16.5.1947
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Mayıs 1947

— Çubuk:

E. M. M, Başkanı Kâzım Karabskir, Çu­buk Belediye Heyetinin davetlisi olarak bugün saat 12 de Çubuk'a gelmişler ve kasabama giriş yerinde bir askerî kıta ile Çubuklular tarafından Selâmlanmış-lardır. Kâzım Karaıbekir doğruca üele-diye mahfeline gitmişler ve orada gene belediyemizin davetlisi olarak buraya gelmiş bulunan Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Mümtaz ölçmen ile C. H. P. Genel Başkan Vekili Şükrü Saraçoğlu, Millî Savunma, Millî Eğitim, Çalışma, Bayındırlık, Gümrük ve Tekel, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanları İle Millet Meclisi Başkan vekilleri ve ida­reci üyeleri ve bazı milletvekilleri, basın ve yayın genel jnüdürü. Ankara valisi tarafından karşılanmışlardır.

Muhterem .misafirlerimiz belediye mah-felinde bir müddet istirahat ettikten sonra kasabanın mesiresinde bir kır ye­meği yemişler ve sonra tertip edilen millî oyunlarla, cirit oyunlarını seyret­mişlerdir.

3 Mayıs 1947

— İzmir:

Okul tarihinde ilk defa olarak îzmir Kız Lisesi mezunları, dün 100 kişilik bir grup halinde vali ve okul aile birliği idare heyetiyle toplanarak mektep için­de ve dışındaki gençlerimizin icabında yardımına koşabilmek üzere bu cemi­yetin faal bir hale gelebilmesi etrafın­da görüşmeler yapmışlar ve her sene 2 Mayıs gününü bu hususta toplantı gü­nü olarak kabul ettikten sonra, yurd içinde dağılmış olan bütün okul ve -me­zunlarına saygılarını sunmağa karar vererek dağıtılmışlardır.

5 Mayıs 1947

— İstanbul:

Cumhurbaşkanımız İnönü bugün saat 11.10'da hususi trenlerile Haydarpaşa-ya geldiler. Kendilerini karşılamak için toplanan halkı selâmladıktan sonra, beraberlerinde Vali Kırdar ve donanma, ordu komutanları bulunduğu halde Acar motoru ile Haydarpaşa rıhtımından ay­rıldılar. Cumhurbaşkanımızın motorunu ordu ve donanma motörleri takibedi-yordu. Kafile Türk, ve Amerikan harb gemileri hizasına yaklaştığı sırada ön-ce Yavuz zırhlısından başlayan selâm top atışları, misafir gemilerinin de işti-rakile bütün İstanbul sahillerini iniet-meğe başladı. Gemilerin mürettebatı çimariva vaziyetinde Türkiye Devletinin başkanını tazimle karşılıyorlardı. Halk sahillere birikmiş, Türk Amerikan dost­luğumun feu güzel ve heyecan uyandırı­cı tezahürünü zevk ile seyretmekte idi. Acar motoru Yavuzun önüne gelince, bando İstiklâl Marşım çalmağa başladı. Bu esnada misafir Dayton, Leyte, Pur-dey, Bristol gemileri subay ve erleri dimdik selâm duruşunda idiler. Cumhur­başkanımız, Türk ve Amerikan gemile­rinden herbiri önüne geldikçe, yaşa ve hurra nidaları gökleri çınlatıyordu. Sa­yın înönü bu tazim tezahürlerini ayakta kabul ediyor ve kendi selâmlarile mu­kabele ediyordu.

Acar motörü ve onu takibeden diğer mo-törler ağır ağır Dolmabahçe rıhtımına yaklaşıyorlardı. Türk gemileri ve misa­fir Leyte uçak gemisi ile Dayton kru­vazörü mürettebatı ve Purdey ve Bris­tol torpidoları subay ve erleri Cumhur­başkanımız karaya ayak basıncaya ka­dar çimariva vaziyeti ile selâmda kaldı­lar.

Devlet Reisimizin İstanbul'u şereflendir­meleri hem Türk - Amerikan dostluğu­nun samimi ve parlak bir tezahürüne hem de İstanbul halkının sevinç ve ifti­har duygularına güzel bir vesile yarat­mıştır.

Cumhurbaşkanımız bugün saat 16.30,da misafir amiralleri kabul edeceklerdir.

— Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün Tevfik Fik­ret Sıîay'm başkanlığında yaptığı top­lantıda, Manisa Milletvekili Yunus Mu­ammer Alakant'm, soğuktan zarar gö­ren Eg*e bölgesindeki bağcılara yardım yapılması hakkında ne düşünüldüğüne dair sözlü sorusuna, Ticaret Bakanı Atıf İnan cevap vermiş ve subaylar he­yetine mahsus 4273 sayılı Terfi Kanu­nunun 4532 sayılı Kanunla değişen bi­rinci maddesinin (a) fıkrası ile 4460 Sa­yılı Kanunla değişen 16 ncı maddesinin a, b, c, fıkralarının değiştirilmesine dair kanun kabul olunmuştur. Meclis Çarşamba günü toplanacaktır.

—İzmir:

Fransız 'başkonsolosu bugün belediye başkanını ziyaret derek, Fransız Hükü­metinin 1947 Enternasyonal îzmir Fua­rına iştirak edeceğini resmen beyan et­miştir. Sergi sarayındaki (b) pavyonu ile holdeki büyük genişlik Fransız eks-pozanlarmatahsisedilmiştir.

6Mayıs 1947

—Rize:

Çok kalabalık halkın ve müstahsilin iştirak ettiği Rize çay fabrikasının tec­rübe işletmesine, Vali Akif tşcan'm kısp, bir hitabesini müteakip bugün baş­lanmıştır.

Muhtelif alım merkezlerine çay sev-kedilmekte ve bu yıl elde edilecek is­tihsalin çok fazla olacağı ümit olunmak­tadır.

7Mayıs 1947

-— Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün Feridun Fikri Düşünsel'in başkanlığında yaptığı iki oturumda, Ankara Milletvekili Hıfzı Oğuz Bekatan'm Millî Korunma Kanu­nunun bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkındaki 5020 sayılı kanuna ek kanun tasarısının, ticaret komisyonunun teklifi veçhile, geçici bir komisyona verilmesi kabul edilmiştir.

Bitlis Milletvekili Muhtar Ertan'm baş­kanlık divanı kâtipliğinden çekildiğine dair önergesi okunmuştur.

Maraş Milletvekili Emin Soysal ile Bur­dur Milletvekili Ahmet Çınar, hububat fiyatlarının arttırılması suretiyle çift­çiye ferahlık temininin mümkün olup olmadığı hakkındaki sözlü sorularım ge­ri aldıklarım bildirmişlerdir.

Eskişehir Milletvekili Abidin Fotuoğ-lu'nun, kuraklık tehlikesine karşı hükü­metçe ne düşünüldüğünün bildirilmesi hakkında Tarım, ve Ticaret Bakanlıkla­rından sözlü sorusunun, her iki bakanın mutabakatiyle, Cuma günkü toplantıda cevaplanması kabul edilmiştir.

Askerî okullar öğretmenleri hakkındaki kanun tasarısı ile, adlî kâğıtların posta, telgrafvetelefonidaresivasitasiyle tebliğine dair kanun tasarıları kabul edilmiştir.

Jandarma Kanununun 12 nci maddesi­nin değiştirilmesi hakkındaki kanun ta­sarısı içişleri komisyonuna geri veril­miştir.

Milletlerarası Adalet Divanı statüsünün 36 ncı maddesinin ikinci fıkrasında der­piş olunan ve hukuki uyuşmazlıkların çözülmesi hususunda divanın yargı hakkım önceden tanımayı gerektiren İhtiyari kayde katılma hakkındaki ka­nun tasarısının birinci görüşülmesi ya­pılmıştır.

Şehir ve kasabalarda mahalle muhtar ve ihtiyar heyetleri teşkiline dair olan 4541 Sayılı 'Kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesine ve bu kanuna bazı mad­deler eklenmesine dair kanun tasarısı ivedilikle görüşülmüş ve üzerinde ge­çen tartışmalardan sonra (komisyonca tasvibedilen tadillerle tasarının tümü kabul edilmiştir.

Meclis Cuma günü toplanacaktır.

—Ankara:

İtalya Büyükelçisi ve Arjantin Elçisi "bugün sabahleyin Büyük Millet Meclisi Başkanı Kazım Karabekir'İ ayrı ayrı ziyaret etmişlerdir,

9 Mayıs 1947

—İstanbul:

Bu akşam Cumhurbaşkanı înönü, Ba­yan İnönü île birlikte İstanbul konser­vatuarının Taksim gazinosu salonunda verdiği konseri şereflendirmişlerdir.

Cumhurbaşkanımızın yanlarında Başba­kan Recep Peker, Vali Lütfi Kırdar ve Orgeneral Nuri Yamut bulunmakta idi­ler.

10 Mayıs 1947,

—Antakya:

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'ye 19 Ma­yısta teslim edilecek sınır toprağı bu sabah saat 9 da belediye bahçesinde vali tarafından alınarak bir kız atlete teslim edilmiş ve bu münasebetle bir tören ya­pılmıştır. Meslekî ve askerî erkân ile sporcular, öğrenciler ve belediye alanını dolduran kalabalık bir halk kitlesinin hazır bulunduğu tören, bandonun çaldı­ğı kalabalık bir halk ' kütlesinin hazır bulunduğu tören, bandonun çaldığı is­tiklâl Marşı ile başlamış, bunu heyecanlı bir nutuk takibetmiştir. Kahraman Ha­tay'ın birlik, 'beraberlik ve Millî Şeflerî-ne sarsılmaz bağlılıklarının nişanesi olan sınır toprağı, bugün saat 16.30 da 11 sınırındaSeyhan atletlerinetörenle teslim edilecektir.

12Mayıs 1947

— Ankara:

Türk Kanser Araştırma, Savaş Kurumu bugün saat 18..30 da Numune hastanesi konferans salonunda ilk toplantısını yapmıştır.

Toplantıda, kurumun aynı zamanda üyesi sifatiyle Sağlık ve Sosyal Yardım Bakam Dr. Behçet Uz ile kurum kuru­cular ve diğer yeni üyeleri hazır bulun­muştur.

Toplantıyı kurum başkanı sıfativle Prof. Dr. îrfan Titiz açmış ve bu toplantıya onur verenlere teşekkür etmiş ve mes­leklerinin feragatli hizmetleri ile can­larını bu uğurda Itanser'Ie ödemiş olan röntgenci Ibralıim Vasıf, röntgenci Nec-mi, röntgenci İzzet'in ve yurdumuzda, patolojik anatomi de olduğu kadar, kan­ser problemin'de de önderlik etmiş bu­lunan uluslararası şöhretli 'büyük âlim rahmetli Hamdi Suad Alnar'm hatırala­rını anmış ve ricası üzerine bir dakika ayakta saygı sükûtu yapıldıktan sonra sözlerine şöyle devam etmiştir:

Ana tüzüğümüzün ilk maddesi kurumu insanlığa hizmet amacını güden bir bi­lim, bir savaş ve hayır derneği olarak tarif etmekte ve /böylece çalışmalarımı­zın sarih hedefini çizmektedir. Başkaca

bir iddiamız yoktur. Kanserle çile çeken muztarip insanın sayısı çoktur, ölüm sebepleri istatistiklerinin de ikinci sıra­sını tutmaktadır. Gerçekten, Birleşik Amerika'da 1900 senesinde kanser, ölüm sebepleri arasında yüzbinde 63 ölümle-onuncu yeri işgal etmekte iken 1910 yı­lında yedinci, 1920 de beşinci, 1922 de tüberkülozu da geçerek dördüncü ve ni­hayet 1934 ten bu son yıllara kadar ikinci sırada bulunmaktadır. 1900 yılından-beri artış nisbeti % 60 etrafmdadır. Şüp­hesiz bu artmada, hastalığın erken teş­his imkânlarının düne nazaran bugün, daha mükemmel oluşu, ortalama ömür süresinin artışı gibi çeşitli faktörler var­dır.

ölümün artması, bazı pesimistlerin san­dığı gibi, yalnız modern insanın tered­diye uğramasından değildir ve kanser profilaksisi, bir realite oluncaya kadar, bu hastalık bir ölüm sebebi olarak ka­lacaktır. Bununla beraber, hastalığın erken teşhis ve modern tedavisi esas prensiplerine dayanan kanser savaşının verimli sonuçlarına inanıyoruz.

Kısa bir zamanda, gerek meslektaşları­mızla ve yardımsever vatandaşlarımızla, gerek sıhhi makamlarla yaptığımız te­maslarda, samimi ilgilerini toplamış ol­makla seviniyoruz. Bilhassa; Üniversi­temizin, Sağlık Bakanlığımızın çeşitli konularımız üzerindeki kurucu ve koru­yucu zihniyeti ile bize her türlü yardım­ları esirgememelerinden duyduğumuz fe­rahlık, çalışmalarımızda bir kuvvet kay­nağı olmaktadır.

Bazı yabancı memleketlerle ve enternas­yonal kanser kurumu ile haberleşmele­rimizden teşvik edici sonuçlar aldık. Bu hayırlı başlangıcın aziz yurdumuza, muztarip vatandaşlarımıza, ıstıraplı in­sanlığa uğurlu, başarılı ve yararlı ol­masını gönülden dilerim.

