13.1.1948
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Ocak 1948

—Keçiborlu:

Keçiborlu'da bugün ilce kurulmuştur. Bu münasebetle yapılan törene iştirâk-etmek üzere İsparta'dan Vali Asım Türeli, Garnizon Komutanı, Cumhuriyet Savcısı, her iki parti başkanları ile ka­labalık bir grup Keçiborlu'ya, gelmiş­ler ve bucak dışından karşılanmışlar­dır.

Misafirlerin ve kalabalık bir halk kitle­sinin de iştirakiyle hükümet konağı ö-nünde yapılan törende ilce namına söz alan hatipler Cumhuriyet idaresinin yur­da yaptığı iyilikleri belirtmişler ve şük­ranlarını tekrarlamışlardır.

Bunu müteakip vali, bu teşkilâtın yur­da hayırlı, bir adalet yuvası olmasını temenni ederek kurdelâyı kesmiştir.

Hükümet binasından halkla birlikte ayrılan misafirler, halkevine gelmiş­ler ve burada, belediye tarafından ha­zırlanan büfede ağırlanmalardır. Hal­kevi salonunda millî oyunlar oynanmış­tır.

Baştanbaşa bayraklarla donanmış olan İlçede halk, bu mesut günü bir bayram neşesiyle kutlamıştır.

Afşin:

Kar fırtınası yüzünden Marabuz, Oğlak kaya ve Ali kaya köylerinde dokuz erkek, iki kadın, dört hayvan ölmüş, üç kişinin de bacakları donmuştur.

— Ceyhan:

Yurtta komünizme karşı uyanan büyük nefret hislerininbir tezahürüolarak şimdiye kadar görülmedikheyecanlar­laCeyhangençliği saat14 te bir mi­ting yapmıştır.

Asrı sinemanın salonunu ve önündeki caddeyi dolduran çok kalabalık bir topluluğun İştirakiyle törene başlanmış ve İstiklâl Marşı söylenmiştir. Birçok gençler söz alarak komünizmi ve ko­münistleri terin eden ve çok coşkun te­zahürata sebep olan söylevler vermiş­ler, sonra şehrin büyük caddelerini ge­zerek tezahürata devam etmişlerdir. Caddeler boyunca biriken halk, gençle­rişiddetle alkışlamışlardır.

—- Erzincan:

Bugün Cumhurbaşkanı ismet in önü için şehrimizin şeref meydanına dikilen anıt açılış töreni yapılmıştır.12 Ocak 1948

— Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Kâzım Karabekir'in başkanlığı altında toplanmıştır.

Oturum açılınca, İstanbul'da Kabateş.'ta yaptırılan Tekel Genel Müdürlüğü bina­sı inşaatı işleri dolayisiyle Tekel Eski Genel Müdürü Hürrem Seren ile arka­daşları hakkında soruşturma açılrvasına dair Danıştay ikinci (Dairesince ve­rilen karar aleyhine ilgililerin itirazı üzerine Danıştay Genel Kurulunca ya­pılan incelemede, isnat edilen suçlarda eski Bakan Suat Hayri Ürgüplü'nün de ilgisi bulunduğu fezlekede ileri sürüldü­ğünden bahisle görevi dışında verilmiş olan İkinci Daire kararının bozulması­na ve dosyanın merciine tevdii kararı üzerine Başbakanlıktan, Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yazılan tezkere o-kunmuş ve bu hususu incelemek üzere beş kişiük 'bir komisyonun seçilmesi tek­lif edümiş ve bu konuda usul etrafında geçen görüşmelerden sonra beş kişilik komisyon İçin seçim yapılmıştır.

Bundan sonra Çanakkale Milletvekili Nureddîn Ünen'in devlet işlerinin tefti­şi ve kontroluna dair Başbakanlıktan sözlü sorusuna Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Faik Ahmet Barutçu açıklamada bulunmuş ve müteakiben söz alan soru sahibi Nureddin Ünen, ka­nunların komisyonlar ve Millet Meclisi süzgecinden geçtiği halde, tatbiklerinin esaslı bir kontrola tâbi tutulmadığa ka­nun hâkimiyetinin vatandaş hak ve hürriyetinin teftiş ve murakabe ile ida­me edilebileceğini söyliyerek murakabe­nin Büyük Millet Meclisine bağlı olarak illerde tam yetkili 63 müfettişle yapıl­ması uygun olacağı mütalâasında bu­lunmuştur.

Bingöl Milletvekili Feridun Fikri Dü-şünsel'İrt at yarışları hakkındaki müş­terek bahislere dair sözlü sorusuna karşılık olarak İçişleriBakanıMünir Hüsrev Göle, İstanbul bağımsız Millet­vekili Cihad Baban'm devlet tarafından, satın alınan Şirketi Hayriyenin emekli­leri hakkındaki sözlü sorusunda da U-laştırma Bakanı Şükrü Koçak, Avruparim muhtelif memleketlerinde kamplar­da bulunan Türk soyundan mustarip in­sanların, durumunu tetkik etmek ve icaibedenleri memlekete getirmek mak-sadiyle mahallerinde tetkikat yapıp dö­nen heyetin bu tetkikatı neticeleri ve bunlar hakkında ne düşünüldüğüne da­ir milletvekillerinden Sait Köksel (İs­parta) , Şerif Korkut (Burdur), Ce­mal öncel '(Denizli), Eşref Dizdar '(Gi­resun), Cihad Baban (İstanbul) tara­fından müştereken verilen sözlü soru Ö-nergesine karşı Dışişleri Bakanı 'karşı­lık vermiştir, önergeyi verenlerden İs­parta Milletvekili Sait Koksal kürsüye gelerek, memleketimize gelmek istiyen bu mültecilerin acıklı durumlarından bahsile tahsisat meselesinin derhal halledilmesi ve bunların bir an evvel mustarip hallerine son verilmesi te­mennisinde bulunmuştur.

Bundan sonra gündemin diğer madde­lerine geçilerek Afyon Milletvekillerin­den'.Ahmet Veziroğlu ile Sadık Aîde-ğan, Amasya Milletvekili Ahmet Eymir, Bursa Milletvekili Abdurrahman Konuk, Çanakkale Milletvekili Niyazi Çıtak, Edirne Milletvekili Fethi Erinçağ;, Es­kişehir Milletvekili Emin Sazak, İstan­bul Milletvekili Fuat Köprülü, İsparta Milletvekili Kemal Turan, İzmir Mil­letvekili Hasan ÂH Yücel, Konya Mil­letvekili Dr. Muhsin Faik, Urfa Millet­vekili1 Suut Kemal Yetkin haklarında milletvekilliği dokunulmazlığının kaldı­rılmasına dair Başbakanlık tezkerele­riyle bunun hakkında yapılmak isteni­len kovuşturma ve yargılamaların dö­nem sonuna bırakılmasına dair Anaya­sa ve Adalet Komisyonları raporları okunmuş ve bu raporlar kabul edilmiş­tir.

Amerika Birleşik Devletlerince Türki­ye'ye yapılacak yardımdan münhasıran millî savunma ihtiyaçları için sağla­nacak maddelerin, vergi muaflıkları hakkında kanun tasarısı müzakerelerek kabul edilmiştir. Bu vesile ile İngiliz Dışişleri Bakanı Mister Ernest Bevin'den aldığım telgra­fın metnini sizlere bildirmekle büyük bir sevinç duyuyorum. Mesajın, metni şudur:

Türkiye'de İngiliz Arkeoloji Enstitüsü­nün kurulmasına müsaade eden Türk Hükümetinin kararını büyük memnu­niyetle karşılarım. Belli maksatlarla teessüs eden bu müessesenin, arkeoloji ve benzeri konular üzerindeki etüdleri teşvik edeceğini ümit ederken, iki te­mennide bulunurum: biri, "bu enstitü­nün arama ve tetkik işlerinde Türk ve İngiliz makamları arasında sıkı işbirli­ği için sayısız fırsatlar doğurması, diğe­ri de, Türk ve İngiliz milletleri arasında uzun zamandır mevcut dostluğu daha da sıkıştırmağa âmil olmasıdır.

Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak İn­giliz Büyükelçisinin nutkuna karşılık olarak demiştir ki:

Arkeoloji Enstitüsünün açılışı münase­betiyle Majeste Büyük Britanya Kira­lının mümtaz Dışişleri Bakanı tarafın­dan gönderilen dostane mesajını büyük birsevinçledinledik.

Bu enstitünün mesaisi iki memleket ara­sında ilmî işbirliğinin gelişmesine bü­yük ölçüde yardım edeceğine ben de kaniim. Şuna eminim ki İngiltere ile Türkiye arasında kültür münasebetleri­nin g-elişmesi, iki millet arasındaki dost­luk münasebetlerini sıkişîaştirmak-ta başkaca âmil olacaktır. O dostluk mü­nasebetleri ki yalnız hükümetlerin bir siyaseti eseri değil, fakat Türk Milletnin ananevi duygularının derin bir ifa­desidir.

Bu enstitünün mesaisinde muvaffak ol­ması için samimî temennilerde bulunu­rum.

Enstitü Müdürü ve Komite Başkanı Profesör Garstang da şu hitabede bu­lunmuştur:

Ekselanslar,bayanlar,baylar.

Bundan 45 yıl önce memleketinizde, araştırmalarda bulunmak maksadiy' e yapmış olduğum ilk seyahatlerden beri beslemekte olduğum tasavvurun niha­yet tahakkuk ettiğiniheyecanla .görüyorum. Bu tasavvurum, Türk ve İngiliz arkeologları için bir merkezin kurul­ması, müşterek ilmimizin ilerlemesi için meselelerinin 'birlikte tetkik edilmesi, meselelerin birlikte tetkik edilmesi, yapılması idi. İşte bugün bunun başlan­gıcıdır.

Genç Türk meslektaşlarım sizlere, «bu­gün ve her zaman için buraya hoş gel­diniz» derim.

Arkeolojinin tarihin temeli, tarihin de iyi bir hükümetin temeli olduğunu unut­mayalım. Bu kadar az zamanda kaydet­tiğiniz terakkiler bütün dünyanın hay­ranlığını celbetmiştir ve bu terakki, benden daiha iyi bilirsiniz ki, tarih ve ar­keoloji ile alâkalı olan her şeyle o ka­dar çok ilgilenen büyük Atatürk'ünüz say&sinde olmuştur.

Bay Bakan, lütufkârlığınız bize büyük bir destek ve cesaret temin etmiştir. Si­ze minnettarlığımı ifade etmeme mü­saadenizi ric?,ederim.

Daha sonra Millî Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sİrer de aşağıdaki nutku söy­lemiştir:

Ekselans Büyükelçi, sayın davetliler, Arkeoloji alanında İngiliz ve Türk ve uzmanlarının birlikte çalışmala­rını sağlıyacak olan İngiliz Arkeoloji Enstitüsünün kuruluşunu ilân etmek üzere buraya toplanmış bulunuyoruz.

Münasebetlerinin sıkılaşmakta ve dost­luklarının artmakta olduğunu gördü-.", (.;-muz İngiliz ve Türk Milletlerinin poli­tika alanında olduğu gibi kültür al ima -da da işbirliği yapmalarım sağlamak ve bunun için. tedbirlere tevessül etmek memleketlerimize olduğu kadar insan­lığa ve medeniyete de yapılmış iyi hiz­metlerden sayılır. İngiliz Arkeoloji Ens­titünün kurulmasını bu alanda gelişe­cek çalışmaların bir habercisi ve baş­langıcı sayıyoruz.

Bu enstitünün kurulmasını ömrünün gayelerinden biri haline getirmiş olan Profesör Garstang"m bu emelini ger­çekleştirmekle büyük bir bahtiyarlık duyduğumu tahmin etmek güç değil­dir. 45 yıldan beri memleketimizin aşi­nası ve dostu olan profesör, İngiliz Ar­keolojiEnstitüsünü kurmayolundaki emelini gerçekleştirmekle güzel bir ideale gönül vermiş genç insanlara ni­yet ve azmin nasıl mükâfatlandığının da şahsında bir misalini vermiş oluyor, ingiliz Arkeoloji Enstitüsünün milletle­rimiz arasındaki kültür münasebetleri­nin artması ve dostluğun kuvvetlenme­si yolunda yeni bir bağ teşkil etmesini ve başarılı olmasını dilerim.

16 Ocak 1948

— Ankara:

Memleketin muhtelif yerlerinde vazife almış hükümet ve .belediye tabipleri­mizin bilgilerini artırmak, tıp ilminin yeni buluş ve ilerlemelerini kendilerine Öğretmek amaciyle, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı tarafından Ankara îjyen Okulunda açılarak geçen yıldan beri öğretimine arasız devam etmekte olan tekâmül kursunun, yedinci dönemi de bu defa başarı ile sona ermiştir. An-karadaki çeşitli sağlık tesislerinde ve ijyen okulunda üç aylık kurs dönemi esnasında, nazari, ve ameli birtakım dersler gören aydın ve istidatlı hekim­lerimiz, kendi alanlarındaki meslekî bil­gilerini yeni malûmat ve görüşlerle ar­tırmış ve cih-azlandırmış olarak, görev­leri başınadöneceklerdir.

Son dersin bitimi münasebetiyle, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Doktor Behçet Uz, kurstan ayrılan hükümet ve belediye tabipleri ile genel sağlığı ilgilendiren meselelerimiz üzerinde bir konuşma yapmıştır. Sakan bu konuşmasında: te­kâmül kurslarının takip edegeldikleri öğretim metotları ile çalışma arkadaş­larının bilgi alanında elde ettikleri ka­zanç ve faydalara işaret etmiş, bu de­ğerli ve verimli çalışmaların geniş ve müsbet toplamı içinde, Sağlık Bakan­lığının ve teşkilâtının gerçekleştirmek zorunda olduğu önemli sağlık dâva ve ihtiyaçları ve en kısa yollardan varıl­mak istenen hedef ve gayeleri açıkla­mıştır.

Sağlık Bakanının sözlerini ilgi ve isti­fade ile dinliyen doktorlar, kursta gör­dükleri derslerden ve edindikleri yeni bilgilerden faydalandıklarını, uğradık­ları toazı zorlukların giderilmesinde gös­terilenteşebbüs ve yardımlardan duy-

gulandıklarını söyliyerek, Bakana te­şekkür etmişlerdir.

Kursu başarı ile bitiren çalışma arka­daşlarına iSağlık Bakanı tarafından, me­sai ve gayretlerinin bir hâtırası olmak üzere kitaplar hediye edilmiştir. Yeniden 20 hükümet ve belediye doktoru ile 6 sağlık müdürünün katılacağı sekizinci dönem tekâmül kursu, 2 Şubatta ders­lerine ibaşlıyacaktir.

17 Ocak 1948

—Kayseri:

Bugün saat 15 te Kayseri gençliği ta-. rafından komünizm aleyhinde büyük bir miting yapılmıştır. Miting, Cumhu­riyet Meydanında binlerce halkın iştira­kiyle olmuştur. Mitinge İstiklâl Marşı ile başlanmış, muhtelif hatipler söz söy­lemiş ve komünizm tel'in edilmiştir. Anıda çelenk konulmuş, miting sükûn ve vekar içinde tam bir intizam dahi­linde iki saat sürmüştür. Hiç bir hadî­se olmamıştır.

19 Ocak 1948

—Eskişehir:

Şehrimizin en büyük ihtiyaçlarından olan hükümet konağının inşaatı tamam­lanmış ve bu sabah saat 10,30 da bin­lerce halkın tezahüratı arasında açılış töreni yapılmıştır.

Törene, refakatlerinde alâkalı 'memur­lar .da bulunan Bayamdırlık 'Bakanı Ka­sım Oülek'te iştirak etmiş ve kordelayı bizzat kendileri kesmiştir.

Kasım Gülek bu münasebetle Anadolu Ajansına aşağıdaki demeci vermiştir; Eskişehir'de yapılan hükümet konağı­nın açılışında bulunmak ve Porsuk ba­rajını görmek üzere geldim. Eskişehir gibi süratle inkişaf eden 'bir ziraat ve sanayi merkezimizi bu vesile ile tekrar görmek benim için bahtiyarlıktır.

Size gütmekte olduğumuz hükümet ko­naklan politikasından bahsetmek iste­rim. Hükümet konakları halkın devlet­le temas noktasıdır. Halk 'hizmetlerinin görüldüğü yerdir. îlk fırsatta yurdun her tarafında devletin muhtelif dairele­rini "bir arada toplayan konaklar yapmak

yolundayız. Pek yakında bunu başara­cağız. 'Hükümet 'konaklarında olduğu gi­bi bütün devlet yapılarında da tasarru­fa riayet edilecektir. Maksada ve iklim şartlarına uygun gü­zel binalar yapacağız. Baraj İnşaatı çok ilerlemiş vaziyettedir. Bu yaz tamamlı-yabileeeğimizi umuyorum. Bu havali için servet ve refah kaynağı olaaı baraj umumi su politikamızın da yeni bir eseri olacaktır.

Bakan bundan sonra sulama cetvelleri ve projelerinin hazır olduğu ve Çağlayık Barajının etüdlerinin tamamlandığını, bunun haricî kredilerle yapılması muh­temel bulunduğunu söylemiş ve vilâyet­teki' bayındırlık işlerini tetkike başla­mıştır.

— Ankara:

Sıtma savaş başkanları sağlık müfet­tişleri ve bakanlık ileri gelenlerinin iş­tirakiyle toplanan 'Sıtma Komisyonunu Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr. Behçet TJz etraflı bir konuşma yaparak açmış ve çalışmalara başlanmıştır.

20 Ocak 1948

— Ankara:

Bir sıra konferanslar 'vermek üzere An­kara'ya uğramış bulunan Toulouse Hu­kuk Fakültesi Profesörlerinden ve Fran­sız Cumhuriyet İstişare Meclisi üyelerin­den M. Andre Hauriou, bu sabah yap­tığı bir (basın toplantısında kendisine sorulan müteaddit sualleri cevaplandır­mış ve azcümle demiştir ki:

Burada gördüğüm hüsnü kabulden çok mütehassis oldum. Gerek İstanbul'da ve gerekse Ankara'da Türk öğrencile­rin kendilerine izah ettiğim meseleler karşısında .gösterdikleri alâka üzerimde büyük bir tesir bıraktı. Bu öğrenciler bana, Fransız öğrencilerini hatırlattı. Gerçekten bizler birbirimize pek yakınız. Zira hepimiz Akdenizliyiz. Hftç şüp­hesiz Ankara büyük bir düşüncenin fev­kalâde bir neticesi ve güzel bir başarı­sıdır.

Bundan sonra sözü siyaset sahasına nak­leden Profesör Hauriou, Dünya'nın en öüyük ikidevletindenbirinin komşusu

olan Türkiye'nin durumunun nezaketine işaret etmiş ve demiştir ki:

Halen miletlerarası siyaset bu iki üstün devlet arasındaki zıddiyetin ağırlığı al­tındadır. 'Bununla beraber şu kanaatte­yim ki, dünya siyasi birliğe doğru git­mektedir. Bu birliği harbe başvurmadan tahakkuk ettirebilmek için bu iki üstün devlet arasında bir köprü kurmak lâzım­dır.. ıBuna «üçüncü kuvvet» adını verebi­liriz. Bu üçüncü kuvvet, Fransa ve İn­giltere ile bu iki üstün devletin ve hük­mü altında bulunmayan diğer memleket­lerden teşekkül edebilir.

Marshall plânından bahseden Fransız siyaset ve ilim adamı bu plânı çok ehem­miyetli ve çok alâka çekici <bir teşebbüs olarak vasıflandırmış ve ancak bunun (her memleketin ayrı, ayrı göstereceği gayretlerin neticesine bağlı bulunduğu­nu ve bu gayretlerin muvaffakiyetle sonuçlanabilin es i için çok değerli bir yardım teşkil ettiğini belirtmiştir.

21 Ocak 1948

— Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de Kâzım Karabekir'in (başkanlığında top­lanmıştır.

Oturum açılınca tkürsüye gelen Millî Eği­tim Bakanı Reşat Şemsettin 'Sirer, ge-len evraktaki^ kanun tasarıları ara­sında ilk okul Öğretmenlerini ya­kından ilgilendiren bir kanun tasarısı bulunduğuna işaretle demiştir ki:

Bu kanun tasarısı özel idarelerden ay­lık alan ilk okul öğretmenlerinin kadro­larının devlet bütçesine alınması hak-. kındadır. (Çok güzel sesleri, alkışlar) Yalnız malûmunuz olduğu üzere zaman kaydı altındayız, biliyorum Yüksek Ka­mutay geçici komisyonlardan pek haz etmez amma bütün arzularımıza rağ­men bugün bu tasarı için bunu istemek zarureti hasıl olmuştur. Bu itibarla alâ­kalı encümenler olan içişleri, Maliye, Bütçe, Millî Eğitim Komisyonlarından münasip sayıda üye seçerek gegiıci bir komisyon teşkiline yüksek müsaade­nizi rica ediyorum. Milli İEğitimBakanınınteklifi veçhile özel idarelerden maaş alan ilk okul öğretmenleri kadrolarım tetkik için İçiş­leri, Millî Eğitim, Maliye ve Bütçe Ko­misyonlarından beşer üye olmak üzere bir geçici komisyon kurulması kabul edilmiştir.

Müteaki'ben gündemin müzakeresine ge­çilerek, bazı milletvekillerine izin ve­rilmesi hakkındaki Büyük Millet Mec­lisi Başkanlığının tezkeresi okunarak kabul edilmiştir.

Bundan sonra birbiri ardınca dört bir­leşimden fazla komisyonda hazır bulun­mayan beş üyenin yerine yenilerinin seçilmesine dair Dilekçe Komisyonunun tezkeresi okunmuş bu konu ile ilgili ola­rak Başkan Kâzım Karabekir şu teklif­te bulunmuştur:

Dilekçe Komisyonunun işi takatinin üs­tünde bir hale gelmiştir. Ortalama gün­de 10 dilekçe gelmektedir. Elde ise pek çok iş vardır. Bunun için iç tüzüğümü­zün 25 inci maddesine uygun olarak şu ricalarda bulunuyorum: Birincisi. Dilekçe Komisyonu Başkanının tezkeresi', veçhile İç tüzüğümüzün 45 inci maddesine de uygun olan beş üyeyi de­ğiştirmek ve yeniden 10 üye seçerek ko­misyonu kuvvetlendirmek. İkincisi de, geçici bir komisyon daha ku-radak toplanan işleri bir an önce sonuç-lamak.

Bu suretle, 1 Kasım'dan beri gelmiş ve gelecek olan kâğıtlarla esas dilekçe Komisyonu, eski; işlerle de geçici Komis­yon uğraşacaktır.

Geçici Komisyona, Dilekçe.. Meclis He­saplarım inceleme, Meclis kitaplığı ve Bütçe Komisyonları hariç olmak üzere geri kalan 16 Komisyondan ikişer üye verilecektir.

Başkanın bu teklifleri kabul edilerek .seçici komisyona on üye seçimi yapıl­mıştır.

Bingöl Milletvekili Feridun. Fikri düşün-sel'in yargıç adaylarına ve rauhtalif il­lerde ne kadar Yargıç ve Savcılık yer­lerinin açık bulunduğuna dair .sözlü so­rusuna Adalet Bakanının verdiği cevap­tan sonra kürsüye gelen soru sahibi açık­lamanın idarî bakımdan yapılmış oldu­ğunu, ıbu konunun daha esaslı tetkikler­le ele alınması icap ettiği, kendilerini adalet mesleğine vakfetmek isteyenierin uzunmüddetbekletilmelerinindoğru

olmadığımütelaasında bulunarak söz­lerini şöyle bitirmiştir.

;Bu, memleket gençliğinin hayatında bir yaradırarkadaşlar,30 yaşma kadar bekledikten sonra insanda ne enerji ka­lır? Onun iiçin bendenizee işi yalnız Ada­let Bakanının ele alması da kâfi değildir!..Millî Savunma Bakanının da as­kerlik muamelesini'biran evvel İkmal ettirmesi, bekletmemesi ve bu gençliğin derdinebîr çare bulunmasılâzımdır. Kaybedilmekte olangençlik ömrünün israf edilmemesi davasıdır. Gündemde görüşülecek başka îbir mad­de olmadığı için önümüzdeki Cuma gü­nü toplanmak üzere oturuma son veril­miştir

23 Ocak 1948

— Ankara:

Cumhur Başkanı îsmet İnönü bugün Gaziantep Belediye Başkanı Bay Nail Bilen, Ticaret Odası Başkanı Mahmut Ersoy, Güney Postası Gazetesi sahibi Bay Ali İlkin, Demokrat Partiden Bay Kâ­ini! Uçak ve Kooperatif idare Heyeti Başkanı Mehmet Ali özkirişçi ve Yük­sek Mühendis Akif Bozoğlu'ndan mü­rekkep Gaziantep heyetini kabul buyur­muşlardır.

Bu kabulde Gaziantep milletvekilleri de hazii1bulunmuşlardır.

- Ankara:

Sıtma savaşı bölge başkanlarının iştira­kiyle, beş günden beri Sağlık ve Sos­yal Yardım Bakanlığında, devam eden Sıtma Komisyonu çalışmaları dün sona ermiştir.

Bu toplantıda, 1947 .yılının çalışmaları ve alınan müsbet neticeleri incelenmiş ve 1945 yılı çalışma programının ana hatları görüşülerek tesbit edilmiştir. Program gereğince, 'bu sene içinde bü­tün dünyada olduğu gibi yurdumuzda da D. D. T. tatbikatı daha geniş Ölçüde uygulanacak ve bu çalışmalara mahallî idare ve belediye makamları da katıla­caklardır.

Öte taraftan, sıtma savaş kurulu baş­kanlarının genel halk sağlığının korun­ması için, koruyucu hekimimin usulle­riyle ele daha yakından ilgilenmeleri ve bu maksatla bilûmum bulaşıcı hastalık­larla savaşmaları kararlaşmıştır. Ko­misyon çalışmaları sırasında, toplantı­nın konusu ile ilgili çok faydalı konfe­ranslar verilmiştir. Bu arada memleke­timize gelmiş bulunan Hollandalı Dr. Knoppers de «sıtmanın kimyevî teda­visi ve diğer buluşlar» hakkında bir konferans vermiştir.

Topantmm. sona ermesi münasebetiyim, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr. Behçet Uz bir konuşma yaparak, 1947 yılı çalışmaları hakkındaki verilen bilgi­lerden memnun olduğunu belirtmiş ve sıtma savaş kurullarının bugün çalın­makta oldukları 13 bin köyde yalnız sıtma savaşı sahası içerisinde kalmıya-rak, halk sağlığını muhtelif yönlerden tehdit eden her türlü bulaşıcı hasta­lıklara karşı uğraşmak için de en önem-.İİ rolü almış olduklarını belirtmiş ve sağİLk plânı tam mânasiyle uygulanma alanma girinceye kadar bu günden sıt­ma savaş kurumlarının yurdda bütün bulaşıcı hastalıklar işlerinde Bakanlı­ğın diğer teşkilleriyle daha geniş işbir­liği halinde çalışmalarına devam edece­ğini ve 1947 de bu alanda yapılan tec­rübelerin memleketimize sağlanan çok faydalı neticelerini biran evvel almak zarureti üzerinde durmuştur. Yurt ve milletsever doktorlarımızın hiç vakit kaybetmeden elde bulunan bütün im­kânlardan ve teşkilâttan faydalanarak millî sağlık plânının tatbikma başlıya-bilecek durumda olduklarını görmekle pek çok sevindiğini, 1948 senesinin ıgüzel neticelerini 'beklediğini ve mesut netice­yi kalp huzuru ile şimdiden gördüğünü ifade etmiş ve gelecek sene yurdumuzda sağlik bakımından daha memnun edici sonuçlarla karşılanacağını beyan ede­rek, tek 'bir Türk'ün hayatmı korumak ve bunu sağlamanın huzuru ve sevinci içinde, arkadaşlarından koruyucu he­kimlik tatbikatının güzel neticelerini beklemekte olduğunu söylemiştir.

25 Ocak 1948

— Urfa:

Türk kadınının sosyal haklarından mah­rum bırakıldığı ve baskı altında tutul­duğu yolundaki Rus propagandası şeh­rimizde büyük bir asabiyetle karşılan­mış ve bu sabah saat 9 da bütün halkın

ve siyasi partilerin iştirakiyle büyük bir mitingyapılmıştır.

Bu miniigde söz alan kadın ve erkek bir­çok hatipler hâdiseden payımıza düşenin birleşmek ve sıklaşmaktan ibaret oldu­ğunu ve Türk iradesinin sinir harbinden asla zedelenmiyeceğini belirtmişlerdir. Şanlı Bayrağımızı ve Cumhurbaşkanı İnönü'nün resimlerini taşıyan halk kit­lesi, «dağ başını duman almış» marşını bir ağızdan söylemiş ve Atatürk'ün büstü önünde, 'bu vatana göz dikecekler ve dil uzatacaklar için kahraman Urf a-lıların ikinci bir 11 Nisan zaferi daha yaratacaklarına and içmiştir. Miting, tam üç saat sürmüş ve şehir bir heyecan havası içindeçalkanmıştır.

26 Ocak 1948

— Ankara:

Anadolu Ajansı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Yüksek Başkam General Kâzım Karabekir'in vefat ettiğini bildirmekle fevkalâde müteellimdir. General Kâzım Karabekir bugün saat 10 da kalp rahatsızlığından vefat et­miştir.

Bütün ömrünü vatan hizmetlerine vak­fetmiş olan Sayın Karabekir'in ölümü dolayısiyle Büyük Türk Milletini ve Türkiye Büyük Millet Meclisini taziyet eyleriz.

Cenaze merasimi Ankara'da 28/1/1948 Çarşamba günü öğle vakti yapılacak­tır.

Sıhhi heyet raporu aynen aşağıdadır: Türkiye Büyük Millet Meclisi Yüksek Başkanı General Kâzım Karabekir'in 25/1/1948 Pazar günü saat 17 de baslıyan ve kısa fasılalarla tekrarlıyan angina pektoris nöbetleri sonucunda yapılan tedavilere rağmen hâd kalp zaafile 26/1/1948 Pazartesi saat 10 da vefat et­miş olduğunu bildirir müşterek raporumuzdur. Cumhurbaşkanlığı Baştabibi Prof. Dr.Zeki Hakkı Pamir T. B. M. M. Başkanlığı Baştabibi Dr. Raif Barbaros

— Ankara:

Bugün Amerikan Büyükelçisi M. Wil-son Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak'ı makamında ziyaret ederek, Türkiye Büyük Millet Meclisi" Başkanı General Kâ­zım Karabekir'in vefatı dolayısiyle ge­rek hükümeti ve gerek kendi namına taziyetlerinin hükümetimize iblâğını rica etmiştir.

— Ankara:

Büyük Millet Meclisinin saat 15 te yap­tığı toplantıda Başkan Vekili Raif Ka­radeniz;, Büyük Millet Meclisi Başkanı, İstanbul Milletvekili General Kâzım Karabekir'in vefatı haberini aşağıdaki cümlelerle beyan etmiştir:

Arkadaşlar, bugün size çok acı 'bir haber vermekle müteellimim.

Hayatı boyunca kendisini vatan hizme­tine vakfetmiş ve bu uğurda büyük ba­şarılar ve feragatlar göstermiş olan de­ğerli Meclis Başkanımız Sayın General Kâzım Karabekir, dün öğleden sonra baş gösteren bir kalp krizi neticesi bu sabah saat 10 da vefat etmiştir.

Hükümetten tezkeresi gelmiştir. (Al­lah rahmet eylesin sesleri). Herbirerleri-nize Başkanlık makamının taziyetlerini sunarım.

Hâtırası İçin hepinizden beş dakika ayakta saygı duruşu rica ediyorum.

Beş dakika ayakta saygı sükûtu yapıl­dıktan sonra yine Raif Karadeniz: «ara­mızdan ebediyen ayrılan aziz ölünün hâtıralarına hürmeten müsaade 'buyu­rursanız bugünkü birleşimi Cuma gü­nüne bırakmak istiyoruz» demiştir. «Doğru,doğru» sesleri üzerine, önümüz­deki Cuma günü toplanılmak üzere oturuma son verilmiştir.

1948

— Ankara:

Büyük Millet Meclisi Başkam, Istan-tanbul Milletvekili General Kâzım Ka­rabekir'in cenaze töreni bugün yapıl­mıştır.

Sabahın erken saatlerinden itibaren bayraklar yarıya indirilmiş, şehrin so­kakları cenazeyi ve merasimi takip ede­cek halkla dolmuştu.

Kars'ın istirdat edildiği gün Kars Kale­sine dikilmiş olan Türk Bayrağına sarih taout saat 12 de cenazeotomobili ile

Numune Hastanesinden alınarak hususi bir şekilde Hacıbayram Camii musalla­sına getirilmiştir. Mernumun cenaze na­mazını Diyanet işleri Başkanı A. Hamcü Akseki kıldırmış ve namazdan sonra tezkiyede bulunmuştur.

Bundan sonra cenaze Anafartalar Cad­desinden dörtyoi ağzına kadar halkın elleri üzerinde taşınmış ve orada askerî kıtaya tevdi edilmiştir. Askerî kıta, ta­butu eller üzerinde taşıyarak Büyük Millet Meclisi önüne kadar getirilmiş, orada bekliyen- top arabasına konmuş­tur.

Saat 14 de top arabasının iki yanında cenazeye refakat edecek 6 general mev­kilerini almışlar ve mütaakiben cenaze merasimi Büyük Millet Meclisi Başkan Vekillerinden Feridun Fikri Düşünsel'in Meclis balkonundan merhum General Kâzım Karabekir'in hayatını ve mem­lekete hizmetlerini belirten hitabesiyie başlamıştır.

önde bando olmak üzere, alay sancağı, Harp Okulu piyade taburu, Yedek Su­bay Okulu piyade taburu, Cumhurbaş­kanlığı muhafız taburu, Cumhurbaşkan­lığı bandosu, çelenkler cenazeyi taşıyan top arabasının önünde yer almışlardı. Top arabasını programa göre sıra ile, mtrhumun istiklâl madalyasını taşıyan Büyük Millet Meclisi Genel Kâtibi, mer­humun ailesi efradı, Protokol Umum Müdürü, Cumhurbaşkanı ismet inönü, sağda Başbakan, solda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekilleri, arkada Cumhurbaşkanlığı Genel Kâtibi ve onu takiben Cumhurbaşkanlığı Başyaveri, Cumhurbaşkanlığı Hususi Kalem Mü­dürü, Cumhurbaşkanlığı yaverleri, Protokol Umum Müdürü Kordiplo­matik, Protokol Umum Müdür Mua­vinleri takip etmişlerdir. Bunlardan sonra 'Bakanlar Kurulu, Ge­nelkurmay Başkanı, Büyük Millet Mec­lisi üyeleri, Yargıtay, Danıştay, Sa­yıştay Başkanları. Cumhuriyet Baş­savcısı, Diyanet İşleri Başkanı, An­kara Üniversitesi Rektörü, Başbakanlık Müsteşarı, Dışişleri Bakanlığı Umumi Kâtibi, generaler, bakanlıklar müste şartları ve umum müdürleri, fakülte de­kanları, Ankara Valisi, Belediye ve Umumi Meclis temsilcileri, siyasi bankalar ve müessese­ler temsilcileri, Büyük Millet Meclisi memurları, ve daha arkada bir piyade taburu, bir süvari taburu ve halk gel­mekte idi. Cenaao alayı İstiklâl Caddesini, Atatürk Bulvarım takiben Opera Binası önünde­ki dörtyol ağzına geldiği zaman cena­ze, top arabasından cenaze arabasına alınmış ve merasim burada resmen ni­hayet bulmuştur.

Şehitlikte Jandarma Subay Okullu bö­lüğü tarafından askerî merasim yapıl­mıştır.

Defin esnasında Başbakan Kasan Saka, Başbakan Yardımcısı ve Devlet Baka-m Faik Afhmet Barutçu, bakanlar, Mec­lis ve Grup Başkan Vekilleri., milletve­killeri Genelkurmay Birinci ve İkinci Başkanları, generaller, Cumhurbaşkan­lığı Umumi Kâtibi, Başyaveri ve Hususi Kalem Müdürü, merhumun eski silâh arkadaşları, dostları ve kalabalık bir h^lkkütlesi hazırbulunmuştur.

30 Ocak 1948

— Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün Başkan Ve­kili Feridun Fikri Düşünseî'in başkan­lığında toplanmıştır.

Generel Kâzım Karabekir'in ölümü ile açılmış olan 'başkanlık için seçim yapıl­mış ve oya iştirak eden 290 Milletveki­linden 285 inin oyu ile Konya Milletve­kili Ali Fuat Cebesoy Büyük Millet Meclisi Başkanlığına seçilmiştir. Başkan Vekili Feridun Fikri Düşünsel, General Ali Fuat Cebesoy'u tebrik: et­tikten ve kendilerine başarılar dilekten sonra, kürsüye gelen yeni Başkan aşa­ğıdaki demeçte bulunmuştur: Muhterem arkadaşlarım, Gösterdiğiniz güven ve sevgiye teşek­kürler ederim, yüksek Meclisinizin de­ğerli Başkanı General Kâzım Karabe­kir'in ani ölümü hepimizi içden keder-lendirmiştir. 40 yıllık silâh ve politika arkadaşım rahmetli Karabekir'den açı­lan yere muhterem arkadaşlarımın gü­ven ve seygileri neticesi olarak seçil­diğim şu anda yüreğimi kaphyan hü­zünle karışık iftihar duygularımı ifade etmek isterim. Millî rejimimizin temeli olan millî hükümranlığı prensipini daha mütekâmil formüller içersinde tatbik ey­lemek gayretlerini başarı ile devam et­tirmekte bulunan Büyük Meclisin çok partili parlâmento hayatını, milletimizin refah ve saadeti yolunda en müessir tedbir oiarak benimsediği bir zamanda başkanlık ödevinin uhdeme tevdi buyu-ıulmasım, şahsım için büyük bir bahti­yarlık saymaktayım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi son 25 yıl zarfında gerçekleştirdiği inkılâpların siyasi istikbalimiz bakımından en ma­nalısını 1945 yılından bu yana aldığı ted­birlerle başarmaktadır.

İkinci Cihan Harbi sonunda rahat ve hu­zura susamış olan milletler, gerçek ba­rışa kavuşmuş olmaktan henüz uzaktır. Batı demokrasilerinin inandığı umdele­rin, milletlerarası münasebetlere hâ­kim, kılınması, Türkiye Cumhuriyetinin de uğrunda öteden beri çalıştığı ülkü­dür. Dünyanın bu karışık ve nazik du­rumunda Büyük Meclisin üzerine aldığı sorumun ehemmiyeti bir kat daha art­mış bulunmaktadır.

p, Türk Milletinin arzu ve temayül­lerine tercüman olmayı, değişmez şiar edinmiş bulunan Büyük Meclisin Baş­kanlığını, böyle bir zamanda başarı ile yapabilmek, güven ve sevgilerinizin ek­siksiz devamına bağlıdır. Ben ve ar­kadaşlarım bu güven ve sevgiyi aramak-tajı birsn geri kalmıyacağız. Ve baş­kanlık ödevini tarafsız bir şekilde yap­mayıesas sayacağız.«Alkışlar».

— Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugünkü otu­rumunda Seyhan Milletvekili Ahmet Remzi Yüreğirin, bugünkü kâğıt fiyat­larımız karşısında mevcudiyetlerini ko­rumakta büyük müşkülâta uğramakta bulunan gazete ve mecmuaların işle­mekte oldukları kâğıt fiyatlarına hükü­metçe yüzde 60 nispetinde bir zam ya­pılması tasavvur edildiğinin doğru olup olmadığı, yine bugünkü kâğıt fiyatları­mızdan çok düşük bir durumda olan dış piyasadan kâğıt getirmek teşebbüsü karşısında hükümetin ne düşündüğü, buna müsaade etmek imkânının mevcut bulunup bulunmadığı hakkındaki sözlü sorusuna Ekonomi Bakam Cavit Ekin şu cevabı vermiştir:

Muhterek arkadaşlar, gazete kâğıtla­rının fiyatını tesbit hususunda henüz ke­sin bir karara, varmış değiliz. Bu mese­leyi bir taraftan kâğıdın maddei ipti-daiyesini teşkil eden sellüloz ki, bugün hariçten getirilmektedir. Sellüloz fiyat­larının artışı karşısında müessesenin za­rarı zaviyesinden, diğer taraftan gazete ve mecmuaları ehemmiyetli nispette ve büyük bir külfete mâruz bırakmamak imkânını sağlama bakımından tetkik etmekteyiz. Teknik elemanlar muhtelif yönlerden yapmakta oldukları temas ve incelemeleri bitirmek üzeredirler. Pek yakında kesin bir sonuca varacağı­mız', umuyoruz.

Soru sahibi Ahmet Remzi Yüreğir'in «yani neticeyi aldıktan sonra cevap ve­recekler mi?» sualine karşılık olarak Ekonomi Bakam Cavit Ekin demiştir ki:

Biî iş muhtelif yönlerden tetkik edil­mektedir. Müessese zaviyesinden, gaze­te ve mecmuaların durumları ve külfet­leri bakımından, teknik komisyonumuz bu işi incelemektedir. Raporunu hazır­ladığı ve hükümete verdiği zaman bu konu üzerinde karara varacağımızı ar-zettim. Fiyat meselesini, hariçten ithai imkânlarını, hep birden göz önünde bu­lunduracağız. Başka bir soruları varsa arzedeykn.

— İstanbul:

Harbiye arkasında açık hava tiyatro­su civarında yapılmasına karar verilen Sergi ve kapalı Spor Sarayının temel atma töreni bugün yapılmıştır.

Törende Vali ve Belediye Başkanı Or­du Müfettişi, İstanbul Komutanı, Mer­kez ve Deniz Komutanları, Şehir Meclisi Üyeleri. Vali Muavinleri, Belediye Mua­vinler;1, Emniyet Müdürü, Partiler Baş­kan ve Temsilcileri, Bölge Spor Başka­nı ile sporcu gençler ve diğer bir çok da­vetliler bulunmuşlardır.

Doktor Lütf.l Kırdar memleketimizin medeni bir ihtiyacı olan spora karşı duy­duğu ilgiyibelirttikten sonra bir sergi binasından mahrumiyetinden dolayı bir yerli mallar sergisinin bile açılamadı­ğını söylemiş ve demiştir ki:

İstanbul Beiedoyesi, güzel Istanbulumu-zun bir spor ve sergi sarayından mah­rum olduğunu daha 1939 başında gör­müş, bu ihtiyacı karşılamak istemiştir. Fakat İstanbul bu mahrumiyetin yanın­da diğer bir noksanını da daha şiddetle hissediyordu.

Bugünkü spor dünyasının anladığı tarz­da bir stadyum da yoktu. Bütün bu ih­tiyaçları mütevazı bütçemiz içinde kar­şılamak zaruretiyledir ki hepsine birden başlanamamıştır.

înönü Stadına başlandıktan sonra harp çıktı. Her hususta sonsuz engellerle karşılaştık ve çok gecikmeler kaydet­tik.

Bugün artık İnönü Stadyumu henüz ta-mamiyle .ikmal edilmemiş olmakla bera­ber gençliğin faydalanabileceği bir ha­le gelmiş ve onlara ilâveten müteaddit semt stadiarı yapılmış bulunduğundan ikinci merhaleye geçiyoruz. Çift mak­satlı bu spor-sergi sarayının inşasına başlıyoruz.

Gelecek yılın bugünlerinde bitireceğimi­zi umduğumuz yeni saray da 1949 Av­rupa güreş şampiyonasını yapacak aynı sene ilk büyük sergiyi burada açacağız.

îki buçuk milyon liraya çıkacak olan bu bina. Türk sporunun terakkis'ne ve Türk iktisadiyatının inkişafına hizmet edeceği gibi İstanbul Belediyesi İçin de bir gelir kaynağı olacaktır.

Sporcu geçliğimize ve Türk ekonomisi­ne faydalı olacağı şüphesiz bulunan Cumhuriyet devrinin bu uğurlu yeni eserinin huzurunuzda temelini atmakla büyük şeref ve bahtiyarlık duyuyorum.

Vali ve Belediye Başkanından sonra İs­tanbul Eğitim Enstitüsü Spor Eğitim şubesi öğretmenlerinden biri de yapıla­cak olan binanın memleket öîçüsündek: önemini belirtmiş ve bu eseri, meydana getirecek olanlara gençliğin teşekkür­lerini sunmuştur.

Bundan sonra Vali ve Belediye Bakam i!k kazmayı vurmuş ve törene son veril­miştir.

Kâzım Karabekir'in. Millî Mücadeledeki bu şerefli hizmetine, milletimi­zin 1918 senesinde uğradığı büyük feîâket karşısında onu tekrar şanlı mev­kiine yükseltmek için yurtdaşlarımızm giriştiği çetin mücadelede aldığı yüksek vazifeleri başarmağa, bütün hayatı hazırlamıştı. Tâ mektep sıra­larından itibaren Karabekir pek, ciddî ve millet dâvalarına candan ilgi gös­teren bîr ruhla hayata atılmıştır. Askerlik hayatında Osmanlı İmparatorlu­ğunun sarsıntı devrinin milletin genç ve münevver evlâtlarına yüklediği ağır külfetleri omuzuna alan şanlı neslin en ilerisinde yürümüş, Rumeli'de çete mücadelelerinde ateşli vazifeler almış, Edirne Muhasarasında yüksek kabi­liyetini göstermiş ve sonra Umumî Harpte Çanakkale'de Kerevizdere gibi Cenup grupunuîi en tehlikeli noktasında o grupun ruhu mesabesinde olan bir fırkaya kumanda etmiştir. Ondan sonra, İrak'ta Mareşal Fon Der Gol­cün ölümünde cephe kumandanlığım uhdesine almıştır. Buradaki hizmetleri, onu daha büyük bir işle görevlendirmeğe sevketmiş, Erzurum ve Erzin­can'ın düşmandan istirdadı gibi Birinci Dünya Harbinin en güzel mazhariyet­lerinden birine ermiş ve işte o zaman general olmuştur. Bu, General Kara­bekir'in bir gün anlattığına göre. kendisine bir muzafferİik pisikozu ver­miştir. İşte bu haleti ruhiye ile yaşıyan ve derinliğinde milletimizin zafere olan imarımı ve istihkakını duyan Karabekir. Birinci Umumî Harbin memle­kete getirdiği çöküntü karşısında çok büyük bir elem duyuyor. Vaziyeti en derin bir hassaslıkla tetkik ediyor ve şu kanaate varıyor ki, İstanbul hükü­metlerinin o sırada daldığı hayaller ve teslimiyetlerden sıyrılarak bir zaman­lar yüksek zaferler neşe ve imkânlarını tattığı Şarka giderek oradan haki­kati görmiyen Garp dünyasına karşı mücadeleye girişmek lâzımdır, kendisi kolordusunun bulunduğu Tekirdağ'dan kalkarak İstanbul'a geliyor, İstan­bul'da, o sırada bütün milletin ümitlerine penah olan kudretli bir ruh var­dır: Mustafa Kemal. Onunla Şişli'deki evde görüşüyor, Kâzım Karabekir, Mustafa Kemal'e bütün düşüncelerini anlatıyor, Anadoluya geçip millete itimat ederek kat'î bir mücadeleye girişmek hakkındaki bütün imanını, müstakbel Atatürk'e anlatıyor ve iki imanlı Türk bu asil fikirde birleşerek Kâzım Karabekir ne yapıp yapıp kendisini Şarka tâyin ettiriyor ve gidiyor. Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkıp sonra Havza'ya ve oradsn Amasya'ya gittikten sonra -İstanbul Hükümetiyle çetin ve sert bir telgraf muhaberesi yapıyor ve sonunda bağlar kopuyor. Müstakbel Atatürk, ordudan istifa ediyor ve üçüncü ordu müfettişliğinin verdiği bütün salâhi­yetler Mustafa Kemal Paşadan Kolordu Kumandanı Kâzım Karabekir Paşaya intikal ediyor. O anda Mustafa Kemal Paşanın yanında bulunan Esbak Baş­vekil Sayın Rauf Orbay'm anlattığına göre, Mustafa Kemal Paşa bir tefek­küre dalmıştır: Bundan sonra askerî otoritesi kalmamıştır, işler ne olacak ve nasıl gidecektir? Aynen Rauf Beyden: Bu sırada kapı açılıyor, Kâzım Karabekir, sivilliğe intikal etmiş olan Mustafa Kemal Paşa'nın karşısına hazır ol vaziyette dikiliyor:

Paşam diyor, bütün kuvvetlerimleemrinizdeyim. Daima emirlerinize harfiyen riayet olunacaktır. İşte müstakbel büyük Önderin karşısında Kâzım Karabekir'in imanlı ruhununnecip durumu.Karabekir, bundan sonraordunun başında millî dâva için hazırlıklar yapıyor ve Mustafa Kemal Paşa Erzurum Kongresini millî Ölçüde bir hüviyet haline korken daima onunla buluşup her şeyi beraber mütalâa ediyorlar. Kazım Karabekir, Sivas Kong­resinde vücut bulan temsil heyeti üyesi olarak millî mücadelenin siyasi cep­hesinde de faal vazifeler alırken Türkiye Büyük Millet Meclisinin teşekkü­lünü müteakip yüksek bir millî Ödevle vazifelendiriliyor ve tarih, ona ikinci defa Şark ufuklarımızda bu sefer daha şanlı ve daha büyük bir zafer ka­zanmak imkânını veriyor. Kâzım Karabekir Paşa kumandasındaki Türk kuvvetleri, Türk vatanına göz diken Taşnak ordularını mavh ve perişan ede­rek Kars ve Ardahan'ı istirdat ediyor. Mükâfaten Türkiye Büyük Millet Meclisi, kendisini (ferik) yapıyor. Bu hal, iki büyük başın' kumandaları al­tında Garpte milletimizin makûs talihini yenmeğe uğraşan ordularımıza bir çok imkânlar temin ediyor, işte merhum Kâzım Karabekir'in enerji ve imanla dolu mevcudiyetinin millî mücadelemizdeki millî ve askerî gayret­lerinin bir hülâsası.

Merhumun bu askerî ve millî hamle ve hareketlerinden başka bir de inkı­lâpçı ve milliyetçi hüviyeti vardır, Kâzım Karabekir, Sayın General Ali Fuat Cebesoy'un dediği gibi meşrutiyetten bir hayli evvel, hürriyet mücade­lesine katılıyor. İ908 meşrutiyetinin ilânından bir sene kadar önce İstanbul'a gelerek İstanbul'da Konya Milletvekili Muhterem üstat Fatin Gökmen ve diğer arkadasiariyle birlikte Sultan Hamid'In hafiyeleri karşısında ve en korkunç ihtimalleri gözönüne alarak inkılâp ve hürriyet için çalışıyor. Meş­rutiyet ilânından sonra 31 Martın kanlı günleri geliyor, Meşrutiyet cani pen­çeler altında boğulmak üzeredir. İstanbul'a yürüyen hareket ordusunda ikinci fırkanın kurmay başkanı olarak mühim bir' rol oynuyor, sonra uzun müddet yalnız askerliği ile meşgul oluyor, evinde çalışıyor ve demin tas­vir ettiğimiz gibi bütün fikri ve amelî imkânları kullanarak Türk ordusu­nun Balkan Harbi fecaatlerinden sonra derlenmiş toparlanmış, gençleştiril-miş ordumuzun muzaffer simalarından biri oluyor, seneler geçiyor, millî mücadele bittikten sonra Kâzını Karsbekir, hür ve inkılâpçı ruhiyle mem­lekette bir kaç partili demokrasi hayatının memleketin inkılâp ve hürriyet ihtiyacına uygun olduğu kanaatiyle bazı arkadasiariyle siyasî bir parti kuru­yor ve bunda da imanla çalışıyor. Fakat hâdiseler, bu tecrübenin inkişafına müsaade etmiyor, bundan sonra Kâzım Karabekir uzun bir. müddet siyasî hayattan çekiliyor, fakat dün bütün askerlik arkadaşlarının da dediği gibi o, kanaatlerinin adamı, iman ve içtihadının tam bir merbutu olduğu halde hiç bir zaman acılaşan, menfileşe.n bir insan olmuyor. Daima yurdun âli menfaatleri üzerinde titreyen, daima hürriyet ve milletin ikbali dâvalarına bağlı ve onun üzerinde titiz olmakta devam ediyor, her vakit millî mücade­lenin hatıralarına, kardeşlik ve rabıtalarına, vicdanının derinliklerinde ssdık ve bağlı kalıyor. Zaten onda hiç bir şahsi gaye yoktur. Fikirlerinde, iddia­larında hiç bir vakit kendisine bir meziyet atfetmemiş, bir öyünme hissi yer almamış, daima kendi kanaatince hak ve hakikat gördüğü emel ve mefkûrelere hizmet için uğraşmıştır. En sıkıntılı günlerinde onda her vakit de­mokrasinin mes'ut bir inkişafı en samimî bir ideal olarak yasıyor. Aziz başkanım, müsterih ol, bütün Türk Milleti de seninle beraber aynı imanı tekrar ediyor ve bu şanlı, şerefli milletin her ferdi şunu tekrarlıyor: Kars ve Ardahan Türkiye'nin beli, boğazlar boğazadır. Aziz Türk büyüğü Kâzım Karabekir,

Müsterih ol, bu yüce millet senin hakikî hizmetlerini bütün asîl kalbiyle takdir ediyor, senin ölümünden dolayı göz yaşları döküyor.

Atatürk'e mülâki ol Kâzım Karabekir.

Devlet işlet­mesi kene!: işçisin , hususi işletmeden daîıa çok masraf y psuı, diyemeyiz. Kep bir ağızdan tekrarladığımız, hususi te­şebbüslerle devlet işletmelerin2 müsavi muamele yapmak esası, devlet işletme­lerine daha fazla, hak veinritiyâz tanıma­maktan ibaret cieğiıldir; bir devlet işlet­mesinin benzer bir hususi teşebbüsten daha fazla, külfet ve masraf altında ol­maması da gerektir. Kaldı iki işçisine, devlet işletmesi gibi bakmak, ayni şart­ları ve imkânları sağlamak bizzat hu­susi teşebV: ilerimizin kendi menfat-lerâ icabıdır.

Bugünkü realitelerimiz önünde şunu kabulde birleşebiliriz: husus; işietmeîer-de çalışanlara verilecek ücretin doğru­dan doğruya devlet eliyle tesbit edilme­sine ' ekonomik ve sosyal bünyemiz ne müsait, ne de müteharnmidir. Şu halde işçi ücretinin ilgililer arasında serbesçe tesbit edilmesi usulünü devam ettirmek zorundayız. Yapılacak şey, bu serbes­tinin mahzurlu taraflarını gidermek, makul ve memleket bünyesine uygun cahşma şartlarının ve ücret sisteminin yerleşmesini sağlamaktır.

îşçi ve işveren sendikaları bu bakımdan üzerinde durulacak müesseselerdir. Gerçekten ilgililer bilhassa işverenlere nispetle daha zayıf durumda olan işçi­lerimiz (her türlü siyasi tesirler dışında, ehliyeti ellerle idare olunur kurumlar halinde hirîeşerek millî ve karşılıklı menfaat anlayışı içinde, temkinli çalış­malar sayesinde toplu iş anlaşmaları usulünü kurarlarsa, zanıania ve devletin uzlaştırıcı yardımlariyle ve en büyük işveren olarak devlet işletmelerinin te­min edecekleri uygun ücret ve çalışma şartlariyle millî ekonomimizin bu bü­yük dâvasını hal yoluna girmiş olaca­ğız

Sosyal ve ekenon-ük hayatın diğer saha­larında olduğu gibi burada da müşte­rek işlerde teşkilâtlanamamamn. işbir­liği yapamamanın sıkıntısını çekiyoruz, îşbirligi zihniyetini yerleştirmek, ekono­mik gelişmemizin temel şartlarından biridir.

iktisadı kalkınma dâvamsz...

3 Ocak 1948 tarihli«Ulus»Anka­ra'dan :

1948 bütçesinin Büyük. Millet Meclisin­ce kabulünden sonra Hasan Saka Kabi­nesi, artık yeni yıl çalışmalarına başla­ma imkânına kavuşmuş bulunuyor. C. H. P. Meclis Grupu 364 oy gibi üstün bir çoğunlukla hükümeti bu çalışmalarında destekleme ikararıni belirtmiştir. Bu gü­venin, idare yükünü omuzlarında taşı­yanlar için bir kudret kaynağı olması tabiidir. Ancak şurası da var ki, C. H. P. "Meclis Grupunun bu kararını, hükü­metin bir yıl içinde yapacağı bütün iş­leri önceden tasvibeden açık bir bono saymak hatalı bir görüştür. G. H. P., kendi hükümeti üzerindeki murakabesini her zamandan daha sıkı ve tesirli tutma kesin karariyle yeni yıla giriyor. Hükü­met ancak, parti programiyle millete karşı girişilen vaitlerin ciddiyetle ele alınması ve gerçekleştirilmesi nispetinde Meclis Grupunun daimî güven ve yardı- -mim sağlıyabâlir.

Hükümetin bugün karşısında bulunduğu en mühim mesele, iktisadi kalkınma da­vasıdır. İktisadi kalkınmanın temel şartı da her alanda istihsalin artırılmasıdır. Türkiye için en geniş ve bereketli İstih­sal faaliyeti sahasının, tarım işlerinde toplandığı herkesin malûmudur. Bu se­beple C. H. P. programında açıkça belir -tiliği gibi tarım istihsalinin verim, -mik­tar ve keyfiyetçe yükseltilip değerlendi­rilmesi ekonomik çalışmaların başlıca hedefi olmak gerekir. Milletimizin temel unsuru olan büyük çoğunlukta köylü kütlesinin, sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınması da bu dâvanın başarı ile çö­zülmesine bağlıdır.

istihsalin artırılması, milletin maddi gü­cünü artıracak, yurdun korunmasını ko­laylaştıracak, yaşayış seviyesini yüksel­tecek, Türk halkının hür ve medeni bir cemiyet olaralk bütün dünyada lâyık ol­duğu saygı ve itibara kavuşmasını sağ-hya-caktır, Kararlılaşmış fiyatlarla sağ­lam bir malî politikanın dayanacağı te­meller de, ancak böl ve ucuz istihsal üzerine kurulabilir. Bundan başka geniş halk kütlelerini sıkmtıva düşüren darlık:

Az çok herkesin bildiği bu gerçekleri mümkün olduğu kadar çok tekrarlamak­tan çekinmemeliyiz. Gerçi bugünün dün­ya şartları, kuvvetli bîr kitisadi potansi­yele malik olan bazı devleri de etkonomik güçlüklerle karşılaştırmaktadır. Meselâ Birleşik Amerika'da bile, istihsalin istihlâki karşılayamamasmdan doğan bazı aksaklıklar, mübadele tıkanıklık­ları göze çarpıyor. Ancak başka millet­lerin karşılaştıkları güçlükler, bizim ek­sik veya hatalı işlerimiz için bir teselli kaynağı olmaktan uzaktır. Devrin t.arihî Misyonunu kavramış ve çetin şartlarla boğuşarak İstiklâlini korumaya alışmış millet olarak daha müreffeh ve me­sut bir hayata kavuşmak için bütün bil­gimizi, enerjimizi, maddi ve mânevi kud­ret kaynaklarımızı seferber etmek zo­rundayız.

Diinya yüzünde dev kuvvetlerin iktisadi ve siyasi hâkimiyet mücadelesine .giriş­tikleri bir zamanda ekonomik kalkınma ve teşkilâtlanma dâvamızı, tesadüflerin plânsız seyrine bırakamayız. Nitekim millî kudretimizle sıkı sıkıya ilgili olan iktisadi kalkınma ve istihsali artırma dâvasının ilmî ve ci-ddi bir şeküde ele alınması gerektiğini takdir eden C. H. P. Kurultayı, kabul ettiği yeni progra­mın 14 üncü maddesiyle, bir «Ekonomi Genel Meclisi» nin kurulması kararına varmıştır.

iktisadi hayatımızda faaliyet ve tecrü­beleriyle temayüz etmiş uzman ve ilgi­lilerden kurulacak olan bu .meclis ikti­sadi kalkınmamızda iki eeıpheli bir va­zife görecektir. Bir kere millî ekonomiyi bünyesi içinde devamlı surette gözönün-de tutup inceliyeoek, milletlerarası şart­ları da hesaba katarak iktisadi teşebbüs ve faaliyetlerimizi plânlara bağlama ve gerekli tedbirleri alma hususunda hü­kümete tekliflerde bulunacaktır. Diğer yandan gene bu meclis, hükümetçe ha-. zırlanacak ve millî ekonomiyi ilgilendi­recek olan kanun ve tüzük tasarılarını önceden İnceletmek, görüş ve düşüncele­rini bildirmekle de görevli olacaktır.

Millî ekonomi teşebbüs ve faaliyetlerimi-z-t: plânlı bir şekilde -cereyanını, temin

bakımından böyle bir ihtisas ve bilgi meclisinin ne İtadar geniş faydalar sağ-lıyaeağmı uzun boylu izaha hacet yok­tur. Bütün dâva, iktisadi hayatımızda nâzım rolünü oynıyacak olan bu mec­lisi, mümkün olduğu kadar çabuk ha­yat ve faaliyete geçirmektedir, iktisadi meclislerimizin, biır plansızlık sürünce­mesine artık tahammülü kalmamıştır. Bu alanda kaybedilecek her dakikanın, düşülecek her tereddüdün telâfisi imkân­sız olduğunu bir an hatırımızdan, çıkar­mamalıyız. Bu -sebeple yeni yıl içinde hükümetten ilk istediğimiz şey, Ekono­mi Genel Meclisinin kurulup işlemesi için gerekli kanuni ve fiilî tedbirlerin bir an önce alınmasıdır. C. H. P. nin yetkili mahfilleri, Büyük Kurultay direktifinin vakit geçirilmeden yerine getirilmesini sabırsızlıkla beklemektedirler. Bu işte gecikmenin iktisadi kalkınma dâvamı­zın zararına olacağını hiç bir zaman, dikkatten uzak tutmamalıdır.

Bugünün günahım çekecek ya­rının masum nesli...

Yasan: Cihad Baban

3 Ocsk 194S tarihli «Tasvir» İstan­bul'dan :

Her yıl bütçe müzakerelerinde eski emeklilerin feryatlarım duyardık, nasıl­sa yapılmış bir müsavatsızlığın telâfisi için sağa sola başvururlardı. Bu sene bu neviden pek şikâyet duymadık.

Yine her yıl bütçe müzakerelerinden ev­vel bir avuç Şirketi Hayriye emeklisi, dertlerini yanarlar, hükümetin, çektik­leri ıstırabıdîndirmesiniisterlerdi.Bu

vatndaşlar söylediler, şikâyet ettiler ve nihayet nevmit olarak sustular.

Şikâyet ve ıstıraplar, bu (efendilerimi­zi;) .rahatsız eden, müracaatlar, gelecek sene daha azalacak, öbür sene daha aza­lacak ve belki bir kaç yıl sonra, büs­bütün kalmiyacaktır.

O zaman (hikmeti hükümet) denilen ucube dişlerini göstererek meserretini izhar edecek, (atlattık) diyecek ve bay­ram yapacaktır.

Gafletten gaflete.,.

Yazan: Prof. Dr. Fuad Köprülü

4 Ocak 1948 tarihli «Kudret» Anka­ra'dan :

Şu son geçen yıl İçinde, bütün dikta­törlük sistemlerinin ana düstura olan meşhur «tek şef, tek parti, tek millet» tekerlemesinin ortadan kalktığını ve hü­kümet partisi tarafından, çıkarılan ga­zetelerde dahi «şeflik sistemi» aleyhin­de yazılar yazıldığını görmüş, ve bunu «demokrasiye doğru hayırlı (bir adım;* olarak telâkki etmiştik.

Hakikaten, millî bayram günlerinde so­kaklarda «tek şef, tek parti, tek millet» levhalarının dalgalandığı,devlet daire­lerineparti bayrağıçekildiği, her ne mahiyette olursa olsun bütün toplantı­ların sonunda «büyüklere tazim ve bağ­lılık telgrafları» yazıldığı zamanları ha-tırhyacak olursak, -bu totaliter manza­radan kurtulmanınbile herhalde ileri bir adımsayılması icap ettiğikendili­ğindenanlaşılır.Memlekettetotaliter gidişe artık foir son vermek zamanı gel­diğinehükmeden umumiefkârın kuv­vetli tazyiki karşısında, Türkiyeyi«he­nüzortaçagmistibdatananelerinden kurtulamamış geri bir Şark memleketi» gibi göstermekte elbette ısrar edilemez­di. Mesuliyet mevkiinde bulunanlar, bu hakikati ister istemezanlamak ve Ka­bul etmekzorunda idiler.Totaliteriz-min, vasilik sisteminin, zümretahak­kümünün enmüfritve mutaassıp ta­raftarlarıbile,millîiradedendoğan hürriyet ve demokrasihavasınakarşı açıktan açığamukavemet kaıbil olma­dığım anlıyarak, hakikîniyetlerini hiç olmazsa maskelemek mecburiyetini his­settiler. C. H. P.ninson kurultayı ve MilletMeclisindeki bütçemüzakerele­ri, bize bu husustaçok ibret verici mi­saller göstermiştir. Bunlar arasında, az çok bir zihniyet değişikliğini ifade eden bazı ümit verici tezahürler olmakla be­raber bunların münferit ve mahdut kal­dığım, ve parti idarecileriyle hükümetin henüz eski zihniyetten kurtulmakiste­miyor gibigöründüğünüesefleitiraf etmek lâzımdır. Ka'.buki umumi efkârm istediği ve beklediğideğişiklerin yalnız şekilden ve sözden ibaret kalmıyarak, ruhta, zihniyette, fiiliyatta da k-endini göstermesidir.Eski gidişi, demokratik bir dekor içinde devam ettirmek kabi! o!maclığmı halâ anlayarmyanlar bu kor­kunç gafîetleriyle memlekete ne (büyük fenalık ettiklerini ve milli bütyeyi na­sıl zaafa düşürdüklerini halâ idrâk et-miyenler, her halde çok yanlış hesap­lara dayanıyorlar.

iktidar partisinin ve hükümetin demok­rasi yolunda fiilî ve kati adımlar at­maktaki bu zararlı tereddüdünü mem­leket hesaibma büyük bir teessürle kar­şıladığımız sırada, iki gün evvelki «Ulus» Gazetesinin baş sütununda gö­zümüze çarpan bir tebrik mektubu bizi hayretten hayrete düşürdü; ve kendimizi birdenbire «tek şef, tek parti, tek .millet» düsturunun sokaklarda dal­galandığı günlerde zannettik. Çünkü Ge­nelkurmay Başkam tarafından yeni yıl dolayısıyla Devlet Reisine gönderilmiş olan bu dört beş satırlık reısmî tebrik mektubu, dünyanın hiç bir demokrasi­sinde eşine tesadüf ediiemiyecek garip 'bir eda taşımakta ve Hasan Saka Hükü­metini hakikaten müşkül bir duruma düşürmektedir. Hukuki bakımdan bu işin asıl mesuliyeti doğrudan doğruya Başvekile aittir; çünkü onun muvafa­kati olmadan ıböyle bir mektup gönde­rilmesine asla imkân yoktur.

Yeni yıl münasebetiyle. Genelkurmay Başkanının Devlet Reisine resmî bir teb­rik mektubu göndermesi, tabii görüle­bilir. rBu, sadece bir nezaket ve hürmet eseridir. Ancak bu mektubun ifadesi, devletin hukukî bünyesine uygun olmak ve ona aykırı bir eda taşımamak mecbu­riyetindedir. Böyle bir mektup, «şef sis­temi» ile idare olunan memleketlerde başka türlü yazılır; mutlâkiyetçi veya meşrutiyetçi monarşilerde başka türlü yazılır; demokrasi esaslarının hâkim ol­duğu cumhuriyet rejimlerinde ise büsbü­tün başka tarzda yazılmak icap eder. îşte bu bakımdan, biz bu .mektubun Ana­yasamızın ruhuna uygun olmadığını hayretle ve teesüfîe belirtmek zorunda­yız. Siyasi hiç ;bir hüviyeti olmıyan ve olmasına kanunen imkân bulunnııyan Genelkurmay Başknı. bu siyasi ve hu­kuki icaoları bilmemekte mazur olabilir:

Batı Avrupa'nın mânevi mirasını red deyi emiştir. Bir ta­rafta komünist memleketler diğer uçta da ferdî hürriyet ve insanlık haklarının şampiyonu Birleşik Amerika vardır. Bu durum karşısında İngiltere gibi Türki­ye de kendinin gideceği yolu çoktan, seç­miştir.

Bu yol, kendi millî dehamıza, dünya gö­rüşümüze uygun olarak Türk demokra­sisini geliştirmek, vatandaş hak ve hür­riyetleriyle sosyal adaleti birleştiren bir devlet ve idare sistemi kurmaktır. Bu­nu, millet olarak kalkınmamızın, devlet oiarak istiklâlimizin esas şartı saymak­tayız. Böyle bir sistemin ise, ancak şah­siyetlerini ve insanlıklarını hakkiyle id­rak eden hür vatandaşlar topluğuna da­yanacağına inanıyoruz. B. H. P. bu esas­larda birleşen bütün parti ve kurullarla, Türk demokrasisinin sağlam temeller üzerine kurulması için işbirliği etmiye daima hazırdır.

Veremlesavaş ikicepheliol­malıdır...

Yasan: Cumhuriyet

îOıımhurîvet»

5 Ocak 1948 tarihli İstanbul'dan:

Evvelki gün açılan Verem Savaş Der­nekleri Konferansında, başta Sağlık ve Sosyal Yardım Bakam Doktor Behçet Uz olmak üzere, sayın doktorlarımızın söylediklerini okumuş ve elbette çok üzülmüşsünüzdür. Çünkü bu nutuklar-ki onlara acı itiraflar da diyebiliriz - mem­leketimizin verem denilen müthiş afetle savaş hususunda ne kadar geri kalmış olduğunu bir kere daha göstermiş bulu­nuyor. Hakikaten, konferansta ortaya atılan rakamlar - utandırıcı demiyelirn de - ıstırap vericidir, demekle iktifa ede­lim.

