24.1.1947
×

Hakkında

Künye

İletişim

2Ocak 1947

Ankara:

Millî Eğitim Bakanlığı Sekizinci Devlet Resim ve Heykel Sergisi bugün saat 17 de Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi salonlarında Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Besim Kadırgan tarafından kısa bir söylevle açılmıştır. Törende Bü­yük Millet Meclisi Başkanı General Kâ­zım Karabekir, Cumhur Başkanlığı Ge nel Kâtibi Kemal Gedeleç, Dışişleri Ba­kanlığı Genel Kâtibi Büyük 31çi Feri­dun Cemal Erkin, Yugoslav ve Rumen Büyük 3 içil eriyle, diğer yabancı elçilik­ler ileri gelenleri, Bakanlıklar ileri ge­lenleri ve diğer bir çok davetliler hazır bulunmuştur. Sergi, 2 Ocak 1947 den 2 Şubat 1947 ye "kadar bir ay devam, edecektir.

3Ocak 1947

Ankara:

Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı bir­çok yurtdaşlarımızra vakitsiz ölümüne sebep olan verem hastalığına karşı ya­pılmakta bulunan savaşa, yeni bir veçhe vermeğe karar vererek her yılın ilk haf­tasını (Veremle Savaş Haftası)olarak

kabul etmiştir. Sağlık Bakanı Dr. Behçet Uz'un bugün Heybeli Sanatoryomunun (250) yataklı yeni pavyonunu açması, ilk verem savaş haftası için hayırlı bir başlangıç sayılabilir. Halkımızın verem savaşma ilgisini artırmak üzere bu hafta zarımda her gün radyoda ve gazetelerde aydınlatıcı fıkralar yayınlanacağı gibi, mütehassıs hekimler tarafından konuş­malar yapılacak, okullarda öğrencilere ve umumi sinemalarda vereme dair fi­limler gösterilecektir.

— İstanbul:

Heybeliada Sanatoryomunun 250 yataklı ikinci pavyonu bugün törenle açılmıştır. Törende Sağlık Bakanı Dr. Behçet Uz, Çalışma Bakanı Dr. Prof. Sadi Irmak, Vali ve Belediye Başkam Dr. Lûtfi Kır-dar, Veremle Savaş Derneği Başkam Dr. General Tevfik Sağlam, Tıp Fakül­tesi profesörleri, Emniyet Müdürü, res­mî ve hususi hastaneler baştabipleri, Adalet, Vilâyet ve Belediye erkânı ile Şehir Meclisi Üyeleri ve 300 den fazla doktor hazır bulunmuştur. Davetliler buradan, arabalarla ve yaya olarak Sanatoryuma gitmişlerdir. Saat 12 de birinci pavyondaki konferans sa­lonu tamamen dolmuş bulunuyordu.

Muhtelif delegeler tarafından Kongre Başkanlığı için ileri sürülen namzet ve bu namzetlerin seçimi üzerinde geçen kısa bir görüşmeyi müteakip Kongre Başkanlığına istanbul delegeîerinden Kenan öner, Başkan vekilliklerine de Manisa delegesi Fevzi Lûtfi Karaosman ile Istanbuİ delegesi 'Abdurrahman Mü-nip Berkah oybirliğiyle ayrılmışlardır.

Sekiz kongre kâtipliği için müteaddit delegeler namzet gösterilmiş bulundu­ğundan, bunlar arasından bir tefrik ya-pılrmyarak ve esasen kongre mesaisinin mahmul bulunması dolayısiyle daha çok yardımcı arkadaşa ihtiyaç bulunduğu mütaîâasiyle bu namzetlerin hep bir­den seçilmesi yolunda başkan tarafın­dan yapıîan teklif, kongrece tasvibediî-miş ve böylece başkanlık divanının te­şekkülü üzerine Genel Başkan Celâl Ba-yar yerini . Kongre Başkam Kenan Önsr'e bırakmıştır.

Kenan öner ve onu takiben de Başkan vekilleri Başkanlık mevkiine gelmişler ve Kenan öner kısa bir hitabe ile gerek şahsı ve gerek arkadaşları hakkında gösterilen teveccühe teşekkür etmiştir. Daha sonra Genel Başkan Celâl Bayar Kongreyi açış nutkunu söylemiştir.

Demokrat Parti Genel Başkanı, bu nut­kunda Demokrat Partinin kuruluşu gü­nünden kongrenin toplantısı günü olan 7 Ocağa kadar geçen bir yıîlık kuruluş ve gelişme safhaları üzerinde durmuş ve bu devre içerisinde belediye ve mil­letvekilleri seçimleri karşısında Demok­rat Partinin almış olduğu kararlara hâ­kim olan düşünceleri bildirmiştir. Celâl Bayar, Türk milletinin demokratik in­kişafım sağlamak için son yüz yıllık devre içerisinde sarfedilmiş olan gayret­leri kaydederek miilî inkılâbımıza, Ana­yasamıza hâkim olan ruhu belirtmiş ve Atatürk'ün demokratik esaslara daya­narak Türk milletine verdiği Anayasa­nın bugünkü demokratik hayatımızın inkişafına mesnet teşkil eylemekte bu-

lunduğunu, Demokrat Partinin bu Ana-yasa'ya dayanarak millet hayatında yer almış bulunduğunu söyliyerek, Türk milletini istikabel kavuşturduğu kadar demokrasinin memleketimizde Kurulma-masını da sağlamış olan Atatürk'e karşı milletçe duyulan şükran duygularını ifade ile kongreyi Ebedî Şefin manevî huzurunda bir tazim sükûtuna davet eyîemiştlr.

Bütün delegelerin ve hazırunun tazim duruşundan sonra nutkuna devam eden Demokrat Parti Genel Başkanı, millet­vekilleri seçiminden sonra Büyük Millet Meclisi içerisinde Demokrat Parti Gru-punun çalışmalarını ve bu çalışmaların gelişme seyrini anlatarak, bundan son­ra Demokrat. Parti Grupunun Meclis içindeki' faaliyetini tâyin ve tesbit hu­susunda kongrece karar alınmasını is­temiştir.

Parti ve Devlet Başkanlığının telif edi­lip edilemiyeceği hususundaki Demok­rat Parti görüşü ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması lüzumu üzerinde duran Celâl Bayar, seçim kanununun değiştirilmesinin, Devlet Reisliği ile Parti fiilî başkanlığının bir zat uhde­sinde birleşmemesinin demokrasinin ku­rulması ve gelişmesi için Demokrat Partinin başlıca bir esas saydığını bil­dirmiştir.

Demokrat Parti Genel Başkanı, partinin kuruluşundan bugüne kadar devam eden devre içerisinde müteşebbis heyetlerin sarfettikleri mesaiyi işaret ve demokra­sinin kurulması yolunda Demokrat Par­tinin çalışmalarına devam edeceği hu­susundaki İnancım bildirerek son verdi­ği bu nutkunda, Partinin dış politika, iktisadî ve malî sahadaki görüşlerinin parti tüzüğünde ve daha önce yapılan açıklamalarda tasrih edilmiş bulundu­ğunu ifade eylemiştir.

Genel Başkanın bu nutkunu takiben kongre gündeminin tesbitine geçilmiş­tir.

Kongre, program, tüzük, hesap ve büt­çe, istek, neşriyat ve propaganda ko-misyonlariyle malî ihtiyacın temini ça­relerini araştırmak üzere bir de malî komisyon teşkilini tasvip etmişve se-

image001.gifimage002.gifçim şekli üzerinde geçen tartışmalar­dan sonra bu komisyonların kura ile seçilecek 15 er delegeden teşekküi et­mesinekarar vermiştir.

Kongre, komisyonların kuruluşu üze­rindeki görüşmeler esnasında ileri sürü­len bir istek üzerine, seçim kanununda değişikiik yapılması, bazı kanunların kaldırılması, Devlet ve fiilî parti Baş­kanlığının bir zat uhdesinde birleşme-mesi gibi hususlara dair bölgelerden gelen dileklerin, ehemmiyetlerine bina­en ayrı bir komisyon tarafından ince­lenmesini kabul ederek, bu maksatla bir (Ana Dâvalar) adlı komisyon kurulma­sına karar vermiştir.

Demokrat Parti kongresi ikinci umumî toplantısını yarın saat 9.30 da yapacak­tır.

8Ocak 1947

Ankara:

Demokrat Parti Birinci Genel Kongresi bugün saat 9.30 da Yeni Sinema salo­nunda Başkan Vekillerinden Fevzi Lût-fi Karaosraan'm Başkanlığında ikinci toplantısını* y apmıştır.

Demokrat Parti Genel Başkanı Celâl Bayar'm kongreyi açış nutkunun geniş bir surette tahliline ve Demokrat Parti­nin çalışmalariyle üzerinde değişiklik­ler yapılması istenen bazı kanunlar ve partinin iç ve dış politikası etrafında geçen bugünkü görüşmelerde muhtelif illerden gelen delegeler söz alarak bu konular üzerindeki görüşlerini geniş bir surette açıklamışlardır. Kongre yarm da saat 9.30 da toplana­rak görüşmelerine ve komisyonlardan gelen raporları incelemeğe devam ede­cektir.

9Ocak 1947

Ankara:

Demokrat Parti Birinci Genel Kongresi bugün saat 9.30 da Yeni Sinema salo­nunda üçüncü oturumunu yapmıştır. KongreBaşkanVekillerindenAbdur-rahman Münip Berkant'ın Başkanlık et­tiğibu toplantıda program komisyonu . raporu görüşülmüştür.

Bazı kanunlarda yapılması istenen de­ğişiklikler, ikinci bir teşriî meclis ku­rulup kurulmaması, Cumhurbaşkanlığı seçim şekli gibi hususlarla Demokrat Partinin Devletçilik görüşünü tesbit eden bu rapor üzerinde bir çok delege­ler söz almışlardır.

"Uzun tartışmalar sonunda program, ko­misyonunca tesbit edilen prensiplerin esaslı birer tetkik konusu teşkil eyle­mesi ve umumi heyet tarafından tesbi-tinin zamana ihtiyaç göstermesi netice­sine varan kongre, program komisyonu raporunun Parti Genel îdare Kuruluna tevdiine karar vererek bugünkü toplan­tısına son vermiştir.

Demokrat Parti kongresi yarın saat 8 de toplanarak komisyonlardan gelen raporları incelemeğe devam edecektir.

1 0 Ocak 1947

— Ankara:

Demokrat Parti Birinci Genel Kongresi bu gün Öğleden Önce ve sonra ve gece yaptığı üç toplantıda kongrenin gün­deminde bulunan maddeler üzerinde in­celemelerine devam eylemektedir.

Kongre Başkan vekillerinden Manisa de­legelerinden Fevzi Lütfü Karaosman'm Başkanlığında yapılan öğleden önceki toplantıda bilanço ve hesap komisyonu raporu üzerinde geçen müzakerelerden sonra kabul edilmiştir.

öğleden sonra, birikirini takibeden Fev­zi Lütfü Kar&osrnan, Kenan öner ve Ab-durrahman Münip Berkant'ın Başkan­lıklarında yapılan oturumlarda Tüzük Maliye ve Neşriyat ve Propaganda ve İstek komisyonları raporları okunmu;,1 ve bu raporlar, üzerlerinde geçen tartış­maları mütekiben kabul edilerek saat 21 de tekrar toplanmak üzere oturuma son verilmiştir.

— Ankara:

Devlet Ekonomi Kurumları Genel Kuru­lu bugün Büyük Millet Meclisinde kitap­lık salonunda Başbakan yardımcısı Dev­let Bakanı Mümtaz ökmen'in Başkanlı­ğında toplanarak Keçiborlu, Şark Krom­ları, Divrik Demir Madenleri, Garp Lin-^

yitleri ve Türkiye Kömür Satış ve Tev­zi Müesseselerinin 1945 yılı hesap ve iş­lemlerine ait özel komisyonlar raporla­rını incelemiş ve yapılan görüşmelerden sonra raporları tasdik etmiştir.

11 Ocak 1947

— Ankara:

Demokrat Parti Birinci Genel Kongresi­nin dün saat 21 de yaptığı toplantı 5.30 a kadar fasılalarla devam etmiş ve bu arada «Ana Dâvalar» komisyonu raporu kabul edilmiş, Başkan, îdare Genel Ku­rulu, Haysiyet Divanı seçimleri yapıl­mıştır.BaşkanveidareKurulunaait

oyların tasnifi neticesinde, başkan seçi­mine 548 oy iştirak etmiş ve Celâl Ba-yar 541 oyla seçilmiştir.

