16.4.1947
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Nisan 1947

—Ankara:

îkinci înönü meydan muharebesinin 26' inci yıl dönümü bugün, bütün memle­kette kutlanmıştır.En münasebetle Ankara Halkevinde ya­pılan törende, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Vekili Şükrü Saraçoğlu, Millî Savunma Bakanı Orgeneral Cemil Cahit Toydemir ile Genelkurmay Başka­mı Orgeneral Salih Omurtak, İkinci Baş­kanı Korgeneral Muzaffer Tuğsavul, millî savunma bakanlığa müsteşarı, bir­çok generaller ve kalabalık bir halk kütlesi hazır bulunmuştur.

Törene tstiklâl Marşiyle başlanılmış ve Erzincan Milletvekili Behçet Kemal Çağ--îar'ın konuşmasından sonra Celal Dinçer, projeksiyonla muharebe safhalarını an­latmış, İnönü halkevi temsilcilerinin millî oyunlarını müteakip bir piyesle törene nihayet verilmiştir.

Nisan 1947

—İzmir:

Başbakan Recep Peker, bugün saat 17,de, İzmir ticaret odasında İzmir tüccariyle

bîr konuşma yapmıştır. Başbakan bu toplantıyı tertip ettikleri için tüccara teşekkür etmiş, kendileri gibi olgun, er­gin zatlarla buluşmadan duyduğu mem­nunluğu (belirtmiş ve kendileriyle yarım saat kadar görüşmüştür. Başbakan, bun­dan sonra Karşıyaka'ya geçerek Soğuk-kuyuda Atatürk'ün annesinin mezarına bir çelenk koymuş ve bir ihtiram duruşu yapmıştır. Bundan sonra Karşıyaka halkevine gelen başkan, Karşıyakalıla-rın sevgi tezahürlerine hararetle muka­belede bulunmuş ve halkevinde tertip edilen resim sergisini açmıştır. Sergiyi büyük bir takdirle gezen başbakan, eserlerin muvaffakiyetini övmüştür. Recep Peker, bir iki hususî ziyaretten sonra Karşıyakadan ayrılmış ve Bayrak­lı vapuru ile körfezde bir gezinti yaptık-dan sonra ordunun, şerefine tertibledlgl akşam yemeğinde hazır bulunmuştur.

5 Nisan 1947

— Ankara:

Başbakan Recep Peker, bugün saat 15,-30'da Ankara'ya dönmüş ve garda Baş­bakan yardımcısı, Devlet Bakanı AbdUL-halük Renda, bakanlar, yargıtay, damştay, sayıştay ve genelkurmay başkanları Cumhuriyet Halk Partisi Başkan Ve­kili Şükrü Saraçoğlu, parti genel idare kurulu üyeleri, milletvekilleri, bakanlık­lar ileri gelenleri, Ankara vali ve beledi­ye başkanı, garnizon komutanı tarafın­dan selâmlanmış ve garın iç ve dışını dolduran halk kütleleri tarafından alkış­larla karşılanmıştır.

Başbakan, cumhurbaşkanı adına Cum-başkanliğı Genel Kâtibi Kemal Gedeleç ve Başyaver Binbaşı Cevdet ToJgay ta­rafındanselâmlanmıştır.

6 Nisan 1947

—- Urfa:

Bitimi bir buçuk milyon liraya çıkacak olan erkek orta sanat okulu binasının temelatma töreni, bugün çok kalabalık bir davetli huzurunda icra edilmiştir, istiklâl Marşiyle başlanan törende ilkin söz alan Vali Kâmuran, Cumhuriyet Hü­kümetinin milli eğitim dâvasına verdiği Önemden ve memleket endüstrisinden bahsetmiş ve Urfalıları, bu büyük eseri kazandıkları için candan tebrik etmiştir. Belediye Başkanı Fazıl Kürkçüoğlu Cumhurbaşkanına, Başbakana ve Millî Eğitim Bakanına tazim telleri çekmiş ve Urfalılarm saygı ve şükranlarını ar-zet mistir.

—İstanbul:

istanbul seçim neticeleri alınmak üzere­dir. Şu saate kadar Adalar, Silivri, Ya­lova, Beyoğlu, Bakırköy, Eminönü, Be­şiktaş, Üsküdar ilçeleri tasnifi bitmiştir. Ortalama oya iştirak nispeti yüzde 60 a yakındır. Halk Partisi adayları büyük bir çoğunlukla rey almış bulunmakta­dırlar. Diğer ilçelerde tasnife devam olu. nuyor.

7 Nisan 1947

—İstanbul:

Dün ilimiz içerisinde boş olan altı mil­letvekilliği için yapılan seçimde Cumhu­riyet Halk Partisi adayları kamilen ka­zanmışlardır.

Bu son seçime 537.989 seçmenin yüzde 60 ı iştirak eylemiştir. 21 Temmuz 1946 0a milletvekilliği için yapılan seçime ili­miz içerisindeki 528.520 seçmenin yüzde 65 i iştirak eylemişti.

11Nisan 1947

Ankara:

Bugün saat 11.30 da Cornell Üniversitesi Devletler Hukuku Profesörü Mr. Briggs, ikinci konferansım vermiştir. Konferan­sın mevzuu «atom bombası» İdi. Salon baştan başa dolmuş bulunuyordu. Dinle­yiciler arasında. Dışişleri Bakam Hasan Saka. milletvekilleri, üniversite profe­sörleri, Öğrenciler ve birçok tanınmış ve seçkin şahıslarla gazeteciler hazır bulu­nuyordu.

Profesör Briggs sözlerine başlarken, Dış­işleri Bakanı Hasan Saka ile Profesör Cemil Bilsel'e bu konferansta hazır bu­lunmalarından dolayı teşekkür etmiş ve bundan sonra atom bombasının ilmî, si­yasi ve iktisadi bakımdan bir izahını yapmıştır. 3u konuşmasında Profesör atom enerjisinin bir kontrol teşkilâtına tevdiinden doğacak hukuki durumu ince­lemiş ve Birleşmiş Milletler Atom Ener­jisi Komisyonunun çalışmalarını gözden geçirmiştir.

12Nisan1947

— Ankara:

Ticaret ve tediye anlaşmaları akdi mak-sadiyle, Elçi Luigi Cortese'nin riyasetin­de olarak Ankara'ya gelmiş olan 8 kişi­den mürekkep italyan ticaret heyeti ile bir müddettenberi cereyan eden müza­kereler sona ermiştir.

Hazırlanan ticaret ve tediye anlaşmala-riyle ilişikleri, Türkiye adına Türk he­yeti başkam Prof. Dr. Burhan Zihni Sa-nus ve italya adına italyan heyeti baş­kam Elçi Luigi Cortese tarafından saat 11,5 ta Dışişleri Bakanlığında merasim­le imza olunmuştur.

Ticaret anlaşmasına göre iki memleket arasındaki ticari mübadelelerin, mer'i bulunan ithal ve ihraç genel rejimleri hükümleri dahilinde cereyan etmesi ka­bul olunmuştur.

İlci memleketin ekonomisinin mütekabil ihraç imkânlarından azami derecede is­tifade edebilmesi için, mübadelelerin te­diyesi serbest dövizle olacaktır.

Bu anlaşmalar 1 Mavıs 1947 tarihinden itibaren bir sene müddetle meriyette bu­lunacaktır, iki ay evvel âkitlerden birisi tarafından feshi ihbar olunmazsa bir sene müddetle yeniden meriyette kala­caktır.

Anlaşmanın meriyete girmesinden evvel iki memleket arasında başlamış olan ta­kas ve serbest dövizle vâki mukaveleler, akdi tarihlerindeki g-enel rejimin hüküm­leri dâhilinde cereyan edecektir.

Ankara:

Kahire'deki Parlâmentolararnsı Konfe­ransa iştirak etmiş olan Amerikan he­yeti, bugün saat 16 da Ankara'ya gel­miştir. Birleşik Amerika'ya dönmeden evvel kısa bir müddet burada kalacak olan ve dört ayan üyesiyle altı saylav­dan mürekkep bulunan bu heyet, ayan meclisinin eski çoğunluk başkanı (de­mokrat) ayandan Alben Barkley'in baş­kanlığı altındadır. Heyete iştirak eden diğT-;r üyeler şunlardır:

AyandancumhuriyetçiHomerFergu-son(Miehigan eyaletinden) Demokrat Cari A. HatcnfTexas eyale­tinden 1

Cumhuriyeti:'. Owen Brewster ("Maine eyaletinden)

TemsilcilerMeclisindendemokratWll-liam. Robert Poage (New-Mexico) Demokrat Estes Ket'anver ı'Tennessee) Demokrat Harold D. Cooley (North Carolina), CumhuriyetçiJohn M. VoryslOhio), Cumhuriyetçi Henry TalleıJowa),

CumhuriyetçiDeweyShort(Mîssouri).

Heyet üyeieri hava meydanında Büyük Millet Meclisi Başkam ile Dışişleri Ba­kam adına hususî kalem müdürleri ve Basın ve Yayın Umum Müdür Muavini Hasan Refik Ertuğ tarafından karşılan­mışlar ve orada bulunan Amerika Bü­yükelçiliği erkân', ile Tüi'k ve yabancı basın mümessillerine, yolculuklarının çok iyi geçtiğini beyan etmişlerdir.

14 Nisan 1947

— Ankara:

BüyükMilletMeclisibir buçukaylık

bir tatil devresinden sonra bugün çalış­maların;',başlamıştır.

Bugünkü toplantı Kâzım Karabekir'in başkanlığında yapılmış ve görüşmelere başlanırken boş ulanan nıiüetv Mimik­ler* için yapılan kısmî seçimde istanbul milletvekilliklerine seçilen General Re-fet Beie, Profesör Akil Muhtar özden, Profesör Doktor Kemal Öke, Mokki HikmetGelenbeğ1,Doktor Fakaçelli ile

Ali Rıza. Arı, Kastamonu milletvekilli­ğine seçilen Baki Tümtürk ve Tekirdağ

milletvekilliğine seçilen Ekrem Pekel and içmişlerdir.

Bundan sonra gündemde bulunan ve 1911. yıl'- leosin hesabına ait Sayıştay Komisyonu raporiyle 1942 yılı millî ko­runma bilançosuna ait Sayıştay raporu okunarak onaylanmıştır.

Yine bugünkü toplantıda Beden Terbi­yesi, Devlet Demiryolları ve Limanları, DevletHavayolları,Hudut veSahiller

Gene1. Müdürlüğü, Orman Genel Müdür­lüğü, Posta, Telgraf ve Telefon Genel Müdürlüğü ile Vakıflar Genel Müdürlü­ğü1941 yılıkesinhesaplarına aitko-

misyon raporları da okunmuş ve onay­lanmıştır.

Millet Meclisi gülecek toplantısını Çar­şamba günv. yapacaktır.

Ankara:

Çekoslovak Elçisi bu akşam elçilik bi­nasında Çekoslovak musiki sanatkârla­rı Palenicek, Plocek ve Sadlo'nun şehri­mize gelmeleri münasebetiyle bir kabul resmi tertibetmiştir.

Bu kabul resminde, Başbakan Recep Peker, bakanlar, Dışişleri Umumî Kâti­bi Büyükelçi Feridun Cemal Erkin, BaşbakanlıkMüsteşarıCemalYeşil,

Basın ve Yayın Umum Müdürü Nedim Veysel ilkin, konservatuvar ve yerli ve yabancı basın mümessilleriyle bütün kordiplomatik hazır bulunmuştur.

Davetliler yüksek Çekoslovak sanatkâr­larınım verdikleri konseri büyük bîr zevkle dinlemişlerdir.

Genel Kurul bürosu bugünkü Çarşamba günü tekrar toplanarak, isimleri yazılı diğer hatipleri dinleyecektir. Bu işe belki de iki oturum tahsis etmek zarureti ha­sıl olacaktır. Genel Kurul toplantısının tarihisonradantesbitedilecektir.

Flushİng Meadows:

Birleşmiş Milletler Teşkilâtının fevka­lâde toplantısı, Brezilya Delegesi Aran-ha'nın başkanlığı altında saat 16.15 de açılmıştır.