Yurdumuzda her yıl, resmî rakamlara göre veremden 40 bin vatandaş ölmek­tedir. Bu resmî bir rakamdır ve şüphe­siz hakikati tam ifade edememektedir. Çünkü yurdun hekimsiz' hücra köşele­rinde ölenlerdenkaçınınveremekur-

ban gittiğini kim tesbît etmiştir ki bu 40 bin rakamı tamam ve doğru olabilsin. Memleketimizde her yıl veremden ölen­lerin bu kadar olduğunu kabul etsek dahi, vaziyet gene fecidir. Çünkü verem­den 40 bin kişi ölmesine mukabil, bizzat Sağlık Bakanının söylediğine göre ve­remlilere mahsus yatakların sayılı şöy­ledir:

da:1041 yatak

de:1441»

de: 1827»

1958 de: 5570 » olacaktır. Böylece 1948 de yurdumuzda 10 bin nü­fusa düşen verem yatağı 0.96 ya, 1958 de ise 2.78 e çıkmış bulunacaktır. Hal­buki Yunanistanda bugünkü yatak sa­yısı 3.89 dur.

Sayın Bakan bu acı rakamları verdikten sonra:

« - Bu. bizde verem yataklarımızı artır­mak için dahane kadar çok çalışmak zorunda olduğumuzu göstermektedir.» Diyor.Bu cümleyi şu şeklede sokabi--liriz:

«Bu. bizde verem yataklarımızı artırmak için ne kadar az çalıştığımızı da göster­mektedir.»

Filvaki, yıllardan beri yurdumuzda ve­remle savaş gayreti, veremin artışına nispetle pek zayıf olmuştur.

İstanbul Verem Savaş Derneği İkinci Başkanı olan Doktor Tevfik îsmail Gök­çe de Sağlık Bakanının çizdiği karan­lık tabloyu tamamlamış:

«— Memleketimizde 28 verem dispanseri ve 2000 yatak - olduğunu, halbuki nor­mal olarak 800 dispanserle 20 bin yatağa ihtiyacımız bulunduğunu kabul etmek lâzımdır,»

Demiştir ki bu rakamlar da, ayrıca, biz­de veremle savaşm. hiç denilecek kadar zayıf olduğunu isbat etmektedir, Geçenlerde, Demokrat Partili bir mil­letvekili, yeni Büyük Millet Metdlisi bi­nasına ve diğer bazı binalara sarfedüen ve daha da edilecek olan büyük milyon­lardan^ bahsederken, yurdumuzda has­talar yatacak yatak bulamazken böyle lüks binalar yapılmasından şikâyet et­mişti. O saman bu muhalif milletvekilinin sözleri demagoji olarak vasıflandı­rılmıştı. Veremle Savaş Dernekleri Kon­feransında ortaya a,tılan rakamların acı belagatı, bu demagoji ithamının, hiç de doğru olmadığını, bilâkis böyle bir ha­kikati demagoji diye vasıflandı rmanın daha büyük bir demagoji olduğunu gös­termiyor mu?

Biz, veremle mücadeleye ancak ateş sa­çağı sardıktan sonra, daha yeni başla­mış bulunuyoruz. Görülüyor ki 10 yıllık sağlık plânı hem gecikmiştir, hem. de kısa bir zamanda, bu derde deva olamı-yacaktir.-Bu plânın tatbiki devam eder­ken gene her yıl 40 bin Türk vatandaşı Öleceğine göre, 1958 e kadar, 400 bin genç dahni vereme kurban gidecek de­mektir.

Doktor Tevfiık ismail Gökçe, veremin her yıl elimizden aldığı 40 bin Türkün kaybından ileri- gelen «içtimai ve iktisa­di tahriplerin memlekete senede 500 mil­yon liraya mal olduğunu esefle» kayde­diyor. Demek ki önümüzdeki 10 yıl içinde, verem âfeti yüzünden yurdumuzun zararı 5 milyon lira olacaktır. 10 yıllık sağlık plânının ise 600 milyon liralık bir masrafa mal olacağı geçen yıl, Sağlık Bakanı tarafından söylenilen ve broşür halinde yayınlanan nutukta ifade edilmişti. O halde, sağlık plânını 10 yılda; 5 yılda gerçekleştirmenin ça­relerini arayıp bulmamız kati bir zaru­rettir.

Verem,, gıdasızlıktan ve sefaletten kuv vet alan bir âfettir. Bununla bir taraf­tan tıbbi bakımdan savaşırken diğer ta­raftan d?, memleketin iktisadi durumu­nu düzeltmek, hayatı ucuzlatarak gıda­sızlığı önlemek ve sefaleti azaltmak, bir kelime ile refah sağlamak gerektir. Ve­remle savaş, ancak böyle iki cepheli bir gayretle verimli ve başarılı olabilir.

5 Ocak Adana'mn kurtuluşu...

Yazan: Cihad Baban

5 Ocak 1948 tarihlî «Tasvir» İstan­bul'dan :

Yüzlerine düşman işgalinin kâbusu çö­ken, asık çehreler, bugün artık ümitle gülmeğe başlamışlardı. Çukurova, kahpe biristilânın yüreklerde yarattığıİstıraplardan kurtuluyordu. Yarâbbi o iş­gal esnasında oranın saf ve temiz halkı neler neler çekmemişlerdi? İyilik gö­ren eski uşaklar birer kızıl hain kesil­mişlerdi. Her sabah dükkâna giderken selâmlanan Artin, Ohannes, Fransız İdaresinde vazife görüyorlar, efendileri­ne jurnal ediyorlardı. Gençler, vatanper­verler dağlara doğru çekiliyorlar, mü­cadeleye orartan devam etmek istiyor­lardı. Düşman ise dünyanın en münbit yeri oJan Kilikya'da adamakıllı yerleş­mek istiyor. Çukurovah, katiyen bu zil­lete tahammül etmek niyetinde değildir, çetinbir mücadele başlıyor.

Bu destan halindeki mücadelenin, saf­halarım, bugünden itibaren yazılarım s n.hif eler imimde okuyacağınız arkadaşı­mız Taha Toros size en hurda teferrua-tiyloanlatacaktır.

İstiklâli için ayaklanan bir milletin ne­ler yaratacağını orada göreceksiniz... Fakat dün düşman İşgalinden kurtulan Adana, bugün artık tabiatın esiri olmak­tan da kurtulmak istiyor. Medeni bir millet olarak ona bu hakkı tanımak mecburiyetindeyiz. Çünkü Türkiyede hiçbir vilâyet yoktur ki, Adana gibi, büyük refah imkânlarına malik olsun da, ihmal yüzünden, güneşin kavurucu-luğundan veya Seyhamn deliliğinden ya­kasını kurtaranlasın... Adana şimdi me­deni' bir kurtuluş mücadelesine atılmak zorundadır.

Dünyanın en münbit. toprağından istih­sal edilen pamuk para getirmiyor. Üzü­mün, incirin, fındığın ihracı serbest oldu­ğu halde pamuk memleketten dışarı çı­karılamaz. Çünkü dokuma fabrikaları­mızın ihtiyacını temin etmek lâzımdır. Bu ihtiyaç temin edilirken, fiyatları arz ve talep kanuni değil, hükümet tesbit eder.

Toprak Kanununun 17 nci maddesi Çu-kurovada ziraat emniyeti diye bir şey bırakmış değildir. Herkes mütereddit, bekliyor. Elvnden gelen de .serma­yesini oradan kaçırarak başka yerlere naklediyar. Adanada su baskınları bir fp.iciadır. 1936 daki felâketi unutmadan bu yıl yeni bir baskına daha uğradılar... Hemen on bir seneden beri, Adananın beş kilometre şimalinde Kararlar bucağıimage001.giftenilen mevkide, Çubuk barajînın yir­mi misli büyüklüğünde bir baraj inşa edileceğinden bahsedilir. Bu baraj inşa edilmemiştir. Fakat, daha 1940 senesin­de bir meclis nutku ile işletmeye açıldı­ğı söylenen regülatör çimento külçele­ri haylinde meydanda duryor. Adana, Mersin ve Karataş, Türkiyenin kışlık istirahat yeri olabilirler. Fakat bir asırdan beri, 55 kilometrelik Karataş yo­lu .bir türlü inşa edilememiştir. Dünyamn 'en nefîs plajlarından biri olan Karataş kötü bir balıkçı köyü bile değildir.

Adana büyük bir İstihsal bölgesidir. Fa­kat bu istihsal bölgesini makinelerle bir türlü teçhiz edememişizdir. Çiftçi Birli­ği Başkanı Sayın Fazlı Meto, Halk Par­tisinin kırklık divanına üye seçilmiştir. Umarız ki, bu suretle temin ettiği nü-'fuz;ı. memleketi lehine kullanarak sene-lerdenberi peşinde koştuğu, bir kaç yüz p?,re;"! makineyi çiftçiye temin edebil­sin.

Adanada, aşağı yukarı, çiftçinin % 60 ı küçük, o; 40 ı da iki bin dönümden faz­la eken büyük müstahsildir. On. bin dö­nümden fazla toprak üzerinde çalışan­ların miktarı parmakla gösterilecek ka­dar azdır. Büyük zürra tarlasını maki­ne ile sürmektedir. Geniş sahalarda nü­fus az olduğu için, küçük, orta ve bü­yük çitçi makine bakımından birbirlerine yardım ederek birbirlerini tamam­lamaktadırlar. Çünkü bilhassa pamuk işinde nadas Adananın tâbiri ile fedhan çok derin yapılmakta ve bunun için üç çift öküzle çekilen büyük pulluklar bile, günde ancak sekiz on dönümden fazla fedhanyapamamaktadır.

Halbuki milli istihsal bakımından bu geniş toprakları değerlendirmek için günde 70—120 dönüm nadas yapan trak­törler jâzımdîr. Yani Çukurova İstihsal dâvası ayni zamanda bir makine dava­sıdır.

Bundan başka, bugün istiklâlinin ve za­ferinin bayramım, şehitlerini anarak kuthyan Çukurova bu memleketin üze­rinde titrediği en kıymetli bir hazinedir. Toprağının serveti bir yana: O bir müzed;r. Tarsustan geçerken Berâan suyu­nun sesinde Kleopatranm ' îhtîzazlı aşk nağmelerini, duyabilir, Ashabı Kehfin asırlarca uyudukları yerlerin dillerinde efsanelerin en güzelini dinliyebilirsiniz... Kilikya ovalarında Boğa dağlarının ait kısmında Hitit medeniyetinin eserlerini, bilhassa Yümüktepe höyüğünde gözle­rinizle görebilir, Aralık ve Ocak ayların­da bile ılık rüzgârların yaladığı bu top­raklar üzerinde eğer hayaliniz genişse, İskender ordularının zaferlerini, Dârâ'-mn haşmetini, Mısırlıların, Âsurlularm seferini nazarlarınızda canlandırabilirsi­niz.

Bir tarafta Justinien yapısı, hâlâ işe yarıyan ve Romanın haşmetine şahadet eden Taşköprü üst yanında metruk du­ran Cumhuriyet Regülatörü...

Bugün Adananın kurtuluş yıldönümünde onun yarınını düşünüyoruz. Ve Adana, Türk Milletinin refaha ulaşmasında baş­lı başına rol oynıyabilen bir diyar ola­rak karşımızda duruyor. Temennimiz şudur: Adanayı bir de hükümetin ihma­linden, tabiatın zorbalığından, idareci­lerin lâkayıtlığmdan kurtarabilsek...

Seçim Kanunu meselesi...

6 Ocak 1948 tarihli «Ulus» Anka­ra'dan :

Halk Partisi Kurultayı ve bütçe müza-kerfeleri bitti. Hükümet; Partisinin ku­rultayından aldığı direktif ve Meclisin bütçe müzakereleri doiayısiyle millet­vekillerinin konuşmasından mülhem olarak çalışmasına başlamıştır. Hükü­metin ele alması İcabeden mevzulardan biri de (Seçim) Kanunudur. Bundan ev­velki (Büyük Millet Meclisi) hemen he­men bir asırlık ömrü olan (intibahı Me-busan) Kanununda yapılan türkçeleştir-me ve iki dereceli seçilinden tek dereceli ıseçime) gsçmiye ait hükümlerden gay­ri hiç bir değişiklik yapmamıştı. 1946 Temmuz seçiminden sonra muhalefet partisi bu kanunun usule taallûk eden ı gizliliği) nive (oyların sayılması açlkh-lığı) nı sağlamadığını İleri sürerek Se­çim Kanununun değiştirilmesi lâzımgel-diğini ileri sürdü ve bu görüşünde de ıs­rar etmektedir. Muhalefet, Seçim Kanu­nunundeğiştirilmesini istemekte haklı olmakla beraber kanunun aksak olan yeri yalnız kendi iddia ettikleri (gizlilik) ve {oyları saymakta açıklık) prensipi değildir. Seçim Kanununda yapılan deği­şiklikte yalnız (tek dereceli seçime) gi­dilmek kabul edilmekle kalmamış aynı zamanda (lise) usulü de kabul edilmiş­tir. Halbuki (liste usulü) kabul edilen sistemlerde (nisbî) seçim prensipini de gözönünde bulundurmak zarureti var­dır. Bundan başka (vekil) ile (müvek­kil) arasındaki münasebetin yakınlaştı­rılması yani (seçmen) in seçeceği (mil­letvekili) ni tanıması, bilmesi sebeplerini temin etmesi de lâzımdır. Görülüyor ki Seçim Kanunun; yalnız muhalefetin is­tediği iki noktadan değil esasından ve bir sistem olarak ele alınması ve sis­temli bir Seçim Kanunu yapılması za­rureti vardır ve millî hâkimiyeti temin edecek olan (Seçim Kanunu) hu yönden esaslı olarak tedvin edilmelidir. Bu ka­dar mühim olan bu kanunun yeniden tedvini zaruri olmakla beraber yalnız nazari de olmamalıdır. Bunun için {1950) de gidilecek olan umumi seçim­den evvel çıkacak umumi ve yeni (Se-Çim Kanunu) ndan önce şimdiki kanunda

ufak değişiklikler yaparak ara seçim­lerde alınacak neticelere göre esas ka­nunda kabul edilecek (sistem) husu­sunda da bir fikir sahibi olunabilir.

Henüz halkının yüzde sekseni okuyup yazmak bilmiyen bir memlekette (giz­li oy) prensipi üzerinde durulur. (Oyları

açıkta saymak) usulü gözden geçirilir. Bu hususta yapılacak değişikliklerden sonra ara seçimlerden alınacak netice hazırlanacak ana (Seçim) Kanunu hu­susunda bize bir rehber olabilir.

Hükümet bir taraftan ana (Seçim) Ka­nununu hazırlarken bir taraftan da bu­günkü (Seçim) Kanununda (gizli oy) ve (açık sayı) ya ait hükümlerde meydana çıkmış müşkülleri bertaraf edici deği­şiklikleri yaptığı ve ara seçimlere bu de­ğişikliklerle gidildiği takdirde memleket için daha hayırlı daha faydalı olduğu kanaatindeyiz.

Temenniler, vaitler...

Yasan: A. Adnan Adıvar

6 Ocak 1948 tarihIi«Akşam» İstan­bul'dan :

Büyük Millet Meclisinde geçen senenin son altı gtm ve gecesinde hatipler kâh okudular, kâh söylediler; kabine âzası da kâh söylediler, kâh okudular. Dinle­yiciler yukarı balkondan sabır ve sü­kûn ile dinlediler. Ertesi sabah gazete­ler bu sözleri mümkün olduğu kadar sü­tunlarına geçirdiler. Nihayet'yeni sene­nin sabahına karşı horoz ötmeden mu­azzam bir ciltlik Bütçe Kanunu Meclisin ekseriyeti tarafından kabul olundu ve o andan itibaren millet kesesinin ağzım kapayan bağların ucu daha bir sene için, muhalif ve müstakil milletvekillerinin muhalefetine rağmen, Halk Partisi Hü­kümetinin eline teslim edildi.

Bu sene geçen seneye nispetle sakin ve mutedil bir hava içinde geçen müzake­releri gazetelerde heyecan verici baş­lıkları bir gün bile besliyecek bir hal almadı. Muhalefet Partisinin sözcüsü uzun, uzun samimi tenkidlerini kürsü­den bildirirken Meclis onu sakin, sakin dinledi. Hattâ sonradan tenkldlerin bir kısmını hükümet de kabul etti. îş ba­şına geleli henüz üç ay olmadığı için bir çok tenkidleri, kendi hesabına bile ol­masa, kabul etmesinden daha tabii bir şey olamazdı.

Kabul edilen tenkidlere bazan «temen­ni» adım verdiler. Bilmem bu ad doğ­ru mudur? Adın menşeini pekâlâ hatır­lıyorum: Birinci Büyük Millet Meclisin­de her gün. müthiş bir takrir dalgası sı­ralardan kabararak riyaset kürsüsüne kadar çıkardı. O vakit bunların hepsine cevap vermeğe hükümet âzası vakit bu­lamazlardı. Riyaset Divanı onların bir kısmını Mecliste okur, hükümetten te­menni ediliyor diye ait olduğu daireye havale ederdi. Bu eski kelime şüphesiz ki sakattır; çünkü milletvekillerinin hü­kümetten temennisi değil talebi, isteği olur. VâJkıa Millet, Meclisleri müzakere­lerinde kimseyi inciıtmiyecek ihtiyatlı, heyecanlı da olsa yine münazara kaide­lerine uygun nazik sözler siyasi olgun­luğun en mühim alâmetidir. Fakat herşeye rağmen bir milletvekili hükümet­ten ya bir şey sora-r, ya bir şey ister ve yahut nihayet bir şey tavsiye eder; fa­kat temenni etmez. Her ne ise artık Meclis lehçesine girmiş olan bu tabirin münakaşasını bir tarafa ibırakalım.

Bütçe müzakeresi esnasında ilk mühim İtiraz ve bu itiraz neticesinde talep, büt­çenin daha derin ve daha ağır ağır tet­kiklere mevzu olabilmesi için ya malî senenin Mart ayının başına nakil veya­hut Meclisin bir ay evvel toplantıya çağ­rılması îdi ve bütün taleplerin en esas­lısı bu olduğu son sıkışık günlerin man-zarasiyle gözlere batacak kadar sarahat İle görüldü. İtiraf edeyim ki hem Bütçe Komisyonunda, hem Mecliste Hükümet bu noktaya ciddiyetle temas etmekten çekinmiştir. Komisyonda verilen cevap, ikide birde malî senenin değiştirilmesi doğru olmadığı ve olsa olsa Meclisin bir ay evvel toplanmasının teklifi isa­betli olacağı yolunda sudan bir cevap­tır. Halbuki bu sene tekerrür eden ve milletvellermi de hükümet azasını da soluk soluğa çalışmağa mecbur eden bu zaman darlığına hemen hemen bütün Meclis âzası şahit ve buna bir çare bu­lunması lüzumuna kanidir. Zaman elbet­te dardır. Bir günde bir kaç yüz milyon­luk bir iki bütçeyi kâfi derecede tetkik ettik demek kolay bir iddia olamaz. Buna rağmen hükümet bu «temenniye» vait ile ibile mukabele etmedi. Fakat öyle ümidederiz ki Meclisin pek umumi olan bu kanati iki yoldan birinden bir 'kanun teklifi ile bu sene içinde müzakere mevkiine geçecek ve şu veya bu suretle bütçe müzakeresine daha uzun bir za­man ayrılarak demokrasinin ibu en mü­him direği daha sağlam bir zemin üze­rine, daha muhkem surette dikilecek­tir.

Muhtelif devlet dairelerinin bütçelerinin müzakeresi sırasında nice itirazlar, nice tenkidler ve nice «temenniler» oldu. Bunlara karşı yapılan müdafaaları ve verilen cevapları dinledik. Bu sırada hükümet bazan sarih, bazan yarım ağız­la vaitlerde bulundu. Şimdi düşünüyo­ruz ki, bu taleplerin ve yahut temenni­lerin bir kısm: bel'ki yerinde olmıyan, bir Kısmı da bugnin hemen yerine geti­rilmesi maddeten mümkün bulunmıyan


cinsten oia:bilir. Fakat her halde bîr kıs­mı sene içinde yapılabilecek şeylerdir. O halde isalbetli ve mümkün olanların senenin ilk ayları içinde tatbikine doğru adım atıldığını görmeği istemek hak­kımızdır. Geçen senelerde de böyle vaSt-ler olmuştu. Bu seneki müzakerelerde, esefle söylemeliyiz ki, bu vaitlerden bir iki istisnadan başka yapılmış bir şey tesbit edemedik. Belki o vaitler Rousse-au'nun dediği gibi çabuk verildiği için tutulamamıştır. Va'dini yerine getirme­mek cemiyet içinde, hatta bir İnsandan Öteki insana karşı bile iyi gözle görü­lür !bir şey değil iken bir hükümetin millete karşı verdiği, yerine getirilmesi mümkün va'di tutmaması çok daha fe­na görülse gerektir ve asıl fenası artık vaitlerin kıymetinden milleti şüpheye düşürür. «Vait borç gibidir»; borcunu ödemiyene tekrar kredi verilmese yeri­dir.

Bir muvazaa partisi bahis mev­zuu olamaz...

Yasan: Stem İzzet Benice

fi Ocak 1948 tarihli «SonTelgraf»

Hamdullah Suphi Tanrıöver'in C. H. Partisinden istifası etrafındaki tefsir ve tahminler hâlâ devam etmektedir. An­cak, yürütülen bütün tahminler arasın­da Hamdullah Suphi için de, C. H. P. için de en yakışıksız bulduğumuz tahmin «muvazaa» dan bahsediümesiclir. Güya Tanriöver partiden bir. danışıklı dönüş neticesi ayrılmıştır ve kuracağı parti de bir muvazaa partisi olarak MecliiJste rol ve söz sahibi bulunacaktır. Bu yalanı kıvıranlarla yalanlarına kendilerinin de inanmadıklarına ve inanamıyacaklarana peşinen hükmederiz. Hamdullah Suphi Tannöver, muhakkak ki ken'di görüş, fikir ve İnanlarına dayanarak C. H. Par­tisinden çekilmiştir. C. H. Partisi de bu çekilişi bir sürpriz olarak karşılamamış-tır. Çünkü, Hamdullah parti içinde bir görüş ve fikrin başıydı ve C. H. Partisi programına bazı nokta ve prensiplerde samimi olarak mütezad ve muhalif idi. Hamdullah kendi fikir veimage002.gifgörüşlerinden fedakârlık edemiyecegi kadar C. Jî. Partisi de program ve tat­bikatta Hamdullah'a uyamazdı. Bu ay­rılış bir zaruretti ve C. H. Partisinden zamanla ayrılışlar vukua geleceği bir hakikatti ve hakikat olmakta devanı edecektir.

Çünikü, C. H. Partisi 19 Mayıs 1945 de yirmi iki yıllık hayatına fiilen hitam vermesi ve yepyeni bir kuruluşa, yep­yeni (bîr istihaleye gitmesi gereken bir siyasi müesseseydi. Eskiyi, tek parti olarak kuruluşundaki bünyeyi, bir va­tanseverler camiası oluşundaki sırrı De­mokratik .gelişme ve çok partili bir re­jim içinde ilânihaye devam ettiremezdi. Programına göre bünyesini ıslah ve tas­fiye etmek zorundaydı ve bu programa uyamıyanlarda ayrılmak mecburiyetin­dedirler. Hamdullah Suphi Tannöver, işte bu mecburiyetle başbaşa ve karşı karşıya kalmıştır. Ya kendi kendisini in­kâr ederek C. H. Partisi Büyük Kurul­tayı sonunda kabul edilen programa şah­siyetini bağlıyacaktı, yahut da kendi ruh ve zihniyetini harekete getiren fikir­ler peşinde yürüyecekti. Fikir ve politi­ka sahasında şahsiyet ve şöhret yapmış olan Tannöver elbette ki bir sigara du­manı haline inkılâp edemezdi. Kararını vermiş ve partiden kendi fikirleri isti­kametinde ayrılmıştır. O aynlmasaydı dahi C. H. Partisi onu uzun müddet tu­tamazdı, çünkü C. H. Partisi ken­di; program, ruh ve gidişini ay­kırı firkirlari güdenlerle bir ara­da ts'lif edebilmek maharetini de-vak ettirmek .isterse hakiki bir parti olmak mevkiine asla intikal ve istihale edemezdi, edemez. Bu yönden C. H. Par­tisi er ve geç bünyevi bir tasfiye göre­cektir ve bu muhakkaktır. Zamanla Hamdullah Suphi'yi takip edenler ola­bileceği gibi ayrı fikir ve ayrı görüş sa­hipleri de partiden ayrılacaklardır. Par­ti ancak bu sayede fifkir tecanüsüne ulaşacak, şahıslar peşinde idarecilik ro­lünden kurtulacak, program ve tüzüğü­ne samimiyetle bağlanmış bulunanların partisi olacak ve kuvvetlenecektir.

Üçüncü bir parti kurulması bahsine ge­lince, bunu çok daha Önceden kabul ve bu sütunlarda tavsiye eden biriyiz. Ancak üçüncü parti Tannöver tarafından mı kurulacaktır, kurulabilir mi? Bilme­yiz. Katoul etmek lâzımdır ki, bugün memlekette Halk ve Demokrat Partiler­den baŞka beyannamesi verilmiş, hattâ ise koyulmuş, fakat tutunamadıklar. için adlan unutulmuş daha on bir parti vardır. Biz, bir üçüncü parti., derken.. kuvvetli, C. H. ve D. P. karşısında ha­yatiyet ve -mevki ifade edecek bir par­tiden bahsediyoi-uz. Bu bir sınıf parti­si olabileceği gibi Cumhuriyet idare­sinin ve rejiminin yetiştirdiği genç ve münevver nesillere dayanan bir ideal partisi de olabilir. Ancak bu iki esastan birine dayanmak şart ve şekli ile yeni ve kuvvetli bir partiye bilhassa Meclis çalışmaları bakımından ihtiyaç vardır. Amma, böyle bir parti ne muvazaa yolu ile kurulup tutunabilir, ne de maziye ait şöhret ve şahsiyetlerle desteklenip kuv­vet ve hız arzedebilir. Bu bir gün ihti­yaçtan ve bu inanış ve takdirden do­lacaktır.

Aydınlığa hasret...

Yazan: Nadir Nadi

0 Ocak 1948 tarihli «Cumhuriyet" İstanbul'dan:

Hasan Sakaya nedense fazla ümit bağlıyar. Demokratlar son zamanlarda ge­ne sinirlenmeğe başladılar. Antidemok­ratik kanunların değiştirilmesine dair hiçbir kımıldama emaresine taşlanma­dığım, dört aydanber: hükümetin bu hu­sus on ufak bir teşebbüse bile glrişme-d.'ğin:, ardı arası kesilmiyen bu oyalama politikasından halkm artık usanç getir­diğimi söylüyorlar. Onlara bakılırsa Re­cep Pekeri düşüren sebeplerin başlıca halk efkârında totaliter idareye karşı uyanan tepki îdi. Yoksa Halk Partisi Meclis Grupımdan ezici çoğunlukla gü­ven oyu alan bir hükümetin iki gün son­ra kend'liğinâen çekilmesini anlamak güç o'urdu. Şu halde Hasan Saka ancak kısa bir gelişme devri boyunca hükü­met başında kalacak, ilk iş olarak da Meclise, antidemokratik kanunların de­ğiştirilmesine dair bir takırtı projeler su­nacaktı. Mevzuatımızbir defanormal hürriyet şartlarına göre ayarlandı mı Hasan Bey yerinde durmaya zaten im­kân bulamıyacaktı.

Halbuki hâdiseler onların umduğu gibi : medi. Say.ru Saka Hükümet: meşhur 7 Eylül kararların: mümkün mertebe ta-mir edici bazı tedbirlerle işe başlıyarak belli bir fiyat üzerinden altın satışlarını ysak etti; ithalât ve ihracat işlerini de oisbi bir kotrola bağlamağa çalıştı. Bu-nur. dışındı devlet çarkı eski minval üzere devam etti. Yeni hükümet kurulalı dört ay olduğu halde hukuki nizamımı­za getirilmesi beklenen yeniliklere dair ortada bir işaret görmüyoruz. Basın, Polis ve Secim Kanunları Recep Peker zamanında nasıl idiyse gene öyledir. ı z dah i az demevî bir mizaca malik

bulunduğu anlaşılan Hasan Bey, Recep Peker gibi ikide bir sinirlenip muhalif sikcpat diye hücum etmiyor. Mecyüzüne kar?: yapılan şiddetli ten soğukkanlılıkla, güleryüzlekararArasıra Hakiîsınız, gelecek yıla inşallah daha iyisiniyaparız» diyerek oniann, gönlünü almasını unutmuyor. Fakat hazırladığı bütçeyi santimine ilişiinıeksizin Meclisten çıkarmasını da bibyo.Geçen gün burada işaret ettiğimiz gQ>i bu vaziyet Haik Partisi hesabına bir başarı alâmeti sayılabilir. Böylece, ya­kın zamanlara kadar şahidi olduğumuz erginlik havasını, memlekette yumu­şatmak belki mümkün olabilecektir. Hü­cumlarına cevap bulamaya bulamaya muhaliflerin zamanla gevşemesi ihti­mali hatıra gelebilir. Onlar eskisi gibi sesier tseler bile karşı tarafta tep­ki uyandırmıyacak olduktan sonra bu seslerin yavaş yavaş'dağılması beklene-.... Hele bir üçüncü parti kurulup da zaJrirî muhalefet temin edilirse o zaman Demokratların vaziyeti büsbütün güçle-ş'r. Dünkü Akşam gazetesindeki imzasız makalede okuduğumuz gibi Meclisten ime iddiaları artık tesirsiz bir hale geiir.

Fakat bizi üzen nokta bu değildir. An­tidemokratik kanunlar bahsinde de. Ha­san Beyin yerinde oturması veya De­mokratların Meclisten çekilmesi bah­sinde de biz mutlakafilân düşünceye göre hareket edilmesi taraflısı değiliz. Bir memleketi iyi idare edebilmek sana­tının yalnız kanunlara, yahut da yalnız ş&hısîârla zümrelere dayanmadığına ina­nanlardanız. Bizim üzüntümüz, bugünkü dünya şartları orsasında o kadar muh­taç bulunduğumuz hukuki bir istikrar­dan hâlâ mahrum kahşımızdır. Evet, bi­liyoruz, bir rejimden bir başkasına iki dakika içinde geçilmez. Gerçek bir de­mokrasinin temellerini sağlamca otur­tabilmek için uzun. gayretler harcamak elbette şarttır. Zamanla 'bunu yurdu­muzda mutlaka gerçekleştireceğimize eminiz. Fakat başarılmak istenen yeni­liklerin mevzuatımızdaki akislerini ol­sun şimdiden niçin aramıyalım? Dışarı­ya karsı hürriyetçi imiş gibi bir kılığa bürünüp içeride eski sistemi devam ettirmekle acaba ne fayda sağiıyacağı-mıai umuyoruz? Acık konuşalım, va­tandaş bugün bi?i idare eden mekaniz­manın mahiyetini iyi bilmiyor, ona te­reddütte bakıyor, tşte asıl tehlike de bu­radadır.

Ne partilerin karşılıklı iddiası, ne de kanun maddelerinin şu veya bu formüle uydurulması! Bize lâzım oian politika ihtirasları dışında yaşîyan vatandaşları, yani Türkiyeyi Türkiye yapan büyük kütleyi memnun etmek, onu içinde bu­lunduğu vuzuhsuzluktan bir an önce kurtarmaktır Bunu yapamadığımız müddetçe, demokrasi şöyle-dursun, her­hangi bir idare şekline sahip olduğumu­zu iddiaya hakkımız olmıyacaktır.

Ulaştîrma politikamız...

7 Ocak 1948 tarihli «Ulus» Anka­ra'dan :

Bugünkü uiaşarma, politikamızı ince­lerken, dünkü duruma kısaca bir göz at­mak faydalı olur:

Çöken İmparatorluktan toprak ve kül yığmı halinde bir vatana tevarüs" etmiş oian bugünkü nesil, yurtta yabancı ser-meyanin kurmuş olduğu dört bin kilo­metrelik bir demiryolu şebekesiyle, ta­biî ömrünü tüketmiş yirmi, üç bin ton gayrisâfi tanilâtoda bir deniz ticaret fi­losu buldu.Limanlar,rıhtımlar,fenerler kıyıların emniyeti ve kabotaj hatla­rımız hep yabancı sermaye tarafından sömürülüyordu. Dünün ulaştırma poli­tikasının ana hatları kökten bir temiz­lik ve mülileştirme esasına dayanıyordu. Bir yandan da yurdun karanlık köşeleri­ni medeniyet ışığı ile aydınlatmak için şark bölgesindeki ulaştırma boşluğunu doldurmak dâvası ele alındı. Bu dâva­nın çok çetin bir mücadele tarihi var­dır. Sayın înöünü'nün demiryolunu; Si­vas'a ulaştırabilmek için yenmek zorun­da kaldığı güçlükler ve çektiği ıstıraplar 1930 da Sivas'ta vermiş olduğu nutuk­ta bütün açıklığı ile duyulmuştur. Dev­letin o zamanki elverişsiz mali durumu ve iç politikanın ortaya attığı engeller karşısında elde1 edilen başarının büyük kıymeti üzerinde dikkatle durulmaya değer.

Yıllarca didnıe didine, zorluklarla çarpı­şa çarpışa doğuya, güneye ve kuzeye güneşin ışıkları gibi yayılan demiryolu hatlarımız bugün sekiz bin kilometreye varmış bulunuyor.

Dünün çalışma plânı üzerindeki mesai devam edilmekle beraber bugünkü ulaş­tırma politikamız, İkinci Dünya Har­binin acı günlerinden alman intiba ve tesirden ilham almaktadır. Bu tamam­layıcı politikanın hedefi, yedek malze­mesinden ağır endüstrisine kaçlar bü­tün ihtiyacı yurt içinde yapabilmek im-kânlarını plânlaştırmak ve bu plânı tat­bik sahasma koymaya çalışmaktır. Bu gayeye doğru yol alınırken bir yandan da harp yuları içinde geceli gündüzlü ça­lışarak yıpranan demiryolu malzemesini yenilemek lüzumunu dikkate almak ica-bediyordu. Demiryolu şebekemizin on se­neye kadar on bin kilometreye yüksele-bileceğini ve harpten önce 23 milyonu bulan yolcu sayısının bugün 48 milyona vardığını ve trafik gelişmesinin de dört buçuk hanı ton kilometreden dokuz mil­yar ham ton kilometreye çıkmış oldu­ğunu dikkate alırsak ne kadar geniş bir ihtiyacı doyurmak zaruretiyle karşılaş­tığımız meydana çıkar. Dünün ve bugünün politikalarını bir bütün halinde yürütebilmek için geniş malî imkânlar elde etmek lâzım geliyor­du. Bir kısım kredilerle ve demiryolu teşkilâtının bünyesinde yapılan ameliyelerin temin ettiği tasarruflarla ihtiyaç­ların karşılanmasına' çalışıldı. 1948 yı­lma muvazeneli bir bütçe ile, iç ve dış taahhütlerin taksitlerini karşılıyacak 40 milyon liralık bir sermaye fazlalığı ile girilmiş bulunuyor. Bu malî ferahlık, (300) kadar lokomotifle (2000) vagonu mevcut malzememize eküyebiimemizi mümkün kılmaktadır. Eu malzemenin bir kısmı memleketimize girmiş bulun­maktadır.

Kurulmaya başlanılan tesisler arasında yedek edevat fabrikası, emniyet tesis­leri atelyesi, büj'ük bir döküm fabrika­sı ve kurulmaya başlanan vagon fabri­kası beliibaşiı eserlerdir. Türkiye'nin bir lokomatif fabrikasına kavuşması da yarınki çalışmaların hedeflerinden biri­dir. Bu mesai plânı, demiryolu işletmesi ve endüstrisini rasyonel bir gürüsün kavramış olduğunu belirtebilir.

Devlet Denizyollarına gelince: Büyük çöküntülerle sarsılmış, bir türlü taazzu-vunu ve gelişmesini tamamhyamamış olan bu .müessese değişi'k tipte yirmi kadar teşekkülün üzerine kurulmuş, ku­ruluş, malzeme ve hizmet unsurları ba­kımından iyi bir miras edinememiştir. Kurulduktan sonra da istikrara kavu-şamıyan, adını, sistemlerini değiştirerek kâh birleşen, kâh dağılan ve yeni yeni ek işleri üzerine alan Devlet Denizyolla­rında, bu karmakarışık durumun düzen­lenebilmesi epeyce uzun sürmüştür. Araya giren İkinci Dünya Harbi yüzün­den esaslı bir deniz ulaştırma politikası ancak iki yıldır ele alınmış bulunuyor. Bu politikanın ana hatları şudur:

Postavapurculuğunu, iç hizmetlereyetecek bir seviyeye çıkardıktan sonra Akdenîzde yerleşmek ve yük nakliyatınıuzak denizlere genişletmek,

Limanları modern teçhizlerle donat­mak,yükleme, boşaltma veambar iş­lerine güven ve hız vermek,

Eldeki tersanelere ilk önce tamir ve daha sonra gemi yapabilecek kapasite­yi kazandırmak.

Amerikan ve İtalyan tezgahlarından ye­ni gemiler satın almak, çalışma plânın­da yer alan tedbirler arasında bulunu­yor. Amarika'dan 15 yolcu gemisiyle 10 şilep ve 2 akaryakıt gemisi bu suretle temin edilmiştir. Şehir hatlarındaki sı­kıntı; yi hafifletmek için Hollanda'ya da 6 gemi ısmarlanmış ve İngilizlerin Mı­sır'daki taşıtlarından 16 çıkarma gemi­si satm alınarak memlekete getirilmiş­tir. Bu suretle ticaret filomuza son bir yıl içinde 200 bin tonilâtoluk bir filo ka­tılmış bulunmaktadır. Elde bulunan to­najı da ekliyecek olursak deniz ticaret filomuzun varacağı {300 bin) tonajla iç ulaştırmanın sıkıntısı giderilmiş ve Ak-denizde iki hattı devamlı olarak işlet­mek kolaylaşmış olacaktır. Bu gayeye ulaşmak yurdumuzu, istihsallerini kendi, taşıtlariyle uzak limanlara taşımak zevkına kavuşturacaktır.

Denizyollarımızm kalkınması dâvasını başarabilmek için limanların teçhizi ve şantiyelerin ıslahı işine büyük önem ve­riliyor. Yapılan siparişler teslim alındık­ça ihtiyaçlar kısmen olsun Önlenecek ve iyi işliyen limanlar politikası gerçekleş-miye doğru yol olacaktır.

Türk armatörlerin denizyollarımızm yanıbaşmda yardımcı kuvvet olarak ça­lıştırmak ve halk denizciliğini kötü ola­rak kurmak bir zaruret haline gelmiş­tir. Cumhuriyet Halk Partisi Kurultayı­nın dilekleri arasında yer almış bulunan bu ihtiyacın çok kısa bir zamanda mu­vaffak olmuş bir teşebbüsle karşılana­cağı umulmaktadır.

Dünyayı bir avuç içi kadar küçülten, kı­taları birbirlerine bağlıyarak insanları birbirlerine ısındıran hava ulaştırması­nın Türkiye'de kuruluşu kısa bir tarih­çeye malik olmakla beraber Devlet Ha-vayoll arımızın gelişmesi, bilhassa son yıllarda ümit verici bir seyir takibet-mektedir. En yeni teknik vasıtalarla ve elemanlarla donatılması gereken bu mü­essesenin tekâmülü hava meydanları­nın eksiksiz olarak tamamlanması ve havacılıkta en ehemmiyetli rolü oynıyan hava elektrik hatlarının kurulması ile tahakkuk edebilecektir. Yılm her mev­siminde büyük şehirlerimiz arasında hiç aksamıyan toir hava ulaştırmasını temin edebilmek için geniş bir plânla büyük bir emek harcanmaktadır. Havayollan-îiıız yabancı memleketlere uzanmak, Türk Bayrağını dünya göklerinde dolaş-

tırmak bakımından bize millî bir guru­run zevkini tattırmakla beraber en çetin haıra şartları içinde olgunlaşacak Türk havacılarına da milletlerarası hava şöh­retleri arasında yer almak şerefini ka­zandırmış olacaktır. Bugün bir kanadı Atina'ya ve bir kanadı Bağdat'a uzan­mış bulunan Türk kartalını yakın bir gelecekte Roma ufuklarında görmek mümkün olabilecektir.

Türkiye'nin yarınki büyük kalkınma sa­vaşında kara, deniş ve hava ulaştırma­sının üstüne alacağı ağır vazifede mu­vaffak olması, Türk vatanını asırlar­dan beri içinde bunaldığı imkânsızlık­lardan biran evvel kurtaracağı İçin ulaştırma politikamızı bugün dâvaları­mızın en başında tutmak zorundayız.

D. P. iki yaşında...

Yasan: Nadir Nadi

8 Ocak 1948 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:

Dünkü gün Demokrat Partinin ikinci kuruluş yıldönümüne raslıyordu. Bu vesile ile partinin iki yıllık çalışmaları­na burada kısa bir deneme yapmayı faydalı buluyoruz.

Bilindiği gibi Demokrat Parti, Halk Partisinden ayrılmış bir teşekküldür. Bu itibarla ağabeyinin zaaflarından bir kısmını bünyesinde taşımaktadır. Bu da öteki gibi herhangi bir içtimai veya İktisadi nazariyeye dayanmaz. Halk Partisi, memleketi teşkil eden bütün sı­nıf ve zümreleri nefsinde toplamaya gayret ediyordu. Bu isteğini gerçekleş­tirmek uğruna altıok prensipini icat et­miş, yeryüzünde mevcut her siyasi dokt­rine başvurarak her birinden bir şeyler toplamış, baştakilerin tefsirine göre renk ve şekil alacak bir sentez meydana getirmişti. Halk Partisinin altı prensi­pini, rakamları unutulmuş bir reçeteye benzetmek mümkündür. Gerçekten, dev­letçiyiz, milliyetçiyiz, halkçıyız, lâikiz, devrimciyiz;, cumhuriyetçiyiz, deniyor. Fakat kaç arşm devletçiyiz, kaç gram müiyetçiyiz, nereye kadar cumhuriyet­çiyiz? Bunlar hiçbir zaman açıkça söylenmemiş, biEJi idare edecek poliitikacıla-rin dirayetine veya temayülüne bırakıl­mıştır. Öyle olunca da altıok ha var, ha yok bir hale gelmiş, zemin ve zamana göre mütemadiyen sağla sol arasında bocalamış durmuştur. Öyle ya, bu şekil­de dozajı serbest bırakıldıktan sonra al-tıoktan faydalanamayacak bir ideoloji yeryüzünde tasavvur edilebilir, miydi? En sağa kağan bir parti bile sırasına göre az çok devrimci ve lâik olduğunu iddia edebilir. En solda, bulunan ihtilâl­ci bir teşekkül de işine gelirse milliyet­çi duygulara bağlılığım ileri sürebilirdi.

Meselâ bugün 'biz belki Ruslardan daha az devietçü olduğumuzu İddia edebiliriz; fakat eski Çarlık rejiminin kumandan­larına izafeten yeni nişanlar çıkaran bolşevik hükümeti de acaba bizden daha milliyetçi olduğunu söyliyemez nü?

Belli ve kısa bir tarihi devre boyunca memlekette az çok bir düşünce İnzibatı kuran ve bu itibarla bize siyasi bir fay­da sağlıyan altıoku sonradan aynen ka­bul ettiği için, Demorat Parti, Türkiye-de batılı mânasiyle bir murakabe orga­nı kurmuş sayılamaz. Partinin,bu hu­sustaki zaafını biz zaten bir çok vesile­lerle burada açığa vurduğumuz için ay­ni bahse şimdi tekrar dönmek istemi­yoruz.

Demokrat Parti, ilk büyük kongresin­de kabul ettiği hürriyet misakı ile, kendini Kalk Partisinden ayıran başlı­ca vasıfları ortaya koymuştu. Üç nokta etrafında toplanan bu prensipler de, 'ha­kikatte, bir siyasi partinin malı olmak­tan ziyade bütün hürriyet rejimlerine ait iptidai hayat şartlarından ibaretti. Gerçekten, antidemokratik kanunlar yürürlükte kalır. Seçim Kanunu vatan­daşa emniyet vermez, Devlet Reisi de kendi partisinin menfaatine hizmet et­meyi asıl vazifesine Üstün sayarsa, bir memlekette nasıl demokrasi yapılır ve nasılçeşidli partiler kurulur?

Pakat ne yaparsınız ki1, Demokrat Par­ti, bütün bu saydığımız yollardan g-eç-meye mecburdu. Halk Partisinin altıoku r bazı kıraldan daha kıralcılarm gayre­tiyle - anayasaya geçildiği için, mem­leketimizde kurulacak her siyasi teşek-

kül bunları ister istemez kabul edecek­ti. Yoksa anayasaya aykırı yürüyorlar-denir ve onlara hayat hakkı tanınmazdi.

Hürriyet mi'sakma gelince, bu da, mem­leketimizde ciddi bir murakabe sistemi kurup yürütebilmek için ilk atılması ge­reken adımlardan biri idi. Eski hal de­vam ettiği müddetçe, 'halk, hiç 'bir siya­si partiye güven beslemiyecek, bütün teşebbüsler birer muvazaadan ibaret kalmaya mahkûm olacaktı. Kısacası, Demokratların istediği, her şeyden ön­ce bir çalışma sahası idi.. Onlar, her ta-. rafı işgal edilmiş bir tarlanın kenarın­da duruyorlardı. Onlara: Gel,kendini göster. Sen de bir şey­ler Bakalım ne mahsul alacaksın? Deniyordu.Demokratlar bu meydan okuyuja, en doğru cevabı vermişlerdir:

Yer veriniz de çalışalım!

Oniarın.iki yıllık gayretleri vakıa fiili­yat sahasında tamamiyle verimli olmuş sayıimıyabilir. Memleketimizde geniş bir hürriyet rejimine imkân verecek hukuki şartlardan henüz hiç biri tamam­lanmış değildir. Kanunlarımız, hâlâ ik­tidar partisinin kayıtsız şartsız hâkimi­yetini sağlamaya yarayacak şekillerden kurtarılmamıştır; hükümet, vatandaş­ları tazyik etmek, gazeteleri kapamak, hattâ dilerse muhalefeti feshetmek im­kânlarını hâlâ elinde tutmaktadır. Fa­kat her şeye rağmen bugün memeleke-timiz, iki yıl öncesine kıyasla bir fikri ilerlemeye kavuşmuştur. Artık karşı partide bugünkü mevzuatın köhneliğini ve yersizliğini kabul edenler vardır. Şef sisteminin devrini yaşadığına inananlar günden güne çoğalmaktadır. Siyasi par­tilerin bir adam etrafında toplanmış kir menfaat zümresi! halinden çıkarak belli b:r fikir ve prensip topluluğu hali­ne gelmesi bugün umumiyetle özleniyor. Halk devlet işlerine karşı ilgi gösterme­ğe başlamış, memleket passif itaat du­rumundan silkinmiştir. Bu merhaleye varılmasında Demokrat Partilnin şüp­hesiz birlaıci derecede rolü vardır. Ta­rih bu kadarını bile şükranla anacak, neticeyi Demokratlar hesabına bir ka~ zanç olarak geçirecektir.

Buna mukabili, hükümetin her işini mü­dafaa etmesi tabiî vazifesi1 olan ikti­dar partisi sözcülerini bu vadide çok âtıl görüyoruz. Grupun bugünkü halinde, de­diğimiz gibi, bir tevekkül, bir tevazu, hattâ bir mahcuplukla tefsir edilen sü­kûtilik var. Bu böyle olmamalıdır.

Anlaşılıyor ki, Halk Partisi Parlâmento Grupu iyi tensik edilmemiş, parlâmen­to tabiyelerini tertip ve M«te edecek kuraay heyeti kurulmamıştır. Bu haliyle hem dışarıya, hem içeriye kuvvet telkin etmiyen bir durum herkesin hattâ biz­zat grup azalarının gözüne çarpmakta­dır. Harpte bile, cepanesi biten kıta ku­mandam, efradının maneviyatını yük­sek tutmak için kurusıki top atar. Bütün bunların ihmali, parlâmento mesaisinin de tam ve müsmiv şekilde cereyan et­mesini sekteye uğratıyor. Çünkü nihayet aynı oyunları tatbik etmiyen iki rakibin bu görüşmesinde hakiki- kuvvetler veya kuvvetlerin îıakiki kıymetleri meydana çıkmamaktadır.

Parlâmentoda grupları olan muhalefet ve iktidar partilerinin, şu kısaca izah ettiğimiz eksikleri tamamlanmadıkça, parlâmento mesaisi ve demokrasi hayatı beklenen semereleri vermekte gecike­cektir.

Yazan: Etem îzzet Benice

Telgraf.

9 Ocak 1948 tarihli «Son İstan'Dul'dan:

Günlük ve gürültülü politikacılığın dı­şına çıkıp objektif bir bakışla hâdisele­re, C. H. P. nin hareket tavrına, demok­ratik hayatımızın gelişme safhalarına bakanlar iki esası takdir ederler: Antidemokratik addedilen kanun­ların muhafazasında C. H. Partisinin ve iktidarının hiç bir menfaati olmadığım, Demokrasinin Türkiyede er geç millî bünyeye ve coğrafi şartlara uygun olarak yerleşeceği..

Hakikat de budur: Antidemokratik ad­dedilen kanunları muhafaza edip götürmekte C. H. Partisinin gerçekten hiç bir menfaati olmadığı gibi bu yolda bir ıs­rarı da yoktur. Recep Peker de dahil olarak 1945 den bu yana vazife almış bü­tün hükümetler antidemokratik sayılan kanunları ya tadil ettirmişler, ya tadil edilmek üzere Meclise sevkeylemişler ve hiç bir vakit:

— İhtiyaca ve demokratik hayata uy-mıyan kanunları muhafaza edeceğiz.. Gibi bir sö2 etmemişlerdir. Ancak, bir sıra güdüldüğü de muhakkaktır. Mem­leketi idare eden kanunları üzerinde dü­şünmeden, yerlerine konulacak olanları­nı incelemeden ve hazırlamadan «ulu orta bir ilga» hevesi ve sorumluluğunu hiç bir hükümet elbette kiı üzerine ala­mazdı. Bunun içindir ki, tek parti sis­teminden çok partili ve demokrasi reji­mine öoğru gidilirken C. H. Partisinin adımlarına zaruri ve tabii bir ihtiyat, teemmül ve teenni hâkim olmuştur.

Amma, şimdi o devreler geride kalmış ve memlekette gerçek bir şekilde de­mokrasi ruh ve zihniyeti yerleşmiş; iti­dalli, basiretli, durendiş bir halk tutu­mu bu ruh ve zihniyetin devamına en büyük destek olmak mevkiine girmiştir. Demokrasilerde hükümetlerin kanun yetkilerine ye tam adalet ruh ve zihni­yetinedayanarak kuvvetliolmaları ve

kalmaları şart olduğuna göre bu yönden hükümetleri zayif düşümıiyecek imkân­ları elde tutmak şekil ve şartiyle hangi sahada olursa olsun antidemokratik sa­yılan kanunları topyekûn değiştirmek veya ilga eylemek için hiç bir engel kal­mamıştır.

Millî şuur kanuna, adalet esasına ve halka hizmet prensipine dayanan kuv­vetli, eşid muamele güder bir hükümete ve hükümet cihazına en hararetli taraf­tar bulunduğuna ve kendi huzur, güven-lilik ve selâmetini bu şartta aradığına göreesasen demokrasi inkılâbının pişdarlîğım üzerine almış bulunan C. H. Partisi ve iktidarı için bu istikamette se­ri ve canlı hamlelere atılmaktan sakını­lacak hiç bir düşünce mevzuu mütalâa edilemez. Tahmin ediyoruz ki, Önümüz­deki toplantı devresinden başlıyarak kı­sa bir zaman zarfında hükümet SeçimKanunudadatıilolmakantidemokratik sayılan kanunla ri tadil eden tasarıiarı Büyük Mil­let Meclisine birer birer getirecek­tir.. Bizce, bu. işin bir cephesi ve hattâ kolay cephesidir. Nihayet vatan­daş en ciddî teminatı sağhyacak ve oy hürriyetini gerçek emniyet halinde tu­tacak bir Seçim Kanununu vücuda ge­tirmek demokratik bir hükümetin ilk işidir ve C. H. Partisi hükümet: bunu kendi partisinin de ileri hayatım ve yüksek menfaatlerini mülâhaza ederek tabiî surette yerine getirecektir.

Basın Kanununda, Polis Kanununda, şu ve bu kanunda da sosyal ve siyasal ha­yat şartlarımıza, uymıyan maddeler de­ğiştirilecek. Türkiye de her demokrat memleket gibi vicdan, fikir, kalem hür­riyetinin beslendiği ve vatandaşın siyasi haklarının emniyet altında, bulunduğu bir gsrçek demokrat memleket olacak­tır.

Bunu takdir etmemek, yaygara edebiya­tında devam etmek haksızlık ve günlük politikada istismar alık ruhunu idame et­tirmekten başka bir şey olmaz.

Bizce, bunların hepsinin ilerisine ve üs-tündo mütalâa mevzuu olmaya değer konu: Demakrasinin Türkiyede nasıl bir bünyeye sahip olacağın! kesin olarak ' tâyin etmek ve ifadelendirmektir. Dâ-vrnm, bütün anlaşmazlıkların, siyası parti'er arasındaki görüş farklarının düğüm veya ruh noktası budur. Bnun için de müphemiyetten, politika taktiklerinden sıyrılarak ve iki büyük siyaset .müessesesi olarak C. H. Partisi iîe Demokrat Partisinin demokrasiyi ta­rif ve izah bakımından muayyen ana hatlarda; birleşmeleri ve millî bünyeye, Türkiyenin coğrafi şartlarına göre «De­mokrasi» yi nasıl anladıklarını bir ara­da, belirtmeleri gerektir. Filhakika, her İM partinin programları bazı nüans farkları ile demokrasi telâkkisinde müş­terektirler ve her vakit için vuzuh arzettiklerini iddia ve hattâ isbat eylemek mevkiinde diri er. Ancak, dâvanın bu de­rece basit olmadığı da ve memleketteki fikir teşettütlerinin çoğunun. «Garp De­mokrasisi sistemi» tâbirinin ifade ettiği mâna ve şümulden çıktığı da bir hs.kikattir.' Demokrasi.Demokrasidir arama her miletin ve her coğrafya bölge­sinin kendisine göre bir demokrasisi olduğu bir hakikattir. Bunun içindir ki, bu yöndsn vuzuhu biz zaruri görüyor ve Türkiye için «Kemalist rejim sistemi ile memzuc demokrasi» yi esas sayıyoruz. Mütefekkirlerimiz, siyasilerimiz, parti­lerimiz re gündelik politikalarımız bu noktayı da bir düşünseler de ondan öte­ye konuşsak!

10 Ocak 1948

Yollar, feir memleketin candamarlarıdir. Gerçeğine dayanarak son C.H.P. Kurul­tayı, yeni parti programında yol siyase­tinin esaslarını kesin hatlarla çizmiştir. Bu siyasetin hedefi,«memleketin bütün istühsal ve istihlâk merkezlerini birbirine ve bunları limanlara, hususiyle köyleri birbirine ve kasabalarla şehirlere (bağla­mak; yolların modern, teknik esaslara göre yapılmasını sağlamaktır. İktidar Partisi Türkiye'nin en ücra köylerini de içerisine alan bir ulaştırma şebekesini yaratacak geniş bir yol siyasetini, ba­yındırlık işlerinin ilk plânda !bir dâvası olarak benimsemiş bulunuyor. Bu suretle Cumhuriyet idaresinin teva­rüs ettiği harap vatan toprakları üze­rinde, ulaştırmanın en önemli unsura olan demiryolları poiitikasiyle gene C. H. P. nin- attığı ilk adım, kara yolları­nın inşasiyle tamamlanma şansına ka­vuşmuş oluyor. İlk zamanlarda demir-yollarımızı kendi vasıta ve imkânları­mızla ve katlanılması güç fedakârlık­larla yapma politikasının, karşılaştığı şiddetli muhalefet hatırlardadır. O za­manlar, demiryolları gibi işletmesinden geiecek nesillerin de faydalanacağı iş­lerin ağır masraflarını, yalnız bugün ya­şayanların omuzlarına yüklemenin in­safsız ve yanlış bir hareket olduğu, ser­best fırkanın başlıca tenkid konusu idi. Halk Partisi Hükümetlerinin malî im­kânlarımızın elvermesi nispetinde demir-yollanmızı bir an önce tamamlama si­yasetinde ısrar etmesinden memleketin zararlı çıktığını bugün artık kimse iddia edemivor. Bunun gibi büyük masraflara ve feda­kârlıklara malolacağı şüphesiz bulunan karayolları şebekesinin tamamlanması da elbette güçlüklerle ve muhalefetlerle karşılaşacaktır. Ancak hem memleketin iktisadi ve kültürel kalkınmasının, hem de millî savunma bakımından korunma­sının, bu işin başarılmasına bağlı oldu-du söz götürmez. Ulaştırma vasıtaları­mızı ve kara yollarımızı ekonomi ve sa­vunma ihtiyaçlarımıza uygun bir şekil­de tamamlamadıkça yurdumuza gerçek mânasiyle sahip olmamız, toprak ser­vetlerimizden hakkiyle faydalanmamız imkansızdır.

Bütçe müzakereleri sırasında müîetve-külerimizden birinin işaret ettiği gibi, bugünkü şartlar altında Muş'un Altın Ovasında yetiştirilecek buğdayın kilosu ancak otuz kuruş masrafla İstanbul'a ulaştırılabilir. Bu durum sürüp gittikçe vatanın, geniş ve bakir topraklarından istihsal için faydalanmamız imkânsız­dır. Üstelik bugünkü hayat pahalılığım ve mübadele tıkanıklığım yaratan yük­sek maliyet fiyatlarında, yolsuzluk ve nakliye ücretlerinin ağırlığı en büyük payla .başta yer almaktadır.

Bütün bu gerçekler, C. H. P. programın­ca çizilen yol siyasetinin tükenmez bir enerji ile güdülmesini, gevşemiyen bir dikkatle bir an önce gerçekleştirilmesini zaruri kılmaktadır. Bu işin başarılma­sında Amerikan yardımından ve tekni­ğinden faydalanmamız ise, sevindirici bir olaydır. Bilindiği üzere Amerikan yardımından ayrılan yol malzemesinin bir kısmı daha şimdiden memleketimize gelmiştir. Amerikalı mütehassıslarla mühendislerimiz, gerekli incelemelerle meşguldürler. Bu tetkikler *o ittikten sonra kararlaştırılan plân çerçevesinde önümüzdeki ilkbaharda Güney bölgemiz­de yol yapımı faaliyetine geçilecektir. B:'.r.yjndir'.ık Bakanımızın geçenlerde a-çıkîadığma göre memleketimizde bulu­nan Amerikan Yollar İdaresi Başkan Muavini Mister Hiîts, Türk mühendisleri­ni çok takdir etmekte ve Türkiye'nin en kısa Mr zamanda .Avrupa memleketleri­ne misal teşkil edecek yollara sahip ola­cağını söylemektedir. Yapılacak yollar, memleket şartlarına uygun, dayanıklı ve iktisadi olacaktır. Böylece de C. H.P.programının yol siyasetine ait dilekleri yerine getirilmişbulunacaktır.

Amerikan yardım ve iştirakiyle yapıla­cak bu ana yolların memleketin ekonomi ve savunma ihtiyaçlarını karşılama ba-kımmdan ehemmiyeti ne kadar büyük olursa olsun, toizi yol siyasetimizin ger­çek hedefine ulaştıramıyacağı tabidir. Geri kalan köy ve kasabalarımızı da yolsuzluktan kurtararak vatanımızın boş köşelerini doldurmak için sırf kendi imkânlarımız ölçüsünde uzun vadeli bir yol yapımı programına İhtiyacımız aşi­kârdır.. Bu arada bayındırlık ve yapı po­litikamızın yeni şartlara göre, bir kere daha gözden geçirilmesi gereklidir.

Son yıllarda şehirlerde büyük ve şerefli yapılar için ayırdığımız geniş Ölçüde ödeneklerin, basında ve halk arasında haklı ve haksız bazı tepkiler uyandır­mıştır, önümüzdeki yıllarda bu türlü masrafları mümkün olduğu nisbette kısmak ve artanı bilhassa köylümüzün en âcil ihtiyaçlarım karşılayacak yol inşaasına tahsisetmek zorundayız.

Unutmamalıyız ki ulaştırma şebeke­mizin tamamlanması iîe baş gösterecek olan iktisadi gelişme, şehir yapılarımı­zın kısa bir zaman içinde bugünkün­den daha geniş ölçüde yapılmasını da kolaylaştıracaktır.

C. H. Partisinin eksik taralı...

Yazan: Eterr- îzzet Benice

10 Ocak 1948 tarihli »Son Telgraf» İstanbul'dan:

Bir gezeteci arkadaş Parti Meclis Grup­larının Parlâmento içindeki mesailerin­den bahsederken her iki Grupun da kür­süye partileri hesabına tam bir taktik parlamenterle hâkim olmadıklarını ile­riye sürüyor. Yahud da biz o arkadaşla­rın bir buçuk sütün içinde anlatmaya çalıştığı fikri bu özel kadrosu içinde an­lamış bulunu yo r-jz. Arkadaş haksız de­ğildir. Yalnız parlâmento hayatımızda değil, bütün siyasi ve hattâ sosyal ve ekonomik hayatımızda aynı sıkıntıya maruzuz. Demokrat Partisi parlâmen­toda basında ve umumi efkâr icinda muhakkakki C. H. Partisinden -tâbir caiz­se- daha anlayışlı ve daha iyi organize­dir. Bilfarz bütçe müzakereleri devresin­de Demokrat Parti Milletvekilleri kür­süye gayret sistemli ve insicamlı bir su­rette ve her biri partilerin gaye ve mak­sadına elverişli demeçlerde bulunmak üzere çıkmışlardır. 'Buna karşılık C. H. Partisi milletvekilleri hep kendi hesap­larına ve hattâ tenkid hususunda De­mokrat Partilileri gölgede bırakacak ka­dar sert konuşmuşlardır. Haklı ve hak­sız bütün tenkidler karşısında konuşan yalmz ilgili bakanlar olmuştur. Haydi Mecliste, tenkidlerin hedefini hükümet teşkil ettiğine göre hükümet ve parti iktidarının müdaafası Bakanlar Hey'-etme düşerdi diyelim. Fakat, Kurultay­da? Büyük Kurultayda da C. H. Par­tisi iktidarı tamamiyie müdafaasız kalmıştır, niçin ? Gayet basit. Tür-kiyedp Hükümet ve C. H. Par­tisi modern ve çok partili bir Demokrasi sisteminin hayatî mahiyette olarak ge­rektirdiği organizasyonuna sahip olmak zihniyetine ve bilgisine malik değildir. Bu organizasyon: Efkârı umumiyeyi sevk ve idare, her türlü basm, yayın, propa­ganda, telkin vasıtalarına sahip olmak bilgisi ve parlamento kürsüsüne hükümet ve parti yönünden hâkim bulunmak san­atı, taktiği ve organizasyonudur ve bü­tün bunlar bir küldür.

C. H. Partisi de, hükümet de-bu hüküm dışında yaşar ve şayed içinde yaşama­mak istediği zamanlar olursa o vakit de verimsizi, faydasızı seçer ve bu işle­re görgü, bilgi, ihtisasın tek değeri mu­hafaza ettiğinden âdeta habersiz dav­ranır.

Bunun en bariz delillerinden birisini: C. H. Partisi Divanında ve Genel idare Heyetinde bir tek mütehassıs gazetecinin bulunmayışı teşkil eder.

Bir gazeteci bulunmadığı gibi kül haiin-de propaganda,. basın yayın, telkin ve parlâmento kürsüsünde halk efkârını parti ve hükümet cephesinden modern bir taktikle idare edecek herhangi bir yetkili unsur da ne Divanda, ne İdare Hey'etinde ve ne de Meclis Grupu .ve Meclis Divanı Hey'etlerinde vardır. Bü­tün bu sayıpdöktüğümüz işlere hattâ önem bile verildiği ve böyle bir ihtisas ve san'ata yer ve değ"er tahsis edildiği bile meçhuldür. Tek parti zinniyetinden ve idare sisteminden kalma bir gelenek­le:

Bunlar da iş mi, kim olsa yapar. Denir veyahut da:

Yapılmamış olmasından ne çıkar? Hük­müne varılır. Zihniyet değişmedikçe, aa tecrübeler kendisini üstüste gösterme­dikçe tabii bu işin ehemiyet ve ciddiyeti­ne kimseyi inadirmanm ve bu hükümle­ri değiştirtmenin İmkânı yoktur. Cema­at ne içtihadda bulunursa bulunsun hâ­kim olan zihniyet ve salâhiyet bildiğini okumaya devam edecektir. Bütün bu hususlarda ve kıymet hükümlerinde yu­karıda da işaret ettiğimiz gibi Demok­rat Partisi muhakkak ki daha takdirli-dir ve daha bilgi ile, modern basın ve proyaganda icaplarına uygun olarak ça­lışmakta ve bunun meyvalarını da za­man zaman halk afkârmdan toplamak­tadır.

C. H. Partisi ise bu modern organizas­yon ve teknik bilginin dışında yaşadığı için sarfettiği gayretlere, taşıdığı iyi niyetlere ve hattâ heba ettiği yüz bin­lerce liraya rağmen en küçük bir seme­renin nişanesine dahi sahip değildir. En kuvvetli olduj^u dâvaları dahi halk efkâ­rı karşısında ekseriya kaybetmiş ve hakkını, anlayışını , emeğini, himmeti­ni kimseye anlatmaya muktedir olama­mıştır.

Dün yine bilmeni hangi arkadaşın yazı-smdaydı, aşag7 yukarı şu gerçeği ifşa ediyordu:

«istanbul .meb'us seçimini Kenan öner değil, birkaç serbest gazetenin ittihadı k-3 sanmıştır.»

Doğrudur. Muhalefet en modern ve tek­nik propaganda silâhlarına dayanmayı ve serbest gazeteler ittihadından fay­dalanmayı ve hattâ onları bir veçhe isti­kametinde birleştirmeyi nasıl bildiyse O. H. Partisi de kendisine mütemayil veya sempatik gazetelerin sahiplerinden sadece ve sadece birer «sadakat senedi* almayı büyük ve feyizli bir tedbir ha­linde düşünebildi. Sonrası ne oidu, ma­lûm. Senetli sepetli sadık gezetelerin tam 'hezimet»iC.H. Partisinden üstelik rekabet veya metrukiyet, maz­hariyet veya betbahthğa uğramalar. Bu bir hakikattir ve maalesef her ha­kikat gübi acıdır. Acıdır amma söylen­mesinde fayda vardır. Belki, söylene söy­lene yazımıza başlarken fikrini tebarüz ettirdiğimiz arkadaşın işaret ettiği ak­saklıkları gidermenin tedbirleri düşü­nülür.

Yazan: Cihad Baban

1O Ocak 1948 tarihli «Tasvir» İstan­bul'dan :

Sayın Yalman bir koalisyon hükümeti­nin lüzumundan bahsediyor. (Acaba ol­maz mı?) şeklinde bir sual bir çok va­tandaşların kafasında da yer etmiş ol­duğu için burada bu mevzua temas et­mek zaruretini duyuyoruz.

Gerçi Sayın Yalman, bir koalisyon hü­kümetinden bahsederken, bu hükümeti yeni seçimleri hazırlamak için talebediyor. Yoksa iki partili bir mecliste bu­gün için1 böyle bir anlaşmanın lüzumsuz ye hattâ zararlı olduğuna elbet kendisi de kanidir.

Eğer bir gün yeni seçimlere gidilecekse, bu esnada kabinenin bir temerküz kabi­nesi olmasının elbet faydaları olacaktır. Partili bir İçişleri Bakanına, hele ibu İçişleri Bakanı, Halk Partisinin Sayın Lideri Hilmi Uran veya Sökmensüer gi­bi olursa, elbet kolay kolay mukadderat teslim edilemez.

Fakat bugün için. böyle bir şey mevzuu bahis olmadan bir temerküz kabinesi Kurmanın elbet mânası olmamak lâ­zımdır.

Evvelâ muhalefet murakabe cihazı ola­rak iş göremez. Kim ne derse desin, mu­halefet sayesindedir ki, bilhassa son bütçe müzakerelerinde, bir çoik hakikat­ler vatandaşların gözü önüne serilmiş­tir. Son iki senedenberii, Mecliste rakam olarak zayıf olmasına, memlekette idari baskının mevcudiyetine rağmen ağızlar açılmış, tenkitler toaşlaımış ve işin en iyi tarafı bir nispet dahilinde İktidar Par­tisi ib'U tenkitlere alışmıştır. Bu yolda ilerlemek İmkânları mevcutken ve göz önünde dururken, bir koalisyon hükü­meti kurarak, Meclis murakabesini yok etmek, binnef is muhalefetin memlekette sesini kısması ve kendi kendisini iımha etmesidir.

Halbuki demokrasinin bu memlekette iyi işliyebilmesi ve vatandaşlara demok­rasinin memlekette dürüst bir şekilde iyi işlediği hakkında kanaat gelebilmesi, muhalefetin sert ve müsamahasız olarak payidar olmasiyle mümkündür.

Hattâ 'daha ileri giderek diyebiliriz ki yine muhalefetin seçim yoliyîe iktidara ulaşması lâzımdır ki, vatandaş «reyimi veriyorum, mahalline masruf oluyor, is­tediğim partiyi götürüp, istediğim par­tiyi iş basma getirebiliyorum,;> kanaa-tma ermelidir. Bu da Halk Partisi için­de hâlâ kuvvetle müesses olan bir zih­niyetin değişmesiyle mümkün olacaktır. Bu zihniyet, ot.oriter zihniyettir, iktida­rın iki senelik muhalefete terkedilemi-yeceği zihniyetidir. Halkın kendisini ida­reye muktedir olamadığı zihniyetidir. Vasilik zihniyetidir.

Muhalefetin hayırlı rollerinden biri de, müsmir ve mütemadi mücadelesiyle, memlekette bu zihniyeti ister istemez fakat ağır ağır tasfiye ettiğidir. Muha­lefet sayesindedir ki, bir çok, yalclaşü-maz ve konuşulmaz mefhumlar, her gün ağzımızda dolaşıyor. Unutmamak lâ­zımdır ki bîr zamanlar bu memlekette (seçimin tek dereceli olmasından) bah­sedemezdik.