Adnan Menderes, Fuat Köprülü ikişer oy almışlardır. Uç oy öa müstenkif kal­mıştır.

Genel îdare kuruluna Emin Sazak, Ad­nan Menderes, Refik Koraltan, Fuat Köprülü, Refik İnce, Fevzi Karaosman-oğlu. Cemil Tunca, Yusuf Kemal, Ahmet Tahtakılıç, Enis Akaygen, Hasan Din-çer, Celâl Ramazanoğlu, Ahmet Oğuz, Samct Ağaoğlu seçilmişlerdir.

Haysiyet divanı seçimi neticesi tesbit edilememiştir.

Başkanlık mevkiini işgal eden Celâl Bayar, kısa bir nutukla kongreyi kapa­mıştır.

Kongre dağılmadan önce bugün saat 14 de Atatürk'ün muvakkat kabrini zi­yaret etmek kararını almıştır.

13 Ocak 1947

— Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugün Feridun Fikri Düşünsel'in başkanlığında yaptığı toplantıda bazı kanunlarda geçen Başku­mandan ve Başbuğ tâbirleri yerine «Harp Kuvvetleri Genel Komutanlığı» tâbirinin konulmasına dair kanun tasa­rısının ikinci görüşülmesi yapılarak ka­bul edilmiştir. Meclis Çarşamba günü toplanacaktır.

14 Ocak 1947

Ankara:

Demokrat Parti Meclis Grupu İkinci Başkanlığından:

Demokrat Parti Meclis Grupu bugün (14/1/1947) saat 15 te İstanbul Milletve­kili Fuat Köprülü'nün başkanlığında toplanarak büyük kongrece kabul edilen Parti Tüzüğüne göre seçimlernî yap-Parti Meclis Grupu Başkanlığına; is­tanbul Milletvekili Celâl Bayar, ikinci. Başkanlığa: İstanbul Milletvekili Fuat Köprülü. îdare Kurulu üyeliklerine Dr. Mitat Sakaroğlu (Muğla), Hazım Bozca (Afyon), Faruk Nafiz Çamhbel (istan­bul), İsmail Hakkı Çevik (Eskişehir), Kâmil Gündeş (Kayseri), Suphi Batur (Sinop), Hakkı Gedik (Kütahya), Grup Haysiyet Divanı üyeliklerine: Fikri A-paydın ı Kayseri}, Kemal Özçoban (Afyon), Hasan Polatkan fEskişehir), Abidin Potoğlu (Eskişehir), Osman Nu­ri Koni(İstanbul)seçilmişi erdir.

18 Ocak 1947

Ankara:

Birinci idareciler Kongresine gelen Umumi Müfettiş ve Valiler bugün öğle yemeğini Anadoîu Kulübünde Başbaka­nın misafiri olarak yemişlerdir. Başbakan yardımcısı, Devlet Bakam Millî Savunma ve İçişleri bakanlariyle Ankara Üniverstesi Rektörü yemekte bulunmuşlardır.

20 Ocak 1947

Ankara:

İçişleri Bakanlığı Birinci idareciler Kon­gresi bugün saat 10,30 da Polis Enstitü­sünde Başbakan Recep Peker tarafın­dan açılmıştır. Büyük Millet Meclisi Başkanı Kâzım Karabekir, Bankalar, Danıştay ve Yargıtay Başkanları da toplantıda hazır bulunuyorlardı. İstiklâl Marşından sonra Başbakan Re­cep Peker, açış nutkunu söylemiş ve İç­işleri Bakanı Şükrü Sökmensüer kogre-nin toplantı konuları etrafında açıklama­da bulunmuş ve kogre başkanlık divanı seçimini müteakip Ebedî Şef Atatürk'ün hatırasına hürmeten saygı duruşu ya­pılmış, kogreye sunulan konuları İnceli-yerek komisyonlar üyeleri seçildikten sonra 28/0cak/1947 de tekrar toplanmak üzere oturuma son verilmiştir.

Ankara:

Bugün ilk toplantısını -yapan İdareciler Kongresi komisyonları, öğleden sonra kendilerine tahsis edilen yerlerde çalış malarına başlamışlardır.

Komisyonlar çalışmalarını 27 Ocak ak­şamına kadar bitirmiş bulunacaklar ve kendilerine tevdi edilmiş olan hususlara dair hazirlıyacaklari raporları Kongre Genel Heyetine sunacaklardır.

Bu raporlar, Birinci İdareciler Kongre­sinin 28/29/30 Ocak ve gerekirse 31 O-cak günleri yapacağı genel toplantılar­da incelenecektir.

28 Ocak 1947

—Uşak:

Belediye seçimlerinin tasnifi bitmiş ve Cumhuriyet Halk Partisi adayları ka­zanmıştır.

Ankara:

Birinci idareciler Kongresi bugün sa­at 10 da ikinci umumi toplantısını yap-mıştn-.

Danıştay Başkanı ismail Hakkı Göre-İVrıin başkanlığında yapılan bu oturum­da görüşmelere başlanırken başkan, kongrenin aldığı karara uyularak Ata­türk'ün muvakkat kabrinin ziyaret edil­diğini ve kongre adına bir çelenk konul­duğunu, Cumhurbaşkanı İnönü'ye kon­grenin saygılarının sunulduğunu bildir­miş ve Cumhurbaşkani'nın kongreye iyi başarılar ve dileklerde bulunmuş oldu­ğunu söylemiştir.

Daha sonra kongre görüşmelerinde ta­kip edilecek usul hakkında kararlar a-hncUktan sonra başkan gündemde ko­misyonlardan gelen raporlar ve tasarı­lardan Devlet Memurları Kanunu ta­sarısının bulunduğunu işaretle bu ta­sarının görüşülmesine başlanacağını bil­dirmiştir.

Tasarının görüşülmesine geçilmeden ön­cesözalanKocaeliValisiRüknettin

Nasuhoğlu, kongrenin duygularını ifa­de edecek bazı beyanatta bulunacağım bildirerek demiştir ki:

Takdir buyurursunuz ki bu kongreye iştirak eden arkadaşların çoğu arkala­rında bıraktıkları en az rubu asırlık bir zamanın ve madde haline gelmiş mütearifelerin mânasını taşıyan insan­lardır. Daha gençlerimiz ise yine o mâ­nanın kıymetini vazife sahasında gör­müş, anlamış, tatbik etmiş insanlardır. Milletin gönlünden anlayış ve kuvvet alan Genei Mesİis üyeleri ve belediye başkanları delegeler ise millete karşı sorumluluğun ve bir kelime ile vicdan vazifesinin duygusu altında yetişmiş insanlardır.

Bilgimizi, müspet ilimlerin, muasır me­deniyet ihtiyacının en doğru kaynakla­rından öğrendikten sonra, en feyizli kü-. tüphane oîan halkın arasına karışmış, en küçük köyden en büyük şehire ka­dar halkımızın arasına karışmak kıy­meti içinds yetişmiş, hakikati ruhun­dan kavramış fertlerden bulunuyoruz. Danıştay'ın Üniversite'nin, zabıta teş­kilâtımızın mümtaz şahsiyetleri kong­reye şeref veriyor.

Bizim müspet ve realiteye tamamen intibak eden görgümüz, halk ile hem­hal oluşumuz bu kongrenin gündeminde bulunan mevzular hakmda zannederim ki çok salâhiyetle konuşmak imkânını vermiştir.

İlmî vasıflan taşıyan bu müzakerele­rimiz müspet neticeleriyle idare cihazı­na kuvvet ve daha iyi işlemek imkânı­nıverecektir.

Kongrenin mahiyeti, mânası, alacağı kararlar üzerinde durularak bazı mülâ­hazalar yapıldı. Kendilerine bilgin vas­fı verenlerden bu kongre, daha salâhi­yetle konuşmak vasfım haizdir. Memleketin hakiki menfaati ve ileriye doğru hakiki ihtiyacı karşısında büyük vazifeli olan ve mesuliyet taşıyan biz­leri, mukadderatı iki dudak arasındaki iki kelimenin neticelerinde bağlı zan­netmek, yahut bu kongreyi terkip eden fertleri düşünüşlerinden, vicdan ve ka-naatlarımn hakiki ifadesinden hariç ve günlük temevvüçlere göre konuşur, İtarar verir bir zihniyet sahibi olarak gör­mek, bizleri, ve hakikati anlamaktan Çok uzaktır ve bu memleketin bir ka­nunlar memleketi olduğunu ve memur vatandaşların haklarının bu kanunların teminatı altında olduğunu bilmezden .gelmektir, idareci arkadaşları ve bi­zi burada ilmen, irfanen takviye eden mümtaz insanların, günlük hâdiselerin icaplarına uyan, ona g"ö're karar veren "bir ipham ile umumi efkâra karşı ar-zedilmesini ümî vasıflarını hürmetle an­dığımız bi!gin;srden veya bu memleke­te hizmet iddiasında olanlardan bekle­mezdik. Böyle düşünüşü, böyle anlayı­şı Ömürlük meslek adamlarına atfet­mek çok isabetsiz bir harekettir, yan­lış bir görüştür.

Esasen, kanunun tgîşleri Bakanlığına verdiği salâhiyetle kanunî vasfı olan kongremiz, daha geniş mikyasta toplan­mış bulunuyor. Kongremiz hiç bir ma­kam ve her hangi bir tesir ve nüfuzun altında kalmıyarak ve hatta uzun e-meklerle hazırlanmış tasarıların ruh ve metnine de bağlı olmaksızın hakikat yolunda, memleketin refah ve saadeti yolunda tam bir serbesti havası içinde düşüncelerini, mütalâalarını bildirmek için toplanmıştır.

Kongrenin bir terdi sıfatiyle umumî ef­kâra yine kongrenin bünyesinden arze-derirn.(Alkışlar)

Rüknettin Nasuhoglu'ndan sonra, Me­murin Kanunu tasarısının melenmesine geçilmiş ve bu konu üzerinde birçok de­legeler söz alarak tasarının ihtiva eyle­diği hükümlere ait görüşlerini açıkla­mışlardır.

Hatiplerin tasarıda bilhassa temas et­tikleri husular arasında, memurların bir yerden diğer bir yere naklileri için tâ­yin olunan müddet ile memur sicillerinin tanzimi, terfih usulleri, terfihde ehliyet ve kıdem meseleleri, imtihan usulleri ve bunların tatbikat ' şekilleri bulun­maktaidi.

Tasarı, üzerinde geçen tartışmalardan ve veriîen bazı önergelerle yapılan de­ğişikliklerden sonra, tasvib edilerek o-turuma son verilmiştir.

— Ankara:

Öğleden sonra saat15 tegene Danıştay ve Kongre Başkanı îsmail Hakkı Göreli'nin başkanlığında yapılan toplan­tıda ise, zabıtayı birleştirmek için han­gi yollardan gidilmesi muvafık olaca­ğına dair, ilgili komisyonca hazırlanan rapor incelenmiş ve üzerinde geçen tar­tışmalardan ve yapılan açıklamalardan sonra Gümrük Muhafaza Genel Komu­tanlığının, ifa ettiği hizmet ve bu teşki­lâtın kurulmasına saik olan ihtiyaç ve zaruret bakımından bunun genel emni­yet ve zabıtanın tevhidi konusundan ayrı tutulması,

Belediye, seyrüsefer zabıtalarının be­lediyelere bırakılması,

Köy, kır bekçilerinin aylıklarının özel idarelerce tahsil ve tediye edilmesi hak­kındaki önergeler kabul edilerek rapor tasvibedilmıştir.

Kongre yarın saat 10 da toplanacaktır.

