19.6.1947
×

Hakkında

Künye

İletişim

2 Haziran 1947

—Ankara:

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bugün saat 16.30 da Çankayadaki köşklerinde itimat­namesini takdime gelen yeni Portekiz El­çisi Ekselans Mösyö Mendes de Vascon celos Guimares Vicomte de Kiba-Tamega-yı, mutad merasim ile, kabul buyurmuş­lardır.

Bu kabul merasimi esnasında Dışişleri Bakanlığı Umumî Kâtibi, Büyük Elci Fe­ridun Cemal Erkin de hazır bulunmuş­tur.

4 Haziran 1947

—Ankara:

Dün, Büyük Millet Meclisi binasında Baş-1tan Kâzım Karabekir'i Portekiz ve Haşi-mî Şarkulürdün Elçileri ayrı ayrı ziyaret etmişlerdir.

—Ankara:

Amerikan Hava Tümgenerali Hail, emrin­deki beş kişilik hava heyeti, Genel Kur­may Hava Müşaviri Tümgeneral Fevzi Uçaner'in başkanlığındaki heyetle birlikte bugün, Türk Hava Kurumu'nun Etimes­gut'taki uçak fabrikasını ziyaret etmiştir. Fabrikanın konferans salonunda, uçak fabrikasının şimdiye kadar yapmış olduğu

on iki tip planör ve uçak hakkında verilen İngilizce bir konferansı dinliyen heyet Türk Hava Kurumunun teşkilâtı, tesisleri, çalışma tarzı, uçucu yetiştirme sistemi hakkında geniş izahat almışlar, fabrikada yapılmakta olan T. H. K2. akrobasi ve öğ­retim uçağı ile T. H. K3 akrobasi planörü­nün, T. H. K5 haata taşıma uçağının, T. H. K10 beş kişilik hafif taşıma uçağının uçuşlarını görmüşler ve fabrikanın atöl­yelerini gezmişlerdir.

Öğle yemeğini fabrikada yiyen Amerikan Heyetinin Başkanı, ayrılırken «Türk Ha­va Kurumuna yardım, Türk Milletine ve dünyaya yardımdır» cümlesiyle gördük­lerinden mütehassis olduklarını belirtmiş­lerdir.

— Ankara:

Büyük Millet Meciisi bugün Kâzım Ka-rabekir'in başkanlığında yaptığı toplantı­da bazı milletvekilleri dokunulmazlığının kaldırılması yolundaki isteğin dönem so­nuna bırakılması hakkındaki Encümen raporları onaylandıktan sonra gündemde bulunan maddelerden Almanlara ait ihti­ra beratlarının kamunun faydalanmasına konulması için milletlerarası tâmirat ajanlığında üye bulunan devletler ara­sında Londrada imza edilen andlaşma-ya hükümetimizin katılmasına ait kanun tasarısı ile Türkiye ile Belçika - Lüksem-burg ekonomik birliği arasında imzalanan ticaret ve ödeme andlaşması hakkında kanun tasarısının ikinci müzakereleri ya­pılmış ve kabul edilmiştir.

Bundan başka yine bugünkü toplantıda Milletlerarası Tarım Enstitüsünün kaldı­rılması ve bütün çalışmaların Birleşmiş Milletler gıda ve tarım teşkilâtına devri­ne ait Londra'da imzalanan protokolün tasdikine ait kanun tasarısı ile Jandarma Kanununun 12 inci maddesinin değiştiril­mesi hakkındaki tasarının da birinci mü­zakereleriyapılmıştır.

Meclis gelecek toplantısını Cuma günü yapacaktır.

5Haziran 1947

—Erzurum:

Casusluk yaptıklarından dolayı Askerî Mahkemece Türk uyruğundan ve Rus ır­kından İvan Grigori ile Yusufeli İlçesinin Revegi Keskin köyünden Mustafa Sagir hakkında verilen idam cezası dün sabah infazedilmiştir.

6Haziran 1947

—Ermenek:

Vilâyetçe ayrılan tahsisat ve Ermenek halkının büyük ölçüdeki yardımı, burada yapılması imkânı sağlanan ortaokulun te­meli atılmıştır. Binlerce halkın iştirakiyle yapılan ve bir bayram manzarası arzeden törende Vali namına gelen Millî Eğitim Müdürü ile İlçe Kaymakamı birer hita­bede bulunmuşlardır. Ermenekliler yıllar -danberî derin bir ihtiyaç içinde bekledik­leri ortaokula böylece kavuşmak üzere olmasınınbüyüksevinciniyaşamaktadır.

—İstanbul:

Bu akşam İstanbul Vali ve Belediye Baş­kan Vekili İhsan Aksoy şehrimizde bu­lunan Amerikan Heyeti şerefine Taksim Belediye Gazinosunda yüz kişilik bir zi­yafet vermiştir.

Ziyafet Türk - Amerikan dostluğunun bir gösterisi halini alan bir hava içinde geç vakte kadar devam etmiştir.

Ziyafette Amerikan Heyetinin bütün üye­leri, Vali Vekili İhsan Aksoy, Orgeneral Nuri Yamut, Donanma Komutanı Amiral Ali Ülgen, İstanbul Komutanı Korgeneral Asım Tınaztepe, General Şevket Pasiner,. General Mümtaz Ulusoy, General Şeref1 Akdoğan, General Raşit Güngen, Amiral Altıncan, Amiral Tanayman, Amiral İh­san Özel, Amiral Hilmi Ülen, Amiral Öz­deniz, heyetin mihmandarları, Amerikan Ataşe navali, Amerikan General Kon­solosu, Matbuat Ataşesi Mister Daimon ve şehrimizde bulunan Amerikan şahsi­yetleri, Emniyet Müdürü Ahmet Demir,. Vali Muavinleri İsmail Baykal, Ali Rıza Ünal, Belediye Başkan Muavinleri Müm­taz Acar, Sait Koçak, Belediye Başkanlık. Divanı Daimî Encümen üyeleri, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sedat Sima-vi, Basın mensupları, Ticaret ve Sanayi. Odası üyeleri, bankalar direktörleri ve vilâyet ve belediye erkânı hazır bulun­muşlardır.

Ziyafetin sonuna doğru Vali Vekili İh­san Aksoy, misafirlere teşekkür ettikten sonra Amerikan Milleti şerefine kadehini kaldırmış ve buna General OHver «İki. milletin daimî dostluğu» temennisiyle mu­kabelede bulunmuştur.

Ziyafet, büyük bir neşe içerisinde geçmiş-ve bilhassa Türk müziği sanatkârlarının çeşitli havaları, hâzinin üzerinde iyi bir tesir yapmıştır.

Haber aldığımıza göre, Heyet üyeleri ya­rın dokuz buçuğa doğru şehrimizin mü­ze ve sair yerlerini gezeceklerdir.

7 Haziran 1947

— İstanbul:

Amerikan Askerî Heyeti Başkanı General Oliver ve arkadaşları bu sabah Tuğgene­ral Rüştü Erdelhün ve Yarbay Cemal Ay-dmalp'la birlikte saat 9,30 da müzeleri ve-camileri gezmeğe çıkmışlardır.

General bu gezintiye çıkmadan bir mu­habirimizle görüştüğü sırada Türk askerî hakkında şu takdirkâr sözleri söylemiş­tir:

Türk askerinin haiz olduğu evsaf hakkın­da okadar büyük bir takdir besliyorum ki Türk eri pek açıkgözdür. Bir teftiş esna­sında erler arasından geçerken hepsinin, gözlerinizin içine dimdik baktıklarım gö­rürsünüz.. Hiçbir endişe taşımayan göz­lerle.

Ankara Üniversitesi Rektörü Ord. Prof. Şevket Aziz Kansu bugünün mânasını belirten bir söylev vermiştir. Şevket Aziz Kansu, bu söylevinde Ata­türk'ün Türk nesillerine ilham kaynağı olacak olan devrimci ruhunun ve İnönü-nün aziz varlığının daima üniversiteleri­mizin yolunu aydınlatan sönmez meşale­ler olacağını kaydettikten sonra Büyük Millet Meclisine ve üniversitelerin geliş­mesini sağlayıcı imkânları cömertçe ba­ğışlayan dünkü Cumhuriyet Hükümetle­rine karsı üniversiteliler adına duyulan derin şükran duygularını ifade etmiştir. Bundan sonra bu sorene İstanbul üniver­sitesi adına iştirak etmiş olan Ord. Prof. Tevfik Sağlam ile İstanbul Teknik Üni­versitesi adına iştirak eden Prof. Hâmit Ongunsu söz almışlar ve kardeş İstanbul Üniversitelerinin duydukları bahtiyarlığı ifade ettikten sonra değerli irşatlariyle daima rehber olan Cumhurbaşkanımıza ve gelişme hükümetine derin bağlılıkla­rını kaydetmişlerdir.

.Müteakiben genç ünirersiteliler adına Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Do­çentlerinden Behie Onur söz almış ve Üniversiteler Kanununun kendilerine ba­ğışlamış olduğu büyük imkânlardan her hususta faydalanmak suretiyle mazhar ol­dukları nimetlere kargı şükran borçları­nı ödemeğe çalışacaklarım bildirmiştir. Törene saat 19 da son verilmiştir.

— Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugün öğleden Sonra Kâzım Karabekir'in Başkanlığında yaptığı oturumda görüşmelere başlanır­ken söz alan Antalya Milletvekili Nurul-lah Esat Sümer şu beyanatta bulunmuş­tur:

Muhterem arkadaşlar, Avam Kamarasının daveti üzerine Meclisimizi temsileh Lon­dra'ya giden heyet, yurda dönmüş bulun­maktadır. Şimdi ilk işimiz, b'ize kendisini temsil etmek gibi şerefli ve mümtaz bir vazifeyi tevdi etmiş olan Büyük Meclise teşekkürlerimizi arzetmektir. Bu borcu yerine getirdikten sonra pek kısa olmak üzere bazı maruzatta bulunmama müsa­adelerini rica ederim. Harp sonrasının maddî ve mânevi hayat ve hareketinin mihraklarından biri ile yakından temas etmek, büyük ve şuurlu bir milletin fe­dakârlıklar ve ıstıraplarla geçen uzun savaş yıllarından sonra tekevvün eden yeni şartlara uymak için bütün varhğiyîe sar-fettiği gayreti yakından görmek bizler için mazhariyet sayılacak derecede Öğre­tici olmuştur. Umumî intibaımız odur ki ingiltere övülecek bir seciye kuvvetiyle karşılaştıkları bütün zorluklara göğüs germiş ve daha iyi bir geleceğin temelle­rini kurmağa çalışmaktadır.

Arkadaşlar, davet sahipleri bizleri derin­den duygulandıran bir samimiyetle kabul ettiler. Parlâmento Üyeleri ve hükümet erkâniyle temaslarımız ve muhavereleri­miz tam bir samimiyet içinde cereyan etti. istekleri üzerine tertip ettikleri hususî bir toplantıda, biz de kendilerini yurdumuzun iktisadî ve siyasî mevzuları etrafında ge­reği gibi tenvir ettik. Sorulu cevaplı, hu­lâsa semereli ve faydalı bir konuşma ol­du.

Muhterem arkadaşlarım, bu ziyaretimizin bundan başka ayrıca mühim olarak Türk-İngiliz dostluğunun yeni tezahürlerine ve Türk - ingiliz ittifakının barış ülküsüne bağlı iki millp.t bakımından taşımakta ol­duğu kıymetin bir kere daha belirtilmesi­ne vesile teşkil etti.

Dar olan zamanınızı fazla işgal etmemek için hulâsa edeyim, bu ziyaret karşılıklı salayısın, karşılıklı takdir ve saygı duy­gularının Yüce Meclisin arzu ettiği gibi kuvvetlendirilmiştir. Bu münasebetle Bri-tanyalı meslekdaşlarımıza heyetinize gös­terdikleri sıcak kabulden dolayı teşekkür etmek bir kadirbilirlik borcudur. Bunu bu kürsüden ifade etmekle derin bir vic­dan hazzı duymaktayız.»(Alkışlar)

Başkan — Arkadaşlar, dostluk ve ittifak­la bağlı Türk ve İngiliz milletlerinin mu­kadderatını ellerinde tutan Parlâmento­lar arasındaki temasın devamında her iki tarafın samimî arzusu olduğu malûmdur. Bu düşünce ile Britanya Avam Kamara­sından bir heyetin Türkiye Büyük Mil­let Meclisi adına önümüzdeki sonbaharda yurdumuza davet edilmesini uygun gö­rürseniz gereği Başkanlıkça yapılacaktır. (Muvafık sesleri, sürekli alkışlar) İtti­fakla kabul edilmiştir.

Bunu müteakipgündemegeçilmiştir.

— Manisa:

Ebedî Şef Atatürk hakkında yapılan neşriyata karşı Halkevinde gençliğin teşebbüsü İle bugün yapılan toplantı bin­lerce Manisalının iştirakiyle heyecanlı bir manzara yaratmıştır. Söz alan gençler Ata­türk'ün meziyetlerini ve yaptığı büyük in­kılâp ve hizmzetleri tebarüz ettirerek bu çirkin neşriyatı yapanlara karşı nefret iz­har etmişlerdir. Toplantı sonunda halk ve gençlerden mürekkep büyük bir kalabalık Önlerinde çelenk olduğu halde Atatürk Anıtına gitmiştir. Burada 3 dakikalık bir saygı sükûtu yapıldıktan sonra İstiklâl Marşı söylenmiş ve anıta çelenk konul­muştur.

19 Haziran 1947

— İstanbul:

Dünya turu yapmakta olan Amerikanın en ileri 35 gazete ve dergi temsilcileriyle Amerika Dışişleri Bakanlığı Neşriyat Mü­dürü Panamerikan Şirketi Başkanı ve iki Başkan Vekili ile Panamerikan Atlantik ve Pasifik bölgeleri baş pilotlarını taşıyan dört motorlu Clipper America yolcu uçağı bugün saat 10,55 de Yeşilköy Hava Mey­danına inmiştir.

Hava Meydanı binası Türk ve Amerikan bayraklariyle donatılmış bulunuyordu. Uçak da Türk ve Amerikan bayraklarını taşıyordu.

Dost Amerikan gazetecilerini karşılayan­lar arasında İstanbul Vali Vekili İhsan Aksoy, Vali Muavini İsmail Hakkı Baykal, Birleşik Amerika Büyükelçisi Ekselans M. Wilson, Amerikan Başkonsolosu M. Macy, Panamerikan Hava Kumpanyası MüdürüM. Doole,DışişleriBakanlığı

Temsilcisi, Emniyet Müdürü, Belediye Meclis Başkanı, Vilâyet erkânı, Daimî En­cümen üyeleri, Bakırköy Kaymakamı, Türk Hava Kurumu İstanbul Başkan ve üyeleri, Türk ve Amerikan Basın Temsil­cileri ve kalabalık bir halk kütlesi bulu­nuyordu.

Amerikan Gazetecileri uçaktan inince İs­tanbul Vali Vekili ile Amerikan Büyükel­çisi tarafından uçağın merdiveni önünde karşılanmışlardır.

Dost Amerikalı misafirler doğruca Perapa-las Oteline gitmişler burada biraz istirahat ettikten sonra Amerikan Büyükelçisini ve İstanbul Vali Vekilini makamında ziyaret etmişlerdir.

Misafirler bugün saat 13.30 da Park Ote­linde Basın v.e Yayın Umum Müdürü Ne­dim Veysel İlkin adına İstanbul mıntaka Müdürü Server İskit tarafından verilecek Öğle ziyafetinde bulunacaklar ve sonra saat 15' de Robert Kollej'ı ziyaret ederek Socony Kumpanyası Müdürünün çayına iştirak edecekler ve müteakiben Boğaz­da bir gezinti yaparak saat 19' da Ameri­kan Büyükelçisinin kabul resminde ve saat 21' de de İstanbul Vali Vekilinin Tak­sim Belediye Gazinosunda şereflerine ter­tiplediği akşam yemeğinde hazır buluna­caklardır.

— Mersin:

General Oliver'in refakatindeki Amerikan. Askerî Heyeti bu sabah Vilâyet makamın­da Vali Vekilini ziyaret eylemiş, Halkevi-ni ve Hariciye Numune Bahçesini gezmiş­lerdir.

General Oliver müteakiben Vali Vekili, Emniyet Müdürü ve Amerikan Askerî He­yetinin diğer üyeleriyle birlikte Tarsus'a, gitmiş ve buradaki Amerikan Kollejini gezdikten sonra Adana'ya geçmiştir.

Sayın misafirimiz ayrılırken Vali Vekiline «Size ve bütün Mersin halkına refah ve saadet diler veda eylerim.» demiştir.

— İstanbul:

«America» uçan dünya turu seyahatine devam etmek üzere bu gece saat 1.18 de Yeşilköy Hava Alanından hareket etmiş­tir.

—- İstanbul:

Bugün saat 19 da Amerikan Büyükelçisi Ekselans Wilson ve Mme. Wilson tarafın­dan Amerikan Sefaretinde Amerika'dan, gelen yolcular şerefine büyük bir Kokteyl Parti verilmiştir.

Resmikabulde bütün Amerikalı misafirler,. Vali ve Belediye Başkan Vekili İhsan Ak­soy ve Bn. Aksoy, Ordu Müfettişi Orge­neral Nuri Yamut, İstanbul Merkez Ko­mutanı Amiral Hilmi elen, Vilâyet ve Belediye erkânı, Daimî Encümen üyeleri, Emniyet Müdürü, Basın ve Yasın Umum. Müdürlüğü İç Basın Direktörü Feridun Fazıl Tülbentçi, Mıntaka Müdürü Server İskit, gazete başmuharrirler ve refikaları,. Türk ve yabancı Basın Temsilcileri, Amerikan tebaası ve şehrimizin çeşitli teşek­küllerine mensup zevat ve aileleri hazır bulunmuşlardır.

Misafirleri büyük bir nezaketle karşılıyan Büyükelçi ve Mme. Wilson, misafirlerle İstanbulluları yakından tanıştırmak vesi­lesini ihzar etmişlerdir.

—İstanbul:

«America» uçağiyle gelen misafirlere İs­tanbul Belediyesi, Şehir albümü, sigara, likör vesaire gibi bazı memleket hediye­leri ve Ticaret Odası da Herald Tribüne sahibi Mme. Ogdent Ried, Panamerican Şirketi Başkanı Juan T. Tripp ile San Francisco Belediye Başkanı Roger Lapham'a halı hediye etmiştir.

20 Haziran 1947

—Balıkesir:

Balıkesir gençliği dün Belediye Alanında yaptığı mitingde Atatürk'ün aziz hatıra­sına kargı yapılmış olan neşriyatı nefretle reddetmiştir.

Binlerce Balıkesirlinin de katıldığı bu toplantıda gençlik, Atatürk ve onun ese­rine sarsılmaz bağlılık ve inancını en coş­kun ve içten ifadelerle bir kere daha te-yidetmişlerdir.

—Ankara:

Haber alındığına göre, milletlerarası para fonuna iştirak hissemizin altın ve Türk parasiyle ödenmesi gereken kısmı tama­men tediye edilmiştir. Altınla ödenen miktar 9.549 kilogramdır.

Ayrıca muayyen 90 günlük müddet iti­razsız olarak geçtiğinden dolayı paramı­zın paritesi:

1 Dolar - 280 kuruş olmak üzere kesinleş­miş bulunmaktadır.

~ Antakya:

General Oliver ve Amiral Herman'm Baş­kanlığındaki Amerikan Heyetleri ile di­ğer Amerikan Ticaret Heyeti dün Ada-nadan Iskenderuna gelmiş ve törenle karşılanmışlardır. Herman'm başkanlığın­daki heyet İncelemelerini yaparak dün Adanaya dönmüştür. Diğer heyetler ge­ceyi ' Soğukoluk Yaylasında geçirmiştir. Oliver Heyeti bugün otomobille Adanaya dönmüştür.

—Samsun:

Ebedî Şef Atatürk'e dil uzatan soysuzla­rın kötü hareketini protesto etmek üzere bugün Samsun gençliği Halkevi salonun­da toplanmıştır. Heyecanlı söylevlerle in­kılâp Türkiyesini yaratan Büyük Önder'in kutsal hâtırası anılmış ve menfaatlar, bu­lanık gayeler peşinde koşan macera düş­künü yazarların hareketi nefret tezahür -leriyle karşılanmıştır. Toplantının sonun­da Anıta minnet ve şükran duygularını belirten bir çelenk konmuştur.

21 Haziran 1947

—izmir:

izmir gençliği ve 10 binlerce izmirli, bu­gün, Atatürk'ün Türk Gençliğine Akde­niz kıyılarını işaret eden sembolik anıtı­nın bulunduğu Cumhuriyet Meydanında toplanarak onun kutsal hâtırasına bağlı­lıklarını ve sönmez imanlarını belirtmiş­ler, ona dil uzatanları tel'in etmişlerdir.

Akşamın erken saatlerinde yakalarında Büyük Ata'nm resimlerini taşıyan onbin-lerce İzmirli Cumhuriyet Meydanına akın etmekteydi. Saat 19 da meydan ve civarı ellerinde levhalar, çelenkler, mütevazi kır çiçekleri taşıyan ve üstüste yığılan onbin-lerce halkın kaynaşmssiyle toplanmış bu­lunuyordu. Mitinge, meydanı dolduranla­rın hep bir ağızdan söyledikleri İstiklâl Marşiyle başlanmış ve bundan sonra gençlik adına Yusuf Durmaz tarafından söylenen ant hep bir ağızdan okunmuş­tur:

«BİZ Türk Gençliği, Ata'sınm bıraktığı mirasa, onun Cumhuriyetine, onun kuv­vetli, kudretli rejimine daima sadık kal­maya, toprağına kanımızı istiklâline ca­nımızı vermeğe şerefimiz, gençliğimiz, na­musumuz ve Türklüğümüz namına s Öz verip and içiyoruz.»

Bundan sonra Yusuf Durmaz, Arif Er-tonga, Suphi Gürsel, Necip Mirkelamoğ-lu, Faruk Bilge. İsmet Özkalmaz, I. B. Sipahioğîu, Talât Orgun, Şeref Çevren ateş­li hitabelerle Türk gençliğinin Ölmez Atatürk'e bütün dünyanın sonuna kadar imanla bağlı olduklarını belirtmişler ve-Cumhuriyet Halk Partisi İlce Başkanı Dr. Lebip Yurdoğlu bunlara ilâveten, hepsinin kalbinde birer Atatürk yatan ve hepsi birer Atatürk olan Türk Gençliğini övmüş ve bunların demindenberi söyle­dikleri sözlerle Türk Milletinin hissiyatı­na tercüman olduklarını söylemiştir. Atatürk'ün heykeli, yüzlerce çelenk, çi­çekler ile örtülmüş ve halk, «Dağ başını duman almış» şarkısını sÖyliyerek dağıl­mıştır.

22Haziran 1947

—Van:

General Oliver'in Başkanlığındaki Ameri­kan Askerî Heyeti bugün saat 14 te Göl yoliyle şehrimize gelmiştir. Anadolu Ajansı adına kendisiyle yapılan görüşme­de Heyet Başkanı bu gezilerinin İskende­run ve Mersin bölgelerinden başlayarak bazı müsait liman ve iskelelerin durumu­nu İncelediklerini ve oradan Diyarbakır yoliyle Bitlis üzerinden bugün Van'a gel­diklerini bu bölgeye gelişlerinin sebebi, yol ihtiyacını gözden geçirmek olduğunu ve bu ihtiyacın gerçekleştirilmesinin önemli konulardan bulunduğunu, memle­ketin hayvancılık, tarım bakımından çok zengin olduğunu, ulaştırma vasıtalarının gelişmesi nisbetinde Türk yurdunun bu parçasınduki tabii güzelliğin ve tarihî zenginliğin de gelişeceğini, Amerikan, he­yetine karşı büyük misafirperverlik ve iç­ten dostluk gösterildiğini, her yerde sıcak kabulle karşılaştığını ve Amerikan Mil­letinin Türkiye'ye karşı duygularının sa­mimî ve o nisbette sıcak olduğunu ve yıl­lar geçtikçe iki miliet arasındaki bu dost­luğun, bu yakınlığın daha ziyade arta­cağına ve daha mesut günlere varacağına kani bulunduğunu söylemiştir.

23Haziran 1947

—Aydın:

Dün Aydm'da Ege bölgesinde eşi bulun­mayan modern yüzme havuzu ile lîu ha­vuzun mütemmimi olan Kültür Parkın açılma töreni Aydın Valisi Gündoğan ta­rafından yapılmıştır. Kadın erkek bütün Aydınlıların katıldığı ve Nazilli'den de bir heyetin iştirak ettiği ve yakın köylü­lerin bulunduğu açılma töreni çok parlak olmuştur.

Nazillili gençler atlama ve yüzme göste­rileri yapmışlar ve akşam beden terbiyesi bölgesi tarafından Kültür Parkta sabaha kadar neşe ve zevkle devam eden bir Gardenparti verilmiştir.

—Ankara:

Büyük Millet Meclisi Başkanı General Kâzım Karabekir Kızılcahamamlılarm ve Boluluların davetini kabul ederek bugün sabahleyin Ankara'danayrılmışlardır.

—Ankaraî

Türk Hava Kurumu Onuncu Kurultayı bugün saat 10 da Halkevinde ilk toplan­tısını yapmıştır.

Toplantıda bakanlar, milletvekilleri, ve­kâletler ileri gelenleri, basm temsilcileri hazır bulunmaktaydılar.

Kurultay açılmadan önce Türk Hava Ku­rumu Başkanı ve Ulaştırma Bakanı Şük­rü Koçak Başkanlık yerine gelerek yok­lama yapılacağınıbildirmiştir.

Yapılan yoklamada çoğunluk bulunduğu anlaşılması üzerine Başkanlık ve Başkan­lık Divanı seçimine geçilmiş ve Kongre Başkanlığına Hatay Milletvekili General Eyüp Durukan ve Başkan Vekilliğine de istanbul delegelerinden Sabri Tüten se­çilmişlerdir.

Bu seçim sonunda alkışlar arasında Baş-, kanlık yerine gelen General Eyüp Duru­kan kısa bir söylevle Kurultayın Başkan­lığına seçmek suretiyle hakkında göster­miş olduğu teveccühe teşekkür etmiştir. . Bunu müteakip Kurum Başkanı Şükrü Koçak, Türk Hava Kurumunun, iki Ku­rultay arası çalışmalar sonuçlarını ve ya­pılması düşünülen işleri belirten raporu­nu okumuş ve alkışlarla karşılanmıştır.

Kurultay adına seçilmiş olan denetçiler raporunun okunmasından sonra da Ku­rum ve Fabrika hesaplarını incelemek üzere iki komisyon ile tüzük ve dilek ko­misyonu seçimi yapılmış ve Kurultay üyelerinin hep birlikte Atatürk'ün mu­vakkat Kabrini ziyaretleri, Cumhurbaş­kanı İnönü'ye, Büyük Millet Meclisi Baş­kanı ile Başbakana ve Genelkurmay Baş­kanına, Başkanlıkça uygun görülecek şe­kilde Kurultayın sevgi ve saygılarının su­nulması hakkındaki önergeler onaylan­mıştır.