Sayın Faik Özfcrak; merhum Velid E-hüzziya, Beyazıd Meydanının asfaltına itiraz eden bir yazı yazdığı için, Tasvi-riefkân kapatmak istemişti. Sıkıyöne­tim, Refah şehitlerinin arkasından ağla­mamıza İzin vermemiş. Yavuz Zırhlısın­da yapılan merasimi, radyo yayınladık­tan ve ajans verdikten sonra gazetelere koyduğumuz için, altı g-azeteyi birden kapatmıştı.

Her yazının arkasında bir mahzur bu­lur, her şeyi fesada atfederdik.. Bugün, her şeyi mahzurlu görenler, vehimle­rinin gayri varid olduğunumüşahedeimage003.gifediyorlar. Basının rolünü idrak ederek memlekette lüzumlu bir murakabe ci-"hazı olduğunu tasdik mecburiyetinde kalıyorlar.

Bütün bu fikrî ilerlemeleri tek bir şeye; muhalefete, muhalefetin memlekette yarattığı hürriyet havasına borçluyu2. Bir gün, bu hürriyet havası, dağıldığı yani, muhalefet vazifesini yapamaz hale geldiği gün, otoriter sistemlerin tabii neticeleri olaraık, yine susmağa, yine zelil olmağa mahkûmuz. Büyük dema­gog vatanperverler kendi şahsi rahat ve huzurları için orsaya yine çıkarlar. Sı­kıyönetim lüzumunu müdafaa eden nu­tuklar verirler.

Yavaş yavaş, baskı baş gösterir, o baskı .ile beraber, riyakâr müdahene artar ve Türk matbuatı, üç beş sene evvelki, acıklı ve kötü duruma düşer.. Bu kötü durum istibdat altında kalan milletin acıklı durumununifadesidir.

Hürriyet mevzuunda vatandaşın hürri­yetinden Demokrat, Parti fedakârlık ya­pamaz. Onun için bugünkü ahval ve şart­lar altında bir koalisyon hükümeti ku­ramaz ve kurmak hakkına malik değil­dir.

Hürriyet misakmı -tahakkuk ettirmeden Halk Partisi Hükümetlerinin mesuliye­tine iştirak edemez, muhalefetin, hürri­yetin, mura'kabe sesini susturamaz.

Evvelâ Hürriyet, Misakı tahakkuk ede­cek.. iBu dünyaya mal olmuş hürriyet prens ipi ermin, milletin vicdanına bir da­ha geri alınamaz tarzda yerleştiği hak­kında cümlemize kanaat gelecek!.. Bizi geri götürecek tehlikeleri önliyecek ka- ' nuni tedbirler alınacak.. Her parti mil­let karşısında resen imtihan verecek!.. Bugün ortada iki parti mevcutken, mil­let muhalefetin murakabesini isterken, bu .murakabe istediğimiz gibi işlemez­ken, müştere-lî bir kabine kurularak, Demokratlar, (aman Dahiliye Vekili, îk-tisat Vekili bizdendir, onu hırpalamıya-lım) diye susacaklar, Halkçılar, (aman şv. işlerde Demokratlar kusurludur ama. 'Kabinede mesuliyeti müştereke esası vardır. Aldırmıyalım) diyecekler!.. Ve m'-îletin iki senede elde ettiği iki günde pâyimalolacak!...Öyle şey yok!...

Biz demokrasinin kendisini tatbik etmek istiyoruz, demokrasi oyunu oynamak is­temiyoruz.

Hürriyet *misakı ve Anayasa...

Yazan: Nadir Nadi

10 Ocak 1948 tarihli «Cumhuriyet» istanbul'dan:

Hürriyet Miısakı adı altında Demokrat­lar tarafından ileri sürülen prensipler yavaş yavaş Halk Partisi saflarında da kuvvetli akisler uyandırmıya başladı. Her ne kadar Hükümet Başkanı Sayın Saka bu yolda şimdiye kadar bir adun atmaya yanaşmadı ise de fikir yürümek­tedir. Halk Partisinin genç elemanları, bugünkü hali ile devlet çarkının memle­ket yararına faydalı bir şekilde yürüye-miyeceğine inanıyorlar. Hasan Bey sus­makta devam etse bile onlar elbette boş durnuyacaklar ve partiyi harekete geti-reru dan?, ileri bir devlet nizamına geçil­mesi çarelerini araştıracaklardır. Geçen gün Ulus'ta Seçim Kanunu mevzuuna dair okuduğumuz bir başyazı bu husus­ta ümit verici bir işaret sayılabilir. îyi niyetle çalışıldığı takdirde fikirlerimizi her gün bir parça daha olgunlaştırmak, neticede de vatandaşların çoğunluğunu memnun edecek merhalelere varmak neden mümkün olmasın?

Demokratların Hürriyet Mİsakı diye ad­landırdığı prensiplerin bir parti dâvası sayılamıyacagmı, bunları her demokra­tik rejim hesabına başarılması elzem noktalar olarak ele almak gerektiğini biz burada bir kaç defalar yazdık; hattâ Hürriyet Misakı için demokrasinin alfa­besidir de dedik. :Bu itibarla Demokrat­ların altı ok nazariyesini benimsememe-İei'în' yahut benimsemek.zorunda kalma­larını ne kadar yadırgıyorsak, Hürriyet Mİsakındaki prensiplerin Halk Parti­since benimsenmesine de o kadar sevi­niyoruz. Gerçekten bir hürriyet diyarın­da her partinin mutlaka cumhuriyetçi, devletçi veya halkçı olmasını istemek hakkımız değildir; Ford otomobilleri gi­bi, bütün siyasi partiler aynı umdelere bağlanacaksa fikir mücadelesine neluzum var ? Fakat bir diyara hürriyet ge­tirilmek isteniyorsa, orada hürriyeti bal­talayıcı kanunları yürürlükten kaldır­mak, vatandaşa âzami ıgüven verici bir Seçim 'Kanunu yapmak, devlet başka­nının da parti ve particilik işlerinden uzaklaşmasını sağlamak muitlaka lâ­zımdır. Bir defa bunlar yapılsın, sonra istenirse hattâ mutlakıyetçi ve totali­ter partiler kurulmasında bile bizce hiç­bir mahzur yoktur. Halkın reyi esas -tutulacak olduktan sonra her fikre ve her prensiıpe hayat hakkı tanımak de­mokrasinin ilk şartı değil midir? Vakıa bu noktanın pek nazik olduğunu bili­yorum :

Yüzde sekseni okuma yazma bilmiyeh bir ülkede padişahçılık veya komü­nistlik propagandasına nasıl .müsaade ederiz ?

Deniyor. 'Padişalıcılık bahsinde Halkçı­ların fazla kuruntuya kapıl dikta nnı De­mokratlar iddia ediyorlar. Onlara ,göre memleketimizde hanedanın ihyası uğ­runa başgösterecek bir hareket yüzde üç veya beş kadar bir taraflı kütlesi bu-lamiyacaktır. Komünistliğe gelince, bu­rada asıl tehlikenin okuma yazma nis-betine uygun olarak çoğaldığı .meydan­dadır. Fakat, her i'ki partide aşırı sağ ve aşırı sol cereyanlara yurdumuzda çalışma alanı verilmesine yanaşmıyorlar. Komünizm nazariyesinin Sovyet Kusya elinde bir isitilâ vasıtası haline getiril-mesindenfoeri en olgun demokrasilerde (bile bu nazariyeye karşı bir çekingenlik uyandığı için bu hususta bir itirazda bulunmaya cesaret edemiyoruz. Fakat kökü Moskovaya bağlı olmıyan sol ce­reyanlara, her demokraside olduğu gibi, bizde de yer gösterilmesi, o meyanda sağcılara da hayat hakkı tanınması şarttır, ideoloji mücadeleleri pek dar 'kaliblar arasında hapsedilecek olursa karşımızda sadece menfaate dayanan fikirsiz ve ruhsuz bir iktidar -kavgası başgösterir ki, en mürteci, en müste-bM saraylarda bile benzerine her za­man rastlanan böyle bir 'manzaraya hürriyet demeye kimsenin dili varmaz. Demokratlar tarafından, ortaya at,ılan isteklerin en mü'himmi bizce Seçim Ka­nunudur. Memleketteki gerçek temayül­leri iyice meydana koyacak bir Meclis

kurulması -esastır. Üst tarafı daha son­ra da 'başarılabilir. Bununla beraber bazı Halkçı arkadaşlarımızın da söylediği gi­bi Hürriyet Misakmı yerine getirmekle her derdimiz çözülmüş olmıyacaktır. Anayasamızda bazı esaslı değişiklikler yapılmadığı takdirde, bugün 'bir şahıs dik­tatörlüğünden kurtulsak bile yarın bir Meclis diktatörlüğüne sürüMenmiyeceğimizi bize kim temin edebilir ? Bilindiği gibi bu sonuncusu ilkinden çok daha fe­ci bir diktatörlüktür. Bu itibarla değiş­tirilecek olan Seçim Kanunundan sonra bir kurucular meclisi toplanmasını biz memleketimiz ve rejimimiz menfaatle­rine daha uygun buluyoruz. Vatandaş­ların Ankara'ya göndereceği milletvekil­leri orada belli fbir zaman çerçevesi için­de Anayasamızı gözden geçirir, yeni şartlara göre 'gerekli değişiklikleri ya­par ve dağılır. Asıl niormal seçimlere de daha sonra başvururuz. Kanaatimizce millî selâmetimiz bu yoldadır.

Memleketin manevi bünyesinde yangın var...

Yasan: Yeni Gazete

10 Ocak 1948 tarihli «Yeni Gazete» İstanbul'dan:

Millî Eğitim ıBakanlığı Binasında çıkan yangının kasit eseri olmadığını açılan tahkikatın bugüne kadar verdiği netice göstermiştir. Bunu memnunlukla kayd­ederiz. Fakat şunu elemie kayde­diyoruz ki bu iş üzerinde açılan -tahki­kat memleketin ıMilIi Eğitim çevrele­rinde manevi bir yangının mevcudiyeti­ni -ortaya koymuştur. İsparta köylerin­den birinde öğretmen olan Görgl (Jorj) adında birisinin tahkikat esnasında söy­lediği sözler (bunda şüphe bırakmıyor. Romanya'dan (geldiği anlaşılan 'ou adam aşırı solcu cereyanların kaynaştığı bir memleketten geldiğini komünistliğe olan temayülünü gizlemeğe iüzum görmedi­ğimi, fakat yangın işi ile alâkası bulun­madığım söylemiş.

Fırsat düştükçe söylediğimiz gibi yine tekrar edelim: Komünistik Türkiye için kitaplar içinde yazılan iktisadî bir mez­hep demek değildir.

Mu­halefetin gelişmesi, işlerin daha güzel bir yolda gitmesi için muhalif partiler hiçbir zaman-alkış tutacak değiller ya?.. Fakat üzüldüğümüz bir nokta var. Bu tenkidler o kadar hırpalayıcı, bazı coş­kun hatiplerin ağzında o derece parala-yıcı oluyor ki adetâ ihtilâl nutukları manzarasınıarzediyor.

Halbuki rejim cumhuriyettir. Anayasa, her iki patfti tarafından ayni- esaslar da­hilinde kabul edilmiştir. Demokrat Partinin kurulduğundan beri bu partinin âdeta geneikurmaylık öde­vini fahriyen yaptığı söylenen Vatan başyazıcısı Sayın Ahmet Emin Yalman bile «bugüne kadar hiçbir şey yapılma­dı» sözüne itiraz ediyor, hattâ kızıyor. Hiçbir şey yapılmadı, demek, Demokrat Parti hiçbir prensibinde muvaffak ola­madı, demektir.

Halbuki 1945 yılından önceki siyasi ha­yatımıza bakacak olursak ancak Demok­rat Partinin teşekkülünden sonra ne bü­yük adımlar atıldığını elle tutulacak kadar aşikâr görebiliriz.

— Tek partisistemi sona ermiştir.Büyük Millet ;Meclisi çatısı altında, De­mokrat Partiden, büyük bir milletvekilikitlesi vardır. Yarın yine bu 'Meclis üye­leri arasından üçüncü bir partinin teşek­
kül etmiyeceğini kim temin edebilir?

— Türk Milleti politik bir hava tenef­füsetmeğebaşlamıştır.Memleketinsiyasi hayatına kadınlı,erkekli karışa­biliyoruz. Dün, böyle birşey var mıydı?.

— Tek şef sistemi de ortadan kalkmış­tır.Cumhurbaşkanıİnönü12TemmuzBeyannamesiyle memlekete yepyeni birhava getirmiş,kardeşin kardeşe hasımolması gibi bir neticeye doğru giden bir cereyanı önlemiştir..

4— Basın Kanununda ufak da olsa birdeğişiklik yapılmış, tahsil meselesi orta­dan kaldırılmış,5000 lira teminatpa­rası, artık siyasi gazete çıkaracak olanher vatandaş içinbir umacı olmaktan
çıkmış, BasınKanunundan bumaddekoğulmuştur. Bunun ne hayırlı neticedoğurduğunubugünbolbolçıkmakta olan siyasi gazetelerin yayınlanmasın­da görüyoruz.

— İstanbul ve civarındaki üç vilâye­timizde sıkıyönetim de artık kaldırılmasıbulunuyor.Osıkıyönetim .ki MoskovaRadyosununbaşlıcahücumuna vesileteşkil eden bir konu idi.

— iSöz hürriyeti yok derken hürriye­tin hâlâ bu memlekette olmadığını söy­leyecek kadar kendimize hürriyetin bah­sedildiğinden habersiz miyiz?

— Demokrat Parti ocak ve il kongre­leri başladı. Artık orada vilâyetin, değilen büyük memurlarını, küçük memurla­rım bile göremiyoruz.

Tabi dertlerimiz büyüktür. Bir totaliter sistemden geniş bîr demokrasi .hayatına geçmek güçtür. İsteklerimiz daha çok­tur. Fakat bunlar: bir ihtilâl havası ya­ratarak talep etmek heyecanından vaz­geçmeliyiz.

Memeleketimİzıo., çeknazik bir mevki­de bulunduğunu bir zaman unutmama­lıyız. Her türlü vatandaş düşmanlığı yal­nız bir emperyalist ideolojisinin işine yariyabilir.

Ne hazin teceliidir ki, Demokrat Parti, Hürriyet Misakımn yıldönümü gününde ihtilâflara düşen bir manzara arzetmek-tedir. Celâl Bayar - Kenan öner ayrılı­ğının altında çok gizli maksatlarla çalı­şanların mevcut olduğu hakkında "Vatan refkimiz birtakım ifşaatta bulunuyor. Sayın Kenan Öner'in böyle oyunlara gelmiyeceğini ummamakla beraber, eğer bu iddialar doğru ise, kalbimizin, bütün acılariyle,sızladığınısoy li ye biliriz.

Celâl Bayar - Kenan Öner ayrılığının bir yara haline gelmeden tez kapan­masını memleket için en hayırlı bir ne­tice sayarız.

Celâl Bayar'ın beyanatı müna-sebetîle.,.

Yasan: Prof. Dr. Fuat Köprülü

12 Ocak 1948 tarihli «Kudret» An­kara'dan :

Demokrat Parti Genel Başkanı Celâl Bayar'ın. bundan dört beş gün evvel «Yeni .Sabah» Gazetesinde çıkan ibeya-natı,partinin umumi hareket hattını anlatmak bakımından büyük bîr ehem­miyet taşıyor. Bilhassa 12 Temmuz be­yannamesinin neşrinden beri Demok­rat P-artinin takip ettiği hareket hattı hakkında Parti Genel ©aşkanlığı tara­fından muhtelif tebhgat ve (beyanatta [bulunulmuştur; bu hususta karşılıklı fikir mübadelelerinde bulunulmak üzere memleketin her tarafındaki parti teşki­lâtı tarafından .gönderilen, yüzden fazla arkadaşla yapılan müzakereler netice­sinde neşrolunan tebliğ, bunların en ehemmiyetlisidir. Demokrat Parti, her meselede olduğu 'gibi bu meselede de, hareket hattını ve düşüncelerini, gayet açık ve samimi bir surette umumi efkâ­ra arzetmek suretiyle, kuruluşundan be­ri takip ettiği demokratik ananelerine sadık kalmıştır.

Fakat 'bütün bunlara rağmen, zaman zaman, açık veya kapalı 'bir surette, bu mesele hakkında bazı şüpheler ve bazı tenkitler ileri sürüldüğüne şahit ohiyor-duk: Demokrat Partinin bı: beyanname İle aldatıldığını, hareket hattında ve fa-liyetinde bir gevşeme ve zayıflama göze çarptığını, söyHyealer oluyordu. Recep Peker iktidardançekildikten sonra, H. P. nin ona taraftar olan bütün mu­taassıp unsurları, bu iddiaları tekrar-lıyanlarm başında geliyorlardı; onlar, hakiki bir Anayasa taraftarı ve «şeflik» sisteminin muarızı gibi göstermek is- . tedikleri Bay, Peker'in aleyhinde buluna­rak onu zayıflattığı için, Demokrat Par­tiyi büyük bir siyasi hata işlemekle it­ham edecek kadar ileri gidiyorlardı. İşte Celâl ©ayar, «Yeni Sabah» daki son beyanatiyle, türlü türlü maksatlar­la ortaya atılan bu gibi .manasız ten­kitleri çürütmekte ve Demokrat Parti­nin, umumi efkâra tamamiyle uygun olarak takip ettiği açık ve dürüst siya­setinin mahiyetini blrkere daha mey­dana koymaktadır. Bu tcnkidlerin «tür­lü türlü maksatlarla» ortaya atılmış olduğunu söylerken anlatmak istediği­miz 'hakikat şudur: ıBu gibi tenkitlerde bulunanlar arasında, hâdiselerin haki­katini lâyıkiyle anlamıyan ve hislerine tabi olan iyi niyetli insanlar da bulun­duğu muhakkaktır; lâkin, Peker Ka­binesi iktidarda iken, Demokrat Parti­yi her hangi bir tertip ile ortadan kaldırmak için bütün kudretlerini sarfeden mutaassıp tek parti taraftarlarının bu tenkitçilerin ört safında (bulunması, el­bette Ibuhun iyi bir niyetle yapılmadı­ğını anlatmağa kâfidir. Onların arka­sında, Tiirkiyeyi ikinci .bir Yunanistan haline getirmedikleri ve kardeş kam clöktürem edikleri İçin gözleri kararmış muhteris 'komünist ajanlarının da, mil­letin Demokrat Partiye karşı 'beslediği sevgi ve güveni sarsmak gibi malûm bir maksatla jbu türlü propagandalarda bu­lunduklarını da asla unutmamak lâzım­dır.

Oelâl Bayar'm « Yeni Sabah» muharri­rinin suallerine verdiği kati ve açık ce­vaplar, Demokrat Partinin 12 Temmuz beyannamesinden sonraki hare:ket hattı hakkında içlerinde en ufak bir şüphe ve tereddüt [bulunan iyi niyetli vatandaş­ları tamamiyle tatmin edecek b'ir ma­hiyettedir: Demokrat Parti, 12 Tem­muzdan evvel olduğu gibi ondan sonra da «vatandaş hak ve hürriyetlerin'; ta­mamiyle temin etmek ve memlekette hakikî bir demokratik rejim kurmak» yolundakimücadelesindenbiranbile

inhiraf etmemiş, faaliyetinde en ufak bir gevşeme manzarası dahi gösterme­miştir. Umumi efkârda ıbunun a.ks:ne düşünceler uyandırmak istiyenlerin tür­lü türlü kötü niyetlerle hareket öttük­lerine işaret eden Parti Genel Başkanı­nın:

«Partimiz 12 Temmuzdan e'vvel olduğu .gibi ondan sonra da programının çiz­diği ana yol ve büyük kongresinin tesbit ettiği direktifler dairesindeki kati hareketinden asla ayrılmamış ve ayrıl­mamaktadır. Partimizin hareket hattı hiç bir zaman mümaşatkârlik sıfatı île vasıf landırılanııyacaktır. Bu hareket hattı her zaman açık, sarih ve kattî ol­muştur.»

demesi, bütün hâdiselerle sabit bir ha­kikattir. 'Bunun aksini iddiaya cesaret edenler, iddialarım destekleyebilecek en küçük bir delil ıbile gösterememişlerdir ve gösteremezler.

iktidardan çekilinceye kadar Anayasa hükümlerini hiçe sayarak şeflik siste­minin en hareketli taraftarı olan ve an­tidemokratikdüşünceleri ve hareketleti bütün milletin malûmu bulunan eski Başvekili âdeta bir «hürriyet kahrama­nı» gibi göstermek jstiyenlere karşı Ce­lâl Bayar tarafından verilen cevap, bu­nun ne kadar gülünç ve esassız olduğu­nu bir defa daha en mantıki ve en kati bir şekilde meydana koymaktadır. Bay Peker'in son zamanlara kadar «Cum-hurreisliği makamının sadece hakemli­ği değil hatta hükümranlığı prensibi ile uyuşmuş bir kanatte olduğunu» belir­ten Genel Başkanın. Demokrat Partinin 12 Temmuz beyannamesi hakkındaki düşüncesini Ibelirten şu sözlerini, bütün vatandaşların bir defa daha dikkatle-Tine arzetmeyi faydalı buluyoruz: «Demokrat Parti. 12 Temmuz 'beyanna­mesini memleket menfaatlerine ve par­timiz prensipleriyle demokratik esas­lara aykırı görmemektedir. Bundan "başka, partimiz, 12 Temmuz beyanna­mesini bir tahkimname mahiyetinde te­lâkki etmemekte ve meseleyi, ifade olunmak istendiği gibi, bir hakemlik mevzuu olarak da mütalâa, etmemekte­dir. Bu itibarla, Demokrat Parti, bütün mücadele ve faaliyetlerinde, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da ha­reket' serbestisini tamamiyle muhafaza tmekte ve millet hükümranlığı pren-îibinin tahakkuku yolunda durmadan yürümektedir.»

Yazan: Nadir Nadi

14 Ocak 1938 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:

Siyasi partilerimizde için için bazı kay­naşmalar olduğu görülüyor. Bilindiği gibi 12 Temmuz beyannamesinden son­ra Haik Partisinde başgö'steren ayrılık havası, Kurultay sıralarında aşağı yu­karı bir kriz haline geldi. Parti, müfrit ve mutedil diye anılan iki zıt istikamet arasında oldukça şiddetli çekişmelere sahne oldu. Kurultay çalışmaları sona erer ermez de Sayın Suphi Tanrıöver kendi başına partiden istifa etti. Şimdi de Demokrat Parti saflarında bir takım çatlama emareleri sezer gibi oluyoruz. İstanbul Teşkilâtı Başkam Ke­nan Ömer öner'in bu vazifeden çekil­mesi dedikodulara yol açmıştır. Bu par­tide de müfrit - .mutedil diye iki cereyan bulunduğundan, hâdisenin ileride dalla­nıp budaklanması ihtimallerinden bah­sediliyor.

İleri demokrasi tecrübesine giriştiği-mizdenberi Halk Partisi hesabına bir jç bünye krizine tutulmanın mukadder ol­duğunu düşünüyorduk. Yıllarca müddet belli bir sistemle idare edilen, o yolda yürüye yürüye artık o sisteme tama­miyle uyan bir siyasi teşekkül, memle­ket başka bir rejime geçerken hiç isti­fini bozmadan aynı şekilde kalsın, ola­ğan bir şey sayılamazdı. Birkaç kanun maddesini değiştirmekle özlediğimiz idare sistemine kavuşmamız mümkün olsaydı, demokrasiyi biz yirmi beş yi! önce de pekâlâ kurup yürütebilirdik. Kanun maddeleriyle beraber, hattâ on­lardan daha mühim olarak, insanların zihniyetlerinde ve partilerin iç bünye­lerinde de esaslı değişikliklere ihtiyacı­mız vardır. Bu da elbette şimdiye ka­dar aynı yolun yolculuğunu yapmış va­tandaşlar arasında az çok- tartışmalara, kavgalara, buhranlara ve darılmacalara yol açacaktı. Bundan ötürüdür ki, biz. Halk Partisi saflarında başgösterecek olan kaynaşmaları parti hesabına bir zaaf değil, tam tersine bir kuvvet, bir hayatiyet işareti saymıya hazırlanıyor­duk. Fikirler ve inançlar memleket ef­kârı önünde açıkça, çarpışmalı ve ken­dini parti bünyesine yabancı hisseden vatandaşlar oradan ayrılmalı idi. Geri kalanların hakiki hüviyeti ancak böyle­likle belirebilecek. tm da partinin mem­leket ölçüsündeki ağırlığını ortaya koy­maya yarıyacaktı. Ne yazık ki kurultay sıralarında patlak verir gibi olan buh­ran havası, bir takım gayretlerle ört­bas edi'di. Saym Suphi Tanrıöver de, fikirleri ve samimi kanaatleri uğruna topluluk içinde fuzuli yer işgal etme­mek cesaretini gösteren tek medeni ce­saretli adam olarak kaldı. Tıpkı, şifa getirici bir terlemeye kavuştuğu sırada ateşli bir hastanın terini kesmek gibi zararlı bir harekete başvuruldu ve Halk Partisi tam varlığını aramak üzere iken bütün iyi ihtimaller onun boğazına ti-.

kandı. Bugün bu parti, gene çeşitli fi­kirlerin bir arada barındığı acayip bir kalabalık halindedir. Totaliter,demok­rat,ırkçı, milliyetçi, dinci,dinsizci, lâ­ik,liberal her kanatten sayısız vatan­daşlar yarı zoraki, yarı ne yapacakları­nıbilmediklerinden beraberce oturup duruyorlar. Şef rejimi devrinde pek ta­bii saydığımız ve rejimin şartları içindememleket hesabına şüphesiz fayda sağhyan bu vaziyet, bugün elbette hem partiye, hem de memlekete zararlıdır. Demokrat Partideesenayrılık havası­na gsliace, bunun mahiyetini iyi bilmi­yoruz.Sayın Kenan Ömer Öner,üzeri­ne aldığı vazifeyi şahsi sebeplerden ötü­rü mü bırakmıştır? Yoksa iddia edildiği gibi işin İçinde başka partilileri de sü-rükliyenbirzihniyetuzlaşmazlığıvar mıdır?HalkPartisininelindetuttuğu maddivasıtalardan hiçbirinemalik ol-mıyan. yalnız halktan gördüğü sevgiye dayanan birteşekkül olmakitibariyle, Demokratlararasında patlak verecek büyük Ölçüde bir fikir uyuşmazlığı, on­lar hesabına herhalde azımsanarmyacak bir tehlike sayılmalıdır.Bu partiger­çekleşmesine çalıştığı hedeflerden henüz çok uzaktır.«Hürriyet Misakı»adı al­tında toplanan prensipler bir gün mem­leketimizde yürürlüğe konursa, biz, De­mokratların da esaslı bir terleme krizi geçirmelerinikendimenfaatleri' bakı­mından temenniederdik.Çünkü birçok defalar işaretettiğimizgibi.buparti, Batılı mânasiyle bir siyasi teşekkül ol­maktan ziyade tek parti devrinin küs­künlerinden ve menkûblarmdan meyda­na gelmiş bir topluluktur. Onları ayırd eden başlıca vasıf,yurdumuzda gerçek bir hürriyet rejimi kurulmasını özlemeleri buuğurda beraberceçalışmaları­dır. Halk da onları sırf bunun için tut­maktadır.FakatİHüriyet, MLsakı bir yana, Demokratlar da tıpkıHalkçılar gibiçeşitli kanattleri bir arada kucak­lamışinsanlardan ibarettir.Onların içinde şimdiden patlak verecek bir ay­rılığı izah etmek güç olduğu gibi, böyle bir ayrılığın sebeplerini örtbas etmek de tehlikelidir. Parti ileri gelenleri son günlerdeki istifa hâdisesinin uyandırdığı dedikodulara bir son vermek için halk efkârım iyiden iyiye aydınlatmalı, hiçbir noktayı sakla­mamda dikkat etmelidirler. Böyle yap­mazlarsa, zaten iki numaralı Halk Par­tisi diye adlandırdığımız Demokratlar, bir numaralı ağabeylerinin kusurlarım bir türlü atamıyacaklarmı göstermiş olacaklardır. Siyasi hayatımızı karşıdan seyreden vatandaş da belki ümitsizliğe düşecek ve iki partiye bakarak:

Tencere yuvarlanmış, kapağını bul­muş! Diyecektir."

Aile kavgalarını çarşıya, paza-zara intikal ettirmemeliyiz...

Yasan:Cihad Baban.

U Ocak 1948 tarihli «Tasvir» İstan­bul'dan :

Samanlığa düşen bir kibrit çöpünün yan­gın çıkarması gibi Kenan Önerin isti­fası da gitgide mahiyetini genişleterek memleketin siyasi hayatına tesir eden bir istidat göstermeğe başladı. Okuyucular dikkat etmişlerse «Tasvir» bu hususta gayet tedbirli hareket et­mek 'istedi. İstanbulda sevilen, tutulan bir il başkanı .istifa ediyor ve bu istifa geniş akisler yaratıyor. Burada Kenan öner'i harekete getiren elbet bir takım sebepler olmalıdır: Şahsi geçimsizlik, si­yasi görüş farkı ilâh... Gibi.

Ancak bu görüş farkları ve siyasi ge­çimsizlikler iki taraftan biri canibinden açığa vurulmadıkça bizim bu hususa te­mas etmeğe hakkımız yoktu. Müstakil bir gazste olarak âmmeye intikal etme­miş olan aile işlerine karışmamalıydık. Halbuki böyle olmadı. Bir gün bir gazete muhabiri arkadaşın chiçbir şey­den haberim yok» dediğim halde o gün gazetesinde bana bir beyanat verdirdi ve hiç söylemediğim şeyleri bana atfe­derek havadis yaratmanın misalini ver­mek istedi ve tabii heyecan avcılığı, me­rakları tahrik etme gayreti bu istifa işini büsbütün alevlendirdi.

îşte tam bu sırada Vatan refikimiz ke-nan öner'in komünist tahriklerine alet olduğunu yazarak yep yeni bir tezle ortaya çıktı. Polemik büyüdü, mesele "bir aile dâvası olmaktan çıktı ve -biz de mec­buren bu husustaki düşüncel erimizi açık­lamak zaruretini duyduk.

Kenan Önerin istifası hadisesi muhale­fet efkârını cidden müteessir etmiştir.

Memlekette demokrasinin yerleşmesi İs-tanbulda muhalefetin zafer kazanması dâvalarında onun himmetini inkâra im­kân tasavvur edilemez. Cesaretiyle, ce-lâdetiyle Demokrat Partinin yalnız is­tanbul'da değil îstanbulu aşan ufuklarda da sevilmesine ve kalblerde yer etmesi­ne hizmet etmiştir.

Hiç şüphe yok, Kenan önerin de her fert gibiı bir çok günahları ve kusurları da vardır. Bu İstifasında belki onun bu eksik tarafları büyük roî oynamıştır.

Fakat hiç şüphe yok ki Kenan öner memleketini, vatanını seven bir insan­dır ve hiç şüpheyok ki komünist tahrik ve antrikalarma alet olacak bir tip de­ğildir.

Demokrat partinin böyle bir aile dâvası yüzünden hırpalanması elbet komünist­lerin ekmeğine yağ1 sürer. İhtilâflar bü­yüdükçe muhalefet safları arasında çat­laklar meyöana geldikçe hiç şüphe et­memek lâzımdır ki bir başka bakım­dan memlekete muğber olan Halkçı müfritler de sevinç içindedirler ve şim­di Süreyya örgeevrenin, Orhan Seyfi-nin, Rasih Hocanın, Saim Alinin, Recai Gürelinin çevrelerindeki memnuniyeti görür gibi oluyorum. Seçim Kanununun değişmesi arifesinde muhalefetin birbi­rine düşmesi onlar için bulunmaz bir fırsattır. Tek parti diktatörlüğü tesis etmek için, şimdi Mümtaz ökmen elle­rini oğuşturuyor. Belki Sökmensüere te­lefon ederek «günümüz geliyor!» diye bir de telefonla mesaj gönderiyor. Fa­kat înönünün aleyhinde hazırladığı ma­kaleleri neşretmek için bu hâdiseden medet umuyor.

Kenan önerin memlekette sinsi sinsi yerleşmeğe başlıyan komünizm aley­hindeki mücadelesini ve bu mücadelede kazandığı büyük zaferi unutamayız. Ke­nan öner o dâvada da temiz foir milli­yetçi olarak memlekete hizmet etmiş bîr insandır.

Şimdi Kenan Öner meselesini daha baş­ka bir zaviyeden tetkik etmek zaruretini duyuyoruz. Bu memlekette damgacıhk modadır. Muhatabınızı susturmak, mü­cadele sahasından uzaklaştırmak ister­seniz, ona zamanın modasına göre der­hal bir damga vurabilirsiniz. Karşınız­daki bir saniye zarfında faşistlikten ko­münistliğe terfi edebilir. Eğer Şark vi­lâyetlerinden gelmiş bir insansa muh-tariyetçi, âsi, Şeyh Saitçi olur.. Olur ve olur!...

Memleket halkı bu damgacılıktan mus­tarip ve müteneffirdir. Hele bu damga­ların mürteci ve komünist olan kısımla­rı 'lüzumundan fazla beylik olmuştur, tstanbuldan bazı intibalarla Ankaraya geldim. Bugün de Ankaramn nabzım yokladım. Eğer yanılmıyorsam umumî kanaat şudur: Vatan refikimizin sütun­ları arasından bu mevzu etrafında neş­redilen hava memleket efkârı umumiye-sinde iyi tesirler yaratmamıştır.

Sırf hayırhahane bir dostluk kaygusiyle müşahedemi şu yolda teşrih etmek isti­yorum.

Temas ettiğim vatandaşlardaki kanaat Vatan Gazetesinin damgası bir taktik kullandığı merkezindedir. Eğer bu tak­tiği Demokrat Parti ileri gelenleri ile müştereken ve anlaşarak yapıyorsa bu hal Demokrat Partinin memeleket kar­şısında iddialarına ve prensiplerine uy­maz ve yakışmaz. Binaenaleyh Demok­rat Parti bu tesirler altında itibarını kaybetmeğe mahkûm olur. Eğer Vatan Gazetesi bu hareketi resen yapılorsa - ki bunun böyle olduğuna biz sureti katîyede kaniiz - Demokrat Parti aleyhinde bazı yanlış zanlarm uyanmasına imkân verir ki bu da muhalefete hizmet ol­maz.

Kaldı ki Kenan Önerle Demokrat safla­rında yer almış ve onun fikrî tesirine tâ­bi olmuş insanlar da vardır. Onlar ken­dilerinin komünistlere alet oldukları hakkında yapılan neşriyattan elbet memnun olmazlar ve bu da onlarla De­mokrat Parti arasındaki rabıtaların za­yıflamasına sebep olur.

Yukarda da söyledik. Kenan Öner de melek değildir. Onun da belki bir çok kusurları vardır. Hattâ beîki bu kusurlarmdan dolajı İstanbul 'başkanlığından istifa etmesi bir zaruret haline gelmiş bile olabilir. Olabilir ki genel kurulla bir colü 'meselelerde ihtilâf haline düş­müştür.

Fakat böyle bir durumda yapılacak iş Demokrat Partiyi 'kendi dertleriyle baş başa "bırakmak ve bir aile anlaşmazlığı­na ateşe körükle gider gibi gitmemek­tir. Biz bütün vatandaşları temin ede­biliriz ki Kenan Önerle genel kurul ara­sındaki ihtilâf ne kadar derin olursa ol­sun Kenan önerin partiyi parçalamağa, muhalefeti taksime uğratmağa götüre­cek kadar geniş değildir.

îstanbulun il başkanı volkan gibidir. Seniülinfialdir. En sonra söyiiyeceğini en evvel söyler. Fakat hiç şüphe yok­tur ki demokrasi dâvasının idealits un­surlarından biridir ve tm sıfatla muha­lefeti akıbeti meçhul bir parçalanmağa doğru sevkederek bizzat kendi muarız­larının karşısında gülünç ol;mak istemez. Bugün onu bir fikir ihtilâfı faa! hayat­tan uzaklaştırır. Yarın hürriyet misakı-nm tahakkuk ettiğini gördüğü zaman muhakkak ki sevinir. Hele bu gün Halk partisi grup içtimamda Seçim Kanunu­nun millî temayüllere uygun bir şekilde tadü edileceği 'hakkındaki kararı gaze­telerde okuduktan sonra elfcet istifasın­da acele etmiş olduğuna kendisi kanaat getirmiştir.

Her siyasi toplulukta zamanın icap­larına göre çeşitli kanaat sahip­leri birbirlerine mevkilerini devret­mek zorunda kalırlar. Dünyanın her ta­rafında fou hakikat böylece tecelli ettiği gibi demokrasi nizamına giren Türkiye-de de bundan sonra böyle olacaktır. Ve hiç şüphe yok, eğer hürriyet mlsakı ta­hakkuk etmez, Halk Partisi tek parti sisteminde inat ederse belki o zaman muhalefet .için Kenan öner volkanı, uğ­runda kurbanlar kesilecek kadar mu­kaddes bir varlık olacaktır. Siyaset ha­yatına atılan insanların dâva uğruna şahsi gurur ve nahvetlerini ayak altına almağa mecbur oldukları ne kadar doğ:-ru bir vakıa ise bizler yani gazeteciler de prensip dâvalarına damgacılık ve şahsiyat katarak suları bulandırmama-h, aile kavgalarını çarşıya pazara intikal ettirmemeliyiz. Hamdullah Suphi Tanrıöverin Halk partisinden istifa et­tiği zaman muhalefat matbuatı Halk Partisine 'karşı nasıl vakur bir eda ta­kınmış ise bizzat kendisinin koruduğu muhalefete karşı da hiç olmazsa o ka­dar tamkin göstermek mecburiyetinde­dir.

Memleket efkârı umumiyesinin bizim gibi düşündüğüne kaniiz.

Gizli seçim, açîk oy ayırma*..

Yasan: M. Faruk Giirtünca

14 Ocak 1948 tarihli «Her Gün.' İs­tanbul'dan :

Hayatta ve tabiatta ne tuhaf aykırılık­lar vardır. Yağmuru haber veren bir za­manda, bulutlar arasında çakan bir şimşek, yürekleri korku ile çarptırır. Büyük bir çatırtının kopacağı sanılır. Halbuki saniyeler geçer, bu şimşeğin gök gürültüsü, uzak, pek uzak dağlar arkasında hafif bir sesle duyulur.

Çok ateşli, çok ümitvar olduğunuz bi­risini tanırsınız ki geçeceği iş başında yenilikler, dinamik hareketlerle o işi adım adım yürüteceKtir.

Fakat, netice, yukardaki yıldırım ör­neği gibi, sıfır olur. öte yanda mahvi-yetkâr hareketleriyle size bir işte büyük bir rol oynıyamıyacağı, istenilen ve bek­lenilen faaliyeti gösteremiyeceği sanı­lan bir kimse, iş başında yıldırım hare­ketler yaratır.

îşte, bütçe müzakerelerinde, 9 satırda 6 satırlık «hakkınız var...» sözlerini de­mokratlara sarfettiğ: söylenen ve ken­disinden dinamik hareketler,, umuimı-yan Başbakan Hasan Saka da iki sene­dir parti mücadelelerinin özünü teşkil eden prensiplerde yıldırım tabiatlı Re­cep Peker'in cesaret edemediği konuları b-irer birer e!e almağa başladı. Hasan Saka Hükümetinin ilk büyük ba­şarısı, İstanbul ve civarı illerimizdeki sıkıyönetimi kaldırmak olmadı mı ? Halbuki müfrit Halk Partililer ne ka­dar çekiniyordu, Recep Peker, bu idare­nin ne kadar devamı lehandeydi. Sanki

birkaç vilâyetimizde zebanilerin, ocağı vardır ve kaynar kazanlar yakılıyordu. Korku ve şüphe, işte bir milleti, "hayatı, ticareti her şeyi öldüren bir mikrop.

Nice siyaset adamları, enerjisini ve millete faydasını "bu mikropla kaybet­miştir. Ticarette ileri adımları öldüren korku ve şüphedir. Partileri içten kemi­ren de bu yılandır.

Korkmalı ve her şeyden şüphelenmeli. Fakat bunu ezmek için de insan, her kudreti daimî surette elinde bulundur­malı. Son defa sarfedeeeği enerjiyi ilk defa sarfedip bitirmemeli.

23 Aralıktan beri İstanbul sıkıyönetimsiz idare ediliyor enerjik bir hareket göstererek Demokrat Partili vatandaş­ların elinde en büyük koz; olan Seçim Kanununda değişiklikler yapan bir ta­sarı hakkında C. H. Partisi Meclis Gru-pundan salâhiyet istedi.

Buna büyük lüzum vardı. Vatandaşlar 1946 seçiminden beri bir huzursuzluk içindeydi. Seçim emniyetsizliği duygusu, Demokrat Parti çevrelerinde kardeş: kardeşe, oğlu babaya hasım yapıyordu.

Demokrasi gelişmesinin İlk günlerinde, bunclan önceki Meclisin kendi kendini dağıttığı son celselerde, bu tasarının ka­nunlaştırılması hiç de mümkün değildi. Memlekette büyük bir kızıl propaganda vardı. Kim olduğu bilinmiyen kimseler Demokrat Parti içlerine sızmıştı.

Seçimlerde, hiç de is tenlim ediği halde uygunsuzlar, kızıl maskeliler tâ... Bü­yük Millet Meclisi içlerine kadar gire­bilir, memleket ateş ve .kana boyanabi­lirdi.

Bugün, sular durulmağa başlamıştır. Demokrat Partinin asîl gayeleri anlaşıl­mıştır. Memleket çocuklarının iyi çalış­maları tebellür etmiştir. İşte, nihayet demokrasiye,halkçılığa uygun olmadığı

ileri sürülen kanunların da birer birer değiştirilme zamanı gelmiştir. Bir tohum bile, topraktan çıkarken za­man bekler, istihaleler geçirir. Havala­rın iyileşmesini, güneşin açmasını bek­ler. Yeter ki o. toprak derinliklerinde uyur kalmasın. Teehhür, her işte idealimiz olmıyaeak bir kelimedir. Teehhür, nebatın intaşma engel olan kalın toprak tabakasıdır.

Bizim en büyük korkumuz, bütün mil­letin İstediği bu kanunların değiştirilme­sini teehhürle vadeli bir hale getirme­mekti.

Hasan Saka, sessiz duran bir elektrik telinden şerarelerin taşması gibi hare-kî faaliyetlerini bu kanun tasarısını Grup'a sunmakla da göstermeğe başladı. Cart curt söylemiyor. Bazı partilerin içine sızan, kızıl ihtilâlci edasiyle 'Zart zurt da ötmüyor. Vekarlı, temkinli bir adım atıyor. Kendisinin bir iş yaparnı-yacağı hakkındaki zanları birer birer ortadan kaldırmağa çalıştığı gibi böyle düşünenlere sessiz sessiz şamarlar vuru­yor.

Halk Partisinde müfritler, neye bu ka­dar korkuyorlar? Bu kanunun değişme­sine ister demokrasi hayatının İnkişafı, ister Demokrat Partililerin tazyiki se­bep olsun. Niçin bu kanunun kabulünde Halk Partisinin halk gözünde kıymeti on paralık olacakmış? Asıl korkulacak nota, değişmiyecek olan bir Seçim Ka­nunu ile Halk Partisi millet nazarında bütün sevgisini kaybedecek değil imi­dir?Şimdi millet:

— Bravo, Halk Partisine diyecektir. îş-te, seçimden hiçbir korkusu yok. Millet güvenine, millet sevgisine inanıyor.

Hem artık yetişir. Korkanlar, belki kenr dilerinin seçilmem esinden ürküyorlar. Tabiatte bile en faydalı rükünler, her se­ne yerini genç tohumlara bırakanlardır. Devrini yaşamış milletvekillerimizin yerini artık Cumhuriyetin yetiştirdiği genç elemanlar dolduracaktır. Bize «Ge­ciktirici unsurlar» değil, «ilerletici un­surlar» lâzımdır.

Bize yeni milltevekilleri, bize yeni ba­kanlar, bize yeni liderler, bize her işte yeni kurmaylar lâzımdır. Hasan Saka Hükümetindeki bu yeni an­layışı bütün kalbimizle kutlarız. İstik­bal vatanına, 'milletine bağlı Türk ev-lâtlarmmdır. Hiçbir şeyden korkumuz yoktur.

Dün de Seçim Kanunu hakkında verilen prensip karariyle ve Polis Vazife ce Sa­lâhiyet kanuniyle Memurin Muhakemat Kanununun tadili hakkındaki temenni­lerle memleket öz bir ruhi huzura ka­vuşmanın eşiğine gelmiş ve muhalefe­tin aldatıldığı hakkında şayialar çıka­ran ve bu yolda düşünen, bedbin insan­ların da zühulünü ortaya koymuştur. Demokratik inkişafların karşısına di­kilmek isteyen sayın zevat hakkında milletin verdiği hüküm de bilhassa dünkü içtimsından sonra kesinleşmiş bulunuyor.

Hasan Saka kabinesinin beyannamesi okunduğu zaman (eşid! kelimesi üze­rinde günlerce durarak vatandaşlar arasında yapılması lâzım gelen müsa­vi muamelenin aleyhinde bulunanlar yi­ne kürsüye çıkmışlar ve menfi zihniyet­lerini bir daha belirtmişlerdir. Hürri­yet misakmm tahakkuku için hayırlı teşebbüslere müzahir olan halkçılara teşekkür ne kadar boynumuza borçsa bu inkişaflar karşısına dikilen Rasih Hocalara, Süreyya Örgeevrenlere, Mu­hittin Baha Parslara ve rey verileceği esnada salonu boşaltarak kararı bir nevi sessizce sabote etmek istiyenlere açıkça teessüf etmek o kadar vazife­mizdir. Bu zevat yeniden seçilmekten ümidi kesmiş olmalarının ifadesini bu kadar açıkça izhar etmemelidiler. Temenni ediyoruz ki Meclis kış tatiline girmeden bu kanunlar çıksın ve önü­müzdeki mevsim siyasi olgunlukların sayısız delillerine sahne olsun. Demok­rasinin yurdumuzda bir kat daha yer­leşmesini onun nimetlerinden istifade için ihtiyatla bekliyoruz.

Iyİ bir başlangEç.,.

Yazan: Nadir Nadi

15 Ocak 1948 tarihli «Cumhuriyet* İstanbul'dan:

Bazı antidemokratik kanunlarla bera­ber Seçim Kanununun bugünkü şartlara göredeğiştirilmesinedair hükümet Halk Partisi Meclis Grupundan yetkL almıştır. Böylelikle İçinde bocaladığı­mız âemo-krasî çıkmazından kurtulmak uğruna iki buçuk yıldan beri ilk defa. olarak ciddi bir harekete girişmiş olu­yoruz. Teşebbüsümüzün yurt menfaat­leri bakımından en uygun bir şekilde gelişmesini yürekten dileriz. Svvelk' günkü grup toplantısının hayli Çetin tartışmalara sahne olduğunu öğ­reniyoruz. Elski gidişten ayrılmağa hiç yanaşmak istemez görünen bazı mil-i&tvbkilerî, hükümet teklifine karşı a-yak diremişler. Seçim Kanununu değiş­tirmeğe razı olmakla Demokrat Parti­nin baskısına boyun eğilmiş sayılacağı­nı, şimdiki Meclisin meşruiyeti de şüp­heye konacağını, yeniden seçimlere baş­vurmak gerekeceğini iddiaya kalkış­mışlardır.

Müfrit dîye anılan bu unsurların feryat ve figanlarına kulak asmamakla Haik-Partisİ Meclis -Grupu iyi etmiştir. De­mokratların baskısı diye bir hâdiseden bizim haberimiz yoktur. Parıârr.entodi» elli kişi İle temsil edilen, üstelik taban­ca ve bomba politikasına da beı bağla-mıyan küçük bir teşekkül kendi başına kimseye baskı yapamaz. Ortada bir baskı varsa, bu ancak millî ' vicdanın sesidir. Ona uymak da her milletvekili hesabına en büyük vazifedir. Şi<mdi yü­rürlükte bulunan Seçim Kanununun kö­tü niyetlerle hazırlandığım söylemeğe-kendimizde hak göremiyoruz. Fakat bir kanunun ihtiyaçlarımıza cevap vereme­diğini tecrübeler bize gösterdikten son­ra eski köhne sistemde ısrar etmek, her halde iyi niyetlere işaret sayılmı-yaeaktı. Bir t,alam çirkin dedükotîîilar ortalıkta almış yürümüştü. Medenî hür­riyetlerin millî iradenin ve gerçek de­mokrasinin biricik dayanağı bildiğimiz seçim mekanizması vatandaşa emniyet verecek bir usule bağlanmadıkça girişi­lecek bütün teşebbüsler verimsiz kalma­ğa mahkûmdu. Böyle olduktan sonra ileri bir rejimden bahsetmenin hiç mâ­nası yoktu. Şef sisteminden ayrılmiya-cağımızı samimî olarak ilân etmek çok daha hayırlı idi. Seçim Kanununu dü­rüst esaslara göre ayarlayabildiği tak­dirde Halk Partisi, müfritlerin dediği­nin tersine iyi niyetlerini bütün niemleket halkına ispat edecek ve şüphesiz şerefli bir vazifeyi başarmış olacaktır. Evvelki günkü toplantıda «bu -değişik­liği yaparsak on paralık haysiyetimiz kalmaz, mahvolur, çekilip giderizv diys sızlanan eskiye bağlı milletvekilleri yanlış düşündüklerini- ve yanlış konuştuklarmı zamanla göreceklerdir. Halk Partisinin haysiyetini yükseltecek, ona millet kalbinde sevgi kazandır mama bi­ricik yolu, şimdiye kadar ağır bastsğ;-.-nı gör düğümüz «opportunist» politika da değildi. Eu yol her şeyi göze alarak millî vicdanın sesine uymakta idi. O se­se nihayet kulak verilmek istendiğini öğrenmekle memleket hesabına sevinç duymamak eldn gür mi?

Kanun dğişirse seçimlerin de yenilen­mesi gerekeceği iddiasına gelince, bun­daki telâşın mânasını âa pek kavrıya-mıyoruz. Sayın totaliter hatibler eğer bu sözleriyle arkadaşlarına «siz bir da­ha mebus olamazsınız» diyerek onlan korkutmak istiyorlarsa, bugünkü Mec­lisin meşruluğu bahsinde asıl kendileri şüpheli bir dil kullanıyorlar demektir. Böyle tehlikeli imalar yaparak havayı bulandırmağa hiç te hakları yoktur.

Bir seçimin yenilenmesi, çeşitli sebepler­le ileri 'sürülebilir. Buna karar veren "bir meclis neden gayrimeşru sayılmalı­dır ? Gayrimeşruluğun biricik vasfı mil­letle tıeratoer olmamaktır. Halkın karşı­sına geçip onun samimî reyini istemek kadar dürüst ve erkekçe bir hareketi kira gayrimeşruluğa işaret diye kabul edilebilecektir ?

Seçim Kanunu vatandaşlara emniyet verici bir şekil aldıktan sonra biz şah­san Meclisin yenilenmesine taraftarız. Mutlaka dört yılı doldurmanın "bir (farz-ı ilâhi) olduğuna inanmıyoruz. Nitekim, cumhuriyet meclislerinden bir çoğu, bu müddet tamamlanmadan önce kendi kendini dağıtmış, halkm nabzını yoklayarak yeni bir meclisin iş basına gelmesine imkân vermiştir. Ancak ha­zırlanacak yeni kanun herhalde iyi bir eser olmalıdır. Prensipler açıkça gözö-nünde tutulur, memleketimizin özel şartları dikkate alınır ve tamamiyle ob­jektif bir zihniyetle hareket edjlirse ba­şarıkazanmamak için ortada hiçbir sebep yoktur. Fakat daha önce de bir kaç kanun maddesini daha demokratik bir hale getirmekle idari sistemimize ait bütün eksiklerin tamamlanacağı inancında değiliz. Arkadaşımız Nihad Erim tarafından ortaya atılan Anayasa meselesini ciddi bir mevzu olarak kahui ediyoruz. Devletimizin temel mekaniz­ması üzerinde de bugünkü şartlara uy­gun, değişikliklere başvurmaksızın yur­dumuzda ileri bir hürriyet rejimi kura­bileceğini sanmıyoruz, Onun için sırt" bu hedefe ulaşmak maksadiyle çalışacak bir kurucu, daha doğrusu bir ayarlayıcı Meclise lüzum görüyorum. Hazırlana­cak yeni Seçim Kanunu ile kısa müd­detli bir Meclis iş başına gelmeli ve Anayasamızı milletimizin ihtiyaçlarına göre ayarhyarak dagılmalidır. Ancak ondan sonradır ki, ileri bir demokrasi­den bahsetmeğe hakkımız olabilecektir.

Son kararlarlayeni bir siyasi hayat devri başlıyor...

Yazan: Eteni İzzet Benice

16 Ocak 1948 tarihli İstanbul'dan:

C. H. Partisi Meclis Grupununl aldığı prensip kararlarının akisleri memleke­tin umumi vicdan ve tefekküründe haklı ve yerinde bir memnunluk, uyandırmış bulunuyor.

Muhalefet Lideri Celâl -Bayar'm Anka­ra'dan ayrılırken gazetecilere verdiği demeçte bu bahse tenras eden söz ve fi­kirleri de yerinde bir takdirin ifadesidir, înönü rehberliğinde Türk Demokrasisini geliştirmek ve yerleştirmek sorumlulu­ğunu üzerine alan C. H. Partisi ve onun hükümeti elbette ki tahrikçilerin ve ifratçılarm iddia ettikleri gibi bir «al­datma ve idarei maslahat» politikası gütmüyordu, güdemezdi1.

Bizimle iktidar arasındaki görüş farkı belki bir noktaya münhasır olabilirdi: Hemen imi, daha sonra ve sıra ile mi ? Biz 1945 den bu yana demokratik haya­ta geçişimizin tabii icabı olarak kanun­larımızın v-e adımlarımızın ;birden de­mokratik şartlaraintibak ettirilmesini istiyorduk. Hükümet ve İktidar işe adım .adım ilerlemeyi bir 'bünye zarureti ve güvenlik teminatı sayıyordu. İktidar ve idare mesuliyetini üzerinde taşıyanlar için bu teenni ve ihtiyat elbette ki aşi­kâr bir hakkm ifadesiydi. Nitekim 1945 den başlıyarak 12 Temmuza ve 12 Tem­muzdan hattâ 'bugüne ka,dar seyreden. "bir çok karakteristik hâdiseler hükümet ve iktidarı haksız çıkarmamıştır. Tahrikçiler ve ifratçilar karşısındaki .neşriyatımızda ve görüşlerimizde biz de muhakkak ki iktidar ile müşterektik.Tek düşüncemiz, kuvvetli bir hükümet cihazına dayanmakla beraber muhale­fet saflarına karışan bu tahrikçilerin .yaygaralarına ve hürriyet kahramanlı­ğım bir silâh olara'k kullanmalarına meydanı boş bırakmamaktı. Bununla beraber hadiselerin ve görüş­lerin takip ettiği safha ve merhaleler ne olursa olsun netice hasıl olmuştur ve olmaktadır. Q. H. Partisi ve Hasan Sa­ka hükümeti demokratik gelişmemiz 'istikametinde yepyeni bir anlayışın ve dönüm noktasının ibaşmda ve içindedir­ler. Hakiki ve hâlis demokrasiyi mem­lekette değişmez bir düzen ve nizam halinde tutmanın zemini hazırlanmış, -demokrasi devrimini tamamlayacak hamleler de teşebbüs iradesi C. H. Par­tisince ve hükümetçe ele alınmıştır. Po­litik hayat sahasında pürüzleri, eksik­likleri ve aksaklıkları sıra ile giderecek olan bu hamleciliğin yanında idari ve sosyal hükümet icraatını memleket hal­in menfaatleri ve kalkınması hesabına sağlayacak çalışmalar da muhakkak ki muvazi bir seyir takip edecektir. Seçim Kanununda yapılacak tadilâta gelince, bunu tadilden ziyade «tavzih» şeklinde ifadelendirmek doğru olur. Çünkü, mevcud Seçim Kanunu esasen «açık tasnif gizli oy» prensibini kabul etmiş ve seçimler ona göre yapılmıştır. Ancak «açık tasnif ve gizli oy» u şekil "bakımından daha çok muayyeniyete bağlamak bu tavzih sayesinde mümkün olacaktır. :Seçim Kanununun esasına gelince 1950 yılma kadar bütün dünya demokrat milletlerinin seçim kanunla­rının incelenmesinden faydalanılarak «.yrıca bir ana Seçim Kanunu hazırla­nacaktır ki, ıbu uzun tetkikler ve çalış­malar neticesine bağlı bir eser olacaktır. iBununla beraber, şimdiki tadilât muhalefetin ara seçimlerine girmemesi için hiç bir itiraz ve mukavemet sebebi bırakmıyacak mânada bir açıklama mesnedi olacaktır. Bu ibakımdan Celâl Bayarın memnunluğu ve «Hürriyet Mi-saki» nm tahakkuk etmekte olduğu yo­lundaki işaret ve açıklaması yerinde bir gerçeği belirtmektedir. C. H. P. Meclis Grupu prensip kararla­rından ve Hasan Saka Hükümetinin tâ­dili veya yeniden yapılması hakkında te­şebbüs aldığı kanunlardan memnun ol-rmyacak olanlar, Celâl Bayar'm da işa­ret ettiği gibi, ancak memleket menfaa­tini düşünmiyenler ve ona çalışmıyanlar olacaktır. Kabul etmek yerinde olur ki, memleket siyaset havası yeni bir dö­nüm noktasına ulaşmıştır. 12 Temmuz beyannamesinin tebarüz ettirdiği ruh ve zihniyet tatbikat sahasında realize edilmeğe başlanmıştır. Muvafakat ve muhalefet için bu yeni hava içinde: «An­tidemokratik kanunlar» ve «Hürriyet Misakı» gibi siyasi gerginlik yaratan unsurlar birer birer izale edilmiş olarak memleket kalkınmasının emrettiği işle­re, dönmek ve tam demokratik bir an­layış ve hayatın icap ve şartlan içinde çalışmak imkânları sağlanacaktır. Türk halkının umumi kanaat halinde istediği de budur. Yani, millî iradeyi tam bir seçim güvenliği içinde daima tecelli ettirmek, memleket nizamını ha­kîkî ve halis bir demokrasi teminat ve hayatı içinde istikrarla muhafaza etmek vatanın huzur, selâmeti, emniyet, refa­hım sağlamak yolunda mürakabeli geniş bir çalışma hayatı yaratmak. Dâva budur, bu yol açılmıştır ve haki­katen biran önce siyasi polemik mevzu­larını tasfiye ederek kaybettiğimiz gün, yıl ve saatleri teîâfi edecek hummalı bir -çalışmaya ve kalkınmaya ihtiyacı­mız vardır.

C. H. P. devletçiliği...

17 Ocak 1948 tarihli «Ulus» Anka­ra'dan : Devletçilik prensipimiz tâ başlangıçtan beri bir iktisadi kalkınma tedbiri ola­rak düşünülmüş, totaliter veya otoriter herhangibir siyasi doktrinle bulaşıp karışmamasına bilhassa dikkat edilmiş­tir. Cumhuriyet idaresi, iktisadi bakım­dan teşkilâtsız ve geri bir vatan teva­rüs ettiği için, millî ekonomimizi bir bütün olarak kısa zamanda geliştirme zaruretiyle .karşı karşıya idi. Milletimi­zin yaşama şartlarını, medeni ve müref­feh bir cemiyet seviyesine yükseltme ödevini bütün varlığımızla benimsemiz grekiyordu. Bu düşüncelerle, millî eko­nomiyi ileri tetorıik vasıtalarla ci-hazlan-dırmak, çalışmalarımızın verimini ar­tırmak, kısaca yurdun iktisadi kalkın­masını sağlamak üzere devletçilik bir tatbikat prensibi olarak C. H. P. pro­gramında yeraldı.

Ancak devletçiliğin, iktisadi faaliyetler için en velut bir Kaynak teşkil eden şahsi teşebbüse engel olmaması şarttı. Bu maksatla devletin bir yandan ancak hususi sermayenin başaramıyacagı veya savunma ihtiyaçlarının zaruri kıldığı teşebbüslere ıgirişmekle yetinmesi, di­ğer yandan da şahsi teşebbüsü teşvik etmesi esas olarak kabul edilmişti. Yir­mi yıla yakın bir devre içinde zaman zaman hususi teşebbüs için «Teşviki Sanayi Kanunu» nevinden teşvik ted­birlerine de başvurulduğu görüldü. Fa­kat iki dünya harbi arasının çeşitli buh­ran ve sıkıntıları, gitgide tatbikatta devletçilik sınırlarının daha geniş çizil­mesini zaruri kıldı; dış piyasaların ka­panması halkın ihtiyaçlarını karşılamak üzere 'devletin, hususi teşebbüsün rağ­bet etmediği bir sürü iktisadi teşebbüs­lere bizzat karışması ve el koyması ne­ticesini doğurdu.

Harbin sona ermesi ile başlıyan ekono­mik ve demokratik 'gelişme, devletçilik prensipinin yeni şartlara ayarlanmasını ve ferdî teşebbüsü engelliyen kayıtların azaltılmasını hem zaruri, hem mümkün kılmış idi. Nitekim Hükümetçe bu isti­kamette yeni bazı tedbirlere başvurul­du. ISon C. H. P. 'Kurultayı ise, tatbikat­ta ibeliren temayülü kâfi görmeyip, Par­ti programında yer alan devletçilik pren­sibinin sınırları daha kesin olarak çiz­ime ve daraltma yolunu tuttu. Artık C. H. P. programında Devletin kamu menfaatlerini ve hizmetlerini ve millî savunmayı sağlamak üzere doğ­rudandoğruya yapacağı işlerin mahiyeti, açık bir şekilde belirtilmiş bulunu­yor. Bunlar, büyük enerji santrallerinin; ve ağır endüstrinin kurulması, savunma endüstrisi, bayındırlık işleri gibi büyülç teşebbüslerle kamu 'hizmetlerini ilgilen­diren ulaştırma ve P. T. T. gibi teşeb­büslerden ibarettir. Genişletilerek yo­rumlanması caiz olmıyan bu tahdidi sa­yış da gösteriyor ki: Devletin yapacağı işler 'kategorisine, yalnız ya hususi te­şebbüsün başaramiyacağı yahut da girişilmesinde kâr ve menfaat görmi-yeceği iktisadi faaliyetler girmektedir. Bunun dışında kalan her türlü ekonomi işlerinin özel teşebbüsler eliyle kurul­masını, bu teşebbüsleri teşvik etmesini, .korumasını ve bunlara gerekli yardım­larda bulunmasını develtin bir ödev ha­linde yüklenmesi lâzım, gelmektedir. C. H. P. programı daha ileri giderek, özel teşebbüslerin tam bir güvenlik için­de çalışmasını sağlamak üzere, yurtta hangi işlerin, nerelerde ne kadar za­manda ve hangi ölçülerde yapılmasının millî ihtiyaçlar bakımından zaruri ve uygun olduğunu devletin belli plân ve programlarla ilân etmesini şart kılmış­tır. Devlet teşebbüsleri ile hususi teşeb­büslerin faaliyet sahalarını smırlıyacak. oîan bu plân ve programların hazırlan­masına mahiyet ve ehemmiyetini bu sü­tunlarda birkaç kere belirttiğimiz - Ge­nel Ekonomi Meclisinin büyük yardımı dokunacaktır.

Yeni programda devletin kâr kastiyle ziraat yapamıyacağı bilhassa açıklan­mıştır. Esasında devletin tarım alanın­da köylünün karşısına rakip olarak di­kilmesi, havsalaya sığmıyan bir şeydir.. Bundan sonra Hükümet çiftçiye ancak, öğrenci sıf atiyle yardım öd evindedir.. Ekonomi faaliyetlerinin Devletçe kon­trolü de halkı istismardan koruma mak­sadına hizmet ettiği nispette caiz görül­müştür. Ancak bu kontrolün, ekonomi faaliyetlerinin normal işleme ve geliş­mesine hiçbir suretle engel olmaması şarttır.

C. H. P. programı, millî ekonomide ça­lışma hayatının sosyal adalet ve güven­lik içinde korunmasını sağhyacak ted­birlerin alınmasını devletçiliğin esas he­deflerinden saymaktadır. Bu suretle H. P. devletçiliği, hürriyet ve demokra­si ile sosyal adaleti en iyi şekilde telif ederek aynı zamanda gerçekleştirme hedefine yönelmiş ve günümüzün şart­larına ayarlanmış bulunmaktadır.

Aşın devletçilikten vazgeçer­ken...

Yazan: Cumhuriyet

11 Ocafc 1948 tarihli «Cumhuriyet.» İstanbul'dan:

Bizde, önce makul ve mutedil bir şekii-de başlıyan devletçilik, bilhassa İkinci Dünya Harbi içinde, ifrata doğru git­ti; haklı tenkidlere ve şikâyetlere yol açtı. Geçen yıl, memleketimizin iktisadi vaziyeti hakkında, Amerikan sermayesi adına tetkikler yapan Mr. Thornburg Türk hususi sermayesinin bu yüzden muttal kaldığını ve dışarıdan ecnebi sermayesi getirmeğe teşebbüs etmeden önce, kendi anillî sermayemizin işletil­mesi lâzım geleceğini1 söyledi ve yazdı. Artık, C. H. P. de, Demokrat Parti de, devletçiliğin makul ve mutedil hadde ircaı fikrindedir.

Makul ve mutedil had şudur: Millî mü­dafaa için lüzumlu sanayii ve işleri, umumi hizmet müesseselerini devlet İdare etmedi, hususi sermayenin yapa-mıyacağı veya yapmayı pek kârlı bul­madığı işleri de devlet yapmalıdır. Bun­ların dışında kalan sanayi: ve işleri de hususi sermayeye bırakmalı ve bu yol­da çalışan şahsi teşebbüs himaye ve teş­vik edilmelidir.

Şimdiye kadar devlet e-lile işletilen bazı sanayi şubelerini, ibu arada mensucat sanayiini millî ve hususi sermayeye dev­retmek şekilleri üzerinde çalışmaya baş­landığını bildiren bir Ankara haberi üzerine, birkaç gün önce, Cumhuriye­tin bu sütununda çıkan «Aşırı devlet­çiliğe veda!» başlıklı yazıda hakikaten mühim bir noktaya temas edilerek şöy­le deniliyordu:

«Şimdi bu gibi sanayi şubelerini hususi, mili: sermayeye devrederken halkın menfaatlerini korumak noktasına hü­kümet, son derece dikkat etmei, bir kö­tülüğü ortadan kaldırayım derken başka kütüklere meydan verihTienıesini mutlaka sağlamalıdır.»

Yazıda, anonim şirketler tarafından ida­re e-dilen müesseselerin, devlet teşekkül­lerine kıyasla daha rasyonel ve daha iktisadi okluğu, bu itibarla imal edilen malların maliyeti daha ucuz olacağı kaydedildikten sonra şu pek doğru mü-talea ilâve ediliyordu:

«Fakat rakibsiz ve fazla himaye gör­dükleri takdirde, bu gibi müesseseler de halkın zararına olarak kasalarını şişir­mekten kendilerini alamazlar. Demek ki bazı sanayi şubelerini hususi serma­yeye devrederken, hükümet, içinde bu­lunduğumuz şartları gözönünde tutmak ve iktisadi hayatımızın müsbeit inkişa­fını hazırlamak zorundadır. Bu da, bü­tün kararlarda ölçülü davranmakla mümkün olabilecektir. Ne halkın soyul­masına göz yummak, ne ide «artık ben­den gitti» diye sanayi müesseslerini kendi erile boğmağa kalkmak! Millî menfaat hangi yolu emrediyorsa, oraya doğru emniyetli adımlarla yürümeğe bakmalıyız.»

Yukarda da söylediğimiz gibi, bu mese­lenin, iktisadi hayatımız ve halkımızın refahı bakımından büyük ehemmiyeti vardır. Aşırı devletçilik zararlı olduğu gibi, hususi teşebbüsün aşırı himayesi ve aşırı serbestliği de zararlıdır. Çünkü hususi ve şahsi sermaye ımelek değildir. Her şeyden önce kendi kazancını düşü­nür ve daima kasasını doldurmağa ba­karak mütemadiyen daha fazla kâr pe­şinde koşr; doymak bilmez. Hususi ser­maye için birinci plânda gelen gaye, kendi kazancıdır; halkm menfaatini dü­şünmez bile. Hiçbir .memlekette, hususi sermayenin, ne kadar çok kazanırsa kazansın, «eh çok kazandım, artık ye­ter, bundan sonra, halkı düşüneyim» de­diği görülmemiştir. Gerçi aynı sanayi şubesinde çalışan hususi müesseselerin aralarında rekabete girişerek ucuzluğa doğru gidecekleri ileri sürülebilirse de, bunların birbiıierile anlaşarak rekabeti bir tarafa bıraktıkları da çok defa mü­şahede edilmiştir. Bizds, rekabetin fi­yatları düşürmekten ziyade, yükselt­mek şeklinde tecelli ettiğini görmüyor muyuz ? Kartel ve tröst tehlikesini asla unutmamak ve bunlara karşı tedbir -almak lâ­zımdır. Bazan fazla zaruri ihtiyaç mad­delerinin bile, fiyatları düşürmemek için, piyasaya idamla damla arzedildiğini, yahut da denize döküldüğünü ve bun­larla (başa çık alamadığını, unııtmıyahra. Küçük sermayelerin yaptığını büyük sermayeler, daha büyük ölçüde tatbik edebilirler.

Devletten veya iş başındaki hükümet­ten ve hükümetin nüfuzlu şahsiyetle­rinden himaye gören ve 'bazı bankala­rımıza dayanan 'bir takım hususi mües­seselerin - isim zikretmeğe lüzum gör­müyoruz- harpden önce de açık ve ka­palı ihtikâr yaptıklarını ve büyük pa­ralar kazandıklarını henüz unutmadık. Dün, halkın menfaatlerini hiçe sayan ve kendi kasalarını doldurmağa çalşanlar yarın, meydanı iboş bulunca resmî ve hususi himayeler sağlamak, rakibsiz kalmayı temin etmek veya aralarında anlaşıp rekabeti ortadan kaldırmak su­retiyle kasalarını doldurmağa teşebbüs etmiyecekîermi kimse İddia edemez, ak­si ise - ortadaki tecrübelere nazaran -her zaman iddia edilebilir. 'Böyle bir du­rumun - halk (menfaatleri bakımından, -aşırı devletçilikten de zararlı olacağına şüphe oyktur.

