17.7.1947
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Temmuz 1947

— istanbul:

Kabotaj bayramı münasebetiyle bugün Taksim Âbidesi önünde saat 10,30 da istiklâl Marşı ile başlanan bir merasim yapılmış ve âbideye çelenkler konmuş­tur. Bu münasebetle şehrimizde bulu­nan Ulaştırma Bakanı Şükrü Koçak bir nutuk söyliyerek bugünün ehemmiyeti­ni belirtmiş, satın alman gemilerle umu­mî gemi tonajının 390 bine çıktığım, is­tanbul gemisinin 5 Temmuzda suları­mızda bulunacağını bildirmiş ve hara­retle alkışlanmıştır.

Taksim'deki töreni müteakip Beşiktaş'­ta Barbaros Meydanında da merasim 'yapılarak büyük Türk Amiralinin hâ­tırası anılmıştır.

Saat 14,30 da da Yüksek Ticaret Deniz Okulunda diploma dağıtma töreni ya­pılacak, Moda koyunda deniz yarışları t ertib edilecek ve gece vapurlarla Bo­ğazda bir gezinti yapılacaktır.

— İstanbul:

Bugün saat 11,30 da Şişli Çocuk Has­tanesinde yapılan bir törenle, Sağlık ve Sosyal Yardım BakanıDr.Behçet "Uz

bu hastanede ve Haydarpaşa Numune Hastanesinde Bakanlıkça yeniden yap­tırılmış -olan hemşire okullarını açmış­tır.

Sağlık ve Sosyal Yardım Bakam Dok­tor Behçet Uz'un veciz bir söyleviyle aç­tığı bu törende Hastane Başhekimi Ömer Vasfİ Aybar, diğer şehir has­taneleri başhekimleri, Bakanlık ileri ge­lenleri, hekimler, ^üniversite profesörle­ri, okul öğrencileri hazır bulunmuşlar­dır.

Hastane hemşireliğinin önemini belirten Bakan, sağlık dâvamızda çok Önemli bir eleman olan hemşireliği övmüş ve mem­lekette ancak 700 diplomalı 'hemşire bu­lunduğunu ve fakat daha çok fazla ih­tiyaç olduğunu söylemiştir.

Bakan yakında bu gaye için Trabzon, Ankara ve diğer 7 merkezde açılacak olan okulların bu ihtiyacı kısmen kar­şılayabileceğini, bunu Cumhuriyet Hü­kümetinin ilgisine borçlu olduğumuzu ifade etmiştir.

Alkışlarla biten söylevden sonra bir öğ­renci arkadaşları adına vazifelerinin önemini idrak ettiklerini söyliyerek te­şekkür etmiştir.

16 Temmuz 1947

-— İstanbul:

Ulaştırma Bakam Şükrü Koçak bir mu­habirimize şu beyanatta bulunmuştur: 16 Temmuz 1947 Çarşamba günü Ame­rika Dışişleri Bakanı General MarshalI "bize verilmesi kararlaştırılmış olan 6 yolcu, 2 akaryakıt gemisi ile Victory tipindeki onar bin tonluk iki şilebi Yar­dım Kanunu saîâhiyetine dayanarak be­delleri bu kanun kredisinden hariç ola­rak ödenmesi suretiyle Türkiye'ye dev­rine ait kararnameyi imzaladığını mat­buata tebliğ etmiştir.

Dost Amerikan Hükümetinin bu sıcak ve samimî alâkasına yürekten teşekkür ederken asil bir lıamle iîe dünya mede­niyetini kurtarmış olan Amerikan Mil­letine de Türk Milletinin şükran duygu­larını bildirmeyi bir vazife bilirim. Ge­milerin memleketimize nakli için hazır­lıklara başlanmıştır.

Aziz Türk Milletine bu sevinçli haberi vermekle bahtiyarlık duymaktayım.

17 Temmuz 1947

-— Rize:

Cumhuriyet Hükümetinin Rizelilere en büyük armağanı olan çay fabrikasının açılış töreni dün yapılmıştır. Trabzon'­dan gelen Tümgeneral Naci Altug ile Gümüşhane Valisi, Trabzon Belediye Başkanı ve Trabzon İngiliz Konsolosu­nun da hazır bulundukları binlerce Ri­zelilerin iştirak ettiği bu törene istiklâl Marşı ile başlanmış, ilk olarak söz alan Rize Belediye Başkanı 16 Temmuz gü­nünün Rize tarihinde bir dönüm nokta­sı ve istikballer vâdeden büyük bir gün olduğunu belirttikten sonra Rizelilerin bu bayramına katılmak üzere gelen mi­safirlere şehir namına teşekkürlerini bildirmiş ve bölgemize yeni bir servet kaynağı sağlıyan büyüklerimizi minnet ye şükranla anmıştır.

Bundan sonra Çay Organizatörü Zihni Derin, çayın Rize'deki tarihçesini anlat­mış ye Devlet Ziraat işletmeleri Kuru­mu Meclis tdare Reisi Atıf Bayındır, bir hitabede bulunmuş, İzmir Milletvekili Mustafa Rahmi 'Köken de kordelâyı kesmek suretiyle fabrikayı açmıştır.

—Bolu:

Ebedî Şef Atatürk'ün Bolu'yu şereflen­dirdikleri günün 13 üncü yıldönümü bu­gün Cumhuriyet Alanında resmî teşek­küller ve binlerce halkın iştirakiyle kut­lanmıştır.

Günün önemini belirten nutuklar söy­lenmiş ve anıta çelenk konmuştur. Tö­rene anıtın önünde yapılan geçitle son verilmiştir.

18Temmuz 1947

-— Ankara:

«Truman Doktrini» gereğince memle­ketimize yapılacak Amerikan yardımı­nı ilgili Türk uzmanlariyle müzakere-eden Ve yurdumuzun muhtelif bölgele­rinde tetkik seyahatleri yapmış bulu­nan General Oüver'İn başkanlığındaki Amerikan Askerî Heyeti bu sabah saat 10 da uçakla şehrimizden ayrılmıştır. Heyet, Etimesgut Hava Meydanında Millî Savunma Bakanı Cemil Cahit Toy-demir, Genelkurmay Başkanı Orgene­ral Salih Omurtag ve genelkurmay ile­ri gelenleri, Ankara Vali ve Belediye Başkam izzettin Çağpar, Cumhurbaş­kanlığı Başyaveri Cevdet Tolgay île A-merikan Büyükelçisi Wilson ve Ame­rikan Elçiliği erkânı yerli ve yabancı basın mümessilleri tarafından uğnrlan-mıştır.

General Hall'in Başkanlığındaki Hava Heyetiyle Amiral Hermann'm Başkan­lığındaki Deniz Heyeti birkaç gün önce memleketimizden ayrılmışlardır.

19Temmuz 1947

—Erzurum:

Dün buraya gelen Sağlık ve Sosyal Yar­dım Bakanı Doktor Behçet Uz, sağlık müesseselerini gördükten sonra şehir, kulübünde halkla konuşmada bulunmuş­tur.

amatörleri tarafından tbnirrefik Ah­met Nuri Sekizinci'nin Hİssei Şayia isimli piyesi temsil edilmiştir.

25Temmuz 1947

—Çankırı:

Piyade Okulunun 37 nci devresini biti­rip kahraman ordumuzun saflarına ka­rışan yüzlerce genç subaya bugün yapı­lan bir törenle diplomaları verilmiştir. TörendePiyadeMüfettişiTümgeneral, Aziz îlter, Yargıtay Üyesi Tümgeneral Galip Ulaş, Talim TerbiyeAsbaşkanı Tuğgeneral Rüştü Erdolsun üe Valimiz Saip örge ve birçok davetliler hazır bu­lunmuşlardır.-

Törene saat 15 te bandonun çaldığı is­tiklal Marşı ile başlanmıştır. Okul Ko­mutan Vekili bir hitapta bulunarak me­zun subaylara Öğütlerle yeni vazifele­rinde başarılar dilemiştir.

Mezun subaylardan biri heyecanlı bir nutukla komutana cevap vermiştir.

Bundan sonra derece alan subaylara muka.fat.lan dağıtılmış ve törene bir geçit resmiyle son verilmiştir.

26Temmuz 1947

—İstanbul:

Efgan Kralı Majeste Zalıir Han'ın am­cası ve Efıganistan Başvekili Şah Mah-mud Han, bugün yanında Efgan Sağ­lık Bakanı olduğu halde Panamerican uçağiyle sabahleyin saat 6.30 da Yeşil­köy Hava Meydanına gelmiştir. Şah Mahmud Han'ı Cumhurbaşkanı adına Bilecik Milletvekili Menıdufo Şevket Esandal ve hükümet adına istanbul Va­li ve Belediye Başkan vekili ihsan Ak-soy ve Efgan Elçiliği erkânı karşılamış­tır.

Efgan Başbakanı bir müddet Yeşilköy Palas'ta istirahat ettikten sonra saat 8 de aynı uçakla yoluna devam etmiş­tir.

Kâbil-Peşaver-Karaşi yoliyle istanbul'a gelen Şah Mahmud Han, kendisini kar­şılayan muharririmize şu beyanatta bu­lunmuştur:

Amerika'da bulunan oğluma bir ameli­yat yapılması bahis mevzuudur. Onun için seyahate çıkmam icabetti. Yolculu­ğum tamamen hususî mahiyettedir. Efjg.anist.an ile Türlkiye arasındaki mü­nasebetler, her zamanki gitbi kardeşlik havası içindedir. Ve esasen başka tür­lü olmasına da imkân tasavvur edile­mez. Amerika'dan avdetim, oğlumun sıhhi durumuna bağlıdır.

28 Temmuz 1947

— İstanbul:

İstanbul'da tertibedilen İngiliz İmpa­ratorluk Sergisi bu gün öğleden sonra saat 16 da Büyükelçi Sir David Kelly tarafından açılumıştir.

Sergide İngiliz camiasına mensup her kıta ve memleketin hususiyet ve verim­leri, pek canlı resimler ve grafiklerle gösterilm.ekt.e ve dikkati çeken malû-tarafından açılmıştır.

Hükümet erlkânı ve Türk ve ecnebi sos­yetesine mensup pek çok kimse hazır bulunmuştur.

Sergiyi açan .Büyükelçi Türkçe olarak yaptığı demeçte İstanbul Valisine te­şekkür ettikten ve bu serginin Türk în-gilîz ittifakının yeni bir delili olduğunu söyledikten sonra, IngSiz Filosunun is­tanbul'u son ziyaretine 'geçmiş ve şu beyanatta bulunmuştur:

Türk ve ingiliz milletleri arasındaki sa­mimi münasebetlerin güzel bir nişanesi­ni bugünlerde yeniden müşahede ettik. Türk Hükümetinin ve Türk halkının bu son sekiz 'günde Akdeniz Başkomutanı ve bütün subay ve erlerine .gösterdik­leri muazzam hüsnü kalbulden bahset­mek isterim.

Karşılama programının ehemmiyetli hususiyetleri arasında Ankara'da Cum­hurbaşkanı Ekseilans ve Türk Hükümeti tarafından başkomutan şerefine verilen resmî kabul, İstanbul'da vilâyet, bele­diye, askerî ve bahriye makamları ta­rafından bütün subay ve erler için yapı­lan noksansız ve dosthane hazırlıkları zikretmeği bir borç bilirim.

Esasen bütün bunlar 946 Ağustosunda vazife başına geldiğimiz zaman ilân ettiğimiz Hükümet Prograrmnda çizilmiş olan çalışma hatlarımızm takibin­den başka bir şey değildir.

Milletlerarası Yardım Bankası kredisi mevzuuna giremiyen Sosyal Kalkınma­yı pîânlastırma işini, 948 bütçesinin Bakanlar Kurulunda müzakerelerinden, evvel inceliyeceğiz. Yardım Bankası kredisi ile sağlıyacağımız parayı bütün yeni envestismanların dışardan gelecek maddelerine ve âletlerine tahsis ede­rek yerli menbalarımızdan kullanılacak malzeme ve işçiliğin karşılığını ken­di kaynaklarımızdan sağlamayı esas olarak düşünüyoruz. Bugünkü duru­mun icabettirdiği savunma masraflarından tasarruf yapabileceğimiz günlerin uzaması kendi bütçemizden iş görme takatimizi azaltmaktadır. Fakat, her-şeye rağmen bütçemizin iyi bir halde işlemekte bulunduğunu size sÖyliye-biiirim. Sise bu cevapları verirken hüküm etimizin on buçuk aylık devri üs­tünde bir vicdan muhasebesi yapıyorum. Önce bizzat kendimi ve sonra da yurtdaşlarımı aldatmamak için- bütün ahlâkî vecibeleri gözönünde tutarak verdiğim hüküm müsbettir. Mevcut bütün güç şartlara rağmen yurdun dış, iç ve ekonomik alandaki durumu her gün_ iyiliğe doğru biraz daha açılmak­tadır. Pek tabiidir ki bu fikrin isabetini takdir etmek ve hüküm vermek yurtdaşlarıma aittir. Hükümet, görüşleri bizimkilere uyrmyan yurtdaşlarm hakları olan tenkİdleri ile bizim gibi düşünen yurtdaşlarm teşvikleri arasın­daki yol üstünde, bu her iki zıt görüşe ayrı kıymet vererek yürümektedir.