29 Ocak 1947

— Ankara:

Birinci İdareciler Kongresi bugün öğ­leden Önce ve sonra yaptığı oturumlar­da komisyonlardan gelen raporları in­celemiştir. Kongrenin öğleden Önce, İs­mail Hakkı Göreli'nin Başkanlığında yapılan oturumunda. Özel İdareler Kanu­nu tasarısı hakkında «özel İdare Ko­misyonu» raporu okunmuş, varidatın munzam kesirlere ait kısmı yeniden in­celenmek üzere etraflı bir surette tesbit edilecek bir madde halinde tekrar Umu­mi Heyete sunulması için Komisyona verilmiş ve raporun diğer kısmı ileri sürülen mütalâalarla birlikte îçişîeri Bakanlığına sunulması kabul edilmiş­tir. Raporun görüşülmesi sırasında, ti­ze] idarelere verilecek yeni vazifelere ait kanun tasarılarını bu işlere karşılık bulmak bakımından incelemek ödevini görmek üzere Danıştay Reisinin Baş­kanlığında Sayıştay daire başkanların­dan mürekkep bir komisyon kurulma­sına, Özel idare tasarısının, il bütçesin­den verilmesi lâzımgelen memur ve hiz­metliler maaş ve üretleri, yollukları i-baresinin «özel idare hizmetlerinde kul­lanılması umumi meclislerce kabul e-dilecek memur ve müstahdemler maaş veücretleri»suretineçevrilmesinedaİr Önergeler kabul ve özel idare tasarı­sının mahalîi işler bölümüne «ulaştır­ma işletmesi açmak» kaydının ilâvesi­ne, il bütçelerinin tasdik merciinin vali olarak tanınmasına ve meclisin görüşü ile valinin görüşü arasında beraberlik bulunmadığı hallerde içişleri Bakanı­nın tasdik yetkisinin kabul edilmesine, İller özel idarelerince yapılacak piân ve programlarda ziraat ve veteriner işle-rinc ön plânda yer ayrılmasına ve büt­çelerindeki ödeneklerin münasip mik­tarda arttırılmasına dair önergeler ise reddedilmiştir.

Öğleden sonra saat 15 te kongre başka­nı valiliklerden Üçüncü Genel Müfettiş Abidin Özmen'in başkanlığında yapılan toplantıda, İçişleri Teşkilât Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkın­daki kanuna ek kanun tasarısına dair komisyon raporu okunmuş, kaymakam­ların maaşlarının 40 lira veya 70 liradan başlaması konusu etrafında tartışmalar yapılmış ve neticede bu hususta verilen muhtelif takrirlerin hepsi reddedilerek tasarıdaki gibi 40 Ura üzerinden kabul edilmiştir. Bundan sonra Eskişehir Va­lisi Daniş Yurdakul'un maiyet memuru tabirinin kullanılmasına dair önergesi tabiri yerine kanunda kaymakam adayı kabul edilerek tasan ile birlikte İçişleri Bakanlığına verilmesi kabul edilmiştir. Gündemin bundan sonra üçüncü madde­sine geçilmiş ve bu maddeyi teşkil eden ÎÇişleri Taşra Teşkilâtı Kanun tasarısına dair komisyon raporu okunmuştur. Ra­porda, illerde genel sekreterlik ilçelerde ise yazı işleri müdürlüğü ihdası için yapılmış olan teklif reddedilerek eski­den olduğu gibi vali muavini ve mektup çuluk tabirlerinin kalması kabul edil­miştir.

1700 sayılı kanuna ek kanun tasarısı üzerindeki komisyon raporu okunmuş, bucak müdürlüğüne alınmada lise ve orta okullarla muadili cümlesinin yerine, sırf teknik okullardan mezun olanların

bucak müdürlüğüne alınmaları hususu­nun ilâvesi suretiyle tasarı kabul edil­miştir. Bucak Müdürlerinin meslekî ye­tiştirilmelerinde bir yıl süreli bir kursun uygulanması da ayrıca kabul edilmiştir.

Bucak müdürü, kaymakam, emniyet müdürü ve mülkiye müfettişlerinin yaş-hadlerinin kabulü ve emekliye şevkleri hakkındaki kanunun ipkası veya ilgası etrafındaki tartışmalar sonunda, yaş haddinden emekliliğe sevk hususundaki kanun hükümlerinin tamamiyle yürür­lükten kaldırılması esası, mesleğin icap ve adaletine daha ziyade uygun görüle­rek kabul -edilmiştir.

Kongre yarın saat 10 da toplanarak gö­rüşmelerine devam edecektir.

30 Ocak 1947

— Ankara:

Birinci idareciler Kongresi bugün öğle­den önce ve sonra Danıştay Başkanı İsmail Hakkı Göreli'nin başkanlığında yaptığı iki oturumda, belediye ve çeşitli işler komisyonunun Belediye Kanunu tasarısma ve 2575 sayılı kanunun üçün­cü maddesinin değiştirilmesine ait ra­porları ile Yangmbas «itfaiye» Kanunu raporunu incelemiş ve bunlar üzerinde veriien önergelerle birlikte İçişleri Ba­kanlığına sunulmasına karar verilmiştir. Belediye Kanunu tasarısı hakkında ve­rilen ve kabul edilen önergeler arasında, belediyeler tarafından belediye hudutları dahilindeki bilûmum musakkaf binala-nn mecburi sigortaya tabi tutulması,, belediye memurlarından yüksek başarı gösterenlere meclis karariyle ikramiye verilmesi ve temizlik amelesinin ziraat ameleleri gibi kazanç vergisinden istisna edilmesine ait önergeleri bulunmaktadır-Kongre yarın saat 10 da toplanacaktır.

31 Ocak 1947

Van:

Tatvan ile Bitlis arasında Rahva ovasın­da son kar fırtınasına tutulan 15 yolcu­nun öldüğü anlaşılmıştır. Bunlardan do­kuzunun cesedi bulunmuştur.

Ankara:

Birinci İdareciler Kongresi bugün öğle­den önce ve sonra iki toplantı yapmıştır. Öğleden önce yapılan toplantı, başkan vekilerinden Birinci Umumi Müfettiş Avni Doğan'm başkanlığındayapılmış-

tır. Bu oturumda Köy Kanunu tasarısı hakkında köycülük kurulu raporu ile Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu tasa­rısı görüşülmüş ve kabul edilen önerge­ler ve zapta geçen mütalâalarla birlikte îçişleri Bakanlığına sunulması kabul edilmiştir.

Öğleden sonra saat 15 te Danıştay ve Kongre Başkam ismail Hakkı GÖreli'nin başkanlığında yapılan toplantıda, İller îdaresi Kanununun tasarısı incelenmiş­tir.

Anayasadaki yetki genişliği esasına denk ve uygun olarak metinlenen bu tasarı, illerde yeni ihtiyaçları ve vatan­daşların idare ve hükümetle işlerini ko­laylaştırmayı sağlamaktadır. Bu tasarı­nın kanun halinde kesinleştirilmesinde nazara alınmak üzere aşağıda hulâsa edilen önergeler kongre genel kurulunca kabul edilmiş, veya bir kısmı reddedil­miş ve tümünün bu tasarı ve dayandığı raporu ile birlikte İçişleri Bakanlığına sunulmasına ittifakla karar verilmiştir. Bu önergeler arasında, bilhassa il içinde emsali görevi bulunan ve tâyinleri Ba­kanlıklara ait bulunan uzmanların bile lüzum ve fayda görüldüğünde valilerce il içinde hizmet yerlerinin değiştirilmesi esası kabul edilmiştir. Saniyen hapisha­nelerin dış muhafazasında ve hükümlü­lerin hapishane içinde sağlık, eğitim ve terbiyelerinde valilerin murakabe ve müdahalesinin gerekli olacağı üzerinde tevakkuf edilmiştir. Aynı zamanda vali ve kaymakamların görev bölgelerinden nakilleri halinde haleflerine bölgeyi ve ' işi peşin bir tanıtmaya matuf ve halef­lere mahsus bir genel durum ve tutum raporu bırakması görüşülmüştür.

Köy Kanunu tasarısında salma haddinin en çok 20 Ura veya 100 lira olup olma­ması hususunda da geniş tartışmalar olmuş, bu haddin köy kurulu karariyle 20 lira olması üzerinde durulmuş ve kö­yün bu miktar salması veya geliri ile sağîanmıyan önemli ve kalmmma işle­rinde köy derneği karariyle köylüye ma­lî takat ve kudretleriyle mütenasip ve mütevazin bulunma kaydiyle en çok haddi tahdit edilmiyen salmanın aima-bilmesi esası kabul edilmiştir.

Gündemin 3. ve son maddesini teşkit eden îller Teşkilâtı ve Genel Müfettişlik­ler ihdası tasarısı ve kanunu konuşul­muş ve esasta valilerin yetki genişliğine dokunulmazlığı kabul edilerek idare ve murakabenin bir arada yürümesi pren-sipine sadık kalınarak genel müfettişlik, bölgelerinde ve illerde daha sıkı bir mu­rakabenin ve vatandaş başvurmalarına daha yakın ve tez yoldan cevap verile-bilmenin sağlanması yönünden ve eko­nomik inkişafın temini bakımından genel müfettişlikler hakkındaki tasarısının îç­işleri Bakanlığına sunulmasına karar verilmiştir.

Gündemde bundan sonra görüşülecek başka maddeler kalmadığından îçişleri Bakanı Şükrü Sökmensüer metni ayrıca verilen ve sürekli alkışlarla karşılanan kapama söylevini vermiştir.

Daha sonra birçok imzalarla kongre başkanlığına sunulan bir takrirle kon­grenin bu çalışmaları tertiplenmesinden ve gerekli faydaların elde edilmesinden Başbakan Recep Peker'e ve îçişleri Ba­kanı Sökmensüer'e kongrenin minnet ve-teşekkürlerinin sunulmasına ve 4 yılda. bir idareciler kongresinin yapılmasına karar verilmiştir. Yine bu devirde cereyan eden hâdiseler komünistlik merkezinde esaslı görüş ihtilâflarına yol açmıştır. Türkiyemiz büyük inkılâbını başarmış durumdadır. Millî duygular ve köylünün toprak sevgisi, işçi sınıfının vatana bağlılığı Tür­kiye'deki komünizm faaliyetini başarısızlığa sevketmiştir. Bu yönden komü­nist idarecileri taktiklerini değiştirerek gençliği elde etmek çarelerine başvur­muşlardır. Bir taraftan da iç harbi ve ihtilâli gerçekleştirmek için ihtilâli ya­pacak uyanık kadroyu hazırlamak gerektiğini anlamışlar ve Türkiye'nin sa­nayileşmesini ve proleter bir sınıfın doğmasını fırsat bilerek bu ihtilâl kadro­sunu gerektiği zaman bu sınıfın başına geçirmek kararını almışlardır. İhtilâl­de başlıca rolü proletler sınıfı oynıyacak, fakat asıl darbeyi bu maksatla ye­tiştirilmiş seçme bir azlık yani ihtilâl kadrosu indirecektir.

Bu hedefe varmak işi iki yönden ele alınmıştır:

Biri gizli siyasi taazzuv yani hücre, ikincisi sendikadır.

Hücreler talim ve terbiye merkezleri, sendikalar işçi sınıfının siyasi partiye-topluca bağlanmalarını sağlıyacak vasıtalar olarak ele alınmışır.

ihtilâlci kadro için hapishaneler de ele alınmıştır.

Bu çalışmalarda cemiyetteki mukavemet unsurlarını zayıflatmak ve mevcut içtimai nizamı tutan bağları gevşetmek ve mümkünse koparmak; diğer taraf­tan aydınlar sınıfına ve bu sınıfın beşiği olan mekteplere komünizm ideolo­jisini aşılamak işini esas olarak ele almışlardır. Bu kategoriye giren çalışma­ların gayesi mevcut millî imarı ve kanaatleri yıkmak ve yerine komünist iman ve kanaatlerini yerleştirmektir. Bu maksatla cemiyette mevcut her müessese ve yapılan her iş sureti haktan görünerek tenkit edilecek ve baltalanacak, ce­miyetin mânevi destekleri oîan varlıklar yıkılacak, siyaset, askerlik, kültür sahalarındaki büyük şahsiyetlere karşı halkın sevgi ve saygısı, zabıta, idare ve adalet mekanizmasına güven duyguları yok edilecek, sebebi ne olursa ol­sun bütün memnuniyetsizlikler körüklenecek ve bütün bunların mevcut ni­zamı yıkmak hedefinde birleştirilmesi sağlanacaktır.

Şefik Hüsnü'nün Demokrat Millî Birlik Cephesi maskesi altında komünizm yo­lundaki mesaisi ve memleketi mütemadiyen fakrü zaruret ve vatandaşları se­falet içinde gösterme yolundaki sözle ve yazı ile yapılan hamleler bu yönden dikkati çeker.