Müfrit devletçilikten mutedil devletçili­ğe geçer ve hususi sermeyelere geniş çalışma ve .gelişme imkânları verirken fbunlarm ibüyük halk kütlelerinin zararı ve ıstırabı pahasına aşırı bir surette ka­salarını doldurmalarını önliyecek ted­birleri almakta zarre kadar ihmal gös­termemek, son derece müMm Ibir mem­leket davasıdır.

Yazan: Asım Us

19 Ocak 1948 tarihli «Yeni Gazete» İstanbul'dan:

Hasan ;Saka Hükümeti iSeçim Kanunu­nun gizli oy ve açık tasnif 'esaslarına temas eden iki maddesini daha ziyade vuzuhlandırmaya .karar verdi. Halk Partisi Meclis grupunda da bu teklif ka-ibul olundu. Seçim Kanununda yapılacak bu tadilâttan sonra önümüzdeki ilkba­har mevsiminde kısmi seçimler olacak. Bu seçimlerden elde edilecek neticelere göre demokrasi yolundaki gelişmelere hız verilecek.

Demokrat partililer Seçim Kanununda ibu şekilde tadilât yapılmasını antide­mokratik kanunların değiştirilmesi ta-;biri ile ifade ediyorlar, halkçılar ise bu tadilâta demokrasi rejiminin gelişmesi diyorlar. Görülüyor ki iki parti arasın­daki anlaşmazlık sadece bir tabir ve ifa­de farkından ibarettir. Filhakika Türk .Milletinin idaresi imparatorluk devir­lerinde bile bir bakıma antidemokratik sayılamazdı. Zira Anadolunun en ücra köylerinde doğmuş olan Türk çocukla­rından vaktile sadrazamlar çıkmıştır' Meşrutiyet idaresi de demokrasi yolun­da bir inkılâp hamlesi idi. Cumhuriyet inkılâbı aynı istikamette bir gelişme ol­muştur. Tek parti sisteminden çok parti sisteimine geçmek için atılan adımlar dayine bu yolda gelişmelerden başka bir şey değildir. :Bu gelişmeler devam edip gidecek ve artık partiler arasındaki an­tidemokratik tabiri ile ifade edilen me­seleler kısa hir zamanda ortadan kalka­caktır. Bu itibarla ibundan sonra Hasan iSaka Hükümetine düşen vazife çalışma­larım daha ziyade umumi mahiyette olan iktisadi ve mali işler üzerine tek­sif 'etmesi lâzımgelecektir.

(Memleketimizin Sovyet Rusya karşısın­da tehlikeli bir durumda bulunduğunu 'gören Amerika, yüz milyon dolarlık as-'kerî tbir yardım kararını verdi, bu ka­rar tatfbüb yoluna girmiştir. Fakat bun­dan başka bir de Amerikanın Marşal Plânı ile on altı Avrupa Devletine ya­pacağı yardım işi vardır. Bu on altı Avrupa devleti arasında Türkiye de bu­lunmaktadır.

Marşal Plânı hakkında Vaşingtonda açıklanmış olan kararlardan anlaşıldı­ğına göre Amerikanın bu plân gereğin­ce Türkiye'ye yardımı münhasıran zirai istihsali er iımizi düzenlemek ve artırmak ve bu istihsallerden mümkün olduğu ka­dar Avrupa memleketlerinin de fay­dalanmalarına imkân hazırlamaktır. Marşal Plânının tatbiki halinde Türki-yaAvrupaiktisadimanzumesiiçinde harpten evvel Doğu Avrupanm yerine geçecek ve Batı Avrupa memleketlerine yiyecek yetiştiren 'bir ambar hizmetini .görecektir. Halbuki Türkiyenin hakikî bir kalkınma devrine girebilmesi için yalnız zirai ve madeni İstihsalini artır­mak ve ıbu istihsallerden faydalanmak için yollarını yapmaık da kâfi gelmez. Endüstri cihetinden -millî hudutlarımız dahilindeki istihlâk ihtiyaçları nispetin­de de olsa Türkiyenin organize edilme­ğe ihtiyacı vardır. Bu itibarla muhtaç olduğu senmayeyeyi ancak hususi te­şebbüsler ile Amerikanın serbest iş sa­hasında ve hususi ibankalarmda ibulabi-lir. Bu da hükümet için Marşal Plânını aşan ayrı bir teşebbüs meselesidir. Ha­san Saka Hükümeti vakit geçirmeksi­zin bu istikamette çalışmalara başla­mak zorundadır.

Bu baltamdan ilk yapılacak iş Halk Par­tisi Kurultayının yeni programındaki 12 nci maddede ıbahis mevzuu olan (Yük­sek Ekonomi Kurulu) teşkil etmekti. Başbakan Halk Partisinin son toplantı­sında bu hususa dair olan kanun tasa­rısının yakında meclise sunulacağını bildirmiştir.

Halk Partisi programının 12 nci mad­desi şöyledir:

«Ekonomi durumunu tetkik etmek, eko­nomi tedbirlerini düşünüp incelemek ve plân dâhilinde hükümete teklif edecek yetkili bir ekonomi kurulunun meydana getirilmesi gerektiğinekaniiz.»

Cumhuriyetin ilânından bir müddet son­ra İstişarI mahiyette olmak üzere (Ali iktisat Meclisi) adı ile -bir teşekkül vü-cude .getirilmişti. Hakikî 'bir ihtiyacın şevki ile kurulmuş olan bu meclis fay­dalı hizmetlerine devam etmedi. Galiba o zamanın iktisat vekilleri daha ser­best iş görebilmek için bu teşkilâtın lâgvma gidildi. Fakat aradan bu kadar zaman geçtikten sonra (Âli İktisat Mec­lisi) nin kaldırılması bir hata olduğu anlaşılmıştır. Halk Partisi programına bu yolda bir madde eklenmiş olması bu hatanın itirafından başka bir şey değil­dir.

(Yüksek Ekonomi Kurulu) yenien teşek­kül ederek memleketin ekonomi duru­munu tetkike başlamadıkça ve ekonomi

tedbirlerini düşünüp plân dâhilinde tek­lifler yapmadıkça hükümet çevrelerinde iktisadi bakımından muhtaç olduğumuz teşebbüslere geçilemez. Omm için her şeyden evvel parti programının 12 nci maddesinin tatbikine başlanmasında isa­bet vardır.

Kırmızıreykutuya,ödenek

Yazan: Nadir Nadi

20 Ocak 1948 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:

istanbul Demokratlarının evvelki grün-kü kongre toplantısında milletvekilliği ödenekleri de tartışmalara konu oldu. Mecliste beyaz rey kullanan tek De­mokrat Ahmet Silivri hareketinin se­beplerine dair açıklamalarda bulundu. Sayın milletvekilinin sözlerini dikkatle okuduksa da hâdiseyi iyice kavnyama-dık. Tahsisatların arttırılmasını istiyen takrir Meclise verilmeden önce Halkçı­lar bazı Demokratları da anlaşılan ken­di fikirlerine uyar bulmuşlar, sonra De­mokratlar kırmızı rey kullanmaya ka­rar verince ortada bir politika oyunu dönmüş; bir Demokrat Milletvekili de Ahmet Selivriliye:

— Canım ne çıkar ? Çoğunluk nasıl ol­sa onlarda değii mi ? 'Kırmızı rey verir­sin, sonra da paraları alırsın!

Demiş. Güç durumda kalan Ahmet iSi-livrili de beyaz oy kullanmaya mecbur olmuş.

Her ne kadar vaziyeti yakından kavn-yamadıksa da bu işte bir takım manev­ralar çevrildiğine dair içimizde bir şüp­he vardır. Bütün milletin büyük bir ilgi gösterdiği ibir bahse dayandığı için de vaziyetin bir an önce aydınlanması lâ­zımıdır. Aksi takdirde halk efkârı hayal kırıklığına uğrıyacak ve bu da Demok­rat Parti hesabına ehemmiyetli bir za­rar teşkil edecektir.

içinde bulunduğumuz şartlar altında milletvekilleri' ödeneklerinin arttırılma­sını istemek doğru olmadığı gibi siyasi de değildi.Milletmukadderatını ve bu meyanda iktisadi refahımızın anahtarını elinde tutan Büyük Millet Meclisinin, lıalk çoğunluğu feci sıkıntılarla pençe­leşirken, dertlerimize çare bulacak yer­de kendi üyelerinin ödeneklerine zam­metmesi ortalıkta "kötü bir tesir yarat­maya mahkûmdu. Nitekim Halk Partisi saflarından -da zammın aleyhinde bulu­nan, onu kabul etmiyeceğini söyliyen ve dediğini yapan milletvekilleri görül­dü. Demokratlar, toplu olarak teklife İtiraz ederken, neticede onun kanunla­şarak 'Meclisten çıkacağını elbette bili­yorlardı. Onlar azınlıkta kaldıkça başka türlü olamazdı. Mecliste reyler mutlaka dediğini yaptırmak için verilmez; aynı zamanda prensiplerin ve fikirlerin de açıkça bil dirilmesine yarar. Ekaliyette kalanlar tabiatile çoğunluğun kararma uymak zorundadırlar. Demokrat millet­vekillerinin bu hareketi, partiler hesa­bına da yeni bir siyasi kazanç teşkil edecek, halkta onlara karşı kuvvetli bir sempati duygusu uyanacaktı. Fakat ödeneklerin arttırılmasına dair teker teker yalnız milletvekillerini ilgi­lendiren bir karar, milletçe uymak zo­runda olduğumuz öteki kararlardan farklıdır. iBu teklife muhalif rey veren milletvekilleri, sözlerini tutmak ve fa­kir halkın sırtına yük olmamasını iste­dikleri fazla ödeneği şahsan kullanma­mak zorundadırlar. Bu vicdan borcunu fiilen yerine getirmelidirler ki hareket­lerinin halk gözünde ciddi bir değeri ol­sun. Yoksa:

— Adam sen de! Kırmızı puslayı kul­lanır, sonra da paralan celbine atarsın! Gibi son derecede demagojik bir yola sapılacak olduktan sonra tutulan yolun ne kıymeti kalır? Doğrudan doğruya beyaz rey vermek ve açıkça teklifi ka­bul etmek şüphesiz böyle İki yüzlü bîr oyuna başvurmaktan dalha doğrudur. Para bahsinde insanların tuhaf zaafları oluyor. Kim samimi, kim sahte anlamak güçtür. Üstelik yukarda .da dediğimiz gibi, son ödenekleri arttırma kararma muhalif kalmanın Demokrat Partiye s&ğlıyacağı bir politik kazanç da vardı. Şimdi bunların bir üosou kırmızı pusla­yı kutuya, paraları da celbe atarak bir taşla iki kuş vurdukları zannma kapı-lacaklar-sa,doğrusu'hallerineacımak

lâzımdır. Ayda birkaç yüz liralık bir ge­lir karşılığı bütün bir milletin sempati­sinden olmak, partilerini de güç duruma sokmak telüikesile karşı karşıya dırlar. Şimdiye [kadar 'Halk Partili olsun, De­mokrat Parti olsun, teklife muhalefet eden milletvekillerinden bir kısmını ken­di paylarına düşen fazla ödenekleri bazı hayır işlerine yatırdıklarını öğrendik. Ferden hareket eden Halk Partililer bu ibahiste bizi ilgilendirmez. Fakat parti halinde kırımızı reye başvuran Demok­ratlardan hangilerinin ne şekilde hare­ket ettiğini millet yakından takib ede­cek, herbirine de lâyık olduğu numara­yı verecektir. Neticede sözünün eri ol-mıyan bir kişi bile çıkmamasını yürek­ten dileriz, içine yeni girdiğimiz hürri­yet rejimi ancak samimiyet sayesinde kuvvetlenecek ve gelişecektir. Dema­gojiler ve iki yüzlü politika oyunları demokrasinin en büyük düşmanıdır. Tanrı esirgesin, bunlar, bazan en tota­liter idarelere bile rahmet okutur. Aman dikkat edelim!

Amersfcüyü unutacaklar

Yasan: Nadir Nadi

(Cumhuriyet»

21 Ocak 1948 tarihli İstanbul'dan:

Şurada burada toplanan Demokrat Par­ti kongreleri, daha ziyade şahıslarla il­gili bazı tartışmalara da yol açıyor. Her ne kadar kürsüye çıkan hatipler «Biz prensiplere bağlıyız, ferdîerle işimiz yok» gibi cümleler kullanıyorlarsa da, parti bünyesinde patlak veren son hâdi­selerin zoru altında gene de az çok şah­siyat yapmak, Aliden Veliden ister İste­mez bahsetmek zorunda kalıyorlar. He­nüz gençlik çağını yapmaya çalışan bir rejim için böyle acemilikler bir dereceye kadar mazur görülebilir. Demokrasi, aşağıdan yukarıya doğru bir idare de­mektir, her şeyden önce halka dayanır. Halk ağzında Alinin Velinin adı gaçi-yorsa. bunun işaret ettiği bir mâna da mutlaka, vardır. Onu arayıp bulmaya ça­lışmak zaten meseleyi şahsiyat vadisin­den uzaklaştırmaya yarayacaktır. Şu halde bu gibi«sen ben»tartışmalarını bile tamamiyle faydasız saymamak ge­rektir.

Halk idaresinin başlıca 'meziyeti, ferdlerin hususi kabiliyetleri, veya iradeleri dışında kendi kendine işler ve iyi işler bir rejim olabilmesindedir. Mutlakıyet veya totaliter sistemlerde vaziyet bunun taban tabana zıddıdır. Orada işlerin iyi yürümesi yalnız baştakilerin kudretine bağlıdır. Şef, harikulade zeki, görüş uf­ku gayet geniş, fevkalâde çalışan, son derece vataneprver bir adam olacak ve muhtelif kolların basma en lâyık adam­ları seçmesini de bilecektir. Ancak bu şartlar altında memleket hesabına fay-dali "bir şekilde iş görmek, kısa zaman­da başarılar elde etmek mümkündür. Fakat bir memlekette bu kudreti gös­terecek tanrısal şahsiyetler pek seyrek yetiştiği veya hiç yetişmediği için tota­liter idareler de zamanla soysuzlaşmaya ve bir nevi zümre hâkimiyetine dayan­maya mahkûm gibidir. Zaman ve me­kân çerçevesi içinde bunun aksini, gös­teren bir misal bulmak güçtür.

Hürriyet rejimlerinde, devlet idaresine istikamet veren halkın sağduyusu dur. Her şey orada başlar ve orada biter. Ah-medin, Mehmedin, Alinin, Velinin fer­dî meziyetleri ikinci, hattâ üçüncü plân­da gelir. Halk adına işliyen türlü kont­rol organları daiam uyanık duracak, ihmallere, kusurlara, yolsuzluklara kar­şı her dakika tetkikte bulunacaktır. Kö­tü niyet hiçbir zaman cezasız kalmıya-cak, idarenin işleyişi bir saat intizamı içinde temin olunacaktır.

Fakat bu ileri merhaleye ulaşan halk idareleri de öyle bol bol her yerde var sanılmamalidir. Totaliter sistem kadar değilse demokrasinin de korkunç düş­manları vardır. Bunların en başında de­magoji gelir. Şef rejiminde en büyük tehlike şefin kendisidir. Aşağı kademe­ler ondan çekinirler ve onun suyuna gö­re yürümeye dikkat ederler. Şefi aldat­mak, kandırmak [gibi yollara sapmayı her zaman göze alamazlar. Zaten şefle temas eden insanların sayısı da öyle ka­barık değildir. Demokrasilerde biricik (kadir-i mutlak) halkın sağduyusu ol­duğu için vaziyet orada biraz daha kar-rışktır. Bir defa bu sağduyğu dediğimiz şey elle tutulur, gözle görülür, sakallı bıyıklı bir insan değildir. Kimse onun huzurun?, çıkamaz, kimse onunla tema sa gelemez. Onun için millet hizmetinde iş gören birçok insanlar, herhangi bir şahsa karşı kendilerini nisbeten daha az bağlı sayarlar. Belli bir hedefe doğru yürümeyi tasarlıyorlarsa halk efkârını o yolda hazırlamakla tamamiyle serbest kalacaklarım düşünürler. Bu da gazete­lerde, mecmualarda, nutuk ve konfe­ranslara 'belli bir zümrenin harcıyacağı gayretlere bağlı farzolunur. îşte mille­tin sağduyusu burada kendini belli 'et­meli ve çeşitli' tartışma 'konuları ara­sından, cemiyet menfaatine uygun olan yolu bulmalı, benimsemeli ve onu yürü­tebilmelidir.

tki buçuk yıllık tecrübeler gösterdi ki, Türk 'Milleti umumiyetle doğru gören, iyi düşünen ve sağlam hüküm veren bir millettir. Demokrat Parti de, şimdiye ikadarki ımuvaf fakı yeti erini sırf bu üs­tün karakterli 'millete dayanmasına, yal­nız onun sesini dinlemesine borçludur. Şahıslara ait idedikodular demokrat saf­larında yakın zamanlara kadar hemen hiç görülmüyordu.

Bu itibarla son zamanlarda kulağımızı tırmahyan bazı seslere üzülüyoruz. Aca­ba onlar da eskidi mi diye İçimizde bir kuşku uyanıyor. Bir çığır açılınca sen ben» kavgaları Demokratların arasında alıp yürürse netice itibariyle bundan en fazla Demokratların kendileri zarar gö­receklerdir. Halk sağduyusunu biraz ih­mal eder görünen sayın muhaliflerimize ona kulak vermelerini yürekten tavsiye ederiz.

Kenan Öner ve yeni parti...

Yazan:Etem îzzet Benice

22 Ocak 1948 tarihli «Son Telgraf» İstanbul'dan:

Kenan -Öner yeni 'bir parti kuracak mı ? iSaym Profesörün bazı sözlerine bakılır­sa Jıenüz vakti belli olmamakla beraber yeni bir partinin kurulması ümit ve ih­timal içindedir.

Türkiyede esasen on Üç siyasi parti ku­rulmuştur. Fakat, günün içinde faal ve memleket ölçüsünde teşkilât sahibi iki parti vardır. Kenan Öner, Hikmet Bayur vesaire gibi şahsiyetleri de sine­sinde toplaya^ilecek bir partiden de ge­niş ölücüde faaliyet beklenebilir. Sade­ce dikkat uyandırması tabiî olan bir esaslı merak noktası vardır: Yeniden kurulacak; Kenan Öner, Hikmet Bayur ve arkadaşlarını içine alacak bir Parti C. H. ve D. P. nin dayandığı Kemalist devrim esaslarını siyası programının te­meli olarak kabul edecek mi, etmicek mi?

Türk Demokrasisinin ruh noktasını ve muhafazasına millî lüzum ve menfaat olan devrim esaslarını filhakika Anaya­sa tesbit etmiştir Anayasa'mn tahctid etti esaslar dışında Türkiyede hiçbir siyasi faaliyete müsaade edilemez. Bil­hassa, en sağ: ve en sol, yani kara ve .kızıl faşizm Türkiyede "bir siyasi Parti­nin programına ve faaliyetine esas ola­maz.

Hiç şüphe yok ki, Kenan öner'in kura­cağı veya katılacağı bir yeni parti diğer •milli partilerle ıbir arada Kızıl Faşizmin karşısında bir sed vazifesini görmekten ayrıl mıyacaktir. Kara Faşizme gelince, yeni bir partinin hissi sahalara münha­sır olarak dahi 'Kara Faşizme ümit vere­cek faaliyetlerden kendisini menedece-ğinden şüphe etmek istemeyiz.

Kabul etmek yerinde olur ki, memleket­te Kızılların açık açık faaliyetlerde bu­lunarak bir tehlike teşkil etmelerine im­kân yoktur. Maruf tâbiri ile Türk Halkı yediden yetmişe kadar kızıllığın ve Ko­münizmin aleyhindedir. Bu yönden ihiç-ibir teşebbüs Türkiyede ve Türk Halkı arasında tutunamaz. Kızıllar ancak çe­şitli maskelerin arkasına sığınarak ve muhalefet cereyanlarının içine karışarak tahrikçi ve fesatçı bir faliyet muhafa­zasından ümide kapılabilirler. Nitekim 1945 ilkbaharında başlıyarak 1946 Eylül sonuna kadar bu hususta türlü türlü tak­tiklere başvurmuşlardır, ki, dünkü yazı­mız da, da işaret ettiğimiz .gibi Ahmet

Emin Yalman bu hususta bize söz bırak-mıyacak şekilde ve bizi tamamiyle teyid ederek gerçek vakayii bütün içyüzü ile hikâye etmiştir. Partilerin uyanık bulun­ması, elemanlarınınsiyasi karakterleri

hakkında bir sicil tesis eylemeleri şekli ile bu gibi Kızıl ajanların faaliyetlerine sed çekmeleri daima mümkündür. An­cak, kara kuvveti harekete getirmek Türkiyeyi ki zil laştırm aktaki çetinlikler ve imkânsızlıklarla ölçülemez. Kara. kuvvet: Masum hisleri, bazı metodlara ve takitikere başvurarak ve sure'ti hak­tan gönerek kendi tarafına kısmen olsun aktarmaya muvaffak olabilir. İtiraf et­mek samimî bir anlayışın yerinde ifade­si olur ki: Lâyikilik Türkiyede münevver kütleler hürriyetine ve serbestliğine hiç­bir zaman hiçbir müdahalede bulunma­mış olmakla beraber, bu konu bir anda tutunmak, geniş taraftar kazanmak is-tiyen partiler için bir hayli demogojiye ve tahrike müsaiddir. C. H. Partisi ve Demokrat Parti bu hu-susuta tam ve müşterek bir anlayış İfa­desinde ve tutumunda mutabıkdırlar. Şimdiye kadar teessüs etmiş ve fakat faal bir rol oynayamamış bulunan diğer partiler de bu yolda - genel seçimler sı­rasındaki bazı münasebetsiz tahrikler müstesna - ınübalâtsizhğa sapmamış-lardır.

Kenan. Öner ve arkadaşlarının şayet,, hattâ, bir ihtimal ile Sayın Mareşal Çak­mak ve Hamdullah Suphiyi de iknaa. muvaffak olarak bir Parti kurmaları mukader olacaksa bilhassa dikkat gös­termeleri gerekecek o!an nokta muhak­kak ki işaret etmek istediğimiz bu nok­ta olmak gerekecektir. Zira, zihinlerde-herhangi makûs bir iltibasın tekevvün, etmeğine fırsat verilmesi yalnız yeni ku­rulacak partiyi müşkül duruma sevketmekte kalmaz. Demokrasi gelişmemiz-için de bazı zararları celp ve davet ede­bilir. Biz demokratik teessüslerin hep­sinden ancak memnun oluruz. Fakat, te­barüz ettirdiğimiz ğitoi, bütün siyasi parti!er ve demokratik müesseselerimiz için daima «En sağ ve en sol» cereyan­ları ve «Kara kuvvet» cereyanlarının karşısında tam bir sed ve mücadele kuvveti teşkil etmek temel şart, millî ve müşterek değişmez hedeftir.

Bu hedefe ve bu esasa sadık kalmak şar-tiyle Kenan Öner'in bir yeni parti kur­ması veya kurulacak, bir partiye katıl­ması sadece demokratik hayatımızı kuv­vetlendirir. İstanbullu Vatandaş, haklı olarak sorduğu bu suale bugüne kadar cevap alamamıştır. Ve bu da Demokrat Partinin müdafaa ettiği prensirjlere uyan bir hareket saytlamı-yaeaktır. Milletvekilliği ödeneklerine yapılan zam­dan sonra demokrat mebusların tuttu­ğu yol da henüz bilinmiyor. BiMndiğl gibi bir kişi müstesna, "bütün demokratlar Mecliste kırmızı oy kullanmışardı. Bu demektir ki, bu vatandaşlar millet kese­sinden kendilerine fazla ödenek verilme­sini istememektedirler. Buradaki kır­mızı oyun halkın hoşuna gidecek, bina­enaleyh Demokrat Partiye maddi-mâ-nevi kazanç temin edecek bir de siyasi tarafı vardır. Ve kırmızı rey kullanan millet vekili eri de ellerine geçecek fazla ödeneği kendi partilerine veya herhangi bir hayır cemiyetine devretmek hakkı­na mal ilktirler. C halde yapılacak iş ne­dir? Kanun çıkar çıkmaz sözünü tut­mak, ödeneklere zam fikrinin gerçekten aleyhinde olduğunu fiilen isbat etmek değil mi ? Yazık 'ki aradan bir aya yakın bir zaman geçtiği halde bütün demokrat milletvekilleri kavilleriyle fiillerinin bir olduğunu gösterememişlerdir. Şimdiye kadar ancak yirmi küsur mebus dediği-n' yapabilmiş, üsltarafmm ne düşündüğü hâlâ öğrenilememiştir. Gönül isterdi ki, Mecliste toplu olarak kırmızı reye baş­vuran bir parti, aynı topluluk duygusiyle fazla

Ödeneklerden de feragat edebil­sin.

Demokrat Partinin istikbali hesabına hiç de parlak bir işaret sayılmıyan bu iki hatayı düzeltmek imkânı hâlâ var­dır. Acaba muvaffak olacaklar mı?

Örgeevren'in başına gelenler...

Yazan: Bahadır Dülger

25 Ocak ,1948 tarihli «Son Saat» İsra'dan:

Sındırgıda Süreyya örgeverenin başı­na gelenleri, az çok politika hayatına karışmış olan herkes gözb'nîine almalı­dır. Doğma büyümeSındırgılı, seneler

senesi, Balıkesiri temsilen Meclise gel­miş, kendinden, hitabetinden, partisinin muvaffakiyetlerinden emin bir adam olarak ortaya çıkan Süreyya Örgeveren şapkasını sallıyarak, eliîe, kolu ile garip hareketler yaparak ve söylediklerinden bir kelimeyi olsun halka dinletmeğ-e muvaffak olamıyarak hemşehrileri ta­rafından kürsüden 'inmeğe mecıbur edil­miştir. Mağrur, fakat mağlûp, gaza meydanım rakiplere terk ederek, kasa­basının dar sokaklarına dalmış ve inzi­vadan teselli olmaktan başka yapacak bir şey bulamamıştır.

Bu hâdiseden çıkarılacak mâna şudur: Şimdiye kadar iktidarı elinde bulundu­ran partinin ibaşa getirdiği şahsiyetler­de, ısenelerce memleketi zaptırapt ile idare etmeğe alışmış olmaktan kuvvet alan bir kanaat yerleşmiştir: Meclis dört yüz (kişiliktir. Milletin bütün işleri orada biter,. Onun duvarlarının dışmda yalnız itaat ekmekle mükellef, yalnız emir dinlemek için yaratılmış geniş bir kütle vardır. O kadar.

ıSon yılların demokratik inkişafları bu­nun bir aldanıştan fcaşka 'bir şey olma­dığım ortaya koymuştur. Anlaşılmıştır ki, Türkdyenin en hücra köşesinde yaşi-yan en .mütevazı bir vatandaş bile te­ferruata müteallik olanlarına varınca­ya Ikadar bütün siyasi hâdiseleri ya­kından takip ediyor, onlar hakkında ak­lı seliminin 'kılavuzluğu ile ekseriya ha­kikatlere çok uygun olan bir kanaate varıyor ve fırsat bulduğu zaman en medeni bir şekilde bu kannatini izhar ediyor.

Sındırgıda, Süreyya örgeevrenin İtarşılaştğı işte böyle, muhtelif siyasi hâdise­ler neticesinde vatandaşların edindikle­ri kanaatin tezahüründen başka bir şey olmasa gerektir. Demokrasiye aykırı kanunların 'müdafaasını yapanlar, nok­sanları, eksikleri ve millete verdiği İs­tırapları herkesçe (bilinen ,Seçim Kanu­nunun tadiline muhalif olarak ortaya atılanlar, ayda ibir 'kaç yüz lira daha fazla ödenak alabilmek İçin, milletin içinde yaşadığı şartların vehametini unutarak beyaz rey (kullananlar, ben­zeri akıbetlerle karşılaşmayı her zaman Eröze almış bulunmalıdırlar.

Memleket çok partili demokrasi hayatı­na girerken de General Kâzım Karabe-kir, millî birJigi her türlü sarsıntı ihti­mallerinden ve vatanı .muhtemel tehli­kelerden 'koruma kararını açıkça belirt­miş olan Halk Partisine bağlılığını ifa­dede asla tereddüde düşmemişti. Onun için tehlike içte değil, dışta idi. Bütün ömrünce önlemeğe çalıştığı bir istilâ tehdidi, solcu totalitarizm hüviyetine bürünerek Doğu sınırlarında yeniden belirmişti. Böyle bir zamanda en âcil tedbir, iç nizamın ve millî birliğin ko­runması idi. General Kâzım Karabekir, bu parola ile kendini seven, tanıyan, hiz­metlerini bilen kadirbilir, Türk halkının güvenini kazandı.

Gözlerini bu fâni dünyaya kaparken de, bu güvenle çevrili olarak ebedî istirahatğahma gideiyor. Onun vatan sevgisi bütün temizliği ve derinliği ile yeni ne­sillere emânettir. Fâni varlığını, teşyi ederken ebediyete kadar memleketin se­lâmeti üzerinde titreyeceğine emin oldu­ğumuz aziz ruhunu saygı ile selâmlar. Büyük Millet Meclisine, Türk Ordusuna bütün ülkü ve meslek arkadaşlarına de­rin taziy etler im izi sunarız.

Öyle mi? Söyle mi?»

Yazan: Nadir Nadi

27 Ocak 1948 tarihli Cumhuriyet» İstanbul'dan: Marshıl plân meselesinden doğan va­ziyet, iktidar partisine karşı muhalefete yen; bir hücum mevzuu kazandırdı gibi görünüyor. Malî takatimizin İçeriye ve dışarıya başka başka şekillerde akset-tirildiğine, hükümetin samimiyetten dai-ma uzak kalmayı tercih ettiğine dair sert yazılar okuyoruz. Demokrat Parti Başkanı Sayın Celâl Bayar da evvelki gün Eskişehirde bu mevzuu ele aldı ve ekonomi sahasında «üç çadırlı bir aşiret re'sinin bibe» bu derece sakat ve bilgi­siz dsvranamiyacağmı iddia etti. Muha-lifleriraazc: bakılırsa gerçek malî imkân­larımız Amerika Birleşik Devletlerine olanca açıkhğîyle vaktinde anlatılabil­seydi, şimdi hükümetimiz içinde bocala­dığı güç durumakatiyen girmiyecekti.

Birbirini tutmıyan samimiyetsiz yollara saplanıp kalınmakla büyük hata işlen­miş, fırsatlar kaçırılmıştır. Ekonomi ve finans alanında muhalefe­tin şiddetli tenkidlerine ihtiyaç duyduğu­nuz meydandadır. Beklediğimiz tenkid-lerin en haklıları da şüphesiz bu mevzu­lar!?, ilgili olanlarıdır. İdeoloji bakı­mından Ha>k Partisinin ikiz kardeşi sa­yılan Demokrat Parti, şimdilik ancak iktisadi ve malî tatbikat ayrılıklarında kendi şahsiyetini gösterebilecektir. Onun için, biz şahsan, kısıl1 ve romantik siyasi edebiyat numuneler iyi e uğraşmaktansa, Demokratların. ekonomi banisi erinin müsbet çerçevesi içinde verimli olmaya çalışmalarınıelbettetercihederiz.

Fakat şimdiye kadar okuduğumuz hü­cumların hep - geçmişteki hatalar etra­fında dönüp dolaşmasını doğru bulmu­yoruz. Bir tenkid manalı olabilmek için geriye baktığı kadar ileriyi de göstere­bilme!:, vatandaşın hâdiselere dair ob­jektif hüküm edinmesi İmkânını sağlı-yabil:Tielidir. Hele Marshaîl plânı gibi, bizim tek taraflı olarak hiçbir zaman tasarruf edemiyeceğimis Avrypa ölçü­sünde bir dâva bahis mevzuu edildiği1 za­man, muhalifi eri mis biraz daha dikkatli' olmak, sözlerini ve fikirlerini daha ge­ni? ufuklara çevirmek zorundadırlar. Otî altı Avrupa rrdletinin dört yıllık kal­kınma ihtiyaçlarına dair cetveller hazır­lanırken Türk Hükümetinin bir takım hatalar işlediği ve sırf bu hatalar yü­zünden bugünkü vaziyete yol açıldığı şimdiye kadar ortaya atılan muhalefet îddiaiariyle İsbat edilememiştir. Mars-hall plânı son şeklini Paris konferansın­da alacak değildi. Bu, Washington'da kararlaştırılacaktır. Ve nihai safhaya da henüz varılmamıştır. Buna rağmen biz, partisiz bir vatandaş olarak, muha-'eff.tin geçmişe ait tenkidlenni bir an için aynen kabul edelim. Diyelim ki eğer Spra-coğlu hükümet;: ve sonra Peker hü­kümet1, tuttukları yoldan başka bir yol seçselerdl bugünkü güç durum meydana gelmezdi. Şimdi, içimizi burkan bir nok­ta var: Güç olmakla beraber bugünkü durum içinden çıkılamaz bir şey değil­dir. Acaba bundan sonra nasıl davran-mahvız ki kayıblarımızı en kısa zaman­da giderelim ve ne zamandır hakketti-

ğimiz müsbet çalışma hayatına bir an önce kavuşalım? Gerçekten, karşımız­daki büyük dâvanın asıl can alacak nok­tası buradadır. Türkiye, ancak bu nok­tayı çözebildiği zaman rahata kavuşa­cak, iç ve dış düzenini1 sağlıyacaktır. Yazık ki bu hususta muhalefet çevrele­rinden aydınlatıcı hiçbir söz işitemiyo­ruz. Bütün tenkidler geçmişin artık bir daha ebediyen İçine girilemiyecek olan karanlık koridorlarına çevrilidir. Müte­madiyen :Şu yapılmamalıydı, buyapılmama­lıydı!

Deniyor.Bazan: Şöyle yapılsaydı!

Dediği oluyorsa da geçmişe ait olan bu iddia da kontrolün ve tecrübenin sınır­larından dışarıda kalmaya mahkûmdur. Halbukü miletçe cevabını aradığımız sual bundan sonra nasıl yapılması ge­rektiğidir.

Bize kalırsa iktidar hükümetinin de bu uğurda tutacağı müsbet bir yol vardır, iktisadi ve malî dâvalarımızın bugüne kadar ve bundan sonraki gelişme isti­kametini, tamamıyle üstün memleket endişesiyle hareket ederek, gündelik po­litikanın üstüne çıkarmak, ilim adam­larının, .mütehassısların, yazarların ve muhalefet partisinin fikirlerinden istifa­de etmek suretiyle, münakaşası halk ef­kâr! önünde yapılan geniş bir plân ha­zırlamak. Adına «Millî kalkınma» diye­ceğimiz bu plânın, gerçekleşmesi uğruna elbirliğiyle ve adım adım çalışmak. İçinde bulunduğumuz vaziyet, gerçekten milletçe hepimizden gayret istiyen güç­lüklerle doludur. Bunları kolay birer parti propagandası halinde istismara kalkışmak hiçbirimize yakışmaz. Vata­nımızın yükselmesini bütün yüreğimizle istiyor, bu kaygıyı her düşüncenin üs­tünde tutuyorsak, tenkidi erimizde de, fi­kir ve iddialarımızda da daima müsbet ve yapıcı olmaya dikkat etmeliyiz. Aksi takdirde müthiş bir bataklığa yavaş ya­vaş gömülmekten kendimizi kurtaramıyacağız.

Yazan: Astrn Us

27 Ocak 1948 tarihli «Yeni Gazete» İstanbul'dan:

Marşal- _ piânmda Türkiyeye verilen mevki kredi ile yardım' değil, dolar ile pşein ödeme esasına dayanan yardım şeklidir. Bu kararda bir yanlışlık oldu­ğunu izah etmek için Hazine müdürü Sait Ergin Londra yolu ile Vaşingtcna gönderiliyor. Tatbiî olarak diğer diplo­matik vasıtalarla bu teşebbüsler destek­lenecektir ve desteklenmek lâzımdır.

Maliye Bakanı Halit Keşmir'in gazete­cilere verdiği bir demeçte Marşal plânı ile Ameri'Kadan kredi yardımı görmemiş olsak bile miîetlerarası îrcıar Bankasın­dan kredi bulabileceğimizden bahsedil­diğini okuduk. Bu tarzda bir düşünce1 Marşal plânından faydalanmak için ya­pılan teşebbüslerin gevşek tutulmasına sebep olmamalıdır.

Zira milletlerarası îmar bankasından alınacak kredinin şartları ile Marşal plânına bağlı kredilerin şartlan arasında büyük farklar vardır. Marşal plânı ile verilecek kredilerin bir kısmı hibe, diğer bir kısmı ödeme şartları son derecede-hafif para yardımı şeklinde olacaktır. Halbuki Milletlerarası îmar bankasın­dan alınacak kredi alelade haricî istik­razdır. Aradaki farkın ehemmiyetini da­ha fazla izaha hacet yoktur. Harpten zarar görmüş memleketleri kalkındır­mak için Birleşik Amerikanın bir feda­kârlık olarak kabul ettiği Marşal plânın­dan faydalanmamız için gerekli olan hiçbir teşebbüsü İhmal etmemeliyiz . Paris konferansında memleketimizi tem­sil eden Ali Rıza Türelin gazetecilere verdiği izahata göre Marşal plânında Türkiyeye 550 milyon dolar kredi veril­mesi esası kabul edilmiş olduğu halde sonradan Vaşingtonda değişiklik olmuş. Şu halde bu işdeM hatayı düzeltmek için bu değişikliğin neden ileri geldiğini anlamağa ve ona göre müdafaanın ya­pılmasına ihtiyaç vardır. Amerika maliyecilerinin Türkiyeyi îsviçre ile Portekize kıyas ederek krediye muhtaç: bir memleket diye hüküm etmelerinde iki sebep hatıra gelir:

1 — Merkez Bankasında altın ve döviz ihtiyatlarımıza mübalâğalı bir kıymet takdir edilmiş olması.

Merkez Bankasındaki altın ve döviz ih­tiyatlarımızın hakiki kıymeti neden iba­ret olduğunu birkaç gün evvel Maliye Bakam Halit Nasmi Keşmir Nevyork Tayrnir. gazetesi muhabirine açıkça gös­termek zaruretini iduydu.

2 — Recep Peker (hükümetinin 7 Eylül kararlarından sonra harice yapılan sipa­rişlere çok geniş mikyasta döviz vermiş bulunması.

Filhakika 1946 Eylülü ile 1947 Eylülü arasında harice pek çok 'mal sipariş edil-.miştir. Ve Recep Peker hükümeti bu si­parişlerin sahiplerine elinden geldiği kadar döviz vermiştir. O kadar ki altın stoklarımızın bir kısmı bu yolda erimiş­tir. İktisadi ve malî hâdiselerin gelişme­si gösterdi ki hükümetin döviz bütçesini "bu derecede açık tutması hatalı bir -ha­reket olmuştur. Hasan Saka hükümet! hu hatalı yoldan geri dönmüştür. Ticaret Bakanı Mahmut Nedim Gündüzalp 1943 1944 senelerinde Amerikaya sipariş edi­len mallara döviz verilecek olursa iflâs tehlikesi ile karşılaşacağımızı söyledi, Fakat Recep Peker Hükümetini hatalı yola sevkeden sebebin memlekette umu­mi bir şikâyet konusu olan pahalılık ol­duğunu da unutmamak iktiza eder. Re­cep Peker Hükümeti ithalât eşyasmdaki pahalılığın piyasadaki mal kıtlığından İleri geldiğini ve az zaman içinde mem-lekte çok mal gelirse fiyatların düşece­ğini düşünmüştür.

Bu itibar ile 7 Eylül kararlarından sonra ithalât için fazla dövizler verilmesi memleketin malî takatinin yüksek ol­masından değil, bir pahalılık buhranına karşı devletin takati üstünde malî feda­kârlık göze alınmasından doğmuştur. Amerikanın yetkili çevrelerine, gerekti­ği tkadirde, bu nokta pek kolay anlata­bilir.

Bir Kahramanı kaybettik...

Yazan: M. Faruk Gürtunca

27 Ocak 1948 tarihli «Her Gün» İs­tanbul'dan :

Kâzım Karabekir'i, istiklâl Savaşının Şark Cephes: Kahramanın dündenberi ebedilik kanatları aramızdan ayırmış bulunuyor. Karabekir paşa öldü, Türk 'Milleti sağ olsun.

O millet ki, büyük adamlar yaratan koy­nundan daha nice, nice kahramanlar ye­tiştirir.

Kâzım Karabekir'i, üç şahsiyet halinde karşımda canlanmış görürüm: Biri, Şark Orduları Kumandanı olarak cep­heden cepheye zafer bayrağını taşıyan asker Karabekir.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasından sonraki her türlü ihtirastan uzak, uzlet köşesinde mületinin yükselmesine ve ta­rihte hakiki mevkiini bulmasına duacı olan feragatkâr Karabekir. Temmuz 1946 se-çiminden sonra Büyük Millet Meclisi Başkanlığına seçilen ve Başkanlık kürsüsünde vakur duruşla-riyle Türk Milletini temsile çalışan Ge­neral Kâzım Karabekir. Her fâninin yüreğinde, bilhassa menkûbiyete uğrıyanların içinde insani ihtiras­lar en küllü ateşlerle bilmem ki neden yanar?. 1927 de emekliye ayrılan mer­hum, îstikîâl Savaşındaki basanlarının bu kadar küller altında kalmasına çok üzgündü. Erzincan'a, Erzurum'a giren onun orduları idi. Bugün elimizden tek­rar alınmak istenmesiyle yüreklerimi­zin en ince yerinden bizi yaralıyan Kars. onun komuta ettiği Türk askerlerinin elindeki bayrakla Türk vatanının bağ­rına bastırılmıştı. Atatürk, înönü, Kâ­zım Karabakir nesilleri, bu memlekette en genç çağlarında büyük vazifeler al­mış kimselerdir. Birinci Kafkas Ordusu Komutanı olan Kâzım Karabekir 1918 de tam 36 yaşında idi. 36 yaşında gene­ral olan bu büyük adam, Şarkta bir ak­rep haline gelen Ermenistan ordularını gerisingeriye atan Yavuz ve Fatihler evlâdı bir kahramandı. İstiklâl Sava­şında, onun şahsiyeti ve Şark cephele­rindeki tehlikeyi önleyen orduları idi ki Satıda Yunanlılara karşı Sakarya, Dum-lupınar muzafferiy eti erini bize kazan­dırmıştır.

Ya Afyon, Dumlupmar zaferlernicleki yardımı? 1922 Büyük taarruzuna ha­zırlanan ordumuzun topçuları Afyon tel -örgülerini yarmak için kağnılarla, öküz arabalariyle getirttiği büyük toplan Er­zurum'dan ve Kars'tan Karabekir ordu­sundan getirmiş, Garp cephesine yığ­mıştı. 26 Ağustos sabahı fecirle beraber namlulardan Türk İstiklâl Savaşının fecrini bütün -dünyaya yayan batarya­larda onun da hissesi vardı.

Fakat, politika hırsları, onun büyük adı­nı tarih kitaplarında tamam 20 yıldır Türk çocuklarından esirgedi. İnsan fâ­nidir. Ne kadar feragatkârane vazifeler görmüş ols"-., kendisinin de hakkının ye­nilmesini hiç bir zaman istemez. Hele "böyle, bir milletin diriminde fedakârlığı görülen dinamik adamlar olursa. Bun­lar bir derviş değildir ki bir din adamı tevekkülü ile hâdiselere bakmış olsun­lar. Fakat Kâzım Karabekir'in ihtirası, hiç bir zaman memleketi uçurumlara götürecek bîr ha! almadı. 1938 yılında Cumhuriyet Halk Partisine geçince, milletvekilliği ödevinde onu İstanbul köşe bucağında yer yer dertler dinle-Ttıekle meşgul gördük. Saçları bir nebi gibi ağarmış, beli biraz daha bükülmüş Fakat vaktâ ki Büyük M^lct Mec­lisi Başkanlığına seçildi. O günü ben hiç unutmiyaeağım. O beli bükülmüş adam, -o saçları nebi gibii ağarmış fâni, artık kendisinin tamamen anlaşılmış olmasm­dan mütevellit bir gurur ve Türk vaka­rım Meclis kürsüsünde temsil edecek bir şahsiyet olmasından doğan bir enerji ile bambaşka bir insan, olmuştu. Yelesi ka­barmış bir arslana dönmüştü. Kürsüde en asîl bir tavırla müzakereleri takibe "başlamıştı. Dertleri dinlemek için do­laştığı günlerin yorgun halinden ken­tlisinde hiç bir şey kalmamıştı.

İşte o da gitti. Fakat kahramanlığı, ba­şardığı Ödevler Türk tarihinin sahlfele-rinde Alp Arslanlar, Kılıç Arslanlar, Be-yazıtlar, Yavuzlar, Atatürkler yanında altın parıltılarla parlayacaktır. Büyük kahramanların hakiki hüviyetleri öl­dükten sonra anlaşılır. Onu bugün dün-

den daha çok anlıyoruz. Yarınki tarih tahlilcisi daha çok anlıyacak ve müs­takbel Türk çocuklarına Türk kahra­manları sırasında onu daha çok anlata­caktır.

Çanakkale Kerevizdere fedakârı, Şark Orduları Kahramanı da aramızdan ay­rıldı. Millete başsağlığı dileriz.

28 Ocak 1918 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:

İstiklâl Harbi kahramanlarından birini daha, ecel vakitsiz alıp götürdü. Vakit­siz diyorum. Çünkü Kâzım Karabekir, 66 yaşında, zinde, sıhhatli ve âdeta genç bir İnsandı.

Kazım Karabekir, Millî Türk Talebe Birliği Başkanının taziyet mektubunda söylediği gibi, «Büyük Milletimize has bütün yüksek değer ve vasıfları şahsın­da toplıyan bir millî kahraman» idi.

O, Birinci Dünya Harbi sonunda düşman işgalinden kurtardığı Doğu toprakları­mızı koruyan kuvvetlerimizin kuman­dan1, iken mütareke devrinin karan­lık günleri başlamıştı. Atatürk Sam­sun'a ayak bastıktan sonra, Erzurum'a gidince Kâzım Karabekir tereddütsüz onunla işbirliği yapan kumandanları­mızdan biri ve belki de birnlciisi olmuş­tur.

23 Nisan 1920 de Büyük Millet Meclisi açıldıktan sonra millî mücadele, artık bir istiklâl harbi şeklini almıştı. Her ta­raftan düşmanlarla çevrilmiş bir mem­leketin, arkasını emniyetle dayayacak bir cephe olmadığı takdirde, harpten muzaffer çıkmasına imkân, yoktu. Şark cephemizin öte tarafında, o zamanki menfaatleri icabı bize dost olan, daha doğrusu dost görünen Sovyet Rusya vardı. Fakat araya Ermeni Hükümeti girmişti. Ermeniler de bize karşı düş­manlık gösteriyorlardı. Kâzım Karabe­kir'in kumandasındaki Şark ordumuz,, bu âüşmanı ortadan, kaldırmak üzere taarruza geçti; kumandanının yüksek sevk ve idaresi,subay ve askerlerinin

sayesinde seri bir hamle yaparak 29 Eylül 1920 de Sarıkamış'ı, 20 Ekimde Kars'ı kurtardı ve 7 Kasım­da da Gümrü'ye girdi. Ermeni ordusu­nun belkemiği kırılmıştı. 2 - 3 Aralık gecesi Gümrü Andlaşması imzalandı. Bu, İstiklâl Harbimizin ilk zaferi idi. Şark Ordusu, 1921 Şubatında Gürcistan'a kar­şı da taarruza geçerek 23 Şubatta Arda­han'ı ve arkasından Artvin'i kurtardı. Bu zaferlerin İstiklâl Harbimiz üzerinde maddi ye mânevi büyük tesirleri oldu. Merhum Kâzım Karabekir'le beraber, B)fm Büyük Millet Meclisinde İstan-buVu temsil etmek şerefine nail olduğum senelerde Birinci İnönü Zaferi hakkında yazdığım bir yazıda, bu savaşın îstiklâl Harbimizin temel zaferlerinden ilki ol­duğunu kaydetmiştim. Rahmetli bu ya­zım münasebetiyle bana şöyle bir sitem­de bulunmuştu:

— İstiklâl Harbinin ilk zaferi 10 Ocak 1921 de kazanılan Birinci İnönü zaferi değil; 29 Eylül - 7 Kasım 1920 de ka­zanılan Şark cephesi zaferleridir. As­kerlikle ilgili ve harp tarihimizi bilen bir muharrir olduğunuz halde, neden hakikati değiştiriyorsunuz?

Aziz dostumun müteessir olduğunu an­ladım ve kendisine dedim ki:

— İstiklâl Harbinin ilk zaferini, o ka­ranlık günlerde, Şarkta sizin kazandığı­nızı biliyorum. Tarihî hakikatleri değiş­tirmek ve hakkınızı inkâr etmek fikrin­de değilim. Ben Garp Cephesinde kaza­nılan ilk zaferin Birinci înönü Zaferi ol­duğunu söylemek istedim. Bir daha bu mevzuda yazı yazarken ilk zaferin Şark Cephesinde kazanıldığını belirtirim.

Nankör politika hayatına atıldıktan son-la, uğradığı tarizler ve haksızlıklardan müteessir olduğunu bildiğim kahraman kumandan, bu sözlerime memnun ol­muştu.

Politika hayatı hakikaten nankördür, hattâ soysuzdur. .Dün yapılan büyük hizmetleri çabucak unutur. Ekseriya gü­nün havasına, halin rüzgârına uyar. Kâ­zım Karabekir'in hayatında, politikanın bu nahoş cilvelerini görürüz. O 1939 da İstanbul Mebusu olarak tekrar politika hayatına girdiği zaman, mensup bulun­duğu partinin müfritleri tarafından bü-

yük bir hücuma uğramıştı. Bir Parti Grupu içtimamda, ona neler söylenme­mişti. Hattâ müfritler, onun Cumhuri­yet Halk Partisinden çıkarılıp atılma­sını bile istemişlerdi. Gene politikanın acayip cilvelerinden biri olarak aynı müfritler, sekizinci devrede onu Büyük Miîlet Meclisi Başkanlığına seçtiler.

Bir millî kahraman olarak tarihimize geçen Kâzım Karabekir'in vakitsiz ölü­münü bir millî matem sayarım.

Onun Kars'ta yıktırdığı bir Rus anıtı vardır. Bunun yerine Kâzım Karabe­kir'in bir heykeli dikilmesini teklif ede­rim. Onun kurtardığı bütün Şark top­raklarımızda yaşıyan vatansever, vefa­kâr, kadirşinas yurddaşlarm himmetiyle-böyle bir âbidenin dikileceğine eminim.

Yasan: Şevket Bilgin

28 Ocak 1948 tarihli «Yeni Asır» İz­mir'den :

Moskova - Belgrad ve Sofya radyoları, günlerdenberi, Yugoslavya'nın Üsküp şehrinde «Yücel» adım verdikleri bir düzme teşkilât mensubu olmaktan sa­nık zavallı on iki miîletdaşımızm muha­kemesi etrafında velveleli neşriyat yap­maktadırlar.

Bu sistemli neşriyat bize demir perde arkasında yaşıyan bedbaht Türk azın­lığının korkuç ıstırap ve felâketini du­yurmaktadır.

Evvelâ şu Üsküp dâvasının mahiyetini anlatalım:

Yugoslavya daha işgal altındayken, müstevliye karşı kurtuluş savaşlarına Türk azınlığının iştirakini önlemek ve Almanlar hesabına casuslukta bulun­mak için güya «Yücel» namı altında bir teşkilât kurulmuş (!) Yücelistler, 1945 te Üsküp'teki Türk Konsolosu Bay Emin Gerçek'ten bu maksatla (!!) Yu­goslavya kurtulur kurtulmaz teşkilât mensup] arı konsolosumuzla durumu göz­den geçirerek hazır bulunan casusluk (!!)merkezleriniyenidenorganizeetmek suretiyle Yugoslav halk idaresine muhalefette bulunmağa karar vermiş-lermiş (!!). Daiha sonra «Yücel» teşki­lâtı Anglo-Amerikan emperyalistlerine önemli hizmetlerde buîunmuşlarmiş .(!!). Uydurulan suikastlar masalının senar­yosu işte 'bundan ibarettir.

Ve bu baştan 'başa düzme tertibe kur­ban edilen on iki Türk, bir engizisyon mahkemesi huzurunda dördü ölüm ce­zası oîmak üzere en ağır cezalara mah­kûm edilmişlerdir.

Kızı] Rusya'da adaletin insanlık adına yüz kızartıcı mahiyetini br'diğimiz için, onun küçük çapta bir modeli olan Yu­goslavya'da müdafaasız insanları bekliyen feci akıbetin başka türlü olaraı-yacağmı zaten tahmin etmekte idik.

Üsküp dâvas>. münasebetiyle bizi asıl ilginc şey, Yugoslavya ve Bulgaris­tan'daki millet daslarım izm karanlık mukadderatıdır. Harp devam ederken bir taraftan Mihalloviç çeteleri, diğer taraftan Tito taraftarları, müstesna bir fırsatı kaçırmak istemiyor gibi Türk -Müslüman azınlıkları imha için ellerin­den geîeni yapmışlardır. Bu devrede en az bir kaç; yüz bin Türk ve Boşnak'ın hayatına son verilmiştir. Harp bitince cinayetlere bir son verileceği, artık bir gerçek nizam ve adaletin hüküm süre­ceği ümidedilmişti. Tito ve Dimitrof, de­mir perde arkasında medeni dünyanın murakabesinden uzak olduklarım dü­şünerek azınlıklar aleyhinde bir imha yarışma girmekle bu zayıf ümidi çabuk söndürdüler.

Yugoslavya'dan kaçmağa muvaffak olan mültecilerin anlattıklarına göre, Bosna'da ve Makedonya'da yaşayan Boşnaklar ve Türkler, tarihin hiç bir devrinde görülmemiş derecede şiddetli bir tazyik altında ezilmektedirler. Azın­lıkların nenku!, gayrimenkul malları sistemli bir yağmaya tabi tutulduğun­dan milyonlarca insan açlık, sefalet İçinde her gün ölümle pençeleşmekte­dirler. Mesken, şahıs -masuniyeti namı­na hiç bir şey kalmamıştır. Gecenin her hangi bir saatinde Tito'mm polisi, veya askerleri istedikleri Türk - Boşnak evi­ne hayasızca saldırmaktadırlar. Anka­ra Radyosunu dinlemenin cezası Ölümdür. Türk azınlığı maddi ıstırabının ket

kat fevkinde rbir mânevi ıstırap cehen­neminde yaşamaktan bıkmışı usanmış-tır. Eğer imkân olsa, içlermcUm bir ta­nesi toi;e 'bu dayanılmaz esarete daim fazla îîta'üaJunadan gerçek kurtuluş ül­kesi Türkiye'ye koşacaklardır, Bütün bunlar Balkanlarda!-^; m.îlletdaş-laranızm yürekler acıs: durumuna, mahkûm yaşamanın azabın: gözlerimiz^ de canlandırıyor.

Eu derece Iıâyvanca tatbik eöife:ı Mr imha siyasetine ses çıkarmaraaklığımız' kabil midir?

Vakıa bugünkü şartlar içinde, mületdaş-

larımizî 'bir cinayet teşkiiâ.imjn devamlı tesallutlarmdaa korumak imkânsir Müyoruz. Bununla, beraber, Pet-kof'ım idams münasebetiyle medeni in­sanlığın vicâamndan yükselen nefret infial sesini şimdi Balkan Türklerinin fej'âketli durundan üzerine sekmek fay­dasız olmayacaktır.

Milletlerarası münasebetler sahasında, bizin bu noktaya gerelie^ eher-imlyetî vermemişimin mağlûp Bulgaristan'ın bile cüretîü artlsrimştır. Tabancı' mtişahît-ler, Yîiıiob Bulgar sıinfiu-Sg yaşayan Türk Merliıin cebren boşidiildiğini, binlerce Türke ailesinin Kuzey Bulgaris-tan'.a trfıcîr edildiklerini haSîEr vsrrnekterler SSyücîrtilere bakılırsa, bu teh­cir fearek-eiine geniş ölçüde askerî Iıa-zırîikiarj ırrafckelemek için feaşvmnıfma Sebep ne olursa olsun, koaKŞâmuzuîi fta-niya.ne feajreket tarzından nefret v« ız-tırap duyduğumuzu gisliyemeyis garisîan Mzîsa yakın kornşunıdzdup.Sov­yet Bulgar milletiniTiellerinde tutanlar Turtasallut!erm omuftai efkâ­rımızda heyecanlı akisler vyandırmakta olduğıunu unutmasınlar.

Yazan: İsmet İnönü

29 Ocak 1948 tarihlî Anka­ra'dan :

Türk Milletinin 'büyük bir evlâdını şük­ran duygularımızla sararak ebedî ka­rargâhına yerleştirdik. Derin teessürle­rimiz içinde onun kahraman menkıbe­lerini yürekten saygılarımızla anılomz. Karabekir, son kırk senenin askerî ve siyasi en ehemmiyetli hâdiselerinde fa­aliyeti! ve değerli bir yer tutmuştur. Şahsî vasıfları temiz bir ruhun ve cesur tor karakterin bütün faziletlerini gös­termiş, fikir ve hükümlerinde daima kendine güvenir ve sebatlı olmuştur. Kuvvetli bir iradenin muvaffakiyetleri­ni hak ettiği gibi, güçlüklerini de haya-tının her devrinde metanetle karşılamış­tır. Tarihimiz, Kâzım Karabekir'in Mil­lî Mücadeledeki hizmetlerini vefalı say­falarında daima iftihar ile yâdedeeek-tir. Şark Cephesi Komutanı sıfatı ile Millî Kurtuluşumuzun tehlikeli bir sefe­rini ibaşmdan sonuna kadar gerçek bir meharet ile idare ederek katî zafere gö­türmüştür. Tarihimiz içinde büyük Türk komutan! arından biri olarak yüce bir ihtiramyerindeyaşıyacaktır.

Şark Cephesi Komutanının İstiklâl Sa­vaşındaki siyasi hizmetleri her hangi bir askerî harekette olandan daha ziya­de tesirli idi. Birinci Cihan Harbinin felâketli neticesinin ilk gününden 'başh-yarak, hiç sarsılmıyan bir iman île mey­dana atılmış olan pek kıymetli vatan­severlerden biri idî. Onun komutasın­daki geniş bölgeler bütün dertlerini sa­vaş müddet;iınce susturarak, iç ayaklan­malara karşı bir azim ve huzur örneği

olmuşlardır. Kâzım Karabekir'in zaferleri Garp ve Cenup sınırlarımızda ve içerde türlü şekilde saltanat hareketleri­ne karşı gerçekten 'bunalmış olduğumuz bir zamanda yetişmiştir. Orduda ve memlekette hâsıl olan şevk ve sevinç bütün bütün kurtuluş hareketimize yep­yeni bir hamlenin ibütün ümit ufukları­nı açmış, yüreklerimiz taşkın bir min­netin heyecanı ile dolmuş idi. Karebekir adı, İstiklâl Savaşının büyük âbidelerin­den biri olarak milletin takdirinde ebedî bir şeref yeri tutacaktır. Karabekir, si­yasetin bütün tecellilerini görmüştür ve kîrk S'eneyi geçen vazife ve siyaset hayatının her safhasında, yüksek va­tanseverliğin en ön safmda bulunmuş­tur.

Büyük Millet Meclisi Başkanımız Kâ­zım Karabekir'in vekarh ve tecrübeli varlığı bizi'm için bir kuvvet kaynağı idi. Onu kaybetmiş olmakla yüreğimi­zin içinde pek sert bir acı duyuyoruz. Aziz ibir emanet olarak şerefli ailesi ile 'beraber büyük milletinize de sabır ve teselli niyaz ederiz.

Büyük Komutanın, devlet ve siyaset ada­mı ve kemal sahibi bir insan olarak yüksek, vasıfları ve hiç bir güçlük kar­şısında yılmayan iman ve iradesi hafı­zamızdacanlıolarak yaşiyacaktir.

Kaybettiğimiz Sâdı...

29 Ocak 1948 tarihli «Yeni Gazete» İstanbul'dan:

Büyük Müet Meclis: General Kâzım Ka-rabekirin ölümü ile Türk Milleti büyük bir evâdını kaybetti. Bu kayıbm ehem­miyetini ancak Osmanlı İmparatorluğu­nun yıkılışından sonra mütarekenin acı igiünlerini ve Millî Mücadele hâra&eti ile yeni Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş devrim yaşamış olanlar takdir edebilir. General Kâzım Karabekir Babıâli Hükü­meti ile Birinci Dünya Harbinin galiple­ri arasında imzalanan Mondros Mütare­kesinin Türk Milleti için ıbüyük bir felâ­ket hazırladığını vaktinde anlıyan değer­li komutanlarımızdanbiridir.Müttefiktler îstanbuidaa sonra memleketin bütün stratejik noktalarını işgal etmeğe başlayınca Türk Milletinin istiklâli teh­likede olduğunu görmüş ve kendisinin talebi üzerine o zaman on beşinci kolor­dunun merkezi olan Erzuruma gitmiş­tir. Onu:" en beşinci kolardv. komutanı olarak Erzuruma gitmek istemesinden maksadı Doğu vilâyetlerimizde bulunan kuvvetleri istiklâl Mücadelesine hazır-lamaktı. İstanbulda Mustafa Kemal ve arkadaşları ile de anlaşmıştı.

Bunun içindir ki Mustafa Kemal ordu müfettiş: sıfatiyle Samsuna çıktıktan SO-irr-, Amasya yolu i'o Erzuruma gitmiş, orada Kâzım Karabekir ile birleşmiştir. Bu suretle Kâzım Karabekirin Doğuda komuta ettiği on beşinci koiordu Millî Mücadele hareketine çekirdek olmuş­tur.

Millî Mücadele zafer ile sona erdikten ve Ankarada Cumhuriyet ilân olunduktan sonra günün siyasi meseleleri üzerinde Atatürk ile aralarında çıkan bazı fikir ayrılıklar!. G-eneral Kâzım Karabekirin yüksek şahsiyeti, vatanseverliği, askerî kıymeti hakkında en küçük gölge teş­kil etmez. Sunu isbat etmek için rah­metlinin Millî Mücadele hareketine ne kadar feragat ile Kendisini vakfettiğini gösteren bir tarihî vakayı kaydedelim:. Bilindiği gibi Mustafa Kemal Erzuruma giderek Millî Mücadele teşkilâtını yap­mağa başlayınca bu işin Babıâli Hükü­metinden aldığı askerî müfettişlik sıfatı ile başarılması mümkün olamıyacağmı düşünmüş ve üniformasızdaki apoletleri sökerek sadece sivil bir Türk vatandaşı gibi çalışmağı tercih etmişti. Mustafa Kemal bu karan Erzurumda verdiği za­man yanında bulunan arkadaşlarından bazılarının on beşinci kolordu komutam Kâzın1. Karabekirden artık yardım görmesinin şüpheli olduğunu, bu takdirde v. ziyetîc-rinin çok zorlaşacağını söyle­mişlerdir. Bunun üzerine Mustafa Ke­mal Kâzım Karabekirin alacağı durumu anisnıağa lüzum görmüş, kendisini da­vet ederek kararını bildirmiş:

- Bir Millîmücadeleyegirişiyoruz. Türk Milletinin istiklâlini müdafaa için miza çıkacak her mania ile çarpı­şacağız. Fakat düşündüm, bu iş üzerim-

deki paşnîık ünifçrmas] iîe mümkün ol-mıyacak. Ontm için askerlikten istifa et' tim. Türk milletinin bir ferdi olarak bu mücadeleye girişeceğim. Arkadaşlarım da bu kararda benîm ile beraberdir. Za­tınızın girişeceğimin bu mücadelede, bize yardım edip edemeyeceğinizi öğrenmek istiyoruz» demiştir.

General Kâzını Ivar~bcl:îr:n bu tarihi an­da vereceği karar Türk Milletinin hayat ve istikbali bakı mm dan san derecede mühimdi.

Bu sual karşısında:

«— Paşam, şimdiye kadar sizlere yar­dım ediyordum. Çünkü ben bir 'kolordu komutanıyım. Siz de bir ordu müfettişi idiniz. Fakat askerlikten istifa ettikten sonra aramızdı düno kadar devam eden münasebetin artık devamı doğru ola­maz. ;>

Diyebilirdi. Fakat o sırada artık bir Os­manlı İmparatorluğu diye bir devlet bu­lunmadığım, tstanbuldaki Babıâli Hükü­metinin ecnebi işgal kuvvetlerinden adiğı emirleri yerine getirmekten başka bir şey yapmadığını bilen Kâzım Kara­bekir hiç düşünmeden askerce bir selâm verimiş:

— Paşam, her vakit olduğu gibi bun­dan sonra da bütün kuvvetlerim ile be­raber emrinizdeyim!»

Demişti.

Millî Mücadele tanlılne maldan bu va­kayı göz önüne getirince vatan ve millet' meselelerinde Mustafa Kemal ile Kâzım Karabekir arasında nasıl bir anlaşmaz­lık tasavvur edilebilir?

Din mevzuunda...

Yazan: Cihat Baban

31 Ocak 1948 tarihli «Tasvir» İstanbuldan:

Bir taraftan Van Milletvekili İbrahim Arvas, diğer taraftan da Konya Millet­vekili Fatin Gökmen ve arkadaşlarının hazırladıklar kanun lâyihası, yakında Büyük Millet Meclisfnde müzakere edi­lecektir.Ker iki milletvekili de, imam Katip mekteplerinin açüniasî, ve Ibir Ct 'h&iıiyoi; Fakültesi kurutaası hakkın­da bulunmaktadırlar Kanun tasinsi utfKun.de ear.il vncaletfde va Mecliste fikir münakaşalarıcereyan edecektir.

adamîarimı-zın eline teslim et nok, köy hocasını, ıs­tırap anında teselli veren, ayağı sürçmek üzere alan vatandaşı 'mânevi kudretiyle ayakta tutan, vstan ve memleket mev­zuunda îıassas, İtikatlarını millî ve me­deni süzgeçten geçlrni'iş, bir insan ola­rak yetiştirmek belki de kalkınma dâ­vamızın temeli olur. Dinî siyasete alet eden, insan gücünü istismar eden, mede­ni âlemden uzak yaşayarak hurafelerle cemiyeti eteğinden çeken, bir zühniyete herkes düşmandır. Fakat iyilik, doğru­luk bcbında, insani düşüncelerini, dinin icaplariyle telif etmiş susanlardan1 bu memleket yalnız fayda görür. Taassubun aleîıtla'k 'her cinsine düşma­nız, deırıokratı'k bir sistem için naslar üzpTins kuru'u, sert ve abus çenreli, mü-tekebbir insan tipi hoşumuza gitmez. Dinî Uıas3up ae kr-ûar kötü :,:e, -dinsiz­lik yolundaki taassupta cemiyetimizin müsamahakâr bünyesine yakışmaz. Lâiklik prensijpini, îslânı dinini Türkiye-den nefye'jır.ok için kıbul etmedik... 'Türk Cciiviaatinin ve Türk MiElelinin bir dini vardır. Lâik oîrna;k dolayıslyle bu-nr, hSliicaei sr.hip çılrastyacafc'tır: Sovyet istilâsının em­ri vakileri karşısında Cavadan Atlantik Denizine kadar uzanan îslâm şeridinin kuvvetinden istifade etmenin çaresini mutlaka aramalıyız.

Sayın İbrahim Arvaşın ortaya attığı tekiit bizi büyük içtimai meselelerin kar­şısına getirmektedir. Bu memlekette üzerine doğru gitmak ve ele almak mecburiyetini duyduğumuz bir din rea­litesi vardır. Bu mevzua taassubun ya­pacağı fenalıklardan korkarak temas etmekten çekmiyorduk. Fakat bugün bizi bu konu üzerinde uzun uzun durma­ğa ve ciddî olarak düşünmeğe hâdisat cebretmektedir. Onun için yarın da bu mevzu etrafında fikirlerimizi söylersek okuyucularımız sabırsızlık göstermesin-ler.

9 Gcak 1948

— Washington:

Bugün 'Bahriye Bakanlığının bildirdiği­me göre Türkiye Yunanistan Yardım Kanunu hükümlerince 1 Nisana ka­dar Türkiye'ye dört büyük denizaltı ile on bir tane 'başka harp gemisi verile­cektir. »Bahriye Bakanlığı, denizaltıla-nn Amerikan mürettebatı tarafından Türk limanlarına teslim edileceğim "be­lirtmiştir.

Bundan başka Bahriye Bakanlığı, gene aynı kanun hükümlerince, Norfolk li­manında Kasım ayında Yunan müret­tebatının altı aded topçeker teslim al­dığını açığa vurmuştur.

11 Ocak 1948

- Washmşfton:

Kongrenin kabul etmiş olduğu yardım programı çerçevesinde Türkiye'ye veri­lecek olan gemiler hakkında Amerikan Bahriye Bakanlığının yayınlandığı teb­liğde bildirildiğine göre, Nisan ayında Amerikan tersanelerinde Türk mürette­batına .şu gemiler teslimedilecektir:

Bir petrol gemisi, bir tamirat gemisi, motorlu sekiz mayın tarayıcı, bir yağ gemisi.

Bundan başkaAmerikanmürettebatı

tarafından bir Türk limanında dört de­nizaltı teslimedilecektir.

Bahriye Bakanlığı bundan başka Türk donanmasına mensup 350 kişinin veri­lecek gemileri Amerikan tersanelerinde teslim almak maksadiyle bir hazırlık talimi geçirmek üzere Amerika'ya gel­miş olduğunu veya pek yakında gelece­ğini bildirmiştir.

13Ocak 1948

—Roma:

îtalyan Dışişleri Bakanı Kont Sforza bugün Türkiye -Büyükelçisi Feridun Erkin'i kaıbul etmiş ve kendisiyle, ikti­sadi meselelerle denizcilikle ilgili konu­lar hakkında görüşmüştür.