Kurultay, aldığı bir kararla, toplantısı do-layısiyle muhtelif yerlerden^ gelen tebrik ve iyi başarılar dileklerini bildiren tel­graflara karşılık verilmesine, Çocuk Esir­geme Kurumu ile Türk Eğitim ve Yardimsevenler Kurumlarına Kurultayın sevgilerinin bildirilmesine Başkanlık Di­vanını memur etmiş, Perşembe günü İkinci Genel Oturumunu yapmak üzere çalışmalarına son vermiştir.

Kurultayın bugünkü açılış toplantısını ta­kiben delegelere Türk Hava Kurumunun SİS d:; yurd içinde yaptığı 16.000 kilomet­relik geziye ait bir film gösterilmiştir.

— Ankara:

Türk Hava Kurumu X. Kurultayı müna­sebetiyle Halkevi salonunda bir resim ser­gisi tertiplenmiştir. Etimesgut uçak fab­rikasında yapılmış ve yapılmakta olan çeşitli tiplerde uçakların maketleri yıe süslenen sergide ayrıca uçakla Sıtma sa­vaşını canlandıran bir tablo gösterilmekte ve bir tekerlek bile patlamadan yurt gök­lerinde 17.000 kilometrelik bir turne ba­şarmış olan Türk Hava Kurumu filoları­nın memleket gezisine ait resim ve fotoğ­raflar yer almaktadır.

Bundan başka sergide Türk Hava Kuru­mu 2 — tek motorlu bir kişilik akrobasi talim uçağı, Türk Hava Kurumu, 3 — yüksek evsaflı akrobasi planörü, Türk Hava Kurumu 4 — tek kişilik iki Öğre­tim plânÖrü; Türk Hava Kurumu 5 — iki motorlu iki ağır, bir hafif hasta ve ayrıca bir hemşire veya doktor taşıyan sıhhî im­dat uçağı, maketleriyle Türk Hava Ku­rumu 7 — ileri öğretim plânürü, Türk Hava Kurumu 9 — iki kişilik talim pla­nörü, Türk Hava Kurumu 10 — İki mo­torlu 4 yolcu taşıyan kısa mesafe yolcu

uçağı, Türk Hava Kurumu 11 — 3 kişi­lik Turizm uçağı, Türk Hava Kurumu 12 — 650 beygir kuvvetinde 2 motorlu 12 yolcu ve 4 mürettebatı olan yolcu uçağı maketlerinin tipleri teşhir edilmektedir. Bundan başka inşaatı bitmiş olan Uçak Motor Fabrikasiyle bu fabrikanın yapa­cağı Majör tipinde bir motor ve 1/40 mik­yasında bir rüzgâr tüneli maketleri de alâka çekmektedir.

Sergi 10 gün müddetle halka açık bulun­durulacaktır,

24 Haziran 1947

— Kızılcahamam:

Büyük Millet Meclisi Başkanı Kâzım Ka-rabekirve BaşkanVekillerindenTevfİk

Fikret Sılay Kızılcahamam'a gelmişlerdir. Başkanın geleceğini duyan köylüler yol­larda aziz misafirlerini samimî ve içten bir sevgi ile selâmlamışlardır. Kaymakam ve belediye erkânı, belediye hudutları içerisinde ve kasaba haîkı ile memurlar da kasaba içerisinde misafirleri coşkun tezahüratla karşılamışlardır. Başkan halk­la ilgilenmiş, onların dileklerini dinlemiş, Orman İşletmesi hakkında izahat almış ve kasabanın kültür durumuna yakından alâka göstermiş ve ilkokul binasını, iş­letmetesislerinigezmiştir.

Bu geceyi hemşerileri arasında geçiren Başkan, bu sabah saat 9 da Bolu'ya git­mek üzere kasabamızdan ayrılmış ve Kaymakam Turgut Toker ile İşletme Mü­dürü Dr. Kemal Savaş Gerede İlcesine kadar misafirlerini uğur lamı şiardır.

—- Ankara:

Türk Hava Kurultayı delegeleri bu sabah saat 9.30 dr. toplu bir halde Ebedî Şef Ata­türk'ünGeçiciKabriniziyaretleçelenk ■ koymuşlardır.

—Malatya:

Ebedî Şefimiz aziz Atatürk hakkında Bü­yük Doğu dergisinde yapılmış olan mahut neşriyat, dün, gençlerle halkın Halkevin-de yaptıkları toplantıda nefretle reddedil­miştir.

Ebedî Şefin hâtırası anıldıktan sonra söz alan gençler heyecanlı hitabelerle Ata­türk'e karşı Türk Milletinin temiz duy­gularını ve eserine bağlılığını belirtmiş­lerdir. Toplantıdan sonra gençler ellerin­de bayraklar ve Atatürk hakkında söy­lenmiş vecizelere ait levhalar olduğu hal­de Belediye Meydanına giderek orada da heyecanlıgösterilerdebulunmuşlardır.

—Ankara:

Sayın Cumhurbaşkanımız, Roma Elçiliği­ne tâyin edilen Dışişleri Bakanlığı Umu­mî Kâtibi Feridun Cemal Erkin'i, devamlı olarak sekiz sene müddetle Merkezde ve bahusus Umumî Kâtiplikte ifa ettiği hiz­metlerinden dolayı, takdir ve tahassüsle­rini yazı ile bildirmek suretiyle, taltif bu­yurmuşlardır.

—Zonguldak:

Dernek tarafından Türk büyüklerini ta­nıtmaya matuf bu ikinci konferans bü­yük bir takdir toplamıştır.

—Kütahya:

General Hail'm Başkanlığındaki Ameri­kan Hava Heyeti, bu gün saat 11 de İz­mir'den şehrimize gelmiştir. Amerikan Generaline Genel Kurmaydan Tümgene­ral Fevzi Uçaner Başkanlığındaki Heye­timiz refakat etmektedir.

Heyet Hava Meydanında Vali, Belediye Basanı, Garnizon Komutanı ve Emniyet Müdürü tarafından karşılanmıştır.

Misafirlerimiz, askerî mahfilde şereflerine verilen ziyafette hazır bulunduktan sonra şehrin muhtelif yerlerini ve bu arada Çamlıca sayfiyesini gezmişlerdir.

Amerikan Heyetine şehir namına Beledi­ye tarafından Azim Çini Fabrikası tara­fından imal edilen Euzvelt ve Truman'm resimlerini havi çini tabaklar hediye edil­miş ve misafirlerimiz bundan çok mem­nun kalmışlardır.

Misafirler saat 18 de Ankara'ya mütevec­cihen uçakla şehrimizden ayrılmışlar ve hararetle uğurlanmışlardır.

25 Haziran 1947

—Ankara:

Türkk Hava Kurumu 10 uncu Kurultayı şerefine bugün öğleden önce Kurumun Etimesgut'taki Hava Alanında hava gös­terileri yapılmıştır.

Birçok Milletvekillerinin ve Kurultay De­legeleriyle Genelkurmay ikinci Başkanı­nın, davetlilerin ve basın temsilcilerinin de hazır bulundukları bu gösteriler, Cum­hurbaşkanlığı Bandosunun çaldığı İstiklâl Marşı ile başlamıştır.

Baştan sona kadar büyük bir alâka ile ta-, kibedilen ve Hava Kurumu genç pilot ve paraşütçüleriningüzel başarılarınınayrı,

ayrı takdirine vesile olan bu hava göste­rilerinde ilkokullar öğrencilerinin model yarışları da başka bir hususiyet göster­miş ve sevgi ile seyredilmiştir.

Kurultay Delegeleri ve davetliler bu ha­va gösterilerinden sonra Türk Hava Ku­rumunun uçak fabrikası ile diğer tesis­leri gezmişlerdir.

26 Haziran 1947

—Ankara:

Bugün Cumhurbaşkanı İsmet İnönü De­mokrat Parti Başkanı Celâl Bayar'ı ka­bul etmiş ve kendisi ile memleket mese­leleri üzerinde hususî olarak görüşmüş­tür.

—Ankara:

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bugün Türk Hava Kurumu Kurultayına iştirak eden. muhtelif iller temsilcilerinden müteşekkil, bir heyeti kabul buyurmuş ve kendileriy­le görüşmüşlerdir.

—Zonguldak:

Zonguldak ve Kozlu Maden işçilerinden büyük bir çoğunluğun isteği Üzerine Ça­lışma Bakanı Doktor Sadi Irmak'a, Kozlu. Belediye Meclisince Kozlu Fahrî Hemşe-riliği ittifakla tevcih edilmiştir.

28 Haziran 1947

—Bolu:

Şehrimizin davetlisi olarak üç gündenberi burada bulunan Büyük Millet Meclisi-Başkanı Kâzım Karabekir, dün beraber­lerinde Başkan Vekillerinden Tevfik Fik­ret Sılay, Bolu Milletvekilleri ve Bolu Va­lisi olduğu halde Abant'da Beden Terbi­yesi Bolu Bölgesi tarafından yaptırılan Dağevinin açılış töreninde bulunmuş ve öğleden sonra da Düzceye gitmiştir. Mil­let Meclisi Başkanı Düzce yolu üzerinde-Dariyen köyünde Kaymakam, Belediye ve C. H. P. Başkanlariyle İlce ileri gelen­leri, kasabanın giriş yerinde de Düzce halkı tarafından karşılanmış ve halkın sevgi gösterileri arasında Hükümet Ko­nağına gelmiştir. Kâzım Karabekir Hükü­met Dairesini ziyaretten sonra Partiyi ve Belediyeyi ziyaret eylemiş ve sonra Halk-evinde şereflerine verilen akşam yeme­ğindehazırbulunmuştur.

—Ankara:

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, bugün, Ro-ma'daki vazifesine gitmek üzerebuluna»

Büyükelçi Feridun Cemal Erkin'i kabui buyurmuşlar ve Bayan İnönü ile birlikte Dışişleri Bakanı Hasan Saka ve Bayan Erkin'i de öğle yemeğine alıkoymuşlar­dır.

29Haziran 1947

—Sivas:

General Oliver*in Başkanlığındaki Askerî Heyet dün öğleden evvel şehrimize gel­miş, uçak alanında tezahüratla karşılan­mıştır. Heyet vilâyeti ziyaretten sonra öğle yemeğini garnizonda yemiş, bilâhare İnönü Müzesiyle Sivas Kongresinin top­landığı salonu ve Kaleyi, şehri gezmişîsr-dir. Oliver Atatürk'ün çalışma odasını ge­zerken kendisine Atatürk'ün Türkiye'nin Washington'u olduğu söylendiği zaman, .Atatürk'ün Washington'dan daha büyük İşler başarmış olduğunu beyan etmiş* ve Atatürk'ün köhne bir zihniyetle de müca­dele mecburiyeti düşünülürse ne kadar büyük işler başarmış olduğunu takdir et­mek daha ziyade mümkün olur demiştir. Oliver ayrıca Ülke gazetesine verdiği de­meçte şunları söylemiştir :

«Türkiye'nin hemen hemen büyük bir Hasmını ihtiva eden çok güzel bir gezi yaptık. Bulunduğumuz her yerde Türki­ye halkının bize karşı gösterdiği iyi dost­luktan son derece mütehassis olduk. Cid­den Türk halkı her suretle gelişmiş ve Amerikan halkı gibi bağımsız her türlü tesirden azade yaşamayı prensip ittihaz etmiş bir millettir. Okullarımızı çok be­ğendiğini söyliyen Oliver «Çok iyi şekilde yetiştirilmekte olan Türk çocuklarından ve onların yetişmelerinden -Türkiye'nin geleceği muhakkak çok parlak olacaktır» demiştir.

30Haziran 1947

—Ankara:

Hükümetimiz, 1944 yılında Şikago'da ak-tedilenMilletlerarasıSivil Havacılık anlaşmaları hükümlerine dayanarak İrak Hükümeti ile hava ulaştırmalarına dair bugün bir anlaşma akdetmiştir.

Dışişleri Bakanlığında cereyan eden me­rasimde Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti adına Dışişlerinden Fuat Carım ve İrak Kırallık Hükümeti adına da İrak Sivil Havacılık Müdürü Ekrem Müştak anlaş­mayı imza etmişlerdir.

İşbu anlaşmada diğer hükümetler ile ya­pılan Hava Anlaşmaları gibi mütekabili­yet esasına müstenit olup her iki memle­kette câri Hava Seyrüseferi Kanun ve Nizamlarına riayet prensibini gütmekte, iki taraf hava ulaştırmaları işletmelerinin sefer ve yolcu- adedi ve tarife bakımların­dan zararlı rekabetlerine mâni olacak hü­kümleri ihtiva etmektedir.

Anlaşmanın derpiş ettiği hava hatları bir taraftan Türkiye'den Bağdat - Basra ve daha ilerisine, diğer taraftan Irak'tan An­kara - İstanbul ve daha ilerisine ulaşacak­tır.

Irak uçakları Türkiye'de Ankara ve İs­tanbul'da inecekler fakat bu iki şehir ara­sında Türk yolcu ve eşyası alamıyacak-lar, yalnız beynelmilel yolcu ve yük taşı­yabileceklerdir. Mütekabilen Türk uçak­ları da İrak'da Bağdat ve Basraya inecek­ler, fakat bu iki şehir arasında İraklı yol­cu ve eşya taşiyamıyacaklardır.

Anlaşmanın yürürlüğe girmesi için her iki memlekette yapılması gereken formaiitele-rin ikmalini müteakip servislere derhal başlanacaktır.

İlk seferlerin pek yakında yapılabileceği umulmaktadır.

— Ankara:

Haber aldığımıza göre, memleketimizi Mil­letlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasında Guvernör olarak Antalya Milletvekili Nurullah Esat Sümer temsil edecektir.

Çünkü onlar olmazsa bizlerin anladığımız mâna ile demokrasi olmaz. Halk Partisi bir taraftan demokrasiyi ilân ederken, diğer taraftan gayri sami­mî bir politika ile demokrasi icaplarını fiiliyatta sıfıra indiremez. Çünkü bunu yapmağa imkân yoktur. Halk Partisini böyle samimiyetsizlikle itham etmeğe kim­senin hakkı olmıyacağı gibi onu demok­rasiyi ilân ederken ihdas ettiği durumun vazifelerinden kaçmabileceğine ihtimal ve­recek kadar düşüncesiz zannetmek de hatadır. Bir azimet noktası olarak, Halk Partisinin samimiyetini ve iyi niyetini kabul etmek lâzım gelir.

Demokrat Partisi bu prensiplerin tatbi­katını kusurlu bulabilir; fiiliyatta garan­ti istiyebilir. Halk Partisi için bu yoldaki tenkitleri memnuniyetle karşılamak ince­lemek ve efkârı umumiyeyi tatmin ve memnun edecek izahatı vermek, icabedi-yorsa yeni tedbirler almak kanunlar yap­mak veya mevcut kanunları düzeltmek en tabii bir vazifedir, çünkü kendisinin de gayesi demokratik sistemin temeli olan bu hüniyetleri bu memlekette kurmak ve yerleştirmektir. Tenkitlerinden dolayı mu­halif parüys ancak bir teşekkür borcumuz olabilir. Muhalefetin bu vadideki tenkit­leri çok faydalı bir işbirliği teşkil eder.

Şunu iyice zihnimizi yerleştirmeliyiz ki, demokrasi mefhumunda hep müşterekiz. İki parti içinde demokrasiyi Moskovalı mânasiyle anlıyan ve istiyen kimse yoktur. Demokrasi prensiplerini temin ve bunlara daima hürmet hususunda da aramızda hiç bir ihtilâf olamam. Böyle olduğu halde, henüz biı- anlaşmaya varılmaması bizim zannımızca bir takım yanlış anlaşmaların ve bu yüzden ileri gelmiş mücadelelerin eseridir. Bir mesele polemik ve kavga sahasına intikal ederse onun akıl ve mantık, hak ve adalet icaplarına göre halledilmesinden ümit kesmek lâzım ge­lir. Bir senedenberi aldığımız dersten is­tifade etmezsek ve tutulan yoldan vaz­geçmezsek vatana karşı borcumuzu ifa etmemiş oluruz. En çetin zannolunabile-

cek ihtilâflar samimî ve açık bir fikir te­atisi neticesinde pek kolay hallolunabi­lir. Bahusus bu ihtilâflar tereddüt kabul etmiyenprensiplerüzerindeolursa.

Toprak Bayramı...

Yazan: Asım Vs

15 Haziran 1947 tarihli »Vakit» İs­tanbul'dan :

Bütün Türk Milleti ikinci defa olarak toprak bayramını kutluyor. Toprak bay­ramı yalnız topraksız çiftçileri ve köylü­leri toprağa kavuşturmak değil, memle­kette toprak mülkiyetini en âdilâne bir rejime bağlamak noktasından bir dönüm noktasıdır.

İmparatorluk devrinde yine bugün oldu­ğu gibi Türkiyenin yÜ2de yetmiş, seksen nisbetîndeki nüfusu toprak üzerinde ça­lışarak' hayatlarını kazanıyorlardı. Fakat Türk Milletinin müstahsil sınıfını teşkil eden bu milyonlarca vatandaş işlediği topraklara sahip bulunmuyordu. Bu va­tandaşlar İçinden pek mahdut bir kısım, toprak üzerinde sadece tasarruf hakkına malik bulunuyordu. Milyonlarca toprak işçileri sayıları çok mahdut olan imti­yazlı bir sınıf hesabına ya doğrudan doğ­ruya ücretli işçi, yahut yarıcı olarak va­tan topraklarından faydalanabiliyordu. Osmanlı İmparatorluğunun iktisaden in­hitata düşmesinde mühim tesiri olan â-miller arasında hiç şüphesiz bu zararlı toprak rejimi de vardır. Bu usulün za­rarları hakkında bir fikir edinmek için imparatorluğun son devrine kadar doğu ve güney bölgelerinde tatbik edilen ve (mukataa) adı verilen usulü hatırlatmak kâfidir.

(Mukataa) usulü vilâyetlerde ziraate mü­sait olan toprakların muayyen bir bedel mukabilinde hükümet tarafından beşer sene müddetle kiralanması idi. Bu suret­le kiralanan toprakların beş sene sonra ne gibi şartlar ile kimlere kiralanacağı belli olmadığından, üzerinde çalışan köy­lüler tarafından tabii imar olunmuyordu. Hayatlarını toprak üzerinde çalışarak ya-şıyan birçok vatandaşlar aşiret hayatın­da kalıyorlardı. Şayet beş senelik muka-

taa müddeti biter de bir aşiretin üzerin­de yaşadığı topraklar artırma suretiyle diğer bir aşiretin üzerinde kalırsa isyan­lara sebep oluyordu.

Cumhuriyet devri aşar ile beraber bu gibi usulleri de ortadan kaldırdı. Bunun­la beraber yine sayıları milyonları bu­lan toprak işçilerinin mühim bir kısmı topraksızlıktan kurtulamadı. Topraksız olan, yahut ellerinde yeter derecede top rak bulunmıyan köylülerin toprak sahibi olabilmeleri için memlekette bir toprak reformuna ihtiyaç vardı. İşte bu reformun temelini de 1945 tarihli ve 4753 sayılı 'top­rak Kanunu kurdu.

Toprağa sahip olarak çalışmak istiyen her vatandaşı bu arzusuna kavuşturmak Cum­huriyet Halk Partisinin en aziz emellerin­den biridir; Toprak Kanunu bu gayenin temini için hükümete gerekli yetkiyi ver­mektedir.

Bizim Toprak Kanunumuz mülkiyet hak­kı bakımından en ileri kanunlardan bi­ridir. Bir taraftan toprak hakkını koru­makta, diğer taraftan toprak inzibatını sağlamakta, küçük işletmeleri kurmakta, orta işletmeleri korumakta ve çiftçileri­mizi düzenli işletme yoluna götürmek­tedir.

Kanunun kabul ettiği Ölçülere göre (500) dönüme kadar olan topraklar üze­rindeki işletmeler küçük, dar topraklı bölgelerde (2000) ve geniş topraklı böl­gelerde (5000) dönüme kadar olan top­raklar üzerinde kurulan işletmeler de orta işletmelerdir.

Bu demektir ki kanun sadece topraksız veya az topraklı çiftçilere toprak' dağıt­ma gayesini güden bir kanun değildir. Toprak dağıtımının yanı başında küçük işletmeleri kurmak, orta işletmeleri ko­rumak prensibi de yer almıştır. Kanunun bu kurucu ve koruyucu hükümleri ile­dir kî memlekette teknik rasyonel zira­at sisteminin gelişmesi ile daha az top­rak üzerinde daha çok gelir elde edilme­si mümkün olacaktır.

Dağıtılacak toprakların, senede (500) milimetreden aşağı veya yukarı yağmur düşen bölgelerde oluşuna göre 5 nüfus­lu bir çiftçi ailesine yetecek miktarda toprak verilen her çiftçi ailesi bir küçük işletmeyi kurabilmek üzere gerekli ihti-' yaçları için senelik faiz miktarı % l'i bulmiyan tesis ve onarma kredisinden 1000 liraya kadar para alabilecektir. Da-natım ihtiyaçlarını gidermek için ayrıca donatım kredisinden faydalanan çiftçi borcunu 7 seneye kadar vadeli taksitler ile ve tesis onarma kredisinden borçlan­dığı miktarı da yine eşit taksitler ile 20 senede ödiyecektir. Çiftçinin donatım kredisinden faydalanması küçük işletme­sini koruyabilmek için lüzumlu âletleri ve hayvanları verilmek suretiyle ve te­sis, onarma kredisinden faydalanması da işletmesinde yapılması zarurî olan bina, samanlık ve ahır gibi lüzumlu inşaata parfetmek yolu ile olacaktır. Bunların dışında olarak ayrıca 250 lira ile 800 lira arasında olarak % 2,5 faizli yıllık işlet­me kredisi ile yardımda bulunulacaktır. Toprak Kanunu gereğince toprak alma ihtiyaç; içinde olmıyan, mevcut toprak­ları üzerinde küçük işletme kurmak ar­zusunda, bulunanlara Türkiye Ziraat Do­natım Kurumu tarafından canlı ve can­sız demirbaş ve istihsal malzemesi teda­rik edilerek yine taksit ile Ödenmek üzere verilecektir. Orta işletmeler, sahipleri ta­rafından düzenli bir şekilde işletilme-dikleri taktirde kanunun himayesine mazhar olacaktır.

Bunları toprak işçilerine, köylülere, çift­çilere Toprak Kanunu yolu ile yapılacak yardımlar için sadece bir misal olmak üzere kaydediyoruz. Toprak Kanununun kabulü tarihi hakikaten toprak üzerin­de çalışanlar için olduğu gibi şehirliler için de bayram yapılacak bir gündür. Çünkü bütün Türk Milletinin gelecekte­ki refah ve saadeti müstahsil olan va­tandaşların refah ve saadetlerine sıkı sıkı bağlıdır.

Muhalefet lideri ile yapılan mü­lakat..

Yazan: Asım Vs

17 Haziran 1947 tarihli'Vakit» İs­tanbul'dan :

ismetİnönü - CelâlBayarmülakatıet­rafındadolaşanesrarengizrivayetlerbir

taraftan devam edip gitmekle beraber bîr sis bulutu altında gözden kaybolan eşyanın sa'^ah güneşi ila yavaş yavaş be­lirmesi iarzmda şuradan, buradan gelen ufak tefe c aydınlatıcı tafsilât ile hakikî mahiyeti daha ziyade vuzuh peyda etti. Vaziyeti olduğu gibi görmek için bir ke­re Demokrat Partinin siyasî faaliyet sa­hasında gösterdiği gelişmeler ile bu ge­lişmelerin Halk Partisi cephesinde husu­legetirdiğitepkilerihatırlıyalım:

Demokratlar büyük kongrede tesbit edi­len hürriyet misakı programın gerçek­leştirmek için seçim emniyeti işini eline adı. Kısmî' :.çimler vasitasiyle İzmir'de mitingler y< ildi. Afyonda develer ke­sildi. Beşiku.-;ta tedhiş nutukları söy­lendi. Bu suretle başlıyan tahrik faali­yetlerine meclisten seçilmek için bir ha­zırlık manzarası verildi. Cumhuriyet Halk Partisi ona göre vaziyet aldı. Demokrat­lar Meclisten çekilecek olursa iktidar partisinin ne yapacağına kimsenin en küçük bir şüphesi kalmadı. Bundan sonra artık hâdiselerin bu istikamette gelişme­sibekleniyordu.

Fakat hâdiseler beklendiği gibi çıkmadı. Bu sırada Demokrat Parti cephesinde bir değişiklik oldu. Galiba partinin ileri gelenleri azlığın çokluğa tahakküm et­mek istemesi şeklinde bir zorlamadan ne memleket hesabına, ne de demokrasi mücadelesi adına hiçbir müsbet netice elde etmenin imkânsızlığını anladılar. İz­mir - Afyon - İstanbul üçgeni içinde tat­bik edilen tahrik programım durdurdular. Büyük Millet Meclisinin meşruluğu aley­hine alttan alta yapılan telkinler, ihti­lâlcilik metodunu andıran tahriklerden vazgeçilmiş gibiydi. Sıkıyönetim idare­sinin uzatılması için Mecliste cereyan eden müzakereler sırasında Celâl Baya-rın müdahalesi tarzı iki parti arasında­ki uçurum üzerine bir köprü kurmak Ümitlerinidoğurdu.

Bizim kendi anlayışımıza göre İsmet İnö­nü-Celâl Bayar mülakatını tahrik eden âmili bu Ümit noktasında aramak lâzım­dır; yani İsmet İnönü'nün Celâl Bayan konuşmaya davet edişi, demokratlar cep­hesinde görülen bir iyi niyet belirtisine karşıHalkPartisitarafından bir iyinİ-

yet gösterisi olmuştur. Filhakika İzmirde başlıyan ve Beşiktaşta nihayet bulan nü­mayişlerden biri birçok defa muhalefet gazetelerinde böyle bir mülakat olaca­ğından bahsedilmiştir.

Fakat demokratlar çevresindeki tahrik havası devam ettikçe Halk Partisi cep­hesindehiçbirtepkigösterilmemiştir.

İki parti arasındaki münasebetlerin iyi­liğe doğru gitmesi bakımından bu müla­katı ileri bir adım diye telâkki etmek ye­rinde olur.

Bununla beraber şu noktayı açıklamağa lüzum vardır ki, bahis mevzuu olan iki parti arasında bir anlaşma formülü bul­mak değildir. Mülakatın mevzuu daha ziyade Demokrat Partinin hükümetle alâ­kalı olan sözlerini icra makamının en sa­lahiyetli uzvu ile birlikte dinlemekten ibaret olsa gerektir. Cumhurbaşkanımı­zın iptida Celâl Bayan çağırmış, onunla temasta bulunmuş, ondan sonra hükümet başkanı ile Demokrat Parti başkanını kendi huzurlarına birlikte almış olması vaziyetin bundan başka olmadığına ve genel başkanlık sıfatının iki parti arasında hakem rolü oynamasına mâni teşkil et-miyeceğineaçık bir delÜ sayılabilir.

