24.8.1947
×

Hakkında

Künye

İletişim

1Ağustos 1947

— Ankara:

Amerikan hava kuvvetlerinin kuruluşu­nun 40 inci yıldönümü münasebetiyle Birleşik Amerika Ataşemiliteri Albay F. N. Roberts bu akşam Ankara Palas'ta tir kokteyl parti vermiştir. Büyük bir dostluk havası içinde geçen bu toplantıda Millî Savunma Bakam Ce­mil Cahit Toydeımir, Genel Kurmay Baş­kanı Orgeneral Salih Omurtak, Genel Kurmay ikinci Başfeanı General Muzaf­fer Tuğsavul, Hava Genel Kurmay Yarbaşkanı General Uçaner, Hava Müs­teşarı General Göksenin, Basın ve Yayın Genel Müdürü Nedim Veysel tikin, kara, deniz ve hava kuvvetlerine mensup ge­neraller, bütün kordiplomatik ve yabancı ataşemiliterlerle, deniz ve hava ataşeleri hazır bulunmuşlardır.

2Ağustos 1947

— Ankara:

Edirne Valisi AnadoluAjansınaaşağı­daki demeçte bulunmuştur: Yunan komünist çetelerininKaraağaç İstasyonuna taarruz ettiklerihakkında Atina Radyosunun resmî rapora dayana-

rak yapmış olduğu yayım doğru değildir. İstasyon ve tren yollarında hiç bir hâdise olmamıştır. Bir hafta önce hudutlarımıza yakın Çörek Köyü ile Yunan toprakları içinde Kadıköy istasyonuna komünist çeteler tarafından vâki taarruz geri atıl­dığı gibi aynı tarihlerde Pityon istasyo­nuna yapılan hücum da püskürtülmüş-tür. Hudutlarımızda ve tren yollarımız üzerinde hiç bir hâdise cereyan etmiş de­ğildir.

—Ankara:

Ankara Üniversitesi Rektörlüğünden ve­rilen bilgiye göre, Hitit İmparatorluk ça­ğma ait olan Boğazköy yanındaki meş­hur yazılı kaya tapmağının tanrı-kıral ve savaşçı kabartmalarının istempajları Ankara Üniversitesi Müzesi İçin başarı ile alınmıştır. Bu kabartmalar, tapmağın yapı plânları ile birlikte, pek yakında Ankara Üniversitesinde teşhir edilecek­tir.

4 Ağustos 1947

—Ankara:

îkinci Türk Coğrafya Kongresi bugün Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde, Mil­lî Eğitim Bakanlığı Yüksek öğretim Genei Müdürü ve Kongre Genel Sekreteri Faik Reşit Unat'm kısa bir konusmasiy-le saat. 16 da çalışmalarına (başlamıştır. Kongre Başkanlığına. Millî Eğitim Ba: kanı Sayın Şemsettin Sirer'in seçilmesi teklif edilmiş ve bu teklif oya konarak İttifakla kabul edilmiştir.

Ankara Üniversitesi Rektörü Ord, Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu kongre başkan­lığına ve Galatasaray Lisesi öğretmen­lerinden Prof. Macit Arda da ilmî çalış­malar asbaşkanlığma ittifakla seçilmiş­lerdir.

Kâtipliklere Eîâzığ Lisesi Coğrafya Öğ­retmeni Münevver Demirörge, Beşiktaş Birinci Orta Okul Coğrafya Öğretmeni Sadi Arseven, Mersin Lisesi Müdürü Or­han Dengiz, îstanbul Eğitim Enstitüsü Coğrafya öğretmeni Rauf Miral seçil­mişlerdir.

Başkan, Ebedi Şef Atatürk'ün aziz hâ­tırasını anmak üzere bütün üyeleri üç dakika tazim sükûtuna davet etmiştir. Tazim sükûtundan sonra, yapılan teklif üzerine Atatürk'ün muvakkat kabrine kongre adına bir çelenk konması mütte-fikan kabul edilmiştir.

Diğer bir önerge ile de Türk Coğrafya Kurumu üyeleri arasından ebediyen ay­rılan Prof. Faik Sabri Duran, Öğretmen Saffet Geylangil ve Niyazi Erenbiige'nin hâtıralarına saygı olarak bir dakika sü­kût edilmiştir.

Diğer teklif edilen önergeler üzerine de Cumhurbaşkanımız İnönü'ye, B. M. Mec­lisi Başkanı General Kâzım Karabekir'e, Başbakan Recep Pelker'e, Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Salih Omurtak'a ve Millî Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer'e kongrenin saygılarının ulaştırıl­masına müttefikan karar verilmiştir. Bundan sonra program komisyonunun seçimine geçilmiş ve verilen önergede adları teklif edilen:

— Prof. Macit Arda ı Galatasaray Li­sesi Coğrafya öğretmeni)

— Prof. Ali Tanoğlu (İstanbul Üniver­sitesi)

— Ord.Prof.tbrahim HakkıAkyol (İstanbul Üniversitesi)

— Dr. Sırrı Erinç(îstanbul Üniversi­tesi asistanlarından)

— Emin Çakıroğîu (Balıkesir Eğ. Ens­titüsü Öğretmenlerinden)

— Macit Karakurum (Samsun Lisesi öğretmenlerinden)

— Sabri Sönmez (Bursa Lisesi Öğret­menlerinden)

— Dr. Selçuk Trak (izmir Yüksek Ti­caret Okulu Öğretmeni)

— Rifat Ergeçe(Yozgat Lisesi Müdüry.) ile üyelerin söziüteklifleriüzerine de

10Orhan Deniz(Mersin Lisesi Mü­dürü) BunumüteakipİçişleriBakanıŞükrü Sökmensüerbir demeçtebulunmuşve

— Münevver Çilesiz(Ankara Lisesi öğretmenlerinden)

- - Mükrime Yalkı (Ankara Kız Lise­ si öğretmenlerinden)

— Sadi Tokcan (İst. Lisesi öğretmen­lerinden) Bu komisyona seçilmişlerdir. Bunu takiben hesapkomisyonu seçimi yapılmış ve verilen önergede teklif edi­len,

— Prof. Ahmet Hulusi Arda ı ÎstanbulÜniversitesi)

— Edip Öymen (Gazi Lisesi Ankara ı

—îsmai! Yalçınlar(lst_Üniversitesi asistanlarından)

— Mehmet Alptekin : (Erzurum Lisesi Müdürü)

— Tarık Asal ıMillî Eğitim Bakanlığı müfettişlerinden) ile üyelerin sözlü teklifleri üzerine,

— Cevat Korkut(BalıkesirEğitim Enstitüsüöğretmenlerinden)

— Rauf Miral (İst. Eğ. Ens. Coğrafya öğretmeni)

— Albay Hakkı Raif Ayyıldız (Bursa Askerî Lisesi Öğretmeni)

9— Nebahat Köksel(Kars Lisesi öğ­retmeni)

Hesap Komisyonuna seçilmişlerdir. Bundan sonra Türk Coğrafya Kurulu Genel Sekreteri ve Siyasal Bilgiler Okulu Coğrafya Profesörü Hamit Sadi Selen Genel Merkez Kurulunun çalışma rapo­runu okumuş, kongre heyeti umumiyesi raporun program komisyonuna verilerek tetkik edilmesini karar altına almıştır. Bunu müteakip kurum veznedarı Prof. Cemal Alagöz, Genel Merkez Kurulu he­sap raporunu okumuş ve bu rapor da Heyeti Umumiyenintasvibiyle incelenmcli üzere hess,p işleri komisyonuna ha­vale edilmiştin Kongre asbaşkam Ankara Üniversitesi adına teşekkürlerini ve başarı dileklerini bildirdikten sonra gündemde konuşula­cak başka birşey kalmadığı için yarın ilmî çalışmalara devam edilmek üzere kongreye son vermiştir.

Türk Coğrafya Kongresi yarm saat 9 da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde ilmî çalışmalarına başlayacaktır.

Programa göre öğleden önce Prof. Ce­mal Alagöz tarafından coğrafya öğret­menleri Doğu Grupu gezisi gözlemleri u.zrrind'1 vo Profesör Ahmet Argel tara­fından da Batı Grupu gezisini gözlemleri üzerinde konuşmalar ve bu konuşmalar üzerinde tartışmalar yapılacaktır, öğleden sonra saat 16 da da Ord. Prof. İbrahim Hakkı Akyol Türkiye'nin ter­mik özellikleri hakkında ilmî bir konfe­rans verecektir.

5 Ağustos 1947

-— Anltara:

îkinci Türk Coğrafya Kongresi bugün öğleden evvel ve sonra Dil - Tarih ve Coğrafya Fakültesi salonlarında Prof. MacJt Arda'nın başkanlığında ilmî ça­lışmalarına devam etmiştir, öğleden önceki toplantılarda biri Prof. Cemal Alagöz tarafından Doğu ve Ku­zey Grupu gezici gözlemleri hakkında projeksiyonlu, diğeri, Prof. Ahmet Ar-del tarafından Batı Grupu gezici göz­lemleri üzerinde iki konuşma yapılmış­tır.

Bu konuşmaları, Öğretmenler arasında yapılan ilmî tartışmalar takibetmiştir. öğleden sonra da Ord. Prof. ibrahim Hakkı Akyol «Türkiye'nin Termik Özel­likleri:» konulu konferansını vermiştir. Bugün saat 15 te Kongre Asbaşkanı Rektör Ord. Prof Şevket Aziz Kansu'-nun başkanlığı altında bir heyet, Ata­türk'ün muvakkat kabrini ziyaret ede­rek kongre atlına bir çelenk koymuştur. Kongre yarm, ilmî çalışmalarına saat 9 da boşayacak ve Prof. Besim Darkot Güney ve Güney-Doğu Anadolu gezisi gözlemleri üzerindeki tartışmalı konfe­ransını yapacaktır.

Bundan sonra Maden Tetkik ve Arama EnstitüsüUzmanlarındanDr.Ervin

Lahn «Türkiye Depremleri» üzerinde ve Ord. Prof. Hamit Nafiz Pamir de «Türkiye'nin Yeraltı Suları» hakkında birer konferans vereceklerdir. Kongre program ve hesap komisyonları da bir taraftan çalışmalarına devam et­mektedirler.

6 Ağustos 1947

Ankara:

Jandarma Subay ve Gedikli Erbaş Okul­larından 1948 - 1947 eğitim devresini bi­tirmiş olanlar bugün saat 17 de okul bi­nasında törenle diplomalarını almışlar­dır.

İçişleri Bakanı Şükrü SÖkmensüerle Jandarma Genel Komutanı Korgeneral Nazmi Gönen, Bakanlık ve Jandarma Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlü­ğü ileri gelenlerinin hazır bulunduğu bu törene İstiklâl Marşiyle başlanmış ye Okul Müdürü Albay İzzet Altm'nı demecinden sonra Teğmen Daim Algın arkadaşları adına andiçmiştir. Bunu müteakip İçişleri Bakanı Şükrü SÖkmensüer bir demete bulunmuş ve mezunlara diplomalarını vermiştir. Davetliler okuldan ayrılmadan önce bü­fede ağırlanmışlardır.

—Ankara:

İkinci Türk Coğrafya Kongresi bugün de Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Coğrafya Enstitüsünde ilmî çalışmaları­na devam etmiştir. iBu toplantılarda ilik Önce Prof. Besim Darkoıt, Güney ve Gü­ney-Doğu gezisi gözlemleri hslkkındaiki projeıîtsiyonlu ve tartışmalı ikonuş-masmı yapmış, öğleden sonra da Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü Uzsnanlarmıdan Dr. E. Lahn «Türkiye Depremleri» ve Ord. Prof. Hamit Nafiz Pamir de «Türkiye -nin Yeraltı Suları» konulu konferansla­rını vermişlerdir.

Kongre yarın yine ilmî çalışmalarına devam etmek üzere saat 9 da Coğrafya Enstitüsünde toplanacak, Prof! Ali Tev-fifc Tanoğlu Doğu ve Kuzey Anadolu gezisi gözlemleri hakkında ikinci tar­tışmalı konferansını verecek, bunu, Ord. Prof. İbrahim Hakkı Akyol'un «Türki­ye Coğrafyasına Bir Bakış», Prof Ha­mit Sadi Selen'in 1.500.000 ölçekli yeni Türtdye hartası ve Asistan İsmail Yalçmlar'ın. <'GcneI Tektonik Hakkında Dü­şünceler» konulu konferansları takibe-decektir. Bu suretle İkinci Türk Coğraf­ya Kongresi ilmî çalışmaları sona ermiş olacaktır.

Bu-,;în kongrenin çalışmalarım mütea­kip üyeler topluca Gazi Eğitim Enstitü­süne gitmişler, müesseseyi gezmişler. Müzik Şubesi Asistanı Suavi Dinçer'in piyano konserini dinlemişler ve Kurum Başkanı adına verilen çayda hazır bu­lunmuşlardır.

7 Ağustos 1497

— Polatlı:

Buaiin Polatlı'da Topçu Okulunda, oku­lu başarı ile bitiren subaylara diploma dağıtma ve bunların okuldan ayrılışları töreni yapılmıştır. Bu törende, Mîllî Sa­vunma Bakanlığı ve Genel Kurmaydan generaller ve seçkin bir davetli heyeti bulunmuştur.

Törrn^ istiklâl Marşİyle başlanmış ve. bunu Okul Komutanının söylevi takibet-miştir. Okul Komutanı General Hürka-yak bu söylevinde, memleketin en eski irfan müessesesi olan okulun ilim ve idare hayatımızda yaptığı hizmetleri be­lirtmiş, okuldan yetişen büyüklerimizi ve okulun bir mezunu olan Sayın Millî Şefimizi saygı ile anarak okulu bitiren subaylara birer «İnönü» olmalarını te­menni ile kendilerini tebrik etmiştir. Bundan sonra, söz alan Genel Kurmay Eğitim Yarbaşkanı General Erdenhun, yeni subayları tebrik etmiş, bugünkü askerlik hayatının özelliklerini belirten ve değerli birçok öğütleri ihtiva eden bir söylev vermiştir.

Bundan sonra genç subaylara toplantı­daki en kıdemli topçu Hatay Milletve­kili General Eyüp Durukan tarafından diplomaları ve okulu birinci, ikinci ve üçüncü olarak bitirenlere mükâfatları verilmiştir.

Okul birincisi Teğmen. Lûtf i Birkan ta­rafından okul' şeref topuna yanar gülle çakılmış ve arikadaşları adına söyliyen Teğmen Turgut Surkal da heyecanlı bir hitabede bulunarak ordudaki şerefli gö­revlerini en üstün feragat ve gayretle yapacaklarına arkadaşları adına söz vermiş ve öğretmenlere teşekkür etmiş­tir.

Törene Topçu Marşı ile son verilmiştir. — Ankara:

İkinci Türk Coğrafya Kongresi ilmî ça­lışmalarını bugün tamamlamış bulun­maktadır. Bu çalışmaları, Prof. Ali Tev-fik Tanoğlu'nun Doğu ve Kuzey Ana­dolu gezici gözlemleri üzerine tartış­malı konferansı, Prof. Hamit Sadi Se-len'in «1.500.000 ölçekli Yeni Türkiye Hartası: hakkında konferansı, Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü Uzmanla­rından Dr. Necdet Egeran'in «Türkiye'­nin Tektonik Birlikleriyle Petrol Yatak­ları» arasındaki münasebetleri, Ord. Prof. İbrahim Hakkı Akyol'un «Türki­ye Coğrafyasına Bir( Bakış» konulu kon­feransları teşkil etmiştir. Kongrenin program ve hesap komisyon­ları da çalışmalarını tamamlıyarak ra­porlarım başkana vermişlerdir. Kongre yarın saat 10 da Genel Kurul halinde toplanacak ve gündemi gereğin­ce program ve hesap komisyonlarının raporlarını inceleyip onadiktan ve üye dilekleri üzerimde gerekli kararları al­dıktan sonra yeni Genel Merkez Kuru­lu seçilerek çalışmalarına son verecek­tir.

Bugün Ankara Üniversitesi Rektörü Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu, Gar Gazinosunda Ankara "Üniversitesi adına bir çay ziyafeti vermiştir. Ziyafet, sa­mimî bir arkadaşlık havası içinde geç­miştir.

8 Ağustos 1947

—İstanbul:

İstanbul Vali ve Belediye Başkanı Dr. L.ûtfİ Kırdar, bugün saat 16 da vilâyette bir basm toplantısı yapmış ve bu top­lantıda istanbul basm mensuplarının pek çoğu hazır bulunmuştur.

Dr. Kırdar, bu toplantıda davetli bulun­duğu ingiltere'de gördüğü iyi kabulden teşekkürle bahsettikten sonra şehir, sos­yal yardım, millî eğitim, mesken ve be­lediye işleri hakkında pek geniş ve ilgi çeken izahat vermiştir.

—Ankara:

İkinci Türk Coğrafya Kongresi bugün saat 10 da Ankara Üniversitesi Rektö-

rü Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu'-nun 'başkanlığında Dil ve Tarih - Coğ­rafya Fakültesi Hamlt ders yerinde ikinci genel toplantısını yapmıştır. Bu toplantıda geçen toplantı tutanağı ile Cumhurbaşkanı Sayın İnönü'den, Bü­yük Millet Meclisi Başkam ve Başba­kandan kongreye gelen teşekkür ve ba­şarı tel yazılan okunmuş, program ve hesap komisyonu raporları incelenerek gerekli tartışmalar yapıldıktan sonra aynen onanmıştır.

Gündeme göre dileklerin incelenmesine geçilmiş, coğrafya öğretim metodu ve araçları üzerinde esaslı ve pedagojik görüşlerin ve tecrübelerin -belirtilmesine imkân veren tartışmalar olmuş, mütea­kip kongrenin inceliyeceği ana konular­dan birisinin «Coğrafya öğretimi ve araçları» olmasını kabuî ederek konuya son verilmiştir.

Kısa bir ara vermeden sonra yeni Ge­nel Merkez Kurulunun seçimine geçil­miş ve Ankara Üniversite Rektörü Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu, Harta Ge­nel Komutanı General Kadri Koray, Millî Eğitim Bakanlığı Yüksek öğretim Genel Müdürü Faik Reşit Unat, istan­bul Üniversitesi Fizikî Coğrafya Ord; Profesörü ibrahim Akyol, Ord. Prof. Hamit Nafiz Pamir, Prof. Besim Dar-kot, Prof. Ahmet Ardel, Prof. Ali Tan-oğlu, Prof. Macit Arda, Ankara Üni­versitesi Coğrafya Prof. Cemal Arif Alagöz, Siyasal Bilgiler Okulu Coğrafya Profesörü Hamit Sadi Selen ve Yüksek öğretim Şube Müdürü Ruhi Turfan oy­birliğiyle seçilmişlerdir. Seçimden sonra kongrenin başmdanberi çalışmaları üyeler arasında takibetînek-te olan Millî Eğitim Bakanı ve Kongre Başkanı Reşat Şemsettin Sirer kürsüye gelerek İkinci Türk Coğrafya Kongre­sinde bulunan profesör, doçent ve öğret­men arkadaşlarını sevgiyle selâmlamış-tır.

Bakan vazife seyahati dolayısiyle kon­grenin ilk toplantısında bulunamadığını bugünkü toplantıyı zevkle takibettiğini evvelki toplantılarda konuşulanları ilgi­lilerden soracağım, zabıtları İnceüyece-ğini ve gerçekleştirmeğe çalışacağım bildirmiştir.

Bundan sonra Coğrafya Kurumu mesai­sinin gelişmesinivevarılansonuçların

güzel ve mesut çalışmalarla yurda ha­yırlı olmasını dileyerek öğretmen arka­daşların görevlerinde başarılar temenni etmiş ve kongreyi sürekli alkışlar ara­sında kapamıştır.

öğleden sonra yeni Genel Merkez Ku­rulu da ilk toplantısını yaparak Asbaşkanlığa Ankara Üniversitesi Rektörü Şevket Aziz Kansu, üyeliğe Faik Reşit Unat, Genel Sekreterliğe Hamit Sadi Se­len, Veznedarlığa Ruhi Turfan'ı seçmiş­lerdir.

11 Ağustoj 1947

—Alaşehir;

Memleketimizin çok mühim ihtiyaçla­rından biri olan hastanenin kayma-ka-mm ve binlerce Kuİalınm iştirakiyle dün temeli atılmıştır. Kula Mensucat Fab­rikası Türk Anonim Şirketi tarafından yaptırılmakta olan hastane İlk hamlede yirmi iki yatak ve bütün fennî tesisatı ihtiva edecektir.

13Ağustos 1947

—Eskişehir:

Yarın sabah Eskişehir'de Toprak Ka­nununun tatbikine başlanacaktır. Sevinç ve Sollum bölgesi erinde çiftçi­lere, eşhasa ve devlete ait arazinin tev­ziine özel .bir törenle başlanacaktır. Şehrimizde 'bunun için hararetli hazır­lıklaryapılmaktadır.