Bundan sonra Başbakana son günler içinde hükümetin bünyesinde değişik­likleri icabettiren sarsıntılardan bahsedilmiş olduğunu hatırlatarak düşün­celerini sorduk. Başbakan şu cevabı verdi: Hakikate uymıyan bu yorumları ve yayınları düzeltmek için size şunu söy-liyebilirim: Hükümet, mesuliyet yükünün altına girdiği zamana nisbetle bu­gün kendi uzuvları arasında daha ziyade o'erinleşip kuvvetlenen bir daya­nışma zihniyeti ve anlaşma olgunluğu içinde azimle ve güvenle çalışmaktadır. Son sual olarak Başbakana Demokrat Parti Başkanının Sivasta verdiği son demecin Cumhurbaşkanı ile ve kendileriyle görüşmeye dair kısımları üze­rindeki fikirlerini sorduk. Aşağıya kaydettiğimiz cevabın mahiyeti, günlük iç politikamızın önemli bir noktasını aydınlatmaya yariyaeaktır. Başbakan bu konu üstündeki düşüncelerini şöyle anlatıyor: Gazetelerde çıkan nutkun bu parçası bende hayret uyandırdı. Celâl Bayar benimle görüşmiye ait ifadeleriyle Demokrat Partinin hükümetin husume­tine maruz bulunduğu ve- hükümetin Demokrat Partiye karşı tarafsız ol­madığı hakkındaki iddialarını tekrarladıktan sonra bu yanlış ve haksız hük­mün doğru olduğu esasına dayanarak Muhalif Partiye mensup yurtdaşlara eşit muamele yapılması için bir tamim neşretmek istediğini ve benim bu is­teği reddettiğimi söylüyor. Görüştüğümüz zaman kendilerine söylediğim gibi hükümetinDemokratPartiyemensupyurtdaşıaraleyhinde husumetbeslediği hakkındaki hüküm tamamen haksız bir isnattır. Bu sefer de olduğu gibi her fırsatta bu fikrin kendi parti arkadaşlarına telkin edilmesi pek açık olarak gösterir ki parti idarecileri, Demokrat Partili yurtdaşları hükümete fena gözle bakmak itiyadına sevkedecek bir duygu içinde yaşatma metodunu takibetmektedirler. Gerçi Celâl Bayar benimle konuşurken partileri aley­hine mevcut baskının kaldırılması için idare teşkilâtına hükümetin bir ta­mim yapmasını istemiştir. Fakat ben hükümet tarafından Demokrat Partili­ler aleyhine baskı diye tarif edilebilecek bir durumun mevcut olmadığını ve hükümetin partili veya tarafsız bütün yurtdaşlar hakkında kanunların çiz­diği yoldan eşit muamele yapmakta olduğunu sÖyliyerek idare âmirlerinin hakikaten baskı yaptıklarını kabul ediyormuş gibi onlara böyle bir ihtarda bulunmanın haksız ve yersiz olacağını ve vazife şevkini kıracağını izahede-rek bu isteği reddettim ve idare âmirlerinin de insan olduklarını Demokrat Parti sözcüleri ağzından çeşitli vesilelerle bu zatlar aleyhinde söylenen kırıcı sözlerin kendilerini yaralıyabileceğini ve eğer bazı idare âmirlerinin kendi ölçülerine göre kusurlu hareketleri görülüyorsa bunda bu fena ifadelerin payı olması lâzımgeleceğİni ilâve ettim. Ve Celâl Bayar bu mütalâama işti­rak de etti. Bununla beraber Demokrat Parti Başkanından iddia ettikleri böyle umumî bir baskının vücudunu isbat edecek delillerini göstermesini is­tedim. Kendisi bu zeminde her zaman her yerde olabilecek tek tük bir kaç misal söylemekle beraber bir çok dosyaların mevcut olduğunu ilâve etti. Ben bu bir çok dosya içinden iddia ettikleri baskıyı en bariz surette gösteren 15-20 parçayı seçtirerek bana vermesini rica ettim. Ve bu iş ile bizzat meş­gul olarak intaç ettireceğimi ve mesuller çıkarsa cezalandıracağımı söyledim. Celâl Bayar peşinen menfi hükmünü ifade ederek bundan bir şey çıkmaya­cağını söyledi. Bu hareket tavrı ile Demokrat Parti Başkanı hükümeti, kendi fikrinin saplandığı yanlış bir yola sevketmek istiyordu. Belli söz sahipleri­nin devamlı demeçleri ile yurt içinde huzursuzluk yaratan ve yurtdaş kit­leleri arasında devamlı nefret duyguları yaşatan bir partinin başkanı, iç hu­zur ve emniyetin bekçileri olan idare âmir ve memurlarına istediği tamimi yazdırabilmek için elbette Başbakanın kendinden istediği delilleri vermeli, yâni ciddî sebepler göstermeliydi. Celâl Bayar hükme varmak için kullandığı Ölçüyü söylemeksizin idare âmir­lerinin yüzde sekseninin partilerinin aleyhinde hareket ettiğini, yüzde yir­misinin de bîr gün kendi partileri iktidara geçerse o zamanki mevkilerini sağlamak maksadiyle şimdi kendilerine uysal göründüklerini bana söyliye-rek görüşündekî yanlışlığın derinliğini açığa vurmuş oluyordu. Celâl Ba-yar'm Sivas nutkunda Cumhurbaşkanı ile görüşülen noktaları açıklaması bahsine gelince: Büyük ve hayırlı bir maksat etrafında yapılan temasların bir tebliğ ile yayınlanmamış olan mahiyetinin bir taraflı olarak izahını ve en esaslı noktanın hakikatten inhiraf edilerek ifade edilmiş olmasını kuvvetle tenkid ediyorum. Hükümetin Demokrat Partililer aleyhine baskı kullandığı iddiası Cumhurbaşkanı huzurunda tekrarlanırken bizzat ben ve Başbakan Yardımcısı da orada bulunuyorduk. Bu konu yukarıda anlattığım tarzda yine delilsiz bir iddia olarak tekrarlandı. Buna karşı da biz Demokrat Parti sözcülerinin ve yazarlarının içgüvenliğimasun tutmak mesuliyetialtında bulunan hükümeti dikkate ve tedbirli bulunmağa sevkeden tahriklerini sa­yıp döktük ve ben Meclisteki Demokrat Parti Grupunun normal bir muhalif parti vasıflarında gösterdiği son tekâmülü kaydederek muhalif milletvekili arkadaşları övdüm. Meclis dışında da tahriksiz bir muhalefet havasının ya­şatılabileceğini söyledim. Ve bilhassa her varlığın mesnedi olan Meclisin meşruiyeti aleyhinde fikirler uyandıran telkinlerden kaçınılmasını ricada ısrar ettim. Cumhurbaşkanının takibettiği yüksek gaye iki partinin Mec­liste ve dısarda normal şartlar altında çalışmalarının mümkün olduğu ka­dar az zaman içinde tahakkuk ettirilmesi için her iki tarafın anlayışta bir­birine yaklaşmasının temini idi. Cumhurbaşkanı hiç bir zaman iddia olun­duğu gibi hükümetin Demokrat Partilileri baskı altında tuttuğuna kanaat­lerini ifade etmemişlerdir. Cumhurbaşkanı huzurunda hep beraber bulunduğumuz zaman Demokrat Parti idareci ve sözcülerinin ayaklandıncı mahiyetteki söz ve hareketlerini bütün acılığı ile tenkideden bizlere karşı Celâl Bayar'm biriktirilmiş dos­yalarından istediğimiz delilleri vermemekte tekrar ısrar etmekle beraber bazı parti arkadaşlarının aşırı hareketlerini tanzim edeceğini söylemesi üze­rine az çok ümitlere kapılmıştık. Hattâ Celâl Bayar'm kendi partilerinin şim­diki hali ile iktidara geçmeği düşünemiyeceğini, partinin keyfiyet ve kemiyet bakımından bir hükümet kurmağa yeter unsurlara malik bulunmadığını söylemesi tahriksiz, tecavüzsüz ve tehdıtsiz bir Muhalif Parti olarak çalışma yoluna girecekleri fikrini vermişti. Celâl Bayar bu Meclis tatil devresinde ken­di teşkilâtlarını kuvvetlendirmek için vazife seyahatine çıkaracağı arkadaş­ların yurt içinde yapacakları demeçlerin esasını dahi bizzat tanzim edeceğini söylerken memnun oluyorduk. İşte ben Celâl Bayarm isteği üzerine mevcut olduğunu kabul ettiğimiz bir tazyiki kaldırmak için değil iyiliğe ve anlayışa doğru yeni açılışın emarelerini sezdiğimiz bu müsbet havayı beslemek ve kuvvetlendirmek için elimden geleni yapacağımı ve bu vaziyetin icabını sa­dakatle takip ve tatbik edeceğimi Cumhurbaşkanına arzettim. Ve kendileri­nin talebi olmaksızın da şu cümleyi ilâve ettim: (Size bunun için söz veri­yorum.) Hükümetteki arkadaşlarıma bu konuşmalara dair daima haberler vererek onların ruhunda müşterek bir anlayışı beslemeye gayret ediyordum. Bu ifadelerimle Celâl Bayan Sivas'ta dinlemiş ve gazetelerde nutku okumuş bulunan yurtdaşları aydınlatmak vazifesini yapmış oluyorum. Bir normal muhalif partinin her türlü çetin tenkid ve murakabe hayatı esas kalmakla beraber aklın ve vatan menfaatinin gösterdiği yolda Demokrat Parti ile an­laşacağımız hakkındaki ümitlerimi muhafaza ediyorum. Başbakan Recep P eker'in Ulus Gazetesine demeci:

Ankara: 10 (A. A.) —

Başbakan Recep Pek&r iznine devam etmek üzere b%ı akşam Ankara'dan ayrılmadan önce Ulus Gazetesine aşağıdaki demeçte bulunmuştur:

Demokrat Parti Başkanının cevabını cevaplandırmak niyetinde değildim. Sadece günîerdenberi neşrolunacağı işitilen ve demokrat arkadaşlar aley­hine hükümet baskısının delilleri diye söylenen vesikaları hak arayan bir dikkatle inceliyerek taşıdığımız mesuliyetin icabını yerine getirmeyi ve ha­kikaten kusurlular varsa onları cezalandırmayı ve bunlar arasındaki haksız iddiaların da millet önünde hesabını vermeği düşünüyorum. Fakat Celâl Bayar'm, partisinin görüşleri diye vasıflandırarak yaptığı açık­lamayı okuduktan sonra en esaslı noktalarda milletin gözü önüne çekilmek islenen perdeyi kaldırarak ardındaki hakikatlere ışık salmak yeniden bana vazife oldu. Verdikleri cevapta kullana kullana eskimiş birtakım fikirler var­dır ki bunların üstünde durarak beni dinliyecek yurtdaşlarımı yormıyaca-ğım. Mühim saydığım noktaları kısaca anlatacağım. Kendilerini mazlum ve hattâ halaskar gören muhaliflerimizin her gün Mecliste, gazetelerde, sokak­larda ve her yerde bizim aleyhimizde kullandıkları ağır isnatlar vardır. Tek parti zihniyetinden tutarlar da bizlere totaliterler, diktatörler deyip durur­lar. Şimdi bunlara yenilerini ekliyorlar. Hükümete terör kabinesi diyorlar ve hareketimizi siyasî irtica diye tarif ediyorlar. Sadece attığı her adımı ka­nuna uygunluk bakımından ince bir dikkatten süzmeyi şiar edinen hükü­metimizi kötülemek için Türkiye Cumhuriyeti kanunları ile Hitlerin kanun­ları arasında kıyaslar yapmaktan çekinmiyorlar. Bütün hizmet ömrü ile bugünün kudretli Türkiyesini kuran Büyük Millet Meclisinin kanunları ara­sında istibdada mesnet olanlar bulunduğunu iddia etmekteki feci kasta dik­kat etmek lâzımdır. Demokrat Parti Başkanının bir muhalif. partinin kanunî mücadele yollarının daraltılmış olduğu memleketimizde imkânsızlıklar kar­şısında dolup taşmak ihtimallerinden bahsedişinde ayaklandırıcı ruhun hâlâ nasıl yaşadığını bütün yurtdaşîar sezeceklerdir. Bu ruhu taşıyanlar, ve ya­yanlar hükümeti iç nizamı korumada daha dikkatli olraıya sevkettikten son­ra kanunî huzur ve emniyet tedbirlerini terör diye vasıflandırmakla anar­şinin zehirli batağına düşmüş olmuyorlar mı?

