkilerini aynı şekilde kar­şılamağa temayül ediyor? Arap petrol­leri, Akdeniz sahilleri ve Orta Doğunun hayati yolları üzerinde Birleşik Ameri­ka Devleti ile, Sovyet Rusya'nın emel­leri hemen hemen birtbirinin aynı iken bu emellere en kısa yoldan götürecek olan Filistin İşinde bu iki devlet nasıl anlatabilmiştir ve asıl mühimmi, bun­dan sonra nasıl anlaşabilecektir? Amerikalılar ve Ruslar Yahudileri sarih bir şekilde desteklettiklerine göre Arap birliğinin küçümsenmiyecek kuvvetini acaba gizliden gizliye hangi taraf İstis­mar etmek gayesini gütmektedir ? Herhalde iki büyük rakip te bir nokta­da karşısındakini atlatabileceğini ve dünyanın can damarlarından ibM olan bu mmtakayı kolaylıkla ve yok pahası­na elde edebileceğini düşünmektedir. Amerika'nın Arap petrollerinden vaz geçeceği tahmin edilemez. Rusya'nın da Orta Doğuya <ve Akdenize el uzatmak fırsatını bir kere elde edince bunu ka­çırmak istemiyecegi .tabiidir. Yahudilerle Araplar arasındaki ihtilâf silâhlı bir mahiyet alınca, taksim kara­rım veren Birleşmiş Milletler kendi hü­kümlerini infaz ettirmek için cezrî ted­birlere başvurmak ve hattâ kuvvet ve zor kullanmak vaziyetinde olacaktır, işte o zaman Rusya kozunu oynayıp Birleşmiş Milletler nam ve hesabına ve onun kararım yerine getirmek bahane­siyle Filistin'e asker sevketmeğe kalkı­şacak ve belki Amerika dahi buna iti­raz etmek imkânını foulamıyacaktır.

Rusların bu iblisane düşünceleri karşı­sında acaba Amerika, ne gibi bir tedbir almıştır ? Bunu önüyebüecek midir ? Amerüka hariciyesinin, böyle bir oyuna ikörü körüne alt olacağını zannetmek is­temiyoruz,. Elbet onun da bir bildiği vardır. Fakat bazan zekâsına çok gü­venmenin zsrariı neticeler doğurabilece­ğini de unutmamak lâzımdır..

Mevud harp Arzı Mev'uddan mı çıkacak?...

17 Şubat 1948 tarihli »Son Havadis» İstanbul'dan:

Arap Birliği İdarecileri, Filistin 'mese­lesi üzerindeki düşüncelerini Vaşington siyasi çevrelerine kabul ettirmeğe sa­vaştıktan, sonra bir kere de Amerikan urcu.Tii. efkârına başvurmuşlardı. Birle-ş'k Amerikada umumi efkârın Filistin işini tıpatıp Truman ve arkadaşları gibi anladığım ve Vaşington siyasi çevre­lerinin Birleşmiş Milletler kararım tat-bük hususunda zerre kadar tereddüde içmediğini sezdikten sonra Arap siya­si çevrelerinde sinirlilik arttı.

Bugün ajansların verdiği haberler ara­sında bu ruhi haleti gösteren numune­ler vardır. Meselâ îrak Başbakanının hiçbir siyasi nezaketle gemlenmiyen bir­di! kullanarak Trumam itinam edişi bunlardan biridir. Bağladın saym Ha-i i.oiye Nazın «Filistini bu hale sokan Trumandır!» deme'kle her halde bir ha­kikat ifade etmiş. Bu ciheti ispat için usun u'zun konuşmak lüzumsuzdur. Fi­listin meselesini az çok takip etmiş olanlar bilirler ki her dünya dâvasında olduğu gibi bunda da Amerikan dış po­litikası müstakil bir yol tuiU"naktan dik­katle çekinmiştir ve «O. N. U.» tara­fından çizilen rotaya zerre kadar inhi­raf emiyen bir kiyaset pusulası ile dü­men tutmuştur. Hayır! bu işi mütalâa cdarken ötedeniberî ısrarla söylediğim gibi Arap Birliği umumi politikasını, hâlâ, cihana hâkim olan yeni siyasi te-lâkkinn hudutları içine sokamamıştır. Dünya hâdiselerinin künhüne varamı. yanların ahvale hükmetmek şöyle dur­sun ayak uydurabilecekleri dahi şüphe­lidir. O esiki Irakçıhk humması ile Ya­hudi deyip dudak bükmek ve milletler­arası bir tasvip ile bu Yahudinin nihayeı istikrarlı bir millet olmasma imkân bı­rakmamak boş bir malihulyadır. Irak Hariciye Nazırının Truman hakkındaki ithamı n: kadar yersiz ise bu zatın bundan sonra Fllistine peık sarp bir tarzda müdahale etmesine intizar etmek te en az o derece isabetli olur. Birleşmiş Milletlerin mahrum . bulunduğu «Müeyyit Kudret» Amerikan silâhlarına oynatmak artık tarihî bir zaruret adde­dilebilir. Amiral Konalli şu dakikada bu tarzda emirler almıştır diye düşü. nenler hata etmezler. Bu şartlar karşı­sında Filistinlin az veya çok kana bo­yanması maalesef mukadderdir. Herkesi düşündüren üçüncü mev'ud harp Arzı M<5v'uddan mı çıkacak?

Filistinmeselesinintehlikeli

Yasan: M. Faruk Gürtünça

19 Şubat 1948 tarihli «Her Gün» İs­tanbul'dan :

Birinci Cilıan Harbini yaşıyanlar, Ka­nal harekâtımızda bulunanlar, o zaman­ki subay ve eratımızdan bugün hayat­ta bulunanlar, Filistin kelimesini işitir işitmez, 34 yıl önceki hâtıralarına da­larlar. Uzun meşakkatli yollar, Filisti­nin güzel beldelerinden büyük çöllere akınlar, Kanal hücumları hep bu (Fi­listin)kelimesiyle gözde canlanır.

Bugün de bu memleketin dâvasiyle bu kadar ilgilenmemiz, eski hatıraların acı vs tatlı canlanmasından olsa gerek.

Araplarla Yahudiler arasında Filisti­nin taftesümi meselesi i'ki, üç aydan beri iki taraf İçin kanlı çarpışmalara vesile olduğu gibi, bir iki günden beri de bu mesele yeni ve bambaşka bir safhaya girsniş bulunuyor.

Evvelce taksim kararının ilânı günün­den şimdiye kadar bu ışık ve güzellik memleketinde Yahudilerle Araplar ara­sında hemen her gün ve her saat de­vam eden çarpışmalar ilti milletin ha­zırlamakta olduğu mücadelenin birinci ön safhasını teşkil ediyordu. Ve basit hudut çarpışmaları mahiyetinden ileri gitmiyordu. Birkaç ev yıkılıyor, bir ka­rargâh havaya uçuruluyor, evden eve silâhlar atılıyor, sokaklarda küçük ba­rikat savaşları yapılıyordu.


Öyle görülüyor ki İngilizlerin askerî kuvvetlerini çekime günü olan 15 Mayıs tarihinden sonra asıl çarpışma başlamış olacaMir..

Birleşmiş Milletler Teşkilâtınca kurul­muş olan Özel Filistin Komisyonu, bir­kaç hafta süren bir çalışmadan sonra, nihayet raporunu veıımiş bulunmakta­dır. 15 Mayıstan sonra taksini kararı­nın tatbiki için (Miiletlararası bir kuv­vet) in teşMlini ileri sürmüştür. Çünkü ilerideki Arap - Yahudi büyük mücade­lesini durdurmak lâzımdır. Bunun için bugün asayişi muhafaza etmekte bulu­nan İngiliz askerlerinin yerini almak için milletlerarası bir askerî kuvvet lâ­zımdır.

Acaba bu teklif tatbik sahasına konula, bilecek mi? Zira bu iş o kadar kolay de­ğildir. Masa başında karar vermek basit olabilir ama bunun tatbiki nasıl olacak­tır. Evvelâ Birleşmiş Milletler Teşkilâtı­nın elinde bugün böyle bir kuvvet mev­cut 'değildir. Bu kuvvetin yeni baştan kurulması lâzımdır. Her milletten asker bulundurmak Sovyetlerin ekmeğine yağ sürmek demeiktîr. Bolşevik ajanları bu suretle kollarını sallaya sallaya Orta Doğunun bu merkez noktasına girmiş olabilir. Bundan dolayıdır ki bu işin na­sıl başarılacağını kestirmek güç bir mesele halindedir.

Milletlerarası bir "kuvvetin teşkili konu­sunda, Kahirede bir müddetten beri iç-timp, halinde bulunan {Arap Birliği Konseyi) bu karara karşı derhal muha­lif bir dunum almıştır. Konsey, Filistin taksim kararının tatbik edilmesini sağ-la:-ma!k için alınacak her türlü askerî tedbirleri bir (yabancı müdahale) si ola­rak telâkki edeceğini' ve buna bütün Arap devletlerinin bütün kuvvetleriyle müha lef etedeceğini bildirmiştir.

Bu durum, Arap dünyasının (Birleşmiş Milleter Teşkilâtına karşı âdeta bir muhasım tavır takınmış olmasını doğur­muş gibidir.

Halbuki gerek Yahudiler olsun, gerek Araplar olsun kendi isteklerinin kabulü için birer ordu vücuda getirmek üzere bütün güçleriyle çalışmaktadırlar. Me­selâ, Suriyede talim ve terbiye gören İrak ordusunun en başarılı komutanla-

nadan biri olan Saffet Paşanın kuman­dasına verilen gönüllü Arapların 25 bin kişiyi bulmuş olduğu rivayet 'eüilme'ikfte-dir. Bu gönüllü bîrlife tasn bir askerî birlik kadrosiyle mücehhez değilse dr; bîr çete savaşı için kâfi derecede talim ve terfbiye gömüş olduğu söylenmeikîte-dir. Yahudi ordusuna ge3in.ee: Bu gür. Yahudi 'birliklerinin 35 bin kişiyi bul­duğu bildirilmektedir. İkinci Genel Sa­vaşta muhtelif harp meydanlarında fiilî vazife alan Yahudi subaylar, -bu Mrlik idare etmektedir.

İşte, üç ay sonraki durum .için hazırla­nan bu ilki taraf ordusu şüphesiz o güne kadar daha kuvvetlenecek ve büyüye­cektir. Bu şartlar altında Filistin mese­lesi, yalnız Orta Doğudaki Filistin ba-rcşım değil fakat bütün Orta ve Yakın Doğu bölgesinin barışını tehdit eden hal­li güç bir duruvn yaratmaktadır. Acaba, bunun hal çaresini Filistin hu­dutları İçinde Araplarla Yahudilere b:-raftemak daha doğru bir hareket ola­maz mı? Siyasi çevrelerin kanaatine göre, bu, ateşi daha fazla körüklemek­len başka bir netice vermez. O halde tek bir çare kalıyor ki o da iki düşman tarafın arasını bulmaktır. Birleşmiş Mîlletler camiasının da zamlımıza göre en mühJm ödevlerinden biri de budur. Anlaşmazlığı silâhların halline bırak­madan önce Birleşmiş Milletler Teşkilâ­tı bu vazifeyi yerine getiremez ini aca­ba ? Getirmek yolunu, imkânını bula­maz mı? işte asü mesele buradadır. Fak it kazan kaynsmaMa, hâdiseler birbirinitakipetmektedir.

Filistine milletlerarası bîr ordr gönderilebilir mî?,.

Yazan: Asım Us

20 Şubat 1948 tarihli İstanbul'dan:

Filistin meselesi çok nazik bir safhaya girdi. Birleşmiş Milletler Komisyonu bu bölgeyi Araplar ile Yahudiler için iki ayrı müstakil devlet haline getirmek ka­rarım vermiş, Yahudiler .bu kararı mem­nunlukla karşılamışsadaAraplarmukavemet vaziyeti almıştır. Kararı Arap­lara da [kabul «ttirdbilmek için şimdi milletlerarası foir ordu teşkili çareleri aranıyor.

Filistin'in ikiye [bölünmesi hararı veril­diği zaman böyle milletlerarası bir ordu teşkiline .hacet kalmiyacağı sanılıyordu. Siyonizm için 'mücadele eden Yahudiler:Bizim silâhlı kuvvetlerimiz var. A-raplara karşı kendimize verilecek böl­geyi silâh ile müdafaa edebiliriz. Millet­lerarası bir ordu yapmağa ihtiyaç yok­tur.

diyorlardı.

Fakat Yahudilerin bu yoldaki iddiaları karşısında Araplık âlemi harekete geç­miş, gönüllü ordular teşkiline 'başlan­mıştır. İlk zamanlarda Arapların bu tarzdaki hareketleri boş !bir nümayiş gi­bi telâkki olunuyordu. Fakat hâdisele­rin gelişmesi bu telâkkinin doğru olma­dığını göstermiştir. Bir halde, ki Filis­tin'den İngiliz ordusu çekildiği takdirde sadece Filistin'deki Arapların silâhlı teşkilâtları karşısında Yahudilerin mü-kavennet etmelerinin bile mümkün ola-miyacağı anlaşılmıştır. Onun içindir ki bugünlerde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde Filistin'e milletlerarası -bir kuvvet gönderilmesi meselesi müzakere, f.düece'ktir.

Gerçekten Filistin'e milletlerarası bir ordu ıgöhderileb!lir mi? Bu nokta çok şüphelidir. Zira böyle bir ordu teşkili bahis mevzuu olunca beş büyük devlet­ten her birinin ayrı avrı birer kuvvet göndermeleri lâzım gelecektir. Beş bü­yük devletten biri olan Sovyetler Birliği bu vaziyetten faydalanarak Filistin'de üs kuracak, bu yoldan Orta Doğunun e.mnivetini baltalamak fırsatını eîine ge­çirmiş olacaktır. An-glosaksonlarla Sov­yetler Birliği arasındaki bugünkü siyasi anlaşmazlıklar devam ederken, böyle bir tedbire başvurmak Rusya'nın ekmeğine yağ' sürmek demektir.

Bununla beraber Filistin'e milletlerarası bir ordu gönderilmek kararı verilmiş ol­sa bile bu teşebbüsün, de Yahudi - Arap davarım halledebileceği belli değildir. Zira milletlerarası ordu göndermek ih­timali karşısında Arap BTliğine dâhi! olan devletler birleşmişlerdir. Kahire'dtî toplanan Arap devletleri mücadeleye karar vermiş görünmektedir.Birleşmiş

Milletler Güvenlik Konseyinin Yahudi­leri memnun etmek İçin meseleyi böyle bir mücadele safhasına dökmesine ihti­mal verilmez.

Herhalde Filistin'in taksimi kararını bir kere daha gözden geçirmeğe ihtiyaç var­dır. Yalnız Yahudileri değil, aynı za­manda . Arapları .da tatmin edecek bîr şekil bulunmadıkça 'bu meseleyi hallet­mek imkânsızdır.

Siyonistlik dâvası iflâs etti mi?...

Yazan: Ömer Uıza Doğrul

22 Şubat 1948 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:

Amerika Cumhurbaşkanı Mr. Truman'm İngiltere'den Filistin'i boşaltmak husu­sunda acele etmemeyi ricaya karar yer­mesi ve bu şekilde İngiltere'ye başvur­ması, Filistin! taksim için verilen kara­rın mânâsız ve lüzumsuz olduğunu is­pat eden ilk hareket sayılabilir. Bunu takiben taksim kararının bir kere daha tetkik edümek üzere Birleşmiş Milletler Kurulunun gelecek toplantısına arzolun-masmı beklemek herhalde yanlış bir tahmin sayılmaz. Zaten Arap milletleri­nin gelecek Eyîûl toplantısında ibu tarz­da teşebbüslere girişecekleri ve elden geleni yaparak meselenin yeniden konu­şulması için zemin hazırhyacakiarı şüp­he götürmez. O zamana kadar bütün dünyanın taksim kararının isabetsizli­ğini daha iyi anlamış olacağına ve atı- . îan yanlış adımı geri almayı tercih ede­ceğine muhakkak nazariyle bakılabilir. Günkü Filistin'i taksim için verilen fea-rar, bir çokları tarafından zannedildiği gibi, sahipsiz bir toprak üzerinde veril-nıemiştir. Bu toprakların asıl sahibi kendini göstererek topraklarından fera­gat etmîyeceğîni apaçık anlatmış ve si­lâha sarılarak toprağını müdafaaya girişmiştir. Sonra hu toprak sahiibi, yal­nız da değildi. Her taraftan, dindaşîarı. ırkdaşları, «ıilletdaşları ile çevrili idî. Bunların lıepsi de ona yardıma hazır­dılar ve ona yardım etmelerini de ga­yet tabii görmek icabederd;. O halde, taksim kararı, barış ve güven değil, savaş ve güvensizlik doğuran bir karardı ve onun doğurduğu savaş ve güvensizli'k, mahaiîî mahiyette kalma­mağa mahkûmdu, çünkü Filistinle alâ­kalı olan bütün Arap Milletini de ergeç harbe iştirake medbur edecek mahiyet­te idi. Bunların harbe iştirak etmeleri ise, Orta Şarkın iktisadi kaynaklariyle alâkalı, olan devletlerin derinden düşün­melerini gerçekleştirecek 'bir değeri ha­izdir. Bahusus bu iktisadi kaynaklaı İçinde petrol gibi son derece mühim ve hayati kıymeti haiz bir madde de bu­lunmakta ve harbîn bu maddeden fay­dalanma imkâ mm tehlikeye koymas: ihtimali de apaçık belirmekte idi.

O halde durumu yeniden incelemek, yanhşı doğrulamak, neticeleri meçhul maceralara .atılmaktan daha isabetli olur.

Bize kaiırsa, Amerika'nın İngiltere'ye başvurarak Filistin'i boşaltmak işini ge­ciktirmesini istemesi, doğru yola dön­menin ilk alâmetidir.

Gerçi İngiltere'nin bu müracaatı kabul eflip etmiyeceği Ibelli değildir ve Londra gazetelerinin neşriyatı, İngiliz genei oyunun bu mesele üzerinde birleşik ol­madığını belirtmektedir. Fakat İngilte­re'nin bu müracaatı ihmal etmiyeceğini sanmak da 'herhalde yanlış sayılmaz.