îlk olarak söz alan, Hindistan Delegesi Asaf Ali. Yahudi teşkilâtları temsilcile­rinin dâvalarını müdafaaetmek üzere

bu toplantıya davet edilmelerini istemiş­tir. Delege, bundan başka Arap devlet­lerinin ingiliz mandasına nihayet veril­mesi ve Filistin'in bağımsızlığı bahsir.d& ileri sürdükleri tekliflerin gündeme alın­masını da talep etmiştir. Çekeslovakya, isveç, Ekvator delegeleri, Arap devlet­lerinin taleplerini, bugünkü şekilleriyle-destekleyemiyeceklerini bildirmişlerdir. Sir Alexander Cadogan genel toplantı­ya Filistin meselesinin etraflı bir şefoil-de tertip edilmesi için lüzumlu aıalze-meleri temin etmek huşunda yegane ça­renin, geniş yetkili bir tahkikat komis­yonunun kurulması olduğunu söyledik­ten sonra toplantı oturumu, Grenviç sa­atiyle saat 20 de tekrar devanı etmek üzere tatil edilmiştir.

Fransa ve Rusya nisbî temsil usulünün kabulü talebinde bulunmuş­lardır, ingiltere ve Amerika ise bu me­selenin bizzat Almanlar tarafından hallini istemektedirler.

Dün akşam Dışişleri Bakanı Marshall Alman tazminatı hakkında hazırlanmış yeni bir teklifi çalışma arkadaşlarına .sunmuştur. M. Marshall, Alman endüst­risine daha yüksek bir seviyeye müsa­ade edildiğine göre, Almanya'da cari is­tihsal üzerinden alınacak tazminatın, .sadece tazminat namı altında bu mem­leketlere nakledilecek fabrika sayısının azalmasına bir karşılık olmak üzere alınmasını teklif etmektedir.

Marshail bundan başka, Müttefiklerara-.31 Kontrol Komisyonundan Alman en--düstrisinc ait bir tasarı hazırlanması* nın istenmesini de teklif etmiştir.

5 Nisan 1947

— Moskova:

Dörtler Konseyi bugün öğleden sonra, iki günlük çalışmadan sonra Almanya -nm siyasî teşkilâtı hakkında Koordinas­yon Komitesi tarafından hazırlanan ra­poru müzakere etmiştir. Bu vesika şu 5 nususu ihtiva etmektedir:

- Alman merkezî idareleri,

- Alman istişarekonseyininkurul­ması,

- İktidarın, merkezi hükümet ile ma­halli hükümetler tarafından taksimi,

- Muvakkat hükümetinkurulması,

- Muvakkathükümet vazifevesa­lâhiyetleri.

Koordinasyon Komitesinin raporunda bu muhtelif hususlar hakkında bazı noktalarda bir uzlaşmaya varılmış, ba-i2i noktalarda da bir anlaşma temin edi­lememiştir. Dörtler Konseyine en kısa müddet zarfında ve Potsdam anlaşma-siyle uygun olarak iktisadî meselelerle meşgul olacak merkezî idarelerin ku­rulmasını tavsiye eden rapor, muvak­kat Alman Hükümetinin teşkiline doğru İlk raporuteşkil etmektedir.

Fransız heyeti bu merkezi idarelerin. müttefik kontrolmakamlarının idaresi

altmda bulunacak bîr Alman icra ko­mitesinin idaresine ' verilmesi hususunu belirten bir metin teklif etmektedir. Bu metin bundan başka, Sarre'ı bu idarele­rin yetkisi altında bırakmamakta ve Ruhn ve Rönanya'nın müstakbel sta­tülerini daha ileriye bırakmaktadır. Müttefik Kontrol Konseyinin, Alman merkezî idarelerinin kontroluna taallûk eden metin oybirliğiyle kabul edilmiş, fakat bu kontrolün şekillerini ve bil­hassa bölge komutanlarına düşen rolü tarifeden metinler kabul edilmemiştir.

6 Nisan 3947

-- Moskova:

Moskova'dan bildirildiğine göre, dışiş­leri bakanları 3,5 saat devam eden bir görüşmeden sonra konferansı geri bı­rakmışlardır. Bevin'in Almanya hak­kındaki teklifleri esas İtibariyle kabul edilmiştir. Bidault'nun Saar, ve Rönen-ya hakkındaki plânı Bevin tarafından kabul edilmiş fakat, İngiliz Dışişleri Bakanı Ruhr meselesi hakkında noktal nazarım daha sonra bildireceğini ilâve etmiştir.

Avusturya meselesinde Yugoslavların tazminat İstekleri ve Carinthie'nin ilha­kı yolundaki talebi delegelere bildiril­miştir.

8 Nisan 1947

—Moskova:

Dışişleri Bakanları Konseyi, Almanya -nın muvakkat siyasî teşkilâtı hakkında Koordinasyon Komitesi tarafından su­nulan rapor üzerindeki çalışmalarım bugün bitirmiştir. Konsey, merkez! hü­kümetler arasındaki yetki taksimi me­selesini müzakere etmiş ve bilhassa ikî meseleyi incelemiştir:

Alman Hükümetini, müttefiklere karşı olan taahhütlerini yerine getirebilecek bir duruma sokmak ve devletin dahilî güvenliğini sağlıyabîleeek bir hale ge­tirmek.

Bidault, deviet polisinin ihdasına mu­halefet etmiş ve böyle bir teşkilâtın ko­laylıkla bir «Gestapo» haline gelebile­ceğini söylemiştir.

Amerikan siyaseti, Sov­yet Rusya'yı - naçar kalmadıkça - Al­manya meselesinde bir müddet Öâttâ; Amerika'nın tam kararını anlaymcıya kadar inatçı yapacaktır. Moskova Kon­feransının dağılması, Amerika'nın Do­ğu Avrupa'da aldığı müdafaa tertipleri için ciddî olduğu kanaatim uyandırdığı gündür ki Sovyet Rusya, Avrupa'da Hitler'in yerine geçmek arzusunun teh­likesini anlıyacak, yayılma emellerin­den vazgeçecek, sulhe yanaşacaktır. Fakat bunun için daha zaman lâzımdır. Bilhassa Amerika'nın azimli siyasetin­de devam etmesi şarttır.

Sovyet Rusya, tuttuğu istilâcı yolun çıkmaza vardığını acaba şimdiden an­ladı mı ?

Yazının başında dediğimiz fevkalâdelik İşte budur. Bu da, dağılmak üzere olan Moskova Konferansının birdenbire ve-rimii oluvermcsiyle anlaşılacaktır.

İngiltere kendi kendine ihanet edebilir mi?.,.

Yazan: Abidİn Dav'er

14 Nisan 1947 tarihli «Cumhuri­yet» İstanbul'dan:

Moskova'da Dışişleri Bakanları Konfe­ransı. Alman barışının esaslarını tes-bit yolunda, bir aydan fazla zamandan-beri yerinde sayarken İngiliz - Sovyet ittifakının yenilenmesi ve uzatılması için de görüşmeler oluyor. Ajans haber­leri bu görüşmelerin kâh kesildiğini, kâh geri bırakıldığını, kâh devam ettiğini bildiriyor. Anlaşılan müzakerelerden bir netice elde edildiği yok. Bize kalırsa edileceği de yoktur.

îngiliz - Sovyet İttifakını uzatmak için Moskova'da yapılan görüşmeler, bize 1939 baharında ve yazında, gene aynı şehirde cereyan eden siyasî ve askerî müzakereleri ve onların akıbetini hatır­latıyor. O zaman., Almanyaya karşı bir ittifak akdi için Moskovada îngiliz ve Fransız askerî heyetleri vardı. Günün birinde Bolşevikler, gizlice Nazilerle an­laştılar ve Mareşal Voroşilof, ingiliz ve

Fransız generallerinin burnuna gülerek onlara imzalanacak bir andlaşmo yeri­nepasaportlarım verdi.

Gerçi, İkinci Dünya Harbi sonunda, bu­günkü vaziyet o zamankinin aynı değil­dir. Almanya, İtalya, Japonya ve Mih­verin küçük ortakları yenilmişlerdir. Sovyet Rusya, kendi etrafına eski dost ve düşmanlarından, bir peyk grupu top-^ımıştır. 1939 Ağustosunda olduğu gibi İng'iltereyi atlatıp dostluk, ademiteca-vüz paktı ve iktisadî yardımlaşma söz­leşmesi imzalıyacağı başka memleket kalmamıştır amma, ruh ayni ruhtur. O vakit de, Almanyaya karşı İngiltere ile Fransa Sovyet Rusyanm dostluğuna ve ittifakına talibdiler. Bolşevik şefleri de, zahiren öyle görünüyor; fakat Hit-lerîe kendilerinin ve rejimlerinin can düşmanı Nazilikle elaltmda anlaşacak kadar, demokrat devletlere karşı husu­met besliyorlardı. Çünkü bu devletler, Sovyet Rusyanın bilhassa küçük Baltık. devletlerini yutmak ihtirasını hoşgör-müyorlardı. Hitler ise bu devletleri ve-üstelik Polonyanm yarısı da onlara ver­meyi kabul etmişti.

Şimdi de, tekrar edelim, ruh aynı ruh­tur. Sovyet Rusya, yeni İhtiraslar peşin­dedir. İngiltere bu doymak bilmez bol-şevik istinasına boyun eğmedikçe 20 yıllık ittifakın uzatılmasına ve genişle­tilmesine imkân yoktur.

İngiliz dostlarımız, gücenmesinler am­ma, Moskovanm iki yıldır bir ip cam­bazı gibi, kâh Amerikaya, kâh Ingilte-reye meylederek ve güleryüz göstererek bu İki dost devleti birbirinden ayırma­ğa çalıştığının farkında olamıyorlar ve halâ İngiliz - Rus ittifakını uzatmağa çalışıyorlar.

İngiltere ile Sovyet Rusya arasındaki ittifak, iki taraf arasındaki esaslı men­faat birliğinden doğmuş, samimî ve ya­şamağa kabiliyetli bir ittifak değildi ki İngilizler, Voronoff aşıları ve kuvvet şırıngalarile bunun kudretini ve Ömrü­nü uzatmağa çalışıyorlar. Bu ittifakın küçük bir tarihçesi vaziyeti aydınlat­mağa kâfidir.

Hitler ile Stalin 1939 Ağustosunun .23 üncü günü bir dostluk paktı imzaladiktan sonra, Sovyet Rusya, İngiltere ve Pransaya karşı açıktan açığa cephe almıştı. Berlin ile Moskova birbirlerine dayanarak Polonyaya hücum ettiler ve bu memleketi paylaştılar. Sonra Sov­yet Rusya Finlandiya'ya taarruz etti. O sırada ingiltere ve Fransa, az kalsın, Sovyet Rusya ile harbe girişeceklerdi. Finlandiya'ya bir ordu ile yardım etmek İstediler, iskandinavya devletleri yol vermedikleri için bu düşünceleri akim kaldı. Sovyet Rusya bir taraftan üç kü­çük Baltık devletini yutarken diğer ta­raftan da Fransada yaptığı tahriklerle Fransız komünistlerim vatanlarına Ttar-şı ihanete kışkırttı ve Fransanın kolay­ca yıkılması için Alınanyaya yardım etti. Fransa yıkıldıktan sonra, Roman-yadan Besarabya ve şimal Bukovina'yi kopardı. Böylece zavallı Romanya'yı Al-manyanm kucağına atılmağa mecbur etti.

Türkiye, ingiltere ve Fransa ile Anka­ra ittifak andlaşm asını İmzalayınca, bolşevikler Türkiyeye de düşman kesil­diler. Sonra Almanya ve Japonya ile Avrupayı, hatta dünyayı paylaşmak için müzakerelere glriştilerse de iki ta­rafın azgın ve doymaz emperyalistlik-leri yüzünden anlaşamadılar. Nihayet 1941Haziranında Hitler Sovyet Rusya -

ya saldırdı. Bu saldırış Sovyet Rusya ile îngiltereyi «Denize düşen yılına sarılır» atalar sözüne uygun olarak birbirine sarılmağa mecbur etti. Müşterek düş­man Almanyayı yenmek için birbirleri­ne yardım ettiler. O zaman bile, bugün­kü ingiliz-Sovyet ittifakı, ancak 11 ay sonra 26 Mayıs 1942 de imzalanabildi. Gerçi daha. evvel Moskovada 12 Tem-muz 1941 de bir anlaşma imzalanmıştı amma, bu Almanya ve Mihvere karşı yapılan harbde bir işbirliği temininden ibaretti.