14Ağustos 1947
-— Ankara:

Öğrendiğimize göre, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakam Dr Behçet Uz'un baş-kaiLİiğında, bakanlık yetkili uzmanlarum iştirakiyle 34/8/1947 Perşembe gü­nü bir toplantı yapılmıştır. Bu toplan­tıda, geçen 20/7/1947 günü Kopenhag -ta toplanan Milletlerarası IV üncü BaJt-teriyoîoji Kongresinden donen Dr. Ta-iat Vasfi Öz'ün, tüberkülozla savaş ko­nusu üzerindeki kongre çalışmalariyle, B. C. G. aşısı tat'Mkaiti sonuçları hak­kında verdiği açıklamalar, ilgi ile din­lenmiştir.

Esasen bir senedenberi Sağlılk ve Sos­yal Yardım Bakanlığınca Önemle ve ciddivetle t kkib edilmekte olan verem savaşmda, daha başarılı ve verimli sonuç­lar sağlanacağına kanaat getirilen ıb. c. g. aşısının, yurdumuzda da en uygun bir tarzda foiran evvel tatbiki, görüşme­lerde ön plânda yer almıştır. Bu mak­satla, Ankara'dan bakteriyolog Aibdül-kadir ÇÜesiz'in İstanbul'dan bakteriyo­log Nuredıdin Onur'un ve İzmir'den Bak­teriyolog Şebip'in bakanlıkça Kopen­hag'a gönderilmek eri laboratuvar ve enstitülerde aneınıleketi.mizde ve ibîlfoas-sa halkın 'kesafetle bulunduğu mahal­lerde, okullarda, fabrikalarda vesair yerlerde süratle geniş ve tesirli bir su­retle bu aşı .tatbikatına 'geçilmesi, ayrı­ca bu yerlerde diğsr bölgelerde çalışa­cak doMonlarm hazırlanıp yetiştirilme­leri kararlaştırılmıştır.

16Ağustos 1947i

—Tosya:

Çankırı'dan ıkazamız arasına çekilmek­te olan telefon hatit.i tamamlanmış ve böylece Tosya şehirler arası telefon hattına başlanmıştır.

17Ağustos 1947

—istanbul:

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve Saym Bayan İnönü bugün saat 11.35 de şeh­rimizi şerefi endir misi erdir. Cumhurbaş­kanımıza başbakan Recep Petker refa­kat ediyordu.

Cumhurbaşkanımız Pendik'te İstanbul Valisi ve Belediye Başkam Doktor Lüf-fi Kırçlar, Haydarpaşa Garında da Bü­yük Millet Meclisi Başkanı General Ka­zım iKarabelkir, Başbakan . Yardımcısı ve Devlet Bakanı Mümtaz ökmen, A-dalet Bakanı Şinasi Devrim, şehrimiz­de bulunan !bir çok milletvekilleri, C. H. P. Grendi Sekreteri Seyhan Milletve­kili Hilmi Uran, Askerî Şura Üyelerin­den Orgenaıra'l Ab-dürrahman Nafiz Gtirman, Birinci Ordu Müfettişi Orge­nerali Nuri Yamut, İstanbul Komutanı Korgeneral Asım Tınaztepe, Mıntaka Komutam Mümtaz "Ulusoy, Merkez Ko­mutanı Eşref Alpidogan, General Şev­ket Pasin, Bastn ve Yayın Genel Müdü­rü Nedim Veyseî İlkin, Emniyet Ge­nel Müdürü Ahmet Demir, İstanbul Emniyet Müdürü Sebati Ataman, Vilâ-

yet ve belediye enkânı ve şehrin çeşitli teşekküllerine mensup birçok zevat ta­rafından s damlanın ı.^ arttır

Sayın Cumıhurbaşlkanıımız gardan çı­kanken büyük bir halk kütlesi tarafın­dan derin sevgi gösterisi ve alkışlarla (karşılanmışlar ve Acar Motoriyle Dol-mabahçe Sarayına gitmişlerdir.

20 Ağustos 1947 — izmir:

XVI. İzmir Enternasyonal Puan bugün saat 19 da Kültürparik'ın Lozan kapı­sında yapılan bir törenle açılmıştır.

Dört yıldanberi Ok defa olarak Fuar kapılarının bayrak direklerinde bayra­ğımızın yanında sekiz yabancı devletin (Fransa, İran, Yunanistan, Çekoslovak­ya, Bulgaristan, Yugoslavya, Pakistan ve Polonya'nın bayrakları dalgalanmak­ta idi.

Açılma töreninde Ticaret, ve Ekonomi Bakanı ile İzımir Valisi, Kolondu, müs-tafökeım ımeviki, hava ve Itümen komu­tanları, generaller, vali muavinleri, milletvekilleri, C. H. P. Müfettişi Dr. Kanaran öz, C. H. P. ve Demokrat Pantİ, Vilâyet ve İlçe İdare Heyeti Başlkanlari ve üyeleri, Vilâyet ve Bele­diye Meclisi azaları, toanikalar malî mü­esseseler müdürleri, Cumhuriyet Savcı­sı, Emniyet Müdürü, ibütün belediye mensupları, ıbasm ve ajans .müm,essil-leri, Yugoslavya, Polonya, Bulgaristan büyükelçileri ve elçilikleriyle konso­losları, bütün korlkonsüler ve gayet kesif bir halk icltleri Lozan Meydanını doldurmuş bulunuyordu. Kalabalık o kadar çoktu ki bunların bir kısmım açı­lıştan evvel-Fuarın içine almak mecbu­riyeti hasıl oldu.

Çalman İstiklâl Marşmdan sonra söy­lenen nutuklar şiddötli alkışlarla karşı­landı ve Ticaret Bakanı kendisine uza­tılan -makasla kurdeleyi keserek XVI. ncı Enternasyonal İzmir Fuarını açtı. Bakanlar, vali ve belediye başkanı bun'dan sonra sıraslyle yabancı devlet pavyonlarından başiıyarak ibütün pav­yonların açılışlarım yaptılar. Belediye Başkanı bakanlar şerefine fuar gazino­sunda bir akşam yemeği vermiştir.

Köy enstitülerini kurarken o kadar fe­ragatli, o ikadar 'güzel emeller ıbesliyereîc düşündük ve o kadar masraflar ihtiyar ettik ki, bu, geçen devirlerde nezahürü bite görülmeyen bir harekettir. Maraş milletvekili bundan sonra 20.000 çocuğu sinesinde toplayan bu enstitüle­rin öğretmen kadrolarının eksikliği, sıh­hi durumları, bu enstitülerden çıkan öğ­rencilere verilen vasıtalarla ziyan ediî-mekte olduğu hususlar üzerindeki gö­rüşlerini ve dileklerini bildirmiş, bir yıl-danberi köy enstitülerinin durumlarını milletimizin menfaatini sağiıyacak şe­kilde düzeltmek için Millî Eğitim Baka­nının sarfetmekte olduğu gayretleri ka­yıtla muvaffakiyetler dilemiştir. Gündemde başka bir konu bulunmadı­ğından toplantıya son verilmiştir. MeclisPazartesigünü toplanacaktır.

30 Ağustos 1947

— Ankara:

Bugün bütün yurtta Büyük Zaferin, Başkumandanlık Meydan Muharebesinin yirmi beşinci yıldönümü kutlanmakta­dır.

Başkentte, bu mutlu gün bütün ulusal günlerde olduğu gibi coşkun bir sevinç heyecanı içinde geçmekte, Ankaralılar bu güzei yıldönümünü idrak etmenin büyük zevkini yaşamaktadırlar. Her ta­raf millî renklerle süslenmiş ve Büyük Zaferin eşsiz kahramanı Atatürk'ün heykelleri, Zafer Anıtı yüzlerce çelenk-le süslenmişti.

Türk Ulusunun kurtuluşunu sağîıyan en büyük zaferimizin bu mes'ut yıldönümü­nü "kutlama şenlikleri, saat sekizde Harp Okulunun yüz ikinci dönemini bi­tiren genç subayların ordu evi Önündeki Atatürk Heykeline çelenk koymalariyle başlamıştır. Saat 9 da Genelkurmay Başkanı Orgeneral Salih Omurtak, yan-

larında İkinci Başkan, Millî Savunma Bakanlığı müsteşarı, daire başkanları, Hava Kuvvetleri Komutanı, deniz ve hava kurmay başkanları olduğu halde Atatürk'ün muvakkat kabrini ziyaret ederek kabre bir çelenk koymuşlar ve Başkomutan Atatürk'ün mânevi huzur­larında bir tazim duruşunda bulunmuş­lardır.

Bir kıta asker, muvakkat kabre geliş ve gidişlerinde Genelkurmay Başkanına se­lâm resmini ifa eylemiştir.

£)ahp, sonra, Genelkui'may Başkanı Or­general Salih Omurtak, Genelkurmayda­ki makamlarında tebriklerini kabul ey­lemiş ve saat 10 da başlıyan kabulde yarbaya kadar Ankara Garnizonuna mensup subaylar ve sivil erkân tebri-kâtta bulunmuşlardır. Başbakan Recep Peker, Devlet Bakan­ları, Bakanlar, Milletvekilleri, Cumhur­başkanlığı Başyaveri ve özei Kalem Müdürü Genelkurmaya giderek Orgene­ral Salih Omurtak'in şahsında Kahra­man Türk Ordusuna tebriklerini bildir­mişlerdir.

Genelkurmaydaki bu kabulü takiben,Genelkurmay Başkam Salih Omurtakyanında İkinci Başkan, Hava Kuvvetle­ri Komutanı, deniz, hava kurmaybaşkanları bulunduğu halde Çankaya Köş­küne giderek Cumhurbaşkanı ismet inö­nü'ye ordunun tebriklerini unmuşlar­dır.,

— Ankara:

Türk Hava Kurumunun dokuz uçaklı bir filosu, bugün öğleden önce Hipod-rıımd?, yapılan Zafer Bayramı törenine iştirak ederek şehir üzerinde uçuşlar yapmıştır. Filo, öğleden sonra da hava­cılık haftası dolayısiyle ilimiz içinde Haymana, Keskin ve Balâ ilçeleri üze­rinde uçuşlar yaparak bu ilçelere ve yol üstündeki bucak ve köylere Türk Hava Kurumunun şükranlarını bildiren be­yannameler atmışlardır.

Öyle inanıyorum ki, aykırı düşünceleri birbirine yaklaştıran ve yakın geçmişin sert çatışmalarını başlangıç devrinin tabiî hali sayan anlayışlı, bunun yanında huzurlu ve sükûnlu bir »hayatı sağlamak, bugün iç politikanın en ağır güçlüklerini yenmek için birinci derecede te­sirli unsurdur. Yine tekrar ediyorum ki Devletimiz bünyesinin karışıklık­lardan korunması, dış tehlikelere karşı koymak için, millî savunmayı kolay­laştırmak için olduğu kadar ekonomi alanında ekilen tohumların veşermesi, filizlenmesi için de ve hattâ demokrasi idealinin serpilip gelişmesi için de mu­vafık muhalif bütün yurtsever insanların ihmal edemiyeceği bir vazifedir. Kanunların ve kanun müesseselerinin kuvvetle ve adaletle işlemesinde ısrar ediyoruz. Fakat uydurma bahanelerle vatandaşların veva vatandaş zümre­lerinin meşru haklarını baltalamak günahı hükümetimizden sâdır olmıya-caktır.

İç politikamızın güdümü üstünde izahlar yaparken her tarafa düşen vazife­leri hatırlatmak için son bir iki ay zarfında başlayıp bilhassa son günlerde kesafetini arttıran siyasî tahammürlere temas etmeğe kendimi mecbur sayı­yorum. Şunu derhal arzetmek isterim ki; hükümet her an huzur un uzdadır. Eli­nizde bulunan kanunlarla içtüzüğün, Parti Tüzüğünün gösterdiği yollardan hükümetinizi bütün devlet işleri, hakkında sorguya çekebilirsiniz. Her za­man en keskin murakabeyi tatbik eimenin usul ve çareleri mevcuttur. Ben bugünkü müzakerenin, günümüzün en mühim meselesini teşkil eden iç po­litikaya hasrında isabet görüyorum. Bu konuşma sonuçlandıktan sonra İs­tediğiniz saatte hükümet, devletin bütün işleri hakkında, isterseniz malî veya ekonomik işler hakkında, isterseniz, dış politika hakkında ve isterseniz devletin başka çalışma kolları hakkında her an size izahat vermeğe hazır bulunuyoruz. Hattâ şunu da ilâve ederim ki, bugünkü konuşmamızı grupça yapıp bitirdikten ve verecekleriniz oyların mahiyetine göre dış havayı saran şüphe bulutlarını dağıtıp bir aydınlığa çıktıktan sonra, muhterem arkadaş­larımızda devlet idaresinde tuttuğumuz herhangi bir yol hakkında hükü­metten gensoru açmak meyli varsa, o arkadaşın hattâ muhalif arkadaşlara da Çalışma fırsatı vermek için Kamut^yd^ bizi hesaba çekmelerini rica ederim. (Bravo sesleri, alkışlar). Tabiî Cumhuriyet Halk Partisine bağlı olan her milletvekili arkadaş. Grup Tüzüğü gereğince, Kamutayda hükümetten bir gensoru açabilmek için Grup Genel Kurulunun kararını almak kaydı ile bağlıdır. Fakat ben Hükümet Başkanı olarak şimdiden ifade ediyorum ki, devletin herhangi bir çalışma kolu hakkında, herhangi bir muhterem arka­daş bir gensoru açacak olursa hükümetçe bunun memnunlukla kabul edile­ceğini şimdiden ifade ederim ve hattâ gruptan da böyle bir gensoru isteğini terviç etmesini bilhassa rica ederim.

Arkadaşlar, bugünkü konuşma sonunda Grup Genel Kurulunun açık oyunu istiyeceğim ve bu oyun hükümetin meclis nezdindeki itibarı ve güvene liya­kati hakkında grupun tam samimî kanaatini tesbit etmesine ehemmiyet ve­riyorum. Ağır vazifemizi başarabilmek için buna ihtiyacımız vardır. Esasen her grup üyesinin salim düşünen müstakil bir vicdanın tesiri altında oyunu kullanacağına zerre kadar şüphem yoktur. Fakat ayn bir istek olarak, kendine vazife yüklediğiniz Başbakanınızın bir ricası olarak şunu da eklemek isterim ki, her muhterem arkadaş bizim bugünkü konuşmamız üzerine ya­pılacak tartışmalar neticesinde hâsıl olacak tam kanaatle oyunu kullanma­lıdır ki biz vazifemizi yapmaktaki hakikî kuvvetimizi anlıyalım. Bu sefer hakkımızda kırmızı oy verecek olan arkadaşlar için, şimdi beslemekte ol­duğum hürmet, muhabbet ve takdir duygularımızın zerre kadar eksilmiye-ceğini temin ederim. (Alkışlar). Her meselemizde olduğu gibi bu meselede de vicdanınızın sesini aksettirecek olan oylarınızın beyaz veya kırmızı olması, hükümeti teşkil eden arkadaşlarınız nezdinde o oyu veren arkadaşların muhteremliği derecesinde asla bir tefavüt yapmıyacaktır. Bize kırmızı oy verecek arkadaşların ellerini sıkarken elimizden onların ellerine geçecek. dostluk ve arkadaşlık hararetinin en küçük mikyasta dahi eksilmiyeceğini tekrarlıyorum.

^Hükümetin bugün güven oyu istemesine lüzum olmadığı kanaatinde bulu­nan bazı arkadaşlara rastladım. Ben tamamen aksi kanaatteyim. Bilhassa son ay içinde muhite Öyle bir hava yayılmıştır ki hemen her yerde hükü­metin çekilip çekilmiyeceği soruşturuluyor. Muhalif sözcüler ve yazarlar kendi görüşlerinin ve isteklerinin neticesini aksettiren ifadelerle hükümetin çekilmesi lâzım geldiğini söylüyorlar. Bu onların hakkıdır. Fakat bununla da kalmıyor. Hükümetin kendi partisinin çokluğu nezdinde itibarını kaybetti­ğini söyliyerek iktidardan çekilmemizin bir emrivaki olduğunu da yayıyor­lar ve hakikatte bu çekiliş lüzumunu bir oldu bitti gibi gösteriyorlar. Bence tatilden dönen grupun ilk işleri arasında bu şüpheyi aydınlatmak ve hükü­metin ne derece güvene lâyik olduğunu göstermek esaslı bir vazifedir. Tanı­dığım bazı tüccarlarla temasta bu şüphelerin ticaret hayatında istikrarsızlık yaptığını, eğer yeni bir hükümet gelecekse tutulan ticaret sistemlerinde bir değişiklik olup ohnıyacağıııda tereddüt ederek teşebbüslerini zayıflattıklarını Öğreniyorum. Memlekette yayılan havanın tesiri altında bir çok ecnebi mu­habirlerin memleketlerine hükümetin kuvveti hakkında şüpheli haberler aksettirdiklerini de öğreniyorum. Mühim dış işleri üstünde icabında kararlar alacak olan hükümetin meclis nezdindeki hakikî değerini bilmeğe ecnebi dev­letlerin de ihtiyacı vardır.

Bütün bu sebepler, bizi güven oyu istemeğe sevkedeıı mülâhazanın esaslarını açıklamak için kâfidir sanıyorum.

Muhterem arkadaşlar, dörtte bir asrı geçen Yeni Türkiye Devletinin kuru-luşundanberî yaptığımız tecrübelerimiz göstermiştir ki, ne vakit memleketin güç bir durumu bahis konusu olsa gazete başında bulunan bazı insanlar Parti Grupunun birliği içinde ayırıcı ve Parti Grupunun beraberliğinin teş­kil edeceği kudret ve kuvveti eksiltici bir tesir yapmak İçin muayyen bir metodu tecrübe ederler, partide Parti Grupu üyelerinin müfritler ve mute­diller diye inkısam etmiş parçalardan bahsederler. Olgun, medenî, vazife bilir, vicdan duygularına sadîk arkadaşlarımızın muğlâk politika vaziyetlerini mü­talâa ederken, her gün birbirine uymıyan şartların mütalâasında bazan bir­birine aykırı düşünüşte bulunmaları kadar tabiî bir şey yoktur, içimizde herhangi bir muhterem arkadaş bugünün konusu olan herhangi, bir dâvayı

sağdan mütalâa ederken, başka bir arkadaş solda isabet olduğu müşahedesini ortaya koymuş olabilir ve şiddetli tartışmalar yapılabilir. Bu, nihayet işlerin aramızda elenip, yoğrulup en' doğru karara varmak için vazife yapmaktan başka bir şey değildir. Meselâ müsbet ve objektif bir vaziyette olarak bu­günkü iç politikayı mütalâa edecek Parti Grupu arkadaşlarından kürsüden sözleriyle vey& oylariyle şu veya bu fikri iltizam etmenin Parti Grupu içinde itidali veya ifrayı ifade eder bir mânayı aksettirdiği kanaatinde değilim. Bugün bir meselede beraber olduğumuz bir arkadaşla yarın başka bir me­selede fikirlerimiz ayrılabilir. Bu, hem medenî hayatın, hem de içine girip de büyük bir ihlâsla koyulaştınp katmerleş t irmeğe çalışmak için andlı oldu­ğumuz demokratik hayatın gelişmesi için en mühim esaslardan birisidir. Bugünkü hükümetin iç politikanın idaresindeki tutumunu fena gösterenlerin başlıca dayandıkları bazı noktalar üzerindeki hükümetin fikrini arzetmek isterim.

Hükümetiniz hakkında yer yer, zaman zaman otoriteciîikten bahsetme yolu ile kıyasıya, bir insafsızlıkla totaliterlik hükümlerini veriyorlar. Bir kere te­barüz ettirmeliyim ki politikada kendi sevmediklerimizi başkalarına da sev­dirmemek, kendi beğenmediklerimizi başkalarının gözünden düşürmek için karşımızdakilerebu kadar ağır isnatlarda bulunmak siyasî ahlâkın kabul edeceğibir şey değildir.Bir hükümetin kanunlara dayanarak memlekette her varlığın temeli olan iç nizamı koruma yolundaki ihtimamını terör dîye vasıflandırarak bu fikri yayma siyası mücadelede meşrubir yol değildir. Asıl bu harekettir ki pek tabi; olarak karşı tarafı sert mukabelelere sevkeder ve demokratik hayatın normal gelişmesine engel olur. Medenî insanlığın yüz karası olan totaliter diktatörlük zihniyeti ile meşru her hükümetin birinci vazifesi olan otorite fikrini birbirine karıştırmak eğer bir cehalet eseri de­ğilse bunu kasten yapmak bugünkü iktidar mevkiim kötülemek için kamu­oyunbilgisizlikvetecrübesizliklemahmulolankısımlarımavutupaldat­mak demektir. Bir defa Türkiye Cumhuriyetikatiyen totaliter birdevlet değildir. Biz millî iradeye dayanan, kanunlara göre işlİyen ve iç hayatında muhalefeti teşvik eden bir Cumhuriyetiz. Totaliter olnıryan bir devlet içeri­sinde totaliter bir hükümet tasavvur etmek ideolojik en basit bilgilerle telif edilemez. Bizler hep beraber ve bu arada hükümetiniz ideolojisi sağ, sol ne olursaolsuntotaliterzihniyettedevletleri,beşeriyetinvemilletlerindüş­manı olan menfur bir şey sayarız. Totaliterizm, ilk çağ insanlık devirlerinde ve sonraları küçük devletlerin kuruluşlarında fikirsiz insan yığınları arasında topluluğu sağlıyan faydalı gibi telâkki edilen bir yoldu. İnsanlık âlemi me­denî ufuklara doğru genişledikçe,devlet anlayışı kemale doğru mesafe al­dıkça hürriyet ve vatandaşın devjet idaresine iştiraki mefhumları kuvvet­lenmiş, fakat buna rağmen zaman zaman kader yeni zamanın büyük dev­letlerininbaşınatotaliterzihniyetlidiktatörlerimusallatetmiştir.Bütün bu diktatörlerin mensup oldukları milletlerin başını yedikleri açık bir ger­çektir. Yakın tarih bunun misallerini veren ibret levhalariyle doludur. Fa­kat muhterem arkadaşlarım,otorite kelimesinin sizlerin de görüş ve anla­yışınıza uyacağına kesin surette emin olduğum mânası büsbütün başkadır.