Biz Siyonistlik dâvasının temelsiz oldu­ğuna ve onun için ergeç iflâs edeceğine inandığımızı daima tekrar ediyoruz. Si­yonistlerin, 'milletlerarası bir kuvvetin Filistin'e gönderilerek kendilerini müda­faa etmesi için Güvenlik Konseyine baş­vurmaları, mağlûbiyete uğramalarının ilk alâmeti idi. Siyonistler bu şekilde hareket etmekle foüyük bir îıarp çıkar­mak pahasına Filistin'de yerleşmek pe­şinde kostaklarını göstermişler ve ken­dilerine taraftarlık edenleri de kendile­rinden soğutmuşlardı. Hele Siyonistlerin Filistin'de toir kızıl -devlet kurmak iste­diklerini ve Orta Şarkın göbeğinde ko-minform lehinde çalışacak bir ihtilâl merkezi kurmak üzere hazırlandıklarını belirtmeleri Filistin'i taksim lehinde rey verenlerin çoğunu pişman etmiş, bu da meselenin tekrar tetkiki için ayrı bir zemin hazırlamıştır.

Elhasıl Siyonistlik dâvası iflâs etmek yolunu tutmuştur.Onuntamiflâsiyîe

dünya bir harp ve fesat âmilinden, kur­tulacak, Orta Şarkta emniyet ve güven sağlamlatacak ve Birleşmiş Milletler Kurulunun nüfuzu kat kat yükselecek-tir.

Filistinin taksiminden iecek mi ?..

Yazan: Selim Sabit

22 gufoat 1948 tarihli »Tasvir» istan­bul'dan :

îki ay kadar önce, Filistin'in taksimi projesi Birleşmiş Milletler Genel Kuru­lunun tasvibine arzedildiği zaman, bizim delegemiz aieyhte oy vermişti. Ondan sonra, dış siyasetimizin resmî sözcüleri, muhalefetimizin sebeplerini müteaddit sözlerle iztuh etmeğe başladılar. Biz bu sütunda, ıbahis konusu sebepleri göster­miş ve Birleşmiş Milletler Genel Kuru­lunun umumi oyuna bir daha 'başvur­manın yerinde olacağım hatırlatmıştık. Son zamanlarda bu fikrin yeni Cemiyeti. Akvama dâhil üyeler arasında oldukça geliştiğini ve vicdanlarına hâkim bir mahiyet kesbettiğini görüyoruz. Filistin Komisyonu tarafından hazırlanan rapo­ru tetkik etmek üzere başlıyacak olan Güvenlik Konseyinin arifesinde Lake Succes'ten gelen telgraflar, Filistin'in taksimi kararından vazgeçilmesine dair delegeler arasında' bir temayülün hü­küm sürdüğünü ve taksim kararının or­tadan kalkmasından korkulduğu bil­dirilmektedir.

Böyle bir kanaat değişikliğine nereden varıldı? Evvelâ şu muhakkak ki Arap­ların mukavemette gösterdikleri sebat ve beraberlik herkesi şaşırtmıştır. Bu mukavemetin 'bir ıblöf olduğu söylendi ve yazıldı. Halbuki her Arap memleketi tarafından ayrı ayrı ve Arap Birliği ta­rafından 'da topyekûn alman tedbirler; taıksime karşı ciddi ve mühim bir mu­kavemet kuvvetinin mevcut olduğunu gösterdi.

D;ğer taraftan İngiltere'nin tavrı da ha­kikati gösteren bir meşale mahiyetin­de idi. Filhakika İngilizler Orta Doğu meselelerini en İyi bilen insanlar olara tanınmışlardır. Birleşmiş mîlletler, İn­gilizlerin arzuları hilafına olarak, Filis­tin'in taksimine karar verdikleri zaman aynı ingilizler Birleşmiş Milletlere ve bütün dünyaya bu kararın Arzî Mev'ud-da ve bütün Orta I>oğuda önüne geçil­mesi müşkül, geniş karışıklıklara yol açacağını söylediler. Son haftaların olayları onları haklı çı­karmış gibidir ve ingilizler Filistin'den çekilince Öz durumun ne mahiyet ala­cağını ancak Allah, bilir.

Ortada bir de Arap - Yahudi savaş ve kıtallerine mâni olmalk üzere Filistin'e m illeti erar ası bir. emniyet kuvveti gön­dermek dâvası var. Fakat böyle .bir kuvvetin teşkili imkânsız görülmekte­dir. Ancak Filistin taksimim, orasını milletlerarası işgal bölgeleri nevinden bölgelere ayırarak temin etmek yoluna gidilebilir. Bu ise, bölgelerden birinin Sovyetlere ait olmasını kabul etmekle mümkün olabilir. .Şüphesiz Amerika bu hal tarzına razı olmaz. Bu konuda Kore tecrübesi onlara yeter.

Herhalde, günün birinde Akdeniz kıyılan üstünde bir «Yahudi Halk Cum­huriyeti» kurulduğunu görmek istemi-yenler yalnız onlar değildir., îşte ibu sebeplerden dolayı Filistin'in taksimi kararı büyük bir ihtimalle yeni­den gözden geçirilecektir.

26 Şubat 1948 tarihli «Yeni Gazete» İstanbul'dan:

Kahire'de toplanan Arap Birliği Konse­yi .müzakereflertai bitirdi1. Muhlim kararlair verdi. Arap Birliği Geneli Sekreteri Azzam Paşa gazetecilere bu kararlar hakkında daahat verinken Biifleşmiş Mil-letHer Güvenilük Konseyi FdEistln'in tak­simi plânında ısrar ederek bir ordu gön­dermeğe teşebbüs edecek olursa Arap .memleketlerinin mukavemet edecekleri­ni ve İngiltere ile Birleşik Amerika'ya Arabistan'da verilmiş olan petrol imti­yazlarının bozulacağını biHdıirmiştir.

ttn'ln komşularınabaşvurulmasını iste­miştir.

Diğer taraftan Karaip adalarında gez-meklte olan 'Başkan Truman Filistin'de durum tehlikeli bir safha alırsa, millet­lerarası ikuvvetler teşkilinin zaruri ola­cağı kanaatinde bulunmuştur. Böyle bir kararın bütün Şark milletleri üzerinde bırakacağı tesirin dikkate şayan ola­cağı söz götürmez. Filistin'in yarışım mutlaka Yahudi vatanı yapmak gibi 'bir karar uğruna Orta Şarka, istikrarı ibüs-bütün .bozması muhtemel kuvvetlerin gönderilmesi şüphe yok ki dünyanın bu bölgesinde ne hoş karşılanacak, ne de tamamiyle reaksiyonsuz kalacaktır. Kaldı ki kan dökerek Filistin'i himaye edeceklerini dünyaya ilân edip müte­madiyen hazırlanan Arap âlemine: «Lütfen yerinizde rahat durunuz.» de­mekle nasıl 'bir netice alınacağını kes­tirmek bizler için ımtimkün değildir.

Bununla (beraber, [Birleşmiş Millletlerin ikazına lüzum kalmadan Arapların na­zırlıkları ilerlemektedir. Ve ibunlar hiç değilse tesir bakımından yedi sekiz Arap memleketine heyecan verecek mahiyet­tedir. Meselâ 'bu cümleden olarak — ga­liba mütemadiyen içtima halinde bulu­nan Arap Birliği ıgelecek hafta Suri­ye'de toplanacak ve (buna meşhur Kudüs Müftüsü Emin el 'Hüseyin iştirak ede­cektir. 'Sızan haberlere nazaran Filis­tin'e komşu -memleketlerden îıeanen her. gün silâhlı Arap kafileleri girmektedir. Hattâ Ibu arada ibütün teghizatiyle 200 harp uçağının harekete âımade .bulundu­ğu da söylenmektedir. Verilen malûmat­ta ne kadar propaganda payı 'bulunur­sa (bulunsun Arap anemi ek etlerinin Fi­listin'i içerden ve dışardan müdafaa için hazırlandıklarına İnanmak için elde mühim sebepler vardır. Hattâ tou memlöketler bu kadarla da kalmamışlar, bir rivayete 'inanmak lâzımgelirse, Filistin Yahudiîer.ine yardımettikleri takdirde Şimalî Amerika Birleşiik Hükümetleri­nin Doğu Arabistan petrol kaynakların­dan ümidini kesımeileri dcato edeceğini «Arap Birliği» vasıtaSİyîe bildirmişler­dir.

Bunlara mukabil Arap kaynaklarındangelen bir havadis cidden enteresandır.Çünkü ibü haber en asrî silâhlarla mü­cehhez ilk Yugoslav kafilesinin Filistin Yahudilerini müdafaa için Şam'a gel­diklerini 'bildir'mektediir. ıBöyle bir kafi­lenin silâhları ve ceplıaneleriyle neredenve nasıl Şam'a varabildikleri, ihtiyatlatelâkkiye muhtaç ise de, bekîenmiyecek bir şey de değildir. Zira, yarm Fi­listin'deki ingiliz ordusu çekilir çekilmezbütün komünistuerin Filistin'i ikincibir İspanya yapmak için elerinden ge­leni yapacaklarına hiç şüphe yoktur.Hele Birleşmiş Milletler, milletlerarası
kuvvet naaniyle r ordu göndermeğekarar verirse ve ibeynelmilel Lejyon adıaltında bu kıtalara ipten kazıktan kur­tulmuş türlü dünya komünistlerinin ve macerapereslerinin girmesine müsaadeederse o zaman yalnız Filistin'de değil,bütün Orta Şarkta bir kızılca kıyametkopacaktır.

Kanaatimizce Birleşmiş Milletler Fi­listin'in yarısını Yahudilere vermekte israr ederse Ibu bitip tükenmez bir mü­cadeleye kapı açmaktan ıbaşka (bir şey olmıyacaktır. Fakat hiç değilse bu ika. rarın uzunca J>İr tecrübe devresinden sonra tatıbtikı ıgibi bir olgunluk göste­rilirse Filistin'de asayişi temin için münhasıran komünist ıblok haricindeki milletlere mensup kıtalar göndermeğe dikkat edilmök lâzımdır.

Henüz kendisi fiilî Ibir iktidar sahibi olamıyan Birleşmiş 'Milletler Kurulu, masabaşı kararlariyîe Orta Şarkta bu nazik noktaya ihmal ederek — bir defa muvazeneyi bozarsa yalnız Şarkta değil, bütün -dünyada nizamı bir daha zor tutar.

20 Şubat 1948

— Şam:

Hükümetin, bütün silâhları teslim etmeleri hakkında halka İhtan üzerine, muh­telif merkezlere 30.000 tüfek, 40 mitra yöz ve 700 tabanca teslim edilmiştir. 19 Şubat 1948

— Kahire:

Arap Birliği Yemen Kiralının ölümü öo-layisiyle bayraklarını henüz yarıya in-dirmemiştir. Resmî mahfiller, Yemen Kiralının ölmüş olduğu ve kendisinin ye­rine Abdullah El Vezir'in seçilmiş bulun­duğu yolunda San'a ve Aden'den gelen haberleri hâlâ şüphe ile karşılamakta­dırlar.

Bununla beraber Arap Birliğine ve Arap dünyasının muhtelif başkentlerine gelen haberler Arap Birliğinin San'a ya Yemen'in bugün içinde bulunduğu güçlük­lerden kurtulmasına resmen yardım et­mek ve Yemen'de olup bitenleri yarı res­mî bir surette Öğrenmek için derhal bir heyet gönderilmesini icap ettirecek ka­dar vahim addedilmektedir.

San'adan Aden'e gelen haberlere naza­ran Abdullah El Vezir'in hükümdar ola­rak seçilmesi Kıraliyet Sarayı önünde toplanmış olan 10 binden fazla Yemenli tarafından alkışlarla karşılanmıştır. Ye-ni hükümet, bütün Arap memleketlerine telgraflar çekerek kanuni olarak teşkil edilmiş bulunduğunu bildirmiştir.

Geçen sene Arap Birliğinde Yemen'i temsil etmiş olan yeni Dışişleri Bakanı Hüseyin El Kobsy Aden'deki İngiliz va­lisine gönderdiği özel bir mesajda şöyle demektedir:

Bağımsız ve hür olan hükümet,,İngiliz toprakları ile iyi komşuluk münasebet­lerinin mevcut olması dolayısiyle İngil­tere'nin dostluğuna güvenmekle bahti­yardır. Hükümet, bütün Batı devletle­rine tercihan İngiltere'nin dostluğuna güvenecektir. Hür Yemen iyi niyetleri­nizi takdir edecektir.

İngiltere'nin himayesialtında bulunan Aden'deki İngiliz memuru Seager uçak­la San'aya hareket etmiştir.

Yemen Kiralının kendi varisi olarak seç­miş bulunduğu ve Abdullah El Vezir'in seçilmesi ile tahtan uzaklaştırılmış olan Prens Şerif El İslâm'ın akıbeti hakkında hiç bir şey bildirmemektedir.

20Şubat 1948

—Londra:

,Seyd İbni Ahmet Elvezir, bütün Arap memleketleri hükümdarlarına birer tel­graf göndererek İmam Yahya'nın yerine geçtiğini bildirmiştir.

Seyd îbni Ahmet Elvezir 60 yaşındadır. Kendisinin âli meclis ve memleketin nü­fuzlu şahsiyetleritarafındanseçildiği tahmin edilmektedir.

21Şubat 1948

—Aden:

Yemen'de olup bitenler hakkında henüz katî bir şey Öğrenmek mümkün olma­mışsa da, dağlara iltica eden veliahdın firarından sonra Eltaiz'den alman ha­berlerde îmam Yahya'nın Eski Basti­kanı Abdullah Alamri ile birlikte Salı sabahı katledilmiş olduğu açığa vurul­maktadır.-Daha sonra kabile muharip­leri teslim olmayı reddeden Seyfülislem Hüseyin ile Seyfülislâm Möhatn'i ve Seyfülislâm Kasetm'i katletmişlerdir. Prens Ali Yahya ile İsmail yeni Emire sadakat yemini etmişlerdir. Addail tla-

allath adını alan yeni Yemen îmanıı 39 maddeden mürekkep bir anayasa bas­tırılıp dağıtılmıştır.

Yemen'de bir tahkikat yapacak ve ora­da mevcut olan durum hakkında bir ra­por verecek olan Arap Birliği delegeleri muhtemel olarak yarın uçakla hareket edeceklerdir.

Kahire'den alman bir haberde Mısır Ha­nedanının 18 Şubattan İtibaren bir hafta îmanı Yahya'nın matemini tutacağı bil­dirilmektedir.

Bu arada, îmam Yahya'nın oğlu Seyfül-islâm Abdullah hâlâ Paris'te bulunmak­tadır.

—Kahire:

îmam Yahya'nın öldürülmesinden önce Ijaşkentte sokağa çıkma yasağı ilân et­miş olduğu ve bundan sonra da 10 mil­yon Mısır lirasına varan şahsi servetini gömmek üzere çöle gitmiş bulunduğu bildirilmektedir. B. B. C. muhabirinin bildirdiğine göre de 15 esir İmam Yah­ya'nın birkaç samimî arkadaşının neza­reti altında altın dolu benzin bidonlarını nakletmişîerdîr. Altınlar gömüldükten sonra İmam Yahya bu servetin saklı bulunduğu yerin meydana çıkmaması için esirlerin öldürülmesini emretmiştir. Fakat muhabirin ilâve ettiğine göre, er­tesi gün, aşiret şefleri bu hareketi haber alarak müstebit ve demokrasiye aykırı addettikleri vu rejime son vermeyi ka­rarlaştırmışlardır.

23 Şubat 1948

—Londra:

Yemen durumu hâlâ tamamen aydmlan-mamıştır. Son haberlere göre, yeni İmam Abdullah Elvezir'e karşı imamın

oğlu Emir Seyîülislâm tarafından bir is­yan hazırlanmaktadır.

Arap Birliğinin Elvezir'in İmamlığa gel­mesini tanıması ihtimali vardır. Fakat bu, ancak altı kişilik heyetin Yemen'i ziyaretinden sonra kabil olabilecektir. Bu heyetin hasında Birlik Genel Sekre­teri Azzam Paşa bulunmaktadır. Ko­misyon, Yemen'deki durumu inceliye--çektir. Heyete dâhil toulunan Mısır Dış­işleri Bakanlığından Afodulmureim Mus­tafa Bey ve Mısır'ın Bern'deki ticaret

heyetinden Doktor Hasan îsmail dün ugakla San'aya müteveccihen hareket etmişlerdir. Bu zatlar ilk incelemeleri yapacaklardır.

24 Şubat 1948

—- Bağdat:

Dün akşam resmî kaynaklardan öğre­nildiğine göre Yemen Kiralı İmam Yah­ya, kurtuluş cephesine mensup bazı kimseler tarafmdan geçen ay yatağında boğulmak suretiyle katledilmiştir.

— Kahire:

Babasiyle üç kardeşi katledildiği halde bu kıtalden kurtulan Yemen Kıraîı İmam Yahya'nın oğlu Prens Seyfülİs-lâm, îbnissuud'a sığınmak üzere müra­caat etmiştir.

îbnissuud, bu talebi, Arap Birliği Kon­seyine bildirmiş ve konsey kabulünü mu­vafık görmüştür.

Yemen'e gidecek olan Arap Birliği Dele­gasyonunda Genel Sekreter Azzam Pa-şa'dan başka Mısır, Suriye ve Suudi A-rabistan Elçileri Irak'ın Hahire Masla­hatgüzarı ve Ürdün Dışişleri Bakanı bu­lunacaktır. Lübnan'ın Eski Kahire Elçisi Taki, Lübnan'ı, Cidde Valisi de Suudi Arabistan'ı temsil edeceklerdir.

Arap Birliği Delegasyonu durumu ince-liyeeek ve îmam Yahya'nın oğlu tara­fmdan babasının katledildiğine dair ya­pılan resmî şikâyet üzerine Kiralın ölü­mü hakkında tahkikatta bulunacaktır.

25Şubat 1948

— Londra:

Aden'den güvenilir bir kaynaktan aîınan haberde bildirildiğine göre, Yemen Kira­lı îmam Yahya Şubatın 17 sinde Hezyez-de Başbakanı, Sekreteri ve oğullarından ikisi ile birlikte katledilmiştir. Hüseyin ile Muhsin de San'ada katledilmiştir. 56 yaşmda bulunan Prens Ahmet Taiz'den Tahama'ye hareket etmiştir. Arap Bir­liğinin dört temsilcisi olaylar hakkında bir tahkikat yapmak üzere San'aya gel­miştir. Veliahdın Tahama'ya gelmesi memleketteki iç harb tehdidinin artma­sına yol açacaktır.