20 yıllık ömrü olan bu ittifak andlaş-masile iki devlet kendi aralarında ve diğvr Birleşmiş Milletlerle barışın tan­zimi işinde ve onu takib edecek yeni kuruluş devrinde Atlantik Beyanname­sine uygun bir şeküde işbirliği yapa­caklarını tazammun ve taahhüd edi­yordu. Halbuki Almanya ve Japonya ile diğer Mihver ortaklarıyıkılıpda harb

biter bitmez Sovyet Rusya Atlantik Be­yannamesini ka.bul ettiğini unutarak müttefik ve dost devletlerle mücadele­ye girişti. Bolşeviklerin bitip tükenmek bilmez ihtiraslarının doğurduğu bu mücadele hâlâ devam etmektedir. Şim­di ingiltere, Amerika ve diğer demok­rat devletlerin karşısında Almanya ve Japonyanın yerini Sovyet Rusya almış­tır.

Görülüyor ki ingiliz - Sovyet ittifakı, bizim «öküz Öldü ortaklık ayrıldı» sö­züne uygun bir aııdlaşmadan başka bir şey değildi. Rejimleri, idealleri, poli­tikaları, hayat tarzları tabantabana zıd olan ingiltere ile Sovyet Rusyanın an-laşmaiarına imkân var mıdır ki 20 yıl­lık ittifak: 50 yıla çıkarmaktan bir fay­da tasavvur edilebilsin? İngiltere, Bol­şeviklerin bütün ihtiraslarım kabul edip de kendi kendine ihanet etmedikçe Mos­kova daki müzakereler bir neticeye va­ramaz. İngiltere, kendi menfaatlerini, bütün müttefiklerini ve dostlarını red-derek bunu yapabilecek mi ? Zannet­miyoruz ve ummuyoruz.

Marshall - Stalin görüşmeleri...

Yasan: Nihat Erim,

17 Nisan 1947 tarihli «Ulus» An­kara'dan :

Moskova'dan dün g^elen haberler arasın­da dikkati üzerinde, toplamış olan şu­dur: General Marshall. Mareşal Stalin ile görüşmüştür.

Ajanslar bu konuşmanın konusu hak­kında henüz herhangi bir bilgi verme­mişlerdir. Lâkin, Moskova Konferansı­nın haftalardır içinde yuvarlandığı güç­lükler herkesçe bilinmektedir. Bug'üne kadar hangi konuda esaslı bir müspet netice alındığını anlamak mümkün ol­mamıştır. Bir gün bakıyorsunuz, hiç bîr şey yapılamadığı, bu gidişle konferan­sın netice almadan dağılacağı haberi geliyor. Ertesi gün, Almanya'ya karşı yapılacak dörtlü anlaşmanın müddeti üzerinde anlaşamıyorlar haberini alı­yorsunuz. Bu iki z

ıd haber arasında, saşırmamak elde olmuyor. Çünkü, Alman­ya'ya karşı dörtlü anlaşma yapabilmek, birçok çetin dâvaların halline bağlıdır. Her şey yoluna girmiş olmal. ki böyle bir yaklaşma düşünülebilsin. Anlaşma­nın prensipleri kararlaştırıldı, yalnız kaç yıl yürürlükte kalacağı henüz tes-bit edilmedi demek, Moskova. Konferan­sının başarıya namzet olduğunu ilân et­mektir.

îşte böyle kararsız bir hava içinde ve birbirine tamamen zıd haberler aldığı­mız bir sırada, Mareşal Stalin'in Ame­rika Dışişleri Bakanını kabul etmesi ve uzun müddet görüşmesi çok manalı bir olaydır.

ötedenberi her fırsatta tekrar edegel-mişizdir: İkinci Cihan Harbi ertesinde gerçek barışı geciktiren sebep, iki dün­ya görüşü arasındaki derin uçurumdur. Bir yanda Anglosaksonlarm ve onlarla beraber hemen bütün hür milletlerin bağlı oldukları zihniyet, öte yanda Sov­yet Rusya'nın tatbikçisi olduğu bolşe-vikliğin ifade ettiği hayat telâkkisi. Bu iki görüş birbirine taban tabana zıddır. Bu durum karşısında meselenin güçlü­ğü şuradan doğmaktadır: Ayrı ülkele­re bağlı, zıd metodlarla hareket eyliyen bu iki grup devlet, aynı harpte, aynı düşmana karşı galip gelmişlerdir. Müş­terek düşman önünde birleşmiş ve za­fere ulaşmasını bilmiş olan memleket­ler, şimdi barış düzenini kurmakta bir türlü birîeşememektedîrler.

Meselâ Sovyetler Almanya'nın kendi iş­galleri altında bulunan kısmını, müm­kün oiduğu kadar uzun bir müddet ken­di idareleri altında tutup bolşevikleştir-rneyi isterler. Buna mukabil, İngilizler ve Amerikalılar, Almanya'da Anglosak­son tipi bir demokrasinin bir an önce kurulduğunu görmekten memnun ola­caklardır.

Bu şartlar altında Moskova Konferan­sının, temsilcilerin günler ve haftalarca birbirlerini oyalamalarına sahne olması tabii idi. Esas dâva halledilmedikçe bundan sonraki toplantıların da aynı taktiğe kurban olması beklenmelidir.

Marshall ile Stalin görüşmesi, apaçık konuşarak,yaipleri büsbütünkoparmak yahut bir uzlaşmaya varmak ümi­dini uyandırmıştır.

Amerikan Kongresinde, Türkiye ve Yu­nanistan'a Yardım Kanunu tasarısı üze­rindeki görüşmelerin türlü safhalardan geçmesinin mânasını anlamak için, Mos­kova Konferansı ile Vaşington arasın­da bir münasebet aramak doğru olur. Başkan Truman'm teklifi kabul edil­diği anda, milletlerarası münasebetler esasındandeğişmişolacaktır.Bilhassa

Sovyet Rusya, pJânlanm behemmehal yeniden gözden geçirmek zorunda kala­caktır. Amerikan Kongresinin kararın­dan sonra, Sovyetlerin, baskı, tehdit ve­ya doğrudan doğruya silâh kuvveti ile herhangi bir menfaat sağlamıya kalk­maları halinde, karşılarında, otomatik surette Amerİkayı bulacaklarında şüp­he kaîmıyacaktir.

Mareşal Stalin ile General Marshall ne­ler konuştular, bilmiyoruz. Fakat, Ame­rika Dışişleri Bakanının, Amerika'nın azimli durumundan ve kesin kararından Sovyetler Birliği şefini bir kere daha haberdar etmediği düşünüldüğünü tah­min edenler, fazla yanılmış olmıyacak-lardır.

skovaKonîeranssndatami­rat işi...

Yazan: Asım Us

!7 Nisan 1947 tarihli «Vakit» İs­tanbul'dan:

Moskova Konferansı etrafında şimdiye kadar gelen haberler dört dışişleri ba­kanlarının burada karşılaştıkları en çe­tin mesele olarak tamirat işini gösteri­yor. Tamirat işi İkinci Dünya Harbinde büyük tahribata uğrayan galip devlet­lerin zararlarını bühassa Almanyaya ödetmeleri meselesidir. Bu bahiste en büyük alacak dâvası tabiî olarak Sovyet Rusyadan geliyor. Fakat Molotofun yaptığı teklifler Almanyanm Ödemesi lâzım, gelen zararları daha ziyade İn­giltere ile Birleşik Amerikaya yükleye­cek mahiyette görülüyor.

l Nisan 1947

Yeni Delhi:

Asyalılararası Konferansı Komitesi, Asya memleketlerinin birliğini sağlıya-cak devamlı bir teşkilâtın kurulmasına karar verilmiştir. Bu teşkilâtın muvak­katadı«Asyamemeleketleriarasında

münasebetler teşkilâtı» olacaktır. Teş­kilâtıngörevlerişunlardır.

— Asya'yı ilgilendiren umumîmese­leleri tetkik etmek,

— Bu teşkilâta üyeolan memleket­ler arasında İşbiliğinisıkilaştırmak,

— Asyamilletlerinin refahım ve ik­tisadî gelişmelerini kolaylaştırmak,

Komite aynı'zamanda, gelecek Asyalı-îararası Konferansın 1949'da toplan­masına karar vermiştir.

2 Nisan 1947

Yeni Delhi:

Asya Konferansında söz alan Gandi şu

beyanatta bulunmuştur:

«Mesutbirdünyakurulabildiğinigör-

mekie bahtiyar olacağım. Bugün, öl­meden önce burada bulunan delegelerin hepsi, sevilir ve inanılır dünya olabi­leceği kanaatinin belirmesinden aldık­ları cesaret duygusu içinde yarın evle­rine dönerlerse ve tek dünya adamları gibi hareket yolunda kuvvetli irade sahibi olurlarsa, rüyanın hakikat ola­cağından şüphe edilemez».

Gandi, sayısı otuzu geçen yabancı mem­leket temsilcisi ve müşahitleri önünde, konuşmuştur.

Çin delegesi Han-Li-Wtı'nun, kurulma­sı, düşünülen Asya Enstitüsü hakkın­daki sorusuna Gandi şöyle demiştir:

«Ben her zaman bu tasavvurun lehinde bulundum. Biz buraya Amerika İle ve­ya Avrupalı ve Asyalı olmayan her hangi bir memeleketle' muharebe ka­rarı vermek için toplanmadık. Asya'­nın mükellef bulunduğu vazife bu de­ğildir. Unutmamak lâzımdır ki, biz ba­ğımsızlığımızı şiddet İle kazanmadık. Başkalarının bağımsızlığını ortadan kaldırmak için şiddet kullanmağa kal­karsak, bundan büyük bir utanç du­yarım»

1 Nisan 1947

—Londra:

İngiltere'de mecburî askerliğin ihdasını derpiş eden kanun tasarısı, dün ak­şam Avam Kamarasında tartışmalara yol açmıştır. Tasarıya göre, bu sene silâh altına alınacak olan yeni kur'a efradı iki yıl askerlik yapacak, gele­cek sene başında çağırılacaklar daha kısa bir müddet hizmette bulunacak­lar, sene sonunda askere alınacaklar ise 18 ay nihayetinde terhis edilecek­lerdir.

Muhalefet namına Ohurchill, bu tasa­rıya, temsil ettiği grupun tamamen müzaheretedeceğinibildirmiştir.

3 Nisan 1947*

—Londra:

Resmen bildirildiğine göre, İngiliz Hü­kümeti, askerlik hizmeti müddetinin 18 aydan 12 aya indirilmesini kararlaştır­mıştır.

5 Nisan 1947

—Londra:

Askerlik hizmetini 18 aydan 12 aya indirmeğe karar verildiğinden dolayı Attlee Hükümetine hücum eden Muha­lefet Lideri Ohurchill, bugün Avam Kamarasında bu hususta yaptığı demeç­te ezcümle demiştir ki: Parlamento'ya sunulacak plânların me­sul bakanlıklar tarafından uzun ve et­raflı bir tetkike tabi tutulmuş olduğu ve bunların tanziminde askerî müte­hassısların tavsiyeleri esas tutulduğu .bizetemin edilmişti.Hükümetin yapmakta olduğu teklifin, askerî kuvvet­ler bakımından önümüzdeki seneler zarfındaki ta ahhütl erimizi karşılayabil­mek için en lüzumlu haddin asgarisini teşkil ettiğini zannediyoruz. Bununla beraber, şimdi hükümetin ge­tirdiği ve Avam Kamarasından kabul edilmesini istediği tekliflerin hiç bir esasa dayanmadığı ve millî ihtiyaçları­mızı hiç bir veçhile karşılamadığını görüyoruz. Yine görüyoruz ki, bu tek­lifleri yapan bakanların şahsî bir ka-naa.tları yoktur ve İtendi partilerinin en geride kalmış üyeleriyle ihtilaf hali­ne düşmektense, takibettikleri siyaset­ten feragat etmeği tercih etmişlerdir. Hükümetimizin bu teklifle ileri sürdü­ğü noktaymazar, bütün dünya için Çok nazik olan bu devirde memleketi­mizin şöhretine büyük bir zarar vere­cektir.MiHetiilvatanseverliğineve

image001.gifAvam Kamarasının hüsnü niyetine mü­racaat eden hükümet, hakiki ihtiyaç­larımızı esas olarak ele almıyor. Baş­kan ve Harbiye Bakanımız, şimdi .bu tekliflerinin umumî menfaat için. lü­zumlu bulunmadığını söyledikleri hal­de, Pazartesi günkü demeçlerinde yine aynı tekliflerin millî menfaat namına kabul edilmesini bizden ne için istemiş­lerdir.

