13.3.1947
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Mart 1947

—- Ankara:

Prag'da yapılacak Avrupa güreş şam­piyonluğunda memleketimizi temsil ede­cek güreşçileri seçme müsabakası 1 .Mart Cumartesi, 2 Mart Pazar günleri Kadıköy Halkevi spor salonunda yapı­lacaktır. Büyük bir ehemmiyeti olduğu muhakkak olan bu müsabakalara işti­rak edecek genç güreşçilerimizin isini ve kilolarışunlardır:

52 kiloda: Mehmet Koç, Halit Balamir. 57 kiloda:Halilözer, NasuhiAkar,

Mehmet Oktav,

62 kiloda: Gazanfer Bilge, Tevfik Yü­ce,ihsanErünsel,

67 kiloda: Celâl Atik, Servet Berik, Fe­ridunAkünal,AhmetŞenol.

73 küoda: YaşarDoğu,Aliözdemir,

79 kiloda: Muhîis Tayfur, Ahnıet Mer­sinli, Mahmut Çeterez, Rızık Demir,

86 küoda: Kemal Ay. Muharrem Can--daş,

Ağır:Salim Ünal, Mehmet Çoban, Mus­tafaÇakmak.

4 Mart 1947

— Ankara:

Cumhurbaşkanı İnönü, dün memuriyet mahallerine gitmekte olan Brüksel Or­taelçisi Şevket Fuat Keçeci ve Viyana Ortaelçisi Numan Talıir Seymen ile Madrid'den gelen Ortaelçi Esat Atuner'i kabul buyurarak Öğle yemeğine alıkoy­muşlardır.

12Mart 1947

— Ankara:.

Ankara. - Atina hava hattının ilk sefe­rini yapan uçak bu sabah 9,15 te An­kara'dan istanbul'a hareket etmiştir. Uçak oradan saat 12 de Atina'ya mü­teveccihen yoluna devam etmiştir.

Yunan Hava Ataşesi ile Yunan Ataşe-millteri Ankara hava alanında uçağı uğmiaraışl ardır.

13Mart 1947

- Erzurum:

Erzurumlulardünkurtuluşlarının30 uncu yıldönümünü büyük bir törenle ve coşkuntezahüratla kutladılar. BüyükküçükhemenbütünErzurum

halkının, bütün okurların ve ordu bir­liklerinin katıldığı bu muhteşem töre­ne, kurtuluş gününde olduğu gibi muh­telit' senitlerden şehre kahraman müf­rezelerimi zir. girmesiyle başlanmıştır.

Bu müfrezelerin, bütün yollar üzerinde yer almış binlerce Erzurum,Iu'nun derin heyecan ve şükran ifadeleri olan coşkun alkışları arasından geçerek hükümet ko­nağı önüne gelmelerini müteakip milletvekili erimizden General Vehbi Kocagüney,Erzurumlularınkurtarıcı

kahraman orduya minnet ve sevgi duygularını belirten ve bu yolda hayat­larını feda etmiş olan aziz şehit­lerimizin hatıralarını taziz eden veciz bir hitabede bulunmuştur.

Bu hitabeyi takiben, hazır buiunan hal­kın iştirakiyle ve bandonun çaldığı îs-tiklâl Marşiyle şanlı bayrağımız hükü­met konağına çekilmiş ve günün mana­sım ve değerini ifadelendiren söylevler verilmiştir.

Askerî birliklerin ve okurların, millî' teşekküllerin katıldığı büyük bir geçit resmi üe sona eren bu törenden sonra yer yer tertibolunan toplantılarda mil­lî oyunlar oynanmak ve muhtelif eğlen­celer tertibedümek suretiyle, kurtuluş­larının 30 uncu yıldönümünü Erzurum­lular bütün gün kutlamışlardır.

Gece büyük bir fener alayı yapılmış ve Halkevinde de bir müsamerc verilmiş­tir.

14 Mart 1947

— Ankara:

Tıp Bayramının 120 ııci yıldönümü mü­nasebetiyle bugün Dil-Tarih ve Coğraf-yt, Fnkültcsind.} yapılan törenden ön­ce, Tıp Fakültesi Dekanı Ordinaryüs Profesör General Abdülkadir Noyan'ın başkanlığında, Tıp öğretim Derneği Yönetim Kurulu saat 9.15 te Ebedî Şef Atatürk'ün muvakkat kabrine bir bu­ket koymuş ve müteakiben tıbbiyeliler kabir önünde bir geçit yapmışlardır.

— Ankara:

Türk Ticaret Bankasının 28 inci yılma ait yıllıktoplantısıbugün,bankanın Ankarr. Merkezinde, ortakların iştira­kiyleyapılmıştır.

194Ç yılı içinde, siyasi ve iktisadi alan-lardr. İkinci Dünya Harbi yüzünden vu-kur, gelen sarsıntı ve düzensizliği gider­mek yolunda girişilen çalışmalar müs­pet neticeler vermiş ve uluslararası ti­carette salâh eseri görülmeğe başlan­mış ölmesiyle, bu müsait şartlardan faydalanan banka çok verimli sonuçla­raulaşmıştır.

1946 yılı sonunda husule gelen 648 bin küsur lira safi temettüden banka sta­tüsünün 52 nci maddesi gereğince, fev­kalâde ihtiyat akçası ve karşılıklar ay­rıldıktan sonra A ve B tertibi aksiyon­da, % 6 hesabiyle net olarak 30 kuruş ödenmesini ve bunun 1 Nisan tarihin­den itibaren tevziini karar altına almış ve süreleri biten Yönetim Kurulu üye­leriyle 1947 yılı denetçi seçimleri de ya­pılarak, statü gereğince eski üye ve de­netçiler aynen ve ibkaen seçilmişlerdir.

15 Mart 1947

İstanbul:

Memleketimizin hayırsever ruhiyle açıl­mış olan eski bir irfan müessesemiz olan Darüşşefakada bugün, koruyucu ve: kurucularının huzuriyle pek heye­canlı saatler yaşanmıştır. Bir taraftan mektebin kurucusu Yusuf Ziya Paşa'-nm hâtırası tebcil edilmek üzere hole konan büst, Cumhuriyet Hükümeti na­mına vali tarafından açılırken diğer taraftan hükümetimizin müesseseye bir de kız kısmı açmak için ayırdığı 575 bin liralık bir çek de Başbakan Recep Poker tarafından, aynı zamanda top­lanmış olan yıllık kongrenin emrine sunulmuştur.

Merasim saat 14.30 da, beraberlerinde İstanbul Valisi. Doktor Lûtfi Kırda* ve Orgeneral Nuri Yamut olduğu halde Başbakan Recep Peker'in gelmesiyle başlamıştır. Holde toplanan Darüşşefa-ka'lı. gençler ve davetliler tarafından söylenen İstiklâl Marşım müteakip,. İdare Kurulu Başkanı Profesör M. Ke­mal öke bir hitabede bulunmuş ve ez­cümle demiştir ki:

Bugün 83 yaşım idrak eden Cemiyeti Tedrisiyei İslâmiye adındaki teşekkülün vücudr. getirdiği Darüşşefaka, 73 sene­lik bir şefkat ve irfan müessesesi ola­rak yüzlerce talebe ve bunlar içinde memlekete isimlerini unutturmıyacak büyük adamlar yetiştirmiştir. Kalple­rinde yurt ve millet mefhumlarının sön­mez aşkım taşıyan o büyüklerimizin kurdukları bu müessese nesilden nesiie intikal ederken, zamanın icap ve zaru­retlerine uymuş, varlığını muhafaza ederek inkişaf etmiş ve bugün, hiç şüp-hesia asil bir milletin ecdat duyguları­na karşı saygısının bir ifadesi olarak yaşayan ve yaşatılan bir müessese ol­muştur.

Profesör Kemal Öke, bu müessesenin kurucularının aziz hâtıralarını anmış ve yardımla! i yi e onun yaşamasına çalışan hükümetimize, millî müesseselerimize, hayırsever zevata kurum namına saygı vo şükranlarını arzederek sözlerine son veı iniştir.

Profesörden sonra İdare Kurulu üyele­rinden Hafid kürsüye gelerek, bu mües­sesenin kısa bir tarihçesini yapmış ve müessesenin kurucusu eski Maliye Ba­kam Yusuf Ziya Paşa'nm şahsiyetinden bahsederek, onun nasıî, dairei askeriye­ye gidip gelirken, hergün sabahları kapalı çarşının açılmasını bekliyen es-naı' çıraklarının boş geçen zamanlarını talim ve terbiyelerine hasretmeği dü-şüncesiylo en yakın arkadaşları Gazi Ahmet, Muhtar ve Vidinli Tevfik paşa­lara bildirdiğini ve bu eseri hazırladığı­nıhatırlatmıştır.

Hafid'den sonda sırasiyle, Mektep Mü­dürü Reşat ve son sınıftan bir talebe hitabede bulunmuşlar ve davetlileri de­rintahassüslereşevket mislerdir.

Bundan sonra kongrenin açılacağı yu­karı salona geçilmiş, îdare Kurulu Baş­kam M. Kemal öke kongreyi açtıktan sonra, Başbakan Recep Peker şu hita­bede bulunmuşlardır:

«Değerliarkadaşlarım,

Darüşşafakaya eskidenberi hükümet reisleri başkanlık etmişlerdir. Bu mesut gelenek, kurulunuzun başkanı olarak bugünbeni burada bulunduruyor. Benim

şerefimi arttıran bu sıfatla kongreyi açıyorum.

Arkadaşlarım, Darüşşefakanm hüviyeti ilim, milliyet ve şefkat duygulariyle yuğrulmustur. Milliyet duygusu ve şef­kat duygusu, kurulun vazifelerine en insanî mânayı veren bir mahiyet arze-der. Darüşşefaka, muhitinde yüksek in­san vasıflı, teiniz karakterli, deviet ve millete hizmetkâr insanlar yetiştirmiş­tir.

Epey zamanlardantoeri ve şimdi kuruma ve Darüşşafakaya hiç bir karşılık dü­şünmeden kendilerini verenleri ve hiz­met edenleri tebcil ederim.

Darüşşefaka mütevazı, sessiz ve iddia­sı:; hüviyetiyle millî muhitte hakikatin ziyasını aksettiren ve millî varlığımızın derinliklerine kök salan bir müessese­dir. Bugün, yalnız 350 ile 400 araş; kim­sesi:; çacuklanmızı yetiştiren okula, 150 kadar kimsesiz kız yavrularımızın da katılmas1.esaslıbirihtiyaçtır.

Gayritabil geniş bir hacimde binlerce öğrenci yetiştirmek iddiası, Darüşşe­fakanm tevazulu muhiti için izah edil­mez bir şeydir. Müesseseyi, kimsesiz 350 erkek ve 150 kız' okutan bir kadro ile kendi kendini idare edecek bir hale sokmak idealimiz olmalıdır. Bu kadro­yu şişirmeden başarıya seketmek, . kongrenin, nizamlıyacağı bir şeydir. Bu­gün pek az para ile içten gelen bir öz-verî ile öğrenci sağlıyan öğretmenlerin haklan da lüzumlu derecede arttırıla­rak ödenmelidir.

Hükümet, emrinde bulunan 575 bin li­rayı kararname ile Darüşşefakaya sar-fedilmek kaydı altında kuruma ayır­mıştır. Bu paranın çekini başbakanlık emrine vermiş bulunuyoruz (sürekli al­kışlar). Bu paranın mühim bir parça­sını yeni açılacak kız kısmıma yapısına vo atölyelerine harcayarak, kalacak parayı gelir kaynağına çevirtmek en. doğru biı hareket olur. Bu münasebet­le Türk Milletinin asil bir duygusu üze­rindedurmakistiyorum:

Türk Milleti bilhassa hayırsever olmak­la temayüz etmiş, insanî duyguları üs­tünbircemiyettir.Yurdun her tarafında yer, yer parça,parça en küçük çeş­me taşından, sebil kubbesinden en bü­yük âbideye kadar hayır ve hasenat eserlerini iftiharla görüyoruz. Yalnız hükümet, belediyeler, resmî müessese­ler ve bankaların vereceği paralar ku­rulun idaresine yetmiyor. Türk Milleti­nin tarihî hayırseverlik ruhuna uyarak, varlıklı yurttaşlarımızın geniş teberrü-lerinc de ihtiyaç vardır. Yüksek duygu­lu yarttnşlanmızı bu yardıma teşvik ederim; Darüşşefakaya yardım edecek olanlar, teberrülerinin ihtimamh bir tasarrufzihniyeti içindetammaksada

uygun bir şekilde sarf edileceğinden emin olmalıdırlar.

Kongreyi hürmet ve sevgi duygulariy-le selâmlıyarak başarılardiler, kongre

başkanının seçtirilmesi için Profesör M. Kemal Öke'yi kürsüye davet ederim.» Yönetim Kurulunun hesap raporlarını kabul eden Genel Kurul, 1947 bütçesini tasdik ettikten sonra Yönetim Kurulun­da müddetini bitiren üyeler yerine Konya Milletvekili Profesör Fatin Gök­men, Yakacık Sanatoryom Müessisi İh­san Rit'at, Yapı ve Kredi Bankası Umum Müdürü Kâzını Taşkent, Defter­darlık Re'sen Takdir Komisyonu Baş­kanı Cemalettin Tunç, manifatura tüc­carı Talür Söğütlü ve murakıplıklara da Haüt Görol ve Hakkı Akçaduran seçilmişlerdir.