26Şubat 1948

— Londra:

Kahire'den gelen bir habere göre Ye-men'de bir dahilîharpdurumu göze

çarpmaktadır. Müteveffa îmanı Yahya-mn varisi olan Prens Şerif El islâm Ah­met'in beraberinde üç ilâ dört bin kişi­den müteşekkil bir kuvvet olduğu halde Hagga'dan ayrılarak Assır Tass Bölge­lerine doğru hareket etmiş bulunduğu bildirilmektedir, îmam Abdullah El Ve-zir'in bu meydan okumaya cevap ver­mek niyetinde olduğu ve kuvvetlerini teşkilâtlandırmakla meşgul bulunduğu zannedilmektedir.

Abdullah El Vezir'in binlerce kişiden müteşekkil bir ordu toplıyabileceğî zac-edilmektedir.

28 Şubat 1948

—Aden:

Emir Seyfülislam Ahmet'in Hacca müs­tahkem mevkiine gelmiş olduğu ve yeni Yemen Kiralı Abdullah El Vezir'e karşı mukavemet etmek için hazırlıklara baş­lamış olduğu bildirilmektedir.

Ülger taraftan Eski Emirin sekizinci oğ­lu olan ve Aden'e iltica etmiş olarak ya-şıyan Emir Şeyh Elhak ibrahim'in Ga-nad Hava Alanında İnşaat çalışmaları

dolayısiyle uçağının Yemetı'de Taiz'e inememiş olmasından dolayı Aden'e av­det etmiş olduğu bildirilmektedir-.

Emir Seyfülislam El Ahmet'in altm para olarak 150 milyon dolara malik bulundu­ğu ve silâh ve mühimmat stoklarına ma­lik olduğu zannedilmektedir.

Bununla beraber Vezir'in ordularından dört tanesi Hacca'ya taarruz etmeğe ha­zırlanmaktadır.

Bu kuvvetler çok iyi teçhiz edilmiş bir durumdadırlar ve başlarında bizzat El Vezir bulunmaktadır. Hacca'nm uzun müddet dayanamıyacağı zannedilmekte­dir.

Emir Seyfülislam El Hasan'm Haşit ve Bakll aşiretlerinin kendisini destekleme­leri ümidini kaybettikten sonra teslim olduğu da bildirilmektedir. Taiz'de du­rum sakindir.

—Kahire:

Ahbar El Yevm Gazetesi, Arap şefleri­nin imam Yahya'yı öldürenlerin ceza görmelerinin lüzumuna kani bulunduk­larındanSeyfülisîâm haberdaredilmiş

olduğunu yazmaktadır. Ahmet taraftan aşiretler San'aya derhal taarruz edilme­sini arzu etmekte iseler de emir, kan dökülmesine mani olmak istediğini vç Arap Birliğinin hakemliğine intizar ede­ceğini söylemiştir. Şayet Yemen'deki her iki taraf da hakemliği kabul etmiyeeek olursa, karan tatbik etmek üzere Kıral Ibnissuud'un Yemen'e girmesi talep edi­lecektir.

Diğer taraftan öğrenildiğine göre, Ah­met'in, Hicaz'a gideceğini söyliyerek tbnisuud'dan melce istemesi askerî bir hile olarak telâkki edilmektedir. Zira bu suretle Ahmet yeni Yemen Hükümetine memleketi terkedeceği fikrini vermiş ve kendisine taraftar aşiretleri etrafına toplamak imkânını kazanmıştır. Diğer taraftan Kıral Abdullah, imanı E! Vezir'in kendi hükümetinin tanınması hakkındaki telgrafına cevap vermiş ve imam Yahya >le beraber oğullarından birçoğunun katli ile neticelenen suikast ile ailenin diğer efradının durumları hakkında izahat istemiştir. Kıral yeni hükümetin tanınıp tanmmıyacagı hak­kında Arap Birliğinin karar vermesi ge­rektiğini bildirmiştir.

29 Şubt 1948

—Kahire:

Dün buraya gelen bir telgrafa göre Ye-men'de rejime sadık olan kıtalarla 10 gün evvel meşru hükümeti devirdikten aonra kendini yeni imam ilân eden şahsa mensup kuvvetler arasında dahilî harp başlamış bulunmaktadır.

Geçenlerde Öldürülmüş olan imam Yah­ya'nın büyük oğlu Prens Seyfülislam ta­rafından gönderilen bu telgrafta ezcüm­le şöyle denilmektedir: «Yemen'in mer­kezi San'a yakınlarında şiddetli çarpış­malar vuku bulmaktadır. Kendisini yeni imam ilân eden şahıs 18 Şubatta hükü­meti devirdikten sonra dağlara çekilmiş bulunan Abdullah El Vezir'dir.» öteyandan Kahire'ye gelen başka haber­lerden, imam Yahya'nın oğlu meşru ve­liaht Prens Seyfülislam'm da kendini ye­ni Yemen imamı olarak ilân ettiği anla­şılmaktadır. San'a şehri Yemen'in iç tarafındaki dağ­larda bulunmakta ve 20-25 bin nüfuslu olduğu tahmin olunmaktadır.

— Washington:

Dışişleri Bakanı M. Matrshaîl gazeteciler toplantısında beyanatla foulunaraflc Ame-'rikan Hükümetinin Yunanistan ve Tür­kiye'nin (muhtemel ihtiyaçlarım tetkik etmekte olduğunu söylemiştir.

M. Marsîıall, Yunanistan hususunda, bu nn.emldkett.e3ci Amerikan, yardım he­yetinin Başkanı Dwight Griswold'un Amerika'ya dönüp dönmiyeceğine ve i'lâıve bir yardım daha yapılmasının ge­rekip gerekmediğine dair herhangi bir '.malûmatı 'bulunmadığını bildirmitşir.

Amerikan Dışişleri Bakanı Türkiye hu­susunda, ibu meanleiketteikl Amerikan Askerî Heyetinin Başkanı General Mac Bride'in, Amerika'nın Türkiye'ye yar­dım programiyle ilgili bütün malûmatı hâmil olarak, pek yaikıncla Washin<g-ton'a [geleceğini teyit etmiştir. Bir gazetecinin Türkiye'ye yeni bir yardım yapılmasının muhtemel olup olmadığı hakkındaki sualine cevaben M. Marshalİ bu' memlektin ihtiyaçları­nın bir tetkik mevzuu olacağını söyle­mekle iktifa etmiştir. Nihayet Dışişleri1 Balkanı Uzak-Doğu meselesinden [bahsederek Japon barış antlaşması hususnda herhangi bir yeni gelişme husule gelmediğini blirtmiştir. M. Marshalİ, Çin'e yardım programına temas ederek bu programın halen tefckük olunduğunu söylemiştir.

5 Şubat 1948

— Washington:

önümüzdeki Cumartesi günü Genelkur­may Başkanlığı görevini terkedecek olan General Eisenhower Rusya'nın hiç olmazsa şimdilik bir harbe hazır olma­dığını söylemiş ve halen Amerika'nın askerî mukadderatını ellerinde tutmakta olan şahıslara tam mânasiyle itimat et­tiğini belirterek Amerikan işgal kuvvet- . lerinin 100.000 kişi eksik olduğuna işa­ret etmiştir. Edsenhower fbu durumun karışıklıkları bertaraf etmekten ziyade arttıracağını ve masrafların artmasını nazarı itibara almadan daha fazla adama ihtiyaç du­yulmasına yol açmak tehlikesine sebe­biyet vereceğini söylemiştir.

6 Şubat 1948

— Washington:

Ayan Meclisi Dışişleri Komisyonu, Önü­müzdeki Pazartesi günü, Avrupaya yar­dım tasarısının kaleme alınması işine başhyae aktır.

Ayan Üyesi Vandenberg'in kanaatince, tasarı on ibeş güne kadar tamamlanarak Ayandan geçecektir.

B. B. C. nin Vaşington muhabiri, Van­denberg'in, her iki meclis tarafından ta­sarısının 1 Nisandan evvel kabul edile­ceği kanaatinde olduğunu bildirmekte­dir.

M. Marshalİ ise, Avrupa'ya mal ve mal­zeme ihracının durmaması için, 1 Nisan tarihinin en geç tarih addedilmesi ge­rektiğini söylemiştir.

— Washington:

General E:senhower, Basın Kulübünde verilen, bir yeme&te söz alarak, Avrupa kalkınma programını Millî Savunma Ba­kımından desteklemiş ve ideoloji sava­şında, müstakil kalmak îstiyen devlet­leri takviye etmenin Amerika'nın men­faati icabı olduğunu söylemiştir.

General Eisenhovrer sözlerine şöyle de­vam etmiştir:

Bu gibi memleketler kendi kendilerine olan hürmet ve itimadı muhafaza etme­lidirler. Tâbi devletler Amerika'ya hiç bir iyilikte bulunamazlar, halbuki kuv­vetli müttefikler Ibir buhran sırasında faydalı olabilirler.

Amerika'nın silâhlı kuvvetlerinin bir­leştirilmesi ıgüvenligi arttıracağı gibi masrafları da azaltacaktır. Eisenhower, bu sırada, Rusya veya diğer bir milletle bir harp çıkacağına inanmadığını söy­lemiş ve hiç bir .memleketin, zaferden emin olmadıkça harbe başlamiyacağını ilâve etmiştir.

8 Şubat 1948

— New-York:

Birleşik Amerika'nın Güney devletleri temsilcileri yaptıkları bir toplantıda, Başkan Truman'ın Zencilerin medeni haklarının korunmasına dair olan pro

gramını şiddetle tenkidettikten sonra Demokrat Parti merkezine bir ültima­tom göndererek «Beyazların üstünlüğü­ne» yaptığı hücumlarına nihayet verme­sini talebetmiş ve aksi takdirde Güney­de bir ayaklanma husule gelmesi ihti­malini gözönünde tutması gerektiğini bildirmiştir.

Bu toplantı nihayetinde, husule gelecek gelişmeleri tetkik inaksadiyle tekrar toplantıyakarar verilmiştir.

Şimdilik özel bir komite, Washington'a ve Demokrat Partiye Güneyin hoşnut­suzluğumu bildirmek maksadiyle müşte­rek bir hareket tarzını tesfoit için Baş­kan Truman'ın Zencilerin medeni hak­larına dair beyanatının dogmasına se-foep olan meseleleri tetkik edecektir.

Demokrat Partinin ananevi kalesi olan «Sarsılmaz Güney Bloku» ayaklanmaya karar verdiği takdirde, Başkan Tru­man'ın seçilmek ihtimallerini ortadan kaldırabilir.

10Şubat 1948

—New-York:

Amerikan Komünist Partisinin Sekre­teri John Williamson tevkif edilmiştir. Amerikan Adalet Bakanlığına mensup ttir memur Wilîiamson'un Amerikan Komünist Partisinin en önemli şahsiyeti olduğunu söylemiştir.

11Şubat 1948

— Washington:

Amerikan Kongre ve Hüikümetinin, ha­len Birleşik Amerika'daki Komünist Partisini kanun dışı saymak cihetine te­mayülden ziyade hüviyet vesikaları yo­lunda ülmıyan bazı komünist şeflerini memleketten çıkaracak ve bütün komü­nistleri «yabancı ibir devletin temsilci­leri» sıfatiyle Adalet Bakanlığınca tes­cile mecbur tutacak <bir kanunun (kabu­lüne taraftar olduğu sanılmaktadır.

Amerika aleyhindeki faaliyetlerin orta­dan kaldırılması ve Birleşik Amerika'da bulunun komünistlerin bertaraf edilme­si çarelerini araştırmağ-a memur »komis­yonun çalışmalarından ed'nilen intiba da budur. Şimdiye kadar komisyon huzurunda ifade verenler, komünistleri-mazlum durumunda bırakmış gibi hak­larında umumi efkarın sempatisine meydan vermektense, onları itibardan düşürmenin daha iyi olacak (kanaatini izhâr etmişlerdir.

13 Şubat 1948

—Washington:

Dün bütün Amerika'da Büyük Kurucu Abraham Lincoln'ün ölüm yıldönümü anılmıştır.

Bu münasebetle Başkan Truman, 1115-nos'de Springfield'de bulunan Lincoln'ün Mezarına !bir çelenk koymuştur.

Vali, Lincoin'ün 1861 de seçildiği Cum­hurbaşkanlığı ödevini deruhte etmek üzere memleketinden ayrılırken garda veda mesajını söylediği yerde Lincoln ismini taşıyan ve denizaşırı muhtaç memleketlere gönderilecek yiyecekleri toplıyacak olan bir dostluk töreninin, hareketini merasimle açmıştır.

—Saint Paul:

Ayan üyesi Robert Taft, Truman Hü­kümetinin dış siyasetine ve aynı za­manda harp içinde Roosevelt tarafın­dan Prusya'ya Karşı (takip edilmiş olan. yatıştırma siyasetine dün akşam bir ke­re daha hücum etmiştir..

Avrupa'nın kalkınma plânı hakkında Cumhuriyetçi Lider Avrupa'ya mahdut bir yardımda bulunulmasına taraftar ol­duğunu söylemiş ve 'bu yardımın çok ta­sarrufla idare edilmesinde ısrar eyle­miştir.

Diğer taraftan Taft, komünizme karş? tesirli (bir savaşta bulunabilmek için Çin'e derhal hir yardım yapılmasına ta­raftar olduğunu açıklamış ve ezcümle şunu teyidetmiştir:

Müstakibel barışımız igijı Uzak Doğu­nun, 'bizim için Avrupa'dan çok daha Önemli olduğuna katiyetle kaniim. Ha­kikatte komünistleri Batı Pasifik sahil­lerine sahip olmağa davet ederken bun­lara ikarşı koymak maksadiyle Avrupa» da şüpheli 'bir ekonomi projesi tâhalkkuk ettirmek için milyarlarca dolar sarfet-mek beyhudedir.

Demokratla r New-York eyaletini kaybettikleri takdirde M. Tru-man'm yeniden Beyaz Saraya yarleşe-bilmesi için diğer bütün eyaletlerdeki oyları kazanması -gerekmektedir. De­mokratlar görüş ayrılıklarına b;r son vermedikleri takdirde seçimi Cumhuri­yetçilerin kazanacağa gittikçe ıbariz bir hal almaktadır.

— Washington:

Amerikan Dışişleri Bakanı Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu toplantısın­da, bir başka memleketle münasebetleri kesmenin gayet kolay olduğunu bunun­la beraber bunun halen Sovyetler Bir­liği - iBirleşük Amerika arasında mev­cut güçlükleri halledecek ciddi bir ka­rar olmadığını bildirmiştir.

M. Marshall, Birleşik Amerika'nın Sov­yet Rusya'ya karşı menfi bir durum al­mış olduğunu ve ortada bulunan mese­lelerin bazıları haklkmda bu şekilde bir hal çaresine varacaklarım söylemiştir.

M. Marshalî bu sözlerini Cumhuriyetçi temsilcilerden Çark Mundt'un bir tek­lifine karşılık olarak söylemiştir. M. Mundt, bu teklifinde Birleşik Amerilka-nm Sovyetler Birliğiyle olan- «siyasî mü­nasebetlerinde daha azimkar bir durum alması gerektiğini»ileri sürmüştür.

M. Mundt, bundan başJka, geçen yıl içer­sinde 3.000 Sovyet vatandaşının Birleşik Amerika'ya gelmelerine müsaade olun­duğunu halbuki Amerikan Ayan Mec­lisi üyelerinin Rusya'ya .girmelerinin menedikVğrai hatırlatmıştır. M. Marshall buna verdiği cevapta, bunun hoş görüle­cek bir durum olmadığını fakat Sovyet Hükümetinin memleket dâhilinde ağır bir kontrol tatbik ettiğini ve Amerika­nın da bu prensipe daima muhalefet et­tiğimi söylemiştir.

23 Şubat 1948

—- Detroit:

Bugün söylediği nutukta Amerikan Başkanlığına seçildiği takdirde takip edeceği dış siyasetten bahseden Cumhu­riyetçi Ayan Üyesi Taft, "harp sırasında Rusya'ya yapılmış olan tavizleri tenki-dederek ödünç Verme ve Kiralama Ka­nununa »karşılık olarak Rusya'dan teminat sağlanamamış olması keyfiyetinin bugünkü güçlüklerden büyük bir kısmı­nın sebebini teşkil etmekte olduğunu söylemiş ve güçlüklerden Roosevelt Hü­kümetinin sorumlu (bulunduğunu belirt­miştir.

Taft bundan sonra, Alman Devletinin imhasına yol açmış bulunan «kayıtsız şartsız teslim» siyasetine hücum ederek Alman Devletinin ortadan kalkmış ol­masının Avrupa'da muazzam bir boşiuk hâsıl etmiş bulunduğunu ve Rusya'nın bu boşlukta istediği gibi hareket edebil-digai söylemiştir.

Ayan Üyesi Taft, Almanları münhası­ran zirai istihsal ile yaşamaya icbar et­mek için bütün Alman sanayiinin sökül­mesi gayesini güden Morgenthan plânı­nın şimdi Amerikalıları Almanların ya­şayabilmeleri için senede 800 milyon dolar sarfetmeğe mecbur ettiğini belirt­miştir.

Amerikan Ayan üyesi, Amerika'nın tat­bik ettiği dış siyasetle Atlantik demeci­nin bütün esaslarını ve evlâtlarının uğ­runda savaşmış bulundukları yüksek, idealleri unutmuş bulunduğunu ilâve et­miştir.

Taft nutkuna devamla demiştir ki: Yegânesuçları'Sovyetistibdadından kurtulmak olan Battık devletleri ile Fin-lândiva'mn mukadderatından hiç bir za­man bahsetmedik.

24 Şubat 1948

—Was3ıinıgton :

Kendisine Kow-boy Ayan denilen daho eyaleti demokrat ayan üyesi Glen Taylor, radyoda yaptığı bir konuşma­da hanbe Son vermeğe yegâne mülkte­dir adam olan Birleşik Amerika Eski Başkan Vekili Henri "VVallace'a iltihak ettiğini ve kendisiyle Üçüncü partinin namzedi olacağını söyleyerek Taft Hartley işçi kanununa, mecburi asker­liğe, bugünkü baskıya, harbe, fiyatların yükselmesine, ırk bakımından tefrika ve medeni hakların ilgasına karşı mü­cadeleye girişeceğini haiber vermiştir.

—Wasîıüıgton :

Kendi talebi üzerine Mebusan Meclis Dışişleri Komisyonu Önünde yaptığa İse-

yanatta Birleşik Amerika Eski Başkan Muavini Henry Wallace, Marshall plâ­nını, hükümet tarafından 'kongreye ve-rildiğl şekilde hart) için hazırlanmış bîr «şema» ve «tamamiyîe <hiçbir kıymeti 'haiz 'olmayan Truman. Doktrininin yeni 'bir ifadesi» olarak vasıflandırmıştır.

