26.2.1947
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Şubat 1947

—Ankara:

Cumhurbaşkanı İnönü bugün, Akşehir fahrî hemşerilik mazbatasını sunmak üzere gelen Akşehir Belediye Başkanı Tacettin Yalkırık ve belediye üyelerin­den müteşekkil heyeti kabul buyurarak, Akşehirlilere teşekkür ve minnettarlık duygularının ulaştırılmasını rica etmiş­tir.

— Ankara:

Bugün öğleden sonra Birinci İdareci-ler Kongresine gelen arkadaşların va­zifelerini bitirmeleri münasebetiyle Başbakan bir uğurlama çayı vermiştir. Bütün : bakanlar,müsteşarlar, genelmüdürler, daire reisleri bu çaydabulunmuşlardır.

Cumhurbaşkanı bu toplantıya şeref ver­mişlerdir.

3 Şubat 1947

— Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün, Tevfik Fikret Sılay'ın Başkanlığında toplanmistir.

Meclisin bu toplantısında, bazı millet­vekillerinin mezuniyetine ait Başkan­lık Divanının tezkeresi okunarak ka­bul edildikten sonra, İstanbul Milletve­killerinden Burhan Cahit Morkaya ile Senihi Yürüten'in seçim tutanakları hakkındaki komisyon raporları görüşül­müştür. Bunlardan Burhan Cahit Mor-kaya'ya ait komisyon raporunun okun­ması üzerine, kürsüye gelen Erzurum Milletvekili Vehbi Kocagüney'in tutanak aleyhindeki beyanatiyle ağılan görüş­melerde, mevzuubahs tutanağın kabul ve reddi etrafında bir çok hatipler söz almışlar ve bu müzakere sonunda şu Önergeler okunmuştur: Bunlardan Er­zurum Milletvekili Vehbi Kocagüney tarafından verilen önergede şöyle denil­mekte idi:

«Şerefli bir vazifeden, askerlikten ka­çan bir vatandaşın milletin en şerefli ve en yüksek varlığı olan Türkiye Mil­let Meclisinde üye olarak bulunması millî vicdanı incitir. Bu sebeple, Bur­han Cahit Morkaya hakkında Tutanak­ları. İnceleme Komisyonu raporunun reddini dilerim. Yozgat Milletvekili Ahmet Sungurve onsekiz arkadaşı tarafından verilen önergede de şöyle denilmekte idi:

«Mazbatanın açık oya konulmasını tek­lif ederiz.» Bunun üzerine, açık oya başvurulması hakkındaki önerge kabul edilerek, Tu­tanakları inceleme Komisyonu raporu­nun reddini istiyen önerge için rey top­lanmıştır.

Reylerin tasnifi sonunda 74 red ve 4 çekinser reye karşı 210 oyla komisyon raporu reddedilmiştir.

Daha sonra, İstanbul Milletvekili Seni­ni Yürüten'in seçim tutanağına ait ko­misyon raporu okunmuş ve bu rapor, üzerinde geçen kısa bir tartışmadan ve bu arada Senihi Yürüten'in müdafaa­sından sonra kabul edilmiştir. Büyük Millet Meclisi gelecek toplantı­sını Çarşamba günü yapacaktır.

—Ankara:

Sıtma Komisyonu, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Doktor Behçet Uz'un Başkanlığında, Müsteşar, Sıtma Savaşı Genel Müdürü ve Bakanlığın diğer ge­nel müdürleri, sıtma savaşı başmüfet­tişleri ve bölge başkanlarının iştira­kiyle dün ilk toplantısını yapmıştır. Oturumu Sağlık ve Sosyal Yardım Ba­kanı açmış ve sıtma savaşının önemini belirterek, gezdiği bölgelerde sıtma sa­vaş kurumlarının çalışma tarzını ya-kından gördüğünü ve verimli başarıla­rının yurttaşlarımızın sağlığı bakımın­dan faydalar sağladığına bizzat şahit olduğunu söyliyerek, bölge başkanları­nı bu çalışmalarından dolayı övmüş ve kendilerine teşekkür ederek, hoş geldi­niz,demiştir.

Müteakiben çalışmalarına başlayan komisyon,mesaisinibaşlıcaüçkısma ayırarak, birinci kısımda Bölge Başkan­
larının bölgelerinin hususiyetleri, bataklık durumu, çeltik skimi konusu, sıtma durumu,sivrisineksürfesavaşıhak­
kında verecekleri izahlarındinlenmesi ve raporlarının okunması, ikinci kısım­da, okunan raporlardanedinilenbilgi

ve sonuçlara göre bir münazara yapıl­ması, üçüncü kısımda ise, önümüzdeki yıllarda ve bilhassa 1947 de yapılacak savaş ve bu savaşın 10 yıllık milli sağ­lık plânı gereğince bütün salgın hasta-lıklara - imkânnispetinde sıtma ele­manlarından faydalanmak suretiyle- teş­mili imkânları aranılacaktır. Aynı za­manda D.D.T. den geniş ölçüde fayda­lanmak yolları bulunarak bilhassa sür- fe öldürücü maddelerin bataklıklara uçaklarla dökülmesi işinin görüşüleceği ve bu görüşmeye İki uçak mühendisinin iştirak edecekleri haber alınmıştır.

Yukarıda bildirdiğimiz çeşitli üç konu üzerinde incelemeler yaparak sonuçlara varılmak üzere, ayrıca üçer tâli komis­yon teşkil olunmuş ve bu komisyonla­rın, genel toplantılardan sonra çalışma­ları kararlaştırılmıştır.

Bundan sonra genel oturumlarda sıra ile bölge başkanları, raporlarını oku­maya başlamışlardır. Şimdiye kadar (Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bursa, Çanakkale) bölgelerinin raporla­rı okunmuştur. Bu raporlarda bölge başkanları, bölgelerinin hususiyetlerini belirtmişler ve 1940 yılından 1946 yılı sonuna kadar sıtma durumunun muka­yesesini yapmışlar, harita, grafik ve traseler üzerinde gerekli açıklamalarda bulunmuşlardır.

Bölge Başkanlarının bu açıklamaların­dan öğrendiğimize göre, harp yıllarının binbir mahrumiyeti içinde personel noksanı, bilhassa sıtma ilâçlarının az­lığı ve hariçten celbedilememesi, ve bunlara ilâveten sürfe ve sinek öldürü­cü maddelerin tedarik edilememesi yü­zünden, sıtma nakli sineklerle savaş işleri pek güçleşmiş ve bu sebeple, yur­dumuzun muhtelif yerlerinde yer yer sıtma salgınlarının meydana geldiği be­lirtilmiştir.

1945 yılında, Büyük Millet Meclisince kabul olunan Sıtma Savaşı Kanununun verdiği yetki ile, sıtma ilâcı ve sürfe Öldürücü maddeler arttırılmış ve savaş kurullarının çalışma imkânları daha geniş ölçüde sağlanmıştır.

4 Şubat 1917

İl Daimi Encümeni, valinin başkanlı­ğında dün, yaptığı toplantıda, turizm ve spor bakımından ayrı bir önemi olan Uludağ yolunun yaptırılmasına ve bu işin münakaşaya çıkarılmasına karar vermiştir.

— Ankara:

Hükümet programımızın çizdiği esas­lar dairesinde, sağlık teşkilâtımızda vazifelendirilmiş olan hekimlerin, bu­günün yeni sıhhiyecilik ölçüsünde bilgi­li olarak tekâmüllerini ve millî sağlık plân: ada en önemli bir yer tutan koru­yucu hekimliğin yürüttün; esindeesas olacak sağlık merkezlerinin eleman ih­tiyacını sağlıyacak şekilde -yetiştirilme­lerini hedef tutan, «ijyen okulu tekâ­mül kursları; bugün Sağlık vs Sosyal YardımBakanıDr. Behçet Uz'unbir açış dersiyle faaliyete başlamıştır. Bakan bu dersinde, genç hekimlere, kursun esas gayesi hakkında geniş izahat vermiş, bilhassa cemiyetimizin bün­yesindehekimin, 'koruyucuhekimlik ve tedavisi sahasındaki yerini tekrarla mış vehalksağlık hizmetlerinin yürü­tülmesinde bugünün en yeni bilgilerinin önemini tebarüz ettirmiştir. Kurs programının ana hatları üzerinde duran Dr. Behçet Uz, genel sağlık dâ-

vasında hıfsısıhanın büyük rolünü inceleyerek köy ijyeni başta olmak Öze­re, sosyal ijyen, gıda, okul ve endüstri
îjyeni konularına temas etmiş ve yurt sağlığınıkorumabakımında da,epi-demiyoloii gurupu ile laboratuvar ve sağlık mevzuatı derslerinin ayrı ayrı ehemmiyetlerini açıklamıştır.

Koruyucu hekimlik ile doğrudan doğru­ya ilgili olan bu derslerden başka, genç hekimlerimizin klinikdersleri bilgileri-nin de bu vesile ile yenilenmesinin gözönünde bulundurulduğuna işareteden Bakan, millî sağlık plânının gerçekleş­mesinde, yetişmiş hekimler in yapacak­ları faydalı hizmetleri de açıkladıktan sonra, genel sağlık uzmanı adını ala­cak kurs mezunlarının ileride görevlen dirilecek vazifelerinin de neden ibaret olacağını izah etmiştir.

Hekimlik sahasında asrımızın son iler­lemelerine işaret eden Dr. Behçet Uz, bu tekâmül kurslarını bitirecek hekim­lerin şahsî bilgilerinin kuvvetlenmesiyle beraber, yurt sağlık hizmetlerinde daha büyük başarılar sağlayacaklarına inan­dığını söylemiş ve kendilerine bu dört aylık devreden azamî istifade etmeleri­ni tavsiye ederek, muvaffakiyetli mesai göstermelerini temmenni etmiştir.

7 Şubat 1947 ─ Ankara :

Beş gündür Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr. Behçet Uz'un Başkanlığın­da, Bakanlık binasında çalışmalarına devam etmekte olan Sıtma Komisyonu, bugün toplantılarını sona erdirmiştir. Bu toplantılar esnasında, bölge başkan­larının kendi bölgelerine ait raporları­nın okunması bittikten sonra, son iki günlük toplantı, Bakanlığın bu raporlar üzerinde görüş ve düşünüşlerinin açık-lanmasına ve bölge başkanları arasın­daki ilmî ve fennî tartışmalara hasre­dilmiştir.

Bu münasebetle, yurttaki çeltik ekimi konusu ele alınmış ve bugünkü ekimin meydana getirdiği zararlar üzerinde ehemmiyetle durulmuştur. Bu görüş­meler sonunda, yeni bir Çeltik Ka­nununun Millet Meclisinden çıkarılması ve bu suretle ekime ekonomik, ziraî ve bilhassa yurttaşların sağlığı yönünden sıhhî bir düzen verilmesi kararlaştırıl­mıştır.

Bundan sonra, Bölge Başkanlarının ko­misyona vaki teklifleri incelenmiş, tali komisyonların raporları okunmuştur. Bunları ilgi ile dinliyen Sağlık Bakanı, bölge başkanlarına, önümüzdeki sene­lerin çalışmaları için gerekli direktifle­ri vermiş ve halk sağlık alanında büyük ve yeni bir hamle yapacak olan millî sağlık plânı üzerinde şimdiden icabe den hazırlıkların ve tedbirlerin alınma­sını tavsiye ve işaret eylemiştir. Sıtma Komisyonunun sona ermesi vesi­lesiyle,SağlıkveSosyal YardımBa kam taralımdan bugün saat 17 de Ana­dolu Kulübünde bir çay ziyafeti veril­miştir. Bu ziyafeti Sayın Cumhurbaş­kanımız İsmet İnönü yüksek huzurla-riyle şereflendirmişler ve bölge başkan­larından salona asılmış olan grafikler ve haritalar üzerinde geniş ve etraflı izahat almışlar ve memnunluklarını bildirmişlerdir. Bu fırsatla, bölge baş­kanlarıma Sayın Cumhurbaşkanlarına olan derin bağlılık ve minnetlerini sun­mak üzere ödevlendirdikleri Dr. Sey­fettin Onan da, yaptığı bir hitabede ar­kadaşlarının şükran hislerini ifade et­miş ve Cumhurbaşkanımız da buna te­şekkürlerini bildirmişlerdir.

8 Şubat 1947

— Gaziantep:

93 numaralı kanunla Antep'e Gazilik un­vanı verildiği günün 26 ncı yıldönümü münasebetiyle, bugün şehir bayraklarla ve millî renklerle süslenmiş, kaleye bü­yük bir Türk bayrağa çekilmiş ve Halk­evi salonunda bir tören yapılmıştır. Tö­rene İstiklâl Marşıyle başlanmış, Halkevi Başkanının veciz açılış söylevini muhte­lif hatiplerin hararetli konuşmaları ta-kibetmiştir.

Türk'ehasolanAntep müdafaasının menkıbeleri heyecanla dinlenmiştir.

10 Şubat 1947

— Ankara:

Türkiye'deki İngiliz Kültür Heyeti Mü­messili M. John Bostock, İngiliz Kültür Heyeti Başkanı General Sir Ronald Adam'ın şerefine bugün Şehir Lokanta­sı Karpiç'te bir Öğle ziyafeti vermiştir. Bu Davette Millî Eğitim Bakam Reşat Şemsettin Sirer, Ankara Üniversitesi Rektörü Şevket Aziz Kansu, Genelkur­may ikinci Başkanı Genaral Muzaffer Tuğsavul, Eğitim Dairesi Başkanı Gene­ral Erdelhun, Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Rüştü Uzel, Yüksek Öğretim Genel Müdürü Faik Reşit Unat, Basın, ve Yayın Umum Müdürü Nedim Veysel il­kin, Anadolu Ajansı Umum Müdürü Mu­vaffak Sımal, İngiliz Basın Ataşesi R. - Tristrara,Türkiye'deki İngilizKültür Heyeti Mümessil Muavini Evertt ve İn­giliz Kültür Heyetinin diğer üyeleri ha­zır bulunmuştur.

12 Şubat 1947

—Ankara:

Devlet Hava Yolları Genel Müdürlüğü­nün, Ankara ile Atina arasında uçak servisi tesisi için Yunan Hükümetiyle bir müddettenberi yapmakta olduğu müza­kereler neticelenmiş ve İlk tecrübe uçağı bu sabah saat 10 da Atina'ya gitmek üzere Ankara'dan hareket etmiştir. Dug-lâs-3 tipinde çift motorlu olan bu uçak, bugün İstanbul'dan kalkacak ve yana sabah Atina'ya gidecektir.

14 Şubat 1947

—Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugün, Feridun Fikri Düşünsel'in başkanlığında yap­tığı toplantıda, Türkiye ile Hâşimi Şark-Ül-Ürdün Kırallığı arasında imzalanan dostluk andlaşmasının onanmasına ait kanun tasarısı ivedilikle müzakere edil­miştir.

Bu andlaşmanın görüşülmesine başlan­ması üzerine kürsüye- gelen Dışişleri Ba­kanı Hasan Saka şu beyanatta bulun­muştur:

Sayın Arkadaşlar,

Bu tasarının heyeti umumiyesi hakkında 2-3 dakika maruzatta bulunmaya müsa-denizi dilerim. Tetkik edeceğiniz bu ta­san, Şark-Ül-Ürdün Meliki hazretleri­nin buraya teşrifleri dolayısiyle ve bu zi­yareti tes'it eden bir vesika olmak üzere yapılmış bir antlaşmanın tasdikine aittir. Kırallığı tasdik edilerek tam istiklâline kavuşmuş bir milletle, komşu ve dost di­ğer bir millet arasında siyasi münase­betlerin başlangıcı olmak üzere böyle bir muahede yapmak, güzel siyasî bir vesiledir. Bu böyle olmakla be­raber, bu andlaşmanın komşu bazı mem­leketler basınında ve radyo yayınında, bazı fena tefsirlere uğradığı da maale­sef son günlerin Mr olayıdır. Tasdiki yüksek heyetinize arzedilen bu muahe­denin,, bu adlaşmanm ne metinde ne de maksadında bu fena tefsirleri varit gösterecek her hangi bir şey mevcut olma­dığım yüksek huzurunuzda arzetmeyi bir vazife bilirim. Cumhuriyet Hükümetimizin böyle güzel ve samimî olarak, yekdiğeriyle müna­sebette bulunmak istiyen memleketler arasında dostluk andlaşmaları yapmak için değil yalnız komşu memleketlere, sadece birbirinin huzur ve rahatını ar­zu eden bütün memleketlerle dahi, aynı mahiyette dostluk muahedeleri akdet­mek için hazır olduğunu huzurunuzda ifade etmek benim için bir bahtiyarlık­tır. Müteyemmen bir ziyaret dolayısiyle, bu vaziyetten istifade edilerek yapılmış olan dostluk mahedesi her veçhile yük­sek tasvibinize lâyıktır. Kabulünü rica ederim. (Alkışlar)

Dışişleri Bakanının bu beyanatından son­ra andlaşmanın kabulüne ait tasarı mad­deleri okunmuş ve kabul edilmiştir.

