14.9.1947
×

Hakkında

Künye

İletişim

1Eylül 1947

— Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün Tevfik Fük-ret Sılay'm başkanlığında yaptığı otu­rumda Mardin Milletvekili Dr. Aziz Uras'm bulaşıcı hastalıklar hakkında ne gibi tedbirler alındığına dair olan sözlü sorusuna, Sağlık ve Sosyal Yar­dım Bakanı Dr. Behçet Uz, Millî Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer cevap vermişlerdir.

Seyhan Milletvekili Ahmet Remzi Yü-regiv'in Seyhan suiama (kanalları hak-kındaki sözlü sorusu, Bayındırlık Baka­nının cevabı, Bakanın hazırlanmamış olması dolayısiyle başka birleşmeye bı­rakılmıştır.

Bundan sonra Türkiye ile Birleşik Ame­rika Devletleri arasında imzalanan «Türkiye'ye yapılacak yardım hakkın­da anlaşma» mn onanmasına dair ka­nun görüşülerek oybirliğiyle skabul edil­miştir.

Meclis Çarşamba günü toplanacaktır.

2Eylül 1947

— Ankara:

Moskova şehrinin kuruluşunun 800 üncüyıldönümümünasebetiyleMoskova

Belediyesi tarafından vâki davet üzeri-na Ankara Valisi izzettin Çağpar'ın başkanlığında Belediye Meclisi üyelerin­den Rauf Baykan ve Namık Uzgören'-den mürekkep heyet Moskova'ya gitmek üzere bu sabah saat 9,30 da tayyare ile Erzurum'a hareket etmiştir. Heyet, uçak alanında îçişleri Bakanı Şükrü Sökmensüer, içişleri Bakanlığı Müsteşarı, vilâyet ve belediye erkânı, Sovyet Büyük Elçiliği Maslahatgüzarı ve dostları tarafından uğurîanmıştır. Alanda Başbakan Recep Poker adına Başbakanlık Yaveri Binbaşı Abdullah Önhan heyete iyi yolculuklar temenni etmiştir.

Heyet,Erzurum'dansonrayolculukla­rına trenle devam edecektir.

3 Eylül 1947

— Ankara:

Büyük Millet Mecİisi bugün Kâzım Ka-rabekir'in başkanlığında toplanmıştır. Görüşmelere başlanırken Başkan, Fran­sa Mebuslar Meclisinde bazı mebusların inisiyatif alarak Türk - Fransız Dost­luk Grupu adiyle bir kurul vücuda ge­tirmiş ^bulunduklarını ve bu grupa muh­telif partilerden360 mebusun üye yazılmış olduklarım bildirerek demiştir ki: Buna karşılık bizim Büyük Millet Mec­lisi üyelerinden de beş arkadaş müte­şebbis heyet olarak bu işi ele almışlar ve yabancı dil bilenlerden 220 milletve­killinizi üye yazmışlardır. Müteşebbis heyetimizin adlarım seçim daireleri sı-rasiyîe arzediyorum:

Atıf Akgüç (Bursa), Fazıl Ahmet Ay-kaç (Elâzığ), Edip Servet TÖr (Gümüş­hane), Nihat Erim ;(Kocaeli), Nazım Poroy (Tokat).

Arzu eden arkadaşlarımızın bu müte­şebbis heyetle temasa gelip adlarım yaz­dırmalarını rica ederim. Bu suretle bi­zim grupun da esaslı olarak kurulması ve taazzuv etmesi için lâzımgelen mua­mele tamamlanır ve faaliyete geçmesi temin olunur.

Bundan sonra gündeme geçilmiş ve Ba­lıkesir Milletvekili Hacim Çarıklı'nm Temsil Heyeti azaları ile Birinci Büyük Millet Meclisi azalarına vatanî hizmet karşılığı ödenek verilmesine dair kan m teklifini geri aldığı hakkındaki önergesi ve Yozgat Milletvekili Sırrı tçöz'ün hu teklifi kendi tekabbül eylediğine dair Önergesi okunmuş ve Elâzığ Milletve­kili Fahri Karakaya'nm köy ilkokulları va öğretmen evleri yapımı hakkındaki sözlü sorusuna Millî Eğitim Bakanı Re­şat Şemsettin Sirer karşılık vermiştir. Meclisin, bugünkü toplantısında Millî Eğitim Bakam Reşat Şemsettin Sirer, Afyonkarahisar Milletvekili Kemal öz-çoban'm Doğu illerinde bugüne kadar açüamıyan lise, kız veya erkek sanat okullariyle ortaokullardaki öğretmen yokluğu ve tedris usulü ve okul kitap­larındaki ıstılahlar hakkındaki soruya, Çalışma Bakam Dr. Sadi Irmak da Me­riç nehri civarındaki çeltiklerde çalıştı­rılan işçilerin sıhhî durumlariyle iaşeleri hakkında Çanakkale Milletvekili Ali Rı-za Kırseven'in sorusuna karşılık ver­mişlerdir.

Bunlardan başka Bayındırlık Bakanı Cevdet Kerim încedayı yine gündemde bulunan ve Çanakkale gümrük iskelesi hakkında Çanakkale Milletvekili Ali Rı­za Kırseven'in sözlü sorusunu cevaplan­dırmıştır.

Müteakiben gelen kâğıtlar arasında bu-

lunan ve 1947 yılı Bütçe Kanununa bağ­lı cetvelde değişiklik yapılmasına ait kanun tasarısının gündeme alınarak gö­rüşülmesi hakkında Maliye Bakanı ve yine Devlet Denizyolları ve Limanları 1947 yılı bütçesinin (1) numaralı cetve­linde değişiklik yapılmasına mütedair tasarının aynı suretle gündeme alınması hakkmda Ulaştırma Bakanının önerge­leri kabul edilmiş, gündemde bulunan ve yerli ürünler ve pirinayı tâsir ede­rek yağ istihsal eden müesseselerin ye­niden muamele vergisinden muaf tutul­maları hakkındaki kanun müzakeresi münasebetiyle söz alan Afyon Milletve­kili Ahmet Kemal Veziroğlu bu müna­sebetle muamele vergisinin tatbik ve kontrolünde görülen güçlüklerin izalesi yolunda bazı dileklerde bulunmuş Ma­liye Bakanı Halit Nazmi Keşmir de bu­na karşılık olarak demiştir ki:

Veziroğlu arkadaşımız muamele vergi­sinin kontrolü ve tatbikatı dolayısiyle bazı haksızlıkların ve yolsuzlukların vu­kua geldiğini ifade buyurdular.

Bu haksızlıklar iOcî türlü olabilir. Bir kere kanunun memurlar tarafından tat­biki sırasında kanunun anlayış tarzına vs nihayet memurun kapasitesine ve saireye göre bazı haksız tatbikat ola­bilir. Bunu şahsan kabul ederim. Fakat buna karşı daima kanunun gösterdiği itiraz ve müdafaa yolları mevcuttur. Bunun dışında Bakanlığa intikal etmiş şikâyetler olursa buna da Bakanlık dik­kat ve ehemmiyetle takipten geri dur-mıyacaktır. Arkadaşım bize hâdise bil­direcek olurlarsa bunun üzerinde ehem­miyetle duracağız.

Veziroğlu (Afyonkarahisar)

Bildire­ceğim.

Maliye Bakam Halit Nazmi Keşmir (de­vamla) Muamele vergisinin gerek kontrol, gerek kaçakçılığın önlenmesi bakımından muhtacı ıslah noktaları ola­bilir. Bu bizim üzerinde duracağımız mevzulardır. Bu ıslahatın hangi istika­meti alacağını şimdiden katî olarak ifa­de edemem. Yalnız şunu arzedeyim ki, Yüksek Meclise sunduğumuz ve geçici komisyonda tetkik edilmekte olan usul. tasarısı cezaların bir çoğunu kaldırmak­ta ve cezaya ait ahkâmı hafifletmekte-

dir. Bunu şimdi de burada arzetmiş ola­yım.

Ahmet Veziroğlu (Afyonkarahisar) Teşekkür ederim.

Daha sonra görüşülmesine geçilen Art­tırma ve Eksiltme Kanununa ek kanun tasarısının görüşülmesi esnasında söz alan Burdur Milletvekili Ahmet Çınar, tasarının büyük devlet binaları proje­lerinin müsabaka ile yaptırılmaları ve projeleri kazanan mimarlara bunların katı projeleriyle inşaatının kontrolünün tevdiine mütedair hükümleri üzerinde durarak inşaat kontrolünün proje • mi­marına verilmesine ait hükme itiraz ey­lemiştir.

Ahmet Çınar bu konudaki mütalâasını teyid için yeni Büyük Millet Meclisi bi­nasının inşaatına ait şahsî görüşlerini anlatmış ve bu, karşılıklı tartışmalara yol açmıştır.

Bu arada Bayındırlık Bakam Cevdet Ke­rim încsdayı söz alarak ileri sürülmüş olan mütalâalar üzerinde açıklamalarda bulunmuş ve bunu müteakip kanun ta­sarısı onaylanmıştır.

Millet Meclisinin bugünkü toplantısında şose ve köprüler yapımı için gelecek yıl­lara geçici yüklemelere girişilmesi hak­kındaki kanun tasarısı da kabul edilmiş ve yarın saat 15 te toplanmak üzere otu­ruma son verilmiştir.

4 Eylül 1947

İstanbul:

Ankara'da yaptığı temaslardan sonra şehrimize gelen Yunan- Ticaret Heyeti ve Atina Ticaret Odası Başkanı M. Bak-kalbaşı, bugün saat 14 de Gazeteciler Cemiyetine gelerek, Ankara'da yaptığı temaslar etrafında bir konuşma yap­mıştır.

M, Bakkalbaşı, Ankara'da yaptığı te­masları, 20 Eylûlda bitecek ola,n ticarî antlaşmayı yenilemek ve ticarî antlaş­malar dışında kalan fakat iki memle­ket arasındaki ticarî işbirliğini takviye etmek olarak ikiye ayrılmış ve bunlar hakkında izahat vermiştir.

Ankara:

Büyük Millet Meclisi ıbugün Kâzım Ka-rabekir'İn başkanlığında toplanmıştır.

Müzakerelere muhtelif konular üzerin­deki sözlü sorulara karşı ilgili .bakan­lar tarafından verilen karşılıklarla baş­lanmıştır.

ll'k sözlü soru, Burdur Milletvekir" Ah­met Çınar'ın Söğüt bataklığı hakkında idi. Bayındırlık Bakanının bu soruya verdiği cevaptan sonra Dişişleil Sakam Hasan Saka, Çanakkale Milletvekili th-san İKarasioğlu'nun Garbi Trakya' dafci ve Seyhan Milletvekili Sinan Tskeü;ğ-lunun Balkanlardaki Türkler hakkında­ki sötilû sorularına karşı ayrı ayrı açık­lamalarda bulunmuştur. Maraş Millet­vekili Emin Soysal'ın devlet idaresinde kıptaşiyeniiigi artıran malî formalitele­rin ıslahı hakkında, ne düşünüldüğüne dair sorusuna Maliye Bakanı Halici 2Caz-ımi Keşmir'in verdiği karşıluuan sonra da gündeme geçilerek, köy enstitüsü mezunu öğretmenler ile köy sağlık me­murlarının gt^cjın 'durumlarım düzenîe-mek üzere ^hazırlanmış olan Çasarı ive-dilekle görüşülmüş ve ıbu konu ürerin­de geçen tartışmalar ve Millî Eğitim Bakanı tarafından yapılan açıklamalar­dan sonra kabul edilmiştir. Meclis yarın da toplanacaktır

5 Eylül; 1947

Ankara:

Millî Savunma Bakanı Cemil Cahit Toy-

demir, İçişleri Bakanı Şükrü Söknıensü-er, Ticaret Bakanı Atıf inan, Tarım Bakanı Faik Kurdoğlu, Çalışma Baka­nı 'Sadi Irmak İstifa etmişlerdir.

Millî Savunma Bakanlığına İzmir Mil­letvekili Münir Birse!, İçişleri. Bakanlı­ğına Erzurum Milletvekili Münir Hüs-r&v Göle, Tarım Bakanlığına Vekâleten Maliye Bakam Halit Nazmı Keşmir, Ta­rım Bakanlığına izmir Milletvekili Şev­ket Adalan ve Çalışma Bakanlığına ik­tisat Bakam Tahsin Bekir Balta, İkti­sat 'Bakanlığına da Diyarbakır Millet­vekili Cavit Ekintâyin olunmuşlardır.

Anıkara:

Başfoakanbugünöğleden sonra meclis binasında yeni bakanlarıCumhurbaş­kanına takdim etmiştir. Yeni (balkanlar vazifelerine başlamışlar­dır.

dir. Bunu şimdi de burada arzetmiş ola­yım.

Ahmet Veziroğlu (Afyonkarahisar) Teşekkür ederim.

Daha sonra görüşülmesine geçilen Art­tırma ve Eksiltme Kanununa ek kanun tasarısının görüşülmesi esnasında söz alan Burdur Milletvekili Ahmet Çınar, tasarının büyük devlet binaları proje­lerinin müsabaka ile yaptırılmaları ve projeleri kazanan mimarlara bunların katı projeleriyle inşaatının kontrolünün tevdiine mütedair hükümleri üzerinde durarak inşaat kontrolünün proje • mi­marına verilmesine ait hükme itiraz ey­lemiştir.

Ahmet Çınar bu konudaki mütalâasını teyid için yeni Büyük Millet Meclisi bi­nasının inşaatına ait şahsî görüşlerini anlatmış ve bu, karşılıklı tartışmalara yol açmıştır.

Bu arada Bayındırlık Bakam Cevdet Ke­rim încsdayı söz alarak ileri sürülmüş olan mütalâalar üzerinde açıklamalarda bulunmuş ve bunu müteakip kanun ta­sarısı onaylanmıştır.

Millet Meclisinin bugünkü toplantısında şose ve köprüler yapımı için gelecek yıl­lara geçici yüklemelere girişilmesi hak­kındaki kanun tasarısı da kabul edilmiş ve yarın saat 15 te toplanmak üzere otu­ruma son verilmiştir.

4 Eylül 1947

İstanbul:

Ankara'da yaptığı temaslardan sonra şehrimize gelen Yunan- Ticaret Heyeti ve Atina Ticaret Odası Başkanı M. Bak-kalbaşı, bugün saat 14 de Gazeteciler Cemiyetine gelerek, Ankara'da yaptığı temaslar etrafında bir konuşma yap­mıştır.

M, Bakkalbaşı, Ankara'da yaptığı te­masları, 20 Eylûlda bitecek ola,n ticarî antlaşmayı yenilemek ve ticarî antlaş­malar dışında kalan fakat iki memle­ket arasındaki ticarî işbirliğini takviye etmek olarak ikiye ayrılmış ve bunlar hakkında izahat vermiştir.

Ankara:

Büyük Millet Meclisi ıbugün Kâzım Ka-rabekir'İn başkanlığında toplanmıştır.

Müzakerelere muhtelif konular üzerin­deki sözlü sorulara karşı ilgili .bakan­lar tarafından verilen karşılıklarla baş­lanmıştır.

ll'k sözlü soru, Burdur Milletvekir" Ah­met Çınar'ın Söğüt bataklığı hakkında idi. Bayındırlık Bakanının bu soruya verdiği cevaptan sonra Dişişleil Sakam Hasan Saka, Çanakkale Milletvekili th-san İKarasioğlu'nun Garbi Trakya' dafci ve Seyhan Milletvekili Sinan Tskeü;ğ-lunun Balkanlardaki Türkler hakkında­ki sötilû sorularına karşı ayrı ayrı açık­lamalarda bulunmuştur. Maraş Millet­vekili Emin Soysal'ın devlet idaresinde kıptaşiyeniiigi artıran malî formalitele­rin ıslahı hakkında, ne düşünüldüğüne dair sorusuna Maliye Bakanı Halici 2Caz-ımi Keşmir'in verdiği karşıluuan sonra da gündeme geçilerek, köy enstitüsü mezunu öğretmenler ile köy sağlık me­murlarının gt^cjın 'durumlarım düzenîe-mek üzere ^hazırlanmış olan Çasarı ive-dilekle görüşülmüş ve ıbu konu ürerin­de geçen tartışmalar ve Millî Eğitim Bakanı tarafından yapılan açıklamalar­dan sonra kabul edilmiştir. Meclis yarın da toplanacaktır

5 Eylül; 1947

Ankara:

Millî Savunma Bakanı Cemil Cahit Toy-

demir, İçişleri Bakanı Şükrü Söknıensü-er, Ticaret Bakanı Atıf inan, Tarım Bakanı Faik Kurdoğlu, Çalışma Baka­nı 'Sadi Irmak İstifa etmişlerdir.