Wallace, 'bu plânın yerine konmak üzere idaresi Birleşmiş [Milletlere tevdi edi­lecek ve 'tahsisatı, siyasi ve askerî ga­yelere lûasr edilmeyip doğrudan doğruya ekonomik kalkınma için sarfedilecek 8 jnaddeden ibaret ıbir yardım progra­mı tasarlamıştır.

VVallace şöyle demiştir : DışişleriBakanıManshalltarafından hazırlananprogramlakongreyetevdi edilen Avrupa kalkınma programı ara­sında bir fark görmekteyim.

Wallace, fbu kalkınma programının aç­lıkla mücadele etmediğini ve fakat aç­lığı ebediyyen devamı ettireceğini, Av­rupa'nın kalkınmasına yardım etmeyip îlâninaye bu kalkınmayı geciktireceği­ni, Milletlerarası gerginlikleri azalt­maktan uzak olup ibu .gibi gerginlikle­re yol açacağını teyid etmiştir. Wallace 50 milyar, yani 10 sene devam etmek suretiyle yılda 5 milyar dolara ihtiyaç gösteren programının S maddesini birer birer zikretmiştir.

Taıhrübata maruz kalanmilletle­rin ziraatve endüstrilerininyeniden
kalkındırılmasına hasredilecek tahsisat,BirleşmişMilletlerçerçevesiiçinde
vücuda getirilebilecektir.

Bu plânın [belli başlı gayesi, yar­dım, gören milletlerin ekonomil erini is-
lâh maksadiyle 'hasarauğrayan bölge­lerinfabrikalarteçhizatınınimarve
tamir edilmesi olacaktır.

Bu guibi memleketler bu plâna iş­tirak edeceklerdir.

Rüdhan (hakkı, takipetmekte ol­dukları siyaset nazari itibare alınmak­
sızın harbden en fazla zarar gören ve ıstırap çeken, milletlere verilecektir.

Bu yardımlardanistifade etmek için siyasi hiçbir şart koşulmıyacaktır.
Bu tertibe daüıil bulunan milletler eko­nomik hiçbir sisteme uymakmecburi­
yetinde değillerdir.

6 — Birleşmiş (Müîdtler tarafından te-:min edilen tahsisat, askerî gayelere ha'sredilmiyecektir.

7 — istihsaller toplanacaktır ve Ame­rikan çiftçileri de kendi is üıhsallerini âzami bir seviyeye çıkaracaklar ve elete ettikleri maddeleri asgari bir fiyatla satacaklardır.

8 —- Ruhr, Birleşik Amerika, (Sovyet Rusya, İngiltere ve Fransa'dan müte­şekkil olmak üzere Milletlerarası bir idare altına konulacak ve bu memleke­tin istihsalâtı Avrupanın Kalkınması için kullanılacaktır.

Bundan sonra (Manshall plânının Birle­şik Amerika'da siyasi hayat üzerinde yaptığı akislerden bahseden "VVallace, ibunun, Amerikalıların 'hayat standardı ve ibellibaşlı medeni (hürriyetler üzerin­de yapacağı tesirlere karşı bir mazet olarak gösterileceğini söylemiştir.

Wailace, şöyle demiştir MarshalI tarafından konulan prensipler, Birleşik Amerika'daki monopollarla bo­zulmuştur. Avrupa kalkınma plânından bahseden Eski Başkan Muavini, daha sonra bu teşekkülün kalbi mesabesinde olan» Harriman komitesinin raporunun Nati­onal City Bask'ın New-Yor'k Bakan Muavini Raudolf Burgess'in idaresi alr tında kaleme alındığına ve plân hakkın­da 'hükümet tarafından alman belli baş­lı malî kararların, Naitional Bank Baş­kanı Wimhrop Aldridlı'in idaresi altına konmuş olan bankerler komitesinin biz­zat tavsiyeleriyle îhareket eden para ve malî meseleler millî istişare komitesi tarafından tasdik edildiğine işaret et­miştir.

Vallace, bundan sonra Doğu ve Batt Avrupa arasında hayati ticaret müba­delelerini ortadan kaldırması itibariyle Avrupa kalkınma programına hücum etmiş ve ibu vadide Amerika'dan kendi ihtiyacı için Polonya kömür sanayiine tahsis edilecek 90 milyon doların Avru­pa'yı îıer yıl Amerika'dan Ötendi ihtiya­cı için yaptığı kömür idhalâtına sarf-etitiğl 500 milyon dolar vermekten kur­taracağını söylemiş, Birleşik Amerika­'da dondurulmuş bulunan Yugoslav altınlarının Yugoslavya'ya iade etmedi­ğindendolayıAmerikanHükümetine karşı isyan etmektedir. Demiştir.

Eski Ticaret Bakanı, Birleşik Amerika, nm 1947 ikinci altı ayı içinde müşterek bölgeye, yiyecek [tayinleri pek az olduk­ları için Fransa ve italya'ya gönderdiği miktardan dört defa daha fazla buğday gönderdiğini sözlerine ilâve eylemiştir. Wallace şöyle demiştir :

Rulhr, Sovyet Rusya'nın Batı hudutlarını eenlber içine almağ'a hazırlanan Avrupa kalkınma plânı taraftarları için askerî üsler teminine 'müsait yeniden büyük bir silâh fabrikası haline gelmiştir.

Wallace, lAımerikan işçilerine göre Av­rupa kalkınma plânının kendi sendika­ları ve grev haklarına karşı tevcih edil­miş !bir silâh haline geleceğini de söy­leyerek sözlerine son yermiştir.

26 Şubat 1948

—Washington :

Dışişleri Bakam M. Marshall, Ayan Meclisi Dışişleri Komisyonunun bu sa­bahki kapalı oturumunda beyanatta bulunmuştur.

M. MarshalI toplantı salonundan çııkarken Çin'e yardım programı meselesinin tetkik olunduğunu söylemiştir.

İBundan başka M. iMarshall Türkiye ve Yunanistan'a ilâve bir yardım yapılma­sı hakkındaki programın pek yakında kongreye arzedileceğini bildirmiştir.

—Washington :

Af p :

Dışişleri Bakanı M. MarshalI, Temsilci­ler Meclisi cumhuriyetçi çoğunluğunun

başkanına gönderdiği bir mektupta Yu­nanistan ve Türkiye'ye ilâve bîr askerî yardım yapılması için 275 milyon dolar­lık bir tahsisatın kongre tarafından kabul olunması lüzumu üzerinde' israr etmiştir.

28 Şubat 1948

—Washington :

Kongrede Avrupa'nın kalkınması prog­ramına taraftar olanlar Türkiye ve Yu­nanistan'aaskerîyardımda bulunmak üzere 27o milyon dolarlık .bir krediye rüçhan hakkının tanınması ve Çin için de 475 milyon dolarlık toir yardımın acele olarak yapılmasını temine çalış­maktadırlar. Ayan Meclisindeki müza­kerelere Pazartesi başlanacaktır.

29 Şubat 1948

—Washington :

Amerikan Komünist Partisi, Cumhur­başkanlığı seçimlerinde M. Wallace'ın adaylığını desteklemeğe karar -vermiş­tir.

—Washington :

Ayan Dışişleri Komisyon Başkanı Van-denberg, ibu komisyonun yaptığı gizli. toplantıdan sonra Ayan Meclisinin, ilk 12 ay içinde Avrupa kalkınma plânının tatbiki için foeş milyar 300 .milyon do­lara ihtiyaç gösteren bu plân hakkın­daki kanun projesini 15 Marttan evvel kabul edeceği ümidini izhar etmiştir.

Vandenberg, Öteyandan Finlandiya ve Çekoslovakya hadiselerinin zaman me­selesini ehemmiyetli bir hale getirmek­te olduğunu da ifade etmiştir.

Bu suretle, çalışmalarını bitirmiş olan Dışişleri Komisyonu Avrupa kalkınma plânının kabulü hakkındaki raporunu Ayan Meclisine vermiştir.

Bu plânın müzakeresine önümüzdeki Pazartesi günü meclisin son toplantı­sında başlanacaktır. Öteyandan önü­müzdeki 10 Martta, Dışişleri Komisyonu, Dışişleri Bakanlığı tarafından İstenilen Çin'e yardım ile Yunanistan ve Türki­ye'ye yapılacak munzam askerî yar­dımlar hakkında verilecek izahatı din­lemeye başlayacaktır.

Nihayet, tou münasebetle cumhuriyetçi parlâmento mahfillerinde söylenildiğine göre Avrupa'nın kalkınma plâniyle Yu­nanistan ve Türkiye'ye yapılacak yar­dımları tek bir (kanun halinde birleştir­mek pek muhtemeldir.

Bununla beraber bu mesele hakkında henüz hiçbir karar alınmamıştır ve me­sele Dışişleri Komisyonunun umumi top­lantısında incelenecektir.

Uzun vadeli güvenlik programına gelince Eisenhower'e göre müdafaa prog­ramı âcil hedefi teşkil etmekte ve esas hedef genel ve devamlı bir barış ger­çekleştirmek olmalıdır.

Yine Eisenhower'e göre, hastalıkların sebeplerini keşif ve bunlardan te-vekki metotlarını tayin için sarfedilen gayretler kadar harbin sebeplerini ve bunların önlenmesi çarelerini araştırmak yolunda gayretler sarfediimiş olsa hastalıklarda olduğu gibi harplerin de çıkmasına ve yayılmasına bir deleceye kadar mani olmak mümkündür. Eisenhower devamlı bir barış için amelî bir esas bulabilmek üzere harbin sebeplerini ve önlenmesi çarelerinin Amerikan okullarında tetkiki fikrini de ileri sürmüştür.

Bu bahis üzerinde mütalâalarına devam eden Eisenhower şöyle demektedir; Birleşmiş Milİetlet teşkilâtının ortaya attığı mefhumlar bütün dünya devlet­lerince olduğu gibi kabul edilmezse imtihanlarla ve hatalarla dolu uzun bir devre geçirmemiz muhtemeldir.

Birleşmiş Milletler teşkilâtı harbi ortadan kaldırabilecek bir hale gelinciye kadar silâhlar meselesinin bir tesfiye tarzına bağlanacağını ümit etmek lâzım­dır. Bu suretle, silahlanmaya tahsis edilmekte olan insan ve ekonomi kay­nakları, Birleşmiş Milletler Anayasasında denildiği gibi, başka gayelerde kullanılması imkân altına girmiş olacaktır.

Bu gayenin gerçekleştirilmesi, büyük devletlerce tesirli bir sistemin.devam­lı safhalarını kabul ve tatbik etmek suretiyle gösterilecek iyi niyete bağ­lıdır. Biz Amerikalılar gerek kendi menfaatimize gerekse Birleşmiş Millet­ler Anayasasının nefine olarak silâhsızlanma hususunda yapılacak her gay­rete yardım etmeliyiz.

Bundan sonra dünyanın umumî durumunu ve devamlı bir barışa âmil olan engelleri gözden geçiren Eisenhower şöyle demektedir:

Harp bitmiş olmakla beraber harbin yerini bir İdeoloji mücadelesine bırak­mış olması zamanımızın bir faciasıdır. Dünya milletleri için bir tecavüz tehlikesi daima mevcuttur. Demokrasi ile Totaliter rejimler arasındaki derin uçurum karşısında büyük devletler, hakikî işbirliğine devam etmelidirler. Bu işbirliği barışın yegâne temelidir.

Siyasî istikrarsızlık, içtimaî karışiklıkllar ve İktisadî nevmidi, yaşadığımız senelerde her zamankinden daha had ve daha şümullü bir mahiyet almıştır. Asya'nın Güneyinde eski dinler arasındaki ihtilâf ve taassup silâhlı bir mü­cadeleye yol açmıştır. Şimdiki dahilî harp her tarafa açlık ve sefalet yay­makta ve memleketin içtimaî ve İktisadî kalkınmasına engel olmaktadır. Ba­tı Avrupa'daki Ananevi astlarımızın içinde bulundukları şartlar günden güne vahimi eşmektedir. Bunlardan basıları mutaassıp bir siyasî partinin tazyiki altında boğulmak tehdidinde bulunmaktadır. Bu partinin açık he­defi yabancı bir ideolojinin nefine olarak karışıklık çıkarmak ve isyana teşvik etmektir. Bu memleketler müşterek mirasımız olan hürriyet için mü­cadeleden vazgeçerler ve totaliterlerin pençelerialtına düşerlerse Amerika'nm güvenliği ciddî bir tehlike altına girecektir. O zaman, yaşamamız için esaslı maddeleri elde etmemiz mümkün olarmyacak ve her şeyden faz­la ehemmiyet verdiğimiz yaşama seviyemizin muhafazası hususundaki gay­retlerimiz boşa gitmiş olacaktır.

Bu kadar vahim hadiselerin vukuu ihtimalini dikkate almamaklığımız şüp­hesiz daha ziyade şayanı tercih olur, bunu ise eğer güvenliğimize ehemmiyet veriyorsak, ancak bizi öyle bir neticeye sürükleyecek şartlarla mücadele sayesinde yapabiliriz. Akdeniz gibi nazik bölgelerde şimdi güttüğümüz dış siyasetin hedefi de budur. Biz orada istiklâllerini muhafaza etmekte., diğer müstakil milletler arasındaki muvasala ve ticareti sağlamakta olan mem­leketleri destekliyoruz.

Şayet Doğu ile Batı arasında asirlardanberi mevcut olan bu koridor tıka­nacak olursa, bu, deıiıal felâketli neticeler doğuracaktır. Böyle bir halde Doğu Yarım Küresinin Stratejik merkezindeki dostlarımızla Ba^ı memleketleri arasında doğrudan doğruya yapılmakta olan deniz ve hava münakaleleri tıkanacaktır. Milletlerarası ticaret ve devamlı bir barış için gerekli iktisadî esaslar yıkılacaktır. Bunu takiben de harp çıkacaktır. Bununla beraber harbin uluorta hemen çıkabileceği müşevveş bir devir yaşıyoruz. Bir tek hareket bir harbe sebebiyet verebilir ve böyle bir harp çıkarsa bu diğer hudutları aşacak ve yegâne arzuları sulh içinde yaşamakta olan başka mil­letleri de içine alacaktır.

Müstakbelgüvenliğimiz,harbesebebiyetolabilecekşartlarla .fasılasızmü­cadele etmek ve bütün ihtiyat tedbirlerimize rağmen bir harp çıkarsa Ame-'rika'yıveprensiplerinimüdafaaeylemekyolundamilletçegöstereceğimiz arzuya bağlıdır,

Eisenhower, bundan sonra, Avrupa hakkındaki Amerikan siyasetine temas etmekte ve şöyle demektedir.

Komşulariyle sulh içinde yaşamak isteyenler için enerjik bir rehber olmağa devam etmeliyiz. Yeni bir harbi önleyici tedbirlerden olmak üzere Birleşik Amerika'dan iaşe maddeleri, maddî yardım vö sulhu gerçekleştirmek veya onu takviye edebilmek için iktisadî rehberlik istenmektedir.

16 millete iktisadî refaha kavuşabilmeleri için yardım etmemizi derpiş eden Avrupa kalkınma programı, diğer demokrasilerin refahın ve güvenliklerinin bizim refah ve güvenliğimize sıkı bir şekilde bağlı olduğuna müsbet bir misaldir.

Bu kalkınma programına iştirak edecek olan bütün dünya milletlerinin sulh ve hürriyet içinde yaşayabilecekleri bir dünya kurmak için işbirliği yapılmalıdır. Bu milletlerin çoğu hürriyeti müdafaa için iki defa yanıbaşı­mızda harp etmişlerdir. Eğer bu dâva yeniden bir tehlikeye girecek olursa bu milletlerin istiklâllerini muhafaza etmiş ve kuvvetlerini yeniden elde et­miş olmaları şartiyle tekrar bizim yanıbaşımızda yer alacaklarına eminim. Bununla beraber güvenlik bakımından diğer milletlere yapılan yardım, bu milletleri ndainıa kendi kendilerini müdafaa edebilmeleri gayesini istihdaf etmelidir. Şayet onlp.r daima hariçten gelecek bir yardıma bağlı tutulacak olurlarsa, zaafa düşürülmüş ve kalkınma için ilk şart. olan manevî kuvvet­ten mahrum edilmiş olacaklardır.

Devamlı bir sulhu sağlayan âmillerden bahseden Eisenhower her zaman­kinden daha kuvvetli bulunan Amerikan endüstri ekonomisini ve tecavüze karşı cophe almış olan diğer milletlerle mevcut olan sıkı münasebetleri bu âmiller meyamnda saymıştır.

Eisenhower demiştir ki:

Bİzi İngiltere'ye Batı demokrasisine ve Lâtin Amerika'ya bağlayan müş­terek sebepler istikrarı sağlayan ehemmiyetli âmillerdir. Mademki hayat hakkında ve hattâ barışçı bir insan cemaatinin prensipleri üzerinde bu mil­letlerle müşterek anlayışlarımız vardır, bunlardan birinin mevcudiyetini tehlikeye koyacak olan bir meydan okuma hepsine tevcih edilmiş olarak telâkki edilmelidir. Hürriyeti müdafaa yolunda müşterek bir cephe teşkil etmiş olan demokrasileri yenmek büyük bir devlet için bile çok güç bir iş­tir. Eğer harp erken çıkacak olursa, bütün okyanusların kontrolü hemen hemen tamamen elimizde bulunacaktır. Ellimizde gerek sulh esnasında mü­nakalâtı sağlamak gerekse harp zamanlarında muvasalayı temin etmek için gerekli hava üsleri mevcut olduğundan bütün okyanuslar arası hava müna­kalelerini bir arada kontrol edebileceğiz.

Kuzey Amerika ile Güney Amerika Milletleri arasında mevcut ve gittikçe artan tesanüt, yarım küremizin güvenliğine geniş ölçüde hizmet etmektedir. İki Amerika'nın birliği yani, coğrafî bakımdan, içinde yasayan muştaki), milletlerin sayısı ve nihayet bu milletlerin mümeyyiz vasıflarını teşkil eden zihniyet ahengi bakımından bir hususiyet arzeden bir birlik milletlerarası sahnede binnisbe yeni bir unsurdur. Ve mümkündür ki böyle bir birliğin ehemmiyeti genel olarak henüz lâyik olduğu gibi hesaba katılmamaktadır.

Bununla beraber herhangi bir kıtada bir millete hücum etmeğe yeltenecek olan kuvvetli bir müte:aviz böyle bir hareket karşısında bu yarım küredeki bütün milletlerin birleşeceklerine inanacak olursa tasavvurunu tatbik mev­kiine koymadan evvel hayli tereddüde düşer.