Bütün bu tecavüzler, kendi tabirleriyle memleketi hürriyete ve demokrasiye kavuşturmak iddiası altında milleti birbirine küskün saflar halinde parça-lıyarak anarşiye sürüklemek düşüncelerini kanun yolu ile önlemiş olmamı­zın ifadesinden başka bir şey değildir. Cumhurbaşkanı huzurlarında konuş­tuğumuz sırada benim şikâyetlerim arasında hükümet darbesi ihtimallerini sezdiğimi söylediğim doğrudur. Demokrat Parti idarecilerinin, son Mec­listen önceki tatil devrinde üç dört ay sonra iktidar mevkiine çıkacaklarını veya su tarihe kadar hükümete geleceklerini söylemiş olmaları ve Meclisin, kanunî süresi meydanda iken böyle bir şeyin nasıl mümkün olacağı soru­lunca bunun iktidarı ele aldıktan sonra belli olacağını söylemiş olmaları başka nasıl izah olunabilir. Celâl Bayar benim bu sözüme orada hiç bir ce­vap vermemiştir. Bir başka Demokrat Milletvekili Beşiktaş Gazinosunda parti' liderlerinin huzurunda bizleri kastederek diktatörlerin günahlarını ha­yatları ile ödiyeceklerini haykırmıştır. Diğer bir başkası halka Cumhuriyet zabıtasına itaat etmemeyi telkin etmiştir. Vatan sınırlarından iç durumumu­zu gözetliyenlere ve düşkün günümüzü bekiiyenlerc karşı yurdun emniyetini korumak mesuliyeti altında bulunan hükümet, bu sözleri eğlenceli bir ha­vadis olarak dinleyip geçebilir mi idi? Bütün bu sözlerin yaptığı bulut ar­kasında hangi fenalıkların hazırlandığını keşif için çalışmak ve ne zaman nerede patlıyacağı belli olmıyan karışıklıklara karşı tedbirli bulunmak va-zifemizdi. Politikacılık tecrübesi yeter derecede olan Muhalif Parti Başkanı demecinde bizim bu duygumuzu vehim, ve tedbirden bahsedişimizi de tehdit olarak vasıflandırırsa bunda samimîlik görmek kabil midir?

Ben taşıdığım büyük mesuliyet yükü altında şu on bir aylık kesif tecrübe günlerinin verdiği sağlam kanaatle inanıyorum ki alıp yürüyen hükümet baskısı iddiaları ve hükümetin terör yaptığı ithamları, tahrik ettikleri ve muvaffak olamadıkları ayaklanmanın omuzlarına yüklediği büyük siyasî mesuliyeti örtmek içindir.

Bu acı hakikatleri söylemekle tahriksiz, tecavüzsüz, tehditsiz ve normal ça­lışan bir muhalif parti hayatının gelişmesine de hizmet etmiş olduğuma ka­niim.

Türkiye'de halk aleyhinde hiç bir tazyik yoktur. Her münasebetle tekrar ettiğim gibi başka memleketlerde asırlarca süren çatışma ve çarpışmalardan sonra alışılmış bir rejimin başlangıç devrinin icabı olarak her tarafta gay­retkeşlikler, türlü kusurlar olabilir. Bizler hepimiz, her taraf birden aynı iyi niyetle çalışmak sayesinde varacağımız başarı hedefinin mesafesini an­cak kısaltabiliriz.

Hükümetin elindeki emanet büyüktür. Büyük Meclis bizleri vazife başında tuttukça Meclisin arasız murakabesi altında yolumuza böylece devam ede­ceğiz. Ve Cumhuriyetin bütün kanun müesseseleri kuvvetle ve adaletle işli-ve çektir.

Bütün vatandaşlar hakkında olduğu gibi Demokrat Partili yurtdaşlarımız ve Meclisteki muhalif arkadaşlarımız hakkında da en iyi duygularla hareketi vazife bilmekteyiz. Meydandaki realiteye rağmen Türkiye'de basın hürriyeti olmadığını ve basını nefes almaz hale getirdiğimizi iddia etmek haksızlıktır. Bugünkü şartlar altında en nazik bölgemize sıkı yönetimi lüzumsuz görmek hatadır. Kanunî bir müessese olan sıkı yönetim kararlarını suçlamak yer­sizdir.

Muhalif Parti Başkanının Sivas'ta söylediklerinin doğruluğunda ısrar etmesi hatadır. Celâl Bayar'm partinin içişleri dediği noktalar üstünde benim için kullandığı hakikatten inhiraf isnadı d.a hatadır. Biz bütün bunları yalnız ve iki kişi arasında konuşmadık ki...

Adalet bahsindeki haksız sözlerine gelince:

.Ceza Kanununa, Meclisin meşruiyeti aleyhinde bulunanlara karşı konulan hükmün bir yerdeki seçimin kanunsuz olduğunu söyleyenlere teşmil edil­diği hakkındaki sözler ne kanuna ne de tatbikata uymıyan mesnetsiz ve mücerret bir iddiadan ibarettir ve bu yolda hiç bir yerde hiç bir kovuştur­ma vaDilmamıstır.

Siyasî partilerin hangisi iş başına gelirse gelsin, onlar, idare mekanizmasında çalışanların haklarına ve itibarlarına karşı adaletli bir zihniyette olacakla­rına inandıracaklardır.

Zannediyorum ki, Hükümet Reisi ile Muhalefet Lideri arasındaki son tartış­mada, iki tarafı sebat ettikleri noktadan ayırmak gayretine düşmeksizin, her iki tarafın bekledikleri şeyleri söylemiş ve temin etmiş oluyorum.

Vatandaşlarıma, hükümetle ve İktidar Partisi ile Muhalefet Partisi, arasında görüşme ve araya girme safhalarını olduğu gibi anlatmış olduğumu ümidede-rim. Varmak istediğim netice, başlıca iki parti arasında temel şartın, yâni emniyetin yerleşmesidir. Bu emniyet, bir bakımdan, memleketin emniyeti mânasını taşıdığı için, benim gözümde çok ehemmiyetlidir. Muhalefet, temi­nat içinde yaşıyacak ve iktidarın kendisini ezmek niyetinde olmadığından müsterih olacaktır. İktidar, muhalefetin kanun haklarından başka bir şey düşünmediğinden müsterih bulunacaktır. Büyük vatandaş kütlesi ise. ikti­dar bu partinin veya öteki partinin elinde bulunması ihtimalini vicdan ra­hatlığı ile düşünebilecektir. Bu neticeye varmak için karşılaştığım güçlük­ler, çok zaman, yalnız ruhî mahiyette olan âmillerdir. Bu güçlükleri yenmek için, siyası hayatımızı idare eden, iktidarda ve muhalefetteki liderlerin sa­mimî yardımlarını isterim. Bu beyanatımı, neşrinden önce Başbakanla Muhalefet Lideri görmüşlerdir.

Türküye - Birleşik Amerika arasındaki yardım anlaşmasının imza töreni:

Ankara: 12 (A.A.) —

Türkiye ile Birleşik Amerika Hükümetleri arasındaki yardım anlaşması bu­gün saat 12 de Dışişleri Bakanlığında Türkiye Hükümeti adına Dışişleri Ba­kanı Hasan- Saka ve Birleşik Amerika Devletleri Hükümeti adına da Birle­şik Amerika'nın Ankara Büyükelçisi Edwin C. Wilson tarafından imzalan­mıştır.

İmza töreninde Dışişlerinden Fuat Carım, Abdullah Zeki Polar, Amerika Büyükelçiliği Müsteşarı Burley, Dışişleri ve Birleşik Amerika Büyükelçiliği ileri gelenleri, Türk ve ecnebi basın ve ajanslar temsilcileri hazır bulun­muşlardır:

Türk - Amerikan dostluğunun bir kere daha tezahürüne vesile olan bu tö­rende Dışişleri Bakanı Hasan Saka, imzayı müteakip aşağıdaki hitabede bu­lunmuştur: Bay Büyükelçi,* Türkiye ile Büyük Amerikan Cumhuriyetini birbirine bağlıyan ve zaten sıkı olan rabıtaları daha ziyade tarsine matuf bu kıymetli vesikayı Ekselansı­nızla beraber imza hususunda görevlendirilmiş olmak benim için büyük bir şereftir. Bu vesika, esas kıymetinin ehemmiyetine, memleketimizin gelecekteki mü­nasebetlerine daha etraflı bir gelişme vaadetmek ve ayni zamanda cihan .sulhunun sağlamlaştırılmasma ve muhafazasına hizmet etmek önemini de ilâve etmektedir. Bunu imzalarken, sağlamlığı daima her türlü denemelere karşı, dayanaca­ğından kuvvetle ümitvar bulunduğum Türk - Amerikan dostluğu eserine yeni bir ziynet ilâve etmiş olmanın nâkabili tarif zevkini duymaktayım.

Bu anlaşmanın aktinin, ayni zamanda, Birleşik Devletler gibi Türkiye'nin de sadakatle bağlı kaldığı Birleşmiş Milletler antlaşmasının esas gayretlerine ulaşılması idealine de yardım edeceğine samimî olarak kaniim. Sözlerimi bitirirken, iki memleketimiz arasında esasen mutlu bir şekilde mevcut olan güzel dostluğun tam bir işbirliği geleceği içinde daima daha zi­yade .gelişerek ve derinleşerek inkişaf ettiğini görmek samimî temennisini izhar etmek isterim.Birleşik Amerika Büyükelçisi Edwin C. Wilson şu mukabelede bulunmuştur: Bay Bakan, İmzalamış bulunduğumuz anlaşma Birleşik Devletler ve Türk Milletleri arasındaki münasebetlerde yeni ve mesut bir fasıl açmaktadır. Bunun, ara-larmda mevcut hararetli dostluğu ve karşıhklı anlayışı daha ziyade kuv­vetlendireceği neticesine varacağından eminim. Görüşmelerimizin devamınca, her iki memleketin egemenlik ve bağımsızlı­ğına itina ile saygı gösterilmesi prensibi bize rehbei'lik etmiştir. Bu prensip .anlaşmanın bir cüzü mütemmimidir ve filhakika onun temelini teşkil etmek­tedir. Bu anlaşmanın gayesi, kısaca. Türkiye'yi emniyet kuvvetlerini takviyeye muktedir kılmak ve ayni zamanda ekonomisindeki istikrarı muhafazaya de­vam ettirmektir. Her ikisi de Birleşmiş Milletlerin üyesi bulunan Türkiye ve Birleşik Devlet­ler kendi dış siyasetlerinde Birleşmiş Milletlerin kuvvetlenmesi ve Birleş­miş Milletlerin rehberliği altmda müşterek emniyet dâvasının gelişmesi gibi bir esas gayeyi ayni derecede paylaşmaktadırlar. İmzalamış olduğumuz an­laşma doğrudan doğruya bu esas gayeye taallûk etmektedir. Memleketlerimiz arasındaki bu anlaşmayı sizinle birlikte imzalamış olmak benim için büyük bir şereftir Bay Bakan. Türkiye Hükümeti yapılan yardımı tahsis edilmiş bulunduğu gayeler uğ­runda kullanacaktır. Sorumluluklarının icrası sırasında görevini serbestçe yapabilmesini mümkün kılmak için, işbu hükümet, Misyon Şefine ve temsil­cilerine, yapılan yardımın kullanışı ve ilerleyişi hakkında, rapor, malûmat ve müşahede şeklinde isteyebileceği her türlü kolaylık ve yardımı sağhya­caktır. Türkiye Hükümeti ile Birleşik Devletler Hükümeti Türk ve Birleşik Devlet­ler Milletlerine bu anlaşma gereğince yapılan yardım hususunda tam bilgi temini için işbirliği yapacaklardır. Bu maksatla ve iki memleketin güvenliği iîe kabili telif olduğu nisbette:

— Birleşik Devletler Basın ve Radyo Temsilcilerine, bu yardımın kulla­nılışını serbestçe müşahede etmelerine ve bu müşahedelerini tam olarak bil­dirmelerine müsaade edilecektir,

—' Türkiye Hükümeti bu yardımın amacı, kaynağı, mahiyeti, genişliği, mik­tarı ve ilerleyişi hakkında Türkiye'de tam ve devamlı yayın yapacaktır.

İşbu anlaşma gereğince Türkiye Hükümeti tarafından elde edilen her mad­de, hizmet veya malûmatın emniyetini sağlamak azminde bulunan ve bunda ayni derecede menfaattar olan Türkiye ve Birleşik Devletler Hükümetleri, badelmüşavere, bu uğurda diğer hükümetin lüzumlu addedebileceği tedbir­leri, karşılıklı olarak, alacaklardır.

Türkiye Hükümeti, Birleşik Devletler Hükümetinin muvafakati olmadan, bu neviden hiç bir madde veya malûmatın mülkiyet veya zilyedliğini devretmi-yeceği gibi, ayni muvafakat olmadan Türkiye Hükümetinin subay, memur veya ajanı sıfatını haiz bulunmıyan bir kimse tarafından bu maddelerin veya malûmatın kullanılmasına veya bu malûmatın bu sıfatı haiz olmıyan bir kim­seye açıklanmasına ve bu maddeler ve malûmatın verildikleri gayeden baş­ka bir gayede kullanılmasına müsaade etmiyecektir.