Yaşasın Millî Şef, kahrolsun Peker Kabinesi. Gazeteler bunu böyle yazmadı. Sebebini sordum, çünkü yazarlarsa bu ifade suç olurmuş, bu sebeple olacak «Peker kabinesinden bizi Allah kurtarsın» diye yazmışlar. Hattâ, motorun oturulan yeri camekânlı olduğu için iyice i_şitilemedi. Beraberimizde olanların bu sözü (Varolsun Peker kabinesi) tar­zında anlayanlar da olmuş. Benim işitmem doğru olduğunu söyledim, (kah­rolsun Peker Kabinesi) denmişti. Temin ederim ki, bunu demenin suç ol­duğunu da bilmiyordum.

Orada mevcut olanlara dedim ki, bu bedbaht vatandaş İstanbul'da çeşidi çok olan politikacılar tarafından beş on para verilerek kışkırtılmış olabilir. Yahut da çoluk çocuk sahibidir, geçim sıkıntısı içindedir. Muhalif gazeteleri oku­yor. Menfi telkinlerin tesiri altındadır, saftır, cahildir. Bütün sıkıntılarına sebep Peker Kabinesi olduğuna kanidir. O gün Haydarpaşaya gelmiş, Cum­hurbaşkanını selâmlamak istemiştir. Beni de görünce içi yanmış muztarip bir adam olarak içini boşaltmıştır. Bundan bir şey çıkmaz, dedim. Necmeddİn Sahir Sılan (Tunceli) — Amma sicil.

Başbakan Recep Peker (Devamla) — Sonra anladık ki kasa hırsızlığından senelerce hapis yatmış, asker kaçağı imiş, şu ve bu... Ayni gazeteler Emir-

gânda da aleyhimde bir gösteriden bahsettiler. Bu büsbütün uydurma bir şeydİr. Haysiyet kadri bilir duygulu gençlerin bunu izah ettikleri malûmdur.

Bunlar esasta hiç bir ehemmiyeti olmıyan şeylerdir. Fakat şunun için arze-

diyorum ki hükümeti küçültmek için bazı insanlar bu kadar eğilip küçülü-

yorlar.

Cumhurbaşkanımızın 12 Temmuz beyannamesi münasebetiyle, bahis konusu

olan noktalar üstünde size arzedilmesindcfaydagördüğüm düşüncelerimi

söylemek istiyorum.

Bir defa, Devlet Reisi ile Hükümet Reisi arasında ihtilâf vardır diye pro­pagandalar işitiyorum. Bu doğru değildir. İhtilâfı bilmem ne demek mâna­sına kullanıyorlar? Her zaman her yerde medenî insanlar arasında ciddî işler görüşülürken tartışmalar olur. Bilhassa devlet işlerinde de içinde bulundu­ğumuz nazik-devrin esaslı tedbirlerinde isabetli yolu bulmak için vazifeliler arasında bir takım konuşmalar geçmesi pek tabiî bir haldir. Hattâ tabiîden de fazla lüzumlu bir haldir. 12 Temmuz beyannamesinde benim de muvafa­katimin ifadesi olmak üzere neşirden evvel gördüğüm yazılıdır. Bu beyan­namenin mânasını muhaliflerimiz bermutad bir taraflı olarak bizim aleyhi­mize itham vasıtası olarak kullanmışlardır. Bu türlü hareketler hepimizin aman şuraya bir ulaşsak diye bir parlak istikbal gibi, bir güneş gibi tasav­vur ettiğimiz ve varılmasını istediğimiz demokratik hayatı istiyenler' için basit tâbiri ile hafifliktir. Demokratik hayat bir münakaşa hayatıdır arka­daşlar. Ve bugün huzurunuzda böyle bir münakaşa halinde bulunuyoruz. Herkesin vazifesi vardır. Kanun hududunu çizmiştir. Herkesin bir görüş ufku vardır. Bütün bu vazife anlayışları, bu görüş ufukları her gün her meselede tıpkı tıpkısına beraber olabilir mi? İşleri ciddiyetle münakaşa etmek ve bu münakaşalardan sonra ana meselelerde birleşmek medenî hayatın varılması istenen ve öğünülecek en ulvî bir vasfıdır (Bravo sesleri).

Bir ocak toplantısında İstanbul Parti Başkanının (bu milleti ot yemekten-kurtaracağız) yine İstanbul parti başındakilerden bir milletvekilinin (biz ka­nun tanımayız) demesi gibi bugünkü devletin iç durumunda fena hisleri teraküm ettirerek tahrikleri ihtiva edecek yazılı demeçleri radyo ve ajans­larla yaymakta millet için ne fayda olacaktır. Muhaliflerin radyoyu telkin, vaıstası olarak kullanmalarının makul şeklini araştırarak buna çare bulmanın lâzım olduğuna kaniim ve karşılıklı bir anlayışla partimiz kurullarının da muvafakatini alarak bu işi tanzim edebileceğimizi zannediyorum. Farzedelim ki radyodan istifade ediyorlar ve bermutat isnatlara, ittihamlara devam edi­yorlar. Tabii radyoda bunların cevabı da verilecektir. Bu suretle radyo her gün siyasî tahrik, atışma ve bulandırma, düellosu demektir. Vatandaşların bundan memnun olacaklarını zannetmiyorum. Esas fikirde bütün bu vasıta­lardan muhalif partinin eşit olarak istifade etmesi fikrinin aslı üzerinde kararlıyalını. Bunu arzettim. Yalnız pürüzlerden ayıklayarak bunu tanzim et­mek lâzım. Ajans işi de öyledir.

Halkevleri için bir şey söylemiyeceğim. Bu pjarti işidir. Kurultayda görü­şülür. Benim şahsî fikrim Halkevleri C. H. Partisinin malı olarak kalmalıdır.. Başka partiler de bütün vatandaşlar gibi girmelidirler. Kongrelerinde salon­ları olmıyan yerlerde ev salonlarından faydaîanmalıdırlar. Fakat bu mesele-hakkında karar verme hakkı Parti Divanının ve hattâ Kurultayındır. Basın hürriyeti meselesine gelince, geçenlerde Ahmet Şükra Esmer arkada­şımızın bir makalesinde mühim bir parça vardı. Bunu aslından çıkarttırdım. Türkiye'de basın hürriyeti ve demokratik hayat hakkında, Türkiye ve Yu­nanistan'a yardım bahsi üzerinde Amerika Ayanında müzakere cereyan ederken hükümetten yüz küsur sual sorulmuştur. Bu yardımın yapılması bahis mevzuu olan memleketlerin demokratik hüviyeti ve basın hürriyeti hakkında da sualler sorulmuştur. Ayan, yapacakları yardım kararını bunun cevaplarına istinadettirecekti. Türkiye'nin demokratik ve basın hürriyeti ba­kımından Amerika'da Hükümetin Ayana cevapları şunlardır:

Soru :

Bugün Yunanistan ve Türkiye'de mevcut olan hakikî hükümet şekilleri ne­lerdir? Bu hükümetler bugünkü halleriyle ne zaman kurulmuşlardır? ve Yunan, Türk Milletleri hükümetlerine ne dereceye kadar müessirdirler. Son zamanlarda bu memleketlerin birinde veya her ikisinde seçimler yapılmışmıdır? Ve yapılmışsa kimin nezareti, altında yapılmıştır? Hükümetimiz Yu-nanistantan ve Türkiye'nin veyahut her ikisinin hükümetlerini demokratik mi addediyor? Bu hükümetlere değişiklikler yapılmasını teklif etmek tasav­vur olunuyor mu?

Komünizmi ortadan kaldırmak için Yunanistan ve Türkiye Hükümetlerince ne gibi gayretler sarf edilmektedir?

Karşılık:

image001.gifTürk Hükümeti, 1923 te kabul olunan bir Anayasa ile teşekkül etmiş bir Cumhuriyet olup memlekette mezkûr Anayasaya göre her vatandaşın iştira­kiyle seçilmiş bir Millet Meclisi vardır. İcra kuvvetinin başında Millet Mec­lisinin seçtiği bir Başkan "bulunur. Bu Başkan. Millet Meclisi üyeleri ara­sından seçilmiş ve meclise karşı sorumlu olan bir kabineye başkanlık eder. Türkiye'de son Meclis seçimleri 1949 Temmuzunda ve serbest "bir secim mü­cadelesi içinde yapılmıştır. Amerika Dışişleri Bakanlığının noktainazarı, ge­rek Yunan gerek Türk Hükümetlerinin esas itibariyle demokratik olduğu ve her ikisinin de demokrasi yolunda illerlemekte bulunduğu, merkezindedir. Bu iki hükümetin esas itibariyle demokratik olduğunu ispat eder vakıa: her iki memlekette mevcut muhalefet fırkalarının sadece meşru değil, aynı za­manda hükümet makamları tarafından bir müşkülâta maruz bırak ılm aksız m

iktidarda bulunan hükümetleri şiddetle tenkîdedegeîmekte olmalarıdır. Her iki memleket, diğer pek az memleketlere nasip olan bir basın serbestliğine

maliktir.

Her gün içinde yaşadığımız bu memlekette hürriyet havasını doya doya te­neffüs ediyoruz.

Yâni suallere verilen bu cevaplar, Türkiye'deki demokratik gelişmelerin Amerika gibi ileri demokrat bir milletin mesul hükümetinin anlayışını ve görüşünü ve dışardan demokratik bir basın serbestlisi ve olgunluğun nasıl ölçüldüğünü ifade eder. Hakikatte memleketimizde hürriyetsizlik buhranı yok, hürriyet anlayışı buhranı vardır. Daha doğrusu onu hususî siyasî mak­satlarda istismar ederek hürriyetçiliğin inhisar altında tutulması gayretkeş­liği vardır. Bunu aklı başında vatandaşların pekâlâ anladığına "kaniim. İç politikamızın en mühim bir noktası olarak, bugün kararınıza tesir yapar diye arzediyorum. Hükümetimizin dikkat noktalarından biri kızıl ve kara kanun dışı cereyanlarla arasız savaştır.

İşte arkadaşlarım iç politikadaki güdümümüzüa tuttuğumuz çalışma ve tatbik istikametlerinin ana çizgilerini belirttim. Büyük Millet Meclisine karşı so­rumluluğun icabı olan vazife anlayışının yanında Cumhurbaşkanımızın 12 Temmuz beyannamelerinde ifade edilen asil ve ulvî maksadı tahakkuk ettir­mek için de ayrıca tatbikat sahasında dikkatimizi kullanacağız. Arkadaşlar, buhran yıllarında yaşıyoruz. Eğer bize güveninizi bildirirseniz bu buhran yıl­larının güçlüklerini yenmek için sizlerden bize sâri büyük manevî kuvvetin

bir damlasını ziyan etmeden vazife cephesinde dipdiri çalışacağız. İleriye ba­kışla buhran yıllarında olduğumuz gibi bugün de karar günlerindeyiz.

Bu maruzatımı dinledikten sonra ve muhterem arkadaşların yaptığım deme­cin isteyecekleri noktaları hakkında yapmıya hazır olduğum açıklama ile ken­dilerini tatmin için bütün gayretimi sarfettikten sonra vicdanlarınızda beli­recek inan ve kararı tam serbest oylarınızla belirtmenizi rica ederim (Sürekli alkışlar).

Bankasının bir şubesi şeklinde gerçekleş­mesinde tam isabet var mıdır? Emlâk Bankası, denizcilikten tamamiyle ayrı işlerle meşgul olduğuna göre, müstakil bir Kredi Maritim Bankasının yapacağı kadar, denizcilikte verimli alabilir mi? Denizcilik için ayrı bir banka teşkili da­ha doğru olacağı kanaatindeyiz. 'Fakat asıl mesele, armatörlere yardım etmek için kurulacak bankanın bir an önce vü­cut bulup işe başlamasmdadır. Bizzat sayın Bakanın da söylediği gibi «deniz ticareti sahasında önümüzde açılmış bu­lunan büyük fırsatlardan» vakit kaybet­meden faydalanmak lâzımdır. Çünkü bu­günkü fırsatlar uzun zaman devam et­mez. Bütün dünya, yeni gemiler yap­maktadır. Almanya, Japonya ve Sovyet Rusya hariç, 1947 Martı sonunda, dünya tezgâhlarında 1096 gemi inşa edilmekte idi. Gün geçtikçe 'her memleket harp ka­yıplarını telâfi etmekte, eski gemilerinin yerine yenilerini koymaktadır. Bu vazi­yet karşısında, fırsatı kaçırmamak için, armatörlere kredi açacak olan bankanm hemen kurulması ve işe başlaması ge­rekmektedir.

Armatörlere yardım bahsinde, yalnız bir banka kurulmasının da kâfi gelmiyeceği kanaatindeyiz. Birleşik Amerika'nın sa­tılığa çıkardığı tonajdan da ucuz fiyatla gemi tedarik edebilmeleri için, 'hüküme­timizin yardımı lâzımdır. Ulaştırma Ba­kam, Amerika'dan son defa peşin para ile satm alman 6 yoicu vapurunun takri­ben 2 milyon 782 bin dolara alındığını söylüyor. Yalnız İstanbul Vapuru için 1 milyon 100 bin dolar ödenmiş olduğu düşüntüürsa, ondan daha büyük 6 vapu­run ne kadar ucuza alındığı anlaşılır. Öteki dört gemi de 18 yılda Ödenmek şartiyle dört milyon dolara satm alın­mıştır. Böylece takriben 85.000 ton tuta­rında 10 gemi her halde Taşdelen suyun­dan ucuza malolmuştur. Hükümetimiz, armatörlerin alacakları gemilerin de aynı ucuzlukla tedarikini temin edebilir. Akla gelen tebdir, onların işlerine yarıyacak gemileri Hükümeti­mizin satın alarak meselâ 18 yılhk bir kredi ile onlara devretmesidir. Sayın Şükrü Koçak İstikbal için şöyle diyor:

Bizim arzumuz, deniz ticareti bakı­mından Türkiye'nin Akdeniz'e yerleşme-

sidir. Tabii Akdeniz'den sonra, bütün de­nizlerde Türk bayrağını şerefle dalgalan­dırmak arzusundayız. Amerikan suları­na, Uzak Şarfc'a muntazam seferler yap­mak, mallarımızı kendimiz sevketmek ve ithalâtımızı kendi gemilerimizle li­manlarımıza kadar getirmek istiyoruz. Bundamuvaffak olacağız.»

Bu güzel emel ve arzuyu gerçekleştir­mek için, iki cepheli çalışmak ve arma­törlerin filosunu da devlet filosu gibi, vakit ve fırsat kaybetmeden bir an evvel

geliştirmek, kuvvetlendirmek elzemdir.

Başkanlıklar meselesi...

Yasan: Hüseyin Cakid Yalçın

8 Ağustos 1)947 tarihli «Taniıı» İs­tanbul'dan :ı

Cumhur ve parti .başkanlıkları hakkın­daki mütalâalar, münakaşalar ve tefsir­ler devam ediyor. Muhalif gazeteler bu mevzuu ele alırken, Cumhuriyet Halk Partisi mensupları arasında mevcudiye­tini iddia ettikleri ihtilâf üzerinde dur­maktan bilhassa memnuniyet hisseder gibi görünmektedirler. Cumhur ve parti başkanlıkları meselesinde bütün H. Par­tisi âzalarının aynı fikirde olamamala­rından tabii bir şey yoktur. Esasen bu­nun aksine ihtimal vermek bir hatâ teş­kil eder. Fakat bu ihtilâfın bir ayrılığa ve parçalanmağa varacak derecede derin olduğunu iddia etmek, hiç değilse bugün­kü durumda, tamamiyle yersizdir. Biz, bir Halk Partili sıfatiylev şimdiki halde, aramızda uzlaşma kabul etmez zıt kana­atler bulunduğunu görmüyoruz. îki ar­kadaşın aynı mesele hakkında zıt gö­rüşlerini ihtiva eden makalelerin aynı gazetede aynı günde intişar etmesi Halk Partisinin parçalanacağına /bir alâmet teşkil etmekten ziyade, partide hüküm süren fikir hürriyeti ve müsaadekârlık zihniyeti hakkında bizi memnun edecek alâmet sayılmak daha doğru olur.

Görülüyor ki Halk Partisi mensupları arasında bu meselede henüz varılmış bir karar, iyice tebellür etmiş bir kanaat yoktur. Bunu ancak Kurultay müzake­releri sonunda anlıyacağız. O zamana kadarmeseleaçıktır ve Halk Partisi mensuplarıarasında hür bir tetkik ve münakaşa mevzuudur.

Biz, kendi hesabımıza, Cumhurbaşkanlı­ğı ile parti başkanlığının birbirlerinden ayrılması taraftarıyız. Bu ayrılık netice­sinde parti için bir başkan vekilinin mi ''yoksa bir başkanın mı seçilmesi ikinci derecede ehemmiyeti haiz bir meseledir İti yalnız partiyi alâkadar eder. Başkanlıkları birbirlerinden ayırmamak istiyenlerin en kuvvetli delilleri bunu muhalif bir partinin siyasi bir oyunu ve taktiği /telâkki etmeleridir. Meseleyi si­yasi veya hukuki balkımdan değil, amelî bakımdan muhakeme ediyorlar ve mü­şahhas olarak düşünüyorlar. Diyorlar ki Demokrat Partisinin ve dostlarının asıl' maksatları, İsmet inönü'nü Halk Partisi Başkanlığından uzaklaştırmak suretiyle Halk Partisini zayıf düşürmek ve ekse­riyeti ele geçirmektir. Nazariyata ve hu­kuka ehemmiyet verelim derken reali­teyi ihmal etmek büyük bir gaflet ve memleket hesabına da büyük bir zarar ve hatâ teşkil eder.

Demokratların kalblerimn ve dimağları­nın içine nüfuz ederek hakikî maksatla­rını anlamağa imkân yoktur. Belki de, hakikaten, sureti haktan görünerek ik­tidara erişmek istiyorlar. Fakat bu tah­mini doğru diye kaibul ederek, demok­ratların hücum taktiğine İsmet İnönü'nü parti başkanlığında tutmağa kalkmak suretiyle mukabelede bulunmak bir aciz eseri ve aciz itirafı teşkil etmez mi? ■Çünkü, bu noktainazar takip olunduğu takdirde, durum şöyle oluyor:

Demokratlar öyle bir prensip müdafaa ediyorlar ki buna felsefe, akıl ve mantık bakımından kuvvetli bir itiraz dermeyan olunamaz.

Biz bu prensipi reddederken, hiç bir hu­kuki ve ilmî hattâ siyasi esasa istinat etmiyerek, sadece «parti menfaati» mü-lâhzasma tabi kalıyoruz ve yalnız Parti­nin zayıflamamasına ehemmiyet veriyo­ruz. Bu, manevi ve ahlâki bakımdan çü­rük ibir durumdur. Halbuîki «Parti men­faati mülâhzası» m da biraz tahlil eder­sek, bunun «şahsi menfaat» e müntehi olduğunu da görürüz.

ÇUnikü, parti menfaati partinin bizatihi kuvvetli olmasını icabeder. Bir partinin loıvveti başındakişefinşahsiyetinden ileri gelirse o parti kuvvetli değil, âciz, hem de pek âciz demektir. İsmet İnönü'­nün Halk Partisi Başkanlığından ayrıl­ması ile Halk Partisinin dağılacağını ya­hut çok zayıflıyacağmi ve yeni bir se­çimde muvaffak olamıyacağmı kabul et­mek bundan başka bir mâna ifade etmez. Bir şefin ve bahis mevzuu olan mesele­mizde. İsmet İnönü'nün prestiji sayesin­de milletten rey alabilmiş zatlardan mü­rekkep bir parti muhakkak surette şefin prestijini, şöhretini ve halk nezdindeki muhabbetini kemirerek ve ona zarar ve­rerek yaşar. Parti zayıfhyıacağı ve de­mokratlar karşısında dayanamıyacağı endişesiyle İsmet Paşayı Parti Başkan­lığında tutmak kendi intihabımızı temin için şefe sarılmak ve ona lakırdı getir­mek neticesini verir.