Bundan sonra, Ankara Üniversitesi Rektörü Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz Kan-su, kanser sebepleri arasında ırk fak­törünün durumu hakkında bir konuşma yapmış ve bu yöndeki kendi incelemele­rini ve son dünya görüşlerini izah etmiş, Prof. Dr. Kâmil Sokullu mide kanser­leri, Ord. Prof. Dr. Melehlor safra kan­seri, Doçent Dr. Orhan Toygar karaci­ğer sarkomu'nda yapılan karaciğer re-zeksiyonu etrafında açıklamalarda bu­lunmuşlardır. Toplantı geç vakıta kadar devanı etmiştir.

— Gelibolu:

Cumhurbaşkanı ismet inönü bugün saat 9.30 da Savarona yatı ile şehrimizi şerefi endirmişlerdir. Halkıncoşkunsevgitezahürleriile karşılanan Cumhurbaşkanımız, Gelibo­lu'daki tesisleri gezmişler ve öğle yeme­ğini orduevinde yemişlerdir.

Saat 16 da Gelibolularm aynı tezahür­leri arasında şehrimizden ayrılmışlar­dır.

13 Mayıs 1947

—Bandırma:

Cumhurbaşkanımız ismet înönü, bu sa­bah saat 10 da Savarona yatı ile Ban-dırma'ya varmışlardır. Rıhtıma çıkar­ken sahili dolduran binlerce halkın çok candan ve coşkun tezahürlerile karşıla­nan Cumhurbaşkanımız, şehirde, ordu-evini. ziyaret ve belediyede bir müddet istirahat buyurduktan sonra, halkın ay­nı coşkun sevgi gösterileri ile saat 13 te Bandırma'dan ayrılmışlardır.

—Gemlik:

Cumhurbaşkanımız bugün öğleden sonra saat 17 de Gemîik'e teşrif buyurmuş­lardır. Binlerce Gemliklinin candan sev­gi gösterileri arasında şehre çıkan Cum­hurbaşkanımız, halkevini ve belediyeyi şereflendirmişler ve bir müddet sonra halkın aynı sevgi gösterilenle saat S de Gemlik'ten ayrılmışlardır.

— Edirne:

Atatük anıdmda, genel müfettiş, vali, askerî komutan, memurlar ve öğrenci­lerle kalabalık bir halk kitlesi önünde istiklâl Marşiyle başlayan parlak tören­den sonra sınır toprağı Edirne gençliği­ne emanet edilerek saat 9 da coşkun tezahüratle yola çıkarılmıştır.

14Mayıs 1947

— Ankara:

Kırkpmar güreşleri dolayısiyle Edirne­liler tarafından yapılan daveti kabul eden Büyük Millet Meclisi Başkanı Kâ­zım Karatıekir bugün istanbul'a hareket etmişlerdir.

15Mayıs 1947

— Ankara:

Öğrenildiğine göre hükümet, madenler­de yer altında çalışan İşçi ücretlerinin ■kazanç, buhran, muvazene ve hava kuvvetlerine yardım vergilerinden bağışık tutulmasını sağlayan bir kanun tasarı­sını Büyük Millet Meclisine sunmuştur.

—İstanbul:

Bu sabah Şişli'deki Atatürk müzesinden alman sınır toprağı Beşiktaşa götürül­müş ve oradan vapurla Üsküdara geçi­rilmiştir. Burada, Rumeli Kavağından gelen toprak, batı sınır toprağına katıl­mış, Kadıköy yolu ile İzmit îl hududu­na götürülmüş ve kısa bir törenle İz­mitli atletlere teslim edilmiştir.

—Ankara:

Avusturya elçiliğinde bu akşam, bütün dekor ve musikisi ile bir Viyana gecesi­ni tanzir eden bir suvare verilmiştir.

Bu suvarede Başbakan Recep Peker, ba­kanlar, milletvekilleri, dışişleri bakan­lığı genel sekreterleri, Büyükelçi Feri­dun Cemal Erkin, Basın ve Yayın Ge­nel Müdürü Nedim Veysel ilkin, bakan­lıklar ileri gelenleri, bütün kordiploma­tik ve basın mensupları hazır bulunmuş­lardır.

—Ankara:

Bugün saat 11 de Cebeci'deki şehitlikte yapılan bir törenle hava şehitlerinin hâ­tıraları anılmış ve taziz edilmiştir.

Bu törende Başbakan Recep Peker ile bakanlar, milletvekilleri, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Salih Omurtak ve İkinci Başkan Korgeneral Muzaffer Tuğsavul, Hava Kuvvetleri Komutanı ^Korgeneral Zeki Doğan, Ankara Gar­nizon Komutanı General Osman Güray ile Ankara Üniversitesi Rektörü, An­kara Vali ve Belediye Başkam, Anka­ra'da bulunmakta olan bütün yüksek rütbeli subaylar, bakanlıklar ileri ge­lenleri ve Ankara Emniyet Müdürü ile Merkez Komutanı, kara, deniz ve hava kuvvetlerine mensup subaylarla, başta bando olduğu halde askerî, sivil okur­lar, bir piyade kıtasiyle polis müfreze­leri iştirak eylemekte idi.

Törene saygı duruşu ile başlanmış ve "bayraklar yarıya indirilerek bando ma­tem marşı çalmıştır.

Bir manga asker tarafından yapılan saygı atışından sonra Hava Kuvvetleri

Komutanlığından Yüzbaşı Korkut Efe ve Türk Hava Kurumu Ankara Şubesi adına da Erzincan Milletvekili Behçet Kemal Çağlar birer hitabede bulunmuş­lardır.

Törene, Türk Hava Kurumu mensupla-riyle davetlilerin hava şehitlerinin ka­birlerini ziyaretleriyle son verilmiştir.

16Mayıs 1947

—Edirne:

Edirne'nin tarihî Kırkpınar güreşleri bu gün saat 14 te Saray içinde büyük tö­renle açılmıştır. Tören, çoktanberi bek­lenen bereketli bir yağmur altında ya­pılmıştır. Şehir caddeleri Kırkpınar gü­reşlerini seyre gelen misafir kafilelerle doludur.

—İstanbul:

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, bugün öğ­leden evvel Tophanede yeni açılan er­kek sanat okulunu ziyaretle atölyeleri

görmüşler ve sonra Cerrahpaşa Hasta­nesine giderek yeni yapılan ve henüz açılmamış bulunan büyük verem pav­yonunu gezmişlerdir.

Cumhurbaşkanımız, akşama doğru Bo­ğazda bir gezinti yaptıktan sonra Dol-mabahçe Sarayına dönmüşlerdir.

17Mayıs 1947

—İstanbul:

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, bugün öğ­leden evvel Karp Akademisine gitmiş­ler ve buradan İstanbul tarafına geçe­rek Süleymaniye'deki dispanseri ve ya­pılmakta olan doğumevini gezmişlerdir.

—Ankara:

Birleşmiş Milletler Dernekleri Dünya Federasyonu İcra Komitesi Başkanı Dr. Robert Dexter ile eşi Dr. Eüsabeth Ant-hony Dexter diin Ankara'ya gelmişler­dir. Dr. Dexter sosyolog, eşi İse bilhas­sa kadın tarihi ile meşgul olan bir ta­rihçidir.

Bugün öğleden sonra yaptığı bir basm toplantısında Dr. Dexter demiştir ki:

Gerek Amerikalı ve gerek dünya fede­rasyonunun bir temsilcisi olarak bu an^

a Türkiye'yi ziyaret etmek benim için büyük bir zevktir. Başkan Memduh Şevket Esendal ve çalışma arkadaşla­rının liderliğinde Birleşmiş Milletler Türk Derneğini bu kadar sağlam esas­lar üzerinde kurulmuş bulduğuma mem­nunum. Burada, Ankara'da gayet iyi başlıyan hareketin geniş ölçüde yayı­lacağını ve Türkiye'nin her tarafında halkın Sirleşmiş Milletleri anlayıp des-tekliyeceklerini ümide diyoruz. Her yer­de ihtiyacımız olan işte budur. Halk desteklemezse Birleşmiş Milletler fikri akim kalacaktır. Ancak onların müza-heretiyle muvaffak olur.

Şahsen söylemeliyim ki, Amerikalı ola­rak bizler, kongremiz tarafından alınan kararm, tasarı metninde de belirtildiği gibi Birleşmiş Milletlerin bütün üyeleri- ' nin hürriyet ve bağımsızlıklarına yar­dımı olacağım hissediyoruz. Amerika Birleşik Devletleri ne Birleşmiş Millet­lerin vazifelerini gasbetmek ve ne de herhangi bir memleketin iç işlerine mü­dahale etmek niyetindedir. Fakat, mil­letimiz, Birleşmiş Milletlerin henüz At­lantik Beyannamesinde garanti edilen «Korkudan korunma» hürriyetini sağ-lıyabilecek kadar kuvvetli olmadığını bilmekte ve barış için bu hürriyetin mu­hakkak garanti edilmesi gerektiğine inanmaktadır.

Amerika Birleşmiş Milletler fikrine sa­dakatle bağlı olup, bugünkü kararının da Birleşmiş Milletler şartına uygun ol­duğuna inanmaktadır. Türkiye gayet önemli bir mevkide bulunduğundan, Bir­leşmiş Milletleri kuvvetlendirmek için Amerika iîe dünyanın, onun yardımına ihtiyacı vardır. Bu yolda. Birleşmiş Mil­letler Türk Demeğinin büyük yardımı olabilir ve olacağınada eminim.

.— Ankara:

Birleşmiş Milletler Türk Derneği Baş­kanı ve Bilecik Milletvekili Memduh Şevket Esendal bu akşam, Birleşmiş Milletler Dernekleri Dünya Federasyo­nu icra Komitesi Başkanı Dr. Robert Dext.er şerefine Ankara Palas pavyo­nunda bir kokteyl vermiştir.

Bu toplantıda Dışişleri Bakam Hasan Saka, Milletvekilleri. Dışişleri Bakanlı­ğıGenelSekreteriBüyükelçiFeridun Cemal Erkin, Başbakanhk Müsteşar? Cemal Yeşil, Basın ve Yaym Genel Mü­dürü Nedim Veysel İlkin, Birleşmiş Mil­letler Derneği üyeleri ve basın mensup­ları hazır bulunmuşlardır. Birleşik Amerika Büyükelçisi E. Wil-son da kokteylde hazır bulunmakta idi.

19 Mayıs 1947

—- Ankara:

Türk Milletinin kurtuluş savaşma ön­derlik etmek üzere Atatürk'ün Sam­sun'da Anadolu topraklarına ayak bas­tığı günün 28 inci yıldönümü, her yi? olduğu gibi bugün de bütün yurtta gençlik ve spor bayramı olarak derin bir heyecan ve coşkun tezahüratla kut­lanmıştır.

Bu tezahürat Ankara'da, havanın za­man zaman kapalı ve yağışlı olmasına rağmen çok parlak geçmiştir.

Atatürk'ün 28 yıl önce Samsun'a çıkış-saati olan 7 de, yirmi bir top atımı ve bütün fabrikalarla taşıt vasıtalarının devamlı surette çaldıkları düdüklerle bu tarihî olay amlmış, halk ve şehir-içindeki bütün nakil vasıtaları bu an­da bulundukları yerlerde durmak sure­tiyle, başta Ebedî Şefin olmak üzere kurtuluş ve millî egemenliğimizin kuru­luşu uğrunda kanlarını akıtan kahra­manlarımızla, şehitlerimizin hâtıralarını

taziz eylemişlerdir. Bu tazim duruşunu takiben bütün şehri boru, trampet ve-bando sesleri sarmış ve her tarafı, ya­şanılan büyük ve tarihî yıldönümü gü­nünün heyecan ve neşesi kaplamıştır. Bir taraftan gençlik, hep birlikte yü­rüyüşe geçmek üzere !" manpazarma giden yollarda akıp gider­ken, halk da stadyuma giden yollara dökülmüştü.

Baştanbaşa bayraklarla, millî renklerle-donatılmış bulunan Ankara'nın muhte­lif yerlerindeki Atatürk heykelleriyle Zafer Anıtı, sayısız çelenklerle bezen­mişti.

Bu güzel dekor içinde başlıyan Gençlik Bayramı, gençliğin hep birlikte Saman-pazarından yürüyüşe geçmeleri üzerine, daha sonra stadyumda en parlak dere­cesini bulacak olan coşkun sevgi tezahüratına yol açmıştır. Bu esnada genç­lik adına bir heyet, Ebedî Şefin mu­vakkat kabri Önünde, en büyüklerinin manevî huzurunda bir tazim duruşu yapmakta idi. Törenin başlıyacağı saat 10 a doğru ise, sabahın erken saatlerinden itibaren en küçüğünden en büyüğüne kadar hare­ket halinde bulunan Ankara halkı stad­yum ile çevresindeki sahalarda ve yol­larda toplanmıştı denilebilir.

Cumhurbaşkanı İnönü, beraberlerinde Bayan İnönü olduğu halde, bu halk top­luluklarının sevgi tezahüratı içinde stadyuma geldikleri zaman, bütün sta­dı saran sürekli alkışlarla karşılanmış ve maraton kulesi önünde yer almış bu­lunan Cumhurbaşkanlığı bandosu tara­fından İstiklâl Marşı ile selâmlanmıştır. İnönü'nün gelişlerini müteakip, orta okullarla sanat ve meslek enstitülerinin, liseler, yüksek okullar, kız ve erkek öğ­rencilerinin muhtelif spor teşekkülleri­nin katıldıkları büyük geçit resmi baş­ladı, önde Cumhurbaşkanlığı bandosu olduğu halde, bu geçişte bandoyu, elle­rinde şanlı bayraklarımızın yükseldiği kız ve erkek öğrencileri grupu ile mek­tep ve spor teşekkül ve kurumlarının füâmalannı taşıyan grup takibeylemek-te, bunlardan sonra da izciler ve okul­lar öğrencileri, sporcular gelmekte idi­ler.