Eisenhowlr, Amerikan siyasetinin bütün dünyaca bilinmesinden hasıl olacak, faydanın ehemmiyetine işaret ederek şöyle demektedir:

Saklanacak hiçbir şeyimiz yoktur. Şu halde Amerika'ya, niyetlerine, tema­yüllerine ve gayelerine taallûk eden haberleri yaymak menfaatimiz icabıdır. Ancak böylelikle, yanlış tefsirler düzeltilebilir, dürüst olmayan hücumlar karşılanabilir, ve düşman propaganda neşriyatı hükümsüz bırakılır. Ve Bir­leşik Amerika hakkındaki bilgisizliği ortadan kaldırarak bu memleket hak­kında muhabbet hisleri uyandırabilir. Amerika'nın vahim neticeler doğuracak ve Birleşmiş Milletler prensipleriyle ta­ban tabana zıt bir hareket tarzı olarak karşılıyacağını açıklamıştır. Bilindiği üzere Sovyet peyki devletlerin, Markos'u tanıma hazırlıkları Anglosaksonların öciddi İhtarları neticesinde, yarım kalmış­tı. Bugünlerde Tito'nun, Markos'u tanı­mak ve tanıtmak üzere yeniden faaliye­te geçtiği ısrarla söylenmektedir. Bu ba­kımdan Başkan.Trumaır'm ikazı, tam zamcnmcU yetişmiştir. Sorumsuz hare­ketleriyle, dünya barış ve güvenliğini ikide bir tehlikeye düşüren peyk devletlerin bu ikazdaki cddiyeti kavrıyacakla-rmı ummak isteriz. Aksi halde Mosko­va'nın emir ve tahriki ile Markos'u şu veya bu devletin tanıması teşebbüsü gerçekleşecek olursa, dünyanın yeniden neticesi kestirilemiyec ek ciddi bir buh­rana sürükleneceğinden asla şüphe edile­mez. Başkan Truman, son mesajiyle Birleşik Amerika'nın komünist baskısı­na karşı asla gevsemiyecek olan uyanık hassasiyetini, kendi adını taşıyan müş­terek güvenlik doktrininin Akdeniz ve Orta Doğu bölgesiyle çözülmez ilgisini bir kere daha hiçbir tereddüde yer bı­rakmayacak şekilde açıklamıştır.

3Şubat 1948
Şangihajr:

Lung Ling Dokuma Fabrikasının dün grevcilerle polis arasında cereyan eden fcargaşaâifelar esnasında uğradığı zarar, 46 milyar Çin dalarına, yani 70.000.000 franga yükselmiştir.

Polis Müdürü bu sabah aralarında 20 kadar komünist tahrikçisi bulunan 100 kişinin tevkif edildiğini bildirmiş ve ye­ni bir hâdise zuhurunda nümayişçilere ateş etmek emrini hükmstin de teyit ettiğini İlâve eylemiştir.

— Nankin:

Dün, ManguTi'nin güneybatısında, Ta-diniko nehri' (kıyılarında savaşlar olmuş­tur. Komünist kuvvetleri Çincau istika­metinde ilerlemeğe çalışmaktadırlar. Komünistler bu teşebbüslerinde muvaf-fafc olarak şehri ele geçirecek olurlarsa mülteci kuvvetler âtıl bir vaziyette ka­lacaklardır. Ayrıca kuzeyden aldıkları ikmal de kesilmiş olacaktır.

Şanghay:

Şanghay'da komünistlerin tahrik, ettiği karışıklıklar devam ettiği takdirde, hü­kümet sıkıyönetim ilân edeceğini bildir­miştir.

4Şubat 1348

— Nankin:

Tohoun-'king Radyosunun bildirdiğine göre Mukden'deki ingiliz ve Amerikan konsoloslukları mümkün olur olmaz kapatılacaklardır. Şehrim ikapıîarmda sa­vaşlar devam etmektedir.

Yabancı muhabirlerin bildirdiklerine göre hükümetin her tarafından tehdit altında bulunan Mufeden'le temas halin­de 'kalmasını sağlayan yegâne münaka­le yoîunu tahrip etmek için komünist 'kuvvetleri toplanmaktadır.

—Londra:

Çin'deki basm. muhabirlerinin bildirdik­lerine .göre, Çin'in iktisadi durumu gün gegtikçe daJha fena bir şetkle girmekte­dir. Hayat pahalılığının, artmış olması en fakir sınıflarda ümitsizliğe varan ibir hoşnutsuzluk uyandırmaktadır. Bu ka­rışık durum bilhassa İlânihaye devam edecek gibi görünen dahilî lhar.pt.en. doğ­maktadır. Komünistler tarafından kul­lanılmakta olan tahrip taktiği Mançur-ya'ııin, bütün Kuzey Çin'in ve Merkezî Çin'in İbir 'kısmının iktisadiyatını tama­men felce uğratmaktadır. FaJcat, komü­nistlerin girişmiş bulundukl arı ;bu tah­rip hareketleri memleketin feci durumu­nu izah etmeğe kâfi gelmemektedir. Millî Hükümeti-n iktisadi siyasetinin halen mevcut olan zayıf ticaret; boğa­cağı da zannedilmektedir. Hükümıetin böyle bir siyaseti takip etmek mecburi­yetinde 'kalmasına sebep dahilî harbi finanse etmek için yabancı dövizlere büyük bir ihtiyaç duymasıdir.

5 Şubat 1948

—Nanfcin:

Mançuri'den Nankin'e gelen haberler­den anlaşıldığına göre, hükümet kuv­vetleri, Güneybatı Mançuri'de bir kori­dor içinde gayet, vaihîm bir durumda bulunmaktadırlar. Çin. ile Mançuri'dek: hükümet kuvvetleri arasındaki. ununa-

kale feu koridordan yapılmaktadır. Komünist General Un-Pi-Tao, Mukden-in 200 Kilometre güneyinde kâin Şin-Şao'ya karşı geniş ölçüde ibir taarruz hareketine girişmek üzere hazırlıklarını bitirmiştir.

Mukden'in 60 kilometre kadar güneyin­de kâin Lia-Oliang bölgesinde, hükü­met kuvvetlerinim, ileri- mevzilerini terk ederekçekildikleribildirilmektedir.

6Şubat, 1948

—Nankin:

Mançur'yada iko munisti erin Muîkden şehrini işgal etmeğe çalıştıkları bölge­de şiddetli savaşlar cereyan etmektedir. Komünistlerin Mukden'in güneyinde hü­kümet Kuvvetlerinin müdafaa hatların­da bir gedük açmış oldukları bildiril-mekt.edir. Mukden'in -kuzeyinde de ha­len savaşlar .devanı etmektedir.

Muikden'den gelen telgraflara göre, şeh­ri müdafaa etmekte olan hükümet kuv­vetlerinin durumu çok karışıktır.

7Şubat 1948

—Nankin:

Mançurya'da Mukden'in '60 kilometre güneyindeki Liu Lang dün akşam ko­münistlerin eline geçmiştir. Komünist birlikleri başşehir olan Muikden'e yak­laşmaktadır. Şehrin banliyösü komünist topçusunun ateşi altında bulunmaktadır.

Diğer taraftan komünist birlikleri, Mukden'in güneyinde Çin'in en mühim demir sanayii merkezi olan An-Shang'a taarruz etmektedirler. An-Shang'ın bu demir ve çelik fabrikaları tam randı amanla1 çalıştıkları zaman Asya'nın en mühim fabrikaları arasında yer almak-t.adır.

Askerî çevrelerden bildirildiğine göre, 'Mançurya'daki durum komutan değişti­rilmesini değil, takviye kıtaları gönde­rilmesini icap ettirmektedir. Hükümeti müşkül durumda bırakan nokta budur,. zira büyük Çin Şeddinin güneyinde bu­lunan kuvvetler esasen komünistlerle çarpışma halindedir. Mançurya'nm bas­ılıca limanı olan Dairen Sovyetler Bir-îiği'nin elinde bulunduğundan, Çin millî

kuvvetlerinin denizyolu ile de takviye edilmelerine imkân yoktur. Diğer li­manlar da buzlaa-la kapalıdır. Mukden'i Kuzey Çin'e bağlıyan yegâne münakale hattı da şimdi tehdit altında bulunmak­tadır.

8Şubat 1948

—Nanikin:

Mançuri'de, komünist kuvvetler As-san'm muhtelif demir sanayii bölgeleri­ni muhasara altında tutmaktadırlar. Komünistler su borularını da kestikleri için mahsur şehirlerin halkı susuz kal­mıştır.

9Şubat 1948

—Nankin:

Mamçuri'den alman haberere göre, hü­kümet kuvvetleri, Pekin'i Mukden'e bağiıyan demiryolunu kesmeğe , çalışan komünist kuvvetlerini durdurmağa mu­vaffak olmuşlardır.

Milliyetti 'kuvvetler, Çin-Gao'nun kuze­yinde Şin-ıFu şehrinde bir başarı elde etmişlerdir. Burada, komünist kuvvet­ler ağır kayıplara uğraraışlaırdır. Mo-törlü kollar, komünist kuvvetlerin taki­bine geçmiştir. Komünistler ric'at ha­lindedirler. Hükümet, Çin-Çao bölgesi­ne takviye kuvvetleri göndermektedir. 'Bundan maksat, milliyetçi kuvvetlerin komünistleri takibine imkân vermektir.

Çin Şeddinin güneyinde, Kuzey Çia'de-ki'komünist kuvvetleri Honan eyaletinin merkezi: ve ehemmiyetli bir demiryolu kavşak noktam olan Kaifong'u yeniden tehditetmeğebaşlamışlardır.

—Nankin:

Yüksek bir Çin memurunun United Press muhabirine bildirdiğine göre, Çin Hükümetinin çok nüfuzlu bası Çin mah­fillerinin muhalefetine rağmen 'Japon­ya'nın kalkınması yolundaki Amerikan plânlarını çok geniş bir ölçüde destek­lemesi muhtemeldir.

Çin Hükümeti, daha şimdiden Japon sı­nai seviyesinin bu sanayiin, 1930 1934 seneleırindeiki seviyesine muadil olması­na rıza göstermiş bulunmaktadır. Buhusus Hükümetin 'görüşünü Amerikan noktainazarına yaklaştırmaktadır.

Çin Hükümeti şimdi, Jaiponya'mn kal­kınmasının rkomünizme karşı bir müda­faa vasıtası teşkil ettiğini kabul etmek­tedir.

10 $ubat 1948

—Nankin:

Maaçurya'da Mukden bölgesinde sa­vaşların şiddeti azalmıştır. Nankin'de hükümet imaüıfillerinde Mançurya'dan alınan haberlerde ıkomünis-tleriıi yeni bir hücuma- hazırlandıklarının bildirildi­ği söylenilmektedir.

Mareşal Çankayşek'in Nanıkin'de askerî şefleri© yapmış olduğu bir toplantı so­nunda Mııkden'i müdafaa eden birlikle­rine yeni talimat verilmiştir. Honan'm. menfezinde eyalet merkezi Kia-Fen'e doğru ilerlemekte olan komünist. Kuv­vetleri 'dün aksam Lung-Hai demiryolu boyunca Kuzeye doğru ilerlemişlerdir. Bu kuvvetler Çang-Tung eyaletindeki eski hareket menkezine doğru iılerlemek-tedirler. Hükümet uçakları komünistle­ri m'1? durmadan bombardıman etmekte­dir.

—Nankin:

Komünistlerin Mukden'e karşı yaptıkla­rı taarruz hakıknda Mançurya'dan şim­diye kadar 'katî hiç bir haber alınma­mıştır. Dün alcşaım (bildirildiğine göre, komünistlerin Mukden'in 'güneyinde bu­lunan Shu-Shiang-Tan'a erişmeleriyîe neticelenen savaşlardan sonra 'komünist kıtaları şimdi şehrin 20 kilometre kadar yakınlarında bulunmaktadırlar.

Komünist kıtalarının Mukden'in 200 ki­lometre güneybatıemdaıki Yin-Kao lima­nına; ve çelik sanayiinin merkezi olan An-ıShan'a karşı yeni hücumlara giriş­miş oldukları ve birkaç gündenberi ibu bölgedeki bütün madenlerin vs fabrika­ların çalışmalara nühalet vermiş olduk­ları bildirilmektedir.

— Pekin:

Buraya gelen ve henüz teyit edümiyen

haberlerde bildirildiğine göre, hükümet kuvvetleri Mukdn'in 10 kilomtre kadar güneyinde komünist hatlarını varmış­lardır. Dün alman başka haberlerde Uşîangtün civarında şiddetli çarpışma­ların devam ettiği bildir ilinek tedîr.

14Şubat 1948

—Nankin:

Çin hükümet kuvvetleri, Mukden bölge­sinde komünistlerin hücumlarını berta­raf etmişlerdir. Pek:n'de bir hükümet kaynağından bildirildiğine göre, hükü­met kuvvetleri MukcIen bölgesinde şeh­rin güneydoğu ve güneybatısında ko­münistlerle çarpışmaktadırlar. MuIî-denin güneyimde Su Şia Tuşg cehrinin müdafaası takviyeedilmiştir .

15Şubat 1948
— Nankin:

Çin hükümet kuvvetleri, bir kaç gün-denberi harekâtta bulundukları Muk­den bölgesinden, şehrin güneyine doğru bir ilerlpme kaydettiklerini bildirmekte­dirler.

Komünist kuvvetlere mensup 10^000 İki­sinin, alelacele, Mukden'in güneyinde bulunan kıtalara yetişmek üzere şehrin şimaline doğru sevk edildiği söylenmek­tedir.

Şehrin gün cereyan eden savaşla­rın merkezi şimdi Anşang'a intikal etmıstır. Burası foir demir sayanii merke-zidir.

- Londra:

Kuzey Çin'deki şehirlerde ikamet et­mekte olan îngiliz tebaalarına komü­nistlerin ilerlemesi devam ettiği takdir­de hava yolu ile tahliye edilmeye (hazır •bulunmaları bildiriîımiştir. Nankin'dek: ingiliz Büyükelçiliğinden bMdirildiğine göre bu tedbirin alınmasına sebep du­rum vahim bir hal aldığı takdirde idari makamların uçak bulmakta güçlüğe maruz kalmalarının muhtemel bulunma­sıdır.

17 Şubat 1948

Nnankin:

Cin Hükümeti, Mancuri'deki durumun elan nazik olduğunu bildirmektedir. Şanghay'a gelen telgraflardan anlaşıl­dığına .göre, Mukden kesiminde ağır topçu diieîlosu cereyan etmektedir. Ha­vaların müsait olmamasına rağmen merkezi hükümete bağlı bütün hava kuvvetleri, ikcmünîst yığmak merkezle­rini ve ulaştırma vasıtalarım bombala­mışlardır.

Hükümet mahfillerinde 'belirtildiğine göre, komün:stîer!n asıl 'hedefi Ansan şehridir ve Mukden 'üzerine yapılan 'hü­cum, Kuzey Çin'de bulunan hükümet takviyelerinin GVIançuriye gelmelerin: önlemeğe matuf bir harekettir. Merkez Honan'dan gelen komünist kuvvetleri Şanitung'un güney batısına vasıl olmuş­lardır. Ve bu 'bölgedeki durum nezaket kesbotmiştir. Merkez Çin'de, komünist­ler, ttabei dağı üzerinde, ibîr ay evvel kaybetmiş oldukları bir istinat noktası, m tekrar ele geçirmişlerdir.

18 Şubat 1948

— Nankin:

DışişleriBakanıbasuna 'beya­natta bı.nu:u.rak ezcümle şunları söyle- -mistir:

Çin hükümeti, Kore'de, Birleşmiş Mil­letler teşkilatı kararları veya Moskova anlatmalarında derpiş olunan usulü na­zarı fıütrare almadan teşkil edilen bir hükümeti tammıyacaktir. Esasen, Kuzey Kore'deki hakiki durum henüz aydınlan­mışdeğildir.

Sözcü şu. hususları da, belirtmiştir: Kore naillerine yardım husufunda Eir-Ipşmlş Milletler, teşkilâtının taahhütleri­ne büyük önem veren Çin, Birleşmiş Milletlerin Kore komisyonunun, Kore milleti: .in hakiki isteklerine cevap ve­ren bir hükümet teşkil; yolunda miira-'ki'rn ölen yerlerde serbest seçimler ter­tiplemesine devam etmesi hususunda ısrar eder. 'Kore milletine yapılacak yardım yalnız 20 milyon halkın refahını ve genci asayişini değil fakat aynı za­manda Uaz Doğunun genel güvenliğini de ifacb eder,

19Şubat 1948

— Nankin:

Çin îstihbarat Bakanlığı müdürünün dün a>kşa;m gazeteciler toplantısında bildirildiğine göre, BirleşJk Amerika'­nın, Çin'e yapacağı yardıma şart ola­rak Yarugçe nehrinde seyrüsefer hakkı istemiş oi'duğu yolundaki haberi tamamiyle asılsızdır.

—- Nankin:

Mançuryr.'da lıüküımot kuvvetlerinin gi­riştikleri karşı Hiücümlar neticesinde komünLscleiin Mukden'in dış maıhallerin yapmakta oldukları b?.3kı azalmıştır. Nnankir. der, alman, haberlerde bildiril­diğine ^öre, Mukâen'in 60 kilometre gü­neyinde 'bulunan An Şan şehrinin ku­zey batı kenar mahallelerimin müdafaa­sı mevcutları hükümet kuvvetlerinden fazla olan kotnünist kuvveleri tarafın­dan yarılmıştır. Bu ibölgede sokak mu-harebeieri cereyan ettiği bildirilmekte­dir, diğer taraftan öğrenildiğine göre şöhr'n kısmında 'komünist unsurlar Maiiçurya'nm en mühim tesislerinden biri olan elektrik santralını kapatmış­lardır. Santralın büyük bir kısmı tahrip edilmiştir;

20Şubat 1948

— Nankin:

Man'^uryada .Anşang'da hükümet kıta­larının durumu nazik bir mahiyet arzet-meıktedir. Hükümöt tarafından yayın­lanan tedbirleri bahismevzuu eden Nan­kin ve Pekin haberleri sayı baıkımmdan ezici bir üstünlük arzçtmekte oian ko­münist kıtalarının Mukden'in 95 kilo güneyine kadsr Anşang'ı istilâ etmiş bulunduklarını bildirmektedir.