Memleketimizde kuvvetli ve ciddi bir muhalefet partisi teşekkül etsin de mu­vazeneli ve kontrollü bir demokratik re­jim vücude gelsin diye çalışırken bütün inkılâbımızın kaynağı olan Halk Parti­sini sıfıra indirmiyelim. H. Partisi dağı-lırsa, dönüp dolaşıp yine tek partili sis­teme geri dönmüş olacağız. O zaman da ortada kuvvetli bir Demokrat Partisi kalacak.

İsmet İnönü Halk Partisi Başkanlığın­dan çekilirse, Halk Partisi yıkılır demek hakikatte bir Halk Partisi yok demekle müsavidir, öyle ise, fbu Halk Partisini yapalım. Bu işe ciddi surette sarılmanın en radikal şekli de Cumhurbaşkanlığının Halk Partisi Başkanlığından ayrılması ile başlar.

Biz Halk Partililer bugün bu vazife kar­şısında bulunuyoruz. Bu, iki katlı bir va­zifedir. Bir kere, bütün milletin malı ve bir millî 'kahraman olan İsmet İnönü'nü bütün milletin nüfusuna nazaran bir ekalliyet sayılacak bir partinin şefi mev­kiine sıkıştırarak bütün milletin kayıtsız ve şartsız hürmet ve taziminden ayır­mağa hakkımız yoktur, ismet İnönü'ne karşı hudutsuz muhabbet ve şükranımız bize bunu emreder. Kendi şahsi düşünce­lerimiz uğrunda onun eteğine yapışarak onu israf eder gibi bir zevahir yaratmı-yalım. Sonra, Halk Partisinin taşıdığı büyük nama ve onun mazisine büyük ve sonsuz borcumuzu unutmamak ve iyiliğe, kalkmmıya doğru mücadele bayrağını eli-

mizden bırakmamak bizim için şerefli bir borçtur. Önümüzde yüksek ve muh­terem bir mücadele sahası açıktır. De­mokrat Partisi ile, herhangi muhalif bir parti ile mücadele mevkiindeyiz. Şahsi­yet ve menfaat mücadelesi değil; âli ve miskin politika boğuşmaları değil; hak ve hürriyet mücadelesi, ahlâk ve ideal mücadelesi. Hürriyet ve inkılâp bayrağı­nı elimizden kaptırmamalıyız. Hiç bir parti bizden daha hürriyetsever, bizden daha hak tanır ve adalet ister olamama-hdir.

Bu vazifeyi ancak kuvvetini yalnız şe­finden değil milletin muhabbet ve itima­dından alan bir parti ifa edebilir. Halk Partisi işte böyle bir parti olmalıdır. Olmaması için bir sebep de yoktur. Çün­kü, en şiddetli muhaliflerimizden birinin itiraf ettiği gibi, Halk Partisi büyük kıy­metleri nefsinde toplamış bir hazinedir. Halk Partisi, kıymetli unsurların geliş­mesine imkân veren demokratik bir ruh içinde çalışarak tarihî vazifesine muvaf­fakiyetle devam edebilir.

Yeni bîr devrim arifesinde mi­yiz?...

Yazan: Necmeddin Sadak

8 Ağustos 1947 tarihli «Akşam» İstanbul'dan:

îç ve dış şartların bin bir çeşitli zor­lukları arasında dana iyiye doğru bir yenilEk ve değişindik arayan halk efkâ­rını beslemeye çallışan gazeteler her gün yeni bîr havadis vermeye çalışı­yorlar. Cumhuriyet Halk Partisindeki ayrılıklardan yeni seçim yapılmasına kadar, aıkla gelen bütün ihtimaller «iyi haber alan kaynaklar» tarafından yarış edercesine ortaya atılır. O derecedeki gazetelerimizi okuyanlar için hükümet değişikliğinden Anayasa tadili, C. Halk Partisi kongresinden muhaliflerin iş ba­şına geçmesi bir gün meselesi hâline girmiştir.Memleketin feöyle bir devrim arifesinde bulunduğunainanmak güçtür.

Büyük ve tarühî Kurultayı yaklaşan C. Halk Partisi bakımından yapılacak olanve hazırlanan işler vardır. Parti-

nin programı gözden geçiriliyor, nizam­namesi değişiyor. Bu değişiklikler hak­kında tam fikir sahibi olmaik henüz mümkün değildir. Tutulacak yeni yolu, hazırlanan tasarılardan ziyade kogre-nin kararları belli edecektir. Fakat bu-jgünden üzerinde durulan esaslı nokta­lar şunlar olabilir.

Tek dereceli seçim ve çok partili mec­lis (hayatının muvaffak olması ve nor­mal şekilde yürümesi şarttır. Seçimle­rin herkese tam emniyet verecek tek­nik usullere göre yapılması, giriştiği­miz yeni hayatın ana davasıdır. Millet Meclisi, kanunî müddetini bitirmeden ve gelecek devrenin seçimlerine giril­meden önce Seçim Kanunu mutlaka de­ğişecek, demokrat onemleîketlerde tat­bik edilen usullerin en iyisi, en elveriş­lisi fbizde de tatbik olunacaktır.

Giriştiğimiz yeni hayatın gerçek ve sa­mimi olarak [başarılması için ilk şart muhalif partilere hiç engelsiz yaşama ve. gelişme imkânlarının verilmesidir. ■Bu düşünce, Devlet Başkanı İsmet İnö­nü'nün son (beyannamesinde ve o be­yannameye takaddüm eden ara bulma gayretlerinde en yüksek tecellisini bul­unuştur, tiki yıüdır (başladığı en büyük eserini verimli ve [başarılı kılmaya az­metmiş olan ismet İnönü, karşı parti­nin eşit şartlar içimde .mücadele imkânı­nı bulması lüzumuna — beyannameden anlaşılıyor iki — en samimî surette inan getirmiş ve ibunda ısrar eder gö­rünüyor.

Bir yıllık tecrübeden çıkan neticeye gö­re Devlet Başkanının, bilhassa ismet inönü çapında bir şefin parti başkanı kalması, kendi partisine verdiği müs­tesna kudretten başka karşı partiyi, mücadelede zayıf düşüren Ibir âmil ol-rrnalkitadir. Karşılıklı partilerin eşit şart-îar içinde mücadelesini büyük ve çetin işin yürümesi ve. gerçek bir demokra­sinin yerleşmesi için zarurî gören ismet inönü Parti Başkanlığı vazifesinden çe-fkilecektir. C. Halk Partisi Kurultayı ya bir parti başkanı, yahut bir baş-fltan vekili seçecelk, ve Cumhurbaşkanı, ■pariti işleriyle 'bilfiil meşgul olmıyacak-tır. Bu durum, hiç şüphe ydk ki ismet İnönü'nün C. Halk Partisinin gene yüksek "bir üyesi (kalmak sıfatına engel ola­maz.

Partiler dışında ve partiler üstünde pa­rafsız bir yer alcalk olan Devlet Başka­nı, Ibu isuretle demokrasi hayatının nâ­zımı rolünü yapacaiktır.

Bütün bu dilek, düşünce ve ihtimaller ancak parti Kurultayındaki tartışma­lar sonunda belirecek 'kararlara göre kesin şeklini alacağı için şimdiden her­hangi bir 'hü'kıme varmak acele etmek olur. Parti çevrelerinde ve gazetelerin de [bu sahada başlayan tartışmalar, Kurultayda görülecek fikir çarpışmala­rının bir öncüsüdür. Bunları, parti İçinde bir ayrılık alâmeti gibi almak değil kendi içinde en serbes ve açık fikir münakaşasını kabul etmiş bir par­tinin hayırlı bir İlerleyiş delili diye 'kar­şılamak daha doğru olur. Partiler arasında eşit muamele ibakı-mmdan bugün üzerinde durulan diğer müspet nokta (hükümet ve idare maki­nesinin iherhangi şekilde, partilerden hiç birini iltizam etmemesi, muhalefe­tin kurulup igelişmesine engel olmama­sıdır. Hükümeti elinde tutan iktidar partisi her ine olsa, diğerlerine 'karşı bir derece maddî manevi nüfus sahibi­dir. Bu, dünyanın her yerinde böyle­dir. Faikat idare makinesi 'kanunların müsavi tatbikinde ihmal gösterilse hü­kümet partisi her istediği zaman mu­halefeti ezmeye muvaffak olur. Bu nok­tada bizim daha hassas olmamız, idare makinesinin dikkat ve dürüstlüg^inü, en ufak .şikâyetlere dahi meydan ver-miyecek dereceye çıkarmamız şarttır. Cumhur'basıkanının, son beyannamesin­de, açık bir samimiyetle üzerinde dur­duğu -bu ehemmiyetli nokta şimdiden partinin ve hükümetin malı olmuştur. Sayın İnönü'nün bu meselede bütün yüksek otoritesini kullanacağına derin inancımız vardır.

C. Halk Partisi 'kendi programı ve teş­kilâtı dışında, muhalefeti ilgilendirme bakımından umulan, beklenen, olan ha­diseler bunlardır. Bunlar da yeni dev­rimler değil, elde edilen tecrübelere gö­re, bugünkü siyasî bünyemiz çerçevesi içinde atılacak ehemmiyetli adımlardır. Bunlar dışında, Anayasaya dokunan daha derin bünye ve şekil değişiklikleri

beklemek, îıer halde buğun için ve bu-'künkü dünya şartları arasında çok a-cele etmek olur sanırız. Muhalefete bütün gelişme imkânlarını vermek, her türlü idari ve (kanunî en­gelleri kaldırmak, Devlet Başka­nından en küçük ıköy âmirine kadar, partilere karşı eşit muameleyi ve taraf­sızlığı müessese hâlinde kökleştirmek gibi ilk tedbirler demokrasi hayatımız­da yeni bir hamle olacaOttır. İsmet înö-mi'nün b eyannam esiyle bütün memle­kette, bilhassa tarafsız halk kitlesinde' görülen ferahlık bundan ileri geliyor. Bu tedbir ve kararlar C. Halk Partisi üzerinde de en feyizli tesirlerini göste­recektir.

Kurtuluş ve istiklâl mücadelesinde, her şeçit vatanseverlerin bir şef et-rscmda toplanmasından doğan C. Halk Partisi bundan sonra kendi varlık kud­retini, tarihte her zaman ele geçmeyen müstesna, fakat fani şeflerden değil, kendi İdealinden, ;bu ideal etrafında fi­kir ve kanaat birliğinden, bu ideale ka­fası ve ruhiyle bağlı teşkilâttan alacak mücadele hayatında ve seçimlerde yal-nıa kendine güvenecektir. Sırf kendi işleri ve gayretleriyle kendilerini ve bilhassa .milleti tatmin edici icraatiyle kuvvetli hükümetlerini bunda muvaffak, olan partilerdir İki yüksek ve müstes­na bir otoritenin himayesinden yoksun (kaldıkları zaman dalıi tarihi vazifele­rinde devam edebilirler. Bu bakundan, atılacak yeni adımlar yalnız muhalif partiye çalışma ve mü­cadele imkânları hazırlatmakla kalma­yacak, C. Halk Partisine de kuvvet­lenme fırsatını vereceiMir. Samimî ka­naatimiz budur.

Halk Partisi Kura?tayma doğ­ru...

Yazan: Prof.Dr. Yavuz Abadan

8 Ağustos 1947 tarihli «Memle­ket» tstaîîlîiılMaıit:

Halk Partisi Kurultayının hazırlıkları ilerledikçe, gazetelerde yeni gelişme ihtimallarmeaittahminlerbirbirini kovalamaktadır. Bu arada C. H. P. nin parçalanacağı, çeşitli hizip ve partilere ayrılacağı, hükümet ve parti 'başkan­lıklarının birleştirileceği, lider seçimin­de .müfritlerin Recep Peker'i mutedil-larm Saraçoğlu'nu, ilâhiyatçıların ( ? !) ise Tannöver'i tutacakları, anayasaya aykırı kanunlarında değiştirilmesinden sonra -Meclisin feshedilip seçimin yeni­leneceği kabilinden "birbirini tutmıyan söylentiler alıp yürümüştür. Ulus Ga­zetesinde 3fazi yazan birkaç arkadaşı­mızın birbirine az çok yan 'bakan şah­si kanaatlerini aynı sütunlarda müda­faaya devam etmeleüi, Halk Partisi saflarında barışmaz fikir ayrılıkları olduğu zatınım uyandırmıştır. Gerçekte 'bu çeşitli tahmin ve müta­lâaların ileri, sürülmesine sebep, bir yandan C. H. P. nin yeni duruma inti­bak etmesi zaruretinin herkesçe anla­şılmış olması, düğer yandan ise bu inti­bakın (hangi yoldan ve ne şekilde ger­çekleşeceğinin kesin ' olarak bilineme-mesidir. Parti işlerinde son söz ve !ka-rar, Kurulayın olduğuna göre. C. H. P. nin bugünkü idarecileri, henüz tasav­vur hainde olan hazırlıklarını, zamanı gelmeden ortaya atmamakta haklıdır­lar. Bu yüzden bütün haber sızıntıları, ya koku alma kuruntusunun maihsulü, yahut geniş hayal sahiplerinin kendi kafalarında yaratıp gerçekleşmesini istedikleri düşünce kombinezonlarıdır.

Cumhurbaşkanımızın 12 Temmuz teb­liğinden ve anayasada değişiklik söy­lentilerinden sonra, ilk defa olarak bu sütunlarda C. Î-L P. nin yeni şartlara uyması zaruretine işaret ve temas et­miştik. Çok partili murakabe sistemi­ne geçilmeden önce, C. H. P. bu memle­kette, siyasi hayatın dinamizmini ken­di varlığında toplıyan tek parti idî. Bu sebeple ülkülerinin gerçekleşmesini yur­dun kurtuluş ve kalkınmasında gören bütün milliyetçi idealistlerin, bir vatan cephesi halinde Halk Partisi saflarında yer almalarından daha tabii bir şey olamazdı. Teşkilâtın kuruluş ve işleyişi de bu tek parti esasına ayarlanmıştı. Memlekette yeni partilerin kurulmasile ülkü birliği ile vatanseverlik duygusu­nun birleştirdiği vatandaşlardan bir kısmı,karşısaflarda yeraldılar.Bu karşısında artık, C. H, P. için eski usul ve geleceğin devamında ısrar etmek imkânsız hatta zararlı bir hale girmiştir. Bundan sonra C. H. P. tek parti olmanın imtiyaz ve rehavetinden sıyrılarak - ister iktidarda ister muha­lefette kalsın - diğer partilerle eşit şartlar altında boy ölçüşme zorunda­dır.

Bunun için C. H. P. nin teşkilâtında, bünyesinde, mücadele metotlarında ge­rekli değişiklikleri yapması, prensip­lerini daha " belirli ve kesin bir hale koyması bir zarurettir. Bir buçuk yıl-dantoeriiçinegirdiğimizdemokratik

gelişme safhası C. H. P. için keyfiyete çok önem vermeyi ve bütün mensup­larının içten bağlılık, gayret, feragat ve fedakârlıklarına güvenmeyi gerekti­ren yeni bir mücadele devri açmıştır. Fikir ayrılıkları, çözülme işaretleri di­ye vasıflandırılan bütün .tartışma ve kaynaşmalar, işte partinin bu yeni misyonunu idrakten ve prensipleri, teş­kilâtı kadrosiîe C. H. P. yi görevini ve ödevini başarı ile yapacak bir duruma yükseltme arzusundan doğuyor. Şu ve­ya bu yazarın tesirini hesap etmiyerek fırlattığı bir taştan su3'im bulanır gibi görünmesine iizülıniyeJİm. Bütün İyini-yet sahiplerinin f:kir ve düşüncelerini Öğrenmekte yalnız fayda vardır. Bütün bu fikir kırıntıları sonunda suların du­rulmasına, Kurultayın isabetli kararlar almasına yardım eder. Cumhuriyet Halk Partisini çökertecek şahıslar arasında fikir ve kanaat ayrı­lığı değil, prensipsizlik, inansızlık ve hürriyetsizliktir. Yirmi 'beş yıllık vatan cephesini fikir ayrılıkları üstünde 'bir­leştirecek ve yaşatacak prensiplere da­yanarak yeni ve dinamik bir C. H. P. yaratmak, Kurultay çalışır: al arının he­defi olmalıdır. İnkılâp partisi halkçı, lâyik, devletçi, cumhuriyetçi ve inkılâp­çı hüviyetinden birin! kaybetmeden prensiplerini yen i hayatın şartlarına ayarlamalıdır. Üyelerinin, hürriyet için­de bağlılığım, teşkilâtm:n gerçekten halkçı bir zihniyet ile işlemesini, ikti­darda veya muhalefette hükümet işle­rinin müşterek murakabesini sağlama­lıdır. Butun ounîar yapılırsa partinin yalnız halk nazarında itibar:, devlet iş-terinin yürütülımesinde tesiri artmakla ■kalmaz, Türk demokrasisinin sağlam temdiler ve geleneklere dayanan inki­şafı da sağlanır.

Hürriyet misaks hakikat oîu-ycr nra?...

Yazan:M.Tunc&r

8 Ağustos 1947 tarihli «Yeni sir» izmir'den:

Kanunlarımızda, onları demokratik ha­yatın icaplarına h&kkiyle uydurmak için bir çok değişiklikler yapılması lü­zumu artık ciddî üılç bir itirazla karşı­lan m amakt a d; r.

«Hürriyet Misakı-» yolunu yürümüş ve tesirini yapmıştır, Biüaunla beraber prensiptim tatbikat? daha bir hayli yol, ve hiç şüphesiz bir cdk çetin mü­cadeleler vardır. Bu mücadelede kimin yüzde yüz halkla beraber olduğu, ki­min halkından ayrıldığı 'bir daha görü­lecektir.

Halkla beraber olmak için. vatandaş­ların bütün hürriyetlerini, kayıtsız ve şartsız <bir halk olarak kabul etmek İeaibeder. Hürriyetten "bizim ımemleketi-mizs zarar gelebileceği, vatandaşları­mızın tam hürriyete lâyık olmadığı dü­şüncelerinden kesin olarak ve samimi­yetle sıyrılmak lâzımdır. O vakit ka­nunlarımızın ■demoUr atlastın] ması işi sükûnetle, bilgili olarak ele alınabile­cektir. Vatandaş hürriyetlerinin gerekli bütün teminatını yaratmakta hiç bir partinin diğerinden daha az istekli ol­maması .beklenir. Çünkü hürriyet hava gibi Şıerütesin ayni derecede muhtaç ol­duğu bir şeydir. Hürriyeti baskı altın­da tutmakla uzun zaman hükümet sür­mek imkânı olmadığını anlamamış olan­lar hâlâ var mıdır?

Hürriyet misakmm anıtına hangi ka­nunla başlanacaktır? Seçim Kanunu ımu, Basm Kanunu mu, Polis Kanunu mu, Cemiyetler Kanunu mu? Ele alınacak o kadar çok kanun var ki hangisinin daha acele olduğunu (kestirmek gerçek­ten güçtür. Çünkü, hangi hürriyetin di­ğerinden daha lüzumlu olduğuna karar vermek gifoi bir şey. Lüzumsuz, vaz ge­çil eb ilecek hiç.bir hürriyet yoktur. Za-

ten şuna emin olmalı ki, biri olmadığı zaman hiç biri olmaz. Bununla bera'ber, bütün hürriyetlerin hem ifadesi, îıem ilk teminatı olarak basın hürriyetini göstermek mümkün­dür. Nerede ki basm düşündüğünü dü­şündüğü gibi, gördüğünü gördüğü gibi yazabilirse, nerede ki muharrir yazısı­nı bir daha okuduğu zaman, ne olur ne olmaz diye bu satırı veya şu fıkrayı sil­meğe mecbur kalmazsa orada basm hürriyeti, vardır. Bunun aksine, gazete bazı hakikatleri susmağa mecbur ka­lırsa, yahut yalnız yarısını söylemek imkânını bulursa, bazı olayları olduğa gibi ■değil, istenildiği gibi nakletmeğe .mahkûm edilirse, başı üzerinde bir De-mokles kılmcmm asılı olduğunu hisse­derse orada 'basın hürriyeti hiç şüphesiz bir levhadan ibarettir. Arkası yektur. Basın hürriyeti olmıyan memlekette ise hiç ibir hürriyetin yaşamadığına ve yaşa­yamayacağına inanmak lâzımdır.