înönü,gençliğin saygı gösterilerini şe­ref tribünündenkabulbuyurmuşlardır. Bu esnada yanlarında Başbakan Recep Peker ile Başbakan Yardımcısı,Devlet Bakam Mümtaz ökmen, Devlet Bakanı Abdülhalik Renda,bakanlar, Cumhuri­yet Halk Partisi Başkan VekiliŞükrü Saraçoğlu,PartiGenelSekreteri.Mil­let Meclisibaşkan vekilleri,Genelkur­may Birinci ve İkinci Başkanları hazır bulunuyorlardı.Diğertribünlerdede milletvekilleri, kordiplomatik, vekâletler ve müesseseler ve kurumlar ileri gelen­leri vediğerdavetliler yeralmışlardı. Harb Okulu, Tümen, Jandarma, İmalâtı HarbiyeveDemiryollarıbandolarının da katıldıkları bu geçit resminde, genç­likyeşilsahadayeraldıktansonra Cumhurbaşkanlığıbandosu,gençlerin hepbirliktesöylediklerivestadyumu dolduran, on binlerce halkın iştirak eylediği İstiklâl Marşım çalmıştır. Bunu Millî Eğitim Bakanı Şemsettin Sirer'in ve gençlik adına bir kız öğrencinin söy­levleri takibeylemiş ve bundan sonra da inönü., gençliğe hitabeyi emiştir.

Cumhurbaşkanının sürekli alkışlarla karşılanan bu hitabesinden sonra genç­lik, Türk Ulusu ve onun aziz ve büyük timsali Cumhurbaşkanı İsmet înönü adına üç defa «Sagol» çağrışiyle saygı gösterisi yapmıştır.

Bu esnada maraton kulesi altındaki gi­riş kapısından bütün stadyumu saran sürekli ve coşkun alkışlar arasında va­tanın sarsılmaz bütünlüğünün remzi olan sınır toprakları ile Atatürk'ün Samsun'da karaya çıkışının sembolü olarak İnönü'ye sunulmak üzere geti­rilmekte oîan bayrağı taşımakta olan atletlerimiz, iki ekip halinde stadyuma girmişler, sağ ve sol pistleri takip ede­rek şeref tribününün önüne gelmişler­dir. Emanetleri taşımakta olan atletler tribüne çıkarak sınır topraklan ile bay­rağı İnönü'ye teslim etmişler ve renk renk üniformaları, eşofmanları ile yeşil sa hayı dolduran gençlerin söyledikleri «Dağbaşını Duman Almış» marşı iîe so­na eren törenin bu safhasını kız Öğren­cilerin ve daha sonra da erkek öğren­cilerin takdir ve alkışlar toplıyan top­lu idman hareketleri takib eylemiştir.

Bundan sonra sahaya gelen Hasanoğlan Köy Enstitüsü öğrencileri, bütün kalb-leri şevkle coşturan millî oyunlar oyna­mışlardır.

Harb Okulu gençlerinin, herbiri ayrı ayrı sürükleyici idman hareketleri ve bilhassa savaş gösterileri törenin en he­yecanlı bir kısmını teşkil etmekte idi. Kırmızı ve mavi taraflar arasında mef-ruz bir savaş hareketini bütün safîıala-riyîe canlandıran ve çok muvaffak olan bu gösteri esnasında manevra mermile­ri ve bombaları kullanılmıştır.

Kız ve erkek öğrencilerin yeşil saha üzerinde çizdikleri vatan haritası ve ay yıldız ile sona eren bütün bu gösteri­lerde, Gazi Terbiye Enstitüsü öğrenci­lerinin ritmik hareketleri de takdirleri tophyan diğer Özel bir safha teşkil ey­lemekte idi.

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün Gençlik ve Spor Bayrama müna­sebetiyle 19 Mayıs Stadyumunda Ira d buyurdukları nutuk:

Ankara: Î9 (A. A.) —

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, gençlik ve spor bayramı münasebetiyle bugün 119 Mayıs stadyomunda aşağıdaki nutku irat buyurmuşlardır:

Aziz Türk gençleri;

Gençlik ve spor bayramını sevinçle kutluyoruz. Bayramınızla bugün vata­nın her köşesini kapliyan bahtiyarlık havası, sizlere bağladığımız engin ümit­lerin ifadesini taşıyor. Her aile ve ailelerimizin toplamı olan bütün vatan, sizin hazırlanmanızdan, gelecek için hayırlar ve feyizler bekliyor.

Bugün dünyanın gidişi öyledir ki, sizler, fikir cereyanı şekli altında, vatanın kaderi ile ilgili olan tenlik eieı-le, erken yaşınızda karşılaşmış bulunuyorsu­nuz. İkinci Cihan Harbi ve ondan sonraki devir, fikir hücumlarına, en tesir­li olarak, gençlerimizi hedef tutmağı meslek edinmiştir.

İlkönce, muhariplerden biri ve bize hayatî felâketler getirecek olan taraf faydasına masumları sürüklemek gayreti, "Irkçılık ve Turancılık,, şekli al­tında harekete geçti. Buna karşı Türk gençliği selâmeti yolu kavramakta gecikmedi.

Harp sonrasında ise, yabancı ve istilâcı politika akımı, memleketimizde "İleri Demokrasi ve Faşistleri temizlemek,, iddiası altında, vatan için en zararlı bir hareket uyandırmağa çalıştı. Bunun gençliğimiz içinde yaratmak istediği ce­reyan süratle muvaffakiyetsizliğe uğramıştır.

Birbiri arkasından gelen ve memleket için biri ötekinden zararlı olan ifratçı telkinlerin yer tutmaması, memleketin selâmeti için büyük müjdedir.

Aziz vatandaşlar;

Bugün vatanımız, türlü badirelerin ihtimalleri arasından geçtikten sonra, insanlığın ve medeniyet âleminin kıymetli bir varlığı olmak gibi müstesna bir mevki kazanmış bulunuyor. Vatanımızın geleceği, metîn ahlâkınızın ve feyizli çalışmanızın sayesinde, çok mamur ve refahlı olacaktır. Vatan için jherfedakârlığa hazır olan kahraman Türk Milletinin vatanseverliğini, siz, bugün ve gelecekte daha kuvvetli delilleri ile temsil edeceksiniz. Meziyetle­rin bası buradadır. Arkadaşların bazıları Anayasanın metinlerini okuyarak, Türkiye'de Sıkı­yönetim idaresinin konması veya varken uzatılması için mevcut kanunî se­beplerden bugün hangisinin müessir olduğunu sordular. Bunu Büyük Ka­mutay huzuruna sunduğumuz tezkerede muhterem Demirelli arkadaşımızın kâfi görmediği bir ifade ile iîk Sıkıyönetimi koymağa teşvik eden şartlar de­vam ettiği için, diye arzetmiş bulunuyorduk. Bir tezkeremizde diyoruz ki: «Bu memlekette Sıkıyönetim idaresinin kurulduğu günlerde gördüğümüz kuvvetli sebepler esas olarak bugün de vardır. Bu sebepler esas mahiyetini muhafaza etmekte oldukları için bu idareyi bir altı aylık devre için daha Anayasamızın verdiği izin yolundan uzatmak istiyoruz.» Bu şartlar nedir? Demircili arkadaşımız: "Bu parti gruplarının iç çalışmalarına taallûk eden bir iş olmakla beraber,, millet kürsüsünden arzetmiş olmaları dolayısiyle ce­vapsız bırakılmasını zarurî gördüğüm bir noktayı açıklamak isterim. Diyor­lar ki: "BÖyle bir tezkerenin yazılmasına esas teşkil edecek dış sebepleri, siz burada toplanıp dinliyorsunuz,, zannederim Dışişleri Bakanının grup izah­larını ima ediyorlar.,, Bu hususta kâfi açıklamalar yapılıyor, halbuki biz bun­ları dinlemek imkânından mahrumuz.

Evet, muhterem arkadaşımızın bu noktada bugün hakları vardır, bu nokta üzerinde ben duracağım.

Arkadaşlar,

İşte iki parti olarak bir salonun müşterek çatısı altında olarak müşterek mesuliyetle çalışmaya başladığımız günler, aylar henüz sayılıdır. Dış politi­ka üzerinde hükümetin tutumunu ve gidişini kendilerine aksettirmek hu­susunda tatbik ettiğimiz esas Başbakanın muhalif parti lideri arkadaşımıza za­man zaman ve fakat büyük politika değişiklikleri oldukça izahı icabeden nokta­ları anlatmak şekli idi. Bu işlerde değer oldukça zsman zaman yapılmakta­dır. Arzedebilirim ki ecnebi memleketlerde de iktidar parti liderleriyle za­man zaman bu konuda görüşürler ve muhalif parti lideri kendi arkadaşla­rına dış durum hakkında nakledilenleri anlatır. Biz de bunu böyle yapmak­ta idik. Fakat esaslı değişiklikler olmadıkça muhalif parti lideri ile bir ko­nuşma mevzuu kalmıyor. Şimdi bunu yeni bir şekle bağlamak üzereyiz. Mu­hatap olduğumuz bu teklifi hal yoluna koymak için en salim usulü sammv olarak aramaktayız. Demokrat Parti Meclis Grupu arkadaşlarımızı dış po­litikada aydınlatmayı kendi liderleri vasıtasiyle değil doğrudan doğruya ikti­dar mevkiinde bulunan hükümet diliyle şu veya bu tarzda aydınlatmak is­teği karşısındayız. Bunu mütalâa ediyoruz. Fakat Kamutayın iç politikada, dış politikada, ekonomik alanda, her şeyde milletten aldıkları şerefli mevkii ve murakabe haklarını Kamutaya kullanmaları için ortada hiç bir mâni yok­tur. Kamutayın tüzüğünde mevcut olan herhangi bir yoldan hükümetin herhangi bir dış siyasetini sormak ve araştırmak her zaman salâhiyetleri dahilindedir. Eğer konuşulacak konu günün şartlan içinde açıktan konuşul­masını mahzurlu telâkki ettirecekse, iç tüzüğümüzde mevcut olan yollardan gizli oturum yoliyle arkadaşların bu arzusu her vakit için temin olunabilir. Celâl Bayar (İstanbul) Bunu yapacağız Başbakan. Zaten iki defa zatıâli-nizîe konuştuk. Meclisin duvarları arasın­da çalışırken, bu başlangıç devrinin tabii güçlükleri vardır. Şerefli maziye malik olan bir neslin ve bir devletin geniş dünya tehlikeleri devresinde ida­resini nizamlarken onun için başka devletlerle kanlar dökülmüş, hattâ asır­larca sürmüş zamanlar İçerisine sığdırılabilen bu müşterek çalışmayı başa­rırken hepimizin selim akıl icabına uyması lâzımdır. Hadiseleri izanı edici her ne pahasına olursa olsun kendini haklı gösterip ağır ithamlarla karşıda-kilerîn kusurunu belirtici şekilde söz söylemek zaaflarından kendimizi ko­ruyamıyoruz. Ben bu sözlerin kendi şahsıma ait payını kabul ediyorum. Sa­bırlı olacağız, tahammüUü olacağız. Muhterem Demokrat Partili arkadaşlar istedikleri gibi alsınlar, fakat bütün samimiyet ve derunî inanımla söyleye­bilirim ki biz demeçlerimizde, memleketimizde demokrasi inkişaf etmekte­dir derken buna inanıyoruz ve şimdi şikâyet ettiğimiz bu çatışmalar böyle büyük ve şerefli bir istikbal vâadeden yolda gidenlerin tabii hayatıdır. (Alkışlar)

Arkadaşlar,

Bir birlerimizi ölçüsüz' hükümlerle kusur îamıy alım. Bizi istikbal dinliyor. Tarihi biz dinler olmakta isek bizi de istikbalin çocukları dinliyor. Biz bura-daiki parti, üç parti bağımsız arkadaşlarla beraber tartışa tartışa, çatışa ça­tışa demin arzettiğim gibi iç nizamı bozmadan, yurdumuzu dış felâketlere çarptırmadan bu memleketi ileri götürün, torunlarımıza teslim edersek, her birerlerimizin adı yurda hizmet eden bir unsur olarak bir gün tarihleşecek ve bu günün hatıraları ileri zamanların kuvveti sırasına geçecektir. (Alkış­lar)

Arkadaşlar,Biliyorsunuz ki, Türkiye bugün jeopolitik durumu itibariyle eskisinden daha Önemli bir hal almıştır, imparatorluklar muharebesi yapan büyük devlet­lerin ikinci Dünya Savaşında çarpışmaları sona erdikten sonra onun baki­yesi olmak üzere, dünyada bugün mevcut olan manzaraya göre yine devlet­ler arasında büyük meselelerin halli sarpa sarmıştır. Ve eğer bu dünya işle­ri, hiç kimsenin aksini katiyetle iddia edemeyeceği bir anlaşmazlığa gider de yeni bir çatışma mevzubahs olursa kaderin milletimize yükliyeceği ağır vazifeyi şimdiden istihfaf edemeyiz. (Soldan, çok doğru sesleri)

Türkiye bugünkü duruşu ile Şarkın, Orta - Şarkın, Yakın - Şarkın ve Doğu Akdenizin kilit taşı vaziyetindedir. Fakat dünya gözü önünde, bu durumun yükünü taşıyacak maddî ve manevî şartlarına uygun vasıflar bakımından her gün bir imtihan geçiriyoruz. Zanmma göre, bu maruzatım muhterem Kamutaya doyurucu ve inandırıcı bir tesir yapacaktır. Bu tesirin duygusu içinde, muhterem Demokrat arkadaşlarım da istedikleri açıklamayı yaptığı-

ma göre bu müşterek görüşe katılmalarını faydalı ve tabii görüyorum. Oyarını birlikte verirlerse hiç şüphesiz ki kendi takdir ölçülerine uyuyorsa yurdun büyük meseleleri üzerinde partiler dayanışması esasına hizmet et­miş olurlar. Bu, memleketin -kuvvetini ve kendilerinin şerefini ve kıymetle­rini arttırır. (Bravo sesleri, alkışlar)

Meclisinde, altı ilimizde Sıkıyönetim İdaresinin altı ay daha

Başkanı C. Bayar'ın beyanatı:

Ankara: 28 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında, altı ilimizde Sıkıyönetim idaresinin altı ay daha uzatılması hakkındaki kanunun görüşülmesi esasında Demokrat Parti Başkanı ve İstanbul Milletvekili Celâl Bayar aşağıdaki beyanatta bulunmuştur..