Türkiye Hükümeti bu anlaşma gereğince verilen herhangi bir ikraz, kredi, hibe veya diğer sekillerdeki yardımların hasılatının hiç bir kısmını diğer herhangi yabancı bir devlet tarafından kendisine verilmiş olan herhangi bir ikrazın resülmal veya faizinin tediyesinde kullanmıyacaktu

Madde 6 — Bu anlaşma gereğince yapılmasına müsaade olunan yardım kıs­men veya tamamen:

— Türkiye Hükümeti talebederse,

— Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (bu hususta Birleşik Devletlerherhangi bir vetonun kullanılmasını nazarı itibara almıyacaktır)veya Bir­leşmiş Milletler Genel Kurulunun, Birleşmiş Milletler tarafından alman ted­bir veya yapılan yardım neticesinde, bu anlaşma mucibince Birleşik Devlet

ler Hükümeti tarafından yapılan yardımın devamını lüzumsuz veya gayri matlûp addetmesi halinde, ve 3 — Yukarıda anılan Kongre Kanununun 5 inci bölümünde musarrah diğer herhangi bir vaziyette veya Birleşik Devletler Başkanının j'ardımın kesil­mesini Birleşik Devletlerin menfaatlerine uygun görmesi halinde,

nihayet bulacaktır.

Madde 7 — Bu anlaşma bu günden itibaren yürürlüğe girecek ve her iki hü­kümet tarafından tesbit edilecek tarihe kadar yürürlükte kalacaktır.

Madde 8 — Bu anlaşma Birleşmiş Milletler nezdinde tescil edilecektir. Türk ve İngiliz dillerinde, iki nüsha olarak, Ankara'da 12 Temmuz 1947 ta­rihinde yapılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti adına: Hasan Saka Birleşik Devletler Hükümeti adına: Edwin C. Wılson

Ankara 12 (A. A.) —

Türkiye'ye yardım anlaşmasının imzası münasebetiyle Başbakan Recep Peker Amerikan Büyükelçisi M. Wilson:a aşağıdaki telgrafı göndermiştir:

Ekselans M. E, C. Wilson

Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçisi

Ankara

İki milletimiz arasında esasen mevcut olan sıkı dostluk bağlarını bir kat da­ha sağlamlaştıracağına emin olduğum anlaşmanın imza edildiğini şimdi haber aldım.

Bu hususta duyduğum sevinç çok derindir, hususiyle ki bu, gerek Türkiye-nin gerek Amerika Birleşik Devletlerinin sarsılmaz bir tarzda bağlı bulun­dukları Birleşmiş Milletler hedefinin gerçekleşmesi yolunda büyük bir adım teşkil etmektedir.

Bu dostluk ve cihan barışının tarsini eserini başarmak için büyük gayretler sarfetmiş olan Ekselansınıza en hararetli tebriklerimi ve teşekkürlerimi bu münasebetle bildirmek benim için büyük bir bahtiyarlıktır.

Recep Peker Yasan: Hüseyin Cahid Yalçın

2 Temmuz 1947 tarihli «Tanın» İs-tanİmlMan:

Ankara'da görülmekte olan bir matbuat dâvasında birkaç defa işkence iddiaları işitildi. Bunları katî bir itimatsızlıkla karşıladığımı itiraf ederim. Zaten, dâva­nın manzarası bunun daha ziyade siyas: tesirler düşünülerek idare edildiği hissi­ni veriyordu. Onun için, işkence isnatla­rına inanmak çok zordu. Tevkifhaneier-deki şahsî müşahade ve tecrübelerim de beni bu hususta takviye ediyordu. Bun­ların rahat bir otel odası olduklarını id­dia edemezsem de bir işkence odası, «mutena bir hücre» yahut bir «tabutluk» adını taşımalarına da imkân yoktur. Tev­kifhanedeki hücereler de bir mevkufun haklı şikâyetine hak verdirmiyecek de­recede geniştir. Eski Bekirağa bölüğü­nün bodrum katındaki odalar çoktan or­tadan kalkmıştır. Ankara'da Cebeci ha­pishanesi ile muvakkat tevkifhane hiz­metini görmüş olan Çukurhan'dan da haklı bir şikâyetle bahsedelim. Mütead­dit mevkufiyetlerimin hiç birinde, tehdit ve işkence şöyle dursun, biraz kaba ve nahoş bir muameleye bile tesadüf etme­dim. Hattâ, durum icabı, beklemeye hak­kım olmıyan riayet ve hürmet eseri bile gördüm. Bundan başka, etrafımda hiç bir kimseden fena muameleye, tehdide, işkenceye maruz kaldıklarına dair ufak bir şikâyet ve hikâye işitmedim. îşte bü­tün bunlara bizim memlekette - bilhassa siyasi ihtiraslar işe karıştığı zaman -fena şeyleri mübalâğaya, hattâ icat ve iftiraya fazla bir meyil bulunduğu hak­kındaki tecrübelerim beni septik davran­maya sevkeden birer sebep teşkil edi­yorlardı.

Fakat, bahsettiğim dâvada, bu işkence iddialarının arkası kesilmediği gibi, üze­rinde israr edilmeğe ve tafsilât verilmeğe de başlandı.Salahiyetli hiçbir tekzip

karşısında kıymet ve ehemmiyetlerini kaybetmiyen bu iddialar muttasıl arttık­ça, vuzuh, ve sarahat kesbettikçe, yavaş yavaş sinirlenmeğe başladığımı saklıya-mıyacağım. Hele, bir kaç gün evvelki muhakeme esnasında bazı şahitlerin şi­kâyetlerini okuyalı beri, âdeta bir kâbus içindeyim. Zihnimde hep bunları tekrar ediyor, düşünüyor, her birini ayrı ayrı tahlil ederek kıymetlerini ölçüyorum. Bir çoklarını yersiz ve manasız diye reddedi­yorum. Fakat bütün bu tenzilâta rağ­men, kâbus yine dağılmıyor.

Tevkifhanelerimizin ve hapishanelerimi­zin medeni Türkiye'ye yakışacak bir haide olmadığını biliyorum. Hapishane­lerin ne halde olabileceklerini hastane­lerimizin halini düşünerek tahmin edebi­liriz. Hastalar koğuşlara tıklım tıklım doldurulurken, hattâ bazen bir yatakta iki hasta yatırılırken, temizliğe kâfi de­recede itina edilmezken, türlü mahrumi­yetlere göğüs gerilirken tevkifhanelerde mevkufların el, yüz yıkamamaları, tahta üzerinde kalmaları, yüz numaraya sıra ile girebilmeleri esefle karşılanır, fakat gayri insani bir işkence eseri olduğu ka­bul olunamaz.

Ancak bu türlü muameleler asırlardan beri, maziden kalmış ve günden güne ıslahına çalışılmağa azmedilmiş noksan­ların müessif fakat zaruri ve tabii neti­celeri olmayıp da kasden yapılması ve üzerine dayak, açlık, işkence ve tehdidin inzimam etmesi, «mutena hücre» ve «ta­butluk» adı verilen hususi işkence yer­lerinin ilâvesi takdirinde ortada hiç bir hafifletici sebep kalmaz, zerre kadar bir mazeret bile tasavvur edilemez. Umumi hayata girdikten sonra, elli se-rıeûenberi bu vatanda bütün varlığımı hürriyete, hakka, adalete, iyileşmeye ve yükselmeye doğru bir çalışma ve didin­me içinde yıpratmış bulunuyorum; son padişahlar devrini, meşrutiyet devrini yaşamış, Millî Mücadele safhasından ge­çerek geniş demokrasi devresine girmiş bulunuyorum. Hayatımda daima nikbin kaldım. Bu vatanın kurtulacağına ve yükseleceğine hep iman ettim. Başka türlü çalışılabilir miydi? Nihayet, vata­nın dış politika sahasında sağlam bir te­mel üzerinde emniyet ve istiklâlini temin ettiğini, iç politikada bütün yüksek ve İnsani ideallerden terekküp eden gayeye çok yaklaşıldığını ve büyük ümitler ve­recek bir selâmet yolu tuttuğunu gördü­ğüm dakikada bu işkence İddiaları, bu «mutena hücreler» bu «tabutluklar» kar­şıma dikilirse kendimi hakikaten bed­baht bulurum ve iflâs ile neticelenen ya­rım asırlık bir boğuşmanın sonunda bed­bin olarak gözlerimi kaparım.

Söylenenlere inanmıyorum. Çünkü inan­mak istemiyorum. Fakat bu müthiş it­ham karşısında bu kâfi midir? Hayır. Bu dâvada bütün bir rejimin, bütün va­tandaşların koca bir vatanın namus me­selesi vardır. «Mutena hücrelerden» «ta­butluk» lardan yapılmış bir temelin üze­rinde medeni bir hükümet, hür bir Türk idaresi kurulamaz. Hepimizin gözü bu karanlıklara gevrilmeli, bahsedilen meş­um esrar perdesi parçalanmalı, içeriye güneş ve hava girmelidir. Hâlâ inanmı­yorum ve İsrar ediyorum ki yanlış söz­ler, mübalâğalı ve muhayyel isnatlar karşısındayız. Fakat bunların böyle ol­dukları en objektif, en şümullü, en inan­dırıcı bir tahkik ve teftiş ile meydana konmalı, dakika kaybedilmeden konmalı ortadaki iddiaları teyit eder yolda eski­den kalmış küçük bir iz bile varsa kö­künden temizlemeli ve bu zehirleyici, boğucu kâbusa nihayet vermelidir.

Başbakammszsn demeci...

Yasan: Nihat Erim

3 Temmuz 1947 tarihli «Ulus» An­kara'dan :

Başbakan Recep Peker, gazetelere ver­diği bir demeçte, memleket meselelerinin tümü üzerinde durmuştur. Sayın 'Peker, hükümet başına geçtiği zaman şartlar ağırdı. Yeni bir seçimden çıkmıştık. Kaynaşma yatışmamıştı. Ter­sine iç politika havası gitgide kızışmak istidadını gösteriyordu. Ekonomik du­rum acele tedbirler istiyordu.

Bay Recep Peker, iktidarı bu şartlar ai-tmda ele aidi. Cesaretle, azimle işe ko­yuldu. Kısa bir zamanda güçlüklere gö­ğüs germeğe muvaffak oldu. Başbaka­nın dün yayınlanan demeci insaflı göz­lerle mütalâa edildiği vaKit, varılacak hüküm bu olacaktır. Bilhassa dış politi­ka alanında ferahlık verici gelişmeler yeni hükümet zamanında gerçekleştiril­miştir.

Başbakan, demecinde, muhalefet lideri­nin Sivas'taki nutkunda temas ettiği bazı noktalan da cevaplamıştır. Bilindiği üzere, Bay Celâl Bayar, son günlerde sayın Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile yaptığı görüşmelerden de bahsetmiştir. Bu arada, Devlet Reisinin, D. P. ye ya­pılmakta olan baskıya bundan böyle son verileceğini temin eylediğini söylemiştir. Başbakanın demeci göstermiştir ki böyle bir -konuşma olmamıştır. Anlaşıldığına göre, muhalefet lideri, bu konuda ifade olunan fikirleri ken-di nutkunda formüle ederken, tam ifadeyi verememiştir. Ve­rememiştir diyoruz. Çünkü, Bay Celâl Bayar'a kötü niyet atfetmek hatırımız­dan geçmez. Aradaki farkı, olsa olsa, bir yanlış anlamaya yorabiliriz. Şimdiden söyliyelim ki, sadece açık yü­rekle konuşma yoluna girilmiş bulunma­sı, ilerdeki gelişmeler için hayır alâme­tidir. «Cümlenin maksudu bir» olduktan sonra, muhtelif rivayetler birleştirile-mese bile, uzlaştınlabilir. Başbakan Recep Peker, kendi görüş ve anlayışını tok, temkinli ve metin bir ifa­de ile ortaya koyarken, muhalefet lideri­nin şahsını incitmekten ihtimamla ka­çınmak istemiştir. Karşılıklı iyi niyet ile çözülmiyecek güçlük pek azdır. Bütün bu olup bitenler ortasında beliren bir hu­sus vardır: iç politikamızda taze ve fe­rahlık verici bir hava esmeğe başlamış­tır.

m<

lî kalkınma yolunda çok kıy-:1i bir bekaret...

Yazan: Asım Us

3 Temmuz 1947 tarihli «Vakit» İs­tanbul'dan :

Başbakan Recep Peker bir aylık bir me­zuniyetini geçirmekiçin İstanbul'a gelirken hükümetin üzerinde çalıştığı mü­him meseleler hakkında bir agıklamada bulundu. Bu açıklamanın birinci kısmı memleketimizin suih içinde kalkınmasını hedef tutan faaliyetlerin artık müspet bir safhaya girdiğini gösteriyor ki, ger­çekten hepimizi sevindirecek bir beşa­rettir.