Basm hürriyeti nasıl kurulur ? Bunu bizim idarecilerimiz çok iyi bilirler. Ba­sının üzerindeki kayıtları, tahditleri ve tehditleri kaldırmakla. Basm için hususi hiç bir kanuna lüzum görmemekle. Çün­kü düşündüğünü serbestçe yazmak her vatandaşın tabiî ihaMîidır. Basm Kanunu !bu hakkı ancak tahıciiıt eâer. .Söyletme­mek ve susturmakla hak kazanılamaz. Gazete her şeyi açık ve samimi olarak yazabildiği zaman, vatandaş hürriyetle­rinin bir esas olan haberleşme serbest­liği 'kurulmuş demektir. Bununla birlik­te münakaşa hürriyeti hakikatlerin or­taya çıkmasına, aydınlığın yayılmasına hizmet eder. O vakit aksaklıklar birer "birer kendini gösterir ve düzeltilmesi için çalışılır. Fakat gazete konuşamadı­ğı veya konuşmadığı 'zarnan söndürülen her hakikat altında milletin bir hakkı boğulur.

Bunun için, hürriyet mi'kası yolunda ilk adımın Basın Kanununu etle almakla atılması çok temenniye değer. Şunu kabul etmelidir .ki Türk Milleti artık her sözü dinleyecek, eğriyi doğruyu ' ayırdedecek durumdadır. Aman duyul­masın, aman yazılmasın diye hakikat­leri örtîbas etmeğe çalışanlar milletin bunları hazmedemiyeceğini söylerler. Halbuki bu birbahanedenibarettir.

Vatanın kurtuluşunda, yeni Türkiye Devletinin kuruluş tarihinde şerefli yeri olan eski 'bir partinin hiç bir ferdî oto­riteye dayanmadan yalnız kendi mazi­sinden ve idealinden kuvvet alarak ya­şaması, yeni karar ve icraatiyle ilerle­mesi, Cumhuriyet inkılâbının koruyucu­su ve ilerleticisi rolünü - sırf halkm sevgi ve güvenine dayanarak - muha­faza etmek lâzımdır. İsmet İnönü'nün hazırlamak istediği bu imkânlardır. C. Halk Partisi bu neticeye doğru gider­ken, içindeki sarsıntılardan asla Kork­mamalı, tecanüsü, samimî fikir ve ka­naat birliğini kalabalığa tercih etmeli­dir. Zayıflamamak gayretiyle irticaa tavizlerde bulunması en affedilmez hata olur.

ikinci bir nokta üzerinde durmak ge­rektir :

Partilerin programları ve nizamname­leri vardır. Bunlar çok mükemmel ola­bilir. Zaten her yerde, her zaman parti programları göz kamaştırıcıdır. Fakat halk kitleleri, partileri, bilhassa iktidar­daki partileri programlariyle değil, iş­leriyle ölçer. Bu işleri gören de parti de­ğil, onun hükümetidir. Bir hükümeti iş basma getirmek için ve getirinciye Ska-dar nasıl onun partisi çalışırsa, bir par­tiye halkm sevgi ve inanım da, onun iş basma geçmiş hükümetleri ya korur, arttırır,yahutazaltır, söndürür.

Boyuna, halkm C. Halk Partisine karşı hoşnutsuzluğundan bahsedildi. Gerçekte bir parti, hükümetini kendisi yakından kontrol ettiği derecede tesirli olur, yok-S3, memleketi idare etmek bakımından parti, mücerret bir mefhum kalır. Halkı memnun eden veya etmiyen icraat, par­tinin değil, Hükümetin işleridir. iBu sa­hada partinin mesuliyeti, İyi 'hükümet seçip seçmemekten, işleri kontrol edip etmemekten ibarettir. îtiraf etmeli ki geçmiş devirlerde parti, ne hükümetle­rini seçecek kudrette İdi, ne de onları kontrol edip değiştirecek durumda... Bugün düzelmesi istenen yol budur. Parti, tam mânasiyle bir parti olarak işlemeli, yalnız kendine güvenmeli, in­sanları kendisi seçmeli, hükümetleri üzerinde kendisi nüfuz sahibi olmalıdır.

Ne Fransa'da, ne ingiltere'de, ne Ame­rika'da hiç bir vatandaş, iktidardaki partilerin programlariyle meşgul değil­dir. Hükümetlerin ne iş gördüğüne ba­kıyor. Fransa'da, iş başındaki Sosyalist Partinin basılmış bir programını bul­makta -güçlük çektik. Parti Başkanı M. Leon Bium'u ziyaret ettiğim zaman «Fransa gibi tam kapitalist rejime bağlı bir memlekette Sosyalist Partinin iş ba­şında bulunmasının bir tezat olup olma­dığını;-, sormuştum. «Fransız Milletinin bugünkü derdi parti programı veya mülkiyet rejimi değil, buğday ve kömür yokluğudur» cevabını verdi.

Halk kitlesi, partiler hakkında hükmü­nü programları okuyarak vermiyor, parti hükümetinin işlerine bakıyor. Bu bakımdan hem nazariyatta, hem fiili­yatta parti ile hükümeti ayrı tutmak yanlıştır. Bundan dolayı demokrasiler­de parti şefinin hükümet başkanı olma­sı en esaslı gelenek halindedir. Parti mesuliyeti ile hükümet mesuliyetini ayırmak güçtür. Bir millete bir partiyi onun hükümeti sevdirir. Hükümetleri iş basma partiler çıkarır. Eğer parti, ica­bında onu düşüremezse, halk nazarında partiyi hükümet düşürür, hem ne kolay ve ne çabuk!

C. Halk Partisinin bu düşüncelerle işe giriştiğine eminiz.

Türkiyede adalet...

Yasan: Hüseyin Cahid Yalçın

11 Ağustos 19:47 tarihli «Tanin» istanbul'dan:

îzmir Ağır Ceza Mahkemesinin gazeto-ciler h'dikkmda verdiği beraat kararı bü­tün memlekette muhakkak ki derin bir memnuniyet; tevlit etmiştir. Bu hüküm­den dolayı mahkememizi tebriîî etmiyu-eeğiz; bir hayranlık ve meftun İye t hissi irade etmeyi aklımızdan geçirrniyeeeğîz. Çünkü bu gibi tebrikler ve hayranlıklar ancak beklenmedik, istisnaî hallerde vukua gelir. İzmir'deki hâkimlerimiz, her taraftaki meslekdaşları gibi, vazi­felerini yapmışlardır ve hiç bir büyük iş görmüş, fevkalâde bir medenî cesaret eserigöstermiş bir duyguyakapılmadan en tabii ve en mûtat bir faaliyet eseri olarak bunu yapmışlardır. İşte meselenin arzettiği kıymet ve ehemmi­yet ûe buradadır. Dediğimiz gibi, Türk adaleti, muhtelif mahkemelerde, muhte­lif vesilelerle daha bir takım matbuat dâvalarında yalnız kanunu düşünerek ve vicdanlarının emrini cünliyerek vazi-feİBrİiûifaetmişbulunuyorlar.

Bundan dolayıdır ki, gördüğümüz son numune üzerine, başımızı arkaya çevi­rerek hâkimlerimizin hareket tarzına baka t £ak göğsümüz kabara kabara: Türkiye'deadalet vardırdiyebilirim.

Mele nazarî an misi hudutlarımızın dışar-larma. çevirerek iki yüz milyona yakla­şan Bolşevik diktatörlüğünü ve bu dik­tatörlüğün sulmü altında inliyen ve mecmu yekûnu yüz milyonu geçen peyk memleketlerin ahvalini bir az incelersek Türk adaletinin bütün bütün hayranı ve minnettarı oluruz. Bolşevik mahkemele­rine Rpvkedilen siyasi mücrimler tevkif­hanelerde çektikleri maddi ve manevi işkencelerle o kadar yıpranmış, çürü­müş bir hal kesbediyorlar ki, bu azap­lardan bir an evvel kurtulmak için, en hayalS suçları, memnuniyetle üzerlerine alıyorlar ve bin bir cinayet suçlusu ola­rak görünüyorlar. Bu adalet komedyası ile Türk mahkemelerini mukayese etme­yi kendimiz için bir zül sayarız. Fakat yan1, başımızda yüz milyonlarca insan zulüm ve tethiş altında inlerken, küçük Türkiye'nin hakiki manasiyle bir adalet reiimi yaşaması Türk Milletinin ahlâk ve insanlık duyguları hakkında bütün dünyaya çok yüksek bir fikir verdiğini düşünmek en tabii bir hakkımızdır.

Bir millet sıfatiye bu üstünlüğümüze emin olalım ve kendi ,ş".ref ve haysiye­timize, düşüncesizlikle, kendimiz leke kondurmağa kalkmıyalım.

Çünkü bazı muvazenesiz dimağların Türkiye'de hürriyetin İlk harfi bile yok­tur dediklerini arasıra esef ve hayret ile işitiyoruz. Hürriyet olmiyan bir mem­lekette adaletten bahsolunabilir mi ? Hükümetin siyasi bir cürüm ile mahke­meye sevkettiği sanıkları beraet ettiren hâkimler en geniş bir hürriyet havası İçinde vicdanlarının sesini bütün vata­na işittirmişlerdir. Bu ,bir defa için olmıyor. Muhtelif merkezlerde aynı cins dâvalarda mütaaddit beraet kararları verilmiştir.

Meşhur Ankara cinayeti dâvasında an­cak hürriyettir ki mahkemelerimize ha­kikati oltaya çıkarabilmek ve adaleti aramak imkânını vermiştir. Bu muha­kemenin muhtelif safhaları tıraşında matbuatın ifa ettiği şerefli rol her va­tandaşı müftehir bırakacak kadar tesir­li olmuştur. Hür olmıyan bir memleket­te matbuat böyle faal bir rol oynıya-mazdı.

Onun için, kendimize iftira edecek ka-dav hiîisiyatîmıza kapılmıyahm ve belâ-gatiimsLa lıarar.-.tinc ve akışına sürük-lenmiyclim. 'Türkiye'de en esaslı vicdan, fikir ve söz hürriyeti vardır ve bunu ka­nadının, altına almış kanunlar ve -ha­kimler doludur. Kanunlar da canlıdır. Mahkemeler de canlıdır ve hâkimler en sık- ve müthiş; günlerde bile aynı yere eğihniyon bir adalet ananesini bu güzel vatan topraklarında yaşatmaktadırlar. Türkiye'de parlak numunelerini gördü­ğümü adalet hiç bir ecnebi nüfuz ve te­sirin temin ve himaye ettiği zecrî bir adalet değildir. Bu bir Türk adaletidir ■ki kurucusu ve koruyucusu Hükümet­tir, îTükümetimizdir. Yani bizleriz, bu vatan evlâtları olan bizleriz. Bu kendi adaletim isidir. Bu adaleti tesis edebilen bir cemiyet en geniş siyasi hürriyeti de tesis edebilir. Çünkü bunu 'kabiliyetini kusursuz işliyen ve millî vicdanı tatmin eden adliye cihazımızın mevcudiyeti ile ispatetmiş bulunmaktadır.

Zaten İm yol üzerinde bulunuyoruz. Prensiplere ait bütün kavgaların sükût edeceği devrin arifesindeyiz.

Milletine teveccüh etmiş bulunmaktadır. İngiltere'deki du­ruma ait bütün yorumlarda derin bir sempati hissinin işlerini görmek müm­kündür. Daima umumî mahiyette olmak­la beraber İngiltere'nin, her şeyden ev­vel Amerikan yardımına güvenecek yerde mümkün olduğu kadar kendi vasıtala-riyle bu durumdan kurtulmak yolundaki gayretleri tasviple karşılanmaktadır.

Bugün «cThe People» gazetesine göre, A-merika ile İngiltere arasında on gün sü­ren bir telgraf teatisi sırasında İngiltere, bütün İngiltere camiasının siyasetini İm­paratorluk arası rüçhan sistemine dayat­mak zorunda kalacağını Birleşik Ameri­ka'ya bildirmiştir. Gazetenin ilâve etti­ğine göre, bunun bir neticesi olarak Bir­leşik Amerika Hükümeti, Amerika Ma­liye Bakam Snyder'i, İngiliz Başbakanı Attlee ile doğrudan doğruya bu meseleyi müzakere etmek üzere yakında Lon­dra'ya göndermeği kararlaştırmıştır. Bu­na mukabil bir ingiliz Maliye Keyeti de yakında Amerika'ya gidecektir. Bu he­yet, Amerika'nın İngiltere'ye yaptığı ik-

raz hükümlerinde değişiklikler sağlamak için çalışacaktır.

— Londra:

Başbakan Attlee bu akşam Radyo ile yayınlanan bir demecinde İngiliz Mil­letini yeni yeni fedakârlıklara davet ederek şunlarısöylemiştir.

Bu fedakârlıklar daha uzun çalışma günleri yeni yeni teknik usullerde ve hatta daha yüksek gündelik almak hu­susundaki taleplerden vazgeçmek ve yeni ıhayat şartları 'kabul etmek sure­tiyle 'tecelli edecektir. Başbakanşunlarıilâveetmiştir:

Memleketin kaynaklarının zaferine ve milletin çalışkan ruhuna ve teknik ha­cimlerinin genişliğine inanıyorum. Bun­lar da yeter derecede tatbik edildiği takdirde bu zaferi kazanmamıza kâfi âmillerdir.

ingiltere'nin tarihinin en güç durumu­na karşı koymak zorunda olduğuna işa­ret eden Attlee İngilizlerin aşağıdaki dört hususu mutlak surette temin et-ımelerine işaret ederek bu noktalan açıklamıştır.

—Milano:

Milano iş borsası italyan Grenel îş Konfederasyonunun Sekreterine Wr telgraf çekerek, Cenova'nm Faşist Be­lediye Başkanı Basile'nin Napoli cina­yet mahkemesi tarafından beraat etti­rilmesini protesto için ' İtalya'da genel bir grev ilân etmesini istemiştir.

Parlâmentolar Birli­ği îdare Meclisinde uzun bir müzakere­ye fcile vesile olmadan nazarı dikkate alındı. Çünkü bu İdare Meclisinde tem­sil olunan devletlerin kahir çokluğu Birleşmiş Milletlere de dahil bulunuyor­du. Mektup, İspanya Cumhuriyeti Say­lavlar. Meclisinin talebi hakkında lâzım-gelen muamele yapılmak üzere icra ko­mitesinehavaleedildi.

Bütün bunlara rağmen General Fran-co her kuvvet ve kudret sandalyesi üze­rinde sükûn ile oturmakta, nemde bil­diğini okumaktadır. Memleketin kral­lığa ne kadar sadakatle bağlı olduğunu pek iyi talîdir eden ve kendi nüfuzunu idame şartiyle tahta oturtmak istediği Don Juan ile de bir türlü anlaşamıyan Franco geçen nisan ayının birinci günü İspanya'da krallığın iade olunacağını bütün radyolarla ilân etti ve bu husus­ta hazırladığı bir kanun tasarısını da Meclise şevketti; tasarı 7 Haziranda müzakeresiz kabul olundu; ehemmiyeti­ne binaen (halkoyuna yani yirmi bir yaşı­nı doldurmuş kadın ve erkek bütün is­panyolların tasvibine arzedildi, bunlar tarafından da muvafık görülerek kanun halini aldı.

(Veraset Kanunu) adı verilen bu kanun mucibince Devlett Reisliği vazifesi Ge-naral Franco'ya verilmiştir. Devletin en yüksek şefinin vefatı ehliyetsizliği ha­linde vazifesi, Saltanat Meclisinin teklifi ve Millet Meclisinin üçte ikisinin kabu-liyle, hanedan âzasından son krala en yakın, katolik, erkek ve yaşı otuzu bul­muş olan şahsa geçecektir.

İspanya ahvalini iyi tanıyan bir yaza­rınverdiğimalûmatagöre,General

Franco bu kanun ile memleketin iste­diği krallık rejimini iade eder gibi gö­rünürken iktidarı gayri muayyen bir zaman için kendine hasretmiştir. Bu zaman hayli uzun da olabilir, çünkü General ancak önümüzdeki aralık ayın­da elli beşinci yaşma basacaktır. Vefa­tına kadar Devlet Reisi kalacağına ra­hatça bekliyebilirler. Her halde General bugün İspanya'nın tahtsız ve taçsız bir kralıdır.

Bu kanun ve bilhassa umıvmun oyuna müracat şeklinde tatbik edilen usule dair fazla bir şey söylemek biz yaban­cılara düşmez. Bu şeklin halkoyuna hakiki ve samimi müracaat olan ve esa­siye hukuku kitaplarında (referandum) adı verilen usulden ziyade olup bittiler yaratan bir (piâbiscite) teşkil ettiği ■meydandadır; fakat her ne olursa olsun kanun İspanya'da fiilî bir durum yarat­mıştır. Belki ıbunda müttefiklerin ve Birleşmiş Milletlerin İspanyolların mil­lî gururunu kırmakta çok ileri gitmiş ol­malarının da tesiri vardır.

Fakat işin daha garip nokttası bu büyük memleketin, gene Birleşmiş Milletler tarafmdan aforoz edildiği için. General Marshall teklifi üzerine Paris'te toplan­mış olan iktisat Konferansına çağrilma-masıdır. Zaten Rusya'nın ve peyKlerİ-nin katılmadığı bu konferanstan İspan­ya'nın da hariç tutulması elbette konfe­ransın kudretini ve nüfuzunu artıracak bir çare değildir.

Bizim elimizden gelen şey yalnız karı­şık bir Avrupa içinde büsbütün hattâ hiç görülmemiş siyasî bir durum göste­ren bu memleket halkının dünya sul­hu ve kendisi için en hayırlı bir rejime biran evvel kavuşmasını temenni et­mekten ibarettir.

23Ağustos 1947

—Ratavya:

Bu sabah neşredilen Hollanda tebliğin­de bildirildiğine göre, Cava'da ve Sumaitr-a'nin güney kısmında yeniden ba­zı çarpışmalar olmuştur, Hollandalılarson 24 saat zarfında sekiz ölü ve 30yaralı vermişlerdir.

24Ağustos 1947

—Batavya:

Endonezya Cumhuriyeti Radyosunun bu akşam bildirildiğine göre, uçaklar ve zırhlı unsurlarla desteklenen Hollanda kıtaları Cava'nm Doğusunda Malang ci­varında Bougas Hava Meydanını İşgal etmişlerdir. Hollandalılar burada Bou-gas'a 7 kilometre mesafede bulunan Tengkol Hava Meydanını ele geçirme-' ğe çalışmaktadırlar.

26 Ağustos 1947

—. Batavya:

Hollanda deniz kuvvetlerinin tebliğin­de, Sumatra adasının Doğu sahillerinin açığında bulunan Meiıdol adasındaki cumhuriyetçilerin Tidare isimli Hollan­da harp gemisine şiddetli bir top ateşi açtıkları bildirilmektedir.

Mürettebattan bir kişi yaralanmıştır. Bunun üzerine harp gemisinden açılan topateşicumhuriyetçilerinmevzileri

yakınlarında bulunan evleri hasara uğ­ratmıştır.

29 Ağustos 1947

— Eatavya:

Cumhuriyetçilerin bildirdiklerine göre Cava'nm merkezinde Poevrokerto bölge­sinde Hollandalılar bir çok taarruz ha­reketlerine girişmlşdir. Bundan başka Cava'nm Batısında Bandjasari ve Bant-aeng de şiddetli çarpışmalar olmuştur.

4 Ağustos 1947

Viyana:

Bu sabah Viyana'da İngiliz latalarının işgal ettiği bir otelde ikiPVbomba patla­mıştır. Hasar önemli değildir. Yapılan tahkikattan anlaşıldığına göre, saatli bi­rer bomba olan silâhlar binanın mah­zenine bavullar içinde olarak pencere­den atılmıştır.

3l Ağustos 1947

—Viyana:

Bir îngiliz kaynağından bildirildiğine göre Sovyetler 31 Temmuz gecesi kendi bölgelerinde kâin bir petrol tasfiyehane­sin', işga! etmişlerdir. Bu fabrikada îngiliz ve Fransızların bîr takım menfaatleri vardır, İşgal edilen Lobau tasfiyehanesi Oestereichiche Mi­neral Oel şirketine ait olup Socony ve Shell şirketleri tarafından kontrol edil­mektedir.

işgal keyfiyetinden Avusturya Hükü­meti resmen haberdar edilmiş değildir.

7 Ağustos İİ947

—Viyana:

Haber alındığına göre son günlerde Sov­yet makamları kendi bölgelerinde bulu­nan ikinci derecede mühim bazı firma­lara elkoymuşlardır. Sovyetler bunları «Alman malı» saymaktadırlar.

27 Ağustos 11947

—Viyana:

Üzerlerinde tabanca, elbombası ve silâh bulunan beş Polonyalı Yukarı Avustur­ya'da kâin Althofen'de polis tarafından tevkif edilmiştir.

Bu adamların Leh-Çek hududu civarın­da faaliyette bulunan Ukrayna çetele­rine mensup oldukları sanılmaktadır.

Birliklerinden ayrı düşen çeteciler Avus­turya'ya gitmek için Tuna'yı geçmişler­dir.