Aziz arkadaşlarım,

Evvelâ bir noktayı tebarüz ettirmek isterim. Haricî politika hakkında De­mokrat Parti Hükümet vasıtasiyle lâzım olduğu veçhile tenvir edilmemiş veya edilememişizdir. Bu hakikati bu suretle huzurunuzda ifade etmek mecburiyetini duydum. Haricî politika meselesine gelince, biz müteaddit beyanatımızla ve resmî beyannamelerimizle ne yolda yürüdüğümüzü ve ne suretle hareket ettiğimizi, büyük Milletimize ifade etmiş bulunuyoruz.

Bıigün gazetelerde, sayın Başbakanın beyanatım okudum ve ondan evvel sayın Devlet Başkanının dış politika hakkındaki bir gazeteye beyanatını da evvelce okumuştum. Haricî politikamızın bu ana hatlarında ben şahsan kendileriyle beraber olduğumu ifade etmekle beraber Demokrat Partinin de böyle düşündüğünü ifade edersem yanlış bir harekette bulunmuş olmam. (Soldan ve sağdan, şiddetli alkışlar.)

Sıkıyönetime gelince arkadaşlar, Sıkıyönetimin harekâtını uzaktan ve ya­kından biz de takibettik, Sıkıyönetimin ne maksatla kurulduğunu biliyoruz. Fakat filiyat sahasındaki hareketlerini de yakından biliyoruz. Sıkıyönetim İstanbul'un stratejik bakımından orada bulunması lâzım olan bir unsurdur, dediler. Eğer bu unsur sadece askerî bakımdan orada vazife görmüş olsaydı ve memleketin siyasî hayatına karışmamış bulunsaydı Demokrat Parti bu meseleyi bu kadar önemli surette ele almazdı.

Bir vatandaş veyahut herhangi bir gazete, 21 Temmuz seçimleri yanlış ya­pılmıştır, bunda hata vardır, bunun tashihi lâzımdır, kanunsuz hareketler olmuştur, dediği zaman, bu kadar büyük bir hakkı kullanan bir kimsenin Sıkıyönetimle ne münasebeti vardır? bizim anlayamadığımız noktalar bu­dur.

Bir adam asılacak, yahut ta meclisten çıkacak karara göre, zindana atılarak uzun yılardan sonra yine cemiyet haya--tına dönmek ümidine kavuşacaktır.

îdam hükümlerinin tasdik ve tadil edil­mesi hakkı, yanılmıyorsak istisnasız o-larak bütün memleketlerde devlet re­isine bırakılmıştır.

Bu vazifenin ifası sırasında Fransa'da cumhurbaşkanı tam dosyayı uzun uza-dıya gözden geçirdikten sonra kararını vermeden Önce mahkemenin avukatını dinler, onunla münakaşaya girişir, yine düşünür, hulâsa pek titiz davranır, in­giltere'de ise Kral dosya üzerinde çalış­tıktan sonra Adliye Bakanı ile konuşur, bazı idam hükümleri vardır ki, bir in-sanm hayatına kıyan hakkında kanu­nun kat'i emrine uymak suretiyle veril­miş olmakla beraber, o hükmü veren jüri heyetinin af ricası iîe bir zamanda sunulmuştur, yahut af ricası yüz binler­ce imzalı bir istida ile halktan gelmiş­tir. Hükümdar, ilk takdirde mutlaka, ikinci halde ara sıra ricayı göz önünde tutar ve bu bahiste gayet hassas dav­ranır.

Bizde hakimiyetin kayıtsız ve şartsız millette ve milletin vekili sifatiyle Mec­liste olduğu prensipinin belki çok ileri bir tefsiri neticesi olarak idam hükümle­rinin tasdüc veya tadil edilmesi hakkı Millet Meclisine bırakılmıştır.

înceleme vazifesi önce adliye komisyo­nunda yapılır, komisyonun kararı da u-mumî heyet huzurunda konuşulur,

Son haftanın hararetli müzakere ve mü­nakaşası işte böyle bir idam hükmünün tasdik veya tadil edilmesi münasebetiy­le yapılıyordu.

Umumî heyet meselenin üzerinde büyük hassasiyetle durdu.Gerçi bir insanın yaşama hakkının ba­his mevzuu olduğu bir meselede hassa­siyetle durmak Meclisin vazifesiydİ, an- bu vazifenin .görülmesi şekli bize, memlekette demokratik hayatın geliş­mesi bakımından enteresan bir tablo-vermiş oldu.

Herkes, elbette üzülerek dikkat etmiş-olacaktır ki, bu son meseleye gelinceye kadar, mecliste müzakere ve münaka­şa- mevzuunu teşkil eden hemen her hâ­disede sözler, çokluk, parti zaviyesin­den söylüyordu.

îlk defa olarak bu hâdise münasebetiy-ledir ki, parti farkı düşünülmeksizin-bir insanın hayatı üzerinde ayni his bir­liği ile duruldu, ve yanılmak korkusu her ;bir hatip üzerinde şiddetle hâkim oldu.

îki tez karşılaşıyordu:

Meclisin bir kısmı meseleye kanunun metnine sadık kalarak durduğu halde, meclîsin öbür kısmı kanunun metni ya­nında, kanunun ruhunu da aradı.

Ne parti disiplini, ne de kayıtlardırıcı, bağlayıcı bir düşünce, sadece doğruyu bulmak endişesi..

Bu hareket tarzını yine aynı hafta için­de Amerika meclislerinde de gördük. Orada da, birbirine rakip iki parti, fır­ka mülâhazalarını bir kenara bırakarak günlerce, yalnız doğruyu yapmak için münakaşa ettiler ve en doğru kararı verdiler.

Bizde iki partiyi çok esaslı, çok geniş program ve ideoloji farkları ayırmıyor, parti menfaatinin birine sağı, öbürüne' solu gösterdiği, gösterebileceği sahalar çok mahduttur.

Şu halde malî, iktisadî, ticarî mevzuiar gibi istisnasız hepimizi ayni derecede alâkalandıran mevzularda parti disipli­ni, parti görüşü ve kararı olmadan ko­nuşmak, iyiyi elbirliği ile bulmaya çalış­mak mümkün olsa gerektir.

Bir İdam hükmünün tasdik edilmesi ve­ya edilmemesi meselesi etrafında yapı­lan güzel, sinirsiz, zevk ve ümit verici münakaşaların sık sık tekrarlanmasına, sık sık fırsat bulunmasını diliyoruz. Türkiye asırlardanberi beraber yaşamış olduğu Arap komşuları ile de Birleşmiş Milletler Antlaşmasının çerçevesi dahi­linde işbirliği yapmayı arzu eder. Arap komşularına karşı sevgisi ve dostluğu mutlaktır. Dünyanın en zengin medeni­yetlerinden birinin vârisleri olan Arap Birliği devletlerinin her biri ile her sa­hada münâsebetlerini her gün daha zi­yade samimileştirmek Türkiye'nin en büyük emelidir.»

Bu sözlerin samimiliği hiçbir şart ve hiçbir müphem sözle süslenmiş değildir. Biz Arap milletlerinin hürriyet ve ba­ğımsızlıklarını, kendi aralarında daya­nışmalarını ve hepsi ile ayrı ayrı dost

kalmağı istiyoruz. Bugüne kadar Arap milletlerinin haklı dâvalarında Türkiye-nin ve Türk Milletinin uzaktan yakın­dan herhangi bir müdahaleci veya kuş-kulandırıcı hiçbir hareketi olmamıştır. Türk düşmanları telkinlerinin bazı ga­zetelerde yer bulmasını, sadece, bu memleketlerden 'bazılarının geçirmekte oldukları buhranın uyandırdığı sinirlilik haline, veriyoruz ve her g^çen günün, Türklerin Araplara karşı duyduğu dost­luk ve kardeşlik duygusunun, Aranla-rm da Türklere karşı .aynı duyguları kuvvetlenerek karşılanacağından emin bulunuyoruz.

Yasan: Fatih Rıfkı Atay

17 Mayıs 1947 tarihli «Ulus» Anka­ra'dan :

Eu memlekette, eskiden ve şimdi, her­hangi bir vatandaşı komünistlikle suç­lamak için, onun yazılarında ve çalış­malarında solcu olduğunu göstermek kâfi gelmez. Sosyalistler soldurlar ve Türk Anayasası sosyalizmi yasak etmiş değildir. Bizde komünist demek, Kızıl Enternasyonal adına Türkiye'de siyasi faaliyetlerde bulunmak, propaganda ve­ya teşkilât yapmak demektir.

Cumhuriyet kanunları serbes vatandaş­lar gibi devlet hizmetinde çalışan va­tandaşları sıkı bir hak korunurluğu al-tıaa almıştır: hiç kimseyi hiçbir bakan, fikirlerinden veya meyillerinden şüphe­lenerek, geçiminden edemez. Bu vatan­daş Danıştay'a gider, . Türk mahkeme­sine gider ve hak kazanınca gelir, tek­rar yerine oturur. Bunun bir çok misal­leri görülmüştür.

Yirmi yıldanberi "bu memlekette nice milliyetçi gençlere dahi komünistlik dam­gası vurulduğunu gördük. Bazı gençler sadece şeker endüstrisinin devletleştiril­mesini istedikleri için bu damgayı ye­mişlerdir. Halbuki biz bu endüstriyi dev-letleştirdik. Yâni o gençlerin savunduk­ları, dâvayı gerçekleştirdik. Şekeri hu­susi "bir teşebbüs halinde tutmak ve hu­susi kazanç kaynağı yapmak istiyenle-rin suçlaması yeter olsaydı, hepsini ce­miyet aforuzuna uğratmış olacaktık. Gene onlardan biri bugün Demokrat Parti gazetelerinden birinde başyazarlık etmektedir.

Irkçı kime komünist demez ? Hitler için nasıl bütün nazi düşmanları Yahudi ise, ırkçılar için de, kendi dâva­sını benimsemiyenlerin hepsi komünist­tirler, yahut komünist himayecisidirler. Bu şarlatanlığa ve şirretliğe bir son vermeklâzımdır.

Türkiye'de zan ve şüphe üstüne daya­nan keyfi bir aforozlama sistemi kura­mazdık. Kursaydık, istibdatların en ya­manını bu milletin basma belâ etmiş olurduk. Irkçıların ve kızılların fırsat buldukları vakit, tou 'istibdadı kuracak­larını biliyoruz, çalışalım ki onlar bu fırsatı asla ele geçiremesinler. . Kanunlar eksikse, usuller hatalı ise bunlar düzeltilebilir: fakat vatandaşla­rın mahkeme yolundan başka hiçbir yol­dan hak vehürriyeleri ile oynanamaz.

Tek dereceli se­çim gibi demokrasi tekâmülünde bü­yük ehemmiyeti olan bir kademeden ge­çilmiş, birden fazla partili devre ayak basılmıştır. Başlıyan inkişaf, kanun sı­nırları içinde normal yürüyüşüne devam edecektir. Gerçekten memleketin niza­mı kadar, demokrasi tekâmülünün ga­rantisi de kanuna ve millet adına ka­nun yapan mercie gösterilecek bağlılık ve saygıdadır.. Kendi isteklerimizi ve ihtiraslarımızı kanunun üstüne çıkardı­ğımız gün hem başlıyan bir tekâmülü baltalamış, hem de memleketin huzuru­nu bozmuş oluruz.

Yeni gelişme hareketinin ilk işaretleri­ni bundan iki yıl önce kendiliğinden ve­ren büyük Şef. bu tekâmülün gerçek­leşmesi için şimdiye kadar geniş bir müsamaha ve dikkat harcamaktan geri durmadığı gibi bundan sonra da elden gelen yardımı esirgiyecek değildir. Memleketin ilerisini sağlam temellere dayandırmak gibi çok esaslı bir düşün­cenin telkin ettiği iyi niyetten şüpheye düşenler, fâni hayatından şeref ve ikti­darın en yüksek mertebesine erişmiş bir insan için. tarihe gerçek bir eser bırakmaktan daha büyük bir haz ve bahtiyarlık olannyacağmi takdir edemi-yecek kadar kendilerini insafsızlığa kaptıranlardır.