Millî Savunma Bakanlığına İzmir Mil­letvekili Münir Birse!, İçişleri. Bakanlı­ğına Erzurum Milletvekili Münir Hüs-r&v Göle, Tarım Bakanlığına Vekâleten Maliye Bakam Halit Nazmı Keşmir, Ta­rım Bakanlığına izmir Milletvekili Şev­ket Adalan ve Çalışma Bakanlığına ik­tisat Bakam Tahsin Bekir Balta, İkti­sat 'Bakanlığına da Diyarbakır Millet­vekili Cavit Ekintâyin olunmuşlardır.

Anıkara:

Başfoakanbugünöğleden sonra meclis binasında yeni bakanlarıCumhurbaş­kanına takdim etmiştir. Yeni (balkanlar vazifelerine başlamışlar­dır.

— Erzurum :

Dündenberi şehrimizde bulunan Cum­hurbaşkanı İnönü bugün umumi müfet­tişlik binasında C. H. P., D. P. Erzurum idare 'heyeti foaşkaiılarile iki parti mü­fettişlerini kabul ederek kendilerile gö­rüşmüştür. Bu toplantıda umumi mü­fettiş Erzurum valisi ve milletvekilleri de hazır bulunmuştur. Cumhurbaşkanı 'her iki parti vazifelilerine ve idare âmirlerine partiler hayatının kanunla­rın sağladığı eşitlik ve güven şartları içinde gelişmesini (kolaylaştırmak ve bu şartlan sağlamca yerleştirmek için de­ğerli Öğütler vermişlerdir. Memleketi­mizin çok partili hayatında emniyetle ilerlemesinin başta hükümet ve idare cihazının tarafsızlığı ve adaletli olmak üzere partilerin karşılıklı saygı ve anla­yış havasım muhafaza etmelerinde göst yış havasım muhafaza etmelerinde gös-terecökleri kabiliyete (bağlı kaldığın lirtmişlerdir. Bilhassa Doğu bölgesinde iç ve dış tahrikçilerin muhtemel teşeb­büslerini boşa çıkarmak için partilerin cephe birliğini korumakta dairaa uyanık bulunmaları üzerinde İsrarla durmuş­lardır. Ayni (konuda umumî müfettişe ve Erzurum valisine icabettikçe her iki partiye eşit dikkatle yardımcı olmak ve hükümet makanizmasımn partilere eşit muamele ettiği'hususunda tam bir güven yaratmak vazifesinde azamî itina göstermekteki faydaya işaret et­mişlerdir. Cumhurbaşkanının partilere arası münasebetlere ve idare ile parti­ler münasebetlerine dair öğütleri hazır bulunanlar tarafından derin (bir ilgi ile dinlenmiştir. C. H. P. ve D. P. idare ku­rulu başkanları sayın İnönü'nün İşaret ettikleri yolda bundan sonra daha bü­yük bir azimle yürüyeceklerini temin etmişlerdir. .Umumî müfettiş ve vali, bölgeler sahasında azamî itinanın gös­terilmekte olduğu ve gösterileceği hu­susunda müsterih, olmalarım Cumhur­başkanından rica etmişlerdir. Bu top­lantıyı takiben Cumhurbaşkanı C. H. P. ve D. P. merkezlerini ziyaret etmiş-lerdır.C.H.P.merkezindehalkevi başkanına her iki parti kütlelerinden bu müşterek kültür müessesesinden eşit şartlarla faydalanmaları için gereken tedbirlerin düşünülmesini söylemişler­dir. Cumhurbaşkanının D. P. merkezini ziyaretleri bu parti kurulduğundanberi muhalefet partisi teşkilâtına ilk ziya­ret olmuştur. Sokoklarda ve D. P. bi­nası önünde toplanmış olan D. P. ta­rafları ve halk sayın İnönü'yü coşkun gösterilerle selâmlamıştır. Halk, Cum-huribaşkanuun bu defaki Erzurum zi­yaretini memleketimiz siyasî hayatında çok mes'ut gelişmelerin yeni (bir merha­lesi olarak almaktadır.

18 Eylül 1947

îzmir

Amerikan denizcilerinden mürekkep gruplar ve birçok Türk Subayları ile Fuar Müdürll Femıh OreX dün, fuar­daki radyo bürosunda Amerika'ya hi­tabeden demeçleri havi plaklar tanzim etmişlerdir. 'Bu plâklar Dayton Kruva­zörünün telsiziyle Amerika'ya verilmiş­tir.

îzmir:

12 Eylül'd enberi limanımızın misafiri (bulunan Amiral Bieri'nin komutasın­daki Akdeniz Amerikan donanmasına mensup ^birlikler ibu sabah İzmir'den ayrılmışlardır. îlk olarak Wellowstone ana muhriıb ıgemisi saat 9 da hareket etmiş ve saat 10 da Koramiral Bierri-nin 'bayrağını taşıyan Dayton Kruva­zörü, ve Tümamiral Jennigs'in bayra­ğını taşıyan Leyte uçak ıgemisi tzmir-den ayrılmıştır.

Bunları Heneley, Owens, Hassey ve St~ roma, muhripleri takip eylemekte idi. Sahillere birikmiş olan İzmir halkı dost donanmayıseygi ile uğurlamıştır.

İstanbul:

Arjantin Hükümeti donanmasına men­sup «Arjantina» Kruvazörü bu sabah saat 9'da limanımıza gelmiş ve Selimi­ye Kışlası önünde şehrimizi selâmlamış ve Ttışladan mukabelede bulunulmuştur. Bugün mutad ziyaret apılacaktır. Cuma günü Yıldız Parkında Arjantin Elçisi tarafından denizciler şerefine bir kokteyl parti ve ayın 24 ünde de İstan­bul Valisi Dr. Lûtfi Kırdar tarafından bir suare verilecektir .

Erzurum:

Cumhur Başkanı ve Saym Bayan İnönü refakati erindeki zevatla birlikte bugün saat 17.30 da Kars'tan Erzurum'a av­det buyurmuşlardır. Vali tarafından vi­lâyet hududuna ve Erzurum'da bulunan milletvekilleriyle C. H. P., D. P., halk­evi, belediye ve ticaret odaları (başkan­ları tarafından Hasankale İlçesinde karşılanan sayın Cumhurbaşkanına Er­zurum medhalinden itifoaren caddeleri dolduran çok kalabalık Erzurum halkı içten sevgi ve saygı tezahürleri göster­mişlerdir.

19 Eylül 1947

Pasinler:

Kars'tan Erzurum'a dönen Cumhurbaş­kanı ve Bayan İnönü dün ilçemizden geçerlerken, ilçemiz ve civar köylerden gelen binlerce talkın sevgi ve saygı gösteriyle karşılanmış ve uğurlanmış-lardır.

Cumhurbaşkanımızı Pasinler'e gelirken Köprüköy Şehitliklerini ziyaret eyle­mişler ve Kurucuk Köyünde toplanmış bulunan civar köyler halkı île görüşmüş­lerdir.

Hasankale'de kaldıkları kısa bir müd­det içinde halk ile yakından temasta bulunan İnönü, kendisiyle görüşmek arzusunu gösteren herkesle ayrı, ayrı konuşmuş, ilçenin istiyaç ve dilekleri ile İlgilenmiş, elektrik santralı ve yeni îstanyon Ibinasmm yerini gezmişlerdir. Cumhurbaşkanımız, İlçemizdeki bu te­mas ve incelemeleri esnasında ilçemi­zin kalkınmasını sağlıyacak hususlar etrafındaki görüşmeleri ve bu konular üzerindeki direktifleri kendilerini adım adını takibe yi emekte bulunan halk ta­rafından büyük bir dikkat ile dinlenmiş ve şükran hislerinin ibir kere daha ifa­desine vesile olmuştur.

İstanbul:

Limanımızda bulunan Arjantin gemicile­ri bugün saat ll'de Cumhuriyet Abide­sine törenle bir çelenk koymuşlardır.

Misafir denizciler şerefine îbu akşam. Yıldiz'da bir kokteyl parti tertibedil-miştir.

Bayburt:

Cumhurbaşkanı ve Bayan İnönü refa-katlerindeki zevatla birlikte bugün sa­at 11 de Bay!burt,'a gelmişlerdir. Cumhurbaşkanı, Kop dağında C. H, P., hallkevi ve diğer teşekküller başkanları tarafından karşılanmışlar ve Bayburt'a kadar yol boyunca biriken halk kitlele­ri tarafından içden gösterilerle karşılan­mışlardır.

Cumhurbaşkanı İnönü, Bayburt'a bucak­lardan ve yakın köylerden gelenler ve bütün Bayburtluların teşkil ettiği mu­azzam bir kalabalığın «yaşa, varol» sesleri ve alkışları arasında girmişler­dir.

Halkevinde bir müddet ist.iralıat ettik­ten ve halkm dileklerini dinledikten sonra Cumhurbaşkanı halkm coşkun gösterileri arasında Bayburt'tan ayrıl­mışlardır.

20 Eylül 1947

İzmir:

Koramiral Mehmet Ali Ülgen komuta­sında Yavuz Zırhlısı dört muhrib, dört denizaltı ve yedi hücumbotundan mü­rekkep donanmamız, ibu sabah saat 10 da limanızıma gelerek demirlemiş ve Amiral gemisi Yavuz Zırhhsiyle kale arasında yirmi bir atım. selâm tppları teati olunmuştur.

Donanmamız, uçak filoları tarafından dış körfezde karşılanarak selâmlanmış-tır.

Bir ay içinde iki defa dost donanmala­rın ziyaretini kaydetmiş olan İzmirliler, bu sabah da en güzel ve işten duygular­la Türk donanmasını karşılamışlardır.

Ankara:

Dışişleri Bakanı Necmeddin ıSadak bu sabah Dışişleri Bakanlığında dün şehri­mize gelen Amerikan Dışişleri Müste­şarlığı özel Yardımcısı Mc. Ghee'yi A-merikan maslahtgüzarı ile birlikte ka­bul etmiştir.

— Ankara:

Millî Eşitim Bakanı


Sirer, Türk - Yunan millî yüzme müsa­bakalarım kazanan yüzücülerimize foir tebrik telgrafı göndermiştir.

— Trabzon:

Dündenberi sabırsızlıkla beklenen ve tou sabah, Gümüşhaneden hareket eden Cumhurbaşkanı îsm&t İnönü, beraberin­de Bayan İnönü olduğu halde öğle üze­ri Zigana Dağı teıpesinde vali, (milletve­killeri, belediye, Halk Partisi, Demok­rat Parti başkan ve heyetleri, teşekkül­ler ileri gelenleri ve bayanları tarafın­dan karşılanmış, otomobillerinden ine­rek ellerini sıtamış, tahassüslerini belirt­mişlerdir.

Cumhurbaşkanı, Maçka ilçesinden ge­çerken halkın gösterilerine selâm ve il­tifatlarla mukabelede bulunmuşlar, sa­at 15.30 da şehrin medhali olan değir-menlere'de binlerce halkın alkış ve gös­terileri arasında otomobilden inerek karşılayıcıların ellerini sıkıp hatırlarını sorduktan sonra şehri şereflendirmiş-lerdir.

Cumhurbaşkanı doğruca Soğuksudaki Atatürk Müzesine gitmişlerdir. Dündenberi şehir ^bayraklarla, taklarla süslenmiştir, yarın akşam için lise sa­lonunda belediye tarafından üç yüz kişi­lik bîr ziyafet tertiplenmiştir.

—- İzmir:

Donanmanın İzmir'e muvasalatını mü­teakip saat 10.15 de bir ziyaret subayı Amiral Gemisi Yavuz'a giderek Donan­ma Komutam Kor Amiral Mehmet Ali ülgen'e hoş geldiniz demiştir. Daha sonra Korkomutan Vekili Tümgeneral Sırrı Seyrek, beraberinde Deniz Komu­tanı Albay Sadık Özcebe olduğu halde Yavuz'a giderek Koramirali ziyaret et­miştir. Tümgeneral zırhlıdan ayrılırken top atımı ile selâmlanmıştir.

Saatll.30 'da donanma Komutanı Kora­miral Ülgen, beraberinde Harp Fiiosu Komutanı Tuğamiral Rıdvan Koral, Kurmay Başkanı olduğu halde Pasa­port iskelesinde karaya çıkmış ve Vali Şefik Soyer'I makamında ziya-, ret etmiştir. Bu ziyaret esnasında Belediye Başkanı Reşad Leblebici-oğluvalininnezdindobulunuyordu.

Koramiral ve refafeatindekiler bundan, sonra Komutanlığa; giderek Tümgene­rale ziyaretini iade etmişlerdir. Bu zi­yaret iadesinde Deniz Komutanı Tüm­generalin nezdinde idi. Koramiral, kara­ya çıkış ve dönüşünde Pasaport İskele­sinde başında bandosu bulunan bîr ih­tiram kıtası tarafından selâmlanmıştir. Amiralin zırhlıya avdetini müteakip Vali Şefik Soyer beraberinde Belediye Başkanı Reşad Leblebicioğlu olduğu halde Yavuza giderek Amirale ziyareti­ni iade etmiştir. Vali Yavuz'dan ayrılır­ken top atımı ile s elamla mmştır.

— Ankara:

Emir Beşir'İn İstanbul'da gömülü nâşmı almak üzere iki gün Önce Ankara'ya gelmiş bulunan Lübnan Orduları Başko­mutanı Korgeneral Mir Fuat Şahab'm başkanlığındaki Lübnan Heyeti bu ak­şamki Anadolu Ekspresi ile İstanbul'a hareket etmiştir. Hareketi esnasında heyet başkanı Anadolu Ajansı muhafti-rine ihtisaslarını şu cümlelerle ifade et­miştir:

«Dost ve komşu memleketinizin güzel merkezi olan Ankara'ya ayak attığı­mız dakikadanberi ve bütün ikamet et­tiğimiz müddet zarfında gerek Genel Kurmay Başkanlığınca ve gerekse Millî Savunma Başkanlığınca lütfen gösteril­miş olan yakın ilgi ve dostluk tezahür­lerinde fevkalâde mütehassis olduk. Bu karşılıklı dostluk tezahürleri şüphe götürmez İki, dost ve kardeş milletleri­mizin <3e 'birer dostluk nişanesi olmuş­tur. Asker olmam ibakımmdan bu gös­terilen dostluğu hiç bir zaman unuta­mayacağım.

Heyet ayın 29 unda Toros Bkspresiyle İstanbul'dan doğruca Beyrut'a hareket edecektir.

21 Eylül 1947

— Ankara:

Birleşik Amerika Mümessiller Meclisi Tahsisat Komisyonu Başkanı John Ta-ber, refakatinde Mümessiller Meclîsi Maliye Komitesi üyelerinden Massa-öhusets Mümessili Richard Bowditch W:ggleswort ite Missouri Mümessili ver yineMaliye KomisyonundaDemokrat.

John Taber bu suale aşağıdaki cevabı vermiştir:

Evvelâ şunu söyliyeyim ki, Amerika'nın elinde fazla mal yoktur. Amerika kendi ihtiyaçlarında kısıntılar yapmak sure­tiyledir ki, yoksul dünya milletlerine yardım etmektedir. Amerika'nın emper­yalist bir gayesi olmadığı gibi emper­yalist bir siyaset de takib etmemektedir. Amerika, muhtaç dünya milletlerini kalkındırmak ve bu suretie müreffeh bir barış devrim sağlamak arzusunda­dır. Amerika, her milletin kendi arzu-siyle seçtiği bir hükümet tarafından idare edilmesinin tahakkukunu istemek­tedir. Sovyetlerin her yerde yapmakta oldukları gizli propagandalar, daima kendi aleyhlerinde bir cereyan uyan­dırmaktadır.

24Eylül 1947

îzmir:

Vali Şefik Soyer, bugün deniz gazino­sunda Donanma Komutanı Koramiral Mehmet Ali Ülgen ve donanma erkânı şefine bir Öğle yemeği vermiştir. Donanmamız, saat 16 da Akdeniz li­manlarına yapacağı seyahat programı­nın1 tatbikine devam etmek üzere lima­nımızdan ayrılmıştır. Denizaltları, muhripler, korvetler ayrı ayrı kollar halinde yoia koyulmuşlar ve tam 16,25 de Yavuz top atımı ile şehri selâmlıyarak 'hareketetmiştir.