15 Şubat 1947

—Ankara:

Haber aldığımıza göre, Romanya Bü­yük Elçi Ekselans Grigorie Moisil, Dışişleri Bakanımızı ziyaret ederek, Kı­zılay tarafından Romanya'da, Kuzey Moldavya'da açlıktan müteessir olan böl­geler halkına dağıtılmak üzere gönderi­len 30 ton buğday ve 6 ton şekerden do­layı Rumen Hükümetinin teşekkürlerinin Kızılay'a bildirilmesini kendisinden rica etmiştir.

—Ankara:

İktisadi Devlet Teşekkülleri Genel Ku­rulu dün saat 15 te Meclis Kitaplığında Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mümtaz Ökmen'in başkanlığında son oturumunu yapmıştı. Bu vesile ile Ökmen:İki aydanberi toplantı halinde bulunan Genel Kurulun bu müddet içinde yedi özel komisyonun sürekli çalışmaları so­nunda, kurula bağlı teşekküllerin merbut müesseselerin bilanço ve kâr ve zarar hesaplariyle bilcümle işlemleri hakkın­daki raporlarını incelemiş olduğunu söy­lemiş ve teşekküllerin idarî bünyeleri, hesap işleri, teftiş ve kontrol meseleleri malî bünye ve işletme faaliyetleri hak­kında Genel Kurulca yerinde ve isabetli kararlar alındığını bildirmiştir. Bu arada «Hükümet Başkanı adına, size başkanlık eden arkadaşınız sıfatiyle arz ediyorum ki, Komisyonlarınız ve Genel Kurulunuz tarafından verilen faydalı ve isabetli kararlardan Hükümetimiz ve il­gili müesseseler büyük ölçüde istifade edecek ve bunları mümkün olduğu ka­dar yerine getirmeğe çalışacaktır.» di­yen başkan, Devlet İktisadi Teşekkülleri­nin bazı kusurları ve noksanları olması­na rağmen gün geçtikçe Genel Kurulun verdiği direktiflerle idarî bünye, hesap işleri, finansman, istihsâl, teftiş ve mu­rakabe bakımlarından, ileriye doğru bar şanlı merhaleler katettiğini ve devamlı bjr tarzda olgunluğa doğru gitmekte ol­duğunu tebarüz ettirmiştir.

Mümtaz Ökmen sözlerini şu cümlelerle bitirmiştir:

«Genel Kurul devamınca bir çok çetin tartışmalar oldu. Hiç şüphe yok ki bu tartışmalar Türk milletinin milyarları aşan parasını kullanmakta olan ve murakabesi bizlere emanet edilen fon müesseselerin işlerini daha iyi yapma­larını temin etmek için olmuştur.» Bundan sonra Genel Kurul üyelerine te­şekkür eden Başkan oturuma, son ver­miştir.

Devlet iktisadi Teşekkülleri Genel Kuru­luçalışmalarınınböylecesonaermesi münasebetiyle, şerefli öncülüğü ile müs­petikişaflarınkaynağı olan Cumhur­başkanımız İnönü'ye Genel Kurulun bağ­lılık ve tazimlerinin Başkanlık Divanınca ulaştırılması için,bir çok imzalarla ve­rilen bir takrir de alkışlarla ve ittifakla kabul edilmiştir.

23 Şubat 1947

— Ankara:

Halkevleri ve halkodalarının 15 inci yıl dönümü bayramı bugün bütün yurtta tezahürlerle kutlanmıştır.

Ankara halkevinde saat 11 de yapılan töreni, Cumhurbaşkanı ve Bayan İnönü yüksek huzurlariyleşereflendirmişler-

dir. Büyük Millet Meclsi Başkanı Gene­ral Kâzım Karabekir, bakanlar, millet­vekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Ge­nci Başkan Vekili Şükrü Saraçoğlu, grup başkan vekillerinden ' Şemsettin Günaltay, Ankara Vali ve Belediye Baş­kam, bakanlıklar ileri gelenleri ve mer­kez komutaniyle Emniyet Müdürü, ba­sın mümessilleri ve çok kalabalık bir halkın hazır bulunduğu bu törene istik­lâl Marşiyle başlanmış, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri Seyhan Milletvekili Hilmi Uran'ın açış nutkun­dan sonra bir perdelik bir piyes temsil edilmiş ve bunu Aydınlılar, Antalyalı­lar ve Çoruhluların oyunları takip et­miştir.Baştan sonuna kadar alkış toplayan bu güzel millî oyunlarımızı müteakip Cum­hurbaşkanımız İsmet İnönü, temsil he­yetlerini kabul ederek kendilerine ayrı ayrı iltifatta bulunmuştur. Cumhurbaşkanımız bundan sonra, Türk Camcılığı Sergisini açmış ve teşhir edi­len eserler hakkında alâkalılardan iza­hat almıştır. Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü, halke-vine gelişlerinde olduğu gibi ayrılışla­rında da içten tezahürlerle karşılanmış ve yaşa, varol sedalariyle ve alkışlarla uğurlanmıştır. Türk Camcılığı Sergisi yarından itiba­ren bîr ay müddetle açık bulunacaktır.

25 Şubat 1947

— Ankara:

Beden Eğitimi Genel Müdürlüğü Anka­ra Bölge Başkanlığının, 19 Mayıs Stad-yomunda inşası kararlaştırılan kapalı salon projesinin tanzimi işini Türk yük­sek mimar ve mühendisleri arasında müsabakaya koyduğu öğrenilmiştir.

— Ankara:

Cumhurbaşkanı İnönü, Ankara Veremle Savaş Kurumu Kongresinin saygı ve sevgilerini sunmak üzere kendilerini zi­yaret eden heyeti, bugün Çankaya Köş­kündekabul buyurmuşlardır.

Bu kabul esnasında, başlarında Sağlık ve Sosyal. Yardım Bakanı Doktor Behçet Uz olduğu halde Ankara Veremle Savaş Kurumunun, Vali İzzettin Çağ-par'ın başkanlığındaki İdare Kurulu ü-yelerinden mürekkep heyetin kongre adına ifade ettikleri iyi duyguları mem­nunlukla karşılayan Cumhurbaşkanı, kurumun çalışmaları ve kongrenin al­dığı karar etrafında heyetten malûmat edinmiş ve kendilerine çalışmalarında iyi başarılar dileği ile teşvik edici tav­siyelerde bulunmuşlardır.

27 Şubat 1947

— İstanbul:

Teessürle haber aldığımıza göre değer­li Karikatürist Cemal Nadir Güler, te­davi edilmekte olduğu Alman Hastaha-nesinde bugün vefat etmiştir.

20 Şubat 1947

— İstanbul;

Büyük sanatkâr Cemal Nadir Güler'in cenazesi, bugün nadir görülen bir tö­renle Beyazıt Camiinden kaldırılarak Asri Mezarlıktaki aile makberesine gö­mülmüştür. Cemal Nadir'in Ölümü, büyük bir tees­sürle dün akşamki ve sabahki gazetele­rin ilk sahifelerinde büyük manşetlerle ve değerli sanatkârın muhtelif karika tür ve resimleriyle bildirilmiştir. Cenazenin kaldırılacağı Beyazıt Meyda­nında saat 10 dan itibaren toplanmaya, başlayan halk, 12 den sonra camiin et­rafında ve camiin avlusunda kesif bir kütle teşkil etmiş bulunuyordu. Kıymetli sanatkâra son ihtiram vazife­sini yapmak üzere toplanan bu binler­ce kişi arasında, Vali ve Belediye Rei­si Lütfi Kırdar, Örfi İdare Komutanı Korgeneral Asım Tınaztepe, partiler mümessilleri, Emniyet Müdürü, vilâyet ve belediye reis muavinleri, parti il ida­re kurulu üyeleri, muhtelif resmî ve özel daireler müdürleri, ecnebî basın ataşeleri ile muhabirleri, Türk basın ai­lesi yüksek tahsil gençliği hazır bulu­nuyordu. Camiin avlusunda resmî, hususî mües­seselerle Türk ve yabancı gazeteci ve ajanslarlahususîşahıslartarafından gönderilmiş olan çelenkler büyük bir yığın teşkil eylemekte idi. Bayrağa sarih cenaze, saat 13.20 de Be­yazıt camiinden kaldırıldı, önde süvari polisler, çelenkler, şehir bandosu ve bunların arkasında, eller üstünde mer­humun tabutu ve daha arkada da kesif bir halk kütlesi bulunuyordu. Beyazıt meydanından ana caddeyi takiben bele­diyeye doğru ilerleyen cenaze alayının geçtiği bu yol üzerinde, etraftaki bina­ların balkon ve pencereleri he son uğur­lamada bulunan binaların balkonları ve pencerelerinde kesif bir insan kalabalı­ğı göze çarpıyordu. Cenaze, bandonun çaldığı matem ha­vası içinde ve caddeyi dolduran halkın gez yaşlan arasında ağır ağır Divan Yo­lundan Türbeye ve oradan da Babıali Caddesine sapılarak Cumhuriyet Gaze­tesi binasına getirilmiştir. Burada cena­ze matbaanın bahçesine alınmış, bir du­adan sonra yine caddeye çıkarılarak Vi­lâyetin önünden ve Ankara Caddesinden-Sirkeci Meydanına kadar eller üzerinde taşınmış ve burada tabut, cenaze araba­sına alınarak Asri Mezarlığa götürül­müştür. Ankara Caddesindeki bütün dükkânlar cenaze töreninin devamı müd detince üç saat, bir sygı olmak üzere kapalı kalmıştır. Zira yeni doğan bir partinin içinde, kü-çük ölçüde, yahut büyük ölçüde, fakat ne de olsa kırgınlıklar uyandıracak ma­hiyette bir ikilik mücadelesini a başla­mak üzere olduğunu veya başlamış bu­lunduğunu anlatıyor, sonra da bu par­tinin en aydın kafalı üyelerinden bir kıs-mının bir programla bir ideale sarılacak yerde ve kuvvetini o programla o ideal­den alacak yerde muhtemel başarılan bir şahsiyet şöhretinde beklediklerini ortaya koyuyor, Bir saldırma ve bir tapınma karşısında bulunuyoruz.

Halk Partisi bizim kanaatimizce, bazı meslektaşların dillerinden Mareşala faz­la şiddetli ve fazla sürekli hücumlar ya-parak, halk gözünde bir mağdur ve mazlum yaratmak suretiyle yanlış bir politika tutmuştur. Demokrat Parti için­de ise insan üstü lider yaratmak istiyen-lerle kötü bir cereyan belirmek üzeredir ve bu cereyanı körükliyenler belki de, Halk Partisi tarafından yapılan şiddetli ve sürekli hücumların halk arasında uyandırdığı tepkiden, faydalanacaklar­dır. Bu vaziyeti memleket hesabına talihsiz­lik saymakta tereddüt etmiyeceğiz.Acaip Bir Beyanname...

Yazan: Necmeddin Sadak

11 Şubat 1947 tarihli «Akşam» İs-lanbuldan:

Demokrat Parti Başkanı Celâl Bayar'ın imzasını taşıyan beyanname bize biraz acayip göründü. Bu uzun beyannameyi, bütün dikkatimizi, hem de olanca iyi ni­yetimizi, hem de olanca yazıyı yazmağa karar vermeden Önce - iki defa okuduk, itiraf edelim ki tam maksadım ve gerek­çesini kavrıyamadık. Halbuki bu uzun vesikanın, sayın Celâl Bayar'ın imzasını taşıması, lüzum ve sarahatinin başlıca garantisi olmak gerekti.

Bir siyasi Partinin memlekette bu dere­ce uzun bir beyanname yayınlaması için ortada ehemmiyetli bir politika hâdisesi

Bulunmalıdır. Polis vakaları veya şahsi­yat dedikoduları üzerine partilerin be­yanname neşretmek zahmetine katlan­dıkları ciddi politika hayatında görülme­miştir.

Bundan başka, her hangi bir mesele hakkında beyanname neşretmek ihtiya­cında kalmak için bir partinin parla- mentoya henüz girmemiş olması, yahut Meclisin kapan bulunması lâzımdır.

Meclis kürsüsünden söz hakkı gibi daha elverişli imkânlar varken beyanname neşri yoluna başvurmak izahı güç bir usuldür.

Beyanname, ilk bakışta, bize bu iki se­bepten dolayı acayip göründü.

Beyannamenin içindekilere gelince, ge­rek İçişleri Bakanının sözlerini, gerek bu konu etrafında gazetelerde günlerdir halk: bezdirecek şekilde yazılanları bir kere. daha tekrarlıyan vesika - bize öyle geliyor ki. sadece iki maksatla yayın­lanmıştır:

Bunlardan biri, Cumhuriyet Halk Parti­sini ve Hükümetini ithamdır. Hükümet, uzun zaman komünistlere karşı siyasi bir semahat göstermiştir ve şüpheli in­sanlara gazete çıkarmak, parti kurmak için isin verilmişti!;. Bu işin bugün böy­lece ortaya atılması Demokrat Partiyi lekelemek içindir...

Kendimizi muhalefet cephesine koyarak dahi bu iddiaların tutar yeri olmadığını itiraf ederiz. Geniş hürriyet ve bol de­mokrasi isterken, bazı vatandaşları, vak­tiyle şu, bu suçu işlediklerinden dolayı, kanunlara rağmen, gazete çıkarmaktan veya parti kurmaktan menetmek çok garip olur. Böyle bir zihniyete ilk isyan etmesi gereken Demokrat Partinin bu­nu Hükümete bir suç gibi yüklemesini acayip bulduk. Yarın, İnsan Haklarım Koruma Cemiyetinin de bazı gizli ve kanuna aykırı faaliyetleri polisçe sezilip bu cemiyet üyeleri mahkemeye verilirse Demokrat Parti: «Böyle insanlara cemi­yet kurmak için nasıl izin verdiniz ? » diye gene Hükümete mi çıkışacak?..

Komünist meselesinin Demokrat Parti­sini şüpheli göstermek için ortaya çıkarıldığı iddiasını her insaflı insan redde­der. Çünkü Demokrat Partisinin komü-nistlere asla yüzvermediğiniiçişleri Başkanı Mecliste söylemiş vebu sözler
alkışlanmıştır. Demokrat Parti ile komünistler arasında münasebet olduğuna dair hiçbir şey işitmedik. Ve şahsen de bir iddia hiç bir zaman aklımıza gelmez. Bu uzun beyannamenin yarısından faz-lasını tutan budedikodular tamamiyle yersiz olduğuna göre, bizasıl maksadı başka bir noktada bulmak zorunda kalı-yoruz. Bu da, beyannamenin sonundaki maddelerdenikincisidir.Bu maddede: «Demokrat Parti ile mutabakat halinde gördükleri Mareşal ile partiyi birbirin­den ayırmak maksadı karşı tarafa yük­lendiğine göre. Demokrat Parti, Mareşal ile mutabakatini ilân etmek için bu uzun beyannameyiyazmaklüzumunu duy­muştur, sanıyoruz. Mareşak, yüksek ve muhterem bir şah­siyettir. Demokrat Partinin, millet efkâ­rında ayrılık şüpheleri uyandığı zaman, bu yüksek şöhretten istifade ederek onunla mutabakat halinde bulunduğunu ilân etmesi kendi hakkıdır. Fakat o za­man Demokrat Partinin bu mutabakatı, sayın Mareşali kandırmağa uğraşmış, onun her nasılsa itimat ve teveccühünü kazanmış, hattâ kurdukları mahut ce-nüyetin başına her nedense muhterem Mareşali geçirmeğe muvaffak olmuş malûm koyu solcu zümre ile de mutaba­kata kadar gitmiyor mu ? Bu, büvasıta geniş mutabakatı bu suretle kabul etmiş yahut kabul etmek zorunda kalmış olmak da Demokrat Partisinin hakkıdır. Hattậ bizce, Demokrat Partinin ilk ba­kışta yersiz sayılan beyannamesinin tek

faydası bu olmuştur. Çünkü memleketin giriştiği ve mutlaka başarılmasıgereke bu güç yolda herkesin, her parti ve
zümrenin, mesuliyetlerini açıkça yüklen­ mesi ilk şarttır. Demokrasi denilen der­sin imtihanı kolay değildir. Bunda mu­
vaffak olmak için didişme ve savaşma- ların doğuracağı bütün sarsıntılara gö­ğüs germek lâzımdır. Bu çetin yolda başarı, herşeyden önce samimiliğe, açıklığa bağlıdır. Beyannamede takdir ettiğimiz tek nok­ta, Demokrat Partinin, bu açıklık yolunu tutmuş olmasıdır.