14Ocak 1948

—Cenevre:

Anadolu Ajansının özel muhabiri bildi­riyor :

Saint Mıritz'de kış sporları olimpiyadi kayak yarışlarına iştirak edecek olan takımımız iki haftadanberi İsviçre ve İs­veç Millî Kayak Takımlarına hocalık et­miş olan Bay ıMax Robin'in nezareti al­tında her igün sekiz saat idman yapmak­tadır. Bugüne kadar yapılan idmanlar­dan ve diğer milletlere mensup kayaik-çılarla olan temaslardan edinilen büyük ve ümit verici neticeler, takımınıızm kapalı iniş ve mukavemet yarışlarına iştirak edecek durumda olduğunu gös­termektedir.

Takımımızın hocası, durumu teyid et­mekte ve yarışlara katılacak milletler­arası takımlar arasında kayda değer dereceler alacağımız kanaatini bes­lemektedir.

Bir hafta sonra milletîcrarHsı şöhreti olan kayakçılar arasında bir deneme yarışı yapılacaktır.

15Ocak 1948

—Londra:

Türk Cumhuriyet Halk 'Partisi Meclis Grupu tarafından oyların mutlak olarak gizli verilmesini ve geniş Ölçüde aleni tasnif yapılmasını sağlayacak olan yeni "bir Seçim Kanunu hazırlamak için İrakümete yetki verilmesi yolunda alınmış olan tedbiri yorumlayan Times Gaze­tesi şunları yazmaktadır: «Hükümetin Secim. Kanununda tadilât yapılacağı yolunda memlekette memnu­niyet uyandıran bu kararı Cumhurbaş­kanı İnönü'nün Türk siyasi mücadele hayatında daha sakin 'bir hava yarat­mak için sarfettiği gayretlerin müsbet bir tesiri addedilmektedir. Yeni 'Seçim Kanununun pek yakında kabul edileceği ve açık bulunan yedi saylavltk için ya­pılacak olan kısmi selimlerde derhal tatbik edileceği düşünülmektedir.»

19 Ocak 1948

— Londra:

News Chronicle Gazetesi «Bugünkü Tür­kiye» başlığı altında yazdığı bir make-lede ezcümle şöyle demektedir:

Bugün Türkiye'de 'bulunan bîr kimse Batı Avrupa memleketlerinin herhangi birisine benzeyen foir memleket 'görür. Dairelere girip çıkan, peçesiz kadın­lar bütün görevlerde memleket ve mil­letin vazifelerine iştirak etmektedirler. Bunlar seçim hakkına ela maliktirler. (Bu hak, Belçika ve İsviçre'de mevcut değildir.) Bunlardan bazıları da saylav seçilmektedirler.

Bugünkü Türkiye'nin en büyük ihtiya­cı, geniş sahalarını verimli kılmaktır. Türk Milleti, Avrupa ve Asya arasında «bir kapu» olmak itibariyle 'milletler­arası ticarette oynayacağı ehemmiyetli rolü büyük 'bir şuurla idrak etmektedir. Türk ensdüstrisi henüz başlangıç halin­dedir, fakat Balkan milletlerine naza­ran, Türkiye muazzam kömür madenle­rine sahiptir.

En »büyük komşusu olmak itibariyle Rusya, Türk siyasetinde belki en ziya­de kaygı uyandıran bir âmildir. Netice­si ne olursa olsun, Türkiye, Rusya'ya hiç bir toprak tavizinde bulunmıyaeak ve bugünkü Türk hudutlarına veya bo­ğazların kontroluna müteallik hiç bir -müzakereye iştirak etaılyecektir. Cum­huriyet Halk Partisi ve Demokrat Par­ti arasındaki ihtilâflar ne olursa olsun, Türkiye, dış siyasete (müteallik mesele­lerde mutlak bir bütün teşkil etmekte­dir.

20 Ocak 1948

—Londra:-

Anadolu Ajansının özel muhabiri bildi­riyor :

Son dört aydanberi İngiltere'nin muh­telif şehirlerinde teshir edilmiş "bulunan-Türk Resim Sergisi, dün, Cambridge Üniversite Şehrinde törenle açılmıştır. Britanya Güzel Sanatlar Heyetinin da­veti üzerine serginin açılışı münasebe­tiyle bir söylev veren Türk Basın Ata­şesi, son otuz sene-denberi memleketimiz­de kültür alanındaki inkişafları analt-mış, ve Cumhuriyet devrinin güzel sa­natlar sahasında sağladığı gelişmeleri izah etmiştir.

—Londra:

Anadolu Ajansının Özel muhabiri bildi­riyor:

Büyükelçi Açıkalm, Londra'da bulunan Irak Başbakanı Salih Cabir'in başkanlı­ğı altındaki Irak Heyeti şerefine dün bir öğle ziyafeti vermiştir. Bu yemekte-" Irak Ayan Meclisi Başkanı Nuri Sait Pa­şa, eski Başbakanlardan Tevfik 'Süveydî Dışişleri Bakanı Ceman:, Savunma Bakam Şa'kir - Ülvadi ve Irak Büyükel­çisi Emir Zeyd de hazır 'bulunmuşlardır..

22Ocak 1948

—Ankara:

Küba Eğitim Bakanlığına, .bağlı Radyo? istasyonu « tarih yapan büyük ölüler» serisi neşriyatında Atatürk'ün hayatını canlandıran yedi kısımlık bir temsil ile-başlamıştır.

.Tuan Jose Tarajano adlı yazar tarafın­dan kaleme alınmış olan bu altmış sa-hifelik piyeste Atatür'ün istiklâl, sulh, inkilâp ve. sanat âşıkı inkilâpçn büyük komutan ve devlet adamı vasıfları büyük bir canlılıkla belirtilmiş, yurdumuz hak­kında esasen dostluk hisleri taşıyan Kü­ba halkı üzerinde 'bu piyes derin tesirler' bırakmıştır.

23Ocak 1948

—Prag:

Memleketine avdet etmekte olan, Prag TürkiyeElçîsîBay Faik Hozarbugün Cumhurbaşkanı Edouard Benes'e veda ziyaretinde bulunmuştur. Bay Faik Hozar müteakiben Başkan Kelement Gottwald, Dışişleri Bakanı Jean Masaryk ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşr Valdo Clementis'i de ziyaret etmiştir.

25 Oeakl948

-— Londra:

ıSon zamanlarda Türkiye'yi ziyaret et­miş olan İngiliz Parlâmento Heyetinin Başkanı M. George Mathers, kendisiyle konuşan Edlnburg Evening News Mu­habirine Türklerden « İngiliz prensiple­rini ve İngiliz hareket tarzını beğenen bir millet» diye bahsetmiş, Türkiye'nin İngiltere'ye karşı her sahada gösterdi­ği iyi niyetten ve Türklerin îngiltere ile mevcut münasebetlerinin kuvvetlen­mesini hakikaten istemekte olmaların­dan ötürü pek memnun ve mütehassıs olduğunu söylemiştir.

M. Mathers, Türkiye'de, ticari müna­sebetleri artırmak hususunda büyük arzu beslendiğini ve İngiliz makine ve teçhizatı ve aynı zamanda İngiliz mü­hendis ve teknisyenleri için. Türklerin kalkınma plânlarında geniş sahalar bu­lunduğunu söylemiş ve sözlerine şöyle devam etmişeir:

(Sulama işlerinin çok mühim olduğu Tür­kiye'de işler büyük ölçüde ıslah edilmiş ve su kuvvetinden elektrik istihsali plânlarında bir çok terakıkiyer kaydedil­miştir.

Türk Hükümeti bilhassa sağlık ve eği­tim İşleri üzerinde ısrarla durmaktadır. Eğitim sahasında,nazariyedenziyade

amelî bilgi verilmektedir. Ziyaret etti-miz okullarda, çocukların öğrenme gay­ret ve hevesleri bizde çok büyük bir te­sir bıraktı. -Bir çok delikanlıları ve genç kızları fen tahsil ederken yahut ev iş­leri öğrenirken 'gördük. Bu genç kıalar yuvalarında bu bilgileri aileleri efradı­na da Öğreteceklerdir.

Türkiye'de çok şey başarılmıştır. Fakat daha da başanlacak çok şey vardır.

Rus siyaseti karşısında Türklerin büyük bir orduyu silâh altında tutmak zorun­da kalmış olmaları tekâmül plânlarının tatbikatını müteessir etmiştir. Türkler, karşılaştıkları güçlüklere rağmen, mem­leketlerinin .milletlerarası işbirliğine sa­mimi surette iştirak etmesine ve Birleş­miş Milletler Teşkilâtının muvaffak ol-maona azmetmiş bulunmaktadırlar.

26 Ocak 1948

-— Londra:'

Türkiye. İngiliz pamuk ipliği ihracatçı­larının takaddüm hakkı verecekleri memleketlerin listesine ithal edilmiştir. «Birinci derecede pazar» sınıfına konu-bu rüçhanh memleketler, dövizleri kuv­vetli olanlarla dominyonları ve tngiife imparatorluğunun sömürgelerini v& di­ğer bölgelerini ihtiva etmektedir.

İplik ihracatçıları evvelce istihsallerinin yüzde yetmiş beşini bu memleketlere göndermek mecburiyetinde idiler. Şimdi bu nispet yüzde seksen beşe çıkarılmış olup, Türkiye'den başka, Belçika, Belçi­ka 'Kongosu, Finlandiya, îran da listede yer almış bulunmaktadırlar.

Filistin ve Birmanya listeden çıkarıl­mıştır.

Amerikan kredisinden fay­dalanabilecektik. Bu fırsatı 'kaçırmakla hata işlemişizdir.

Paris toplantısında memleketimizi Bü­yük Elçi Numan Menemeneİoğlu temsil ediyordu; eski Adalet Bakanı AM Rıza Türel de delege olarak buradan gönde­rilmişti. Bunların yanında ayrıca bir iki uzman da vardı. Paristeki 16 millet konferansında temsilcilerimizin nasıl davrandıklarını yakından göremediği­miz (için 'bu hususta müsbet-menfi her­hangi bir hükme varacak kudrette de­ğiliz. Ancak bize kalırsa mesele herhal­de sanıldığı kadar basit olmamalıdır.

Bilindiği gibi, tekmil Avrupa milletleri­nin barış içinde yaralarını sarmasını ve" kalkınmasını hedef tutan Marshall Plâ­nı, başlangıçta, daha ziyade harbe giren ve doğrudan doğruya .harbin tahribatı­na uğrayan yerleri ilgilendiyoröu. Har­bin fiilî zararlarından müteessir olmıyan memleketler, Avrupa çerçevesi içinde, dolayısiyle plândan istifade edeceklerdi. Hiçtoir sıiyasi gaye taşımadığı noktası üzerinde ilk zamanlar ısrarla durulan Marshall Plânı, gerçekte şüphesiz siya­si ibir mahiyet de taşıyordu. Barış si­yasi .bir durum değil midir? O halde belli bir yoldan barışı temine çalışan, ibir plân da az çok siyasi İbir temele daya­nacaktı. [Nitekim bu yolu işine uygun bulmadığı için 'Sovyet Rusya Paris top­lantısına katılmadı, peyklerine de ora­ya temsilci göndrrneyi yasak 'etti. Böy­lece Marshall Plâm da ister istemez da­ha vazıh bir siyasi renge büründü. Kimbilir, Rusya ve peykleri de Paris'te bulunsaydı, bizim gibi harbin fiilî tah­ribatına uğramamış memleketlere plân çercevasi içinde belki daha da az ehem­miyet verilmek gerekecekti. Rusyasız kalan İbir Avrupanm kalkınması bahis mevzuu olduğu zaman bize düşecek rol de taıbiatile büyüme imkânları kazanı­yordu.

Paristeki delegelerimiz bu imkânlardan ne dereceye kadar faydalandılar? Av­rupa'nın tedavisine yardım edecek 'bizim de muhtaç olduğumuz istihsal vasıtala­rının teminihususundane gibi gayret

harcadılar ? Bilmiyoruz. Ancak, dediği­miz gibi, Türkiyenin vaziyeti öteki mil­letler mkinden ne de olsa farklı idi. Yıl­larca istilâ altında, kalarak ekonomik takati yarı yarıya düşen bir Fransa, bir Belçika, bir Yunanistania biz aynı nisbette bir yardım isteğinde buluna­mazdık.

Bununla beraber Avrupanm İtalkiırnasr dâvasında başarı İle harcıya'bileccğhniz gayretler vardı. Toprak .mahsullerimizi kısa zamanda çeşidlendirmek, bunların verimini artırmak, [bazı ham maddele­rimizi daha bol olanak istihsal etmek mümkündü. Marshall Plânında bu nok­talara lâyık olduğu ehemmiyet verilebi­lirdi. Çünkü netice itibarile bütün bun­lar Avrupanm iktisaden kuvvetlenmesi­ne yarayacak, onun ibir an evvel neka­het devrini atlatmasına hizmet edecekti. Paris t e tanzim edilen programda yuka-rıki hususlara yer verilmemesini bizi orada temsil eden devlet adamlarımızın aczine yormak istemiyoruz. Belki o za­manki politika havası bu şartların ger­çekleştirilmesine uygun değildi. Ekono­mik ve malî vaziyetimizin de şimdiki gibi kötüye doğru gelişeceği herhalde a zaman tahmin edilmiyordu. Harp için­de ve harp bittikten sonra da istihsali-anizi kendi imkânlarımızla -velev az bir nisbette olsun- arttırmaya çalışıp sefa­let çeken milletlere yardıma koşmak hususunda yürekten bir gayret göstere­medik. Bu da bize karşı Avrupa'da ye­ter derecede ilgi uyanmasına engel, teş­kil etmiş olacaktır.

Fakat bugün elimizde daha fazla iş ba­şarma imkânları vardır. Bir defa Bal­kanlarda ve Ortadoğu bölgesinde Yuna-nistanla beraber hürriyet cephesinin ye­gâne desteği biziz. Her bakımdan kuv­vetli olmalıyız ki sedler yıkılıp kızıl ateş sraniardart taşmasın. Bu da askerlikçe olduğu kadar iktisatça da ileri bir se­viyeye ulaşmamızla .mümkündür. Sonra, toprağım iyi îşliyen, verim gücünü art­tıran "bir Türkiye, Avrupanm kendini toparlamasında gerçekten azımsanamı-yacak bir unsurdur. Nihayet, bütün ku­surlarımıza rağmen bugünkü müşkül durumumuzun en büyük sebebi koskoca bir orduyu yıllardır dimdik ayakta tut-mamızdır. Sınırlarımızı bekliyen bu oranda hürriyet dünyasının da gönüllü bir bekçisidir. Onun için bedeli peşin istenmiyecek malzemeye ve uzun vadeli kredilere bizim de hakkımız ol­duğunu kabul etmek bir insaf foorcu-dur. Dostlarımızın da aynı düşünceyi savunmalarını yürekten temenni ederiz.

Izvestiyamiı yenitesviratî dolayisiyle...

Yazan: Cihad Baban

29 Ocak 1948 tarihli "Tasvir İstan­bul'dan :

Türkiye aleyhindeki Rus propagandası devam ediyor, itinada kapanan komü­nist Rİzos Pastasın karilerini ele geçir­mek istiyen, Başbakan iSofolisin Vima Gazetesi. Bulgar basım, Rumenlerin Kı­vılcım ismindeki paçavrası Türkiye aley­hinde bulunmak için hiç bir fırsatı kay­betmiyorlar, bunlara son zamanlarda, bir de İsviçre .gazeteleri katıldı. Hattâ Gazette de Lausanne bile. Rüzgârın nere­den estiğini biliyor ve görüyoruz. Komin-fornıa emrini vermiş bulunuyor. Türki-yede dört bir etraftan gelen ıbu tad-siz yazılara sabırla mukabele ediyor.

Dünkü (A. P.) ajansı bu sefer de Mos-kovanm Izvestiya Gazetesinde çıkan bir yazıyı naklediyor, bu Moskova Gazete­sine göre Türkiye Amerikanın bir ema­reti haline girmiştir. Truman doktrini­nin Türkiyedeki tatbikatından hasıl olan fiili netice Türkiyenin bağımsızlığının gasledilmiş olmasıdır. Bu gazete fikri-tli. iddiasını kuvvetlendirmek için Ame­rikan firmalarının Türkiyenin tabii kay­nakları üzerinde kontrol tesis ettikleri­ni, Amerikan petrol inihsarları ajanları­nın, petrol imtiyazları ele geçirmiş ol­duklarını ve Amerikalıların Türkiyede deniz üsleri tesis etmek istediklerini yazmaktadır.

Komünist gazeteleri, mantığa hitap et­tiklerini unutmuşlardır. Amerika Tür-kiyeye Marshall Plânı gereğince bile yar­dım etmek lüzumunu duymamıştır. Rus­ya Türkiyedendenizüssü istemiş, Bo-

ğazları eline geçirmek için teşe"üwü£İare girişmiştir amma, Amerika tarafından 'bu neviden bir talep vaki olmamıştır. Moskovadaki Amerikalıların miktarı, Türkiyeden fazladır. Amerika Türkiye­nin hiç bir tabiî .kaynağı üzerinde kon­trol tesis etmiş değildir.

Yalan ve tezvirde tm kadar ileri gitme­nin faydasını hiç anlamıyoruz. -Bütün dünyanın bildiği hakikatlerin tersini tekrarlamak, o yalanları söyleyenleri mehcup etmez mi? Siyasette ahlâk ol­maz derler. Fakat tou sözün mutlaka, "(siyaset ahlâksızlıktır) şeklinde İzah edilmesinde bir mecburiyet olmasa ge­rektir, îzvestiya bir taraftan tezvirle­rine devam ederken, diğer taraftan Rus­ya Akdenize inebilmek için elinden ge­len gayreti sarfetmektedir. Yunanista-nı, çeteler vasi't asiyle zorlıyan Rusya, Filistine, muhacir namı altında müsel-lâh kuvvetler sevk etmektedir. Bugün Kıbrıs Adasında kampa alman kimseler arasmda beş bin Rusyalı ve on bin de Bulgaristanlı muharip komünist var­dır.

Sovyet nüfuzu altındaki demir perdenin arkasından, böyle binlerce kişinin değil, bir .kişinin bile firar edemiyeceği malûm iken beş bin firarinin, hepsi de genç ve gürbüz olmak üzere Rusyadan kaçması mümkün müdür? İngiltere Filistin man­dasını terkettikten sonra, bunalr ra­hatça, oraya girecekler ve içerde yara­tacakları kıyam ile, foir taraftan zengin musevileri, diğer taraftan Arapalrı Öl­dürerek, Sovyet rejimini Akdeniz sa­hillerine indireceklerdir.

Aimerikaya istilâcı bir sıfat atfeden Rusyanm eserleri .meydandadır. Ruman-ya, Bulgaristan, Macaristan baskı al­tındadır. Ziraat memleketi Romanyada halk açlıktan kırılıyor. Rusya bu mil­letleri öylesine sömürüyor ki. İnsanlık tarihinde yarattığı faciaalrla kendi mev­cudiyetini, kendi doktrinlerini tatbikat­ta inkâr ediyor.

Amerikada yan m kilo ekmek almak için bir amele altı dakika çalışırken, ay­ni 'ekmeği Rus amelesi iki saatlik bir ımesai karşılığında alabiliyor. Ve sonra, Amerikada amele sömürülüyor da Rus­ya da hürriyetekavuşturuluyor.Izvestiya, cesur ise, dünya gazetecilerine, de­mir perdeyi aralasın... içerde cereyan eden faciaları şöyle bir görelim... Ve ev­velâ kencîis: emperyalist gayretlerden vaz geçsin..

.Rusya radyo neşriyatının, gazete tez­virlerinin üzerimizde hiç bir tesir yap­madığını srtik. fiilî tecrübelerle biliyor hals, niye uğraşıyor, beş yera niye emek sarfediyor salıyoruz.

Alman İstişare Meclisinin kurulmasını istemişlerdir. Muhtelif ha­tipler geçenlerde yayınlanmış olan :(M) vesikasının katiyen doğru olmadığım bildirmişi erdir.

—Münich:

Bayyera Ortodoks Metropolidi Nicolaidi, Sovyetler 'Birliği hesabına casusluk et­mek suçuyla Amerikan askerî polisi ta­rafından tevkif edilmiş ve Dachau kam­pına atılmıştır. Nicolaidi'nİn Sovyet giz­li ajanlariyle temas ettiğinden ve Eav-yera'daki Rus mültecilerinin listelerini Moskova'ya 'gönderdiğinden şüphe edil­mektedir. Harp esnasında Metropolid Nikolaidi Vlasof ordusunda askerî rahip olarak bulunmuş ve ondan sonra da Sovyet ordularının hizmetinde çalışmış müteakiben 1945 senesine doğru Roraa-ya oradan da Munich'e gitmişti.

20 Ocak 1948

—Londra:

Almanya'daki îngiliz - Amerikan müş­terek bölgesinde, galeyan gittikçe artar gibi gözükürken, îngiliz-Amerikan ma­kamları durumu karşılayabilmek yolun­da yeni tedbiTİer almaktadırlar. Eu ted­birlerin alınmasından sonra ilk netice olarak bu hafta yapılması mukarrer olan grevler ayın sonuna bırakılmıştır. Geçen ay Vaşington'da imzalanmış ci­lan birleşme anlaşmasından sonra tica­ret anayasasının metni dün Berlin'de yayınlanmıştır. Bu anayasa Amerika'ya îngiliz ve Amerikan bölgelerindeki bü­tün ithalât ve ihracatı kontrol hakkını vermektedir.

Bundan başka Almanya'ya munzam yi­yecek göndererek iaşenin düzgün bir hale sokulması hususunda M. Bevin ta­rafından yapılan müracaat Vaşington-da incelenmektedir. M. Bevin'in Mar-shall'a göndermiş olduğu nota, kaynaş­mayı Önlemek için Aîmanya'daM Arae-rikan-îngiliz bölgesine süratle yiyecek hububat gönderilmesinin elzem olduğu hususuna işaret etmiş bulunduğu zanne­dilmektedir.Amerika'dan, gelen haber-

lerden anlaşıldığına göre bu müracaat rüçhan kazanmış olup Amerikan me­murları halen Avrupa'ya müteveccihen, yolda olan ve muvakkat yardım prog­ramı gereğince Fransa, italya, ve Avus­turya'ya verilmesi icabeden yiyeceklerin yüklü bulunduğu gemileri yoldan çevir­mek imkânlarını araştırmaktadırlar.

—- Washington:

General Clay ile General Robertson'un. Frankfurt'ta aldıkları karar gereğince,. müşterek işgal bölgesinde bir iktisadi konsey kurulması meselesi hakkında. Fransız Hükümetinin 11 Ocak tarihinde­ki notasına Amerikan cevabı dün akşam Fransız Büyükelçiliğine tevdi edilmiş­tir.

Fransız ve Amerikan mahfilleri bu no­tanın son dereec uzlaştırıcı mahiyette ol­duğunu ve bu husustaki Fransız itiraz­larının nazarı itibare alınacağını belirt­tiğiniteyidetmektedirler.

Amerikan notasında, İngiltere ile Ame­rika'yı Frankfort kararım vermeğe ha­diselerin mecbur etmiş olduğu belirtil­mektedir. Ancak resmî çevreler, nota­da, Londra'daki Dörtler Konferansında kararlaştırılan prensibe uygun olarak Batı Almanya'da üç taraflı bir siyaset için müzakerelerde bulunmak üzere bir açık kapı bırakılmış olduğu kanaatinde-dirler.

Yine ayni çevrelere göre, ingiltere ile Birleşik Amerikanın Frankfort karar­larından vazgeçeceklerine dair hiçbir alâmet mevcut değildir.

Amerikan cevabı, Bonnet ile Marshalî arasında bugün öğleden sonra bir ko­nuşma mevzuu olmuştur.

21 Ocak 1948

— Kolonya: ( Reuter)

îaşe komutanlığını protesto etmek üze­re bugün başhyan Kolonya'daki 100 bin işçinin grevi, Ruhr ve Rhenaie endüst­ri havzalarında yapılması melhuz olan daha büyük grev dalgasının başlangıcı­nı teşkil etmektedir.

Filhakika, işçilerin işlerini bırakmaları için bu bölgenin bazı yerlerinde muhte-

lif korporasyonlar liderleri tarafından mitingler tertipedilmiştir.

Kesse hükümeti Çalışma Bakanlığı Yük­sek Memurlarından Doktor Herbert Engler, Frankfurt'da yapılan bir mi­ting esnasında, S.OGO kişinin önünde söz alarak şunları söylemiştir:

«Alman işçisinin vaziyetini tahammül edilmez bir hale koymamalarını son de­fa olarak İngiliz ve Amerikan askerî hükümetlerinebildireceğim.

Bugünkü şartlar içerisinde, işgal kuv-vtelerinin süngüler: de uzun müddet kurbanımtaşıyamayacaktır.

—Hamburg:

İngiliz işgal bölgesindeki Alman ajansı tarafından bildirildiğine göre eski Al­man generallerinden 12 sinin yargılan­malarına 26 Ocakta Nurenberg'de baş­lanacaktır.

Feldmareşal Georg van Kuechler, Feldmareşal Wihelm Ritter Von Leeb, eski Alman Filosu Başkumandanı Ami­ral Otta Scimlevind bunlar arasındadır.

22Ocak 1948

Dün yiyecek buhranını protesto etmek 'üzere Kolonya'da grev ilân eden 100.000 den fazla işçi, bugün iş basma dönmüşlerdir.

23Ocak 1948

—Frankfurt:

Hitler'in iktidara gelişinden-beri vuku bulan grevlerin en büyüğü dün geceya-rısı Bavyera'da ilân edilmiştir.

Yiyecek maddelerinin azlığını protesto etmek üzere girişilen bu greve başlama emrini Bavyera sendikaları federasyonu vermiştir.

Federasyon, grevin siyasi mahiyette olmadığını açıklamıştır.

Grevin idarecileri buglin Bavyera kabi­nesi üyeleriyle bir görüşme yapacaklar­dır.

idareciler dün akşam bu görüşmelerden bir netice alınmadığı takdirde 24 saat sürecek olan grevin devam etmesi ih­timali olduğunu bildirmişlerdir.

Amerikan askerî vali vekili hareket ge­nişlemediği ve Amerikan kıtalarının güvenliği tehlikeye düşmediği takdirde müdahalede bulunmiyacağını söylemiştir. Vali vekili bu grevin, yiyecek madde­lerini âdilâne taksim ismi başarmayan Alman memurların liyakatsizliğini gös­termekte olduğunu da ilâve etmiştir.

27 Ocak 1948

—Nuremberg :

Nuremberg'de Alaman Dışişleri Bakan­lığı yüksek memurlarının yargılanması sırasında dünyanın Almanya'nın ve Ja­ponya'nın hâkimiyeti altında bulunacak iki nüfuz sahasına ayrılmasını ileri sü­ren gizli bir Nazi plânının mevcudiyeti açıklanmıştır.

Von Ribbentrop tarafından hazırlanan bu plân İngiltere'nin mağlubiyetinden sonra bilhassa Rusya ve Yakm Doğuyu içine alacak olan «Büyük Alman İmpara­torluğunun kurulmasını derpiş etmek­teydi-. Japonya ile olan hududu gösteren hat Ural sıra dağlarından geçmekte ve Hazer Denizini katederek Basra Körfe­zine ulaşmaktaydı. Bu plâna göre Ame­rika ikinci derecede bir devlet mertebe­sine indirilecek ve Alman Hegemonyası Güney Amerika'ya kadar uzanacaktı.

—Berlin:(Reuter)

Hür Almanya Komitesinin şefleri olan Mareşal Paulus, General Seidîitz ve di­ğer yüksek Alman subaylarının Rusya-dan Almanya'ya dönerek önümüzdeki aylarda Sovyet İşgal bölgesinde birleş­meleri ve Sovyetler Birliği tarafından desteklenen «Alman Birliği» hareketi lehinde çalışmaları beklenmektedir. Bu Alman generallerinin ve yüksek su­baylarının yakında döneceklerine dair ailelerine haberler gelmiştir.

Mezkûr komiteye mensup birçok subay­lar daha şimdiden Rusya'dan dönmüş ve Sovyet işgal 'bölgesinde vazifeler al­mış bulunuyorlar. Mamafih albaydan üstün rütbede ıhenüz 'hiç bir subay gel­memiştir.

Başkan, havacılık siyasetini harp dev­resinin gizli bir gelişmesi şeklinde tefsir etmediğini söylemiştir. Başkan Truman âcil bir ihtiyaç ihti­maline karşı uçak fabrikalarının işler bir halde bulunmasını Amerika için lü­zumlu adeddettiğini söylemiş, fakat bu­nu bir harp vaziyetinde gibi telâkki et­mediğin:; ilâve etmiştir. Başkan Truman bundan başka bütçe hakkındaki mesajının hükümet ile mu­tabık kalmarak sunulmuş olduğunu be­lirtmiştir.

17 Ocak 1948

— Lake Success :

Hind ve Pakistan temsilcileri Pazar ve Pazartesi günleri Günvenlik Konseyi Başkanının başkanlığında toplanarak Keşmir meselesinin dostane bir şekilde halline esas olabilecek bir prensip an­laşmasına varmak imkânlarını araştı­racaktır.

Sovyet Murahhası Gromyko, böyle bir toplantının neticelerinden şüphe ettiğini söylemesine rağmen Güvenlik Konseyi înıgilîz Murahhasının, teklifi üzerine it­tifakla buna karar vermiştir. Başkan Van Langenhove'm teklifi üze­rine de Güvenlik Konseyi tekrar Hin­distan ve Pakistan'a müracaat ederek Keşmir'de durumun iyileştirilmesi için gereken bütün tedbirleri almağa, duru­mu fenalaştıracak her türlü hareketten sakınmağa ve vukubulan veya vukubu-lacak her hâdiseyi de Konseye bildirme­ye davet etmek kararını vermiştir. Bu karar Güvenlik Konseyinin 9 üyesi tarafından kabul edilmiştir: Yalnız Rus­ya ve Ukrayna, Hindistan ve Pakistan tarafından yapılan beyanatın tetkiki için vakit istemişlerdir. Konsey iki taraf arasındaki müzakere­lerde bir görüş yakınlığı hâsıl olup ol­madığını tetkik etmek üzere Salı sabahı tekrar toplanacaktır.

-~ Atina:

Birleşmiş 'MilletlerBalkan Tahkik Ko­misyonu 10 Ocak 1948 tarinde alınmış

olan aşağıdakikararı tebliğ etmekte­dir:

— Tahkik komisyonu, Birleşmiş Mil­letlerGenelKurulunatevdietmiş ol­duğu bir ilk raporla, hudut bölgesinde­ki durumun devamlı bir surette nezaretaltındabulundurulmasılüzumunu be­lirtmiştir.

— Yanya ve Konice bölgelerinde bu­lunan askerî müşahitlerin kendisine tev­di etmiş oldukları raporları tetkikten sonra,tahkik komisyonu Yunanistantopraklarında faaliyette bulunan çete­cilere yapılanyardımlarınArnavut­luktan geldiğini tesbit etmiştir. TahkikkomisyonubunuBirleşmiş MilletlerTeşkilâtı Genel Kurulunun21 Ekim 1947kararını veren zihniyetemuhalifolarak telâkkietmektedir.

— Tahkik komisyonu Aranvutluktan:Batı. Arnavutluk sınırlarına .müşahitlerkoymasıtalebinde bulunmuştu.Tah­kik komisyonu halkçı Arnavutluk Cum­huriyetinin buna cevap olarak gönder­diği telgrafı Birleşmiş Milletler Teşki­lâtı Genel Kurulu tavsiyelerinin reddinebir delil olarak telâkki etmektedir.

— 31 Aralık 1947 de radyo ile Bulgarmilletinehitaben yayınlanan Bulgar Başbakanı Dİmitrof'un nutku,Yuna­nistan ve Bulgaristan arasında İıyi kom­şuluk münasebetlerininmevcut olma­dığına aşikâr bir delil teşkil etmektedir. Bu demeç, aynı zamanda Genel Kurulun tavsiyelerine de mugayirdir.

—Tahkik komisyonu yukarda zikre­dilen hâdiselerle. Kuzey Yunanistan hu­duduboyunca mevcutolan bu gergin duruma, anKıüm bir siyasi mahiyet at­fetmektedir.

— Binnetice tahkik komisyonu işburaporru askerî müşahitlerin raporlarıve Arnavutluk Halkçı Cumhuriyetinin cevabı ile birlikte Genel Kurul üyelerine verilmek üzere genel sekreterliğe tevdi etmeye karar vermiştir.

19 Ocak 1948

— Nevyork:

Kîsmir ihtilâfı hakkında Hindistan y« Pakistan Delegeleri arasında Güvenlik Konseyi üyesi üç mümessilin tavassutta bulunmasını Belçika Delegesi Van Langenhove teklif etmiştir.

iyi haber alan bir kaynaktan "bildirildi­ğine göre, Pakistan Delegesi bu teklifi müsait bir surette kabul etmiş ve Hin­distan Delegesi de düşünmek için müh­let istemiştir.

Von Laugen Hove'nin teklifi, Endonez­ya ihtilâfında Güvenlik Konseyi tarafın­dan verilmiş olan kararın aynıdır.

Hollanda ile Endonezya Cumhuriyeti, memleketelerini Birleşmiş Milletler Ta­vassut Komisyonunda temsil etmek üze­re birer memleket göstermişlerdi ve bu komisyon da üçüncü bir üye intihap et­mişti Belçika Delegesi, Güvenlik Konse­yi Başkanı olmak sıfatiyle böyle bir ko­misyon teşkilini teklif etmiştir.

20 Ocak 1948

— Nevyork:

Keşmir meselesinde Hindistan ile Pa­kistan arasında mevcut ihtilâf mese­lesi ile meşgul olan Güvenlik Konseyi, geçen hafta Hindistan ve Pakistan De­legeleri arasında yapılmış olan toplantı hakkında başkanın, raporunu dinlemek üzere bugün yeniden toplanmıştır. Bir­leşmiş Milletler nezdindeki B.B.C. mu­habirinin bildirdiğine göre Pakistan'ın. Keşmir'e derhal bir komisyon gönderil­mesi için yapılan teklifleri kabule ha­zır bulunduğu, fakat Hindistan Delege­sinin hükümetiyle istişarelere bulun­mak için gelmiş olduğu yolunda bazı haberler mevcuttur.

Kurulması teklif edilen bu komisyonun Endonezya meselesi için Güvenlik Kon­seyi tarafından teşkil edilmiş olan ko­misyona benzeyeceği düşünülmektedir. Bununla beraber -bu komisyonun sadece Keşmir meselesi ide mi meşgul olacağı veya diğer meseleleri de mi ele alacağı henüz bilinmemektedir.

Pakistan komisyonu yetkilerini geniş­letmek taraftarıdır. Fakat Hindistan komisyonu vazifelerini sadece Keşmir meselesini incelemeğe münhasır kıl­mak arzusunu göstermektedir.

B. B. C muhabiri bu meselenin halli için yapılan başka birteklifin de İncelenmekte olduğunu bildirmektedir. Bu tek­life göre Pakistan Hükümetine mensup bir kuvvetin Keşmir'e girmesi ve halen bu memlekette bulunan Hindistan kı­taları ile birlikte asayişin teminine yar­dım etmesi gerekmektedir. Diğer taraftan Pakistan, Hindistan'ın kendisine ödenmesi İcap eden alacak bakiyeleri meselesinin de İncelenmesi arzusundadır. Hindistan 41 milyon İn­giliz lirasına varan bu meblâğı Ödemek teklifinde bulunmuştur. FaMamafih iyi haber alan mahfillerin be­yan ettiklerine göre, üçlü "bir mutavas­sıt komisyonun teşekkülü İçin kapı he­nüz açıktır.

29 Ocak 1948

—Lake Success:

Birleşmiş Milletler Küçük Genel Kurulu tarafından «dokuz üyelik bir uzlaşma ko­misyonu» teşkili, Lübnan delegesince reddedilmiştir. Bu komisyon, anlaşmaz­lıkların Güvenlik Konseyine yahut Genel Kurula sunulmasından önce bu konuları inceleyecek ve bunların halli için uzlaşma çareleri ileri sürecektir.

—Lake Success:

Güvenlik Konseyi, Keşmir meselesinin tetkikine devam etmek maksadiyle dün akşam tekrar toplanmıştır.

Güvenlik Konseyi 'Başkam M. Langen-how, Hindistan ve Pakistan delegasyon­larına Keşmir meselesi hakkında bir ka­rar tasarısı sureti sunduğunu .bildircniş-tir. Bu karar suretinde Birleşmişmilletler teşkilâtının Keşmir'de bir plebisit ter­tip etmeleri teklif olunmaktadır. M. Langenhow, bundan 'başka Hindistan ile Pakistan'ın şu üç nokta hususunda mutabık olduklarını bildirmiştir:

— Cammu ve Keşmir eyaletleri, mu­kadderatlarınıbirplebisitvasıtasiylekararlaştıracaklardır,

— Plebisit,tam bir tarafsızlık şart­ları dâhilinde yapılacaktır,

—Plebisit, Birleşmiş Milletler teşki­lâtının himayesinde yapılacaktır.

21 Ocak 1948

— Lake Success:

Birleşik Amerika Hükümeti. Yugosyav-ya'rim Trieste serbest arazisindeki ser-ibest Amerikan - -ingiliz bölgesinde hu­sule geien bazı hâdiselere dair olan pro­testolarına vermiş olduğu cevaplan bu­gün Güvenlik Konseyi başkanına bil­dirmiştir.

Birinci cevapta. Yugoslavya'nın Trîes-kı te'deki İngiliz - Amerikan bölgesinin işlerine müdahalede bulunmaya ne hak­kı ve ne de mecburiyeti olduğu bildiril­miştir. Bu, Yugoslavyanm İngiliz - A-merikan bölgesinde blır siyasi partinin dağıtılması hakkındaki talebine bir ce­vap teşkil etmektedir.

Yugoslav Ekonomik İrti'bat Heyetinin-Birinci Başkan Vekili Kurelic'in hudut -dışı edilmesi hakkındaki protestoya ce­vap olarak Beîgrad'daki Amerikan Bü­yükelçiliği Yugoslav Dışişleri Bakanlı­ğına şu hususu bildirmiştir.

General Airey'Ln asayiş ve nizamı mu­hafaza etmek ve halkın haklarını koru­mak maksadiyle almış olduğu tedbirler Amerikan Hükümeti tarafından tama-miyle tasvip olunmaktadır.

Müttefik askerî hükümetinin bu bölgede bulunan Yugoslav delegasyon ve heyet­lerinin, her hangi bir propaganda veya-gazeteler vasıtasiyle yayınlar yapma­maları hususunda İsrar etmiş olmasına.


Güvenlik Konseyinde...

Yazan: Ömer Rıza Doğrul

8 Ocak 1948tarihli İstanbul'dan:

Güvenlik Konsey: bugün yarın Keşmir meselesini görüşmek üzere toplanacak ve henüz istiklâline kavuşan iki doğu memeleketi arasındaki ehemmiyetli, hattâ tehlikeli ihtilâfla meşgul olacak­tır. İngiltere, Britanya Tacına bağlı olan İki dominyon arasında harp çık­maması İçin bu ihtilâfın süratle tetki­kini arzu etmiş ve meselenin konsey toplantısında tetkikini sağlamıştır. Ba­his mevzuu ettiğimiz'iki memleket Hin­distan ile Pakistandır ve iıkisinüı arası­nı açan en mühim mesele, Keşmir ül­kesinde başgösteren hareketlerdir.

Hindistan bu hareketleri, bir tecavüz saydığı halde Pakistan bu hareketleri bir kurtuluş hareketi saymaktadır.

Hareketin menşei, bu memlekette hü­küm süren ve Hindistanm daha başka, yerlerinde eşi görülen garip durumdur. Keşmir, nüfusunun yüzde sekseni Müs­lüman olan bir memlekettir. Fakat1 ba­şında gayrimüslim bir hükümet b ',1un-maktadır.

Pakistan tarafından yapılan neşriyata göre Keşmir halkı, bu son derece garip durumdan kurtulmak ve hükümetleri­ni kendilerine uydurmak için faaliyete geçmiş, bunun için bir kurtuluş savaşı açmiştir, Bu savaş iki taraf arasında devam ediyor. Keşmir halkı bu savaşı açmış olduğu halde Hindistan Hüküme­ti, münhasıran Keşmir Mihracesinin Hindu olması yüzünden 'mihracenin yar­dımına koşmuş ve askerî kuvvetler gön­dermek suretiyle bu kutuluş hareketini boğmak için uğraşmıştır ve uğraşmak­tadır.

Pakistan hükümetinin mesele hakkın­daki noktai nazarı bu merkezdedir. Bu-

na mukabil Hindistan Hükümeti Pakia-tanm, ileride Keşmir ülkesinde yapılma­sı mukarrer olan plebisitin neticesini beklemeden kıyamlar tertip etmiş, si­lâhlar dağıtmış velhasıl bir tecavüz ha­reketine girişmiştir. Onun için her çare­ye başvurarak Pakistanı durdurmak lâzımdır.

Hindistan Hükümetinin noktai nazar da bu merkezdedir. îki noktai nazarın çok aykırı olduğu aşikârdır. Çünkü her iki tarat' düğerini mütecaviz vaziyette gör­mekte ve tecavüzü bertaraf etmek lüzu­munu hissetmektedir. Buna karşı yapılacak iş Keşmir eyaleti­ne derhal bir tahkik heyeti göndermek ve orada durumu derinden derine araş­tırarak hakikati belirtmektir. Güvenlik Konseyinin de İki tarafı din­ledikten sonra bu yolda bir karar ver­mesi beklenmektedir. Son posta İle gelen Hindistan ve Pakis­tan havadis bültenlerinde gözümüze çarpan iki üç cümle, ikiı mem.>ket ara­sındaki ihtilâfın hakiki mahiyetini be-belirtmektedir. Pakistan Times tara-fınctan yazılan bu cümle şu mealdedir: «Hindistan, Keşmirde plebisitin, kurtu­luş hareketi yıkıldıktan ve imha edil­dikten sonra yapılması arzusundadır. Pakistan ise, plebisitin kurtuluş sırasın­da yapılmasına taraftardır. î'kî taraf arasındaki ayrılık bu maîv.yettedir.» Bu birkaç cümle iki tarafın düşünce ve telâkkilerini tavzih etmektedir. İki taraf da Keşmiri kaybetmemek is­tiyorlar, onun için dâvayı halletmeli üzere bir Üçüncü tarafın işe karışması icap ediyor. Bu ise, şimdiki halde Gü­venlik Konseyi olabilir. Muhakkak olan nokta, tarafsız bir tah­kik heyetinin çok mühim hakikatleri keşfetmenin dâvayı hal için son derece faydalı olacağıdır. Güvenlik Konseyi bu işin içinden çıkmağa imkân bulursa hem bir harbi Önlemiş, hem bir hakkı kurtarmış olur.

îki şey sulhu yakından tehdit etmekte­dir: Bunlardan biri, komünistlerin kul­landıkları şiddetli lisan ve Yunanistan gibi memleketlerde giriştikleri şiddet hareketleridir.

Diğeri de Marshall plânı olmaksızın Ba­tı demokrasilerinin Avrupa'nın kalkın­ması yolunda sarfettikleri gayretlerin "hiçe gideceğidir. Bütün Avrupa millet­leri ile, iktisadi, siyasi ve kültürel en sıkı ve en müessir bir işbirliği kurul­masını arzu ediyoruz.

Batı Avrupa milletleri arasında bir gümrük birliğinden bir Avrupa federas­yonundan bir Batı Avrupa milletleri bir­liğinden bahsediliyor. Bu gayelerden her birine ulaşmak mümkündür.

Almanya'nın iktisadi kalkınmasını sağ­lamak için İngiltere, Birleşik Amerika ve Fransa arasında bir işbirliği yapıl­masını teklif ediyorum.

Eden Almanya'ya müteallik bazı me­seleler hususunda dört büyük devlet an­laşamadıkları takdirde, Batı devletleri­nin kendi aralarında ileri gitmek azmin­de bulunduklarının Avam Kamarasına ^bildirileceği ümidini izhar etmiştir.

Bevin de bu arada- Eden'in bu sözlerini îıeraretle tasvibetmiştir.

23 Ocak 1948

— Londra:

Bevin'in tasarlamakta olduğu Batı Av­rupa paktı sayıları pek az olan komü­nistler ve taraftarları hariç, burada herkes tarafından pek iyi karşılanmış­tır. Bevin konuşurken Avam Kamara­sına hâkim olan derin sessizlik bütün Parlâmento üyelerinin nutka atfettik­leri ehemmiyetin açık bir delüi olmuş­tur. Parlâmento üyeleri mevcut dünya durumu hakkında bu memlekette şim­diye kadar verilen resmî ihtarların en ciddisini dinlemişlerdir.

Müzakerelerde «harp» kelimesi gerek Muhafazakâr ve gerekse İşçiler tara­fından kullanılmıştır.

Bevin'in Rusya'dan bahsederken kullan­dığı kötümser lisandan sonra Batı Av-

rupa'nın sağlamlaştırılması hakkındaki teklifler bir ümit ışığı gibi belirmiştir, ingiltere ve Fransa ile Benelux Anlaş­masına dâhil üç memleket arasında bir ittifak andlaşmasının akdi tasarıları bu memleketlere Çarşamba günü sunul­muştur. Ayn ayrı hareket eden îngil-tere ile .Fransa Büyükelçi veya elçileri bahis mevzuu memleketlerin dışişleri bakanlarım ziyaret ederek bu teklifi kendilerine arzetmişlerdir. Bu kadar mühim bir siyasi meselenin gelişi güzel kararlaştırılamıyacağı muhakkaktır. Bununla beraber dün Fransız Dışişleri Bakanlığının sözcüsünün bildirmiş ol­duğu gibi ilk tepkiler müsait olmuştur. Bu piân, geçen Mart ayında Dunkerk'te Bevin ve 'Bideult tarafından imzalanmış andlaşmaya müşabih bir takım yeni andlaşmalar ihtiva etmektedir. Bu and-laşma hükümlerince İngiltere ve Fran­sa, bir Alman tecavüzü vukubulduğu takdirde birbirlerine yardımda bulun­mayı taahhüt etmekte ve bundan başka gerek iktisadi münasebetleri ve gerekse her iki memleketin refah ve güvenliğini kuvvetlendirmek maksadiyle mümkün olan her türlü tedbiri almak için «dai­mî istişarelere» girişmeyi kabul etmek­tedir.

24 Ocak 1948

— Londra:

Anadolu Ajansının özel muhabiri bildiri­yor:

îki jründenberi Avam Kamarasında dış politika üzerinde cereyan- eden müza­kereler, İngiliz siyasetinin komünizme karşı sertelmiş olduğu hususunda şüp­he bırakmamıştır. Dışişleri Bakam, Baş­bakan ve muhalefet partisi1 liderlerin­den başka söz alan saylavların büyük ekseriyeti, komünizm ve Rusya konu­sunda söz söylemiş Doğu Avrupada ko­münist Hegemonyasını kurmak için gi­rişilen teşebbüsler hakkında şiddetli ten-kidlerde bulunmuş ve Rusyanm niyet­lerinin şüpheli olduğunu belirtmiştir. Komünistlerin hususiyle Fransa, İtalya ve umumiyetle Batı Avrupada son ay­lar irinde giriştikler: baltalama hareket­leri îngiliz Parlâmento ve hükümet mahfillerinin infialini mucip olmuştur. Marshall plânına karsı girişilen baltalama hareketi hemen hemen bütün hatip­ler tarafından takbih edilmiştir. Bu müzakerelerin harp nihayete erdiğin-denbsri Avam Kamarasında cereyan eden görüşmelerin en ehemmiyetlisi ol­duğu herkesçe tasdik olunmakta ve ne­tice itibariyle îngilterenin dış politikası­na yeni bir veçhe verilmiş olduğu ileri sürülmektedir. Batı Avrupanm teşkilât­landırılmasında îngilterenin önderliği­nin kabul edilmiş bulunması bu yeni veçhenin en 'mühim unsuru addolunabi­lir. Bundan böyle Sovyetlere karşı hiçbir tâvizde bulunulmıyacağı intibaı ve ya-kmda İngiltere, Amerika ve Fransa arasında Almanya ve diğer meseleler üzerinde görüşmelere başlanmasına ka­rar verilmiş olması büyük bir memnuni­yet uyandırmış bulunmaktadır. Alman meselesinin hallinde bu görüşmelerin katî bir rol oynayacağı ve Batı devletle­ri için bu konuda bocalamanın sona er­miş bulunduğu aşikârdır. Avam Kama­rasındaki 'müzakerelerde söz alanların büyük ekseriyeti Yunan meselesinde de Amerika ve İngiltere tarafından bu memlekete karşı güdülen politikayı tas­vip etmiştir. Hattâ birçokları meselenin Birleşmiş Milletler teşkilâtına aksettl-rilmesini ve Yunan hudutlarının millet­lerarası bir kuvvet tarafından müda­faasını <3a istemiş bulunmaktadır.

29 Ocak 1948

—Londra:

Bugün Galscov/da kısmi seçimler yapıl­mıştır. Muhafazakârların göstermiş ol­duğu aday 395 oy fazlasiyle seçimi ka­panmıştır.SeçimikazananM. Mc. Farüand, bunun M. Churchill için bü­yük bir zafer ve .teşvik teşkil ettiğini söylemiştir. Bu seçim 1945 senesinde yapılan seçimlerden beri muhafazakâr­ların kazanmış oldukları İlk zaferdir.

— Londra:

Komünist Partinin Politikasını takip hu­susunda her tarafta büyük güçlüklerle karşılaşmaktadırlar. Bu keyfiyet, Ko-mintern'm eski Sekreteri ve Bulgar Başbakanı Dimitrof ve bütün bir komü­nist neslinin iktisat peygamberi sayı­lan Eugene Varga'nm gözden düşmüş olmasiyle sabit olmaktadır.

Balkan peyklerinin bir konfederasyon kurmaları hakkında Dimitrof'un izhar ettiği arzuya karşı Pravda Gazetesinin giriştiği şiddetli terikidi, Britanova Ajansının ımuhabirine göre Londra, Moskova'nın yalnız bir Batı blokundan değil bir Doğu blokundan da çekindiği şeklindetefsir etmektedir.

Diğer taraftan Pravda Gazetesi iktisat mütehassısı Vargayı harp bittiğinden beri kapitalist memleketlerin ekonomi­sinde devletin gittikçe ehemmiyetli, bir rol aynamağa 'başladığını ihdas etmiş olmasını da tenkit etmiştir. Bu hâdise­nin kendiliğinden aşikâr olduğu hatıra gelebilir. Ancak Moskova'ya göre kapi­talist devletleri bizzat kapitalist mo-nopollar idare etmektedir ve şimdi Moskova'da kabul edilen vaziyet budur. Manchester Guardian Gazetesinin bu­gün bir yazısında İma ettiği gibi, âlim­lerin ne düşünmesi lâzım gelddiğine politikacıların karar verdiği görüldüğü zaman Leninizm Marksizm, hakikaten meraklı bir ilim haline gelmektedir.


İngilterelin Orta Doğudaki te­şebbüsü...

Yazan: Ömer Rıza Doğrul

26 Ocak 1948 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan.:

ıMister Bevin'in nutkunda temas ettiği mühim konulardan ,biri de Ortaşark memleketi erile iktisadi ve askerî işbir­liği (kurmağa aittir. Grtaşark bölgesinin dünya barışı üzerinde hayati bir önemi 'haiz olduğunu belirten 'Mr. Sevim bu bölgenin «Britanya İmparatorluğu ca­miasının hayat hattı» olduğunu da an­latmış ve daha sonra kendilerile anlaş­malar yapılan ve yapılacak olan mem­leketlerden baıhsetmiştir. Bu memleket­ler Irak, Mısır, Ürdün, Suudî Ara'bistan-dır.

Bu memleketlerden Irakla yapılan an­laşma imzalanmış bulunuyor. 'Gerçi bu imzalanan anlaşma. Irakta hoşnudsuz-luk uyandırmış ve bu yüzden bir çok karışıklar da çıkmıştır. Fakat Mr. Be-vin de, Londrada bulunan Irak Başba­kanı ve Dış Bakanı da. bütün bu aleyh-tarane nümayişlerin, bir yanlışlık eseri olduğunu anlatmaktadırlar. Bir takım müfrit unsurların bu karışıklıkları kış­kırtılmış oldukları da göze çarpmaktadır. Diğer taraftan Ürdün murahhasları da Londraya gitmiş bulunuyorlar. Onlar­la ela yapılacak muahedenin müşterek müdafaa esasına istinad edeceği muhak­kaktır.

Asıl mesele İngiltere ile Mısır arasında yapılacak andlaşmadır. Mr. Bevin bu noktaya temas ettiği sırada «Mısırla il­gili olarak bazı. tarihîşartlarıngözönünde tutulması icab etmektedir. Geç­mişteki anlaşmazlıkların havasından uzaklaşmak istiyorum ve yakın bir ge­lecekte bunun tahakkuk edebileceğin­den ümitsiz değiliz.» demiştir.

İngiltere ile Mısır arasındaki en mühim anlaşmazlık, !Sudan meselesi üzerinde­dir, Mr. Bevin'in sözlerinden bu anlaş­mazlığı ortadan kaldırmayı kolaylaştıra­cak bir çare bulunup bulunmadığı an­laşılmamaktadır. Fakat Mr. ıBevin, an­laşmazlıklar havasından uzaklaşmak için elinden geleni yapacağını söylediği-

ne göre, yeni konuşmaların iyi bir neti­ce vermesi umulur. Çünkü Mısırlılar da î>u 'Çeşit, meselelerin bir an evvel halle­dilip uhdelerine düşen büyük işlerle meş­gul olmak arzusundadırlar.

İngilterenin (bütün Ortaşark memleket-leriîe andlşamalar yaparak müşterek müdafaa esasını takviye etmesi, Ihiç şüp-îıe yok ki iki taraf için de çok faydalı bir iştir. Fakat bu işin muvaffakiyetle başarılmasını temin edecek en kuvvetli âmiî, 'evvelâ Ortaşark milletlerinin tam hürriyet ve istiklâlini tanımak, her bi­rinin (kendisini müdafaa sorumluluğunu kendine yüklemek, sonra onunla tam eşitlikiçinde anlaşmaktır.

'Mr. Bevin'in sözlerinden İngiltrede bu zihniyetin hüküm sürmeğe 'başladığım gösteren bazı belirtiler göze çarpmak­tadır ve onun için 'bu teşebbüsün mu­vaffak olması ihtimali çok kuvetlidir.

Asıl bu münasebetle >akla gelmesi ge-rekleşen mesele, Filistin meselesidir, îngllterenin Ortadoğu Arap memleket­leriyle anlaşmalar yapması bu mesele üzerinde nasıl tesir edecek ?

Arap milletlerinin Filistini kurtarmak hususundaki kararları katidir.. Mücade­le açılmıştır ve sonuna kadar devam ede­cektir.

Aca'ba bu anlaşmalar 'bu mücadele üzerinde nasıl tesir edecek?

İngiltere, Filistin ibir Kızıl Siyonist dev­letinin kurulmasına mâni olmak için Arap mflletlerile elbirliği mi yapacak? Çünkü bugün tavazzuh eden bir îıaki-îcat, Filistinde bir kızıl devlet kurulması ihtimalinin günden güne kuvvetlendiği-dir. ıBu kuruluşa göz göre müsaade et­mek, İngilterenin de, Amerikanın da asıl siyasetlerine uygun değildir. Fakat her nasılsa, ok yayından fırlamış bulun­maktadır. Yapılacak şey, okun hedefine isabet etmesine mâni olmaktır.

Arap mili etlerinin hepsi de bunun için çalışıyor ve sonuna kadar çalışmak mec­buriyetindedirler.

Acaba îngilterenin Arap milletleriyle yapacağı andlaşmalar, 'bu çalışmaları destekliyecek ani?

En mühim nokta budur ve bu sırada İngiliz teşebbüsüne karşı Arap mucitleri­ni en çok düşündüren konu Ibudur. Hat­tâ bu teşebbüsün muvaffakiyeti, bu nok­tanın aydınlanmasına 'bağlıdır, diyebili­riz.

Hulâsa, İngiltere, Ortaşarkta yeni bir teşebbüse girişmiş bulunuyor. Bu teşeb­büsün muvaffakiyeti, çok mühim mese­leleri halleder ve Ortaşarkı yeni bir is­tikbale kavuşturabilir. Fakat meseleler son derece mühim, karışık ve çetindir. Mr. Bevin bunların içinden çıkmayı iko-layltştıracak çareler bulursa, çok büyük bir is başarmış olttr.

İngiltereniîi sulh uğrunda yap­tığı sondajlar...

Yazan: Sem Telgraf

26 Ocak 1948 tarihli «Son Telgraf» İstanbul'dan:

İngiliz siyasi partilerinde, fevkalâde bîr hal var. 'Son günlerde, harp yıllarına mahsus bir eda ile toazı nutuklar söylen­miş, beyanatlar yapılmıştır. Harp sene­leri devarmnea, şimdiki İngiliz 'Başba­kanı 'Mister Attleenin, o zamanki Baş­bakan Mister Çörçilin muavini olarak çeliştiğim elbette hatırlarsınız. Tehlike ânında, ingiltere, toparlanmasını pek güzel bilmiş ve siyasi partiler muvak­katen uzlaşarak, birbirlerini âzami su­rette desteklemişler ve daima harp ya­hut, büyük koalisyon kabineleri kurmuş­lardır. Bu suretle, îngilterenin nazik günlerinde Muhafazakâr ve îşçi Parti­leri İngiliz kabinesini müştereken takip etmişlerdir.

Harpten sonra, iki parti arasında şid­detli bir siyasi mücadele başlamış, [mu­hafazakârlar, işçiler birbiri erini mağlûp etmek için olanca kuvvetleriyle çalış­mışlardır. Hattâ; iki parti İMeri ve söz­cüleri, rakip politikacılar ve partiler hakkında, sırasında, çok ağır sözler sar-fetmişl erdir.

Hal böyle devam ederken, şu günlerde İngiliz siyasi partileri mahafilinde, dik­kate değer bir değişiklik göze çarpmış­tır. Geçenlerde, Mister Churohill, Mister

Attlee ve Mister Bevin; son derece ehem­miyetli nutuklar söylemişler ve birbir­lerini öğerek, siyasetlerini destekliyerek İngiliz dış politikasının anahatlsrım bir kere daha belirtmişlerdir.

Müştereken ifade olunan hakikat şudurki İngiltere, komünist değildir ve komü­nist olmıyacaktır. Rusya, İngiltereyi komünist yapmak için beyhude yere uğ­raşmamalıdır. İngiltere'nin inandığı fikrî kıymetler başkadır. Halbuki, Rusya, ingiltereyi ve daim doğrusu, bütün dün­yayı komünist yapmağa çalıştığı İçin, ortada, sulh zarar görüyor. İstikrarsız yıllar geçiyor.

Halbuki, sulh çok mühimdir ve şarttır. Sulhu temin için, Rusya, hülya ve he­veslerinden vazgeçmeli, suitı için iyi ni­yet göstererek, dünya demokrat millet­lerine el uzatmalıdır. Rusya, böyle yap­mazsa işler gittikçe kötüye gider ve ne­ticede, belki de harp olur. İngiltere tm ihtimali daima ve dakıkstle gözönünde tutmakta, ona göre gidişatım ayarla­maktadır. Eğer, harp olursa, böyle bir üçüncü dünya harbinin mesulü, doğru­dan doruya Rusyadır.

İşte, muvafık veya muhalif, İngiliz po­litikacılarının söyledikleri son nutuklar­da ifade ettikleri fikirler, bunlardır. Bu sözler çok kati ıbir dille ifado edilmiştir ve hattâ, bazı çevreler,.son yıllarda, bu derece mühim, nutuk söylenmemiş ol­duğunu tebarüz ettirmektedirler. Yine, îngilterede, iki büyük partinin, harbin nazik yıllarında olduğu gibi yakın bir anlaşma havası içinde bir dış politika konusunu ele almaları çok mühim ve manalıdır. Demek oluyor ki, İngiltere, Rusyamn tavrından ciddi olarak şüphe­lenmekte ve müsbet tedbirler almakta­dır. Mister Bevin, Rusyayi ikaz etmiş­tir- Rusyaya doğru yolu göstermiş, onu belki son defa, sulh masasına, çağırmış­tır. Rusya, samimi ve iyi niyetle sulha yanaşacak, güçlükler çıkarmaktan, tah­rikler yapmaktanvazgeçecek 'midir?...

Ve dünya, sulîıa ıkavuşacak mıdır?... Bu hususta acele foir hükme varmak hata­lıdır. Londra siyasi çevrelerinin son te­zahürleri, Moskovada nasıl akisler bıra­kacaktır...?Bunu beklemek lâzımdır.

1 Ocak 1948

— Paris:

1-948 senesinin başında Paris basınının 'başyazarları, gündeliklerin tanzimi ve malî ıslahat gibi mühim meseleleri in­celmektedirler. 'Bununla beraber bu ya­zılarda üm itsizlik görünmemekte Fran­sa'nın şimdiki siyasi vaziyeti hakkın­daki yorumlarda iyimserlik göze çarp­maktadır.

Endişelerini izhar eden ve tenkitlerini haklı görmeğe çalışan her gazeteci ya­rının düne benzemeyeceğine ve makesi olduğu prensipler sayesinde 1948 yılı­nın mesut bir yıl olmasa bile hiç olmaz­sa Ibiır refah, istikrar ve imar yılı ola­cağına inanmak istemektedirler.

Müfrit sağ cenah gazetesi £poque'da Le-on Lafago şöyle diyor: «Zavallı insanlık hiç bir zaman anlaşıl­maz bir kin ile fennin karanlık ve şey­tanî parıltıları arasında bu kadar boca-lamaimştı . Bu azgınlık o kadar ileri gitmiştir ki insanlık adeta kendi felâ­ketini arar gibi bir hal almıştır. Günle­rin iyi veya fena olması bizim hareket tarzımıza bağlıdır.»

M. R. P. nin organı olan Aube gazete­sinde Maurice Schuman şöyle yaz­maktadır:

1948 yılının bize ne getireceğini bilmi­yoruz. Fakat, ne getirmesi lâzımgeldigini biliyoruz: Bencilikten daha kuvvetli bir vatanseverlik, şiddetten daiha kuv­vetli bir hak, maddeden daha kuvvetli bir fikir, kinden daha kuvvetli bir aşik.» Sosyalist «Le Populaire» gazetesinde Robert Verdier şunları yazıyor:

«Sona eren senenin bilançosu bir çok bakımlardan ümit kırıcı, hattâ endişe vericidir. Fakat bu kadar çok kötülüklerin vahimi estiği ve bu kadar tehlike­lerin sarahat kesbettiği bu senenin, her» halde insanların kendilerine selâmet va-adeden ışıklara doğru yapacakları ham­le İstikametinde bir merhale sayılması yerinde olur.

2 Ocak 1948

—Londra:

Paris'ten bildirildiğine göre, Fransız-Hükümeti, ihracat için hususi bir Fran­sız ,dövizi ihdasına karar vermiştir.

Bu yeni frangın tmübadele değeri şimdi­ki franktan farklı olacaktır.

Bu paranın çıkarılmasından maksat ih­racatı bilhassa dolar blokuna dâhil mem­leketlere yapılan ihracatı kolaylaştırır-maktır.

Dün Akşam Bakanlar Kurulu toplan­madan evvel M. Schuman basın mümes­sillerine hükümetin resmî olarak bu me­seleyi hienüz ele almadığını, fakat ba­kanların yarı resmî mahiyette noktai­nazarlarını bildirmiş olduklarını açıkla­mıştır.

Bir sözcü hükümetin bu ükinci dövizin, çıkarılması için müsaadesini almak üze­re milletlerarası bankaya 'müracaatta, bulunmadığını söylemiştir.Daily Teleg-

raph'ın Paris muhabiri ibu ikinci döviz, ihdas edilecek olursa frankın ingiliz li­rasına göre mübadele değerinin 800, do­lara göre de 240 ilâ 280 frank olacağını, bildirmiştir.

—Paris:

Fransa Maliye Bakanlığı dün akşam, yayınladığı bir tamimde (bütün hükü­met memuru maaşlarında bugünden iti­baren yüzde 20 bir zam kabul edildiğini bildirmiştir.

Cachin'in îbu nutkunda Yunanistan, Çin, Endonezya ve Hindiçiniyi zulm altında inleyen milletler diye tavsif etmesi üze­rine 'bu sözleri sağcı ve merkeze men­sup saylavlardan bir çoğunun müdaha­lesine maruz kalmış ve !bu saylavlardan ekserisi salonu terkefcmişlerdir. Bir ta­raftan komünistlerinşiddetlialkışları

diğer taraftan ise sıra kapaklan ile ya­pılan gürültüler -arasında hatibin sözleri kaybolmaktaydı.

Cadım «Yabancıların .ticari 'menfaatle­rinden» bahse başladığı zaman gürültü­ler bir rnıisli artmış ve solcular toplulu­ğuna mensup 20 kadar saylav salonu terkederken sağ ceneha ve merkeze mensup saylavlar bir ağızdan «volga, volga» şarkısını söylemiye başlamışlar­dır. Komünistler ayağa "kalkarak Cac-hin'i alkışlarken, diğer bütün sıralardan (yuha) lar yükselmiştir.

Daha sonra sükûn temin edilebilmiş ve meclis başkanının seçilmesi için oy ve­rilmesine geçilmiştir.

Eduard Herriot 317 oyla Meclis Başkan­lığına seçilmiştir. Komünist Saylav Ca-las 174 oy almıştır.

-- Paris:

Edouard Herriot, 541 oy üzerinden 317 oy alarak yeniden Fransız Millî Meclisi Başkanlığına seçilmiştir. Herriot, ko­münistler haricinde bütün partiler tara­fından desteklenmiştir.

14 Ocak 1948

Paris:

Dün akşam Champs-Elysees Komedi Ti-yatrosununda verilen bir temsilde rol yapmakta olan aktör Samson Fainsil-berg birden bire sahneden aşağıya atlı-yarak Jacques Lemarchand adındaki ti­yatro münekkidini dövımeğe başlamış­tır.

Bu münekkid, bundan evvel yazmış ol­duğu bir yazıda FainsÜberg'in oyun tar­zını tenkidetmişti. Tiyatroda bulunan diğer münekkitler arkadaşlarının imda­dına yetişmişlerdir.

—Paris:

Bütün gün devam eden ve bir gün ev­velki oturum gibi şiddetli hadiselerin cereyan ettiği tartışmalardan sonra Fransız Millî Meclis Başkanlık Divanı üyelerini seçmiştir.

Komünist M. Duclos'un yerini ibir Sos­yalist almıştır.

Başkanlık Divanı seçimleri yapılmadan evvel, ekseriyetin komünist noktai na­zarım tutmayacağım anlıyan komünist­lerden M. Cachin, partisinin diğer men-suplariyle birlikte meclisi terketmiştir. B. B. C'nin Paris muhabiri, bilhassa meclisin feshi halinde muvakkat bir hü­kümetin başına geçecek olan birinci baş­kan yardımcısının seçiminde çok şiddet­li tartışmalar olduğunu bildirmektedir. Meclis, memleket işlerinin basma bîr ko­münist getirmenin sorumluluğunu üze­rine almamaya karar vermiştir. Komünistler, çoğunlukla seçilen Başkan­lık Divanının üyeleri seçimlerinin. A-nayasa hükümlerine uygun olmadığını iddia etmektedirler.

Son hâdiseler, komünistlerle Meclisin diger partileri arasındaki derin ayrılığı bir kere daha açıklamıştır.

16Ocak 1948

— Paris:

Alman ordusu tarafından teşkil edil­miş olan Fransız gönüllü lejyon üyele-lerinden ve Fransız Milis Kuvvetleri es­ki Genel Müfettişi Jean Bassonvpierre ölüm cezasına mahkûm edilmiştir.

17Ocak 1948

—Paris:

Fransız içişleri Bakanlığı, Paris bölge­sinin iki belediye başkanına, komünist olduklarından dolayı vazifeden el çek­tirmiştir. Bunlar, Cumhuriyete karşı düşmanlık ve sonra vazifelerinde lâ­kaytlık göstermiş olmakla ittiham edil­mektedir.

18 Ocak 1948

—Paris:

Bugün burada Malakoff mahallesinde belediye seçimleri yapılmaktadır.

Bu seçimlerin neticesi fevkalâde ehemmiye­ti hazîdir. Çünkü bu, M. Mayer, enflâs­yona karşı savaşmak maksadiyle ted­birler aldığından beri yapılan ilk seçim­dir. Bu seçimlerde şu üç parti listesi vardır: Halk topluluğu, komünist ve üçüncü kuvvet:

21 Ocak 1948

—Paris:

Fransız Hükümeti Paris'te Rusça olarak her hafta yayınlanan «Sovyet Vatanda­şı» dergisinin çıkmasınımenetmiştir.

23 Ocak 1948

—Paris:

Fransız Hükümeti, ingilizlerin protes-talarma rağmen iki güne kadar frangın kıymetinde şu veya bu şekilde bir deva­lüasyon yapmaya karar vermiş gözük­mektedir.

Bu karar dün Maliye Bakanı Rene Ma­yer tarafından, İngiliz ve Amerikalıla­rın proje hakkında ileri sürdükleri iti­razları incelemek üzere yapılan kabine toplantısı münasebetiyle gazetecilere yaptığı demeçteaçıklanmıştır.

Bakan, frangın iki muhtelif rayici ol­ması bahsmda İngiltere ile Fransa'mn anlaşamamış olduklarını tekidetmiş, fakat Londra'nın yeni bir teklifte bu­lunmadığınıdailâveetmiştir.

!Mayer, sözlerine devamla demiştir ki: ingiltere Maliye Bakanı Sir Stafford ve dün görüştüğüm Dışişleri Bakanlığı ik­tisat Dairesi Müdürü Edmund Hail Pa-sch'a plânlarımızda değişiklik yapmadı­ğımızı bildirdim. Karar en kısa zaman­da alınmalıdır ve bunu sonuna kadar alacağız.