Rıhtım üzerinde ve kıyılarda yerleşmiş olan izmirliler donanmamızı uğurlamış-lardır.

25Eyiüî 1947

İstanbul:

Amerikan Kongfesi tarafından Avrupa-ran çeşitli bölgelerinde İncelemeler yap­mağa memur komisyondan Türkiye için ayrılmış olan tali komite üyeleri şehri­mize gelmişlerdir. ı'Bu komite Cumhuri­yetçi Jenkins, Demo'krat Mahon, De­mokrat James Rîchards'dan mürekkeptir. Bugün Amerikan Elçiliğinde yapılan bir 'basın toplantısında Başkan Jenkins, şu demeçte bulunmuştur:

«Bir ayden beri Avrupada dolaşıyoruz. Komisyon dört yardımcı komite ayrılan on sekiz üyeden mürekkeptir. Ve ola­ğanüstü ve pek ağır bir ödev görmek üzerine büyük bir dikkatle seçilmiştir. Bu yardımcı komitelerden biri Alman­ya'da, diğeri Fransa'da üçüncüsü îngil-dere'de ve bilhassa Londrada malî ve ekonomik durumu incelemeğe memur edilmiştir. Bizlerden mürekkep olan dör­düncü komite ise ki, bir üyemiz Roma-da bizden ayrılmıştır. İtalya, Yunanis­tan, Trieste ve bilhassa Türkiye'ye gel­mek ödevini almıştır. Avrupada iktisadi durumu iyice bir tetkikten geçiriyoruz. Son yıllar içinde Amerika 30 milyar Ödünç vermiştir. Bu muazzam bir ye­kûndur. Bu durum memleketimizde bü­yük bir gaile teşkil etmiş ve yaşama şartını her zamankinden pekçok yükselt­miştir. Dünyanın herhangi bir milletin­den daha büyük bir yük altına girmiş bulunuyoruz. Milletimiz geçmişte sarfo-lunan paraların iyi kullanılıp kullanıl­madığını ve yeni ihtiyaçların ne olduğu­nu Öğrenmek istiyor. Komitemizin ga­yesi bu incelemeye istina dedi yor. Komi­tenin demeç vermeğe yetkisi yoktur. Ge­lecek ay içinde Londarada müşterek bîr toplantı yapacak ve Birleşik Amerika-ya döneceğiz. Bu dönüşümüzden evvel hiçbir fikir ileri atamayız. Hiç birimiz komitenin kararı ne olduğunu söyleye­meyiz. Biz bir müşavir heyetiz, kararı, ancak Amerikan Kongresi verebilir.

Bu bizim ilk demecimizdir. Şimdiye ka­dar basın mensuplarından çok istifade ettik ve Türkiyede mevcud olan basıa hürriyetine inancımız ziyaretimizdekî maksadı kolaylaştırıyor.»

Başkanın bu demecinden sonra Mister Mahon da şunları, söylemiştir:

«Türkiye'ye ilk defa geliyorum. Burası tıpkı benim vilayetim gibi. Ben de çift­liğimde pamuk yetiştiriyorum. Vilâye­tim dünya barışı ile çok ilgilenmekte­dir. Avrupa'da sarfedeceğim parayı dün­yanın refahına tahsis etmek istiyoruz. Birçok zorluklara rağmen Amerikada refah vardır. Dünya'mn geri kalan par-

Çasmı da aynı halde görmek istiyoruz. Herşoyden evvel muvazeneli bir dünya lâzımdır. Amerika ve Amerika haricin­deki memleketleri tatmin edecek şart­lar olmadıkça dünyada barış imkânı olamaz. Tek duya görmek istiyoruz.

Burada iki millet, Türkiye ve Amerika arasındaki samimiyeti belitmek isterim. Sokaklarınızda gezerken kendimizi A> merikada sanıyoruz.»

2,5 Eylül 1947

-- Doğubayazıt:

Doğu illerinde bir tetkik gezisinden son­ra buraya gelmiş oian İngiliz Parlâmen­tosu üyelerinden Philippe Price; şehrin görülecek yerlerini, kaleyi ve İshale Pa­şa Camiini gezmiş ve dün iran'a gitmek

üzere buradanayrılmıştır.

Philippe Price topraklarımızdan ayrılır­ken Anadolu Ajansı muhabirine beya­natta bulunarak, [memleketimizdeki ika­met ve tetkik gezisi esnasında Türk ulusundan hükümet makamlarından gördüğü iyi (kabulden son derece müte­hassis 'bulunduğunu söyliyereik Türk Milletinin istikbale korkusuzca ve em­niyetle yürümekte bulunduğunu, Türk askerlerinin kudret ve kuvvetine hay­ran kaldığını bilhassa işaret etmiş, Ar­dahan, Kars ıgibi Doğu illerimizin eko­nomik kalkınması yolunda alınmış olan tedbirleri, (bu meyanda, bu bölümlerde hayvancılığa verilmekte olan önemi memnunlukla kay deyi emiştir.

Ankara:

ilk Dil Kurultayının toplantısının 15 in­ci yıldönümü diğer yıllarda olduğu gibi bugün de bütün yurtta Dil Bayramı o-larak kutlanmıştır.

Bu münasebetle bu sabah saat 10.30 da başta Millî Eğitim Bakanı Reşat Şem­settin Sirer olanak üzere Türk. Dil Ku­rumu üyeleri ve dilseverler, Atatürk'ün geçici ikalbrini ziyaret ederek dil devrimi yaratıcısının kutsal huzuruna içten ge­len saygıları sunmuşlardır. Saat 15 de de Türk Dil Kurumunun merkez binasında toplanılarak bu tarihî gün kutlanmış ve türlü 'dil konuları li­derinde konuşmalar yapılmıştır.

---- Zonguldak:

21 Eylül Pazar gecesi Zonguldak kö­mür havzasının iKozlu istihsal bölgesin­de Çaydamar Ikartiyesinde vukubulan grizu patlamasında ölen 48 kömür işçi­sinin cenaze töreni fouıgün yapılmıştır. Türk bayraklarına sarılmış olan tabut­ların teşkil ettiği cenaze alayının önün­de Ibando matem havası çalarak ilerle­mekte ve cenaze alayını iki sıra halin­de polis müfrez-eleri, askerî 'kıtalar ve işçilerden um-teşekkil gruplar takibet-mekte idi.

Cenaze taşıyan kamyonların arkasında, başta Zonguldak valisi olmak üzere as-ıkerî erkân, Zonguldak kömür havzası İşletm-e genel mürüdü, ekonomi Ve ça­lışma müdürleri, işletme İdarecileri ve memurları, millî (kurullar ve partiler temsilcileri, işçi sendikaları mümessil­leri, basm mensupları ve .büyük bir halk topluluğu fiğır adımlarla yürüyordu.

48 vazife şehidi ebedî istirahat yerlerine tevdi edildikten sonra işletme idaresi ve (bunu müteakip meızarlarm üzerine çelenkler konmuş ve hazin tören bu su­retle sona ermiştir.

— Ankara:

Meksiko Elçiliğine eski başbakanlık hususi kaiem müdürü Vedİd Uzgören tayin ,edümiştir.

—- Ankara:

Bir müdde'ctenbsri Doğu illerinde seya­hatte bulunan Cumhurbaşkanı ve Ba­yan İnönü, refa'katlermdeıki zevatla bir-lîte, bu akşam saat 21 de özel trenle­riyle Ankara'ya avdet etmişlerdir. Cumüıurb aşk anını karşılamak üzere sa­at 20.30'dan itiraben Ankara Garının peronlarını ve gar meydanını b'inlerce Ankara'lı doldurmuş bulunuyordu. Başbakan- Hasan Saka, Başbakan yar­dımcısı ve Devlet Bakanı Faik Ahmet Bqfutçu, İçişleri Bakanı Münir Hüsrev Göle ve Ankara Vali ve Belediye Baş­kanı İzzettin Çagpar Cumhurbaşkanım Kayaş'tâ karşüamışlar ve kendileriyle birlikteAnkara'yagelmişlerdir.

Cumhurbaşkanının garda bakanlar C. H. P. ve D. P. milletvekilleri, Yargıtay,

Danıştay ve Sayıştay başkanları /Yar­gıtay baş savcısı, Genel Kurmay Baş­kanı ve İkinci Başkan, Başbakanlık Müsteşarı, Dışişleri Bakanlığı Umumî Kâtibi, Basın ve Yayın Genel Müdürü Üniversite rsktör'ü, Garnizon ve Mer­kez Komutanları, generaller, bakanlık­lar ileri gelenleri, vilâyet, belediye ve partiler erkânı ve basın mensuplerı ta­rafından (karşılanmışlardır.

Cumhurbaşkanı, özel tren gara girdiği sırada peronu dolduran büyük halk kitlesi tarafından şiddetli alkışlar­la karşılanmışlar, gardan çıkışlarında da, meydanı dolduran muazzam bir (ka­labalığın heyecanlı sevgi ve saygı te-zahürleriyle selâml<anmışlardır.

27 Eylül 1947

İstanbul:

Barbaros ihtifali bugün Beşiktaş'ta Barbaros Âbidesi Önünde kutlanmıştır. Merasime İstanbul Vali ve Belediye Başkanı Dr. Lûtfi Kırdar, Kara ve De­niz yüksek subayları, vilâyet ve beledi­ye ertka.ni, basın mensupları, davetliler ve kalabalık bir halik hazır bulunmuş­tur.

Merasime Deniz Harp Okulu, Deniz Ti­caret Okulu öğrencileri, deniz ticaret fi­losu mürettebatı ve izciler iştirak etmiş­lerdir.

Törene saat 10'da İstiklâl Marşiyle başlanmış ve havaya üç el silâh atılmış­tır.

Bu sırada limandaki gemiler düdük çalmakta idiler.

Türk denizcilerinin kahramanlıiklarini belirten nutuklar söylenmiş ve parlak bir geçid resmi ile merasime son veril­miştir.

istanbul:

Üçüncü Milletlerarası Üzüm, Üzüm Su­yu ve Şarap, Kongresi, 2 Ekim 1947 günü saat 10'da Yıldızda Şale Köşkünde açı­lacak ve altı Hkime kadar devam ede­cektir.

Bu kongreye davet edilen devletlerin delegelerinden 42'si 25 Eylülde Marsil­ya'dan hareket etmiş bulunan ve 1 Ekimde Limanımızagelecek olan(İs-

tanbul) Vapuriyle şehrimize gelecekler­dir. Diğer yabancı delegelerin bir kıs­mının uçakla m emi efe etimize gelmeleri beklenilmeîttedir.

Davet edilen memleketlerden şimdiye kadar alman cevaplara gröre, Fransa, Amerikan Birleşik Devletleri, İtalya isviçre, İran, İspanya, Yunanistan, Hol­landa, Portekiz, Norveç, Lübnan, Suri­ye, Lükserriburg, Avusturya, Fas ve Ce­zayir kongreye iştirak edeceklerdir. Birleşmiş Milletler Yiyecek ve Tarım Teşkilâtı yapılan davete cevaben kongre çalışmalarına katılacağım (bildirmiştir. Bağcılık ve şarapçılıkta dünya millet­leri arasında ön safta bulunan memle­ketlerin delegelerinden 'başka, kongre gündemine dahil mevzularda bilgi ve otoriteleriyle tanınmış ilim adamlariyle eksperlerden mürekkep kongreciler de kongreye iştirak etmektedirler. Gümrük ve Tekel Bakanlığının tertip ettiği bu kongre, Dışişleri, Ticaret, Ta­ran ve Ekonomi .Bakanlıklariyle Basın ve Yayın ve İstatistik Genel Müdürlük­leri temsilcilerinin de iştirakiyle teşkil edilmiş bulunan tertip ve meslekî ko­miteler son hazırlıklarla meşgul ol­maktadır. Kongre hazırlıklarında, mer­kezi Paris'te bulunan Milletlerarası Şa­rap Ofisi ile sıkı işbirliği yapılmış ve kongrenin milletlerarası karakterine uy­gun bir şekilde tertiplenmesi için bu ofis tarafından kıymetli yardımlar yapılmış­tır.

Kongrenin ruznamesinde, üünya bağcı­lığı dünya yemeklik üzüm çeşitleri, ku­ru üzüm ve kurutma tekniği, müstahsil mem'leketlerde ıkuru üzümün millî ekono-milerdeki önemi, üzüm ve üzüm suyu­nun 'kıymetlendirme şekilleri, şaraplık üzüm çeşitleri, şarapçılık gibi mühim mevzular vardır. Bu mevzuların her biri için kongreye iştirak edecek mem­leketler tarafından hazırlanmış bulu­nan mîllî raporlara göre Milletlerarası Şarap Ofisi tarafından birer genel rapor­tör de seçilmiş fouîunmaiktadır.

Kongre, 2 Ekim Perşembe günü saat 10'da Güınırüfe ve Tekel Bakanı Şevket Adalan'm bir nutku ile açılacaJktjr. Kongraya Milletlerarası Şarap Ofisi Re-isiBay Edouard Barthe Başkanlık ede­cektir.

image001.gifimage002.gifDerhal söylemeliyim ki, kanunun henüz tasdik muamelesi tamam olup da bizim de yardım menbalaruıdan istifademiz için müzakereye girişmeden evvel hükümetimizce bu gibi fikir ve neşriyat üzerine alınmış olan tedbirler mü­zakereye esas olacak projelerin Amerika Hükümetince tanziminde dahi bu bakımdan lâyiha azamî derecede incelendi ve Amerika'nın ne kadar hüsnü­niyetle hareket ettiğini yakından müşahede etmiş bulunuyoruz.

Eğer bu neşriyat Türkiye'nin bir yardım vesilesiyle iktisadı serbestiden feda-

karlık ediyor telâkki ve mütalâasında bulunanlar bilhassa mukavelenin ve kanunun neşrinden sonra, niyetleri samimî ise kendilerine teşekkür ederim, mutmain olsunlar ne Türk Hükümetinin ne de Amerika Hükümetinin tari­hînde herhangi bir mukavele, yardım yolu ile müstakil, bağımsız bir devletin bağımsızlığına aykırı bir teşebbüs gösterilebilir, ne de Büyük Millet Mecli­sinin Hükümetleri tarafından Türkiye'nin herhangi bir memleketle olan haricî miînasebatmda ve yaptığı mukavelât ve akdettiği muahedelerde kendi bağımsızlığına dokunacak herhangi bir hükmü kabul ettiğine dair bir misal zikredilebilir. (Bravo sesleri, alkışlar). O muhitler emin olsunlar ve temen­nilerinde samimî iseler kendilerine teşekkür ederim ki, bu cihetten kendilerini rencide edecek bir şey yoktur. Bunu kendilerine bu kürsüden ifade etmekle ayrıca bahtiyarlık duymaktayım.

Mukavele içindeki madde hükümlerinden anlaşılacağı üzere iki memleket arasında anlaşmanın ne zaman yürürlükten kalkacağı ayrıca tesbit edilecek­tir- Şu halde bu yardım menbaı bu umumi mukavele meriyette kaldıkça Amerika ile bizim aramızda baki kalacak ve aramızdaki yardımlaşma veya bir taraflı yardım görme vaziyetleri devam edecektir. Herhalde Amerika'nın bize kendi cephemizden olan vaziyet itibariyle, ikinci Dünya Harbinin fiilen bitmesi İki senedenberi bir hakikat olmasına rağmen tâ bu harbin bİdayetin-denberi Türkiye emniyet, bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü savunma maksadiyle şimdiye kadar ihtiyar ettiği büyük masraflar neticesinde iktisadî bazı müşkülâta maruz kalması yüzündendir; öyle bir yardımın kendisine yapılmasına talip olmuştur. Amerika Hükümetince bize bu hususta yapıla­cak yardımın pek samimî ve her türlü ivazdan yâni bizim aleylümize herhangi bir maksattan tamamiyle âri olmasından dolayı Birleşik Amerika Hüküme­tine Türftiye Cumhuriyeti adına bu kürsüden teşekkürü ifa etmeyi kendim için bir vazife bilirim. (Bravo sesleri, alkışlar).