Türk Milletinin bahtsızlığı asırlardan beri kısmen kendi varlığı ve istiklâlini müdafaa için bu vatan toprakları üze­rinde mücadele etmek zorundan, kısmen de kifayetsiz idarecilerin kusurları yü­zünden diğer medeni memleketlere refah ve sâadet veren imar ve kalkınma tesis­lerinden mahrum kalışıdır. Cumhuriyet Hükümeti on beş, yirmi seneden beri bu uğurda büyük gayretler sarfetmiş, inkâr edilemez başarılar elde etmiştir. Fakat başarılar sadece millî gelirlerimizin mü­saadesi nispetinde olduğu için istediği­miz isüratte olamazdı. Bu yolda istediği­miz sürati elde etmek için Türkiye'yi bir İstismar sahası yapmıyacak şekilde fay­dalı şartlar i!e yabancı sermaye bulmağa ihtiyaç vardı. İşte şimdi sayın Hükümet Başkanımızın ağzından aldığmıız beşaret haberi budur: 7 Eylül kararları ile Türk/lirasının reel paritesi tam değerinde tesbit edilmiş ol­duğu için milletlerarası yardım sandığın­dan Türkiye borç almağa hak kazan­mıştır. Alınacak bu borçlarla aziz vata­nımızın muhtaç olduğu imar ve kalkın­ma tesislerine hız vermeğe artık imkân bulabileceğiz. Hükümetçe esaslı bir karara bağlanmış olan kalkmma plânına dâhil olan işlerin ana hatları şunlardır: Büyük elektrik enerji santralları, kömür havzası yıllık veriminin iki misli takata çıkarılması, dokuma sanayiinin büyük mikyasta ge­lişmesi, Karabük sanayinin kuvvetlendi­rilmesi, yeni çimento ve şeker fabrika­ları, suni gübre fabrikaları, yeni demir­yolları, yeni şose, köprüler ve limanlar, yeni ulaştırma vasıtaları, tarım kalkın­ması, pulluk, traktör, biçerbâğlar har­man makineleri gibi yeni tarım alet ve fabrikaları, küçük, büyük sulama işleri, süt ve konserve sanayii, yeni sigara ve bira fabrikaları... Bütün bu işlerin nihayet beş ile yedi sene arasında gerçekleş­tirilebileceği ümit ediliyor.

Millî kalkınma plânının ana hatları ola­rak buraya birer, ikişer kelime ile isim­lerini kaydettiğimiz tesislerin her birt birçok milyonlara bakar. Hepsini başar­mak en aşağı milyarlık meseledir. Onbeş. yirmi senedenberi memleketimiz­de bin türlü fedakârlıklar ile vücude ge­tirilmiş olan eserler gözönüne getirilirse bu plânın gerçekleştirilmesi işinin ne bü­yük bir himmet istediği kendiliğinden anlaşılır. Bu kadar mühim olan işleri Recep Peker'in beş ile yedi sene arasın­da vücude getirebileceğini açıktan halk efkârına ilân etmesi takdir edilecek bir cesarettir. Türkiye İkinci Dünya Harbinde millet­lerarası dürüst yol tuttu. Kendi toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını muhafaza etmekle beraber harbçı ve istilâci kuv­vetlere karşı mücadele eden devletlere elinden geldiği kadar yardımda bulundu. Bugün de yine bu dürst yol üstündedir. Birleşmiş Milletler Anayasasına aykırı" olarak hareket edecek tecavüz kuvvet­lerine karşı cephe almıştır. Bundan do­layıdır ki, Birleşik Amerika memleketi­mize yardım etmek kararını vermiştir. Eğer Recep Peker gününü hoş geçirmek istiyen bir devlet adamı olsaydı Türkiye için kıymeti ölçülemez derecede büyük olan bu Amerikan yardımı ile halk ef­kârını avutmak yoluna giderdi. Ayrıca büyük bir kalkınma plânının ağır mesu­liyetlerini sırtına yüklenmezdi ve hele hazırladığı kalkınma plânını beş, altı sene gibi devlet hayatında göz açıp ka­payacak derecede kısa olan bir zaman zarfında gerçekleştirmeği taahhüt et­mezdi. Bize kalırsa Demokrat Partiye düşen vazife hürriyet edebiyatı ile günlerini geçirmek değil, işte böyle müspet olarak ortaya konan mühim memleket mesele­leri üzerinde bilgiye dayanan ciddî ten­kitler yapmaktır.Muhaliflerdenbeklediğimizbudur. Partiler arasında anlaşma yo­lu.,.

Yasan;HüseyinGakid Yalçın

5 Temmuz 1947 tarihli «Tanin» İstanbul'dan:

Partiler arasındaki münasebetlere dair olan mütalâa ve yazıların arkası bitmi­yor. Bunda hiç hayret edilecek bir nok­ta görmüyoruz. Çünkü, mesele demok­ratik rejimin tâ kendisine, ruhuna te­mas etmektedir. Parti münasebetleri tanzim edilmemiş bir memlekette de­mokrasi kabil değil yerleşemez ve mut­laka memnun etmeyici neticeler verir. Onun için, bir kere bahis açılırsa uzar gider.

Matbuatımızda tesadüf ettiğimiz neşri­yatı heyeti mecmuasiyle gözden geçirdi­ğimiz zaman, çok esaslı bir meselenin ikinci plânda kaldığını görürüz. Bütün bu şikâyetler, cevaplar, tefsirler ve mü­talâalar karşılaşan iki partiden birine hak vermek ve şeref kazandırmak için değildir. Gaye memleketi kazandırmak­tır, demokrasi cihazını muntazam işler hale sokmaktır. Demokrat Partisi İle Halk Partisi bir mahkeme huzuruna çı­kıp da orada ef'al ve hareketlerinin he­saplarım vermiyorlar. Orta yerde dur­muş, kesilmiş, bitmiş ve tasfiyeye muh­taç bir şey yoktur. Canlı, yürür ve işler bir mekanizma vardır ki bundan sonra da işliyecektir. Onun işlemesinden de memleket için fayda beklenmektedir.

Eğer bii1 mahkeme huzuruna çıkılmış olsaydı, o zaman, >hak kazanmak için bütün mazi, bütün hâdiseler ve şikâyet­ler ortaya dökülür, karşı tarafın söz­lerinden, yazılarından şahitler getirilir ve 'bütün kabahat ona yükletilmek is­tenirdi. Fakat şimdi bahis mevzuu bu olamıyacağına göre, maziyi kurcalamak­ta ve tekmil ihtilâfları inceleyip bir bi­lanço çıkarmakta ne mâna ve fayda tasavvur edilebilir? Bir tarafın kaba­hati yüklenip, şimdiye kadar kusurlu hareket etmişim, affedersiniz, bundan sonra tövbekar oldum demesine imkân var mıdır? Su, ibir muharebe sonunda bir mağlûba zorla söyletilecek bir söz­dür. Galipsiz ve mağlûpsuz, centilmen-

ce bir anlaşmaya muhtacız. Bu tarzdaki anlaşmaların birinci şartı karşımızdaki­nin izzetinefsine dokunmamak, medre­se 'mantığına kapılmamak ve geniş gö­rüşlü, mektir.

TaMdk Komisyonunun 7 üyesi, dün An-nam'da Raghan Sarayında "Ürdün Ki­ralı Abdullah tarafından kabul edilmiş­lerdi:'. Ürdün Hükümeti tarafından ken­dilerine tahsis edilen özel bîr uçakla se­yahat eden delegeleri hava meydanında, Samir-eI-Ri*fat Paşa karşılamıştır. Ko­misyon üyeleri, öğle yemeğini hüküm­darla birlikte yedikten sonra, öğleden sonra açık bir oturum yapmışlar ve Başbakan, Filistin meselesi hakkındaki Ürdün görüşünü delegelere açıklamıştır. Daha sonra, delegeler Beyrut'a dönmüş­lerdir. Tahmin edildiğine göre, komis­yon üyeleri ftugün uç nida Cenevre'ye gideceklerdir.

Suriye Başbakanı Cemil Mardam İBeyin açıkladığına göre, Arap Birliği Siyasî Komitesinin Sofar'da yapacağı fevkalâ-

de toplantı hakkında henüz hiçbir karar alınmış değildir. Hâlen Şam'a dönmüş olan Cemil Mardam Bey, iyimserdir ve şunlarısöylemiştir:

Öyle zannediyorum ki, komisyon Arap­ların lehine hareket edecek ve Arap haklarını müdafaa edecektir.

Suriye Başbakanı şunları ilâve etmiştir: Komisyonun, Arap muhtırasının ışığı aitında Arapların lehine olan tavsiyeler­de buluna cağına dair belirtiler vardır. Emil-el-Huri ve Rafek-el Tamimi, Filis­tin meselesi hakkında Cemal-el-Hüseynî ile müzakerelerde bulunmak üzere Bey­rut'a gitmişlerdir.

28Temmuz 1947

—Kudüs:

Resmî bir 'kaynaktan bildirildiğine göre. Irgun'e mensup üç İkisi yarın sabah idam edilecektir.

29Temmuz 1947

—Kudüs:

Bu sabah şafakla beraber idam edilen üç îrgun üyesi 20 yaşında Afcsalon Ha-bib, 21 yaşında Meir Nakar ve 23 yaşın­da Jacob Weîss'dlr.

Bunların üçü de 4 Mayısta Akkâ Ha­pishanesine yapılan hücuma iştirak et­mişler ve Kudüs Askerî Mahkemesi ta-

lafından 6 Haziranda ölüm cezasına mahkûmedilmişlerdir. 14 Temmuzda îrgun Natanya'da iKi in­giliz çavuşunu esir etmiştir. Sıkıyönetim ilân edilerek Natanya'da geniş ölçüde yapılan araştırmalar neticesinde şimdi­ye kadar bu çavuşlar bulunamamıştır, îrgun, üyeleri idam edildikleri takdirde kanlı misilleme hareketleri yapacağım bir Sok defalar üstüste bildirmiştir.

30 Temmuz 1947

- Filistin:.

Akkâ Hapishanesinde bulunan Yahudi mahpuslar, dün sabah üç Yahu dinin îdam edilmesini protesto etmek üzere bugün açlık grevine başlamışlardır, öteyandan ordu ile polis kaybolan iki çavuşu bulmak ümidini henüz kaybet­memişi e rdir. Araştırmalara Telaviv'in gerek zengin, gerek fakir mahallelerin­de devam edilmekte ise de şimdiye ka­dar hiçbir ipucu elde edilememiştir. îki İngiliz rehinesi hakkında ortada bazı hayalî haberler dolaşmakta ve yabancı memleketlere dağılmaktadır. Bununla beraber îrgun şefleri iKi gündenberi ka-tî bir sükût muhafaza etmektedir.

—Kudüs:

Yahudi teüıişçileri tarafından kaçırılan ve dün asılan üç Yahudi tethişçisîne mu­kabil rehine olarak tutulan iki ingiliz çavuşunun hayatlarının şimdilik emni­yette oldukları tahmin edilmektedir. Zi­ra, Haganah, Irgun'a şiddetli bir ihtar­da bulunmuştur. Haganah şöyle demiştir: Fransa'ya sevkedilen 4.50O Yahudi mu­hacirinin mukadderatı tâyin edilmedik­çe, bu ingiliz askerlerinin kılma bile do­kunul mama lıdı r.

—Kudüs:

îlkhaberlerhilâfınaolarakasılaniki

ingiliz çavuşunun cesetleri henüa bulu­namamıştır. Bu yanlışlık telefon habe­rinin yanlış verilmesinden ileri gelmiş­tir. Filhakika îrgrun'ün gazetelere ver­diği haberde yalnız idamın nerede ya­pılacağı bildirilmekte idi. Bu yerde ara­malara hararetle devam edilmekte İse de îıenüz hiç bir netice elde edilememiş­tir.

— Londra:

Bugün demeçte bulunan Hahambaşı Lı-zaru, -iki İngiliz erbaşmmtrguncular ta­rafından idam edilmelerini alenen tak­bih etmiş ve bunun tethişçiler tarafın­dan şimdiye kadar yapılan hareketlerin en feeii olduğunu belirtmiştir.

31 Temmuz 1947

- Kudüs:

Tethişçiler tarafından öldürülen İki îa~ giliz çavuşunun, cesedi Natanya yakın­larında, kaçırılmış oldukları yerin do­laylarında bir ormanda bulunmuştur. Cesetler asılmış oldukları ağaç dalların­da sallanıyordu. Bunların 24 saat evvel asılmış oldukları testoît edilmiştir.

Filistin Hükümeti pek yakında bîr teb­liğ' neşredecektir. Filistin Yüksek Ko­miseri Sir Allan Cuçningham Yahudi idaresi Başkanım hükümet konağına davet etmiştir.

ingiliz çavuşlarına ait cesetlerin bulun­duğu yere mayinler dökülmüştü. Bu ce­setleri almağa gidenle** mayinierle kar­şılaşmışlar ve burada bir mayine çar­pan İki ingiliz askeri yaralanmıştır.

Kudüs:

Ya.hudi İdaresinin söacüsü, bu idarenin ve Filistin Millî Konseyinin, bir cani grııpu tarafından İki ingiliz çavuşunun asılmaları keyfiyetini nefretle takbih etmekte olduklarım bildirmiştir.

12 Temmuz 1947

— Amman:

Anayasaya aykırı ye kanundışısiyasî

faliyeöerde traluiiduğundan dolayı «Mil-' lî» Parti lağvedilmiş ve organı olan «Blaiad» Gazetesi de kapatılmıştır.

Bu memurlarda» 223 ünün işine niha­yet verilmiş, 18 i kendilerine karşı ted­bir alınmadan istifa etmiştir. Bu me­ni urJarın İSO ı Amerikanın askeri böl­gelerinde toulıınan birliklerde vazifeli idiler.