Nahktr.'deki askerî .müşahitler Anşang'-m kayibffdil-mesinin Mukden müdafileri-ne şidde;tl). bir dailbe İndireceği fikrinde­dirler. LBu ımüşahütler komünistler An-şang a tamamen hâkim oldukları tak­dirde Mv.kden Koridorunun güney kıs. minin güneyden ve güney doğudan .ge­len Ibir komünist taarruzuna hedef teş­kil edeceği ve bunun da bizzat Mukden şehrine -karşı büyük bir taarruz için komünist kuvvetlerin toplanmasını sağ-lıyacak yolları açacağını belirtmektedir­ler Diğer taraftan Mukden'de hükümet kuvvetlerinin durumu biraz düzeimiş bulunmaktadır. Şanghay'dan gelen bir hâibere nazaran kuzey batıya taarruz etmekte olan "birinci - ve ikinci komünist ordularının bu hücumları püskürtülmüş olup bu kuvvetler şimdi Liao nehrini aşmak suretiyle geri çekilmektedirler. Hükümet kuvvetlerinin Mukden'in 40 kilometre batısında bulunan başka iki şehri ele geçirmiş oldukları da bildiril­mektedir

22Şubat 1948

—Nankm:

Resmi bir tebliğde bildirildiğine göre, komünist kuvvetleri Mukden'in 100 ki­lometre kadar güneyinde 'bulunan An-Şang demir endüstri merkezindeki irti­batı kesilmiş garnizonu yokedilrmştir.

23Şubat 1948

— Nankin:

Dışişleri Bakanlığının bir Sözcüsü, Çın hükümetinin Rus-Çin .saldırmazlık pak­tını yenilemek .istediğini (bildirmiştir,

Bu hususta Moskova'da yapılmış olan bir 'demeç hususunda, Sözcü, 'böyle bir paktın yenilenmesinin resmen bil'diril-meden önce ierai yuan tarafından tasvip edilmesi gerektiğini söylemiştir.

—Nankin:

A.n-Şang'ı ellerine geçirmiş olan ko­münist kuvvetleri Mukden ile bu şehrin 150 kilometre kadar güneyinde 'bulu­nan startejik ehemmiyeti haiz Çing-Çay şehrine hücuma hazırlanmaktadır­lar.

Mukden'den Şanghay'a gelen (haberlerde bildirildiğine göre, hükümet kuvvetleri­ne alt gemiler New Rang Mukden öe-yolunun ni'hayetindeki New-Hang'a gel­miştir.

Komünistler, mukden ile olan münaka­leyi kestikten sonra Pençuî bölgesinde­ki madenleri sarmışlardır. Çin hava kuvvetlerine mensup bir birlik garnizon ile işçilere havadan yiyecek maddesi atmakla vazitfelendirilmiştir.

24Şubat 1948

- Nankin:

Mançu dya'daki komünist kuvvetler fiiü-kümötin imünakale hatlarına taarruz et­mekte ve şimdi buzlarla kaplı olmıyan Yin-ıKo limanını tehdit altında toumn-durmaktadır. Bu şehre önemli .miktar­da hükümet takviye kıtaları gelmiştir. Yin-Ko garnizonu şehrin dış müdafaa hatlarına sızmış bulunan komünist kıta­ların temizlenmesine başlamıştır. Nan-kin'de alman son haberler komünistlerin Mukden'in güney doğusunda bazı mu­vaffakiyetler kazanmış olduklarını be­lirtmektedir. Komünistler üç cepheden şehir İstikametindeİlerlemektedirler.

Mançurya'da komünistlerin işgali altın­da .bulunan muhtelif bölgelerle kuzey Kore'de yeni kurulmuş bulunan yeni halk cumhuriyeti arasında münakalenin tesis edilmiş bulunduğu t>ildirilmektedii Ya-Lu nehri üzerinde Han-Tung'da te­masa geçmek mümkün olabilmiştir.

25Şubat 1948

— Nankin:

Dün Mançurya'dan Naiîkin'e gelen ha­berlerde bildirildiğine göre, komünist kuvvetleri Mukden'in 50 kilometre batı­sında bulunan 'Sin-Li-Fu ile 65 kilo­metre kuzeyde bulunan Ki-Lang'e hücu­ma hazırlanmaktadırlar.

26Şubat 1948

— Nankin:

Mancuryadan bildirildiğine gröre Muk­den şiddetli bir top bombardımanına maruz kalmış ve komünist kuvvetleri dün Mukden'in civarında oian ve S:ım-Lan'den 12 kilometre doğuda bulunan müdafaadaki (hükümet kuvvetlerinin son dayatana noktalarından birisime karşı şldetli bir hücuma geçmişlerdir. Nankin'deki basın muhabirlerine göre hükümet sözcülerinden toirisi Mukden'-dek: durumun nazik olduğunu, fakat vahamet arzetmediğini söylemiştir. Söz­cü, doğu istikametine doğru çarpışarak ricat etmekte olan millî kuvvetlerin Mukden Genelkurmayı ile teması kay­betmiş bulunduklarını kabul etmiştir. Komünistlerin Mukden'i güney Mançur-

yadan ayırmak için olağanüstü bir gay-r-it sarf edecek; eri d'işünalmektedir. îaşe bakımından Mukden'in ümitsiz biı durumda olduğu açıklanmaktadır.

27 Şubat 1948

— Nankin:

Chung.Yuang-Jih-Pao gazetesinin bildirdiğine göre. General Ven-Lİ dün Mukdep.'de kurşuna dizilmiştir. Ven-Lli Mukden civarında müdafaası kendisine tevcüı edilmiş olan 'mevzileri emir al­madan terk ettiğinden, dolayı askerî mahkeme tarafından ölüme mahkûm edilmiştir.

Bu şehirde askerî kuvvetler yardıma çağrılmıştır. Mahassabha Partisi üyelerine ait olan binalarla ıbu par­tiyi destekliyen gazetenin idarehanesi yıkılmıştır. Rolahour şehrinde parbi mensuplarının evleri ateşe verilmiştir.

Poona'da yayınlanan ve Mahassabha Partisine ait bulunan 'bir gazetenin baş­yazarı olan katil Najthutan Vinyak God-se ile katlinden bir hafta Önce Gandhi-nln üzerine foir bomba atmış olan şah­sın sorgularından elde edilen bazı ma­lûmat hakkında polis tahkikat yapmak­tadır. Zannedildiğine göre, polis Hindis­tan HükümetL üyelerinin katli için bir suikast hazırlanmış olduğu faraziyesini dikkat nazarına almaktadır. Bombay'da ve dominyonun iki şehrinde aralarında Delhi'deki Mahassabha Partisinin şefi de bulunduğu 20 den fazla şahıs tevkif edilmiştir. Bu arada memlekette hayat hemen hemen durmuştur. Çünkü halkın büyük bir kısmı dua etmekle meşgul­dür. Yalnız en lüzumlu servisler çalış­maktadır. Sinema ve tiyatrolar kapalı­dır. Radyo da, ekserisi Gandhi'ye olan hürmetlerin izhar edildiği emesajları ve haıber foültenleri okumakta ve ilâhiler yayınlamaktadır.

On üç gün devam edecek resmî bir ma­tem ilân edilmiştir.

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Memleketin "bir çok kısımlarında yeni karışıklıkların çıktığı bildirilmektedir. Nagpoor'da merkez eyaletlerinde ve Haydarabad ile Bangoloo'da hâdiseler Çiikmıştır.

HÎNDÎSTAN — Yeni Delıi:

Bir saatten fazla süren bir Hint âyinin­de Gandhi'nin kemikleri mukaddes Ganj Nehrinin sularına batırılmış ve sonra dibi gül yaprakları, erimiş tere­yağı ve kâfurulu bir mayi ile kaplı bu­lunan çok basit bir vazoya konmuştur. Bu merasim, Hindu dininin gerektirdiği gibi Gandhi'nin oğlu tarafından ifa edil­miştir.

PAKİSTAN — Karaşi:

Pakistan Sosyalist Partisininkongresi

dominyon îçin bir sosyalist anayasa ta­sarısının kabulünden sonra bugün niha­yete ermiştir.

Bu anayasada Pakistan Hükümetinin İngiliz İmparatorluk camiasından ayrıl­ması derpiş edilmektedir. Bu anayasa tasarısı Sosyalist Partisi tarafından Pa­kistan Kurucu Meclisine sunulacaktır.

HİNDİSTAN -- Yeni Delhi:

Hindistan radyosu bu salbah şunları söy­lemiştir :

Yeni Delhi'deki emin kaynaklardan öğ­renildiğine göre, Sardar Patel'in bir mü­lakat sırasında hükümetin, başbakanı kendisini ve Molana Azad'ı öldürmek gayesini güden bir komployu meydana çıkarmış olduğunu söylemiş bulunduğu yolunda yayınlanan haber tamemen asılsızdır.

Radyo bu kaibîl haberlerin çıkmış olma­sının şayanı teessüf olduğunu ilâve et­miştir.

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Gandhi'nin küllerinin kaldırılmasında hazır 'bulunmak üzere gelmiş olan kala­balık ;bir halk kitlesi önünde konuşan hükümet mensupları yapmış oldukları demeçlerde, Gan>dhi'nin ölümünden so­rumlu herkese ve ırk kinlerini alevle­nmiş olan bütün teşekküllere karşı şid­detli tedbirler alınacağını bildirmişler­dir.

Başbakan Muavini Serdar Patel, camia­lar arasında kin ve şiddet telkin eden hiç bir kimsenin Hindistan Dominyo-EHMSİa yeri olmadığını beyan etmiştir.

3 Şubat 1948

HtNDÎSTAN — Yeni Deühi:

Hint Hükümeti askerî mahiyette veya cöblr istimaline mütemayil teşekküllerin kurulmasını menettiğini bildirmiştir. Bu tedbir bilhassa Mahassabah teşkilâtına karşı alınmış bulunmaktadır, ilgili makamları çıkacak yeni kargaşa­lıkları Önlemek malasadiyle birlikler vü­cuda getirmekte ve polisi takviye et­mektedirler.

Taarruzların ekserisi Mahassabah teşki­lâtı mensuplarına ve bunların büroları

ile mağazalarına karşı yapılmaktadır. Pan-dit Nehru dün akşam radyoda ıbir demeçte bulunarak Hindulara intikam hissiyle hareket etmemelerini bu şekil hareketin esasen Gandhi'nin prensiple­rine aykırı düşeceğini söylemiştir.

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Bugün parlâmento bir toplantı yapar­ken büyük Wr halk kütlesi müfrit Hin­dular aleyhinde nümayiş yapmıştır.

B. B.C. muhaibirinin bildirdiğine göre, hükümetin, şiddete başvurarak teşek­küllerin kurulmasına mâni olmak yoludaki kararı büyük ıbir ferahlık uyandır­mıştır.Muhabir bundan sonra, tou teşekküller­den ikisi hakkında aşağıdaiki malûmatı vermektedir:

Bunlardan biri Malhassabah adını taşı­makta, Hindularm siyasi tefevvukunu istiyerek mütemadiyen, Müslümanlara bahşedilen siyasi hakları protesto et­mektedir.

İkinci teşekkül R. S. S. adını taşır. Bu da, 25 sene evvel kurulmuş ve son ay­larda nüfuzu hayli (kuvvetlenmiş müfrit ibir gruptur. Bu grup üyeleri Hinıduluğu tehlikede görmekte ve kendini esas iti­bariyle -bir spor cemiyeti olarak göster­mektedir. Bununla beraber bu grup li­derlerinin, el altın/dan, faşistîerinkine benzer bir özel ordunun çekirdeğini teş­kil etmekte oldukları zannedilmektedir. Bir m'ktar silâh toplandığı ve Müslü­manlara karşı kin yaratmak maksadiyle mutaassıp gönüllülerden «intihar man­gaları» teşkil edildiği bildiriliyor. Teşki­lât liderleri gizli çalıştıkları iç'n bun­ların Mahassafoah teşekkülü ile doğru­dan doğruya münasebetleri olmadığı bi­linmektedir. Bununla 'beraber bazı kim- * selerin her iki teşkilâtta da bulunduk­ları malûmdur. Herhalde, her iki teşki­lât da aynı gaye uğruna çalışır gibidir­ler. Bu gaye de, kuvvete başvurmak su­retiyle, içinde Müslüman bulunmıyan bir Hindistan kurulmasıdır.

Hükümetinin bildirdiğine gö­re,Gandhi'ninkatlinden sonra tevkif

edilen şahısların sayısı 300 Ü aşmakta­dır..

HÎNDÎSTAN

Pandit Nehru ve Mahatma Gandhi'nin iki oğlu Devadas Gandhi ve Randas Gandhi İle Gandhi'nin etrafındaki şahıs­lardan feir çoğu ve diğer kongre lider­leri, 11 Şubatta özel bir trenle Allaha-bad'a gidecekler ve orada mukaddes iki nehrin, Jumma ile Ganj nehirlerinin bir­leştiği noktaya Gandhi'nin kemiklerin! atacaklardır.

HİNDİSTAN

Mahassa-bha'mn ve 'bütün şubelerinin kaldırılması için nümayişlere devam olunmaktadır.

Hükümetin, 50 senelik bir mazisi ve Bakanlar Kurulunda 'bir mümessili olan bu teşkilâtı lâğvedecek ikadar ileri var-mıyacağı sanılmaktadır. Bakanlar Ku­rulunda Mahassabha'yı, liderlerinden biri olan Prosad Mookirjee temsil et­mektedir.

Prosad Mookerjee'nin Delhi'deki ikamet­gâhı polis tarafından muhafaza edil­mektedir.

Halk tarafından yapılacak herhangi bir hücumu önlemek üzere birlikler hare­kete geçmiştir.

Karışıklık çıkması ihtimali olan bazı bölgelerde sokağa çıkma yasağı konul­muştur. Madros'da halk bir tütün ima­lâthanesine hücum etmiş, sonra sokak­lara dağılarak tramvay ve otobüsleri hasara uğratmıştır. Bu yüzden Madros-da bütün mağazalar kapanmış ve nor­mal hayat felce uğramıştır.

SEYLÂN

Seylân Adası, bugün, îngiîiz İmparator­luğu camiasına dâhil bir dominyon ha­lin: alacaktır.

Şimdiye kadar sömürge olan bu ada, bugünden itiıbaren iç siyasette olduğu kadar dış siyasette de tam bir istiklâle kavuşmaktadır.

Bugün, Parlâmentoda yapılan bir tören esnasında yeni dominyonun genel valisi sıfatıyla Sir Hanry Mauck andlçmiştir.

Madras eyaletine iltica, etmek Üzere Haydarabâd Devletinden ayrılmıştır.

10 Şubat 1948

KANADA — Montreal:

Kanada Savunma Bakanı bugün beya­natta, bulunarak ezcümle şunları söyle­miştir:

Kanada'nm istikbali realist bir şekilde düşünmesi ve milletlerarası münasebet­lerin tedricen vahim bir şekle girmesi karşısında icap eden savunma tedbirle­rini alması icap etmektedir.

Sovyet Rusya'nın ve peyklerinin Bisrleş-miş Milletler teşkilâtı tarafından tesbit edilmiş olan prensipler çerçevesinde ba­rışın muhafazasına yardım etmeğe ha­zır bulunmadıklarım görmemek için. kör olmak lâzımdır.

Bundan sonra bugünkü umumi hâdiseler

içinde .Sovyet tecavüzünün imikânsız fou-lunmadıgmı belirten bakan Kanaâa'nın savunma plânla-rmı Amerika ve ingiliz İmparatorluğunun bu husustaki plânla­rı ile sıkı bir şekilde koordine ederek asîkerî kadrolarını tedricen artırması ge­rektiğine işaret etmiştir.

İl Şubat 1948 HİNDİSTAN — Lûndra :

30.000 kişiden fazla bîr kalabalık bu sabah, Gandi'nin küllerini taşıyan tre­ni görmek için Yeni-Delhi Garının civa­rını doldurmuş bulunuyordu. Bu halkın büyük bir kısmı geceyi açıikta geçirmiş­tir. Tren, Allahabad'a gitmektedir, Ora­da Miller Ganj Jumna mukaddes nehir­lerine serpilecektir.

Nehru ile birçok bakanlar da garda bu­lunuyorlardı.

HİNDİSTAN — Bombay :

Bombay Eyalet Hükümeti, komünist Partisinin gönüllü kuvvetleri olan «Kı­zıl Muhafızlar» ı kanun dışı addetmiştir. Bombay'da yayınlanan bir mesaja gö­re, polis bugün Komünist Partisinin bu şehirdeki binalarında ve kamyon şoför­leri ile işçiler sendikalrmui bürolarında araştırmalar yapmıştır. PoHis, sendika sekreterini tevkif etmiş ve bazı vesika­lara el koymuştur.

12 Şubat 1948 HİNDİSTAN — Allafaahad :

Hindistan tarihinin en muazzam cena­ze alayı Gaındi'nin küllerinin suya atıl­ması merasimi için üç mukaddes ırma­ğın birleştiği yere gelmiştir. Uçaklar Maihatma Gandrd'nin kemikl eriyle kül­lerini ihtiva eden kabı taşımakta alan arabanın üzerine milyarlarca gül ve safran yaprağı yağdırmışlardır. Beyaz­lara bürünmüş erkek, kadın ve çocuk olmak üzere en az iki milyon insan ve safran rengindeki örtülere bürünmüş binlerce rahip cenaze alayını takip edi­yordu.

..Suıyaı atma merasimi için cenazeyi mu­kaddes yere götürecek olan beyaz ördek -biçiminde küçük bir kayık Ganj nehri­nin sularına indirilmiş ve yavaş yavaş haıreket etmiştir.

Ganj'ın mukaddes sularına babasının kemliklerini büyük oğfru Ramdas Gandhi atmıştır.

HİNDİSTAN — Yeni - Deîhi:

Hindistan Kongresi Başkanı bugün Gandhi'nin hâtırasını ebediyen yaşat­mak maksadiyle ilk tedbiri almıştır. Başkan Gandhi'nin hâtırası İçin millî iane isminde bir îane açmıştır. Her Hind vatandaşının 10 yevmiyesini bu ianeye vermesi istenmiştir.

B. B. C. nin muhabirinin bildirdiğine gö­re, bu vasıta ile toplanan paralar M, Gandhi'nin girişmiş olduğu faaliyetlerin idamesinde kulanılacaktır. Gandhi'nin mühim faaliyetlerinden biri, dokunulmaz­lar lehinde giriştiği işti. Bu paranın bir kısmının yalnız Gandhi'nin hâtıraları­nın toplanacağı bir müzenin kurulması­na sarfedileceği zannedilmektedir.