Çok şayanı temennidir ki hepimizin üye olduğumuz, Amerika başta olduğu halde, iki sene evvel San Francisco şartiyle meydana getirilen ve bugün, üyelerinin adedi 54 e varan Birleşmiş Milletler Teşkilâtı kendi üyelerinden birinin emaiyeti ve masunluğuna taallûk eden her türlü hâdiseleri doğrudan doğruya bizzat kendisi karşılıyacak vaziyete gelmeliydi. Maalesef dünyanın bugünkü durumu içinde yaşadığımız siyasî şerait, bütün dünya Birleşik Mil­letleri Teşkilâtına hepimizin arzu ettiğimiz bu fiilî imkânları verememiş bir

Temenni ederiz ki bu teşekküle üye olan devletler herhangi münferit bir şe-

Türkiye ile İrak arasında imzalanan dostluk ve iyi lagmasımn metni:

Ankara : 5 (A. A.) —

Türkiye ile Irak arasında aktedilendostluk ve iyi komşulukandlaşmasımn

metni aşağıdadır;

Türkiye Cumhurbaşkanı Ekselans İsmet İnönü ve İrak Kıratlığı Naibi Altes Prens Abdülilâh :■

Türkiye ve İrak arasında kurulu bulunan pek uğurlu dostluk ve iyi komşuluk münasebetlerini ve iki millet arasında yüzyıllardır süre gelen kaynaşmayı ve kardeşlik bağlarını daha çok kuvvetlendirmek amaciyle hareket ederek, her iki memleketin barış ve güvenlik ülkülerini bütün dünya ve hususiyle Orta Doğu Milletlerinin barış ve güvenliğinde aramağı dış siyasetlerinin değişmez temeli sayarak, bu defa San Fransisko'da imzalanan ve milletlerarası danışmayı geliştirmek hedefini güden Birleşmiş Milletler andlaşmasmın hü­kümlerinin kendi amaçlarını sağlamlaştırdığını ve kendilerine hu yoldaki emeklerine devam için yeni bir hız almak imkânını kazandırdığını görmekle mutlu olarak,

Gerçek bir yakınlaşmanın ekonomi alanında gösterilecek karşılıklı anlayış ve yardımlaşma ile daha da kolaylaşmış olacağını gözönünde tutarak. Birleşmiş Milletler andlaşmasmın yukarda anılan prensiplerini uygulamak yolunda ilk adımı atabilmek şerefini elde etmekten duyacakları haklı sevinci hesaba katarak ve andlaşnıadan doğan taahhütlerine sadık kalmak azmiyle hareket ederek,

Yukarda belirtilen düşüncelerin tümünü gerçekleştirebilecek bir andlaşma yapmak gerektiğine inanmışlar ve bu maksatla aşağıda adları yazılı temsil­cileri tâyin etmişlerdir:

Türkiye Cumhurbaşkanı Ekselans İsmet İnönü: Ekselans Hasan Saka

Trabzon Milletvekili, Dışişleri Bakanı.

Ekselans Feridun Cemal Erkin

Dışişleri Bakanlığı Umumî Kâtibi, Büyükelçi

İrak Kırallığı Naibi Altes Prens Abdülilâh:

Ekselans Al Farık Nuri Essaid

Ayan Meclisi Başkanı, Kafidain Nişanının 1 inci rütbesini hâmil

Ekselans Abdülilâh Hafıdh

Saylavlar Meclisi üyesi

Bu temsilciler usulüne uygun yetki belgelerini gösterdikten sonra aşağıdaki

hükümleri kararlaştırmışlardır:

Madde 1 — Andlaşan taraflar birbirinin ülke bütünlüğüne ve 1926 tarihli arıdlasma ile belirtilmiş ve çizilmiş olan aralarındaki hududa riayet etmeyi taahhüt ederler.

Madde 2 — Andlasan taraflar birbirinin içişlerine karışmaktan kesin olarak kaçınma politikası gütmeyi taahhüt ederler.

Madde 3 — Andîaşan taraflar, kendilerinin ilgili oldukları, genel mahiyette, milletlerarası meselelerde ve hususiyle bölgelik mahiyetteki meselelerde bir­birleriyle danışmayı ve bu hususlarda güttükleri politikada birbirlerine Bir­leşmiş Milletler andlaşması çerçevesi içinde tam bir yardım ve işbirliği sağ­lamayı taahhüt ederler.

Madde 4 — Andlaşan taraflar, taraflardan birinin üîke bütünlüğüne veyahut hudut dokunulmazlığına kaı-şı herhangi bir saldırma tehlikesi görüldüğünde veya saldırma yapıldığında Birleşmiş Milletler Teşkilâtının yetkili organına hemen haber vermeyi taahhüt ederler.

Madde 5 — Andlaşan taraflar aralarında çıkacak bütün anlaşmazlıkları Bir­leşmiş Milletler andlaşmasının 33 üncü maddesi hükümlerine uyan barış yol-lariyle çözmeyi ve bu yollarda çözemedikleri herhangi bir anlaşmazlığı, anılan andlaşmanm 37 inci maddesi hükümlerine uyarak, Güvenlik Meclisine götür­meyi taahhüt ederler.

Ayni suretle, andlaşan taraflar gerek kendilerinden biri ile üçüncü komşu devlet, gerekse iki komşu devlet arasında çıkabilecek anlaşmazlıkların da aynî hükümlere göre çözülmesini sağlamak için bütün gayretleriyle çalışmayı taahhüt ederler.

Madde 6 — Andlaşan taraflar, bu andlaşmanm ruhuna uygun olarak arala­rındaki işbirliğini, münasebetlerinin her alanında, gerçekleştirmek amacı ile bu andlaşmanm ayrılmaz parçaları olmak üzere aşağıdaki protokolİarı kabul etmişlerdir:

1numaralı ek protokol:Dicle, Fırat ve kolları sularının düzene konması protokolü.

2numaralı ek protokol:Güvenlik işlerindekarşılıklı yardımlaşma protokolü.

3numaralı ek protokol:Eğitim, Öğretim ve kültür işbirliği protokolü.

4numaralı ek protokol:Posta, Telgraf ve Telefon Protokolü.

5numaralı ek protokol :Ekonomi İşleri Protokolü.

6numaralı, ek protokol:Hudut protokolü.

Andlaşan taraflar aynı zamanda aşağıdaki sözleşmeleri de imzalamışlardır:

Sudularm geri verilmesi sözleşmesi.

Hukuk, ceza ve ticaret işlerine ilişikli adlî yardım sözleşmesi.

İrak'ın ve hem de bizim kendi arazimiz dahilinde mümkün olan her şekilde istifade etmemiz mukarrerdir. İrak topraklarında bu nehirlerin zaman zaman tasmaları dolayısiyle ika edilen zararı önlemek için ve bu za­rardan kurtulmak içindir ki İrak Hükümeti imza ettiği bu protokolle bu ba­rajların müştereken yapılacak tetkikata müstenit plânlarına göre bu baraj­ların inşaat masraflarını tamamiyle kendisi deruhte edecektir. Tabiî barajlar yapıldıktan sonra bunların sürveyansı, denetlenmesi ve daima iyi halde bu­lunması için de yine müşterek hükümler vardır. Bu islerin masrafları iki memleket arasında taksim edilmiş olacaktır. Bu tesisattan istifade gerek sulama sekliyle olsun gerek enerjiden mümkün olan her türlü istifadeyi temin hususunda olsun her iki memleket ayni derecede istifade hakkını haiz ola­caktır. Yâni istifade bir taraflı değildir ve masraflar da protkol ahkâmının ihtiva ettiği veçhile bidayeten bütün tesis masrafları İrak Hükümeti tara­fından verilecek ve antrötiyeni, sürveyyansı ve sair masrafların da müştere­ken olacağı mukarrerdir. Ticaretlerimiz istisnaî ahkâm dairesinde prefentiel rejimlerin verdikleri salâhiyetlerle ve başka memleketlere verilmiyecek olan mukabil valörlerle yapmağı istediğimiz karşılıklı münasebetlerin tanzimi hu­susunda bilhassa münakale hususunda birbirine elinden gelen karşılıklı men­faatleri temin etmek kararındayız. Bilhassa İrak'ın Basra Limanı İle bizim İskenderun Limanında, iki memleketin ithalât ve ihracatının kolaylaştırıl­ması hususunda icabetten tedbirlerin alınması, icabeden tesislerin yapılması, transit müesseselerinin, depolarının, rejimlerinin hattâ nımtakalarmın kurul­ması gibi faydalar bu imza edilmiş olan protokol ahkâmı iktizasındandır.

Maruzatım şimdilik budur. Zannediyorum ki. Vedat Dicleli arkadaşımın sor­muş olduğu sualleri cevaplandırmış oldum. Henüz bu protokol yürürlüğe girmediği için. protokol ahkâmından olan müşterek taharri, araştırmalar ya­pılmış değildir. Bu hususta ne Eknomi Bakanlığının hazır plânı, ne de Bayın­dırlık Bakanlığının bir ihzaratı olduğunu farzetmiyorum. Bunlar muahede yarLirlüğe girdikten ve ahkâmı tatbika başlandıktan sonra yapılması icabeden şeylerdir.

Şunu da ilâveten arzedeyim ki, bunlar, Birleşik Devletler Anayasası ahkâmı cTabilinde yapılmış ve daima o ruh ile yürüyeceği takarrür etmiş olan bu muahedenin yürürlüğe girmesini müteakip, içindeki salâhiyet, Birleşik Mil­letler Teşkilâtı nezdinde tescil edilmesi mukarrerdir.

Arkadaşlar, İrak ile âtiyen münasebatımızda çok hayırlı bir devre açacak olan bu anlaşma ve zeyillerinin tasdikini yüksek heyetten rica etmekle sö­züme nihayet veriyorum.

Hasan Fehmi Ataç(Gümüşhane)— Bu proje yapıldıktan sonra tabiatiyle bir kısım arazimiz su baskınına uğrayacaktır. Bu arazi daha ziyade eşhasa aittir. Bu araziye verilecek tazminat tesis masrafından mı, işletme masrafın­dan mı verilecektir. Bunun için antlaşmada bir kayıt ve hüküm var mıdır? Dışişleri Bakanı Hasan Saka —- Tesis mahiyetinde olan bütün masrafların Ümitler taşıyan bu anlaşma ve zeyillerinin tasdikini hükümetiniz emniyetle, yüksek heyetinizden rica etmek cesaretini kendinde görmektedir. Bilhassa Baraj hakkındaki protokol hülcmüne ait bazı sualler sordular. Tetkik buyuran arkadaşlarımız görmektedir ki, bunun için antlaşma yürürlüğe girdikten sonra, müşterek bütün iktisadî protokol hükmünü tatbik etmek için daimî mahiyette bir iktisadî komisyon kurulacak ve bu iktisadî komisyonun her branşa, ticarete, posta telgrafa, münakaleye, baraj ve sair iktisadî tesislere müteallik hükümleri ile ayrı ayrı uğraşmak için talî komiteler meydana ge­lecektir. Bu anlaşmada protokolda yer alan hüküm Dicle ve Fırat nehirleri üzerinde su cereyanlarını düzenlemek ve bunları da iki memleketin, yalnız Irak'ın deği'- bizim hududumuz dahilinde icabeden yerler de bittetkik nereleri Irak Devleti, tarafından deruhte edilmesi mukarrerdir. Yalnız suların sürve-yansı, yâni nezaret altında bulundurulması, anteretiyen masrafları müşterek olacaktır.

Hasan Fehmi Ataç (Gümujhane) — İstimlâk edilecek araziden bahsediyorum. Dışişleri Bakanı Kasan Saka (Devamla) — İstimlâke taallûk eden arazi, bi~ zİm anlayışımıza göre. tarnamiyle tesis masraflarından olduğu için nereden ödenmesi lâzım gelirse oradan ödenecektir.

Naşit FıratfSamsun'— Sayın Bakan, soruların maînyetini anlamadık ki,.

verilen cevabın ne olduğunu anhyalım.

Dışişleri Bakanı Hasan Saka (Trabzon) — Sualin mahiyeti şudur: Bu tesisler

yapılırken bazı arazinin istimlâkine lüzum görülürse, istimlâk bedelini kim

verecektir?

Bendeniz de cevaben şunu arzediyorum ki: İstimlâk edilecek arazi bu tesisatı yapmak için alınacağına göre tesisat masraflarına dahil olacağından protokol mucibince iki tarafın Ödemesi lâzım gelen masraflardandır.

İhsan maktadır: yaptığı kundurayı harpten öncekinin dört misline satanlar, dükkân­larının sahiplerine hemen hemen aynı ki­rayı vermekte, elektriği, havagazmı, u-îaştırma vasıtalarını pek az farkla öde­mektedirler. Adaletsizlik en ziyade bura­da kendini göstermektedir. Paramızın bugünkü değer durumu içinde, 1939 fi­yatlarına dönmek, hattâ yaklaşmak gibi bir ucuzlatma politikasma gidebileceği­mizi söyJiyen yoktur. Bir çaresizlik için­de bulunduğumuz da iddia edilemez. Sa­yılan memleket nüfusuna nispetle pek az olsa da, şehirlerde, sydm çevrelerde basında sesleri en çok duyulan sıkıntılı, yani maaş ve ücret ve gelirlerini pahalı-lanma nispetine uyduramıyan sınıfın ge­çimini kolaylaştırıcı hususi tedbirler ara­malıyız.

Meclisin toplanması hakkında...

Yazan: Nâsım Poroy

14 Eylül 1947 tarihli «Memleket» îslanbul'dan:

Yeni hükümetin, meclis uzunca 'bir tatil devrine girdiği zaman işbaşına gelmiş olması hakikaten teşriî hayatımızda üs­tünde durulacak bir meselenin ortaya çıkmasına sebsp olmuştur. Kabinenin programını okuması için meclisi top­lantıya çağırması mı doğrudur, yoksa bu işin iki ay kadar bir zaman bekleme­ğe tahammülü var mıdır ? Muhterem üs­tadımız Adnan Adıvar Anayasanın yeni bir kabine teşkili hakkındaki hükümleri­ni eîe alarak intizarın mantığa pek de uygun düşmîyeceğini söylemektedir.

Kanaatimizce ibu uygunsuzluk Anayasa hükümlerinden ziyade bugünkü duruma bazıları tarafından yine garip bir zihni­yet tesiriyle verilmek istenilen karışık ve hattâ tehlikeli vasıftan ileri gelmektedir. Yeni kabinenin toplu olmadığı bir za­manda ince eleyip sık dokuyarak rahat­ça düşünmesinde, günün şartlarının em­rettiği tedbirleri hem genişliğine pek et­raflı bir. surette aramasında elbette bü­yük fayda vardır ve böyle bir tetkik için de ihtiyaç görülmesi tabiî oian zamaıım - Anayasa hükümlerine aykırı olmadık­tan sonra - geçmesinde mahzur gorilimiyebilir. Bunun içindir ki mutlaka bu yolu tutacağına dair belli taaşh bir delil ve emare olmamakla beraber Başbakanın şimdilik programının ana hatlarını mem­lekete radyo ile bildireceği ve asıl beya­natını meclisin açılışında yapacağı yo­lunda Ankara'da çıkan haberler - doğru­luklarının derecesi bilinmemekle bera­ber - akla mülayim gelmişti. Fakat he­men görülmektedir ki ortalıkta yaratıl­mak istenen hava bu yolda yürümeğe müsait değildir.

Muhalefet partisinin yetkili şahsiyetleri nin yeni kabine hakkında fikirlerini biî-dirmek için bu kabinenin icraatına inti­zar edeceklerini söylemeleri kadar tabii bir şey yoktur. Bu, tamemen kendilerinin hakkıdır. Bizim bu hususta onlardan isti-yeceğimiz şey - her zaman söylediğimiz gibi - daima hakikat ve samimiyet çerçe­vesi içinde kalmaları, açık bir tâbir ile pireyi deve yapmamalarıdır. Bugün ik­tidar yerine geçmiş olan kabine de bir Halk Partisi Hükümetidir. 12 Temmuz beyannamesine bu partinin bütün varlı-ğiyle taraftar olduğunda biran dahi şüp­he edilemezken aynı beyannamenin ru­hu, tamamiyle ihlâle uğratılmak suretiy­le vâki olan neşriyatın her tarafta büyük bir (huzursuzluk yaratması kadar tabii bir şey olamaz.