Sayın Cumhurbaşkanımız, Gençlik Bay­ramı nutkunda, bütün memleketin engin ümitlerini taşıyan gençliğe inanını açık­larken, yabancıların kendi menfaatleri için telâkkisine yeltendikleri ifratçi ce­reyanlara da temas etmişler ve zararlı maksat ve ideolojilerin memlekette yer tutamayışını millî salâbetimizin kuv­vetli bir delili olarak belirtmişlerdir. Turancılık, bu memlekete zarardan baş­ka bir şey getirmiyece'k koyu bir dalâ­let, ileri demokrasi ve faşistlikten te­mizleme maskesi altında görünen cere­yan da, mücerret bir fikri temsil etmek­ten ziyade yabancı emellere hizmet fi­den ve hiyanete kadar giden kötü bir kasıttır. Gönlünde ve dimağında makul milliyetçiliğin sevgi ve inanını taşıyan Türk topluluğu ve Türk gençliği, zarar­lı infiratlardan kaçınarak memleketin gerçek menfaatlerine hizmet yolunda ve büyük Başkanının işaret ettiği isti­kamette yürümeğe devam edecektir.

İşçi sendikadan...

Yazan: A. Şükrü Esmer

20 Mayıs 1947 tarihli «Taııin» is­tanbul'dan:

Büyük Mület Meclisinden geçen kanun gereğince memleketimizin her tarafın­da işçi sendikaları kurulmağa başlamış­tır. Bir taraftan işçilerin kendi arala­rından dayanışma ve yardımlaşmağı, diğer taraftan iş verenlerle münasebet­lerini düzenlemeyi temine matuf olan sendikaların bu uğurda hayırlı rolleri olacağına şüphe yoktur.

işçi teşkilâtının her memlekette ayrr bir gelişme yolu takibetmiştir. İngilte­re'de sendikalar siyasî partilerden biri­nin desteğini teşkil etmektedir. Bugün iktidarda bulunan işçi hükümeti îşçî Partisine, dayanmaktadır. Hükümeti teş­kil eden Bakanların çoğu sendikalardan yetişmiştir.

Amerika'da işçi sendikaları politikaya karışmaktan çekinmişlerdir. Bu memle­ketteki iki .büyük sendikadan 'biri poli­tikaya karışmak temayülünü göstermiş­tir. Gerek iş federasyonu işçi sınıfına ait menfaatlerin siyasî partilerden uzak kalmak suretiyle daha iyi korunabile­ceğine kanaat getirmişler ve öyle bir yol takibetmeğe karar vermişlerdir.

Rusya'da sendika parti organlarından-ibarettir. Totaliter devlet isistemini ka­bul etmiş oîan Rusya'da sendikalar ser­best teşekküller değillerdir. Bunun için­dir ki, Londra'da toplanan Milletlerara­sı Sendikalar Kongresine Rusya'dan ge­len temsilcilerin kabulleri uzun müna­kaşalara yer vermiştir.

Bizde sendikalar en çok Amerika teşsk-küllerino benzemektedir. Geçen hafta AdânaVJa toplanan îplik ve Dokuma İş­çileri Kongresinde Çalışma Bakam Sadi Irmak Türk sendikalarının mahiyetini vuzuhla anlatmıştır. Türkiye'de sendika­larloncavekorporasyon mahiyetinde teşekküller değillerdir. Yani işleyen işçi sendikaya girer, istemiyen girmez Ça­lışmak için sendikaya girmek mecburi­yeti yoktur. Bu suretle işçi kendi kurduğu bir teşekkülün tahakkümü altına girmektenkorunmaktadır.

Falih Rıfkı Atay, İstanbul'dan Necmet­tin Sadak ve Ahmet Şükrü Esmer dü­şünmehürriyeti olanbirmemlekette mahkorne kararı olmadan hiç kimseyi şüphe Üzerine, ağır bir suçla ezmek doğru olmıyacağı yolunda yazılar yazı­yorlar. Zehirli bir dedikodunun kırsür uza­yıp gitmesi karşısında, birdenbire hır-çmlaşarak elindeki kadroları atan. en­cümenin bu şiddetli jestinde fazla şaşı­lacak bir şey yoktur. Nasıl ki, «Ben soruşuz ve kanunsuz adam vuramam bir parça müsaade» diyen Senato için de öyledir. Meseleye dışarıdan karışan üç başyazarın yine ayni şeyi söyliyen ve kanundan çıkılmamasını istiyen ya­zılarında tabii görülmiyecek bilmem ne vardır? Hattâ denebilir ki bir de­mokrasi 'memlekette,her gün birkaç

devlet ve millet organına karşılıklı ko­nuşma ve tartışmalariyle şu veya bu türlü bir neticeye bağlanması mutat olan gündelik meselelerden birinin, en normal bir misali karşısındayız. Olay bu. Fakat bakınız Ankara'da-ki Demokrat Kuvvet Gazetesi başya­zarlarından biri, bu çok sade olaydan nasıl bir dram konusu çıkarıyor.

Bu yazara göre senato ile encü­men arasında bir anlaşmazlıkolabilir.

Fakat Halk Partili üç yazar encümen­den ayrılır da senato tarafını tutmağa kalkarsa, işte buna şaşmamak lâzımdır. Niçin mi? Çünkü Halk Partisinin encü­mendeki üyeleri de, gazetedeki yazar­ları da, kendi tâbiri üzere, perde arkası veya üstündekigörünmez ve sorumsuz eller tarafından idare edilir. Bu üni­versite komünistleri meselesinde encü­men üyeriyle basın üyeleri ayrı dilden konuşmuşlarsa bu o demektir ki, emir geç gelmiştir. Ancak şu var ki encümen üyeleriy­le basın üyeleri ayni şey söylemiş bu­lunsalardı, bu yazara göre emir erken yahut tam vaktinde gelmiş bulunacaktı Yani olayın o şekli de, bu şekli de aynı gerçeği ispat edecek ve ne encü­men üyeleri ne üç yazar

Dışişleri Bakanlığı bugün, Romanya'-daki Sovyet, kuvvetlerini, 400 vagon TJn'a Rus işgal kıtaları için elkoymağa teşebbüs etmekle itham etmiştir. Resmî sözcünün belirttiğine göre, Ro­manya'da açlığın hüküm sürdüğü bu sı­rada Rusların bu hareketi Truman hal­kına yardım etmeye çalışan ve son za­manlarda bu memlekete 3,5 milyon do­lardan fazla kıymette yiyecek madde­si vermiş belirttiklerine göre, Amerikan Hükümeti, Romanya'nın Rusya' ya bir mikdar hububat ihraç edeceği yolunda raporlar almışt,ır. Romanya'daki Ame­rikan büyükelçiliği servislerinin tahkik

etmekte oldukları bu raporlar doğru çıktığı takdirde Amerikan Hükümeti Romanya'ya yolladığı bütün iaşe mad­delerini kesmek mecburiyetinde kala­caktır.

10 Mayıs 1947

—Bükreş:

Romanya muhalefet partileri bazı üye­lerinin tevkif edilmelerini protesto mak-sadiyle Müttefikler Arası Kontrol Ko­misyonuna, başbakana ve içişleri baka­nına bir muhtıra tevdi etmişlerdir. Bu muhtırada, yapılan bu tevkif hareketi karakuşi ve gayri kanuni olarak vasıf-landırılmakta ve tevkif edilenler hak­kında ileri sürülen ithamlardan hiçbiri­nin tesbit edilemediğine işaret edilmek­tedir.

Diğer taraft,an, tevkif edilen şahıslar­dan 300 ü Müttefikler Arası Komisyo­na uzun bir mesaj göndermişlerdir. Bu-mesajda bilhassa şöyle denilmektedir: Hapsedildiğimiz yerlerde açlıktan öl­mek veya katledilmek tehdidi altında­yız.

Resmî çevreler .ise yapılan bu tevkif atı haklı göstermek için muhalefetin, hü­küm süren iktisadi güçlükleri îstismar etmek ve memleket içinde kargaşalık­lar çıkarmak maksadiyle halkın hoşnut­suzluğunu idame ettirmek çarelerini aradığını iddia etmektedir.

Bütün memlekette tevkif edilenlerin sa­yısı 2.000 i bulmaktadır. Bunların ekse­risi milliyetçilerdir.

13 Mayıs 1947

—Washington:

Dışişleri Bakanlığından bildiriliyor: Romanyadaki Müttefikler Kontrol Ko­misyonunda Birleşik Amerikayı temsil eden General Schuyler, Romanya'nın is­tiklâl yıldönümü 10 Mayıs günü, Baş­kan Truman adına, Romanya Kiralı Ma­jeste Miehel'e Amerikanın en yüksek nişanı olan Legion Du Merite'in büyük rütbesini tevdi etmiştir.

Nişanın beratı, Hitler Almanyası aley­hinde müttefikler tarafından girişilen mücadelede Kralın müşterek dâvaya yaptığı hizmetleri kaydeylemektedir.

18 Mayıs 1947

-— Bükreş:

Anadolu Ajansının Özel muhabiri bildi­riyor:

«Adeverul» Gazet.esine göre, sulh and-laşması ancak bütün imza edenler ta­rafından tasdik edildikten sonra res­men Rumen Parlâmentosu tarafından tasvib edilecek ve bundan sonra Roman­ya Birleşmiş Milletler Teşkilâtı kabulü­nü talelbedecektir.

—Bükreş:

Anadolu Ajansının özel muhabiri bildi­riyor:

Bakanlar Kurulu tarafından tasvibedil-miş bulunan faşistlikten, temizleme ka~ imnu tasarısı, kanunun yürürlüğe gir­mesinden sonra beş günlük bir müddet zarfında, faşist bir mahiyet taşıyan bü­tün teşkilâtların idarecilerini idarî ma­kamlara üyelerinin ve merkezlerinin bir listesi ile servetlerini ve ellerinde bulu­nan ateşli ve at.eşsiz silâhlan bildirme­ye mecbur kılmaktadır. Bu kanun, Bir­leşmiş Milletlere ve bilhassa Rusyaya karşı yapılacak her propagandayı da resmen menetmektedir. Bu kabil teşki­lâtlarda çalışanlar 15 seneden 25 sene­ye kadar ağır hapis cezasına mahkûm edileceklerdir. Bu kanun ile faşist bir mahiyet taşıyan bütün teşkilâtlar fes­li edilmektedir.

21 Mayıs 1947

—Bükreş:

İngiltere'nin Bükreşteki temsilcisi Ru­men Köylü Partisine mensup 1500 üye­nin tevkifini Rumen Hükümeti nezdin-de protesto etmiştir.

22 Mayıs 1947

— Bükreş:

Milliyet, din veya dil tefrik edilmeksi­zin bütün Rumen vatandaşları için mecburi askerlik hizmetinin konulması ve esas olarak bu hizmetin 18 aya in­dirilmesi, Rumen ordusunun teşkilâtlan­dırılması hakkında meclise verilmiş o-lan tasarının, başlıca noktalarını teşkil etmektedir.

Bununla beraber hudut muhafızları, tank kıtaları, Kral muhafızları, bahri­ye ve doktorlar için bu hizmet müdde­ti iki sene olarak muhafaza edilmiştir. Askeri hazırlık devresi kaldırılmıştır, bütün bu kararlar sulh andlaşmasmda derpiş edilmiş hükümlere uygun bulun­maktadır.

24 Mayıs 1947

—Bükreş:

Anadolu Ajansının özel muhabiri bildi­riyor :

«Rumen kahramanları» günü münase­betiyle 1917 tarihinde Rumen toprakla­rında şehit düşmüş olan Türk askerle­rinin mezarlığında da bir merasim ya­pılmıştır. Rumen askerî heyeti ve Türk elçiliği ve askerî ateşeligi tarafından mezara çelenkler konmuştur. Türk el­çiliği mensupları ve Türk kolonisi me­rasimde hazır bulunmaktaydılar.

—Bükreş:

Anadolu Ajansının özel muhabiri bildi­riyor:

«Libertatea» Gazetesinin bildirdiğine göre, içişleri bakanlığı, faşist bir ma­hiyet taşıyan bir hareketle alâkalı ola­rak araştırmalarda bulunmaktadır. Sor-'guya çekilen kimseler arasında muhale­fet partilerinin temsilcileri de bulun­maktadır. Bu hareketin bütün memle­kette ve hariçte de kökleri olduğu zan­nedilmektedir. Bahis mevzuu olan hare­ketin 23 Ağustos 1944 te ortaya çıkarı­lan büyük yeraltı faşist, teşkilâtı olduğu, bildirilmektedir.

2 Mayıs 1947

— Tahran:

Resmen bildirildiğine göre, iran'ın, ku­zeyinde bir Rus - îran hava nakliyat şirketinin kurulması hakkında Rusya tarafından yapılan teklif reddedilmiştir. İran Hükümeti, bu tasarının Milletlera­rası Havacılık Anlaşmasına aykırı oldu­ğunu bildirmiştir.

9 Mayıs 1947

— Londra:

Çok sayıda Rus tethişçisi sınırı geçerek İran'ın Azerbaycan eyaletine girmekte­dir. Azerbaycan Genel Valisi, eyalet hü­kümet makamlarının durumu yakından takibedeceğini vaadetmiştir.

Bu arada Rusya'nın Assura-da ile Firu-zedı adalarında askerî tesisler inşa ede­ceği haber 'alınmıştır. Hazer Denizinde bulunan ve İran'a ait olan bu adalar harp esnasında Ruslar tarafından işgal edilmişti. Tahran'daki Sovyet temsilci­leri, Ruslar tarafından dessitöklenen eski Azerbaycan Lideri Pişevari'nin hâlen Sovyet topraklarında bulunduğunu ya­lanlamıştır. Büyükelçilik mensupların­dan bir memur, Dışişleri Bakanına Pi­şevari'nin belki de Türkiye'de bulundu­ğunu söylemiştir. Bununla beraber Pi­şevari'nin Aralık ayında Sovyet sınırını geçtiği bilinmektedir. Pişevari, Tahran Hükümeti, seçimlerin serbestisini temin maksadiyle Azerbaycan'a askerî kuv­vetler sevkettiği zaman kaçmıştır.