Peker Kabinesinin muvaffaki-yetli altı ayı...

Yazan: Orhan Rahmi Gökçe

16 Şubat 1947 tarihli'«Anadolu»

izmir den:

Nazik bir devrede iktidar mesuliyetini cesaretle omuzlarına alan Recep Peker, dün radyoda bütün vatandaşlara hitap ederek bu kısacık zamanın bir iş bilân-çusunu yaptı, hesap verdi..

Bu hareket, mesuliyet hissini nefsinde şuurlu bir şekilde duyan ve demokrasi­nin icaplarını müdrik bir devlet adamı­nın hareket tarzıdır.

Recep Peker, halkın hizmetinde ve ikti­darın başında bulunmak şerefine müvazi olarak mesuliyetin ağırlığını ve vatan­daşa hesap verme zaruretini de bildiği için, iş başına geçişinin altıncı ayını fır­sat bilmiş ve bu vazifesini geniş ölçüde yapmıştır.

Aylar var ki, muhalefet, tarafsız millet vekilleriyle birlikte Meclis çatısının al­tında yetmiş kadar sandalya işgal etmiş bulunmaktadır. Bir kaç meseleden başka Türk milletinin ve memleketin binbir çe­şit – evet- bin bir çeşit - hem de her biri kendi çapında ehemmiyeti haiz olan me­selelerinden hangisinin tetkik ve müna­kaşasına yanaşmıştır?

Bize, ciddi mahiyette olduğunu iddia ederek ancak tek bir misal verebilirler: O da bütçeye ait görüşleridir.

Fakat unutmamak iktiza eder ki, bu gö­rüş tam ve karşı tarafın, yani Cumhuri­yet Halk Partisi grupunun mukabelesi­ne maruz kalacağı sırada Başbakanın suiniyetle söylemediği aşikâr olan bir kelimeye karşı muhalefet hemen protes­to nümayişine kalkmış, Meclisi terkedîp gitmiştir.


memleket meselelerinin tetkik, münaka­şa ve karar yeri, ne seyahat durakların-daki propaganda sahalarıdır, ne de ga­zete sütunları..

Çünkü herkes bilir ki bu sahalarda ve böyle sütunlarda, ekseriyetle parti men­faatleri, politika manevraları ve bazı diğer tesirler hâkimdir. Bu ayardaki faaliyetlerin ise ancak pek az kısmı ciddî ve müspet bir mahiyet alarak Millet Meclisinin müzakere konu­ları haline gelebilir. Halbuki memleket dâvaları daima, umumi efkârın tevcih ettiği parlâmentoda yer alırlar. Bu­nun içindir ki bütün iştiyakımızla mu­halefeti parlâmentoda iş başında gör­mek istedik ve istiyoruz da.. Çünkü ik­tidarın icraatının en sağlam müeyyide­lerinden biri de karşı parti murakabesi ve işlerin bir münakaşa süzgecinden geç­mesidir. Recep Peker, muhalefeti vazife­ye tahrik etmek, onu Mecliste konuştur­mak için ne mümkünse yapmış hattâ ri­cada bulunmuştur.

Muhalefet ise. kendi taraftarlarının se­çim tutanakları ile kaybettiği seçimlere ait iddiaların peşine düşerek, bütün işle­ri bir tarafa bırakmış, bundan başka da bir nevi siyasi fantezi yapmak temayü­lüne kapılmıştır; o kadar...

Eğer Hükümet icraatında muvaffak ol­muşsa - ki bunun aksini sarih ve müs­pet olarak iddia eden çıkmamıştır - bu sadece, onun dayandığı partinin bir mu­vaffakiyeti ve bizzat kendi eseridir. Mu-vafak olunamamış kısımlar varsa, mu­halefet de mesuliyeti taksime mecbur­dur, çünkü parlâmentodaki rolünü oyna­mamış çünkü görüşünü, açıklamamış, Çünkü parlâmento dışında, memleket dâvalarından ziyade kendi propaganda işleriyle meşgul olmuştur. Recep Peker, işte bu şratlar altında çalı­şan Hükümetin Reisi olarak Türk mil­letine hesap verirken vatandaşlar da görmüşlerdir ki, devlet dediğimiz teşek­kül, birbirine bağlı, içle dışla alâkalı, muhtelif tesirlerin ve menfaatlerin, çar­pıştığı, yığınlarla ihtiyacın durmadan her tarafta tazyikler yaptığı, maddi manevî bir çok esas ve kıymetlerin ve ideallerin hâkimolduğumuazzam bircihazdır. Onu idare etmek ve bu idare­nin mesuliyetini almak karşıdan bakıp da tahmin edildiği şekilde kolay değil, bilâkis çok, hem de pek çok çetindir. Türkiye, harpten Önce de bir takım müş­küllerin içinde yuvarlanıyordu. Çünkü tarihin bize yoksul bir miras halinde bı­raktığı bu memlekette, medenî, ileri ve-yüksek bir cemiyetin faydalanıp daya­nabileceği eserler, ancak cumhuriyet devrinde; bu milletin alın teriyle, bu mil­letin fedakârhklariyle kurulmuş ve ba­şarılmış olanlardan ibarettir. Onları, kendi yağımızla kavurarak yapmıştık.

Harp silindiri, ateşten bir felâket dalgası halinde dünyamızın üstünden geçerken, bizim de, bu her şeyi bozulmuş âlem içinde kendimize düşen bir payı sineye çekmekliğimiz lâzım geldi.. Çektik te.. Siyasi vaziyet henüz karanlığını muha­faza etmekte olmakla beraber, dağılan, ve birbirinden kopan dünya parçaları artık yavaş yavaş yekdiğerlerine sokul­maktadır. İktisadî, ticarî âlem yeni dün­ya şartlarına göre bir ayarlanmıya gi­diyor. Para işleri de keza.. Milletler ken­dilerine, kendi İhtiyaçlarına, kendi me­selelerine dönüyorlar.

İşte böyle tarihî bir dönüm noktasında ve böyle bir intikal devresinde Recep-Peker kabinesi 6 aylık bir iş devresini kapamıştır. Bir mugalata yağmuruna tutulan 7 Eylül kararlarının Türk köy­lüsüne ve müstahsiline sağladığı kâr ve kalkınma imkânı bile, bir Hükümet için başlı başına iftihar vesilesi olsa ye­ridir. Çünkü bu memlekette halkın yüz­de yetmiş sekizi köylüdür. Memurların, ticaret erbabının da mutlak bir şekil al­mış refahlarını düşünürsek, ne kadar büyük bir ekseriyetin Recep Peker ka­binesinin, aldığı tedbirlerle yeni bir ha­yat seviyesine kavuştuğunu anlarız. Kaldı ki, Hükümet bu harp içinde birik­miş, gerek bütçe şartları ve müdafaa masrafları, gerekse yolların kapalı ol­ması yüzünden bir türlü temin edileme­miş olan yığınlarla ihtiyacı karşılamak bahsinde modern bir devlet programının tatbikatını örnek bir halde ele almıştır. Yeni fabrikalar kurulması, kara. deniz, hava nakil vasıtalarımızın,telefon, tel

graf şebekelerimizin tamamlanması ve­saire bu meyandadır. Recep Peker'in 6 aylık bir zamanın iktitaf edilmiş semere-lerine ait izahı, kendi kabinesi ve partisi hesabına ne kadar öğünülmeğe lâyıksa programın gelecek zamanlara ait kısım­ları da o kadar cesaretli, o kadar müspet ve ümitlidir.

Gözlerimizi dünyaya çevirelim:

Şu günlerde buhran geçirmiyen, hattâ bizden itibarla ileri, zengin, kalabalık ve her türlü imkânları bize nispetle bol ol­duğu haide muhtelif sıkıntıların pençe­sinde kıvranmıyan kaç devlet, millet vardır ?

Türk milleti, herkese hakkını veren, in-saflı, şuurlu ve kadirşinas bir millettir. Recep Peker'in yaptığı beyanat, eminiz ki, bu milletin sağ duyusunda lâyık ol-duğu takdiri kazanmıştır.

Hükümetin altı aylık iş bilận­çosu,..

Yazan: AsımUs

16 Şubat1947 tarihli«Vakit» İs-tanbuldan:

Spiker, radyoda Recep Peker'in konuşa­cağım söyledi. Hükümet iş başına geç­tiği gündenberi altı ay olmuş. Sayın Baş­bakan bu altı aylık vazife devresi için halk efkârına açık bir hesap verecekmiş. Birdenbire hatıra gelen fikir şudur: bu altı ay içinde bir gün tartışmasız geç­medi. Muhalefet adına yapılan her ha. reket iş görmek için çalışan bir Hüküme­tin önüne sadece engel çıkarmaktan iba­rettir. Hükümet iş yapamasın, muvaf­fak olamasın, halk içinde hoşnutsuzluk­lar artsın ve iktidara geçmek istiyen muhalefet bundan faydalansın. Muhale­fetin tuttuğu yol bu olduğuna göre aca­ba bu, altı ay içinde ne yapılmış olabilir? Fakat Recep Peker söze başladıktan biraz sonra zihinlere gelen bu şüpheli sual derhal silindi. Güven ve huzur te­meline dayanan millî varlığımızı ileri bir kıymet derecesine yükseltmek için nefsine itimat ederek tuttuğu yolun doğ­ruluğuna inanarak ve bilhassa milleti­mizin hayatiyetinedayanarakçalışan Recep Peker, gerek Mecliste ve gerek basın sahasında ardı arası , kesilmiyen usandırıcı demokrasi tartışmaları içinde kendini kaybetmemiş, bütün enerjisiyle iş basma geçtiği zaman çizdiği progra­mı gerçekleştirmek imkânlarını aramış ve birçok işlerde başarılı neticeler de al­mış. Bir saate yakın bir zaman süren uzun nutkunun hemen her fıkrasında devlet ve millet hayatının, mühim bir meselesine temas etti ve Hükümet için kalblerde takdir uyandıran şeyler söyle­di. Recep Peker'in tok sesi ve bu sesin tatlı ahengi de herkese açık olan kalbi­nin samimi ifadesini kuvvetlendiriyordu. Görülüyor ki. Recep Peker millet hiz­metinde üzerine aldığı vazifelerden do­layı kendisine sual sorulmasından endişe duyan bir insan değildir; o, bilâkis mem­leket ve millete karşı hesap vermek İçin fırsat ariyan ve kendiliğinden harekete geçen bir Devlet adamıdır. îşte şimdi de­mokrasi adına hürriyet istiyenler için meydan açıktır: istedikleri gibi tenkit edebilirler. Yapılan işlerde hatalı bir ta­raf varsa onu açıkça ve delilleri ile söy-liyebilirler. Demokrasi hayatında hürri­yet, millete ait bu gibi işler üzerinde tartışma yapabilmek içindir ve cumhu­riyet kanunları bu hürriyeti herkese bol bol vermiştir.Birkaç gün evvel Uşak belediye seçim­leri müasebeti ile Mecliste yapılan tar­tışma sırasında söz alan Çanakkale'nin bağımsız Milletvekili Nurettin Önen'in muhalefet yolundaki manasızlıklardan şikâyet etmesi haklıdır: fakat şimdiye kadar yapılan tecrübelerden öğrendiği­mize göre bu türlü manasızlıkların önüne geçmek imkânsız oluyor. Onun için bize lâzım olan iş başında Recep Peker Hü­kümeti gibi muhalefet cereyanlarının her türlü kösteklemelerine rağmen ken­dini kaybetmiyen ve doğru bildiği yolda azimle yürüyen başarıcı bir heyetin bu­lunmasıdır. Bu yolda çalışan bir Hükümet hakkında muhalefet safında bulunanlardan takdir beklenmez. Fakat büyük halk kütlesi var ki o, mutlaka hakikatin hangi taraf­ta olduğunu anlıyacak ve âdil bir hakem olarak kararını verecektir. Ye herhalde Hükümet lehinde verecektir. Acaba bu tahrikçiler Gazetelerde yaz­dıklarının sınırlarımız içindek-i vatan­daşlar üzerinde bir tesir yapacağı­nı mı sanıyorlar ? Srgee bu mesele nin ortaya çıkacağı, şu veya bu büyük Devletinarkalaması ile Suriyelehine îıallolunacağı fikrini mi vermek istiyor­lar? Türkiye'de yaşıyan bir fert, hak­kını, hüriyetinin ve toprağının yirmi milyon Türkün can ve kan inancası al­tında olduğumu bilir.

Bilâkis bu tahrikçiler henüz bağımsız­lığını kazanan küçük Suriye'nin Arap olan ve olmıyan komşularına rahat ver-

miyeeek emperyalist ihtiraslarla kay­naşmakta olduğu gibi, yanlış olduğuna şüphe etmediğimiz, kötü bir fikir yaya­rak kendi memleketlerine zarar ver­mektedirler. Kendi memleketlerini, dünyada bir an önce barış ve normal mü­nasebetler kurulmasını istiyen - demok­rasiler bloku dışındaki karıştırıcı ve ba­rış imkânlarını bozucu - unsurlar ara­sında göstermek gibi hıyanete yakın bir suç işliyorlar. Aralarında henüz Türkçe-yî unutmıyanlar varsa dilimizde kös dinlemenin ne manâya geldiğini bilirler: Yani Suriye tahrikçilerinin yaygarası bize sinek kanadının sesinden de hafif gelir. Eu yazıyı da, dediğimiz gibi, sa­dece aldanabilecek olanları boş hayal­lerle daima katlanmak zorunda ol­dukları kâbuslu rüyalardan korumak için yazıyoruz. Yoksa başı kim bilir ne­relere bağlı maceracıların ne zahmetle­rine, ne de mürekkeplerine acıyoruz.

Tükiye ile Suriye'nin ancak birbirleri iîe dost geçinmekte menfaatleri vardır: Bu dost geçinmenin de iki tarafın bir­birlerinin bu günkü toprak ve hak bü­tünlüklerini tanıyıp saymaktan başka dayanabileceği sağlam bir temel yoktu.r

Alman­ya, batı i!e doğu arasındaki rekabetle­ri, boyun?, körük!üyecek bir durumda­dır. Almanya'ya ağır sulh şartları bil-hassp, çok ağıi1 harp tazminatı yüklene­cektir. Bu yükün altında yıliarca eziie-cek olan Alman milleti, Avrupa'nın or­tasında, büyük değerde bir siyasi koz sıfatîyle, sağdan soldan, gizli ve açık artırma ve eksiltme teklifleriyle karşı­laşacak, günün birinde, fazia verenin, yahut eksik aîanm üstünde kalacaktır.

Tehlike bundadır ve Almanya şimdiden bu oyuna başlamıştır. Hâdiseden anla­dığımız budur.

Sıkıntı ve korku arasında...

Yazan: Falih Bîfkı Atay

27 Şubat 1947 tarihli «Ulus» Anka­ra'dan. :

Avrupa kıtasında yaşıyan mîlletler, ik­tisadi sıkıntı ile hürriyetlerini kaybet­mek korkusu arasındadırlar. İktisadi düzeni tekrar kurabilmek için barış lâ­zım. Hür kalmak ve hür yaşamak inan­casına kavuşmak için de Slav bloku rejiminden ve bu rejime has idare me-todlarmdan batı âlemini kurtarabilmek lâzım. -Bu da bütün antlaşmalar mese­lesinin yalnız halledilmesine değil, im-zahyanlav tarafından samimi uygulan­masına bağlıdır.

Bugün hiç şüphe yok ki ne demokrasi­ler, ne de Rusya yeni bir harp aramak­ta değildir. Fakat bu iki grupu birbi­rinden, ayıran nokta, birincilerin normal banı? şartlarına süratle kavuşmak İs­teklerin i karşı, Rusya'nın bunu müm­kün olduğu kadar geciktirmekte bir menfaat umduğu şüphesini uyandırma­sıdır. Barış demek, işgal ve müdahaleli nüfuz devrine nihayet,vermek demektir. Küçük büyük her devlet, bir başfe^sı tarafından baskıya uğrannyaeağı kana­ati ile, kendi işlerine ve siyasetine hâ­kim olmalıdır ve eğer işlerinde ve siya­setinde barışıtehlikeye sokarbir tutum bulunduğu iddiası ortaya çıkarsa, bundan yalnız Birleşmiş Milletler Gü­venlik Konseyi hesap vermek zorunda oluğuna inanmalıdır.