4 Ağustos 1947

— Varşova:

Polonya Millî Meclisi başkan vekili be­yanatta bulunarak, Paris Konferansının Avrupa milletlerinin kalkınmasından ai-yads Almanya'nın harp kudretinin kal­kınmasına yardım etmek gayesini güt­tüğünden Polonya'nın bu konferansına iştiraketmediğini bildirmiştir.

12 Ağustos 1947

— Varşova:

Bugün resmen bildirildiğine göre, yeni bir siyasî cinayet olmuş ve Sovyet hu­dudunun kuzey batısında Koe»zow eya­leti Lancut bölgesi Alkol Müdürü An-clre Aleski, Ukraynalı haydutlar tarafm-dan öldürülmüştür.

Polonya Sosyalist Partisi üyelerinden olan Andre Aleski, beş tabanca kurşunu ile öldürülmüştür.

Emniyet teşkilâtı tarafından çok sıkı bir tahkikat açılmış bulunmaktadır.

23 Ağustos 1947

— Varşova:

Krakovi askeri mahkemesi Ukrayna tethişçi teşkilâtının üyeleri hakkında ölüm cezası vermiştir. Sanıklardan 7 si iaam, 3 ü müebbet hapis, 3 ü hapis 5 i 10 - 15 sene ağır hapis cezasına mah­kûm edilmişlerdir. Bu teşkilât üyeieri birçok Sovyet ve Polonyalı askeri öl­dürmekten ve Krakovi eyaletinde bazı mahallerde yangın çıkarmaktan suçlu görülmüşlerdir.

image002.gifSovyet Rusya ve Şark millet­leri...

Yazan: * * *

30 Ağustos 1947 tarihti «Cumhu­riyet» İstanbul'dan:

Güvenlik Konseyinin Mısır meselesini (konuştuğu sırada göze çarpan en şaya­nı dikkat fcir nokta da Sovyet Rusya murahhası Gromyko'nun tı'kpı Nokraşi Paşa gibi konuşması ve onun istekleri­ni destek]sinesidir. Sovyet Rusya, Suri­ye ve Lübnan meseleleri ibahis mevzuu olduğu sıralarda da aynı şekilde dav­ranmış ve bu ülkelerin de kayıtsız ve şartsız boşaltılmasını iltizam etmişti. Sovyet Rusyanm bu memleketlerin ba­ğımsızlık davalarını iltizam etmesini muaheze ile karşılamak: kimsenin ak­lından geçmez. Fakat onun bu dâvaları ■bu şekilde iltizam etmesinin hakikî se­beplerini araştırmak ve ıbu destekleme­nin içyüzünü açıklamak da ayrı bir va­zifedir. Hattâ bu vazifeyi şimdiden ifa etmek daha çö3î faydalı olur.

Acaba Sovyet Rusya, Suriye, Lübnan ve Mısır davalarının âdil birer dava ol­duğuna inandığı için mi bunları iltizam etmiş ve sırf adalete hizmet için mi bu .memleketlerin hürriyet ve bağımsız­lığım müdafaaya koyulmuştur? Yoksa onun ıbu dav&ları bu şekilde iltizam et­mesi .kendi siyasi emellerinin gerekleri arasında mıdır?

Sovyet Ruşyamn istikibale ait projeleri ne ma/hiyette olursa olsun muhakkak ki Sovyet siyaaçti her fırsattan istifade ederek Ibu milletleri kendisine karşı en ibüyük minnet ve şükranla mütehassis edecek bir vaziyet almaktadır. Mosikova Suriye ve Lübnan davalarının Güvenlik Konseyi tarafından görüşülmesi sıra­sında, ıbu şekilde hareket ettiği gibi bu defa da Mısır davasının rüyeti sırasın­da aynı şekilde davranmış bulunmaktadır. Onun Suriye ve Lüibnana göster­diği muzaheretin mukabili bu iki mem­lekette komünist partilerin teşekkülü ile serbestçe faaliyete geçmesi olmuştu. Fakat gayet iyi bildiğimize göre Suri-yede yapılan genel seçimlerde (bir tek komünist dahi kazanmamış ve Suriye­liler, komünizm propagandalarının tesi­ri altında kalmamış olduklarını belirt­mişlerdi.

Mısıra gelince, Mısırlıların bu sırada kendilerine yardım eden her devlete karşı en ibüyük minnet ve şükran his-lerile yakınlık duyacakları zerre kadar şüpihe götürmez. Bunu da gayet tabii görmek icab eder. Çünkü Mısırlılar 1882 deniberi devam eden altmış ibeş yıllık bir maziyi tasfiye ederek yeni (bir is­tikbal kurmak durumundadırlar. Mısır, askerî kuvvet sahibi bir devlet olmadığı İçin bu durumunu yalnız kendi kuvve-tile tasfiye edemiyor. Hattâ onun ciddî ibir müdafaa kuvveti sahilbi olması bile, bu davanın tasfiyesine bakıyor. Onun için Mısır, bilhassa Birleşmiş Milletler Kurulunun Güvenlik Konseyi üyelerin­den göreceği yardımla tou neticeye var­mak emelindedir ve bu yolda kendisine yardım edecek olanları en samimî dost saymak mevkiindedir.

Fakat Sovyet Rusyanm bütün bu yar­dımları kendi siyasi emellerinin bir ge­reğidir. Çünkü Sovyetlerin en belli başlı emellerinden 'biri Akdenize kavuşmak­tır ve »bugün Yunanistanda devam eden mücadele ya (bu emelin gerçekleşmesi­ne yardım edecek, yahut yıkılmasına sebe<p olacaktır. Onun İçin Sovyet Rus­ya, bir taraftan Yunanistan yolu ile Akdenize kavuşmak üzere uğraştığı sı­rada bir taraftan da Doğu Akdeniz'de karşılaşacağı rakibleri bu bölgeden uzaklaştırmağa bakmakta ve onun için Doğu Akdeniz ,mean3ek&t.lerine en geniş ölçüde yardım "etmektedir.

Doğu Alîdeniz memleketleri İçinde ger­çi,şimdiki Shalde komünistliğibenimsiyecek hiçbir memleket yoktur, ve bir taraftan milliyet, diğer taraftan milli­yeti 'destekliye!! İslâmlık, Ibu milletleri mütecaviz komünizmin pençelerinden korunmakta1. Fakat bu memleketlerin sosyal durumundaki aksaklıkları çok iyi bilen .Sovyetler İstikbal namına üanidlenmekten hali kalmamakta ve bugünden ekilen tohumların çok geçme­den mahsul vermesini beklemektedirler, işte Sovyet Ruisyanm Suriye, Lübnan ve Mısır davalarına .gösterdiği muzahe­retin hakikî söbepieri bunlardır. Gerçi bütün bu memleketler de bunu gayet iyi anlamaktadırlar, fakat bir taraftan ingiltere ile anlaşmak hususunda çeki­len zorluklar, diğer taraftan Sovyetlerin en müşkül sıralarda sundukları muza­heretler, bu anlayışın, hiç olmazsa şim­dilik açığa vurulmamasına sebep ol­maktadır. Bu memleketlerle Sovyet Rusya arasın-

da gözo çarpan yakınlık, normal şart­lara değil, fakat bu memleketlerde hü­küm sürmeğe ibaşlayan yeise dayan­maktadır. Yeis ise, milletlerin hayatın­da en gelip 'geçici amildir. Onun için bu amilin yenilmesi vb normal şartla­rın kurulması ile vaziyetin tamamîle değişeceği şüphe götürmez.

Kaldı ki Mısır ile diğer Arap memleket­lerinin hedefleri, komşulariyle elele ve­rerek büyük bir muvazene unsuru kur­mak ve dünya siyasetinde büyük bir varlık olarak yer almak olduğu için Sovyet Rusya ile bu memleketler ara­sında ister istemez bir nüfuz mücade­lesi kopacak ve bu nüfuz -mücadelesi is­ter istemez çok muinim neticeler vere­cektir.

Hakikîdurum bumahiyetteolduğu için göz kamaştıran gelip geçici amil­lere değer vermemek daha doğruolur.

Bulgaristan ile ilgili haricî siyasî hâdiseleri göstermiştir. Albay îvanof, Bulgaristan'ın hudutlarının da­raltılacağını, halk cephesi hükümetinin tanmmıyacağmı, hu hükümetin barış andlaşmasını imza edemiyeceğini tah­min etmişse de bütün bu tahminleri yanlış çıkmıştır.

— Sofya:

Anadolu Ajansının özel muhabiri bildi­riyor :

Sofya Hükümeti bu sabah, Petkov dâ­vasının başlıca sanıklarından ve Svistof bölgesinin tanınmış çiftçilerinden Di-mitri îvanof'u sorguya çekmiştir, îvanof. sorgusu ' sırasında, Bulgaristan-daki Müttefik Komisyonu üyelerinden olan bir Amerikalının da hazır bulun­duğu bir görüşmede, Muhalefet Lideri Petkov'la konuşmuş olduğunu ve ken­disine üç sual sormuş bulunduğunu söy-lemiştir.

Balkan Federasyonu meselesi hakkında sorulan bir suale Petkov şu cevabı ver­miştir s

Biz Stambuliski'nin siyasetini takib&di-yoruz.

(Stambuliski bir Balkan Federasyonu lehindeydi.)

Makedonya hakkındaki ikinci suale şu cevabı vermiştir:

Bu mesele vazıhtır. Makedonya Selânik-te bir mahreç koridora sahip bulunmalı ve müstakil olmalıdır. Türkiye ile olan münasebetler hakkın­da sorulan üçüncü suale Petkov şöyle cevap vermiştir:

Türkiye ile pürüzlü meselelerimiz yok­tur ve Türkiye tarafından zorlukların çıkarılacağını zannetmiyoruz.

Sanığın, durum hakkında malûmat edin­mek için Petkov'a yapmış olduğu <bir çok ziyaretler sırasında Petkov şöyle demiş:

Denizaşırı -devletlerin gelip sözlerini ge­çireceklerini anlamıyan kimseler vardır. Biz galip geleceğiz, zira, coğrafî duru­mumuz Bolşeviklerin gelip sözlerini ge­çirmelerine, haricî bir tazyikle mâni olacak olan yabancıları çekmektedir. Son buluşma sırasında, Petkov, sanığa,

kendi bölgesinde, iç kargaşalıklar çıkar­mak ve böylelikle Türikiye ve Yunanis­tan'dan gelecek ve Sovyetler Birliğine söz geçirecek olan yabancı müdahaleye yol açmak için baltalama ve suikastler hazırlamasını emretmiş. Petkov şunları da söylemiş:

Yabancı devletlerin, Tüiüdye ve Yuna­nistan'a ayak basmak Balkanları kon-troî etmek ve zamanı gelince Sovyetler Birliğine söz geçirmek niyetindedirler. Böylelikle, Petkov'un bütün suç ortak­ları, suçlu olduklarım itiraf etmişler ve «Askerî birlik >> in kurulmasından mem­leketteki baltalama ve kargaşalıklardan Petkov'la gazetesinin mesul olduğunu söylemişlerdir.

Bugün öğleden sonra, mahkeme Pet-kov'u sorguya çekecektir ve bundan sonra 93 şahidin ifadesi alınacaktır.

— Sofya:

Anadolu Ajansının özel muhabiri tele­fonla bildiriyor:

Bugün öğleden sonra, Sofya Ağır Ceza Mahkemesinde sanık olarak yargılanan Muhalefet Çiftçi Partisi Lideri Nikola Petkov, diğer sanıkların saatlerce de­vam eden ifadelerine rağmen ve bekle­nildiğinin hilâfına olarak kendisinin suçluolmadığınısöylemiştir.

Nikola Petkov şöyle demiştir: Kurulmasına benim de çalışmış oldu­ğum rejim aleyhinde hiç bir fesat hare­ketinde bulunmadım. Saylav sıfatiyle olan faaliyetlerimden seçmenlerime kar­şı ve Çiftçi Partisi Genel Sekreteri sı-fatiyle olan faaliyetlerimden ise partiye karşı mesulüm. Mahkemenin soracağı suallere cevap vermeğe hazırını.

Üç' askerî sanıktan yalnız Albay Marko tvanof'u tanıdığım ve Çiftçi Partisin­den îvanof un bir . yabancının önünde beyanatta bulunduğu haklkındaki iddia­yı reddettikten sonra Petkov, evvelâ, mahkeme başkanı ve sonra savcının sorduğu suallere cevap vermiştir. Bahu­sus sanığın siyasî faaliyeti ve başmu­harriri bulunduğu gazetede çıkan ma­kaleleri hakkında bu sual ve cevaplar arasında şiddetli tartışmalar olmuştur. Savcının beynelmilel mahiyette sorduğu tek sual şu olmuştur:

Notada ilâve edildiğine göre, Petkov hakkında verilen Ölüm cezası kontrol Komisyonunun temin ile mükellef bulun­duğu Bulgaristan'daki barış ve asayişin idamesini haleldar edecektir. Buna bina­en Komisyonun Başkan Muavininden Nİkola Petkov'un hükmü temyiz husu­sundaki hakkının da gözönünde tutul­ması suretiyle bu hükmün yeniden göz­den geçirilmesine lüzum olup olmadığı Kontrol Komisyonunca tesbit edilinciye kadar geri bırakılması hususunda Bul­gar Hükümetine derhal talimat vermesi istenilmektedir. Nota bu teşebbüsün âcil mahiyeti üzerinde durmakta ve Başkan Muavinine komisyonu fevkalâde bir top­lantıya davet etmeği lüzumlu gördüğü takdirde İngiliz mümessilinin bu hususta vâki olacak daveti kabule hazır bulundu­ğunu bildirmektedir.

İngiliz Hükümeti bu notasına acele bir cevap beklediğini de kaydetmektedir.

22 Ağustos 1947

—Londra:

Moskova Radyosunun bugün verdiği bir habere göre Bulgaristan Başbakanı Yor-gi Dimitrof Bulgaristan'daki Müttefik Kontrol Komisyonuna bir protesto notası tevdi ederek Yunan Hükümetinin Yunan-Bulgar hududuna asker yığdığını ve bun­ları mitralyöz ve havan topu kullanmak suretiyle Bulgar topraklarına tecavüze teşvik ettiğini bildirmiştir. Bu notanın bir sureti Yunan Hükümetine verilmiş­tir.

23 Ağustos 1947

—Sofya:

Anadolu Ajansının özel muhabiri iidirlyor:

Eski Dışişleri Bakanı Petko Sitainov, îz-grev gazetesinde yayınladığı bir maka­lede, «Bled'de Tito ile Dimitrov arasında imzalanan anlaşma, ne Ankara'nın ne de Atina'nın hoşuna gitmiştir.» dedikten sonra «Türk Mahfillerinin bu anlaşmaya karşı muhakkak olan husumetlerini» tenkit etmekte ve yazısını şu suretle bi­tirmektedir:

Hiç bir şey, Bled'de tahakkuk ettirilen şeyi yıkamaz ve başkaları bu hususu ne kadar çabuk arılayıp buna uyarlarsa dünya sulhu için o kadar hayırlı olur.»

— Sofya:

Petkov hakkında verilen ölüm cezası ka­rarının tekrar gözden geçirilmesi için İngiliz mümessili tarafından yapılan mü­racaatın Buigristan'daki Müttefik Ko­misyonu Sovyet Mümessili tarafından reddedilmesi üzerine îngiliz mümessili yeni bir protestoname vermiştir. Haber alındığına göre. Komisyondaki Ameri­kan mümessili de benzer bir teşebbüse geçmiş bulunmaktadır, îngiliz mümessili, bu meselenin Bulgaris­tan'ın İçişlerine taallûk eder bir mesele olduğu ve buna Kontrol Komisyonunun müdahale etmemesi lâzımgeldiği yolun­daki Sovyet noktai nazarını kabul ede-miyeceğini bildirmiş ve karara karşı şiddetle protestoda bulunarak bu kararın1 Komisyondaki çoğunluğun görüşüne ay­kırı bulunduğunu belirtmiştir.

İngiliz mümessili demiştir ki:

Size şunu bildirmek isterim ki, bu keyfî red karalınızla büyük bir sorum altına

giriyorsunuz.

24Ağustos 1947

—Sofya:

Bulgar Ajansının bildirdiğine göre, Bul­gar Millî Mecüsi Bulgaristan ile mütte­fik devletler arasında akdolunan barış antlaşmasının tasdik tasarısını ve Ro­manya, Yugoslavya, Çekoslovakya ve Polonya ile aktolunan kültür mukavele­namelerini müzakere ve kabul etmek maksadiyle bugün olağanüstü bir top­lantıya davet edilmiştir.

25Ağustos 1947

—Sofya:

Şimdi Adliye Bakanlığı tarafından Sot)-ranya'ya tevdi edilen bir kanun projesin­de Nikola Petkov muhalif çiftçi partisi­nin bütün şubelerinin ilgası ve .Kanun dışı sayılması istenildiği öğrenilmiştir.

—Londra:

Sofya'daki Müttefik Kontrol Komisyonu tarafından tetkik edilmesine imkân vermek için idam kararının tehirine dair Bulgar Hükümeti nezdinde gereken te­şebbüslerde bulunulmasının temini nıak-sadiyle ingiltere Hükümeti tarafından verilen İki notadan ilkini reddetmiştir.

26 Ağustos 1947i

—Sofya:

Meclis Bulgaristan'ın geçenlerde Yugos­lavya, Polonya, Çekoslovakya ve Roman­ya ile imzaladığı kültür antlaşmalarını onaylamıştır.

—Londra:

Londra Basın Servisinin siyasi muhar­riri şunları yazmaktadır: tngiliz ve Amerikan Hükümetleri Ni-kola Petkov'un (hayatını kurtarmak için ellerinden gelen her şeyi yapmağa karar vermiş bulunmaktadırlar. Her iki hükümet de Rusyaya, kararın ye­niden gözden geçirilmesi için üçlü ıbir konferans toplanmasını teklif etmişler­dir.

Londra ve Vaşington'a gelen haberlere göre, sadece Petkov hakkında verilen karar değil, fakat totitün yargılatma sı­rasında takibedilen hattı hareket de adaletin ciddî bir şekilde ihlâlini ifade etmektir.

tngiliz - Amerikan nokta! nazarlarına göre, Sofya'daki müttefik Kontrol Ko­misyonunun Rus Başkanının hu komis­yonun Petkov meselesine müdahale et­mesin' reddetmesi hak.'ı gösterilemez. Zi­ra, Petkov, Bulgar Devleti aleyhine ya­bancı devletlerle işbirliği yapmış olmak­la ittilıam edilmektedir. Bu takdirde ise bu meselenin tamamiyle dahilî bir me­sele olduğu ileri sürülemez. Bu durum Yalta demecinin kurtarılmış Avrupaya taalluk eden ve eski. peyk ımemlekeftlerde demokrasinin gelişmesi­ne yardım etmek için üç büyük devlet arasında ahenkli bir İşMrliği derpiş eden hükümlerden birinin tatbikini icapettirmektedir.

PetSkov hakkında verilen hüküm ingil­tere'de .memnuniyetsizlik uyandırmış­tır. Zira, Petkov, ibu memlekette mih­vere karşı cesurane muhalefetiyle ta­nınmış (bulunmaktadır. Petkov'un tevkif edildiğişartlar,yargılanması vehakkında verilen hüküm kendisine karşı ileri sürülen ittihamlarm hakikî mana­sı (hakkında İngiliz efkârı umumiyesln-de şüphe uyandırmıştır. Petkov bilhas­sa komünizme karşı olan muhalefeti yü­zünden siyasi bir hükme kurban gitmiş olup kendisi hakkında istenen ölüm ce­zasının gayesi Bulgaristan'da siyasi ■muhalefete şiddetli bir darbe indirmek­tir.

— Sofya:

Bulgar Ajansı bildiriyor:

Dün, olağanüstü toplantıya davet olu-nar. Kurucu Meclis, 'Bulgaristan ile bir­leşmiş müttefik milletlerarasında im­zalanan sulh antlaşmasının tasdiki için hükümet tarafından sunulan kararı ele almıştır.