Bir taraftan da memlekete siyaset, kültür ve ekonomi bakımlarından önemli olan mevkilere nüfuz etmek, bilhassa, halkevlerine, mekteplere, ordu ve dev­let daireleriyle fabrikalara ve gençlik teşekküllerine girmek devrenin bariz faaliyetlerindendir.

Şefik Hüsnü'nün ele geçen mektubundan:

İnkılâpçılar (yani komünistler) harpten az evvel kabul etmiş oldukları yeni taktik mucibince gizli teşkilâtlarını yok denilecek dereceye irca etmişlerdir. Buna mukabil tasavvur edilen Halk Partisine ve Halkevlerine girmek işi an­cak küçük bir mikyasta başarılabilmişti. Bu neşriyatı Komünist Partisinin filen idare ettiği yukarıda bahsi geçen ra­pordan alınan şu satırla.- açıkça isbaî etmektedir:

«Ankarada çıkan marksist iki mecmuaya muntazam rehberlik ettik. Muvafık gördüğümüz yazıların geçmesine dikkat ettik. Biı taraftan da (Tan) gazete­sinde umumî siyaset ve cihandaki harp safhaları hakkında günü gününe görüşlerimizi aksettiren yazılar çıkmasını temine uğraştık, bazan bunları bizzat kaleme alarak neşrettik.»

Buçalışmalardevamederken,müstakbelmuhalefetintemsilcisiolacağını ümit ve tahmin ettikleri şahsiyetlerin teşci edilmesini ve bunlarla şimdiden bir münasebet ve rabıta tesisini kendi düşüncelerine uygun bulan komünist liderleri derhal Tevfik Rüştü Aras'ı vasıta yaparak bu şahsiyetleri kendi gayeleri uğrunda kullanmakyolunabaşvurmuşlardır.ZekeriyaSertel'in -evinde yapılan aramada, elde edilen bazı vesikalar sırasiyle arzolunur. Tevfik Rüştü Aras'ın Zekeriya Sertel'e yazdığı mektuptan:(tarihsiz 1945) «Mecmuaya yazı göndermesi için Adnan Menderes ile konuştum. Gazetele­rimizde zaruret olmadıkça yazı yazmak âdetini edinmediğini bildiğimi hatır­latarak sırf mecmuamız için ikinci nüshaya birşey hazırlayacağını vadetti. Celâl Bayar daha buraya gelmedi. Belki siz orada daha önce görüşeceksiniz. «Yazı kardosuna isterseniz Rüştü Şar-dağ'i da koyabilirsiniz.» Bu mektupta sözü edilen mecmuanın «Görüşler» mecmuası olduğu anlaşıl­maktadır. Tevfik Rüştü'nün Sabiha Sertel'e yazdığı mektuptan: (30.10.1945 tarihli) Celâl Bayar, orada sizinle konuştuğunu söyledi ve ayni vadini tevicl etti. Fuat Bey de sizinle görüştüğünü anlattı. Adnan Menderes ikinci nüsha için bir yazı hazırİıyacaktır. Ayni mahiyette teşebbüslere, siyasî hayata atıldıktan sonra Mareşal Çak­mak da hedef olmuştur. Yine Zekeriya Sertel'in evinde bulunan aşağıdaki vesikalar dikkate şayandır.

Arap harfleriyle mektup müsveddesi, (Cami Baykurt'la Zekeriya Ser-tel) tarafından. (2 Eylül 1946) tarihli. 2.9.946 Muhterem Mareşal Bugün Cami Beyefendi ile birlikte vaziyeti tetkik ederken vardığımız ne­ticeyi zatı devletlerinize arzetmeği faydalı bulduk. Mecliste intihap mazba­taları hakkında cereyan eden müzakere ve varılan netice bizde şu kanaati kuvvetlendirmiştir ki, Halk Partisi şimdiye kadar muhaîifleere karşı oyna­dığı oyunlarda muvaffak olmuş ve nihayet meclisin, hükümetin ve cumhur-reisinin meşruiyeti bakımından bir emrivaki vücude getirmişlerdir. Bu işte bizi en ziyade üzen nokta, Halk ve Demokrat Partinin zatı devletlerinin halk nezdindeki büyük teveccüh ve itimadını sarsmak için âdeta elbirliği ile hiç bir gayreti esirgememekte olmalarıdır.

«Halbuki halk, seçim münasebetiyle bütün tazyiklere rağmen ıstırabını ve iradesini ilk. def a ifade etmek fırsatını bulmuş ve intihabatta yapılan suiis­timallere karşı da isyanını ta Çankaya eteklerine kadar sirayet eden nüma­yişlerle izharetmiştir. Halkın bu umumî tezahürü, meclisin, hükümetin ve cumhurreisinin meşruiyetini tanımamakta olduğunun beliğ ifadesidir. Hal­kın bu temiz, bu mukaddes heyecanım Demokrat Parti temsil kabiliye­tini gösterememiş,HalkPartisininoyunlarınaboyuneğerekmillete hiyaneî. etmiştir. Millet bu heyecanına tercüman olmak hususundaki son ümidini zatı devletlerinize bağlamış bulunmaktadır. Mecliste kalıp mücade­leye millet kürsüsünden devam eîmenin de imkânı kalmadığı son celseler-deki tecrübelerle sabit olmuştur kanaatindeyiz. Milletin bu nezih ve mu­kaddes heyecanını kanalize ederek onun haklarının çiğnenmemesini temin İçin bizce radikal bir harekete ihtiyaç vardır.

«Bu idtiyaç şu iki noktaya dayanmaktadır:

3 — Halkı ümitsizliğe ve yeise düşürmemek, Türk tarihinde ilk defa görü­len, bu millî tezahürü akamete uğratamarnak lüzumu. Halk kendisine düşen millî vazifesini yapmış, iradesini izhar etmiş, sözünü söylemiştir. Şimdi hak­larını müdaafa edecek, kendisine yol gösterecek bir lider olarak gözlerini zatı devletlerine çevirmiş bulunmaktadır. Mecliste kalmak, meclisin ve hü­kümetin meşruiyetini tanımak demek olacağı için halk yeise düşebilir ve kendi başına dâvasını halle teşbebüs edebilir. Bu da memlekette anarşiyi doğurabilir.

2 — Memleketin bugünkü buhranlı vaziyetinde haricî emniyet meselesi ön safta gelen Millî bir dâvadır. Halka dayanmayan, halkın iradesiyle iktidar mevkiine gelerek onu temsil selâhiyeüni haiz olmıyan gayri meşru bir hü­kümet ise memleketin harici emniyetini temine muktedir olamaz. Nitekim

cıımhurreisinin yeni seçimi münasebetiyle ecnebi devletlerden hiç biri, hat­ta dost tanıdıklarımız dahi, kendisini tebrik etmek taamüîiîne riayet etme­mişler ve bu suretle de bu seçimin meşruiyetini tanımadıklarını göstermiş­lerdir. Böyle bir idarenin Türkiye'nin haricî emniyeti bakımından hatta za­rarlı olduğuna şüphe yoktur.

Binaenaleyh zatı devletlerinin Meclis kürsüsünden kısa, veciz ve fakat kat'i

bir nutukla meclisin, hükümetin ve cumhurreisinin gayrı meşru olarak ku­rulduğunu, böyle bir Meclistebulunmaklaonunmesuliyetlerineiştirak

edemiy eşeğinizi bildirerek çekilmenizi,gemisi batmaküzere bulunan bir

amiral gibi bayrağınızı alarak dışarıda halkla beraber onun hakkını ve dâ­vasını müdafaa etmenizi en tabiî ve zarurî bir hareket olarak görüyoruz.

Bütün milletin böyle bir hareket karşısında arkanızdan geleceğine emin bu­lunu voruz.

Şahsınıza karşı olan sonsuz bağdan ve memleketin selâmet ve kurtuluş ih­tiyacından cesaret alarak vaki olan bu maruzatımızdan dolayı bizi mazur, göreceğinizi umarız.

Dr. Tevfik Rüştü Araş imzalı mektup: 9.9.946 «Aziz dostlarım Cami ve Sertel Beyefendilere.

Mektubunuzu Mareşale kendim götürdüm, (bu mektup bundan evvel oku­duğum mektupdur) görüşlerinizi ayrıca ben de izah ve teyit ettim. Müşarü­nileyh bu suretle hareketinizden çok memnun oldu.

Ve yazacağım cevapta sönmez muhabbetlerini tebliğ etmekliğimi rica etti. (Soldan bir ses kanının son damlasına kadar, sizin de makul göreceğinizi kuvvetle ümit ettiğim netice ve kararı Özdemir oğlumuz tafsilâtiyle size ar-zedecektir. Bu münasebetle de derin hürmetlerimi sunarım.» Bu mektup Büyük Millet Meclisinin meşru olmadığını millete göstermek için Demokrat Parti Meclis Grupunun Meclisi terketmek hareketine teşvikte mu­vaffak olamayan solcuların Demokrat Partiden ümitlerini keserek Meclisin kanuni ve meşru durumunubaltalamak için Mareşal Çakmak'ı âlet olarak

kullanmak yolunda ayart:cı teşebbüslere nasıl devana ettiklerini pek açık su göstermektedir. Bu suretle Mareşal Çakmak'm hizmet yıllarında kazaadığı hürmet sermayesini Devleti yıkmak için bir tahrik sermayesi olarak kul­lanmak teşebbüsüâzami kuvvetinibulmuş demektir.DemokratPartiyi idare edenlerin komünistlerin bu aldatıcı taktiklerine âlet olmamak için gös­terdikleri uyanıklığı memnunlukla karşılıyoruz(Alkışlar).

Say:n arkadaşlarım,

Bu teşebbüsün karanlık membaını İbret gözlerinizin önüne sermek için bu upiarm yazıldığı tarihten bir ay kadar Önce bizzat Şefik Hüsnü tarafın­dan kaleme alınmış ve evrakı meyanmda eîe geçmiş olan bir vesikanın şu kır nı okumak kâfidir. Bu vesika 29 Temmuz 1946 tarihli olup (seçimler­den sonra sınır ücadelesinin gösterdiği manzara) başlığını taşımaktadır.

lelâl Bayar (İstanbul) — Bir çok serserilerin mektuplarını getirmiş okuyor­lar.

İçiş!eri Bakanı Şükrü Sokmensüer devamla görüldü ki Demokrat­larla Halkçıları ayıran bir çok teferruatın üstünde Türkiye'nin selâmeti İn-giltereye mi, yoksa Sovyetler Birliğine mi dayanmakta olduğu meselesi var­dır ve demokrat muhalefete mensup olanlar ve en başta Mareşal halkçıların memleketi toptan ingiltere'ye satmalarına ve tâbi bir devlet haline düşürme­lerine karşılık süratle Sovyetlerle anlaşmak sayesinde ancak memleketi kur-tanın ve miîîî istiklâli sağlamlaştırmanın mümkün olacağına ve bunun için

de insiyaki bir tarzda bu kanaati besliyen inkılâpçı, çalışkan halk yığmlariyle elbirliği yapmak lâzımgeldiğine inandıklarını açığa vurmaktan aş^kinmediler. Öyle anlaşılıyor ki demokrat muhalefet iktidara geldiği takdirde Halk Parti­sinin yaptığı gibi emekçi kütlelerin inkılâpçı mümessilleri olan bizlere, ya­bancı, düşman muamelesi yapmıyacak, bilâkis haricî siyasetlerinde tarafımız­dan desteklenmeğe kıymet vereceklerdir.)

Biraz aşağıda şu satırları okuyoruz:

(... katî halk mücadelesine şahit olacağımızı ümit ettiren emareler ve hava­disler ortalıkta dolaşmaktadır. Kısmen bu rivayetlere dayanarak, kısmen memlekette mevcut içtimai kuvvetler muvazenesini ve dış âlemde barışın ku­rulması projesi g'özönünde bulundurularak şu ihtimallerden birinin memle­kette gelişeceği tahmin olunabilir:

Bu yazıda ileri sürülen ihtimallerden birincisi gÖyîe ifade edilmiştir: Demok­rat muhalefet ve Mareşal, Mecliste seçimlerin meşruiyetini tanımadıklarım ve millî iradenin kendini göstermediğini ilân ve toptan istifa ederek mücade­leyi halk arasına intikal ettirirler.)