Nitekim. Ulus arkadaşımız da bu temas­larla hiçbir fevkalâdelik bulmıyarak şunlarıyazıyor:

"Bir müddettenberi muhalif gazeteler Cumhurbaşkanımız İnönü ile Celâl Ba­yar arasında bir takım görüşmelerden bahsetmekte ve türlü yorumlarda bu­lunmaktadır,,.

Öğrendiğimize göre sayın İnönü, muha­lefet partisi liderini nezdlerine çağırarak kendisi ile birkaç defa görüşmüştür. Bu görüşmeler, icabına göre, yalnız veya Başbakanla beraber olmuştur.

Devlet Reisinin bu türlü temaslar yap­ması ve yaptırması memleketimizde ye­ni açılan politika devrinin tabiî icapla­rından sayılmalıdır. Cumhurbaşkanının muhalefet lideri ile zaman zaman görüş­mesi ise, Devlet Reisinin vazifeleri ara­sındadır ve bunda hiçbir fevkalâdelik aranmamalıdır.,,

Acaba demokratlar Cumhurbaşkanımızın yüksek bir kiyasetle hazırlamış bulunduğu bu temas fırsatlarından istifade ede­cekler midir?

Şimdiden bu hususta hiçbir teşhis kona­maz. Bunu ancak hâdiselerin pek yakın­da öğreneceğimiz gelişmeleri gösterecek­tir.

Yazan: Asım Us

19 Haziran 1947 tarihli «Vakst» İs­tanbul'dan :

Siyasî partilerin münhasıran milletvekil­lerinden teşekkül etmeleri ve meclis içinde millî egemenlik ile alâkalı konu­lar üzerinde faaliyette bulunmaları itiba­riyle Büyük Millet Meclisinin birer or­ganı olduğunu belirten önerge Anayasa Komisyonunda müzakere edilirken de­mokrat milletvekillerinden Yusuf Kemal Tengirsenk tarafından tasvibolunduğunu inanılır kaynaklardan öğrenmiştik. Onun için komisyonun raporunda Fuat Hulusi Demirelli ile birlikte muhalefette kalmış olmaları bizim için bir sürpriz oldu. Son­ra sayın üstadlarm muhalefet sebebini açıklamak için yazmış oldukları satırlar ile önergenin istihdaf ettiği maksadın yersizliği isbat edilecek yerde teklifin müzakere mevzuu yapılmasına itiraz bulunması bu sürpriz tesirini bir kat da­ha artırdı.

Memleketimiz çok partili demokrasi ha­yatına girmezden evvel Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grupu Büyük Millet Mec­lisinde rakipsiz bir teşekkül olarak bu­lunuyordu. O zaman Meclis Grupu fii­liyatta meclisin bir organı değil, hemen hemen kendisinden ibaret idi. Çünkü Parti Grupu dışında kalan bağımsız mil­letvekili birkaç kişiyi geçmiyordu. Parti Grupunun toplantıları da tabiî olarak Büyük Millet Meclisinin bir nevi gizli oturumlarıdemek oluyordu.

Halk Partisi Grupunun meclisteki bu mevkiine göre o zaman içtüzükte bir ta­kım hususî hükümler konmasına elbette lüzum hissedilmezdi. Bu defa Büyük Millet Meclisi içinde çoğunluk partisin­den başkamuhaliflerilebağımsızlardan

mürekkep siyasî topluluklar meydana gelmiş olması tabiî olarak bu ihtiyacı doğurmuş;Lir. Hasan Âli Yücel - Kenan Öner dâvası münasebetiyle mahkemeden Parti Grupuna ait bir zaptın istenmiş ol­ması bu teklife bir .vesile teşkil etmiş ise bunda anormal sayılacak ve bilhassa Ha­san Âli Yücel himaye kasdına affoluna­cak bir sebep aramak çok yanlış olur. Filhakika Kenan Önerin gösterdiği lü­zum üzerine mahkemeden istenmiş olan müzakere zaptının muhteviyatı bilinme­diği için demokratların bu tarzda bir şüpheye düşmeleri ihtimali vardır. Fa­kat gerçekten Demokrat Parti çevresin­de böyle bir şüphe var idiyse her halde bu şüpheyi gidermek için inandırıcı ted­bir bulunurdu. Nihayet memleket işlerine ait olan herhangi bir karar alınırken şu veya bu şekilde bazı mahzurlar çıkabi­leceği hatıra gelse bile bu gibi ihtimal­ler millî hayat bakımından büyük olan faydaları ve zaruretleri ihmale sebep olamaz.

Siyasî partilerin Meclis Grupları hakkın­daki önergenin tanzimine saik olan dü­şüncelerin dürüstlüğü iç tüzüğün 22, 23, 24 ve 85 inci maddelerine konan hüküm­lerin umumî olması ile sabittir. Halk Partisi istemiş olsaydı bu hükmü çoğun­luk partisine hasredebilirdi. Gerek ço­ğunluk ve gerek azınlık partileri için müsavi derecede kabul edilen hak ve menfaat hükümlerinin tek parti mevki­inde olan ve bütün meclisi kapsayan si­yasî teşekkül için kabul edilmesinden daha tabiî ne olabilir? Biraz evvel dedi­ğimiz gibi Demokrat Parti kurulmazdan evvel Cumhuriyet Halk Partisinin Mec­lis Grupu hakikatte Büyük Millet Mec­lisinin bir organı değil, onun kendisi mev­kiinde idi. Büyük Meclisin gizli müzake­releri hemen daima Meclis Grupu mü­zakereleri şeklînde cereyan ediyordu. Bu itibar ile bu müzakerelerin mahremiyeti parti menfaatinden değil, meclisin gizli müzakerelerine ait mahremiyet zarure­tinden ileri gelmektedir.

Cumhuriyet Halk Partisinin bugünkü va­ziyetine göre Parti Grupu müzakerelerinin, adalet cihazlarına karşı mahrem olmama­sının iddia edenler olabilir; fakatParti Grupunun Büyük Millet Meclisinden ibaret olan dünkü vaziyetine göre bu yolda bir itiraz serdine kim cesaret edebilir? Ve böyle bir mahremiyet esası kabul edilmez­se devletin hayatî menfaati ve umumî emniyeti nasıl temin olunabilir?

işçi ücretlerinde vergi muaf­lığı...

Yazan: Vedad Dicleli

22 Haziran 1947 tarihli «Ulus» An­kara'dan :

Son günlerde yürürlüğe giren kanunlar arasında işçi ücretlerinde vergi muaflığı haddini iki liraya çıkarmış olan kanunun Öneminibelirtmekisteriz.

Hazineye yılda 12 milyon liralık bir feda­kârlığa mal olacak bu kanun devlet idare­sinde sosyal görüş ve endişenin ciddi bir şekilde gözonünde tutulduğunu göster­mektedir.

Gerçi, bu kanundan önce kazanç, muva­zene ve iktisadi buhran vergileri ile işçi ücretlerinde, daha küçük ölçüde dahi ol­sa, bir muaflık haddi tanınmış bulunuyor­du. Fakat gerek muayyen bir ücretten yu­karı para almakta olan işçilerin bu muaf­lıklardan mahrum bulunmaları ve gerekse uzun süren savaş yılları sonunda genel Îİ-yat seviyesinde ve geçim şartlarında mey­dana gelmiş olan büyük değişiklikler bu muaflık mekanizmasının lâyıkı veçhile iş­lemesineimkânbırakmıyordu.

Yeni muaflık kanuniyle bütün işçi günde­liklerinin ilk iki lirasının kazanç, muvaze­ne ve iktisadi buhran vergilerinden muaf tutulmaları ciheti sağlanmış bulunmakta­dır. Bu kanuna göre ayda 60 liraya kadar işçiler vergi vermiyecekler, bu miktardan yukarı ücret alan işçiler ise aylık ücret toplamlarının yalnız 60 lirayı aşan mik­tarı üzerinden vergiye tâbi tutulacaklar­dır.

Bugün birçok iş yerlerinde bilhassa do­kuma ve tütün işçileri arasında binlerce yurttaş bu miktarın altında ücret almak­tadır. Hele kadın ve çocuklarla, kalifiye olmıyan işçilerin hemen hepsi günde iki liradan fazla ücret alamamaktadırlar. İş­te, iki liralık vergiden muaflık haddiyle

bu gibi işçilerin ellerine aylık tutarları­nın kesintisiz geçmesi imkânı sağlanmış bulunmaktadır.

İşçi topluluklarının meydana gelmiş ol­dukları şehirlerde yapmış olduğumuz in­celemeler yeni vergi muaflığının işçiler tarafından büyük memnunlukla karşıla­nacağı yolundaki kanaatlerimizi kuvvet­lendirmiştir. Zira, ücret ve vergi bahsin­de işçilerin psikolojik durumu büyük özellikler arzeder: İşçi için önemli olan cihet ücretin itibari tutarı değil, fakat eline geçen paranın miktarıdır. İşçi bir­çok kesintilere tâbi tutulan çok yüksek bir ücret yerine, hiçbir kırpıntıya maruz kalmadan olduğu gibi eline geçen müte-vazi bir ücreti tercih eder. Onun için üc­ret, kâğıt üzerindeki miktarla değil, ce­bine koyduğu sağlam para ile ifade edi­lir.

Bu itibarla, ücrete zam yapmaktan ziyade vergilerde muaflık hadlerini yükseltmek işçiler arasında daha müsait intibalar ya­ratmaktadır.

Hazırlanmakta olan gelir vergisinde bu bakımdan işçiler için çok daha ilmi esas­lara ve sosyal endişelere dayanan bir muaflik sistemi kabul edilmiştir. Ger­çekten gelir vergisi kademeli bir muaflık usulü ihtas etmekte ve vergiden muaf­lık haddini işçilerin bekâr, evli, çocuklu ve çok çocuklu olmalarını göz Önünde tutmaksuretiyletespitetmektedir.

Görülüyor ki, her işçiye seyyanen gün­de iki liralık vergi muaflığını tanıyan yeni kanun bir intizar devresi kanunu mahiyetini taşımaktadır. Gelir vergisi çıktıktan sonra işçilerin durumları daha esaslı bir şekilde tespit edilecek ve çalış­ma ve liyakat unsurları kadar aile ve nüfus özellikleri de gözonünde tutula­caktır.

Muayyen bir ölçüde endüstrileşmek dâ­vası peşinde koşan topluluğumuzun, bu meşakkatli yolun fedakâr hadimleri olan. işçi yurttaşlarımızın geçim durumlarım ve yaşama seviyelerini her gün biraz da­ha iyileştirmek hususundaki yakın ilgisi ekonomik ve sosyal huzurumuz için çok. faydalı olacaktır.

Haziran 1947

Londra:

Anadolu Ajansının Özel Muhabiri bildiri­yor:

British Concil'in misafiri olarak Londra'ya gelmiş bulunan İstanbul Vslisi Kırdar için bir ay sürecek zengin bir program hazır­lanmıştır.

Vali, Pazartesi günü Saraya giderek Özel Defteri imzalayacaktır. Vali Londra Be­lediye Reisini ziyaret edecek ve Belediye Meclisi müzakerelerinde bulunacaktır. İn­giltere'nin birçok yerlerinde dok ve liman­ları gezecek, Kardiff, Bristol, Birmingham ve Stratford'da fabrika ve kültür mües­seselerini tetkik edecektir.

12 Haziran 1947

— Londra:

Anadolu Ajansının Özel Muhabiri bildiri­yor:

Avam Kamarasında, Avam Kamarası Baş­kan Muavini, Vali Kırdar şerefine bir ak­şam yemeği vermiştir. Büyükelçi Açıka-lın'm da bulunduğu bu yemekte birçok ingiliz Saylavları hazır bulunmuştur. Yemekten sonra saylavlardan bazıları söz alarak Türkiye'den sitayişle bahsetmiş­ler ve Türk - ingiliz dostluğunun ehem­miyetini bir kere daha tebarüz ettirmiş­lerdir.

Bu sözlere mukabele eden Büyükelçimiz de iki memleket arasındaki dostluğun ehemmiyetini anlatan kısa bir konuşma yapmıştır. Kırdar da aşağıdaki sözlerle mukabele etmiştir:

«ingiliz Kültür Heyetinin ingiltere'yi zi­yaret hususundaki nazik davetini aldığım zaman Britanya'nın tarihini bir defa da­ha okudum. Bir haftadır, insanlığa ve me-

deniyete büyük hizmetler eden bu şerefli milletin tarihi içinde ve kendi içinde ya­şıyorum. Müşahedelerimin de teyidettiği intibaım şudur ki, medeniyet asil İngiliz. Milletiyle iftihar etmekle haklıdır. İngi­liz Milletini yakından görmek, yarattığı eserleri tetkik etmek, halkla temas etmek imkânlarını bana verdiği için Kültür He­yetine karşı müteşekkirim. Bu ziyaret ba­na İngiltere'yi çok daha iyi tanımak im­kânlarını verdi, ingiliz Milleti medenî ha­yatta pek büyük adamlar yetiştirmiştir. Onların eserlerini ihtişam ve azametle görüyorum. Tarihî geleneklerine tama-nüyle sadık kalmakla beraber aynı zaman­da bütün fikir, sanat ve teknik hareket­lerde ileri ve yeni hamleler başaran bir millet olmak İngiliz Milletinin en büyük vasfıdır. Bu güzel ve mamur memlekette eskiyle yeni en büyük ahenk içinde an­laşılmış bulunuyor. İngiltere'de geçirdi­ğim günlerin hâtırasını asla unutmıyaca-ğım.»

17 Haziran 1947

— Bükreş:

Anadolu Ajansının Öze! Muhabiri bildiri­yor:

Tanınmış Muharrir Amiral Negulescu, haftalık nZiarul Stüntelor» dergisinde, «Son Seyahatim» başlığı altında ve Dela-mare imzasiyle yazdığı bir makalede mo­dern Türkiye hakkındaki intibalarmı an­latmaktadır.

Muharrir, Boğaziçinin güzelliklerini ve İs­tanbul'u tasvir ettikten sonra Atatürk'ün derin inkılâplarından evvel bu şehre yap­mış olduğu ziyareti anlatmakta, Atatürk

hakkındaki hayranlığını belirtmekte ve her bakımdan dürüst, fıtratan iyi kalpli ve 1912 Harbinde diğer bütün muharip­lerden en ziyade insanî bir tarzda savaş­mış olan Türk Milletini övmektedir.

Economist'in makalesinde en ziyade hayret veren cihet, Türkiyenin Nazi taarruzuna karşı yapılan savaşta yer almadığını, bir demokrasi olduğunun güçlükle iddia edi­lebileceğini, Türkiye'ye yapılacak yardı­mın ancak «kuvvet muvazenesi» mülâha-zasiyle haklı gösterilebileceğini iddia eden fıkrasıdır.

Türkiye'nin İkinci Cihan Harbinde takip ettiği hareket hattına dair İngiltere'den zaman zaman böyle «provocateur» sözler, hakikate uymaz tarizler işitiyoruz. İki millet arasındaki dostluğa verdiğimiz kıy­met bizi sükûta ve sabır ve tahammüle sevkediyor. Biz, İkinci Cihan Harbinde Nazi taarruzuna karşı yapılan savaşa iş­tirak ettik ve demokratik dünyaya yapa­bileceğimiz hizmetin azamîsini yaptık. Türk Politikası müttefikler için en faydalı bir politika olmuştur. Bizim 1939 danberi hiç sarsılmamış sadakat ve bağlılığımıza karşı ingiliz dostlarımızdan bir mükâfat istediğimizi hatırlamıyorum. Bari yersiz lâkırdılarla bizleri incitmesinler. Bu yolda bir polemiğe girip düşmanları güldürmek istemeyiz. Fakat İngiliz matbuatında bu meseleyi bahis mevzuu eden ciddî kalem sahipleri hiç olmazsa kendi resmî kaynak­larında bütün hakikati öğrenmek için biraz gayret sarfetseler de ondan sonra bize ka­bahat bulmağa kalksalar çok daha iyi ha­reket etmiş olurlar.

Demokrasi bahsine gelince, bir seneden-beri tatbikma başladığımız demokrasinin kusursuz olduğu iddiasında değiliz. Bu kusurları en evvel biz itiraf ediyor ve ıs­lahına çalışıyoruz. Bizi bugün bukadar ağır bir surette itham eden İngiliz mu­harriri biran için kendi tarihini hatırla-saydı acaba biraz daha insaflı olamaz mıy­dı? İngilterede parlâmento çok eski asır-lardanberi mevcuttur. Fakat acaba ingil­tere kaç senedenberi «demokratik» bir memlekettir? Bir başvekili düşürebilmek için kendisine vatana hıyanet suçu isnat etmek yolunu bulmağa ve bu sayede dev­let işlerinde millî hâkimiyetin tesirini his­settirmeğe İngiltere hangi tarihte muvaf­fak oldu? «Rotten Borough» lar dolayısiy-le asilzadeler Avam Kamarasına istedikle-

ri mebusları kabul ettirdikleri zaman mı ingiltere demokratik idi? Türlü kayıtla­rından azade, bütün işçi sınıfına şâmil umumî seçim hakkını İngiltere hangi ta­rihte elde edebildi? Bütün bunlar parlâ­mento rejiminin beşiği olan İngiltere'de asırlarca bir gelişme sonunda temin edi­lebilirse ' demokratik hayata yeni giren Türkiye'nin kusurlarını bu kadar anlayış­sız ve insafsız hir zihniyet ile karşılamak dürüst bir hareket olur mu? Anglo - Sak-sonlar dünyası haricinde demokrasi reji­minin nekadar zor ve geç kok saldığı İngi­liz mütefekkirlerince meçhul müdür? Ce­sur ve azimli Türkiyenin bu cihanşümul zorlukları yenmek hususunda gösterdiği namuslu gayret dostlar tarafından teşvik edilmeğe mi muhtaçtır, yoksa tezyif ve inkâr edilmeğe mi lâyıktır?

Daha üç, dört hafta evvel, bir İngiliz ga­zetesi ingilterede demokrasinin, şahsî hür­riyetin tehdit altında ve tehlikede bulun­duğunu ileri sürerek şikâyet ediyordu. Economist muharriri bundan olsun ibret almıyor mu? 1947 senesinde İngilterede bile böyle bir dâvanın bahis mevzuu ol­ması bize karşı biraz daha müsaadekâr bir noktai nazar takip edilmesi lüzumunu In-giliz dostlarımıza üham edemez mi? Bizi haksız yere kırmakta ve kendisinden uzak­laştırmakta İngîlterenin ne menfaati var­dır.

Bu dönüşü alkışlarız...

Yazan: Nadir Nadi

17 Haziran 1947 tarihli "Cumhuri­yet» İstanbul'dan:

İlkönce gözlerime inanamadım, fakat baş­ka kaynakların da aynı haberi verdiğini Öğrenince artık diyecek söz kalmadı: Bun­dan birkaç ay evvel bir Avrupa turnesine' çıkarak her gittiği yerde Rus istekleri Önünde boyun eğilmesini söyliyen, Tru­man politikasını şiddetle beteliyen Birle­şik Amerika Devletleri eski Cumhur Baş­kanı yardımcısı "VVaîlace şimdi fikrinden caymış. Yeni bir nutuk vermek üzere Washington'a giden sayın eski yardımcı, bakınız gazetecilere neler diyor:

«— Ben bir harp kışkırtıcısı değilim; fa­kat muayyen bir noktadan İleri gidecek

olursa, Rusya, mukavemetle karşılaşaca­ğını bilmelidir. Bu Devlet,. Türkiyeyi' iş­gale kalkmak istediği zaman donanmamı­zın harp açacağına eminim. Türkiye na­zik bir noktadır ve onun için Türkiyeyi ilgilendiren bir işte çok ince düşünülmesi lâzımdır.»

Bu heyecanlı beyanatı okuduktan sonra, yukarıda da işaret ettiğim gibi ilkönce hayretler içinde kalmıştım. Wallace gibi, devlet hizmetinde önemli yerlere yük­selmiş bir şahsiyet, bu kadar kısa hir za­manda bir kutuptan Öteki kutba atlamak cesaretini gösterebİliyordu. Daha geçen­lerde <<Rusyayı kuşkulandırmak, bu dev­lete karşı cephe kurmak yanlıştır. Ona Balkanlarda yayılma sahası bırakalım ve Moskova ile iyi geçinelim)) diye nutuklar söyliyenkendisi değilmiydi?

Fakat düşündükçe içimdeki hayret duy­gularının yerini yavaş yavaş takdir duy­guları kaplamaya başladı. Hayatımızın her sahasında olduğu gibi politikada da samimiyet her şeyin üstündedir. Demek kî, Rusya ile bir anlaşma yoluna varıla­bileceğini müdafaa ettiği zamanlar Wallace, sadece kendi görüşüne dayanı­yor, eskilerin dediği gibi ayrıca bir (mak-sad-ı mahsus) gütrnüyormuş. Düşüncesi­nin sakat tarafını kavradığı andan itiba­ren iddialarında ısrar etmiyerek doğru tarafa katılması kendi hesabına ne kadar takdire değerse, politika ahlâkı bakımın­dan da o kadar örnek tutulacak bir ha­rekettir. KÖrükörüne Rus tezini müdafaa edenler dışmda en koyu muhaliflerin tas­vibini kazanan Truman Doktrini böylece günden güne kuvvetleniyor demektir. Bu da şüphesiz hürriyetsever milletler hesabına ümit verici bir hâdisedir.

Ancak, bütün bu iyi niyetli gayretlerin, üçüncü bir cihan harbine lüzum kalmak­sızın, dünyayı barışa kavuşturabileceği, ne yazık kî, şüphelidir, ikinci Cihan Har­bi sona ereli iki yıl olmuştur. Bu müddet içinde demokrasiler çok vakit kaybetmiş­ler, Sovyet Rusya'nın gerçek maksatları­nı anlamak hususunda bir hayli gecik­mişlerdir. Belki uyuşuruz ümidiyle hare­ket eden demokrasiler fedakârlık üstüne fedakârlığa katlanmışlar ve istemiyerek kötü bir çığır açılmasına sebep olmuş­lardır. Bugün Avrupa'nın tâ ortasına ka­dar ilerliyen Rusya, yarın nerelerden çe-

kilmelidir? Baltık memleketlerini bir ga­nimet hakkı olarak Rusyaya tanıyan de­mokrasiler, şimdi Macaristanı, Avustur-yayı nasıl kurtaracak!anı acı acı düşü­nüyorlar.

Kuşku ve şüphe psikozu ortalığa müthiş bir hastalık gibi yayılmıştır. Büyük bir şok olmadıkça bunu tedavi etmek hemen de imkânsızdır. Ele geçirdikleri yerleri bırakmak istemiyen Ruslar, ayrıca her gerilemeyi kendi müdafaa stratejileri ba­kımından tehlikeli buluyorlar.

Bundan iki yıl önce zafer sarhoşluğu içinde böyle düşünceler pek akla gelmi­yordu. Şimdi, müstakbel bir harbin ko­kusu etrafa sinmeye başlamıştır. İlk ta­arruzu nerede karşihyacağız? Müdafaa tertibimiz nasıl olmalı? tarzında prob­lemler, kurmay heyetlerini sıkı çalışma­lara zorlamaktadır. Bu şartlar altında he­nüz tasdik merasimi tamamlanmıyan ba­rış muahedelerinin ne kıymet ifade etti­ğini hazin hazin düşünebiliriz. Bununla beraber, bütün bütün ümit kesmek için de vakit henüz erkendir. Pazarlık ve po­litika barışına kati bir şekilde sırt çevi­rerek kollektif temele dayanan bir pren­sip barışının çatısı kurulmaya başlanırsa, başarı elde etmek imkânları olacaktır. Nihayet milletlerin büyük çoğunluğu ay­nı fikirler etrafında birliktir. Rusyaya da kapıyı açık bırakmak şartiyle, bütün hür­riyetçiler niçin şimdiden bir araya top­lanmasınlar? Başka türlü çıkar yol olma­dığını gördüğü zaman belki o da dünya kervanına katılmaktan zevk duyacak ve kollektif karışın ana prensiplerini kabul edecektir. Aksi takdirde üçüncü cihan harbi yarının kaçınılmaz bir olup bittisi-dir.

Moskova radyosunun dilinin al­tında gizlenen maksat...

Yazav,: Hüseyin Cahid Yalçın

22 Haziran 1947 tarihli «Tanin» İs­tanbul'dan :

Moskova Radyosu Türkiye'yi bulandır­maktan, yolundan alıkoymaktan artık ümidini kesmiş gibi görünüyor. Memle­ketimiziniç işlerine mutatkarışmalarına

ve halkımızı hükümete karşı isyana tah­rik etmelerine devam etmekle beraber, yan yan bir yürüyüşle bize sokulmak ve içindeki derdi açığa vurmak lüzumunu da hissetmekten geri kalmıyor.

cHarb çoktanberi bitmiştir. Peki, neden doğrudan doğruya Rusya ile müzakerele­re girişmiyoruz? Neden yabancı devlet­lerin harb emellerine âlet oluyoruz? Ne­den ordumuzu silâh altında tutuyoruz?»

Moskova Radyosu halkımız arasına neş­retmek isteyip de halkımızın ağzından çı­kıyormuş gibi göstermeğe çalıştığı hakikî maksadını işte bu cümlelerle ifşa etmek­tedir..

Doğrudan doğruya Rusya ile müzakere­lere girişmek! Bolşevikler tâ 1939 da Sa­raçoğlu Moskovaya gittiği zamandanberi, bu emel peşindedirler. Biz medeniyet dünyasıilealâkamızıvedostluklarımızı

keseceğiz; kendileriyle başbaşa verip an­laşacağız: yâni Bolşevik nüfuzu altına gi­rerek ikinci bir Bulgaristan, bir Yugos­lavya, bir Lehistan olacağız!

1939 da Saraçoğlu, Bu Moskof teklifleri­ni katî bir dil ile reddederek Türkiye'ye döndü. Almanlar Moskofları tepelemeğe başladıktan sonra, etraftan yardım dilen­mek zorunda kalan Ruslar, ingiliz ve Amerikan yardımı sayesinde biraz kendi­lerini toplar toplamaz, tekrar İngiltere aleyhinde bulunmağa kalktılar ve bizi Ingiltereden habersiz olarak kendileriyle başbaşa konuşmağa davet ettiler. Tekrar ret cevabı aldılar.

Harpten sonra, Şark Vilâyetlerimizle Bo­ğazları istediler. Yine ret cevabı ile kar­şılaştılar. Boğazlar meselesinde yalnız bi­zimle bir anlaşmıya varmak için son gay­retlerini de yaptılar. Türkiye yine sarsıl­madı; durum işte bu günkü şeklini aldı. Moskova Radyosu hâlâ eski şarkıyı oku­yor. Güya Türk halkı neden doğrudan doğruya Rusya ile müzakerelere girişmi­yoruz diye esef ve hükümeti muahaze ediyormuş. Bunun cevabını Türkün tek­lifsizce konuşma dilinden alarak:

— Avuçlarınızı yalayınız!