14 Mayıs 1947

—Tahran:

Genel Kurmayın tebliğinde bildirildiğine göre, Basra körfezindeki Buşir Limanı hükümet kuvvetleri tarafından yeniden işgal edilmiştir. Buşir geçen sonbaharda, Güney îran için muhtariyet ve Azerbay­can için aynı statüyü talebederek ayak­lanmış olan Güney İran aşiretleri tara­fından alınmıştır.

20 Mayıs 1947

—Londra:

Haber alındığına göre, îran Harbiye Ba­kanlığı îran - Sovyet sınırının kapatıl­masını emretmiştir.

24 Mayıs 1947

—Tahran:

Demokratların işgali esnasında Azer­baycan'da başsavcılık yapmış olan Fe­ridun İbrahim Ölüme mahkûm edilmiş ve hüküm Tebriz'de infaz edilmiştir. İb­rahim'i, suçsuzları mahkûm etmek ve devlete karşı isyanda suç ortağı bulun­makla itham olunmuştur.

12 Mayıs 1947i

—Şam:

Suriye Saylavlar Meclisi, seçimlerin ser-Tsest yapılması hakkındaki kanun tasa­rısını oybirliği ile tasvib etmiştir. Segim-ler esnasında hiç bir gazete kapatılma­yacaktır.

—Şam:

İş Kanununun tatbikatını protesto et­mek maksadiyle Şam'da, tramvay işçi­leri ve memurları grev ilân etmişlerdir. Bugün şirketin ve grevcilerin temsilci­lerini kabul eden Başbakan, bu mese­lenin halli için bizzat meşgul olacağım -vaad etmiştir.

16 Mayıs 1947

—Beyrut:

Ermenilerin. Sovyet Rusya'ya dönmele­rini teminle vazifeli komitenin başkanı Hırant Deveciyan, bu sabah siyasî mu­halifleri tarafından bıçakla ağır bir şe­kilde yaralanmıştır. Başkanın vaziyeti ümitsizdir. Deveciyan bundan başka solcu Ermeni gazetesi «Aravod» un da müdürlüğünü yapmaktaydı.

18 Mayıs 1947

—Şam:

Maaşların yeni şartlara göre düzeltil­mesi hakkındaki kanuna parlâmento ta­rafından kabulünün gecikmesi üzerine Suriye tarihinde ilk defa olarak dün grev ilân etmişlerdir. Ortaokul Öğret­menleri grev hareketinin başında bulun­maktadırlar.

Posta ve telgraf idaresinde kolları ka­vuşturma grevi yapılmaktadır. Mektup­lar dagıtılmamakta, telgraflar çekilme-mekte, gelenler de tevzi olunmamakta-dır. Adalet Bakanlığında mahkeme sa­lonları kapalıdır.

29Mayıs 1947

—Şam:

Suriye Başbakanı Mardam Bey Ameri­kalı gazetecilere beyanatta bulunarak, Suriye'nin Amerika'dan istikraz istenıi-ye ihtiyacı olmadığını söylemiş ve mem­leketinin Filistin Araplarım müdafaaya azmetmiş olduğunu ve bu husustaki va-zitesini asla terketmiyeceğini belirtmiş­tir.

30Mayıs 1947'

—Şam:

Suriye Hükümeti 7 Temmuzda yapıla­cak olan seçimler için bir ihtiyat tedbi­ri olmak üzere halkın elinde bulunan si­lâhların müsadere edileceğini bildirmiş­tir.

Başbakan Cemal Mardam Bey bu hu­susta şunları söylemiştir: «Bir zamanlar silâh taşımak millî bir zaruret idi. Bugün ise memleket istik­lâline kavuşmuştur ve umumî asayiş o derece iyidir ki, silâh taşımak artık teh­likeli sayılmaktadır.

Millî Savunma için alınacak yeni ted­birler hususunda tavsiyelerde bulunmak üzere kurulan parlâmento komisyonu, mecburî askerliğin ihdası ve Suriye or­dusunun teşkilâtlandırılması hakkında­ki kanun tasarılarını tasvibetmiştir.

Türkiye ve Yu-nanistana yapılacak olan ve 400 milyon dolara varan malî yard:m 'hakkındaki kanun tasarısı (bugün mümessiller mec­lisinde muhtemelen oya kanulacaktir, Muhabirlerin fikrine göre, ibu tasarı ne­ticede kabul edilecek, fakat son zaman­larda Ayan Meclisinde cerayan eden görüşmelerden daha şiddetli ve heye­canlı bazı müzakerelere sebebiyet vere­cektir. Bazı kimseler tou .meselenin Bir­leşmiş Milletlere 'havale edilmesi fikrin­dedirler.

Başkan Truman'm ikinci teklifi, kong­reden, Almanya'nın eski peykleri olan memleketlerde yapılan sulh andlaşma-larmm süratle tasvibini talebetmektedir. Ayan Meclisinin Dışişleri Komisyonu, bu tasan Ayan Meclisine terdi. edilmeden önce bu mesele hakkında yarm oy vere­cektir. Ayan Meclisinde bir muhalefet güze çarpmaktadır. Bu teklifin Ayan Meclisinde bir muhalefet göze çarpmak­tadır. Bu teklifin Ayan Meclisinde ka­bulü için icalbeden ekseriyeti kazanıp kazanmiyacağı sorulabilir. .

9 Mayıs 1947

—Washington:.

Temsilciler Meclisi, Yunanistan ve TÜr-Oîiye'ye yardım kanun tasarısı haikkm-daki müzakereleri yarm, Türkiye saa­tiyle 18 e talik etmiştir. Müşahitler, bu tasarının büyıük rbir ek­seriyetle kabul edileceğini tahmin et­mektedirler.

—Washington:

"Bu akşam Temsilciler Meclisi, Yunanis­tan ve Türkiye'ye Yandım Kanunu tasa­rısı (hakkındaki müzakerelerinin dördün­cü gününe başladığı zaman ele alınacak 12 tadil teklifi mevcut (bulunuyordu

Kanunun gece yansı featî olarak oya konulması beklenmektedir.

10 Mayıs 1947

—Washington:

Türkiye ve Yunanistan'a yardım mese­lesinin, 60 gün inlenmek üzere Birleş­miş Millettler Teşkilâtına sunulması h&k-Jkında Temsilciler Meclisinde yapılan tâ-

dil teklifi, 65 e karşı 137 oyla reddedil­miştir. Bu teklif, muhalefetin en son ve en kuvvetli teşebbüsü olarak telakki edilmekteydi.

Kanun tasarısının bir saata kadar oya konulması beklenmektedir.

— Washington:

Yunanistan ve Türkiye'ye yardım ka­nun . tasarısının komisyona havalesi ve tou meselenin tekrar Güvenlik Konse­yine sunulması ve Yunanistan'a yapıla­cak yardımın da 100 milyon dolara in­dirilmesi hakkındaki son tâdil teklifinin de reddini müteakip nihaî oya geçilmiş ve yardım tasarısı 107 ye karşı 287 oy­la kabul edilmiştir.

—- Washington:

Temsilciler Meclisi, Türkiye ve Yuna-ttis^an'a yardım olarak 400 milyon dolar verilmesine aid kanun tasarısını, müza­kereler esnasında meydana çıkan kuv­vetli muhalefete rağmen, dün akşam 107 ye karşı 287 oyla ve büyük bir ço­ğunlukla tasvifo ve katm'I etmiştir.

Ayan Meclisine sunulduğu gündenberi «Truman Doktrini» adını alan tou yeni programın 22 Nisanda, Ayan Meclisin­de 23 muhalife karşı 67 oyla kabul edil­miş bulunduğu hatırlardadır. Temsilciler Meclisinin dün bilhassa gü­rültülü geçen oturumunda, Amerikan programının siyasî şümulünün kıymeti­ni iptal edebilecek mahiyette ileri sürü­len 20 kadar tâdil teklifi reddedilmiş bulunmaktadır.

Programın açıkça izah olunan hedefi, dışarıdan gelen baskılara mukavemet yolunda bu iki memlekete ekonomik bir yardım yapılmasına matuf bulunmakta ise de, gerek ayan ve gerekse temsilci­ler meclîsinde, bu tasarı yüzünden Sov­yet Rusya ile Birleşik Amerika arasın­daki münasebetler noktası müzakarele-rin başlıca mevzuunu t.eşkil eylemiştir. Parlâmento müşahidieri dünkü tartış­malarda, «Stalin ve Sovyet tecavüzü» tabirlerinin, programdan faydalanacak Türkiye ve Yunanistan İsimlerinden çok fazla ve eskisine rtisbetle daha acı bir çetinlikle zikredilmiş bulunduğunu kay­detmişlerdir.

Cumhuriyetti Charles Caton, muhtae memleketlere yardmı için sarfedilen gayrete engel olmamalarını arkadaşla-, rmdan rica etmiş ve yabancı memleket­ler için yakında yeniden munzam kredi­ler istenmiyeceği hakkında General Marshall tarafından verilen teminatı ıs­rarla belirtmiştir.

—Kansas City:

Başkan Tınman,- annesinin ağır hasta bulunduğu müddetçe oturmakta olduğu otelde bugün, Türkiye ve Yunanistan'a 400 milyon dolarlık kredi açılması hak­kındaki kanunu imzalamış ve bu kredi­lerin kullanılması hususunda ilgili hü­kümetlerle derhal müzakerelerin açıl­ması için Türkiye ve Yunanistan'daki Amerikan elçilerine talimat verilmiş ol­duğunu bildirmiştir.

Başkan Truman demiştir ki:

Türkiye ve Yunanistan'a yardım İçin Birleşik Amerika Devletlerine yetki ve­ren ıbu kanun, barışın kurulmasında önemli bir terakkidir. Bu tedbirin, kong­renin her iki meclisi tarafından kabulün­deki kesin çokluk, Amerika'nın samimi barış arzusunu ve barışı mümkün kila-cak şartları yaratmak hususundaki ke­sin azminin delilidir. Bu şartlar arasın­da bilhassa milletlerin asayiş ve bağım­sızlıklarını muhafaza etmek ve iktisa­dî bakımdan varlıklarını sağlamak kud­reti vardır.

Mezkûr şartları idame için Birleşmiş Milletlerin iki üyesi tarafından isteni­len yardımı yapmakla, Amerika Birle­şik Devletleri, Birleşmiş Milletlerin ga­yesinden başka hiç bir hedef gütmemek-tedir. -

Başkan sözlerini şöyle b'itirmiştirr Yaptığımız yardımın yalnız toplulukla­ra veya Özel hiziplere değil, Yunan ve Türk milletlerinin heyetiumumiyesine faydalı olmasını sağlamak niyetindeyia.

26 Mayıs 1947

—Washington:

Amerikan dışişleri eski müsteşarı Sum- -ner Welles, radyo ile yayınlanan hafta-

lık konuşmasında Hindistan'a komüniz­min yayılmağa başladığı hususunda dik­kati çekmiş ve bilhassa 1948 Hazira­nından sonra İngiliz kuvvetlerinin bu bölgeden çekiliğini müteakip bu şartlar içinde Hindistan'ın nasıl bir durum ala­cağı ihtimalinin şimdiden Hindu ve Müslüman idarecileri arasında endişe doğurduğunu söylemiştir.

27 Mayış 1947

—Washington:

Amerikalı milletler subaylarının Birle­şik Amerika'da antrenman görmelerini ve batı yarım küresi memleketleri or­dularının Birleşik Amerika sistemi üze­rinde t.eçhiz edilmelerini derpiş eden ve Başkan Truman tarafından dün kongre­ye sunulan kanun tasarısı, Birleşik A-merika'nın dünya karşısında Amerikalı devletlerin tek cephe manzarası göster­melerine, ayni zamanda Avrupa ve u-mumiyetle dünya demokrat memleket­lerinin iktisadiyatını sağlamlaştırma ça­relerini geniş bir ölçüde tedkik maksa­dına matuf bulunmaktadır.

Avrupa, Uzak Doğu ve Orta Doğu'ya yapılması Dışişleri Bakanlığının özel servislerince tasarlanan iktisadî yardım şeklinin incelenmesi oldukça zamana ih­tiyaç göstermektedir. Hükümet 1948 se­nesinden evvel kongreden mühim kredi isteğinde bulunmıyacaktır. Onun için Başkan Truman, bu müddetten istifade ederek evvelâ batı yarım küresini kuv­vetlendirmeğe gayret sarfetmektedir.

Başkan tarafından yapılan yeni teşeb­büs üzerine müşahidleria ileri sürdükle­ri kanaat budur.

—Nevyorkr

Birleşik Amerika'nın eski Başkanı Hoo-wer, Temsilciler Meclisi Tahsisat Komis­yonu Başkanı John Taber'e bir mektup göndererek Japonya ile darhal ayrı bir barış imza edilmesini istemiştir.

Mektubda, Rusya önümüzdeki Dörtler Toplantısı esnasında durumunu değiştir­mediği takdirde Almanya ile de ayrı bir barış ihtimalinin gözönüne alınması tav­siye edilmektedir.

Hoower, Rusya'yıdünyanın kalkınmasini geciktirmekle itham ederek şöyle demektedir:

«Artık bundan fazla bekHyemeyiz. Za­ten Rusya bu yüzden harp açacak de­ğildir.»

30 Mayıs 1947

— Washington:

1777 de Amerikan bayrağının kabul edilmesinin yıldönümü hatırası olarak. Başkan Truman 14 Haziran gününü «Bayrak Günü», olarak ilân etmiştir. Başkan Truman bu münasebetle verdi-ğ-i bir demeçte, Amerikan Milletini, mümkün olan her yerde Amerikan ve diğer Birleşmiş Milletler üyelerinin bay­raklarını, milletlerarası bir yük ve kuv­vete bir alâmet olarak çekmeye davet etmiştir.