Başbakan Muavini ve Dışişleri Bakam Georgiev sulh antlaşması üzerinde izah­larda bulunarak, antlaşmanın hangi şartlar dahilinde hazırlanmış olduğunu ve (Bulgar Hükümetinin mümkün mer­tebe iyi bir sulh elde etmek için sarfet-tiği gayretleri açıklamıştır. Bakan, Bulgar Mîlletinin, faşizme karşı acılan savaştaki büyük gayret ve fedakârlık­larını belirttikten sonra demiştir ki:

Bu gayret ve fedakârlıklar, başta Sov­yet Rusya olmak üzere bir ço'k memle­ketler tarafından takdir edilmiştir. Bu­nu da şundan anlamak mümkündür ki, Hitlerci haydutlara karşı savaşan Bul­gar 'kıtalarının başarıları Stalin'in gün­lük emirlerinde sık sık zikredilmiştir. Bundan sonra Georgiev, Bulgar Milleti­nin bu fedakârlık ve gayretlerinin her­kesçe takdir edilmemiş olmasına esef etmiş ve demiştir ki: Bütün Slav memleketlerinin lehimizde sarfettilkleri gayretlerden (başka, Dışiş­leri Bakanları Konseyinde, ingiliz mü­messilinin toilhassa Bulgaristan'ın Yu­nanistan'a vereceği tamirat hacmi ve Bulgar toprakları üzerinde Yunan me-talebeleri bahsinde sarfettiği nevmidane gayretlere karşı Sovyet Mümessili Mo-lotov'un kati mahiyetli ve cesurane mü­dafaasını unutmayacağız. Dışişleri Bakanı, bundan sonra, İngilte­re ve Amerika tarafından, Sulh Kon­feransınınmuhtelif safhalarındaBul-

garistan'a karşı gösterilen gayri mü­sait durumu esefle karşılamış ve sözle­rine şöyle devam etmiştir:

Bulgar Milletinin daha iyi günler için tek ümidi Birleşmiş Milletler Teşkilâtı­na kabul olunmak ve ilgili devletlerle doğrudan doğruya anlaşmalar yaparak yükünü hafifletmek ve sulh antlaşma­sındaki haksızlıkları tamir eddhilmek-Uv.

Bakanın bu izahlarından sonra, bütün parlâmento grup mümessilleri, kendi grupları namına 'beyanatta bulunarak sulh antlaşmasının, Batı Trakya'yı Bul­garistan'a vermeyerek memleketin Eğe­ye toir mahreçten mahrum bırakılmış olması keyfiyetinin teşkil ettiğini belirt­mişlerdir.

Bulgaristanla birleşmiş müttefik dev­letler arasında imzalanmış olan sulh antlaşmasının tasdikine dair hükümet karar tasarısı oybirliği ile ve alkışlar­la ikalbul olunmuştur.

Kurucu Meclis, 'bunu müteakip, Bulga­ristan'ın, Yugoslavya, , Çekoslovakya Polonya ve Romanya İle akdetmiş ol­duğu .kültür anlaşmalarını da tasdik etmiştir.

— Sofya:

Anadolu Ajansının özel muhabiri tele­fonla bildiriyor:

Muhalefete mensup Çiftçi Partisinin da­ğıtılması ve faaliyetinin ımen'i hakmda dün 'öğleden sonra geç vakit Ad'alet Ba­kanı tarafından Kurucu Meclise sunul­muş olan kanun tasarısı bugün saat 13 e doğru müstaceliyet kararile tasdik edilmiştir.

Bu kanun, dağıtılmış olan partiye men­sup bütün saylavların saylavlıklarmm kaldırılmasınıda derpişetmektedir.

Muhalefet, kurucu mecliste 99 saylav­la temsil edilmekte idi. Bunların 89 u Çiftçi ■ Partisine mensuptu. Ayrıca 9 Sosyal Demokrat ve ıbir de bağımsız saylav bulunmakta idi. Bu 89 Çiftçi saylavdan Nikola Petkov ve Peter Koev mahkûm olmuşlar ve di­ğer 22 si de Petkof'un tevkifi üzerine saylavlıktan çıkarılmışlardır. Bağım­sız saylav veeslki Maliye Balsam olan Profesör Petkof Oyanov'un da saylav-lığı kaldırılmış bulunuyordu.

Bugün 65 saylav'm saylavliklarmın kal-cUrfîınaöiyle Kurucu Mecliste muhalefet sadece 9 Sosyal Demokrat saylavla tem­sil edilmektedir.

-- Sofya:

Anadolu Ajansının özel .muhabiri tele­fonla bildiriyor:

Bulgar sendikalarının organı olan Tro-ud Gazetesi, Sosyal Demokrat Partisi­nin durumunun, Çiftçi Partisinin ilgası meselesi ele alınırken, unutulmaması gerektiğini ve Sosyal Demokrat Parti­sinin de tıpkı Çiftçi Partisi gibi Ibir faa­liyet göstermekte bulunduğunu yaz­maktadır.

—- Londra:

Yetkili makamlardan bu akşam bildiril­diğine göre, «Bulgaristan'daki Çiftçi Partisinin lağvı, Londra'da büyük esef­le 'karşılanmıştır.» Bu makamların de­diğine göre, « artik Bulgaristan'da hiç­bir muhalefet partisi bulunmıyacak ve Bulgar Hükümeti yalnız toir partinin, Komünist Partisinin mümessili olacak­tır. Bu Batı Avrupa'sında demokratik inançlara aykırı olarak telâkki edilmek­tedir.»

27 Ağustos 1947

— Londra:

Londra Basın Servisi siyasi muhalbirin-den:

Petkov hakkında verilen kararı incele­mek: üzere bir üçlü konferans toplan-.ma'sı teklifimi reddeden Rus cevabını Vichinskv, İngiltere'nin Moskova mas-lahatgj zarına mektupla 'bildirmiştir. Vichinsky bu karan, Sofya'daki Rus Kontrol Komisyonu Başkanının kullan­dığı kelimeleri aynen tekrar ederek hak­lı göstermeğe uğraşmakta ve Sovyet Hükümetlinin, Bulgar adaletinin bita­raflığına hudutsuz bir itimat beslemek­te olduğunu ilâve etmektedir. Bu cevap, Batı müttefiklerinin: Bulgar Mahkemesi­nin kararı bitarafane midir, yoksa sa­dece siyasi Ibir baskının neticesi midir? yolunda vaki olan sualini de bertaraf etmiş oluyor.

—Atina:

Şimdi öğrenildiğine göre 4 Ağustos ge­cesi Araşova köyüne 800 çeteci tarafın­dan yapılan taarruzda birçok evler ya­kılmış veya soyulmuştur. Çeteciler jan­darma takviye kuvvetlerinin gelmekte olduğunu haber alır almaz çekilmişler­dir. Köyün küçük garnizonu sekiz saat müdafaadan ve 17 erle yüzbaşısını kay­bettikten sonra teslim olmuştur.

Atina:

Yunan Başbakanı Dimitros Maksimos. bugün Atina'daki İngiliz Maslahatgüza­rı Patrick Reilly'yi ve Amerika Büyük­elçisi Lincoln Macwegh'i ziyaret ederek 'hükümetin halen memlekette hüküm sü­ren güçlükleri bertaraf edebilmesi için Yunanistan'a seri yardımda bulunulma­sını istemiştir.

Sanıldığına göre Ma'ksimos ordusunun ne suretle takviye edilebileceğini sora­cak ve çetecilerle harp eden mahallî milis kuvvetleri için daha çok silâh is­teyecektir, Bu ziyaretin yapılmasına iki gün süren kabine toplantılarından son­ra karar verilmiştir. Bu toplantılar es­nasında Yunanistan'ın iç ve dış mesele­leri görüşülmüştür.

T Ağustos 1947

-- Atina:

6-7 Ağustos gecesi 600 kişilik bir çete Kilkiş bölgesinde Pedinon köyüne taar­ruz etmiştir..Köyün küçük garnizonu üç saat mukavemet ettikten sonra geri çe­kilmiştir. 6 Ağustos sabahı erkenden hâdise yerine yetişen takviye kıtaları çetecileri geri atmışlardır. Bunlar 18 kadım ve birkaç çocuğu öldürdükten ve 25 ev yaktıktan sonra kaçmışlardır.

Diğer taraftan Kilis'ten dönen beledi­ye başkanının arabası bir mayine çar­parak parçalanmıştır. Yanya ile Metso vo arasındaki yolda da bir askerî kam­yon bir mayine çarpmıştır. Dört kişi öl­müş,on birkişi yaralanmıştır.

—Atina:

Yunan Hükümeti tarafından, hazırlan­mış olan muhtıra ingiliz Maslahatgüza­rı ile Amerikan Büyükelçisine verilecektir. Yunan Hükümeti bu muhtırada, Yu­nanistan'ın bütünlüğünü idame ettir­mek ve .sükûn ve asayişi sağlamak için daha geniş bir yardım istemektedir. Bu muht:ra, Yunan askerî şeflerinin Volo'da yaptıkları toplantılarla Bakan­lar Kurulunun muhtelif oturumlarından sonra hazırlanmıştır.

Atina Hükümeti, Yunan ordusu mevcu­dunun 2UC.000 e çıkarılmasına, çetecile­rin hücumlarına karşı köylerini müda­faa etmeleri için köylülerle sivil muha­fızlara munzam silâh verilmesini iste­mektedir.

Kalkınmanın başlıca şartı sükûn ve asayiştir. Silâhlı kuvvetlere muhtemel olarak daha geniş ölçüde maddi yar­dımda bulunmak lâzımdır.

MuhtıradaînglliztugayınınYunanis­tan'danaynlmasiyle,doldurulmasıbü­yük bir tehliketeşkil edecek olan bir boşluk yaratacaktır. Muhtırada şöyle denilmektedir: İngilizkıtaları âsilerle olansavaşlara İştiraketmemiş olmakla beraber,bun­larınmevcudiyetiesaslı bir emniyet âmilidir.

Âsilerin hudutların ötesinden yardım gördükleri hususunda yeni yeni deliller elde edilmiştir ve bu yardımın Yugoslav­ya ile Bulgaristan arasında İmzalanan anlaşmadan sonra artırılmasından en­dişe edilmektedir.

îyl haber alan mahfillerde, Belgrad ve Sofya tarafından siyasi münasebetlerin kesilmesine ve derpiş edilen ihtilâlci hükümetin tanınmasına varıncaya ka­dar hasmane hareketlere girişilmesi beklenmektedir.

8 Ağustos 1947

— Atina:

Yanya askerî makamları aşağıdaki teb­liği yayınlamışlardır: Epir'de Kakavies ve Piramides'de hudu­du geçen Arnavut askerlerinden mürek­kep bir takım bir Yunan keşif koluna taarruz etmiştir. Yunan kolu sahada bir yaralı bırakarak geri çekilmiştir. Arnavutlar yaralı eri alıp götürmüşler­dir. Bir yunan subayı hudut posta kumanda nın:îan yaralının teslimini istemişse de kumandan böyîe bir şeyden haberi ol­madığıcevabını vermiştir.

Diğer cihetten Umumi Asayiş Bakanı partizanların Yanya-Metoito yolu üze­rinde Mr tahta köprüyü yaktıklarını bil­dirmektedir.

—- Londra:

Rguter'in siyasi muharriri yazıyor: inanılır bir kaynaktan öğrenildiğine gö­re, Sovyetler Birliğinin Atina Maslahat­güzarı tarafından verilen protesto nota­sında Sovyetler Birliği Hükümeti, Yu­nanistan'daki büyükelçilik ve konsolos­luk memurlarına vazifelerini yapmak­tan menedecek şekilde güçlükler çıka­rıldığından şikâyet etmektedir.

Yine aynı notada bilhassa Yunan polisi, işleri için Sovyet Büyükelçiliğine ve konsolosluklarına gitmek istiyen kimse­lere meni olmakla ittiham edilmekte ve bu hareketin Sovyetler Birliğiyle Yuna­nistan arasında mevcut siyasi münase­betlerle telif edilemiyeceği kaydolun­maktadır.

9Ağustos 1947

—Atina:

Yanya yakınında Gagori bölgesinde or­du birlikleriyle çeteler arasında bir çok çarpışmalar olmuştur. Diğer taraftan Selanik'te çetecileri saklamak ve ken­dilerine yardım etmek suçiyle iki kadın askerî mahkeme tarafından öîüme maih-fcûm edilmiştir.

10Ağustos 1947

—Atina:

Eski Deniz Ticaret Bakanını talhkir et­mekten sanık Rizospastis ismindeki ko­münist gazetesinin (muharrirleri Kara-yorgi ve Manas haklarındaki hüküm ve­rilmiştir.

Mahkeme, Karayorgi'nin beş ay hapsi­ne ve 100 'bin drahmi para cezası öde­mesine ve üç sene medenî haklarından mahrum bırakılmasına, Manos'un ise üç ay hapsine, 50 bin drahmi para cezası vermesine ve iki sene medenî hakların­dan mahrum bırakılmasına karar ver­miştir.

—Atina:

Atina ajansı bildiriyor: Başbakan Maximos, Batı Trakya'da ko­münist çetelerle savaşmak üzere Yuna­nistan'a Türkiye'den askerî yardım te­min etmek maksadiyle Yunanistan ile Türkiye arasında mevcut ohmyan mü­zakerelere dair Sovyet Tass Ajansının Atina'daki muhabiri tarafından verilen bütün haberleri «hayalî ve baştan sonu­na kadar hiç bir aslı esası olmiyan» ta­biriyle vasıflandırmıştır.

—Atina:

Yunan Genelkurmay sözcüsü General Maııidaltils bir basın konferansında şun­ları söylemiştir:

Bulgar - Yugoslav hududundan ayrılan Bulgar kıtalarının Yunan hududunda toplanmakta oldukları doğrudur.

Bu haberi veren Yunan Ajansının bil­dirdiğine göre General, çetecilerin genel karargâhının Arnavutluk'ta Tiran'da bulunduğunu ve radyolarının da burada çalışmakta olduğunu ilâve etmiştir.

11 Ağustos 1947

—Londra:

Dün Yunan Hükümeti çevrelerinde bil­dirildiğine göre, Bulgar Kıtalarının, Yu­nan hudutlarına doğru bazı hareketler­de bulundukları müşahede edilmiştir. Yunan piyasasında altmın birdenbire yükselmiş olması Birleşik Amerika'nın drahminin rayicini sterling ve dolara nazaran değiştirmek tasavvurunda ol­duğu yolundaki şayiaların yayınlanma­sına zemin hazırlamıştır. Şimdiki halde altın, sekiz ingiliz lirası 10 şilin üzerin­den muamele görmektedir. Bununla beraber, bu endişeler Yunanis­tan'daki Amerikan Heyeti Şefi tarafın­dan yapılan yalanlama üzerine sükûnet bulmuştur.

Daily Graphic gazetesinin yazdığına gö­re, Stalin, Yunan Kralı Pol'le siyasi 'münasebetleri kesmek için hâlen bahane aramaktadır. Yunan topraklan üzerinde bir komünist hükümeti teşekkül eder et­mez, Sovyetler Birliği ve onun peykleri t>u hükümeti derhal tamyacakiardır.

15Ağustos 1947

—Atina:

«Vlrna» gazetesinin Selanik'te bulunan hususi muhabirinden aldığı bir haberde bildirdiğine göre, Grammos dağının te­mizlenmesi için yapılan ehemmiyetli harekâta şimdi devam edilmektedir. Topçu ve hava kuvvetlerinin destekledi­ği hükümet kuvvetlerinin hücumu dün sabah başlamışta'.

Buna dair şimdiye kadar resmî hiç bir haber gelmemiştir.

—- Londra:

Selanik'ten alman haberlere güre, Yu­nan ordusu dün, çetecilere karşı büyük Ölçüde bir taarruza başlamıştır. Hareket bilhassa Yugoslavya ve Arnavut hudut­ları boyunca, 'Grammos dağları havali­sindeki âsilere tevcih edilmiştir. Kıta­ların ilk hedefi Florina şehri üzerindeki tazyiki azaltmaktır.

Topçu ve hava birlikleri taarruza iştirak etmektedirler. Delfi ve Lima havalisin­deki âsilere karşı büyük hareketlerde bulunulacağı zannedilmektedir.

16Ağustos 1947

—Atina:

Çeteciler, dün ve evvelki gün, birçok köye hücum etmişler, İSO evi ateşe ver­mişler ve Selanik ile Dedeağaç arasında demiryolunu dinamitiemişlerdir. Koniea bölgesinde ka labalık bir çete grupu, askerî birliklerle müsademeye tu­tuşmuş ve ağır kayıplara uğramıştır. Askerî .birliklerin kaybı 17 kişidir. Dün ve geçen günler içinde 300 çeteci Eükon dağı eteğinde Hostia Köyünü iş­gal etmişlerdir. Hükümet takviye kuv­vetleri yetişerek çetecileri Parnasse da­ğına doğru püskürtmüştür.

—Âtına:

Münferit solcuların gazetesi Eiefteri Ellada'nın bugünkü sayısı, çetecilerin şefi M'arkos'un beyannamesini neşretmiş ol­duğundan dolayı savcılığın emriyle top-lattmkmştır. Gazetenin mesul müdürü hakkında takibat yapılacaktır.

— Londra:

Yunan çetecileri tarafından kullanılan gizli bir radyo merkezi, çetecilerin şefi Markos adına bir yayın yapmıştır. Bu yayma göre, muvakkat bir demokrat hü­kümet iş başına gelinciye kadar, «de­mokratik» kuvvetler genel karargâhı yani çeteciler, bütün iktidarı ellerine al­mışlardır.

12 maddelik olan bu demecin bir nokta­sında Kıral Paul'ün tahttan indirildiği ve Yunanistan'ın cumhuriyet olduğu be­lirtilmekte idi.

Yunanistan'daki muhabirler bu münase­betle, âsilerin Yunanistan'da bir hükü­met kurabilmeleri için ' kâfi derecede arazi kazanmağa çalıştıkları yolunda Yunan yüksek subayları tarafından ev­velce yapılmış olan beyanatı hatırlat­maktadır.

Son alman haberlere göre çeteciler, Ku­zey Yunanistan'da büyük faaliyetlerde bulunmakta dır lar.

17 Ağustos 1947

— Atina:

istihbarat Bakanlığının bir tebliğinde, Yunan ma/kamları tarafından Sovyet elçiliği memurları ile Sovyelt elçiliğini ziyaret eidenlertn tevkif edildikleri ve kendilerine işkence yapıldığına dair A-ğustosda Tass Ajansının yayınladığı haber yalanlanmaktadır. Bu tebliğde, Sovyet Elçiliği tarafından bir proitesit.oda bulunulmadığı üzerinde ısrar olunmakitadır.

— Atina:

Reuter'in muhabiri bildiriyor: ÇaMaris Birleşik Amerika'dan döndüik-ten somu Yunan kabinesinde bir deği­şiklik yapılması beklenilmaletedir. Bun­dan 7 ay evvel Maximos'ın başkanlığı altında teşekkül eden Koalisyon Hükü­meti yıpranmıştır. Bizzat Masimos da, kabinede «değişik­lik yapılacağını» söylemiştir.

23 Ağustos 1947

—Atina:

Makedonya'da bulunan Negrita şehrî Ibu gece JÎOÖ çetecinin taarruzuna uğra­mıştır. Çetin bir savaştan sonra püskür­tülen çeteciler 35 evi ateşe vermişlerdir. Mütecavizlerden yedisi kadın olmak üze­re 25 kişi ölmüştür. Hükümet taraftailu-rımn kayıpları asker ve sivil olmak üze­re sekiz ölü ve yarali-dır.

—Londra:

Atina'dan alman bir habere göre, Yunan Hükümeti istifa etmiştir. Bu sabah er­kenden bakanlardan üçü istifalarını ver­miş bulunuyordu. Bunlar Başbakan Mu­avini ve Ekonomi Bakam ile İçişleri ve Hava Bakanlarıdır. Bu bakanlar, Hükü­mete dâhil 'bulunan üç merkez partisinin liderleridir.

— Atina:

Papamdreo, Venizelos ve Kanalopulos'un istifası üzerine Başbakan Maksîmos, Kı-ral Pol'e hükümetin istifasını vermiştir.

—Atina:

Kıral Birinci Pol hükümetin istifasını kabul etmiştir.

-— Atina:

Maksimos kabinesinin istifasından sonra Yunan Kiralı Paul Meclis Başkam Teo-tokis Jean'i davet etmiştir. Meclis Baş­kanı Kirala mecliste bulunan her parti­nin nüfuzundan malûmat vermiştir. Kı­ral nüfusları bakımından ön safta gelen parti başkanlarını sırasiyle dinliyecektir. Eu parti başkanları Kirala görüşlerini açıklıyacaklardır.

Kıral bütün partileri tophyan bir hükü­met hakkında niyetlerini belirtin em ekte­dir. Kral parlâmento çoğunluğunu elin­de tutan Çaldaris'i Başbakan tâyin etti­ği zaman Çaldaris'in Millî Liberaller Partisi Başkam Gonatas'm, Terakki­perver Partjsi Başkam Aîexan-dris'în ve Millî Parti Başkam Zervas'm iştirakla-riyle (bir koalisyon hükümeti kurmağa gayret edeceği tahmin edilmektedir.

Çaldaris basma demeçte bulunarak ka­bine buhranına yol açan üç liderin arsu ettiği gibi hükümetteki değişiklikler an­cak Liberal Partisi Başkanı Sofulis'in İş­birliği yapması bahis mevzuu olunca müzakere edilebileceğini ileri sürmüştür.

24 Ağustos 1947

— Atina:

İskeçe civarında kâin Nechori ve Daf-nos köylerine hücum ederek giren 500 çeteci şimendifer istasyonunu, 14 evi ve karakolu ateşe vermişler, 9 kilometre uzunluğunda demiryolunu tahribetmişler ve beraberlerinde 30 köylüyü götürmüş­lerdir.

Jandarma kuvvetleri çetecileri püskürt-müştür.