Selinde vermek en münasip bir mukabele tarzıdır. Bizim Ruslarla herhangi bir mü­zakereye girişmeğe hiç bir ihtiyacımız ve mecburiyetimiz yoktur. Bir müzakere bir

nevi pazarlıktır ki, aşağı yukarı ve karşı­lıklı fedakârlıklarla neticelenir. Bizim Ruslara bir zırnık bile müsaadekârlığımız ve fedakârlığımız olamaz. Üç vilâyetimiz üzerindeki taleplerinden, Boğazlarda üs elde etmek ve Boğazların müdafaasına iş­tirak etmek gibi hülyalarından tam ve katî surette vazgeçtiklerini bildirmek için mi Ruslar bizimle doğrudan doğruya mü­zakereye talib oluyorlar? Bunun için ise, bir müzakere sahnesi tertip edecek kadar mizansen ve zahmete hscet yoktur. Rus-ya'daki tetkiklerini çoktan bitirmiş ve kâfi derecede istirahat etmiş olması ica-beden sefirleri tekrar Ankaraya gelir ve Rusyanm bütün iddia ve taleplerini tanı ve katî olarak geri aldığını bildirir, Mos­kof radyoları da medenî insanlar ve mil­letler arasında hüküm süren sebep ve terbiye dairesinde söz söylemeğe başlar, gürültü biter.

Türkiye yabancı devletlerin harb emelle­rine âlet olmuyorsa, böyle bir âlet mev­kiine düşmemek içindir ki, Moskovadan uzaklaşıyor. Hele Türk halkı ordumuzun hâlâ niçin silâh altında tutulduğu sualini sormaktan çok uzaktır. Bu suali çoktan sormuş ve cevabını bulmuştur. Başımızda Moskof tehdidi bulunduğu içindir ki, bu ordu vazife başındadır. Türkiyede bunu bilmiyen hiç kimse yoktur. Moskof teh­likesi Türklere en büyük fedakârlıkları seve seve kabul ettirir. Böyle bir tehlike karşısında kimse uykuya dalmak istemez. Bundan dolayıdır ki, muvafık, muhalif, bütün Türk evlâtları uyanık, hazır, iman ve itimat iledolu, beklemektedirler.

Amerika, Türkiye ile tedafüi bir ittifak yapmalı...

Yazan: Abidin Dav'er

23 Haziran 1947 tarihli «Ctanhuri-yet» İstanbul'dan:

İkinci Dünya Harbi, Demokrasi ile Tota­literlik arasında cereyan etti. Kaderin ve hâdiselerin hem garip, hem aci bir cilvesi olarak demokrasi ile hiç bir münasebet ve alâkası olmiyan, kelimenin tam mâna-sîyle totaliter ve cebbar bir devlet olan Sovyet Rusya da demokrasi cephesine katıldı. Sovyet Rusyanın, müttefikler arasına kendi arzusu ile istiyerek değil, 1939 Ağustosunun son haftasmdanberi işbirliği yaptığı Hitler tarafından zorla katılması, dünya barışı için büyük bir talihsizlik ol­du. Çünkü ikinci Dünya Harbi içinde, üçüncü dünya harbine sebebiyet verebile­cek bir anlaşmamazlığm tohumu, atıldı.

Batı demokrasileri ile Bolşeviklik arasın­da öyle büyük, Öyle esaslı bir zihniyet farkı vardı ki bunlar i sene beraberce harbetseler değil, 40 yıl aynı kazanda kayna s al ar, gene birbirleriyle kaynaşa-mazlardı. Nitekim harbin bitmesiyle be­raber «Öküz öldü, ortaklık ayrıldı» sözü­ne tamamiyle uygun olarak Batı demok-rasiyleriyle Bolşevik Rusya ayrıldılar ve birbirlerinden tamamiyle aykırı yollar tuttular. Sovyet Rusya, totaliter ve isti­lâcı bir devlet olmak yolunda yürümeğe devam etti ve Naziliğin, Faşistliğin, Japon cihangirliğinin şerrülhalefi olarak de­mokrat devletlerin karşısına dikildi. Böylece Hitler, Sovyet Rusyayı müttefik­lerin cephesine katılmağa mecbur etmek­le onlara, kendi yaptığı düşmanlık ve fe­nalıktan daha büyüğünü yapmış oldu.

Beş yıl süren müthiş bir harpten sonra, şimdi dünya, «Eski hamam, eski tas» va­ziyetinde gene iki cepheye ayrılmış bulu­nuyor. Bir tarafta demokrasiler, Öte ta­rafta da mahdut demir perdenin arkasın­daki Bolşevik Rusya ile peykleri karşı karşıya dırlar.

Demokrasi cephesinin liderliğini yapan Birleşik Amerika, kızıl selin taşıp yayıl­masını Önlemek için. tedbirler almaktadır. Bu arada, Türkiye ile Yunanistana askerî yardımlar yapmak kararını da vermiştir. Bu karardan sonra, Sovyet Ruysanın tut­tuğu yol ve tavır değişmemiş, hattâ daha mütearız, daha husumetkâr bir şekil al­mıştır. Hâdiselerin gidişi, Amerikan yar­dımının bir yarım tedbir olduğunu gös­teriyor. Kızıl sele karşı demokrasi cep­hesinin bir ileri karakol hattı ve bir şeddi olan Türkiyeye yapılacak 100 milyon do,-larlık bir askerî yardımın kifayetsizliği daha şimdiden anlaşılmış bulunuyor. TÜrkiyenin kendisinden beklenen vazifeyi hakkiyle yapabilmesi için, bize yalnız 100 milyon dolarlık silâh ve malzeme verme­din kâfi olmadığınıve memleketimizin

harb gücünün arttırılması ve iktisadî kal­kınmasının sağlanması lâzım geldiğini, geçenlerdebusütunlardaaçıklamıştık.

Başka bir yazımızda da, Türkiye'nin —buna Yunanistanı da ilâve edebiliriz— toprak bütünlüğünün ve istiklâlinin Bir­leşmiş Milletler Teşkilâtı tarafından ga­ranti edilmesi lüzumunu da belirtmiştik.. Bu konu ile ilgili olarak Ankaradan veri­len bir haberde, Yunanistanla Amerika arasında yardım etrafında bir anlaşma imzalandıktan sonra, Türkiye ile Ameri­ka arasında da böyle bir anlaşmanın im­zalanacağı Ankara çevrelerinde tabiî ad­dedilmekte olduğu bildirilmekte ve şöyle denilmektedir:

«100 milyon doların TÜrkiyenin bütün bu ihtiyaçlarına yetmiyeceği Amerikan As­kerî Heyetleri tarafından anlaşılmış bu­lunmaktadır. Şimdi söylendiğine göre, gerek Büyükelçi Mr, Wilson ve gerekse General 01iwer, TÜrkiyenin askerî ve ekonomik bakımdan takviyesine ve Orta Şarkın müdafaasında bütün imkânların teminine mütemayil bulunmaktadırlar. Bu da, Türkiye ile Amerika arasında bir askerî ittifakın imzalanmasiyle tahakkuk edebilecektir. Bu suretle Sovyet Rusyanm «Amerika Türkiyede hâkimiyet tesis edi­yor» yolundaki iddiaları çürütülmüş ola­cak, hem Devletler Hukuku bakımından tanzimi biraz zor olan yardım anlaşması­nın mütemadiyen temdidine lüzum kal-miyacak, hem de Amerika, müttefiki ola­cak Türkiyeye daha müsait şartlar içinde-yardım edebilecektir. Esasen Sovyet Rus-yaya karşı vaziyet almış bulunan Gene­ral Marshall'ın da, böyle bir askerî itti­faka taraftar olacağı kuvvetle tahmin edilmektedir. Diğer taraftan bununla il­gili olarak Türkiye ile Yunanistan ara­sında da böyle bir ittifakın yapılması ih­timalinden bahsedilmektedir.»

Türkiye ile Amerika arasında bir askerî. ittifak yapılması lüzumunu, ilkönce Ame­rikanın meşhur siyasî muharrirlerinden biri ortaya ^atmıştı. Bu fikri ileri süren zat, Amerikan yardımının bu mühim, ve-büyük meseleyi halletmeğe kâfi olmadığı kanaatinde idi.

Birkaç gün evvel, bir İngiliz dergisi de Türkiye, Sovyet Rusyanm taarruzuna uğradığı takdirde, Amerikanın, bu memleket için, harbi göze aldırıp aldırmıyaca-ğını soruyor ve meselenin bütün ruhu burada olduğuna işaret ediyordu. Memleketine döndükten sonra, Amerika umumî efkârının mânevi tazyiki karşı­sında dilini değiştirmek zorunda kalmış olan Mr. Wallace da, Sovyet Rusya, Türkiyeye hücum ederse, bunun harb demek olacağını Moskovaya bildirmelidir, diyor­du Türkiye ve Yunanistana yardım bahsinde en tesirli tedbir, şüphe yok ki Birleşik Amerika ile bu iki devlet arasında teda­füi bir askerî ittifak viicude getirilmesi olacaktır. Böyle bir ittüak mevcut olma­dıkça Moskovadakiler, fırsat kollamaktan geri kalmiyacaklar ve ihtiraslarını silâh kuvvetiyle gerçekleştirmek yolunda ümit­lere kapılmakta devam edeceklerdir.

Mr. Wallace, ilk defa olarak doğru ve akıllıca bir söz söylemiştir. Amerika, Tür­kiyeve Yunanistana tedafüibir askerî ittifakla bağlanırsa Kremlin'deki Bolşe­vik yoldaşlar, Türkiycye taarruzun; Bal­kanlı peyklerini de Yunanistana saldır­manın, kendilerini dünyanın en kudretli devletiyle ve onun cephesinde bulunan­larla harbetmek zorunda bırakacağmı. açıkça Öğrenmiş olacaklardır. Amerika ile harbetmenin de Öyle kolayca göze aldırı­lacak bir macera olmadığını, ancak onun yardimiyle Bitlerin çizmeleri altında ezil­mekten kurtulmuş olanlar pek iyi bilir­ler.

Böyle tedafüi bir ittifak, yarım bir tedbir" olan askerî yardımı tamamlıyacaktır, Amerika, böyle açıkça vaziyet aldıktan sonra da Sovyet Rusya ve peykleri, gene

bir maceraya atılmak cesaretini gösterir -lerse, üçüncü dünya harbi mukaddermiş demektir. Fakat Amerikanın bu kararlı ve azimli hareketinin, harbi önliyebilecek en esaslı tedbir olacağına inanmak yanlış değildir.

Gündemin aleyhinde oy vermiş bulunan Sovyet Temsilcisi Lamokin basının ga­yelerinin doğru bir formülle rapora dahil edilebilmesinde muvaffakiyetsizliğe uğra­nılmış olmasından dolayı muhalefet et­mekte olduğunu söylemiştir. Sovyet Tem­silcisi, gündeme sansürün kaldırılmasını kolaylaştıracak usullerin konferans tara­fından incelenmesini talep eden bir hü­küm dahil edilmesi hususuna da muha­lefet etmiştir.

Lamokin, Faşizm artıklarına kargı girişi­len mücadeleyi baltalayan yanlış hareket­leri dikkati çeken kısmın asıl metnini müdafaa etmiştir. Amerikan Delegesi Chaffee müstakbel sulh için bir tehlike olarak sadece Faşist unsurları seçmenin ihtiyatsızca bir hareket olacağını söyle­miş ve şunları ilâve etmiştir: Bugün karşılaştığımız hakikî düşman aç-hk ve içtimaî hayatın çökmesidir.

— Lake Success:

Güvenlik Konseyi dün toplanmıştır. Ge­nel Kurmay Komitesi raporunun tetkiki-■ne devam edilmiştir.

Gromyko söz almış ve diğer memleketler üzerinde tahakkümde bulunmak üzere, diğer büyük devletlerin «Birleşmiş Mil­letlerKurulununMilletlerarasıOrdusu»

nukullanmakistediklerinibildirmişve bu hususta bu devletleri itham etmiştir. Gromyko, demiştir kî:

Birleşmiş Mîllet Kurulu Ordusu teşkiline dair- komite raporu hakkında ciddî fikir aykırılıklarınınçıktığını görüyorum.

Sovyet Rusya aşağıdaki noktalar üzerin­de ısrar etmektedir:

Gromykodemiştirki:

Almanya ve Japonyamn mağlûbiyetlerin­den sonra, Birleşmiş Milletlerin muaz­zam kuvvetler bulundurmalarına lüzum kalmamıştır. Esasen, silâhların umumî surette azaltılması hakkında bir karar vermek için Birleşmiş Milletler G&nel Kurulu yakında toplanacaktır. Birleşmiş Milletler Kurulu Ordusuna üs­ler tedariki hakkındaki talebe gelince, bu talep Birleşmiş Milletler Anayasasına ay­kırı bulunmaktadır, çünkü, bu hal, dev­letler arasındaki iyi münasebetlere halel getirecektir.

Gromyko sözlerine devam ederek şunları söylemiştir:

Birleşmiş Milletler Kurulu kuvvetlerinin toplanma yerleri hakkında dahi aynı şey variddir. Bu kuvvetler kendi öz toprak­larında kalmalıdırlar. Bazı devletler or­dularının diğer devletler topraklarında kalmaları siyasî bir tazyik vasıtası teşkil edecektir.

Gromyko sözlerine şu suretle son ver­miştir:

Vazifelerini gördükten 30 ilâ 90 gün ara­sında, Milletlerarası Birliklerinin geri çe­kilmelerini istememizdeki sebep gayet basittir.

Bu kuvvetlerin geri çekilmeleri hakkın­da Güvenlik Konseyi tarafından verile­cek olan herhangi bir karar, beş Büyük Devletten birinin Vetosu ile feshedilebi-lir.

Askerî müşahitler Sovyet Delegesinin de­meçlerini uzun uzadıya tefsir etmektedir­ler. Müşahitlere göre, tartışmalarla uzun aylar boşuna vakit geçirilmiştir.

Gromyko'nunnutku,SovyetRusya'nın takınmış olduğu hareket hattında hiçbir değişiklik yapmadığınıisbat etmektedir. Genel Kurmay Komitesi Raporu hakkın-

da çoğunluğun oylara müracaatı Sovyet Vetosuilekarşılaşacaktır.

11 Haziran 1947

— Lake Success:

Güvenlik Konseyi oturumunda Büyük Britanya Rusyayı, Beş Büyüklerin aynı miktarda birlikler temin etmelerini iste­mek suretiyle bir milletlerarası müsellâh kuvvetin vücut bulmasına mâni olmakla itham etmiştir.

ingiliz Delegesi Cadogan ezcümle demiş­tir ki:

«Kendi teşkilâtı hakkında bir anlaşmaya varılmadıkça Kurmay Komitesinin Mil­letlerarası kuvvetler üzerine tahminlerde bulunmasına imkân yoktur. Mütekabil emniyet ve güvenlik duygusunun temini âcil bir ihtiyaçtır. Kurmay Komitesinin vazifesine gecikmeden devam etmesi lâ-r zımdır.

Belçika Murahhasının, Beş Büyüklerden biri tarafından girişilecek bir tecavüz ha­reketinin Komitece derpiş edilmemiş ol­duğuna eseflerini bildirmesi üzerine Ca­dogan, Güvenlik Konseyinin icabeden tedbirlere başvurmasına intizaren teca­vüze uğrayan herhangi bir üyeye gerek ferdî gerek müşterek nefis müdafaasında bulunmak hakkını tanıyan Anayasanın bir maddesini hatırlatmıştır. Bununla be­raber ingiliz Delegesi Güvenlik Konseyi üyelerinden birinin Veto hakkını kul lan -masiyle milletlerarası kuvvetlerin felce uğraması endişesinin bu madde ile orta­dan kalkmadığını da kabul etmiştir.

Brezilya, Çin ve Suriye Murahhasları da Sovyet tezine muhalif kalarak iştirak his­sesinintakatagöretesbitedilmesiniis­teyeningilizteklifinidesteklemişlerdir. KonseyPazartesi günütoplanacaktır.

— Lake Success:

Bugün Atom Enerjisi Komisyonunda Gromyko şimdiye kadar Atom Enerjisi­nin milletlerarası bir nizama tâbi tutul­ması meselesinde takındığı durumu far-kedilir derecede değiştirmiştir. M. Gromyko, Rus Hükümetinin Atom Enerjisini milletlerarası kontrola tâbi tu­tacak ve geniş yetkilere sahip bulunacak olan yeni teşkilâtın Güvenlik Konseyinin himayesinde tesisedilmesişartiyleAtom

Enerjisi sahasında teftiş esasını kabule bir kaydı ihtirazı ileri sürmeden hazır bu­lunduğunu söylemiştir. Gromyko, Millet­lerarası Kontrol Komisyonunun bütün milletlere mensup uzmanlardan teşkil edilmesi ve tâli derecede teşekküller kur­mak hakkına sahip bulunması icabettiğİ-ni söylemiştir. Bu komisyon bundan baş­ka şu haklara da sahip bulunmalıdır:

Atom Enerjisi istihsali sahasına giren ham maddelerin çıkarıldığı bütün madenleri ve Atom Enerjisinin istihsaline yarayan her şeyi teftiş hakkı, komisyonun Atom enerjisinin mutedil gayeler uğrunda kul­lanıldığından şüphe ettiği hallerde özel bir tahkikat açmak hakkı Gromyko şüp­heli hallerde her halin Güvenlik Konse­yine bir rapor verilmesini icabettirmesi lâzimgeldiğini söylemiş ve bu rapora bu ihlâle son verecek tavsiyelerin de eklen­mesinin elzem bulunduğunu ilâve etmiş­tir.

Gromyko sözlerine şöyle devam etmiştir: Milletlerarası Kontrol Komisyonu tecrübe araştırmaları yapabilmek için icabeden vasıtalara ve lâboratuvar ve uzmanlara malik olmalıdır. Sovyet Hükümeti Atom silâhlarının her ne şekilde olursa olsun katiyetle menedilmesi icabettiği fikrinde­dir, Rus Hükümeti, Atom Enerjisinin is­tihsaline taallûk eden bütün ham madde stoklarının teftiş mevzuu teşkil etmesi lâ-zımgeldiğİni düşünmektedir. Kanada ve Amerikan Delegeleri Birleşmiş Milletler Komisyonunun Sovyet tasarısını özel olarak incelemesini talep etmişlerdir. İngiltere Delegesi Sir Aîexander Cadogan, M. Gromyko tarafından ortaya atılan tek­liflerin Sovyet Hükümetinin fikirleri ol­duğunda şüphesi bulunmadığını söylemiş ve şunları ilâve etmiştir:

Önemli olan şey, yeni ara vermelerin bir anlaşmanın imzalanmasını geciktirmesine mâni olmaktır.

Birleşmiş Milletler Teşkilâtının Atom Enerjisi meselesi ile meşgul olan komis­yonu Sovyet teklifini bir tâli komisyona tevdi etmeğe karar vermiştir.

12 Haziran 1947

— Atina:

Birleşmiş Milletler Kurulunun Balkan Hudutlar KomisyonununTâli Komitesi»

Bulgar topraklarına girebilmek için iki neticesiz teşebbüsten sonra. Selânik'e dön­müştür. Bu teşebbüsler on gün sürmüş­tür.

19 Haziran 1947

—Newyork:

Birleşmiş Milletler Kurulu Silahlanmalar Komisyonu, Rus Delegesinin bu yoldaki çalışmalara ait plânını reddetmiştir. Yal-.nız Sovyet Rusya ve Polonya bu plân le­hinde oy vermişlerdir.

Sovyet plânı silâhlanma işini Atom Ener­jisi kontrolüne tâbi tutmakta bulunuyor­du.

Avustralya Delegesi Albay Hodgson «Bu mesele bizim yetki sahamızın dışındadır:» demek suretiyle oy vermekten kaçınmış­tır.

Oy sonunda Rus Delegesi Gromyko şun­ları söylemiştir:

«Bugün tasvibolunan Birleşik Amerika plânı, mütad silâhlanma usulleriyle Atom silâhları arasında sunî fark, silâhlanma komisyonunun ilerideki çalışmalarına bir engel teşkil etmekte ve Umumî Heyetin. bu kararı tesirli kılabilmek maksadiyle sarftetiği gayretleri akim bıraktıracak mahiyette bulunmaktadır ki, bunun da neticeleri çok ağırolabilir.»

—Lake Success:

Unrra'nm yetkisinin sona erişini mütea­kip Avrupa'ya yardım maksadiyle verile­cek milletlerarası sermayeye ingiltere'nin on milyon ingiliz Lirası ödemek suretiyle iştirak edeceği Birleşmiş Milletler Kuru­lundaki İngiliz Heyeti Başkanı Alexander tarafından Kurul Gene! Sekreteri Trygve Lie'yeresmenbildirilmiştir.

21 Haziran 1947

—Lake Success:

-Güvenlik Konseyi dünkü oturumunda Genel Kurmay Komitesince hazırlanan raporun birinci okunuşunu bitirmiş ve Beş Büyükler Askerî Temsilcilerinin üze­rinde anlaştıkları, Kurul üyesi devletlerin askerî kuvvetlere hangi miktarlarla işti­rak edeceklerini ve bu kuvvetlerin nasıl kullanılacağını belirten maddeleri kabul ve tasvibeylemiştİr.

25Haziran 1947

—Lake Success:

San Fransisco Anayasası imzasının ikinci yıldönümü münasebetiyle Birleşmiş Mil­letler Radyo Dairesi bu ayın 26 smda Truman, Ramadier, Attlee ve Chang Kai Chek'in birer nutuklarım yaymlıyacaktır. Birlenmiş Milletler Genel Kurulu Başka­nı Spaak'la Genel Sekreter Trygve Lie'nin de birer kısa hitabeleri yayınlanacaktır. Bu münasebetle yalnız Sovyet Heyeti di­ğer heyetlere iltihak etmekten çekinmiş­tir. Diğer taraftan Stalin bu yıldönümü merasimlerine şahsen iştirak edemiyece-ğini ve herhangi bir hitabede bulunamı-yacağını bildirmiştir.

26Haziran 1947

—Lake Success:

Dün toplanan Balkan Tahkik Komisyonu Birleşik Amerika Temsilcisi Mark Ethe-ridge tarafından teklif edilen aşağıdaki kararları tasvibetmiştir :

— Mahallinde bulunan müşahitler grupu komisyonun Balkanları terkettiği ta-
rİhtenberiYunan-Bulgarhududunda vukubulanolaylarhakkındatahkikatını tamaml i y a cak ü r.

—GrupBulgarHükümetiyletemaslabutalimatıhâlen Newyork'tabulunan
komisyondanaldığımbildirecekvehü­kümetin kendisiyle işbirliği etmesini isti-
yecektir.

— Grup inceleme neticesini Newyork daki Balkan Komisyonuna bildirecektir.
SovyetRusyaTemsilcisibudirektiflere iştirak etmemiştir.

27Haziran 1947

—Lake Success:

Güvenlik Konseyinin Balkan Takikat Ko­misyonu, merkezi Selânikte olan Tâli Grupuna Yunan - Bulgar hududundaki hâdiseler hakkında tahkikatına devam et­mesini ve Bulgar Hükümetinin tam bir işbirliğinden faydalanmasını bildirmiştir. Bu talimat, Balkanlardaki Tâli Grupun faaliyetini idare edecek merciin Balkan Komisyonu olmayıp Güvenlik Konseyi ol­duğu hususunu müdafaa eden Sovyet Rusya ve Polonya'nın muhalefeti ile kar­şılaşmıştır.

25 Haziran 1947

— Paris:

Motolof'un refakatinde Paris Konferansı­na iştirak edecek olan Sovyet Heyeti Pa­ris'e gelmiştir, ingiliz ve Amerikan He­yetleri de gelmek üzere bulunuyorlar.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Trygvie Lie'nin de Cuma günü Bevin, Bidault ve Motolof arasında yapılacak toplantıda hazır bulunması bekleniyor.

—Paris:

Reuter Muhabiri bildiriyor:

üçler büyük bir ihtimalle Avrupa'ya yar­dım meselesini Cuma günü Pariste top­lanarak görüşmeye başlayacaklardır.

Beklenmedik zorluklar çıkmadığı takdir­de bu görüşmeler 4 günden 7 güne kadar sürecektir.

Fransız görüşüne göre asıl mesele, iç ve­ya dış siyasete dokunmadan Avrupa ik­tisadi meselelerini inceleyecek bir çalış­ma programımeydana getirmektir.

Rusya'nın durumu en büyük meçhul ola­rak kalmaktadır. Üç Dışişleri Bakanının İştirak edeceği bu konferansın muvaffaki­yeti .bu duruma bağlı olduğu anlaşılmak­tadır.

Molotof'un evvelâ bazı şartlar üzerinde duracağı sanılmaktadır. Paris'te söylenil­diğine göre bu şartlar dün Varşova'da Po­lonya Dışişleri sözcüsü General Grosz ta­rafından yapılan beyanatta sadık bir mâ-kesbulmuşlardır.

Polonya'nın Marshall plânına iştirakine Grosz şu üç şartı koşmuştur:

1—Avrupalımilletlerihtiyaçlarıolan yardım şeklini kendileri tesbit etmelidir.

— Amerikan yardımına siyasî mahiyet­te herhangi bir şart koşulmamalıdır.

— Bu iş Birleşmiş Milletlerin bir te­şekkülü Cenevredeki Avrupa iktisat Ko­
misyonutarafındanyolunakonulmalıdır.

26 Haziran 1947

—Paris:

Sovyet heyetini getirmekte olan üç uçak Bourget Hava Alanı üzerinde göründüğü zaman Molotof'un geleceği haberi gizli tutulmuşolduğundanalandanegazete-

ciler ve ne de fotoğrafçılar bulunmamak­taydı.

Molotof kendisini karşılamağa gelmiş o-lan Paris'deki Rus Yüksek şahsiyetleri ile Fransız şahsiyetlerinin ellerini sıktıktan sonra derhal Rus Büyükelçiliğine hareket etmiştir. Rus Dışişleri Bakanı Paris'de kaldığı müddet zarfında Rus Büyükelçi­liğinde ikamet edecektir.

27Haziran 1947

—Paris:

Molotof, Bevin ve Bidault konferanstaki konuşmalarını gizli tutmayı kararlaştır­mış olduklarından saat 18 de Dışişleri Ba­kanlığında yapılması mukarrer bulunan gazeteciler toplantısı geri bırakılmıştır.

—Paris:

Dışişleri Bakanlığı Konferansının bugün­kü öğleden sonra yaptığı toplantı hak­kında edinilen ilk malûmata göre, üç Ba­kan, Marshal teklifinin derhal derin . bir incelemesine koyulmağa karar vermişler­dir.

Bu itibarla bu ilk toplantı bir çalışma toplantısı olmuş ve hiç değilse ük otu­rumlar esnasındaki konuşmalarını tama­men gizli tutmağa karar verdiklerine ba­kılırsa Amerikan teklifini en ince nokta­larına kadar tetkike tevessül etmiş ol­dukları anlaşılmaktadır.