7 Mayıs 1947

PARAGUAY — Assomption:

Kara, deniz ve hava kuvvetleri pek ya­kında müştereken hücuma geçecekle­rinden radyo, Conceptlon halkını şehri derhal terketmeğe davet etmiştir.

8 Mayıs 1947

BREZİLYA — Rio de Janeiro:Aydan fazla süren mahkeme safha­larından sonra yüksek seçim mahke­mesi 2 muhalife karşı3 oyla Brezilya Komünist Partisinin memleketteki mev-

cudiyetinin kanunsuz olduğuna hükmet­miştir.

16 Mayıs 1947

PARAGUAY — Assomption:

Hükümet' kuvvetlerinin Maranjo kesi­minde parlak bir muvaffakiyet elde et­tikleri resmî bir tebliğde kaydedilmek­tedir. Tebliğde şunlar ilâve olunmakta­dır:

Uçaklarımız cepheye doğru giden âsî takviye kıtalarını bombalamışlardır. Başka kesimlerde keşif kıtaları arasın­da çarpışmalar olmuştur.

2 Mayıs 1947

—Pekin:

Komünist radyosunun haber verdiğine göre, komünist kuvvetleri Tangyin şeh­rini zaptetmişlerdir. Hükümetçilerin en mühim müstahkem mevkilerinden biri olan .bu şehir, Honan eyaletinin kuze­yinde, Pekin şehrinin takriben 400 kilo­metre güney-batısmda, Pekin-Hankov demiryolunun üzerinde bulunmaktadır. Garnizon kumandaniyle bütün kurmay erkânı esir edilmiştir.

8 Mayıs 1947

—.Nankin:

Komünist radyosunun bildirdiğine göre, komünistler Siân'ın 75 kilometre kuze­yindeki Yaoh-Sian'ı /bütün müdafileri yok ettikten sonra işgal etmişlerdir. Yaoh-Sian, Yenan' bölgesindeki milliyet­çi kıtaların iaşe merkezi idi. Shensi eya­letinin başşehri ve bu bölgenin belli baş­lı üssü olan Sian ile Yenan arasındaki -demiryolu münakalâtının bu işgalden sonra kesilmiş olduğu zannedilmektedir.

11 Mayıs 1947

—Nankin:

Mançuri'de taarruza geçen komünistler ayın 9 unda, Şangşung'un 90 kilometre kuzeyinde Naiahai mevkiine girmişler­dir. Diğer bir komünist kolu da Nun-gan'ın 13 kilometre kuzeyine yaklaşmış olup bu şehri tehdit etmektedir. Komü­nistlerin Sangşung'un kuzeyindeki bu faaliyetleri, hükümet kuvvetlerinin Har­bin üzerine yapacakları taarruzda güç­lükler husule getirecektir.

15 Mayıs 1947ı

— Nankin:

Merkezî Hükümet Ajansının bildirdiğine göre, Honan eyaletinin kuzeyinde ve komünistlerin ellerinde bulunan Pekin-Hankov*' demiryolunun arasında bulu­nan Anyag hava maydam komünistle­rin eline geçmiştir.

Milliyetçilerin, Şangşun'un 30 kilomet­re kuzeyinde olan Mungan'a karşı ko­münistler tarafından yapılan bir hücu­mu püskürtmüş oldukları bildirilmekte­dir.

17 Mayıs 1947

—Nankin:

Çin Ajansının bildirdiğine göre, Kuzey Honan'da Pekin-Hankeu demiryolu ü-zerinde mühim bir istasyon olan An-yang'm, komünistler tarafından işgal edilmiş olduğunu bildirmektedir. Müte­madiyen komünist kıtaları gelmekte o-lan şehirde sokak muharebeleri olmak­tadır. Komünistlerin zayiatının pek faz­la olduğu söylenilmektedir.

19 Mayıs 1947

—Pekin:

Resmî kaynaklardan bildirildiğine gö­re, Mançurya'da komünistlerin girişmiş oldukları harekât genişlemektedir. Chan-gchunkirin civarında durumun endişe verici olduğu söylenmektedir. Güneye doğru ilerlemekte olan iki komünist, ko­lu büyük Changchun-Moukden demir­yolu boyunca hücumda bulunmakta ve Changehung'un güneyle olan münakale­sini kesmek maksadıyla bir kıskaç ha­reketine girişmektedir.

Alman son haberlerde bildirildiğine gö­re, komünist öncüleri, bu hat üzerinde Shangchun'un 15 kilometre güney-ba-tısmda bulunan Fanşiatuen garına var­mışlardır. Gene Chang"öhun'un 20 kilo­metre batısındakomünistlerHvvaiteh şehrini ele geçirmişlerdir. Komünist çe­tecileri Changclıun uçak meydanının ci­varında görünmüşlerse de az sonra kay­bolmuşlardır.

20Mayıs1947
— Pekin:

Mançuri'yi Çin'e bağlıyan yegâne hat o-lan Tientsinç-Mukden yolu boyunda dünden beri şiddet.li bir muharebe cere­yan etmektedir. Anî bir taarruza geçen mühim komünist kuvvetleri Tientsin'in 150 kilometre kuzey doğusunda bulunan birkaç istasyonu ele geçirmişler ve bu hat üzerinde Çin-Mançuri hududunda büyük bir liman olan Ohing Wang-Tas civarına .kadar ilerlemişlerdir. Hat ağır surette hasara uğramıştır. Süratle ta­mir edilebileceği sanılmaktadır.

Muharebe devam etmektedir. Gürünü-şe göre bu hat,ta yapıları taarruz, Man-çuri'nin tecrit edilmesini hedef tutmak­tadır. Çünkü komünistler Ohangchun bölgesinde .büyük bir taarruza geçmiş­lerdir.

Diğer taraftan, Fekin-Tientsin hattında dört mayin patladığı bildirilmektedir. Bununla beraber birkaç saatlik inkita-dan sonra ikişetıir arasında nakliyat, yeniden temin edilmiştir.

21Mayıs 1947ı

—- Nankin:

Halk Siyasî Konseyinin bugün öğleden sonraki toplantısında, bazı tedbirler Çin'in dış politikasını tenkidederek, bilhassa Rusya ile Amerika'ya karşı daha metin bir siyaset takibedilmesini istemişlerdir. Hatibler, Dairen'in tesli­minde vukubulan gecikmeyi ve Ameri­kan polisinin Çin'de Çinli gazetecilere karşı yaptıkları zorbaca hareketleri protesto etmişlerdir.

Moğolistan delegesi, Çin Hükümetinin Moğolistan'da fiili otoritesini tatbik e-demediğini söylemiş ve bu bölgenin «ya­bancılara doğru gözlerini çevirmiş» ol-, duğunu ilâve etmiştir.

22Mayıs 1947

— Pekin:

Gelen sonhaberlerdenkomünistlerin Mançurya'yı Çin'in diğer kısımlarından

ayırmak nıaksadiyle giriştikleri genel taarruz hareketini1 genişletmek niyetin­de oldukları anlaşılmaktadır.

Taarruz, Çin Şeddinin denize ulaştığı Chili körfezinde kain Chingwangtao'-dan başlıyarak Changchun bölgesinde Mançuryanın kuzey doğu istikametinde uzanan bir hattın muhtelif noktaları üzerinde vukübulmaktadır.

tyi haber alan çevrelerden bildirildiğine göre Mançurya'da yağan yağmurlar, tehdid altında bulunan bölgelere şimdi­lik hava yoliyle gönderilmesini imkân­sız kılmaktadır.

—Nankin:

Komünistler dün Mançurya'nm başken­ti Ghangchun'a girmişlerdir. Şehirde sokak çarpışmaları devam etmektedir.

24Mayıs İ947

—Nankin:

Harbiye Bakanı Vekili Linbi, muhte­lif cephelerde şimdi 2.800.000 ımiyyetçi-ye karşı 822.000 komünistin lıarb et­mekte olduğunu söylemiştir.

Lindi, son seneler zarfında yapılan as­kerî hareketlerdenanlaşıldığına göre,

komünistlerin cephe taarruzlarına el­verişli bir durumda bulunmadıklarını ve ancak çete muharebeleri yapabile­cek kabiliyette -olduklarını söylemiştir.

25Mayıs 1947.

—Nankin:

Çin Terbiye Bakanı Tchou - Tchia -Hou bu sabah Halk Siyasî Konseyinde

söylediği nutukla yüksek tahsil öğren­cilerinin giriştikleri hareketleri komü­nistler tarafından ilhanı edilmiş olmak­la itham eylemiştir. Bakan, hükümetçe tanzim olunan yeni bütçenin, anayasa­da derpiş edilen miktardan noksan ol­masına rağmen her köyde birer mek­tepaçmağamüsaitbulunacağını ve harbten önce 120 bine varan Üniversi­teler öğrencilerinin sayısını yüzde iki-yüz nisîbetinde ulaştırmak için gerekli tedbirlerin alınacağını açıklamıştır.

1 Mayıs 1947

HÎNDİSTAN — Yeni Delhi:

Müslüman Birliği I3aşkanı Dr. Jinnah basma beyanatta bulunarak Pakistan'ın süratle kurulması hususunda beslediği isteği tekrar etmiştir. Jinnah Pencap ve Bengal eyaletlerinden Mecusî çoğun­luğunun meskûn bulunduğu bölgelerin ayrılması yolunda Kongre Partisi tara­fından yapılan teklife muhalif olduğunu bildirmiş, buna mukabil Müslüman ve Mecusî azınlıklarının Pakistan'a veya Hindistan'a nakillerini müsait bir şe­kildekarşılamıştır.

7 Mayıs 1947

HÎNDİSTAN — Yeni Delhi:

Gandi ile Jinnah arasında üç saat kadar süren mülakat birçıkmazagirmiştir. Görüşmeden sonra basma demeçte bulu-nan Jinnah demiştir ki: «Hindistan'ın taksimi meselesini görüş­tük, fakat Gandi bu prensibi kabul et-rr emektedir.

GandVye göre Hindistan'ın taksimi, Önüne geçilemiyecek bir keyfiyet değil­dir. Bana kalırsa Pakistan'ın vücude getirilmesi sadece elzem değil aynı za­manda Hindistan meselesine bulunacak yegâne hal çaresidir. Şiddet hareketine nihayet vermiye 'ge­lince: Gandi ile ben bu hususta icabeden çevrelerde elimizden geldiği kadar ça­lışmaya karar verdik.» Gandi demeçte bulunmamıştır. Yeniden görüşmelere girişilmesi muhtemeldir.

11 Mayıs 1947

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Genel Vali ve bütün siyasi partilerin liderleri, iktidarın dsvri için İngiliz ka­binesi tarafından hazırlanan plânı ince­lemek üzere bu ayın 17 sinde toplana­caklardır.

12 Mayıs 1947

HÎNDİSTAN — Averitsor:

Mecusilerin mukaddes şehri olan Amrit-sar'da dün bir çok arbade vukubulmuş ve yirmi vaka kaydedilmiştir.

Cumadan beri 17 kişi ölmüş, 22 kişi ya­ralanmıştır. Zengin bir tüccara ait olan bir konak ateşe verilmiştir. Yangım söndürmeğe gelen itfaiye efradına taş­larlahücumedilmiştir.Şehrin birçok

bölgelerinde yangınlar çıkmış ve itfaiye her defasında taşa tutulmuştur.

17Mayıs 1947

HİNDİSTAN — Lahor:

Müslüman Birliğine mensup yüzleri ör-tüîü kadınlar dün Peşaver sokaklarında bir nümayiş yapmışlar ve başlıca telefor. santrallerini işgal etmişlerdir. Ka­dınlar, memurları dışarı attıktan sonra bir buçuk saat kadar kontrol salonunda kalmışlardır. Bundan sonra nümayişçi­ler, binaya birliğin bayrağını çekmiş­lerdir.

18Mayıs 1947

HİNDİSTAN — Lahor:

Pencab'm merkezi Lahor'da bu sabah vukua gelen kargaşalıklarda altı kişi ölmüş, yirmi iki kişi de yaralanmıştır. Bu arada el bombaları ve silâhlar atıl­mış, bazı infilâklar vukubul muştur. As­kerler, silâh bulmak, mâksadiyle evlerde araştırmalar yapmaktadır.

20 Mayıs 1947

HİNDİSTAN — Lahor:

Müslümanlardan mürekkep bir grup, Laîıor varoşlarından birinde Şıh'lerle meskûn bir mahalle akın etmiştir. Şıh'-îer mukabelede bulunmuşlardır. Uç müslüman ölmüştür. Lahor'da yangın Çıkarmak için bir kaç teşebbüs yapıl­mıştır. Pazar günü Mahor civarında çı­kan yangın neticesinde 90 kişi tevkif edilmiştir.

23 Mayıs 1947

HİNDİSTAN — Lahor:

Dün Kalküta'da Müslümanlarla Hİndli-ler arasında çıkan karışıklıklar netice­sinde 2 kişi ölmüş 30 kişi de yarı.-in­miştir. 114kişi tevkif edilmiştir.

26Mayıs 1947

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Gandi, akşam duasını yapmak üzere toplanmış olan halka îıitabederek de­mişti ki:

«Arkalarında bir keşmekeş de bırak­mış olsalar İngilizler 1948 senesi Hazi­ranında Hindistan'dan ayrılmalıdırlar. Eğer İngilizler, bir kargaşalık çıkaca­ğı bahanesiyle burada kalacak olurlar­sa, bu keşmekeşin mesuliyetini bütün dünya onlara atfedecektir.