10 Mart Konferansı hâdiselerin bu yol­da ve bu istikamette gelişip gelişmedi­ğini gösterecektir. Esefle söyliyelim kî b;ı konferans etrafındaki propaganda hazırlıkları şimdiden İyimserliğe kapıl­mağa asla elverişli değildir. Bin müş­kül altında, fakat daima bir merkez­den idare olunan kızı! propaganda olan­ca silâhlarını, yerine göre, Amerika ve İngiltere: aleyhine çevirmiştir. îngiite-re, en çok Akdeniz, bilhassa Yakın ve Ort?. Doğu gölgelerinde hücuma uğra­maktadır.

TereddütbileedilemezkiAmerika. Uzak-Doğu,îngütereAkdeniz.Yakın veOrta-Doğu bölgeleriile alâkalarını kestiklerivakit bu bölgelerdeyaşıyan milletler uzun ve ümitsiz bîr kargaşa­lık devrinegireceklerdir. İngiltereYa­kın ve Orta Doğudakidâvalarını Bir­leşmişi Milletler prensiplerine göre hal­letmeğe uğraşıyor.Bu prensiplerin ba­şındamilletlerinkendihaklarına ka­vuşmaları gelir ki ingiliz İmparatorlu­ğunun yeni çığn, bu fikre zıt değildir. Fakat İngiltere'ninilgili diğer devlet­lerlebütün görüşmeleri,bahsettiğimiz* propagandanınheryerinşartlarına, uyantahriklerialtındabunalmaktadır. Amerika için de, ilgili olduğu yerlerde,, durum hemen hemen aynıdır. Zati iste­nen şey, siyasi ve iktisadi menfaatleri­nin birbirine girdiği bu nazik bölgeler­demeselelerin halledilmesivedevam­lı bir düzenin kurulması değil, kararsız­lığın sürüpgitmesidir.

Gelecek olayların 1947 yılını 1938 de» de beter gösteren Mr. Churchill'in ka­ramsarlığım haksız çıkarmasını diliye-lim. Buhranların içinde yaşıya yaşıya sinirlerimize bir alışkanlık geldiğinden midir, nedir, aylarla, hattâ haftalarla sayılabilecek bir dönemin gerek Birleş-ihin Miletler dâvası, gerek millî hürri­yetler dâvası, gerek iki kıtamn içinde-vo etrafında yaşiyanlarm kaderi bakı­mından ne kadar ehemmiyetli olduğu­nuanlamazlıktangeliyoruz. Amerika murahhası. Herschel Jonshon, Avustralya murahhasının bu teklifini kahu etmiştir.

Polonya murahhasj Jerzy Michaiovvski, konseyin, İngiltere'nin şikâyetini Mil­letlerarası Adalet Divanma vermesini istemiş ve Avustralya murahhasının teklifine itiraz etmiştir.

Grömyko, Arnavutluk'un tezini müda­faa ettikten sonra .Avustralya murah­hasının teklifi aleyhinde bulunmuş ve iki aîâkah taraf arasında doğrudan doğruya müzakereler yapılması gerek­tiğim söylemiştir.

Arnavutluk murahhası Kapo, memleke­ti aleyhindeki isnatları tamamiyle red-etuğini söylemiş ve konseyin, İngiliz gemilerinin meydan okumalarım ve Ar­navutluk kara sularına tecavüz etmele-rinv dikkate almalarını istemiştir.,

İnginr; murahhası ' AIexander Oadogan müdahale ederek, Arnavutluk murah­hası tarafından 'yapılan beyanatın, mü­zakerelerin çerçevesi içeriaîne giremi-yecûğineİşaretetmiştir.

Cadogan, ihdas1. İstenilen Tali Komite'-nin ne gibi bir faydası olacağını arda-.vı^dığmı, bununîp. beraber böyle bir, TfcemitesBsv teşkiline itiraz etmiyeceğini söylemiştir.

îngÜiz murahhası bundan sonra Avust­ralya murahhası, Gromyko ve Polonya murahhasları tarafından ileri sürülen mülâhasalarp. cevap vermiş ve evvelce İM taraflı müzakereler yapıldığını fa--kat bunların hiç bir neticB vermediğini belirtmiştir.

Oturum tatil edilmiş ye müzakereler Perşembe günü öğleden sonraya bıra­kılmıştır.

Bundan sonra Balkan Federasyonu meselesine temas eden Bulgar. Dışişle­ri Bakan1,demiştir ki:

Balkan mületleri kendi kendilerinin sa­hibi oldukları gün Balkan Federasyonu meselesi nazarı dikkate alınacaktır. O zaman müspet neticeler alınacağına eminim. Balkan Slav milletleri arasın­daki münasebetler, böyle bir federas­yonun kuru'ması için ilk adımlarını atabilecekbirmerhaleyevarmıştır.

11 Şubat 1947

— Trieste:

Dün sabah evlerin pencereleri, barış muahedesinin imzalanması münasebe­tiyle siyah tüilü italyan bayrakiariyle süslenirken bir kadın, General De Win-ton a doğru ilerlemiş ve generale 3 el tabında s't;ırak arkasından vurmuştur. 13 üncü İngiliz Piyade Livasına ku­manda eden general, saat 9,30 da gel­mişti. Otomabilden inerek kendisini se­lâmlamak üzere hazırlanan muhafaza kıtasına doğru yürürken bu kadın, ya­pılan merasimi seyreden halkın arasın­dan ayrılarak generalin üzerine yürü­müş ve mantosunun cebinden otomatik tabancasını çıkarark namlusunu gene­ralin sırtına dayamış ve hiç kimse ne yaptığının farkına varmağa vakit bu­lamadan üçel ateş etmiştir.

General yere yuvarlanırken kadın dör­düncü defa, bir daha ateş etmiş ve kur­şun, muhafız kıtası askerlerinden biri­nin göğsüne isabet ederek ağır surette yaralanmasına sebebolmuştur.

Cân:. kadın yakalanırken, generali bir otomabile kayup hastahaneye götür-müşierse.de 5'olda ölmüştür.

General De Winton'un orduda büyük bir şöhreti vardı. Cinayet haberi birkaç saat içinde evvelâ Pola'da ve sonra Tri-este'cle yayılınca askerî mahfillerde bü­yük bir heyecan ve derin bir nefret uyanmıştır. Her ne kadar muhtelif un­surlara karşı tarafsızlık göstermiş ol­masına rağmen birkaç haftadan beri gazetelerin hücumlarına uğrayan ordu. bu hâdisekarsısında teessürünü sakla-

mamaktad:;:. Bununia beraber melhuz olan kışkırtıcı hareketlere karşı muka­bele ocmemesi için orduya kati emirler verilmiştir.

Uç hafta evvel kocasının yanına gelmiş olan generc-lin eşi, cinayet esnasında Poîa'da bulunmakta idi. Tahkikat yap­mak üzere Trieste'den Pola'ya memur­lar gönderilmiştir.

—Sofya:

Barış muahedesinin imzalanması müna­sebetiyle Sofya'da parlamento önünde­ki meydanda büyük bir miting yapıl-rmşt:r.

Millî Cephe Komitesi üyesi M. Valko-tehervenkov, söz almıştır. Valkotcher-venkov, Rusya ile, hürriyete bağlılık gösteren ve Bulgaristan'ın haklı dâva­sını destekliyeu bütün milletlere karşı şükranım ifade ettikten sonra muahe­de haksızlığına işaret etmiştir.

Hatip, Bulgaristan'ın bazı usulleri de­ğiştirmek ve bazı şartları hafifletmek istiyerek muahede hükümlerini çok dü­rüst olarak ifa edeceğini söyliyerek sözlerine son vermiştir.

—Sofya:

Hükümet organı olan gazeteler bugün. Bulgaristan'daki Trakya Muhacirler Birliği Merkez Komitesinin, bu eyale­tin Bulgaristan'a verilmesini reddeden suîh antlaşmasına karşı yaptığı protes­toyu yayınlamaktadırlar.

Diğer taraftan muhalefetin organı olan gazeteler ise başyazılarını sulh antlaş­masına tahsis etmiş bulunmaktadırlar. Muhalefete mensup Sosyalist Partisi­nin organı olan «Svoboden Narod» ga­zetesi <-üçüncü bir millî felâketten;> bahsetmektedir.

Gazete şunları yazıyor:

Bu sulh antlaşması, Nöyyi antlaşma­sını tashih etmemekte ve bize, köylü­nün taşıyamıyacağı ağır iktisadi yük­ler yüklemektedir. Müşterek düşmana karşı müttefiklerin safında savaşmış olmamıza rağmen, bize 1919 daki ağır bir sulh antlaşması kabul ettirmek adaleteuygundeğildir.

23 Şubat 1947 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan il

Almanya'nın peyklerine sunulmak üze­re hazırlanan barış muahedeleri dün Pa­ris'te imzalandı. Toplu dünya sulhunun ancak bir kışının] teşkil eden bu mua­hedeler, gerçekte bir başlangıç sayılır. Bir müzik tâbiri kullanmama izin ve­rirseniz, dünkü hâdise ile, yıllardanberi özlenen büyük barış senfonisinin henüz prelüdü çalınmaya başlamıştır. Asıl eser Almanya'ya tatbiki beklenen şart­lar yerine getirildikten sonra meydana çıkacaktır.

Bununla beraber peyklere imzalatılan muahedelere şöyle topluca bir göz gez­dirmek suretiyle, dünyamızın yarım hakkında az çok doğruya yakın bir fi-lîir edinmek de belki mümkündür.

Bir barış muahedesinde en fazla ehem­miyet verilmesi gereken iki nokta, top­rak dâvalarını eîden geldiği kadar çöz­mek ve milletlerarası adalet duyguları­namümkünmerteberiayetetmektir.

Unutmıyalım ki, 1939 da patlak veren îkinc: Cihan Harbinin tohumu, bir tür­lü yoluna konamıyan toprak dâvaları ve mütemadiyen hançerlenen adalet duy­guları yüzünden, daha 1919 da atılmıştı. Almanya'nın peyklerine karşı hazırla-'nan barış muahedelerinde, yukarıya kaydettiğimiz iki prensipe 'uygun ola­rak büyük galip devletler arasında tam bir işbirliği zihniyeti hüküm sürseydi. Yazık ki, bu devletler, yeryüzünde ni­zam getirici bir gayret arkasından ko­şacak yerde, birbirlerine karşı rekabet yarışma girmekten kendilerini alama­dılar. Hazırlanan muahedeler de tabia-tiyle eksik ve kusurlu oldu. En su^Iu sayiîan Devlet îtalya Mi. Bil tün sömürgelerini kaybetmek, Onikl Adayı Yunanistan'a vermek, donanma­sını Müttefiklere teslim etmek, ayrıca dolar hesabiyle ağır bir tazminata mah-Kûm olmak suretiyle, İtalya, Mussolini tarafından 1940 yılında işlenen feci ha­tayı ödeyecektir. .Geçen sene Paris Kon­feransı kararları neticesinde Fransa'ya bıraktığı Brigue ve Tendre bölgesi pek küçük bir yer olduğu için bu memleket Avrupa karasında hemen hiçbir toprak kaybına uğramad?. Daha ziyade askerî, siyasî ve iktisadî bir dâva olan Trieste meselesi. Angîo - Saksonlarm müdaha­lesiyle şimdiîik ortalama bir rejime bağ­lanıyor. Yugoslavya tarafından bir millî ülkü haiine yükseltilen Trieste mesele­sinin altından bir gün belKi de yeni bir Danzig hortlağı fırlayiverecektir. Avus-turya da İtalya'ya karşı bir takım top­rak alacakları ileri sürülüyordu. Bilin' diği gibi. Mussolini'yi memnun etmek istiyen Hitler, geçen harp sonunda ital­ya'ya verilen Tirolları boşaltmış, orada ne kadar Avusturyalı varsa hepsini geri çekmişti. 1938 yılında bütün dünyanın gözü önünde işgal edilerek zorla Alman­ya'ya katılan Avusturya, bu harbe ba­ğımsız bir devlet olarak girmediği için, eski kayıplarını ele geçirmek, zararları­nı telâfi etmek ümidini besliyordu. Fa­kat büyük devletler Avusturya'yı he­men tamamiyle unutmuş gibidirler. Çünkü Viyana'nin büyük bir kısmı hâlâ Rusların elindedir ve onlar orada kal­dıkça Avusturya'yı hatırlamak pek teh­likeli oyunlara yol açabilecektir.

Dün imzalanan barış muahedeleri, eski Mihver ortakları içinde en talihlisinin Bulgaristan olduğunu gösteriyor. Al­manya'nın yanında Halkalara mahsus bir nevi jandarma onbaşılığı yapan bu Devlet. Yunanistanla Yugoslavya'nın bir kısmını işgal etmiş, İngiltere İle Ame­rika'ya karşı resmen savaşa girmiş, yılîarca Almanya'nın düdüğünü çalmıştı. Fakat son dakikada tepetaklak dönme­sini becerdiği, daha doğrusu Sovyet Rusya'nın politikasına Öyle münasip geldiği için, bir koruyucusunu kaybe­derken, Bulgaristan, yeni ve ötekinden daha üstün bir koruyucuya kavuştu. Bu sayede aşağı yukarı muzaffer bir dev­let gibi, hiç bir toprak kaybına uğra-maksızın harp belâsından yakasını sı­yırmış oldu.

Rumanya, Macaristan ve Finlandiya, îkinci Dünya Harbinin en az suglu mağ­lûpları idiler. Finlandiya, 1939 kışında durup dururken komşusu Sovyet Rus­ya'nın taarruzuna uğramış, kendini kahramanca müdafaa ettikten sonra, 1941 yazında, Almanya'nın yanında harbe girmişti. Kayıplarını kurtarmak gibi meşru bir sebebin yanında şiddetli Alman baskısı da Finiândiya'yı o şekii-de hareket etmeğe herhalde zorluyordu. Bundan Ötürü Finlandiya'yı suçlandır­mak, cebinden evinin anahtarı zorla alı­nan bir adamı, onu tekrar ele geçirmek ümidine kapıldığı için cezalandirmıya benzer.

— Öyle olmaz. Mahkemeye başvurması lâzımdı Diyeceksiniz. Fakat mahkemenin ne ka­rar verdiğini işte görüyoruz. Finlandi­ya'nın kapı anahtarı, bugün', vaktiyle onu zorla ele geçiren adama bir hak olarak verilmiştir.

Rumanya'nin vaziyeti de aşağı yukarı Finlândiyamnkigibidir.Bumemleket desağdansoldanbaskılarauğramış, Sovyet Rusya tarafından topraklan zaptedilmiş, Viyana'da toplanan bir ha­kem karariyle en zengin vilâyetleri Ma­caristan'a devrolunmuştur. Şimdi bun­lardan, Rusya'nın aldıkları bermutat Rusya'ya kalıyor. Yalnız Macaristan'a devredilen kısım Rumanya'ya lütfen ge­ri veriliyor. Macaristan gibi, Almanya'nın da a dibinde sıkışmış kalmış bir millet, bu harb içinde Almanya'ya karşı - hiç ol­mazsa sembolik bir şekilde - ayaklan-saydı, acaba netice ne olurdu? Bugün Macaristan'a kayıpları geri verilir, bu millet hakkına kavuşturulur muydu ? Ba suali burada açıklamak benim işim değil. Fakat bütün faşist devletlere kar­şı birden şahlanarak altı yıl müddetle en ağır bir imtihanı başarı ile sona erdiren Yunanistan bile, Müttefiklerce mağlûp Bulgaristanîa hemen hemen bir tutu­lurken, şimdi Macaristan hesabına fazla hayıflannüya yer olmasa gerektir. Bu iyi kalbli, temiz kanlı millet, geopoîitik kaderinin ağır cilvelerine tarih boyun­ca zaman zaman demek katlanıp dura­caktır. Hulâsa olarak şunu söyliyelim: Dün imzalanan barış muahedeleri Avrupa'da toprak dâvalarım nisbeten olsun çöze­memiş, milletlerin yüreğini burkan ada­let duygularını da pek hesaba katama-mıştır. Barış senfonisinin prelüdünü bo­zuk ve eksik akortlu sesler arasında dinledik. Asıl eserin daha pürüzsüz ola­cağını siz tahmin ediyor musunuz? Avusturya'nın hava kuvvetleri bulun­durmasına müsaade olunup oiunmiyaca-ğı tasrih edilememiştir. En büyük anlaşmazlık silâhların tahdidi meselesindeçıkmıştır.Sovyet Rusya, Avusturya'nın atom silâhları kullanma­sını menedenmaddeye«kütle halinde tahrip eden her hangi bir silâhın kulla­nılmasını» meneden cümlesinin ilâvesini istemiştir,ingiltere ve Fransa tarafın­dan desteklenen Amerikan Deîegesi Ge­neral Clark «her an Avusturya'nın içiş­lerine karışmaya yol açacak' bu kadar müphem bir» cümlenin ilâvesine muha­lefetetmiştir.Nihayetmadde,bahis mevzuu cümle ilâve edilmeksizin kabul olunmuş, yalnız bu cümie parantez için­de bırakılmıştır. Sovyet delegesinin mu­halefetine rağmen Amerikan ve îngiliz temsilcileri, antlaşmanın imzasınaişti­rakedecekdevletlerin zikredilen mad­deye, bu devletlerdenbaşkagerektiği takdirdediğerdevletlerinzikredilen maddeye, bu devletlerden başka gerek­tiği takdirde diğer devletlerin de çağırı-labileceği derpişolunan,bir cümlenin ilâve edilmesini istemiştir. Bunu müteakip, henüz müzakere edil­memiş olan siyasi hükümlerin görüşül­mesine geçilmiştir. Rusya, Avusturya'­nın «egemen ve bağımsız» olduğunu tes-bit eden hükme «demokrat» kelimesinin ilâve olunmasını istemiş ve bu teklif kabul olunmuştur. Nihayet Habsburgların Avusturya'ya dönmelerine müsaade edilmesi de karar­laştırılmıştır.