Konferansın bu ilk toplantısında Bidault'-nun yanında Vanchauvel, Maurice Couve de Murville, Herve Alphand ve Joan Mounet hazır bulunuyordu. Bevin'in refakatinde de ingiltere'nin Pa­ris Büyükelçisi Duff Cooper, Dixon, Hallpatch ve David Walley vardı. Molo­tof'un yanında ise Sovyetler Birliğinin Paris Büyükelçisi Bogomolof, Kosiref, Lavritchef, iki mütehassıs ve biri Fran­sızca biri İngilizce için olmak üzere iki mütercim bulunmakta idi.

28Haziran 1947

—Londra:

Paris Konferansında tetkik edilecek olan meselenin ele alınması kuvvetle muhte­mel bulunan bir veçhesi de iktisadi kal­kınmasını temin etmek maksadiyle Al­manya'ya yapılması imkân dahilinde olan

yardımdır. Washington'dan alınan haber­lerden anlaşıldığına göre, Amerikan As­kerî Hükümeti memurlarına Avrupa'nın kalkınması hususunda hazırlanacak her­hangi bîr umumî plândan Almanya'nın da istifadeye hakkı bulunduğu bildiril­miştir.

İlgili memurların Almanyanm iktisadi birliğini izah eden bir rapor hazırlamış oldukları ve esas itibariyle iki teklif ileri sürdükleri zannedilmektedir.

Britanova'nm öğrendiğine göre bu teklif­lerden birinde müşterek propaganda Rus­ya'nın, İngiltere ile Fransa'ya iltihak et­mesi teklif olunmuştur. Sovyetlerin tâ­mirat taleplerinde büyük değişiklikler yapmaları icabetmektedir. Diğer teklif­te de, Rusya bunları reddedecek olduğu takdirde, Almanya'ya, «İktisadi bir kale» haline gelmesi için, daha büyük bir yar­dımdabulunulmasıderpişolunmaktadır.

Karşılıklı ithamlar...

Yazan: HüseyinCahidYalçın

17 Haziran 1947 tarihlî «Taniıı» İs­tanbul'dan :

İngilterenin Moskova Büyükelçisi Mr. Pe-terson, Sovyetler Birliği Dışişleri Komi­seri Molotof'u ziyaret ederek, Macaristan-da çıkan mesele dolay isiyle Macaristan-daki Sovyet organlarını itham etmiştir, ingiltere Hükümetinin kanaatine göre, Macaristanm eski başvekil Nagy'nin Ma­car Cumhuriyeti aleyhinde bir komplo hazırlamakla itham edilmesi ve Macaris-tanda bir hükümet değişikliği yapılması oradaki Sovyet memurlarının gizli hazır­lıklarının mahsulüdür, ingiliz Büyükelçi­sine göre, Sovyet Hükümeti Macaristanda umumî seçimler neticesinde vücut bul­muş olan durumu Sovyetler lehine ihlâl etmek için harekete geçmiştir. Onun için, soruyor: Rusya Macaristanda neler yap­mak istiyor?

Molotof cevap veriyor:

Sovyet organları el altından, gizli tertip­ler ve hareketler yapmaz. Gizli faaliyetler tam ingilizlere mahsus bir metoddur. İngiliz teklifini Sovyet Hükümeti kabul edemez. Çünkü istenen şey Macar iç iş­lerine bir müdahale sayılır. Macaristan­da normal siyasî hayat şartlarından başka hiç bir şey yoktur, Sovyet organlarına karşı yapılan ithamlar tamamen yersiz­dir.

Molotûf yalnız İngiltereye meydan oku­makla kalmamış, Birleşik Amer ikaya da dayatmıştır. Macar içişlerine bir Sovyet müdahalesi vukubulmadığmı ve kendile­rindeki vesikaların Amerikaya taallûku olmadığı için Amerikaya tebliğ edemiye-ceğini bildirmiştir. Macaristandaki Sovyet kumandanı da müşterek bir tahkikat ta­lebini üçüncü defa olarak reddetmiştir. Sefir ile Dışişleri Komiseri arasında böy­le bir görüşme cereyan ederken, ingiltere -ve Amerika ile Sovyetler Birliği arasında

notalar gelip giderken, Macaristandaki Sovyet işgal ordusu kumandanından müş­terek b;r tahkikat icrasına başlanması tekrar tekrar istenirken ve bütün bunlar­dan hiç bir netice elde edilmezken, Ma-caris Landa Rus entrikası devam ediyor, Rus nüfuzu kuvvetleniyor ve Macar Mil­leti felâket batağına biraz daha fazla gö­mülüyor.

Bu işin içinden nasıl çıkılacak? Eğer göz­lerimizin önünde bir çok tecrübe ve mi­sal bulunmamış olsaydı belki telâşa düşe­bilirdik. Belki şiddetli bir buhrandan kor-kabüirdik. Fakat Rusların demokrasi dün­yasına meydan okumaları, taahhütlerine riayet göstermemeleri, «hayasızca» hare­ketlere kalkmaları —bu tâbir bizim değil, Amerikan Dışişleri Bakan yardımcısı Mr. Dean Acheson'un kullandığı kelimedir— yeni bir şey değildir. Sovyetler ne Yalta Konferansı kararlarına bağlı kalmışlar, ne Potsdam anlaşmasına kıymet vermişler­dir. Onlar bazı anlaşmalara sadece imza atmışlar, fakat sonra onları bildikleri gibi tefsire kalkarak istediklerini yapmışlar­dır. Bu anlaşmalar mucibince, kurtarılan memleketlerin halkı güya hür iradeleriy­le bir rejim kuracaklar ve hükümetler tesis edeceklerdi. Kumanyada, Lehistanda, Bulgaristanda, Yugoslavyada Rusların ne­ler yaptıkları, nasıl birer rejim ve hükü­met kurdukları malûm. Buna İngilizler ve Amerikalılar ne yaptılar? Çıkardıkları zayıf itiraz seslerine Sovyetler avaz avaz haykirarak asil demokrasi ve hürriyet bi­zim yaptığımız şeydir, dediler ve demir perde arkasında halkın hürriyetini temin etmişolmaklaiftiharabaşladılar.

Onun için, şimdi Macaristanda ayni ko­medyayı tekrar sahneye koyarlarsa bun­da şaşılacak bir şey yoktur. Acaba neti­cesi ne olur diye düşünmeğe de pek ma­hal göremeyiz. Romanyada Anna Pau-ker saltanatı kurulurken, Bulgaristanda Dimitrov diktatörlüğü yerleşirken ne ol­du ise Macaristanda da o olacaktır.

Rusya demir perde arkasında medeni dün­yaya karşı şiddetli bir taarruz halindedir. Bu taarruz gelişmekte devam etmektedir. Macaristanı komünistlestirme teşebbüsü ile Bulgaristanda Petkof'un tevkif, muhakeme ve mahkûm edilmesi arasında hiç bir fark yoktur. Rumanyadaki tethiş de ayni pîâ-nm parçasıdır.

Trotzki'ye karşı ileri sürülen «resmî» id­diaların topuna birden artık veda edildi. Şimdi «Rus toprakları geniştir, başkası­nın malında gözümüz yoktur» denmiyor. Tam tersine eski Çarlığın sınırları bile bugün Ruslara çok dar geliyor. Üçüncü Enternasyonale ait teşkilât lâğvedildiği halde «her milletin komünistleri ihtilâlle­rini kendileri yapsınlar» da denmiyor. Rus işgali altına giren ülkelerde her ça­reye başvurularak kıyasıya ve acele bir Bolşevik diktatörlüğü kurulduğunu görü­yoruz. O kadar ki nerede ise Stalinizm ile Troçkizm'in aynı hizaya geldiklerine ve elele verdiklerine hükmetmek gerekecek­tir.Metodtamamiyleaçığa vurulmuştur.

Moskova, hemen de bütün akıbetlerini hesaba katarak, dünya hegemonyası uğ­runa bir harbi gözealmışgibidir.

«Gibidir» derken yalnız dış manzarayı kasdettİğimizi söylemeliyiz. Moskovanm emelleri çoktan saklanamıyacak derecede meydana çıkmıştır. Fakat tuttuğu yolda elbette bizim bilmediğimiz bazı dayanak noktaları olmalıdır. Meselâ Macaristan-dakî son müdahalelere karşı Amerikanın nasıl bir tepki göstereceğini Moskova Ön­ceden hesaplamış olmalıdır. Şimdiki va­ziyete göre Stettin - Trieste çizgisinin do­ğusu en kısa zamanda Bolşevikleştirile-cektir. Bu bir adımdır. Sonra sıra Avrupa karasının bütününe ve Akdeniz bölgesine gelecektir. Bunlar da başka birer adım o-lacaktır. Dikkat edilmesi gereken nokta, Stalinizmi Trockizm'den ayırdeden ihti­yat ve teenni unsurunun bu arada za­manla ortadan kaîkıvermesi ihtimalidir, işte kıyamet asıl o zaman kopacaktır.

image001.gif18Haziran 1947

—Atina:

Tesaîya'dan gelen haberlerden anlaşıldı­ğına göre, Olympe'de cereyan eden hare­kâtın birinci safhası sona ermiştir. Dağıl­mış ve iaşe merkezleriyle karargâhları arasındaki irtibatları kesilmiş olan çete­ciler, dağlardaki mağaralarda gizlenmek­tedirler. Hükümet kıtaları temizleme ha­rekâtına başlamıştır.

19Haziran 1947

—Atina:

Yunan kuvvetleriyle Arnavutluk sınırla­rında savaşan iki çetenin kaybı 150. kişi olarak tahmin edilmektedir. Batı Make­donya'da Kastoria'yı ele geçirmeğe çalı­şan çetelerden biri Grammos dağına hü­cum etmiştir. Bu haydutların ellisi öldü­rülmüştür.

100 kadar ölü ve yaralı veren diğer çete Arnavutluk arazisinden gelerek Yunan topraklarına girmeye çalışmıştır.

20Haziran 1947

-- Wash.ington:

Amerikan yardımı hakkında Amerika ile Yunanistan arasındaki anlaşmanın metni bugün Washington ve Atina'da ayni za­manda basma tevdi edilmiştir. 13 madde olan bu anlaşma metni Ameri­kan yardımının hangi şartlar altında ida­re edileceğini tesbit etmekte ve buna bağ­lı diğer şartları açıklamaktadır. Yunan Hükümeti bilhassa Amerikan yar­dımı etrafında azamî neşriyatta bulunul­masını sağlamak, Amerikan temsilcileri­nin memlekette serbestçe dolaşmaları için her türlü, serbestiyi temin etmeyi ve ba­sma programın tatbikini müşahede etmek için serbesti vermeği taahhüt etmektedir. Diğer taraftan Yunanistan diğer memle­ketlere taahhüt edilmiş olan borçların tas­fiyesi için Amerikan yardımından f>ir kıs­mının tahsis edilmemesini ve Amerika'nın daha, evvelden müsaadesi alınmadan A-meriksn malzemesini devretmemeyi ka­bul etmektedir.

24 Haziran 1947

--- Atina:

Genel Asayiş Bakanlığınca neşredilen son

bîr habere göre Nisanın birinden Hazira­nın yirmisine kadar çetelerin kayıpları 2651 Ölü, 714 yaralı, 2279 esir ve 1312 ka­çaktan ibarettir.

25 Haziran 1947

— Lake Success:

Yunanistan'ın Kuzey hudutlarında vukua gelen hâdiseleri incelemeğe memur Gü­venlik Konseyi Tahkik Komisyonu bu hu­sustaki resmî raporunu yayınlamıştır. Ra­porda belirtildiğine göre, komisyon ço­ğunluğu Yugoslavya'nın ve daha ufak öl­çüde Bulgaristan ve Arnavutluğun Yu­nanistan'daki çete faaliyetini desteklemiş ve bu hususta yardımlarda bulunmuş ol­duğu kanaatine varmıştır.

Komisyon asgarî iki senelik bir devre için Yunanistan'ın üç komşusu ile mevcut hu­dutlarında tabiî şartların geri gelmesine yardım etmek üzere bir Balkan Komis­yonunun kurulmasını istemektedir. Ço­ğunluk tarafından yapılan tavsiyeler ara­sında mülteciler meselesinin halli ve dört Balkan memleketi arasındaki hudutların kabulü de vardır.

Çoğunluk Avustralya, Belçika, Brezilya, Çin, Kolombiya, Suriye, ingiltere ve Bir­leşik Amerika'dan müteşekkildir. Sovyet­ler Birliği ve Polonya temsilcileri alman kararları tasvibetrnemişler ve Fransız murahhası da müstenkif kalmıştır.

Fransız murahhası yaptığı ayrı demeçte zikredilen hâdiselerin doğru olmadığına işaret etmemekle beraber bu hâdiselere müsteniden verilecek hükümlerin Güven­lik Konseyine terkedilmesi icabettiğini be­lirtmektedir. Bununla beraber Fransız murahhası komisyonun bir sıra tavsiye­lerde bulunmak hakkını kabul etmiştir.

Komisyonun netice hakkındaki mütalâa­larını ihtiva eden raporda şöyle denilmek­tedir:

Yugoslav, Arnavut ve Bulgar irtibat me­murları Yunan ithamlarını reddetmiş ve bu hususta şahadette bulunmuş olanların sözlerini ve iyi niyetlerini inkâr etmiş ol­makla beraber bu reddi tevsik yolunda pek az delil ileri sürebilmişlerdir. Komis­yon, tesbit ettiği vakıalara dayanarak şu kanaate varmıştır ki, Yugoslavya ve daha ufak ciçüde olarak Bulgaristan ve Arna-

vutluk Yunanistan'daki çete harplerini teşvik etmişlerdir.

Raporda, Yugoslavya'nın mülteciler ara­sında çeteciler topladığı, bunları yetiştir­diği ve Yunanistana gönderdiği hakkında katî ifadeler mevcuttur. Raporda belir­tildiğine göre, Yugoslavya çetecilere silâh temin etmiş nakil vasıtaları vermiş ve ay­rıca rehber, sığınak vesaire gibi yardım­larda da bulunarak Yunan kuvvetleri ö-nünden kaçan çetecilere yol temin etmiş­tir.

Çoğunluk şu neticeye varmıştır ki, yet­kili Yugoslav ve Bulgar makamlarının şa­hadetlerinden ve bu iki hükümet tarafın­dan kontrol edilen basında intişar eden yazılardan anlaşıldığına göre, bu iki hü­kümet Makedonya'nın Yunanistan'dan ay­rılmasını destekliyen bir siyaset takibet-mişlerdir. Bunun tabii neticesi de Ma-kedonya'daki Slavlar arasında karışıklık­lar çıkartmakolmuştur.

Bununla beraber komisyon çoğunluğu ka­rışıklıklara sahne olan bölgede çıkan bazı kargaşalıkların mesuliyetinden Yunanis-tanı tebriye etmemektedir. Raporda be­lirtildiğine göre, Yunanistan Makedonya-daki Slav azınlığına karşı bazı ayırdedici hükümler tatbik etmiştir.

Bununla beraber komisyon çoğunluğu bu vakıanın Yunanistan'ın Kuzey komşula­rını harb sırasında Mihver tarafından des­teklenmiş olan Makedonya hareketini hi­maye etmiş olmak mesuliyetinden kurta-ramıyacağımütalâasmdadır.

Rapor şöyle devam etmektedir:

Yunanistan'daki karışıklıklar geniş ölçü­de harbin feci hâdiselerinin bir mirası ve Yunan Hükümetinin bir iktisadî kalkın­ma programının tatbiki yolunda yaptığı gayretlerinde Yunanistan'ın kurtuluşun -danberi ortaya çıkan dâvaların ve mese­lelerin mahsulüdür.

Çoğunluğun vardığı bu hükümlere itiraz eden Sovyetler Birliği ve Polonya dele­geleri bütün bu güçlüklerin mesuliyetini Yunanistan'a yüklemişlerdir. Bu azınlığın raporunda Yunanistan'ın hudutlarını komşularının zararına olarak genişletmek istediği de ilâve edilmektedir.

Komisyonun mütalâasına göre, Bulgar Hükümeti Yunan çetecilerine Bulgar top-

raklarınagiripçıkarkenkolaylıklargös­termek suretiyle yardımda bulunmuştur. Komisyon çoğunluğu Yunanistan'daki ka­rışıklıkların mesuliyetini bilhassa Komü­nist Partisine yüklemektedir.

Çoğunluk raporunda şöyle denilmektedir: Komisyonun ziyaret e.ttîği dört memleket­ten yalnız Yunanistan'da kendi hüküme­tinin prensiplerini tenkideden şahitlerle karşılaşılmıştır.

Çoğunluk Güvenlik Konseyine dahil bu-lunmıyan memleketler temsilcilerinden mürekkep bir Balkan Komisyonunun teş­kilini teklif etmekte ve alâkalı dört hü­kümetten azınlıkların mübadelesi mese­lesini incelemelerini istemesini Güvenlik Konseyine tavsiye etmektedir. Komisyo­nun teklifleri arasında mülteci kampları­nın Birleşmiş Milletler Teşkilâtı tarafın­dan salâhiyetlendirilecek milletlerarası bir teşkilâtın murakabesi altına konul­ması da vardır.

Tahkik Komisyonu raporunun pek yakın­da, belki de hafta sonuna doğru Güven­lik Konseyinde müzakere edilmesi bek­lenmektedir.

— Atina:

Anadolu Ajansının Özel Muhabiri bildi­riyor:

Yunanistan'a Amerikan yardımı hakkın­da aktedilen anlaşma, bütün Yunan ef­kârında ve Yunan basınında günün ko­nusunu teşkil etmektedir. Filhakika, bu anlaşma Yunanistan için yeni bir devre açmaktadır ve bazı bakımdan önemi yal­nız bu memleketi ilgilendiren tarihî hâ­dise çerçevesini geniş ölçüde aşmaktadır. Elen Dışişleri Bakanının bilerek belirttiği gibi, «bu yardım, bir taraftan kalkınma­yı temin ederken, diğer taraftan da aynı zaman hürriyet ve demokrasinin ciddî su­rette tehdit altmda bulunduğu bir bölgede bu ebedî kıymetleri tarsin edecek bir tarz­da kullanılacaktır.

Amerikan yardımının prensibi ve esasi bahsinde herkes, pek tabiî müfrit solcu­lar hariç, müttefik olarak memnundur. Umumî düşünüş, cömert Amerikan yar­dımının bugünkü durumda ve şartlar al­tında Yunanistan için tek necat çaresi teş­kil ettiği merkezindedir. Buna mukabil, imzalanananlaşmayagöre,buyardım mekanizmasının işleme şartları üzerinde­ki düşünceler, oldukça esaslı değişiklikler arzetmektedir. Filhakika, Yunan - Ameri­kan anlaşmasının bazı hükümleri olduk­ça ağırdır.

«Meselâ, bilhassa 2 inci madde «Yunan Hükümeti, Amerikan yardımını ve Yu­nanistan'ın bizzat kendi gelirlerini mem­leketin kalkınmasını teminde müessir bir tarzda kullanacaktır» demekte, 4 üncü maddesi ise «Amerikan heyeti, Amerikan yardımının ve Yunanistan'ın bizzat kendi gelirlerinin Yunan Hükümeti tarafından en müessir bir tarzda kullanılmasına yar­dım için lüzumlu her türlü istişarî yar­dımda bulunacak ve her türlü vazifeleri görecektir» diye ilâve eylemektedir. Di­ğer taraftan 9 uncu madde, Yunanistan'ın borçlarının ödenmesine para ve döviz ay­rılmasında Amerika'nın muvafakatini lü­zumlu kılmaktadır. Ayrıca anlaşmanın mukaddemesinde, Yunan Hükümeti ken­disi tarafından teklif edilen ve Amerikan yardımı ile bizzat Yunan gelirlerinin mü­essir surette kullanılması için esaslı olan bazı tedbirleri almak taahhüdüne girmek­te, 10 uncu maddeye göre de bu tedbirle­rin tatbik olunmaması, yardımın kesilme­sine bir sebep gibi gösterilmektedir.

Fakat şu ciheti de kaydetmek gerekir ki bu hükümler, iyi tetkik edilirse, hiç bir suretle dahilî işlere birer müdahale teş­kil etmemektedir. Ve diğer taraftan, Yu­nanistan'a yapılan Amerikan yardımı, Türkiye'ye yapılan sırf askerî mahiyette yardımdan tamamiyle başka olarak, mem­leketin iktisadî ve malî hayatının istisna­sız bütün sahalariyle doğrudan doğruya ilgili bulunmaktadır.

Anlaşmanın imzası münasebetiyle, hükü­met taraftarı sağcı gazeteler, bir kere da­ha yardım hakkında sitayişle bahsetmekte ve bunun cömertliğini, müessir ligin i, ö-nemini ve tarihî kıymetini belirtmekte­dir. Anlaşma hükümleri hakkında ise yal­nız olayları kaydetmektedirler. Buna mu­kabil, parlâmento içi merkez muhalefet gazeteleri ise, tefsirlerinde anlaşmanın memleketin hükümranlık haklarına ge­tirdiğini söyledikleri tahditler üzerinde bilhassa durmakta ve bundan bugünkü hükümetle bundan evvelki hükümeti me­sul tutmaktadır. Bu gazetelere göre, bu hükümetler,memleketesükûtvermemiş,

dâvayı iyi vazedememiş ve Washington'a emniyet telkin eylememiştir. Washington-da bugün işin muvaffakiyetini sıkı bir kontrolle temin etmek istemektedir. Bu neşriyata rağmen, parlâmento mahfilleri­nin fikrine göre, Liberal Partinin mesul makamları Liberal basındaki bu yazılan benimsemiyeceklerdir. Yİne aynı mahfil­lere göre, anlaşma tasdik için yakında parlâmentoya sevkedüdiği zaman yapıla­cak müzakereler de gösterecektir ki ni­hayet Yunan - Amerikan işbirliğini tah­kim için bu anlaşmaya karşı parlâmento­da temsil edilen partilerden hiç birisi esas­lı tenkidler ileri sürmiyecektir.

Komüniçt basma gelince, terbiyeli yazL yazdığı zaman Amerikalılara en az petrol tüccarı diyen bu gazeteler, anlaşmayı, Truman'm esirleri tarafından imzalanan, emri diye vasıflandırmaktadır. Fakat ma­lûm sebeplerle yapılan bu bozguncu pro­pagandanın en ufak bir muvaffakiyet şan­sı dahi yoktur. Çünkü efkârı umumiye çok memnun ve iyimserdir. Halk, en zi­yade tenkide uğrayan hükümleri dahi ka­yıtsız şartsız tasvibetmektedir. Halk için esas, yardımın gelmesi, bunun müessir bir tarzda kullanılması ve bu suretle mem­leketin mümkün olan süratle sükûn ve refaha kavuşmasıdır.

Yarı resmî ağızlı bir gazetenin haklı ola­rak belirttiği gibi, şartların bazısı mu­hakkak surette ağırsa, bunun sebebi kur­tuluşun bunda olmasıdır. Yunanistan bu­gün bir hastaya benzemektedir. Bir hasta da, kendisini doktorun eline verirken kendi teşhisinin bir kısmından feragat et­mektedir. Acılı bir durumdan kurtulmak,, çalışmak azmini ve iyi niyetini belirtmek ve cömert büyük devlete karşı hudutsuz itimadını göstermek için, Yunanistan, ile­ri sürülen bütün şartlan kabul etmiştir. Siyasî mahfillerde belirtildiğine göre, Yu­nanistan için esas, bugün içinde bulun--duğu acılı durumdan kurtulmaktır. Bu da ancak çalışma vasıtaları elde etmekle-olur. Çalışma vasıtaları ise ancak Ameri­kaBirleşikDevletleritarafındantemin edilebilir. Bu bahiste Atina'daki telâkki, Yunanistan'a yardımın, Amerikan Dışişleri Bakanı Marshall'm bütün Avrupa'ya teklif ettiği cömert plânın bir nevi ilk tatbik te­şebbüsüdür. Yunanistan'ın mukadderatı,, builktecrübenin muvaffakiyetine bağlıdır. Fakat aynı zamanda, Amerika'nın bütün dünya siyasetinin muvaffakiyeti de yine çok geniş bir mikyasta buna bağlı bulunmaktadır. Bunun içindir ki Atina'da herkes, teşebbüsün tam olarak muvaffa­kiyetle tamamlanacağından ve hiç bir psikolojik hatanın suitefehhümler yarat-mıyarak işin seyrini ihlâl etmiyeceğinden emin bulunmaktadır.

26Haziran 1947

—Atina:

Batı Trakya'da Sufli'den gelen haberlere göre Kriton kumandasında bulunan 400 partizan son zamanlarda silâh altına alın­mış bulunan 75 askerin müdafaa ettiği Metaxades hudut bölgesine hücum etmiş­tir. Üç saat devam eden çarpışmalardan sonra partizanlar 20 ölü ve esir bırakarak Bulgar topraklarına kaçmışlardır. Tesalya'da Olimp'in batı eteklerinde baş­ka bir partizan grupu 50 den fazla zayiat vermiştir.

—Atina:

Yunan Hükümeti ve efkârı umurniyesi, Yunan Komünist Partisi Şefi Nicolas Zachariades'İn komünist kongresine ilti­hak etmek üzere pasaportsuz olarak Yu­nan topraklarından çıkarak Starsbourg'a gidebilmiş olmasını hayretle karşılamak­tadırlar.

* Adalet Bakanı, Zachariades'İn Fransa'dan iadesini istemeğe imkân olmadığını söy­lemiştir. Zira, Fransa ile olan iadei müc­rimin anlaşması yenilenmemiş bulunmak­tadır.

27Haziran 1947

—Ne w-York:

Lake Success'teki Yunan Delegesi Yunan Hükümeti ile harbeden çetecilere Yugos­lavya, Bulgaristan ve Arnavutluğun yar­dımda bulunmasının Birleşmiş Milletler Anayasasına göre bir tecavüz hâdisesi teş­kil ettiğini resmen bildirmiş ve bu duru­mun sulhu tehlikeye koyduğunu ilâve et­miştir.

29 Haziran 1947

—Londra:

Times gazetesinin Diplomatik Muhabiri yazıyor:

«Milletlerarası bir tugay'm çetecilere yar­dım etmek üzere yakında Kuzey Yuna-nistana gideceğine dair elde edilen delil­ler Yunan Hükümetini ciddî endişeye dü­şürmüştür.

Bu tugayın bir kaç bin kişiden mürek­kep olacağı söylenmektedir. Tugayın «Ko­mando» ların tabiyesi gereğince yetişti­rildiği bildirilmektedir. Tugaya tecrübeli subaylarkumandaedecektir.

Yugoslav makamları, «Yunan Makedon-yasıtı ismini verdikleri bölgenin Yugoslav federasyonunun muhtar bir devleti sıfa-tiyle Yugosîavyaya ilhakına çalıştıklarını, gizlememektedirler.