Kabinenin hareket tarzı hakkında bir müddet olsun beklemek ve ortada müs­pet bir delil ve emare görüldüğü zaman hüküm vermeğe kalkmak en doğru bir yol olacakken sözde istikrar etmemek emeliyle yazıldıkları halde hakikatte is­tikrarsızlığın yaratılışında ve devamında en büyük birer âmil olan yazıların dur-t mamiş olması teessür ve teessüfle karşı­lanmağa lâyıktır. Bu yolu tutmuş olan­lara hükümetin işbaşına gelir gelmez almak İüzumunu hissettiği mühim bir tedbir, altın satışının durdurulması ted­biri de çok iyi bir vesiyle verecek gibi görünmektedir. Dünya para durumunun içinde bulunduğu karışıklıklar neticesin­de müracaatın pek taibii ve lüzumlu oldu­ğunu Maliye Bakanının sözlerinden anla­dığımız bu tedbirlere inzimamen yarın aynı ehemmiyette bir başka karara va­rılmak zorunda kalmmıyacağı da söyle­nemez. Bütünbu düşüncelerinsevkiyledir ki daha işe başlamamış sayılan kabineyi zaif göstermek ve havayı bulandırmakta devanı etmek istiyenlerin teşebbüslerinin önüne geçmek için kabinenin programını okumak ve yapılacak tenkitlere cevap vermek üzere meclisi toplanmaya çağır­masında fayda mülâhaza olunabilir. Muhterem Adnan Adıvar'la diğer bir noktada tamamen mutalbıbız: Yeni reji­mimizin ana prensiplerinden biri kurulan her hangi bir hükümetin Millet Meclisi huzuruna mümkün olduğu kadar çabuk çıkarak ne yapacağını söylemesi ve gü­venlik oyunu almasıdır. Demokrasimizin başında iken, bu rejimin toir çok dalgalı ve tereddüt uyandırabilen usullerinden ziyade güzel ve mantıkî prensiplerini sa-'mimiyetle tatbike it.ina göstermemiz ve an'anemizi bu suretle kurmamız lâzım­dır. Buna ne kadar dikikat edersek ka-kancımızm da o feadar büyük olacağına şüphe yoktur.

Kundtay'ı bekliyen vazifeler.*.

Yasan: Falih Bı/fet Atay

16 Eylül 1947 tarihli «Ulus,; Anka­ra'dan :

Cumhuriyet Halk Partisi divan toplan­tıları sona ermiştir. Gazeteler; bu top­lantılarda da konuşulduğunu bildiğimiz program ve tüzük projelerindeki yeni esaslara dair hayli havadis verdiler. Tü­zükteki tadillerin temeli, partinin kurul­ma ve işleme cihazlarını daha demok­ratik, kılmaktır. Aşağıdan yukarıya ser­best seçim, ve meslis adaylıkları hakkın­da ımahallî teşkilâta tanınan geniş hak­lar, partiyi eskisinden çok daha demok­ratik bir disipline bağlıyacaktır. Eski sistem, ttirçok temayüllerin kaynaşmak­ta ve çarpışmakta olduğu Partide şefle­rin Iblr nevi hakem ve nizama rolü oy­namalarına elverişli idi. İrtica tepkile­rinden henüz korkulmakta olduğu, kur­tarıcılığına inandığımız inkılâp tesisleri­nin yerleştirilmesine ve kökleştirilmesi-ne ihtiyaç duyduğumuz devirde bu hal zaruri ve faydalı idi: Çok partili devir­de Cumhuriyet Halle Partisi de artık kendi çoğunluk irâdesinin hükmü altına girecektir. Bunun hemmemlekette deimage003.gifimage004.gifmokrasiyi geliştirme bakımından fayda­lı, hem de Cumhuriyet Halk Partisi için­de vazife ve şonımlann genişliğine ve derinliğine daha iyi bölüşülmesi bakı­mından ona daha çok hayatlılık verici olduğuna şüpheyoktur.

Eğer bir demokrasiyi geliştirme hareke­tinin bu ilk devrinde, serbes seçim ve tartışma prensipleri üzerine dayanan parti <MsipMni ruhunu, şahıs ve takım ayrılıkları üstünde tutabilirsek, eğer, partiye tarihi şerefini veren pirensip-ler korumn'aik şart.i ile, çoğunluğun top­lantılarda beliren irâdesini sayma, yo­lunu tutarsak - M bu dileğimiz Cumhuri­yet Halk Partisine olduğu kadar muha­lefet, partilerine de aittîr - etrafımızda demokrasinin süratle soysuzlaşmış veya soysuzlaşmakta olduğu memleketlerden büsbütün farklı folr gelenek ikurmuş olu­ruz. Gazetelerin yazdığı gibi, Kurultay'da tartışmaların uzun ve çetin olması an­cak hayır alâmetidir. Kurultaya gelen­lerden biribirilerine aykırı tez tutanlar­dan her biri kürsüye çıktığa vakit, top­lantıda 'bulunanlara sadece partilerinin iyiliğini ve kuvvetini istiyen arkadaşlar gibi görünecek, bunlar dâvalarını yürü­tebilmek İçin toütünbilgi ve mantılı:

kuvvetlerini kullanacaklardır. Bu tartış­malar, muhalefet gazetelerinin ayırma ve parçalama arzularının his zorlama­ları altında değil, daha iyi toplama ve daha sağlam kaynaştırma istemelerinin şevki altında geçecektir. Buna şüphe et­miyoruz. Demokrasinin, parti içinde ve dışında Şark geleneklerine göre en güç, Garp geleneklerine göre en tabiî ve sa­de şartı,çoğunluk irâdesinisaymak,

eerbes seçimin neticelerini kabul etmek­tir. Bu irâdenin belirtisi veya neticesi şahsî temayüllerimize uymıyabilir. O vakit partiliye düşe vazife, onun disip­lini içinde, kendi fikirlerini yorulmaksı­zın yürütmeğe çalışmaktan ibarettir.

Her halde Cumhuriyet Halk: Partisi yenî Kurultayının., hem bu parti için, hem de başlıca siyasî parti o olduğundan, mem­lekette demokrasi geleneklerinin hayırlı gelişmesi için bir dönüm noktası oldu­ğuna inananlardanız.

Cumhurbaşkanının memleket gezisi münasebetiyle...

Yasan: Selim Ragıp Emeç

18 Eylül 1947 tarihli «Son Posta» İstanbul'dan:

Sayın İsmet inönü'nün Erzurumdan başhyan iç yurt gezisinin intihalarını dikkatle takibediyor ve bunun verdiği neticelerden ciddî memnunluk duyuyo­ruz. Beraberine 'bazı C. H. P. li milletve­killeriyle beraber Demokrat bir millet­vekili de alarak ilk ziyaretini, Cumhuri­yet Türkiyesinin taıihî uç Doğu hudut şehrine tahsis eylemesin'deki ciddî ve hakikî mânayı gözden kaçırmak müm­kün olmıyan Devlet Başkanının bu ziya­reti, dost ve düşmanlarımıza, Türk dış siyasetinin bütün Tünk Milleti için bir ve değişmez temele dayanmakta olduğu­nu gösterip ispat ederse, bundan, sulh­sever bir millet olan Türk kadar 'bütün insanlığın da faydalanacağını ümit et­mek için hiçbir aksi sebep tasavvur edi­lemez. Cumhurbaşkanı İsmet inönü'nün Kars gifbi daha Kuzeydeki Şark şehir­lerimize doğru yönelmeden evvel Erzu-ruma yaptığı ziyaret esnasında Erzu­rum Demokrat Parti Merkezini ziyeret etmesi de, bu arada hususî ve ciddî bir tahassüse vesile vermiş bir hâdise ola­rak telâkki edilmek muvafık olur. Bir Devlet Başkanının, partiler üstü duru­munu ve siyasî bir ftaraflığını göster­mek için, memleket gezisi sıralarında, yine memlekette mevcut her siyasî par­tiyi ziyaret edip bir nevi cemilekârlık göstermesi, ne âdettir, ne de bir mecbu­riyet. Fakat günün şartları içinde ve Recep Peker Kabinesinin meharetli bir itina ile yaptığı idarî baskısının hasıl et­tiği acı tesirleri gidermek için ihtiyar edilmiş yatıştırıcı bir hareket olmak ba­kımından daf tamamen yerimde bir jest­tir ki büyük kıymetine işaret etmeden geçmek doğru olmaz. Nitekim gerek her iki partiye ahenkli ve samimî duygular içinde geçim tavsiye eden ve bu arada Erzurum Vilâyetinden Demokratik hareket edilme bahsinde tatmin edici güzel bir vaad alan Cumhurbaşkanının, Doğunun sert rüzgârlı ve karlı yüksek­liklerinden dışarının huşunetlerine karşı memlekete arzetbiği Türk vatandaşının vafakh birliği önünde ferah duymamak kabil değildir, öyle anlaşılıyor ki Dev­let Başkanının Doğu gezisi bir başlan­gıçtır. Bu ipt.ida, Karadeniz sahillerini takibederek istanbul'dan geçmek su­retiyle Güney Anadolu'da nihayet bula­cak ve bîr kıyı kuşağı halinde devam edip sona erecektir. Devlet Reisinin be­raberinde bulundurduğu her iki parti mensubu milletvekillerinin sembolik be­yannamesinin de, bu suretle bâr hayal olmayıp her şeye rağmen bir gerçek ol-maikta devam ettiğini, iç memleket, ka­dar dış âlem de bir defa daha hatırla­mış olacaktır.

Demokratik tezahür, bundan böyle, bu memleketin iç siyasetine hâkim olan ibir unsurdur ki şu veya bu vilâyet vali­sinin It.eyît ve temini ile ilgili bir mef­hum olmaktan artık çıkmıştır. Erzurum-da buna dair olan tezahürlerin İyi bir kabul şekli görmüş olmasının sebebi şu­dur ki, yakın .bir geçmişin türlü tevili! mücadelesine sahne olan memleket için­de, artık, bu kabil hâdiselerin birer ta­rife olduğu hakikatini belirtmekten iba­rettir." Yoksa idarî sahada hareketini kanunun ruh ve manasına ve onunla bir­likte sarih olan metnine uydurmıyan bir mülkiye âmiri için, ,bu memlekette, yetkili vazife yükümlenmesiiıin imkânı artık kalmamıştır.

Erzurum ve Kars hitabeleri...

Yazan: Sadi Irmak

19 Eylül 1947 'tarihlî «Ulus» Anka­ra'dan :

inönü, Erzurum'dan ve Kars'tan mille­te seslendi. Bu hitabelerde Devlet Baş­kanının vazife duygusiyle millet adamı­nın vatan heyecanını Örülmüş bulduk. Bu nutuklar, dikkatle okunursa, bir bü­tün teşkil etmektedir:

Erzurum söylevi, memleketimizde çağ­daş demokrasinin bütün gelişme şartla­rını gerçekleştirmek, gerekli müessese­leri yaşatmak hususunda girişilen te­şebbüslerin icabı olarak vazifelerinin partilere eşit muamele yapması, kanun huzurunda eşitlik prensipini iyice belirt­miş oluyor.

Kars hitabesi, parti hak ve hüriyetleri-nin her hak ve hüriyet gibi, yüklemesi zaruri olan mükellefiyetlere işaret edi­yor: «Partilerin bütün çalışmalarının kanun içinde kalması» dış emelleri içer­de uyanacak ve uyandıracak nifaklara dayananlara karşı uyanık», «karışık ni­yetli şüphelilerin girmesini önleme.»

Bu suretle demokrasi anlamı bütün cep-heleriyle ve bir bütün olarak ortaya ko­nulmuş oluyor.

Demokrasi, haklar ve sorumluluklar re­jimidir. Bunların birisini alıp ötekini be­nimsememek ancak, caos yaratır.

Türk demokrasisi bütün gerekli şekille­ri ve organlariyle gelişirken onun mâne­vi şartlarını ve dayancılarmi biran göz­den uzak tutamayız: Memleketin birli­ğini ve bütünlüğünü her türlü parti mü­lâhazalarının üstünde tutan bir itina, de­mokratik hakların yüklediği sorumlu­luğu duyma ve kabullenme, fikir karşı­sında tesamüh ve her şeyden önce ka­nunların metnine ve ruhuna derin bir saygı.

tik anayasamızı kabul eden ihtilâl Mec-lisinincmilletin, hâkimiyeti bilfiil kulla-cağmı» tesbit edişindenberi çetin bir yol katediimiştir. Millî Hâkimiyetin gereği gibi belirmesinin ilk şartı olan ve de­mokrasiyi demagojiden koruyacak bîr irfan seviyesine milletçe ulaşmak için zorlu bir çalışma gerekli olduğu gibi te­okratik devirden müspet ilim devrine atlamak için de en sert mücadelelere girişmek zarureti hasılolmuştur.

işte yeni gelişmeler bu zemin üzerinde müyesser olmaktadır. Demokrasinin sa­dece tek dereceli genei seçim ve oy çok­luğuna dayanan bir iktidardan ibaret olmadığı meydandadır.

Türk Milletinin olgunluğuna olan gü­ven; devlet müdahalesi dışında hür ve serbest sendikalar, bağımsız üniversi-ler, sansürsüz ve izine tâbi olmıyan ve ancak mahkemelere karşı sorumlu t>a-sm, haber vermekten gayri külfeti ol­mıyan toplanma hakkı gibi müessesele­rin kurulmasına imkân vermiştir. Bu rejimin demokrasiyi bir bütün ola­rak kabul etmekteki samimiyetini gös­terir, îşte yeni hitabeler, bu yolun kati bir merhalesine işaretetmektedir.

Demokrat Partisi mensupları ile İzmir valisi arasındaki münasebet-lere karışacak değiliz. Çünkü mesele­nin esası ne olduğunu bilmiyoruz.. Sırf particinle gayretile, Demokrat Parti imzalan tarafından sadır olacak her hareketin aleyhinde bulunmayı da ken­dimize katiyen bir prensip edinmiş de­ğiliz. Onun için, ıbu hususta tamamile müstakil kalacağız, izmir valisini de­ğerli îdare adaımlarımızdan (biri olarak tanırız. Fakat (bir insan sıfatile kusur­ları dlalb'ilmesini de kabul ederiz. Aley­hindeki şikâyetlerin ne gibi vakalara istinat ettiğini bilmediğimiz için bu hu­susta lehlte veya aleyhte bir mütalâa yürütmeyi fikir ve kanaat dürüstlüğü­ne aykırı sayarız.

Ancak bu olayın içinde büyük bir pren­sip 'meselesi vardır ki hâdise 'bu yüzden îzmire mahsus 'mahallî bir ihtilâf ol­maktan çıkarak !bütün vatandaşları alâkadar edecek bir mahiyet kesbedi-yor. Eğer îzmirdeJki Demokrat Partisi şubesi şikâyetlerini (hükümet 'Otoritele­rine tevdi etmiş olsalardı, bunu pek ta­bii görebilirdik. Fakat Cumhuribaşkam hükümetin değil devletin ışefidir ve bu itibarla hükümet işleri onu doğrudan doğruya alâkaîandıramaz.

Bize öyle .geliyor iki !bıı işte îzmir De­mokratları bir «merci» hatası yapıyor­lar. Ve (dâvaları 'esasta haklı olsa bile bu hata yüzünden dâvalarını (kaybet­mek tehlikesine maruz (bulunuyorlar. Demokrasinin selim temeller üzerinde gelişmesi yolunda ellbirliğile hep birden büyük bir gayret sarfetmekte olduğu­muz şu devrede Cumhurbaşkanının va­zife ve salâhiyetleri hakkında açık, kes­kin ve demokratik bir fikre sahip ol­mamız icabeder. Bu (hususta bize reh-iber olmak üzere elimizde bir anayasa mevcut olduğu gibi mîllî hâkimiyet prensiplerine lıürmetteârlıkta cihana örnek hizmetini görmekte olan memle­ketlerin teamülleri ve Teşkilâtı Esasi-

ye hukukuna ait ana eserler de mey­dandadır.

İşte bu kaynaklara istinaden bizdeki durumu gözden geçirsek, İzmir Demok­ratlarının (famir valisinden şikâyet et­mek üzere Cumhurbaşkanını kendileri­ne muhatap ittihaz etmelerini doğru bulamayız. Bir kerre, Türte Anayasası buna imıkân bırakmaz. Sonra, Teşkilâ­tı Esasiye nazariyleri ibuna müsaade etmez. Ve en nihayet ibizzat Demokrat Partisinin kabul etımiş ve ısrar ile ele almış olduğu prensip İbuna tamamen ay-(kırıdır.