Komisyonun raporuna g"öre sadıfe ol-mıyan memurların yekûnunu ©İde et­mek iğin bu 190 rakamını i le zarDet- lâzımdır.

21 Temmuz 1947

-Washington;

Temsilciler Meclisi Amerikanın gele­cek 12 ay zarfında yabancı memlefcet-lere yardım programı için 1.353.024.900 dola:' tahsis eden kanunu hiç ha ûeği-şüîlik yapmadan kabul etmiştir. Bu tasarıda bundan Önce kabul edil­miş şu programların İfası iğin -derpiş olunan tahsisatlar şunlardır: Yunanis­tan ve Türkiye'yi) yardım için. 400 mil­yon dolar. Harpten zarar gören mem­leketlere yardım için 332 milyon dolar. Birleşik AmeriKa'nm Milletlerarası Mülteciler Teşkilâtına iştiraki için 71 milyon dolar. İşgal altındaki memle­ketlerin ida-re: ve yaralım iğin (Alman­ya, Japonya ve Kora'ya) 550 mîlj'on dolar.

Tasarı Parlamento Komisyonunda o-kunduğfu sırada eski dışişleri -müsteşa­rı Acheson Tüılkiye ve Yunanistan'a yardımı lıaltkinda şunları söylemiştir: «Bu parayı Yunanistan ve Türkiye'ye 'tahsis etmezseniz husule gelecek vaai-yetî tahmin edebilirsiniz. Bu bizim arzu etmediğimiz Mr vaziyettir.»

26 Temmuz 1947

-Washington:

1S43 ıtenberi Bahrîye Bakanı olan Ja­mes Forrestal, Başkan Truıman tara­fından 'Birleşik Amerika'nın ilk Millî Savunma Bakanlığına tâyin ediimiştir. Bilindiği gibi hu toalkanlık yent ihdas edilmiş olup bütün Amerika silâhlı kuv­vetlerini [bir idare altında toplamakta­dır. Ordu, donanma, ve hava kuvvetleri­ni emri altımda bulunduracatetır. Başkan Truanan Grandvieu'a 'hareket etmeden, -evvel bu yeni ıbakanlığı ihdas eden kanunu imza etmiştir. Forrestal'in tâyini Ayan Meclîsi taıa-fmdan tasdik edilecektir.

27 Temmuz 1947

— Washington:

Meclis Amerikan silâhlı kuvvetlerinin bir Millî Savunma Bakanlığı halinde toplanması lıafekmdalki kanun tasarısı­nı tasdik ederek imzalanmak üzere Başkan Trunıan'a göndermiştir. Bu yeni kanuna göre, Millî Savunma Bakanlığı şu üç 'daireden müteşekkil olacafetir: Ordu, deniz ve havacılık. Hei' 'bii1 daire ıMr sekreter tarafından idare »lunacak ve yaünız Milli Savun­ma Bakanı, 'bu sıfatıyla, kabine top­lantılarına iştirak edecektir. Deniz ve hava ıkuvvetlerinin statüleri muhafaza cdilecdkitir. Ordu hava kuv­vetleri Harbiye Bakanlığından yeni teş­kil olunan hav& (kuvvetleri dairesine devredilecektir.

Başkan, Hariciye Bakanı, MİJİÎ Savun­ma Bakanı, ordu, deniz ve hava. kuv­vetleri dairesi sekreterleri ve Millî Kay­naklar Komisyonu Başkanıma iştır&Kfy-le ibir Milli Güvenlik Komisyonu kuru-lac&lütır. Aynı kanunda ıdaimî tolr merttea istih­barat dairesinin kurulması derpiş olun­muştur. Bundan toaska bir müMmımaıt komisyo­nu île daimî bîr araştırma komisyonu kurulacaktır. Diğer taraftan tou kanun toaşkana sivil ve askerî yükeek rütbeli personeli tâ­yin etmek yetkisinivermeMcdir.

29 Temmuz 1947

Yürürlüğe giren «Silâhlı Kuvvetlerin birleşmesi» iıaiklkmda'ki kanun uygun olarak Başkan Truman taralından Mîllî Savunma Bakatüığuıa tâyin edi­len Forraatai toasına yaptığı beyanatta, bu tedıbiri, euımhariyötin ite es süsünd en­beri, Amerika'nın millî tolr askerî si-yasöt yolunda atoniş oîduğ'u 'adımılarııı en kati mahiyette «lanı a;ddettiğini söy­lemiş ve bu birleşmenin bir inkılâp de-g-tl, bir 't.ekâmül olacağını belirterek kara, deniz ve lıava kuvvetlerinin, bu kanun meriyete girdikten sonra da, kendi sahalarındaki işleri müstakilen başaracak cadılıklarını, yalnm umumi­yetle savunma işleriyle alâKah olan Tneseleleri, yeni fcaıkanhğm halledecek olduğunu belirtmiştir.

Bu teşkilâtlanmış ademi itimat, milletleri sulh ve birlikten, uzaklaştırıyor. Bilgisizliğe ve şüpheye son vermek için ilk adım, diğer milletlere kargı hü­cum propagandalarım durdurmakla olur. İkinci adım da haberlere karşı konulan maniaları ortadan kaldırmak, fikirleri serbestçe yaymak, ve seya­hat hürriyetini sağlamakla olur. Son adım da, insanlar arasında dostça an­layışı çoğalmak için yürekten çalışan milletlerle işbirliği yapmak olacaktır. Hayatını, hürriyete ve fikir hürriyetinin öğretimine vakfetmiş olan Thomas Jefferson'un memleketi olan buradan bütün milletlere hitabediyor ve ara­larındaki sunî maniayı kaldırmıya davet ediyorum. Miîîetîer arasındaki mü­nasebetlerde müsamaha ve lemkin istiyorum. Fikirlerin, bilgilerin serbestçe mübadelesine meydan verilmesini istiyorum. Ahenkli bir dünyaya doğru gitmek için yegâne vol budur.

Sulhun dördimen şartı, milletlerin iktisadî ve malî politikalarını millî bir iktisatla ayıracak yerde beynelmilel bir iktisadı destekliyecek şekilde tan­zim etmeleridir. Şunu kabul etmek lüzumludur ki Amerika, alacaklı bir mil­let sifatiyle bu hususta büyük mesuliyetler taşımaktadır.

Diğer taraftan Avrupa ve Asya, harp yüzünden tahribata uğramışlardır ve ellerindeki gayri kâfi malzeme ve para ile muazzam kalkınma meseleleri kar­gısında ümitsizce çırpınmaktadırlar. Bu vaziyet karşısında Birleşik Amerika tarafından tatbik edilen iktisadî ve mal: politikalar çok ehemmiyetlidir.

Harptenberi dünyanın kalkınma ve istikrarı için 20 milyar dolara yakın yar­dımda bulunduk. Beynelmilel bir banka ve nakit sandığı tesisi teşebbüsü biz­den başlamıştır. Birleşmiş Milletler Sosyal ve iktisat Komisyonunun çalışma­larına geniş bir şekilde iştirak ettik. Yunanistan'a ve Türkiye'ye yardımı ka­bul ettik.

İthalât ve İhracat Bankası vasıtasiyle geniş krediler açtırdık. Ve Avrupa mil­letlerine, Amerika'dan istenecek yardımların bundan böyle bir Avrupa kal­kınmasına müstenit olması lüzumunu bildirdik.

Cenevre'de mümessillerimiz, beynelmilel ticaretin teşkilâtlandırılması için bir anayasanın tanzimi işini diğer milletlerle görüşüyorlar. Mesuliyetlerimiz de­vamlıdır. İşin müstaceliyet ciheti bile henüz halledilmiş değildir. Bununla be­raber bu işin başarılması için bütün milletlerin işbirliği lâzımdır. Her hangi bir milletten gelecek olursa olsun bir gecikme, yiyecek, giyecek ve iskân ba­kımından olan müstacel ihtiyaçların sağlanmasını durduracaktır.

Bununla beraber bazı milletler, bunun iç işlere bir müdahale teşkil edeceği bahanesiyle kalkınma plânını desteklemekten imtina etmişlerdir. Bu, her­hangi bir kimsenin kendisi için kazanç temin edecek bir şirkete, bunun kendi hususî işlerine müdahale sayılacağı bahanesini ileri sürerek, girmemek iste­mesi kadar inanılmaz bir iddiadır. Aşikârdır ki, iki dünya harbinden sonra milletler, sııîh yolunda bir kalkınma gayesiyle milletlerarası ekonomik plânlar tanziminde İşbirliği yapmaktan imtina edecek kadar aşırı bir milliyetçilik deliliğini göstermekten kaçınmalı idiler. Thomas Jefferson, bu genç millette hürriyetin ancak hakikatle yaşıyabilece-ğine derin hir surette kani idi. Dünya için de bu böyledir. Hürriyet ve hakikat zihniyeti bütün dünyada ya­yıldığı nisbette insanlar arasında anlayış ve adalet kaim olacaktır. Bu, sul­hun, yalnız harp olmaması mânasında olan sulhun değil esaslı, devamlı ve mütekabil1 hürmet:ve ırtüsâmahâya dayanan sulhun temelidir.

Gayemiz yalnız zamanımız için değiL bütün istikbal için sulhu sağlamak ol­malıdır.

Birleşmiş Milletler idealinin gerçekleşmesi için dünya üze­rindeki tekmil tahakküm, kudret ve unsurları .temizlenmek lâzımdır. Ancak bu ameliyeden sonra acılar dinecektir. Mr. Truman'ın azimli tutumu, Ameri­kan Milletinin yüksek "insanlık inancı, zorbalıik taraftarlarını çok düşündüre­cektir.

Üçüncü veto...

Yasan: A. Şührü Esmer

7 Temmuz 19&7 tarihli «cülus» An­kara'dan s

Amerikan Cumhurbaşkanı Mîster Tru-man, kısa bir zaman içinde, Amerikan Kongresi tarafından kabul edilen 'ka­nun tasarılarının üçüncüsünü de veto etmiştir. Amerikan teşrii mekanizma­sının nasıl işlediği malûmdur: Bir ta­san önce Ayan ve Temsilciler Meclis­lerinden birine gelir, orada kabul edil­dikten sonra diğer meclise gider. Her iki meclis tarafından kabul edilen tasa­rı, nihayet tasdik için Cumhurbaşkanı­nı sunulur.

Cumhurbaşkanı tasarıyı tasdik ederse, kanun derimi yürürlüğe girer. «Veto» ederse, tekrar Ayası ve Temsilciler Mec­lislerine geri verilir ve eğer her iki meclis üçte İki ekseriyetle eski kara­rında ısrar ederse, Cumhurbaşkanının vetosu hükümsüz kalır. "Üçte iki ekse­riyet topl anam azsa, tasarı yürürlüğe giremez.

Başkan Truman tarafından sırasîylc şu üç tasarı veto edilmiştir:

1 — Ayan ve Temsilciler Meclisleri, vergilerin dört milyar dolar indirilmesi hakkında, bir tasarıya her İki meclisin de ekseriyetiyle kabul etmişti. Başkan Tnıman, fon kanunun hem mevsimsiz olduğunu, hem de indirme hadlerinin adalete uymadığını beyan ederek ta­sarıyı veto etmiştir. Tasarı tekrar Ayan ve Temsilciler Meclislerine gittiği zaman, vetonun hükümsüz bırakılması için lâzimg-elen üçte iki ekseriyet top­lanamadığından,vergilerdeindirmeler

yapılması için kongre tarafından giri­şilen teşebbüs suya düşmüştür.

— SendikalarKanunuüzerindekimuamele bunun tersi olmuştur:TasanherikimeclistengeçtiktenveCum­hurbaşkanıtarafındanvetoedildiktensonra gerek Ayan ve g-erek TemsilcilerMeclisleri üçte iki ekseriyetle eski ka­rarlarındaİsrarettiklerinden,kanunyürürlüğe girmiştir.

— Cumhurbakam tarafından «veto»edilen üçüncütasan, yünüzerindekigümrük resmininartırılması hakkındaher ikimeclisten de geçen bir kanun­dur.CumhurbaşkanıveDışişleri Ba­kanlığıtasarının heriki meclistara­fındanmüzaıkeresisırasında 'böylebirtedbirin isabetsizliğineAyan ve Tem­silciler Meclisleri üyelerinin dikkatlerini
çekmişlerdir.Amerika, ticaretitahditedenengellerinkaldırılmasınave mıaradagümrük resimlerinindeindiril­mesineçalışmaktadır.Bunu teımin dgiBde Cenevre'de on yedi devletin iştira­kiyle bir ticari konferansı toplamış bu»lunuyor. Tam hu sıradakongrenin birithalât maddesi üzerinde olsa bile güm­rük resmini artırması, Amerika'nın ti­caret politikasiyle tezat teşkil eden birhareket olmuştur.