— Atina:

Başbakan muavini Çaldaris, Komünist Partisi idarî komite üyelerinden Porphy-rogenis tarafından Kuzey Yunanistan'da bir Yunan ihtilâl hükümetinin kurulması yolunda izhar edilen niyet münasebetiyle-şunlarısöylemiştir:

«Hür bir Yunanistan kurmak ve burada , bir hükümet teşkil etmek niyetinin ar­kasında komşularımızın Makedonya'yı Yunanistandan koparmak arzuları saklı bulunmaktadır.

Diğer taraftan Kuzey Yunanistan Genel Valisi Konstantin Rodopulos artık Yuna­nistan'da ordunun hâkim bulunmadığı tek bir bölgenin bile mevcut olmadığına kani bulunduğunu söylemiş ve millî or­dunun «Hür Yunanistan» Hükümetinin . kontrol etmeğe teşebbüs ettiği bölgeyi iş­gal etmek için 24 saatin kâfi geleceğini ilâveetmiştir.

30 Haziran 1947

— Atina:

Atina Ajansı bildiriyor:

Çetecilerin kontrolü altında bulunan böl­gede hür bir hükümet kurmak yolunda Strasbourg Komünist Kongresinde Yunan Komünist Partisi heyeti tarafından da açıkça bildirilen tasarı Atina yetkili mah-fillerînce ümitsiz son bir teşebbüs olarak vasıf landırılmaktadır.

Ayni mahfiller Yunan Devletinin hiç bir yerinde bu tasarının tahakkuk ettirilemi-yeceğini belirterek bu fikrin komünistle­rin sadece lâzım gelen kuvvete sahip ol-

dukları takdirde tahakkuk ettirilebilecek­leri gayelerinin açığa vurulmasından iba­ret olduğunu ilâve etmektedirler. Başbakan Muavini Çaldaris komünistle­rin ve bunların yabancı efendilerinin ga­yelerinin malûm bulunduğunu ve bu ga­yelerin milletlerarası teşkilâtlara da ihbar edilmiş olduğunu söylemiştir. Yunan Hükümeti bunun gerisinde Make­donya'yı Yunanistan'dan ayırmak şeklin­deki eski hedefin saklı bulunduğunu bil­mektedir. Komünistler bu tehditlerini an­cak Yunan hudutlarının ötesinde tahak­kuk ettirebilirler. Zira Yunanistan'da ken­dileri için yer yoktur. İçişleri Bakanı Papaandreu'ya göre, Stras-bourg'da komünistler tarafından yapılmış buİunan bu tehdit milletlerarası bir tah­rik mânasını taşımaktadır. Bu tehdidin tahakkuku mevcut olmıyan maddî imkân­lara bağlı bir mesele olduğu için sadece tasarılarının açıklanmasından başka bir işe yaramamıştır.

— Atina:

Atina Ajansı bildiriyor:

Makedonya ve Batı Trakya'dan avdet et­miş olan Hava Bakanı Kanelopulos ve Harbiye Bakanı Stratos, Bakanlar Kuru­lunda ordunun hayranlık verici faaliyeti sayesinde çetelere her tarafta öldürücü darbeler indirilmekte olduğunu belirtmiş­lerdir. Her tarafta kontrol tamamiyle tesis edilmiştir. Komünist çeteler sadece gös­teri mahiyetini aşmayan bazı taarruzlar­da bulunmaktaysalar da bu hücumlar or­du tarafından derhal ezilmektedir.

Kuzey Yunanistan Genel Valisi Rodopu-los'a göre, Kuzey Yunanistan'da hükümet kuvvetleri herhangi bir bölgeye azamî 24 saatte yetişerek çeteleri temizliyebilecek bir vaziyettedirler. Bazı bölgelerde çete­cilerin mevcut bulunması keyfiyeti ise ordu ve jandarmanın bugün bilhassa ko­münist çeteleri imha etmek için harekete devam edip arazi işgal ğraşm­malrı yüzündendir.

image002.gifYunanistanın dertleri büyük­tür. En büyük derdi partiler arasında ayrılıktır...

Yazan: Necmeddin Sadak 3 Haziran 1947 tarihli «Akşam» İs­tanbul'dan :

istanbullu Rum olan şoför: «Bugün yortu, resmî daireler kapalı» dedi. Atmada ara­dığını zatı bulamıyaeağız. Şoför, dert ya­nar gibi anlattı: »Haftada iki gün yortu, tatil. Sonra da Pazar... Geri kalan gün­lerde de saat bire kadar çalışılır. Bir de elerler ki işler yürümüyor! Nasıl yürü­sün?»

Pireden Atinaya giden geniş asfalt cadde üzerinde ingiliz kamyonlarına sık sık ras-lanıyor. Para vermek için durduk. Bir Yunanlı vatandasın İlk Cihan Harbinde hayır işlerine bıraktığı beş milyon altının faiziyle yapılan bu yoldan geçerken oto­mobiller para veriyor. Diğer yeni yollar­da da böyle... Atina İçinde ve etrafında hayırsever şehirlilerin bıraktıkları servet­lerle yapılan ve gelip geçenlerden hâlâ para alınan bu güzel yolları gördükçe se­nede yüz bin lira ile İstanbul yollarını yapmaya çalışan Dr. Lûtfi Kırdara bir da­ha acırım. istanbul şehrine servetlerini bırakacak duyguda zenginler yetişmesin­den vazgeçtik. İstanbul Belediyesi büyük bir yabancı istikrazla yollarını yaptırıp, karşılığını, Yunanistan ve İtalyada oldu­ğu gibi, geçit parası alarak ödemenin ça­resine bakmalıdır.

Atina şehri çok kalabahklaşmış. Nüfusun bir buçuk milyonu aştığını söylüyorlar. Bunun sebebi, çetelerden korkup kaçan zenginlerin hep Atinaya gelmeleridir. Bu yüzden, bir ev bulmak imkânsız hale gel­miş. Bir ev boşalınca, bir kaç yıllık kira­sını İngiliz altını ile ödemeden tutmak da mümkün değil.

Fakir Yunanistanda her şeyin fiyatı al­tınlaÖlçülüyor.Altınbol,Almanişgali

altın getirmiş, İngiliz ordusu altın getir­miş, Ruslar altın dökmüş... Her şey çok pahalı. Ekmek üç lira, kiraz dört lira, bir arşın kumaş altmış lira. Bir yanda altın, bir yanda sefalet karşı karşıya gelince ko­münistlik genişliyor.

Yunanistanda, devlet makinesini kurmuş, rejim dâvasını halletmiş, Birleşmiş Mil­letlerin ve Amerikanın alâkasını uyan­dırmaya muvaffak olmuş. Ekonomik me­selenin içinden çıkamıyor, çeteleri önli-yemiyor. Bu bakımdan, hem Birleşmiş Milletler tetkik komisyonlarından hem Amerikan yardımından çok şey umuyor­lar.

Yunanistanm büyük zorluğu, bir türlü anlaşamıyanpartileridir.

Muhalifler, bİzdekiler gibi değildir. Son seçimlerden çıkan Meclisin ve Kıralci ek­seriyetin meşrutiyetini tanımışlardır. Re­ferandumda halkın kıralcılık lehine rey verdiğini de inkâr etmiyorlar Fakat ne eski Başvekil sağcı Çaldaris, ne Meclis dışından gelen bugünkü Başvekil Maksi-mos, ne de bizde olduğu gibi ekalli­yette olduğu halde iktidara geçmek iste­yen muhalefet lideri Sofulis, sağa ve sola doğru, partiler arasında birlik kurmaya muvaffak olamıyorlar. Bugün Mecliste se­kiz parti var. Fakat bütün parti grupla­rı ve seçimlere girmemiş olan irili ufaklı solcu partiler hesaba katılırsa. Yunanistan­da siyasî partilerin sayısı kırkı geçiyor. Yunanistanda siyasî hayatın büyük zor­luğu, fikrimizce, iş başındaki ekseriyet partisinin tam sağcı, yâni kıralcı olmasın­dan, muhalefetin de sadece bir merkez partisi elinde bulunmasından ileri geliyor. Yunan Milleti sırf komünist korkusundan sağa kaymıştır. Muhalefette kalan liberal ceya cumhuriyetçi merkez partileri zayıf­tır, ikiye bölünmüş ve bir kısmı sağa ka­tılmıştır. Bu suretle Yunanistanda, kıral-cinin karşısında solcu ve ileri bir muha­lefet yoktur. Solculuk dağlarda, çete ha­lindedir. Yâni komünistlerin inhisarı al­tındadır.Sosyal-Demokrat,Sosyalist, Çiftçi Partileri güya vardır, Fakat bütün bu sol partiler komünistlerin nüfuzu al­tına girmişler; hareket serbestliğini kay­betmişlerdir. Ortada, kuvvetli bir Heri parti olmadığı için Yunanistan, kıralcı-larla komünist çeteleri arasında çekişip duruyor.

Bu iç mücadele, gerçekte bir Sovyet - İn­giliz ihtilâfıdır. Sovyet Rusya, komünist­leri iş başına geçirmek için çeteciliğe baş­vurmuştur. Komünistler iş başına gelirse muhtar bir Makedonya olacak, Rusya Se-lânikle Dedeağaca inecek, Yunanistan Balkan Slav blokuna girecektir. Bunun içindir ki Yunan solcuları dış politikada ingiliz düşmanıdırlar. Gözleri bizim Trak-yada ve Kıbrıstadır.

Düşman istilâsı, iç muharebeler Yunanis-tani çok fakir düşürmüştür. Bu durum­dan komünistler istifade ettikleri için ilk iş sefaletle mücadeledir. Amerikan yardı­mının ilk hedefi budur. Silâhlı çetelerin dehşeti altında yaşıyan bir memlekette ekonomik durum düzelemiyeceği için çe­teleri önleyecek, yâni şimal hudutlarını bekliyecek muntazam bir orduya ihtiyaç vardır. Amerikan yardımının ikinci ga­yesi budur.

Fakat bütün bu ıslahatın ilk şartı, sağ­dan merkeze, hattâ biraz sola doğru, bir çok partilerin hirlsşmesidir. Amerikalılar buna da gayret ediyorlar. Amerikan yar­dımı Yunanistanda, her partide ve her çeşit insanda büyük sevinç uyandırmakla beraber Amerikanın Yunan İç işlerine fazla karışması ihtimali de, bundan do­layı, aym çevrelerde endişe uyandırmak­tan geri kalmıyor.

Yunanistan'ın ıstırabı...

Yazan: A, Şükrü Esmer

19 Haziran 1947 tarihli «Ulus» An­kara'dan :

Truman doktrinine karşı açılan politika taarruzunun başlıca hedeflerinden biri Yunanistan'dır.', Yardım Kanununun tat-bikma geçildiği gündenberi. bu memleke­tin Şimal sınırlarında çete hareketleri artmış ve Birleşmiş Milletler Tahkik Ko­misyonuna karsi' İslâvcılar bir baltalama hareketine girişmişlerdir. Şimal sınırların-

daki hareketler Batı Trakya'dan başlıya-rak, Bulgar, Yugoslav ve Arnavutluk top­rakları boyunca, Adriyatik denizine ka­dar uzanmaktadır.

Diğer taraftan bir haftadanberi çete ha­reketleri hakkında endişe verici haberler gelmektedir. Bu haberlere göre, vaktiyle ispanya'da olduğu gibi birtakım milletler­arası komünistler Yunanistan'a girmek ü-zere islâv memleketlerinde toplanmakta­dırlar. Hatırlardadır ki bu komünist çe­teciler İspanyol harbinde büyük rol oy­namışlardı. Fakat İspanyol harbinde Rus­ya savaş sahnesinden uzakta bulunduğun­dan ve komünistlere yardım yetiştirmek de kolay olmadığından nihayet bunlar ye­nilmişler ve Mihverciler tarafından des­teklenen Franko galip gelmişti. Yunanis­tan islâv memleketlerine yakın olduğun­dan burada toplanacak komünist çete­lerini beslemek kolay olacaktır. Malûm, olduğu üzere bugün Yugoslavya'nın dik­tatör olan Tito'nun kendisi de İspanya­da komünist çetelerinin komutanlığında, bulunmuş bir adamdır. Bu itibarla arka­dan milletlerarası komünist çetelerini ida­re edebilir. Eğer bu haber doğru ise, An-,g!o Amerikanların Yunan meselesi kar­şısında çok daha büyük bir uyanıklık gös­termeleri lâzım gelmektedir.

Islâvcilann, Yunan işlerini bilhassa bu sırada karıştırmak istemelerinin hususî sebepleri vardır: Amerikan yardımının. Yunanistan'ı kurtaracağından bahsedildi. Amerikan Kongresi de bu ümitle Yuna­nistan'a üj yüz milyon dolar gibi büyük bir yardım tahsis etmiştir, islâvcılar, gi­riştikleri yeni taarruzlarla Amerikan yar­dımının Yunanistan'ı kurtaramıyacağını anlatmakistiyorlar.Onlarıntelâkkilerine-

göre, Yunanistan'ın «kurtuluşu* komü­nistleri iktidara getirmektedir. Gerçi der­hal bunu İstemiyorlar. Romanya'da, Bul­garistan'da, Yugoslavya'da ve şimdi de Macaristan'da olduğu gibi, Yunanistanda da komünistliğin adını adım kurulmasına razıdırlar İîk adım olmak üzere Yunan Hükümeti içine koalisyon halinde komü­nistlerin alınmasında ısrar etmektedirler. Malûm olduğu üzere, kurtuluşun hemen, akabinde varılan Yarkeza anlaşmasîyle-Yunanistan'da komünistleri de içine alan" b'r birlik hükümeti, kurulmuştu. Fakat, komünistlerhükümetkadrosuiçinde diğer zümrelerle işbirliğine girişmekten kaç­mışlar ve zorla iktidarı ele almıya çalış­mışlardır. Bu teşebbüs, Alman ve italyan muharebelerinden de daha kanlı bir iç Jıarbi doğurmuş ve komünist Yunanistan-la komünist olmıyan Yunanistan arasında derin bir uçurum yaratmıştır. Bu uçu­rum belki bir gün kalkacak ve Yunan sağcıları ve solcuları işbirliğine girişe­ceklerdir. Fakat iç harbin yaraları henüz tazedir.

Bundan başka Yunan solcuları, yenildik­ten sonra Islâvcılarm istilâ politikalarına âlet olmaktan çekinmişler ve iç harbin kapandığı gündenberi Yunan Milletine karşı çete muharebesine girişmişlerdir. Amerikalıların Yunan sağcılariyle solcu­ları arasında bir anlaşmaya varılmasını istediklerine şüphe yoktur. Fakat doğru­sunu söylemek lâzım gelirse, bu, vaziyet hakkında bir anlayışsızlığın ifadesinden ibarettir. General Marshall'm kendisi Çin'de komünistleri Çan-Kay-Şek ile uz­laştırmaya çalışmış ve- muvaffak olama­mıştır. Solcular tamam iyi e Moskova'nın emriyle hareket etmektedirler. Yunan sağcılariyle Yunan solcuları arasında bir anlaşma ve işbirliği, Moskova ile Vaşing-ton arasında bir anlaşma ve işbirliği de­recesinde zordur.

Esasen diğer memleketlerde komünistler­le komünist olmıyan unsurlar arasında kurulmuş olan işbirliği de yürümemiştir. Romanya'da Bulgaristan'da, Yugoslavya ve Polonya'da komünist ekalliyetleri, ko­münist olmıyan merkeziyetleri zayıf dü­şürerek tasfiye etmeğe çalışmışlardır. Ma­caristan'da aynı hal tekrarlanıyor. Fran­sa'da ve italya'da Komünist Partileri yeni kurulan hükümetlerin dışında bırakılmış­tır. Böyle iken Yunanistan'da komünistle­ri hükümet içine almak nasıl mümkün o-lur?

Yunanistan'da komünist hareketini tasfi­ye etmek mümkün olmayabilir. Fakat A-merikan yardımiyle çeteciliği tenkil et­mek mümkündür. Yunan Milletinin de beklediği budur.

Yunan meselesinde Birleşmiş Milletlerin de bir imtihan geçirmekte olduğu nutul-mamalıdır. Yunanistan'ın şikâyeti üzerine kurulan tahkik komisyonu çeteci hareket­lerine karşı tesirli bir tedbir alınması yo-iundabirtavsiyedebulunamadığıgibi,

son haftalar içinde İslâvcilar komisyonun çalışmalarını baltalamıya ve Birleşmiş Milletlere karşı meydan okumıya da baş­lamışlardır. Bulgaristan, komisyona bağlı bîr tâli komisyonun kendi topraklarına girmesine mâni olmuş ve bu noktada Bir­leşmiş Milletlerin üyesi oian Rusya tara­fından da desteklenmiştir. Esasen Balkan­lardaki bütün bu entrikanın arkasında Moskova'nın parmağı vardır. İki harb ara­sı devrinde kurulmuş olan Balkan Antantı sayesinde nisbî sükûna kavuşmuş olan Balkanlar, Ruslar tarafından girişilen kış­kırtma politikası neticesinde bir defa daha bir barut fıçısı halini almıştır. Anglo A-merikanların, barışı korumak için her-şeyden önce Balkan ve Yunan meselele­riylemeşgulolmalarılâzımgelmektedir.

Yunanistamn alın yazısı...

Yazan:Abidin Dav'er

30 Haziran 1947 tarihli «Cumhuri­yet» İstanbul'dan:

ikinci Dünya Harbinin mazlum ve feiâ-ketzede milletlerinden biri de, komşumuz Yunanistan'dır. İkinci Dünya Harbi bit­miş, fakat daha 1940 Ekimi sonunda harbe girmiş olan Yunanistan'ın kara ve kanlı alın yazısı hâlâ bitmemiştir. Çünkü Öteki Balkan memleketlerini, kendi peykleri ve bendeleri haline getirmiş olan Bolşevik­ler, Yunanistanı da bir komünist darbe­siyle ele geçirmek yolunu tuttular. Bu yüzden Yunanistan'da sonu gelmez bir iç harb, bir kardeş kavgası başladı. Komü­nist çeteleri, Moskova'nın emriyle Yugos­lavya'da, Bulgaristanda ve Arnavutlukta teslih ve teçhiz edilerek sıkışınca da bu memleketlere kaçarak, sonra tekrar dö­nerek mücadeleye devam ediyorlar.

Bir iç harbin kanlı ihtilâçları ve acı ıstı­rapları içinde kıvranan Yunanistan, niha­yet, Birleşmiş Milletler Kuruluna müra­caat ve komşularından şikâyet etti. Em­niyet Konseyi, Yunanistana, bir tahkik komisyonu gönderdi. Bu heyet, yalnız Yunanistanda değil, Yunanlıların şikâyet ettikleri komşu memleketlerde de tahki­kat yapacaktı, fakat. Bolşevik-Slav am­caya cayanarak aslan kesilen Bulgaristan, tahkik komisyonu, kendi topraklarına gir­mek isterse ateşle karşılanacağını bildir­di. Moskovanm öteki iki peyki de, Bir­leşmiş Milletler Teşkilâtının gönderdiği heyetin kendi memleketlerine girmesine müsaade etmediler. Mareşal Tito cenahları böyle bir müsaadeyi, ancak dün vermek lûtfunda bulunmuştur. Balkan Tahkik Komisyonu gördüğü güç­lüklere rağmen vazifesini yaparak son günlerde raporunu yayınladı. Bu rapora göre, heyetin ekseriyeti, Yugoslavyanm ve daha küçük ölçüde Bulgaristan ile Ar­navutluğun. Yunan istandaki çete faaliye­tini desteklemiş ve bu hususta yardım­larda bulunmuş oldukları kanaatine var­mıştır. Böylece Sovyet Eusyanın kukla­ları olan bu üç Balkan devletinin mesu­liyetleri tahakkuk etmiş bulunuyor. Tabi-atiyle asıl mesuliyet, kuklaların İplerini elinde tutan Moskovanmdır. Moskova is­temeseydi, bu üç peyk parmaklarını bile oyn atamazlardı.

A)ü ay kadar süren tahkikat, resmen bu neticeye vardıktan sonra ne olacak? Bir­leşmiş Milletler Kurulunun ikinci yıldö­nümü, parlak nutuklarla kutlandığı gün­lerde ortaya çıkan bu hakikat karşısında Emniyet Konseyi ne yapacak? Tahkikat gaye değil, vasıtadır. Gaye, Yunanistana, komşularından gelen çeteleri ve tecavüz­leri önlemektir.

Komisyonun raporu üzerine toplanan Em­niyet Konseyinde, Amerikan delegesi, «bu üç mamleket, Birleşmiş Milletler A-nayasasının ana' prensiplerini ihlâl etmiş­lerdir. Konsey, meseleyi bütün çıplakh-ğiyle ele almak mecburiyetindedir» dedik­ten sonra «kuvvete müracaat edilmiş ol­duğu için Emniyet Konseyinin, bu yolda hareket eden bütün milletlere karşı ayni şekilde hareket etmesi icabettiğini» söy­lemiş ve Tahkik Komisyonunun ileri sür­düğü tekliflerin Birleşmiş Milletler Teş­kilâtı tarafından derhal tatbik mevkiine konulmasını istemiştir.

Komisyonun raporundaki teklifler «asga­rî iki yıllık bir devre için, Yunanistanın üç komşusu ile mevcut hudutlarında, tabiî şartların geri gelmesine yardım etmek üzere, bir Balkan Komisyonunun kurul­masından, mülteciler meselesinin halim­den1 ve dört Balkan memleketi arasındaki.1 hudutların delegesi, tarafsız bir komisyo­nun, iki yıl müddetle asgarî üç ayda bir Emniyet Konseyine muntazaman rapor göndermesiniistemiştir.

Şayet Sovyet Rusya tarafından veto edil­mez de bu teklifler kabul edilir ve Bal­kanlara yeni bir komisyon gönderilirse ne-olacak? HerhaJde, Emniyet Konseyi, Na-poleon'a atfedilen bir «işin çıkmamasını isterseniz komisyona havale ediniz» sözü­nün doğruluğunu isbat etmek niyetinde değildir. Komisyondan komisyona gönde-derİlen bu dava, üç komşusunun Yunanis­tana saldirttıkları çeteleri durduracak ve bu memleket bitip tükenmek bİlmİyen çe­tin bir gerillâdan kurtulabilecek mi? Böy­le olacağını kabule imkân yoktur. Çünkü Balkan Tahkik Komisyonu, Yunanistanda çalışırken bile Yugoslavya, Bulgaristan, ve Arnavutluk, pervasızca çetelere ya­taklık edip durmuşlar ve onları tekrar silâhlandırıp teşkilâtlandırarak durma­dan Yunanistana göndermekten zerre ka­dar çekinmemişlerdir. Yeni gönderilecek komisyon da, İki yıl müddetle her üç ayda bir raporlarını Emniyet Konseyine yol­larken Bulgaristanm Moskova peyki kom­şuları da komünist çetelerini Yunan top­raklarına göndermekte devam edecekler­dir.

Emniyet Konseyi, komisyon göndermek, usu'ünü bir tarai'a bırakıp Balkanların barışını ve huzurunu ihlâl eden üç Sov­yet peykine karşı zecrî tedbirler tatbik edebiliyor mu? İcabında, hudutlara, Bir­leşmiş Milletler Teşkilâtının vücude ge­tireceğini umduğu, fakat iki yıldır hâlâ sözde kalan —polis veya jandarma— kuvvetini gönderebiliyor mu? Ortada he­nüz böyle bir ordu yoktur. Kurulsa dahi, Sovyet Ruysanın Veto hakkı varken bu. ordudan Balkanlara kuvvetler yollamak imkânı da yoktur. Bu vaziyette Yunan Milletinin dişini sıkıp, Amerikanın askerî ve malî yardımiyle çeteleri İmhaya devam. etmesinden başka çıkar yol görünmüyor.

2Haziran 1947

—Kahire:

Bakanlar Kurulu toplantısından sonra be­yanatta bulunan Başbakan Nokrası Paşa elemiştir ki:

«Memleketin İngiliz askerî birlikleri tara­fındantahliyesinive3936antlaşmasının

lağvım talebeden dilekçe Mısır tarafından Haziranın ortalarına doğru Birleşmiş Mil­letler Kuruluna sunulacaktır.»

—Kahire:

Fransanm Kahire Elçisi Gilbert Arvenzen Başbakan Nokraşi Paşa ile görüşerek Ab-dülkerimin Kahireye gelir gelmez vermiş olduğu beyanat münasebetiyle hayretini belirtmiştir.Elçi bizzatAbdülkerimden

her türlü siyasî faaliyette bulunmamak üzere taahhüt alındığını Başbakanın te-yidetmiş olduğunu hatırlatmıştır.

3Haziran 1947

—Paris:

Dışişleri Bakanı Bidault, Paris'teki Mısır Elçisine bir nota vererek eski Rif Emîri Abdülkerim meselesinde Mısır'ın oynadı­ğı rolü şiddetle protesto etmiştir.

5 Haziran 1947

—Kahire:

Mısır Başbakanı Nokraşi Paşa Mısır'ın Paris Büyükelçisinin Kahireye geri çağı­rılmış olduğu hakkındaki haberleri yalan­lamıştır. Başbakan Abdülkerim ve «Emîre

Feviye» meseleleri hususunda Fransa'ya karşı alınacak vaziyet hakkında hukuk müşavirleriyle istişare etmiştir.

«Ihvan-el Müslimin» gazetesinin ileri sürdüğünegöre,ParisBüyükelçisigeri

çağrılacak ve bu mesele belki Mısır Baş­bakanının Birleşik Amerikaya gitmesine mâni olacaktır.

Abd Ülker.im'in kardeşi Mısır Hükümeti­nin Abdülkerim'e bir melce temin etmeyi Önceden tasarlamamış olduğunu, yalnız Abdülkerim'in sürgünlük sırasında tutul­duğu bir hastalıktan dolayı bu memlekete tedavi için geldiğini «El Ahram» gazete­sine tekrarlamıştır.

9Haziran 1947

—Kahire:

Anadolu Ajansının Özel Muhabiri bildiri­yor:

Ağırceza Mahkemesi, dün, İskenderiye'de ingiliz askerlerine karşı yapılan suikast dâvasını incelemiştir.

11 sanığın her biri «(Suikast failleri biz değiliz» demektedirler. Fakat çeteyi ihbar eden ve mükâfat olarak 5.000 Mısır lirası alan Abdurrahman ihbarında ısrar etmek­tedir. Abdurrahman, 5.000 Mısır lirası mü­kâfatı almak için çete ile birlikte kardeşi­ni de ihbar etmiş bulunmaktadır.

Savcılık, sanıklar için müebbet ağır hapis cezası istemiştir.

10Haziran 1947

—Kahire:

Mısır Hükümeti, Sudan'ı bir İngiliz - Mı­sır müşterek dominyonu olarak tesbit eden statüsü gereğince, bu memleketin müstakil devlet sıfatiyle milletlerarası kongrelerde temsil ediiemiyeceğini ileri sürerek, şimdi Washington'da toplanmış olan Milletlerarası Pamuk İstişare Komis­yonuna bu memleket namına temsilci gönderdiği için Sudan Umumî Valisi Sir Robert Home'ye bu hareketini tasvîbet-mediğin'i bildirmiştir.