13 Şubat 1948

HÜOÎSTAN — Yeni Delhi:

Askerî sözcüsünün (bildirdiğine göre, Keşmir savaşında Hintlilerin kayıpları 8/2/1948 tarihine kadar 300 ölü 568 ya­ralı ve 82 kayıbı bulmuştur. Ayni söz­cüye nazaran düşmanın uğradığı kayıp­lar 10 misli daha fazladır. Bu tarihten

13/2/194S tarihine kadar Hintli asker­lerden ölenlerin sayısı 100 ü ibulmuştur.. Aynı/ devre zarfında düşmanın savaş sahasında -bıraktığı ölü ve yaralıların sayısı 2000 e varmıştır.

14Şubat 1948

HİNDİSTAN — Karaşi:

Rawalpind.v'deki Hint ordusu genel ka­rargâhından dün akşam bildirildiğine göre, Keşmir'deki hint ordusu 10 Şubat­ta, Batı Pencap'ta Sujrat hududu üze­rinde bulunan Pakistamn dokuz köyü­nü .bombardıman etmiştir. Aynı gün tanklar ve üçer pusluk havan toplan ile desteklenen Hint kıtalarının Pakis­tan hududu üzerinde bulunan Melu Kö­yüne taarruz ettikleri aynı tebliğde İlâ­ve edilmektedir.

15Şubat 1948

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Bir Hindu teşkilâtı olan Mahasabah. ida­re komitesi, faaliyet vasıtası olarak tet-hişe başvurulmasını dün yasak etmiştir.Gandh' yi öldüren Gotse adındaki gencin bu teşkilâta mensup olduğu ileri sürül-ımüştü. Teşkilâtın idare komitesi aynı zamanda kabul ettiği bir karar suretiy­le, ne taraftan gelirse gelsin isyankâr hareketlere karşı mücadele yolunda milî hrlkümeti destekliyeeeğini de bil­dirmiştir.

17 Şubat 1948

PAKİSTAN — Karaşi: ' Paikİstan Genel Valisi M. Cinnah dün­kü gazeteciler toplantısında Güvenlik Konseyinin Keşmir hakkında vereceği bir karara Pakistan'ın uyup uymayaca­ğına dair sorulan bir suale cevaben şöy­le demiştir:

Bu, böyle bir kararın mahiyetine bağ­lıdır.

20 Şubat 1948

HİNDİSTAN — Bombay:

Ekserisi peçeli olmak üzere binlerce ka­dın, dün, belediye seçimlerine iştirak etmiştir. Bu seçimler, reşit kadınlara oy hakkı veren yeni Hint seçim sisteminin ilk tatbikatıdır. Muhabirler, sosyalistlerin bu seçimlerde elde ettikleri başarılar karşısında, kon­gre partisinin çoğunluğu muhafaza edip edemiyeceğlni tahmin etmenin müşkül olduğunusöylemektedirler.

23 Şubat I94S

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Hint Kongresi Komisyonu, dün ekono­mik komisyon tarafından sunulan tavsi­yeyi kafoul etmiştir. Bu teklifte gelirler için muayyen bir seviye tesbit olun-maikfta ve ana endüstrilerin devletleşti­rilmesi derpiş edilmektedir.

PAKİSTAN — Londra:

Pakistan ile İngiltere arasında imzala­nan ve bugün yayımlanan görüşmeye na­zaran, Ibu senenin ilk altı ayı zarfında, Pakistan sterling sahasındaki dolar ala­caklarından sadece 3 milyon 300 'bin sterling miktarm-da bir meblâğ tasarruf odebileceıktir, Pakistan kendi kazancı olan kuvvetli dövizlerini 'muhafaza ede­cektir.

Pakistan ve Hindistan'ın müştereken sahip oldukları 1 milyar 100 milyon steri ing'den, Pakistan bu senenin ilk aîitı ayı için 6 milyonunu derhal, 10 mil­yonunu cari hesap olarak ve 4 milyonu­nu da 1947 hesabından bakîye olarak kullanabilecektir.

Yine anlaşmada bildirdiğine göre, fou senenin ilk altı ayı için Hindistan'ın dolar sarfiyatı 10 milyon sterling ola-raık tahdit edilmiştir. Hindistan'da kendi kuvvetli dövizlerinden, istediği gübi fay­dalanabil ecefktir.

20 Şubat 1948

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Hint dominyonunun yeni anayasa tasa­rısı bugün yayınlanacaktır. Bu anaya­sa, İngiliz Devletleri camiası anayasası ve İngiltere parlâmento sistemimden mülhem olarak hazırlanmıştır. Anaya­sa da Amerikan ana yasasından da alın­mış bazı kısımlar buîunmakita-dir.

1 Şubat 1948tarihli«Ulus» An­kara'dan :

Bütün Ömrünü milletinin istiklâline vak­feden Mahatma Gandhi evvelki günü ha­yata gözlerini yumdu. Tarihin en büyük simalarından biri olanbüyükGandhi dünya durdukça ismi anılacak simalar­dan biridir. Yirminci asrın ilk elli senesi şüphe yok ki dünya tarihinin şefler ye­tiştirmek hususunda en velût bir devri­dir. Bunlar arasında (Atatürk) gibi hak­kında (onun ölmesiyle dünya enteresan olmaktan çıktı) denilen ye bizim tarihi­mizin en parlak sayfalarını yazdığı ka­darmazlum milletlerin bayrağı haline gelen isimler,(Mazarik)gibi Çekoslo­vakyaCumhuriyetinikurduğukadar Tîendi felsefesiyle ilim tarihinde yer alan simalar, Pilsudski gibi Rus - Alman bo­yunduruğundan Polonya'yı kurtaran in­sanlar kapanmış yakın tarihin; ondoku-zuncu asır sonunda ve bu asrm başında­ki emperyalizme büyük darbeler indir­miş kahramanlar olarak anılacaklardır. İşte Gandhi de kendimilletiniecnebi tahakküm ve tasallutundan kurtaran ve ona istiklâlim teinin eden büyük şefler sınıfından dır.

Asya'da asırlardır esaret ve boyundu­ruk altında yaşıyan Hint Milletine bu­gün kazandığı istiklâli temin eden şüp­he yok ki (Mahatma Gandhi) dir. Lon­dra'da hukuk tahsilini bitiren Gandhi daha yirmi beş yaşında, aldığı bir dâva yüzünden Cenup Afrika'sına gittiği za­man orada kendi milletinin maruz kal­dığı cebir ve tazyiki ilk defa gördü. Ta­lihin ne garip tecellisidir ki (Boer) ihti­lâlinin ve Cenup Afrika istiklâlinin kah­ramanlarından Mareşal (Smuts) da mazlum Hint Milletinin bir azlık olarak hakkını tanımıyordu. Fakat Gandhi'nin mütemadi uğraşması sayesindedir ki orada Hintlilerin vaziyeti biraz düzeldi. Biz burada Gandhi'nin hal terpümesini yavaeak değiliz. Bu sütunlar onun haya­tını yazmıya kâfi gelmez. Fakat Ganö-hi'nin hayatı tetkik edilince görülür ki onun pasif mukavemeti sağlam esaslara dayanmaktadır.

1921de Hindistan'da ilk defa giriştiği (mensucat sanayiine karşı boykot) ilânı denilen pasif mukavemeti ile istihdaf et­tiği gaye müstevlinin en çok (istismar) vasıtası olan Avrupa kumaşlarım sattır­mamak ve bu suretle onların (sermaye) lerineorada kâr olmadığını anlatmak, Hindistan'ı onlar için (cazip) olmaktan kurtarmaktı.Bunun içindir ki Gandhi, Avrupa kıyafetini terketti ve kendi do­kuduğu beze büründü. (1930) da tekrar ilân ettiği tuz inhisarına karşı olan boy­kotla da bu tezini bir kere daha müda­faa etti. Birinci Dünya Harbinden sonra birçok hayal sukutuna uğrıyan (Mahat­ma) tuttuğu yoldan şaşmadı, Daha zi­yade iktisadi olan bu çeşit mukavemet­lerini orucu ile tamamlıyordu. Kendin­den sonra yetişenlerin hareketlerini ken­di zaviyesinden doğru bulmıyan Gandhi, onlara HintMilletinin daimamazlum mevkiinde olmasını, zulmün müstevlinin silâhı olduğunusöylüyor ve Hintlileri (kuvvetemüracaattanmenediyordu. Gandhi, Hindulararasındaolduğu ka­dar Müslümanlarca da millî bir kahra­man tanınmıştı ve ömrü boyunca mez­hep kavgalarına daima muarız kalmıştı. Zaman zaman tuttuğu oruçları, ingiliz­lere karşı protesto olduğu kadar Hintli­lerin işledikleri günahların kefareti ola­rak telâkki ediyordu. Geçen yıl kazanı­lan Hinistanistiklâlinde şüphe yok ki en büyük pay Gandhi'nindir. Son Keş­mir hâdisesinde tuttuğu (oruç) sayesin­de Gandhi ırkdaşlan arasında yeni bir kan dökülmesini önledi.

Hint Devletinin istiklâl sembolü olan baıyraklarmdaki çıkrığı gören her insan bu (büyük insanı) da (Hint bayrağı) o-larak gözünde canlandıracaktır.

Hint istiklâlinin büyük kahramanı olan Gandhi'nin öîümiyle bütün Türk Milleti de derin bîr acı duymaktadır.

Yasan: Halide Edip Adıvar:

1 Şubat 1948 tarihli «Akşam» İs­tanbul'dan :

iki gün evvel ne kadar kâğıt İsrar ettiğimizi düşünürken, tasarrufun em­salsiz bir örneği olan Gandhi'nin kese-kâğıtlarmı kesip zarf yaptığını hatırla­dım ve bundan bahsetmeğe karar yer­dim. Bu vesile ile kendi eliyle yaptığı böyle bir zarfın içindeki bir mektubu­nu bir daha okudum. Bu bir taziye mek­tubu idi. 1935 te, o zaman Afganistan'­da hukuk müşaviri olan yeğenimiz Ke­mal Atıf beni Yeni Delhi'de görmeğe gelmiş ve orada birden bire ölmüştü. Aynı günde Gandinin profesör Malkani ile gönderdiği mektuptaki yukarda ya­zılı iki cümle beni düşündürmüştü. Ben­ce ölümden irkilmiyen fani yoktur, fa­kat sonu gelmiyen hayat mücadelesinde ölümü bazan en son ve kavi bir dost te­lâkki edenler de vardır.

Bu cümlenin birincisinde Gatndhi'nin be­nim gibi fanileri geçen, bir görüşe vâsıl olduğunu ikincisinde Gandhi'nin hayat mücadelesi kadar çetin ve uzun olanının nadir vâki olduğunu hal tercümesini gözönünde tutarak sezer gibi oldum.

Dün akşam Gandhi'nin bir Hindu tara­fından öldürüldüğünü haber alınca, bu yıl birbiri ardınca sevdiklerimizi kaybet­tiğimiz zaman duyduğum acıyı duyma­dım. Artık «kötülerin tazip etmediği, yorgunların sükûna erdiği» ölüm ülke­sinin kurtarıcı huzurunu içimde duydum ve bana onun vaktiyle yazdığı bu iki cümle ile onu içimden teşyi ettim:

«Aziz dost, bilirim ki, senin için ölüm­den haşyet yoktur. Sen ölümü kavi bîr dost telâkki edersin.»

Hindistan'ın içinde baştan başa - pek az istisna ile - dört yüz milyon insan kal­binde ona karşı en derin ve çözülmez bir bağlılık ve sarsılmaz bir emniyet vardı, bazıları âdeta tapınırlardı. Beraber gezdiğimiz Hint köylerinin yolların­da, onu uzaktan görünce huşûla yere kapanan bir hayli adama rastlmış-tmı. Fakat bu nevi tezahüratı, Gand­hi'nin zayıf ve hasta vücudunun temsil ettiği maddî şahsiyetinden ziyade için­deki hiçbir vakit yenilmemiş olan kud­retli, insanî ve medanî ideale - bilerek veya bilmiyerek - baş eğmek diye kabuî etmek lâzımdı. Garibi şudur ki Garp âle­minde, hattâ materyalist tanınan Ame-rikada, onun pasif mukavemet akidesine itiraz edenler arasında âlim ve münev­ver birçok dünyaca tanınmışların, Gaa-dinin yirminci asrın en dikkate değer ve en büyük siması diye bahsettiklerini çok zaman işittim.

Dünya nizamının geleceği ile müspet veya menfi çok alâkası olan ve insaniye­tin iftihar ettiği bu adamın hayatını ve fikirlerini yazmadan evvel hep «sağ olsa acaba kendine kastedene karşı ne vazi­yet alırdı?» diye soruyorum. Cevabını kırk küsur yıl evvel, yani henüz genç yaşta iken, Cenubi Afrika'da kendini «linç» etmeğe teşebbüs edenlere karşı, aldığı vaziyette görüyorum.

Cenubi Afrikalılar, Gandi'nin Hindistan-da kendileri aleyhine neşriyat yaptı diye-çıkarılan yanlış havadisle galeyana ge­lerek onu «linç» etmeğe karar vermişler ve bu kararlarım Gandhi haber almıştı. Fakat her nedense saklanmamış, hattâ kalabalığın arasından geçmeğe cesaret etmişti. Fakat kalabalık zihniyeti mâne­vi bir veba gibidir. Bazan en aklı sağ­lamlar da maalesef bu mikrobu alırlar ve sonradan kendilerinin inanamıyacağı cinayetler hattâ vahşetler yaparlar. îşte böyle bir kalabalık, «köhne Gandhi'yî asm, acı elma ağacına» diye bir şarkı tutturarak, onu taşlamışlar, çürük yu­murta atmışlar, üstünü başım parçala­mışlar, tekme, yumruk ve itip kakışla yere sermişler öldürmek iğin üzerine çullanmışlardır. Fakat öldüremeden po­lis yetişmiş, ona karakola iltica etmesi­ni tavsiye etmiştir. Fakat Gandhi bunu. reddetmiş, polisin yardımiyle baygın bir halde bir dostunun evine giderken, biraz sükûn kesbedince: «Eminim hatâlarını anlarlar, benim halkm adalet hissine imanım vardır» demiş ve daha sonra da o zaman koloni nazırı olan Chanıberla-

in'in ve îngiliz Hükümetinin ısrarına rağmen mütecavizleri, kendini yaralı-yanîarı ele vermemiş, onların müdafa­asını deruhte etmişti ve aynı zamanda halktan ziyade halkı kışkırtanları tak­bih etmiş, nihayet kimsenin takibedü-mesine, ceza görmesine meydan vermi-yecek parlak bir müdafaa yapmıştı, tşte, kırkından evvel böyle hareket eden Gan-di, bugünkü Gandi'nin çok ilerlediği bü­yük yola girmiş bulunuyordu.

Koyu bir Hindu olduğu söylenen katilin saikı şimdilik vahşi ve iptidai bir taas­sup gibi görünüyor. Çünkü Gandi, Hint­lileri, herhangi mezhep ve ırktan olursa olsun aynı memleket evlâdı telâkki et­miş, herhangi cemaatin hayat hakkını aynı ateşle aynı fedakârlık ile müdafaa etmiş, bu yolda çok defa canmı tehlike­ye atmıştır. Gandhi, kan ve şiddetten korku saikı ile değil, hakikî bir milliyet­çinin milletini en yüksek bir medeniyet ve insaniyet örneği görmek için nefret eder, ihtiras ve zulma karşı pervasız va­ziyet alırdı. Elli sene, her vasıta ile Hin­dular ve Müslümanların her çeşidi ara­sında manevi bir Etat Tampon vazifesi­ni görmütü. Ve bu yüksek insaniyet ga­yesini yalnız memleketine ve milletine değil bütün dünyaya teşmil etmişti. Ve kimse onun sulha imanını cesaretsizliğe, dünyaya karşı beslediği muhabbeti koz­mopolitliğe atfetmemişti.

Gandhi İçin, pek az insana nasip olan bütün dünyada birbirine rekabet eden binlerce eser yazmak salgını olacağına eminim. Sırf bu salgına katılmak için değil, fakat bazı fikir yanlıklarına rağ­men bana bir dost ve büyük kardeş ya­kınlığı gösteren. Yalnız Hindin değil, bütün dünyanın yeni nizamı münakaşa edilirken ismi mühim bir yer tutacak o-îan bu büyük insanı ilerde AKŞAM oku­yucularına tanıtmağa çalışacağım. Şim-diîik dört yüz milyonun bir tek kalb gibi ölümüne yandığı Gandhi'nîn ziyamdan dolayı Hindistanı bir taraftan taziye?, ederken bir taraftan da onun birkaç esas hattiyle küçük bir portresini çizme­ğe çalışacağım!

Alt çenesinin ortasında bir tek diş, sivri bir çene, kocaman ve yuvarlak bir kafa, ipince uzun kollar ve bacaklar. Kıyafet en fakir Hindu gibi... Bağ gözlükleri arkasındaki dost gözler de dünya ölçüsün­de bir anlayış, bir muhakeme ve ter­kip kudreti. înce parmakları elinizi sı­karken bu elin hiçbir zaman arkanızdan sizi vuramiyacağma eminsiniz. Her ânı dört yüz milyonu, ukalâlık etmeden, e-linde hiçbir resmî kuvvet ve müeyyide olmadan doğru yolda tutmağa vakfedil-mistir. Milyonları harekete getirmeğe - hem de bazan en acı hakikatleri halk­tan gizlemeden, halk avcılığı yapmadan-kadir bir insandır. Binleri geçmiş içti­mai müesseseler onun telkiniyle kurul­muş, Hindistan'a gitmeden kudretini ve kötülüğünü tahmin etmek mümkün oî-mıyan sınıf tahakkümünü, sınıf ayrılığı­nı yarı yarıya ortadan kaldırmıştır. Din­dardır, fakat ne ona gösterilen mutlak emniyet ve muhabbette, ne de kendisin­de ortaçağ vari bir tekke ve manastır sirrîliği yoktur. İdeallerini ifade eder­ken isteri ve nümayiş yerine sükûn ve huzur veren bir serinlik duyarsınız. Men­sup olduğu milletin maziden gelen bütün harsım esas adetlerini en mütevazı va-tandaşiyle paylaşır. Dinî hayır ve güzel­liğin özü, iîk illeti telâkki eden herhangi din mensubu onu yadırgamaz.

Konuştuğunuz zaman insan münasebet­lerini medeni bir şekilde tanzim için her nazariyeyi. ve nizamı açık bir görüşle tartmış, mukayese etmiş, kendine göre bir hayat felsefesine vasıl olmuş bir in­san olduğunu derhal anlarsınız. Hind'in en büyük inkılâpçısıdır. fakat en basit Hintliden başka bir tavrı, yabancı gelen, ukalâ görünen hiçbir hareketi yoktur.