Kongre sonunuı-ı büyüklerimize tazim telgrafları çekilmesine karar verilerek toplantıyasonverilmiştir.

— İstanbul:

Şehrimizde misafir bulunan. Yunanlı basketbolcular ilk karşılaşmalarım bu akşam Teknik Üniversite spor salonun­dayaptılar.

Bu akşamki karşılaşma, Ankara-Atina karına takımları arasında oldu. tik dev­re aşağı yukarı muvazeneli bir cereyan takibederek 17-19 Atina takımı lehine bitti.

ikinci devrede de aynı tempo devam etti ve neticede Atina maçı, 27-30 ka­zandı.

11 Mart 1947

İstanbul:

Memleketine seyahat etmek üzere An-karr.'dan şehrimize gelmniş bulunan Amerikan Büyükelçisi Mister Wilson, bugün öğleyin Sultan Ahmet'teki evin­de Başbakan Recep Peker'i ziyaret et­miştir.

31 Mart 1947

—-İzmir:

Başbakan Recep Peker, bugün saat 20.45 te Tırhan Vapuru ile İzmir'e gel­miş ve şehrin pek az kaydettiği büyük mikyasta halk heyecaniyle karşılan­mıştır. Köy ve ilçelerden dündenberi tren, otomobil ve otobüslerle gelen bin­lerce halk ve îznıir'lüer, Başbakanı se-iâmJamak için saat 16 dan itibaren bi­rinci ve ikinci kordonları, yan sokakla­rı doldurmuş ve Cumhuriyet Meydanım kaplamış bulunuyordu. Partililer, yük­sek ve orta tahsil gençliği, esnaf te­şekkülleri, işçiler, ilin bütün ilçelerin­den, Manisa, Aydın merkezlerinden ve ilçelerinden gelen heyetler ellerinde cHoşgeldiniz Başbakanımız» yazılı lev­halar olduğu halde halk arasında yer almışlardı. Cumhuriyet Halk Partisini temsil eden heyetlerin gurup gurup, par­ti bayraklarıyle yer alışları göze çarpı­yordu. Bu, bir karşılama gösterisi halin­den çıkmış, gecenin basmış olmasına rağmen bir umumi şenlik halini almış­tı. Vapurun erken geleceğini bekliyen on binlerce halk, gecenin basmasına rağmen Başbakanı selâmlamak için yerlerinden ayrılmamıştı. Ayrıca birçok halk, Uşak Vapuru, takalar ve sandal­larla denize açılarak Başbakanı ta Ye-nikale açıklarında karşılamağa çıkmış­lardı. Uşak Vapuru Tırhan'a refakat ettiği esnada halk tarafından devamlı surette marşlar, bilhassa Onuncu Yıl Marşısöyleniyordu.

Saat 18,30 da Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Doktor Behçet Uz, Vali Şefik Soyer, Korkomutanı General Nuri Ber-köz ve İzmir'de bulunan diğer general­ler, izmir ve Aydın parti müfettişleri. Doktor Kâmuran Örs ve Doktor Hüaeyin Hulki Cura, izmir'de bulunan mil­letvekilleri, Belediye Başkam Reşat Leblebicioğhı, Devlet Denizyolları îz-mir Müdürü ve acentasi Bayraklı Va­puru ile hareket ederek Başbakanı kör­fez açıklarında karşılamışlardır.

Tırhan Vapuru, karşılayıcıları getiren vapurlara yaklaşınca büyük halk gös­terileri başlamış, «var oîsım înönü, hoş geldin Başbakan, yaşa, sağol» avazcîeri yükselmiştir. Halk bir tarafta,n millî marşiar söylüyor, bir taraftan Başba­kanı alkışlıyordu. Bayraklı Vapuru bu tezahürat arasında Tirhan'a yanaşmış ve istikbal heyeti vapura çıkarak Baş­bakanıselâmlamışür.

Bundan sonra Tırhan Vapuru, iki. tara-fînda Bayraklı ve Uşak vapurları oldu­ğu halde limana, doğru yol almağa baş­lamıştır. T:rhan daha mendireği döner­ken, iskele ve rıhtımı dolduran halk kitlesinin «hor. geldin.yaşa» sesleri li­manıçınlatmağabaşlamıştır.

Başbakan iskeleye ayak basınca halkın heyecanı son raddeyi bulmuş, iskele üzerinde bulunan partililer, yüksek ve orta tahsil gençieri, işçiler, muhtelif te­şekküller tarafından Başbakana yüz kadar buket sunulmuş ve üzerine çi­çekler atılmıştır.

İskele üzerinde topîanan deniz işçileri Başbakanm etrafım sararak birlikte fo­toğraf çektirmek ricasında bulunmuş ve Başbakan bu ricayı kabul etmiştir, işçi gurupları Başbakana, istanbul Üni­versitesinde verdiği öğütlerde gösterdi­ği yoldan ayrıîmıyacaklarmı söyliyor-lardı.

Bundan sonra rıhtıma çıkan Başbakan

orada yer almış bulunan mülki, askerî, adlî erkânm ve konsolosların ellerini sıkmış ve müzika refakatindeki ihti­ram, kıtasını teftiş etmiştir.

Rıhtım boyunca yürüyen Başbakan, Kültür Park'a kadar kesif bir kalaba­lık halinde toplanan halkın arsamdan, onları scîâmhyarak zorlukla geçebil­miştir.

Recep Pekcr bundan sonra Cumhuriyet Halk. Partisi Viiâyet Merkezine gelerek orada civar ilçelerden gelmiş olan he-yetîerjn ziyaretlerini kabul etmiştir. Başbakan, parti binasında kendisine takdim edilen il ve ilçelerle civar iiler-den gelen temsilcileri ve işçilerle koo-peratiı" mensuplar? m kabui ettikten som1?, LiZivğdb.lû sözlerle selâmlamıştir: «izmirli ve partiliarkadaşlarım, bana

bu gecemn karanlığı içinde aydın gö­nüllerinizin sevgilerini tattırdınız. Bu sevgido İzmir'in kokusunu ve baıın, se­lâm veren seslerinizde İzmir'in sesini duyuyorum. Bizler hep birden yurdun kalkmm&s! büyük ' dâvn.sma ve bu topraklar?, hizmet etmek vaadinde olan adamlarız. îr. başarmada büyük zorluk­lar;-1, çarptığımız zaman halka inana­rak, millete güvenerek hareket edersek, bu zorlukları daha kolay yeneriz. Hepi­mi;; birbirimize bağlılık, halka hizmet, arkadaşlık ve mîllî birlik duyguları içinde çalışırsak ve bu beraberlik bize destek olursa yoıımiyeceğimiz güçlük yoktur. Sizlere gönül sıcağı ile sevgile­rimi,sunarım.»

Başbakan bundan conra, izmir'de bu­lunduğu, müddetçe ikamet edeceği De­nirKonağagitnîiştir.

Sosyal Sigortalarımızda geliş­me...

Yazan: Sadi İrmak

10 Aîart 1947 tarihli «Ulus» Anka­ra'dan :

Milletimizin dayanışma iradesini temsil eden varlıklardan birisi olan işçi sigorta­larımız, kuruluş prensiplerine bağlı ka­larak gelişmektedir. Bir yıllık denemele­rin karşılaştırdığı zorlukları küçümse­meden diyebiliriz ki, müessesenin kuru­luşuna hâkim olan zihniyet, milletimizin

İhtiyaçlarına uygun düşmüştür: bu zih­niyet, çalışma hayâtında bulunanlardan bashyarak gitgide belki bütün nüfusu­muzu kavrıyacak bir hacim içinde çalış­ma şevkini kıracak bir gevşekliğe sebep olmadan risklere karşı sosyal garanti­ler yaratmak şeklinde hülâsa edilebilir. Bu görüşün tatbikattaki ilk eseri; büyük "bir vatandaş kütlesinin meslekî risklere ve analığa karşı yaratılan teminattan gittikçe artan bir ölçüde faydalanması­nı sağlamak olmuştur.

Büyük Millet Meclisi, çıkardığı yeni bir kanunla bu müessesenin hizmetini ko­laylaştırmış ve yardım hacmini geniş­letmiştir. Yenilikler bilhassa şu iki yön­de belirmiştir:

Sigortadan faydalanmayı kolaylaştır­mak için şimdiye kadar kanunla isteni­len vesikaların sayısı azaltılmıştır. îşçi kadınlarla işçilerin karılarına verilmek­te olan ödenekler aynı seviyeye getiril­diği gibi, verilen miktar önemli surette arttırılmıştır, öte taraftan iş kazaları­nın tahkiki hızlandırılmış ve basitleşti­rilmiştir. Şüphe edilemez ki, bu mües­sese kendisinden beklenen hizmeti tam -olarak başarabilmek için daha bir çok hamleler yapmıya mecburdur:

Henüz sosyal sigortalarımızdanfayda-

lanamıyan birçok işçimiz vardır. Tanm, deniz, hava işçileriyle küçük iş yerlerin­de çalışanlar bu gruptandır.

Öte taraftan garanti edilmesi lâzımge-len başka riskler de vardır: emeklilik teminatı bunların en önemlisidir.

Sosyal sigortalarımızın bu hacmi alma­sı elbette hepimizin dileğidir. Müessese­miz henüz bir yaşında olmasına rağmen iyimser oluşumuzun başlıca sebepleri şunlardır:

Sosyal sigortalarımızın kuruluşu ileri prensiplere dayanmaktadır.

Tatbikatta karşılaşılan güçlükleri yen­mek ve hataları gittikçe azaltmak için cesaretle ■ çalışılmaktadır# Gerektikçe mevzuatta yeni ihtiyaçları karşılıyacak değişiklikler yapılmaktadır. Bunlardan Önemli olan nokta, gerek işçilerimizin ve gerekse işverenlerimizin bu teşebbüs­leri kavrayışları ve onu destekleyişleri­dir. Müessesenin ilk genel kurulu, işçi ve işveren temsilcilerinin oybirliğiyle yeni teklifleri benimsemiştir. Bilhassa emek­lilik sigortası için primlere iştirak et­meyi her iki zümre istekle kabul etmiş­tir.

Bu satırları yazarken elbette güçlükle­ri küçümsememek temayülünden uzak bulunuyoruz:

Bütün iş yerlerinin tesbiti, kanunun yüklediği mükellefiyetlerin ve bahşetti­ği menfaatlerin bütün memlekette iyice anlaşılması elbette bir zaman istiyeceği gibi, sosyal sigorta hizmetinde çalışacak ihtisas kadrosunun tam olarak yetişme­si de dikkatli bir çalışmayı gerektire­cektir.

Fakat ilk yıl, eksikleri görmek ve anla­mak bakımından müesseseye geniş mii-şahade imkânları vermiş olduğu gibi yeni hamlelere de cesareti artırmıştır.

Bu kurumun behemehal muvaffak olma­sını ve çok daha geniş bir hacim almasim zaruri kılan sebepler arasında yar­dımlaşma isteği kadar çalışma hızımızı artırma ihtiyacı da vardır. Elbette ki te­minatlara sahip bir vatandaşın emeği çok daha verimli olur.

Vatanımızın en büyük meselelerinden biri de çalışanların sayısını ve emeğin verimini arttırmaktır.

Bu sözlerle sosyal sigortalarımızın her şeyden Önce kendi ihtiyaçlarımızdan doğmuş olduğunu belirtmiş oluyoruz. Bunun yanında, dünya sosyal müessese­lerinin gelişmesini de tabiidir ki gözden uzak tutamayız. Başka memleketlerin başarılı veya başarısız tecrübelerinden faydalanma, hedefe doğru kestirme yol­lardan yürümemizi kolaylaştıran bir âmildir.

îşçi Sigortaları Kurumunun ilk yılda giriştiği teşebbüsleri ve tasarladığı yeni hamleleri, Sağlık Bakanlığınca hazır­lanmış olan sağlık plâm ile ahenkli bir surette birleştiriri ek sayesinde sosyal garantiler sistemimizin kökleşmesi ve lâyık olduğu hacmi alması kolaylaşa­caktır.

Tek Parti, tek Şef sistemini de­viren Demokrat Partisi...

Yazan: Necmeddin Sadak

11 Mart 1947 tarihli «Aksam» İs­tanbul'dan s

C. Halk Partisinin gerek program, gerek teşkilât bakımından kendini derleyip •toplamasını, geçen Temmuzdan beri bu­rada en çok biz istedik. Bu konu üze­rinde zaman zaman durarak parti pren­siplerinde daha fazla açıklık ve kesin­lik, parti kurulunda daha sıkı tecanüs ve bağlılık gerektiğini uzun uzadıya an­lattık.

Gizlemeğe lüzum yoktur ki kuvvetli şefler etrafında toplanmış tek parti sis­temi devrindeki program ve teşkilât, tek dereceli seçime dayanan çok partili rejimde yetersiz kalır. Gelişigüzel ya­zılmış programlar ve birbirine uyma­yan kanaatlerin yan yanagelmesinden

doğmuş partiler, bugünkü siyasî müca­dele hayatında zayıf düşerler.

C. Halk Partisi bu ihtiyaçları görüp anlamıştır. Bunun içindir ki Parti Yük­sek Divanında günlerce süren konuşma­lardan sonra parti programı ve ana prensiplerinin gözden geçirilmesine, ye­niden yazılmasına karar verildi. Gele­cek kongre, programın bu yeni şeklini inceliyecektir.