Fransızlar Paris'de frangın kuvvetli dövizlere karşı serbest olmasının kara­borsayı destekliyeceği ve serbest piya­sada îngiliz lirasının daha az kıymetle arzolunacağı yolundaki îngiliz görüşü­nü takdir etmekle beraber bu yeni bîr ihracat frangının ihdası meselesinin İn­gilizler İçin- bir itibar; Fransızlar için ise bir ölüm kalım dâvası olduğunda musırdirlar. Fransızlar Fransa'nın ihra-

cat vaziyetinin, kötü durumuna işaret etmektedirler. Bu karar alınmadığı takdirde, ticari mukavelelerine sadık kalmak için Fransa altın ihraç etmek mecburiyetindedir. Bugünkü hükümet memleket içi millî iktisadiyatın kalkın­ması pîânmı dış ticarette tevazün elde etmek üzere bir ihracat frangı ihdas et­meden sağlıyamaz. Bugün için sabit kıymetli bir frangın piyasaya çıkarıl­ması delilik olur.

Serbest bir piyasa ihtiyacı bu yüzden doğmuştur. Londra ve Vaşington'un bu vaziyeti" takdir ederek yeni iktisadi plânlarla beraber Schuman Hükümeti­ni de torpillemiş olmamak için tavizler­de bulunmaları ümit edilmektedir.

24Ocak 1948

—Paris

Fransız Bakanlar Kurulu, ecnebi dövizi ile altın piyasasını tanzim edecek olan kanun projesini tasvip etmiştir. Kanun Pazartesi günü millî meclise sunulacak­tır.

Muhabirlere göre bu kanunun gayesi, altm :1e bazı ecnebi dövizlerine serbest bir piyasa temin etmektir.

Bazı mahfillere göre M. Mayer, frank rayicini bir sterlin 864 frank olarak dü­zenlemek niyetindedir. Bugünkü resmî rayiç bir sterling 480 franktır.

25Ocak 1948

—Paris:

Hsber alındığına göre, frank kıymetinin düşürülmesi frank için muhtelif kıyme­tin tesbitiesasına istinat edecektir. Bu kıymetlerden biri resmî kuru teşkil ede­cek, diğeri de altın -kıymetinin ve yaban­cı döviz fiyatlarının değişmesine göre alçalıp yükselecektir. Zannedildiğine gö­re, frankın yeni paritesi bir îngiliz li­rası 864 frank olmak üzere tesbit edile­cektir, ihracatçılar, resmî kura göre, te­min ettikleri dolarlardan bir kısmını hükümete tevdi edecekler, fakat bu dö­vizlerden ger; kalanının serbest piyasada satmaları mümkün olacaktır. Böylelikle ihracatçılar daha fazla frank temin edebileceklerdir. Fransız Hükümetinin, dolar ve İngiliz lirasının Kurunu yükseltme ve ica­bında İngiliz Hükümetiyle Millet­lerarası sermaye sandığının itiraz­larına rağmen bazı kuvvetli dö­vizler için serbest piyasa tesis etmek 'kararı beklenllmiyen ve hayal kırıklığına uğratan bir şey olmuştur.

Gazete, Fransız Hükümetinin bu kararı BrettonWoods'da tesis olunan para kontrolü sistemini sarsabileceğini ve bu suretle Marshall plânının tatbikini halel­dar edebileceğini yazmaktadır. Marsha-11 plânı, "Dundan faydalanacak olan 16 milletin paralarının muayyen bir istik­rara sahip bulunacağı prensipine istinat etmektedir. Bu memleketlerden birinin istikrarsız olduğunu göstermesi Mars-hall plânını haleldar etmek tehlikesini arzedecektir. M. Mayer'in de belirtmiş olduğu gibi, Fransız Hükümetinin seç­tiği hal çaresi bugünkü ekonomik vaziyete cevap veren yegâne çare olabilir. Bnunia beraber Bretton Woocls esasları Marshall plânı ve Batı birliği üzerinde husule getirmesi muhtemel tepkiler küçümsenmemelidir. Komünist propagandasının bu meseleden çıkarmaya uğraştığı menfaat muha­fazakâr Daily Mali'in gözünden kaçma­maktadır. İki gazete hu hususta şıra-blan yazıyor:

Frangın devalüasyonu Rus komünistle­rinin Batıya karşı kazandıkları bir za­ferdir. Bu kararla. M. Molotov'un pek değerli «hayır» kelimesi arasında doğ­rudan doğruya bir münasebet mevcut­tur. Filhakika frang kıymetinin düşü­rülmesi Batı Devletleri arasında bir ma­liye savaşını husule getirmek sebebini arzetmektedir. Böyle bir savaş, bütün siyasetleri demokrat memleketlerin eko­nomi sisteminin çökmesini beklemeye dayanan komünistlerin pek işine gele­cektir.

Böyle bir ihtimal karşısında Daily Mail bütün ümidini Marshall plânına vermek­tedir. Yalnız Marshall plânı çerçevesi dahilinde Avrupaya temin olunacak sü­ratli ve esaslı bir yardım husule gel­mekte olan çöküntüyü önliyebilir. Böyle bir yardım temin edilmediği takdirde batının çökmesi mukadderdir.

28Ocak 1948

— Paris:

Millî Macl's kambiyo işi erini tanzim eden kanun projesinin müzakeresine bug"ün Öğleden sonra başlamıştır.

Fransız Birliği arazisinin birçok say­lavları, frangın kıymetten düşürülmesi­nin hasıl edeceği felâketli neticeleri ehemmiyetle ileri sürerek hükümet pro­jesini şiddetle tenkit etmişlerdir.

Bundan sonra komünist grupu adma söz alan Gaston Auget, hükümet tara­fından tedbirlere 16 lar konferansı aka­binde ve Marshall plânı dolayısiyle baş­vurulduğunu söylemiş ve partisinin mec­lise sunulan proje aleyhine oy verece­ğini beyan etmiştir.

Bunu mütaakıp Meclis Grenviç saatiy­le 20,30 da toplanmak üzere dağılmıştır. Kabine sat 20 de toplanacaktır.

Meciis koridorlarında söylendiğine göre, sosyalistler döviz muamelelerinin ser­bestliği lehinde ve altın ticaretinin aley­hinde oy vermeğe karar vermişlerdir. Eğer bu doğru çıkarsa bir kabine buhra­nının önüne geçmek müşkül olacaktır.

29Ocak 1948

— Paris:

Dün akşam Paris Yüksek Adalet Diva­nının vermiş olduğu kararla, uzun müd­det umumi efkârı ve Fransız basınım fazla ilgilendiren ve düşmanla işbirliği ve casusluk yapmak konusuna ait bu­lunan dâva, sona ermiştir.

Dâvanın Bordeaux eski Belediye Baş­kanı ve Mareşal Petain Hükümetinin eski bakanlarından Adrien Marquet aleyhinde açıldığı hatırlardadır.

Çeşitli sebeplerle defalarca talik edilmiş olan dâva. aylardan beri sürüp gitmek­te idi. Müdafaa avukatı, Marquet aleyhinde ileri sürülen beli başlı ittihamlarm esassızhğını isbat eden deliller topla­maca muvaffak olmuşsa da savcı bun­ları nazarı itibara almağa lüzum görme­miştir. Bu durum, jüri heyeti arasındaki komünist üyelerin, devtmh sızlanmalarna ve karar esnasında mahkeme salonu­nu terketmelerine söbep olmuştur.

iddia makamının ittihaml arından yalnız toiri, yani iMarquet'nin Vichy Hükümeti­ne intisap etmiş olması noktası sabit ol­duğundan kendisi 10 yıl müddetle millî şeref ve haysiyetten mahrumiyete ve mahkeme masraflarım ödemeğe mahkûm edilmiştir.

— Paris:

Hükümetin durumunu tehlikeye düşüre­cek krizi önlemek yolunda dün akşam Paris'te foazı cereyanlar müşahede olun­makta idi.

Gece yarmsmdan az sonra bakanlardan 'bazıları, sosyüalistîerle, ecnebi döviz ve altına serbest toîr piyasa saklanması işinde 'bugün bir anlaşmaya varılacağı "ümidinde olduklarını söylemişlerdir.

Bu sabah 9.30 da kabine toplanacaktır. Milî Mecliste dün geceyarısı Maliye Bakanı M. Rene Mayer'in uzun nutkun­dan sonra bugüne talik edilen tartışma­lara saat 11 ;de başlanacaktır.

M. Mayer bu demecinde, frangın kıy­metinin düşürülmesi iğin takip edilen metoda Stafford Cripps'in muhalif ol­masının Fransız ile ingiltere arasındaki münasebetler üzerinde hiçbir menfi te­siri olmadlığım açıklamıştır. Nutkunu .söylediği sırada M. Mayer'e (bir telgraf getirmişlerdir. Bu telgrafta M. Mars-hall'in nutkundan bahsedilmekte ve frangın devalüasyonunun Avrupanm "kalkınma programı ile ilgili Amerikan plânlarında bir değişiklik yapılmasını İcabettirmiyeceği bildirilmekte idi. M. Mayer telgrafı mecliste okumuştur. Telgraf komünistler tarafından yuha­lanmış diğer saylavlar tarafından alkış­lanmıştır.

E. B. C. nin Paris muhabiri altına ser­best bir piyasa temini yüzünden çıkan anlaşmazlıkların halli irin sosyalistlerle görüşmelere girişil diğini tahmin etmek­tedir.

Bu uzlaşmaya göre altına serbest piya­sa temini maddesi G aylık bir zamana inhisar ettirilecektir.

Sosyalist saylavlar kanun tasarısının bu maddesine itiraz edeceklerini fakat di­ğer maddeler görüşülürken sadece müs­tenkif kalacaklarını bildirmişlerdir.

30 Ocak 1948

—Paris:

Oturuma ara verildiği sırada yapılan toplantıda iSosyalist Partisi Grupu 5000 franklıkların tedavülden kaldırılması hakkındaki tasarı lehinde oy vermeği kararlaştırılmıştır.

Radikal iSosyalist Partisi Grupu da buna benzer bir kararalmıştır.

—Paris:

Cumhuriyet Konseyi 5000 franglık bank­notların tedavülden çekilmesi hakkında­ki kanun tasarısını 126 oya karşı 167 oyte kabul etmiştir.

—Paris:

Fransız Millî Meclisi yen: Para Kanu­nunu 226 muhalife karşı 324 oyla kabul .etmiştir.

Roma:

italya'da yeni anayasa dün geceyansm-dan itibaren yürürlüğe girmiştir. Paris'te toplanan Avrupa İktisadi İşbir­liği Konferansmdaki İtalyan delegesi dün Amerikanın 'mütemadi yardımı ol­masa Italyamn 1947 de 'bir izmihlale sü­rükleneceğini söylemiştir.

2 Ocak 1948

—Roma:

italya Hükümeti dün, eski Kral Sarayı Quirinal'inCumhurbaşkanına tahsis edilmesine karar vermiştir.

Dün Cumhurbaşkanlığıbayrağıbüyük bir halk kütlesi huzurundamerasimle saraya çekilmiştir.

Saray Cumhurbaşkanı M. De Nikolat'ın resmi kabulleri için kullanılacakıtr.

4 Ocak 1948

—Roma:

îtalyan Başbakanı De Gasperi, Birleşik Amerika'nın İtalya'ya yapacak olduğu acil yardım hakkındaki anlaşmayı im­zalarken İtalyan Milletinin Amerika'nın bu lütufkârlığı karşısında duyduğu min­nettarlığı belirtmiştir. Başbakan, bu anlaşmada İtalyan Milletinin hüküm­ranlığını haleldar edecek hiç bir hüküm bulunmadığını sözlerine ilâveetmiştir.

—Milano:

italyan Komünist Partisinin 6 nci Kon­gresinin bugün açılış töreninde 3000 e yakın şahıs hazır bulunmuştur. Kongre­ye iştirak eden yabancı heyetler arasın­da M. Harry Pollitt'in başkanlığındaki ingiliz heyeti ile M. Thoroz'ın başkan­lığındaki Fransız Heyeti de hazır bu­lunmaktaydı.

7 Ocak 1948

— Roma:

Bari civarında bulunan Gravina'ya sü­ratle kuvvetli polis müfrezeleri ve mit-ralyözlü otomobiller gönderilmiştir. Gra-vina Polis Müdürlüğüne gelen haberlere göre bu şehirde Garibaldicilerden mü­rekkep bir milletlerarası tugay teşek­kül etmiştir. Bu tugayın ne maksatla teşekkül ettiği bilinmemektedir. Bu böl­gede mevcut olduğu söylenen gizli silâh depolarım meydana çıkarmak için polis tarafından geniş Ölçüde araştırmalar yapılmıştır.

Dün polis kuvvetleri köyde, şehre dört kilometre mesafede iki bin kadar köy­lünün iştiraki ile yapılan bu toplantıyı dağıtmıştır. Üzerlerinde silâîı bulunan bazı nümayişçiler tevkif edilmiştir.

Akşam üzeri hadise 'mahalline yeniden polis takviye müfrezleri gönderilmiştir. Gravina'da, alman son haberlere göre, vaziyet pek gergindir. Çiftçilerin re tüccarların şehri terk ettikleri söylen­mektedir.

S Ocak 1948

— Roma:

İtalyan polisi; dün akşam Kral Mişel'in tahtından feragatini öğrendikten sonra istifa etmiş olan eski Maslahatgüzar Theodore Salacolo'nun yardım talep et­mesi üzerine Vatikan'daki Homanya El­çiliğine cebren girmiştir.

Maslahatgüzar iki komünist ajansının kendisini elçilik binası dâhilinde hapset­miş olduklannı söylemiştir. Polis hare­kete geçmeden evvel İtalyan Dışişleri Bakanı durumdan haberdar edilmiştir. Dışişleri Bakanı eski Maslahatgüzarın imdat istediği haberininteyid edilmesi üzerine bu İcabil şartlar altında polisin harekete geçmesinin uygun olduğu ka­naatine varmıştır. Polis memurları mas­lahatgüzarın komünist ajanları olarak vasıflandırdığı şahısların evraklarının muntazam olduğunu görmüşlerdir.

— Roma:(Britanova)

îtalyan halkı, orduda görülen ayaklan­ma alâmetlerinden ciddi bir şekilde endişe duymaktadır. Bu askerler, Savun­ma Bakanlığının normal devreden fazla silâh altında kalacaklarını bildirmiş ol­duğu 1945 sınıfına mensup gençlerdir. Bunlar 30.000 kişi kadardır. Bu sınıfa mensup erlerden müteşekkil birlikler, Rudme, 'Bolonya-, Milano ve Palermo sokaklarında yeni tezahürlerde buluna­rak hu kararı protesto etmişlerdir. Bun­ları dağıtmak üzere bazı yerlerde kuv­vete müracaat zorunda kalınmıştır.

En şiddetli hadise Koma (bölgesinde ce­reyan etmiştir. Civar kamplardan biri­sinden 200 kişi şehrin merkezine kadar bir protesto yürüyüşü yapmağa teşeb­büs etmiştir. Yetkili memurlar ve poli­sin ımüdahalesi ile nümayişçiler dağıtıl­mış ve bazı kimseler de tevkif edilmiş­lerdir.

Bir ihtiyat tedbiri olmak üzere jandar­manın muhafazası altında .tutulan kışla ve askerî kamplarda, motosikletli silâh­lılar, zırhlı arabalar ve hafif tanklar devriye gezmektedirler.

Subaylar birçok kamplarda erlerle konuşmalar yapmışlar vebunların kışla­lardan -dışarı çıkmalarınıyasak etmiş­lerdir.

îsyan fikrini açıkça teşci eden aşırı sol­cu çevrelerden başka efkârı umumiye faütün bölgelerdeki bu gelişmelere çok büyük bir ehemmiyet atfetmektedir. Gayri memnun erler, (hükümeti müşkül duruma düşürecek hareketlerde kendi­lerine yardımcı bulacaklarına emin ol­dukları komünist ve sosyalist mahfille­rini ziyaret etmektedirler.

Komünistler taraftarı (Sosyalist «Avan-ti Gazetesi» idarehanesinin, terhislerin gecikmesini protesto eden asker ve asker aileleriyle dolup bosalnıaikta olduğu­nu söylemekle iftihar etmektedir.

10 Ocak 1948

—Roma:

îtalyan Çalışma Bakam dün akşam miıs-tafodemlerinm ilân ettikleri ve 10 gün-denberi devam eden 'grevin durdurulma­sına raatuf görüşmelerin akim kaldığını bildirmiştir.

Bu grev yüzünden :bir .çok îtalyan işçisi bugün yevmiyelerini alamıyacaklardır. îtalyan îş Konfederasyonunagöre bu­güngörüşmelereyenidenibaşlanması ihtimali vardır.

11Ocak 1948

—(Milano:

Milano'da yapılan îtalyan Komünist Kongresinin son toplantısında İtalyan Komünist Partisi Şefi M. Togliatri, îtal-yaMa yeni seçimler yapılmasını teklif etmiş ve sosyalistlerin de katılacakları yeni bir Demokrat Halkçı cephesi ku­rulması lüzumuna işaret etmiştir.

14 Ocak 1948

—Roma:

31 Aralık tarihindenberi devam eden banka müstahdemleri .grevi sona ermiş­tir.

Taraflar her noktada anlaşmaya var­mışlardır.

17 Ocak 1948

—Roma:

İtalyan Dışişleri Bakanı Kont ıSforsa. bugünkü nutkunda İtalya'nın, Ameri-ka'daki eski. sömürgeleri üzerinde bir manda elde etmek için israr etmekte devam edeceğini de sözlerine ilâve et­miştir.

Tugoslav makamlarının, muhakeme et­mek üzere istedikleri îtalyan harp suç­luları meselesine temas eden Kont Sfor-za harp suçlularının ceza görmelerini ttalyanın da arzu ettiğini söylemiştir. Bakan sözlerine şunu da ilâve etmiştir: Bununla beraber, îtalya, Millî Savunma (Bakanlığı Müsteşarı olan M. Marazza gibi Kimselerin harp suçluları meyanıa-da bulunmasını kabul edemez.

28 Ocak 1948

— Brüksel:

Belçika Başbakanı M. Spaak, Batı Av­rupa memleketlerinin birleşmesi iıafc-Icında M. Bevin tarafından ileri sürülen tasarıyı desteklediğini 'bildirmiştir.

Dün AJkşam Brüksel'de 'bir toplantı sıra­sında söz alan M. iSpak, Hollanda, Bel­çika ve Liiksemburg'la toir ittifak akte-

dilmesi hususundaki ingiliz teklifimi gayet müsait karşılamış olduğunu söy­lemiş ve şunları ilâve etmiştir:

Siyasi ıbir andlaşma mı? Kabul, bir it­tifak mı? Kabul. Harp sırasında ingiltre'nin yanında savaştık. Bu kâfi değilmi? hengün bir arada yaşamayı öğren­mek çok daha iyi olacaktır îktisadi bakıımmdan olduğu kadar siyasi bakım­dan da mevcut bir itesanüd, barışı kur­taracaktır.

1 Ocak 1948

—Viyana:

Avusturya Cumhurbaşkanı Renner, Avusturya Milletine hitaben radyo ile yayınladığı yeni yıl mesajında şöyle de­miştir:

Avusturya Milleti tam. bir istiklâl iste­mektedir. Ne Batı veya Doğu ile ne de Kuzey veya Güney İle bir anşluz arzu etmemektedir. Arzusu Birleşmiş Millet­ler çerçevesi iğinde bulunmaktır.

Büyük devletler arasındaki ihtilâftan dolayı teessürünü izhar eden Renner mesajım şöyle bitirmektedir:

«Biz, milletler camiasının bir uzvu ol­duğumuzu hissediyoruz. Bu kararımızı muhafaza etmek ve bu suretle bazıla­rının "bizim için üzülmemelerini sağla­mak istiyoruz. Biz ve Birleşmiş Millet­ler, bu bize yeter.»

5 Ocak 1948

—Viyana:

Polisin gizli Nazi teşkilâtına karşı gi­riştiği son büyük harekât sırasında tevkif edilmiş olan şahıslar arasında hareketin lideri olan şahsın da bulun-duğ-u zannedilmektedir. Bu zat, Dr. Muller Reana adı altında tanınmakta­dır. İçişleri Bakanlığı yayınladığı uzun bir tebliğde merkezi İngiliz bölgesinde Graz'da bulunmakta olan teşkilâtın çok geniş bir mahiyet arzetmekte olduğuna işaret etmektedir. Bu teşkilâtı kuran­lar, idari makamların kendilerini mey­dana çıkarmasından ve içlerinden 12 sini tevkif etmesinden evvel oldukça ge­niş bir faaliyet göstermişlerdir. Bu şahıslar İngiliz emniyet polisinin burnu dibinde yaptıkları bu harekâtın masum örtüsü altında teması muhafaza edebilmek için dört türlü faaliyet gös­termekteydiler. Sayfiyeler ve «Clup -V-pin» in kontrolü altında bulunan turiîra otelleri gizli toplantılar için teşkilât üyelerinin emrinde bulunmaktaydı. Buı-dan başka görünüşte eski harp esirle­rinin refahı için çalışmakta olan bir es­ki Muharipler Cemiyeti de eski Alman ordusuna mensup askerlerle teuasa geçmek için bir örtü vazifesini görmek­teydi. Nihayet Milletlerarası ize lik ha­reketi tarafından tanınmamış olan bir İzcilik Cemiyeti de İngiliz ve Avustur­ya makamlarını aldatmaya yaramak­taydı. Teşkilât mensuplarından bir kıs­mı da «nasyonal sosyalizm» in siyasi bakımdan yeniden doğması - hareketini finanse etmek için karaborsadan temin edilen kârlardan faydalanmaktaydılar.

Tahkikat devam etmekte olup siyasi po­lise mensup subaylar mahallî idarelerin hareketin, bütün köklerini meydana çı­karmalarına yardım etmek maksadiyle İngiliz bölgesine gitmiş bulunmaktadır­lar.

Geçen Cumartesi günü renkli olarak ba­sılmış bulunan ve İngilizce ibareler ta­şıyan Nazi afişleri şehrin duvarlarına yapıştırılmıştır. Bu afişler, hareketin h&nüz tamamiyle ezilmemiş olduğunu göstermektedirler.

Hükümet tarafından yayınlanan tebliğ­de bu teşkilâtın siyasi programı hak­kında pek fazla bir şey bildirilmemek­tedir. Tebliğde sadece teşkilât liderleri­nin Batı devletleriyle Rusya arasmda bir harp çıkmasına güvenmekte olduk­ları ve taraftarlarına, Rusya'ya karşı savaşmak üzere ordu birlikleri vermeye narşıhk olarak yeni büyük bir Alman dogması yolunda önemli imtiyaz­la elde etmek için böyle bir harbin fır­sat teşkil edeceğini söylemiş bulunduk­ları belirtilmektedir.

8 Ocak 1948

—Viyana:

Müttefik polis makamlariyle işbirliği yapan Avusturya polisi tarafından eski Millî Eğitim Şefi Hago Roesner'in ida­resinde nasyonal sosyalist bir teşkilâ­tın meydana çıkarılması üzerine 22 kişi tevkif edilmiştir.

Roesner grupunun elinde karaborsada zakarin satışından mütevellit mühim bir sermaye bulunmakta idi. Bu teşkilât, Almanya'dan talimat almakta idi.

14 Ocak İ948

—Viyana:

Dün gece Viyana'da çıkan, kasırga ne­ticesinde iki kişi ölmüş, 35 kişi yaralan­mıştır.

17 Ocak 1948

—Viyana:

Dün, Avusturya Müttefik Kontrol Kon­seyinde Sovyet Mümessili, Batı devlet­lerini, bölgelerinde Nazilikten temizle­me ve askerlikten tecrit işine girişme­mek, bu bölgeleri askerî üs olarak kul-

lanmak ve aynı zamanda Nazi teşek­küllerinin inkişafına müsamaha göster­mekle itham etmiştir,

İngiliz Delegesi bu ithamlarda ileri sü­rülen vakıaların hakikate uymadıkları cevabını vermiştir.

Amerikan ve Fransız delegeleri de it­hamları reddetmişlerdir.

B. B. C nin Viyana muhabiri Sovyet ithamlarının, Avusturya ile yapılacak sulh andlaşmasım geciktirmeğe matuf bir hareket telâkki edildiğini yazmak­tadır.

27 Ocak 1948

— Viyana:

Sovyetlerin, Avusturya'daki Alman mal­ları münasebetiyle yaptığı yeni teklif­lerin eski Sovyet tekliflerinin azaltılmış bir şeklinden başka bir şey olmadı^ bil­dirilmektedir.

Bu teklifler Dışişleri Bakan Yardımcı­ları tarafından gelecek oturumda ince­lenecektir.

Rusların Avusturya'daki petrol sahala­rının üçte ikisine, Avusturya'da Tuna filosunun dörtte birine şâmil olmak üze­re 50 senelik bir imtiyaz ve Avusturyadaki Alman alacaklarının bakiyesini karşılamak üzere 200 milyon dolar ta­lebinde bulundukları zannolunmaktadır.

4Ocak 1948

—Prag:

Bütün Çekoslovakya'da yüksek okul ve üniversitelerde talebe birlikleri idare heyetleri işin yapılan seçimlerde Komü­nist Partisi yalnız Prag'daki siyasal bil­giler okulunda ekseriyeti elde etmece muvafak olmuştur. Böyle bir neticeden dolayı Komünist Partisi ye'se düşmüş­tür.

5Ocak 1948

—Prag:

Umumi bir toplantıda söz alan eski Çe­koslovak Sosyal - Demokrat Partisinin Başkanı ve eski "başbakan Fierlinger şunları söylemiştir:

«Kapitalizm, sosyalizme karşı yeni bir seferberlik hazırlıyor ve kuvvetsiz oldu­ğunu hissettiği için elindeki b-Ütüh vası­talarla sosyalizme karşı gürültülü hü­cumlar yapıyor. Kapitalizm, iktisadi buhranın yaklaştığım gördükçe korku­yor ve 'harp tehditleri savuruyor. Fakat yeni bir harbin felâketini tacil edeceğini de pek âlâ biliyor.»

7 Ocak 1948

—Prag:

Çekoslovak Genel îş Konfederasyonun­da komünistlerle komünist olrmy&nlar arasında beliren buhran şimdi açıkça "bahis mevzuu edilmektedir. Sosyal Demokrat Partisinin organı «Svet Prace» bugün komünistleri, sendi­ka menfaatleri için değil Komünist Par­tisinin emrine tabi "bir siyaset, takip et­tirmek için Genel îş Konfederasyonuna hâkim olmalarından ve böylelikle feu sendika merkezinin birliğini tehdit et­melerinden muahaze etmektedir. Gazete

bu hususta, memnunsuzluk duyan ko­münist olmıyan. sendikaların Genel îş-Konfederasyonundan çıkış kapısını arı-yacaklarım yazmaktadır. O zaman, baş­ka -bir sendika teşkilâtı kurmak için yal­nız toir adım atmak kâfi gelecektir. «Svet Prace» yazısını bitirirken Çekos­lovak Genel İş Konfederasyonunun iki düşmanı olduğunu kaydetmektedir: îrtica ve hususi particilik maksatlar! için bu teşkilâtı kullanmak istiyenîer.

8 Ocak 1948

—Prag:

Çekoslovak Hükümeti, yabancı devlet­lere veya temsilcilerine hakaret eden gazete veya gazeteciler aleyhinde taki­bata geçilmesine yetki veren bir kanu­nu on beş güne kadar hazırlamaya ada­let Bakanını memur etmiştir. Bu kanun, Çekoslovakya veya Çekoslovak tebaa­ları için buna benzer tedbirlerle koruyan-devletler bahis mevzuu olduğu zaman tatbik edilecektir.

Komünistler tarafından verilen ilk tasa­rıda yalnız müttefik devletlere hakaret eden gazete veya gazetecilerin cezalan­dırılması derpiş olunmuştur.

13 Ocak 1948

—Prag:

Prangue 'mahkemesi Ranensbruck ve Auschivitz toplama kamplarında vazife gören 6 kadm gardiyan hakkındaki ka­rarını dün bildirmiştir. -Başlıca sanık Sophie Nietsche ölüme, iki kadm müebbet hapse, <3Iğer üçü de 20 sene hapse mahkûm edilmişlerdir.

21 Ocak 1948

—Prag:

Komünistlerden Tarım Bakanı Duris'in şahsa alt ziraî toprakların tahdidi hakkında hazırlamış olduğu kanun ta sarışım incelemek üzere gece geç vakte kadar toplantısına devam eden hükümet bu bakanı kabinenin bugün yapacağı olağanüstü toplantısında sunulmak üze­re tâdil edilmiş yeni bir tasarı hazırla1 makla görevlendirmiştir.

27 Ocak 1948

—Prag:

Çekoslovak Hükümeti bugün gizli bir oturum yaparak bilhassa üç bakana ya­pılan suikast, 'komünistler nezdinde "bulunan silâh deposu ve Bohemya'da çıkarılan casusluk işlerini tetkik etmiş­tir.

Harp silâhlan depo ettiğinden dolayı Cumhuriyeti Müdafaa Kanunu gereğince takibata uğrıyan komünist saylav Sos-nar hakkında tevkif müzekkeresi çıka­rılmıştır. Sosnar dün saylaVlıktan istifa etmiş olduğundan istifanamesi Meclis Dîvanına gelir gelmez, hemen hapsedi-lecektir.

28 Ocak 1948

—Eratislava;

Slovak Demokrat Partisi, komünist gazetelerin, bu parti ile Çek Millî Sosya­list Partisinin birleşmeleri veyahut bir blok teşkil etmeleri için müzakereler yapılmakta olduğu yolundaki haberleri­ni, tou akşam tekzip etmiştir.

30 Ocak 194S

—Prag:

Dün bildirildiğine göre, eski Komünist Saylavlardan Sosnar kabine üyelerinden

üçünü öldürmek gayesini güden ÎJİr teşebbüse iştirak etmiş olmak suçu ile tevkif edilmiştir. Bu saylav ayrıca pos­ta ile boiruba yollamak, izinsiz silâh taşı­mak ve tertibi açıklıyan bazı kimseleri tehdit etmek suçu ile de ittihanı edil­mektedir. Sosnar tahkikatı kolaylaştır­mak gayesi ile geçen hafta istifa ede­rek saylavlık dokunulmazlığından vaz­geçmiştir.

Tebliğ evvelâ görüşmelerde Stalin, Dış­işleri Bakam 'Molotof ve Dış Ticaret Ba­kanı iMikoyan'ın , da hazır bulunduğunu hatırlatmış, sonra bu müzakerelerde her iki hükümet tarafından önemli siyasi ve iktisadi meseleler görüşüldüğünü bildir­miştir.

Tebiiğ"de tasrih edildiğine göre, görüşme­ler bilhassa milletlerarası siyasi durum üzerinde cereyan etmiş ve her iki hü­kümetin tam bir görüş birliği tesis et­mesine imkân vermiştir.

Tebliğ şunları da ilâve etmektedir:

Topyekûn bir milyar dolarlık bir kıy­meti aşan bir mal mübadelesine dair bir anlaşma dün imza edilmiştir. Bu anlaş­ma, 1948 den 1952 ye kadar beş yıllık bir devre için muteber olacaktır.

Tebliğde işaret edildiğine göre, bu an­laşma çerçevesi İçinde Sovyet Rusya Polonya'ya demir, krom, manganez, pet­rol ve petrolden istihsal edilen diğer maddelere mukabil, kömür, mensucat, çelik ve sair mamulât verecektir. Fiyat­lar, anlaşmaya giren her iki taraf için

de beynelmilel fiyat esasları üzerinden tesbit olunacaktır.

Tebliğin bildirdiğine göre, bunlardan başka ıSovyet Rusya Polonya'ya kredi ile önümüzdeki aylarda teslim edilmek üzere ikiyüz bin ton buğday satmağı da kabul etmiştir. Müzakereler sırasında teknik işbirliği hakkındaki 5 Mart 1946 tarihli anlaşmanın tatbikine dair mese­lelerlebirlikte tamirat olarak 1948de

Polonya'ya yapılacak teslimat mesele­leri de tetkik olunmuştur.

1 Ocak 1948

—Sofya:

Bugünden itibaren Bulgaristan'la Yu­goslavya arasında vizeler kaldırılmıştır. Bu iki memleketten birine mensup olup diğer memlekete seyahat etmekte olan şahısların polise kayıtlarım yaptırmala­rı mecburiyeti de kaldırılmıştır.

13 Ocak 1948

—Sofya:

Bulg-ar Başbakanı M. Dimitrof, Millî Mecliste Muhalefetçi Sosyalist saylav­lardan 9 kişilik bîr grupa, hükümeti ten­kitte ısrar etlikleri takdirde Petkov'un akibetine uğrayacaklarını ihtar etmiş­tir. Sosyalistler, hükümetin bütçe tek­liflerine karşı hayalî ve suiniyet dolu diye itiraz etmişlerdir.

Dimitrof sözlerine şöyle devam etmiş­tir:

«Aynı akıbete uğraşmaımak için hareke­te geçmeden evvel iyi düşününüz. Mem­leketin gelişmesine karşı geliyorsunuz, böyle bir hareket başınıza ancak belâ getirebilir.»

M. Dimitrov'la beraber bir Bulgar he­yeti Romanya ile Bulgaristan arasında bir dostluk ve karşılıklı yardım antlaş­ması imza etmek üzere yarın Bükreş'e geleceltlerdir.

15 Ocak 1948

—Londra:

Londra'daki müşahitler Salı akşamı Bulgar Başbakanı Dimitrov'un söyledi­ği dem"1";, ıBalçar rejiminin hakiki ma­hiyetinin en bariz şekilde açıklanması olarak telâkkietmektedirler.

Bu demeç evvelkilerden daha açık ola­rak Petkov dâvasının adli bir cinayet olduğunu ispatetmektedir.

Filhakika Dimitrov, Batı devletleri dâ­vaya ve karara müdahale etjnemiş ol­salardı Petkov'un aşılmayacağını ve Petkov'un Batı devletlerine meydan okumak için feda edilmiş olduğunu ka­bul etmiştir.

Petkov, ecnebi müdahalesi olmasa ve bazı devletler yüksek mahkememize emirvermeğeteşebbüsetmeselerdi

Petkov aşılmazdı, fakat Bulgar MiHetî-ni tehdit ve yüksek mahkeme hakları­na yapılan tecavüz karşısında Petkov'­un idamı zaruri oldu, demiştir.

21 Ocak 1948

— Sofya:

Başbakan Muavini Trekokostof, .Sofya'­da yaptığı bir demeçte, Bulgar Sosyaî Demokrat Part.isi ile Komünist Parti.-ı-nin yankında tek bir parti halinde birle­şeceklerini söylemiştir.

M. Trekokostof, Bulgaristan'da yavaş yavaş tek parti esasının hazırlanacağı­nı söylemiş ve muhalefet ve bilhassa -Sosyal Demokratlar hakkında da:

«Eğer bu parti Bulgar Millet:ne düşman devletlerin oyuncağı olmakta devam ederse, ömrü çok süinıiyecekLr» demiş­tir.

23 Ocak 1948

— Moskova:

M. Dimitrof radyo ile yayınlanan bir hitabesinde şunları söylemiştir:

«Bir Balkan Birliğinin kurulması mese­lesi müstacel olmamakla,beraber, h>:-

image004.gifimage005.gifnun yakın 'bir istikbalde tahakkuku mil­letimizin şimdi yaptıklariy'.e pek kolay­laşmıştır.

Bu mesele hiç şüphesiz gerektiği gibi olgunlaşmca bu 'birliğin bir federasyon veya konfederasyon mu olması icap et­tiği Doğu Avrupa memleketleri ta­rafındankararlaştırılacak Ur.

28 Ocak 1948

—- Moskova:

Pravda Gezetesi geçenlerde M. Dimit­rof'un ileri sürmüş olduğu 'bir teklifi şiddetle tenkit etmiştir. Bu teklifte Bal­kan devletlerinin Polonya, Çekoslovak­ya ve Yunanistan ile birlikte bir fede­rasyon ve gümrük birUği teşkil edilmesi teklifi ileri sürülmüştü. Pravda, bu memleketlerin ne bir gümrük birliğine ve ne de federasyona ihtiyaçları olduğu­nuyazmaktadır.Bu gazetenin kanaa-

.tince, bu memleketlerin muhtaç olduğu şey, bağımsızlık ve hükümranlıklarının

kuvvetlendirümesidir. Pravda, bunun "her memleketteki demokrat 'kuvvetlerin teşkilâtlandırılmasiyle temin olunabile­ceğini ilâve et.mektedir.

30 Ocak 1948

— Londra:

Dimitrof'un Doğu Avrupa Federasyonu tasarısının Sovyet Komünist Partisinin organı olan Pravda tarafından soğuk bir muhalefetle karşılanmış olması üze­rine Bulgar Başbakanının nasıl bir va­ziyet alacağı sualine bugün cevap ve­rilmiş olmaktadır. Yayınlanan resmî tebliğ, Dimitrof'un basma vermiş oldu­ğu ve 19 Ocak'ta Londra'daki Rumen Elçiliği Basın Servisi tarafından yayın­lanan mülakata tamamiyle aykırıdır.

İktisadi işbirliği hakkında resmî Ru­men raporunda şöyle denilmekteydi: Dimitrof, pek karışık oi-makla beraber, «milletlerimizin» inkişafına yalnız güm­rük birliğinin hakikaten yardım edebi­leceğine kani bulunduğunu sözlerine ilâve etmiştir.

Bütün bunlar, Rusya Balkan memleket­lerinden bir federasyon değil, Sovyet­ler Birliğine tâbiiyet beklediği için, Bulgar Başbakanının Moskova'dan al­dığı emir üzerine, söylemiş olduğu söz­leri yalanlamak zorunda kaldığını gös­termektedir.

Munzam kuv­vetlere ımensup (birlikler Arnavutluk hududu "boyunca sızmaya ve bu suretle partizanların ricatını kesmeye çalış­maktadırlar.

Diğer .taraftan Başbakan ıSofoIis'in ha­valar müsaade eder etmez Kıraî Paul tarafından 'verilmiş olan -gümüş askerî nişanı Konice şehrine sunmak üzere ibizzat Koniçe'ye gideceği bildirilmekte­dir.

500 partizandan .müteşekkil bir taburun Alymp bölgesinde bulunan İkibin nüfus­lu Andritsana kasabasına taarruz et­miş, bulunduğu ve bir mahalleyi mu­vakkaten işgale muvaffak olduğu belir­tilmektedir. Garnizonun yaptığı fbir kar­şı tarruz partizanları 20 ölü ve üç ya­ralı vererek geri çekilmeye icbar etmiş­tir.

-— Atına:

Daily Telegr-aph'm özel muhabirinin bil­dirdiğine göre, Yunanistan'ın kuzey komşuları Yunan komünisti eriyle İki yüzlü 'bir oyun oynamaktadırlar. Bu memleketlerin Markos'a yaptıkları yar­dım her halde fasılalı olacaktır. Çünkü Yugoslavya ile Bulgaristan Yunan Ma-kedonyası ve Trakyasmm -kendilerine verileceği hususunda teminat almadıkça hu hükümeti tanımaya ve tam bar yar­dımda bulunmaya taraftar değildir. Halbuki bu, Yunan komünisti erini müş­kül bir vaziyete -sokmaktadır. Fakat yapılan yardım, Yunan Devletinin sos­yal ve İktisadî (bakımdan göçmesi maksadiyle harbin devamını sağla­maya yetecektir. Bunu mütaakıp Markos, Zaharyados ve Par'tsalides ile öiğer Komünist liderleri 'Kuzey eyalet­lerini muhafaza etmek için pazarlık ede­cek bir durumda bulunamıyacaklardır. Adilerin herhangi bir ehemmiyetli şehri henüz ele geçlrememiş olmaları bu su­retle kısmen izah edilebilir. Bu aşikâr tahrip savaşının başlıca hedefi şehirleri ele geçirmek değil, Kuzeydeki köylüleri ümutsizîiğe sevketmek, Yunan Ordusu­nu yıpratmak ve milletin psikolojik ba­tkımdan çökmesine sebebiyet vermek­tir. Bugünküharekâtamuntazamordu

kuvvetlerinin tatbik ettiği tabiyeyi kul­lanan asiler, mazide kendilerine o kadar faydası dolkummuş olan küçük mikyasta­ki faaliyetlerine avdet edeceklerdir. Yu­nan Kuvvetlerini kışın ortasında dağlık bölgede toplamanın arzedeceği güçlük­lere güvenerek asiler, muhtemel olarak başka bir yerde belki Makedonya'nın batısında veya Trakya'da baskın hare­kâtına, giresecekl erdir. Âsilerin bu bölge­lerde hudutların ötesinden iSovyet peyk­lerinin kendilerine yardımda bulunma­larına güvenebilirler

—Atina:

Reuter

Çeteciler, Selâniğin Kuzeyinde Kıl-kış «Garını yakmışlar ve marşandiz treni havaya uçurmuşlardır.

3 Ocak 1948

—Atina:

Başbakan Sofolis basın mümessillerine, Yunan ordusunun Koniçe'de komünist âsilere karşı elde ettiği parlak zaferden dolayı duyduğu memnuniyeti belirtmiş­tir.

ISofolis, bu hadiselerin istikbal için müj­deler vadetıtiğlinl, asileri yakın bir za­manda ezeceğini ve memleketi refaha kavuşturacağını ilâveetmiştir.

'Başbakan, vakit bulduğu takdirde biz­zat kahramanlıklar yaratan bu şeh­re gideceğini ve müdafillerine verilecek nişanlan götüreceğini söylemiştir.

— Atina:

Parnas Dağından gelen yüz partizan hükümet kuvvetleri tarafından kurulan birtuzağa düşürülmüştür.Partizanlar

ölü ve yaralı olarak otuz kayıp vermiş­ler, sonra takip edildikleri için Parnas Dağmm ağaçlıklı tepelerine sığınmış­lardır.

—Londra:

Bildirildiğine göre, mağlup çeteciler giz­li bir radyo postası vasıtasıyla Yunanis­tan'ın Kuzey Komşularına müracaat ede­rek yardım 'isteğinde bulunmuşlardır.

Asilerin topçusu perşembe akşamı müte­madiyen Koniçe'yi bombardıman etmekte idi. Diğer taraftan müşahitler, bir bataryanın Arnavutluk hududunun öte tarafından ateş etmekte olduğunu te-yid etmişlerdir. Bu batarya, piyadeyi desteklemek için gelen Yunan batarya­sına mukabelede bulunmuştur. Bahis -mevzuu bataryanın topları en az 25 ka­libre kadardır. Diğer âsi bataryaları ise. tahrip edilmiş olan Boroaanî Köp­rüsünü muvakkaten tamire çalışan kı­talar üzerine ateş etmektedirler. Arcos Irmağı üzerinde nakil vasıtailarının geç­mesine mütehammil bir köprü inşa edilmedikçe, konice havadan iaşe edile­cektir. Diğer taraftan askerler, şehre küçük bir köprü ile girmekte iseler de, bunlar, beraberlerinde ağır malzeme getirememekte ve dolayısiyle âsilere 'karşı malzeme üstünlüğünden istifade edememektedirler.

Şimdi hava iyileşmiş ve Yunan «Spit-fire» uçaklarına, Yanya uçuş meydan­larından kalkmak ve âsilerin topçu mevzilerine hücum elmek imkânını ver­miştir. Zannedildiğine göre, uçaklar, âsilere kendilerine hayli pahalıya mal olan büyük kayıplar verdirmişl erdir. Bu kayıplar en aşağı bin kişi olarak tahmin edilmektedir.

Diğer taraftan âsiler, Koniçe'yi bom­bardımanları esnasında şehir içinde ağır kayıplara sebebiyet vermişlerdir.

4 Ocak 1948

— Paris:

«Serbest Yunanistan» Radyosu Gene­ral Markos kumandasındaki Koniça'nm kuzey ve Batısındaki sırtları halâ elle­rindebulundurduklarını ve «Demokrat

ordunsu» nun. Hükümet uçaklarının müdahalesine ve Hükümet takviye kı­talarının harekât sahasına gelmesine rağmen şehri kuşatmağa devam ettiğini bildirmektedir.

«Serbest Yunanistan» Radyosu, «De­mokrat ordusu» birliklerinin Nikrita şehrine taarruz ettiklerine dair verilen haberleri de tekrarlamaktadır. Asiler, aynı radyoya göre, Peleponez'de, Tesal-ya'da Kümelinde ve Trakya'da bir sıra muvaffakiyetli taarruzlarda bulunmuş­lardır.

— Atina:

'Sosyalist Partisinin merkez komitesi neşrettiği tebliğde sivil harbe son ver­me için henüz bir hal çaresi bulunabi­leceğini ve bulunması lâzım 'geldiğini yazmakta şimdiye kadar bir uzlaşma­ya varılması için yaptığı bütün tavsiye­leri, bir yatışma temini için sarfettiği bütün gayretleri hatırlatmaktadır. Ko­mite şimdi vaziyetin mesuliyetini sağ cenaha yüklemekte, Birleşmiş Millet­lere "uzlaştırıcı bir hal şekli bularak bunu tahmil etmedikleri için sitem, et­mektedir. Sosyalist Partisinin merkez komitesine göre Birleşik Amerika buh­ranı kendi menfaatleri İstikametinde ge­liştirmiş ve iSofulis yatışmadan vaz ge-çerek eski düşmanları bir olmuştur.

iMerkez Komitesd halen bir hal şekli bu­lunabileceğini büyük müttefiklerin müa-heleden vaz geçerek Yunanistanm bü­tünlüğünü ve istiktâlmi garanti edecek­lerini ümit etmektedir.

Londra:

Genel Markos'un âsi bir hükümet kur­masından beri İngiliz basmı böyle bir manevranın muhtemel akisleri üzerine-dikkati çekmekten geri kalmamıştır. İn­giliz basını, bilhassa bu hükümetin Sov­yet blokuna dahil memleketler tarafın­dan tanınması keyfiyetinin bugünkü da­hili harbe yabancı kuvvetlerin de karış­masına sebebiyet verebileceği ve Yuna­nistan'ın ikinci bir ispanya haline gel­mesine yol açabileceği hususuna işaret etmektedir.

Bağımsız Observer Gazetesi, bugünkü başyazısını yeniden bu vahim meseleye tahsis etmektedir.

Gazete, yazısına başlarken, 'kominforma mensup memleketlerin yaptıkları pro­pagandada Markos Hükümetini hara­retle methetmişolmalarınarağmen şimdiye kadar bu hükümeti siyasi saha­da da tanımaktan ve doğrudan doğruya askerî bir yardımda bulunmaktan ka-çınımş olduklarını kaydetmekte ve yazı­sına şöyle devam etmektedir:

Kominforma mensup olan memleketler batı memleketlerinin şiddetli bir şekilde hareket etmeleri halinde kendi kendilerine Bir ric'at hattı aramaktadırlar. Bu­nun aksine olarak bu memleketler yo­lun serbest olduğunu görecek olurlarsa siyasi bakımdan da Markos Hükümetini tanımakta gecikmiyecekler ve yabancı askerlerin Yunan hududundan içeriye aktıklarıgörülecektir.

Oibserver Gazetesi şunları ilâve etmek­tedir:

Böyle bir durumda bile Rusya son dere­ce İhtiyatlı hareket edecektir. Sovyetler Birliği, Peykleri Yunanistan'a ayak ba­sar basmaz mûtat siyasi şantajlarına bağlıyacaktır. Rusya, bundan sonra kendisinin bitaraflığından, Yunanistan ihtilâflarının mahallî bir şekilde kalma­sı yolundaki arzusundan bahsetmeye başhyacak fakat vahim bir eda ile her­hangi bir îngiliz veya Amerikan müda­halesinin kendisinin de müdahale etme-sinj elzem kılacağını ilâve edecek ve bu takdrde bizlere -de Yunanistan'ın Ti-to'aun başkanlığındaki Balkan Bloku tarafından ezilmesiyle yeni ve bir harp pahasına bu memleketin hürriyetini te­minat altına almak arasında bir tercih yapmak düşecektir.

Gazete, İngiltere ve Amerika'nm derhal harekete geçerek Yunanistan'ı müdafaa için Birleşmiş Milletler mekanizmasını seferber etmeleri lâzımgeldiği mülâha­zasını serdetmekte ve yazışma şöyle son vermektedir:

Üç senedenberi Yunan Hükümetine kar­şı ileri sürülen tenkitler birçok kimsenin, durumun hakiki mahiyetini anlamasını imkânsız kılmaktadır. Şu veya bu Yu­nan .Hükümetini müdafaa etmek bahis mevzuu olmayıp Yunanistan'ı koru­mak meselesi mevcuttur. Bizden Yunanistan'ı müdafaa etmemiz sa­dece hissi sebeplerle ve 120 seneden faz­la bir müddetle dostluk bağlariyle bağlı bulunduğumuz cesur bir milletin komü­nist fütuhatının beraber g-etirdiği zulüm­lere kurban gittiğini iyi bir g-özle gör-miyeceğimizden değil hür bir Yunanis­tan bizzat bizim ve dünyanın güvenliği için lüzumlu bulunduğundan dolayı da istenmektedir. -

— Atina:

Bugünilân edilen kanun hükümlerince

âmme hizmetlerinde çalışan Yunan müesseselerinin bütün fesatçı unsurlar­dan temizlenmesi icabetmektedir.

Pek yakında memurlar için de böyle bir karar alınacaktır.

— Atina:

Atina ajansının Yanya'dan aldığı haber­lerde bildirildiğine göre, durmadan tak­viye edilen Konice bölgesindeki hükü­met kuvvetleri Markos'un çetecilerinin şehrin etrafında kurmuş oldukları çem­beri genişletmeye devam etmektedir.

Askerî kuvvetlerin ileri hareketi Koni-çenin, kuzeyinde çetecilerin topçusuna hücum eden uçaklar tarafından destek­lenmektedir.

Hâlen Selanik'te bulunan Harbiye Ba­kanı Stratos, gazetecilere beyanatta bu­lunarak âsilerin Güney Yugoslavya'da Üsküp'te ve Bulgaristan'da talim mer­kezlerine sahip olduklarını tekrar teyid etmiştir.

Stratos, 'bundan başka yabancı subay­lardan müteşekkil kurmayların, çeteci­lerin Koniçe'ye karşı hücumlarını idare ettiklerini teyid etmiştir.

5 Ocak 1948

Atina:

Londra:

Atina ve Pire halkı Konice muharebesin­de yaralanmış olan ve hastane gemisi ile Pire Limanına gelen 123 subay ve eri dün lıeyecinlı tezahürlerle karşılamışlar­dır.

Yaralılar Pire'de, hükümeti temsilen ge­nelkurmay başkam, yüksek rütbeli bir­çok subay Atina ve Pire valileri ve kala­balık bir halk kütlesi tarafından karşı­lanmışlardır,

—Atina:

Koniçe'nin kurtarılması üzerine Epir'de-kidurumşöyle olmuştur:

Borozani Köprüsünden Koniçe'nin [Kuze­yindeki tepelere kadar müdafaa hattını terkeden çtecüer daha kuzeyde Arnavut hududu yakınında bir hat üzerine yer­leşmişlerdir. Böylelikle Borozani Köprüsu şimdi çetecilerin toplarının menzili dışında kalmıştır. Istühkâmcılar -büyük bir gayretle köprüyü tamire çalışmakta­dırlar.

Askerî mahfiller ordunun yeni bir hü­cumun sonunda çetecilerin yeni müdafaa hattından çıkarUabileceğini ve bunların Arnavutluk topraklarına veya Kuzey-İDoğu'da Grammos Dağına sığınacakla­rını tahmin etmektedirler.

—Paris:

Hür Yunan Radyosu demokrat kuvvetle­rin, çetin savaşlar sonunda Yanya böl­gesinde Alatina, Sitena, Langovis ve Ne-rohori Kasabalarım kurtardıklarını bil­dirmiş ve Öritanya bölgesinde kanlı çar­pışmaların devam ettiğini ilâve etmiş­tir.

6 Ocak 1948

—Atina:

Atina Ajansı bildiriyor: Yanya'dan alınan" son haberlere göre Konice bö'igesinde komünist âsilere kar­şı girişilen harekât 4 Ocaktan itibaren askerî kuvvetler tarafından taarruzi bir mahiyet almıştır.

Şehrin 'sınırlarından itibaren umumi bir taarruz başlamıştır. Taarruzun gayesi Acos ve Sarandaporo Nehirleri arasın­daki bölgeyi temizlemektir.

Pazar sabahı şafakla beraber düşman hatlarının içine kadar uzanan cesurane bîr taarruz ve süngü süngüye mücadele­den sonra dağ kolandoları Lycomoron tepelerini almaya muvaffak olmuşlardır. Lycomoron Arnavutluk sınırlarından ve Sarandaporo'dan bir buçuk kilometre mesafede stratejik ehemmiyeti olan bir tepedir. Tepelerin yeniden ele geçirilme­si için Pazar günü âsiler tarafından gi­rişilen ve Nikanoros'dan atılan dağ: top­larının desteklediği mukabil taarruzlar mütearruzlarm büyük kayıplar verme­si ve çekilmeleri ile neticelenmiştir.

Âsilerden 30 kişi ölmüştür. Arnavutluk sınırının çok yakınında' olan Mertzani Köprüsünün ve Ijycomron tepeleri cî-vannda&i Kalovrayesi Köyünü işgal için ordunun giriştiği harekâtta tatmin edici inkişaflar 'kaydedilmiştir.

Koniçe'nin batısında Fogonion bölgesin­de bir tabur tarafından âsilere karşı ya­pılan taarruz Pazar sabahin.dan.beri de­vam etmekte ve Dolvinaki istikametine doğru inkişaf etmektedir. Bu bölgedeki âsiler yağma ettikleri köylerden elleri­ne geçen mallarla Tasladıkları genç kız­ları beraberlerinde sürükliyerek Arna­vutluk topraklarına doğru çekilmekte­dirler.

Kıraliyet hava kuvvetlerine mensup uçaklar muharebe sahasında uçmakta ve âsi mukavemet yuvalarım bombala­maktadırlar.

— Atina:

Amarika ile Yunanistan, Yunan, ordusu ve millî muhafızlarının çoğaltılmasını derpiş eden bir anlaşma imzalamışlardır. Yunan ordusu 12.000 kişi ile takviye edilecektir.

Basın haberlerine göre bu kuvvetlerin katılması le ordu mevcudu 130 ilâ 140 bin kişiye yükselecektir.

20 bin kişi olan miliî muhafızların ade­di ise 60 tabur yani 50 bin kişi olacak­tır.

Bu takviye işi dün akşam M. Sofulis ile Amerikanın Yunanistana yardım heye­ti Şefi M. Griswold arasında yapılan bir konferans neticesi açıklanmıştır.

Yayınlanan resmî tebliğde millî muha­fızların kuvvetlendirilmesinin orduyu tedafüi .mecburiyetlerden kurtaracağı, bu suretle daha serbest olarak âsilere karşı harekâta girişmesini sağüyacağı bildiri um ektedir. M. Griswold dün ak­şam Amerikanın Yunan ordusunu daha geniş mikyasta takviye imkânları araş­tırdığım söylemiştir.

İngiliz İşçi Partisi Yunan Hükümetine müracaat ederek Yunan Sosyalist Par­tisi Lideri Profesör Zvolos'un bu hafta Londrada toplanacak olan Milletlerarası sosyalist partileri kongresine iştirak, edebilmesi için kendisine bir pasaport verilmesini istemiştir.

B. B. C. nin siyasi muhabirine göre, Yu­nan Hükümeti, Profesör Zvolos'a İngil­tere'ye gitmesi için bir pasapart verme­ği reddetmek suretiyletıpkı geçen Kasim ayında takib ettiği hareket tarzına benzer bir hareket tarzına başvurmuş­tur. Yunan Hükümeti otarihe de aynı sosyalist liderlerine ve diğer Yunanlı sosyalistlere Anvers'teki sosyalist kong­resine iştirak edebilmeleri için pasaport vermekten imtina etmişti. O zaman Yu­nan Hükümeti:, Yunanistan'da sosyalist­lerle komünistler arasında hiçbir fark olmadığından talep edilen müsaadeyi veremiyeceğinibildirmişti.

7 Ocak 1948

—Atina:

Koniçe'den püskürtülmüş olan çeteciler Kuzeye doğru takip edilmektedir.

Hükümet kıtaları şehrin civarındaki sa­haları temizlemişlerdir, çarpışmalar so­na ermiş gibi olup çeteciler dağıtılmıştır. Arnavutluk hududu yakınlarında şehrin Batısındaki dağlar teker teker ele ge­çirilmektedir. Acos nehri üzerinde bulu­nan BaileyKöprüsü yeniden yapılmış olup Güneyle münakale tesis edilmiştir. Çeteciler tarafından tahrip edilmiş olan eski köprünün yapılmasına devam edil­mektedir.

Birleşmiş Milletler Balkan komisyonu­nun üyeleri, durum hakkında raporları­nı hazırlamak üzere bugün uçakla Ko-niçe'nin 45 kilometre güneyinde bulunan Yanya'ya gideceklerdir.

Bütün mahfiller ordu mevcudunu 118 binden 130 bine çıkarmak için Yunan Hükümetinin hazırlamış olduğu tasarı­lara Amerikanın muvafakat etmesini memnunlukla karşılamaktadırlar. Çete­cilerin Başkenti şimdi Arnavutluk hu­dutlarının yakınında Lycorshi'de kurul­muştur.Koniceyakınlarındahududu

geçmiş olan 'köylüler ve çobanlar karlar­la örtülü bulunan Gammos Sıra Dağla­rının zirvelerine yakın bulunan Lycors­hi'de giyinmiş sivil şahıslar görmüş ol­duklarım söylemektedirler. Köylüler bu şahısların Markos Hükümetinin üye­leri olmalarının muhtemel bulunduğ-umı İlâve etmektedirler. Büro hizmetlerinde kullanılmak üzere derin yeraltı mahzenleri kazılmış olup bir eve de baskı maki­neleri yerleştirilmiştir. Yunan hava kuv-

vetlerine mensup pilotlar köyün uçak­savar toplariyle müdafaa edilmekte ol­duğunu ve atışın devamlı bulunduğunu bildirmektedirler.

—Atina:

Akdeniz Amerikan takviye kıtalarının gönderilmesi ve Yunanistan'daki savaşın devam ettirilebilmesi için Amerika'nın yeni bir malî yadımda bulnacağı ve dağ topları göndereceği yolundaki vaidi bü­yük bir memnunlukla karşılanmıştır.

Bu hususta belirtildiğine göre, Yunan ordusunun dağ toplarından büyük bir kısmı italyanlar tarafından ele geçiril­miş bulunmakta idi. Bu dağ: toplarının daha evvel İngiltere ve Amerikadan te­min edilmemiş olması dolayısiyle tees­sür duyulmaktadır,

— Atina:

Askerî mahfillerde bildirildiğine göre, Loiran Golünün Kuzey Doğusunda bulu­nan Kroussia dağ kütleleri üzerinde Yu­goslav ve Bulgar hudutlarının teşkil et­tikleri çıkıntıda temizleme harekâtı de­vam etmektedir. Uçaklar bu harekâtı desteklemektedirler.

Bundan başka Koniçe'nin Kuzeyindeki bölgede temizleme harekâtı hükümet kıtalarının muvaffakiyeti ile devam et­mektedir.

8 Ocak 1948

— Atina:

Yüksek rütbeli bir subayın söylediğine göre Konice savaşı esnasında çeteciler 5000 kişilik kuvvetlerinden S00 ünü ölü, yaralı veya esir olarak vermişlerdir. Hükümete mensup kuvvetler 33 subay ve 150 asker kaybetmişlerdir.

—Londra:

Atina'dan alman haberlerden anlaşıldığı­na göre Yunan âsileri1 bir hava kuvveti kurmaya çalışmaktadırlar. Asiler, Arna­vutluk hududu yakınında bir dağ kale­sinde üç uçuş pisti inşa etmişler ve ay­rıca iki pist de Yunan Arnavutluk ve Yugoslav hudutlarının birleştiği noktada yapılmıştır.

Yunar, hükümeti kuvvetleri, âsilerin Parnas Dağı civarında bir köyde rehine olarak tuttukları 200 kişiyi kurtarmış­lardır.

Yiiıian polisi Atina'da komünistlik faa­liyetleri hakkında görüşmek üzere top­lanmaktan suçlu i kişinin tevkif edilmiş oîduğunu bildirmektedir. Tevkif edilen bu dört kiş:den birisi, Yunan-Rus Birli­ği Başkanının karışıdır.

—- Atina:

Atina gazeteleri. Yunan Komünist Par­tisi Genel Sekreteri Nikolas Zackaria-dir.'in Markcs taraftarı âsilerin komln-forma dahil edilmeleri için teşebbüsler do bulunmak üzere birkaç günden beri Moskova'da bulunduğu haberini yayınla­maktadırlar.

—At:na:

Gazete sahipleri neşriyatlarını tatile ka­rar vermişlerdir. Bu karar, basın işçile­ri ile İş verenler arasında husule gelen ihtilâfta hükümetin verdiği tahkim ka-rannm neticesidir.

Filhakika hükümet gazete satış fiyat-lavmın artırılmasına müsade ederken 1 Şubattan itibaren işçilerin yüzde elli zam almaların! kararlaştırmıştı. Gazete sahipleri ise bu 2ammı çok fazla ve ka­bul edilemez addetmektedirler.

—Atina:

Naupactie Eyaletinde Korent Körfezinin şimalinde platanoş'ûa çok kanlı bir sa­vaş büyük inatla devam etmektedir.

Uçakların kendilerine verdikleri ağır zayiata rağmen 1500 çeteci hükümet kuvvetlerine şiddetle hücum etmekte­dir.

19 Ocak 1948

—- Atina:

Basının bildirdiğine göre, 1.000 parti-' zandan müteşekkil bir çetenin 17 ' Ocak tarihinde Nai'.pactie'de Platonaz Köyüne kam başlamış olduğu taarruz 32 saat devam eüen şiddetli savaşlardan sonra püskürtül müştür.

Partizanların uğramış oldukları kayıp­lar 250 Ölüyü ve 100 esiri aşmaktadır. I-Iukümet kuvvetlerine mensup takviye kıtaları av uçakları tarafından ateş al­tına alman ve Kuzeye doğru sarkmağa çalışan partizanları takip etmektedir­ler.

— Atina:

Komünist propagandasının vahim bir hatası, Yunanistan.'da herkesi güldür­mektedir. Araohova denilen mahalde ka­zandıkları geçici başarılarını anlatan komünistler, burasının Atina'ya doksan kilometrelik bir mesafede olduğunu ve Atina İle Delfi, Nafpakos ve Mis-solorigh! Şehirleri arasındaki irtibatı kesen, bü­yük yol üzerinde bulunduğunu ve Koni­ce kadar ehemmiyetli bir yer olduğunu söylemişlerdi. En nihayet Komünistler burasının ele geçmesinin böylece Koni-çe'deki harekâttan daha manalı olduğu­nu ilâve etmişlerdir.

Eğer hakikaten Arachova Şehri mev-zuubahs olsaydı, bütün bunlar çok doğ­ru olacaktı, fakat savaşın hakikaten ce­reyan ettiği yer ayni isimde küçücük bi-r dağ köyü olup Egri'nin otuz kilometre batısında bulunan ve herhangi bir-yala kilometrelerce uzakta .olan ve stratejik hiçbir ehemmiyeti bulunmıyan bir yerdir. Burada iki millî muhafız bölüğü Ue küçük bir jandarma birliği bulunuyor­du. Bunlar ;bin beş yüz âsinin mütemadi taarruzlarına karşı yirmi dört saat mu­kavemet ettiklten sonra geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Patras, Eğri ve Lamia'dan derhal hareket eden takviye kıtaları âsileri püskürtmüşl erdir. Âsiler

beş saat kadar kalabilmiş oldukları bu­rasını tamamiyle yağma etmişlerdir. Âsilere son derece ağır kayıplar verdi­rilmiştir:

— Atina:(Reuter)

Atina Ajansının bildirdiğine göre Korent Körfezinde Patras yakınında Plâtanos'a hücum eden çeteciler ezici bir hezimete uğramışlardır. Aynı ajansın ilâve ettiği­ne göre, Platanos garnizonu, çetecilere karşı 30 saat mukavet etmiştir. Mütaa-kıben aralarında zırhlı, birlikler de bu­lunmak üzere imdat kıtaları savaş yerin gelmişler ve şiddetli bir top ateşi vehava kuvvetleriyle desteklenen geniş Öl­çüde bir hücumdan sonra çetecileri mu­hasarayı bırakmağa .mecbur etmişlerdir.

20 Ocak 1948

— Londra:

ingiliz Hükümetin, Markos Hükümetinin • Bulgar ve Yugoslav Hükümetleri tara­fından yakın bir gelecekte tanınması bahsinde derhal alınacak herhangi bir tedbir düşünmemektedir. Balkan komis­yonu Birleşmiş Milletlere raporunu ver­diği zaman durum yeniden incelenecek­tir. .Bu arada Amerikanın Doğu Akde-nizdeki faaliyeti ve. Batı devletlerinin Yunanistan'karşısında gösterdikleri kuvvetli alâka Yunan çetecilerinin hudut­larının ötesindeki taraftarları için bir engel teşkil edebilecektir.

21 Ocak 1948

—Atina:

Ordu, Makedonyada çetecilere karşı te­mizleme -hareketlerine devam etmekte­dir. Bu. suretle Merkezî Makedonyada Kroussia dağlarında çeteciler 28 ölü, 12 yaralı ve 41 esir vermişler, Pierria dağ­larında ise ölü ve yaralı ve esir .olarak 50 kişi kaybetmişlerdir.

Diğer taraftan Selanik Mahkemesi 1944Aralık ayında isyan sırasında cinayet­lerişlemekten sanık «Opla».Teşkilâtı üyelerinden toeşi hakkında ölüm cezasıvermiştir.

Nihayet, Kefalonya Adasında Argotoli-on'da Opla teşkilâtının iki üyesi de ölüme mahkûm edilmiştir. Bunlar 1943 yılı işgalsırasında . 43 polis memurunu öldürmekten sanık idiler.

—Atina:

Yunan Hükümeti tarafından yayınla­nan bir tebliğe göre, Markos kuvvetle­rinin hâkimiyeti altındaki bölgelerde 400.000 şahıs evlerini terketmis veya terketmek üzeredir. Hükümet bu mült.e-' çilerle meşgul olmaktadır.

—Atina :

İngiliz hava kuvvetlerine mensup bir harekât, grupu Yunanistan'da kalacak­tır. Orta - Doğu Başkomutanının hare­ket hazırlıklarının durdurulması husu­sunda vermiş olduğu emir bir veda zi­yafetine gitmekte olan subayları büyük bir hayret,e düşürmüştür.

—Atina:

Yıkıcı faaliyetten dolayı askeri mahke­me tarafından Ölümemahkûm edilmiş . olan üç komünistin hükümleri bu sabah Selanik'te infaz edilmiştir.

22 Ocak 1948

—Atina:

Basın muhabirlerinin bildirdiklerine gö­re, ordunun Yugoslav hududu yakınla­rında İzenna dağlarında çetecilerle kar­şılaşması neticesinde çetecilerden 32 ki­şi Ölmüş, 30 kişi yaralanmıştır. Ordu­nun mühim miktarda silâh ve mühim­mat ele geçirdiği bildirilmektedir.

Gramos dağlarında- kâin Kastonokorl bölgesinde çeteciler bir çarpışmada 25 ölü vermişlerdir.

Komice cephesinde fena hava şartlan harekâta mâni olmakta ise de topçu düellosu -devam etmektedir. Çetecilere mensup birlkilerin Arnavutluk hududu­nun ötesinde ve iki hudut köyünde top- . landıikları muhabirler tarafından' bildi­rilmektedir.

Trakya'da kain Sofulu kasabasında
jandarma çetecilere yardımdan sanık 34 komünisti tevfik etmiştir.

— Atina:

Kuzey Yunanistan'da çetecilere karşı geael bir taarruzun başladığıresmen teyit edilmektedir. Bu taarruza altı Yu­nan tümeni iştirak etmektedir. Savaş­lar, Ardea ve Nestorian bölgelerinde ce­reyan etmektedir.

25Ocak 1948

— Atina:

Bugün Arnavutluk hududu yakınların­da Konice bölgesinde hükümet kıtalanyle çeteciler arasında yeni çarpışma­lar olmuştur. Çeteciler, şehrin kuzeyin­de bulunan dağlardan taarruza geçmiş­lerdir.

Âsi kuvvetlerin radyosu, birçok rehine­lerin ele geçirilmesini emretmiştir. Bu rehineler, hükümet .kuvvetlerinin elle­rinde bulunan esir çetecilerle değiştiri­leceklerdir. Çeteciler, 4 çeteci şefine Fransa, İtalya veya Çekoslovakya'ya gitmek için pasaport verildiği takdirde son zamanlarda kaçırmış oldukları libe­ral. Yanan saylavını serbest bırakacak­larını bildirmişlerdir. Diğer taraftan Arnavutluk, toprakları­nın yeniden ihlâl edilmiş ' olduğunu id­dia etmektedir. Yayınlanan resmî bir tebliğde bildirildiğine göre, son zamanlarda Arnavutluk topraklarına yeniden Yunan obüsleri düşmüş ve yabancı uçak­lar Arnavutluk toprakları üzerinden uç­muşlardır.

26Ocak 1948

—Londra:

Âsi çetecilerin.başı Markos, subayları­na bir mesaj göndererek asilerin yakın­da Yunanistan'ı kurtaracaklarını ve halkçı demokratik bir idare tesis ede­ceklerini bildirmiştir.

—Atina:

Başbakan Muavini Çaldaris, haftalık dergisi olan «Anaxatissia» da bu sabah yayınladığı makalesinde Yunan Hükü­metinin meselelerini bahis mevzuu et­mektedir. Çaldaris bu yazısında şöyle demektedir:

«Hükümetin bugünkü şekli, buna işti­rak eden iki partiden hiç birinin kendi siyasi programlarından- feragat etmele­rini gerektirmemektedir. îki partinin birlik tesis etmesi veya birleşmeleri değil millî menfaatlerin gerektirdiği bîr işbirliği yapılması bahis mevzuudur.

Baştoakan :Sofulis'in de benim gibi mev­cut işbirliğine devamda azmetmiş oldu­ğu hiç şüphe götürmemektedir.»