Komisyon bu toplantısında, Yüksek Arap Komitesinin cevabına ittilâ kesbetmiştir. Komisyon, Yüksek Arap Komitesinden bir irtibat memuru bulundurmasını iste­miştir. Tahmin edildiğine göre, Araplar, bu daveti reddetmişlerdir. Komite aynı zamanda Yahudi idaresinin verdiği ceva­bı da incelemiştir. Bu idare bir irtibat memuru tâyini hususunda mutabık bu­lunduğunu bildirmiştir. Komisyon Başkanı, Radyo ile yayınlanan bir nutuk söylemiştir. Başkan bu nutkun­da, ister yazı ile ister şifahen şahitlik yap­mak istiyenlerin ifadelerini 5 Temmuz ta­rihinden evvel vermelerini talebetmîştir.

17 Haziran 1947

-— Kudüs:

Hayfa'da Arapların tertibettiklerİ grev, sükûnet içinde cereyan etmiştir. Yalnız bazı Yahudilerin binmiş olduğu bir oto­büs taşlanmıştır.

Askerî kamplarda ve yabancı şirketler­deki memur ve işçiler de bir tesanüd ha­reketi olmak üzere yarım saat kadar ça­lışmamışlar ve Yüksek Arap Komitesine verilmek üzere kendilerine 25 kuruş mun­zam ücret tediyesini istemişlerdir. Evvelce de bildirildiği gibi Akkâ Cezae­vindeki mahkûmlar, açlık grevi yapmış­lardır.

Şimdiki halde mühim bir hâdise vuku-bulmamıştır.

20 Haziran 1947.

—Kudüs:

Yahudi tedhişçi grupu İrgoun, derhal muhasemata son vermesi için Haganah cemiyeti nezdinde şiddetli bir teşebbüste bulunmuş ve şöyle demiştir: «Silâh depolarımızla bize bağlı diğer mer­kezlerimizin hepsi yeraltı maynlariyle muhafaza edilmektedir. Buralara yaklaş­mak istiyenler bu tehlikeli cüretlerini ha­yatları ile ödemek fedakârlığına katlan­malıdırlar.»

23 Haziran 1947

—Kudüs:

İrgounRadyosudünakşamkiyayımında

Haganah Yahudi grupuna mensup genç­lere hiîabederek şeflerine itaat etmeme­lerini ve Bevin milisine bağlı kalmaktan vazgeçmeleriniistemiştir.

Radyo sözcüsü, Binbaşı Ferran'a kaçmak hususunda emir verdiği için İngiliz Hü­kümetini itham eylemiş ve öldürülen genç Yahudi tedhişçisi Rubovitz intika­mının kendisi kadar suçlu olan Ferran'm

arkadaşlarından çıkarılacağını ilâve eyle­miştir.

—Kudüs:

Geçen ay zarfında Yafa Cezaevine yapı­lan hücrim neticesinde ölüme mahkûm edilen üç tedhişçinin affını görüşen Bir­leşmiş Milletler Tahkik Komitesinin top^ landığı bina yanında dün akşam bir da­ğa kaldırma hâdisesi kaydedilmiştir.

Müsellâh iki Yahudi ile bir Yahydi kızı İngiliz polis teşkilâtına mensup yüksek bir memuru kîorform ile bayıltmağa te­şebbüs etmişler fakat bir polisin müda­halesi ile tecavüzü akamete uğratmıştır. Tedhişçiler kaçmağa muvaffak olmuşlar­dır.

27 Haziran 1947

— Kudüs:

Hıristiyan Arapları Birliği bir muhtıra neşrederek arzı mukaddesin emperyalist bir siyonist idare tarafından değil, müs­takil bir Arap Devleti rejimi altında daha iyi muhafaza edileceğini belirtmiştir.

29 Haziran 1947

—Hayfa:

Dün akşam «Astoria» kahvesinde İngiliz ordusuna mensup üç subay kurşunla ya­ralanmıştır.

—Tel-Aviv:

Dün akşam Tel-Aviv'in merkezinde bir İngiliz subayı, kurşunla öldürülmüş, üç er deyaralanmıştır.

Şehrin muhtelif noktalarında silâh sesleri işitilmiştir. Canavar düdükleri tehlike işa­reti vermişlerdir,

Filistin meselesi...

Yazan: SonTelgraf

«Son Tcl-

2 Haziran 1947tarihli graf» İstanbul'dan:

Şu Filistin cehenneminden ne zaman bah-sedilse hatırıma önce eski bir kartpostal, sonra iki İngiliz cfiretnotu ve nihayet iki yaşlı devîet adamıgelir.

Bu kartpostal, çocukluğumda koleksiyon yaparken elime geçmişti. Ötesinde beri­sinde kullanılmış sardalye ve konserve kutuları gözüken çakıllı bir kıyıyı sakin bir deniz rehavetle yalıyor, ikinci plânda bir köy kahvesini andıran tek katlı bir karakol binası var ki hayvanını destekli-yen tahta direklerden birine bir polis sır­tını dayamış sigara içiyor. Ve fonda kü­çüklü büyüklü barakalar... Bir kenarda da şukelimecik:

Hayfa...

İngiliz diretnotlarına gelince bunlar 1938 de Filistine gittiğim zaman gözlerimle görmüştüm. Birinin kıçında Rıpıls yazı­lıydı, ötekinin de Rınovn... * Filistinin, bir politika ummanı olan Ak-denİze açılmış en mühim ağzı Hayfadır. Bu Hayf'ada, tarihin bütün devirlerinde, Haçlı seferlerine maruz kalmış olan ve dünyadaki iki milyar insanın bir milyarı­nı ya şöyle veya böyie ilgilendiren bir kıtanın emniyetini işte şu polis ile ve bu köy kahvesi gibî karakolileidareede-

bilmişiz. Hem de kaç yılın yılı! Sonra ne Filistin kendi kendini idare edebilmiş ve ne de İngiltere onu... Biz eski polisin va­zifesi 1938 de sanki ancak bütün Akde­niz filosu kullanılırsa başarı lacakmış gibi bir hal almıştı! Tezad müthiştir!

Hatırlamakla özel bir zevk ve şeref duy­duğum iki yaşlı ve eski devlet adamımı­za gelince ikisi de Mülkiye Mektebimizin yetiştirdiği değerli şahsiyetlerdir: Eski Maliye Nazırlarından ve İktisat Pro­fesörlerinden Tevfik Biren ile eski Dahi­liye Nazırlarından ve ediplerimizden Re­şit H. Nazım..

Niçin mi hatırlarım bu iki mümtaz insa­nı?Sadece şunun için:

Bu iki zat birbirinden az aralıkla Kudüs mutasarrıflığını üçer beşer yıl idare et­mişlerdir. Ve zamanlarında bugünkü Fi­listin hâdiselerinden hemen hiç biri çık­mamıştır. Bunların ve bunlara benzer di­ğer idare âmirlerimizin zamanında orası­nı Arzı mev'ut sayan Yahudiler de, Ar­zı Mukaddes bilen hıristiyanlar da, ecdat mirası sayan Müslümanlar da birbirle­riyle kardeşçe geçinerek rahat, emin ve müreffeh yaşıyorlardı. Evet... Şimdi dört­ken, yayvan dörtken, yuvarlak çeşit çe­şit masaları o şehirden bu şehire taşıya­rak durmadan konuşan sayısız insanların bir türlü başaramadıkları işi bizimkiler pekâlâ başarmaktaydılar. Sanıyorum ki Filistin berzahından dünya birkaç Türk uzmanı tedariketmedençıkamıyacak!

Bakanlığının gayretleri memleket ve dünya için bu kadar nazik o!an bir anda sekteyeuğratılmamalıdır.

Dışişleri Bakanlığına tahsis edilen ve Marshall'ın temdidini talebettiği kredile­rin miktarı 60 milyon dolara varmakta­dır. .Bunun 34 müyonu haberler servisiy­le küitürİe ilgili malûmat teatisine tah­sis edilecektir.

—Washington:

Amerika Dışişleri Bakanı M. Marshall, kongrenin Birleşmiş Milletler çerçevesi dahilinde olmak üzere Avrupa Birleşik Devletlerinin kurulması lehinde kabul edeceği her karar suretini tasvibedeceğİ-ni bildirmiştir.

Ayan Meclisi ve Temsilciler Meclisinin komisyonları hâlen Avrupa Birleşik Dev­letleri meselesi hakmdaki karar suretle­rini incelemektedirler. Bu karar suretleri kabul edildiği takdirde kongrenin noktai­nazarını ifade etmiş- olacak ve Başkan Truman'ın imzasına sunulmıyacaktır.

11 Haziran 1947

—Washington:

Federal Mahkeme, beş dakikalık bir mü­zakereden sonra, Birleşik Amerikada baş­lıca komünist ajanı diye tanınan Gerhardt Eisler'in kongreye hakaret ettiğine karar vermiştir.

Eisler'in bu hareketi bir sene hapis ve bin dolarparacezasınımüstelzimdir.

14 Haziran 1947

—Washington:

Cumhuriyetçi Ayan üyesi Vandenberg, Avrupa'nın ekonomik bakımdan kalkın­masına yardım hususunda Truman ve MarshaH'ın fikirlerini tasvibetmiştir. Bununla beraber Vanderberg, ekonomik plânının Asya'ya da şâmil olmasına işa­retetmiştir.

Dışişleri Komisyonu Başkanı, Avrupa ve Asya'nın başlıca ihtiyaçlarını ve Washing-ton'un bu bölgelere yardım etmesi işini incelemek üzere Birleşik Amerika'nın en ileri gelen demokrat ve cumhuriyetçi şah­siyetlerinden mürekkep bir istişare kon­seyi kurulmasını tavsiye etmiştir. Vandenberg, yalnız Amerikan yardımının

dünyanın ekonomik ve sosyal yıkılışını önliyeceğini söylemiştir.

16Haziran 1947

—Washington:

Wal!ace, dün, basma beyanatla buluna­rak, Sovyet Rusya Orta-Doğu petrolleri­ne erişmek maksadıyle merkezî Türki­ye'ye askerî kuvvetlerle girecek olursa Birleşik Amerika'nın Rusya'ya harb ilân edeceğine kani bulunduğunu söylemiştir. Wallace, Amerika'nın Macaristan'da ve diğer Balkan memleketlerinde takibettiği siyasetin Balkan memleketlerini Rusya-nın aldığı kolları arasına atmak netice­sini doğurduğunu ve Türkiye'de takibet­tiği siyasete bir mukabele teşkil ettiğini bildirmiştir.

Wallace bununla beraber, Birleşik Ame­rika nasıl Yunanistan'ı ele geçirmiyecekse Rusya da Macaristan'ı ele geçirmiyecek-tir, demiştir.

—New-York:

1000 gemiyi hareketten alıkoyan 200.000 gemicinin grevi, armatörlerle denizci sen­dikaları arasında yapılan görüşmelerin inkitaı üzerine bu gece yarısı başlamış­tır.

17Haziran 1947

—Washington:

Nebraska Valisi, Cumhuriyetçi Dwight Griswold, Türkiye ile Yunanistan'a yapı­lacak olan 400 milyon dolarlık yardım programını idare etmek üzere bugün ye­min edecektir. Öte yandan Amerikan Kı-zılhaçınm Richard Ailen de Yunanistan, italya, Macaristan, Avusturya, Polonya ve Çin'e yapılacak yardım projesini tatbik etmek üzere yemin edecektir.

—Washington:

Hükümet çevrelerinin ilhamı ile yazıldığı anlaşılan bugünkü başmakalesinde mu­hafazakâr Washington Star gazetesi, Sov­yetlerin Birleşik Amerika'nın notasına verdikleri cevabı, «Küstah» olarak vasıf­landırmakta ve Dışişleri Bakanlığının, bunun icabına göre hareket etmesini ıs­rarla istemektedir.

Gazete, ezcümle şunları yazıyor:

Sovyet Rusya üç taraflı bir komisyonun tahkikat yapmasını kabul etmediği tak­dirde Macaristan, Rumanya, Bulgaristan ve Rusya'nın bütün peyklerini ilgilendi­ren meselelerin Birleşmiş Milletler Ku­ruluna havaİe edilmesi lâzimgelecektir.

Bundan s^rrı Acheson'un son nutkunu hatırlatan gazete, şu neticeye varıyor:

Sovyet Rusya'nın bu küstahça tavrı ve çevresindeki demokrat memleketlere kar­şı durup dinlenmek bilmiyen mücadelesi hakkında dünyanın bir hüküm verebil­mesi için bunlar tamamiyle meydana konmalıdır.

18Haziran 1947

—New-York:

Pan Amerikan World Air Ways Kumpan­yasına ait dört motorlu «America» uçağı, bu kumpanyanın dünya devri servisini açmak üzere dün Laguardia hava mey­danından hareket etmiştir. 21 yolcuyu hâmil olan uçağa, ordu ve do­nanmaya mensup 15 av uçağı refakat et­miştir.

«America» nın uğrayacağı ilk merhale Gander olacak, bundan sonra uçak Shannon, Londra, İstanbul, Tahran, Ka-raşi, Kalküta, Bankok, Manilla, Shanghay, Tokio, Guam, Honolulu, San Francisco, Chicago ve New-York;a inecektir. Uçak, hareketinden 340 saat sonra New-york'ta beklenmektedir.

19Haziran 1947

—New-York:

Şimdi burada yeni doğmuş çocuk kara­borsası zuhur etmiştir. İçtimai yardım müesseselerinde çalışan bazı doktor, has­tabakıcı ve asistanlar, gayri meşru çocuk doğuran kadınların bebeklerini alıp giz­lice çocuğu olmıyan zengin karı kocalara satmaktadırlar. Zengin çiftler bir erkek bebeğe 950 Sterling bir kız bebeğe de 600 Sterling vermekte imişler.

—New-York:

Denizciler grevinin Önünü almak için New-York'ta büyük gayretler sarf edil­mesine rağmen, pek yakın bir âtide bir uzlaşmaya varabilme ihtimalleri uzak gö­rülmektedir. İşin durması tesirlerini memleketölçüsündegöstermeğebaşla-

mıştır. Zira hükümet, dokların tamamen tıkanıp kalmalarına mâni olmak için kö­mür vesair malların trenlere naklini menetmiş bulunmakta iır. Hükümet mah­filleri, keyfiyetin milletlerarası tepkiler de husule getirmesinden ve Amerikan yardım programına da ciddî tesirler ika eylemesindenkorkmaktadırlar.

20Haziran 1947

— Washington:

Başkan Truman Amerikan sendikalarının faaliyetini geniş Ölçüde tahdit eden Taft-Hartley Kanununa karşı veto hakkını kul­lanmıştır.

Başkan, bu kanuna karşı vetosunu kul­landığım bildiren uzun mesajında, Taft-Hartley kanununun milleti senelerce ra­hatsız edebilecek anlaşmazlık tohumları taşıdığını söylemiştir. Truman, tıpkı kon­gre gibi, patronlarla gündelikçilerin ara­larındaki münasebetleri tanzim edecek bir kanunun lüzumuna kani bulunduğu­nu, ancak, sözü geçen kanunun grevleri azaltacak yerde bunların çoğalmasına yol açacak hükümler ihtiva etmekte bulun­duğunu ilâve etmiştir.

Başkan mesajında şöyle devam etmekte­dir:

Sözü geçen kanun tasarısı, heyeti umu-rniyesiyle mütalâa edildiği zaman, bizim millî çalışma siyasetimizin idare tarzını" kökünden altüst edecek mahiyette oldu­ğu görülür. Bu kanun, şahsî teşebbüse dayanan ekonomik işlere hükümetin şim­diye kadar benzerine tesadüf edilmemiş derecede bir müdahalesini teşkil edecek ve bizim demokrat cemiyetimizin ehem­miyetli prensipleriyle tezat haline düşe­cektir.

Başkan bundan sonra, Taf t-Hartley ka­nununun gerek iş durumunun istikrarına ve gerekse iktisadî terakkiye asla faydalı olmıyacağmi belirtmiştir. Truman bunun, tamamiyle güdümlü bir ekonomiye doğru atılmış tehlikeli bir adım teşkil edeceğini söylemiştir.

21Haziran 1947

—Londra:

Radar aleti şimdi, tehlikeli süratlerle sü­rülen otomobilleri yakalamak için Ame­rikanpolisi tarafından kullanılmaktadır.

163 — 11

Alman ve Japon orduları yere serildik­ten sonra ikinci Dünya Harbinin sona er­diğini diğer müttefiklerle birlikte ilân eden Amerika bütün gayretini sulhun kurulması gayesine vermişti. Fakat üç ser.eye ya'.tın bir mamandan beri devam edip giden bu gayretlerden bir netice çık­madığını ve dünya sulhunu sürüncemede bırakarak milletler arasında anarşinin yerleşmesinde menfaat arayan devletler bulunduğunu anlayınca Batı medeniyeti büyük bir felâketten kurtarmak için yeni fedakârlıklar yapmak kararına vardı., Truman doktrini bu kararın siyasî bir ifa­desidir ki; ilk tatbik şeklini Türkiye ve Yunanistana yardım tedbirinde bulmuş­tur; şimdi Avrupaya yapılacak yardım projesi de ayni doktrinin tatbikatı cüm-lesind endir.

Yalnız burada dikkate alınacak bir nokta vardır: Avrupa Harbi üç sene evvel sona erdiği zaman yeni dünya sulhunun kolay kolay kurulamıyacağı belli idi; Sovyetler Birliğinin istilâcı emellerini görüp anla­mak için üç sene beklemek her halde lâ­zım değildi. Bu itibarla Birleşik Ameri­kanın Türkiye ve Yunanistana ve şimdi de Avrupaya yardım etmek için neden dolayı bu kadar beklediğini soranlar ola­bilir. Bunun sebebi açıktır: Bu meselede Amerika İngilterenin siyası nüfuzuna say­gı göstermiştir. İngiltere tarafından Tür­kiye ve Yunanistana yardım için bir te­şebbüs yapılmazdan evvel kendiliğinden harekete geçmek istememiştir. Nitekim bu defa Avrupaya yardım kararı verdikten sonra da yine bu hususta teşebbüste bu­lunmağı doğrudan doğruya kendi üzerine almıyor. Bu teşebbüsü İngiltereye bırak­mıştır. Bevinin bu maksatla Parise gidişi İngiltere tarafından Amerikan projesinin memnunlukla karşılandığım gösteriyor. Bevinin Pariste yapacağı temaslar miisbet netice verirse diğer Avrupa milletleri ya bir konferansa çağırılacak, yahut diplo­matik yollardan Amerikan yardımının alınması hususunda gerekli anlaşmalar yapılacaktır. Amerika bu meselede teşeb­büsü İngiltereye bırakmakla Doların Ster­lini kendi tahakkümü altına almak gibi bir gaye teşebbüsünde olmadığını anlat­mış oluyor. Amerikanın bu tarzı hare­ketinde büyük bir isabet bulunduğu aşi­kârdır. Sovyet Rusyanm dünyayı komü-

nizm istilâsı altına almak plânı karşısın­da muvaffak olmak için hiç olmazsa İki büyük devletin aralarında samimî bir iş­birliği bulunmasına ihtiyaç vardır.

Amerikanın Avrupaya yardımı işinde ta­biî olarak Sovyet Rusyada gösterilecek tepki mühimdir. Birleşik Amerika, Sov­yet Rusyayı bir Avrupa devleti olarak ta­nıdığı için bu memleketi de yardım pro­jesinin çerçevesi içine almıştır. Fakat Moskova idarecileri Amerikanın kendi memleketleri hakkındaki gösterdiği iyi niyete rağmen bu meselede menfi vaziyet takınmış görünüyor. Sovyetlerin resmî gazeteleri şimdiden Amerikan yardımın tenkide başlamıştır. Acaba Rusyanm Amerikan yardımına ihtiyacı yok mudur? Moskova Hükümetinin birçok defa Va-şingtondan kredi aradığını herkes biliyor. Yeni Rusya, kendi hesabına Amerikan yardımını istiyor. Ancak Amerikanın di­ğer Avrupa memleketlerine yardım etme­sini iyi gözle görmüyor. Sovyet Rusya kendisi Amerikadan kredi almalı, harbiru kendi içerisinde açtığı yaraları sarmalı,, fakat başka memleketlerde sefalet art­malı ve sefaletin tazyiki altında bu mem­leketler komünistliğe kucak açmalı. Mos-ko'larm istedikleri budur.

Avrupa'ya yardım....

Yazan:A.Şükrü Esmer

20 Haziran 1947 tarihli «Ulus» An­kara'dan :

Amerikan Dışişleri Bakanı General Mars-hall tarafından geçen hafta Harvard Üni­versitesinde söylenen nutukta «Truman doktrini» adı verilen yardım politikasının

yeni bir safhası açılmaktadır. Birleşik Amerika'nın ikinci Dünya Harbindenberi dünya milletlerine sağladığı yardımlar çe­şitli şekiller almıştır: Amerika bazan yar­dımı Unrra gibi milletlerarası teşkilât va-sıtasiyle temin etmiş, bazan da harpten zarar gören memleketlere iktisadî anarşi­den kurtulmaları için yardımda bulun­muştur. Nihayet geçen ay kabul edilen kanunla Türkiye'nin ve Yunanistan'ın te­cavüze karşı mukavemetlerini takviye et­mek için de yardım sağlamıya karar ver­miştir.

Dünyanın başka tarafında kapitalist bir rejim ve Rusyada bolşevik rejim bîr ara­da devam edemez. Bunu zaten Bolşevik­ler de bilmekte ve ilân etmektedirler. Commintern'in kaldırılması sözlü bir ko­medyadan, bir yalandan ibaret olduğu "TOn-n"-ı"'ci r-^m"!"'-- hnîrkındr va-ıılnn tahkikatta meydana çıkmadımı?

Rusyadan ve peyklerinden katî teminat almadan, bugünkü siyasî durumda hiçbir şey değiştirmeden, Rusyaya dahi şâmil ol­mak üzere, kayıtsız ve şartsız umumî bir Amerikan yardımı yapılacağına inanmak -açık gözle rüya görmekten başka bir şey değildir.

BüyükAmerikayardımı etra­fında...

Yazan: Nâzım Poroy

27 Haziran 1947 tarihli «Ulus» An­kara'dan :

Dünyanın ne kadar geniş bir ıstırap ve ümitsizlik içinde olduğunu anlamak için Avrupa'nın kalkınmasını temin edecek bir Amerika yardımının her tarafta uyandır­dığı tatlı heyecana bakmak kâfidir. Dün­ya hem ıstırap içindedir, hem de şaşırmış bir haldedir. Batıda iş başında bulunan ve bulunmuş olan bütün devlet adamları bu sonu gelmez karışık durumdan bir kurtuluş çaresini, şüphe yok ki, mütema­diyen aramakta, fakat karşılarına dikilen ve söz anlamak istemiyen büyük bir kuv­vet önünde, âciz ve zebun, durmaktadır­lar. Churchill ortaya Avrupa Birleşik Devletleri meselesini atmıştır. Bu, o ka­dar karışık ve tahakkuku o kadar zamana ihtiyaç gösteren bir iştir ki insan bu bü­yük devlet adamının böyle bir şeyi, biraz ■da âmme efkârını avutmak maksadiyle ileri sürdüğünü düşünmekten kendini alamamaktadır.

İşte bu kadar ezici ve üzücü bir zaman­da dünyanın imdadına yetişmek istiyen gene, her şeyi olduğu gibi gören ve en pratik şekli tatbike çalışan Amerika ol­muştur. Amerika gelir kaynaklarını ve iptidaî maddelerini Avrupalılara göstere­rek:Yıkılmışolaneviniziniçinidüzelt-

mek İçin bunlardan lâzım olduğu kada­rını alabilirsiniz; fakat evvelâ aranızda anlaşınız! demektedir. Bu, Birleşik Avru­pa Devletleri hayalini bire. sn en san plâna attıran bir şekildir.

Amerika mütehassıslarının beyanına göre Avrupa'nın kalkınması için lâzım olan kredi 15 - 24 milyar dolar arasındadır ve bu para, üç, dört sene sürmek ve her se­ne 5-6 milyar verilmek suretiyle temin edilmelidir. Bu mütehassısların başında bulunan ve Avrupa'ya yardım hususunda büyük bir rol oynıyacağı görünen M. G. Kennan yardımın sağlanması için biri A~ merikalı ve diğeri Avrupalı İki yüksek yetkili komisyonun kurulması lâzım gel­diğini söylemiştir. Amerikalı komisyon kredileri taksim ve tevzi edecek ve Av­rupa'nın imarı için Amerika pazarların­dan alınacak mallara rüçhan hakları ta­nıyacaktır. Avrupalı komisyon da bütün Avrupa için umumî bir program hazır-hyacak ve her memleketin yapılan yar­dımdan en büyük faydayı sağlaması için lâzım gelen tedbirleri alacaktır. Bu, Av­rupa devletleri arasında bir nevi koordi­nasyon vazifesini görmek olacaktır. M. Bevin'in bile büyük, çok büyük keli­meleriyle vasıflandırmak istediği ve yar­dım yalnız sevinç değil, bir çok yerlerde hayret de uyandırmaktadır. Amerika'nın, belki de kendi mükellefleri zararına, bu kadar büyük bir fedakârlıkta bulunma­sının sebebi nedir ve bunda kendisi için bir fayda var mıdır?

iktisatçılar ve maliyeciler bunda Amerika için de büyük menfaatler olduğunu söy­lemekte müttefiktirler. Amerika zaten şimdiye kadar İthal ve İhraç Bankası de­laletiyle Avrupa'ya bir kaç milyar dolar avans vermiştir. Bu paralar umumiyetle istikraz edeplerin Amerika pazarlarından alacakları malların bedellerini ödemeleri için verilmiştir. Amerika ticaret muvaze­nesinde büyük bir aykırılık vardır. Ya­pılan ihracatın mühim bir kısmının kar­şılığı yoktur. Muhakkaktır ki daha dört beş sene Avrupa devletleri Amerika'ya buradan aldıkları kadar mal ihraç edemi-yeceklerdir; binaenaleyh bu, memleketler Amerikaya zaten borçlanacaklar ve ha­riçten bir yardım görmedikçe kendi mem­leketlerini imar edemiyecekler, kalkındı-ramıyacaklardır.Amerikabu yardımıacele yapmakla millî menfaatinin millet­lerarası beraberliği ve sulh emelleriyle birleştiğini görmektedir. Filhakika iptidaî maddeler Amerika'da çok, çok boldur. Bu bir hakikat olduğu gibi bu maddelere başka memleketlerde büyük bir ihtiyaç bulunduğu ve fakat bu memleketlerin bu maddeleri ödiyecek paralan olmadığı da bir hakikattir. İşte Amerika bu iki büyük mîllî ve milletlerarası dâvayı bütün nü­fuz ve kudretine dayanarak halletmeğe çalışacaktır. Yâni diğer milletlerin satın alma kudretlerini artırdıkça kendi ticaret işlerini de bülün dünyanın iktisat işlerini de düzeltmiş olacaktır.