Şefik Hüsnü'nün aynı yazısında bu ihtimaller üzerinde şu mütalâasını oku­yoruz:

Bu ihtimallerden en mühim olanı birincisidir. Bu şekilde mücadele halk arasına ve köylere intikal ettirildiği takdirde bizim bütün gücümüzle ona katıl­mamız, Mareşali ve Demokrat Partiyi desteklememiz, bütün teşkilâtımızı ve faaliyetimizi bu mücadelenin icaplarına göre ayarlamamız icabeder. Dikkat edeceğimiz nokta Demokrat Partinin idarecileri olmağa namzet olanlarını mümkün olduğu kadar sosyalist demokrasiye doğru çekmeğe gayret etmek ve bu içtimai bünye değişikliklerinin gerçekleştirilmesine bizzat iştirak ede­bilen unsuru saklamağa uğraşmaktır. Bu vadide bir çok başarılar elde edebi­leceğimizden katiyen şüphe edilemez. Bunun için teşebbüsü bir art bile elden bırakmamamız., diğer partilerin idarecileriyle teması kaybetmemeğe dikkat et­memiz kifayet eder.

Meşru devlet aleyhine kızıl faaliyetin mefhum halk tabakalarını kanlı bir ih­tilâle yöneltmek için tuttuğu yolu aydınlatan bu satırlarda ne kadar iyi mak­satlar beslerse beslesin meşru muhalefet uzuvlarını bu batağın İçine sokmak için sarfedilen gayret ibretle görülüyor.

Komünist Partisi, demokratik hürriyetlerden faydalanarak ihtilâle müsait bir zemin hazırlamak için cemiyetteki bütün mukavemet unsurlarını zayıf ve ta­katsiz düşürmek, içtimai nizamı tutan bağları koparmak taktiğini de harfiyen tatbik etmekte gecikmemiştir. Tan ve diğer komünist fikirli gazeteler, sistemli bir şekilde ve her yönden cemiyetin bütün müesseselerine, mânevi destekle­rine açıkça hücum etmişler, memnuniyetsizlikleri körüklemek, sosyal ve eko­nomik nizamı bozup ve çığırından çıkmış göstermek için hiç bir fırsatı ka­çır marmşlar dır.

Komünist Şefik Hüsnü'nün kurduğu «Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi» aynı şahsın 1919 da kurduğu ve o zamandanberi faaliyetini asla dur­durmamış olan Türkiye Komünist Partisinin, hattâ o zamanki isminde bile esaslı bir değişiklik yapmaksızın resmiyet ve aleniyet sahasına çıkmasından başka bir şey olmadığı görülüyor. Gerçekten T. S. E. K. P. merkez ve şubele­rinde ve şimdi kurdukları sendikalarda vazife alan 49 kişiden 34 ü maruf ve sabıkalı komünist lider ve ajanlarıdır. Sadece bu vaka bu partinin 1919 dan-beri muhtelif şekil, isim ve hüviyetler alarak temadi etmekte olduğunu gös­termektedir.

Şefik Hüsnü'nün evrakı arasında bulunan (Bir Demokrat Millî Birlik Cephesi kurmak lâzım) serlevhalı, 31 Temmuz 1945 tarihli vesikadan:

Demokrat Burjuva Grupları ve aydınlarla yanyana şehir ve köylerin muhte­lif çalışan halk sınıflarını temsil etmek üzere teşekkül edecek, antifaşist inkı­lâpçı, işçi ve köylü partneri ve meslek birliklerine bu hareket içinde çok" önemli bir faaliyet payı düşecektir. Onların atılganlığı ve baskısı sayesinde De­mokrat Cephe hareketi memleketimizi muhtelif sahalarda aynı hudutsuz te­rakki yolunda süratle geliştirecektir. Onların rehberliği altında "Hür vatan­daşlardan mürekkep halk için bir Türkiye» şiarı etrafında milletimizin ezici Çoğunluğunu bîr araya toplıyarak onu az zamanda gerilikten kurtarmak, tek­nik ve kültürde en ileri milletlerle bir hizaya getirmek müessir olacaktır.

Heri demokratlar cephesinde T. K. P. (Türkiye Kommist Partisi) : .

İleri demokratlar cephesinde Türkiye Kominist Partisinin oynayacağı rol en mühimlerinden biri olacaktır. Zira partimiz, milletin en şuurlu, en derli toplu, en inkılâpçı sınıfı olan şehir ve koy emekçilerinin Öz savaş teşkilâtı olmakla kalınıyor, aynı zamanda o, her türlü telhislere göğüs gererek aralıksız faali­yet ve mücadelelerine devam edebilmiş, memleketin içtimai ve siyasi hayatı­nın akışı içinde kanunla kaynaşmış ve perçinleşmlş bulunuyor. Halk kütlelerini tam bir dağınıklık, söz ve yazı hürriyetsizliği yüzsüzce soyguna ve resmî hak-szhk ve adaletsizliklere karşı koruma imkânsızlığı içinde tutan Burjuva Cum­huriyetinin bunaltıcı ve uyuşturucu istibdadı onu en çetin savaşlara atılmak­tan alıkoymuştur. T. K. P. memleketin mukadderatiyle ilgili belli başlı hadi­seler, kararlar, antlaşmalar ve saire hakkında günü gününe vaziyet almış ve her zaman çarpık hareketlere dair tenkitlerini ve genel görüşlerini halk yı-ğmlarma ulaştırmanın yolunu bulmuştur.

Partimizin geçmişteki bu sebatlı gayretleri, siyasi savaşlar meyanmda bir çok tecrübeler biriktirmesine yaramış, faşizme karşı demokrasinin zaferini sağla­mak için iki cihan harbi arasında, bütün Avrupa ölçüsünde durmadan sür­müş olan şiddetli çarpışmalara kar:şmak fırsatını kendisince vermiş olduğun­dan bugün o her hususta üzerine düşen ağır vazifeleri muvaffakiyetle görme­ğe hazır, memleketin en olgun anti faşist demokrat teşkilâtı sayılmak gerektir. Buna rağmen T. K. P. müsavi h?.k'i, kanunî bir siyasî teşekkül sıtatiyle de­mokrasi serbestliklerinden faydalanarak halk yığınları arasında açık çalışmak İmkânını ele geçirinciye ve bunun neticesi nüfuz ve itibarı herkesin gözü Önünde belli olunciya kadar Millî Birlik Cephesinde toplanacak diğer demok­rat partiler ve cemiyetlerle elele memleketimizde demokrasinin kok salması, Faşizm ve Irkçılık artıklarının tnr"i-imiyle ezilmesi ve temizlenmesi uğrunda kardeşçe sistemli bîr faaliyete girişmek ve iktisadiyatımızın, bizzat ilgili işçi­lerin sıkı kontrolü altında ileri bir devletçilik temeli üzerinde, muvazeneli bir tarzda gelişmesine yardım etmekten başka bir iddisda değildir.

Millî Birlik Cephesi tarafından tahakkuk ettirilecek bu ileri halkçılık merha­lesinden geçmeksizin, ikinci Cihan Harbinin doğurduğu husumetler dünya­sında daha derin içtimaî devrimlere erisilemiyeceğini hadisatın akışı meyda­na çıkarmıştır. Bundan dolayı, ileri demokratlar cephesi hareketine bir an

evvel, bütün memleketi ve bütün iktisadî, cemiyet ve kültür sahalarını içine alan muazzam bir halk yığınları kaynaşması Önemini kazandırmak gayesiyle elimizden gelen her şeyi yapmayı çalışma plânımızın ön safına koymak lüzu­munu duyduk.

Arkadaşlar unız, vücut bulduğu yerlerde bu cereyan ve teşekküller s katıl­makla, icabında onları yaratmak teşebbüsünü ele amakla ve âzami derecede atılgan birer siyası varlık olmalarına elverişli her faaliyet ve mücadele fırsa­tını yakalamalarına önayak olmakla Ödevlidirler.»

Keza Şefik Hüsnü'nün el yazısiyle yazılmış diğer bir vesikasındc-n:

Türkiye Komünist Partisi Türkiye'nin hususî şartları içinde emperyalizm, millî burjuvazi ve derebeyleri aleyhine Sosyalist Sovyetler Birliği cihan pro-leterya inkılâbı ve komünizm lehine mücadele ve mevcut burjuvazi hâkimiye­tini devirerek yerine Sovyet Rejimini kurmak gayesini takip eder.

Bundan başka:

T. S. E. K. P. nin resmî tüzüğündeki örtülü tâbirlere rağmen, hakikatte tam Bir Komünist Partisi olduğu ve azaları arasında konferanslar ve kurslar tertip ederek gizli komünist propaganda ve tahrikat faaliyetinde bulunduğu, esasen bu partinin teşekkülünden evvel gizli olarak faaliyette bulunan ve Şefik Hüs-nü'nün teşvikiyle ötedenberî Türk çocuklarını üçüncü enternasyonal tarafın­dan kurulan ve birer komünist tahrikçisi yetiştiren Şark Üniversitesine gizli­ce götürülen müfrit komünistlerden Ahmet Fırıncı, Celâl Zühtü Benneci ve Nail Vahdeti tarafından kurulan ve bilâhare Norlur gazetesi sahibi hukuk mezunu Aram Pehlivanyan ve en büyük tehlike broşürünü çıkaran Faris Erkman ile hücreleri teşkil edüen İleri Demokratlar Cephesinin üzerine tees­süs ettiği ve eski gizli faaliyetini teşekkül eden bu parti içinde devam ettir­dikleri Aram Pehîivanyan, Faris Erkman, Nail Vahdeti'nin mazbut ifadele­riyle de tevsik ve teshil edilmiştir.

Komünistlikten sabıkalı Esat Âdiİ'in kurduğu «Sosyalist Partisine» gelince, Esat Âdiİ'in Samsun'da maruf komünistlerden Hürriyete yazdığı 7/8/1946 ta­rihli bir mektupta «Biz en ileri formülleri tatbika imkân verici hayat şartla­rını ve zemini hazırlamayı tercih ediyoruz» denilmekte ve bu suretle bir inti­kal devresi tanımakla beraber bunun ileri formüller tâbiri ile ifade edilen ko­münistliği hazırlamağa matuf olduğu itiraf edilmektedir.

Bundan başka kurucusu bir sınıf in diğerlerine tahakkümünü sağlamayı is­tihdaf eden faaliyetinden dolayı mahkûm olmuş bir komünist olan bu partinin icra komitesinde ve kurumları arasında evvelce Şefik Hüsnü ile beraber aynı gaye uğrunda çalışmış ve beraber tahtı mahkemeye alınmış ve komünistlik­ten 4-5 seneye mahkûm Hüsamettin, yine mahkûm. Sarı Mustafa gibi öte-derıberi gizli teşkilâtta çok faal roller oynamış kimselerin "bulunması ve elde edilen vesikalar arasında bulunsn ve Şefik Hüsnü Partisi ile her hususta iş­birliği taahhüdünü tazammun eden bir iki parti mümessillerinin imzasını muhtevi protokol ve partinin de legal kisve altında saklanan hakiki çehresini aydınlatmaktadır.

Esasen elde mevcut olan. bir vesikadan alman satırlar memleketimizde ko­münistlerin vaziyetini kâfi derecede aydınlatmaktadır.

«.. . Türkiye'de "bir tek komünist partisi vardır ve bunun bütün Türkiyeye yayılmış irtibatlı,irtibatsızazalan vardır.Öbür tarafı lâftır.» Biraz aşağıda:

"Bizde sağ komünistler, sol komünistler, sosyalistler diye bir dâva da yok­tur. Yalnız Kızılordunun Alman hudutlarına indirdiği darbeleri hayranlık­la seyreden ve onun büyük zaferleri yamsıra mütecavize yürümek istîyen komünistler ve Komünist Partisi vardır.»

Görülüyor ki sosyalist unvanı altında kurulan hakikatte komünist partile­rin ve bunlara bağlı sendikaların, kanun dışı faaliyetleri sıkı yönetimden ev­vel adalet cihazımızca dahi sezilerek gereken kanunî kovuşturma yapılmış­tır.