19 Şubat 1947

— Londra:

Dışişleri bakan yardımcıları dür.. Al­manya ile imzalanacak olan barış ant­laşmasının hazırlanmasında müttefik kü­çük devletlerin oynıyacaklan rol üzerin­de İncelemeler yapmışlar fakat bu hu­susta hiç bir karar almamışlardır.

îngiliz murahhası, bazı hususi meselele­rin incelenmesi esnasında ve özel komis­yonlarda küçük devletlerin cTf-lpgc bu­lundurmalarını teklif eden Amerikan murahhasını desteklemiştir. Bunun üzerine Sovyet delegesi ds, Al­manya ile imzalanacak olan barış ant­laşmasın:, dışişleri bakanlarının değil, küçük devlet temsilcilerinden mürekkep komisyonların hazırlıyacakları mânası çıktığını söylemiştir.

23 Şubat 1947

— Londra:

Almanya işleri ile uğraşan-Bakan Mua­vinleri Konferansı dün öğleden sonra toplanmış ve müzakerelerine beş buçuk saat devam etmiştir. Toplantıya Gusev Başkanlık etmiştir. Muavinler evvela Almanya ile yapılacak sulh antlaşması­nın hazırlanmasında takip edilmesi ge­reken usul hakkında eksperler komitesi tarafından sunulan raporu tetkik et­mişlerdir. Rapor, Yabancı Bakanlar Konseyi tarafından sulh andlaşmasmın hazırlanması ve yazılması sırasında ta­kip edilecek sıra hakkında bazı müta­lâaları İhtiva etmekte idi.

Muavinler konferansına bundan sonra, usûl hakkında yeni Amerikan teklifleri sunulmuştur. Bu tekliflerde, bir genel müttefik haberler ve istişare komitesi ihdası hakkındaki Fransız teklifleri ilk defa olarak kabul edilmekte İdi. Fransız teklifleri evvelce Sovyet ve îngiliz mu­rahhasları tarafından kabul edilmemişti. Muavinler Konferansı bundan sonra, dün Couve De Murville tarafından sunulan Fransız tekliflerini incelemiştir. Bu tek­lifler dört daimî komite ve başka mütte­fiklerin de iştirak edecekleri talî komi­teler ihdasına dairdi. Fransız teklifleri hakkında ilk uzun gö­rüş teatileri yapılmış ve bu arada Couve De Murville, Fransız murahhas heyeti­nin görüşlerini bildirmiştir. Gusev doğ­rudan doğruya alâkalı devletlerin tarifi hakkındaki Sovyet tezini anlatmıştır.

Sovyetler Birliği kendi eğem en! iği ve nü­fuzu dışında olan her memlekette insan haklarının ve her nevi hürriyetlerin baş şampiyonudur. Çünkü bu memle­ketlerde komünist tahriklerine serbestçe cereyan vermek ancak bu haklardan ve hürriyetlerden istifade etmek suretiyle mümkün olabilir. Fakat kendi egemen­liği ve nüfuzu altında 'olan' yerlerde kı­zıl diktatörlüğün adı demokrasidir. Moskova Konferansına gedecek Ameri­kan gazetecilerinin sayısını tahdit et­mek Sovyetler rejiminin aksaklıklarını mümkün olduğu kadar dünya halk ef­kârından gizlemek gayretiyle izah olu­nabilir. Moskova Konferansına doğru...

Yasan: Öme Rİza Doğrul

23 Şubat 1947 tarihli «Cumhuriyet» fstanbuIMaıı: Moskova Konferansının toplanma tarihi yaklaştıkça P'îyiik Dörtlerin, bu kon­feranstan umulan neticeleri, gerçekleştir­meleri ihtimali üzerinde yürütülen mü­talâalar daha fazla değer kazanmakta­dır. İyimserlikle kötümserlik arasında dalgalanan bu mütalâaların hiç bir va­kit yeis ifade etmediğine bakılacak olur­sa, Moskova Konferansının, kendine göre müspet neticeler vermek ümidiyle topla­nacağına hükmetmek mümkündür.

Moskova Konferansı, şimdiye kadar top­lanan ınüttefiklerarası konferansların en mühimi sayılabilir. Çünkü daha ev­velki konferanslar ona nispetle ancak ih­zar? bir mahiyet arzediyordu. Moskova Konferansı ise işi neticelendirecek ve muvaffak olduğu takdirde Avrupa'yı sul-h?, kavuşturacak, yeni ve sulhçu bir Ayrupr.'mrt kurulmasına önayak ola­cak ve yavaş yavaş ikinci Dünya Har­binin de unutulmasına imkân hazırhya-caktır.

Fakat bu neticelere varmak için hallo­lunması gerekîeşen meselelerin çok bü­yük olduğunu ve bunların içinden kolay kolay çrkılamıyacağım, belki bu mesele­lerin Dörtleri bir hayli hırpahyacağını da

kabul etmek lâzımdır. Bu meselelerin bu derece Önem kazanmasına en belli başlı sebeplerden biri, Müteffiklerden her birinin bunları halletmekteki menfa­atlerinin, diğerlerinin menfaatlerine ay-kır: düşmesidir. Hattâ Müttefiklerden bazılarının menfaatleri diğerlerine karşı zıddiyet ifade edecek dereceyi bulmakta ve bu da meselelerin hallini çetinleştir-mektedir.

Bununla beraber, Müttefiklerin Alman­ya'yı silâhsızlandırmak ve naziliği tasfi­ye etmek hususunda birleşik oldukları göze çarpmaktadır. Silâhlı bir Alman'ya Müttefiklerin kısa bir fasıladan sonra yeni bir dünya harbi ile karşılaşmaları manasında telâkki edildiği ve Müttefik­lerin hiç biri de tekrar bu tehlike ile kar­şılaşmayı göze almadığı için, Almanya'yı silâhsızlandırmak hususunda . oy birliği­nin hüküm sürdüğü daima görülmekte­dir.

İhtilâf bundan sonra başlıyor. Almanya-nm silahsızlandırılması, Alman sanayi­inin hangi şubesinin yıkımdan kurtula­cağım tâyin etmek üzerinde fikirler ayrılıyor ve bir sürü tartışmalar baş-gösteriyor. Sonra Almanya'nın silahsızlandırılması ve Naziliğin tamamiyle tasfiye' edilmesi sıkı kontrol altında bulundurulması de­ mektir. Bu yüzden halen Almanya işgal altında yaşıyor ve Müttefiklerin her biri Almanya'nın bir bölgesini idare edi­yor. Fakat bu durum ne zamana kadar devam edecek ve Almanya "ne zaman kendi varlığım temsil eden bir hükümet sahibi olacak?

Almanya'nın işgali ve yeni bir Alman Hükümetinin kurulması, bilhassa Al-manyr.'nm iktisadî îıir birlik alarak- bir­leşmesi meselesi Müttefikleri 'derinden derine meşgul etmekte ve her l&iri, kendi menfaatlerine uygun bir hal çaresi peşin­de- koşmaktadır. Bu hususlarda Rusya'­nın nokta*, nazarı İngiltere ve A'merika'-dandan ayrılıyor, Fransa'nın noktai na-zan ingiltere'ye uymuyor, velhasıl bu işlerin içinden çıkmak hususunda sıkın­tılar çekiliyoi ve bu sıkıntılar bir müd­detdahadevamedecektir.

2 Şubat 1917

— Londra:

Bütün partilere mensup 73 saylav, Avam Kamarasına «Dünya Milletleri Federas­yonu», kurulması lehinde bir takrir ver­mişlerdir. Takriri imza edenler arasında geçen Kasımda, «İsyan» esnasında Hü­kümet lehine oy vermek istemiyen bazı işçi saylavlar da bulunmaktadır. Bunla­rın bu takriri imza etmek suretiyle Churchiîl tarafıdan tavsiye edilen Av­rupa Federasyonu aleyhinde cephe al­mak İstedikleri sanılmaktadır. Takrirde, dünya milletlerinin seviyesini yükselt­mek ve dünya sulhunu idame etmek maksadiyle Hükümetin, İngiltere'nin bu yolda yürümeye hazır olan her milletle birlikte federasyona girmeğe hazır bu­lunduğunu bildirmesi istenmekte ve fe­deral bir anayasanın, temsili bir Kuru-cm MecÜf: tarafından hazırlanması ge­rektiğiilâve edilmektedir.

6 Şubat 1947

— Londra:

48 saaten beri devam etmekte olan kor­kunç kar fırtınası İngiltere'yi ayrı ayrı iki parçaya ayırmıştır. Memleketin ku­zeyi ile güneyi arasında münakalât top-yekûn kesilmiştir.

Bir gok günlerden beri kar fırtınası yü­zünden tecrit edilmiş bir halde bulunan Louth telsiz telgraf istasyonundaki 12 kişiye paraşütle yiyecek atılmıştır.

Lincoln Shire köylerindeki 600 kişiye de paraşütle uçaklar tarafından yiyecek atılmıştır.

Memleketin muhtelif noktalarında tec­rit edilmiş bir halde bulunan bir çok köşklere yiyecek gönderilmesi için çalı­şılmaktadır.

10 Şubat 1947

—Londra:

Madenciler Sandikasi Genel Sekreteri,, kömür buranı yüzünden madencilerle îşçi Partisi Hükümetine yapılan hücum­ları protesto etmiştir. Genel sekreter maden amelelerinin azalmış olmasına-rağmen, İngiltere'de kömür istihsalinin son dokuz ay zarfında 8,5 milyon ton. artmış olduğuna işaret etmiştir.

27 Şubat 1947

—Londra:

İngiliz Komünist Partisi Başkan Mua­vini Palme Dutt, dün ağılan Komünist Kongresine- beş maddelik bir «Dünya» Banş Plânı» takdim etmiştir.

Maddeler şunlardır:

— İngiliz - Amerikan blokunun terki,

— îngiliz - Sovyet muahedesinin ta­ mamlanması,

— Eski düşman memleketleri müstes­na olmak üzere bütün memleketlerdeki kıtaların geri çekilmesi,

— Emperyalist ve hâkimiyet politika, lannm terki,

— Milletlerarasıekonomik işbirliği, Dutt, söylediği kısa nutkunda bazı İn­giliz - Amerikan unsurları tarafından hazırlanan Sovyet aleyhtarı stratejik plânlara karşı feveran etmiştir.

23Şubat 1947

—Paris:

Haber verildiğine göre, 1.300.000 Fran-sı?; memuru, ücretlerine % 20 nispetin­de bir zam yapılmadığı takdirde greve başlamak tehdidini ileri sürmektedir. Diğer taraftan benzin satan dükkânlar, karne iie benzinin litre fiyatını 20 frank ve karnesiz litre fiyatını 63 frank olarak tesbit eden hükümetin kararım protesto etmek maksadiyle dördüncü gün olarak bugün de kapalı kalacak­tır.

Dün akşam Sinemacılar Sendikası tema­şa vergileri azaltılmadığı takdirde, si­nemaların kapanacağını bildirmişlerdir.

24Şubat 194T

—Paris:

Fransız polisi Vichy'de, eski Kıraİcı Parti Action Française'in bir propagan­da teşkilâtını meydana çıkarmıştır. Şimdi tevkif edilmiş olan berber Jacques Perrin'in evinde, cumhuriyet aleyhinde risale bulunmuştur.

Polis makamları, Vichy'de meydana çı­karılan propaganda bürosunun bütün Fransa'ya yayılmış olan geniş bir şe­bekeye bağlı bulunduğunu sanmakta­dırlar.

Başlıca şehirlerdeki polis birlikleri ve müdürlükleri vaziyetten haberdar edil­miştir.

Bilindiği g ibi Action Française gazete­sinin sahibi Charles Maurras, Ocak. 1945 te Lyon şehrinde yargılanmıştı. Maurras, düşmanla işbirliği yapmakla itham olunmakta idi. Neticede cürnıü sabit olmuş ve müebbet hapse mahkûm edilmişti.

— Paris:

Dün basın grevini idare eden komite, Paris şehrinde gazete tevziatiyle meş­gul teşekküllere müracaat ederek, Fran­sız başkentinde yabancı gazete tevzia­tında bulunmamak suretiyle millete karşı tesanütlerini göstermelerini iste­miştir.

Paris'te basın ve kitapçılık işinde çalı­şan mürettipler ve sair işçiler, 27 Şu­bat tarihine kadar yüzde 25 nispetinde bir zam görmezlerse grev ilân edecek­lerdir.

27 Şubat 1947

—- Paris:

Versailles Yüksek Mahkemesi, 1941 Pe-tain Hükümetinde Dışişleri Bakanlığı yapmış olan Paul Baudoin'ra yargılan­masına başlanmıştır.Baudoin şöyle demiştir:

«Layal'in İngiltere'ye harp açmasını menetmek için Dışişleri Bakanlığında kalmakhğım lâzımdı».

24 Şubat 1947

— Lizbon:

Lizbon'a 80 kilometre mesafede bulu­nan Santaren şehri kısmen suiar altın­da kalmış ve civarla irtibatı tamamen kesilmiştir. Tage nehri civarındaki su baskınları bugüne kadar görülmemiş "bir hal almıştır.

Yirmi dört saatten beri nehrin seviye­si durmadan yükselmekte ve bazı nok­talarda 17 metreyi bulmaktadır. Emni­yet tedbirleri almaları için Ribatejo eyâleti ahalisine radyo ile tavsiyelerde bulunulmuştur. Ekilmiştarlalarçokzarargörmüştür.


Macar Milletine yeni bir teca­vüz..,

Yazan: Hüseyin Cahid Yalçın

27 Şubat 1947 tarihli «Taııin» İs­tanbul'dan:

Rus işgali altında kalan memleketlerde emniyet, kanun, hak ve adalet namına hiç bir şey mevcut olmadığına ve yal­nız Bolşeviklerin keyfî hüküm sürdüğü­ne en son delili Macaristan'da vukua gelen bir hâdisede buluruz. Macaristan-da Hükümet, resmen, komünistlerin elinde değildir. Çünkü Macar milleti bü­tün tazyiklere mukavemet edecek ka­dar bir metanet ve vatanseverlik gös­termiş, yapılan seçimlerde, Bolşevikle­rin tazyik ve entrikalarına rağmen, ek­seriyeti küçük emlâk sahiplerinden mü­rekkep partiye vermiştir.

Fakat, Bolşevikler bu partiyi avuçları­nın içine almaktan ve Macaristan'ı on­lar vasıtasiyle Bolşevikleştirmekten ümit kesince, artık sakınmayı, çekin­meyi bıraktılar ve açıktan açığa teca­vüze geçtiler. Kendilerine kim ne yapa­cak? Mademki Macaristandadırlar, ma­demki Macaristan'da orduları vardır, istediklerini yaparlarsa ingiltere ile Amerika kendilerine harb mi ilân ede­cekler ki korksunlar? Olsa olsa, bîr protesto notası yollayacaklar. Bunu da bir kenara atmaktan kolay ne var? Bolşevikleri şimdiye kadar hiç ehem­miyet vermedikleri notalardan ne çıktı ki Macaristan meselesinde böyle bir ih­timalden çekinsinler.

Bazı İngiliz yahut Amerikan gazeteleri Macaristan'da irtikâp edilen bu haksız­lıktan dolayı makaleler mi neşredecek­ler? Ederlerse ne oîur? Bolşevik şefle­rinden biri, herhangi bir münasebetle, bir az yumuşak, yüze gülücü bir şeyler anlaşmağa tenezzül buyuruyorlar diye »öyler; herkes, aman, Bolşevikler; lütfen anlaşmağa tenezzül buyuruyorlar diye

sevinç içinde kalır. Gazeteler Bolşevik beyanatının kelimelerinden harıl harıl ümitli mânalar çıkarmakla meşgul olurken, artık zavallı Macarlar'ı kim düşünür ?