— Atina:

Resmî Atina mahfilleri General Mar-kos'un 12 Ocak tarihinde Tebes bölge­sindeki çeteciler tarafından ele geçiril­miş- olan Liberal Saylav Koutsapeta-las'a mukabil halen hükümet kuvvetle-, rinîn elinde bulunan i komünist, lideri­nin serbest bırakılmasını teklif edeceği /hakkında Londra'dan gelen haberleri teyit edecek bir durumda olmadıklarını bildirmektedirler. Diğer taraftan Genel Asayiş Bakanlığı­nın yayınladığı bir tebliğde bildirildi­ğine göre 27 Aralık 1947 tarihin İkarya Adasından kaçmış olan Eam idari Komitesine mensup Paparrîgas ve Partsalides'in ele geçirilmesine yardım edebilecek herhangi bir malûmat vere­bilecek olan şahısa 20 milyon drahmi mükâfat. verilecektir.

27 Ocak 1948

—At.ina:

Atina Emniyet Müdürlüğü, 1944 ihtilâ­li esnasında yapılan bür. çok idamların mesulü addedilen ve fakat Umumi Af Kanunundan İstifade etmiş olan emek­li General Massiis'i tevkif etmiştir. Ge­neral Massis, üniversite gençliği ara-smda komünist tohumları saçmakla it­ham edilmektedir.

—-Atina:

Bir çeteci grupu, 25 Ocak gecesi Halki-dik Yarımadasında Amca Köyüne hü­cum etmiştir. Çete, köye muvakkaten girmeğe muvaffak olmuşsa da hükü­met takviye kuvvetleri tarafından ge- . ri püskürtülmüştür. Çeteciler 5 ölü, hü­kümet kuvvetleri de 1 ölü ve 5 yaralı vermişlerdir.

—Atina:

Doğu Makedonya'da Drama'da, askerî mahkeme tarafından ölüm cezasına mahkûm edilen dört. çeteci ile bir Bul­gar casusu dün idam edilmiştir.

Yeni yılın ilk hayırlı hâdisesi.

Yağan: Ömer Rıza Doğrul

2 Ocak 1948 tarihli İstanbul'dan:

Yeni yılın ilk hayırlı hâdisesi kahraman Yunan ordusunun, Korıiçe'yi zaptederek orasını hükümet merkezi yapmak isti-, yen mütecaviz komünizmin teşebbüsünü boşa çıkarmak ve âsilere ağır bir dar­be indirmeğe muvaffak' olmasıdır. Bu muvaffakiyeti, hayır kuvvetlerinin şer kuvvetlerine, barışsever insanlığın harpci ve fesatçı, muzır ve tehlikeli unsurla­ra karşı kazandığı bir zafer saymak hiç de mübalâğa teşkil etmez. Çünkü Yuiıa-nis tandaki âsiler, mahiyetlerini 'değiş­tirmiş, çoktan beri Yunanlı .âsi olmaktan çıkmış, sulhu ve beşeriyetin bütün istik­balini tehdit eden mütecaviz cephenin dâvasını benimsemiş ve bu cephe ile el­birliği yapmış, onun dâvasını .gütmeyi üzerine atmış bulunmaktadırlar. Teca­vüz cephesinin meramı-, meşru Yunan Hükümetini yıkarak ve Yunan Milleti­nin arzu ve iradesini çiğniyerek Yuna-nîstanı tecavüze alet etmek ve beşeriye­tin mukadderatını harbe Ve felâkete sü­rüklemek için Kullanmaktır. Yunan Mil­leti, bu akıbete sürüklememek için canla başla uğraşıyor ve Yunan ordusu en büyük kahramanlığı gösteriyor. Onun İçin yeni yıla girdiğimiz sırada, geçen yılın -bir hilkat sakatı, olarak doğan ko­münist Yunan Hükümetinin en mühim teşebbüsünü akamete uğratması, yeni yıl hesabına çok uğurlu bir başlangıç teşkil etmektedir. Yunan Milletinin çok uzun süren yabancı tecavüzden bu yıl içinde kurtulacağını belirten bu şerefli başlangıç, şer kuvvetlerinin kesin bir hezimete uğramaları ihtimali azaldığı için bütün dünyanın sulhsever insanları­nı ve milletlerini ayrıca hoşnut edecek­tir. Yunan âsilerinin Konice çarpışmaları sırasında göze çarpan durumları, onlaim dışarıdan aldıkları kuvvet ve . teçhizat sayesinde tutunabil diki erini ve ancak bu sayede Yunan Milletinin huzurunu ka­çırdıklarını söz götürmez ^katiyetle isbat etmiştir.

Bu yüzden Amerika Birleşik Cumhuri- -yet.leri Hükümeti, Yunanistan'ın komşu-larına,'âsiler hükümetini tanıdıkları tak­dirde . Birleşmiş Milletler Kuruluna, karşı son derece vahim bîr durum ihdas edeceklerini ihtar etmiştir. Çünkü, âsi­lerin hükmetini tanımak, Yunanistanâ harp ilân etmekten farksız bir hareket­tir. Şimdiki durum ise, bu-keyfiyeti hiç-olmazsa' gizli kapaklı tutmakta ve bey­nelmilel teşkilâtın faaliyetine sed çek­memektedir. Bununla beraber Konice hadiseleriyle alâkalanan Yunan Tahkik: Heyeti tarafından verilecek raporların Güvenlik Konseyini çok- yakından alâ­kalandıracağı şüphe götürmez. Yunanis-tamn komşuları, âsileri yalnız silâhla-rnakla .ve yalnız beslemek ve barındır-makla kalmıyarak onları kökleştirmek için de uğraşıyor ve böylece komşulukla ve sulhseverlikle taban tabana zıd bir vaziyet alıyorlar. Bu vaziyetin devanı edeceğini sanmak beyhudedir. Bu vazi­yet bu anormal faaliyet ortadan kalka­caktır. Milletlerarası münasebetler dü­zensizlik içinde yaşayamaz ve bu müna­sebetler şer ve fesat âmillerine boyun-eğemez. Onun için bu durum her şeye rağmen, mutlaka tasfiye edilecek ve Yu­nan Milleti, kendi arzu ve İradesine kar­şı gelen (bütün muzır ve tehlikeli unsur­lardan mutlaka kurtulacaktır.

Yeni yıla çok iyi ve çok uğurlu bir' muvaffakiyetle girmek yakın istikbal hakkında büyük ümitler verecek mahi­yettedir. Gerçi şer ve fesat kuvvetleri tecavüz halindedir. Fakat bu tecavüz lâ­yık olduğu karşılığı görmekte ve Yu­nanistan'ın nazizm ile faşizmin makbe-resi olduğu gibi komünizm denilen tecavüz vasıtasının da makberesi olacağı anlaşılmaktadır.

Gelecek günlerin bu duygumuzu kuv­vetlendireceğine inanarak, yeni yıla bu hayırlı hâdiseyi ve bu zaferi tesbit ile girmekten apayrı bir haz duyuyoruz;

Emniyet ve güveni sağlamlıya-cak tedbirler...

Yazan: Ömer Kısa Doğrul

7 Ocak 1948 tarihli İstanbul'dan:

Tünan millî ordusunun, komünist âsilere karşı Konicede kaşanmış olduğu zaferm vermiş olduğu mühim neticelerin en birincisi Yunanistanda millî bünyenin sağlamlığını belirtmek ve Yunan Mille­tinin âsilerin hakmdan gelebilecek kudret ve azimle mücehhez olduğunu bütün dünyaya ispat etmektir

Yunan Milletinin birkuvveti ve kud-:.-sürtmesinin neticesi-olarak Ame­rikaHükümeti,Yunanordusunubü­yütmek ve silâhlamak içingerekleşen yardımı yapmayı kabul etmiş ve buna da::olananlaşmaevvelkigün iki le!-:et arasında imzalanmıştır.

Yen; mütecaviz komünizmin Yuna­nistanda muvaikkat bir komünist hükü­met kurmasına ve tecavüz sahasını ge-arek Kumanyada rejim değiştir­mek gibi direnmelerine mukabil, Aine-. rika da, bünyesinin sağlamlığını ve tü­feunsurlarınistilâsındankorunmak ve kurtulmak İstediğini ispat eden Yu­nan ;n:;!etini teçhiz etmeyi destekleme­yi, böylece mütecavüz komünizmi dartoeîemey: kararlaştırmıştır.

Bununemniyet ve güven ' verici bir ir olduğu şüphe götürmez. Bu mü­nasebetle bahis mevzuu olan bir ted­bir daha var ki onu da gözden geçirmek icap eder.

Lcndra. gazetelerinden olan Daily Express tarafından verilen bir habere . İngiltere ile Amerika, mütecaviz komünizme, karşı gelecek bir tedbir ol­maküzereBingazidebüyükbirhava üssünü müştereken kurmayı gerekleşti-ren bir tasarı üzerinde konuşmalar yap­maktadırlar. Gerçi bu haberin aslı olup olmadığı henüz katiyetle anlaşılmamış- . tır. Fakat bu haberin intişarı dahi, mü­tecaviz komünizme karşı alınacak çok mühim tedbirler bulunduğunu belirt­mek bakımından son derece faydalıdır. Çünkü mütecaviz komünizmin akıl er­direbileceği tedbirlerin en hayırlısı, o-nun tepesine bomba yağdırmanın çok, kolay olduğunu gösteren tedbirlerdir. Bingazide büyük bir -müşterek ha­va üssünün kurulması bütün Doğu Ak-denizin hattâ Yakın ve Orta Şar­kın selâmet ve emniyeti bakımından çok kıymetli olur. Çünkü bu Üs, bu memleketlerden her hangisıinin karşıla­şacağı her tehlikeyi önlemeğe hemen yardım edebilir ve bu yüzden tesiri çok .kesin olur.

Yunanistsnı bugünlkü keşmekeşten kurtarmağa da yardım edecek olan bu tedbir, şayet tahakkuk ederse, müteca­viz komünizmi, bir adım atmadan evvel, Çok düşünmeğe mecbur eder mütecaviz komünizm bu sayede düşüne düşüne akimi başına almak zorunda kalır ve yerinde rahat durur.

Fakat-DailyExpress':nverdiğibu haber, henüz teeyyütetmemiş bulunu­yor. Teeeyyütetmesine mâni olan bâr-sebep, herpten önceîtalyaya ait olan ülkelerinin"mukadderatı hakkında henüz, bir karar verilmemiş olmasıdır. Bu ka­rarı ise dört devletin dış bakanı vere­cektir. Şimdiki halde dörtler namına bir heyet tahkikat yapmakla meşguldür. Şu var ki Bingazinin hürriyet ve istik­lâline kavuşması peşinden mukarrer ve bu- memleketin böyle birüssün kurul­masına karşı gelmesi bahis mevzuu de­ğildir.

Onun için Bingazide büyük bir hava üssünün kurulması Yakın ve Ortaşark memleketleriyle Doğru Akdeniz için çok" kıymetli bir emniyet desteği olur vemütevaciz komünizm bu tedbir karşısında gerilemek zorunda kalır.

Daily Bxpress tarafından bahis mev­zuu edilen .bu emniyet tedbiri toir tav­siye mahiyetinde dahi olsa, gayet de­ğerlidir ve bu tedbire başvurulması çok hayırlı olur.

Yunanistan arasında değil, Sovyet Rusya ile Amerika arasında cereyan etmektedir. Hedefi Yunanistandan çok geniştir. Bundan dolayı, bütün dünya, yalnız Yunan ordularının nasıl harp edeceklerini değil, daha ziyade Ameri­kanın nasıl hareket edeceğini 'bekliyor. Markos Hükümeti bazı Balkan devletlerince resmen tanındığı takdirde, denil­diği gibi, eğer mesele Birleşmiş Millet­lere havale edilecekse, bu büyüK Kurul,, ve onunla birlikte Amerik'a siyaseti ve-Truman doktrini en ağır, kesin imtihe.ni geçireceklerdir.

Karşı tarafın denemek istediği de budur. Ondan sonrası çorap söküğü gibi gide­bilir. Michel de Hohenzollern-Sig"maringen a-dma çıkarılmış bir muhacir pasaportu İle seyahat etmektedir. Hohenzollern-Sigmarmg*en unvam Almanya'nın eski kıraî ailesinin bir koluna aittir.

Eski Kiralın annesi de Schleswig--Mols-tein Grandüşesi unvaniyle seyahat et­mektedir. Eski Kıral İle annesinin refa­katindeki! erin pasaportlarında Roman­ya'ya dönüş için muteber olmadığı kay­dı bulunmaktadır.

5 Ocak 1948

— Salzbourg:

Kıral Misel ve Ana Kıraliçe'nin bindik­leri hususi tren Pazar günü saat 21,15 te Avusturya'daki Sovyet ve Amerikan bölgelerini ayıran Enns, Köprüsünden geçmiştir. Bir kaç Amerikalı gazeteci hudut hatt,mda beklenmedik bir anda trene binmeğe muvaffak1 olmuşlarsa da eski kıratla yaklaşmak imkânını bul­madan Amerikan bölgesinin ilk istas­yonu olan Linz'de inmek zorunda kal­mışlardır.

Linz'de birçok polis memurları sıkı bir muhafaza tertibatı almışlardı. Gazete­ciler ve fotoğrafçılar peronu istilâ et­mişlerdi. Viyana'da olduğu gibi arada da eski kıral vagonun penceresinden görünmek istememiş ve tren, kimse onun yüzünü görmeden saat 22 den bi­raz sonra istasyondan ayrılmıştır. Sa­at 24,15 <te tren Salzbourg'dan geçmiş­tir. Burada yüz kadar Romanyalı eski. hükümdarı selâmlamak üzere istasyo­na toplanmış bulunuyordu. Bunlar Kira­lın şerefine Millî Rumen Marşını söyle­mişlerdir. (Misel halka görünmek iste­memiş ve nümayişçilere yaveri vasıta-slyle teşekkür etmiştir. Yaver, Kiralın Romanya'yı terkettiğini fakat kalbinin daima memleketinde kalacağını söyle­miştir. Kısa bir tevekkuftan sonra hu­susi tren isviçre istikametinde yoluna devam etmiştir.

6 Ocak 1948

— Bükreş:

Eski Başbakan ve Dışişleri Bakanı Ta-taresco halen polis nezareti altında bu­lunanı Bükreş'teki ikametgâhını terk etmemek emrini almıştır.

7 Ocak 1948

—Bükreş:

Bükreş Radyosu bu gün Yunanca yap­tığı hususi bir yayımda, Romtanya'da cumhuriyetin ilân edilmesinden bahset­miştir. Romanya Radyosu bu yayının­da Romanya'nın üç gün evvel Yunan âsilerine hediye olarak gıda maddeleri, eşya ve tıbbi ecza gönderdiğini bildir­miştir.

8 Ocak 1948

—Lausanne:

Kıral MişeTin maiyetinde bulunan -bir şahsiyetin söylediğine göre Romanya Hükümeti, Kıral Londra'dan dönerken Lausanne'da bulunduğu bir sırada ken­disine haber göndermiş ve Bükreş'te bu­lunmasının lüzumlu olmadığını bildire­rek ilkbahara kadar isviçre'de kalabile­ceğini anlatmıştır.

Kiralın Bükreş'e birdenbire dönmesi. Hükümetin kararını tacil etmiş ve böy­lelikle Kiralın çekilmesine yol açmıştır. Gene aynı şahsiyetin .söylediğine bakı­lırsa böyle bir akibeti beklemiyen Misel, kendisini tahttan feragate mecbur eden fiilî birdurumönünde görmüştür.

—Lausanne:

Eski Romanya Kiralı Misel, tahttan çe­kilmesi hakkında her hangi bir beya­natta bulunmıyacağım İsviçre Hüküme­tine bildirmiştir. Kıral böyle yapmakla İsviçre'de İkamet hakkı verilenlerin: ta­bi tutuldukları'birinci şarta riayet et­mektedir ki,-bu şart mültecilerin, her türlü siyasi faaliyetten sakınmalarını icab ettirmektedir.

Mişel'in Yaveri Vergotti, Kıral, Roman­ya'dan ayrılırken eşyalarının arandığı ve kıymetli eşyaların alıkonulduğu hak­kında gazetelerde -çıkan havadisleri ya­lanlamıştır.

—Cenevre:

Journal de Geneve, gayet, emin bir kay­naktan aldığını ileri sürerek, eski Ro­manya Kiralı Mişel'in istifası, sahnesin­den bahsetmektedir.

Kiralın istifasının, evlenme meselesiyle hiç bir alâkası olmadığım bir kere daha belirttikten sonra bahis mevzuu «kay­nak» a atfen bu hususta şu malûmatı vermiştir. Misel, katî bir davete itaat ederek Romanya Prensesi Elizabeth'in Bükreş'deki ikametgâ-Tıına gitmiştir. Misel, burada Baş­bakan Groza- ve komünist Bakanlar­dan Gerogiu ile karşılaşmıştır. Bunlar krala istifanameyi uzatarak imzaîaması söylemişlerdir. Tamamiyle habersiz bulunan kral vesikayı tetkik etmek için mühlet istemiş, fakat pencereden bakın­ca binanın komünist kuvvetlere mensup bir alay tarafından tamamiyle sarılmış olduğunu görmüştür. Bir çok boş otomo­bil bahçede beklemekte idi. Kral ya im­zalamak veya esir edilmek tehlikesine maruz bulunmaktaydı. Misel esir edildiği takdirde bir ayaklanma başgöstere-İnlir've komünist Rejimi umumi bir te­mizlik hareketine girişmek için bundan

istifade edebilirdi. Misel, titreyen bir el­le' vesikayı imzalamıştır. Her şey önce­den gayet iyi hazırlanmıştı. Daha Kra­lın imzası kurumadan şehrin. . sokakla­rına Romanya'da bir Halk Cumhuriyeti­nin kurulduğunu bildiren ilânlar asılmış­tır.

9 Ocak 1948

Bükreş:

Profesör Doktor Parhon bugün yayınla­nan bir kararname ile Rumen Halk Cumhuriyetinin Başkanı olmuştur

—Bükreş:

Radar ajansının bildirdiğine göre, yeni Rumen Ceza Kanunu taassup gösterile­ri veya ırk- bakımından fark gözetme yolunda yapılan propaganda gibi millî birliği bozacak haretketler için çok ciddi cezalar ihtiva etmektedir.

—Bükreş:

Bükreş Radyosunun dün akşam bildir­diğine göre, Kiral Mişel'e ve ailesine ait olan geniş arazileri halka dağıtmakta­dır. Fakat .bu arzilerin son derece geniş olması dolayısiyle ibu toprakları idare etmekle görevlendirmiş olan Hükümet' Komisyonu henüz çalışmalarını bitirme­miştir.

— Bükreş:

Prof. Parhon'un Başkanlığına seçildiği Rumen Halk Cumhuriyeti Yüksek Diva­nının yetkileri bugün yayınlanan bir ka­rarname ile t.esbit edilmiş bulunmakta­dır.

Bu kararnameye ' göre Yüksek Divan Saylavları Meclisini Başbakanınım tale­bi üzerine adi veya fevkalâde toplantı­lara davet etmekte kanunları imzala­makta, af hakkını kullanmakta Başba­kanın teklifi ile Hükümet üyelerini tayin ve azletmekte, âmme hizmetlerinde ça­lışan memurları tayin ve tayinlerini tas­dik etmekte, askeri rütbeleri tesbit ve tevcih etmekte, kanunlara uygun olarak Rumen Halk Cumhuriyetinin vereceği nişanları tesbit ve tevcih etmekte, Dış-1 işleri Bakanının teklifi üzerine Rumen Halk Cumhuriyetinin yabancı memleket­lerdeki siyasi temsilcilerini tayin ve ge­ri çağırmakta Romanya'daki ecnebi dip­lomatların itimatnamelerini ve geri çağ­rılma mektuplarını kabul etmektedir.

, İcra kuvvetinin diğer bütün yetkileri devletin icra organı olan Bakanlar Ku­rulunun Başkanı Başbakan taraf m dan kullanılmaktadır.

Yüksek Divanın kararları hükümetin teklifi ile ve oy çoğunluğu ile verilecek ve Yüksek Divan Başkanı ile üyeler arasında seçilecek olan sekreter tarafın­dan imzalanacaktır.

Cumhuriyetin remzi, üzerine güneş do­ğan bir tarlanın ort.asmda bulunan üç yüksek fırın ile bir traktördür. Bu remz bir buğday başağı ile çevrili olup ba­şağın uçlarını bağlayan bir kordela üze­rinde «Rumen -Halk Cumhuriyeti» iba­resi ile nihayette «rpr» harfleri bulun­maktadır.

Cumhuriyetin renkleri evvelce olduğu gibi yukardan aşağı mavi, sarı ve kırmı­zı renklerden müteşşekkü olacak yalnız sarı rengin ortasında Cumhuriyetin rem­zi bulunacaktır.

Yüksek Divan'm merkezi Bükreştir. Bu kararname Rumen Halkı tarafından v.erilmiş olan yetkilerimuhafaza eden meclis tarafından kabul edilecektir.

3 Ocak 194S

— Vatikan:

Vatikan radyosunun bildirdiğine göre, Yugoslavya toplama kamparmda halen 140 rahip bulmaktadır. Bu rahiplere gayri insanî muamele edildiği toildirili-yor.

Bu Yugoslav kamplarına komünist da-lıauları adını veren radyo yorumcusu, esir rahiplerin aç, hasta, yara ve bere içinde bulunduklarım ve gardiyanlar tarafından mütemadiyen haıkarete ma­ruz bırakıldıklarını, ayrıca dua etmek­ten dahi menolunduklarını ilâve etmiştir.

26 Ocak 1948

— Belgrad:

Maraşai Tito dün, Belgrattaki faşist aleytarı teşekkülde bazı batı memleket­lerinde toulunan mürteci unsurların ve maüyel e çilerin sulhu tehdide başlamış olduklarını söylemiştir. Maraşai Tito, bu mürtecilerin Birleşmiş Milletler Kurulu düşmanlarını destekle­diklerini, bunların Alman, Fransız, İtal­yan ve diğer memleketler faşistleri ol­duklarını ilâve etmiş ve ıbiz Yugoslav-lar sadece kendi kuvvetlerimize, Sovyet Rusya ve dostane münasebetlerde bulun duğumuz memleketlerle yapacağımız sıkı bir işbirliğine güvenmeliyiz, demiş­tir.

1 Ocak 1948

—Kahire:

On senedenberi Mısır ordusu nezdinde bulunmakta olan ingiliz askerî heyeti dün lağvedilmiştir. Bu heyetin vazifesi­nin ilk seneleri zarfında Mısır ordusu­nun .mevcudu 10.000 kişiden 50.000 ki­şiyeçıkarılmıştı.

7 Ocak 1948

—Kahire:

Başbakan Nokrası Paşa dün Parlâmen­toda şunları söylemiştir:

—Hükümetimin politikası İngiliz kıta­larının derhal ve şarta bağlı olmayarakMısır topraklarını tahliye etmeleri esa­sına dayanmaktadır. 'Sudan hakkındaki Mısır talepleri de Sudanlılar namına ya­pılmaktadır. Sudan iîialkı da bizim gibi Nil Vadisinin birliği taraftarıdır. Sudanaeit bazı projelerin halen Kahire ile Lon­dra arasında müzakere edilmesiSudanüzerinde şimdiki 'müşterekİngiliz - Mı­sır hakimiyetinindevamını kabul etti­ğimiz manasına alınmamalıdır, îngiîizkıtalarının mevcudiyeti Mısırın hakimi­yetiveistiklâliveBirleşmişMilletler Şartnamesi ile kabili telif değildir. Mil­lî emellerimizi gerçekleştirmek için eli­mizde toazi yollar ve vasıtalar vardır.

19 Ocak 1948

—Londra:

Mısırdan gelen son haberlere göre, bugün Kahire ve İskenderiye'de yapılan njınayişic-r sırasında polisle talebeler arasında çarpışmalarolmuştur.

21 Ocak 1948

— Kahire:

Kıral Faruk. Filistin'deki durum sebe-bile, doğum yıldönümünde hiç bir şenlik yapılmamasınıistemiştir.

20 Ocak 1948

— Kahire:

Anadolu Ajansının özel muhabiri bildi­riyor:

Millî Savunma 'Bakanlığı oruyu takvi­ye için bir proje hazırlamıştır.

ilk tahminlere göre, bu projeyi tatbik, ve en yeni silâhlarla teçhiz edilmiş 30 bin kişilik bir kuvvetin talim terbi­yesini sağlamak için 20 milyon lirasına ihtiyaçvardır.

Projede bombardıman, av ve nakliye uçaikları ile ağır ve ihafif toplar alın­ması, silâh ve mühimmat fabrikaları in­şası da derpiş edilmiştir. Tahsisatın tamamı hemen verilecek de­ğildir, senelere taksim edilmiştir.

Millî Savunma Bakanlığı, bir kısım uz-m-m subayı, yeni silâh ve fenni harp usulleri hakkında tetkiklerde bulunmak üzere İngiltere, Amerika, Çekoslovakya, ve Fransa'ya göndermeğe karar vermiş­tir.

Bağımsız Partinin organı olan «Lİawa el İstiklâl» Gazetesi andlaşma aleyhimde iki misli ebatla özel bir tabı çıkarmış­tır. Fakat bu parti de milletçi demok­ratlar gribi bugünkü hükmet tarafından imzalanacak hiçbir andlaşmayı kabul etmiyeceğinibildirmiştir.

Mutedil gazeteler de, her ne kadar müş­terek müdafaa plânına karşı büyük bir memnunlukgöstermemekte iseler de, dikkati, Sovyetlerin orta Doğuda icra ettikleri tazyik sebebiyle büyük bir devletin müz ah ar etinin elzem olduğu hususuna çekmekte ve plânın neticeleri­ni bugünkü şerait dahilinde temin edi­lebilecek en iyisi olmak itibariyle kabul etmektedirler.

Hükümeti destekliyen gazeteler, her­hangi bir yorumda bulunmamaktadırlar Başbakan Muavini Cemal Baban, tale­beleri s-iyasi alet olarak kullanmak usu­lünü şiddetle takbih etmiştir. Tahrikât-çılar halkın ekseriyeti tarafından des­teklenmektedir. Bununla beraber hal-km .siyasi 'bakımdan siyasi tecrübesiz­liği sebebiyle bunlar tehlikeli olabilirler, lierJkipartinin,hükümetindurumu

zayıf olarak kaldıkça husuîe getirdik­leri karışıklıkların neticesine aldırma­dıkları aşikârdır.

21 Ocak 1948

—Londra:

Haber ajanlarının bildirdiklerine göre, "bugün Bağdat'ta yeni kargaşalıklar ol­muştur. Başba.kan Vekili Cemal Baban şehirde husule gelen hâdiselerin komü­nistlerin tahrikleri ve tasarıları sonun­da vukuageldiğinibildirmiştir.

—Bağdat:

Irak Naibi ve diğer siyasi şahıslar bu­gün yaptıkları bir toplantıda «Yeni Irak îngilis antlaşmasının Irak'ın millî ga­yelerin' tahakkuk ettirmediğine karar vermişlerdir.

Yeni İngiltere - Irak antlaşmasının Irak'ın milli gayelerinin tahakkukunu temin etemdiği bildirilen ve Bağdat'ta Kral Sarayı tarafından yaymlantn teb­liğ dün akşam Londra'da hayretle kar­şılanmıştır. Bu tebiiğim. ingiltere Kira­lının Irak Kıral Naibinden şu t.elgrafi al­masını mütaakıp yayınlanmış olması in­giltere Dışişleri Bakanlığının ve hâlâ Londra'da bulunan Irak Başbakanının hayretini bir kat daha artırmıştır. 15 Ocak:ta memleketlerimiz arasında akdolunan ittifak antlaşmasının imzası münasebetiyle Majestenizin gönderdiği mesajdan pek mütehassis oldum. Ha­nedanlarımız ve milletlerimiz arasmda mevcut olan sağlam dostluk bağlarını belirtmek için bu mesut fırsattan istifa­de ettiğimden dolayı çok bahtiyarım. Bu Antlaşmanın her iki memleketin men­faatlerine uygun olacağına ve aramız­daki samimî dostluğu daha da sağlam­laştıracağına eminim.

Bunu mütaakıp muharrir. Naibin M. Bevin'e de buna müşabih bir telgraf gönderdiğini belirttikten sonra antlaş­manın bazı hükümlerinin en müfrit Irak mili i'l etçil eri tarafından beğenil-mediğinin aşikâr olduğunu ilâve etmek­tedir. Muharrir. Antlaşmanın imzası üzerine bilhassa Bağımsız Parti tara­fından tertiplenen karışıklıkların Bağ-dad'da talebelerin nümayiş yapmalarıy-le neticelendiğini hatırlattıktan sonra şöyle diyor:

Her halde Naip, antlaşma aleyhindeki nümayişlerin bu kadar gürültülü oldu­ğunu görünce İsrar etmemenin muvafık olacağı kanaatine varmıştır. Bununla •beraber, başbakan Bağdad'a döndüğü zaman antlaşmanın ingiltere için oldu­ğu kadar Irak için de temin ettiği bü­yük menfaatin daha ,umumi olarak ka­bul edileceği ve parlâmento tarafından tasvip olunacağı şayanı temennidir.

24 Ocak 1948

— Londra:

Yeni îngiliz - Irak antlaşmasını imza etmiş olan Irak Başbakanı Salih C

Ağabeyrî ve Irak heyeti üyeieri bu sabah son de­fa olarak Bevin'i makamında ziyaret et­mişlerdir. Yarın uçakla hareket edecek olan Başbakan Pazartesi günü Bağdad'-ta olacağım ümit etmektedir. Umumi­yetle iyi haber alan mahfiler Başbaka­nın Bağdad'a. avdetinde bu yeni antlaş­mayı büyük bir mşkülâta uğramadan kalbul ettirebileceği hakkında Bevin'e teminat vermiş olduğunu tahmin etmek­tedirler.

26Ocak 1948

— Bağdad:

Bugün 'Bağdad'ta 'millî bir hükümet ku­rulması lehinde nümayişler yapılmıştır.

27Ocak 1948

— Bağdad:

Başbakan Salih Cabiri'nin Londra'dan avdetini mütaakıp dün saıbah kabine bir toplantı yapmıştır.

Kabine toplantısından sonra Başbakan, Radyoda bir demeçte bulunmuş ve yeni antlaşmanın Irak'ın hukukunu, istekle­rini ve istiklâlini; kelimenin bütün mâ-nasiyle sağladığını bildirmiştir.

Salih Cabiri, Irak İMilletine, tou antlaş­manın gayesi açıklanacak ve antlaş­manın tasvip veya reddi yolunda Irak son söze sahip olacaktır, demiştir.

Başbakan, o zamana kadar millete sü­kûnet tavsiye etmiştir.

—Bağdad:

Irak kabinesi istifa etmiştir.

—Bağdad:

Bugün Bağdad'ta İngiliz - Irak antlaş­ması aleyhinde şiddetli nümayişler ol­muş ve asker makineli tüfek kııllanmaik zorunda kalmıştır.

Sonradan, kabinenin ve Meclis Başka­nı Abdülazizel Gassabm ve 30 saylavın istifa ettiğini haber alan halk sokaklar­da şarkılar söylemiş ve oynamıştır.

28Ocak 1948

—Kahire:

Bağdadtan bildirildiğine göre. dün Irak Hükümet merkezinde vuku bulan ka-gaşalıklar neticesinde 70 kişi ölmüş ve 400 kişi yaralanmıştır.

—Londra:

Radyoda yayınlanan ve Irak Kabinesin­den istifa ettiğim bildiren demecinde Kıral Naibi, Irak'ın, memleketin millî ihtiyaçlyarı nazarı itibara alınmamış olan. hiçbir antlaşmayı tasdik etmilece-ğ:ni bildirmiştir.

—Bağdad:

Eski Irak Başbakanı Salit Cabiri, bu­gün Rabbaniye Hava Alanına gitmek üzere Bağdad'tan hareket etmiştir. Sa-lüh Cabiri Habbanîye'den uçakla henüz biiinmiyen bir istikamete hareket ede­cektir.

Diğer taraftan dünkün nümayişlerden sonra Bağdat şehri sakin bir haldedir.

—Bağdad:

istifa ettiği dün akşam bildirilen eski Irak Başbakanı Sait Salih Cabiri, Hab-baniye'deM İngiliz Askerî Hava Üssüne gitmek üzere bu sabah erkenden Bağ­dad'tan ayrılmıştır. Caberi, oradan uçakla meçhul bir semte hareket ede­cektir.

Yeni bir başbakan tâyini için istişarele­re bugün başlanacaktır. Bilindiği gibi Sait Saiiîı Caberi, yeni İngiliz Irak itti­fakını müdafaa etmek üzere memleke­tine döndükten 33 saat sonra kabine istifa etmiştir.

Hükümetin düşmesi münasebetiyle Irak Başkentinde bütün gece nümayişler ya­pılmıştır. Bu nümayişler esnasında ma­kineli tüfekler kullanılmış ve birkaç kişi ölmüş ve yaralanmıştır, şehir, bu sabah normal çehresini almıştır. Kabinenin istifa ettiğini dün gece Rad­yo ile bildiren Irak Naibi Prens Abdül-Üâh, memlekette kan dökülmemesi için halkı İşbirliği zihniyeti ile harekete da­vet etmiştir. Saylavlar Meclisinin Baş-kanı A.bdüîaziz Elgassab ve 30 parlâ­mento üyesi kabine ile birlikte'istifa st> mislerdir.

Bu sayede yeni ve çok kıymetli bir teşebbüs ilk adımda akamete uğramış olmaktan kur­tulur ve Orta Şark memleketlerini bü­yük bir gaye etrafında toplamak imkâ­nı tahakkuk ettirilmiş olur. Bir iki sademe, büyük bir maiksat ve gayeyi körletmez, bilâkis hızlandırır. Onun için İngiltere - Irak antlaşması­nın bu sadmeden müteessir olmıyarak daha ileri adımlar atmasını temenni ederiz. Kudüs'te bir Yahudi kasabası olan Mehorhaim'i bugün işgal etmişlerdir. Yahudilerin Prenses Mary Caddesine barikat kurmaya teşebbüs etmeleri üze­rineAraplarlaYahudilerarasında bir tabanca düellosu olmuştur. Hayfa'da. dün akşam bir Yahudi taksi­sine karşı yapılantecavüzsırasında kurşunla yaralanmış olan bir İngiliz po­lisi bu sabah ölmüştür.

14Ocak 1948

—Kudüs:

Yalnız Suriye hududundan değil, Lüb­nan, hududundan da yeniden silâhlı Arapların hududu geçtikleri haber ve-irlmektedir. Yahudi kaynaklarından ve­rilen haberlere göre, Yukarı Celile'de bulunan silâhlı çeteler üniforma taşı­makta ve kollarında «Filistin» yazılı bandlar bulunmaktadır. Yahudi koloni­sine yapılan hücumdan sonra hâdise ye­rinde bulunan fişenklerden, kullanılan silâhların Alman ve Fransız mamulâtı olduğu anlaşılmıştır. Gene aynı kaynak­lara göre, öldürülen bir Arap da Suri­ye üniforması giymekte idi. Haganah, yayınladığı bir tebliğde silâhlı Arap çetelerinin Lübnan hududunu Ak-kâ'nm Kuzeyinde Hanita Yahudi Kolo­nisinin yakininden geçtiklerini bildir­mektedir.

Bu tebliğde Filistin topraklarına giren yüzlerce Arabm Filistin'in merkezinde Nablus'a doğru otokarlarla ilerledikle­rinibildirmektedir.

Gene aynı tebliğde, Haganah şunları söylemektedir:

Hükümet tebliğlerinin aksine olarak İngiliz kıtaları, Yukarı Celile'de Yahu­di kolonilerine yapılan hücumlara mü­essir bir surette müdahale etmemiş ve Lahavot kolonisi müdafileri muhacim­leri yalnız kendi kuvvetleri vasıtasiyle hududun öte yanma püskürtmüşlerdir.

15Ocak 1948

—Lake Success:

ingiliz Delegesi Alexander Cadogan, dün Birleşmiş Milletler Filistin Komis­yonunda gizli beyanatta bulunmuştur. Cadogan, Asamblenin bu memleketi tak­simetmek kararını verdiği zamandın beri vukubulan hâdiselerin bir tarihçe-sini yapmış ve İngiltere'nin bir Ağus­tosta ingiliz kıtalarını geri çekmek ve-mümkün olduğu takdirde en geç 15 Ma­yısta mandasına son vermek fikrinde-olduğunuteyidetmiştir.

Bununla beraber 25 dakika devam eden Cadoga'nm beyanatı, Birleşmiş Millet­lerin gazeteler için verdiği tebliğin sü­kûtla geçtiği bazı meselelerede temas

etmiştir.

İyi haber alan şahsiyetlerin söyledikle­rine göre, bu meseleler:

1 — Birleşmiş Milletler Komisyonunun daha evvel Fi­listin'e gelebilmesini temin için manda­nın 15 Mayıstan evvel kaldırılması im­kânı,

2 — Komisyonun, idareyi üzerine almak hususunda bir fikir edinebilmesi maksadiyle boşaltmanın tarih sırasiyle şehir şeîıir ve bölge bölge olarak yapıl­masından ibarettir.

Bu meseleler henüz katiyet kesbetme-miştir. Zira, komisyon lüzumuna kant olduğu bazı hususların tâyini için Cadogan'a bir sual listesinin hazırlanma­sına karar vermiştir.

Yahudi Ajanlığı Şefi Mosehe Sherkok, bugün komisyon önünde beyanatta bu­lunacak ve Filistin'de hâlen mevcut şartlar hakkında komisyonun beş üyesi tarafından sorulacak suallere cevap ve­recektir.

21 Ocak 1948

— Kudüs:

Arap mukavemet kuvvetleri merkezin­de verilen bir ziyafetten sonra Arap-Dahilî Kuvvetleri Komutam General Abdülkadir Hüseyni Britanova Ajansı mümessiline yaptığı bir demeçte, güven­lik teessüs etmeden Filistin'in istikbali temin edilemez, demiştir.

General sözlerini şöyle bitirmiştir:

Çarpışmaya devam edeceğiz. Fakat Ya­hudilerin yaptıkları gibi suikast hare­ketlerine girişecek değiliz. 'Bu gibi ha­reketler dünya umumi efkârını esasen, müteessir etmiştir. Araplar mertçe ha­reket edeceklerdir. Harp uzun ve çetin olacaktır.


Orta Şarkın göbeğinde bir Sov­yet volkanı...

Yazan: Ömer Rıza Doğrul

3 Ocak 1947 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:

Birkaç gün evvelki telgraflar Filistin'de Yahudi işlerini idare etmekle meşgul olan ajanlığın en nüfuzlu şahsiyetlerin­den birinin dikkate değer bir demecini vermişti. Moşe adını taşıyan bu koyu Siyonist lideri tarafından söylenen söz­lerin hulâsası şu idi: «Filistin'de kuru­lacak olan Yahudi Devleti Sovyet Rus­ya taraftarı ve sol temayüllü olacak» tır.

Şüphe götürmez bir hakikat M. Moşe tarafından söylenen bu sözlerin ingilte­re'yi de, Amerika'yı da, bütün Orta Şark milletlerini de çok derinden düşündüre­cek mahiyette olduğudur. Bilhassa Amerika, Filistin taksim projesine mu­zaheret ettiği ve bu projenin Birleşmiş Milletler tarafından kabulünü destekle­diği için, belki, daha şimdiden bu işi yaptığına pişman olmağa başlamıştır. Biz ötedenberi, Filistin'de bir Siyonist devlet kurmanın son derecezararlı ve tehlikeli olduğunu izah edegeldigimiz için bu çeşit demeçler karşısında zerre kadar hayret etmedik.

Çünkü Siyonistlik esas itibariyle müte­caviz bir harekettir. Yirmi asırlık bîr Arap yurduna tecavüz ederek bir va­tan kurmak peşinde koşan Siyonistliğin bu topraklarda yerleşebilmesi için, dur­madan açılması ve genişlemesi icabeder. Yoksa Siyonistler bir devlet değil, bir vilâyet sahibi dahi olamazlar. Onun için Siyonistler mütecaviz kuvvetlerle elbir­liği yapmak ve onların kanadına sığı­narak genişlemek zorundadırlar. Aksi takdirde giriştikleri teşebbüs boşa gi­der ve kurdukları yurd dünyanınmeçhul bir noktası olmaktan başka bir de­ğer kazanamaz.

Koyu Siyonist lider olan M. Moşe de ille fırsatta bu hakikati apaçık söylemiş ve peşinde koşulan gaye ve emeli ifşa edivermiştir.

Siyonizmin mütecaviz bir kuvvet oldu­ğunu Arap âleminde bilmiyen yok gibi­dir. Evvelki yılın sonlarında. Şam'da bu­lunduğum sırada Kudüs İbrani Üniver­sitesi Rektörü Doktor Megnos'un Siyo­nist ülkesi için çizdiği haritayı görmüş ve Siyonistlerin Şam, Beyrut, Ürdün ve bütün Filistin'i ilk hamlede yutmak emeliyle hareket ettiklerini anlamıştım. Şimdi de Siyonistler, bilhassa Sovyet­lere dayanmak ve Sovyetlerle elbirliği yapmak için mütecaviz komünizme da­yanarak maksatlarına nail olmak iste­diklerini açıklamışoluyorlar.

Amerika'nın sırf insani bir maksatla desteklemek istediği Yahudi Devleti pro­jesi, Ortaşarkm göbeğinde bir Sovyet volkanı vücuda getirmek emeliyle hare­ket ettiğini göstermekle muhakkak ki Amerika'dakî Siyonistlik dostlarını utandırmış ve onlara, dünya sulhunu tehlikeye düşürecek bir hattı hareket tutmuş olduklarını hissettirmiş olacak­tır.

Biz, bu işin encamını tâ baştan anlamış ve elimizden geldiği kadar hakikati ifa­deye çalışmış olduğumuz için. Siyonist­lerin mütecaviz komünizm ile elbirliği yapmalarına hayret etmiyoruz. Fakat, bizim hayretle ksrşılıyacağımız bir şey varsa, o da bu hakikatlerin ortaya dö­külmesinden sonra avnı hattı hareke­tin takibine devam edilmesi, yani atılan yanlışadımdangeridönülmemesidir.

Bugün bütün Arap memleketleri. Birleş­mişMilletler Kurulununhatasını ta­mir etmesini istiyor ve onun İçin teşeb­büslerde bulunuyorlar. Bu teşebbüslerin. muvaffak; vetineticelenmesi,sonde-

rece isabetli olur ve Ortaşark bir Sov­yet volkanından kurtulmak imkânını elde eder.

Aksi takdirde bu volkan kurulacak ve onu söndürmek belki çok müşkül ola­caktır. Fakat bu volkan sonunda sön­meğe mahkûmdur. Çünkü sahte ve yap­macık bir volkandır. Şu var ki ateşle oynamak, daima tehlikelidir ve bilhassa lüzumsuz bir tehlikeyi yaratmak en mâ­nâsız harekettir.

Onun için atılan yanlış adımı geri al­mak daha doğru olur.

İş inada mı biniyor?...

Yazan: Ömer Rıza Doğrul

12 Ocak 1948 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:

Filistin'de kopan gürültü ve kavgalara alt haberleri her gün okuyoruz, tki ha­ber, Filistin meselesini yeniden canlan­dırmış bulunuyor. Biri meşhur Arap mücahitlerinden Fevzi Kavukçu'nun Suriye gönüllüleriyle birlikte faaliyete geçtiğine ve Suudî Arabistan'a mensup gönüllülerin de Şam'a geldiğine dairdir. Diğeri ıBirleşmiş Milletler Kurulu tara­fından Filistin'i taksim işini tatbik için kurulan komisyonun çalışmalarına baş­lamasıdır.

Birinci haber. Filistin'i, Siyonist istilâ­sından kurtarmak için' savaşa girişmiş olan Filistin Arap ve Müslümanlarının bundan böyle yalnız kendi kuvvetlerine güvenmiyerek hariçten İmdada yetişen Arap kuvvetlerinin de yardımından faydalanacaklarını belirtmekte ve Filis­tin savaşının mahallî bir hâdise olmak­tan çıkarak bütün Arap âlemini saran bir mahiyet almağa başladığını göster­mektedir.

Demek ki Birleşmiş Milletler tarafından verilen karar, sulh doğuracağına harp doğurmağa başlamıştır. Bu harp gittik­çe büyümektedir ve gitgide daha fazla büyüyecektir. Çünkü Filistin'in yardı­mına koşmak için hazırlanmıyan hiçbir Arap memleketi yoktur. Hattâ bu ha­zırlık gizlenmem ekte, elden geldiği kadar açık yapılmakta, yapıldığı da açık­lanmaktadır. Çünkü bunu gizlemekte mâna yoktur. Birleşmiş Milletler Kuru­lunun Filistin'i taksim kararı, "bütün Arap âlemini ayaklandırmış ve umumi bir 'hoşnudsuzluk uyandırmıştır. O gün-denberi Arap Birliği Konseyi toplanıyor ve Filistin hakkında verilen kararları tatbik mevkiine koymak meselelerini konuştuğunu ve bu 'meseleyi neticelen­dirmiş olduğunu ilân ediyor. Arap mer­kezlerinin her birinde Filistin'i kurtar­mak için her çareye başvuruluyor ve Arap hükümetleri. Filistin'i kurtarmak savaşının bütün masraflarını paylaşı­yorlar. Elhasıl Araplar gayet açık ha­reket ediyor ve taksim .kararının tatbi-kma engel olmak. Filistin'in bütünlü­ğünü kurtarmak için her şeyi yapacak­larını ve sonuna kadar savaşacaklarını ilân ediyorlar.

Bu böyle olduğu için Birleşmiş Milletler mahfillerinde Filistin'e beynelmilel bir zabıta kuvveti göndermek fikri tered­dütler ve endişeler içinde doğmakta ve perde adrdmda konuşulmaktadır.

Elhasıl sarih oîan hakikat, Arap âle­minin Filistin savaşını benimsediği ve bu işi başarmak için azimle hareket et­tiğin; belirttiğidir.

Diğer taraftan taksim projesini tatbik mevkiine koymak üzere kurulan Beşler Komisyonu, evvelâ alâkalı taraflarla, yani mandater devlet sifatiyle ingiltere, müstakil Arap Filistin'i kuracak teşek­kül olmak sıfatiyle Arap Yüksek Komi­tesi, müstakil Yahudi Filistin'i kura­cak teşekkül olmak sıfatiyle Yahudi ajanlıgiyle irtibat kurmağa karar ver­miştir. Araplar buna karşı bütün Filistin'e şâ­mil bir devlet kurmak, bir meclis seç­mek ve bir şef .tâyin etmek İçin gerek -leşen kararları vermişler ve gelecek aya kadar bütün bu işleri başarmış olmak için hazırlıklar yapmışlardır. Filistin Arapları bu yeni teşkilât sayesinde sa­vaşlarını daha iyi idare edecekler ve Arap alemiyle aralarındaki münasebet­lere ve yardımlaşmalara daha müspet bir mahiyet-vermiş olacaklardır. Acaba iş bu şekilde inada mı binecek, yoksa Birleşmiş Milletler Kurulu sulhu koruyan bir teşekkül olduğunu hatırlı-yarak vermiş olduğu kararın harp çı­karacağına dikkat edecek ve kararım bir kere daha tatbik edecek mi?

Bu hareket Birleşmiş Milletlerin nüfu­zunu kıracak değil, bilâkis yükseltecek bir mahiyettedir ve onun için bu kuru­lun dünyayı karıştıracak ve fesat âmil­lerini büsbütün kışkırtacak ve şımarta­cak bir hatayı tamir etmesi, son derece isabetli bir hareket olur. Yoksa işin inada binmesi, çok fena neticeler verir ve Birleşmiş Milletlerin kararı büyük ve uzun bir harp çıkarır.

13 Ccak 1948 tarihli «"Ulus» Anka­ra'dan :

Filistin'in (Suriye sınırından gelen Arap­lar tarafından tecavüze uğraması, bü­tün dünyanın dikkatini bu gölge üzerine yeniden çekmiş bulunuyor. Gerçekte bir kaç gün Önce verilen «tecavüz ve is­tilâ» haberinin mübalâğalı olduğu an­laşılmıştır. Suriye Hükümeti. resmî kuvvetlerin bu işe karışmadığını açıkla­mış, İngiltere Hükümetinin şiddetli no­tasına vereceği cevabı da hazırlamıştır. Arap Birliğinin de hâdise ile doğrudan doğruya ilgisi olmadığı, resmî sözcüler-ce ifade olunmuştur. Buna göre tecavüz hâdisesi, münferit Arap gönüllü grup-ann:n mevzii 'bir hareketi olarak kal­maktadır.

Buna rağmen hâdisenin her tarafta ve bilhassa ingiltere'de uyandırdığı önem­li tepki, sebepsiz değildir. Manda ida­resi İngiltere'nin üzerinde kaldıkça her­hangi bir taraftan gelecek tecavüze te­sirli bir şekilde kaFşı koyma karariyle aldığı tedbirler, Filistin'de durumun da­ha çok vahimleşmesini Önleme maksa­dını gütmektedir. Bilindiği üzere ikin­ci Dünya Harbinin sona ermesindenberi Filistin'de güvenliği daimî surette teh-dideden hâdiseler eksik değildir. Birleş­miş Milletler Kurulunun çoğunlukla ver­diği taksim kararından sonra ise siyasi kararsızlık büsbütün artmıştır. Bugün denebilir ki Filistin, dünya politikasının sürprizli ihtilâtlara elverişli en nazik çarpışma noktalarından biri haline gel­miştir.

Ya.huçiller tararfmdan sevinçle karşıla­nan taksim plânının Arap Birliğine da­hil olan devletleri, memnun etmediği meydandadır. Bu devle':in Filistin'i millî bir Arap yurdu olarak koruma kara­rında samimî ve azimli olduklarına şüp­he yoktur. Ancak bu maksadın elde edil­mesi için Arap Birliğinin ne gibi tedbir­lere başvurmayı düşündüğü, (kesin ola-ral: biiinmemcktedır. Muhakkak olan şudur ki. kulis arkasında bazı karan­lık kuvvetler durumun nezaketinden faydalanmak için yalnız; fırsat bekle­mekle kalmayıp gizli faaliyetlerini de artırmışlardır.

Bu arada Sovyetlerin, Füistindeki Rus tebaasmm muhafazası için teşebbüse giriştikleri hakkında Daily Herald ta­rafından verilen haber, ne kadar dik­kati çekse yeridir. Gerçi İngiliz Dışişle­ri Bakanlığı, bu haberi teyidedecek mev­suk malûmatın mevcut olmadığını açık­lamıştır. Fakat Rusya'nın Filistin hâdi­selerine karşı kayıtsız hattâ tarafsız kalmak niyetinde olmadığı bir gerçek­tir. İkinci Dünya Harbi sona erdikten sonra, Sovyetlerin Amerikalılarla tam bîr iş ve fikir birliği halinde verdikleri İlık esaslı karar, FÜistrnin .taksimi me­selesi olmuştur.

Sovyetlerin bu meselede Amerikalıların tarafını tutmaları bir dereceye kadar zihinleri bütandır an bir muamma ola­rak yorumlanmıştır. Çünkü Sovyetlerin, Arap Birliğinin .teveccühünü kazanmak için Filistin meselesinde Arap tezini mü­dafaa etmeleri beklenmekte idi. Mark­sist nazariyesine göre Arapların «Av­rupa emperyalizmimin iktisadi ve siyasi istismarına hedef kütleler» sayılarak Sovyet propagandasının sempatisine mazhar görünmesi de, bu kanaati kuv­vetlendiriyordu. Halbuki Sevyetler tak­sim plânını kabul etmekle bütün bu tah­minleri altüst ettiler.

Gerçekte bu hareket tarzı da, Sovyet politikasının sosyal ve siyasi kararsız­lıktan faydalanma dileğinin yeni bir de­lilidir, Sovyetler. Arapların ümitsizliğe düşerek kendi telkinlerine ve politikalarina müsait bir duruma geleceklerini, si­yasi huzursuzluğun Orta Doğuda komü­nizm ideolojisinin yayılmasına şimdikin­den gok daha elverişli zemin hazırlıyaca-ğını düşünmüş olacaklardır. Bundan gay­ri, Sovyetlerin, Alman işgali görmüş böl­gelerde halkın husumetine hedef olan ve olmakta devam eden Yahudi unsur­larından kurtulmak İstedikleri de gizli bir şey değildir. Kendi işgalleri altında bazı bölgelerin iç emniyeti hesabına bu türlü Yahudilerin Filistin'e gönderilme­sini bir hal çaresi olarak düşünmüşler ve bu sebep de taksim plânım kabulle­rine ayrıca 'müessir olmuştur.

Sovyetlerin bir yandan bazı meseleler­de Amerikalılara işbirliği, yapmış diğer yandan realist bir politika gütmüş gö­rünmek maksadiyle yanaştıkları bu hal şeklini, işlerine elverdiği müddetçe des­tekliye çekler i şüphesizdir. Fakat men­faatleri g'esi istikamette tecelli edince de bu vakte kadar yaptıkları gibi derhal karşı tarafı tutmaktan çekinmiyecekleri de muhakkaktır. Sovyetlerin hedefi her yerde olduğu gibi Filistin'de de huzur­suzluğun, kararsızlığın devamı, hattâ artmasıdır. Dünya milletlerinin menfaa­ti ise bunun aksidir. Ne yazık ki Filis­tin'in taksimi, bu özlenen neticeyi ger­çekleştirmekten uzak .bir tedbir vasfını muhafaza etmektedir.

Arap - Yahudi ihtilâfının doğu­rabileceği tehlikeler...

Yasan: Hikmet Bayur

13 Ocak 1948 tarihli «Kudret» An­kara'dan :

İkinci Genel Savaş elan yanmakta olan bir çok yangın ve heran patlamaya ha­zır bir sürü bant fıçısı bırakmıştır.

Bunlar başlıca üç türlüdürler.

— Çözülmesi büyük devlyetlerin elin­de olup onlar arasındaki anlaş ama mazîıklaryüzündensonu çlandırılamı yanmeseleler:Almanya ve Avusturya işleribunların en önemlileridir.

— Bazıülkelerdeesasen var olan.fakat Genel Savaşın doğurduğu yıkımlar dolayısiyle çok çetinleşen, siyasal ve sosyal ihtilâfların Rus emperyalizmi ta­rafından sömürülerek alabildiğine büyü­tülmesinden çıkan meseleler: Yunan ve Çin iç savaşları bu türlü işlerdendir.

— Kimse tarafından ayrıca körüklen-mese dahi var olan ve bazı büyük dev­letlerce sömürülmek istenildimiydj çok vahim ihtimaller arzeden ulusal ve dinî ihtilâflar: Arap - Yahudi ihtilâfı bu an­da bunların en önemlisidir.

Bugün bu son meseledolayısiyleçıkabilecek tehlikeler üzerinde duracağız.

ihtimallerin en kötüsü, önümüzdeki yaz-ingiliz birlikelri Palestİnden çekilir çe­kilmez Arap - Yahudi ihtilâfının açık bir savaş biçimine girmesi coşan duy­gular yüzünden Mısır, Irak ve Suriye'de yaşayan yarım milyon kadar Yahudinin. oralar halkının hücumuna uğraması ve bu sebeplerden Birleşmiş Uluslar Kuru-lu'nun Yakın Doğuya asker göndermek zorunda kalmasıdır. Bu durum gerçek­leşirse gönderilecek kuvvetler 'arasında Rusye.'mn veya. onun peyklerinin de as­keri bulunmasını önlemek belki imkân­sız olur.

Arap ülkelerinde ise soysal eşitsizlik her yerden geniş olduğu gibi, topraksız köylü de pek çoktur ve çokluktadır. Kendi ülkesindeki eşitsizlik ve sonsuz haksızlık ve tahakkümleri demir bir per­de arkasında gizliyen komünist âlemi­nin Arap ülkelerine birkaç birlik sokun-ce, oralarda neler yapabileceğini ve Çin ve Yunanistan'dakilere benzer nüveler husule getirebileceğini tahmin etmek güç bir şey değildir. Esasen bu ülkelerde Rus elçilikleri kurulalıdan beri, yalnız zangin ile yoksul arasında değil, mese­lâ Mısır ve Sudan'da beyaz, esmer ve siyah renkte kimseler arasında dahi kuşku kıskançlık, kin ve düşmanlık duygularının yayılmasına çalışılmıştır. Gerçi Rusya, Yahudilerin dünyadaki si­yasal ve ekonomik nüfuzlarından çekin­diği için, onların çokluğunun istediğine uymuş, Palestin'in bölünmesi lehinde oy vermiş ve bu yüzden Araplar'ı kız­dırmıştır. Ancak hiç şüphe edilmemeli­dir kî komünist birlikleri birçak Arap bölgesine girdikten, sonra, tıpkı Yuna­nistanveCindeolduğugibi,birtakım Araplar Rus düşmanlığını unutur, Rus emperyalist ihtiraslarına aldırış etmez ve bu devlet hesabına kendi yurtlarının parçalanmasına çalışma ya koyulabilir­ler.

Arap âlemi, Akdeniz havzası ve Batı medeniyeti böyle bir tehlike ile karşı karşıyadır lar.

Bu en kötü ihtimal karşısında daha ümit verici ihtimaller de belirmektedir. Geçen ayın sonlarında ,:Le Monde» gazetesinin muhabiri ile görüşen Ürdün Hükümda­rı Şerif Abdullah, «Yüksek Arap Ko­mitesi» nin Yahudiere karşı Arap mu­kavemetini teşkilât lan dıramadığı gibi Arap dâvası için dışardan gereken yar­dımları da sağlayamadığım, Mısır. Ara­bistan ve Suriye'deki Arap devletlerinin bir arı kovanına benziyen Palestin işî-no atılmaktan çekinir göründüklerini ancak Urdan c!snize yalnız Palestin'den çıkabileceği için bu dâvanın kendi bakı­mından büsbütün başka bir önemi ol­duğunu söylemiş ve esasen bugün İn­giliz birliklerinin yanında Pa'lestin'in asayişini korumakta olan Ürdün ordusu­nun da^ma orada ve ora Arapları hiz­metinde kalacağını eklemiştir.

Şerif Abdullah hesapsız maceralara atlımıyacak bir kimse olarak tanındığı için Arap - Yahudi ihtilafından ilk tara­fı o temsil ederse belki hayırlı bir uzlaş-

maya varılabilir. Bu, aynı zamanda de­mektir ki Palestin'in Araplara bırakılan kısmı ve hiç olmazsa Ürdün'e bitişik, olan 4 - 5 bin kilometre karelik parçası bu son devlete katılacaktır.

Bizce bu makul bir biçim sayılabilir, an­cak Şerif Abdullah'ın Büyük Suriye adı. verilen ve Hatay'dan Mısır'a kadar uza­nan yerleri içine alan bölgenin [hüküm­darı olmak ist&diği ve Suriye ile Lüb­nan'da bu isteğe karşı mukavemet edenler bulunduğu da bilinmektedir. Eğer bu kişi Paİestin'in bir kısmını ken­di ülkesine katar ve ora Araplarmm koruyuculuğunu yaparsa bu andığımız dileğini gerçekleştirmek yolunda Önem­li bir adım atmış olur. Acaba birkaç gündür Suriye'den Palestin'e bazı kuv­vetlerin hücum etmesi bu gibi ihtimal­ilerle ilgili midir? Acaba Suriye'lİIer Arap koruyu tuluklarının ve Arap dâ­vasına bağlılıklarının Şerif Abclullah'ın-kinden üstün olduğunu mu göstermek istiyorlar? Buna bir cevap verecek du-iırmda değiliz: ancak ufukta bu gibi re­kabetlerin de bel irebileceğine işaret et­mek isteriz.

Her halde Önümüzdeki yaz, Batımızda olduğu gibi Güneyimizde de biızim için çok muzır olacağında şüphe olrnıyan bir karmakanşikhğm ortaya çıkması ihti­malini göz önünde bulundurmamız ge­rektir.

2Ocak 1948

—New-York:

Şiddetli bir kasırga 160 kilometrelik bir saha dahilinde Lusiana Arkasans ve Tenness'de büyük hasarlara sebebiyet vermiştir. 19 kişi ölmüş ve 200 kişi de yaralanmıştır. Luisiana'da pamuk ve petrol merkezi olan Valley'in iiçtebiri harap olmuştur.

3Ocak 1948

—Londra:

Bu asır içinde kaydedilen fırtınaların en şiddetlisi Amerikada cereyan etmekte­dir.

Bardaktan boşamrcasma yağan yağ­murlardan sonra Nevyork da dâhil ol­mak i'zere 17 eyalete kar yağmaya başla­mış hava demiryolu münakaleleri dur­muş fabrikalar kapanmak zorunda kal­mış bir çok bölgelerle münasebet kesil­miştir. Nevyorfe'ta binlerce kişi elektrik cereyanından mahrum kalmıştır. Yaka­cak da bulunamamaktadır.

—New-York:

Kar, dolu ve seller New-york'un faaliye­tini dün de felce uğratmıştır. Texas hu­dudundan itibaren New Eng"lan'a kadar şiddetli bir fırtına hüküm sürmektedir.Fırtına yüzünden şimdiye kadar 100 ki­şi Ölmüştür, hasarlar da dört .milyon. İn­giliz lirası tahmin edilmektedir. Devri­len vagonlar vesair manialar yüzünden beş büyük demiryolu hattı kapanmış bir haldedir. Mannfoattan.da yirmi senedenberi misli görülmemiş dehşetli bir yan­
gın çıkmış ve altı büyük binayı harap etmiştir. iNew york ve CiMcago'da bir çok malî .müesseseler havanın fenalığın­dan dolayı muamelelerini durdurmuş­lardır.

5 Ocak 1948

— Washington:

Kongre, yarm tarihinin en nazik otu­rumlarından birine başlıyarak yeniden açılacaktır. Bu oturum sadece Amerika bakımından değil fakat Avrupa ve Dün­yanın geri kalan kısmı bakımından -da nazik birmahiyetarzetmektedir.

Bu topalntıda 'belli başlı iki mesele gö­rüşülecektir. Bu meselelerden birisi, Avrupa'nın kalkınması programı, diğe­ri ise enflasyona karşı takip edilecek dahil! siyasettir. Bu ve daha az önemde olan başka birçok mesele­nin müzakeresi seçim senesinin arzet-tiği hava dolayısiyle son derece güç ola­caktır.

Başkan Truman, Ayan ve Mümessiller Meclisinin Çarşamba günü müştereken yapacakları toplantıda genel mesajını sa'hsen okumaya karar vermiş bulun­maktadır. Truman, Avrupa'nın kalkıl-masmm Amerika için arzettiği menfaat ve enflâsyon önlenmediği takdirde Ame­rikanın karşılaşacağı tehlikeler üzerinde bir defa daha israr edecektir. Başkan Truman terakkiperverane.bir iç pro­gram izah edecektir. Bu, New-Deal'in eski Demokrat taraftarlarının eski Başkan Muavini Henry Wllace'dan ve bu şahsın üçüncü partisinden ayrıla­rak Başkan Truman'ı desteklemelerini kolaylaştıracaktır. Başkan Truman'm genel raporu iktisadi durum hakkında­ki Ibir raporla tamamlanacaktır. Bütçe nutku, toplantıyı takip eden Pazartesi günü Kongreye sunulacaktır. Ayan Meclisi, Dışişleri Komitesi toplan­tısının başlamasını beklemeden Mars-hall Plânı ve Avrupa'ya yardım progra­mı hakkındakigörüşmelerine Carşamba günü başlamak için hazırlıklarını ik­mal etmiştir. Ayan Meclisi Başkanı Cumhuriyetçi Vandenbreg, daha şimdi­den bu program ve plânın başlıca he­deflerini kabul ettiğini bildirmiştir. Plânın en fazla ihtilâfa yol açacak nok­talarının kredilerin yekûnu ve idare usu­lü hakkında ortaya çıkacağı zannedil­mektedir.

Geçen yaz Avrupa'da bir teftiş gezisi yapmış bulunan ve Herter'İn başkanlı­ğında olan Temsilciler Meclisinin nüfuz­lu bir :grupu, komitenin tekliflerini des­teklemektedir. Bu grup tek bir idarenin lehinde bulunmamaktadır.

Hükümet memurları kredilerin yekû­nunda 'bir azaltma yapılmasından olduğu kadar iktisadi İşbirliği hakkındaki ted­birlerinin sert bir .şekilde yeniden göz­den geçirilmesinden de endişe etmekte­dirler. «Zaman» meselesi de bu memur­ların- biraz endişelerim esine sebebiyet vermektedir.

Temsiciller Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Charles Eaton bu programın belki de Temmuzdan evvel kabul edile-miyeceğini söylerken endişelerini açık­ça izhar etmiş bulunmaktaydı.

7 Ocak 1948

— Wasihing!ton:

Amerikan İş Federasyonunun Başkanı William Gerrn, Henry Wallace tarafın­dan üçüncü bir partinin kurulmasının pek yanlış bir siyasi hareket olduğunu söylemiştir.

Şahsi kanaatini bildirdiğini, belirten Green, şunları ilâve etmiştir:

«Sendika işçilerinin Wallace'm Amerika Cumhurbaşkanlığına aday göstetrilmesi­ne umumiyetle itiraz edeceklerini sanı­yorum.»

—Washington:

Ekonomi eksperleri tarafından kongre­ye verilmek ve muhtelif komisyonların Marsh^ll Plânı münasebetiyle çalışma­larını kolaylaştırmak üzere hazırlanan bir yapraklık raporda görülen başlıca mülâhazalar şu yoldadır: Hükümet Avrupanm emrine verilebile-ceik istihsal hakkındakitahminler, Avrupa ekonomilerinin 1952 senesinde da-yanılaJbilir bir hayat standardına ulaş­tıracak derecede kendi kendilerine yeter bir getirebileceği yolundadır.

Bu rapor Birleşik Amerika tarafından 16 Avrupa milletine iktisadi plân deva-mınca ihtiyaçlarının tamamını veya bir kısmını karşılamak üzere verilebilecek istihsal imkânlarının tahmini yolunda büyük birgayreti ifade etmektedir.

Raporda birçok .madde hakkında müşa-hade edilen yetersizliğin programın ilk seneleri zarfında 16 Avrupalı devlete ^iT^sadcîit İstihsal maddesi teminine mü-sade etmiyeceği görülmektedir. Bu hal bilhassa çelik için varittir. Mamafih, bol olmayan maddelerin Avrupada mümkün mertebe iyi kullanılması saye­sinde mühim neticeler elde edilebilecek­tir.

Raporda kaydedildiğine göre, Birleşik Amerika Hükümeti bilhassa kömür ma­denlerine lüzumlu malzemenin temini gibi hususata büyük önem vermektedir. Gerçekden bunların tesliminde vukubu-lacaik herhangi bir gecikme Avrupa is­tihsaline ağır bir engel teşkil edebilir. Yine Birleşik Amerika Hükümeti fazla kıt olan maddeleri daha bol olan mad­delerle temin etmeğe Önem vermekte­dir. Meselâ Birleşik Amerika Avrupaya ham veya yarı ham çelik yerine mamul veya yarı mamul çelikten daha fazla miktar gönderebileceğini ümid etmek­tedir.

Yiyecekmaddelerinegelincerapor, Amerikan uzmanlarınınbütün tahmin­lerininmüsait havaşartlarına istinat ettiğini veAmerika'nınziraat bölgele­rinde sadece bir sene vukua gelecek her hangi bir kuraklığın hu'buibat ihracatın­da evvelcederpiş edilenmiktarın ida­mesi hususunda aşılması imkânsız güç­lükler yaratacağını kaydetmektedir. Derpiş edilen miktar şudur: . 1948 senesinde ıBirleşik Amerika Avru­pa'yadokuz buçukmilyon ve 1949 da beş buçukmilyon ton hububatihraç edecektir.

Çeliğe gelince, ilk sene zarfında Birle­şik Amerika Avrupaya yüzde 87 ve ikin­ci sene vüzde 95 nispetinde çelik gönde-rebilecektir.

Amerika'nın petrol meselesini tekrar eline alması icapedecektir.

— Washington:

Kongreye sunulan 39,7 milyar dolarlık bütçeden 11 milyar dolar millî savun­maya ayrılmıştır.

Uçak tedariki için ayrılan miktara 150 milyon dolar daha ilâve edilmek sure­tiyle bu miktar 900 milyona çıkarılmış­tır.

Başkan bu maksat için ayrılan meblâğ­ların 1950 senesinde yeniden artırılaca­ğına işaret etmiştir.

Mecburi askerlik talim ve terbiyesi mas­rafları için ilk sene 400 milyon dolar tahsis edilmiştir.

Savunma bütçesinde bundan başka as­keri malzeme tedariki için 305 milyon dolar derpiş olunmaktadır. Bununla be­raber başkan, dünya kalkınması için bu malzemeye olan lüzum ve fiyat yükselişleriyle bera.ber bazı maddelerin kıtlı­ğı gözönünde tutularak bu rakamın 285 milyona inhisar ettir ileceğine işaret et­miştir.

Gemi inşaatının 312 milyon tutacağı tahmin edilmektedir. Deniz komisyonu­na 222 milyon dolar tahsis edilmiştir. Atom enerjisinin inkişafı için önümüz­deki sene yapılacak masraf 674 milyon dolar olarak tahmin edilmiştir.

—Nevyork:

Dün Amerika Yüksek Mahkemesi Ok-lahama Devletine, bir zenci kızını dev­let Üniversitesinin Hukuk Fakültesine talebe olarak kabul etmesini ve kendisi­ne beyazlara gösterilen bütün kolaylık­ları temin etmesini emretmiştir.

15 Ocak 1948

—Londra:

Anadolu ajansının özel muhabiri bildi­riyor :

Amerika'nın Bingazi'de bir hava üssü tesis etmek istediği hakkında bir müd-mettenberi dolaşan söylentiler dün te-y id edilmiştir. İngiliz makamları, Ame­rika'nın Trabulusgarbm yakınında Mel-laha Uçak meydanını yeniden kullanılır bir hale getirmek içinîngiltere Hükümetine müracatta bulunduğunu açıkla­mışlardır. İngüiz Hükümeti bu talebe itirazı olmadığını bildirmiş, ancak, mese­lenin, İtalyan kolonileri hakkında kati karar vermek salâhiyetini haiz olan Dış­işleri Bakanları Konseyine arzedilmesi lâzınıgeldigiTLi de tasrih, etmiştir. İngil­tere'nin, Amerika'ya cevabında Birleş­miş Milletler teşkilâtının muvafakati alınması lâzimg-eldiğinin de belirtilmiş olduğu anlaşılmaktadır.