C. Halk Partisinin, yirmi üç yıldır mem­leketi idare eden, hattâ Türkiye Cum­huriyetinin altın Çağı olduğundan hem bütün milletin, hem bütün yabancıların ittifak ettikleri büyük işler devrini ba­şaran bu programın bugüne göre eksik veya zayıf düştüğünü kabul ediyoruz. Bunu, parti içinde de inkâr eden yoktur. Böyle olmasaydı yeni çalışmalara lü­zum görülmezdi.

Fakat, millî menfaatler adına candan dilerdik ki C. Halk Partisinden çekilen-Jer ve parti programının eksik ve za­yıf noktalarım iyice bilenler yeni bir parti kurarken ve bir program yazarken daha dikkatli davransınlar, daha bilgili olsunlar.

Halbuki karşıda hangi program, hangi yeni ve sarih prensipler var? Geçenlerde Demokrat Parti gazetelerin­de okuduk: Ankara'ya giden Üniversi­te talebesi Celâl Bayar'a sormuşlar: «Partinizin ekonomik prensipleri ne­dir?» Demokrat Partisi lideri cevap ve­riyor: Partimiz, liberal ekonomi taraf­tarı değildir. Sosyalist değildir, komü­nist asla değildir. Tam Devletçi de de­ğiliz...

Bu asırda siyasî bir parti tasavvur edi­lebilir mi ki ekonomik prensipleri bu derece belirsiz olsun? Gerçek olan şudur ki Cumhuriyetin yir­mi dördüncü yılında, ikinci cihan har­binden sonra dünya milletlerinin kendi gidişlerini açıkça çizdikleri bu devirde, bizde kurulan muhalefet partisinin ne sosyal, ne ekonomik prensipleri olma­ması gibi bir talihsizlikle karşılaştık. C. Halk Partisi için lıem teselli, hem kuvvet noktası, karşısına çıkan parti­nin, siyasî prensipler bakımından ken­disinden daha geri olmasıdır.

Hitler kendini bir büyük kumandan sa­yıyordu. Generalleri tarafından kazanı­lan zaferleri kendine malediyordu, Baş­langıçta müdahaleye tahammül edemez­di. Bununla beraber son derece alıngan olmakta gecikmedi.

StEiIingrat'tan sonra onunla müzakere etmek imkânı kalmamıştı. Hitler'in dok­toru bana, onun, iğinde her gün Striknin ve hormon bulunan bir mayi ile enjeksi­yonlar yaptırdığımsöylemişti.

Hitler, ellinci yıldönümü günü bana kendi fotoğrafı ile 250 bin marklık bir çek gönderdi. Een bu parayı bir nevi tazminat olarak kabul ettim. Çünkü or­duda aldığım maaş. evvelce «Lufthansa» mn müdürü sıfatiyie aldığım maaştan daha azdı.

Toplama kampı mevcut olduğunu bili­yordum. Bunlardan Dachau kampını 1945 te ziyaret ettim. Bu ziyaret netice­sinde edindiğim kanaat şu oldu:

«Vatanlarına hizmet, etmek istemiyen tembeller ve işe yaramazlar Dachau'da toplu bir hakle bulunuyorlar.^

Sorulan bir çok suallere Milch şu cevabı vermiştir:

Hafızam kuvvetli değildir. Hatniıyamı-yorum.

22 Mart 1947

—Stutgart:

Wurtemberg-Bade eyaletinde Bchrin-gen'de Nazileri temizleme mahkemesinin savcısı ve mahallî Komünist Partisinin başkanı bu gece katledilmiştir.

21 Mart 1947

—Londra:

Alman «Dana» ajansı amerikan bölge­sinden şu haberi vermektedir:

Dün Wiesbaden'dc Sosyal Demokratla­rın tertip ettiği bir miting esnasında söz alan Nesse Başbakan Christian Stoclt ezcümle şu beyanatta bulunmuştur:

«Biz, başında Reiehstag bulunan bir fe­deral Alman Devleti kurulmasını istiyo-ruz. Reichstag böylelikle, muhtelif dev­letlerle federal hükümet arasındaki mü­nasebetleri .tanzim eder. Federal Hükü­mete gelince, O, umumi mahiyette mese-lelerle meşgul olur. Muhtelif devletlerin en esaslı vazifesi, demokrasi ve Alman Cumhuriyetinin dokunulmazlığını ve Al­man Devletinin sosyalist bir ruhla geliş­mesini sağlamaktan ibaret kalmalıdır.» Stoek'e göre, Almanya'nın eski doğu hu­dudu değiştirilmemeli ve Berlin. Alman1 yanın başşehri olarak kalmalıdır.

27>îart 1947

- Berlin:

Binlerce Rus asker kaçağı Almanya'da Sovyet işgal bölgesinde yaşamaktadır. Bunların Rusya'ya dönmek üzere Sovyet makamlarına tesiim olmaları için gay­retler sarfedümekte ise de şimdiye ka­dar hiç bir netice elde edilememiştir.

Diğer taraftan Almanlar da, bazı Rusaskerlerinin silâhla tecavüzlerde buiun-makla ve diğer suçlarla itham etmekte­dirler.

Sovyet Komutanı Gustrov ev sahiplerine şüpheli kimseler üzerine mürekkep dök­melerini tavsiye etmiştir. Bu şahıslar da kışlaya dönünce bu mürekkep ile teşhis edilerek meydana çıkarılacaklardır.

28Mart 1947

— Dusseldorf:

Bu sabah Ruhr bölgesinde yapılan teza­hürat, açık bir ayaklanma olarak vasıf-landınlamazsa da, Almanya'nın tesli-mindenberi işgal devletlerine karşı olan husumet bu kadar şiddetli bir şekilde açığa vurulmamıştı. Halk ellerinde «Açız», «Yiyecek istiyo­ruz», Çocuklarımıza ekmek verin» ya­zılı yaftalarla bir nümayiş tertibetmiştir.

tngiliz işaret ve bayrağını taşıyan bütün otomobiller taşa tutulmuş ve bu sebep­ten kırılan camlar birçok kimsenin ya­ralanmasına sebebiyet vermiştir. Halk bu arabaların bir çoğunu devirmiş, bir tanesini de göle yuvarlamıştır. En şid­detli hareketler gençler tarafından ya­pılmıştır.

Genel durumun n,e merkezde olduğunu anlıyabilmek için yeter malûmat yoksa da, kargaşalıkların madenlere yayıldığı hissedilmektedir. Bochum'daki maden ameleleri bu sabah madene inmeyi red­detmişler ve ancak uzun müzakerelerden sonra muvakkaten işe başlamaya razı olmuşlardır.

D.P.D. ajansının bildirdiğine göre, teza-hüratçılarm gönderdiği delegasyon, Dus-sseldorf şehri komutanı tarafından kabul olunmuştur. İngiliz subayları diğer böl­geler için .yiyecek maddesi getirmekte olan ve Hambourg ile Bremen'e varma­ları beklenen gemilerden bir kısmının îngiliz bölgesine sevkedîleceği hususun­da delegasyona teminat vermişlerdir. Subaylar, delegasyonun taleplerinin ilgili buiıtnduğu meselelerin ancak Müttefik Kontrol Konseyi tarafından halledilebi­leceğini ilâve etmişlerdir.

- Frankfurt:

Bir nazi grupu tarafından teşkil edilen ve Almanya'dakı müttefik kontrol idare­sini devirmek gayesini güden gizli bir hareketin bastırıldığını bildirmiş bulu­nan Almanya'daki Amerikan ordusu ge­nel karargâhının şimdi bu hususta be­lirttiğine göre, bu teşkilât İngiliz ve A-rmevikan bölgesinde kurulmuş olup, kara

borsada yapılan geniş faaliyetten teinin edilen paralarla finanse edilmekteydi. Bu teşkilâtın gayesi, Almanya'dan alın­mış olan arazinin iadesini sağlamak ve işgal kuvvetlerine karşı bir baltalama harekâtına girişmekti.

Nazi teşkilâtının şefleri olup eski yük­sek subaylardan müteşekkil bulunan 4 kişi gecen Temmuz ayında tevkif edil. mislerdi. Bununla beraber bu şeflerin tevkifi, teşkilât üyelerinin geri kalan kısmının da kolayca tevkif edilebilmesi için ifşa edilmemişti.

4 suçlu önümüzdeki ay Münih'te askerî mahkeme tarafından yargılanacaktır.

29 Mart 1947

-— I^ondra:

Almanya'da gizli nazi hareketlerinin mevcudiyetini ilk olarak ihbar eden Av­rupa işlerini tetkike memur Milletler Arası Komitesi Genel Sekreteri Dr. Bo-rel, dün basına yaptığı demeçte, Dussel-dorf'da cereyan eden şiddetli nümayiş­lerin birinci perdenin kalkışından ibaret olduğunu ve daha kötü. durumlarla kar­şılaşmağı beklemek lâzımgeldiğini söy­lemiştir. Borel, halen Ruhr havzasında hergün görülen hâdiselerin, nasyonalist­lerle naziler tarafından ihtimamla hazır­lanmış umumi baltalama planlarının tat­bikatı neticelerinden başka bir şey ol­madığına kuvvetle kanidir.

Biz,bunları,harbmalzemesi mal

•eden fabrika adderek kapattık» demiştir. Rtarshall'ıa belirttiği gibi, Almanya'nın iktisadi birliği üzerinde bir karar alın­madıkça, bu memleketin muhafaza et­mesi gereken fabrikaların sayısı belli olamayacaktır. Eğer bütün Almanya'yı tek bir endüstri bölgesi besliyecekse, ta­sarlanan kudret elbetteki başka türlü olmak gerekecektir.

Çalışmaların ilk neticelerinden biri de Mölotof'un, îngiliz ve Amerikalılara yap­mış olduğu hücumdur. Molotof", Cin me­selesini ortaya atarak Amerikalılara ve silâhtan tecrit işinde de ingilizlere hü­cum etmiştir.

Molotof, iddialarında büha.ssa üç nokta­ya istinat etmiştir;

Ruhr'da harb sanayiinin muhafazası, Al­man olmıyan askerlerden müteşekkil birliklerin ibkası, Hitlcrci mahiyet ar-zeden birliklerin muhafazası. Bununla beraber, genel olarak İngiliz ve Amerikalılar teferruata boğulmaktan içtinap etmektedirler. MarshalI, selefi "Byrnes'ün, işi en ufak teferruatına ka­dar incelemiş olmakla hatâ ettiği kana.-.atindedir. Onun kanaatince durum şu­dur:

Hâlâ zayıf vaziyette bulunan Almanya-nın yaşaması bahsinde mutabıkız. Geri kalan meseleler tâli mahiyettedir. Bu anlaşmamız, Byrnes'ün teklif ettiği gibi,

antlaşma, ile teyit edebiliriz. Byrnes, Almanya meselesinin teknik hal tarzını bulmak üzere Örtülü bir anlaşma tavsiye -etmiş bulunuyordu.

— Washington:

.Moskova'da Avusturya ile akdolımacak 'barış antlaşmasının, halledilmesi en güç noktalarından biri, Avusturya'daki Al­man mallarının istikbali meselesidir.

Birleşik Amerika, Avusturyadaki Alman malları meselesinin, Müttefiklerin bu husustaki beyanatlarına ve 1 Kasım 1943 Moskova demecine muvafık olarak, hakkaniyete uygun bir şekilde halledil­mesini taîebetmiştir.

Birleşik Amerika, Avusturya'dan her­hangi bir tazminat istenilmesine muha­lefet etmektedir. Amerika, Avusturyanın 1938 de Almanya'ya ilhakını hiç bir za­man kabul etmemiştir. Bu sebepten, Amerika, Avusturya'yı muvakkat bir işgalden kurtarılmış bir memleket ola­rak telâkki etmektedir. Birleşik Ameri­ka, işgal siyaseti vasıtasiyle, Avustur­yalıların demokrat bir rejime sahip, ba­ğımsız ve sağlam bir Avusturya kurma­larına ve devamlı bir barışın yegâne te­meli olan iktisadi ve siyasi güvenliğini bulmalarına yardım etmeğe çalışmıştır,- Moskova:

Dışişleri bakanları büyün öğleden son­ra, dördüncü toplantılarını Bidault'nun başkanlığı altında yapmışlardır. Top­lantının başlangıcında Bevin söz alarak, Molotof tarafından ingiliz işgal makam­larına, silâhsızlandırma işleri hakkında yapılan tenkitlere cevap vermiştir. Bevin, bu ithamlara karşılık olarak, Sov­yet makamlarına karşı, bilhassa, elan Sovyet Rusya'da tutulan Alman harb esirlerinin sayısı ve Alman harb gemi­lerinin Sovyet limanlarında tahribedil-mesi bahsinde ithamlar serdetmiştir. Bundan sonra Molotof söz alarak Bevin'e cevap vermiş ve diğer üe. memleketin de aynı şeyi yapmaları şartiyle, Sovyet Rusya'da bulunan Alman harb esiri sa­yısını bildirmeğe hazır olduğunu söyle­miştir.