Şimdiye kadar görülen manzara hep budur, işte Bolşevikler alıştıkları bu müsamahadan cesaret alarak Macar milletine ağır bir darbe indirdiler. Bir kag gündenberi gelen haberlerden öğre­niyoruz ki Macaristan'da Hükümeti de­virmek için bir komplo keşfedilmiş. Bu komploda Macar Küçük Emlâk Sahip­leri Partisinin, yani ekseriyet partisinin şefi de dahil imiş. Kendisi milletvekili olduğu için tevkifine müsaade edilmesi, alelusul, millet meclisinden istenmiş. Fakat meclisteki komisyon parti şefi aleyhinde iîeri sürülen ithamların kâfi delillere isnat etmediğini gördüğü için bu talebi reddetmiş. Bunun üzerine, Macaristan'daki Bolşevik İşgal Komu­tanlığı harekete gelerek Macar millet­vekilini tevkif etmiş! Bu işin içinde bir garabet bulunduğu derhal göze çarpıyor. Macaristan Parlamentosunda ekseriyeti haiz olan yeni hükümeti elde tutan bir parti, Hükümeti devirmek İçin neden komplo yapsın 7 Bolşevik işg"al kuvvet­leri aleyhinde komploya ne lüzum var ki sulh muahedenameleri imzalandıktan sonra onlar kendiliklerinden çekilecek­lerdir ? tşte bu noktada işin sırrına erişmiş olu­yoruz. Bolşevikler, verdikleri imza mu­cibince, Macaristan'ı boşaltmak mecbu­riyetinde kalacaklardır. Fakat boşalt­mak işlerine gelmemektedir. Bunun için bahane mi yok? Yok olsa bile icat et­mek zor mudur? îcat ederlerse bunu yüzlerine kira vuracak? Onlar için sadece zevahiri bir az kurtarmak lâzım­dır. Bİnaenaley. Macaristan'ın Bolşevik­lere yanaşmıyan halkını ezmek haksa-diyîe böyle bir komplo masalı ya tama­men uydurulmuş,yahutmübalağalarla tasvir edilmiştir. Ve Hükümet Partisine darbe indirmek için de partinin şefi hapse tıkilnııştır. Macaristan Hükümeti sözde müstakil­dir. Macaristan Hükümeti sözde hüküm­ranlık hakkına maliktir. Macaristan'da güya bir Millet Meclisi vardır. Macaris­tan'da Anayasa bütün Macar vatan­daşlarına haklar tanıdığı gibi milletve­killeri için bir muafiyet tanımıştır. Ta­nımıştır amma bütün bunları hiçe sayan müstevli ve mütearnz Bolşevikler, Ma­caristan'ı işgal altında tutmaktadırlar. İşlerine gelmeyince, ne Macaristan'ın hakkını, istiklâl ve hükümranlığını ta­nırlar, ne Macar Anayasasının garanti ettiği hürriyetlere ehemmiyet verirler.: Bolşeviklerin Macaristan'da irtikâp et­tikleri bu mağrur ve mütecaviz hare­ketler demir perdearkasındakibütün bedbaht memleketler için bir ihtar de­mek olduğunda şüphe edilemez. Bulga­ristan'da, Yugoslavya'da, Rumanya'da ve Lehistan'da Bolşeviklerin emrettiği yolda yürümiyecek hükümetler ve par­tiler artık baslarına gelecek felâketi bi­lirler. O talihsiz memleketlerde hükü­met adamları istedikleri kadar dürüst, istedikleri kadar vatansever olsunlar, bunlara Bolşeviklerin ehemmiyet ver­dikleri yoktur. Bolşeviklerin istediği yalnız itaattir, bendeliktir. Kim ki Bol­şeviklerin enirine boyun eğmez, onun yeri hapishanedir, darağacıdır. Onlar masumları mahkemede bir takım ha­yalî cinayetlerle büî'oül gibi itiraf ettir­menin yolunu bilirler. Ellerine geçen adamları maddeten öldürmeden evvel manen öldürerek insanlık şeref ve hay­siyetinden mahrum edecek kadar kat­merli surette zalimdirler. Bulgaristan'da kızıl diktatör­lük batı demokrasisi yoluna dönebilir mi?...

Yazan: Asım Us

15 Şubat 1947iarihli «Vakit» İstanbuIı:

İngiltere Hükümeti. Bulgaristan'a verdi­ği nota ile bugün Sofya'da iş başında bu­lunan Dimitrof Hükümetini hukukan ta­nımaca karar verdiğini bildirmiştir. Bu karar Bulgaristan'a Rus işgal kuvvetle­ri girdiği gündenberi ingiltere ile Bul­garistan arasında devam eden bir anlaş­mazlığı ortadan kaldırmak için müraca­at edilen yeni bir tecrübedir. İngiliz İşçi Hükümeti bu kararı ile komünist Dimit­rof Hükümetini idarede diktatörlük me­totlarını bırakarak batı demokrasisi yo-1 ma girmeğe davet ediyor! Bu. Türkçede kırk yıllık Yâni'yi Kani yapmak için gi­rişilmiş bir tecrübeden başka bir şey de-ğiMır. Fakat çaresiz hâdiselerin gelişme­si böyle bir tecrübeye başvurmağı icab-ettiriyor.

Malûmya Şubatın 10 uncu günü Pariste Mihver Peyklerine ait muahedeler imza­landı. Bu arada Bulgaristan temsilcileri de kendi memleketlerine ait oîan mua­hedeyi imzaladı. Bu muahedenin ikinci maddesinde şöyle deniliyor: «Bulgaris­tan ırk. cins. dil ve din farkı gözetmek­sizin Bulgar idaresi altında bulunan her­kese beşeri haklardan ve söz, basın, ya­yın, dinî inanç, siyasi kanaat ve genel toplantı ana hüriyetlerinden İfade im­kânlarını temin için gereken bütün ted­birleri alacaktır.»

Harp senelerinde Bulgaristanda nazi dik­tatörlüğü hüküm sürüyordu. Tabiî ola­rak bu hüriyetlerden hiç biri yoktu. Al­man nazi sisteminden sonra Sovyet dik­tatörlük sistemi geldi! Yine-bu hürriyet­lerden hiç biri görülmedi. Yalta Konfe­ransı kararlarına riayet edilmedi. Vatan

cephesi adı altında Bulgaristan'da hü­küm süren kapalı Sovyet diktatö'rlügü-son zamanlarda açık bir Sovyet sistemi­ne çevrildi. Mumtelif partilere hükümet içinde mevki verileceği hakkında yapı­lan vaidler hep tatbiksiz kaldı. Son defa yapılan anaj'asa meclisi seçimi de yine tazyik altında olduğu anlaşıldı. Bu vazi­yet Rus işgali altında olan diğer Orta Av­rupa ve Balkan memleketlerinde de var­dır. Bundan dolayı İngiltere ve Amerika Mihver Peyki memleketlere imzalatıla­cak muahedelerde ırk, cins, dil, din farkı

gözetmeksizin herkese söz, basm yayra, din siyasi kanaat ve genel toplantı hür­riyetleri verilmesi hakkında birer madde koydurmuşlardır. Bu suretle muahedeleri imzahyan hükümetler diktatörlükten de­mokrasi sistemine doğru gitmek için ye­ni bir taahhüde girmiş bulunuyorlar.

tşte İngiltere Hükümeti. Bulgaristan'da Dimitrof Hükümetinin üzerine aldığı bu yeni taahhüde dayanarak bir nota ver­miş ve muahededeki ikinci maddenin hü­kümlerini bundan sonra yerine getirmek, yani demokrasi prensiplerine riayet et­mek şartiyle geçmişte olup biten uygun­suzlukları unutmağa karar verdiğini bildirmiştir.

Acaba Dimitrof Hükümeti Paris'te İm­zaladığı muahedenin 2 inci maddesindeki hükümleri tatbik edecek mi 7. Daha doğ­rusu tatbik etmek imkânını bulacak mı? Zira.bir hükümetin vatandaşlarına hür­riyet hakkı verebilmesi için ilk şart, ken­disinin idare işinde hür ve serbest olma­sıdır. Bulgaristan Rus askerî işgali altın­da bulundukça buna maddeten imkân yoktur. Filhakika muahedeler tasdik edil­dikten sonra ilk olarak Bulgaristandaki Rus işgalinin kalkacağı kararlaştırılmış­tır. Fakat bir taraftan Bulgaristan'dan Rus işgalinin kalkması beklenirken diğer tarafta» bu-memlekette yüzbinlcrce Rus muhacirinin getirilmesi için hazırlıklar-

-dan balısolunuyor. Hatta bu muhacir­lerden otuz bin kişinin şimdiden Bulga­ristan hudutlarına girdiği, nihayet bu muhacirlerin Bulgaristanda mühim idare vazifelerinde kullanılacağı da söyleni­yor. Haller ve şartlar bu vaziyette olun­ca Sofyada iş başında olan hükümet komünist diktatörlüğü taraflısı olmasa bile elinden ne gelir ki?

Bulgaristanı Sovyet sömürgesi haline getirmek için...

Yazan: Abulin Dav'er

17 Şııbai 1947 tarihli «Cumhuri­yet» istanbul'dan:

Birkaç gün önce Anadolu Ajansı Bnta-Tiova ajansının Bulgaristan'a ait bir ha­berini yalanlamıştı. Bu haberde hulasa­tenşöyledeniyordu:

«İki yüz bin kişilik bir Rus muhacir ka­filesi Bulgaristan'a gelecek, bunların yüz bini Dobruoa'ya yerleştirilecektir. Şimdiden otuz bin Rus Bulgaristan'a gelmiş bulunmaktadır. Dobruca bölgesi­nin Rusya'ya mı ilhak edilmesi lâzım geleceğini, yoksa Bulgar olarak mı ka­lacağını tâyin etmek üzere bir plebisit yapılacaktır. Dobruca'ya gelecek olan bu yüz bin Rusla meselenin ne şekilde halledileceği şüpheye yer bırakmamak­tadır. Kalan yüz bin Rus da memleketin her tarafına yayılacaktır. Bunların bü­yük bir kısmı memur olarak çalışacak­tır. Bu muhacir Ruslar hemen Bulgar tabiiyetine geçeceklerdir.»

İngiltere'nin en mühim gazetelerinden T}iri olan Manchester Guardian'm siyasi muharriri de bu hususta şunları yaz­maktadır.

«Bulgaristan, Kumanya ve Macaristan gibi; Rusya'ya komşu memleketlere, 'Rusların muhacir sıfatiyle yerleştirilme­leri keyfiyeti Moskova'da, barış muahe­delerinin yürürlüğe girmesinden ve Sov­yet kıtalarının çekilmesinden sonra, bu bölgede Rus nüfuzunu idame etmek için. başlıca tedbirlerden biri olarak tcîâkki edilmektedir.»

Bu haberin neşrinden sonra, Tass ajansı tarafından yalanlanacağını bekliyorduk. Fakat yalanlama, Sovyet Rusyadan de­ğil, Bulgaristan'dan geldi. Bulgar tel­graf ajansı, bu haberi kesin olarak ya­lanlamıştır. Fakat acaba, İngiliz ve A-merikan gazetelerine akseden bu haber, hakikaten uydurma mıdır? Bulgaristan Kızılordunun işgalinde bulunan ve Mos-kovakâri bolşevik sistemiyle idare edilen bir peyk memlekettir. Demir perde ar­kasında bulunan bu memlekette olup bitenlerin hakikatini bilmek kabil değildir. Ara sıra nasılsa sızan doğru veya doğruya yakın haberlerden* Bulgar Hükümetinin işine geîmiyenlerin Bulgar Ajansı tarafından yalanlanması olağan işlerdendir. Britanova Ajansiyle Man­chester Guardian gazetesinin verdikleri haberin de bu çeşit bir yalanlamaya uğ­ramış doğru bir haber olması kuvvetle muhtemeldir. Bulgaristan'ı Sovyet Rusya'nın sömür­gesi haline koymak yolundaki bir hare­ketin, Bulgar Hükümetinin İngiltere tarafından hukukan tanındığı ve Ameri­ka tarafından da tanınması mevzuu bah-solduğu sırada, yalanlanmasını tabii görmeklâzımdır.

Meselenin esasına gelince, Bulgaristanla Müttefikler arasında barış antlaşması imzalanmış ve antlaşmaların tasdikın-dan üç ay sonra bütün eski mihver peyki memleketler gibi Bulgbaristan'm da tah­liyesi kabul edilmiştir. Sovyet Rusya, bir bahane icat etmez de bu tahliye'vak­tinde gerçekleşirse, bolşevik süngülerine dayanarak iktidar mevkiini ele geçirmiş olan Moskova bendesi bütün hükümet­ler gibi Bulgar Kabinesinin de yerinde kalacağı çok şüphelidir. Demokrasi prensiplerine tevfikan serbest seçimler­le halkın reyini ve itimadını kazanarak iş başına geçmemiş oldukları yüzde yüz muhakkak olan hükümetlerin şu veya bu şekilde iş başından atılmaları ise, Sovyet Rusya'nın hiç işine gelmez. On­ları iktidar mevkiinde tutmak için, sar-fettiği bütün gayretler zamanla yok oîup gider. Nitekim daha. şimdiden Bulgaris­tan'da,bugünküHükümetidevirmek için askerî bir darbe hazırlandığı ve bir­çok generallerle subayların tevkif edile­rek mahkemeye verildikleri bildirilmek­tedir. Bu, beiki de. Bulgaristan'ın Rus işgaline girdiği günden beri yapılan kan­lı temizleme hareketlerinden biridir kt ileride hükümeti devirmelerinden şüphe ve endişe ediien adamları, tahliyeden önce ortadan kaldırmak maksadiyle ya­pılmaktadır. Bu gibi tethiş temizlemele­ri, ne kadar büyük ölçüde yapılırsa ya­pılsın, bütün bir milleti temizlemek ve Sovyet Rusya'da olduğu gibi uzun yıllar boyunca sindirmek pek da kabil olmıya-cağı için, daha esaslı tedbirlere başvur­mak İâzım geleceği, bolşeviklerin de ma­lûmudur. İşte, ileride Bulgarların ayak­lanıp başlarındaki hükümeti atmaları ihtimalini önlemek için henüz işgal kuv­vetleri çekilmeden ve demir perde kalk­madan evvel. Bulgaristan'a her istenile­ni yapacak muazzam bir beşinci kol yer­leştirmek ciheti düşünülmüş olabilir. Sovyet Rusya'nın 200 milyonluk nüfu­sundan200 binkişininBulgaristan'a gönderilmesi işten bile değildir. Bunlarla Sovyet Rusya'da rejime karşı herhangi bir hareketi karşılamak üzere kullanılan gizli ve açık zabıta ordusunun vazifesini görebilir. Barış antlaşmasiyie bütün Bulgar silâhlı kuvvetleri 65.000 kişiye indirildiğine göre, bu orduyu yalnız Rus muhacirleriyle Bulgar komünistlerinden teşkil etmek kabildir. O vakit, Bulgaris­tan, Sovyet Rusya'nın bir sömürgesi ha­line gelir ve ondan sonra da, artık ne vakit Bulgarların tam İstiklâllerine sa­hip ve hakikî demokrat bir millet olacak­larını. Allah bilir. Hele verilen haberde bildirildiği gibi. Dobruca bir plebisit ne­ticesinde, bilmem kaçıncı Sovyet Sosya­list Cumhuriyeti olursa. Bulgaristan'ın sömürgeliği ebedileşir. Bulgar ajansı ne kadar tekzip ederse etsin, Moskova'nın Bulgaristan'ı elden kaçırmamak için bu veya buna benzer tedbirlere başvuraca­ğına - boîşeviklerin bugün takibetmekte oldukları siyaset devam ettikçe - inan­mamak kabil değildir.

General Zervas iş başında...

Yazan: Cihad Saban

25 Şubat 1947 tarihli «Tasvir» is­tanbul'dan:

Asilerle boğuşarak, memlekette huzur ve sükûnu temin etmek üzere kat'î ka­rarını vermiş olan hükümet, son ted-birlere başvuruyor. Bir mehil tâyin edi­yor. O tarihe kadar silâhlarını ellerin­den bırakanlar affedileceklerdir, isyan­da karar kılanlar aleyhinde ise takiba­ta, şiddetle devamoltmacaktır. Eski Baş­bakan Çaldaris'in bu hususta vermiş oîduğ'u demeci dün gazetelerde gördük­ten sonra, bugün de General Napoleon Zervas'm Asayiş Bakanlığına getirilmiş olduğunu okuyoruz. Zervas'm bu mev­kie gelmesi durumu hayli aydınlatmış bulunuyor.