Kongrenin, bu yün gümrük tarifesi me­selesinde ısrar mı edeceği yoksa vergi­lerin indirilmesi meselesinde olduğu gi­bi gerilemiyeceği mi malûm değildir. Zannedildiğine göre kongre ısrar etmi-yecek ve yün gümrük tarifesi de artı-nknıyarak olduğu gibi kalacafetır. Fa­kat liongrenin gümrük resimlerini ar­tırmak yolundaki bu temayülü millet­lerarası hayatta işbirliğine taraftar olan Amerikanlar arasında ciddî bir kaygı doğurmuştur. Gümrük resminin artırıl­ması Amerika'yı iktisadi sahada inziva­ya doğru götürür. İktisadi inzivanın da siyasi iHKivaya yol açacağından korkul­maktadır. Birinci Dünya Harbinden sonra (Birleşik Amerika, iktisadi ve si­yasi inzivaya doğru adım adını ve mu­vazi olarak ilerlemiştir. Denilebilir ki Birinci Dünya Harbinden sonra Ameri­kan inziva politikasının başlangıcı, güm­rük tarifelerinde bir artınım olmuştur. Gümrük resmilerini artırmak Ameri­ka'nın bugün kendi iktisadi vaziyeti içinde hiç elverişli delildir. Amerika'nın üıraeatîyle ithalâtı arasında büyük mu­vazenesizlik vardır. Yabancı memleket­ler Amerikan mallarını satın alabilmek için dolar ihtiyaeındadırlar. Gümrük re­simlerinin artırılması ithalâtı daha da azaltacağından ve bu, yabancıların elle­rine geçecek dolarların da azalması de­mek olacağından neticede Amerikan ih­racatı da azalmış olacaktır. Halbıiüci Birleşik Amerika, ilıracatım artırmak için her çareye baş vurmaktadır.

Yün gümrük resmiyle en çok Avustur-ralya ve Yeni Zelanda gibi büyük yün ihracatçısı olan îngilîz dominyonları il­gilidir. Amerika, dominyonlarla İngilte­re 'arasındaki ticaret münasebetlerine benzer münasebetlerin kurulmasına, ya­ni :bu sakada eşitlik hakkının tanınma­sına çalışırken, diğer taraftan fcongre-Oİn, dominyonları yatandan ilgilendiren

bir madde üzerindeki gümrük resmini artırması her Halde güdülmekte olan gayeye 'hizmet etme&ten çok uzakta kalan bir hareket olur.

Sözün kısası, gümrük resimlerinin artı­rılması gerek iktisadi ve gerek Siyasi bakımdan doğru olmazdı. Jşte bu dü­şünce İledir ki Başkan tasarıyı veto et­miştir. Fakat Cumhuriyetçilerin kon­grede ekseriyeti kazandıktan sonra Ayan ve Temsilciler Meclisindeki tema­yül istikbal için az çok endişe vericidir. Gümrük resminin artırümasi, vergilerin indirilmesi ve sendikalar hakkındaki ta­sanlar, Cumhuriyet Partisinin iktisadi politikasını açıklamış bulunuyor. Gele­cek seçimde Cumhuriyetçiler şimdi fren vazifesini gören Cumhurbaşkanlığını da ele geçirecek olurlarsa, o zaman bu ted­birlerle beliren iktisat ve ticaret politi­kalarının tatbikine geçeceklerinden kor­kulmaktadır.

î Temıııua 1947

—Naokin:

Çan Kay Şek kıtaları Mançuri'de bu­lunan Szepingkai stratejik deıniryol merkezîne girmişler ve 30 bin Çinli ko­münisti öldürmek suretiyle daim bin­lerce .komünist flüuvv etlerini bozmuşlar­dır. Szepingkai 18 gündenberi komü­nistler tarafından muhasara edilmekte idi.

Kuzeyden ve güneyden şehre doğru birleşmek üzere ilerleyen Çin Hükümet kıtalarının süratle ilerleyişi muhasara eden ıkomünist kuvvetlerini ansızın baskına uğratmıştır.

6 Temmuz 1,947

—Na.nkin;

Çİn-Japon Ji&rbnıiiı başlamasının "0 uncu yıldönümü münasebetiyle bu ak­şam radyoda bir nutuk söyleyen Çan-kayş&kşöyledemiştir:

njcr Çin Milleti, dâhili harbe karşı la­kayt kaJırsa, ıbütün memleket Mançur-ya ye Kuzey Çin'in akıbetine uğrayacak­tır. Memleket ve millet, yok olraaüt ve­ya (komünist isyanına son vermek şıüi-larmdan birini segmek zorundadır.

Mareşal Çankayşek ıbundan sonra, dâ­hili barısı ve Çin hükümranlığını kur­mak için bütün milleti, .umumi bir se-ferberlili: çerçevesi içinde komünistlere karşı topyekûn. bir mücadeleye davet etmiştir. Mareşal, komünistleri, Japon­lar tarafından kurulmuş olan Mançuri Kukla Hükümetini idame ettirmek ve Japon îıarp esirlerini hükümete karşı kullanmakla iftihanı etmiştir. Çankay-şeflt, her türlü kargaşalık ve grevin, Ko­münistlerlehine ikincibircepheaçmak teşebbüsü addedileceğini ihtar et­miştir. Mareşal, dâhili harbin devam etmesinin anayasanın tatbikine mâni olmıyacagı-m söylemiştir.

8Temmuz 1947

—Nankin:

Çin'in birçok bölgeleri, bu asrın blda-yetindeniberi görülmemiş bir surette geniş ölçüde tiıgfanlara maruz kalmış ve çok lıasar görmüştür. Çin gazetele­rinin verdikleri haberlere göre Kuwan-rung, Kwangs ve Fukien eyaletlerinde felâketzedelerin sayısı 7.000.000 u bul­maktadır. 100.000 nüfusu olan Changtu şehri halkı evsiz kalmıştır.

9Temmuz 1947

—Nankin:

Bugün ıburaya gelen haberlere göre, hükümet kuvvetleri saatlerce süren sokak çarpışmalarından sonra, Tsing-tao'nun 100 kilometre doğusunda bulu­nan Kaomi'yl işgal etmişlerdir.

Son aJman telgraflara göre, Ishui'ye 40 kilometre mesafede bulunan mühim komünist üssü Tunglitien hükümet kuvvetleri tarafından işgaledilmiştir.

13 Teanmuz İİ947 .

—Nanldn:

Dünya ölçüstinde geniş bir mahiyet aûan. uçar daireler meselesi şimdi de Çin'e 'kadar uzanmış bulunmaktadır. Cen.tralin.ews Ajansınım bildirdiğine gö­re S0 .kadar uçar daire, aynı istikamet­te ve birer daki&a ara ile birbirini ta-kîfosdereli; İC Temmuz getesi Moukden üzerimden ge^-mişLerdir. Bunları gören­ler,daireleri,- bir .metredenfazla tu-

image001.gifve Darii beyaz renkte olarak ta­rif etmektedirler.

—Pekin:

Hopei eyaleti sükûn bölgesi Kurmay Başkanı General CMn-Tieng'-Jung, gele­cek haftalar içkide Pekin vadisinde ko­münist [kuvvetlere karşı mühim temiz­leme hareketlerine başlanacağını ve bu­nun Pekin-Paotlng demiryolu işletmesi­ni tekrar [kurmak üzere Paottag'e ka­dar uzatılacağını söylemiştir.

İyi haber alan mahfiller, tou temizleme hareketlerinin başlıca hedefini, yakında Çin'in eski devlet merkezine gelecek o-lan Mareşal Çan-ıKay-Şek'in emnîyeHn-

dedirîer. Bu münasebetle seyyar ffco-münjst müfreEel erinin Pekin'in bir ikac.

kilometre yakınına kadar araaıra so­kulmakta bulundukları hatırlatılmak-tadır.

15 Temmuz 1947

—Naofein:

Kıvangaı eyaletinde vukubulan su taş­maları neticesinde 20 bin Çinli ölmüş ve îrir îbuıeuk milyon Çinli de evsiz 'kal­mıştır.

18 Temmuz 1947

—Narifcüı:

Çin Dışişleri Bakanı Vang-Şi-Şİen Dev­letKonseyindedemeçteîıulunaraik,

Çin'in Japonya ile barış anıtlaşmasını hazırlıyaeak olan ve 11 devlettin iştirak edeceği [konferans haJkkmdaM Ameri-(kan ıteklifleniıni tasvlfoettiğini bildir­miştir. Çin, aynı zamanda, Sosyetler ta-rfâfmdan istenilen veto hakkını berta­raf» eden 'tiçjte iki çoğunluk teklifini de tasvibetmiştlr.

—N&nkin:

Devlet Konseyi tıu sabah, gelecefk ae-cimlere komünistlerin îştiralkini menet­meye Devlet Konseyi ve Millî Siyasî Mecliste 3KHnüniStlere ayrılan üyelMe-ri (kaldırmaya karaır vermiştir.

Umumî setertjerlik ve bugünikü karar­lar neticesinde,KomünistPantİBi ka-

nun dışı ibir iteşekkül haline gelmiş bu­lunmaktadır.

19 Teanmua 1»47

—Nanlkin:

Çin Hüküımetinin en ylükseli jııercii olan devlet şurası, Yunan icra komitesinin komünistlere karşı umumî seferberlik İlânı kararını tasvitı etmiştir. Toplan­malar hakkı bazı ıtateyidata tabî tutu­lacak ve isyana teşvik eden nutukların menedilmesi için tedbirler alınacaktır.

23 Temmuz 1947

—Nanikin:

Nankiu askeri mahkemesi, Japon, iş­gali sırasında Hongkok Valisi olan Ge­neral îsogai'yi harp suçu islemiş oldu­ğundan müebbet hapse mahkûm etmiş­tir.

Britazıova:

Çin Hükümeti daha liberal bir şekle ko­nulduğu ve bugün T>eş milyon olan Çin ordusu mevcudu onda birine indirildi­ği takdirde Aımerritka Çin'e yeniden borç para venınek tekılifiade Ibuluamuş-1;ur.

37 Temmuz 1947

— N&nlkitt:

Mareşal Çan-3£ay-Şek bugün yaptığı bir demete .Nankinr, Hükümetinin Ko­münist isyanını fbastirmaik iğin yabancı yardımma güvenmemekte ûîdugunu söy­lemiş ve Çin'in döiit harp senesi zar­fında Japonlara harsı dört yıl savaş­mış olduğunu hatırlatmıştır.

28 Temmuz 1947ı

-— Nanıkin:

Baakorauftan Çan-Kay.Şek gazetecilere vfiPdSği ıbir demeçte komimigitîerîn aske­rî isyana devama ikarar verdaderinta aşiütâr olduğunu ve müzakerelere yeni­den îbaşlanm asıma LmJtan bulunmaıdığı-nı söylemiş, meselenin çok getin olma-aına rağmen uzun zaman geçmeden bu­nu da halledeceğini

4Temmuz 1947

HtNDtSTAN — Londra:

ingiliz Başbakanı bu sabah, Hindistan'­ın istiklâline ve biri Pakistan diğeri Hindistan olmak üzere iki devletin ku­rulmasına dair olan kanun tasarısını resmen Avam Kamarasına vermiştir. Kanun ıtasarnsınnı Avam Kamarasından sür'atle geçmesi iğin mûtad usul değiş­tirilecektir. Bu kanun tasarısı hakkın­daki ilk müzakereler gelecek Perşembe günü başlıyacaktır.

5Temmuz '1947

HtNKtSTAN — Teni Delhi:

ibişleri Bakanı Patel, basına yaptığı bir demeçte Hindistau'm istiklâli projesini yorumlamış ve şöyle demiştir: «15 Ağustosta Hindistan tamamen hür olacaktır. Bu, İngiltere tarihinde misli görülmemiş bir olaydır».

6Temmuz !1947

HfcTOÎSTAN — Londra:

Hindi star.',ı tâyin edilen ilk Sovyet Bü­yükelçisi Maîstey olacaktır. Bu, Rusya'­nın Hindistan'daki büyükelçiliğine bü­yük bir ehemmiyet atfettiğini ispat et­mektedir.

Moskova, Hindistan Hükümetinden Ma-isky'nin tâyinini tasvibetmeşini istediği sırada Kongre Partisi Rusya'ya teklif­lerde bulunmaktadır. 'Bizzat Pandit Nehru yakında Moskova'ya gidecektir. Nehru'nun gayesi, Afganistan ile Pakis­tan'ın Mrleşm el erine ve Onta Doğu maml'edietlerine iltihak etmelerine ımanî olmalk maksadlyle harekete gegmektir.

HİNDİSTAN — Yeni

ÇoğunluğuMüslümanların teşkilettygi

Hindistan'ın kuzey-batı eyaletinde, bu­gün Pakistan veya Hindistan'a iltihak etmek hususundaki referanduma baş­lanmaktadır. Referandum, on bir gün kadar devam edecektir. Kongre Partisi, referanduma karşı boykot yapmağa ka­rar vermiştir.

9 Temmuzı 1947

HtNDÎSTAN — Kaliküla:

Dün 48 saat iğinde ikinci defa olarak soyguncu çeteleri şehre girmişler, yağ­ma ve kıtalda bulunmuşlardır. 29 kişi ölmüş, 160 kişi yaralanmıştır.

Askerî kuvvetlerle polis kuvvetleri, ola­ğanüstü tedbirler almışlardır. Silâhlı müfrezeler şimdi Kalküta'mn stratejik noktalarını işgal etmiş bulunmaktadır­lar.