Bevin de İngilizmakamları tarafından mayinleri temizleme işlerinde kullanılan servislerinlağvınaİngiltere'nin hazır olduğunu bildirmiştir. Alman harbgemilerinintahribedilme- i dikleriiddiaları üzerinde Molotof, der­piş edilen tahrip hareketlerinin pek ya­kında yapılacağını veSovyet Hüküme­tinin, bu konuda gerekli malûmat vere­ceğiniaçıklamıştır. Mütekabil ithamların ileri sürülmesi ve zatenevvelcemalûm tezlerin beyan edilmesi üzerine, konsey, silâhsızlanma meselesinin, bir karara bağlanmak üzere bakan muavinlerine havale edilip edil­memesi üzerinde münakaşa etmiş, bu arada, Bidault, muavinlerin siühsıziun-ma meselesinde, hiç olmazsa, iıüj-ij en­düstrisi faslını halletmeleri .ıe iuıkân verilmesi iğin gayretler saııc'L^.Jş ise de Eevin ve Marshall, Kontrol Ko!:-ıisyonu­runun ortaya attığı meşeleri too-yekün müzakere e1 ı;±tk hususu.ııJa isr?.<

rdir.

Niîıayet Konsey, silâhsızlanma mesele­sin; muavinlere inceletme;: hususunda dün almış okluğu karardan v-'-:^ererr.-:, raporda hiçbir meselenin bakan muavin­lerine gönderilmemesi kararını vermiş­tir.

Tanrı,BakanlarKonseyi,muavinlerin sn üladığ'îmeselelerin tetkikiişinede-.clecektiv.

13 Man 1947

— Moskova:

Avusturya ile yapılacak sulh ai'tmşr.m-.sının incelenmesine bu sabah b^-kan mu­avinleri tarafından devam edilmiştir. Kv ■ velâ askeri komisyon toplanmıştır. Bu komisyon, dün, Avusturya ora sîsun. m mevcudu meselesini müzakere etmiş bu­lunuyordu. Amerikalılar, Avusturya or­dusunun mevcudunu, 55.000, Sovyetler iso 50.000 olarak tesbit etmek iste­mişlerdir. İngilizler bir uzlaşma temini maksadiyle 53.000 rakamını ileri sür­müşlerdir. Aradaki fark pek ehemmiyet­siz olmakla beraber hiç bir neticeye va­rılamamıştır.

Eugün, Fransa namına Camiile Paris, Avusturya'yı, harpte faydası dokunabi-lec ■!; ilmî araştırmalardan menedecek bir hükmün antlaşmaya konulmasını is-temiştir_ Amerikan murahhası bu teklife itiraz ederek, bunun, Avusturya'nın hü­kümranlığın?, aykırı olacağını söylemiş­tir, Fransız görüşünce bu tahditten mak­sat, Avusturya'da Almanya namına ya­pılabilecek olan araştırmalara mâni ol­maktır.

— Moskova :

Dörtler, Bevin'in başkanlığı altında yaptıklarıtoplantılarını,Almanya'nın

nazilerden temizlenmesi ve demokrat-laştırılırıası meselesi üzerinde görüş teatilerine hasretmişlerdir.

Dörtlerden herbiri, kendi memleketinin görüşünü izah etmiştir. General Mars-hail, Amerikan bölgesinde nazilerden temizleme hareketinin şimdiki durumu ve bu hususta müracaat, edilen usuller hakkında izahatta bulunmuş, bundan sonra dörtler konseyinden Berlin Kon­trol Komisyonu vasıtasiyle, yetkili Al­man makamlarını nazilerden temizle­me meselesi hakkında, dört işgal böl­gesi için de hernahenk kanunlar ısdar etmeye yetkili Alman makamlarını da­vet etmesini istemiştir.

Bundan sonra söz alan Bidault, Alman­ya'da alınan, nazilerden temizlenme ve demokratlaştırma tedbirlerinin, Alman­ya'yı zararsız bir hale sokmaya kâfi gelemiyeceğini söylemiş ve demiştir ki: Avrupa'dagüvenliğinteessüsetmesi

için bu sahada terakkiler kaydedilme­lidir. Fakat bunları başka sahalarda yapılacak terakkilerin de takibetmesi gerektir.

Bidault, dört işgal bölgesinde aynı hu­kukî nizamın kabul ve tatbik edilmesi hususunda mutabık olduğunu söylemiş ve fakat demiştir îti: Bütün Almanya için tek bir kanun sistemi kabul edile­mez. Ancak her bölge için bir mevzuat kabul edilebilir.

Öğleden sonra yapılan bu müzakereler esnasında Moİotof, müdahalelerde bu­lunarak uzun uzun konuşmuştur. Bevin de Molotof'a cevap vermiştir. Moİotof, üç batı bölgesinde tatbik edilen naziler­den temizleme usullerim, bilhassa İngi­liz bölgesinde tatbik edilen metodlan uzun uzun tenkit etmiş ve nazilerden temizlemenin henüz kâfi şekilde yapıl­madığını ispat maksadiyle birçok delil­ler iîeri sürmüştür.

Bevin de, Sovyet işgal bölgesinde de bu hareketin tamamiyle ifa edilmediğini bildirmek suretiyle Molotof'a cevap ver­miştir. Bu suretle her iki bakan birbir­lerine birçok rakamlar saymışlar ve mi­saller göstermişlerdir. Bütün bu müza­kereler sonunda hasıl olan intiba şudurimage001.gifki, ne General Marshall ve ne de Bevin, yaptıkları bütün... gayretlere rağmen müzakereleri umumî prensip sahasına nakledememişlerdir.

Konferans, bir seri hususi hallerin mü­zakeresine girişmekle Berlin Koordi­nasyon Komitesinin yaptığı müzakere­leri hatırlatmıştır.

Dörtler, yarın mahalli saatle 16 da na-zilerden temizleme meselesi üzerindeki müzakerelerine devam edecektir.

1 1 Mart 1947

— Moskova :

Amerika Dışişleri Bakanı Marshall, Dışişleri Bakanları Konseyinde, Alman­ya'nın her tarafında- nazileri temizleme hususunda müşterek bir siyasetin taki-bediîmesini kuvvetle talebetmiş ve böy­le bir siyaset tatbik edilmiyecek olduğu takdirde «-işgal devletleri arasında na­zileri temizleme hareketine karşı bir itimatsızlık uyanacağını-- bildirmiştir.

Almanya'cîaki Amerikan İşgal bölgesin­de, nazileri temizleme hareketinin gayet yavaş yürüdüğü hususunda Sovyet Dış­işleri Bakanı Molotof tarafından ileri sürülen ithamlara cevap veren Mars­hall, bu bölgedeki nazileri temizleme İşinin Kontrol Komisyonu tarafından verilen direktiflerin sınırını aşmış ol­duğunu ve durumlarının tetkiki için 12 milyon kişinin kaydedildiğini, 200.000 kişinin muhakeme edildiğini ve 370.000 kişinin de bu bölgedeki vazifelerine ni­hayet verildiğini bildirmiştir. Marshaîl, Birleşik Amerika'nın, Müttefik Kontrol Komisyonuna mufassal aylık raporları tevdi ettiğini, buna karşılık Kontrol Konseyinin ne Sovyet işgal bölgesi hak­kında ne de memleketin bu kısmındaki niîsileri temizleme işi hakkında rapor almadığını belirtmiştir.

Marshall sözlerine şunları ilâve etmiş­tir:

«Hükümetin Sovyet işgal bölgesindeki eski nazilere sosyalist birliğine girme­leri şartiyle, beraet ettireceklerinin bil­dirildiğine dair sık sık raporlar almak­tadır.

Hükümetin bu işinherhangi bir parti

lehinde siyasî bir,, alet , olarak kullanıl­masına muhalefet etmektedir.»

Molotof bunu yalanlamış ve Sovyet böl­gesinde hiç bir nazinin sosyalist parti­sine girmesine müsaade edildiğinden, haberdar olmadığını bildirmiştir.

Marshall'm, nazilerî temizleme husu­sunda müşterek bir siyasetin takibe-dilmesi ve bunun Berlin'deki Müttefik. Kontrol Komisyonu tarafından tatbik, edilmesi talebini Moîotof ile Bevin. prensip itibariyle kabul etmişlerdir.

— Moskova:

Dışişleri Bakanları Konseyinin beşinci oturumuna Molotof başkanlık etmiştir. Sovyet Dışişleri Bakanı, ilk önce iktisadî meselelerin tetkikine başlanmasını ve-nazileri temizleme ve demokratlaştırma meselelerinden sraıra ahali mübadelele­rine ve arazi teşkilâtı meselelerine ge­çilmesini teklif etmiştir. Bundan sonra nazileri temizleme ve demokratlaştırma meseleleri hususunda bir gün önce baş­lamış olan görüş teatilerine devam edil­miştir. Konsey, General Marshall'm de-mokratlaştırma hususundaki beyanatını dinlemiştir. Amerikan delegesi harb sa­nayii hakkında da söz söylemiştir.

Sonra Bİdault söz alarak, bahis mevzuu bütün meselelerde Almanya'nın birliği meselesinin başka meseleler vssıtasiylef her hangi bir şekilde görüşmelere dâhil edilmesine Fransa'nın muhalefete devanı edeceğini bildirmiştir.

Bidault, Almanya'nın birliği hususunda bir prensip kararı verilmeden önce bu1 meselenin, şu veya bu. şekilde müspet, olarak meselâ siyasi partilerin veya sen­dikaların statüsü gibi, fiilen kabul edil-meselesine yol açacak her türlü formülo Fransa'nın muhalefet edeceğini sözleri­ne ilâve etmiştir. Nihayet konsey, dört işgal devletinin, muhafazalarında veya kontrollün altın­da bulunan Alman harb esirlerinin mik­tarı hususunda bütün rakamları verme­lerini kararlaştırmıştır. Taun, dört dış­işleri bakanı ahali mübadelesi ve arazl. teşkilâtı meselelerini tetkikedecektin Molotof, iktisadi meselelerin müzakere-sinin,kendisineveıilmiş olan bazı rakamların tetkik edilmesi için, iki gün sonraya bırakılmasını istemiştir.

15 Mart 1917

Moskova:

Dün M. Molotof'un yaptığı talep üzerine, dışişleri bakanları bugünkü toplantıla­rında, yurtsuz kalanlar meselesiyle, Al­manya'nın toprak rejimi meselesini gö­rüşeceklerdir.

Burada ehemmiyetle kaydedildiğine gö­re, Amerika Dışişleri Bakanı M. Mar­shall, Almanya'da her dört işgal bölge­sinde aynı demokratik esasların tatbik edilmesinde ısrar etmiş ve bu hususta bütün Aîmanlara medenî haklar yani siyasi partiler ve sendikalar Kurmak hürriyetinin, basın ve radyo hürriyetinin, serbestçe dolaşmak ve bütün memleket İçinde serbestçe alış veriş etmek hakkı­nın verilmesini istemiştir.

Büyük Britanya. Amerika ve Fransa, kendi ellerinde bulunan Alman harb esirleri hakkında izahat vermişlerdir.

M. Bevin Büyük Britanya'da 435.000 Al­man esirinin bulunduğunu, bunlardan her ay 17.500 Ünün ve Temmuzdan iti­baren de 20.000 inin Almanya'ya gönde­rileceğini söylemiştir. M. Bidault Fransa'da 631.000 esir bulun­duğunu, M. Marshall da Fransa'da 1.000, İtalya'da 14.000 ve Almanya'da da 10.000 olmak üzere Amerika'nın elinde 39.000 esir bulunduğunu bildirmiştir.

Dün akşam Tass Ajansı. Rusya'da 890.000 Alman esiri bulunduğunu ve harbin başından beri de Rusya'nın bir milyondan fazla Alman esirini serbest bırakarak memleketlerine iade ettiğini yazmıştır.

Washington:

Dışişleri Bakam Marshall, Dışişleri Ba­kanları Konseyinde şunları söylemiştir: «Bugün Almanya'daki kontrol. Atlantik Beyannamesinde ve Birleşmiş Milletler Anayasasında zikredilmiş olan demok­rasi gayelerinin samimiyetini bütün dün­yaya ispat etmek için bize ayrı bir fır­sat vermektdeir. Marshall, bundunsonra,Almanya'nın

siyasi bakımdan kalkındırılması yolun­daki programın 5 noktasını belirtmiş ve bunları şu şekilde sıralamıştır:

— Medeni hakları müessir bir suretteteminat altına almak.

— Serbest siyasi partilere serbest se­çimlere iştirak hakkının verilmesi.

— Ticari birliklerde muhtar ve serbestbir şekilde hareket etmek hakkı.

-Bütün Almanya'da radyo i'c basmhürriyeti

— Bütün Almanya'da insanlar ve mal­lar için hareket serbestisi.

Sovyet Dışişleri Bakanı Molotof, Mar­shall tarafından işaret edilen noktaların faydalarım tanıdığım söylemiş ve söz ve basın hürriyeti meselesinde, Rus nok­tainazarının, nazi propagandasının ser­best olarak yapılmasını kasdetmediğini ilâve etmiştir.