Bu hareket tansı, sosyalist hükümeti­nin baltalama siyasetine yeni bir misal teşkil eder ve hükümet bu hareketini her müşkül mevkide kaldıkça tekrar etmektedir. Bu siyaset ise, zaferi ta-kibeden iki senedenberi, memleketimi­zi şimdi içinde bulunduğu hale getir­miştir.

Bir millî kalkınma dâvası.

Yazan: Nadir Nadi

iCumhuri-

17 Nisan 1947 tarihli yel» istanbul'dan:

Hazırl&dığı millî kalkınma plânına dair İngiliz Hükümeti bir Beyaz Kitap yayın­lamıştır. Ekonomi dâvalarına her mem­leket birinci derecede yer ayırdığı bir devirde bu Beyaz Kitap hakkında edin­diğim bazı bilgileri tekrarlamakla oku­yucularıma faydalı olacağımı sanıyo­rum.

Beyaz Kitabın Önsözünü kaleme alan BaşbakanAttlee,şöylediyor:

«Demokratik bir hükümetin vazifesi, hakikatleri açığa vurarak halka güven beslediğinigöstermektir.»

İngiliz Milletinin yenmek zorunda bu­lunduğu güçlükleri azımsayan bir kim­seye bugün yeryüzünde rastlananı az. Geceli, gündüzlü altı yıl süren bir harbi, bu millet, bazan tek başına kalarak yü­rütmüş, içeride ve dışarıda havsalaya sığmaz zararlara girmiştir. Bu hususta ufak bir fikir edinebilmek için, yalnız borçlanmalar ve yatırılmış sermayeler bakımından. İngiltere'nin, bugünkü fce-sapla altmış .yıllık Türkiye Cumhuriye­ti bütçesi değerinde bir kayba uğradı­ğım düşünmelidir.

İngiltere'nin başında bulunan sosyalist hükümet, millî ekonomiyi bir an önce düzenlemek ve hayat seviyesini yük­seltmek maksadiyle güdümlü bir siste­min ana hatlarını çizmiş ve bunu hal­ka sunmuştur. Fakat hürriyet mefhu­mu ile güdümlü ekonomi sistemi nasıl bağdaşacaktır? Refah içinde yaşamağa alışmış, hiç bir şekilde baskı kabul et-miyen bir milleti bir takım kayıdlar al­tına alarak şu veya bu istikamete doğ­ru yürütmek îngiüz karakterine taban tabana zıddır. Totaliter rejimlerin tat­bik ettiği güdümlüekonomide, meselâ;

el emeğini kontrol etmek ve fertleri zor­la çalıştırmak kabildir. Böylelikle muh­telif endüstri kollarına gerektiği kadar işçi temin etmek, muayyen bir faaliyet sahasını istediği gibi azaltıp çoğaltmak devletin her zaman elindedir. Ferdî hürriyetleri her türlü müdahalenin üs­tünde tanıyan ingiliz Sosyalist Hükü­meti, bu metoda başvurmayı aklına bi­te getirmiyor. O, farzedelim: — Maden ocaklarına daha fazla işçi lâ­zımdır.

Derken, daha az ehemmiyetli sahalar­da çalışan İngiliz vatandaşlarım sadece-teşvik ediyor. Onların sağ duyularına, yurtseverliklerine hitabederek kömür üs- -tihsalini arttırmağa çalışıyor; gerekirse yabancı işçileri İngiltere'ye çekmenin, çarelerini, araştırıyor. Fakat zorlama yoluna katiyyen sapmıyor. Zaten hazır­lanan ekonomik plân da bîr Tanrı buy­ruğu gibi derhal yürürlüğe konmayacak, daha önce her sınıf vatandaşlar ara­sında bîr tartışma mevzuu olarak ince­lenecektir. Gerekirse, üzerinde değişik­likler yapılacağını, Başbakan Attlee, Beyaz Kitabın Önsözünde bildirmekte­dir. Herhalde plânın gerçekleşmesi hu­susunda yegâne dayanak noktası, halk­la hükümet arasındaki işbirliğidir.. İngiltere, bir endüstri memleketidir. Gı­da maddelerinin yarısını ve işîiyeceği ham maddelerin çoğunu dışarıdan geti­rir. Harbin İngiltere'ye yüklediği zarar­ların başında ihracatın azalmış olmast gelmektedir. 1945 sonlarında ingiliz ih­racatı, 1938 yılma kıyasla yüzde 46 ya İnmiş bulunuyordu. Halbuki harbden Ön­ceki hayat seviyesine yeniden kavuşa­bilmek ve uğradığı zararları giderebil­mek için 1938 deki ihracat hacmini çok aşmak lâzımdır. Bu hedefe doğru adım adım yürümeğe çalışan Attîee Hüküme­ti, içinde bulunduğumuz yıia mahsus hazırladığı plânda ihracat yekûnunu* 1938 dekinin yüzde 140 fazlası olarak gösteriyor ve bunun gerçekleştirilmesi ne çalışıyor. Parola şudur: İngiliz Mil­leti, her ne pahasına olursa olsun istih­salini arttırmak, dışarıya satış yapma-1] ve bir takım mahrumiyetlere katla­narak dışarıdan mümkün olduğa kadar az gıda maddesi satın almağa bakma­lıdır- Çünki plân tahakkuk etmediği takdirde uğrayacağı felâketler feei ola­cak işsizlik, sefalet artacak, bunun ne­ticesi olarak da istihsal kabiliyeti ken­diliğinden düşecektir.

Bugün ingiltere'de hüküm süren bir ta­kım sıkıntılardan bahsedildiğini çok işi­tiyoruz. Bunun sebebini maddî imkân­sızlıklara yorarak gerçek vaziyeti pek kavrayanıı yani ar aramızda var. Hafb içinde bile bu kadar yoksulluk çekmi-yen bir millet, meğer ne kadar berbad bir hale gelmiş de haberibiz yok!

Diyorlar. Bu görüş oldukça sakattır. İn­giliz halkı bugün portakal yemiyor, muz yemiyor, viski içmiyorsa; iyi ısı­namıyor, iyi aydmianamıyorsa, bu fe­dakârlıklara daha ziyade ilersi için kat­lanmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Hü­kümetinin altmış yıllık gelirini bir ham­lede kaybediveren bir millet, eğer ka­derini Tanrıya bırakarak gününü gün etmek isteseydi, herhalde bir zaman kendini nisbî bir rahatlık içinde avut­manın çaresini de bulabilir, «yarın Al­lah kerim» der ve altı yıl mahrum kal­dığı, nimetleri bugün için ele geçirmeğe bakardı.

ingiltere'de hüküm süren şimdiki dar­lık rejimi, İngiliz halkının hükümete el ver'p şuurla ve muhakeme ile göze aldığı bir fedakârlıktır. Beyaz Kitap buhakikati açıkça ifade ediyor. Selânik'in kuzey-batısında Baykon dağı bölgesinde çetecilerden üç kişi öldürül­müş,11 kişi yaralanmıştır.

Ajans şunları İlâveetmektedir:

Askerî üniforma ve siyah bereler giy­miş olan haydutlardan mürekkep bir çete. Valtos köyünde iki öğretmeni ve belediye reisinin kardeşi olan bir polis memurunu idam etmişlerdir.

9Nisan* 1917

Atina:

Batı Makedonya'da bu sabah, uçak, jan­darma, kara kuvvetleri, paraşütçüler ve deniz kuvvetleri işbirliği ederek çeteci­lere karşı taarruz hareketine girişmiş­lerdir.

10Nisan1947

- - Atina:

Atina Ajansı bildiriyor:

Ordu kuvvetleri, memleketin toprak birliğini ve sükûnunu haleldar eden fe­satçı komünist çetelerini temizlemek maksadiyle, Batı Makedonya ve Tesalya bölgelerinde sahalım ilk saatlerinde müştereken harekete geçmişlerdir. Alı­nan iJk haberlerde bildirildiğine göre, ordu kuvvetleri uçakların da yardımı ile süratli çevirme hareketi yapmakta­dır.

General Yalzis, günlük emrinde şöyle demektedir:

Bahis mevzuu olan, âsilerin ezilmesi ve çeteler tarafından tethişe uğratılan köylülerin kurtarılmasıdır. Uçaklarımız, Yunanistan'ı parçalamak ve düşmana teslim etmek gayesiyle silâhları Yuna­nistan'a karşı çevirmiş olanlardan memleketi temizlemek için girişilecek harekâtı önceden haber vermek ve ko­münist propagandası yüzünden yolları­nı şaşırmış olanlarla, cebredilerek veya korkutularak çetelere alınmış olan ma­sum köylüleri evlerine dönerek işlerine devanı,etmîyedavetetmekrrraksndiy-

le, çetelerin bulunduğu bölgelere bin­lercebeyannameatmışlardır.

Beyannamelerde, af müddeti geçmiş ol-makla beraber, yaptıklarına pişman . olanların, çetelerini terkederek. hükü­met makamlarına teslim olabilecekleri Elâvoedilmektedir.

11 Nisan 1947

--Atina:

Dağlık Teselya bölgesinde ve Makedon­ya'nın güneyinde 400 kilometre bir şa-ha içinde 2.500 âsi 15.000 Yunan askeri tarafından sıkı bir çember içine alınmış bulunmaktadır. Çember içine alınmış bulunan bu âsiler, çetecilerin hemen he­men beşte biıini teşkil etmektedir. İkin­ci, sekizinci ve dokuzuncu tümenlerle müstakil bir tugay, çemberi daraltmak­ta devam ettikçe, köprü ve boğazlan tutan birlikler, âsilerden bir tanesinin dahi kaçmasını önlemek için geri hat­larda tetikte durmaktadırlar. Füze atan Spitfire uçakları, iki bin metre yüksek­likteki tepelerde ordunun ilerlemesini desteklemektedirler. Diğer bazı uçak­lar da, âsilerin bulundukları bölgelere bcyanna.melei' atarak teslim olanların İyi muamele göreceklerini hatırlatmak­tadırlar. Zannedildiğine göre, çetecilerin

çoğu, hükümet tarafmdan ilân edilen aftan haberdar değildir. Çetecilerden çoğunun, bu hususu bilmedikleri ve ilk fırsatta silâhlarını bırakacakları tah­min edilmektedir.

Kalamhako yakınlarında, 150 âsi teslim olmuş ve 8 i kadın olmak üzere 43 çe­teci de esir edilmiştir. Yunan kurmay subaylarından biri. dün akşam savaşlar hakkında izahat vermiş ve çetecilerin ilerlemek ve gerilemek gibi mûtat ta­biyelerinden vazgeçmek zorunda kalıp beş yerde mağiup edildikleri anlaşılmış­ta.

Tahmin edildiğine göre çetecilerin kaç­malarına pek az ihtimal vardır.

Doğuda, deniz birlikleri Olimp dağının açıklarında devriye gezmektedirler. Bu gemilerde, sahil boyunca veya balıkçı sandalai1'. ile kaçmak istiyecek olan çe­tecilerin yolunu kesebilecek ve bunlara

hücum, edecek şekilde yetiştirilmiş Özel kıtalar vardır.