11 Temmuz 19(47

HİNDİSTAN — Londra:

Hindistan'm bağımsızlığa kavuşmasına dair hazırlanan kanun tasarısı dün ikin­ci okunuşundan sonra Avam Kamara­sında sözbirliğiyle kabul ve tasvibedil-miştir.

HtNDJiSTAN — Kateiİta.:

Çok sayıda polis ve asker kuvveti elinin mevcudiyetine rağmen şehrin sokakları bundan beş gün önce kargaşalıklar baş­ladığı zamanki gibi hemen hemen bom­boştur. Camialar arasındaki husumet hâlâazalmamıştır.

Er fazla kargaşalık olan mahallelerde tatbik olunan sokağa çıkma, yasağının müddeti bitmiş olmakla beraber resmî makamlar emniyet tedbirlerini artırmış­lardır. Sokaklarda tramvay veya oto­büs görülmemekte, yalnız tektük husu­siotomobilgeçmektedir.Elleçekilen arabalar biraz iş yapmakta ise de bun­lar ana caddelerden ayrılmamaktadır­lar. Dükkânlarla yazıhaneler hâlâ ka­palıdır ve memurlar evlerinde kaldıkları isin Pazar günü olduğu gibi bu yerlerin kepenkleri iniktir. Maktullerin çoğunu fakirler teşkil etmektedir. Kimse hasta­nelere bunların cesetlerini istemeğe gel­memektedir. Tanınmış emprezaryolar­dan Hcren Ghose'in cesedi şehrin Avru­palılara malısus mahallesinde bir san­dık iğinde bulunmuştur.

HÎNDÎSTAN — Yeni Delhi:

Pakistan Genel Valiliğine tâyini üzeri­ne Cinnah'ın Müslüman Birliği Başkan­lığından istifa edeceği söylenmektedir. Yine haber alındığına göre halen mer­kez hükümetin Maliye Bakanlığını yap­makta bulunan Liyakat Ali Han da Pa­kistan Başbakanı olacaktır.

12 Temmuz 1947

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Hindistan ile Pakistan arasında Hind silâhlı kuvvetlerinin taksimine memur komite prensip kararım ihtiva eden teb­liğini yayınlamıştır. Bu tebliğe göre Hindistan'ın 15 piyade, 12 zırhlı ve 18 topçu alayı olacaktır. Pakistan'ın silâh­lı kuvvetleri S piyade, 6 aırhlı ve 8 top­çu alayıdır.

Aynı zamanda 4S hafif birlikten mürek­kep Hind filosu da yukarki nispette olarak iki filo halinde Hindistan'la Pa­kistan arasında paylaşılacaktır.

15 Temmuz 1947

HİNDİSTAN — Londra:

Hindistan'a verilecek istiklâl hakkında­ki kanun tasarısının 3 üncü müzakeresi yapılmak üzere bugün öğleden sonra Sir Stafford Cripps tarafından Avam Kamarasına tevdi edilmişti!:.

Bu münasebetle kısa bir demeçte bulu­nan Stafford Cripps, ingiltere'nin, mec­bur edildiği için değil, adilâne bir ha­reket olduğu için Hindistan'a istiklâl vermekte olduğunu söylemiş ve demiş­tir ki:

«Bu kanun, tasarısının hangi partiye mensupolursa olsun bütüningilizler

tarafından tasvibedilmiş olduğunu, bü­tün dünyanın ehemmiyetle bilmesi lâ­zım çelen bir noktadır.

17 Temimiz 1947

HİNDİSTAN — Yem Delhi:

France Press Ajansının muhabirine ver­diği bir demeçte, Pakistan'a umumî vali tâyin edilen Müslüman Birliği Şefi Cin-nah, Pakistan ve Hindistan umumî va­lilerinin İngiltere'ye halef olan makam­lar tarafından tâyin edildikleri için bu şerefi kabul ettiğini bildirmiştir. Bu ma­kamlar Müslüman Birliği île Kongre Partisidir.

Cinnah, sözlerine şöyle devam etmiştir; «Pakistan'la Hindistan arasında müna­sebetlerin dostane olacağını samimi ola­rak ümit etmekteyim. Bizim tarafta sa­dece iyi niyet vardır. Hind toprakların­da kalan nıüslüman azınlıklarına gelin­ce, [bunların Pakistan'da 'kalacak Hindu-lara yapacağımız iyi muamelenin aynı­nı görmelerini temenni etmekten başka bir şey yapamayız. Tabiidir ki her iki tarafta kalacak azlıkların dürüst hare-ket etmeleri şarttır»Dış siyaset meselesine temas eden Cin-nalı şunları söylemiştir:

«Pakistan dünyanın en kudretli devlet lerinden biri olacaktır. Doğu Pakistanlı birlikte 75 milyon nüfusa sahip olaca­ğız».

Cinnah birçok yabancı devletlerin şim­di elen Pakistan'la diplomatik münase­betler tesis etmek arzusunda bulundu­ğunu süyliyerek hürriyet, müsavat ve kardeşlik ideali islâm âleminin de ide­ali olan. Fransa'ya hayranlığını belirt­miştir.

KtNDÎSTAN — Londra:

Dün akşam Lordlar Kamarasında Hin-distar.'ra istiklâli hakkındaki kanua üçüncü kıraattan sonra kabul edilir edil­mez Hindistan ve Pakistan resmen do­minyon olmuşlardır. Kanunun birkaç kıraattan. sonra süratle kabul edilmesi Sarış devri için rekor teşkil etmektedir. Başbakan Atjtlee, lordlar tahtının basa­makları üzerinde oturmuş bulunuyordu. Bakanlar Kurulu Hindistan Komitesinden Vikont şunları söylemiş­tir:

«Bu eserin tahakkukunda, Başbakanın hissesi üzerinde ne kadar israr edilse azdır».

Hindli yegâne Lord olan Sinha, alkışlar arasında şunları söylemiştir:

«Hürriyet, büyük bir kelimedir, fakat müsavat daha heyecan vericidir. Ve şimdi, Hindistan'a hürriyet ve müsava­tın bir arada verilmiş olması dola.yısiy-le, ingiltere'nin itibarı geniş ölçüde ar­tacaktır».

18 Temmuz 1947

HİNDİSTAN — Londra:

Lordlar Kamarasında yapılan tarihî toir

törende, Hindistan'ın istiklâli hakkında­ki kanunun Kıral tarafından tasdik edil­miş olduğu Lordlar Kamarasına bildiril­miştir.

HİNDİSTAN — Londra:

Bu sabah Pakistan ile Hindistan müsta­kil ve hükümran devlet olarak resmen teessüs etmiştir. Bu formalite bir kaç Ayan üyesi ile bir kat; saylavın huzuru ila icra edilmiştir.

-i19 Temmuz 1947

HİNDİSTAN — Londra:

Başbakan Attlee, Hindistan'ın istiklali münasebetiyle Hindistan'a metni aşa­ğıda yazılı mesajı göndermiştir:

Hindistan'ın istiklâli hakkındaki kanu­nun Kıral tarafından tasdik edildiği hu. tarihî günde Kıraliyet Hükümeti ve in­giliz Milleti adına. Hindistan kıt'asında­ki milletlere dostluk duygularımı ve sa­mimi temennilerimi bu mesajımla bildi­riyorum. Hindistan'ın idaresi birkaç gün " zarfında Hhıdülerin eline geçecektir. în-gilîa ve Hind mîlletlerinin, dünyada ba­rış ve refahın muhafazası yolunda ara­larında yeni dostluk bağları kuracak­larını ve diğer milletlerle işbirliği yapa­caklarını ümit ediyorum.

20 Temmuz 1,947

HÎNDlSTAN — Yeni Delhi Hindistan'ın Inızey-batieyaleti Pakis-

tan'a ilhak edilmek lehinde oy vermiş­tir. Tasniften anlaşıldığına göre, oylar yüzde 50 den biraz fazla olarak ilhak lehine verilmiştir.

21 Temmuz 1947

HİNDİSTAN — Pişaver:

Öğrenildiğine göre 60.000 askeri olan ipi fa'kiri kendisini Hindistan'ın kuzey­doğu eyaleti yakınında Veziristan Kiralı İlân etmeğe ve bu bölgenin yeni Pakis­tan Devleti tarafından kontrol edilmesi­ne mani olmağa hazırlanmaktadır.

HİNDİSTAN — Londra:

Başbakanlığın bugün yayınladığı bir tebliğe göre Sir Laurence Grafftey Smith, Pakistan, Hükümeti neKdinde in­giltere Hükümetinin ilk yüksek komiseri olacaktır. Halen ingiltere'nin Suudi -Arabistan nezdinde elçisi bulunan Sir Laurence Grafftey Smith, 15 Ağustosta yeni memuriyeti başına gidecektir. Diğer taraftan haıen Yeni-Dellıi'de ingi­liz Yüksek Komiseri bulunan Hint Hü­kümeti nezdinde yüksek komiser ola­caktır.

23 Temmuz 1947

HİNDİSTAN — Yeni-Delhi:

Hindistan Genel Valisi Lord Mountbat-ten, Hindistan ve Pakistan Muhtelit Mü­dafaa Konseyinin Başkanlığım kabul et­miştir. Hindu ve Müslüman idarecileri­nin talebi üzerine, Genel Vali, Hindistan subay ve askerlerine bir demeg yayınli-yarak bunları bir müddet için iki domin­yonun ordu teşkilâtlarında çalışmağa davet etmiştir.

26 Temmuz 1947

HİNDİSTAN — Yeni-Delhi:

Hindistan Genel Valisi Vikont Mount-batten, dün bir çok Hint Prensleri ve Hint devletlerinin bası mümessilleriyle müzakerelerde bulunmuştur. Bu toplan­tıdan maksat, Hint devletleri mümessil­lerine iki dominyondan her hangi birine bağlanmak hususundaki noktai nazarla­rını, millî müdafaayı ilgilendiren mese­leler, dışişleri ve münakale işleri hakkın­daki görüşlerini açıklamak fırsatını ver­mekti. B. E. C.'nin özel muhabirin bildirdiğine göre, Hint devletlerinden büyük bir kıs­mı Pakistan veya Hindistan, dominyonu­na iltihak etmek arzusunu ifade etmiş­lerdir. Daha şimdiden 600 devletin Hin­distan Kurucu Meclîsinde mümessilleri vardır.

28Tenimuz 1947

HİNDİSTAN — Karaşi:

Sini Başbakanı Gulanı Hüseyin Hidaye-tullah, 15 Ağustos törenine iştirak etmek hususunda muhtelif Sind azınlıkları mü­messillerinden teminat almıştır.

Bu azınlıkların mümessilleri, başbakanın-vali olarak ilân edilmesi İhtimalinden do-ıayl tebrik etmişlerdir.

Mahasaca Hint Partisi ve bağımsızlar sözcüsü, Pakistan Devletine bağlı ola­caklarını söylemişlerdir.

Başbakan Pakistan'ın azınlıklara adilâ­ne muamele edeceğini bir defa daha te­yit etmiş ve bazı Sind sermayesinin memleketten kaçırılmasını takbih etmiş­tir. Buna da sebep 'hükümetin sermaye­lere el koymak niyetinde olduğunun soy-lemnesidir.

29Temmuz 1947

HİNDİSTAN — Ycni-Delhi:

Hindistan Kurucu Meclisi yeni Hindistan dominyonunun İngiliz Parlâmento siste­mine müsteniden teşkilât! and: nlmasma karar vermiştir. Bu karar Nehru'nun în-giliz Parlâmento sisteminin kabulünü İs­rarla istemesi üzerine verilmiştir.

30Temmuz 1047

HİNDİSTAN — Londra:

Hindistan'da evvelce müstakil kalmayı kararlaştırmış olan Travancore Pevletl şimdi Hindistan dominyonuna iltihaka katar vermiştir.

HİNDİSTAN — Delhi:

Hindistan'ın güneyinde bulunan Travan­core Devleti bilindiği giibi a!tilıaetaön.ce, istiklâlini ilân etmiştir. Bu devlet şimdi, evvelki kararından vazgeçerek Hindis­tan dominyonuna İltihak etmeğe karar vermiştir. Yalnız Travancore Devletinin müdafaa, dışişleri ve münakalât bakı­mından bazı ihtirazı kayıtlar üeri sür­düğübil diri İmeiktodir.

Yayınlanan resmî tebliğe göre, İngiliz generallerinden Sir Robert Lccklıart ile Sir Frank Messervy Hindistan ve Pakis­tan orduları komutanlıklarına tâyin edil­mişlerdir. Bundan başka İki İngiliz tuğ­amirali yeni teşkil edilen bu iki devletin harp donanmaları foaşına getirilecekler ve ayrıca hava kuvvetleri komutanlık­larına da İngiliz hava generallerinden iki kişi tâyin olunacaktır. Komutanlar 15 Ağustosta fiilen işe başlamış buluna­caklardır. Halen Hindistan orduları Baş­komutanlığını yapmakta olan Sir Claude Auchinleck iki dominyonun askerî kuv­vetlerinin başkomutanı olarak kalacak­tır.

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106