— Moskova:

Bugün General Marshall'ın başkanlığı altında toplanan Moskova Konferansı şu Üçmeseleyigörüşmüştür:

—- Almansulhantlaşmasınınhazır­lanmasında takibedilecek usul,

-- Yurtlarından uzakta bulunanlarınmeselesi,

—- Arazi teşkilâtı meselesi.

ilk mesele Vişinskitarafından ortaya

atılmıştır. Vişinski, bu meselede bakan muavinleri arasında ihtilâf çıktığını Konseye bildirmiştir, ihtilâf, bir istişare komitesinin teşkili mevzuunda çıkmış­tır. Filhakika, bakanlar bu hususta bü­tün noktalarda mutabık kalmışlarsa da yalnız bir noktada uyuşamamışlardır. Bu ihtilaflı nokta da Arnavutluğun bu ko­miteye kabul ediiip edilmemesidir. Fran­sa ve Sovyet Rusya murahhasları kabul edilmesini istemekte, Anglo-Sakson mu­rahhasları buna muhalefet etmektedir­ler. Bevin, evvelâ bu meselenin bahig mevzuu edilmemesini istemişse de bilâ-hare bu hususun ehemmiyeti üzerinde müzakereler olmuş ve neticede mesele­nin bakan muavinleri tarafından Alman sulh antlaşması hakkında raporunun alınmasını müteakip ve nihayet gelecek Perşembeye kadar görüşülmesine karar verilmiştir, Yurtlarından ayrılmış kimselerin ve hal­kın nakli meselesini ele alan konsey, ev­velâ bu hususta Fransa tarafından be. lirtüen teklifleri ihtiva eden Bidault'un raporunu dinlemiştir. Bundan sonra, üç izahat yapılmıştır. Bilhassa Molotof, iza­hatında yurtlarından ayrılmış kimseler hakkında takibc-dilen siyaseti tenkit et­miş, fakat geniş bir şekilde' müzakere olmadığı gibi bir karar da verilmemiştir. Bundan sonra arazi teşkilâtına geçilmiş­tir.

Molotof, Almanya'da batı bölgelerindeki komutanların kendi yetkilerine dayana­rak yaptıkları baz? değişiklikleri tenkit etmiş ve bundan sonra daha evvelden Müttefik Kontrol Konseyinin müsaadesi olmadan bu şekilde en ufak bir değişik­lik bite yapılmasına karar verilmesini teklif etmiştir. Bevin, bu kararın esasına itiraz etmeden, kendi noktai nazarında İsrar etmekte olduğu cevabını vermiş ve bunu şu şekilde hulâsa etmiştir:

Müttefik Kontrol Konseyinin raporu esas tutularak, incelemeler sona ermeden ön­ce herhangi bir mesele hakkında bir karar almamak.

Bundan sonra müştereken bir karara varılmıştır:

Yarın İstirahat etmek. Gelecek toplantı Pazartesi günü mahallî saatle 16 da ya­pılacak ve iktisadî meselelere tahsis olunacaktır.

17 Mart 1947

— Moskova:

Oturuma başkanlık eden Bidault, Bevin, Molotof ve MarsihalTa sıra ile söz ver­miştir. Kendi konuşmasını en sona bı­rakmış ve vaktin geç olması dolayısiyle söz alması ertesi güne bırakılmıştır. Sırf, münakaşamız olarak dinlenecek mütalâa serdlerine hasredilmiş bulunan bu çok mühim, oturum, dört buçuk saat sürmüştür.

M. Bevin, beyanatında, İngiliz - Ameri­kan bölgeleri hakkındaki anlaşmanın, Almanya'nın birliği tahakkuk edinceye kadar devam edeceğ-ini söylemiştir. Be-

vin «Almanya'nın harb kudretini kaldır­mak ve fakat sulh için lâzım gelen kud­retini ipka etmek lâzımdır.» demiştir. Alman iktisadiyatının esaslı ihtiyaçları­nı nazarı itibare ahnıyarak, Alman en­düstrisinin seviyesini tayin edecek hiç bir anlaşmayı kabul eylemiyeceğini be­yan etmiştir. Bevin, makul ve kabtli-tatbik olacak yeni bir tazminat plânının hazırlanmasını taleb etmiştir. Kontrol Konseyi tarafından çelik imalâtı için yeni bir had tayin olunmasını da iste­miştir.

Molotof, Almanya'da merkezî idareler kurulmasını talebeylcmiştir. Alman ima­lât seviyesinin ve bilhassa çelik imalâ­tı haddinin çoğaltılmasını da istemiştir. Molotof, bu istihsalin senede 10 veya 12 milyon tona çıkarılmasını teklif et­miştir. Halbuki 1946 Mart tarihli anUış-m-, h\ miktarı yedi buçuk milyon ton olarak tesbit etmişti. Rusya'nın bu ta­rihte yalnız beş milyonluk bir miktar teklif etmiş bulunduğunu hatırlatmak kayda değer.

Molotof, Rhur bölgesinin dörtler tara­fından kontrolünü, kartellere ve tröst­lere ait emlâkin Alman Devletine devri­ni ve Sovyetler Birliğine 10 milyar do­lar tazminat verilmesini istemiştir. Mo­lotof, bu arada Yalta Konferansının bir safhasından bahsetmiştir. O tarihte, A-

merikalılar bu rakam üzerinde mutaba­katlarını bildirmişler ve müttefikler Al­man tazminatının Alman istüısalâtm-dan alınması hususunda anlaşmaya var­mışlardı. Halbuki bugün, Amerikalılar buna muhalif bulunmaktadırlar.

Molotof'dan sonra söz alan Marshall, merkezî idareler kurulması ve bu ida­relerle İşgal makamları arasında doğ­rudan doğruya irtibat tesisi lehinde bu­lunmuştur. Marshall'a göre bu merkezî idarelerin yetkileri Kontrol Konseyinin çoğunlukla alacağı kararlarla tayin edi­lecektir. İktisadî birliğe gelince, General Mar-shall, bütün Alman istihsalât ve ithalâ­tının, bütün Alman arazisinde bir tevzie tâbi tutulmasını istemiştir. MarshalI, açıkların müttefikler tarafından kapa­tılması suretiyle bir ithalâtve ihracat programının tesbitini iltizam etmiştir. Amerikan Dışişleri Bakanı bundan maa­da, yeni bir paranın ihdasını, bölge hu­dutlarının ve dahilî İktisadî maniaların kaldırılmasını ve bölge hudutlarının an­cak işgal bakımından dikkate alınma­sını istemiştir.

Bundan sonra, oturuma mahallî saatle 20.30 da son verilmiştir.

— Moskova:

Çin'in vaziyetini tetkik etmek üzere dörtlerin hususi surette toplanması hak­kım!" Molotoi: tarafından yapılan teklife cevap veren Amerika Dışişleri Bakanı Marshall 'hususi, hatta yarı resmî bir toplantıya bile lüzum olmadığı kanaatm-da bulunduğunu, fakat «Çin'e ademi müdahale» hususunda girişilen taahhüt­lere ne suretle riayet edildiğinin anla­şılması için haber teati edilmesini mem­nunlukla karşılıyacağını bildirmiştir. -- Moskova:(United Press)

Birleşik Amerika Almanya hakkındaki istişare konseyine Türkiye, Meksika, Filipin, Fransa ve Bolivya'nın alınması­nı teklif etmiştir.

11 Mart 1947

Atina:

Atin?, Ajans?bildiriyor:

Yunanistan'ın Moskova Büyük Elçisi Folitis. Dışişleri Bakanları Konseyi Sek­reterliğine Yunan Hükümetinin bir muh­tırasın1, sunmuştur. Bu muhtırada kon­feransın takibettiği gayeye, küçük dev­letlerin müşahitler göndermek suretiy­le iştirakleri takdirinde daha kolay eri­şileceği tebarüz ettirilmektedir.

Diğe/ taraftan Politis, Sovyet Hüküme­tine de bu hususta müracaat etmiştir.

—Paris:

Moskovr.'diki Dışişleri Bakanları Kon­feransında bugün, Almanya'daki Mütte­fik Kontrol Komisyonunun raporu tet­kik edilmiştir. Bidault, Fransız murah­has heyetinin, Alman iktisadî durumu hakkındaki görüşünü izah etmiştir. Umumi emniyeti tesis edebilmeli için her şevdenevvel,Almanendüstrisinin

yeni bir harp hazırlamasına mani ol­mak lâzımgsldiğini söylemiştir, Rhur, Renanya ve Sarre endüstrileri için özel bir rejim tesis etmek lüzumunu ileri sürmüştür.

Bundan sonra Bidault, Almanya'nın ik­tisadi birliği meselesini ele almıştır. Bunun için Fransız Hükümetinin koştu­ğu yegân- şartın, Sarre bölgesinin ikti­sadî ve para rejimi bakımlarından Fransız sistemine bağlanması olduğu­nu, söylemiştir.

Bidauİt, tazminat işini de ileri sürerek, bu maksatla dağıtılacak olan fabrika ve endüstriyel teçhizatın bir an evvel sö­külerek tasfiye edilmeleri lüzumunu da bildirmiştir,

19 Mart 1947

Moskova:

Amerika Dışişleri Bakam Marshall dün, Dışişleri Bakanları Konferansında, Al­manya'nın vereceği tazminat meselele­rinin, Amerika Hükümetinin Yalta'da varılmış olan anlaşmaları tamamlar mahiyette addettiği 1945 Potsdam Kon­ferans- anlaşmalarını esas tutarak hal­ledilmesiicabettiğinisöylemiştir.

Marshall bundan başka Yalta'da, Sov­yet Hükümetinin iddia ettiği gibi Sov­yetler Birliğinin tazminat olarak 10 mil­yar dolar alması hakkında Amerika'nın hiç bir suretle mutabık kalmamış oldu­ğu hususunu ^reddi imkânsız» bir key­fiyet olarak vasıflandırmış fakat, Baş­kan Roosevelt'in sadece bu miktarın müzakere edilmek üzere Tazminat Ko­misyonun?, havale edilmesini kabul et-miç olduğunusöylemiştir.

Amerikan Dışişleri Bakanı, iktisadî ba­kımdan birleştirilmiş olan Îngiliz-Arne-rikan bölgelerinde takibedilen iktisadî siyaset, hakkında Molotof tarafından ya­pılan bir çok ithamları da reddetmiş­tir. Marshall, Batı Almanya'dan ihtira, patent?, ve diğer faaliyetler şekli altın­da milyarlarca dolar çekilmiş olduğu yolundakiİthamıaçıkçareddettikten

sonra, Sovyet Rusya'nın Birleşik Ame­rika, patentelsr bürosundan almış ol­dukları «kütle halinde malzemeye» mu-

kabil, Sovyet'lerin Almanya'da edinmiş oldukları teknik malûmattan Amerika­lıların da hisse almak istediklerini söy­lemiştir.

— Moskova:

DışişleriBakanlarıKonferansının bu­günkütoplantısında,Bevin ve Molotof uzun birer nutuk söylemişler ve ayrıca General Marshall, kısa bir müdahalede bulunmuştur.

İktisadi prensipler hakkında mesai ar­kadaşlarının evveice ileri sürdükleri su­alleri cevaplandıran Bevin, birinci dere­cede Fransa'yı alâkalandıran üç mese­leyi ileri sürmüştür.

Bu meseleler: Rhur, Sarre ve kömür meseleleridir:

Bevin, Rhur, İngiliz işgal bölgesi içinde kaldıkça İngiltere'nin bu bölge üzerin­deki taksim kabul etmez hakları üzerin­de malûm îngiliz görüşünü teyidetmekle

beraber, toprak değişiklikleri ve Fransa tarafından ileri sürülen idarî bazı ted­birler hakkında ihtirazı kayıtlar ileri sürmüştür.

Kömür bahsinde ise Bevin, hazırlanacak barış antlaşmasına Fransa'ya muntaza­man Alman kömürü verileceği yolunda teminat ihtiva eden bir maddenin ilâve­sine katiyetle itiraz etmiştir.

Bevir.'e göre her şeyden evvel Almanya-nm tazminat borçlarını ödemesini sağla­mak lâzımdır.

Bevin'den sonra söz alan Molotof "un nut­kunun doğurduğu intiba, iktisadi birlik ve tazminat bahsinde Sovyet ve Ameri­kan görüşleri arasında bir mutabakat bulunduğu yolundadır.

Sovyet Dışişleri Bakanının nutkundan anlaşıldığına göre, Sovyet murahhası he­yeti, iktisadî birlik bahsinde Birleşik Amerika tarafından ileri sürülen mev­zuların münakaşasına hazır buîunmak-tftdır.

Diğer taraftan Molotof, kömür meselesi üzerinde Fransa ile mutabık bulunduğu­nu söylemiştir.

En son söz alan Marshall ise, söylediği kısabir nutukta,bilhassaSovyet ve

Amerika görüşleri arasında bir yakın­laşma olacağı ümidini izhar etmekle iktifa etmiştir.

20 Mart 1917

— Moskova:

Almanya meselesi ile meşgul olan dışiş­leri bakan muavinlerinin bu sabah al­dıkları kararlar şunlardır:

Tazminat meselesi hakkındaki müttefik­ler arası idarenin temsilcileri, dışişleri bakan muavinleri ve lüzum görüldüğü takdirde bizzat bakanlar tarafından din­lenecektir. Vishinsky, bugün Öğleden sonraDışişleriBakanlarıKonseyine,

Almanya ile yapılacak sulh antlaşması­nın hazırlanmasında takibedilecek usul hakkında bakan muavinlerinin yaptık­ları çalışmaların bir hulâsasını vere­cektir.

Vishinsky'nin bugün öğleden sonra ba. kan muavinlerinin çalışmaları hakkında

vereceği raporda, daimi dört komitenin ve diğer müttefiklerin iştirak edebilecek­leri «haberleşme ve istişare konferansı­nın» kurulması hakkında varılan anlaş­ma göze çarpmaktadır. Fakat, bu rapor­da istişare kosiyonuna iştirak edecek olan memleketlerin listesinde ve bilhassa Arnavutluk üzerinde bir anlaşmazlık da mevcut bulunmaktadır. Bakanlar Kon­seyinin, Arnavutluğun iştiraki meselesi­nin en geç bugün halledilmesi hakkında karar vermiş olduğu malûmdur.