Resmen bildirildiğine göre, paraşütçü kıtalar, verici ahizeleriyle birlikte hü­kümet kıtalarıma Önlerine inmeğe de­va metmektedirleı'. Bu askerler, harb sırasında komando birliklerinde vazife almışlardı.

Hâlen cîevametmekte olan harekât ge­niş ölçüde olmakla beraber, henüz bir başh'.ngiçtn'. Bunların gayesi, Kuzey Makedonya'daki başlıca çete kuvvetle­rini tecrit etmek ve Pinda bölgesini te­mizlemektir. Jandarma ile yardımcı kuvvetler, kıtaların ilerllyişini takibet-raektc ve çetecilerden temizlenen bölge­lerdekidurumutakviyeetmektedirler.

Temizleme harekâtı sona erince, askerî kıtalar kuzey hududu bölgelerine doğru başlıca hareketlerine girişeceklerdir. Bilindiği gibi, âsilerin en kuvvetli bu­lundukları bölge burasıdır. Yapılacak ilk harekâtın, çetecileri huduttan ayır­mak maksadıyla yapılması muhtemel­di]'. Böylelikle bunların yabancı toprafc-fftfa sığınmasına hatta maddî yardım görmelerineengelolunacaktır.

— Atina:

Banka memurları istedikleri zamları eido etmiş bulunduklarından, hankaeı-lar grevi bu sabah sona ermiştir.

12 Nisan 1947

Atina gazetelerinin bildirdiklerine göre, ordu kuvvetleri, çevrilmiş olan bölgesin içinde birçok köyü işgal etmiştir. 10 Ni­san gecesi 400 çeteci sahra ve havan toplariylo Olimpos dağının doğu yama­cındaki Rapsani köyüne hücum ederek Kimini tugayının ikinci bölüğünü sar­mışlardır. 12 saat süren bir çarpışma­dan sonr?. takviye kuvvetleri köyü kur­tararak çetecileri ricate mecbur etmiş­lerdir. Çeteciler 5 ölü ve 30 yaralı ver­mişlerdir.

Diğer taraftan Asayiş Bakanlığının bil­dirdiğine göre, Merkezî Makedonya'da Paikon dağlarında yapılan harekât sı­rasında bir çeteci grupu Yugoslav ara­zisine sığınmıştır.

14 Nisan 1917

-— Atina:

Harbiye Bakanı Stratos, askerî ha­rekâtın inkişafını takibetınek üzere Atina'dan Volo'ya hareket etmiştir. Kuzey Yunanistan Komutanı General Yantzis'in bildirdiğine göre çeteciler, pek kısa bir zamanda, ya kitle halinde bir çıkış hareketi yapmağa yahut da muntazam bir muharebe vermeğe mec­bur edileceklerdir. Ordu. her ihtimale karşı hazır bulunmaktadır. Halen hare­kât kar ve soğuk yüzünden sekteye uğramışlardır.

E. A. M. merkez komitesi paskalka münasebetiyle bir tebliğ yayınlayarak hükümetin, başka kan dökülmeden buh­ranı halletmek üzere SAM tarafından müteaddid defalar yapılan '.ekliflerî reddettiği ve Yunanlıları Yunanlılara karşı mürettep bir harbe soktuğunu ve bu kutsi hafta içinde de taarruza geçtiğini bildirmiştir.

Tebliğ, EAM'ın uzlaşma, hürriyet, mü­savat ve millî hakimiyete hürmet poli­tikasından 'ayrılmayacağını kaydederek sonbulmaktadır.

Atina:

Partizanlara karşı yapılan harekât hak­kında gazetecilere İzahat veren Gene­ral Manidakis, şunları söylemiştir: yağan karlar harekâta mani olarak Pinele bölgesinde çember içine alınmış olan partizanlara bir soluk aldırmış ise de bunların kurtulmalarına imkân kal-mamıştır.

Soğuktan 30 partizan ölmüştür. Dün. iyi hava. " kıtaların ilerlemelerine ve uçakların arazi üzerinde keşif yapma­larına imkân vermiştir. Pinde bölgesinde partizanlar, öldürülen 5 askere .mukabil 130 ölü ve 88 esir vermişlerdir.

Diğer bölgelerde harekât devam etmek­tedir. Nisan'ın ilk 15 inde partizanlara verdirilen kayıplar, 237 Ölü, 31 yaralı. 132 esirdir. 71 partizan da. dehalet et­mişti i'

Yunan Mîlletinin yası...

Yazan: Cİkad Baban

2 Nisan 1947 lariihK «Tasvir» İstan­bul'dan:

Helenlerin kiralı Majeste İkinci George henüz elli yedi yaşında ve memleketine kıymetli hizmetler yapabilecek bir çağ­da iken dün hayata gözlerini kapamış bulunuyor.

Ecelin son asır Yunan tarihinde oynamış olduğu büyük bir rol nazarı dikkatimizi celbetmekten hâli kalmıyor. Kral birinci Aleksandrm 1920 de bir maymun tara­fından ısırılmasını müteakip vefat et­mesi nasıl Yunan politikasında bir dö­nüm noktası oîarak kendini göstermişse; 1936 da da Venizelosun, Kondilisin, De­mircisin birbirini kısa fasılalarla takip e-derek vefat eylemeleri, yine Yunan po­litikası üzerinde müessir olmuş ve bu münasebetle Metaksas dikdatörlüğüne yol açmıştı. Yine 1940 da Metaksasm beklenmedik bir zamanda ölümü de Yu­nan Milletinin maneviyatı üzerinde acı tesirler yapmıştı.

Majeste ikinci George'un da yine böyle beklenmedik bir anda hayata gözlerini kapaması; bir türlü istikrara kavuşama­mış olan , Yunanistan işlerinde tesirini şüphesizkigösterecektir.

Balkan ve İstiklâl harplerinde Türkİyeye karşı; bir subay olarak harbeden kral George hâdiselerin şevkiyle büyük bir Türk dostu olmuştu. Daha geçenlerde memleketimize gönderdiği bir mesajla bu dostluğunu ifade etmiş ve Yunan politi­kası üzerinde müessir olduğu müddetçe bu istikamette yürümüştü. Majeste İkin­ci George'un hayatı hayli gaileli geçmiş­tir. Daha veliahd iken babası Kostanti-nin tahttan indirilmesi' üzerine memleke­tini terketmeğe mecbur olan majeste; iç

politika mücadeleleri yüzünden zaman?, zaman memleketinden uzak yaşamış, fa­kat vatan onu ne zaman vazifeye davet etmişse daima yüksünmeden ve küskün­lük eseri göstermeden bu vazifeye kon­muştur. Majeste Kiralı bilhassa İkinci Dünya Savaşında hâlis bir vatanperver olarak görüyoruz, italya'nın meşhur te­cavüzüne karşı koyan devletin başı ola­rak son dakikaya kadar vazifesinde kal­mış, Yunanistan'ın mağlup olmasına rağ­men hürriyet ve istiklâl davasından vaz-geçmiyerek muvakkat Yunan Hükümeti­nin başında zafere kadar çalışmıştır. Müttefik dâvası muzaffer olunca; mem­leketinin karışık manzarası karşısında kenarda durmuş; plebisit yapılmadan. Yunanistan'a dönmek istememişti.

Müteveffa Yunan Kiralı, zaman zaman, nikbet acıları çektiği için ruhan demok­rat bir ihsandı. Bu itibarla çetin iç çe­kişmeler cereyan ettiği sırada, müsama-hasiyle, mizacmdaki temkin ile bu mü­cadelelerin kolay bir surette çözülmesi­ne hizmet etmiştir. Venizelosun isyanını müteakip memleketine döndüğü zaman kin duygulariyle hareket etmemiş, Yuna­nistan'da daima birlik ve beraberliğin, temin edilmesi için gayret sarfetmişt,ir. Yunan Milletini uğradığı büyük kayıp­tan dolayı taziyet ediyoruz. Yukarda da söylediğimiz gibi ecel bu sefer de ehem­miyetli bir dönüm noktasında Yunan Milletine bu acıyı reva görmüş bulunu­yor. Fakat dostumuz Yunanistan, ru­hundaki cevvaliyet ve gayretle bütün müşkülleri yenmesini bilen bir millettir. Bu ıstırabı da yenecek ve medeniyet yo­lundaki tarihî vazifesine yine devam ede­cektir.

Majeste İkinci George'un vefatı yalnız Helen âlemi için değil onu çok iyi tanı­yan ve ona lâyık olduğu kıymeti veren, biz Türkler ve bütün demokrasi için de teessür sebebi olmuştur.

Filistin bu yoldan nereye gi­der?...

Yazan: Nizamettin Nazif 17 Nisan 1947 tarihli «Gece Posta­sı» İ6tanbuJVlan:

Gruner ile diğer üç idam mahkûmu hakkındaki hükümlerin infazı, ingilte­re'nin Filistin'de müdafaa sistemini ter-kedip taarruza geçmeğe karar verdiği­ni hissettiriyor, Gizli Yahudi teşkilâtla­rının çeşitli hareketleri karşısında bir yıl sarp bir soğukkanlılık* gösterdikten sonra İngiltere'nin böyle birdenbire tav­rını değiştirmesi acaba neye delâlet edebilir?

Hiç şüpheyok,buidamlartrgunve

Ştern gibi sert ve şiddeti! işler görme­ğe alışmış gizli teşkilâtlara meydan okuma mahiyetindedir. Nispeten yumu­şak bir ingiltere'ye dahi tahammül ede-miyen bu gizli komitecilik böyle bir meydan okuma karşısında sinecek mi­dir? Yoksa kamçılanmış hırçın bir tay gibi. süvarisini sırtından atmak hıncı büsbütün artarak şahlanacakmıdır?

Alınan ilk haberler İkinci ihtimalin ka­bulüne bizi teşvik eder gibidir, ingiliz'­lerin tedhişçi dedikleri Yahudi'lerin ise Filistin gizli ordusu askerleri diye ka­bul ettirmek istedikleri dört idam mah­kûmunun asılmaları, Paris'te, Londra'­da ve çeşitli Amerikan şehirlerinde tür­lü türlü akisler yapmıştır. Anlaşılıyor ki hemen her tarafta bu idam hüküm­lerinin infaz edilmiyeceği sanılmakta idi. Akkâ kalesinde yağlı urganların kullanılması büyük bir sürpriz olmuş­tur.

Siyasî hâdiseler hiçbir zaman mücerred olarak mütalâa edilemiyeceği için dört Yahudi vatanseverinin boyunlarına il­mik geçirildiği günlerde bir mühim Amerikandeniz kuvvetininDoğuketeniz'de, dünyanın birinci deniz devleti hüviyetini temsil ederek büyük manev­ralara başlamış bulunması ve yedi Arap devleti dış bakanları ile Arap Birliği Umumî Kâtibinin Suriye'de Şam şeh­rinde mühim bir toplantı yapmakta ol­ması dikkatimiziçekmektedir.

Bir yıl uyuduktan sonra Filistin'e hâ­kim olan idarenin birdenbire sinirli bîr yol tutmuş olması acaba bu İki hâdise ileilgiligibi gösterilebilirmi ?

Pek belli olmaz. Yalnız, Moskova'da Beviirin MarshaD'dan daha ileriye git­mekte tereddüt duymadığı bir günde ingiltere'nin Filistin'de her tereddüde son vermiş olması asla hususi bir mâ­mdan muarrâ gibi, basit bir idare ha­reketi gibi, ad!î bir kararın tabiî neti­cesi gibi kabule müsait değildir.

İrgun ve Şiern teşkilâtının bütün Ame­rika'da ve bütün Yahudi âleminde aynı telâkki ile yani iegal bir ordu olarak kabul üdiİmekte olduğunu sanmıyoruz. Fakat ingiltere'nin Yahudiliğe karşı gi­riştiği bu sert hareket mutlaka Filistin çerçevesi dışında devamlı bir akis yap­mağa adaydır kanaatindeyiz. Ve şuna da eminiz ki Akkâ vakası muhacir ka­filelerinin ardını arasım kestirici bir se­bep olamıyac aktır.