27Mayıs 1947

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Gandi, dün akşam* İngilizleri Büyük Britanya Hükümeti heyetince 16 Ma­yıs 1946 tarihinde tertibediîen plân dâhilinde harekete ve daha fazla ge­cikmeden Hindistan'ı terketmeğe davet etmiştir. Bahis mevzuu plân, bağımsız ve taksime uğramamış bir Hindistan'ın kurul­masını âmirdir.

Dün Mahatma'nın sükût günü idi. Onun için mesaj, halka dua edildiği bir sırada bildirilmiştir.

30 Mayıs 1947

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Gelecek hafta, genel vali, iktidarın Hint­lilere devredilmesi hususundaki İngiliz tekliflerini neşrettiği zaman, Hindistan-da vahim kargaşalıkların başgösterme-sinden endişe edilmektedir.

İngiliz projesi, Hindistan'ın gerek bir­liğini grerekse taksimini derpiş etse de, Hindular, Müslümanlar ve Şihler gibi üç Hint camiası tarafmdan tasvibedil-miyecektir.

Bencap'ta, Sinler, kendi mezheplerinden büyük sayıda kimsenin bir Müslüman eyaletinde bırakılmasına muhalefet et­meğe hazırdırlar.

Dün Amritsar bölgesinde Sinlerle Müs­lümanlar arasında çıkan hâdiseler sıra­sında, beş kişi öldürülmüştür. Polis, Haydarâbad'da çıkan kargaşalıklarda ateş açmak zorunda kalmıştır. HİNDİSTAN — Yeni Delüi:

Mahatma Gandhi Müslüman Birliği Li­deri Jinnan'ya müracaat ederek kongre liderleriyle azmlılk liderlerinin genel va­linin tavassutu olmaksızın doğrudan doğruya kendi aralarında anlaşmalarım istemiştir.

Gandhi, Pakistan'ın kuvvet kullanarak elde edilemiyeceğine işaret etmiş ve şid­det kullanmamak lâzımgeldiği hakkın­daki beyannameyi beraber imzaladıkla­rını hatırlatarak kendisinin şimdi Jin-naîı'ın bir temsilcisi olarak konuşabil­diğini beyan etmiştir.

Hindistan ve Kızıl Enternasyo­nal...

Yazan: Falih Rıfkt Atay

27 Mayıs 1947 tarihli-«Ulus» An­kara'dan s

İngiltere, Hindistan meselesini halletme­ğe karar vermiştir: Bu kararın temeli, Hindistan halkının bağımsızlık ve kendi kendilerini idare hakkını tanımak de­mektir.

Bu kıta ibir İngiliz Hindistam, bir de mahallî devletler diye iki esaslı parçaya ayrılmıştır. İngiliz Hindistanı'nın tek bir devlet olması işinde de Hindular ve. Müslümanlar birlik değildirler. Müslü­manlar bağımsız bir Pakistan dâvasın­dan vazgeçmemişlerdir. Haydarâbat Ni-zamlığı gibi mahallî devletlerin de ken­di bağımsızlıklarım feda etmeğe niyet­leri yoktur. Bununla beraber, Hindis­tan'ın İngiliz egemenliği altından çık­ması asrımızın başlıca olaylarından bîri olduğuna şüphe yoktur. Hindular, Müs­lümanlar ve yerli hükümetler kendileri­ne ait meseleleri ve İngiliz İmparator­luğu ile yeni münasebetlerini kendi baş­larına bir düzene koyacaklarına şüphe edilemez.

Ancak tam bu sırada, Asya'da, Orta ve Yakın - Doğu'da ve Afrika'da bütün •mîllî hareketleri, oralarda anarşiye hâ­kim kılmak için vesile diye kullanan kızıl enternasyonalin cehennemi meka­nizması, şimdi, Hindistan'da faaliyete geçmiştir. İngiltere'nin bu ülkede kendi egemenliğini yürütmek için mahallî ay­rılıklardan faydalandığım iddia eden kızıl enternasyonal, hiç değişmiyen âdeti olduğu üzere, bu ayrılıkları ele alarak Hindistan'ı anarşi yoluna atmak için çalışıyor. Bu, Çin'de, Kore'de oy­nanan rolün aynıdır.

Amerika'nıneski Dış BakanMuavini Sumner Welles bu tehlikeye karşı tek

çarenin, Hint meselesini bir gün önce halletmek olduğunu söylerken, bu hal işinin de bizzat Hindistan liderlerinin elinde bulunduğunu saklamamaktadır. Eğer Hint parti ve liderleri kendi ara­larında anlaşamazlarsa, Hindistan'ın İn­gilizegemenliğindenkurtulmasıve anarşi felâketi içine sürüklenmesi bir olacaktır. Kızıl enternasyonal, bugün­den, Hindistan'ın her köşesinde kışkırt­ma, fesat ve isyan yuvalarım kurmuş­tur. Hiç şüphesiz bu yeni anarşi hare­ketine de, Hindistan halkının gerçek de­mokrasiye kavuşması için faşistler ve müstebitlerle boğuşması mânası verile­cek ve touna karşı her teşebbüs, Hin­distan'ın içişlerine müdahale gibi ilân edilecektir.

Uzun bir bağımsızlık devrinden kendi kendini idare devrine buhransiz geçile­mez. Hindistan'ın uğrayacağı ve geçici olduğuna şüphe olmiyan buhranları da tabii görmek lâzımgelir. Fakat kızıl en­ternasyonal, Hindistan parti ve liderle­rini, bu buhranlar içinden çıkmak için çalışmalarında rahat ve serbest bırak-mıyacak, bilâkis bu buhranları koskoca

ülkeyi anarşiye boğmak, nihayet orada kızıl diktatoryayı kurmak için fırsat sa­yacaktır.

Nehru ve Cinnah gibi liderler, ileri dü­şünceli, uzak görüşlü ve iyi tecrübeli şahsiyetlerdir. Kızıl enternasyonel'in oy­namak istediği facianın korkunçluğunu ve tehlikelerini kavradıklarına asla şüp­he edilemez. Hindistan tarihi karşısında, onların ve taraftarlarının bu geçiş dev-< rindeki vazife ve sorumları ise ne kadar nazik olduğu söz bile götürmez. Demok­ratik temeller üstünde kurulan tek ve­ya federatif bir Hindistan dünya barışı İçin ne kadar ehemmiyetli bir âmil ola­caksa, anarşiye boğulan Hindistan gene dünya barışı için aynı çapta bir tehdit kesilir.

Yazan: Ahmet Emin Yalman

8 Mayıs 1947 tarihli «Vatan» İstan­bul'dan;

Bir Türk 'akıncısı dünyayı fethe çıkmış, Paris'e Türk bayrağını dikmiştir. Bu akıncının adı Adnan Saygun'dur, akın­da kullandığı silâh top, tüfek değildir, sanatın göze görünmez okları, ilhamla­rıdır.

Tarafsız tenkitçilerin yazılarına bakılır­sa Türk akıncısının; mânevi varlığımı­zın nüfuz hududunu dünyanın dört ta­rafına doğru yayması, ve bizim duyan, arayan, yaratan bir medenî millet oldu­ğumuzu yabancı insanlara tanıtmağa vasıta olması beklenebilir.

Biz, yaşı ilerliyenler; vektiyle milletimiz hesabına 'duyduğumuz gençlik hülyala­rını yoklıyalım: Milletlerarası hayatta Türk İlminin, sanatının gösterdiği boş­luk manzarası karşısında ruhumuz ne kadar üşümüştü, Türk adını dünyaya şerefle duyuracak âlimler, kâşifler, sa­natkârlar çıkmasına ne kadar hasret hissetmiştik!

îşte şimdi bir Türk sanatkârı zuhur edi­yor, tâ on beşinci asırda Porsukla Sa-karyanın birleştiği noktada kurduğu bir zaviye ve çilehanede kâinatın sırları, ru­hun muammaları karşısında mücadele­ler geçiren ve bunları sade bir dille İfa­de etmeği ibilen Bolulu mütevazı bir halk çocuğunun, Yunus Emre'nin, ruhundan taşan ilhamlara kendi ruhunu açmağı biliyor, Anadolu'yu dolaşıyor, Türk hal­kının duygularını, hasretlerini asırlardır İfade eden musi&i nağmelerine kulak veriyor, Türk folklorunu kendine mah­sus bir usulle topluyor, fakat bulduğu nağmeleri hazır bir cevher diye bir ana-

ya örmeğe kalkışmıyor, bunlardan süz­düğü güzellikle Yunus Emre'nin tufan, ve mücadelelerine bir ifade dili yaratı­yor ve bunların hepsini ileri bir Garp tekniğinin vasıtalariyle dünyaya akset­tirmenin yolunu buluyor.

Türk akıncısı Adnan Saygun; bizim he­pimiz için yabancı illerde kazandığı za­ferlerden sonra bugün yurda dönüyor. Uzak ve yabancı insanlara beğendirdiği ve alkışlattığı sanat eserine bizim ken­dimizin de kıymet verdiğimizi belirtmek ve sanatkârı tebrik etmek fırsatını ka-çırmıyalım. Paris'te Adnan Saygun'u tamdım. Bana o hissi verdi ki tam Yunus Emre'nin cinsindendir. Sanatına sadık kalmak ve yaratmağa devam etmek için iltifata, alkışa ihtiyacı yoktur. Ruhu da muvaf­fakiyet ve şöhret zehriyle sarhoş olmı-yacak ve bozulmıyacak bir istidat gös­termektedir. Fakat ona olan takdirimizi ve şükra­nımızı ifade etmeğe asıl bizim ihtiya­cımız vardır. Bir defa bu; Türk ve in­san sıfatiyle borcumuzdur. Sonra Türk halkının ne gibi kıymetleri yüksek tut­tuğunu böyle vesilelerle gençliğe belirt­meli ve gençlerin .gözünü açmalıyız. E-tek Öpmek, evet demek, piston bulmak ve hatır ve gönüle dayanmak suretiyle elde edilen kolay ve maddî başarı; Türk gencini iğrendirmeli, tiksindirmelidir. Onun g'özü meziyette, hizmette, yarat­makta, sabırlı ve zahmetli mücadelelerde, akmcılıkta olmalıdır. Yurdumuzda makbul sayılan kıymetler ve ölçüler öyle bir asil hava yaratabil-melidir ki bunun karşısında her türlü hulûskârlar, pistonlular, mideciler, ihti­raslılar, her nevi hasis ve sinsi menfaat avcıları küçüklüklerini duysunlar, mu-hakkar mahlûklar olduklarını hissetsinler, kendilerinden utansınlar ve Türk halkının ahlâka, dürüstlüğe, güzelliğe, temizliğe olan ebedî hasreti karşısında başlarını saygı ile eğmeği öğrensinler. Başarılı yollara varmak ve daha yük­sek sahalara yükselebilmek için bu ma­nevî zaferi kazanmağa ve iyi ile kötü arasındaki ezelî mücadele bakımından memleketimizde iyiyi mutlaka üstün bir mevkie çıkarmağa mecburuz. Bunu yap­mak için de her vesileden istifade et­mek, her imkâna kıymet vermek ge­rektir. Tünk genci; ne şahsî, ne de milleti he­sabına gurur ve azamete kapılmadan çalışmağı bilmelidir. Fakat kendine de, mensup olduğu şerefli milletin manevî büyüklüğüne ve istidadına da inanmağı ve güvenmeği öğrenmelidir. Biz; hiç bir ifrata ve hayale kapılma­dan, kendi istidat ve meziyetlerimize İman, güven ve saygı bağlamağa şid­detle muhtacız. Türlü türlü istibdat de­virleri geçirdik, yolumuzdan kaldık, acı muamelelere uğradık, İçeriden ve dışa­rıdan kendi kendimize olan güvenimizi sarsacak sözler işittik, durduk. Her tür­lü 'bilgi, sanat ve teknik sahalarında yükselme ve ilerleme hızını ve cesare­tini bulmamız için bu haksız ve yanlış sözleriunutmağameziyetevedürüstlüğe olan imanımızdan kuvvet almağa muhtacız. Adnan Saygun tek olarak yetişmemiş­tir. Her sahada; arayan, çalışan, varlık gösteren Türk akıncılara ait emarelere ve istidatlara tesadüf ediyoruz, göğsü­müz kabarıyor. Sarahatle görüyoruz ki bu millette ço"k büyük istidatlar vardır. Binlerce senedir medeniyetler yaratan sahanın ve asil hareketlerle dolu Türk mazisinin tam bir vârisi ve sahibidir. Mevcut istidatların gelişmesi için de başlıca şart; kıskançlığın, dar görüşün, kırtasiyeciliğin, politika sahasındaki an'anelerinin Türk akıncılarının yolunu tıkamamasıdır. Böyle bir neticeye elbet­te bir hamlede varılamaz. Esas gayeyi daima gözümüzün Önünde tutmalıyız, oraya katre îtatre, adım adım varmak için her vesile ve imkândan istifade et­meliyiz. Adnan Saygun, hoş geldin, gazan mü­barek olsun. Seni yalnız yüksek bir Türk sanatkârı olduğun için değil, yal­nız Yunus Emre'nin sade ve temiz se­sini dünyalara aks ettirdiğin için değil, yalnız Türk halk ruhunun duygularım sanatınla her tarafa duyurduğun için değil, ufuklarda izleri artık görülen ye­ni bir Türk kalkınmasının ve rönesan-suıın müjdecilerinden biri olduğun için selâmlıyoruz.

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106