— Moskova:

Reuter Ajansının özel muhabiri bildiri­yor:

Dışişleri bakanlarının bu akşamki top­lantısı esnasında Georges Bidault, Al­manya'nın iktisadi birliği meselesi üze­rinde ısrarla durmuştur. Rhur dâvası hakkında Bidault, Fransız murahhas he­yetinin, bu bölgede biran evvel mütte­fikler arası hususi bir rejim kurulması taraftarı olduğunu söylemiş ve demiştir ki:

image002.gif3 Mart 1947

—Kahire:

17 Martta Kahire'de toplanacak olan Arap Birliği Konseyinin toplantısının gündeminde şu meseleler vardır:

— Arap siyasî meseleleri ve Filistinmeselesi.

— Mısır tarafından teşkil edilen çe­kirge ile mücadele kongresi.

— Arap memleketleri arasında milli­yet ve tâbiiyet meseleleri hakkında an­laşma tasarısı.

— Arap memleketleri arasında pasa­port ve Lese-Pase meselesi hakkındakianlaşma tasarısı.

— Arap memleketleri arasında suçlumübadelesi meselesi.

Yetkili komisyon, pasaport meselesi için bilhassa, Arap Birliği tarafından, "bütün Arap memleketleri için birliğin mührü­nü taşıyan aynı şekil ve renkte yeni pa­saportlar hazırlanmasını tavsiye etmek­tedir.

Mısır Hükümeti, İngiltere ile anlaşmaz­lığının oturumun gündemine alınması hususunda şimdiye kadar resmî bir mü­racaatta bulunmamıştır. Fakat, tahmin edildiğine göre, Lübnan ve Suriye he­yetleri, Arap memleketlerinin menfaat ve isteklerine uygun olarak birlik kon­seyinin bu meselede bir vaziyet alması hususunda şiddetli müdahalelerde bulu­nacaklardır.

İli Mart 1947

—Kahire:

Anadolu Ajansının Özel muhabiri bildi­riyor:

Mısır. Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün ve Suudi Arabistan gibi altı bağımsız Arap Devleti,. Arap Birliğinin kontrolü altın-

da bulunacak olan, bir Arap Havacılık Federasyonunun kurulması hususundaki projenin gerçekleşmesine iştirak edecek­lerdir.

Bu altı memleketten herbiri bu teşkilâ­ta üç uçakla iştirak edecektir.

Bu federasyonun gayreti, bu memleket­ler arasında sivil havacılığı teşkilâtlan­dırmaktadır. Filistin de istiklâline kavu­şur kavuşmaz bu teşkilâta dahil olacak­tır.

25 Mart 1947

-— Kahire:

Dün toplanan Mısır Birliği Konseyi, Fi­listin hakkında aşağıdaki kararları ver­miştir:

Arap devletleri, ellerinde bulunan bütün çarelere başvurmak suretiyle Filistin dâvasını, bu memleketin istiklâli bakı­mından Birleşmiş Milletler Kurulunda müdafaa edeceklerdir. Bu maksatla bir komisyon kurulacaktır.

Konsey, birliğe üye olan bütün memle­ketlere müracaatla, dünyanın muhteiif memleketlerinde Filistin'in dâvasının müdafaasını şiddetlendirmek üzere Fi­listin, Yüksek Arap Konseyine icabeden paranın verilmesini istiyecektir.

Konsey, kanunî olsun, olmasın. Yahudi muhaceretinin devamına muhalif oldu­ğunu beyan ve İngilizlerce Yahudilere karşı gösterilen zaafı protesto eder. Trablusgarb'in birliği ve bağımsızlığı hakkındaki kararlarında ısrar eden kon­sey, bu memleketteki idarenin müstak­bel şeklini tesbite matuf herhangi bir referandum münasebetiyle yapılacak tahkikata Arap .Birliğinin de iştirak et­tirilmesi ve bu memlekette hüküm sü­ren açlığa savaş açılması hususunda-ge­nel sekreterini vazifelendirecoktir.

11 Mart 1947

- Paris:

Bugün parlâmento toplantısında, Cum­huriyetçi. Hürriyet Partisi saylavların­dan Pierre Andre ile komünist Başba­kan Yardımcısı arasında şiddetli bir münakaşa olmuştur.

Thorez'in 1939 harbi esnasındaki duru­munu şiddetli bir lisanla tenkit eden Pierre Andre'nin sözlerine cevap ver­mek üzere işgal ettiği bakanlar kürsü­sünden ayağa kalkan Thorez, salonda­ki görültüden sözlerini Işittirememiştir. Komünist saylavlar, Thorez'i uzun uzun alkışlamışlar ve sonra da diğer hatibin sözlerini duyurmamak için sıra kapak­larını gürültü ile açıp kapamışlardır. Başkan Herriot, sükûnu iadeye boşyere uğraştıktan sonra nihayet celseyi tatil etmek zorunda kalmıştır. Meclis tekrar toplandığı zaman söz alan Pierre Andre, memleket selâmeti adına hakikatleri hatırlatmanın kendisi için bir hak olduğunu söylemiştir. Bunun üzerine Thorez yerinden kalkmış ve grupuna da kendisini takibetmesi için işaret etmiştir. Komünist saylav­lar, gürültü içinde yerlerinden kalkmış­lar ve bunun üzerine başkan Herriot celseyi tekrar tatil etmek zorunda kal­mıştır.

13 Martl947

— Paris:

Fransız Milli Meclisinde oturum tekrar açüdığı zaman yeni hadiseler cereyan etmiştir. Başkan Edouard Herriot'un Paul Reynaud'ya söz vermesi üzerine, komünistler Mauriec Thorez'i takibe.de-rek salonu terketmişlerdir. Bundan son­ra Herriot, sosyalist Charles Lussy ta­rafından sunulan gündemi bir icbar mahiyetinde gördüğü için kabul etme­miştir. Bunun üzerine Maurice Schu-mann ile Halkçı Cumhuriyet Partisin­den, arkadaşları arasında yeni bir ha­dise çıkmış fakat çabuk yatıştırılmıştır.

14* Mart 1947

— Paris:

Parisbasınınınyaptığıgrevinsona ermesi ümidini verecek hiç bir belirti raevcut bulunmamaktadır.

Hükümet, prim şeklinde gündeliklerde herhangi bir arttırma yapılmasına halâ resmen muhalefet etmektedir.

15 Mart 1947

-Paris:

Fransız Hükümeti, Bulgaristan'la ya­pılmakta olan ticaret müzakerelerini kesmeğe karar vermiştir. Bundan maa­da, Paris'te bulunan iki Bulgar gazete-cesi de hudut haricine çıkarılmıştır.

-Versailles:

Yüksek Adalet Divanı, Jean Jearderin, Fransız tabiiyetinden çıkarılmasına ve medenî hakiarüan ıskatına karar ver­miştir.

Jearder, Vişi hükümetinde genel sekre­terlik mevkilerinden birini işgal etmek te idi.

— Paris:

Basın işçileri ihtilâfı sona ermiştir. İş­çiler grevden evvelki şartlar dâhilinde işe başlamayı kabul etmişlerdir.

17 Mart 1947

- Paris:

Yarın Fransız Millî Meclisinde yapıla­cak olan müzakereler, sosyalist Paul Ramadier'nin başkanlığındaki dört ta­raflı koalisyon kabinesinde için için kaj'nayan buhranın belki de patlak ver­mesine sebep olacaktır.

Geçen hafta müfrit sağ cenah saylav­ları ile komünistler arasında teati edi­len hakaretler ve tokatlar müzakerele­rin devamına imkân bırakmamıştır.

Sağ cenah, mutedil gruplar ve Radikal Partinin «Gaullistier cenahım Ramadi-er'nin Vietnam Cumhurbaşkanı Ho-Chi-Mİnh ile müzakereye girmesine şiddetle itiraz etmekte, çünkü Fransız ordusuna karşı isyan çıkaran'ın o olduğunu söyle­mektedirler.

BunamukabilkomünistlerVietnam'ın şimdiki başkanınıdesteklemektedirler. Sağ cenahınmeclistekiharekettarzı, galipbil1 ihtimallebir hesabadayanmaktadır. Onun bir hükümet değişikli­ğine sebep olmak istediği tahmin edil­mektedir.

Komünistler, Truman tarafından geçen­lerde söylenilen nutkun kendi vaziyet­lerini zayıflattığı, buna mukabil siyasi muarızlarının vaziyetini kuvvetlendir­diği kanaatindedirler. Eıı nutkun bir neticesi Belçika'da kendini göstermiş ve bu memlekette komü­nistler muhalefete geçmişlerdir. Fran­sa'da da aynı şey olacak mıdır? Burası "henüz şüphelidir. Sosyalist saylavlardan Daniel Mayer. Hindicini meselesinde iki tarafın işine gelecek bir hal çaresi bul-muşf.:;. Mayer demiştir ki; Fî msız "Hükümetinin şefi, Vietnam'ı temsil eden herhangi bir otorite ile mü-zakareye girişmcüdir. Bu otoritenin Ho-Chi-M'nh olması şart değildir.

Umumî kanaat, siyasî partilerin hisle­rine hakim olacakları ve Moskova Kon­feransının toplanmış bulunduğu şu sı­rada bir hükümet buhranına meydan vermiyecekleri merkezindedir.

22 Mart 1947

—Paris:

Meclis koridorlarında öğrenildiğine gö­re, Ramadier Hükümeti 411 oy ile iti­matkazanmıştır.

Komünistler oya iştirak etmekten imti­na etmişlerdir.

24Mart 1947

-— Paris:

"Üçüncü Cumhuriyet devresinde Başba­kan olan Camille Chautemps'm muha­kemesi, yarın yüksek adalet divanında başlıyacaktır.

Birleşik Amerika'da bulunan sanığın gaybubeti, dâvanın gıyaben bakılmasını intaç etmiştir. Chautemps, mütareke yapmak taraftarı olmakla ve Petain'e iltihak ettiğini bildiren bir telgraf gön­dermekleithamedilmektedir.

25Mart 1947

—Versailles:

Vişi Hükümeti eski Genel Sekreteri Jacqv.es Guerard gıyaben ölüme mah­kûm edilmiştir.

29 Mart1947

—Versaiîles:

Versailles mahkemesi, eski Başbakan Cr,maüîe Chautemps'ı 5 sene hapse ve mallarının istirdadına mahkûm etmiş ve ebediyen millî şereften mahrumiyeti­ne karar vermiştir.

—Paris:

Dün Parisli 10.000 işçi, Eifel kulesi civa­rında bulunan bir meydanda muazzam İbir miting- akdetmişler ve sendika lider­leri bazı nutuklar söyledikten sonra halk. hâdisesizolarak dağıtılmıştır.

Toplantı,±ktlarda yüzde10nispetin­de bir indirme yapılmasını ve ayhk üc­retlerinin asgari 7000 franga çıkarılma­sını temin maksadtyle tertibedilniişti. Fransa'nın diğerşehirlerinde de buna-benzer toplantılar yapılmıştır. Paris'tekinümayişçiler içinmücadele edenYunanistan'asempatilerinibildi­ren bir karar sureti de kabul etmişlerdir.

29 Mart 1947

—Paris:

Buradaki siyasi mahfillerde günün en mühin. mevzuunu General ele Gaulle'ün faal siyasi hayata tekrar avdeti teşkil ekmektedir. Generalin, Fransız basın mensupları arasında bulunduğu yeni müttefiklerin yardımı ile yeni bir siyasi parti kurmak suretiyle mücadeleye atı­lacağı sanılmaktadır. De Gaulle taraf­tarları, hükümetin sene sonunda yap­mak zorunda kalacağı seçimlerde kazan­malarının muhakkak olduğu kanaatin-dedirler.

-— Paris:

69 yaşında bulunan Toulon Fransız filo­su eski komutam. Amiral Jean Delabor-de, düşmanla işbirliği, millî savunmaya zarar!1, hareket ve- Fransız harb gemile­rinin batırılması suçlarından Versailles yüksek mahkemesi tarafından ölüme mahkûm edilmiştir.

Amiral ölüm cezasiyle birlikte millî şe­refsizliğe de mahkûm olmuş ve emlâki­nin müsaderesine karar verilmiştir.

12 Mart 1947

— Prag:

Sosyal Demokrat Partisi, kurtuluştan sonra tatbik edilen komünistlerle sıkı işbirliği siyasetinden her gün daha zi­yade ayrılır gibi görünmektedir.

Parti idare heyeti, gelecek Kasım ayın­da toplanacak olan millî kongreden ön­ce, programını tadil etmek maksadiyle üyelerini,görüştarzlarımbildirmeye

davet etmiştir. Bu karar, büyük bir kıs­mı Komünist Partisine ve geri kalanı da Millî Sosyalist Partisine mensup birçok. kimsenin partilerini terkedip sosyal demokratlara dâhil olması üzerinde bu partinin kazandığı büyük muvaffakiyet­ten dolayı gayet mühimdir. Sosyal de­mokratların müstakbel siyasetlerinin inkişafı, koalisyon kabinesinde akisler uyandırabilecektir. Filhakika komünist-

ler, ancak sosyal demokratların tam müzaharetiyle çoğunluk kazanabilmek­tedirler.