Yahudi teşkilâtları şimdi Londra'da can sıkıcı bir emniyetsizlik yaratmağa baş­lamışlardır. Sömürgeler Bakanlığında bir bomba bulunması, ingiltere'nin meş­hur sivil polis teşkilâtını yani Skotland Yard müessesesini baştan ayağa sefer­ber etmiştir. Kirallık sarayları. Başba­kanın dairesi, bütün nazırlıklar ve ban­kalar şiddetli bir kontrol altına alın­mışlardır. Acaba şiddet siyasetinin reaksiyonlarım karşılamak için Lond­ra'da dikkatli tedbirler aranacağına Fi­listin'de bir dikkat siyaseti takibedİp şiddetli sürprizlere son verilmesi daha doğru değil midir?

Meydanda bir hakikattir ki Birleşik Amerika 350 milyar dolardan fazla masrar ettikten ve bir milyondan fazla can kaybı verdikten sonra Avrupa'dan Asya'dan ve Kuzey Afrika'dan çekilme­di karariaş Liram az.

15 Nisan 1947

Başkanlık Sekreteri Charles Ross, «Henry YVallace sözlerini bir Amerikan vatandaşı olarak ve özel bir surette söylemektedir. Şimdiye kadar bu hu­susta Beyaz Sarayca herhangi bir ted­bir alınmamışta» demiş ve ayan mec­lisi üyelerinin bu mesele hakkında Baş­kan Truman nezdinde hiç bir teşebbüs­te bulunmamış olduklarını belirtmiştir.

— Washington:

Temsilciler meclisi dışişleri komisyonu. Türkiye ve Yunanistan'a yapılacak yardım hakkındaki kanun projesinde ayan meclisi tarafından yapılan tadili tasvibetmiştir. Bu tadile göre, Birleşmiş Milletler Türkiye ve Yunanistan için başka bir yardım plânı tatbik etmek is­tedikleri takdirde Amerikan yardım plânına nihayet vermek kararını alabi­leceklerdir.

Bu tadil, ayan üyesi Vandenberg tara­fından kaleme alınmış olan tadile mü­şabihtir ve oybirliği ile tasvibedilmiştir. Truman, kanun projesini etraflı bir şe­kilde tetkik etmeğe devam eden dışiş­leri komisyonu raporunu hafta sonuna •doğru verecektir.

Komisyon Başkam cumhuriyetçi Saylav Charles Eaton, kanun projesi üzerinde hiçbir tartışma olmayacağını ve kanu­nun saylavlar meclisi ile ayan meclisi tarafından kabul edileceğini ümit etti­ğini basma söylemiştir.

— Washington:

Bugün temsilciler meclisinde söz alan demokrat saylav Rankin, Birleşik Ame­rika'nın Sovyetler Birliği ile siyasi mü­nasebetleri derhal kesmesini istemiş ve demiştir ki:

Zira bütün dünyada komünistlik ve dik-îartörlüğüyumuşakbirsiyasetleönli-

yemeyiz. Komünistlik bir hükümet sis­temi değil cürüm ve cinayete dayanan bir sistemdir.

16Nisan 1947

Texas:

Galveston Texas eyaleti polis müdürlü­ğünün tahminlerine göre, Texas City'de-ki infilâklar 350 kişinin ölümüne ve 1500 kişinin yaralanmasına sebep olmuştur. Bildirildiğine göre, bu bölgede fevkalade durum ilân edilmiştir.

17Nisan 1947

—Washington:

Vandenberg dün ayan meclisinde beya­natta bulunarak, Türkiye ve Yunanista-na yardım programı kongrece kabul edilmediği takdirde, bu halin Birleşik A-merika'nm dünyada sahih olduğu mane­vî ve ruhî rolden sarfınazar etiği ma­nasına geleceğini belirtmiştir. Vanden­berg, Birleşik Amerika ile Rusya ara­sında münasebetlerin mecmuuna şamil esaslı bir anlaşmazlık mevcud olduğunu da söylemiştir. Ayan üyesi sözlerine de­vamla demiştir ki:

«Birleşik Amerika'nın bazı hududlar dı­şında müsaadekârlıkta bulunamıyacağı-m Moskovaya anlatmak lâzımdır.» Vandenberg bu beyanatını, arkadaşla­rından bazıları Truman tasarısına muha­lefetlerini izhar etikten sonra yapmıştır.

Texas City:

Şehirde yayılmağa başlayan zehirli gaz-lerin sahasının gittikçe genişlemesinden doğan öldürücü tehlike yüzünden, dün akşam halkın şehirden uzaklaştırılması ve boşaltılması emri verilmiştir. Yar­dım ekiplerinde çalışmağa memur edi­lenler bu emrin dışında kalacaklardır.

Texas City:

Son tahminlere göre ölü sayısı 1200 ü bulmaktadır. Diğer tarafdan General Wainwright'in yapmış olduğu teftişden sonra şehirde sıkı yönetim ilân edilmiş­tir.

—- Houston: «Tesas»

Bir gazete tarafından Texas City'den aİman telefon haberinde şöyle denilmek­tedir : Yeni bir infilâk vukua gelmiştir. Texas City artık mevcut değildir.»

Yeniden muhabere temini mümkün ola­mamıştır.

-- Texas City:

Çarşamba akşamı, 15 bin kişilik şehri harap eden korkunç infilâkdan sekiz sa­at sonra, Texaa City bombardımana uğ­ramış bir muharebe meydanı manzara­sı arzetmekte idi.

Sıhhî imdad otomobilleri, arabalar, dok­tor ve hastabakıcılar, kamyonlar ve yar­dım ekipleriyle dolu olan sokaklarda arasırainiltiler duyulmaktadır.

Yaralıların doldurduğu Galveston hasta-îıanesinin bahçesinde bir çek insan teda­vi edilmek üzere sıra beklemektedir. He­nüz yaralı sayısını katî olarak tesbit et­mek mümkün olamamişsa da bunların bin kadar olduğu sanılmaktadır. Texas'-daki köprü ve yol mühendislerinin söyle­diklerine göre, infiiâk sırasında limanda bulunan halkın beşte üçü ölmüştür. Şe-hire giden bütün yollar 'kapalı bulunmak­ta, yalnız resmî arabalar buralardan geç­mektedir. Yağmalara mani olmak için ordu birlikleri şehirde devriye gezmek­tedir.

18Nisan, 1947

-- Texas City:

Liman bölgesinde yangınlar şiddetini ar­tırmıştır. Diğer 'bazı depoların da yan­makta olduğu bildirilmiştir. Bu bölgede kalmış oian az sayıdaki itfaiye .mensub-ları gaz maskesi taşımak zorunda kala­caklardır.

19Nisan 1947

Galveston Texas:

Texas City felâketinin neticesinde 549 kişi ölmüş, 500 - 600 kişi de hastahane-ye kaldırılmıştır. Halkın emniyetini te­min etmekle vazifeli özel komisyonun nezareti altında, halk şehre dönmeye başlamıştır. Civarda bulunanbir petrol

tasfiyehanesi hariç, yangına şimdi hâ­kim oiunmuş nazariyle bakılabilir.

22Nisan 1947

—Washington:

Yunanistan ve Türkiye'ye ve yardım hak­kında Dışişleri Bakanı Marshall'ın, Mos-kova'dan, ayan üyesi Vandenberg'e gön­derdiği bir mesajda ezcümle şöyle denil­mektedir:

Gerek şahsan, gerek Dışişleri Bakanlığı. namına, Türkiye ve Yunanistan'a yardım hakkındaki kanun tasarısının müstacel mahiyetine büyük bir ehemmiyet atfet­mekteyim. Bence, teklif edilen tasarının kabulü elzemdir ve kongrenin bu tasa­rıyı süratle kabul etmesi için gerek dış­işleri müsteşarı Aclıeson'un, gerekse-ayan meclisi dışişleri komisyonunun te­şebbüsü üzerinde mutabıkım.

—,. Washington:

Bugün ayan meclisinde Türkiye ve Yu­nanistan'a yapılacak yardım tasarısı le­hinde konuşan ayandan cumhuriyetçi. Vandenberg, Truman Doktrinini sembo­lize eden bu kanun tasarısının esaslı un­surlarından tecrid edilmiyerek kabul e-dilmesini istemiştir. Bu programın Bal­kanlarda Amerikan müdahalesini ifade ettiği yolundaki ithamları reddeden Vandenberg, bu yardımı Sovyetler Birli­ğine karşı harb ilânına muadil olduğu şeklindeki iddialara da şiddetle hücum, etmiş ve sözlerine şunları eklemiştir:

Bu kanun tasarısının Birleşik Amerika ve dünya yüzündeki bütün hür insanlar için sulh ve adeleti ifade ettiğine bütün, kalbimle ve samimiyetle inanıyorum.

—Washington:

Amerikan ayan meclisi Amerikan Hü­kümetini, Türkiye ve Yunanistan'a 400-milyon dolarlık bir yardım yapmağa 23-oya karşı 67 oyla mezun kılmıştır.

23Nisan 1947

—Washington:

Yunanistan ve Türkiye'ye yardım- tasa­rısının tasvibinden sonra ayan üyelerin­den Claude Pepper demiştir ki:

Bu, dış siyaset bahsinde işlediğimiz ha­taların en büyüğüdür. Bu tasvib, Birleş­miş Milletler Teşkilâtının nüfuz ve İtiba­rına bir darbe teşkil etmekte, bizi Sov­yetler Birliği ile mücadele vaziyetine sokmakta ve evvelce harbe müntehi ol­muş bulunan yollara sevketmekt.edir.

Pepper, bu siyaseti kati olarak kabulden imtina etmiştir.

29 Nisan 1947

— Washington:

Mümessiller meclisi 138 oya karşı 165 oyla Macaristan, Polonya, Avusturya, Yunanistan ve Çin'e yardım programın­daki kredilerin azaltılmasını kabul 'et­miştir. Bu suretle başlangıçta 350 mil­yon dolar olan bu kredi iki yüz milyon dolara indirilmiştir.

Truman'a ve Truman tara­fından temsil edilen Demokrat Parti zümresine karşı bir hınç beslemesi, iza­hı mümkün olan bir vaziyettir. Fakat bu İç politika mücadelesine Türkiye'nin adım çirkin bir şekilde karıştırmış ol­ması, başkan yardımcılığı gibi yüksek makamı işgal etmiş olan bir adama ya­kışmaz. Hele bu bahisle söyiediği sözle­rin hakikatle hiçbir münasebeti olma­dığı ve kasten tahrif edildiği görülürse buna esef etmemek elden gelmez.

Anlaşılan Mister Wallace'ın maksadı. Türkiye ve Yunanistan'a temin edilecek krediyi tenkid etmektir. Bir politika adamı ve bir gazeteci olarak Mister Wallace bu noktadaki görüşlerini bildir­mekte tamamiyle serbesttir. Fakat bu görüşlerine mesnet teşkil eden vakıaları tahrif etmekten ve tezvire başvurmak­tan kaçınmalıydı. Halbuki Amerikan gazetelerinde okuduğumuza göre Mister Wallace Türkiye hakkında şunları söy­lemiştir:

«Türkiye Birinci Dünya Harbinde bi­zimle savaşmış ve Birleşmiş Milletlere yardımdan kaçınmış olan bir millettir. Türkiye en fazla fiyat verene hayati ehemmiyeti haiz olan krom madeni sa­tarak Almanlardan ve müttefiklerden aldığı paralarla semirmiştir. Bu satış­lardan iki yüz milyon dolarlık altın sto­ku toplamıştır. Türk tarafsızlığı harbi aylarca uzatmıştır. Türk Hükümetinin temsili veya demokrat olduğunu iddia etmek manasızdır. Türk kaynaklarının beyanatına göre Başkan Truman tara­fından temin edilecek 150 milyon doları Türkiye, Amerikan nispetlerine göre yedi milyon demek olan bir milyonluk ordusunu teçhiz etmek için kullanacak­tır. Bu, hangi mânada bir hüriyet ordu­sudur? Hangi tarafta savaşacağı bilin­mediği İçin bu ordu, harbin devamı müd-detince birçok müttefik tümenlerini bağ­lı bir halde tutmuştur.»