Yurdun muhtelif köşelerinde beliren bu müfrit solcu ve kanuna aykırı ha­reketlerin örtülü şekiller altında çalışan Türkiye Komünist Partisinin İstan­bul'daki merkezinden idare edildiğinin vesikalarla sabit oluşu ve olayların dikkati çekici şekilde sıklaşması, zaruri olarak Sıkı Yönetim Komutanlığını-malûm kararı almağa götürmüştür.

Sıkı yönetimin, İS.12.1946 tarihli kararı, bu parti ve sendikaların Cemiyetler Kanununun birinci maddesinde vazıh «amaçları kanuna aykırı» ye ayni ka­nunun dokuzuncu maddesinin «d" bendinde yazm «gayelerini saklayan der­nekler» mahiyetinde oluşlarına dayanmaktadır.

Ele geçen vesikalar Şefik Küsnü ve Esad AdiVin örtülü olarak kurdukları Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi ile Türkiye Sosyalist Partisinin. kammîarm yasak ettiği faaliyetlerde bulunduklarını tesbit etmektedir.

Sayın Arkadaşlarım:

Sıkı yönetimin isabetli bîr seziş mahsulü olduğu bu açıklama ile sabit olan kararından sonra büyük milletimizin ve onun büyük meclisinin derin bir has­saslıkla kovuşturduğu bir konunun bugünkü durumunu eldeki bir kısım. vesikalara dayanarak açıkladım. Bu konu ile ilgili suçlular kaza mercileri­nin elindedir.

Son söz adaletindir.

İçişleri Bakanının bu açıklamasını takiben kürsüye gelen soru önergesi sa­hibi Giresun Milletvekili Ahmet Ulus demiştir k:i:

İçişleri Bakanının izahatlarını dikkatle dinledim. Recep Peker hükümetinin bu iş üzerinde hassasiyetle durmasından haz duydum. Yalnız bu vesaikin matbuatta aynen neşredilmesini rica edeceğim, başka diyecek bir şeyin* yoktur.»

Demokrat Partinin geçici programında Halk Partisinden ayrılmış görülen nok­talardan biıi de sendikalizm bahsidir. Demokrat Parti programına bu tabiri koymakla nasıl bir maksat çıkarılmıştır. Bu harekete iştirak edenlerin niyetleri, Sovyet işgal kuv­vetleri memleketi terk eder etmez Hü­kümeti ele geçirmekti. 55 kişi tevkif edilmiştir. Bunlar arasında, bu hareke­tin başlıca şeflerinden altısı da bulun­maktadır. Yedinci şef General Veres firar etmiştir. Bu harekete dahil olan­lardan bazısı Macar Hükümet idaresin­de mevki işgal etmiş ve sağcı siyasî partilere mensup kimselerdir. Araların­da bir çoğu Horthy idaresi esnasında ehemmiyetli bir roloynamışlardır.

9 Ocak 1947

— Budapeşte:

îçişleri Bakanlığı, Macar Cumhuriyeti­ni devirmek üzere yapılan bir gizli ter­tibe dahil bulunanların isimlerini ya­yınlamıştır, içişleri Bakanlığı tarafın­dan neşredilen tebliğegöre,Macaris-

tan'la barış antlaşmasının imzasından sonra Kızılordu memleketten çekilirken askerî bir isyan çıkarılacak ve eski Naip Horthy'nin rejimi tekrar kurula­caktır.

10 Ocak 1947

—Nevyork:

Macaristan'ın Paris Elçisi Paul Auer, Clevelend'a gitmek üzere New-York'a gelmiştir. Elçi, Macaristan'la yapılacak sulh andlaşmasımn memlekette fena bir tesir husule getirdiğini belirtmiştir. Halk, yeni hudut hattından memnun görünmemekte ise de Auer, andlaşma-1 nın imza ve tasdikinin sulhun yüksek menfaatleri bakımından elzem olduğu­nu söylemiş ve demiştir ki:

«Macaristan, Transilvanya meselesini yeniden ortaya atmak niyetinde değil­dir.»

Macaristan'ın, Sovyetlere meyledip et­mediğine, dair bir gazeteci tarafından sorulan suale cevaben Auer, «Macaris­tan'ın Batı İle Doğu'dan birini seçmesi­ne imkân olmadığım, fakat batı ile do­ğu arasında bir köprü vazifesi görece­ğini ümidettiğini» söylemiştir.

15 Ocak 1947

Londra:

Budapeşte'deki muhabirlerin bildirdik­lerine göre, Macar Hükümetini devir­mek gayesiyle kurulan suikast şebeke­sine mensup yeniyeni kollar meydana

çıkarılmıştır. Macar Basını, bu işte met-haîdar olan Küçük Mülk Sahipleri Par­tisine mensup üç. saylavın ismini ya­yınlamaktadır. Millî Meclisin bir sözcüsüne göreMeclis,durumuincelenmek için içtimaa davet edilecektir.

16 Ocak 1947

— Londra:

Macaristan'dan alman haberlergöste­riyor ki, yakın bir İstikbalde bumemlekette siyasi bir buhran çıkması mel­huzdur.

Komünistler, kabinedeki Küçük Toprak Sahipleri Partisine mensup üyelerin çe­kilmelerini ısrarla talebetmektedirler, Gayeleri sadece komünistlerden mürek­kep bir kabine kurmaktır.

17 Ocak 1947

Varşova:

Polanya Köylü Partisi Başkanı, Mikola-jezyk seçim neticelerinin Hükümet bloku tarafından tahrif edilmiş olduğunu söy­lemek suretiyle ithamlarda bulunmuştur.

20Ocak 1947

—Londra:

Haber aldığına göre, Polonya Köylü Par­tisi Lideri Mikolajezyk, îngiliz,Amerikan ve Sovyet elçilerine birer rapor vererek, dünkü seçimlerin Yalta anlaşmasına ay­kırı olarak serbest yapılmadığını ve bir çok engeller çıkarıldığını bildirmiştir. Mikolajezk, Polonya seçimlerinin sayıl­masını ve hükümsüz olmasını isteyece­ğini ilâve etmiştir.

21Ocak 1947

Varşova:

Henü teyidedilmeyen son haberlere gö­re Hükümet bloku 372 saylâvlığın 327 si*i elde ederek Polonya'da ezici bir za­fer kazanmıştır. M. Mikolajezyk'in Köy-

lü Partisi ancak 24 saylâvlık kazanmış­tır. Geri kalan 21 saylâvlık ise muhtelif partiler arasında dağılmış bulunmakta­dır.

M. Mikolajezk, dün akşam yegâne ga-yasinin, Yüksek Mahkemenin seçimle­rin kanuna uygun olup olmadığı hususun­da karar vermek için bu meseleyi ele al­ması olduğunu söylemiştir.

23 Ocak 1947

— Varşova:

Polonya Köylü Partisi Başkanı M'kola-jezk bu gün basma yaptığı bir demeçte, seçim mücadelesi esnasında Hükümet partileri veya organları tarafından Po­lonya kanunlarının, bilhassa seçim ka­nununun, 15 muhtelif sebeple ihlâl edil­miş olduğunu söylemiştir. Bunlar seçim neticelerinin resmen ilânından sonra S gün içinde Köylü Partisinin, Yüksek Mahkemeden iptalini istiyeceği seçimle­rin muteber sayılması için bir esas teşkil etmektedir. Kanunları İhlâl eden en mü­him hâdise, Köylü Partisine mensup 100.000 kişinin tevkif edilmesidir.

7 Ocak 1947

— Prag:

Memleketin her tarafında hüküm süren şiddetli soğuklar yüzünden Tuna neh­rinin Eratislava yakınındaki kısmı ta-mamiyle donmuştur.

10 Ocak 1947

— Prag:'

Gelecek aydan itibaren, millî ekonomi menfaatine çalıştıklarını ispat edemiyen 20 yaşındaki kadın ve erkeklere iaşe kartı verilmiyeeelîtir.

1Ocak 1947

Atina:

B. B. C. nin muhabirine göre, yeni se­nenin girmesiyle, Yunanistan'ın kuze­yinde âsilerin faaliyeti hemen hemen tamamiyle durmuştur. Bu faaliyetsizlik şiddetli soğukiann devam etmesine at­fedilmektedir. Yapılan tek tük taarruz­lar, münhasıran âsilerin muhtaç bulun­dukları malzeme ve parayı temin için­dir.

2Ocak 1947

—Londra:

Bu sabahki İngiliz basınında çıkan Ati­na telgraflarına göre, silâhlı çeteler, Atina'ya 160 kilometre mesafede bulu­nan bir noktada kuzey istikametine doğru başkente giden başlıca yolu kes­mek tehdidini yaratmış bulunmaktadır­lar.

Atina:

Yunan Kiralı Yorgi, dün millletine hi-tabetmiştır. Geçen sene cereyan eden siyasi hâdiselerden bahseden Kıral şun­ları söylemiştir:

«Evvelce müttefik Devletlerin düşmanı

bulunmuş olan ve Yunan toprakların­da ehemmiyetli hasarlara sebebiyet ve­ren bir memleket bir takım faydalar­dan istifade ettirilmiş, buna mukabil sadece bu düşmana karşı güvenlik mü­lâhazalarından ilham, alan Yunan tek­lifleri reddedilmiştir. Bundan başka Yunanistan, müttefiki addedilebileceği ve kendilerinden başka türlü bir mua­mele beklediği bazı milletlerin diplo­mat ve gazetecileri tarafından kötü maksatlarla tecavüze maruz bırakıl­mıştır.»

Son zamanlarda Yunanistan'da vukua gelen karışıklıklardan bahseden Kirala Yunan milletinin silâhlı çetelere karşı girişilmiş olan harekâtın neticesini em­niyetle, bekliyebileceğine işaret etmiş­tir.

Demokrasi sisteminin ehenkli bir şekil­de işlemesi, pek yakında asayiş ve hal­kıntekrarhükümranolmasınısaglıyacaktır.

5Ocak 1947

Atina:

Resmen bildirildiğine göre, çeteler, Te-salya'da Atina-Selânik yolunda kâin Elasen köprüsünü havaya atmışlardır. Bu köprünün tahribi, Olimp Dağının doğusunda ve güneyinde bulunan Hü­kümet kuvvetleri arasındaki irtibatı daha ziyade güçleştirecektir.

6Ocak 1947

— Atina:

Çetelerin güneye doğru inmeleri hare­keti gittikçe artmaktadır. 150 kişilik bir çete Tesalya'da, Lamya yakınında, Anliydros Köyünü basmıştır. Başka bir çete yine Teselya'da Calambaca çevre­sinde diğer bir köye hücum etmiştir. Baskıncı çetelerin ikisi de muntazam Hükümet kuvvetleri tarafından dağıtıl­mıştır.

Poloponez'de, Korent civarında, Ca-lavyrta'da elli kişilik bir çete bir jan­darmamüfrezesinehücumetmiştir.

7Ocak 1947

Atina:

Cumart&si günü yapılan çifte cinayet üzerine hâlâ her iki taraf misilleme t& karşı misillemede bulunmaktadır.

12 Ocak 1947

— Tiran:

Arnavutluk radyosunun bildirdiğine gö­re, Arnavutluk Hükümeti büyük Dev-letîere gönderdiği bir mektupta, Dışiş­leri Bakanlarının Moskova'da yapacak­ları toplantı noktai nazarını izah et­meküzereArnavutluğundadavetedilmesiniveAlmanyaileyapılacak sulh konferansına da fiilî üye olarak çağırıimasım talebetmektedir.

Hükümet, talebini haklı göstermek için Arnavutluğun muntazam bir ordu ile hakiki bir muharip olarak iştirak etti­ği harp sırasında yaptığı fedakârhklan. ileri sürmektedir. Bilindiği gibi son beyannamesinde Kıvamussaltana, adaylığını koymak is­temediğini bildirmişti. Seçimlere iştirak edenlerin sayısı az olduğu zannedilmek­tedir.

Seçimler Tahran'da üç gün daha. süre­cektir, îran Hükümeti, Demokrat Parti­sinin çokluk kazanacağını tahmin et­mektedir.

— Tahran:

Genelkurmay bugün bütün garnizonlara ordunun seçimlere müdahale etmemesi icabettiğini tebliğ etmiştir.

17 Ocak 1947

Tahran:

İran'da seçimler normal ve serbest bir surette cereyan eder gibidir. Iran Pro­paganda ve îş Bakanının, Prance Presse Ajansı muhabirine bildirdiğine göre, Tahran'da her türlü tezahür sona ermiş­tir.