—Washington:

Temsilciler Meclisinin Dışişleri Komis­yonunda Marshall plânı lehinde beya­natta bulunan Müdafaa Bakanı Forres-tal bu plândaki gayenin harbin önüne geçmek olduğunu söylemiş ve Avrupa'ya mutasavver yardım plânının tatbiki işinin Birleşik Amerika tarafından ehemmiyetli bir askerî kuvvetin silâh altında tutulması kadar mühim, olduğu­nu izah etmiştir.

Forrestal, ne yardım plânının ne de mil­lî savunma masraflarının hiçbir millete müteveccih bir tehdit teşkil etmediğini ve bunların bir millete karşı baskı ve­ya bir milletler grupuna tahakkümü tazammun etmediğini tasrih ettikten sonra yardım programı kanunu kabul edilmediği takdirde Batı devletlerinin bir totalilter devletler birliğine dahil ol­mak mecburiyetinde kalacaklarını ve böyle bir vasiyette Birleşik Amerika'nın düşman bir dünya ortasında tek başına kalacağını belirtmiştir.

Bu vaziyetin hem barış hem de bizzat Birleşik Amerika'nın mevcudiyeti için bir tehlike teşkil edeceğini ilâve eden Amerikan Savunma Bakanı, Fransız. Başbakanı Schumann ile italyan Başba­kanı De Gasperi'nin hiçbir zaman tota­liter bir zihniyet ile hareket etmemiş birer devlet adamı olduklarını ve Batı Avrupaıda totaliterliğe karşı bir kale-teşkil -etmek üzere İngiltere ile birlikte çalıştıklarını söylemiştir.

Diğer taraftan Ayan Meclisinin Dışişle­ri Komisyonunda Marshall plânını mü­dafaa eden Kara Kuvvetleri Bakam Kenneth Royal, Avrupa'ya yardımın, Birleşik Amerika'ya bu yardım yapılma­dığı takdirdebüyük Ölçüde silâhlı kuvvetler bulundurmaktan doğacak mas­raflara nispetle daha ucuza mal olaca­ğını beyan etmiştir.

M. Kenneth Royal, miletlerarası müna­sebetlerde ehemmiyetli hiçbir değişiklik kaydedümemekte olduğundan Almanya'­nın işgaline ne zaman, son verileceği 'bi­linemez demiştir.

16 Ocak 1948

—New-york:

Hol;wood yıldızları aralarındaki 'komü­nistlerin uzaklaştırılması işine girişmiş­lerdir.

Dün Sinema Aktörleri Birliği 'bu teşek­külde hiçbir komünist veya taraftarının iş alamıya,cağmı 'bildirmiştir. Bu temizleme işini 1307 üye destekle­mekte, 107 üye de muhalefette bulun­maktadır.

—Washington:

Adalet Bakanlığı, Amerikan. Komünist Partisi Millî Komitesi üyelerinden ve «Preiheit» Gazetesi Genel Sekreteri Alexander Bitfcelman'm Floiida'da Mia-mi Şehrinde tevkif edildiğini bildirmiş­tir.

Rittelman, Birleşik Amerika Hüküme­tini cebir kullanarak devirmek suçu ile itham edilmektedir. Kendisinin hangi memleketi tebaasından olduğu tesbit edilmemiştir.

—New-york:

Katilden dolayı bir sene evvel mahkûm edilmiş olan zenci Jakc 'Bird'ün idamı Washington makamlarını 'hâlâ şaşırt­maktadır. Her seferinde tam idam ola-cağ1. zaman yeni bir cinayet itiraf et­mekte ve polise yeni bir tahkikat 'açmak îmkânını vermektedir.

Jake Bird, bundan bir sene evvel on ifci katil suçunu itiraf etmiş ve yapılan tah­kikat kendisinin bunlardan on birinden mesul olduğunu meydana koymuştur. Salahiyetli makamlar, artık bu hükmün yerine getirilmesinin daha fazla gecik­memesine ve bu akşam yerine getiril­mesine 'karar vermiş bulundukları za­man, Bird, geceyarısı, şimdiye kadar iti­raf etmiş olduklarından başka on sekiz cinayet daha işlemiş olduğunu ve bun­lardan başka on döit cinayet hakkında da malûmat verebilecek bir durumda olduğunu söylemiştir. Binnetice İdam. hükmü 60 gün daha geriye bırakılmış­tır.

—Londra:

Missur.;'de Saint Loint Hastanesinde bir hastaya yapılan «Mucizevî bir ameli­yat» hakkındaki rapor buradaki sala­hiyetli tıp ımakamları tarafından tetkik edi'lmektediır. Bahis mevzuu ameliyatta beynin bir kısmının kesilmesi icabet-m&kıteydi. Ameliyat muvaffakiyetle ne­ticelenmiştir. Ameliyat edilen hasta, M. Harold Blake, bundan foeş yıl önce hastalığa tutulmuştu. Hastalığın Hık be­lirtileri sağ 'kolunu 'kullanamaması şek­linde başlamıştır. Bunu mütaaikıp sol bacak tutulmuş ve nihayet konuşması imkânsızlaşmıştır. M. Harold Blake, her şeye rağmen her gün kendisini, bü­rosun?, götürmelerinde İsrar etmiş ve çalışmaya devamda muvaffak olmuştur. Şimdi M. Blake, tekrar yürümesini- ve konulmasını öğrenmektedir. Doktorlar M. Blake'in şimdiye .kadar tedavisi im­kânsız addedilen bir hastalıktan tama-miyle iyileşmesi ihtimallerinin petk çok olduğu 'kanaatindebulunmaktadırlar.

—Şigago:

Amerikdaki Terakkiperver Vatan­daşlar Partisi Pazar günü başkanlık için Henry Wallece'ıin namzetiiğini des­teklemeğe kararvererek vebir halk partisi teşkilim tavsiye ederek ilk yıllık kongrelerinibitirmişlerdir. Kongretarafından ıkabuledilen son takriri de şöyle denilmektedir. EskîCumlhuriiyetçi ve demokrat parti­leriartık mevcut değildir ve yerlerini tek bir Partiye «trtitca, iktisadi Buhran ve Harp» Partisine terk etmişlerdir. Takrir .bu acıların tedavisi! için yegâne çare olan Henry Wallece'nin Başkanlığa seçilmmesi neticesine varmaktadır.

—Washington:

Senato Dişişleri Komisyonundaki izaha­tına deven eden Bernard Baruch, Birleşük Amerika'nın Avrupa'ya yapılacak iktisadi yardım plânından faydalanacak

memleketlerden askerî üsler elde etme-.si gerektiği kanaatinde olduğunu söyle­miştir.

Böyle Üsler istenmesi için zamanın mü­nasip olup olmadığı hakkındaki düşün­cesini soran bir ayan üyesine Baruch şu cevabı vermiştir;

«Evet, faka,t yapılacak böyle bir anlaş­ma karşılıklı himaye esasına dayanma­lıdır. Avrupa memleketleri pek âlâ bi­lir ki, onları ancak Amerika müdafaa edebilir ve binaenaleyh Avrupa mem­leketleri i'le müştereken kullanılacak .stratejik üsler idamesi herkesin men­faatine olacaktır.»

20 Ocak 1948

— Washington:

Dış meselelerde ihtisas sahibi olan Cum­huriyetçi M. Dulles bugün Ayan Mec­lisi Dıişleri Komisyonunda Avrupa'nın kalkınması programı bir bütün halinde kabul edilmediği takdirde Amerika'nın İlerde daha büyük masraflar yapmak mecburiyetinde kalacağını söylemiştir. M. Dulles bundan başka Rus liderleri­nin harp hariç olmak üzere her türlü vasıtalara başvurarak Avrupa'nın yara­larının daiha korkunç bir hale gelmesi­ne çalışacaklarını belirtmiş ve Rusya'­nın bu gayretlerinin Amerika müdaha­le etmezse meyve vereceği kanaatinde olduğunu ilâve etmiştir.

23 Ocak 1948

— Washington:

General Eisenhovver, bu gün, Birleşik Amerika cumhurbaşkanlığına adaylığı­nın konmasını reddettiğini bildirmiştir. Hatırlardadır ki: son yapılan anketler, generalin önümüzdeki seçimlerde cum­hurbaşkanlığına adaylığını koyduğu tak­dirde Başkan seçilmesi en kuvvetli olan şahıs olduğunu göstermiştir.

27 Ocak 1948

— Washington:

Ayan Meclisi Dış Münasebetler Komite­sinde Avrupa'nın kalkınması programı hususunda şahadette bulunan Fabrika­törler MillîBirliği Dışişleri Komites Üyesi M. Roy W. Gİfford, Amerikan yardımının idaresi için müstakil bir te­şekkülün kurulmasına taraftar olduğu­nu söylemiş, bununla beraber bu teşek­külde, Amerikan tekniği ile istihsal ve tevzi işleri hususunda bu yardımdan faydalanacak Avrupa endüstrilerine tavsiyelerde bulunacak Amerikan en­düstri ve iş adamlarından müteşekkil bir konseyin dâhil olması gerektiğini ilâve etmiştir. Roy W. Gifferd, bunun­la beraber teklifinde, Avrupa endüstri­sine Amerikan usullerinin kabul ettiril­mesi tecrübesini tatbikin katiyen bahis mevzuu olmadığını, 'bu yardımın yalnız talep üzerine yapılması gerektiğini bil­dirmiştir.

28 Ocak 1948

— Ifeıv-York:

25 ilâ 30 ton ağırlığında olan ve atom bombası taşıyan dev uçaklar müstakbel Amerikan uçak gemilerinin güvertesin­den havalanabileceklerdir.

Bu uçak gemilerinin plânları yakında Kongrenin tasvibine arzedilecektir. Eu gemiler hiç şüphesiz 83.673 tonluk dev «Queen Blisabeth» transatlantiği' kadar büyük olacaktır. Uçak gemilerinde da­ima .bulunan ve uçuş güvertesinin ke­narına inşa edilen kumanda kuleleri her halde, gemideki uçakların 'kanatla­rının kısaltılmasına sebebiyet verme­mek maksadiyle kaldırılacaktır. Bu ye­ni uçak gemileri 900 ile 2125 kilometre­lik bir menzile sahip bombardıman uçaklar taşıyacaklardır.

Bu tasarı aleyhimde ileri sürülen itiraz­lardan mûtad olanı büyük uçak gemi­lerinin Panama Kanalından geçemiye-cek olduğudur. Diğer taraftan hava kuvvetleri, bahriyeye ait, uçakların üs­leri karada bulunan uçaklar kadar mü­essir olamıyacağmı ileri sürmektedir. Bahriye bundan başka, gemilerinde tep­kili motorlu uçaklar bulundurmağı da tasarlamaktadır.

30 Ocak 1948

— Washington:

6.800.000.000 dolar olarak tesbit edüen yardım tutarmın Kongre komisyonlarmca 2.300.000.000 aı indirilmesi düşünüldüğüne dair ortada dolaşan söylen­tileri 'basın toplantısında yorumlayan Başkan Truman şöyle demiştir:

«Böyle .bir hareket, Avrupa'nın kalkın­ma programım basit bir yardım proje­si halime getirecektir. Eğer bir kalkın­ma programı yapamıyacaksak bu işe hiç başlamamalıyız.»

Büyük bir heyecanın tesiri altında ko­nuşan 'Başkan, sözlerine şunları ilâve etmiştir:

«Memleketimizin ve dünyanın refahı, .bu karara bağlıdır. Bunu daha kuvvetli birşekildeifadeedemiyeceğim.Barış,

Avrupa'nın kalkınmasına tâbi olduğu­na göre, dünya sulhu de bu programın, muvafakatine bağlıdır.»

Truman, bilhassa şu noktaya kuvvetle
işeret etmiştir.

«Bana öyle geliyor ki, barışın sağlan­ması için 17.000.000.000 dolar, oldukça küçük bir masraf teşkil eder.»

Trumanı programın genel olarak 4 sene ve 3 aylık bir müddet için Kongre ta­rafından tam tasvibine büyük bir önem verdiğini ve programın her sene de bir oya konulma mevzuu teşkil etmemesi­nin esas olduğunu ilâve etmiştir.

Bakanı General Marshall da, Ayan Meclisi Dış Komitesinde kendi adını ta­şıyan yardım plânı hakkında mütalâa­larını bildirmiş ve plânın ya aynen ka­bulünü, yahut' aynen reddini istemiştir. Amerikan Ayan Meclisini böyle iki şık karşısında bulundurmanın sebep ve hik­meti, meselenin ciddiyeti, ehemmiyeti ve dünya sulhu ile sımsıkı alâkalıdır. Amerika, bu yardım plânını kabul et­mek suretiyle üçüncü bir dünya harbî­nin patlak vermesini önliyecektir. Aksi takdirde bir üçüncü dünya harbinin ko­pacağını kabul etmesi ve ona göre va­ziyet alması icabeder. General Marshall bu şekilde hareket et­mekle hem diplomatça, hem askerce ha­reket etmiş, sulhu korumak için katla­nılacak fedakârlıkla harp için göze alı­nacak fedakârlığı vanyana göstermiş ve üii şıktan hangisi tercih olunacaksa onun tercihini istemiştir. Kendisine ve siyasetine güvenen bîr adam da ancaik bu şekilde hareket eder­di ve onun bu şekilde hareket etmesi de netice itibariyle siyasetinin galebesine eminolduğunadelâleteder.

Çünkü bu siyaset, harp siyaseti değil, sulh siyasetidir ve sulh siyaseti, herhal­de harp siyasetini yener. Bilhassa îkinci Dünya Harbinin vücude getirdiği buh­ranlar, doğurduğu sıkıntılar ve karışık-lılar devam edip gittiği ve dünyayı yeni yeni tehlikelerle karşılaştırdığı için da­ha beter bir harbe sürüklenmenin göze alınacağını sanmak, çok mânâsız olur. Durum gayet açıktır. Vaktiyle .Hitler Almanyası ne yaptı ise bugün aynı şey yapılmakta, yalnız pan Cermanizmin yerine pan Slavizm ortaya çıkmış bu­lunmaktadır. Bu yüzden milletlerin hür­riyet ve istiklâlleri çiğnenmekte ve te­cavüzü daha ileri götürmek için her şey yapılmaktadır. Buna karşı, ayakta durabilenmilletlerinimdadına yetişil-

mez, açlık ve sefaletle mücadele edil­mez ve sağlam bir iktisadi kalkınma te­min edilmezse, yeni tecavüz siyaseti durmadan ilerliyecek, durmadan olup bittiler yapaca'k ve sonunda bir yeni harbi önlemeye imkân kalmıyacaktır.

Vaziyet son derece aşikâr olduğu gibi Amerikan Milleti de bu hakikati enine boyuna anlamış bulunmaktadır. Onun için Marshaîl plânının her münakaşaya dayanarak muvaffak olacağına şimdi­den muhakkak gözü ile bakılabilir. Çün­kü ikinci şık, yani plânı reddetmek ihti­mali, bütün tecavüz âmillerini şımarta­cak ve bu yüzden bilhassa Amerika en büyük zararı .görecektir, Zira dünyayı üçüncü bir tecavüz harbînden kurtar­mak, gene onun omuzlarına yüklenecek ve o zaman Amerika'nın çekeceği ıstı­rapla bugün göze alacağı fedakârlığı ölçmeğe imkân kalmıyacaktır. Bütün görünüşler, sulh siyasetinin yü­rüdüğünü ve ilerlediğini beiirtiyor. Bu­nu, dünya hesabına çok uğurlu bir ha­reket sayıyoruz.

Eşsiz bir meydan okumaya kar­şı Amerikanın mukabelesi...

Yazan: Ömer Rıza Doğrul.

13 Ocak 1948 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:

Amerika Cumhurbaşkanı Mr. Truman'-m bu defa Amerikan Kongresine tak­dim ettiği bütçe, bizzat kendisi tarafın­dan vasıflandır ildiği gibi «eşsiz bir mey­dan okumaya karşı Amerika'nın ceva­bı» dır. (Meydan okuyanların nelere mey­dan okudukları malûm. Fakat bunların her şeyden evvel dünya sulhuna kasdet-tiklerini söylemekte bir beis yoktur. Çünkü milletlerin hürriyet ve bağımsız­lığına tecavüz ede ede bütün dünyayı kapkara bir tahakkümün boyunduru­ğunda yaşatmak isteyenlerin en belliimage006.gifmeşgaleleri sulhu kundaklamak ve harp korkularım, harp şüphelerini mü­temadiyen körüklemektir. Buna karşı Amerika'nın iltizam ettiği ve yeni büt-eçsiyle belirtmiş olduğu en büyük ha* kikat, kendisinin de sulhu korumak için her meydan okumaya bütün kuvvetiyle mukabele edeceğidir. Onun için Ameri­kan bütçesi, bir taraftan Avrupa'nın ik­tisadi kalkınmasını kolaylaştırmak için göze alınması ger eklesen fedakârlığı göze aldığını hattâ bu yardımı Uzakdo­ğu'ya teşmil etmek istediğini de belirt­miştir. Diğer taraftan Amerika bütçesi, Ame­rika'yı tam mânasiyle kuvvetli tutmak ve her iht,imale karşı hazırlıklı bulun­durmak için gerekleşen her fedakârlı­ğı da göze almış, hattâ Mr. Truman fırsattan istifade ederek mecburî asker­lik talebini yenilemiş ve bunun «müte-vazin bir millî «güvenlik» programının temeli olduğunu» açıklamıştır.

Bütün bunların şer ve fesat kuvvetleri­nin küstahlığına ve tecavüzkârhğma karşı t.am mânasiyle en müspet ve en ciddi mukabeleyi teşkil ettiği şüphe gö­türmez. Yıkıcı teşebbüsleri yapıcı yar­dımlarla karşılamak ve yıkıcı kuvvetle­rin tesirini izale için kalkınma hareket­lerini desteklemek, tutulacak yolların en isabetlisi ve en verimlisidir. Ameri­ka da, bu yolda uhdesine düşen her va­zifeyi başarmağa azmetmekle ve bu azmi gerçekleştirmek için her şeyi yap­makla, sulhu kurtarmak bakımından müstesna bir gayret göstermiş oluyor. Sulhu kurtarmak mukadderse onun an­cak .buçeşit gayretlerle kurtaracağı şüp­he götürmez. Amerika içinde "bu siyasetemuhalefet edenler yok değildir. Ve bunların bu de­fa bu siyasetimağlûbiyete . uğratmak kin ellerinden geleniyapacaMarı mu-caktır. Şu kadar ki Amerika halicinin akıl erdirdiği ve çok iyi anladığı bir hakikat sulhu desteklemek ve koruma­nın, harpten çok ucuz ve kıyas kabul etmeyecek derecede ucuz olduğudur. U-mumiyet.le Amerikalılar üçüncü bir dün­ya harbi ile uğraşmak ve böyle bir harp uğrunda can ve mal feda etmek isteme­dikleri muhakkak olduğundan kabul o-lunacak ikinci şık sulhu desteklemekten ibaret olsa gerektir.

Ne gariptir ki bugün sulhu destekleme­nin ve müetlerirt kalkınmasını kolaylaş­tırmanın muhaliflerce adı harpçilik ve saldırganlıktım. Fakat Mr. Truman ile Mr. Marshall bu sahtekârlığı teşhir et­mişler ve bu iddialarını komünizm teca­vüzünü desteklemek için uydurulduğunu söz götürmez vuzuh i!e belirtmişlerdir. Onun..için Amerikan efkârı umumiyesi-nin ve millet mümessillerinin Truman «iyasetini tasvip ederek bu çeşit propa­gandalara en keşin darbeleri indirecek­leri şüphe götürmez.

Amerika dünya sulhüne en büyük hiz­meti ifa etmek yoluna artık girmiş sa­yılır. Onun için bu yoldan geri dönmesi ' ihtimalini akla bile getirmek caiz değil­dir, divebiliriz.

AmerikaÂvrupayibırakmı­yor...

Yasan: Cihad Baban

18 Ocak 1348 tarihli -Tasvir» İstan­bul'dan :

Eİr türlü ahengini bulamayan ve her köşesinde karışıklıklardan, buhranlar­dan muztarip olan Avrupa için kurtuluş ümidi kaldı mı? Demir perdenin arka­sında kalan yerler, Baîtrk memleketle­ri. Polonya, Almanya'nın bir kısmı, Ma­caristan, Avusturya ve Balkan memle­ketleri, Rus tazyiki altında İçtimai bün­yelerine tamamîyle aykırı bir "siyasi ni-

zama intibak etmek için ıstırapçeki­yorlar.

Demir perdenin dışı, içi kadar buhranlı vemustariptir.Almanya'nınİngiltere, Amerika ve Fransa'ya işgal mmtakası olarak tahsis edilmiş olan kısmı, Fran­sa veitalya,dolayısiyleRusya'nınve komünizmprensiplerininüzüntülerini çekiyorlar. Almanya'nın, müttefikler iş­gal mmtakası, Rusların muhalefeti yü­zünden bir Alman iktisadî işbirliği ku­rulamamış olmakladarma dağınık bir haldedir.Almanyaileyapılacaksulh şartlarında bilhassa,iktisadi nizam ve tazminat bahislerinde tarafların Ruslar­la anlaşmasına adeta imkân kalmadığı anlaşılmışbulunuyor.FransadaDe Gaulle'ün ye yeni hükümetin enerjik du-.rumukomünistleri ancaksindirmişti. İtalya'da hâlâ kaynaşmalar var. Bu kadar felâketli birdurumdabulu­nan Avrupa için içerden birkurtuluş ümidi yoktur. Bozulan iktisadiyat har­bin yarattığı buhranları önliyecek kud­reti henüz iktisap etmiş değildir. Avru­pa, kendini doyurmak, yıkılanları yap­mak ' veklâsikiçtimai nizamınındüş-' manlariyle savaşmak iktidarında değil­dir. O kendi basma kalsa,tamamiyle yıkılacak,iktisadi darlıklar içinde, ko­münizme teslim olacak ve Garp mede­niyetidenileninsanlık eserinden en u-fak bir iz bile kalmıyacaktır. Harpten galip çıkmış olmasına, rağmen İngiltere,Avrupa'nın buhaline müda-hele etmek maddi imkânından ma'hrum bulunuyor. Harp masrafları İngiliz Mil­letini bu ana kadardüşmediğibir fe­lâket uçurumuna sürüklemiştir. Bu uçu­rumdan kurtulmak için senelerce gay­ret sarfetmek, çalışmak,didinmek, ihra­catı ziyadeleştirmek, sanayie pek husu­si bir manzara vermek icap ediyor. Bu yüzdenıdirki, Avrupa'nın kalkınması dâ­vasında bütün yük Amerika'nın, sırtına yüklenmiş bulunuyor.

Amerika bu yükü omuzlamak cesareti­ni göstermiştİT. Bu vadidedkî vazife ve mesuliyetini tamamiyle idrak etmiştir. Amerikalılar o eski İnfiratçı politikala­rından çoktan vaz geçmişlerdir. Artık eskisi gibi kıtalarını Avrupa'nın çok u-zağmda telâkki etmiyorlar. Ve Avrupa'da bir harp patlasa kendi müdaha­leleri olmadan o harbin nihayet.e erebi-l'eceğine kani bulunmuyorlar. Bu anlayışlarla Amerika Dışişleri Baka­nı 'General Marshall bundan bir müddet evvel bir kalkınma plânı teklif etmiş ve bu plânla Amerika'nın bütün Avrupa Milletlerine yardım etmek hususundaki temayül ve isteklerini ifade etmişti. Rusların muhalefetine uğramasına rağ­men bu 'insani plânı Paris'te toplanan bir çok Avrupa milletleri kabul etmiş bulunuyorlar. Şimdi o plân tatbik safhasına geçmek üzere bulunuyor. Amerika Birleşik Dev­letleri Başkam Truman'ın geçen gün Kongreye sevkettiği takriben kırk mil­yar dolarlık bütçe ve iki ;gün evvel Ge­neral MarShall'in Amerika'nın Avrupa'­yı bırakmak niyetinde olmadığını ifade eden nutku hep Amerika'nın artık fiilî olarak Avrupa'yı kalkındırmak savaşı­na girmiş olduğunu anlatıyor. Bu teşebbüs vesilesiyle, müttefiklerle Rusların açık çarpışmalarını yakından müşahede edeceğimiz zamanlar uzak gözükmüyor. Komünizmi ve onun vası-tasiyle Rus hâkimiyetini Avrupa'ya ka­ti surette yerleştirmek isteyen Sovyet­ler, Amerika'nın bu hayırlı müdahale­sinden elbette memnun olmıyacakl ardır. Ve onu bozmak, yıpratmak için ellerin­den; gelen her şeyi yapacaklardır. Av­rupa'yı yalnız kendilerinin kurtarabile­ceğine artık inanmış bulunan Amerika­lıların Rus oyunları karşısındaa azim­lerinden bir şey kaybetmîyeceklerine inanmak isterîz.

21 Ocak 1948

—Tokyo;

Japonya tarihinde ilk defa olmak üzere bir kadın, foakan olacaktır. Filhakika bugün, 'Sosyalist Saylav Ma­dam Sasakibara, Hükümette Adalet Ba­kanı Muavini olarak yer alacaktır.

27 Ocak 1948

—Tokyo:

Bir Japon gangsteri dün bir bankayı soymak için oribir kişiyi öldürmüştür. Kendim belediye sağlık müfettişi diye tanıtan bu adam, mevcut dizanteri sal­gını dolaysiyle ^bankayı dezenfekle etti­ğini söylemiştir. Ceman yekûn on altı kişiden mürekkep olan bankanın perso­neline ve müdürüne derhal bir koruyu­cu ilâç almalarını emretmiş ve bu ilâcı bir şişe içerisinde kendilerine vermiştir. Japonların sağlık tedbirlerine karşı bü-

yük bir saygıları olduğundan banka me­murları bu ilâcı içmişler ve derhal tit­remeler geçirmeğe başlamışlardır.

îçlerinden on bir kişi hemen ölmüştür. -SdJhıte .müfettiş fırsattan istifade ederek: kasaları boşaltmış ve kaçmıştır.

— Tokyo:

İmparatorluk Sarayının Genel Direktö­rü ıSoso - Mu&ato, bugün Japon ıSarayın-cia şimdiye kadar yapılmakta olan mera­simlerde değişiklikler yapılmasını ileri sürmüştür. ıSoso - GVIukato, bundan son­ra Japonların İmparatorun huzurunda yengeç gibi yan yana. yürümeye mecbur tutulmalarını ve derin nefes alarak yer­lere kadar eğilmelerini teklif etmekte­dir. Soso Mukato, bundan başka impara­tor Hiro hito'nun demokrat memleket­lerde olduğu gibi kendisini ziyaret eden­lerin elini sıkmasını da ileri sürmekte­dir.

İS Ocak 1948

—Nankin:(Reuter)

Hükümete 'mensup askeiî çevreler, Maaı-çurj^a'da başlamış olan savaşın -bu.-böl­genin mukadderatını tâyin edecek bir savaş olduğu kanaatin dedirl er. Bu çevre­ler cereyan etmekte olan savaşın bu ayın sonlarına doğru en hararetli -dev­resini bulacağı,fikirdendirler.

Cepheden gelen (haberlere göre, 300 bin kişiden fazla olan Komünist kuvvetler ■hükümet kıtalarının yerleşmiş bulundu­ğu Mukden Sehrıinin dış çevrelerine doğ­ru sarkmaktadırlar.

Amerikan Başkonsalosunun dün, Ame­rikan Dışişleri Bakanlığı tarafından YVasSıington'a çağrılmış olması keyfiye­ti durumun ciddi olduğunu gösteren bir emareaddedilmektedir.

19Ocak 1948

—Nan'kin:

Burada resmen bildirdiğine göre, Çin makamları Mançurya'da »komünizmi or­tadan kaldırmak için bir teşkilât kura­caklardır. Bu teşkilât Birmanyadaki Çin kuvvetlerinin eski Komutanı olan Gene­ral WayLdWoung'un idaresi altına ve­rilecektir.

Halen Kuzey Çin'e Ho-Pei kıyılarındaki motorlu -birliklerin tahliyesi işi ile uğra­şılmaktadır.

20Ocak 1948

—Nankin:

Pekin Hükümetinin Kuzey Çin'de bulu­nan askerî genel karargâhının bildirdi­ğine göre, hükümet kıtaları Kuzey Batı­da Hierong'a ve Güney de Pekin'de yeniden münakaleyi temin emiş oian HobayeyaletininBaşkentiPaotİn'e uzayan münakale yollarından komünist­leri atmaya muvaffak olmuşlardır. Mer­kezî Çin'deki hükümet makamlarının bil-dirdikl erine göre, Komünistler, hükü­met kıtalarımı* şehrin düşmesinden ev­vel komünist hatlarını yararak tahliye etmiş' oldukları Tsien-Tsien şehrim ele geçirmiş! erdir'.

22Ocak 1948

— Londra:

Nan'kinden bildirdiğine göre, Çin Dışiş-ieri Bakanlığı İngiliz Büyükelçiliğine bir nota tevdi ederek Kaolung'daki son. kanşıkhklar sırasında zarar görenler için tazminat talep etmiş ve bunların memleketten çıkarılmasına karşı protes­toda bulunmuştur. Bu nota Londraya bildirilmiştir.

İngiliz makamları Canton ve Kaolung hadiselerini bir tek mesele olarak 'mü­lâhaza etmeyi reddetmektedirler. Çin Hükümeti tarafından verilen ;bu nota İngilizlerin taleplerinden bahsetme m ek­tedir.

23Ocak 1948

—Nankin:

Kuomintang Kurulu Bakanı Doktor Şin-li Fu, dün burada Millî Çin Partisi Kuomintang'ın Çin'deki İngiltere aleyh­tarı mümayişleri hazırlamış olduğu söy­lentilerini yalanlamıştır. Doktor Şin-li-Fu İngiltere ve Çin'in Kovlun hadisesi hususunda bir anlaşmaya vardıklarını ıbildirrmştir. Bakan, Çin'de Hongkong'da Hükümet taraftan Çin gazeteleri tara­fından yayınlanan teşvik edici makale­lerden Kuomintang'ın katiyen mesul ol­madığını sözlerine ilâve etmiştir.

25Ocak 1948

—Şanghay:

Gazetelerin bildirdiklerine göre, komü­nist kuvvetleri Mukden'in 100 kilometre kadar batısında bulunan Sing-Li-Tung şehrine karşı hücuma geçmişlerdir. Ki­rin bölgesinde Komünist kuvvetlerinin mühim hareketlerde bulunduklarının öğrenilmesi üzerine hükümet kuvvetle­rine mensup birkaç tümen Kirin Şehri­nin güney- batısında 'mevki almıştır. Ki­rin Şehri, Mukden'in 320 kilometre ku-zey-doğusunda bulunmaktadır.

26Ocak 1948

Şanghay:

Bugün sokaklardan ceset topanmıştır. Bunlarınekserisi iki günden beri şiddetle hüküm süren soğukyüzünden Ölmüş olan çocuklardır. Pazar günü de 130 ceset toplanmıştı.

27 Ocak 1948

—Nankin:

Çin Hükümeti tarafından yayınlanan tebliğe Mukden'in Kuzeyinde komünist­lere ait bulunan Tunfeng ve Stfeng" üs­lerinin zaptedildiği bildirmektedir.

—Pekin:

Dün Hükümet taraftarı kaynaklardan "buraya gelen haberlerde Mukden'in 110 kilometre uzağında bulunan iSimlifun Şehrinin Komünistler tarafından zapte-dilği bildirilmektedir.

Komünistler haftalardanberi bu şehre hücum etmekte idiler. Şehir, ancak kanlı savaşlardan sonra düşmüştür. Her iki tarafın ağır kayıplara uğradığı bildiril­mektedir.

—Nankin:

Çin Hükümetine :nensup kuvvetler, Nankin yakınlarında istihkâmlar kaz­mağa başlamışlardır. Diğer taraftan si-vll harbe sahne olan Çin'de çarpışma­lar tehlikeli surette Çin Başkentine yak­laşmaktadır. Nankin'e 33 kilometreden daha az bir mesafede Yangtse Nehrinin Kuzey sahilinde Liuhsya kadar fasılalı çarpışmalar yapıldığı bildirmektedir. Çin donanmasına mesup harp gemileri aşağı Yagtes Boyunda dolaşmaktadır­lar. Nankin 'Garnizonu evvelce hazırlan­mış olan müdafaa hazırlıklarını tatbik sahasına koymaya başlamıştır. Nöbetçi­lere yolları ve köprüleri muhafaza etme­leri, şüpheli yolcuları derhal tevkif eyle­meleri için emir verilmiştir.

Hükümet kuvvetlerinin Komünistlerin Trihsien ve Triching'de Yangtse Nehri­ni geçmelerinden korktukları Öğrenil­miştir. TrichingMe düşman geçmeğe mu-vaffak olduğu takdirde Changchow Şeh­ri tehlikeye girmişolacaktır.Bu şehir NankinŞanghay demiryolu üzerinde ve Nankin'e takriben 100 kilometre mesa­fede bulunmaktadır.

29 Ocak 1948

—Tankin:

Resmen bildirdiğine göre fesadcılık ve Hongkonk ile Güney Çin limanları ara­sında harp gemileriyle kaçakçılık yap­tıklarından dolayı ölüme mahkûm edi­len Cin donanmasına mensup üç üst su­bay, bugün Nankin'de kurşuna dizilmiş­lerdir.

Bunlar, Hainan Adası Deniz Üssü Ko­mutanı Albay Po Yuen, Hongkong'daki Çin donanması temsilcisi Çin Çung ve Güney Çin sularındaki Deniz Birliği Ko­mutanı Binbaşı Hsien Peug'dür.

—-Nankin:

Çin Dışişleri Bakanının dün akşam bu­rada bildirdiğine göre Kantonda- tng;-lizlere ait binaların yakılmasının ve hu­sule gelen ayaklanmaların Kauling- me-slelesinin hallini daha güçleştirdiğini ve her iki tarafın bu anlaşmazlıkları sü­ratle halledeceklerini ümit ettiğim bil­dirmiştir. Çin Dışişleri .Bakanı, Hükü­metin, tazminat hakkındaki .milletlerası mutat haikemli'k usulüne riayet edeceği­ni sözlerine ilâve etmiştir.

—Nankin:

Çin Hükümet kuvvetlerinin dün Komü­nistlerin tehdidi altında bulunan başken­ti kurtarmak için Nankin'in kuzey batısından taarruza geçmiş oldukları bildi­rilmektedir.

Isien - Tsu eyaletinin Kuzeyinde bulun­makta olan hükümet kuvvetleri, Pao-Ying, Leo-Nantung üçgeni istikametinde taarruza geçerek Nankin'in 110 kilomet­re kadar uzağında bulunan Tay - Tyen Şehrini ele geçirmişler ve Güneye Yang istikametine doğru ilerHyerek neh­rin Kuzey kıyılarına varmışlardır dün Öğleden sonra Yeni Delhi'ye gel­miş, Nehru ve PateL ile uzun uzadiye görüşmüştür.

Hindli liderlerin Şeyhin Lake Succes'e giderek delegelere Kişmir hâdiseleri hakkında bizzat malûmat vermek iste­mesini tasvip edecekleri şüpheli görül­mektedir. Şeyhin yakınlarına bakılırsa kendisi Nehru tarafından tatbik edilen barış çarelerini doğru bulmamaktadır. Akşam geç vakit yayınlanan bir tebliğe göre akıncılar ağır kaıyplara uğrayarak Naushersha civarında geri çekilmeğe başlamışlardır.

9 Ocak 1948

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Burada bildirildiğine göre, Hindistan or­dusuna mensup birlikler Keşmir'in Gü­ney kısmında bulunan asilere karşı bir taarruza girişmişlerdir.

Daily Telegraph muhabirinin bildirdiği­ne göre, bu taarruzun hedefi Pakistan'ı asileri desteklemekle itham eden Hin­distan Hükümetinin talebi üzerine Gü­venlik Konseyinin meseleyi incelemesin­den evvel gayelerine erişmeğe çalışan asilere engel olmaktır.

10 Ocak 1948

HİNDİSTAN -- Yeni Delhi:

Millî Savunma Bakanlığı dün neşretti­ği bir tebliğde, Hind topçusunun Batı Kişmir civarında Noşara'nm güneyinde bir asi topluluğunu bombardıman etti­ğini bildirmektedir. Âsiler dağılmak zo­runda kalmışlar ve ağır kayıplar ver­mişlerdir.

Diğer taraftan Djammu'dan bildirildi­ğine göre, Hind hava kuvvetlerine men­sup Spitfire ve Tempest uçakları tara­fından desteklenen ve hücum tankları tarafından yardım gören Hind piyadesi Pakistan hududuna 20 kilometreden az bir .mesafede ehemmiyetli miktarda âsi kuvvetlerine karşı âni bir taarruza geç­miştir.

1948

HİNDİSTAN — Yeni Delhi: Doktorların bugün öğleden sonra bildirdiklerine göre,oruçtutmakta olan.

Gan'di'nin zafiyeti hayli artmıştır. Bu sabah gandi, banyo odasından dışarı bir iskemle üzerinde çıkarılma zorunda kalmıştır.

Doktorların verdiklerirapordaMahatma'nm ancak sıcak su içebileceği ilâve edilmektedir.

HİNDİSTAN — Delhi:

Dün akşam geç vakit. Şıhlarla Hindular burada kanlı nümayişler yapmışlardır. Polis, nümayişçileri dağıtmak için ateş açmak mecburiyetimde kalmıştır. Nü­mayişçiler kamyonla geçmekte olan müslümanlara hücum ederek kamyon­ları yakmışlar, müslümanları yaralamış­lar ve mallarını çalmışlardır.Buna mukaibil Pencap'm Batısında Gujrat Garında Patonlar bir trene baskın vermişlerdir. Bu hususta yayınlanan tebliğde şöyle denilmektedir: Evvelki akşam, Hindu taşımakta olan bir tren Lahor'un 100 kilometre Kuze­yinde bulunan bir garda Patan kabile­leri mensuplarının hücumuna uğramış­tır. Trene refakat etmekte olan 60 as­kerle Patonlar arasında altı saat de vam e<ien bir çarpışma olmuştur. Tren muhafızlarının cephanesi tükenince, Pa-tanlar trene hücum etmişlerdir. Batı Pencap Hükümetinin bildirdiğine göre ölülerin sayısı 174 e varmaktadır. Bu­na hücum edenlerin verdiği 30 Ölü de dâhildir.

16 Ocak 1948

PAKÎSTAN — Lake Success:

Dün Güvenlik Konseyinde Hindistan ile Pakistan arasındaki ihtilâf üzerinde ce­reyan eden müzakereler sırasında Pakis­tan .Dışişleri Balkanı Zafrullah Han, Hindistan tarafından yapılmış olan şi-kâvete cevap vererek şunları söylemiş­tir:

Kaşmir meselesi Hindistan Delegelerinin zannettikleri kadar 'basit ve açık değil­dir.-Pakistan Hükümeti sözde müstev­lilere en ufak bir yardımda bulunmuş olduğunu veya Hindistan'a tevcih edil­miş en ufak bir tecavüze bile müsaade etmiş oilduğunu resmî olarak reddeder.

Yeni anayasa tasarısının önümüzdeki aya hazır olacağı ve meclisin anayasayı kabul etmek üzere Nisan ayında yeniden toplanacağı zannedilmektedir.

30 Ocak 1948

HİNDİSTAN — Londra:

Gandi bu gün öğleden sonra ateş edil­mek suretiyle Öldürülmüştür.

Bu haıberi Yeni Delhi Radyosu vermiş­tir. BBC'nia Yeni Delhi muhabiri vaka­nın cereyan şekli hususunda şu malû­matı vermektedir:

Gandi akşam duasına başlamadan bir kaç dadika evvel öldürülmüştür. Ateş edilir edilmez Gandi sırtüstü yere dev­rilmiştir. Gandi'nin yanındakileri^ mu­hafızları ve polisler atılarak paltosu içinde kan bulunan ıbir adanı yakala­mışlardır. Az sonra Gandi'yi evine gö­türmüşlerdir.

Gandi'nin öldüğü haberi müritleri ara­sında yayıldığı zaman ortalığı büyük bir teessür kaplamıştır. Yeni Delhi Radyo­su bu haberi verdikten sonra Gandi'nin hatırasını anmak için yayınma iki daki­ka, ara vermiştir.

HÎNDÎSTAN — Yeni Delta:

Gandi'nin öldürülmesine şahid olan biri Reuter muhabirine aşağıdaki demeçte bulunmuştur:

«Duaya başlaması için takriben 500 kişi Gandi'yi 'beklemekte idiler Gandi evin­den çıktıktan sonra küçük kızlarının omuzlarına dayanarak hervakıt halka hütab ettiği küçük taraçaya doğru yü­rüdü. Halka doğru ilerlediği sırada halk ona yol vermek İçin ikiye ayrıldı. Bu sırada, takriben 30, 35 yaşlarında haki elbiseli bir adam Gandi'nin üzerine dört el ateş etmiştir. Vak'a o kadar âni olarak cer-yan etmiştir ki, kimse ne olduğunun farkına varamamıştır. Bu karışıklık arasında, Gandi'nin boynundan karnına kadar kan içinde kaldığı görülmüştür, ibadete .gelenlerin bir kısmı Gandi'yi kolları arasına alarak korumak istemişlerdir. Halkın bir 'kısmı katili yakala­mış ve polis gelinceye kadar kendisini muhafaza etmiştir. Bu arada, «ne olu­yor?» sesleri duyuluyordu.

Hindistan Başbakanı Pandit Nehru ile diğer bakanlara Gandi'nin öldürülmesi haberi derhal telefonla bildirilmiştir.

Genel Veli Lord Mount İBatten de key­fiyetten haberdar edilmiştir.

Gandi'nin ölümü haberi gelir gelmez Es-kişemrin bütün mağazaları kepenklerini indirmişlerdir.

HİNDİSTAN — New york:

Reuter muhabiri bildiriyor: Gandinin ölümü haberi gelir gelmez Gü­venlik Konseyinde Hind Murahhas He­yeti üyelerinden biri Reuter muhabirine aşağıdaki demeçte bulunmuştur: «Bu facianınderin bir siyasimanası vardır.»

Güvenlik -KonseyindePakistan Murah­has Heyeti üyelerinden biri de şunları söylemiştir: «Bu haber çokesef vericidir.»

KÎNDtSTAN — Yeni Delhi:

Gandiyi öldüren genç bir Hintli hamen vak'a mahalinde tevkif edilmiştir. Bu Hintli Bombay eyaletindedir.

HÎNDİSTAN — Yeni Delhi:

Gandinin katledilmek suretiyle ölümü Hindistan için yıkıcı bir dartbe olmuş­tur. Hâdiseden bir kaç dakika sonra ölüm haberini duyan halk, gazete idare-haneleriyle hükümet dairelerine telefon etmeğe başlamışlardır. Bu vak'a (bir milli facia ölçüsünü de aşmakta ve mil­yonlarca Hindu için bir ilâh'm kaybol­ması mânasını taşımaktadır. Bundan bir kaç gün Önce, Gandi hayatı bahasına memlekette birliği temin et­mek gayesiyle oruç tutarken. Pandit Nehru ile Müslüman, Hindli ve Mecusi olmak üzere diğer liderler şu ihtarda bulunmuşlardı:

«Gandiyi öldürmek, Hindistanm ruhunu öldürmek demektir.»

Gandinin, evinde bir bombanın patla­masından on gün sonra öldürülmesi, bu büyük Hindli Liderini Öldürmek üzere bir fesad tertibedildiği yolunda bazı kimseler tarafından Heri sürülen tah­minleri teyid etmektedir.

— Londra:

2 Ekim 1869 tarinde doğmuş olan ve «"büyük ruhlar» mânasına gelen Mahat-ma unvanını taşıyan Mohandas Karam-shand Gandi, Hindistan "bağımsızlığının babası,, Hind filezofu, büyük bir siyasi ve mistik şahsiyet olarak milyonlarca Hindli ve Müslüman tarafından derin bir saygı görmekte idi. Bu b-üyük Hind­li Lider, memleketinin bağımsızlığa ka­vuşmasını görmek için tam elli sene mücadelede bulunmuştu.

Hindista'nuı bağımsızlık günü olan 11 Ağustos 1947 tarihinde,- Gandi'nin eski muavinlerinden olan şimdiki Hindistan Dominyonu Başbakanı Pandit Nehru Hindista'nm Gandiye olan şükran bor­cunu şu suretle ifade etmiştir:

Bugün bütün düşüncelerimiz hürriyet yapıcısı olan ve karanlıklar içinde 'kal­dığımız zaman hürriyet .meşalesini yük­seltmek suretiyle bizi aydınlatan, mil­letimizin babası Gandi ile beraberdir.

îmanının, kuvvetinin, cesaretinin ve te-vazuunun yüksekliği dolayısiyle bu bü­yük Hind çocuğunun eseri ve hatırası bizler ve gelecek nesiller için daima ya­şayacaktır.

Zayıf sesiyle, pasif mukavemet ve sivil itaatsizlik doktrinini izah etmek sure­tiyle, Gandinin sevimli siması hemen her zaman Hind siyaset sahnesinde gö­zükmekte idi.

Onun en büyük siyasi silâhını oruç teş­kil ederdi. O, bu silâhını grevleri önle­mek için veyahut Hindlilerle -Müslüman­lar arasındaki kavgaların kefaretini Ödemek ve nihayet hapisden çıkmak için kullanırdı.

En büyük oruçlarım şu tarihlerde tut­muştur:

Bu oruçlar insan tabiatında mevcut olan en asil tarafı teşkil etmektedir.»

Gandi hef sabah şafak vakti, saat 4 de kalkar, akşamları da saat onda yatardı. Gandi gıda rejimini pek nadir olarak değiştirirdi. Daima portakal suyu, ye­miş, sebzeler ve keçi sütü ile beslenirdi. Et balık kümes hayvanları eti yemezdi! Pazartesi günleri onun için tam bir sü­kût günü idi. O gün hiç konuşmazdı. Buna rağmen misafirlerini kabul eder ve onlarla işaretlerle görüşürdü.

Gandi, Bombay eyaletinde Ahmet Abad Şehri civarında Portander'de dünyaya gelmiştir.

Babasının dördüncü karısının en küçük çocuğu idi. 19 yaşında Gandi evlenmiş ve dört çocuk babası olmuştur.

20 yaşında Londra'da Hukuk tahsil edi­yordu. Gandi avukatlık mesleğine Gü­ney Afrikada başlamıştır.

O, Güney Afrika'da yaşamakta olan Hindlilere vatandaşlık hakları verilme­si için 20 sene müddetle mücadelede bu­lunmuştur.

Müdafii bulunduğu insanlarla buluna­bilmek için Gandi, senelik kazancı olan 5000 îngiliz lirasını feda ederek, hafta­da bir îngiliz lirası ile yaşamağa başla­mıştır.

Ahmedâbad civarında - pasif mukave­met - merkezi olmak üzere Satyagra-he'de bir inzivagâh tesis etmek için 1914 de Hindistan'a dönmüştü. Gandi o sırada Hintli milliyetperverlerin lideri olmuştur.

On sene sonra Millî Hint Kongresinin Lideri vazifesini deruhte etmiş ve siyasi bir silâh olarak sivil itaatsizlik hareke­tini ortaya atmıştır.

Ikinci Dünya Harbînde Agahan'ın Pu-na'daki evinde enterne edilen Gandi İkinci orucuna başlamış ve orucu devam ettiği müddetçe kendisini serbest bıra­kabileceğini bildiren Hindistan Hükü­metinin bu teklifini reddetmiştir. 1944 de Gandİ serbest bırakılmıştır.

Ağustos 1947 de Hindistan'ın istiklâline müncer olan bütün müzakerelerde Gan­di ilk plânda bir rol oynamıştır.

Bütün hayatı müddetînce peşinde koş­tuğu hayal gerçekleşmeden bir kaç gün evvel Gandi siyasi hayattan çekilmek hususundaki kararını bildirmiş ve ta­nınmış Müslüman Lideri Hüseyin Suh-rawardy ile birlikte kargaşalıklardan en çok müteessir olan Kalküta'ya gitmistir.

1 Eylûlda Gandl, KalkÜta sükûnete av­det «dinciye kadar oruç tutacağını bil­dirmiş ve oruca başlamıştır. 4 Eylûlda Kalküta'nın Kuzeyindeki polis kuvveti­ni teşkil eden beş yüz Avrupalıya İngi­liz - Hint polis memurunun yirmi dört saatlik bir sempati orucuna başlamaları üzerine Gandİ de orucuna son vermiştir. 6 Eylûlda KalkÜta'dan ayrılmadan ev­vel Gandi bir dua esnasında Kalküta'da sulh yeniden İhlâl edildiği takdirde ölün­ceye kadar oruç tutacağını söylemiştir. Gandl'nîn keçisi Nİrmala'mn 22 Aralık­ta öldüğü öğrenilmiştir. Yedi sene için­de bu keçi bir çok tanınmış şahsiyetleri görmüş ve bir kere mühim bir müza­kere esnasında melediği için Nebru'ntm hiddetini mucip olmuştur. O sene Gandi 13 Ocakta Hindûlarla Müslümanlar ara­sında birliği temin İçin «muayyen olmı-yan bir zamana kadar» oruç tutmağa başlamıştır.

Hindistan ve Pakistan Keşmir Devletî hakkında aralarında çıkan anlaşmazlığı Güvenlik Konseyine sunmak üzere son zamanlarda Lake - Success'e murahhas­lar göndermişlerdi. Fakat Gandi tuttu­ğu oruçla Birleşmiş Milletler arasında hiç bîr münasebet olmadım bînmiştır. 18 Ocakta Hint Hükümetinin üyeleri, bütün parti, cemaat ve teşekkül baş­kanları (kendisi tarafından ileri sürülen yedi şartı yerine getirmek Üzere bir ta­ahhüt imzaladıklarından Gandi 121 saat sürmüş olan orucuna son vermiş ve şun­ları söylemiştir:

— Her ne olursa olsun Hindular, Müs­lümanlar, Sinler, Hıristiyanlar, Parslar ve Yahudiler arasında tam bir dostluk mevcut olamıyacağına İnanamıyorum. Bu dostluğu kırmak milleti kırmak olur. Bugün girişilen taahhüt yerine getiril­diği takdirde sîzi temin ederim ki Tanrı huzurundaki hararetli temennilerim ve bilhassa dualarım kuvvet bulacak ve ben son demlerime kadar hayatımı in­sanlığın (hizmetine vakfedeceğim. Bazı bilginler Gandi'nto 125 sene, diğer bazı bilginler ise 133 sene yaşayacağını tahmin etmişlerdi.

31 Ocak 1948

HÎNDÎSTAN — Yeni Delhi:

Hint Milletine radyo île yaptığı bir me­sajda Nehru şunları söylemiştir: Bütün dünyaya nur saçan ve Hindis­tan'a istiklalini kazandıran mukaddes insan ölmüştür. Fakat onun ışığı bizi yolumuzda sevk ve binlerce yıl yardım edecektir.

Nehru, memleket tarihinin îm en büyük kaybı karşısında Hint Milletini metin bir tahammül göstermeğe, siyasi güç­lükleri yenmeğe ye Mahatma'mn taşla­dığı vazifeyi devam ettirmeğe davet et­miştir.

Nehru. milletin babasının (katledilmesi, Hindistan İçin bîr imtihan olacağını İlâ­ve etmiş ve vatandaşlarının ayın 31 inci gününü dua ve oruçla geçirmelerini İs­temiştir.

Ttfehru'dan sonra gene radyoda konuşan Pateî de şöyle demiştir:

ümidimiz ve istinadımız ortadan kay­boldu. Fakat Mahatma daima «ölmez» Kalacaktır. Onun Ölümü, yarım bırak­tığı vazifesinin daha süratle tamamlan­malına müncer olacaktır.

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Nehri sahillerine getirilmiş ve yakılarak kül edilmiştir. Cenaze alayı buraya gelirken Mahatma'-nın ailesi ağ"ir, ağır iierliyen cenaze ala­yının başında yürümekte idi. Bunların arkasından da Kırmızı çiçeklerle örtülü cesedi üzrinde 'bir kongre bayrağı dal­galan/yordu. Tabutu, Hindistan Başba­kanı Pandit Nehru'rtün başında bulundu­ğu hükümet üyeleri takip etmekte idiler. Bunların arkasında Hindistan Genel Va­lisi Lord Moutbatten ile zevcesi ve da­ha sonra da muhtelif idare âmirleri ile birçok, teşekküllerin mümessilleri geli­yordu. Yol boyunca halk, kıtaların teş­kil ettiği kordonu yarıyor ve ağır ağır îleffiyen tabuta çiçekler atıyordu.

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Yeni-Delhi Mahkemesi, Gandi'yi Öldü­ren müfrit Hintlinin suçlu olduğuna bu­gün karar vermiştir. Bu şahıs Bombay yakınında Poona'da çıkan bir Mecusi ga­zetesinde çalışmaktadır.

Bombay'da polis Gandi'ye yapılan bu suikast işinde methalleri olduğu sanılan beş kişi dafta tevkif etmiştir. Bombay'­da ve Poonada yeni karışıklıklar çık­mıştır. Kongre taraftarlariyle Hint müfrit solcu teşkilâtı Mahasabha taraf­tarları arasında çarpışmalar olmuştur.

Dün akşam Bombay'da asker, karışık­lık çıkaran halk üzerine ateş etmek zo­runda kalmıştır, ölen ve yaralanan bu-

lunduğu bildirilmektedir. Yetkili ma­kamlar sokağa çıkmak yasağım koy­muşlardır.

Bombay'daki gazete muhabirlerine göre yetkili makamlar tarafından sıkı tedbir­ler alınmadığı takdirde vaziyet vahim bir şekil alabilir.

HÎNDÎSTAN — Yeni Delhi:

Mahatma Gandi'nin cenazesini hâmil tabut, matem içindeki halkın arasında cesedin yakılacağı yere götürülürken Bombay polisi, katil 'işinde methaldar bulunduklarından şüphelendiği kimse­leri tevkife başlamıştır.

Bombay'da kongre taraftarları ile müf­rit Hindu teşekkülü Mahasabha'nın ta­raftarları arasında husumet artmıştır. Polis katil Nathuraım Vitaayak Godse'-nin Poona'daki evinde araştırmalar yap­mıştır. Aynı zamanda Mahasabha men­suplarından bir çoğunun evlerinde de polis tarafından araştırmalar yapılmış­tır.

Büyük bir gazabe tutulmuş olan Hin­dular bu partinin Bombay ve Poona'da birçok mensuplarına hücum etmişlerdir. Bombay'da Mâhasahha'nm eski başka­nı Savarkar'ın evine hücum eden büyük halk topluluklarını yatıştırmak için as­kerî kıtalar zırhlı arabalar kullanmak zorunda kalmışlardır. Bombay'da en az üç tabur harekete hazır bir halde bulun­maktadır.


Hindistan ile Pakistan arasında vahim bir ihtilaf...

Yazan: Ömer Rıza Doğrul

i Ocak 1948 tarihli«Cumhuriyet»

Birkaç gühdenberi Hindistan ile Pakis­tan arasında Keşmir meselesi yüzünden hasıl oîan İhtilâfın Birleşmiş milletler Güvenlik Konyesine sunulmak üzere ol­duğu söyleniyordu. Daha sonra Hindis­tan Başbakanı Nehru'nun fou mesele do-İayısiyle verdiği demeç bildirilmiş ve bu demeç vaziyetin 'büsbütün vahametini artırmış olduğunu belirtmiştir. Bu de­meç HindLstanm Keşmir meselesini Bir­leşmiş Milletlerin Güvenlik Konseyine sunduğunu bildirmekle beraber, icabet-tiği takdirde Hindistan askerlerinin bu mesele yüzünden Pakistan topraklarına da hücum etmek emrini alabileceklerini anlatmakta idi Bunun manası, daha düne kadar kurtuluş savaşını birlikte yapan ve daha dün bağımsızlığa kavu­şan iki komşunun ve asırlarca müşte­rek bir hayat sürmüş olan iki kardeşin neredeyse, bıçak bıçağa gerecekleridir. Sebep de Keşmir ülkesidir.

Bilmen 'bir kesin hakikat Keşmir'in bir İslâm ülkesi olduğudur. Bura halkının yüzde sekseni Müslümandır ve eldeki bütün kaynaklar 'bu hakikati açıkla­maktadır. Bu, böyle olduğu ve Keşmirin büyük çoğunluğu Müslüman olduğu hal­de bu ülkenin başında Hindu bir mih­race 'bulunmaktadır ve bu mihrace hâlâ istediği gibi halkın mukadderatına hâ­kim olmakta, hâlâ Ortaçağ: zihniyetile hareket ederek halkı kendi malı ve ken­di uşağı saymaktadır. Keşmirin Hindu bir eyalet olduğunu iddia etmenin biri­cik sebebi burasının bir Hindu mihra­cenin hükmü altında yaşamasından iba­rettir. Acaba bu sebep güvenilmeğe de­ğer mahiyette midir ? Hindistan Hükü­metinin Başbakanı Nehru ve Hindistan milliyetçilerininmeşhur lideri Gandhi,

her nedense, 'bu sefoebin gayet sağlam, hattâ Hindistanla Pakistan arasında bir harbe sebep olacak derecede sağlam ol­duğuna inanmaktadırlar. Gerek Nehru, gerek Gandhi gayt iyi tanınmış iki halkçı İnsan ve şef oldukları halde on­ların Keşmir meselesinde bir mihrace­nin elmas küpelerine ve inci gerdanlık­larına sarılarak söz söylemeleri herhal­de hayretle karşılanacak, (bir harekettir. Buna mukabil Pâkistanın ne gibi foir iddiada bulunduğunu telgraflar bildir­mediği için, biz de bilmiyoruz.

Bilmediğimiz diğer bir mesele Keşmir içinde 'Müslümanlar tarafından yapılan kıyamın mahiyetidir. İBu ıbir yerli kıyam mıdır, yoksa Pâkistanın teşvikile hazır­lanan bir isyan mıdır?

Bu cihetleri bilmemekle beraber aşi­kâr olan bir hakikat, nüfusunun yüzde sekseni Müslüman olan ibir ülkenin, ar­tık bir mihracenin arzu ve ihtiraslarına alet olamıyacağı ve onun boyunduruğu altında yaşamayı kabul etmiyecegldir. Onun için Keşmir 'halkının haklarını kurtarmak için kıyaım etmiş oldukları­nı kabul etmek, bizce en doğru tah­mindir. 'Bu, böyle ise ve Keşmir halkı durumlarım düzenlemek ve haklarını ele almak istiyorlarsa, halis muhlis halk-Çi olan Nehru acaba niçin 'bu halkın ezilmesi tarafını tutuyor ve niçin fou halka Hinduluğun boyunduruğunu çek­tirmek istiyor?..

Dediğimte gibi, hayret etmemek» müm­kün değildir. Fakat gayet iyi hatırladı­ğımız Ibir vaka, Nehru'nun geçen sene, Pâkistanın kurulmasından da evvel, Keşmire gittiği zaman orada halkın hid­det ve asabiyetile karşılaştığı ve burada duramıyarak geri döndüğüdür. Acaba Nehru ;bu yüzden mi, Keşmir halkını ez­mek fikrinde ?

Bu hâdiseyi hatırlatmaktan maksadı­mız Keşmir halkının ıstırap içinde yaşa­dığını ve bu ıstırabtan kurtulmak için çabaladığım, hattâ PaMstamn kurulma­sından evvel .bu işe girişmiş olduğunu belirtmektir.

BuyüzdensırfHinduizmgayretiyle

Keşmir halkını esarete mahkûm etmek istemek toize çok garip görünüor.

Meselenin Güvenlik Konseyi tarafın­dan tahikik olunması herlhalde çok iyi olur. Çünkü bu sayede Keşmir halkının durumu açıklanmış ve bütün dünya bu durumun mahiyetini anlamış olur.

HindularıaPakistan'ıharptehdidiyle

korkutmağa teşebbüs etmeleri de Gü­venlik Konseyinin bu işe hemen elkoy-masını gerekleştirmektedir. Çünkü me­sele büyük bir halk yaşama hakkını ha-izse, elbette ki kendi yurdunda hâkim olmak hakkını da haizdir. Tahkikatın, bu vaziyeti açıklıyacagı şüphe götür­mez.

MahatmaGandhiyeyapılan suikast...

31 Ocak 194S tarihli "Cumhuriyet»İstanbul'dan:

Devrimizin bu çok bariz, bu çok meşhur ve muhakkak ki çok büyük adamının, bir cani eliyle öldürülmesi ve bu yüzden dünya sahnesinden çekilmek zorunda kalması, hakikaten bir faciadır. Gandhi, tecavüzden korunrna'k siyasetinin en bü­yük kahramanı kli. Acaba öldürülmesi­nin mânası, memleketinde tecavüz siya­setinin hüküm sürmeğe başlıyacağını mı ifade ediyor. Bunu henüz bilmiyoruz. Fakat Gendhi'nin, sonunda şehit edil­mesi! muhakkak ki 'büyük bir nankör­lüktür, ömrünü bir veli, bir aziz neza-hetiyle geçiren bir adamın son erişeceği şahika, gerçi, kanını dadâvası uğrunda feda etmek ve büyülk bir şehit olarak tarihe geçmektir. Fakat Gandhi bakı­mından bu, böyle olmakla beraber, onun milleti bakımından hiç de böyle olma­mak icap eder. Çünkü bu adamı öldür­mek, nankörlüğün en hailevî ifadesidir. G'andhl'nin 79 yıl süren hayatı, ba­şından sonuna kadar büyük bir savaş-

tır. 1866 da Bombay ile Karaşi arasın­daki bir kasabada doğmuş, Hindlstan-

da okuyabileceği kadar okumuş, daha sonra Londra Üniversitesine devam e-derek hukuk tahsil etmiş ve avukatlık etmek Üzere memleketine dönmüştü. Kendisini Londraya göndermeğe razı olan ana babası, iki şeyi yapmamak için ona yemin ettirmişlerdi: Et yeme­mek ve hiç bir kadma yaklaşmamak! O da 'and içmiş ve andını bozmadan geri dönmüştü!Avukatlıkmesleğindebüyükmu­vaffakiyetler kazanan Gandhi, çok geç­meden cenubi Afrikada yerleşen hem-şerileritarafındanbüyükbir dâva İle meşgul olmaküzere çağırılmış ve cenubiAfrikada bir kaç aykalmak üzerememleketindenayrılmış ise de bu seyahati]tam yirmi birsene sür­müştü.ÇünküGandhi,cenubi Afri-kaya vardıktan sonra buraya yerleşen yüzelli !binHindlinin kölelik ettikle­rinigörmüş, bütün varlığı ileonları kurtarmağaçalışmış,cenubiAfrika hükümetiyle uğraştığı İçin 3 kere hapse atılmış, bunarağmen uğraşmağade­vam etmiş, bütün Hindlileri kansız bir ihtilâl yapmağa sevketmiş ve neticede bunların bir çok haklarınıkazanmağa muvaffakolmuştu. Onun dahasonra bütün Hindistanda tatbikettiği kansız ihtilâl,cenubi Afrika'da geçirdiği tec­rübeninmahsulü idi. Ona göre kansız ihtilâl,yani medeniisyan,insanınin­san zulmüne,insan gadrine fearşı aça­bileceği isyanların en kuvvetlisi ve en faydalısıdır.Çünkü busayedezulüm vegadrin menşeiolan vahşilik ve ip­tidailik izleriylemücadele edilmiş ve bunların dahasıkı bir surettedizgin­lenmesinemeydanverilmişolur. GanÖhi'nincenubiAfrika'dayaptığa deneme,muvaffakiyetleneticelenmiş, bu yüzden, hâlâ cenubi Afrika Başba­kanı olan ve o zamanGandhi'ye kar­şı gelen General Smuts, ona yazdığı bir mektupta şöyle demişti:

«Hindlilerii sevmiyorum ve onlara yardımetmek, istemiyorum. Fakat size karşı âcizim. Çünkü bize mukavemet etmiyor ve tecavüze geçmiyorsunuz. Bize karşı el kaldırmış ve tecavüze geçmiş olsaydınız, biz de sîze haddinizi bildirirdi. Böyle yapmadığınız için size karşı âciz kaldık..»

Gandhi'nJn hayatında başardığı sa­vaşların en mühimlerinden biri bu idi.

Daha sonra onun 1914 te Londraya uğradıktan sonra Hmdistana döndüğü­nü görüyoruz. Birinci Dünya Harbinin kopması üzerine bütün hemşerilerini logtltere ile birlikte harekete teşvik ecmiş ve İngütterenin harbi kazanması için hig foir yardımın esirgenmemes: lâzım geldiğini belirtmişti., istediği ol­muş. İngiltere harbi kazanmış ve bu sırada onun şöhreti bütün Hindistan! kaplamıştı.

Hindistan, Birinci Dünya Harbinin sonunda muhtariyete kavuşmayı um­duğu halde İngilizlerin ona son derece mahdut mesuliyetler ve haklar ver­meleri büyük -bir infial uyandırmış ve Gandhi, daha önce cenubi Afrika'da yaptığı denemeyi Hinaistanüa tekrar etmek istemişti. Fakat onun bu defa başına geçtiği millet, 350 milyonluk bir milletti ve Gandhi bu 'millete de kansız ve tecavüzsüz bir ihtilâl yaptı­racaktı.

Gandhi, 1920 den başlıyarak Hln-distam «medeni isyan» yoluna sevket-tniş ve bütün Hindistan onun istedi­ğini yapmayı kabul etmiştir. Onun teklif ettiği «medeni isyan» her faali­yeti felce uğrattığı için Hindistan hü­kümeti kendisiyle uğraşmak ve onun telkinlerini körletmek istemiş, taraf­tarlarından 25,000 kişiyi yakaiıyarak Hindistan hapishanelerini doldurmuş, kendisi de mahkemeye verilmiş ve hap­se mahkûm edilmişti. O zaman Bom­bay Valisi olan Lord Lloyd, Gandhi-nin bu teşebbüsü hakkında «muvaffak olmasına remak kalmıştı der.

Gandhi. 1922 de hapisten çıkarılmış ve bir müddet hasta yatmış, İngilizler de onun açmış olduğu medeni ihtilâli bas tır diki ar mı sanmışlar, fakat yanıl­mışlardı. Çünkü Gandhi, iyileşir iyi-leşmez, yeniden kalkınmış, yeniden hazırlanmış ve 1929 da tekrar harekete geçmiş, bu defa kendisüe beraber 60,000 kişi tevkif olunarak hapse atılmış, fa­kat !bu daonun hamlesini boşaçıkar-

mamıştı. Çünkü ingiltere, Hindistana muhtariyet vermeğe karar vermiş ve bu karar, ancak 1931 de medeni isya­na son verilmesine sebep olmuştu.

1931 in Eylülünde .Londrada toplanan Yuvarlak Masa Konferansına Gandhi de millî lider olarak iştirak etmiş, konferans muvaffak olmamakla bera-<ber İngiltere, yeni bir anayasa ile ida­resi altındaki İl Hint ülkesine muh­tariyet vermiş ve 'bunlarla prenslikler arasındabir federasyon kurmuştu.

Yapılan seçimlerde millî kongre 11 ülkenin sekizinde çoğunluk kazanmış ve her yerde ıkongreye dayanan muhtar hükümetler kurulmuştu.

Gandhi'nin dâvası yürüyor ve Hin­distan hürriyet ve bağımsızlık yoluna girmiş bulunuyordu.

İkinci Dünya Harbinin patlak ver­mesi üzerine İngilterenin durumu müşKüiieşmiş ve Gandhi de bu fırsat­tan faydalanmak istemişti. Şayet İngil­tere, Hindistanın yeni harbe karışma­sını istiyorsa, ona gerekleşen vazife, evvelâ Hindistanın tam hürriyetini ve bağımsızlığım tanımaktı. Yoksa Gand­hi ile arkadaşları, g&ne medeni isyan ilân edecek İngiltereyi yalnız bıraka­caklardı. Buna karşı İngiltere, hür­riyet ve bağımsızlık vermeyi harpten sonraya geciktirmek ve harp boyunca Hindistanın bütün canlı ve cansız kay­naklarından faydalanmak istiyordu. A-radaki görüş ayrılığı, gene Gandhi ile arkadaşlarının tevkif edilmelerine ve 1944 senesine kadar m evkufiy etler inin devamına sebep olmuş. Daha sonra bun­ların hepsi serbest bırakılmış ve İngil­tere ile Hint liderleri arasında Hindis­tanın mukadderatını tâyin etmek için müzakereler başlamıştı. Bu sırada be­liren bir mühim mesele, Pakistan mese­lesi idi. Gatıdhi, birleşik bir Hindistan lehinde idi. Onun için islâm Birliği Şefi Mehmet Ali Cinnah ile bu bahis üzerin­de uzun uzadıya konuşmuş ve ancak so­nunda Pakistanın kurulmasını kabul et­mişti. Hâdiselerin gerisini hep biliyoruz. Hindistan ile Pakistan iki dominyon olarak kurulmuş, geçen sene iki tarafın ülkelerindebaşlıyankarşılıklımuhaceret iki yeni devlet arasındaki müna­sebetleri gerginleştinmiş ve Gandhi, bu gerginliğin tehlikeli bir mahiyet alma­sına karşı gelmişti.

Daha sonra Keşmir yüzünden tehli­keli bir ihtilâf daha çıkınca Gandhi tekrar oruca girerek iki taraf arasında barışın hüküm sürmesine hizmet etmiş ve muvaffak olmuştu. Onun tam bu sırada, bu 'barışı büsbütün kurtarmak üzere en kıymetli hizmetleri ifa edeceği sırada öldürülmesi, Hİndû saflarında tecavüz zihniyetinin hüküm sürmeğe başladığını ifade edebilir. Gandhi, şüphe yok ki, Hind milleti-tiniicadedercesineihyaetmüşbir millî liderdi. Kendisi Hindli idi ve me-todları daha fsızla Hindice idi. Fakat muhakkak iki Ömrünü yüksek bir Me­ale vermiş ve bu ideal uğrunda ken­dini unuturcasma yaşamış ve çalışmış­tır. Gandhi, devrimizin en büyük adam­larından biri idk Başlıtoaşına bîr fel­sefe, bir ideal, tfattâ bir âlemdi, öldü­rülmesi, yalnız Hindistan için değil, bütün dünya ve insanlık İçin büyük ve acı bir kayıptır. Bu acı kayıp yüzün­den kardeş 'Hind Milletine taziyetleiî-mizi sunar ve bu yüzden çok derin acı hissettiğimizi bidirmek isteriz.

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106