Mister Wallace, Türkiye'yi ne kadar suçlu gösterirse, Truman'm da o derece haksız çıkacağını düşünerek ağzına ge­leni söylemiş. Fakat neticede kimseyi inandırabilecek bir şey söylememiştir. Cumhuriyet Türkiyesinin eski Osmanlı imparatorluğu olmadığım. Birinci Dün-

ya Harbine girmiş olmaktan hiçbir za­man mesul tutulamayacağını ve Osmanlı İmparatorluğunun bile Birinci Dünya Harbinde Amerika ile savaşa tutuşma­dığını tarih bilgisizliğine hağışlıyalım.. Fakat başkan yardımcılığı gibi bir va­zifeyi işgal etmiş olan bir adam, İkinci Dünya Harbine Türkiye tarafından ta­kip edilen politikayı her halde bilmeli, idi.

Biz, Mister Wallace'm bunu bildiğine ve siyasi düşmanlarına karşı açtığı müca­delede hakikatleri kasten tahrif ederek Türkiye'yi suçlu göstermeğe çalıştığına inanmaktayız. 1942 senesi sonbaharın­da bir basın heyetiyle birlikte Birleşik Amerika'yı ziyaret ettiğimiz zaman, birçok Amerikan devlet ve politika adamları arasında o zaman.başkan yar­dımcısı olan Mister V/allace ile görüş­müştük. Bizi Ayan Meclisi binasındaki bürosunda kabul eden Mister VVallace, Türkiye'nin harb karşısındaki vaziyeti­ni öven sözler söylemiş ve takip ettiği­miz hareket hattının hafbte müttefik­lere yararlı hizmet teşkil ettiğini hara­retli ifadelerle bildirmişti. Hattâ kendi­sine, harbe fiilî olarak iştirak etmeyişi­mizi o sıralarda tenkid eden Fulton Le~ wis isminde bir radyo yorumcusundan bahsettiğim zaman, Mister VVallace, bu zatın infiratçı olduğunu, Pearl Har-bour'da baskına uğrayıncıya kadar Amerika'nın bile harbe fiilî olarak katıl­masına taraftar olmadığım ve Ameri­ka'ya tavsiye ettiği yol ile bize tavsiye ettiği yol arasında bir tezat olduğunu söyliyerek bu sözlere kulak asmamamı­zı ilâve etmişti.

O sıralarda aynı ağızla konuşan Mosko­va'nın da şimdi Mister "VVallace gibi ko­nuşması, bütün komünist ve aşırı sol­cular gibi, eski başkan yardımcısının da aynı kaynaktan ilham aldığını anlatmak­tadır. Hele Türkiye'de demokrasi olma­dığını söylerken Mister VVallace büsbü­tün Rusça konuşmakta ve demokrasiyi komünistlerce kabul edilen mânada kul­lanmaktadır.

Mister Wallace'm bu hareketi, kendi de­ğersizliği hakkında beslenen umumi ka­naati teyideden yeni bir delildir. Filha-

image002.gifkika Amerika'da iken temas ettiğimiz politika adamlarının ve gazetecilerin Wa31ace hakkında derin saygı besleme­diklerini ve aykırı buldukları fikirleriy­le alay ettiklerini görmüştük. Bunların yerine böyle bir adamın neden başkan yardımcılığına getirildiğini sorduğum zaman, demiştir ki:

- - Roosevelt bir pul kolîeksiyoncusu ol­duğu gibi, aynı zamanda bir insan kol-leksiyoncusudur. Etrafında her çeşit adamların bulunmasını ister. Wallace de o kolleks iyonun bir garibesidir.

Filhakika Roosevelt'in yardımiyle en yüksek makamlara çıkan Wallace bu yardımdan mahrum kaldıktan sonra derhal düşmüş ve şimdi sürümü çok az olan bir haftalık gazetenin yazarından başka bir şey değildir. Son hareketleri de böyle bir vaziyetin ışığı altında mü­talâaedilmelidir.

Amerikan Senatosunun ka­ran,..

Yasan: Hüseyin CaSid Yalçın

24 Nisan 1947 tarihli «Tanin» Is-tattbuIMan:

Birleşik Aemirka Senatosu Türkiye'ye ve Yunanistan'a yardım projesini bire karşı üç nisbetinde büyük bir çoğunluk­la kabul etti. Dünya tarihinde yeni bir devrenin başlangıcını ilân eden bu kara­rın harikulade ehemmiyetini anlamak için, ne gibi şartlar içinde ittihaz edildi­ğini düşünmek ve biîmek iktiza eder.

Amerika'da Türkiye'ye karşı bu derece bir itimat ve sempati başlı başına bir ha­rikadır; akıllara sığmıyacak kadar derin bir değişikliğin delilidir. Amerikan efkâ­rı umumîyesi, bin türlü düşman propa­gandanın tesiri altında Türkiyenin şid­detle aleyhinde idi. Halk tabakaları ara­sında, Türkiye'ye dair hemen hiç bir e-saslı malûmat mevcut değildi. Bu Ame­rikan efkârı umumiyesinin bugün Tür­kiye'ye çok yakın bir dost, güvenilir bir memleket sıfatiyle bu kadar yaklaşması, Türkiye hakkındaki fikirler ve İrislerde

çok derin bir değişiklik olmadan, im­kânsız bir hâdise idi. îşte Türk Cumhu­riyeti bu imkânsız şeyi mümkün hale sokmuş ise bunu muhakkak ki, insanî i-dcallere, hürriyet ve demokrasi prensip­lerine, milletlerarası sulh ve tesanüt ga­yelerine karşı beslediği merbutiyet. ve sadakat sayesinde yapabilmiştir.

Haricî düşmanlar yahut dahilî gafiller ne derlerse desinler, bu bir hakikattir ki, karşısında boyun eğmekten başka onlar için yapılacak bir şey yoktur. Sultanlar idaresinde bir Türkiye Birleşik Ameri­ka Milletinden bu yardımı göremezdi. Mürteci gayeler arkasında hürriyet ve hak düşmanı bir Türkiye Amerikan de­mokrasisinin bu sıcak dostluğunu temin edemezdi.

Türk Cumhuriyetinin dürüst, politikası, temiz, necip ideallere bağlılığı yalnız Amerikan Milletine eski Türkiye'ye karşı mevcut fena kanaatleri tashih et­mekle kalmadı. Haricî düşmanlarımızın ve onların kuyruğuna takılmış olan çe­şit çeşit Amerikan siyaset adamlarının propagandalarına, iftiralarına, tahrik ve iğfallerine de galebe çaldı. Yardım sözü-çıkar çıkmaz, Moskova Radyosu ve gaze­teleri hummalı bir faaliyete geçtiler. Bü­tün Moskof radyoları günde bir kaç ke­re dünyanın her lisanı ile bu yardım pro­jesini baltalıyacak neşriyata koyulduk­tan başka, Bolşevik peyki nekadar talih­siz memleket varsa onların emir altın­daki radyolarını da harekete getirdiler. Moskovada söylenen bir sözün aksini Belgraddan dinledik. Birleşik Amerika içinde Henry Wallace'm yaptıklarını ve söylediklerini biliyoruz. Amerika'ya sı-ğamıyarak Avrupa'da kapı kapı dolaş­mağa çıktı.

Bunların hepsi, aleyhimizdeki en âdi if­tiralardan en ağırbaşlı gibi görünmeğe çalışan itirazlara varıncaya kadar bü­tün muhalefetler, boşa çıktı ve Amerikan Senatosu yardımın lüzumuna karar ver­di. Yardım yalnız Türkiye ve Yunanistan'a münhasır malî ve askerî bir muamele değildir. Onun cihanşümul bir mânası vardır. îşte bundan dolayı ki, cihanşü­mul bir ehemmiyeti olduğuna ve dünya

tarihinin yeni bir safhaya girdiğine ina­nıyoruz. Bugünden sonradır ki, sulhu te­min edecek bir Birleşmiş Milletler Teşki­lâtı vardır diyebiliriz. Amerika'nın en sa­lahiyetli devlet adamları Birleşik Ame­rika Hükümeti 'bütün maddî #e manevî kuvvetleriyle Birleşmiş Milletler anaya­sasındaki prensip} de müdafaa edecek­tir dedikleri zaman, bunun mânası pek anlaşılamiyordu. Şimdi o mâna bir emri vaki şeklinde herkesin gözü önüne çık­mış bulunuyor. Düşmanlar Amerika'nın attığı bu adımı tamamen aksi bir mahiyette göstermek istediler ve Birleşmiş Milletler Teşkilâ­tının yıkıldığını söylediler. Halbuki A-merika sulhu ve muahedeleri muhafaza uğrunda harekete geçiyordu. Türkiye'ye ve Yunanistan'a malî ve askerî yardım yapılacak ise bu ancak pek bariz bir şe­kil almağa başlamış olan bir taarruz t,eh elidini önlemek ve sulhu muhafaza et­mek içindir. Yardımın. Türkiye'ye ve Yu­nanistan'a yapılmış olması bu memleket­lerin şu dakikada en yakın bir tehlike al-tmda bulunmak gibi hazin bir imtiyaza malik olmalarından ileri gelmiştir. Teh­dit hangi istikametten gelseydi ilk Ame­rikan yardımı oraya koşacaktı.

Birleşmiş Milletler Teşkilâtına bulunan kusur, bir orduya malik olmaması idi. Şimdi bu ordu vardır ve Amerika-n or­dusudur. Durumu resmî lâflardan ve şe­killerden tecrübe ederek realist ve sami­mî bir surette muhakeme edersek, ha­kikat budur. Birleşmiş Milletler Teşki­lâtının ruhuna sadık olan her devlet ay­ni yardıma iştirak edebilir. Amerika bir inhisarcı zihniyet ile hareket etmiyor. İ-yi yapmak imkânları her millet için açıktır.

Amerika kat'î kararını vermiş görün­mektedir.Türkiyeve Yunanistan'a yardım vakası bu umumî kararın küçük bir tatbikat safhasıdır. Bundan so"ıra, dün-ya'nın neresinde bir haksız taarruz telııdidi belirirse orada Amerikan kuvveti tecavüze karşı bir sed çekecektir. Ümit ederiz ki, Amerika bu azminde ve icraa­tında yalnız kalmıyacaktır. Amerika'nın .şahsî menfaat fikrinden uzak bu sami­mî ve âlicenap hareketi bütün medenî milletlerüzerindebirmıknatıstesiri yapacak ve medeniyet kuvvetlerini bir­leştirecektir. Harb artık kanun harici ilân edilmiş bir düşmandır. Amerikan yardımının mânası budur.

Dünyaölçüsündebirhadise

Yazan: Nevmeddin Sadak

21 Nisan 1947 tarihli «Akşam» İs­tanbul'dan!

Başkan Truman tarafından sunulan yar­dım tasarısının Amerika Senato Mecli­since kabul edilmesi yalnız Türkiye ile Yunanistan'ı ilgilendiren bir başarı, ya­hut sadece Amerikan iç siyasetini aydın­latmaya yarayan bir mesele değil, dün­ya ölçüsünde bir hâdisedir.

Dört yüz milyon dolar vermek gibi bir mesele ne Amerikan efkârını, ne Sena­toyu bu kadar uzun zaman meşgul et­meye değerdi, ne de partiler ve politika­cılar arasında bu derece çetin tartışma­lara yol açardı. Amerika milyarlar da­ğıtmış, fakat hiç bir kredi projesi Ame­rika'da böyle bir mücadele havası yarat­mamıştır. Türkiye ye Yunanistan'a veri­lecek paranın, Amerika'yı haftalarca uğraştıran bir konu haline girmesi bu yardımın, maddî bir fedakârlıktan ziya­de yeni bir siyasete başlangıç olmasın­dan ileri gelmiştir. Amerika bu yardıma karar vermekle her türlü tecevüz ve is­tilâ siyasetine karşı koyacağını ve Av­rupa Doğusunda, bilhassa Türkiye ile Yunanistan'da böyle bir tehlikeyi önle­mek istediğini ilân ediyor. Hâdisenin e-hemmiyeti buradadır ve yardım proje­sinin muhalifleri Truman'a hep bu nok­tadan hücum etmişler, bu yardımın A-merikayı Sovyet Rusya ile çarpıştıraca­ğını ileri sürmüşler, Wallace, Pepper gi­bi solcular, Amerika'nın yapacağı yardı­mın mahiyetini değil, bu yardımın Rus­ya'da uyandıracağı tepkileri gozönünde tutmuşlardır.