Filhakika, Cumhurbaşkanlığının parti başkanlığından ayrılması hususunda şiddetle ısrar eden Demokrat Partisi­nin Cumhurbaşkanına hükümet işlerine doğrudan doğruya müdahale etmek ve mesulhükümetinüstündenatlanarak

Cumhurbaşkanına başvurulabilmek gibi usullere taraftar olabilmek büyük bir mantıksızlık teşkil eder. Vakıa bizde bazı kimseler Cumhurbaşkanım her­kesin dertlerini dinliyecek, arzuhalleri­ni kabul edecek ve bittabi, İcaplarını ic­ra eyliyecek ibir makam diye tasavvur etmişlerse de Demokrat Partisinin bu noktai nazardaki isabetsizliği idrak et­mekte olduğunda hiç şüphemiz yoktur. Şu halde, Izminden gelen havadisi ne suretle tefsir edeceğimizi bilmiyoruz.

ötedenberi Cumhurbaşkanına bazı va­tandaşlar tarafından tahrirî müracaat­lar vukua 'gelir. Bunlar aynen ait oldu­ğu ÎMİk'ümet dairesinde tevdi edilmek­ten başka bir muameleye tabi tutula­maz. Herhalde îzmir Demokrat Partisi­nin Cumuhrbaşkanma, içişleri Bakan­lığına mazrufen gönderilmek üzere bir istida takdim etmek istediğini zannet­meyiz.İstenenşey şikâyetlereitibar edilmesinden ibaret olmalk lâzım gelir. EBu ise Millet Meclisindeki .ekseriyet üze­rine müesses mesul, bir hükümet mef­humunu siler süpürür.

Yunanlılarla 500 senelik bir mücadele, iki tarafın yürekten arzusu ile terke­dilmiş ve onun yerine dostluk ve müşterek emniyet dileği hâkim olmuştu. Arap ülkeleri ile, İran'la iyi komşuluk havası vücut bulduğu gibi, Bulgaris­tan'la da, diğer Balkan Devletlerinden farklı olarak, Türkiye'nin, arası, nis-

betle, en iyi ve normal sayılırdı.

1937 senelerine doğru, Türkiye'nin büyük devletlerle münasebeti, şu şekilde

hulâsa olunabilir.

Sovyetlerle, iyi dostluk münasebetleri devam ediyordu.

İngiltere ile, İstiklâl Harbinin düşmanlığından eser kalmamış; iki memleket arasında, yakın bir dostluk, göze çarpacak surette teessüs etmişti.

Fransa ile tek ihtilâf mevzuu olan Hatay meselesinin adalet yolunda inkişafı üzerine, Türkiye ve Fransa arasmdaki münasebetler iyileşmeğe yüz tutmuştu. İtalya ile Türkiye Cumhuriyetinin münasebetleri dalgalı idi. İki tarafta da, karşılıklı ziyaretler ve dostluk jestleri, vakit vakit görülürdü. Fakat, Faşist İdaresinin genişleme politikası ve çalımlı nutukları, Türkleri ciddî olarak şüphelendiriyordu. Habeşistan seferi esnasında, Türklerin Milletler Cemiyeti kararma uyarak sanksiyonlara katılması ve Akdeniz emniyeti için İngiltere ile açıktan açığa görüş ve tedbir birliğine gitmesi, Türkiye ve İtalya'nın du­rumlarını, birbirine karşı zıt ve emniyetsiz bir hale getirmişti.

Türkiye'nin Almanya ile münasebetleri, 1937 ye kadar, daha ziyade ekonomik idi. 1929 danberi tesirleri devam eden büyük ekonomik krizin neticesi olarak, Türkiye de, dış ticaretini güdümlü bir istikamete sokmuş ve döviz müşkü­lâtı, Almanya ile alışverişe, kendisini mecbur etmişti, bu sebeple, Almanya ile ticaret, Türkiye için ehemmiyetli bir mevki tutuyordu.

Birleşik Amerika, Türkiye Cumhuriyetinin inkişafını ve reformlarını sempa­tiyle takibetmiştir. Cumhuriyetin başmdanberi, Türkiye'de Amerika'yı temsil eden bütün büyükelçiler, Türkleri, yeni hayatlarında açık bir surette takdir ve teşvik etmişlerdir. Türkler, Amiral Bristol, Mr. Grew ve General Sherrill

adlarını anmaktan zevk duyarlar.

KOLLEKTİF BARIŞ ÇALIŞMALARI:

Türkler, kollektif emniyet için, Milletler Cemiyetinde çok hevesle çalışmış­lardır. Kendi etraflarında kollektif emniyeti sağlıyacak teşekkülleri kolaylaş­tırmışlardır.

1934 te, Romanya, Yunanistan ve Yugoslavya ile beraber, Balkan Antantını kurmuşlardır. Balkan Antantının asıl maksadı, bu dört devletin iç hudutla­rında emniyeti sağlamak ve zamanla Bulgaristan'ı dost olarak, içine almağa çalışmak; mümkün olmazsa, Bulgaristan'ın bir karışıklık çıkarmasına mahal vermemekti. Fakat, Balkan Devletlerinin dış hudutlarmdaki büyük devlet­lerle münasebetlerinde, Bulgaristan'la bir ihtilâf çıkmadıkça, kimseye bir taahhüt yüklemiyordu. Hattâ, İtalya'ya karşı Yunanistan, Rusya'ya karşı Türkiye, ayrıca reserve koymuşlardı. Hele, Balkan Antantı Devletlerinden

birinin, Almanya veya İtalya ile, yalnız başına muharebeye tutuşması halinde, diğer akitlere bir külfet vermiyordu.

Orta Şarkta'ki siyasî tertipler arasında, Sadabât Paktını da zikredebiliriz. Türkiye, İran, Irak ve Afganistan, bu pakta dahil idi. Dostluk, iyi münase­betler ve bunların icabı olarak siyasî ve içtimaî sahalarda birbirine yardım ve yakınlık, paktan bekleniyordu. Fakat, otomatik işliyecek bir askerî taah­hüt, bu paktta yoktu.

Türkiye Cumhuriyeti için mühim bir siyasî hâdise, 1938 Montrö Muahedesi­nin akdolunmasıdır.

Lozan Muahedesiyle Türkiye'ye yüklenmiş olan Boğazlar rejimi, Montrö ile tâdil olunmuştur. Lozan Muahedesinde, Boğazlar gayri askerî idi ve harp ge­mileri için geçit, en kuvvetli Karadeniz Devletinin tonajı nİsWtinde olmak şartiyle, Akdeniz Devletlerine açık bulunuyordu. Bunu, Sovyetler tasdik et­memişlerdi. Sovyetlerin de müzakeresine katılarak imza ve tasdik ettikleri Montrö mukavelesinde ise, Boğazların tahkim ve müdafaası hakkı, Türklere tanınmıştır. Ticaret gemilerine tam serbestlik tanınmış, harp gemileri için barış zamanında Karadeniz'de kıyısı olan devletlerin gemileri, tonaj tahdidi olmaksızın, serbest gireceklerdir. Diğer devletler, kaideten 30.000 tondan yu­karı mecmu tonajda gemi geçirmiyeceklerdir. Harp zamanında, Türkiye mu­harip değilse, muharip devletlerin gemileri geçemez. Türkiye muharip ise, veya kendisini yakın bir harp tehdidi altında sayarsa, harp gemilerinin ge­çirilip geçirilmemesi, Türk Hükümetinin ihtiyarına bırakılmıştır.

Montrö mukavelesine bir lahika eklenmişti. (2 No.h). Bunda, 1936 tarihli Londra deniz andlaşması esasları, hemen aynen kabul edilmişti. Yâni, hangi tonajda ve hangi evsafta gemilerin, harp gemisi veya muavin gemi sayılacağı tarif ediliyordu.

İkinci Cihan Harbi esnasında, bu tariflerin kâfi olmadığı sabit olmuştur.

1937 - 1938 senelerinin, İkinci Cihan Harbinin işaretleriyle dolu olduğu, Tür­kiye'den de görülmüştür.

Türkiye, hem Sovyetlerle, hem İngilizlerle iyi münasebette bulunmağa ehem­miyet veriyordu. Türkiye Cumhuriyetini memnun eden bir nokta da, İngiliz­lerle Ruslar arasında, bu senelerde iyi münasebetlerin inkişaf etmesiydi. Birbirine zıt iki dost arasında kalmak tatsızlığından, Türkiye sakınıyordu. Bu bakımdan siyasî durum, 1938 Münih Anlaşmasından sonra, endişeli görün­meğe başladı. Fakat, Mihver Devletlerine karşı, gerek Sovyetlerin ve gerek İngiltere ile Fransa'nın durumlarında esaslı bir fark olmıyacağım, Türkiye zannediyordu.

İKİNCİ CİHAN HARBİ BAŞLARKEN :

1939 ilkbaharı, Türkiye'de ve Balkan memleketlerinde büyük heyecana se-beboldu. Almanya Çekoslovakya'yı ve İtalya Arnavutluğu işgal etmişlerdi. İngiltere, Almanya'ya inanmaktan ümidini keserek, Avrupa Şarkında taarruza maruz bulunan küçük devletlere, bir taraflı olarak, garanti veriyordu. Ancak, Polonya'dan başka, kendisine garanti verilmiş olan hiç bir devlet mukabele etmiyordu. Hattâ, bazı küçük devletler garantileri de kabul etmemişlerdi.

Bu esnada, Türkiye Cumhuriyeti ile İngiltere ve Fransa arasında karşılıklı garanti beyannameleri müzakere edilmeğe başlandı. Bu beyannameler, imza edenlerin birbirine karşı vaziyetlerini bütün dünya önünde tâyin ediyor ve bunların, ittifak muahedeleriyle ikmal edileceğini tasrih ediyrdu. Türkler, beyanname müzakeresi açılır açılmaz, Sovyetlerle de, bu müzakerelerde iş­birliği yapmak lüzumunu, ilk anda ileri sürdüler. İngilizlerle Fransızların, Ruslarla da işbirliği yapmak niyetinde olduklarına mutmain oldular.

Türklerle İngilizler arasındaki beyanname 12 Mayıs 1939 tarihinde ve Fran­sızlar arasında 23 Haziran 1939 tarihinde imza edilmiştir. Sıkı çalışma ile, süratle meydana gelen bu beyannamelerden sonra, ittifak muahedesi hazır­ladığı, nisbetle, yavaş yürümüş ve uzun sürmüştür. Bu arada, İngiliz ve Fran­sız heyetleri Moskova'ya giderek, Ruslarla müzakereye başlamış bulunuyor­lardı.

Türkiye, Sovyetlerle İngiliz ve Fransızlar arasındaki 1939 müzakeresinin iç­yüzünü bilmiyordu. Fakat, müsbet bir neticeye varılacağına çok kuvvetle ümitli idi. Almanya ve İtalya, Türklerin, İngilizlerle ve Fransızlarla bir be­yanname ile bağlanmasını büyük hiddetle karşıladılar. Türklere, radyolarda ve gazetelerde, ağır tehditler ve ithamlar yapıldı. Bu hava içinde, Moskova'da cereyan eden İngiliz - Fransız - Sovyet müzakerelerinin neticesi bekleniyordu. Günün birinde, müzakerenin kesildiği ilân olundu. Sovyet Rusya ile Almanya arasında bir pakt imza edildiği öğrenildi.

1 Eylülde Polonya harbi başladığı zaman, Türkiye Cumhuriyeti, Sovyetlerle İngilizler arasında işbirliği ve siyaset birliği için beslediği şiddetli arzunun tam tersini görmek gibi bir desillusion içinde bulundu.

1939 Eylülünde Polonya seferi devam ederken, Türkiye ile İngiltere ve Fran­sa arasında ittifak muahedesi müzakeresi yeniden başladı ve süratle ilerledi. Projeye göre de, ingiltere ve Fransa, Türkiye'nin, tâyin olunan bir nisbette silahlandırılmasını ve Türkiye'nin Sovyetlerle silâhlı bir ihtilâfa sürüklen­memesini, şart olarak kabul ediyorlardı.

Bu esnada Sovyetler, Türklerle bir ittifak muahedesi akdedilmek üzere, Tür­kiye Hariciye Vekilim Moskova'ya çağırdılar. Türkiye Hariciye Vekili, İn­giliz ve Fransızlarla müzakeresi tekemmül eden projeden Sovyetleri haberdar etti ve muhtemel Sovyet muahedesine, İngiliz ve Fransızlar için bir reserve istîyeceğini söyledi. Bundan sonra, İngiliz ve Fransızlarla hazırlığı bitmiş muahedeyi imza etmeden, Moskova'ya gidip, Sovyetlerle görüşeceğini ve dostluğuna ehemmiyet verdiği iki tarafla münasebetini korumak için, acele emrivakilerden sakınmak istediğini İngiliz ve Fransızlara söyledi.

Hariciye Vekili Moskova'ya 25 Eylülde gitmiş ve 17 Ekimde ayrılmıştır. İlk müzakereler müsbet cereyan etmiş ve Sovyetler, Türklerle bir ittifak mua­hedesi yapmak için, İngilizlerle hazırlanan projede bir iki tadilât istemişlerdir. Harbe davet olunan Türkiye ile konuşma tarzı da talihsizdi. Türkiye'nin harbe girmesi konusu Tahran'da görüşülmüş, hattâ, yazılmış. Fakat, ne gö­rüşülüp ne yazıldığı söylenmiyordu.

1944 Şubatında, Ankara müzakeresi neticesiz kaldı ve Türkiye aleyhinde basın polemiği başladı. Geçen beş sene unutulmuştu.

1944Ağustosunda, İngilizler ve Amerikalılar, Almanya ile siyasî ve iktisadîmünasebetlerin kesilmesini, Türkiye'den talep ettiler. Türkiye, münasebetlerikesti, hattâ harbe derhal girmek temayülünü gösterdi. İngilizler, harbe gir­mek için, birinci adımın atılmış olduğunu ve zamanı gelince bunu da istiyeceklerini bildirdiler. Anlaşılan, bu esnada Türkiye'nin harbe girmesi, İngi­lizler, Amerikalılar ve Ruslar arasında ihtilaflı bir mesele idi. Şubatında, İngiltere ve Amerika'nın teklifi üzerine, Türkiye, Almanyave Japonya'ya harp ilân etti. Türkiye, Birleşmiş Milletlere âza oldu ve San Francisco'ya davet edildi.

1945 - 1946 SENELERİ :

Bu senelerde, Türkiye Cumhuriyetinin en mühim meselesi, Sovyetlerle mü­nasebetleri olmuştur. Türkiye ile Sovyet Rusya arasında 1925 tenberi mevcut olan dostluk ve saldırmazlık paktının yenilenmiyeceği, 1945 Martında Tür­kiye'ye bildirilmiştir. Kasım 1945 te sona erecek olan bu muahedenin, yeni şartlara uymadığını ve esaslı surette iyileştirilmesi icabettiğini, Sovyet Hü­kümeti bildirdi. Türkler, esaslı surette iyileştirilmiş yeni bir muahede yapıl­masını kabul ettiklerini, cevapta söylediler. Yeni şartların ne olduğu, uzun

müddet meçhul kaldı ve nihayet, 1945 Haziranında, yeni şartlar hakkında alman ilk malûmat, Türkler için büyük bir desillusion oldu. Bu esnada, Tür­kiye aleyhinde radyo ve gazetelerde devamlı sinir harbi açıldı. 1945 Mayıs ve Haziranında, Türklerin Cihan Harbi içindeki hizmetlerinden, fedakârlık­larından hiç bir şey hatırlanmıyordu. Türkler, bu haksız propaganda devrini sabırla geçirmeğe çalıştılar. 1945 yazında Potsdam'da üç büyük Devlet Montrö Muahedesinin değiştirilmesi için, Türklerle görüşmeğe karar verdiler, İngiltere ve Amerika, fikirlerini söylediler. Bu fikirlerde, Montrö Muahede­sinin .tâyin ettiği usul içinde bir görüşme ve tâdil arzusu meydana çıkıyordu. Sovyetler, 7/8/1946 tarihinde bir nota vererek, fikirlerini söylediler. Onlar, •esash fark olarak, Boğazlar rejiminin yalnız Karadeniz Devletleri arasında görüşülmesini ve Boğazlarm Türkler ve Ruslar tarafından müşterek olarak müdafaa olunmasını teklif ettiler. İkinci bir nota ile bu teklifi teyidettiler. Türkiye, bu talepleri kabul etmedi. Montrö Mukavelesinin tâyin ettiği pro-cedure'le, hükümlerinin değiştirilmesi tezini müdafaa etti. Sovyet Rusya ile Türkiye arasındaki münasebetler bu durumdadır. Gelecek İnkişafların, sulh ve adalet içinde, Birleşmiş Milletler prensipleri içinde zu­hura gelmesi ümidolunur. 1945 tenberi Avrupa'da ve Orta Şark'ta geçen hâdiseler, Türkiye'nin, Birleşmiş Milletler içinde, insanlığın hayrına olarak, bir emniyet ve istikrar unsuru olduğunu göstermiştir. İngiliz Milleti, Tür­kiye'nin geçmişte hizmetini ve iyi dostluk rabıtalarını daha iyi kavramış görünüyor Türkiye'nin dürüst siyasetine itimadı da yenilenmiş ve artmıştır. Türkiye, barışa, gelecekte ciddî hizmetler yapabileceğine inan­maktadır.