15 Mart 1947

—- Prag:

Çekoslovak hava kuvvetlerinin atmış olduğu otuz ton bomba sayesinde Bra-tislava şehrinin su altında kalması teh­likesi Önlenilmiştir. Bununla beraber Bohemya ve Moravya'da müthiş seylap­ların sebep olduğu zarar gittikçe bü­yümektedir.

26 Mart 1947

— Prag:

Almanlarla işbirliği yapmış olmakla it­ham edilen iki gazeteci ve Çek Radyo­sunun bir tefsircisi, Prag mahkemesi tarafından bugün ölüme mahkûm edil­mişlerdir

Bu sabahki gazeteler umumiyetle, Tru-man'mnutkunutasvibetmiyenmahi­yette yabancı gazetelerde çıkan yorum­lara iktibas etmektedirler.

16 Mart 1947

-— Sofya:

Bulgar Hükümeti, Başbakan Dimitrof ve Başkan Muavini ve Dışişleri Bakanı Georgief'in imzalarını taşıyan bir muh­tıra ile, Avusturya'daki Müttefik Kon­trol Komisyonu nezdinde teşebbüslerde bulunarak, başta Alexandre Tzankov olmak üzere Avusturya'da Müttefik Kontrol Komisyonunun ka,zası altındaki bölgede bulunan bütün harb suçlularının Bulgar adlî makamlarına teslim edilme­lerini talebetmiştir.

— Sofya:

Tedavüldeki banknot ve devlet tahville-nin değiştirilmesi için halka verilmiş olan sekiz günlük mühlet bugün nihayet bulmaktadır. Bazı kimselerin fazla mik­tarda mal almaya, başlamaları üzerine dokuz gündenberi kapatılan mağazalar yarın tekrar açılacaktır. Hükümet, pa­raların değiştirilmesi sırasında banka­larda bloke edilmiş olan mevduat hak­kındaki kararlarını pek yakında bildirecektir.

20Mart 1947

—Sofya:

Bugünden itibaren ekmek istihkakı Bul­garistan'da günde 420 gramdan 370 grama indirilmiştir.

Ağır İşçilerin istihkakı ise 900 gramdan 740 grama indirilmiştir. Bu tedbir, iki yülıkistihsal arasındaki açığı kapatmak maksadiyle dün, bakan­lar kurulunca alınmıştır.

21Mart 1947

-— Sofya:

Anadolu Ajansının özel muhabiri bildi­riyor:

Haber alındığına göre, anayasanın ni­haî tasarısını kaleme alan parlâmento komisyonu, ilk cumhurbaşkanının bu­günkü büyük meclis tarafından seçil­mesini derpiş eden hükümlerini kabul etmiş ve 69 uncu maddeye şu hükmü ilâve etmiştir:

«Bulgarca öğretim mecburî olmakla beraber millî azınlıklar, ana dillerini öğrenmek ve millî kültürlerini inkişaf ettirmek hakkını haizdirler.*

25 Mart 1947

— Sofya :

Amerika Hükümetinin, Selanİk'in ser­best liman haline getirilmesini teklif et­mek niyetinde olduğu hakkında geîen haberler burada çok müsait karşılan­mışta'.

Bulgar resmî makamlarında belirtildi­ğine göre, muzaffer devletler, Birinci Dünya Harbi son bulduğu zaman, Bul­garistan'a bu mahreci vaadetmiş bulu­nuyorlardı. Neilly andlaşmasmda da be­lirtilen bu vaad tutulmamış bulunuyor­du.

2tf Mart 1947

— Sofya:

Anadolu Ajansının özel muhabiri bildi­ri yor:

Haber alındığına göre, meclise sunula­cak olan bir kanun tasarısı hükümlerin­ce, 7 ile 16 Mart arasında banknotların değiştirilmesi sırasında alman % 4 ilâ % 8 arasındaki vergi ile aynı zamanda., 7 Marttan önceye, kadar bankaya tevdi edilmiş olan ve miktarı 250,000 levayı aşan mevduattan % 2 ilâ % 10 arasında değişen bîr vergi alınacaktır. Bu tasarının hükümlerinden yabancılar muaf tutulmaktadır. Bundan başka, kıymetleri 250.000 levav'yı aşmıyan kü­çük zirai topraklar ve ticarî mübadele­lerde vasıta olmıyan veya teminat ola­rak kullanılmayan mobilyalar, elbiseler, aile mücevheratı ve sanat eserleriyle diğer eşyalar da muaf tutulmuştur.

12 Man 1917

— Washington:

Rusya'nın mütecaviz bir siyuset taşıyan siyasetine karşı Amerikan siyasetinin faal bir tarzda karşı koyusunun ilk ema­releri, Macaristan'ın dahilî işlerine yer. siz olarak müdahalesinden dolayı Sov­yet Rusya'ya verilen notanın Sovyet Şû­rası tarafından reddedilmesi üzerine baş-göstermiş olduğu söylenebilir. Dışişleri Bakan Muavini Acheson, biısın toplantı­sında, Rusya'nın cevabını bildirmiş ve Amerika'nın hu ret cevabını kabul etme­yeceğini söylemiştir. Acheson. bir kaç güne kadar tedbir alınacağını bildirmiş ve fakat bu tedbirlerin şümulünü bildir­meği reddetmiştir.

Rusların genişleme siyasetini önlemek maksadiyle hayati mahiyeti haiz olan bölgelere iktisadi yardımda bulunmak hakkında Beyaz Sarayca tasarlanan si­yaset, eiân, adalete müesses umumi bir anlaşma ümidine bağlı kalmaktadır. Fa­kat, artık bu ideal hal tarzının tahakku­kundan ümit kesilmiştir. Temayülleri ne olursa olsun, bütün kongre üyeleri­nin bu yeni durumu destekliyeceklerîni gösteren alâmetler mevcuttur.

Cumhuriyetçi ayan üyelerinden Van-denberg ve Tart, geçen Pazartesi günü Başkan Truman ile yaptıklar-, görüşme sonunda tasviplerini bildirmişlerdir. Â-yan Meclisinin Dışişleri Komitesi Başka­nı Van ienberg'in, Başkan Truman'a bu­gün millete hitabettiği sırada, Ameri­kan Milletinin, hükümet tarafından ta-kibediic-'i siyasetin tafsilâtından haber­dar edilmesi hususunda İsraretmişol-

bildirilmektedir. Yine haber alın­dığına göre. Vandcnborg, Başkan Tru-man'dan, General Marshall'in, Stalin'e, sulh için karşılıklı işbirliği siyasetini şahsen izah etmesini ve buna esas olarak Rusya'nın genişleme siyaseti tehlikesi ile karşılaşan bölgelere yardın: ve ada­let esasının gösterilmesini istemiştir. Şimdi, Amerika'da Sovyet Hükümetinin

bir siyaseti anlayıp takdir edeceği

düşünülmektedir. Zira Sovyet Hükümeti de çiftesiyaset takifoetmektedir. Bunlar­dan biri, işine gelince, işbirliği siyaseti, diğeri ele basın ve radyo ile hücum siya­setidir.

Washington:

Bugün iki meclisin müştereken yaptıkla­rı toplantıda Başkan Truman'ıri okuduğu mesajın kısa bir hulâsası aşağıdadır:

«Amerikan siyasetinin, kendilerini bo­yunduruk altına almak için silâhlı azın­lıklar tarafından sarfediien gayretlere ve haricî tazyiklere mukavemet eden hür milletleri desteklemek olduğu kana­atindeyim > diyen Başkan Truman, Yu­nanistan'a ve Türkiye'ye iktisadi yardım için kongreden 400 milyon dolar istemiş­tir Truman, aynı zamanda, kongreden Yunanistan ve Türkiye'ye, bu memleket­lerin talebi üzerine, sivil ve askerî perso­nel göndermek müsaadesini istemiş ve eğer yeniden para ve yetki gerekirse, kongreyi durumdan haberdar etmek hu­susunda tereddüt etmiyeceğini açıkla­mıştır.

Truman sözlerine şöyle devam etmiştir: Eğer Yunanistan silâhlı bir azınlığın kontrolü altına düşecek olursa, bu halin Yunanistan'ın komşusu olan Türkiye üzerinde ciddi ve âni tesirleri olacaktır. Bu takdirde, karışıklık ve düzensizlik bütün OrtaSarka yayılabilir.

Truman, Amerika Yunanistan'a ve Tür­kiye'ye yardımda bulunduğu takdirde bunun uyandıracak olduğu geniş akisleri

müdrik bulunduğunu söylemiş ve Sovyet Rusya'yı zikretmemeklc beraber totali­ter 'rejimlerin, doğrudan doğruya veya bilvasıta, milletlerarası sulhun temelle­rini ve binaenaleyh Amerika'nın güven­liğini baltalamakta olduklarını belirt­miştir.

Truman, YaJta antlaşmaların'; ihlâl su-retiyla bazı memleketlere karşı girişilen

yıldırma hareketlerini ve baskılar; Ame­rika Hükümetinin sık s^k protesto etmiş olduğunu hatırlatmış ve bu konuda bil­hassa Polonya. Romanya ve Bulgaris­tan'ızikretmiştir.

Bunun "bir başlangıç teşkil etmesi pek ihtimal dahilindedir. Amerika gittikçe daha büyük ve geniş mesuliyetler yük­lenmek mecburiyetinde kalacaktır. Da­ha açık surette izhar edilen bir korkuya göre, Birleşik Amerika tarafından Tür­kiye ve Yunanistan'a yardım etmek üze­re atılan adımın mukadder neticesi Bir­leşik Amerika'yı harbe sürüklemek ola­caktır.

Bu itirazların bir görüş hatası olduğu kolayca takdir edilebilir. Birleşik Ame­rika bu tedbiri almasaydı harp o zaman içtinabı imkânsız bir felâket teşkil ede­cekti. Amerikanın azimli ve uzak görüş­lü politikası muhtemel bir harbin önüne geçecektir. Üçüncü cihan harbini önle­mek için bundan daha radikal, tesirli ve uygun bir çare yoktu.

Harbi menedecek olan şey Amerikanın Yakın Şarka yollıyaeağı dört yüz mil­yon dolar değildir. Bu dört yüz milyon doların arkasında bütün Birleşik Ame­rika'nın maddî ve manevî kuvvetlerinin hepsinin bulunmasıdır. Amerika'nın dünyada sulhu muhafazaya kati surette azmetmiş okluğuna inkâr kabul etmez surette ispat eden bir delil teşkil etti­ğinden dolayıdır ki bu yardımın müs­tesna bir mânası olmuştur.

Biz, tehlikenin yanı başında ve içinde ya-şıyan ve tehlikeyi vücuda getiren emper­yalist Rus Bolşeviklerini asırlardan beri birikmiş tecrübelerimizle tanıyan Türk­ler temin edebilir ki dünya bir üçüncü ci­han harbine doğru hızlı adımlarla yürü­yordu. Harp yaklaşıyordu. Nazilere kar­şı kazanmış olan Anglo-saksonların prestijleri Yakın ve Orta Şarkta sıfıra yaklaşıyor ve Bolşeviklik en faal bir pro­paganda ile aşikâr ve gizli, bütün Yakın ve Orta Şarkı istilâ ediyordu.

Hiç bir gurura kapılmadan, hiç bir mü­kâfat dâvasına kalkınmadan diyebiliriz ki, Bolşeviklik Yakın Şarkta şimdiye kadar bir yıkıîm ayapamamışsa, bunun •en birinci sebebi Türk mukavemetidir. Türkiye'nin iyi görüşü, Türk Milletinin sabır ve metaneti, vatanseverliği ve an­layışı ve Türk Hükümetinin çelik irade­si olmasaydı bu gün Bolşevikler Akde-nizde,Suriyedc,Filistinde,Bağdatve

Ba?radd idiler. İki senedir Moskova Radyosunun mütemadi tahrikleri karşı­sında başka bir milletin sinirlerinin bu kadar dayanabileceğine hiç ihtimal ver­meyiz. Fakat ne Türk Milleti sarsıldı, ne Türk Hükümeti soğuk -batılılığım kay­betti. Bu radyo bombordumanı sinir harbinin yalnız bir parçasıdır. Hudutla­rımızdan içeri sokulan komünist ajanla­rının faaliyetlerini biz biliriz ve bunlara tamamen arığa vurmakta bir fayda görmeyiz. Millet Meclisi kürsüsünden ilân edilen vesikalar Türkiyede yer altı Bolşevik tahriklerinin üzerindeki perde­nin ancak bir ucunu bir az açmıştır.

İkinci Cihan Harbinde Almanların ilerle­yişi karşısında Türk Kalesi ne hizmet ifa etmişse, resmî harb bittikten sonra başhyan gayri resmî Bolşevik taarruzu karşısında da Türk milleti medeniyet dünyasına aynı hizmeti yapmıştır. Fa­kat bu ne zamana kadar devam edebilir­di? Moskof lar azacık ihtiyatsızlık edip de fiilî bir taarruza kalkmış olsaladı bu topraklarda harb resmen ûe başlamış olacaktı. Burada başlıyacak bir harbe Birleşik Amerikanın uzaktan seyirci kalması aklından geçebilir miydi?