General Zervas evvelâ büyük bir Türk dostudur. Yunanistan Alman ve Bulgar işgali altında iken, kızıllaşmıyan muka­vemet hareketini Andon Çavuş ile be­raber o temsil ediyordu. Harp bittikten sonra, sakallarım traş etti ve Yanya civarındaki nüfuzundan istifade ederek milliyetçi ve kıraîci bir parti kurarak mücadeleye atılarak zannedildiğinden daha büyük bir muvaffakiyet kazandı, yirmiyi aşan taraftarlarîyle parlamen­toyagirebildi.

Zervas ,Türk dostu olduğu kadar, bü­yük bir komünist düşmanıdır. Kars'ın, Ardahan'ın talep edildiği sıralarda idi. Kendisini Selanik'te bir mitingde nutuk îradederken dinlemiştim. Halka: «îk-tidarı bana veriniz, yirmi dört saat için­de komünizm yılanının başım ezece­ğim» vadinde bulunuyordu. Birkaç gün sonra kendisiyle Atina'daki parti bina­sında görüştüm. Generali te'Iih edecek kadar yükselten bizim Fenerli bir deli­kanlının tercümanlığı ile Öğrendim ki, Kars ve Ardahan'ın istenmesi karsısın-

da Zervas çok asabileşmiştîr. Türkiye hudutlarını muhafaza etmek için bir harbe girecek olursa, ben Ge­neral Zervas, Türk ordusunda bir er gi­bi boğuşmaya hazırım» demişti. Söz sö­zü açtıktan sonra da... Üstad Hüseyin Calıid Yalçm'ın beyanatım tasvibede-rek, «Türkiye ile Yunanistan arasında? ki hudutları kaldırmalı, iki milleti bir yapmalı»diye fikrinide açıklamıştı.

îşte bugün âsilerie uğraşmak için Asa­yiş Bakanlığına getirilen Zervas, bu Türk dostu ve komünist düşmanı olan Zervas'tır. Generalin bu mevkie gelmiş olmasının açık ve sarih mânası şudur ki: Yunan Hükümeti âsilerle dişe diş ve göze göz, mücadele etmek azmindedir. Bugüne kadar güdülen «belki düzelir!» politikası terkedilmiştir. Artık acın­madan kan akıtılacaktır. Böyle bir po­litikanın ve sert tedbirlerin sorumlulu­ğunu Zervas üzerine alacak bir insan­dır, zaten sert hareket etmek için da­ha evvel bu vazifeye talibolmuştu. Ge­çen Mart ayındaki seçimler esnasında da, iktidara geldiği takdirde, ilk icraat olarak komünistleri ezeceğini açıkça ifade etmişti.

Yunanistan her türlü zorluklara dahilî karışıklıklara rağmen günden güne ya­ralarını sarmağa muvaffak olmaktadır. Hayatın ucuzlamağa müteveccih oldu­ğu yegâne memleket Yunanistan'dır, denebilir: İngiliz ve Amerikan yardı­mından azamî derecede istifade eden de yine Yunanistan olmuştur.

Yunanistan'ın Akdeniz'de. Anglo Sakson politikasının temel taşlarından bi­risi olması Rus politikasının içeride bü­yük mikyasta harekete geçmesini intaç etmişti. Memleketin sağ duyusu, müsel-lâh kıyamlara rağmen bu tehlikeyi ağır ağır bertaraf etmektedir. Gerek Maksimos ve gerek onun selefi Çalda-ris ile, kıralcı partilere muhalif hareket eden, Cumhuriyetçiler, yani, Papa And-reu, Sofulis, Venizclos ve Kanalopulos da komünist düşmanıdırlar ve bu hu­susta anlaşmışlardır. Şunu da söylemek lâzımdır ki, Yuna­nistan'daki komünizm, doğrudan doğ­ruya Rusya'ya bağlı bir ihtilâl teşkilâ­tıdır, başında Zaharidis gibi bir takım serserilerin bulunduğu bu teşkilât, Yunanistan'a ve Yunan - Türkmenafime büyük zararlar vermişlerdir, öyle umuyoruz ki, Selanik'te komüniz­mi yirmi dört saatte İmha edeceğini ba­ğırarak söyliyen Zervas, sözünü yerine getirir ve memleket düşmanlarını mü­sellem olan kuvvetiyle yakında yok ede­rek, Yunanistan'ı müstahak olduğu hu­zura kavuşturur.

1947

— Londr

Kski Yugoslav Kıral ailesinden, İlk ola­rak Prens Mihail Petroviç, Mareşal Ti­fo Hükümetine iltihak etmiştir. Prens, Alman ve İtalyanların kontrolleri altin-de «Quisling» Hükümetinin şefi olması hususunda kendisine yapılmış olan tek­lifleri ved el ettiğinden harb içinöe iki de­fa gözaltı edilmiştir. Prens geçen ay ka-rısiyle birlikte- Yugoslavya'ya dönerek Belgrat'ta bir otele yerleşmiş ve sakio bir lıayat geçirmeğe başlamıştır. Prens, memleketine bir vatansever olmak iti­bariyle döndüğünü bildirmiştir. Tito Hü­kümeti, gayet iyi Fransızca, İngilizce ve İtalyanca konuşan Prense Dışişleri Ba-kanlığmda bir vazife teklif etmiştir.

16 Şufeal i 9 M

— Delgrad:

19S9 tia Polonya'ya ve 1941 de Belgrad'a!

yapılan hava hücumlarım idare, Girit harekâtına kumanda ve Hitler ordularım güney-doğuda sevk ve idare eden Avus­turyalı General Alexsandre Von Loehr, Belgrad'daki Üçüncü Yugoslav Ordusu mahkemesi tarafından kurşuna dizilmek suretiyle ölüme mahkûm edilmiştir. Diğer taraftan mahkeme. Yugoslavya'da yapılan birçok katliam, tahribat, ve yağ-m;ı hareketlerinden sorumlu buluna» General Hans Fortner, General Auguste

Schrnit Huber, General Fritz Neuthold ve General Josoph Kisler'i asılmak su­retiyle ölüme mahkûm etmiştir.

27 Şııhai 1947 —Lodra:

Belgrad R,aclyosu bu sabah şunları bil­dirmiştir:

1941 de Beîgradln kitle halinde bombar­dıman edilmesi için emir vermiş olan Balkanlardaki Alman Orduları eski Baş. komutanı Generai Aiexander I^ehr dün kurşuna dizilmiş ve diğer beş Alman generali de asılmıştır.

Yüksek Hükümet makamı süratiyle, par­lamento umumi heyeti dün yaptığı top­lantı esnasında, mahkûmların af talep­lerini incelemiştir. Bu talep reddedilmiş ve hüküm derhal infaz olunmuştur.

Loehr, 16 Şubatta Belgrad Askerî Mah­kemesi tarafından kurşuna dizilmek i~ zere ölüm cezasına çarpılmıştı.

Asılmak suretiyle idam olunan diğer ge­neraller şunlardır:

118 inci Tümen Komutanı General Jo-seph Kisler, «Prens Eugene» Tümeni Ko-mutanıGeneral August Schmidt, 718 inci Tümen Komutanı General Hans Fortner, 369 uncu Tümen Komutanı General Fritz Neuthold ve 1942 den 1943 e ka­dar Belgrad Askerî Komutanı General Adolph Loncar.

Şubat 1917

—Kahire:'

Vaft Partisi Başkanı Nahas Paşa, mil­lete hitaben yayınladığı bir beyanname­de Başbakan Nokraşi Paşa'nm bütün partilerin birleşmeleri hususunda yap­mış olduğu daveti reddetmişti!. Nahas Paşa Vaft Partisinin aldığı durumda is-rar ederek, şu hususları reddettiğini bil­dirmiştir.

BirleşmişMilletlerAnayasasınınlü­zumsuz kılmasından dolayı İngiltere ile her hangi bir ittifak aktedilmesi, MüşterekbirMısır-îngilizAskerî Komisyonunun kurulması, Mısır topraklarının tahliyesi için ye­ni bir mühlet verilmesi.Kahas Paşa. Mısır'ın dâvasının Sıtkı Pasa ile Bevin'in tesbit etmiş oldukları anlaşma tasarısını hiç bir zaman kabul etmemiş olan Mısırlı temsilciler tarafın­dan Birleşmiş Milletler Teşkilâtına ar-zeGÜmesin: istemektedir.

8 Şubat 19-17

—İskenderiye:

ingiliz ordusunun 60 senedenberi işgal etmekte oiduğu «Mustafa» kışlalarını Mısır ordusuna teslimi büyük tezahürata yolaçmıştır.

10 Şubat 1947

—- Kahire:

Anadolu Ajansının özel muhabiri bildi­riyor :

Bir Mısır Saylavı Meclise, Sudan işleriy­le meşgui olacak bir bakanlığın ihdasını teklif etmiştir. Müteşebbis Komisyon dün toplanarak bu teklifi kabul etmiş­tir. Teklif, bu hususta yetkili komisyona

havale edilmek üzere Meclise sunula­caktır.

—Kahire:

Anadolu Azarısmm özel muhabiri yazı­yor:

Başbakan, dün. Bakanlar Kurulunun yaptığı en uzun toplantılardan biri olan toplantıdan çıktıktan sonra basın tem­silcilerine yaptığı demeçte şöyle demiş­tir: ,

«Güvenlik Konseyine yalnız Sudan me­selesi değil, bütün heyeti umumiyesiyle Mısır meselesi arzedilecektir.»

15 Şubat 1947

—İskenderiye:

tskederiye'nîB ingilizler tarafından tah­liyesi bugün sona ermiştir. Filistinçıkmazı hal sekli...

Yazan:MuharremFeyziTogay 17 Şubat 1947 tarihli «Son Saat» İstanbul'dan.:, İngiltere Dışbakam Eevin, Filistin işini Birleşmiş Milletler Kuruluna havale edeceğini bildirdi.

Kurulun Umumi Meclisi gelecek Eylül­de toplanacağına göre o zaman bu me­seleye bakacaktır. Yahut İngiltere Hü­kümeti lüzum gösterirse daha evvel Umumi Meclisi fevkalâde bir toplantı­ya davet edecektir.

İngiliz Kabinesinin böyie bir karar al­masına zahirî sebep, iki defa Londra'ya davet ettiği Arap temsilcileriyle Yahu­di vekillerinanlaşamamış olmalarıdır.

Filistin Arapları Yüksek Şûrası üe bu­nun arkasında bulunan yedi Arap dev­leti Fiîistinde bugün yarım milyondan fazla olan Yahudi muhacirlere her tür­lü vatandaşlık haklarını ve İsrail kav­minin inkişafına yarayacak imkânları vermekten fazla bir müsaadede buîuna-mıyacağım bildirdiler ve aynı zamanda Yahudi muhaceretinin son İngiliz siyah kitabında tayin edilmiş senelik miktar­ları geçmemesini istemiştir.

Yahudilerin Filistin vekâleti ve bunun arkasında bulunan Amerikan Siyonist teşkilâtı ise Filistin'de müstakil bir Ya­hudi Devleti kurulması ve muhaceret için hiç bir had tayin edilmemesi husu­sunda ayak diremiştir.

İngiltere Hükümeti iki arayı bulmak İçin son yaptığı teklifte Filistin Arap ve Yahudi olarak muhtariyeti caiz bi­rer bölgeye ayrılmasını ve bunların Ku­düs'te bulunacak merkezî bir hükümete tâbi olmasını ileri sürmüştü.

Gerek Araplar gerekse Yahudiler bu teklifi görüşlerine uygun bulmadıkla-rından reddettiler. Bu durum karşısm-cl~ güya İngiİteıe Hükümeti için mese­leyi Birleşmiş Milletler Kuruluna hava­leetmekten başka bir çare bulamadı.

Fakat hakikat halde İngiltere'yi şarkta kendisinin büyük ehemmiyet verdiği Arap siyasetine ve sevkülceyş düşünce­lerine bile bakmıyarak Fiiistinden eli­ni ayağım kendiliğinden çekecek bir tavır ;ılmağa sevkeden âmil büsbütün, başkadır.

Birinci Dünya Harbi İngiltere'yi malî ve iktisadi ve yiyecek cihetinden değil, si­yasî ve askerî hususlarda dahi Ameri­ka'ya muhtaç bırakmıştı:

İkinci Dünya Harbi, ise ingiltere'yi yal­nız malî ve iktisadî ve yiyecek cihetin­den değil siyasî ve askerî hususlarda dahi Amerika'ya muhtaç bırakmıştır.

İngiltere hangi teşebbüs ve harekete geçecek olursa olsun Amerika'dan mü-zaharet ve yardım sağlamak zorunda­dır. Bahusus İkinci Dünya Harbinden sonra Avrupa'da, Yakın ve Orta Şark'-ta ve bütün Asya karalarında İngilte­re'yi ciddi olarak tehdideden Rusya'ya karşı koyabilmek için Amerika'nın des­teklemesineşiddetlemuhtaçtır.

Halbuki Amerika'da, malî ve iktisadî sahalarda ve hattâ siyaset alanında da Filistin'i bir Yahudi Devleti yapmağı gaye edinen Siyonistler şimdi de nüfuz sahibidirler, ingiltere, Amerika'yı her­hangi suretle darıltmamak için Filistin meselesini Birleşmiş Milletler Kuruluna havale ederek işin içinden çıkmak iste­miştir.

Moskova'ya gön­derilmiştir. Amerikan Başkentindeki ba­zı siyasi çevreler Rus notasını Moskova Konferansının arifesinde MarshaH'm ala­cağı durumu tecrübe etmek için yapılan bir hareket olaraktefsir etmektedirler.

18 9ubal 1947

—Washing'ton:

Dışişleri Bakam Marshai'm yakınlarının söylediklerine göre Bakan, iktisadî saha­da bir Amerikan yardımının yalnız Av­rupa ekonomisinin ve harp sonu dünya­sının kalkınmasına tesir etmekle kalmı-yacağmı, aynı zamanda infiratçı bir ik­tisat siyasetinin, taşıyacağı felâketi ön­lemek bahsinde de müessir olacağı ka-naatmdadır.

Esasen, görüş tarzıBeyaz Saray tara­fındantasvibedüenDışişleriBakanı, bu tezi kongre önünde müdafaa etmek .azmindedir.

—Washington:

Ayan Meclisinin Teşrii Komisyonu, Cum­hurbaşkanlığı makamında aynı şahsın dörder senelik iki devreden fazla kalma­masını teminen Anayasada yapılacak ta­dilâtı 2 ye karşı 9 oyla kabul etmiştir.

Komüsyon Başkanı Cumhuriyetçi Alex-ander Wüey'in beyanatına göre, bu ka­rarın kanun hükmüne girmesi için Bir­leşik Amerika Devletlerinin dörtte üçü tarafındantasvibi lâzımdır.

—Washington:

Sovyet Protestosuna cevap olarak Dış­işleri Bakam Marsa.ll tarafından gönde­rilen ve bugün öğleden sonra neşredilen notada ezcümle şöyle denilmektedir: M. Acheson Ayan Meclisinde Atom Enerjisi Komisyonu üyeleri tarafnıdan sorulan suallere verdiği cevaplar «has-mane» olmaktan ziyade «açık yürekli­lik» ifade eder.

Tarafınızdan Sovyetler Birliğine karşı lıasmane olarak vasıflandırılan demeç, genel meselelere taallûk eden yorumlar "bakımından bizim ölçülerimize göre bir tezvir veya iftira telâkki edilmez. Bina-

enaleyh bir açık yürekliliği hasmane bir hareket olarak telâkki etmıyeceğimizden eminim.

Şubat 1947

-- Washington:

Dışişleri Bakanının Molotof a gönderdiği nota, Achcson'm durumunun kayıtsız şartsız tasvibi mahiyetinde okluğu gibi, Dışişlerince asılsız olduğuna hükmedilen Sovyet protestosunun da doğrudan doğ­ruya reddi mânasına gelmektedir. Bu fikri 'ifade eden Amerikan diplomatik çevrelerine göre, Dışişleri Bakam böyle bir cevap vermekle kendi durumunu da İzah etmiş olmaktadır.

Bakan, iik defa olarak yaptığı bu diplo­matik mesajla azmini göstermiş, açık sözlülüğün husumetle karıştırılmanla sı icabettiğini hatırlatmış ve Acheson'm beyanatmdaki itidale işaret etmiştir.