Seneto meclisinin 22 oya karşı 68 oyla tasarıyı kabul etmesi, muaîiflerin bir dereceye kadar tesir ettiklerini göster­mekle beraber Truman'm siyaseti bakımından büyük bir basan teşkil eder. Çünkü Amerika gibi demokrasi memle­ketinde milleti ağır siyasî taahhütlere sürükleyen bu gibi dâvalarda yandan bi­raz fazla ekseriyet elde, etmek bile çok defa güçtür. Tasarının yürürlüğe girmesi için Mebus­lar Meclisince de kabul edilmesi şartta*. Orada ds Dışişleri Komisyonu tarafından kabul edilmiş olan yardım projesi gele--cek hafta konuşulmaya başlanacaktır. Mebusların sayısı Senato üyelerinden çok fazla olduğru ve iki yılda bir seçilen "bu mümessiller, memleket cereyanları­nı daha dikkatle gözöniinde tutmak zo­runda bulundukları için tartışmalar da-"ha uzun sürecektir. Bu suretle, proje­nin .?n?ak Mayıs sonlarını doğru mec­listen çıkacağı tahmin ediliyor.

Truman projesinin bu derece uzun konu­şulması, muhalifler tarafından boyuna tenkidedilmesi, çok faydalı olmuştur. P-rojenin bu kadar çetin tartışmalardan sonra kabul'edilmesi, bu yeni siyasetin Amerika'da ekseriyetin malı olduğuna en kuvvetli delildir. Herkese düşünmek ve konuşmak için bol bol zaman veril­miş, herkes her istediğini söylemiş, içer­de dışarda bütün propaganda vasıtaları harekete geçmiş, bu siyasetin neticeleri orta}'a serilmiş, Senato Meclisi tasarıyı bunlardan sonra büyük çoklukla kabul etmiştir. Bir karar ve siyasetin tam mil­lî ve şuurlu olması için bundan uygun bir şekil bulunamazdı.

"Bu arada Türkiye aleyhinde de hayli p-ropaganda yapıldı. Memleketimiz düş­manlarının ortaya attıkları hezeyanları bir tarafa bırakıyoruz. Bunlara kulak asan olmamıştır. Bunları her zaman, her yerde önlemek de imkânsızdır.

Türkiye'ye yardım edilmesine engel ol­mak için Amerika'da en çok tekrarla­nan söz, Türkiye'nin bilfiil harbe girme­miş olmasıdır. Hattâ, düşmanlarımız, Türkiye'nin Almanya'ya yardım ettiğini bile söyleyip dururlar. Bu iddianın bir vesikalara dayanarak en yetkili ağızlar­dan ispat edilmiş hakikatleri tekrarla­maya lüzum görmeden denebilir ki A-merika'nın Türkiye'ye bugünkü yardım .İsteğiileTürkiye'nin harbiçindeki si-

yaseti arasında esasen iıîç bir münase­bet yoktur. Türkiye harbde Müttefikle­re-en değerli yardımda bulunduğu için bir mükâfat istemiyor. Hattâ Türkiye, bilfiil harbe de karışmış olsaydı, bugün o hareketinin maddî karşılığını dileyecek milletlerden değildir. Bundan başka, Tür­kiye silâhla harbe girişmiş de olabilirdi ve diğerleri gibi Rusya'nın emri altına girer, veya onun işgal ve istilâ siyaseti­ne âlet olurdu ve Amerika bugünkü gi­bi elini uzatmazdı, Amerika yardımının, ne Amerika, ne Türkiye bakımından geçmiş harble bir alâkası olmadığı için harb dışında kalmış olmamızı ileri sür­mek en cahilce iddia olur. Amerika, bu­gün Türkiye ile menfaatlerinin birleşti­ğini Türkiyenin sulh ve güvenlik siyase­tinde samimî bir âmil olduğunu gördüğü içindir ki yardım elini uzatmaktadır. A-merika kanaat getirmiştir ki barışsever Türkiyo ia türlü istilâ emellerine kar­şı bir kaledir, Orta Doğuda müstakil ve îcuvvetli bir Türkiyeye, dünya sulhu için lüzum vardır ve bu Türkiye devamlı bir tehlike karşısmdadır. Amerika yardımı­nın sebebi budur.

Barış yolunda büyük bir adîm...

Yazan: Faîih Rıfkt Atay

24 ÎVisan 1947 tarihli «Ulus» Anka­ra'dan s

Amerika Ayan Meclisi Türkiye ve Yu­nanistan'a 400 milyon dolarlık yardım kanununu 23 oya karşı 67 oyla kabul etmiştir. Telgraflar, gelecek hafta MÜ-messilier Meclisindeki neticenin de baş­ka türlü olmıyacağım bildirmektedir. Bu kanun üzerindeki tartışmalar, Tür­kiye ve Yunanistan'a ait dostluk veya düşmanlık duyguları ile ilgili değildir. 22 oya karşı 68 oyla reddolunan bir ta-dfl teklifi bu bakımdan pek iyi bir fikir verir: Edwin Johnson yalnız Yunanis­tan'a iktisadî yardım yapılmasını ve ne Yunanistan, ne de Türkiye'ye askerî yardım yapılmamasını istemiştir. Görü­lüyor ki Yardım Kanununun aleyhinde bulunanlar,askerîyardımın, Amerika için, Rusya'nın hemen sınırları önünde hususî bir sorum kabul etmesi demek ol­duğu ve bunun .da. harb tehlikesi doyu­racağı düşüncesindedirler.

Hakikat de odur ki Truman yardım pro­jesi demek, şu veya bu yoldan, Sovyet nüfuz ve genişleme politikası ile savaş­ma demektiî'. Çoğunluğun kanaatine . göre bu savaş, Sovyet nüfuz ve genişle­me politikasının ister istemez hazırla­makta olduğu harb tehlikesini önliye-cek, azınlığın kanaatine göre bu savaş, Sovyetleri de karşı tedbirler almağa zorlıyarak, harb tehlikesini arttıracak­tır. Biz ise hiç tereddüt etmeksizin. Amerikan siyasetindeki bu azimli geliş­meyi, barış yolunda atılan en ciddî bir adım saymaktayız. Unutulmamak lâ­zımdır ki hangi taraf kazanırsa kazan­sın, ilk çatışma cephesinde bulunduğu­muz için, bizi tahribedecek olan yeni bir harbi kolaylaştırmak ne bizim, ne de Yunanistan'ın işine gelir. Biz Ame­rika'nın bu politikasında barışın ve ba­rışla beraber memleketlerimizin ve mil­letlerimizin korunurluğunu gördüğümüz için sevinmişiz ve ümitlerimi sizdir. Ame­rika nereden uzaklaşırsa harb oraya yaklaşacak, Amerika nereye yaklaşırsa harb oradan uzaklaşacaktır.

Sovyet politikasının Rusya'nın güvenli­ği dâvası üzerindeki şüphelerden İstika­met aldığı hakkındaki fikir, geçen se-nedenberi iflâs etti. Bu fikir doğru sa­nıldığa kadar Sovyetler Birliğini tatmin etmek maksadiyle her türlü fedakârlık­larda bulunulmuştur. Fakat Sovyetler, bu defa, sadece kendi güvenliklerini sağlamak için teklif olunan ittifakı bi­le reddettiler. Demekki Sovyet politika­sını artık yeni bir gözle görmek, yeni bir mantık ölçüsüne vurmak lâzım geli­yor. Bu da tekrarlanmasına ihtiyaç bi­lekahnıyacakkadar,anlaşılmıştır.

Tarih, İkinci Dünya Harbi zaferinden sonraki tutumunda ve gidişinde Sovyet-: le? Birliği'nin pek yanlış teşhislere da-yanmı? olduğunu gösterecektir. Sovyet­ler Birliği, sevgi ve itimadını kazanmak ve yeni bir barış düzeninin başlıca te­mel taşı olmak fırsatını kaybetmiştir. Tek taraflı, içerde ve dışarda tartışma

kabul etmiyen, müteassıp ve doktrin­ci görüşün sakathği böylece bir daha iv f ydam çıkıyor.

İ'iıı raporuna dair...

Yasan: Faîih Rıfkı Atay

30 Nisan 1947 tarihli «Ulus» Anka­ra'dan:

Daha önce Beyaz Saray'da Reis Truman ve başlıca Amerikan şahsiyetleri ile u-zun bir görüşmede bulunan Marshall,. Amerikan Milletine Moskova Konferansı. hakkmdaki raporunu vermiştir.

Haftalarca süren bu konferansta dört bü­yük devlet hiçbir anlaşmaya varmamış­lardır. Bununla beraber Marshall, Krem-lin'de Stalin'le yaptığı konuşmadan ge­lecek toplantılarda Sovyet delegelerinin daha uysal davranmak ihtimali olduğu mânasını çıkarmaktadır Stalin kendisi­ne demiştir ki:

—- îlglll devletler niha­yet yorularak bir anlaşma zorunda kala­caklardır. Sabırlı olunuz ve karamsar ol­mayınız!»

Uzun bir sürünceme halinin ancak Sov­yetler Birliği'nin işine yanyacağmi pek iyi bilen Marshall, radyodaki raporunda iki esaslı nokta üstünde durmuştur: A-merika için de zaman âmili başta gelir ve Amerika Sovyetler Birliği'nin görüş­meleri uzata uza.ta karşı tarafı bezdir­mek ve yıpratmak taktiğine boyun eğe­mez. Gene Amerika herhangi bir anlaş­ma değil, asla feda edemiyeceği pren­siplere uygun bir anlaşma elde etmek ister.Marshalî Moskova Konferansmdaki ha­kiki ilerlemenin her iki tarafın birbirle­rini tamamiyîe anlamaları olduğunu be­lirtmiştir. Demek ne Sovyetler Birliği, ne de İngiltere ve Amerika birbirlerine karşı hiçbir hayal beslemekte değildir­ler. Görüşmelerde aldanma ve avunma ihtimali kalmamıştır. Amerika, Rus is* teklerinin içyüzünü biliyor. Sovyetler Birliği de Amerikan tavizleri sınırının nerede nihayet bulduğunu biliyor. Sov­yetler barışında Almanya bir proleter­ler yığını haline gelecek, Avusturya bağımsız bir devlet olarak yaşamıyacak-tır. Böyle bir dikta yalnız birkaç devle­tin değil, kıtanın her tarafında ve Asya -ör. birçok hür milletlerin de kaderini tesbit edecektir.

Marshall'm gelecek hakkında yalnız bir tek tavsiyesi vardır. Amerikalılar bir ve beraber kalmalıdırlar. En ehemmiyetli mesele açıkta kalmıştır: Eğer yeni bir toplantı aynı iflâsa uğrarsa Amerika'nın ve kendisi ile birlikte yürüyenlerin tutu­mu ne olacaktır? Herkesin zihninden geçirdiğini bildiğine şüphe olmıyan Mars-îıail, bu sualin cevabım geleceğe bırakı­yor. Fakat Beyaz Saray toplantısında bu ihtimale göre ne gibi hazırlıklarda bu­lunulmak ve tedbirler almak gerektiği­nin konuşulduğuna şüphe edilemez.

Şurası meydandadır ki Sovyetler Birli-ği'nin bugünkü şartları ile barış olamaz. Amerika ve onunla beraber olanlar, ba­rışın uzun müddet gecikmesine de mü­saade edemezler ve Birleşmiş - Millet­ler'! vücuda getiren prensiplerden feda­kârlıkta bulunamazlar. O haîde barış Sovyetler Birliği'nin politikasında esaslı bir değişiklik olmasına bağlıdır. .Ya bu değişiklik olmazsa?

MarshalVia nutkunda yalnız bu nokta üzerinde aydınlanamıyoruz ve yeni bir toplantıdaki son demeçlerden Önce Ame­rikan Dış Bakanının zamanımızın bu en nazik ve tehlikeli meselesine temas et­memiş olmasını da haklı buluyoruz.

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106