Onun için, bilerek söylüyoruz ki Ameri­ka içtinabı kabil bir harbi tahrik etmek ihtiyatsızlığım yapmış değil, zarurî bir şekil almağa başhyan harbi durdurabi­lecek yegâne tedbiri bulmuştur. Medeni­yetin, tekniğin, tarihin gelişmesidir ki Birleşik Amerikayı Okyanuslar ortasın­daki inzivasından çıkarmıştır. Roosevelt-'i, Truman'ı ve başkanın son tedbirine müzaharet gösterenleri mesuliyet alma­ğa sevkeden şey realitedir. Avrupada, harb neticesinde, bir Rus devi vücut bulmuştur ki Almanyannı yıkılması ne­ticesinde hasıl olan boşluğu doldurmak iddiasına kalkmıştı. Ne imza ve anlaşma tanıyor, ne İngiliz ve Amerikan protesto notalarına cevap vermeğe tenezzül edi­yordu. Sadece îstilâ ettiği memleketlerde Komünizmi tesis etmek ve kuvvetlendir­mekle meşgul oluyor, ibir taraftan da silâhlanıyordu. O durdurulmazsa Ame­rika mahvolacaktı, işte Truman'ın yap­tığı, yapmağa mecbur olduğu şey bu­dur.

Bugün işte o harbin arifesine gelmiş bulunuyorduk. Birleşik Amerika Kon­gresindeki ifadeler Yakın Şarkın maruz olduğu tehlikenin ne kadar ciddî ve âci! olduğunda şüphe bırakmıyor'. Hakikati görmek ve söylemek cesareti artık doğmuştur. Bolşevik tethişi ağız­ları artık kilitlemiyor. Hakikat budur. Amerika nihayet zarını atmıştır, kozu­nu oynamıştır. Bolşeviklik garp mede­niyetinin çelik duvarına başını çarpmış­tır. Demokrasiler için tehlike boş bulun­makta, gafil avlanmakta idi. Bolşevik­ler bu muvaffakiyet imkânından artık mahrumdurlar. Medeniyet dünyası ra­hat bir nefes alabilir ve bir tufan gibi garbı tehdit eden Bolşevik dalgasının yavaş yavaş söndüğünü seyredebilir.

Ruzvelt ve Çörçil'in hataların­dan...

Yazan: Asım Us

29 Mart 1947 tarihli Vakit» Islan-boTdan:

Amerika'da yayınlanan gizli vesikalar harb irinde" yapılan konferansların bazı kararlarını aydınlatmak itibariyle kıy­metlidir. Bu arada. Tahran Konferansın­da görüşülen Türkiye'nin harbe girmesi meselesinin iç yüzü de anlaşılıyor.

Bu gizli vesikaları okuduktan sonra o zaman Türkiye'nin harbe girmemekle hem kendini kurtarmış ve hem de An-glo-Saksonlara büyük bir hizmette bu­lunmuş olduğuna bir kere daha kani ol­duk.

Tahran Konferansında verilen gizli ka­rarların bir maddesinden anlaşılıyor ki, Roosevelt ile Churchill Sovyet Rusya'nın mihver peyki olan Bulgaristan'a niçin harb ilân etmediğini sormuşlar. Stalin, Türkiye Almanya aleyhine harb ilân eder de Bulgaristan tarafından taarruza uğrarsa Rusya'nın o zaman bu memle­kete harb ilân edeceği yolunda bir cevap vermiş. Roosevelt ile Churchill, Stalin'in bu cevabım not etmişler Halbuki o zaman Türkiye'nin Almanya'ya harb. ilân etme­mesi sebeplerinin arasında Sovyet Rus-

yanm Bulgaristan ile dostane münase­betlerini muhafaza etmekte İsrar gös­termesi de vardı. Zira Türkiye Alman­ya'ya harb ilân ettiği takdirde hareket­te bulunabileceği bir tek cephe vardı. Bu da Bulgaristan cephesi idi. Türkiye Sovyet Rusya'nın dostu olan Bulgaris-tana karşı elbette harb hareketlerine gi­rişmek istemezdi. Sonra, Türkiye'nin Almanya'ya karşı, harb ilân etmesinden pratik bir fayda elde edebilmek için her şeyden evvel Bulgaristan'ın Almanya ile birleşerek istanbul ve Boğazlar üzerine taarruzlarını önliyecek bir tedbir almak lâzım geliyordu. Bu tedbir de Sovyet Rusyanm mihver peyki olan Bulgaris­tan'a harb İlan etmesi İdi. Eğer Tahran Konferansı sırasında Sovyet Rusya Bul­garistan aleyhine harb ilân etmiş bu­lunsaydı Türkiye'nin vaziyetini düşün­meğe lüzum görmeksızin Almanya aley­hine harb ilân etmesine engel olacak bir endişe noktası kalmamış bulunacaktı. Ve Türkiye'nin Almanya aleyhine harb ilân etmesinin Bulgaristan'ı hareketsiz bırakmak gibi bir faydası olacaktı. Belki de Almanya kendiliğinden Balkanları boşaltmak zorunda kalacaktı.

Fakat hâdiselerin bu şekilde gelişmesi Sovyet Rusya'nın işine gelmiyor. Sovyet Rusya Bulgaristan'a harb ilân etmeği daha evvel Türkiye'nin Almanya aleyhi­ne harb ilân etmesi şanına, bağlıyor. Çünkü biliyor ki Türkiye Almanya aley­hine harb İlân ederse Bulgarlar derhal Alman orduları ile birleşecek istanbul ve Boğazlar üzerine yürüyecektir ve Türkiye'nin o günkü haller ve şartlar idindeki askerî hazırlıkları istanbul ve Boğazların Trakya tarafını muhafaza etmeğe müsait değildir. Fakat Almanlar kuvvetlerinden mühim bir kısmım bu tarafa ayrılacakları için doğu cephesin­deki kuvvetleri zayıflamış olacaktır. Bir kere Alman orduları yıkıldıktan sonra Balkan kapıları Sovyet ordularına açıla­cak ve ondan sonra Kızılordu istanbul ve Boğazlara halaskar sıfatiyle girecektir; girecek ve oradan artık çıkmıyacaktır. tşte Tahran Konferansından sonra Tür­kiye Almanya'ya fearb ilân etmiş olsaydı netice ancak bu şekilde çıkacaktı ve bu gün istanbul ve Boğazlar Sovyet kıtalarınııı işgali alLında bulunacaktı. Şimdi Amerika'nın büyük fedakârlıklar ile Ön­lemek istedikleri bir vaziyet Roosevelt ve Churchül'in hatalı kararları neticesi olarak kendiliğinden vukua gelmiş bulu­nacaktı. Tabii olarak Yunanistan'da bu­günkü müstakil hükümet de kalmıya-caktı. Orası da kolaylıkla bir Sovyet Cumhuriyeti haline gelecekti. Demek ki Türkiye'nin uzak görüşlü siyaseti hem kendi toprak bütünlüğünü ve istiklâlini muhafaaa etmiş, hem de yakın vs orta doğuyu muhakkak bir islâv istilâsından kurtarmıştır.

Sovyetlerin elinde hak ve ada­leti boğan Veto varken...

Yazan: Abidin Daver

31 Marl 19-1-7 tarihli «Cumhuriyet»

İstanbul'dan:

Türkiye ve Yunanistan'a yapılacak Ame­rikan yardımını, Birleşmiş Milletler Ku­ruluna intikal ettirmek istiyenler var. Bu gibiler arasında, Birleşmiş Milletler Teşkilâtına samimî surette inanmış A-merikalılar olduğu gibi, yardım işini bir çıkmaza sokmak istiyen fena niyet sa­hibi politikacılar da vardır. Bu sonuncu­lar arasında Türkiye'ye ve Yunanistan'a düşman olanları Moskova Bolşeviklerin! ve nihayet Kremlin'den emir alarak va­tanları aleyhinde çalışanları meydana çıkan Amerikan komünistlerini de saya­biliriz. Bütün bunlar, Başkan Mr. Tru-man tarafından ileri sürülen yardım teklifini Amerikan Mebuslar ve Ayan Meclisleri tarafından kabul edileceğini anladıkları için, elbirliği ile bu işi Bir­leşmiş Milletler Kuruluna devretmek is­tiyorlar.

Amerikan Ayanından demokrat Tom Connaly - ki şahsan da tanımak, derin V3 geniş görüşünü takdir etmek imkâ­nını bulduğum bir Amerikan siyaset adamıdır - yardım işinin Birleşmiş Mil. letîer Kuruluna devredüemiyeceğini söy­lemiş ve buna sebep olarak bu teşekkü­lün hibe veya ikrazda bulunamıyacağmı, yahut da askeri mahiyette yardımlar yapamıyaeağım ileri sürmüştür.

Birleşmiş Milletler Teşkilâtı bunları, he­le en küçük askerî yardımlar bile yapa-mıyacak durumda olduğuna göre, yar­dım isini bu teşkilâta göndermek, işi uzatıp tavsatmak, bir sürü boş tartışma­larla - amiyane bir tabir kullanmama müsaadenizi dilerim - meseleyi cıvıtmak ve cılk bir hale getirmek hedefini taki-beden bir havalecilikten ibaret olacaktır. Dâvanın ruhu, önce Yunanistan'ın, son­ra da Türkiye'nin emniyet ve istiklâlleri, toprak bütünlükleri ve hükümranlıkla-Iariyîe ilgili olduğu için, Birleşmiş Mil­letler Teşkilâtı, meseleyi Emniyet Kon­seyinin salâhiyeti dairesinde görerek oraya havale edecektir. Emniyet Konse­yinde ise. büyüklerin mahdut veto hakkı vardır ki Damokles'in kılıcı gibi, her dâ­vanın başı üstünde sallanıp durmak­tadır.

Sovyet Rusya, şimdiye kadar, kendisi veya peykleri aleyhine çıkan her ekseri­yet kararını, bu veto ile çıkmaza sok­mağı âdet edinmiştir. Bolşevikler, veto hakkını nasıl suiistimal ettiklerinin yeni ve parlak misalini geçen hafta, Korfo Kanalı meselesinde vermişlerdir. Bu ka­nalda mayine çarpıp parçalanan İngiliz muhrip ler iyi e İngiliz denizcilerinin hak­kını aramakiçin, İngiltereHükümeti

meseleyi Emniyet Konseyine vermişti. Konseyin ekseriyeti Arnavtıtiuk'un me­suliyetini kabul edince Sovyet Rusya ile dünkü mazlum kurbanı ve bugünkü bed­baht peyki Polonya, aleyhte rey verdiler. Rus temsilcisi Gromyko Yoldaşın muha­lif reyi, veto demekti. Böylece Emniyet Konseyinin kararı Korfo Kanalındaki mayinlerin yanında suya düştü ve gene böylece Sovyet Rusya'nın, nasıl bir hak, hakikat ve adalet düşmanı olduğu, bir defa daha, bütün dünyaca anlaşılmış oi-du. Fakat Sovyet Rusya'nın, kendi peyk­lerinden Arnavutluğu suçlu ve mahkûm bir durumdan kurtarmak inin kullandığı bu veto, tam zamanında gelmiş ve Tür­kiye ile Yunanistan'a yapılacak yardı­mın Birleşmiş Milletler kuruluma intika­lini istiyenlerin - bu işi kasten akim bı­rakmak istiyenier müstesna - gözlerini açmaya yaramıştır. Nitekim, Amerikan Mebuslar Meclisindeki azlık lideri de Yardım Kanununudesteklemiş ve Sovyetler Birliğini Amerika'yı muhasara hareketine girişmiş olmakla itham et­miştir. Birleşmiş Milletler Kurulunun Emniyet Konseyindeki Amerikan temsilcisi de Türkiye ve Yunanistan'a yapılacak yar­dımın lehinde konuşmuş ve Sovyet mu­rahhası Gromyko Yoldaş, Konseyin ilk toplantısında bu beyanata cevap verece­ğini söylemiştir. Gromyko'nun şiddetle .yardım aleyhinde bulunacağını tahmin etmek hiç de bir kehanet olmaz. Vaziyet açık ve sarihtir. Birleşmiş Mil­letler Kurulu, Amerika'nın Türkiye ve Yunanistan'a yapacağı yardımları yapa­bilecek durumda değildir. Bu açık ve sa­rih vaziyete rağmen, yardım meselesi oraya havale edilirse, Sovyet Rusya, Emniyet Konseyinde, mahut veto siiahı-nı kullanarak yardımın gerçekleşmesine mâni olacaktır. Bu hakikati biîen Ame­rikan Parlâmentosunun, komünist güru­hunun oynamak İstedikleri Bolşevik oyu­muna gelnıiyeceğîne şüphe edilemez.

Yardım Kanunu tasarısı Mebuslar ve Ayan Meclislerinin umûmi oturumların­da müzakere edilirken bazı itiraz ve mu­halefet sesleri duyulacaktır, meselenin Birleşmiş Milletler Kuruluna havalesini İstiyenler ve bunda ısrar edenler bulu­nacaktır. Fakat çokluğun Yardım Kanunu tasarısını kabul edeceği an­laşılıyor. Çünkü Amerikan Milleti, dünyanın daraldığını, Rus bolşevikleriy­le onlara tapan komünistlerin demokrat milletlerin lideri vaziyetinde bulunan kendi memleketlerini tehdit ettiklerini, Türkiye ile Yunanistan'ın Yakın Şarkta ve Balkanlarda Bolşevik - Slav selini durduran son birer set olduklarım öğ­renmiş ve anlamış bulunuyor. Onun için, Sovyet Rusya'nın elinde hak ve adaleti boğan veto kemendi bulundukça, yardım işinin Birleşmiş MilletlerTeşkilâtına havale edilmeden doğrudan doğruya Amerika tarafından yapılmasının kabul edileceğini beklemek lâzımdır.

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106