TÜRKİYE'NİN İÇERDE GELİŞMESİ :

İkinci CÜ"'1: Savağında Türkiye, malî ve ekonomik bakımdan çok ıstırap ■çekii. Ken i sosyal hayatını ilerletmek için ciddî gayretler gösterdi. İlk Öğ­retimden bağlıyarak, kültürün her sahasında tesisler yaptı ve büyük prog­ramlar tatbike koydu. Toprak reformuna cesaretle girişti. Siyasî hayatında tek dere^e'i Suffra^e UniverseFi kabul etti ve Türkiye'de siyasî partiler faa­liyete geç.i.

Türkiye, çalışma hayatını düzenlemek ve teşkilâtlandırmak için ciddî reform­lara girişmiştir. Şimdiye kadar, her nevi sosyal sigortalar için mühim kanunlar çıkarmış ve işçiler, garp demokrasileri modelinde teşkilât yoluna girmişler­dir -(Son).

Bir yabancı radyoya cevap...

Yazan: Prof. Dr. Fnad Köprülü

14 Eylül 1947 tarihli «Kudret» An­kara'dan :

Türk - Amerikan yardım anlaşmasının Büyük Millet Meclisi tarafından 'kabulü münasebe'tlyle bu sütunlarda yazmış ol­duğumuz bir makalenin, Moskova Rad­yosunda Türikçe neşriyatta bulunan bir tefsire! tarafından çok garip bir tenki­de maruz kaldığını haber aldık. Bu an­laşmanın yalnız Hükümet partisi değil muhalefet partisi tarafından da mütte-fikan 'kabul edilmesi, yani, Orta Şark­ta sulh ve sükûnun muhafazasını hedef tutan Türk - Amerikan işbirliğinin bîr parti siyaseti değil bir millî siyaset prensibi olduğunun bir defa daha teza­hürü, herhalde, Moskova Radyosunu çok sinirlendirmiş olacak ki, Demokrat Par­tiye ve şahısımıza karşı bu türlü gülünç tenkitlere kalkışmaktan kaiıöinî alama­mıştır.

Her şeyden evvel şunu belirtmek isteriz ki, yabancı bir radyonun Türkçe ola­rak Türk halkına hitabeden neşriyatın­da, doğrudan doğruya Türk milletini alâkalandıran meseleler hakkında bu türlü bir lisan kullanması, en hafif ta­bir ile, siyasî nezakete sığmaz ve bu türlü bir harekete asla iyi niyet atfedi­lemez. Bütün bunları bir tarafa bıraka­rak, bunu sadece «bir propaganda faali­yeti» olarak kabul etsek bile, bunun da çok kaba ve çok gülünç bir propagan­da usulü olduğunu, ve bu gibi propagan­dalarla Türk halkını şaşırtmak imkanı bulunmadığını Moskova Radyosunun tefsircisine ihtar etmek isteriz. Boğaz­lar ve Şark hudutları üzerinde durup dururken esassız taleplerde bulunmak suretiyle Türk vatanının bütünlüğü hakkında kötü. niyetler beslediğini açı­ğa vuran bir memleket radyosundan Türkmilletininhayrınaİşitİlmiyeceği-

ni bilmiyen hiç bir Türk yoktur. Bu İti­barla, sarfiettıtkleri ve edecekleri bütün gayretlerin boşa gideceğini, daha doğ­rusu, bu türlü gülünç propagandalarla elde etmek istedikleri neticenin tam ak­sine olarak tecelli edeceğini Moskova propagandacıları artık anlamalıdırlar.

Türkiye'ye Amerikan yardımı meselesi­nin bahis mevzuu olduğu ilk günden başlıyarak bugüne kadar, yalnız Rus radyoları ve cmafcbuatı 'değil, bütün dün­ya komünistleri hep bir ağızdan şiddet­li hücumlara geçtiler. Reis Truman ve arikadaşları tarafından ileri sürülen yeni siyaseti, Amerika kapitalistlerinin dün­yayı tahakkümleri altına almak için ta­sarladıkları emperyalist Ibîr siyaset ola­rak tarife kalkıştılar; ve bunun, dün­ya sulhu için bir tehlike teşkil ettiğini, dünya milletlerini iki ayrı cephe haline getirmek suretiyle yeni bir" cihan harbi­ne sebep olacağını, Amerikan yardımını kabul ddecek .milletlerin bu suretle is­tiklâllerini kaybedeceklerini ve âdeta şuursuz bir Amerikan vasıtası haline geleceklerini İddia eylediler. Yer yüzün­deki bütün komünist propagandasının Moskova'dan, idare edildiği 'düşünülecek olursa, bu mesele hakkında aylardanbe-ri devam edip duran ve bütün komünist matbuatını ve radyolarını dolduran bu neşriyatın mahiyeti kolaylıkla takdir edilebilir. Moskova Radyosunun Türkçe neşriyatında bu yeni Truman siyaseti ve Türkiye'ye yardım meselesi hakkın­da aylardanberi devam eden şiddetli hü­cumlar, işte bu sistemli ve geniş propa­gandanın bir parçasından başka bir şey değildir.

B,iz bu propagandanın küçük çapta ve maskelenmiş bir takım âzlerine memle­ketimizde de tesadüf ettik: Mahiyetleri çok şüpheli .bir takım mecmualarda, A-rnerikanın malî ve iktisadî bakımlardan bütün dünyayı nüfuzu altına alacak bir emperyalist siyaset takibettiği, Türki­ye'ye yapılacakAmer-ikan yardımının istiklâlimizi sarsacağı, memleketi birta­kım meçhul maceralara sürükliyeceği hakkında türlü türlü yazılar yazıldı. Halbuki, Türkiye'nin 'millî haysiyet ve istiklâli hakkında âdeta kıldan nem ka­pacak derecede sahte bir hassasiyet gös­teren bu komünist ajansları, Rusya'ma Boğazlar ve Şark hudutları hakkındaki talepleri hakkında bir harf bile yazmak­tan çekinmişlerdi; ve bu suretle, kendi­lerinin hakikî mahiyetlerini açığa vur­muşlardı. Türk milleti ile hiıç bir alâka­lan olmıyan bu vatansızlar, milletin aklı selimi karşısında açıktan açığa müdafaa edemedikleri meşum fikirlerini, Ameri­kan yardımı hakkında şüpheler uyan­dırmağa çalışmak suretiyle, alttan alta yaymağa çalışıyorlardı. Milletlimizin, haysiyet ve istiklâl meselelerinde ne ka­dar hassas olduğunu pek iyi bildikleri için, Amerikan yardımını, İstiklâlimize danbe vuracak ibir hareket şeklinde gös­termek istiyorlardı.

Türk milletinin yüksek siyasî anlayışı ve aklı selimi, bu meşum propagandala­rı daiha iılk ıgünden nefretle ikarşılamış, buna hiç ıbir kıymet vermemiştir. Çün­kü Türk milleti, Bolşevik Rusya'nın bü­tün dünya ölçüsünde tatbik hevesine düştüğü emperyalizmini, Boğ'azlar ve Şarfc hudutları hakkındaki taleplerinden sonra, yeni Amerikan siyasetinin dünya sulhunu ve insanlığın aadetini hedef tu­tan ve hakikî Amerikan ımenf aatlerinin ancak bu sayede korunabileceğine ima nan samimî ve isabetli görüşlerini de pekiyita'kdiretmişbulunuyor.tşte

Türk - Amerikan yardım anlaşmasının, Büyük Millet Meclisini teşkil eden ik­tidar ve muhalefet partilerinin ittifakı ile ve samimî dostluk tezahürleri için de kabul ve tasdik edilmesi, bunun en büyük bir delilidir.

Komüni'st propagandasının bir zaman­lar âdeta esrarlı bir mahiyet isnad et­mek istediği anlaşmanın metni, bugün herkesin malûmu bulunuyor. Bu bakım­dan, onu herhangi bir komşu memleket aleyhine müteveccih >ir hareket hazır­lığı, yahut., Türk istiklâline aykırı şart­lan muhtevi bir mukavele addetmeğe artık imkân kalmamıştır. Kuruluşun-danberi «Yurtta sulh, cihanda sulh» esa­sına samimiyetle raiyet eden Türkiye Cumhuriyetinin buna aykırı bir tasav­vurda bulunacağım düşünmek ya deli­likten, yahut kötü niyetiilikten başka bâr surette tefsir olunamaz. Millî haysi­yet ve istiklâl mesel el erinde son dere­ce hassas olan Türk milletinin ve Bü­yük Millet Meclisinin alkışlarla kabul ettiği bir anlaşmada, buna aykırı en kü­çük bir kayıt bulunmasına ise asla ih­timal yoktur.

İşte Moskova Radyosunun ve komünist ajanlarının, artık ibu hakikati anlama­ları ve bu gibi safsataları tekrarlamak­tan vazgeçmeleri zamanı gelmiştir sanı­rız. Türk Amerikan işbirliği, Orta Şark ve 'hattâ bütün cihan sulhu için mühim bir mesnettir; ve bundan memnun ol-mıyanları, bunu başka mânada tefsire kaükanları sulhun ve insanlığın düşma­nı saymak, hiç de yanlış olmaz.

Harbin sekizinci yıldönümü bile gelme­den bütün bu hakikatler anlaşılmıştır. Fakat ne çare ki bizzat Sovyet Rusya dahil, bütün Avrupa boşuna yıkılmış, Nazi Almanyasmdan daha büyük bir tehlike, Hitler'in isteyip de yapamadık­larını ve 'büyük demokrasilerin engel ol­maya çalıştıkları korkunç durumu Av­rupa'nın (her köşesinde gerçekleştirmiş­tir.

Uğuruna'bu kadar fedakârlık edilen in­sanlık, haık, 'hürriyet, istiklâl dâvaların­dan hiç biri, eskiye nazaran değişmedi­ği, bilâkis harpten önce korkulan şey­ler, zaferden sonra bir çok milletlerin başına geldiği için, büyük harbin seki­zinci yıldönümü yeni bir harp havası içinde bulunuyor. Eski sebepler bugün de fazlasiyle vardır.Eski yanlışlıklar

aynen yapılıyor: Yayılmak, genişlemek,, kendi ideolojisini zorla kabul ettirmek istiyen bir büyük dev, harpten önce as­la görülmemiş şekil ve cesarette, etrafa kol budak sarmıştır. O da, karşı tara­fın harekete geçemiyeceğinden -haklı veya haksız, doğru veya yanlış - emin olduğu için cüretini arttırmıştır. İnsan­lık, barış ve güven dâvalarını ortaya atıp müdafaasını yüklenmiş olanlar - tıpkı eskisi gibi - kesin konuşup ka­rarlarını bildirmekten çekiniyorlar. İşin daha fenası, Dantzig şehrini Almanya'­ya vermemek ve Polonya'nın istiklâlini korumak için harbe atılmış olanlar, şim-diAvrupa'nm yarıdan fazlasmı feda et­miş, geri kalanı nasıl kurtaracaklarını şaşırmış durumdadırlar. , Harbin sekizinci yıldönümünde sulh se­kiz adım ileri atmış değildir. Bu acı hakikati en çok biz göz Önünde tutmaya muhtacız.

Bununla beraber, Japon meselesinin -süratle (halledilmesini derpiş eden tek taraflı teşebbüsler suya düşmüştür.-Bir taraftan, Potsdam anlaş­masına sadık olan Sovyet Rusya, Ameri­kan teklifini reddetmiştir, diğer taraftan İngiliz dominyonlarının artan infiali kar­şısında İngiliz Hükümeti adı geçen kon­feransı iptal etmeyi kendisine vazife bil­miştir.

13 Eylül 1947

— Tokyo:

îlk defa müttefik gazetecilerinin iştirak ettiği bir basın konferansında demeçte bulunan Başbakan Katayama şunları söylemiştir:

Japonya ile barış antlaşması konferansı­na bütün müttefiklerin iştirak edeceğini ümit ediyoruz.

Barış konferansına 10 milletin iştirak edeceği nazariyesine mukabil on birinci bir devletin iştirak etmesini tercih edip etmediği hususundaki bir suale Japonya Başbakanı cevap vermekten imtina eyle­miştir.

23 Eylül 1947

--Tokyo:

Japonların müttefiklere verecekleri taz­minatın İlk tevziatı bugün yapılmıştır.

Çin, İngiltere, Filipin ve Felemenk'e ma­kine ve diğer teçhizat verilmiştir.

Bu itibarla, Genel Kurul toplantısının sona erme devresi olan Noel Yortuları ve yılbaşı günlerini beklemek daha maJkul ve mantıki gibi görünmektedir.

— Nevyork:

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun îklnci celsesinin gündemi o kadar yük­lüdür ki, Genel 'Sekreter tarafından tek­lif edilen muvakkat tedbir kabul edilme­diği takdirde, çalışmaların üç ay devam etmesi mümkündür. Daha şimdiden gün­demde 60 mesele vardır ve bunların en mühimleri arasında Filistin ve Yuna­nistan 'meseleleri bulunmaktadır. Tah­min edildiğine .göre, Salı .gününe kadar daha bir -çok meseleler gündeme ahna--oaktır.

Trygve LJie, Ibunun neticesi olarak Filis­tin için Genel Kuruldan siyasî komite­nin bazı vazifelerinden kurtarılması İÇİn, 55 üyeden teşekkül edecek olan bir Filistin özel Komitesinin kurulmasını İsteyecektir.

Genel 'Sekreter böylelikle, oturumun 8 haftada sona ereceğini tahmin etmek­tedir.

Amerikan Heyeti, Yunanistan meselesi­ni gündeme kaydett.irmişti. Ancak Ge­nel Kurulun tavsiyelerde (bulunabilmesi için zeminin nasıl hazırlanabileceği me­selesi ortaya çıkmaktadır.

Filhakika, Balkanlardaki Tahkik Ko­misyonu ile (bunun. Tâli Komitesinin Yunanistan'da kalması meselesi üzerin­de anlaşılanla dığı için Güvenlik Konse­yinin gündeminde daimî olarak kalan (bu mesele hakkında, Genel Kurul müza-İkere etmekte serbesttir. Ancak, Konse­yin kati talebi üzerine tavsiyelerde bu­lunabilir. Amerikalılar muhtemel ola­rak, bu hususta bir talepte bulunmasını Konseyden rîca edecektir. Fakat Ruslar, meseleyi basiıt. bir usul meselesi olarak addetmeyi reddedecekler ve vetolarını kullanacaklardır. Nihayet bunun hal ça­resi, konseyden meseleyi gündemden çı­karmasını istemek .olacaktır, fakat o zaman, halen Yunanistan'dabulunan

Tâli Komitenin statüsü de tehlikeye dü­şecektir. Şimdi, Yunanistan'ın komşula­rı tarafından baltalanmış olmaikla bera­ber, bu Tâli Komite, Konsey yeni bir uzlaşma veya Tahkik Komisyonunu gön­dermek imkânsızlığı içinde 'bulundukça, Sovyet Rusya ve Polonya müstesna her­kesçe hiç yoktan iyi addedilmektedir.

13 Eylül 1947

— Lake ;Success:

Birleşmiş Milletler Kurulu genel oturu­mu gündeminde mevcud altmış kadar çapraşık meseleye şimdi .bir de Kore işinin katılması ihtimali vardır.

Filhakika Kore'de demokratik bir idare kurulması için Washington'da Birleşik* Amerika, ingiltere, Çin ve Sovyet Rus­ya arasında toplanması gereken konfe­rans, Sovyet Rusya'nın ibu yoldaki da­veti red etmesi yüzünden toplanamamış bulunmaktadır.