19 Ocak 1947

Tahran:

Şah, zatî uçağiyle Şİraz'a gitmiştir. Şah, bu şehirde, bundan dört ay evvel Pars eyaletinde kabilelerin isyanı esnasında «Güney Millî Hareketi» liderliğini yap­mış olan Nasser Kachkai ile görüşecek­tir.

Resmî mahfiller, bu görüşme hakkında kati bîr sükûn muhafaza etmektedirler.

Bilindiği üzere, son görüşmede Nassar Kachkai, Güney Iran Kabilelerine karşı Hükümetin anlaşmazlığından şikâyet et­mekte idi.

—Tahran:

Tahran seçimleri dün sükûnet içinde sona ermiştir. Elli bin kişi oylarını ver­mişlerdir.

Muhalefet Partisi seçimlerin serbest bir surette yapılması için Birleşik Amerika Büyük Elçisinin müdahalesine boş yere gayret sarfettikten sonra Kıvamussalta-na aleyhindeki mücadelesinden vazgeç­miştir.

Başbakan Kıvamussaltana'nın başkanlı­ğı altındaki tran Demokrat Partisinin ezici bir muvaffakiyet kazanacağı zan­nedilmektedir.

22 Ocak 1947

Tahran:

Kürt Demokrat Partisi Lideri Gazi Mo-hamnıed. İran Kürdistam'ndaki Harp Divanı tarafından idama mahkûm edil­miştir.

îran'a iltica etmiş olan ve îran-lrak hu­dudunda bekliyen bin Jtadar Iraklı Kürt ellerindeki silâhlan tran askerî makam­larına teslim etmekten istinkâf etmiş­lerdir. Bu kürtler, Tahran Hükümetiyle müzakere halinde bulunan şefleri Molla Mustafa Barzani'nin talimatını bekle­mektedirler.

image003.gifM. Byrnes'ün cesur ve mahir bir Dış-foakanı olduğunu, bu vazifeden ayrılışı­nın büyük bir kayıp teşkil ettiğini be­lirtmiştir.

Washington:

M. Truman, Dışişleri Bakanlığına Gene­ral George Marshall'm tayinini Ayan Meclisinin tasvibine arzetmiştir.

Washington:

Ayan Meclisi, General Marshall'm Dış--işleri Bakanlığına tayinini tasvibetmiş-tir.

-— Washington:

Ayan Meclisi Başkan Muavini Arthur Vandenberg, Dışişleri Bakanlığına Mar-shall'm tayini hususunu Meclisin tasvi­bine arzederken şöyle demiştir:

«Ayan Meclisi, Amerikan dış siyaseti­nin devamlılığını bütün dünyaya isbat etmelidir.»

10 Ocak 1947

—Washington:

Eski Dışişleri Bakanı Cordell Hull, Ge­neral Marshall'a gönderdiği tebrik tel­grafında bilhassa şöyle demektedir: «Memleket bu aralık, sizin gibi müstes­na meziyetleri haiz bir Devlet adamın­dan istifade etmek bahtiyarlığına nail olmuştur. Büyük bir Devlet adamı ol­mak için gereken bütün meziyetler siz­de mevcuttur.

Hull, aynı zamanda Byrnes'e de bir me­saj göndererek, onun vazifesinden ay­rılmasını teessürle karşıladığım ve ba­şardığı esere karşı hayranlığını bildir­miştir.

Washington:

Eski Dışişleri Bakanı M. Byrnes, yarın öğle üzeri Washington'dan hareket ede­rek Clevland'a gidecek ve orada son resmî nutkunusöyliyecektir.

22 Ocak 1947

Washington:

Amerika'nın yeni Dışişleri Bakam Mar-shall dün, Başkan Truman ve eski Dış-

işleri Bakanı Byrnes'ü ziyaret etmiş ve kendileriyle görüşmüştür.

Gazeteciler Kendisinden dış siyaset hak­kında beyanatta bulunmasını istemişler-dir. Marshall demiştir ki:

«Dışişleri Bakanlığını, bu vazifenin bü­tün sorumluluğunu müdrik olarak ve bu hükümetin dış siyasetini selefim Byr­nes'ün parlak örneğine uyarak gütmek azmiyle üzerime aldım.

Marshall, memleketin iç siyasetine asla karışmıyacağım ve hiç bir siyasi parti­ye girmiyeceğini kati bir lisanla söyle­miştir.

31 Ocak 1947

— Washington:

Cumhuriyetçi Ayan üyesi Bridges, bu­gün Ayan Meclisinde Sovyet Rusya'nın dış siyasetine şiddetle hücum etmiştir. Bridges, «bîr tek dünya» rüyasının «hâ­kimiyet için daimî surette düello halin­de bulunan iki dünya» kâbusu olarak or-.taya çıktığını söyledikten sonra Sovyet Rusya'yı, Sovyet süngülerinden müte­şekkil bir şeddin arkasında, kıtanın di­ğer kısmından tecridedilmiş bir halde bulunan Avrupa'nın yarısını cebir usul-îeri kullanarak ve Quisling rejimleri vü-cude getirmek suretiyle kendi inhisarı altına almış, birçok nesillerce Çin'in inkişafını geciktirecek kadar Mançuri'-yi yağma ve tahrip etmiş ve Sovyetler tarafından işgal edilmiş olan topraklar­da gizlice bir Alman ordusu teşkil eyle­miş olmakla itham etmektedir.

Ayan üyesi Bridges, sözlerine şunları ilâve eylemiştir:

«Eğer Moskova, Sovyet ordu mevcudu ile Alman disiplinini yekdiğeriyle bir­leştirmeğe muvaffak olursa, demokratik ve liberal bir medeniyetin vücut bula­cağına dair beslenen en son ümit de boşa çıkmış olacaktır. Bunun için Mos­kova Toplantısı, çok ehemmiyetli ve Marshall'm rolü de kati olacaktır.

Sovyet Rusya'nın atom enerjisinin sıkı bir kontrol sistemi kabul etmesi husu­sunda gösterdiği tereddüdü pek garip ve endişe verici bir mahiyette telâkki eden Bridges normaltahkikatformülünün totaliter ve deli gömleği içinde hapsedil­miş memleketlerde tatbiki kabil olamı-yacağmı söylemiş ve atom enerjisinin kontrol ve teftişi sisteminin tatbiki için her türlü vasıtaların kullanılmasını is­temiştir.

Ayan üyesi, Byrnes'ün istifasının esef ve Marshall'm tayininin memnunlukla karşılanmasının, Sovyet Rusya'ya karşı Amerikan Milletinin kati ve açık bir politika takibetmeğe karar vermiş ol­duğunun delilleri olduğuna işaret etmiş­tir.

Bundan sonra Bridges şöyle demiştir; «Bizim dahili rekabetlerimizden fayda­lanmayı ümit edenler, Cumhuriyetçiler veyahut demokratlarla değil, fakat A-merikalıîarla karşılaşacaklarını göre­ceklerdir.»

Bridges, Sovyet Rusya'ya karşı «yatış­tırma» politikasına işaret etmiş ve Mar-shall'dan, Henry Wallace ile dostlarının teşkil ettikleri «azınlığı» kale almama­sını ve Sovyet Rusya ile olan münase­betlerde kati bîr siyaset takibetmesiai istemiştir.

Moskova'da temaslarına devam etmektedir. ingiliz kabinesi üstüste top­lantılar yapmaktadır. Mr. Bevin türlü çevrelerde ve kendi partisi önünde taki-bettiğl dış politikayı izah etmektedir. Arnerikadaki Bakan değişikliğini bir de hu yönden mütalâa etmekte fayda var­dır.

önümüzdeki Moskova tonlantısımn ö-nernli gelişmelere sahne olması ihtimal­leri çoğalmaktadır. Son defa Nevyork'-ta Waldorf Astaria otelinde elde edilen ilk prensip anlaşması üzerine, sağlam bir barış yapısı kuruîabilip kurulamıya-cağıMoskova'dabelli olacaktır. TJzak-Doğu, Orta-Doğu, Yakm-Doğu ve topyekûn bütün Avrupa meseleleri zin­cirleme birbirine bağlıdır. Sovyet Rus­ya, İngiltere ve Birleşik Amerika ara­sında esas noktalarda, Birleşmiş Millet­ler ülkü ve prensiplerine uygun netice­ler elde edildiği takdirde, dâvaların hep­si birer birer ve pek kolaylıkla çözülebi­lecektir. Milletlerarası münasebetler öyle nâzik bir safhadadır ki her şeyin hallolundu-ğunu, yahut tam tersine her şeye baş­tan başlamak lazım geldiğini bildiren haberleri her. gün bekliyebilîriz.

9 Ocaki 947tarihli«Tasvir» İstanbul'dan:

Ameikan Dışişleri Bakanı M. Byrnes'ün ânı istifası her yerde evvelâ hayret, sonra da teessür uyandırmıştır. Hayret uyandırmıştır, zira ciddi bir sebebe da­yanmasına rağmen bunun son dakikaya kadar gizli tutulması böyle bir ihtima­lin mevcudiyetini hatıra getirmediği gi­bi sulh yolunda geceli gündüzlü çalışan temiz bir insanın vazifesini yarıda bı­rakacağı da düşünülemiyordu. İstifa ha­berinin uyandırdığı teessür, kendisinden çok hizmetler beklenen, cidden tecrübe sahibi olmuş beynelmilel bir kimsenin, mühlik derecede hasta olmasından ileri geldiği kadar,iki senedir sulh yolunda

yaptığı müspet gayret]erin neticesini bizzat devşirmek fırsatını bulamamasın­dan da doğmaktadır.

Ancak, istifasının dünyada uyandırdığı hayret değilse bile teessür, bu makama General Marshali'în tâyin ohmmasiyle kısmen zail olmuştur. Zira, M. Byrnes'ün halefi Amerika'nın en fazla sevilen şah­siyetlerinden olduğu kadar tecrübe bakı­mından da selefinden geri tarafı yoktur. Bu itibarla düne kadar pek iyi ellerle idare olunan Amerika dış siyaseti meka­nizması, şahıs değiştirmekle beraber, yi­ne liyakatli ellere tevdi olunmuştur.

Malûm olduğu üzere 'General MarshaU harp başlayınca, müteveffa Roosevelt tarafından Amerika Genelkurmay Reis­liğine getirilmişti. Mareşalin, kendisin­den çok daha fazla tanınmış bir çok generale tercihah, bu derece mühim bir mevkie getirilmiş olmasının tek sebebi, ancak şahsi liyakat ve kabiliyeti olabilirdi. Nitekim vazifesine başlama­sından, zaferin idrakine kadar, Ameri­kan, yani demokrasi harp mekanizması­nı nasıl kurduğu, nasıl harekete geçirdiği ve muvaffakiyete ulaştırdığı da görül­dükten sonra, müteveffa Cumhurbaşka­nının ne derece isabetli bir tâyin yapmış olduğu fiilen de anlaşılmıştı. General Marshali'in askerî vazifeyi bıraktıktan-sonra, M. Truman tarafından Çine şah­sı mümessil gönderilmiş bulunması, mü­teveffa Roosevelt kadar M. Truman'm da geniş mikyasta itimadını haiz olduğunu gösterir. Kendisinin hiç bir siyasî parti­ye mensup olmadan bu mevkilere gel­miş bulunması. Amerika halk efkârında bilhassa takdir uyandırmakta, ayrıca her iki parti mensuplarının da taraftar­lığın', kazandırmaktadır.

General Marshali'in siyasi hayata ka­rışması, daha genel kurmay reisliği ile başlamış, kendisi bu sıfatla Tahran, Yal-ta ve Potsdam gibi en mühim toplantıla­ra iştirak eylemiştir. Bugün, bütün dün­yanın istikbalini tâyin edecek siyasi fa­aliyeti Rus - Anglo-Sakson münasebet­leri teşkil ettiğine göre, yeni dış baka­nının, bu iki âlem arasındaki temasla­rın daha başlangıcmdanberi aldığı şekil­lere, geçirdiği istihalelere iştirak etmek suretiyle vâkıf bulunmuş, yeni vazifesini kolaylaştıracak en büyük âmillerdendir. Generalin siyasî kanaatlan hakkında müspet fikir verecek faaliyeti, Çin'de icra eylediği vazifedir. General bu vazi­fesinde, bütün gayretiyle, Asya'nın bu bahtsız kıtasına sinmeğe uğraşan Sov­yet kızıl komünizminin cenup ve garp bölgelerine de sirayetini Önlemeğe ça­lışmıştır. Muvaffakiyetle neticelenen bu mesaisi Sovyet yayılma politikasının dünyay: nasıl bir felâkete sürüklediğini kendisinin lâikiyîe takdir eylediğine işa­rettir.