Belki dimağım «hakikat denemelerime diye tavsif ettiği hayatında çok karışık çok muğlak şeylerle meşgul etmek neti­cesi olarak çok az münevvere nasip ola­cak bir kudrete eriştirmiştir. Hükümleri ve sözleri akar su gibi berrak, gün ışığı gibi aydınlıktır. Hitabetin en tumturaklı ve şaşaalısını yetiştiren memleketinde, onun çocuklara veya büyük âlimlere mahsus sadelikle, -az söz, çok özle yarat­tığı hitabet tarzı ötekilerin hepsini göl­gede bırakmıştır. Cümlelerinin içine no bir tek kelime ilâve edebilir, ne de fikir ve ifade inzibatım bozmadan bir tek ke­lime çıkarabilirsiniz. Kim bilir, belki Ölümü, maddî ve manevi bütün perhizle­rinin, emeklerininyapamadığını yapaçaktır. Belki Hindin evlâtları, her hangi nizam içinde beraber çalışmayı öğrene­cek, hür Hindistan'ı kuracaktır. Aksi takdirde Hindistan'ın kardeş kardeşi bo-gazliyan bir mezbaha olması imkânı vs onun neticesiyle yeni açılan istiklâl uf­kunu karartan yabancı İstilâlar karşı­sında kalması mümkündür. Fakat bun­ların hepsi geçicidir. Gandhi'nin attığı tohum er geç çiçek açabilir, meyva ve­rebilir. Çünkü Hindistan her Hintli için millî marşlarında «Baucle Mataram» da aşkla, feragatle sevilen ve terennüm edi­len ülkedir. Kulaklarımda daima bu marşın yürekten gelen akisîeri dolaşı­yor.

1 Şubat 1948 tarihli «Kudret» An­kara'dan :

Hindistan'ın büyük evlâdı Mahatma Gandv'nra milletinin istiklâlini elde et­mek için sarfetitiği şan ve şeref dolu uzun bir Ömür sonunda, nankör ve ham bir kurşunla hayata gözlerini kapama­sı, bütün beşeriyet için ıstırapla ve j'b-retle karşılanacak bir hâdisedir. Yalnız Hintlilerin değil bütün insanlığın şahsiy­le iftihar etmeğe haklı olduğu bu bü­yük .adamı, yetmiş seikiz yaşındaki bu mübarek ihtiyarı Öldürmek gübi kor­kunç bir cinayeti irtikâp eden genç Hintli kimdir? Yalnızkendi hesabına hareket eden deli bir mutaassıp mıdır? Yoksa, her hangi bir gizli teşkilâtın em­riyle bu cinayeti işlemiş bir fedai midir ? Henüz bu husustahiçbir şey bilmiyo­ruz. Gazetelerdeki rküçük bir habere ba-, kılacak olursa,Gandi'nin,Mecusilerle Müslümanlar arasında kan dökülmesine mâni olan insani siyasetine düşman ol­duğu için onu öldürdüğünü itiraf etmiş. Umiümiyeile bilindiği gibi,Gandi, bü­tün hayatındaHindistanmistiklâlini kazanması uğrunda en çetin ve devamlı mücadelelerdebulunmuş, eşine pek az rastlanan l>ifrferagatlebütün hayatını bu idealiningerçekleşmesine vakfetmiş müstesna bir şahsiyetti. Bu uğurda her türlü felâketlere, ıstıraplara, mahrumi­yetlere katlanmış, fakat maksat ve ga­yesinden .biran bile inhiraf etmemiştir. Onun takip ettiğimücadele usulü,en yüksek ımânasiyle «insanla vasfını taşı­yan .felsefesine tamamiyle uygun-olarak, iıer türlü kin ve garaadan, tecavüzden, cebir ve şiddetten 'uzak bir usuldü. Gan­di, Hindistanmancak bu yoldan istife-lâlini kazanabileceğine, Hindisltanda ya-şıyanyüzlerce /milyoninsanın ancak böyle 'bîr hareketlehürriyete, refaha, saadete kavuşacağınainanmıştı; onun tou kanaatine İştirakeden bütün Hint milleti de, bu asil, insani, fakat kati ve sarsılmaz mücadelesinde kendisine ilti­hak etmiş, onunetrafında birleşmişti. Sn kısa bir ifade ile, Gendi, Hint istiklâl mücadelesinin ruhu idi;bütün Hintliler fou büyük adama, âdeta bir îkudsiyet at­fediyorlardı; ve bunda da elbette haklı idiler.

Büyük Hint vatanperveri, uzun ve sa­bırlı mücadelesinin sonunda, maksadının gerçekleştiğini grmek bahtiyarlığına nail oldu: Hintliler istiklâllerimi kazan­dılar; ve bu büyük kıtada biri Mecusi diğeri Müslüman iki ayrı devlet kurul­du. Lâkin mesele bununla 'halledilip .bit-'miş değildi'. Türlü türlü amiller tesiriyle aralarında derin İhtilâflar ve husumet­ler mevcut olan Müslümanlar ve Mecu-siler, diiiî ve siyasi sebeplerle karşılıklı mücadeleye başladılar. Büyük mikyasta muhac er etler, kitaller, çarpışmalar ol­du; yü's ibinlerce insanın ölümü, sefaleti, ıstıraibı, yeni kurulan bu iki devlet ara­sındaki m'ünasebetleriçokgergin bir

şekle soktu. Ve .mesele nihayet Birleşmiş Mîlletler teşkilâtına kadar intikal ettiril­di.

HindJstandaki bu yeni ve ıstıraplı vazi­yetin, Gandi'nin büyük ruhunu yese ve ıstıraba düşürmemesine imkân yoktu. Onun kurtarıcı sesi, bütün asaleti ile ibir defa daha yükseldi: m üs! umanların ve Meciisilerin siyasi liderleri hemen anla-şaraik bu korkunç vaziyete bir nihayet vermek yolunda samimî bir işbirliğine varmoıya kadar, meşhur oruçlarına baş-hyacağraı ilân etti; ve son orucuna baş­ladı

Bütün Hitlerin âdeta bir peygamber gübi taziz ve takdis ettikleri büyük insa­nın bu 'müdahalesi derhal tesirini gös­terdi: Müslüman ve Mccusi liderleri, o. nun .bu katı müdahalesi karşısında bo­yun eğmeğe mecbur oldular. Hindista-nm en nüfuzlu siyasi şahsiyeti olan «Nehru» başta olmak üzere, her iki dinî cemaatin siyasi liderleri, Gandi'nin ar­zuları dairesinde bir işbirliği, yapacak­larını vadettiler; o da orucunu bozdu. Lâıkîn ne yazık ki, hayatına son veren melun suikast, bu büyük insana son te­şebbüsün ımesut neticelerini görmek im­kânım bırakmadı.

Gandi'ye yapılan suikast, hakikatte, Hindistamn sükûn ve refahına, yüzlerce milyon ihsanın saadetine, hattâ dünya sulhuna karşı yapılmış bir cinayettir. Bunu irtikâp eden cani, Hindistan müs-lümanlarım- katliamlarla yoketmek isti-yen mutaassıp bir mecnun mudur? Yoksa, gizli bir komünist teşkilâtının ajanı mıdır? Bu hakikatin pek yakında tecelli edeceğini ümit edelim. Şimdilik, Hindistanda yaşıyan yüzlerce milyon insanın, hattâ bütün beşeriyetin saadet ve selâmeti namına başlıca te­mennimiz şudur: Hindistamn bütün si­yasi liderleri, hamgi dine mensup olurlar­sa olsunlar, Gandinin kendilerine göster­diği selâmet ve saadet yolunu daha bü­yük ibir azimle takip etmelidirler; çün­kü, Hindistan'ın ve hattâ bütün insan­lığın saadeti bunu emrediyor...

Yazan: Ahmet Emin Yalman

1 Şubat 1948 tarihli «Vatan» İstan­bul'dan :

Kürenin türlü türlü kdsdmlanna dağı­lan insanların teşkil ettikleri büyük İn­sanlık ailesine .baba sayılmağa acaba kim en âok 'lâyıktır? Bu suali hangi memleketin 'hangi insanına sorsanız, hiç şüphesiz şu cevabı alırsınız:

— Elbette ki Mahatma Gandi... Yarım asırdır bütün nefret ve şiddet zebanileri dünya yüzüne boşanmış dururken, mil­yonlarca insan tekrar tekrar birbirini boğazlamağa uğraşırken, Gandi; kökü Asya'da olan mânevi . medeniyet kıy­metlerinin canlı bir âbidesi 'diye hep yükseklerde kalmış, bütün insanlara ve bütün milletlere doğru yolu, sevginin yolunu göstermeğe çalışmıştır.

Gayızları, kinleri, taassupları dindir­mek, şiddete şiddetle mukabele çığrma son vermek, insanlığ ı kurtarmak için bîr kurban mı lâzım? Büyük Gandi uzun yıllardır kurban niye !hep kendi kendini nezretmiştir.

Yüzlerce milyon insanın hayranlığı, sevgi onu bir an bile gurur bislerine kaptırmamıştır. Elinin uzatacağı mesa­fede; kâşeneler, debdebeler, bir çok İn­sanların rüyasını duyduğu her türlü maddî cazibeler, daima emrine müheyya durmuştur. Bunların hepsini istihkar etmiş, çıplaklığının asaleti içinde insan­ların huzuruna çıkmış, sade hayatiyle Örnek olmuş, insanca hareketleriyle; mânevi cennetlere giden yolu fanilere İşaret etmiştir. Meyve sularından, çiğ* ve haşlanmış sebzelerden ibaret gıdala­rım da kendine çok görmüş, insanların başı sıkıldıkça, dünya yüzünde kötülük alıp yürüyünce, günlerce devam eden oruçlarla nefsini mahrumiyetlere mah­kûm etmiş, ihtiyarlığın, yüksek İbir kan tazyikinin zaten tehdit ettiği maddî varlığım insanlık ihizmetinden hiç esir­gememiştir.

insanlığa bu kadar çok şey veren, mad­dî ve mânevi mânasiyle daima temizli­ğin ideal derecesinde ömür süren bu mübarek adamdan;ifrat ve şiddet zebanileri ne istiyorlar di? İlâhî kuvvet­lerle başbaşa verip insanlık ailesinin iyiliği, sevgisi, şefkati için dualar eder­ken, ne diye ona kıydılar? İnsanlığın babasını niçin yok ettiler?

Ne mi istiyorlardı? Niçin mi kıydılar? Çünkü ifratın, şiddetin, nefretin insan­ların ruhuna hâkim olmasını, Asya'nın kin yüzünden göz gözü görmez ,bir ha­le gelmesini, üHtiraJslaröl boşanmasını ifrat zebanileri gaye biliyorlardı. İkna yol'iyle, sükûnetle, sevgi ile en kestir­me yollardan en çetin hedeflere varıla­bileceğini iddia eden ve bu iddiasının ne Jtadar haklı ve yerinde olduğunu; Hin­distan'ın istiklâline tek basına ettiği hizmetlerle ispat eden Mahatma Gandi ifrat ve şiddet ifritleri için bir engeldi. Fakat acaba kötü 'gayelerine vardılar mı?

Etten ve kemikten ibaret bir insan ha­linden çoktan çıkan, daha dünya yü­zünde iken ruh kesilen, ebedilik sırrına eren 79 yaşında mübarek bir ihtiyarın maddî varlığına son vermek suretiyle, dıünya yüzündeki ifrat ve şiddet istidat­larına (bir şey kazandırdılar mı?

Tamamiyle aksine- Maddî varlığını; hiç arkası kesilmiyen 'mahrumiyetlerle, oruçlarla, dualarla zaten tedrici surette insanlığa feda eden bir adamın kurban edilmesi ve kanının dökülmesi; nice nefret yangınlarını dindirmeğe hizmet edecek, Hindistan'da ve Asya'da yeni bir sevgi çığırının başlangıcı olabilecek­tir.

Zaten ömrünü mukaddes millî ve insanî gayelere vakfeden insanlar için ideal Ölüm; (bunlara düşman olan. bedbahtla­rın eliyle yok olmak ve mazlum bir kurban mevkiine varmak suretiyle de .ideallerine hiamet edebİlmektir. Gandi işte böyle bir akıbete kavuşmuştur. Fe­ragat; sevgi ve [hizmetle dolu olan -bir hayatın yer yüzünde Ibekliyeceği en son, en ulvî mükâfat budur.

Türk Milletinin Asya halkına karşı bü­yük vazifeleri vardır. îki Skıta arasın­daki çetin geçit sahalarında beka bul­mamız; Asya'nın (bir kıyamet yeri ha­linden kurtulmasına, nizam ve istikra­ra kavuşmasına bağlıdır. Kendi nizam ve istikrarımızla Asyamilletlerine iyi örnek olmağa ve bu gayeler uğrunda her vasıta ile çalışmağa mecburuz.

İnsanlığın babası sayılmağa lâyık, mü­barek (bir İnsana karşı yapılan suikast; bizi yalnız müteessir etmekle kalmama­lıdır. ıMahafana Gandi'nin Asya'da baş­ladığı sevgi ve itidal vazifesini sahipsiz bırakmamağa bunu kendimize iş edin­meğe çalışmamız lâzımdır. Tarih bo­yunca oynadığımız necip rol ancaik bu suretle devam ettirilmiş ve tamamlan­mış olur.

On beşinci asrın ortasında orta çağın taassubundan yeni uyanmağa çalışan Avrupa memleketlerinin; kendi mezhe­bini kılıçla ve cebirle yaymağı, kilise­nin emrinden çıkanları yok etmeği tabiî gördüğü bir sırada ıbaşka dinden ve mezhepten olanlara varlık imkânı ve vicdan hürriyeti veren millet olduğumu­zu unutabilir miyiz ? îki harbin ortasın­da gözü dönmüş bir dünyaya iyi komşu­luğun en canlı örneğini gösterdiğimizi ve asırlardır bir taassup yarışma son hedef ve remiz olan Ayasofya'yı bir iüm müessesesi daline koyduğumuzu ha­tırdan ıçıkaraibilir miyiz?

Asya'da ve bizi daha yakından alâka­dar eden Ortaşark'taki rolümüzün ica-Ibı; mevcut husumetlere ferdî gönüllü göndermek suretiyle olsun, karışmak ve taraf tutmaik değildir, Ortaşark'ta tam bir bölge emniyetinin kurulması ve buralarda yaşıyan insanların mu­kadderatlarına sahip ve istikbalden emin bir hale gelmeleri için teşebbüse geçmektir.

Hindistan'ın ve Asya'nın cebir ve ta-hakkümîü pençesinden kurtulması ga­yesine uzun bir ömür vakfeden, netice­de ibu idealin mazlum bir kurbanı srfa-tiyie ifrat ve şiddet zebanilerinin elinde can veren 'Maıhatma Gandi'nin akıbeti; bize Ortaşark ve Asya'daki barış ve sevgi vazifelerimizi hatırlatmağa vesile olmalıdır. Yanrbaşımızdaki o karanlık Pan iSlâv ve fbaıfoarlik âlemine ikarşı başhca korunma silâhımız; sevgi, barış ve emniyete hizmet yolundaki roîümüaü ciddiye almak ve küçük ihtiras ve emel­lerden süratle sıyrılarak bu ulvî vazife­yi başaracak bir hale kavuşmaktır.

Mahatma'mn katlinin ilk neticesi bu ol­muştur. Bu cinayetin bütün Hindistan'ı tekrar ikana feağacağmı talimin edenler haklı çıkacaklar mıdır? Bunun adisini ümit, etmek ve yine dün sabah yayınla­nan şu haberi ümit verici telâkki etmek isteriz:

Hindistan ve Pakistan murahhasları yarın Kişmir meselesi hakkında yine doğrudan doğruya müzakereye başlaya­caklardır). Bu Kişmir meselesinin esası nedir?

Diğer bir ismi de Mesud Vadi1. Olan Kiş­mir geçen seneye kadar doğrudan doğ­ruya 'Büyük Britanya'ya taibi bir Hinci devıleti idi. 3,5 milyonluk nüfusunun bü-yülk ekseriyeti Müslüman olmakla bera­ber hükümdarı Hindudur.

Hindistan'ın iki devleti nailinde taksimi­ne karar verildiği zaman Pakistan Mİhracesi istiklâlini muhafaza etmek iddi-asmdıa bulunmuştu.

Fakat Pakistanlılar buna muvafakat et­memişler ve Kişmir'i ilhak etmek inak-sadiyle bir ordu göndermişlerdir.

Mihrace, buna cevap olarak Hindular1 a birleştiğini bir beyanname ile bildirmiş ve Hindulair 'derhal Pakist.aaılı kuvvetle­re (karşı bir ordu sevketmişlerctir. Fa­kat Pakistanlı kuvvetler- ilerlemeğe de­vam efcmiş ve Hindu kuvvetleri kötü bir duruma düşmüş oldukları için Hind Hükümeti meseleyi Güvenlik Konseyine

arzetmek kararını vermiştir. Bunun üzerine Gandihi araya girmiş ve yukarda da hatırlattığımız veçhile iki devlet ara­sında bir müitareke aikdiyle hâdisenin hakkaniyet ve nasafet dairesinde bir neticeye bağlanması için tarafların doğ­rudan doğruya müzakereye girişmeleri­ni temine muvaffak olmuştur.

Mücadelenin dünkü gazetelerin bildirdi­ği şekilde tekrar başlamış olması bu müzaik er elerin bir neticeye bağlanması­nın zaruri olduğunu göstermektedir. Aksi takdiiröe harp bütün Şimali Hindis­tan'a yayılmak tehlikesini arzetmekte-dir. Bundan başka Sovyetler, bu harbiittihaz ederek doğrudan doğruya müdahale etmeseler bile, Hindistan'a sızmağa ve orada kendi tahrikatının ne­ticesi olan kargaşalıklardan istedikleri gibi istifade etmeğe muvaffak olacak­lar ve Büyülk Britanya'nın muhafaza edebüdiği son mevkileri de elinden ala­caklardır. Bu bariz netice Hindistan'da bugün mevcut bulunan ihtilâfın Rusla­rın tahrikiyle meydana geldiği fikrini telkin etmiyor mu?

Bu tehlikeli işin hakkaniyet dairesinde halli için tek biır çare kalıyor demektir: Birleşmiş Milletler Teşkilâtının kontro­lü altında Kişmir'de 'bîr plepisit tertip etmek.

Bununla beraber Birieşmiş Malietler Teş­kilâtının bu gibi müdahalelerden hiç bir zaman yüz akiyle çıkmamış olduğunu da unutmamak icap eder.


image001.gif

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106