Ötedenberi Genel Kuruldaki yarı resmî Kore Temsil Heyetinin de, bu memle­ketin Güney kısmında bağımsız geçici bir hükümet kımılmasmı tavsiye eden takririn kabulü yolunda teşebbüslere girişileceği samlmakta-dır.

... Nevyork:

Birleşmiş Milletler Genel Kurulundaki Avustralya Başdelegesii ve Dışişleri Ba­kanı 'Dr. Evatt dün yaptığı basın top­lantısında dünya siyasî istikrarsızlığı­nın başlıca eebeblerî olarak Almanya ve Japonya ile barış andlaşmalarmra hala yapılmamış bulunmasını göstermiş ve veto hakkının suiistimal edilmesinin Birleşmiş Milletler Kurulunun faaliyeti­ni felce uğrattığını söylemiştir.

Kurulun uğrayabileceği en kötü dura-mun, karar almaktaki 'kudretsizliği yü­zünden çalışmalarının boşa çıktığına şa-hid olmasından ibaret bulunacağını söy­leyen Dr. Evatt sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Memleketim kurulun önümüzdeki top­lantısında, 'Birleşmiş Milletler Konseyin­ce karar verilen askerî tedbirlerle ikti­sadi müeyyidelerin yürürlüğe geçmesi yolunda veto hakkının tatbikini tahdi­de matuf tezi destekleyecektir.»

Artık Birleşmiş Milletler Teşkilâtının Yunan Milletinin kendi mukadderatını tâyin etmesi ve hiçbir yabancı müdahale olmadan ken­di hükümetini seçmesi hakkını tanıma­sı zamanı gelmiştir.

Polanya murahhası sözlerine nihayet verirken, Birleşmiş Milletler Anayasası­nın herhangi bir şâkiîdetadilifikrine

muhalif olduğumu Ibelirtmiş, bu teşki­lâtı nazarı itfbare almamak yolundaki teşebibüsleri taklbih etmiş ve silâhsız­lanmanın .çabuklaştırılması için. (bir ka­rar sureti (teklif 'edeceğini 'bildirmiştir.

18 Eylül 1947

Lake Success:

Birleşmiş Milletler Teşkilâtı Genel Kurul gündemini hazırlamağa memur komite, Yunanistan meselesinin gündeme kabui olunmaması hakkında Sovyet Rusya tarafından yapılan teklifi reddetmiştir. M. Gromyko, Amerika'yı Yunanistan bahsinde gizli maksatlar takip etmekle ittiham etrnıiş ve Yunanistan'da ingiliz kıtalarının mevcudiyetini tekrar tenkit etmiştir.

ingiliz murahhası Mc. Neil, Gromyko tarafından yapılan beyanatın Ruslara has eski bir teknik icaibı olduğunu, Rus­ların, Ibir mesele etrafında ne kadar fazla gürültü yaparlarsa başkalarının kendilerine o kadar çok inanacağı ka­naatini taşıdıklarını söylemiştir. Mc. Neil, ayrıca Yunanistan'da ıbulunan in­giliz Kıtalarının orada Yunan Milleti­nin ve hükümetinin tam rlzastle bulun­duklarını da sözlerine ilâve etmiştir. Sovyet teklifi ikiye karşı on iki oyla reddedilmiştir.

.Flushing Meadows:

Bugün Birleşmiş Milletler 'Kurulu genel toplantısında :söz alan Şili delegesi ge­çici güçlüklerin unutulmasını ve bütün bir .gayretle barış yoluna gidilmesini dünya milletlerinden talebetmiştir Şili temsilcisi Latin Amerikanda ekonomik bir komisyon kurulmasını isteyen plâ­nın kabulünü genel 'kuruldan rica eyle­miştir.

Avustralya Delegesi Doktor Bvatt, ve­to hakkının kullanılmasını tahdid eden ve yeni ibir ibanş ve güvenlik komisyo­nunun tesisini teklif eyleyen Marshall tekliflerini dest eklediğini bildirmiş ve Balkanlarda yeni .bir tahkikat komis­yonunun kurulmasını genel kuruldan istamiştir.

Doktor Evatt, beyanatı sırasında aşa-ğındaki noktaları da açıklamıştır:

1— Avustralya,sıkıbloklarve tarhakküm edici gruplar teşkiline ait ola­rak ibazı ımilletler arasında mevcut te­mayülüderin .biralâkaileyakındantakip etmektedir.

2— Avustralya,BirleşmişMilletlerAnayasasının6 ncımaddesimucibinceanlaşmazlıkların barış voliyle düzenlen­mesineaithükümdenfaydalanılarakvetohakkınınkullanılmasınınilgasıyolundaki Amerikanteklifinidestekle­mektedir.

Doktor Evatt, bu taleplerini ispat yo­lunda şöyle demiştir: «Vetonun ferdi olarak kullanılması su­retiyle musibet ıbir adaletsizliğe sebep olduğunun en parlak delili Yunanistan meselesidir.?

3— Avustralya, 55 millettenmürek­keptali bir (komisyonunkurulmasınaait Amerika teklifini desteklemekte vebuteklifinmilletlerarasıuzlaşmayayardım edeceğine İnanmaktadır.

4—BirleşmişMilletlerKuruluBal­kanlarda durumutetkik içinyenibir foaşka komisyon tâyin etmelidir.

5— Avustralya,BirleşmişMilletlerKuruluna yeni üye olmak isteyenler içinyeni bir plân teklif edecektir.

6— Ekonomik ve sosyal komisyon der­halçalışmalarına başlamalıdır.Doktor Evatt, Avusturya, Almanya veJaponya İ3e (barışantlaşmalarınıbiranevvel imza İçin mümkün olan her tedIbirin alınmasını Birleşmiş Milletler Ge­nel .Kurulundan İsrarla istemiştir.Bundan sonra söz alan Çin delegesi şöy­le demiştir:

7Enternasyonal ideolajisi bugün Birleş-; miş Milletler Kurulu komisyonl arının iş­ve dışında, kendini beğenmişlik, hurafe, ve .batıl itakaltlara saplanmış giibi millî-tezahürlerininperdelediği zayıf bir ses

olarak kalkmaktadır. "Üyelerimiz bağ­rında toplayan bu kurul milliyet yerine enternasyonal ideolojisi üstünlük ver­medikçe, 'barış asla sağlanmış olmıya-eaktir.

Çin delegesinden sonra konuşan Fili­pinler temsilcisi şunları söylemiştir:

«Aralıksız devam eden veto darbeleri altında Birleşmiş Milletler Kurulu bün­yesinin ıgünün birinde yıkılma tehlike­sine düşebileceğini söylemek mübala­ğalı olmıyacaktır. Dünya milletleri veto ile Birleşmiş Milletler Kurulu arasında »hangisini tercih edeceğini açıkça belirt­melidirler. Zira pek yakında 'bunların her ikisinin de mahrum kalmaklığımız ihtimali vardır. Marshall'in vetoya ve minyatör halinde bir asamble kurulma­sına ait tekliflerini çok müsait karşı­lıyoruz.»

En son olarak Kanada Dışişleri Bakam Marshall tekliflerini kayıtsız ve şartsız destekleğini söylemiş ve dünya millet­lerinin güvenliklerini sağlamakla mü­kellef Ibir konseyin iktidarsızlıkla mefluç ve anlaşmazlıklarla taraflara bölünmüş 5>ir halde ıkalmasını kabul etmekte de­vam edemiyeceğini ilâve etmiştir.

Sovyet Dışişleri Bakan Muavini Vi-şinsky'nin genel kurulun öğleden sonra­ki toplantısında cevap vermesi muhte­meldir.

19 Eylül 1947

— Flushing Meadows:

Genel Kurul toplantısında îrak Murah­has Heyetinin Başkanı Nuri Essaid Pa­şa Perşembe günü öğleden soma bu oturumda ilk defa olarak Arap tezini izah etmiş ve Filistindeki kargaşalık­lardan Siyonist propagandasını mes'ul tutarak evvelce Filistin'de Araplarla Yaıhudi'lerin pek iyi anlaştıklarını be­lirtmiştir.

Genel Kurula sunulmuş olan diğer me­selelere temas eden îrak temsilcisi. Birleşmiş Milletler faaliyetini sekteye uğratan ve prestijine hale! getiren ve­to hakkının kaldırılmasına taraftar ol­duğunu söylemiştir. Nihayet (dünyanın İktisadi şartlarından ve Marshall"ın Avrupa SoktrinindenbahsedenNuri

Paşa bilhassa Orta Doğuda,dünyanıno iktisadi kaynaklarınıntespiti için bir bilanço yapılmasızaruretine işaret et­miştir.

Flushing Meadovvs:

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda dünkü beyanatı sırasında Rus Delegesi Vişinski Türkiye hakkında demiştir klı Harpcilik Türkiye'de de hüküm sür­mektedir. Türk lıasını her gün Sovyet­ler 'Birliğine karşı «menfur iftiralarda» bulunmakta ve Türk Milletini harbe teş­vik etmektedir.

Vişinski, (bu arada Rusya'ya karşı şid-detili hücumlarda bulunmuş olan Hüse­yin Caîıid Yalçm'ı .bilhassa zikretmiştir.

—Flushing Meadows:

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu bugün öğleden sonra görüşmelerine devam etmiştir. Bu görüşmeler bilhassa veto hakkının kullanılışı konusu etrafında cereyan etmiştir.

Arjantin delegesi söz alarak, Güvenlik Konseyinde veto .hakkının kullanılma­sının gayri kanunî ve gayri makul ol­duğunu iddia etmiş ve çoğunluğu tat­min için bulunabilecek yegâne çarenin Birleşmiş Milletler Anayasasında tadil­ler yapmak olduğunu belirtmiştir. Söz­lerine devam eden Arjantin murahhası, Arjantin'in Madrid nezdtnde Büyük El­çisini alıkoymuş olması , sebebinin Bir­leşmiş Milletler Genel Kurulu Franco rejimini takbih ederken anayasaya ay­kırı hareket etmiş olmasından İleri gel­diğini söylemiştir. İspanya dünya 'ba­rışı için bir tehlike teşkil etmemekte­dir.

Beyaz Rusya murahihası da söz almış ve eğer ıbellilbaşlı büyük devletler bü* dostluk zihniyeti İçinde bir arada çalı­şacak olurlarsa 'bunun dünya Ölçüsün­de yeni bir kalkınmaya yol açacağını söylemiştir. ıBu murahhasa göre, Rus­ya'nın arzusunun da bu olduğundan şüphe edilemez. Murahhas sözlerine şöyle devam etmiştir:

Şunu kaibul etmek lâzımdır ki, Birleşik Amerika'nın bütün ıgayesi daha küçük bir bloku devamlı olarak azınlıkta bı­rakmak ümidiyle bir milletler grupunun.

başına geçmektir. Atom 'bombası Kuv­vet siyasetinde mühim bir rol oynamış­tır.

Sözlerine devam eden Beyaz Rusya De­legesi, bazılarının atom bom'basi hah-sinde elde etmiş bulundukları faikıyeti gayri muayen bir müddet ellerinde mu­hafaza edebileceklerini ümit etmeleri­nin bîr hata olduğuna işarat etmiştir. Bu muraMıas fepanya'daki Fraınco reji­mi 'hakkında konuşurken Birleşmiş Milletlerin ataletinden şikâyet etmiş ve bu teşekkülün kötülüğü 'kökünden kazımak hususundaki beceriksizliğine işaret etmiştir. Bu delege, İspanyol halkının 'büyük bir çoğunluğunun her türlü siyasi haklarından mahrum foîr hayat sürdüğünü ve iktieaden ibir köle­liğe tabi tutulduğunu iddia etmiştir. Daha sonra söz alan Hind delegesi Ba­yan Pandit nutkunun başında Hindis­tan'a 'bağımsızlığını vermiş olan ingiliz Hükiümetirti sitayişle andığı zaman ha­raretle alkışlanmıştır. Hind -delegesi, sömürgeye sahip bulunan diğer memle­ketlerin de İngiltere'nin verdiği hu mi­sale uymaları icaıbettiğini söylemiş ve veto hakkının kullanılış şeklinde itidal­li davranılmasmı İstemiştir. Sözlerine devam eden Bayan Pandit, barışın an­cak büyük devletler arasında oy birliği bulunması halinde idamesinin mümkün olacağına işaret " etmiştir. Bu delegeye göre, Hindistan harbi takbih eden mil-lötler safında yer almaktan başka bir şey yapamaz.

Genel Kurul 'müzakerelerine gece geç vakit devamedecektir.

— Flushing Meadows:

Bugün Genel Kurul toplantısında söz alan Yunan Heyeti Başkanı Vasili Den-dramis Hindistandia Ordu dilinden Hiudistani'ye kadar yüz küsur diî konuşulur. Şimal ile Cenubun, Şark ile Garbın ahalisi bir­birlerinin dilinden anlamazlar. Okur yazar Hintlilerin müşterek dili yalnız îngilizcedir. İstiklâline kavuşan bir mîl­let için millet demek İlimce caiz de­ğil — bir 'kitle için garip manzara!

Ayrılık ve anlaşmazlık âmilleri bundan da ibaret değildir. Müslt.akil Hindistan idaresi, şimdiye kadar İngilizler tarafın­dan idare edilen vilâyetlere verildi. Fa­kat Hindistanda, bu vilâyetler dışında, eskiden beri müstakil veya muhtar ya­şayan ve sayısı yüzü geçen Prenslikler Maharacalıklar var. Kendi toprakları üzerinde müsteibit hükümdarlar gibi sal­tanat süren !bu yüz on, yüz yirmi Prens­lik içinde on, on foeş milyon nüfuslu dev­letler vardır. Bu prenslerden bir kısmı Müslüman, ahalisi Hindu'dur Bazıları­nın Maharacaları Hintli, tebaası Müs-lümandır. Bunların [hepsi, ya Hindistan, yahut Pakistan Devleti içinde eriyip yok olmaya razı değillerdir. Meselâ, kendisi Müslüman, ahalisi Hindu olan on beg milyon, nüfuslu (koca Haydarabad Nizamlığı Hindistan Devleti Birliği içine girmek işitemiyor.

Hindistanın asıl 'derdi, dil ve din ibirli-ğinden, siyasi birlikten mahrum olması da değildir. Hindistan sosyal bakımdan, .kendi içinde, aşılmaz duvarlarla bölün­müş fbir cemiyettir. Hintliler, Brahman-lardan Dokunulmazlara kadar yüzlerce içtimaî sınıflarla mensupturlar. Meslek­ler bu sınıflara göre ayrılmıştır. Her doğan çocuk babasının sınıfında, baba­sının mesleğinde kalır. Bu sınıflar kendi-aralarında kız alıp vermezler, bazen bir sofraya oturmazlar, aynı kabdan yemek yemezler. En baştaki Brahman sınıfı büyük kitleyi din adına sb'mürür. En aşağıdaki, elli milyonluk Dokunulmazlar Sınıfı en süfli işleri görmeye mahkûm­dur. Yavaş yavaş insanlık şuurunu ka­zanan bu -elli milyonluk kitle haklarını istemeye başlamıştır ve isyan halindedir Hindistan îm en elverişsiz 'sosyal şartlar iğinde en çetin tecrübeye girişmiştir. Pakistan, kendi iç nizamını 'daha kolay bulacaktır. Çünkü bütün bu ayrılıklar Müslüman cemaatinde yoktur. Fakat es­ki dinlerin yarattığı taşlaşmış sosyal bölmeleri hâlâ muhafaza eden Hindis­tan, bu köklü geleneklerden silkinip kurtulmadıkça, her türlü istiklâlin teme­li olan sosyal birliğine kavuşamıyacak-ttr. Bu ihtilâl,ingiliz üniversitelerinde

tahsil >etmiş olsa da, foabası Dokunul­mazlar sınıfından olduğa için (kimsenin elini sıkmadığı o elli milyonluk kitldden gelecektir. Hint cemiyetini, birinden ö-tekine geçilmez hin bir parçaya ayıran demir çerçeveleri ihtimal ki onlar kıra­caklardır. Hindistamn siyasî gelişmesi sosyal devrimine bağlıdır. Bize öyle gelir ki Avrupa Devletleri Birliğini gerçekleştirmek, tek Hindistan Devleti kurmaktan daha kolay olacak­tır.

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106