î!k siyasî faaliyetini,bu tehlikeyi önle­meğe hasreden bir zatın, Amerika dış­işleri Bakanlığınagelmesi bu güne ka­dar olduğu gibi, bundan sonra da Ame­rika haricîsiyasetinin ayni istikamette inkişaf edeceğine en büyük işarettir. Bugününfevkalâde mühimbir mevkii bu derece nazik birzamanda, bir diplo­mat hesabiliği kadar bir asker azim ve iradecini de şahsındamenetmeğemu­vaffak elanbîr zatın işgal eylemesi, bü­tün dünya için hayırlıdır. Zira müspet, menfîbir türlüneticeye bağlanamıyan mevcut ihtilâfların sonu, ya anlaşmaya veya harbe ulaşması mukadderdir. Eğer herkesin temennisi hilâfına, kadar har'o yolundatcceüiedecekse,osaman diplomatın susup,askerinkonuşması zaruridir. Şahsında hem muvaffak olmuş bîr asker, hem de ne istediğini bilen bir dip'omatsınıfınıbirleştirenGeneral Marshall dünyasiyasetini bugün elinde tutan insanlararasında, nerede diplo­mat ağzmı bırakıpaskerce konuşmak icabeyliyecegini takdir eyliyecek yegâne şahsiyettir.

Dünyayı sulha sükûn ve istikrara kavuş­turmayı kendisine hedef ittihaz etmiş bulunan Amerika haricî siyasetinin ye­ni D?ş Bakanının elinde daha azimJi hamlelerle bu gayesine ulaşmasını te­menni ederiz.

Yazan: Hüseyin Cahid Yalçın

II Ocak 1947tarihli «Tanii.» İs­tanbul rian:

Amerikan Dışişleri Bakanı Mr. Byrnes'-ün hiç beklenmedik bir dakikada isti­fası her tarafta büyük bir hayret ve merak ile karşılanması tabiî idi. Roose-velt devrinden sonraki zamanlarda A-merikan dış politikasını metin ve ma­haretli bir el ile idare eden ve Wallace fırtınasına galebe ile göğüs geren Mr. Byrnes'ün Almanya ve Avusturya mese­leleri gibi Avrupanm en karışık ve ehemmiyeti: işlerinden birinin müzake­relerine başlanacağı sırada vazife ba­şından uzaklaşması bütün dünyada az çok bir endişe tevlit etmekten geri ka­lamazdı.

Fakat, görülüyordu ki Byrnes'ün isti­fası Sovyetler Birliğine karşı teskin ve tatmin politikasının galebesi değildir. Amerika hariciyesine körkörune Mos kova meftunları el koymıyacaklardır. Mr. Byrnes'e dış bakanlığında General Marshall halef olacaktır. Buna rağmen Devlet adamlarının istifalarında hasta­lık bahanesi daima tereddüt ve şüphe uyandırdığı için Paris Konferansından yeni dönen ve Moskova görüşmelerine gitmeğe hazırlanan dış bakanının çekil­mesinde bir gizli nokta bulunacağı düşü­nülüyordu. Halbuki neşredilen vesika­lara göre, Mr. Byrnes epeyce samandan beri, doktorlarının tavsiyesi üzerine, is­tifa etrnek mecburiyetini duymuş, bu zarureti Mr. Truman'a bildirmiş ve mü­nasip bir zamanı beklemeğe başlamıştı. Onun için bu istifanın sebepleri üze­rinde usunea durmağa ve istidlâUcr yapmağa lüzum yoktur denilebilir.

Dahaziyadeehemmiyetliolannokta Amerikandışbakanlığınadiplomasi mesleğinden yetişmemiş bir zatın hem de bir askerin getirilmesidir. Bu, Ame­rikan demokrasinin hususiyetlerinden addedilmelidir.Diplomatlarınenesaslı kuvvetleri arkalarındaki orduya bağlı olduğu için, hakikatte dışişleri başında, büyük bir askerin bulunması hiç de gay­ri tabiî addedilmemelidir.

General Marshall'm şimdiye kadar öm­ründe hiç bir diplomasi manevraları yapmamışveyaptırmamışolmasıher

halde dünya işlerinin daha kestirme da-lıa ameli ve esaslı yollardan halline doğru yürüneceğinin bir müjdesini teş­kileder.

Ne tuhaf tesadüftür ki tam şu sırada .Moskova'da da bir büyük İngiliz aske­rinin bir nezaket ziyereti yaptığım ve nutuklar verdiğini, dostlukları takviye etmeğe. çalıştığını görüyoruz. Bu iki va­kanın arasında hiç bir münasebet ta­savvur edilmese bile timsali bir mâna­ları olduğu inkâr edilemez. Bu, diplo­masi ile ordunun şu sırada elele yürü­mesi bir zaruret haline geldiğinin tesa-düfî fakat çok doğru bir ifadesidir.

Moskovada takip olunacr.k siyasetin en uygunu kuvvet tezahürleriyle karışık keskin, acık ve dolambaçsız olan şek­lidir. General Marshall'm Amerika ha­riciyesinde bu zarureti temsil edeceğini ümidederiz. Sovyetleri ötedenberi de­rin derin bilmese de Cinde kaldığı müd­detçeSlavemperyalizmininvekomü-

nist tahrik'rrmin Uzak Doğ-ud^ Birleşik Amerika için ve dünyanın her tarafın­da bütün medenî milletler için teşkil et­tiği tehlike 'hakkında şahsî ve vakıala­ra müstenit bir fikir edinmiş olduğunda şüphe yoktur. General Marsüall Mosko­va'da anlaşılacak lisan ile konuşmasını bilir ümidindeyiz. Bu tecrübelerini Ame­rikan hariciyesine soktuğu g*ün memle­ketini ve onunla beraber bütün dünya­yı suih yolu üzerine götürmenin sırrını keşfetmiş ve bundan istifadeye başla­mış olacaktır.

BolşoviMeri yakından görmüş ve tetkik etmiş bir Amerikan diplomatının dediği gibi, Bolşevikler tuttukları genişl^m.3 ve yaaima politikasında kendikendiiik-lei'inder: durmazlar. Onlar ancak dur­durulabilir. Bunun için de mutlaka h<îr be lüzum yoktur. Metanete ve ver;'raiş karara, tasarlanmış plâna İhtiyaç var­dır. Moskova, karşısında mukavemet in şiddat peyda edeceği noktaya kad?.r iierliyecektir. Onu memnun edip planla­rından ihtiyarî surette vaz geçirme^ e çalışmak en büyük bir hatadır. Mosko­va'ya daha fazla ileri gitmelerine, millet­lerin haklarına tecavüz etmelerine ;.v tiyen müsaade edüemiyeceği açık açık anlatıİmadıkça dünyada sulh ve sükûn teessüs edemez. General MarshalVı Bir­leşik Amerika'nın D:ş Bakanhğmda gö­rünce, sulhun ve emniyetin teessüsüne biz onun bu yoldan yürümek suretiyle hizmet edeceğini düşünmeğe başladık.

5 Ocak 1947

Tokyo:

Japon gazeteleri bu sabahki sayılarında, Hükümetçe alman- tedbirlerle Japonya-nra tasfiyesi gibi büyük bir eserin başa-rılmjş bulunduğunu kaydeylemektedir-ler. Japon Hükümeti bir sene çalıştıktan sonra, 4 Ocak 1945 tarihinde General Mac Arthur tarafından talebedüen ka­nuni tedbirlerin hepsini günü gününe bitirmeye ve tamamlamaya muvaffak olmuştur. Japon resmî mahfilleri, Hü­kümetçe verilen kararların uzun vadeli şümulüne ve bilhassa tasfiyeye tabi tu-tuian şahısların bir daha yeni bir vazife almaması hususundaki tedbirlerin isa­betine işaret etmektedirler.

9 Ocak 1947

Tokyo:

Resmî kaynaklardan öğrenildiğine göre, son yer sarsıntısı tahminen 1600 Japonun ölümüne sebep oîmuştur. Yaralananla­rın miktarının da 1600 olduğu zannedil­mektedir.

öteyandan 150 bin kişi meskensiz kal­mıştır.

22 Ocak 1947

Tokyo:

Bugün sAsahi» gazetesi başyazısında şöyle demektedir:

«Harbin sonundan beri Japonya'da fa­şizm ilk defa olarak görünmektedir. Sen­dikalar Lideri Kİkunami'ye karşı sui­kast yapılmıştır.» Gazete yazışma de­vamla: «Yoshida Hükümetinin bir ç;k-maz içinde bulunması, faşizmin elan de­rin bir surette kök salmış olmasından ileri gelmektedir.»

30 Ocak 1947

— Tokyo:

Japon Hükümeti, yarın umumi grev ilân edildiği takdirde polisin müdahale ede­ceğini bildirmiştir. Başsavcı Pikui, gre­vin işgal politikasına ve kanuna aykırı olduğunu söylemiş, bütün Japon savcı­larına ona göre hareket etmelerini ten-bih etmiştir.

Diğer cihetten Amerikan işgal makam­ları, Hükümetin, Grev Komitesiyle bir anlaşmaya varmak üzere bir kere daha teşebbüste bulunmasını emretmişlerdir, lan, Hükümetin, Grev Komitesiyle bir mazlik göstermektedirler. Amerikan ma­kamları, grev halinde Amerikan kıtala­rının Japon polisine yardım edeceğin: bildirmişlerdir.

3 Ocak 1947

KANADA - Ottawa:

Ocak ayının birinci gününden beri Kana­dalılar İngiliz tebaası olmaktan çıkmış -ve doğrudan doğruya Kanada yurttaşı sıfatını almışlardır. Bu değişikliğin ge­çen Temmuz ayında Kanada Parlamen­tosunca kabul edilen kanunun yürürlüğe .girmesinden iisri g-eidiği söylenmektedir. Bu itibarla, yeni kanun hükümleri mu­cibince pasaportlarda, hüviyet cüzdan­larında ve tasarruf senetlerinde gerekli düzeltmeler yapılacaktır.

30 Ocak 1947

HİNDİSTAN - Bombay:

Hintlilerle müslümanlar arasında çar­pışmalar dün yeniden başlamıştır. Polis bir kaç kere müdahale ederek ateş aç­mış ve süngü takarak halkı dağıtmak zorunda kalmıştır.

îki kamyon bir cenaze alayının İçine girmiş ve üç kişinin ölümüne ve 30 kişi­nin yaralanmasına sebep olmuştur.

15 Ocak 1947

KANADA - Ottawa:

Kanada'da on beşinci casusluk dâvası dün başlamıştır. Sanık William Poland isminde biridir. Savcı onu resmî haber-ler servisinde memur bulunduğu esnada Sovyetler Birliğine, millî müdafaayı alâ-

kadar edan bazı evrakı satmış olmakla itham etmektedir. Başlıca sanık, Kana-da'daki bütün casusluk dâvalarına se­bep olan îgor Cuzenko'dur.

22 Ocak Î947 HİNDİSTAN - Yeni Delhi:

Hindistan Kurucu Meclisi- bugün topla, narak, Pandit Nehru'nun Hindistan'da hükümran ve muştaki! bir cumhuriyet ilân etmek üzere kararını mevcutların oybirliğiyle kabul etmiştir. Müslüman Birliğin! teşkil eden 75 delege bu top­lantıda hazır bulunmuştur.

Müslüman Birliği Başkanı ve Muvakkat Hükümetin Maliye Bakam Liyakat Ali Han, Pencap'ta müslüman İdarecilerin tevkifini bugün protesto etmiş ve Pen-cap mahallî Hükümetinin bu hareketiyle Hindistan'daki müslümanlann hepsine meydan okumuş olduğunu bildirmiştir. Diğer taraftan Liyakat Ali Han, Kurucu Mecliste Kongre Partisinin, anayasa ba­kımından çok ehemmiyetli olan mesele­ler hususunda tek taraflı olarak karar vermesinden şikâyet etmiştir.

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106