— Washington:

Amerikan Dışişleri Bakanı Marshall'ın Sovyetler Birliğine gönderdiği cevabî notanın metni şudur: Büyük Elçimiz Smith vasıtasiyle gön­dermiş olduğunuz ve Amerikan Ayan Komitesi önünde demeçte bulunan Dış­işleri Bakan Muavininin sözlerini kaba ve yersiz diye vasıflandırdığınız ve Sov­yetler Birliği aleyhine olarak itham etti­ğiniz 14 Şubat tarihli protesto mektu­bunuzu aldım.

Şikâyetçi olduğunuz sözler, Dışişleri Ba­kan Muavini tarafından ancak bir Ayan üyesinin sorduğu suale cevap vermek için sarfedilmiştir. Bu cevap Komite Başkanı tarafından kabul edilen usullere uygun olarak verilmişti. Sorulan suale verilen cevap şudur:

Ayandan Mc. Keller: - Şimdi böyle ta­savvur edelim ki, Rusya, yalnız elinde bulunan toprakları elinde tutmak değil, aynı zamanda başka topraklara da el-koymak istemektedir. Eğer Rusya, atom bombasına sahip olsaydı, bunu yalnız Avrupa'nın geri kalan kısmının değil, bütün dünyayı istilâ etmek için kullana­cağınızannediyor musunuz?

Kuvvetli müdafaa, bizim iğin en iyi em­niyeti teşkil eder. Eğer kuvvetli olursak harb çıkarmak istiyen mütecavizlerin bundan vazgeçeceklerine emin olabiliriz. Bu kuvvet, daima hazır, daima kullanıl­mağa amade bir kuvvet olmalıdır.:»

Birleşik Amerika Harbiye Nazırının söz­leri, bir hakikatin tam ifadesidir, ingil­tere veAmerika gibi büyük demokrat milletler Birinci Dünya Harbinin tecrü­belerine ve derslerine rağmen, daima şu yanlış düşünceye kapılıyorlar:

Harbe hazır büyük silâhlı kuvvetler bu­lundurmak, çok masrafları ve ağır kül­fetleri mucip bir iştir ve bir silâhlanma yarışma sebebiyet verir. Bu yarış da so­nunda harble neticelenir. Onun için bi­zim gibi barışsever milletler, silâhlı kuv­vetlerini asgarî hadde 'jndirmelidir.

Eğer îkinci Dünya Harbi başında, Fran­sa kuvvetli bir hava ordusuna ve Alman-yanınki gibi büyük zırhlı kuvvetlere sahip olsaydı, İngiltere ve Amerika da seferberlik ilân. eder etmez bir hafta on gün içinde, muazzam kuvvetleri hareke­te getirebilecek bir durumda bulunsalar­dı, Hitler ile Mussolini kolay ve ucuz bir zafer hülyasına asla kapılmazlardı; Ja­ponya'da bİr.Pearl Harbour baskmiyle Amerika'yı yenebileceğini aklına bile ge­tirmezdi.

1933 te Hitler iktidar mevkiine geldikten sonra 1935 te Versailles antlaşmasının askerî hükümlerini kâğıt sepetine ata­rak silâhlanma yolunu tuttu ve 1936 da Rhin gayri askerî bölgesini işgal ederek

burasını tahkime başladı. İngiltere, bu açık alâmetlerden bir harb muvacehesin­de olduğunu elbette görüyor, fakat si­lahlanmaya, mecburi askerlik hizmetini kabule razı olamıyor ve bu müdafaa gayretlerinin mucibolacağı masrafları göze aldıramıyordu. Onun için Hitler'i konferans görüşmeleriyle yatıştırmağa çalıştı. Fakat bu yumuşak siyaset, Al­man diktatörünü âdeta azdırdı ve netice­de barış değil harb doğurdu.

1939 da harb patladığı zaman İngiltere o kadar hazırlıksızdı ki, 9 ay sonra, 1940 Mayısında Almanya batı cephesinde bü­yük taarruza başladığı zaman dahi, în-giliz kara ve hava orduları birer küçük kuvvetten ibaret bulunuyorlardı. îngil-tereyi, o zaman Alman istilâsından kur­taran, askerî müzelerden alman eski toplar değil, zafer sarhoşu olan Hitîer'in yanlış stratejisi ve siyaseti olmuştur.

Cihangir olmak sevdasına kapılar, 3a ponya'nın effe tutulur bir tarzda harbe hazırlanmasına karşı, Amerikan Kon­gresinin tuttuğu yatıştırma siyaseti. Pa-sifikteki Guam gibi ileri üslerin Japon­ları kışkırtmamak ümidiyle tahkim edil­memesine sebep olmuştu; bu hal ise, Ja­ponları bilâkis kışkırtmağa yaramıştı. Eğer. Roosevelt. 1940 ta Amerika'yı az çok silâhlandırmağa ve kuvvetli bir kara ve hava ordusiyle daha kudretli bir do­nanma vücude getirmeğe başlamamış ol­saydı Pearl Harbour'dan sonra, Japonya-nın takibettiğî, her tarafta birden ta­arruza geçmek gibi yanlış bir stratejiye rağmen, Amerika, çok fena bir duruma düşecek ve mağlûp olmasına ramak ka­lacaktı.

Bütün bu. son derece tehlikeli tecrübele­rin acı derslerinden sonra Amerika ve onunla beraber İngiltere, Sovyet Rusya gibi, bir tecavüz ve istilâ siyaseti takib-ettiği gün gibi aşikâr olan ve tecavüz-kârlığı Amerikan dışişlerini idare eden­ler tarafından da resmen kabul edilmiş bulunan bir devlet karşısında, mecburî askerlikten nefret, silâhlı kuvvetlere fazla para harcamamak gibi sebeplerle ordularını asgari hadde indirirlerse, bu­nun sonu "Üçüncü Dünya Harbi olacağına hiç şüphe etmemelidirler.

Şubat 1947

— Tokyo:

Japonya'da entfâsyou durumu gittikçe daha vahim bir şekil almaktadır. Ocak ayı sonunda tedavülde bulunan kâğıt paranınyüzmilyarı geçmişolduğunu

Öğrenen halk, malî ve ekonomik bir buhranın pek yakın olmasından foüyüK endişe duymaktadır. Bununla beraber Maliye Bakanı, gelir vergisi çıkarıl­ması ve muvazeneli bir bütçe hazırlan­ması suretiyle fiyatların yükselişinin önlenebileceğini Ümit etmektedir.

Şubat 1947

Pekin:

Üç zırhlı tı-eale desteklenen hükümet kuvvetleriyle sekizinci orduya mensup komünist birlikleri arasında şiddetli bir muharebe cereyan etmektedir. Çe­teler, yaptıkları şiddetli hücumlar ne­ticesinde dün gece Pekin - Tienstiu hat­tı üzerinde iki istasyonu ele geçirmeğe vo bu suretle Pekin ile deniz ve Pekin İle Mançurya arasında irtibatı kesmeğe 'jmuvatfak . olmuşlardır.

3 Şubat 1947

—Şanghay:

Merkezî Çin Hükümetine mensup 200 bine yakın asker, Şantung eyaletinin güneyinde bulunan komünist genel ka-rargâhına üç ayrı koldan ilerlemekte­dir.

S Şubal 1947

—Nankin:

Hükümet kuvvetleri, Şantung eyaleti­nin güneyinde, komünist umumî karar­gâhının bulunduğu Linyi şehrine 8 ki-lometre yaklaşmışlardır. Bu şehir üze­rine yürüyen 200.000 kişilik orduya Ge-

nelkurmayBaşkanı. GeneralGekşen bizzat kumanda etmektedir.

Ll Şubat 1947

— Nankîn:

Şantung muharebesi, komünistlerin anudane mukavemetleri yüzünden umul-mıyan bir şekil almıştır. Komünistler, hükümet kuvvetlerinin Mahalli Komü­nist Hükümetinin merkeziolan Linyi'İ almalarına şimdilik mani olmuşlardır. Savunma Bakaplığı ile ilgili mahfiller, zaptı bir kaç defa haber yerilmiş olan Linyi'in hâlâ komünistlerin elinde bu­lunduğunu kabul ederek, hükümet kuv­vetleri komutanlığının, komünistlerin mukavemet derecesini tahmin edemedi­ğiniilâveetmektedirler.

15 Şubat 1947

— Şanghay:

Hükümet kuvvetlen bu sabah komünist­lerin kontrolünde bulunan Çantung; böl­gesinin merkezi Linyi şehrine girmiş­tir. Şehrin zaptından önce onaltı komü­nist tugayı bozguna uğratılmıştır..

Linyi şehri, hükümet kuvvetlerinin 27 Ocakta girişmiş oldukları hücumun ilk hedefini teşkil etmekteydi.

22 Şubat 1947

HİNDİSTAN — Yeni-Deîhi:

Gandi Nehru, bu akşam yayınladığı bir demeçte,almış olduğa karardan dolayı Attlee'yi tebrik etmekte ve Hint Müs­lüman Birliğini işbirliğine davet eyle­mektedir.

24 Şubat 1947

HİNDİSTAN — Yeni-Delhi:

1948 senesi Haziran ayında Hin di »tan­dan çekilmek hususundaki İngiltere'nin karan, Hint mahfillerinde memnuniyet-

îe karşılanmaktadır. Müslüman Birliği Lideri Cinnah'ın birliğin bir Pakistan kurmak talebinden asla vazgeçmiyece-ğine dair Karaşi'de verdiği demece rağ­men, tahmin eylediğine göre, İngiliz Hü­kümeti, Muvakkat Hükümet Başkam Pandit Nehru.'yu, birliği kurucu meclisin çalışmalarına iştiraka davet ederek dos­tane bir harekette bulunmaya teşvik etmiştir.

îr taraftan, dün bir nutuk veren Ctanah, Bihar kargaşalıklarından bah­setmiş ve müslümanlarrn katlanmış ol­dukları fedakârlıkların boşa gitmiyece-ğmî belirtmiştir.

Bununla beraber İngiliz demecine birlik üyeleri arasmdaşimdiyekadar resmî

biç bir tepki görülmediği belirtilmekte­dir.

23 Şubat 1947

HİNDİSTAN - Londra:

Pencap'Öa Müslüman kadınlar nükümet binasının kapılarına hücum etmişler ve

Vali Sir Even. Jenkis'in odası Önüne Müs­lüman Birliğinin, bayrağım dikmişlerdir. Nümayişçi kadınlar, resmî makamların toplantı yasağı hakkındaki kararını pro­testo etmekte idiler.

Nümayişçilerin başında müslüman lider­lerinden Hüseyin Hidayettullah'm karısı Begüm Hidayettullah bulunmakta idi.

Polis göz yaşartıcı gaz kullanmış ve ele-başlariyle birlikte toazı kadınları tevkif

etmiş İse de sonradan bunları serbest bı­rakmıştır.

27 Şubat 1947

HİNDİSTAN — Yeni-Delhi:

Resmen bildirildiğine göre, Müslüman Birliği tarafından. Pencap Eyaletinin bağımsız birlik hükümeti aleyhine giri­şilmiş olan ve 34 gün süren nümayişler. bir anlaşma üzerine nihayet bulmuştur. Dün. 1500 Müslüman Nümayişçisi' ha­pishanelerdentahliyeedilmiştir.

Hindistan dâvası...

Yazan: Cihad Baban

23 Şubat 1947 tarihlî «Tasvir> İs­tanbul'dan :

Başbakan Attlee'nin İngiliz Parlâmento­sunda hükümetin en geç Haziran 1948 e kadar, Hindistanı tahliye etmek husu­sunda kat'î bir niyet beslediğini İfade et­mesi, Hindistan'ın durumu hakkında yeniden münakaşaların açılmasına mey­dan vermiş oldu. Muhalefet şimdiden kıyameti koparmıştır.

Muhafazakârlar, Hindistan'ın terkeûil-mesine taraftar değillerdir. Churchiîl'in bu husustaki fikirlerini biliyoruz. Daha 1929 da Ealdvin kabinesi sukut edip de yerine Macdonald geldiğe zaman, Chur-chill her iki hükümet reisini rehavetle itham ediyor. Ve bilhassa Macdonald için «acz İğinde yerlerde sürünen» bir politi­ka takip ediyor diyordu.

Churchill, Hindlilerin, daha geniş bir öl­çüde kendi idarî işlerine bakmalarına taraftardı. Fakat birdenbire Hindistan'a bir dominyon veya federatif bir hükümet statüsü verilmesine de razı değildi. Hin­distan'ın Gandi'ye terkedilmesine muha­lifti ve fikirlerini 1931 senesinin 18 Mar­tında Albert Hall'daM bir toplantıda şu kelimelerle-ifade etmişti:

«Asırların Büyük Britanya İmparator­luğuna temin ettiği mirası kendi elimizle reddetmek kadar, Acıklı bir manzara olabilir mi? Mümkün müdür ki. ortada Hindistan'da bize muhalif olan bir çok kuvvetleri bir konferasyon şeklinde top-Uyabilelim. Bize yardım eden unsurları kendimizden soğutarak, onları bize düş­man olan. bizi Hindistan'dan kovmak is­teyen unsurlarda birleşmelerine meydan verelim.

Churehill Gandiye düşmandır! Yine aynı nutkunda:«Gandi,diyor. îngüteresizHindistan kurmak istiyor. Brahman oto­ritesinin, İngiliz otoritesi yerine kaim ol­masını temenni ediyor. Böyle düşünce­ler besliyen bir insanla hiç bir zaman anlaşmak mümkün olmayacaktır. Hind-îilerin kendi eyalet teşkilâtında daha fa­al bir rol almalarına muhalif değilim, Hatta muhalif hükümetlerin, ora halkı­nı memnun edecek bir seviyeye getiril­mesini isterim. Fakat merkezi icra kuv­vetimizin, parlâmento muvacehesinde hâkimiyetimizin sarsılmasına asla müsa­maha edemeyiz. Buna emparyalistlik Öenmezj bizim de­diklerimiz yapılsın, görülecektir ki, Hin­distan'a geniş ve parlak imkânlar veril­miş olacaktır. Hindistandaki her eyalet Avrupanın bir devleti kadar büyüktür. Ve her birinde bir Almanya, bir Fransa, bir Polonya, bir İtalya veya ispanya ka­dar nüfus vardır. Bu gibi idarî bölümle­rin sahibi olmak, ve buralarda muvaffak olmak ilk defa muhtariyet tecrübesin^ girişen İnsanlar için az şey değildir. Hindistanda federal bir devletin teşek­kül edebilmesi için evvelâ büyük eyalet­lerin kendi statüleriyle, muhtar bir ida­reye kavuşmaları ve bunun siyasi bir gerçek haline girmesi ve bundan sonra da bu eyaletlerin birbirleriyle münasebet kurarak yakınlaşmaları ve bir de arala­rına geniş parya kütlelerini almalın sattır. Bu gira Avrupa bile kendisine böyle bîr istikamet vermiyor. Avrupada bir feda-rasyon kurulmuş olduğunu ve bu fede­rasyonun meselâ Portekiz'in nüfusu ka­dar bir kütleyi temsil eden İnsanlar ta­rafından idare edildiğini düşününüz! Böyle bir devlet, böyle bir fedarasyan yaşayabilir mi? Brahman teokrasisi ve büyük Hind küt­lesinin yanında, yetmiş milyonluk, cesur, celâdetti, kahraman, kendilerini zafere teşvik eden bir dinden kuvvet alan bir de Müslüman kütlesi vardır. Hindli uzun uzun düşünürken, Müslüman kılıcını keskinleştirir. Bu İki ırk ve din arasında her hangi bir ahenkle kurma­nın ve bir yaklaşma temin etmenin ter-kettiğimiz anda orada dahilî harb path-yacaktir. Müslümanlarla Hindular bir­birlerini yiyeceklerdir. Hindistan ahva­lini bilen hiç bir kimse bu hakikati inkâr edemez.»

Ghurchül bu fikrini o tarihte kabul ettir-memişti, fakat Hindistan statüsünde bir değişiklik de yapılmamıştı. Bugün Attlee ve İngiliz Parlâmentosunda muhafaza­kârlar aşağı yukarı bu mütalaa ile îngi-

Uz Başvekiline karşı gelmektedirler. Ancak Hind davası, Muazzam pek mu­azzam bir dâvadır. Montagu-Chelmsforö projeleri de dâhil olmak üzere, Hindi»" tanın istiklâle kavuşması için sayssıa hamleler yapılmış ve hiç biri, neticeye ulaşmamıştır. Hindistan bir kıtadır. Ora­da da birbirine dost ve düşman çeşidi kavimler vardır. Hindistan'ın istiklâli, ora sekenesinin millet rüştüne ulaşma­sına bağlıdır.

Attlee taraftar olsa bile Hindistan'ı ger­çek bîr istiklâle kavuşuncaya kadar, Ganj suları daha uzun zamanlar, tevek­kül içinde akacaktır.


***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106