—Atina:

Halkçı Millî Partinin, «sağcı» Lideri M. Çaldaris yeni kabineyi teşkil edecektir. M. Çaldaris yeni ka,bine.üyelerinin liste­sini yarın akşam Kiral Paul'a arzede-c ektir.

M. Çaldaris gazetecilere beyanatta bulu­narak, Liberal Parti de dölıü olmak üze­re pelli başlı sekiz partiyi yeni kabine­sinin teşkiline iştirake davet edeceğini bildirmiştir.

—Atina:

Yunan içişleri Bakanlığı toplama kamp­larına gönderilmiş olan 300 kadar siya­sî sürgünü serbest, bırakmıştır.

Bu sürgünlerin komünistlerin gayri millî siyasetini takipten vazgeçtikleri bildirilme'ktedir.

—Londra:

Atina'dan gelen haberlerden anlaşıldığı­na göre, Liberal Partisi BaşÛcanı Sofu-lis, Sağcı Halkçı Partisi Başkanı Çal­daris'in yeni kabinede müsavat esası üzerinde işbirliği yapması hususunda­ki teklifini reddetmiştir. Çaldaris, yeni kabine üyelerinin listesi­ni Kral Paul'e, yarın sunmak ümidinde­dir. Çal'daris, muhtelif parti başkanla-riyle istişarelerine devam etmektedir.

25 Ağustos 1947

—Londra:

Yunanistan'daki durumun bir kaç gündenberl gösterdiği inkişaf, İngiliz bası­nında gittikçe büyüyen bir endişeye sebep olmaktadır.

Times, bugün makalelerinden birini bu meseleye tahsis etmededir. Gazete, hü­kümet kuvvetlerinin âsilere karşı yap­tıkları savaşlarda büyük güçlüklerle karşılaştıklarını ve Birleşik Amerika'­nın Yunanistan'a açtığı kredilerden git­tikçe daha büyük bir kısmının Yunan ordusunun takviyesine tahsis edildiğini yazmaktadır.

Askeri durumdan bahseden Time® ya­zısına şöyle devam etmektedir: İlkbahar ve yaz taarruzları âsileri mer­kezi Yunanistan'da Epir'de, Batı Ma­kedonya'da işgal ettikleri başlıca mev-zilerden çıkarmaya hemen hemen hiç muvaffak olamamıştır.

Gazete, bundan sonra, hür ve demok­rat olarak vasıflandırdığı bir muvakkat Yunan Hükümeti kurmayı tasarlryan âsilerin şefi General Markos parafından yapılan beyanatı hatırlatmakta ve şun­ları yazmaktadır:

Asilerin kazandıkları muvaffakiyetler 1944 te Yunanistanm bir kısmım diğer tarafa karşı silâha sarılmış olduğu za­manki duruma benzer gibi bir durum yaratmış gibidir.

—ı Atina:

İstifa etmiş olan hükümetin Başbakan Muavini ve Halkçı Partinin Başkanı M. Çaldaris, yeni bir hükümet, kurmak yolunda bu gün de istişarelerine devam etmiştir. Çaldaris bugün öğleden sonra Kıral Paul tarafından kabul edilmiştir. Liberal Partinin Başkanı Sofulis halk­çıların da iştirak edeceği bir milî birlik hükümetine iştirak etmeyi reddetmiştir. Millî Liberallerin Başkanı General Go-natas da yeni hükümete iştiraki reddet­miş bulunmaktadır.

36 Ağustos 1947

— Atina:

Veriizelist Partisi Lideri S. Venizelos, Çaldaris'in başkanlığında kurulacak bir kabineye iştirak etmeyeceğini bil­dirmiştir.

Halk Partisi lideri Çaldaris Birleşik Amerika Elçisi Mac Weagh'la görüş­müştür.

Diğer taraftan Millî Liberaller Lideri Gonatas da sırf Halkçılarla Millî Libe­raller tarafından kurulacak, aynı za­manda sadece Venizelist. temsilcilerinin değil bizzat Venizelos'un iştirakini sağ­layacak bir kabineye gireceğini bildir­miştir.

Çaldaris'in hükümeti teşkile muvaffak olmayarak kendine verilenvazifeden

affını isteyeceği tahmin' edilmektedir.

-— Atina:

Dün gece 300 çeteciden mürökkep bir grup Yugoslav hududu civarında Gevge-li bölgesinde Goumenitza köyüne hü­cumla köye girmeğe muvaffak olmuş­tur.

Çete efradı 35 evi ateşe verdikten sonra. püs'kürtülmüştür. Savaş yedi saat sür­müştür. Çetecilerden üç kişi Ölmüş, bir kişi yaralanmıştır.

Hükümet kuvvetleri de üç kişi kaybet­miştir. Sivil halktan iki ölü on beş ya­ralı vardır.

lakece civarında çetecilerle ordu arasın-, da vukubulan bir karşılaşmada çeteci­ler mağiûbolmuş ve muharebe meyda-, nmda 17 ölü ile 40 yaraîı bırakarak kaçmışlardır.

-- Atina:

Bir vapur bu sabah Pire'ye îcaria ada­sından 650 enterne getirmiştir. Bu adamlar Komünist Partisinin hare­ketini millî menfaatlere aykırı olarak kabul ettikleri için serbest bırakılmış­lardır.

— Atina:

Anadolu Ajansının özel muhabiri bildi­riyor:

Hükümet buhranının üçüncü günü, he­nüz istikrarlı bir hai suretinden uzak gibi bulunulmaktadır. Birbiri ardına tecrübe edilen ve her birisi de siyasi mahfülerce muayyen bir saat için mu­vaffak olmakta gibi gözüken bütün kombinezonlarda büyük güçlüklerle kar­şılaşılmaktadır.

30 Ağustos 1947

Dün akşam and içen yeni Yunan Hükü­met*, şu suretle teşekkül etmiştir: Çaldaris, Başbakan ve Dışişleri Bakanı, Stratos, Harbiye Baikanı ve muvakkaten BayındırlıkBakanı,

Majvroinihalis, İçişleriBakanı ve mu-vakfkaten Bahriye Bakanı, Papatanasia, Taran Başkanı ve muvak­katen Umumî Nizam Bakanı, Papadimos, Eğitim Bakam ve muvak­katen Adalet. Bakanı,

HeUmîs, Maliye ve muvakkaten Millî Ekitijsaid Bakam,

Ma-ci Pannos,Münakalat vemuvaikîka-ten P. T. T. Bakanı, Amiral Salîellardu, îaşe ve muvaMcaten Deniz Ticaret Bakanı, ProtopapadaJkis, Çalışma ve muvakika-ben Hava Bakanı,

Kotsianos, Sağlık ye muvakkaten İçti­maî Yardım Bakanı, Rodopulos, Kuzey Yunanistan Bakanı.

—Aıtina:

M. Çaldaris, kabinenin teşekkülünden sonra gazetecilere beyanatta bulunarak fcaşlıca gayesinin Yunanistan'daki bü­tün millî kuvvetlerin memlelkestin. bugün İçinde bulunduğu buhranı önlemeğe ma­tuf müşterek bir gayret sarfetmek ü> zere birleşmiş olduğunu görmek olduğu­nu bîldinmiştâr. M. Çaldaris, hakikaten mitli bif hüküm'eitin kurulması mümkün olur olmaz istifaya hazır bulunduğunu .söylemiştir.

—Atina:

Çaldaris'in. başkanlığında kurulan yenikabine Eylülün birinde meclis huzuru­
na çıütacaktır. Çaldaris beyanatını bitir­dikten, sonra Millî Meclisten itimat oyuisteyecektir.

31 Ağustos 1947

—Atina:

Ürdün Kralı Abdullah tarafından gön­derilen resmî bir heyet bugün Atina'ya

varacak ve Yunan kiralı Paul'a Alnad-ha nişanının en yüksek derecesi olan elmasla süslü bir kordon verecektir . Kıra! Abdullah "m bu olağanüstü heye­tinin başında Ürdün Başbakanı Tevfik Paşa ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Abdüî Bey Sİ Raif bulunmaktadır.

Müteveffa Kıral Georges Kıral Abdul­lah'a har.p sırasında Yunan ordusuna gösterilmiş olan büyük kolaylık ve yar­dımların minnettarlık nişanesi olarak ciLurt&rıcı» nişanmın büyük haç rübte-bîîüi. vermişti.

— Atina:

Yunan Ajansının verdiği bir habere gö­re, Yugoslav hududu civarında bulunan Kaymakçalan dağlarında Yunan ordu­suna m&nsup müfrezeler tarafınıtîan tu­zağa düşürülen 150 kişilik bir çetenin reisi öldürülmüştür. Çetecilerden on iki­si yaralanmış ve içlerinden yedisi tes­limolmuştur.

Ajansın İlâve ettiğine göre çeteciler, Doğu Makedonya'da Drama civarında Ptomoy Köyünü basmışlar ve Tarik evi yakmışlardır.

—Atina:

Yeni Yunan kabinesi bir çok yeni karar­lar alahiş bulunmaktadır. Kabine, resmî tebliğler hariç olmak üzere hükümet ta­rafından çetecilere karşı girişilmiş olan harekâta ait bütün haberlerin gasete-lerde yayınîanmasun menetrniştjr. Dün akşam kabinenin radyo ile yanymlanan bir beyanatında Yunan halkının birleş­miş kalması ve bugünkü güçlükleri yenmefk için hükümete yardım etmesi icabettiği belirtilmektedir.

—Atina:

îyi haber alan müşahitlerin kaaaatince tek partiye dayanan Çaldaris kabinesi pek; az yaşamaya mahkûmdur. Bu kabi­nenin parlâmentodaki 354 saylavdan 166

dan fazlasının oyunu kazanması muh­temel görülmediğinden parlamentonun huzuruna çıkışını müteakip vazife ba­şındakalması şüphelidir.

Halkçı Partisinde bir ayrılma olduğuna dair delil de mevcuttur. îleri gelen üye­lerden İktisadî Koordinasyon Bakanı M Stefanopoulis yeni kabineye dâhil edil­memiştir. Amerikalıların Yunanistan meseleleri hakkındaki endişeleri gittik­çe daha büyüdüğünden Amerikan Yakın Doğu Meseleleri Müdürü M. Henderson-un Yunanistan'a gelmesiyle durumun aydınlanacağı ümit edilmektedir. Ame­rikalılar bir tek partiyi temsil eden bir hükümete taraftar olmadıklarını, ancak mümkün olduğa kadar geniş temeller üzerine kurulmuş bir idare görmek is­tediklerini durmadan tekrarlamışlardır. M. Henderson'un halen Çaldaris'den ay­rı kalan daha bir çok parti başkanını işbirliği yapmaya ikna edeceği zannedil­mektedir. Birleşik Amerikanın Yunanis-

tan'ın iç işleri hakkındaki endişeleri A-menkf/jun Rusya'ya karşı takibettiği siyasetim beraber mütalâa edilmelidir. Eu iki büyük devlet, araeınlda Yunanis­tan gitgide bir temas noktası halini al­maktadır.

— Atina:

Parlamentonun yarın yapacağa toplantı önümüzdeki Perşembe gününe talik edil­miştir. Halkçı Partisinin Şefi Çaldaris bu toplanitıda yetti kabinesini takdim edeceğini ve tatbik etmek tasavvurunda olduğu siyaseti açıklıyacağını bildirmiş­tir. Yunanistan işleri, şimdiye kadar yaptı­ğı gibi, yarım tedbirlerle yüzüstü bıra­kılacak olursa durum -bir jrangren ve-îıametini iktisap edecektir ve bu gang-ren mahallî kalmıyarak bütün Batı dün­yasına yayılacaktır. Bolşevik Slavlar hazırlıklarını bitirmek üzeredir. Bulgar - Sırp anlaşması haddi­zatında hiç bir şeyi değiştirmiş olma­makla beraber vakaların yürüdüğünü, geliştiğini ve bir [buhranın yaklaştığını anlatması itibariyle mühimdir. Yunanis-tanda sürüklenip giden bir mücadelenin mevcudiyeti daima Yunanistan aleyhine bir durum demektir. Yunanistan aleyhi­ne demek Avrupa aleyhine demektir. Yunanist andaki komünist tahrik ve te­cavüzlerine nihayet verecek, kat'i çare bulamamak îngütereyi, Amerskayi, Bir­leşmiş Milletleri küçük düşüren, istih­faf mevzuu haline getiren bir muvaf-fakiyetsizlikitir. Yunanistanda kargaşa­lık ve mücadele içinde geçen her gün Anglo - Saksonların prestijlerinden bir parçayı eksiltiyor ve iküçük milletlerin onlara karşı itimatlarını azaltıyor. în-giltere ve Amerika bu kadar âciz mi­dir ? Müttefik ve dostlarını bu kadar yal­nız mı bırakacaklardır? -Suali ağızlar­da do-îaşmasa da zihinlerden eksik ol­muyor.

Eğer Yunanistan'a yardım bir şaflcat veya merhamet ifadesi olsa idi büyük devletlerin arzetiikleri Kayıtsızlık man­zarası belki izah edelebilirdi. Fakat Yu-nanistana akın eden Slavların hakikat te küçült bir milleti yahut sadece Ya-km Şarkı tehdit etmedikleri cihanın ma­lûmudur. Bu tehlikeyi biz mi izam edi­yoruz, AnglosaJksonlar mı anlamıyor­lar? Yoksa anhyorlarsa ellerinden bir şey gelemediği için mi bu kadar gev­şek davranıyorlar? Yaikın ve Ort.a Şar­kın ve belki de her (taraftaki küçük mil­letlerin her gün cevap bekledikleri bu sualler hakkında bizi kim aydınlata­cak?

îngiltereye bakıyoruz, o .kendi İçişlerine ve iktisadî zorluklarına o kadar gömül­müş ki Yunanistan'daki senbolik bir (kuvveti bile geri çekmeyi düşünüyor. rHer halde, mecburi de olsa bu tedbir Yunanistan işlerine Mr alâka mânasını ifade etmez.

Birleşik Amerika'ya bakıyoruz. O, Ya­kın Şarkın durumunu anlamış ve ingil­tere'nin müracaatı üzerine, Yakm Şark­ta îngüterenin taahlıütlerim kendi üre­rine almayı kabul etmiştir. Hattâ, Yu-nanistaa ve Türkiye'ye askerî ve ikti­sadî yardımlarda bultummğs karar ver­miştir. Bu askerî yardımların ilk kafileleri Yunanistan limanlarına erişmeğe 'başlanmıştır. Birdenbire insanı tatmin edici bir manzara. Fakat Yunan duru­munun fenalığı doğru gidişi yardın- kuv­vetlerinden daha' iıızh suret,te devam ediyor. îlâç ve dok/tor yola çıikmış ama onlardan fayda geiinciye ikaöar hastanın dayanacağı muhakkak mıdır? İşte bü-ıtün mesele burada.

Eğer beklemeğe vakit olsaydı Amerika­nın verdiği karar kâfi görülebilirdi- Fa­kat Yunanistan işleri her gün bir par­ça daha (karışırsa umanlara gelecek malzemenin Bolşevik .Slavların eltine düşmek korkusu vardır. Her şeyden evvel, Yunan hudutlarının masuniyetini fiilî surette temin etmek lâzımdır ki bu da bugünkü şartlar içinde ancaik ve an­cak Amerikan silâhlı kuvvetleri tara­fından yapılabilir. Ondan sonradır M, dâhilde nizam ve sükûnu tesis etmek knkân dahiline girer ve ancak bundan .da sonradır ki Amerikan Üktisadî ve as-tkeri yardımı Yunanistan'ı canlandırır. Amerikanlılar Yunanistana yardım işi­ne başlangıçtan değil hatimeden başla­dılar. Bunun içindir ki îşler yürümüyor, ibilâkis berbajtlaşıyor. Yunanistan top­raklarından kâfi bir kısmı Slavların eline geçtikten ve orada bir «Demok­rat.» Yunan Hükümeti harekete geçmek mi Öaha ukgundur, yoksa şimdiden ça-'buk davranıp buna imkân bırakmamak mı ımüreccahtır ?

Milâdın 7 nci yüzyılına kadar, Hindistan müteaddit defalar, yabancı kavimler ta­rafından istilâ edilmiş; fakat yerli hal­kın temsil kudreti o kadar büyük ve kuv­vetli idi ki müstevliler, Hindistan halkı içinde eriyip gitmişlerdir. Fakat Müslü­man Türkler, Hindular tarafından temsil edilmemişler, bilâkis muazzam insan kütlelerine kendi dinlerini ve medeniyet­lerini kabul ettirmişlerdir. Daha milâdın 1206 yılında Sultan Kudbüddin Aybak, Delhi'yi kendi devletinin başkenti yap­mıştı. 1526 da Babür, Hindistan'da bü­yük bir Türk - Müslüman imparatorluğu kurmuş ve 1700 e kadar, Hindistan ya­rımadasının yansmdan fazlasına hâkim olmuştur. Hindistan'daki Türk - Müslü­man İmparatorluğunun tarihini hulâsa-tan bile bu sütunun dar çerçevesine sı­kıştırmak kabil değildir. Gazneli Mah­mut, Timur gibi Türk hakanları Hindis­tan'da hükümran olmuşlardır. Fakat Türk - Müslüman devletleri zamanla in-

hitat ve inkıraz bulmuşlardır. 1837 de, hiç bir idarî kudret ve salahiyete sahip bulunmıyan sonuncu Hindistan Hüküm­darı Ekber Bahadur Şah II. dahi Türk idi. Bu hükümdarın olumundan evvel 1858 de Hindistan'da hükümranlık ta-mamiyle İngiltere'nin eline geçmiş ve ancak 1S77 de Kraliçe Victoria Hindistan;. Imparatoıiçesi ilân edilmişti. Bugünkü Pakistan'ı teşkil eden Hint Müslümanları Birinci Dünya Harbi mütarekesi sırasın­da, istiklâl Mücadelemizde bize maddî ve manevî büyük yardımlarda bulunmuş­lardır. Biz, Türkler, bu yardımları asla unutmadık. Onun içindir ki Pakistan'ın Hindistan'dan ayrı müstakil bir devlet olarak tekrar doğuşunu en büyük mem­nunlukla karşılıyor ve her iki devlete başarılar ve saadetler diliyoruz. Hindistan'da eskidenberi Müslümanlarla Hindular arasındaki münaferet, ne ya­zık ki hâlâ devam ediyor. Gelen haberler kanlı mücadeleler olduğunu gösteriyor. Nihayet bir gün bu müessif kavgalar da sona erecektir ve mutlaka en kısa za­manda sona ermesi lâzımdır. Çünkü Pa­kistan ve Hindistan birer dost ve kardeş devlet olamaz da, birbirlerine girerlerse, bundan faydalanmağa çalışacak medeni­yet ve istiklâl düşmanları vardır. Çatların bütün ihtiraslarına vâris olan bolşevikler, 388 milyon insanın yaşadığı Hindistan'a göz dikmişlerdir. Rus Çarı «Deli Petro'nun vasiyetnamesi» denilen-ve bugünkü Sovyet rejimi tarafından tatbikına çalışılan meşhur vesikanın S inci maddesi şöyledir: «Hindistan'la ticaret demek dünya ile ti­caret demek olduğunu gözden kaçırma­malıdır ve Hindistan'a tamamiyîe hâkim olan, Avrupa'ya da hâkim olur. Onun için İran'ın sukutunu tacil etmek üzere onunla harp çıkaracak, dolaplar çevir­mek hususunda hiç bir fırsatı kaçırma­malı; sonra, Iran körfezine inmeğe çalış­malı ve Suriye yoliyle eski Şark ticareti­ni ele geçirmeğe teşebbüs etmelidir.» İkinci Katerîna da 18 inci asırda, Hindis­tan'ı istilâ etmeyi düşünmüş ve bunun İçin bütün teferruatiyle bir taarruz plâ­nı da hazırlatmıştır. Çarlığın bu istilâ hırsı, 19 uncu asırda tekrar canlanmış, bilhassa 1870 sıralarında Rus Generali Skdbleff tarafından ehemmiyetle gözö-nünde tutulmuştur. Rus Çarlarının Hindistan'a müteveccih olan bu emperyalist plânları Sovyetler Birliğe tarafından da terkedilmemiş, Hin­distan'daki İngiliz hâkimiyetim yıkmak, Sovyetlerin dünya ihtilâli programının en mühim maddelerinden birini teşkil et­miştir. Son yıllarda Sovyet Rusya gibi, Japon­yadaHindistan'ıelegeçirmekgayesi peşinde koşuyordu ve bu maksatla îkinci Dünya Harbinde Birmanya'yı işgal ede­rek Hindistan kapılarına dayanmıştı. Şimdi artık Japonya'nın kolu kanadı kı-rıimışsa da, Sovyet Rusya ayakta dur­makta ve demokrasilere meydan oku­maktadır. Yeni devletlere elçi gönder­mekte istical eden de Sovyet Rusya'dır. Pakistan ve Hindistan, korkunç Bolşe­vik tehlikesini asla unutmamalıdırlar.

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106