Acaba buna muvaffak olabilecek midir? İşin bütün zorluğunu omuzlarına yüklen­miş olan Amerika Dışişleri Bakanı Ge­neral Marshall, her taraftaki ümitsizlikten faydalanmak suretiyle bir dünya hâkimi­yetine doğru yürümek istiyen Rusya'nın bundan duyacağı endişeyi düşünerek da­ha ilk sözleriyle işin siyasî tarafını ihmal eder görünmüş ve: '<Bu mücadele kıtlığa, fakre, ümitsizliğe ve anarşiye karşı yapı­lacaktır» demiştir. Şüphe yok ki Ameri­ka, aynı safta çarpıştığı devletleri muha-

rebeden sonra böyle perişan bir halde bı­rakmak için dövüşmemiştir.

Bütün bunlar doğru olmakla beraber Rusya'nın davetten evvel takınacağı tavır ve hareket bir çok tefsirlere yol açmış ve hattâ General Marshall'a teklifinde mev­cut «Avrupa:> kelimesi içine Rusya'nın girip girmediği bile sorulmuştu. Amerika Dışişleri Bakanı Avrupa kelimesinden an­ladığının «Asya'nın batısında bir bölge» olduğunu söylemekle buna hem Rusya'­nın, hem de kıtadan ayrı bir ada olan İn-giltereiıingirdiğinibildirmiştir.

Rusya, yapılan daveti, fazla bir tehalük göstermemekle ve gazeteleri «Dolar em­peryalizmine» şiddetli hücumlarda bulun­makla beraber, kabul etmiştir, iktisadî bir şekilde başlamış olan bu görüşmelerin ni­hayet siyasî bir mecraya dökülmemesini akıl kabul edemez. Bugün zaten devletler ve milletler arasındaki işlerin «siyasî» ve «iktisadi» cephelerini birbirinden ayırma­ğa İmkân yoktur. Devam eden tartışma­ların zevahiri kurtaracak formüllere da­yanmasını, bu formüllerin bulunmasını ve dünyanın artık geniş bir nefes almak imkânını bulmasını, herkesle beraber, biz de temenni edelim.

image003.gifEn tehlikeli merkez: Çin...

Yazan: Nizamattin Nazif

19 Haziran 1947 tarihli «Gece Pos­tası» İstanbul'dan:

Dünyanın yeni bir umumî harb felâketine uğramasından çekinenler bütün dikkatle­rini Orta Avrupaya çevirmiş gibidirler. Fakat Avrupanm bu kısmı gibi diğer kı-sımlarmm dit dünya sulhu bakımından kıymet ve ehemmiyeti Doğu ve bilhassa Uzak Doğu bölgelerinin kıymet ve ehem­miyetinden asla üstün farzedilemez... Av-rupada ne olursa olsun, Avrupanm şu ve bu noktası üzerindeki hassasiyeti ne de­rece artarsa artsın Birleşik Amerikanın Çin kıtası ile ilgisi daima tavında kala­caktır ve Birleşik Amerika - Çin işbirliği Vaşington siyasî muhitlerinin devamlı en­dişesi olacaktır. WalLace'm Türkiye ile Birleşik Amerika arasındaki münasebet­lerin yüksek hararet derecesi üzerindeki açıklaması doğrudur, fakat Çin ile Va­şington diyarı arasındaki münasebetlerin her an ultra atomik indifalar vâdettiğine kimsenin şüphesiolmamalıdır.

Sovyetler Birliği bu özelliğin gafili de­ğildir. Bundan Ötürüdür ki Cinde ve Çi­nin jeopolitik bünyesi dışında1 farzedemi-yeceğimiz Kore ile Mançuryada Ameri­kan menfaatlerine gösterdiği aykırılıklar makul bir tarzda izah edilmek imkânın­dan mahrumdur. Hemen söylemeliyiz ki Birleşik Amerika, cihan felâketinin tas­fiyesi için katlandığını bildiğimiz azamet­li fedakârlıklardan sonra, hattâ Rusyayı en korkunç düşmanı olan Japonyadan kurtardıktan sonra, yâni Rusyanın tek basma başarmasına imkân ve ihtimal ta­savvur edilemiyen Japon izmihlalinden sonra Hâlâ Cinde meşru müdafaa halinde bulunmaktadır. Güya ikinci Dünya Harbi biter bitmez, her taraf hemen sütliman o-luverecekti ve harb platformundan sürat­le sulh platformuna gicirüiverecek olan Amerikan endüstrisi Çin ile yapılacak ge-

niş Ölçüde bir işbirliği ile hemencecik Amerikan iktisadında ve maliyesinde açı­lan geniş gedikler doldurulacak, korkunç rahneler tamir edilecekti!

1945 Mayısından bugüne kadar yalnız Al­manya, Orta Avrupa. Balkanlar, Baltık memleketleri ve Lehistan ile Çekoslovak -yada, bira^ da kuzey Iranda çevrilen si­yasî - askerî entrikalarla meşgul edilen dünya Avnerikayı yoran asıl hâdiselerin hep Cinde cereyan etmiş olduğundan ma­alesef iyice haberdar değildir. Son gün­lerde tanklı, uçaklı hücumlara sehne olan Çin bölgelerinde hakikî muhatap hep A-merikadır. Japonyada demokrasi müreb-biüği yaparken halkın oy hürriyetine say­gı göstererek sosyalistlerin iktidar mev­kiine çıkmasına dahi müsamaha eden Amerika Rusyadan Cinde en ufak bir müsamaha beklemiyeceğini artık anlaya­bilmiş midir, bilemeyiz. Yalnız Amerika­nın Avrupa milletleri için bir defa daha büyük bir feragat ve fedakârlığa katlan­mış olduğunu Avrupanm mühim bir kıs­mını Rus boyunduruğu altına sokmak mukabüinde Çin üzerinde Moskova ile anlaşmak küçüklüğüne düşmediğini pek­âlâ anlıyoruz.

Bu hal ne zamana kadar sürecektir? Al­lah bilir. Fakat dünya sulhunu imkânsız kılan anlaşmazlıkların bu sefer de asİa mevziî kalmadığı, asla yalnız Balkan me­selesi, asla yalnız Orta Avrupa ve Tuna meselesi, asla yalnız Aîmanyanın istikbali meselesi halinde kastedilemediği mey­dandadır. Moskova ile peykleri Birleşmiş Milletler çatısı altında kızıl çizgiler dışın­daki bütün devletlerle bütün dünya ölçü-sünda bir buhran devam ettirerek ve ga­liba bu buhranın önüne ciddî tedbirlerle geçilmesini imkânsızlaştırmak kasdî ile oturmaktadırlar.

Bir Çin büyükelçisinin Türkiyeye geldiği bugünlerde Çin, kaynayan dünya kaza­nını taşıracak en korkunç lâvları fışkırt­mak için menfez arayan bîr volkan ha­lindedir.

Hindistanın taksimi ve Bengal ve Pencap eyaletlerinin ayrılması hususun­da bir anlaşmaya vardıklarını bildirmiş­lerdi. Diğer taraftan Müslüman Birliği, mümkünse müstakil ve bütün bir Pakis-tanm lehinde şiddetle ısrar etmekte ve buna imkân bulunamazsa Bengal ve Pen-cap'm taksimi şartı ile buna razı oîmak-tadır.

Müslüman Birliği ve kongrenin icra ko­miteleri dün akşam kendi aralarında uzun istişarelerde bulunmuşlardır.

3 Haziran 1947

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Siyssî mahfillerin şimdilik ihtiyatla kar­şıladıkları haberlere göre Hint liderleri­nin burada yaptıkları toplantı, kongre ile Müslüman Birliğini uzlaşma yoluna ge­tirmeğe muvaffak olmuş ve bir anlaşma esası bulmuştur.

Bununla beraber son uzlaşma şekli, bun­dan önce Umumî Valinin Delhi ve Lon­dra'da yaptığı istişareler sırasında tanzim edilen anlaşma plânının bu sabah topla­nacak ikinci oturumdaki tartışmalarından sonranihaîmahiyetinialabilecektir.

Yeni rızlaşma ile Hint Kongresi kısmî bir Pakistan kurulmasına razı olacak yâni Hindistan'ın Hindular'la Müslümanlar a-rasinda taksimine muvafakat edecek fa­kat yeni Pakistan bundan önce-Müslüman Birliği tarafından istenen toprakların hepsini ihtiva etmiyecektir. Kongre idare komitesi dün akşam tekrar toplanmıştır. Oturumun, Hindistan'ın han­gi suretle olursa olsun ikiye bölünmesi­nin tamamiyİe aleyhinde bulunan Gandhi-yi bu zarureti kabule ikna için yapıldığı tahmin edilmektedir.

Deihi'de son günlerde vahim hâdiselerin vukubulmemış olması iyimserlik havası­nın esmesine sebeboimuş ve Birmanya savaşları sırasında kendi komutasmda çarpışan Kint ordusu mensuplarından bin kadar er ve subaya Umumî Vali tarafın­dan verilen Kokteyl Parti tam bir sami­miyet iğinde ve neşe ile geçmiştir. Bununla beraber son saatlerde yeniden bazı güçlüklerin çıkması ve anlaşma ya­yınlanınca halk arasında bazı tepkiler gö­rülmesi ihtimali hesap dışı sayılmamak­tadır.

Bugün Delhi radyosunda Nehru, Jinnah ve Singh taraflarından birer nutuk veri­lecektir. Bu nutuklarda hatiplerin, ayrı ayrı mensup bulundukları cemaatlere sü­kûn, itidal ve barış duygusu tavsiyesinde bulunmaları pek mümkündür.

HİNDİSTAN - Londra:

Hindistan'ın birer dominyon olarak Hin­distan ve Pakistan adı altında iki hüküm­ran devlete ayrılması hakkında bu mem­leketten gelen haberlere göre Pakistan, Hindistan'ın alacağı karar ne olursa ol­sun ingiliz imparatorluk camiasının çer­çevesi dahilinde kalmağa karar verecek­tir. Bu iki devlete iktidarın devri işinin daha süratle yapılabileceği ve İngiltere-nin önümüzdeki altı ay zarfında Hindis-tanı tahliye edebileceği düşünülmektedir. Son gelen haberlere göre Hintli ve Müs­lüman liderler Genel Vali tarafından ya­pılan teklifleri kabule hazır bulunmak­tadırlar.

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Reuterin Muhabirinin öğrendiğine göre, Hint liderleri bu sabah yapmış bulunduk­ları toplantı sonunda Hint Kongresi, Müs­lüman Birliği ve Sikhs cemaati şeflerinin yeni İngiliz plânını katî olarak kabul et­mekte bulunduklarım bildirmişlerdir.

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Cinnah Hint radyosunda söylediği nu­tukta, Müslüman Birliğine kuzey batı eyaletinde her türlü kaynaşmaya son ver­mesini emretmiştir.

HİNDİSTAN — Londra:

M. Attlee, bugün Avam Kamarasında Hindistan hakkındaki nutkunu iradeder-ken Yeni Delhi radyosu da İngiltere Hü­kümetinin kararlarını ilân etmekte idi. Evvelâ Hindistan Genel Valisi Hint mil­letlerine şahsî bir mesajını yayınlamış­tır. Lord Mountbatteh bu masajında ez­cümleşöyle demiştir:

Son senelerde öğrendiklerimin hiç birisi, Hint csmaatleri arasında doğru bir hüs­nüniyetölçüsiylekurulacakbirBirleşik

Hindistan'ın mesele için en iyi bir hal şekli teşkil edeceği hakkındaki katî kana­atimi sarsmamıştır.

Müzakere, bu ayrılmanın hazırlık şartları üzerine yapılmıştır.

Daha şimdiden Hindistan ve Pakistan böl­gelerinde eyalet idarelerine ait malların taksimi için dört komite işe başlamış bu­lunmaktadır.

Lahore:

HİNDİSTAN

Kişmir'in başşehri Srinagar'dan Öğrenildi­ğine göre, bu eyalet Mihracesi Hindistan -da ingiliz rejiminin nihayet bulacağı 15 Ağustos tarihinde bağımsızlığını ilân et­mek kararındadır.

18 Haziran 1947

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Hindistan'ın Kuzey Batı hududundaki e-yalette yapılacak olan referandumun, Müslümanlar arasında kanlı çarpışmala­ra yol açmak ihtimali vardır. Filhakika öğrenildiğine göre, milliyetçi müslüman-lar, referandum yapıldığı sırada Müslü­man Birliği gönüllülerine karşı koymak için 50.000 kişilik bir kuvvet toplayıp bun­ları silâhlandıracaklardır.

Yeni Delhi'de cereyan eden müzakereler sırasında Lord Mountbatten, Gandi ve Cinnah bu bölgede referandum yapılma­ması hususunda bir anlaşmaya varmak çarelerini araştırmışlardır.

20 Haziran 1947

Karachi:

HİNDİSTAN

Pakistan dominyonunun merkezi olarak Karaşi şehrinin katî olarak seçilmesine karar verilmiştir. Hint Müslüman Birliği Başkanı Jinnah, şehrin durumunu incele­mek üzere yakında buraya gelecektir. Birleşik Amerikanın Karaşi Konsolosu, Karaşide bir Amerika Büyükelçüiğinin kurulması meselesinin Vaşington Hükü­metinin dikkatini çekmekte bulunmuş ol­duğunu .söylemiştir.

21 Haziran 1947

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Lucknow'dan bildirildiğine göre bu çev­redeki köylülerin çiftlik sahiplerinin top­raklarına taarruzla yağmaya karışmaları sonunda çıkan kargaşalıklar yüzünden elli kişiden fazla insan ölmüştür. Askerî kuv­vetler sükûnu iadeye muvaffak olmuşlar­dır.

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Bengal Eyaleti Teşrii Meclisi taksimin le­hinde karar vermiştir.

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Hintli Komünist Partisi Cuma günü ka­bul ettiği bir kararla, Genel Vali Mount-batten'in salâhiyetlerin Hindistan'a devri hakkındaki plânını takbih etmiştir. Komünist Parti bu plânın Hindistan'a ha-, kiki bir istiklâl vermemekte olduğunu ile­ri sürmüştür.

22 Haziran 1947

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

İngilizlerin çekilmesinden sonra istiklâl istiyeceğini ilân etmiş olan, Güney Hin­distan'daki Travankor eyaleti, nıüslüman-larm kuracağı Pakistan Hükümeti ile mü­nasebet tesis etmek arzusunda olduğunu bildirmiştir.

HİNDİSTAN — Lahor:

Müslümanlar Lahor çarşısını iki ucundan ateşe vermişlerdir. Sabahleyin erkenden alevler yüzlerce evi ve dükkânı sarmış bulunuyordu. Zarar milyonlarca Sterling'e yükselmektedir.

Diğer taraftan yangın hakkında tahkikat yapmakta olan memurlardan mürekkep bir grup üzerine bir bomba atılmıştır. Bir İngiliz subayı ve iki polis memuru yara­lanmıştır. Polis ateş açmış ve bir çok ki­şinin yaralanmasına sebep olmuştur. 150 kişi tevkif edilmiştir.

24Haziran 1947

HİNDİSTAN — P^şaver;

Muvakkat Hint Hükümeti Sıhhat Bakan: Gazenfer Ali Han, Hindistanın kuzeyinde kâin Peşaver'de tertibedilen bir toplantı esnasında ezcümle demiştir ki: «İlk olarak dominyon halinden çıkacak Pakistandır, Pakistan da bundan böyle bağımsız bir devlet olacak ve üzerinde ay bulunan bir sancağa malik bulunacaktır.»

25Haziran 1947

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Birleşik Amerikanın Hindistan'a tâyin et­tiği ilk Büyükelçi Henry Grady bu sabah buraya gelmiştir.

Üniversiteli bir iş adamı ve 65 yaşında ol­gun bir insan olan Grady aynı zamanda Uzak Doğu iktisadî meselelerinde de mü-tehassısdır.

Birleşik Amerika Hindistarun siyasî ve iktisadî gelişmesini yakın bir alâka İle ta-kibetmektedir,

iktisadî menfaatler askerî menfaatlerle birleştiği için Amerika memleketin mü­dafaası imkânlarını sağlamak maksadiyle Amerikan askerî heyetleri incelemelerde bulunmaktadır.

Hindistan'ın ikiye bölünmesi Amerikayi hayrete düşürmemiştir. Pakistan kurulun­ca derha! bir Büyükelçilik açılacağı Ame­rika tarafından resmen ilân edilmiş bulu­nuyordu.

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Pandit Nehru'nun hemşiresi. Hindistan Birliğinin Moskova Büyükelçiliğine tâyin edilmiştir. Bayan Pandît gelecek ay va­zifesi başına gidecektir.

26 Haziran 1947

HİNDİSTAN — Calcutta:

Trivendrum'dan haber verildiğine göre, Travancore eyaleti, kurulacak olan Hint Birliği bu eyaletin istiklâlini ilân etmesi aleyhinde bir karar verdiği takdirde, Bir­liği mensup memleketlere Thorium ma­deni vermiyeceğini bildirmiştir.

Bu kararın Hint Birliği için büyük bir ehemmiyeti olacağı belirtilmektedir. Zira muvakkat Hint Hükümetinin Atom Araş­tırma Komisyonunun kanaatince dünya­nın en zengin Thorium madenleri Tra­vancoreeyaletindebulunmaktadır.

Bir mukabele olmak üzere birliğe dahil olan Madras eyaleti, Travanoore'mm em­niyet işlerini düzenlemek üzere gönder­diği polis heyetini geriye çağırmıştır.

28 Haziran 1947

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Hint Umumî Valisi Lord Mountbatten, Hindistan'ın taksimi işi île meşgul olan konseyinilk toplantısınabaşkanlıketmiştir. Müslüman Birliği Başkanı M. Jin-nah da toplantıda hazır bulunmuştur. BengaleeyaletindeMüslümanBirliğinin irca komitesi, Doğu Pakistan'a başkent o-larak Dakka şehrini seçmiştir.

Basın muhabirlerinin ifadelerine nazaran verilen bu kararda Müslüman Birliği, Cal­cutta hakkındaki metalebatmdan vazgeç­memiş ve bu şehrin Doğu Pakistan'a ait bulunduğu kanaatini muhafaza eylemiştir. Times gazetesinin Calcutta'dan bildirdiği­ne göre, Hindularla Müslümanlar arasın­daki münasebetler gittikçe genişlemekte­dir.

29 Haziran 1947

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Müslüman Birliği ve Kongre Temsilcileri Lahor'dan radyo ile müştereken yayınla­dıkları bir beyanatta Pencap halkından camia karışıklıklarına son vermelerini ta-lebetmişlerdir. Kongre sözcüsü şiddetin herhangi bir siyasî gayeye erişmeyi sağh-yamıyacağını söylemiştir. Sözsü şunları ilâve etmiştir:

Filhakika iktidarın Hintlilere devri yo­lundaki ingiliz plânının yayınlanmasın­dan sonra siyasî karışıklıklar için hiç bir sebep kalmamıştır. Müslüman Birliğinin sözcüsü ise, dindaşlarından, Müslüman olmıyyn vatandaşlarının itimatlarını ye­niden tesis etmeleri yolunda kendilerine yardım etmelerini talebetmiştir. Sözcü bunun ancak uygun şartlar içinde yapıla­bileceğiniilâve etmiştir.

;îO Haziran 1947

HİNDİSTAN — Yenf Delhi:

Umumî Valilik tarafından bugün neşre­dilen bir tebliğ, Pakistan ile Hindistan arasında yeni hudutları tesbit için iki karma hudut komisyonunun ihdas edildi­ğini bildirmektedir. Her biri iki müslü-man hâkimden mürekkep olan bu komis­yonlardan biri Bengale'nin diğeri de Pen-çap'm tahdidine memurdurlar. Bu komis­yonlara birer başkan seçilecekse de bun­ların adlar) henüz tesbit edilmemiştir. Ko­misyonlara ise başlamaları hususunda emir verilmiştir.

Hindistan'ın bağımsızlığı...

Yazan: Falih Rıfto Atay

5 Haziran 1947 tarihli «Ulus» An­kara'dan :

Başbakan Mr. Atlee, Avam Kamarasında, Genel Vali Lord Mounbatten Yeni Delhi radyosunda Hindistan'a ait İngiliz plânını açıklamışlardır. Plânın esasları gerek Hindu Kongre Partisi Reisi Nehru, ge-rek Müslüman Birliği Reisi Cinnah tara­fından da aşağı yukarı beğenildiğine ve Muhalefet Partisi Lideri Churchül aynı esaslarda hükümetle beraber olduğunu söylediğine göre, Hindistan meselesinin nihayet tam bir halledilme yolunda oldu­ğuna hükmedebiliriz.

Basta gelen tarihî olay, İngilizlerin Hin­distan'ı 1948 Haziranından önce de bo­şaltacaklarıdır. Böylece on sekizinci as­rın sonlanndanberi süren bir yabancı ege­menlik devri nihayet bulmakta ve Hin­distan ülkesinin bağımsız devletleri, do­minyon hakları ile Büyük Britanya İm­paratorluğu içinde kalıp kalmamağa karar vermekte dahi hür olmak şartı ile, kendi kaderlerini nihayet ellerine almaktadırlar. İngilizler, doğrudan doğruya işgallerinde bulunan İngiliz Hindistanı kısmını bıra­kacaklardır. Fakat bunun için bir veya iki, yâni tek Hindistan, veya Hindu ve Müslüman çift Hini hükümetinin kurul­ması ve iktidarı devralması lâzımgeliyor. Hindular, Müslümanlar ve yerli hükü­metler, hepsinin birden katılacakları Tem­silciler Meclisinde ne yapacaklarına ken­dileri karar vereceklerdir.

İngiliz plânını ve Hindistan bağımsızlığı­nın nasıl gelişeceğini iyi anlamak için, şu hususiyetleri gözönünde bulundurmak lâ-zımgelir: Bir defa İngiliz Hindistanı ile yerli hükümetler Hindistanı arasında tür­lü farklar vardır. İngiliz Hindistanmın yüz ölçümü 1.425.500 kilometre kare, yerli hükümetler Hindistanmın yüzölçümü 1.110.200kilometrekaredir.Geneİngiliz

Hindistanmın nüfusu 258.119.000, yerli hü­kümetlerin nüfusu 79.062.000 dir.

ingiliz Hindistanmda Hindular ötedenberi Müslümanlarla beraber tek bir hükümet yapmağı, Müslümanlar ise dince ve kül­türce kendilerini âdeta ayrı bir millet say­dıklarından başka bir devlet kurmağı dâ­va edinmişlerdir. Müslüman Devletinin adın?. Pakistan dendiğini biliyoruz. Pakis­tan kelimesi Pençab, Kaşmir, Assam ve Bülücistan eyaletleri isimlerinin ilk orta ve son hecelerinden yapılmıştır. «Temizler yurdu» mânasına da gelişi, belki istenmiş olmakla beraber, bir tesadüf eseridir. Müslümanların dediği kabul olunursa, bü­tün Kuzey Hindistan, Orta ve Güney Hin­distan'dan kopmuş olur. Çünkü Müslü­manlar Pencab ile Bengale eyaletleri ara­sında bir de koridor istemektedirler. Zor­luk sadece Hindu'ların itirazlarında değil, bu memleketlerde bir çok yabancı din ve kültürden unsurların da bulunmasmdan-dır. Meselâ Şihler. eğer Müslümanlar ken­di başlarına bir devlet kurarlarsa, ken­dileri ne Müslümanlara, ne Hindû-lara bağlı olmıyan bir devlet kuracak­larım iddia etmektedirler. İngiliz plânı işi basitleştirmiştir: Bu eyaletlerden her bi­rinin ayrı ayrı vekilleri Temsilciler Mec­lisinde Müslüman Devleti içinde' mi kala­caklarını, yoksa parçalanarak Müslüman oimıyan kısımların Hindu devletine mi bağlanacağını kararlaştıracaklar, uyuşa -maşîarsa, referandum yapılacaktır. İngiliz plânı Bülücİstan'ı, hususî durumdan dola­yı, ayırmaktadır. Assam'ın müslüman kıs­mı müslüman Bengale'ye müslüman ol­mıyan kısmı Hindu Bengale'ye bağlana­bilecektir. Fakat bilhassa gelecekteki ge­lişmeler ve çatışmalar, plândaki basitliği­ni koruyabilecek midir, sualine şimdiden hiç bir cevap verilemez. Yerli hükümetler meselesi de iki bakım­dan düşünülmek lâzım geliyor: Hindistan-da altı yüze yakın Maharacalık ve Raca-lık vardır. Bunların içlerinden meselâ Haydarabât Nizamhğı, 500.000 nüfusu aşan başkentiilc;12milyon nüfuslu birdevlettir. 7 milyon ingiliz liralık bütçesi var­dır. Bilari Raçaliğı 27 nüfusludur ve 7 ingiliz lirası bütçesi vardır, ingiliz plânı ancak büyük hükümetlerin bağımsız bi­rer devlet olarak kalıp kalmamağa karar vermesini, fakat küçük Raçalıklarm Hin­du veya Müslüman devletlerin katılma­sını gozönünde tutmuştur.

İngiliz plânına göre gerek İngiliz Hindis-tamndaki, gerek onun dışındaki bağımsız devletler Büyük Britanya İmparatorluğu topluluğu içine dominyon hakları ile gi­rebilmekte serbestirler. Mr. Churchill'in, gerek sosyalist hükümet, gerek Genel Vali Lord Mounbatten için unutulmaz bir ba­şarı saydığı şey, bu statünün gerçekleş­tirilmesidir. İngilizler, daha 1917 Anaya­sasının tabiî neticesi bu olduğunu düşü­nerek, idare işlerine geniş ölçüde Hintli unsurlar almışlardır. Öyle ki bugün Hin­distan'da. İngilizlerçekildiği zaman, hü-

kümetler mekanizmasını işletecek kadro kendiliğinden hazırlanmıştır.

Plânın ruhu budur ve topyekûn, yahut, değiştirilerek, kabul edilip edilmemesi, Hintlilerin kendilerinebırakılmıştır.

Bizim vazifemiz, Hindistan bağımsızlığını selâmlamaktan ve kendileri için en isa­betli ve doğru yolu gene kendilerinin bu­lacaklarına güven beslemekten ibarettir. Hindistan, bu nazik ve tarihî intikal dev­rinde kendini ne gibi tehlikelere karşı korumak lâzım geldiğini, bütün yabancı­lardan daha iyi takdir eder. Kızıl Enter­nasyonal, bu kurtuluş ve hürriyet sevin­cini Hindistan halkına haram etmek için var kuvveti ile tertipler almaktadır. Hint liderlerinin, vatanlarının geleceğini kim-bilir daha ne kadar uzun zaman için ka­ranlığa boğacak olan bu tehlikeyi üzer­lerinden atmak basiretini göstereceklerin­de tereddüt etmeğe hakkımız yoktur.

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106